TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

                                                                                                             

73’üncü Birleşim

1 Mart 2012 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Malatya Milletvekili Mustafa Şahin’in, Malatya’nın devlet geleneği ve kültürel yapısına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, köylere hizmet götürme birliklerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, eğitim destek evlerinin durumuna ilişkin gündem dışı konuşması

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, ağır kış şartlarından dolayı bozulan yolların yapımı için belediyelere ödenek gönderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Ankara’da yoğun kar yağışı nedeniyle yaşanan mağduriyetlerin devam ettiğine ve Ankara Büyükşehir Belediyesinin bu konuda hiçbir çalışma yapmadığına ilişkin açıklaması

3.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, düşünce ve ifade özgürlüğünün demokrasinin gereği olduğuna ilişkin açıklaması

4.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, Muş ve Ankara illerindeki yoğun kar yağışı nedeniyle yaşanan mağduriyetlere ve devlet organlarının zamanında tedbir alması gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci’nin, yoğun kar yağışı nedeniyle Ankara’da ana arterlerin kapalı olmadığına, Çankaya’nın ara yollarının kapalı olduğuna ilişkin açıklaması

6.- Ardahan Milletvekili Orhan Atalay’ın, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’a uyarma cezası verilmesini demokratik yapıyla bağdaştıramadığına ilişkin açıklaması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, Antep fıstığı üretiminde, ticaretinde, tanıtımında ve ihracatında yaşanan sorunların ve çözüm yollarının araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/173)

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, hayvansal üretimimizdeki düşüşün asıl sebeplerinin ve uygulamaların toplumun bütününün çıkarına uygun olup olmadığının araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/174)

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 20 milletvekilinin, Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından hava araçları kiralanması için yapılan ihaleyle ilgili iddiaların araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/175)

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Ürdün Temsilciler Meclisi Arap ve Uluslararası İşler Komisyonu Başkanı Mohammad Al Halaiqa’nın vaki davetine icabet etmek üzere Ürdün’e resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/781)

 

 

 

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün; 31.05.2006 Tarihli ve 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 81 Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/566, 2/58, 2/137) (S. Sayısı: 171)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında UNDP-İstanbul Uluslararası Kalkınmada Özel Sektör Merkezinin (IICPSD) Kuruluşu ile İlgili Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/511) (S. Sayısı: 119)

4.- Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Adına Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşmasında Değişiklik Yapılmasına Dair 1/2011 Sayılı Ortak Komite Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/472) (S. Sayısı: 98)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Adana Milletvekili Necdet Ünüvar’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in Başbakana sataşması nedeniyle konuşması

3.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Antalya Milletvekili Sadık Badak’ın partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Antalya Milletvekili Sadık Badak’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 5.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, Antalya Milletvekili Sadık Badak’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 6.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın grubuna sataşması nedeniyle konuşması

VIII.- OYLAMALAR

1.- Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün; 31.05.2006 Tarihli ve 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 81 Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin oylaması

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak’ın, İstanbul’da mevcut ve yapılması planlanan onkoloji hastanelerine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı  (7/2447)

2.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, doktor ve hemşirelerin nöbet sistemine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/3027)                                                                                                               

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Kozan’ın hastane ihtiyacına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/3104)

4.- Antalya Milletvekili Tunca Toskay’ın, Antalya’da turizm alanında yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı  (7/3473)

5.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Muğla’daki kültürel varlıkların korunmasına ve tarihî eser kaçakçılığının önlenmesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/3474)

6.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Lagina Antik Kenti Kazı Evinde hırsızlık yapıldığı iddiasına ve alınan güvenlik önlemlerine ilişkin sorusu ve  Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/3475)

7.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin ve çevresindeki türbeler ile tarihî ve kültürel varlıkların Deriner Barajı suları altında kalma riskine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/3476)

8.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık teşkilatında ve bağlı kurum ve kuruluşlarda görev yapan üst düzey kadın bürokrat sayısına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/3587)

9.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Kapalıçarşı’nın sorunlarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/3588)

10.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Kuzey Ankara Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında arsa sahiplerinin yaşadığı mağduriyete ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/3653)

11.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars Kalesi’ndeki tarihi yapıların bakımına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı  (7/3743)

12.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, TOKİ’nin yaptığı sözleşmelerdeki ödemelerin sabit hale getirilmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/3767)

13.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, bir millî kayakçının yaşamını yitirdiği olayda ihmal olduğu iddiasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı   (7/3831)

14.- İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak’ın, Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde bir idareci ile memur arasında yaşanan tartışmaya ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/3832)

 

 

1 Mart 2012 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

 ----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 73’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

Görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Konuşma süreleri beşer dakikadır. Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir. Hükûmetin cevap süresi yirmi dakikadır.

Gündem dışı ilk söz Malatya’nın devlet geleneği ve kültürel yapısı hakkında söz isteyen Malatya Milletvekili Sayın Mustafa Şahin’e aittir.

Buyurun Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Malatya Milletvekili Mustafa Şahin’in, Malatya’nın devlet geleneği ve kültürel yapısına ilişkin gündem dışı konuşması

MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Malatya’nın devlet geleneği ve kültürel yapısıyla ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Malatya, doğu ile batı arasında geçiş görevi yapan, dünya kayısısının başkenti olarak kabul edilen bir ilimiz. Eğitim, sağlık, sanayi, kültür, ulaşım ve turizm alanında her geçen gün kabuğunu kırıp büyüyen ve gelişen… Özellikle AK PARTİ iktidarlarıyla büyümeyi ve gelişmeyi sağlıklı ve planlı sürdürdüğü için çevre illerden de önemli göç almaktadır. 30 bini aşan üniversitesi… Dünyada en çok karaciğer naklinin yapıldığı Turgut Özal Tıp Merkezine sahip olmamızla birlikte, sağlık turizmi noktasında yabancı ülkelerden tercih edilen bir il konumuna gelmiştir.

Adrese dayalı nüfus sayımında büyükşehir olmak için gereken nüfus kriterini aşan ilimizde yapılan kazılarda da çok sayıda taştan ve pişmiş topraktan damga mühürleri ile pişmemiş toprak mühür baskıları bu yörelerin önemli bir ticaret ve yerleşim yeri olduğunu belgelemektedir. Özellikle Anadolu’da ilk şehir devletinin kurulduğu, ilk devlet bürokrasisinin ve ilk muhasebe kayıtlarının tutulduğu Malatya, Hititler, Asurlar, Medler, Persler, Roma, Bizans, Büyük Selçuklu Devleti, Danişmentliler, Anadolu Selçuklu Devleti, Dulkadiroğulları ve Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkimiyetinde bulunan “Darül Rifa” olarak bilinen mutluluk ve huzur şehridir.

Geçen hafta burada, Malatya halkının yeterli kültürel bilince sahip olmadığını ifade edenleri, “Tarihî eserlerin taşlarını ev ya da değirmen taşı yaparsınız.” düşüncesiyle imada bulunan değerli arkadaşımı Malatya’da tarihî eserlere sahip bu bölgemizi görmeye davet etmekteyiz.

Malatya’nın kültürel hayatına baktığımızda, Selçuklular döneminde Şahabiyyei Kübra ve Şahabiyyei Şûra medreselerinin yapıldığı, Niyazi Mısrî, Somuncu Baba, Muhyiddin Arabî ve Mevlânâ’nın hocası Sadreddin Konevî gibi gönül adamlarının yetiştiği, Osmanlı Devleti’ne paşa yetiştiren, Türkiye Cumhuriyeti’ne 2 cumhurbaşkanı ve 2 başbakan yetiştiren, dünyaca ünlü bilim adamlarıyla milletin gönlünde taht kurmuş olan, sinema, tiyatro ve ses sanatçılarının da yetiştiğini bilmekteyiz.

Bugün, Kürt vatandaşlarımızın kültürel mirasını korumak ve sürdürmek için TRT tarafından Kürt yazar Ahmedi Hani’nin eseri olan Mem u Zin filminin tarihî ve doğal güzelliklere sahip Arapgir ilçemizde çekildiğini de belirtmek isterim. Malatya’nın kültürel zenginliklerini merdivenin her basamağına yazsak Beydağı dağlarından Nemrut’un zirvesine kadar yol olacağını da belirtmek isterim. Malatya’nın kültürel bilinç ve şuurdan yoksun olduğunu söyleyenleri bu kültürel zenginlikleri görmeleri için de bir kez daha Malatya’ya davet etmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, 1954 yılına kadar beraber ve kardeşçe yaşadığımız Adıyaman ilimiz ile kültürel, folklorik, sosyal, ekonomik aile bağlarımızın hâlen devam ettiğini, âdeta et ve tırnak gibi olduğumuzu burada belirtmek istiyorum. Dünyanın ortak kültür mirası olarak Nemrut üzerinden iki il arasında polemik yaratarak bir problem varmış gibi göstermek her iki ilimizin insanlarına yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Geçmiş dönemlerde insanlar arasında bölgesel, ırksal, dinsel ve kültürel değerlerle ayrımcılığı körükleyip siyasi hükümranlık peşinde olmaya çalışan o zamanın firavunları, şeddatları ve nemrutlarının o günün insanlarına ne tasladıklarını ve insanlarımız tarafından da nasıl yâd edildiklerini görmekteyiz.

Bugün ise siyasi sorumluluk üstlenmiş şahsiyetler olarak, iki güzel şehrimizin nadide insanlarının birlik ve beraberlik değerlerini gelecek kuşaklara aktarmasını sağlamanın bizim görevimiz olduğunu düşünmekteyiz. Unutulmamalıdır ki insanların renkleri, dilleri ve hayalleri ne kadar farklı olursa olsun, gözyaşları elbette ki birdir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şahin.

