TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

 

102’nci Birleşim

3 Mayıs 2012 Perşembe

                                                                                                            

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, Dünya Kardeşlik Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Aydın Milletvekili Osman Aydın’ın, pamuk üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı

3.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ölüm yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, yaş meyve ve sebze üreticilerinin durumuna ve süt dağıtımındaki yetersizliğin faturasının üreticilere çıkarılmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ne ilişkin açıklaması

3.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir Dursunbey ilçesi Odaköy’de kimyasal atık depolama tesisi yapılması projesine ilişkin açıklaması

4.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ne ilişkin açıklaması

5.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ne ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün,  3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ne ilişkin açıklaması

7.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 3 Mayıs Türkçülük Günü’nün 68’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

8.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in gündem dışı konuşmaya verdiği cevaba ilişkin açıklaması

9.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, İzmir Büyükşehir Belediyesinin Okul Sütü Projesi’ni yedi yıldır uygulamakta olduğuna ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ne ve bir ay önce Aşkale’de yaşanan kazada sorumluluğu olan kişiler hakkında neler yapıldığını merak ettiğine ilişkin açıklaması

11.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Aydın ilinin Kuyucak ilçesinde portakal üreticilerinin zor durumda olduğuna ilişkin açıklaması

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muş Milletvekili Demir Çelik ve 20 milletvekilinin, demir yolu taşımacılığının etkin kullanımının sağlanması ve mevcut sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/265)

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 21 milletvekilinin, aile hekimliği uygulamasının başladığı günden bugüne kadar sonuçlarının değerlendirilmesi ve yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/266)

3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 24 milletvekilinin, üniversitelerin içinde bulunduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/267)

 

 

 

 

B) Tezkereler

1.- (10/236, 237, 238, 239) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/854)

2.- Seyşeller Ulusal Meclisi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi arasında parlamentolararası dostluk grubu kurulmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/848)

VI.-  ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, 18/4/2012 tarihinde Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve arkadaşlarının okullarda ve okul çevresinde ihmal, teknik sorunlar ve eksiklikler neticesinde meydana gelen yaralanma ve ölümle sonuçlanan kazaların sebebinin araştırılması amacıyla vermiş olduğu  Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 3/5/2012 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, 22/2/2012 tarihinde İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu ve arkadaşlarının 12 Haziran 1980'de İnciraltı'nda yaşanan olayların tespiti amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 3/5/2012 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- AK PARTİ Grubunun, Hükûmetin 228 sıra sayılı Tapu Kanunu ve Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına ilişkin Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin yeniden görüşülmesine dair talebi üzerine, Hükûmetin isteminin Genel Kurulun onayına sunulmasına ilişkin önerisi

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı: 180)

3.- Tapu Kanunu ve Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ile Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un; 3402 Sayılı Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/557, 2/267) (S.Sayısı: 228)

4.- Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/596) (S. Sayısı: 221)

B) Yeniden Görüşmeleri Yapılan Tasarılar/Teklifler (Tekriri Müzakere)

1.- Tapu Kanunu ve Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ile Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un; 3402 Sayılı Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/557, 2/267) (S.Sayısı: 228) (1’inci Madde)

 

VIII.- OYLAMALAR

1.- Tapu Kanunu ve Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nın oylaması

 2.- Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı’nın oylaması

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, KÜMAŞ Manyezit Ticari ve İktisadi Bütünlüğü İhalesinin muhammen bedelin altında bir fiyata satılmasına ilişkin Maliye Bakanından sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/5539)

2.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, yabancı bir TV kanalına verdiği beyanata ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın cevabı (7/5710)

3.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, bir beldedeki halk kütüphanesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/5829)

4.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, bir Bakanın Altındağ ilçesinde satın aldığı gayrimenkul ile ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/5830)

5.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 2008-2011 yılları arasında turizmde tanıtım bütçesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/5974)

6.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’ya yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/5976)

7.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, tarihi Bitlis evlerinin korunmasına ve yenilenmesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/5977)

8.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’ın, TÜİK’in işsizlik oranlarını belirlemede kullandığı yöntemlere ve verilerin sıhhatine ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/6135)

 

3 Mayıs 2012 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 102’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Konuşma süreleri beşer dakikadır. Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir, cevap süresi yirmi dakikadır.

Gündem dışı ilk söz, Dünya Kardeşlik Haftası münasebetiyle söz isteyen Bursa Milletvekili Sayın Mustafa Öztürk’e aittir.

Buyurun Sayın Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, Dünya Kardeşlik Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 28 Nisan 4 Mayıs tarihleri arası Dünya Kardeşlik Haftası olarak kutlanmaktadır.

Hatırlanacağı gibi, Peygamber Efendimizin dünyaya gelişlerini konu alan Kutlu Doğum etkinliklerinin bu yılki ana teması da kardeşlik ahlakı ve kardeşlik hukukuydu.

Kardeş sözcüğü, yeryüzünün bütün dillerinde var olan sevgiyi, sıcaklığı, sevimliliği ifade ettiği ortak anlam olarak, nesep ve soy ilişkisi olan kişileri anlatan ortak bir kavramdır.

İslam dininin temel referans kaynakları olan Allah’ın kelamı Kur'an ile elçilerin sonuncusu Peygamberimizin sünneti ve hadisleri, bu bilinen anlamın yanında kardeşliğe daha farklı, daha vurucu, insanlık ailesi için daha çok üzerinde durulması ve vurgulanması gereken anlamlar yükler. Aynı kabileye mensubiyeti, dine uymada birlikteliği, sevgi ve muhabbet paylaşımını, samimi ve içten dostluğu da kardeşlik olarak ifade eder.

İslam’ın bu kardeşlik anlayışı, Müslümanlar için olduğu kadar tüm insanlık için kaynaşmanın, dostluğun, ülfetin, muhabbetin, yardımlaşmanın, dünyayı yaşanabilir bir mekân kılmanın temel ilkelerini kutsal kitabımız Kur'an ve Allah’ın elçisinin sünnetinden alan bir özellik taşır.

Sizlere kardeşlik konusunda bir ayeti kerime sunmak istiyorum: “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltiniz ve Allah’a saygı duyun ki merhamet olunasınız.” Hucurat Suresi.

Bir hadisi şerif: “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu yalnız bırakmaz. Bir kimse Müslüman kardeşinin ihtiyacını karşılarsa Allah da ona yardım eder.”

“Sizden biri kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş sayılmaz.” Yine bir hadisi şerif.

“İnsanlar ya senin dinde kardeşin ya da hilkatte eşindir.” diyor Hazreti Ali (RA).

Mevlânâ da “Aynı dili kullananlar değil, aynı duyguları paylaşanlar daha iyi anlaşırlar.” diyor.

Sahip olduğumuz inançlar ve değerler, ırkları, coğrafyaları, dilleri, renkleri ve kültürleri farklı milyonlarca insanı kaynaştırıp, aynı değerler etrafında birleştirebilen evrensel bir kültürdür.

Çanakkale tarihe geçmiş büyük bir kahramanlık destanı olduğu kadar, aynı zamanda, bir kardeşlik ve barış destanıdır. Bu öyle bir barış ve kardeşlik destanıdır ki içinde renk farklılığının, ırk ayrışmalarının, soyun, aşiretin, kabilenin olmadığı bir kardeşlik destanıdır.

Kardeşlik, sevgi ve sevinç demektir, barış demektir, paylaşım demektir. Kardeşlik, fedakârlık demektir, huzur demektir, güven ve eminde olmak demektir. Kardeşlik, insanlık duygusunun doruk noktasıdır. Kardeşliğin egemen olduğu dünyamızda, herkesin gözü önünde toplu katliamlar olur muydu, çocuklar öldürülür müydü, çocuklar gıdasızlıktan aç kalıp ölüme terk edilir miydi, Bosna’da, Filistin’de, Irak’ta, Suriye’de katliamlar olur muydu, Somali benzeri insanlık dışı uygulamalar yaşanır mıydı? Bu nasıl vahşet, bu nasıl insanlık anlayışıdır ki günümüz dünyasını yaşanmaz hâle getiriyor? Dünyamızın bugün içinde bulunduğu savaşların, işgallerin, terörün, sömürünün, işkencelerin, açlığın ve sefaletin bitmesi ancak kardeşlik anlayışıyla son bulacaktır. Oysa dünya hepimize yetecek kadar büyük ve geniştir. “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.” düsturuna inanan bizler, dünyada sürmekte olan ve zaman zaman artan düzensizliğe karşı kör, sağır, dilsiz olamayız.

Âşık Veysel diyor ki:

“Allah birdir Peygamber Hak

Rabbül âlemindir mutlak

Senlik benlik nedir bırak

Söyleyim geldi sırası

 

Kürt'ü Türk'ü ve Çerkez'i

Hep Âdem'in oğlu kızı

Beraberce şehit gazi

Yanlış var mı ve neresi?

 

Kur’an'a bak, İncil'e bak

Dört kitabın dördü de hak

Hakir görüp ırk ayırmak

Hakikatte yüz karası.”

Yunus Emre diyor ki:

“Gelin tanış olalım,

İşi kolay kılalım,

Sevelim sevilelim,

Dünya kimseye kalmaz.”

Yine Martin Luther King diyor ki: “Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik ama basit bir sanatı unuttuk: Kardeş olarak yaşamayı.”

Kardeşlik zulmü yıkar, darlığı giderir, umutsuzluğu bitirir, sömürgeyi engeller. Kardeşlik, mutlu yaşam sırrı demektir, yaşamdan zevk almak demektir. O hâlde, gelin, kardeş olalım, kardeş kalalım, sevelim, sevilelim mutlu olalım.

Sayın milletvekilleri, dün sütle ilgili epey bir konuşma oldu. Onunla ilgili de kısaca söz etmek istiyorum. Okul Sütü Programı, 2012/2957 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ve bu karara ilişkin Okul Sütü Uygulama Programı Tebliği çerçevesinde başlatıldı. Okul Sütü Programı, ilköğretim çağındaki öğrencilere süt tüketim ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarını kazandırarak dengeli beslenmelerine katkıda bulunmak suretiyle zihinsel ve fiziksel olarak gelişimlerinin artırılmasının sağlanması ve piyasada oluşacak regülasyonu sağlamak üzere başlatılmıştır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Gündem dışı ikinci söz, pamuk üreticilerinin sorunları hakkında söz isteyen Aydın Milletvekili Sayın Osman Aydın’a aittir.

Buyurun Sayın Aydın. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Aydın Milletvekili Osman Aydın’ın, pamuk üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı

OSMAN AYDIN (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ege Bölgesi’nin en büyük pamuk üretim merkezi olan Aydın ilimizin Söke ilçesinde geçtiğimiz günlerde Belediye Başkanımız, Söke Ziraat Odası, Söke Ticaret Borsası ve Söke Ovası Sulama Birliği başkanlarımızın öncülüğünde bölgedeki pamuk üreticilerinin ve demokratik kitle örgütlerinin katılımıyla gerçekleşen, pamuk üreticilerinin içinde bulunduğu sorunları anlatan bir çalıştay gerçekleştirildi. Bu çalıştay neticesinde, hakikaten, pamuk ürünümüzün sanayimiz ve Türkiye ekonomisi açısından ne kadar büyük önem taşıdığı, ne kadar stratejik bir ürün olduğu ortaya çıkmış oldu. Hakikaten, pamuk üretimi, Hükûmetimizin yanlış uygulamaları, yanlış politikaları neticesinde her geçen gün çiftçimizin üretiminden zarar etmesi neticesi olarak biraz daha azaldı ve milyarlarca dolar ihracatımızın temel sektörlerimizden birisi olan tekstil sektörümüz için bu gidişatın ne kadar hayati önem taşıdığı apaçık bir şekilde ortaya serildi. Pamuğun sadece tekstil sektörümüz için değil, hayvan yemi ve bitkisel yağ açısından da ekonomimize çok büyük katkı sağladığı apaçık ortaya kondu. Pamuk üretimimizin istihdam açısından da, sadece pamuk üretimi için 300 bin daimî, 1 milyonun üzerinde geçici işçi istihdam etmesi ve pamuk ürününe bağlı olan sektörlerde de milyonlarca insanımızın istihdam edilmesi açısından da çok stratejik bir ürün olduğu ortaya çıktı.

Bu üreticilerimizin sorunları çözülmediği takdirde, ekonomimizin her yönüyle ne kadar büyük sıkıntılar içine gireceği, son yıllarda, özellikle önemli pamuk üreticisi ülkelerin kendi sektörlerini korumak için pamuk ürünü ihracatını yasaklamaları, apaçık bir şekilde bu gidişatın devam etmesi durumunda ülkemizin ekonomisinin ne kadar büyük yara alacağı, milyarlarca dolarlık tekstil ihracatımızın ne pozisyona düşeceği, 2023 hedefi olduğu söylenen 70 milyar doların üzerindeki tekstil ihracatı hedefine ulaşılması yönünden ne kadar büyük problemle karşılaşacağımız apaçık ortadadır. Bugün, pamuk üreticimiz, dünyanın birim alandan en verimli pamuk üretim bilgi birikimine ve teknolojisine sahip olmasına karşın, Avustralya’yla beraber dünya üretim verimliliğinde 1’inciliği paylaşmasına karşın, girdi fiyatlarının çok yüksek olması, dünyanın en yüksek fiyatlı mazotunu, dünyanın en yüksek fiyatlı gübresini, dünyanın en yüksek fiyatlı ilacını, dünyanın en yüksek fiyatlı tohumunu kullanması neticesinde üretimden zarar etmesi nedeniyle, her geçen gün biraz daha pamuk üretemez hâle itilmektedir. O açıdan, özellikle pamuk üretiminin ekonomimiz için ne kadar stratejik bir ürün olduğu anlaşılıp, önümüzdeki süreç içinde pamuk üreticimizin içinde bulunduğu sorunlara acilen çözüm üretilmediği takdirde ekonomimizin ne kadar büyük zararlara gireceği apaçık ortadadır.

Bu nedenle, kısa süre içinde, özellikle acil olarak mevcut üretimin sürdürülebilmesi için pamuk üreticilerinin hak etmiş olduğu 2011 yılı primlerinin defaten bu ay sonuna kadar ödenmesi gerekmektedir çünkü pamuk üreticisi ekim hazırlıkları içinde, ekim döneminde; bu paraya çok büyük ihtiyacı var. 2012 yılı primi olarak açıklanan 46 kuruşun tekrar gözden geçirilerek, hakikaten dünya pamuk üreticileri ile ülke üreticilerimizin birim maliyetleri göz önüne alınarak, bu birim maliyetler arasındaki farklar gözetilerek bu farkın temin edilecek miktara çıkarılması çok önemlidir.

Mazot desteği alan bazında değil, üretim endeksli verilmeli. Girdiler üzerindeki yüzde 18 KDV’nin defaten süratle yüzde 1’e indirilmesi pamuk üreticilerimizin bu KDV’yi mahsup edememesi nedeniyle çok önemlidir. Destek primlerinin en az beş yıllık süre için açıklanmasının pamuk üreticilerimizin önümüzdeki süreç için hakikaten üretime devam edebilmeleri konusunda önemli ışık tutacağı düşünülmektedir.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN AYDIN (Devamla) – Pamuk üreticilerimizin sorunlarının çözümü dileğiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Gündem dışı konuşmaya Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Mehdi Eker cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Bakan sütten bahsedecek, sütten!

SİNAN AYDIN AYGÜN (Ankara) – Süt ne oldu, süt, Bakan?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Bahsederiz, bahsederiz, sizi merakta bırakmayız.

Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gündem dışı yapılan konuşmaya cevap vermek üzere huzurlarınızdayım. Öncelikle, tabii, biraz önce pamuk ürünüyle ilgili olarak konuşan Aydın Milletvekili Sayın Osman Aydın’ın değindiği hususla ilgili bilgi arz edeceğim ve sürem içerisinde bir de gündemdeki süt ile ilgili olarak da bilgi arz edeceğim Genel Kurula. Hepinizi saygıyla tekrar selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; pamuk, Türkiye için önemli bir ürün çünkü Türkiye, dünya pamuk üretiminde 8’inci sırada yer alıyor, yine tüketimde Çin, Hindistan ve Pakistan’ın ardından dünyanın 4’üncü büyük tüketicisi, verimde de Avustralya ve İsrail’in ardından dünya ülkeleri içerisinde 3’üncü sırada yer alıyor.

Türkiye'de yaklaşık 70 bin çiftçimiz, üreticimiz pamuk üretimini gerçekleştiriyor ve üretilen pamuğumuzun ürün değeri yaklaşık 4 milyar lira civarında; tekstil mamulüne dönüşmesiyle bu değer katlanarak 24 milyar liraya çıkmaktadır. Yani pamuk bizim için sadece bir zirai ürün olarak değil, aynı zamanda sanayimiz için, tekstil sanayimiz için önemli bir ham madde ve Türkiye'nin tekstil ihracatının çok büyük bir kısmını bu pamuk karşılamakta.

2002-2009 yılları arasında pamukta alanda bir eksilme meydana geldi. Tabii bunun çeşitli sebepleri var çünkü başka ürünlerde bir artış söz konusu oldu, bundan dolayı pamukta nispi bir alan azalması oldu. Ancak 2009-2011’de -bu arada aldığımız tedbirlerin de etkisiyle- alan itibarıyla yaklaşık yüzde 36’lık bir alan artışı meydana geldi ve 2011 yılında yaklaşık 573 bin hektar alana ulaştı. Bu da son derece önemli yani pamuk üretiminde 2009’dan itibaren tekrar alan itibarıyla, ürün, üretim itibarıyla -biraz sonra onu da arz edeceğim- bir artış meydana geldi.

Kütlü pamuk üretimi: Destekleme uygulamalarıyla kütlü pamuk üretimi 2009-2011 döneminde yüzde 50 artış sağladı ve 2 milyon 580 bin tona ulaştı. Kütlü pamuk veriminde de yani sadece ürün artışıyla, üretim artışıyla, alan artışıyla sınırlı değil, aynı zamanda birim alandan elde edilen üründe de verimlilik itibarıyla bir artış var. Nedir o?ıo 2002 yılında dekara 350 kilogram pamuk alınıyordu, 2011 yılında 450 kilogram olarak gerçekleşti yani dekar başına şimdi 100 kilogram daha fazla ürün alıyoruz pamuk üretiminde.

Kütlü pamuk üretiminde ilk sırayı yaklaşık yüzde 57’lik pay ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi, yüzde 26’lık oran ile Akdeniz Bölgesi ve yüzde 17’yle de Ege ve Marmara izlemekte.

Tabii, pamuk üretim-tüketiminde de artış meydana geliyor. Biraz önce de arz ettiğim gibi, Türkiye'nin bu yıl lif pamuğu üretimi yaklaşık 1 milyon tona çıktı -ki bu 2010’da 800 bin tondu, 2009’da 638 bin ton civarındaydı- kütlüde ise 2 milyon 580 bin tona çıkmış bulunmakta. Verimde de önemli bir artış var.

Tabii, tüketimde artış var; esas yani pamukla ilgili dikkate almamız gereken temel noktalardan bir tanesi bu. Örneğin, bundan birkaç sene önce 1 milyon 600 bin ton, 1 milyon 300 bin tonlardayken şimdi 1,5 milyon tonu aşmış durumda.

Tabii, burada dünyadaki gelişmeler, dünya fiyatları, diğer ülkelerin durumları, pozisyonları, hepsi bir şekilde etkili oluyor ama bizim açımızdan, Türkiye açısından, gerek tekstil ham maddesi olması gerek yağlı tohum olması ve pamuk tohumu küspesinin aynı zamanda yem ham maddesi olarak kullanılması gibi birden fazla alanda kullanımı bulunduğundan dolayı bizim için stratejik bir ürün olarak değerlendirilmekte ve biz de Hükûmet olarak göreve geldiğimizden bu yana bununla ilgili sürekli, hem pamuğa verilen prim desteğini artırmak suretiyle hem de bununla ilgili üretimi teşvik edecek diğer destekleri devreye koymak suretiyle bu alanda buna dönük politikalar izlemekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin pamuğa dayalı tekstil ihracatı -2002 yılında 549 bin ton lif pamuk ithal ediyor Türkiye- 4,5 milyar dolar ama 2011 yılında 612 bin ton lif pamuk ithalatıyla tekstil ihracatımız 11,5 milyar dolara çıktı. Bu da şu demektir: Türkiye’de hem içerideki üretim hem de aslında ihtiyaç duyulan ve Türkiye’deki talep fazlasının bir şekilde ithalat yoluyla karşılanması sebebiyle bu, sanayiye dönüşüyor, sanayi ürününe ve ihracat içerisinde önemli bir kalemin oluşmasına yol açıyor. Tabii burada şöyle bir şey var: Bu tekstil ihracatı sanayide görünüyor, tarımda görünmüyor sınıflandırmamıza göre ama ithalatı tarımda görünüyor. Onu da sizinle bu vesileyle paylaşmak istiyorum.

Biz kütlü pamuk prim desteğini kilogram başına 2002 yılında 85, bugünkü parayla 8,5 kuruştan 2012 yılında 46 kuruşa çıkardık. Bu, sertifikalı tohum olmak kaydıyla 8,5’tan 46’ya çıkardık. Bu önemli bir gelişme ve destek, aslında, kalemi içerisindeki en önemli husus şu: 2002’de toplam pamuk desteği 184 milyon lira, 2011’de bizim ödediğimiz 792 milyon lira. Burada da 4 kattan daha fazla bir artış söz konusu. Bu da yine bizim, Hükûmet olarak pamuğa verdiğimiz değeri göstermesi açısından son derece de önemli. Ayrıca, Bakanlığımızca 2011 yılı kütlü pamuk ürününe dekar başına 6 TL kimyevi gübre, dekar başına 6 lira mazot ve 2,5 lira da dekar başına toprak analizi desteği verilmiştir, 14,5 lira ediyor dekar başına. Bu da yine önemli bir destek oluşturmakta. 2012 yılı ürünü için de 6,3 lira kimyevi gübre dekar başına, 6,4 lira mazot dekar başına ve 2,5 lira da toprak analiz desteği ayrıca verilecektir ve biraz önce söylediğim gibi prim desteği olarak da kilogram başına 46 kuruş ödeme yapacağız. Dekar başına 2011 yılı ürünü pamuk için prim, mazot, gübre ve toprak analizi olmak üzere yaklaşık 202 lira destek ödenmiştir. 2002 yılında kütlü pamukta desteğin maliyeti karşılama oranı yüzde 19’dur arkadaşlar. Bu çok önemli bir gösterge. Yani bizim verdiğimiz destek pamuk üreticisinin maliyetinin 2002’de yüzde 19’unu karşılıyor iken, bugün bu oran yüzde 41’e çıkmıştır. Yani 100 lira pamuk üreticisi masraf yapıyorsa, maliyetinin 41 lirasını biz destek olarak kendisine ödüyoruz. Burada pamuk üretimiyle de, pamuğun stratejik bir ürün olarak değerlendirilmesiyle ilgili en önemli kıstas esasen bu.

Yine, 2011 yılı prim destekleri Türkiye Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeline göre yapıldı ve 13 havzada pamuk üretimi desteklenmektedir. Bizim, pamuk, gerek sertifikalı tohumluk üretimi desteği ve kullanımı gerekse sübvansiyonluk kredi kullanım desteği gerek kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesi, ARGE desteği gibi çeşitli destek kalemlerimiz ayrıca var. Yani Türkiye’de pamuğun gerek verimliliğinin artırılması gerek pazar ve pazarlamayla ilgili sorunlarının giderilmesi gerekse bu alanda kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesi gibi. Örneğin, makine ekipman desteklerinde biz pamuğa dönük makine ekipmanların alımında çiftçiye yüzde 50 hibe destek sağlıyoruz kırsal kalkınma desteklemeleri kapsamında.

Yine, ARGE’yle ilgili çeşitli bizim desteklerimiz var. Ulusal Pamuk Konseyi yine bizim Hükûmetimiz döneminde, yakın yıllarda, 2007 yılında kuruldu ve onlar da, gerek Türkiye’deki gerekse dünyadaki gelişmeleri yakından izlemekte ve pamukla ilgili alınabilecek tedbirleri görüşmekte, biz de istişare etmek suretiyle bunlardan uygulanabilir olanları hayata geçirmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; diğer önemli bir hususla ilgili sizlere bilgi arz etmek istediğimi ifade etmiştim, o da şu: Dün, Türkiye genelinde 75 ilde, 30 bin civarında, 30.180 okulda yaklaşık 7 milyon öğrenciye süt dağıtımı yapıldı. Bu, tabii, Türkiye için önemli bir proje çünkü ilk defa Türkiye’deki ilkokul çağındaki, altı sınıfa giden bütün 7 milyon 200 bin civarındaki öğrenciye dönük, haftada beş gün dağıtılacak bir proje.

Bu, Türkiye’de sağlıklı beslenme açısından son derece de önemli. Neden? Çünkü özellikle gelişme yaşındaki çocukların büyümesi üzerinde çok önemli etkisi olduğunu bildiğimiz, bilim insanlarının, tıp doktorlarının tavsiye ettiği sağlıklı beslenmede süt içilmesi önemli bir husus. Biz de Bakanlık olarak, Hükûmet olarak, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tedarik boyutuyla, Sağlık Bakanlığımız ve Millî Eğitim Bakanlığımızla birlikte üç bakanlığın koordinasyonunda illerimizde valilerimiz ve orada oluşturulan komisyonlar marifetiyle, diğer ilgili birimlerin de sorumluları katılmak suretiyle bir proje başladı.

Burada hedef şu: Günlük olarak 200 mililitre UHT’yle, tetra pak kutulara doldurulmuş, hazırlanmış bir süt bulunmakta. Burada, tabii, şunu ifade etmemiz lazım çünkü zaman zaman, birkaç gündür bu konuyla ilgili konuşuluyor: Türkiye’de 200 mililitre süt üretimi yapabilen bütün tesislerin tamamı çağrıldı ve aşağı yukarı bunların hepsi, on altı firmanın tamamı -on yedi firmaymış, bir tanesi ihale yasaklı olduğu için girememiş- bunu ortak olarak üretiyor yani bir tek firma veya iki firma, üç firma değil.

Öncesinde, tabii, ihale yapıldı. Bazı vilayetler, bazı bölgelere  başvuru olmadığından dolayı o ihale iptal edildi ve en son 17/4/2012 tarihinde ikinci ihaleye çıkıldı, ihale sonucunda UHT süt üretimi yapan ve Kamu İhale Kanunu’nun 14’üncü maddesi gereğince ehil olan firmaların katıldığı bir ihale gerçekleşti. İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu Bölgesi birlikte; Marmara, Karadeniz birlikte; Doğu Anadolu, Ege birlikte ve Akdeniz ayrı olmak üzere dört bölgeyle ihale gerçekleşti. Tabii, bu, ilk defa ve bu kadar büyük ölçekli bir proje, 7 milyon 200 bin öğrenci, çocuk yaşta. Tabii, bunlar farklı sosyoekonomik yapıya, gelir grubuna veya tabii kuşkusuz farklı biyolojik özelliklere sahip bireyler, çocuklarımız olabilir, bunların bir kısmı süte hassas olabilir, bir kısmının süt şekerine hassasiyeti yüksek, bir kısmı belki alerjisi olabilir.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sütün hiç suçu yok mu Sayın Bakan?

OKTAY VURAL (İzmir) – Veya süt bozuk olabilir.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Dolayısıyla, bunlarla ilgili olarak da önceden bir eğitim programı…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya Allah’ını severseniz ya!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ne alerjik olabilir ne psikolojik olabilir, sadece sütler bozuk Sayın Bakan.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sabredin, sabredin…

OKTAY VURAL (İzmir) – Belki bozuk da olabilir, değil mi?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Öyle değil.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Öyle efendim, öyle.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Öyle değil.

TURGUT DİBEK (Tekirdağ) – Bozuk olamaz arkadaşlar! Bozuk olabilir mi?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sütlerin bozuk olma ihtimalini de elbette göz önünde bulundurduk. Bunlarla ilgili olarak da…

OKTAY VURAL (İzmir) – Dalga geçiyorsunuz milletle ya!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Şimdi, siz illa öyle istiyorsunuz diye bozuk olmaz, sizin hatırınız için süt bozuk olmaz. Biz süte bakarız, eğer bozuksa zaten onu incelemeye aldık. Hatta şüphe duyduğumuz her yerle ilgili de durdurduk. Teknik inceleme yapıyoruz. O konuda kimsenin endişesi olmasın. Ama illa…

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Mardin Devlet Hastanesi zehirlenme olduğunu belirtti Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Milletimizle dalga geçmeyin ya! Yapmayın! Ayıptır!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sütle ilgili şu anda…

OKTAY VURAL (İzmir) – Saygı gösterin millete!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Yani bir gıda zehirlenmesi, sütten dolayı bir zehirlenme şüphesi ve tanısıyla şu anda hastanede tutulan, yatan, tedavi gören çocuğumuz yok çok şükür. Dün müracaat eden…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Mardin Devlet Hastanesi açıklama yaptı Sayın Bakan.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Dün müracaat eden çocuklarımızın…

OKTAY VURAL (İzmir) – İşte, bugün var ya!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – 4 binin üzerinde çocuk dün müracaat etti. Bu çocuklarımızın hepsinin ayakta tedavisi yapıldı. Tabii, şikâyetleri alındı, kimisinin mide bulantısı, kimisinin başka birtakım belirtileri; bunlar tedavi edildi ve şu anda gıda zehirlenmesi veya süt zehirlenmesiyle ilgili, böyle bir tanıyla şu anda tedavi altında bulunan bir çocuğumuz yok. Bu önemli bir durum. Bu, şu demektir: Demek ki, bu belirtilerin hepsi son derece de hafif belirtiler. Bunların nedeni üzerinde şu anda ayrıntılı bir şekilde duruluyor. Şüphe olabilecek, şüphe doğurabilecek bütün durumlarda sütler toplandı. Bunlarla ilgili bakteriyolojik, biyokimyasal, diğer bütün analizler yapılıyor. Yirmi dört saat ile kırk sekiz saat içerisinde bunların sonuçları alınıyor. Çocuklarımızla ilgili yine…

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Bunların çocuklara verilmeden önce yapılması gerekmiyor muydu Sayın Bakanım?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Mesela bazılarıyla ilgili gaita örnekleri alındı, muayeneler yapıldı, hepsi yapıldı, bunların hepsi; tedbir alındı.

OKTAY VURAL (İzmir) – O sütten içtiniz mi Sayın Bakan?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Şüphe duyduğumuz sütlerin hepsini durdurduk, onu da söyleyeyim ve onlar piyasadan çekildi. Dolayısıyla, bu konu da hassasiyetle takip edilmekte. Tabii, Türkiye ilk defa bu kadar büyük ölçekli bir sağlıklı beslenme projesi hayata geçiriyor. Bu projeyi birilerinin provoke etmesine de müsaade etmeyeceğiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Peki, çocuklar mı provoke ediyor? Ne demek?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Bir şekilde yanlış bir uygulaması olanlar varsa o yanlış uygulama içerisinde olanlara en ağır cezaları vereceğiz, ondan hiç şüphe yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, çocuklar mı provoke ediyor ya? Yani çocukları suçluyor, diyor ki: “Provokatör onlar.” Çocukların günahı ne, niye provokatör olsun?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Kimseyi de peşin olarak suçlamıyoruz, hiç kimseyi peşin olarak suçlamıyoruz. Değerli kardeşlerim, dolayısıyla, bütün ilgili bakanlıklar illerdeki komisyonlar marifetiyle bu süreci şu anda izlemekte ve takip etmekte. Bu proje tabii devam edecek.

Çocuklarımızla ilgili, ailelerle ilgili, başta zaten eğitimler verildi, hepsinden formlar alındı. O formlara göre çocuğun eğer bir hassasiyeti, özel… Mesela bakın, form örneği burada, bunların hepsi çocukların ailelerine imzalatıldı  daha uygulama başlamadan önce ve bir şikâyet bildiren veya bir hassasiyet bildirenlere zaten verilmemesiyle ilgili talimat verildi. Normal şartlarda UHT sütle, eğer tekniğine uygun olarak hazırlanmışsa -bunun içerisinde eğer sonradan bir bozulma, bir delinme, bir bombaj vesaire bir şey yoksa- normal olarak onun üç ay dört ay gibi bir süre -ki üzerinde yazıyor son kullanma tarihi- bir zarar vermesi beklenmiyor. Ancak, bütün bunlara rağmen, biz, her vilayette -şüphe olan veya olmayan- verilmiş olan, dağıtılan sütlerin hepsinden numuneleri aldık, bu numunelerin analizleri yapıldı, şu anda bazıları alındı bazıları alınıyor ve alır alınmaz da biz zaten bunların hepsini kamuoyuyla paylaşıyoruz, son derece şeffaf bir şekilde, gizli saklı hiçbir şey yok, açık, şeffaf. Eğitimler yapılıyor, eğitimler veriliyor.

Bundan sonraki süreçte biraz daha dikkat etmek lazım, biraz daha eğitime önem vermek lazım. Çocuklarımızın bu proje vesilesiyle kesinlikle sağlıklı beslenmesi söz konusu ve bu sağlıklı beslenmeyi de kesinlikle bizim durdurmamamız lazım. Şu anda uygulamamız devam ediyor, devam edecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ediyorum efendim.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Peki.

Ben, teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Deniz Gezmiş ve arkadaşları…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bir konuyu ifade etmek istiyorum: Bakın efendim, bunlarla ilgili zehirlenmeler olmuş… “Süt projesini kimse provoke edemez…” Yani çocuklar provokatör mü? Böyle bir atfı çocuklara hitaben kullanmasını esefle karşılıyorum.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Çocuklar değil ama bazen siyasetçiler yapıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani o çocukların günahı nedir ya?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) –  Çocuklar değil bazı siyasetçiler yapıyor.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Özel yetkili mahkemelere verin, özel yetkili mahkemelere!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Çocuklar değil bazı siyasetçiler yapıyor, biz onların kim olduğunu biliyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Keşke siz içseydiniz o sütten önce. Çocuklara hakaret etmeyin; çocuklar provokatör değil, siz kendinize bakın, kendinize bakın!

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Ben kendime bakıyorum, millet de size bakıyor.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Bir de laf atma oradan; işini doğru yap, millete laf atma!

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye hakaret ediyorsun çocuklara?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Provokatörmüş!

BAŞKAN – Sayın Vural, teşekkür ediyorum.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sen bozuk sütü ver ondan sonra “Provokasyon” de!

OKTAY VURAL (İzmir) - Provokatör! Böyle bir şey olur mu ya?

BAŞKAN – Tamam arkadaşlar.

Gündem dışı üçüncü söz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Düzeltsin ama Sayın Başkan.

BAŞKAN – …Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ölüm yıl dönümü dolayısıyla söz isteyen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendilik mi taslıyorsunuz çocuklara?

BAŞKAN – …Muş Milletvekili Sırrı Sakık’a aittir.

Buyurun Sayın Sakık. (BDP sıralarından alkışlar)

3.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ölüm yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de Denizlerin idam edilişinin 40’ıncı yıl dönümüyle ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biz çocuktuk, daha ilkokul öğrencisiydik, Denizlerin idamını duymuştuk. Evimizde bir yas vardı. Çünkü daha önce Mahirler öldürülmüştü. Ailemiz bu konuda duyarlı bir aileydi. Ailemizin duyarlılığı bizim üzerimizde de ciddi bir iz bırakmıştı. Denizlerle böyle tanıştık biz. Kardeşler olarak bir araya geldik, gittik bir kutu boya aldık okul harçlığıyla. İlk eylemimiz öyle oldu, gittik evimizin duvarına “Denizler ölümsüzdür. Yaşasın Deniz.” diye yazdık. Babamı alıp götürmüşlerdi polisler ve neden böyle bir şey yaptı diye hesap sormuşlardı.

İşte, bizim elimizde yıllardır boya kutusu ve fırça; kahramanları yazarız taşlara, duvarlara ve haksızlıkları, isyanları yazarız.

Denizlerin yol arkadaşları bugün bu grupta, Mahirlerin yol arkadaşları bugün bu grupta, Kemal Pirlerin yol arkadaşları bugün bu grupta. Biz…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Başka yerde yok mu?

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Bu Mecliste, burada, bu Mecliste.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Burada da.

Şimdi, tabii ki öyle hissediyorsanız saygı duyuyorum.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Ne demek hissetmek?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, bizimle… Bakın, mesela Mahir Çayanların yol arkadaşı Ertuğrul Kürkcü yanı başımızda.

Şimdi, biz bu inanca sahip çıkarız. Denizler idama giderken, Parlamentoda, o dönemin Adalet Partisi o dönemin Başbakanını asanlardan hesap soramıyordu, askerlerin önünde diz çökmüşlerdi ama şunu yapıyorlardı: “3’e 3” diyorlardı. İntikam duyguları vardı, rövanş duygusu vardı. Oysaki Adnan Mendereslerin idamında Denizlerin bir günahı yoktu ama onlar rövanş alıyordu sözüm ona. Onlar tarihin çöplüğüne gömüldüler ama bugün Deniz ve Deniz’in arkadaşları, Deniz’in ideolojisi okuldan üniversiteye, hayatın her alanında var ve Türkiye dağlarında, Kürdistan dağlarında da Deniz’in, Mahir’in, Kemal Pir’in ruhları dolaşıyor daha özgür bir Türkiye için. Denizler kırk yıl önce ölüme giderken cellatların önünde şunu söylüyorlardı: “Yaşasın Türk ve Kürt halkının kardeşliği, yaşasın işçiler ve yaşasın köylüler!” Tam bağımsız bir Türkiye için ipe gidiyordu, “Biz onurumuzla bir kez öleceğiz, siz onursuzluğunuzla her gün öleceksiniz.” diyordu cellatlara ve onlar için idam kararına el kaldıranlara.

İşte, Deniz Gezmiş böyle bir kahramandı, var olabilmek için yok olmayı göze alan bir devrimci kadronun öncüsüydü. Biz bugün onları rahmetle anıyoruz. Ayın 6’sında Karşıyaka Mezarlığı’nda, her yıl olduğu gibi, biz, Denizleri sevenler ve Deniz’in mücadelesine destek verenler orada buluşacağız, onları yad edeceğiz çünkü onlar bu ülkede daha bağımsız bir Türkiye, daha kardeşçe bir ülke, halkların kardeşliği için korkmadan ölüme giden kahraman devrimcilerdi ve biz de onlara uygun davranacağız.

Dün bu kürsüde CHP Grubundan Aylin Hanım buraya bir fidan koydu. Fidana bile tahammül gösteremediniz. Şimdi, Sayın Başkan, ben buraya üç tane karanfil bırakıyorum ve sizden rica ediyorum, bu karanfiller bugün, bunların ruhuna uygun, bu kürsüde kalsın. Parlamentonun bir eksikliği olmaz çünkü katledilenlerin ruhunu yad etmek istiyorsanız ve büyük haksızlıklara uğradıklarını söylüyorsanız, grup toplantılarınızda da zaman zaman bunları seslendiriyorsanız, hatta gözyaşı akıtıyorsunuz. Ben eminim ki yürek ağlamazsa göz de ağlamaz. İşte, bu 3 kahramanın anısına buraya üç tane karanfil bırakıyorum ve lütfen, dün yaptığınız gibi, bu karanfilleri buradan kaldırtmayın.

Biz 6 Mayısta hep birlikte Denizlerin mezarı başında onları yad edeceğiz, onları seviyoruz, onları özlüyoruz ve ben tekrar onları rahmetle yad ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sakık.

Gündem dışı konuşmalar tamamlanmıştır.

Sisteme giren arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Özkan…

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, yaş meyve ve sebze üreticilerinin durumuna ve süt dağıtımındaki yetersizliğin faturasının üreticilere çıkarılmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakan da burada, görüştüğümüz yaş meyve ve sebze üreticileri -benim Burdur’un Bucak Susuz bölgesinde de var- şunu söylüyorlar: “Salatalık şu anda 25 kuruşa, 30 kuruşa alıcı bulamıyor. Domates 1 lira, biber 40 kuruş, patlıcan 60 kuruş.” Üretici ile tüketici bir türlü buluşamıyor. Dünyanın en pahalı mazotunu, gübresini, ilacını kullanan üretici “Borçlarımızı nasıl ödeyeceğiz?” diye feryat ediyor.

