TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 120’nci Birleşim

                                                                                       14 Haziran 2012 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.-  GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Aydın’ın büyükşehir yapılmasına yönelik Hükûmet yetkililerinin açıklamalarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, Balıkesir’in büyükşehir olmasına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un, Bolu’daki gelişmelere ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü Hüseyin Çelik’in BDP ve blok güçlerini “Kürtçü ırkçılar” olarak nitelendirmesini kınadığına ve AK PARTİ’nin Kürtleri kendi hakları üzerinde söz söyleyebilen bir halk olarak görmediğine ilişkin açıklaması

2.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya ilinin Kuluncak ve Arguvan ilçelerindeki adliyelerin kapatılmasına ilişkin açıklaması

3.- Elâzığ Milletvekili Enver Erdem’in, Türkiye’de meydana gelme ihtimali yüksek olan muhtemel depremlerle ilgili Hükûmetin tedbir alıp almadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

4.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Aydın ilinin Didim ilçesinin Türkiye’nin en temiz kenti yarışmasında 1’inci olmasına ve yaz nüfusu yoğun olan yerlere kış nüfusuna göre değil de yaz nüfusuna göre kaynak aktarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Hükûmetin ortaya koyduğu yerelleşme hedefiyle sosyal ve siyasi yıkım yapmasını, tarihî ilçeleri yok etmesini kınadığına ilişkin açıklaması

6.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Batum Havaalanı’na Ankara’dan uçuşların iptal edilmesinin mağduriyete sebep olduğuna ve Artvin ilinin Ardanuç ve Arhavi ilçelerindeki adliyelerin kapatılmasına ilişkin açıklaması

7.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Isparta’da dört ilçe adliyesinin kapatılmasına ilişkin açıklaması

8.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Uşak ilinin Karahallı ve Ulubey ilçelerindeki adliyelerin kapatılmasına ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 25 Mayıs 2012’de Kayseri Pınarbaşı İlçe Emniyet Müdürlüğüne yapılan saldırıda yaralanan İsmail Sakın’ın hayatını kaybettiğine ve Türkiye'nin en temiz kenti yarışmasında 1’inci olan Didim Belediyesini kutladığına ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Nureddin Nebati’nin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Yerleşkesi içinde trafik kurallarına tam ve düzgün olarak uyulması gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Elâzığ Milletvekili Enver Erdem’in kullandığı bazı ifadeler için AK PARTİ Grubundan özür dilemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

12.- Elâzığ Milletvekili Enver Erdem’in, kullanmış olduğu bazı ifadeleri düzelttiğine ilişkin açıklaması

13.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

14.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

16.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

17.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Meclisin atık su gideri inşaatında göçük olduğuna ve Nadir Kekilli adlı işçinin göçük altında kaldığına ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Meclisin atık su gideri inşaatında çalışan ve göçük altında kalan işçinin hayatını kaybettiğine ilişkin açıklaması

19.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, üniversite sınavına girecek öğrencilere başarılar dilediğine ve Babalar Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 13/6/2012 tarih ve 26 sayılı Kararı ile Tacikistan-Türkiye Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Mahmadali Vatanov başkanlığındaki bir heyetin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu olarak ülkemize resmî bir ziyarette bulunmasının uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/892)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 19 milletvekilinin, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/316)

2.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, Dersim olaylarında kaybolduğu iddia edilen kız çocuklarının akıbetlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/317)

3.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, Şeyh Sait ve arkadaşları, Seyit Rıza ve arkadaşları ile Saidi Nursi'nin mezar yerlerinin nerede olduğunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/318)

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Anayasa Komisyonu Raporları (1/626) (S. Sayısı: 276)

3.- İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı ile Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın; Meslek Hastalıkları ve İşçi Sağlığı Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları (1/605, 2/490) (S. Sayısı: 277)

4.- Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Adına Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşmasında Değişiklik Yapılmasına Dair 1/2011 Sayılı Ortak Komite Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/472) (S. Sayısı: 98)

5.- Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Ulusal Yönetimi Lehine Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşması ile Kurulan Ortak Komitenin Anlaşmaya Ek Menşeli Ürünler Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemlerine İlişkin 2/2010 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/592) (S. Sayısı: 255)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, göçük altında kalarak hayatını kaybeden Nadir Kekilli’nin yakınlarına başsağlığı dileğinde bulunduğuna ilişkin konuşması

 

X.- OYLAMALAR

1.- Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı’nın oylaması

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Adına Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşmasında Değişiklik Yapılmasına Dair 1/2011 Sayılı Ortak Komite Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı’nın oylaması

3.- Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Ulusal Yönetimi Lehine Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşması ile Kurulan Ortak Komitenin Anlaşmaya Ek Menşeli Ürünler Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemlerine İlişkin 2/2010 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Sivrihisar’da yapılan ve yapılacak yatırımlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/6683)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Bakanlığa ait harcamalara ve banka promosyonu olarak elde edilen gelire ilişkin sorusu ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı (7/6742)

3.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, GDO’lu ürünlere ve olumsuz etkilerine,

- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Gıda İşletmelerinin Kayıt ve Onay İşlemlerine Dair Yönetmelik uyarınca işletmelere kayıt belgesi verilmesine,

- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, hastalık tehlikesi taşıyan ithal hayvanlara ve Artvin’de Brusella salgını iddialarına,

- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in, Samsun’da bazı fındık üreticilerinin destekten yararlanamamalarına,

- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 2002-2012 yılları arasındaki nişasta bazlı şeker, pancar şekeri ve mısır üretimi ve ithalatına,

Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine ve üreticilerin desteklenmesine,

Bakanlık bünyesindeki özürlü personele ve yapıların erişime uygun hale getirilmesine,

- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, hayvanlarda görülen şap hastalığı için alınacak önlemlere,

- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, zeytin üreticisine verilen desteklere,

- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Bingöl’de arıcılığın geliştirilmesine,

Diyarbakır Besicilik ve Sütçülük Organize Sanayi Bölgesinde yer tahsisi konusunda usulsüzlük yapıldığı iddialarına,

- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2002-2012 yılları arasında Bakanlıkta çalışan ve emekli olan personel ile ataması yapılan Bakan Yardımcısına,

- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, et ithalatına ve hayvancılığın desteklenmesine,

- Trabzon Milletvekili Koray Aydın’ın, AB’ye uyum çalışmaları çerçevesinde kılıç ve tulina balıkçılığına yönelik olarak getirilen yasaktan doğan mağduriyetin giderilmesine,

İlişkin soruları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi  Eker’in cevabı (7/6791), (7/6792), (7/6793), (7/6794), (7/6795), (7/6796), (7/6797), (7/6798), (7/6799), (7/6800), (7/6801), (7/6802), (7/6803), (7/6804)

4.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Bakanlar ve bürokratlar tarafından kullanılan uçakların maliyeti, giderleri ve kullanım alanlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/6910)

5.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, yoksulluğu ortadan kaldırmaya yönelik sosyal ve ekonomik politikalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/6923)

6.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, tiyatroların özelleştirilmesi ile ilgili sözlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/6943)

7.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Elektrik İşleri Etüt İdaresinin kapatılarak Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğünün kurulmasının enerji verimliliği çalışmalarına etkisine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/6994)

8.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, 2003-2012 yılları arasındaki enerji yatırımlarına ve yatırım teşviki alan firmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/7004)

9.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, Akarsu Göleti su depolama alanı içinde kalan yüksek gerilim hattı direklerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/7005)

10.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlıkta, son beş yıl içerisinde müşavir kadrosuna atanan personele,

- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Adıyaman’da haksız yere ödendiği tespit edilen doğrudan gelir desteği ödemelerinin iadesinin talebi nedeniyle çiftçilerin yaşadığı mağduriyete,

- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Tuzluca’da arıcılığın desteklenmesine yönelik çalışmalara,

Tuzluca’da ekonominin canlandırılması ve ceviz ekiminin desteklenmesine yönelik çalışmalara,

Tuzluca’da hayvancılığın desteklenmesine yönelik çalışmalara,

- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, okullarda uygulamaya başlanan Okul Sütü Projesi’ne,

- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 2002-2012 yılları arasında Bakanlıkça yürütülen yolsuzlukla mücadele stratejisine,

- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, ziraat mühendislerinin işsizlik sorununa,

- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, son on yıldaki tarımsal üretim miktarı ve tarımsal girdi fiyatlarına,

- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, Kızıltepe Ovası’ndaki çiftçilerin sorunlarına,

- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, zirai ilaç konusunda yapılan çalışmalara ve gıda denetimlerine,

İlişkin soruları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi  Eker’in cevabı (7/7009), (7/7010), (7/7011), (7/7012), (7/7013), (7/7014), (7/7015), (7/7016), (7/7017), (7/7018), (7/7019)

11.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlıkta, son beş yıl içeresinde müşavir kadrosuna atanan personele ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/7038)

12.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Ani Antik Kenti’nin yanında bulunan Ermenistan’a ait taş ocaklarında dinamit kullanıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/7040)

13.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, başta Batman olmak üzere Doğu ve Güneydoğu illerindeki tarihi ve kültürel yapıların korunması için yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/7041)

14.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’da bulunan bir kervan sarayın restorasyonuna ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/7043)

15.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Ağrı Dağı’nın turizme açılması için yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/7044)

16.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 2002-2012 yılları arasında Bakanlıkça yürütülen yolsuzlukla mücadele stratejisine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/7046)

17.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’de müze açılıp açılmayacağına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/7047)

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, şap aşısına ve şap hastalığı nedeniyle üreticilerin uğradıkları zararlara,

- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Okul Sütü Projesi kapsamında dağıtılan sütlerle ilgili bazı iddialara,

- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, çiftçilerin firmaların usulsüz fatura kesmelerinden kaynaklanan mağduriyetine,

- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, pamuk fiyatlarına ve üretiminin artırılmasına yönelik tedbirlere,

- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, 2 Mayıs 2012’de ilköğretim okullarında dağıtılan sütlere ve öğrenci zehirlenmelerine,

- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Van Gölünde yaşayan inci kefalini korumak için yapılan çalışmalara,

- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, gıda kontrollerinde laboratuvar sonuçları olumsuz bulunan firmalara yönelik yaptırımlara,

- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, 2002-2012 yılları arasında Adana’da yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına,

- Antalya Milletvekili Tunca Toskay’ın, tarım sigortası uygulamasına ve Antalya’da tarım sigortası yaptıran çiftçilere,

2003-2012 yılları arası çiftçilere yapılan destek ödeneği miktarlarına,

Katılım öncesi yardım aracı kırsal kalkınma birleşeni çerçevesinde ülkemizde kullanılan fonlara,

- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Okul Sütü Projesine ve bazı iddialara,

- Amasya Milletvekili Ramis Topal’ın, soğan ve pancar üreticilerinin sorunlarına,

İlişkin soruları ve  Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi  Eker’in cevabı (7/7194), (7/7195), (7/7196), (7/7197), (7/7198), (7/7199), (7/7200), (7/7201), (7/7202), (7/7203),  (7/7204), (7/7205), (7/7206)

19.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Gazipaşa, Akseki ve İbradı ilçelerinin turizm potansiyelinin artırılmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/7223)

20.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, 2002-2012 yılları arasında Adana’da yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/7224)

21.- Antalya Milletvekili Tunca Toskay’ın, Antalya’da kongre turizminin gelişmesi için yapılan çalışmalara ve kongre merkezi inşaatına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/7225)

22.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, 2002-2012 yılları arasında Adana’da yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/7276)

23.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Manisa’da çalışan trafo sayısına ve trafoların yenilenmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/7312)

24.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, koruma altında bulunan çocukların bağlı kurum ve kuruluşlarda istihdamına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/7462)

25.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, bir sinema ve tiyatro sanatçısının sinema filmi için Bakanlıktan aldığı iddia edilen yardıma ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/7594)

26.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, yeni yapılacak olan Başbakanlık yerleşkesinin inşaat ihalesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/7630)

27.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, yapılacak yeni Başbakanlık binası ile ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/7697)

28.- Denizli Milletvekili Adnan Keskin’in, Bakanlığın bankalardan aldığı promosyonlara ve Bakanlık özel kaleminin harcamalarına ilişkin sorusu ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı (7/7719)

14 Haziran 2012 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

---0---

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşimini açıyorum.

 

                                                            III.- YOKLAMA

 

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini ve bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Aydın’ın büyükşehir yapılmasına yönelik Hükûmet yetkililerinin açıklamaları hakkında söz isteyen Aydın Milletvekili Sayın Ali Uzunırmak’a aittir.

Buyurun Sayın Uzunırmak. (MHP sıralarından alkışlar)

IV.-  GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Aydın’ın büyükşehir yapılmasına yönelik Hükûmet yetkililerinin açıklamalarına ilişkin gündem dışı konuşması

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, devleti yönetmek önemli bir mesuliyettir, yapboz tahtası gibi deneme yanılma metotlarıyla devlet yönetmek tabii ki AKP’nin dokuz buçuk yıllık iktidarında moda oldu.

Şimdi, bir “büyükşehir” vaveylası tutturuldu gidiyor ama “ileri demokrasi” diyen AKP hiç vatandaşa danışmadan -büyükşehir veya bütünşehir; asıl önemli olan buradaki “bütünşehir” tanımıdır- bir büyük sihir kelimesinin arkasına halkı takarak, halka ne götürdüğü ne getirdiği bilinmeden bir dayatmayla bütünşehir uygulamasına geçmek istemektedir.

Değerli milletvekilleri, bu, her şeyden önce insan haklarına ve demokrasiye aykırı bir uygulamadır çünkü bütünşehir uygulaması çok yönlü olarak halka birtakım yükler getirmekte, bunun yanında, vaat edilenler halktan götürülenlerin yanında devede kulak kalmaktadır.

Bakın, Aydın’da otuz altı tane belde belediyesi kapatılacaktır. Bu otuz altı belde içerisinde nüfusu 15 bine ulaşmış, 10 binin üzerinde aşağı yukarı altı tane belediye vardır. Bunun yanında, diğer belediyelerin de belediyeciliği orada halka hizmet veren konumdadır. Siz altı tane ilçe bazında olabilecek belediyeyi kapatırken, otuz altı belediyeyi kaldırırken, burada maalesef çok yanlış bir uygulamaya imza atmaktasınız. Hem vatandaş belediyesini kaybetmekte hem de bütünleşmiş şehirde, köyde oturan vatandaştan kent merkezinde oturan vatandaşa varıncaya kadar yüzde 100 vergiler arttığı gibi yeni kalem vergiler vatandaşa bindirilmektedir. Bunlardan vatandaşın hiç haberi yoktur. Vergiler yüzde 100 arttığı gibi, yeni vergiler vatandaşa bindirildiği gibi sadece bir kandırma vardır ki “Büyükşehir, bütünşehir olduğunuzda işte bütçeden yüzde 2,5 fazla gelir elde edeceksiniz, işte birtakım hizmetler ayağınıza gelecek.” gibi kandırmacalarla vatandaş etkilenmeye çalışılmaktadır.

Çok değerli milletvekilleri, nasıl büyükşehir, neden bütünşehir; teferruatıyla tartışılmalı. Meclisin de burada uzun vadeli bu tartışmaya katılması gerekmektedir.

Bakın değerli milletvekilleri, dokuz buçuk yıllık iktidarınız döneminde burada Türk Ticaret Kanunu’nu geçirdiniz, daha uygulamaya geçmeden elli maddesini değiştirmek istiyorsunuz. Sporda Şiddet Yasası’nı geçirdiniz, beş ay sonra değişiklik istendi ve yapıldı. Millî Eğitimde, dokuz buçuk yılda “Otomatik pilota bağlandı.” teranesinden tutun, başka alanlara varıncaya kadar, 4+4+4’te uygulamanın ne olacağını, daha yönetmeliklere hâkim olamadan birtakım tartışmaların içerisine girdiniz. Sayın Başbakan diyor ki: “Özel yetkili mahkemeleri biz getirdik ama şimdi şikâyetçiyiz.” Kamu İhale Kanunu’nu 30 defa değiştirdiniz.

Böyle bir ülke yönetmek, mesuliyetsizce “Ben yaptım oldu.” mantığı içerisinde vatandaşın sırtına yükleyip vergileri “Ben seni büyükşehir yaptım.” diyerek vatandaşın refah seviyesi artmıyor, fakire zengin soyadı vermekle vatandaş zenginleşmiyor değerli arkadaşlar. Büyükşehirde oturan köylü oluyor. Büyükşehirde oturanı “köylü” sıfatı kurtarsa gene iyi, şimdi bütünleşmiş şehir uygulaması geldiği zaman köyde oturan vatandaşın, atık sudan, çöp vergisinden, emlak vergisinden, yapı harçlarının artmasından tutun, köyün içerisindeki iki –affedersiniz- hayvanını beslediği damını köyün mücavir alanının dışına çıkartmak isteyecek.

Bu açıdan ben şunu önemle vurgulamak istiyorum: Bu konuda büyükşehir yapılacak, bütünşehir yapılacak yerlerde referandum yapılmalıdır, halk bilgilendirilmelidir ve bu referandumun neticesine uyulmalıdır. Avrupa’da Amsterdam, Rotterdam gibi bazı şehirler büyükşehir uygulamasını reddetmiştir. “Büyükşehir”deki maksat, plan bütünlüğünün sağlanmasıdır. Plan bütünlüğü bütünşehir tanımı içerisinde… Kuşadası’nın Kirazlı köyünden Buharkent’in Savcılı köyüne varıncaya kadar bir bütünşehirde plan bütünlüğünü savunmanın bir anlamı yoktur. Ama burada bir kurnazlık vardır; vatandaşın vergileri yüzde 100 ve artı kalem vergileri artmakta, merkezî Hükûmet vatandaştan yeni vergi elde etmeye çalışmaktadır ve kandırmaca olarak da “Bunun yüzde 2,5’unu geri sana büyükşehir olduğunda veriyorum.” demektedir. Bu yanlış bir uygulamadır ve hatta, Hanımefendileri buradadır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - …Sayın Hasan Celal Güzel Beyefendi’nin gazetede yazdığı bir yazı vardır:  “Sayın Başbakan, Güneydoğu’da Diyarbakır Büyükşehir belediye uygulamalarından birtakım rahatsızlıklar var.”

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Kimsenin rahatsızlığı yok, dört dörtlük belediye. Heyet kurup gidelim.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – “Bu rahatsızlıklar varken başımıza yeni şehir belediyesi uygulaması ile birtakım rahatsızlıklar yaratarak Türkiye’yi farklı bir mecraya götürmenin ne anlamı vardır?” demektedir.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Diyarbakır’ı görmeden konuşuyorsunuz. Gelin, gidelim, misafir edelim.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Evet, rahatsızız Diyarbakır Belediye Başkanının uygulamalarından. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını özümsemiş bir belediye başkanı olacak. Öyle abur cubur açıklamalar yapmayacak. Dal, budak açıklamaları yapmayacak. İktidar cevap veremiyorsa buna ben cevap veriyorum…

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, teşekkür ediyorum.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – İktidarla beraber verin daha iyi.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Devletin Başbakanına “alçak” demeyecek.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına öyle açıklama yapmayacak. Ben muhalefet milletvekili olabilirim ama yapmayacak öyle açıklamalar.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzunırmak.

Gündem dışı ikinci söz, Balıkesir ilinin bütünşehir olması hakkında söz isteyen Balıkesir Milletvekili Sayın Ayşe Nedret Akova’ya aittir.

Buyurun Sayın Akova. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, Balıkesir’in bütünşehir olmasına ilişkin gündem dışı konuşması

AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aydın Milletvekili Arkadaşım gibi Balıkesir ilinin de bütünşehir olması konusunda Balıkesir halkı olarak tereddütlerimiz bulunmaktadır.

Değerli milletvekillerim, Balıkesir, şu haritada da gördüğünüz gibi bir tarafı Marmara Denizi’ne, bir tarafı Ege Denizi’ne sınırları olan bir ilimizdir. Balıkesir iline Marmara Adası’nın uzaklığı 160 kilometredir değerli milletvekilleri. Yine, efendim, Altınova beldemizin Balıkesir’e uzaklığı 138 kilometredir. Biz bu haritayı niye gösteriyoruz? Diyoruz ki: Balıkesir’de 892 köy ve 34 belde kapatılacaktır. Altınova, Akçay, Altınoluk, Küçükköy, Edincik, ilçe olmayı hak eden beldelerimizdir. Bu konuda da zaten talepleri mevcuttur, bulunmaktadır.

Bu nedenle, diyoruz ki, büyükşehir belediyesi olması hususunda halkın ve Balıkesir’in mutlaka referandumla görüşlerinin alınması lazımdır. Gazetelere yansıyor, devamlı bu konuda yöre halkının itirazları bulunmaktadır. Diyorlar ki: “Sayın Başbakan, körfezin belde belediyeleri kapatılamaz. Altınova, Küçükköy, Pelitköy, Karaağaç, Büyükdere, Kadıköy, Zeytinli, Akçay, Güre ve Altınoluk kapatılamaz.” demektedirler. Bu nedenle, bir ilin büyükşehir olması konusunda… Balıkesir büyükşehir olabilir. Ne yapılır? Hudutlara pergel uygulanmak suretiyle… Büyükşehir olmasına karşı değiliz. Ancak biz il sınırları hesap edilmek suretiyle bütünşehir olmasına karşıyız. Bu sefer 34 belde belediyemiz kapatılmaktadır. Bandırma bölgemiz de, kendi körfez bölgemiz de kesinlikle bu hususa karşı çıkmaktadırlar. Demokratik kitle örgütlerinin ve halkın görüşlerinin alınması, o yöre halkının da bu konudaki bilgilerinin alınması gerekmektedir.

Bu konuda tartışılması gereken çok önemli noktalar mevcuttur. Nüfusun artması bu konudaki bir statüye kavuşmak için yeterli midir, değil midir? Planlama içerisindeki kanunlar yeterli midir, değil midir? Her kent büyükşehir olursa bir paye mi almış olur? Büyükşehir olunduğu zaman sorunlar çözülüyor mu, yoksa daha mı artıyor? Büyükşehir olmayıp sorunları daha iyi çözen kentlerimiz yok mudur? Büyükşehir olduktan sonra da sorunlarını hiç çözemeyen kentlerimiz yok mudur? Bu konuyu bazı siyasi ve ekonomik beklentilerin dar ufku içinde çözmek mümkün değildir. Balıkesir’in bütünşehir yapılması planı çerçevesinde körfezdeki belde belediyelerinin ilçe belediyelerine bağlanması yönündeki çalışmalar beldelerimizde tedirginlik yaratmaktadır.

Kışın on binlerce yerli halka, yazın da yüz binlerce tatilciye hizmet götüren, yüz binlerce konut ve turistik tesis bulunan belde belediyelerinin kapatılacak olması, belediyeciliğin temel kuralı olan yerinde hizmet anlayışına aykırıdır değerli milletvekilleri. Yapılmak istenen uygulama hizmet maliyetini artıracak, hizmet kalitesini ise düşürecektir.

Bu bağlamda biz diyoruz ki: Sınırları il sınırı olan büyükşehir uygulamasında ilin mülki sınırı aynı zamanda büyükşehir belediyesinin sınırı olmuş, mevcut belde belediyeleri bağlı olduğu ilçenin belediyesine mahalleler olarak bağlanmıştır. Bu konuda beldeler ve köyler bulunmamaktadır.

Bu konuda da itirazlarımız vardır, diyoruz ki: İlk kademe belediyelerinin tüzel kişilikleri kaldırılarak belirlenen ilçe belediyelerine mahalleleri veya mahalle kısımlarıyla birlikte katılmaktadırlar. Bu konuda belde belediyelerimiz kapatılıyor, ilçe belediyelerine de mahalle olarak bağlanıyor.

Bu konuda yerinde inceleme yapılması, referandum uygulanması ve Balıkesir halkının, Körfez belde halkının düşüncelerinin alınması gerektiğine inanıyorum. Biz Balıkesir ilinin de bütünşehir olmasına karşıyız. Balıkesir merkez olmak üzere, bir pergel sınır yapılmak üzere, büyükşehir olabilir ancak bütünşehir belediyesi olarak tüm ilin kapsam dâhiline alınması hususunda itirazlarımız bulunmaktadır. Bu konuyu değerli takdirlerinize ve bilgilerinize arz ediyorum.

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akova.

Gündem dışı üçüncü söz Bolu’daki gelişmeler hakkında söz isteyen Bolu Milletvekili Sayın Ali Ercoşkun’a aittir.

Buyurun Sayın Ercoşkun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un, Bolu’daki gelişmelere ilişkin gündem dışı konuşması

 

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Ankara ile İstanbul arasında her köşesi muhteşem güzelliklere sahip olan küçük ama doğal güzellikleriyle, ormanlarıyla, gölleriyle, Abant’ıyla, Yedigöller’iyle, Kartalkaya’sıyla ama en önemlisi muhteşem insan dokusuyla bir güzellik, bir potansiyel olan bir il Bolu.

9 ilçesi, 4 beldesi ve 500 köyüyle yaklaşık 280 bin nüfusa sahip, Türkiye’deki beyaz et sektörünün üçte 1’ine, ham deri sektörünün yüzde 50’sine hitap eden, deniz turizmi hariç turizmin başta doğa, spor, termal ve inanç turizmi olmak üzere tüm branşlarında gerçekten büyük bir potansiyele sahip olan, yüzde 65’i ormanlarla kaplı Bolu’muzdaki son dönemdeki bazı gelişmeleri paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün Bolu için önemli bir gün çünkü bu kadar büyük güzelliklere sahip olan, bu kadar fazla potansiyeli olan bir il olan Bolu, ilk defa Ankara’da tanıtım günleri organize ediyor. Bugün saat 12.00’de açılışını yaptığımız tanıtım günlerini hafta sonuna kadar, Ankara Atatürk Kültür Merkezinde pazar gününe kadar devam ettireceğiz. Bolu’nun sahip olduğu tüm güzelliklerin sunulduğu, tüm zenginliklerin Ankara’yla Türkiye’nin kalbinde buluşturulduğu bu önemli güne bütün arkadaşlarımızı buradan davet etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Bolu’muzda öncelikle hepinizin tanıdığı, bildiği rahmetli İzzet Baysal’ı bir kez daha saygıyla, minnetle anıyorum. Bir insanın doğumundan ölümüne kadar alacağı tüm hizmetlerle ilgili yapmış olduğu vakıf eserlerinin en önemlisi şüphesiz ki Abant İzzet Baysal Üniversitesi. Son yıllardaki başarılı çalışmalarının bir meyvesi olarak geçtiğimiz yıl temelini attığımız diş hekimliği fakültesine ilave olarak bu yıl kuruluşu onaylanan dört fakültenin müjdesini Bolulu hemşehrilerimize buradan vermek istiyorum: İlahiyat fakültesi, iletişim fakültesi, teknoloji fakültesi, ziraat ve doğa bilimleri fakültesi. Toplam şu anda 23.500 öğrenciye sahip olan Abant İzzet Baysal Üniversitesinin bu öğrenci kapasitesini 30 binlerin üzerine çıkartması için gerçekten önemli bir adım. Emeği geçen tüm arkadaşlara, başta rektörümüz olmak üzere teşekkür ediyorum.

Hükûmetimizin yapmış olduğu başarılı çalışmalar neticesinde Bolu’nun her köşesini bir şantiye alanı olarak görmek mümkün. Başta TOKİ çalışmaları olmak üzere Kıbrıscık’ta iki hafta önce temelini attığımız TOKİ, Seben’de, Göynük’te, Pazarköy’de, Gökçesu’da, Taşkesti’de ve Mudurnu’da çalışmalarına devam ediyor. Önümüzdeki günlerde inşallah yeni temel atma törenleri ile Bolulu hemşehrilerimizin karşısında olacağız.

İlçe bağlantı yollarında ise Göynük yolumuzun, cumhuriyet tarihinde kazma vurulmamış olan Göynük yolunun 31 kilometresinin ihalesi tamamlanmış durumda ve çalışmalar son hızıyla devam ediyor. Aynı şekilde, Kıbrıscık-Bolu, Seben-Bolu, Mudurnu-Abant arasındaki yol, gene Taşkesti-Abant arasındaki yol, Mudurnu Tepe Karakolu mevkisindeki Karayollarına ait yollar yatırım programlarına alınmış durumda ve ihale çalışmaları da bu anlamda devam ediyor.

Kıbrıscık’ın, Seben’in, Dörtdivan’ın ve Göynük’ün muhteşem tarım alanlarının sulanmasıyla ilgili baraj çalışmaları da gene son dönemde yapılan temel atma törenleriyle devam etmiş durumda.

Aynı şekilde, Mengen’in artık Türkiye'ye değil dünyaya mal olan Aşçılık Festivali’ni bu ay sonunda, inşallah ayın 30’unda Mengen’de gerçekleştireceğiz.

Toplumun tüm kesimlerinin gerçekten memnun olduğu sağlık hizmetlerini Bolu’da da aynı şekilde görmemiz mümkün. Bu anlamda Göynük’te ve Mengen’de hastane temel atmalarını bu yıl gerçekleştireceğiz. İnşallah Mudurnu’da da eğer belediyenin yer verme çalışmaları neticelenirse bir hastane temelini de atmış olacağız.

Turizmin çok önemli bir ayağı olan spor turizminin, kışın Antalya’da gerçekleşen çalışmaların yazın Bolu’da gerçekleşmesini sağlamak amacıyla spor alanında Bolu merkezde 3.500 kişilik bir kapalı spor salonuyla beraber 160 yataklı kamp eğitim merkezi ve olimpik atletizm pistinin temelleri de atılmış durumda.

Ben bu vesileyle emeği geçen tüm arkadaşlara buradan teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ercoşkun.

10 arkadaşımıza 60’ıncı maddeye göre söz vereceğim.

Sayın Tüzel…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü Hüseyin Çelik’in BDP ve blok güçlerini “Kürtçü ırkçılar” olarak nitelendirmesini kınadığına ve AK PARTİ’nin Kürtleri kendi hakları üzerinde söz söyleyebilen bir halk olarak görmediğine ilişkin açıklaması

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik’in bugünkü açıklamasına değinmek istiyorum. BDP ve blok güçlerini “Kürtçü ırkçılar” olarak nitelendirmesini kınıyorum. Kürt sorununa ilişkin CHP-AKP görüşmesinden rahatsızlık duyulmamıştır, aksine olumlu bulunmuştur. Ancak Kürtlerin kendi vatanlarında yabancı muamelesi görmesinden rahatsızlık duyulabilir. İngiltere’de yaşayan Pakistanlılara ana dillerinin seçmeli ders verilmesi örneğini vererek Kürtlerle kıyaslamak ne insani ne vicdani ne de pedagojiktir. Yanlışlık, BDP’yi muhatap almayıp makul davranmaya çağırmak yanında her gün tutuklamalara devam etme ikiyüzlülüğüdür. Diğer yanlışlıksa “Terör ve Kürt sorununu ayrı ele aldık.” deyip halka zulmetmeyi sürdürmektir. AKP, Kürtleri kendi hakları üzerinde söz söyleyebilen bir halk olarak görmüyor, aslında yok sayıyor. On yıl önce olanlar-olmayanlarla bugünü açıklamak, “olumlu adım” diye nitelendirmek, “Ben verirsem alırsınız.” tutumudur. İşte, çıkmaz siyaset ve yol budur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Hüseyin Çelik özür dilesin, özür, çok ayıp etti!

BAŞKAN – Buyurun.

2.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya ilinin Kuluncak ve Arguvan ilçelerindeki adliyelerin kapatılmasına ilişkin açıklaması

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, dün son çıkan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yayınlanan kararnameye göre Kuluncak ve Arguvan ilçelerindeki hâkim ve savcılar başka ilçelere tayin edildi. Tabii, hem Arguvan hem Kuluncak bu konuda çok rahatsız oldu, ikisi de önemli ilçelerimiz, özellikle Arguvan ilçesi cezaevi bulunan bir ilçe, Arguvan ilçesinde cezaevi var. Ayrıca, köyleri -en uzak köy 50 kilometre- Sivas sınırında, buradaki adliyelerin kapatılması yöre halkı için çok kötü olacak, hem Kuluncak için hem Arguvan için. Hiç kimsenin haberi olmadan böyle bir karar alınmasını da doğru bulmuyoruz. Bu konuda Hükûmetin gerekeni yapmasını rica ediyoruz çünkü Arguvan önemli bir ilçe, Kuluncak da önemli bir ilçe. Buradaki adliye binaları kapatılarak… Zaten geri bırakılmış, zaten yeteri kadar hizmet alamamış ilçeler bunlar. Bu konuda Hükûmetin gerekeni yapmasını bekliyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN –Sayın Erdem…

3.- Elâzığ Milletvekili Enver Erdem’in, Türkiye’de meydana gelme ihtimali yüksek olan muhtemel depremlerle ilgili Hükûmetin tedbir alıp almadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Türk Kızılay Genel Başkanı Başdanışmanı Profesör Doktor Ahmet Mete Işıkara, Türkiye’de deprem olma ihtimali yüksek olan iller haritasını açıkladı. Bu haritada yer alan Van ve Fethiye’de öngördüğü depremler gerçekleşti. Doğu Anadolu fay hattı üzerindeki Bingöl, Elâzığ, Malatya, Hatay’da 7 ve üzeri deprem olabilme ihtimalinin yüksek olduğunu bildirdi. Yine Kuzey Anadolu fay hattı üzerinde bulunan Erzincan ve Tokat illerinde de benzer şiddette depremler beklenmekte.

Şimdi, ben, sayın Hükûmetten ve sayın bakanlardan soruyorum: Bu meydana gelecek 7 ve üzerindeki depremlerle ilgili alınan herhangi bir tedbir var mıdır? Bu alınan tedbirleri kamuoyuyla paylaşır mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tezcan, buyurun.

4.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Aydın ilinin Didim ilçesinin Türkiye’nin en temiz kenti yarışmasında 1’inci olmasına ve yaz nüfusu yoğun olan yerlere kış nüfusuna göre değil de yaz nüfusuna göre kaynak aktarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Değerli arkadaşlar, Aydın ilinin Didim ilçesi Türkiye’nin En Temiz Kenti Yarışması’nda 1’inci oldu. Öncelikle, bu konudaki çevre duyarlılığı nedeniyle Didim Belediyesine ve Didim Belediye Başkanı Sayın Mümin Kamacı’ya teşekkür ediyor, tebriklerimi sunuyorum.

Bu arada, çevre duyarlılığı konusunda bu kadar kıt kaynaklarla ciddi hizmet veren belediyelerimize İller Bankası kaynaklarının aktarılması sürecinde gereken hassasiyetin gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle Didim, Kuşadası gibi yaz nüfusu yoğun olan yerlerde kış nüfusuna göre değil de yaz nüfusuna göre kaynak aktarılması konusunda Hükûmete çağrıda bulunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Halaman…

5.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Hükûmetin ortaya koyduğu yerelleşme hedefiyle sosyal ve siyasi yıkım yapmasını, tarihî ilçeleri yok etmesini kınadığına ilişkin açıklaması

 

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, ben Meclis aracılığıyla bir konuyu izah etmek istiyorum. Bu Hükûmet “yerinden yönetim, yerelleşme” diyerek bir hedef koydu ortaya. Şimdi, Adana’nın Saimbeyli ilçesi var, 20 bin nüfuslu. 1920’de kurulmuş, çok derli toplu bir ilçe. Bunu güçlendirme noktasında bütün kamu yatırımlarında biz yardımcı olduk. Şimdi bu Hükûmetin bu sosyal ve siyasi yıkım projesini, bu tarihî ilçeleri yok etme, ortadan kaldırma şeklinde bir icraat yapmasını kınıyorum, protesto ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

6.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Batum Havaalanı’na Ankara’dan uçuşların iptal edilmesinin mağduriyete sebep olduğuna ve Artvin ilinin Ardanuç ve Arhavi ilçelerindeki adliyelerin kapatılmasına ilişkin açıklaması

 

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Batum Havaalanı Gürcistan Hükûmetiyle yapılan ortak anlaşma ve sözleşme gereğince iki ülke tarafından kullanılmaktadır. Bugüne kadar Ankara ve İstanbul uçuşları gerçekleşmesine rağmen yakın zamanda Ankara uçuşları iptal edilmiştir. Ankara uçuşlarının iptal edilmesi nedeniyle büyük bir mağduriyet vardır, bunun öncelikle giderilmesini talep ediyoruz, Hükûmetin buna duyarlı olmasını talep ediyoruz.

Bir de HSYK’nın dün yayımlamış olduğu kararnamede -biraz önce milletvekili arkadaşım da belirtti- bazı adliyelerin kapatılmasına ilişkin kaygılarımız var ve HSYK, bunu yayımlamış olduğu kararnamede ortaya, dile getirdi. Artvin ilinde de Ardanuç ve Arhavi adliyelerinin kapatılmasına ilişkin kaygı var. Bu tarihî bir hatadır. Adliyeleri kapattığınız yerde, bana göre, kaymakamlıkları da kapatın yani eğer bir yerden başlayacaksanız. Bu yanlıştan Hükûmetin bir an önce dönmesini istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

7.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Isparta’da dört ilçe adliyesinin kapatılmasına ilişkin açıklaması

 

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Adalet Bakanlığı bazı ilçe adliyelerini kapatıyor, dün de gündeme getirmiştim. Son kararnamede bu ilçelere hakîm, savcı ataması yapmayarak uygulamaya geçildi bile.

Isparta’da dört ilçe adliyesi kapanıyor -bize kesin bilgi veren yok ama aldığımız duyumlar bu çerçevede- Senirkent, Uluborlu, Gelendost ve Atabey. Bir taraftan “Vatandaşın ayağına hizmet götürüyoruz.” diyorsunuz, bir taraftan adalet hizmetini vatandaştan uzaklaştırıyorsunuz. Orada yaşayan binlerce kişiye göre 3-5 adli personeli önceliyorsunuz, önemsiyorsunuz. Adalet gittikçe fakir fukara için ulaşılmaz bir noktaya geliyor. Zaten yiyecek ekmek bulmakta zorlanan fakir fukara bir de ulaşım masraflarıyla karşı karşıya bırakılıyor, ilçeler boşalıyor vesaire.

Bütün bu sıkıntıların üzerine yeni sıkıntılar getirecek bu uygulamadan AKP’nin bir an önce vazgeçmesini istiyorum. AKP Isparta milletvekili arkadaşlarımı da vereceğimiz mücadeleye destek vermeye davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

8.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Uşak ilinin Karahallı ve Ulubey ilçelerindeki adliyelerin kapatılmasına ilişkin açıklaması

 

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Ben de aynı konuya değinmek istiyorum. Uşak’ta da iki ilçe adliyemiz kapatıldı: Karahallı Adliyesi ve Ulubey Adliyesi. Hâkim ataması oralara yapılmadı.

Şimdi, “yargıda kolay erişebilirlik” diyoruz, yargının verimli bir şekilde, nitelikli bir şekilde ulaştırılması, insanların haklarına bir an önce kavuşması gerektiğini söylüyoruz. Bununla ilgili de yasal düzenlemeler çıkarıyoruz, işte, ara buluculuk gibi, kamu denetçiliği gibi ama şimdi vatandaşların yargıya ulaşmasını engelleyecek böyle bir sistemi getiriyoruz. Gerçekten de Uğur Bayraktutan’a katılıyorum, eğer buralar fazla geliyorsa kaymakamlıkları da kapatsınlar, buraları da doğrudan doğruya köy yapsınlar. Çünkü bunun anlamı, bir süre sonra bu ilçelerin köyleştirilmesi olacaktır, bu ilçelerdeki sosyal hayatın sona ermesi olacaktır. Tasarruf her şey demek değildir, yargıda tasarruf asla olmaz çünkü bu insanlar diğer ilçelere gidecekler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi…

9.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 25 Mayıs 2012’de Kayseri Pınarbaşı İlçe Emniyet Müdürlüğüne yapılan saldırıda yaralanan İsmail Sakın’ın hayatını kaybettiğine ve Türkiye'nin en temiz kenti yarışmasında 1’inci olan Didim Belediyesini kutladığına ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

25 Mayıs 2012 tarihinde Kayseri ilinin Pınarbaşı İlçe Emniyet Müdürlüğüne yapılan hain saldırıda 1 polis memurumuz şehit olmuştu ve 1 teknisyen yardımcımız yaralanmıştı. Teknisyen yardımcımız İsmail Sakın tedavi görmekte olduğu hastanede bugün hayatını kaybetmiştir. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına, ailesine, Kayserililere ve milletimize sabır ve başsağlığı diliyorum.

Bu vesileyle, Türkiye’nin en temiz kent kategorisinde 1’incilik ödülü alan Didim Belediyesini de kutluyorum, başarılarının devamını diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Nebati…

10.- İstanbul Milletvekili Nureddin Nebati’nin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Yerleşkesi içinde trafik kurallarına tam ve düzgün olarak uyulması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Sayın Başkanım, Başkanlık makamından, grup başkan vekillerinden, komisyon başkanlarından, idare amirlerinden ve milletvekillerinden bir istirhamım var: Ne olursunuz, Meclis içerisindeki araçları düzgün bir şekilde park etsinler. Şurada, dışarıdaki polislere soruyorum “Buraya niye araba park etmişsiniz?” diye, duba koymuş olmalarına rağmen. “Efendim, ne yapayım, milletvekili geldi, park etti.” diyor.

Orada meydana gelebilecek kazaların bir numaralı sorumlusu bizler olacağız. Lütfen, trafik kurallarına tam ve düzgün uyalım. Özellikle de kaldırımlara park etmiş araçlardan dolayı hicap duyduğumu da ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

 

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 13/6/2012 tarih ve 26 sayılı Kararı ile Tacikistan-Türkiye Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Mahmadali Vatanov başkanlığındaki bir heyetin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu olarak ülkemize resmî bir ziyarette bulunmasının uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/892)

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Tacikistan-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Sayın Mahmadali Vatanov başkanlığındaki heyetin; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu olarak ülkemize resmî bir ziyarette bulunması Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 13 Haziran 2012 tarihli ve 26 sayılı Kararı ile uygun bulunmuştur.

Söz konusu heyetin ülkemizi ziyareti, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 7. maddesi gereğince Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                            Sadık Yakut

                                                                      TBMM Başkanı Vekili

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 19 milletvekilinin, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/316)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi'nin problemlerinin araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasa'nın 98. ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddesi uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ve talep ederiz.

1) Mesut Dedeoğlu                                 (Kahramanmaraş)

2) Hasan Hüseyin Türkoğlu                     (Osmaniye)

3) Enver Erdem                                      (Elâzığ)

4) Alim Işık                                            (Kütahya)

5) Ali Öz                                                (Mersin)

6) Sinan Oğan                                       (Iğdır)

7) Kemalettin Yılmaz                              (Afyonkarahisar)

8) Ali Uzunırmak                                    (Aydın)

9) Reşat Doğru                                      (Tokat)

10) Mustafa Kalaycı                               (Konya)

11) Mehmet Şandır                                 (Mersin)

12) Lütfü Türkkan                                  (Kocaeli)

13) Celal Adan                                      (İstanbul)

14) Necati Özensoy                                (Bursa)

15) Seyfettin Yılmaz                               (Adana)

16) Oktay Öztürk                                    (Erzurum)

17) Yusuf Halaçoğlu                               (Kayseri)

18) S. Nevzat Korkmaz                           (Isparta)

19) Özcan Yeniçeri                                 (Ankara)

20) Muharrem Varlı                                (Adana)

Gerekçe:

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitemizin problemleri ve beklentileri artmıştır. Verimli ve kaliteli bir eğitim için problemlerin bir an önce aşılması gerekmektedir. Üniversitemizin problemleri arasında, fiziksel mekân problemi, kamulaştırma problemi, sosyal alanlar problemi ile akademik ve idari personel problemi üst sıralarda yer almaktadır.

Üniversitenin akademik ve idari personel kadrosu, üniversitenin ilk kuruluşunda yer alan üç fakülte için ihdas edilen kadrolardan oluşmaktadır. Sonradan kurulan Tıp Fakültesi başta olmak üzere altı fakülte ile birlikte, yüksekokul ve meslek yüksekokulları da bu kadroları kullanmaktadır. Üniversitede fakülte, yüksekokul ve meslek yüksekokulu sayısı arttığı için eğitim veren bölüm ve program sayısı da hızla artmaktadır.

Tıp Fakültesi, Merkez Avşar kampüsü dışında, İl Sağlık Müdürlüğü tarafından geçici olarak tahsis edilen binada büyük sıkışıklık içinde hizmet vermektedir. Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinin en kısa sürede tamamlanması gerekmektedir. Ziraat Fakültesinin araştırma ve uygulama alanları ile ilgili ulaşım sorunu bulunmaktadır. Bu alanlar, fakülteye 25 kilometre uzaklıkta yer almaktadır. Fakültenin, hayvansal üretim tesislerinin de yine en kısa sürede yapılması gerekmektedir.

Fen ve Edebiyat Fakültesinin ofis, sınıf ve laboratuvar gibi fiziki mekân problemi bulunmaktadır. Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi kendisine ait binası bulunmadığı için İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi binasında geçici olarak, Eğitim Fakültesi de kendisine ait binası bulunmadığı için Fen-Edebiyat Fakültesine ait binada eğitim ve öğretim görmektedir.

Güzel Sanatlar Fakültesi ne yazık ki, Atatürk Kültür ve Spor Merkezinde salondan bozma derslik ve atölyede eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İlahiyat Fakültesi ve Orman Fakültesinin de hizmet binası problemi bulunmaktadır.

Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulunun spor tesis ve çeşitliliği konusunda, Sağlık Yüksek Okulunun bina ve fiziki mekân problemi bulunmaktadır. Yüksek Öğretim Kurulunca kurulması onaylanarak Bakanlar Kurulu onayına sunulan Göksun Uygulamalı Bilimler Yüksek Okulu, Yabancı Diller Yüksek Okulu ve Elbistan Uygulamalı Teknoloji Yüksek Okullarının da çeşitli problemleri bulunmaktadır.

Afşin, Andırın, Elbistan, Göksun, Pazarcık, Kahramanmaraş, Sağlık Hizmetleri ve Türkoğlu Meslek Yüksek Okullarının da yer ve mekân, laboratuvar, makine, teçhizat, atölye, yurt, bakım ve onarım gibi problemleri bulunmaktadır.

Bu nedenle, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesinin problemleri hakkında araştırma yapılarak, gerekli önlemlerin alınması konusunda Anayasa'nın 98. ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105. maddesi uyarınca bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması yerinde olacaktır.

2.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, Dersim olaylarında kaybolduğu iddia edilen kız çocuklarının akıbetlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/317)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Dersim katliamının yaşandığı 1937 ve 1938 yıllarında, ailesi katledilen ya da ailesinden zorla alınarak Türkleştirme politikaları çerçevesinde rütbeli askerlere verildiği veya Türklerin yoğun olarak yaşadığı illere götürüldüğü iddia edilen "Dersim'in kayıp kız çocukları" hakkında karanlıkta kalan bütün soruların cevap bulması ve sayılarının tespit edilmesi; resmi arşivlerin açılarak mağdur aileler ve kamuoyu ile paylaşılması ve sayılarının açıklanması; akıbetlerinin ne olduğunun bilinebilmesi ve hayatta olanların bulunması için TBMM İçtüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri gereğinde Mecliste bir araştırma komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

 

    Pervin Buldan                                            Hasip Kaplan

         Grup Başkanvekili                                      Grup Başkanvekili

Gerekçe:

Dersim katliamı, üzerinden 73 yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ bir devlet sırrı olarak kalmıştır ancak katliamın boyutları, bölge halkının iddiaları ve o dönem devletin Dersim’e özgü çıkarmış olduğu kanunların içeriğinden anlaşılmaktadır. Katliamın tanıklarının ifadeleri ve ulaşılan belgeler yalnızca Türkiye Cumhuriyeti tarihinde değil, dünya tarihinde bile benzerine az rastlanır bir katliamın yapıldığını ortaya koymaktadır. Bütün iddialar karşısında ise devletin arşivleri hâlâ açmamış olması, katliamın gizlenen boyutunun daha da ürkütücü olduğunu düşündürmektedir.

O dönem, Dersim Bölgesi hakkında devlet yetkililerinin hazırladıkları raporlarda yer alan hususlar kapsamında, bölgeye yönelik bir katliam hazırlığı yapılmış; 25 Aralık 1935 tarihli 2884 sayılı Tunceli Vilayeti'nin İdaresi Hakkında Kanun kapsamında, yalnızca o vilayete özgü bir yönetim yapısı oluşturulmuştur.

Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte üzerinde özel bir politika ile durulan Dersim Bölgesi'nde 1937 ve 1938 yıllarında Tedip ve Tenkil gerçekleştirilmiştir. Düzenlenen askerî harekâtla, insanlar katliamdan geçirilmiş, cesetler yığılarak ateşe verilmiş; mağaralara saklanan kadın, çocuk ve yaşlılar kıyımdan geçirilmiştir. Dersim bu askerî harekât sonrası âdeta insansızlaştırılmıştır.

Yaşanan olaylarla ilgili diğer bir iddia ise ailelerini kaybeden ya da ailesinden zorla alınan kız çocuklarının zorla rütbeli askerlere ve kimi ailelere verilmek üzere Dersim'den götürüldüğüdür. Bu durum ise resmî politikalar çerçevesinde Dersim'de uygulanan baskı ve kırım politikalarının başka bir boyutunu ortaya çıkarmış ve günümüzde çözüm bekleyen bir sorun niteliğinde ortada durmaktadır.

"Çocukların zorla bir gruptan alınıp bir diğerine verilmesi" olarak özetlenebilecek bu uygulama Türkleştirme politikalarının en açık örneklerinden birini oluşturmaktadır. Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'nin 2. maddesinde söz konusu husus "soykırım" olarak tanımlanmıştır.

İsmet İnönü, Dersim hakkında açıkladığı Islahat Programı'nda, Dersim'in tamamen boşaltılması, Bakanlar Kurulunun izni olmadan yerleşim olmayacağı ve "Türklerin yoğun olduğu yerlerde kız ve erkek yatılı okulları açılarak Dersim'de beş yaşını doldurmuş kız ve erkek çocukların okutulup büyütülmesi, bunların kendi aralarında evlendirilerek, kendi ana ve babalarından kalan mallar ve mülklerin içinde birer Türk yuvası hâline getirilmesi” gibi önlemler yer almaktaydı.

Bu öneriler birer birer hayata geçirilmiş, Dersimli kız çocukları, bu politikalar çerçevesinde ailelerinden alınmıştır. Sonradan bazıları bulunmuş olunsa da sayıları belli olmayan "kayıp kız çocuklarının akıbetlerinin" ne olduğu, şimdi nerede yaşadıkları ve kaçının hayatta olduğuna dair bilgi bulunmamaktadır. Konuya ilişkin o dönemdeki resmî veriler, devlet arşivlerinde hâlâ saklı tutulduğu için kamuoyu tarafından öğrenilememiştir.

Bugün hâlâ "kayıp kız çocuklarını" arayan onlarca Dersimli aile vardır. Bazı ailelerin ya da Dersim'den o dönem götürülen kız çocuklarının kendi çabaları sonuç vermişse de çoğu aile ellerinde herhangi bir bilgi olmadığı için çocuklarını bir daha görememiştir.

 

Ailelerine kavuşmuş kız çocuklarının iddialarına göre, alınan kız çocukları genelde asker ailelerine verilmiş olduğu için, tanımadıkları bir ailenin nüfusuna kaydedilmiştir. Bazı iddialara göre ise söz konusu kız çocuklarının nüfus kaydı bile bulunmamaktadır.

Katliamın üzerinde neredeyse bir asır geçmiş ancak devlet o dönem mağdur edilmiş ve hâlâ hayatta olan vatandaşlarımız karşısındaki sorumluluğunu yerine getirmemiştir. Devletin söz konusu durum karşısındaki sorumluluğunu yerine getirmesi için yapılacakların tespiti; arşivlerin açılarak o dönem Dersim Bölgesi'nden kaç kız çocuğunun başka ailelere verildiği ve nerelere gönderildiği, kaçının hâlâ hayatta olduğu ve başkaca cevap bekleyen soruların yanıt bulması, o dönem yaşananların kamuoyu ve kayıp kız çocuklarının aileleri ya da yakınları ile paylaşılması için bir meclis araştırması açılmasını gerekli bulmaktayız.

3.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, Şeyh Sait ve arkadaşları, Seyit Rıza ve arkadaşları ile Saidi Nursi'nin mezar yerlerinin nerede olduğunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/318)

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

29 Haziran 1925'te idam edilen Şeyh Sait ve arkadaşları, 15 Kasım 1937'de idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşları ile 23 Mart 1960'da Urfa'da vefat eden Saidi Nursi'nin mezar yerlerinin nerede olduğunun tespit edilmesi ve naaşlarının ailelerine verilmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ve talep ederiz.

                Pervin Buldan                                   Hasip Kaplan

             Grup Başkanvekili                            Grup Başkanvekili

Gerekçe:

Şeyh Said ve Osmanlı'nın son döneminde Danıştay Başkanlığını yapan Seyit Abdülkadir ile 47 arkadaşı 29 Haziran 1925 yılında "İslami bir Kürt Devleti " kurma iddiasıyla yargılanıp idam edildiler.

Seyit Rıza ve arkadaşları 15 Kasım 1937'de 75 yaşında iken, oğlu ise 18 yaşından küçük olmasına karşın yaşı büyütülerek idam edildiler. Bugün kamuoyu Seyit Rıza şahsında Dersim'de (Tunceli) yaşananların bir vahşet, bir düzmece yargılama olduğunu biliyor. Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bu hukuksuzluğu Seyit Rıza'nın "Evladı kerbelayık. Be günahık. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir" şeklindeki sözleriyle anıyor.

Saidi Nursi 1960'ta Urfa'da yaşamını yitirdi. Ancak 1960 darbesini yapanlar onu mezarında dahi rahat bırakmayarak, bilinmeyen bir yere götürdüler. Saidi Nursi hem yaşamında hem de vefatından sonra Türkiye'nin en çok fikirleri tartışılan, eserleri en çok satıp okunan bir düşünürdür.

İdam edilen bu şahısların her birisinin bir ailesi, onları seven bir çevresi olduğu bilinmektedir. Hem İslami kurallara hem de "Demokratik Hukuk Devleti" olarak kendisini tanımlayan Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre, bu insanların yakınlarının ve sevenlerinin onların mezarının nerede olduğunu bilme hakkı vardır. Demokratik devlet, vatandaşlarına karşı kin gütmez, öç duygularıyla hareket etmez. Aradan geçen bunca yıla rağmen ailelerinin bu talebi görmezden gelinemez.

Kürt sorununun en hararetli tartışıldığı bu dönemde Kürtler arasında en çok sevilen, saygı duyulan bu şahsiyetlerin mezarının bulunup ailelerine, sevenlerine verilmesinin devletin geçmişiyle yüzleşmesinde ve barışçıl bir toplumun yaratılmasında çok önemli katkısının olacağını düşünüyoruz.

Bu amaçla Meclis'te bir Araştırma Komisyonu'nun kurularak, bir an önce bu şahısların mezarlarının tespiti için araştırmalara başlamasının elzem olduğunu düşünüyoruz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Sayın Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Anayasa Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Anayasa Komisyonu Raporları (1/626) (S. Sayısı: 276)  (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Dünkü birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının birinci bölümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştı.

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde üç önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

276 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 1. Maddesinde geçen “Bu Kanunun amacı; kamu hizmetlerinin işleyişinde bağımsız ve etkin bir şikâyet mekanizması oluşturmak suretiyle” ibaresinin, “Bu Kanunun amacı; kamu hizmetlerinde iyi yönetimin etkin kılınmasına yönelik bağımsız ve etkin bir şikâyet mekanizması oluşturmak suretiyle” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                      Ayla Akat                                         Sırrı Sakık

                        Iğdır                                               Batman                                                Muş

               Sebahat Tuncel                                  Levent Tüzel

                     İstanbul                                            İstanbul

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının 1. maddesinin 1. fıkrasındaki bulunmak kelimesinden sonra gelmek üzere elde ettiği sonuçları yayınlamak ibaresinin eklenmesini saygı ile arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Mehmet Erdoğan                               Mehmet Şandır

                       Konya                                               Muğla                                               Mersin

             S. Nevzat Korkmaz                               Enver Erdem                                     Sinan Oğan

                      Isparta                                              Elazığ                                                 Iğdır

                                                                       Yusuf Halaçoğlu

                                                                              Kayseri

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 1- Bu Kanunun amacı; kamu hizmetlerinde insan odaklı yönetimin sağlanmasına yönelik bağımsız ve etkin bir şikayet mekanizması oluşturmak suretiyle, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; uluslararası belgeler ve Anayasada yer alan insan haklarına dayalı, adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve önerilerde bulunmak üzere Kamu Denetçiliği Kurumunu oluşturmaktır.

                Mahmut Tanal                                  Bülent Tezcan                                  Hüseyin Aygün

                     İstanbul                                              Aydın                                               Tunceli

                 Ali Özgündüz                                Uğur Bayraktutan

                     İstanbul                                              Artvin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyor Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Tanal konuşacak.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kanunun 1’inci maddesinde eksiklik olan hususlardan… Esas kanunun amacı nedir? Kamu  Denetçiliği Kurumu, idarenin kötü, eksik ve yanlış işleyişiyle ilgili şikâyetleri incelemek, araştırmak, kötü yönetimi tedavi etmeye yardımcı olmaktır. Esas amaç bu. Peki, bu olunca, kötü yönetimi tedavi etme amacıysa, burada şikâyet kurumu getirilmiş ancak resen hareket etme, resen idarenin, kamu denetçiliğinin hareket etme gibi bir hususu kanuna, tasarıya getirilmemiştir. Bu büyük bir eksikliktir çünkü yönetimin bu hastalığının tedavi edilmesi, takdir edersiniz.. Dün konuşmacı arkadaşımızın bir tanesi, yargıdaki duruşma listesine, aynı saate 30 kişinin yazılması… “Efendim, kimse bu konuya niye müdahale etmiyor? İşte, kamu denetçisine en azından bunu şikâyet eder, bunu düzeltir.”

Değerli arkadaşlar, bu, doğru ve yerinde olan bir hadise değil. Ne açıdan doğru ve yerinde değil? Eğer aynı saatte 30 kişiye aynı duruşma saati verilmiş ise, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna aynı yargıç şikâyet edilirse zaten bu ceza alır. Yani, mevcut olan durumda, okumuş olan kesimimiz, eğer hak arama özgürlüğünü yerine getirmiyorsa, şikâyet kurumunu işletmiyorsa, çalıştırmıyorsa vatandaş bunu nasıl yapabilsin? Genellikle bu şikâyet kurumu Anadolu’da şöyle işliyor: Vatandaş “Eğer ben şikâyet edersem ne olur? İdare beni hedef alır. Ben bundan sonra iş ve işlemlerimi yürütemem.” Peki, şikâyet kurumu bu şekilde işletilmiyorsa, vatandaş bu yasal haklarını işletmiyorsa acaba şikâyete bağlı bu kurumu getirirsek bu nerede işler? Hiçbir yerde işlemez.

Değerli önceki konuşmacı arkadaşlarımız şunu söyledi: “Avrupa’da var.” Doğru, Avrupa’da var ama Avrupa’da kamu denetçisi resen hareket eder. Bizde nedir? İş olsun diye, göstermelik olarak bu kurum getiriliyor ancak Avrupa’da kurumun özü resen hareket etme unsurunu getirmemektedir. Bu da netice itibarıyla bu kurumu işlevsiz duruma getirecektir.

Bir başka husus, burada eksik olan bir başka durum da: Bizim Meclis İçtüzüğü’nün 166’ncı maddesi var. Meclis İçtüzüğü’nün 166’ncı maddesi kimlerin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna girebileceğini sayıyor. Getirilen tasarının 13’üncü maddesi, başdenetçinin Genel Kurulda yemin etmesini düzenliyor yani 13’üncü madde yemin metnini Genel Kurulda düzenliyor. Genel Kurul da, “Tanımlar” maddesine baktığımız zaman, 3’üncü maddenin (d) fıkrasında “Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu” diyor.

Peki, bizim İç Tüzük’ün 166’ncı maddesinde ne düzenleniyor? Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna kimler girebilir, bunu düzenliyor. Aynen hadise şu: Genel Kurul ve komisyon salonlarına kimlerin girebileceği saptanmıştır. Buna göre milletvekilleri, Meclis personeli, hükûmetin görev için gönderdiği personel ve çağrılan uzmanlar dışında kimse Genel Kurul ve komisyon salonlarına giremez. Bu yasağa aykırı davrananların Başkanlıkça dışarı çıkarılması gerekmektedir.

Peki, şimdi sormak lazım… Yemin 13’üncü maddede düzenleniyor, Genel Kurulda; Tüzük’ümüzün 166’ncı maddesinde bu hüküm var. Hukuk fakültelerinde, 1’inci sınıfta şu düzenlenirdi: Kanun nasıl yapılır? Kanunu halıyı örer gibi yapmak lazım.

Şimdi sormak lazım Anayasa Komisyonuna, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna, siz getirdiğiniz tasarıyla yemin metnini Genel Kurulda getireceksiniz, Tüzük’ün 166’ncı maddesine bu kişi giremeyecek. Bu bir çelişki değil midir? Efendim, biz nasıl olsa bunu yaptık, güç bizde, biz onu da değiştiririz. İşte bu mantıkla bu yürümez değerli arkadaşlar.

Şimdi, bu kuruma ihtiyaç var mı? İhtiyaç var mı yok mu, onu hemen ben söyleyeyim. Türkiye’de buna benzer Devlet Denetleme Kurulu var, görevini yapıyor mu? Yapmıyor. Ekonomik ve Sosyal Konsey var, görevini yapıyor mu? Yapmıyor. Kamu Görevlileri Etik Kurulu var, görevini yapıyor mu? Yapmıyor.

Peki, görevini yapmıyor ise getireceğiniz bu kurum ne derece görevini yapacak ve bugüne kadar mahkeme kararını… Ben, hemen… Hukuk Genel Kurulu kararı var. Hukuk Genel Kurulu kararında, Cargill davasında Başbakan bu kararı uygulatmadığı için tazminata mahkûm edildi. Eğer bir ülkede mahkeme kararları yerine getirilmiyorsa kamu denetçisinin tavsiye mahiyetindeki kararları yerine hiç getirilemez, getirilmesi de imkânsız olur bu yürütme anlayışıyla.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 14.58

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

276 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Kabul edilmemiştir, sehven söyledim, özür dilerim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Kabul edilmiştir.” dediniz, dönmeyin artık.

BAŞKAN – Sayın Genç, ben sözümden asla dönmem ama burada yalan olur. Yani yanlışlık olduğu için, yoksa yani iradi bir beyanda bulunduysam, neye mal olursa olsun bugüne kadar asla dönmedim, onun için.

Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

1’inci madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının 1. maddesinin 1. fıkrasındaki bulunmak kelimesinden sonra gelmek üzere elde ettiği sonuçları yayınlamak ibaresinin eklenmesini saygı ile arz ve teklif ederiz.

 

 

Yusuf Halaçoğlu (Kayseri) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyor Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, buyurun lütfen. (MHP sıralarından alkışlar)

Hoca’yı çok alkışlayın, benim Hocam. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Muhterem Başkan, değerli milletvekilleri; dün tam kapanırken bir beş dakikalık konuşma yapmıştım. Aslında bu kanunun temel dayandığı nokta Osmanlı Devleti’ydi. “Osmanlı Devleti’yle ilgili idari yargı sisteminin olmaması” diye başlıyordu gerekçe ama idari yargı sistemi Osmanlı Devleti’nde var. Bırakın devlet organlarının yargılanmasını, padişah bile bu yargı sistemi içerisine girer çünkü Osmanlı Devleti’nde padişah iki sebeple tahttan indirilebilir, bunlardan birincisi cinnet geçirme, yani sari hastalık vesair gibi birtakım hastalıkları varsa, yani görevini yerine getiremeyecek birtakım hastalıkları varsa, ikincisi de dinden dönmüşse tahttan indirilir. Mesela, burada bile yargı sisteminde yeri vardır Osmanlı Devleti’nde, bir defa yok denilemez.

Kısaca dün bulunmayan milletvekilleri için açıklayayım, Kadiul-kudât sistemi Osmanlılarda yoktur, Abbasi Döneminde vardır, dolayısıyla Kadiul-kudâta bağlanması da kanunun yanlıştır. Kadiul-kudât yerine Osmanlı Devleti’nde kazaskerlik sistemi gelmiştir ama ombudsmanlık sistemi de kazaskerlik sistemiyle alakalı değildir.

Yine “Dîvân-ı Mezâlim” adı altında bir meclise bağladı dün Sayın Burhan Bey ama Dîvân-ı Mezâlim de Osmanlı Devleti’nde yoktur. Dîvân-ı Mezâlim de yine Osmanlı Devleti’nden önceki İslam devletlerinde vardır, bunun yerine Osmanlı Devleti’nde Divân-ı Hümayûn vardır.

Şimdi, gelelim Osmanlı Devleti’nin bu sistemi nasıl uyguladığına. Bundan önce şunu söyleyeyim, Osmanlı Devleti’nde önemli bir kadılık sistemi vardır, yani hukuk sistemi vardır. Osmanlı Devleti’nde bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinin veya Bakanlar Kurulunun yerine kurulmuş olan kurum Divân-ı Hümayûndur. Bütün kararlar, kanunlar Divân-ı Hümayûnda alınır ve nitekim Osmanlı arşivlerine baktığınız zaman, Osmanlı arşivlerinde bununla ilgili mühimme defterleri kurulmuştur, mühimme defterleri vardır. Alınan karar padişahın onayına sunulur, padişah bunu kabul ederse başına tuğra çekilir yani Resmî Gazete’de yayımlanmış olur ve kanun hükmüne girer ama eğer böyle bir uygulama yoksa o uygulama yani padişah bu kanunu Şeri Şerif’e yani Anayasa’ya aykırı görürse -ki Osmanlı Devletinde Şeri Şerif sadece dinî kurallara göre değildir, onun dışında Kanunname-i Örfi Osmani vardır, bunlara aykırı görecek olursa- şeyhülislamdan fetva ister. Yani şeyhülislam bugünkü anlamda Anayasa Mahkemesi Başkanıdır. Dolayısıyla şeyhülislam en yüksek dereceli bir memur olmasına rağmen Divân-ı Hümayûnda bunun için yer almaz yani onun üyesi değildir. Dolayısıyla sistem çok farklıdır. Osmanlı Divân-ı Hümayûnuna doğrudan doğruya bugünkü ombudsmanlık dediğimiz sistem bağlıdır, onu biraz sonra, bir sonraki şeyde açıklayacağım çünkü zamanım yetmez. Dolayısıyla Osmanlı Devleti’nde bu sistem, Demirbaş Şarl tarafından alınırken söylendiği gibi Kadiul-kudâtlık üzerinden alınmamıştır. Dolayısıyla bunu farklı bir şekilde göreceksiniz.

Şöyle bir düşünün: Osmanlı İmparatorluğu üç kıtada yayılmış, 23 milyon kilometrekare toprağa sahiptir. Böyle bir devlet, bugünkü telefon, teleks vesair olmadığı hâlde nasıl olur da altın oranı yakalayan bir imparatorluk olabilir yani adaleti, her türlü sistemi en iyi şekilde yürütmüş olabilir? Bunu bu şekliyle düşündüğünüz zaman Osmanlı Devleti’ndeki bu, işte, ombudsmanlık dediğiniz sistem yani kamu denetçiliği sisteminin önemi ortaya çıkıyor. Bunun nasıl yürütüldüğü, bunun bu şekliyle nasıl yürütüldüğü meselesine gireceğim ancak şunun üzerinde durmamız lazım: Bir defa, Osmanlı Devleti’nde kadılık sistemi çok farklı bir sistemdir, bugünkü hukuk sistemimizden bile farklıdır. Bana göre daha adil uygulamalar yapılmıştır.

Şöyle ki: Osmanlı devletinde ilk kadılar yine imtihanla alınır, 20 akçalık, 30 akçalık, 50 akçalık, 100 akçalık ama bunlar yevmiyedir, günlüktür. En yüksek kadılık Osmanlı Devleti’nde “mevleviyet” denilen taht kadılarıdır yani İstanbul’daki “Biladi Selase” denilen Eyüp, İstanbul ve Galata kadılıklarıdır. Onun ötesinde, Edirne ve Bursa da mevleviyet kadılıkları mesabesindedir ve günlük 500 akçadır. Kadıların geliri, maaşı 500 akçadır, yani bugünkü anlamda söyleyecek olursam 7 altındır, 7 cumhuriyet altınıdır günlükleri.

Dolayısıyla, işte, taht kadılıklarından, mevleviyetten Anadolu kazaskerliğine geçilir. Anadolu kazaskerliği süresini tamamlayanlar Rumeli kazaskeri olur, Rumeli kazaskerlerinden veya bunların mazûllerinden, emeklilerinden şeyhülislam atanır. Yani şeyhülislam din adamı değildir, kadıdır, hukukçudur. Dolayısıyla, sistemi Osmanlı Devleti’nde bu şekliyle ortaya koyduğumuzda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Bundan sonraki konuşmamda devam edeceğim. 

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaçoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

276 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 1. Maddesinde geçen "Bu Kanunun amacı; kamu hizmetlerinin işleyişinde bağımsız ve etkin bir şikâyet mekanizması oluşturmak suretiyle" ibaresinin, "Bu Kanunun amacı; kamu hizmetlerinde iyi yönetimin etkin kılınmasına yönelik bağımsız ve etkin bir şikâyet mekanizması oluşturmak suretiyle" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Levent Tüzel (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Tüzel, buyurun.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, 12 Eylül referandumuyla Anayasa’nın 74’üncü maddesinde getirilen kamu denetçiliğine ilişkin yasa tasarısını görüşüyoruz ve bu düzenlemeyi Anayasa’ya uygun hâle getirmek üzere hazırlanmış, idarenin işleyişiyle ilgili yurttaşların şikâyetlerini çözmeye dönük bir kurum kamu denetçiliği ve tabii, Meclise bağlı bir kurum olarak örgütleniyor oluşu bunu daha da önemli kılıyor.