Gündem dışı ikinci söz, köylere hizmet götürme birliklerindeki sözleşmeli personel hakkında söz isteyen Adıyaman Milletvekili Sayın Salih Fırat’a aittir.

Buyurun Sayın Fırat. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, köylere hizmet götürme birliklerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; köylere hizmet götürme birliklerinin sorunları hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Köylere hizmet götürme birlikleri, tek başına gereksinimlerini göremeyen köylerin birleşerek kendi gereksinimlerini karşılamaları için, Anayasa’nın 127’nci maddesiyle, 5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanunu’nun 18’inci maddesi gereğince İçişleri Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulu izniyle kurulan kamu tüzel kişiliğini haiz kuruluşlardır.

Köylere hizmet götürme birliklerinin yönetimi illerde valilere, ilçelerde kaymakamlara verilmiştir. Yönetimi devlet tarafından yürütülen ve son yıllarda Hükûmetin öncü projelerinden olan KÖYDES projeleriyle de etkin hâle getirilen bu birliklerin çalışanları ise işçi statüsünde hizmet akdiyle sürekli çalışan ama “geçici” olarak adlandırılan personellerdir. Güvencesiz, yarını görme kaygısı olan, her an işten çıkarılma korkusu içerisinde yaşayarak, karın tokluğuna, zor şartlarda, altyapıda, içme suyu projelerinde ve en önemlisi de idari hizmetlerde görev yaparak, yıllık binlerce Türk lirasına ihale edilen işlerin teknik hizmetlerinde ve idari hizmetlerinde de görev yapmaktadırlar. İşlerini de tam ve eksiksiz olarak yapmakta, mesai gözetmeksizin hem bürokratik işlerde hem de arazi şartlarında hizmet vermektedirler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; diğer kurumların aksine ülke kalkınmasında önemli desteği olan, köylü ile içli dışlı ve bire bir onların sorunları ile karşı karşıya olan ve samimi olarak köylülerin sorunlarıyla ilgilenen, köylere hizmet götürme birliklerinde çalışan personelin de kadroya kavuşturulmasında yarar görmekteyim.

Öyle ki köylere hizmet götürme birlikleri, ülkemiz genelinde mahallî idare birlikleri içerisinde en fazla üyeyle  -yaklaşık 909 üyesi vardır- ilk sırada yer almaktadır. İlçeye ait tüm köylere hizmet vermesine rağmen ne hikmetse sadece ilçe merkezlerinde hizmet eden belediyeler ya da diğer kurumlarda çalışan, Tarım, Diyanet, Sağlık Bakanlığında çalışan sözleşmeli 4/B’li personel, 2 Kasım 2011 tarihli mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanan 663 sayılı Kanun Hükmünde  Kararname’yle Sağlık Bakanlığında bir yıldır çalışan vekil ebe ve hemşireler 4/B'li statüsüne alınmışlardır. Bu arkadaşlarımız hangi gerekçeyle böyle bir statüye kavuşturulmuyorlar, anlamış değilim.

Bu uygulamalar referans alınarak mahallî idareler içerisinde yer alan köylere hizmet götürme birliklerinde çalışan sözleşmeli personel her ne kadar 657 sayılı Kanun’un 4/B maddesine göre istihdam  edilmemiş olsalar da işe alınma usulleri ve ücret belirleme yöntemleri hariç diğer tüm hususlarda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/B maddesine göre istihdam edilmektedirler.

Mahallî idareler içinde yer alan köylere hizmet götürme birliklerinde çalışan sözleşmeli personel ile diğer kurumlardaki sözleşmeli personele uygulanan hükümler hemen hemen aynıdır. Olaya bu açıdan bakıldığında, köylere hizmet götürme birliklerindeki sözleşmeli çalışan personelin de bu durumda kadrolandırılması gerekmektedir.

Yine, bu konu dışında, dünden beri Türkiye gündeminde olan Adıyaman Karapınar Mahallesi’nde yaklaşık kırk beş evin kapısına, duvarlarına, pencerelerine değişik şekilde yazı ve harflerle boyamalar yapılmıştır. Bunun dikkat çekici olan özelliği, özellikle o bölgede yaşayan Alevi Kürt yurttaşlarımızın olmasıdır. Bu konuda ilin Valisi ve Emniyet Müdürüyle görüştüm; gerekli önlemleri aldıklarını, gerekli tahkiki yaptıklarını… Ama oradaki yurttaşlarımızın pazartesiden bugüne dört gündür huzursuz oldukları, geceleri yatmadıkları, nöbet tuttukları duyumlarını almaktayım. Hükûmetin bu konuda özellikle tedbirli olması, dikkatli olması… Çünkü daha önce, biliyorsunuz, bölgemizde yaşanan kötü örnekler vardır. Adıyaman’da da aynı şekilde üzücü bir olayın olmaması için bu konuda tedbir alınması gerekmektedir. Adıyaman, Türkiye’de barışın, huzurun en iyi olduğu illerimizden biridir. Bu barışın ve huzurun bozulmaması için özellikle İçişleri Bakanımızı bu konuda dikkatli olmaya davet ediyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Fırat.

Gündem dışı üçüncü söz, eğitim destek evlerinin durumu hakkında söz isteyen Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken’e aittir. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Baluken.

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, eğitim destek evlerinin durumuna ilişkin gündem dışı konuşması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu belirteyim: Aslında bugün cezaevindeki mevcut koşullar ve açlık grevleriyle ilgili konuşmayı istiyorduk ancak Adalet Bakanı burada olmadığı için, bu konuyu kendisi burada olduğu zaman konuşmak istedik. Bu nedenle, bu hafta eğitim destek evleriyle ilgili konuşalım dedik ama gördüğüm kadarıyla Millî Eğitim Bakanımız da burada değil. Bu nedenle, burada bazı şeyleri ifade edeceğiz ama çözüme yönelik artık Millî Eğitim Bakanının burada olduğu bir ortamda tekrar bu konuyu gündeme getirmeyi düşünüyoruz.

Her şeyden önce şunu belirteyim ki bu Parlamentonun 4 milletvekili şu anda açlık grevindeler ve sağlıkla ilgili de önemli birtakım sorunlar arkadaşlarımızda yaşanmaya başladı. Ancak Parlamentoda genel bir duyarsızlık ve bu duruma karşı kör, sağır, dilsiz bir yaklaşım söz konusu. Ben tekrar buradaki bütün milletvekillerine, milletvekillerinin vicdanına seslenmek istiyorum. Burada BDP Grubu dışında çıkıp da bu Parlamentonun üyelerinin açlık grevinde olduğunu ve bunların taleplerinin ne olduğunu dile getiren bir tek milletvekili arkadaşımız bile olmadı, bunun demokratik bir yaklaşım olmadığını tekrar belirtmek istiyorum. Cezaevinde 400’ün üzerindeki tutuklu arkadaşımızın başlatmış olduğu açlık grevine destek amacıyla bugün doksan sekiz belediyemizin belediye başkanları da Diyarbakır’da iki günlük açlık grevi eylemi yapıyorlar, bunun da tüm Türkiye kamuoyu tarafından bilinmesini istiyorum.

Şimdi, bugün eğitim destek evleriyle ilgili söz aldık. 2003 yılından beri belediyelerimize bağlı eğitim destek evleri öğrencilere birtakım destekleyici kurslarla beraber satranç, resim, bilgisayar, halk oyunları alanında birtakım kurslar veriyordu. 2003 yılında bu faaliyetlere başlanırken valilik ve kaymakamlığın bilgisi dâhilinde yapılan birtakım uygulamalardı ve 2003’ten bugüne kadar bu faaliyetlerde belediyelerimize yönelik herhangi bir yaptırım olmadı, ancak özellikle 2009 yılında “KCK operasyonu” adı altında partimize ve kurumlarımıza, belediyelerimize yönelik olarak yapılan siyasi operasyonlar kapsamında belediyelerimiz bünyesinde faaliyet gösteren eğitim destek evlerine yönelik de bir operasyon dalgası başlatılmış durumda. Burada gerekçe millî eğitim müdürlüğüyle imzalanması gereken birtakım protokoller olarak önümüze sürülmüştü ancak belediyelerimiz bu öne sürülen protokolleri imzaladılar ve bu protokol imzasından sonra öğrencilerimize destekleyici kurs faaliyetleri devam etti. Ancak, aradan bir ay bir zaman geçmeden tekrar eğitim destek evlerimize yönelik kapatma kararları gelmeye başlandı.

Şimdi, bir aylık süresi içerisinde biliyoruz ki Türkiye’de herhangi bir hukuksal düzenleme olmadı, eğitimle ilgili yeni devreye giren bir uygulama olmadı, bir anayasa değişikliği olmadı. Bir ay önce onay verilen, Millî Eğitim Bakanlığının ya da valiliğin onay verdiği eğitim destek evleri bir ay sonra hiçbir hukuki gerekçe olmadan eğer kapatılıyorsa buradaki kararın siyasi olduğunu söylemek zor olmasa gerek. Bizler, şu anda, özellikle sınava bir ay kala, binlerce öğrenciyi mağdur eden bu uygulamanın mutlaka düzeltilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bakınız, Batman Orhan Doğan Destek Evi’ne gelen kapatma yazısında Valilik gerekçe olarak savcılığın hazırladığı bir iddianameyi göstermiş. Yani, henüz sonuçlanan bir mahkeme kararı yok, bitmiş bir hukuksal süreç yok. Bir iddianameye, savcı tarafından hazırlanan bir iddianameye dayanılarak eğitim destek evleri kapatılıyor.