Ayrıca, bu sütle ilgili dağıtımdaki yetersizliğin faturasının çiftçiye çıkmaması için tedbir almanız gerekiyor. Önümüzdeki günlerde yine süt fiyatları konuşulacaksa, bunun acısını çiftçi çekecekse bu işten bir şekilde feragat etmeniz gerekiyor, çalışma sergilemeniz gerekiyor çünkü fatura her zaman çiftçiye ve üreticiye çıkmıştır. Üreticinin bu konuda hiçbir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkan.

Sayın Eyidoğan…

2.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ne ilişkin açıklaması

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Türkiye cezaevlerinde 19’u imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü olmak üzere 92 gazeteci var. Gazeteciler hakkında açılmış davaların sayısı on bini buldu. Basın özgürlüğünde Türkiye 197 ülke arasında 117’inci sırada. Ne yazık ki “kısmen özgür ülkeler” arasında yer alıyor.

Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde gazetecilere yönelik gözaltı, tutuklama, mahkûmiyet, saldırı, yaralama ve cinayet gibi basın özgürlüğü ihlallerinin son bulmasını istiyoruz.

“İfade özgürlüğü olmayan bir ülkede demokrasiden bahsedilemez.” diyen Sayın Başbakana bugünü ve hapislerdeki 100’e yakın gazeteciyi hatırlatıyor, özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Eyidoğan.

Sayın Havutça…

3.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir Dursunbey ilçesi Odaköy’de kimyasal atık depolama tesisi yapılması projesine ilişkin açıklaması

 

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Tarım Bakanı, Balıkesir’de, bizim bölgemizde çeltik üreticileri size “İthalat bakanı” diyorlar, “Ne zaman Sayın Bakan dönüp de bu köylünün hâline bakacak, çare bulacak?” diyorlar.

Sayın Başkan, Hükûmet yetkililerine sormak istiyorum: Şu anda Balıkesir Dursunbey ilçesi Odaköy’de köyün hemen bitişiğinde önceden kömür ocağı olarak kullanılan bölgeye birinci ve ikinci sınıf kimyasal atık depolama tesisi yapılması projelendirilmiş. Sanayinin hiçbir iyi nimetinden yararlanmayan bu köylü halkımız büyük acılar yaşadı ve grizu facialarında daha önce 36 kişi yaşamını yitirdi. Eğer bu proje buraya uygulanırsa Balıkesir’in bu güzel coğrafyası büyük bir tehditle karşı karşıya kalacak. Hükûmetinizin bu konudaki düşüncesini merak ediyoruz. Köylü halkı kesinlikle bu projeye karşı, bölge halkı da karşı, biz de karşıyız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Havutça.

Sayın Çelik…

4.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ne ilişkin açıklaması

DEMİR ÇELİK (Muş) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü bir kez daha kutluyorum. Bu vesileyle cezaevlerinde bulunan 90’ı aşkın gazeteci ve yazarı selamlıyor, sanatçıları ve tiyatrocuları hizaya getirmeye çalışan, düşünceyi ve ifadeyi yasaklayarak onları tutukevlerine hapseden zihniyeti kınıyor, herkese saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Buldan…

5.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ne ilişkin açıklaması

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü bugün. 100’ün üzerinde muhalif gazeteci haksız ve hukuksuz bir biçimde cezaevinde tutuklu. Halkın haber alma özgürlüğü ağır saldırı altında. Gazeteler kapatılmakta, yayını durdurulmakta, ana dilde yayın yasağı devam etmekte. Muhalif basın ve gazeteciler iktidarın baskısıyla karşılaşmakta. Bu ülkenin vicdanı olan yazarlar iktidar baskısı nedeniyle işinden olmaktadır. Her şeye rağmen, başta tutuklu gazeteciler olmak üzere bütün basın emekçilerinin gününü kutluyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Buldan.

Sayın Öğüt…

6.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün,  3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ne ilişkin açıklaması

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Özgür bir basın, demokratik ve uygar toplumların en önemli kurumlarından biri, ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin en büyük göstergesidir. Yapılan araştırmalar Türkiye'nin bu alanda son sıralarda olduğuna işaret ederken Hükûmet yetkililerinin basın ve ifade özgürlüğü konusunda çizdiği pembe tablo hayli düşündürücüdür. 100’e yakın gazetecinin hapiste bulunduğu, yazan, okuyan ve okutan insanların susturulmaya çalışıldığı bir toplumda özgürlükten bahsedilemez, hak ve hürriyetlerden bahsedilemez. Bu utanç tablosunun gölgesi altında her türlü baskı ve sansüre rağmen görevlerini yapmaya çalışan, kalemleri parmaklıklar arasında hapsedilmiş tüm basın emekçilerinin Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutluyorum. Basın çalışanlarının her türlü sansürün, engellemenin uzağında çalıştığı bir Türkiye en büyük arzumuzdur. Tablo AKP’nin yarattığı bir tablodur, eserinizle övünebilirsiniz!

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öğüt.

Sayın Vural…

7.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 3 Mayıs Türkçülük Günü’nün 68’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

3 Mayıs 1944 günü, altmış sekiz yıl önce bugün, Türk milletine sevdalı gençler milliyetçilik meşalesini yine gür bir şekilde alevlendirmiş, tarihî bir olaya imza atmışlardı.

3 Mayıs 1944 tarihinde, dönemin anlayışı tarafından Türk milliyetçileri üzerindeki her türlü baskıya, zulme, iftiraya karşı dimdik ayakta duran gençlerimiz vardı.

3 Mayıs, vatan sevgisini, millet sevgisini içinde barındıran bir neslin millî, demokratik bir muhalefet olarak korkmadan, yılmadan haykırışıdır.

3 Mayıs, tarihî mirasında mücadele ve millet sevgisi olan Türkiye sevdalılarının, Türk milliyetçilerinin hak, hürriyet, vesayet ve demokrasi konularında vesayetçilere, millet egemenliğini hiçe sayanlara karşı başkaldırının adıdır.

Bu vesileyle, 3 Mayıs 1944’ün yıl dönümünde öncelikle Başbuğumuz Alparslan Türkeş ve o mücadeleyi sürdüren bütün gençleri bu onurlu mücadelelerinden dolayı minnetle anıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

Sayın Halaman…

8.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, 3 Mayıs Türkçülük Günü ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in gündem dışı konuşmaya verdiği cevaba ilişkin açıklaması

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım teşekkür ediyorum.

Ben de 3 Mayıs Türkçülük Günü’nü kutluyorum.

Bir de, vermiş olduğu cevaptan dolayı Tarım Bakanının kendisine teşekkür ediyorum ama şöyle bir şeyi de söylüyor: 2010 yılında destekleme 420 bin liraydı, bugün 460 bin lira. 420 bin lira desteklemenin olduğu zaman kütlü pamuk 1.700-2.000 liraydı eski parayla, DAP gübresi 900 lira, 20-20 gübresi 750 bin liraydı, dolayısıyla mazot 3.300 lira-3.400 liraydı. Bugün, 2011, destekleme yani teşvik 460 bin lira, kütlü pamuğun kilosu 1.100 lira, mazot 4 bin liraya yakın, DAP gübresi 1.300 lira, üre gübresi 1.300 lira. Bunun arasında mukayese yaparsak, yani pamuk üreticisinin hâli iyi mi Sayın Bakanım?

Bir de narenciyeyle ilgili DFİF kredileri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Halaman, teşekkür ediyorum. Süreniz doldu.

Sayın Yüksel…

9.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, İzmir Büyükşehir Belediyesinin Okul Sütü Projesi’ni yedi yıldır uygulamakta olduğuna ilişkin açıklaması

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Sayın Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Okul Sütü Projesi’nin ilk kez uygulandığını söyledi. İzmir Büyükşehir Belediyesi bu projeyi yedi yıldır uygulamaktadır. Her gün 200 cc pastörize sütü, besin değeri yüksek sütü çocuklara dağıtmakta ve hafta sonu da evlerinde aileleriyle birlikte içmeleri için 1 litrelik UHT süt vermektedir ve yedi yıldır hiçbir sorun İzmir’de yaşanmamıştır ve bu sütü İzmir Büyükşehir Belediyesi üreticiden satın almaktadır. İhalesiz, üretici kooperatifinden 200 cc sütü 37 kuruşa satın almaktadır, 1 litrelik sütü de 168 kuruşa. Yani 200 mililitresi 33,5 kuruşa denk gelmektedir oysa sizin yaptığınız ihalelerde ortalama fiyat 53 kuruştur. Buna göre 22 milyon TL civarında kamu zararı yarattığınızın farkında mısınız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Tarım ve Hayvancılık Bakanı olarak niye üreticiyi desteklemiyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Onur…

10.- İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü ile bir ay önce Aşkale’de yaşanan kazaya ilişkin açıklaması

MELDA ONUR (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Dünya Basın Özgürlüğü Günü için birkaç rakam da ben söylemek istiyorum: 6 yıldır tutuklu gazeteci arkadaşlarımız var, 166 yıl hüküm giyenler var, 3 bin yıl hüküm giymesi için söylenenler var, 150 dava açılan arkadaşımız var ve 2 tane de esir gazeteci arkadaşımız var Suriye’de. Sanıyorum Hükûmet kendilerini unuttu.

Cinsel tacizci gazetecinin kim olduğunu daha öğrenemedik, bunu Başbakan açıklamadı. Neden hâl⠓Hüseyin Üzmez’di.” demiyorlar bunu merak ediyoruz.

Bunun dışında, bir ay önce Aşkale’de çok elim bir kaza yaşandı. Kaza değil cinayet. Sayın Çalışma Bakanımızı da burada görüyorum, karşımda. Acaba, Aşkale’deki iş güvenliğiyle ilgili olarak sorumluluğu olan kişiler hakkında neler yapıldı? Bu konuda Enerji Bakanlığı da, Orman Su İşleri Bakanlığı da görevi üstüne almıyor, sorumluluğu almıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MELDA ONUR (İstanbul) - Acaba, kendileri bu konuyla ilgili olarak nasıl takip ediyorlar gelişmeleri, merak ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Tezcan…

11.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Aydın ilinin Kuyucak ilçesinde portakal üreticilerinin zor durumda olduğuna ilişkin açıklaması

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün ifade ettiğim konuyu Sayın Tarım Bakanı bugün burada olduğu için tekrar etmeye özellikle ihtiyaç duyuyorum.

Sayın Bakan, Aydın ilinin Kuyucak ilçesinde portakal üreticisi çok zor durumda. 3 bin ton portakal depoda bekliyor, satamıyorlar. Rusya’ya, İran’a, Suriye’ye ihracat durduğu için perişan olmuşlar. Kilosu 15 kuruşa düştü hâlâ müşteri yok ve hepsi Hükûmetinizin bu konuda önlem almasını bekliyor. Tekrar ediyorum, yakında intiharlarla karşı karşıya kalabiliriz. Bu noktada nasıl bir önlem alırsanız Hükûmet olarak -Aydın’da Kuyucak portakal üreticisi de bu memleketin evladı- halcilere mi haber verirsiniz, başka bir önlem mi bulursunuz ama bu konuda gülümsemek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TEZCAN (Devamla) - …yerine bu insanların problemini çözmek için uğraşırsanız size herhâlde Meclis şükran duyar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tezcan.

Değerli arkadaşlarım, gündeme geçiyoruz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, çok özür diliyorum, Sayın Bakana küçük bir şey söyleyeceğim, rica ediyorum.

BAŞKAN – Hepinizin var ama 10 kişiyle sınırlı biliyorsunuz, kusura bakmayın.

Değerli milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

“Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutacağım.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sayın Başkan, Sayın Bakan portakalla ilgili cevap verecek.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Bakan söz hakkı istiyor.

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – 60’ıncı maddeye göre söz istiyorum Sayın Başkan, 10 kişiye söz verdiniz.

BAŞKAN – Ama gündeme geçtim Sayın Bakan, daha evvel olsaydı verecektim, kusura bakmayın.

Önergeleri ayrı ayrı okutacağım.

İlk okutacağım Meclis araştırması önergesi 500 kelimeden fazla olduğu için önerge özeti okunacaktır ancak önergenin tam metni Tutanak Dergisi’ne eklenecektir.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muş Milletvekili Demir Çelik ve 20 milletvekilinin, demir yolu taşımacılığının etkin kullanımının sağlanması ve mevcut sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/265) (*)

 

                     Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Demiryollarının etkin kullanımının ve mevcut sorunlarının çözümüne yönelik Anayasanın 98'inci, TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

Gerekçe Özeti:

1950'li yıllardan bu yana uygulanan karayolu ağırlıklı ulaşım politikaları sonucu demiryollarımız devamlı olarak ihmal edilmiştir. Bu süreçte, diğer ulaştırma araçları karşısında demiryolu taşımacılığının payı her geçen gün azalmıştır.

1950-1977 yılları arasında karayolu uzunluğu % 80 artarken, demiryolu uzunluğu sadece % 11 artmıştır. Ulaştırma sektörleri içindeki yatırım payları ise; 1960'lı yıllarda karayolu % 50, demiryolu % 30 pay alırken, 1985'den bu yana demiryolunun payı % 10'un altında kalmıştır. Türkiye'deki yolcu taşıma paylarına bakıldığında, karayolu yolcu taşıma payı % 96, demiryolu yolcu taşıma payı ise yalnızca % 2'dir. Demiryollarının, mevcut altyapı ve işletme koşullarının iyileştirilmemesi ve yeni koridorlar açılamaması nedeniyle yolcu taşımacılığındaki payı son 50 yılda % 38 oranında gerilemiştir.

Türkiye ulaşım sistemi içerisinde karayolu-demiryolu yük taşıma paylarına bakıldığında, karayolu yük taşıma oranı % 94, demiryolu yük taşıma payı ise % 4'dür. Demiryollarının yük taşımacılığındaki payı son 50 yılda % 60 oranında gerilemiştir.

Tüm bu rakamlar bir gerekliliği de beraberinde getirmektedir. O da petrol ithalatı için her yıl milyarlarca dolar harcanan ulaştırma sektöründe petrole olan bağımlılığın ortadan kalkması bu alanda yapılacak çalışmalarla öncelik kazanmalıdır. Durum böyle iken TCDD (Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yolları) bu konuda çaba göstermek bir kenara mevcut kullanılmayan hatlar ile ilgili bir çalışma dahi yapmamaktadır. Öyle ki içerisinde demiryolu hattı bulunmasına karşın şu an itibarıyla 7 il merkezinde (Mardin, Kahramanmaraş, Isparta, Burdur, Van, Kırıkkale, Denizli) yolcu treni çalıştırılmamaktadır.

Sonuç olarak ekonomik olması, çevreye zarar vermemesi, petrole bağımlı olmayışı ve can güvenliği gibi nedenlerle tüm dünya raylı sisteme yönelmekteyken, Türkiye'nin ulaşım politikalarını ivedilikle yapılandırması gerekmektedir.

Bu bilgiler ve gelişmeler doğrultusunda mevcut demiryolu taşımacılığı sisteminin tekrar gözden geçirilmesi için Meclis Araştırması açılmasını arz ederim.

1) Demir Çelik                                                (Muş)

2) Pervin Buldan                                              (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                               (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                                 (Muş)

5) Murat Bozlak                                              (Adana)

6) Ayla Akat Ata                                             (Batman)

7) Halil Aksoy                                                (Ağrı)

8) İdris Baluken                                             (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                                (Bitlis)

10) Emine Ayna                                               (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                                          (Diyarbakır)

12) Adil Kurt                                                  (Hakkâri)

13) Altan Tan                                                 (Diyarbakır)

14) Esat Canan                                                (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                                    (İstanbul)

16) Erol Dora                                                 (Mardin)

17) Ertuğrul Kürkcü                                         (Mersin)

18) İbrahim Binici                                            (Şanlıurfa)

19) Özdal Üçer                                               (Van)

20) Nazmi Gür                                                (Van)

21) Mülkiye Birtane                                         (Kars)

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 21 milletvekilinin, aile hekimliği uygulamasının başladığı günden bugüne kadar sonuçlarının değerlendirilmesi ve yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/266)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Sağlıkta dönüşüm adı altında başlayan Aile Hekimliği uygulamasının başlandığı günden bugüne kadar sonuçlarının değerlendirilmesi, yaşanan mevcut sorunların tespiti ve giderilmesi için Anayasa'nın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. Maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

Gerekçe:

Sağlıkta dönüşüm programı adı altında 2005'te uygulamaya konan aile hekimliği uygulamasıyla amaçlanan birinci basamak sağlık hizmetlerinin gerçekleştirilmesidir. Bu uygulama başlamadan önce kamuoyuyla yeterince tartışılıp değerlendirilmeden yaygınlaştırılmıştır. Aile hekimliği uygulaması başladığı günden itibaren sağlık hizmetlerine ulaşımı zorlaştırdığı gibi sağlık çalışanlarının özlük haklarını da ortadan kaldırmaya başlamıştır. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin karşılanması amacını taşıyan bu uygulama aynı zamanda herkese ulaşılabilir, eşit ve ücretsiz sağlık hizmeti hedefini de yok etmektedir. Böylece uygulamanın doğal sonucu olarak. Yani sağlık kurumu işletmeye, hastalar müşteriye, hizmet ise metaya dönüştürülmüştür.

Aile hekimliği uygulamasıyla beraber sağlık ocağındaki kişi başı poliklinik sayısı Türkiye'de 2005'den 2006 yılına kadar %20 artarken, aile hekimliği modelinin pilot olarak uygulandığı ilk il olan Düzce'de %85 artmıştır. Sevk hızı Türkiye genelinde %37 azalırken, aynı ilde %330'dır. Bunun yanı sıra, 15-49 yaş kadın, gebe, bebek ve çocuk izlemleri, doğum kontrolü kullanma sayısı azalmıştır. Dünyada aile hekimliği modelini uygulayan ülkelerde aile hekimi ile birlikte çalışacak sağlık çalışanı mesleklerine göre isimlendirilmesine karşın, ülkemizde aile sağlığı elemanı tanımlaması dünyada bir ilktir. Bu durum hekim için diğer çalışanlarla beraber kıyaslandığında bilimsel olarak kabul edilemeyecek bir durumdur. Ayrıca hemşire dahil, tüm aile sağlığı elemanlarının aile hekimi tarafından istihdam edilecek olması sağlık çalışanları arasındaki profesyonel ilişkiyi ve ekip anlayışını zedeleyen bir durumdur. Çünkü, hekim ve diğer sağlık çalışanları daha önceden ekibin birer üyesi iken, artık patron-işçi konumu ile karşı karşıya kalacaktır. Aile hekimlerinin görev yerleri dışında görevlendirilmesi de acil çözüm gerektiren bir durumdur.

Birinci basamak, sağlık sistemi ile toplumdaki bireyler arasındaki ilk ilişki noktasıdır. Bu hizmet öncelikle herkesin sağlığını geliştirmeye, korumaya ve hastalıkların önlenmesine eşit ve ulaşılabilir olursa, sağlık hizmetini toplumun gereksinimine göre planlarsa, süreklilik ilkesine ve kişiye ve çevreye yönelik hizmetleri entegre ve bütüncül olarak sunarsa, sağlık hizmetinin içeriği ne olursa olsun, hizmetin bedeli genel bütçeden (doğrudan vergilerle oluşturulan) kamusal olarak finanse edilir ve kişiler aldıkları hizmet için cepten ödeme, katılım/katkı paylan ödemezlerse, toplumun sağlıklı olmasına önemli bir yapı taşı olacaktır. Aile hekimliği uygulaması bu ilkelerin karşısındadır. Böyle olunca, bu durum, başta halk sağlığı hemşireleri olmak üzere tüm sağlık çalışanlarının emek süreci ve onların nitelikli hizmet sunmalarının önünde toplumun ise nitelikli hizmet almasının önünde de önemli bir engeldir. İlk açıklandığında medyaya yansıyan haliyle ücretsiz ve koruyucu olma özelliği olan aile hekimliği uygulaması geldiğimiz nokta itibariyle açıkça göstermektedir ki hem vatandaştan ücret talebi gerçekleşmiştir hem de koruyucu olarak adlandırdığımız özelliğinden esame bile okunmamaktadır. Tüm bunlara ek olarak Türkiye'de sağlık göstergeleri, kır-kent ve bölgeler arasında eşitsizliklere işaret etmektedir. Özellikle Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde sağlık göstergelerinin hâlâ ülke ortalamasının altında olduğu bilinmektedir. Sonuç olarak bu bölgelerin özellikleri dikkate alınmamış ve sorunların çözümüne yönelik bir adım atılmamıştır.

Bu bağlamda:

Aile hekimliği uygulamasının bugüne kadar ortaya çıkardığı tüm bu sıkıntıların giderilmesi ve sağlık emekçilerinin yaşadığı problemlerin belirlenmesi yönünde amacıyla bir Meclis Araştırması elzemdir.

1) İdris Baluken                                              (Bingöl)

2) Pervin Buldan                                              (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                               (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                                 (Muş)

5) Murat Bozlak                                              (Adana)

6) Halil Aksoy                                                (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                             (Batman)

8) Hüsamettin Zenderlioğlu                                (Bitlis)

9) Emine Ayna                                                (Diyarbakır)

10) Nursel Aydoğan                                          (Diyarbakır)

11) Altan Tan                                                  (Diyarbakır)

12) Adil Kurt                                                  (Hakkâri)

13) Esat Canan                                                (Hakkâri)

14) Sırrı Süreyya Önder                                    (İstanbul)

15) Sebahat Tuncel                                          (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                                         (Kars)

17) Erol Dora                                                 (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                                         (Mersin)

19) Demir Çelik                                               (Muş)

20) İbrahim Binici                                           (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                                (Van)

22) Özdal Üçer                                               (Van)

3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 24 milletvekilinin, üniversitelerin içinde bulunduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/267)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bilgi ve teknolojinin üretim kaynağı, toplumun kalkınması için insana yapılan yatırımların yoğunlaştığı kurumlar olan üniversitelerimiz, yüzlerce sorunlarıyla birlikte yeni öğretim yılına başladılar. Üniversite özerkliğinin kısıtlanması, özerkliğe yaraşır organik bir idari denetim sisteminin yokluğu, öğretim üyesi açığı, üniversite-halk ilişkilerinde kopukluk, öğretim üyelerinin ücretlerinin düşüklüğü, öğrencilerin harç, barınma, beslenme gibi sorunları, belki de üniversitelerin öncelikli çözülmesi gereken sorunlarıdır.

Üniversitelerin; görevlerini yapabilmeleri için; yapısı-işleyişi-organları-program ve çalışmaları yönünden tümüyle özerk olması gerekir. Üniversiteler ortaçağdan bu yana merkezi idareden bağımsız yönetim kurumu olarak varlıklarını korumuşlardır. Bu sürede, bilimsel araştırma ve öğretim faaliyetinin ve bu faaliyeti yürüten kişilerin bağımsızlığı sürekli evrime uğramıştır. Baskıcı rejimlerin hâkim olduğu dönemlerde, "Ülke kiminse üniversite onundur" kuralı, demokratik yönetimde geçerli değildir. Üniversitelerin özerkliğinin üç temel ayağı; akademik, mali ve idari özerkliktir. Bilimsel özerkliğin temeli, bilimsel araştırma ve yayma özgürlüğüdür. Üniversite organlarının, üniversite dışındaki makamlar tarafından hiçbir şekilde görevlerinden alınamaması demek olan idari özerklik, üniversite binalarına veya kampüsüne değil, üniversite organlarına, öğretim üyelerine ve öğrencilere tanınmıştır. 1982 Anayasası, üniversitelerin idari özerkliğini kaldırmıştır. Yürütme organı, üniversiteleri yönlendirir ve yönetir olmuştur. Üniversitelerin organlarının, atamayla işbaşına gelmesi sonucunda bilimsel araştırma ve uygulamanın ihtiyaçlarından ziyade, hükümetlerin politikaları yönünde kararlar alınıp, uygulanması sonucunu doğurmuştur. Üniversitelerin hizmetlerini iyi, düzgün ve kesintisiz yürütebilmeleri organik bir idari denetim sisteminin varlığı ile mümkündür. Organik idari denetim, demokrasinin temeli olan kuvvetler ayrımı ve kuvvetlerin birbirlerini denetlemesi ve dengelemesi ilkesinin, idare teşkilatına yansıması olup daha özgür bilimsel öğretim, araştırma ve uygulama imkânı sağlar. Bugün Üniversitelerin çoğunda yeterli öğretim üyesi yoktur. Hiç profesörü bulunmayan, hatta bazı dersleri verecek öğretim üyesi dahi bulunmayan üniversiteler vardır. Gelişmekte olan üniversiteler, araç-gereç ve akademik personel azlığından dolayı, faaliyetlerini sürdürememektedir. Bu durum, gelişmiş üniversite öğrencileriyle gelişmekte olan üniversite öğrencileri arasında fırsat eşitsizliğine yol açmaktadır.

Çağımızda bir üniversitenin yaptığı bilimsel-teknik-kültürel kamu hizmetinin, öğretim-araştırma ve araştırma sonuçlarını halka götürme olmak üzere üç temel boyutu vardır. Kronikleşen sorunlar, bugüne kadar bir bütünsellik içinde ele alınıp çözülmediğinden üniversiteler gelişip topluma yön gösterememekte, üç boyutlu kamu hizmetini yerine getirememektedirler. Bu nedenle;

Üniversite özerkliğinin aşırı kısıtlanması, öğretim üyesi açığı, öğretim üyelerinin maaşlarının ve özlük haklarının yetersizliği, akademik kariyer ve yükselmelerde karşılaşılan zorluklar, üniversite-halk ilişkilerindeki kopukluk, üniversiteye girecek öğrencilerin ödediği dershane ücretleri, çocuklarda ve ailelerde yaşanan travmalar, öğrencilerin burs, yurt, yeme, içme ve benzer ihtiyaçlarının karşılamaktaki yetersizlikler, ailesinin mali gücünün azlığından öğrencilerin üniversiteyi bırakmak zorunda kalmaları, araç-gereç ve akademik personel azlığından dolayı bilimsel faaliyetleri sürdürmekte karşılaşılan güçlükler, bilgi çağını yakalamada gelişmiş üniversite-gelişmekte olan üniversite öğrencileri arasındaki fırsat eşitsizliği ve diğer tüm yönlerden üniversitelerin içinde bulunduğu sorunların tespiti ve sorunların giderilmesi için zorunlu ve gerekli önlemlerin ivedi olarak alınmasının sağlanması için Anayasa'nın ve Meclis İçtüzüğün ilgili madde hükümleri uyarınca Meclis araştırması yapılmasını saygıyla dileriz.

1) Ali Rıza Öztürk                                           (Mersin)

2) Aykan Erdemir                                            (Bursa)

3) Aylin Nazlıaka                                             (Ankara)

4) Mahmut Tanal                                             (İstanbul)

5) Mehmet Volkan Canalioğlu                               (Trabzon)

6) Ali Sarıbaş                                                 (Çanakkale)

7) Ramazan Kerim Özkan                                   (Burdur)

8) Muhammet Rıza Yalçınkaya                             (Bartın)

9) İhsan Özkes                                               (İstanbul)

10) Gürkut Acar                                              (Antalya)

11) Şafak Pavey                                               (İstanbul)

12) Sedef Küçük                                              (İstanbul)

13) Yıldıray Sapan                                            (Antalya)

14) Metin Lütfi Baydar                                     (Aydın)

15) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                 (İstanbul)

16) Ümit Özgümüş                                            (Adana)

17) İlhan Demiröz                                            (Bursa)

18) Kadir Gökmen Öğüt                                      (İstanbul)

19) Nurettin Demir                                          (Muğla)

20) Ayşe Nedret Akova                                    (Balıkesir)

21) Erdal Aksünger                                          (İzmir)

22) Ali Demirçalı                                             (Adana)

23) Hasan Akgöl                                              (Hatay)

24) Ali Serindağ                                              (Gaziantep)

25) Mehmet Ali Susam                                      (İzmir)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Ülkemizde demokrasiye müdahale eden tüm darbe ve muhtıralar ile demokrasiyi işlevsiz kılan diğer bütün girişim ve süreçlerin tüm boyutları ile araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip seçimine ilişkin bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

B) Tezkereler

1.- (10/236, 237, 238, 239) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/854)

 

02/05/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Komisyonumuz Başkan, Başkanvekili, Sözcü ve Katip Üyelerini seçmek üzere 02/05/2012 Çarşamba günü saat 18:00'da Ana Bina 2 Nolu Kapı B1 Kat 475 Nolu salonda 15 üye ile toplanmış ve aşağıda isimleri yazılı Sayın Üyeler belirtilen görevlere seçilmişlerdir.

                                                              Feyzullah Kıyıklık

                                                                   İstanbul

                                                          Komisyon Geçici Başkanı

 

                            Adı ve Soyadı                     Seçim Bölgesi           Aldığı Oy

Başkan             :      Nimet Baş                         İstanbul                  10

Başkan Vekili     :      Mehmet Naci Bostancı          Amasya                   10

Kâtip               :      Cengiz Yavilioğlu                 Erzurum                  10

Sözcü              :      İdris Şahin                        Çankırı                    10

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

2.- Seyşeller Ulusal Meclisi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi arasında parlamentolararası dostluk grubu kurulmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/848)

 

02 Mayıs 2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 Sayılı Kanun'un 4. maddesi uyarınca, Seyşeller Ulusal Meclisi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi arasında parlamentolararası dostluk grubu kurulması hususu Genel Kurul'un tasvibine sunulur.

                                                                     Cemil Çiçek

                                                                   TBMM Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler…Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.-  ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, 18/4/2012 tarihinde Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve arkadaşlarının okullarda ve okul çevresinde ihmal, teknik sorunlar ve eksiklikler neticesinde meydana gelen yaralanma ve ölümle sonuçlanan kazaların sebebinin araştırılması amacıyla vermiş olduğu  Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 3/5/2012 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

03.05.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 03.05.2012 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında, toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                   Pervin Buldan

                                                                        Iğdır

                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

18 Nisan 2012 tarihinde, Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve arkadaşları tarafından verilen (928 sıra nolu), "Okullarda ve okul çevresinde ihmal, teknik sorunlar ve eksiklikler neticesinde meydana gelen yaralanma ve ölümle sonuçlanan kazaların" sebebinin araştırılması amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 03.05.2012 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneri üzerinde Kars Milletvekili Mülkiye Birtane.

Buyurun Sayın Birtane. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; okullarda ve okul çevresinde ihmal, teknik sorunlar ve eksiklikler neticesinde meydana gelen, birçok öğrencinin hayatını kaybetmesine ve yaralanmasına neden olan kazaların sebeplerinin araştırılması konusundaki talebimiz üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuya geçmeden önce, güncel olması itibarıyla birçok ilimizde okullarda dağıtılan sütten zehirlenen çocuklarımıza ve ailelerine geçmiş olsun dileklerimle başlamak istiyorum. Bu süt dağıtımı, doğrusu ne söylenir bilemiyorum ama takdir halkındır diyoruz, okullarda bir süt dağıtımını bile beceremeyen bir iktidar var karşımızda; bunu bilmemiz gerekiyor sanırım.

Süt dağıtımına karşı değiliz arkadaşlar, günlük süt, taze, sağlıklı süt çocukların gelişimi için gereklidir, bunun yapılması gerekiyor ve bu Hükûmetin görevidir, bunu biz böyle biliyoruz ama günlük ve taze sütün dağıtılmasından yanayız. Bunun yanı sıra kuru kayısı, incir, ceviz, fındık gibi besleyici değeri yüksek olan gıdaların da verilmesini öneriyoruz. Bunlar çocukların zihinsel gelişiminde çok önemli katkıları bulunan gıdalar. Bundan dolayı sadece bir süte endeksleyip bırakmak doğru değil diye düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, gündeme ilişkin olarak, İzmir Seyit Şanlı Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi öğrencisi Anıl Erdem, yaklaşık iki yıl önce, okulunun yaya kapısı kilitli olduğu için yöneldiği araç giriş kapısının arasında kalarak yaşamını yitirmişti. Dava sonuçlandı ve okul müdürü suçlu bulunduğu hâlde sadece para cezasına çarptırıldı. Oysa, okul yönetiminin ihmali Anıl Erdem’in hayatına mal oldu. Bu davanın bu şekilde sonuçlanması benzer kazalara da âdeta davetiye çıkarıyor çünkü cezanın caydırıcılığı ya da okul yönetimlerini bu konuda dikkate sevk eden, sorumluları titiz davranmak zorunda bırakan hiçbir yanı yok.

Her eğitim-öğretim yılı boyunca birçok öğrenci, okullardaki teknik sorunlardan doğan sebeplerden ve okullara yakın olan ancak üst geçidi bulunmayan trafiğe açık yollarda yaşadıkları kazalardan dolayı hayatlarını kaybediyor ya da ağır yaralanıyor. Kazaların çoğu okul bahçesinde ve okuldaki ortak kullanım alanlarında meydana gelirken, okullara yakın olan yollarda ise öğrencilerin güvenliğini sağlayacak önlemlerin alınmıyor olması büyük facialara neden oluyor. Bunlardan birkaçını sizlere hatırlatmak istiyorum: 11 Mart 2010 tarihinde İstanbul Merter’de yaşanan tramvay kazasında Deniz Tekin, İrem Dinçsoy ve Buket Bulut adlı 3 öğrenci hayatını kaybetti. Kemal Hasoğlu Lisesi öğrencisi olan bu 3 çocuğumuz, okulun yakınında bulunan ancak bütün uyarılara rağmen yıllardır bir üst geçit yapılmayan yolun kurbanı oldular.

14 Mayıs 2010 tarihinde Balıkesir’in Dursunbey ilçesinde Üçeylül İlköğretim Okulunda bayrak direği, o anda okul bahçesinde bulunan dokuz yaşındaki Ayten Akbaş adlı öğrencinin üzerine düşmüş ve öğrenci ağır yaralanmıştı.

Yine, Samsun’da SHÇEK’e bağlı Yaşar Doğu Kız Yetiştirme Yurdunda 22 Mayıs 2010 tarihinde çıkan yangında “Özlem Çakan” adlı öğrenci hayatını kaybetmişti.

13 Mayıs 2010 tarihinde İstanbul Maltepe Adatepe İlköğretim Okulu ana sınıfı öğrencisi altı yaşındaki Efe Boz, okul tuvaletindeki lavabo camının üzerine düşerek boynunun kesilmesi sonucu hayatını kaybetmişti.

25 Mayıs 2010 tarihinde Van’ın Özalp ilçesinde Mustafa Muğlalı Kışlasına ait mühimmatın patlaması sonucu, 3 Nisan İlköğretim Okulu öğrencisi on üç yaşındaki Oğuzcan Akyürek hayatını kaybetmiş, 5 öğrenci ise ağır yaralanmıştı. Okul ile Kışla arasındaki uzaklığın ise yalnızca 150 metre olduğu anlaşılmıştı.

Son olarak 12 Mart 2012’de Bitlis’in Ahlat ilçesinde okulda yapılan yangın tatbikatında patlama meydana gelmiş ve on yedi yaşındaki Onur Zeki Akgün alev alarak hayatını kaybetmişti.

Yine, okul laboratuvarlarında yapılan deneylerde özellikle cıva patlaması sonucu yaralanan birçok öğrenci haberlerini okuduk hep birlikte.

Örneklerin çoğaltılabileceği düşünüldüğünde denetim ve kontrollerin yeterli derecede yapılmadığı, okul içinde olduğu gibi okul çevresinde de öğrencilerin can güvenliğinin bulunmadığı, yetkililerin sorumluluklarını tam olarak yerine getirmediği anlaşılıyor. Kazalar yaşandıktan sonra bile okullarda önlem amaçlı kapsamlı denetimler yapılamıyor. Okul kantinlerinin denetimlerinin yapılmadığı birçok okul mevcut. Bu tür kazaların meydana gelmesi ve artması denetimlerin yeterli olmadığı düşünüldüğünde ihtimal dâhilindedir ve bu önlemler alınmazsa bunun adı kaza değil cinayettir. Bu tür kazalar için yeterli denetimler yapılmadığı için de her zaman bu tip olaylarla karşılaşacağızdır.

Özellikle okulların tatilde olduğu bu yaz dönemlerinde, her dönem kapsamlı bir inceleme yapılarak risk teşkil edebilecek eksiklikler tespit edilmeli, tespit edilen eksikliklerin giderilmesi için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Aksi takdirde her yıl yeni can kayıplarının ve yaralanmaların yaşanması kaçınılmazdır. Yalnızca okul içinde değil okul çevresinde de öğrencilerin güvende olmaları sağlanmalıdır. Öğrencilerin kullandığı ve okula yakın olan yollar öğrencilerin güvenli bir şekilde kullanımlarına olanak sağlanacak duruma getirilmelidir. Bu nedenden dolayı bir Meclis araştırma komisyonunun kurulmasını da bu arada öneriyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Birtane.

Şimdi aleyhinde olmak üzere İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca.

Buyurun Sayın Kaynarca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; BDP grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, BDP Grubunun önerisi çocuklarımızla, okullarımızla ilgili, okul bahçelerinde yaşananlarla ilgili ve çok önemli. Ancak dün görüşmelerine başladığımız Tapu ve Kadastro Kanunu’ndaki değişikliklerle ilgili tasarı görüşmeleri vardı ve üç maddeyi geride bıraktık, bugün de devamı öngörülmektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle, grup önerisi aleyhine görüş belirttiğimi ifade eder, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaynarca.

Lehinde olmak üzere önerinin, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sinop Milletvekili Sayın Engin Altay.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Oynamasını bilmeyen gelin “Yerim dar.” dermiş. Siz muhalefetten gelen bu tür doğru önermeleri, doğru konuları, doğru tespitleri “Efendim, iyi, fena değil ama bugün şu işimiz var, yarın bu işimiz var.” diye geçiştirerek bu vebalden kurtulamazsınız, önce onu söyleyeyim. (CHP sıralarından alkışlar) Yani biraz önce iktidar partisi grubu adına konuşan milletvekilimiz “Tamam, ama işte dün kalan üç madde var.” gibi bir anlayışla böyle ciddi bir konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında yok sayamaz, önemsiz addedemez. Elbette Parlamentonun yarım kalan gündemi de çok önemlidir, hiçbir itirazım yok. Ama takdir edersiniz ki muhalefetin görevi memlekette olup biteni, milletin çektiği çileyi, ıstırabı, derdi Parlamento gündemine getirmektir. Ondan sonrası sizin yani çoğunluk partisinin vicdanına kalmıştır. Umarım ve dilerim ki, bu tavrınızı da bir an önce değiştirirsiniz.

Değerli milletvekilleri, Barış ve Demokrasi Partisinin getirdiği konu son derece önemli, bir eğitimci olarak söylüyorum. Zira, her vesileyle iktidar partisinin sözcüleri, Hükûmetin sayın üyeleri, bu kürsüden ya da bakanlıktaki karargâhlarından, eğitimle ilgili hamaset ve “Şunu yaptık, bunu yaptık...” Böyle dinlediğiniz zaman, zannedersiniz ki, Türkiye’de eğitimde olağanüstü bir değişiklik ve dönüşüm yaşandı diye düşünülebilir. Verdiğiniz rakamlara baktığımız zaman…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Öyle, öyle…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bardağın neresinden baktığınıza bağlı Sayın Başkan. İstersen, gel, bir gün seninle bir açık oturumda bunları tartışalım.

Şimdi, basit misal. Son iki yılda çeşitli fiziki mekân, ekipman, donatım sorunlarından, imar ve tadilat meselelerinden kaynaklı olarak -bendeki bilgi yanlış olabilir- 15 çocuk hayatını kaybetmiş. Bunun içinde başına lavabo parçası düşerek hayatını kaybeden çocuk da var, okul yolunda servis aracında hayatını kaybeden çocuk da var. Bu kadar teknolojinin gelişiminden, şundan bundan övünüyoruz. Bu kadar nicel atak yaptık, nicel göstergelerde şöyle yol aldık diye övünüyoruz ama ortada bir vakıa var.