Yasanın hazırlanmasında, uzun zamandan bu yana Avrupa Birliğine uyum sürecinin bir parçası olarak ele alındığını biliyoruz, ama sadece “Avrupa Birliği istedi.” diye ya da salt “yaptık” demek için olmamalı tabii ki.

Bu açıdan dünyadaki örnekleriyle uyumlu, uygun olup olmadığı açısından birçok sorun içerdiğini gözlemek mümkün. Aynı şekilde, kuruluş amacına uygun  bir işlev ve uygulama içerisinde olup olmayacağı da şüpheli ve bu açıdan birçok sorun alanları var.

Öncelikle, dünyadaki, Avrupa’daki örneklerine bakıldığında, kamu denetçiliğinin işlevli ve sonuç alıcı olabilmesi için birçok uzmanlık alanına göre örgütlendiği görülüyor. Oysaki, bizim hazırladığımız düzenlemede bunun olmaması bir yetersizlik olarak karşımıza çıkıyor. Bu yetersizlik, aynı zamanda, sayısal planda da çıkıyor yani 1 baş denetçi, 5 denetçinin olması milyonlarca yurttaşın özellikle bugünkü devlet gerçekliği, idarenin işleyişi karşısında bu alanda çözüm üretmesini imkânsızlaştırıyor.

Tabii, aynı şekilde idari yargıyı tüketme zorunluluğunun getirilmiş olması, keza kutsal sermayeye dokunmamak adına “devlet sırrı”, “ticari sır” kavramlarına sığınma, bütün bunlar aslında bu işleyişte bir yetersizliği beraberinde getirecektir.

Tabii, kamu denetçilerinin asıl iş göreceği, çalışma yürüteceği alan devlet-yurttaş ilişkilerinde insan hakları ve özgürlükleri alanı olduğunda, yasanın getirdiği dokunulmazlık alanları yani istisnalar bu açıdan başka bir sorunu yaratıyor, bu amacı ve işlevselliği ortadan kaldırıyor. Örneğin, cezaevlerindeki hak ihlalleri ya da Silahlı Kuvvetler bünyesinde meydana gelen hak ihlallerinin soruşturulamayışı bu açıdan da önemli, dikkat çekici bir durum.

Tabii, asıl önemlisi de bütün muhalif görüşlerin üzerinde durduğu tarafsızlık ve bağımsızlık ilkesi sorunu. Şimdi, Meclise bağlı bir kurum. Meclis çoğunluğu ve iktidar partisinin ağırlıklı belirleyeceği bir denetçilik kurumunun bağımsız ya da tarafsız olacağından söz etmek gerçekten mümkün değil yani sadece “Emir verilemez.”, “Talimat alamaz.” türü hükümler koymuş olmak bunu sağlamıyor. Gerçekten bir hükûmet komiseri olmaması için bu denetçilerin seçimi yöntemi son derece önemli.

Asıl ihmal edilen alan, tabii ki kadınlar meselesi, kadınların bu alanda temsil edilmesi, kadın hakları alanında, kadın haklarına dönük ihlaller alanında kamu denetçilerinin pozitif bir ayrımcılık ve toplumsal cinsiyet eşitçiliği yönüyle temsiliyeti sorunu, ki bu yasa, düzenleme bunu hiç görmemiş. E tabii, yani kadın haklarında bu denli fütursuzca konuşma cesaretini kendinde bulan bir iktidarın, özellikle kürtajı yasaklama girişimleri karşısında, bu yasayı hazırlarken ya da kamu denetçiliği alanını kadınlar gözüyle görmesi açısından böyle bir yaklaşımı taşıması hiç mümkün değil.

Şimdi, esas mesele, tabii bu kamu denetçiliği düzenleniyor ama bir gerçeklik, mahkeme kararları dahi uygulanmayan bir devlet işleyişi, bir idari yönetim var. Dolayısıyla ombudsmanlar, idaredeki bu keyfîyet karşısında ne yapacaklar? Dolayısıyla ombudsmanla devlet işleyişi bir çırpıda demokratik olmayacaktır, aynı şekilde, yurttaşların uğradığı hak ihlalleri de son bulmayacaktır. Biz esasen, devlet işleyişindeki sorunları ve sonuçları konuşuyoruz. Asıl, devletin demokratikleşmesi, demokratik bir anayasanın yapılacağı bir ortamın sağlanması önemlidir. Bugün üzerinde yoğunlaşmamız gereken ve burada sorun çözmemiz gereken, alan budur.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tüzel.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddede iki önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum.

T.B.M. Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı yasa tasarısının 2. maddesinin başındaki “Bu Kanun” ibaresinden sonra “Kamu Başdenetçisi ve” ibaresinin eklenmesini arz ederim.

                                                                                                                                    Kamer Genç

                                                                                                                                        Tunceli

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının 2. maddesine “…özlük haklarına” ibaresinden sonra gelmek üzere “görev ve sorumluluklarına” ibaresinin gelmesini arz ve teklif ederiz.

               Yusuf Halaçoğlu                               Nevzat Korkmaz                                     Faruk Bal

                      Kayseri                                             Isparta                                               Konya

              Mehmet Erdoğan                            Ahmet Duran Bulut

                       Muğla                                            Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Muhterem Başkanım.

Değerli milletvekilleri, demin kaldığım yerden devam etmek istiyorum.

Şimdi, böylesine bir teşkilat kurmuş Osmanlı Devleti’nin tabii ki -biraz önce söylediğim gibi- çok uzak coğrafyalara kadar uzanan idari teşkilatı içerisinde yönetimle halk arasındaki ilişkilerin nasıl takip edileceği önemli bir mesele hâline gelmiştir. Dolayısıyla “Osmanlı Devleti altın oranı yakalamış.” demiştim demin yani adaleti en üst seviyede uygulamış bir devlet olarak, bu çerçeve içerisinde, kamunun yöneticilerle ilişkisini çok iyi bir şekilde düzenlemiştir, şöyle ki: Bugün ombudsmanlık olarak ortaya çıkarılan ama Divân-ı Hümayûna doğrudan doğruya bağlı bulunan bir müfettişlik kurmuştur, bu müfettişlik “mehayif müfettişliği” adını almıştır, mehayif müfettişliği, “hayf” kelimesinden geliyor. Dolayısıyla bu müfettişlik doğrudan doğruya Divân-ı Hümayûna bağlıdır. Divân-ı Hümayûn, bugünkü        -dediğim gibi- Türkiye Büyük Millet Meclisinin karşılığıdır yani yasama organıdır. Dolayısıyla bu kişiler doğrudan doğruya değişik şartlarda coğrafyaları geziyorlar.

Ancak şurasını da özellikle belirteyim: Osmanlı Devleti’nde sadece mehayif müfettişleri gibi bir müfettişlikle taşradaki yönetimle halk arasındaki ilişkiler düzenlenmiyor, aynı zamanda halkın doğrudan doğruya Divân-ı Hümayûna şikâyetlerini yazma hakkı var, bu yazılıyor. Nitekim Osmanlı arşivlerine baktığınız zaman “şikâyet defterleri” adı altında defterler mevcuttur. Burada şikâyetler Divân-ı Hümayûnda doğrudan doğruya görüşülüyor ve verilen karar nihai karardır ve değiştirilemiyor, mahkemelerin de üzerindedir. İşte mehayif müfettişleri de değişik şehirlere, bu şikâyet edilen yerlere gidiyorlar, halkın her türlü sorunlarını görüşüyorlar. Mesela, bir dava konusunda tereddütte bulunan bir kişi meselesini bu müfettişe bildiriyor, müfettiş bunu yazılı olarak Divân-ı Hümayûna getiriyor, gerekirse kişi çağrılıyor, orada kendisini savunma hakkı da veriliyor, orada direkt olarak görüşme yapılabiliyor ve Divân-ı Hümayûnda verilen karar kesin karar oluyor. Dolayısıyla şunu da özellikle belirteyim: Halktan herhangi bir kişi, kamudan herhangi bir kişi oradaki yöneticilerden şikâyetçi olduklarında, o yönetici oradaki halka en küçük bir zarar vermeye kalkıştığı takdirde doğrudan doğruya Divân-ı Hümayûn tarafından ya görevden alınıp cezai işlem yapılıyor ya kafası kesiliyor, dolayısıyla böylesine ağır yükümlülük var. Dolayısıyla herhangi bir şekilde yöneticilerin şikâyetçi olan halka bir baskı yapmaları da söz konusu olamıyor. Dolayısıyla mehayif müfettişliği, devletin herhangi bir şekilde gereksiz vergi almalarından tutun herhangi bir baskı, mahkemelerde herhangi bir şekilde adaletsiz hüküm verme gibi değişik konularda doğrudan doğruya Divân-ı Hümayûnunun sesi hâline geliyor, kendilerinin sesini duyuracak bir kişi hâline geliyor.

İşte, Demirbaş Şarl’ın aslında faydalandığı ve ombudsmanlık olarak ortaya koyduğu sistem doğrudan doğruya bu mehayif müfettişliklerine dayanıyor, Kadiul-kudâta değil veya Dîvân-ı Mezâlime bağlanmıyor, o tarihlerde dediğim gibi yok. Çünkü Demirbaş Şarl, 1709’da Poltava’da Ruslara yenildikten sonra Osmanlı Devleti’ne sığınıyor, önce Özi’ye geliyor, Özi’de bir müddet kalıyor, sonra Dimetoka’ya alınıyor, İstanbul’a hiçbir zaman getirilmiyor ama Dimeteko’ya geldiği zaman Edirne’ye de gittikleri oluyor. Dört sene kalıyor, 1713 yılına kadar kalıyor, o sırada Osmanlı devlet sistemini inceliyor, o bölgelere giden mehayif müfettişlerini inceliyor. Dolayısıyla onlardan esinlenerek ülkesine döndüğünde kendi terimleri olarak “ombudsmanlık” olarak nitelendirerek böyle bir teşkilat kuruyor.

Dolayısıyla değerli milletvekilleri, bu sistemi kurduğumuzda yapacağımız en önemli şey, eğer başarıya ulaşmak istiyorsak, herhangi bir siyasi iradeye mahkûm olacak veya siyasi iradenin etkisinde kalacak bir sistem kurmamamız gerekiyor. Bu birinci şarttır eğer bunun gerçekten iyi işlemesini istiyorsanız. Osmanlı’da son derece iyi işlemiştir, çünkü herhangi bir şekilde siyasi iradeye tabi değildir.

İkinci olarak, bakın, buna benzer birçok kurumlar oluşturuluyor, kurulan kurumlar da aynı şekilde maalesef… Mesela, Başbakanlıkta İnsan Hakları kurumu kuruluyor ama ne yazık ki üyelerinin 7 tanesi, 11 üyeden 7 tanesi Bakanlar Kurulu tarafından atanıyor. Böyle bir şey olduğunda, zaten yürütmeyi denetleyecek olan insanların yürütme tarafından atanması asla onun başarıya ulaşmaması anlamına gelir. Burada da, ombudsmanlıkta da aynı şeyin yapılması gerekiyor.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaçoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBM Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı yasa tasarısının 2. maddesinin başındaki “Bu kanun” ibaresinden sonra “Kamu Başdeneticisi ve” ibaresinin eklenmesini arz ederim.

                                                                               Kamer Genç

                                                                                   Tunceli

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) –Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Genç, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu arada, tabii ben söz almadım. Bu, adliyelerin kapatılmasıyla ilgili bizim, Tunceli’de de Nazımiye ve Mazgirt adliyelerinin de kapatıldığı şeklinde bize bir bilgi geldi. Şimdi, Sayın Başkan, bu Hükûmetin bir şeyden haberi yok. Şimdi, Nazımiye ve Mazgirt ilçelerinin merkeze uzaklıklarının yanında, ayrıca da orası terör bölgesi. Şimdi, kanuna göre siz bir suçluyu yakaladığınız zaman yirmi dört saat içinde mahkemeye götürmeniz lazım. E nasıl götüreceksiniz? Yani bunları düşünmeden masa başında ondan sonra hallediyorlar.

Şimdi, Sayın Başkan, öyle bir kanun getirmişler ki şimdi hem Hükûmet sırasında oturan arkadaşa sormak istiyorum hem de Komisyon Başkanımıza. Diyor ki: “İdarenin eylem ve işlemleriyle tutum ve davranışları...” “Eylem, işlem”i anladık da “tutum ve davranış” ne? O ne anlama gelir? Yani Burhan Bey, sizin karşınıza bir hanım geldi. “E ben Burhan Bey’in karşısına gittim, bana göz kırptı.” mı diyecek? Bunu başdenetçi diyecek: “Yahu, ey Burhan Bey, senin karşına gelen kişiye niye göz kırptın?” mı diyecek? Eylem ve işlemleri, tutum ve davranışları… Hukuka uygunluğunu anladık da hakkaniyete uygunluğu nasıl olacak? Eylem ve işlemleri, tutum ve davranışları, hukuka uygun olup olmaması dışında ayrıca da hakkaniyete uygun olacak. Yahu, bu hakkaniyet nasıl olacak? Arkadaşlar yani öyle saçma sapan bir anlayış getirilmiş ki, öyle bir kanun hazırlanmış ki tabii maddeleri buradan müzakere etmediğimiz için şey etmiyoruz.

Bizim, şimdi kanunun 2’nci maddesinde, “Kapsam: Bu Kanun; Kamu Denetçiliği Kurumunun kuruluş ve görevleri...” Hayır, bu kanun, kamu başdenetçiliği ve kamu denetçiliği ile ilgili ilkeleri belirtir. Yani esas, kamu başdenetçiliği ve kamu denetçiliğidir. Çok eksik bir şey.

Aslında arkadaşlara benim bir tavsiyem var: Ya arkadaşlar, sizin amacınız, kendinize yine 5 tane arpalık -yani 5 değil tabii, 1 başdenetçi, 5 tane denetçi, genel sekreter- yani bir arpalıklar ihdas edeceksiniz. Zaten siz de bunun seçim usulünü de işte Cumhurbaşkanlığındaki esasa göre getirmişsiniz. Tayyip Erdoğan ne dedi? “Abdullah Bey kardeşimiz Cumhurbaşkanı adayı.” Siz başkasını seçtiniz mi? Seçmediniz. “Meclis iradesi” diye bir şey var mı? Yok. Burada da Meclise, böyle yapacağınıza, Tayyip Bey hiç bu kanuna falan da gerek yok işte kendisinin bildiği, belki Fethullah Gülen’i mi getirecek veya başkasını başdenetçi atasın, tamam, “Bizim başdenetçimiz bu.” Ee, 5 tane de başdenetçi yardımcısını getirip istediğiniz miktarda da maaş verirsiniz.

Bu kanunların hepsi fuzuli, gereksiz çünkü yani kanunun yazılışı, ilkeleri o kadar hata ki bir de vatandaşlara “Başdenetçi altı ay içinde karar verir, vermediyse dava açma süresi başlıyor.” Bunlar o kadar önemli konular ki dava süresi, dava açma süresi ne zaman durur, ne zaman başlar, bunu vatandaşların bilmesi çok zor, aynı zamanda da hak kaybına şeydir.

Efendim, başdenetçinin düzenleyeceği raporun hukuki değeri ne olacak, sonucu ne olacak? Yok. İdare isterse buna riayet eder, istemezse etmez. O zaman, yani mahkemelerin durumu ortada. Mahkemeler bugün artık yok, Tayyip Bey’in iradesi var. Türkiye’de bunu herkes biliyor. Tayyip Bey “Şu kişi tutuklanacak.” diyorsa tutuklanıyor, “Şu kişi tutuklanmayacak, serbest bırakılacak.” diyorsa serbest bırakılıyor. Şimdi, zaten başdenetçi de ne yapacak? Şimdi gelip de AKP’nin bürokratlarının ve sizin düşüncenizin dışında herhangi bir vatandaşın düşüncesini, haklı olan bir talebi rapor hâline getirip de idareye bildirmesi mümkün mü? Değil.

Dolayısıyla, yani bunların hepsi fuzuli şeyler, vatandaşı fuzuli şeylerle uğraştırıyorsunuz. Yani Türkiye’de “hukuk” diye bir şey kalmamış, “irade” diye bir şey kalmamış, bir tek Tayyip Erdoğan’ın iradesi.

Bakın, bir seneden fazla, seçilen 5 tane, 8 tane milletvekili buraya gelemiyor. Niye? Tayyip Erdoğan istemiyor bunu. Bunu açık ve seçik herkes söylüyor. Yani biz bunu her yerde de duyduk.

Efendim, özel görevli mahkemeler… Bunlar özel görevli mahkemeler. Yani sizin, Tayyip Bey dışındaki kişilerin burada karar verme, inisiyatif koyma, Türkiye’nin meselelerini ortaya koyma diye bir özgürlükleri de yok, bir kişilikleri de yok. Dolayısıyla, o ne derse o olur. Dolayısıyla, artık, üç sene daha da iktidarda kalacağınıza göre bunlarla Meclisi de meşgul etmeye gerek yok. Tayyip Bey nasıl isterse, Padişah Tayyip Bey. Tayyip Bey padişahlığında ne isterse o. Emirname yayınlanır, siz de riayet edersiniz, memleket de şey eder. Onun için, yani bu gibi şeyleri getirip saçma sapan, ondan sonra, gerekçelerle, başı belli değil, sonu belli değil, vatandaşa ne getirdiği belli olmayan, devlete de birçok külfetler getiren böyle tasarılarla Meclisin işgal edilmesi bence haksız bir şey.

Önergemin kabulünü istiyorum.

Bu arada da karar yeter sayısı istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Karar yeter sayısı yoktur, birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 15.36

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

276 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç’in önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

İki Kâtip Üye anlaşamadı. Birisi “Var.”, birisi “Yok.” diyor.

Elektronik cihazla oylama yapacağım.

İki dakikalık süre veriyorum, oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddede üç önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı'nın 3’üncü maddesinin 1'inci fıkrasının (ç) bendinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"ç) Denetçi: İhtisas alanlarına ayrılmış Kamu Denetçilerini,"

                   Ali Sarıbaş                                       Kazım Kurt                                       Kamer Genç

                   Çanakkale                                         Eskişehir                                            Tunceli

                Bülent Kuşoğlu                                  Ali Özgündüz

                      Ankara                                             İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

276 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 3. Maddesinden ç) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

ç) Denetçi: Uzmanlık alanlarına göre ayrılmış Kamu Denetçilerini

                    Ayla Akat                                       Levent Tüzel                                    Pervin Buldan

                      Batman                                            İstanbul                                               Iğdır

               Sebahat Tuncel                                     Erol Dora                                       Hasip Kaplan

                     İstanbul                                             Mardin                                               Şırnak

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının;

1- 3. maddesinin 1. fıkrasına aşağıdaki bendin eklenmesini ve diğer bentlerin teselsül ettirilmesini,

e) Denetçiler Kurulu; Başdenetçi başkanlığında kamu denetçilerinden oluşan kurulu,

2- 3. maddesinin 2. fıkrasının;

"(2) Komisyonun Başkanı, Başkanvekili, Sözcüsü ve Kâtibi; Mecliste grubu bulunan muhalefet partilerinin birer üye ile temsil edilecek şekilde seçilir." şeklinde değiştirilmesini saygı ile arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Mehmet Erdoğan                                  Sinan Oğan

                       Konya                                               Muğla                                                 Iğdır

                Mehmet Şandır                                  Enver Erdem                                  Nevzat Korkmaz

                      Mersin                                              Elazığ                                               Isparta

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Bal, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, kanun tasarısının geneli üzerin yaptığımız konuşmada, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, vatandaşın hakkının, hukukunun devlet yetkisini kullanan kişi, kurum ve kuruluşlara karşı korunabilmesi amacıyla, ombudsmanlık ya da Kamu Denetçiliği Kanun Tasarısı’na pozitif bir açıdan baktığımızı ifade etmiştik. Bu bakış açısıyla sorumlu muhalefetin gereği olarak yol gösterici, aydınlatıcı bir anlayış içerisinde de olgun hâle getirilmesi ve olgunlaştırılmasına katkıda bulunacağımızı ifade etmiştik. Bu görevimizi gerek Anayasa Komisyonunda gerek alt komisyonda yaptık, dileklerimizi, temennilerimizi, kanunun geneli üzerine yaptığımız konuşmada ifade ettik ancak iktidar partisinin “Dediğim dedik, çaldığım düdük.” anlayışından vazgeçmediğini, maalesef 3’üncü maddeye gelinceye kadar gördük.

“Deveye demişler ki: ‘Boynun eğri.’ Demiş ki: ‘Nerem doğru?’” Şimdi, bu kanunun -Sayın Yusuf Halaçoğlu’nun ifade ettiği gibi- ilham aldığı “Kadiul-kudât” şeklindeki kaynağı yanlış; Osmanlının değil, Emevi’nin. Emevilerin nasıl bir İslam anlayışı benimsediğini bütün İslam âlemi bilmektedir. İslam âlemine gelen bütün sorunların Emevi kaynaklı olduğunu herkes bilmektedir. Bu iktidar partisi de, anlaşılmaktadır ki Emevi anlayışıyla bir yönetimi hâkim kılabilmek için bu kanunun ruhuna, özüne böyle bir iktidar gücünü tekleştirme, iktidar gücünü…

Sayın Başkan, sayın milletvekillerini lütfen uyarabilir miyiz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sükûneti sağlarsak… Lütfen…

Buyurun Sayın Bal.

FARUK BAL (Devamla) – Emevi anlayışı bir yönetim anlayışını bu kanunun ruhuna sindirebilmek için “Kadiul-kudât” denilen o müesseseyi bunun gerekçesine ilhak ettiği anlaşılmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bizim “kamu denetçiliği” kavramına bakış açımız şudur: Adı üstündedir, kamunun denetimi. Niçin yapılacaktır bu kamunun denetimi? Vatandaşın hakkının, hukukunun hakkaniyet çerçevesi içerisinde, adalet çerçevesi içerisinde korunması ve bunun, devlete karşı vatandaşın, bireyin güçlendirilmesi amacıyla olacaktır. Bu kanun, kendisini denetleyecek kamu başdenetçisini iktidar kendisi seçecek şekilde ve başdenetçiye de her türlü görev ve yetkiyi vermek suretiyle yerine getirmektedir yani “Güçleri hem benim dediğim kişinin uhdesinde toplayacaksınız hem de bütün yetkiler benim tayin edeceğim kişi üzerinde toplanacaktır.” anlayışıyla düzenlenmiştir. Bu bir denetim değildir.  

Bu iktidarın yapacağı yanlışları, vatandaşın hakkını, hukukunu, adaletini hakkaniyet ölçüleri, hukuk ölçüleri içerisinde değerlendirme işi değil; tamamen iktidarın yaptığı yanlışları, iktidarın siyasi sorumluluğundaki kamu görevlilerinin vatandaşa eziyeti, vatandaşa yaptığı yasak, kanun dışı işleri aklama, paklama kanunu hâline gelecektir. Bunun önüne geçilebilmesi için işte iki tane öneriyi bu önergeyle sizlerin takdirine sunuyoruz. Bunlardan bir tanesi, tasarının 3’üncü maddesinin birinci fıkrasında, iktidarın oylarıyla seçilecek kişinin tek başına karar verebilmesini engelleyebilmek amacıyla denetçilerden oluşan bir denetçiler kurulunun ihdas edilmesi, yapılacak incelemelerin bu denetçiler kurulunda değerlendirilmesine imkân sağlanması, bu şekilde bireysel hatalardan arındırılmış, kolektif iradeye dönüşebilecek bir denetim sisteminin oluşturulmasını öngörüyoruz. İkincisinde ise, bu denetçileri ve başdenetçiyi, iktidarın sayısal üstünlüğünün bulunduğu Dilekçe Komisyonu ve İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu seçecektir.

Değerli arkadaşlarım, hepimiz biliyoruz ki parmak çoğunluğu iktidarın elindedir. Oysa, denetim, muhalefetin hakkıdır, muhalefetin denetim içerisinde bulunması denetime denetim ruhunu verir. İktidarın -kendi seçtiği kişiye- kendi parmak çoğunluğu, sayı çoğunluğuyla seçtireceği kişinin denetim yapmasının imkân ve ihtimali yoktur, bunu mümkün kılabilmek için komisyonda muhalefet partilerini etkili kılacak şekilde düzenleme yapılmasını öneriyoruz. Bu önergeyi değerli milletvekillerinin takdirine sunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

276 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 3. Maddesinden ç) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

ç) Denetçi: Uzmanlık alanlarına göre ayrılmış Kamu Denetçilerini

                                             Hasip Kaplan(Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, çok önemli bir tasarıyı görüşüyoruz. Ombudsman, kamu denetçiliği, sözcüsü, hakemi, avukat İspanya’da; farklı isimlerde yer alıyor. Avrupa Birliği istediği için değil, gerçekten hukuk devletlerinde bu kurumlara ihtiyaç var. Ancak, her şeyi sağlıksız yaptığımız gibi, on yıl tartışılan bu ombudsmanlık kurumunu da tersinden ve yanlış yapıyoruz.

Bir: Dokunulmazlığı olacak, tarafsız olacak, bütçesi bağımsız olacak, kurumsal olarak yargının, yürütmenin ve yasamanın üstünde olacak. Siz Meclisin, yasamanın bünyesinde bir komisyon gibi oluşturuyorsunuz bu yasayla. Bu nasıl bağımsız olacak? Bunu bu şekilde yaptığınız da yetmiyor. Kendi istediğiniz denetçiyi seçeceksiniz. O denetçiyi de siz seçeceksiniz, Mecliste çoğunluk olan iktidar. Çoğunluktan Hükûmet çıkıyor, yürütme. Yürütme, yasama birleşiyor. Yürütmeyi de denetleyecek olan böylesi bir kurum. Bu da bireyin haklarını, vatandaşın haklarını kamu denetimine kullanacak bir kurum. Siz bu kurumun bağımsız olacağına inanıyor musunuz? Ben inanmıyorum.

Bir şey daha söyleyeyim: Bu, tasarıyla, kanunla olacak bir şey değil, arkadaşlar, yanlış yapıyoruz. Bu yeni anayasanın tartışma konusudur. İspanya Anayasası -54’üncü madde- kamu denetimi kurumunu anayasada yerleştirmiş. Siz de yeni anayasada bunu yerleştirirsiniz, bütün grupların temsil hakkı da olur ve yeni anayasaya göre yeni kanun yaparsınız.

Şimdi, benim söyleyeceğim sözlere Sayın Burhan Kuzu’nun Komisyon Başkanı olarak cevap vermesini istiyorum. Benim elimde iki tane tasarısı var Hükûmetin. Bu Hükûmetin havası bir senede değişiyor arkadaşlar. Hükûmetin ayarı da bir senede değişiyor, Hükûmetin düşüncesi de bir senede değişiyor, tasarısı da bir senede değişiyor. Bakmak isteyen olursa, elimde geçen senenin tasarısı var, 609 sıra sayılı. Gelmişti Genel Kurula, seçime girdik, kaldı.

Ya, kardeşim, geçen dönem 10 tane kamu denetçisine ihtiyaç duymuş Anayasa Komisyonu. Gelmişsiniz, bir yıl geçmiş aradan, 5’e düşürmüşsünüz. Ya, bu kadar da oransızlık olmaz ki. Uzman sayısını 150 artırmışsınız, denetçi sayısını azaltmışsınız. Allah aşkına, başdenetçi, başhakem bunlar, memur değil, uzman değil. Ne oluyor, siz hakem kurulu mu kuruyorsunuz, kendinize bağlı bir komisyon mu kuruyorsunuz? Bu kabul edilir bir yaklaşım değil. 10’u 5’e indirdiğiniz zaman bu komisyon komisyon olmaktan çıkar. Bunu, Meclisin altında, bir İnsan Hakları Komisyonuna, bir Dilekçe Komisyonuna çevirirsiniz ve onu asıl amacından çıkarırsınız.

Avrupa Birliğindeki ülkelerde aldığı kararlar yüzde 100 uygulanıyor. Demin arkadaşlarla konuştum, dediler ki: “Bir tek istisnası var, Yunanistan’da yüzde 90 uygulanıyor.” Bir de Avrupa Parlamentosunda ombudsman kurumu var. En iyi Avrupa Parlamentosunun, Avrupa Birliğinin ombudsmanına da en çok başvuru nereden? İspanya’dan, arkadaşlar. Yani bu konuda bilinçli olan yurttaş askeri de denetleyecek, hâkimi de denetleyecek, polisi de denetleyecek, gümrükçüyü de denetleyecek, kendisine eza eden, işkence eden hangi kurum olursa olsun denetleyecek. Siz baştan buraya “Asker denetlenemez, silahlı güçler denetlenemez, polis denetlenemez, yargı denetlenemez.” derseniz… Zaten bu ülke bunlardan çekti, AİHM’de iki bin beş yüz davadan mahkûm olanlar bunlar. Bunları niye koruyorsunuz? Bunları korursanız bu kurum işlemez.

Arkadaşlar, Gırgırlık olursunuz sonra böyle, bakın: Başbakanın elinde cezaevinin anahtarları -bu eski büyük anahtarlardan, Gırgır’da görüyorsunuz- Sayın Kılıçdaroğlu da yanında. Tam da görüşüyorlar, Kürt sorunu konusunda bir çözüm, bir açılım, bütün belediye başkanları, seçilmişler alınıyor içeriye. Ondan sonra Gırgır da gırgırını yapmış: “Haydi akil insan aramaya çıkalım!”

Arkadaşlar, 10 bin kişiden fazlasını aldınız, dışarıda akil insan bırakmadınız, akil insan kalmadı.

Şimdi, bu hukuksuzluğu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) - …vatandaş sorgulayacak, “sorgulayamazsın…” Olmaz arkadaşlar, bu yanlış bir şey, bu yanlış iş.

Söyleyeceklerim bundan ibarettir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı'nın 3’üncü maddesinin 1'inci fıkrasının (ç) bendinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"ç) Denetçi: İhtisas alanlarına ayrılmış Kamu Denetçilerini,"

                                             Ali Özgündüz (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli milletvekilleri, 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin 1’inci fırkası (ç) bendinin değiştirilmesi konusunda söz aldım. Ancak, burada, bu kanuna özüyle birlikte baktığımızda, vatandaşımızın yani birey haklarının, kişi haklarının burada savunulmasından çok yönetilenlerin yaptığı ya da birey haklarının çiğnendiği olayların bir şekilde yönetenler tarafından yok edilmek ve örtbas edilmek adına bir kanun çıkardığımızı görüyoruz.

Şimdi, burada, nasıl kuvvetler ayrılığından bahsediyorsak denetimden, denetçilikten bahsetmek ve -bizim adımıza gerçekten Yargıtayı seçme gibi, seçim kanunlarımızda seçerken- burada çoğunluğun, hükûmetlerin kendi yaptıkları hatayı… Yine, hükûmetin kendi çıkaracağı, seçeceği denetçiler tarafından denetlenebilmesi, bir bağımsızlık ve Anayasa’yı da kendi aramızda da, bireysellik anlamında da yok saymaktır.

Şimdi, bu yetmiyor. Onlara olabildiğince haklar veriyoruz, olabildiğince güçlendiriyoruz ama sadece de o yetmiyor; bunu da bir dar kalıp içerisinde bırakıyoruz. Çünkü burada, bütün her şeyin altında ne kadar uzman kadrolar da oluşsa burada seçeceğimiz denetçileri, 5 tane denetçiyi, her şeyi bilebilen, her şeye karar verebilen bir anlayışla, yetişkinlik içerisinde bulamayız. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, her mahkemede olduğu gibi her denetçide de mutlaka olmazsa olmaz koşul ihtisaslaşmadır.

Onun için, burada, gelin, Türkiye gibi, 75 milyon insanımızın yaşadığı ve özellikle de Türkiye’de… Türkiye'nin sosyoekonomik ve kültürel yapısı, coğrafik yapılarına baktığımızda burada ihtisaslaşmanın gerekli olduğuna mutlaka inanmalıyız ve doğru bakmalıyız. Burada hepimiz bu güven içerisinde olmalıyız. Bunun içinde askerî, güvenlik, cezaevi, kadın ve çocuk hakları ayrımcılıklarıyla mücadele, çalışma, iş hayatı, çevre, üniversite, sağlık, yerel yönetimler, kamu kaynaklarının kullanımı ve yolsuzluklarla mücadele gibi mutlaka ihtisaslı, ihtisaslaşan denetçiler olmalıdır diye bakıyorum. Sadece 5 kişinin içerisine “Siz her şeyi bilirsiniz, başdenetçiyle beraber tüm yetkileriniz de…” Bizim, az önce arkadaşlarımızın tümünün ifade ettiği gibi, burada insanların birey haklarını, kişi haklarını korumak adına ve onların gerçekten güven verebileceği bir denetçi kurumunu yapmak istiyorsak, mutlaka yine Avrupa insan hakları ve kişi haklarına da attığımız imzalar altında buraya, bunlara uyum içerisinde çalışabilen bir denetçilik kurumu yapmak istiyorsak, lütfen,  kendimize bağımlı, insanları kandıran değil; Türk vatandaşının kendi içerisinde demokratik haklarını kullanan, onun özgür birey içerisinde olan haklarını güven içerisinde savunup müracaat edebileceği bir denetçi kurumunu, ombudsmanlık kurumunu mutlaka gelin gerçekleştirelim. Gelin, bu maddenin içerisinde (ç) bendinde ihtisaslaşmayı koyalım. Sadece 5 kişinin, ya uzmanların vereceği raporlar içerisinde onları yönlendiren, onların bilgisi dâhilinde, onların kararları dâhilinde, onların yönlendirmeleri dâhilinde bireylerin haklarının yenilmemesini savunalım. Gelin, hep beraber doğru yapalım, (ç) bendi değişikliğini gerçekleştirelim ki Türkiye’de artık bir demokrasi içerisinde, kuvvetler ayrılığı içerisinde kendi haklarımızın savunmasının gerçeklerini mutlaka bu Parlamentoda yapalım. “Ben yaptım, oldu.” ya da “Ben demokrasiyi yerleştirdim.” anlayışı içerisinde olmayan bir yasa çıkararak buradaki denetçilik, ombudsmanlık kurumunu, benim hatalarımı, burada işleyeceğim tüm suçları örtbas etmeyen eden ve yargıyı denetleyen sağlıklı bir kurumu yaratmanın gerçekten adımını atalım.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; Türkiye artık denetlemesini bilmeli, tüm dünyada demokratik ülkelerde olduğu gibi, bu kurumu yerleştirirken mutlaka burada da ihtisaslaşmalı ve ihtisaslaşma kurumlarını mutlaka gerçekleştirmelidir.

Lütfen, artık, doğruyu ve doğru kanunları çıkarmasını bilelim ve hızlı bir şekilde önümüze getirilen maddelere doğru bakalım diyorum.

Bu vesileyle değişiklik önergemin desteklenmesini istiyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarıbaş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddede üç önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı'nın 4'üncü maddesinin 3'üncü fıkrasının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(3) Kurumda, bir Başdenetçi ve dokuz Denetçi ile Genel Sekreter ve diğer personel görev yapar."

                  Gürkut Acar                               Dilek Akagün Yılmaz                                          Kazım Kurt         Antalya                        Uşak                                                  Eskişehir

                Rıza Türmen                           Ali Özgündüz                            Muharrem Işık

                   İzmir                                    İstanbul                                     Erzincan

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

276 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 4. Maddesinin üçüncü fıkrasının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

(3) Kurumda, bir Başdenetçi ve sayısı 10'dan az olmamak üzere toplumsal ihtiyaçlara cevap olabilecek sayıda Denetçi ile Genel Sekreter ve diğer personel görev yapar

 

 

                    Ayla Akat                                       Levent Tüzel                                  Sebahat Tuncel

                      Batman                                            İstanbul                                            İstanbul

                    Erol Dora                                      Pervin Buldan

                      Mardin                                                Iğdır

 

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının 4. maddesinin:

1- 2. fıkrasındaki Başdenetçilik kelimesinden sonra gelmek üzere Denetçiler Kurulu ibaresinin eklenmesini,

2- 3. fıkrasındaki ve diğer personel ibaresinin metinden çıkarılarak yerine uzman, uzman yardımcıları, genel idare ve yardımcı hizmet personeli ibaresinin eklenmesini saygı ile arz ve teklif ederiz

                    Faruk Bal                                     Mehmet Şandır                                Nevzat Korkmaz

                       Konya                                               Mersin                                              Isparta

              Mehmet Erdoğan                                  Sinan Oğan

                       Muğla                                                Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bal.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergemizi sizlere izah için huzurunuzdayım ama anlaşılıyor ki akıl ile donatılmamış parmakların üstünlüğü tekrar hâkim olacak. Bizim, hakla, hukukla, adaletle, yönetimin yönetilenlerle arasındaki ihtilafların çözümünde ortaya koyduğumuz kararlı ve ilkeli duruş bir kez daha çoğunluk oyuna kurban edilecektir. Sayın İyimaya keşke burada olsaydı da onun veciz sözünü sayın milletvekilleri bir kez daha kendisinden duyabilselerdi. O diyordu ki: “Parmakların ucunda eğer akıl olmuş olsaydı demokrasiyi yok edecek canavarlar türemezdi.”

Şimdi, insanlığın ilerleyerek erişmiş olduğu iki kavramdan bahsetmek istiyorum sizlere. Bunlardan bir tanesi, yönetenlerin hesap verebilirliği; diğeri ise yönetenlerin yönetim yetkisini eline alır iken hesap verebilirliğin yanı sıra, yönetilenlere karşı şeffaflık ilkesini uygulamasıdır. Bu, insanlığın ilerleyen demokratik süreç üzerinde ulaşmış olduğu iki tane evrensel değerdir. Bu iki evrensel değerin yönetilenlere iz düşümü ise yönettiklerinden hesap sormaktır ama hesap sormaya mecali, takati olmayan vatandaş grupları vardır. Bunlar bizim dilimizde, kültürümüzde garipler gurebalardır, hakkı aramaya mecali olmayan insanlardır. İşte, insanlık bir kademe daha ileri gitmiş, kökü Osmanlı’da olan “garibin gurebanın hakkını, hukukunu arama ve devlet karşısında ezdirmeme” şeklinde anlaşılabilecek ombudsman veya kamu denetçiliği kurumunu burada konuşuyoruz. Burada konuşurken konuştuğumuz her mevzu, hakkını arama mecali bulunmayan kişiye devletin şefkatli ve merhametli elini uzatmasıdır; ombudsmanlık budur, kamu denetçiliği budur. Onun adına devlete çekidüzen verme, devleti yönetenlerin hakkaniyete, adalete uygun olmayan tavırlarını belirleme ve devleti bu ray üzerine oturtma görevini veriyoruz.

Bu görevi verir iken siz alıyorsunuz, “Biz böyle bir hizmet yapacağız.” derken, “Bu işi de ben yaparım. Bu işi de benim siyasi düşüncem yapar. Bu işi de benim inandığım insanlar yapar.” diyerek kendinize uygun bir memur tayin ediyorsunuz. Adına “başdenetçi” de deseniz, bunun adına “demokratik”, “şeffaf” gibi lafları ekleseniz de seçilecek denetçi sizin adamınız olacaktır, seçilecek denetçi sizin kapınızdan geçecektir, seçilecek denetçi sizin komisyon üyelerinizin, sizin iktidar çoğunluğunuzun oylarıyla seçilecek ve sonuçta da sizin sözünüzü dinleyecektir. Denetçiler ve kamu başdenetçisi sizin siyasi şemsiyenizin altında ezilecek büzülecektir. Bu ezik ve büzük insanların -itibarlı bir konumda olması gereken- vatandaşın hakkını, hukukunu arama gibi bir çabası olmayacaktır, olamayacaktır.

İşte, biz karınca kararınca, hiç olmazsa buna imkân sağlayabilmek için size bir yol gösteriyoruz. Bu denetçiye sihirli değnek sahibi bir unvan vermek suretiyle her sorunu çözdüremezsiniz. Denetçiyi her işe yetkili, her sorunu çözecek kişi olarak tanımlıyorsunuz bu kanunda, bu mümkün değil, Superman değil denetçi. O zaman, onun bireysel hatalarını, onun göremediği alanları görebilecek bir mekanizma oluşturmak lazım. Bu da “denetimde kolektif iradeyi oluşturma” olarak tanımlanır, adı da “denetçiler kurulu” olarak tanımlanmış ve bizim önergemizde yerini almıştı.

Sizin atayacağınız denetçilerin 5’ini bir araya getirseniz, adına “denetçiler kurulu” deseniz, bu denetçilerin her biri kendi yaptığı işleri oturup bir de 5 kişi kendi aralarında konuşsa, birbirinin yanlışını görse, birbirine yol gösterse ne olur? Bir tek şey olur; doğru bulunur. Niye doğrunun bulunmasına karşı çıkıyorsunuz? Niye yanlışta ısrar ediyorsunuz? Niye Cenabıallah’ın vermediği birtakım işlerle, birtakım yetkilerle bir insanı donatılmış gibi vehmederek, ona katlanamayacağı bir yükü yüklüyorsunuz? Türkiye gibi büyük bir coğrafyada, bin bir çeşit sorunları olan bir ülkede, her işi denetçi bilir anlayışıyla tüm yetki ve sorumluluğu niye bireye veriyorsunuz? Niye kurula vermiyorsunuz?

Bu düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

276 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 4. Maddesinin üçüncü fıkrasının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

(3) Kurumda, bir Başdenetçi ve sayısı 10’dan az olmamak üzere toplumsal ihtiyaçlara cevap olabilecek sayıda Denetçi ile Genel Sekreter ve diğer personel görev yapar.

                                          Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Buldan, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerine vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kamu Denetçiliği Kurumunun Kurulmasına İlişkin Kanun Tasarısı, yeni Anayasa çalışmaları devam ederken zamansız bir şekilde Genel Kurula getirilmiştir.

Değerli arkadaşlar, bireyin devlet karşısında korunmasına ve kişinin sahip olduğu hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasına yönelik çabaları beraberinde getiren hukuk devleti anlayışı, bireylerin kötü yönetimden kaynaklanan sorunlarla ilgili özgürce başvurma, sorgulama, izleme ve değiştirme haklarına sahip olmalarını gerekli kılmaktadır. Bu doğrultuda bağımsız niteliği haiz kamu denetçiliği kurumları, çeşitli ülkelerde hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkesinin yerleşmesine, insan hakları ve kadın haklarının sağlanmasına katkılarından dolayı demokratik hukuk devletinin önemli araçlarından birisi haline gelmiştir. Kadın-erkek eşitliğinin devlet çatısı altında kurumsallaşmasının ise en temel bileşenlerinden biri olarak görülmektedir. Bu çerçevede, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını, ayrımcı uygulamaların cezalandırılmasını, denetlenmesini, zararların tazmin edilmesini ve ayrımcılığın bulunduğu her alanda önleyici tedbirler alınmasını sağlamaya katkıda bulunacak toplumsal cinsiyet eşitliği denetçiliği başta olmak üzere uzmanlık alanlarına göre ayrılmış kamu denetçiliğinin  kurulması önemlidir. Türkiye’de kadın-erkek eşitliğinin sağlanması ve ayrımcılıkla mücadele konusunda devlet bünyesindeki kurumsallaşma sürecinin gelişmesine de önemli katkılarda bulunacaktır.

Böyle bir tasarı görüşülürken, söz konusu kurumun oluşturulmasını yıllardır talep eden ve bu konuda 90'lardan beri çalışmalar yaparak çeşitli dönemlerde ilgililere ulaştıran kadın örgütlerinin görüşleri ve taleplerinin göz ardı edilmiş olması ve hiçbir danışma süreci oluşturulmadan yasalaştırma çalışmaları bu kurumun görev alanı ile bire bir çelişkilidir ve kabul edilemez bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım, tasarının bütününün meşruiyetini sorgulanır hale getirmiştir. Daha açık bir ifade ile kadın örgütlerinin taleplerini dikkate almaksızın ve onlara danışmaksızın kurulacak bir Kamu Denetçiliği Kurumu kadınların devlet karşısında korunmayacağının en baştan beyan edilmesidir ki, bu konu da kabul edilemez bir yaklaşımdır.

Bu nedenle tasarı geri çekilmeli ve kadın örgütleri ve diğer insan hakları örgütleri dahil tüm sivil toplumla dayanışma süreçlerinin işletilerek toplumun her kesiminin üstünde mutabık olduğu bir Kamu Denetçiliği Kurumunun oluşturulması yönünde adım atılmalıdır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

 

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Buldan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı'nın 4'üncü maddesinin 3'üncü fıkrasının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(3) Kurumda, bir Başdenetçi ve dokuz Denetçi ile Genel Sekreter ve diğer personel görev yapar."

                                              Muharrem Işık (Erzincan) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas)  – Katılmıyoruz Başkanım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Muharrem Işık…

BAŞKAN - Sayın Işık, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4’üncü madde üzerindeki değişiklikle ilgili olarak söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Tabii, bizim değişikliğimiz nasıl olsa kabul edilmeyecek. Yalnız, sizin getirdiğiniz tasarıda Türkiye Büyük Millet Meclisine bağlı olarak özel bütçeli kamu tüzel kişiliğine sahip bir kurum oluşturulmaya çalışılmakta. 1 başdenetçi, 5 denetçi, genel sekreter ve diğer personelden oluşacak 246 kişilik bir kadro tahsis edilecek.

Kurumun görev bölümünde, “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyetler üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” “Hukuka ve hakkaniyete” özellikle bastırılarak söylenmiş, güzel.

Şimdi, yapılacak bu yeni kurumda inşallah yeni bir MİT Başkanı yaratılmaz, elde ettiği bilgileri inşallah kötü amaçla da kullanmaz. Bu bizim amaçlarımız. Tabii, burada şikâyet etme hakkımız var. O zaman, kurul kurulduğu zaman, ben mesela bir dilekçe vereceğim, diyeceğim ki: “YÖK’te yapılan profesörlük atamalarında büyük bir usulsüzlük var. Bunun araştırılmasını istiyorum.” Örneğin ne diyeceğim? YÖK’te 95 kişilik bir kadro oluşturulmuş ve profesörler bir günde hoca olarak asıl olduğu yerde değil başka yerde görev yapmaya başlamışlar, hem de başhekim, genel müdür, rektör olarak çalışıyorlar. Üstelik, tıp profesörleri, sağlık meslek yüksekokulları ile hemşirelik yüksekokullarında profesörlük almaktadırlar, kadın doğum, genel cerrah, kulak burun boğaz, tıbbi onkoloji, ortopedi, psikiyatri, üroloji, patoloji profesörleri yapılmaktadırlar. Bir örnek vereyim, Florence Nightingale Hemşirelik Yüksek Okulunda bir hocamız üroloji profesörü olarak atanmıştır. Sayın Bakana sorduğumuz zaman soru önergemizde, ihtiyaca binaen yapıldığı söyleniyor. Tabii ihtiyaca binaen oluyor ama hiçbiri de o ihtiyaç olan yerlerde maalesef çalıştırılmıyor. Tabii amaç burada, iki yılını orada doldurup profesörlüğünü tescil ettirdikten sonra tekrar eski yerinde çalışmaya devam etmek. Tabii bunu yaparken büyük bir siyasi de rant sağlanmış oluyor çünkü özellikle doğu illerimizde “Yarın profesör gelecek” diye boy boy haberler yapılıyor. Profesör gelip bir ameliyat yapıp geri döndüğü zaman halk gayet memnun oluyor  ama yarın hastaneye gittiği zaman bir daha profesörü bulamıyor.

Başka bir şikâyet daha yapacağım, diyeceğim ki: Yıldırım Beyazıt Üniversitesinde çok büyük bir kadrolaşma var. Daha önce bu üniversiteyi açtığımız zaman Atatürk Araştırma Hastanesiyle protokol yapıldı. Burada ortak çalışılacağı, Türkiye’nin bilim merkezi olacağı, üç kıtaya birden hizmet edeceği söylendi ama burada yapılan, profesörlerin çoğunluğu, şu anda 20 tanesi dışarıda çalıştırılmakta, diğerlerinin de zaten kadrolaşmak için yapıldığını biliyoruz. Dışarıda çalışanlar da başhekim olarak görevlerini sürdürmekte. Tabii  burada Sağlık Bakanlığının YÖK’ten 38’inci maddeye göre görevlendirme hakkı var. “Tamam, normal” diyeceksiniz. Bu görevlendirme yapılırken yine kişilere özel yapıldığı… Burada maddede diyor ki: “Öğretim elemanları ilgili kurumların talebi ve kendisinin muvafakatiyle üniversite yönetiminin oluruyla geçer.” Mesela bir hocamız Yıldırım Beyazıt’a başvuru yapmış. Yalnız kendisi 3.3.2011 tarihinde dilekçe vermiş. Yalnız üniversite yönetim kurulu nasıl oluyorsa 28.2.2011 tarihinde yazısını yazmış ve göndermiş. Kendisi başvurmadan, düzen izlenmeden atanması yapılmış.

Burada tabii başka şikâyetçi olacağımız konular da olur. Örneğin deriz ki: Şeker pancarını yok etmek için neden her sene nişasta bazlı şeker üretimini yüzde 35 arttırıyorsunuz? İnsanın sağlığını hiç düşünmüyor musunuz? Bugün Fransa’da, İngiltere’de, Almanya’da nişasta bazlı şeker üretimi sıfır iken bizim ülkemizde her sene Danıştayın verdiği kararlara rağmen, yürütmeyi durdurmak için verdiği kararlara rağmen her sene inatla neden artırıyorsunuz? Hangi firmaları sevindirmek istiyorsunuz? Bunları da sormamız gerekir. Tabii şeker pancarı demişken… Biliyorsunuz şeker fabrikaları özelleştirildi, bununla birlikte ben Erzincan’da göçün olacağını düşünüyorum. Ayrıca bugün verilen bir kararla Çayırlı, Kemah ve Kemaliye ilçelerinin adliyeleri de kapatıldı. Zaten bu insanların çoğunluğu fakir insanlar. 1 dönüm toprak almak için mahkemelerde uğraşan, kadastro ve tapu davaları açan insanlar. Bundan sonra bunlar diğer bölgelere nasıl gidecekler, nasıl bu davaları takip edecekler, bunu  düşünmemiz gerekiyor. 3-5 tane memurumuz orada çalışmaktaydı, bunlar da başka yerlere gidecekler. Dolayısıyla bu kararın da gözden geçirilmesini istiyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklama talebimiz var, yazılı olarak.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır.

Akif Hamzaçebi? Burada.

Haydar Akar? Burada.

Ali Özgündüz? Burada.

Namık Havutça? Burada.

İlhan Demiröz? Burada.

Ömer Süha Aldan? Burada.

Ramazan Kerim Özkan? Burada.

Muharrem Işık? Burada.

Refik Eryılmaz? Burada.

İdris Yıldız? Burada.

Ahmet Toptaş? Burada.

Turgut Dibek? Burada.

Mahmut Tanal? Burada.

Atilla Kart? Burada.

Kamer Genç? Burada.

Ali Demirçalı? Burada.

Mehmet Hilal Kaplan? Burada.

Salih Fırat? Burada.

Dilek Akagün Yılmaz? Burada.

Osman Korutürk? Burada.

 

 

III.- YOKLAMA

 

BAŞKAN - Evet, yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.26

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

276 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde verilen Erzincan Milletvekili Sayın Muharrem Işık ve arkadaşlarının önergesinin oylamasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

III.- YOKLAMA

 

BAŞKAN – Şimdi, yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

 

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

 

2.- Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Anayasa Komisyonu Raporları (1/626) (S. Sayısı: 276) ---- (Devam)

BAŞKAN – Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 5’te iki önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

276 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 5'inci maddesinin birinci fıkrasında geçen "idareye önerilerde bulunmakla" ibaresinden sonra gelmek üzere "birlikte gerekli gördüğü durumlarda idari yargıya başvurmakla" ibaresinin eklenmesini;

2 inci fıkrasının (c) bendine, var olan cümleden sonra gelmek üzere "İnfaz esnasındaki disiplin cezaları bu kapsamda değerlendirilmez" cümlesinin eklenmesini;

2 inci fıkrasının (ç) bendinin ise tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                   Levent Tüzel                                       Ayla Akat

                        Iğdır                                               İstanbul                                             Batman

               Sebahat Tuncel                                     Altan Tan                                         Sırrı Sakık

                     İstanbul                                          Diyarbakır                                              Muş

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı'nın 5'inci maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Madde 5- (1) Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikayet üzerine veya re'sen, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak, idareye önerilerde bulunmak ve kendisine başvuruda bulunanlar adına, gerektiğinde idari dava yoluna başvuruda bulunmakla görevlidir.

(2) Ancak;

a) Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler ile re'sen imzaladığı kararlar ve emirler,

b) Yasama yetkisinin kullanılmasına ilişkin işlemler,

c) Cezaların infazına ilişkin kararlar hariç, yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin kararlar,

Kurumun görev alanı dışındadır."

                  Ramis Topal                                    Mahmut Tanal                                   Ali Demirçalı

                     Amasya                                            İstanbul                                              Adana

       Selahattin Karaahmetoğlu                         Ali Özgündüz

                     Giresun                                            İstanbul

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Özgündüz konuşacak.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, uğultuyu hafifletelim lütfen.

Sayın Özgündüz, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) -  Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu kamu denetçiliği kurumunun sağlıklı olarak işlemesi için bu öneriye dikkat etmenizi özellikle arz ediyorum.

Şu andaki düzenleme, Hükûmetin getirdiği tasarıda bu kurum ancak şikâyet üzerine harekete geçebilecek; biz diyoruz ki, resen de harekete geçme yetkisi verelim mutlaka.

İki, kurum özellikle düzenleyici işlemlerden kaynaklanan hak ihlallerinde bu düzenleyici işlemin iptali yoluna gidebilsin yani idari yargıya dava açabilsin. Bu hakkı tanımalıyız.

Bir başka önemli gördüğümüz husus, değerli arkadaşlar, aslında en önemli husus, burada, 5’inci maddede şu andaki düzenlemeyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin sırf askerî faaliyetleri denetim dışında tutulmaktadır.

Bakın değerli milletvekilleri, en çok insan hakları ihlalleri karakollarda olur, cezaevlerinde olur ve ne yazık ki, Silahlı Kuvvetlerde yaşanmaktadır. Siz “Yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin kararlar.” diyerek cezaevi disiplin kurullarının verdiği kararların itiraz üzerine incelendiği infaz hâkimi kararlarını denetim dışında tutarak, Türk Silahlı Kuvvetlerinin sırf askerî faaliyetlerini denetim dışında tuttuğunuz zaman bu kurum ölü doğmuştur, hiçbir anlamı yoktur. İnsan hakları ihlallerini inceleyip reformların sağlanması, bir daha bu ihlallerin tekrarlanmaması yönünde somut olarak sonuç alıcı işlem yapması mümkün olmayacaktır dolayısıyla ölü doğacaktır.

Değerli arkadaşlar, dünyaya baktığımızda, Almanya’da, Avustralya’da, İngiltere’de, Kanada’da, Hollanda’da, İrlanda’da, Norveç’te, Belçika’da askerî ombudsman, ihtisas ombudsmanı görev yapmaktadır. Buradaki amaç, silahlı kuvvetlerin bünyesindeki hukuk dışı uygulamaların emir komuta zincirinden bağımsız, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlenmesi, insan hakları ihlallerinin tekrarının önlenmesidir yani, siz düşünün ki Sarıkamış’ta askerlik yapan bir askere nöbet hizmeti yazıyor komutan, on 23.00-01.00, 03.00-05.00, eksi 30 derecede, 40 derecede. Şimdi, alt komisyon çalışmaları sırasında, Genelkurmaydan gelen arkadaşlar diyorlar ki: “Efendim, nöbet, manevra, askerî manevralar, tatbikat gibi faaliyetler askerî faaliyettir.” E peki -ben alt komisyonda da söyledim- şimdi yaşanan, şu anda somut olarak ülkemizin gündeminde soruşturmaya konu olan bir olay vardır, Uludere olayı. Bu, askerî faaliyet midir, değil midir? Kime bırakıyorsunuz bunu? Şu andaki düzenlemeyle başdenetçi, bu bir askerî faaliyet mi, değil mi kendisi takdir edecek. İşine geldiği zaman inceleyecek, işine geldiği zaman “Hayır efendim, askerî faaliyettir.” diyerek incelemeyecek. Ya da herhangi bir kıta komutanının, emri altındaki askerlere karşı, farklı saiklerle ayrımcılık yaptığını düşünün, efendim, nöbette, tatbikatta, eğitimde. “Bunlar askerî faaliyettir, dolayısıyla denetim dışındadır.” dediğiniz zaman, bu insan hakları ihlalleri devam edecektir.

Yine, cezaevlerinde disiplin kurulları cezalar veriyor, biliyorsunuz ceza infaz mevzuatına uygun davranışta bulunmayan kişilerle ilgili. İşte, hücre cezası verebiliyor, görüşten men verebiliyor, haberleşmeyi yasaklayabiliyor. Bu kararlara karşı, ilgili kişiler itiraz ediyor. Bunun üzerine, infaz hâkimi bir karar veriyor. Siz “Bu da yargı kararıdır.” dediğiniz anda, cezaevindeki ihlallere de kapamış olacaksınız. Dolayısıyla, en çok insan hakları ihlallerinin olduğu yerler olan karakollar, kışlalar ve cezaevlerini siz, başdenetçinin denetiminin dışında tuttuğunuz anda bu kurum sadece fantezidir, buradan söylüyorum. Sadece yapmak istediğiniz, Avrupa Birliğine görüntü olsun. “Efendim, işte, kamu denetçiliği istediniz, 2010 İlerleme Raporu’nda bunu talep ettiniz, e biz de çıkardık, bir kamu denetçiliğimiz var.”

Değerli arkadaşlar, biz diyoruz ki: Gelin, uzman kamu denetçiliği, her alanda ihtisaslaşan kamu denetçiliği sistemi kuralım. Hatta, şu anda 246 kadro öngörmüşsünüz, bizim önerimiz olduğu zaman 500 kadro veriyoruz, yani, size, Hükûmete 500 kadro veriyoruz. Ne istiyorsunuz? Kadrolaşın. Yani, niye diyoruz bunu? Çünkü sağlıklı olsun, sağlıklı işlesin. Dolayısıyla bu anlamda özellikle resen inceleme yapma ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin askerî faaliyetlerinin kapsam dışına çıkarılmasına ilişkin değişiklik önergemizi destekleyeceğinizi umarak hepinizi saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özgündüz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Şimdi diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

276 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 5'inci maddesinin birinci fıkrasında geçen "idareye önerilerde bulunmakla" ibaresinden sonra gelmek üzere "birlikte gerekli gördüğü durumlarda idari yargıya başvurmakla" ibaresinin eklenmesini;

2 inci fıkrasının (c) bendine, var olan cümleden sonra gelmek üzere "İnfaz esnasındaki disiplin cezaları bu kapsamda değerlendirilmez" cümlesinin eklenmesini;

2 inci fıkrasının (ç) bendinin ise tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                Altan Tan (Diyarbakır) ve arkadaşları.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Tan, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 276 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesinin 1’inci fıkrasında geçen “idareye önerilerde bulunmakla” ibaresinden sonra gelmek üzere "birlikte gerekli gördüğü durumlarda idari yargıya başvurmakla" ibaresinin eklenmesini; 2’nci fıkrasının (c) bendinde var olan cümleden sonra gelmek üzere "İnfaz esnasındaki disiplin cezaları bu kapsamda değerlendirilmez" cümlesinin eklenmesini; 2’nci fıkranın (ç) bendinin ise tasarı metninden çıkarılmasını teklif ediyoruz. Bunun gerekçelerini sizlere anlatmak üzere buradayım.

Değerli arkadaşlar, bu maddenin en önemli yanlışlıklarından birisi Türk Silahlı Kuvvetlerinin sırf askerî nitelikteki faaliyetlerinin denetim kapsamı dışında bırakılması, işte can alıcı nokta bu.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti kurulalı beri bir askerî vesayetten bahsediliyor ve bu askerî vesayetin kaldırılması için her dönemde ciddi tartışmalar oluyor. Şimdi, tam böylesine önemli bir maddede, ombudsmanlık maddesinde, başdenetçi maddesinde “Türk Silahlı Kuvvetlerinin sırf askerî nitelikteki faaliyetler” denilerek bunların denetim dışına çıkarılması asla kabul edilemez.

 

 

 

Birinci itiraz şunadır: Sırf askerî nitelikteki faaliyetler nelerdir? Yani birinci tartışılması gereken konu budur. İkincisi de neden bunlar denetim dışında tutulmaktadır? Şimdi, bazıları söyleyebilir: “Efendim niye bu konuya itiraz ediyorsunuz?” Çok açık ve net örnekler vereceğim size. Türk Silahlı Kuvvetlerinin sırf askerî faaliyetleri… Biraz önce benden evvel konuşan arkadaşlar da değişik partilerden itirazlarını sundular, uzun uzadıya zamanınızı almak istemiyorum bu konuyla ilgili, birkaç örnek vermek istiyorum. Mesela, Mardin Savur’da Albay Rıdvan Özden bir askerî operasyon esnasında öldürülmüştür. Önce bunun PKK tarafından öldürüldüğü iddia edilmiştir ama bugün mezarından çıkarılarak tekrar gerekli incelemeler yapılması noktasına gelinmiştir.

İkinci bir hadise, yine Diyarbakır Lice’de Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın uzak bir mesafeden uzun menzilli bir silahla tek kurşunla öldürülmesi hadisesidir. Bu da yine aynı şekilde takdim edilmiştir ama ondan sonra işin aslı başka türlü çıkmıştır.

Üçüncü bir örnek Uludere olayıdır. Bu ne faaliyetidir yani askerî faaliyet midir, vatan görevi midir, başka bir şey midir? Eğer buysa bile neden bu denetimin dışında tutulsun, bunun da izahı mümkün değildir.

En önemli noktalardan birisi de askerî cezaevlerinde yaşananlardır. Mesela, buna en büyük örneklerden birisi 12 Eylül dönemidir. Benim kendi başıma, ailemin başına gelen bir olay, babam Diyarbakır Askerî Cezaevinde 14 Temmuz 1982’de işkenceyle öldürüldü, Mardinli Askerî Savcı Oktay Yüksel bugüne kadar kanun önüne çıkarılamadı, girdi cezaevine ve cezaevinde 150’ye yakın kişiden tek tek “Böyle bir şey olmamıştır, kastı aşan bir fiilde bulunulmamıştır.” diye yazılı zorla ifadeler aldı. Daha sonraki yargı sürecinde bunun tam aksi ispat edildi, bir zavallı erin üzerine suç yıkıldı, ceza aldı. Peki, bunlar niye denetimin dışında olsun? Bu örnekleri çok daha arttırarak anlatmak mümkün.

“Birçok genç yine cezaevinde intihar etti.” diye onlarca genç bu son birkaç sene zarfında -çok gerilerde değil- gündeme geldi, basında yer aldı ama bir müddet sonra bunların da işte “Eğitimde elinde bomba patladı, silahı yanlış yöneltti, şunu şöyle yaptı.” diye üstü örtüldü, bir müddet sonra aksi çıktı. Onun için değerli arkadaşlar, kesinlikle bu işin de denetim kapsamına alınması lazım.

Bir diğer önemli nokta da bu ombudsman seçiminde, başdenetçi seçiminde Mecliste salt çoğunluk gündeme geliyor. Peki ne yapmak istiyorsunuz arkadaşlar? Yani yine bir bakan atar gibi, bir genel müdür atar gibi istediğiniz birisini başdenetçi yapacaksanız bu başdenetçi neyi denetleyecek? Şıracının şahidi bozacı olacak. Parmaklar kaldırılacak yine, istenildiği şekilde bir netice olmazsa reddedilecek.

Burada esas olan, Meclisin ittifakla, güven duyacağı, üzerinde mutabakata varacağı kişinin ve kişilerin görevlendirilmesidir. Bunun dışındaki bütün uygulamalar ve çalışmalar kandırmacadır, boşunadır, düzeltilmesi lazım.

Saygılar sunarım. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6’ncı maddede iki önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin 1’inci fıkrasının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(1) Başdenetçilik; Başdenetçi ve ihtisas alanlarına ayrılmış Denetçilerden oluşur.”

 

Ali Özgündüz                                                      Gürkut Acar                               Dilek Akagün Yılmaz

  İstanbul                                                                Antalya                                               Uşak

Kazım Kurt                                                         Rıza Türmen                                    İlhan Demiröz

 Eskişehir                                                                 İzmir                                                 Bursa

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının 6. maddesinin 2. fıkrasının sonuna “Başdenetçinin yokluğunda en kıdemli denetçi vekâlet eder.” cümlesinin eklenmesini saygı ile arz ve teklif ederiz.

 

Faruk Bal                                                         Mehmet Şandır                                Nevzat Korkmaz

  Konya                                                                   Mersin                                              Isparta

Mehmet Erdoğan                                                Sinan Oğan                                     Enver Erdem

    Muğla                                                                   Iğdır                                                Elâzığ

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkanım, 7’nci maddeye göre, yokluğunda kendisine vekâlet edecek denetçiyi belirlemek başdenetçinin görevi olduğundan, böyle bir eklemeye gerek yok diye düşünüyoruz, katılmıyoruz.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

OKTAY VURAL (İzmir) – Enver Erdem.

BAŞKAN – Sayın Erdem, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesi için verilen önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye…

Arka sıradaki arkadaşlar, sohbetlerinizin tamamını ben duyuyorum; inanın duyuyorum. Sayın Aslan, ne söylediğinizi duydum.

Şimdi size yeniden açıyorum; buyurun.

ENVER ERDEM (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısının neresinden bakarsak bakalım, neresinden ele alırsak alalım, birçok sorunu ve birçok problemi beraberinde taşımaktadır. Amacına, kapsamına, dayanağına, böyle bir sisteme ihtiyaç olup olmadığına, kurulması için katlanılacak maliyetlere değip değmeyeceğine, tarafsız ve bağımsız bir sistemin kurulup kurulmayacağına, hangi açıdan bakarsak bakalım, bu sistem ciddi sorunları beraberinde taşımaktadır.

“Amaç”, “Kapsam” ve “Dayanak” kısmına baktığımız zaman, şimdi öncelikle kanunun “Amaç” kısmında bunun işte Kadiul-kudât müessesesine dayandığından, yine Dîvân-ı Mezâlim müessesesine dayandığından bahsedildi ama biraz önce sizlere bu konuda çok değerli hocamız işin mahiyetinin bu olmadığına dair gerekli değerlendirmeleri yaptı, bunun Divân-ı Hümayûn ve Mehayif teşkilatı müfettişliği sistemine dayandığını sizlere ifade etti. Yine, daha önce bu sistemin Rusya’da “Prokuratura” şeklinde adlandırıldığına dair açıklamanın da doğru olmadığı söylendi ve yine “Amaç” ve “Kapsam” kısmında, “Dayanak” kısmında bahsedilen Osmanlıda idari yargı sisteminin olmadığı hususlarının da gerçekleri yansıtmadığı sizlere burada izah edildi.

Şimdi, bir defa, böyle bir düzenlemeye gerek var mı, yok mu? Şimdi, bunları bu kadar eksiklikleriyle beraber, bu sistem neyin nesi buna baktığımız zaman, esasında Temel’in hamsiyle alakalı bir bilmecesi var, o hatırıma geldi. Hani, Temel soruyor ya: “Sarıdır, kafeste yaşar, cik cik öter.” “Bu nedir?” diye sordukları zaman da “Hamsidir.” der. “Ya, Temel, sen buna ‘Sarıdır.’ dedin, sarıya boyadım onu. ‘Kafeste yaşar.’ Kafese koydum. E, ‘Cik cik’ öter dedin, bu nasıl oluyor?” der. “E, bu da yanıltmacasıdır.” der. Yani sizin hazırlamış olduğunuz bu kamu denetçiliği yasası gerçek anlamında Temel’in hamsi benzetmesinden başka, bilmecesinden başka bir şey değildir.

Bu, aslında Hükûmetin, noterlik sisteminin dışında kendi yandaşlarınıza, kardeşlerinize, damatlarınıza ballı iş bulmanın dışında getireceği bu millete herhangi bir fayda da yoktur.

Şimdi, “Böyle bir düzenlemeye gerek var mıdır, yok mudur?” sorusuna baktığımız zaman, zaten bizim sistemimizde hâlihazırda Dilekçe Komisyonu var, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu var, Devlet Denetleme Kurulu var, Etik Kurulu var, yeni oluşturulacak insan hakları merkezi düzenlemesi geliyor, onu da getireceksiniz. Bunlar doğru dürüst işliyor mu da siz, yani bu mantıkla getirdiğiniz bir sistemin, bu milletin yani kamu hizmeti gören kamu idarelerinin vatandaşa getirmiş olduğu hizmetlerde daha üst bir çıtayı yakalamak için böyle bir müessesenin etkin ve faydalı olacağına inanıyorsunuz?

Yine, “Osmanlıda idari yargı sistemi yok.” dediniz. Bizde, Osmanlıda olduğu gibi Türkiye’de de çok iyi işleyen bir idari yargı sistemi var. Şimdi, 250’den fazla insanı istihdam edeceksiniz. İdari yargı Türkiye’de çok iyi işlemekte. İptal davalarıyla, tam yargı davalarıyla vatandaşın, idarenin işlem ve eylemlerine karşı korunduğunu hepiniz çok iyi biliyorsunuz. “İdari yargının sorunlarını çözme noktasında, burada biriken yüklerin azaltılması konusunda üzerinize düşeni yapın.” dense bunu yapmayacaksınız ama 250 tane fuzuli istihdam sağlayacak bu müesseseyi bizim karşımıza çıkarabiliyorsunuz.

