TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  76’ncı Birleşim

                                                                                          8 Mart 2012 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Meral Akşener’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

2.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

3.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

4.- Konya Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu’nun, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

6.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

7.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

8.- Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Hakan Şükür’ün, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda yaşanan bir olaya ilişkin açıklaması

10.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda yaşanan bir olaya ilişkin açıklaması

11.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’ın, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda yaşanan bir olaya ilişkin açıklaması

 

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adana Milletvekili Fatoş Gürkan’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 21 milletvekilinin, kamuda çalışan taşeron işçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/185)

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 22 milletvekilinin, Türk toplumunun yapısını tehdit eden sosyal olayların nedenlerinin ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/186)

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 20 milletvekilinin, Türkiye'nin su kaynaklarının kullanımı ve korunması konusunun ve su yönetimi politikasının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/187)

 

B) Tezkereler

1.- TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır’ın, Danimarka’nın AB Dönem Başkanlığı çerçevesinde 11-12 Mart 2012 tarihlerinde Kopenhag’da düzenlenecek olan Dışişleri Komisyonları Başkanları Konferansı’na (COFACC) katılması hususuna ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/800)

 

 

VII- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Kadını Şiddetten Koruma Kanunu Teklifi, Antalya Milletvekili Gürkut Acar'ın; Türk Medeni Kanunu ile Ailenin Korunmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu ve 4320 Sayılı Ailenin Korunması Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın; Türk Medeni Kanunu ve Ailenin Korunmasına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Ailenin Korunmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/572, 2/38, 2/51, 2/145, 2/328, 2/383) (S. Sayısı: 181)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Polonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu 1/501) (S. Sayısı: 110)

4- Türkiye ile Ukrayna Arasında Uluslararası Doğrudan Yük Demiryolu-Feribot Hizmetinin Organizasyonu Konusunda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Bakanlar Kurulu Arasında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/477) (S. Sayısı: 118)

 

VIII.- OYLAMALAR

1.- Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Kadını Şiddetten Koruma Kanunu Teklifi, Antalya Milletvekili Gürkut Acar'ın; Türk Medeni Kanunu ile Ailenin Korunmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu ve 4320 Sayılı Ailenin Korunması Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın; Türk Medeni Kanunu ve Ailenin Korunmasına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Ailenin Korunmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin oylaması

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Polonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

3.- Türkiye ile Ukrayna Arasında Uluslararası Doğrudan Yük Demiryolu-Feribot Hizmetinin Organizasyonu Konusunda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Bakanlar Kurulu Arasında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Antalya Milletvekili Arif Bulut’un, belediyelerin toptancı hallerinden aldıkları rüsum gelirlerine ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/3519)

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık teşkilatında ve bağlı kurum ve kuruluşlarda görev yapan üst düzey kadın bürokrat sayısına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/3579)

3.- Edirne Milletvekili Recep Gürkan’ın, Edirne’deki sınır kapılarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/3580)

4.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, gümrük müdürlüğünün kapatılmasına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/3689)

5.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, Ergene Havzasını Koruma Eylem Planı’na aykırı uygulamalara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/3707)

6.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Habur Gümrük Kapısında personel ihtiyacına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/3814)

7.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Bakanlıkta ve Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarla özürlü personel istihdamına ve özürlülerin kamusal alanlara erişiminin kolaylaştırılmasına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/3972)

8.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşların çıkardıkları dergilere ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/3974)

9.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Tekirdağ Orman İşletme Müdürlüğünce bir taşınmazın bir vakfa kiralanmasına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/4135)

10.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, Bingöl’de bir ormanlık alanın tahrip edildiği iddialarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/4136)

11.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, AOǒnin toplam arazi miktarına ve Gazi yerleşkesinin bazı kurumlara tahsisi iddialarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/4137)

12.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, yapılan yurtdışı seyahatlerine ve bu seyahatlerdeki toplam harcamalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/4284)

13.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, MİT’in görevleriyle ilgili bir açıklamasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/4306)

 

8 Mart 2012 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Tanju ÖZCAN (Bolu)

---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 76’ncı Birleşimini açıyorum.

 

III.- Y O K L A M A

 

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayımız vardır, gündeme geçiyoruz.

İlk önce, bugün Dünya Kadınlar Günü. Dünya insanlık camiasının birinci yarısını teşkil eden kadınlarımızın bu gününü kutluyoruz, hayırlara vesile olmasını diliyoruz.

Ayrıca üç arkadaşımıza gündem dışı söz vermeden önce, İstanbul Milletvekili Sayın Meral Akşener’e hemen bir üniversitede toplantıya katılması mazereti dolayısıyla ilk önce bir dakikalık bu günü kutlamak üzere söz veriyorum.

Buyurun Sayın Akşener.

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Meral Akşener’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

 

MERAL AKŞENER (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Bütün kadınlarımızın bu gününü kutluyorum. İşte, meslekte, siyasette, ekonomide, sosyal alanda eşitliğin gerçekleşmesini diliyorum. Erkek arkadaşlarımızın da, bizlere “Cennet analarımızın ayağı altındadır.” diyen arkadaşlarımızın birbirlerine hakaret ederken -milletvekilleri için söylemiyorum, tüm erkekler için söylüyorum- kadınların üzerinden hakaret etmemelerini diliyorum.

Şiddetin olmadığı, kadına tacizin olmadığı bir Türkiye diliyorum.

Saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akşener.

Şimdi, üç milletvekilimize gündem dışı söz vereceğim.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkanım, bizim de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin söyleyecek bir çift sözümüz var.

BAŞKAN – Gündem dışı konuşmaları bitirelim ondan sonra efendim.

Teşekkür ederim.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Yanlış yapıyorsunuz Başkanım çünkü açılışta yapılması gereken bir şey. Gereksiz yere böyle güzel bir günde ortamı geriyorsunuz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gündem dışı ilk söz, Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle söz isteyen Adana Milletvekili Fatoş Gürkan’a aittir.

Buyurun Sayın Gürkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adana Milletvekili Fatoş Gürkan’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

FATOŞ GÜRKAN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dünya Kadınlar Günü’müz dolayısıyla söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve bizi izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Kadın veya erkek olarak yaratılan insanoğlu cinsiyetini seçerek doğma hakkına sahip değil. Bu sebeple erkek veya kadın olarak doğmuş olmanın bir diğerine üstünlük hakkı vermeyeceği de açık.

Tarih boyunca kültür ve medeniyetler kadına ve erkeğe fiziksel ve duygusal farklılıklarından dolayı roller ve vazifeler, temel görev ve sorumluluklar yüklemiştir. Kadın, temel görevleri haricinde sosyal hayatta, iş yaşamında, siyaset hayatında -erkekler tarafından- toplumda yer alamamıştır. Kadın-erkek fırsat eşitliği kavramının toplum tarafından kabul görmeye başlamasından sonra kadınlar sosyal hayatta, iş yaşamında ve siyasette her geçen gün daha çok yer almaya çalışmıştır. Amacımız, bu süreci hızlandırmak ve kadınlarımızın hak ettiği seviyede temsilini ve katılımını sağlamaktır.

Kadın merhametin, sevginin, hoşgörünün, özverinin timsalidir. Kadın, annelik gibi kutsal bir görevi üstlenen ve bunun yanında, yaşamın her zorluğunu omuzlarında taşıyan fevkalade bir varlıktır. Toplumun en önemli yapı taşı aile, ailenin de en önemli unsuru anne, yani kadındır. Konuya bu boyutuyla baktığımızda, kadınlarımızın psikolojisi, eğitimi, dünyaya bakış açısı daha çok önem kazanmaktadır. Çocuklarımızın kişiliklerinin oluşmasında ve eğitiminde ailenin, özellikle fertlerin eğitiminde gelişmeye açık, katma değer üretebilen bireylerin olmasında annenin, kadının önemi çok fazladır. Bu sebeple, kadınlarımızın gelişiminin önündeki engeller kaldırılmalı, ailesine, yaşadığı çevreye ve ülkemize faydalı bir birey olmasının önü açılmalıdır.

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk “İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin?” demiştir.

Bu sebeple, AK PARTİ İktidarında kadınlarımızın eğitimi, iş hayatına ve sosyal hayata daha çok katılımı, kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve siyaset alanında daha çok temsili için önemli adımlar atılmıştır.

1982 Anayasası’nda yapılan değişiklikle kadınlarımıza pozitif ayrımcılık getirilmiştir. Medeni Kanun, İş Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu’nda, Belediyeler Kanunu’nda değişiklikler yapılmış, Başbakanlık genelgesi çıkarılmıştır. Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu kurulmuş, kadınlarımızın istihdamını teşvik eden kanuni düzenlemeler yapılmıştır.

Sayın Başbakanımızın eşi Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerinde başlatılan “Ana Kız Okuldayız” ve “Haydi Kızlar Okula” gibi projeler kapsamında yüz binlerce kız çocuğumuz eğitim imkânına kavuşmuştur. Kadın konukevleri ve sığınma evleri sayıca artırılmış, kadınlarımız korunma altına alınmaya çalışılmıştır.

Görüşülmekte olan Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı ile bu konuda çok önemli adımlar atılmıştır.

Peygamber Efendimiz, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir asırda, Veda Hutbesi’nde kadın haklarının önemine dikkat çekerek “Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı var.” demiştir.

Tarih boyunca kadınlarımıza diğer toplumlara göre çok daha fazla önem verdiğimiz görülmektedir. Kadınlarımız da dünyanın hiçbir coğrafyasında görülmeyecek özverilerle bu toprağın vatan olmasında erkeklerle birlikte mücadele vermiştir. Kucağındaki çocuğu yerine cepheye taşıdığı top mermilerini örten Şerife Bacı gibi kahraman bir kişilik acaba dünyanın hangi toplumunda vardır? Kara Fatma, Tayyar Rahmiye, Kılavuz Hatice, Nene Hatun, Halide Onbaşı ve ismini sayamadığım binlerce kahraman kadınımıza bu anlamlı günde şükranlarımı sunuyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, başta şehit annelerimiz olmak üzere tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyor, yüce heyetinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gürkan.

Gündem dışı ikinci söz Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle söz isteyen Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’ya aittir.

Buyurun Sayın Akova.

 

2.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evde olsun işte olsun hep emekçi olan tüm kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

Toplumun bireylere yüklediği geleneksel roller çerçevesinde kadına, evde çocuk yetiştiren, evi düzenleyen, yemek ve ev işi yapıp kocasının eve geçimlik getirmesini bekleyen ve aile adına söz hakkı olmayan bir rol düşerken erkeğe, dışarıda evi için çalışıp kazanç elde etmesi ve paranın getirdiği güç ile aile hakkında tek söz sahibi olması rolü düşmüştür. Kadının evin dışında da çalışıp erkek kadar evini geçindirebileceği ve siyasi, ekonomik ve toplumsal kararlarda onun da söz hakkının olması gerektiği, geleneksel rollerin değişebileceği, hatta toplumun daha iyiye doğru gelişimi için gerekli olduğu anlaşıldıkça, kadınların hak mücadelesi toplumun her alanında başlamıştır.

Saygıdeğer milletvekilleri, CHP Tüzüğü’nde yüzde 33 kadın kotası kabul edilerek siyasette kadının yolu daha da açılmıştır. İzmir Ticaret Odası Meclisinin her meslek komitesinde en az bir kontenjan kadına ayrılması hakkında aldığı temenni karar da önemlidir.

Kadınların çalışma hayatında, siyasal alanda, hukuksal alanda var olma mücadelesi yüzyıllardır devam etmektedir. 8 Mart 1857 tarihinde daha sağlıklı çalışma koşulları için bir tekstil fabrikasında greve başlayan 40 bin dokuma işçisi kadının başlattığı mücadelenin acıları unutulmadı. Bu emekçi kadınların hak mücadelesi polisin işçileri fabrikaya kilitlemesi sonrası çıkan yangında çoğu kadın 129 işçinin hayatını kaybetmesiyle sonlandı.

Bu bağlamda, kadın-erkek eşitsizliği temeli üzerinde kurgulanan geleneksel roller sorgulandıkça kadınların örgütlenip hakları için mücadele etmeye başlaması ve örgütsel baskıyla sorunun artık bir insan hakkı sorunu olduğu genel kabul görmüştür ve biliyorsunuz, evvela 1910 yılında Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılması kabul edilmiş, 1977 yılında da “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılması oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Dünya Emekçi Kadınlar Günü ile amaçlanan, küresel gündemde kadın-erkek eşitliği ve kadın haklarını tutarak kadınların kamusal ve toplumsal hayatta var olma süreçlerini güçlendirmektir. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü toplumsal cinsiyet eşitliği hususunda farkındalık yaratmak, toplumun bireylerinin bu konuya hassasiyetle yaklaşmalarını sağlamak, toplumun cinsiyet eşitliği konusunda bilinçlenmeleri için adımlar atmak, hukuksal ve uygulamalı düzlemde atılacak her adımın ülke refahına ve huzuruna katkı yapacağının anlaşılmasını sağlamak için bir fırsattır. Bu bağlamda, bir günde simgeleşen kadınların güçlenmesi ve kadın hakları için mücadeleyi tüm yıla yaymak gereklidir.

Saygıdeğer milletvekilleri, bugün 550 milletvekilinden 79’u kadındır, Hükûmetteki 26 bakandan sadece 1’i kadındır, 2.924 belediye başkanının 26’sı kadındır, 34.210 muhtardan 65’i kadındır, 81 valinin 1’i kadındır, 103 rektörden 5’i kadındır, 185 büyükelçiden 21’i kadındır, 26 müsteşar arasında maalesef hiç kadın yoktur. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, Yargıtay, Sayıştay başkanlıklarında hiç kadın yok; DİSK, Türk-İş, Hak-İş, Kamu-Sen, Memur-Sen, TOBB, MÜSİAD, TESK yönetim kurullarında hiç kadın yok. Bu rakamlar, daha almamız gereken çok yol olduğunu göstermektedir.

2008 yılında yapılan Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması’na göre, Türkiye’de kadınlarımızın yüzde 42’si yaşamının herhangi bir döneminde fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalmıştır.

Dünya Ekonomik Forumu Cinsiyet Uçurumu Endeksi 2011 yılı derecelendirmesine göre 135 ülke arasında Türkiye 122’nci sıradadır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından hazırlanan 2011 yılı İnsani Gelişme Raporu’na göre 187 ülke arasında İnsani Gelişim Endeksi’nde 92’nci sıradayız, Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi’nde ise maalesef 77’nci sıradayız.

Kadınların her alanda kendilerine yer bulabilmeleri, eşit fırsatlara kavuşabilmeleri ve sorunun çözümü için yasal zeminin yaratılmasının yanı sıra, toplumsal zihniyet değişimi ve eğitim zorunludur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE NEDRET AKOVA (Devamla) – Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akova.

Gündem dışı üçüncü söz, Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle söz isteyen Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’ya aittir.

Buyurun Sayın Akat Ata. (BDP sıralarından alkışlar )

 

3.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, saygılarımı sunuyorum.

Bugün 8 Mart. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bugün meydanlarda olan, mitingler yapan, paneller düzenleyen, seminerler yapan, yürüyüşlerle seslerini duyurmaya çalışan tüm kadınların ortaya koymuş olduğu emeğin önünde saygıyla eğiliyorum, tüm emekçi kadınların 8 Mart’ını kutluyorum. Bugünün arkasında bir direniş tarihi var diye dün belirtmiştik. Yine bugüne nasıl geldiğimizi bilerek ancak bundan sonra mücadelemizi örgütleyebileceğimiz inancıyla, bugüne kadar kadın eşitlik ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirmiş olan tüm kadınların anısı önünde de saygıyla eğiliyorum.

Değerli milletvekilleri, kadın sorunu bir insan hakları sorunu. Bu konuda artık toplumun her kesiminden ve her siyasal görüşten ortak bir kanaat var ama henüz kadına yönelik şiddet konusunda ortak bir irade açığa çıkarılmış değil. Bu noktada bugün de Parlamentomuzda görüşülmeye devam edilecek olan yasanın hazırlanış sürecinde var olan uzlaşı ne yazık ki devamında sürdürülememiştir ama yine de hazırlanış sürecinde ortaya konulan iradeyi önemsiyoruz ve Türkiye’de çıkarılacak her yasa için aynı yöntemin belirlenmesi gerektiğini ifade ediyoruz.

Ne yazık ki kadınlar, evde, okulda, iş yerinde, sokakta, gözaltında ve cezaevinde şiddete maruz kalıyorlar ve şiddete maruz kalan kadının korunabilmesi noktasında bizler yürütmenin önüne bir ödev koyabilmiş değiliz, etkin bir mekanizma koyabilmiş değiliz. Yaşamını yitiren, katledilen her kadın gerçeğinin arkasında biraz ihmal, biraz sorumsuzluk olduğu bilgisiyle hareket etmek gerekiyor. Yine de bu Parlamento çatısı altında dün ortaya konulan tablo göstermiştir ki esasında kadına yönelik şiddet sorunu ülkede tüm siyasi partilerin, tüm kesimlerin ve tüm anlayışların ortak düşünebileceği bir alandır ve inanıyoruz ki bu alanda ortaya konulacak çözüm iradesi, bu uzlaşı mantığı Türkiye'nin önündeki birçok sorunun çözümünde de örnek olarak alınabilir, bir yöntem olarak uygulanabilir.

Değerli milletvekilleri, bizler, bir kız çocuk olarak, bir kız kardeş olarak, bir anne olarak, bir eş olarak ne yazık ki toplumun ikincisi olarak, toplumda ikincil olarak görülüyoruz. Toplumsal eşitsizliğin bu düzeyde olduğu bir süreci yaşarken ne yazık ki toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda ya da cinsiyetçi politikalardan vazgeçilmesi noktasında önümüze bir yol haritası koyabilmiş değiliz. Bugün ülkemizin ihtiyacı olan böyle bir yol haritasıdır. Eğer biz, hak verebiliyorsak, eğer bugün altına imza koymuş olduğumuz ulusal üstü sözleşmeler noktasında bile bazı ilerlemeleri kabul edebiliyorsak bunun gereği olan bir yol haritasını da hep beraber açığa çıkarabilmeliyiz. Bugün toplumdaki şiddetin kaynağını öngörüp, o şiddetin aile içerisine, o şiddetin kamusal alanda kendisini ifade eden kadına nasıl yansıdığını da ortak tartışmak durumundayız.

Ülkemizin içinde bulunduğu süreçte yaşadığı temel sorunların başında gelen Kürt sorunu ve bundan kaynaklı ortaya çıkan maddi ve manevi kayıplara baktığımızda ve bunun tablosunu açığa çıkardığımızda ve yine bir yıl içerisinde öldürülen kadın sayısı, katledilen kadın sayısının oranına baktığımızda neredeyse eşit olduğunu görüyoruz. Kürt sorunu konusunda ortaya konan irade ki bugüne kadar çözüme hizmet etmemiştir ama kadın sorunu konusunda böyle bir iradenin bile yokluğunu görüyoruz çünkü sorunu yok sayan bir anlayışla karşı karşıyayız.

 Kadınlar katlediliyorlar, bu bir gerçek; bunu görmek ve her ay katledilen -neredeyse her güne 1 kadın düşüyor- bu kadınlar için sorumluluk hissetmek gerekiyor. Bu noktada hepimizin elini taşın altına koyması gerekiyor.

Biz BDP’li kadınlar olarak, yıllardır yürütmüş olduğumuz kadın özgürlük mücadelesinde belli bir mesafe katedebildiğimize inanıyoruz ama ne yazık ki bugün içinde bulunduğumuz toplumda henüz bu ilerlemenin yaşanmadığı gerçeğiyle de karşı karşıyayız.

Bu yıl 8 Mart etkinliklerine 1 Martta start verdik; Nusaybin’deydik, Hakkâri’deydik ve bugün son çalışmalarımızı ortaya koyuyoruz. Şırnak ve Hakkâri’de yine alanlarda olan bir kadın gerçeği var.

Biz, 8 Martta kadının hâlâ özgürlük ve eşitlik mücadelesinin devam ediyor olmasından dolayı, sokakta, işte, fabrikada, evde ortaya koymuş olduğu emeğinin görünür olması için sesimizi yükseltmeye çalışıyoruz. Ve bizim, henüz, cinsel kimliğimizden dolayı maruz kalmış olduğumuz şiddetin önüne geçen bir toplumsal şiddet sorunumuz var. Kürt sorunu eksenli, henüz hayata geçirilememiş çözüm politikaları ve çözümsüzlükte ısrar, ne yazık ki bölgede kadının yaşamına direkt olarak tesir ediyor. Bunun da görülebilir olması gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLA AKAT ATA (Devamla) – Ben, tekrar, 8 Mart dolayısıyla bugün alanlarda olan tüm kadınları saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ata.

Ankara Milletvekili Sayın Emine Ülker Tarhan, buyurun efendim.

 

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

 

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkanım, öncelikle, Kadınlar Günü’nde dahi erkek egemen bir anlayışı ortaya koyarak bir kadın grup başkan vekiline söz verilmemesini başlangıçta kınadığımı belirtmeliyim.

Bugün Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Oğullarından kopartılıp Silivri zindanına atılan kadın gazetecilere, babalarından kopartılmış tutuklu milletvekillerinin kızlarına ve eşlerine, köhne bodrum katlarında, atölyelerde köle misali çalıştırılan emekçi genç kızlarımıza, evlere kapatılmaya çalışılan -4+4+4’le- küçük kızlarımıza, ölürken dahi eşinin elini tutmaktan mahrum bırakılan tutuklu bir gazetecinin eşine, yaşamının son günleri baskın ve gözaltılarla darmadağın edilen memleket sevdalısı Türkan Saylan’a, ekmek götürmek için çıktığı evine bir daha dönemeyen, kapalı bir aracın içinde selde boğularak ölen 8 emekçi kadına, şehit annelerine selam olsun diyorum ve hepsinin önünde saygıyla eğiliyorum. Ölenlere rahmet diliyorum, sağ kalanların ise 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tarhan.

Şimdi, sisteme giren bazı arkadaşlarımız var, sırasıyla onlara birer dakika söz vereceğim.

Sayın Metiner…

 

3.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

 

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün Dünya Kadınlar Günü. Ben de tüm kadınlarımızın bu gününü kutluyorum. Kadına ilişkin bakış açımızı her birimizin bugün dolayısıyla yeniden gözden geçirmesi gerektiğine inanıyorum.

Eşitlik ve özgürlük bahsinde söz söyleyenlerin özellikle kadına yönelik ayrımcı anlayış ve pratiklere de karşı çıkmaları gerekir. Aksi takdirde, eşitlik ve özgürlük söylemleri sadece retorikten ibaret kalır.

Eğer bir ülkede bir kısım kadınlar farklı yaşam tarzlarından veya giyim kuşamlarından dolayı eğitim haklarından yoksun bırakılıyorsa, dahası ve en fenası, kamusal alanlardan sürülüyorlarsa orada ne eşitlikten söz etmek ne de özgürlükten söz etmek mümkündür.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – On yılık iktidar boşuna geçmiş yani.

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Bakınız, Türkiye'nin Parlamentosunda bile bir kısım kadınlarımız yasaklı konumunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi âdeta onlar için memnu bir alan çünkü o kadınlarımızın hâlâ seçilme hakları bile yok. Bırakınız kadın-erkek eşitliğini, kadın-kadın eşitliğini bile henüz sağlamış değiliz. Ama üzülerek görüyorum ki bazı kadınlarımıza yönelik bu utanç verici ayrımcı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Türkmenoğlu…

 

4.- Konya Milletvekili Ayşe Türkmenoğlu’nun, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

 

AYŞE TÜRKMENOĞLU (Konya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Ben de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Tüm dünyadaki kadınların ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.

Özellikle kadınlarımızla ilgili yasal düzenlemelerden kısaca bahsetmek istiyorum, 2002 yılından bu yana yapılanlar. En sondan başlayacak olursak, dünden itibaren biliyorsunuz kadına karşı şiddetle ilgili yasa görüşmeleri Mecliste devam ediyor. Burada, şiddete uğrayan kadınlarımızın kendilerini daha güçlü hissedebileceği, ayakları üzerinde durabileceği bir ortam yaratılmaya gayret ediliyor. Her ne kadar yasalar çok iyi şekilde yapılsa da önemli olan uygulama diyoruz. Buna bizler de katılıyoruz çünkü uygulamanın içinden gelen bir insanım ben de. İnşallah, uygulayıcıları da bu anlamda eğiteceğiz. Bu konuda bir problem kalmasın istiyoruz biz.

Yine ben inanıyorum ki ülkede terörü ve şiddeti bitirecek olanlar da kadınlarımız, annelerimizdir. Anne şefkati ve anne sevgisinin üstesinden gelemeyeceği sorun yoktur diye düşünüyorum. Burada Sayın Başbakanımızın da yaptığı çağrıyı bizler de tekrarlamak istiyoruz: “Şiddete ve teröre hepimiz dur demeliyiz.”

Çalışma hayatında “eşit işe eşit ücret” esası getirilmişti biliyorsunuz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tuncel…

 

5.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

 

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben öncelikle 8 Martı yaratanlara ve bunun için emek ödeyen, bedel ödeyen tüm dünya kadınlarına buradan selamlarımızı, sevgilerimizi iletiyor ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü bir kez daha kutluyorum.

8 Martlar sadece kadınların hatırlandığı bir gün olmamalı. 8 Mart aynı zamanda direnişin adıdır, isyanın adıdır çünkü 8 Martta insanlar eşitsizliğe, sömürüye karşı mücadele etmişlerdir ve bunun için yıllarca mücadele eden kadınlar bu günü yaratmışlardır. Ben bir kez daha Clara Zetkin, Rosa Luxemburg olmak üzere tüm dünyada 8 Martı yaratan tüm devrimci kadınlara selam iletiyorum ve bugün sokakta onun ardılları olan ve mücadele eden, eşitlik ve özgürlük talebini yükselten kadınların da direnişlerini selamlıyor, önlerinde saygıyla eğiliyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Kaplan…

 

6.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bugün 8 Mart. Tutuklu milletvekillerimiz, belediye başkanları, seçilmiş siyasetçiler, akademisyenler, bilim insanları, gazeteciler, avukatlar alanlara çıkarak “…” (*) diyen, “kadın, yaşam, özgürlük” diyen, bu belgeyi haykıranların hepsini saygıyla selamlıyorum, kutluyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Susam…

 

7.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

 

 

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, bugün Dünya Kadınlar Günü’nü ben de kutluyor ve tüm kadınlarımızın özgür bir dünyada, bu özgür dünyada şiddetten, baskıdan arınmış bir şekilde yaşadığı bir toplumu özlemle bekliyorum.

İki kız çocuğu ve bir eş sahibi bir insan olarak şunu söylemek istiyorum: Ülkemizde her gün öldürülen bir kadın haberini duymak, bir baba için, bir erkek için, bir insan için çok üzüntü verici bir şeydir. Bu konuda, giderek artan bu şiddetin önlenmesi konusunda bu Parlamentonun daha etkin görevler yapmasını, sadece anlamlı kutlamaların ötesinde, pratik yaşamda da kadına yönelik şiddetin sona erdirilmesi konusunda bir daha bu işlerin olmayacağı yasal düzenlemeleri görmek istiyor, tüm kadınlarımızı saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Susam.

Sayın Öztürk…

 

8.- Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin açıklaması

 

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyor, şiddetten uzak, barış içinde, kadınımızın dünyada hak ettiği saygıyı alacağı bir dünya dileklerimle tüm kadınlarımızın Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 21 milletvekilinin, kamuda çalışan taşeron işçilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/185)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kamuda çalışan taşeron işçilerin sorunlarının tartışılması, bu istihdam şeklinin en azından bir bölümünün Anayasamız başta olmak üzere yürüklükteki mevzuatımıza uygun olmamasından dolayı kamuda yol açtığı ve ileride yol açabilecek bir takım sorunların önlenebilmesi ile Araştırma Komisyonu kurulduğu takdirde tespit edilecek hususların Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 98 inci maddesinin 3 üncü fıkrası ile İçtüzüğün 104 üncü maddelerine istinaden "Meclis araştırması" açılmasını arz ve teklif ederiz.

Gerekçe

Kamudaki çeşitli hizmetlerde taşeron şirketler kanalıyla istihdam edilen personel sayısının 300 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir. Taşeron şirketler kanalıyla personel istihdamı 657 sayılı Yasa'da tanımlanmış istihdam şekillerinden değildir. Günümüzde kamunun memurlar vasıtasıyla yapılması zorunlu olmayan bir kısım hizmetlerinin ki bunların başında temizlik hizmetleri yer almaktadır, dışarıdan hizmet satın alınması yoluyla karşılanması makul karşılanabilir.

Ancak taşeron şirketler aracılığıyla kamuda istihdam edilen personelin amaçlarının dışında kullanıldığı ve her geçen gün bu sayının arttığı bilinen bir vakıadır. Bugün hangi kamu kurumuna gitseniz Anayasa ve Yasalarla memurlar eliyle yapılması hükme bağlanan bir kısım hizmetlerde taşeron personelin istihdam edildiğini görmek mümkündür.

Bu personelin yürürlükteki mevzuatımıza göre istihdamı mümkün olmadığı gibi, herhangi bir sorumlulukları, imza yetkileri bulunmamaktadır. Bu personelin mağduriyetine de sebebiyet verilmemesi açısından en azından kamu kurumlarında idari hizmetlerde yararlanılan personelin sözleşmeli personel statüsüne geçirilmesi düşünülebilir.

Öte yandan taşeron şirketlerde yıllarca çalışan İşçilerin sendikal haklarının bulunmadığı, kıdem tazminatlarının girdi-çıktı yöntemiyle zayi edildiği bilinmektedir. Bu uygulama Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sosyal bir hukuk devleti olduğuna dair Anayasa Hükmüne açıkça aykırılık teşkil etmektedir.

Ayrıca ihale yöntemiyle yapılan bu tür hizmet alımlarında da çeşitli sıkıntılar yaşanmaktadır. İhaleye giren şirketler, ihaleyi kazanabilmek için en uygun teklifi sunmak amacıyla fiyatları kırmaktadır. Bunun sonucu olarak da ihaleyi kazandıklarında ya çalıştırdıkları personelin haklarından kesintiye gitmekte, bir kısım yöntemlerle kanuna karşı hile yöntemlerine başvurmakta veya yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmekten İmtina etmekte, daha doğrusu yerine getirememektedirler. Son olarak da bir kısım şirketler aldıkları ihaleden zarar ettikleri için işi bırakmak zorunda kalmaktadırlar. Bu durumda ülke ekonomisi zarara uğramakta, hizmetlerin aksaması sonucu doğmaktadır.

Hükümet bu taşeron istihdamın mahzurlarını ayıklamak bir yana, kamu görevlileri ihaleyi alan şirkete çeşitli fiili yöntemlere müdahale ederek şirkete çalıştıracağı personeli seçme hakkı tanımamakta, çalışacak personeli bizatihi tespit etmektedir. Bu uygulama başta milletvekillerimiz olmak üzere tüm kamuoyunun malumu olup eşitlik, tarafsızlık ve hakkaniyet ilkelerine aykırılık teşkil etmektedir.