Şimdi, hani, sizin bu işleri düzelteceğinize bizim bir umudumuz yok da iki yılda 15 çocuk ölmüş, fiziki sorunlardan dolayı hayatını kaybetmiş. Siz, daha dün, az kaldı 4 bin çocuğu bir anda öldürüyordunuz. Yani belki de bu işlere hiç karışmasanız daha iyi. Bu işleri size sormadan belki özel idare kaynaklarıyla falan bir çare bulsak, bunu da bilemiyorum.

Sayın milletvekilleri, şimdi, eğitimi bir bütün olarak görmek lazım. “Eğitimde 168 bin tane derslik yaptık, bütün çocukların masasına okullar açıldığında kitapları koyduk.” diye övünmekle bir ülkenin eğitim meselesinde bir ileri adım atılmış olmaz. Kendinizi böyle görmeyin.

Şimdi, eğitim, çok temel olarak niceliğin niteliğe dönüşümü bir diyalektik yasa gibi. Sizin bu nicel birikimlerinizi nitelik olarak hiç göremiyoruz. Yani nitel dönüşümlerle ilgili hiçbir bakan, hiçbir Eğitim Bakanı çıkıp da “Ey Parlamento, sayın milletvekilleri, bakın, yükseköğretime geçişte eskiden 30 bin çocuk sıfır çekiyordu, şimdi 20 bin çocuk sıfır çekiyor.” demiyor. Tesadüf, bu sefer bir de rekor kırdınız.

Sayın milletvekilleri, burada hepimiz milletten aldığımız vekâletle iş görmeye çalışıyoruz. Bu Parlamentonun birinci görevi, o masada oturanları denetlemektir. Sizin de bizim de bundan daha öncelikli bir görevimiz yoktur. Hepiniz anne babasınız. Bir iktidar partisi milletvekilinin, Hükûmete dönüp de “Ne bu kepazelik?” diye sormasını bekliyorum. Bizden çok size düşen, size yakışan bir tavırdır. Ne demek 50 bin tane sıfır? Yani ilköğretim 8 yıl, lise, ortaöğretim 4 yıl, 12 yıl dirsek çürütmüş, gitmiş, gelmiş, aile buna bir masraf etmiş, çocuk yükseköğretime geçişte sıfır çekmiş. Bundan daha büyük bir ayıp olamaz.

PISA sınavlarında kaçız? 45’te 43. Sayın Başkan, biraz önce nicel birikimlerle, nicel dönüşümlerle ilgili “Çok doğru, evet.” diyordunuz, bunlara ne diyorsunuz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ona da değineceğiz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – 45’te 43, Türkiye için başarı mıdır? “Dünyanın 17’nci büyük ekonomisiyim.” diye övüneceksin, ondan sonra OECD’de sondan 2’nci olacaksın ve bunu görmeyeceksin. Bu, 16 milyon çocuğu ve 16 milyon aileyi ilgilendiren bir meseledir; özetle, Türkiye'yi ilgilendiren bir meseledir. Eğitimde şu göz boyamadan, şu aldatmacadan bir an önce vazgeçin. Yazık günah!

Tabii, burada sorun şu: Bir doktorumuza, bir hain saldırı yapıldı, Sağlık Bakanı sahip çıktı. Sağlık Bakanını kutluyorum, tebrik ediyorum ama aynı şekilde Millî Eğitim Bakanını da kınıyorum. Niye kınıyorum? Kocaeli’de bir öğretmen bıçaklandı, Millî Eğitim Bakanı “Biz çok kalabalığız, olur böyle şeyler.” dedi. Zaten Millî Eğitim Bakanı oraya oturduğu günden bugüne öğretmenlere takmış vaziyette. Adam göreve başladığı hafta, hatırlayın ne dedi; “Öğretmenler çok tatil yapıyor.” dedi. Onu da tam bilmiyor, öğretim yılı başı ve sonu seminer dönemlerini karıştırıyor, Millî Eğitim Bakanı zannediyor ki öğretmenler üç dört ay tatil yapıyor. Bilsin ki Millî Eğitim Bakanı, öğretmenler iki ay tatil yapar. “Öğretmenler az çalışıyor, çok para alıyor.” dedi. E, ayıp! Avrupa Birliğinde Türkiye'deki öğretmenlerden fazla çalışan yok, onlardan az alan da yok.

Sayın BDP Grubunun önerisinin bir çözümü de şudur: Binayı yaparsınız, yolu vardır, altyapısı vardır ama  600 öğrencili bir ilköğretim okulunda, siz, 2 destek personeliyle 1 nöbetçi öğretmen bulundurabiliyorsanız orası kazalara davetiye çıkaran bir yer hâline gelmiştir zaten. Müteaddit defalar söyledik ya: 700 öğrenciyi bir binaya sokuyorsunuz ve orada 2 nöbetçi öğretmeniniz yok, 700 tane öğrenciyi bir binaya sokuyorsunuz, orada destek personeli yok. E, ondan sonra, vah vah, tüh tüh… Hükûmet ve iktidar “vah vah, tüh tüh” diyemez, yakışmaz. Onların demeyeceği iki laftır bu. Muhalefet olsa olsa “Vah vah, tüh tüh, yazık oldu.” der. Size düşen çare üretmektir.

Eğitim konusu da Hükûmetinizin en başarısız olduğu alandır, en başarısız olduğu alandır. On yılda 4 bakan değiştirdiniz ve hepsi, bu 4’ü de kendilerine göre âdeta “Eğitimde reform yapacağım.” diye Türk millî eğitim sistemini perişan etti, çekti gitti. Böyle şey olur mu? Yazık, günah!

Şimdi “15 çocuğu iki yılda kaybettik.” diyoruz fiziki kazalardan. Siz geldiniz, bir de, şimdi, ilköğretime başlama yaşını 5’e indirdiniz. Bu, otomatik olarak 15x2 demektir. Günah, Allah’tan korkun! Yani yedi yaşındaki çocuğun kafasına lavabo düşerse beş yaşındakinin kafasına ne düşer kim bilir? Yani orayı kullanacak ehliyette olmayan ve destek personeliyle, nöbetçi öğretmenle beslemediğiniz bir okula beş yaşındaki çocuğu nasıl sokarsınız ya? Hanginiz göndereceksiniz çok merak ediyorum? Hanginiz, torununuzu ya da çocuğunuzu beş yaşında göndereceksiniz okula, devlet okuluna.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Bunlar kabul etmiyor, inanmıyorlar…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bana, biriniz, önümüzdeki eğitim, öğretim yılı başında deyin ki “Engin Altay, biz gönderdik.” özür dileyeceğim sizden. Gönderemezsiniz kardeşim, pedagojik olarak da mümkün değildir, yapmayın! Bence öneri doğrudur.

Bu vesileyle, öğrencilerin başına gelen kazaları vesile kılarak bu işle ilgili kapsamlı bir Meclis araştırması açılmalıdır. Ya bu okullar bizim geleceğimiz, bu okullar Türkiye'nin geleceği, Türk milletinin geleceği, Türkiye Cumhuriyetinin geleceği ama size bunu anlatmak ne mümkün. Zira, siz, Millî Eğitim Bakanlığı Kuruluş ve Teşkilat Kanunu’nu kanun hükmünde kararnameyle değiştirdiniz sayın milletvekilleri ve beni haklı çıkardınız. Ben diyordum ki: “İçinizde birçok milletvekili var ki onlar Atatürk’ü sevmiyor, içinizde birçok milletvekili var ki onlar cumhuriyeti içselleştirmemiş.“ Değiştirdiğiniz Millî Eğitim Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 2’nci maddesinin (a) şıkkının bir eski hâline bakın, bir sizin getirdiğiniz hâline bakın, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Yine söylüyorum, sizin rejimle sorununuz maalesef devam ediyor.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bizim rejimle sorunumuz yok.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Altay.

Şimdi, öneri üzerinde, aleyhinde olmak suretiyle, AK PARTİ Grubu adına Sayın Salih Koca, Eskişehir Milletvekili.

Sayın Koca, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SALİH KOCA (Eskişehir) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; gerçekten çocuklarımız bizim geleceğimiz, her şeyimiz. Bu anlamda da baktığımızda, Hükûmetimiz özellikle en fazla bütçeyi Millî Eğitim Bakanlığına ayırarak da -bu anlamda atılan adımları da hep birlikte görüyoruz- öğrencilerimize, geleceğimize yatırım yapmış ve bu anlamda öğrencilerimize göstermiş olduğu hassasiyeti ortaya koymuştur.

Gerek okullaşmada gerekse okulların kalitelerinin artırılmasında, sınıflardaki öğrenci sayılarının oranlarının düşürülmesinde bugüne kadar ciddi adımlar atılmıştır. Bu Meclisin görevi, iktidarın görevi, aynı zamanda bu Meclisi çalıştırmak, belirli bir düzen içerisinde kanun teklif ve tasarılarını bu Meclisten yasalaştırarak çıkarmaktır.

Değerli arkadaşımızın söylediği gibi, gündemimiz belli. Akabinde de seçim bölgemiz olan Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Kanun Tasarısı görüşülecek. Bu anlamda da bu tasarının bizim adımıza önemli olduğunu ben düşünüyorum. Özellikle bu hafta içerisinde de yine Eskişehir’imizde Yunus Emre Haftası’nı kutluyoruz. “Gelin tanış olalım/ İşi kolay kılalım.” dizesiyle kardeşlik ve barışı; “Biz kimseye kin tutmayız/ Kamu âlem birdir bize.” dizeleriyle yine eşitliği; “Yaratılanı hoş gör yaratandan ötürü.” dizesiyle tevazuyu ve hoşgörüyü öne çıkaran ve aynı zamanda 6 Mayısta Yunus Emre beldemizde, kısmet olursa, Yunus Emre Haftası’yla ilgili, Yunus Emre’nin kabri başında Yunus Emre’yle yani “Gelin tanış olalım/ İşi kolay kılalım.” diyen Yunus Emre’yle tanışmak istiyoruz. Bu vesileyle ben tüm milletvekillerimizi, Yunus dostlarını 6 Mayısta Yunus Emre beldemize davet ediyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Biz Deniz’e gideceğiz. Sen Yunus’a, biz Deniz’e…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Koca.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun…

SIRRI SAKIK (Muş) – Karar yeter sayısı istiyoruz Başkan.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.33

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 102’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

 Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

2.- CHP Grubunun, 22/2/2012 tarihinde İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu ve arkadaşlarının 12 Haziran 1980'de İnciraltı'nda yaşanan olayların tespiti amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 3/5/2012 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                         03.05.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 03.05.2012 Perşembe günü (Bugün) toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                    Emine Ülker Tarhan

                                                           (Ankara)

                                                     Grup Başkan Vekili

Öneri:

İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu ve arkadaşları tarafından, 22.02.2012 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "12 Haziran 1980'de İnciraltı'nda yaşanan olayların tespiti" amacıyla verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, (269 sıra nolu) Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 03.05.2012 Perşembe günkü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi lehinde ilk konuşmacı İzmir Milletvekili Sayın Mustafa Moroğlu.

Buyurun Sayın Moroğlu? Yok.

İkinci konuşmacı Sayın Altan Tan, Diyarbakır Milletvekili… Yok.

Aleyhinde Ali Aşlık, İzmir Milletvekili… Yok.

İstanbul Milletvekili Bülent Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; CHP’nin 12 Haziran 1980 tarihinde İzmir İnciraltı Öğrenci Yurdunda öğrencilere asker tarafından ateş edildiği iddiasıyla ilgili grup önerisi aleyhine söz aldım.

Tabii, öncelikle CHP’li arkadaşlarımızın bu öneriyi verip salonda olmamalarını not etmek istiyorum. Keşke onlar konuşma yapıp ben sonra çıksaydım ama buna imkân olmadı.

Çok değerli arkadaşlarım, öncelikle bir karineyi ifade etmek istiyorum. O da şudur ki hiçbir partinin bizim bu ülkedeki karanlık sayfaların aydınlatılması hassasiyetinden daha öte bir hassasiyeti olamaz. Biz her türlü hassasiyetimizi ortaya koyarak bu ülkedeki karanlık her noktanın, her sıkıntının aydınlatılmasını canıgönülden istiyoruz. Önergede adı geçen okulun önünde öldürülen gençlerimizin de bu ülkenin evlatları olduğunu, annelerinin, babalarının canı yandığını dolayısıyla bizim de canımızın yandığını ifade etmek istiyorum. Bunlar keşke olmasaydı, keşke bu ülke on yılda bir darbelerin olduğu, her türlü sorunun asker aracılığıyla çözümüne kalkıldığı bir ülke olmasaydı. Fakat değerli milletvekilleri, “Samimiyet gözle görülür.” derler, “Anlaşılır.” derler. Siz 12 Eylül referandumunda “Tüm darbeciler yargılansın.” iddiamızı, gece gündüz uğraşımızı yok sayacaksınız, 12 Eylül referandumunda “Yetmez ama evet.” diyenlere “Siz aldatılıyorsunuz, darbeciler yargılanamazlar.” diyeceksiniz, ardından milletimizin büyük bir çoğunluğunun “Evet.” demesinden sonra yargılama süreci başlayınca da bugün geleceksiniz, 12 Eylülde bir günün ifade edildiği İzmir’deki olayın araştırılmasını isteyeceksiniz. Siz sadece sineklerle uğraşıyorsunuz, biz bataklığı kurutma iddiasının içerisindeyiz. O yüzden, referandumda “Evet.” dedik. O yüzden, hepinizin de bildiği gibi, daha birkaç gün önce, bu Mecliste, hepinizin katılımıyla darbelerin araştırılması komisyonunu kurduk. Ufak, lokal meselelerle değil, daha genel meselelerle, daha temel meselelerle uğraşmak hepimizin görevi.

Değerli arkadaşlarım, yine, bildiğiniz gibi, bu kısa konuşma içerisinde ifade etmeye çalıştığım darbeleri araştırma komisyonundan başka bir de, yine hepinizin bildiği, darbecilerin yargılanması süreci başladı. Dolayısıyla, İzmir’de konu edilen sorunun bu minvalde değerlendirilmesi, genel meseleye matuf olarak değerlendirilmesi hepimizin görevi diye düşünüyorum.

Yine, değerli arkadaşlarım, hepinizin bildiği gibi, dün akşam geç vakitlere kadar “Ülkemizde önemli bir kanun.” diye ifade ettiğimiz Tapu ve Kadastro Kanunu’yla ilgili çalışmaya başladık; 6 maddenin ilk 3’ünü bitirdik, bugün de kalan 3 maddeyi bitirmek hepimizin görevi. Ayrıca, hemen arkasından Eskişehir ilimizin 2013 Dünya Kültür Başkenti olmasıyla ilgili kanun teklifini görüşeceğiz. Yani bizim Meclis gündemimiz yoğun. Yani biz ne yaptığımızı biliyoruz. Bizim işlerimiz vakitlerimizden daha fazla.

Meclis gündemini engellemek, daha önceden planlanmış çalışmaları durdurmak maksatlı verilen bu önergeye “Hayır.” diyeceğimizi bildiriyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Hayır, hayır… Lehteki konuşmacı geldi Başkanım.

BAŞKAN – Ama biz…

Beyefendi, sabahtan beri soruyorum. İsmi…

SIRRI SAKIK (Muş) – Nasıl geçti? Böyle bir uygulama yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, gruplar arasında bir anlaşma var zaten efendim. Gecikebiliyor milletvekillerimiz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Konuşsunlar Başkanım.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Nasıl konuşmacı yok? Bizim önerimiz ya!

BAŞKAN – Şimdi, bakınız, her seferinde sıraya riayet ediyoruz. Şu anda, okuduk ve bir arkadaş buradaydı. Bunun böyle yapılmaması lazım ama gruplar arasında bir anlaşma ise yapalım, yalnız tekrar etmeyelim. Yani bir gelenek gelişiyor, tekrar bozuyoruz, tekrar yapıyoruz. Arkadaşlarımız lütfen riayet etsinler.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tabii…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sizden özgürlükçü bir yorum bekliyoruz.

BAŞKAN – Özgürlükçülük anarşi değildir Beyefendi, sıra meselesi.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Siz anarşi görmediniz.

BAŞKAN – Ama özgürlük değil ki bu!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Hiç anarşiye girmeyelim, girersek çıkamayız.

BAŞKAN – Sonradan gelenlerin de hakları var, özgürlük olarak.

Sayın Moroğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sırayı kaybettiğim için özür diliyorum, bir ara verince bir dakika geciktim.

Buraya ben ve milletvekili arkadaşlarımla 12 Haziran 1980 yılında İnciraltı Yurdunda yapılan katliamın araştırılması için bir Meclis araştırması önergesinin kabul edilmesi lehinde konuşmak üzere söz aldım.

Biraz önce, Değerli AKP Milletvekili “Biz de araştırmalardan yanayız;  12 Eylül darbecilerinin araştırılması için önergemiz günlerce reddedildi, yıllarca reddedildi ama geçende hep beraber bir araştırma önergesi verdik, bizim de İnciraltı Yurdunda yapılan katliamdan içimiz sızlıyor.” dedi ama İnciraltı’nın bir okul olduğunu söyleyerek, İnciraltı’nın bir yurt olduğunu bilmeyecek kadar da bu katliamın ne zaman, nasıl yapıldığından uzakta olduğunu kendi konuşmasıyla da ifade etti.

Evet, 1980 yılında İnciraltı’nda bir katliam gerçekleştirildi. Mayısın hazirana döndüğü aylarda, hepimizin hatırladığı ve belleklerinden silinmeyecek bütün katliamlara, Çorum’a, Maraş’a, Malatya’ya, Piyangotepe’ye ve Balgat katliamları gibi katliamlara bir yenisi daha eklendi. Devlet eliyle işlenen katliamların bir yenisi daha İnciraltı yurtlarında gerçekleştirildi. Nasıl oldu İnciraltı katliamı kısaca ona değinmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi, o yıllarda üniversite sınavları bütün illerde yapılmıyordu sadece birkaç tane büyük ilimizde yoğunlaşarak belli illerde yapılıyordu ve Türkiye'nin dört bir yanından 13 Haziran üniversite sınavlarına katılmak için gelen gençler barınmak için İnciraltı Yurduna sevk edilmişlerdi. Bu sevk edilme bilerek mi yapıldı bilmeyerek mi yapıldı araştırmamız gereken konulardan birinin bu olduğunu ifade ederek bir parantez açmak istiyorum. Her anne-babanın yaptığı gibi, üniversite sınavına gelen arkadaşlarına “Sınav stresini ortadan kaldırsınlar, sınava rahatça girsinler.” diye yurtta kalan öğrenciler tarafından bir şölen düzenlendi. Daha bu şölen düzenlenir düzenlenmez saat 21.00-21.30 civarlarında İnciraltı Yurdunda şölen yapan, halay çeken, oturan öğrencilerin arasına yanaşan bir arabadan kurşunlar yağdırıldı. Biraz sonra “Ayağa kalkın.” sesleriyle ayağa kalkan öğrencilere bir üç dakika daha tarama yapıldı ve İnciraltı yurtlarında 5 tane öğrenci yaşamını kaybetti, yıl 12 Haziran 1980, yıl 30 Haziran 1980 ve 4 Temmuza kadar süren… Çorum’da da 57 yurttaşımız hayatını kaybetti. “Bu ikisi arasında ne ilinti vardır?” diyeceksiniz. 12 Eylül darbesini araştırmak isteyenler, bu ikisi arasında ne tür bir ilişki olduğunu bilmeyecek kadar cahil olamazlar. Onun için, 12 Haziran 1980 yılında İnciraltı’nda yapılan katliamın bir Meclis araştırmasıyla ortaya çıkarılmasını istemek, aslında 12 Eylül darbesinin ve 12 Martların ve bütün darbelerin araştırılmasını istemekte ne kadar samimi olup olmadığımızı da ortaya koyan gerçeklerden, ortaya koyan ölçülerden biri olacak.

Kimdi bu İnciraltı’nda ölen arkadaşlarımız? İsimlerini ve geldikleri memleketleri saymak da sanırım o döneme ilişkin ve bu dönem çıkarmamız gereken derslere ilişkin bir fikir verecektir. İsmail Baytak’tı bir  öğrenci, on sekiz yaşında, Balıkesir Sındırgılıydı. Mehmet Ali Arun’du, Balıkesir Burhaniyeliydi. Mustafa Uslu’ydu, Manisa Turgutlu’dandı. Ali İhsan Tan’dı, Diyarbakırlıydı. Hüseyin Akdağ’dı, Nazilliliydi. Otopsi raporu yapıldı. Hastaneye gitmelerine, İnciraltı Yurdundan çıkmalarına uzun süre izin verilmedi ama hastanede ihmal var mıydı, yok muydu o da araştırılmadan gençlerin öldüğü ve otopsi raporlarında da M-1 ve M-6 silahlarından çıkan kurşunlarla taranarak öldürüldüğü otopsi raporlarına geçti.

Bugüne kadar, bu davanın seyri hakkında kamuoyuna önemli bir açıklama yapılamadı. Sorumluları kimlerdir, emri kim vermiştir, tetiği kim çekmiştir, yargılama ne safhadadır, ne hâle gelmiştir, bununla ilgili bilgiler hâlâ sırdır. Eğer 12 Eylül darbesini ve bu darbenin hazırlanması için yapılan katliamları araştırmak isteyen bir Meclis, kimlerin yardım ettiğini, 12 Eylülle ilişkisini, yargılanmalarını kimlerin engellediğini açığa çıkarmadan 12 Eylülle bir hesaplaşmanın mümkün olmadığını düşünüyorum. 12 Eylülle hesaplaşmak istiyorsanız -bugün buraya gelirken, biraz önce BDP Grubundan bir milletvekilimizin de andığı gibi- 6 Mayısta idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarıyla da hesaplaşmak, idam edenlerle de hesaplaşmak ve onların, ülkeleri için, bağımsızlığı için ve halkların kardeşliği için ölen birer genç olduğunu bütün Meclisin kararına geçirmek zorundasınız. Başka türlü, 12 Martlarla, 12 Eylüllerle, 27 Mayıslarla mücadele etmeniz ancak olsa olsa halkı yanıltmak ve var olan iktidarınızı sürdürmek üzere yapılan bir yalandan öteye gitmez.

Bu karanfilleri de bilerek aldım. Artık bazı konularda samimiyseniz, eğer “Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilmeleri doğru değildi, yanlıştı, bir intikam duygusuyla yapıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisinin milletvekilleri intikam duygusuyla hareket etmiyor.” diyorsanız, bunu buraya konuşmaya çıkan, 6 Mayısın anısına -keşke 6 Mayısta da burada olabilseydik, Pazar günü olduğu için- bugün buraya konuşmaya çıkan bütün milletvekilleri bu 3 fidanı, bu 3 karanfili burada bırakmak için gereken çabayı göstermelidirler diyorum. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

Nedenine gelince, herkes, her çıkan, biz Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın ölümlerinin, idam edilişlerinin 40’ıncı yılında onları anmanın sadece bir seremoniden öteye geçmesini istiyorsak, onların yaşamlarının niye yok edildiğini bilmemiz ve onların mücadelelerinin anlamını bilmemiz gerekiyor. Onlar, Mustafa Kemal için 19 Mayısta Ankara’ya kadar Samsun yürüyüşünü, Mustafa Kemal yürüyüşünü gerçekleştirenlerdi. Onlar, Filistin’e Filistin halkının mücadelesine destek olmak için gidenlerdi. Tütün mitinginin en önünde olan olanlardı. Pamuk mitinglerinin en önünde olanlar onlardı. Bizler o gün onlara bir tütün işçisinin evladı olarak Eşme’de, Güney’de, Güllü köyünde, Alaşehir’de, Sarıgöl’de yani tütün ekip de, ürettikleri tütünün gaz parasını vererek yakmak zorunda olan köylülerin önünde gördüğümüzü biliyoruz, hatırlıyoruz. Onları anmanın anlamı budur.

Sözü uzatmadan, ben en iyisi mi, niye asıldıklarına ilişkin sözü Deniz Gezmiş’e bırakayım, Deniz Gezmiş’in babasına yazdığı mektubu okuyayım: “Mektup elinize geçmiş olduğu zaman aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben, ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum. İnsanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler. Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum ve kaldı ki, benden önce giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir, benim de tereddüde düşmeyeceğimden şüphen olmasın. Oğlun ölüm karşısında âciz ve çaresiz kalmış değildir, o bu yola bilerek girdi ve sonucunun da bu olacağını biliyordu. Seninle düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil, Türkiye’de yaşayan Kürt ve Türk halklarının da anlayacağına inanıyorum. Cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim, ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara’da 1969’da ölen arkadaşım Taylan Özgür’ün yanına gömülmek istiyorum, onun için cenazemi İstanbul’a götürmeye kalkma. Annemi teselli etmek sana düşüyor. Kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et, onun bilim adamı olmasını istiyorum. Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki, bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir.

Son anda yaptıklarımdan en ufak pişmanlık duymadığımı belirtir; seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi, devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım.”

Halkı için, Türkiye için, bir bayram günü nümayişe çıkar gibi idam sehpasına çıkanlara selam olsun, onları idama götürenlere de lanet olsun. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde, aleyhinde olmak üzere Ali Aşlık, İzmir Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ AŞLIK (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Cumhuriyet Halk Partisinin önerisi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım.

Yaşanan acılar bu ülkenin acısıdır. Biz AK PARTİ olarak bu acıları gidermek adına 12 Eylül 2010’da referandumda “Evet.” diyerek bunların hesabının sorulmasının yolunu açtık. Keşke, muhalefet partileri de bizimle birlikte buna “Evet.” diyebilselerdi ve gerçekten, katledilen bu idealist Anadolu çocuklarının hesabı daha önce sorulabilseydi.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) –  Bunun 12 Eylülle ne alakası var? Ya bilmiyorsunuz ya da kasıtlı olarak söylüyorsunuz.

ALİ AŞLIK (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisi daha önce iktidar ortağı olduğunda bunları gündeme getirebilseydi diyorum.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Bunun ne zaman olduğunu biliyor musunuz? Asılma tarihini biliyor musunuz?

ALİ AŞLIK (Devamla) – Meclis çalışmalarını daha fazla uzatmamak, bundan sonraki kanunların süresinde bitmesi adına sözümü kesiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Siz biliyor musunuz tarihi? 12 Eylülle ne alakası var bunun? Hayret ya!

BAŞKAN –  Teşekkür ederim Sayın Aşlık.

Şimdi, lehinde olmak üzere Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan.

Buyurun Sayın Tan.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 12 Haziran 1980 tarihinde İzmir İnciraltı Öğrenci Yurdunda bahçede bulunan öğrencilerin üzerine askerler tarafından açılan ateş sonucu ölenlerle ilgili söz almış bulunmaktayım.

Sevgili arkadaşlar, bu hadiseyle ilgili ayrıntıları önergeyi veren arkadaşlarımız anlattılar sizlere. 5 vatandaşımız, genç kardeşimiz, fidanımız o tarihte hayatını kaybetti, 24 kardeşimiz, vatandaşımız da yaralandı. “Otuz iki sene önceki bir olayı bugün niye gündeme taşıyorsunuz?” diyebilirsiniz. Ancak şunu söylemek lazım: Bugün Türkiye’de özellikle iktidar partisi tarafından öyle bir sahte demokrasi havası estiriliyor ki, işte Dersim’in dosyaları açılıyor, üzerine gidiliyor, yeri geldikçe birileri suçlanıyor. Etnik kimlikler üzerinden, mezhep kimlikleri üzerinden spekülasyonlar, polemikler yapılıyor. Ancak buraya ne zaman doğru düzgün bir önerge geldiyse “Kabul edenler… Etmeyenler… Edilmemiştir.” denilip geri gönderiliyor.

Sevgili arkadaşlar, eğer rica gerekiyorsa sizlerden rica ediyoruz: Lütfen, bir tek önergeyi kabul edin de doğru düzgün bir komisyon, heyet, araştırma heyeti kurulsun ve hiç olmazsa bu karanlık tarihimizin en azından bir olayı doğru düzgün aydınlansın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kurduk ya, beraber kurduk ya.

SIRRI SAKIK (Muş) – Kurdunuz da başkan sizden, başkan vekili sizden, sekreter sizden…

ALTAN TAN (Devamla) – Peki, kurdunuz da şu ana kadar hangi olayı aydınlatabildiniz?

Bakın, ben, izniniz olursa tek tek sayayım sevgili arkadaşlar, hangi olayı aydınlatabildik? Benim kendi hayatımda çok yakın arkadaşlarım bu tip komplolar sonucu adına “derin devlet” denilen, “kontrgerilla” denilen, “karanlık güçler” denilen kesimler tarafından, çevreler tarafından öldürüldü.

Ben, milletvekili olduktan sonra, ilk olarak, bu arkadaşlarıma bir vicdan borcu olarak, bir arkadaşlık borcu olarak bütün bunlarla ilgili Sayın Başbakana soru önergeleri yönelttim ve şunu sordum,  dedim ki: Musa Akın, 1978 senesinde, Diyarbakır’da Ergani nüfusuna kayıtlı, Ergani’nin Ziyaret köyüne kayıtlı gencecik bir ilkokul öğretmeni, yeni evli, eşi hamileyken Diyarbakır  Mardinkapı semtinde öldürüldü. Otuz dört senedir katilleri belli değil.

Ubeydullah Dalar, Diyarbakır Şehitlik Camisi’nin imamı, 1990’lı yılların o karanlık günlerinde, her gün onlarca faili meçhul cinayetin olduğu bir dönemde, sabah namazını kıldırdıktan sonra Şehitlik Camisi’nin içerisinde kafasına sopalarla vurularak öldürüldü.

İzzettin Yıldırım ve Mehmet Şehit Avcı, 2000 senesinde, bugün yargılanan bir emekli generalin de içinde olduğu bir derin yapılanma tarafından -yani bu mahkeme dosyasında bu tip iddialar var ama henüz hiçbir şey hukuken tespit edilip de açığa çıkarılmış değil- Kartal’da bir evde öldürülmüş şekilde bulundu.

Şimdi, bunlarla ilgili ben neyi sordum? Şunu sordum, dedim ki: “Bu konularla ilgili bu devletin arşivinde, millî istihbaratın veya herhangi bir istihbarat kurumunun -işte, askerî istihbarat var, emniyet istihbaratı var, dışişleri istihbaratı var, Kamu Güvenliği Müsteşarlığı var, bu konuda birçok istihbarat kuruluşu var- herhangi bir bilgisi var mı? Bunların hepsine cevap geldi. Bana verilen cevapta, işte, açılan davalar, o fezlekeler üzerinden devam eden şeyler, tarihler, sayılar, evraklar, numaralar ve o dosyalarda ne bilgi varsa bakabilirsiniz. Bir kısmı zaten kapanmış, yok, bir kısmı müruruzamana uğramış.

Peki, sevgili arkadaşlar, bu demokratikleşme ve bu işlerin açığa çıkarılması böyle mi olacak?

İki şey istiyoruz sizden:

Bir: Çıkın deyin ki: “Kardeşim, devletin istihbarat örgütlerinde bu konularla ilgili hiçbir bilgi yok.” Çıkın, bunu söyleyin.

İki: Varsa saklamayın.

Eğer bunları, şu an, on yıllık iktidarınızdan sonra saklıyorsanız bu suçlara ortaksınız. Çok açık. Ben kendim sordum.

Şimdi, Sayın Grup Başkan Vekili diyor ki: “Komisyon kurduk.”

Bakınız, bu memleket otuz beş yıldır 1 Mayıs 1977’de ne oldu, bunun cevabını veremiyor. Verebiliyor musunuz? Buyurun, verin. Gelin, verin. Ne oldu 1 Mayıs 1977’de? Kitaplar dolusu şeyler konuşuldu, yazıldı, anlatıldı. Yani bu devletin istihbaratında bunun bilgisi yok mu? Allah’ınızı severseniz yok mu? Neyi gizliyorsunuz peki?

Çorum, Maraş olaylarında ne oldu? Hâlâ tartışıyoruz. Otuz beş senedir tartışıyoruz, ama elinizdeki bilgileri vermiyorsunuz. Veriyormuş gibi yapıyorsunuz, ama Dersim’de işte, üzerinden yetmiş küsur sene geçtikten sonra, yetmiş dört, yetmiş beş sene geçtikten sonra diyorsunuz ki: “13 bin 500 kişi öldürüldü, 14 bin kişi sürgün edildi ve gaz kullanıldı.”  Yapanlar nerede? Failler nerede? Yakasına yapışacağınız tek bir kişi yok.

Bakınız, yakasına yapışabileceğiniz kişiler hayatta ve bu saydığım olaylarla ilgili bilgiler de devletin kasasında, devletin kasasının anahtarı da sizde.

Ben rica ediyorum, çıksın bir yetkili bugün desin ki: “Bizde hiçbir bilgi yok bu konularla ilgili, biz devlet olarak, Millî İstihbarat olarak Çorum’u da bilmiyoruz, Maraş’ı da bilmiyoruz, Ubeydullah Dalar cinayetini de bilmiyoruz, İzmir-İnciraltı’ndaki olayı da bilmiyoruz, hiçbir şey bilmiyoruz; yok, bizde hiçbir şey yok. Yakmışlar, karartmışlar, yok etmişler, devletin bu konuda hafızası silinmiş, sıfır.” Ama var sevgili arkadaşlar. Bakın, icap ettiği zaman, tırnak içinde icap ettiği zaman birçok şeyi, çok daha eski evrakları gün yüzüne çıkarabiliyorsunuz. Onun için, ben, burada çok uzun uzadıya, şöyle oldu, böyle oldu, şu oldu, bu oldu edebiyatı yapmak istemiyorum. Çok açık, bugün devletin sahibi siz oldunuz o bütün eksisiyle, artısıyla, karanlığıyla ve derinliğiyle ama bu derinlikteki sırları, gizlilikleri ve kötülükleri saklarsanız mesul olacaksınız.

İster sessizce tekrar “Kabul edenler… Etmeyenler… Edilmemiştir.” deyin ama tekrar tekrar söylüyorum, ne olur tek bir tanesine de “Evet.” deyin de biz herhangi bir davayı, isterseniz Çorum’u, isterseniz Maraş’ı, isterseniz Sivas’ı, isterseniz Başbağlar’ı; hangisini istiyorsanız, bir olayı çıkaralım şöyle, artısıyla, eksisiyle, devletin bütün elindeki bilgilerle vatandaşın önüne koyalım. Zaten bu bir çorap söküğü olacak, bir tanesini eğer aydınlatabilirsek bunun arkası gelecek.

Son olarak da Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamlarıyla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Ben o tarihlerde on dört yaşındaydım ama benim kuşağımın bütün gençleri gibi ben de siyasete başlamıştım yani örgütlere, gruplara, cemaatlere ben de o tarih itibarıyla girmiş bulunuyordum. Aynı düşünceleri paylaşmıyorum onlarla ama bir cinayet işlendi sevgili arkadaşlar, 3 genç, göz göre göre, tanrılara, ilahlara kurban edildi ve o tanrılardan, o ilahlardan birisi de bugün seksen yedi–seksen sekiz yaşında, ölüm eline düşmüyor, inşallah bedelini ödemeden de ölmeyecek. (BDP sıralarından alkışlar)

Sevgili arkadaşlar, eğer bir millet, bir halk kendi tarihiyle yüzleşemiyorsa… Hani, Sayın Başbakan helalleşmeden bahsediyor. Herkes birbirinin hakkını yesin, ondan sonra da helal etsin; vursun, kırsın, döksün, sövsün, öldürsün, ezsin, ondan sonra da helal etsin. Yok böyle bir helal. O boynuzsuz keçinin hakkını boynuzlu keçiden soracakları günde bu soruların hepsi sorulacak.

Onun için, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının vahşice, canice katledilmelerini kınıyorum. Kendilerine, yine kendi inancıma göre, rahmet diliyorum ve bunun hesabının da bugün, en azından manen sorulması gerektiğini düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, Hükûmetin, dünkü birleşimde görüşmelerine başlanan 228 sıra sayılı Tapu Kanunu ve Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin yeniden görüşülmesine ilişkin, İç Tüzük’ün 89’uncu maddesine göre bir talebi vardır.

Danışma Kurulu toplantısında bu konuda ortak bir görüş oluşmadığından Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş, Hükûmetin 228 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin yeniden görüşülmesine ilişkin talebinin yerine getirilmesine dair bir istemi olmuştur.

Okutuyorum:

3.- AK PARTİ Grubunun, Hükûmetin 228 sıra sayılı Tapu Kanunu ve Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına ilişkin Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin yeniden görüşülmesine dair talebinin Genel Kurulun onayına sunulmasına ilişkin önerisi

                                                                                     3/5/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 03.05.2012 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                               Ahmet Aydın

Adıyaman

                                               AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Görüşülmekte olan 228 Sıra Sayılı Tapu Kanunu ve Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının 1 inci maddesinin yeniden görüşülmesine ilişkin Hükûmetin talebi üzerine 03.05.2012 Perşembe günü (bugün) Danışma Kurulu toplanamadığından, Hükûmetin isteminin Genel Kurulun onayına sunulması;

önerilmiştir.

BAŞKAN – İstem üzerinde söz talebi yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi Hükûmetin istemini okutup oylarınıza sunacağım.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 228 sıra sayılı Tapu Kanunu ve Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının 1 inci maddesinin TBMM İçtüzüğünün 89 uncu maddesi gereğince yeniden görüşülmesini arz ve teklif ederim.

                                                  Erdoğan Bayraktar

                                               Çevre ve Şehircilik Bakanı

Gerekçe:

Tasarının 1 inci maddesinde düzenlenen bazı konulara açıklık kazandırılması ve bu bağlamda maddenin yeniden değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Hükûmet teklifini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Hükûmetin istemi, sırası geldiğinde yerine getirilecektir.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Edemezsiniz efendim, komisyon yok, Hükûmet yok.

BAŞKAN – Zaten “Komisyon? Yok. Ertelenmiştir.” dedik beyefendi. Bir yanlışlık mı oldu, affedersiniz.

2'nci sırada yer alan, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı: 180)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3'üncü sırada yer alan, Tapu Kanunu ve Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ile Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç'un; 3402 Sayılı Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine başlayacağız.

 

BAŞKAN – Komisyon?

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Yok efendim, Komisyon yok.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ara verelim on dakika.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 16.16

 ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.21

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 102’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

228 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

3.- Tapu Kanunu ve Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ile Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un; 3402 Sayılı Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/557, 2/267) (S.Sayısı: 228) (X)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Dünkü birleşimde tasarının 3’üncü maddesi kabul edilmişti.

Şimdi, 4’üncü maddeyi okutuyorum.

MADDE 4- 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (B) bendinin (c) alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"c) Kayıt sahibinin yirmi yıl önce gaipliğine hüküm verilmiş veya tapu sicilinden malikin kim olduğu anlaşılamamış ise çekişmesiz ve aralıksız yirmi yıl müddetle ve malik sıfatıyla zilyet bulunan kimse adına tespit olunur."

BAŞKAN – Gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Turgut Dibek, Kırklareli Milletvekili.

Sayın Dibek, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, 4’üncü madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Öncelikle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Şimdi, Genel Kuruldaki katılıma baktığımızda özellikle iktidar grubu için şunu düşünüyordum yerimde: Yasayı bu kadar az -sanıyorum 40 civarı milletvekili var- vekil takip ettiğine göre iki nedeni olabilir diye düşünmüştüm. Bir: Bu yasaya karşı arkadaşların ciddi tepkisi var, onu ortaya koymak amacıyla burada bulunmuyorlar. İki: Bu yasaya karşı çok ilgisizler, bu yasayı hiçbir şekilde takip etmiyorlar, o nedenle burada bulunmuyorlar. Böyle bir düşünce içerisindeydim.

Değerli arkadaşlar, bu kanunun biraz daha iyi anlaşılması için birkaç tespiti sizinle paylaşmam lazım. Yani dün burada iktidar partisi sözcüleri konuşurken çok farklı boyutuyla anlatmaya çalıştılar ama bir-iki rakamı sizinle paylaşmam lazım.