“Bizim bürokratik sistemimiz buna uygun mudur?” sorusuna baktığımız zaman, kesinlikle değildir. Bir defa değerli milletvekilleri, milletvekillerine verilmiş Hükûmeti denetleme yollarından birisi soru önergeleridir. Soru önergelerine bürokrasinin verdiği cevaplar hepinizin malumudur. Son derece lakayt, son derece ilgisiz, alakasız, sorularla ilgisi olmayan cevaplar.

Şimdi, ben, Elâzığ’la ilgili, Tunceli’nin Pertek ilçesinde 1978 yılında terör nedeniyle boşaltılan 12 köy, onlarca hane, yüzlerce insanın sorunuyla ilgili İçişleri Bakanlığına bir soru yönelttim ve sorunun özeti şu: Bu insanlar terörden zarar gördüler, köylerini terk ettiler. Bir: Bu insanların terörden gördükleri zarar tazmin edilebilir mi? İkincisi: Bu insanlar köyüne dönebilir mi? Güvenlikleri sağlanabilir mi? Bunların hiçbiri yapılamıyorsa bunların arazileri kamulaştırılabilir, sorunları çözülebilir mi? İçişleri Bakanlığının vermiş olduğu cevap değerli milletvekilleri: “Terörden şu ana kadar zarar görenlere şu kadar para yardımı yapılmıştır.” Yani dolayısıyla soru önergelerine verilen cevaplara yarın kesinlikle kamu denetçilerinin soracağı hiçbir soruya bürokrasi cevap vermeyecektir.

Saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin 1’inci fıkrasının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(1) Başdenetçilik; Başdenetçi ve ihtisas alanlarına ayrılmış Denetçilerden oluşur.”

                            Ali Özgündüz (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN - Komisyon katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Demiröz konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Demiröz, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin 1’inci fıkrası için vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türk Dil Kurumunun mail aracılığıyla kullanıcılarına gönderdiği bilgide “ombudsman” sözcüğü şu ifadelerle açıklanmıştır: “İngilizce kökenli bu söz hukukta parlamento tarafından görevlendirilen, vatandaşları resmî makamların keyfî ve yasa dışı davranışlarına karşı korumakla görevli kişi veya kurum. Bu söz için ‘kamu denetçisi’ önerilmiştir.”

Bu kurum Türkiye Büyük Millet Meclisine bağlı, özel bütçeli. Bu düzenlemenin tarafsız bir kurum olma olasılığı var mıdır? Siz buna inanıyor musunuz? Türk halkı buna inanacak mı?

Meclis açılalı, değişik bir ifadeyle yüce Meclise seçilmemizin üzerinden bir yıl geçti, bir yıldır görev yapıyoruz ancak hâlâ 8 milletvekili tutuklu. Benim gibi hepsi savcılıktan, il seçim kurulundan, Yüksek Seçim Kurulundan onay alarak seçilmiş milletvekilleridir. Haklarında kesinleşmiş bir mahkûmiyet yok.

O zaman benim aklıma şu geliyor: Meclis Başkanı hepimizin başkanı tarafsız ve yansız olmalı. Meclis Başkanı –soruyorum arkadaşlar- ne yapmıştır? Milletvekillerinin hakkını koruyabilmiş midir? Bu konuda dik durabilmiş midir? Milletvekillerinin hakkını koruyamayan bir meclis başkanı örneği dikkate alındığında, Meclise bağlı kamu denetçilerinin tarafsız olarak vatandaşın hakkını nasıl koruyacağını birilerinin bize anlatması gerekir.

Değerli milletvekilleri, değişiklik “ihtisas alanlarına ayrılmış” kelimesini ihtiva etmektedir. İhtisaslaşma esasına dayalı kamu denetçiliği önermekteyiz. Öncelikle bu sistem, 75 milyona yakın nüfusu olan ülkemizin ihtiyaçları için yeterli olmalıdır. Önerdiğimiz gibi, askerî, güvenlik, cezaevi, kadın ve çocuk hakları, ayrımcılıkla mücadele, çalışma, iş hayatı, çevre, üniversiteler, sağlık, yerel yönetimler, kamu kaynaklarının kullanımı ve yolsuzlukla mücadele alanlarında denetçilerin oluşması, kamu denetçiliği kurumunun daha etkin çalışacağının ve verimli çalışacağının bir göstergesidir.

Bizim bu konuda haklılığımızı bir örnekle de vermek isterim. Gazetecilikte, arkadaşlar, ombudsmanlık bulunmaktadır. Gazetecilikte halk temsilcisi, halkın sözcüsü ve koruyucusu demektir. Yayın yoluyla haksızlığa uğrayanları temsil eder. Birçoğunun, gazetelerinde köşesi vardır. 1967'de Amerika Birleşik Devletlerinde ilk defa uygulanmaya başlamıştır. Ombudsman, tarafsız ve bağımsızdır. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'da yayın organları kendi ombudsmanını seçmektedirler.

Türkiye'de okur temsilcisi karşılığında ombudsmanlığı, Emre Kongar Hürriyet'te ve Seyfettin Turhan başlatmışlardır. Milliyet'te Yavuz Baydar 1999'a kadar okur temsilcisi olmuş, beş yıl bu görevi sürdürmüştür. Hâlen Milliyet, Sabah gazetelerinde uygulanmaktadır. Bu örneği şunun için verdim: Sadece bir kelime olan ve ihtisaslaşma ile ilgili olan bu alanda, dilerim ki, alt komisyonda kabul etmediğiniz bu önerimizi, ilk defa, burada kabul edeceksiniz diye düşünüyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinize saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demiröz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 7’de dört adet önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısının 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ve teklif olunur.

                   Mahir Ünal                                   Türkan Dağoğlu                                   Öznur Çalık

              Kahramanmaraş                                     İstanbul                                            Malatya

        Çiğdem Münevver Ökten                          A. Sibel Gönül                                  M. Belma Satır

                      Mersin                                             Kocaeli                                             İstanbul

                Ramazan Can                            Mehmet Doğan Kubat                             İlknur Denizli

                     Kırıkkale                                            İstanbul                                               İzmir

           Sevde Bayazıt Kaçar                               Tülay Bakır                                       Oya Eronat

              Kahramanmaraş                                     Samsun                                          Diyarbakır

                                                                        Sevim Savaşer

                                                                              İstanbul

“f) Birisi kadın ve çocuk hakları alanında görevlendirilmek üzere, denetçiler arasındaki işbölümünü düzenlemek.”

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

276 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 7 inci maddesinin 1 inci fıkrasına aşağıdaki (h) bendinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                      Ayla Akat                                         Sırrı Sakık

                        Iğdır                                               Batman                                               Muş

                 Levent Tüzel                                  Sebahat Tuncel                                  Hasip Kaplan

                     İstanbul                                            İstanbul                                              Şırnak

“h) Gerekli gördüğü durumlarda idari yargıya başvuruda bulunmak,”

 

T.B.M. Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı yasa tasarının 7/1-b maddesinde geçen “yönetmelik” ibaresinin tüzük olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                  Kamer Genç                                      Gürkut Acar                                    Mahmut Tanal

                      Tunceli                                             Antalya                                             İstanbul

                                         Ali Demirçalı                                       Haydar Akar

                                              Adana                                                Kocaeli

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının 7. maddesinin madde başlığı dahil olmak üzere aşağıdaki şekilde değiştirilmesini saygı ile arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                     Mehmet Şandır                                Nevzat Korkmaz

                       Konya                                               Mersin                                              Isparta

              Mehmet Erdoğan                                  Sinan Oğan                                     Enver Erdem

                       Muğla                                                Iğdır                                                Elâzığ

“Başdenetçinin, Denetçiler Kurulunun ve Denetçilerin görevleri

MADDE 7- (1) Başdenetçinin görevleri şunlardır:

a)     Kuruma gelen şikâyetleri incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmak.

b)    Denetçiler arasındaki işbölümünü düzenlemek.

Denetçiler Kurulunun önerisi ile;

c)     Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikleri hazırlamak.

d)    Yıllık raporu hazırlamak.

e)     Gerek görülen konularda özel rapor hazırlamak.

f)     Raporları kamuoyuna duyurmak.

g)    Genel Sekreteri ve diğer personeli atamak, Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.

(2) Denetçilerin görevleri şunlardır:

a) Denetçiler Kuruluna katılmak,

b) Bu Kanunda verilen görevlerin yapılmasında Başdenetçiye yardımcı olmak.

c) Başdenetçi tarafından verilen görevleri yapmak.”

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yok, Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

1- Tasarı ile Kurumun her kademesinde ve her işinde tek yetkili bir başdenetçilik yaratılmaktadır.

Tek kişi hakimiyeti dikta yönetim biçimlerinin başvurduğu ve demokratik yönetim sistemlerinin terk ettiği bir yönetim hastalığıdır.

Başdenetçinin bu kanun ile kendisine verilen görevleri yerine getirebilmesi için insan üstü güce sahip olması, sihirli bir yaratık olması gerekir.

Başdenetçi bu nitelikte olamayacağına göre bu kanun ile verilen görevlerin de yapılamayacağı açıktır.

Kamu denetçiliğinin ölü doğmaması,  amacına uygun  çalışabilmesi, başdenetçinin subjektif hatalarından arındırılabilmesi, iş ve işlemlerinin kolektif irade ile oluşturulabilmesine imkân sağlamak üzere Başdenetçinin denetçilerden oluşan bir kurulun incelemesinden geçen kararları alması zaruridir.

2- Birinci fıkradaki öneriye paralel olarak denetçilere Denetçiler Kuruluna katılma görevi verilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan.

BAŞKAN - Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır

KORAY AYDIN (Trabzon) – Yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yani, Sayın Vural bilir, bu arkadaşların sayması esas ya onun için…

Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

T.B.M. Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı yasa tasarının 7/1-b maddesinde geçen “yönetmelik” ibaresinin tüzük olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                                         Kamer Genç (Tunceli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Genç, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizim önergemiz… Burada yönetmelikle düzenlenen konuların tüzükle düzenlenmesini istiyoruz. Sebebi de şu: Biliyorsunuz, tüzükler daha ciddi, Bakanlar Kurulu tarafından hazırlanıyor, Danıştayın incelemesinden geçiyor ve Resmî Gazete’de yayımlanıyor ama yönetmelik… Biliyorsunuz, Anayasa’nın 115’inci maddesinde tüzük düzenlenmiş, 124’üncü maddesinde de yönetmelik düzenlenmiş.

Şimdi, yönetmeliklerin bir defa Resmî Gazete’de yayımlanma zorunluluğu yok. Ayrıca da bu çok önemli bir düzenleme. Yani bir nevi, dava haklarının sona ermesi, dava sürelerinin kesilmesi, belli bir süre sonra dava süresinin yeniden başlaması, böyle çok ciddi konuların çok kesin olarak, insanların görebileceği şekilde düzenlenmesi gerekir. Ama AKP İktidarı maalesef son zamanlarda, iktidarları zamanında bir tane konuyu tüzüğe bırakmadılar, hep yönetmelik diyorlar. Yönetmeliği de kim düzenliyor? İlgili müsteşar, genel müdür düzenliyor. Hatta o kadar ileri gidiyorlar ki, KİT’lerde bunlar ihaleleri de düzenledikleri yönetmeliklere göre belirliyorlar, Kamu İhale Kanunu’na tabi tutulması gereken ihaleleri Kamu İhale Kanunu kapsamından çıkarıp da keyfî, kendi adamlarına davetiye usulüyle ihaleler veriyorlar ve bu sürede tabii çok soygun oluyor, suistimaller oluyor. Bunları KİT Komisyonunda da defalarca dile getirdik ama AKP zamanında hukuk denen bir şey kalmadı.

Bakın arkadaşlar, bugün 14 Haziran. Abdullah Gül 28 Haziranda seçildi, bu sene beş senesi doluyor. Anayasa’nın 102’nci maddesi diyor ki: Cumhurbaşkanlığı süresi dolmadan altmış gün önce Cumhurbaşkanlığı makamı doldurulur, altmış gün içinde. Yani bu ne demektir? 28 Hazirandan başlayıp 28 Ağustosa kadar herhangi bir günde Cumhurbaşkanının süresinin dolması lazım. Anayasa Mahkemesine dava açmışız. AKP kanunla Cumhurbaşkanlığı süresini uzattı. Mevcut Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilir ve beş yılda bir seçilir. AKP ne yaptı? Getirdiği bir kanunla Cumhurbaşkanlığı süresini yedi seneye çıkardı. Eğer yedi sene biz bu kanuna… Anayasa Mahkemesine gittik, dedik ki: “Cumhurbaşkanının görev süresinin tespiti kanunla değil, Anayasa’yla belirlenir.” Dolayısıyla Anayasa’nın burada karar vermesi gereken konu, Cumhurbaşkanının görev süresi Anayasa’yla mı belirlenir, yoksa kanunla mı belirlenir?

Şimdi, Anayasa Mahkemesi raportörünün yaptığı bir tespite göre… Efendim, yorum yapıyor. Senin yorum yapma yetkin yok ki kardeşim yani Cumhurbaşkanlığı süresi kanunla mı düzenlenir, Anayasa’yla mı düzenlenir… Sonra, tabii, Anayasa Mahkemesi Başkanı Tayyip Bey’le Abdullah Bey’le çok samimi ilişkiler içinde, dostlukları var. Daha herhâlde oradan “Ya, işte, bunu karara bağlayın.” şeklinde bir istek de gelmediği için uzatıyorlar. Ya, ne zaman sen şunu karara bağlayacaksın? İşte, 28 Ağustosta bitiyor bunun süresi. Anayasa’nın 102’nci maddesine göre, görev süresi dolmadan 60 gün yani çok açık, 60 gün içinde doldurulur diyor. Niye uzatıyorsun Anayasa Mahkemesi Başkanı? Yani sizin zamanınızda, devri zamanınızda ne Anayasa’nın bir değeri var ne hukukun bir değeri var.

Şimdi, ben daha önce yaptığım konuşmada… Yani o kadar saçma sapan bir şeyler yazılmış ki kanunda… Efendim, idarenin eylem ve işlemleri, tutum ve davranışları… Yani bir kişinin tutum ve davranışı nasıl kanuna aykırı, hukuka aykırı olabilir? Hukuka aykırılığı da yeterli görmemişler, bir de hakkaniyete uygun değilse… Yani böyle bir hayal âleminde… Ya, hukukçu yok ki yani. Tabii, biraz önce Burhan Kuzu’ya sordum, duymadı, yanındakilerle konuşuyordu. Yani böyle oyuncak anlamına gelecek kanun tekliflerini getirmeye gerek yok.

Dolayısıyla burada kamu denetçiliği de formalite bir şey. 246 tane kadro ihdas ediyorsunuz, 246 tane AKP’liyi getirip iş vereceksiniz, bütün mesele bu. Ondan sonra da bir de… Mademki öyle çok tarafsız bir tane kamu başdenetçisini seçme ilkesini kabul etmiştiniz, o zaman 367 tane milletvekilinin seçmesini öngörseydiniz. O zaman ne olurdu? Burada 367 milletvekilinin seçebileceği bir kamu başdenetçisi ile 139 kişiyle seçilen bir kamu başdenetçisi veya denetçisinin farkı çok büyük. 367 kişiyle seçilecek bir kamu başdenetçisi en azından buradaki partilerin uyumuyla, birleşmesiyle, mutabakatıyla, hakikaten tarafsız olacak bir kişi seçilirdi. Ama siz ne diyorsunuz: “Tayyip Bey ne emrediyorsa biz onu seçiyoruz.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – O zaman Tayyip Bey’in burası…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Seni seçelim seni, tarafsızsın sen!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu, bir defa sen ne konuştuğunun farkında değilsin!

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Boş konuşuyorsun, boş!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Tamam.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… (AK PARTİ sıralarından “Var, var” sesleri, MHP sıralarından “Yoktur” sesleri.) İşte, böyle dediğiniz zaman olmuyor. Tabii, siz “Var” diyorsunuz, onlar “Yok” diyor ama bu iki arkadaş da karar veriyor.

KORAY AYDIN (Trabzon) – Biz de sayıyoruz yani sadece onlar mı sayıyorlar.

BAŞKAN – Şimdi şu kapıyı kilitlettireceğim size, beş dakikada bir oylama oluyor.

Elektronik cihazla oylama yapıyorum.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

KORAY AYDIN (Trabzon) – Demin de sahtekârlık yaptı, demin de yoktu! Yapmasınlar bu sahtekârlığı, her yerde sahtekârlık… Bu kadar olmaz ya! Kâtip üyeler görevlerini düzgün yapsın, demin de saydık, yoktu.

BAŞKAN – Efendim?

KORAY AYDIN (Trabzon) – “Kâtip üyeler görevlerini düzgün yapsınlar.” diyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamam… Kendim de sayacağım bundan sonra Sayın Aydın.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kapıya bir otomatik alet koyalım da sonradan içeri girenleri bir saysın Sayın Başkan.

BAŞKAN – Usul olarak bundan sonra ben kendim sayacağım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, bir şey demiyorum da bunlar sonradan geliyor.

BAŞKAN – Yani öyle yapacağım, ne yapalım. Usul belli. Kâtip üyeler sayıyor; anlaşırlarsa söylüyoruz, anlaşmazlarsa elektronik cihazla yapıyoruz. İki taraf da itiraz ediyor.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

Şimdi diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

276 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 7 inci maddesinin 1 inci fıkrasına aşağıdaki (h) bendinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“h) Gerekli gördüğü durumlarda idari yargıya başvuruda bulunmak.”                                                                                      Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ombudsmanlık bağımsız bir kurumdur, önce bunun altını çizelim. Ombudsman ne yargıçtır ne hukukçudur ne de mesleği gereği parlamenterdir, bulunduğu konumu gereği de bağımsızdır. Parlamenter ombudsmanlık yine bağımsızdır, bütçesi bağımsızdır, kendisi dokunulmazdır, dokunulmazlık kurulu dokunulmazdır, yargının, yasamanın ve yürütmenin üstündedir. Şimdi, burada ombudsmanın görevlerini konuşuyoruz. Başombudsmanın başı kim? Büyük Millet Meclisi Başkanı. Büyük Millet Meclisi Başkanı nereden seçiliyor? Meclisten. Hangi partiden seçiliyor? Çoğunluk partisinden. Çoğunluk partisinden seçilen Meclis Başkanı bu durumda ombudsmanın baş sorumlusu oluyor mu? Oluyor. O nasıl başdenetçi olacak? Nasıl görev yapacak bağımsız olarak? Yanlış yapıyoruz arkadaşlar!

İHSAN ŞENER (Ordu) – En küçük partiden seçelim o zaman!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bu yanlış, yanlış bir olay. Bakın, Cemil Çiçek’i şikayet ettik, dedik ki: “8 parlamenterle ilgili bir yıl geçti, görevini yapmadın.” Cemil Çiçek’i şikâyet ettik. Şimdi, onun altında görevli olan, komisyon başkanı olan başdenetçi, kendi üstü, kendi sorumlusu olarak gördüğü Meclis Başkanı hakkında gereğini nasıl yapacak? Biz, kendi kendimizi kandırabiliriz, Avrupa Birliğine kozmetik yasa yapabiliriz ama insanların aklıyla oynamak gibi bir yanlışı yapma hakkı yok. Parlamenter ombudsman bu değil arkadaşlar; bağımsızdır, dokunulmazdır, bütçesi ayrıdır, yeri ayrıdır, binası ayrıdır, personeli ayrıdır, çalışma tarzı ayrıdır, iç tüzüğü ayrıdır, kendisi yapar. “Burada yönetmelik yapılır.” diyor. Kim yapacak yönetmeliği? Bunu Meclis İç Tüzük’le, kanunla yapar arkadaşlar. Yönetmelikle başdenetçiliği getirdiğiniz zaman, o Genelkurmay Başkanını, emniyet müdürlerini, valileri, kaymakamları nasıl denetleyecek, bana söyler misiniz?

Şimdi, ombudsmanlık deyip geçmeyin. Hak ve özgürlükler konusunda hem bireye diyeceksiniz “Devlete karşı sana bu kurumu getirdik. Bunun statüsü de bağımsızdır.” Başından bağımlı bir kurum kuruyorsunuz, bu yanlıştır. Uyarıyoruz, pozisyonu ve fonksiyonları gereği bağımsızdır, arkasında Parlamento desteği vardır çünkü Parlamento seçiyor, politik olarak da tarafsızdır, politik bir taraf değildir -insan hakları evrenseldir arkadaşlar- kararlarında bağımsızdır. Kamu kurumları ombudsman ile iş birliği içindedir, onun verdiği talimatları en acil durumda yerine getirmekle yükümlüdürler. Ombudsman her açıdan yüksek standartlara sahiptir çünkü Türkiye'nin en akil, en onurlu insanlarıdır, en bağımsız, yurt dışında ve dünyada Türkiye’yi temsil edecek insanlardır. Masrafsız, kolay, doğrudan ulaşılabilir bütün mekanizmaları geliştirmek zorundadır. Vatandaş perende atlayarak şikâyetini yapmamalıdır. Bir dilekçe, bir İnternet, bir e-mail, bir Twitter, bir Facebook, bir ufak “tık” ile bile bu kuruma ulaşılmalıdır, başvuruyla tek tek ilgilenilmelidir ve en büyük özelliği ombudsman kurumunun, halkın denetçisinin, halkın hakeminin medya ile ilgili tarafsız, çok çok iyi ilişkiler kurması lazım. E, birileri “tasmalı medya” diyorsa ve medyaya bu gözle bakıyorsa öyle bir söz sarf edildiğinde resen, otomatikman bu kamu denetçisinin harekete geçip gereğini yapması lazım. Bunun böyle bir görevi vardır. Böyle bir görevi olan bir yerde kamu denetçiliğini çoğunluğun diktasından almak gerekiyor, alıp bağımsız kılmak gerekiyor. “Yok, bağımsız değildir.” derseniz, özel yetkili mahkemeleri şikâyet edeceksiniz. Nasıl edeceksiniz? Gizli dinlemeyi, şantaj kasetlerini, bilmem neleri, bunların hepsini soracaklar; vatandaş soracak, yeri gelecek, soracak. İşte o bağımsız denetçi kurumunun kamu denetimini, bunu böyle yapması lazım.

Peki, bu kamu görevi denetimi niye dokuz ay sonra yürürlüğe giriyor? Bebekler dokuz ay on beş gün sonra doğuyor. Dokuz ay on beş gün sonra bebekler doğduğuna göre, bu yasanın doğması, bu kurumun doğması için dokuz ay kriteri nedir arkadaşlar? Ya, bu yürürlüğe girdiği zaman kurulur, dokuz ay niye bekliyorsunuz, bunu da anlamış değiliz. Yani burada, on sene uğraşıp, debelenip bir yasa getireceksiniz dokuz ay sonra yürürlüğe girsin.

Bunların hepsi yanlıştır arkadaşlar. Bu yanlışlar tekrar önümüze yeni bir yasa olarak gelecektir, geldiği zaman da Elitaş’a döneceğim, diyeceğim ki: “Sen niye ikide bir telefonunla oynuyordun, bu yasa geçerken gereğini yapmadın?” diye soracağız.

İyi günler diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısının 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ve teklif olunur.

“f) Birisi kadın ve çocuk hakları alanında görevlendirilmek üzere, denetçiler arasındaki işbölümünü düzenlemek.”

                                                   Mahir Ünal (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutayım?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Denetçiler arasındaki işbölümü düzenlenirken denetçilerden birisinin kadın ve çocuk hakları konusunda görevlendirilmesinin sağlanması amacıyla bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 8’de iki önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

                                      TBMM Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8. maddesinin 1. fıkrasının “Başdenetçi uzman denetçiler arasında iş birliği ve uyumlu çalışmayı sağlar.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Bülent Tezcan                                   Turgut Dibek                                    Ali Özgündüz

                       Aydın                                             Kırklareli                                            İstanbul

                  Haydar Akar                              Dilek Akagün Yılmaz

                      Kocaeli                                               Uşak

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alacağım:

                      Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun Tasarısının 8. maddesinin

1- 2. fıkrasında bulunan önerilerini kelimesinden sonra gelen Başdenetçiye kelimesinin metinden çıkarılmasını yerine Denetçiler Kuruluna ibaresinin eklenmesini,

2- 4. fıkrasında işbölümüne kelimesinden sonra gelmek üzere Denetçiler Kurulunun çalışma usul ve esasları ibaresinin eklenmesini saygı ile arz ve teklif ederiz.

 

                    Faruk Bal                                    Mehmet Erdoğan                               Mehmet Şandır

                       Konya                                               Muğla                                               Mersin

                  Sinan Oğan                                     Enver Erdem                                  Nevzat Korkmaz

                        Iğdır                                                Elâzığ                                               Isparta

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Mehmet Erdoğan.

BAŞKAN – Sayın Erdoğan, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Kamu Denetçiliği Kanunu Tasarısı üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi selamlıyorum.

Öncelikle, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun dün açıkladığı yaz kararnamesi sonucu Muğla ilinde Ula ve Dalaman ilçelerimizde adliye teşkilatının kapatıldığını bugün üzülerek öğrenmiş bulunuyorum. Bizim okumuş olduğumuz sosyal bilgiler kitaplarında ilçe teşkilatı içerisinde adliye teşkilatı da var ama AKP’nin algılamasında ilçelerde, maalesef, adliye kaldırıldı. Acaba bu, önümüzdeki dönemde bu ilçelerimizin ilçeliğinin de kaldırılmasıyla ilgili bir adım mıdır? İşin doğrusu, buradan bunu da merak ediyorum.

Dalaman ilçemiz 25 bin merkez nüfusu ve uluslararası bir havalimanıyla bölgemizde önemli bir ilçedir. Ula ilçemiz de tarihten bu yana ilçe olan ve şimdiye kadar, kurulduğundan bu yana adliyesi olan bir ilçedir. Ben bu kararı milletimizin vicdanına havale ediyorum.

Şimdi, kamu denetçiliğinin görevi ne olacak? Önce işe buradan başlamak lazım. Kamu denetçiliği, yürütme gücüne karşı vatandaşın şikâyetlerini inceleyecek. Yürütme kim? İktidar. Şimdi, parlamenter demokraside iktidarı kim denetleyecek? İşin doğrusu, parlamento. Pekâlâ, parlamentonun içinde de esas denetim görevi kimin? Muhalefetin. Oluşturulan sistemde başdenetçi ve denetçileri kim seçecek? İktidar. Bakınız, bu kanun ile muhalefetin denetim yetkisi, atanacak yandaş denetçilere devredilecektir yani denetim fiilen ortadan kaldırılacak. Bu, demokrasiye sıkılan bir kurşundur arkadaşlar. Zaten size göre, İktidar, pardon, Sayın Başbakan hatadan münezzehtir, dolayısıyla, denetime de gerek yoktur.

Yine, Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işler kanunun kapsamı dışında olacaktır. Bundan böyle Cumhurbaşkanını halk seçecek, artık Cumhurbaşkanının hukuken olmasa da fiilen siyasi bağı kurulacak ama Cumhurbaşkanının yaptığı işlemler incelenmeyecek, tartışılmayacak; bu da kabul edilebilir bir uygulama değil arkadaşlar.

Yasama yetkisinin kullanılmasına dair işlemler kapsam dışındadır. Doğrudur, demokrasilerde meclis her şeyin üstündedir. Ama çoğunluğun tahakkümü altındaki Meclisimizde, maalesef, tarihimizde hiç olmadığı kadar, kişiye özel kanun çıkarılmıştır ve çıkarılmaya devam etmektedir. Buna kim, nasıl dur diyecek?

Yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin şikâyetler de kapsam dışındadır. Bir iktidar düşünün ki özel yetkili mahkemeleri kuruyor, adli reform yapıyor. Yine bu iktidar özel yetkili mahkemeleri kapatmayı konuşuyor, yine bir yargı reformundan bahsediliyor. Bu nasıl bir sistemdir, bununla kim, nasıl başa çıkabilecek? İnsanlar tutuklanıyor ama yıllarca niye tutuklandıklarını bilmiyorlar, şikâyet mercisi de yok. Vatandaş derdini kime, nasıl, nerede anlatacak?

Türk Silahlı Kuvvetlerinin bütün işlemlerini denetim dışı bırakıyorsunuz, Silahlı Kuvvetlerin yaptığı yanlışları, vatandaşa karşı yaptığı yanlışları kim nasıl sorgulayacak?

Şimdi esas denetim mekanizmasının Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunda kimsenin şüphesi yok ama burada Dilekçe Komisyonu var, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu var, İç Tüzük’e göre de milletvekillerinin yazılı ve sözlü soru önergeleri verme hakkı var. Hukuken denetim yapmak mümkün ancak uygulamada bunların hepsi hikâye. Verdiğimiz yazılı soru önergelerine gelen cevaplar gösteriyor ki birileri bizimle alay ediyorlar.

Geçen haftalarda olduğu gibi, Sayın Ulaştırma Bakanı muhalefetin verdiği yüzlerce soru önergesini yok sayıyor; iktidarın sorduğu çanak soruları seçip getirdi, burada cevapladı. İktidarın istemediği hiçbir araştırma önergesinin de kabul edilmesi mümkün değil. Pekala, iktidarın seçtiği, pardon(!) atadığı kamu denetçileri daha mı iyi olacak arkadaşlar?

Kamu Denetçiliği Kurumu kurulursa belki ortak akıl devreye girer. Bu bakımdan verdiğimiz değişiklik önergesi önem arz etmektedir.

Önergemize desteklerinizi bekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:

Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                                   Kapanma Saati: 17.32

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.38

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşiminin Beşinci  Oturumunu açıyorum.

276 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerinde verilen Muğla Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında  karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

8’inci madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum: 

TBMM Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8. maddesinin 1. fıkrasının “Başdenetçi uzman denetçiler arasında iş birliği ve uyumlu çalışmayı sağlar.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Bülent Tezcan                                   Turgut Dibek                                    Ali Özgündüz

                       Aydın                                             Kırklareli                                            İstanbul

                  Haydar Akar                              Dilek Akagün Yılmaz

                      Kocaeli                                               Uşak

 

BAŞKAN –  Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

 BAŞKAN –  Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) –  Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN –  Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Ali Özgündüz…

BAŞKAN –  Buyurun Sayın Özgündüz. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle, az önce 7’nci maddenin  birinci fıkrasının (f) bendi değişti. En azından 5 denetçiden en az 1’inin kadın ve çocuk haklarıyla görevlendirilmesi gerekirdi. “1 denetçi” denilmiş yani bu olumlu bir gelişme, her şeyden önce bizim öngördüğümüz uzman denetçiliğe uygun  bir yaklaşım. O açıdan en azından bir orta yolda buluştuk. Fakat en az 1’isi olmalıydı çünkü Türkiye’deki nüfusun beşte 1’i kadın ve çocuk değil ki, kadın ve çocukların çok daha fazla sorunu var. O yöndeki teklifimizi de sözlü olarak ilettim Komisyona ama kabul görmedi.

Değerli milletvekilleri -bunu belirttikten sonra- değerli arkadaşlar; dün adli yargıda bir deprem yaşandı. HSYK, cumhuriyet tarihinde olmayacak şekilde 2.335 hâkim, savcının yerini değiştirdi. (AK PARTİ sıralarından “Normal” sesi) “Normal” diyorsunuz da normal değil, anormallikler var.

Birçok arkadaşımız geçen dönemde HSYK seçimlerine aday olarak katıldığı için sürgün edilmiştir, kıyıma uğratılmıştır. Mehmet Uygun, İstanbul ağır ceza hâkimi, Edirne’ye sürülmüştür. Ferit Arslankurt, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, yirmi yıllık ağır ceza reisi, Adalet Komisyonu Başkanı, talebi yok, soruşturması yok, Gebze’ye ağır ceza reisliğinden alınıp düz hâkim olarak sürülmüştür. Ali Asker Kazak, HSYK seçimlerinde aday olduğu için, sadece bunun için o günden beri uğraşılmıştır, en sonunda Ümraniye’ye –ağır ceza reisliğinden alınarak- sürülmüştür. İzmir’den aynı şekilde 3 tane ağır ceza reisi kıyıma uğratılmıştır.

Değerli arkadaşlar, HSYK seçimlerinde aday olan bir başka arkadaşımız, ismini de veriyorum, cumhuriyet savcısı Mustafa Lokman, Antep’te görev yaparken geçen sene tayin istiyor, diyor ki: “Adapazarı’na, o civara verin.” Vermiyorlar. Bu sene çocuğu okul kazanıyor, o civarda üniversiteye yerleşiliyor, ha bunu bildi ya, “Düzenini bozacağım kardeşim, sürüyorum…” İstanbul’a, Kadıköy’e ataması yapıldı.

Değerli arkadaşlar, yani bu insanlardan ne isteniyor gerçekten anlamış değilim. Erhan Özen, eski başmüfettiş, İstanbul’dan alınıyor, hiçbir soruşturma yok, Elâzığ’a sürgün ediliyor. Yani HSYK hani 2010’da değişmişti, hani işte hâkim ve savcılar, vesayetten kurtulacaktı yargı? Ne biçim bir vesayet getirmişsiniz? Bugün Türkiye’de görev yapan hâkim ve savcıların üçte 1’i yer değiştiriyor ve 500’e yakın sürgün var. Ya, bu ne biçim vicdan, ne biçim ahlak? Yani hangi anlayışla bunu şey yapıyorsunuz?

“Efendim, bizi ilgilendirmez, HSYK yapıyor.” falan diyemezsiniz. Sizin kurduğunuz düzen işte bu! Yani HSYK’nın başında Adalet Bakanı, Hükûmetin bakanı var, Adalet Bakanı HSYK’nın başındadır yani arkadaşlar isyan ediyor. Yazıktır günahtır! Yani ben de o kürsüden geliyorum. İnsanlar Anadolu’da beşinci bölgeden başlıyor; beşinci bölgede iki yıl, dördüncü bölgede üç yıl, üçüncü bölgede üç yıl, ikinci bölgede beş yıl görev yaptıktan sonra birinci bölgeye geliyor; çoluk çocuğu okula başlıyor. “Hadi bakalım, takdir, hizmetin gereği.” diyerek alıp sağa sola sürüyorsunuz. Yazıktır, günahtır!

Sonra ne olacak biliyor musunuz arkadaşlar? Bu arkadaşlar sürüldü, “İki ay içinde lojmanı boşalt.” deniyor. İki ay içinde boşaltmadığı zaman ne oluyor? Onu da söyleyeyim, ATGV denilen bir kurum var, Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı, bu lojmanlarda oturan kişi iki ay içinde boşaltmadığı zaman kirayı yüzde 1.000 alıyor, yüzde 1.000. Dünyanın hiçbir yerinde görülmeyecek bir şekilde yani 150 lira olan lojman kirası 1.500 lira olarak alınıyor. Artı üstüne tefecilik faizi uygulanıyor. Her ay yüzde 10 faiz, senede yüzde 120 faiz alınıyor. Ya bu ne biçim adalet anlayışı? Ne biçim anlayış? Yani hakikaten ben o meslekten gelen, cumhuriyet savcılığından gelen bir insan olarak üzülüyorum meslektaşlarım adına. Lütfen yani bu vesileyle Adalet Bakanlığını da uyarıyorum. Sayın Başbakan Yardımcımız da burada. “Hak, hukuk, hakkaniyet” diyorsanız lütfen yargı üzerindeki bu zulmü kaldırın. Yazıktır yani müdahale etmeyin, bu insanlar vatan için hizmet ediyorlar. Çoluk çoçuğunun okulu var nasıl boşaltacak, nasıl gidecek? Yazık değil mi, ne yapmaya çalışıyorsunuz?

Bu vesileyle önerge üzerinde söz aldım ama özellikle bunu belirtmek istedim çünkü bu kamu denetçiliği eğer sağlıklı oluşursa bu HSYK’nın kararları da denetlenecek. İnanın ki sağlıklı bir kamu denetçisi Avrupa’daki gibi bir denetçi olsa bu HSYK kararlarının insan haklarının en büyük insan hakkı ihlali olduğuna da karar verecektir diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum. 

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özgündüz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 9’da bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun Tasarısının 9. maddesinin g) fıkrasının "Kanunlarla verilen veya Başdenetçilik veya Denetçiler Kurulu tarafından verilen diğer işleri yapmak.” Şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

     Faruk Bal           Mehmet Erdoğan               Mehmet Şandır

       Konya                    Muğla                              Mersin

 

   Sinan Oğan          Nevzat Korkmaz                Enver Erdem

        Iğdır                      Isparta                          Elazığ

 

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

Sayın Bal buyurun.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı fakirin fukaranın, garibin gurebanın devlet karşısındaki hakkını, hukukunu devletin bir kaynağının tasnifi suretiyle koruyacak bir kanun tasarısı, özü budur. Bu öz içerisinde bir rakamı sizlerle paylaşmak istiyorum. Türkiye’nin tüm gayrisafi millî hasılasını dikkate aldığımızda nüfusun yüzde 20’si bu gayrisafi millî hasılanın yüzde 80’ine sahip durumdadır yani bir zengin sınıf vardır. Diğer taraftan, Türkiye’nin yüzde 80’i de, nüfusunun yüzde 80’i de gayrisafi millî hasılanın yüzde 20’sini paylaşmaktadır. Bu, gelir dağılımındaki adaletsizliktir. İşte, bu gelir dağılımındaki adaletsizlik ile muallel olan sosyal ve ekonomik hastalığa adli yönden bir çare bulabilmek için, hakkını hukukunu aramakta zorlanan kişilere, garibe gurebaya devlet bir elini daha uzatıyor. Yönetilenleri denetleme, kamunun denetimi çerçevesi içerisinde bir elini daha uzatıyor fakat Adalet ve Kalkınma Partisi diyor ki: “Bu el yasama organında tek hâkim olduğum, yürütme organında tek hâkim olduğum, devletin kamu gücünü kullanan organlarını kendi zihniyetime göre düzenlediğim, devletin yargı organlarını kendi zihniyetime göre düzenlediğim, tabir yerindeyse, yarattığım yeni Türkiye’de fakiri fukarayı da korumak ancak benim iznimle, ancak benim inisiyatifimle, ancak benim istediğim kadarıyla olsun.” diyor. Bu kanunun özü budur. Bu bize yabancı bir düşünce değildir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de daha önce 136 tane adalete erişim noktası kapatılmıştır, küçük ilçelerde adliye binaları kapatılmıştır. Şimdi, bin davadan daha az iş yükü olan mahkemelerin de bulunduğu ilçelerde adliyeler kapatılacaktır. Bu kapsam içerisinde, adalete erişim, Türkiye çapında fakir fukara kesimini çevrede bulunan ilçelere götürmek suretiyle, oraya kadar gitmeye zorlanmak suretiyle engellenmektedir. Bu engeller ağırlıklı olarak İç Anadolu Bölgesi’nde kendisini yoğun bir şekilde hissettirmektedir ve Konya’da da Halkapınar, Emirgazi, Tuzlukçu, Çeltik gibi ilçelerimizde adliyeler kapatılmak suretiyle adalete erişim mümkün hâle getirilememişti. Şimdi ise ilçelerde, özellikle tarım kesiminde meşgul olan insanların devletle sorunlarında, devletin uygulamaları karşısında maruz kaldıkları adaletsizliklere, haksızlıklara karşı kendi adına denetletecek olan kişilerin siyasallaştırılmış bir şekilde “ombudsman” adı ile bir kanun hâline getirilmesi düşünülmektedir.

Biz bu kanuna pozitif bir destek vereceğimizi ifade etmiştik. Bu önerge ile de o pozitif desteği sağlamak istiyoruz ve size yol göstermek istiyoruz. Bu kanunla sizin ortaya koymuş olduğunuz sisteme göre “başdenetçi” denilen kişi veya “denetçi” denilen 5 tane kişi her şeye kadir bir anlayışla donatılmaktadır, yetkilerle donatılmaktadır, ancak bunların her şeye kadir olmadığını, netice itibarıyla fani olduklarını, netice itibarıyla cüzi iradeye sahip olduklarını hepimiz biliyoruz. O zaman o cüzi iradenin hatalarından bu kanunu arındırmak lazım, arındırabilmek için de toplu olarak şikâyetleri değerlendirebilecek bir mekanizma olması lazım, bunun adı da “Denetçiler Kurulu” olarak tanzim edilmesi lazım. Maalesef ısrarla, inatla bu görüşümüz Adalet ve Kalkınma Partisinin milletvekillerinin oy çokluğuyla reddedilmektedir ama reddedilen husus bilin ki şudur: Garibin gurebanın, fakirin fukaranın devlet karşısındaki hakkı ve hukuku reddedilmektedir.

Bunun da reddedileceğini biliyorum. Sayın Hükûmet, Sayın Komisyon reddedileceğine dair işaret vermiştir ve sizler de Cenabıallah’ın size bahşettiği mahkemeyi kübranız değil, Grup Başkan Vekilinden, Hükûmetten ve Komisyondan gelen işarete bakıyorsunuz, bunu da reddedeceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) – Bizim sözümüz gök kubbede hoş bir seda bırakmak içindir.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 10’da üç adet önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı'nın 10'uncu maddesinin 1'inci fıkrasının (c) bendinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"c) Hukuk, siyasal bilgiler, iktisadi ve idari bilimler, iktisat ve işletme fakültelerinden veya bunlara denkliği kabul edilmiş yurtiçi veya yurtdışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olmak.”

                Mahmut Tanal                                  Bülent Tezcan                                   Emre Köprülü

                     İstanbul                                              Aydın                                              Tekirdağ

                 Ali Özgündüz                                Uğur Bayraktutan                               Hüseyin Aygün

                     İstanbul                                              Artvin                                               Tunceli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

276 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 10 uncu maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki (g) bendinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

g) Tercihen insan hakları konusunda bilimsel ve akademik çalışmalar yapmış, bu alandaki ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarında görev almış olmak.”

            Sırrı Süreyya Önder                              Pervin Buldan                                      Ayla Akat

                     İstanbul                                               Iğdır                                               Batman

                   Sırrı Sakık                                    Sebahat Tuncel                                  Levent Tüzel

                        Muş                                               İstanbul                                            İstanbul

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının 10. maddesinin;

1- 1. fıkrasının b) bendinde bulunan elli kelimesinin elli beş, kırk kelimesinin elli olarak değiştirilmesini,

2- 1. fıkrasının c) bendinde bulunan “tercihen” kelimesinin metinden çıkarılmasını,

3- 1. fıkrasının ç) bendinde bulunan on kelimesinin yirmi olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Mehmet Erdoğan                               Mehmet Şandır

                       Konya                                               Muğla                                               Mersin

                  Sinan Oğan                                  Nevzat Korkmaz                                  Enver Erdem

                        Iğdır                                                Isparta                                               Elâzığ

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anlatacağım gerekçelerle niçin katılmadıklarını bir de Sayın Hükûmet ve Sayın Komisyon vicdanlarında değerlendirsin. Sayın milletvekilleri de umarım bu izahattan sonra ne gibi bir karar verecekler, merak ediyorum.

Şimdi, seçilecek başdenetçi, değerli arkadaşlarım, akil adam olması lazım, seçilecek başdenetçi ehil adam olması lazım, seçilecek başdenetçi liyakatli adam olması lazım, seçilecek başdenetçi vatandaşın hâlinden, garibin gurebanın hâlinden, fakirin fukaranın hâlinden anlayacak bir düzeyde olması lazım. Aynı zamanda bu başdenetçi devletin nasıl işlediğine dair bilgi ve tecrübe sahibi de olması lazım. İşte, bu kadar niteliklere ulaşmış bir başdenetçinin hayatında belirli bir mesafeyi de katetmiş olması lazım. Bunun içindir ki elli olan yaş limitinin elli beşe çıkarılmasını öneriyoruz. Burada muradımız sadece bunu sağlamak değil, muradımız aynı zamanda elli yaşındaki bir başdenetçinin emekliliğe hak kazanamamış hâli söz konusu olabilir, bunu bertaraf ederek elli beş yaşına gelmiş kişi dört yıl daha bu görevde kalır ise bu takdirde emeklilik hakkını da elde etmiş olacaktır. Bu çok önemlidir. Niçin? Çünkü başdenetçi bir daha seçilmek için siyasi partilerin, özellikle iktidar partisinin kapısına kul olmaması lazım. Bir iktidarın kapısına kul olacak anlayıştaki bir başdenetçi o iktidarın siyasi perspektifinin dışına çıkamaz, çıkamayacağı için o iktidarın siyasi sorumluluğundaki kamu yönetimini ve o yönetimde görev alan kişileri, kamu görevlilerini denetleyemez. O zaman gerçekten akil, gerçekten ehliyetli, gerçekten tecrübeli, gerçekten bilgili bir kişiyi başdenetçi seçiyor isek, buna “evet” demeniz lazım. Aklın yolu bir.

Diğer taraftan, bu kurumda görev alacak olan uzmanların on yıl devlet tecrübesiyle teçhiz edilmiş olmasını öneren bir hüküm vardır, bunu da yirmi yıla çıkarıyoruz, çıkarılması gerekir diyoruz, çünkü on yıllık bir süre yirmi yıla göre yeterli bir süre değildir, yirmi yıl ise bir devlet tecrübesiyle vatandaşın şikâyetini dinleyebilecek, anlayabilecek ehliyet ve liyakate ulaşılabilecek bir yaştır. Dolayısıyla, bu ehliyet ve liyakatle vatandaşın hâlinden anlayabilecek, derdine derman olabilecek bir olgunluğa erişmiş olması gerekmektedir. Bu tecrübeyle devletin işleyiş düzenini algılayabilecek, anlayabilecek ve bundaki yanlışlıkları, hataları görebilecek bir olgunluğa erişmiş olması lazım. İşte, bu olgunluğa sahip uzman, uzman yardımcısı, denetçi ve başdenetçidir ki fakirin fukaranın, garibin gurebanın hakkını koruyabilecek bir donanıma sahip olur. Bunu temin edebilmek için bu önergeyi vermiş bulunuyoruz, reddediliş gerekçesini de ben anlayabilmiş değilim.

 

Değerli arkadaşlarım, eğer reddediliş gerekçesi mertçe, yiğitçe burada şöyle ifade edilebilirse dürüst olur: “Yahu, siz boş verin bu işleri, hakkı, hukuku, adaleti, vatandaşın, garibin gurebanın devlet kapısında bir hak arayışı işini boş verin. Biz kendimize göre bir denetim organı kurmak istiyoruz. Biz, yaptığımız işleri aklayacak, paklayacak bir makam oluşturmak istiyoruz. Biz, yarın bir gün yandaşlarımızı oturtabilecek birer koltuk yaratmak istiyoruz.” derseniz, bu doğrudur ve sizin mertliğiniz, dürüstlüğünüz bu anlamda ikrar edilmiş olur.

Değerli arkadaşlarım, oysa bizim aradığımız bu kanunu çıkarırken ne birilerine masa, koltuk, kadro ikramıdır ne de birilerini gönülleme yasası çıkarıyoruz. Bizim gönülleyeceğimiz kesim, bizim gönlünü alacağımız kesim mahkeme kapılarına sürüklenmeden devletin “Pardon” diyebileceği, devletin “Ben yanlış yaptım vatandaşıma.” diyebileceği bir denetim organı oluşturmak istiyoruz. İşte bu denetim organında vasıf çok önemlidir, o vasfı sağlayabilecek ehliyeti, liyakati, donanımı da sağlayabilecek önerge budur.

Bu düşüncelerle önergemizi tekrar yüce heyetin takdirlerine arz ediyoruz.

Bu defa parmakların akılla donatılmış olmasını ümit ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

FARUL BAL (Konya) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 17.57

 

                                    ALTINCI OTURUM

                                  Açılma Saati: 18.07

                   BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

  KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

                                            ---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

276 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde verilen, Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

 

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

10’uncu madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

276 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 10 uncu maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki g) bendinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“g) Tercihen insan hakları konusunda bilimsel ve akademik çalışmalar yapmış, bu alandaki ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarında görev almış olmak."

            Sırrı Süreyya Önder                              Pervin Buldan                                      Ayla Akat

                     İstanbul                                               Iğdır                                               Batman

                 Levent Tüzel                                      Sırrı Sakık                                    Sebahat Tuncel

                     İstanbul                                               Muş                                                İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

Sayın Önder, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, kıymetli arkadaşlar; bunun nesine katılınmaz, tekrar bir huzurlarınızda okumak istiyorum. İslami referanslara büyük bir önem veren arkadaşlarımıza bir hatırlatma yaparak başlıyorum: “Emaneti en imanlı olanınıza verin.” dememiş, “Emaneti ehline verin.” demiş. Her şeyde iman şartı aranırken bunda ehliyet şartı aranmış. Peki, bunun neresi kötü? “Siz böyle bir uzmanlık titrine sahip olan insanları getirin.” diyor bu önerge. Bunu reddetmenin tercümesi şudur: “Yok, arkadaş, bu konuda, haklar ve özgürlükler, insan hakları konusunda herhangi bir liyakate gerek yoktur.” Yani şu önergeleri, şu Parlamentoyu ciddiye aldığınızı gösterecek bir tane bir şey olsa… Burada hayatınızı ve bütün ülkenin hayatını kolaylaştıracak şeyler söylüyor muhalefet. E, siz de bu konuda mahir değilsiniz, siciliniz oldukça sıkıntılı. Niye? Kendi yaptığınız kanunları 2-3 kere buraya getirip yeniden çekiçlettirdiniz.

Şimdi, hâl böyle olunca burada ne diyelim yani biz çıkıp, biz söyleyip, biz dinliyoruz ama yarın öbür gün tarihe şöyle geçecek sayın vekiller; Komisyon zaten otomatiğe bağlamış, Hükûmet de öyle: “Katılıyor musunuz…” “Katılmıyoruz.” “Katılıyor musunuz…” “Katılmıyoruz.” Bundan kimse sizi sorumlu tutmaz ha. Burada sağcılık-solculuk, Kürt-Türk meselesi yok, liyakat aranıyor ya, “Getirilecek insanlar bu konuda ehliyetli olsun.” diyor. Siz “Hayır, ehliyetli olmasın.” mı diyeceksiniz? Bari buna “Evet.” deyin. Tarihe de şöyle dersiniz: “Zamanın behrinde muhalefetten bizim gözümüzden kaçmış bir şey gelmişti, Allah razı olsun onlardan, biz de bunu, bak, dikkate aldık.” Böyle yapmıyorsunuz.

Arkadaşlar, bu konuda bu ülkenin temel bir hastalığı vardır, “araç” ile “amaç” sık sık yer değiştirir. Bu, sadece mevcut Hükûmetle sınırlı bir şey de değildir, ezelden beri bir derdidir buranın. Mesela, “eğitim seferberliği” denilir, yüzlerce okul açılır, bir müddet sonra eğitim bahsi unutulur, bütün hedef daha fazla okul açmaya yönelir. Burada siz murakabeden niye korkuyorsunuz ki, ne kadar bu iş sağlıklı olursa sizin üstünüzden de o kadar vebal kalkar. Buna direnmenin bir tek açıklaması var tüm bu seyrine baktığımızda: Ancak korkacak şeyi olanlar böyle bir psikolojiye girebilir. Bunun başka bir açıklaması varsa yani “Liyakatli insanı getirin.” meselesine “Hayır.” demenin başka bir açıklaması varsa bir Hükûmet sözcüsü ya da iktidar vekili birisi söylesin, biz de diyelim ki: “Yanılmışız.”

Bu ülkedeki hak ihlallerinin en yoğun yaşandığı yerleri siz bu denetimin dışında tutuyorsunuz. Toplam hükûmet etme anlayışınız da bunun bir benzeri. Nerede bir istismar potansiyeli varsa onu Sayıştay denetiminin dışına çıkarmakla başladınız. Ardından, nerede bir istismar potansiyeli varsa Kamu İhale Kurumunun denetiminin dışına çıkardınız ya da o mekanizmaya dâhil olmasının dışına çıkardınız. Biz, artık burada sarhoş olduk; kanunlardan hangisi, yeni çıkan kanunlardan hangisi Kamu İhale Kurumunu yok sayıyor, artık takip etmekte güçlük çekiyoruz.

Dün bir vekil buradan “Bari bu Kamu İhale Kurumunu kaldırın. Komple kurtulalım bu işten.” dedi. Getirdiniz o düzeye. Murakabeden korkmaya gerek yok, eğer helal ve doğru iş yaptığınıza inanıyorsanız bundan korkmanıza gerek yok.

Daima ortaklığı çoğaltmak ve çözümün bir parçası yapmak, yüzde 50 oyla değil de bu denetçiyi -atıyorum- yüzde 70 oyla seçmek sizin sadece güvenilirliğinizi artırır, eğer oradaki yapılan işte bir “hurdahışlık” yoksa.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Var, “hurdahışlık” var.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Son olarak, dün burada bir iktidar vekili “Niye Başörtülü bir vekilimiz olmasın?” dedi ve bunun için yüklendi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Bizim verdiğimiz ilk önergeydi. Sizin yaklaşımınız, “Siz Zerdüştsünüz, baş örtüsüyle işiniz ne?” dediniz. Tarihe geçti. Tekrar hatırlatmak için söylüyorum.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesinin 1’inci fıkrasının (c) bendinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“c) Hukuk, siyasal bilgiler, iktisadi ve idari bilimler, iktisat ve işletme fakültelerinden veya bunlara denkliği kabul edilmiş yurtiçi veya yurtdışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olmak.”

 

Mahmut Tanal                                                   Emre Köprülü                                    Ali Özgündüz

   İstanbul                                                              Tekirdağ                                            İstanbul

Bülent Tezcan                                                Uğur Bayraktutan                               Hüseyin Aygün

    Aydın                                                                   Artvin                                               Tunceli

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Uğur Bayraktutan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bayraktutan. (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu  Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesiyle ilgili vermiş olduğumuz değişiklik önergesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, dün Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu -biraz önce milletvekili arkadaşlarım da ifade ettiler- 2.335 hâkim ve savcıyı ilgilendiren Adli Yargı Yaz Kararnamesi’ni açıkladı. Bu Kararname’yle ilgili kaygılarımızı burada ifade etmek istiyorum: HSYK, dün basına vermiş olduğu ayrıntılı demeçte, HSYK’nın kendi sitesinden de yayınlanmış olan ifadelerinde aynen şöyle bir ifade kullanıyor, diyor ki: “16 Mart 2012 tarihli ilanımızda belirtilen takvime riayet edilmeye çalışılmış ancak iş durumu, en yakın adli teşkilata uzaklığı, nüfusu, ulaşım imkânları gibi kriterlerle birleştirilmesi düşünülen bir kısım adliyelerle ilgili çalışma sebebiyle, beş günlük gecikmeyle HSYK’nın yapmış olduğu Adli Yargı Yaz Kararnamesi yayınlanmıştır.”

Şimdi değerli arkadaşlarım, burada görüldüğü üzere HSYK, bu Kararname’yi yayınlamadan evvel bütün Türkiye’deki bazı adliyelerin kapatılmasına ilişkin beş günlük bir tasarruf işleminde bulunmuştur. Bu piyangodan da ne yazık ki Artvin’e de iki tane adliye düşmüştür. Bu adliyelerden bir tanesi Ardanuç Adliyesi, bir diğeri de Arhavi Adliyesidir. Haricen öğrendiğimiz kadarıyla, cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllardan itibaren adli yargı hizmeti veren ve vatandaşlarımızın ciddi anlamda yararlanmış olduğu bu iki adliye kapatılmıştır.

Ardanuç ilçemiz, yaklaşık 13-14 bin nüfusu olan, yaz aylarında 17-18 bin nüfusa ulaşan, Artvin’e 42 kilometre uzaklığı bulunan bir ilçemizdir değerli arkadaşlarım.

Aynı zamanda Arhavi ilçemiz de, en yakın ilçe niteliğinde olan Hopa ilçemize 10 kilometre uzaklığı olan, yaklaşık 20 bin kişinin yaşamış olduğu, yaz aylarında 30 bin nüfusa ulaşan bir ilçemizdir. Şimdi bu iki ilçede adliyeyi kapattığımız zaman, adliyeden bir ülkede tasarruf edildiği zaman “Acaba kokacak ne vardır?” diye düşünüyorum değerli arkadaşlarım.

O nedenle, bu iki adliyenin kapatılması nedeniyle Artvin’deki iki ilçede vatandaşlarımızın adli hizmetten yararlanması konusunda ciddi mağduriyetleri vardır, bu işin bir an önce Hükûmet tarafından göz önüne alınmasını ve bu yanlıştan dönülmesini talep ediyorum. Neden talep ediyorum? Çünkü burada yaşayan insanlarımız en ufak bir adli sicil kaydını alabilmek için diğer ilçelere çok ciddi anlamda gitmek zorunda kalacaklardır, Artvin’deki ulaşım zorluğu, bir yere ulaşmadaki kışın zor koşulları nedeniyle ciddi mağduriyetler yaşayacaklardır.

Bakın, bir adli sicil kaydı bile… Eğer buna bir başlarsak inanıyorum ki önümüzdeki günlerde, adliyelerle başlayıp arkasından noterleri kapatacaklardır, bu nedenle ciddi bir mağduriyet olacaktır.Bugün Meclis başladığı zaman, ilk başta bir soru önergesinde sormuştum, orada demiştim ki: “Eğer adliyeleri kapatmaya başlarsanız bana göre kaymakamlıkları da kapatın.” Yani, bir yerden başlarsanız bunun sonu yoktur. Adliyede tasarruf yapılır mı değerli arkadaşlarım? Yani bu ülkede her şey akla gelebilirdi; bu ilçelerimizde bankaları kapattık, kamu kurumlarını kapattık, kamu iktisadi teşebbüsleriyle ilgili kurumları kapattık ama adliyelerin kapatılmasını insanlara anlatmamız mümkün değil.

Bakın, bugün bizi televizyonları başında dinliyorlar. Buraya gelen, muhalefet partisinden çok değerli arkadaşlarım da var, onlar da anlattılar. Kendi seçim yörelerinde ciddi anlamda bir sorunla karşı karşıyalar. Kime ne anlatacağız? Ben inanıyorum ki iktidar partisindeki arkadaşlarımızın da, seçim bölgelerindeki adliyelerin kapatılmasıyla ilgili vatandaşlardan gelen yoğun talep ve istekler doğrultusunda çok zor durumda kaldıklarına inanıyorum ve görüyorum. O nedenle, bunu anlatmak zorunda değiliz. Ben, bu olay başlamadan evvel üç, dört gün evvel Adalet Bakanlığına bu konuda ciddi girişimlerde bulundum, yazılı sorular sordum, bürokratlara sordum. “Hayır, böyle bir şey yok.” dediler. Şimdi, HSYK bunu yapınca bu ortaya çıktı. O nedenle, Hükûmetin bu yanlıştan bir an önce dönmesini talep ediyorum.

Bunun dışında, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yayınlamış olduğu kararnamedeki ölçütün, her şeyden önce bu tip atamalarda liyakat olmadığını, sadakat olduğunu ifade etmek istiyorum. Yani  liyakate göre bir atama yapılmamıştır. Biraz önce belirtmiş olduğum ilçelerdeki adliyelerin kapatılmasıyla alakalı, gayet iyi hatırlıyorum, 2011 seçimlerinde bizim iki adliyemizin kapatıldığı Ardanuç ve Arhavi ilçelerinde kocaman billboard’larda şöyle yazıyorlardı: “Arhavi, büyük düşün.” deniliyordu, “Ardanuç, büyük düşün.” deniliyordu. İki yerde de insanlarımız büyük düşündüler, adliyelerini kapattılar! Ben buradan vatandaşlarımıza sizi şikâyet ediyorum, bunu öncelikle belirtmek istiyorum.

Önergemize de gelince… Bu önergeyle, üzerinde konuştuğumuz 10’uncu maddenin 1’inci fıkrasının (c) bendinde verdiğimiz önergeyle madde metnindeki “tercihen” ibaresinin kaldırılmasını talep ediyoruz. “Tercihen” ibaresi kaldırıldığında, kamu denetçiliği yapacak olan kişilerin, hukuk fakültelerinden ya da programlarında yeterli miktarda hukuk eğitimi veren fakültelerden mezun olmak koşulu getirilmektedir. Bu sayede de kamu denetçilerinin daha etkin, daha uzman ve daha sağlıklı biçimde karar alabilmeleri amaçlanmıştır. Buradaki amacımız da şudur: İskandinav ülkelerinde; İsveç, Norveç, Danimarka gibi ülkelerde kamu denetçiliği yani ombudsman kurumundaki esas temel belirleyici unsur bu kişilerin hukuk fakültelerinden mezun olma kriteridir. Eğer hukuk fakültesini buraya koyarsak -bu konudaki çekincenizin neden kaynaklandığını da anlamış değilim- bu sorunu çözeceğimize inanıyorum.

Bu düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bayraktutan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 11’de üç önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

276 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 11'inci maddesinin; üçüncü fıkrasında geçen "arasından" kelimesinden sonra gelmek üzere "en az biri kadın olmak kaydıyla" ibaresinin eklenmesini; altıncı fıkrasında yer alan "Denetçi sayısının üç katı kadar adayı" ibaresinden sonra gelmek üzere "en az üçte biri kadın olmak kaydıyla" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                      Ayla Akat                                       Levent Tüzel

                        Iğdır                                               Batman                                             İstanbul

                   Sırrı Sakık                                    Sebahat Tuncel

                        Muş                                               İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı'nın 11'inci maddesinin 5'inci ve 6'ncı fıkralarının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(5) Başdenetçi, üye tamsayısının üçte iki çoğunluğunun gizli oyuyla seçilir.

(6) Komisyon tarafından oluşturulacak alt komisyon, başvuruda bulunan aday adayları arasından, seçilecek Denetçi sayısının üç katı kadar adayı, başvuru süresinin bittiği tarihten itibaren onbeş gün içinde belirler ve Komisyona sunar. Komisyon sonraki onbeş gün içinde Denetçi seçimlerini yapar. Denetçiler, üye tamsayısının üçte iki çoğunluğunun gizli oyu ile seçilir. Birden fazla Denetçi seçimi yapılacağı durumlarda adaylar için birleşik oy pusulası düzenlenir."

                Binnaz Toprak                                   Ramis Topal                                     Ali Özgündüz

                     İstanbul                                            Amasya                                            İstanbul

              Uğur Bayraktutan                                Mahmut Tanal

                       Artvin                                              İstanbul

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının 11. maddesinin;

1- 3. fıkrasının "(3) Komisyon, Başdenetçi seçiminde başvuruda bulunan aday adaylarını başvuru süresinin bittiği tarihten itibaren mülakata tabi tutar. Mülakatın bitimini takip eden onbeş gün içinde üç adayı belirleyerek Genel Kurula sunulmak üzere Başkanlığa bildirir." şeklinde değiştirilmesini,

2- 4. fıkrasında bulunan on beş kelimesinin metinden çıkarılmasını, altmış kelimesinin eklenmesini,

3- 5. fıkrasının " (5) Başdenetçi, üye tamsayısının beşte üç çoğunluğu ile seçilir. Birinci oylamada bu çoğunluk sağlanamadığı takdirde ikinci oylamaya geçilir. İkinci oylamada da üye tamsayısının beşte üç çoğunluğu sağlanamadığı takdirde adaylar seçilememiş sayılır. Başkanlık diğer aday adayları arasından üç adayın belirlenmesi için durumu Komisyona bildirir. Komisyon yaptığı mülakat neticesini dikkate alarak yeni üç adayı belirler. Bu adaylar arasından üye tamsayısının beşte üç çoğunluğu ile birinci veya ikinci oylamada Başdenetçi seçilir. Bu oylamada da sonuç alınamaz ise Komisyon ve seçim işlemi aynı usul ile tekrarlanır."

4- 6. fıkrasının "Denetçiler siyasi parti guruplarının Meclisteki üye sayısı oranında belirlenecek kontenjanın ikişer katı olarak gösterecekleri adaylar arasından her siyasi parti gurubuna düşen denetçi sayısı esas alınmak sureti ile Meclis tarafından seçilir." şeklinde değiştirilmesini

5- 7. fıkrasının madde metninden çıkarılmasını ve madde numaralarının teselsül ettirilmesini saygı ile arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Mehmet Erdoğan                               Mehmet Şandır

                       Konya                                               Muğla                                               Mersin

                  Sinan Oğan                                  Nevzat Korkmaz                                  Enver Erdem

                        Iğdır                                                Isparta                                               Elâzığ

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Bal, buyurunuz lütfen.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanunun en önemli maddesine gelmiş bulunmaktayız. Bu madde ile başdenetçi ve denetçi seçimi düzenlenmektedir. Maddeyi okuduğumuz zaman anlaşılmaktadır ki iktidar partisinin çoğunluğunun bir acelesi vardır. Bu acele de alt komisyonda, Komisyonda ve Genel Kurulda kanun tasarısının görüşülmesinde kazandırılmış olan hız ile mütenasip bir durumdadır ve burada da, seçim işlemi on beş gün gibi dar bir sürece sıkıştırılarak belli ki belirlenmiş 1 başdenetçiye, belli ki belirlenmiş 5 tane denetçiye koltukları hazırlanmak üzere verilmektedir.

Burada sizlere kamu denetiminin niçin varlığını birkaç cümleyle izah etmeye çalışacağım.

Değerli arkadaşlarım, parlamenter demokrasiler bir denge ve denetim sistemidir. Parlamenter demokrasilerin özüne inanan insanlar bilir ki dengenin ve denetimin devlet organları içerisinde belirli kurumlara, anayasal olarak verilmiş olan görevlerdir ama Parlamentoda, yasamada ise muhalefete verilmiş bir görevdir, yani denetim organı muhalefetin faaliyetleri ile ortaya çıkacak bir işlemdir, bir anayasal işlemdir, bir parlamento hukukunun gerektirdiği işlemdir.

Şimdi, siz, bu tasarı ile iktidar çoğunluğuna bir denetim organının seçtirilmesi görevini yüklüyorsunuz ve bunu Anayasa’daki birtakım cümleler ile süsleyerek atanacak bir kişiye, seçimmiş gibi bir kılıf içerisinde bir usulü getiriyorsunuz. Eğer bu gerçekten seçim olacak idiyse -bizim önergemizde ifade ettiğimiz gibi- adaylar kim, bunu bir komisyonun incelemesi lazım; bu adayları yüz yüze görüşmek suretiyle mülakata tabi tutması lazım. İki, bu adaylardan seçim yapılacak, Genel Kurul niçin on beş gün içerisinde seçim yapıyor? “Genel Kurulda muhalefetin görüşlerini almak” dedik. Bir uzlaşma ortamı bulabilmek için bu süreyi eğer sınırlayacaksanız en az altmış güne çıkarmak gerekmektedir.

Diğer taraftan, Anayasa’da birtakım seçim işlemleriyle ilgili konulmuş maddenin arkasına sığınılmak suretiyle, bu maddenin içinden dolaşılarak neticede iktidar çoğunluğunun seçeceği bir başdenetçi yerine, muhalefetin de sözünün dinlenebileceği, muhalefetin de demokratik bir katılım sağlamak suretiyle seçilen kişilere demokratik meşruiyet sağlayacak bir usulü niçin benimsemiyorsunuz? Beşte 3 çoğunlukla, iki defa yapılan oylamada, Genel Kurulda bu oyu alamayan kişilerin seçilememiş sayılması ve komisyon tarafından mülakat neticelerinin değerlendirilmek suretiyle, ikinci 3 kişinin Genel Kurula sunulmak suretiyle mutabakat sağlanabilecek bir ortamın sağlanması için bu önerge verilmiştir. Dolayısıyla bunun reddedilmiş olması veya reddedileceği, biraz önce kanaatlerin ifade edilmesiyle ortaya çıkmıştır. Ki ortaya çıkan durum, aslında Milliyetçi Hareket Partisinin önergesinin reddedilmesi değil, kamu denetimiyle ilgili işin özünün, ruhunun reddedilmesi, yani “kamu denetimi yerine iktidarın kendi kendini denetleyebileceği bir kişiyi atama usulünün kabullenilmesi” anlamı ortaya çıkmaktadır.

Diğer taraftan değerli arkadaşlarım, başdenetçi iktidar çoğunluğuyla seçilecektir. Denetçiler de iktidar çoğunluğuyla seçilecektir. Seçilen kişiler de her şeye kadirdir, her işi yapmaya muktedirdir, her şikâyeti inceleyecektir ve sonucuna göre karar verecektir. Peki, burada sadece yüzde 48, yüzde 49 civarında oy almış olan bir partinin oy verenleri mi tatmin edilecektir? Yoksa yüzde 51 gibi, iktidar partisine oy vermeyen kitlenin sesi ne olacaktır? İşte bu sesin ortaya çıkabilmesi, dinlenebilmesi için de muhalefet partilerine, RTÜK Kanunu’nda olduğu gibi, denetçi seçimiyle ilgili bir imkân sağlanmasını önermiş bulunuyoruz.

Elbette ki bunlar biraz sonra kaldırılacak parmaklarda aklın yerine, vicdanın yerine talimat hâkim olacağı için reddedilecektir, bunu biliyoruz. Bunları niçin size söylüyoruz? Allah rızası için, milletin rızasına nail olmak için, gök kubbede hoş bir seda bırakabilmek için söylüyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.  

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı'nın 11'inci maddesinin 5'inci ve 6'ncı fıkralarının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(5) Başdenetçi, üye tamsayısının üçte iki çoğunluğunun gizli oyuyla seçilir.

(6) Komisyon tarafından oluşturulacak alt komisyon, başvuruda bulunan aday adayları arasından, seçilecek Denetçi sayısının üç katı kadar adayı, başvuru süresinin bittiği tarihten itibaren onbeş gün içinde belirler ve Komisyona sunar. Komisyon sonraki onbeş gün içinde Denetçi seçimlerini yapar. Denetçiler, üye tamsayısının üçte iki çoğunluğunun gizli oyu ile seçilir. Birden fazla Denetçi seçimi yapılacağı durumlarda adaylar için birleşik oy pusulası düzenlenir."