Gerekçemizde belirttiğimiz hususlar muvacehesinde teklifimizin kabul edilmesini arz ve teklif ederiz.

1) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

2) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

3) Mesut Dedeoğlu                                                   (Kahramanmaraş)

4) Mehmet Erdoğan                                                  (Muğla)

5) Enver Erdem                                                        (Elazığ)

6) Alim Işık                                                              (Kütahya)

7) Ali Öz                                                                  (Mersin)

8) Seyfettin Yılmaz                                                   (Adana)

9) Yusuf Halaçoğlu                                                   (Kayseri)

10) Zühal Topcu                                                       (Ankara)

11) Emin Çınar                                                         (Kastamonu)

12) Sümer Oral                                                         (Manisa)

13) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

14) Bülent Belen                                                      (Tekirdağ)

15) Emin Haluk Ayhan                                              (Denizli)

16) Oktay Öztürk                                                       (Erzurum)

17) Erkan Akçay                                                       (Manisa)

18) Atila Kaya                                                          (İstanbul)

19) Celal Adan                                                         (İstanbul)

20) Necati Özensoy                                                  (Bursa)

21) D. Ali Torlak                                                       (İstanbul)

22) Ahmet Duran Bulut                                              (Balıkesir)

 

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 22 milletvekilinin, Türk toplumunun yapısını tehdit eden sosyal olayların nedenlerinin ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/186)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Milli ve manevi değerlerine önem vermekle, aile bağları güçlü olmakla bilinen Türk toplumu, bu hassasiyetlerine rağmen son yıllarda âdeta cinnet geçirmektedir. Hemen her gün meydana gelen aile içi şiddetler, çiftlerin boşanması, katliamlar, intiharlar özellikle son aylarda artış göstermektedir. Türk toplumunun yapısını tehdit eden, bu sosyal olayların nedenlerinin araştırılması ve çözüm yollarının bulunması amacıyla Anayasanın 98. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğün 104. ve 105 maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

Gerekçe

Üç kıtaya egemen olmuş, ilimde, sanatta önderlik etmiş, güçlü aile yapısına gıpta ile bıkılmış, kültürel zenginliği ile çevresini etkilemiş, adaleti ile özlem duyulmuş Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasçısı Türkiye Cumhuriyeti, sadece Anadolu'daki 72 milyonluk nüfusun huzur ve refahı, bekası için değil, bugün de hala dünyanın yakın ve uzak birçok bölgesinde pek çok mazlum halkların umudu olmaya devam etmektedir.

İçinde bulunduğumuz süreçte tespit odur ki; meydana gelen kişisel cinnetler, sosyal boyut kazanmıştır. Hemen her gün bir ilimizde, ilçemizde, hatta köyümüzde cinayetler, aile içi katliamlar, boşanmalar, intiharlar görülmektedir. Geçtiğimiz yıl Mardin'de bir düğün evinin basılarak 30'a yakın insanın katledilip onlarca insanın yaralanması hadisesi uzun yıllar belleklerden silinecek gibi değildir. Adana'da eski bir astsubayın kendi ailesinden 8 kişiyi katletmesi, yine bir annenin iki çocuğu ile birlikte evinde katledilmesi, Adana'nın Karataş  ilçesinde biri polis memuru olmak üzere 8 kişiyi silahla vurup 4'ünü öldüren 5'ini de yaralayan vatandaşın saçtığı dehşet, Ankara'da bir polis memurunun eşini, çocuğunu, eşinin anne ve  babasını öldürüp intihar etmesi hala hafızalardadır.

İstanbul'da Gazi mahallesinde 4 çocuğu ile birlikte toplam 5 kişiyi öldüren babanın cinneti unutulmuş değildir. Aydın'da içinde bulunduğumuz nisan ayında eski eşini, kayınpederini ve kayınvalidesini sokak ortasında öldüren adamın cinneti, Çanakkale'de bir emekli yarbayın eşini ve iki çocuğunu öldürüp intihar etmesi, İzmir'de bir kahvecinin ailesinden 3 kişiyi öldürmesi, toplum belleğinde iz bırakan travmalardan sadece bir kaçıdır.

Son günlerde dershane borcu yüzünden annesinin cezaevine konulmasını hazmedemeyerek canına kıyan 18 yaşındaki gencin hazin öyküsü toplum belleğine kazınmış durumdadır. Toplum olarak son yıllarda güvensiz, sevgisiz ve hoşgörüsüz yaşantısıyla ciddi bir travma geçirdiğimiz bir gerçektir.

Özetle, araştırma talebine konu olan sosyal olaylarda "Görülebilenler" aslında basın  vasıtasıyla kamuoyuna yansıyanlar kadardır. Bu şekliyle bile artık "sıradanlaşan" sosyal olayların boyutunun çok daha fazla olduğunu tahmin etmek güç olmasa gerektir. Toplum yapımızı bozan sadece, sonucu cinayetle biten olaylar değildir elbette. Aile içi şiddetlerin, boşanmaların, geçici ayrılmaların sebep olduğu ailelerin parçalanması, çocukların sokağa, bakıma muhtaç anne-babanın kaderine terk edilmesi, bu yapıyı tehdit eden diğer etkenler arasında sayılabilir. Ayrıca, hırsızlık, kapkaç, dolandırıcılık, yankesicilik gibi mala karşı işlenen ve giderek artan suçlar da, var olan sorunun diğer boyutları olarak görülebilir.

Her halükarda, anıları ve arzu edilmeyen olayların; ekonomik sorunlar, ekonomi  alanında yaşanan krizlerin toplum üzerindeki temel etkisi işsizlik, gelirin azalması, yaşam standartlarının değişmesi, sosyoekonomik düzeyin düşmesi ve yoksulluğun artışı ile katı gelenek ve görenekler, yanlış dini inanışlar, eğitim ve kültürel yetersizlikler, hoşgörüsüzlük,  tahammülsüzlük, yanlış iletişim tercihleri, Türk Milleti'nin hasletlerinden olan sevgi-saygı bağlarının azalması, ahlaki bozulma, kültürel yozlaşma, dini emir ve öğretilerin unutulması gibi nedenlerle yakın ilişki içinde olduğu anlaşılmaktadır.

Netice olarak;

Türk toplumunun yapısını tehdit eden, bu sosyal olayların nedenlerinin araştırılması ve tespit edilmesi ile birlikte çözüm yolarının bulunması amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ederiz.

 

1) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

2) Mesut Dedeoğlu                                                   (Kahramanmaraş)

3) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

4) Hasan Hüseyin Türkoğlu                                       (Osmaniye)

5) Mehmet Erdoğan                                                  (Muğla)

6) Enver Erdem                                                        (Elazığ)

7) Alim Işık                                                              (Kütahya)

8) Ali Öz                                                                  (Mersin)

9) Seyfettin Yılmaz                                                   (Adana)

10) Yusuf Halaçoğlu                                                 (Kayseri)

11) Zühal Topcu                                                       (Ankara)

12) Sümer Oral                                                         (Manisa)

13) Bülent Belen                                                      (Tekirdağ)

14) Emin Çınar                                                         (Kastamonu)

15) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

16) Ahmet Duran Bulut                                              (Balıkesir)

17) Necati Özensoy                                                  (Bursa)

18) Erkan Akçay                                                       (Manisa)

19) Durmuş Ali Torlak                                               (İstanbul)

20) Emin Haluk Ayhan                                              (Denizli)

21) Oktay Öztürk                                                       (Erzurum)

22) Celal Adan                                                         (İstanbul)

23) Atila Kaya                                                          (İstanbul)

 

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 20 milletvekilinin, Türkiye'nin su kaynaklarının kullanımı ve korunması konusunun ve su yönetimi politikasının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/187)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

• Türkiye'nin su kaynaklarının kullanımı ve korunması için alınması gereken tedbirlerin tespit edilmesi,

• Bugüne kadar alınmış tedbirlerin ve su yönetimi politikalarının gözden geçirilmesi,

• Büyükşehirlerin su ihtiyacının güvenli ve sağlıklı bir şekilde karşılanması için alınması gerekli tedbirlerin belirlenmesi,

amacıyla Anayasanın 98 inci İç Tüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

Gerekçe:

Türkiye, son kırk yılda yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının %50'sini kaybetmiştir. Bir yandan ülke nüfusu artarken diğer taraftan da bireylerin su kullanım miktarı artmaktadır. Nüfusun 80 milyona ulaştığında Türkiye'de kişi başına kullanılabilir su miktarı yılda 1100 m3 olacaktır. Bu su miktarı ile ülkemiz su fakiri bir ülke durumuna düşürecektir.

Türkiye'de suyun %72'si tarımda, %18'i evlerde ve %10'u da sanayide kullanılmaktadır. Yapılan hesaplara göre tarım, sanayi ve günlük yaşam alanlarındaki kullanım miktarı 2030'lu yıllarda bu günün %260 fazlası olacağı öngörülmektedir.

Türkiye'nin su rezervlerini hızla tüketen temel faktör olarak küresel ısınma ve kuraklık gösterilse de esas sebep olarak su kaynaklarımızın yanlış bir şekilde kullanılması ve yönetilmiş olmasıdır.

Su kaynaklarımızın kullanımı ve korunmasından birinci derecede sorumlu olan kurum ve kuruluşlarımızın yöneticileri, bugün ulaşılan sonucu şu sebeplere bağlayarak izah etmeye çalışıyorlar:

• Şehir içme suyu şebekelerinde yüzde 50-yüzde 70'lik kaçaklar bulunmaktadır,

• Tarım ve sanayi kesiminde yeraltı suyu kullanımının çok yaygın ve bilinçsiz olduğu, bu sebeple yeraltı su kaynaklarının hızla azalmakta olduğu,

•     DSİ'nin sulama modelinin ve takip edilen politikaların yanlış olduğu,

•Kurumsal düzenlemelerin yetersizliği,

• Başta Ankara olmak üzere büyük kentlerimizde içme suyu konusunda ileriye dönük projelerin yeterince ve zamanında geliştirilemediği için ciddi sıkıntıların olacağı,

Bunun yanında bu hususların çeşitli araştırma ve çalışmalara konu olduğu, çeşitli tedbirler önerildiği de bilinmekte, bunlar basınımızda yer almaktadır.

Bu tespit ve açıklamalara rağmen bu konularda genelgeler ve beyanatlar yayınlanması dışında etkin tedbirler alındığına ilişkin somut adımlara rastlanmamıştır.

Yerel yönetimlerin bu konularda yönlendirildiğine ve ortak yatırım projeleri geliştirildiğine dair bir emare de mevcut değildir.

Türkiye'nin Başkenti Ankara'da ileriye dönük "Ankara Su Temini Projesi" uygulanmamış, aksine kısıtlı su kaynaklarının hızla tükenmesine yol açan uygulamalar içinde olunmuştur. Bunun sonucunda su kaynağı tükenen Ankara için Kızılırmak nehrinden su getirilmesi uygulamasına başlanmış, ancak bu suyun sağlıklı olup olmadığı, sudaki sülfat oranı ve Sivas, Kayseri, Nevşehir ve Kırşehir'deki kentsel ve endüstriyel atıkların Kızılırmak suyuna arıtılmadan verildiği basında yoğun tartışmaların konusu haline gelmiştir. Büyükşehir Belediye Başkanı bu iddiaları doğrular mahiyette Kızılırmak suyunu mevcut suyla paçal edilerek Ankara'ya verileceğini söylemiştir. Öte yandan özellikle Ankara'ya su temini konusunda merkezî yönetim ve yerel yönetim arasında tartışmalar ve anlaşmazlıklar derin bir koordinasyonsuzluğu ortaya koymuştur.

Diğer yandan, su kaynaklarının yönetimi açısından ülkemizde sorun bulunmadığı, sorunun sadece kuraklıktan kaynaklandığı konusunda da kamuoyunda yanlış bir kanaat oluşturulmaktadır. Ülkemizin bir yılda ortalama su akış ve yenilenebilir su miktarları, kişi başına düşen kullanılabilir su potansiyeli gibi çeşitli kaynaklarda farklı rakamlar telaffuz edilmektedir. Bununla birlikte ortak nokta ülkemizin su varlığı bakımından zengin olmayan ülkeler arasında olduğudur. Bu husus, başlı başına su kaynaklarımızın korunması ve kullanımı konusunda etkin tedbirler alınması üzerinde hassasiyetle durulması gereğini ortaya çıkarmaktadır.

Nitekim konunun önemine binaen yüce Meclisimizde de iklim ısınmasının neden olduğu sorunlar ile su kaynaklarımızın kullanımı ve korunmasıyla ilgili konuları da kapsayan iki araştırma komisyonu kurulmuştur. Ancak komisyon raporları TBMM Genel Kurulunda görüşülememiştir.

Söz konusu Meclis araştırma komisyonlarında yer alan öneriler dâhil su kaynaklarının kullanımı ve korunması için alınması gereken tedbirleri tespit etmek ve bugüne kadar alınmış tedbirleri ve Türkiye'nin su yönetimi politikalarını gözden geçirmek, büyükşehirlerin su ihtiyacının karşılanması için alınması gerekli tedbirler ile Ankara'da yaşanan su sorunu ve kesintilerinin sebeplerini, sorumlularını ve çözüm önerilerini araştırmak amacıyla Anayasanın 98 inci, İç Tüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasının faydalı olacağı kanaatindeyiz.

1) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

2) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

3) Mehmet Erdoğan                                                  (Muğla)

4) Enver Erdem                                                        (Elâzığ)

5) Alim Işık                                                              (Kütahya)

6) Ali Öz                                                                  (Mersin)

7) Zühal Topcu                                                         (Ankara)

8) Seyfettin Yılmaz                                                   (Adana)

9) Emin Çınar                                                           (Kastamonu)

10) Yusuf Halaçoğlu                                                 (Kayseri)

11) Sümer Oral                                                         (Manisa)

12) Mustafa Kalaycı                                                  (Konya)

13) Mehmet Günal                                                    (Antalya)

14) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

15) D. Ali Torlak                                                       (İstanbul)

16) Oktay Öztürk                                                       (Erzurum)

17) Emin Haluk Ayhan                                              (Denizli)

18) Mesut Dedeoğlu                                                  (Kahramanmaraş)

19) Celal Adan                                                         (İstanbul)

20) Erkan Akçay                                                       (Manisa)

21) Atila Kaya                                                          (İstanbul)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Meclis araştırması açılmasına dair önergeler bilgilerinize sunulmuştur. Önergeler gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

 

B) Tezkereler

1.- TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır’ın, Danimarka’nın AB Dönem Başkanlığı çerçevesinde 11-12 Mart 2012 tarihlerinde Kopenhag’da düzenlenecek olan Dışişleri Komisyonları Başkanları Konferansı’na (COFACC) katılması hususuna ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/800)

 

7 Mart 2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır’ın, Danimarka’nın AB Dönem Başkanlığı çerçevesinde, 11-12 Mart 2012 tarihlerinde Kopenhag’da düzenlenecek olan Dışişleri Komisyonları Başkanları Konferansı’na (COFACC) katılması öngörülmektedir.

Söz konusu konferansa katılım sağlanması, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 Sayılı Kanun’un 9. maddesi uyarınca Genel Kurul’un tasviplerine sunulur.

                              

                                            Cemil Çiçek

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

BAŞKAN – Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Kadını Şiddetten Koruma Kanunu Teklifi, Antalya Milletvekili Gürkut Acar'ın; Türk Medeni Kanunu ile Ailenin Korunmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu ve 4320 Sayılı Ailenin Korunması Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın; Türk Medeni Kanunu ve Ailenin Korunmasına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Ailenin Korunmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

 

2.- Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Kadını Şiddetten Koruma Kanunu Teklifi, Antalya Milletvekili Gürkut Acar'ın; Türk Medeni Kanunu ile Ailenin Korunmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu ve 4320 Sayılı Ailenin Korunması Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın; Türk Medeni Kanunu ve Ailenin Korunmasına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Ailenin Korunmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/572, 2/38, 2/51, 2/145, 2/328, 2/383) (S. Sayısı: 181)(x)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının birinci bölümünün 11’nci maddesi kabul edilmişti.

Şimdi, bu bölümde yer alan diğer maddeleri, varsa önerge işlemlerini yaptıktan sonra oylarınıza sunacağım.

Madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı”nın 12 nci maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 Sermin Balık                                     Ahmet Aydın                                    Mustafa Elitaş

                       Elâzığ                                            Adıyaman                                           Kayseri

          Mehmet Doğan Kubat                            A. Sibel Gönül                                   Nurdan Şanlı

                     İstanbul                                            Kocaeli                                              Ankara

                                                                   Zeynep Karahan Uslu

                                                                             Şanlıurfa

“(1) Bu Kanun hükümlerine göre verilen tedbir kararlarının uygulanmasında hakim kararı ile teknik araç ve yöntemler kullanılabilir. Ancak, bu suretle, kişilerin ses ve görüntüleri dinlenemez, izlenemez ve kayda alınamaz.”

TBMM Başkanlığına

181 sıra sayılı kanun tasarısının 12. maddesinde “takibi” ibaresinden sonra gelmek üzere “hayati tehlikenin önlenmesi bakımından gerekli olması halinde hâkim kararıyla” bendinin eklenmesini ve 2. bendine “esaslar” ibaresinden sonra gelmek üzere “kadın örgütlerinin görüş ve önerileri dikkat alınarak” bendinin eklenmesini teklif ederiz.

                    Ayla Akat                                  Sırrı Süreyya Önder                               Levent Tüzel

                      Batman                                            İstanbul                                            İstanbul

                 Hasip Kaplan                                  Sebahat Tuncel                                     Altan Tan

                       Şırnak                                             İstanbul                                          Diyarbakır

                                            Erol Dora                                       Ertuğrul Kürkcü

                                              Mardin                                                Mersin

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 181 sıra sayılı Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun tasarısının 12. maddesinin birinci fıkrasına “tedbir kararlarının takibi,” ibaresinden sonra “gerekli olması halinde hakim kararıyla” ibaresinin eklenmesini ve 2. fıkrasındaki “yönetmelikle” ibaresinin “tüzükle” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Ayşe Nedret Akova                               Hülya Güven                                   Aylin Nazlıaka

                     Balıkesir                                              İzmir                                                Ankara

                    Sakine Öz                                       Sena Kaleli                               Dilek Akagün Yılmaz

                      Manisa                                               Bursa                                                Uşak

                                                                          Sedef Küçük

                                                                              İstanbul

BAŞKAN – Son okunan önergeye Sayın Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bursa Milletvekili Sayın Sena Kaleli.

Buyurun Sayın Kaleli. (CHP sıralarından alkışlar)

SENA KALELİ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmaya başlamadan önce, bir ses telim felç olduğu için ses kalitemden ötürü özür diliyorum ama ses engeli bizi susturamıyor.

Evet, insan 1’ken 2 olamayacağı için ailenin korunmasıyla kadına karşı şiddeti bir arada söylemeye dilim varmıyor. Bu nedenle, görüşmekte olduğumuz 181 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 12’nci maddesiyle ilgili vermiş olduğumuz önergemiz üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Sözlerime başlarken, bundan yirmi iki yıl önce, dün, 7 Mart 1990’da uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybeden basınımızın mihenk taşlarından Çetin Emeç ve şoförü Sinan Ercan’ı rahmetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, 1857 yılında New Yorklu 40 bin dokuma işçisi emekçi kadının daha insanca bir yaşam isteyerek, eşitsizliğe ve ayrımcılığa karşı sürdürdüğü grev ve mücadeleyle başlayan süreçte 8 Mart tüm dünya kadınlarının kutladığı uluslararası bir güne dönmüştür. 8 Mart 1857’nin üzerinden yüz elli beş yıl geçmesine rağmen, dünyada ve ülkemizde kadınla ilgili sorunlar geçmişten bugüne azalacağına, artarak büyük bir toplumsal sorun hâline dönüşmüştür. Bugün itibarıyla ülkemizde kadınlar, ikincilleştirilmeye, ikincileştirilmeye, sendikasız, sigortasız, esnek çalışma ile ucuz iş gücü olarak sömürülmekte, yüzlerce kadın düşüncelerinden dolayı cezaevlerinde tutulmaya devam edilmektedir. Bu gerçekler ışığında 8 Mart, ülkemizde daha büyük bir anlam kazanmaktadır.

Sayın milletvekilleri, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü hâlen kırka yakın ülkede resmî tatil ilan edilerek kutlanmaktadır. Toplumun yarısını oluşturan kadınlar olarak ülkemizde de 8 Martın resmî tatil günü ilan edilmesini talep ediyoruz. Bu konuda verilmiş olan kanun tekliflerinin komisyonda sıra beklediğini hatırlatarak dünya ve ülkemiz kadınlarının siyasal, ekonomik ve sosyal alanlarda daha iyi yaşam standartlarına kavuşturulmalarının ancak ve ancak laik ve demokratik sistemde mümkün olabileceğini vurguluyor, bütün kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü içtenlikle kutluyor, şiddetten ve baskıdan uzak, her alanda eşit ve özgür bir Türkiye diliyorum.

Sayın milletvekilleri, “Teknik yöntemlerle takip” başlığını taşıyan tasarının 12’nci maddesinin mutlaka hâkim kararıyla olması yönündeki önergemizin kabul edilmesi, AKP iktidarlarının eseri olan, herkesin dinlenme ve izlenme paranoyasına kapılması gerçeğiyle yerinde ve doğru olmuştur ancak 12’nci maddenin birinci fıkrasında “tedbir kararlarının takibi” ibaresinden önce “gerekli olması hâlinde” ibaresinin eklenmesi bu konudaki keyfîliğin önüne geçilmesi açısından önemlidir.

Öte yandan, konumuz teknik yöntemlerle takip olduğu için burada bir sorunu da sizlerle paylaşmak istiyorum. Hafta başında Bursa’da cezaevi ve sığınma evlerini ziyaret ettim. Suça dair cinsiyetçi yaklaşım biçimi, cezaevlerinde de en fazla kadınları etkilemektedir. Cezaevlerindeki kadınların büyük bölümü, iç ve dış baskılar, iftira, taciz, istismar, tecavüz, dayak, erken ve kendinden büyük erkeklerle evliliğe zorlama ve şiddetten kurtulma güdüsüyle suç işlemektedirler. Öğretim düzeyinin ve ekonomik bağımsızlık oranlarının düşüklüğü kadının suç işlemesinde önemli etkendir.

Sürem dolduğu için bunu iletmek istiyorum. Sığınma evinde kalan ya da izlerini kaybettirme çabası içinde olan kadınlar, e-okul takip sistemiyle eşlerinin ve yakınlarının kendilerini bulup tehdit, taciz ve baskı uyguladıklarını dile getirmektedir. E-okul sistemine girişle ilgili bazı sınırlamalar veya tedbir kapsamına alınmış ailelerin çocuklarının kayıtlarının sistemden çıkarılması bu sorunu çözüme kavuşturacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle, tasarının önergeler doğrultusunda değiştirilerek etkin ve etkili bir yapıya kavuşturulmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaleli.

Sayın Kaleli ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

 

TBMM Başkanlığına

181 sıra sayılı kanun tasarısının 12. maddesinde “takibi” ibaresinden sonra gelmek üzere “hayati tehlikenin önlenmesi bakımından gerekli olması halinde hâkim kararıyla” bendinin eklenmesini ve 2. bendine “esaslar” ibaresinden sonra gelmek üzere “kadın örgütlerinin görüş ve önerileri dikkate alınarak” bendinin eklenmesini teklif ederiz.

                                                          Ayla Akat (Batman) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Tuncel, buyurun efendim.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ve bir kez daha, tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlayarak başlıyorum.

Tabii, bugün aslında kadınlar açısından çok da mutlu bir gün değil çünkü biz 8 Martta ne yazık ki kadına yönelik şiddeti konuşuyoruz. Belki bir umut olsun diye, bundan sonra “kadın” ve “şiddet” yan yana kullanılmasın, kadınlar bunun bir kader olmadığı ve eşit ve özgür yaşam için şiddetin ortadan kalkması gerektiği üzerinden burada bu kanun teklifini görüşüyoruz. Umuyorum ki bu kanun teklifi, bütün eksikliklerine rağmen, aslında kadınların yaşamını kolaylaştıracak, kadına yönelik şiddeti önleyecek bir noktada olabilir. Ancak görünen o ki -iki gündür aslında bunu konuşuyoruz- sadece şiddetin yani sonucun ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmalar ne yazık ki bizim işimizi kolaylaştırmıyor. Zihniyeti değiştirmediğimiz sürece buradan bir çıkış elde edemiyoruz. Bunu bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Diğer bir konu: Demokrasi, kadın mücadelesi açısından da önemli bir konu sayın milletvekilleri. Eğer düşünce ve ifade özgürlüğü yoksa burada en çok da kadınlar bunun zararını görüyor ve bizim ülkemizde ne yazık ki düşünce ve ifade özgürlüğü yok.

İki gündür burada kadın mücadelesini konuşuyoruz ve kadınlar kadın özgürlüğü için, demokrasi için, eşitlik için sokakta mücadele ediyorlar. Ama gelin görün ki hâlâ işte, polis şiddetiyle, devlet şiddetiyle karşı karşıya kalıyorlar. Bugün İstanbul’da, işte, kadınlar eylem yapmak isterken şiddetle gözaltına alındılar; Adana’da, yine, Mersin’de Kadınlar Günü’nü kutlama konusunda güvenlik güçleriyle karşı karşıya kalıyorlar; bu bir yaklaşım. Yine, iki gündür yapılan operasyonlarda onlarca kadın gözaltına alındı. Bugün Diyarbakır’da da yine siyasi operasyonlar devam ediyor. Dolayısıyla, hani siyasi atmosferin böyle olduğu bir yerde, düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığı bir yerde kadınlar açısından da durum ne yazık ki kolay olmuyor. Bunun, bir defa, değişmesi gerekiyor yani Türkiye’de bunun değişmesi gerekiyor. Kadınlar sadece kadın sorunlarıyla ilgilenmiyor, bütün Türkiye'nin gündemiyle ilgileniyor. Bu da bizim temel sorunlarımız.

Sayın milletvekilleri, “Emekçi kadın ekmeğini kazanmalıdır ancak güllere de ihtiyaç duyar.” sözleriyle bilinen sendika lideri Rose Schneiderman, Triangle fabrikasında çıkan yangın sonrasında yaptığı konuşmada şunları söylemiş yıllarca önce: “Buraya sırf güzel sözler etmeye gelseydim, bu zavallı, yanmış bedenlere ihanet etmiş olurdum. Siz güzel insanlar, yanınıza daha önce de gelmiş ve sizi yoksulluk içerisinde bulmuştuk.” diyor. 

Yine konuşmasında: “Kadınlar bu şehirde ilk kez diri diri yakılmıyorlar. Her hafta işçi kız kardeşlerimden birinin zamansız ölüm haberini alıyorum. Her yıl binlercemiz sakat kalıyor. Hayatlarımız öylesine ucuz ve mülkiyet öylesine kutsal ki tek bir iş için öylesine çoğuz ki, 146’mızın birden yanarak can vermesi pek az önem taşıyor. İşçiler dayanılmaz koşulları  protesto etmek için bildikleri tek yolla seslerini her duyurmaya çalıştığında yasanın güçlü yumruğunun bizi ağır bir şekilde bastırmasına izin veriliyor. Resmî görevlilerin tek bildiği uyarı yapmak. Son derece barışçıl olmamız gerektiği konusundaki uyarılar ve tüm uyarıların arkasında iş yeri desteği var. Yaşamı dayanılmaz kılan koşullara karşı ayağa kalktığımızda yasanın gücü, yumruğu bizi püskürtüyor.” diyor.

Aslında bugün de hâlâ koşullar aynı. Hâlâ aslında kadınlar “eşitlik ve özgürlük” dediğinde, “demokrasi” dediğinde, “şiddete hayır” dediğinde, çoğu zaman işte erkek şiddetine maruz kaldığında yasalar onu koruyor ve kadınlar bunun karşısında daha çaresiz.

Biz işte bunun kader olmadığını değiştirmeye çalışıyoruz ama bunu bir bütünlüklü bakış açısıyla değiştirmek önemli. Şiddeti yaşamımızdan defetmeye, bir daha şiddetle karşı karşıya kalmamaya ve bu ülkede bir tek kadın, bir tek çocuk şiddet mağduru olmasın diye mücadele etmeye çalışıyoruz -değişiklik önergemiz açısından da- çünkü şiddet bazen öyle bir noktaya geliyor ki hayatımız tehlikeye giriyor ve çoğu zaman erkekler binlerce yıllık erkek egemen sisteme göre bunu yorumluyor ve sonunda öldürülüyoruz. Günde 5 kadının öldürülmesinin nedeni bu. O açıdan yapılacak düzenlemelerde mutlaka kadın örgütlerinin bu işe dâhil olması gerekiyor. Mahkeme süreçlerinden tutalım, daha sonraki uygulama süreçlerinde bu olmadığı takdirde geleneksel erkek yaklaşımını, geleneksel erkek egemen siyaseti ne yazık ki yasalarda düzenlemeler yapılsa da  hayatımızı değiştirmiyor diyorum.

Bir kez daha hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkürler Sayın Tuncel.

Sayın Tuncel ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı"nın 12 nci maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"(1) Bu Kanun hükümlerine göre verilen tedbir kararlarının uygulanmasında hakim kararı ile teknik araç ve yöntemler kullanılabilir. Ancak, bu suretle, kişilerin ses ve görüntüleri dinlenemez, izlenemez ve kayda alınamaz."

Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) -  Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Teknik araç ve yöntemler, hakkında önleyici tedbir kararı uygulanan kişinin belirli yerlere gitmemek, belirli kişilere yaklaşmamak yönündeki yükümlülüğe uygun davranıp davranmadığını takip etmeye hizmet etmektedir. Ancak, bu araç ve yöntemlerin kullanılması suretiyle, hakkında tedbir kararı uygulanan kişinin konuşmaları dinlenmemeli, görüntüleri izlenmemeli ve bu konuşma ve görüntüler kayda alınmamalıdır. Çünkü koruyucu veya önleyici tedbir bağlamında bu yöntemlere başvurulması, kişi hak ve özgürlüklerine, özel hayatına ve haberleşmesinin gizliliğine önemli bir müdahale mahiyeti taşımaktadır.

Teknik araç ve yöntemlerin kullanılması, ses ve görüntü kaydı olmaksızın, kişinin gün içinde bulunduğu yeri tespit edebilmeye ve elektronik ortamda izlemeye imkan vermekle sınırlı tutulmalıdır.

Ayrıca, önerilen değişikliğe göre; hakkında tedbir kararı verilen kişi ile ilgili olarak belirlenen yükümlülüğün gereklerine uygun davranıp davranmadığının tespiti zımnında teknik araç ve yöntemler ancak hakim kararına dayalı olarak kullanılabilecektir.

Belirtilen mülahazalarla işbu değişiklik önergesi verilmiştir.