Bakın, cumhuriyet tarihinden bu yana yasalarımızda yabancılara gayrimenkul satışıyla ilgili düzenleme var ve size gelene kadar da altmış hükûmet, değerli arkadaşlar, bu ülkede Türkiye'yi yönetti, onlar da bu ülkenin sorunlarıyla sizin gibi uğraştılar. Seksen yıllık süre içerisinde -ben, bu rakamları iyi görmenizi, duymanızı istiyorum- 12 bin dekar araziyi Türkiye Cumhuriyeti hükûmetleri yabancılara satmış, 12 bin dekar. Bu resmî rakamlar yani Bakanlığın rakamları. 2002’ye kadar satılan toplam miktar 12 bin dekar, bunu metrekareye çevirirseniz 12 milyon metrekare yapar.

Arkadaşlar, bugün yani 2012’de, on yıl sonra bu rakam hangi boyutta biliyor musunuz? 135 bin dekar. Yani 2002’den bu yana her yıl için 1 kat artmış. Yani şöyle de söyleyebiliriz bunu: Yıllara bölersek, on yılda her bir yıl için seksen yıllık satışı yapmışsınız. Bakın, seksen yıla karşılık bir yıllık satış yapmışsınız; 12 bin; 135 bin.

Şimdi, bu dahi sizi kesmemiş –belki amiyane oluyor ama- değerli arkadaşlar. Siz on yılda -şöyle de çevirebiliriz aslında rakamları- sekiz yüz seksen yıllık satış yapmışsınız. Yani seksen yıllık cumhuriyet döneminde hükûmetler 12 bin dekar arazi satmışlar, gayrimenkul satmışlar, siz bunu bir yılda satmışsınız, seksen yıllığını. Bunu 10’la çarparsanız sekiz yüz seksen yıl yapar.

Şimdi, öncelikle bunu bir bilin. Yani bakın, bizi izleyen vatandaşlarımızın da bu rakamları, arkadaşlar, değerlendirmesi gerekir; bu rakamların üzerine, bu tablonun üzerine konuşmamız lazım.

Şimdi, şöyle bir soru da sorulabilir: Peki, bu ülkeyi yönetenler niye sizin gibi düşünmemiş? Arada düşünenler çıkmış. Yani 1980’li yıllarda Sayın Özal, rahmetli Özal benzer düzenlemeleri yapmak istemiş, onlar Anayasa Mahkemesinden 2 kez dönmüş, daha sonra da sizin yaptığınız düzenlemeler dönmüştü Anayasa Mahkemesinden. Ama bu ülkenin hükûmetleri, değerli arkadaşlar, cari açık sıkıntısıyla karşılaşmadılar mı, dış açıkla karşılaşmadılar mı, ekonomik sorunlarla karşılaşmadılar mı, biz Kıbrıs Harekâtı’yla karşılaşmadık mı, darbe dönemleri yaşamadık mı, ekonomik sıkıntılarımız olmadı mı? Ama hiçbirinin aklına “Şu topraklarımızı satalım, bunları paraya tahvil edelim ve sorunlarımızı bunlarla aşalım, döviz getirelim…” gelmemiş. Neden gelmemiş acaba?

Şimdi, hamaset olarak nitelemeyin ama bakın, şunun bence değerlendirilmesi gerekir: Bizim, genlerimize, düşüncelerimize, geçmişimize, tarihimize, yaşadıklarımıza, değerli arkadaşlar, saygı olması lazım. Dünyada kaç tane devlet vardır hiç düşündünüz mü meydan savaşlarıyla –burada komutanım da var- meydan muharebeleriyle kurulmuştur, bağımsızlığını, istiklalini meydan savaşlarının sonucunda kazanmıştır? Kaç tane devlet vardır, baktınız mı değerli arkadaşlar? Yani Türkiye Cumhuriyeti, masanın üzerine haritayı koyup elimize bir tane cetvel, öyle, cetvelle kenarları çizilerek “Evet, sınırları budur ve bu şekilde bu devlet de oluşsun.” diye kurulmuş, bağımsızlığını kazanmış bir devlet değil. Yani Çanakkale’yi, Sakarya’yı, İnönü Savaşlarını, Dumlupınar’ı, bu ülke… Değerli arkadaşlar, bizim büyüklerimiz, bize bu ülkeyi yediemin olarak teslim eden kim; onlar, dedelerimiz, onların babaları; onlar bize emanet etmişler. Böyle bir süreç yaşamış Türkiye. Yani bizim için toprak bambaşka bir şey.

Bıraktım geçmişi, değerli arkadaşlar, bugün dahi bizim evlatlarımız, bizim çocuklarımız şehit oluyorlar. Yani güneydoğudaki bölücü terör olayları… Anne-babaların söylediği söz: “Vatan sağ olsun.” Niçin bunu söylüyorlar? İşte “Bu topraklar için evlatlarımız öldü.” diyorlar. “Bunun karşılığında, bu toprakları korumak adına canlarını verdiler.” diyorlar. Böyle bir kutsallık var.

Şimdi, bunu gerçekten hamasi bir söylem içerisinde söylemiyorum ama bakıyorum bu yasal düzenlemeleri, böyle hiç aklınıza getirmeden, Hükûmet veya teklifi veren arkadaşlarımız getiriyorlar ve süslü gerekçelerle de -Sayın Bakanı dün izledim burada, dinledim- efendim “Kendine güvenen bir devletmişiz.” işte, efendim, “Bunlar çok fazla önemsenecek şeyler değilmiş.” gerekçeleriyle burada geçirmeye çalışıyorsunuz.

Bakın, bir şey daha söyleyeyim: Her biriniz Çanakkale’ye gitmiştir mutlaka veya yolunuz oradan geçmiştir. Orada vapurla karşıdan karşıya geçerseniz yamaçlarda bir yazı var, bir asker silüeti. “Dur yolcu!” diye başlayan “Bilmeden basıp geçtiğin bu toprak bir devrin battığı yerdir.” diye orada bir yazı var değerli arkadaşlar. Bunların bir anlamı var. Bu toprakların satışıyla ilgili düzenlemenin bu kadar kolay gelmemesi lazım. Dün Sayın Bakanı dinliyorum, diyor ki: “Biz her şeyi ince ayrıntısına kadar değerlendirdik, baktık, inceledik, çok güzel bir düzenleme getirdik.” Ya arkadaşlar, iyi, güzel de az önce okunan neydi? Yani 1’inci maddeyi yeniden görüşeceğiz bu görüşmelerin sonunda. Yani altı madde bitecek 1’inci maddeye geri döneceğiz. Niye geri döneceğiz? Madem çok güzel araştırdınız, mademki, işte, efendim dört dörtlük, hiçbir sakıncası olmayan bir yasal düzenlemeyi Meclise getirdiniz, niye? Arkadaşlar, biraz sonra konuşacağız, ilçelerin yüz ölçümlerinin mevcut olan yasadaki sınırlamaları tümüyle kaldırırken hiç farkında dahi değilsiniz. Yani orada birtakım düzenlemeler var, sınırlamalar var, onlara girmek istemiyorum ama bir hassasiyeti ben anlatmak istiyorum. Yani bizim halkımızın hassasiyetini görün. Çanakkale zaferlerine gittiği zaman, Sayın Başbakan, Sayın Başbakan Yardımcısının konuşmalarıyla bu hassasiyet dile getirilmez ancak bu şekilde işte, sahip çıkarak dile getirilir. Yani ilçelerde, daha önce mevcut olan düzenlemede, ilçe sınırlarında, değerli arkadaşlar, imar planı içerisindeki ya da mevzi imar planı içerisindeki alanın yüzde 10’u vardı. Siz getiriyorsunuz, ilçe yüz ölçümünün yüzde 10’u. Yani, daha doğrusu, Türkiye’nin yüzde 10’u. Tüm ilçelerin yüzde 10’u olursa, Türkiye’nin yüzde 10’u. Bunun içerisinde özel mülkiyet var, kamu var, merası var, yaylası var, kışlağı var, gölü var, ormanı var. Hiç kimsenin aklına gelmiyor. Dün burada konuşuyoruz akşam geç saatlerde, “Yahu biz ne yapmışız?” diyorsunuz. Düzeltmeye çalışıyor arkadaşlar, “Önerge verelim.” dediler. Şimdi, o maddeyi burada, tekrar, tekriri müzakereyle görüşeceğiz.

O zaman buradan şunu görmesi lazım en azından, burada bizi dinleyen arkadaşların: Değerli arkadaşlar,  diğer hükümlerde de çok ciddi sakıncalar olamaz mı sizce? Bence var. Yani olaya bu boyutuyla bakmamız lazım.

Süre kısa. Bakın, bir iki öneriyi daha belirtmek istiyorum. Dün bunlar konuşuldu.

Arkadaşlar, döviz, para; bunlar gelir geçer. Buradaki milletvekili arkadaşlarımızın her birinin köyünde, mahallesinde, apartmanında, sokağında şöyle birisi vardır mutlaka konuşacakları, demişlerdir. Mesela, Ahmet: “Yahu, kardeşim, bunun babası, dedesi ne kadar düzgün insandı. Adam çalıştı durdu hayatı boyunca, biriktirdi, mal mülk edindi. Ahlaklı bir insan, özverili bir insan. İşte, sabah namazıyla kalkar, akşama kadar çalışır ve işte, şu oğlana bak yahu, hayırsız çıktı, bütün bu mal varlığını çarçur etti, sattı savdı. İşte, hayırsız evlat.” Bunu diyebileceğiniz, zannediyorum, her birinizin örnekleri var değerli arkadaşlar. Yok mu? Şu örnek biraz bu yasaya benziyor, biraz o hâldesiniz gibi geliyor bana.  Yani siz o hayırsız evlat konumundasınız değerli arkadaşlar. Yani bu meydan savaşlarını yapanlar, işte, başı çıplak, ayağı kabak hâlde bu ülkeyi bize emanet eden insanlar şu yasayı acaba görseler ne derlerdi? Onların aziz hatıralarına bu kadar da mı saygımız yok bizim değerli arkadaşlar?

Şimdi “GAP” diye bir projemiz var, Türkiye’nin en büyük projesi. Bir sorguluyor musunuz? O bölgenin sekiz ilini kapsıyor, sekiz il oradan faydalanacak. O illerden arkadaşlarımız var burada. Her yıl yüzde kaç GAP projesi ilerliyor, ne kadar yatırım yapıyorsunuz? Yüzde 1 her yıl. Şu anda yüzde 30’lardadır GAP projesi. GAP projesi tamamlansın, tüm o Körfez, Orta Doğu’yu… Zaten biz bakarız, onların petrolleri varsa bizim de o bölgede üreteceğimiz ürünler var.

O projeyi tamamlamak için uğraşmıyoruz, o toprakları satmak için buraya kanun getiriyoruz. Döviz kolay gelecek ya, cari açığı kapatacağız. Geçen yıl 77 milyar, bu yıl 60; seneye ne olacak, seneyi ne yapacağız, sonraki seneyi ne yapacaksınız değerli arkadaşlar?

Lütfen, bu yasayı tekrar gözden geçirmenizi ben diliyorum.

Sürem de bitti ve her birinize teşekkür ediyorum değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dibek.

Gruplar adına ikinci konuşmacı Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.

Sayın Baluken, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Ben de grubumuz adına heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, aslında buraya gelen gündemlerin peşine takıldığımız zaman, buraya gelen gündemleri bir şekilde kendi gündemimiz olarak burada konuşmaya başladığımız zaman ülkedeki asıl gündemleri sürekli ıskalama durumunda kalıyoruz. Bu nedenle ben özellikle dün yaşanan ve bugün de etkileri hâlâ devam eden, okullarımızda yaşanan bu sütten zehirlenen çocuklarımızın durumuyla ilgili konuşmak istiyorum. Birkaç önemli hususu burada sizlerle birlikte paylaşmak istiyorum.

Aslında, tabii, bu proje henüz bu şekilde bir patlak vermeden önce de AKP’nin genel olarak önemli toplumsal proje olarak sunduğu ancak daha sonra toplumsal hayal kırıklıklarına dönüşen pek çok projesini burada tartışabiliriz. Bakın, burada birkaç örnek vereceğim ben.

2002 yılında henüz Başbakan Tayyip Erdoğan Başbakan olmadan önce İzmit mitingi sırasında bir konuşma yapıyor. Konuşmada şöyle diyor: “Şu sisteme bakın hele, ülkede 72 bin öğretmen açığı var, sen sınavla öğretmen seçiyorsun. Hangi akla hizmet ediyorsun? Bırak da öğretmenlerimiz okul seçsin, göreve başlasın. Önüne niye engel koyuyorsun? Ama inşallah, biz, hükûmetimizi kurduğumuzda bütün öğretmenlerimizi göreve başlatacağız ve öncelikli olarak eğitim sorununu çözeceğiz.” Yıl 2012, atanamayan öğretmenlerle ilgili Başbakanın yapmış olduğu konuşmanın ne kadar hayata geçtiğinin, pratikte ne kadar anlam bulduğunun takdirini ben sizlere bırakıyorum.

Bununla ilgili, eğer merak eden AKP’den arkadaşlar varsa, daha iki gün önce 1 Mayısta alanlara çıkan işçilerin, emekçilerin, atanmamış öğretmenlerin, kamu çalışanlarının sesine bir kulak verirlerse herhâlde son derece isabetli bir şey yapacaklar diye düşünüyorum.

Tabii, AKP’nin toplumsal hayal kırıklığı yaratan pek çok projesi var. Bizi ilgilendiren projelerinden önemli bir tanesi, biliyorsunuz “Demokratik Açılım” adında, “Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi” adı altında ya da “Kürt Açılımı” adı altında devreye sokmuşlardı, oluşan toplumsal beklenti, Anayasa referandumunda yüzde 58 gibi bir “Evet.” oyu almalarını sağladı, 12 Haziran seçimlerinde yüzde 50’ye yakın bir oy almalarını sağladı ancak geldiğimiz aşamada, 8 bine yakın siyasetçimiz, milletvekilleri, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, parti çalışanlarının cezaevinde bulunduğu bir açılım süreciyle sonuçlandığı gibi bir dramla karşı karşıyayız. Tabii, bu projeye de, buradaki sütle ilgili yaşanan projeye de AKP’nin bu toplumsal projelerinin yaratmış olduğu hayal kırıklıklarının bir parçası olarak bakıyoruz.

Bakın, burada Nisan ayının 18’inde Gıda ve Tarım Bakanlığı tarafından yapılan açıklama: “2012 yılı içinde yürütülecek proje, öğrencilerin sağlıklı ve dengeli beslenmesi ile süt içme alışkanlığının kazandırılmasını ve geliştirilmesini sağlayacak.” Altında okul rakamlarını veriyor, dağıtılan süt rakamlarını veriyor, sütün hangi sağlıklı koşullarda hazırlandığını belirtiyor ancak süt dağıtılmaya başlandıktan hemen sonra, başta Diyarbakır olmak üzere, Edirne, Adana, Trabzon, Samsun, Sivas, Konya ve daha birçok ilde, 4 bine yakın, binlerce öğrencimiz gıda zehirlenmesi şüphesiyle hastanelere başvuruyorlar. Henüz kamuoyu bu olayın ne olduğunu merak ederken, biz sağlıkçılar olarak bu işin ne olduğunu merak ederken sağlıkla hiç ilgisi olmayan ilin valileri ve Hükûmet yetkilileri kalkıp, sanki sağlıkla ilgili bütün tetkikler yapılmış, bütün tetkikler sonuçlanmış gibi açıklama yapıyorlar. Açıklamaların tamamı da -kusura bakmayın ama- sağlıkla ilgili tam bir cehalet örneğini yansıtıyor.

Diyarbakır Valisi açıklamasında “Önemli bir şey yok; birkaç çocuğun psikolojik olarak etkilenmesi, onlara bakan birkaçının da bu şekilde psikolojik vaka olarak hastaneye başvurması.” diyor. Valinin açıklamasının üzerinden bir saat geçmeden, Diyarbakır’daki bütün hastanelerin acilleri bu şekilde gıda zehirlenmesi şüphesi olan çocuklarla doluyor. Aynı şekilde Sivas Valisi “Sütün biraz bozuk olma ihtimali var. Biraz herhâlde bozuk olan sütten, biraz da psikolojik olarak çocukların etkilenmesinden ancak şu anda çok önemli bir hadise yok.” diye açıklama yapıyor. Yine Hükûmet yetkililerinden Sayın Bülent Arınç aynı şekilde bir açıklama yapıyor, “Üzgünüz ama büyütecek, endişe edecek herhangi bir şey yok.” diyor.

Yani bütün hastanelerin acil servislerinde binlerce çocuk ailelerin, velilerin büyük bir telaşı içerisinde çok ciddi sağlık problemleri yaşıyorlar ancak valiler ve Hükûmet yetkilileri çıkıp “Bunu büyütmeye gerek yok, çok önemli bir sorun değil.” diye açıklama yapıyorlar. Binlerce çocuğun yaşamış olduğu sağlık sorununu “Büyütecek bir şey yok.” diye eğer ele alıyorsanız zaten bizim söyleyecek bir şeyimiz kalmaz. Ancak bizim sizden beklediğimiz: Bir bakanlık koltuğunun binlerce çocuğun sağlığından daha değerli olduğunu bir şekilde sizin topluma yansıtmamanız gerekiyordu. Bu işle ilgili sorumlu açıklamaların yapılması, gerekli soruşturmaların başlatıldığı hatta soruşturmaların sonucuna göre gerekirse sorumlu bakanların da görevden alınacağına dair bir açıklamanın yapılması toplumun sizden bu konudaki beklentisiydi. 

Tabii, çocuk sağlığıyla ilgili, biz, çok fazla kaygı taşımadığınızı biliyoruz. Daha önce, biliyorsunuz, Diyarbakır’da yaşanan birtakım olaylarda Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Kadın da olsa, çocuk da olsa güvenlik güçlerimiz gerekeni yapacak.” dediği açıklamaları ve sonrasında, Diyarbakır’da çocukların polis kurşunlarıyla katledilmesini çok iyi biliyoruz. Pozantı Cezaevinde çocukların, sizlere emanet edilen çocukların hangi insanlık suçu olan muamelelere maruz kaldığını çok iyi biliyoruz. Bunları açıklayan çocukların mağduriyetlerinin giderilmesini bırakalım, bu çocukların tekrar gözaltına alınarak ya da nakledildikleri cezaevlerinde nasıl işkenceye tabi tutulduklarını biliyoruz. Bütün bunlar, çocuk sağlığıyla ilgili, aslında, sizin bugün içerisine girmiş olduğunuz duyarsızlığın da bir fotoğrafını sergiliyor.

Tabii, binlerce çocuğun sağlığı çok önemli değil açıklaması yapılırken de, birkaç gün önce, binlerce operasyonun altında imzası bulunan Mehmet Ağar’ın cezaevi koşullarında rahat etmesi sizin için çok önemli olabiliyor. Bütün bunların, sizin, mevcut, insana vermiş olduğunuz değerle ilgili olduğunu düşünüyoruz.

Bakın, burada Sayın Başbakanın neredeyse her konuşmasından sonra kullandığı bir cümle var: “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” diyor. Binlerce çocuk, binlerce insan gıda zehirlenmesi şüphesiyle, önemli bir sağlık sorunu nedeniyle hastanelere başvuruyor ancak devlet yetkilileri, devletin politikalarını aklayan, Hükûmetin bir şekilde uygulamalarını aklayan bir yaklaşım içerisinde bulunuyorlar.

Tabii, özellikle basına yansıyan birtakım iddialar da var. Tarım Bakanı buradan konuştu ama mevcut sorunların veya halkın kafasında bulunan soru işaretlerinin hiçbirisine de cevap vermedi. Şimdi, Adana’da basına düşen haberlere göre, son kullanım tarihi 2005 olan sütlerin olduğuna dair basında çıkan haberler var. Bu haberlerin derhâl cevaplandırılması gerekiyor, bu yönlü bir açıklamanın derhâl yapılması gerekiyor. Burada Tarım Bakanı çıkıp bu tarz açıklamaları yapmak yerine, bunu gündeme getirenleri provokasyon yapmakla, provokatörlük yapmakla suçluyor, Hükûmeti sıkıştırmaya yönelik provokasyon olarak bakıyor. Zaten AKP Hükûmetinin genel olarak içine girdiği tüm çıkmazlarda, bir şekilde, Hükûmeti sıkıştıran bir provokasyon etiketi, onun altını doldurma, sonra gözaltına alma, cezaevine atma, bu şekilde de sorunların içerisinden çıkma gibi bir yaklaşımı var. Biz merak ediyoruz, bu provokatörlerin içerisinde bulunan binlerce çocuğu, binlerce aileyi de acaba AKP Hükûmetini sıkıştırdılar diye gözaltına mı alacaksınız, cezaevlerine mi göndereceksiniz? Böylesi süreçleri mi işleteceksiniz, bunu çok merak ediyoruz.

Burada bir de Sağlık Bakanlığının yaklaşımını özellikle eleştirmek istiyorum. “Laktoz intoleransı” diye açıklama yapıldı. Burada değerli hekim arkadaşlarımız var, AKP Grubundan da arkadaşlarımız var. Bakın, laktoz intoleransıyla ilgili yapılması gereken tıbbi tetkikler var: Laktoz tolerans testi, soluk havasında hidrojen testi, gaitada asit testi. Bütün bunların hepsi de zaman alan ve tıbbı birtakım objektif kriterlere dayanan testlerdir. Hiçbirinin yapılmadan bu şekilde açıklama yapılmasını da Sağlık Bakanlığının sağlığımızla ilgili ciddiyetine yakıştırmadığımızı belirtmek istiyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Madde üzerinde başka söz isteyen yok; dolayısıyla, soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Sisteme Sayın Serindağ girmiş.

Buyurun Sayın Serindağ.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benden başka giren yoksa ben o beş dakikanın tümünü kullanabilirim herhâlde.

BAŞKAN – Hayır, usule göre siz kendi dakikanızı kullanın. Sizden başka giren yok hakikaten.

Buyurun.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Efendim, İstanbul’da Avcılar bölgesinde “afete maruz bölge” olarak ilan edilmiş bir saha var. Sayın Bakana ben sormak istiyorum: Bugüne kadar o bölgeyle ilgili herhangi bir işlem yapıldı mı?

İkinci sorum: İstanbul’da altmış sekiz dere olduğu ifade edilmektedir. Bu altmış sekiz derenin ıslahı ve çevresiyle ilgili “afete maruz bölge” kararı alınmış mıdır, alınmamış mıdır? Alınmışsa ne yapılmıştır, alınmamışsa neden alınmamıştır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Serindağ.

Sayın Oğan…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, şimdi, geçtiğimiz günlerde Ermenistan Devlet Başkanı dedi ki: “Karabağ’ı biz aldık, Ağrı Dağı’nı da siz alın.” Şimdi, önümüzdeki süreç içerisinde Ermenistan’ın Ermeni vatandaşlarının da Türkiye’den toprak alması bekleniyor, özellikle benim milletvekili olduğum Iğdır ve civarından. Sayın Bakan acaba bu konuda bir tedbir düşünmüş müdür ve diplomatik ilişkimizin olmadığı ülkelere de bu toprak satışı yapılacak mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Oğan.

Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakana ben dün yazılı olarak da iletmiştim. Bingöl ilimizde Düzağaç mevkisinde üç mahallemizi ilgilendiren 20 bin konutun tapu sorunu var. Arazilerin 2/B, orman vasfı, hazine arazisi ve afet işleriyle ilgili paylaşımından dolayı 20 bin konut şu anda tapusuz görünüyor. Bununla ilgili sorun somut olarak ne zaman çözülecek?

İkincisi: Yine Bingöl ili İçmeler mevkisinde TOKİ tarafından yapılan 388 konutluk bir proje var. İçme suyu ve altyapı eksikliği olduğu için hak sahipleri çok ciddi mağduriyetler yaşıyorlar. Daha önce verdiğimiz önergede nisan ayında bu çalışmanın biteceği söylenmişti ama hâlâ bitmedi. Şu anda hak sahipleri hem kira ödeyip hem de aylık taksitler ödüyorlar. Buradaki hak sahiplerinin yaşamış olduğu mağduriyetler somut olarak hangi tarihte giderilecektir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

Sayın Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, dün “Tekriri müzakere yapabiliriz 1’inci maddeyi.” demişsiniz. Bu konuda düşünceniz devam ediyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Anlayamadım efendim.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – “1’inci maddeyle ilgili yeniden bir müzakere yapabiliriz.” demişsiniz. Bu konudaki düşünceniz devam ediyor mu?

Bir de, Sayın Bakan, bu tasarının yürürlük maddesinde bir sorun olduğunu düşünüyorum ben. Çünkü 1’inci maddeyle ilgili yani Tapu Kanunu 35’le ilgili “altı ay sonra yürürlüğe girer”, 36’yla ilgili de “üç ay sonra yürürlüğe girer” diye orada bir yazım var ancak 1’inci maddesinde -35’inci maddede- askerî yasak bölgelerle ve özel güvenlik bölgeleriyle ilgili koordinat bölgelerinin Millî Savunma Bakanlığınca verilme süresi bir yıl olarak belirtilmiş.

Şimdi, yani burada bir hata mı yapıldı, bilinçli olarak mı yapılıyor? Askerî yasak bölgelerin de satılması mı düşünülüyor yoksa orada yürürlük tarihinde bir hata mı var? Bu konuya da bir dikkat çekebilirseniz…

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, tekriri müzakere talebi daha önce kabul edildi burada dolayısıyla tekriri müzakere yapılacaktır.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Peki efendim.

BAŞKAN – Sayın Dibek…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, az önce kürsüden de söyledim, dün sizin konuşmanıza atıf yaptım, dediniz ki: “Biz bu yasayı hazırlarken iyi bir araştırma yaptık, ince eledik, sık dokuduk.” Bu anlamda sözler söylediniz. Ama bu tekriri müzakere meselesi… Yani ilçelerin yüz ölçümlerinin yüzde 10’unu kapsayan alanların satışına izin verilirken, şimdi, bu, tabii, özel mülkiyete konu alanlara inhisar edecek. Yani bu hazırlayan arkadaşlar sizce bir hata yapmamışlar mı? Niye gözden kaçırdınız bu konuyu? Niçin tekriri müzakereye ihtiyaç duyduk? Onu öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Davos’ta toplantılar devam ederken, ekonomiden sorumlu bakanlarımız, Avrupalıların bizden ekonomi konusunda ders almasından bahsettiler, bunu da siz iç kamuoyuyla bir gurur vesilesi olarak paylaştınız.

Cari açık cumhuriyet döneminin en yüksek seviyelerinde dolaşıyor.

Bütçe açığının 2012 yılı için 6,5 milyar lira civarında olduğu tahmin ediliyor.

“Ekonomi iyi” diyorsunuz, rakamlar böyle.

Öğretmenlere zam vermiyorsunuz, polislere zam vermiyorsunuz.

Kamu görevlilerinin maaş artışları 2012 yılı için cumhuriyet tarihinde ilk defa bu kadar gecikti.

300 bin atama bekleyen öğretmen var, 108 bin öğretmen açığı var; atama yapılmıyor, öğretmen açığı giderilmiyor.

Bedelliden 13 milyar gelir bekliyorsunuz, 3 milyar civarında temin edilmiş.

“2/B’den 35 milyar gelir elde edeceğiz.” diye rayiç bedelin yüzde 70’ine çıkardınız.

Bu tasarıdan ne bekliyorsunuz? Ekonomi gerçekten iyi mi, kötü mü? Şunun doğrusunu bir söyleseniz de Türk milleti de öğrense.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Serindağ “Avcılar’da afete maruz bölge ilan edilen yerde ne gibi işlem yapılmış?” diye ifade ettiler. Doğrusu ben Avcılar’da afete maruz bölgeyi kimin ilan ettiğini ve bu konuda yapılan işlemleri bilmiyorum. Araştırayım, Sayın Serindağ’a cevap vereyim.

İstanbul’daki dere ıslahları için yoğun bir çalışma var yani bu derelerin yüzde 70’i ıslah edilmiş vaziyette ama bu demek değildir ki bitti, bundan sonra derelerin çevresinin rekreasyon alanı olarak düzenlenmesi, daha çok sağlıklılaştırılması için de çalışmalar devam ediyor. Gerek Büyükşehir Belediyesi gerek İSKİ (İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi) Genel Müdürlüğü gerekse bana bağlı olan İller Bankası olarak bu dereler için yeni projelerimiz var. Bunları da önümüzdeki günlerde sizlere takdim etmiş olacağız.

Sayın Oğan’ın ifade ettiği “Bu yasadan sonra istenmeyen ülke vatandaşlarına da arsa, arazi veya konut satılacak mı? Bu konuda tedbirleriniz var mı?” Tabii ki var. Zaten bundan önce şirketlerin, her hâlükârda şirketlerin gayrimenkul satın alması, taşınmaz satın alması çok daha rahattı, bu yasayla onlara da kısıtlılık getiriyoruz yani şirketler de belli kıstaslara tabi olarak gayrimenkul satın alabilecekler. Dün de ifade ettim, bugün yine ifade ediyorum: Türkiye’de kurulan yabancı ortaklı ve yabancı sermayeli, uluslararası sermayeli şirketlerin Türkiye’de gayrimenkul alması rahattır. Bazı kanunlarla da ilgili olarak -burada dün de yine ifade ettim, birtakım kanunları- Serbest Bölgeler olsun, Turizm Kanunu olsun, Petrol Kanunu olsun, bunlarla ilgili gayrimenkul edinebiliyorlar ama biz bu yasayla şirketlerin de kendi mevzuları içerisinde ve kendi mevzularıyla ilgili bu malları kullanmazlarsa geri alma noktasında ve hangi ülkelere kıstas getirilebileceğinin yetkisini Bakanlar Kuruluna veriyoruz.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Yani diplomatik ilişkimizin olmadığı ülkelere satamayacağız, değil mi?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) - Bu bakımdan, Sayın Oğan, rahat olun, bizim ülkemizin menfaatleri doğrultusunda siz ne düşünüyorsanız biz de aynısını düşünüyoruz. Ülkemizin menfaatlerine aykırı olan ülke vatandaşlarına gayrimenkul satılmaz.

Sayın Baluken’in problemlerini biliyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani sattığınız zaman menfaat mi var demektir?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Efendim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sattığınızda menfaat var demektir. Mefhumu muhalifi bunu gerektiriyor.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) - Bakanlar Kuruluna bu konuda bir yetki vermemişsiniz. 36’da öyle bir sınırlamanız yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Menfaat diye bir şey yok ki! Millî menfaat diye bir şey yok!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Çok değerli milletvekilleri, Sayın Baluken’in Bingöl’le ilgili dediği sorunları, 2/B’yle ilgili sorunlarını inşallah çok yakında çözeceğiz. Bunu özellikle hem Sayın Baluken’e hem Bingöllü kardeşlerime buradan ifade etmek istiyorum. 2/B’ye koyduğumuz bir maddeyle, kanuna dercettiğimiz bir maddeyle çok kısa sürede -bu yirmi senelik, otuz senelik bir problemdir- bunu çözeceğiz. Orada, Bingöl’de bu sıkıntıyı yaşayan, yani 2/B’yle ilgili tapu sorunu olan kardeşlerimizle ilgili problemi çözeceğiz ve bu kardeşlerimizi rahatlatacağız.

Yine İçmeler mevkisinde, Genç yolunda yapılan 388 konutla ilgili içme suyu sorunu var, onu da çözmek üzereyiz. O vatandaşlarımız hem kira ödüyorlar hem de taksit ödüyorlar; o bakımdan ne gerekiyorsa onu da yapacağız, buradan özellikle ifade etmek istiyorum.

Sayın Yılmaz “Sayın Bakan, biz ince eleyip sık dokuduk, bu kanunu çok iyi hazırladık dediniz; şimdi 1’inci maddeyle ilgili niye tekriri müzakere getiriyorsunuz?” dedi. Ben uyardığı için teşekkür ediyorum. İşte, burada, siyasi iradenin, milletvekillerinin katkısı bu. Ben “Çok çalıştık.” dedim, “Çok ince eledik, sık dokuduk.” dedim ama yanlış yapmadık, eksik yapmadık demedim ki. Eksiklerimiz tabii ki olacak, onları da siz düzeltiyorsunuz. Ben bunun için size teşekkür ediyorum. Sayenizde çok daha düzgün hâle geliyor kanun.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Biz düzeltiyoruz Sayın Bakan. Bu düzeltmeye engel oldular. Onlar destek vermediler ki düzeltmeye.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) –Bu bakımdan, yine askerî bölgelerle ilgili, askerî bölgeler tespit edilene kadar sormak mecburiyeti var. Yani kanun hemen yürürlüğe girecek fakat askerî bölgelerle ilgili, yasak bölgeyle ilgili kanunda madde var; demek ki biz, onlar belirlenene kadar, net olarak belirlenene kadar soracağız, askerî bölgelerde askerlere, diğer stratejik bölgelerde valilere soracağız.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Koordinatları belli olmayacak mı Sayın Bakanım? Bir yıllık süre koymuşsunuz ona.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Soracağız, sorarak yapacağız.

Sayın Türkoğlu, Davos’la ilgili… Değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisinin hükûmetleri döneminde, kamu görevlilerine cumhuriyet tarihinin en büyük zamları verilmiştir dolar bazında. Yazılı olarak bende var, şimdi onlara çok fazla… Bakarsanız bunlara, dolar bazında, bugüne kadar verilen, enflasyonla mukayese ettiğiniz zaman, bundan önceki zamlarla mukayese ettiğiniz zaman, şimdiye kadar verilen zamların 20 misli zam verilmiştir.

Yine, bir cari açık var, bunu kabul ediyorum. Cari açığın bizim gayrisafi millî hasılamıza oranına baktığımızda yüzde 40’tır.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Gayrisafi millî hasıla kalmadı Sayın Bakan, gayrisafi yurt içi hasıla var. Millî hasıla kalmadı, yurt içi hasıla var. Türk vatandaşlarının ürettiği millî hasılayı artık, yabancılar üretiyor bu ülkede.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, teşekkür ediyorum efendim.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Çok teşekkürler.

BAŞKAN – Şimdi madde üzerinde iki önerge vardır.

Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 228 sıra sayılı yasa tasarı ve teklifinin 4 üncü maddesinde “anlaşılamamış” ibaresinden sonra, “mirasçılar araştırıldıktan ve bilgilendirildikten sonra” ibaresinin eklenmesi arz ve teklif ederiz.

              Hasip Kaplan                             Pervin Buldan                            İbrahim Binici

                  Şırnak                                      Iğdır                                    Şanlıurfa

               Sırrı Sakık                            Ertuğrul Kürkcü                            Demir Çelik

                   Muş                                      Mersin                                      Muş

 

 TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 228 sıra sayılı kanun teklifinin 4. maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Turgut Dibek                             Gürkut Acar                             Ali Serindağ

                Kırklareli                                  Antalya                                  Gaziantep

             Bülent Tezcan                          Dr. Aytun Çıray

                  Aydın                                      İzmir

BAŞKAN – Sayın Komisyon, son okunan önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) -  Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Gürkut Acar.

BAŞKAN - Antalya Milletvekilimiz Gürkut Acar.

Buyurun Sayın Acar. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 228 sıra sayılı Tapu Kanunu ve Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, vatan topraklarının satışını tartışıyoruz burada. Onun için, konuştuğumuz konu çok önemlidir. “Türkiye'nin ekonomisi iyi gidiyor.” diyoruz ama bir taraftan da topraklarımızı satmaya çalışıyoruz. “Türkiye büyüyor.” diyoruz, bu nasıl bir büyümedir anlamıyoruz, ne işsizlik azalıyor ne yoksulluk azalıyor ve bir taraftan da büyüyoruz ve bir taraftan da topraklarımızı satmaya gayret ediyoruz, onun için bir kanun çıkartıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu, müflis tüccar politikasıdır bizce. Sürekli eski defterleri açıp, karıştırıp, elde avuçta ne varsa satışa çıkarıp, ondan sonra iflastan kurtulmaya çalışır insanlar. Sayın Başbakan “Bir dikili ağacınız mı var? Bir çivi mi çaktınız ki?” diyor Cumhuriyet Halk Partililere. İnsan bu satışları gördükçe gerçekten dili dolaşıyor ve tutukluk yapıyor. On yılda neredeyse 50 milyar dolarlık özelleştirme yaptınız değerli arkadaşlarım, sayın AKP’liler ve bu 50 milyar dolarlık özelleştirmede sattığınız şeyleri AKP mi yaptı merak ediyorum. Yani Seydişehir Alüminyum Fabrikasını siz mi yaptınız? Ereğli Demir Çelik Fabrikasını siz mi yaptınız? Oymapınar Barajı’nı siz mi yaptınız? İskenderun Demir Çelik Fabrikasını siz mi yaptınız? İzmit TÜPRAŞ’ı siz mi yaptınız? Şeker Fabrikalarını siz mi yaptınız? Tekel fabrikalarını siz mi yaptınız? Şimdi, bütün bunları yapanlara kötü sözler söyleyerek, küçülterek siyaset yapmaya çalışıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bakın, on yılda 10 kere belki mali af çıkarttınız. “Ne toplasak kârdır.” anlayışıyla bu aflar çıkarıldı ve sistem altüst edildi. Şimdi, bunlar yetmedi, bu sefer 2/B Yasası’yla orman alanlarını satışa çıkartıyoruz. Vatandaşlarımız isyan hâlinde, “Elli yıldır kullandığım, yüz yıllık, atadan, babadan kalma arsamı tekrar bana satıyorlar.” diye feveran ediyorlar. “Paramız yok, neyle alacağız?” diyor yurttaşlarımız.

Değerli arkadaşlarım, AKP, bu uygulamalarıyla, halktan yana değil, paradan, ranttan yana bir tavır takınıyor. Ama iş işten geçti. Şimdi, orman alanlarını satıyoruz, hazine arazileri de satılsın. Peki, kim alacak? Köylü alamayacak. Niye alamayacak köylü? Çünkü parası yok, mümkün değil alması, rayiç bedeller üzerinden satıldı. Niye emlak değeri üzerinden satmıyorsunuz köylümüze? Hayır, açık artırmayla satılacak, köylü alamazsa parayı basan alacak. Para en çok kimde var? Yabancılarda var. Dolayısıyla, bu toprakların hepsi yabancıların eline geçme tehlikesiyle karşı karşıya.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan diyor ki: “Yunanistan iflas etti, onun kredi notu değişmedi, bizimkini hemen düşürdüler. Haksızlık yapıyor bu uluslararası kuruluşlar.”

Değerli arkadaşlarım, şimdi ben sormak istiyorum size, lütfen şunun cevabını verir misiniz: Yunanistan iflas etti, şimdi kurtulmak için adalarını satıyor. Peki, biz de mi iflas ettik? Topraklarımızı niye satıyoruz? Dev tesislerimizi, orman alanlarımızı, sularımızı, hazine arazilerini, her şeyi satıyoruz, satıyorsunuz AKP olarak. Soruyorum: Türkiye bu kadar değerini, tesisini, toprağını niye satıyor? İflası geciktirip, AKP, iktidarını biraz daha sürdürebilsin diye mi satıyor?

Değerli arkadaşlarım, hiçbir insan ve hiçbir ülke elindekileri satarak iyi bir yere varamaz, varacağı tek yer iflastır. AKP de her yönüyle bu ülkeyi iflasa doğru götürüyor. AKP döneminde yaklaşık on yılda 136 milyon metrekare vatan toprağı yabancılara satılmıştır. O kötülediğiniz Atatürk’ün, İnönü’nün, silah arkadaşlarının kurtarmak için savaştığı toprakları şimdi satıyorsunuz, bir yandan da kötülemeye devam ediyorsunuz. İşte bundan biraz utanç duymak lazım değerli arkadaşlarım. Bakınız, vatanı satmak büyük bir sorumluluktur. Buradan AKP’nin bütün milletvekillerini uyarıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, Sayın Başbakan hem bu cumhuriyetin insanlarının kazanımlarının hepsini satıyor, cumhuriyet döneminde yapılmış şeker fabrikalarını, cumhuriyet döneminde yapılmış bütün fabrikaları, kâğıt fabrikalarını satıyor hem de çıkıyor, diyor ki: “Cumhuriyet Halk Partisi çöp mü dikti? Cumhuriyet Halk Partisi, Seferihisar’daki camiyi ahır yaptı.” Değerli arkadaşlarım, insaf ediniz. Bu Sayın Başbakanın söylediğinin yanlış olduğunu, gerçek olmadığını Yılmaz Özdil 25 Nisan 2012 tarihinde köşesinde yazdı.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Her köşe yazısı doğru mu?