                                                                                                              Binnaz Toprak (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Toprak, buyurun. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Sayın Başkan, sevgili milletvekili arkadaşlarım; benim söyleyeceğimi Sırrı Süreyya Önder Arkadaşım kısmen söyledi ama ben gene de söyleyeceğim, AKP’nin akil adamlarından Sayın Bülent Arınç buradayken diyecektim ki: “Sayın Arınç veya Hükûmet yetkilileri, bu yasalar Meclise neden geliyor? Niye burada bu yasaları, yasa tasarılarını konuşuyoruz ve oyluyoruz?” Çünkü benim tecrübem, buraya geldiğim günden itibaren bugüne kadar herhangi bir yasanın bu Mecliste noktasını virgülüne çevirmeyi beceremedik yani Hükûmetten geldiği gibi olduğu şekliyle geçiyor. Dolayısıyla, ben, şahsen, burada, bunları konuşmamızı, oylamamızı bile vakit kaybı olarak görüyordum. Bugün bir mucize oldu, nasıl olduysa, muhalefet partilerinin teklif ettikleri bir tek şey   -yani bu denetçiler arasında kadın ve çocuklarla ilgilenecek bir denetçinin de bulunması meselesi- değiştirilip -gelen yasa tasarısından değiştirilip- kabul edildi.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - O da bizim değil.

BİNNAZ TOPRAK (Devamla) – Bunun, ben, inşallah, devam edeceğini umuyorum yani bundan sonra mutabakatla bu yasaları çıkardığımız takdirde gerçekten de bu Meclisin bir fonksiyonu olduğunu söyleyebiliriz.

Şimdi, Türkiye gibi ayrımcılığın, ötekileştirmenin ve hak ihlallerinin çok yaygın olduğu bir ülkede ben bu yasanın çok önemli olduğunu düşünüyorum ama tabii gerçekten çalışan ve çözüm üretebilen bir kurum olabilecekse eğer bu kamu denetçiliği kurumu. Bunun önündeki en önemli engel de -bütün, üç muhalefet partisinden arkadaşlarımızın dün gece, akşam 8’den şu saate kadar ısrarla üzerinde durdukları meseleyle bağlantılı en önemli engel-  şudur: Bu kamu denetçisinin nasıl seçileceği meselesi.

Şimdi, burada teklif edildiği şekliyle ve umuyorum ki -her ne kadar “Katılmıyoruz” demiş olsa da Hükûmet buna- belki, inşallah, günün sonunda bu maddeyi değiştirirler demin yaptıkları gibi çünkü bunun nedenleri de anlatıldı yani bağımsız olması, tarafsız olması, son derece önemli. Mevcut şekliyle seçildiği takdirde bu, iktidarda hangi parti varsa -bu sadece AKP’nin meselesi değil, yarın öbür gün başka bir parti de gelebilir- onun seçtiği insan oraya gelecek demektir.

Dün gece konuşan AKP’li bir arkadaşımız dedi ki: “Efendim, zamanında, hatırlamıyor musunuz, bir cumhurbaşkanını dahi seçemedik biz, dolayısıyla da bu yüzden darbe oldu.” Şimdi, Allah aşkına, 70 milyonluk bir ülkede herkesin üzerinde uzlaşabileceği, herkesin bağımsız olduğuna, tarafsız olduğuna inanabileceği tek bir insan dahi yok mu? Yani burada bir uzlaşma kültürünün oluşturulabilmesi gerekir, böyle bir kültür yok bu Mecliste. Meclisi kilitleyen, Meclisi çalışamaz hâle getiren ve de maalesef, bütün bu kavga ve gürültülere neden olan en önemli sebebin de bu olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla da inşallah bu önerimiz kabul edilir ve bu değiştirilir.

İkinci mesele, bu kadın meselesi; dediğim gibi, değişti. Ben de bunu gündeme getirecektim ama sağ olsun, BDP’li arkadaşlar ısrarla gündeme getirdiler ve değişti bu. Ama bu yeterli değil. Bir kadın ombudsmanlığı kurulması gerektiği kanısındayım ben ayrıca. Sadece ben değil, bunu kadın örgütleri de istiyorlar. Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkan Yardımcısı olarak şunu söyleyebilirim ki bizim Komisyonumuzun Anayasa Uyum Komisyonuna önerdiği maddelerden bir tanesi bu, yani böyle bir kurumun ihdas edilmesi. Bunun son derece önemli olduğunu düşünüyorum Türkiye gibi bir ülkede.

Aynı zamanda, bu personelin -şimdiki kanundan bahsediyorum- bu kamu denetçilerinden olan personelin yarısının, hadi bu kadar erkek egemen bir Mecliste yarısı çok görülebilir, en azından üçte 1’inin kadın olması gerekir.

İkincisi, kamu denetçisinin görev tanımıyla ilgili. O tanımda -kaçıncı maddeydi unuttum, 2’nci maddeydi galiba- eşitlik ilkesini koruyacağı, ayrımcılıkla mücadele edeceği ve temel hak ve özgürlükleri koruyacağı muhakkak ve muhakkak vurgulanmalı diye düşünüyorum.

Son olarak da, tabii Türkiye gibi bu kadar büyük bir ülkede ve hak ihlallerinin de yaygın olduğu bir ülkede bu denetçinin yükü çok olacak. Ben İspanya örneğini biliyorum, kurdular, binlerce müracaat geldiği için vazgeçtiler. Sonradan, zannediyorum, tekrar kuruldu farklı bir model.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Dolayısıyla da bu, ya her ilden bir kamu denetçisi olması ya da CHP’li arkadaşların önerdiği gibi, ayrı ayrı komisyonları olan denetçiler olmasının çok yararlı olacağını düşünüyorum.

Çok teşekkür ederim. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toprak.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

276 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 11'inci maddesinin; üçüncü fıkrasında geçen "arasından" kelimesinden sonra gelmek üzere "en az biri kadın olmak kaydıyla" ibaresinin eklenmesini; altıncı fıkrasında yer alan "Denetçi sayısının üç katı kadar adayı" ibaresinden sonra gelmek üzere "en az üçte biri kadın olmak kaydıyla" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Akat, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

AYLA AKAT ATA (Batman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 11’inci maddesi üzerine vermiş olduğumuz önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biz bu önergemizi Komisyon tartışmaları sırasında da verdik, tabii ki reddedildi. Burada da katılmadığını beyan etti hem Komisyon hem Hükûmet. Tabii, neye “hayır” diyoruz? 12 Eylül 2010 referandumunda halkoyuna sunmuş olduğunuz pozitif ayrımcılık ilkesini pratikte uygulamayacağımızı beyan ediyoruz ve bu önergeye “hayır” diyoruz.

Evet, çok iyi bir toplum mühendisliği yaptı iktidar. Toplumun en büyük ihtiyacı özgürlüktü, haktı, demokrasiydi, eşitlikti ve siz bunu tespit ettiniz, kitlelere “demokrasi, özgürlük ve insan hakları” dediniz ama daha sonra “Elimizdeki bu, bunu kabul edeceksiniz.” dediniz. Bu “Yetmez ama evet.” anlayışı bizi ta bu noktaya getirdi. İşte, bugün 5 denetçiden 1’i kadın için, 1’i çocuk için görevlendirildi. Bu, tabii ki şu durumda bizim “hayır” diyeceğimiz bir şey değil ama yarın öbür gün bunun kurumsal anlamda sıkıntıları ne olacaktır? Biz 1 başdenetçi, 5 ayrı denetçi öngörüyoruz kurumsal olarak. Bunlardan 1’i sadece kadınla ilgilenecek, 1’i sadece çocukla ilgilenecek, diğer 3’ü Türkiye’deki bütün sorun alanlarıyla ilgilenecek.

Biz özde genel amaçlı bir ombudsmanlık kurumu öngörüyoruz ama Kamu Denetçiliği Kurumunun görevini yapabileceği özel amaçlı iki alan belirliyoruz. Niye? Çünkü kadın örgütleri bunu istiyor, çocuk örgütleri bunu istiyor ama en önemlisi, biz, uyum yasaları çerçevesinde bu ombudsmanlık kurumunu getiriyoruz. Avrupa Birliği önünde “Biz bu kurumu kurmadık.” dememek için getirdik, dedik ki: “5 denetçiden 1’i kadınla, 1’i çocukla ilgilenecek.”

Bu, ileride ciddi problem alanlarını beraberinde getirecek. Kaldı ki 5 kişi bu alanla ilgilenecek yerde sadece 1’ine hasretmiş oluyoruz. Verdiğimiz önerge kabul edilir edilmez bilmiyoruz ama biz “Başombudsmanlık için önerilecek 3 aday içerisinden en az 1’i kadın olsun.” diyoruz.

Yine “Denetçiler arasında da önerilecek 3 katı kadar aday içerisinden en az üçte 1’i kadın olsun.” diyoruz, reddedilen budur.

Şu anda 3’ünden 1’i kadın olacak mı olmayacak mı bilmiyoruz ama Hükûmetin genel politikası budur, yine, dostlar alışverişte görsün, muhtemelen 1’i kadın olacak. O kadın da sadece kadın sorunlarıyla ilgilenecek, toplumun geneline dair bir kadın bakış açısı, genelinde yaşanan sorun alanlarına dair bir kadın bakış açısı yansımayacak.

Kadına yine -eğer o da kadın üye olursa denetçi olarak- “Sen sadece kadın sorunuyla ilgilen, diğerlerini akil erkekler hallederler. Bu konuda sorumluluklarını yerine getirirler.” diyoruz.

Buna karşı, muhalefete “Sessiz olalım, bu konuda muhalefet etmeyelim ve kabul edelim.” Niye? “Çünkü bu kadarını öngörüyoruz             -isterseniz olur isterseniz olmaz- Bizim buradaki sandalye sayımız bütün yasaları tek başına çıkaracak sayıdadır. Yine, bu yasalar hazırlanırken, yasa tasarıları hazırlanırken toplumsal ihtiyaçlar ya da beklentiler göze alınmadan biz istediğimiz gibi yasa tasarılarını buraya getirir, kamuoyunda bizim üzerimizde baskı oluşturacak unsurları da işte böyle tolere ederiz.” diyorsunuz.

Biz de “Buna karşı sessiz kalmayacağız.” diyoruz. Nasıl ki Türkiye neyi yaşadı sizinle? 12 Eylül referandumunda, 2010 referandumunda temel hak ve özgürlükleri referanduma sunan bir ülke gerçeği olma özünü yaşadı. Temel hak ve özgürlükleri, hükûmet etmenin gereğidir, sizler halka sunarsınız, “Senin özgürlük alanlarını genişleteceğim, sen de buna onay ver.” demezsiniz. Ama ne oldu? Yargıda, askerî vesayette iktidar alanındaki paylaşım, buradaki kavga temel hak ve özgürlükler üzerinden aklanmaya çalışıldı. Bunlar kamuoyunun gözü önüne sunuldu, kamuoyunun desteği alınmaya çalışıldı ama arka planında işte dün yaşadığımız gibi, önceki gün yaşadığımız gibi asıl o iktidar kavgasının yansımaları oldu. Geçmişte daha çok, paşalar atandığında ülke gündemine bomba gibi düşerdi; şimdi yargıçlar atandığında, yerleri değiştirildiğinde ülke gündemine bomba gibi düşüyor. İşte aradaki fark tam da bu.

Peki, bu süreç böyle devam mı edecek? Devam etmeyecek. Türkiye'nin bu konuda bugüne kadar sessiz kalmayan devrimci, demokrat, sol, sosyalist, liberal, inanan, inanmayan tüm güçleri, ama eşitlikten, özgürlükten ve insan haklarından yana olan tüm güçleri buna “hayır” demeye devam edecek.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akat.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 12’de bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

 

T.B.M Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı yasa tasarısının 12. maddesinin başına aşağıdaki cümlenin yazılmasını arz ederiz.

Başdenetçiler ve Denetçiler görevlerinde bağımsızlardır.

                  Kamer Genç                                    Mahmut Tanal                                    Gürkut Acar

                      Tunceli                                             İstanbul                                             Antalya

                    Atilla Kart                                   Ömer Süha Aldan

                       Konya                                               Muğla

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Genç, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 276 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 12’nci maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum.

Şimdi, 12’nci maddede “Bağımsızlık ve tarafsızlık” diyor. Hemen başlamış: “Hiçbir organ, makam, merci ve kişi, Başdenetçiye ve Denetçilere görevleriyle ilgili olarak emir ve talimat veremez, genelge gönderemez.”

Şimdi, evvela, ben verdiğim önergede diyorum ki başdenetçi ve denetçiler görevlerinde bağımsızdırlar, ondan sonra, işte “talimat veremez, genelge veremez…” Aslında, tabii, ne Hükûmet bu inceliği anladı ne Komisyon. Zaten Hükûmet ve Komisyon yok, işte sıralar da boş, hiç kimse yok.

 

Değerli milletvekilleri, tabii biz, bu gibi bazı kurumları getirirken zannediyoruz ki tarafsızdırlar, bağımsızdırlar, hakikaten hakkaniyet ve adalet ölçüleri içinde karar verirler, devlete, millete sağlıklı hizmetler yaparlar ama maalesef AKP iktidara geldiği günden beri, Çankaya’ya seçtiği Abdullah Gül’le, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna atadıkları kişilerin bugüne kadar yaptıkları atamalarda ve tesis ettikleri işlemlerde hakikaten tarafsız, hakikaten adalet duygularının geliştiği, adalete uygun bir tane tasarruf görmedim ben.

Şimdi, bakın, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu dün kararname çıkardı. Hani bizim Tayyip Bey “Bazılarının boynuna tasma taktık.” diyor ya, o tasma taktıkları bazı basın organları da “Efendim, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu özel görevli mahkeme ve savcıların atamalarını yaptı.” Açıyorsunuz, bakıyorsunuz, tamamen özel görevli mahkemelerde görev yapıp da bugünkü siyasi iktidarın istemediği kararları verenlerin hepsi değişmiş. Savcının yerini değiştirmişsiniz, ne olacak ki yani? Savcı karar verecek bir merci değil ki. Şimdi, Bülent Bey burada, diyor ki “Efendim, milletvekillerinin içeride olmaması lazım, Parlamentoda olması lazım.” Bay Bülent Bey, sen bu Hükûmetin icraatının ortağı değil misin? Böyle, çıkıp da piyasada veya kamuoyunda ucuz kahramanlık yapma, eğer bu Hükûmetin icraatına iştirak ediyorsan, o zaman o lafları etme. Eğer o lafları ediyorsan, bu senin icraatına iştirak ettiğin Hükûmet eğer bunların tersini yapıyorsa, en onurlu ve haysiyetli davranış, o Hükûmetin icraatlarına ortak olmamak, ondan çekilmektir. Yani “Efendim, özel görevli mahkemelerin tutukluluk süresi…” Tabii ki arkadaşlar, bakın, yani Ergün Poyraz 2007 yılında içeri alınmış ve bugün, beş seneyi geçen bir süredir, bu insan, yani onun gibi Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, bunun gibi birçok arkadaşımız, İşçi Partisi Genel Başkanı, bunların hepsi haksız yere içeride yatıyorlar. Şimdi, arkadaşlar, artık, Türkiye hâkimler devleti oldu. Hâkimler devleti oldu ama hâkimler devletinin bir tek işkenceye tabi tutmadığı, haksız tutuklamadığı AKP’liler. Bunun dışında, karşıdaki insanların hepsini şey ediyor.

Bakın, bugün, yüz doksan iki tane adliyeyi kapatıyor. Bu Hükûmet bilmiyor mu ki yani şimdi, doğu, güneydoğuda terör bölgesi var. Zaten oradaki insanlar ekmeğe muhtaç insanlar. Bir vatandaşın orada bir işi olduğu zaman 50 kilometre öteye araba tutacak, gidecek, gelecek. Orada herhangi bir suç işlendi, emniyette bu kişiler de içeriye alındı. E, ne olacak? Nasıl güvenlik alacaksın? Nasıl onu mahkemeye götüreceksin? İnsanlar orada kalacak ve savunmasız kalacak. Sizin, Anayasa’ya göre yirmi dört saat içinde o insanları hâkim huzuruna çıkarmanız lazım. Güvenlik olmayınca nasıl gidecek? Yani böyle masa başında oturarak insanları taciz edemezsiniz.

Bakın, bugünkü Hâkimler ve Savcılar Kurulunun aldığı bu hâkimler ve savcılar nakliyle ilgili olarak tamamen, özel görevli mahkemelerde haksız karar veren… Arkadaşlar, siz hiç okumuyor musunuz? Vatandaş diyor ki: “Beyefendi, benimle ilgili gelen cd’lerde sahtekârlık yapmış.” Hâkim diyor ki: “Efendim, bu teknik konudur, ben anlamam.” Peki, anlamıyorsan, o vatandaşı serbest bırak. Ondan sonra da o vatandaşın hakikaten hakkında bir suç varsa bir bilirkişi marifetiyle tahkikatını yap, ondan sonra bunu tutukla.

Arkadaşlar, devri zamanınızda, ya, bir kendi vicdanınızda bu olayları yargılayın. Acaba, siz veya çocuklarınız üç sene, beş sene haksız yere içeride olsaydınız yani isyan etmez miydiniz? Vicdanı olan, utanma duygusu olan, topluma karşı sorumluluk duygusu olan insanlar başkasına karşı yapılan işkenceyi kendisine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – …yapıldığı zaman ne utanç duyuyorsa onu duyması lazım. Bu bakımdan, maalesef…

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Kabul edilmiştir.

Madde 13’te iki önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı'nın 13’üncü maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Madde 13- (1) Görevlerine başlarken Başdenetçi Genel Kurulda, Denetçiler ise Komisyonda aşağıdaki şekilde andiçerler:

'Görevimi Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Anayasaya uygun olarak tam bir tarafsızlık, dürüstlük, hakkaniyet ve adalet anlayışı içinde yerine getireceğime, namusum ve şerefim üzerine andiçerim."

                Mahmut Tanal                                  Bülent Tezcan                                  Hüseyin Aygün

                     İstanbul                                              Aydın                                               Tunceli

              Uğur Bayraktutan                                Ali Özgündüz                                     Gürkut Acar

                       Artvin                                              İstanbul                                             Antalya

BAŞKAN – Şimdi ikinci önergeyi okutup işleme alıyorum:

                                          TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının 13. maddesi aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.

Yemin

Madde 13- Görevlerine başlarken Başdenetçi Genel Kurulda, Denetçiler ise Komisyonda aşağıdaki şekilde yemin ederler:

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına sadakat ile görevimi tam bir tarafsızlık ve adalet içerisinde yerine getireceğime Büyük Türk Milleti önünde, namusum ve şerefim üzerine yemin ederim."

                 Enver Erdem                                 Yusuf Halaçoğlu                                    Faruk Bal

                       Elâzığ                                              Kayseri                                              Konya

               Nevzat Korkmaz                                   Sinan Oğan

                      Isparta                                                Iğdır

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Enver Erdem efendim.

BAŞKAN – Sayın Erdem, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi için verilen önergeyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce yapmış olduğum konuşmada, böyle bir düzenlemeye gerek olup olmadığı noktasında birtakım tereddütlerin olduğundan bahsetmiştim. Anayasa Komisyonu Başkanımız Sayın Kuzu Hoca’mızın ben gerek Alt Komisyon gerekse Komisyon raporlarındaki ifadelerine bakmış olduğum zaman aslında temelde kendilerinin de bu sistemin işleyişiyle alakalı tereddütlerinin olduğuna şahit oldum. Bu da bizim bu husustaki söylediğimiz sözlerin son derece önemli olduğunu göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, yine biraz önceki ifadelerimde, soru önergelerine yani milletvekillerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı eliyle bürokrasiye sormuş olduğu, bakanlıklara sormuş olduğu sorulara bürokrasinin vermiş olduğu lakayt cevaplardan bahsetmiştim. Bunların bir diğerinden daha bahsederek başka bir değerlendirmeye geçeceğim. Şimdi, Elâzığ’ın Uluova bölgesinde Eyüpbağları diye bir sulama birliği bulunmakta ve bu Sulama Birliği, Türkiye’de uygulamalarına ender rastlanan, enerji borcu nedeniyle kapatılmak zorunda kaldı. Bu, olayın bir boyutuydu. Ancak 27 tane daimî işçi bu Sulama Birliğinin kapanmasıyla beraber ortada kaldı. Yani onlarca aile, yüzlerce insan şu anda sefil ve perişan durumda. Bununla ilgili İçişleri Bakanımıza, Orman ve Su İşleri Bakanımıza bir soru yöneltmiştik. Bunlara verilen cevaplar da gerçekten bu insanların dertlerini, sorunlarını çözmeyle alakalı herhangi bir anlam ifade etmiyor. Yani hukuk devleti olan bir yerde, sıkıntısı olan, sorunu olan insanların dertlerine cevap olabilecek soruların cevaplandırılması gerekiyor. Yani bu insanlar nereye gitsinler?

Şimdi, biz bu yaptığımız düzenlemeyle… Yani değerli milletvekilleri, geçen hafta ara buluculukla alakalı kanuni düzenlemeyi getirdiniz. Yani “Hukuk uyuşmazlıklarında kişiler arasındaki sorunları alternatif bir yol olarak ara bulucu marifetiyle çözelim.” dediniz, onu geçirdiniz. Şimdi ombudsmanlık sistemini yani kamu denetçiliğini getirdiniz, “Kamu hizmetlerinde devlet bu hizmetleri yürütürken eksik kalacak işleri daha iyi bir seviyede hizmetin sunulabilmesi için bu sistemi hayata geçirirsek bu iş olur.” diyorsunuz ama verilen cevaplar, milletvekiline veya Türkiye Büyük Millet Meclisine verilen cevaplar ortada iken bu, gerçek anlamda görev yapacak mı Değerli Hocam? Bunu siz bizden çok daha iyi biliyorsunuz.

Yine bir taraftan, “Vatandaşın sorunlarını çözeceğiz.” diyorsunuz, “Vatandaşları rahatlatacağız.” diyorsunuz, işte bu düzenlemeleri getiriyorsunuz; diğer taraftan, yaklaşık olarak coğrafyamızın yüzde 70’inde, 80’inde bulunan ilçelerimizin, 900 ilçemizin 250-300’ünde adliyeleri kapatıyorsunuz. Yani bir taraftan “Vatandaşın hizmet kalitesini yükseltmek kaydıyla refah seviyesini yükselteceğiz.” diyorsunuz, diğer taraftan, vatandaşın adli hizmetlere ulaşımının önünü kapatıyorsunuz.

Sayın Başbakan Yardımcısına sormak istiyorum: Sayın Başbakan Yardımcım, Ağın’a gittiniz mi, Ağın’ı biliyor musunuz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Biliyorum.

ENVER ERDEM (Devamla) – Ağın’ın Elazığ’a ulaşımının ne şekilde olduğunu biliyor musunuz Sayın Başbakan Yardımcım?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Biliyorum, çocukluğum Elazığ’da geçti.

ENVER ERDEM (Devamla) – Peki, oradaki bir insan, adalet teşkilatı orada kapatıldığı takdirde Elazığ’a yapmış olduğunuz metrolarla mı, yoksa metrobüslerle mi ulaşacaklar? Bunlar hangi parayla gidip gelecekler? Ya, milleti kandırmak kolay.

Şimdi, adalet hizmetlerini, yargıdaki işleri hızlandıracağız diye ara buluculuğu, ombudsmanlığı getiriyorsunuz, mahkemeleri kapatmak suretiyle de vatandaşın adalet hizmetlerine ulaşımının önünü kapatıyorsunuz. Yani bu yaptığınız şeylerle bu insanları kandıramazsınız. Bunların cevabını alacaksınız, sizler gerçekten azdınız, yani bunu bir defa görmek lazım. Azdınız, vallahi azdınız! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Terbiyesizlik yapıyorsun!

BAŞKAN – Sayın Erdem, lütfen…

ENVER ERDEM (Devamla) – Yargı yolunu kapatarak başka yöntemlerle insanlara “Hizmet kalitesini yükseltiyoruz” demenizin başka ne mantığı olabilir? Yani kimi kandırıyorsunuz ya! 250-300 tane ilçenin adalet teşkilatını kapatıyorsunuz ya, bu azgınlık değil midir!

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Terbiyesizlik yapıyorsun!

ENVER ERDEM (Devamla) – Azgınlık değil midir kardeşim bu! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, lütfen sözünü geri alsın konuşmacı.

ENVER ERDEM (Devamla) – Sözlerimde yanlış olacak hiçbir şey yoktur, bu sözler yaptığınız işlerin karşılığıdır. (MHP sıralarından alkışlar)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Lütfen davet edin sözünü geri alsın.

BAŞKAN – Sayın Erdem, en son ne…

Ben size söz vereyim, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, önergemizin işlemini tamamlarsanız…

BAŞKAN – Peki, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı efendim.

BAŞKAN – Yok, kabul edenleri söyledik.

Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Buyurun Sayın Bahçekapılı.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Elâzığ Milletvekili Enver Erdem’in kullandığı bazı ifadeler için AK PARTİ Grubundan özür dilemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

 

 

 

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben kısaca şunu söylemek istiyorum: Biraz önce burada konuşmasını yapan kişinin gelip AK PARTİ Grubundan o kelimeleri kullandığı için özür dilemesi gerektiğini belirtiyorum. Çünkü, o tarza cevap verecek bir siyasi kültürüm ve bir aile terbiyem yok. Cevap verme durumunda ve sorumluluğunda kendimi hissetmiyorum. Grubumun böyle bir sorumluluğu yok. Yapacak bir tek şey var; bu kişinin bu kullandığı cümlelerden dolayı grubumdan özür dilemesi gerekiyor, bunu bekliyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın  Başkan… Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi cümleden? Efendim, hangi cümleden?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Benim terbiyem onu söylemeye elverişli değil Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi cümle?

BAŞKAN –  Hangi cümle mi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi cümle? Yani…

BAŞKAN –  Söyleyeyim mi hangi cümleyi…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın  Başkanım…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) –  Telaffuz etmeyi, kullanmayı, bu Meclis altında bu kelimeyi kullanmayı kendime zül olarak görüyorum.

BAŞKAN –  Anladım… Anladım…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın  Başkanım, Türkiye’de 3-4 milyon civarında insanın adalet hizmetlerinden yararlanmasının önünde engel teşkil edecek bu adliyelerin kapatılmasından vazgeçiyorlarsa ben bu cümleden özür dileyeceğim ve kendilerinden…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) –  Böyle bir şey yok!

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Eğer bunu yapmıyorlarsa ben buradan geri almış…

BAŞKAN – Ama şimdi o ayrı.

Sayın Erdem, eleştiri başka bir şey ama iş…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Ama eleştiri…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) –  Sayın Başkan, bu eleştiri değil.

BAŞKAN – Yani “Azgın” sözü, “Azmak” sözü Meclisin çatısı altında çok uygun olmayan bir söz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Makul bir söz bence.

BAŞKAN –  Efendim?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Temiz bir dil kullandı arkadaşımız. Çok temiz bir dil kullandı arkadaş, bir şey yapmadı ki.

BAŞKAN –   Diğer önergeyi okutuyorum…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, lütfen…

BAŞKAN –  Sayın Erdem, sözünüzle ilgili herhangi bir şeyiniz var mı?

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Mikrofonu açarsanız, ben de…

BAŞKAN –  Bir dakika, önce söyleyin de… Aynısını tekrarlayacaksanız açmaya gerek yok da ne olur... Yani geri alacak mısınız, almayacak mısınız “Azgın” ve “Azmak” sözünü?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Kendi mahcup olmamış mı?

BAŞKAN –  Yani onu soruyorum.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, eleştiri sunulabilir, Hükûmetin herhangi bir tasarrufu eleştirilebilir.

BAŞKAN –  Aynı şeyi söyledim Sayın Bahçekapılı. Bakın, aynı şeyi söyledim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) –  Yalnız kelimelerine dikkat etsinler ve sözlerini geri alsınlar.

BAŞKAN –  Bakın, aynı şey tekrarlanacaksa lütfen…

Mikrofonu açıyorum, sözünüzü geri alacaksınız…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, disiplin tehdidiyle Sayın Vekili baskı altına almayalım yani özgür irade…

BAŞKAN –  Sayın Tanal, ben disiplindi vesaireydi demiyorum ama yani kullanılan kelimelerle ilgili belki Sayın Erdem geri alacaktır dolayısıyla da kendisine onu sordum.

Buyurun.

 12.- Elâzığ Milletvekili Enver Erdem’in, kullanmış olduğu bazı ifadeleri düzelttiğine ilişkin açıklaması

 

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Başkanım, şimdi -biraz önce söyledim- 4 milyon civarında insanın…

BAŞKAN –  Şimdi, onu anladık.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Yargı hizmetlerinden istifa etmelerinin önünde engel teşkil edecek bir uygulamadan bahsediyoruz.

BAŞKAN –  Tamam.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Şimdi, eğer bu azmak değilse o zaman “Azmamışlardır” deyip olayı düzelteyim. Bunu yapmak suretiyle AK PARTİ Grubu…

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Yazıklar olsun!

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Ben kimsenin kalbini kırmak amacıyla bunu söylemedim ama yapılan işin bir karşılığının da olması lazım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Birleşime bir saat ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 18.58

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Bayram ÖZÇELİK (Burdur),

---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

276 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Anayasa Komisyonu Raporları (1/626) (S. Sayısı: 276)  (Devam)

 

BAŞKAN – Komisyon burada.

Hükûmet burada.

13’üncü madde üzerindeki ikinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 13- (1) Görevlerine başlarken Başdenetçi Genel Kurulda, Denetçiler ise Komisyonda aşağıdaki şekilde andiçerler:

‘Görevimi Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Anayasaya uygun olarak tam bir tarafsızlık, dürüstlük, hakkaniyet ve adalet anlayışı içinde yerine getireceğime, namusum ve şerefim üzerine andiçerim.’”

Mahmut Tanal (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET SU (Bursa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet de katılmıyor.

Sayın Acar, buyurunuz.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 276 sıra sayılı Tasarı’nın 13’üncü maddesiyle ilgili söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yemin maddesine gelmeden önce birkaç noktaya dikkat çekmek istiyorum. Sürekli olarak yargı paketleri geliyor, sürekli olarak yargıyla ilgili, adaletle ilgili yeni makamlar, mevkiler yaratılıyor. Bir ülkenin hukuk sistemi bu kadar değişikliği kaldırır mı bilemiyorum. Böyle bir sistemde hukuk olur mu? Aslında tüm bunlar hukuksuzluğun kanıtıdır. Bakınız, Türkiye’de yargı işlemiyor, işletilmiyor, yargı işlese de önüne Hükûmet eliyle engeller çıkarılıyor. Ya Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu devreye giriyor ya hâkim ve savcıları değiştiriyor ya da Başbakan talimat veriyor kanun çıkıyor, eğer bunlar da yeterli olmazsa, bu sefer “Mahkeme kararları uygulanamaz.” diye kanun çıkıyor. Özelleştirmeyle ilgili düzenleme bunun açık göstergesidir.

Yani, bir yandan adaleti sağlayacak olan, insanların hak ve hukukunu korumakla görevli olan temel kurumları, mahkemeleri yok sayacaksınız, kararlarını geçersiz kılacaksınız, bir yandan da mollaları, meleleri, ara bulucuları, kamu denetçilerini devreye sokacaksınız; bu nasıl oluyor değerli arkadaşlarım, böyle hukuk, böyle adalet olur mu?

AKP kendi öngördüğü sistemin yapılarını kuruyor diye düşünüyoruz. Mahkeme kararlarının uygulanmadığı, mahkeme kararlarının kanunlarla rafa kaldırıldığı, Anayasa’nın kuvvetler ayrılığı ilkesinin yok edildiği bir dönemde ara bulucularla, kamu denetçileriyle bir yere varılamayacağı açıktır. Çağ dışı bir hukuk ve adalet sistemi öngörülüyor ve örülüyor, bunu halkımızın dikkatine sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Yaz Kararnamesi bir felakettir. Bakınız, İstanbul Hâkimi Erhan Özen İstanbul’dan Elâzığ’a gönderiliyor. Değerli arkadaşlarım, yani nereden nereye gönderiliyor ve niçin gönderiliyor? Tek tek, isim isim arkadaşlarımız da biraz önce söyledi, bu bir kıyımdır, buradan bütün Türkiye’ye bunu haykırmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, öyle bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ataması yapıldı ki bütün mahkemeler artık özel yetkili mahkemeler gibi bir hâle, kararlı ve taraflı bir hâle getiriliyor.

Değerli arkadaşlarım, 2.400’e yakın tayin yapıldı, 1960 ihtilalinden bu yana yapılmış en yüksek hâkim ve savcılar tayini bu tayindir ve bunun içinde YARSAV’lı kim varsa sürülmüştür ve ayrıca, Sayın Başbakanın kendisinin mezhebine tabi olmayan ne kadar yargıç varsa sürülmüştür.

Üzülerek söylüyorum değerli arkadaşlarım, bu yaz kararnamesi değil, kıyım kararnamesidir, bu hâkim ve savcılara gözdağı kararnamesidir, bu kadrolaşma kararnamesidir, bu yargıyı AKP’lileştirme kararnamesidir ve yargı teminatının tamamen ortadan kaldırılmasıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bakınız, “Bu gidiş iyi gidiştir!” diye daha önceki konuşmalarımda söylemiştim. Değerli arkadaşlarım, şimdi, biz düşünüyoruz “Acaba bütün yargıyı özel yetkili mahkemeler hâline getirip de AKP İktidarı ondan sonra mı özel yetkili mahkemeleri kaldıracak, böyle bir yere mi gidiyoruz?” diye endişe içindeyiz.

Değerli milletvekilleri, gelelim yemin meselesine. Bakınız, kamu denetçisi nasıl yemin ediyor bu getirdiğiniz tasarıda? “Görevimi tam bir tarafsızlık, dürüstlük, hakkaniyet ve adalet anlayışı içinde yerine getireceğime, namusum ve şerefim üzerine andiçerim.” Getirdiğiniz yemin bu ama 2005 yılında aynı kanunu getirdiniz -o zaman veto edildi- o zamanki yemine bakın, nasıldı o zamanki yemin?  O zamanki yemin tıpkı milletvekili yemini gibiydi, ona benzer bir yemindi.

Değerli arkadaşlarım, demek ki AKP kendini öyle güçlü görüyor ki 2005’teki taahhütleriyle falan kendisini bağlı saymıyor. Komisyonda arkadaşlarımız muhalefet şerhine yazmışlar. Bu yeminde Atatürk yok, cumhuriyet yok, anayasa yok, hukukun üstünlüğü yok. Böyle yemin olur mu değerli arkadaşlarım? Bunlar kamunun denetçisi mi olacak, AKP’nin denetçisi mi, aklayıcısı, paklayıcısı mı olacak, kimin hakkını koruyacak?

Değerli arkadaşlarım, kanun hükmünde kararnamelerle kamu yapısı altüst edildi ve şimdi iyice mahvediliyor. Böyle bir zihniyetten kamu denetçilerinin yemin metnine “Atatürk, cumhuriyet, anayasa” yazmasını beklemek de doğru değil ama hukukun işleyeceği, adaletin işleyeceği günler de mutlaka gelecektir diye düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Acar.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.09

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

276 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde verilen Antalya Milletvekili Sayın Gürkut Acar ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım:

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

14’üncü maddede iki önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı'nın 14'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(1) Başdenetçi ve Denetçilerin görev süreleri Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bir yasama dönemi süresiyle aynıdır.

                Mahmut Tanal                                   Turgut Dibek                                    Bülent Tezcan

                     İstanbul                                           Kırklareli                                             Aydın

              Uğur Bayraktutan                                 Haydar Akar                                     Ali Özgündüz

                       Artvin                                              Kocaeli                                             İstanbul

                Hüseyin Aygün

                      Tunceli

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının 14. maddesinin

1- (3) fıkrasının madde metninden çıkarılmasını,

2- (4) fıkrasının “Başdenetçi veya Denetçiliğe seçilenlerin görev yaptıkları sürede eski görevleriyle olan ilişikleri kesilir. Görevi sona eren Başdenetçi ve denetçiler kamu kurum ve kuruluşlarında görev alamazlar. Aldıkları maaş ve ödenekler emekli olabilecekleri ilk tarihe kadar Kurum tarafından kendilerine ödenmeye devam edilir." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Mehmet Erdoğan                               Mehmet Şandır

                       Konya                                               Muğla                                               Mersin

                  Sinan Oğan                                  Nevzat Korkmaz                                 Enver Erdem

                        Iğdır                                                Isparta                                               Elâzığ

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET SU (Bursa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Bal, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, uğultuyu azıcık azaltabilir miyiz.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, azıcık değil biraz çok azaltsınlar çünkü burası dinleme yeri, sayın milletvekilleri, özellikle iktidar grubu kendi aralarında sohbet ediyorlar, birazcık en azından muhalefetin sesine kulak verirlerse memnun olurum kendilerinin birbirleriyle her zaman görüşme imkânı var.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün ciddi bir kanunu, fakirin fukaranın hakkını, hukukunu koruyabilecek imkânları sunan bir kanunu görüşüyoruz. Bunu temin edecek olan başdenetçi ve denetçinin geleceğiyle ilgili bir maddeyle ilgili önergemizi sunduk.

Bu önerge, başdenetçi ve denetçinin iki defa seçilmesi ihtimalini ortadan kaldıracak bir önergedir. Eğer başdenetçi ve denetçi iki defa seçilme hakkına sahip ise biliniz ki birinci görev döneminde iktidar çoğunluğunun zülfüyârine dokunacak, iktidar çoğunluğunu rahatsız edecek hiçbir denetimi yapamayacaktır. Dolayısıyla, geleceği hakkında kaygıya düşen, geleceğiyle ilgili karar alacak mekanizmalarda birtakım beklentileri olan başdenetçi ve denetçilerin bu negatif beklentilerini ortadan kaldırabilmek için başdenetçi ve denetçilerin bir defalığına seçilmesine imkân sağlayan bir öneri sunduk.

Değerli arkadaşlarım, diğer taraftan başdenetçi, ve denetçilerin…

Sayın Başkanım, sol tarafımdan gelen ses benim insicamımı bozuyor. Lütfen, bir uyarın.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri...

Buyurun Sayın Bal.

FARUK BAL (Devamla) – Başdenetçi ve denetçi ne yapacaktır? Başdenetçi ve denetçi siyasi iktidarın sorumluluğunda bulunan kamu görevlilerinin iş ve işlemini denetleyecektir. Neye göre? Hakka göre, hukuka göre, adalete göre, hakkaniyete göre denetleyecektir. Peki, başdenetçi, eğer denetlediği kurumun bünyesine tekrar memur olarak atanabileceği bir imkân var ise, böyle bir yol var ise o kurumu nasıl denetleyecektir?  O kurumda hak ihlallerini nasıl ortadan kaldıracaktır? O kurumda garibin, gurabanın, fakirin, fukaranın hakkını nasıl koruyacaktır? Korumayacağı aşikârdır. O zaman, bu maddeyi çıkaralım. Dolayısıyla, başdenetçi, bir defa, adam gibi bir görev yapsın. Bu görevinin neticesinde de artık kamuya geri dönmesin, ikinci defa seçilmesin. Onun yerine, eğer emekli olması fiilen mümkün olmuyorsa, emekli olabileceği ilk tarihe kadar, bütün maaşı, ücreti, yan ödemesi vesairesi kendisine kurum tarafından ödensin. 5 tane denetçi, 1 tane başdenetçinin bu özlük hakkını sağlayabilecek şekilde bu devletin, bu milletin parası vardır. Nerelere para harcanmıyor ki, nerelere kaynak aktarılmıyor ki, nerelerde ne israflar yapılmıyor ki? Hiç olmazsa, kamu gücünün kullanıldığı yerde, kamu kaynaklarının harcandığı, çarçur edildiği yerlerde eğer hakkı, eğer hukuku, eğer adaleti, eğer hakkaniyeti temin edecek, tesis edecek bir görev yapan insana bu kadar imkânı sağlamak zor geliyor ise, o takdirde, böyle bir kanunu niçin çıkarıyoruz?

Değerli arkadaşlarım, bu, bir vicdani mesuliyet işidir. Bu vicdani mesuliyet işi, yarın, hakkı aranamayan her kişinin ahını yüreğinizde hissedeceğiniz bir iştir. Burada, parti grubunun talimatı, burada, partinin siyasi çizgisinin önemi yoktur çünkü burada, hak vardır, hukuk vardır, mazlumun ahı vardır.

Gelin, vicdanınızın sesini dinleyin, mazlumun ahını almayın, onun hukukunu koruyabilecek ve güvenle kendisini başdenetçiye emanet edebilecek bir makamı, bu millete yaraşır bir makamı hep birlikte tesis edelim diyor, bu duygu ve düşüncelerle önergemizi yüce heyetin takdirine sunuyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Ünüvar, uyarılarınıza teşekkür ederim ama arkada ayakta bulunan arkadaşlarımızı öne davet etme nedenim, karar yeter sayısı istendiği için, siz yoktunuz, daha evvel bir arkadaşımız 2 kâtip üye ve beni hile yapmakla suçladı. Dolayısıyla, karar yeter sayısını isteyen milletvekili arkadaşlarımızın da tabii ki oy kullanmaya gelen milletvekillerimizi görmeleri açısından, bizi de şaibe altında bırakmaması açısından davet ettim, yoksa o arkadaşlarımızı ifşa etmek gibi bir düşüncem yoktu.

Teşekkür ederim uyarınıza.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı'nın 14'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(1) Başdenetçi ve Denetçilerin görev süreleri Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bir yasama dönemi süresiyle aynıdır.”

Mahmut Tanal (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET SU (Bursa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Dibek. (CHP sıralarından alkışlar)

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, 14’üncü maddeyle ilgili verdiğimiz önergede söz aldım. Öncelikle, Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Benimle beraber sanıyorum 2 ya da 3 arkadaşımız şu anda gündemde olan bir konuyu dile getirdiler, adliyelerin kapanması konusunu, gün içerisindeki konuşmalarında. Ben de bu konuyu gündeme getirmek istiyorum. Aslında, kanunun içeriğiyle, amacıyla da ilgili bir konu yani kanuna baktığımızda idarenin işlemlerinden, eylemlerinden kaynaklanan şikâyetler, işte kamu hizmetlerinin yeniden değerlendirilmesi konusu var. Yani burada vatandaştan şu anda -bilmiyorum sizlere gelmiyor mu- bize sürekli telefonlar geliyor. Birçok ildeki adliyeler kapatılmış. Tabii, Adalet Bakanı burada yok, bürokrat arkadaşlarımız var. Aslında, Sayın Bakan olsa belki konuyu daha iyi değerlendirecektir diye düşünüyorum. Bakın, burada masa başında oturulmuş, -HSYK’da zannediyorum- birtakım matematiksel değerler yapmışlar, almışlar, onlara göre, hiç kimseye de sormamışlar. Çünkü bu konuyu araştırıyoruz, ben de araştırıyorum, soruyorum yani ilimdeki adliyeye soruyorum, orada başsavcımız var: “Ya, Sayın Savcım, Kırklareli’nde de iki tane ilçede adliye kapanmış, birisi Demirköy ilçesi -ki önemlidir, farklı bir konumu var- diğeri de Kofçaz ilçemiz.” O da bizim küçük ilçemiz ama bunlar özellikleri olan ilçeler. ‘Bunların adliyeleri kapatıldı. diye haberler çıkıyor. Sizin bu konuda bilginiz var mı? Size kimse bir şey sordu mu yani bir görüş alındı mı?” dedim.  “Hayır, bize kimse bir şey sormadı, bu Ankara’dan alınan bir karar.” diyor.

Bakın, “Kıstaslar yani ölçütler nedir?” diye baktığınızda, işte “Dava sayısı, dosya sayısı 500’ün altındaysa kapat gitsin.” demiş, o kadar. İşte “15 kilometre mesafede büyük bir ilçe varsa o yeri kapat gitsin.” Bu da bir ölçüt yani dosya sayısı 500’ün üzerinde olsa da yine böyle kapatılıyor. Yine bir ölçüt daha var, şimdi yanılıyor olabilirim ama Kenan Bey’e sormuştum, okumuştu oradan. Bu ölçütlerle, burada oturmuşlar yani orada ne oluyor, ne ediyor, bu insanlar ne yapacaklar, hiçbir şey düşünülmeden kapatılmış.

Değerli arkadaşlar, kamu hizmetinden bahsediyoruz yani o zaman Türkiye’de çok sayıda bizim küçük köyümüz, mezramız var, ne elektrik götürün ne su götürün yahut “Siz burada 3 kişisiniz, 5 kişisiniz, 10 hane, 5 hane, sizin hizmete ihtiyacınız yok.” deyin o zaman.

Şimdi, benim iki tane ilçem var, birisi Demirköy, belki giden arkadaşlarımız vardır, İğneada diye bir beldemiz var Karadeniz’e sınır, sahil beldesi var, ilçenin beldesi var. Bu ilçenin 15 köyü var. Istrancalar yani dağların içerisinde bir yer yani en yakın yer Pınarhisar, 40 küsur kilometre, bilirler arkadaşlarımız oraları. Oradaki Bulgaristan sınırından, Beğendik’ten, Sislioba’dan, diğer yerlerden, İğneada’dan ki İğneada yaz aylarında şu anda 30-40 bin nüfusa ulaşıyor. Bu ilçedeki adliye kapanmış. Onları işte Pınarhisar’a aktarmışlar. Aynı şekilde Kofçaz, o da bizim, Bulgaristan sınırında bir ilçemiz, 16 köyü var oranın da, çok uzak köyler var yani karşı tarafta, Bulgaristan’da nöbet tutan askerlerle yan yana yaşıyorlar bizim insanlarımız, onlar oradan gelecekler merkeze. Ya, şimdi bu değerlendirme yapılırken yani bu insanların ihtiyaçları kamu hizmeti değerli arkadaşlar. Her şeye kâr-zarar değerlendirmesiyle devlet bakar mı? Bir tacir miyiz biz? Yani tacir gibi “İşte ben buradan ne kadar tasarruf yapacağım?”

Şimdi, zaman zaman komisyonda görüşüyoruz, üçüncü yargı paketini görüştük, geçti, günlerce orada çalıştık. Şimdi bakıyorum, burada arkadaşlarla konuşuyoruz -temmuz ayı içerisinde, sanıyorum işte 1 Temmuz olabilir, belki birkaç gün sarkabilir- bu paketi getirmiyorsunuz. Bilmiyorum arkadaşlarımız getirecekler mi? Yani üçüncü yargı paketi… Sayın Bakan çıktı, süslü laflarla işte kamuoyuna açıkladı, basın toplantıları yaptı; biz komisyonda bunu günlerce görüştük; alt komisyonda görüşüldü, aylarca alt komisyonda kaldı. Şimdi, “Yok efendim, biz bu paketi es geçiyoruz, dördüncüsü Bakanlar Kuruluna geliyor…” Onu da Bakanlar Kurulunda görüşmeyin. Üçüncüsü gelmiyorsa dördüncüyü niye görüşeceksiniz?

Şimdi, böyle bir tabloda bunun mutlaka yeniden değerlendirilmesi lazım, mutlaka. Yani Adalet Bakanı burada olsa kendisiyle özel görüşmemiz lazım bu şikâyeti. Benim, Kırklareli’den AKP’li Milletvekili arkadaşımız var, Şenol Gürşan yani Demirköy’den, Kofçaz’dan arayan yok mu kendisini “Ya, Sayın Vekilim, ne oluyor? Biz nereye gideceğiz?” diye? Mutlaka aranıyordur. Diğer illerde de aynı olay, Artvin’den arkadaşlarımız, Tunceli’den Kamer Bey, aynı serzeniş…

Değerli arkadaşlar, biz milletvekiliyiz, vatandaşımızın derdini burada dile getirmeye çalışıyoruz ve devletiz, kamu hizmeti yapacağız, yapıyoruz. Burada insanlar hizmeti alırken bu kadar onları zorlayamayız, onları sıkıntıya sokmamamız gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURGUT DİBEK (Devamla) – Sürem bitti. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dibek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 15’te iki adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının 15. maddesine aşağıdaki maddenin 3. fıkra olarak eklenmesini saygı ile arz ve teklif ederiz.

“(3) Bu madde kapsamında görevi sona eren Başdenetçi ve denetçiler başka bir işleme gerek olmaksızın seçildikleri kamu görevlerine iade edilir. Haklarındaki inceleme ve soruşturmaya bulundukları görevin tabi olduğu hükümlere göre devam edilir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Faruk Bal                                                         Mehmet Şandır                                Nevzat Korkmaz

  Konya                                                                   Mersin                                              Isparta

Mehmet Erdoğan                                                Sinan Oğan                                     Enver Erdem

    Muğla                                                                   Iğdır                                                Elâzığ

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alacağım:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı'nın 15'inci maddesinin 1'inci fıkrasının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(1) Başdenetçinin veya Denetçilerin 10 uncu maddede sayılan nitelikleri taşımadıklarının sonradan anlaşılması veya bu nitelikleri seçildikten sonra kaybetmeleri halinde, durumun Komisyon tarafından tespit edilmesini takiben Başdenetçinin görevinin sona ermesine Genel Kurul tarafından üye tam sayısının salt çoğunluğunun gizli oyuyla; Denetçilerin görevinin sona ermesine ise Komisyonun üye tam sayısının salt çoğunluğunun gizli oyuyla karar verilir."

                Mahmut Tanal                                  Bülent Tezcan                                  Refik Eryılmaz

                     İstanbul                                              Aydın                                                Hatay

              Uğur Bayraktutan                                Ali Özgündüz                                  Hüseyin Aygün

                       Artvin                                              İstanbul                                             Tunceli

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET SU (Bursa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Kim konuşacak Sayın Hamzaçebi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Bülent Tezcan…

BAŞKAN - Sayın Tezcan, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaygın ismiyle “ombudsman” dediğimiz, tasarıdaki ismiyle de “kamu denetçiliği kurumu”nu konuşuyoruz, bununla ilgili düzenlemeyi, kanun tasarısını görüşüyoruz.

Değerli arkadaşlar, burada, 15’inci maddede, kamu denetçiliği konusunda görevden alınma, görevin sona ermesinde nasıl oylama yapılacağı noktasında bir önerge verdik.

Bakın, tasarının 10’uncu maddesi adaylık ve seçime ilişkin nitelikleri düzenleyen madde, 11’inci madde nasıl seçileceklerini düzenliyor, 15’inci madde ise göreve uygun olmayanların bu durumunun nasıl tespit edileceğini düzenliyor.

Değerli arkadaşlar, tasarıda bir eksiklik var. Burada hangi çoğunluğa göre hareket edileceği belli değil. Verdiğimiz önergede diyoruz ki: “Bunlar eğer görevin gerektirdiği niteliklere sahip değillerse Meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunun gizli oyuyla karar verilsin.” Oysa önümüzde görüşmekte olduğumuz tasarıda üye tam sayısına ilişkin bir hüküm yok. Oysa 11’inci maddeye dönüp baktığımızda, seçim usulüne baktığımızda, üye tam sayısına ilişkin düzenleme var. Dolayısıyla, atamadaki usulü, görevin düştüğünün tespitinde de uygulamak zorundayız. Bu uyumu sağlamak üzere bir önerge verdik. Bu önergeye desteğinizi bekliyoruz.

Değerli arkadaşlar, bakın, ombudsman ya da kamu denetçisi, kamu başdenetçisi sistemleri bir hak arama yöntemi. Bu bir boyutuyla idareyi denetleme yollarından birisi. Vatandaş açısından baktığımızdaysa bir hak arama yöntemi. Şimdi, vatandaş açısından çeşitli hak arama yöntemlerini konuşurken, bunu konuştuğumuz gün, dönüp bakıyoruz Türkiye’de birçok ilçemizde hak aramanın en temel organı olan mahkemeleri, yargı organlarının en temel unsuru olan mahkemeleri kapatıyoruz.

Değerli arkadaşlar, Aydın ilinde, bugünkü açıklamaya göre, Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunun verdiği kararla altı ilçemiz adliyeden yoksun bırakıldı. Altı ilçede adliye kalktı. Şu anda, Yenipazar ilçesi; bakın, 15 bin nüfuslu bir ilçe, 14 köyü var. Kuyucak ilçesi; 30 bin nüfuslu, 5 beldesi, 23 köyü var. Karacasu ilçesi; 20 bin nüfusu var, 3 beldesi, 27 köyü var. Sultanhisar; 22 bin nüfus, 2 belde, 11 köy. Koçarlı; 26 bin nüfus, 3 belde, 44 köy. İncirliova; 41 bin nüfus, 1 beldesi, 21 köyü var.

Değerli arkadaşlar, düşünebiliyor musunuz, bakın, bundan yaklaşık üç sene önce Buharkent Adliyesi kaldırıldı, Buharkentliler Kuyucak Adliyesinde işlerini görüyorlardı. Şimdi, Buharkent-Kuyucak arası 20-25 kilometre. Şimdi, Kuyucak Adliyesini de kaldırıyoruz. “Nazilli’de işinizi görün.” diyeceğiz Buharkent’tekilere yani 25-30 kilometre mesafedeki noktaya taşıyacağız.

Şimdi, şunu sormak lazım: Bizim Buharkent’te, Kuyucak’ta, Karacasu’da, İncirliova’da, Koçarlı’da yaşayan vatandaşlarımızı, adalet alma konusunda, hakka ulaşma noktasında böyle bir eziyetle karşı karşıya bırakma hakkımız var mı? Biz, bir taraftan hak aramaya ulaşma konusunda çeşitli yöntemleri denerken, biz bir taraftan ara buluculuk, bir başka taraftan kamu denetçiliği gibi sistemlerle vatandaşın hak arama yollarını zenginleştirmeye çalışırken, en temel hak dağıtan, adalet dağıtan mekanizma olan mahkemeleri kapatarak nereye varmaya çalışıyoruz?

Değerli milletvekilleri, adalet ticaretin penceresinden seyredilemez. Adalete ticaret penceresinden bakamayız. Adalete “Ne kadar masraflı oluyor, ne kadar masrafsız oluyor.” diye bakamayız. Devletin adalet dağıtırken karşılaşacağı masraf değil, vatandaşın adalete ulaşırken karşılaşacağı zorluğa bakıp karar vermek zorundayız.

Bakın, son atamalarda hâkimlerin sürgün edildiğini görüyoruz. Hâkimlerini sürgün eden bir devlet adaleti sürgün etmiştir. Hâkimleri sürgün ederek aslında adaleti, hak aramayı sürgün ediyoruz. Bu noktada lütfen sağduyuyla, aklıselimle hareket edelim diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tezcan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının 15. maddesine aşağıdaki maddenin 3. fıkra olarak eklenmesini saygı ile arz ve teklif ederiz.

“(3) Bu madde kapsamında görevi sona eren Başdenetçi ve denetçiler başka bir işleme gerek olmaksızın seçildikleri kamu görevlerine iade edilir. Haklarındaki inceleme ve soruşturmaya bulundukları görevin tabi olduğu hükümlere göre devam edilir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET SU (Bursa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Bal, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Komisyonun ve Sayın Hükûmetin katılmadığı önerge bakın ne: “Bu kanunun uygulamasında tasarının 31’inci maddesinde başdenetçi ve denetçilerin görevi sırasında –dikkat edin, altını çizin- işlemiş olduğu cezayı gerektiren fiillerle ilgili düzenleme var. Bu madde ise görevleriyle ilgili olmak üzere değil, görevlerinin dışında ve seçilme yeterliliklerini ortadan kaldıran bir hâlin ortaya çıkması veya bir suçun işlenmiş olması hâlinde uygulanacaktır.

Bu suçlar nedir? Tasarı’nın 10’uncu maddesinin (f) fıkrasında sayılmış. Zimmet, dolandırıcılık, hırsızlık, rüşvet vesaire. Şimdi, böyle bir suçu işlemiş olan denetçi ya da 10’uncu maddede sıralanan Türk vatandaşı olmamak gibi, seçimin yapıldığı tarihte yaş haddine erişememiş olmak gibi hâller ortadan çıktığında bu madde diyor ki: “Bu başdenetçi ve denetçinin görevi sona erer.” Sona erdi ve hakkında da bir işlem başlamış oldu. O takdirde yapacağız işlem ne? İşte bizim önergemiz, kanunda bir boşluk doğmasın diye yapılacak işlemi ortaya koyan bir önergedir. Bu önerge reddedildi.

Peki, bu kişiyi başdenetçi ve denetçi sıfatıyla görevinden aldıktan sonra ne yapacaksınız? İşte yapacağınız iş bundan ibarettir. Kurumuna iade edeceksiniz, kurumu ne yapacaksa yapacaktır o zatı. Dolayısıyla siz bunu reddettiniz. Önümüzdeki süreçte eminim ki böyle bir durum ortaya çıkmasa bile aklınız başınıza gelecek, bir yanlışlık yapmışız şurayı bir düzeltelim diye Meclisin huzuruna tekrar geleceksiniz. Biz size yardımcı olmaya çalışıyoruz, eksiğinizi kapatmaya, söküğünüzü dikmeye çalışıyoruz. Niye buna bir pozitif bakış açısıyla bakmıyorsunuz?

Bakamazsınız çünkü amacınız bu kanun ile -tekrar ediyorum- fakir fukara, garip gurebanın hakkını hukukunu korumak değil ki. Bu kanun ile oraya yandaşlarınızdan birisini oturtmak, belirli kişilere mevki makam sağlamak ve bu kişilere de siyasi sorumluluğunuz altında bulunan kamunun hem güç kullanarak hem kaynaklarını çarçur ederek vermiş olduğu haksızlığın, hukuksuzluğun üstünü kapatacak bir makam ihdas ediyorsunuz. Güya denetim ama denetimle alakası olmayan bir aklama ve paklama müessesesi ihdas edeceksiniz.

Allah taksiratınızı affetsin diyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

 

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Madde 15’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 16’da bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının 16. maddesinin son cümlesinin madde metninden çıkarılmasını saygı ile arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Mehmet Erdoğan                               Mehmet Şandır

                       Konya                                               Muğla                                               Mersin

                  Sinan Oğan                                  Nevzat Korkmaz                                  Enver Erdem

                        Iğdır                                                Isparta                                               Elazığ

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET SU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Bal, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 16’ncı maddede de “Başdenetçi ve denetçiye yapılacak ödemelerin, tahsisatın, ödeneklerin, maaşların, vesairenin...” Uzun uzun sayılıyor. Uzun uzun sayıldıktan sonra… Ben size isterseniz okuyayım, okumamış arkadaşlarımız vardır, özellikle iktidar partisi milletvekillerine. “Başdenetçiye Başbakanlık Müsteşarı; Denetçilere Başbakanlık müsteşar yardımcıları için belirlenen…” Dikkat edin “her türlü.” Önergeyi iyi anlayabilmeniz için bu “her türlü”nün altını çizin. “…müsteşar yardımcısı için belirlenen her türlü ödemeler dâhil malî haklar tutarında aylık ödenek ödenir. Başbakanlık Müsteşarı ve müsteşar yardımcılarına ödenenlerden, vergi ve diğer kesintilere tabi olmayanlar bu Kanuna göre de vergi ve diğer kesintilere tabi tutulamaz.” Buraya kadar ödendi, daha ne istiyorsunuz? İşte burası fazlalık. Biz de bu önergeyle diyoruz ki bunu çıkarın kardeşim, gerek yok çünkü yukarının tekrarından ibarettir. Bakın, o tekrarda ne diyor? “14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve diğer mevzuat uyarınca Başbakanlık Müsteşarının yararlanmış olduğu sosyal hak ve yardımlardan Başdenetçi, Başbakanlık müsteşar yardımcılarının yararlanmış olduğu sosyal hak ve yardımlardan Başdenetçi Başbakanlık müsteşarı yardımcılarının yararlanmış olduğu sosyal hak ve yardımlardan da Denetçiler aynı esas ve usuller çerçevesinde yararlanır.” Yukarıdaki cümleyi niye yazdınız eğer bunu yazacaksanız? Başbakanlık Müsteşarı, Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi değil midir? Tabiyse yukarıdaki hüküm bunu kapsamaktadır. Altına “Çuvala bir bağ daha atalım.” anlayışıyla yapılmış bir düzenlemedir.

Dolayısıyla, son cümlenin metinden çıkarılmasına ilişkin önergemizi yüce heyetin takdirine sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir. 

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 

Madde 17’de iki önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının 17. maddesinin (4) fıkrasına “Bu halde ilgili kurum yaptığı işlemin sonucunu Kurum’a bildirir.” cümlesinin eklenmesini saygı ile arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                     Mehmet Şandır                                Nevzat Korkmaz

                       Konya                                               Mersin                                              Isparta

              Mehmet Erdoğan                                  Sinan Oğan                                     Enver Erdem

                       Muğla                                                Iğdır                                                Elâzığ

                                                                              Alim Işık

                                                                              Kütahya

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı’nın 17’nci maddesinin 4’üncü fıkrasının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(4) Kuruma başvuru için idari başvuru yollarının tüketilmesi şart değildir.”

                   Kazım Kurt                                     Mahmut Tanal                                   Ali Özgündüz

                    Eskişehir                                           İstanbul                                            İstanbul

                Bülent Tezcan                                Uğur Bayraktutan                               Hüseyin Aygün

                       Aydın                                                Artvin                                               Tunceli

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET SU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Kurt, buyurunuz lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM KURT (Eskişehir) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; 276 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesinin değiştirilmesiyle ilgili önergemiz üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, önergemizde şunu diyoruz: “Kuruma  başvuru için idari başvuru yollarının tüketilmesi şart değildir.” Bunun anlamı şu: Eğer kurum belli bir işlevi görecek ise ve gerekçede saydığımız yönetimi denetleyen ama yönetime bağlı olmayan bir kamu denetçisine ihtiyaç var ise, sistemin de istisnasız tüm idari işlem ve eylemleri kapsaması söz konusuysa, yine gerekçede ileri sürdüğümüz kamu yönetimi-vatandaş ilişkilerinde karşılaşılan uyuşmazlıkların etkin ve hızlı bir şekilde çözümü amaçlanıyor ise o zaman bu maddede konulan “idari yolların tüketilmesi” cümlesinin çıkarılması gerekir çünkü 2577 sayılı Yasa’nın 11’inci maddesi idari yolları saymıştır. Burada eğer idareden bir talepte bulunma, üst bir makama müracaat etme şartı aranır ise üst makamın bu verilen dilekçeye karşı en az altmış gün cevap verme süresi var. Bu, boşuna bu işi uzatan ve gerekçede ileri sürdüğümüz “etkin ve hızlı bir şekilde yönetenle yönetilen arasındaki sorunu çözme” işlevini yerine getirmeyecektir. Biz bu işi gerçekten yapmak istiyor isek, o zaman vatandaşın hak arama yollarını kolaylaştırmayı formüle etmemiz gerekir. Oysa belli bir dönemden bu yana ceza hukukunda uzlaşmacıyı, hukuk uyuşmazlıklarında ara bulucuyu, kamuyla ilgili idari uyuşmazlıklarda da kamu denetmenini gündeme getirip kurumlaştırarak yargıyı bir tarafa iten ve yargı dışında alternatif çözümler arayan bir sistem getirmek üzereyiz. Bu, Türk hukuku açısından, Türk hukukunun demokratik ve laik olma özelliğini ortadan kaldırtmaya elverişli bir yaklaşımdır.

Şimdi, size şunu soruyorum… Dün Sayın Bakana sorduk, şöyle bir cevap verdi: “2011 yılında idari yargılama kapsamı içerisinde idare mahkemeleri ve Danıştayda toplam 454.662 dosya var.” Yani, bu kadar işi Türkiye'nin pek çok yerinde kurmuş olduğumuz idari yargı mekanizmasıyla ve kökleşmiş bir Danıştay uygulamasıyla çözemiyor isek, sadece 1 başdenetçi, 5 tane denetçi ve onun yanındaki uzmanlarla kuracağımız bir kurum içerisinde milyonları bulacak bir işi çözme şansımız hiç yoktur. İdarenin tüm eylem ve işlemleri bu kamu denetiminin denetimine tabi ise bunun sayısının ne olabileceğini ne şu anda bu yasayı teklif edenler biliyor ne bu ülkeyi yönetenler biliyor. Milyonları geçer. Milyonları geçecek bir iş ve işlemi sadece 6 kişinin denetimine vermek kadar mantıksız bir uygulama yoktur ve bunu da denetimi, uyuşmazlığı etkin ve hızlı bir şekilde çözmek gerekçesiyle sunmak yanlıştır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bu kurumlara seçilen insanların, seçilecek insanların ne kadar bağımsız olacağıdır. Şimdiye kadar seçmiş olduğumuz bağımsız kurulların yaptığı uygulamaları hepimiz biliyoruz; kraldan çok kralcı, yanlışlarla dolu ve bu işi üstünkörü değerlendiren bir yapı.

İçişleri Bakanlığında yüzlerce müfettiş var, denetleyebiliyor musunuz? Denetleyemiyorsunuz. İş müfettişi binlerce işi denetleyebiliyor mu? Denetleyemiyor. Dolayısıyla bu da uygulanma şansı olmayan bir kurum olarak Türk hukukuna girecek ama vatandaşla devlet arasındaki olumsuz ilişkileri etkin bir biçimde çözecek bir mekanizma yaratılamayacaktır. Biz hiç değilse işin hızlanabilmesi için bu önergenin kabul edilmesini diliyoruz.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kurt.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

 

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının 17. maddesinin (4) fıkrasına “Bu halde ilgili kurum yaptığı işlemin sonucunu Kurum’a bildirir.” cümlesinin eklenmesini saygı ile arz ve teklif ederiz.

Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET SU (Bursa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Işık, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı’nın 17’nci maddesi hakkında vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının 17’nci maddesi kuruma başvurunun nasıl yapılacağını ve işlemlerin nasıl yürütülüp sonuçlandırılacağını konu etmektedir. Bunun dördüncü fıkrası da idari yargı yolunun bitirilmesini esas almakta ancak “telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ihtimali bulunan hâllerde idari başvuru yolları tüketilmese dahi başvuruları kabul edebilir” hükmü yer almaktadır. Önergemiz,  kabul edilmesi durumunda işlemin nasıl sonuçlandırılacağını hükme bağlayan bir önergedir. Dolayısıyla Sayın Komisyonun ve Hükûmetin bu önergeye -maddenin daha olgunlaşması amacıyla verilmiş olmasına rağmen- katılmamasını gerçekten hayretle karşıladığımı ifade etmek istiyorum.

Peki, başvurudan sonra kuruma gönderdi, ne olacak? İdare yaptığı işlemle ilgili sonucu kuruma bildirecek ki bu işlem tamamlansın. Böyle son derece iyi niyetle hazırlanmış bir önergeye dahi katılmayan Komisyon ve Hükûmet, anlaşılan o ki muhalefetten gelen öneri ne olursa olsun -ağzıyla kuş tutsa dahi- kabul etmez çünkü ilahî kitap sadece onlara hak veriyor! Buradaki muhalefet partilerine mensup hiçbir milletvekili doğruyu düşünemez, doğruyu bilemez! Bunlar, bu Cenabıallah’ın yarattığı en kutsal varlıklar olarak sadece AKP’de toplanmıştır! Böyle bir şey olabilir mi Sayın Bakan? Nasıl sonuçlandıracaksınız bu işlemi? Dolayısıyla bu önerge bununla ilgili bir önerge.

Sayın Bakan, dün, yüce kurulun değerli üyeleri, Sayın Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ Bey’e kapatılan adliyelerle ilgili sorular sorduk. Sayın Başbakan Yardımcısı dedi ki: “Bununla ilgili Adalet Bakanlığında bir çalışmanın olduğunu arkadaşlarım bana iletti, henüz kesinleşmiş bir şey yok.”

Şimdi sayın bürokratlara buradan sesleniyorum: Siz bir ülkenin Başbakan Yardımcısına doğru bilgi vermiyorsanız kime doğru bilgi vereceksiniz?

Kütahya ilinin Domaniç ilçesinde, Osmanlı’nın beşiğinde adliyenin kapısına bugün kilit vuruldu. Hâkim ve savcıların tayinleri çıkmış, memurların nereye gidecekleri belli olmuş, Tavşanlı’ya bağlanacağı bildirilmiş, Domaniç halkı ayakta. Niye doğru bilgi vermiyorsunuz? Dün bu yüce Meclise niye yanlış bilgi verdirtiyorsunuz? Adam gibi doğru bilgiyi verseniz de “Şu ilde şu kadar ilçe kapanıyor, buradaki adliyeleri kapattık.” dese ve Başbakan Yardımcısı da yalancı konumuna düşmese daha doğru olmaz mı? Ne oldu? Dün sakladınız, bugün ortada.

Değerli milletvekilleri, bu kanun sadece 250’ye yakın kaymaklı, iş sahibi olacak iktidar partisi yandaşına yeni iş bulma kanunudur. 246 kadroya yandaşlardan, evlatlarınızdan, damatlarınızdan, gelinlerinizden uygun olanları yerleştirme kanunundan başka bir şey değildir. Ülkede adaletin dağıtıldığı, adliyelerin kapatıldığı bir dönemde kamu denetçisi gelip de hiçbir vatandaşın sorununu çözecek bir durumda değildir. Dolayısıyla bu kanunda yapılabilecek hiçbir şeyin olmadığını ifade etmek bizim görevimiz.