BAŞKAN – Sayın Elitaş ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

12’nci maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum: 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 181 sıra sayılı Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun tasarısının 13. maddesinin 2. fıkrasının son cümlesi olan "Ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez" ibaresinin kaldırılmasını

1- Fıkrasının “ve aykırılığın ağırlığına göre” ibaresinden sonra “hakim” ibaresinin kaldırılarak “aile mahkemesi hakimi” ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ederiz.

 

Ayşe Nedret Akova        Hülya Güven          Dilek Akagün Yılmaz

     Balıkesir                      İzmir                           Uşak

 

    Sakine Öz                Aylin Nazlıaka               Sena Kaleli

      Manisa                       Ankara                         Bursa

 

  Sedef Küçük

     İstanbul

 

TBMM Başkanlığına

181 sıra sayılı kanun tasarısının 13 maddesinin birinci bendinin sonuna gelmek üzere “Zorlama hapsi kararı için talep, tedbir kararı verilen veya tedbir kararına aykırılığın gerçekleştiği ya da şiddet mağdurunun bulunduğu yer aile mahkemesine yapılabilir." İbaresinin eklenmesini,

2 inci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini,  teklif ediyoruz.

“Tedbir kararının gereklerine aykırılık aynı zamanda bir suç oluşturuyorsa, bu suçla ilgili olarak gerekli kanuni işlemlere gecikmeksizin başlanır.”

Ayla Akat                            Sırrı Süreyya Önder        Levent Tüzel

   Batman                        İstanbul                     İstanbul

 

Erol Dora                        Altan Tan           Sebahat Tuncel

  Mardin                         Diyarbakır                  İstanbul

 

 Hasip Kaplan            Ertuğrul Kürkcü

     Şırnak                           Mersin

BAŞKAN – Komisyon son önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) -  Katılmıyoruz Sayın Başkan. 

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kürkcü.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bu değişiklikleri öneriyoruz çünkü eğer bu maddelere şu hükümler eklenmezse “Zorlama hapsi kararı için talep, tedbir kararı verilen veya tedbir kararına aykırılığın gerçekleştiği ya da şiddet mağdurunun bulunduğu yer aile mahkemesine yapılabilir.” ibaresi eğer eklenmezse o zaman şu problemle karşı karşıyayız: Genellikle yasanın tek yaptırım gücü olan zorlama hapsinin hangi mahkemeden, nasıl isteneceği konusunun havada kalması ve yasanın tümünün caydırıcılığının riske atılması mümkündür. Kadın mücadelesi yürüten örgütler bu konuda çok ısrarlıdırlar. Bunu Meclisimizin de göz önüne alması ve suç kovuşturmasının havada kalmaması ve kadının korunması maksadıyla çıkartılan bu yasanın maksadına uygun olarak işletilmesi bu Meclisin yaptığı yasamayla sağlanmalıdır.

İkincisi “Tedbir kararının gereklerine aykırılık aynı zamanda bir suç oluşturuyorsa, bu suçla ilgili olarak gerekli kanuni işlemlere gecikmeksizin başlanır.” hükmünün eklenmesi de bugüne kadar görüldüğü gibi, genellikle yargıçların resen işlem yapmadıkları, ayrıca “Suçlara ilişkin saklı tutulan hükümler” başlıklı 6’ncı maddede yazıldığı gibi, tecavüz ve cinsel saldırılar dâhil en ağır suçlarda bile âdeta ağaç dikmek, kitap okumak gibi cezaların verilebileceğine ilişkin hukuk sisteminde ve kamuoyunda algı ve yaptırım karışıklığı yaratılacaktır düşüncesindedirler kadın örgütleri. Biz de bu endişeye katılıyoruz ve bunların giderilmesi için yasa hükmüne açık bir biçimde bunların eklenmesini istiyoruz.

Şimdi, tabii, yasaların sadece bu hükümlerle donatılması tek başına çok bir sonuç yaratmayabilir. Burada kadınlar kadar erkeklerin de duyarlılığının geliştirilmesi son derece önemli.

Size, kurucularından olmakla övündüğüm Bianet İnternet haber portalının her ay yaptığı kadın cinayetlerine, kadına karşı şiddete dair bir çetele var, onun şubat sonuçlarını okumak istiyorum: Şubatta 14 ilde 24 kadın öldürüldü, 5 ilde 10 kadına tecavüz edildi, 16 kadın taciz edildi, 17 çocuk cinsel veya fiziksel istismara uğradı ve 20 ilde toplam 72 kadına yönelik şiddet olayı meydana geldi. Çok ağır sonuçlar bunlar.

Size bir bilmece gibi sormak isterim: Sizce bu vakalar en çok nerede gerçekleştirilmiştir? Tahminen şöyle diyeceksiniz: “Türkiye’nin en gerice bölgelerinde.” Yanılıyorsunuz arkadaşlar. Bu 72 vakadan 26’sı Ege’de, 19’u Marmara’da, 15’i İç Anadolu’da, 8’i Akdeniz’de, 2’si Karadeniz’de, 1’i Güneydoğu Anadolu ve 1’i de Doğu Anadolu Bölgesi’nde gerçekleşti. Bu bölgelerimizde yani en az şiddetin gerçekleştiği bölgelerimizde en yüksek kadın duyarlılığının ve erkeklerde kadına karşı şiddetten kaçınma algısının güçlenmiş olmasının bu kentlerimizde güçlü, özerk kadın hareketlerinin varlığıyla bir ilgisi olduğuna dair dikkatinizi çekmek isterim. Buralarda işçi sendikaları yaptıkları sözleşmelerde kadına karşı şiddet uygulayan erkeklerin maaşlarının, maaşlarına yapılan zamların onlardan alınarak kadınlara verilmesi konusunda son derece güçlü yaptırımlar uyguladılar. Güçlü bir kadın hareketi, kadın örgütlenmesinin olduğu yerde, gördüğünüz gibi feodalizmin en yaygın olduğu ön yargısıyla baktığımız bu yerlerde kadına karşı şiddetin en düşük olduğu açık, ortada.

Bunların kadınların şikâyetlerine bağlı olarak görünmediği söylenebilir ancak cinayetlerin gizlenmesi mümkün olmadığına göre, en çok cinayetin bu bölgelerde değil, Türkiye'nin en gelişmiş, en modern, en laik, en, en, en bölgelerinde gerçekleşmiş olmasını dikkatlerinize sunarım. Demek ki batıda yaşamak, modern koşullarda yaşamak pirüpak olmayı gerektirmiyor, kadın duyarlılığının geliştirilmesi için Meclisin daha çok çaba göstermesine, erkeklerin de kadınların hakları bakımından kendilerine getirilecek zorlamaları gönüllü olarak kabul etmesine ihtiyaç var.

Çok teşekkür ederim. Bu önerimizi onaylamanızı bekliyorum erkek milletin. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kürkcü.

Sayın Kürkcü ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 181 sıra sayılı Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun tasarısının 13. maddesinin 2. fıkrasının son cümlesi olan "Ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez" ibaresinin kaldırılmasını

1- Fıkrasının "ve aykırılığın ağırlığına göre" ibaresinden sonra "hakim" ibaresinin kaldırılarak “aile mahkemesi hakimi" ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ederiz.

Ayşe Nedret Akova (Balıkesir) ve arkadaşları.

BAŞKAN – Komisyon?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Akova, gerekçe veya konuşma…

AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Sayın Türmen…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Rıza Türmen konuşacak.

BAŞKAN – Rıza Bey, imzanız yok, bir imza atmanızı rica edeceğim önergeye.

Buyurun Sayın Türmen.

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Dünya Kadınlar Günü. Bütün kadınlara bugünün kutlu olmasını dilerim fakat Türkiye’deki kadınlar bakımından fazla kutlanacak bir şey yok, üzüntüyle bunu gözlemliyoruz. Günde en az 1 kadının öldürüldüğü, çoğunlukla 1’den fazla kadının öldürüldüğü bir ülkede, kadınlar bakımından ancak endişe duyulacak bir durum var, kutlanılacak bir durumdan ziyade.

Önümüze gelen kanun tasarısı tabii ki olumlu bir adımdır fakat bilmemiz gerekir ki kadına karşı şiddetin önlenmesi, sadece yasalarla mümkün olmayacaktır. Burada çok daha derin, çok daha önemli, bir kadına bakış, toplumda kadına bakış meselesi vardır.

Kadına karşı şiddetin kaynağı gerçekte kadının özgürlüğüyle çok yakından ilintilidir, kadın üzerindeki erkek egemenliğiyle çok yakından bağlantılıdır ancak bu ortadan kaldırıldığı takdirde kadının üzerindeki şiddet de azaltılabilecektir.

O nedenle, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim eşitlik anlayışımız, egemenlik ilişkilerinin sona erdirilmesi şeklindedir. Bütün egemenlik ilişkilerinin ister bir dinsel grubun başka bir dinsel grup üzerinde ister bir etnik grubun başka bir etnik grup üzerinde ister erkeğin kadın üzerindeki egemenlik ilişkilerinin sona erdirilmesi şeklinde anlıyoruz eşitliği. Ancak böyle bir eşitliktir ki özgürlüğe yol açacaktır, kadının özgürlüğüne yol açacaktır.

Kadının özgürleşmesi meselesi aslında kadının özne olması, kadının kendi hayat hikâyesini yazabilen bağımsız bir özne olabilmesi meselesidir. Oysa, kadın bizde ataerkil bir aileden, onun baskısından kurtulup kocasının baskı alanına geçtiğinden bu özgürleşme mümkün olmamaktadır. Kadın her zaman bir özel yaşamın, sınırları erkek tarafından çizilen bir özel yaşamın parçası olmaktadır. Bu özel yaşamın sınırları içinde yaşamaya mahkûm edilmektedir. Kadının özgürleşmesi ekonomik özgürleşme olduğu kadar kadının kendi gövdesi üzerinde tasarruf etme özgürlüğüdür. Bu özgürlükler sağlanamadığı sürece kadın bu özel yaşamın sınırları içinde kalmaya mahkûmdur. Zaten kadına karşı şiddet işte buradan kaynaklanmaktadır. Erkeğin egemenliğinde yaşayan, erkeğin özel yaşamına ait olan kadın bağımsız bir karar verirse -boşanmak gibi- erkek iradesine karşı kendi iradesini koyarsa erkek kendi özel yaşamındaki bu bağımsız iradeye tahammül edememektedir. İşte, cinayetlerin temel nedeni de bundan çıkmaktadır.

“Ailenin korunması” başlığını taşımaktadır kanun. Ailenin korunması ile kadının şiddetten korunması aynı şey değildir, farklı şeylerdir hatta bazen çelişkili şeyler olabilir. Çünkü birçok durumda görüyoruz ki -Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye'nin mahkûm edildiği kararda da bu vardı- kadın şiddet dolayısıyla şikâyete gittiği zaman ilgili makamlar “Bu aile işidir, ailenin iç işlerine biz karışmayalım.” gibi bir tutum sergilemektedirler. Bu tutum yüzünden kadın, işte, şikâyeti dikkate alınmamakta, koruma verilmemekte, sonunda da öldürülmektedir. Onun için ailenin korunması aslında kadının korunması anlamına gelmemektedir. Tam tersine, belki de, yani ilgili makamların ailenin işlerine karışabilmesi gerekir ki kadının korunması mümkün olabilsin.

Bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararında bir şey daha görüyoruz. Kadına karşı şiddet ayrımcılıkla birlikte ele alınmaktadır. Kadına karşı şiddetin temelinde kadına karşı ayrımcılık yatmaktadır. O nedenle kanun teklifinin başında “Ailenin korunması” olması kadına karşı şiddetin ortadan kaldırılmasına yardımcı olmayacaktır.

Bizim teklifimiz aile mahkemesi hâkiminin kanun teklifine, 13’üncü maddeye girmesi yönündedir ve “Zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez.” ibaresinin kaldırılmasını öngörmekteyiz. Niçin altı ayla sınırlı olsun, bunun izahı güçtür. Biz bunun kaldırılmasını ve hâkimin bu işte uzman aile mahkemesi olmasını dilemekteyiz.

Bir de tabii ki, şiddet sadece kadına karşı değil, her türlü cinsel eğilime karşı da şiddet gösterilmektedir, yasanın kapsamında diğer cinsel eğilimler nedeniyle, bundan kaynaklanan şiddetin önlenmesini dilerdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RIZA TÜRMEN (Devamla) - Bunun olmadığını büyük bir üzüntüyle görüyoruz. Bu yasada bu da büyük bir eksikliktir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Türmen, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Rıza Türmen ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 13’üncü madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm, geçici madde 1 dâhil 14 ile 25’inci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sebahat Tuncel, İstanbul Milletvekili.

Sayın Tuncel, buyurun.

Süreniz on dakika.

BDP GRUBU ADINA SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Tüm arkadaşları saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’de kadınların mücadelesi çok uzun geçmişi olan bir mücadeledir. Aile içi şiddet kavramının hiç kullanılmadığı 80’li yıllar sadece bu kavramı bile dilimize oturtmak ve kabul ettirmek için uzun bir mücadele sürecine denk gelmektedir. Türkiye'de kadınlar verdikleri mücadeleler sonucunda kadına yönelik şiddet ve özellikle aile içi şiddetle mücadele konusunda büyük kazanımlar elde etmişlerdir.

Sayın milletvekilleri, uzun bir süre aslında özel alan konusunda feminist politika yürütenler özel alanın politik olduğu, dolayısıyla, özel alanda kadına yönelik şiddetin mutlaka görünür olması gerektiği, aksi takdirde kadına yönelik şiddeti engelleyemeyeceğimiz konusunda yıllarca mücadele etti. Çoğu zaman, iki gündür tartıştığımız, aslında aile kavramı içerisinde bunlar kaybolup gitti. Çünkü geleneksel aile yapısı içerisinde, kadınlar, birçok kez bu aile yapısı dağılmasın diye, çocukları zarar görmesin diye ya da işte, dışarıda dedikodu olur, söz olur, dolayısıyla bana zarar gelir diye çoğu zaman yaşadıklarını anlatma konusunda büyük çekingenlikler yarattı. En çok, artık hayati tehlike olduğunda ya da bu konuda baş edemez noktaya geldiğinde bu başvurular oluyor. Bu, ciddi bir durum diye düşünüyoruz. O açıdan kadınların verdiği yıllardır “Bu özel alan politiktir. Dolayısıyla özel alandaki kadın şiddeti görünür olmalıdır.” mücadelesi çok önemli bir mücadeleydi ve şu an Türkiye’de en azından özel alanı tartışabiliyoruz.

Yine bu Kanun Tasarısı’na kadın örgütlerinin, 237 kadın örgütünün büyük bir çabasıyla, bu Kanun Tasarısı’na da ev içi şiddet girdi. Bu, önemli bir kazanım, kadın örgütleri açısından önemli bir kazanım.

Tabii, bu aile içi şiddet meselesinin, korunması meselesinde sığınma evleri ya da sığınaklar önemli bir konu sayın milletvekilleri. Çünkü kadınlar şiddete maruz kaldığında, hayati tehlikesi olduğunda başvuracakları alanlar genelde devlet kurumları oluyor ve çoğu zaman orada evine geri gönderiliyor ve bu kadınlar katlediliyor. Dolayısıyla kadınların yaşamını idame ettirecek bir yaklaşımın olması önemli. Özellikle ikinci bölümde daha çok bu alana ilişkin bazı düzenlemeler var. Ancak burada bazı muğlâk durumlar var. Örneğin, işte, kreş açılması ya da kadınların geçici olarak konaklandırılması meselesinde bütçe meselesi problemli; aslında, Türkiye’de biz bütçe görüşmeleri sırasında hep dile getiriyoruz. Barış ve Demokrasi Partisi olarak hep bunu ifade ettik. Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe mutlaka olmalıdır. Kadınlara bütçe ayrılmalıdır. Çünkü kadınlara yönelik şiddet konusunda bunu çok net görüyoruz.

Yine diyelim ki, bu Kanun Tasarısı’nda, sonunda bir şey var; 362 kadro görevlendiriliyor. Bu, çok ciddi bir sorun. Yani bu kadar, günde 5 kadının öldürüldüğü, her gün kadınların şiddete maruz kaldığı bir alanda bu kadar, sadece 362 kişiyle bu işi yürütmek başlı başına problemli bir nokta.

İkincisi; diyelim ki, buraya ne kadar bütçe ayrıldığı, gerçekten bu kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda, sığınakların yerine getirilmesi konusunda nasıl bir bütçe ayrıldığı meselesi problemli. Bildiğiniz gibi, aslında, nüfusu 50 bini geçen yerlerde, belediyelerde kadın sığınaklarının açılması zorunluluğu var ama bugüne kadar açılan sığınak sayısına baktığınızda çok yetersiz. Yani, yasada bunun olmuş olması çoğu zaman uyguladığı anlamına gelmiyor. Bu, problemli bir nokta diye düşünüyorum.

Sayın milletvekilleri, bu konuda kadın örgütlerinin altını çizmek istediği bazı başlıkları sizlerle paylaşmak istiyorum:

Genel olarak kadınlara yönelik harcamalar için, özel olarak da şiddetin önlenmesi ve şiddete uğrayan kadınlara destek programlarının hayata geçirilmesi için kamu ve yerel yönetim bütçelerinde ödenek ayrılmalı. Bu bütçeler, toplumsal cinsiyet eşitliğinin farkında olan bir bakış açısıyla hazırlanmalıdır çünkü çoğu zaman, harcanan bütçenin de nereye harcandığı, hazırlanan bütçenin de nasıl harcandığı, nereye harcandığı önemli bir konu.

Yine, yerel yönetimler, öncelikle bağımsız kadın kuruluşlarının açacakları bağımsız sığınakları, onların iç işleyişine müdahale etmeden, mekân ve finansman olarak desteklemek durumundadır çünkü kadın bakış açısına sahip olmayan bir bireyin kadın sığınaklarında görevli olması orada başka sorunlara neden oluyor.

Yine, yerel yönetimler ve bağımsız kadın örgütlerince açılacak, işletilecek sığınaklarda aşağıdaki evrensel ilkeler gözetilmelidir:

Sığınakların adresleri gizlidir, törenle açılmazlar ve başvuran kadınlar hakkında bilgiler gizli tutulur.

Kadınlar arasında yaş, cinsel tercih, sınıf, sakat olma, din, mezhep, dil, meslek, medeni hâl, milliyet, renk, siyasi görüş ve benzeri duruma göre ayrım gözetmezler.

Sığınaklarda hiçbir kadına veya çocuğa baskı ve şiddet uygulanmaz.

Sığınaklarda çalışmalar yalnızca kadın bakış açısına sahip kadınlar tarafından veya toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi almış kişiler tarafından yürütülür.

Sığınaklar kadınları ve çocukları birlikte kabul eder.

Sığınaklar kadınların ve çocukların güvenliğini sağlamak zorundadır.

Kadınların şiddeti yaşıyor olmaları esastır ve kadınların söyledikleri geçerlidir. Yani, kadın beyanı esastır konusunda kadın örgütleri çok mücadele etti. Bu, kısmen uygulanıyor ama hâlâ ciddi bir sorun. Kadınların şiddeti yaşıyor olmaları esastır. Bu dikkate alınmalı.

Sığınak ortamı, kadını şiddetten kurtarmanın yol ve yöntemlerini kendisinin bulabilmesi için teşvik edici olmalıdır.

Kadınlara, şiddetsiz bir hayat kurabilmek için ihtiyaç duyduğu tıbbi, psikolojik, hukuki danışmanlık, meslek kursları ve iş bulma olanakları ile çocuk bakım desteği sağlamalıdır.

Sığınakta, kadının öz güvenini yeniden kazanmasını sağlayacak bir yaşam ortamı yaratılmak durumundadır. Çünkü genelde şöyle bir şey oluyor: Kadınlar sığınaklara gittiğinde zavallı, yazık, aslında korumaya muhtaç, özgür bir birey olma durumunda değil, daha çok öz güvenini kaybeden, toplumda kendisini ifade etmeyen bir nokta üzerine geliştiriliyor; bu, psikolojik olarak da kadınların yaşamını devam ettirmelerini engelleyen bir konu, buna mutlaka itiraz etmek gerekiyor.

Kadın sığınaklarının adresinin gizliliği hem de kadınlara sığınak dışındaki gerekli destekleri vermek için sığınakların mutlaka kadın danışma merkezleri ile birlikte açılması gereklidir.

Kanun tasarısında geçen barınma evleriyle sığınaklar tamamen farklı şeylerdir. “Barınma evi” gibi kavramlar kadına yönelik şiddeti toplumsal bir sorun olmaktan çıkarıp kadını esirgenmesi, korunması gereken bir nesne; kadına yönelik şiddeti ise kadının kendi sorunu hâline getirmekte ve kadını değişmeden aynı durumda ve aile içindeki geleneksel rolü içinde kalmaya zorlamaktadır. Oysa, sığınaklar, sadece kadınların can güvenliğini sağlayacak ya da erkek şiddetinden uzaklaştırıp biraz olsun nefes almalarını kolaylaştıracak mekânlar değil, aynı zamanda diğer kadınlar ve çocuklarıyla şiddetsiz bir ilişki kurabilecekleri ve giderek şiddetsiz bir hayatın mümkün olduğunu keşfedecekleri mekânlardır. Bu nedenle, yukarıdaki ifadeler yerine “sığınak” kullanma, “barınma” yerine “sığınak” kullanılması kadın örgütleri tarafından önerilmektedir.

Değerli milletvekilleri, töre ve namus adına işlenen cinayetlere Türkiye’de çoğu kez rastlıyoruz. Özellikle bu iki kavram kadın cinayetlerini, kadın ölümlerini masumlaştıran, aslında erkekleri bir şekilde kurtarmaya yönelik bir yaklaşımdır, mutlaka bundan vazgeçilmesi gerekiyor. Namus, kadınların bedenleri ve cinsellikleri üzerindeki güçlü, yaygın, örgütlü ve içselleştirilmiş bir ataerkil tahakküm mekanizmasıdır. Namus, kadınların yaşadığı insan hakları ihlallerini dile getirmelerini engeller, erkeklerin iktidar ve statülerini pekiştirmesini sağlar ve bu yolla kadınların bedenini metalaştırır.

Yasanın uygulanabilmesi için madde önerilerimizde de belirttiğimiz üzere emniyet güçleri, hekimler, hâkimler, savcılar ve avukatlar arasında meslek içi eğitimler düzenlenmelidir.

Kadınlar haklarını öğrenirken ana dilde bilgilendirilmeli, ana dilin kullanılması eğitim politikasında da desteklenmelidir. Şiddet mağduru ya da bu mağdur olabilecek kadınlara ulaşıldığında bildiği tek dil Kürtçe ise ya da Lazca ise ya da Ermenice ise o zaman bu dilden mutlaka kadınlara ulaşmak gerekiyor. Bu noktada en eksik olan bölüm bu, çünkü biz “Ana dilde eğitim meselesi.” dediğimizde sadece politik bir talep olarak ele alıyoruz. Oysa birçok kadın, özellikle Kürt kadınları kendi dertlerini, meramlarını bile anlatamayacak bir noktada, çünkü başka bir dil bilmiyor, Türkçe bilmiyor. Mutlaka kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda ana dil meselesi önemli. Özellikle bölgeye Kürtçe bilen görevlilerin gönderilmesi, psikolog, sosyolog, hukukçuların gönderilmesi önemlidir. Aksi takdirde, biz bu sorunları çözemiyoruz. Zaten kadınların birçoğu güven sorunu da yaşıyor, yani kendi dilini konuşamadığı, kullanamadığı kişiler açısından da bunlar ciddi bir problem.

Sayın milletvekilleri, tabii bugün bu yasa geçecek. Bu yasanın geçişi bizim açımızdan da önemli, yani biz muhalefet ediyoruz bazı durumlara ama mutlaka geçmesi konusunda da mücadelemizi yürüteceğiz. Ama bir kez daha belirtmek istiyorum, bu yasanın uygulanabilmesinin bazı koşulları var, ek tedbirler alınması gerekiyor. Örneğin bütçe nereden karşılanacak, bu konuda zihniyet değişimi nasıl gelişecek? Yani Sosyal Politikalar Bakanlığının bütçesini biliyoruz, bu bütçeyle bunu önlemek çok mümkün değil. Dolayısıyla, ek tedbirlerin alınması gerekiyor. Aksi takdirde “Olanaklar yok, koşullar yok.” denilerek aslında kadınlar yeniden evine gönderilecek diye düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tuncel.

Gruplar adına ikinci konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Sena Kaleli.

Buyurun Sayın Kaleli. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SENA KALELİ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 181 sıra sayılı Tasarı’nın ikinci bölümünün geneli üzerinde CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, bugün burada ülkemizin en büyük kanayan yaralarından biri olan kadına yönelik şiddete karşı çok önemli adımlar atmanın eşiğindeyiz. Kadına yönelik şiddetle ilgili rakamlar, sayılar hemen herkesin malumu. Burada bu sayıları tekrarlayarak zamanınızı almak istemiyorum. Rakamlar can sıkıcı ancak yaşadığımız çağda sayılar doğru okunursa, hem nicelik hem nitelik hem yaklaşanı hem uzaklaşanı bildirmekte ve yaşamımızı biçimlendirmekte, bizi yönetmektedir. Ülkemizde yaşananlar ve artan şiddet ne yazık ki bu saptamayı doğrulamaktadır.

İşte devletin şiddeti: Dolmabahçe’de rektörlerle toplantı yapan Başbakanı protesto eden hamile kızın başına gelenler! Nicelerini yaşadığımız bu görüntü ileri demokrasi mi, yoksa utanç anıtı mı olur?

Değerli milletvekilleri, şiddet, bir insan hakkı ihlali olmakla beraber, günümüzde artık, toplumsal bir sorun olarak geleceğimizi tehdit etmektedir. Bu bilinçle şiddet, tasarının gerekçesinde de belirtildiği gibi, özel alan sorunu olmaktan çıkmış ve şiddetle mücadele bütün dünyada devlet politikası olarak yürütülmeye başlanmıştır.

Görüşmekte olduğumuz tasarı da bu sürecin bir sonucudur. Bu bağlamda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin’e iyi niyetli ve samimi yaklaşımlarından dolayı teşekkür ediyorum ancak kadın örgütleriyle birlikte uzun tartışma, yazışma ve görüşmelere karşın, talepleri tam olarak karşılamayan taslağa bile üyesi olduğu Bakanlar Kurulunun sahip çıkamamasından dolayı da üzüntülerimi iletiyorum.

Sayın milletvekilleri, dünyada kadın hareketleri üç dalga üzerinde yükselmiştir; eşitlikle başlamış, bedensel farkındalıkla gelişmiş, hak, özgürlük ve toplumsal cinsiyet eşitliğiyle bugünlere gelinmiştir.

Kadın hareketlerinin ülkemizde yansıması özellikle 1980’ler sonrasına denk gelmektedir. Kadın hareketlerinin kurumsallaşarak kendi kimliğine sahip çıkması ve dünyaya koşut feminist belleğin oluşması, 1990’lardan sonra oluşmaya başlamıştır ancak Türkiye, hâlâ biyolojik farkı öne sürülerek kadın-erkek eşitliğine inanmayan, kadının bedeninin farkındalığına izin vermeyen, hak ve özgürlükleri kısıtlayan, şiddetin her geçen gün arttığı muhafazakâr bir ülke konumundadır. Bu bağlamda son on yıllık araştırmalara baktığımızda, ciddi bir zihnî gerileme içinde olduğumuz görülmektedir. Kadının ekonomik ve sosyal yaşamdan uzaklaştırılması, mazbutlaştırma ve muhafazakârlaştırma çabaları da şiddete zemin hazırlamaktadır.

Sayın milletvekilleri, Mahatma Gandi’ye göre kaderimizi düşüncemiz belirlemektedir. Yaşam biçimi, kullandığımız dilden davranışlarımıza ve alışkanlıklarımıza kadar tüm yatkınlıklarımız bizi kaderimize ulaştırmaktadır. Ülkemizde kadın, sadece doğuran, büyüten, evi çekip çeviren, yaranmak, onay görmek zorunda hisseden konumundan kurtarılamadıkça, bu geleneksel ezik hâlden, düşük benlikten çıkamadıkça kaderi de değişmeyecektir.

Hukukçu aktivist MacKinnon’a göre de toplumsal cinsiyet politik bir sistemdir. Bu bağlamda atacağımız adımlar, yasalaştıracağımız düzenlemeler sadece bugün için değil, gelecek açısından da büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, görüşmekte olduğumuz tasarının her bir maddesinin, madde içindeki her bir kelimesinin bütün insanları etkilemesinin yanı sıra, başta kadınlar olmak üzere yarının büyükleri olan çocuklarımız açısından yaşamsal önemde olduğu unutulmamalıdır. Bu görüşler çerçevesinde incelendiğinde, tasarıda kullanılan dil ve yapılan değişikliklerin âdeta MacKinnon’u doğruladığı görülmektedir.

Başbakanlığa gönderilen tasarının tamamında “birey” sözcüğü kullanılırken, önümüzdeki tasarıda bu sözcüğün “kişi” olarak değiştirildiği görülmektedir. Kişi, halk ağzında “eş, koca” anlamında kullanılmaktadır. Oysa birey “Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varlık.” olarak tanımlanmaktadır. Bu ayrım bile tasarının erkek egemen söylemle hazırlandığının en büyük işaretlerinden biridir. Sevgi dili kullanılmayan, sadece ayrımcı siyasi ideolojilerin peşinden giden anlayış, şiddetin çözümü olamaz.

Bu yargıyı destekleyen bir başka örnek ise tasarının “Kurumlararası koordinasyon ve eğitim” başlığı taşıyan 16’ncı maddesinin üçüncü fıkrasında, toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik bilgilendirilmenin çıkarılmasıdır.

Eğitime yönelik yayınların, STK’lar, barolar ve kadın örgütleriyle birlikte hazırlanması talebinin reddedilmesini ise anlamak mümkün değildir.

Kadınlara yönelik şiddetle ilgili mücadele açısından önemli bir kazanım olarak değerlendirilen şiddeti önleme ve izleme merkezlerinin kadrosu ilk tasarıda 5.557 iken tasarının son hâlinde 362’ye indirilmiştir. 362 kişiyle şiddete karşı etkin mücadele sağlanabileceğine inanıyor musunuz? Yoksa kadro tahsisi yapılmadığı için mi sayı bu kadar düşürülmüştür?

Öte yandan, kadın ve çocuğa yönelik şiddetin bir insan hakkı ihlali olduğunun açıkça belirtilmemiş olması, tasarının amacı konusunda soru işaretleri doğurmaktadır.

“Cinsel yönelim” ve “cinsel kimlik” ifadelerinin yer almaması, korunacak bireyler açısından cinsel eğilim farklılığı olanların bulunmaması, insanlık ve yaradılış adına büyük bir haksızlıktır.

Şiddetle ilgili yasal başvuru süreçlerinde, taraflar arasında ara buluculuk ve uzlaşma girişiminde bulunulmamasına yönelik düzenleme yapılmaması, tasarının yaptırım gücünü ve etkisini zayıflatmaktadır.