Tabii, burada, sadece BDP’li belediyelere yönelik bir uygulama olduğunu belirtmek istiyorum. Diğer partilere bağlı Maltepe Belediyesi, Fatih Belediyesi, Bandırma, Kadıköy, Elâzığ Belediyesi, Muş Belediyesi, Osmaniye Belediyesi, Buca, Şanlıurfa Birecik Belediyesi ve daha ismini sayamayacağım onlarca  belediyenin kapsamında bu eğitim destek hizmetleri veriliyor, verilmesi de gerekiyor. Yani bununla ilgili Millî Eğitim Bakanlığının bir an önce bu yanlıştan dönmesi, öğrencilerimizin sınava yakın bu dönemde mağduriyetlerinin giderilmesini sağlaması gerekiyor.

Bu eğitim destek evlerinin çerçevesiyle ilgili, yöntemle ilgili, metodolojiyle ilgili bizler daha sonra tartışarak bu tartışmaları bir olgunluğa kavuşturabiliriz ancak sınava bir ay kala bütün öğrencileri mağdur edecek böylesi bir yaklaşımın doğru olmadığını düşünüyoruz.

Hepinize teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük 60’a göre sisteme giren arkadaşlarımıza birer dakika söz vereceğim.

Buyurun Sayın Doğru.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, ağır kış şartlarından dolayı bozulan yolların yapımı için belediyelere ödenek gönderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ülkemizin her tarafında olduğu gibi, Tokat ilinde de ağır kış şartlarından dolayı yollar aşırı derecede bozulmuş ve kasislerle doludur. Köyler ve küçük ölçekli belediyelerin bu yolların tamiri ve yeniden asfalt yapmasının imkânı yoktur. Köy yollarının yapılmasıyla ilgili KÖYDES Projesi gibi çeşitli kaynakların acilen kullanılması gerekmektedir. Bütçeden acilen bir pay ayrılarak köy yolları için özel idarelere ve belediyelere yeni ödenekler gönderilmesi gerekmektedir.

Maliye Bakanlığının acilen bu konuya eğilmesini ve bütçe ayırmasını bekliyor, teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Korkmaz…

2.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Ankara’da yoğun kar yağışı nedeniyle yaşanan mağduriyetlerin devam ettiğine ve Ankara Büyükşehir Belediyesinin bu konuda hiçbir çalışma yapmadığına ilişkin açıklaması

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda dün de dile getirmiştim. Ankara ve Ankaralının yoğun kardan dolayı mağduriyeti devam ediyor. Allah’a şükür ki bugün güneş çıkmıştır. Yoğun trafikten dolayı ana arterler erimeye başlamıştır ancak ara yollar ve yayaların kullandığı kaldırımlar hâlâ daha kullanılamaz hâldedir. Allah muhafaza, ambulans, itfaiye aracı ve cenaze nakil araçlarının ara sokaklara girmesi gerçekten çok zordur. Tüm eleştirilerimize rağmen ortada Ankara Büyükşehir Belediyesi yoktur, o da muhtemelen vatandaşlar gibi bir an önce güneş çıkmasını temenni eder hâlde beklemektedir.

Sayın Gökçek’e iki çağrım olacak. 

1) Sayın Gökçek bu ilin Belediye Başkanı olduğunu unutmadan, “Ne yaparsam yapayım bu halk beni seçiyor.” demeden bir an önce çalışmaya başlamalıdır.

2) Vıcık vıcık yağ ve yağdanlığın sembolü billboardlardaki “Teşekkürler Başbakan” afişlerini indirip vatandaşın kendisine teşekkür edeceği bir çalışma temposu içine girmelidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Metiner…

3.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, düşünce ve ifade özgürlüğünün demokrasinin gereği olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Düşünce ve ifade özgürlüğü hepimizin bildiği gibi demokrasinin olmazsa olmaz bir özelliğidir. Eğer bir ülkede her türlü düşünce ve kanaat en açık, en özgür ve dolaysız bir biçimde ifade edilemiyorsa o ülkede tanımına uygun bir demokrasinin var olduğunu söylemek mümkün değildir. Düşünce ve ifade özgürlüğü hoşumuza giden düşüncelerin ifade edilmesi anlamına gelmez, gelmemektedir. Tam tersine resmî ideolojiye ters düşen, belki de hepimizi şoke edecek düşüncelerin ifade edilebilmesidir. Hakaret ve şiddet içermeyen her türlü düşünce özgürce ifade edilebilmelidir. Hele hele Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu çok daha özgür bir biçimde dile getirilebilmelidir. Tabuları olan bir ülke, eleştirilemez, tartışılamaz dogmaları olan bir ülke demokratik bir ülke olarak addedilemez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET METİNER (Devamla) – “Söyletmen, vurun” mantığını hepimizin terk etmesi gerekiyor.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Metiner.

Sayın Çelik…

4.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, Muş ve Ankara illerindeki yoğun kar yağışı nedeniyle yaşanan mağduriyetlere ve devlet organlarının zamanında tedbir alması gerektiğine ilişkin açıklaması

DEMİR ÇELİK (Muş) – Çok teşekkürler Sayın Başkanım.

Ülkemiz genelinde olduğu gibi, Muş ilimizde ve Başkentimiz Ankara’da yoğun kar yağışından kaynaklı mağduriyetler ciddi düzeyde yaşanıyor. Bu mağduriyetlerin zamanından önce devlet ve devlet organlarının tedbirleri alarak, halkın her türlü hak ve taleplerini gerçekleştirilmesine fırsat vermesi olması gerekendir. Ancak iki gündür yoğun karın Ankara ana arterleri başta olmak üzere birçok ana cadde ve sokaklarının ulaşıma kapalı olduğu, eğitimin ve sağlığın aksadığı günümüzde, bunu çok hak etmediğimizi belirtmek istiyor, teşekkürlerimi sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çelik.

Sayın Zeybekci…

5.- Denizli Milletvekili Nihat Zeybekci’nin, yoğun kar yağışı nedeniyle Ankara’da ana arterlerin kapalı olmadığına, Çankaya’nın ara yollarının kapalı olduğuna ilişkin açıklaması

 

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Bundan tam bir sene önce bugünlerde bir belediye başkanı olarak görevimi sürdürmem sebebiyle, bugün milletvekillerimizin belediyelerle ilgili söyledikleri sözlere ben de ilavelerde bulunmak istiyorum.

Öncelikle, ülkemizde inanılmaz, yaklaşık kırk yıldan beri, kırk iki yıldan beri yaşanan en yüksek kış şartlarında, Karayollarımızı vermiş olduğu başarılı çalışmalardan dolayı tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum.

Ankara’da iki üç günden beri gördüğüm ana arterlerde kapalı hiçbir yol yoktur, kapalı olan Çankaya’nın ara yollarıdır.

Değerli arkadaşlarımıza, Çankaya Belediyemize de çalışmalara hız vermesini, bir aydan beri benim evimin önünde buz, kaldırımlarda kar var, onları temizlemesini de hatırlatmalarını istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Zeybekci.

Sayın Atalay…

6.- Ardahan Milletvekili Orhan Atalay’ın, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’a uyarma cezası verilmesini demokratik yapıyla bağdaştıramadığına ilişkin açıklaması

ORHAN ATALAY (Ardahan) – Teşekkür ederim Başkanım.

Dün, bir arkadaş, bir dönemi siyasi ve hukuki süreci düşündüğü ve inandığı gibi tanımladığı için, geçmişte Ahmet Kaya’ya yapılanın benzeri bir neredeyse lince maruz kalmış ve akabinde bir uyarı cezası verilmiştir. Onu, ben, düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve demokratik yapıyla bağdaştıramıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Atalay.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, Antep fıstığı üretiminde, ticaretinde, tanıtımında ve ihracatında yaşanan sorunların ve çözüm yollarının araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/173)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Antepfıstığı üretimindeki, ticaretindeki, tanıtımındaki, ihracatındaki sorunlar ve çözüm yollarını belirlemek amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince ekteki gerekçe doğrultusunda Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

Gerekçe:

Antepfıstığı, Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman, Siirt illerinin temel tarım ürünü ve 200.000 kişinin geçim kaynağıdır.

 Türkiye'deki toplam Antepfıstığı alanlarının %62,41’i Gaziantep ili sınırları içindedir ve Gen merkezi de Gaziantep'tir. Gaziantep'teki çiftçilerin %26'sı Antepfıstığı tarımıyla uğraşarak geçimini bu üründen sağlamaktadır. Antepfıstığı ticaretinin yaklaşık %90'ı, Gaziantep ilinden yapılmaktadır.

Antepfıstığı, kıraç, taşlık arazilerde yetişebildiğinden, geniş verimli arazilere sahip olmayan Bölgemiz ve Gaziantep için çok önemli bir üründür. Böylece, tarıma uygun olmayan araziler değerlendirilerek ülke, bölge ve Gaziantep ekonomisine önemli katkılar sağlanmaktadır.

Ülkemiz, dünya Antepfıstığı üretiminde İran ve ABD'den sonra üçüncü sırada gelmektedir.

Antepfıstığı üretiminde ve ticaretinde çeşitli sorunlar mevcuttur:

Antepfıstığının verime geçmesi için uzun yılların gerekmesi, bir yıl iyi ürün verirken diğer yıl ürünün yarıya düşmesi, iyi bakım ve sulu tarımın yapılamaması önemli sorunlardır.