Ama sayın milletvekilleri, sizler okumuyor olabilirsiniz, “Nasıl olsa bizim görevimiz oylama sırasında orada bulunmak.” diye düşünebilirsiniz ama bakınız, sizi ve bizleri bürokratlar kandırıyorlar, doğru bilgileri Başbakan Yardımcısına dahi vermiyorlar değerli milletvekilleri. Ya bu bürokratlarla ilgili Bakan aracılığıyla hesaplaşınız ya da bunların bu Kurulda doğru bilgi vermesini mutlaka sağlayınız. Bu muhalefetin görevi olduğu kadar iktidar partisinin, siz değerli milletvekillerinin de görevidir. Benim memleketimde adliye kapanıyor, yalan söylettiriyorlar Başbakan Yardımcısına, bunların nesine güveneceğiz biz? Bu kanunu hazırlayan bu bürokratlar. Doğru bilgiyi vermeyen bürokratın yazdığı hiçbir cümlenin bir anlamı yok.

Önergemize desteğinizi bekliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Komisyonun bir redaksiyon talebi vardır.

Buyurun.

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET SU (Bursa) – Sayın Başkanım, 17’nci maddenin 2’nci fıkrasında geçen “pasaport numarasını” ibaresinden sonra virgül konulması gerekmektedir, eklenmesini talep ediyoruz.

BAŞKAN – 17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

18’inci maddede iki adet önerge vardır, sırasıyla okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı'nın 18'inci maddesinin 2'nci fıkrasının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(2) Devlet sırrı veya ticari sır niteliğindeki bilgi ve belgeler, yetkili mercilerin en üst makam veya kurulunca gerekçesi belirtilmek suretiyle verilmeyebilir. Ancak, Devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgelerin incelenmesinde zorunluluk olduğunun, Başdenetçi tarafından Komisyona bildirilmesi halinde, Komisyonun talebi üzerine Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun karar vermesi durumunda, bu bilgi ve belgeler Başdenetçi veya Denetçiler tarafından yerinde incelenebilir.

                Mahmut Tanal                             Mehmet Hilal Kaplan                              Ali Özgündüz

                     İstanbul                                            Kocaeli                                             İstanbul

           Dilek Akagün Yılmaz                             Bülent Tezcan                                  Hüseyin Aygün

                        Uşak                                                Aydın                                               Tunceli

              Uğur Bayraktutan

                       Artvin

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının 18. Maddesinin aşağıdaki şekilde düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 18- (1) Kurumun inceleme ve araştırma konusu ile ilgili olarak istediği bilgi ve belgelerin, bu isteğin tebliğ edildiği tarihten itibaren otuz gün içinde verilmesi zorunludur. Bu süre içinde istenen bilgi ve belgeleri haklı bir neden olmaksızın vermeyenler hakkında Başdenetçi veya Denetçinin başvurusu üzerine ilgili merci, disiplin soruşturması açar.

(2) Devlet sırrı veya ticari sır niteliğindeki bilgi ve belgeler, yetkili mercilerin en üst makam veya kurulunca gerekçesi belirtilmek suretiyle verilmeyebilir. Ancak, devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgeler Başdenetçi veya görevlendireceği Denetçi tarafından yerinde incelenebilir.

                  Erkan Akçay                                     Enver Erdem                                  Seyfettin Yılmaz

                      Manisa                                              Elâzığ                                               Adana

               Mesut Dedeoğlu                                  Reşat Doğru

              Kahramanmaraş                                       Tokat

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET SU (Bursa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) –Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, buyurunuz lütfen. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı’nın 18’inci maddesiyle ilgili önergemiz üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarla selamlıyorum.

Şimdi, Sayın Başkan ve Sayın Bakana niye katılmadıklarını sormak istiyorum. Şimdi, bir şeyi anlatmak için bu önergeyi verdik. Bakın, bizim önergemiz ile 18’inci madde aynı, virgülüne virgülüne, noktasına noktasına kadar, başlığına kadar aynı. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, çok özür diliyorum. Bunu niye yapıyoruz? Yani Hükûmet olarak, Komisyon olarak, milletvekili olarak işlevimizin farkına varacağız. Burada Avrupa Birliğiyle ilgili bir yasak savmak adına bir şey ortaya getiriyorsunuz. Bu…

TÜLİN ERKAL KARA (Bursa) – Tamam da siz niye önerge veriyorsunuz?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Cevap verirseniz buradan verin.

Şimdi, Meclisin görevini yerine getirmediği, Komisyonun görevini doğru yerine getirmediği, Hükûmetin konuyu takip etmediği yerde bu kanun tasarısından ne bekliyorsunuz? Yani çok enteresandır, bakın, muhalefetten gelen her şeye Komisyon katılmıyor, Hükûmet katılmıyor ve iktidar partisi milletvekilleri reddediyor. Bu anlayışla biz burada milletin dertlerine nasıl çare olacağız? Üç gündür Meclis Başkan Vekili dâhil olmak üzere, çalışanlar dâhil olmak üzere, milletvekilleri olmak üzere burada bir şeyler yaptığımızı sanarak mesai harcıyoruz. Şimdi, oturup uzlaşılsa, muhalefetle beraber halkın, milletin menfaatlerine işleri yapsak bu sıkıntıların hiçbiriyle karşılaşmayacağız.

Şimdi, buradan şu sonuç çıkıyor: Siz ne konuşursanız konuşun, bürokratlar getiriyor, yukarıdan birileri talimat veriyor, Hükûmet buraya tasarıyı sunuyor, komisyondan aynı şekilde geçiyor, nasıl olsa Mecliste Adalet ve Kalkınma Partisinin çoğunluğu var, burada da parmaklar kalkacak ve kabul edilecek.

Ee, şimdi, halkın hangi derdine çare bulacaksınız? Burada birkaç örnek vereceğim. Bakın, bir sürü kanun tasarısında, saatlerce burada, “Gelin, şu milletin yararına şunları yapalım.” dedik. İşte, 2/B Yasası’nda. Ben buradan soruyorum, bak, çok yoğun olarak, Adana, Mersin, Antalya ve Muğla milletvekilleri Allah rızası için bölgelerine gitsinler, bizim burada söylediklerimizin doğru olup olmadığını, verdiğimiz önergelerin doğru olup olmadığını orada görsünler. Ben geçen gün gezdim Muğla’yı, Antalya’yı, Mersin’i, Adana’yı. Milletin yıllardır sahiplendiği topraklar elinden alınıyor. Bunları buralarda saatlerce söyledik, ama şimdi olduğu gibi “Muhalefetten geldi.” diye reddettiniz.

Çek Yasası düzenlendi, saatlerce söylendi, geçen hafta Adana’da esnafı gezdim. Bakın, Merkez Bankasının verileri -Bir şeyi yaparken bir şeyi bozuyorsunuz- mayıs ayına göre bir aylık geriye dönen çek oranı yüzde 34,2; bir yıl içerisinde yüzde 118. Ticaret ölmüş, sanayici ölmüş, kan ağlıyorlar. Gidin, bir konuşun. Şimdi, bunları düzelttiğimizde ne olacak?

Şike Yasası’yla ilgili söylendi, altı ay sonra değiştirdiniz.

Gazi yerleşkesiyle ilgili burada saatlerce konuştuk. Bir gecede 1’inci dereceden 3’üncü derece sit alanına çevrildi, ama Mecliste kimsenin çıtı çıkmadı. Yüz yaşındaki ağacı on yaşında gösteren bir raporla, bir kurulla bunlar gerçekleştirildi.

Şimdi, Meclis olarak, biz kendi etkinliğimizi, kendi yetkilerimizi kullanamazsak burada ne yapabileceğiz? İşte, burada örneğini gördük, aynı maddeyi getirdik, ona bile ret. Ben bunu söylemeseydim, şimdi konuşmadan sonra da soracaklardı, “kabul”, “ret”, böyle bir anlayışla, ne yapacaksınız bununla ilgili?

Şimdi, tabii, zorunuza gidebilir, ama bunu ben bir şeyi ispatlamak için yaptım ve ispatladığımız da ortaya çıktı ve bugün kendi seçim bölgemle ilgili de son bir şey söyleyeceğim:

Bakın, Adana’nın Saimbeyli ilçesi Adana’ya 170-180 kilometre, orada, Eyüplü köyünde kalkıp hakkını adliyelerde arayamayacak bir vatandaşa “ombudsman” mı dersiniz, “kamu denetçiliği” mi dersiniz… Sabahtan beri, iktidar partisinin teşkilatları da dâhil olmak üzere bütün kesimler telefon yağmuruna tutuyorlar, buna tepki koyuyorlar. Siz buraları kapatacaksınız, insanların hak arama özgürlüğünü, adalete ulaşmasını kısıtlayacaksınız ondan sonra da Avrupa Birliğine uyum yasası adı altında ombudsmanlık mıdır nedir, kamu denetçiliği getireceksiniz, ondan sonra da gecenin dokuzuna veya sabah dörtlere kadar sürecek, -dün, evvelki gün de öyle oldu- burada çok ciddi işlevler yaptığımızı düşüneceksiniz.

Ben hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, bir düzeltme yapmak istiyorum.

Konuşmacı bir şey ispat etmek istedi, gene yanlış yere tosladı, öyle diyebilirim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – “Tosladı” kelimesi yanlış.

AHMET AYDIN (Devamla) - Çünkü özellikle Meclisin boş bir vakti, çalıştırmak istedi, o arzudaydı, bizi yanıltmak istedi ama oradaki önergeyle komisyon metni aynı değil, farklıdır. Şimdi, komisyon başkanımız…

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, evet, aynı değil, zaten Sayın Milletvekili sordu “Niye  karşı çıkıyorsunuz?” dedi, neden karşı çıktıklarını söyleyemedi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Aynı şeyi getirerek  bir şeyi ispat etmeye çalıştı,  yanıldı, kamuoyu…

OKTAY VURAL (İzmir) – Zaten o amaçla söyledi. +     

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Yanlış önerge getirdi.

OKTAY VURAL (İzmir) - Neye karşı çıktıklarını bile söyleyemediniz ya!

BAŞKAN -  Evet, kayıtlara geçti.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı'nın 18'inci maddesinin 2'nci fıkrasının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(2) Devlet sırrı veya ticari sır niteliğindeki bilgi ve belgeler, yetkili mercilerin en üst makam veya kurulunca gerekçesi belirtilmek suretiyle verilmeyebilir. Ancak, Devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgelerin incelenmesinde zorunluluk olduğunun, Başdenetçi tarafından Komisyona bildirilmesi halinde, Komisyonun talebi üzerine Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun karar vermesi durumunda, bu bilgi ve belgeler Başdenetçi veya Denetçiler tarafından yerinde incelenebilir."

                                                  Mahmut Tanal (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET SU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLî SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Mehmet Hilal Kaplan.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, Değerli Hemşehrim, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 276 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 18’inci maddesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi olarak vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve tutuklu bulunan milletvekilleri Sayın Mustafa Balbay’ı, Sayın Mehmet Haberal’ı, Sayın Engin Alan’ı, Sayın Selma Irmak’ı, Sayın Kemal Aktaş’ı, Sayın Faysal Sarıyıldız’ı, Sayın Gülser Yıldırım’ı ve Sayın İbrahim Ayhan’ı saygıyla selamlıyorum.

İzin verirseniz, bu konuya biraz değinmek istiyorum. 12 Haziran seçimlerinin üzerinden tam bir yıl geçti. Halkın oylarıyla milletvekili seçilen, Yüksek Seçim Kurulunca da mazbataları verilen, yukarıda adını saydığım bu milletvekilleri ne yazıktır ki hâlâ cezaevlerinde. Milletin oylarıyla seçilen milletvekillerinin tutuklu olmaları demokrasimizin bir ayıbıdır. Bu, aynı zamanda, Meclisimizin de bir ayıbıdır. Bu ayıbın büyük bir kısmı, bu konuda yapıcı hiçbir adım atmayan iktidar partisinin kendisinin ve özellikle Sayın Başbakanındır. Hepimiz biliyoruz ki bu Meclis, geçen bir yıl içerisinde, birçok kişi ve kuruma özgü yasal düzenlemeleri bir gecede çıkarmıştır ancak aynı duyarlılığı, aynı gayreti tutuklu milletvekillerine karşı yapmamıştır. Öyle anlaşılıyor ki, bu konuda iktidar partisinin siz değerli milletvekillerinin bir adım atabilmesi için Sayın Başbakandan bir talimat gelmesi gerekiyor. Değerli milletvekilleri, gelin, bu ayıbı, Meclisin ayıbını, hepimizin ayıbını ortadan kaldıralım, cezaevlerinde tutuklu milletvekilleri kalmasın. Bu duygularımı, 12 Haziran seçiminin yıl dönümü nedeniyle, kısaca ifade ettim.

İzniniz olursa bugünkü gündeme gelmek istiyorum. Demokrasilerde, vatandaşların temel hak ve özgürlüklerinin yönetimlere karşı korunması ve güvence altına alınması esastır. Bu bağlamda, kamu denetçiliği kurumunu önemsiyor, ülkemiz için de olumlu bulduğumuzun altını çizmek istiyorum. Tasarının tümü üzerinde ve birçok maddesi üzerinde milletvekili arkadaşlarım tasarının eksikliklerini ve bu eksikliklerin giderilmesi konusunda Cumhuriyet Halk Partisinin önerilerini siz değerli milletvekilleriyle paylaştılar, paylaşmaya devam ediyoruz.

Bu çerçevede, ben de tasarının 18’inci maddesinin 2’nci fıkrasında belirtilen: “Devlet sırrı veya ticarî sır niteliğindeki bilgi ve belgeler, yetkili mercilerin en üst makam veya kurulunca gerekçesi belirtilmek suretiyle verilmeyebilir. Ancak, Devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgeler Başdenetçi veya görevlendireceği Denetçi tarafından yerinde incelenebilir.” Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı gibi bu düzenlemeyle kamu denetçisine olağanüstü bir yetki verilmektedir. “Devlet sırrı” dediğimiz, açıklanması devletin dış ilişkilerine, millî savunmasına ve millî güvenliğine zarar verebilecek, anayasal düzeni ve dış ilişkilerde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgilerdir. Bu madde ile devlet sırrı niteliğindeki bilgilerin görülebilmesi cumhuriyet savcısına ya da kamu denetçisini seçecek Parlamento üyelerine dahi tanınmazken bir kamu denetçisine verilmesini doğru bulmadığımızı ifade etmek istiyorum. Eğer denetçinin bu bilgilere, devlet sırrı niteliğindeki bu bilgilere ulaşması gerekiyorsa buna Türkiye Büyük Millet Meclisinin izin vermesinin gerektiğini doğru bulmaktayız.

Kanun maddesinin böyle düzenlemesinin daha doğru olacağına inanıyor, bu konuda verdiğimiz önergeye destek vermenizi istiyorum.

Yüce Meclisinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Madde 18’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 19’da bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının 19. maddesinin (2) fıkrasının "(2) Bilirkişilere yaptıkları işin niteliğine, sarf ettikleri emek ve mesaiye uygun bir ücret ödenir. Bilirkişi ücreti damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz."

saygı ile arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Mehmet Erdoğan                               Mehmet Şandır

                       Konya                                               Muğla                                               Mersin

                  Sinan Oğan                                  Nevzat Korkmaz                                  Enver Erdem

                        Iğdır                                                Isparta                                               Elâzığ

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET SU (Bursa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bilirkişilere tevdi edilecek işler farklı nitelikte ve mahiyette olacaktır. Bilirkişilerin sarf edeceği emek ve mesai de buna bağlı olarak farklılık arz edecektir. Bu sebeple maktu ücret yerine daha esnek bir yöntem ile ücretin belirlenmesi gerekir.

BAŞKAN -  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 20’de üç önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun Tasarısının 20. maddesinin (2) fıkrasında bulunan “yollarını” kelimesinden sonra gelmek üzere “başvuru süresini ve başvurulacak makamı” ibaresinin eklenmesini saygı ile arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                     Mehmet Şandır                                Nevzat Korkmaz

                       Konya                                               Mersin                                              Isparta

              Mehmet Erdoğan                                  Sinan Oğan                                     Enver Erdem

                       Muğla                                                Iğdır                                                Elâzığ

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

276 sıra sayılı Kanun Tasarısının 20’nci maddesinin üçüncü fıkrasına “Bu süre içinde gerekçesini bildirmeyenler hakkında, Başdenetçi veya Denetçinin başvurusu üzerine ilgili merci, disiplin soruşturması açar.” cümlesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                      Ayla Akat                                         Sırrı Sakık

                        Iğdır                                               Batman                                                Muş

                 Levent Tüzel                                  Sebahat Tuncel

                     İstanbul                                            İstanbul

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı’nın 20’nci maddesinin 1’inci fıkrasının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz

“(1) Kurum, inceleme ve araştırmasını başvuru tarihinden itibaren en geç altı ay içinde sonuçlandırır. Bu süre içinde bitirilmeyen inceleme ve araştırmaya ilişkin rapor hazırlanmaz, denetime dair herhangi bir açıklama yapılmaz.”

           Dilek Akagün Yılmaz                             Mahmut Tanal                                   Ali Özgündüz

                        Uşak                                               İstanbul                                            İstanbul

                Bülent Tezcan                                Uğur Bayraktutan                               Hüseyin Aygün

                       Aydın                                                Artvin                                               Tunceli

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET SU (Bursa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet de katılmıyor.

Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Dilek Akagün Yılmaz.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Yılmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Yılmaz gelirken, Sayın Özel, hoş geldiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Buradayım efendim.

BAŞKAN – Hayır, başka bir şey için söylüyorum. Benim yönetmediğim toplantılarda da dilerim o performans olur.

Buyurunuz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, burada ben gerçekten bugün görüşmüş olduğumuz Kamu Denetçiliği Kanunu Tasarısı’yla ilgili sakıncalı gördüğüm konuları sizlere anlatmak için söz almıştım ama gündem o kadar fazla ve yoğun ilerliyor ki bu nedenle de gündemdeki bu adliyelerin kapanması, yargıç, savcı atamalarını konuşmadan geçmek mümkün değil.

Benim de ilimde Karahallı ilçesi ve Ulubey ilçesinin adliyeleri kapandı. Bunlar yıllardan beri, Uşak’ın neredeyse il olmasından beri adliyeleri olan  ilçeler ve bu ilçelerdeki adliyelerin kapanması oradaki insanlar açısından o kadar zor durumlar yaratacak ki bunu hepiniz, belki kapanan ilçelerdeki AKP milletvekili arkadaşlarımız da yaşayarak görecekler ya da bu tepkileri alıyorlar.

Türkiye çapında, yani bizim öğrendiğimiz bilgiye göre, yüz kırk sekiz tane adliye kapandı. Bu yüz kırk sekiz adliyenin kapanma gerekçesi tasarruf olsa gerek. Şimdi, bu tasarruf nasıl bir tasarruf? Devlet tasarruf edecek belki, orada fazladan personel çalıştırmayacak ama vatandaş ne yapacak? Dava açarken bir başka ilçeye gitmek durumunda kalacak, keşif yapılırken daha fazla masraf yatacak, tanık dinletirken yine daha fazla masraf yapılacak. O zaman bunun neresi tasarruf? Devlet bir taraftan tasarruf ederken vatandaş kat kat fazlasıyla bunun fazlasını harcayacak. Şimdi, bu şekilde yaparak, vatandaşı bu kadar zarara sokarak adalete bir ticaretmiş gibi yaklaşarak neyi düzeltebileceğiz?

Şimdi, biz burada konuştuğumuz yasalarla, tasarılarla  -geçen hafta ara buluculuğu konuştuk, bu hafta kamu denetçiliğini görüşüyoruz- vatandaşın adalete erişimini kolaylaştırmaya çalışıyoruz ama bu adliyeleri kapatarak o adalete erişimi ortadan kaldırıyorsunuz, sosyal yaşamı yok ediyorsunuz, oraları köyleştiriyorsunuz ve oralarda adil yargılama ilkesini hiçe sayıyorsunuz. Bir kere bu nedenle bu kararın yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Ayrıca, 61 yılından beri, elli yıldır, bu kadar büyük bir atama, hâkim, savcı ataması olmamış, böylesine bir kıyım şimdiye kadar yaşanmamış. Şimdi, bu kıyımı, işte bu adliyeleri kapatarak, insanları istemedikleri yerlere vererek, AKP düşüncesinde olmayan yargıç ve savcılara gözdağı vererek bugün bu işleri yapıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

İsim de verebilirim ben sizlere: Erhan Özen. İstanbul Savcısıyken, hiçbir talebi yokken, hakkında hiçbir soruşturma açılmamışken ve şimdiye kadar çok başarılı bir savcıyken Elâzığ’a gönderiyorsunuz.

Ömer Faruk Eminağaoğlu’nu artık hepiniz tanıyorsunuz; YARSAV Başkanıydı, şu anda YARGI-SEN Başkanı. Hakkında uyduruk davalar açılıyor, uydurma senaryolar yazılıyor ve HSYK tarafından yer değiştirme kararı veriliyor, onun da yeri değiştiriliyor.

Buna benzer, hakkında hiç soruşturma dahi açılmayan pek çok insanın, hâkim ve savcının yerini değiştiriyorsunuz, onlara gözdağı veriyorsunuz, ondan sonra da bu yasaları getiriyorsunuz, diyorsunuz ki: “Biz adalete erişimi kolaylaştıracağız, insanların haklarına, özgürlüklerine, adalet duygularına biz sesleneceğiz.” Bunların hepsi yalan arkadaşlar! Asıl, yargıçları siz böyle yok etmeye çalışarak, savcıları yok etmeye çalışarak insanların adalet duygusunu yok ediyorsunuz, incitiyorsunuz insanları.

Şimdi burada çok az bir zamanım kaldı, birkaç tane konuya değinmek istiyorum ben size. Burada, bu tasarının 18/2 fıkrasında diyorsunuz ki: “Eğer kamu başdenetçisi istiyorsa devlet sırrını gidip yerinde inceleyebilir.” Ama biliyor musunuz arkadaşlar, dün biz Adalet Komisyonunda Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı’nı görüştük. Orada, Başbakan ve bakanlar karar veriyorlar devlet sırrı olduğuna. Buna ilişkin İdari Yargılama Usulü Kanunu gereğince hiçbir yargıya dahi başvuramıyoruz. Yani bir konuda bilgi almak istiyorum ben, Başbakan diyor ki: “Bu devlet sırrıdır.” Buna karşı idari yargıya bile başvurma hakkım yok. Yani bu devlet sırrı niteliğindeki bilgileri siz mahkemelerden saklıyorsunuz ama kamu denetçisine gösteriyorsunuz. Böyle bir özensizlik olabilir mi, böyle bir çelişki olabilir mi? Mahkemelerden gizlenip de kendi yandaşınız olduğuna güvendiğiniz kamu denetçisine bu devlet sırrını açmak nasıl bir mantıktır, ben bunu anlayamıyorum sevgili arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Bunun yanında, şimdiki söz almış olduğum bu 20’nci maddede diyorsunuz ki: “Eğer öneriyi idare kabul etmezse otuz gün içinde cevap verir.” Yani kurumun önerisini idare kabul etmeyecekse altı ay boyunca vatandaşı neden süründürüyorsunuz? O zaman bu tasarının anlamı ne? Kamu başdenetçiliğinin ve kamu deneticiliğinin anlamı ne? Bir yaptırımı olması lazım. Kurum bir şey söylüyorsa, bu konuda olumlu bir gelişme varsa, vatandaşın talebini kabul ettiyse, bunu da idare keyfî bir şekilde kabul etmiyorsa bunun bir yaptırımının olması lazım. Yaptırımı olmayan hiçbir şeyin anlamı yoktur -Recep Bey, oradan bakıyor- değil mi? Değil mi sevgili arkadaşlar?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Yaptırımı olmayan bir sözün bir anlamı var mıdır? İşte, bunların ben düzeltilmesi gerektiğini söyleyecektim ama zamanım yetmedi değerli arkadaşlarım.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

276 sıra sayılı Kanun Tasarısının 20’nci maddesinin üçüncü fıkrasına “Bu süre içinde gerekçesini bildirmeyenler hakkında, Başdenetçi veya Denetçinin başvurusu üzerine ilgili merci, disiplin soruşturması açar.” cümlesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                 Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET SU (Bursa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

EROL DORA (Mardin) – Gerekçeyi okutun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Değişiklik ile kamu denetçiliğinin daha etkin hale getirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun Tasarısının 20. maddesinin (2) fıkrasında bulunan “yollarını” kelimesinden sonra gelmek üzere “başvuru süresini ve başvurulacak makamı” ibaresinin eklenmesini saygı ile arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                   Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET SU (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Peki, gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Başvurana başvuru süresi ile başvurulacak makamın da bildirilmesi hem hakkın kaybını engelleyecek ve hem de yanlış başvuruyla kamunun iş yükünün artmasını önleyecektir.

BAŞKAN – Muhteremler, Hükûmetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Niye uyarıyorsunuz Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Sayın Işık, her şeye muhalifsiniz kardeşim ya siz de.

Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

ALİM IŞIK (Kütahya) – İyi de Sayın Başkanım, bunu, kendileri takip ediyor zaten hangi önerge olduğunu, sizin niye uyarmanız gerekiyor?

BAŞKAN – Olsun. Ben gene ne olur ne olmaz, arıza çıkmasın. Yeteri kadar arıza var ortamda! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Evet, kabul edilen önerge çerçevesi içinde 20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

22’nci maddede iki önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının 22. maddesinin (1) fıkrasında bulunan kapsayan kelimesinin madde metinden çıkarılmasını, denetçiler Kurulunda değerlendirdikten ibaresinin eklenmesini saygı ile arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Mehmet Erdoğan                               Mehmet Şandır

                       Konya                                               Muğla                                               Mersin

                  Sinan Oğan                                     Enver Erdem                                  Nevzat Korkmaz

                        Iğdır                                                Elâzığ                                               Isparta

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı'nın 22'nci maddesinin 1'inci fıkrasının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(1) Kurum, her takvim yılı sonunda yürütülen faaliyetleri ve önerileri kapsayan bir rapor hazırlayarak Komisyona sunar. Komisyon, bu raporu ara verme ve tatil dönemleri hariç olmak üzere on beş gün içinde, kendi kanaat ve görüşlerini içermeden özetleyerek, Genel Kurula sunulmak üzere Başkanlığa gönderir. Komisyonun gönderdiği rapor Genel Kurulda bir ay içinde görüşülür."

                Hüseyin Aygün                                  Mahmut Tanal                                   Ali Özgündüz

                      Tunceli                                             İstanbul                                            İstanbul

              Uğur Bayraktutan                                Bülent Tezcan

                       Artvin                                                Aydın

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET SU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun:

Tasarının 22'nci maddesi, Kurum'un hazırladığı yıllık raporların TBMM'ye gönderilmesini düzenlemekte; ama, Kurum raporlarının önemini azaltacak niteliktedir. Gereksiz tartışma ve spekülasyona neden vermemek amacıyla raporlara Komisyon görüşü eklenmeden, 15 gün içinde TBMM Başkanlığı'na sunulması ve Genel Kurul'da 1 ay içerisinde görüşülmesinin hükme bağlanması doğru bir düzenleme olacaktır.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…  (AK PARTİ sıralarından “Var, var…” sesleri)

Şimdi, bakın, buradan “Var.” diye, buradan “Yok.” diye olduğu zaman… Biz, zaten cidden yorgunuz. Bu 2 arkadaşa da yazık, bana da yazık. Ya, usuletle suhuletle sayıyoruz; varsa var, yoksa yok. Yani kalkıp sonra çok ağır sözler söyleniyor. Yani gerçekten incindiğimizi söylemek zorundayım.

 

 

Karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

Şimdi diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının 22. maddesinin (1) fıkrasında bulunan kapsayan kelimesinin madde metinden çıkarılmasını, denetçiler Kurulunda değerlendirdikten ibaresinin eklenmesini saygı ile arz ve teklif ederiz.

                                                         Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET SU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Komisyonun ve Sayın Hükûmetin bu önergeye katılmamış olmasını çok yadırgamıyorum çünkü bu önerge, eğer denetçiler kurulu oluşmuş olsaydı bizim bu kanuna bakış tarzımız itibarıyla, o takdirde ilan edilecek başdenetçi raporunun bizzat başdenetçinin tek başına yaptığı bir rapor olmaktan çıkarıp, denetçiler kurulunun raporu hâline getirip, buna göre kamuoyuna takdim edilmesini öngörüyordu.

Başından beri kolektif bir iradenin oluşumuna engel olan Hükûmet ve Komisyonun bu önergeye katılmamış olması doğaldır. Herhâlde sizlerin de parmak çoğunluğuyla reddedilecektir. Ben bu süreyi başka bir konuyla ilgili olarak değerlendirmek istiyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, “adalet” satın alınamayan dünyada tek kavramdır. Dolayısıyla adalet, hizmetine ulaşılabilmek için devletin tasarruf düşüncesini hiç düşünmemesi gereken bir evrensel değerdir. Ancak bundan önce 136 ilçede vatandaşların adalete ulaşımı adliyeleri kapatılarak engellenilirken bundan en fazla nasibini Konya’nın ilçeleri almıştır. Daha önce AKP Hükûmetinin adalete bakış tarzıyla yaptığı uygulama neticesinde Çeltik, Tuzlukçu, Halkapınar, Emirgazi, Ahırlı ve Yalıhüyük ilçelerinin adliyeleri kapatılmıştır. Buradaki vatandaşlar şahit olarak, davacı olarak, davalı olarak, müşteki olarak, müdahil olarak, şüpheli olarak adalete ulaşabilmek için yanlarındaki ilçelere gitmeye mecbur ve mahkûm edilmişlerdir. Bu yetmiyormuş gibi Konya’nın 31 ilçesinden 6 tane ilçesinde adliye kapatılma hâli, yeni bir dalgayla -bu dalgalar da AKP Hükûmetinin mahsulü olan bir dalga ama bunlar soruşturma dalgası değil, adalete ulaşımı engelleme dalgası olarak yeni bir dalga geldi- Doğanhisar, Hüyük, Sarayönü ve Altınekin ilçelerinin adliyeleri kapatılacaktır. Böyle bir resmî açıklama yok ama bugün ilan edilen HSYK kararına göre bu ilçede bulunan bütün hâkim ve savcılar başka yerlere tayin edilmiş ve yerlerine de yeni hâkim ve savcı tayin edilmemiştir. Demek ki bu ilçelerde de adliyeler kapatılacaktır. İki rakamı topladığımız zaman, 31 ilçesi olan Konya’nın 6 tanesinde daha önce, 4 tanesinde de şimdi olmak üzere 10 tane ilçesinde adliye kapatılmış olacaktır. Şimdi, bu kadar vahşi, bu kadar adalet duygusunu rencide eden, bu kadar hukuka ulaşma hakkını engelleyen bir iktidarı cumhuriyet tarihinde ilk defa görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu 10 ilçede adliye kapatılmasıyla ilgili yapılacak tasarruf, inanın, eğer Kamu İhale Kanunu’nu onlarca defa değiştirmeden tüyü bitmedik yetim hakkını o ihalelerde korumuş olsaydınız, bu on ilçenin hâkim ve savcısına, kâtibine, vesairesine ödenecek parayı elbette ki oradan elde edebilirdiniz. (MHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, adalet duygusunun bu derecede önemli olduğu, evrensel bir insan hakkı olarak karşımıza çıktığı bu dönemde 31 ilçeden 10 tane ilçesinde vatandaşlarının şahit, müşteki, müdahil, şüpheli, davacı, davalı olarak başka yerlere gitmek için sarf edeceği parayı, yol parasını, gittiği yerde yemek ve içmek ihtiyacı için sarf edeceği parayı ve diğer taraftan da iş kaybını düşündüğünüz zaman bu, sadece o vatandaşlarımızı fakirleştiren bir durum olmaktan çıkıyor; aynı zamanda on ilçenin her duruşma günü üretiminden bir eksikliği, iş gücünden bir eksikliği de ortaya koymaktadır.

Dolayısıyla böyle bir vahşi uygulamayı milletimizin takdirine sunuyor, önergeyi de yine sizin parmaklarınıza havale ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir. 

Madde 22’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 

Madde 23’te bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının 23. maddesinin (1) fıkrasında bulunan görevlendireceği Denetçi ibaresinin madde metninden çıkarılmasını, en kıdemli denetçi ibaresinin eklenmesini saygı ile arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                     Mehmet Şandır                                Nevzat Korkmaz

                       Konya                                               Mersin                                              Isparta

              Mehmet Erdoğan                                  Sinan Oğan                                     Enver Erdem

                       Muğla                                                Iğdır                                                Elâzığ

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMET SU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Bal, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine nafile bir konuşma için huzurunuzdayım ama Türk devlet geleneğinde ve medeniyetinde var olan bir değeri sizlerin bilginize, değerlendirilmeyecek bilginize sunmak için huzurunuzdayım.

Değerli arkadaşlarım, Selçuklulardan itibaren, Nizamülmülk’ten itibaren, Selçuklular, Osmanlılar ve ondan sonra da cumhuriyet döneminde Türk devlet yönetiminde bir gelenek vardır, o da şudur: Bir dairenin amiri, müdürü veya bir makamın yetkilisi eğer görevinde bulunamaz ise, herhangi bir sebeple görevden ayrılmış ise kural şudur: Orada en kıdemli devlet memuru ona vekâlet eder. Objektif olanı da budur, doğru olanı da budur. Şimdi, yüzlerce, binlerce yıl oluşmuş olan bu geleneği bu kanun ile değiştiriyoruz. Her şeyden yetkili, her şeyi yapmaya kadir olan başdenetçiye bir de sizin seçtiğiniz 5 denetçiden hangisinin kendisine vekâlet edeceğini seçme yetkisi veriyorsunuz. Siz seçtiğiniz insanlara güvenmiyor musunuz? Bunları siz seçeceksiniz, bizim seçecek hâlimiz yok, AKP’nin oylarıyla seçilecek bu, belli belli besbelli. E, sizin seçtiğiniz kişilerden -bir objektif kuralı bari kabul edin- hangisi daha kıdemliyse o olsun. Bunu niye başdenetçinin bireysel iradesine tabi kılıyorsunuz? Niçin devlet geleneğini yıkıyorsunuz? Niçin bir medeniyet ve kültür değerini ortadan kaldırıyorsunuz? Hiçbir anlamı yoktur bunun eğer işe objektif devlet yönetimi açısından bakarsak, fakat siz böyle bakmıyorsunuz. Her ihtimale karşı, seçilenlerden 5 tanesi çizgiden çıkarsa, hizaya girmezse vekâlet işini verilecek talimat ile o kişiye verebilmek amacıyla böyle bir anlamsız, böyle bir garip, böyle bir subjektif düzenleme yapıyorsunuz. Muhtemeldir ki bunu da reddedeceksiniz. Bunu da ben sizin vicdanınıza değil, tekrar parmaklarınıza havale ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Madde 23’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 35’inci maddeye bağlı 1’inci, 2’nci ve 3’üncü fıkralar ile geçici 1’inci madde dâhil 24 ila 37’nci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Kart, buyurun.

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının ikinci bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kamu denetçiliği günümüzde, bilindiği gibi, İskandinav ülkelerinde ve İngiltere gibi bazı Avrupa ülkelerinde başarılı bir şekilde uygulanmaktadır. Türkiye’de de pekâlâ bu uygulama yapılabilir, yapılmalıdır. Burada önemli olan şudur: Kamu denetçiliğinin amacına uygun bir şekilde uygulanmasını sağlayacak demokratik bir yapı, demokratik bir iklim Türkiye’de mevcut mudur, değil midir; temel sorun burada yoğunlaşmaktadır. Kamu denetçisinin siyasi iktidarın baskısı altında kalmadan, bağımsız ve tarafsız bir şekilde hareket etme imkânı var mıdır, yok mudur; temel sorun burada düğümlenmektedir. Bu temel gerçek etrafında konuyu, tasarıyı değerlendirmek, görüşmek ve buna göre analiz yapmak gerekiyor. Tasarının temel zafiyeti burada başlıyor değerli arkadaşlarım.

Gerçek şudur: Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarıyla birlikte kamu yönetiminde her aşamada ve her anlamda güven ve nitelik kavramları yok edilmiş durumdadır. Kıdem ve liyakati esas almayan, parti içi ilişki ve dengeleri referans alan yaklaşımlarla kamu yönetiminin, artık, parti devleti yapılanmasına dönüştüğünü aradan geçen dokuz yılın sonunda biliyoruz, görüyoruz, gözlemliyoruz, yaşıyoruz. Ortada böyle bir gerçek var iken, kamu denetçisi, insan haklarına dayalı, adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden nasıl bir araştırmada bulunabilir, nasıl bir öneride bulunabilir? Bunun takdir edersiniz ki inandırıcı bir tarafı yoktur.

Siyasi iktidar, her zaman olduğu gibi, yine, şeklen demokratik görünen tavrı ve kurumları inşa etmekte tereddüt göstermiyor. Bunları bir taraftan inşa ederken bir taraftan da parti memuru yapılanmasıyla, aslında o kurumların içini boşaltıyor, kurumların işlevini kaybetmesine yol açıyor. Kamu denetçiliği tasarısının özünde de maalesef bu anlayış yatmaktadır.

Değerli milletvekilleri, hukukun ve yargının, yargı kararlarının uygulanmadığı, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği, kişi özgürlüklerinin tehdit altında tutulduğu, medyada bir taraftan çıkar yapılanmasının, bir taraftan da otosansürün egemen olduğu, yargı kararlarının torba tasarılarla ve korsan önergelerle işlemez hâle getirildiği bir yapıda kamu denetçisinin kararlarının uygulanma gücü olabilir mi, uygulanma kabiliyeti söz konusu olabilir mi? Bunu inandırıcı buluyor musunuz, buna inanıyor musunuz?

İki gündür Türkiye neyi tartışıyor değerli milletvekilleri? Neymiş efendim, özel yetkili mahkemeler, savcılar dağıtılmış, bunların görev yeri değişmiş, o konuşuluyor. Peki, giden özel yetkili savcıların, yargıçların yerine yeni özel yetkili savcılar, yargıçlar geliyorsa ne yapacağız, ne diyeceğiz? Değişen bir şey var mı? Özde, esasta değişen bir şey var mı? Değişen bir şey yok, maalesef yok.

Değerli arkadaşlarım, 2004, 2005’ten bu yana sergilenmekte olan devleti ele geçirme -devleti yönetme değil, devleti ele geçirme- anlayışı aynı kararlılıkla sürdürülmektedir. Değişen hiçbir şey yoktur. Yabancı dinamiklere bağlı olan istihbari yapılanma Türkiye’de yargı ve siyaset gündemini belirlemektedir. Örgütlü toplum acımasızca yok edilmiştir. Hak arama talepleri anında ve acımasızca bastırılmaktadır. En doğal, en insani hak arama talepleri acımasızca yok edilmektedir. Bunları birkaç somut örnekle anlatmak istiyorum değerli milletvekilleri.

Bakın, yıllardır şunu anlatıyoruz: Türkiye’de özelleştirme mekanizması yolsuzluklar için bir araç olarak kullanıldı. Bunları siyasi iktidarın baskılarına rağmen, müdahalelerine rağmen, yargıya yaptığı müdahalelere rağmen belli ölçülerde ispatladık, ortaya çıkardık. Seydişehir Eti Alüminyumda bunu yaşadık, TÜPRAŞ’ta bunu yaşadık, Balıkesir SEKA’da bunları yaşadık. Ne oldu? Yargı burada yolsuzlukları tespit etti. Peki, hukuka inanan, insan haklarına inanan, yargıya inanan, gerçeklerin ortaya çıkmasından korkmayan bir siyasi iktidarın yapması gereken bu yargı kararlarını uygulamak değil midir? Ama bu kararlar uygulanmadı değerli arkadaşlar. Bu kararlar uygulanmadığı gibi ne oldu? 26 Nisan tarihinde kabul edilen bir kanunla, başka bir kanun görüşülürken, bir torba kanun görüşülürken, korsan önergeyle bu yolsuzlukların Anayasa’yı ihlal etmek pahasına affedildiğini görüyoruz. Peki, bir siyasi iktidar bunu yapıyorsa, o zaman, değerli milletvekilleri, bir kamu denetçisinin insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden hangi incelemeyi yapacağından söz edilebilir, hangi araştırmayı yapacağından söz edilebilir? Bunun inandırıcı bir tarafı var mı? Yargı kararlarını uygulamıyorsunuz, Anayasa’yı ihlal ediyorsunuz. Gece yarısı korsan önergelerle özel af düzenlemeleri yapıyorsunuz. Kamu denetçisinin kararlarını nasıl uygulayacağız? Bunu birileri açıklasın değerli milletvekilleri.

Bakın, bir başka örnek: Bir gazeteci ne yapıyor? Aydınlık dergisi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım -isim veriyorum- ne yapıyor? Sayın Başbakanın bir iş adamıyla yaptığı görüşmeyi yayınlıyor, özel görüşmeyi yayınlıyor, ricasını yayınlıyor. Ne yapıyor? Kimilerine göre, yargıya göre basın kurallarını ihlal ediyor. Tamam, tartışılabilir. Onun cezası neyse verilir, yargılaması yapılır. Peki, iki buçuk yıl nasıl tutuklu kalıyor bu kişi? Hem de nasıl kalıyor biliyor musunuz? Tahliye talebi; yargıç müzekkereyi yazıyor, savcının görüşünü istiyor, savcı mütalaasını bildiriyor, diyor ki: “Tahliye edilsin.” 2’ye 1’le reddediliyor. Buraya kadar tamam, prosedür işlemiş, doğru veya yanlış ama ne var biliyor musunuz orada? Ayrıca bir yazı var müzekkerenin üstünde: “Tahliye talebi reddedilsin, tutukluluğun devamına karar verilsin.” Bunu kim diyor değerli arkadaşlarım? Yargıç demiyor, savcı demiyor; kim diyor, kim diyebilir? Hukuk devletlerinde yargıç ve savcı dışında birileri tutuklama konusunda müdahil olabilir mi değerli arkadaşlarım, var mı böyle bir şey? Ama bakın var ve bunun cevabını alamıyoruz.

MUAMMER GÜLER (Mardin) – Kim yazmış?

ATİLLA KART (Devamla) – Soruyoruz, soruyoruz değerli milletvekillim, bunları soruyoruz cevap alamıyoruz arkadaşlar. Kamu denetçisi burada nasıl görev yapacak? Bakın, tekrar soruyorum. Tahliye konusunda yargıç dışında, savcı dışında birileri orada müzekkereye tahliye talebinin reddi yönünde yazıyla not düşüyor. Değerli milletvekilleri, pervasızlığa bakar mısınız, cürete bakar mısınız! Bunları soruyorsunuz, cevabını alamıyorsunuz değerli arkadaşlarım, bundan daha vahim bir tablo olabilir mi?

İşte önergemiz ortada, cevap alamıyoruz. Bunları lütfen tartışın, bunları lütfen değerlendirin, vicdanlarınızda değerlendirin. O gazeteciye husumetiniz olabilir, öfkeli olabilirsiniz, cezası neyse -basın özgürlüğünü ihlal, kişilik haklarını ihlal, cezası neyse- verilsin, tartışılsın ama şunun bir açıklaması olabilir mi değerli milletvekilleri, bunun bir izahı olabilir mi?

Bir başka örnek vereyim: Bakın, bir ülkede adalet bakanlığı adaletsizliklerin odağı hâline gelmişse kamu denetçisi ne yapacak ya! Avukatlıktan yargıçlığa geçiş sınavları…

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATİLLA KART (Devamla) – 6 Mayısta sınav yapılıyor, 30 Mayısta açıklanıyor. Sonuçlar ne zaman açıklanıyor biliyor musunuz? Ne zaman açıklanıyor? On beş gün evvel açıklanıyor değerli milletvekilleri.

MURAT YILDIRIM (Çorum) – Yedi yıldır aynı şeyi söylüyorsunuz. Biz muhalefeti de biliyoruz, sizi de biliyoruz.

ATİLLA KART (Devamla) – Sen bugünün hesabını ver, yedi yıl öncesini bırak, bugünün hesabını ver, bugünün hesabını ver!

MURAT YILDIRIM (Çorum) – Veriyoruz, millet veriyor, yüzde 50 oy alıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kart.

ATİLLA KART (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora.

Buyurun Sayın Dora. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İsveç’te doğan ve idarenin denetim türlerinden birisi olan ombudsmanlık müessesesi diğer denetim usullerinin eksikliklerini tamamlayacak ve denetimin etkinliğini arttıracak bir fonksiyon üstlenmektedir. Başvuru prosedürü basit, hızlı ve masrafsızdır. Yürütme organı karşısında bağımsızdır. Yaptırım yetkisi bulunmamakla birlikte, kamuoyunu bilgilendirme yoluyla idare üzerinde baskı unsuru oluşturur. Günümüzde, dünya genelinde tercih edilen bir denetim mekanizması hâline gelmiştir. İdare ile vatandaş arasında bir tür ara bulucu olan ombudsman bağımsız kamu görevlisi olarak, şikâyetçi olanların hikâyelerini dinlemekte, inceleme, araştırma ve soruşturma yapmakta ve bunun sonucunu da idare ve ilgililere olduğu kadar kamuoyuna duyurmaktadır.

Vatandaşların en temel hak ve özgürlüklerinin birbirlerine karşı korunması kadar kamu idarelerine karşı korunması ve güvence altına alınması günümüz demokratik toplumlarının temel özelliklerindendir. Yargısal denetimin sınırlı oluşu ve geç işlemesi, idarenin kendi içinde yapmış olduğu denetimin tek yönlü oluşu, İsveç’te doğan ve gelişen, vatandaşın idarenin yetkisini kötüye kullanması karşısında korunabilmesi için çağdaş bir denetim sistemi olan ombudsman müessesesinin, diğer denetim usullerinin eksikliklerini tamamlayıcı ve denetimin etkinliğini arttırıcı bir konuma gelmesine yol açmıştır.

Ombudsman, diğer denetim mekanizmalarına ilave olarak bireylerin haklarının korunması ve iyi işleyen idarenin gerçekleştirilmesi açısından ikincil bir garanti mekanizmasıdır. Gerek başvuru prosedürünün basit, hızlı ve masrafsız olması gerekse bürokrasinin dışında her türlü etkiden uzak ve olaylara salt insan hakları yönünden yaklaşması nedeniyle, bugün dünyada tercih edilen bir denetim mekanizması hâline gelmiştir.

İdare ile idare edilenler arasında bir tür ara bulucu olan ombudsman, bağımsız kamu görevlisi olarak şikâyetçi olanların sorunlarını dinlemekte, inceleme, araştırma ve soruşturma yapmakta ve bunun sonucunu da ilgililere olduğu kadar kamuoyuna da duyurmaktadır.

Ombudsman, günümüzün gittikçe genişleyerek karmaşık bir bürokratik yapı hâline gelen devlet organizasyonu içerisinde vatandaşların haklarını idareye karşı koruyabilmek için oldukça önemli bir görev görmektedir. Ombudsman tipi bir kurum, insan hak ve özgürlükleri bağlamında eğitici, caydırıcı, düzeltici ve idareyi iyileştirici etkileri yanında, vatandaş ve bürokrasi arasında ara buluculuk fonksiyonunu yerine getirmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun tasarısında kurumun görev alanının belirlenmesinde ciddi eksikliklerden biri, Türk Silahlı Kuvvetlerinin sırf askerî nitelikteki faaliyetlerinin kapsam dışında tutuluyor olmasıdır. Bu düzenlemeyle, idarenin dışında tarafsız ve bağımsız olması gereken kamu denetçiliğine baştan hukuki olmayan sınırlar çizilmek istenmektedir.

Türk Silahlı Kuvvetlerine tanınan bu ayrıcalık nereden gelmektedir? Bu kurumun kamunun her türlü tasarrufunu görev alanı içinde belirlemesi gerekirken, TSK’nın özel bir muafiyete tabi tutulması anlaşılır bir durum değildir.

Tasarının yasalaşması çalışmalarında Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve Savunma Bakanlığının yetkililerinden görüş alınırken, Komisyona sıralanan açıklamalardan biri, idari yargıda yaşanan sıkıntıların askerî yargıda yaşanmadığı yönündedir. Ayrıca, askeriyenin kendi mekanizması içerisinde pek çok sorunun kısa sürede çözüldüğü ifade edilmektedir. Bu tür açıklamaların ikna  edici olmadığını hepimiz iyi biliyoruz. Hangi açıklama yapılırsa yapılsın TSK’nın -velev ki askerî nitelikte işleri olsun- kapsam dışı bırakılmasının hiçbir demokratik hukuk devletinde karşılığı yoktur. Üstelik bir davanın kısa sürede çözülmesi o davada hak ihlali olmadığı anlamına gelmez. Kamu denetçiliği tam da bu hak ihlalini araştırmakla ve idareyi uyarmakla görevlidir. Bu konu 2011 yılı AB İlerleme Raporlarında da gündeme gelmiş ve bu konuyla ilgili düşünceler ifade edilmiştir. Raporda TSK’nin kamu denetçiliğinin görev alanı dışında bırakılmasıyla ilgili olarak Avrupa Birliği üyesi devletlerin çoğunda ordunun bir şekilde denetime tabi tutulduğu ifade edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu hâliyle yasa tasarısında kamu denetçisinin bağımsızlığıyla ilgili kafalarımızda soru işaretleri vardır. Bağımsızlığın sağlanması için görev süresinin iktidar görev süresinden farklı olarak daha uzun bir şekilde saptanması gerekmektedir. Hâlbuki, tasarıda bunun tam tersi bir durum öngörülmektedir. Gerçekten de tasarının 14’üncü maddesinin birinci fıkrasında başdenetçi ve denetçilerin görev sürelerinin dört yıl olduğu belirtilmekte, üçüncü fıkrasında ise bir dönem başdenetçi veya denetçi olarak görev yapan kimsenin sadece bir dönem daha başdenetçi veya denetçi seçilebileceği ifade edilmektedir. Bu bağlamda, ombudsmanın bağımsızlığını sağlayabilmek için başdenetçinin yedi yıllık bir süre için seçilmesi ve bir kimsenin iki defa başdenetçi seçilemeyeceği esasının benimsenmesi uygun düşebilir çünkü ikinci defa seçimine olanak sağlanan bir başdenetçi iktidara yaranmak için kamusal denetimini hakkıyla yerine getirmeyebilir.

Bir diğer önemli nokta da idarenin, özellikle kamuoyunun gözünden uzak alanlarda daha rahat bir şekilde hukuka aykırı işlere girişebilmesidir. Bu göze uzak yerlerden biri son süreçte hak ihlalleriyle sıkça gündeme gelen cezaevleridir. Hükümlü ve tutuklulara yönelik disiplin cezalarının yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin kararlar kapsamında değerlendirilmesi kamu denetçiliği kurumunun görev alanı üzerinde çok ciddi olumsuz etki yaratabilecek bir sonuç doğuracaktır.

Mahkemelerin aldığı her karar yargı erkinin kullanılmasına ilişkin değildir. Nitekim, disiplin cezalarının değerlendirilmesi yargılama fonksiyonuna girmez. Disiplin cezalarının, özü itibarıyla idari bir işlem oluşturduğu açıktır. Bu nedenle yargısal değil, idari kararlar kapsamında ele alınmalı ve bu durum açıkça belirtilmelidir. Bu alanın da Kamu Denetçiliği Kurumunun alanına girdiği, yoruma yer bırakılmaksızın ifade edilmelidir. Verilen disiplin cezalarına dair görüş ve öneri bildirmenin, kurumun toplumsal vicdan açısından önemini artıracağı ortadadır. Aksi takdirde, kurum, amacına ulaşmada sorun yaşayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ombudsmanların temel felsefesi, halkın avukatlığını yapmak, hatalı bürokratik uygulamalara karşı vatandaşın haklarını koruyup gerekli iyileştirmelerin yapılması ve iyi örneklerin yayılmasını sağlamak, böylelikle devlette bir toplam kalite kurumu olarak görev almak olmalıdır. Ancak, sözünü ettiğimiz temel eksiklikler giderilmeden kamu denetçisinin bu görevi ifa etmesi mümkün değildir.

Bu bağlamda, ifade ettiğimiz eksikliklerin giderilmesi gerektiğini belirtir, hepinizi tekrar saygıyla selamlarım. (BDP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Iğdır Milletvekili Sayın Sinan Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

MHP GRUBU ADINA SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Saygıdeğer Başkan.

Saygıdeğer Başkan, değerli milletvekilleri; 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı’nın ikinci bölümünde grubumuz adına söz almış bulunmaktayım.

Şimdi, tabii, bu konuya geçmeden önce, dün yarım kalan bir konu vardı. Saygıdeğer Başkanımız söz vermemişti, ben de bugüne saklamıştım. Şimdi, değerli milletvekilleri, profesör bile olsanız, yanlıştan dönmek erdemdir. Profesör bile olsanız, ömrünüzün sonuna kadar yeni şeyler öğrenebilirsiniz. Zamanında birisi literatüre yanlış bir şey geçirmişse o mutlak doğru değildir, onu mutlak doğru olarak kabul etmeniz zaten sizin bakış açınızı yansıtır.

Sayın Kuzu ile Sayın Batum dün Rusça’da, Rusya’da “Prokuratura” olarak adlandırdıkları ombudsmanı bu şekilde ifade ettiler. Daha önce Komisyonda Sayın Başkanımıza bunu ben ifade etmiştim: Eğer grubunuzda Rusça bilen varsa, Sayın Kuzu, sorunuz bir kendilerine, ‘Prokuratura’ Rusçada savcılık sistemi demektir. Yanlışlıkla Türk literatürüne geçirilmiş ve birçok insan gibi siz de o yanlışlığı olduğu gibi aldınız, geldiniz, burada Meclisten ifade ettiniz. Rusya’da ve Rusçada ‘ombudsman’ olarak geçiyor veyahut da “…”(X) Yani “olağanüstü yetkili insan hakları insan hakları savunucusu” olarak geçiyor. Yanlışı düzeltmek lazım, saplantıyla bir konuya saplanıp kalmamak lazım. Yusuf Halaçoğlu Hocamız dün ifade etti, Osmanlıcada da bir sürü terimi birbirine karıştırırdınız. Burada zaten meselenin özünde de bu vardır. O kadar üstünkörü, o kadar yüzeysel, o kadar yukarıdan dikteyle hazırlanmış bir kanun tasarısı ki bu, bunu da zaten ilk bakışta görebiliyorsunuz, sunumlarınızdan bunu görebiliyoruz.

Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, burada bu kanun muhtemeldir ki sizin oylarınızla geçecek. Her ne kadar bu dakika itibarıyla Meclis sıralarında olmasanız da birazdan bir yoklama talebiyle veya oylama olduğunda içeriden koşa koşa geleceksiniz, bunu imzalayacaksınız. Şuradan, muhalefet sıralarından da hakikaten hâlinize, tavrınıza bakıp da gülmemek işten bile değil. Neden? Çünkü bu Meclise sizin saygınız yok, sizden önce Sayın Başbakanın bu Meclise saygısı yok. Kanun hükmünde kararnamelerle bu devleti yönetiyorsunuz, sonra geleceksiniz, bir vatandaşımızı ki, muhtemeldir ki Cumhurbaşkanı Genel Sekreterini kişisel tahminimi söylüyorum- seçeceksiniz burada ombudsman olarak, ondan sonra da gelecek bu kişi Hükûmeti denetleyecek, idareyi denetleyecek. Buna siz bile inanmıyorsunuz, biz muhalefet olarak buna zaten inanmıyoruz. Niye mi inanmıyoruz? Çünkü kanun hükmünde kararnameyle yönetiyorsunuz. Bu milletin, bu memleketin burada Meclisi olduğu hâlde siz bu Meclisi kanunsuz bir şekilde devre dışına çıkarmışsınız, kanun hükmünde kararnamelerle Meclisi yönetiyorsunuz.

Tabii, böyle bir tavırla meseleye yaklaştığınız zaman, başdenetçi, üstüne de koyun bir 5 denetçi, hepsi olacaktır boş denetçi maalesef. Sizin bu bakış açınızla başdenetçinin boş denetçi olacağı bir sistemi de kendi elimizle getirmiş oluyoruz. Ha, bir işinize yarayacak, o da AB’den gelip burada sordukları zaman bir AB kriteri olarak, AB’den sorumlu Devlet Bakanının gidip Avrupa’nın değişik kesimlerinde, değişik restoranlarında açıkladığı zaman, bazı konulara temas ettiği zaman -ki genelde restoranlarda temas ediyor Sayın Bağış- diyecektir ki, bizim de bir ombudsmanımız, bizim de bir kamu denetçimiz var. Adı olacaktır kamu denetçisi. Sizin oyunuzla seçilen, size bağlı bir şekilde çalışacak bir kamu denetçisinin ve ikinci defa da seçilme eğer şansı, ihtimali varsa, vatandaşın şikâyeti karşısında bir ara bulucu onun şikâyetini alıp kamuoyuna yansıtacak, kamuoyu baskısı yapabilecek bir kişinin bugün gelip hakikaten de sizin karşınızda veyahut da yarın siz iktidardan düştünüz -ki düşeceksiniz- başka bir güçlü iktidarın karşısında bunun şansı var mı? Yok. Devletin valisini memur yaptınız, devletin kaymakamını size buzdolabı taşır, kömür dağıtır noktaya getirdiniz. Kaldı ki buradan, doğrudan Meclisten seçilecek bir ombudsman hayli hayli başdenetçi değil, âdeta boş denetçi noktasına gelecektir.

Tabii, keşke bunun adını başka bir şey koysaydık yani bizim burada her çıkan konuşmacı neredeyse atıfta bulundu. Dedi ki: “İşte Osmanlıdan geçmiştir.” Doğrudur. Sayın Anayasa Komisyonu Başkanımız da ifade etti. bir tez hazırlatmıştı hatta, sıkıntı yaşamıştı, onu da -Komisyonda da anlatmıştı- dinledik. Keşke bu, Osmanlıdan, bizden alınan şeyin adı bize “ombudsman” olarak dönmeseydi. Keşke Türk örfünde, Türk âdetinde yeri olan, tarihî kökleri olan “aksakallık kurumu” oluşturabilseydik.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Kadı… Kadı…

SİNAN OĞAN (Devamla) – Ha, şunu da ifade edeyim: Tabii, “akil adamlar” diye bir projeniz var. Aslında buna da gerek yok. Siz birkaç tane akil adam seçeceksiniz ya CHP’yle beraber, e bu madem böyle, akil adamlara verin bu işi. Terörü akil adamlar çözecek birkaç tane, hatta bazı gazeteler İnternet’ten oylama bile yapıyor. Sayın Genel Başkanımız “12 kötü adam” diye tarif etmişti zamanında, 1 tane daha ekleyin, olsun 13 kötü adam, bu işi de ona devredin.

Kaç gündür, gecenin bilmem kaçına kadar burada Meclisi işgal ediyorsunuz, Meclisi hep beraber işgal ediyoruz. Dolayısıyla da ombudsman seçeceğinize, terör sorununu birkaç günde birkaç insanla çözeceğiniz “akil” -tırnak içerisinde- insanla nasıl çözecekseniz, gelin, ombudsmanı da onlara devredin, böylelikle o da bir şekilde çözülmüş olsun.

Şimdi, tabii, burada öyle bir yapılanma oluşturulmalıydı ki, eğer bunu siyaset seçecekse, nasıl ki iktidar partisinin Meclis başkan vekili var, muhalefet partilerinin Meclis başkan vekili var, bu sistemin benzerini bir şekilde ombudsmanlık sistemine de yansıtsaydınız. Ha, komisyonlarda, örneğin bizim Anayasa Komisyonunda Başkanımız sizden, Başkan Vekili, Sözcü vesaire hepsi sizden. E, bu mantıkla da gelip ombudsmanlığı seçecekseniz, o zaman burada bizim yaptığımız, hep beraber, sizinle beraber yaptığımız, aslında abesle iştigalden başka bir şey değildir çünkü bunun halka, bunun vatandaşa bir getirisi olmayacaktır.

Bugün bu görevi yapabilecek olan ve yapan BİMER var, Meclis Dilekçe Komisyonu var, İnsan Hakları Komisyonu var. Peki, ombudsmanın, kamu denetçisinin Meclis Dilekçe Komisyonundan ne farkı olacak, BİMER’den ne farkı olacak? Şikâyeti vatandaş zaten yapıyor. Emin olunuz ki siyasi erkin gölgesinde kalacak bir ombudsmanın, bir kamu denetçisinin Meclis Dilekçe Komisyonu memurundan herhangi bir farkı kalmayacaktır. Bu sebeple, daha bağımsız, daha güçlü ve siyasi erkin etkisinde kalmayan bir ombudsman seçmeye ihtiyaç vardır.

Tabii birçok konuşmacı da burada ifade etti, Milliyetçi Hareket Partisine de kadın örgütlerinin müracaatı oldu. Kadın örgütlerinin en önemli şikâyetlerinden birisi, son dönemlerde sıkça ağza alınan ama uygulamada hiçbir gereğini görmediğimiz, hiçbir uygulamasını görmediğimiz kadına yönelik pozitif ayrımcılık burada da maalesef yok. Ombudsman seçeceğiz, kamu denetçisi seçeceğiz, onun alt denetçileri seçilecek, başdenetçi ve normal denetçileri seçilecek ve bunların içerisinde kadın sorunları, çocuk sorunları, aile sorunları, birçok konuyla ilgili sorunlar görüşülecek ama kadının bu yapılanma içerisinde yeri maalesef olmayacaktır.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİNAN OĞAN (Devamla) - Son bir söz: Bir de burada uzmanlaşmaya gitmenin ben önemli olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de her şey uzmanlaşmaya gidiyorsa alt denetçilerin de mutlaka konusunda uzmanlaşmış  kişilerden oluşması lazım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Oğan.

Şahıslar adına ilk söz, Elâzığ Milletvekili Sayın Enver Erdem’e aittir.

Buyurun Sayın Erdem.

OKTAY VURAL (İzmir) – Konuşmuyoruz efendim.

BAŞKAN – Tamam, peki.

Komisyon Başkanı Sayın Burhan Kuzu, buyurun.

 

                                                                            

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Saygıdeğer Başkanım, dünkü yaptığım konuşmadan sonra bazı arkadaşlarımız birtakım farklı değerlendirmelerde bulundular. Elbette ki burada biz bir bilimsel tartışma yapmıyoruz, bir tez savunması da yapmıyoruz.

Şimdi, bu ombudsmanlık, kamu denetçiliği kurumunun başka ülkelerde farklı adları olduğunu söyledik: Kamu denetçisi, kamu hakemi, haklar savunucusu, ombudsman… Şimdi, sosyalist ülkeler bakımından bunun… Sinan Bey, komisyon üyem, orada dile getirdi. Bakın, ne demişim ben. “Savcılık” diyor. Ben ne demişim: “Sosyalist ülkeler, komünist model ülkelere baktığımız zaman, savcılara bu işi bir nevi vermişler ve ‘prokuratura’ şeklinde bir ifade kullanıyorlar.” Dediğim bu, kendisi de bunu ifade ediyor. Zannediyorum, komisyonda biz konuşurken “savcı” kelimesini kullanmadık, burada da kullanmadığımı, herhâlde, zannediyor.

Bırakalım şimdi onu. Şurada “Kamu Denetçiliği” diye bir çalışma var. Bu çalışmayı yazan Profesör Doktor Hasan Tahsin Fendoğlu, Anayasa Profesörü. O da diyor ki: “Rusya Federasyonu ombudsmanlık kurumunu 1997 yılında ’insan hakları komiserliği’ adı altında kurmuştur. Daha önce Rusya’da üç yüz yıllık mazisi olan ve hâlen de yaşayan ‘prokuratura’ isimli benzeri bir kurum vardır.” diyor. Şimdi, dolayısıyla mesele, orada ne var ne yoktan öte, böyle bir kurum var, adına “savcı” deriz, başka bir şey deriz. Bunun geniş açılımına baktığınız zaman, tabii ki, bu kurumun farklı bir algılaması olduğu da doğrudur. Yani mesela deniyor ki çalışmalarda: “Bu ülkelerde prokuratura biraz savcılık, biraz müfettişlik, biraz idari vesayet makamları.” Ama sonuç olarak yani bizim getirmeye çalıştığımız kurum belki biraz farklı bir tip olabilir bundan. Sonuç olarak biz bunu Rusya’dan aynen alacağız diye bir şey yok.

O bakımdan, bence bu tür bir tartışmayı sürdürmeyi çok doğru bulmuyorum ama, tabii, bir bilim adamı olarak bizi de burada, Genel Kurulda dünkü konuşmasında, yanlış bilgi vermekle suçluyor, bir de Bakana sorarak. “Sayın Bakanım, Komisyon Başkanı yanlış bilgi veriyor.” Şikâyet eder gibi. Ben Komisyon Başkanıyım. Bana direkt soru sorabilirsiniz. Bu hakkınız her zaman var. Bakan kadar bizim de orada yetkimiz var. Dolayısıyla bizi muhatap alarak sormanızda bir defa yarar var.

Şimdi, gelelim, işin ikinci, bir başka tarafına. Benim çok Değerli Dostum, Değerli Hocamız Yusuf Halaçoğlu –biz aynı üniversitede yıllarca dost olarak çalıştık, kendisinin tarih bilgisine ben her zaman son derece itimat eder, güvenirim, bunu da herhangi bir başka amaçla filan da söylemiyorum- dünkü konuşmasında özellikle benim ismimi hitap ederek “Burhan Hocam, dikkatle dinle.” filan derken şu cümleyi kurdu: “İdari yargı sisteminin Osmanlıda olmaması diye başlanmış, öyle bir yani yanlış bir düşünceyle başlamaz. Osmanlılarda idari yargı sistemi var, kazaskerlik var. İkincisi halkın idareye yönelik şikâyetlerini incelemek üzere Kadiul-kudât, bu da yanlış, Kadiul-kudât Osmanlılarda yok, Abbasilerde var, Osmanlılarda Kadiul-kudât yerine kazaskerlik var. Yine siz, Dîvân-ı Mezâlimden söz ettiniz. Osmanlılarda Dîvân-ı Mezâlim yok. Yine Osmanlı öncesinde İslam dünyasında vardır, Dîvân-ı Mezâlim yerine Osmanlılarda Divân-ı Hümayûn vardır.”

Şimdi, bu bilgiler elbette ki doğru bilgilerdir. Yalnız, mesela, ben bir satır okuyayım şimdi, Sayın Faruk Bal’ın Komisyondaki konuşması: “Değerli arkadaşlarım, tabii “ombudsman” kelimesi olarak biliyoruz ama “kamu denetçiliği” olarak Türkçeye çevrilen bu müessese Osmanlının Kadiul-kudât müessesesinin tarih içerisinde uzun bir coğrafyada, uzunca bir zamanda seyahat ettikten sonra -2010 yılında, bundan önceki dönemki görüşmesi sırasında- bugün buraya gelmiş olmasından da mutluluk duyuyoruz.” diyor. Şimdi, Hocam diyor ki: “Böyle bir kurum yok.” Sayın Bal diyor ki: “Bu kurum da alınmıştır.” Bunlar çok yanlış şeyler değil.

Şimdi, başka bir şeye baktığımız zaman da, mesela, bakın ne diyor bendeki başka bir kaynakta da: “Dîvân-ı Mezâlim …” “Osmanlıda yok.” dedi Değerli Hocam. Doğrudur, belki bu isimde yoktur ama Dîvân-ı Mezâlim bilinen bir şeydir bizim tarihte ve İslam hukuku ve İslam tarihinde. Divân-ı Hümayûnun esasen tamamı yaptığı işlerden belki bir tanesidir. Birçok iş yaparken belki bir de bunu yapıyor ve bakın ne diyor burada da: “Dîvân-ı Mezâlim Osmanlıda ağır siyasi suçların davalarının görüldüğü, hükümdar başkanlığında toplanan yüksek mahkemedir.” diyor. “Ayrıca, bu divanda halkın şikâyet ve sorunları da görüşülürdü.” diyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kim yazmış Hocam bunu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Bunun kaynağı yok. Alınmış ama yazmamışım bunu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hocam, Wikipedia’da yazıyor, boş ver onu.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Neyse işte. Yani sonuç itibarıyla uyduruyor değiliz Sayın Hocam. Sizin pasajı da okuduk, bunu da okuduk.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kaynak, kaynak…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Buradan bir yere geleceğim, buradan.

“Dîvân-ı Mezâlim Osmanlı idari yapısının en yüksek adli mercisi olan kazaskerin başkanlığında şikâyete konu olan mercisinin bağlı olduğu vezirin katılımıyla toplanıp gayrikabilde karara bağlayan ve bir yaptırım gücü olan bir kurumdur.” diyor. Şu ifadeyi kullanmış: “Osmanlıda son dönemine kadar padişaha karşı dahi istiklalini muhafaza etmiş kadılık müessesesi bünyesinde bulunan Dîvân-ı Mezâlim.” diyor.

Şimdi, bu bilgi de yanlış olabilir. O ayrı bir mesele. Ama burada öyle zannediyorum ki biz tarihin bizzat kendisinin ne getirip ne götürdüğünden öte bu manada, bu çerçevede söylüyorum, burada bir tez tartışması, bir iddia meselesi değil. Bu kurumların Osmanlı kökenli olduğunu demin söyledim. Sinan Bey de burada ifade etti. Üniversitede biz bunu bilim adamlarına kabul ettiremedik. Evvela bunun bizim kendi tarihimizden, kendi özümüzden, kendi benliğimizden, efendim Türk İslam tarihi kökeninden geldiğini, dünyaya da buradan yayıldığını -emin olun- yabancı ombudsmanlar konuştuğu zaman kabul edince, belgesini gösterince kabul etti bizimkiler. Bu bir kazanımdır.

Bence gelin vurguyu buraya yapalım. Ben şunu demişim, bunu demişim… Ben tarihi senin kadar bilmem, sen de anayasayı benim kadar bilmezsin. Dolayısıyla bu çok doğal bir şeydir. Yani bunu gelip burada zannediyorum farklı şekilde sunmak, hele bir de böyle Genel Kurula yanlış bilgi vermek, bunu doğru bulmuyorum.