GÜRKUT ACAR (Devamla) – O camiyi ahır yapanlar Yunanlılar ve Yunanlılar işgal zamanında ahır yapıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisinin o zamanki müze müdürü sayımda bunun farkına varıp, bu camiyi tekrar cami hâline getiriyor.

Değerli arkadaşlarım, son olarak şunu söylemek istiyorum: İftiralarla bir yere varılmaz. Vatan toprakları satılarak bir yere varılmaz. Bence AKP bu yaptığını iyi düşünmelidir. Bu kanun iyi bir kanun değildir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Acar, teşekkür ediyorum.

Sayın Acar ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 228 sıra sayılı yasa tasarı ve teklifinin 4’üncü maddesinde “anlaşılamamış” ibaresinden sonra, “mirasçılar araştırıldıktan ve bilgilendirildikten sonra” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu önergeye?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, Gruptan kimse olmadığına göre gerekçeyi okuyun lütfen.

Gerekçe:

Gaiplik ve ölüm durumunda hak sahiplerinin mağdur olması önlenmek istenmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN - …oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Karar yeter sayısı Başkan.

BAŞKAN - Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Karar yeter sayısı istedim Başkan, neden…

BAŞKAN - Beş dakika ara veriyorum.

                                                  Kapanma Saati: 17.04

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 102’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

228 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

5’inci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 5- Bu Kanunun;

a) 1 inci maddesi yayımı tarihinden altı ay sonra,

b) 2 nci maddesi yayımı tarihinden üç ay sonra,

c) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,

yürürlüğe girer.

 

BAŞKAN –  Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Sayın Dilek Akagün Yılmaz.

Buyurun.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın  Başkan, sevgili arkadaşlar; bugün size şu boynumda takmış olduğum fuların öyküsünü anlatarak başlamak istiyorum.

Bu fularla 24 Nisanda Meclisin Dikmen kapısından girmek isteyen bir kadın arkadaşımız içeri alınmamış. Fuların özelliği şu arkadaşlar: Atatürk’ün resmi var. Özellikle sizlere gösteriyorum. Atatürk’ün resmi siyasi sembol olarak kabul edilmiş ve Meclis görevlileri tarafından Dikmen kapısından içeri alınmamış bayan arkadaşımız. Bu, basına da yansıdı. Mutlaka basından da siz bunu izlemişsinizdir ancak ben şunu sormak istiyorum Meclis Başkanlığına ve Başkan Vekilliğine: Atatürk posterleriyle ya da Atatürklü fularla ya da Atatürk simgesiyle bu Meclise girmek ne zaman yasaklandı, ne zamandan beri bu yasak var? Hatta o kadına yazılı bir belge de gösterilmiş. Ne zamandan beri kapılara böylesine yasaklar konuldu? Ben, bunu öğrenmek istiyorum.

Eğer Atatürk resmi bu Mecliste yasak ise o zaman şu sözü de silmeniz lazım, milletin gönlünden de silmeniz lazım, milletin zihninden de silmeniz lazım Atatürk’ü.

Bir kere, ben, bunun cevabının Meclis Başkanlığı tarafından verilmesini istiyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Böyle saçma şey olur mu ya?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Meclisin Dikmen kapısında bu olay yaşandı arkadaşlar. Ben bunu uydurmuyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Yaşandıysa o polis hakkında suç duyurusunda bulunun.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Aynı şekilde, bakın, bu konuda İzmir Milletvekilimiz Birgül Ayman Güler bir soru önergesi verdi. Eğer böylesine yasal olmayan bir işlemi Meclisin Dikmen kapısındaki görevliler yaptılarsa bunlar hakkında Meclis Başkanlığı nasıl bir soruşturma yürütmeyi düşünüyor, bunu bekliyoruz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Suç duyurusunda bulunun.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - Sizlerden de bekliyoruz, Meclis Başkanlığından da cevap bekliyoruz efendim.

Şimdi, bu sadece bununla kalan bir şey değil arkadaşlar, benzer bir durum yine bundan bir hafta kadar önce Meclis TV’de yayınlanan Anayasa tanıtım spotunda da yaşandı sevgili arkadaşlar ve ben bu konuda da bir basın bildirisi yayınlamak durumunda kaldım ama şimdiye kadar bana Meclis  Başkanlığından bir cevap gelmedi.

Anayasa tanıtım spotunda aynen şunlar söyleniyor arkadaşlar: “Demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi, hukukun üstünlüğüne dayalı, insan haklarının güvencesi yeni anayasa için söz sizde.”

Peki, arkadaşlar, yeni anayasada laiklik ilkesi yer almayacak mı, Atatürk milliyetçiliği yer almayacak mı, devletin bölünmez bütünlüğü, dilinin Türkçe olduğu yer almayacak mı? Bu ilkelerden söz edilmemesi vazgeçildiği anlamına mı gelmektedir? Bu ilkelerden vazgeçilebileceği algısı mı yaratılmak istenmektedir?

Burada pek çok hukukçu arkadaşımız var. Bunun ne anlama geldiğini hukukçu arkadaşlarımız biliyorlar. Anayasa’nın 4’üncü maddesinde ilk üç maddenin değiştirilemeyeceği, değiştirilmesinin dahi teklif edilemeyeceği belirtilmişken böylesi bir, bu şekilde bu maddelerin yok sayılması Anayasa ihlali niteliğinde değil midir? Bunun ben Meclis Başkanlığı tarafından cevaplandırılmasını istiyorum çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi Televizyonu  Meclis Başkanlığının etkinliğinde olan bir yerdir. Bunun cevabının mutlaka bize verilmesi gerekmektedir. Şunu bilmenizi istiyorum, bütün AKP Grubuna sesleniyorum: Laiklik, Atatürk ilkeleri, bu ülkenin bölünmez bütünlüğü ve dilimiz Türkçe’den bu halk vazgeçmeyecektir. Böylesi bir girişimde bulunulacaksa bu AKP İktidarının sonu olacaktır. Hepinize bu konuda böyle bir ihtarı yapma gereğini duyuyorum arkadaşlar.

Bu yasa tasarısının görüşmeleri sırasında başlangıçtan beri tüm muhalefet milletvekili arkadaşlarımız şunu söylediler: Toprak satışlarındaki sınırlamalar ve mütekabiliyet ilkesini kaldıran, sadece Bakanlar Kurulunun yetkisine bırakan bu tasarıyı eleştirdiler. Buna karşın Sayın Bakan dedi ki: “Biz bu konudaki bütün yetkileri Bakanlar Kuruluna bırakıyoruz, Bakanlar Kuruluna güvenmenizi istiyoruz. Bu ilkeleri çok daha sıkı bir şekilde uygulayacağız.” Ancak sevgili arkadaşlar, Sayın Bakanın  söylediği gibi bu Hükûmete güvenmeli miyiz? Ülkeyi komşularımızla savaşın eşiğine getiren bu Hükûmete güvenmeli miyiz? BOP eş başkanlığını yaptığını övünerek söyleyen ve Orta Doğu coğrafyasını emperyalizmin çıkarlarına göre şekillendirmek isteyen, emperyalizmin taşeronluğunu yapan bu iktidara güvenmeli miyiz?

AHMET YENİ (Samsun) - Millet güveniyor bize.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - Wikileaks  belgelerinde İsviçre’de sekiz gizli hesabı olduğu belirtilen bir Başbakana güvenmeli miyiz? Yüzde 92’yle 82 Anayasası’na da güvenmişti bu millet ama o Anayasa’nın bugün ne durumda olduğunu biliyoruz arkadaşlar.

AHMET YENİ (Samsun) - Yüzde 60’a yükseldik.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - Kendi emriyle Oslo ve İmralı’da PKK terör örgütü liderleriyle müzakere yapan adamlarını korumak için üç günde MİT Yasası’nı çıkartan bu Başbakana güvenmeli miyiz? Millî Eğitim Yasası’yla milyarlarca liralık ihaleleri kontrolsüz yapma yasasını çıkartan, laiklik ilkesini hiçe sayan bu iktidara güvenmeli miyiz? Açıkça anlaşıldığı üzere, diktatörlük ve bölünme anayasası yapmak isteyen, laiklik ilkesini ve Atatürk milliyetçiliği ilkelerini yok sayan bu iktidara güvenmeli miyiz? Ulusal bayramlarımızı yasaklayan, ulusal bilincimizi yok etmeye çalışan bu iktidara güvenmeli miyiz? İşte, Sayın Bakan, yukarıda saydığımız ve sayabileceğimiz pek çok nedenle size ve iktidarınıza güvenmiyoruz, bütün serzenişimiz bundandır. Bu ülkenin topraklarını parça parça satacağınızı, yok edeceğinizi düşündüğümüz için size güvenmiyoruz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkemizde yabancılara toprak satışında ilk mütekabiliyet şartı Lozan Barış Anlaşması’yla getirilmiştir. O tarihten sonra da tüm yasal düzenlemelerde, 1934, 1984, 1986, 2003, 2005 ve en son 2008 yılında yapılan tüm yasal değişikliklerde yabancılara taşınmaz satışında mütekabiliyet esası korunmuştur. 84 yılından itibaren yapılan tüm yasal değişikliklerde mütekabiliyet esasına getirilen pek çok istisna Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş, ülke topraklarının sınırsız satışı engellenmiş, ülke bütünlüğü korunmuştur.

Anayasa Mahkemesinin, 2003 yılında, bu Hükûmet tarafından yapılan toprak satışındaki sınırlamaları kaldıran, Köy Kanunu’nun 87’nci maddesini yürürlükten kaldırarak tarım arazilerinin de satışının önünü açan 4916 sayılı Yasa’yı iptal gerekçesinde aynen şöyle denmektedir: “Yabancılara karşılıklılık koşulu aranmaksızın ülkemiz üzerinde sınırlı ve sınırsız ayni hak elde etmesi, ülkenin bölünmez bütünlüğü ilkesiyle bağdaşmayacak bir durumdur. Çünkü karşılıklılık ilkesinin gerçekleşmesinin aranmaması, ülkemizin topraklarının kolayca yabancıların eline veya kullanımına geçmesini sağlar.”

 Tüm bu gerekçeler sayıldığında, iktidar milletvekilleri “Anayasa Mahkemesi kararları referans kabul edilemez.” demişlerdir. Çünkü bugün AKP İktidarı aldığı oyun sarhoşluğu içinde hiçbir Anayasa kuralını tanımamakta, çoğunluk olarak her istediklerini yapabileceklerini, vatan topraklarını bile sınırsız satabileceklerini düşünmektedirler. Bu anlayış çoğunluk diktasıdır ve çok tehlikeli bir anlayıştır arkadaşlar. AKP İktidarı yargı üzerinde oluşturduğu baskıyla hiçbir uyarıyı dinlemeksizin Meclisten çıkaracağı bu yasayı Anayasa Mahkemesinin iptal etmeyeceğini düşünüyor ki bu denli pervasız ve sınır tanımayan bir yasa bu Meclisten geçirilmek isteniyor.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu yasa tasarısının en tehlikeli ve hiçbir sınırlama içermeyen değişiklik maddesi Tapu Kanunu 36’ncı maddesidir. Bu madde yabancı gerçek ve tüzel kişilerin yüzde 50 ve daha fazla hisse sahibi oldukları şirketlerin mal edinmelerini düzenlemektedir. Sayın Bakana soruyorum: Bu maddede ana sözleşme gibi muğlak bir sınırlama dışında bir miktar sınırlaması var mıdır? Bakanlar Kurulunun ülke ve yer sınırlama yetkisi var mıdır? Bu şirketlerin yatırım yapma sorumluluğu ve bu yatırımların kontrolü sınırlaması var mıdır? Bu maddede, sermayesi yüzde 50’nin altında kalan yabancı sermayeli şirketler için bir sınırlama getirilmiş midir? Ana sözleşme sınırlaması dahi yoktur bu şirketler için.

Ayrıca, yine taşınmaz rehin tesisinde rehnin paraya çevrilerek elde edilecek taşınmaz mallarda organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, teknoloji gelişme bölgeleri ve serbest bölgelerdeki mal edinimlerinde yabancılara herhangi bir sınırlama getirilmekte midir? Bu yabancı sermayeli şirketlerin tasfiyesi sonucunda yabancılara geçecek taşınmazlar konusunda bir sınırlama var mıdır? Bu konuda hukukçu olan arkadaşlara ya da buradaki arkadaşlara tavsiye ediyorum, eski 36’ncı maddeye baksınlar, bu konudaki sınırlamaları görecekler.

Sayın Bakan, lütfen askerî bölgelerde ve özel güvenlik bölgelerindeki sınırlamaları bize söylemeyiniz. Herhâlde askerî bölgeleri de satacak değilsiniz, bu kadar da ileri gidemezsiniz.

Ayrıca, bu maddelerde valiliğin tapu kayıtlarını inceleyeceği belirtilmektedir, takip edeceği belirtilmektedir. Hangi sınırlamayı koyuyorsunuz ki valilik neye göre inceleyecek, neye göre sınırlandıracak? Çünkü bir sınırlama yok bu maddede.

Yine, bu maddelere aykırı edinilen malların tasfiye edilmesi söz konusudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Ama bu tasfiyeyle ilgili de bir kural olmadığı için bir anlamı yoktur. Bu maddenin, özellikle 36’ncı maddenin bu Meclis tarafından reddedilmesi gerekmektedir arkadaşlar, tümünün de reddedilmesi gereklidir. Bu konuda bu Meclisin tarihî görevini yerine getireceğini düşünüyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yılmaz.

Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Devletin varoluş nedenlerinden birisi insanların can güvenliği kadar mal güvenliğini de temin etmektir. Anayasa’mız vatandaşımızın mülk edinme ve mülkiyet hakkını koruma hususunda devlete bazı görevler vermiştir.

Devletin asli işlevlerinden birisi tapu ve kadastro işlemlerini yapmak, bunun kayıtlarını tutmak ve arşivlemektir. Mal canın yongası demişler. İnsanlar bir ömür boyu kendisinin ve evlatlarının rahat yaşamasını temin etmek ve onların geleceğini güvence altına almak için çalışırlar, bunun için de mülk edinirler.

Mülkiyet hakkını koruyamayan hükûmetler, kaosun, kargaşanın kaynağı olurlar, çünkü herkes bilir ve inanır ki sahip olunan mülk ve yapılan tapu işlemleri devlet güvencesi altındadır. Ancak ülke ekonomisini içine sürüklediği buhrandan çıkarabilmek için sıcak para temin etmek üzere dört bir tarafa saldıran AKP, bu temel kabulü bile çiğnemekte bir beis görmemektedir. Kendi yandaşlarını, yol arkadaşlarını yapabiliyorsa mevki, makam sahibi yapmak, yapamıyorsa da birtakım ekonomik rantlarla etrafında tutuyor.

Rantiyeyi iktidarın, iktidarını sürdürmenin bir yöntemi olarak gören AKP, devletin en temel işlevlerinden birisi olan kadastro işlemlerini ticarileştirerek kendi adamlarına devretmiştir. Bizzat AKP tarafından yönlendirilen ve sektöre çekilen bazı firmalara özel lisanslı harita ve kadastro mühendislik büroları kurdurulmuş ve daha önce devletin tahsil ettiği ve bütçenin önemli bir gelir kaynağını oluşturan kadastro ücretleri 3’e, 4’e katlanmıştır. Hazine, gelirini özel firmalarla paylaşmak zorunda bırakılmış, vatandaşın cebine el uzatılmış ve bu paralarla yeni türedi AKP zenginleri yaratılmıştır.

Artık kadastro hizmetleri daha pahalıdır, daha risklidir değerli milletvekilleri. Yıllarca birçok uyuşmazlığın sebebi  sayılan kadastrosuzluk bu fiyat artışları ve ticari anlayışla başka diğer sorunları yaratmaya gebedir ve bu işlemler âdeta yangından mal kaçırırcasına 2011 seçimlerinin hemen öncesinde devredilmiştir yani vatandaşın ve partilerin gündemi seçim iken, hiç kimse uyanmadan. Bu büroların kimlere ait olduğunun, nasıl lisans aldıklarının, kimlere hangi bölgenin verildiğinin, kimlerin ne kadar büyük rantları paylaştığının ortaya çıkarılması lazımdır. Bu konuda, Milliyetçi Hareket Partisi Milletvekili olarak Meclis araştırma önergesi hazırladığımı ve Meclisimizin de desteğini beklediğimi ifade etmek istiyorum.

Hizmet ticarileştirildikten sonra vatandaşın cebinden ne kadar para hortumlanmıştır? Şimdi vereceğim fiyat tablosu aslında her şeyi ortaya koymaktadır değerli milletvekilleri.

Aplikasyon bedeli 193 lira iken 395 liraya, cins değişikliği bedeli 315 lira iken 412 liraya, arsaya geçiş cins değeri bedeli 39 lirayken 203 liraya, birleştirme bedeli 39 lirayken 463 liraya, irtifak hakkı bedeli 78 lirayken 276 liraya yükseltilmiştir. Bir parseli yerinde göstermek bile 100 liradır değerli arkadaşlar.

Devletin hedefi insanlarını zengin etmektir, cebindeki paraya göz dikmek değil ya da insanını zengin etmekten muradı yandaşları değil milletin tamamı olmalıdır. Bu eleştirileri dillendirdiğimizde “Ne vatandaşa ne de kadastro çalışanlarına bir halel gelmeyecek.” diyen AKP yetkilileri şimdi neredesiniz? Vatandaşın zararı ortada. Çalışanların da bu devirden 400 ila 600 lira civarında zararı vardır. Günlük arazi yevmiyeleri, arazi tazminatları, özel hizmet ek puanları, ek özel hizmet tazminatları ödenmemeye başlanmıştır. Yandaşları zengin olsun diye devleti için çalışan memurları mağdur etmek aslında tam da AKP’ye yakışmıştır.

Kadastro işlemlerinden sonra tapu işlemlerinin de özelleştirilmesi işlemlerine ne yazık ki başlanılmıştır. Her ilçede tapu sicil müdürlükleri varken, önce bunları birleştirmekle süreç başlatılmıştır. Bu hizmetler de yeminli bürolara devredilecektir. Devleti küçültmek, devletin asli işlevlerinden vazgeçmesi, itibarsızlaştırılması, güvenilmez hâle dönüştürülmesi anlamına gelmez değerli milletvekilleri.

Tapu ve Kadastro çalışanları mağdurdur, sorunları vardır ve en önemlilerini sizlerle paylaşmak istiyorum: Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünde mevcut kamu personeli sayısı 17.098’tir ve 2011 yılında 221 kamu personeli alınmıştır. Bu artışın yüzdelik ifadesi 1,3’tür. Konut satışları ise aynı dönemde yüzde 6,7 oranında artmıştır. İş yükünün sadece bir kısmıdır konut satışları. Mahkeme müzakereleri, haciz ve benzeri şerhler her geçen yıl artmaktadır ve yoğunlukları gittikçe dayanılmaz bir hâle gelmektedir.

Teşkilat Kanunu ile birlikte çalışanlara uygulanan rotasyon memurları canından bezdirmiştir. Personelin yaptığı işten dolayı bireysel olarak sorumlu tutulmaları nedeniyle kendilerine rücu edilen milyarlık tazminatlarla psikolojileri bozulmakta ve mağdur olmaktadırlar. Yapılan hatadan dolayı ölse dahi varislerine yansıyan bir sorumlulukla karşı karşıyalar. Yapılan işin ya sigortalandırılması veya sorumluluğun makul bir hâle getirilmesi lazımdır.

Tapu dairelerinde işlem müracaatı öğlen saat on ikiye kadar olmaktadır. Müracaat, işlem hacmine göre değil de süreye göre yapıldığı için tapu dairelerinde iş yükü çok fazla olmaktadır. Örneğin, işlem hacmi 100 olan bir tapu dairesinde öğlen on ikiye kadar 500 müracaat dahi olsa tapu dairesi o gün 500 işlemi gece yarılarına kadar tamamlamak zorundadır.

Değerli milletvekilleri, ülke topraklarının yabancılara fütursuzca satılıyor olması da bir başka yürek yarasıdır bu toprakları vatan bilenler için.

AKP döneminde ülke toprakları AKP’nin büyüttüğü bütçe farelerinin ekonomide sebep olduğu deliklerin kapatılması için fütursuzca satılmaktadır. Rakamlar bunu açıkça ortaya koyuyor. AKP ile birlikte bu satışlar jet hızına ulaşmıştır. Âdeta sürem sınırlı, ne satarsam kâr babında bir acelecilik vardır. Bu rakamlar, Sayın Erdoğan Bayraktar’ın rakamlarıdır ve 2012 rakamları, verileri bunlara dâhil değildir. 30 Kasım 2002 ile 13 Aralık 2011 tarihleri arasında, 104 bin gerçek kişiye, yine, yaklaşık 97 bin taşınmaz satılmıştır. Bu taşınmazların toplam alanı 76 milyonmetrekaredir. 2002’de bir yılda 1 milyon 280 bin metrekare toprak satılmış, 2011’de bir yılda satılan toprak miktarı 18,5 milyon metrekare        -yaklaşık 16 katı- ayrıca, yabancı şirket sayılmayan ancak sermayesi kısmen ya da tamamen yabancılara ait, 4875 sayılı Kanun’a göre kurulan şirketlere de 30 milyon metrekare toprak satılmış.

Bu satışlar dağ, bayır, çorak yerlerde değil, ülkemizin gerdanlığı sayılan sahil şeridinde. Yabancılar buralara “Özel Mülk, Girilemez” tabelaları astıklarında, kendi denizimize, kendi güzelliklerimize uzaktan bakmak nasıl olurmuş, bunu da AKP icraatı olarak göreceğiz.

Yabancılar en çok Muğla ve Antalya’yı tercih ediyor. Diğer tercihleri: Aydın, İstanbul, Kahramanmaraş, Kocaeli, Uşak, Ankara, Adana, Artvin, Balıkesir, Hatay, Denizli, İzmir, Kayseri, Konya, Kırşehir, Mardin, Tekirdağ.

En çok taşınmazı Almanlar ve İngilizler alıyor. “Ekonomik krizde.” denen Yunanlılar bile 3 milyon metrekare toprak satın almış Ege ve Marmara’da.

Bakın, bu rakamlara, yerli şirketler ve şahıslar üzerinden satın aldıkları topraklar dâhil değil. Bu rakamlar defalarca paylaşıldı. Hükûmet maalesef gaflet ve dalalette. İsrail’e sahte kabadayılıklar yaparken İsrail’in nasıl kurulduğunu unutmuş gözüküyor.

Artık, milletimizin uyanış zamanı geldi, geçiyor bile. AKP’nin bu yaptığı yanlıştır değerli milletvekilleri. Bizimle bu hassasiyeti paylaşan AKP milletvekillerini de bu satışlara “Dur” demeye davet ediyorum. Yabancılara toprak satışlarını ekonominin finansman aracı olarak görmek çaresizliktir, acizliktir, bu ülkeye ihanettir.

Satışların bir an önce durdurulması dileklerimle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Korkmaz.

Madde üzerinde iki adet önerge vardır, geliş sırasına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 228 sıra sayılı Tapu ve Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının 5. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Ahmet Aydın                            Emrullah İşler                       Ahmet Berat Çonkar

                Adıyaman                                   Ankara                                    İstanbul

               Ünal Kacır                             Zülfü Demirbağ                       Alpaslan Kavaklıoğlu

                 İstanbul                                    Elâzığ                                      Niğde

         H. Bayram Türkoğlu

                  Hatay

“Madde 5- Bu Kanunun;

a)   2 nci maddesi yayımı tarihinden üç ay sonra,

b)   Diğer maddeleri yayımı tarihinde,

yürürlüğe girer.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

228 sıra sayılı Tapu Kanunu ve Kadastro Kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısının 5. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

 

Turgut Dibek                              Bülent Tezcan             Ömer Süha Aldan

                Kırklareli                                    Aydın                                      Muğla

         Dilek Akagün Yılmaz                      Ali Rıza Öztürk                        Ali İhsan Köktürk

                   Uşak                                      Mersin                                   Zonguldak

            Namık Havutça                           Mahmut Tanal                            Vahap Seçer

                Balıkesir                                  İstanbul                                    Mersin

              Ali Serindağ                            Ümit Özgümüş

                Gaziantep                                   Adana

“Madde: 5- Bu Kanunun;

a) 1. maddesi yayımı tarihinden 10 yıl sonra

b) 2. maddesi yayımı tarihinden 10 yıl sonra

c) Diğer maddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.”

BAŞKAN – Komisyon son okunan önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN –Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizin dikkatini çekmek istiyorum çünkü bu kanun çok önemli. Bir işlevi yerine getireceğiz, oturduğumuz bu pembe koltuklarda, kimisi “kırmızı” diyor, kimisi “pembe” diyor, bu koltuklarda bir işlevi yerine getireceğiz ama yaptığımız işlerde atalarımızın kemiklerini sızlatacağız. Bu Türkiye topraklarında kan var, barut var, gözyaşı var, acı var, gazi var, şehit var; ama bu topraklarda dedelerimiz var, nenelerimiz var, atalarımız var, bu topraklar için savaşanlarımız var, atın pisliğindeki arpayı yiyen dedelerimiz var, söğüt kabuğuyla beslenen o çılgın Türkler var. Ama ne yazık ki topraklarımızı, hem de 60 katını, stadyumun içeren bir toprağı bir yabancıya satacağız. Karşılıklılık esası içerisinde mülklerin satışı var ama toprakların satışı diğer ülkelerde yok. Biz diyoruz ki yabancıya: “Gel, benim dedem savaştı, nenem savaştı; yavrusunu kundağa sarmadı, mermiyi sardı Kurtuluş Savaşı’nda. O Nene Hatunlar, o kahramanlar bu toprakları bize emanet etti ama kusura bakma, ben bu toprakları yabancılara satıyorum.” diyoruz.

Acı Sayın Bakanım! Yani bir stadyum büyüklüğündeki toprağı, 300 dönüm toprağı, Bakanlar Kurulu kararıyla 600 dönüm toprağı… Ben çiftçi çocuğuyum. 300 dönüm toprakla benim atalarım, 2 aile, 7 çocuk, amcamın 3 çocuğu, bizleri büyüttü, üniversite okuttu 300 dönüm toprak. Ama siz 600 dönüm toprağı yabancıya satıyorsunuz, bu acıya ortak oluyorsunuz.

Yarın sizin evlatlarınız bunun hesabını sizlerden sorar değerli arkadaşlarım. Bu kanunun çekilmesi gerekiyor. “Efendim, satalım ne olur, sırtına alıp götürüyor mu?” Arkadaşlar, toprak namus, namus kirletiliyor bu şekilde, namusumuzu kirletmeyelim. Bakın, Çanakkale’de, Galiçya’da, Dumlupınar’da, Kocatepe’de bizim atalarımız süngüyle savaştı. Bu topraklar süngüyle alındı, çapayla alındı. Yani bu kolaylığa, bu kolaycılığa kaçmayalım. Biz çalışırız, millet olarak çalışkan milletiz; biz ekmeğimizi yurt dışında, Fransa’da, Almanya’da, Avustralya’da, Avusturya’da, Rusya topraklarında bulmuş insanlarız. Ama toprak, arkadaşlar, toprak diyor ki… Zaten toprak kolay kazanılmıyor. Ne diyoruz? “Toprakla koyun, gerisi oyun.” Toprağa sahip çıkacağız, üretime sahip çıkacağız. Bunlara sahip çıkmadığınız zaman, yarın bu nesiller bizden hesap sorar.

Değerli arkadaşlarım, bakın…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Bütçe açığı kapanmazsa Kaşıkçı Elması’nı da satarlar, Topkapı Sarayı’nı da satarlar.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Aynen, aynen…

2/B arazilerinin satışını getirdik buraya, arkasından bunu getiriyoruz. Vatandaşımız Antalya coğrafyasından arıyor, Mersin coğrafyasından arıyor, diyor ki: “Ben, taşı sırtımda taşıdım, 1-2 dönüm arazi yaptım, buraya bir sera kurdum, geçimimi sağlıyorum, bununla geçiniyorum ama bu araziyi rayiç değerden benim alma şansım yok ama demek ki bu kanunu siz yabancılar için çıkarıyorsunuz.” 2/B’yi çıkardılar, 2/B’nin arkasından yabancılara satış geliyor; Fethiye’de, Antalya’nın Kepez’inde, Pınarlı’sında, Bolu’da, İstanbul’da, yabancı gelecek -yabancının parası var, bizden zengin- bu araziye parayı basacak, bu alın teri olan topraklarda geçimini sağlayacak. Orada yüzde 70’i yüzde 50’ye indirmiştik, vadeyi de beş yıla çıkarmıştık ama ne yazık ki Komisyon dikkate alınmadı, o 26 Komisyon üyesi dikkate alınmadı, gelindi burada kanun değiştirildi.

Arkadaşlar, biz burada bostan korkuluğu değiliz. Bir iş yaptığımızı zannediyoruz Tarım Komisyonunda, bir güzellik yaptık, Tarım Komisyonu Başkanı paylaştı, Bakanımız paylaştı, kanunu vatandaşın lehine düzelttik ama Sayın Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i aşamadınız, Sayın Ali Babacan’ın aşamadınız, getirdiniz burada kanunu değiştirdiniz.

Biz niye oturuyoruz bu koltuklarda değerli arkadaşlarım? Biz bostan korkuluğu muyuz? Onun için, derhâl bu kanunun da çekilmesi gerekiyor değerli arkadaşlarım. Ben vatandaşlarımıza sesleniyorum: Bu kanun, dediğimiz gibi, toprakların satışını içerdiği için yarın Dimitro komşunuz olacak, Hans komşunuz olacak. Biz bu komşuluktan mutluluk duyarız ama ben toprak komşusu istemiyorum, mülk komşusu olabilir; gelsin, bir daire alsın, otursun, benim komşum olsun, bundan… Ama toprak namus değerli arkadaşlarım. Bu namusu kirletmeyelim diyoruz, feryadımız bundan.

Biraz önce Dilek kardeşim çok güzel anlattı. Yani sizin atalarınıza saygınız yok mu; şehitlerimize saygınız yok mu? Bu savaşları niye yaptık? O zaman boşuna ölmüş benim dedem…

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Satarken neredeydiniz?

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – O satılanlar, karşılıklılık esası içinde bir değerlendirme yapılmış ama bugün altmış stadyum büyüklüğündeki bir araziyi satıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Karşı çıkışımız bundandır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Karar yeter sayısı yok.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 17.38

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 102’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

228 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

228 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 228 sıra sayılı Tapu ve Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının 5. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                       Ahmet Aydın (Adıyaman) ve arkadaşları

“Madde 5- Bu Kanunun;

a) 2 nci maddesi yayımı tarihinden üç ay sonra,

b) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,

yürürlüğe girer.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – İştirak ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Kanun tasarısının yürürlük tarihi değiştirilmektedir. Makul bir süreçte yürürlüğe girmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

6’ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 6- Bu Kanun hükümlerini BakanlarKurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Bülent Tezcan, Aydın Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, pazar günü 6 Mayıs, biliyorsunuz pazar günü Genel Kurul toplantımız yok. 6 Mayıs Türkiye tarihinde çok önemli bir gün. Daha önce bazı konuşmacı arkadaşlarımız da değindi. Bundan kırk yıl önce 6 Mayıs 1972’de ulusal bağımsızlık için, tam bağımsız Türkiye için mücadele eden ve bu uğurda yirmi beş yaşında gözünü kırpmadan darağacına gidebilecek kadar yurtsever olan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişinin 40’ıncı yıl dönümü. Kendilerinin anısı önünde saygıyla eğiliyorum ve bu ülkede, bu ülkenin bağımsızlığı için mücadele eden, tüm bu mücadelede canını verenlerin anısı önünde bu vesileyle saygıyla eğiliyorum.

Değerli arkadaşlar, onlar tam bağımsız Türkiye için mücadele ettiler, bağımsızlık inancı için mücadele ettiler, tıpkı doksan yıl önce bu ülkede bu toprakları korumak üzere vatan toprağı için gözlerini kırpmadan şehit olanlar gibi ve bugün, bundan kırk yıl sonra, 2012 yılının Türkiyesi’nde “Vatan topraklarını nasıl kolay satabiliriz”in kanununu bu Meclisten maalesef geçiriyoruz.

Değerli arkadaşlar,  bir kere daha ciddiyetle düşünelim, bir kere daha ne yaptığımıza bakalım. Bakın, bir ülkede yabancılara gayrimenkul satabilirsiniz, bu bir tercihtir. Dünyanın birçok ülkesinde yabancılara gayrimenkul satışı vardır ve bizim ülkemizde de yabancılara gayrimenkul satmak, esasen, külliyen yasak değildir. Bu kanunla yapılmak istenen yabancılara gayrimenkul satışının önünü açmak değil, bu kanunla yapılmak istenen yabancılara kontrolsüz biçimde topraklarımızı satışa açmaktır. İtiraz ettiğimiz şey bu, karşı çıktığımız şey bu. Birçok örnek verebilirsiniz. “Filanca ülkede var, falanca ülkede var, Avrupa’da satılıyor, başka yerde satılmıyor.” Önce şunu söyleyeyim: Dünyanın hiçbir çağdaş, büyük, kararlı, rekabet edebilen devletinde, ülkesinde bu ölçüde kontrolsüz toprak satışı yoktur; bu birincisi.

Bakanlığın, Adalet Komisyonu sırasında bize dağıttığı notlarda, broşürlerde de göreceksiniz ki karşılıklılık esası kabul etmiyor, yok denen ülkelerde bile toprak satışı belli kurallara bağlanmıştır. Bunun da ötesinde, velev ki, diyelim ki bir kerecik onlar sınırsız satıyorlar…

Değerli arkadaşlar, hani o şiiri çok seversiniz ya. Şairin dediği gibi: “Toprak, uğrunda ölen varsa vatandır.” Başkalarının toprağının uğrunda ölen olmayabilir ama bu toprak vatan oluncaya kadar onun uğrunda dökülen kanı hep beraber döktük. Değerli arkadaşlar, bu, işin bir boyutu.

Bir başka boyutu şu: Buradan çıkıp küreselleşen dünyada büyük devlet olmanın, dünyayla rekabet edebilmenin koşulu sanki vatan topraklarını kontrolsüz ve sınırsız biçimde yabancıların alımına, yabancılara satmaya açmakmış gibi bir anlayış var. Böyle bir anlayış doğru değil.

Değerli arkadaşlar, dünyada 21’inci yüzyıla girerken, evet, küreselleşme önemli bir olgu ama küreselleşen dünyada dahi millî devletlerin önemi artarak büyüyor. Millî devletlerin önemi ortadan kalkmadı. Sadece millî devletlerin öneminin ortadan kalktığını söyleyen ideolojik hegemonya dünyada hâkim olmaya başladı. Bu anlayışla Balkanları parçaladılar, Orta Doğu’yu parçalamaya çalışıyorlar ve bu anlayışla dünyada bir taraftan dünya sürecinde etkin olan Rusya, Çin, İran, ABD etkin biçimde, dünyada bölgesel süreçlerde Almanya aktif olarak rol alırken, Türkiye gibi ülkeleri de “yabancı sermayeyi taşıyacağız” adı altında uluslararası pazara kontrolsüz şekilde açan bir anlayışı yerleştirmeye çalışıyorlar. Bunun karşısında durmak zorundayız.

Bakın, Türkiye büyük bir ülke. Türkiye genç nüfusuyla önemli bir ülke. Türkiye kaynakları çok zengin bir bölgede. Türkiye’de, gerçekten, Türkiye ekonomisinin dinamikleri, potansiyel itibarıyla güçlü, sadece bunları bir araya getirip harekete geçirebilmemiz lazım ve Orta Doğu yeniden şekillenirken, dünya yeniden şekillenirken, küreselleşen dünyada 21’inci yüzyılda, hiç şüphe duymuyorum ki Türkiye’nin rolü çok daha büyük olacak. Bu rolü yerine getirebilmek için, burada Türkiye’yi hak ettiği noktaya taşıyabilmemiz için millî devleti zayıflatmak değil, güçlendirmek zorundayız. Bunun için toprak bütünlüğü ve toprağa sahip çıkma konusunda her zamankinden daha etkili, daha kıskanç, daha aktif olmak zorundayız.

Değerli arkadaşlar, bakın, buradan sık sık söylenen bir şey var, bu kontrolsüz toprak satışını meşrulaştırmak için. Bu yasa niye geliyor önümüze? Bir kere, yabancılara tarım topraklarını kontrolsüz biçimde satabilmek isteniyor, satma niyeti var. Bunun arkasında yatan bu. Tarım topraklarını, imara açılmamış alanları, bölgesel olarak köy, kent ayrımı yapmadan Türkiye’nin dağını taşını yabancılara satmanın, peşkeş çekmenin kanunu bu önümüzde konuştuğumuz kanun.

Değerli arkadaşlar, bir şeyi ilginç buluyorum, ibretle izliyorum ve dinliyorum. “Canım, bu toprağı alıp götürecekler mi?” diyorlar. Bu söz yeni değil. 80’li yıllardan beri en az üç sefer, dört sefer bu kanun geldi benzeri şekilde, Anayasa Mahkemesinden döndü, her seferinde aynı şey söylendi: “Toprağı alıp götürecekler mi?” Evet, toprağı alıp götürmeyecekler. Zaten korkumuz toprağı alıp götürmeleri değil. Sorun da bu. Alıp götürebilecekleri bir şey olsa, lanet olsun, alsınlar da götürsünler ama toprağa gelip oturacaklar. Toprağa gelip oturacaklar ve gitmeyecekler. Derdimiz bu, sıkıntımız bu. Toprağı bunun için korumak zorundasınız.

Değerli arkadaşlar, bakın, bir şeyler oluyor, bir şeyler. Bu kanun teklifiyle, biz, bütün tarım topraklarını, imarlı olup olmamasına bakmadan yabancı sermayeye satmaya çalışıyoruz, satışa açıyoruz.

Kilis’te -Maliye Bakanı burada yok- 2.500 hektar (25 bin dönüm) araziyi teknopark yapmak üzere kamulaştırdılar; kamulaştırdınız, AKP İktidarı yaptı. Bu araziyi bir süre önce teknopark alanından çıkardınız, vazgeçtiniz Maliye Bakanlığının bölgeye baskısıyla. Soru önergesi verdim Maliye Bakanına, dedim ki: “Niye çıkardınız bunu teknopark yapmaktan?” Bölgede bu işin neden yapıldığı biliniyor, bölgeden haberler geldi. O bölgede, Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetiminde etkili kişilere, içinde Barzani’nin de gizli ortağı olduğu iddia edilen bir şirkete bu teknopark için ayrılan toprakları vermenin planlandığı söyleniyor; bunun için teknopark yapımından vazgeçildiği söyleniyor. Hâlâ Maliye Bakanlığı bu soru önergeme cevap vermedi.

Şimdi, getirilen bu kanun teklifiyle tarım arazilerini yabancı sermayeye, yabancıların alımına açıyorsunuz; imarlı alan olup olmamasına bakmaksızın açıyorsunuz ve bölgede, özellikle güneydoğudaki verimli topraklar üzerinde Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimindeki etkili otoritelerin ve oradaki ciddi sermayenin bölgeden toplu toprak alma girişim ve niyetlerinin olduğu söyleniyor, biliniyor. Bu kanunu alelacele getirme sebebiniz, alelacele geçirme sebebinizin arka planında yatanlardan birisi de bu mu?