ABD ve İran sulu tarım yaparken, ülkemizde sulu tarımın yapılamaması rekabet şahsımızı zora sokmaktadır. Üretim maliyetlerimiz yüksek olduğundan fiyatımız dış pazardan yüksek olmakta, ihracatçı firmalar diğer ülkelerle yarışamamaktadır. Ayrıca, İran ve ABD fıstığına göre daha lezzetli ve yeşil içli olan Antepfıstığının, irilik ve çıtlaklık açısından zayıf olması, kurutulduktan sonra ıslatılıp kavlatılması sonucu sert kabuğunun kararması gibi nedenlerle albenisini zayıftır.

Antepfıstığının yeterince tanıtılamaması, tanıtıma ve ARGE'ye yeterli kaynak ayrılmaması da önemli bir sorundur. Antepfıstığına yeni pazarlar bulmak amacıyla etkin bir tanıtım kampanyası düzenlenmelidir. Planlı ve istikrarlı bir şekilde yapılacak tanıtım faaliyetleri Antepfıstığının satışında önemli bir rol oynayacaktır. Antepfıstığının kendine has aroması ve yeşil içli olması yanında insan sağlığına olan yararları tanıtımda ön plana çıkarılmalıdır. Ayrıca, daha düşük maliyetle üretilen İran fıstığının ülkemize kaçak yollarla getirilip kendi çeşitlerimizle karıştırılıp satılması engellenmelidir. İran fıstığında daha fazla aflatoksin olduğundan bu, başka ülkelerde olumsuz tanıtıma yol açmaktadır.

Çeşitlerimizin dış pazarlarda iyi tanıtılması durumunda ülkemiz Antepfıstığı yetiştiriciliğinin önü açıktır. Sadece AB ülkeleri 2006 yılında İran'dan ithal ettiği 90-100 bin ton arasında Antepfıstığı tüketmektedir ki bunun değeri 400 milyon Eurodur. Oysa ülkemizin, AB ülkelerine yakınlığı, yetiştirme koşullarının elverişli olması ve aflatoksin riskinin İran'a göre daha az olması ülkemizi şanslı konuma getirmektedir. Bu potansiyel değerlendirilmelidir.

Antepfıstığının modern entegre işletme tesisleri kurularak ABD ve İran'da olduğu gibi el değmeden işlenip ambalajlanarak iç tüketime ve ihracata yönelik tüketicilerin hizmetine sunulması gerekmektedir.

Antepfıstığı üreticilerinin, hasattan hemen sonra ekonomik yetersizlikten ve üretim maliyetlerinin yüksek olmasından dolayı ürünlerini aynı anda pazara çıkarması, fiyatı çok düşürmektedir. Bu sorun, o yılki ürünün en az % 10'nu alarak fiyatın aşırı düşmesini engelleyecek bir Üretici Birliği veya kooperatifin kurulmasıyla çözümlenebilecektir. Bu birlik veya kooperatifin, ürünün pazar değerini düzenleyecek miktarı elinde tutması ile aşırı fiyat yükselmesi de önlenebilecektir. Böylece, ihracatçıların ya da tüketicilerin Antepfıstığı alımı ve tüketimi daha cazip hale getirilecektir.

Sonuç olarak Antepfıstığı ülkemiz, bölgemiz ve Gaziantep için çok önemlidir. Antepfıstığı, üretiminde, tanıtımında, iç tüketiminde, ihracatında vb. gibi konularda çok acil ve ağır sorunlarla karşı karşıya bulunduğundan, konunun Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulacak bir Meclis araştırma komisyonu tarafından bütün boyutlarıyla incelenmesi ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi hayati önem arz etmektedir.

1) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

2) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

3) Mehmet Erdoğan                                                  (Muğla)

4) Alim Işık                                                              (Kütahya)

5) Enver Erdem                                                        (Elâzığ)

6) Kemalettin Yılmaz                                                (Afyonkarahisar)

7) Ali Öz                                                                  (Mersin)

8) Seyfettin Yılmaz                                                   (Adana)

9) Yusuf Halaçoğlu                                                   (Kayseri)

10) Zühal Topcu                                                       (Ankara)

11) Mehmet Günal                                                    (Antalya)

12) Mustafa Kalaycı                                                  (Konya)

13) Durmuş Ali Torlak                                               (İstanbul)

14) Oktay Öztürk                                                       (Erzurum)

15) Erkan Akçay                                                       (Manisa)

16) Celal Adan                                                         (İstanbul)

17) Mesut Dedeoğlu                                                  (Kahramanmaraş)

18) Atila Kaya                                                          (İstanbul)

19) Emin Haluk Ayhan                                              (Denizli)

20) Emin Çınar                                                         (Kastamonu)

 

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, hayvansal üretimimizdeki düşüşün asıl sebeplerinin ve uygulamaların toplumun bütününün çıkarına uygun olup olmadığının araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/174)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hayvancılık sektöründe pek çok sorun bulunmaktadır. Bu sorunların büyük çoğunluğu hatalı uygulamadan kaynaklanmaktadır. Küresel ısınmanın gözle görünür etkilerini yaşadığımız bu günlerde gıda üretiminin giderek değer kazanması, ülkemizde hayvancılığa özel bir önem verilmesini gerekli kılmaktadır. Bundan dolayı gerekçelerini ekte sunduğumuz hayvansal üretimimizdeki düşüşün asıl sebeplerinin ve uygulamaların toplumun bütününün çıkarına olup olmadığının ortaya konması amacıyla Anayasanın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105. Maddeleri gereğince bir Meclis Araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımızla arz ederiz.

Gerekçe:

İnsanlar için temel besin maddelerinden ikisi et ve süt olduğundan hayvancılık hem ekonomik hem sosyal açıdan en önemli sektörlerdendir. Son yıllarda kişi başı günlük hayvansal protein tüketimi gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde artış gösterirken, ülkemizde azalmaktadır. Ülke geleceği açısından stratejik öneme sahip bu durumun ve bunu yaratan faktörlerin çok iyi irdelenmesi gerekmektedir.

Üretimin azalmasının ana sebebi arz-talep dengesini bozan piyasa müdahaleleridir. Bunların başında ithalat gelmektedir. Yapılan ithalatlar insan sağlığı da dâhil oluşturacağı olumsuzluklar düşünülmeden yapılmaktadır. Örneğin insanlarda ölümcül bir hastalığa sebep olan Deli Dana Hastalığı (BSE) sebebiyle ithalatın yıllardır kapalı olduğu ABD'den 2007 yılında, ABD'nin anılan hastalıkla ilgili durumunda bir değişme olmamasına rağmen Uluslararası Salgın Hastalıklar Ofisi'nin bu ülkeyi gruplandırmada "kontrol edilebilir riskli ülke" statüsüne taşımasıyla damızlık sığır ithalatı açılmıştır. Canlı hayvanda teşhisi mümkün olmayan ve insanlarda etkenin alınmasından çok uzun yıllar sonra hastalık görülebilmesine rağmen bu hayvanların ithaline izin verilmesi, halk sağlığı açısından onarılamaz bir hatadır. Üstelik kaçak kesim miktarının bir hayli yüksek olduğu tahmin edilen ülkemizde, ithal edilen bu sığırların kesimlerinin takibi ve BSE yönünden muayenelerinin sağlıklı bir şekilde yapılacağına şüpheyle yaklaşılmaktadır.

Piyasa dengesini bozan bir diğer sebep ise hayvan kaçakçılığıdır. Ülkemiz hayvancılığına hem taşıdığı yeni hastalıklarla, hem kayıtsız ekonomik bir sektör oluşturarak hem de en önemlisi ülke insanımızın sağlığını riske atan hayvan kaçakçılığı ne yazık ki devam etmektedir. Hatta Bakanlığın TÜRKVET'e kayıt yaşındaki sınırı kaldırmasıyla teşvik edildiği bile düşünülecek kaçakçılık üzerinde ayrıntılı biçimde durulmalıdır. Koyun kaçakçılığı sebebiyle son 10 yıldır koyun eti fiyatları neredeyse hiç artmamış üstelik koyun sayımız %25 azalmıştır.

Diğer yandan, gelişmenin sağlanabilmesi iyi bir planlama ve uygun desteklemelerle mümkündür. Ülkemizde her ikisinde de hata yapılmaktadır. Örneğin hayvancılık desteklemelerinde 2006 yılı için öngörülen destekleme ödemesi 650 trilyon TL iken bunun iki katı tahakkuk etmiştir. Oluşan bu tabloda 2007 yılı bütçesi 2006 yılı ödemelerinde kullanılmış ve 2007 yılı için öngörülen miktar da yeterli gelmemiştir. 2008 için de aynı tablo tekrar edecektir. Bu desteklemelere uygun planlama yapan işletmeler de buna uyum sağlayamayacak ve işletmelerin sürdürülebilirliği etkilenecektir. Koyunculuk desteklemelerinde, veri tabanına kaydetmeden sadece küpe takılmasına prim verilmesi hatalı desteklemelere örnek olarak gösterilebilir.

Planlama doğru rakamlar üzerinden yapılmadığında alınacak sonuçların doğru olmayacağı herkes tarafından bilinmektedir. Örneğin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Eker, süt üretimini 3 milyon ton artırdıklarını iddia etmektedir. Oysa bu artışın, istatistiklerde kullanılan katsayılarla oynanması sonucu ortaya çıkmış olma ihtimali oldukça yüksek görünmektedir. Bu sebeple telaffuz edilen değerlerin Türkiye İstatistik Kurumu'nun 2002-2005 yıllarına ait rakamlarında yapılan değişiklik sonucu ortaya çıkıp çıkmadığı araştırılmalıdır.