Bakın, farklı şeyler de söyleniyor. Ama bu farklı şeyler söylenmesine rağmen ben sizin bilgiye itibar ediyorum. O başka bir mesele. O ayrı bir konu. Ama zannediyorum konuya böyle bakmak lazım.

Şimdi, ben mesela desem ki arkadaşlarımıza, burada, değerli arkadaşlar, işte “Şûrayı Devlet, Devlet Şûrası”; gençlerin çoğu bilmez. Devlet Şûrası, sorsam şuradan birkaçı bilmez ama belli yaştan sonraki bilir. Danıştay desem, hepsi bilir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yaşla alakası…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Elbette var.

Şimdi bir zaman, 1860’larda gelmiş Danıştay yani Şûrayı Devlet olarak. Danıştay ismini daha sonra almış. Şimdi “İdari yargı Osmanlıda yoktur.” diye Hükûmetin tasarısında yazan ifade aslında eski yıllara ait olan ifadedir. O yıllarda da kazaskerlik belki bu görevi yapıyordu filan ama bizim anladığımız manada idari bir belki yargı yoktu. Bunu demek istemiştim. Dolayısıyla oradaki tasarıdan gelen gerekçeyi bizim düzeltme yetkimiz de yok üstelik. Onu da bilesiniz. Yani oradan gelen bir metinde hata da olsa, bizim, hani bu gerekçeyi çıkaralım, yeni gerekçe yazalım, öyle bir şeyimiz olamaz. Onu da burada söylemek istedim. Dolayısıyla bizim komisyonumuzun hata bile olsa bir tanesini kabul edelim. Öyle görünmemek lazım.

Sonuç olarak, bence, bu kurum, bizim kendi tarihimizden gelen bir kurumdur, özü bunun budur; ismi şu olur, bu olur. Biz de “ombudsman” demedik zaten o yüzden. Biz de “Kamu Hakemi Kurumu” şeklinde söyledik.

Bu duygularımı paylaşmak istedim. Çok teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım, söz istiyorum, düzeltmem lazım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Halaçoğlu’nun görüşlerini çarpıtmıştır.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Başkanım, doğrudan ismim geçti.

BAŞKAN – Hocam, söz vereceğim. Yani aslında bir şey yok, gayet düzgün, karşılıklı bir sistem gitti.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hayır, çatmak için değil, düzeltmek için sadece.

BAŞKAN – Efendim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Düzeltmek için efendim.

BAŞKAN – Hayır, hayır, bir şey demiyorum, yani çok düzgün gitti, düzgün gitmesinde fayda var.

Buyurun…

OKTAY VURAL (İzmir) – Milletvekillerinin doğru bilgilendirilmesinde fayda var efendim.

BAŞKAN – İşte neyse Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani doğru bilgiden zarar gelmez efendim.

BAŞKAN – Zaten muhterem hocam olduğu için, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

13.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, şimdi, tabii Burhan Bey’in, Burhan Hocamızın dediği gibi beraber çalıştığımız, aynı üniversitede çalıştığımız bir gerçek ama şunu belirteyim. Yani şimdi, bugün Muhteşem Yüzyıl diye bir film oynatılıyor. Şimdi, Muhteşem Yüzyıl’daki bilgilere bakarak “Gerçekten Kanuni dönemi budur.” diyemezsiniz. Yani birileri Wikipedia’da, televizyonlarda, şurada, burada veyahut da İnternette Dîvân-ı Mezâlimi yazmış olabilirler ama ben bunun kitabını yazmış bir adamım. Siz nasıl “Anayasa’yı yazdım.” diyorsanız ben de onun kitabını yazdım. Hâliyle Dîvân-ı Mezâlim Osmanlılarda yoktur. Divân-ı Hümayûnla Dîvân-ı Mezâlimin arasında da çok büyük farklar vardır uygulama yönünden ve biraz önce söylediğiniz Kadiul-kudât, yani kazaskerlik Osmanlılarda bunların da herhangi bir şekilde ağır cezalara filan bakma durumu yoktur çünkü kadılık, Osmanlı Devleti’nde “ordu kadısı” diye bilinir ve tamamen idarî mekanizma içerisinde mahkeme işlerine bakar. Yani Osmanlılarda şeyhülislamı ilmiye teşkilatının en başı sayarsak onun altındaki en önemli hukuk adamları Rumeli kazaskeridir, onun altında da Anadolu kazaskeri gelir. Bunlara da biraz önce söylemiştim yani başlangıçta söylemiştim- 500 akçalık yevmi “mevleviyyet” denilen taht kadılıklarından sonra geçilir. Yani “yevmi” diyorum, demin biraz şey olmuştu, yani günlük 7 altın ücreti olan kadılıklar. Bundan sonra Anadolu kazaskerliğine geçilir. Anadolu kazaskerleri ve Rumeli kazaskerleri de Divân-ı Hümayûnda, yani Divanımazâlim değil, Divân-ı Hümayûnda yer alırlar ve bunlar taşradan gelen şikâyet meselelerini incelerler. Bakın, “ombudsmanlık” dediğimiz, yani Osmanlılarda benim daha önce açıkladığım, mehayif müfettişleri doğrudan doğruya bu gelen şikâyetnameleri incelemek üzere taşraya giderler, orada yönetimle halk arasındaki ilişkileri incelerler çünkü bugünkü gibi ulaşım sistemi yoktur, böylesine geniş bir coğrafyada Osmanlı Devleti’nin, hak ve hukuku, adaleti sağlaması için de böyle bir müesseseye ihtiyacı vardır. Batı’da olmayan bir şeydir.

Yine, mesela, buna benzer olmak üzere Osmanlılarda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Bir cümleyle bitireceğim Sayın Başkan, şey olmasa da şunu bitireceğim: Osmanlıda çok kişinin daha bilmediği o kadar çok şey vardır ki. Mesela Batı dünyasında “işsizlik sigortası” deniyor, hâlbuki Osmanlı Devleti’nde bu çoktan vardı. Aynen şöyle geçer Kanunname’de: “Kâr u kisbden mahrum olanlarla kimsesiz, yetim ve dulların ilaç, ibate, iaşe ve sağlık meselelerinin çözümü için.” Yani “kâr u kisbden mahrum olmak” demek “herhangi bir işi gücü olmayan, geliri olmayan” demektir. Dolayısıyla, aslında Türkiye Cumhuriyeti’nde, Amerika Birleşik Devletleri bundan faydalanırken biz faydalanmıyoruz. 624 sene ayakta kalmış, dünyanın en iyi yönetimi sergilenmiş; gidip, inceleyip, araştırıp günümüze modernize ederek bakmamız daha kolay olur…

BAŞKAN – On dakika oldu Hocam, teşekkür ederim.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, söz istiyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ben de kişisel söz istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi herkese vereceğim söz.

Yalnız, bir şeyi söyleyeyim: Ben bizzat dinledim Sayın Kuzu’nun konuşmasını, herhangi bir sataşma yoktu. Dolayısıyla, herkes birbirini bilgilendiriyor.

Buyurun Sayın Oğan, siz de bilgilendirin.

Şimdi tam yarım saat ara vereceğim bu bilgilendirmeden sonra.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sataşma vardı zaten efendim, çarpıttı.

BAŞKAN – Yok, çok dikkatle dinledim, en ufak bir…

OKTAY VURAL (İzmir) – “Mezalim vardır.” diye söylüyor yani. 

BAŞKAN – O sataşma olamaz.

Hocanın bilgilerinin doğru olduğunu söyledi, ben kayıtlara geçsin diye söylüyorum ama Hocam tabii bilgilendirdi, itirazımız yok ona.

Buyurun Sayın Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)

14.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Saygıdeğer Başkanım.

Şimdi, tabii, Sayın Komisyon Başkanımız dedi ki: “Beni şikâyet ettiniz.” Sayın Başkanım, biz sizinle gayet güzel bir şekilde Anayasa Komisyonunda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Kaldı ki Sayın Bakan da sizin bir üst amiriniz değil. Siz, bağımsız bir parlamentonun bağımsız bir komisyon başkanısınız. Soruyu dün Sayın Bakana sorduğum için devamında da ona sordum. Dolayısıyla, burada, ne sizi şikâyet etmiş durumdayız ne de Sayın Bakan sizin şikâyet edileceğiniz mercidir bana göre.

Tabii, şunu da söylemek lazım Sayın Bakanım: Ben ısrarla niye bu konunun üzerinde duruyorum? Şunun için: Yanlışta ısrar etmemek lazım. Her kitapta yazılan doğru değildir. Sizin anayasa konusundaki engin bilginize saygım sonsuzdur ama siz bile hata yapabilirsiniz. Siz Rusça bilmiyorsunuz, dolayısıyla da hata yapma imkânınız var, onu düzeltmeye çalıştık, ama Anayasa Komisyonunda bunu düzelttiğimiz zaman, siz merak edip bir bakabilirdiniz; sizin grubunuzda Rusça bilen arkadaşlarımız var, onlara da sorabilirdiniz. Yani bahsettiğiniz kaynakta bir şey yazılmışsa, onu mutlak doğru olarak kabul etmeniz, Anayasa Komisyonundan sonra gelip burada tekrar etmenizin ben doğru olmadığını, bazı şeylerin profesör bile olunsa yaş bile ilerlese yeniden öğrenilebileceğini, bazı konuların literatüre yanlış geçebileceğinin altını çizmek istedim.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kuzu, söz istiyor musunuz?

MİLLİ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hocaya saygı göstermediler.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Yerimden mi?

BAŞKAN – Hayır, buyurun buraya alacağım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bizim kişisel söz hakkımız da var.

BAŞKAN – Her şeyler mevcut, her şeyler mevcut. Sabaha kadar buradayız, her şey mevcut, atlamış değilim. 

Buyurun, buyurun.

15.- İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım, ortada, Sinan Beyle aramızda… Aynı şeyi söylüyoruz, sadece muhalefet etmek adına buraya çıkıyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Siz de cevap vermeseydiniz.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Diyoruz ki: “Bakın, oradaki kurumun adı tarihte -üç yüz yıldır olmuş- prokuratura.” Bunu bütün bilim adamları böyle söyler. Rusça bilmek iş için yetmez. Sinan Bey, kusura bakma, bu bir bilimsel araştırmadır.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Öyle değil Sayın Başkan, öyle değil.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Yani bir insan Rusça biliyor diye her şeyi de bilecek diye bir şey yok. Bütün kitaplarda, bakın bütün kitaplarda, ömrümüzü biz bu işe verdik, bu iş böyle geçiyor. Ha, 97’de değişti, bu başka bir isim aldı.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Yanlış geçmiş.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Yanlış diye bir şey yok canım, ne yanlışı! Süheyl Batum böyle söylüyor, ben bunu böyle söylüyorum, bütün anayasa hocaları bunu böyle söylüyor, bir tek sen mi bunu biliyorsun canım? Kusura bakma yani!

Dolayısıyla burada bu budur. Bunu demek için çıktım.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Başka itirazı olan, sataşmadan, bilgilendirmeden, tacizden, tacizden söz isteyen var mı? (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

 

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Anayasa Komisyonu Raporları (1/626) (S. Sayısı: 276)  (Devam)

 

BAŞKAN – Şimdi, şahıslar adına Bursa Milletvekili Sayın İsmet Su, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMET SU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarımız; 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım.

Kanunun milletimize hayırlı olması dileğiyle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Su.

Soru-cevap işlemine geçiyorum…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bir tane daha kişisel söz var.

BAŞKAN – Kişisel söz Sayın Enver Erdem’indi.

Sayın Genç’e devrediyor musunuz?

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Evet.

BAŞKAN – Tamam, devrediyormuş, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bağırmanıza gerek yok.

BAŞKAN – Bağırmıyorum, duyurmak için… Sayın Genç, benim size bağırmak haddim mi? Rica ederim. Siz ancak bana bağırırsınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Haddiniz, haddiniz.

BAŞKAN – Sadece duyurmak istiyorum. Ben Sayın Erdem’e söz vermiştim, kabul etmedi. Dolayısıyla, şimdi onu sorduk, size de verdik, tamam, bir problem yok.

Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, şimdi, bu Meclisi köle gibi çalıştırıyor Tayyip Erdoğan. Böyle bir Meclis olmaz. Bakın, dün yetmiş maddelik bir kanun çıkardık, bugün otuz yedi maddelik bir kanun. Bu Meclis kanun çıkarma makinesi değil ki. Bakın, siz dahi orada artık olayları takip edemiyorsunuz, yoruluyorsunuz. İnsanın fiziki bir gücü var.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sen çalışmak istemiyor olabilirsin.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, şu saatte, AKP adına burada parmak kaldıranlar neye parmak kaldırdıklarını bilmiyorlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sen kendine bak ya!

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sen mi biliyorsun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben biliyorum tabii, çıkıp… Konuşma sen!

Bilmiyorlar, bilmedikleri için… Ya, böyle bir meclis olmaz. Bu, millete yapılan en büyük ihanettir.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sen mi biliyorsun ya!

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, sizin getirdiğiniz kanunda ben sana sorsam… Bir madde söyleyeceğim, bilir misin sen? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sen çalışmak istemiyorsan git!

KAMER GENÇ (Devamla) - Bilemezsin! Söyle, 18’inci maddede, çık, burada konuş. Böyle şey olur mu? Yani birtakım insanlara burada görev vermişler, “Gidin, orada laf atın…” Ya, laf atacaksan git sokakta at laf, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Şimdi, bu kanunun bir özelliği var. Şimdi, burada 426 tane AKP’liyi getireceksiniz, burada işe koyacaksınız, bunu söyleyin. Ondan sonra Tayyip Erdoğan talimat verecek, başdenetçi seçilecek. Başdenetçiyi siz seçeceksiniz, ondan sonra denetçileri seçeceksiniz, ondan sonra denetçi uzmanları seçeceksiniz, bunlara maaş vereceksiniz. Yoksa siz burada hakikaten vatandaşın hak ve hukukunu arayan, tarafsız, adalet duygusuyla hareket eden, gerçekten insanları sıkıntıya sokan keyfî idareye karşı vatandaşın hak ve hukukunu koruyan bir sistem getirseniz biz de size “evet” deriz ama sizin siciliniz çok bozuk, her yönüyle bozuk. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Sen kendi siciline bak!

İHSAN ŞENER (Ordu) – Demokrasiye tahammül edeceksin, demokrasiye!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, ben üzerinde konuştuğum zaman Komisyon Başkanına söyledim, 1’inci maddede diyorsunuz ki: “İdarenin eylem ve işlemleri…” Arkasından da diyorsunuz ki: “Tutum ve davranışları…” Eylem ve işlem doğru, tutum ve davranış… Yani bir kadın gelse karşınıza, sen ona göz kırpsan, desen… Şimdi, kadın gidip, seni başdenetçiye şikâyet edip de “Efendim, Burhan Kuzu bana göz kırptı.” mı diyecek?

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – O sende olur, sende!

BAŞKAN – Sayın Genç, kadınları koymayın özne olarak.

KAMER GENÇ (Devamla) – Hayır, hayır efendim…

BAŞKAN – Neyse, kadınları koymayın. Bıktık artık şu kadınların her işe girmesinden, konulmasından. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Devamla) – Neyse, hadi, efendim, bir tane erkeğe göz kırptı…

BAŞKAN – Tamam, erkek erkeğe göz kırpsın.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, bir de Sayın Başkan, diyor ki: “Hukuka ve hakkaniyete uygundur.” Yani hukuk nedir, hakkaniyete uygunluk nedir? Yani Anayasa’nın 125’inci maddesinde, idare eylem ve işlemlerini hukuka uygunluk yönüyle denetliyor ama hakkaniyete uygunluk diye bir şey yok. Yani hukuka uygunsa hakkaniyete nasıl uygun olmayacak? Tabii, Anayasa’yı, bizim maalesef bu Mecliste, özellikle AKP Grubunda böyle anayasa hukuku profesörlüğü yapan insanların… Ben bunların hangi yerde bu diplomayı aldıklarını bir türlü… Yani şaşırıyorum, böyle bir şey yok ya! Ya, yıllarca biz de bu konuları okuduk kardeşim. İdari eylem ve işlemler hukuka uygun olur, hakkaniyete uygun… Nerede kavrayacaksın? Hakkaniyet nedir, hukuk nedir? Hukuk ayrı bir…

Dolayısıyla, şimdi burada getirdiğiniz şeyde deneticilere, uzmanlara ilahiyat fakültesi mezunlarını atayacaksınız? Niye burada belirtmediniz arkadaşlar?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ne alakası var?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Ne sakıncası var?

KAMER GENÇ (Devamla) - İşte, aç maddeyi ya! Aç maddeyi, oku. Anlamıyorsunuz ki! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Burada, getirilen maddede -kimler- nitelikleri sayarken “dört yıllık yüksekokul mezunu…” Dört yıllık yüksekokul mezunu olanlar, hepsi uzman, denetici olur mu? İşte yapıyorsunuz, olmaz. Çünkü bunun biraz da hukuki yönü var. Ha, zaten, diyorsunuz ki: “Eskiden kadılar bu işi hallediyordu, dolayısıyla biz bu işi artık kadılar yoluyla hallederiz.” (CHP sıralarından alkışlar) Zaten sizin de bu memleketi getirmeye çalıştığınız seviye kadılar seviyesidir. Yani Türkiye Cumhuriyeti devletini âdeta yok ettiniz, ortadan kaldırdınız.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Millet nereye geldiğini çok iyi görüyor, millet.

KAMER GENÇ (Devamla) - Türkiye’de kadı sistemine dönüyorsunuz. Bunu artık inkâr etmeye gerek yok. Tabii, niye bu sisteme dönüyorsunuz çünkü Türkiye’de hukuk kalmamış. Türkiye’de ne Anayasa Mahkemesi kalmış ne cumhuriyet başsavcısı kalmış ne Yargıtay kalmış ne Danıştay kalmış, hepsi gelmiş, Tayyip Erdoğan’ın emrine girmiş. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Tayyip Erdoğan da sizin kaldırdığınız bu parmaklar sayesinde bu duruma gelmiş.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Demokrasi… Demokrasi…

KAMER GENÇ (Devamla) - Ama bunun sonucu çok kötü olur, bunun sonucu sizlere de çok pahalıya mal olur çünkü bunun hesabını vermek çok zor. Bakmayın, şimdi siz. Yani her önünüze geleni getiriyorsunuz; sualsiz, sorgusuz beş sene, altı sene içeride tutuyorsunuz. Bunun yarını da var. Bu memlekette, uzun zamandır biz bu memlekette... Bir zamanlar düdüğü ötenlerin şimdi kuyrukları birtakım yerlerine kısmış durumda. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Onun için, bir gün sizin de aynı durumda olacağınızı göreceğiz. (CHP sıralarından alkışlar) O bakımdan, bu memleket size de böyle diktatörlük yapma hakkını şu anda elde edenlerin yarın nasıl kediler gibi pıstığını da göreceğiz. O bakımdan, bu devleti ayakta tutan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – Teşekkür ederim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tabii, buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Tabii, aslında böyle bir şahsa cevap vermek bana zül gelir. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri ve alkışlar) Çok derinlikli, çok içerikli, çok güzel bir konuşma beklerdik çünkü her seferinde çok ciddi manada siyasi tecrübesinden bahseden bir arkadaş! Söylenecek her söze verecek cevabımız var. Biz önce lafa bakarız laf mı diye, sonra söyleyene bakarız, ona göre biz muhatabımızı belirleriz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri ve alkışlar)

Değerli arkadaşlar, “Siciliniz bozuk.” diyen bir şahsın bu grubun sicilini ölçecek çap ve kapasitesi yoktur, olamaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Dört yıllık tüm fakülte mezunları zoruna gitmiyor da bu arkadaşın, neden acaba ilahiyat fakültesi mezunları zoruna gidiyor? Bunu sorgulamak istiyorum, bunu sormak istiyorum. Bunu sormak bizim doğal hakkımız, bütün ilahiyat fakültesi mezunlarına da bir haksızlıktır. Herkesin hakkı. Su ürünleri yüksekokulu olabilir, başka bölümün mezunları olabilir de ilahiyat fakültesi olunca niye bu kadar zorunuza gidiyor? Orada hiçbir fakülte yazmıyor, olur ya da olmaz, hangi fakülte mezunu olursa olsun başımızın üstünde yeri vardır, dolayısıyla ilahiyat fakültesi mezunları da pek tabii olabilir, onu da içinize sindirmeniz lazım ama bir başka bölüm mezunları da olabilir.

Yine, değerli arkadaşlar, ben şunu gördüm sabahtan beri yapılan tüm konuşmalarda, yani başınıza taş düşse Tayyip Erdoğan’dan bileceksiniz. Bu kadar, bu kadar ya, bu kadar kininizi burada, bu kadar öfkenizi burada kusmanıza ne gerek var?

“Ombudsman” diyoruz, bütün dünyanın kabul ettiği bir sistem; Avrupa Birliğinde, bütün demokrasilerde var olan bir sistem ve “Bugüne kadar niye yoktu, geçmişteki iktidarlar niye getirmedi?” diye gelip burada eleştirmeniz lazım. “Kamu denetçisi olsun.” diyoruz, “ “Bireyler haklarını o makamda savunsunlar.” diyoruz. O makam yürütmeye bağlı değil, o makam Başbakanımıza bağlı değil, yasamaya bağlı, milletin Meclisine bağlı bir makamdır. O makamı şimdiden böyle tahrikler altında, o makamı şimdiden töhmet altında bırakmaya hakkınız var mı? Yasamaya bağlı, Meclise bağlı bir kurum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.28

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 22.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

276 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER  (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri(Devam)

2.- Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Anayasa Komisyonu Raporları (1/626) (S. Sayısı: 276)  (Devam)

BAŞKAN – Komisyon burada.

Hükûmet burada.

İkinci bölüm üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, AKP Grup Başkan Vekili bana sataştı konuşmasında, uygun görürseniz…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bakın, gerçekten duyamıyorum, ne olur!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani konuşması çok açık bir sataşmaydı, işte “Laf söyleyen adam mıdır…”

BAŞKAN – “Adam değildir.” demedi, orada yarım bıraktı…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, ama o anlama geliyor.

BAŞKAN – …ama buyurun.

Aslında siz eski Başkan Vekili olarak, bu Meclisin en tecrübelisi olarak, bunun benim açımdan büyük hata olduğunu biliyorsunuz ama ben bu hatayı sizin hatırınız için işliyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki...

BAŞKAN – Hayır, söylüyorum, bunu da kayıtlara geçsin diye söyledim Sayın Kamer Genç, her eksiğimizi söylüyorsunuz ya, onun için.

Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR  (Devam)

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Anladım, şimdi, Sayın Başkan, tamam, yani sataşma aynı oturum içinde verilir ama siz bana sataşmadan dolayı söz vermemek suretiyle oturumu kapattınız, yani burada biraz da Başkanlık Divanının hatasından kaynaklanan bir şey olunca, artık biz de İç Tüzük ihlaline rağmen böyle bir talepte bulunduk yani ben işin farkındayım.

Sayın Başkan, tabii, bu AKP’liler çıkıyorlar, burada, kaç defa, ben konuştuktan sonra “Ben söze bakarım söz müdür, söyleyene bakarım adam mıdır?”

Bak Ahmet Bey, benim sözümü anlamak için adam olmak lazım. Bu çok önemli. Tamam mı?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kaç kişi anlıyor?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Benim sözümü anlamak için adam olmak lazım. Yoksa onları ben size… Onun için, ben bilerek konuşuyorum, bu kürsünün hakkını vererek konuşuyorum. Sizin bütün işlemlerinizi biliyorum.

Ben, dört yıllık yüksekokul mezununu niye getirir şimdi… Başdenetçi ve denetçi olmak için biraz hukuk nosyonu olacak yani hukuki ihtilafları çözecek nitelikteki belirli bir bilgi ve birikimi olması lazım. Yoksa ki, veteriner fakültesi mezununu, bir doktoru getirip de siz başdenetçi –belki doktorun bazı şeyleri olabilir ama- yapamazsınız ama burada onu kapalı bırakmaktaki maksadınız… Ben ilahiyat fakültesi mezunlarına karşı değilim ama sizin bu atamaları… Biz parlamenter olarak burada yapalım bunları, ikazımızı yapalım. Siz yarın atadığınız zaman biz çıkar burada deriz ki: Bakın, sizin esas niyetiniz bu, dolayısıyla bunu yapıyorsunuz.

Diyorsunuz ki: “Tayyip Erdoğan’a karşı çıkıyor.” Tayyip Erdoğan Türkiye’yi bitirdi. Tayyip Erdoğan Türkiye’ye büyük ihanetler yaptı.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Millet biliyor… Millet biliyor…

KAMER GENÇ (Devamla) - Yargıyı yok etti, Meclisi yok etti.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sen millî iradeye tahammül edemiyorsun.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Sadece hakaret ediyorsun.

KAMER GENÇ (Devamla) - Bugün, bir Cumhurbaşkanı makamına getirdiği Abdullah Gül’ün bugüne kadar Anayasa Mahkemesine, Danıştaya atadığı kişilerden hiçbirisinde, orada, o makamlara atanan kişilerde var olması gereken, hiçbirisinde değil ama birçoğunda belirli nitelikler yok. Tayyip Erdoğan’ın teyzesinin oğlunu, imam-hatip mezunuyken, getirdi Danıştaya tayin etti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu olur mu böyle? (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Anayasa Komisyonu Raporları (1/626) (S. Sayısı: 276) (Devam)

 

BAŞKAN – Şimdi soru-cevap işlemine geçeceğiz.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kamu Denetçiliği Kurumu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi uyarınca başdenetçi Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel  Kurulunda yemin edecektir. İç Tüzük’ün 166’ncı maddesi karşısında başdenetçi Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna girebilir mi?

Soru 2: MİT’in eksik ve yanlış işleyişiyle ilgili şikâyetleri kamu denetçisi inceleyebilir mi, araştırabilir mi?

Soru 3: Türkiye Büyük Millet Meclisinin sabah altılara kadar çalışması kötü bir yasama faaliyeti sayılır mı?

Soru 4: Kamu Denetçiliği Kurumu, Başbakanın örtülü ödenekteki harcamalarını inceleyebilir mi, kontrol edebilir mi, araştırabilir mi?

Soru 5: Kamu Denetçiliği Kurumu, mevcut tasarıya göre, vatandaşlarımız sözlü şikâyette bulunur ise bunu yazıya döküp şikâyet olarak kabul edip işleme alabilir mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Adliyelerin kapatıldığını duyunca, ben de Bursalı çiftçilerimize hizmet veren ve çiftçilerimiz ile meslek odaları tarafından büyük memnuniyet duyulan Ziraat Bankası Bursa Tarımsal Bankacılık Şubesinde, geçtiğimiz nisan ayı içerisinde “Ziraat Bankası Bursa Girişimcilik Şubesi” olarak isim değişikliğine gidilmesinin gerekçesi nedir? Şube isim değişikliğiyle, çiftçilerimize verilen hizmet ve destekler bakımından bir farklılık söz konusu mudur? Değişikliğe yönelik, çiftçilerimizin ve meslek odalarımızın düşünceleri tarafınıza yansımış mıdır ve şube isminin tekrar “Ziraat Bankası Bursa Tarımsal Bankacılık Şubesi” olarak değiştirilerek hizmet verilmesini sağlayabilir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kaleli…

SENA KALELİ (Bursa) – Teşekkür ederim.

Kapalı toplum yaratmanın önünde engel bırakmayan anlayış için, yüksek hakem kurulu, ara bulucu, ombudsman gibi aracı kurumlar, kanun hükmünde kararnamelerle özerkliği kaldırılan bilim kurumları, özel yetkili Başbakanlık için bir hazırlık mıdır? Pargalı, doğru bir başdenetçi örneği olabilir mi?

BAŞKAN – Sayın Eyidoğan…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Hükûmet, yeni bir Kanun çıkararak TÜBA’ya el atmıştı ve bununla beraber 70 üye istifa etti. Yeni Kanundan göre, TÜBA, 300 üyeden oluşuyor. 100 üye TÜBİTAK Bilim Kurulundan, 100 üye YÖK tarafından, 100 üye de TÜBA’nın kendisince seçiliyor. Akademiye başkan atama görevi Başbakana ait. Hükûmet, TÜBA’nın özerk yapısına bir darbe vurmuştur. Geçenlerde YÖK ve TÜBİTAK tarafından TÜBA’ya yeni atanan kişiler arasında tam 19 akademisyenin hiçbir uluslararası bilimsel araştırması yoktur; bunlardan 2’sini TÜBİTAK, 17’sini de YÖK seçmiştir. Yeni atananlar arasında uluslararası sıfır atıf almış 22 kişi vardır. “Atıf” demek, yaptığı bilimsel çalışmaların başka bilim insanları tarafından kullanılması demektir ve önemli bir ölçüdür. Böylece iktidar dünyada bir ilki başarmıştır, Hükûmet, hiçbir bilimsel ölçüte uymayan insanlardan oluşan yeni “Hükûmet akademisi” yaratmaya başlamıştır.

Ayrıca, TÜBA, şimdi, bir “erkekler kulübü”ne dönüşme yolundadır, çünkü sadece 11 kadın atanmıştır, yeni atananlarda kadın oranı yüzde 8’dir. Bu da AKP’ye ve Hükûmete kapak olsun.

BAŞKAN – Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım teşekkür ediyorum.

Ben, Sayın Bakanıma şöyle bir soru soruyorum: Ben, işin sosyal yönüne bakıyorum bir miktar da. Şimdi, burada genelde kanunlar çıkarken bütün hatipler lafzının, ruhunun Batı’ya yönelik olduğunu söylüyor. Bu Batı’ya yönelik olması dolayısıyla da, bu çıkan kanunlardan dolayı “Sağlıkta dışarıdan doktor, hemşire getireceğiz.” dediler. “Türkiye’de ticarette mahalle bakkallarını kapatacağız, iş merkezlerine süpermarketler açacağız.” dediler, açıldı. Şimdi, adliyeleri kapatıp bunun yerine lafzına ve ruhuna uygun ithal savcı, hâkim gelecek mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Alim Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Adalet Bakanlığı tarafından yapıldığı ifade edilen çalışmaya göre bugün Türkiye genelinde kaç adliyenin kapatılması düşünülmektedir?

Kütahya’da kaç ilçe adliyesi bu çalışmadan nasibini almıştır veya alacaktır? AKP hükûmetleri döneminde Kütahya’da kapatılan adliye sayısı kaça ulaşmıştır?

En yakın ilçeye 35-40 kilometre mesafede olan ve coğrafik olarak ulaşımın çok zor olduğu bir ilçemiz olan Domaniç ilçesinde adliyenin kapatılma gerekçesi nedir veya nelerdir? Bunun arkasından, Domaniç’te bulunan cezaevi de kapatılacak mıdır? Mutlaka cevap istiyorum.

 

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Işık…

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, değerli bürokratlar; ilçelerimizdeki tüm askerlik şubeleri kapandı, şimdi üç tane adliyemiz de kapanıyor Türkiye genelinde olduğu gibi, belediyeler kapanacak. Bundan sonra acaba kaymakamlıkları da kapatmayı düşünür müsünüz?

BAŞKAN – Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aynı konuda ben de söz almak istedim. Burdur’da Yeşilova, Çavdır ve Ağlasun ilçelerinin adliyeleri kapatılıyor. Hepsine karşıyız ancak bunların içinde Yeşilova ilçemiz 17 bin nüfusuyla, 5 bin merkez nüfusuyla, 36 köyüyle Tefenni’ye verileceği söyleniyor bu, Tefenni’yle çok farklı bir konumda yani Trabzon’u İskenderun’a bağlamak gibi bir anlayış içerisinde. Bundan kesinlikle vazgeçilmeli, şu anda o yöre halkı infial içerisindedir. Çavdır’da da aynı durum söz konusudur, Ağlasun’da da aynı durum söz konusudur. Bu konuyu Hükûmetin tekrar gözden geçirip bu adliyeleri bu ilçelerden esirgememesini temenni ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sakık…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Gerçi birkaç kezdir seslendirdik ama sonuç alamadık, tekrarlıyorum buradan: Bizim Muş bölgemiz Adli Tıp Kurumuna tam 500 kilometre uzaklıkta yani bir adli olayda, bir insanın oraya cesedi gittiğinde 500 kilometre yol gidersiniz, sonra 500 kilometre Malazgirt-Malatya arası… Birkaç kez seslendirmemize rağmen hep “hukukun ve huzurun ülkesi” diyorlar, yeni bir yapılandırma, işte bugün görüştüğümüz yasalar da bunu emrediyor ama hiç olmazsa bu insanların acılarına bu kadar yani lakayıt kalmayalım. Acaba sayın yetkililer ve bürokratlarımız bu konuda bir çalışma içerisindeler mi, değiller mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkanım, çok saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

 

Sorulan sorulara vaktimin yettiğince cevap vermeye çalışacağım, süremin yetmediğine de yazılı cevaplar vereceğiz.

Öncelikle adliyelerin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili bilgi vermek isterim. Birkaç tane soru, hep bu var, işte “Askerlik şubesi kapandı, adliye kapandı, sıra belediyeye gelecek mi?” İşte, Kerim Özkan Bey’in “Burdur’da var.” dediği gibi. “İskenderun’a bağlanma” gibi, “Bir başka algılama olur.” diye… Yine Kütahya’yla ilgili var. Bunlarla ilgili bir bilgi vermek istiyorum.

Anayasa'nın 141’inci maddesi der ki: “Davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir.” Demek ki asli vazifemiz yargıyı en kısa zamanda neticelendirmek. Şu anda ülkemizde yedi yüz merkezde adli teşkilat bulunmakta, hâlen faaliyette bulunan adliyeler, bölgelerin coğrafi durumları ve iş yükü dikkate alınarak kurulmuş olup, iş durumu bir adli teşkilatın kurulmasına dahi yeterli olmayan yerlerde en az bir sulh hukuk, asliye hukuk, asliye ceza, sulh ceza ve kadastro mahkemesinin kurulması gerekliliği bulunmaktadır. Bu yerlerde en az 2 hâkim, 2 cumhuriyet savcısıyla 1 icra müdürü, 1 yazı işleri müdürü, 3 zabıt kâtibi, 1 mübaşir ve 1 hizmetli olmak üzere en az 5 adli personel de istihdam edilmektedir.

Yine günümüzün teknoloji ve ulaşım imkânlarıyla yerleşim birimleri arasında ulaşımın oldukça kolaylaştırıldığı bilinmektedir.  Bakırköy Adliyesi Bakırköy ilçesinde diye Bakırköy’ün bir mahallesinden kalkıp Bakırköy’ün adliyesine gitmek için en az belki iki saatiniz geçer veya bir saatiniz geçer.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Bakan, her taraf Kadıköy değil. Yani her köyü Kadıköy biliyorsanız maşallah.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Efendim, bir dinleyin. Tamam Sayın Genç, bir dakika.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama yani her taraf Kadıköy değil.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yani bak, onu söylüyoruz ha. 

Bakın, milletin aradığı adalettir. Yıllardan beri ne diyoruz? “Berlin’de hâkimler var.” diye onu niye söylüyorduk? Biz adaleti gerekirse Berlin’de buluruz, en iyiyi bize en yakın olan adliyede ararız diye değildir. Bakın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidiliyor. Niye gidiliyor? Vatandaş düşünüyor ki “Ben buradaki mahkemede adalet alamadım.” Dolayısıyla, benim vatandaşımın aradığı öncelikle en yakındaki adliye değil, adil bir karar. Adil bir karar, kimileri için, dediği gibi, “Berlin’de de hâkimler vardır.” sözü vardır, kimileri için de “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidiyor…” Biz ne istiyoruz? Bakın, hâkim yokluğundan davalar uzuyor, dosyalar gidiyor. Bu bir adil yargılanma hakkının ihlali değil midir? Adil yargılanma hakkının ihlalidir. Yargıda verimliliğin artırılmasını istiyoruz, yargının hızlandırılmasını istiyoruz,  davaların uzamadan kısa sürede sonuçlandırılmasını istiyoruz.

Hâkim ve savcı ihtiyacı… Yıllardan beri alınmasına izin verilmedi.

İş yükü dağıtımında adalet istiyoruz, adalet hizmetlerinin çağdaş ortamlarda teknolojiden yararlanılarak sunulmasını istiyoruz ve kamu kaynaklarını da israf etmeyelim diyoruz.

Bakın, benim de bulunduğum ilimin, milletvekili olduğum ilimin dört tane ilçesinin adliyesi kapanıyor. Hiçbir vatandaşımıza… İsteriz ki kapanmasın ancak aslolan adaleti aramaktır ve yargıyı hızlandırmaktır çünkü geç kalan adalet, adalet değildir.

Türkiye’de şu anda yüzün üzerindeki adliyede, görevlendirilen hâkim sayısından çok daha az oranda bir iş geldiği –yüzde 2 gibi bir oranı var- görülmektedir. Dolayısıyla da dosya yoğunluğu fazla olan yerlerde ise yargı uzuyor. Bunları en kısa zamanda neticelendirmek yargının kendi asli vazifesidir.

Bir hususu şey edeyim: Çalışmada, mahkeme ve savcılıkların üç yıllık ortalama iş sayısı, insan kaynakları, en yakın adli teşkilata olan uzaklığı, merkez ve toplam nüfusu, adliyenin fiziki durumu, lojman, o yerde cezaevinin bulunup bulunmaması gibi pek çok açıdan değerlendirme yapılmıştır. Bağlanılacak en uygun adli teşkilat belirlenirken iş durumu, ulaşım imkânları, coğrafi yapısı, nüfusu, hizmet binası ve gelişmişlik düzeyi göz önünde bulundurulmuştur.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Servis otobüsü var mı Sayın Bakan?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Bu kapsamda, iş ortalaması beş yüzden az olan mahaller ile en uygun adli teşkilata olan uzaklığı 15 kilometrenin altında olan mahaller ve yine en uygun adli teşkilata 15 ila 40 kilometre arasında olan yerler -ki buralara yani normal ulaşımla bir saatin altında bir sürede ulaşabilmek mümkün- ve iş ortalaması bin iki yüzün altında olup merkez nüfusu 10 bini, toplam nüfusu 30 bini geçmeyen mahallerin en uygun adli teşkilatla birleştirilmesi yolunda bir çalışma yapılmış ve bunlar da Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kararından sonra kesinleşecektir.

Tabii “Bu çalışma sonucunda ne elde edilecek?” İş yoğunluğu çok olan yerlerde görev yapan 600’den fazla hâkim ve savcı ile 1.300’den fazla yardımcı personel, ihtiyaç duyulan adliyelere kaydırılacaktır. Gerek personel açısından ve gerekse kısıtlı bütçe imkânları açısından kamu kaynaklarının israfına son verilerek bu kaynakların daha etkin ve verimli şekilde değerlendirilmesi mümkün olabilecektir. İş yükünün adil ve dengeli dağıtılması neticesinde, yoğunluğa bağlı olarak yargılanma süresinin uzaması önlenmiş olacaktır. Biz ne istiyorduk? Adil yargılama olsun. Uzayan adalet, uzayan yargı adaleti getirmez, adil yargılama hakkının ihlalidir. Kısa zamanda yargılamayı sağlayabilmek için yeterli hâkim olması lazım, savcı olması lazım. Dosya yoğunluğu fazla olan yerlerdeki, hâkim ve savcı desteğiyle, bu yargılama süresinin daha aşağıya çekilmesi düşünülmüştür.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, adliyeleri kapatmak yerine dosyaları oraya göndersek olmaz mıydı acaba?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yine, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’la 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu gereğince kurulması gereken ancak hâkim eksikliği nedeniyle bugüne kadar kurulamayan aile mahkemeleri ile çocuk mahkemelerinin de kurulması mümkün olacaktır.

Yine, hâkim ve savcı sayısındaki eksiklik nedeniyle kurulamayan genel mahkemeler ve ihtisas mahkemeleri de, yapılan çalışma sonucunda, ihtiyaç duyulan yerlerde kurularak faaliyete geçirilebilecektir.

Yine, yapılan çalışmayla, 2012 yılı içerisinde 165 tane de mahkeme kurulacaktır. Yani bazılarında, iş yoğunluğu, dosya yoğunluğu olmayan yerlerde adliyelerin kapandığı gibi, yine iş yoğunluğu fazla olan yerlerde de 165 mahkeme faaliyete geçecektir. İhtiyaç duyulan, 38 aile mahkemesi, 8’i ağır ceza mahkemesi olmak üzere toplam 80 yeni mahkemenin kurulması sağlanacaktır. Söz konusu çalışma sonucunda elde edilen hâkim, savcı ve personel tasarrufu istinaf mahkemelerinin faaliyete geçmesi aşamasında da önemli bir kaynak olacak. Ancak ideal olan nedir? Vatandaşın en az masrafla en adil sonuca ulaşması. Biz, doğru olanın…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, dolmuş parası yok bu insanların, dağın başından nasıl gelecek 40 kilometre Allah aşkına? Bunu kim yapıyor?

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Servis otobüsü koyun, çok güzel olur.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Niye hâkim almıyorsunuz? 45 tane hukuk fakültesi var bu ülkede.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Bakanım, bizim sorumuza…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başka Sayın vekilimizin talebi vardı, “Sabah altılara kadar çalıştırmak Türkiye Büyük Millet Meclisini, kötü bir yasama faaliyeti sayılmaz mı?” diyordu. Yani burada sataşmaya neden vermezsek, lüzumsuz yani şey, usulen, sadece konuşmuş olmak için konuşmazsak, birbirimizin hakkına, hukukuna saygı gösterirsek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süreniz bitti. Teşekkür ederim. Kalanına yazılı verirsiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Milletvekillerimiz lüzumsuz konuşmaz Sayın Bakan.

BAŞKAN – Madde 24’te bir önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının 24. Maddesinin;

1- (1) fıkrasında bulunan yükseköğretim kurumu mezunu kelimelerinin madde metinden çıkarılmasını, hukuk, siyasal bilgiler, iktisadi ve idari bilimler, iletişim, iktisat ve işletme fakültelerinden mezun ibaresinin eklenmesini,

2- (1) fıkrasında bulunan arasından kelimesinden sonra gelmek üzere, Denetçiler Kurulunun önereceği üç adaydan birini ibaresinin eklenmesini,

3- (2) fıkrasında bulunan personel kelimesinden sonra gelmek üzere Denetçiler Kurulunun teklifi üzerine ibaresinin eklenmesini, saygı ile arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Mehmet Erdoğan                               Mehmet Şandır

                       Konya                                               Muğla                                               Mersin

               Nevzat Korkmaz                                  Enver Erdem                                     Sinan Oğan

                      Isparta                                              Elâzığ                                                 Iğdır

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Genel Sekreter Kurumun önemli bir organıdır. Bu sebeple Kurumun çalışma alanı ile ilgili eğitim almış kişiler arasından ve ehliyet ve liyakatları kolektif bir irade ile belirlenenler arasından atanmalıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 25’te bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının 25.   Maddesinin (1) fıkrasının b) bendinde bulunan Yapılacak kelimesinden sonra gelmek üzere yazılı kelimesinin eklenmesini, 25. Maddesinin (1) fıkrasına aşağıdaki bendin eklenmesini, saygı ile arz ve teklif ederiz.

d) "Adayların yazılı giriş sınavından aldıkları puanın yüzde yetmiş beşi ile Denetçiler Kurulunun yapacağı sözlü sınavdan alacağı puanın yüzde beşi toplanarak başarı listeleri ilan edilir. Açılan kadro sayısına göre ilk sıradakiler atanır. Sınav için açılan kadro sayısının yarısı kadarı da yedek olarak ilan edilir. Uzman yardımcılığı kadrosunda boşalma halinde sıra ile yedeklerden atama yapılır.” (c) bendinde yer alan “35” kelimesinin madde metinden çıkarılmasını, kırk kelimesinin eklenmesini, saygı ile arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Mehmet Erdoğan                               Mehmet Şandır

                       Konya                                               Muğla                                               Mersin

               Nevzat Korkmaz                                  Enver Erdem                                     Sinan Oğan

                      Isparta                                              Elâzığ                                                 Iğdır

 

 

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun:

Gerekçe:

Kamu Denetçiliği Uzman Yardımcılığı Kurumun asli işlerini yapacaktır.

Bu sebeple ehliyet ve liyakatları yazılı olmak üzere iki dereceli objektif kurallara uygun olarak belirlenmeli ve atanmalıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 26’da iki adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısının 26 ncı maddesinin birinci fıkrasındaki “ve olumlu sicil almak” ibaresinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  Ahmet Aydın                             Mehmet Doğan Kubat                            Tülay Kaynarca

                    Adıyaman                                           İstanbul                                            İstanbul

                   Oya Eronat                                     Nesrin Ulema                                   A. Sibel Gönül

                   Diyarbakır                                             İzmir                                               Kocaeli

              Osman Aşkın Bak

                     İstanbul

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının 26. Maddesinin; (1) fıkrasının ikinci cümlesinin başına Yazılı kelimesinin eklenmesini, (1) fıkrasının üçüncü cümlesinin başına Üç defa yazılı ibaresinin eklenmesini, saygı ile arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                     Mehmet Şandır                                Nevzat Korkmaz

                       Konya                                               Mersin                                              Isparta

              Mehmet Erdoğan                                  Sinan Oğan                                     Enver Erdem

                       Muğla                                                Iğdır                                                Elâzığ

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun:

 

Gerekçe:

Kamu Denetçiliği Uzmanı Kurumun asli işlerini yapacaktır.

Bu sebeple uzman yardımcılığından uzmanlığa atanacak kişilerin ehliyet ve liyakatları objektif bir şekilde yazılı sınav ile belirlenmeli ve subjektif uygulamalar ile mağduriyete sebebiyet verilmemesi için üç defa başarısız olan kişilerin tasfiye edilmesi gerekir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısının 26 ncı maddesinin birinci fıkrasındaki “ve olumlu sicil almak” ibaresinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                  Ahmet Aydın (Adıyaman) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – 657 sayılı, devlet memurlarına sicil verilme keyfiyeti geçen yasama döneminde kaldırıldı. Dolayısıyla da burada da olumlu sicil verilmesi keyfiyetinin kaldırılması uygundur. Katılıyoruz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun:

Gerekçe:

13.2.2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanunun 117 nci maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunundaki sicile ilişkin hükümler yürürlükten kaldırıldığından bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge çerçevesinde madde 26’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 27’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 28’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 29’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 30’da bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun tasarısının 30. maddesinin; (3) fıkrasının son cümlesinde bulunan derneklerde kelimesinden önce gelmek üzere kamu yararına çalışan ibaresinin eklenmesini, saygıyla arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Mehmet Erdoğan                                 Enver Erdem

                       Konya                                               Muğla                                               Elâzığ

                  Sinan Oğan                                   Mehmet Şandır                                Nevzat Korkmaz

                        Iğdır                                                Mersin                                              Isparta

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Kamu denetçiliği vatandaşın idareye karşı şikâyetini incelerken vatandaşın tarafsızlığından şüphe edecek faaliyetlerde bulunmaması gerekir. Buna kamu yararına çalışanlar hariç dernek üyeliği de dâhil olmalıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

31’inci maddede bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun Tasarısının 31. maddesinin madde başlığında ve 1. fıkrasında bulunan “ve kovuşturması” ibaresinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

                    Faruk Bal                                    Mehmet Erdoğan                                  Sinan Oğan

                       Konya                                               Muğla                                                 Iğdır

                Mehmet Şandır                                Nevzat Korkmaz                                  Enver Erdem

                      Mersin                                              Isparta                                               Elâzığ

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Madde ilgili kişi hakkında soruşturma açılması iznini düzenlemektedir. Soruşturma izni takip eden adli süreci de kapsar. Kovuşturma yargılama sürecini ifade eder. Soruşturma neticesinde yargılama süresi başladığından, bu süreç izne tabi kılınamaz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Madde 31’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 32’de bir adet önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kamu Denetçiliği Kanun Tasarısının 32. maddesinin

1)   Madde başlığında bulunan “ve kovuşturması”

2)   1. fıkrasında bulunan “ve kovuşturması” ibarelerinin madde metninden çıkarılmasını arz ederiz.

                    Faruk Bal                                    Mehmet Erdoğan                               Mehmet Şandır

                       Konya                                               Muğla                                               Mersin

                  Sinan Oğan                                  Nevzat Korkmaz                                  Enver Erdem

                        Iğdır                                                Isparta                                               Elâzığ

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

 

 ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Madde ilgili kişi hakkında soruşturma açılması iznini düzenlemektedir. Soruşturma izni takip eden adli süreci de kapsar. Kovuşturma yargılama sürecini ifade eder. Soruşturma neticesinde yargılama aşamasına gelindiğinde bu süreç izne tabi değildir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

32’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 

Şimdi madde 33’te bir önerge var, ara vermem gerekiyor çoğalttırmak için.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – O zaman kalsın.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – O zaman bana iki dakika yerimden söz verirseniz işlemden çekelim.

BAŞKAN – Sayın Bakan pazarlık yapıyor, Sayın Önder pazarlık yapıyor; bakacağız duruma.

 SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Ben iki dakikaya razıyım Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Ben size söz vereceğim de hızlıca oylayayım, bir tanesinde söz vereceğim.

Madde 33’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 

Madde 34’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 

Madde 35’e bağlı 1’inci fıkrayı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 

Madde 35’e bağlı 2’nci fıkrayı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 

Madde 35’e bağlı 3’üncü fıkrayı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 

Şimdi size 60’a göre söz veriyorum.

Buyurun Sayın Önder.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

16.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ederim. Sayın Bakanın açıklamasındaki bir eksiği ya da yanlış anlamayı düzeltmek için aslında söz aldım.

“Berlin’de yargıçlar vardır.” Sayın Bakan meseleyi bir mesafe meselesine oturttu. “Berlin’de yargıçlar vardır.”

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Tarafsız hâkimler vardır.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Hayır, o öyle değil Sayın Bakanım. Sürem az, o yüzden… O öyle değil, onun aslı şudur: Prusya Kralı -18’inci yüzyılda- II. Frederik kendisi için bir köşk yeri yaptırmak üzere bir arazi beğenir. O arazinin içinde bir değirmen vardır. Ombudsmanlıkla da yakından ilgilidir o. Değirmen sahibine bir para teklif ederler, değirmen sahibi kabul etmez. 2 katına çıkar, 3 katına çıkar, kabul etmeyince “Ben bu koca ülkenin kralıyım, kamulaştırırım.” der. Onun üzerine o değirmencinin söylediği sözdür: “Kamulaştıramazsınız, Berlin’de yargıçlar vardır.” Meselenin hiç mesafeyle alakası yok, tam da bu görüştüğümüz ombudsmanlık meselesiyle de… Ama aynısı, Berlin’e gitmeye gerek yok, Bursa Ulu Cami’nin bahçesindeki şadırvanın hikâyesi de böyledir. O şadırvan Hristiyan bir kadına aittir, oraya cami yapılırken vermeyi kabul etmez. Ölünce mirasçılarından devralırlar fakat rızalığı olmadığı için cami kaydırılır, orası şadırvan olarak yapılır. Böyle, siz, tuttunuz, mesela bu Kentsel Dönüşüm Yasası’nda mahkemeye başvurmayı, yürütmeyi durdurmayı bile engellediniz. “Berlin’de yargıçlar var.” sözünü kullanırken bütün Meclise ve size bunu hatırlatmak istedim.

Teşekkür ederim.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Anayasa Komisyonu Raporları (1/626) (S. Sayısı: 276) (Devam)

 

BAŞKAN – Geçici madde 1’de bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı’nın Geçici 1’inci maddesinin 4’üncü fıkrasının metinden çıkarılmasını, diğer fıkraların buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.                                                                                    

                   Özgür Özel                                     Mahmut Tanal                                  Bülent Tezcan

                      Manisa                                             İstanbul                                              Aydın

              Uğur Bayraktutan                               Hüseyin Aygün                                   Ali Özgündüz

                       Artvin                                              Tunceli                                             İstanbul

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun, sizi özledik kürsüde. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Geçici madde 1’de grubumuz adına verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum.

Şimdi, burada, artık kurumu kurduk, bununla ilgili personel atamaları yapılacak. Burada, başdenetçiye, bir defaya mahsus olmak üzere, yeni personeli, personel alımıyla ilgili biraz önce oylanılan ve kabul edilen şartlar aranmaksızın, başka basitleştirilmiş şartlarla resen atama yetkisi veriliyor. Tabii, bu yetkiyi tamamen ortadan kaldırmak ve bu yetkinin olmaması noktası biraz tartışmalı olabilir yeni bir kurumun hayatiyetine başlaması için ama burada, mevcut durumda talep edilen ekteki listenin yüzde 50’si gibi çok yüksek bir oranı bu kapsamın dışına çıkarıyoruz. Biz bu oranı çok yüksek buluyoruz. Ayrıca, maddenin içinde tanımlanan, örneğin “doktora yapmış kişilerden” ifadesinin bir özellik belirleme açısından yeterince ayırıcı olmadığı kanaatine sahibiz. Bunun yanında diğer şartların aranması normal olabilir.

Ama burada bir şeyin altını çizmek lazım. Biz aslında bu maddeye dört başı mamur bir öneri getirmek isteriz ama işin gidişatı öyle bir şey ki, ne kadar mantıklı, makul öneriler de olsa, muhalefetten geldiği takdirde, otomatize bir şekilde, komisyon katılmıyor, bakanlık katılmıyor. Daha ben şuraya varmadan reddedilecek zaten önerge. O yüzden, biz bu listeye başka… İşte “Kendimize göre bir şey yapalım, arkadaşlar bu daha iyi olur.” deme şansını bize vermiyorsunuz. Nasıl olsa çiçeklerin oraya varmadan reddedilecek bir önergeye emek vermek yerine mevcut maddenin kaldırılmasını öneriyoruz ki burada çıkalım, tutanaklara şerh düşelim. Bu gerçekten sıkıntılı bir durum. Yani arada bir şaşırtmak lazım, bazen “Muhalefet de haklı olabilir.” demek lazım, makul konularda “Tamam, arkadaşların dediği gibi yapmalı.” demek lazım ki bu hem Meclisin üretkenliği açısından hem de demokrasi açısından çok daha doğru olur. Hiç şüpheniz olmasın, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, eğer Mecliste bulunabilirse grubunuz, bunu yakinen izleyeceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bunları bu sıralardan atılan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Sürem bitmemişti efendim! 2.46 süre vardı.

BAŞKAN – Yanlışlıkla kapandı. İki dakikanız kalmıştı.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – 2.46’ydı efendim, çok dikkatli baktım.

Şimdi, ben bu Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı meselesini de kendiliğimden değil, yan taraftan sözler… “Siz günü gelince yaparsınız.” dediler. Babası da partimizde siyaset yapmış bir milletvekilinin bu umudu korumasını normal karşılıyorum tabii. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Kimin babası yapmıştı?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bunun üzerine şunu da açıkça ifade etmek isterim ki, bu ombudsmanlık kanunu hakkında ciddi bir şey söylemek istiyorum, o da şu: Burada, Türkiye’de bizim getirdiğimiz kamu denetçiliği sistemi ihtisas alanlarına ayrılmış durumda değil, çok kısıtlı bir ihtisas alanı var. Oysaki dünyadaki örneklerden bahsediliyor. Dünyadaki örneklerde, özellikle çocuk ombudsmanı, çevre ombudsmanı, tüketici ombudsmanı, üniversiteler ombudsmanı, cezaevi ombudsmanı, azınlıklar ombudsmanı ve sağlık ombudsmanı diye, gerçekten de Türkiye’de her birisi üzerine birer oturum yapıp uzun uzun konuşabileceğimiz aksaklıkları konusunda, özellikle de gariban vatandaşın derdini kimselere anlatamadığı alanlar var ve ben cezaevleri konusunda partimiz adına gittiğimiz her yerde görüyorum ki cezaevlerinde inanılmaz disiplin cezaları uygulanıyor. Bunlar öyle bir noktaya geliyor ki hücreye koymaya kadar varabiliyor, ailesiyle telefonda görüşmeme, aylarca açık görüşe çıkamama… Örneğin, bir slogan atmak, bir konuda tepkisini dile getirmekten dolayı böyle cezalar veriliyor ve bunun bir itiraz mercisi var, sonra kesinleşiyor. Ombudsmanlık sistemi aslında buradaki sıkıntıyı ciddi şekilde ortadan kaldırabilir. Oysa bugünkü ombudsmanlık sisteminde, cezaevlerindeki insan hakları ihlallerine, kötü uygulamalara karşı yükselen çığlıkların yine sesini hiçbir yere duyuramama ve idarenin farklı farklı yorumlamalarından dolayı farklılıkların ortada kalması durumunda ben cezaevleri ombudsmanlığının da doğru olacağını düşünüyordum. Bir daha bir fırsat olursa bu konuda tekrar görüşlerimi ifade edeceğim.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Yerinize oturmanızı bekliyorum oylamak için, hani çiçeklerin orada oluyormuş ya…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bunun bana özgü, numunelik bir iltifat şeklinde olmaması, genel uygulamaya şamil olmasını temenni ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Harika… Evet, azıcık yorgunluğunuzu almak için söylüyorum. 

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Geçici madde 1’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 36’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 37’de bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

TBMM Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 276 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 37. maddesinin “Bu Kanun hükümlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Başkanlık Divanı ile Bakanlar Kurulu yürütür.” 14/06/2012

 

Mehmet Akif Hamzaçebi                                   Ali Özgündüz                                   Bülent Tezcan

       İstanbul                                                          İstanbul                                              Aydın

                       Dilek Akagün Yılmaz                             Turgut Dibek

                                 Uşak                                                       Kırklareli

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Akif Hamzaçebi, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önemli bir kanun tasarısını görüşüyoruz ve onun son maddesini şimdi görüşeceğiz. Bu son madde üzerinde, tasarının tümüne yönelik kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum.

20’nci yüzyılın başına insanlık tarihi ulaştığında, dünyada demokrasiyle idare edilen tek bir ülke bile yoktu diyebiliriz. Bugün 120 civarında ülkede iyi veya kötü demokratik bir rejim var ve bu 120 civarındaki ülkenin yaklaşık 100’ünde de ombudsman veya kamu denetçisi dediğimiz bir kurum var. Dolayısıyla dünyanın çok önemli sayıda ülkesinde var olan bir kurumu, biz, bu tasarıyı yasalaştırmak suretiyle de Türk hukuk sistemine dâhil etmiş olacağız. Bu aslında önemli bir adımdır ancak bu önemli adımı atarken, bu tasarıyı, maalesef, çok temel bir iki noktasında, ombudsmanlık kurumunun, Kamu Denetçiliği Kurumunun anlamından, gerçek anlamından uzaklaştıracak düzenlemeler yapıyoruz.

Kamu denetçisi, Kamu Denetçiliği Kurumu, idarenin eylem ve işlemleriyle, tutum ve davranışlarını adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden inceleyerek, araştırarak idareye tavsiyelerde bulunacak olan bir kurumdur. Sadece tavsiyede bulunacak , başka bir şeyde bulunması beklenemez. Bir hukuk devletinde yargı var ise, idarenin eylem ve işlemleri yargı tarafından denetleniyor ise, doğal olarak, onun dışındaki bir kurumun yargının yerine geçecek bir denetim görevini üstlenmesi mümkün değildir. Tavsiyede bulunacak olan bir kurumun tavsiyesinin idare tarafından dikkate alınabilmesi için de bu kurumun gerçekten bağımsız ve tarafsız olarak kurulması ve buna göre faaliyette bulunması gerekir. Tarafsızlığından ve bağımsızlığından şüphe duyulan bir kurumun tavsiyesinin idare tarafından yerine getirilmesi, dikkate alınması düşünülemez. Tarafsızlık ve bağımsızlık bu kurumun olmazsa olmaz şartıdır. Ancak, tasarıya baktığımızda, kamu denetçisinin tarafsızlığını engelleyen, zedeleyen ve onun bağımsız olarak çalışmasına engel oluşturan birtakım temel düzenlemeler olduğunu görüyoruz.

Birincisi, kamu denetçisinin seçilme usulü. Tasarı kamu denetçisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu tarafından seçileceğini, ilk iki turda üye tam sayısının üçte 2 çoğunluğunun aranacağını hükme bağlıyor. Bu güzel bir hüküm; üçte 2 çoğunluk demek önemli bir uzlaşma demektir. Önemli bir uzlaşmayla seçilen bir kamu denetçisi, bütün topluma tarafsızlığını kanıtlamak için başlangıçta çok büyük bir avantajı elde etmiş denetçi demektir. Ancak, üçüncü turda, eğer ilk iki turda üçte 2 çoğunlukla kamu denetçisini Genel Kurul seçememişse üçüncü turda üye tam sayısının salt çoğunluğuyla kamu denetçisi seçilecektir. Üçüncü turda da bu seçim gerçekleştirilememiş ise, üçüncü turda en çok oy alan 2 aday arasından dördüncü turda bir seçim yapılacak ve dördüncü turda en çok oy alan aday kamu denetçisi seçilecektir. Yani, iktidar partisi, iktidarı elinde bulunduran siyasi parti her zaman için kamu denetçisini atama imkânına sahip olacaktır. Bu bir seçim olmayacaktır, atama olacaktır. Kamu denetçisi başlangıçta politik bir şahsiyet olarak ortaya çıkacaktır ve bu, onun bağımsızlığını zedeleyecektir.

Kamu denetçisinin bağımsızlığını zedeleyen ikinci unsur, onun iki dönem üst üste görev yapabilecek olmasıdır. İki kez dörder yıldan toplam sekiz yıl görev yapabilecektir. Bu da yanlıştır. Bağımsızlığı sağlamak için kamu denetçisi bir dönem görev yapmalıdır. Dört yıllık süre bir dönem için az olabilir, altı yıllığına seçebiliriz. “Altı yıllığına seçilen bir kamu denetçisi bir daha seçilemez.” şeklinde bir hükmü koyduğumuz takdirde, kamu denetçisi, bir daha seçilebilmek kaygısıyla, iktidarı elinde bulunduran, Parlamento çoğunluğunu elinde bulunduran siyasi partilerle bir uzlaşma, bir destek arayışına, çalışmasına girmeyecektir. Bu da tasarının önemli bir eksikliğidir. Bunu belirtmek için söz aldım. Bu nedenle tasarıya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – …prensipte olumlu bakmakla birlikte bu düzenlemelerle…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, şimdi, sizin 86’ya göre de bir söz hakkınız var, aleyhte olmak üzere beşi de öyle ekliyorum..

Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Peki, çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de sözüm bitti düşüncesiyle birkaç cümle…

BAŞKAN – Pardon, pardon, çok özür diliyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Daha oylama yapmadan olur mu?

BAŞKAN – İpler gitti, evet, Sayın Genç, oradan hatırlatmadınız, ben de şaşırdım.

Ben sizi maalesef oturtmak zorundayım, çok özür diliyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Otuz saniye teşekkür için verirseniz…

BAŞKAN – Tabii, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Tasarıya, Kamu Denetçiliği Kurumuna Cumhuriyet Halk Partisi olarak prensipte olumlu bakmakla birlikte onun bağımsızlığını zedeleyen bu hükümler nedeniyle “Hayır” oyu vereceğimizi ifade ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

37’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın Hamzaçebi, şimdi size 86’ya göre söz vereceğim, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Kamer Genç’e devrediyorum efendim.

BAŞKAN – Aleyhte olmak üzere, buyurun Sayın Genç. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu denetçiliği müessesesi hukuk sistemimize bu Anayasa’yla girmiş, 12 Eylülde kabul edilen Anayasa’yla girdi. Aslında, tabii, normal işleyen bir kurum olsa, gerçekten, demokrasinin getirdiği bir hukuki denetim sistemidir. Bu sistemde vatandaşların mahkemeye gitmeden, kamu denetçiliği kanalıyla, idarenin kullandığı kamu gücünün kötü kullanılmaması, kullanıldığı takdirde de bu kamu gücünün insanlar üzerinde yarattığı zararların, mahkemelere düşmeden, masraflar yapılmadan, avukat paraları ödenmeden bunların halli elbette ki çağdaş, uygar bir ülkede arzu edilen bir durum. Ama AKP’nin bugüne kadar özellikle ülkede getirmek istediği bir rejim sistemi var. Yani hakkı, hukuku yok eden, yargıyı yok eden, yargı kararlarını yok eden bir tutum içinde olunca ve getirilen bu kamu başdenetçi ve denetçilerinin seçiminin de Meclis tarafından olması… Biraz önce Sayın Hamzaçebi’nin de söylediği gibi, daha önce bizim de söylediğimiz gibi bunun istenilen nitelikte tarafsız olabilmesi için en azından Cumhurbaşkanlığı makamında yapılan seçim gibi… ki orada da ona riayet edilmedi, şu anda Abdullah Gül Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı değil, AKP’nin Cumhurbaşkanı, uygulamaları da öyle. Burada bu sistem yapılsaydı, yani bu Mecliste 367 milletvekiliyle her hâlükârda hiç olmazsa başdenetçi seçilseydi, burada tek partiye dayalı bir başdenetçi seçilmezdi, dolayısıyla tarafsız bir kişi olurdu, tarafsız bir kişinin de idari eylem ve işlemler karşısında takınacağı tavır da tarafsız olurdu. Ama, maalesef, bugüne kadar AKP’nin bu gibi konularda, gerek yaptığı atamalar gerek yaptığı işlemler gerekse Türkiye Büyük Millet Meclisinde, bırakın bir kişinin yaptığı davranış biçimini, bu dönemde burada milletvekili olan 325 kişinin dahi hiçbir konuda hakka ve adalete dayalı bir hususu kabul etmedikleri… Mesela, şu durum dahi, şu saatlere kadar bu Mecliste, burada çalışmanın büyük bir haksızlık olduğu, büyük bir zulüm olduğu… Çünkü gelen kanunu insanlar okumuyor, okusa da anlamıyor, çünkü artık insan hafızasının kavrayabileceği, dayanabileceği, enerjisinin dayanabileceği bir dakika vardır, bir mesai saati vardır, bir zaman vardır. Şimdi, biz saat 14.00’te toplanmışız, şu anda on bir saattir burada uğraşıyoruz, Sayın Başkan on bir saattir kürsüde oturuyor,  yani ne kadar dikkatli olursa olsun bir yandan dikkatinden kaçıyor. O bakımdan, insanların gücünün üstünde kendisine dayatılan bir çalışma sisteminin olmaması lazım. Yani bunlar da gösteriyor ki, Tayyip Erdoğan “Ben söylerim, siz yapmak zorundasınız.” diyor. İşte, bu olmaz.

Bakın, ben size söyleyeyim: Burada da getireceğiniz başdenetçiyi Tayyip Erdoğan tayin edecek, 5 tane denetçiyi Tayyip Erdoğan şey edecek çünkü komisyona gidecek, sizin üyeler seçecek. Sayıştayda bunun aksi mi oldu? Veya en basiti Abdullah Gül’ün seçiminde bunun aksi mi oldu? Olmadı. Dolayısıyla, bu başdenetçi kim olacak? AKP’li birisi olacak. 5 denetçi kim olacak? AKP’li kişiler olacak.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Millet ne istiyorsa o olacak, millet.

KAMER GENÇ (Devamla) - Bu kişiler buraya 246 tane personel alacak. Bu 246 personelin de hepsi AKP’li olacak. Dolayısıyla, Kurumdan beklenen tarafsızlık, objektiflik, hukuka uygunluk dereceleri kesinlikle bir tarafa atılacak ama tabii orada bir madde var, diyor ki: “Denetçiye başvurmak için bütün hukuk yollarının kapanması gerekir.” Şimdi, bugüne kadar dava zaman aşımları geçmiş… Mesela on sene önceki bir meseleden dolayı da başdenetçiye gidilip gidilmeyeceği de kanunda da zaten belirtilmemiştir. Acaba o şekilde giderse geçmişte AKP’lilerin bazılarının hakkı kaybolmuşsa yeniden böyle bir dava yolu açılır mı açılmaz mı? Tabii kanunlar müzakere edilmeden buradan geçtiği için o da müphem.

Dolayısıyla, kendinize arpalıklar tesis ediyorsunuz. Nasıl olsa sizin size göre teşekkül etmiş bir vicdanınız var. O vicdanınız da belli. Bizim nazarımızda da o vicdanın nasıl bir vicdan olduğu bilinmektedir.

Dolayısıyla, ben sizin getirdiğiniz her kanuna karşı çıkıyorum. 

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Tasarının görüşmeleri…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tasarının tümünü oylayacaksınız ancak tasarının 1’inci maddesinde bir hata var, bir problem var; onu dikkatinize sunmak istiyorum. Tasarının 1’inci maddesi, kamu denetçisinin, insan haklarına dayalı, adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden şikâyetleri inceleyeceğini, araştıracağını ve önerilerde bulunacağını söylüyor. Burada, “insan haklarına dayalı” kavramı havada kalıyor, bir yere bağlanmıyor. “İnsan haklarına dayalı yönlerinden şikâyetleri incelemek.” diye bir şey olmaz. Önceki tasarılara ve yasalara baktığımızda, orada daha doğru bir ifadenin olduğunu görüyoruz. Örneğin, 2006 yılında kabul edilmiş olan 5321 sayılı Kanun “İnsan haklarına saygı yönünden incelemek.” diyor; yine, 2011 yılında komisyonlarda görüşülüp kabul edilen tasarı “Adalet anlayışı içinde, insan haklarına bağlılık yönünden.” diyor. O “insan haklarına saygı, insan haklarına dayalı” kavramı, anayasa hukukçularının tartıştığı bir kavramdır. 61 Anayasa’sı “insan haklarına dayalı.” der, 82 Anayasası “insan haklarına saygı” der. “İnsan haklarına dayalı” kavramı daha doğrudur ama yazımı o şekilde değiştireceksek cümlenin devamını ona göre de değiştirmemiz gerekir. Yoksa burada, ”insan haklarına dayalı” kelimesi havada kalıyor, hiçbir işe yaramıyor, onu çıkarsak da hiçbir kaybımız yok. “Çıkaralım.” demiyorum ama onu düzeltelim.