Değerli arkadaşlar, tekrar söylüyorum: 21’inci yüzyılda güçlü ve etkili bir Türkiye istiyorsak, toprağına sahip çıkan, toprağına ve insanına sahip çıkan bir ülke olmak zorundayız. Bunun için aklımızı başımıza alalım, bu kanun teklifini derhâl geri çekin, bu kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak reddedelim.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Ali Halaman, Adana Milletvekili.

MHP GRUBU ADINA ALİ HALAMAN  (Adana) – Sayın Başkanım teşekkür ediyorum ben.

Saygıdeğer milletvekilleri, bu kanuna Milliyetçi Hareket Partisi adına çok müspet bakmıyoruz, menfi bakıyoruz.

Ben bunları söylerken, beraber, esas, Adana’da dört tane yeni ilçe kuruldu; bu ilçelerden bir tanesi Sarıçam. Sarıçam 100 bin nüfuslu, alanı geniş bir ilçe, belediye oluştu, yeni resmî daireleri oluşuyor. Bu resmî daireler oluşurken -beraber, imarlı, düzenli, alanı geniş- yeni alan olması dolayısıyla buranın en güzel merkezinde de, yıllardır -on beş senedir, on senedir- ruhsatı, imarı yapılmış Yıldırım Beyazıt mahallesi var. Bu Yıldırım Beyazıt mahallesi Sarıçam’ın merkezi. Şimdi, bu yeni çıkan kanunlardan dolayı “afet riski dışı” denerek belediye afet riski taşıyan bu mahalleyi ortadan kaldırıp, yerine “Burası merkezî bir yer, ben buraya belediye binası yapacağım.” diyor. Şimdi -elimde de resimleri var, bunu Sayın Bakanımıza da ibraz edeceğim- eğer belediye kamu adına bir belediye binası yaptıracaksa Sarıçam’da o kadar çok güzel alanlar var ki, yeni yeni yapılan on beş yıllık, on yıllık, ruhsatlı, imarlı, bahçeli, derli toplu binaları kamulaştırıp “Ben buraya yeni belediye binası yaptıracağım.” demesi çok uygun düşmüyor. Dolayısıyla, başka alanlar bulsun, oradaki insanlara “Hadi siz göç edin buradan, göç var.” demesine gerek yok. Ben bunu söylemek için söz aldım.

Hepinizi saygı, sevgiyle selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahsı adına söz isteyen Nihat Zeybekçi, Denizli Milletvekili… Yok.

Soru-cevap işlemi…

Sayın Halaman, buyurun.

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, ben bunları söylemek için söz istemiştim.

Teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 228 sıra sayılı kanun teklifinin 6. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini teklif ederiz.

“Madde 6: Bu kanunu Bakanlar Kurulu yürütür.”

             Bülent Tezcan                           Turgut Dibek                             Ali Serindağ

                  Aydın                                    Kırklareli                                 Gaziantep

            Dr. Aytun Çıray                           Gürkut Acar

                  İzmir                                     Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Aytun Çıray, İzmir Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Değerli milletvekilleri, şimdi bu kanun üzerinde söylenmedik laf kalmadı aslında, herkes geldi burada tarihini anlattı, coğrafyasını anlattı, metrekaresini anlattı, fikirlerini anlattı. Bütün bu konuşmalardan çıkardığım özeti şöyle ifade etmek isterim: Bu kanun aslında bu Hükûmetin ekonomik politikalarının iflas etmesinin ikrarından ibarettir.

Değerli arkadaşlar, aynı zamanda bu, Standard and Poor’s’tan daha önce ilan edilmiş bir ikrar, yani kendi kredi notunuzu kendiniz düşürdünüz aslında, onu söyleyeyim size. Bu aynı zamanda -keyfinizi çıkarın değerli arkadaşlar, bu ekonomik krizi hiç temenni etmiyoruz ama- sizin iktidarınızın sonudur ve bu iktidar süreçlerini keyifle yaşamanızı, bu süreci yaşamanızı temenni ediyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, ben başka bir şey daha söylemek istiyorum. İki gündür Türkiye bir skandalla çalkalanıyor ve bu skandal çocuklarımıza içirilen sütle ortaya çıkarıldı. Okul Sütü Programı âdeta “okul çocuklarını zehirleme programına” dönüştü. Doğrusu, sabahtan beri bütün İnternet sitelerine, bütün televizyon kanallarına baktım, bugün -Çernobil skandalında olduğu gibi, merhum Cahit Aral’ın yaptığı gibi- acaba süt içen bir bakan fotoğrafı görecek miyim diye ama hiç kimse, bu bakanların hiçbirisi -ne Sağlık Bakanı ne de Tarım Bakanı- Cahit Aral kadar cesur çıkmadı, süt içen bakana rastlamadık. Bir ara, Sayın Mehmet Sağlam alelacele çıkınca acaba sabah süt içerek mi geldi diye de bir kuşku yaşadım doğrusu.

Şimdi, arkadaşlar, şaka bir yana, fıkra gibi bir durumla karşı karşıyayız. Bu kadar ciddi bir olay, 3-4 bin çocuk hastanelerde, şu anda benim aldığım haberlere göre hâlâ başka il ve ilçelerde problemler var ve buna karşılık, hadi Tarım Bakanını anlıyoruz, bilmediği bir konuda konuşmuş, bu işin zehirlenme olamayacağını, psikolojik olduğunu falan söylemiş ama bir sağlık bakanının çıkıp “Bu hazımsızlık şikâyetinden ortaya çıktı, diğerleri de bunu gördü, psikolojik olarak bozuldu, hepsi hastaneye gitti çocukların.” demesi anlaşılır gibi değil. Neymiş, bu laktoz intoleransıymış. Ne demek laktoz intoleransı? Yani çocuklarda bir enzim yok, bu enzim olmadığı için süt dokunuyor. Peki, bu hastalığın görülme oranı kaçta kaç? Bin kişide 5 kişi. Demek ki AKP İktidarı, nasıl başarmışsa, bütün laktoz intoleranslı çocukları aynı okula göndermiş!

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Zehirlenme diyemezsiniz ama buna.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Beyler, bunun savunulacak bir tarafı yok. Hani bu, problemleri örtbas etme işini çok iyi bilirsiniz, buna saygım var.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Niçin örtbas edelim bunu?

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – 2005’te Ankara’da Temmuz ayında yaşanan kolera salgınını da iyi örtbas etmiştiniz ama şimdi buna izin vermeyeceğiz. Bu işe hep birlikte -çocuklarımızın meselesidir- partiler üstü bakıp bir ciddiyet içerisinde ele almak gerekir değerli arkadaşlar.

Bakın, şu ana kadar hiçbir laboratuvar sonucu Türk toplumuna açıklanmış değil. Bu gayri ciddi ve bu tür enfeksiyonları, yine bütün hekimler bilir ki, çoğu zaman “stafilokok” denilen bir mikrop yapar. Onun için, bu işin arkasından iyi gitmek lazım. Acaba sizin savunmanız gereken… Şu kararı vereceksiniz: Siz çocukları mı savunmalısınız yoksa bu işe girmiş, ihaleyi almış müteahhitleri mi savunmalısınız? Yani listeye baktım, her yerde olduğu gibi orada da bir tane “ak” var. Bu işlerin sonucu, işte böyle yanlış işler Allah tarafından ters çevrilir.

Değerli arkadaşlar, bu işin derhâl, bir an önce, tatmin edici şekilde, bilimsel bir açıklamayla Türk kamuoyuna açıklanmasını bir hekim olarak bekliyorum, istiyorum ve rica ediyorum. Bu konuda derhâl tedbir alınmasını da bu Hükûmetin Sağlık Bakanından bekliyoruz.

Bundan sonra, bu inşallah Hükûmete bir ders olur, Hükûmet hiç olmazsa sağlık konularında bu yandaş insanları zengin etmek uğruna olur olmaz müteahhitlik firmalarına süt dağıtım işlerini vermez. Benim söyleyeceğim bundan ibaret.

Bu kanun konusunda, dediğim gibi… Arkadaşlar konuşurken AKP Grubunu da zaman zaman izledim, ne dinlediler ne de yüzlerinde en ufak bir mimik değişikliği oldu. Daha kanun buraya gelmeden belli ki olumlu oy vermeye hazırlanmışsınız. Onun için, tarih bu kanuna olumlu oy verenleri yargılayacaktır, bunu göreceğiz. Hem de uzak tarihe kalmayacak, pek yakın tarihte hep birlikte bunu göreceğiz ama emin olun, çocuklarınıza bu konuda hesap vermekte günü geldiğinde zorluk çekeceksiniz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çıray.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza…

A. HALUK KOÇ (Samsun) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN -…sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

A. HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sonradan söylendi efendim.

A. HALUK KOÇ (Samsun) – Sonradan değil, sen duymadın.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

A. HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

A. HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı oylamadan önce istendi, sen kendininkini araştır, bir yanlışlık olmasın.

BAŞKAN – Oylamadan sonra anladım ben efendim.

A. HALUK KOÇ (Samsun) – Hayır, “anladın” olabilir ama önce söylenmiştir, bak tutanaklara.

BAŞKAN – Peki, bakalım efendim.

Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şimdi…

A. HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

A. HALUK KOÇ (Samsun) – Yanlış yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Hayır, yanlış yapmıyorum Sayın Koç. Ben “Kabul edenler”i söyledikten sonra karar yeter sayısı…

A. HALUK KOÇ (Samsun) – Hayır, yanlış yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Hayır, maksadımız ne Sayın Koç, anlamadım ki şimdi!

A. HALUK KOÇ (Samsun) – Tutanak gelsin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri, lütfen, Sayın Koç’la karşılıklı konuşuyoruz biz.

Sayın Koç, karar yeter sayısı istenildiği takdirde burada yerine getirilmeyle ilgili herhangi bir problem söz konusu değil.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Evet, dün bu konuda ciddi zafiyetler oluştu.

A. HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Dün bu konuda çok ciddi bir zafiyet oluştu efendim.

BAŞKAN – Olabilir yani, zafiyet de olmuş olabilir.

A. HALUK KOÇ (Samsun) – Sayın Başkan, bakın, şimdi, ciddi bir kanunun oylaması yapılıyor.

BAŞKAN – Evet.

A. HALUK KOÇ (Samsun) – İktidar grubunun sorumluluğunu yerine getirerek burada bulunması gerekir.

BAŞKAN – Evet, doğrudur.

A. HALUK KOÇ (Samsun) – Burada bir karar yeter sayısı ve…

BAŞKAN – O, iktidar partisinin sorunu.

A. HALUK KOÇ (Samsun) – Bakın, karar yeter sayısını çok net yukarıda söyledim, oylamadan önce söyledim.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Hayır, oylamadan sonra söylediniz.

A. HALUK KOÇ (Samsun) – Ama siz duyma işlemini sonra yapıyorsunuz. Bir biyolojik eksikliğiniz yoksa önce söylenmiştir.

BAŞKAN – Benim biyolojik eksikliğim yok Sayın Koç.

A. HALUK KOÇ (Samsun) – Onu bilemem, onu bilemem.

BAŞKAN – Tutanakları getirteceğim efendim.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.08

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 18.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 102’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

228 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın Koç, tutanağın bir suretini gönderdim.

Tutanağı okuyorum:

“Başkan: Teşekkür ediyorum Sayın Çıray.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza…

Sayın Koç: Karar yeter sayısı istiyorum.

Başkan: …sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

A. Haluk Koç (Samsun): Sayın Başkan…”

Sayın Koç, yalnız, burada stenograflarla irtibata geçebilirsiniz; buradaki bizim duraksadığımızdan değil, yazılma şeklinden kaynaklanıyor. Yani madde oylamaya sunulduktan sonra karar yeter sayısı istemişsiniz. Burada herhangi bir kasıt söz konusu değil.

Buyurun.

A. HALUK KOÇ (Samsun) – “Sunuyorum” sözü de yok Başkan. Eş zamanlı söylenmiştir.

BAŞKAN – Evet, tamamını da gönderelim efendim onun.

Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, şimdi Hükûmetin görüşülmekte olan 228 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’nci maddesinin yeniden görüşülmesine ilişkin İç Tüzük’ün 89’uncu maddesine göre verdiği ve bugünkü birleşimin başında kabul edilen talebini Başkanlık yerine getirecektir.

B) Yeniden Görüşmeleri Yapılan Tasarılar/Teklifler (Tekriri Müzakere)

1.- Tapu Kanunu ve Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ile Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un; 3402 Sayılı Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/557, 2/267) (S.Sayısı: 228) (1’inci Madde)

 

BAŞKAN – Şimdi 1’inci maddeyi yeniden görüşmeye açıyorum.

Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Yusuf Halaçoğlu, Kayseri Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz karşılıklılık prensibinden bahsetmek isterim. Şimdi, bir Vakıflar Yasası çıkardınız. Vakıflar Yasası’nda karşılıklılık prensibini yine gözetmemiştiniz ama Batı Trakya’daki Türk vakıflarının Yunanlılar tarafından “askerî arazi” adı altında gasbedildiğini hepiniz biliyorsunuz ama buna karşılık siz, Türkiye’de 1923 Lozan Anlaşması’na rağmen, İstanbul’daki Rumlara vakıflarını iade ettiniz. Dolayısıyla, karşılıklılık prensibinin önemini buradan sizlere hatırlatmak isterim.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkanım, çok uğultu var.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda uğultu var lütfen…

Buyurun Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Aynı şey Kıbrıs için geçerli. Kıbrıs vakıflarını düşünün. Karşılıklılık prensibi eğer burada da çalışmış olsaydı bugün Rumların, Güney Rum Kesimi’nin faydalandığı suların Abdullah Paşa Vakfına ait olduğunu görürdünüz ve bununla ilgili gerekli işlemi yapardınız. Keza, buna bağlı olarak Dikelya Üssü’nün İngilizler tarafından gasbedilmiş, Abdullah Paşa Vakfına ait bir arazi olduğunu bilirdiniz.

Bugün ne yapabiliyorsunuz bunlara? Sayın Bakan “devletleştiririz” diyor. Hangisini devletleştiriyorsunuz? Yapın yapabiliyorsanız. Yapamazsınız ama tutuyorsunuz Bursa’ya metropolit atıyorsunuz Lozan’da olmamasına rağmen. Siz bırakın, Batı Trakya’daki müftünün atanmasını sağlayamıyorsunuz ama Bursa’ya, Lozan Anlaşması’na aykırı olmasına rağmen metropolit atıyorsunuz.

SİNAN OĞAN (Iğdır)- Çanakkale’ye de atadılar.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Ondan sonra ayin yaptırıyorsunuz burada. O zaman siz de tutun Selanik’e müftü atanmasını sağlayın. Karşılıklılık prensibi budur. Siz tutmuşsunuz… Osmanlı döneminde mevcut olan, yine ecnebilere arazi satılması meselesini ve ondan sonra Düyûnu Umumiye’nin nasıl ortaya çıktığını görmezden geliyorsunuz. Siz, o zaman, geçmişte başımıza gelen bütün bu olumsuz durumları görmezden gelerek yine aynı yasayı çıkarıyorsunuz ve karşılıklılık prensibi olmadan çıkarıyorsunuz. Tarihten ders almazsanız, Atatürk’ün dediği gibi “Tarih ihtiyatsızlar için merhametsizdir.” Yarın “Bu ülkeyi sattı.” diyecekler tarihte size, bu damgayı yiyeceksiniz.

Bakın, ülkenin yüzde 10’unu satmaya kalkışıyorsunuz, yüzde 10’unu. Yani 78 bin kilometrekare yani 78 bin hektar araziyi satıyorsunuz yani 2 tane Konya arazisi. Düşünün, Türkiye’de tarım arazilerini satacaksınız, yarın organik tarım yapacak dünyada yer kalmayınca Yahudilerin geleceği yer de burasıdır. Kimlere satıyorsunuz? Dün soru sormuştum. Yazılı cevap verecekti Sayın Bakan: “Suriye’ye bugüne kadar satılan arazi ne kadardır?” diye. Bir düşünün, ne yaptığınızın farkına varın. Yarın çocuklarınıza bunun hesabını vermek zorundasınız, torunlarınıza bunun hesabını vermek zorundasınız.

Tekrar uyarıyorum: Düyûnu Umumiye bundan çıkmıştı, 1868’de kabul edildi. İsterseniz, Ahmet Cevdet Paşa’nın II. Abdülhamit’e yazdığı arzları okuyun. Abdülhamit soruyor bunları, Ahmet Cevdet Paşa da anlatıyor. Biraz okuyun, tarih okuyun, başımıza ne geleceğini anlayın. Niye satıyorsunuz? Hiç olmazsa, verecekseniz kullanım hakkını verin. Herkes kullanım hakkını verirken, Almanya verirken, siz niye toprağı satıyorsunuz? Çanakkale’de hayatını kaybeden, şehit olan insanların yarın kemiklerini sızlatacaksınız.

Değerli milletvekilleri, hissetmeniz lazım, duymanız lazım. Birazcık millî his varsa memleket hayrına olmayan böyle bir şeyi kabul etmeyin. Yarın milletvekili olmayabilirsiniz, gideceksiniz, hepiniz gideceğiz ama yarın yataklarınızda rahat uyuyamayacaksınız; uyuyamayacaksınız, rahat uyuyamayacaksınız. Milletvekilisiniz, sorumluluğu sırtınıza aldınız. Yarın bu millete de hesap vermek zorundasınız, her yerde hesap vermek zorundasınız. Kimin yüzüne bakacağınızı düşünün. Yarın eğer söylediklerimiz gerçekleşirse ne yapacaksınız? Hani bir ateist, Allah’a inanmayan birisi Hazreti Ali Efendimiz’e diyor ki: “Allah yoktur.” O da diyor ki: “Vardır.” Tartışma sonunda Hazreti Ali’nin verdiği cevap: “Ya varsa? Yoksa zaten kaybettiğin bir şey yok ama ya varsa öbür dünyada ne hâle geleceğinizi bir düşünün.” diyor. Ama söylediklerimiz gerçekleşirse ne olacak? “Tarihte olmuş.” diyoruz. Bakın, İsrail böyle kuruldu, o tarihten sonra alınan arazilerle kuruldu. Sarıçam’dan Gavur Dağlarına kadar 650 bin dönüm arazi Ermeniler tarafından alındı, Abdülhamit onları devletleştirdi; bugünkü çiftlikler onların eseridir. Bütün, 650 bin dönüm toprak; inanmıyorsanız gidin Ceyhan tapu kayıtlarına bakın. Bu kadar basit değil bu iş. Yazıktır, günahtır!

Sizlere Tevfik Fikret’in bir şiirini hatırlatmak istiyorum:

“Han-ı Yağma

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,

Doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!” diyor. O zamanki… İyi hatırlatmak istiyorum.

“Nasıl olsa bu yoksul, fukara halk

Verir nesi var nesi yoksa. Öyle mi?

Verir malını, canını, ümidini, tüm güzelliklerini,

Servetini, istikbalini, sağlığını, rahatını.

İçinde kaynayan mahşeri

Verir bu memleket, verir, hiç tasalanmayın,

Hiç düşünmeyin, haram mıdır, helal midir?”

Yaptığınız işin vebali var mıdır, yok mudur? Kul hakkı var mıdır, yok mudur? Ama hiç unutmayın, her nefis ölümü tadıcıdır. Yarın bunun hesabını nasıl vereceğinizi iyi düşünün, ona göre oy verin, ona göre kabul edin. Başkasının beyniyle hareket etmeyin, kendi beyninizle lütfen hareket edin. Beyniniz varsa, aklınız varsa, Cenabı Allah 500 ayetinde “Aklınızı kullanın.” diyor, kullanmıyorsanız siz bilirsiniz, herkesin kendi bileceği iştir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Turgut Dibek, Kırklareli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Değerli arkadaşlar, yasanın sonuna geldik sanıyorum, benden sonra konuşacak arkadaşımız var mı AKP’den bilmiyorum ama, yoksa, herhâlde son konuşmacıyım gruplar adına. Belki önerge var.

Şimdi, maddeler üzerinde 4’üncü maddede konuşurken buradaki 1’inci maddeyle ilgili olan bu tehlikeden bahsetmiştim, soru-cevap kısmında da Sayın Bakana aslında sordum bu konuyu.

Değerli arkadaşlar, konuyu biraz da anlamak lazım. Bakın, şöyle bir sıkıntı görüyorum: Bu kanun görüşülürken arkadaşlarımız içeride oturmak istemiyorlar, iktidar partisi için söylüyorum. Muhalefet partilerinin tümü, bu yasayla ilgili iyi niyetle her birimiz burada eksikleri söylemeye çalışıyoruz arkadaşlar. Çıkıyoruz her maddede, Cumhuriyet Halk Partisi de, Milliyetçi Hareket Partisi de, BDP de sözlerini söylüyor. Yani sözcüler burada konuşmalarını yapıyorlar. Bizim konuşmalarımız belki hoşunuza gitmiyor olabilir ama iyi niyetle ve buradaki eksiklikleri de değerli arkadaşlar anlatarak sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Bakın, mevcut bir yasa var, yasada neler değişiyor? Karşılıklılık kalkmış. Karşılıklılığı kaldırmışsınız mevcut bugün kabul edilecek olan teklifte. Kullanım şekli, en önemlisi o aslında. Karşılıklılık da önemli yani daha önce biz tarım topraklarımızı satmıyorduk, şimdi tarım topraklarımızı satıyoruz yani tarlalarımızı satıyoruz, üretim kaynaklarımızı satıyoruz. Onlar sonsuza kadar var olacaklar. Bizim Türkiye’mizde belli bölgelerdeki tarım toprakları inanın dünyanın en önemli tarım toprakları, örnekleri yok dünyada yani çöl değil, kum değil.

Buradaki kullanım amacını da değiştiriyoruz. Daha önce, işte gayrimenkul dediğimiz daire, 2,5 hektara kadar olan, belki onun işte alanları da satılıyordu ama şimdi tarım alanları satılıyor ve en önemlisi miktarı değiştiriyorsunuz, 12 kat birden artırıyorsunuz. 2,5 hektar oluyor, değerli arkadaşlar, 30 hektar, 2’ye de katlanırsa 60 hektar.

Burada, bu tekriri müzakereyle değiştirilen husus bunlardan birisi. Aslında orada da kafamız karışık. Ne olacak bilmiyorum. Şimdi, onunla ilgili anladığımız gibi mi? Yoksa orada bir düzeltme mi yapıyorsunuz? Yoksa sınırsız bir hâle mi geliyor? Onu da çözmek lazım. O, bir tanesi.

Şimdi, mevcut yasada ilçelerin -biliyorsunuz- imar planları içerisinde ve ilçelerin mevzi imar planlarının sınırları içerisinde kalan alanların yüzde 10’u satılabilecek, satılabiliyordu. O 2,5 hektar sınırları içerisinde. Şimdi bunu ilçe sınırları olarak düzenlemiştiniz, yüz ölçümü sınırlarının tümünü kapsayacak şekilde. Tekriri müzakere ile şöyle yapıyorsunuz, diyorsunuz ki: “Bu ilçelerin özel mülkiyete konu olan alanların yüzde 10’u.” Öyle diyorsunuz. Yani buradan şöyle bir şey çıkabilir mi? Özel mülkiyete konu olmayan alanlar, devletin hüküm ve tasarrufunda olan alanlar, onlar ne olacak? Yani onlar  sınırsız mı? Bir dakika… Yani şimdi burada onları sınırsız bir şekilde satmak gibi bir düzenleme var mı bunun mefhumu muhalifinden gittiğimizde?

Arkadaşlar, bakın bunu niye söylüyorum? Bakın, siz bu yasanın ilk hâliyle şunu getirdiniz: İlçelerin yüz ölçümünün yüzde 10’unun tamamını… Bunun içerisinde her şey var yani devletin hüküm ve tasarrufunda olan hazineye ait araziler, meralar, tamamı. Türkiye'nin yüz ölçümünün -Sayın Yusuf  Bey’in de belirttiği gibi -yüzde 10’unu satmayı burada yasal olarak getiriyorsunuz ve buradan Meclise kabul ettirmeye çalışıyordunuz. Şimdi, bir değişiklik var, tekriri müzakere.

Sayın Bakanım, biraz sonra söz alırsanız bununla ilgili de en azından tutanaklara geçsin, bir yanlışlık olmasın daha sonra, şöyle mi olay: Hayır, ilçenin, devletin hüküm ve tasarrufu altında olan taşınmazlar, yerler -yani özel mülkiyete konu olmayan alanlar- satışa konu değildir, bunların satışı hiçbir zaman söz konusu olmayacaktır. Ben böyle mi algılıyorum, daha doğrusu böyle mi algılamalıyız, doğrusu bu mudur ya da… Yani önergeyle öyle bir değişiklik olduğu anlaşılıyor ama arkadaşlar, siz şunu derseniz “Özel mülkiyete konu alanların yüzde 10’u.” diye sınırlama yaparsanız sınırlamadığınız alan ne olacak, onu anlatmaya çalışıyorum. Onunla ilgili bir engel var mı? Daha önce satmayı buraya getirmişsiniz. Bunu da mutlaka düzeltmemiz lazım yani bunu burada belirtmek istiyorum.

Bakın, bu yasa görüşülürken… Geçen dönemden arkadaşlarımız var, gerçi çok arkadaşımız değişti, iktidar partisi için söylüyorum. Burada Suriye sınırındaki mayınlı arazileri tartıştığımız -yasayla ilgili sürekli hatıralarımız, benim hatıralarım canlandı- o Yasa görüşülürken yapılan konuşmaları -burada arkadaşlarımız var, biliyorlar- hatırladım, üç aşağı beş yukarı bunları konuşuyorduk.

Arkadaşlar, orada yaklaşık 800 kilometrelik bir sınır var. Yaklaşık, yani o mayınlı arazileri elli yıl, elli yıldan fazla ve elli yıldır belki… Alan hiç tarım yapılmamış, bakir bir alan. Elli yıl o toprak orada bekliyor. Mayınlı arazi, mayınları temizleyeceğiz yani 220 bin, 230 bin dekar arazi boşa çıkacak ve bu arazi gerçekten üretime kazandırılacak. Ne yapacağız, diye burada tartıştık. Yani ülkenin egemenliğiyle ilgili sınır boylarındaki arazinin mayınlarının temizlenmesinin yabancılara bırakılması, işte bunun için kırk beş yıllık bir kiralamanın öngörülmesi vardı o yasa tasarısının içerisinde. Burada çok yoğun tartışmalar olmuştu. O gün de, bakın, o yasa, burada grup başkan vekili arkadaşımız da var, diğer arkadaşlarımız da var, sanıyorum bir buçuk ayda geçti buradan, kırk beş günde geçti. 6 maddeydi aynen bunun gibi. 6 maddelik kanunu kırk gün, kırk beş gün burada tartıştık. O zaman sıralar boştu veya arkadaşlarımız zaman zaman bizim karar yeter sayısı veya toplantı yeter sayısı istediğimizde, bakıyoruz çünkü, tabloya bakıyoruz, yok; o zaman şunu anlıyoruz tabii ki: “Evet arkadaşlar, siz isteyin, biz bu yasaya aslında destek vermek istemiyoruz. Bu yasayla ilgili bizim sıkıntımız var, kaygımız var, siz de muhalefet olarak gereğini yapın, bu yasanın geçmemesi için toplantı yeter sayısı mı isteyeceksiniz karar yeter sayısı mı isteyeceksiniz.” diye buradan görüyorduk ve ona göre de istiyorduk. Ne oldu? 2 kez grup, sanıyorum AKP Grubu toplandı, Sayın Başbakan çok ciddi konuşmalar yaptı, o yasa geçti ama kimsenin içine sinmedi. Anayasa Mahkemesine gittik ve o günkü Anayasa Mahkemesi o yasayı iptal etti. Yani o yasayla ne olacaktı? Çünkü o yasa… Daha önce, kanun çıkmadan evvel ihaleye çıkmıştı, iki İsrailli firma şartname almıştı. İsrailliler gelecekti, kırk dokuz yıllığına o 220 bin dekarlık -bizim sınır boyumuz, Suriye’nin sınırı-  alanı alacaklardı, 220 bin dekar araziye kendi tel örgülerini çekeceklerdi, kullanacaklardı. Ya bunu burada o kadar anlatmamıza rağmen sizleri ikna edememiştik, daha doğrusu sizleri değil sizlerin yerinde görev yapan arkadaşlarımızı ikna edememiştik. Bugün yaptığımız konuşmalarda o konuşmaları hatırlıyorum ve üzülüyorum.

Yani burada söylenenler söylenmiştir daha fazla uzatmaya gerek yok konuyu. Sizden ricam şu: Gerçi bu yasa geçecek, öyle gözüküyor ama bu hâliyle… Bizim muhalefet partisi olarak yapacağımız belli yani Anayasa’ya aykırı olduğunu başından beri söylüyoruz. Anayasa Mahkemesinin dört tane kararı var, gözünüzü karartmışsınız, “Döviz döviz…” başka bir şey demiyorsunuz. Yani atasözlerimiz tümüyle kulaklarınızdan gitmiş yani “Hazıra dağlar dayanmaz.” diye bildiğimiz çok güzel bir atasözümüz var. Sata sata, arkadaşlar, nereye kadar satacağız? Az önceki konuşmamda söyledim. Geçen yıl 77 milyar dolardı Türkiye’nin cari açığı, bu yıl 60 milyar dolar olsun, hadi biraz düştü diyelim. Seneye ne olacak? Gene 50, 60 milyar dolar. Arkadaşlar, seçime kadar herhâlde bir 150 milyar dolar veya 200 milyar dolar cari açığımız olacak. Her şeye para gözüyle bakıyorsunuz, döviz gözüyle bakıyorsunuz. Şu bedelli askerlik meselesi… Yani baktınız, sordunuz, Millî Savunma Bakanlığına dediniz ki: “Kaç kişi var bedelli askerlik kapsamına girebilecek?” İşte, sayıyı tam hatırlamıyorum ama diyelim ki 150 bin kişi. Sayın Başbakan oturmuş, 30.000x150, işte şu kadar para gelecek. Sayın Bakan burada. Değerli arkadaşlar, kaç kişi başvurmuş şu ana kadar? Süre bitiyor bildiğim kadarıyla ya da bitti. Kaç kişi başvurdu? Yani o işi amacına uygun bir şekilde buradan geçirseydik… “Asgari ücretli bir insan 30 bin lirayı nereden verecek.” diye buradan söylüyoruz ama hayır para… Biz bakalım buradan şu kadar, işte kaç katrilyon para gelecek, onunla da işte efendim bir şeyler yapacağız. Aynı mantıkla gidiyorsunuz. Ama bu konuyu bir daha gözden geçirmenizi rica ediyorum sizlerden. Sadece bu yüzde 10’luk kısım yetmez, mutlaka tarım alanlarını kapsam dışı bırakalım. Yani bu tarım alanları kapsam dışı kaldıktan sonra, zaten sınırla ilgili olan olay kendiliğinden çözülür.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dibek.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Ahmet Aydın, Adıyaman Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünden beri burada, hep birlikte güzel bir kanun çıkarmak adına ciddi efor sarf ettik ve nihai noktaya da geldik.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Güzel olduğunu biz kabul etmiyoruz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Tabii, bu kanunun görüşmeleri esnasında çokça başka konulardan da bahsedildi, başka başka hak etmediğimiz ithamlar üzerinde duruldu.

Ben özellikle şunu ifade etmek istiyorum değerli arkadaşlar: Eğer bu kanunu uygulamaksa, bu kanunu çıkarmaksa… Bu Kanun 1934 yılında çıkarılan bir kanun ve 34’ten bu tarihe kadar da bu yürürlükte olmuş bir şekliyle ve o tarihten bu tarihe kadar nice hükûmetler geçmiş, nice nice iktidarlar olmuş ama o süreçten bu sürece hiçbir iktidar ülkesini satmamıştır, bundan sonra da hiçbir iktidar ülkesini satmayacaktır. Bir defa bu böyle bilinsin.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Mütekabiliyet şartı ortadan kaldırılmadı Ahmet Bey!

AHMET AYDIN (Devamla) - Eğer satma varsa, 34’te ve o günden bu güne kadar, o günkü iktidar…

OKTAY VURAL (İzmir) – Karşılıklılık, karşılıklılık…

AHMET AYDIN (Devamla) – …oradan bu tarihe kadar gelen iktidarlar ülkesini sattı mı? Bunu sorarlar adama değerli arkadaşlar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Karşılıklılığı kaldırıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, o tarihten bu tarihe kadar çıktı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu söylediklerinize siz de inanmıyorsunuz, milletvekillerini de inandıramazsınız. Karşılıklılığı kaldırmayın.

AHMET AYDIN (Devamla) – İkincisi değerli arkadaşlar: Bakın, vatan, millet, cumhuriyet edebiyatları çokça yapıldı.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Edebiyat değil gerçek. Sizin için onlar edebiyat tabii.

AHMET AYDIN (Devamla) – Vatan ve millet; oraya ne ölçüde hizmet etmişseniz, sevginizi ancak o şekilde gösterebilirsiniz. Millete hizmet etmekle milliyetçilik olur, vatanı sevmek…

OKTAY VURAL (İzmir) – Satmakla olmaz.

AHMET AYDIN (Devamla) – …salt vatanı soyut sevmekle değil vatana hizmet etmekle, aldığınız noktadan çok daha ileriye götürmekle hizmet etmiş olursunuz, asıl o zaman vatanı sevmiş olursunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Toprak satarak vatana hizmet mi ediliyor?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, şunu özellikle söylemek istiyorum: AK PARTİ’nin cumhuriyetle bir sorunu yok. Bizim yaptığımız öncelikle cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmaktır.

İkincisi: Cumhuriyetin 100’üncü yılında 100. Yıl Marşı’nı milletimizle birlikte okumaktır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kardeşim, önce kendinizi demokratlaştırın ya!

AHMET AYDIN (Devamla) – Cumhuriyetin 100’üncü yılında, 2023 yılında dünyanın 10 büyük ekonomisinden biri olacağız değerli arkadaşlar.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Önce Sayın Başbakan demokrat olsun.

AHMET AYDIN (Devamla) – Ya, biraz susun, ben hiç konuşmadım, biraz da ben konuşayım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, Sayın Hatibi dinleyelim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Önce kendinizi demokratlaştırın. Sizin haddinize mi düşmüş cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak?

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

MUHARREM VARLI (Adana) – Doğruları konuşmuyorsun, doğruları.

AHMET AYDIN (Devamla) – 2023 yılında değerli arkadaşlar, dünyanın 10 büyük ekonomisinden biri olmayı hedefliyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizden önce demokrasi yoktu yani Türkiye’de, öyle mi?

AHMET AYDIN (Devamla) – İşte, milliyetçilik, işte vatan sevgisi budur.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Standard and Poors’u okumadın herhâlde sen?

AHMET AYDIN (Devamla) – 2023’te değerli arkadaşlar, biz, 500 milyar dolar ihracat yapan bir ülke diyoruz, 2023 yılında 2 trilyon dolar millî geliri olan bir ülke diyoruz.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sen nereden okuyorsun bu bilgileri?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bölgesinde lider olan bir ülke diyoruz, dünyaya yön veren, gündemi belirlenen değil dünyanın gündemini belirleyen bir Türkiye diyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Türkiye'nin yönünü kaybettirdiniz yahu! Türkiye yönünü kaybetti sayenizde yahu!

AHMET AYDIN (Devamla) – İşte, vatan sevgisi budur, işte cumhuriyetçilik budur, işte millet sevgisi budur arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu alkışlar kurtarmaz, bu sözler kurtarmaz, bunlar gaza getirme lafları, gaza getiriyorlar.

AHMET AYDIN (Devamla) – Salt kuru  laflarla olmaz. Türkiye AK PARTİ’ye kadar neredeydi, nerelere çıktı?

OKTAY VURAL (İzmir) – İşte, milletvekilleri burada, hiç kimse inanmıyor, hiç kimse inanmıyor.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bugüne kadar da milletin hayrına olmayan hiçbir şeyi biz buraya getirmedik, hiçbir şeyi buraya getirmedik, ne getirdiysek bu milletin hayrı için getirdik…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Bir kamuoyu yoklaması yaptınız mı Ahmet Bey bu yasayla ilgili? Bir de bununla ilgili yapın, millet ne diyecek “Vatan toprakları satılsın.” mı diyecek?

OKTAY VURAL (İzmir) – Irak tezkeresinde de bunları söylemiştiniz, Irak tezkeresinde de aynı şeyleri söylemiştiniz “Tarih yazacağız.” demiştiniz.

AHMET AYDIN (Devamla) – …bu millete olan borcumuzu yerine getirmek için getirdik ve bu millet adına biz burada varız, istikamette de hiç şaşmadık, hiç başka bir yere gitmedik, milletin istikametinden de çıkmadık.

Değerli arkadaşlar, bakın, burada, özellikle gerçekler ortada…

SIRRI SAKIK (Muş) – Satın, satın babam! Allah razı olsun!

AHMET AYDIN (Devamla) – Siz “güvenmiyoruz” diyorsunuz ama bu millet güveniyor ve siz böyle dedikçe millet bize güvenmeye devam edecektir. Acı laflarınızı değiştiriniz değerli arkadaşlar…

OKTAY VURAL (İzmir) – Biraz önce Halaçoğlu söyledi.

AHMET AYDIN (Devamla) – Millet bize güvenmeye devam edecektir çünkü biz doğru yoldayız, biz hak yoldayız, biz millet adına doğru olması gereken işleri yapıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Millet sana vatan toprağını sat diye oy vermiyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İşte, edebiyat bu! İşte, hamaset bu!

AHMET AYDIN (Devamla) – Edebiyat değil, rakamlarla, her şeyiyle bizim söylediklerimiz ispatlıdır, açıktır, delili de her şeydir…

OKTAY VURAL (İzmir) – Milletvekillerini dolmuşa getirmeye çalışıyorsun sen ya. Herhâlde bir rahatsızlık var.

AHMET AYDIN (Devamla) – …ve bu milletin bize olan teveccühüdür, güvenidir. Asıl olan odur.

Değerli arkadaşlar…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ne güzel edebiyat yapıyorsun Ahmet Bey!

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, biz edebiyat yapmayız.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ne güzel hamaset nutukları atıyorsun!

AHMET AYDIN (Devamla) – Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Laflara da bakmasın, sonuç ortada. Eğer biz bunları yapmasaydık, yüzde 50’lere varan oy kitlesini nasıl alabilirdik?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ezberin çok güzel Ahmet Bey, aferin sana!

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu millet her şeyi görüyor, sizi de görüyor, bizi de görüyor. Allah’a şükür, hamdolsun her seçimde de oylarımızı artırarak iktidar oluyoruz. Bu millet bize güveniyor demek ki. Siz sorunu kendinizde arayın, ne millette arayın ne AK PARTİ’de arayın sorunu, sorunu kendinizde arayın.

MUHARREM VARLI (Adana) – Abdülhamit bile sana beddua ediyor Ahmet, Abdülhamit yerinde yatamıyor şu anda. Yazık, yazık!

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sen çocuklarının yüzüne bakamayacaksın!

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar…

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

AHMET AYDIN (Devamla) – Biz özellikle, bakın, sizleri de dikkate alıyoruz, bu bütün tartışmalara dikkat ediyoruz ve tekriri müzakere getirdik.

MUHARREM VARLI (Adana) – Doğruları söyle, doğruları.

AHMET AYDIN (Devamla) – Ne diyoruz? Tamam, ilçenin tüm sınırlarının yüzde 10’u sıkıntılı olabilir, hak veriyoruz ve bu manada da dün dedik ki gelin, bunu hep beraber uzlaşarak çıkaralım dedik…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydın, teşekkür ediyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hadi gel, mütekabiliyeti de koyalım o zaman.

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye karşılıksız veriyorsunuz?

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bugün özel mülkiyete konu olan arazilerin yüzde 10’uyla…

BAŞKAN – Sayın Aydın, lütfen…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ahmet Bey, çok iyi ezberlemişsin, ne güzel hamaset yaptın, ne güzel edebiyat yaptın!