Sonuç itibariyle hayvancılıkta pek çok sorun bulunmaktadır. Bu sorunların büyük çoğunluğu hatalı uygulamadan kaynaklanmaktadır. Küresel ısınmanın gözle görünür etkilerini yaşadığımız bu günlerde gıda üretiminin giderek değer kazanması, ülkemizde hayvancılığa özel bir önem verilmesini gerekli kılmaktadır. Bundan dolayı bir an önce hayvansal üretimimizdeki düşüşün asıl sebeplerinin ve uygulamaların toplumun bütününün çıkarma olup olmadığının ortaya konması amacıyla Anayasanın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105. Maddeleri gereğince bir Meclis Araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımızla arz ederiz.

1) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

2) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

3) Mehmet Erdoğan                                                  (Muğla)

4) Ali Öz                                                                  (Mersin)

5) Alim Işık                                                              (Kütahya)

6) Enver Erdem                                                        (Elâzığ)

7) Seyfettin Yılmaz                                                   (Adana)

8) Zühal Topcu                                                         (Ankara)

9) Yusuf Halaçoğlu                                                   (Kayseri)

10) Mustafa Kalaycı                                                  (Konya)

11) Mehmet Günal                                                    (Antalya)

12) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

13) Oktay Öztürk                                                       (Erzurum)

14) Emin Haluk Ayhan                                              (Denizli)

15) D.Ali Torlak                                                        (İstanbul)

16) Erkan Akçay                                                       (Manisa)

17) Celal Adan                                                         (İstanbul)

18) Atila Kaya                                                          (İstanbul)

19) Mesut Dedeoğlu                                                  (Kahramanmaraş)

20) Emin Çınar                                                         (Kastamonu)

 

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 20 milletvekilinin, Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından hava araçları kiralanması için yapılan ihaleyle ilgili iddiaların araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/175)

 

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından 19.01.2009 tarihinde 7 yıllığına 12 helikopter ve 4 uçak olmak üzere hava araçları kiralanması ile ilgili olarak yapılan ihale ile ilgili iddiaların araştırılıp incelenerek, alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasamızın 98. ve İç Tüzüğün 104 ve 105. maddeleri uyarınca bir "Meclis Araştırması" açılmasını saygılarımla arz ederim.                                                                  

Gerekçe:

Orman ve Su İşleri Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü geçtiğimiz günlerde orman yangınlarıyla mücadele etmek maksadıyla 5 yıl süreyle 16 helikopter ve 7 yıl süreyle 5 adet amfibik (suya inip kalkabilen) uçakların kiralanması için hizmet alım ihalesi yapmıştır. İhale şartnamesinde yer alan Birim Fiyat Teklif Cetveli (ki teklifler buna göre verilmek zorundadır) incelendiğinde 16 helikopter için aşağıdaki gibi teklif verilmek durumundadır.

18506 saat zorunlu teklif ve bu miktarın 2/3'ü kadar (yani 12337 saat) opsiyonel teklif ihale sonucu uçuş saat ücreti 7500 ABD doları ($) civarında gerçekleşmiştir. Kontrat imza aşamasındadır ve bu duruma göre: 18506x 7500= 138.795.000 $ zorunlu + 92.527.000 opsiyonel olmak üzere, Toplam: 231.322.000 $.

Söz konusu helikopterlerin yenisinin fiyatı 7-8 milyon $ civarındadır. Zaten şartnamede bu hususta bir hüküm yoktur. Yeni olduğu farz edilse bile 16 helikopter 120 milyon $ etmektedir. Alınan helikopter her yıl sadece 4,5 aylık süre için kiralanmak üzere istenmektedir. Devletin ya da diğer bir organizasyonun (Kızılay, Türk Hava Kurumu ya da özel şirketler gibi) kendi filosunu oluşturması durumunda kalan 7-8 aylık sürede bu helikopterler diğer maksatlarla (ambulans, kayak merkezlerine yolcu taşıma gibi) rahatlıkla kullanılabilir. Yukarıdaki hesabı yeniden gözden geçirdiğimizde yılda azami 5 ay için 120 milyon $ ödenmiş oluyor, yani aylık bazda hesap yapılırsa 120:5 = 24 milyon $ yapar. Bu da demektir ki helikopterlerin gerçek ticari değeri ihaleyi gerçekleştirenler tarafından 24x12 ay= 288 milyon $ üzerinden hesaplanmış durumdadır.

Bu ülkenin 4,5 aylık orman yangın sezonu dışında da helikopter ihtiyacı vardır. Şayet bu kadar kaynak harcanacak ise bir helikopter filosu kurup belediyeler dâhil tüm ihtiyaçların bu filodan sağlanması gerekir. Aksi takdirde geçen on yıl içerisinde yurtdışından kiralanan helikopterler ve uçaklara verilen kiralama yıllık ve saat ücretlerindeki savurganlık önümüzdeki yıllarda da artarak devam edecek ve ülkemizin, milletimizin kaynakları yanlış ve plansız bir şekilde kullanılacaktır. Örneğin 1998'de saat başına kiralama ücreti 1600 $ iken, bu bedel 10 yıl içinde katlanarak 2008 yılı itibariyle yaklaşık 8000 dolara (7995 $) ulaşmıştır. Bu şekilde kümülatif olarak katlanan fiyatlar ileriye dönük kaynak israfı yaratacaktır. Diğer taraftan amfibik uçak kiralama konusunda şartname Kanada üretimi Bombardier CL-215 uçağını tarif etmektedir. Zaten ihale sonucu da öyle olmuştur. Söz konusu uçaklar 1969-78 yıllarında üretilmiştir. Bu nedenle şartnamede de herhangi bir yaş limiti konulmamıştır ve bu uçaklar yaşlı uçaklardır.

Ülkemizin önemli ihtiyaçlarından biri olan yangın söndürme helikopteri ve uçakları konusunda geçtiğimiz günlerde yapılan ihale kamuoyumuzun gündemini işgal etmiş olup halen de bu konuda bazı tereddütlerin olduğu, ihale koşullarının yeterince kamuoyuyla paylaşılmadığı ve bilhassa kiralama bedellerinin bazı soru işaretlerine yol açtığı aşikârdır. Yukarıda gerekçesini izah ettiğimiz bu önemli konunun bir "Meclis Araştırma Komisyonu" kurularak araştırılıp incelenmesi ve sonuçlarının kamuoyuyla paylaşılmasını uygun bulmaktayız.

1) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

2) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

3) Mehmet Erdoğan                                                  (Muğla)

4) Enver Erdem                                                        (Elazığ)

5) Alim Işık                                                              (Kütahya)

6) Ali Öz                                                                  (Mersin)

7) Seyfettin Yılmaz                                                   (Adana)

8) Yusuf Halaçoğlu                                                   (Kayseri)

9) Zühal Topcu                                                         (Ankara)

10) Sümer Oral                                                         (Manisa)

11) Emin Haluk Ayhan                                              (Denizli)

12) Mustafa Kalaycı                                                  (Konya)

13) Mehmet Günal                                                    (Antalya)

14) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

15) Oktay Öztürk                                                       (Erzurum)

16) Mesut Dedeoğlu                                                  (Kahramanmaraş)

17) Celal Adan                                                         (İstanbul)

18) D. Ali Torlak                                                       (İstanbul)

19) Erkan Akçay                                                       (Manisa)

20) Atila Kaya                                                          (İstanbul)

21) Emin Çınar                                                         (Kastamonu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, araştırma önergeleri bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

 Şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Ürdün Temsilciler Meclisi Arap ve Uluslararası İşler Komisyonu Başkanı Mohammad Al Halaiqa’nın vaki davetine icabet etmek üzere Ürdün’e resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/781)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Ürdün Temsilciler Meclisi Arap ve Uluslararası İşler Komisyonu Başkanı Mohammad Al Halaiqa’nın vaki davetine icabetle Ürdün’e bir resmî ziyaret gerçekleştirmesi öngörülmektedir.

Söz konusu heyetin Ürdün ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 6. maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                                     Cemil Çiçek

                                                                                                         Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                         Başkanı

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün; 31.05.2006 Tarihli ve 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 81 Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün; 31.05.2006 Tarihli ve 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 81 Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/566, 2/58, 2/137) (S. Sayısı: 171) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Dünkü birleşimde 1’inci madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına yapılan konuşma tamamlanmıştı.

Şimdi söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlarım; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Tasarı üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunarım.

Çok değerli arkadaşlarım, hepimiz böyle çok içimize sinmeyen, ne olduğunu çok iyi kavrayamadığımız bir sistem içerisinde yaşıyoruz. Genelden bahsediyorum; hem ekonomik sistemi kastediyorum hem de genel olarak dünyadaki sistemden bahsediyorum. Sistemi kuran biz değiliz ama sistemi sorgulamak zorundayız. Sistemin sıkıntıları var. Bunların nasıl giderileceğiyle ilgili bir şeyler yapmak zorundayız. İngiliz toplum bilimci -yaşayan bir toplum bilimci var- Anthony Giddens diyor ki: “Mevcut sistem, özellikle ekonomik sistem dört tür sıkıntı üretiyor, zaaf üretiyor. Bunlardan bir tanesi şiddet üretiyor. Ekonomi zayıfladığı zaman, sıkıntıya girdiği zaman toplumlar, insanlar, bireyler şiddete başvuruyorlar. İkincisi, çevre sorunları doğuruyor, insanların daha fazla kazanma arzusu, yatırım yapmaları çevre sorunları doğuruyor. Üçüncüsü, sistem baskıcı bir rejim doğuruyor zamanla çünkü işsizlik arttığı zaman, ekonomiyle ilgili problemler büyüdüğü zaman baskıcı bir rejim oluşuyor. Dördüncüsü de sosyal riskler oluşturuyor ekonomik sistem.” Ben bunlara bir de yolsuzluk ve ahlaksızlığı da ilave etmek istiyorum. Beş tür sosyal risk oluşturuyor ekonomik sistemimiz fakat sistemin bu beş zaafıyla ilgili olarak sosyal güvenlik sistemi denen bir müessesse var. Sosyal güvenlik sistemi iyi çalışırsa bu 5 zaafın en az 3’üyle ilgili olarak çok iyi bir işlev görür, en az 3’ünü önler. Böyle bir görüş de var. Sistem iyi çalışırsa sosyal riskleri önemli ölçüde önler, şiddeti önemli ölçüde önler ve özellikle yolsuzluk ve ahlaksızlıkla ilgili olarak çözümler getirir. Bunu dikkate almak zorundayız.