Teşekkür ediyorum.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, virgülü kaldırırsak olur.

BAŞKAN – Buyurun.

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Şimdi, efendim, Komisyon çalışmaları sırasında bir ibareyi biz metinden çıkarmıştık yani o ibareyi çıkardığımız için, bu anlamda bir anlam düşüklüğü meydana geldiğini kabul etmek mümkün. Oraya “insan haklarına dayalı olarak” gibi bir ifade kullanırsak zannedersem anlamı tamamlamış oluruz ama buradaki “dayalı” ile “saygılı” arasındaki farkı ifade etmek için söylüyorum, daha vurucu olsun anlamında, insan haklarına dayandırmak ve onun altını çizmek maksadıyla konmuş olan bir ifadedir, ibaredir, orada bir yanlışlık yok. Yani isterseniz, bir redaksiyon yetkisiyle beraber, Başkanlık bürokratlarının takdirine bırakalım onun yazımını.

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, bir şey daha söyleyeyim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Sayın Başkan, yani cümle düşüklüğüne katılıyorum ama virgülü kaldırırsak cümle tamamlanıyor. Sadece virgülün kalkması gerek, çünkü o zaman…

BAŞKAN – Şimdi, şöyle yapalım mı, yani yine hep beraber başlanacak konuşulmaya: Ben, çok değerli grup başkan vekilleri Sayın Bahçekapılı, Sayın Vural, Sayın Hamzaçebi’yi, Komisyon Başkanını da -sayın bakanlar da arzu ederlerse gelebilirler- arkaya bir çay içmeye davet edeyim.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 23.36

 

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 23.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

276 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştı.

Şimdi, 276 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümünü oylarınıza sunacağım ancak Komisyonun bir düzeltme talebi var.

Buyurun Sayın Komisyon.

ANAYASA KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkanım, biraz önce verilen arada grup başkan vekili arkadaşlarla da yaptığımız görüşme neticesinde 1’inci maddedeki Sayın Hamzaçebi’nin ifade etmiş olduğu “İnsan haklarına dayalı” ifadesinden sonra gelen virgülün kaldırılması suretiyle maddenin daha anlamlı bir hâle geleceğini düşünmekteyiz. Bu anlamda Meclis Başkanlığına redaksiyon yetkisi verilerek tasarının oylanmasını teklif ediyoruz. 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Hamzaçebi, kısa bir söz talebiniz var, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim önerim üzerine bir çözüm bulmak amacıyla biraz önce Sayın Başkan oturuma ara verdi ancak şimdi Sayın Komisyon Sözcüsünün, Sayın Başkanın önerdiği çözüm amaca uygun bir çözüm değildir. O çözümü ben doğru bulmuyorum. Bu kadar önemli bir kurumun “amaç” maddesini yazarken herhangi bir hatanın, yanlışın olmaması gerekir, mükemmel olması gerekir ifade yönünden. Yani mükemmeli aramayalım, “Böyle de olur.” deme anlayışını ben doğru bulmuyorum. Şimdi, insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde oluyor Sayın Başkanın önerdiği çözüm. Ben yine sizlerin hükûmetlerinin, Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerinin 2006 ve 2011 yılında birini yasalaştırdığı, diğeri komisyonda görüşülüp kabul edilen ama yasalaşmayan o metinler içerisinde yer alan ifadeyi öneriyorum. Onlar diyor ki: “Adalet anlayışı içinde insan haklarına saygı, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek üzere veya adalet anlayışı içinde insan haklarına bağlılık, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek üzere.” Gayet düzgün ifadeler.

Şimdi “İnsan haklarına dayalı adalet anlayışı.” deyince sanki insan haklarına dayalı olmayan bir adalet anlayışı da var da, burada insan haklarına dayalı adalet anlayışı yönünden inceleme yapacak. Bu kadar amatörce bir yazımla bu kanunu yasalaştıracaksanız hayırlı olsun. Söyleyeceğim herhangi bir şey yok.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Tutanaklara geçmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısı açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

220

 

 

Kabul

:

197

 

 

Ret

:

23

(x)

 

Kâtip Üye

Muhammet Bilal Macit

İstanbul

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Şimdi, 3’üncü sırada yer alan, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı ile Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın; Meslek Hastalıkları ve İşçi Sağlığı Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

 

3.-      İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı ile Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın; Meslek Hastalıkları ve İşçi Sağlığı Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları (1/605, 2/490) (S. Sayısı: 277) ----(xx)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 277 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük'ün 91'inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.

Buyurun Sayın Baluken.

BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısı hakkında söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki şu anda ülkenin en önemli sorunlarından biri olan iş cinayetleriyle ilgili, toplumsal beklentinin son derece yüksek olduğu bu konuda bu saat itibarıyla görüşmelere başlanması ve halkın gözü önünden bu konuşmaların, bu tartışmaların -deyim yerindeyse- kaçırılmasını anlamadığımızı belirtmek istiyorum. Özellikle ülke gündeminde, iş cinayetleriyle ilgili yaşanan işçi kayıpları son dönemde çok dramatik vakalar hâlinde giderek artış seyri göstermekte. Bu nedenle, gerek burada yapılan tartışmaların sağlıklı olması gerekse de halkımızın burada yapılan bütün tartışmalardan haberdar olması için daha iyi bir planlamanın yapılması gerekirdi diye düşünüyorum.

Şimdi, uzun süredir çalışma hayatıyla ilgili aslında AKP Hükûmetinin Ulusal İstihdam Stratejisi temelinde yürüttüğü birtakım politikaların burada yasalar çerçevesinde, sermayeyi önceleyen bir anlayışla devreye sokulmak istendiğini biliyoruz. Çalışma hayatıyla ilgili önemli olan üç özneden, endüstriyel demokraside var olan üç özneden, sermaye, emek ve devlet olarak tasavvur edebileceğimiz üç özneden, devletin emekten yana bir tavır alması gereken tüm koşullarda maalesef AKP Hükûmetinin tersi uygulamalara imza attığını biliyoruz. Sermaye-emek denkleminde bugüne kadar, gerek Toplu İş Yasası gerek 4688 sayılı Yasa ve diğer bütün ilgili düzenlemelerin yapıldığı yasalarda sermayeyi kayıran ve emeğin üzerinde bir tahakküm gücü oluşturan birtakım yasal düzenlemelerin buraya getirildiğini biliyoruz. İşte, bu iş sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili genel zihniyetin de yine bu çerçevede ele alındığını belirtmemiz gerekiyor.

İş sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili aslında en önemli sorun, AKP’nin uyguladığı neoliberal politikalar neticesinde sendikasızlaştırma, taşeronlaştırma, esnek ve güvencesiz çalıştırma ve bütün düzenlemelerin sermaye lehine düzenlenmesiyle ilgili yapılan süreçlerin olduğunu tekrar belirtmek istiyoruz. Emekten yana, emekçiden yana bütün düzenlemelerin dezavantajlı bir şekilde yapılmasıyla beraber AKP Hükûmeti neoliberal politikalar çerçevesinde bir yedek işsizler ordusunu da emekçiler üzerinde bir tahakküm gücü, Demoklesin kılıcı gibi, deyim yerindeyse, bir tehdit aracı olarak yedeğinde bulundurmaktadır.

Şimdi, burada kanunun ilgili maddelerine veya içeriğine geçmeden önce bazı hatırlatmaları yapmamız gerekiyor. Anayasa’mızın 2’nci maddesinde devletin sosyal devlet olma ilkesi net bir şekilde tanımlanmış. Yine, 48’inci maddesinde özellikle iş güvenliğiyle ilgili devletin görevleri net bir şekilde tanımlanmış ve belli bir çerçeveye oturtulmuş. Aslında, anayasal ilkelerin tamamını izlediğimiz zaman demin bahsettiğim noktadan, gerek çalışma hayatındaki çalışanların, emekçilerin güvenliğini sağlama gerekse de özel sektörün emekçiler üzerindeki tahakkümünü koruma noktasında devletin önemli birtakım yükümlülükler altında olduğunu biliyoruz.

Yine, Anayasa Mahkemesinin daha önce almış olduğu bazı kararlarda da emek-sermaye ilişkilerinde daha çok güçsüzden yana, ezilenden yana bir tavır alması gerektiğiyle ilgili sosyal devlet olma ilkesinin net bir şekilde vurgulandığını biliyoruz. Ancak, AKP’nin uyguladığı neoliberal politikaların

tamamına baktığımız zaman genellikle ülkeye sıcak para akışı ve yabancı sermaye girdisinin öncelenmesi, sosyal adalet ilkesinin de çok fazla önemsenmemesi gibi bir pratikle karşı karşıyayız.

Bunu şuradan da çok rahat söyleyebiliriz: Düzenlenmeye çalışılan yasalarla ortaya konmak istenen sosyal adalet her geçen gün daha çok aşınmaktadır. Bu sosyal adaletin en önemli göstergelerinden biri de gelir dağılımındaki adaletsizliklerdir. En zengin ve en yoksul arasındaki makasın her geçen gün daha fazla açıldığını, daha fazla derinleştiğini biliyoruz.

Yine yürürlüğe konulan politikalarla özellikle en zengin kesimden alınmış olan vergilerde yüzde 5,7’lik gibi bir oran var iken asgari ücretle hayatını kazananlar için bu oranın yüzde 15 olması yani en zengin kesime göre 3 kat daha fazla olması bu sosyal devlet olma ilkesiyle ilgili çelişkiyi açıkça ortaya koymaktadır.

Tabii, Anayasa dışında İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde de özellikle 22’nci ve 25’inci maddelerde yine her bireyin, her vatandaşın sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu ve bunun korunmasıyla ilgili devletin var olan görevlerinin hatırlatıldığı birtakım uluslararası sözleşmelere tabi olduğumuzu da belirtmek istiyorum.

Bu çalışma alanıyla ilgili ILO sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı, Avrupa Sosyal Güvenlik Kodu ve Avrupa Güvenlik Sözleşmesi ve benzeri pek çok uluslararası sözleşmelerde devlete sosyal güvenlik, iş sağlığı, iş güvenliği açısından görev olarak belirlenmiş birtakım ilkeler var.

Şimdi, bu kanunun içeriğine baktığımız zaman iş sağlığı ve iş güvenliği olarak tanımlanan bir alanda bir kere ekolojik bakışın hiçbir şekilde yasanın içeriğinde olmadığını görüyoruz. Güvenlik, sağlık ve çevre denklemini iyi kuramamanın getirdiği bir sonuç olarak değerlendiriyoruz.

Aslında bütün çalışma hayatıyla ilgili düzenlemelerde temel olarak belirleyici olması gereken azami kâr veya sermaye birikiminin öncelenmesi değil, ekolojik bir yaklaşım içerisinde emekçilerden yana düzenlemelerin olması gerekirdi. Ancak, bu yasanın içeriğine baktığımız zaman, daha çok iş sağlığı ve iş güvenliği alanıyla ilgili mevcut durumu piyasa koşullarına açan ve ticarileştiren bir anlayışın olduğunu buradan belirtmek istiyorum. Burada piyasaya açılmayı gösteren en iyi iki göstergeyi, özellikle iş yeri güvenliğinden sorumlu uzmanların ve iş yeri hekimlerinin piyasa mekanizması içerisinden seçilmesi ve yine bu alanda çalışanların, uzmanların ya da iş yeri hekimlerinin eğitimleriyle ilgili süreçlerin de özel sektöre devredilmesinde bulabiliriz.

İş sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili yasa tasarısını görüştüğümüz bu zamanlarda, aslında gayretleri olmasına rağmen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımızın da hızla bir rekora doğru gittiğini belirtmek gerekiyor. Özellikle Bakanlığı süresince en fazla işçi ölümlerinin yaşandığı Bakan olma yolunda gerçekten büyük bir talihsizlik bulunmakta. Bakın, AKP İktidarının iktidara geldiği 2002 yılından bugüne kadar 10.297 işçinin iş kazalarında veya toplumdaki hâkim isimlendirmesiyle iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini görüyoruz. Alansal olarak daha çok kömür madenleri, HES yapımları, tersaneler, imalat yerleri, kot kumlama işleri ve inşaat yapımları işçi ölümlerinin gerçekleştiği alanlar iken, özellikle AKP döneminde, demin bahsettiğim ekolojiyle ilgili kaygıların hiçbir şekilde olmaması, insanı ve çevreyi merkeze sokan politikaların devreye sokulmaması nedeniyle bu ölümlerin her geçen yıl daha fazla arttığını buradan belirtmek gerekiyor. 2012 yılının sadece nisan ayında 87 işçi bu iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Yine 2012 yılının ilk dört ayında 250 işçi iş kazalarında yaşamını yitirmiştir.

AKP döneminde, değerli milletvekilleri, sadece HES barajlarının yapımında ilk beş ayda 30’un üzerinde işçi yaşamını yitirmiştir. Bakın, bu HES projeleriyle ilgili birkaç hususu burada belirtmek istiyorum zihniyeti ortaya koymak açısından. İş güvenliği ve iş sağlığıyla ilgili yasa tasarısı düzenlenirken önceliğin zihniyeti değiştirmeyle ilgili problem olduğunu burada sizlerle paylaşmak açısından HES’lerle ilgili birtakım veriler vereceğim.

Bu HES projelerinin, AKP Hükûmeti tarafından “özellikle enerji alanında dışa bağımlılığın azaltılması” gibi bir gerekçeyle sürekli çevreyi talan eden ve gelecek nesillerin sağlıklı koşulları pahasına işletilen bir süreç olduğunu belirtmek gerekiyor. AKP Hükûmeti döneminde iki bine yakın, hatta iki binin üzerinde HES barajı yapılmış ve önümüzdeki iki üç yıllık süre içerisinde de bir iki bin HES barajının daha yapılması bir hedef olarak Hükûmet tarafından belirtilmiştir.

Bakın, tüm bu HES projelerinin bugüne kadar Türkiye'deki enerji açığını karşılama yüzdesi yüzde 2 gibi son derece yetersiz bir rakamdır. Farz edelim ki iki bin yeni HES daha yapıldığı zaman ortaya çıkacak dört bin HES’in enerji ihtiyacını karşılama potansiyeli yüzde 5’i geçmiyor. Oysaki HES’lerle ilgili bahsetmiş olduğumuz bu potansiyelin, sadece elektrik tellerinin, enerji nakil tellerinin eski ve bakımsız olmasından ötürü yapılacak bir onarımda bile çok daha fazla bir şekilde karşılandığını burada belirtmek gerekiyor. Yani birtakım projeler devreye sokarken, genel olarak insanı ve çevreyi merkeze alan uygulamaları eğer biz çok fazla düşünmezsek, onlar üzerinde çok fazla kafa yormaz isek sonra da “Var olan ölümleri bu şekilde yasal düzenlemelerle önleyebiliriz.” gibi bir algı yanılması içerisine gireriz.

Tabii, burada özellikle kayıt dışı istihdamın yine iş kazaları ve bu iş cinayetlerinde önemli bir faktör olduğunu belirtmek gerekiyor. Özellikle 2011 yılında yüzde 43’ten fazla bir kayıt dışı çalışmanın olduğunu ve Hükûmetin bu konudaki politikalarının da son derece yetersiz olduğunu belirtmek gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, iş kazalarının önlenmesi, sadece ayrı bir yasanın çıkarılmasından geçmiyor. Tabii, bunu, iş sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili ilk yasa olması itibarıyla önemsemek gerekiyor. Ancak kapsam ve içerik olarak var olan sorunu gidermeye yönelik birtakım uygulamaları beklemek gerekiyordu.

Şimdi, bakın, burada bir yasal düzenleme yapılırken, aslında temel olarak şunların da yapılması gerekirdi: İş güvenliğini sağlayacak bir teşkilat yapılanmasının geliştirilmesi gerekirdi. İş güvenliğiyle ilgili bir kültürün, iş verenlerin iş sağlığı ve iş güvenliğine yaklaşımının mutlaka masaya yatırılması gerekirdi. Özellikle iş cinayetleriyle ilgili kamusal denetim yetersizliklerinin çok kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyordu. Ancak, burada, özellikle yapılan yasa tasarısında bu hususların çok fazla önemsenmediği gibi bir durumla karşı karşıyayız.

İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin toplumsal huzurda belirleyiciliğinin farkında olunmalı, Hükûmet sosyal devlet ilkesi gereği ezilenlerin avantajına birtakım yaklaşımları açığa çıkarmalıydı.

Bizim, iş sağlığı ve iş güvenliği konusunda söylemek istediğimiz birtakım öneriler var. Bunlarla ilgili algıları, zihniyeti değiştirmeden bu iş cinayetlerinin önüne geçmek mümkün değildir diye düşünüyoruz. Özellikle, taşeronlaştırmanın ve esnek çalışmanın, güvencesiz çalıştırmanın mutlaka önüne geçilmelidir. Sendikasızlaştırmanın neredeyse bir politika hâlinde yürütülmesi, maalesef, bu konuda yaşanacak acıların daha da büyüyeceğiyle ilgili kaygılarımızı her geçen gün artırmaktadır. İşçi ölümleriyle ilgili kamusal denetimlerin mutlaka sıklaştırılması ve etkin bir şekilde yürütülmesi gerekmektedir.

Yine, özellikle, iş sağlığı olarak düzenlenen bu yasa tasarısında işçi sağlığıyla ilgili hususların özgün olarak ele alınması gerekiyordu.

Tüm bu süreçlerin muhalefet tarafından, işçi sendikaları ve meslek örgütleri tarafından ortaklaştırılarak,öneriler dikkate alınarak komisyondan Genel Kurula getirilmesi gerekiyordu. Ancak, maalesef, tasarı boyunca yürütülen süreçlerde bu hususların çok fazla dikkate alınmadığını buradan tekrar belirtmemiz gerekiyor. Tabii bu iş cinayetleriyle ilgili, özellikle yaşamını yitiren işçilerin ailelerine yönelik birtakım sosyal düzenlemelerin mutlaka yapılmasının gerekliliğini belirtmek gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısının yine bazı önemli noktalarına değinmek istiyoruz. Özellikle sertifika, akredite gibi süreçlerin tamamen merkezî bakanlığın yetkisinde ve inisiyatifinde olması demokratik bir yaklaşım olmasa gerek diye düşünüyoruz. Burada iş yeri hekimliği ve iş güvenliği uzmanlarının görev, yetki ve yükümlülüklerinin tamamen piyasa koşullarına açılacak şekilde, ilgili meslek örgütlerini devre dışı bırakacak şekilde işletilmesinin doğru olmadığını belirtmek istiyoruz. Yine kanun tasarısındaki özellikle işten kaçınma hakkının Avrupa Birliği müktesebatına uygun bir şekilde ortaya konmadığını ve belirgin bir şekilde muğlaklıkla geçiştirilmeye çalışıldığını belirtmek gerekiyor. Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyiyle ilgili kısım üzerinde ise, yine sendikaların, meslek odalarının ve üniversitelerin özerk bir yapılanma içerisinde, etkin bir şekilde devreye konulması gerekiyordu. Tabii, bütün bunlarla ilgili son derece yetersizlikler içeren bir kanun tasarısından bahsetmemiz gerekiyor.

Özellikle, yasa tasarısına baktığımız zaman, 50’den daha az işçi çalıştıran iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliği kurullarının kurulmasıyla ilgili, işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetlerinin bütün iş yerleri ve tüm çalışanları kapsamasıyla ilgili yine yetersizliklerin olduğunu belirtmek lazım.

Burada yasa tasarısının bir diğer önemli noktası da iç hizmeti düzenleyen kısımla ilgilidir. Burada, Türk Silahlı Kuvvetleri, kolluk kuvvetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatının eğitim, operasyon, tatbikat ve benzeri birtakım uygulamalarında yaşanan iş kazalarına hiç dokunulmamasının mutlaka takip edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde  “eğitim zayiatı” veya “yanlışlıkla ölüm”, “şüpheli asker ölümleri” olarak belirtilen hususların mutlaka irdeleneceği bir düzenlemenin yapılması gerekirdi. Sadece, bakın, 2012’nin Ocak ayının ilk on gününde 6 şüpheli asker ölümü oldu. Yine 2012 yılının sadece ilk üç ayında 21 asker şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi.

Yani kısacası, yapılan yasal düzenleme, bahsettiğimiz noktada, sermayeyi önceleyen, emekçileri, emeğin sermaye karşısında korunmasını çok fazla önemsemeyen ve yaşanan iş cinayetleriyle ilgili, iş kazalarıyla ilgili süreçleri maalesef geriye çeviremeyen bir uygulamayla karşı karşıya olduğumuzu belirtmek istiyorum. Bu nedenle, toplumun iş cinayetleriyle ilgili büyük beklenti içerisinde olduğunu, bu yasanın, deyim yerindeyse, bir hayal kırıklığı olduğunu belirtmek istiyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, bu Mecliste böyle bir yasa görüştürülmesinin, memlekete, yurttaşa, halka hakaret etmekten başka bir anlamı yok.

BAŞKAN – Sayın Çetin, benim değil, Başkanlığın değil, grupların meselesidir.

Teşekkür ediyorum.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Grupların değil, Meclis Başkanlığının ya da onun temsilcilerinin meselesidir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, 22 tane şu anda…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Çetin, lütfen Sayın Tanal…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, milletvekillerinin sağlığı yerinde değil, dinlenmeye çekildiler herhâlde.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Vekillerimizin sağlığı yerinde değilse, eziyet etmeyin, işkence etmeyin o vekillere.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, şu anda orada 22 tane bürokrat oturuyor, 5 tane AKP milletvekili var.

İZZET ÇETİN (Ankara) – On senede zor getirdiniz yasayı, 10 tane vekiliniz yok burada!

BAŞKAN – Sayın Ruhsar, buyurun.

Müsaade edin hatip konuşsun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir dakika, Sayın Hatip konuşsun.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Yarının suyu mu çıktı?

BAŞKAN – Böyle bir usul var mı Sayın Çetin? Hatip kürsüde bekliyor, lütfen…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Ama bir bakın, Meclisin itibarı var. Bütün kurumları çökerttiniz.

BAŞKAN – Meclis Başkanlığının meselesi değil ki grup başkanlarının ve grup başkan vekillerinin meselesidir bu.

İZZET ÇETİN (Ankara) - Büyük Millet Meclisinin hakkını, hukukunu korumak size aittir.

BAŞKAN – Lütfen oturur musunuz.

Sayın Ruhsar, buyurun.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Hatipten çok özür diliyorum.

MHP GRUBU ADINA RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – “Teşekkür ederim Sayın Sadık.” demeyi doğru bulmuyorum size. Onun için bana “Sayın Ruhsar” demenizi bir samimiyet göstergesi olarak kabul edip…

BAŞKAN – Dalgınlık sebebiyle oldu, kusura bakmayın, kasıtlı değil.

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Estağfurullah, “kasıt” demedim zaten, bir samimiyet göstergesi olarak kabul ettim.

“Sayın Başkan, değerli milletvekilleri” diyebilmeyi bu tarafa bakarak da arzu ederdim ama çok sayılı sayın milletvekili AKP’den de var. Hepinize hayırlı akşamlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bence isim isim teşekkür edin, bu imkân bir daha bulunmaz.

RUHSAR DEMİREL (Devamla) – Tabii ki. Zaman elverirse onu da yaparız.

Efendim, muhakkak ki şu saatte ülkenin en önemli yasalarından biri olacağını düşündüğümüz iş sağlığı kanununun görüşülüyor olması elbette hepimizi üzüyor çünkü bizler de bir çalışanız ve bu çıkacak yasa bizler için de önemli olmalıydı ama nedense böyle oldu. Ne yapalım, sonuçta ülkemizin bir yasası olacak diye sevinmekten başka çaremiz yok.

Çalışma hayatıyla ilgili, meslek hastalıkları başta olmak üzere, bütün kazalar ve onlara bağlantılı hastalıklar, yaralanmalar, çalışma hayatındaki insanların bulundukları risklerin önlenmesi veya azaltılması gibi bir kapsam içinde ele alınması gerekirken, işi öncelikleyen, çalışanı ikincil plana atan, adından bile bunu çok kolay anlayacağımız, İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanun Tasarısı sonuçta Genel Kurula geldi.

Çalışanın güvenliği ülkemizde ilk kez 1969 yılında İSGÜM’ün ILO’yla yaptığı sözleşmelerle mevzuatımızda yer almaya başlamış ancak hiçbir zaman kendine ait bir yasası olmamış. Genel olarak bir yönetmelikle idare etmişiz bugüne kadar ama yine de oldukça büyük bir duyarlılık kazanılmış.

Çalışanın sağlığının korunması ve iş yerinin güvenli olması konusunda aslında toplumsal ödevlerimiz olduğunu ifade eden uluslararası deklarasyonlar var.

Toplumsal sorumluluğumuz derken işverenin, çalışanın ve devletin sorumluluklarından bahsediyorum. İşverenin iş yeriyle ilgili önlem almak, eğitim ve bilgilendirme hizmetlerini vermek gibi bir sorumluluğu olmakla beraber, çalışanın da önleyici, koruyucu tedbirlere uymak ve dikkatli olmak gibi bir sorumluluğu var ama asıl sorumluluk devlette. Devlet düzenlemeleri ve denetimi yapmakla yükümlü olduğu için, sanıyorum, hangi yasayı, hangi mevzuatı koyarsak koyalım yönetemediğimiz hiçbir şey bizim değildir.

Ama üzülerek ifade ediyorum ki tasarıya baktığımızda sorunların çözülmeyeceğini, aksine daha karmaşık bir hâle gelebileceğini görüyoruz. Örneğin bu yasayla beraber, iş güvenliği uzmanı ve iş yeri hekimi zorunluluğu daha da altı çizilerek vurgulanıyor ama ben merak ediyorum Sayın Bakan ya da ilgili, sorumlu bakanlık bürokratları, şu anda ülkemizde kaç tane iş güvenliği uzmanı var, kaç tane iş yeri hekimimiz var? Tahminlere göre aslında 4 bin kadar iş yeri hekimine, 2.500 kadar da iş güvenliği uzmanına ihtiyacımız olduğuna dair ibareler var. Acaba bu kişileri hangi süreçte yetiştirecekler ve mesleki olgunluklarına kavuşturacaklar ki bu yasaya bu zorunluluğu koydular? Dolayısıyla, sayılarla bile baktığımızda bu yasanın bir merhem olmayacağını, yalnızca bir pansuman olacağını düşünüyorum.

İş kazalarında Avrupa 1’incisi ve dünya 2’ncisiyiz. Gözümüz aydın, ülkemiz yine bir rekora doğru gidiyor! İkinciliğimizde korkarım ki nüfusumuzla orantılı olmayan bir ülkeden sonra geliyoruz, o yüzden ikincilik, yoksa birinci bile sayılabiliriz dünyada. Yine, dünyada -gördüğünüz gibi- süperler ligindeyiz bu konuda da. Ama ben önce bir konuda buradaki çok kısıtlı sayıdaki milletvekilimizin ve Sayın Bakanın hafızasını tazelemek istiyorum. 2011 yılı Eylül ayında, biliyorsunuz, hep de gururla ifade ediyor Çalışma Bakanlığı, 19’uncu Dünya İş Güvenliği Kongresine ülkemiz ev sahipliği yaptı, İstanbul Deklarasyonu. Ama, hafızalarımızı biraz daha yenilersek Maliye Bakanımızın 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ekinde sunduğu metnin 59 ve 60’ncı sayfalarında da şöyle bir ibare var: “İş gücü maliyetlerinin azaltılması” başlığı altında Sayın Bakan bunu yazılı olarak beyan etti ki “Sağlık merkezi açma ve doktor bulundurma zorunluluğu iş yerlerinde esnetilmiştir” dedi. Bu esnetme korkarım ki aşağıya doğru, yani biz her ne kadar iş güvenliği ve iş sağlığından söz ediyorsak da, 2012 yılında bütçeyle ilgili görüşmelerde iş yükünü azaltmak, bütçedeki yükü azaltmak adına iş yerlerinde sağlık merkezi açma ve hekim bulundurma zorunluluğunun kaldırılmaya çalışıldığına dair bir ibare var. İşte, bu cümle bile sanıyorum tasarının amacının ve istatistiklerdeki yerimizi korumanın ne anlama geldiğini ifade edecektir.

Türkiye’de kayıtlı işçi, kayıtsız işçi oranlarını biliyoruz hepimiz ama kayıtlılar üzerinden yapılan bir araştırmaya göre her 2 işçimizden 1’i iş kazasına uğruyor ve kayıtsız işçilerimizdeki bu oran çok daha yüksek diye tahmin ediliyor, tahmin ediliyor çünkü onlar yüzde 40’ları aşan oranlarda kayıt dışı çalışan işçilerimiz, tahminden öte bir şey yapamıyoruz onlar için.

Ve 2008 yılında Seul’de bir deklarasyon imzalanmış, bizim Eylül 2011’deki İstanbul Deklarasyonu’na gelmeden önce ve bu, Seul’deki imzalanan deklarasyon İstanbul Deklarasyonu’nun da altyapısını oluşturuyor ve diyor ki: “Kamuoyu farkındalığını artırmak ve insan hakları ile ekonomik gelişme açısından işçi sağlığı ve güvenliğinin önemi vurgulanmalıdır.”

Deklarasyonda yer alan birkaç madde var ama ben özellikle dikkat çeksin diye bir kısmını okumak istiyorum, diyor ki: “İş yerlerinde sağlık ve güvenlikle ilgili yüksek standartların desteklenmesi bir bütün olarak toplumun sorumluluğudur.” Ama biz bu yasayı toplumla paylaşmadık diye hatırlıyorum ben. 2’nci maddede de diyor ki: “İş kazası ve hastalıkların önlenmesinin birincil önceliğe sahip olduğu bir sistem yaratılmalıdır.” Yani “Önceliğimiz iş kazası ve iş hastalıklarını önlemek olmalıdır, işi değil.” diye anlaşılıyor bu cümleden ve sonra diyor ki: “Hükûmetler şunları yapmalıdır: Ulusal bir önleyici sağlık ve güvenlik kültürünün yaratılması ve geliştirilmesi için sürekli eylemler gerçekleştirilmelidir. Çalışanların sağlık ve güvenliğini korumak amacıyla güçlü ve etkin bir iş denetimi sistemini de içerecek şekilde tam ve uygun sağlık ve güvenlik standartlarını yürürlüğe koymak hükûmetlerin görevidir.”

Özetle bu deklarasyon bize toplumsal bir ortak sorumluluk yüklüyor ve önceliğin sadece iş kazalarının önlenmesine değil çalışanların iyilik ve refahının arttırılacağı bir kültürel altyapının oluşturulmasına sevk ediyor. Peki, “Çalışanların iyilik ve refahını arttırmak.” diyoruz da Türkiye’deki çalışanlar ne kadar iyi ve refah içindeler? Kayıtlı çalışanlarımızın yüzde 71’i “Mutsuzum.” demiş. Deklarasyonla bir kez daha açıkça vurgulanan olgu sağlıklı ve güvenli çalışma hakkının en temel insan hakkı olduğuna dair.

Peki, bu kadar Seul Deklarasyonu’nu niye anlattım ben? Çünkü Çalışma Bakanlığımız 2011 yılının Eylül ayında yaptığı 19’uncu, İstanbul Deklarasyonu’nda da neticelenen toplantıyı hep övünçle ifade ediyor. Oysa bu İstanbul Deklarasyonu şunu diyor: “Seul’u kabul ederek onun üzerine şunları söylemeliyiz.” diye geçiyor.

Dünya çapında önleyici iş sağlığı ve güvenliği kültürünü geliştirme konusunda liderlik etmeyi ve iş sağlığı ve güvenliğine ulusal ve bölgesel gündemlerde önemle yer vermeyi taahhüt ediyoruz biz İstanbul Deklarasyonu imzalamış bir ülkenin insanları ve milletvekilleri olarak ve bunu bir toplumsal sorumluluk olarak kabul edip çalışma bakanlarına da bir sorumluluk veriyor İstanbul Deklarasyonu Sayın Bakan, hatırlayacaksınız. Diyor ki: “Çalışma bakanları ulusal gündemlerinde önceliğin iş sağlığı ve güvenliğine verilmesini sağlayarak, sürekli bu zeminde çalışma harcar.”

Ben sanıyorum ki Çalışma Bakanımız, hani bazen maç seyrederken yapılır ya, “ters büyü” diye, ondan yapıyor ulusal basında yer alması için. Ulusal basınımızda sürekli iş kazaları var efendim. Hakikaten sizin ikinci döneminiz sanıyorum bu Çalışma Bakanlığı, bir rekora gidiyorsunuz.

Ben ocak ayından itibaren dikkat çekici birkaç kazayı sizinle paylaşmak istiyorum, niye ocak ayını aldığımı da şimdi söyleyeceğim.

Ocak ayı içerisinde toplam 119 iş kazası olmuş ve bunlarda 62 kişi yaşamını kaybetmiş. Yalnızca ocak ayından bahsediyorum ve ocak ayındaki bu kazalar en çok hangi illerimizde olmuş diye bir sıralama yapıldığında, 2’nci sırada en çok iş kazası olan ilimiz Şanlıurfa. Evet, ocak ayı için böyle efendim.

Ve ocak ayı içerisinde, ortalamasını aldığımızda her gün başına yalnızca basın üzerinden yapılan bir taramada günde 4 adet iş kazası meydana gelmiş. Bunlar resmî veri değil, yalnızca basın üzerinden yapılan taramalar, kaydedilmemiş, bildirilmemiş iş kazaları buna dâhil değil.

Şubat ayında birçoğunuzun çok iyi hatırlayacağı bir kaza var. Adana Gökdere HES derivasyon tünelinin patlaması. İşte, bu patlamadan önce -ki 11 işçi orada hayatını kaybetti biliyorsunuz- bu işçilerimiz işvereni uyarmışlar “Su sızıntısı var.” diye, işverenin cevabı şu: “O su balıklar için.” Ee, tabii, büyük balık küçük balığı yuttuğundan o balıkların kim olduğu herhâlde anlaşılıyordur.

Şubat ayında  meydana gelen toplam kazalar içinde, basın üzerinden yapılan bir taramada, 42 işçimizin öldüğünü ben fark ettim ve açıkçası bu, basında yapılan bir taramayla fark ediliyorsa sanıyorum, bildirilmeyenleri düşündüğümüzde çok yüksek sayıda vefat var.

Enteresan olanı şu: Şubat ayında basına baktığınızda sağlıkta şiddet vakalarının çok arttığını görüyoruz ve sağlıktaki bu şiddet vakaları o kadar çok artmış ki, o dönemde siyasi partiler, farklı gruplar sağlıkta şiddet konuşulsun diye Meclis araştırma önergeleri vermiş ama henüz Hükûmetten hiçbir cevap gelmemiş.

Mart ayında bir kaza daha var, yine 11 kişi vefat etti. Sizler de hatırlayacaksınız, çadır yangını,  hani AVM çadırı, Esenyurt. Mart ayında da -yine basın üzerinden- 59 işçi ölümü, 185 yaralanma var.

Enteresan olan şu: Bu ilk üç aydaki bütün yaralanma ve ölümlere baktığınızda en çok iş kazası inşaat sektöründe görülüyor. Kentsel Dönüşüm Yasası bu Meclisten çıktı. Az önce Şehircilik Bakanı da buradaydı, ben keşke kendisi de olabilseydi diye düşünüyorum. Tam da kentsel dönüşüm yapılacağı zaman inşaat sektöründe bu kadar çok kazanın ve ölümlerin olması sanıyorum Bakanlık için de ilginçtir.

Nisan ayında meydana gelen iş kazalarında bizim hesaplamalarımıza göre minimum 87 işçimiz hayatını kaybetmiş, 244 kişinin de yaralandığını tespit ettik. Peki,  bu yaralıların akıbeti nedir derseniz, biz o konuda bir bilgiye sahip değiliz.

Nisan ayında, yine bir hidroelektrik santral kazasında üç saat boyunca yardım bekleyen enerji işçileri, biliyorsunuz, donarak öldü ve bunları biz bir amatör kameranın tespitleriyle de izledik. İşte orada Vali Bey’in şöyle bir cümlesi var: “Aslında biz zamanında ulaştık ama zaman derken zaman şudur: Bizim gidebileceğimiz zaman.” Biz iş kazalarına bizim erişebileceğimiz zaman ve mekân diye bakıyorsak bu yasa bize çok bir şey getirmeyecektir.

“Tuzla’da nisan ayındaki patlamada 2 işçi ölmüş.” diye bir not görünce Tuzla’da ne kadar zamandır neler olmuş diye baktım. 2008’den bu yana Tuzla’da 147 tane ölüm gerçekleştiğine dair bir not var Sayın Bakan.

İşte, az önce söylediğim bu Şubat ayında artan sağlıkta şiddet olayları, nisan ayında meslektaşımız Doktor Ersin Arslan’ın bıçaklanmak suretiyle aramızdan ayrılışıyla Hükûmetiniz tarafından ses geldi “Evet, Meclis bu konuyu araştırsın.” diye. İlla birisinin ölmesi mi gerekiyordu? Eğer öyleyse, sırf ocak ayından şu yana, saydığım ölümlerden sonra, iş kazaları için hiçbir araştırma yapılmadı Mecliste.

Ve Sayın Çelik, o sırada, kendisine sorulan bir soruya nisan ayında şöyle bir cevap vermiş: “2003 yılından bu yana 44 ölümlü iş kazasını soruşturduk.” Sayın Bakan, Nisan 2012’de “2003’ten bu yana, 44 ölümlü iş kazası soruşturduk.” diyorsunuz. Ben, neredeyse ocak ayından bu yana, size, her ay en az 44 kişinin ölümünden söz ediyorum çünkü yeterli denetim mekanizması yok ülkemizde. Yönetimin dört –biliyorsunuz- bileşeni var yani bir hedefiniz olacak, bir planınız, bir örgütünüz ve bir denetiminiz. Biz istediğimiz yasayı çıkaralım, denetleyemediğimiz hiçbir düzen bizim değil. Siz, 2003’ten bu yana yalnızca 44 tane ölümlü iş kazasını soruşturabilmiş bir Bakanlığın Bakanı olarak çıkaracağınız yasayla ne kadar bu işi götürebileceksiniz, açıkçası anlayabilmiş değiliz.

 Ve mayıs ayı. Mayıs ayında da 69 işçimiz hayatını kaybetmiş, 372 yaralı olmuş ama yaralıların akıbeti bizce meçhul. Ve daha enteresanı var mayıs ayında. Çalıştığı kebapçı dükkânında kıyma makinesine elini kaptıran ilkokul öğrencisi yaralanmış. Bunu neden söyledim? Bu ilköğretim öğrencisi mayıs ayında elini kaptırmış, akıbeti çok dramatik olmuş ama… Sayın Bakan, siz Uluslararası Çalışma Konferansı’ndaydınız bildiğim kadarıyla geçen hafta 10-13 Haziran arası ve o arada 12 Haziran Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü geçti. İşte, bu Mücadele Günü’yle ilgili ben sizin bir açıklamanızı çok merakla bekledim ama ne özel sitenizde böyle bir not vardı ne Bakanlık sitenizde. Siz Uluslararası Çalışma Konferansı’ndayken 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü’yle ilgilenen bir bakanlık vardı ülkemizde, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı. Sanıyorum çocuk işçiliği konusunu onlara devrettiniz diye düşündüm. Ama bu, ülkemizde konuşulması gereken bir durum çünkü Türkiye, tahminlere göre, 1 milyon çocuğunun çalıştığı bir ülke ve bu çocukların 600 binden fazlasının ağır işçi olarak çalıştığı da notlar arasında.

Haziran ayındaki iş kazaları daha çok eğitim sektöründekileri vurmuş. Öğretmenler darp edilmiş, öğretmenlerin kolları kırılmış, öğretmenler farklı farklı muamelelere maruz kalmış ama basına da kötü etki yapmış haziran ayı. Anadolu Ajansı muhabirleri demiş ki: “Arap Baharı’ndan ötürü kaçırılma, rehin alınma riskimiz var, bu bizim bir meslek problemimiz.” Daha ötesi, Kanal D çalışanlarından 2 kişi hayatını kaybetti biliyorsunuz haziran ayında. Bütün bunları şunun için sayıyorum: Sizin imzaladığınız İstanbul Deklarasyonu’yla beraber bir sorumluluğunuz olduğu bir gerçek. Bu, size Çalışma Bakanı olarak ulusal gündemde önceliğin iş sağlığına verilmesi sorumluluğu yüklüyor. Eğer tersten bir büyü yapmıyorsanız, bu olumsuz örneklerle iş sağlığı ve iş güvenliğini gündemde tutmaya çalışmıyorsanız o zaman durum sizin kontrolünüzden çıkmış demektir. 2003’ten bu yana yalnızca kırk dört tane ölümlü kazayı soruşturabilmişseniz Sayın Bakan, bence iş sağlığı, iş güvenliği konusunda çok fazla denetçiye, çok fazla uzmana ihtiyacınız var.

Tabii ki bu yasa bu Meclisten çıkacaktır, şu anda sayı yeterli olmasa da biraz sonra arkadaşlar salona gireceklerdir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sadece oylama için!

RUHSAR DEMİREL (Devamla) – Burada ne konuştuğumuzu, neyi önemsediğimizi, neyin önemli olduğunu ifade etmeye çalıştığımızı da hiç bilmeden bence ve işin en acı tarafı da bu. Çünkü biz hep zannediyoruz ki masanın bu tarafındayız. Aslında bizler de bir çalışanız ve zaman zaman bazı arkadaşlar dile getiriyor “Yoğun çalışma saatleri, dikkatimiz dağılıyor, sağlıksız koşullarda çalışıyoruz.” diye. Hepimiz masanın bu tarafında durmayacağız. Mesela ben bir hekimim ama aynı zamanda şunu söylüyorum: “Ben de bir hasta adayıyım.” Yalnızca hekim olmak yetmiyor, yalnızca milletvekili olmamız bizi çalışan olmaktan alıkoymuyor. Ben çalışan sağlığının hepimiz için önemli olduğunu düşünüyorum. Ne İstanbul ne Seul Deklarasyon’u, gerçekten bu bir toplumsal sorumluluk ve hepimizin üzerine düşenler var. Bu saatte veya başka bir saatte bu konuyu, dünyanın bu kadar önemsediği, ülkemiz için de ilk defa çıkacak bir yasa olarak altı çizilen bu yasayı konuşmak bence burada bulunan bütün milletvekillerinin konuşmasalar da dinlemek adına sorumlulukları olmalıydı.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak biz böyle bir yasayı aslında istiyorduk; “iş sağlığı”, “işçi güvenliği”, “işçi sağlığı”, bütün bu kavramların içinde yer aldığı bir yasayı elbette biz de istiyorduk ama bu şekilde değil. İşin önceliklendiği değil, çalışanın önceliklendiği bir yasayı, “çalışan sağlığı ve iş güvenliği” adı altında bir yasayı biz de çok arzu ediyorduk. Ama sizlerin çoğunluk oylarınızla geçeceğine emin olduğumuz bu yasa için şimdiden herkese hayırlı olsun  diyorum. Ama oylarınızı verirken vicdanlarınızda şu muhasebeyi de yapın: Bütün konuşmaları dinlemeyeceksiniz, onu biliyorum ama bu yasa bir gün gelip dönüp bumerang gibi sizleri veya bir yakınınızı da bulacak. İşte o zaman vicdanınız çok sızlayacak diye düşünüyorum ve bu yasanın şimdiden memlekete hayırlı olmasını diliyorum. İyi akşamlar. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Demirel.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Süleyman Çelebi, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, kâtiplerin hepsi AKP’den, Meclis kâtiplerinin tamamı bir partiden yani biraz bazı şeylere dikkat edin.

BAŞKAN – Buyurun.

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, varsa buradaki milletvekilleri; duyurabildiğimiz kadar çok önemli bir yasayı dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir meclisinde bu yaklaşımla tartışan ve böylesi bir önemli yasayı da Meclisinden geçiren bir Meclisin daha dünya tarihinde olmayacağının bir tespitiyle sözlerime başlamak istiyorum. Yüce Meclisteki, burada bizi dinleyen, duyarlı olan milletvekillerimizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Yakın zamana şöyle bir göz atalım: Kahramanmaraş’ta kot kumlama fabrikasında meydana gelen patlamada 4 işçi öldü, 9 işçi yaralandı.

Elâzığ’da meydana gelen iş kazasında 5 işçi öldü.

İstanbul’un Esenyurt ilçesinde bir AVM inşaatında çalışan 11 işçi inşaat alanı yakınında uyudukları çadırda yanarak can verdi.

24 Şubatta Adana Kozan’da baraj inşaatı sırasında baraj kapağının patlaması sonucu ölen 10 işçiden bazılarının cesedi henüz bulunamadı.

Geçen yıl 3 Şubatta Ankara Ostim Organize Sanayi Bölgesi’nde patlayan oksijen tüpü nedeniyle 20 işçi iş cinayetine kurban gitmiştir.

11 Şubat 2011’de, Kahramanmaraş Afşin ilçesinde kömür sahasında toprak kayması sonucu  10 işçi yaşamını yitirmiş, 9’unun cesedine koskoca devlet hâlâ ulaşamamıştır. Arkadaşlarımızın cenazeleri hâlâ toprak altından çıkarılamadı, çalıştıkları iş yeri kendilerine mezar oldu.

31 Ocak 2008’de İstanbul Davutpaşa’da kaçak bir iş yerinde meydana gelen patlama sonucu 23 işçinin ölümünden sorumlular hâlâ cezalandırılmış değil.

Tuzla tersanelerinde üst üste yaşanan ve sonu gelmeyen işçi ölümleri hafızalardan silinmedi.

Madenlerdeki iş kazaları hız kesmeden devam ediyor. Zonguldak’ta, Edirne’de, Balıkesir’deki madenlerde yaşanan iş cinayetleri, yerin yüzlerce metre altında bu ülke insanları için canlarını riske atarak çalışan madencilerimizin yaşadığı yüzlerce ölümlü iş kazalarından sadece bazıları.

İşçiler ölüyor; geride kalanları, eşleri, çocukları yetim kalıyor, yoksun kalıyor, aç kalıyor. Ne yazık ki bu ülkenin Başbakanı, madenlerde yaşanan cinayetleri işçilerin kendi kaderi olarak sunabiliyor. Yine, dönemin Çalışma Bakanı Ömer Dinçer “Güzel öldüler.” diyebiliyor. “Kader, mukadderat” gibi söylemlerle işçi ölümleri normalleştiriliyor.

Değerli milletvekili arkadaşlarım,  “Çarklar susmasın, ekonomi sıkıntıya girmesin.” diyorlar. İnsanın yaşamı ucuzlaşıyor, insan değersizleşiyor.

Peki, değerli olan ne? Bu toplumda yaşayan bütün insanlara karşı öncelikle bir sorumluluğumuz var, yaşam hakkını savunmak. Yaşam hakkının bir ayrılmaz parçası da sağlıklı bir şekilde çalışmanın sağlanmasıdır. Burada üzerinde önemle durulması gereken nokta, güvenli ve risksiz bir ortamda çalışma çabasının yaşamın her alanında var olduğunun bilincine varmaktır. Yani güvenlik, evde, okulda, iş yerinde, seyahat sırasında, yürürken her an varlığının hissettirilmesi gereken bir ihtiyaçtır. İş yerinde bu güvenlik alanları en titiz biçimde sağlanmalıdır.

Uluslararası Çalışma Örgütü ve Dünya Sağlık Örgütü 1950 yılında işçi sağlığı ve iş güvenliğinin tanımını şöyle yapmıştır: “Tüm mesleklerde işçilerin bedensel, ruhsal, sosyal iyilik durumlarını en üst düzeye ulaştırmak, bu düzeyde sürdürmek, işçilerin çalışma koşulları yüzünden sağlıklarının bozulmasını önlemek, işçileri çalışmaları sırasında sağlığa aykırı etmenlerden oluşan tehlikelerden korumak, işçileri fizyolojik ve psikolojik durumlarına en uygun mesleksel ortamlarda yerleştirmek ve bu durumlarını sürdürmek, özet olarak, işin, insana ve her insanın kendi işine uyumunu sağlamak.

Ayrıca, bu tanımla, çalışanların sadece fiziksel değil, ruhsal ve sosyal anlamda da iyileştirmelerini hedeflemektedir ancak bu iyileştirme, çalışanların sağlık ve güvenliklerinin belli bir düzeye getirilmesini değil, çalışanların sağlığının sürekli olarak çok daha iyiye götürülmesi anlamına gelmektedir. İşçi sağlığı ve güvenliğinde çalışanların çalışma yaşamı ve çalışma koşulları birbirinden ayrılamaz. İşçinin çalışma yaşamı onun iş yeri dışındaki yaşamını etkileyeceği gibi, dışarıdaki yaşamı onun iş yerindeki yaşamını da etkileyecektir. Ancak, ne yazık ki ileri demokrasimizde bu tanımlamada yer alan işçi sağlığı ve güvenliği yıllardır ihmal edilmiş, göstermelik düzenlemelerle geçiştirilmiş, kanuni bir düzenleme ne yazık ki yapılamamıştır. Sanayileşme ve kalkınma bedeli, asla iyi eğitilmemiş, yeterli derecede beslenemeyen, iş kazalarından ve meslek hastalıklarından gereği gibi korunamayan, işsiz kalmak ve işini kaybetme korkusu yaşayan, örgütlenmeleri engellenen, sosyal güvenliğinden endişe duyan bir çalışan kesim yaratmak olmamalıdır.

Kısacası, insanın refahı, mutluluğu, sağlığı ve güvenliğinden ödün veren bir sanayileşme ve kalkınma anlayışı benimsenemez. Gelişmiş ülkeler yasal düzenlemelerle, toplumsal eğitim ve bilinçlendirmeyle sorunun çözümü yönünde oldukça mesafe katederken bizim gibi ülkelerde bu yara kanamaya devam etmektedir. ILO kaynaklarına göre her yıl 1,5 milyon kadın ve erkek iş kazaları ve meslek hastalıkları dolayısıyla hayatını kaybetmektedir. Yine aynı kaynaklara göre her yıl 250 milyon insan iş kazaları, 160 milyon insan ise meslek hastalıkları sonucu ortaya çıkan zararlara maruz kalmaktadır. Türkiye, ölümlü iş kazalarında dünyada 3’üncü sırada yer alıyor. Resmî istatistiklere göre her geçen yıl iş kazaları nedeniyle ölümler artıyor. Özellikle son on yılda iş kazaları nedeniyle toplam 10.723 işçi, her yıl ortalama 1.072 işçi ölmüştür. Türkiye’de her gün 4 işçi iş kazaları nedeniyle ölüyor ve ne yazık ki önlem alınamıyor.

Meslek hastalıklarında ise durum daha da vahimdir. Türkiye’de resmî istatistiklere göre meslek hastalıkları az görülmektedir. Dünyada iş kazaları oranı yüzde 44, meslek hastalıkları oranı yüzde 56 iken, Türkiye’de iş kazaları oranının 99,3, meslek hastalıklarının ise binde 7 olması çok açık bir çelişki oluşturmaktadır. Gerçek şudur: Meslek hastalıklarını kayda bile almıyoruz. İşçilerin işlerinden kaynaklanan hastalıkları meslek hastalıkları sayılmıyor. Sebep, parasal yükümlülükler ortaya çıkmasın.

Son yıllarda yoğunlaşan taşeronluk zinciri iş kazalarına âdeta davetiye çıkarmaktadır. Kayıt dışı çalışmanın kayıt altına alınma süreci bir an önce tamamlanmadan işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda cinayetler devam edecektir. Türkiye açısından çalışanların sağlık ve güvenliğinin korunması ve geliştirilmesi için etkin önlemler alınması ve özel bir yasa çıkarılması gerektiği sürekli olarak yenilenmesine rağmen AKP İktidarında bırakınız özel bir yasanın çıkarılmasını, iş sağlığı ve güvenliği açısından geri bir gidiş söz konusu olmuştur.

İşçi sağlığı ve güvenliği tüzüğü yürürlükten kaldırılmış, yerine çıkarılan yönetmeliklerde ise asıl amaç işçinin sağlığının ve güvenliğinin korunmasından ziyade işletmelerin korunması olmuştur. İş yeri hekimliği ve iş güvenliğine yönelik mühendislerin görevleri ticaretleştirilmiş, piyasalaştırılmış, bu tür görevlilerin mesleki bağımsızlığı yok edilmiştir. Örneğin Tuzla’da göz göre göre işçi sağlığı ve iş güvenliği kuralları hiçe sayılarak ucuz, kuralsız ve güvencesiz işçi çalıştırmanın sonucu iş cinayetleri yaşanıyor. Bu cinayetler işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmaması, bunların ihmal edilmesi ile denetim ve yaptırım eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

Aynı şekilde madenlerde ve inşaat sektöründe iş kazalarında Türkiye birçok ülkeden açık ara önde gitmekte ve her türlü önlem alınamamaktadır. Çalışma Bakanlığı önlem almak yerine iş müfettişlerinin iş yerlerine giderek denetlemesine dair sistemi kaldırıyor ve yerine iş verenin çağrılmasına yönelik bir uygulama başlatıyor.

Bu tablonun en önemli nedeni, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin iş verenlerin ezici çoğunluğu tarafından bir maliyet unsuru olarak ele alınması, kurallara uyulmaması ve iş yerlerine sendika sokulmaması, iş yerlerinin denetlenmemesidir.

Uzun yıllar işçi kıyımlarına göz yuman Hükûmet, sonunda AB uyum projeleri çerçevesinde bu yasayı gündeme almaya bir nevi mecbur kaldı. Öncelikli olan insan hayatı değildi. Yine öncelikli olan Avrupa Birliği normlarına göstermelik de olsa uyum gösterebilmekti. Niyet ne olursa olsun işçi sağlığı ve güvenliği sayısız işçi kıyımının yaşandığı ülkemizde bizler için çok önemli bir umut kaynağı idi. Gel gör ki 2005 yılında başlayan bu yasa serüveni 2012 yılına kadar âdeta süründürüldü. Bu süreçte binlerce işçi inşaatlarda, fabrikada, gemi inşaatlarında, tersanelerde, maden ocaklarında yaşamını yitirdi, binlerce ocak söndü. 2012 yılına gelene kadar evrim geçiren yasa tasarısının adı ilk önce “İşçi Sağlığı, Güvenliği” iken, karşımıza çıkan yeni tasarıda “İş Sağlığı ve Güvenliği”ne dönüştü. Sadece bu isim değişikliği bile öncelikli olanın insan yaşamı olmadığını gözler önüne seriyor.

Peki, insan hayatının en son gözetildiği bu yasa bize neler getirecek, işçi ölümleri duracak mı? Hayır değerli arkadaşlar, ölümler durmayacak. Yasa bu hâliyle iş kazalarını önlemekten uzak, sorumluluğu işverenden çok işçilere ve iş güvenliği şirketlerine devreder durumdadır. Beğenmediğimiz, eksik, yanlış dediğimiz mevcut yasal haklar ve yükümlülükler bile geri götürülmektedir. İşçilerin en temel haklarını, grev hakkını, yaşam hakkını, sendikalaşma hakkını elinden alan bu sistemin sağlık ve güvenliği ne derece güvenli kılacağı şüphelidir.

Tasarı ile işçiye “iki yıl daha ölme, dayan” deniliyor. Yasanın yürürlük maddesinin az tehlikeli iş yerlerinde üç yıl, diğer iş yerlerinde iki yıl ertelenmesiyle ölümlü kazaların devam etmesine onay verilmiştir. Tasarının bu hâliyle yasalaşması ölümlü iş kazalarının büyük çoğunluğunun yaşandığı iş yerlerinde “ölümler devam etsin” ya da işçilere “iki yıl daha ölmemek için dayansın” demek anlamına geliyor.

İşçi sağlığı şirketlerine emanet edilen bir yasa. Tasarı, işçi sağlığı ve güvenliğini piyasalaştıran, iş yerlerinde yerine getirilecek mühendislik, hekimlik hizmetlerini esas olarak piyasaya yaptıran, eğitimlerin de anlaşılmaz biçimde sektör yaratma konusu yapıldığı bir hâl almıştır. Devlet, işveren, çalışanlar ve sendikaları, iş güvenliği mühendisleri ve iş yeri hekimlerinden oluşan bir yapı oluşturulmalıdır. Bu dört unsurun doğru kurgulanması ve güvenlik meselesinin bir kültür biçimi hâline getirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, yasa çıkarmakla işçi ölümleri son bulmayacaktır.

Tasarı, işveren sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırarak tüm sorumluluğu, neredeyse kazayı, iş cinayetini yaşayan ve kısıtlı imkânlarla yetki olmamaksızın ve iş güvencesiz çalışan mühendis, teknik eleman ve hekimlerin sırtına yıkmaktadır. Özetle, bu serüvenin sonunda Hükûmet tasarıyla, sermaye, devlet, AB ile uyum sürecinin gereğini yapmanın huzurunu da yaşamak istiyor. Buradan sormak istiyorum: Bu üçgenin içinde insan nerede duruyor, her gün yaşanan işçi ölümleri nerede duruyor? Neden tek bir yetkili çıkıp da hesap vermiyor? Yoksula, işçiye, ölümü reva mı görülüyor? Bu pervasızlık, bu vurdumduymazlık artık son bulmayacak mı? Hukukunuz, adaletiniz işlemiyor, yasalarınız çare olmuyor. Peki, vicdanınıza ne oldu, o da mı yok oldu? Ben burada konuşurken daha kim bilir kaç işçi evine ekmek götürürken yaşamını yitirdi. Vazgeçtik yasalardan, biraz olsun vicdanınıza bakın.

Günlerce komisyonlarda bir tek önerimiz kabul edilsin diye mücadele verdik. Tüm mücadelelere rağmen tek bir önerimiz kabul edilmedi. Önerilerimizin hepsi işçiyi daha fazla korumaya yönelikti, hepsi insani ve yaşamı savunmaya yönelikti. Burada yine vereceğiz. Bu sefer vicdanlarınızla bu önergeleri değerlendirmenizi istiyoruz.

Şimdi size birkaç örnek vermek istiyorum: İş kazası ve meslek hastalıklarının  yoğun olarak yaşandığı ülkemizde bu konuya geniş bir bakış açısıyla yaklaşabilecek bir ulusal iş sağlığı ve güvenliği konseyi kurulmasını önerdik. Bu konseyin etkin bir şekilde faaliyet gösterebilmesi için özerk bir yapının bulunması, aldığı kararların etkili olabilmesi ve bileşimin demokratik katılıma olanak verecek şekilde belirlenmesi gerektiğini düşündük. Birçok sorunu çözecek bu konsey önerimiz de ne yazık ki reddedildi. Tasarı, iş güvencesinin olmadığı bir ülkede iş yeri hekimi, iş güvenliği uzmanı ve işçi ile emekçilere işvereni Bakanlığa şikâyet etme hakkını veriyor. Tasarıda geçen işçi ve emekçinin çalışmaktan kaçınma…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) -  Sayın Başkan, bir iki dakika rica edebilir miyim?

BAŞKAN – Usulümüz değil, kusura kalmayın Sayın Çelebi.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Sonra tamamlamak üzere, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

17.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Meclisin atık su gideri inşaatında göçük olduğuna ve Nadir Kekilli adlı işçinin göçük altında kaldığına ilişkin açıklaması

 

 

 

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, efendim, gerçekten önemli bir konuyu görüşüyoruz ama bir ibretlik husus: Şu anda, biz bu yasayı görüşürken, Türkiye Büyük Millet Meclisinin atık su gideri yapılan inşaatında göçük olmuş ve Nadir Kekilli göçük altında şu anda. Bundan ibret alınmasını, bu insanların hayatının korunması için bu kanunun ibretlik olarak, değerli milletvekillerinden onları düşünerek geçirilmesi gerektiğini istirham ediyorum. Bu konuda, partilerden, hiç olmazsa komisyon üyesi arkadaşlarımızın şu anda buradan bu göçüğün altında olan vatandaşımızın yanına gitmesi konusunda partilerimizden birer milletvekili arkadaşın bu olaya muttali olmalarını, bu konuda partilere çağrımızı yapmayı ifade etmek için söz aldım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Biz de geçmiş olsun dileklerimizi bildiriyoruz.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Biz burada konuşurken “Birisi ölecek.” dedik biraz önce Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, Sayın Çelebi demişti.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı ile Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın; Meslek Hastalıkları ve İşçi Sağlığı Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları (1/605, 2/490) (S. Sayısı: 277)  (Devam)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Mehmet Domaç, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Domaç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET DOMAÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 277 sıra sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz, son on yılda önemli dönüşüm göstermiştir, dinamizmiyle sanayisi, ekonomisi gelişmiş, dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi konumuna yükselmiştir. Türkiye, gelişmiş ekonomilerin krizlerle boğuştuğu bu dönemde gelişimi ve istikrarlı büyümesiyle dünya kamuoyunun dikkatlerini çekmektedir. Çalışma hayatında işverenlerin uluslararası pazarda rekabet gücünün artması, diğer yandan çalışanların sağlığının ve güvenliğinin sağlanması sürdürülebilir ve sağlıklı bir ekonomik büyüme için vazgeçilmezdir. Türkiye'nin hızlı gelişimi ve dünyanın lider ülkeleri arasına girmesine rağmen, iş sağlığı ve güvenliği alanında gelişmiş ülkelere kıyasla eksikliğimiz olduğu hepimizin farkında olduğu bir durumdur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “ekonomik alanda gelişmiş ülke” denildiğinde, sadece belirli bir büyüklüğe sahip ülke değil, aynı zamanda iş sağlığı ve güvenliği alanında gereken önlemleri almış, çalışanların yaşam hakkını her şeyin önünde gören ülkeler akla gelmektedir. İş sağlığı ve güvenliği konusu, sadece iş yeri ve çalışan düzeyinde değil, ülke ekonomisini, insanlarımızın refahını, toplumun tamamını doğrudan ilgilendiren, aynı zamanda ulusal ve uluslararası düzeyde ele alınması gereken bir önceliktir.

Bugün Genel Kurulun gündeminde olan İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı çalışma hayatında mevcut önemli eksikliğimizi giderecek, uluslararası platformda karşımıza çıkan bu eksikliğin ortadan kalmasını sağlayacaktır.

Yirmi yedi Avrupa Birliği ülkesinde iş sağlığı ve güvenliği kanunu bulunuyor, ayrıca İsviçre’de, ABD’de, Güney Kore’de, Yeni Zelanda’da, Kanada’da ve birçok gelişmiş Batı ülkesinde iş sağlığı ve iş güvenliği kanunu yaşama geçirilmiş durumda.

Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı, 61’inci Hükûmet Programı’nda ve Dokuzuncu Kalkınma Planı’nda -2012- öngörülmüş, 155 ve 161 sayılı ILO sözleşmeleri, Avrupa Birliği direktifleri, Avrupa Sosyal Şartı’na paralel olarak hazırlanmıştır. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı yasalaşınca ülkemizdeki çalışma hayatında önemli eksiklikleri giderecek, Türkiye'nin sadece ekonomik büyüklüğüyle değil, çalışanlarına verdiği önemle de dünyanın gelişmiş ekonomileri arasında yer almasına katkı sunacaktır.

Sayın milletvekilleri, ILO kaynaklarına göre, biraz önce Sayın Çelebi de bahsetti, dünyada her yıl 1 milyon kadın ve erkek iş kazaları ve meslek hastalıkları dolayısıyla hayatını kaybetmektedir. Yine aynı kaynaklara göre her yıl 250 milyon insan iş kazaları, 160 milyon insan ise meslek hastalıkları sonucu ortaya çıkan zararlara maruz kalmaktadır. Türkiye’de her gün 172 iş kazası olmakta, 4 kişi iş kazası nedeniyle yaşamını kaybetmektedir ve 6 kişi ise sürekli iş göremez hâle gelmektedir.

İş kazası ve meslek hastalıkları nedeniyle ortaya çıkan maliyet, görünür ve görünmeyen maliyetlerin toplanmasıyla bulunmaktadır. Maddi kayıplar ülkelere göre farklılık göstermekle birlikte, gayrisafi yurt içi hasılalarının yüzde 5’i ile 3’ü arasında değişmektedir. İş kazası ve meslek hastalıkları maliyetleri üzerinde ülkemizde yapılan çalışmalar sonucunda, Türkiye'nin bu alanda yıllık 7 milyar Türk lirası değerinde bir kaybı olduğu öngörülmektedir. Bu rakamlardan da anlaşılacağı üzere, iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu maddi ve manevi kayıplar hem ülke ekonomisi açısından önemli boyutlara ulaşmakta hem de ailelerin yaşadığı, telafisi mümkün olmayan derin acılar tüm toplumun vicdanını sızlatmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kişinin çalıştığı iş nedeniyle sağlığını kaybetmesine asla izin verilemez. Çağdaş ülkelerde olduğu gibi, sağlıklı iş ortamının geliştirilmesi, sağlığın korunması, çalışanların ve işverenlerin eğitilmesi, bilinçlendirilmesi, gerekli güvenlik önlemlerinin alınması vazgeçilmezdir.

Yapılan araştırmalar iş kazalarının yüzde 50’sinin kolaylıkla önlenebilecek kazalar olduğu, yüzde 48’inin sistemli bir çalışmayla önlenebileceği, yüzde 2’sinin de önlenemeyeceğini ortaya çıkarmıştır. Bu da bizlere iş kazalarının yüzde 98’inin önlenebileceği gerçeğini ortaya koymaktadır. İş kazasında kaybettiklerimizi engellenebilir nedenlerden dolayı kaybettiğimizi biliyoruz. İnsan hayatının önlenebilir nedenlerle kaybedilmesi, bizlere, tüm topluma ve işverenlerimize önemli sorumluluklar yüklemektedir. Çalışma hayatına atılan vatandaşlarımızın sağlığını ve güvenliğini sağlamak, vicdanlarımızın kabul etmeyeceği iş kazalarını ve meslek hastalıklarını önlemek şu anda bizlerin sorumluluğundadır. Onun için bu kanun tasarısının Genel Kurulda kabulünde hepimizin desteği önemlidir.

Saygıdeğer milletvekilleri, çalışanların mesleklerini icra ederken sağlık ve güvenlik endişesinden uzak bir ortamda iş görmeleri, verimliliğin yanında sağlıklı ve huzurlu bir toplumun oluşmasında temeldir. İş yerlerinde işin sağlıklı ve güvenli bir ortamda yapılması için işyerinin tasarımından başlayarak inşasına, yerleşim düzeninden iş yapımı sırasında tüm süreçlerde bilimsel ve teknolojik gelişmeler dikkate alınarak önceliğin iş sağlığı ve güvenliğine verilmesi gerekmektedir.

Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı ile işle bağlantılı olan ya da işin yürütümü sırasında ortaya çıkan kaza ve yaralanmaların, çalışma ortamında bulunan risklerin önlenmesi, önlenemeyen risklerin ise asgari seviyeye indirilerek sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamının sağlanması amaçlanmaktadır.

Günümüzde işçi ve iş yeri tanımında yaşanan değişimler dikkate alındığında, işçinin “İş yerine ve işverene bağlı olarak ücret karşılığında çalışan kişi.” olduğu biçiminde tanımın yetersiz kaldığı ortaya çıkmaktadır. Kanun tasarısı ile “işçi” değil “çalışan” kavramı getirilmektedir. “Çalışan” kavramı, farklı statülere sahip geçici, kısmi, tam zamanlı tüm çalışanları kapsamaktadır. Bu sayede artık kamu dâhil tüm çalışanlar iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili hizmetlerden yararlanacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çalışanların iş yerinden ve yaptıkları işten kaynaklanan tehlike ve risklere karşı sağlıklarının korunması ve güvenliklerinin sağlanması işverenlerin genel yükümlülüğüdür. Ancak, iş güvenliği konusunda tüm tedbirlerini almış iş yerlerinde dahi iş kazaları görülmesinin en önemli nedeni, iş güvenliği kültürünün olmaması, iş sağlığı ve güvenliği konusundaki kurallara uyulmamasıdır.

İşe başlama eğitimi almadan istihdam edilen çalışanlarda iş kazası görülme oranının fazlalığı istatistiki verilerden anlaşılmaktadır. İş kazalarına neden olan işe yeni başlama, çalışma yeri ya da iş değişikliği, iş ekipmanının değişmesi hâliyle yeni teknoloji uygulanmasından doğan mesleki acemiliğin giderilmesi eğitimle mümkün olup bu eğitimin verilmesi görevi işverene yüklenmiştir.

Kanun tasarısıyla, işe yeni alınanlar ve diğer çalışanlar yapacakları ya da yaptıkları işlerin riskleri konusunda bilgilendirilerek, iş yerinde sağlık ve güvenliklerini sağlanmayı amaçlayan eğitimlerden geçirilmesi düzenlenmekte, böylece iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği kültürünün oluşturulması hedeflenmektedir.

Değerli milletvekilleri, kanun tasarısında önemli düzenlemeler arasında iş yeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanları başta olmak üzere işverenlerin profesyonel yardım almasıyla ilgili değişimler bulunmaktadır. İş sağlığı ve güvenliğinin çok disiplinli ve kapsamlı bir alan olması ve bilgi birikimi, uzmanlaşma ve ekip çalışmasını gerektirmesi nedeniyle işverenlere profesyonel yardım ihtiyacı doğuyor olması kaçınılmazdır.