AHMET AYDIN (Devamla) – Ben tekrar bu konuda emeği geçen başta Bakan olmak üzere herkese teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hodri meydan, buyurun gizli oylama yapalım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hadi gizli oylama yapalım, kim bu vebalin altına girecek, hadi bakalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hadi bakalım.

BAŞKAN – Şimdi, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Bakanım.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum, tüm milletvekillerimize tek tek teşekkür ediyorum.

Çok değerli milletvekilleri, ilköğretim okulu öğrencilerine süt dağıtımıyla ilgili burada görüşler beyan edildi.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Bakanım, sütünüz bozuk çıktı.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Dün okullarda üzücü olaylar oldu fakat şunu çok net bir şekilde ifade edeyim: Öğrencilerimize, yavrularımıza vermiş olduğumuz sütler taze süttür ve tamamen yeni pakettir, yeni ambalajdır ve kontrol edildikten sonra üzerlerine de “Okul sütü” yazılmaktadır, özellikle bunu ifade ediyorum ve…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakanım, siz o konuya girmeyin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, onlara özel yetkili cumhuriyet savcılarını göndermeyin sakın, provokatör diye, içeri almayın. Hükûmeti yıkmak amacıyla bir organizasyon var!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Bunlar özel üretilmiştir. Dünden beri de laboratuarda inceleme yapıyoruz, herhangi bir yanlışlık yoktur. Bu bakımdan, bunu özellikle ifade etmek istiyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Bakan, niye süt firmalarını savunuyorsunuz? Şunu desene Meclise: Araştıracağız, bilgi vereceğiz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sütte sorun yok, sorun çocuklarda!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Süt firmalarını savunuyorsun çıkıp.

OKTAY VURAL (İzmir) – Çocukların çektiği acının hiç mi ıstırabı yok sizde?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Sayın Kırıkkale Milletvekilimiz, yüzde 10 ibaresinin yanlış olduğunu ve yanlışlığı düzelterek, bunu buraya tekrar tekriri müzakereyle getirdiğinizin, bu işte yanlış yaptığınızın bir göstergesi olduğunu…

Ben her şeye rağmen, bu yüce Meclise çok teşekkür ediyorum. Tabii ki yanlışlık yapabiliriz fakat “yüzde 10” ifadesini, yüzde 10 oranını biz buraya dercederken, yine Anayasa’nın amir hükümleri doğrultusunda satışa konu edilmeyen yerlerin bu yüzde 10’un dışında olduğunu kabul etmiştik fakat burada bunu sizin de uyarılarınızla çok daha netleştirdik.

Müsaadenizle ben bu yasanın 1’inci maddesi yani eski kanunun 35’inci maddesinden bir iki pasaj okumak istiyorum: “Kanuni sınırlamalara uyulmak kaydıyla, uluslararası ilişkiler yönünden ve ülke menfaatlerinin gerektirdiği hâllerde Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen ülkelerin vatandaşı olan yabancı uyruklu gerçek kişiler Türkiye’de taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinebilirler.” denilmektedir. Kanunun ruhu, lafzı, anlamı burada çok net şekilde ifade edilmektedir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, mütekabiliyeti de koyun oraya.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Yine, aynı Kanun’dan bir pasajı daha yüce takdirlerinize sunmak istiyorum: “Bakanlar Kurulu ülke menfaatlerinin gerektirdiği hâllerde yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinimlerini ülke, kişi, coğrafi bölge, süre, sayı, oran, tür, nitelik, yüz ölçümü ve miktar olarak belirleyebilir, sınırlandırabilir, kısmen veya tamamen durdurabilir veya yasaklayabilir.”

Değerli milletvekilleri, burada bütün gelişmiş ülkelerde olan ve bugün baktığımızda karşılıklılık şartı aramaksızın, mütekabiliyet şartı aramaksızın ülkelerinde yabancı ülkelerin taşınmaz mal edinimini serbest bırakan ülkelerin bugün ekonomik bakımından, istiklal bakımından, istikbal bakımından dünyanın en güçlü ülkeleri olduğunu, demokrasi bakımından en ileri ülkeleri olduğunu görmekteyiz; bunu incelersek bu böyledir.

Biz burada herhangi bir araziyi, herhangi bir gayrimenkulü satışa çıkarmıyoruz. Hiçbir vatandaşımızın malını zorla kimse gelip alamaz. Böyle bir şey yok ne kamunun ne de özel sektörün.

OKTAY VURAL (İzmir) – Parayla alacak tabii.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –Sadece ülke menfaatleri doğrultusunda mütekabiliyet şartlarını tadat ediyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nerede tadat ediyorsunuz?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Ülke menfaati, ülke menfaatinin gerektirdiğini bu milletin seçtiği…

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkanım, mütekabiliyet yok ki.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yanlış bilgi veriyor Meclise Sayın Başkan. Mütekabiliyet nerede var burada?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri, şunu özellikle arz etmek istiyorum: Bakınız, demokrasiyle idare edilen ülkelerde milletin temsilcileri ülkeyi idare eder.

OKTAY VURAL (İzmir) – Satmaz ama ülkeyi.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Milletin çoğunluk verdiği siyasi irade hükûmeti kurar. O siyasi irade en fazla…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sınırsız değil ama.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Size de hesap vermek zorundayız ama en fazla vatandaşa hesap vermek zorundayız. Biz vatandaşın dileklerini, temennilerini ve isteklerini yapmak zorundayız. Vatandaştan gelen talep budur. Vatandaştan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Vatandaş “Yabancılara sat.” demiyor. Nerede? Ya, insaf ya!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Vatandaşa biz bunu anlattık, anlatırız. Size de anlatıyoruz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Seçim bildirgenizde var mıydı bu toprakları satacağınız?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Bakınız, biz, vatandaşa hesap vereceğiz, halkımıza hesap vereceğiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman buraya niye geliyorsun? Kapat Meclisi.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Biz kimi temsil ediyoruz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Burası Meclis.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Bu bakımdan, biz, sizden daha çok, vatandaşın dediğini yapmak zorundayız.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Bakan, biz kimi temsil ediyoruz? Muhalefet kimi temsil ediyor?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Yoksa vatandaşa gidecek yüzümüz kalmaz ama elhamdülillah, bizim başımız dik, alnımız açıktır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi değil mi? Buradaki insanlar milleti temsil etmiyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Vatandaşımız bizi kucaklıyor, kucaklayacak. Şu andaki anketlerde de durumumuz belli; yüzde 53 oyumuz var, yüzde 53, yüzde 53.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hakaret etmeyin Meclise.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Siz de anket yaptırıyorsunuz, görüyorsunuz, siz de bunu teyit ediyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hakaret etmeyin Meclise.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Bu, inşallah artarak devam edecek.

OKTAY VURAL (İzmir) – Zaten siz “Van’daki otellere girin.” dediniz, yıkıldı.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Biz, dokuz buçuk yıldır, saygıdeğer milletvekilleri, bu memleketi kalkındırmaya, geliştirmeye, bu milletin refah düzeyini artırmaya azmettik, azmediyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Muhalefeti yok sayan Bakanı biz de yok sayıyoruz.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Bu memleketi kalkındırmaya azmettik, azmettiriyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Konuştuğun her şey butlan hükmünde, yok hükmünde.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - 15 bin kilometre duble yol yaptık. Hava alanını halkın yolu yaptık. Sağlığı halkın hizmetine verdik. Ekonomiyi büyüttük.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – 10 bin çocuğu sütle zehirlediniz, say onları da.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Dünyanın en büyük 16’ncı ekonomisi olduk. Dünya bize gıptayla bakıyor. Tüm dünya, Türkiye’ye gıptayla bakıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Malını satarsan, toprağını satarsan sana zaten gıptayla bakacak! 

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Bugün, mazlum milletler, masum milletler, İslam coğrafyası, Orta Asya coğrafyası, Balkanlar coğrafyası Türkiye’den artık bir şefaat bekliyor ve…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bak, milletvekilleri inanmıyor!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) -  Türkiye artık, global dünyada, büyüyen dünyada söz sahibi bir ülkedir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen önce kendi milletine bir şefaat yap ya.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Bu bakımdan, Suriye’yle ilgili de sorular soruldu. Suriyeli vatandaşlara biz bugüne kadar mal satmadık. 1939 yılından önce, Suriyeli vatandaşlardan, Türkiye’de mal sahibi olanların hakları devam ediyor. Yine, 1966 yılından itibaren, Suriye uyruklu vatandaş, sadece mahkeme kararıyla ülkemizde taşınmaz mal sahibi olmuştur ve bunların tasarruf hakkı da yoktur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakanım, hangi yabancı ülkelerden talep geldi, onları açıklar mısınız?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Çok değerli arkadaşlar, bunların ülkemizde herhangi bir tasarruf hakkı bulunmamaktadır.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – On sene içinde ne kadar sattınız, onu söylesene!

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Bizim gayemiz, Türkiye dünyayla bütünleşsin. Bizim gayemiz, dünyadaki uluslararası sermaye Türkiye’ye aksın.

OKTAY VURAL (İzmir) – İyi, pazarlayacaksın.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Bizim gayemiz, Avrupalılar, Asyalılar, dünya milletleri gelsin, ülkemizde seyahat etsin, turist olarak kalsın, ülkemizde yatırım yapsın, ülkemiz gelişsin, kalkınsın.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – 36’ncı maddede yatırım şartı var mı Sayın Bakan?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Bu, gelişen dünyada böyle. Yabancı sermayeyi ülkemize getirmek durumundayız.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Var mı böyle bir şart, var mı?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) - Gelişmişliğin ölçüsüdür bu, ölçeğidir bu; biz bunu yapıyoruz ama ülkemizin menfaatleri doğrultusunda ve Avrupa Birliği müzakereleri çerçevesinde bunu yapmak durumundayız.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Hiçbir gerekçede yazmıyor bu Sayın Bakan. Hangi ülkede var böyle bir şey?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Çok değerli milletvekilleri, şu anda Turizm Kanunu, Maden Kanunu, serbest bölgeler ve Türkiye’de kurulan yabancı sermayeli şirketler Türkiye’de taşınmaz mal edinebilmektedir, bu çok net bir şekilde böyle.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani Rumların isteğini mi yerine getiriyorsunuz?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Artık, 2003 yılından itibaren Türkiye güvenli bir limandır. Türkiye güvenilir bir ülkedir. Türkiye’ye yatırım yapmak için yabancı sermaye yatırım ikliminin, yatırım ortamının, demokratik ortamın ve istikrarın artmasını ve devam etmesini bekliyor, biz bunu yapmaya çalışıyoruz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – 36’ncı maddede yatırım şartınız var mı Sayın Bakan?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Sizin de katkılarınız var, çok büyük katkılarınız oldu, oluyor, uyarılarınız oluyor, bu kanunda da oldu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Satmayın toprakları, satmayın tarım arazilerini.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Uyarılarınızı dikkate aldık, bundan sonra da alacağız. Biz size teşekkür ediyoruz, siz de bize teşekkür edin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi, geldiler “Camileri de satın.” dedi, ne yapacaksın? Satacak mısın? Var mı sıkıntı, var mı sınırlama? Yok.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Anayasa’ya göre kamu malları, ticarete konu edilmeyen mallar satılamaz. Burada bunu tekrar okuyayım isterseniz çok değerli arkadaşlar, çok değerli milletvekilleri.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – O zaman askerî alanlarla ilgili niye düzenlemeyi yapmadınız Sayın Bakan? “Yürürlük maddesini düzeltin.” dedik.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) –  Bakınız, Anayasa’ya göre ve diyoruz ki: “Kanuni sınırlamalara uyulmak kaydıyla” Biz kanunlara bağlıyız, biz yasalara bağlıyız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Mütekabiliyet var mı, yok mu Sayın Bakan?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Sonra şunu da burada net bir şekilde ifade edeyim: Bakın, çok değerli arkadaşlar, burada çıkıp ikide bir bu ülkenin, bu cumhuriyetin, bu devletin kurucusuna sahip çıkmayın, bunu yapmayın.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Siz o kurucuyu unutturmaya çalışırsanız biz sahip çıkarız Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Buradaki herkes Atatürk’ün kurduğu partinin devamıdır.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Niye Meclis televizyonunda hiç isminden bahsedilmiyor?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Buradaki herkes Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk’ün ilkelerine, inkılaplarına bağlıdır.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Neden bakanlıklarda çıkarılıyor ismi? Resmi neden çıkarılıyor Sayın Bakan?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Bizim partimiz cumhuriyetin kuruluşunun, İstiklal Harbi’nin manifestosunun partisi. Bizim partimizi millet kurdu, onun için 7 sefer sandıktan şampiyon olduk, onun için üç tane büyük seçimde 1’inci parti olduk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Çünkü partimizi millet kurdu, milletin bağrından geldik, Atatürk de milletin bağrından geldi. İkide bir Atatürk’ü istismar etmeyin, Atatürk’ün kemiklerini sızlatmayın.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Biz istismar etmiyoruz, Atatürk’e sahip çıkıyoruz. Siz unutturmaya çalışıyorsunuz, biz sahip çıkıyoruz. Atatürk’ün düşüncelerine sahip çıkıyoruz.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Devamla) – Bu duygularla hepinize en içten saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Milletin oyunu istismar etmeyin. Millet size vatan toprağını satın diye oy vermedi ki.

MUHARREM VARLI (Adana) – 2/B’den sonra bu yasanın çıkması çok manidar Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kiminle pazarlıklar yapıldı bilsek.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 228 sıra sayılı Kanun Tasarı ve Teklifi’nin 1’inci maddesi, İç Tüzük’ün 89’uncu maddesi uyarınca Hükûmet tarafından yeniden görüşülmesi istemiyle gündeme alındı.

Yeniden tezekkür edilmesini gerekli kılan sebep, dün burada değerli muhalefet temsilcilerimizin, bugün de gündeme geldi, sanki kamu malları, dağlar, tepeler vesaire bu kanun kapsamında olacak mı… Çünkü burada bir muğlak ifade vardı ve Hükûmet de bu konudaki eleştirileri yerinde bulmuş olmalı ki, maddeyi yeniden görüşme noktasında bir talepte bulundu.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Anayasa’mızın 43’üncü ve 45’inci maddelerinde kıyıların, tarım arazilerinin; 168’inci…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Muhalefet bu kadar muhalefet etmeseydi tekriri müzakere alır mıydınız?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Teşekkür ederiz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Siz orada muhalefeti yok saydınız Sayın Bakan.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Muhalefetin bu işe katkısını şu anda dikkate aldığını ispatlıyor bu görüşmenin yapılmış olması.

168’inci madde… 169’uncu madde ormanlarla ilgilidir ve burada şöyle bir ifade geçer: Bu yerler devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Esasen bunlar tapu kütüğüne de tescil edilmezler, yani dağlar, kayalar vesaire; Medeni Kanun’da da çok nettir bu. Örneğin, yine Medeni Kanun’un 715’inci maddesinde tarıma elverişli olmayan tepeler, kayalar gibi yerler ile buradan çıkan kaynakların kimsenin mülkiyetinde olmadığı ve hiçbir şekilde özel mülkiyete konu olamayacağı da düzenlenmiştir.

Şimdi, değerli arkadaşlar, 1’inci maddenin 1’inci fıkrasıyla… Bu 35’inci maddede, meşhur 35’inci maddede yapılmak istenen değişiklikle, yabancı gerçek kişilerin ülkemizde taşınmaz edinmesine ilişkin usul, esaslarla bunun sınırları düzenleniyor ve burada, 1 kişi bakımından ülke genelinde 30 hektarlık bir sınır getiriliyor ve bir ilçenin toplam yüz ölçümünün yüzde 10’u kadar ancak yabancılara mülk satışının olabileceği mevcut düzenlemede var. Şimdi önergeyle ilave edeceğimiz hususla -eğer yüce Genel Kurul tabii ki tensip buyurur kabul ederse- özel mülkiyete konu yani yabancı gerçek kişilerin edinebileceği o ilçedeki toplam taşınmaz mülkiyeti ve sınırlı ayni hakların toplamı özel mülkiyete konu ilçe yüz ölçümünün yüzde 10’unu geçemeyecek.

Bu ne anlama geliyor? Şimdi, bu değişiklik yapılmazsa, mevcut ilçenin yüzde 10’unu kabul edelim, örneğin 1000 dönüm yüz ölçümü olan bir ilçe, mevcut Kanun’a göre bunun yüzde 10’u yani 100 dönümü yabancı gerçek kişilere satılabilecek, eğer biz devletin hüküm ve tasarrufu altında olan mal -kamu malı- ve özel mülkiyete tabi mal ayrımını yapmaz isek ve belki de o ilçede 100 dönüm sadece özel mülkiyete yani tapudan devri mümkün olan taşınmaz ve sınırlı ayni hak olacak ve böylece kotayı aslında 1’e 10 genişletmiş oluyoruz. Şimdi getirilecek düzenlemeyle, bir ilçenin, o bin  dönüm sınırı olan bir ilçenin 100 dönüm özel mülkiyete konu olabilecek bir alanı olsun, işte bunu yüzde 10’la sınırlamış olacağız yani 100 dönümse 10 dönüm olacak.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, bu 2/B arazileriyle birlikte bu alan genişledi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Onlar da satılacak.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Onlar da satılacak o zaman.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – “Özel mülkiyete konu olabilecek taşınmaz ve sınırlı ayni hakların o ilçedeki toplamının yüzde 10’u.” demek suretiyle aslında çok ciddi bir sınırlama getirilmiştir.

Değerli arkadaşlar, bu konu yeni bir konu değildir, devletin hüküm ve tasarrufu altında olma ve biraz önce saydığım konularla, ormanlarla, kıyılarla ilgili Anayasa Mahkemesinin onlarca kararı vardır, bu konuda da vardır, ola ki bu işte hukuka aykırı, inşallah olmaz. Sizin katkılarınızla gerçekten şu anda ciddi bir noktaya gelindi…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Katkılarımızı ciddiye almadınız ki.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – …ama Anayasa Mahkemesi var netice itibarıyla ola ki Anayasa noktasında bir sıkıntı olmaz ama olursa da bu konuda yine hukuki mekanizmaları işletmek yüce milletvekillerimizin, Meclisimizin, muhalefetimizin takdirindedir.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – “Yeniden yaparız” mı diyorsunuz?

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Ben, kanunun bu hâliyle, yeni hâliyle yararlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kubat.

Şimdi, on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Halaçoğlu…

Sayın Korkmaz…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

“Takriri müzakere.” dedi. Demek ki muhalefete ihtiyaç varmış. Bu görüşlerimizden dolayı bir geri adım atmış kabul ediyoruz. “Biz, size değil vatandaşa hesap veririz.” dedi. Türkiye Büyük Millet Meclisinde muhalefet, iktidar partileri, hepsi aslında vatandaşı temsil ediyor burada ama bu sözü, muhalefeti yok sayma olarak algılıyoruz. Hakikaten incindiğimizi ve sizi kınadığımızı belirtmek istiyorum; bu bir.

Yabancılara toprak satılmasıyla ilgili olarak hangi ülkelere toprak satılacağına Bakanlar Kurulu karar veriyor. Sayın Bakan, merak ediyorum, bugüne kadar toprak satılmasına izin verilen ülkeler hangileridir? Bunların içerisinde özellikle Ermenistan ve İsrail var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bugün on dakika önce Kütahya ili Hisarcık ilçesi merkez üssü olmak üzere tüm Kütahya ilini derinden etkileyen 5,1 şiddetinde bir deprem daha oldu ve şu anda vatandaşlarımızın hepsi sokakta, çok acil çadır ihtiyacı olduğunu söylüyorlar. Öncelikle bu konuyu sizlere iletiyor ve bu konuda lütfen Kütahya’dan ilginizi esirgemeyiniz diyorum.

Son on beş günde 5’inci kez bu konuyu dile getirmeme rağmen Hükûmetin ilgisizliğini ve duyarsızlığını anlayabilmiş değiliz. Siz, ilçeyi ve bölgeyi iyi bilen bir insansınız. Şu anda insanlarımız perişan. Öncelikle bu konuda ne yapılacaksa sizden yardım talep ediyorum.

İkinci sorum: Mayınlı araziler bu düzenlemeden sonra satılacak mıdır? Satılacaksa, İsrail’in bu konudaki düşüncesi nedir, bu konuda bir talebi olmuş mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan süt konusuna açıklık getirdi, o zaman bu açıklığa devam etmesini istiyoruz çünkü sorun, Türkiye'de televizyonların gösterdiği ve bahsedildiği kadar küçük bir sorun değil. Ben, partimin görevlendirmesiyle aynı zamanda Osmaniye fahri milletvekilliği görevini yürütüyorum. Osmaniye’de tüm çabalara rağmen televizyonlar, gazeteler Osmaniye’deki sorunu yazmıyorlar. Elimde, Osmaniye İlçe Başkanımız Durdu Göl tarafından bizzat çekilen, çocuklara yatak kalmadığı için bir yatakta 4 ya da 5 çocuğun yatırıldığı, sayın bakanların deyimiyle “laktoz intoleransı”nın ama buz gibi “süt zehirlenmesi”nin fotoğraflarını gösteriyorum size. Osmaniye’deki bu görüntü asla televizyonlara yansımıyor.

“Laktoz intoleransı” dediğimiz mesele, her bin çocuktan 1,5’unda görülmesi gerekirken, bakanlarımız, bunların hepsinin birden, toptan bir tek sınıfa denk geldiğini söylüyorlar. Bu kadar bilim dışı bir yaklaşım olamaz. Sağlık Bakanını derhâl Meclisi bilgilendirmeye davet ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yılmaz, buyurun.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben öncelikle, komşu ilimiz olması nedeniyle, Kütahya’daki deprem nedeniyle Kütahyalılara geçmiş olsun diyorum.

Sayın Bakan, ben devamlı olarak şu soruyu sordum: 36’ncı maddeyle ilgili ben özel olarak bir çalışma yaptım. 36’ncı maddede yabancı ortaklı şirketlerle ilgili satışlardan söz ediliyor, yüzde 50’den daha fazla yabancı hisse sahibi olan şirketler ya da yüzde 50’nin altında olan şirketler. Bu şirketlerde ana sözleşme sınırı dışında herhangi bir sınırlama yok Sayın Bakan.

Eğer ben göremiyorsam siz bunu görüyorsanız yani lütfen bu sınırlamayı bize anlatır mısınız. Miktar sınırlaması yok, Bakanlar Kurulunun sınır getirme durumu yok, bu şirketlerde yatırım yapma sorumluluğu da yok. Yani yine bakanların ya da bakanlıkların bu yatırımları kontrol sorumluluğu da yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Oğan…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, biraz önce Sayın Bakana bir soru sordum ve “Ermenistan’la ilgili acaba mülk satışı olacak mı?” dedim. Sayın Bakan, üstü kapalı bunun olmayacağını ifade etti ama Sayın Davutoğlu’nun basına da yansımış olan çok net bir mesajı var. Ermenilere hitap ederek dedi ki: “Bir gün gelecek, Erzurum’da sizler ev alabileceksiniz.” O gün acaba bugün müdür?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Sakık…

SIRRI SAKIK (Muş) – Başkan, ben vazgeçtim. Teşekkürler, sağ olun.

BAŞKAN - Sayın Varlı…

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, şimdi bu “2/B” dediğiniz yasayla tarım arazilerini de, hazine arazilerini de satışa çıkartıyorsunuz. Bu hazine arazilerini çiftçilerimiz, köylülerimiz alamadığı zaman, bu hazine arazilerini de yabancılar satın alabilecek mi? Bunu lütfen açıklıkla bütün kamuoyunun huzurunda söyleyiniz. Bu çok önemli çünkü 2/B’den sonra bu yasanın çıkartılması çok manidar. Bu resmen o arazilerin yabancılara satışının önünü açmak, başka bir anlamı yok. Lütfen bunu açıkça kamuoyuna ve değerli Meclis üyelerimize bildirin.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Korkmaz muhalefete ihtiyaç olduğunu ifade ettiler ve yine “Size değil, millete hesap veririz.” gibi bir ifade kullanmadım ben. Şunu söyledim: Esas itibarıyla hesap vermemiz gereken millettir. Tabii ki muhalefete de itibar edeceğiz, muhalefetin dediklerine bakacağız, denetimine açığız; onlardan da istifade, katkılarından istifade ettik, bundan sonra da istifade edeceğiz ama biz esas itibarıyla milletin dediğini yapmak zorundayız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Parlamentoya hesap vereceksiniz.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Parlamentoya hesap veririz, vereceğiz tabii. Fakat siyaseten de sorumlu olduğumuz… Eğer biz milletin dediğini yapmazsak o zaman millet bize demez mi ki: “Biz A partisini değil de B partisini iktidara… O zaman sizi niye iktidara getirdik? Biz sizi iktidara getirdik, siz iktidar olarak muktedir olamıyorsunuz, muhalefetin dediğini yapıyorsunuz.” Böyle bir şey olamaz. Ben bunu söylemek istedim yoksa biz muhalefete teşekkür ediyoruz; katkıları için, denetimi için, bize hesap sorduğu için her bakımdan teşekkür ediyorum.

Sayın Işık’ın ifade ettiği, Kütahya’daki depremden sonra, çadır işiyle yakından ilgileneceğim. Bunu, ilgileneceğimi özellikle ifade etmek istiyorum ve Sayın Işık Bey’e de haber vereceğim, bilgi arz edeceğim.

Mayınlı arazilerin satışı söz konusu değil değerli milletvekilleri. Biz burada bu kanunla herhangi bir bölgeyi, herhangi bir araziyi, herhangi bir taşınmazı, herhangi bir gayrimenkulü, herhangi bir binayı satışa çıkarmıyoruz. Böyle bir şey yok. Sadece yabancıların, yabancı ülke vatandaşlarının, yabancı ülke gerçek kişilerinin Türkiye’de taşınmaz mal edinimlerini birtakım kıstaslara bağlıyoruz, kanuni sınırlamalara bağlıyoruz. Bunu ülke menfaatleri doğrultusunda, bunu günün şartlarına, gelişen dünyanın şartlarına, gelişen Türkiye’nin şartlarına uygun olarak yeniden ve Anayasa ilkelerine de uygun olarak yeniden dizayn ediyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Mütekabiliyet yok ama…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Süt konusunda ve Osmaniye’deki bu yatakhaneler konusunda ben ancak inceleme yaptıktan sonra, araştırma yaptıktan sonra bilgi sunabilirim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Resimleri yolladım Sayın Bakan, Osmaniye Devlet Hastanesi görüntüleri. Bir yatakta 3-4 çocuk yatıyor.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Yolladınız, inceleyeceğim, size bilgi takdim edeceğim. Çok teşekkür ediyorum. Bunu inceledikten sonra size bilgi takdim edeceğim.

Yine, Sayın Yılmaz Hanımefendi, Milletvekilimiz 36’ncı maddeyle ilgili bir değişiklik yapıldığını ve burada sınırlamaların tamamen kalktığını söyledi. Bizim de iddiamız şudur: Bundan önceki, şu anda meriyette olan, yürürlükte olan 36’ncı maddeyle bugünkü değişikliği yaptığımız maddenin esas itibarıyla anlamında, yaptırım gücünde bir değişiklik yok. Sadece daha iyi anlaşılsın diye bunu düzenledik.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Tasfiyesindeki sınırlamaları bile kaldırmışsınız Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Bu madde, zaten şu anda 36’ncı maddeyle herhangi bir sınırlama yok şirketlere. Yani Türkiye’de kurulan şirketler Türk şirketi sayılır. Uluslararası düzenlemeye göre bu böyle.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – O maddeyi bu hâle siz getirmişsiniz Sayın Bakan. Tasfiye hâlinde de yine bir sınırlama var 36’da, onu da kaldırıyorsunuz.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) –Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu, Ticaret Kanunu gibi kanunlarda zaten bunları valilikler takip ediyor, takip etmek zorunda, valiliklere görev veriliyor.

Ayrıca, bu kanunun uygulaması için ikincil mevzuat çıkarılıyor. Sadece bunun için değil, tüm yasanın düzenlenmesi için ikincil mevzuat çıkarılacak. Orada, inşallah, bu sizin endişelerinizi daha net bir şekilde gidereceğiz.

Sayın Oğan’ın Davutoğlu’nun ifadelerine yönelik bir sorusu var. Bunu da inceledikten sonra ancak cevap verebilirim.

Yasanın 2/B’yle ilgisi yok. 2/B sadece vatanımızda orman vasfını kaybetmiş ve vatandaşlarımız tarafından kullanılan ve kullanan vatandaşlara, kullanıcılarına satılması mecbur olan bir yasayı düzenlemektedir. Ülkemizin ihtiyacı olan bir yasadır. Bununla bir alakası yoktur. Hazine mallarının, yasayla özellikle hazine mallarının satışı söz konusu değildir.

MUHARREM VARLI (Adana) – Alamazsa Sayın Bakan…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) - Tekrar hepinize teşekkür eder, saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Halaçoğlu, siz sisteme girmiştiniz.

Buyurun.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan cevap vermeyebilir ama bunun zabıtlara geçmesini özellikle istiyorum çünkü 1923’te mübadeleyle tasfiye talepnameleri imzalandı. Belki pek çok kişi tasfiye talepnamesi nedir bilmez. Ama Türkiye’de bulunan Rumların, Türklerle değiş tokuşu sırasında onların Türkiye’de bıraktıkları mallar devlet tarafından satın alındı ve bunların karşılığı verildi. Anlaşmayla bunların tekrar Rumlara verilmesi mümkün değil. Dolayısıyla, Yunanistan’a bu topraklar tekrar satılırken bunlara dikkat edilmesi gerekiyor. Buna dikkat edilmesi için Sayın Bakanı uyarıyorum çünkü uluslararası hukukta problemler çıkar.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde iki adet…

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bitti lütfen…

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, tutanaklara geçmesi açısından bir şeyi söylemek istiyorum.

BAŞKAN - Böyle bir usulümüz yok.

MUHARREM VARLI (Adana) – Bir dakika Sayın Başkan.

Önemli bir yasayı görüşüyoruz. Tutanaklara geçmesi açısından bir şeyi söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Kaç saatten bu tarafa görüşülüyor zaten.

MUHARREM VARLI (Adana) – Bu 2/B Yasası içindeki kişi alacak diye bir mecburiyet yok. Altı ay içerisinde müracaat edip alamazsa herhangi birine satabilirler. İşte şu çıkarılan yasanın esas amacı budur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Öz yurdunda garip, öz yurdunda parya.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 228 sıra sayılı Tasarının 1’inci maddesinin üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

              Oktay Vural                           Muharrem Varlı                         Mustafa Kalaycı

                  İzmir                                      Adana                                      Konya

               Ali Halaman                              Reşat Doğru                               Alim Işık

                  Adana                                      Tokat                                     Kütahya

“Yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri; tarım alanlarında, inanç ve kültürel alanlarda, özel koruma alanları ile stratejik yerlerde taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinemezler.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 228 sayılı Tapu Kanunu ve Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının 1. maddesi ile değiştirilmekte olan 22/12/1934 tarihli ve 2644 sayılı Kanunun 35. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “toplam alanı,” ibaresinden sonra gelmek üzere “özel mülkiyete konu” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

   Ahmet Aydın                       Mehmet Doğan Kubat                      Ayşenur İslam

     Adıyaman                                  İstanbul                                   Sakarya

     Ünal Kacır                             Tülay Kaynarca                          Tülay Selamoğlu

      İstanbul                                  İstanbul                                   Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bir dakika… İşleme almak açısından diyorum, bu en aykırı önerge olarak mı? Bizimki bir fıkra eklenmesi.

BAŞKAN – Evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – En aykırı olması gereken o değil mi? İşleme alınış yanlış oldu Sayın Başkan.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 19.14

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.21

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 102’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

228 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

1’inci madde üzerinde önerge işlemine geçilmişti. Sayın Vural’ın önergelerin aykırılık sıralamasıyla ilgili itirazı değerlendirilmiştir. Önergelerin birbirini etkileme sonucu doğurmaması nedeniyle işlem sırasında bir değişiklik yapılmamıştır.

Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu Sayın Aydın’ın önergesine?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılıyoruz efendim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: İlçe yüzölçümünün yüzde onu özel mülkiyete konu alanlarla sınırlanmaktadır.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir. 

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 228 sıra sayılı Tasarının 1’inci maddesinin üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                               Oktay Vural (İzmir) ve arkadaşları

“Yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri; tarım alanlarında, inanç ve kültürel alanlarda, özel koruma alanları ile stratejik yerlerde taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinemezler.”

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Oktay Vural, İzmir Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli milletvekilleri, özellikle bu yabancılara mülk satışı konusundaki itirazlarımızı, endişelerimizi paylaştık. Tabii, sadece tutanaklar değil, aynı zamanda gözler ve kulaklar da şahadet edecek. Bu bakımdan, biz, bu endişeleri ifade ettikten sonra 1’inci maddede kalkan parmaklarınız tekriri müzakereyle tekrar geri adım atmak durumunda bıraktı ama bununla bile, aslında, o 1’inci maddede çıkan parmakların gerçek manada bu milletin vicdanının temsilcisi olmadığına ilişkin bir kanaati şimdi tescil etmiş oluyoruz. 1’inci maddede kaldırdığınız parmaklar doğru olsaydı bugün tekriri müzakere yapılmazdı ama bu yeterli değil değerli arkadaşlarım.

Bakın, Sayın Bakan “Mütekabiliyet aranıyor.” diyor, kesinlikle mütekabiliyet kalkıyor. Bu bir kapitülasyondur, bu bir imtiyazdır değerli arkadaşlarım. Oysa, imtiyazları, biz, Lozan Anlaşması’yla iptal ettik, kaldırdık. Bugün, karşılıklılık olmadan verilen bu imtiyazların önemli  jeopolitik ve siyasi sonuçları olacaktır.

Ben, dün yaptığım konuşmada tutanaklardan okudum, Sayın Nurettin Canikli’nin verdiği bir söz vardı “Toprak satışıyla ilgili sözüm söz, karşılıklılık olacak.” demişti. Elinizi vicdanınıza koyunuz, tutanaklarda yazıyor, o gün AKP Grubu toprak satışlarıyla ilgili, tarım alanlarının satışıyla ilgili mütekabiliyetin aranacağına ilişkin söz vermişti ama şimdi parmaklarınız buna kalkarsa bununla ilgili de herhangi bir kayıt olmamış olacak. Bu bakımdan, AKP Grubunu bu sözünü yerine getirmeye ve bu maddeyi reddetmeye davet ediyorum.

Bu bakımdan, tekriri müzakereyle ilgili bu madde münasebetiyle getirdiğimiz önerge özellikle tarım alanlarının satılmaması, 2/B’leri… 2/B’lerle ilgili düzenleme getirdiniz, vatandaş, çiftçimiz bu arazileri elde edemediği zaman ne olacak? Yabancılar, paralı adamlar gelecek. Parayı veren düdüğü çalar. Ne olacak benim orada köylüm, çiftçim? Maalesef onları düşünen yok. Siz milletin vekilisiniz değerli arkadaşlarım, para babalarının değil, parayı basıp toprağı alacağın değil, her bir ilinizdeki çiftçinin, milletin vekilisiniz. O bakımdan bunları dikkate almanız lazım.

İdris Naim Şahin, 16 Nisan 2012 tarihinde, Ağrı’nın Kurtuluş Günü’nde şunları söylüyordu: “Bu topraklar kiralık sebze bahçesi değil, kiralanmış buğday tarlası değil, kiralanmış şeker pancarı tarlası değil, kiralanmış mera değil.” “Altında yatan şehitleri ve dedelerinizi düşünün.” diyor Ağrı’nın kurtuluş gününde. Ben de size sesleniyorum: Kiralık da değil, satılık da değil. O zaman altında yatan şehitleri düşünün. Mütekabiliyet olmadan yapılacak bir girişim yabancılara imtiyazdır ve bununla ilgili geldiğimiz bu noktada mayınlı araziler… Bakın mücadele ettik, İsraillilere satılıyordu. Acaba yine aynı arazileri İsraillilere satmak için mi bunu çıkartıyorsunuz diye sormadan geçemeyeceğim.

Sayın Başbakan 1991 yılında yaptığı konuşmada “Bir kölelik oyunu var, devamlı kölelik yapıyoruz. GAP, KAP… GAP kimin için hazırlanıyor? İsrail için hazırlanıyor, Güney Anadolu Projesi onlar için hazırlanıyor. Uyanık olmaya mecburuz. Arzı Mevud planının içerisinde ne var? O var.” diyor değerli arkadaşlarım.

O bakımdan, bugün geldiğimiz bu noktada, Abdülhamid Han’a, o Filistin topraklarıyla ilgili, Herzl “Toprakları bize satın.” dediği zaman “Bu topraklar karşısında borçları biz ödeyeceğiz sizin yerinize, mali yardımda bulunacağız.” diye söz vermişti ve Tahsin Paşa’nın hatıralarına göre, Sultan Abdülhamid Han çok hiddetlenmiş ve “Dünyanın bütün devletleri ayağıma gelse ve bütün hazinelerini kucağıma dökseler size bir karış yer vermem. Ecdadımızın ve milletimizin kanıyla elde edilen bir vatan para ile satılamaz. Derhâl burasını terk edin, defolun.” demiştir değerli arkadaşlarım.

Şimdi, burada Sayın Bakan “Bu toprakları menfaatimiz karşısında satacağız.” diyor. Paraya değer mi ya, alacağınız paraya? O bakımdan, değerli milletvekilleri son görüşmelerini yapıyoruz, bu konularla ilgili, mütekabiliyetsiz, yabancılara imtiyaz tanıyan bu girişim karşısında parmaklarınızın vicdanlarınızı temsil etmesini diliyor ve bu tasarıya açık oylamada “Hayır.” oyu vermenizi talep ediyorum.

Arz ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümünün oylamasından önce, İç Tüzük’ün 86’ncı maddesi gereğince oyunun rengini belirtmek üzere ve aleyhte söz isteyen Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.

Buyurun Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkürler Sayın Başkan.

(AK PARTİ ve MHP sıralarından karşılıklı konuşmalar)

BAŞKAN – Sayın Başkanlar, lütfen…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Son sözümüzü söyleyeceğiz ama Sayın Koyuncu aklıma geldi, eski Bursa Milletvekilimiz Sayın Koyuncu demişti ki: “AK PARTİ zamanında inekler bile daha çok süt veriyor.” Fakat bu sütün ustalık kabinesi döneminde bu kadar kötü tedarik edilip dağıtılacağını hiç düşünmemişti sanıyorum. Parti Grubumuzda hissettik kardeşim, iki hafta önce önerge verdik, “Taze süt içirin, zehirlenmesinler, etkilenmesinler.” diye önerge verdik. Tabii, herkesin gündemi bu oldu, bu konuşuldu, arada da bu yasa geçiverdi.

Şimdi, hazine arazileri, orman arazileri, tarım arazileri… Ben hadi devlet boyutuna bakacağım. Devlet hazinesinin arazilerini kimi şirketlere, niçin verirsiniz? Altın madeni için geldiler, onlara verirsiniz; HES barajlarını kurmak için geldiler, işte Karadeniz’in derelerini kurutmak için, ona verirsiniz; krom, maden çinko madeni için gelirler, onlara verirsiniz. Onlar bunun için satın alır bir yeri ve satın aldıkları yerler de hazineden, tıpkı Turgutlu’daki krom yatakları, madenleri gibi koskoca bir sahayı alırlar, ondan sonra da Gediz Deltası’nı, Ovası’nı, Ege’nin hepsini perişan ederler, giderler.