Bizim sosyal güvenlik sistemimizi tartışıyoruz, sosyal güvenlikle ilgili bir kanunu değerlendiriyoruz. Bizim sosyal güvenlik sistemimiz de emeklilere aylık verme anlayışı üzerine kurulu, bu ekonomik sistemin zaaflarını giderme üzerine kurulu değil, böyle bir anlayış yok maalesef sistem içerisinde. Hâlbuki sistemimizin öncelikle bu anlayışla örgütlenmesi lazımdı, organize edilmesi lazımdı. Böyle bir sıkıntı var. Sadece emeklilere, belli bir yaşa gelince emekli olduklarında toplumun bir kesimine aylık vermek, onların sağlık sorunlarını gidermeye çalışmak üzerine kurulu bir sistem kurduk. Bu tabii çok yanlış. Toplumun, biraz önce konuştuğumuz gibi sistemin sorunlarını gidermesi lazım. Toplumun sosyal güvenlik refahıyla ilgilidir, toplumun huzuruyla ilgilidir, toplum barışıyla ilgilidir, toplumda kalkınmanın sağlanmasıyla ilgili bir husustur. Bu taraflarına özellikle dikkat etmek lazımdı sistemi kurarken.

Bir de bu tasarıyı değerlendirirken dikkatimi çeken bir husus daha oldu bu konuyla ilgili. Demin de söylediğim gibi toplum bilimci Giddens’ın bir teorisi var, diyor ki: “Baskıcı rejimler de üretiyor sistem.” Evet, üretiyor çünkü bizde de bu ortaya çıkıyor. Bu verilen kanun tasarısı aslında emeklilerin yıllardır beklediği sorunlara çözüm getirmediği hâlde, yirmi dört yıldır bekledikleri intibak mevzusuyla ilgili olarak çözüm getirmediği hâlde hiçbir emekli derneği, hiçbir sivil toplum kuruluşu bununla ilgili bir eleştiride bulunamadı maalesef yani hem İnternet’e bakın hem derneklerin konuyla ilgili görüşlerine bakın, bu konuyla ilgili sağlam bir eleştiri getiremediler. Hiçbirisi bunun intibak olduğunu söylemiyor “Bu bir intibak kanunu değildir.” diyorlar ama yine de, herhâlde, bir baskıcı rejimimiz var ki kimse buna karşı çıkamıyor, açık açık tavır koyamıyor. Bu hususa da işaret etmek istiyorum.

Genel olarak bu konuya girmişken toplumumuzdaki artan intiharları, psikolojik rahatsızlıkların, sorunların artmasını özellikle dikkatinize sunmak istiyorum. Eğer bizim sosyal güvenlik sistemimiz iyi çalışıyor olsa bunlarla ilgili çözümler üretmesi lazım yani bu psikolojik sorunların, sıkıntıların, intihar vakalarının, bu tür sorunların azalması lazım ama sistem iyi çalışmadığı için bunlarda önemli bir artış var son yıllarda. Dolayısıyla, sosyal güvenlik sistemini özellikle bu anlayış üzerine çalıştırmamız gerekir.

İktidar, bu yeni dönemde -yılbaşından sonra özellikle- çok önemli kanun tasarı ve tekliflerini gündeme getirdi. Mesela Cumhurbaşkanlığı Seçim Kanunu’nu getirdi, mesela MİT Kanunu’nu getirdi, 4+4+4’ü getirdi. Ama bunlarla ilgili olarak, bu önemli kanun tasarılarını ve tekliflerini getirirken bunlarla ilgili olarak gereken ön çalışmayı, analizi gerektiği kadar yapmadığını da görüyoruz. Bu intibak için de geçerli. Bu kanunla ilgili olarak da yeterli bir çalışma yapılmamış; maliyeti tam olarak belli değil, ne getireceği tam olarak belli değil, kimlere ne getireceği tam olarak belli değil.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu tasarı, kabul etmek lazım -Sayın Bakan, tabiî ki böyle bir iddiada bulanacak ama- bir intibak tasarısı değil. “İntibak” demek, aynı süre çalışan ve aynı oranda prim ödeyenlerin emekliliklerinde aynı maaşı almaları demek, aynı aylığı almaları demek. Türkiye’de bu, yıllardan beri söz konusu değildi. Bu durumun düzeltilmesi, biliyorsunuz 2006’da büyük umutlarla çıkan sosyal güvenlik reform kanunuyla giderilecekti, emekliler arasındaki farklılıklar, özellikle kurumlar arasındaki farklılıklar giderilecekti, norm ve standart birliği sağlanacaktı, tek çatı oluşacaktı. Bunlarla ilgili o dönemde bu gerçekleşmedi, o zamandan beri de bu sorunlar devam ediyor. Bu intibak dediğimiz sorun da bunun içerisinde, hâlâ giderilmiş değil, büyük bir sorun olarak devam ediyor.

Şimdi, emeklilere biz, özellikle bu yıl, tahminen 104 milyarın üzerinde bir rakam ödeyeceğiz sadece maaş olarak, 104 milyar. Önemli bir meblağ değil mi? Şimdi, intibak -yıllardan beri, yirmi dört yıldır getirmedik, maliyeti çok yüksek diye getirilmedi bu- getire getire yüzde 2 oranında bir yük getiriyor. Yüzde 2, her yıl yapılan zam kadar bir ilave yük getirir. İntibak yılardan beri bunun için mi bekledi, yıllardan beri vakarla, sabırla bekleyen emekliler bunun için mi beklediler, yüzde 2’lik bir yük için mi beklendi? Bu tasarı, sadece 2000’den önce emekli olanların 2000’den sonra emekli olanlara nazaran aldıkları bazı refah payı gibi hakları vardı, bunların yüzde 75’inin alınmasıdır yoksa hiçbir şekilde, aynı süre çalışıp aynı oranda prim ödeyenlerin emekli maaşlarının eşitlenmesi değildir, katiyen değildir. Bunu bir kere bilmemiz lazım. Fakat, bir toplumda da yıllardan beri vakarla çalışıp… Şimdi, sizin aynı süre çalıştığınız, aynı işi yaptığınız, aynı primi ödediğiniz insandan daha farklı maaş almanızın, hem de öyle yüzde 1-2 oranında değil, yüzde 50’ye varan oranlarda, yüzde 40-50 oranında farklı maaş almanızın içinize sinebileceğini düşünebiliyor musunuz? İnsan devletine, toplumuna buğzeder. Bu büyük bir sıkıntıdır ama emeklilerimiz bunu sabırla beklemişlerdir, vakarla beklemişlerdir bu kanunun çıkmasını. Bugün o gündeme gelmiş. Seçimler sırasında Cumhuriyet Halk Partisinin konuyu gündeme getirmesiyle iktidar partisi de bu yönde söz vermiş ama bugün getirilen kanun tasarısı maalesef bu umutları yok etmektedir, insanlarla alay etmektedir. Bunu bu yüce Meclisin yapmaması lazım. Çok daha büyük bir riski, maliyeti, her neyse göze alıp gerçek anlamda bir intibak kanunu yapmamız gerekir çünkü bu şekliyle gerçekten de topluma hizmet eden önemli bir kesim devletine güvensizlik duyacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu, teşekkür ederim efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, şimdi şahısları adına Manisa Milletvekili Sayın Uğur Aydemir.

Sayın Aydemir, buyurun.

Süreniz beş dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 67 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan ‘nüfus cüzdanı’ ibaresinden önce gelmek üzere ‘biyometrik yöntemlerle kimlik doğrulamasının yapılması ve/veya’ ifadesi eklenmiştir.” Bu maddeyle ilgili olarak şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Sosyal Güvenlik Kurumu kaliteli, adil, kolay, erişilebilir, insan odaklı hizmet veren ve mali açıdan sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemini yürütmeyi ve geliştirmeyi kendisine görev edinmiş bir kurumdur. Hiç şüphesiz ki bu hizmetlerin etkin, süratli ve adil olarak sigortalılara yansıtılması ana amaçlarından bir tanesidir.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile sağlık hizmetlerine erişmek kolaylaşmış, sağlık hizmet sunucularına müracaatta artış yaşanmıştır. Örneğin, 2002 yılında kişi başına hekime müracaat sayısı 2 iken, 2011 yılında kişi başına hekime müracaat sayısı 8’e yükselmiştir.

Değerli milletvekilleri, 2008 yılında sağlık karnesi uygulamasının kaldırılmasıyla ve 2010 Ocak ayında vizite kağıdı uygulamasının kaldırılması milletimizi rahatlatmıştır.