Şiddet olaylarında kadının değil, erkeğin teşhir edilmesine yönelik bir düzenlemenin olmaması da caydırıcılık açısından önemli bir eksikliktir.

Sayın milletvekilleri, bu konudaki iyi niyetli yaklaşımları, çalışmaları, saygı ve takdirle karşılamakla birlikte, tasarının şiddetle mücadele konusunda beklentileri karşılamadığını belirtmek zorundayım.

İlkelerden ödün verilerek “kadın-erkek eşitliği” ve “fiilî eşitlik” kavramlarından korkularak kadına yönelik şiddetle mücadele edilmesi mümkün değildir.

Yaşanan sorunlar ve gelinen nokta, sadece yasal eksikliklerden kaynaklanmamaktadır; bu konudaki bakış açısının değişimi ve zihinsel dönüşüm, olmazsa olmazdır.

Hiç kimsenin feminist olmasını beklememekle birlikte, herkesin hümanist olması, sorunun çözümü adına önemli bir adım olacaktır. Koruyucu olmanın yanı sıra hak ve özgürlük temelli anlayış egemen felsefe olmalıdır. Bedeninin unutturulduğu, kendi hükmünden çıkarıldığı, aile planlamasının rafa kalktığı, aile ve sosyal politikaların içinde birey olamamış, dolayısıyla eşit olamamış kadına nasıl fırsat eşitliği sağlanabilecektir? Oysa kadının toplum içinde yer alması, sosyalleşmesi erkeği de sosyalleştirecek, her yönden kontrollü hâle getirecektir. Bu noktada Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ruhunuzu ve özgürlüğünüzü baskılardan kurtarın.” sözü bizim yol göstericimiz olmalı, kadının ekonomik, sosyal, kültürel açıdan güçlendirilmesine yönelik politikalar geliştirilmelidir. Bunun için de yeni anayasada Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi madde 5’e koşut biçimde devlete, bir cinsiyetin üstünlüğü ya da aşağılığına ilişkin kültürel kalıpları değiştirme görevini vererek işe başlamalıyız.

Bu düşüncelerle, tasarının eleştiri ve öneriler doğrultusunda yasalaşmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaleli.

Gruplar adına üçüncü konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.

Sayın Şandır, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün Meclis Genel Kurulumuz gerçekten çok sakin bir gününü yaşıyor. Özel bir konu görüşüyoruz. Söz konusu kadın ve ne yazık ki, zannediyorum, mahcubiyetimizden bu sakinliğimiz. Kadına karşı saygısızlığımızın veya görevlerimizi yerine getiremeyişin hüznüyle, mahcubiyetiyle bugün sıralarımız kıpkırmızı. Sağlık olsun. Yine de 8 Mart Kadınlar Günü’nde böyle bir kanunu görüşmüş olmayı Meclisimiz adına övünülecek bir husus olarak değerlendirmek lazım.

Malumunuz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bizim bu kanunda, Sayın Bakan Hanımefendi’nin talebiyle, en az konuşmak ve önerge vermemek üzere bir kaydımız vardı, bir sözümüz vardı. Bunun gereğini yerine getiriyoruz çünkü bu konu bizim ortak meselemiz. Yetmez, ancak evet, daha iyi olsun, daha mükemmel olsun arzumuz var ama bu kanun bir adım, bir vefa, bir sorumluluk gereği bu Meclisten çıkarılmalı ve 8 Mart Kadınlar Günü dolayısıyla kadınlarımıza bir saygının gereği tamamlanması arzumuz vardı. Bu yönde Sayın Bakanın talebi vardı. Bizim de buna samimiyetle çok konuşmayarak, önerge vermeyerek bir an önce çıkmasını temin etmek noktasında bir kararımız vardı ama anlaşılıyor ki diğer siyasi parti gruplarının değerli milletvekillerinin kendi sebepleri, kendi takdirleriyle konu sürekli önergelerle uzatılıyor. Ümit ederim ki bugün çıkar.

Ben, buraya, ikinci bölümü bir fırsat bilerek, kadınlarımıza saygılar sunmak, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, camiası olarak, tüm kadınlarımıza saygılarımızı sunmak, onlara karşı olan mahcubiyetimizi milletin kürsüsünden ifade etmek için söz aldım.

Gerçekten, değerli milletvekilleri, kadın bizim en değerli varlığımız, anamız. Yani neslimizin, geleceğimizin kurucusu kadın. Eşimiz, hayatımızı paylaştığımız, sırrımızı paylaştığımız, hayat yoldaşımız kadın. Sevimli çocuklarımız kadın, kızlarımız. Dolayısıyla bunlara karşı şiddetin ulaştığı boyutun getirdiği bir telaşla bugün bir kanun görüşüyoruz. Daha önce de bu tür kanunlar çıkardık. Biliyorsunuz, 1998 yılında çıkarılan 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun da vardı. Başka kanunlar da var, çok detay bilmiyorum ama olduğunu biliyorum. Uluslararası sözleşmeler var, bu konuda sivil toplum kuruluşları var, onların toplantıları var, birçok eylemler var ama ne yazık ki -ne yazık ki üzülerek ifade ediyorum- kadına şiddet, aile içi şiddet her geçen gün daha fazla artıyor. Bu hepimizin sorumluluğu; bir yeri, Hükûmeti falan suçlamak değil, bir sonucu ifade etmek açısından söylüyorum. Türkiye'ye yakışmayan, Türk milletine yakışmayan, bu milletin medeniyet değerlerine yakışmayan, inanç değerlerine yakışmayan bir sonuç var ortada. Bu sonucu, böyle bir, siyasetin malzemesi, muhalefet siyasetinin iktidarı suçlama aracı olarak kullanmanın çok ötesinde bir sosyal yara olarak, geleceğimiz açısından bir endişenin ifadesi olarak söylemek istiyorum. Bugün, kadına şiddetle tezahür eden hadise toplumsal cinnet noktasında. Her geçen gün…

Tabii, bir şeyi daha ifade etmek istiyorum: Sayın Hükûmet burada, medyadan sorumlu, TRT’den sorumlu, basından sorumlu Sayın Bakan buradalar; bu kadına şiddet, bu toplumsal cinnet örneklerinin, haberlerinin televizyonlarda çarşaf çarşaf yayınlanmasına bir tedbir geliştirmemiz lazım. Bu, işi önlemek, bu konudaki toplumsal duyarlılığı uyandırmak değil, endişe ediyorum ki özendirmek gibi bir sonuç getiriyor.

Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, gerçekten çok sorunumuz olabilir ama geleceğimizin kurucusu kadınlarımızı bu şiddetten kurtaramadıkça, bu öz güvenine kavuşturup hayatı birlikte paylaştığı eşinden bu düzeyde bir şiddet görmekten kurtaramazsak, bizim, işte “büyük Türkiye” hayali görmemiz falan çok gerçekçi olmayacaktır.

Bugün gazetelerde yayınlanan, hepinizin gördüğünü bildiğim bir anket sonucu var. Ben inanıyorum ki, değerli milletvekilleri, bizi izleyen değerli vatandaşlarımız, bu anket sonucunu 2’yle çapmak lazım çünkü biz, acımızı paylaşmaktan, onu ifade etmekten, şikâyetlenmekten utanan bir kültüre sahibiz, kin beslemeyen bir toplumuz biz. Onun için, eşinden gördüğü şiddeti gazeteciye, bir başkasına konuşmaya utanır bizim kadınımız. Ama bütün buna rağmen, bugün gazetelere yansıyan ankette -8 Mart Kadınlar Günü dolayısıyla hazırlanan ve bugün yayınlanan ankette- çalışan kadınların yüzde 40,7’si, çalışmayanların ise yüzde 46,9’u eşinden fiziksel şiddet gördüklerini ifade etmişler. Ben inanıyorum ki bunu 2 katıyla çarpmak lazım ve bir eş olarak, meselenin muhatabı bir eş olarak tüm kadınlarımızdan, milletimizin huzurunda özür diliyorum çünkü bu, bir realite, bu, bizim realitemiz, bu, toplumun realitesi. Bu toplumu bu noktaya getiren hangi sebep varsa hep birlikte lanetlememiz ve gereken tedbiri almamız lazım, bunu kabul edemeyiz. Bunlar, bu kadınlar bizim çocuklarımızın anaları. Anası dövülen bir çocuğun hayata sarılması, Türkiye’yi lider ülke Türkiye yapabilmesi mümkün mü?

Değerli arkadaşlar, sayın Hükûmet çok sorununuz olabilir, övünmeye çok sebebiniz olabilir ama kadınlarla ilgili ulaşılan bu sonuca bir tedbir getirmek gibi, bu noktadan dolayı kalkıp burada bu toplumdan özür dilemek gibi bir büyüklüğü de göstermeniz gerekiyor. Gerçekten acı değerli arkadaşlar.

Tekrar ediyorum, tenkit için söylemiyorum, bir sonucu ifade ediyorum. Bu sonucu bütün yalınlığıyla, bütün acılığıyla, canımızı acıtacak şekilde burada ifade edemiyor, bunun tedbirlerini geliştirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, iktidarı ve muhalefetiyle, bir kararlılık içerisinde olamıyorsak, yanlış yapıyoruz demektir. Biz geleceği kurmak noktasında, geleceğin kurucusu olan kadınlarımızı, analarımızı böyle bir zillete mahkûm ederek, aslında kendi geleceğimizi, ülkemizin geleceğini uçuruma atıyoruz demektir.

Bu sebeple söylüyorum, değerli arkadaşlar, kadın, aile ve çocuk, üçü birbirinden ayrılmaz en değerli varlığımız. Şimdi, çocuğu hedefleyen, çocuğu programlamayı hedefleyen bir kanun görüşüyoruz yukarıda: 4+4+4. Sıradan bir kanun değil, bir neslin geleceğini planlıyoruz ama burada da maalesef, yine, birbirimizi anlamak için konuşmuyor, hatta kavga yapıyoruz. Kadına şiddetin konuşulduğu bir günde, çocuğun eğitimiyle ilgili bir kanunun görüşülmesinde, birbirimizi anlamaya çalışmadan, kavga yapıyorsak durup düşünmemiz lazım.

Değerli milletvekilleri, kendimizi kandırmayalım. Gelinen sonuç bir toplumsal cinnet hâlidir, gelinen sonuç itibarıyla sorumsuzluğun “top” yaptığı, zirve yaptığı bir noktadayız. Böyle bir günde hâlâ şiddeti bir araç olarak kullanıyorsa Türkiye Büyük Millet Meclisi, söylenecek çok fazla bir şey kalmamış demektir.

Üzüntülerimi ifade ediyorum. Bu kanunun çıkmasını her şeye rağmen doğru, gerekli, faydalı görüyor, destek vereceğimizi ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

Gruplar adına son konuşmacı Sayın İlknur Denizli, İzmir Milletvekili; AK PARTİ Grubu adına.

Buyurun Sayın Denizli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü yılın tüm günlerinde kadınların saygıyla ve sevgiyle yaşayacağı ve yaşatılacağı günlerin yakın olması dileğiyle kutluyorum. 8 Martı kutlamanın heyecanına biraz hüzün karışıyor bugün. Hüznümüzü artıran, kadınların şiddete maruz kalmaya devam ediyor olmaları.

“Kadınlar Sonbahar” şiirinde Attila İlhan diyor ya: “Kadınlar sonbahar yapraklarını dökmeye başlar/Titrek dudaklarında sarışın bir keder/Nabız kaybolur, kan susar, dolaşım yavaşlar.” İşte, tam da böyle kederdeyiz. Duyduğumuz her haber, gördüğümüz her fotoğraf içimizi acıtıyor, daralıyoruz. Birine bile tahammül edemeyecekken birkaçına birden şahit oluyoruz; birini içimize sindirememişken, sindiremeyecekken yeni bir şiddet haberi ile sarsılıyoruz ancak yaşananları soğukkanlılıkla değerlendirmek durumundayız, bize düşen budur. Yaşananların ne olduğunu, sebeplerini, ortaya çıkış biçimlerini, kısacası sorunu tüm yönleriyle ele alıp çıkış yollarını, önleme yollarını bulmalıyız.

Kadınların devletine, devletin her bir görevlisine, polisine güvenmesini sağlamak durumundayız. Bu ülkenin her şehrinde, kasabasında kadınların gündüz ve gece seyahat ederken ya da çalışırken emniyet içinde yaşamasını mümkün kılmalıyız. Onlar en zor anlarında devletin himayesine girebilmeliler.

Kısacası, kadınlara siper olmamız, kadınlara umut olmamız gerektiğinin farkındayız. Bu sorumluluk ne gerektiriyorsa hepsini ve daha fazlasını yapmak için çalışıyoruz. Çalışmalarımız her geçen gün artarak devam ediyor. Yaşadığımız hüzünlere son verme çabası içinde ileriye dönük umutları yeşertme hedefindeki Hükûmetimiz olanca gücüyle çalışıyor, çabalıyor. Sadece bugünü değil, geleceği düşünerek, kalıcı ve sağlıklı çözümlere ulaşmak için stratejik çalışmalar yürütülüyor.

Kadınların yüklendikleri sorumluluklar, yaptıkları ve yapacakları işler bir ülke için hayati önemdedir. Kadınlar destek olmazsa nelerden mahrum kalacağımızı saymaya kalksak çok uzun bir liste çıkar.

Bugün ne yazık ki şiddete konu olmasıyla gündeme gelen kadın, aslında kendi adına ve bütün toplum adına şiddetin ilacıdır. Kadına şiddetle yaklaşanlar, farkında olmasalar da kendi içlerinde taşıdıkları bir şiddetin girdabında yaşamaktadırlar. Onların dünyaya bakışları, eşyayı kullanışları, tabiattan yararlanmaları, hatta kendilerine bakışları şiddet içermektedir. Daha derinden bir yerlerden şiddetin pençesine düşmüşlerdir. Şiddetin bütün kaynaklarıyla kökünün kazınması için yine kadının aklına, yüreğine ve emeğine ihtiyacımız var.

Kadınlarımız olmasa sadece ülkemizi değil, dünyayı ve kötülüklere meyilli çağımızı da şiddetten koruyamayız. Sadece fiziki şiddetten söz etmiyorum, içimize yerleşen ve giderek bünyemizi kontrol altına alan şiddet duygusunu anlatmaya çalışıyorum, ruhumuzu karartan, irademizi esir alan şiddeti tarif etmeye çalışıyorum. Doğaya, eşyaya, topluma, tarihe yönelik bir şiddet hâli var yeryüzünde. Bundan mutlaka kurtulmamız gerekiyor, kendimizi, ülkemizi, çevremizi, hatta çağımızı kurtarmalıyız.

Biliyor musunuz ki şiddet, öğrenilen, görerek taklit edilen bir davranış biçimidir. Şiddetin herhangi bir şekilde başvurulabilecek yollardan biri olmaktan çıkarılması, sonu şiddete varan yola girilmemesi ancak eğitimle sağlanabilir. Bunu yapacak olan, bu uzun soluklu örnek olma ve öğretme çabasını üstlenecek olan da ancak kadınlardır. Yarının yetişkin kadınları ve erkekleri olacak bugünün çocuklarına şiddetten tamamıyla arınmış bir ortam hazırlayacak olanlar da kadınlardır.

Kadın olmadan eksik kalacak yanlarımızı saymaya devam edelim isterseniz.

Kadınlarımız olmadan demokrasimizin düzeyini yükseltemeyiz, demokrasimizi sağlam temellere oturtamayız. Bunu sadece 8 Mart için söylenmiş bir ifade olarak kabul etmeyin lütfen. Sonuçta demokrasi, karşılıklı empatiyi, toleransı esas alan bir rejimin adıdır. Karşısındakinin varlığına, görüşlerine saygı duymayı, haklarını korumayı öngören bir rejimdir demokrasi. Kaba güce değil, bir araya gelmenin gücüne, ortak fikirler oluşturmanın gücüne yaslanır demokrasi ve bu yaklaşım biçimini, dengeleri gözeterek ortaklıklar kurmayı ancak kadınlar güçlendirebilir ve çoğaltabilir. Kadınların bu alandaki görünmeyen ancak kuvvetle hissedilen etkileri çok açıktır.

Kadınlarımız olmasa, onları üretim süreçlerine dâhil etmesek üretimimizi de artırmamız mümkün değil. Nüfusun yarısını oluşturan bir kitlenin üretime yeterince katkı vermediğini düşünebiliyor musunuz? Tarımda, sanayide, hizmet sektöründe kadının katkısının eksik kalmasına, çağdaş dünyanın rekabete dayalı ekonomi sisteminde yer var mıdır acaba?

Kadınlarımız olmasa, toplumsal ilişkilerimiz, saygımız, sevgimiz, nezaketimiz nereye varır acaba? Komşuluklarımız, dostluklarımız, yardımlaşmamız ne hâle gelir? Kadınlar her alanda olduğu gibi toplumsal dokunun oluşmasında ve zedelenmeden korunmasında da temel işlev görmektedirler. Öyleyse hep birlikte kadını layık olduğu saygın yere taşımamız gerekiyor. Ona değer vermeli, onu toplumsal yapının merkezine yerleştirmeliyiz.

Bu konuda hassasiyetle ve sözde değil, eylemlerimizle, davranışlarımızla bu işe gücümüzü ve gönlümüzü koymalıyız ama ne yaparsak yapalım şunu bilmemiz gerekiyor ki, yapılanlar sadece düzenlemelerdir, kanunlardır, aslolan, zihniyetlerin değişmesidir. Ben, bir gün, Türkiye’de zihniyetlerin de değişeceğine ve bu gibi kanunları bu meclislerde konuşmayacağımıza inanıyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Denizli.

Şahıslar adına, Tekirdağ Milletvekili Sayın Özlem Yemişçi.

Sayın Yemişçi, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZLEM YEMİŞÇİ (Tekirdağ) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümünde geneli üzerinde konuşmak üzere şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisimizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Kadınlarımız, önceleri, şiddeti dört duvar arasında yaşardı. Geçmiş yıllara bakıldığı zaman, istatistiklerin arttığı söyleniyor. Bunu söyleyenler bilmiyorlar ki önceleri devletten ürken, devletten korkan “Nasıl olsa çözümü olmaz.” diyen kadınlar, artık, dört duvar arasında yaşanan şiddeti devletimize anlatmaktan korkmuyorlar. Şiddet artmadı, sadece geçmiş yıllarda halının altına paspas yapılanlar artık gün yüzüne çıkıyor. Kadınlarımız artık devletimize inanıyor, kadınlarımız artık devletimize güveniyor ve kadınların güvenini kazanmanın ne kadar zor olduğunu en fazla da kadınlarımız bilir. Kadına kalkan el, bir anneye kalkan eldir. Sizlere, annelerinizin sizler için ne ifade ettiğini sormama herhâlde gerek yok. Şiddeti önleme ve izleme merkezlerinin kurulması, tabii ki hemen şiddeti bitirmeyecektir ama ölçüleri el altında tutacaktır. Ölçemediğin şeyi kontrol edemezsin, önlem alamazsın, çözüm bulamazsın. Yüce Meclisimizin atmış olduğu adımlar, gelecekte bu konunun kesin çözüme ulaşacağının garantisidir.

“Kadın dediğini koluna taktın mı yakışacak, duvara çarptın mı yapışacak.” zihniyetini biz AK PARTİ Hükûmeti olarak tarihe gömüyoruz. Ha, onları duvara çarpa çarpa tarihe gömmek bir kenara, biz bu zihniyete kin ve nefret beslemeyeceğiz. Biz onları eğiteceğiz, onlara öğreteceğiz kadının kim olduğunu. Biz kadınlar toplumlara yetiştirilen evlatların ilk ve son eğitmenleriyiz. Evlatlarımıza merhametimiz çoktur. Biz elimizdeki hamuru siyasete karıştırdık mı o hamurun bereketi siyasete yansır.

Kadınlarımız samimiyete inanıyor. Kadınlarımız sözüne itimat edene inanıyor. Kadınlarımız haksızlığın önünde adalet sağlayana inanıyor. Kadınlarımız işte bu yüzden Adalet ve Kalkınma Partisine inanıyor. Kadınlarımız il, ilçe, belde dolaşarak kadınların sorunlarını yerinde tespit edebilen ve çözüm üretebilen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız Fatma Şahin’e inanıyor. Kadınlarımız Başbakanımıza inanıyor ve güveniyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dilerim ki hayatın her alanını erkeklerle paylaşan, ürettiği değerleri tıpkı erkekler gibi insanlığa sunan kadınlarımız ekonomik alanda da, siyasette de çoğalsın. Kadının bakış açısı her alanda farklılık yarattığı gibi siyasette de belirgin bir hâle gelsin. Kadınlar, toplumu ileri götüren sosyal dinamiğin temel kaynağıdır. Annelik rolüyle yeni nesillere şekil verendir. Bu nedenle, kadına yapılan yatırım geleceğe yapılan yatırımdır.

Unutmamalıyız ki hak verilmez, alınır. Büyük Önder Atatürk cumhuriyetimizi kurarken kadınların erkeklerle birlikte bu ateşi sonsuza dek yaşatacağına inanıyordu. Şiddetin önlenmesi ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin olarak uygulanmasına yönelik uzman ve tercihen kadın personelin bulunacağı, destek ve izleme hizmetlerinin verildiği, yedi gün yirmi dört saat esasına göre çalışan şiddet önleme merkezleri, izleme merkezleri çok önemlidir.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’müz kutlu olsun. Kadınlarımızı sadece 8 Martta değil her gün anma dileğiyle, sevgi ve saygımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yemişçi.

Şahısları adına…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, efendim, son derece önemli bir kanun tasarısını görüşüyoruz. Bugün Dünya Çalışan Kadınlar Günü. Böyle bir günde ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesiyle ilgili bir kanun tasarısını görüşüyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, eksikliklerine karşı, destek verdiğimiz bir kanundur, bugün de yasalaşmasını arzu ediyoruz ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi sıraları son derece boş, özellikle iktidar partisinin sıraları son derece boş. Böyle bir tasarının çok daha geniş katılımla yasalaşmasını arzu ediyoruz. O nedenle, ilk yapacağınız oylamada karar yeter sayısı istiyoruz efendim. Bunu şimdiden söylüyorum ki iktidar partisi şimdiden hazırlığını yapsın ve bu yasayı beraber çıkaralım efendim.

Teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Hamzaçebi’ye katılıyorum. İktidar partisi grubuna baktım, 60-70 kişi var, sayımızın yaklaşık yüzde 25’i.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 36 kişi Sayın Başkan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Muhalefet grubuna baktım, 8 kişi var, sayılarının yüzde 5’i. Yani tüm siyasi parti gruplarının, grup başkan vekillerinin, milletvekili arkadaşımız böyle önemli bir yasada Genel Kurulda olmaya davet etmeleri gerektiğini… Sayın Hamzaçebi’ye de bu vesileyle teşekkür ediyorum. 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Davet ediyorum, Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili arkadaşlarımızı buraya davet ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bütün siyasi parti gruplarını buraya davet ediyoruz efendim, haklılar.

BAŞKAN - Evet, uyarılara teşekkür ediyorum.

Yalnız, bu arada şunu da söyleyeyim: Bayan milletvekillerimizin, kadın milletvekillerimizin büyük bir çoğunluğu da bazı toplantılarda, üniversitelerde, sosyal faaliyetlerde, sendikalarda. Onları o bakımdan mazur görebiliriz ama yine de Meclisin tabii ki büyük çoğunluğunun burada olmasını biz de arzu ediyoruz. 

AYLA AKAT ATA (Batman) – Bizim de programlarımız vardı Sayın Başkan.  

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi

Şimdi Sayın Aylin Nazlıaka Ankara Milletvekili? Yok.

O zaman soru-cevap kısmına geçiyoruz.

Şimdi, on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağım.

Sisteme girmiş olan arkadaşlarımıza sırayla söz vereceğim.

Sayın Ata…

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Aracılığınızla Sayın Bakanıma yönelteyim; gerçi bugün Sayın Bakanımız burada değil, belki cevabını şu an alamayabiliriz ama bu konuda bir cevap verilmesini önemsiyoruz.

2012 yılı itibarıyla cezaevlerinde tutulan tutuklu ve hükümlü kadın sayısını öğrenmek istiyoruz.

Ve yine, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin görev alanı kapsamında yargılanan kadın hükümlü ve tutuklu sayısını öğrenmek istiyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ata.

Sayın Dora…

EROL DORA (Mardin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, şiddete maruz kalan kadınlar için sığınma evlerinin ve geçici istasyonların hayati önemde olduğunun hepimiz farkındayız. Mardin ilinde ise şiddete maruz kalan kadınlar için herhangi bir sığınma evi mevcut değildir. Mardin’de şiddete maruz kalan kadınlar yetiştirme yurdunda yaşamak zorunda kalmaktadırlar. Kadın kurumlarının yerel yönetim ve valiliklerle yaptıkları görüşmeler maalesef sonuçsuz kalmıştır. Mardin’de bir sığınma evi ve geçici istasyon açmayı düşünüyor musunuz? Bununla ilgili bir çalışmanız var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, hâlen ülkemizde “Kadın sığınma evi.” adıyla hangi illerde, toplam kaç adet sığınma evi vardır? Bu sığınma evlerinde bulunan kadınlarımızın sayıları ne kadardır? Bu tasarı içerisine gördüğüm kadarıyla böyle bir konu dâhil edilmemiştir. Acaba sığınma evlerine sığınmış olan kadınların gerek eğitimleri gerekse şiddetten korunmaları açısından bu düzenleme içerisine böyle bir ekleme yapılması düşünülmekte midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Şandır? Yok.

Sayın Aksoy…

HALİL AKSOY (Ağrı) – Sayın Bakana iki tane sorum var.

İstanbul Sözleşmesi’nde sözü edilen ihbar hakkını kullanan üçüncü şahıslar oldu mu, bunların sayısı kaçtır? Birinci sorum bu.

İkinci sorum: İnsan hakları örgütleri ve kadın örgütleri tarafından kadına yönelik şiddet verileri kamuoyuna belirli aralıklarla açıklanıyor. Bakanlığınızın bu konuda, bu amaçla yapmış olduğu çalışmalar var mıdır; varsa, açıklamayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kürkcü…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Bugün, 8 Mart dolayısıyla Türkiye’nin pek çok yerinde kadınlar hak ve taleplerini dile getirecek şekilde sokaklara çıkmak istediler. Anayasa’nın 34’üncü maddesi, önceden izin almaksızın herkesin, bütün yurttaşların toplantı ve gösteri yapma hakkına sahip olduğunu kayıt altına almakla birlikte, Mersin’de sokağa çıkan kadınların yürüyüşlerini yapmalarına izin verilmedi. Pervin Buldan’ın öncülüğünde burada sokakta olan kadınlar bir oturma grevi yapmak zorunda bırakıldılar. Bu bakımdan, Hükûmet 8 Marttaki gösteriler için, bu yasanın da çıkartılacağı dönemde özel bir hassasiyet göstermiş ve kadınların gösteri haklarını kullanmasını kolaylaştıracak tedbirler için önceden mülki amirleri uyarmış mıdır, öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kürkcü.

Sayın Tuncel…

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aracılığınızla Sayın Bakana sormak istiyorum.

Bu kanun tasarısında, özellikle son bölümde, ihdas edilen kadrolar konusunda -biraz önce kürsüde de söyledim- 362 sayısı var ve bu kadrolarda hukukçular yok. Aslında kadınlar ciddi anlamda hukuki desteğe de ihtiyaç duyuyor. Bununla nasıl bu sorunu çözmeyi düşünüyor ve bunu genişletmeyi düşünüyorlar mı?

İkincisi -kadın örgütlerinin de çok merak ettiği- bu konuda ayrı bir bütçe ayrılacak mı yani kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda Bakanlığın ayrı bir bütçe konusunda bir çalışması olacak mı önümüzdeki dönem, en azından bütçe görüşmelerinde, şimdi olmasa bile?

Diğer bir konu, aslında bugün Dünya Emekçi Kadınlar Günü ve birçok kadın ve birçok işçi aslında işten atılmış durumda. Üç yüz elli üç gündür direnişte olan Kampana Deri işçileri var, Hey Tekstil işçileri var. Bu konuda Bakanlıkta herhangi bir veri var mı? Yani, bugüne kadar kaç tane kadın iş yerinden edildi, sendikalı mücadele nedeniyle işten çıkarıldı ve bu kadınların durumunu gidermek için, yani buradan mağduriyetlerini giderme konusunda Bakanlığın, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bir çalışması var mı?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tuncel.

Sayın Bakan, buyurun.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Ata’nın sorduğu 2012 yılındaki hükümlü ve tutuklu sayılarını Adalet Bakanlığımızdan bilgi almak suretiyle kendilerine takdim edeceğiz, arz ederim.

Sayın Dora’nın, sığınma evleri, mevcut durumu ve kapasitesi… Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün verdiği sayılara göre 55 tane kadın sığınma evi ve kapasiteleri 1.223 tane. Yerel yönetimlerin 26 tane kadın sığınma evi var, kapasitesi 614. Sivil toplum kuruluşlarının da 3 adet, bunun da kapasitesi 42. Yani, toplam 84 adet kadın sığınma evinin 1.879 kapasitesi bulunmaktadır, arz ederim.

Sayın Işık’ın hangi ilde, ne kadar sığınma evi var sorusu da bu cevabın içerisinde bulunmaktadır.

Bu Mardin’le ilgili kadın sığınma evi ve konukevi şu anda yok, bu konuda da çalışmalarımızı Bakanlık tarafından sizlere takdim ederiz.

Sayın Tuncel’in sorduğu, kadına yönelik şiddet için Bakanlıkta bütçe ayrılıyor mu? Kanun içerisinde bu var. Bütçe ayrılacak, eğer yetmezse de genel bütçeden talepte bulunacak diye kanunda bu derç edilmiş vaziyette.

Diğer sorulara da yazılı olarak cevap vereceğimi arz ederim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakanım.

Sayın milletvekilleri, ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

14’üncü madde üzerinde iki önerge var, okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 181 sıra sayılı Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun tasarısının 14. maddesinin 1. fıkrasına son cümle olarak "Kurulacak şiddet önleme ve izleme merkezlerinde Barolar tarafından görevlendirilmiş olan Avukatlar da görev yapar. Avukatlara ödenecek ücret Bakanlık ile Barolar Birliği tarafından belirlenir, ödeme Bakanlık bütçesinden yapılır." İbaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             Ayşe Nedret Akova                         Dilek Akagün Yılmaz                               Sena Kaleli

                     Balıkesir                                              Uşak                                                 Bursa

                  Sedef Küçük                                       Sakine Öz                                      Mahmut Tanal

                     İstanbul                                             Manisa                                             İstanbul

                  Engin Özkoç

                     Sakarya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

181 sıra sayılı kanun tasarısının 14 üncü maddesinin 1 inci fıkrasında "çalışmalarını" ibaresinden sonra "tek adım" ibaresinin eklenmesini,

2 inci fıkrasının sonuna gelmek üzere "Bu merkezler alanda çalışan kadın örgütleri ile işbirliği halinde çalışmalarını sürdürürler" ibaresinin eklenmesini,

2 inci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini,

(3) “Tedbir kararının gereklerine aykırılık aynı zamanda bir suç oluşturuyorsa, bu suçla ilgili olarak gerekli kanuni işlemlere gecikmeksizin başlanır."