İş yerlerinde karşılaşılan sorunların başında iş sağlığı ve güvenliği alanında yetişmiş insan gücünün eksikliği gelmektedir. Kanun tasarısıyla çalışanların sağlık ve güvenliği açısından çalışma ortamlarının iyileştirilmesi amacıyla iş yeri hekimi, iş güvenliği uzmanı ve iş yeri hekimi dışındaki diğer sağlık personeli gibi iş sağlığı ve güvenliği personellerinden yararlanmaları bu hizmetin teminiyle ilgili modeller ve iş sağlığı güvenliği profesyonellerinin yetki ve sorumlulukları düzenlenmektedir. Bu düzenlemeleri şöyle sıralamak mümkün:

Bütün çalışanlar sayı sınırlaması ve iş yeri türüne bakılmaksızın, kamu çalışanları da dâhil olmak üzere, iş yeri hekiminden ve iş güvenliği uzmanından yararlanma hakkı kazanmaktadır.

İş yeri hekimi ve iş güvenliği uzmanlarına iş yerinde alınması gereken tedbirleri işverene yazılı olarak bildirme ve bildirilen hususlardan hayati tehlike arz edenlerin işveren tarafından yerine getirilmemesi hâlinde Bakanlığın yetkili birimine bildirme yükümlülüğü getirilmektedir.

İş yeri hekimi ve iş güvenliği uzmanlarının iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin yürütülmesindeki ihmallerinden dolayı hizmet sunumları işverene karşı sorumlu oldukları kanun hükmü olarak düzenlenmiştir.

İş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölüm meydana gelen iş yerinde bu ölümde ihmali tespit edilen iş yeri hekimi veya iş güvenliği uzmanının yetki belgesi askıya alınabilecektir.

İş sağlığı güvenliği profesyonellerinin mesleki bağımsızlığı ve etik ilkelere uyma zorunluluğu ilk defa kanunla düzenlenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun tasarısıyla getirilen en önemli değişikliklerden birisi de tehlike sınıfları ve risk değerlendirmesi temelli koruyucu, önleyici bir yaklaşımdır. Uluslararası uygulamalar ve özellikle Avrupa Birliği mevzuatında yer alan risk bazlı yaklaşım temelli olan risk değerlendirmesi kavramı iş yerinde var olan ya da dışarıdan gelebilecek tehlikelerin belirlenmesini, risklerin analiz edilerek derecelendirilmesini ve kontrol tedbirlerinin kararlaştırılması amacıyla yapılması gerekli çalışmaları içermektedir.

İş yerleri az tehlikeli, tehlikeli, çok tehlikeli olarak sınıflandırılmaktadır. Çok tehlikeli sınıfta yer alan maden işletmeleri, inşaat, metal, mobilya üretimi, kimya sektörü ile tersaneler ya da büyük endüstriyel kazaların oluşabileceği iş yerlerinde risk değerlendirmesi yapılmaması işi durdurma sebebi sayılacaktır.

Değerli milletvekilleri, iş sağlığı ve güvenliği sağlanması ile meslek hastalıklarıyla mücadele konusunda üzerinde önemle durulması gereken iş yerlerimiz küçük ve orta ölçekli işletmelerdir. Türkiye'de iş yerlerinin yüzde 99,7’si 1 ve 49 kişi arasında istihdam sağlayan KOBİ’lerden oluşmakta olup, çalışanların yüzde 83,8’i bu iş yerlerinde istihdam edilmektedir. İş kazalarının ise yüzde 83’ü KOBİ’lerde meydana gelmektedir. KOBİ’lerin yönetsel ve finansal imkânsızlıkları nedeniyle iş sağlığı ve güvenliği konusunda yeterince önlem alamadıkları uzmanların vurguladıkları hususların başında yer almaktadır.

Tasarıyla, kamu kurum ve kuruluşları hariç 10’dan az çalışanı bulunan tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta bulunan iş yerlerinde görev yapacak iş yeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı ve diğer sağlık personelinin vereceği hizmet bedellerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kaynak aktarılarak karşılanması düzenlenmekte, kurulacak olan sağlık güvenlik merkezleri, ortak sağlık ve güvenlik merkezleri ile iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin KOBİ’ler tarafından finanse edilmesi konusunda kolaylıklar sağlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, iş kazaları ve meslek hastalıklarıyla mücadele konusunda önemli engellerden birisi de yeterli kayıt tutulmaması ve istatistiki bilgi eksikliğidir. Kanunla, iş kazaları ve meslek hastalıklarının tespit edilmesi, takibi ve önlenebilmesi için artık çalışanların tamamına sağlık gözetimi zorunluluğu getirilmiştir. Ayrıca, işe girişlerde çalışanın iş yeri hekimi tarafından görülmesi ve sağlık raporunun düzenlenmesi zorunlu hâle gelmektedir. İşverene, iş kazalarını ve meslek hastalıklarını tek bildirim esasıyla iş kazaları için rapor hazırlama zorunluluğu getirilmektedir. Sağlık kuruluşlarına intikal eden iş kazası ve meslek hastalıkları vakalarını bildirme yükümlülüğü getirilmektedir. İş yeri hekimi ya da sağlık hizmeti sunucularına meslek hastalığı ön tanısı koyma ve Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularına sevk etmelerine imkân tanınmıştır. Bu düzenlemeyle, iş yerinde çalışan ilk  muayene etme imkânına sahip olan iş hekimi ile sağlık hizmet sunucularına meslek hastalığı ön tanısı koyma yetkisi verilmektedir. Böylece, yılda en az 40 bin civarında olan meslek hastalığı vakalarının tespit sayılarının artırılması hedeflenmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili konularda çalışanların doğrudan temsil edilmesinin sağlanması ve bu temsilin çalışanların kendi aralarından biri olmasının temini için, Avrupa Birliği direktiflerine uygun olarak “İş sağlığı ve güvenliği çalışan temsilcisi” tanımı yapılmıştır. Bu düzenlemeyle, iş sağlığı ve güvenliği konularında iş yerinde çalışanların görüşlerinin alınması ve katılımlarının sağlanması düzenlenmektedir.

İş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili yapılan çalışmaların başarılı olmasında en önemli aktörlerden birisi aynı zamanda çalışmaların büyük ölçüde uygulayıcısı çalışanlar olup, alınan tedbirlerin çalışanlarca benimsenmemesi ve sürekliliğin sağlanmaması gelmektedir. Bu sayede çalışanların iş sağlığı ve güvenliği konularında çalışmalara müdahil olma imkânı ve yönetime katılma hakkı getirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, kanun tasarısıyla, geçici iş ilişkisiyle işverene gelen çalışanlara da İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu konusunda işveren tarafından bilgilendirilme yükümlülüğü getirilmektedir. Çalışanların yükümlülükleri özel olarak düzenlenmektedir.

Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyinin çalışma esasları kanuni dayanağa kavuşturulmaktadır.

Birden fazla iş yerinin bulunduğu iş merkezleri, iş hanları, sanayi bölgeleri ve siteleri gibi yerlerde iş sağlığı ve güvenliği yönünden koordinasyon sağlanması zorunluluğu getirilmektedir.

Hayati tehlikenin tespitinde işin durdurulması şeklinde bir düzenlemeye gidilmektedir.

İlkyardım, yangınla mücadele, kişilerin tahliyesi, ciddi ve yakın tehlike gibi acil durumlar için önceden planlama ve hazırlık yapma şartı getirilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı Türkiye’deki çalışma hayatının, ülke ekonomisinin en önemli noksanlarından biri olan iş sağlığı ve güvenliği sorunuyla mücadele konusunda çok önemli bir adımdır. Ülkemizde çalıştığı kurum, iş yeri, sektör, çalışanın statüsü ve iş yerindeki çalışan sayısı gibi sınırlamalara bakılmaksızın, artık her bir çalışan, sağlık ve iş güvenliği koruması altına alınmaktadır.

Yasanın yürürlüğe girmesiyle beraber, ilerleyen yıllarda, iş kazaları ve meslek hastalıklarından arınmış, iş barışı sağlanmış, ekonomisi ve refah seviyesi daha da yükselmiş bir Türkiye diliyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, şahsı adına söz isteyen Candan Yüceer, Tekirdağ Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; böyle önemli bir yasayı, bu saatte, bu kadar az sayıda milletvekiliyle, boş bir Genel Kurulla incelememiz, konuşmamız, bu yasaya verdiğimiz önemin bence en önemli göstergesi. Bundan sonra söyleyecek bir söz bulamıyorum.

Ama, tabii ki kanun tasarısını görüşmeye geçmeden önce de ülkemizdeki çalışma hayatına, iş sağlığı, iş güvenliği manzarasına bir bakmamız gerektiğini düşünüyorum. ILO’nun rakamlarına göre, Türkiye’de her gün, bugün, 176 tane iş kazası meydana geldi, her gün. Dün 4 çalışanımız hayatını kaybetti. Şu an, bugün, 4 çalışanımız hayatını kaybediyor ve maalesef biraz önce öğrendik ki, buradaki bir emekçi kardeşimiz, Meclis çatısı altında, iş kazasında göçük altında kaldı.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Mecliste değil…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hemen dışında, hemen dışında…

CANDAN YÜCEER (Devamla) – Fark etmez, Meclisin içinde, Meclisin dışında ama bu, bu göstergelerin bir gerçeğin yansıtması. Biz ona acil şifa diliyoruz. Umarım hayatını, yaşamını kaybetmeyecektir.

Evet, 6 çalışanımız, işçimiz, sürekli iş göremezlik raporu alıyor. Türkiye çalışma hayatındaki manzara, her yıl oluşan binlerce kaza, ölüm, yaralanma, sakatlanma, maddi kayıplar, onanmaz, onarılamaz manevi kayıplar, ödenmek zorunda kalınan milyarlarca dolarlar ve sağlık harcamaları. Çalışma hayatında huzur yok, çalışma koşulları ne insanca ne güvenli ne de sağlıklı. Daha fazla kâr amacıyla daha esnek, kuralsız, kayıtsız, uzun çalışma süreleri, taşeronlaşma, üretim ve ürünün güvenliğinin öncellenip emeğin ve sağlığın, sağlıklı olma hakkının gasbedildiği bir süreci biz her ölümde daha da acı bir şekilde yaşıyoruz. Türkiye, söz konusu adaletsizlik olunca, eşitsizlik olunca, ölüm olunca –biliyorsunuz- 1’inci sıraları, ilk üç sırayı bırakmıyor. İş kazalarında da Avrupa’da 1’inci sıradayız, dünyada 3’üncü sıradayız.

Ülkemizde SGK tarafından tutulan istatistikler 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na tabi olarak çalışan işçileri kapsamakta. SGK verileri yalnızca sigortalıları kapsadığı ve sigortalı sayısının da yaklaşık 10 milyon kişi olduğu, buna karşın toplam istihdam edilen çalışan sayısının 22,5 milyon kişi olduğu düşünülürse, gerçekte iş kazası ve meslek hastalıklarının ve iş kazasına bağlı ölümlerin çok daha fazla olduğu gerçeği hepimizin kabulüdür. Resmî istatistiklere göre her geçen yıl iş kazaları nedeniyle ölümlerin arttığı, özellikle son on yılda 11 bine yakın işçinin öldüğü ülkemizde, aslında İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı serüveni sadece yatıp kalkıp “Avrupa Birliğine girdik giriyoruz”u konuştuğumuz günlere, 2005’e, Avrupa Birliğine tam üyelik için başvurduğumuz günlere uzanıyor. Müzakere süreciyle birlikte tabii ki iş sağlığı, iş güvenliği konusunda uyum çalışmalarına da başlamış olduk, çünkü müzakere süreci Avrupa Birliği ve ILO normlarına uyum sağlama zorunluluğu getiriyordu. 2006’daki taraflara gönderildi, 2008’de, 2010’da, 2011 ve son olarak iş kazalarını çok yoğun olarak yaşadığımız bugünlerde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunuldu. Bu süreç tamı tamına yedi yıl sürdü. Bu yedi yılda binlerce işçimiz öldü, hayatını kaybetti, onarılamaz manevi kayıplar yaşandı. Bu yasa bugüne kadar neden çıkarılmadı ve tasarı bu hâliyle iş sağlığı, iş güvenliğini sağlayabilecek mi, onlara bu ortamı sunabilecek mi, geliştirebilecek mi ve en önemlisi iş kazaları ve meslek hastalıklarını önleyebilecek mi? Ben üzülerek ifade ediyorum ki hayır. Yedi gün değil, yedi ay değil, tam yedi yıl boyunca üzerinde çalışılan bu tasarıda sosyal taraflar, meslek odaları, sendikalar, işverenler bir kez değil, birçok kez dinlenmesine rağmen, tüm sosyal tarafları politika üretmek adına bir araya getirdiğini iddia eden Hükûmet, sosyal tarafların taleplerini ve önerilerini ve biz Cumhuriyet Halk Partililerin önergelerine kulaklarını tamamen tıkayarak önümüze getirilen yasa bizim yaralarımıza merhem olacak nitelikte değil.

Komisyonumuza gelen yasa tasarısının görüşmeleri esnasında da usul açısından oldukça sıkıntı yaşadık. Konu iktidar ve muhalefet anlayışına indirgendi, toplum ve çalışanların hâlihazırda yaşadığı can yakıcı sorunların çözümü ve kalıcı düzenlemelerin tartışılması ve ortak akılla teknik olarak tartışmak yerine, farklı saikler ve amaçlar devreye girdi, öyle ki sunduğumuz hemen hemen hiçbir teklif dikkate alınmamış, sayısal çoğunluğa dayalı bir anlayış ve önerinin kimden geldiğine bakan bir yaklaşım alınan kararlara hâkim olmuştur.

Yasama döneminin başından beri katıldığımız tüm komisyon toplantılarında, görüşmelerinde hâkim olan anlayış, üzülerek ifade ediyorum, bu ve bir kez daha tekrarlıyorum ki bugün çok önemli bir yasayı görüşüyoruz, önemli olan doğrunun, çözümün kimden geldiği değil, bu doğruda hepimizin buluşması. Pek çok düzenlemede olduğu gibi İSGK yasa tasarısının görüşmelerinde de bir kez daha görülmüştür ki amaç toplumun, yurttaşların korunması değil, serbest piyasa ekonomisi ve sermaye seviciliğidir. İnsan hayatının değeri sermayenin gerisinde kalmaya devam ediyor. Oysa dünya üretiminde zenginliklerin artırılmasında en büyük paya sahip olan işçiler, bunu yaparken sadece emeklerini değil, özellikle ülkemizde hayatlarını da ortaya koyarlar; uğruna hayatlarını koydukları üretimden ise çok az pay alabilirler. Şöyle bir toplum düşünün, yüzde 80’i kazanılan toplam gelirin yarısından daha azını alırken yüzde 20’si toplam gelirin yarısından daha fazlasını kazanıyor. Bunun adı artık gelir dağılımındaki eşitsizlik değil, bunun adı emekçinin sömürülmesi, bunun adı “21’inci yüzyıl köleliği”dir.

Anladığımız şudur ki, Türkiye ekonomisi işçinin hayatı üzerinden bir büyümeyi hedefliyor. Biz, işçinin ezilerek hayatı pahasına böyle bir ekonomik büyümeyi reddediyoruz. Bizim için insan onuruna yaraşır bir şekilde sağlıklı ve mutlu yaşamak, herkesten önce emekçinin ve üretenin hakkıdır ama ne yazık ki doğmamışı, cenini korumayı kendisine görev bilenler, iş işçiye, ücretliye, emekçiye gelince birden bu korumacı anlayışlarını unutuveriyorlar.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; sorunun esası mevzuat yetersizliği değil, sorunun esası ayrı bir yasanın, müstakil bir yasanın olmaması da değil. Çünkü bildiğiniz gibi, uyguladığımız İş Sağlığı ve İş Güvenliği Mevzuatı bu alandaki tedbirleri almak ve uygulatmakla işverenleri, alınan tedbirleri denetlemekle ve alınması gerekenleri belirtmekle devleti ve alınan tedbirlere uymakla işçileri yükümlü kılmaktadır. Dolayısıyla, uluslararası sözleşmeleri imzalamak, yasaları koymak önemli ancak bunlardan daha önemlisi bunu uygulayabilmek.

Yasaları yapıyoruz, sözleşmeleri imzalıyoruz ama daha sonra ne yapıyoruz? Bunları kendimize uydurmaya çalışıyoruz. Yasaların, sözleşmelerin bir an önce kararlı bir şekilde uygulanması ve toplumun bilinçlendirilmesi lazım. Dolayısıyla, sendikasızlığın, taşeronlaşmanın, kayıt dışılığın geçerli bir politika olarak benimsenmeye devam edildiği bu tasarıda iş sağlığı, iş güvenliğine ilişkin yapılacak her şey, söylenecek her söz çalışma yaşamında karşılığını bulamayacaktır.

Ben, sorumluluktan kaçınarak, sorumluluğu ondan alıp buna vererek bunun sağlanmayacağını düşünüyorum. Kimse görevden, sorumluluktan kaçmayacak; herkes payına düşen sorumluluğu yapacak. Bu alanda yapılacak yasanın uzlaşarak çıkarılması için biz çok çaba gösterdik ama ne yazık ki toplumun geniş kesimlerinin çıkarlarına uzlaşma arayışımız karşılık bulmadı. Oysa, bu alanda politika belirlenmesinde idari, bürokratik mekanizmanın ve iktidar ilişkileri yerine geniş, toplumsal katılımla oluşturulan bağımsız bir konseyin etkin olmasının sağlanması hâlinde ortak aklın bulunması çok daha kolay olacaktır.

İSGK hizmetlerinin iş yerinde ve o iş yerinde çalışıyor olan kişiler tarafından sunulması asılken, maalesef bu tasarıyla… Çünkü mevcut mevzuatta  50 işçinin üzerinde çalışanı olan işletmeler iş yerinde sağlık birimi oluşturmak ve çalıştırmakla yükümlü. Ancak tasarıda bu sınır kaldırılarak bütün iş yerlerinin dışarıdan hizmet almasına yönelik bir düzenleme yapmış ve iş yeri hekiminin tam süre çalışması zorunlu iş yerlerinde sadece sağlık birimi oluşturulmasını belirtmiş.

İş sağlığı, güvenliği hizmetlerinin ortak sağlık güvenlik biriminden satın alınması, iş yeri hekiminin, iş güvenliği uzmanının iş yerinin dışına çıkarılması, bu hizmetlerin niteliğinin ve kalitesinin düşmesine, aksamasına neden olur. İşletmelerde sağlık birimlerini kaldırıp iş yeri hekimini, iş güvenliği uzmanını işletme dışına çıkarmak, bu tasarının adından da amacından da uzak bir yaklaşımdır ve mevcut durumdan çok daha gerilere götürmek, hatta başladığımız noktaya dönmektir.

Değerli arkadaşlarım, ben, özellikle taşeronlaşmanın, sendikasızlaşmanın, kayıt dışılığın, uzun çalışma sürelerinin önüne geçilmeden, geçmeyi istemeden bu tasarının amacına ulaşamayacağını belirtiyorum, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik söz istemişlerdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çalışma hayatının en önemli gündem maddelerinden biri olan ve yıllardır yasalaşmasını beklediğimiz çok önemli bir tasarıyı görüşüyor olmaktan gerçekten büyük memnuniyet duyuyorum ve bu tasarının bu ana gelmesinde Bakanlık bürokratlarımızın ve Bakanlık bünyesinde sosyal tarafların ve akabinde de alt komisyonda, tali komisyon olarak Avrupa Birliği Komisyonunda ve ana komisyon olarak Sağlık, Çalışma, Aile ve Sosyal İşler Komisyonunda ve bugün de Genel Kurulda siz değerli parti gruplarının sözcülerinin veya söz alacak olan arkadaşların katkılarıyla yasalaşacak olmasından dolayı büyük memnuniyet duyduğumuzu ifade ediyorum. Katkı sağlayan bütün kesimlere ve siz değerli milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, sanayileşmenin gelişmesi, üretim ve araçlarının çeşitlenmesi, çalışanları yeni risklerle karşı karşıya bırakmıştır. Bundan dolayı iş sağlığı ve güvenliği konusu her dönem olduğu gibi günümüz dünyasında da, günümüz endüstriyel ilişkilerinde de son derece önemli bir konu başlığıdır. Bu sorun yalnız ülkemizin sorunu değil. Burada arkadaşlar rakamlar veriyorlar, bu rakamların ne derece doğru olduğu da tartışılır.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sizin açıkladığınız rakamlar Sayın Bakan onlar.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Şimdi, bu sorun dünyanın sorunu, bütün endüstriyel ilişkilerde var olan bir sorun. Dolayısıyla Türkiye’de, 1990’dan bugüne baktığımız zaman, iş sağlığı, güvenliği konusunda pozitif bir seyrin yani iş kazalarında ve meslek hastalıklarında bir azalma olduğu görülüyor. Rakam verecek olursak, 2000, yani son yıl içerisinde iş yeri sayısında yüzde 97’lik bir artış, çalışanlarda yüzde 111’lik bir artış olmasına rağmen iş kazalarında, meslek hastalıklarında yüzde 4,3’lük bir azalış olmuştur.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Uzmanlar yanlış vermiş o zaman.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) –

Bir başka ifadeyle: 100 bin işçide, ölümlü vakalara baktığımız zaman, on yıl önce 16,8 düzeyinde yani 100 binde yaklaşık 17 kişi iş kazalarında hayatını kaybederken, bugün bu 9,6 düzeylerindedir. Bu bir iyileşme mi? İyileşme ama oran yüksek mi? Arkadaşlar, açık söylememiz gerekiyor, bu oran çok yüksek bir oran. Neye göre çok yüksek? Öyle gelişmiş ülkeler var ki iş kazaları yüzde 1 düzeylerinde, yüzde 1’in altına doğru çekmeye başlamışlar ama genel ortalamaya baktığınız zaman, gelişmiş olan ülkelerde yüzde 2 ile 4 arasında iş kazaları bugün kabul edilebilir oranlarda ama Türkiye’de bu 9,6 düzeyinde.

Şimdi, burada “Efendim, dünyada bu alanda 3’üncü sıradayız iş kazaları açısından.” Bu doğru değil arkadaşlar. Yani bizim rakam alabildiğimiz dönemler, yıllar itibarıyla olaya baktığınız zaman, böyle bir tablo yok. Yani Çin bizden kötü, Meksika bizden kötü, Hindistan bizden kötü. Kaldı ki Çin’den bir veri mi var? Yok. Hindistan’dan bir veri mi var? Yok. Orta Doğu ülkelerinden bir veri mi var? Afrika ülkelerinden bir veri mi var ki Türkiye’yi getirip en olumsuz 3’üncü sıra ülkesi olarak burada konuşlandırıyoruz? Hele bizim, milletvekili olarak bunu hiç yapmamamız gerekiyor. Yani bu veriler elde olur sağlıklı bir şekilde ve dersiniz ki: “Şu, iki kere ikinin dört ve Türkiye bu anlamda olumsuz ülkelerin ilk üçünde yer almaktadır.” diye söylenebilir. Ama bu saydığım gibi, hangi Afrika ülkesinden veri aldınız, hangi Orta Doğu ülkesinden ve bu anlamda gelişmekte olan ülkeler içerisinde, “üçüncü dünya ülkeleri” diye ifade ettiğimiz Hindistan ve buna öncülük yapan Çin’in verileri mi var elimizde ki böyle bir tablo ortaya koyuyoruz? Bu, doğru olmadığını ifade ediyor.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Bizim veriler de sağlıklı değil Sayın Bakan.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sizde yok belki ama dünyada pek çok ortak kurum var. Çalışma örgütünün rakamları onlar.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Şimdi, tabii ki değerli arkadaşlar, bu yasa, gerçekten geç kalmış bir yasadır. Aynen katılıyorum burada ifade eden arkadaşlara. Bu yasa, aslında, 2007 yılında, yine, daha önce de bakan arkadaşlarımız döneminde, iktidarımız döneminde çok kez gündeme geldi. Ama o dönemde de Bakanlar Kurulunda görüşmüş, Parlamentoya taşıyamadığımız bir yasa idi. Netice itibarıyla, bugün huzurlarınıza gelmiş bulunuyor gecikmeli de olsa.

Yasa çıktı. Her şey bitti mi? Yasa her şeyi çözecek mi? Yasanın ne getirdiğini biraz sonra maddeler hâlinde hiç de karamsar olmaya gerek olmadığını ifade etme adına ifade edeceğim, söyleyeceğim. Yani hayal kırıklığı şeklinde ifade edildi burada. Hiç doğru değil. Bazı arkadaşlarımız böyle bir yaklaşımda bulundular. Hayal kırıklığı olur mu? Bu son derece önemli ve ciddi bir yasa. Bu yasanın getirdiklerine baktığımız zaman çok ciddi mesafeler alıyoruz bu anlamda, beklentilere cevap veren bir düzenleme ama her şey yasa değil. Burada aslolan, güvenlik kültürünün toplumumuzda oluşması son derece önemli; bir. İkincisi, tabii güvenlik bilincinin ve toplumsal farkındalığın bu konuda oluşmasında yasa da katkı sağlayacak mutlaka ama bu yönleriyle çok daha önemli olduğu inancı içerisindeyim.

Şimdi burada trafik kazalarını konuşsak, aynı şeyleri söyleyeceğiz, aynı üzüntülü manzaraları ortaya koyacağız. Bunun çözümü yasa mı? Bir yönüyle yasa. Mevzuatı günümüz şartlarına uyarlayacaksınız. Çözüme dönük bir mevzuata dönüştüreceksiniz. Ama yalnız yasayla bunu, trafik kazalarını önleyemezsiniz. Kemer takılacaksa takılması gerekiyor, kurallara uyulması gerekiyor. Kimin? İşverenin uyması gerekiyor, işçinin uyması gerekiyor, sorumluların, denetim yapanların, kamunun uyması gerekiyor. Siz bunların gereğini yerine getirirseniz o zaman bu bahsettiğimiz kazaların minimize noktaya dönüştüğünü görürsünüz.

Şimdi değerli arkadaşlar, iş kazalarının yüzde 98’i –esas garip olan burasıdır- önlenebilir. Hele meslek hastalıkları açısından baktığımız zaman yüzde 100’ü önlenebilir. Yani bu iki kere ikinin dört gibi. Yani meslek hastalıklarını yüzde 100 önlemek mümkün, iş kazalarının yüzde 98’ini önlemek mümkün. Ama ne yazık ki bu konuda gerekli önlemler alınmadığı için tüm tarafları –yani üçlü mekanizma olarak bakacak olursanız- üçlü mekanizma içerisinde görevler gerektiği gibi yerine getirilmediği için, herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmediği için, bir, kamu olarak böyle bir mevzuata bütün olarak sahip olmadığımız için kamu açısından eleştiri yapacak olursak; uygulayıcılar açısından bakacak olursanız, işveren daha çok kazanma uğruna çok basit önlemlerle… Bakınız 1 liralık, bir iş kazası veya iş sağlığı açısından yapılacak olan yatırımın geri dönüşümünün artılarını hesap etmek mümkün değil fakat bu esirgeniyor ise veya çalışan kardeşimiz, emekçilerimiz, çalıştığı yerde üzerine düşen edimlerini yerine getirme konusunda eğer geri duruyorlarsa, bunların bütününden karşımıza bu acı tablolar çıkmaktadır. Onun için, yılda, baktığımız zaman, ILO verilerine göre Kuveyt büyüklüğünde, 2 milyon 200 bin kişi hayatını kaybediyor iş kazalarında, meslek hastalıklarında. 2 milyon 200 bin. Bir Kuveyt yok oluyor, bir Moğolistan yok oluyor, bir Kosova yok oluyor her yıl. Yani böyle bir, dünya tabloyla karşı karşıya.

Şimdi, insan sağlığı karşısında maddi boyutu hiç önemli değil ama maddi boyutu olarak da baktığınız zaman, ülkelerin gayrisafi millî hasılalarının yüzde 1’i ile yüzde 4’ü arasında -gelişme durumlarına göre- bir maddi kayıpla karşı karşıyalar ki bunlarda 600 milyar dolar ile 2,4 trilyon dolarlık bir maddi kayıp söz konusudur. Ülkemiz açısından baktığımız zaman yılda 7 milyarlık -eski rakamla 7 katrilyonluk- bir maddi kayıp söz konusudur.

İşte bu çerçevede, değerli arkadaşlar, gerek insan boyutuyla gerek -çok da insan boyunun yanında olmasa- maddi boyutuyla baktığımız zaman olay burada da bitmiyor. İş sağlığı, güvenliği uygulamaları eğer yerine getirilirse, bu uygulamaların hakkı verilirse, işletmelerin imajı açısından iş sağlığı, güvenliği son derece önem arz ediyor, üretim açısından önem arz ediyor. Ürün kalitesi açısından iş sağlığı, güvenliği ve pazar açısından -en önemlisi- son derece önemli.

Şimdi, Çalışma Bakanlığı olarak yaptığımız faaliyetler var. Kısaca onlardan da bahsedecek olursak, her yıl bir hafta İş Sağlığı Güvenliği Haftası olarak tahsis edilmiş ve burada farkındalığı artırmak, bilinci artırmak konusunda konferanslar, seminerler, çalışmalar gerçekleştiriliyor. Bunun yanında, iki yılda bir uluslararası düzeyde bölgesel konferanslar düzenleniyor. Ayrıca dünya kongresini de geçtiğimiz yıl yine Türkiye'de gerçekleştirdik. Kitaplar, broşürler yoğun bir şekilde, çalışanlarımıza, endüstriyel ilişkilerimize taşınmaya çalışılıyor.

Mevcut bu düzenleme ne getiriyor? Bir iki konuya değinerek konuşmamı bitirmek istiyorum.

Bu düzenleme, getirdiğimiz bu yasa kuralcı değil, önleyici bir yaklaşım öne koyuyor, kuralcılıktan öte önleyici bir özelliği var.

Bu yasanın en önemli özelliği, bütün çalışanları kapsam altına alıyor, bütün iş yerlerini ve bütün çalışanları kapsam altına alıyor. Bir kişi de çalışsa, ilanihaye, kaç kişi çalışıyorsa çalışsın bunların tümünü, kamu-özel, kapsam altına alıyor. İş yerinde…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ev hizmetleri kapsam dışında ama.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – İstisna birkaç husus var, çok şey değil.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Binlerce insan ev hizmetlerinde çalışıyor.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – İnşallah, oradaki kayıt dışılığı önlemenin de formülü var, önümüzdeki dönemlerde o düzenlemeleri de getireceğiz, o kayıt dışılık kalkınca zaten onlar da kapsam altına girecekler. Yani işçi-işveren ilişkisine girince -ev hizmetlerinde en büyük kayıt dışılık ve kadınlarda en büyük kayıt dışılık ev hizmetlerinde şu andaki tespitlerimize göre- bu kayıt altına alındığı an işçi-işveren ilişkisi doğacaktır, kayıtlılık doğacaktır ve bu anlamdaki iş sağlığı, güvenliği açısından da sorun çözülmüş olacaktır.

Yine, yasanın getirdiği en önemli düzenleme, iş yerlerinde risk değerlendirmesi zorunlu hâle geliyor. Bu çok çok önemli. Risk değerlendirilmesi yapılmayan, özellikle tehlike arz eden işlerle ilgili risk değerlendirilmesi yapılmamış ise bunun bildirilmesi noktasında iş yerlerinin faaliyetinin durdurulması söz konusu olacak.

Bunun yanında, iş kazası, meslek hastalıklarının bildirim zorunluluğu geliyor, sağlık kuruluşları tarafından. Bugün, bildiğiniz gibi elimizde bazı veriler var ama bu verilerin sağlıklılığı tartışılıyor. Neden? Bildirim zorunluluğu olmadığı için. Şimdi sağlık kuruluşlarına bildirim zorunluluğu getiriliyor.

Yasa katılımcılığı teşvik ediyor ve iş yerlerini bu yasada “az tehlikeli, tehlikeli ve çok tehlikeli iş yerleri” diye üç gruba ayırmış bulunuyoruz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Türkiye’de iş yeri sayısı 1 milyon 426 bin. 1 milyon 426 bin iş yerinden 28 bin iş yeri 50 üzerinde işçi çalıştıran iş yeri. Tekrar ediyorum: 1 milyon 426 bin iş yerinden 28 bin iş yeri, 50 üzerinde işçi çalıştıran iş yerleri. Bunu niye üzerine basa basa söylüyorum? Bu iş yerlerinde iş sağlığı güvenliği hizmeti alma zorunluluğu var, 50 artı işyerlerinde yani 28 bin iş yerinde. Diğerlerinde iş sağlığı güvenliğiyle ilgili bir düzenleme yok mu? İşverene sorumluluk veriyor, sorumluluk yüklüyor, ama bu sorumluluk nasıl olacak? Nasıl yerine getirilecek? Bu konuda detaylı bir düzenleme, bir çalışma söz konusu değil, yalnız işverene bir sorumluluk gelmiş o kadar. İşte bu yönleriyle baktığımız zaman, 50 altı iş yerlerinin sayısı 1 milyon 400 bin. Burada iş sağlığı güvenliğiyle ilgili bir uzman bulundurma veya istihdam etme veya hizmet alma durumu söz konusu değil. Kazaların yüzde 57’si ise 50 altı iş yerinde gerçekleşiyor. İşte bu düzenleme, bugüne kadar bu kapsamı içermediği için 1 milyon 426 bin iş yerini kapsama alan bir düzenlemedir.

Şimdi, burada, 1 ile 9 işçi çalıştırılan iş yerlerinin ücretlerini ise -yani iş sağlığı ve güvenliği uzmanlarının ücretlerini- kamu karşılayacak, takriben 750 bin iş yerinin -tehlikeli ve çok tehlikeli işyerlerinin- uzman giderlerinin, ücretlerinin kamu tarafından karşılanacağını ifade etmek istiyorum.

Son olarak, meslek hastalıkları tabii çok daha önemli. Nasıl önemli olmasın! Bakınız, ILO açıklama yapıyor, diyor ki: “2 milyon 300 bin ölüm gerçekleşiyor dünyada.” Neredeyse her bir dakikada 4 kişi hayatını kaybediyor, on dakikalık konuşma süremizde 40 kişi dünyada hayatını kaybediyor. Böyle bir tablo var dünyada. Bu 2 milyon 300 binin 1 milyon 900 bini meslek hastalıklarından hayatını kaybediyor, 400 bini iş kazalarında hayatını kaybediyor. Dolayısıyla meslek hastalıkları çok çok daha önem arz etmektedir. İşte biz, Türkiye’de, 2010 yılında, kayıtlarımıza baktığımız zaman, dört yüz otuz üç, meslek hastalığından dolayı hayatını kaybedeni görüyoruz. Ama çalışan rakamıyla mukayese ettiğimiz zaman, bildirim zorunluluğu olmadığı için, asgari 36 bin kişinin olabileceği projeksiyonu çerçevesinde de şu anda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Yani tablo bu. Bu şeffaflığa ulaşmak için bu yasanın bir an önce çıkması gerekiyor.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Bakanım, meslek hastalıklarıyla ilgili kayıtlar eksik, kayıtların hiçbiri yok ki!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devam) – Ben size diyorum ki, eldeki kayıt bu. Yani yanlış bir beyanda mı bulunmamızı istiyorsunuz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kaydı biz mi tutacağız Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devam) – Ben mevcut kaydı söylüyorum, şu andaki kaydı. Kayıt bildirme zorunluluğu yok diyorum.

İZZET ÇETİN (Ankara) – On yıldır iktidardasınız, niye tutmadınız Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devam) – Efendim, şimdi, bakın, bu düzenleme, bu yasa, inşallah tüm bu sorunlara…

İZZET ÇETİN (Ankara) – On yıldır… Yani muhalefet gibi konuşuyorsunuz burada!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devam) – Biz doğruyu konuşmak durumundayız.

İZZET ÇETİN (Ankara) – On yıldır aynı şeyleri söylüyorsunuz!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devam) – Doğruyu konuştuk, doğruyu konuşacağız ve sorunları da bir bir çözeceğiz. Yani burada, ben hayret ediyorum, yanlış beyanda mı bulunmamı istiyorsunuz? Bu yasası siyasi…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Yakınma makamında değilsiniz Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devam) – Bakınız, bu yasa, politik, siyasi değerlendirmelere, mülahazalara açık bir yasa da değil. İnsan sağlığıyla ilgili bir yasa…

İZZET ÇETİN (Ankara) – On yıldır çıkartmadınız!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devam) – Efendim, olabilir, bunu söyledik, peşinen söyledim ben size. Geç kalarak getirdiğimiz düzenlemedir.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Kim engelledi? Onu söyleyin hiç olmazsa, bilelim.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devam) – Kim engelledi? Kimse engellemedi. Yüzlerce, binlerce önemli yasa düzenlemesini bu Parlamentodan geçirdik hangisi önemsizdi? Her biri çok önemliydi yani.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakanım, “Yüzde 50 oy almazdık öyle olsaydı.” deyin, alkış yapsınlar, bu işi tatlıya bağlayın her zamanki gibi.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Şimdi, meslek hastalıklarıyla ilgili üç hastane var bildiğiniz gibi ve buna bağlı olarak üniversite hastanelerimiz, eğitim hastanelerimiz de bu alanda önemli, özellikle tıbbi tanı koyma konusunda ve tedavi konusunda şu anda yetkilendirilmiş bulunuyor. Bu şekilde, üniversitelerimizin, eğitim araştırma hastanelerimizin tanı koyma, tedavileriyle birlikte, bildirim zorunluluğuyla birlikte inşallah meslek hastalıklarının da tedavisi konusunda mesafe almış olacağız.

Burada önemli sorular var. Belki sorular bölümünde cevaplandırmam gerekiyor ama bir iki soru var.

Dünya Çocuk İşçiliği İle Mücadele Günü’nde, evet, biz Cenevre’deydik ama burada, Bakanlığımızın bünyesinde, 12 Haziran Salı günü Bakanlığımızın koordinatörlüğünde, ilgili kamu kurum ve kuruluşları, sendikalar, sivil toplum örgütleri, ILO ve UNICEF temsilcilerinin de katılımıyla etkinliklerin düzenlendiğini belirtmek istiyorum.

Bir müessif kazanın olduğunu, az önce Sayın Grup Başkan Vekilimiz ifade ettiler. Bu, Maliye Bakanlığıyla Deniz Kuvvetleri Komutanlığı arasındaki alanda atık su hattının döşenmesi esnasında şu anda meydana gelen bir kaza. İnşallah bir kayıp olmadan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Oldu, oldu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Oldu maalesef.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Oldu, oldu.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - …atlatırız temennisinde bulunuyorum, geçmiş olsun diyorum.

Yasanın hayırlı olması temennisiyle hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

18.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Meclisin atık su gideri inşaatında çalışan ve göçük altında kalan işçinin hayatını kaybettiğine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce burada ifade edildi, Meclisin atık su gideri inşaatında çalışan bir işçi göçük altında kalmıştı. Biraz önce gelen habere göre, bu işçimiz hayatını kaybetmiştir. Oraya giden milletvekili arkadaşlarımız olayı yerinde gördüler, incelediler ve bu olayı tespit ettiler. Bir aydınlatmanın olmadığı, yeterli güvenliğin alınmadığı arkadaşlarımızın gözlemleri.

Sayın Bakan kürsüde bir ölüm olmaması temennisinde bulunurken orada işçi kardeşimiz hayatını kaybetmiştir. Bu kadar önemli bir tasarıyı görüşürken, Meclisin atık su gideri inşaatında çalışan bir işçinin göçük altında kalarak hayatını kaybetmesi son derece acıdır. Ben, her şeyden önce işçimize tabii ki Allah’tan rahmet diliyorum; ailesine, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum. Ama böyle bir ortamda, bu olay üzerine bu tasarı görüşmelerinin devam etmemesi gerektiğini ve bu görüşmeleri burada sonlandırmamız gerektiğini düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN -  Teşekkür ederim.

Başka söz isteyen grup başkan vekillerinden?

IX.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, göçük altında kalarak hayatını kaybeden Nadir Kekilli’nin yakınlarına başsağlığı dileğinde bulunduğuna ilişkin konuşması

 

BAŞKAN - Evet, biz de göçük altında kalan Nadir Kekilli’nin vefatını öğrenmiş bulunmaktayız. Merhuma Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                                                                            Kapanma Saati: 01.51

ON BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 01.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşiminin On Birinci Oturumunu açıyorum.

277 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı ile Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın; Meslek Hastalıkları ve İşçi Sağlığı Kanun Teklifi ile Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları (1/605, 2/490) (S. Sayısı: 277) (Devam)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

 

Şimdi söz sırası, şahsı adına söz isteyen Mahmut Kaçar, Şanlıurfa Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT KAÇAR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, iş kazasında vefat eden işçimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Çalışma hayatı istihdamdan çalışma şartlarına, sosyal güvenlikten mesleki eğitime, iş sağlığı ve güvenliğinden yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın haklarının korunmasına kadar çok geniş alanı ve toplumun büyük bir kesimini ilgilendiren bir alan. İş sağlığı ve güvenliği ise sadece iş yeri ve çalışan düzeyinde değil, toplumun genelini doğrudan ilgilendiren ve aynı zamanda ulusal ve uluslararası düzeyde ele alınması gereken çok önemli bir konu. Türkiye'nin bu anlamda imzalamış olduğu uluslararası sözleşmeler var. İş Sağlığı ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin 155 sayılı Sözleşme ve 161 sayılı Sözleşme bu anlamda Türkiye'nin uluslararası yükümlülükleri arasında. Hükûmet olarak sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışmanın en temel bir insan hakkı olduğunu ve bu bağlamda Hükûmet programlarında da işin değil, insanın korunmasını temel mantığa alan bir yaklaşımla hareket ediliyor.

Bu yasa yıllardan beri gerek çalışanlarımızın gerek çalışma hayatının bütün aktörlerinin beklediği önemli bir yasa çünkü Türkiye’de gerek ulusal anlamda gerekse de uluslararası anlamda yürütülen bütün çalışmalara rağmen iş sağlığı ve güvenliği alanında maalesef istediğimiz bir noktada olmadığımızı elimizdeki istatistikler bize net olarak ortaya koyuyor. Türkiye’de 2009 yılı verilerine göre günde yaklaşık 176 iş kazasının olduğu ve bu iş kazası sonucunda da 3 kişinin hayatını kaybettiği, ayrıca bunun dışında meslek hastalıklarına bağlı ölümlerin de olduğunu biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu yasayla birlikte en önemli elde edilen kazanım yıllardan beri 50’nin üzerinde çalışan yerlerde profesyonel anlamda işçi sağlığı ve güvenliğiyle ilgili tedbirler alınması zorunlu iken bu yasayla birlikte yaklaşık 11 milyon 500 bin çalışanımız, SSK’lımız ve bunun yanında kamu çalışanlarıyla birlikte yaklaşık 14 milyon, 15 milyon çalışanın artık iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinden faydalanacak olmasıdır.

Bir diğer önemli düzenleme -biliyorsunuz- 10 kişiden az çalışanı olan yerlerde, çok tehlikeli ve tehlikeli iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinden dolayı doğacak maliyetin tümünün Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından finanse edilecek olmasıdır.

Ben çok fazla ayrıntıya inmeden bu yasada çok önemsediğimiz bir konuyu da sizinle paylaşıp sözlerime son vermek istiyorum. Meslek hastalıkları, iş kazalarıyla ilgili tedbirler alındığı zaman Sayın Bakanımızın

ve çok değerli Mehmet Domaç arkadaşımızın da ifade ettiği gibi, yüzde 98’ini önleme imkânına sahibiz, ancak meslek hastalıklarında yeterli tedbir alındığı zaman yüzde 100’ünü önleme imkânımız var.

Türkiye'de bu anlamda ciddi bir veri olmadığı, dünyada ortalama her bin işçi için yılda 4 ile 12 arası yeni meslek hastalığı beklenirken Türkiye'de 2009 yılında saptanan meslek hastalığı sayısı 429. Türkiye'de meslek hastalığı nedenli ölümler ise 2006 yılında 9, 2008 yılında ise 1 olarak tespit edilmiş. Bu rakamlar bize meslek hastalıklarının, meslek hastalığı nedenli ölümlerin ve meslek hastalıklarının erken saptanmasıyla ilgili ciddi eksikliklerimizin olduğunu ve uygun araçlara sahip olmadığımızı net olarak ortaya koymakta.

Bu yasayla birlikte artık meslek hastalığı yalnız bir maluliyet veya sigortacılık boyutuyla değil, meslek hastalıklarının erken tanısı, tedavisi, hastalığın bildirimi ve bu konuyla ilgili iş yeri hekiminin ve işverenin yetki ve sorumluluklarını net olarak ortaya koyan bir düzenlemedir. Bu düzenlemedeki en önemli hususlardan biri de iş yeri hekimliğine artık bir fonksiyon kazandırmış olmamızdır.

Bilindiği gibi, maalesef Türkiye'de yıllardan beri iş hekimliği çalışanların sağlığını güvence altına alacak adımlar atma yerine, çalışanların reçetelerini yazan bir işlev görmekte. Bu yasayla birlikte artık iş yeri hekimlerine meslek hastalığıyla ilgili ön tanı koyma, ilgili sağlık kuruluşlarına sevk etme ve yetkili sağlık kuruluşlarının belirlenmesiyle ilgili Sağlık Bakanlığının da işin içerisine dâhil edilmesini sağlayan bir düzenleme.

Bu yasanın müstakil bir iş sağlığı, güvenliği yasası olması, iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesine yönelik ilgili tüm tarafların yetki ve sorumluluklarını net olarak ortaya koyması cihetiyle, çalışma hayatı açısından son derece önemli bir yasa.

Bu yasanın Genel Kurula gelme aşamasına kadar ciddi emekleri geçen tüm arkadaşlarıma huzurlarınızda şükranlarımı arz ediyor ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Asıl işveren ile alt işverenin ortak sahasında iş kazası meydana gelirse bundan kim sorumlu olacaktır?

Soru 2: Sayın Bakan Türkiye’de 1 milyon 426 bin iş yerinin olduğunu söylediler. Türkiye’de görev yapan kaç doktor vardır? Türkiye’de görev yapan kaç iş yeri hekimi vardır? Organize sanayi bölgelerinde görev yapan kaç iş yeri hekimi vardır? Mevcut iş yerlerini karşılayacak iş yeri hekimi var mıdır? Yoksa ihtiyacı karşılayacak sayıda iş yeri hekimini nerede bulacaksınız?

Türkiye’de kaç tane iş güvenliği uzmanı vardır? İş güvenliği uzmanlarından kaçı (A) sınıfı yetki belgesine sahip, kaçı (B) sınıfı yetki belgesine sahiptir, kaçı (C) sınıfı yetki belgesine sahiptir?

Bir başka soru: İş güvenliği uzmanlarına verilen (A), (B), (C) sınıfı yetki belgesinin verilme kriterleri nelerdir? Kimlere bu yetki belgeleri verilmektedir? Bu yetkili kişilerin görev yerlerini kim, hangi kritere göre belirlemektedir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa)- Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Üzücü olayda hayatını kaybeden işçimize Allah’tan rahmet diliyorum, ailesine başsağlığı diliyorum ancak çok temel bir sıkıntı burada gün yüzüne çıkmış durumda. Bu işçinin Meclis inşaatında çalıştığı söylendiğinde, iktidar partisi milletvekilleri ısrarla vurguluyorlar “Hayır, Meclisin dışında o.” diye. Anayasa milletvekillerine kendi ilinin değil, tüm Türkiye'nin milletvekili olduğu konusunu altını çizerek hatırlatırken, biz meseleyi sadece ve sadece Meclis çatısı altına kadar indirgeme durumuna geldik. Bu kadar üzücü bir olayda bile sorumluluklarımızın farkında olmamamız gerçekten sıkıntı verici.

Bu verilen aradan sonra hâlâ bu görüşmelere devam ediyor olmamızdan ben kendi adıma dahi utanç duyuyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, inşaat sektöründen sonra en çok iş kazalarının olduğu maden sektöründe çok sık iş kazaları yaşanmaktadır. Bu kazalara bakıldığında, sizin Hükûmetiniz döneminde madenlerin redevans usulüyle taşeronlara devredildikten sonra bu kazaların rekor seviyeye ulaştığını görüyoruz. Sayın Bakan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak ne tür tedbirler alıyorsunuz veya bu kazalar sonucunda yapmış olduğunuz soruşturmalarda sorumlular hakkında ne tür işlemler yapılması konusunda bir görüşünüz oldu?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Çelebi…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Değerli Bakan, değerli milletvekilleri; o kürsüde konuşurken “Belki şu anda, biz konuşurken bir arkadaşımız yaşamını yitirecek.” demiştim ve maalesef bunu yaşadık. Bu atmosferde yaşadık ve bu duygularla şu anda Meclisteyiz. Bu yasayı çıkartmak önemli değil, önemli olan -bu yasanın bir tedbir getirmeyeceğini de burada ifade ettim- hâlen şu ısrarı sürdürecek misiniz bilmiyorum bu yasa teklifi üzerinde? Hâlen yürürlük süresinin, üç yıl olduğu, iki yıl olduğu bir uygulamayı sürdürmek, bu yeni cinayetlere kapı açmak anlamına gelmiyor mu? Onu soracağım. Çünkü, burada yapılan uygulamada da gördüm, şimdi beraberdik arkadaşlarla, yatay sondaj yapılan, zemin etüdü olmayan, hiçbir ışıklandırması olmayan ve aynı zamanda, baretleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – …filan olması gereken bir çalışma olmadan bir çalışma sürdürülüyor.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Bununla ilgili, iş kazalarına hâlen seyirci kalacak mısın?

BAŞKAN – Sayın Çetin…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Bakanım, biraz evvel yaşamını yitirdiğini öğrendiğimiz işçi kardeşimizin sigortalı olup olmadığını araştırdınız mı? Gecenin şu saatlerinde, pek çok örneğinde olduğu gibi, sigorta işiyle uğraşanlar meşgul müdür? Bir, bunu hatırlatmak istiyorum.

İki: Daha evvel, 1475 sayılı Yasa’da adı “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü” iken, devri iktidarınızda neden “İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısı” adını alıyor? İş, insandan önce mi geliyor zihniyetinizde?

Üçüncü soru: Konuşmanızda “Yıllardır yasalaşmasını beklediğimiz bir tasarıyı görüşüyoruz.” dediniz. On yıldan bu yana iktidardasınız. on yıllık süre içerisinde 10.804 işçinin –“iş kazaları” diyorsunuz- iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği bir süreçten geçti Türkiye. Bu yasanın çıkarılmasını engelleyen kimlerdir? Neden bugüne kadar 4857 sayılı yasadan sonra…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, ülkemizdeki mevzuata göre çıraklık yaşı on dörttür. Siz burada, bu tasarıda genç çalışan yaşını on beşe çıkarmış durumdasınız. Ancak Millî Eğitim Yasası’nda yapılan son değişiklikle –biliyorsunuz- ilköğretim bitirme yaşı on üç oldu, son dörtte de mesleki eğitime yönlendiriliyor çocuklar. İşte burada çocuk çıraklar mesleki eğitime yönlendiriliyor. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün de kurallarına göre on dördün altında çocuk çalıştırılamayacağına göre o yasal düzenlemeyle sizin çıkarmış olduğunuz bu yasal düzenlemedeki çıraklık yaşı çelişki olmuyor mu? Bu konuda gereken düzenlemeyi yapacak mısınız? Millî Eğitim Yasası’ndaki o düzenlemeyi ortadan kaldıracak mısınız çocuk yaşındaki işçilerin çalışmasının engellenmesiyle ilgili olarak?

Bir de, Sayın Bakan, burada kapsam dışı bırakılan birimler var. Afet ve acil durum birimlerinin müdahale faaliyetleri bu kanunun kapsamının dışında belirtiliyor. Şimdi, memur olan ya da işçi olan insanlarımız gidip herhangi bir deprem…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yirmi üç yaşında bir işçimizi Türkiye Büyük Millet Meclisinin atık su kanalını açarken bu gece kaybettik, saat bir buçuk, iki civarında. Acaba bu işçi kaç saatten beri orada çalışıyor? Lütfen, bunun bir araştırılmasını istiyorum. Bize gelen bilgilere göre on iki saatten fazladır çalışan bir işçi. Yüreğimiz kanıyor yani ve AKP’nin işbaşında olduğu 2002-2011 yılları arasında tam 735.803 iş kazası olmuş ve bu kazalarda acaba, Sayın Bakan, sendikasızlaştırmanın ve kayıt dışının etkisi nedir? Onu soruyorum.

Bir de bu tasarıda acaba sendikalarla iş birliği yapmayı hiç düşündünüz mü Sayın Bakan?  Yani Hükûmetiniz tümüyle sendikaları dışlayarak nasıl bu kazaları önleyecek merak ediyorum ve bunu soruyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) -  Teşekkür ederim Başkan.

Sayın Bakan, bir gün yirmi dört saattir. Sizce Türkiye’de bir işçi en uzun kaç saat çalışmaktadır ortalama olarak? Bunu sormak istiyorum.

İkincisi: Türkiye, ölümlü kaza sıklığı açısından Avrupa’da ve dünyada hangi sıradadır?

Son on yılda kayıtlı iş kazalarında yaşamını yitiren işçi sayısı 11 bin civarındadır. Kayıt dışı yaşamını kaybeden işçi sayısının kaç olduğunu tahmin ediyorsunuz?

Gecenin bu saatinde bu yasanın görüşülmesini insani ve sağlıklı buluyor musunuz? Özellikle işçi sağlığı açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şanlıurfa bölgesi olarak bugün Kısas ve çevresinde 15 köyde yaklaşık 12 ila 18 saat elektrik kesilmesi olmuş ve sık sık da Şanlıurfa’da elektrik kesilmesi var. Bu konuda vatandaşın, hava sıcaklığının 35 derece olduğu bir ortamda, günlerde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Demirel…

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Efendim, herkese iyi akşamlar ve ben vefat eden işçimize Allah’tan rahmet diliyorum, bazılarının da bundan ibret alması için bir çağrı yapıyorum. Bence Meclis bu yasayı elbette ki çıkaracaktır yeterli çoğunluğu olması itibarıyla ama yasaların çıkması mevzuatın uygulanacağı veya uygulanmakta olduğu anlamına gelmiyor. Türkiye’de Anayasa’nın ilgili hükümleri, uluslararası sözleşmelerimiz ve imzalamış olduğumuz Seul ve İstanbul deklarasyonları bunlar için yeterli olmasına rağmen, bence, Mecliste pazartesi günü itibarıyla bir araştırma komisyonu kurulup iş güvenliği konusunda da çalışabiliriz. Bunlar belki de çıkacak yasanın altyapısının daha sağlıklı doldurulması için Bakanlık çalışmalarına da yardımcı olacaktır. Bunu şu sebeple söylüyorum ki sanıyorum bürokratlarınız sizi yanlış yönlendiriyor. Sayın Bakanın -herhâlde kayıtlardan da bulunacaktır- şöyle bir cümlesi oldu “Meslek hastalıkları yüzde 100 önlenebilir” diye. Sayın Bakan, meslek hastalıkları yüzde 100 önlenemez. Sanıyorum dil sürçmeniz olmuştur ya da arkadaşlar yanlış bilgilendiriyor. Benim tavsiyem, parti grubumuz adına bir an önce iş sağlığı ve işçi güvenliğiyle ilgili bir Meclis araştırması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Efendim, teşekkür ederim.

Şimdi, öncelikle ben de işçi kardeşimize Allah’tan rahmet diliyorum.

İşte bu yasanın önemi ortada. Neden geç kaldı? Tartışabiliriz ama netice itibarıyla görüşüyoruz. Bir an önce çıkmasının aciliyeti de ortada.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Bakan, bu yasa olmasa da ilgili mevzuat var. O kazanın gerekçesi bu olamaz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Şimdi, bu Maliye Bakanlığıyla Deniz Kuvvetleri arasındaki alanda yapılan atık su ile ilgili yaklaşık 4-4,5 metre derinliğinde iksa kullanılması yani 4 metre aşağıya inecek olan işçiyle ilgili olarak gerekli yan tahkimatın yapılması gerekirken -burada haber alır almaz müfettiş arkadaşları yönlendirdik- ilk tespit işverenin ciddi bir ihmali yani bu “iksa” dediğimiz bu dayanakları oluşturmamasından büyük ölçüde kaynaklanan bir sorun, bir problem, bir olay, bir müessif durum. Dolayısıyla, burada getirdiğimiz bu yasa risk değerlendirmesi getiriyor yani siz, bu iksa tahkimatını yapmadan oraya işçiyi sokamayacaksınız. Bu yasanın önemi bu, “Risk değerlendirmesi.” dediğim bu. Onun için ışık yanmıyorsa o işçiyi çalıştıramayacaksınız. Uzman…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Taşeron firmaya verdiğiniz için olmasın!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Kim olursa olsun efendim. Onu da sordu Sayın Tanal, onu da söyleyeyim. Asıl işveren, alt işveren; sorun çıkarsa ne olacak? Müteselsilen sorumluluk var, onun için sorumlulukta bir farklılık yok. Onun için burada mutlak suretle bu yasa bir an önce yürürlüğe girmelidir ve burada risk değerlendirilmesi hızlı bir şekilde yapılmalıdır.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Bakanım, sanki bu yasa yürürlüğe girince bir daha iş kazası olmayacak mı?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Diğer konuya gelince “Bu iş güvenliği uzmanı kim olacak?” dediniz. Mühendisler, kimyagerler, fizikçi, mimar, tekniker, teknik yönetmenler olabilecek (C) sınıfından başlayacaklar, üç yıl sonra (B) sınıfına, dört yıl sonra da A sınıfına terfi etmiş olacaklar.

Sayısal olarak elimizde rakamlar var. Şu anda toplam olarak söylüyorum -ayrıntılı, yazılı olarak verebiliriz- (A), (B), (C) olarak iş sağlığı, iş güvenliği uzmanı olarak 8.222 uzmanımız var. Kanunla 3.614 kişi daha alma imkânımız olacak, böylece 12.936. 2013 yılında da alacağımız elemanla, 15 bin iş güvenliği uzmanıyla Türkiye’de bahsettiğimiz bu hizmetlerin görülmesi mümkün olacaktır.

Hekim olarak şu anda belgeli 30 bin hekim var ama 5 bin hekim bizim için şu anda yeterlidir. Hekim alanında da bir sıkıntımızın olmadığını ifade etmek istiyorum.

“İşçi kaç saat çalışıyor, sigortalı mıydı, değil miydi?” şeklinde, şu anda hayatını kaybeden kardeşimizle ilgili… Müfettişlerimiz bu araştırmaları yapıyorlar ve bunu kamuoyuyla -önümüzde salı günü devam edecek yasa- büyük ihtimalle sizlerle paylaşma imkânımız olacak.

“’İşçi sağlığı’ neden demiyorsunuz, ‘iş sağlığı güvenliği’ diyorsunuz.” diye bir soru soruldu. Az önce konuşmamda söyledim, bütün çalışanları kapsama altına alıyor. “İşçi” dediğiniz zaman memuru kapsama altına almıyorsunuz demektir. Bir bu.

İZZET ÇETİN (Ankara) – “Çalışanların sağlığı” deyin Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Hayır, bakın, siz sorunuzda dediniz ki: “Neden ‘işçi sağlığı’ demiyorsunuz?” dediniz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Tamam, “iş” ne? İnsan, insan…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Ben de diyorum ki: “Memur da işin içinde, onun için demiyoruz, bir.”

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Emekçinin sağlığı” diyelim.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) -İkincisi, uluslararası kabul gören bir tanımdır bu, onu da belirtmek istiyorum.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Avrupa hâl⠓işçi sağlığı” diyor.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - “Yasayı engelleyen var mıydı?” Arkadaşlar, yasayı engelleyeni yalnız siyasi irade olarak görmenizi doğru bulmam. Toplu İş İlişkileri Kanunu şu anda gündemimizin 4’üncü sırasındadır ama biliyorsunuz, sosyal diyalog mekanizması, üçlü danışma meclisi, bizim günlerimizi, saatlerimizi verdiğimiz bir toplantı alanı. Getiriyorsunuz, anlaşıyorsunuz, ya sendikalardan biri yani işçi sendikalarından biri ya işveren sendikalarından biri…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Yandaş sendikalarınız var…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Efendim, “diyalog” diyorsanız, diyaloğun gereği yapılıyor ama eğer bir taraf çıkıp diyorsa ki: “Biz kesinlikle bu şekilde geçmesine karşıyız.” o diyalog mekanizmasında sıkıntı çıkıyor.

İZZET ÇETİN (Ankara) – 7 tane bakanın imzalamadığı basına yansıdı.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) -

İzzet Bey, en iyi anlayacak sizsiniz bunu. En iyi siz anlarsınız, işin içinden geliyorsunuz. Bir kesimi hiçe sayarak kesinlikle bu ve benzer düzenlemeler yapılamaz çünkü işçiyi de, işvereni de direkt olarak ilgilendiren hususlardır. Yani bunu siyasete pas etmeniz doğru değil, o anlamda söylüyorum.

“İşçi ne kadar çalışmalı?” Kırk beş saat çalışmalı. “Çalışmayı bu saatte sağlıklı buluyor musunuz?” Çalışma Bakanı “Sağlıklı buluyorum.” demez. Sağlıklı bulmuyorum, onu ifade edeyim.

Elektrik kesilmesi… Şanlıurfa’da bu yıl önemli ölçüde elektriğe kaynak aktarımı yapıldı, 2 milyon 200 iken 23 milyon civarında bir kaynak. Şu anda yoğun bir şekilde hatların yenilenme çalışması devam ediyor, onu ifade edeyim.

Yıllar itibarıyla iş kazalarının incelemesi yapılmadı-yapıldı gibi tartışmalar da oldu konuşmalarda da, sorularda da. Arkadaşlar, 1998’den 2011 sonuna kadar 62.009 iş kazası incelemesi yapılmıştır yani gerçek rakamlar bunlar. Yıllar itibarıyla da önümde var ayrıntılı bir şekilde. İşte, 1998’de 2.638 iş kazası, 2008’de 5.599, işte, 2003’te 3.553 şeklinde bütün ayrıntısı. Toplamı 62 bin şeklinde ifade edebilirim.

“E, sendikalar bu işin içinde var mı bu yasada?” Sendikalar var. Ulusal iş sağlığı güvenliği konseyi kuruluyor. Bu konsey içerisinde eşit oranda kamuyla sendikalar temsil ediliyorlar. Bakanlığın da bir dahli olarak çalışmaları gerçekleştirilmeyecek. Bu konunun müstakil bir, özerk bir yapıda olması istendi arkadaşlarımız tarafından. O, İş Sağlığı Güvenliği Genel Müdürlüğümüzün müstakiliyeti çerçevesinde ele alınması gerektiğini biz komisyonda da ifade ettik ama şu anda bu konseyin bağımsız bir şekilde ve eşit üyelerden oluşarak çalışmasını sürdüreceğini belirtmek istiyorum.

Teftişlerle ilgili… Arkadaşlar, Bakanlığımızın bünyesinde programlı

teftişler var. Özellikle tehlikeli iş alanlarında, maden, yapı işleri, inşaatla ilgili, organize sanayi bölgeleri, diş protez laboratuvarları, mobilya imalathaneleri, sanayi gaz depolamaları ve dolum tesisleri, otomotiv sanayi, makine imalat sanayisinde, tersanelerde, çağrı merkezlerinde, dokuma ve tekstilde, metal ve dokuma iş kolunda, ağaç işleme ve mobilya sektöründe ağırlıklı bu programlı teftişlerimiz teftişlerin yüzde 85’ini oluşturmaktadır. Yüzde 15’ini ise şikâyetler, iş kazası ve işletme belgesi çerçevesinde teftişlerin yapıldığını ifade edelim. Bir davet usulü yani işverenleri davet usulü bir teftiş söz konusu değil. Öyle bir yanlış bilgi varsa onu da düzeltmiş olalım diyorum.

Soru kaldı mı diye bakıyorum…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Benim sorum vardı Sayın Bakan. Çıraklık yaşı…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Evet, gençlerin çalışan tanımına girebilmesi için on beş yaşını bitirmiş olmaları gerekmektedir. Eğitim ile çalışma yaşı bu anlamda karıştırılmamalıdır.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Mesleki eğitime yönlendiriyorsunuz Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Yani bu yasayla getirdiğimiz bir düzenleme değil bu. On beş yaş İş Kanunu’nda olan bir düzenlemedir, onu ifade etmek istiyorum.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Ama yasalar arasında çelişki var. Siz çıkartıyorsunuz  bütün yasaları.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurun.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, Sayın Bakanıma bir sorum var, gerçi bir parça yanıt verdi ama.

Türkiye’de son on yıl içerisinde yani iktidara geldiğiniz 2002’den bu yıla kadar iş kazaları ve meslek hastalıkları yönünden kaç kişi yaşamını yitirmiştir? Bu paralelde aynı süreç içerisinde Türkiye’nin muzdarip olduğu terörden dolayı kaç kişi yaşamını yitirmiştir, karşılaştırılmasını istiyorum.

İkinci bir sorum: Sayın Bakanım, eğer verileri varsa, iş kazaları ve meslek hastalığı yönünden kaybedilen iş günü sayısını 2010 olarak bilgi verme olasılığına sahip mi? Bunun bugünkü ekonomik değeri olarak kaç milyon veya milyar dolara denk geldiğiyle ilgili bilgi almak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Teşekkür ederim.

Elimde liste var ama uzunca bir liste. Eğer uygun bulursanız… Sorularınız gerçekten teknik sorular, mukayese gerektiren sorular. 1990 yılından 2010 yılına kadar yirmi yıllık bir dönem içerisinde iş kazalarının sayısı elimde mevcut. Yazılı olarak takdim edersek daha sağlıklı yararlanma imkânınız olabilir düşüncesindeyim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                                   Kapanma Saati: 02.26

 

ON İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 02.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşiminin On İkinci Oturumunu açıyorum.

277 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Adına Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşmasında Değişiklik Yapılmasına Dair 1/2011 Sayılı Ortak Komite Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

4.-   Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Adına Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşmasında Değişiklik Yapılmasına Dair 1/2011 Sayılı Ortak Komite Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/472) )(S. Sayısı: 98) (X

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 98 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE FİLİSTİN ADINA FİLİSTİN KURTULUŞ ÖRGÜTÜ ARASINDAKİ GEÇİCİ SERBEST TİCARET ANLAŞMASINDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR 1/2011 SAYILI ORTAK KOMİTE KARARININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Adına Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşması’nın 23 Şubat 2011 tarihinde imzalanan Tarım Ürünlerinde Taviz Değişimi Hakkındaki Protokol I’e Tablo 1’in eklenmesine dair 1/2011 sayılı Ortak Komite Kararı’nın onaylanması uygun bulunmuştur.

 

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bizim sorularımız var Sayın Başkan, yasama faaliyeti için ben burada bekliyorum.

BAŞKAN – Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Adına Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşmasında Değişiklik Yapılmasına Dair 1/2011 Sayılı Ortak Komite Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

210

 

 

Kabul

:

210

 

(x)

 

 

 

 

 

 

 

                              Kâtip Üye                                              Kâtip Üye

                             Bilal Macit                                         Bayram Özçelik

                               İstanbul                                                 Burdur”

Kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

5’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Ulusal Yönetimi Lehine Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşması ile Kurulan Ortak Komitenin Anlaşmaya Ek Menşeli Ürünler Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemlerine İlişkin 2/2010 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

5.-      Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Ulusal Yönetimi Lehine Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşması ile Kurulan Ortak Komitenin Anlaşmaya Ek Menşeli Ürünler Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemlerine İlişkin 2/2010 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/592) (S. Sayısı: 255) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 255 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen yok.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler…Kabul edilmiştir.

Sayın Korkmaz, buyurun.

V.-  AÇIKLAMALAR (Devam)

19.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, üniversite sınavına girecek öğrencilere başarılar dilediğine ve Babalar Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

 

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkanım, cumartesi günü biliyorsunuz üniversite sınavı… Ben bütün milletvekili arkadaşlarımın ve aziz milletimizin bütün evlatlarına başarılar diliyorum bu sınavda. Ayrıca pazar günü de Babalar Günü, yine bütün milletvekili arkadaşlarımızın, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Babalar Günü’nü kutluyoruz. Ahirete intikal etmiş büyüklerimizi de rahmetle yâd ediyoruz, hayatta olan babalarımıza da sağlık, sıhhat ve uzun ömürler diliyoruz.

Teşekkür ederim. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.-      Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Ulusal Yönetimi Lehine Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşması ile Kurulan Ortak Komitenin Anlaşmaya Ek Menşeli Ürünler Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemlerine İlişkin 2/2010 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/592) (S. Sayısı: 255) (Devam)

BAŞKAN – 1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE FİLİSTİN ULUSAL YÖNETİMİ LEHİNE FİLİSTİN KURTULUŞ ÖRGÜTÜ ARASINDAKİ GEÇİCİ SERBEST TİCARET ANLAŞMASI İLE KURULAN ORTAK KOMİTENİN ANLAŞMAYA EK MENŞELİ ÜRÜNLER KAVRAMININ TANIMI VE İDARİ İŞBİRLİĞİ YÖNTEMLERİNE İLİŞKİN 2/2010 SAYILI KARARININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 2 Aralık 2010 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Ulusal Yönetimi Lehine Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşması ile Kurulan Ortak Komitenin Anlaşmaya Ek Menşeli Ürünler Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemlerine İlişkin 2/2010 Sayılı Kararı”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum: 

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Kabul edilmiştir.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Ulusal Yönetimi Lehine Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşması ile Kurulan Ortak Komitenin Anlaşmaya Ek Menşeli Ürünler Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemlerine İlişkin 2/2010 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

 “Kullanılan oy sayısı       : 199

Kabul                             : 199(*)

                Kâtip Üye                                              Kâtip Üye

      Muhammet Bilal Macit                                 Bayram Özçelik

                 İstanbul                                                 Burdur”

Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergeleri ile, kanun tasarı ve teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 19 Haziran 2012 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 02.40



(x) 276 S. Sayılı Basmayazı 13/6/2012 tarihli 119’uncu Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(X) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dilde kelimeler ifade edildi.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 277 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(X) 98 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 255 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(*) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.