Değerli arkadaşlar, Sosyal Güvenlik Kurumunun amacı nasıl ki hizmet sunucularına kaliteli, hızlı erişimi amaçlamak ve kolaylaştırmaksa, işte, bizler de, sırasıyla, sağlık karnesini kaldırdık, vizite kâğıdını kaldırdık ve hastalarımızın daha hızlı bir şekilde hastanelerde tedavi görmelerini ne yapmış olduk? Rahatlatmış olduk. İşte, “Hızlı, etkin ve kaliteli.” diyoruz. “Kalite”den kastımız ne diye baktığımızda; hastanelerimizin fiziki şartlarına bakıyoruz, en son model teknolojik cihazlarla hastanelerimizi donattık mı donatmadık mı, bunlara bakıyoruz ve en önemlisi de, müşteri memnuniyetine bakıyoruz.

Tabii ki, müşteri memnuniyetini ölçen bir alet var mı diye baktığımızda bu aleti şu anda göremiyoruz ama seçimler bize ipucu vermektedir. Genel seçimlere baktığımızda, AK PARTİ Hükûmetinin her genel seçimde oylarını artırarak bugünlere geldiğini görüyoruz. Yani buradan başımızı kaldırıp baktığımızda, tabloyu gördüğümüzde müşteri memnuniyetinin de had safhada olduğunu ve bunun en güzel şekilde de Meclise yansıdığını görüyoruz. Müşterilerimizin de, milletimizin de, vatandaşlarımızın da yapılan bu hizmetlerden memnun kaldığını görmekteyiz.

Tabii ki, vizite kâğıdı kalktı, sağlık karnesi kalktı, bunun yerine Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası üzerinden sağlık hizmeti sunulmaya başlandı. Bunun sonucu olarak sağlık hizmetlerinin elektronik ortamda, güvenli ve güvenilir altyapılar üzerinde, vatandaş odaklı ve kaliteli olarak sunulmasının sağlanmasının, hizmetin verilmesinde vatandaşların kimliğinin geleneksel yöntemler ile doğru olarak saptanamamasının getirdiği usulsüzlüklerin önüne geçmek amacıyla sağlık yardımlarından faydalanan kişilerin sağlık hizmeti sunucularına başvurarak avuç içi, damar izi yöntemiyle biyometrik kimlik doğrulaması yapılması kararlaştırılmıştır. Biyometrik kimlik doğrulama sistemleri, insanları kimliklerinin yerine daha yerleşik ve dışsal kimliklerine göre tanımayı amaçlayan ve bu yönde çalışmalar yapan otomatik sistemlerdir. Biyometrik kimlik doğrulama sistemiyle, sağlık hizmetinin sunulması sırasında vatandaşın gerçekten orada olup olmadığının doğrulanması yapılabilecektir. Bu sayede kişinin gerçekten sağlık hizmetine erişimi sağlanacak ve geleneksel kimlik doğrulama yani nüfus cüzdanı, ehliyet, pasaport ve benzeri kimlikler yerine hızlı ve güvenilir olan biyometrik unsurlar kullanılarak tedaviye erişim sağlanacaktır. Bu sayede kişi hastanede olmadan sağlık hizmetinin fatura edilmesi gibi suistimaller de önlenmiş olacaktır yani hayalî hastaların ve hayalî hastalıkların ortadan kaldırılması sağlanmış olacaktır.

Değerli arkadaşlar, tabii ki Hükûmetimiz her geçen gün kendisini geliştirmeyi ve dünyada lider ülke olmayı amaçladığından dolayı sistemleri de en son model teknolojik cihazlarla donatarak Türkiye’de uygulamaya başlamıştır. Burada biyometrik avuç içi damar izi kimlik sorgulamanın başka ülkelerde yapılıp yapılmadığına bakmadan, başka ülkeler ne yapıyor diye bizi ilgilendirmeden Türkiye açısından bu sistemin doğru olup olmadığına bakmak lazım. Bu sistem Türkiye’ye ne getiriyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

UĞUR AYDEMİR (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Bu kanun tasarısının hayırlı olmasını diliyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydemir.

Şimdi Hükûmet adına Çalışma ve Sosyal Güvenli Bakanı Sayın Faruk Çelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Bakanım.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz tasarının 1’inci maddesi üzerinde arkadaşlarımız değerlendirmelerde bulundular. Kendilerine çok teşekkür ediyorum.

Bildiğiniz gibi 1’inci maddede biyometrik yöntemle kimlik doğrulama düzenlemesi getirilmektedir. Neden bu getiriliyor? Hayalî hasta bildiriminin önüne geçmek için, olmayan hasta kimlik numaraları alınarak kuruma fatura ediliyor. Bu, maalesef tespitlerimiz arasında var olan bir durum. Bildiğiniz gibi biz TC kimlik numarasıyla sağlıktan yararlanma, muayene olma, tedavi olma imkânını getirdik, sağlık karnelerini kaldırdık ama bunun neticesinde de, bu kolaylıkların neticesinde de istismarcıların istismarı da söz konusu oldu, gündeme geldi. O hâlde önlem almamız gerekiyor. Önlemlerden bir tanesi bu. Bu önlem, bütün suistimalleri önler mi, ortadan kaldırır mı? Kaldırmayabilir ama çıkacak olan sorunlara karşı da yeni önlemleri almak gibi bir sorumluluğumuz söz konusu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Dolandırıcılar ceza görmezse önlem olmaz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Tabii, sözü bunun için aldım zaten onun için söz aldım.

Şimdi, burada ifade edildi: “Bu biyometrik yöntem hangi ülkelerde uygulanmaktadır?” Bankacılık sektöründe Almanya, Japonya, Rusya, Hindistan, Brezilya; sağlık ve sigortacılık sektöründe ise Amerika Birleşik Devletleri’nde Hastaneler Birliği başta olmak üzere toplam 22 grup hastane ve sigorta sistemine bağlı hastanelerde bu uygulanmaktadır. Ayrıca, Almanya ve İsveç’te bu sistem uygulanmaktadır.

“Sistem ithal mi, yerli mi?” şeklinde burada soru soruldu. Sistemin sadece avuç içindeki damar haritasını çıkaran sensör kısmı ithal, diğer tüm sistem yerli olacaktır.

“Cihazın alımıyla ilgili ihale yapılacak mı?” diye bir soru soruldu, “Bu konuda hangi bakanlık yapacak?” diye. Cihazı SGK değil, hastanelerin alması öngörülmektedir. Dolayısıyla, bugün, birinci etapta özel hastaneler, akabinde üniversite hastaneleri ve diğer hastanelere yaygınlaşması bu şekilde gerçekleşmiş olacaktır.

Şimdi, denetim sonuçlarına gelince: Yani bunları tespit ettiğimiz için bu çözüm önerisini getiriyoruz. Rehberlik ve Teftiş Başkanlığımızın yapmış olduğu 2011 yılı içerisindeki denetimlerde, denetlenen özel hastane 143, eczane 652; 143 özel hastaneden 3’ünde fesih gerçekleşmiş, sözleşmemiz feshedilmiş, eczanelerde ise 652 eczaneden 188 eczanede fesih istemi gerçekleşmiş. Kurum zararı, bu tespitler neticesinde kurumun uğradığı zarar 17 milyon 500 bin liradır ve uygulanan cezanın ise 92 milyon 116 bin lira olduğunu ifade etmek istiyorum. Ayrıca, il müdürlüklerimizde, bildiğiniz gibi denetim elemanları var. İl müdürlüklerimizde yaptığımız denetimler neticesinde denetlenen hastane sayısı 1.816’dır, kesilen ceza 2 milyon 252 bin TL’dir. Eczanelerde yapılan denetimlerde ise; 7.583 eczane denetlenmiştir il müdürlüklerimiz vasıtasıyla, kesilen ceza 3 milyon 297 bin liradır. Demek ki denetimler gerçekleşiyor il düzeyinde ve Teftiş Kurulu Başkanlığımız düzeyinde gerçekleşiyor ve çıkan sorunlar ne ise bu sorunların giderilmesiyle ilgili de yasal veya idari bir önlem almak gerekiyorsa o önlemleri de almamız gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, burada, az önce, Sayın Kuşoğlu bazı konulara temas ettiler. Tabii ki görüşlerine saygı duyuyoruz ama şunu ifade etmek istiyorum: Öncelikle, mevcut sosyal güvenlik sistemimizi eleştirebilirsiniz ama unutmayalım ki siz de Genel Başkan Sayın Kılıçdaroğlu’yla birlikte uzun süre, hatta şunu belirtmek istiyorum, sistemin bugün intibak sorunu yaşadığı dönemlerdeki, sistemin bozulmasıyla ilgili, sistemin düzensizleşmesiyle ilgili süreçlerde görev yaptığınıza göre, yani bunu da dikkate alarak bunların ifade edilmesi daha doğru olurdu diye düşünüyorum. Ayrıca, emekli dernekleri ile bir sorunumuz yok bizim, böyle bir baskı kesinlikle hiçbir sivil toplumla ilgili söz konusu değildir ama şunu bilmemiz gerekiyor: Sistemin karmaşıklığını Sayın Kuşoğlu da çok iyi bilmektedir, ilgili arkadaşlarımız da, işin içinde olan arkadaşlarımız da son derece hak vereceklerdir sistemin ne kadar karmaşık bir sistem olduğuna. Şimdi, burada daha adil bir sistem oluşturalım derken çok daha adaletsiz bir netice elde edebilirsiniz. Nitekim, Cumhuriyet Halk Partisinin ve ilgili milletvekili arkadaşlarımızın tekliflerine baktığınız zaman, şu anda biz yıllık, eski ifadeyle söylüyorum -92 milyar yeni- 92 katrilyon emekli aylığı ödüyoruz; 2011 yılında, bir yıl içerisinde emeklilere ödediğimiz aylık tutarı 92 milyar lira ve eski rakamla 92 katrilyon. E, şimdi, bir teklif getirmişsiniz. “İntibak sistemini gerçekleştirelim, bütün emeklilere zam verelim.” diyorsunuz ve getirdiğiniz teklif 38 milyar, emeklilere 38 katrilyon liralık bir imkân sağlıyor. Parlamentoda hangi milletvekilimiz burada 38 milyarın emeklilere verilmesini istemez ki, herkes ister ama bu, ülkenin imkânlarıyla orantılı.