                    Ayla Akat                                  Sırrı Süreyya Önder                                 Sırrı Sakık

                      Batman                                            İstanbul                                               Muş

               Sebahat Tuncel                                Ertuğrul Kürkcü

                     İstanbul                                             Mersin

BAŞKAN – Sayın Komisyon son önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

 BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) -  Katılmıyoruz Sayın Başkanım. 

BAŞKAN – Sayın Ata, buyurun.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülen yasanın 14’üncü maddesi üzerine vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kadına yönelik şiddet konusunda gerek bu alanda çalışan kadın örgütleri arasındaki iş birliği gerekse de bu konuda önleyici hizmet ya da koruyucu hizmet koymuş olan kurumsal, kamu kurumlarının ortak çalışması tabii ki sorunun üzerine gitme noktasında çok önemli bir nokta. 14’üncü madde de ortak çalışmaya atıfta bulunuluyor. Bu ortak çalışma kısmında bizim önergemizde “Tedbir kararının gereklerine aykırılık aynı zamanda bir suç oluşturuyorsa bu suçla ilgili olarak gerekli kanuni işlemlere gecikmeksizin başlanır.” şeklinde bir ek madde ve yine, ikinci fıkranın sonuna gelmek üzere “Bu merkezler alanda çalışan kadın örgütleriyle iş birliği hâlinde çalışmalarını sürdürürler.” şeklinde ibarenin eklenmesini ve yine “çalışmalarını” kelimesinden sonra “tek adım” ibaresinin eklenmesini talep ediyoruz.

Bu konuda kadın örgütlerinin hassasiyeti şu konuda çok önemli: Kamu kurumları vermiş oldukları hizmeti bu alanda çalışan kadın örgütlerinin ortaya koymuş olduğu iradeyi yok sayarak, samimiyeti yok sayarak, hizmeti yok sayarak başarıya ulaşmaları mümkün değil, sonuç almaları da mümkün değil. Çünkü şiddet mağduru olan birçok kadının öncelikli olarak bir kamu kurumuna gitmek yerine bu konuda bağımsız çalışma yürüten kadın kurumlarına gitmiş olması, gittiği gerçeğiyle karşı karşıyayız ki, bu gitmiş olması da en doğal olandır.

Şunu ifade edelim: En azından seçim bölgemiz itibarıyla, kadın yaşamın her alanında şiddetle mağdur, şiddetle karşı karşıya, bu bir gerçek ama aynı zamanda bulunduğumuz ortamda bir sosyal şiddet var. Bugün 8 Mart. 8 Mart alanlarında yürüyüşe giden, eylem ve etkinliklerde bulunan kadınlara bile uygulanan şiddetle karşı karşıyayız İstanbul’da, Mersin’de.

Kadının bir kamu kuruluşuna gidip “Ben şiddet mağduruyum.” demesinin önünde bazı engeller vardır başta da kollukla yaşamın diğer alanlarındaki şiddet dolayısıyla karşı karşıya geliyor olmasından kaynaklı. Kadınlar çocukları için, kadınlar eşleri için, kardeşleri için kaygı duydukları bir alanda gidip bir kolluk gücüne başvurup ya da bir kamu kurumuna başvurup “Biz şiddet mağduruyuz, bizi koruyun.” diyemiyorlar ve demiyorlar da. Ama bağımsız kadın kuruluşları bu konuda çok anlamlı bir emek ortaya koyuyor ve bir kadın kurumunun -ve dinleyen kadınsa, bunu gönüllü olarak yerine getiriyorsa- kapısını çalmaları ve hizmet talep etmeleri çok daha kolay gerçekleşiyor.

Değerli milletvekilleri, şu bir gerçek: Eğer biz yaşamın tüm alanlarında maruz kalınan, kadının maruz kalmış olduğu şiddeti görünür ve bilinir kılabilirsek o zaman şiddeti engellemenin de önündeki ilk adımı atmış oluruz. Bakın, dün de belirttik. Hâlâ kadın katliamlarının failleri, toplumda genel bir algı olabiliyor çoğu zaman, kahraman olarak varsayılıyor. Öyle bir konuma getirebilmeliyiz ki şiddeti görünür kılmalıyız, bilinir ve ayıplanır, kabul edilemez kılmalıyız, karşısında, bunu yapan insanın kamu önüne, toplum önüne çıkabilecek herhangi bir cesareti olmasın, bunu yaparken toplum benim hakkımda ne düşünür kaygısı taşısın. Bunu hep beraber başarabilmeliyiz.

Yine, bu konuda yürütmenin ilgili bakanlıklarının -Adalet Bakanlığı başta olmak üzere, İçişleri Bakanlığı başta olmak üzere, yine her ne kadar isminde “kadın” yoksa da  kadından sorumlu bakanlık başta olmak üzere- sunduğu verilere baktığımızda çok yetersiz. Biz bu verilerin görünür olmasını istiyoruz. İnsan hakları örgütleri, kadın örgütleri bu bilgileri kamuoyuyla paylaşıyorlar ama bir bakıyoruz, gazetelerin üçüncü sayfalarında yer alan kadın cinayetleri kadar bile bu haberlere yer verilmiyor, ortaya konulan emek görünür ve bilinir hâle getirilmiyor. Bu noktada, bizler, öncelikli olarak kamu kurumları arasında var olduğu söylenen iş birliği kadar kamu kurumları ile bu konuda çalışan, bağımsız çalışan, gönüllü çalışan sivil toplum örgütleri, kadın örgütleri arasında bir iş birliğinin söz konusu olması gerektiğini düşünüyoruz.

Yine, eğer şiddet mağduru kadın bunu açığa çıkaracak, üstüne gidecek cesareti göstermişse -ki, bunun açığa çıkması, üstüne gitmesi için bir bilinçlenme ve eğitim söz konusu çünkü çoğu zaman “Aile içinde yaşanan aile içinde kalır.” anlayışıyla ve kadın olmanın, bir genç kadın olmanın sorumluluğuyla bu bilgiler gizli kalıyor, kamuoyundan saklanıyor, aile içinde bile ifşa edilmiyor- eğer bunu gösterebilme cesareti ortaya konmuşsa başvuru yapıldığı andan itibaren tek merkezde tüm işlemler bitebilmedir. O yüzden, biz, burada, yedi gün yirmi dört saat esasına göre maddede belirtilen cümlenin başına “tek adım” ibaresinin de eklenmesini istiyoruz. Kadın birden fazla kuruma götürülmemelidir.

Yine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLA AKAT ATA (Devamla) – Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ata, teşekkür ediyorum efendim.

Sayın Ata ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi, diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 181 sıra sayılı Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun tasarısının 14. maddesinin 1. fıkrasına son cümle olarak "Kurulacak şiddet önleme ve izleme merkezlerinde Barolar tarafından görevlendirilmiş olan Avukatlar da görev yapar. Avukatlara ödenecek ücret Bakanlık ile Barolar Birliği tarafından belirlenir, ödeme Bakanlık bütçesinden yapılır." İbaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

          Engin Özkoç (Sakarya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Özkoç.

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

(CHP Sakarya Milletvekili Engin Özkoç Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Genel Kurulda çiçek dağıttı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, konuşması…

BAŞKAN – Sayın Özkoç, bunlar, kuliste dağıtılması gereken şeyler ama.

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Sayın Başkan, İç Tüzük’te bir engel var mı?

BAŞKAN – Var efendim. Evet, Mecliste müsaadesiz hiçbir şey dağıtılmaz ama bugün artık arkadaşımız hanımlara veriyor, bir şey demeyelim.

Sayın Özkoç, buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Özkoç, CHP Grubuna vermediniz.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Onlar benim efendim… Ben daha önce verdim, daha önce verdim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, sevgiyle, hürmetle selamlıyorum.

Bugün çok önemli bir gün; bugün Kadınlar Günü. Önce, şöyle başlamak istiyorum: Hayatta en çok değer verdiğim, hayatım boyunca hakkını ödeyemeyeceğimi düşündüğüm, hayatımda en çok sevdiğim annemin ellerinden öperek, onun bana haklarını helal etmesini dileyerek, onu saygıyla, sevgiyle anarak burada Kadınlar Günü’nü kutlayıp, tüm Türkiye’nin Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Yenge Hanım alınacak şimdi, ona da bir şey de ya!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Bekâr olmasaydım ona da bir şey derdim; özür dilerim efendim.

Evet, saygılar sunuyorum.

Şimdi efendim, az önce bir şeyden bahsediyoruz, kadınlarımıza vereceğimiz haklarımızdan bahsediyoruz. Onları nasıl yücelteceğimizden bahsediyoruz, kadınlarımızı.

Bu hakları kim verecek değerli milletvekilleri? Bu hakları erkekler verecek. Hangi sıfatla kadınlarımıza bu hakları verecekler? Yani birisi bir hak veriyorsa bir kere kendini ondan üstün görüyor demektir; oysaki bizim kadınlarımızdan üstün olan bir yanımız yok. Bizim böyle bir kompleksimiz var. Kendimizi biz böyle görüyoruz, böyle hissediyoruz. Kendimizde bu hakkı görüyoruz. O yüzden de kadınlarımıza karşı, sanki bir hakkı biz verebilirmişiz gibi, sanki hakkın ne kadarını verme hakkı bizdeymiş gibi davranıyoruz. Bu, bir kere, temelden yanlış.

Kadınlarımızın, gerçekten -az önce duydum, şu anda, Kadınlar Günü kutlanırken bile kadınlarımız dövülüyorlar- dövülmeleri çok korkunç bir şey, gerçekten, cinsel tacize uğramaları çok korkunç bir şey ama daha korkunç bir şey var kadınlarımız için. Değerli milletvekilleri, sevgili kadınlar; bir kadın, kendisine yapılan eziyete katlanabiliyor, hatta erkekten daha çok katlanabiliyor; bir kadın, yaşadığı hayatta tüm çilelere katlanabiliyor, yoksulluğa katlanabiliyor, işkenceye katlanabiliyor, tacize katlanabiliyor ama bir kadın, evladının acısına katlanamıyor; bir kadın, evlatlarının geleceğinin yok edilmesine katlanamıyor. Tek katlanamadığı, kadının yüreğini yakan, direncinin gücünü düşüren, evlatlarının hayatı ve onların geleceğidir.

Buradan, hiç gerginlik yaratmadan, hiçbir parti anlayışı, ideolojik anlayış duymadan herkese sesleniyorum: Van’da ölen çocukları için kaygı duyanlar, kadınlarımız, kendilerine yapılan işkenceden daha çok acı çekiyorlar. Madenlerde evlatlarını kaybeden kadınlarımız daha çok acı çekiyorlar. Cezaevlerinde haksız tutulu bulunan anneler daha fazla acı çekiyorlar. Millî Eğitim Komisyonunda eğitimle ilgili şu anda alınan kararlarla çocuklarının erken yaşta iş hayatına döndürülmesinin, çocuklarının erken yaşta evlendirilmesinin önünün açılmasından dolayı kadınlarımız daha büyük ıstırap çekiyorlar ve daha büyük çile çekiyorlar.

Bazı konular var. Değerli arkadaşlarım, biz, hepimiz birbirimizi sevmek zorundayız. AKP, CHP, MHP, bunlar sadece bizim yarattığımız sıfatlar. İnsan dünyaya gelirken herhangi bir sıfatla gelmiyor, o sıfatları biz veriyoruz, biz koyuyoruz birbirimize, hatta kimin üstün olduğunu, kimin ayrıcalıklı olduğunu da biz belirliyoruz. Bizim yapmamız gereken bir şey var, biz birbirimize sevgiyle yüreğimizi açmalıyız. Birbirimizi nasıl anlayacağımız konusunda, nasıl seveceğimiz konusunda, nasıl kucaklaşacağımız konusunda yüreğimizi açmalıyız.

AKP’nin kadınları bizim de annelerimiz, bacılarımız, kardeşlerimiz değil mi? BDP’li analar yürekleri yandığı zaman bizim de yüreklerimiz yanmıyor mu? MHP’li anaları ve Türkiye’deki tüm anaları, tüm kardeşleri nasıl görüşle, ideolojiyle ayırırız?

Ben, mutlu bir ülkede, kadınların bize hak verebileceği, haklarımızı verebileceği bir dünyada yaşamak ümidiyle hepinizi kucaklıyor, saygılar sunuyorum efendim.

Sağ olun. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkoç.

Sayın Özkoç ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 14’üncü madde kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 181 sıra sayılı ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun tasarısının 15. maddesinin 1. fıkrasının d) bendine son cümle olarak "Kurulan çağrı merkezinin 7/24 çalışması sağlanarak, mobil ekipler kurulması ve müracaatlar üzerine kadın görevlinin de olduğu mobil ekiplerin şiddet mağdurlarına hizmet vermesini sağlamak" ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

          Ayşe Nedret Akova                 Dilek Akagün Yılmaz                       Sakine Öz

                Balıkesir                                   Uşak                                     Manisa

             Sedef Küçük                          Mahmut Tanal                           Sena Kaleli

                İstanbul                                  İstanbul                                   Bursa

 

TBMM Başkanlığına,

Görüşülmekte olan 181 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 15. maddesinin (1). fıkrasına, aşağıdaki bendin eklenmesini arz ederiz.

“(f) Şiddet önleme ve izleme merkezleri tarafından; şiddetin önlenmesi yanında şiddetin tekrar oluşmasını sağlayacak bireylerin psikolojik teşhis, tedavi ve rehabilitasyonu amacıyla şiddet mağduru ve tüm aile bireyleri için psikolojik teşhis ve tedavi desteği vermek veya ilgili alanda eğitim almış uzmanların şiddet önleme ve izleme merkezlerinde istihdamını sağlamak, gerektiğinde tam teşekküllü kamu ve özel sektör kuruluşlarında psikolojik teşhis ve tedavi desteği verdirmek.”

                Alim Işık                           Mustafa Kalaycı                       Mehmet Şandır

                Kütahya                                   Konya                                    Mersin

        Cemalettin Şimşek                        Celal Adan                          Muharrem Varlı

                Samsun                                  İstanbul                                   Adana

BAŞKAN – Komisyon son okunan önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) –  Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Alim Işık.

Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 181 sıra sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı’nın 15’inci maddesi üzerinde verdiğimiz önerge üzerinde konuşacağım. Bu vesileyle öncelikle kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü tekrar kutluyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ancak sözlerimin başında bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinin yüce çatısı altında yaşanan bir olaydan duyduğum üzüntüyü ifade etmek istiyorum. Evet, kadınlarımıza şiddetin önlenmesiyle ilgili konuşuyoruz ama maalesef bugün iktidar partisine mensup bir milletvekilimizin danışmanı tarafından bir başka partimizin milletvekiline şiddet uygulanması, dünyanın gözü önünde kınanacak ve nefretle yapana iade edilecek bir olaydır diyorum. Eğer bunun önü açılırsa, bu olay parti mensubiyeti duygusuyla kapatılırsa, değerli milletvekilleri, bu ülke çok büyük bir ayıp işlemiş olur. Bu vesileyle bunu sizlerle paylaşmak istiyorum ve yapan arkadaşımı da şiddetle kınıyorum, keşke bunu yapmamış olsaydı, bu şiddetten eminim kendisi daha sonra ıstırap duymuş olacaktır.

Değerli milletvekilleri, önergemiz, biraz önce de Sayın Kâtip Üyemizin okuduğu gibi, özellikle bu kanunla kurulan şiddet önleme ve izleme merkezlerinin destek hizmetlerine bir yenisini daha eklemeyi amaçlayan bir önerge. Bu eklemek istediğimiz bölüm de özellikle bu merkezler tarafından… Şiddet gören, şiddet uygulayan ya da bundan etkilenen tüm aile bireylerinin eğitimlerini verdirecek bir görevi bu merkeze yüklemek istiyoruz. Dolayısıyla, böylece, özellikle psikolojik teşhis ve tedavi desteği hem şiddetin oluşmasını önleyeceği gibi, bu şiddeti uygulayan ya da etkilenen diğer aile bireylerinin de bu istenmeyen durumdan geri kalmasını ve daha az etkilenmesini sağlayacaktır. O nedenle, şiddeti önlemenin en etkili yollarından birisi psikolojik teşhis ve tedavi uygulamasının mutlaka zorunlu hâle getirilmesinden geçmektedir.

Şiddet uygulayan ve şiddetten etkilenen tüm bireylerden alınacak psikolojik gözlem ve raporlar şiddetin önlenmesi ve bireylerin korunması açısından önem arz etmektedir. Bu önergemiz, söz konusu merkeze böyle bir görevin yasal olarak verilmesini sağlayan bir önerge. Umarım, yüce Meclis bunu yerinde görecek ve ailenin devamlılığının korunmasına önemli bir katkı sağlamış olacaktır.

Bu durum hakkında oluşturulacak psikolojik raporlar ve rehabilitasyon tedavileri sayesinde ise özellikle aile hâkiminin etkin ve isabetli karar vermesi de sağlanacak, böylece sadece polis ifadelerine dayanarak verilen kararların daha etkin ve sağlam temele dayanan yeni kararlar olması sağlanacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle önergemizin desteğini talep ediyor, bu kanunun hazırlanmasında emeği geçen tüm çalışanları da ayrıca kutluyorum. Her ne kadar eksikleri de olsa, birçok kişiyi belki kurtarmayacak bir kanun da olsa önemli bir aşamadır, önemli bir adımdır; emeği geçen herkesi kutluyorum.

Son cümle olarak da özellikle kadınlarımızın şiddetten korunabilmesinin önemli yollarından birisinin, onlara verilecek eğitimin yanında, ekonomik olarak o kesimin de güçlendirilmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Aksi takdirde, eğitimi yeterli olmayan, ayrıca ekonomik desteği ve gücü yetersiz olan hangi birey olursa olsun -sadece kadınlarımız değil, bu toplumdaki her birey- ciddi anlamda sıkıntıya devam edecektir ve bu tür istemediğimiz şiddet olaylarının yaşanması maalesef azalmayacaktır. Çünkü Türkiye’de ekonomik sıkıntılar devam ettiği sürece bu olayların da önlenmesi gerçekten zordur, önlenmesi açısından da eğitimden başlamak kaydıyla ekonominin geliştirilmesi ve tüm toplum tabanlarına yaygınlaştırılması konusu da önem arz etmektedir.

Tekrar, bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyor, önergeye desteğinizi bekliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Sayın Işık ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir önceki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 181 sıra sayılı ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun tasarısının 15. maddesinin 1. fıkrasının d) bendine son cümle olarak "Kurulan çağrı merkezinin 7/24 çalışması sağlanarak, mobil ekipler kurulması ve müracaatlar üzerine kadın görevlinin de olduğu mobil ekiplerin şiddet mağdurlarına hizmet vermesini sağlamak" ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ve teklif ederiz.

Mahmut Tanal (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) –  Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Kim konuşacak efendim?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Mahmut Tanal.

BAŞKAN – Sayın Tanal, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 8 Mart Dünya Kadın Emekçiler Günü. Dünya Kadın Emekçiler Günü’nü kutluyorum ben. Tabii, “Âyînesi iştir kişinin, lafına bakılmaz.” denilir. Bugün Mersin’de ve İstanbul’da İçişleri Bakanlığına bağlı Emniyet Müdürlüğü maalesef kadınlara yine şiddeti tatbik etmekte. Niçin “Âyînesi iştir kişinin, lafına bakılmaz.” dedim? Benim şu parmağım bu Mecliste şiddetten dolayı kırıldı, o açıdan. Bugün caddelerde bulunan, sokaklarda bulunan kadınlarımıza yine Emniyet Müdürlüğünün personeli bulunan polisler tarafından yine şiddet tatbik edilmekte.

Bugün, aynı şekilde, Millî Eğitim Komisyonunda siyasal iktidar tarafından yine şiddet tatbik edilmekte. Yani bu açıdan burada güzel sözler söylemek gerçekten kulağımıza hoş geliyor ama ben size şimdi… 24’üncü Dönemde kaç tane müsteşar var, kaç tane müsteşarın kaçı kadındır değerli arkadaşlar?

24’üncü Dönemde kaç tane müsteşar yardımcısı vardır, kaç tane müsteşar yardımcısı kadındır?

Bugün itibarıyla bürokrasinin başında kaç tane genel müdür vardır, bunların kaçı kadındır?

Kaç tane bölge müdürü vardır, bunların kaçı kadındır?

İçişleri Bakanlığında en üst seviyede kaç tane bürokrat vardır, bu bürokratların kaçı kadındır?

Türkiye’deki öğretmenlerin yüzde 40’ı kadın olduğu hâlde, Millî Eğitim Bakanlığındaki üst düzey 27 kişi arasından kaçı kadındır?

Türkiye’deki mühendislerin yüzde 35’i, doktorların yüzde 30’u kadın olmasına rağmen, Tarım Bakanlığı, Enerji Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Sağlık Bakanlığında üst düzey pozisyonda tek bir kadın bürokrat bulunmamaktadır.

Ülkedeki avukatların yüzde 33’ü kadın olmasına rağmen, Adalet Bakanlığı üst düzeyde bürokrat sayısı nedir? Bunların hepsine verdiğimiz cevap, gerçekten, işte kadının gelmiş olduğu aşamanın ne olduğunu göstermektedir.

Yalnız, tabii, bunu söylerken, bugüne kadar görüşülen yasalarda -herhâlde Aile Bakanından kaynaklanıyor olsa gerek- üst bürokratlardan kadın sayısı en fazla olan bakanlığın, gerçekten, kadın ve aileden sorumlu bakanlık olduğunu görünce ben sevindim, kendilerini kutluyorum.

Şimdi, konuya bu çerçeveden bakınca, değerli arkadaşlar, bu kadar madem ayrımcılığa karşı… Şimdi ben cebimden… Bu benim nüfus cüzdanım değerli arkadaşlar, bu da kadın bir milletvekili arkadaşımızın nüfus cüzdanı. Bu renk ihtiyacını biz niye hissediyoruz? Yani başta bu nüfus cüzdanlarının renklerini niye değiştirmiyoruz? Aynı şekilde, aynı arkadaşımız milletvekili. Onun kimliğiyle benim kimliğimin rengi aynı. Aynı arkadaşımızın ehliyeti var, ehliyet renklerimiz aynı. Aynı arkadaşımız baroya kayıtlı, aynı şekilde, baro kimlik kartlarımız aynı. Peki, siyasal iktidar, sizin elinizi tutan mı var? Yani Nüfus Kanunu’nda -ehliyet aynı, baro kimlik kartı aynı, pasaport aynı, milletvekili kimliği aynı- nüfus cüzdanının renk ayrımını niye yapıyorsunuz? Derhâl, bu anlamda, Nüfus Kanunu’ndaki “Ayrı renk nüfus cüzdanı verilir.” şeklindeki ayrımcılığa son verilmesi lazım.

Medeni Kanun 194. Madem kadını koruyoruz, değerli arkadaşlar… Biraz önce Çevre ve Şehircilik Bakanı buradaydı, Tapu Kadastro Genel Müdürüne yazı yazıyor, “Efendim, mahkeme kararı olmaksızın aile konut şerhini işlemeyin.” diyorlar. Biz gayet rahat burada da… Sayın Bakan burada. Keşke Aile Bakanı olsaydı, dün Aile Bakanımız buradaydı, kendisine bunu sorduk, dedik ki: “Ne olur, iki bakanlık arasında… Çevre ve Şehircilik Bakanının ne işi var Tapu ve Kadastro Müdürlüğüne yazı yazsın, “Tapu şerhini işlemeyin…” Gayet rahat bu hukuka aykırı. Ceza Kanunu’ndaki engeller var. Medeni Kanun 194’te açık yetki verildiği hâlde… Yine bu kanunda da tedbir şerhi var, bu tedbir şerhi yine işlenmeyecek değerli arkadaşlar. Yani kanun koyucu boş işlerle uğraşmaz. Dün uyardım değerli arkadaşları. Şiddet tanımında “sosyal” ibaresi yok. Peki, biraz önce bir konuşmacı arkadaşımız söz aldı, dedi ki: “Efendim, medyada sosyal şiddet var.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Peki, bu “sosyal” kavramını koymamızın bir mahzuru var mıydı? Sayın Başbakanın bizzat kendisi şunu söyledi…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (Devamla) – “Ben kadın erkek eşitliğine inanmıyorum.” dedi. İlk önce Sayın Başbakanın bu düşüncesini değiştirmesi lazım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın Tanal, lütfen…

MAHMUT TANAL (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tanal ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

16’ncı madde üzerinde dört önerge vardır, önergeleri sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısının 16 ncı maddesinin altıncı fıkrasında yer alan "müfredatına" ibaresinden sonra gelen "toplumsal cinsiyet" ibarelerinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  Ahmet Aydın                             Mehmet Doğan Kubat                               Oya Eronat

                    Adıyaman                                           İstanbul                                          Diyarbakır

                Mustafa Elitaş                                  A. Sibel Gönül                                   Sermin Balık

                      Kayseri                                             Kocaeli                                              Elâzığ

                                         Nurdan Şanlı                                    Pelin Gündeş Bakır

                                              Ankara                                                  Kayseri

 

TBMM Başkanlığına

181 sıra sayılı kanun tasarısının 16. maddesinin 3 üncü fıkrasında "ayda en az doksan dakika" ibaresinden sonra “toplumsal cinsiyet eşitliği," ibaresinin eklenmesi teklif ediyoruz.

                    Ayla Akat                                  Sırrı Süreyya Önder                               Levent Tüzel

                      Batman                                            İstanbul                                            İstanbul

                    Altan Tan                                     Sebahat Tuncel                                     Erol Dora

                   Diyarbakır                                          İstanbul                                             Mardin

                                           Hasip Kaplan                                    Ertuğrul Kürkcü

                                                 Şırnak                                                 Mersin

 

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 181 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 16. maddesinin (3) fıkrasına, “en az doksan dakika” ibaresinden sonra gelmek üzere “ailenin kutsallığı ve bütünlüğü, dini ve evrensel değerlerde ailenin yeri ve toplumsal cinsiyet eşitliği,” ibarelerinin eklenmesini arz ederiz.

                     Alim Işık                                     Mustafa Kalaycı                                   Celal Adan

                     Kütahya                                             Konya                                             İstanbul

                Mehmet Şandır                              Cemalettin Şimşek                              Muharrem Varlı

                      Mersin                                             Samsun                                              Adana

                                                                          Enver Erdem

                                                                               Elâzığ

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 181 sıra sayılı Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun tasarısının 16. maddesine 7. Fıkra olarak "(7) Türk Silahlı Kuvvetlerinde askerlik görevini yapmakta olan er ve erbaşlara, toplumsal cinsiyet, kadının insan hakları ve kadın erkek eşitliği konusunda uzman kişilerce eğitim verilir." fıkrasının eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             Ayşe Nedret Akova                         Dilek Akagün Yılmaz                               Sena Kaleli

                     Balıkesir                                              Uşak                                                 Bursa

                  Sedef Küçük                                       Sakine Öz                                       Veli Ağbaba

                     İstanbul                                             Manisa                                             Malatya

                                              Engin Özkoç                                    Mahmut Tanal

                                                  Sakarya                                            İstanbul

BAŞKAN – Son okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Veli Ağbaba.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

 VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Özellikle şunu belirtmek isterim: Bugün Dünya Kadınlar Günü değildir, bugün Dünya Emekçi Kadınlar Günü’dür ve kimse tarafından da bahşedilmemiştir. Emekçi kadınlar, kendi güllerini, elleriyle, yürekleriyle kapitalist imparatorluğun sömürü düzeninden söküp almışlardır. Gerçeğin içini boşaltırsanız elinizde bir hiç kalır. Bugünü hiçleştirmek, emekçi kadınları görmezden gelmek, onlara yapılacak en büyük haksızlıktır.

Şimdi size memleketimizden kadın manzaralarını anlatmak istiyorum.

Ben, Malatya’nın milletvekiliyim. Malatya’da bir kadın hikâyesinden başlayalım. Bir anne, soğuk demeden sıcak demeden, karlı, yağmurlu günlerde elinde bir el arabasıyla 2 çocuğuyla beraber -birisi dört yaşında, biri sekiz yaşında- kâğıt topluyor çocuklarının karnını doyurabilmek için. Birkaç kez rastladım, “Yapabileceğim bir şey var mı? Sana yardım edeyim.” dedim ama kadın, kendi emeğiyle geçinmek istiyor, bunu reddetti.

Değerli milletvekilleri, Kübra Nazar Bakırcı iki buçuk aylık bir bebekti, 2011’in Nisan ayında annesinin kucağında açlıktan öldü. Bunu duyan AKP Hükûmeti, emniyet müdürlüğüne baskı yaparak ölüm tutanağını değiştirdi, ölüm nedenine “Açlık değildir, sehven yazılmıştır.” dedirtti. Adli tıp emniyeti doğruladı, Kübra bebek, utanç abidesi olarak, yürüyemeden mezara gitti.

Şimdi sizlere geçtiğimiz pazartesi günü yaptığım, Bakırköy Kadın Cezaevindeki manzaraları anlatayım: Hediye Aksoy, iki gözü kör, meme kanseri ve yıllardır hapis. Adli tıp raporu “Yüzde 85 kendi ihtiyaçlarını tek başına göremez, cezaevinde kalamaz.” diyor. Hediye, kaymayan bir terlik istiyor, kaymayan bir terlik ama maalesef, Adalet Bakanlığı bu kaymayan terliği vermiyor.

Yasemin Karadağ, tutuklu arkadaşlar -hükümlü de değil, tutuklu- bir böbreği yok, diğer böbreği yüzde 18 çalışıyor; daha önce beyin kanaması geçirmiş, boyu 1.60’tan 1.53’e düşmüş, kilosu 50’den 40’a düşmüş. AKP, polisle hastaneye gönderiyor, doktorlara, Yasemin’in ne zaman ölüp ölmeyeceğini soruyor. Yasemin, ölümün kıyısına gelince bırakılacak.

Fatma Tokmak Türkçe bilmiyor, türlü işkencelere maruz kalıyor, bir buçuk yaşındaki oğlu Azat’ın üzerinde söndürülen sigaraların izleri hâlâ duruyor ama hâlâ Fatma Tokmak, kalp hastası olmasına rağmen tahliye edilmiyor.

Aynı cezaevinde, değerli arkadaşlar, kızlarıyla beraber 2 anne kalıyor. Serpil Aslan Düzgün bir doktor, Nazire Ayata Civelek bir öğretmen. Haksız bir karar sonucunda kızlarını hapishanede büyütmek zorunda kalıyorlar. AKP çocuklara oyuncağı bile çok görüyor. Nazire Öğretmenin küçük kızı Şana’nın hayali ne biliyor musunuz arkadaşlar? Şana’nın hayali, “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuna verdiği cevap şu: “Büyünce ben tahliye olacağım.” Şana’nın hayalleri siz annelerin, babaların vicdanını sızlatıyor mu, bilmiyorum.