Bunun örnekleri nedir? Manisa milletvekilleri çok iyi bilir. Orada maden ocakları kapatıldı, hâlâ cıva, çinko zehir saçıyor. Bakın, dikkat edin, siz bu yasayı çıkaracaksınız, kafaya koydunuz, biz buna hayır dedik ama şunun takipçisi olacağız: Burada diyor ki 1’inci maddenin sonunda, şirketlerin alıp amacına uygun kullanmadığı arazilerle ilgili, mülklerle ilgili ”takip edeceğiz, tasfiye edeceğiz, geri alacağız, bilmem ne yapacağız” diye bir hüküm de koymuşsunuz. Biz bunu takip edeceğiz. Tıpkı Kanada’da bir sorumuzu maden ocağı kurulduğu zaman, millî parkın içinde bir maden ocağında bir sorumlu mühendise sorduğumuzda: “Buradan akan ırmak ve bu millî parkın içindeki gölde çevre kirliliği nedir?” diye, şu cevabı vermişti: “Eğer bir gün bir balık ölürse bu akan suda, bu gölde, bunun hesabını hiçbirimiz veremeyiz.” Oysaki maden sektöründe iştah, acımasız kâr hırsıyla herkes gelir, istediği yeri alır ve üstelik de Türkiye’de devlet garantisiyle alır.

Biz de muhalefet olarak bu kürsüden söz veriyoruz, her kazdığınız maden çukurunu takip edeceğiz, tıpkı Uşak’taki Kayışdağı gibi, tıpkı İzmir’deki altın madenleri gibi, tıpkı Bergama gibi, İda Dağı gibi, Çanakkale gibi, Artvin gibi, Rize gibi, Munzur Vadisi gibi, Hasankeyf gibi bütün ülkenin her alanında, yabancı şirketlerin ve sermayenin girip kazmayı vurduğu her alanda bunun sonucunu takip edip denetleyeceğiz, bu da bizim görevimiz muhalefet olarak.

Kanada’da yerli halk Kızılderililere sorarlar bir maden ocağı açılacağı zaman “İzin veriyor musunuz?” diye. Bu yasada o yörenin halkına ne Karadeniz’e ne Akdeniz’e ne Doğu’ya ne Güneydoğu’ya ne Ege’ye ne Trakya’ya “Senin topraklarını yabancılar almak istiyor, senin fikrin nedir?” diye sormuyorsunuz; bir.

İkincisi: Garanti almıyorsunuz. Kazacak, çukurlarla dolduracak, doğayı tahrip edecek, ağaçları kesecek ve öyle bırakıp gidecek, bir şirketin peşinden koşturamayacağınız anlar gelecek. O şirketlerden neyin garantisini alıyorsunuz? Bunda var mı? Bu yasada yok, bu yasada bunun garantisi yok. Oysaki Kanada firmaları niye artık geliyorlar, burada çalışıyorlar? Burada bu garantiler olmadığı için, bu depoziti yatırmadıkları için, bu sigorta bedelini yatırmadıkları için, kestikleri bir ağaç karşılığında on beş ağaç dikmedikleri için burayı tercih ediyorlar, burada arsa ucuz, iş gücü ucuz kâr çok, onun için buraya geliyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Biz de muhalefet olarak bunu takip edeceğiz. Bu nedenle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Tapu Kanunu ve Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ile Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un;  3402 Sayılı Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı:             255

 Kabul:                             220

 Ret:                               35(X)

                Kâtip Üye                                Kâtip Üye

Muhammet Rıza Yalçınkaya                  Mine Lök Beyaz

                  Bartın                                  Diyarbakır”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

4’üncü sırada yer alan, Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/596) (S. Sayısı: 221) (XX)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu, 221 sıra sayısıyla bastırılıp, dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Sayın milletvekilleri, tüm gruplar anlaştığı için onar dakika söz veriyorum.

Buyurun Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Değerli milletvekilleri, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu olarak, Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı’nı buradan kabul ettiğimizi, desteklediğimizi, bütün kültürlere, bütün uygarlıklara, bütün dillere, bütün dinlere, insanlık adına güzel olan her şeye her zaman “Evet.” dediğimizi bir daha ifade etmek istiyoruz.

Eskişehir gibi çok güzel, tarihî bir kentimize, çağdaş gelişmenin boy gösterdiği, kentleşmenin yeni bir ruhunun yaşandığı bu kentimizde Yunus Emre’den Nasrettin Hoca’ya, Nasrettin Hoca’dan Saidi Nursi’ye her alanda çok farklı kültürlerin, farklı inançların, farklı sanat ve kültür zenginliklerinin olduğu bu ilimize 2013 yılında şimdiden başarılar diliyoruz ve şunu ifade etmek istiyoruz ki, bizim gösterdiğimiz bu duyarlılık, bütün arkadaşlarımızın gösterdiği bu duyarlılık, kültürün ve sanatın insanlığın ortak mirası olduğu noktasından hareketle elbette ki, bizi çok yakından ilgilendiren, özellikle coğrafyamızın bütün kültürlerini yaşatabilmek, hepsine nefes aldırabilmek, hepsinin güzelliğini günümüze taşımak, çocuklarımıza miras olarak devretmek gibi tarihî bir görev ve sorumlulukla da karşı karşıyayız.

Aynı sorumluluğun, aynı duyarlılığın bütün kültürlere, bütün dillere,

bütün sanatlara, bütün düşünürlere ve Anadolu coğrafyasının zengin mozaiğinin bütün renklerine ve seslerine gösterilmesini diliyor ve güzel şehrimiz Eskişehir’e hayırlı olmasını diliyorum.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel.

Buyurun Sayın Demirel. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir Eskişehirli olarak tabii ki bizim için mutlu bir gün, heyecanlı, güzel bir gün. Ben biliyorum ki, hepimiz de biliyoruz bu kanun buradan çıkacak ve şehrimiz için güzelliklere sebep olacak inşallah.

Ama onun ötesinde hazır on dakikamız varken birkaç atasözü hatırlatmak istiyorum: Sütten dili yanan yoğurdu üfleyerek yiyecek bundan sonra. Süt içip dili yananlar türkü söylemeyecekler bundan sonra. Bu süt konusundaki sevimsiz olay bizim şehrimizde de yaşandı. Ben hekim olmamdan öte, bir anne olarak buradaki bütün sayın Kabine üyelerine ve Hükûmet eden partiden milletvekili arkadaşlarıma bir şey hatırlatmak isterim. Çocuklukta bir gıdayla ilgili sevimsiz bir olay yaşarsanız, ileriki yaşamınızda o gıdaya karşı mesafeli durursunuz. O yüzden, ben istiyorum ki bir milletvekili, bir hekim ve bir anne olarak bu konudaki belirsizlik bir an önce resmî ağızdan ve net olarak ifade edilsin ki “Çocuklarımız süt içsinler.” derken sütten kaçmasınlar.

Bu arada biliyorsunuz bu hafta Eskişehir için çok özel bir hafta, Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası. O yüzden, Yunus’tan bir dörtlükle başlamak istiyorum ben sözlerime:

“Mal sahibi mülk sahibi,

Nerede bunun ilk sahibi,

Mal da yalan mülk de yalan,

Var biraz da sen oyalan.”

Sanıyorum az önce görüşülen yasa için anlamlı bir dörtlük olmuştur, Yunus’tan.

Efendim, Eskişehir’in şöyle biz özelliği var: “Eskişehir” denilince herkes sorar, “Neden Eskişehir?” Çünkü Eskişehir aslında hiç de eski değildir. Eskişehir yaşamıyla, kent düzeniyle, insanlarının hayata bakışıyla, üniversiteleriyle, sanata bakışıyla, sanayisiyle çok çağdaş bir şehirdir. Ama “Eskişehir” denme sebebi tarihsel eskiliğindendir çünkü Eskişehir’in bilinen en az beş bin yıllık bir öyküsü var. Bu kadar eski bir kültürü barındıran bir şehir ve Eskişehir, o sebepledir ki medeniyetlerin buluştuğu, yolların kesiştiği bir şehirdir. Ben inanıyorum ki içinizde de Eskişehir’le yolu kesişen çok fazla insan olmuştur; kimi üniversite için gitmiştir, kimi askerlik için, kimi iş için, kimi kamusal bir görevi ifa etmek için. Ama Eskişehir gerçekten gönüllerin buluştuğu bir şehir olacak bundan sonra, çünkü Meclisteki dört parti grubu da bu tasarının geçmesi, kanunlaşması için olumlu kanaat belirttiler daha önceki görüşmelerde.

Eskişehir, tabii ki sözlere sığacak kadar küçük değil. Eskişehir, Şeyh Edebali’nin derinliğini, Yunus’un gönül zenginliğini, Nasreddin Hoca’nın zekâsını barındıran bir şehir. Eskişehir, lületaşının toprağın derinliklerinden toprağın yüzeyine çıkmasını seyretmiş, görmüş, yaşamış bir şehir. Eskişehir, antik bir şehir aslında; Han ilçemiz itibarıyla birçok arkadaşımızın bildiğini düşünüyorum. Alpu’nun savat el sanatıyla, Mahmudiye’deki haralarıyla, İnönü’deki inleriyle, Eskişehir çok bilinen, çok güzelliklere sahip bir şehir. Kaymaz’da fasulyemiz, Dümrek’te nohudumuz var. Her şeyiyle, bütün kültürüyle çok güzel bir şehirden bahsediyoruz.

Tabii ki bizim de sorunlarımız var, olmaz mı? “Kültür Başkenti” olma vesilesiyle bu sorunlarımızın büyük ölçüde de giderileceğini umut ediyoruz. O yüzden, ben size bu sorunlar perspektifinden de kısa bir panoramik gezi yaptırmak istiyorum. Burada hükûmet eden Kabine üyeleri de sanıyorum ilgi gösterirler.

Efendim, Seyitgazi ilçemizde Toprak Mahsulleri Ofisi ve cezaevi kapatıldı hükûmet ettiğiniz sürece.

Çifteler’de Karacabey haraları kapatıldı.

Günyüzü’de pancar bölge müdürlüğü kapatıldı. Adliye ve Toprak Mahsulleri Ofisini de kapattınız bu dokuz buçuk yıl içinde.

Han’da Adliyeyi ve PTT’yi kapattınız. Arkeolojik kazılar da son üç yıldır yapılmıyor maalesef.

İnönü’de Adliye, Toprak Mahsulleri Ofisi, acil sağlık hizmetleri, hepsi durduruldu bilginiz olsun.

Beylikova’da un fabrikası, süt fabrikası, hiçbiri kalmadı hamdolsun.

Mahmudiye’de hipodrom hâlâ yapılmadı, bilgilerinize sunuyorum. Cezaevi, askerlik şubesi, toprak Mahsulleri Ofisi, hepsini kapattınız dokuz buçuk yıl içinde.

Mihalgazi’de de askerlik şubesini kapattınız; Sarıcakaya’da Adliyeyi kapattınız, PTT şubesini kapattınız; Alpu’da Adliyeyi kapattınız; Mihalıççık’ta hastane hasta almayı durdurdu, verdiğiniz talimat üzerine.

Dolayısıyla, Eskişehir’in kolunu kanadını kırdınız dokuz buçuk yıl içinde çünkü Eskişehir’in merkezdeki iki ilçesinin dışındaki on iki ilçesine yaptığınız bu hamleler nedeniyle Eskişehir ilçelerinde büyük bir nüfus kaybı var, büyük bir göç var ve Eskişehir bundan rahatsız.

Eskişehir umuyor ve diliyor ki “Türk dünyası kültür başkenti olması çerçevesinde bu sorunları giderilsin, ilçelerimiz güçlendirilsin, şehrimiz bir bütün olarak imar edilsin, daha güzel günlere hep birlikte varalım.” diye ama biz inanıyoruz ki, Eskişehir ortak paydasında buluşursak eğer, yalnız 2013 değil, o vesileyle yapılacak her şey 21’inci yüzyılın çok daha uzun yıllarında Eskişehir’e ferah getirecektir, güzellikler getirecektir, kültürünü zenginleştirip insanını daha refah bir düzeye ulaştıracaktır. Eskişehir ortak paydasında buluşmak çok kolay oldu bu Mecliste. Ben diliyorum ki her şey bu kadar kolay olsun burada, barışla, dostlukla, güzellikle yürüsün çünkü yine Yunus’tan bir dörtlük söylemek istiyorum:

“Gelin tanış olalım,

İşi kolay kılalım

Sevelim, sevilelim,

Dünya kimseye kalmaz.”

Ben sıklıkla bir şey söylerim, burada da onu zikrederek bitirmek istiyorum: Ben Eskişehir’de büyüdüm, buradaki bazı arkadaşlarım da öyle yani bizler Eskişehir’de büyüdük, birçok milletvekili arkadaşım, Eskişehir de bizimle büyüsün, Eskişehir büyüsün ve dünya küçülsün.

Ben, şimdiden hepinize çok teşekkür ediyorum bir Eskişehirli olarak. Sağ olunuz. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Demirel.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Kazım Kurt, Eskişehir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KAZIM KURT (Eskişehir) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti olmasıyla ilgili yasa tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini bildirmek üzere huzurlarınızdayım.

Öncelikle, 2013 Kültür Başkenti olarak Türk dünyasının ve Türk yetkililerin Eskişehir’i seçmiş olmasından dolayı teşekkür ediyorum, Eskişehirli olarak. Eskişehir, her alanda bu hizmete layık ve hazır bir şehir. Geçmişi, tarihten gelen bağları, Kafkasya’dan, Kırım’dan, Rumeli’den ve Balkanlardan gelen göçleriyle de gerçekten Türk dünyasının bir mozaiği olarak Eskişehir bugün Türkiye'nin sayılı şehirlerinden birisi.

Yasa, umarım Eskişehir’e önümüzdeki yıl için kalıcı bazı eserler bırakır ve Eskişehir’in şimdiye kadar geliştirmiş olduğu kültür altyapısını daha da geliştirmesine ve daha da büyütmesine imkân hazırlayacak bazı hizmetleri Eskişehir’e getirir çünkü Eskişehir, gerçekten, merkezî hükûmetten bazı destekleri almaya ihtiyacı olan, bazı eksiklikleri tamamlaması gereken illerimizden birisi.

Özellikle Kalkınma Bakanlığının bir anketinden aldığım şu rakamı vurgulamak istiyorum: Eskişehir, 2011 yılında kişi başına 1.446 lira 4 kuruş vergi vermiş ama 246 lira 3 kuruş kamu yatırımı almış. Dolayısıyla, 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti hizmetleri kapsamında yapacağımız yatırımlarla Eskişehir’i biraz daha hak ettiği yere getirebiliriz.

Bugün, 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti olarak ilan edilmekle isabetli bir iş yapılan Eskişehir’de yasayla ilgili bazı beklentilerimiz var, bu beklentilerimize tam olarak yanıt alamadık. Geçmişte yaşadığımız İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti uygulaması ve o dönemde çıkarılan 5706 sayılı Yasa’da meydana gelen aksamaların, tam olarak dikkate alınmadan hazırlandığı anlaşılıyor.

Daha da dar kapsamda bir yasal düzenleme yapılmak suretiyle yetkinin tamamını Bakanlar Kuruluna bırakmak belki pratik anlamda kolay hareket etme imkânı sağlar ama denetim açısından ve Parlamentonun yasama yetkisini Bakanlar Kuruluna devretmesi açısından sakıncaları olan bir noktadır. Kamuoyu bu konuda endişelerle, kuşkuyla olaya yaklaşacaktır.

Koordinasyon kurulu kimlerden oluşacak, görevleri neler olacak, sorumlulukları ne olacak, danışma kurulu nasıl oluşturulacak ve hangi iş ve işlemler danışılacak, yönetim kurulu kaç kişi olacak, kimlerden oluşacak, görevleri ve sorumlulukları neler olacak, bunlar belli değildir. Genel sekreter kimdir, özellikleri nedir, hangi arkadaşımız olacaktır, bu da belli değil ve bunların hiçbirinin belli olmadığı ortamda, tamamen “Göç yolda düzelir.” hesabıyla, çıkacak soruna göre hareket edebilmeyi hedefleyen bir yasa tasarısı olup Bakanlar Kuruluna fazladan pek çok yük yüklemektedir. Oysa kültür başkenti gündeme geldiğinde Haziran 2011 seçimlerinden hemen sonra olacak zannettik ancak bugüne sarktı; ona da gene de şükür.

Herkes gibi ben de kentin canlanan kültür, sanat ortamının bu sayede daha da coşup taşacağını, tüm engellerin ortadan kalkacağını düşünmeye başlamıştım, hâlâ da öyle sanıyorum. Yeni salonlar, yeni kültür merkezleri açılacak, bağımsız sanatçı grupları desteklenecek, genç, çağdaş sanatçıları destekleyecek bir kurum ya da galeri, genç sinemacıların, filmlerini gösterebileceği sinema salonları yapılarak kalıcı eserler bırakılacak diye umuyorum.

Geçmişte, önümüzde, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti uygulaması fiyasko ile sonuçlandı. 2010 projesinden aklınızda kalan etkinlikleri sayabilir misiniz? 2010 projesinin İstanbul’a kazandırdığı kalıcı eserleri biliyor musunuz? 2010 etkinliklerinin içerik ve ekonomik olarak liyakat, adalet ve hakkaniyet sınırları içerisinde şaibesiz bir biçimde gerçekleştirildiğine inanıyor musunuz? İstanbul halkına ve Türk entelektüellerine sorulacak bu üç küçük sorunun yanıtları 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti ile ilgili olarak gerçeklere ulaşmak için yeterlidir.

İstanbul örneğinde yaşanan tüm olumsuzlukların kaynağında, ajans örgütlenmesinin üyeler bazında liyakat, akçalı işler bazında da denetim eksikliği yatmaktadır. Aynı sistem şimdi Eskişehir’de de kurulmak istenmektedir. Üstelik bu kez hareket daha da kolay olsun diye 5706 sayılı Yasa’dan daha kısa ve basitleştirilmiş bir yasa yapılarak. Neyin ne olacağına işler yapılırken karar verilecektir. Oysa doğrusu şöyle olmalıdır, böyle olursa biz Eskişehirliler olarak minnet duyarız:

1) Ajansın yapısının bilim, kültür ve sanat çevrelerinde geniş tabanlı bir platform içinde oluşturulması.

2) Etkinlik programının bir an önce belirlenip yüklenicinin yeterliliği, maliyetlerin kabul edilebilirliği, kente sağlayacağı kalıcı katkıların fayda-maliyet analizleri ile şeffaf bir biçimde kamuoyuyla paylaşılması için gerekli mekanizmaların kurulması.

3) Akçalı işlerin bağımsız kuruluşların denetimine açık olması kaçınılmaz olarak görülmektedir.

Eğer bu düzenlemeler yapılmaz ise Eskişehir’de de şaibeler oluşacak, kayırmalar gerçekleşecek, yandaş gönüllemeler, adam kayırmalar gerçekleştirilecektir. Denetimden kaçmak AKP’nin en büyük özelliğidir. Burada da aynısı gerçekleşmektedir. Eskişehir İl Özel idaresi, Büyükşehir Belediyesi, Odunpazarı Belediyesi, Tepebaşı Belediyesi, Ticaret Odası, Sanayi Odası, Anadolu Üniversitesi, Osmangazi Üniversitesi bütçelerinden para ayıracak ve ajansa aktaracak ama nasıl harcandığını bilmeyecek ya da karışmayacak. İşte, bu yasanın en olumsuz tarafı budur. Oysa, ajans bürokrasisi Eskişehir’den atanmalı, sivil toplum, devlet, özel sektör iş birliği sağlanmalıdır. Hangi sivil toplum örgütünün, hangi özel sektörün işin içine ne kadar dâhil olacağı önceden ve demokratik katılım ile belirlenmelidir, belli olmalıdır, belirsizlik başarısızlığın nedeni olacaktır. Katılımcı bir yapı yaratılmadığı takdirde başarı sağlanamayacaktır.

Eskişehir’de zaten var olan etkinliklerde festivallerin etiketlerine 2013 logosu koyup devam etmekle yetinilmemelidir. 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti oluşumunun gerekçesine uygun yenilikler sağlanmalıdır. Sadece kent merkezinde yapılacak etkinlik ve gösteriler yerine ilçelerimizde de o ilçenin özelliğine uygun gösteriler düzenlenmelidir. Tarihî mekânların bakımı, onarımı bu çerçevede sağlanmalı ve gösteri alanı olarak kullanılmalıdır.

Yöre halkı kalıcı yatırımları hissedebilmelidir. Hepsinden önemlisi, dışarıdan gelecek konukların Eskişehir’de kendilerinin birer parçasını bulabileceğini görmeleri sağlanmalıdır. Bu da, halkın organizasyonlara katılımıyla olur. Sadece protokol yetkililerinin zorunlu olarak katılacağı etkinlikler olmaktan çıkarıp halkı işin içine katacak demokratik yapı yaratılmalıdır. Bunun için, bilimin, sanatın ve özgürlüğün sonuna kadar tadına varılmalıdır. Devlet talimatıyla düzenlenecek gösteriler yerine sanatçıların özgürce hazırlayacağı gösteriler teşvik edilmelidir.

İşte, bu çerçeveler doğrultusunda, Eskişehir’in kültür başkenti olması yararlı sonuçlar doğuracaktır ancak eleştirilerimizi 2014 yılında yinelememek için yapının çok düzgün ayarlanması gerekir.

Teşekkür ediyorum.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kurt.

Şahsı adına söz isteyen Salih Koca, Eskişehir Milletvekili.

Buyurun Sayın Koca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SALİH KOCA (Eskişehir) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Hükûmetimiz özellikle uluslararası camiada önemli organizasyonların ülkemizde gerçekleştirilmesini sağlayarak Türkiye’nin tanıtımında fayda sağladığı gibi uluslararası siyasette de etkinliğini artırmıştır. Bugün Türkiye’nin tüm dünyada kabul gören medeniyetler ittifakı tezinin gereği olarak farklı kültürlerin birbirlerini tanımasıyla uluslararası siyasette diyaloğa dayalı ilişkiler geliştirilebilecektir.

Görüşmelerini yaptığımız Eskişehir 2013 Türk dünyası kültür başkenti kanunu ülkemizin tanıtımı ve siyasi etkinliğinin artırılması açısından büyük bir önemi haizdir. Sayın Başbakanımızın “Eskişehir için çok önemli projelerimiz var, çok büyük vizyonumuz var. Eskişehir, başta Tatar kardeşlerimiz olmak üzere, Balkanlardan ve Kafkaslardan yani Osmanlı coğrafyasından göç etmiş binlerce kardeşimizi bağrına bastı. Eskişehir Manav kardeşlerimiz ile göç eden kardeşlerimiz huzur içinde yaşadı. Eskişehir’i 2013’te Türk Dünyası Kültür Başkenti yaparak bu kültürel zenginliğimizi bütün dünyaya tanıtacağız.” sözleriyle Eskişehir’de harekete geçildi.

Eskişehir’imiz 2013 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Başkenti ve Türk dünyası kültür başkenti kanunu ile çifte başkentlik yaparak kültürel anlamda bir cazibe merkezi hâline gelecek. Edebiyat, müzik, tiyatro gibi birçok alanda gerçekleştirilecek programlarla, kültürel aktivitelerle, kültürel altyapısında daha güçlü bir hareketlenme ve yenileşme imkânı bulacaktır. Bu gelişme ayrıca, şehrin ekonomisinde çok ciddi bir canlanmanın nedeni olacaktır. Bu sürecin en önemli kazancı ise Eskişehir’in “Marka Kent” unvanını daha da pekiştirmek olacaktır.

Eskişehir’in en belirgin özelliği, güçlü uygarlıklara ev sahipliği yapması ve farklı kültürleri bir arada, barış içinde yaşatmasıdır. Bugün dahi geçerli olan bu barışçı karakter -tabiri caizse- şehrin genlerine işlemiştir.

Eskişehir’den tüm dünyaya “Gelin tanış olalım/ İşi kolay kılalım/ Sevelim, sevilelim/ Dünya kimseye kalmaz” diyerek sevgi dersi veren Yunus Emre, Eskişehir’in kültürel mirasının başında gelir. Hikmeti nükte ile sunan diyalektik ustası bilge Nasrettin Hoca, gösterdiği kahramanlık ile nam salmış Seyyid Battal Gazi, Hacı Bektaş Veli Hazretlerinin halifesi manevi yol gösterici Şeyh Sücaeddin Veli, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” anlayışını devlet politikası hâline getiren Şeyh Edebali, Selmanı Farisî, Aziz Mahmud Hüdâyi, bunlar gibi birçok gönül elçisi ya Eskişehir’de yaşamış ya da Eskişehir bu gönül elçilerine ev sahipliği yapmış, ilme ve maneviyata sürekli sahip çıkmıştır.

Eskişehir, çok farklı kültürleri içinde barındıran mozaik yapısıyla küçük bir Türk dünyasını andıran, Osmanlı Devleti’nin ilk hutbesinin okunduğu, ilk demokrasi mitinginin yapıldığı, ilk Türk lokomotifinin, ilk Türk otomobilinin üretildiği, cumhuriyetin ilk ağır sanayisinin tesis edildiği, havacılık ve sanayi, eğitim, kültür ve turizm kentidir.

Bugün Meclisimizde yasalaşarak ülkemiz ve kültür kenti Eskişehir’imizin tanıtılması adına verdikleri bu fırsat nedeniyle, konuyu başından beri sahiplenen başta Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Bakanlarımıza, görüşmeler esnasında fikirleriyle katkı sağlayan Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanımız Profesör Doktor Nabi Avcı Bey başta olmak üzere tüm Komisyon üyelerimize, Genel Kurul çalışmalarına destek veren ve inanıyorum ki oy birliğiyle bu kanunun yasalaşmasını sağlayacak olan siz değerli milletvekillerimize, projenin hazırlanmasında emeği geçen, başta Valiliğimiz, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarımız, sivil toplum örgütlerimiz olmak üzere tüm emeği geçen kamu kurum ve kuruluşlarımıza şahsım ve Eskişehirlilerimiz adına teşekkür ediyoruz.

Bu duygularla “2013 Yılı Türk Dünyası Kültür Başkenti” payesinin ülkemize, Türk dünyasına ve Eskişehir’imize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen Ülker Can, Eskişehir Milletvekili.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÜLKER CAN (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarihî dokusu birçok dönemin eseriyle dokunan Eskişehir, kültürel zenginliklerini dünden bugüne yaşatmayı başarmış bir kültür ve tarih şehridir. Gerek Osmanlı Dönemi’nde gerekse cumhuriyetin kuruluşunda stratejik bir öneme sahip olan Eskişehir, çağlar öncesinde de birçok milletin, birçok kültürün yaşadığı yer olarak bilinir. Her boydan insanımızın göç ederek yerleştiği Eskişehir’de kardeşlik ve birliğin en güzel örnekleri de yaşanmaktadır. 1860’larda Kırım’dan, Balkanlardan, Kafkaslardan gelerek kurtuluş mücadelesinde omuz omuza savaşan her boydan yurttaşımız Çanakkale’den İnönü’ye kadar tüm cephelerde yer almış, birçok kardeşimiz o zamandan bu zamana kadar bu topraklar uğruna şehit olmuştur. Yeri geldiğinde canını feda eden kardeşlerimiz bugüne kadar yaşattıkları kültürleri ile de şehrimizin yarınlarına büyük bir kültür mirası aktarmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, şehrimizin adı her ne kadar “Eski” de olsa bu eskilik Hükûmetimizin son dönemlerde yaptığı milyar liralık yatırımlar sayesinde sadece tarihî geçmişinin bir adı olarak hatırlanacaktır. Yıllarca “kara trenin İstanbul’a giden bir durağı” olarak anılan Eskişehir, AK PARTİ’nin büyük vizyonu sayesinde Türkiye'nin ilk yüksek hızlı trenine kavuştu. 2013 yılında da İstanbul’a bağlanacak olan yüksek hızlı tren hattıyla Eskişehir tüm yolların kesiştiği şehir olarak anılacak. Hizmetin millet için olduğunu görmek için rakamlara bakmak da yeterli. 2011 yılında hızlı trenin taşıdığı yolcu sayısı 2 milyon 147 bin rakamlarına ulaşmış, bu rakamlar her geçen gün artmaya da devam ediyor. Kültürün, medeniyetin, bilimin ve sanayinin önemli bir şehri konumunda yükselen Eskişehir, Hükûmetimiz döneminde yapılan yatırımlarla yeni bir yüze kavuşmuş, çağdaş şehir kimliğini öne çıkarma fırsatını elde etmiştir.

2002 yılında şehrimizi ziyaret eden turist sayısı 51 bin ile sınırlı kalmışken 2011 yılında 200 bin turisti ağırlayan Eskişehir’in, 2013 yılından sonra bu rakamların çok daha üzerinde turiste ev sahipliği yapacağına da yürekten inanıyorum.

Önemli bir tarihî mirasa sahip olan Eskişehir, birçok kültürden insanımızın bir arada yaşadığı ender kentlerden biridir. Türk kültürünün her desenini tüm canlılığıyla yaşatan hemşehrilerimiz, bu projeyle, Eskişehir’in bu zenginliğini tüm dünyaya gösterme fırsatını yakalayacak. Bu proje yalnızca kültürel faaliyetlerin yoğun olarak yapılması için hazırlanmış bir proje olarak düşünülürse haksızlık edilmiş olur. Bu proje, tüm vatandaşlarımızın bugüne kadar uzak kaldığı tarihi köklerine tekrar uzanmasına vesile olacaktır. Orta Asya’dan Balkanlara, Avrupa’dan Amerika’ya kadar yayılmış olan Türk kültürünün tüm zenginliklerini bir arada yaşatacak olan bu proje, tüm dünyaya gösterecektir ki bu millet tarihte olduğu gibi bugün de aynı kültürel zenginliğini yaşıyor, yaşatıyor.

Kültürleri birbirleriyle buluşturan bu proje, şehrimizin ekonomik ve sosyal hayatında da önemli bir hareket sağlayacaktır.

Şehrimiz için tarihî bir öneme sahip olan bu proje için, başta Sayın Başbakanımız olmak üzere, sayın bakanlarımıza, Komisyon Başkanımız Eskişehir Milletvekilimiz Sayın Nabi Avcı’ya ve emeği geçen tüm Eskişehir milletvekillerine ve siz değerli milletvekillerimize teşekkür etmek istiyorum.

Sözlerime son vermeden önce Yunus’un şu sözleriyle herkese bir davette bulunmak istiyorum:

“Ben gelmedim kavga için,

Benim işim sevgi için,

Dostum evi gönüllerdir,

Gönüller yapmaya geldim.”

Hemşehrilerimizin misafirperverliğini en güzel şekilde sergileyeceği Eskişehir’e siz değerli milletvekillerimizi bekliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Can.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

ESKİŞEHİR 2013 TÜRK DÜNYASI KÜLTÜR BAŞKENTİ HAKKINDA KANUN TASARISI

Ajansın kuruluşu

MADDE 1- (1) Eskişehir’i 2013 yılı Türk Dünyası Kültür Başkenti olarak hazırlamak, bu amaçla 2013 yılında yapılacak etkinlikleri planlamak ve yönetmek, kamu ve sivil kurum ve kuruluşların yapacakları çalışmalarda koordinasyonu sağlamak üzere, bu Kanunda yer alan düzenlemeler dışında özel hukuk hükümlerine tabi, tüzel kişiliği haiz ve merkezi Eskişehir’de olan Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı (Ajans) kurulmuştur.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

Ajansın organları

MADDE 2- (1) Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı; Koordinasyon Kurulu, Danışma Kurulu, Yönetim Kurulu ve Genel Sekreterlikten oluşur.

BAŞKAN – Madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 221 sıra sayılı Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı’nın 2 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Kazım Kurt                            Dr. Aytun Çıray                         R. Kerim Özkan

                Eskişehir                                    İzmir                                     Burdur

          Mehmet Ali Susam                         İhsan Özkes

                  İzmir                                    İstanbul

“Ajansın organları

Madde 2- (1) Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı; Koordinasyon Kurulu, Danışma Kurulu, Yönetim Kurulu ve Genel Sekreterlikten oluşur.

(2) Koordinasyon Kurulu; sivil toplum örgütleri ağırlıklı olmak üzere Bakanlar Kurulunun belirleyeceği temsilcilerden oluşur.

3) Danışma Kurulu; Eskişehir'deki üniversiteler ile bütçeye katkı sağlayan kurum ve kuruluşların önereceği birer temsilciden oluşur. Sayısını ve kimlerin katılacağını Bakanlar Kurulu belirler.

4) Yönetim Kurulu; Valilik, Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Odunpazarı Belediye Başkanlığı, Tepebaşı Belediye Başkanlığı, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi, Eskişehir Ticaret Odası, Eskişehir Sanayi Odası ve Eskişehir Kent Konseyi Başkanlığı'nın önereceği birer kişi olmak üzere dokuz kişiden oluşur. Yönetim Kurulu, Başkanını ilk toplantısında kendi içinden seçer.

5) Genel Sekreter; Yönetim Kurulu tarafından Eskişehir'de yaşayan kültür ve sanat alanında lisans düzeyinde eğitim görmüş en az on yıllık deneyimi olan Devlet memurları arasından seçilir. Kurumundan izinli sayılır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Ajansın yapısındaki belirsizliği ortadan kaldırmak, daha demokrat ve daha sivil bir yapı oluşturmak amaçlanmıştır. Hesap verebilirlik, sorumluluk ve görevlendirme ilişkilerinin sağlanması zorunludur. Yerel ağırlıklı bir yönetim daha pratik ve daha hızlı işleyiş getirecektir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

Mali hükümler

MADDE 3- (1) Ajansın gelirleri şunlardır:

a) Eskişehir İl Özel İdaresi, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ile Odunpazarı ve Tepebaşı Belediyelerinin 2012 ve 2013 bütçelerine bu amaçla konulacak ödenek.

b) Eskişehir Ticaret Odası ve Eskişehir Sanayi Odası tarafından 2012 ve 2013 yıllarında aktarılacak tutarlar.

c) Genel bütçeden yapılacak yardımlar.

ç) Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ile Anadolu Üniversitesi döner sermaye işletmelerinin gelirlerinden 2012 ve 2013 yıllarında aktarılacak tutarlar.

d) Her türlü naklen yayın, reklam ve sponsorluk gelirleri.

e) Gerçek ve tüzel kişilerden alınacak nakdi ve ayni bağış ve yardımlar.

f) Gelirlerin nemalandırılmasından elde edilecek gelirler.

g) Yapılacak etkinliklerden sağlanacak bilet satış gelirleri,

ğ) Eskişehir İl Özel İdaresi Bütçesi’ndeki kültür payları.

h) Diğer gelirler.

(2) Gelirler ulusal bankalardan birinde bu amaçla açılacak hesapta toplanır. Hesap açmaya, kapamaya veya hesapta toplanan tutarları nemalandırmaya Yönetim Kurulu yetkilidir. Yönetim Kurulu bu yetkisini en az iki üyesi aracılığı ile kullanabilir veya Genel Sekretere devredebilir.

(3) Bu maddenin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca genel bütçeden yapılacak yardımları, Maliye Bakanlığı bütçesinde yeni açılacak bir tertipten ikinci fıkrada belirtilen hesaba aktarmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

(4) Yönetim Kurulu, ajansın mali yönetimi ve özel hesapta yer alan kaynakların kullanım ve harcama esaslarını ehliyet, rekabet, şeffaflık, eşit muamele, verimlilik ve hesap verilebilirlik çerçevesinde belirler ve uygular.

BAŞKAN – Madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 221 sıra sayılı Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısının 3’üncü maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

               Kazım Kurt                            Dr. Aytun Çıray                         R. Kerim Özkan

                Eskişehir                                    İzmir                                     Burdur

              İhsan Özkes                         Mehmet Ali Susam

                 İstanbul                                    İzmir

(5) Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansına ilişkin gelir ve giderlerin denetimi 3/12/2010 tarih ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu hükümlerine tabidir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

 BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz efendim.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasanın 160 ıncı maddesi Sayıştay'ın görevlerini belirtilirken, "…kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmak"tan söz etmektedir.

Bu bağlamda, Sayıştay, merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idareler ile sosyal güvenlik kurumlarının denetimi yanı sıra kanunlarla verilen denetim işlerini de yapabilmektedirler.

Tasarıda denetim ile ilgili bir madde bulunmamaktadır. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanunda denetim açıkça düzenlenmiştir. Bir boşluk olmaması için hükmün açıkça bu tasarıda da yer alması, tedvir edilmesi ve harcamaların denetiminin sağlanması uygun olacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

 

Projeler

MADDE 4- (1) Bu Kanun çerçevesinde kullanılacak, kamu veya özel hukuka tabi gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetindeki 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki taşınmazların korunması, bakımı, onarımı ve amaca uygun düzenlenmesi için anılan Kanunun 12 nci maddesi ve bu maddeye istinaden çıkarılan yönetmelik hükümlerine göre, Yönetim Kurulunca Eskişehir Valiliğine kamulaştırma hariç projeler sunulabilir. Bu projeler için belediyelere uygulanan oran sınırlamalarına tabi olmaksızın kaynak aktarılabilir.

 

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi okutuyorum:

 

Muafiyet ve uygulanmayacak hükümler

MADDE 5- (1) Ajans bu Kanun kapsamında yaptığı işlemler nedeniyle 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu ile 26/5/1981 tarihli ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu gereğince alınan harçlardan ve katılım payından, bu işlemler nedeniyle düzenlenen kağıtlarla ilgili olarak damga vergisinden

muaftır.

(2) Bu Kanun kapsamına giren mal ve hizmet alımları ile yapım işleri satım, kira ve her türlü işlemlerde 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ve 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri uygulanmaz. Alım, satım ve kiralama işlemleri ile yapılacak harcamalara uygulanacak usul ve esaslar Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Yönetim Kurulunca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6’ncı maddeyi okutuyorum:

 

Tasfiye

MADDE 6- (1) Yönetim Kurulu, Türk Dünyası Kültür Başkentliği uygulamasının sona ereceği 31/12/2013 tarihinden itibaren altı ay içinde tasfiye işlemlerini tamamlar.

(2)Toplanan ödenek, gelir ve bağışlardan artan meblağ, tasfiyeyi müteakip iki eşit parçaya bölünüp, kültür ve sanat etkinlikleri için kullanılmak üzere Eskişehir İl Özel İdaresi ve Eskişehir Büyükşehir Belediyesi bütçelerine gelir olarak kaydedilir.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7’nci maddeyi okutuyorum:

 

Düzenleyici işlemler

MADDE 7- (1) Ajansın ve organlarının oluşumu, görevleri, çalışma esasları, yapılacak etkinliklerin çerçevesi ve öncelikleri, kültür ve sanat altyapı çalışmaları, organlara üye olarak katılacak kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve diğer gerçek veya tüzel kişiler ile bu Kanunun uygulanmasına ilişkin diğer hususlar Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenir.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

8’inci maddeyi okutuyorum:

Geçici görevlendirme

MADDE 8- (1) Yönetim Kurulu, işçiler hariç olmak üzere kamu kurum ve kuruluşlarından ihtiyaç duyduğu personeli, organizasyonun süresini aşmamak ve ilgili kurumun iznini almak kaydıyla, Ajansta geçici olarak görevlendirebilir. Geçici olarak görevlendirilecek personelin aylık, ödenek, her türlü zam ve tazminatları ile diğer mali ve sosyal hak ve yardımları kurumlarınca ödenir.

 

 BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

9’uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 9- (1) 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 79- Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Hakkında Kanuna göre kurulan Ajansa yapılan her türlü nakdî ve aynî bağış ve yardımlar ile sponsorluk harcamalarının tamamı; gelir vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden, kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla kurum kazancından indirilir.”

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

10’uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 10- 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun geçici 2 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

“ç) Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Hakkında Kanuna göre kurulan Ajansın anılan Kanunda sayılan görevleriyle ilgili yaptığı faaliyetlerinden elde ettiği gelirleri,”

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

11’inci maddeyi okutuyorum:

Yürürlük

MADDE 11- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

12’nci maddeyi okutuyorum:

Yürütme

MADDE 12- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı:             209

Kabul:                              209(X)

                Kâtip Üye                                 Kâtip Üye

Muhammet Rıza Yalçınkaya                  Mine Lök Beyaz

                  Bartın                                  Diyarbakır”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, Eskişehir’imize ve Türk dünyasına hayırlı olsun.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleri ile kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 8 Mayıs 2012 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 20.28



(*) (10/265) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

(X)  228 S. Sayılı Basmayazı 2/5/2012 tarihli 101’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(X)  Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(XX) 221 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(X)  Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.