Şeyma Özcan, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü öğrencisi, Türkiye’nin en parlak öğrencilerinden birisi. Bir avukatla bir staj başvurusu için konuşuyor, staj yapmak için bir başvuruda bulunuyor. Kendisi örgüt üyeliğinden gözaltına alınıyor, konuştuğu avukat serbest.

Derya Göregen Bilgi Üniversitesinde öğrenci. Dört tane panele katıldığından dolayı terör örgütü üyeliğinden suçlanıyor. Eğitim hakları ellerinden alınıyor değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, yine son dönemde çok sıkça gündeme gelen, AKP’nin polisi Fevziye Cengiz’i karakolda kollarını kelepçeleyerek tekme tokat dövdü. Basında yer alana kadar polisler hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Karakolda bir kadını döveni koruyan zihniyet kadına şiddeti önleyebilir mi, takdirlerinize bırakıyorum.

Değerli arkadaşlar, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü herkesin. Her kadının bugünü kutlamak hakkı biliyorsunuz. Yine ilimden bir örnek vermek istiyorum: Malatya’da Hatice Harman isminde bir kadın, çocuğu cezaevinde ölüyor, kızının resmini Emekçi Kadınlar Günü’nde mitingde taşıyor. Hatice Harman’ı aylar boyunca, yaklaşık sekiz dokuz ay boyunca terör örgütü üyeliğiyle suçladı AKP Hükûmeti. Onun verdiği cevap ilginç, diyor ki: “Beni yargılasanız da, beni idam etseniz de ben kızımın resmini yüreğimde, göğsümde taşımaya devam edeceğim.”

2006 yılında Beyazıt Meydanı kadına dayak meydanına çevrildi. Kendi karakolunda, kendi hapishanesinde, kendi iş yerinde kadına şiddet uygulayan bir zihniyet evde, sokakta kadına yönelen şiddeti engelleyebilir mi bilmiyorum.

Biraz önce bir haber aldık, İstanbul’da eylem yapan bir grup kadın,     tekme tokat, protestodan dolayı cezaevine konuluyor; Dünya Emekçi Kadınlar Günü böyle kutlanıyor.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, teşekkür ediyorum.

Sayın Ağbaba ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir önceki önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 181 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 16. maddesinin (3) fıkrasına, “en az doksan dakika” ibaresinden sonra gelmek üzere “ailenin kutsallığı ve bütünlüğü, dini ve evrensel değerlerde ailenin yeri ve toplumsal cinsiyet eşitliği,” ibarelerinin eklenmesini arz ederiz.

Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Enver Erdem, efendim.

BAŞKAN – Elâzığ Milletvekili Sayın Enver Erdem buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesi üzerinde verilen önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyor, bütün kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü de en içten dileklerimle kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, çok sayıda konuşmacı bu tasarı üzerinde değerli görüşlerini ortaya koydular ancak ne ailenin korunmasının ne de kadına yönelik şiddetin önlenmesinin sadece yasalarla, bu yapılan düzenlemelerle olmasının mümkün olmadığını ben buradan bir kere daha ifade etmek istiyorum. Sorunun çözümü eğitimle olacaktır. 21’inci yüzyıl, bütün dünya milletleri için, kendi vatandaşlarına, çocuklarına, kadınlarına, ailelerine ve insanlarına vermiş olduğu eğitim çerçevesinde… Dünya milletleri arasında buna göre bir sıralama olacağını hepimiz çok yakından biliyoruz.

Değerli milletvekilleri, toplumun temeli aile, ailenin de temeli evlilikle başlamaktadır. Aslında sorunun en önemli, bence düğüm noktası da burasıdır. Ülkemizde, mutlaka, bir okul veyahut da bir eğitim programı sonucunda, kadının ve erkeğin öncelikle kendilerini, sonra karşı cinsini tanıyacağı birtakım programlardan geçirilmek suretiyle hayatın bu en önemli kararı, en önemli müessesesi olan evlilik müessesesine hazırlanması gerekmektedir.

Ben uygulamanın içerisinden gelen, iki tane üniversite bitirmiş ve yirmi yıldan fazla bürokrat olarak Türkiye’nin çeşitli yerlerinde çalışmış bir insanım. 2003 yılında, Sakarya ili Karasu ilçesinde, bu sorunun tam da çözümü anlamında, “evlilik okulları” adı altında birtakım eğitim programlarını Sakarya Üniversitesiyle beraber oradaki insanlarımıza getirip bu sorunun bir nebze de olsa çözümüne katkıda bulunmaya çalışmıştım.

Değerli milletvekilleri, bu evlilik okulları son derece önemli. Bugün Bakanlığımızın da, çeşitli vesilelerle, mecburi olmamak kaydıyla bu tür programları uygulama noktasında birtakım girişimleri var ancak ben, mutlaka, bunun mecburi programlar hâline dönüştürülerek bütün insanlarımızın bu eğitim programlarından geçirilmesinin doğru olacağına inanıyorum.

Hepinizin malumu, evlilik hayatta bir defa insanın başına geliyor, yüzde 99. Sıradan bir araç ve gerecin kullanılmasında bile birtakım eğitim programlarından insanlar geçirildiği hâlde, erkek ve kadın, hayatın en önemli müessesesi konusunda herhangi bir bilgisi olmadan bu sürecin içerisine giriyor. Daha sonra kadına yönelik şiddetten bahsediyoruz. İşte, bu evlilik programlarıyla öncelikle ortaya çıkabilecek bu sorunların çözümü konusunda kadının ve erkeğin bilinçlendirilmesi gerekiyor.

Ayrıca, bu programda, dünyaya gelecek olan çocuğun eğitimiyle alakalı, ortaya çıkacak sorunların çözümüyle alakalı birçok bilginin bu vesileyle insanlarımıza verilmesi gerekiyor. Evlilikler bir sorunlar yumağına dönüştükten sonra, artık, yasalar çıkarmak suretiyle bu sorunun çözümünün çok da mümkün olmayacağını bizler de biliyoruz.

Bu Karasu’daki uygulamadan, onların geri dönüşümü olarak kadınlardan aldığımız geri dönüşlerde şunu söylemişlerdi: “Allah sizden razı olsun çünkü bizim, hayatımızda üniversite sıralarında oturma imkânımız olmamıştı. Bu programlar çerçevesinde üniversite sıralarında oturmanın zevkini bize yaşattınız.” Kadınlarımız bunu söylüyordu. “Biz, her birimiz bir psikiyatriste, psikoloğa ihtiyacımız olacak şekilde sorunlarla iç içeydik. Bu vesilelerle, bu eğitim programlarıyla bu sorunlarımızı azalttınız.” demişlerdi.

Değerli milletvekilleri, ben insanlarımızın maddi, manevi, sosyal ve inançlarımızın ve değerlerimizin de iç içe geçirildiği bu tür eğitim programlarından geçirilmek suretiyle bu sorunların çözümünün çok daha kolay olacağına inanıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENVER ERDEM (Devamla) – Bu yasanın halkımıza, kadınlarımıza, erkeklerimize hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Erdem, teşekkür ediyorum.

Sayın Erdem ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

181 sıra sayılı kanun tasarısının 16 maddesinin 3 üncü fıkrasında "ayda en az doksan dakika" ibaresinden sonra “toplumsal cinsiyet eşitliği," ibaresinin eklenmesi teklif ediyoruz.

                                                                    Ayla Akat (Batman) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Ata, buyurun.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülen yasanın 16’ncı maddesi için vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Açıkçası, bir şaşkınlık içerisindeyiz. Niye? Çünkü görüşülen yasa maddesi 3’üncü fıkra itibarıyla eğitimin görsel ve yazılı yayın organları tarafından medya kullanılarak gerçekleştirilmesini önüne hedef olarak koyuyor. Yine 6’ncı maddesinde, ilköğretim ve ortaöğretim müfredatında toplumsal cinsiyet, kadının insan hakları ve kadın-erkek eşitliği konusunda eğitime yönelik dersler kısmı geçiyor. Biz, 6’ncı maddede olan “toplumsal cinsiyet” kavramının 3’üncü maddede de yer alması gerektiğini ifade ettik. Bir baktık, iktidar partisi bir önerge vermiş, onlar da tam aksine, 6’ncı fıkrada yer alan, ilköğretim ve ortaöğretimde okuyan öğrencilerimizin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda eğitim görmesi kısmını çıkarmışlar.

Şimdi, önergeye bakıyoruz, doğru, burada 3 tane erkek arkadaşın imzası var ama Kadın Erkek Eşitliği Komisyonu Başkanının imzası var. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda ilk ve ortaöğretim öğrencilerinin eğitim alması hususunda “Bu düzenleme nasıl oldu buraya girdi?” diye şaşırmışken bizler -çünkü tanım olarak yer almamıştı, “Gözden kaçmış herhâlde.” diye düşündük- iktidar partisi bunu da çıkarmak istiyor. Yine, Oya Eronat, Sermin Balık, Nurdan Şanlı, 3 tane daha kadın vekilin imzası var. Bırakalım, bunu istiyorsa da erkek vekiller istesin. Kadın vekiller en azından, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda, özellikle de ilk ve ortaöğretim öğrencilerinin eğitim görmesi hususunda elini taşın altına koysun, desin ki: “Biz bunu istiyoruz.” Yani dünden beri burada yapılan her konuşmada işin ucunda eğitim olduğunun altı çizildi ama geliyoruz, bunu yasalaştıracağımız, görünür, bilinir kılacağımız noktada önüne ket koyuyoruz, kavramlarla yarışıyoruz, kavramları tartışıyoruz. Bunlar ulusal üstü kavramlar, Anayasa’nın 90’ıncı maddesi itibarıyla zaten yasalarımızın üstünde olan kavramlar. Biz, ulusal üstü sözleşmelere imza atmışız, bunları kabul etmişiz, kendi iç hukukumuzda da bunlara yer vermek gibi bir sorumluluk altındayız o imzaları atmış olmamız dolayısıyla.

Peki, bugün nasıl oluyor da bu kavramlarla yarışıyoruz, “Yer almamalı.” diyoruz? Bunun arkasında yatan zihniyet nedir? Bunu nasıl açıklayabilirsiniz? Hani, burada en fazla söylenecek… Sayın Elitaş’a sorduk biz burada konuşmadan önce, “Bu doğru bir şey değil.” dedik,  “Bizim ilkesel yaklaşımımız. Başta böyle düşündük, sonuna kadar da böyle devam edeceğiz.” dedi. Var mı… Yanlıştan dönmenin bir noktası vardır herhâlde, yanlıştan dönülür. Konu eğitim ve biz bunun eğitimini vermekten bu kadar imtina eder bir noktadayız. Genç nesilleri nasıl yetiştireceğiz? Sosyal ortamda şiddet, ekonomik ortamda şiddet, siyasal anlamda şiddet. Bu gençler, nasıl şiddet ortamı dışında kadın sorununu, gençlik sorununu değerlendirecekler? Bu konuda herkesin sorumluluğu vardır, bunun altını çizmek istiyoruz.

Bizler, şiddetin yaşamdan bir bütün çıkartılabilmesi için tabii ki eğitimin bir öneminin olduğunun farkındayız ama siyasi iktidarın, Türkiye’de 2 insandan 1’inin oyunu almış siyasi iktidarın burada ortaya koyduğu yaklaşımın eğitim kadar önemli olduğunu düşünüyoruz. Kamuoyuna verilen mesajın, burada rol model olma açısından çok önemli ve değerli olduğuna inanıyoruz. Burada inandırıcılığını yitirmiştir siyasi iktidar; bu önergeyi hazırlayarak ve buraya sunarak inandırıcılığını yitirmiştir. Aksine, yapılan yayınların süresi doksan dakikaysa bunun daha ileriki dönemlerde daha da artırılması gerekir. Eğer ilk, ortaöğretim müfredatlarında yer veriliyorsa bunun daha da artırılması gerekir. Kaldı ki biz bir müfredat konusu olarak görmüyoruz, gerektiğinde ders bile verilebilmelidir. Bizim öğrencilik yıllarımızda vardı, sizinkinde oldu mu bilmiyorum ama bazı konularda toplu olarak dersler verildi kapalı spor salonlarında. Belki onların konusu olabilecek bir konudur ama biz, kalkıyoruz, müfredattan çıkartıyoruz, eğitim konusu olmaktan çıkartıyoruz; bu doğru değil. Tam da o müfredatta görmesi gerekiyor gençlerimizin, çocuklarımızın “toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramını. Aile içerisinde görmüş olması kadar sosyal yaşamda görmüş olması da önemlidir; sosyal yaşamda gördüğü kadar okuduğu, öğrendiği materyalde görmesi de önemlidir.

Şimdi burada, siyasi iktidar, ortaya koymuş olduğu tavrı kamuoyuna açıklamakta. Bugüne kadar Sayın Bakanın ortaya koymuş olduğu samimiyeti tartışılır kılacaktır. Bunun sorumluluğu bizlerindir, sizlerindir. Müfredattaki ayrımcılığı körükleyen, toplumsal cinsiyet eşitliğiyle uyuşmayan kavramları ayıklamak yerine bunu koymaktan çekinmenin bir doğru tavır olduğunu düşünmüyoruz, önergemizin kabulünü rica ediyoruz.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ata.

Sayın Ata ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısının 16 ncı maddesinin altıncı fıkrasında yer alan "müfredatına" ibaresinden sonra gelen "toplumsal cinsiyet" ibarelerinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                                          Pelin Gündeş Bakır (Kayseri) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Katılıyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kadın erkek eşitliği ifadesinin daha geniş bir anlam ifade ettiği değerlendirildiğinden bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 16’ncı madde kabul edilmiştir.

17’nci madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 181 sıra sayılı Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun tasarısının 17. maddesinin 1. fıkrasına son cümle olarak "Geçici maddi yardım nafaka borçlusundan nafaka tahsil edilinceye kadar yapılmaya devam edilir" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                           

             Ayşe Nedret Akova                         Dilek Akagün Yılmaz                               Sena Kaleli

                     Balıkesir                                              Uşak                                                 Bursa

                  Sedef Küçük                                       Sakine Öz                                      Ahmet Toptaş

                     İstanbul                                             Manisa                                       Afyonkarahisar

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısının 17 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümlelerin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Korunan kişinin birden fazla olması halinde, ilave her bir kişi için bu tutarın yüzde yirmisi oranında ayrıca ödeme yapılır. Ancak, ödenecek tutar hiçbir şekilde belirlenen günlük ödeme tutarının bir buçuk katını geçemez. Korunan kişilere barınma yeri sağlanması halinde bu fıkrada belirlenen tutarlar yüzde elli oranında azaltılarak uygulanır.”

                           

                Mustafa Elitaş                            Mehmet Doğan Kubat                              Sermin Balık

                      Kayseri                                             İstanbul                                              Elâzığ

                 Nurdan Şanlı                                      Oya Eronat                                   Tülay Selamoğlu

                      Ankara                                           Diyarbakır                                           Ankara

                                                                     Pelin Gündeş Bakır

                                                                              Kayseri

 

TBMM Başkanlığına

181 sıra sayılı kanun tasarısının 17 inci maddesinin 2 inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini,

"Bu ödemeler, Bakanlık bütçesine, geçici maddi yardımlar için konulan ödenekler karşılanır. Yapılan ödemeler, Bakanlığın gerekli görmesi ve başvurusu üzerine 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre, şiddet uygulayan veya şiddet uygulama ihtimali bulunan kişiden tahsil edilir.”

teklif ediyoruz.

 

Sebahat Tuncel             Ayla Akat              Erol Dora

    İstanbul                      Batman                 Mardin

Nazmi Gür                 Pervin Buldan            Levent Tüzel

    Van                             Iğdır                       İstanbul

Altan Tan                   Halil Aksoy

Diyarbakır                        Ağrı

BAŞKAN – Son okunan önergeye Sayın Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) -  Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Dora, buyurun.

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 181 sıra sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce bütün kadınların Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyor, kendilerine selam ve  saygılarımı sunuyorum.

Tarihteki ilk eşitsizliklerden biri olan kadın-erkek eşitsizliği özellikle ülkemizde hâlâ tüm şiddetiyle devam etmektedir. Kadına yönelik şiddetle ilgili sorunların yasayla çözülmesi de ancak ve ancak kadınların görüşleri dikkate alınarak sağlanabilir. Bu bağlamda, yasa tasarısının genel olarak olumlu olduğunu kabul etmekle beraber kadın örgütlerinin görüşlerinin çok dikkate alınmadığını üzülerek ifade etmek istiyorum.

Yasa teklifinin adı “Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi” diye geçmektedir. İlk bakışta kulağa hoş gelen bu adlandırma üzerinde düşününce birçok sorunu beraberinde getirmektedir. Öncelikle aileden kastımız nedir? Sadece resmî devlet nikâhıyla evli olanların oluşturduğu toplumsal birim mi? Eğer öyleyse bu bir ayrımcılığa işaret etmez mi? Bu durumda imam nikâhlı eşleri, aralarında resmî nikâhı olmaksızın birlikte yaşayan sevgilileri veya eşcinsel birliktelikleri nereye koyacaksınız? Bu tür bir beraberlik yaşayan çiftlerden birinin şiddet görmesi mümkün değil midir? Şiddet gibi son derece önemli bir konuda bu insanları yasanın kapsamı dışında tutmak ayrımcılıktır ve Anayasa’nın eşitlik ilkesini düzenleyen 10’uncu maddesine de aykırıdır. Dolayısıyla kanunun kapsamının genişletilmesi, İstanbul Sözleşmesi ve CEDAW Protokolünün yasaya ilişkin hâle getirilmesi gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kadına yönelik şiddetin son bulması, erkek egemen zihniyetin değişmesi, kadını insan olarak gören bir zihniyetin gelmesiyle mümkün olabilecektir. Çıkarılacak yasaların yaptırım gücünün olması ve mağdur vatandaşlarımıza güven telkin etmesi gerekmektedir. Bir iktidar, kanun çıkarmadan önce siyasal duruşuyla nasıl düşündüğünü, nasıl hareket edeceğini belli eder. Her gün gözaltıların, tutuklamaların ve hak ihlallerinin yaşandığı bir ülkede herkesi mutlu edecek bir anayasa beklentisi içinde olmak nasıl mümkün değilse, bir kanunla kadına yönelik şiddetin son bulacağını düşünmek de mümkün değildir. Yasal düzenlemeler kadar pratik uygulamaların da son derece önemli olduğunu bilmek gerekiyor.

Kanun tasarısının 17’nci maddesi, şiddete maruz kalmış on altı yaşından büyük kadınlara ödenecek geçici maddi yardımları düzenlemektedir. Son süreçte olumlu değişimler yaşansa da ülkemizde çocuk gelinler gerçeği vardır. On dört-on beş yaşında evlenmek zorunda bırakılan kadınlar şu durumda yasa kapsamı dışında tutulacaktır. Hakeza kimlik yaşı küçük olan kadınlar da aynı şekilde şiddet görmesi durumunda yasa kapsamı dışında tutulacaktır.

Aynı madde, yapılması planlanan ödemelerin Bakanlık bütçesinden geçici mali yardımlar için konulan ödenekten karşılanacağını öngörmektedir. Aç kalmaktansa koca dayağını tercih etmek zorunda kalan kadınların geçim sorunlarını çözmesi açısından son derece olumlu olarak gördüğüm bu maddenin eksikliği ise şiddet uygulayan erkeklerden tahsilatın yapılmasıdır. Parasal yükümlülük altına giren bir erkek, takdir edersiniz ki devletten çok gene kadına saldıracak, hıncını kadından alacaktır. Kadına yönelik şiddeti önlemesi beklenen bir yasanın, kadına yönelik şiddeti daha da artıracak hükümlere yer vermemesi gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin en önemli sorunlarından biri olarak gördüğümüz kadına yönelik şiddeti önleme konusunda yapılması gereken çok şey var. Kadın-erkek eşitliğinin gerçek anlamda sağlanması, kadının istihdamı ve aynı zamanda evrensel eşitlik normlarının uygulanmasıyla mümkün olacaktır.

Kadınların özgür ve eşit olmadığı bir dünyada erkeklerin de özgür olamayacağını belirtiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, toplantıyı daha çok sayıda milletvekilinin izlemesini sağlamak amacıyla karar yeter sayısı istiyorum efendim.

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını da arayacağım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, elektronik oylamayla da yapabiliriz.

BAŞKAN – Bir saniye… Oylayalım, yok dedikleri zaman elektronik oylamayla yaparız.

Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.08

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Tanju ÖZCAN (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 76’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulanamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık var.

Elektronik cihazla oylama yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, muhalefetten sadece 10 kişi var; tutanaklara geçsin diye söylüyorum. “Yasa çıksın” diyorlar ama kendileri 10 kişi! Türkiye bilsin.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır; önerge reddedilmiştir.

181 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

17’nci madde üzerindeki ikinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısının 17 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümlelerin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Korunan kişinin birden fazla olması halinde, ilave her bir kişi için bu tutarın yüzde yirmisi oranında ayrıca ödeme yapılır. Ancak, ödenecek tutar hiçbir şekilde belirlenen günlük ödeme tutarının bir buçuk katını geçemez. Korunan kişilere barınma yeri sağlanması halinde bu fıkrada belirlenen tutarlar yüzde elli oranında azaltılarak uygulanır.”

                                         Pelin Gündeş Bakır (Kayseri) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Katılıyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyoruz.

Gerekçe:

Korunan kişi sayısı ve barınma yeri dikkate alınarak geçici maddi yardım tutarları yeniden düzenlenmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Sonuncu önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 181 sıra sayılı Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun tasarısının 17. maddesinin 1. fıkrasına son cümle olarak "Geçici maddi yardım nafaka borçlusundan nafaka tahsil edilinceye kadar yapılmaya devam edilir" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Ahmet Toptaş (Afyonkarahisar) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Toptaş, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 181 sıra sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili olarak söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, verdiğimiz önergeyle, bu yasayla düzenlenen geçici maddi yardımın, nafaka borçlusundan nafaka tahsil edilinceye kadar devamını talep ettik. Hepiniz bilmektesiniz ki nafaka borçluları, çeşitli nedenlerle, mal varlığı stokunu boşaltarak nafaka ödememek için bütün yasal tedbirleri daha önceden alıyorlar. Bu nedenle nafakanın tahsili de mümkün olmuyor. Dolayısıyla, yardıma muhtaç olan bir kadının nafaka tahsil edememesi karşısında bu yasayla düzenlediğimiz geçici yardımın, nafaka borçlusundan nafakanın tahsiline kadar devam etmesi gibi bir zorunluluk doğmaktadır. Umarım bu önergeye olumlu oy verirsiniz.

Yine, bu vesileyle, bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle bu yasayı bugün çıkarmış olmamız bir şanstır. Her ne kadar eksikleri fazlaysa, kadınların taleplerini karşılamayacak düzeyde ise de yine, bu şekliyle bile çıkarılmış olması bir kazanımdır diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlar, kadın, anadır. Kadın, yaratıcıdır, üreticidir. Kadın, şefkattir, barıştır, sevgidir. Kadın, koruyucudur. Sevgili Mustafa Balbay’ın kadınlarımıza gönderdiği mektupta belirttiği gibi, nasıl dünyamızı çevreleyen atmosferin üzerinde güneş ışınlarından yeryüzünü koruyan bir ozon tabakası varsa, yeryüzünde de insan sıcaklığını koruyan, yaşam iklimini dengeleyen kadınlarımızdır. Kadınlarımız bu kadar önemliyse ve kadınlarımız… Kadın, 23 Mayıs 1919’da Sultanahmet Meydanı’nda İzmir’in işgalini protesto eden mitingi düzenleyen ve konuşan Halide Edip’tir. Kadın, Erzurum’da müfreze başı Kara Fatma’dır, tabyasında direnen Nene Hatun’dur. Kadın, tarlada çapa yapan, pancar kesen, ekin biçen, orman dikendir. Kadın, bugün üniversite kürsülerinde bize bilim öğreten, uygarlık öğretendir. Her ne kadar bürokraside kendi sayılarıyla orantılı olmasa bile bizi yönetendir kadın.

Öyleyse erkek egemen toplumda bütün övgülere layık bulduğumuz kadınımızın ülkemizdeki durumu nedir, bakmak lazım. En son istatistik verilere göre ülkemizde her 100 kadından 47’si şiddet görüyor; her 100 kadından 68’i eşi tarafından sözlü saldırıya maruz kalıyor; sadece 2011 yılında 250 kadın öldürülmüş; bilinen sayısıyla 102 kadın ve 59 kız çocuğuna tecavüz edilmiş; eşinden şiddet gören 100 kadından 30’u intihar etmeyi düşünmüş. Bunlar bizim kadınlarımız, bunlar ana, eş, çocuk bizim insanlarımız.

Ne istiyor kadınlarımız? Kendi sorunlarını aşmak için çaba gösteriyorlar. Eşit işe eşit ücret istiyorlar. Cinsiyet ayrımının ortadan kaldırılmasını istiyorlar. Her iş yerinde kreş istiyorlar. Politikada pozitif ayrımcılık istiyorlar. Ülkede adalet istiyor, barış istiyorlar. Oysa ülkeyi yöneten Başbakanımız her kadına 3 çocuk istiyor. Getirilmek istenen 4+4+4 formüllü eğitim yasasıyla kadın okulsuzlaştırılmak isteniyor. Vazgeçin bunlardan. Kadını eve kapatma politikalarından vazgeçin, vazgeçelim. Kadını çocuk yapan, çocuk bakan, evinin dört duvarının arasında hizmetçilik yapan, ikinci sınıf insan gören anlayışa karşı hepimiz birlikte mücadele edelim. Anamıza, eşimize, çocuklarımıza daha özgür, daha güzel, daha yaşanası bir dünya kurmanın çözümünü birlikte bulalım. Kadın örgütlerinin sesini dinleyelim, kadınların sesini dinleyelim. Bugün yapamadık, onların taleplerini yerine getiremedik ama hiç olmazsa bundan sonra onların taleplerini yerine getirmek için daha çok çalışalım.

Bu vesileyle tüm kadınlarımızın, analarımızın, kardeşlerimizin 8 Mart Emekçi Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyor, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toptaş.

Sayın Toptaş ve arkadaşlarının önergelerini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…  17’nci madde kabul edilmiştir.

18’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 181 sıra sayılı Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun tasarısının 18. maddesinin 2. fıkrasına “tahsil edilir” ibaresinden sonra “Nafaka yükümlüsünün taşınır ve taşınmaz malları, üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının haczi için icra müdürlüğü tarafından ilgili birimlere yazı yazılır” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             Ayşe Nedret Akova                         Dilek Akagün Yılmaz                               Sena Kaleli

                     Balıkesir                                              Uşak                                                 Bursa

                  Sedef Küçük                                       Sakine Öz                                                

                     İstanbul                                             Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sena Kaleli…

BAŞKAN – Sayın Kaleli, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

SENA KALELİ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 181 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 18’inci maddesiyle ilgili vermiş olduğumuz önergemiz üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne özel olarak yazılı ve görsel medyada kadına dair araştırmalar, raporlar ve anketler genelde birinci konu olarak işlenmiş ve manşetlere taşınmıştır. Bu duyarlılıklarından dolayı bütün medya camiasına teşekkür ediyorum. Bu anket, rapor ve araştırmalar sonuçları itibarıyla yerleşik algıları da sorgulatmaya başlamıştır. TÜİK tarafından yapılan anketlerde kadınlar genellikle hâlinden memnun ve mutlu gösteriliyorken, bir araştırma şirketi tarafından 38 ilde 2.864 kadınla yapılan ve bugün açıklanan mutluluk anketinde kadınların dörtte 3’ünün, diğer bir deyişle her 10 kadından 7’sinin mutsuz olduğu ortaya çıkmıştır. Çalışan kadınların yüzde 68’i kazandığı parayı eşine teslim etmektedir. Kadınların yüzde 85’i “Şiddete hayır.” derken, yüzde 15’inin şiddeti kabul edilebilir bulması, zannediyorum, gelenekselleşmiş bakış açısı, belletilmişlik ve çaresizliktendir yani kadın “Gidecek yerim mi var? Diyecek sözüm mü var?” sarmalında dolanıp durmaktadır.

Anketlerden çıkan en çarpıcı sonuçlardan bir diğeri ise eğitimin yükselmesi ve ailenin aylık gelirinin artmasıyla şiddet görenlerin oranının azalmasıdır.

Kadının adil olmayan çocuk yetiştirme anlayışı ve kendini algılaması değişmeden, hak ve özgürlüklerine sahip çıkma bilincine erişmeden yapılacak düzenlemeler de fayda etmeyecektir yani eğitim ve gelir durumuyla şiddet arasında doğrudan bir bağ bulunmaktadır. Sonuç olarak, eğitime yatırım yapmayan devlet, daha çok cezaevi yapmaya mahkûmdur.

Aniden gündeme gelen, benim deyişimle “4/4/4” sistemi de -çok kültürlü sisteme geçeceğimize- çocukları yaş ve cinsiyetine göre bölmekte ve ayrıştırmaktadır. Bu Komisyonda yaşananlar, tüm erkeklerin öfke kontrolü sorunlarını aşmaları gerçeğini de ortaya çıkarmaktadır.

Öte yandan, Dünya Ekonomik Forumu’nun Cinsiyet Uçurumu Raporu’na göre kadının ekonomiye katılımında, Türkiye, son yirmi yılda ilerleyeceğine gerilemiştir.

Türkiye'de kadınların iş gücüne katılım oranı giderek düşmektedir. Son on yılda artan şiddetin de bu bağlamda değerlendirilmesi, çözüme yönelik arayışlar için önemli bir referanstır.

“Şiddet artmıyor, devlete olan güven nedeniyle ortaya çıkıyor.” diyerek kendini kandıran anlayışın, vatandaşını da kandırdığını sanmaması gerekir. Böyle düşünenler, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na kulak verirlerse, güven var mı yok mu anlayacaklardır. Bu şartlarda toplumlar değişemez ve gelişemez.

Şiddetin önlenmesi öz güvene, kimlik ve onuruna, ekonomik bağımsızlığına ve ruh ve beden sağlığına sahip sosyal kadınlarla mümkündür. Bu çerçevede, ülkemizde kadın istihdam çalışmalarına hız kazandırılması gerekmektedir. Kadınların bilgi ve teknolojiye ulaşabilmeleri için her türlü olanak sağlanmalı, kadınların iş gücü niteliğini artıracak eğitimler yapılmalıdır. Kadınları istihdam edecek işverenler de düzenlenen seminerlerle mobbing’e karşı, kadın iş gücü çalıştırma konusunda eğitilmelidirler. Bazı sosyal demokrat belediyelerimizde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Birimi vardır. Hizmetler, üretimler kadına göre planlanmaktadır ve orada kadınlar huzurlu ve mutludurlar.

Sayın milletvekilleri, şiddetle istihdam arasındaki bağı vurgulamaya özellikle yönelmemin nedeni 18’inci maddenin nafaka konusunu düzenlemesidir. Bu konuda vermiş olduğumuz önergemiz uluslararası anlaşmanın 20’nci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Bu düşüncelerle önergemizin kabulünü diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaleli.

Sayın Kaleli ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, İstanbul Milletvekili Sayın Hakan Şükür yerinden bir açıklama yapmak istiyor. Bir dakikalık bir süre…

Lütfen, buyurunuz Sayın Şükür.

 

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

9.- İstanbul Milletvekili Hakan Şükür’ün, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda yaşanan bir olaya ilişkin açıklaması

 

HAKAN ŞÜKÜR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; kadınlarımız cumhuriyet ile kazanılmış çağdaş haklar ve özgürlüklerle birlikte yaşamın her alanında başarıyla yer almışlardır. İnsanlığın devamı için olmazsa olmaz unsur kadınlarımızdır. Kadın, değerini bilmeyenler için nefs, değerini bilenler için ise bir nefes kadar değerlidir. Bu duygu ve düşüncelerle tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum, bu günün hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Bir de bir şey ifade etmek istiyorum yüksek müsaadenizle. Bugün çok tatsız bir olay yaşandı Komisyonda. Tabii, burada o bahsi geçen arkadaşım benim danışmanım. Kendisi mağdur durumda o ağır darbeleri alıp dışarı çıkmasına rağmen, dışarıda medya önünde sanki mağduriyete uğramışçasına şikâyetçi olan arkadaşlarımızın da bu tip siyaset anlayışlarından uzak olmasını diliyorum.

Teşekkür ederim.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, burası basın toplantısı yapılacak yer değil. Danışmanın orada, kavgada ne işi vardı?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım…

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Kadını Şiddetten Koruma Kanunu Teklifi, Antalya Milletvekili Gürkut Acar'ın; Türk Medeni Kanunu ile Ailenin Korunmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu ve 4320 Sayılı Ailenin Korunması Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın; Türk Medeni Kanunu ve Ailenin Korunmasına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Ailenin Korunmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/572, 2/38, 2/51, 2/145, 2/328, 2/383) (S. Sayısı: 181) (Devam)

 

BAŞKAN – 19’uncu madde üzerinde üç önerge vardır.

Buyurun efendim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, bir dakika rica ediyorum.

BAŞKAN – Müsaade ederseniz, biraz sonra…

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 181 sıra sayılı Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun tasarısının 19. maddesinin 2. fıkrasına "esaslar çerçevesinde" ibaresinden sonra "muhatap birimler tarafından" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             Ayşe Nedret Akova                         Dilek Akagün Yılmaz                                 Sakine Öz

                     Balıkesir                                              Uşak                                               Manisa

                  Sedef Küçük                                     Sena Kaleli

                     İstanbul                                              Bursa

 

TBMM Başkanlığına

181 sıra sayılı kanun tasarısının 19 uncu maddesinin sonuna aşağıdaki metnin eklenmesini teklif ediyoruz.

“Şiddet mağdurunun, şiddet uygulayanın bakmakla yükümlü olduğu kişiler kapsamında olması nedeniyle sağlık sigortasından yararlanma hakkında sahip olduğu durumlarda da bu madde hükmü uygulanır."

               Sebahat Tuncel                                     Ayla Akat                                      Pervin Buldan

                     İstanbul                                            Batman                                               Iğdır

                    Erol Dora                                         Nazmi Gür                                      Levent Tüzel

                      Mardin                                                Van                                                İstanbul

                    Altan Tan                                        Halil Aksoy

                   Diyarbakır                                             Ağrı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısının 19 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Sağlık giderleri

Madde 19- (1) Bu Kanun hükümlerine göre hakkında koruyucu tedbir kararı verilen kişilerden genel sağlık sigortalısı olmayan ve genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi kapsamına da girmeyen veya genel sağlık sigortası prim borcu sebebiyle fiilen genel sağlık sigortasından yararlanamayan ya da diğer mevzuat hükümleri gereğince tedavi yardımından yararlanma hakkı bulunmayanlar; bu hallerin devamı süresince, 31/05/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi kapsamında, gelir testine tabi tutulmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılır.

2) Bu Kanun hükümlerine göre hakkında önleyici tedbir kararı verilen kişinin aynı zamanda rehabilitasyonunun veya tedavi edilmesinin gerekli olduğuna karar verilmesi halinde, genel sağlık sigortası kapsamında karşılanmayan rehabilitasyon hizmetlerine yönelik giderler ile rehabilitasyon hizmetleri kapsamında verilmesi gereken diğer sağlık hizmetlerinin giderleri Bakanlık bütçesinin ilgili tertiplerinden karşılanır."

                Mustafa Elitaş                            Mehmet Doğan Kubat                           Mine Lök Beyaz

                      Kayseri                                             İstanbul                                          Diyarbakır

            Pelin Gündeş Bakır                               Sermin Balık                                   A. Sibel Gönül

                      Kayseri                                              Elâzığ                                              Kocaeli

                 Nurdan Şanlı                                      Şirin Ünal

                      Ankara                                             İstanbul

BAŞKAN – Son önerge üzerinde Sayın Komisyon?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Elitaş?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe efendim.

BAŞKAN – Gerekçe…

Gerekçe

Hakkında tedbir kararı verilenlerin tedavi giderlerinin Bakanlık bütçesinden karşılanması yerine bu kişilerin genel sağlık sigortası kapsamına alınması ve hakkında önleyici tedbir kararı verilen kişinin genel sağlık sigortası kapsamında karşılanmayan rehabilitasyon hizmetlerine ait giderlerin Bakanlık bütçesinden karşılanması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge maddeyi tümüyle değiştirdiğinden diğer önergeleri işlemden kaldırıyorum.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, kısa söz istiyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun efendim. Yerinizden lütfen.

Bir dakika…

 

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

10.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda yaşanan bir olaya ilişkin açıklaması

 

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, ben de tüm kadınlarımızın Dünya Kadınlar Günü’nü yürekten kutluyorum. Önemli olan yasaların değil, erkeklerin kafasının değişmesine inanan bir arkadaşınızım.

Sayın Hakan Şükür söz aldığı zaman umutlandım, kendisinin Parlamentondan özür dileyeceğini düşündüm çünkü olaylar sırasında ben de oradaydım. Millî Eğitim Komisyonunda toplantı başladıktan bir müddet sonra çıkan tartışmalarda, milletvekilleri arasında çıkan tartışmada, Sayın Hakan Şükür’ün danışmanı, ne yazık ki gözümüzün önünde Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerini tartaklamıştır ve böyle bir üzücü olay bir parlamenter arkadaşına karşı yönelmişken, Sayın Hakan Şükür’ün, hiç de yeri olmadığı hâlde bir Parlamentoda danışmanını savunması ve bir meslektaşını kötülemesi kadar olağan dışı bir hadiseyle şu ana kadar karşılaşmadım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, biraz önce itiraz ettiler burası basın toplantısı değil diye.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Basında yer alan bir konuyu Sayın Milletvekili gündeme getirdi.

BAŞKAN – Tamam, tamam. Tamam.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Burada hiç kimseyi itham etmedi. Burada sayın milletvekillerinin Hakan Şükür Bey’in söylediği bir mesele üzerinde alınganlık göstermelerinin ne anlama geldiğini anlamıyorum?

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Hayır, komisyonda bodyguard’lık yapmanın neresi alınganlık?

BAŞKAN – Şimdi, beyler…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, burada Sayın Milletvekilinin yaptığı açıklamaya itiraz ediyorlar. Neyine itiraz ediyorlar?

BAŞKAN – Sayın Toptaş, rica edeyim, yani söylediniz.

Buyurun.

HAKAN ŞÜKÜR (İstanbul) – Sayın Başkanım, ben bir şey söyleyebilir miyim.

BAŞKAN – Bir saniye efendim. Bir saniye… Lütfen…

Buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, ben olayın tanığıyım. Sayın Elitaş orada yoktu. Orada bir milletvekilimize yönelmiş bir tartaklama vardır. Bu da bir kamu görevi yapan bir milletvekiline kamunun odasında kamu görevini ifa ederken ve bir milletvekilinin danışmanı suretiyle olmuştur. Bir danışmanın komisyon toplantısında…

BAŞKAN – Sayın Milletvekilim, açıkladınız ve zabıtlara geçti. Rica edeyim, burada bitirelim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama bakın…

BAŞKAN – Rica edeyim efendim, burada bitirelim.

LEVENT GÖK (Ankara) - Hayır efendim.

HAKAN ŞÜKÜR (İstanbul) – Sayın Başkanım…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, ben isterdim ki Sayın Elitaş da kalksın ya da Hakan Bey de kalksın…

BAŞKAN – Efendim, şimdi müsaade buyurun. Siz söylediniz fikrinizi, o da söyledi. Buyurun yerinize, onu ben takdir edeyim. Rica edeyim… Çok rica edeyim…

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir milletvekiline yönelmiş saldırının sorumlusu olarak milletvekili burada eleştiriliyorsa bence sizin de bu işe müdahale etmeniz gerekir.

BAŞKAN – Efendim, eleştirme sizin olduğu kadar herkesin de hakkı. Onun, cevap vermek de milletvekilinin hakkı. Lütfen yerinize oturun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hem burada bir…

BAŞKAN – O benim işim değil. Lütfen… Lütfen…

Sayın Toptaş, buyurun efendim.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan…

LEVENT GÖK (Ankara) – Efendim, bir milletvekiline yönelmiş saldırı sizin de işinizdir Sayın Başkanım. Rica ediyorum.

BAŞKAN – Efendim, ben görmedim. Siz iddia ediyorsunuz, o da olmadığını iddia ediyor, ben ne diyebilirim? Buyurun yerinize oturun. Rica ediyorum.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Levent Bey…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Hakan Şükür danışmanını burada milletvekilinin önünde savunmaya kalkıyor. Olabilir mi böyle bir şey?

HAKAN ŞÜKÜR (İstanbul) – Sayın Başkan, kayıtlara geçecek…

BAŞKAN – Sayın Şükür, lütfen bu münakaşayı burada bırakalım. Burası yeri değil.

HAKAN ŞÜKÜR (İstanbul) – Tamam, ben…

LEVENT GÖK (Ankara) – Hayır. Bence özür dilesin Hakan Bey.

BAŞKAN – Efendim, müsaade ederseniz, buyurun, onu ben takdir edeyim, siz yerinize oturun.

Sayın Toptaş, buyurun efendim.

 

11.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’ın, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda yaşanan bir olaya ilişkin açıklaması

 

 

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, biraz önce Sayın Hakan Şükür’ün açıklamalarında “Burası basın toplantısı yapılacak yer değildir.” diye söyledim. Mecliste Komisyonda olan bir olayı gündeme getirip tutanaklara geçirmenin bir anlamı yoktur. Bura basın toplantısı yapılacak bir alan değildir.

Sayın Başkan, komisyonlarda ne zamandan beri danışmanlar bodyguard’lık görevi yapmaktadır? Lütfen… Meclisin bir şerefi vardır, haysiyeti vardır, bir görevi vardır, bir ağırlığı vardır. Eğer danışmanlar komisyonlara gelip de, orada muhalefet eden, orada söz söyleme hakkını kullanan komisyon üyelerine saldıracaksa ve bu saldıranlar da…

HAKAN ŞÜKÜR (İstanbul) – Başkanım, kesinlikle katılmıyorum.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – …yani yavuz hırsızın ev sahibini bastırdığı gibi, “Benim danışmanıma saldırılmış.” gibi bir, tutanaklara geçirme söz konusu olacaksa bu en azından bir milletvekili için ayıptır. Bunu belirtmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HAKAN ŞÜKÜR (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Zabıtlara geçti efendim sözleriniz.

HAKAN ŞÜKÜR (İstanbul) – Sayın Başkanım, bir saniye, yalnız burada açıklamam gereken bir şey var.

BAŞKAN – Buyurun.

HAKAN ŞÜKÜR (İstanbul) – Ben bu bahsi geçen Komisyonun üyesiyim. Bugün de Dünya Kadınlar Günü. Ellerinde gül olan 2 tane danışmanın birini darp etme şansı var mı? Ellerinde güllerle yaka paça dışarı atıldılar.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yok, o öyle değil, o iş bitmişti.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Danışmanın komisyonda ne işi var kardeşim?

HAKAN ŞÜKÜR (İstanbul) – Ama bir saniye…

BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye…

HAKAN ŞÜKÜR (İstanbul) – Sayın Başkan, ben şunu söylemek istiyorum: Bakın, bu kürsüden yaklaşık yarım saat önce bir hatip bununla ilgili bir konuya temas etti. Şimdi, burada deniyor ki: “Basın toplantısı yapılacak yer değil.” Ben onun üzerine söz aldım, bunun doğru olmadığını, kesinlikle böyle bir şey olmadığını ve “Biz de yasal haklarımızı gerekli mercilere başvurarak kullanmayı düşünüyoruz.” dedim, o kadar.

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

HAKAN ŞÜKÜR (İstanbul) – Ben teşekkür ederim.

BAŞKAN – Her iki tarafın sözleri de zabıtlara geçti.

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Kadını Şiddetten Koruma Kanunu Teklifi, Antalya Milletvekili Gürkut Acar'ın; Türk Medeni Kanunu ile Ailenin Korunmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu ve 4320 Sayılı Ailenin Korunması Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın; Türk Medeni Kanunu ve Ailenin Korunmasına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Ailenin Korunmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/572, 2/38, 2/51, 2/145, 2/328, 2/383) (S. Sayısı: 181) (Devam)

 

BAŞKAN – Şimdi, 20’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşmekte olduğumuz 181 sıra sayılı Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun tasarısının 20. maddesinin 1. fıkrasına “17 inci maddesi” ibaresinden sonra “ve diğer maddeleri” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             Ayşe Nedret Akova                         Dilek Akagün Yılmaz                               Sena Kaleli

                     Balıkesir                                              Uşak                                                 Bursa

                  Sedef Küçük                                       Sakine Öz                                      Bülent Tezcan

                    İstanbul                                             Manisa                                                 Aydın

BAŞKAN – Sayın Komisyon?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Kim konuşacak efendim?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Bülent Tezcan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tezcan. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı’nı görüşüyoruz.

Öncelikle, bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Dünyanın her yerinde, haklarını hiçbir zaman kendilerine lütfedildiği için almayan, mücadele ederek haklarını alan Emekçi Kadınlar Günü. Bunun tarihini birçok arkadaşımız bu kürsüden anlattı, devam etmeyeceğim. Ben burada, bugüne kadar haklarını alma mücadelesinde emek veren, mücadele eden ve bugünden sonra da aynı mücadeleye, aynı kararlılıkla devam edeceğine inandığım emekçi kadınların, bütün dünya kadınlarının Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

Değerli arkadaşlar, böyle bir günde bu yasa tasarısını görüşüyor olmamız tabii ki anlamlı, ayrı bir anlamı var. Daha önceden, kadına karşı şiddeti özellikle ailenin korunması çerçevesinde ele alan 4320 sayılı bir yasamız vardı. Getirilen bu düzenleme, hiç şüphe yok ki 4320 sayılı Yasa’dan daha ileri bir düzenleme. Bunlarla ilgili mutabakat konusunda bir sıkıntımız yok. Yapmaya çalıştığımız, sadece, getirilmek isteneni daha geniş bir perspektiften, gerçekten kadına karşı şiddeti önlemek ve kadını kadın olarak sadece aile içerisine hapseden bir anlayışla ele almak değil, kadını bir birey olarak ele alalım, kadını insan olarak ele alalım, kadını hak sahibi olarak ele alalım ve her türlü şiddeti, sadece aile içindeki şiddeti değil, kadına her alandaki şiddeti önleyecek önlemleri alalım diye uğraşıyoruz. Verdiğimiz önergeler bu çerçevede. Yoksa işin özünde bir mutabakata vardık, işin özüyle ilgili bir sıkıntımız yok ama daha geniş hakları sağlayacak düzenlemeler yapalım istiyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu çerçevede, 20’nci madde çerçevesinde verdiğimiz önergede bu konudaki giderlerin sadece 17’nci maddede düzenlenenlerle sınırlı olmayıp her noktada harç ve vergiden muaf olmasını kapsayacak bir düzenleme önerdik, getirdiğimiz öneri bu doğrultuda. Bunun için, kabul edilmesi, yasanın tanıdığı hakları daha da genişleterek uygulamada kolaylık yaratacak bir öneridir diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlar, iş söze gelince kadına karşı şiddete hepimiz karşı olduğumuzu söylüyoruz ama bakın, üç günden bu yana Millî Eğitim Komisyonunda konuşulan bir konu var “4+4+4” diye, Millî Eğitim Temel Kanunu’nda değişiklik yapılması hedeflenen bir kanun tasarısını görüşüyoruz ve bunu görüşürken Genel Kurulda kadına karşı şiddetin önlenmesi kanun tasarısını, Millî Eğitim Komisyonunda da kız öğrencilerin dördüncü sınıftan sonra okuldan elinin eteğinin çekileceği imkân ve ihtimalini yaratacak bir kanun teklifini getiriyorsunuz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Nereden çıkartıyorsun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hiç öyle bir şey yok. Hiç öyle bir şey yok, tamamen yanlış.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Bunun öyle olduğunu siz de biliyorsunuz, biz de biliyoruz, cümle âlem biliyor. Üç gündür Mecliste bu tartışılıyor, üç gündür bu tartışılıyor!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hiç öyle bir şey yok. Herkes biliyor, sen yanlış biliyorsun.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Niye korkuyorsunuz niye, korkunuz niye?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Bakın, size bazı rakamlar vereceğim. Hani o “28 Şubat’la hesaplaşıyoruz.” adı altında diyorsunuz ya “Bu kanunu getiriyoruz.” diye, sekiz yıllık kesintisiz temel eğitim Türkiye’de yürürlüğe girdiğinde okullarda kız çocuklardaki okullaşma oranı 1997 yılında yüzde 78, eleştirdiğiniz sekiz yıllık eğitim gündeme geldiğinde, bugün bu oran yüzde 98, sekiz yıllık eğitimin sonucu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 2002’de kaçtı?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Aynı noktada ortaöğretimde okullaşma oranı yüzde 44’ten yüzde 87’ye çıkmış.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – O bizim maharetimiz.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – “Kadına karşı şiddete karşıyız.” derken, “Kadına karşı şiddeti önlemek için mücadele ediyoruz.” derken…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İkna odalarında kızlarımızı okullara almayan kimdi?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – …kadını eve hapseden bir anlayışı Millî Eğitim Temel Kanunu’na getirip yerleştirmeye çalışıyorsunuz, böyle bir şey olmaz arkadaşlar.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Atıyorsun!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İkna odalarında kızlarımıza karşı şiddet uygulayan kimdi? Şu kanundan beri onların hepsi suç.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Bu samimiyetsizliktir. Eğer kadının hak ettiği yeri almasını istiyorsanız onların eğitimde kalmasının, daha on yaşında, on iki yaşında, on beş yaşında gelin olmasının değil birey olmasının önünü açarsınız.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tezcan.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sen yasayı okumamışsın.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Okudum.

BAŞKAN - Sayın Tezcan ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Alt komisyon raporunu okumamışsın.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Onu da okudum, onu da okudum, hepsini okudum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Anlamamışsın öyleyse!

BAŞKAN - Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Size kurs düzenlemek lazım.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Kursa sizin ihtiyacınız var.

BAŞKAN - 20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 20’nci madde kabul edilmiştir.

21’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 181 sıra sayılı Kanun Tasarısının 21 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Dilek Akagün Yılmaz                        Ayşe Nedret Akova                                 Sakine Öz

                        Uşak                                              Balıkesir                                            Manisa

                                                     Celal Dinçer                                Sedef Küçük

                                                         İstanbul                                       İstanbul

“Madde 21- (1) Ekli listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin kadroları yüzde on oranında artırılarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına ait bölümüne eklenmiştir.

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Celal Dinçer, İstanbul.

Buyurun Sayın Dinçer.

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 181 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 21’inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Kadınlarımız, bizim kadınlarımız; anamız, bacımız, hayatımızın kaynağı. Kucağındayken duyduğumuz sıcaklığı, güveni, şefkati başka hiçbir yerde bulamadığımız kadınlarımız. Bizi karnında taşıyan, doğuran, besleyen, uykusuz gecelerini bize harcayan, giydiren, kuşatan bizi, sütleri gibi temiz ve duru dili bize öğreten, yuvaların ateşini söndürmeyen; eza cefaya dayanıklı, dokuz canlı; tarlalarda birlikte çapa salladığımız, imecelerimizin eli nasırlı gülü; fındıkta, tütünde, ekinde, zeytinde, pamukta, traktör römorklarının, kamyonların üstünde balık istifi taşınan kadınlarımız. Akşam dönüşlerinde ocağı için çalı çırpı, ineği ve öküzü için bir tutam ot getirme telaşında kadınlarımız. Fabrikalarda, dairelerde karıncalar gibi çalışan, iş çıkışında telaşla evine koşan, saçlarını bizim için süpürge yapan; bayramlarda ilk yanına koştuğumuz, yokluklarında evlerimizin suyu çekilmiş değirmenlere döndüğü kadınlarımız.

Kadınlarımız; onlar bizim eşlerimiz, evimizin direği, ocağımızın ateşini hiç söndürmeyen, yuvamızı ısıtan güneş, çocuklarımızın anası; aşçımız, temizlikçimiz, en deneyimli doktorumuz, en şefkatli hemşiremiz, titiz muhasebecimiz. Elimiz ayağımızı toplayan, bizi konuklarımızdan utandırmayan; aynı yastıklarda kocadığımız; bizi analarımızdan bile kıskanan, vazgeçemediğimiz kadınlarımız. Sakarya boylarındaki savaşçılara cephane taşırken Kastamonu kışlası önünde soğuktan donan Şerife Bacı’nın, Sındırgı dağlarında düşmanla çarpışırken ölen Gördesli Makbule’nin, gelinliğini Hilâli Ahmere yani Kızılaya bağışlayan Kastamonulu Hatice’nin, 1919 İstanbul mitinglerinde korkusuzca haykıran üniversite öğrencisi Asker Saime ile aynı ruhu taşıyorlar bizim kadınlarımız.

İşte bu kadınlarımıza yapılan şiddet haberlerini ve şiddetin en uç noktası olan namus cinayetlerini ya da aile meclisinde alınan infaz kararlarını her gün medyadan öğreniyoruz, üzülerek öğreniyoruz. Kadın ile erkek arasında biyolojik farklılığın bir toplumsal ve kültürel farklılığa dönüştürülüp, ayrımcılığın, erkek üstünlüğünün meşrulaştırıcı gerekçesi sayılması bugün değil bin yılların, belki yüz yılların sorunu.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; kamu görevi yaptığım sırada yaptığım eğitimlerde bir saptamada bulunmuştum, bunu bütün personele eğitim sırasında veriyordum, kadın bütün tarih boyunca hep aşağılanmış, erkeklerden daha düşük statüde tutulmuş, hatta insan olup olmadığı tartışma konusu edilmiştir. Kadın, eski Yunan’da, Roma’da erkekten çok düşük değerde görülüp, alınıp satılan bir meta olmuştur. Cahiliye döneminde kız çocukları diri diri toprağa gömülmüştür. Hindistan’da, kocası ölen kadının da kendisini yakması toplumsal bir kural hâline getirilmiştir.

İşte, kadınların temel insan haklarının çok önemli bir kısmı bu nedenle son elli yılda verilebilmiştir. Genel oy hakkı 1928’de tanınmıştır. Çocukların velayet konusunda kadınların erkeklerle eşit hakları ancak 1973’te tanınabilmiştir. 1882’ye kadar kadınların mülk edinme ve işletme hakları yoktu. Eşit Ücret Yasası ancak 1970’li yıllarda çıkabilmiştir. Cinsiyet ayrımcılığı yasağı ancak 1975’te çıkabilmiştir. Eşit velayet hakkı 2000’li yıllarda çıkabilmiştir. Kadının çalışabilmesi 2000’li yıllara kadar erkeğin müsaadesine bağlıydı. Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olduğu ancak 2004 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle sağlanabilmiştir.

Ülkemizdeki somut duruma baktığımızda, kadına karşı şiddetin kadınların yaşamını çok olumsuz bir şekilde etkilemeye devam ettiğini ve şiddete maruz kalan kadınlar için kurumsal desteğin yetersiz olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu durumda, kadına yönelik şiddetin önlenmesi için gereken değişikliklerin veya önlemlerin sadece hukuk alanı ile sınırlı olmadığından hareketle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CELAL DİNÇER (Devamla) – …adli tıptan sosyal hizmetlere, eğitimden çalışma alanına kadar geniş bir alanda…

BAŞKAN – Sayın Dinçer, teşekkür ediyorum efendim.

CELAL DİNÇER (Devamla) – …koordineli çalışmak gerekmektedir.

Tüm kadınlarımızın 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum çünkü geleceğimiz onlarla daha güzel olacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Dinçer ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

22’nci madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

                                          TBMM Başkanlığına

181 sıra sayılı kanun tasarısının 22 nci maddesinde “Maliye” ibaresinden sonra gelmek üzere “Millî Eğitim,” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

               Sebahat Tuncel                                     Ayla Akat                                          Erol Dora

                     İstanbul                                            Batman                                             Mardin

                   Halil Aksoy                                       Nazmi Gür                                      Levent Tüzel

                        Ağrı                                                   Van                                                İstanbul

                    Altan Tan                                      Pervin Buldan

                   Diyarbakır                                             Iğdır

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı"nın 22 nci maddesinde yer alan "Maliye" ibaresinden sonra gelmek üzere "Milli Eğitim" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                  Ahmet Aydın                             Mehmet Doğan Kubat                               Oya Eronat

                    Adıyaman                                           İstanbul                                          Diyarbakır

                 Nurdan Şanlı                               Pelin Gündeş Bakır                           Azize Sibel Gönül

                      Ankara                                             Kayseri                                             Kocaeli

                Mustafa Elitaş                                   Sermin Balık

                      Kayseri                                              Elâzığ

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 181 sıra sayılı Kanun Tasarısının 22 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Av. Dilek Akagün Yılmaz                   Av. Ayşe Nedret Akova                             Sedef Küçük

                        Uşak                                              Balıkesir                                            İstanbul

                  Celal Dinçer                                       Sakine Öz

                     İstanbul                                             Manisa

 

"Madde 22 (1) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde, Adalet, Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarının görüşleri alınmak suretiyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından hazırlanacak yönetmelikle düzenlenir."

        Av. Dilek Akagün Yılmaz                   Av. Ayşe Nedret Akova                             Sedef Küçük

                        Uşak                                              Balıkesir                                            İstanbul

                  Celal Dinçer                                       Sakine Öz

                     İstanbul                                             Manisa

BAŞKAN – Son okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak arkadaşlar?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Celal Dinçer.

BAŞKAN – Sayın Dinçer, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, artık, bu yasanın sonuna geldik. Biz, komisyonlarda da bu çalışmalara katkıda bulunmak istedik. Verdiğimiz değişiklik önergelerinin bir kısmı kabul edildi ama ne yazık ki kabul edilenlerin bir kısmı, bu Genel Kurulda tekrar AKP Grubunun verdiği önergelerle eski hâline döndürüldü. Buna rağmen, biz bu yasaya “Evet.” oyu vereceğiz çünkü kötünün en iyisi olarak kabul ediyoruz. Çok daha iyi bir yasa çıkabilirdi. Biraz evvel bahsettim, meslek yaşantımda yüzlerce vakayla karşılaştım. Devletimizin içinde bulunduğu bu sıkıntıları çok iyi bildiğimizi anlatmaya çalıştık ancak sizleri ikna edemedik. Bu yasa daha güzel çıkabilirdi. Bunun için, ben biraz üzüntülerimi belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, dünyanın yarısı kadın, toplumun yarısı kadın, ailenin orta direği kadın, çocuklarımızın anası, eşimiz, bacımız, kızımız ve bizleri dokuz ay karnında taşıyan da kadın. Tüm bunlar kadının yaşamımızdaki vazgeçilmez yerini olduğu kadar kutsallığını da göstermektedir. Partimiz bunun farkındadır, politikalarını da buna göre şekillendirmektedir. Politikalarını hayata geçirmekte ve uygulamaktadır.

Örneğin, kadınlarımıza seçme ve seçilme hakkını Cumhuriyet Halk Partisi vermiştir. Kadınlarımızı Medeni Kanun önünde eşit vatandaş yapan, kadınla erkeğin tüm haklarını kullanmakta ve mirası paylaşmakta eşit olduğunu kabul eden Cumhuriyet Halk Partisidir. Erzurum Tortum’da ceviz ağaçlarına, çevresine, doğasına sahip çıktığı için cezalandırılan, ninesi yerlerde sürüklenen kızımıza da, tecavüze uğrayan, şiddet gören kadına da, cezaevlerindeki gazeteci kadınlarımıza da sahip çıkan Cumhuriyet Halk Partisidir. Tüzüğümüzde değişiklik yaparak kadınlarımıza yüzde 33 kota veren, böylece siyasette olduğu gibi yaşamın her alanında önlerini açan parti de Cumhuriyet Halk Partisidir.

Ama ne yazık ki AKP İktidarında ilgi, destek ve katkıdan yoksun olan kadınlarımızın da, çocuklarının da geleceği karartılmak, küçük yaşta çırak veya gelin yapılmak istenmektedir. 21’inci yüzyılın Türkiyesi’nde ne ülkemiz ne kadınlarımız ne de çocuklarımız AKP İktidarının bu karanlığını hak ediyor. Biz CHP olarak, kadınlarımızın da desteğiyle karanlığı aydınlığa çevireceğiz. Bunun için, dün ülkemizin bağımsızlığı ve Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın zaferi için mücadele eden, omzunda top mermisi taşıyan kadınlarımızı bugün çok çalışmaya, çocuklarımızın geleceğine sahip çıkmaya çağırıyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle Cumhuriyet Halk Partisinin bir milletvekili olarak Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyor, sizlere sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim Sayın Dinçer.

Sayın Dinçer ve arkadaşlarının önergelerini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergelerden ikisi aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi, aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Tasarısı"nın 22 nci maddesinde yer alan "Maliye" ibaresinden sonra gelmek üzere "Milli Eğitim" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                        Pelin Gündeş Bakır (Kayseri) ve arkadaşları

Diğer önerge sahipleri:

                                Ayla Akat (Batman) ve arkadaşları

BAŞKAN –  Sayın Komisyon katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR  (Trabzon) –   Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN –  Buyurun Sayın Ata.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasanın 22’nci maddesine dair vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii eksikliğin giderilmesine dairdi çünkü daha önce 16’ncı madde üzerine de konuştuk, ilk ve ortaöğretim müfredatına bile bazı konuların yerleştirilmesi, kadın-erkek eşitliğine dair eğitimlerin verilmesini tartıştık ama yasanın usul ve esaslarının uygulanması konusunda Millî Eğitim Bakanlığının isminin sayılmamış olması dolayısıyla bu Bakanlığın da eklenmesi dolayısıyla vermiştik. İktidar partisinin de benzer yönlü bir önergesi var. Bu, bizim açımızdan sevindirici.

Diğer bir boyutu değerli milletvekilleri, bugün alanlarda olan kadınlara yönelik uygulanan şiddetten bahsettik ama biz etkinliklerimize 1 Mart itibarıyla başladık ve 3 Martta da Batman mitingi gerçekleşti. Bu miting sırasında kamuoyuna isterdik ki şu yansısın: 10 bin, evet aramızda erkek arkadaşlar da vardı 2 bin kadar ama 10 bin insan bir araya geldi ve “kadın, yaşam, özgürlük” dedi.  “…” (*) dedi. Bu önemliydi ki Batman’ın Cumhuriyet Meydanı’nda 10 bin kadının bir araya gelmesi demek çok anlamlı bir tablodur çünkü 90’lı yıllarda faili meçhul cinayetler şehridir, daha sonrasında kadın intiharlarıyla anılmıştır ve bugün “Kadın, yaşam, özgürlük” diyen 10 bin kadın bir aradadır ve etrafı çevrilidir kar maskeli özel harekât timlerince. Kadının bir araya gelmesinden, kadının “özgürlük” demesinden, “eşitlik” demesinden korkulan düzeyi ortaya koyar bu. Bizim yapmış olduğumuz etkinliğin özel harekât -kar maskeli- yani yüzlerini de göremediğimiz özel harekâtçılar tarafından takip edilmesi, güvenliğimizin bu şekilde sağlanıyor olmasına bir şekilde biz alıştık ama bunun dışında kadın iradesini ortaya koyarken içinde yaşamış olduğu toplumsal şiddete karşı iradesini geliştirme noktasında, sürece damgasını vurma noktasında eylemini geliştirirken bunun önüne setler çekilmiştir ve Batman’ın Emniyet Müdür Yardımcısı bize şunu demiştir: “Burnunuz kanamadan çekin gidin.” Kadına yaklaşım budur: “Burnunuz kanamadan çekin gidin!” Evet basına benim görüntülerim yansıdı. Şunu söyledim: “Bizim burnumuzu kanatacaksanız buyurun kanatın, kadınların burnunu 8 Mart etkinliği dolayısıyla kanatın. Bu yansıdı ama buraya gelene kadar hiçbir şey yansımadı. Bir emniyet müdür yardımcısının, bunu sıradan bir çevik kuvvet polisi yapabilir, duygularını düşüncelerini kontrol edemeyebilir ama kendisinin bize “Burnunuz kanamadan çıkın gidin.” demesi anlaşılır değildir. Kadınlar ne istemişlerdir? Şu an cezaevlerinde 400 küsur tutuklu ve hükümlü açlık grevindeydiler o sürede, süresiz dönüşümsüz açlık grevinde ve aileler bizi eleştirdiler, o yüzden biz müzik programlarımızı iptal etmek durumunda kaldık ama 10 bin kadın bir araya geldi, basın yayın kuruluşları on saniye görüntü vermediler. Türkiye kamuoyu bizleri nasıl tanıyacak? Kürt kadınlarının ortaya  koymuş olduğu hem de bulundukları illerde Kürt, Türk, Arap, Çerkez, Türkmen hep beraber bir araya gelerek oluşturmuş oldukları platformlarla, açığa çıkarmış oldukları eylemleri nasıl tanıyacak? Bu mitinglerde platformlarla buluştuklarını ve gerçekten yaşamı değiştirme adına, dönüştürme adına çok büyük eylemlerin sahipleri olduğunu nasıl anlayacak? Basına bu talimatı kim verdi? Sayın Başbakan verdi. “Çıkarmayın bu BDP’lileri basına.” dedi. Kimse bilmesin. Kim bilmesin? Ülkenin Güneydoğu’sunda, Doğu Anadolu’sunda yaşananları, kim bilmesin o coğrafyada yaşayanları? Ülkenin diğer tarafı. İşte bölücülük budur. Bizim neden sokakta olduğumuzu, neden eylem ve etkinliklerle kendimizi ifade etmek durumunda kaldığımızı eğer Türkiye kamuoyundan saklamak isteyen bir zihniyet varsa asıl bölücülük yapan zihniyet budur, yanlış olan budur. Oradaki kadınların dinlenmeye, anlaşılmaya ve hak verilmeye doğru giden bir sürece ihtiyacı vardır. Orada bir araya gelen ailelerin yaşadıkları acıları ortaklaştırmaya ihtiyacı vardır ve biz bu sürecin örgütleyicileri olabiliriz kadınlar olarak. Bunu erkek egemen sistemin ya da erkek egemen Meclisin bir parçası olarak gerçekleştirebileceğimizi düşünmüyorum ama tüm siyasi partilerin kadın vekillerine sesleniyorum, bunu bizler başarabiliriz, bir araya gelme koşullarını yaratıp acıların yarıştırılması yerine ortaklaştırılmasının öncüsü olabiliriz. Çözümün ancak bu şekilde geleceğine de inancımız sonsuzdur.

Bugün aramızda olması gereken birçok arkadaşımız yok çünkü 8 Martta Batman’daki kadınlar bu yıl ikinci defadır yargılanıyorlar. Biz geçen sene de 8 Mart mitingi için gittiğimizde bir grup arkadaşımız mahkemeye gitti ifade verdi bir önceki yıl 8 Mart tertip komitesinde yer aldıkları için. Bugün Batmanlı kadınlar hastaneleri gezdiler, sokaklarda karanfil dağıttılar ama bir grubu yine adliyeye gitti ve ifade verdi, 2009 8 Martının tertip komitesinde yer aldığı için. Kadınların yargılanma günü bile 8 Mart, bu bilinçsiz mi yapılıyor? Bu bilinçli yapılıyor. Batman kadınına “Sen düşünceni, duygunu ifade etmeyeceksin, örgütlenmeyeceksin.” deniyor, biz de susmayacağız.

Tekrar saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ata, teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, gerekçe okunsun.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Bu Kanunun uygulanmasında yeri bulunan Milli Eğitim Bakanlığının da yönetmelik çalışmalarına dahil edilmesi gerektiği değerlendirildiğinden bu önerge verilmiştir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki iki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmiştir.

22’nci maddeyi kabul edilen önergeler doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 22’nci madde kabul edilmiştir.

23’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 181 sıra sayılı Kanun Tasarısının 23 üncü maddesinin (3) üncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Dilek Akagün Yılmaz                         Ayşe Nedret Akova                                Sedef Küçük

                        Uşak                                              Balıkesir                                            İstanbul

                Aylin Nazlıaka                                     Sakine Öz

                      Ankara                                             Manisa

"Madde 23- (3) Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce 4320 sayılı Kanun Hükümlerine göre verilen kararların uygulanmasına devam olunur ve bu kanuna göre yönetmeliklerin çıkarılmasına kadar tereddüt edilen konularda 4320 sayılı kanun ve yönetmelikleri uygulanır.”

BAŞKAN – Komisyon?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Nazlıaka.

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Sayın Başkan, adım Aylin, soyadım Nazlıaka.

BAŞKAN – Biz soyadı ile hitap ediyoruz. “Sayın Nazlıaka” dedim.

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – “Nazlı Hanım” diyorsunuz  bazen de, yüzden...

BAŞKAN – Hayır. “Sayın Nazlıaka” dedim. Başka bir şey varsa düzeltelim.

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Peki, süreyi başlatmış gibi olduk galiba onu…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Yasa Tasarısı’nın 23’üncü maddesi için söz almış bulunuyorum. Öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Şimdi, tabii son maddeyi konuşmaya başladık, dolayısıyla bu yasa birazdan oylanacak ve geçecek, fakat geçen haftadan beri sürekli olarak AKP milletvekillerine, AKP’li bakanlara şunu soruyoruz: Nedir aceleniz, neden bu yasayı bir an önce çıkarmaya çalışıyorsunuz? Tamam, anlıyoruz, 8 Mart, kadınlarımıza bir hediye vermek istiyorsunuz, çok güzel. Ancak bu yasa, hep söylediğimiz gibi, aceleye getirilmeyecek kadar önemli bir yasadır, dolayısıyla biz bu yasada hâlâ birtakım eksikler olduğunu, yasanın bir odadan diğer odaya geçerken bile bazı maddelerinin değiştirildiğini, dönüştürüldüğünü görüyoruz. Bununla ilgili olarak da çekincelerimizi bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Ayrıca da şunu gene söylemekte fayda var, bunu bir hediye olarak sunmak istiyorsunuz ama aslında kadına yönelik şiddetle mücadele kadına verilecek bir hediye değildir çünkü kadına dair işlenen insan hakları ihlalinin engellenmesidir asıl hedeflenen, dolayısıyla burada insan hakları ihlalinden bahsederken bir hediyeden bahsetmek de herhâlde çok olası olmamalı diye düşünüyorum.

Dün Sayın Fatma Şahin bu kürsüden konuştu. Gerçekten de kendisinin işinin çok zor olduğunu düşünüyorum çünkü “Ben kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum.” diyen, protesto eden bir kadınımıza “Kadın mıdır, erkek midir, indirin onu bulunduğu yerden.” diye hitap eden bir Başbakanla, üstelik de bu Başbakanın kabinedeki tek kadın milletvekili olarak ve de üstelik de Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Tasarısı’yla ilgili olarak sorumluluk almış olması gerçekten de kendisinin de çok zorluklar içersinde olduğunu bize bir kez daha hatırlatıyor.

Şimdi, bu arada, bugün Mecliste yaşananları düşününce şunu da söylemek istiyorum: Bu gidişle yakında Mecliste şiddetin önlenmesi yasasına ihtiyaç duyacağız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Onun için İç Tüzük lazım, İç Tüzük.

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Onun için, Parlamentonun milletin temsil yeri olduğunu, Parlamentoda bulunan milletvekilleri olarak millete örnek olmamız gerektiğini, onun için tavırlarımızın, davranışlarımızın da şiddet içermeyecek nitelikte olması gerektiğini bir kez daha vurgulamakta fayda var.

Şimdi, değerli milletvekilleri, kadının toplumdaki görünürlüğü, sizlerin de bildiği gibi, üç aşamada gerçekleşiyor. Bunlardan bir tanesi eğitim, bir diğeri çalışma hayatının içerisinde varlık göstermesi, üçüncüsü de karar mekanizmaları içerisinde yer alması.

Eğitime baktığımızda, hani “Dünyanın ekonomide 17’nci büyük ülkesiyiz.” diye övünüyoruz ama maalesef Türkiye, eğitime ayırdığı bütçe açısından 172 ülke içerisinde 132’nci ülke konumundadır. Öte yandan, okullaştırma oranına baktığımızda, okumaz yazmaz adedine baktığımızda da çok vahim bir tabloyla karşılaşıyoruz. Hâlâ ülkemizde 5 milyona yakın okumaz yazmaz vardır, üstelik de bunların 4 milyonunu kadınlar oluşturmaktadır.

Bu nedenle, bir kez daha eğitim hayatındaki aksaklıklarımızı sizlere vurgulayarak bu 4+4+4 Yasa Tasarısı’nı bir an önce geri çekmenizi rica ediyoruz. Bir an önce lütfen bu yasayla ilgili gerekli adımları atın, Türkiye’yi daha çağdaş, daha demokratik, daha laik bir ülke hâline getirmek için çabalayan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün cumhuriyetle kazanılan sembollerine de daha fazla saldırıda bulunmayın.

Şimdi, kadının ikinci görünür olduğu alan da çalışma hayatı demiştik. Burada da maalesef karşımızda çok olumsuz bir tablo olduğunu görüyoruz. Burada da maalesef kadınımız 34 OECD ülkesi içerisinde en alt sırada yer aldığı gibi yüzde 27’lik istihdam oranıyla da maalesef gene Avrupa Birliği ülkelerinin ortalaması olan yüzde 57’lerden çok uzaktadır.

Peki, karar mekanizmasında kadınlarımız ne durumdadır? Gene 1934’te Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün verdiği kadına seçme seçilme hakkıyla birçok ülkenin önünde olan ülkemiz maalesef o günden bugüne baktığımızda 9 bin civarında erkek milletvekiline karşılık sadece 315 kadın milletvekili taşıyabilmiştir Parlamentoya.

Sürem bitmek üzere olduğu için ben hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum ve tekrar Mustafa Kemal Atatürk’ün “Kadınlarını ihmal eden milletler geri kalmaya mahkûmdur.” sözünü de anımsatmak istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aylin Nazlıaka.

Sayın Aylin Nazlıaka ve arkadaşlarının önergelerini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 23’üncü madde kabul edilmiştir.

Geçici madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 181 sıra sayılı Kanun Tasarısının Geçici Madde 1- (1) maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Av. Dilek Akagün Yılmaz                             Sakine Öz                               Av. Ayşe Nedret Akova

                        Uşak                                               Manisa                                            Balıkesir

                  Sedef Küçük

                     İstanbul                                                 

"Geçici Madde 1- (1) Bu Kanunun 14 üncü maddesinde kurulması öngörülen şiddet önleme ve izleme merkezleri, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde Bakanlık tarafından belirlenecek illerde pilot uygulama yapılmak üzere kurulur. Kuruluşları tamamlanıncaya kadar merkezlerin görevlerinin Bakanlığın hangi birimlerince yürütüleceği Bakanlık tarafından belirlenir.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak efendim?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Kurulması öngörülen şiddet önleme ve izleme merkezlerinin çok kısa zaman içerisinde kurulmasına, kadına yönelik şiddetin engellenmesi amacıyla çok büyük bir ihtiyaç duyulmaktadır. Pilot olarak kurulması öngörülen şiddet önleme ve izleme merkezlerinin bir yıl içerisinde kurulması Kanun amacına hizmet edecektir.

BAŞKAN – Geçici 1’inci madde üzerindeki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Geçici 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır.

Malumları olduğu üzere, görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun komisyon metninde bulunmayan, ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür.

Bu nedenle, önergeyi okutup, Komisyona soracağım. Komisyon, önergeye salt çoğunlukla (14 üye) katılırsa, önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi, önergeyi okutuyorum:

TBMM BAŞKANLIĞINA

181 sıra sayılı kanun tasarısının beşinci bölümünde geçici madde 1 den sonra gelmek üzere aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini teklif ediyoruz.

“Geçici Madde 2- (1) Bu Kanunun 14 üncü maddesinde kurulması öngörülen merkezler, Kanunun yayımından itibaren iki yıl içinde Adana, Ankara, Antalya, Balıkesir, Diyarbakır, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kayseri, Konya, Samsun, Trabzon ve Van illerinde kurulur. Kuruluşları tamamlanıncaya kadar, merkezlerin görevlerinin Bakanlığın hangi birimlerince yürütüleceği Bakanlıkça belirlenir. "

                    Ayla Akat                                  Sırrı Süreyya Önder                               Hasip Kaplan

                      Batman                                            İstanbul                                              Şırnak

 

               Sebahat Tuncel                                Ertuğrul Kürkcü                                     Erol Dora

                     İstanbul                                             Mersin                                              Mardin

 

                    Altan Tan                                        Halil Aksoy                                      Levent Tüzel

                   Diyarbakır                                             Ağrı                                                İstanbul

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Salt çoğunluğumuz bulunmadığından katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyon salt çoğunlukla katılamadığına göre, önergeyi işlemden kaldırıyorum.

Diğer yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır; okutuyorum:

TBMM BAŞKANLIĞINA

181 sıra sayılı kanun tasarısının beşinci bölümüne aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini,

“Geçici Madde 4- Kadın cinayetlerinin önlenmesi için Bakanlık bünyesinde bir yıl içerisinde, ilgili kamu kurumları ile sivil toplum örgütlerinin eşit temsili kuralını da gözeterek özel bir birim kurulur. Kadın cinayetleri biriminin kuruluşu ve çalışma usulleri Bakanlık tarafından hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.”

teklif ediyoruz.

               Sebahat Tuncel                                     Ayla Akat                                      Pervin Buldan

                     İstanbul                                            Batman                                               Iğdır

                    Erol Dora                                       Levent Tüzel                                       Altan Tan

                      Mardin                                             İstanbul                                          Diyarbakır

                   Halil Aksoy                                       Nazmi Gür

                        Ağrı                                                   Van

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Salt çoğunluğumuz bulunmadığından katılamıyoruz Sayın Başkan. 

 BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

24’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 181 sıra sayılı Kanun Tasarısının 24. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Av. Dilek Akagün Yılmaz                   Av. Ayşe Nedret Akova                             Sedef Küçük

                        Uşak                                              Balıkesir                                            İstanbul

“Madde 24 - (1) Bu kanun resmi gazetede yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) -  Katılmıyoruz Sayın Başkanım. 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin daha anlaşılır olması için önerilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

25’inci madde üzerinde bir önerge vardır, onu okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 181 sıra sayılı Kanun Tasarısının 25. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Av. Dilek Akagün Yılmaz                   Av. Ayşe Nedret Akova                             Sedef Küçük

                        Uşak                                              Balıkesir                                            İstanbul

                  Sena Kaleli                            Mehmet Akif Hamzaçebi

                       Bursa                                              İstanbul

“Madde 25 – (1) Bu kanun hükümleri Bakanlar Kurulu tarafından yürütülür.

BAŞKAN – Sayın Komisyon?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) -  Katılmıyoruz Sayın Başkan. 

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8 Mart Dünya Çalışan Kadınlar Günü’nde, ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesiyle ilgili bir kanun tasarısını görüşüyoruz. Böyle bir günde böyle bir tasarının görüşülmesi son derece anlamlı. Ben de Cumhuriyet Halk Partisinin daha önce bu konuda vermiş olduğu bir kanun teklifinde imzası olan bir milletvekili olarak söz alma ihtiyacı duydum, hem bugünün anlamı hem böylesine önemli bir tasarı hem de Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun konuya ilişkin yaklaşımlarını gösteren bir kanun teklifinin olması nedeniyle.

Kadın ile erkeğin bir arada yaşaması ve aralarındaki eşitsiz güç ilişkisinden kadın aleyhine doğan durumu düzeltmek ve bu durum nedeniyle kadına karşı olan, uygulanan şiddeti önlemek bu tip düzenlemelerin temel amacı olmalıdır. Ancak tasarının ismine baktığımızda, tasarının isminin kadını kadın olarak, birey olarak değil de kadını ailenin bir ferdi olarak aldığını görüyoruz. Başlı başına, tasarının ismindeki bu yaklaşım, daha adım atarken kadına karşı şiddetin önlenmesi konusunda bir adım geriye düşmektedir. Bunu doğru bulmuyoruz, tasarıyla ilgili olarak görüş ifade eden arkadaşlarımız bunu tasarının tümünde ve diğer maddelere ilişkin konuşmalarda ifade ettiler, ancak tasarının son maddesi olması nedeniyle bu konuyu bir kez daha dikkatinize sunmakta yarar görüyorum. Kadını ailenin bir ferdi olarak değil, kadın olarak ve bir birey olarak görüp ona uygulanan şiddeti önlemek zorundayız.

İkinci olarak ifade edeceğim konu: Tasarının dili, hazırlanışı, terminolojisi iyi değildir. Birkaç örnek vereceğim, bana hak vereceğinizi umuyorum. 2’nci maddede şiddet üç gruba ayrılmıştır: Birincisi aile içi şiddet, ikincisi kadına yönelik şiddet, bir de şiddet tanımı. Şimdi, bu gruplamayı yapmak, biraz özensizlik var ama bunun da ötesinde kötü bir niyet var gibi burada. Bakın kötü niyet şu…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – CEDAW Sözleşmesi’nden dolayı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Efendim, olabilir. Bakın, şimdi açılımını yapacağım size.

“Ev içi şiddet” demişsiniz, ev içi şiddette şiddetin türlerini fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddet olarak tanımlıyorsunuz, Hükûmet böyle tanımlıyor. Dört grup: Fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik. Geliyoruz, kadına yönelik şiddette bu tür bir ayrım yok; bu Kanun’da şiddet olarak tanımlanan bütün türler kadına yönelik şiddet olarak tanımlanır. Peki, geliyorum şiddetin tanımına, 3’üncü maddedeki şiddetin tanımında şöyle bir ifade var: Fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik şiddet sayılıyor ama bunun yanında bir de sözlü şiddet konulmuş. Ev içi şiddette sözlü şiddet yok. Yani, Hükûmet, ev içi şiddette, aile içi şiddette, ailede kadına karşı sözle yapılan, sözle uygulanan şiddeti şiddet saymıyor. Böyle, ev içi şiddeti hoş gören bir anlayış. Bu doğru değil. Kadına karşı şiddeti önleyecek isek bunu “Aile içindeki sözlü şiddet normaldir, aile dışındaki sözlü şiddet doğru değildir.” yaklaşımına oturtamazsınız, bu yanlış.

Bir diğer konu: Bakın, bu maddedeki şiddet tanımında toplumsal, kamusal ve özel alanda meydana gelen şiddet olarak bir tanım yapılıyor. “Toplumsal alan, kamusal alan, özel alan.” Yani, al birini vur ötekine! Bakın, kamusal alan, özel alan dışındaki, özel hayat dışındaki alandır, insanların ortaya çıktıkları, toplum hayatına karıştıkları alandır. Şimdi “Toplumsal alan,” yanına “kamusal alan, özel alan” derseniz  bu kavramlar birbirine karıştırılmıştır derim; iyi düşünülmemiştir derim.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu tasarıyı destekleyeceğiz, buna olumlu oy vereceğiz ama tasarı beklentilerin ve olması gerekenin gerisindedir. Bunu da ifade etmek istiyorum. Umarım, ileride başka fırsatlar vesilesiyle bunu düzeltme imkânını bulabiliriz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Sayın Hamzaçebi ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

86’ya göre tasarının tümü üzerinde, lehte, oyunun rengini belirtmek üzere Sayın Hasip Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarıda tüm partilerin katkısı var, istediğimiz gibi olmadı ama hayırlı olsun. Gerçekten birlikte işler de yapabiliriz, öyle anlaşılıyor.

Tabii, 8 Mart çok anlamlı bir gün, benim hayatımda da anlamlı. Hani derler ya: “Bir roman okudum, kitap okudum hayatım değişti.” Ben, bir 8 Mart Kadın Emekçiler Günü nedeniyle eşimle tanıştım, otuz beş yıldır evliyim ve sabah hanıma dedim: Otuz beş yıl önce talepleriniz aynen bugün gibi tekrar konuşuluyor. “Kadına şiddet”, “siyasette temsil”, “eşit işe eşit ücret”, “kotalar” ve otuz beş senedir hâlâ bunları konuşuyoruz. Kısmen o alanda olmasa bile bazı adımların atılması sevindirici.

Şimdi, ben, biraz farklı bir noktaya geçmek istiyorum. “Dünyanın kadınlar içinde en iyi ülke -bir araştırma yapılmış- İzlanda.” demişler, hemen hemen kadın-erkek eşitliği konusunda böyle bir şey var. Ben de Reykjavik’te bir gün bir binanın önünden geçiyordum, taksi şoförü gösterdi, dedi ki: “Şu evini boyayan kadın devlet başkanıdır.” Kadın politikacıların içinde en iyi ülke Ruanda, 80 sandalyenin 45’i onlara ait arkadaşlar. Yine anne olmak için en iyi ülkelerden birinin Norveç olduğunu söylerler çünkü Norveç’in de ölüm riskinin en düşük olduğu ülke söyleniyor. Eğitim için en iyi ülke bir küçük Güney Afrika ülkesi Lesotho, yüzde 95. Devlet başkanlığı için en iyi ülke Sri Lanka, yirmi üç senedir kadınlar yönetiyor arkadaşlar, kadın devlet başkanları var. Kesin Simirna’dan veya Amazonlardan bir kök bağlantısı mutlaka vardır Anadolu’yla derim.

Yine -devlet başkanlığı için saydık- sanat için en iyi ülke İsveç; sinemada bile rollerde kadın kotası var arkadaşlar, o kadar ileri düzeyde. Patron olmak için en iyi ülke Tayland; yüzde 45’i patronu şirketlerin. Çocuk doğurmada Yunanistan’ı örnek gösterdiler; 31.800 doğumda 1 ölüm oranı olarak. Ekonomik katılımda Bahamalar, gazeteci olmak için en iyi ülke de Karayipler.

Bugün size bir müjde, JINHA ilk kadın haber ajansı Diyabakır’da kuruldu bugün. Gazeteci olma konusunda Karayipler’de tüm medyada çıkan haberlerin yüzde 45’ini kadınlar yapıyormuş. Bu vesileyle, tutuklu kadın gazetecileri, Fatma Koçak, Zeynep Kuray, Yüksel Genç, Semiha ve onlarcasını buradan selamlıyorum. Basın emekçileri, işlerinden olanları, Banu Güven’i ekranlarda görmüyorsunuz artık. Ece Temelkuran’ı, Nuray Mert’i ve onlarcasını daha sayabilirim işlerinden alınanları. Yine, bu JINHA Haber Ajansının size güzel haberler yapmasını diliyorum.

Çalışan kesimdeki pay açısından en iyi ülke Burundi çünkü çalışan kadınların oranı yüzde 92 iken erkekler arasında çalışma oranı yüzde 88. Para kazanmak için Lüksemburg, fena değil, 40 bin dolar kazanıyorlar senede. Yükseköğrenimde Katar, uzun yaşamada Japonya örnek verilmiş. Atlet olmak için ABD’yi örnek vermişler. Arkadaşlar, direksiyon hâkimiyeti Hindistan’da; Yeni Delhi’de taksi şoförlerinin yüzde 60’ı kadın.

İşte dünyamız bu kadar renkli ve yaşayan 2 insandan 1’i kadındır. “…” (*) Kadın, yaşam, özgürlük. Ve hayat onlarsız olmuyor. O zaman bu zulüm, bu zorbalık niye? Gelin, biraz daha geliştirelim, biraz daha ilerleyelim.

Hayırlı, uğurlu olsun. Umarız ki bir adım olur bu, dahasını da geliştiririz.

Hepinize teşekkürler. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaplan.

Tasarının görüşmeleri tamamlanmıştır.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre veriyorum. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını taşıyan oy pusulasını, yine oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, oylama sonucunu arz ediyorum:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

208

 

 

Kabul

:

208

 

”(x)

Tasarı oy birliğiyle kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. (Alkışlar)

Bütün milletvekili arkadaşlarımı kutluyorum. Kadınlarımıza hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum.

Sayın Bakanın kısa bir teşekkür konuşması var, yerlerinden yapacaklar.

Buyurun Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Türkiye Cumhuriyeti’nin yüce Meclisine, yüce Meclisin tüm üyelerine, tüm gruplarına en içten teşekkürlerimi arz ediyorum. Bu Yasa’nın oy birliğiyle geçmesinden dolayı da tekrar tekrar saygılarımı ve teşekkürlerimi sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Kadınların birlik ve dayanışmalarının simgesi olan, kadınlarımıza bir araya gelmek, tartışmak, düşünmek ve aynı zamanda her alanda sağlanan gelişmelerin paylaşılması için fırsat sunan bir gün olması nedeniyle 8 Mart Kadınlar Günü son derece anlamlıdır.

Bugün böylesine anlamlı bir günde yüce Meclisimiz, Ailemizin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’u kabul ederek tüm kadınlarımıza en büyük saygıyı göstermiş oldu. Aynı zamanda Meclisimiz kadınlarımıza güzel bir hediye sunmuş oldu.

Bu Kanun hem kadınlarımız hem de tüm toplumumuzun duyarlılığının ve kadına yönelik şiddet ile ilgili olarak bilinçlendirilmesinin artırılması adına büyük önem arz ederken, en temel insan hakkı olan hayat hakkının korunması ve şiddetin önlenmesi gayesiyle kurumların şiddetle mücadelenin her aşamasında aktif rol almasının sağlanması hedeflenmiştir. Katkı sağlayan, emeği geçen herkese teşekkür ederek şükranlarımı sunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun, kadınların hayat hakkını korumayı apaçık bir şekilde öncelikli hâle getirmektedir. Kadınları şiddete karşı korumak demek, aileler başta olmak üzere tüm toplumumuzu şiddet sarmalından korumak demektir. Bunun sağlanmasında rol oynayan yüce Meclisimizin çatısı altında görev yapan tüm değerli milletvekillerine teşekkürü tekrar borç biliyorum.

Sizlerin yoğun mesaisiyle yasalaştırmış olduğunuz Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un ülkemize, insanlığa, aile yapımıza ve kadınlarımızın mutluluğuna katkı sağlaması dileğiyle hayırlı olmasını diler, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Değerli milletvekilleri, şimdi 3’üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Polonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

 

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Polonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu 1/501) (S. Sayısı: 110) (x)

 

BAŞKAN – Sayın Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon raporu 110 sayılı sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE POLONYA CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 6 Haziran 2011 tarihinde Varşova’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Polonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen? Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen? Yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Açık oylama için iki dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Polonya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Bilimsel ve Teknolojik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

195

 

 

Kabul

:

195

 

(x)

 

:

 

 

 

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur

Kâtip Üye

Tanju Özcan

Bolu”

 

Hayırlı olsun, tasarı kanunlaşmıştır.

4’üncü sırada yer alan, Türkiye ile Ukrayna Arasında Uluslararası Doğrudan Yük Demiryolu-Feribot Hizmetinin Organizasyonu Konusunda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Bakanlar Kurulu Arasında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

 

 

4- Türkiye ile Ukrayna Arasında Uluslararası Doğrudan Yük Demiryolu-Feribot Hizmetinin Organizasyonu Konusunda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Bakanlar Kurulu Arasında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/477) (S. Sayısı: 118) (xx)

 

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 118 sıra sayıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Olmadığına göre, tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE İLE UKRAYNA ARASINDA ULUSLARARASI DOĞRUDAN YÜK DEMİRYOLU-FERİBOT HİZMETİNİN ORGANİZASYONU KONUSUNDA TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE UKRAYNA BAKANLAR KURULU ARASINDA ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 25 Ocak 2011 tarihinde Kiev’de imzalanan “Türkiye ile Ukrayna Arasında Uluslararası Doğrudan Yük Demiryolu-Feribot Hizmetinin Organizasyonu Konusunda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Bakanlar Kurulu Arasında Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz isteyen yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Açık oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye ile Ukrayna Arasında Uluslararası Doğrudan Yük Demiryolu-Feribot Hizmetinin Organizasyonu Konusunda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Bakanlar Kurulu Arasında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

188

 

 

Kabul

:

188

 

(X)

 

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur

Kâtip Üye

Tanju Özcan

Bolu”

 

Tasarı kanunlaşmıştır, hayırlı, uğurlu olsun.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleriyle kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek üzere 13 Mart 2012 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 17.55



(*) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) 181 S. Sayılı Basmayazı 7/3/2012 tarihli 75’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(*) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dilde kelimeler ifade edildi.

(*)  Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(X) 110 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 118 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(X) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.