İkincisi: “Bu bir zam olayı değildir.” dedim ve özellikle ifade ediyorum: 2,7 milyar, yapılacak olan emeklilerdeki bu intibak zammı, intibak artışı sorun yaşanan alanlarla ilgilidir yani intibaksızlığın olduğu alanları intibaklaştırmaya dönük bir düzenlemedir. Onun için, burada “Yalnız maliyet hesabı yok.” derken bunu ifade etmek için burada bunları söylemiş oluyorum.

Kadınlarla ilgili olarak, burada özellikle doğum borçlanmasıyla ilgili, dün, 1’inci madde üzerindeki değerlendirmeler önemliydi. O çerçevede de şunu ifade etmek istiyorum: Kadınlarımıza her alanda olduğu gibi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı olarak da önemli pozitif ayrımlar getirdiğimizi belirtmek istiyorum.

Özürlü çocuğu olan, engelli çocuğu olan kadının çalışmasına dörtte 1’ini biz ilave ediyoruz yani yirmi yıl çalışması gereken bir kadının beş yılını engelli çocuğundan dolayı biz yaşından da düşüyoruz, emekliliğinde de bunu yansıtıyoruz. Bu düzenlemeyi biz gerçekleştirdik.

El sanatlarıyla geçimini sağlayan kadınlar için tarım sigortalıları gibi on beş günlük prim ödeyerek bir aylık sigortalı olma imkânlarını getirmiş idik. Şimdi, bu yıl itibarıyla, her yıl bir yıl arttığı için on dokuz güne tekabül etmektedir. Bu düzenlemeyi getirdik.

Ayrıca, bildiğiniz gibi, BAĞ-KUR’lu bir vatandaşımız vefat ettiği zaman, SSK’lı vefat ettiği zaman, kızı evlenirken çeyiz yardımı alırken BAĞ-KUR’lu vatandaşlarımızın çocukları bundan yararlanamıyor idiler. BAĞ-KUR’lu  kızlarımıza da, vefat edenlerin kızlarına da yirmi dört aylık çeyiz yardımı düzenlemesini getirmiş bulunuyoruz.

Yine bundan önceki Parlamentodan sizlerin desteğiyle geçen düzenlemede tarımsal ürün satan kadınların sigortalılıklarının aile reisi, Medeni Kanun’daki düzenleme çerçevesinde geriye doğru borçlanma imkânını getiren düzenlemeyi de yine bu süreç içerisinde getirmiş bulunuyoruz. 

Şimdi, doğum borçlanması, ilk kez mevzuata biz koyduk ve 2 çocuk, dört yıllık bir süreç tanıdık. “Efendim, bu, sigortalılıktan önceki dönemleri de kapsasın.” gibi bir yaklaşım var. Bu saygıdeğer bir yaklaşımdır ama sigorta ile bağlantı kuramadığınızda nasıl bunu ilişkilendireceksiniz? Ama çalışılması gereken bir konudur. Bunu da saygıdeğer bir görüş olarak alıyoruz ve şu anda olmayan, sistem içerisinde olmayan bir düzenlemeyi getirdiğimiz için biz son derece memnunuz ama süreç içerisinde bu konular ele alınabilecek konulardır diye de ifade ediyorum.

Son olarak ifade edeceğim, bu emekliler intibak neticesinde, hangi sayıdaki emeklilerimiz ne kadar bir zam alacaklardır, fark alacaklardır, bunu da önümüzdeki maddelerde değerlendiririm diyorum.

Hepinize çok teşekkür ediyorum, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

Şimdi, şahsı adına Abdullah Levent Tüzel, İstanbul Milletvekili.

Sayın Tüzel, buyurun.

Süreniz beş dakika.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası üzerine düzenlenmiş yasa tasarısı hakkında söz almış bulunuyorum. Dün ve bugün Sayın Bakanı, Komisyon Başkanını dinledik. Kendileri bu konuda altı aylık bir çalışmadan söz ediyorlar, yoğun bir emek sarf ettiklerinden ama ortaya çıkana baktığımızda bu emeğin hiç de karşılığını bulmadığını, bulmayacağını görüyoruz. On yıldan bu yana bu noktaya gelmiş bir Hükûmet söz konusu.

Hatırlayacak olursak 2002 yılında Hükûmet iktidara geldiğinde “Bize iki yıl süre verin.” diyerek bu sorun da dâhil olmak üzere birçok sorunu çözeceğini vadetmişti ama on yılda gelinen nokta ortada. 75 milyon nüfusun belki de en zorluk yaşayan kesimi hiç şüphesiz emekliler ve bugün bu getirilen yasal düzenlemede gerçek anlamıyla bir iyileştirmeden bile söz etmek mümkün değil; değil uyum, bu olsa olsa artık bir çöküş içerisinde olan sosyal güvenlik sistemine bir yama arayışı ama öyle ki bu yama da tutmayacak görünüyor. Yani milyonlarca insanın, 10 milyona yakın bir nüfusun çok acil olarak beklediği bu intibak, aslında buna denk düşmeyen bir ağırlık, buna denk düşmeyen kapsama dışı bir çalışma söz konusu; bakıldığında, hakikaten nereden tutsanız elinde kalacak bir şey.

Şimdi, öyle bir sunuş var ki ortada, hani neredeyse bütün bu olan bitenin sorumlusu emeklilerin, emekçilerin kendisi yani ortada 10 lira ile 300 lira arasında bir artış söz konusu olacak olsa olsa, bununla ne adalet ne eşitlik sağlanmayacağı ortada ama Hükûmet demektedir ki: “İşte biz emeklimizi enflasyona ezdirmedik.” Oysaki yani bugün yaşadığımız kriz koşulları ve gelecek günler çoktan bunu alıp götürecek. İnsan ister istemez soruyor: “Niye 2000 ile 2008 arasındaki dönemdeki emeklileri kapsamadı?” Bütçe disiplininden, bunun dışına çıkılamayacağından, benzeri şeylerden söz ediliyor. O hâlde sormamız gerekiyor; bu teşviklerin çarçur edilmesi, hâlâ milyonlarca dolarlık savaş uçakları ihaleleri… Bunlara para ayıracağımıza, gerçekten emeklilerimizin temel ücretlerine yapılacak zamlarla ve onlar esas alınarak maaşa olduğu gibi bir yansıtmayla, gerçek anlamıyla bugün emeklilerin beklediği, insanca yaşayacağı oranda bir zamla bu soruna yaklaşmak en doğrusu olacaktır. Yoksa açlık sınırı, yoksulluk sınırı açıklamaları karşısında bugün emeklilerimizin yaşam koşulları ortadadır.

Asıl biz tehlikenin büyüğünü görelim değerli milletvekilleri, gelecek günler neyi gösteriyor? Bu kriz koşullarında her gün işten atılan işçiler… Öncelikle insanların çalışabileceği bir işi olacak, bu işte emekli olabilmesi için prim ödeyebilecek -yani bugünkü koşullarda- üstüne üstlük de bu hayat koşullarında emekli olabilecek bir hayatı, bir ömrü tamamlayabilecek; dolayısıyla, artık gelecek günlerde emekli olabilmek bile bir şans, bir ayrıcalık olacaktır. Dolayısıyla, 16’ncı büyük ekonomi, işte yüzde şu kadar büyüyoruz… Ama, bu büyümeden emekliye, işçiye, emekçiye refah payı olarak ne düşüyor dersek, sıfırdır. Önce bu gelir adaletsizliğini gidermek, ortadan kaldırmak Hükûmetin görevidir ama bunu yapamayacak bir Hükûmet söz konusu.

Bir gerçeklik şudur: İnsanlar emekli olmak istememekte. Neden? Çünkü, zaten bugün aldığı maaşla ancak hayatını sürdürebilmekte. Çapa’da görüştüğümüz bir hemşire bunu söylemekte ve utana sıkıla “Biz gençlerin önünde engel olmaktayız.” diyebilmekte.

Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, sevgili halkımız, nasıl bir iktidar işçiye, emekçiye, emekliye güven verir? Böyle bir iktidar, böyle bir Hükûmet değil elbette. Öncelikle emekçilerin hayatını, geleceğini, güvencesini düşünecek bir şey, bu nedenle de başta emekliler olmak üzere bütün çalışan işçi, emekçi nüfus birleşmeli, örgütlenmeli ve artık, bu Hükûmetin alametifarikası olmuş “müşteri memnuniyeti” lafına aldanmamalı. “Müşteri memnuniyeti” lafının geçtiği yerde kamu hizmetleri sıfır demektir; ticarileştirilmiştir, piyasalaştırılmıştır, kamucu anlayıştan uzaklaştırılmıştır; yanlışın, kabahatin, kötülüğün büyüğü de burada başlamaktadır.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tüzel, teşekkür ediyorum.

Şimdi, madde üzerinde on dakika soru-cevap işlemi yapacağız.

Sisteme giren arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Malumunuz olduğu şekliyle ülkemizin her tarafında yoğun bir şekilde süpermarketler ve hipermarketler açılmaktadır, hatta bu açılma mahalle aralarına kadar gitmekte, bir mahallede üç dört tane de süpermarketle karşı karşıya kalınmaktadır. Bu esnada da tabii esnaflar da bundan çok büyük zarar görmektedir. Esnaflarımız da işsizlikle ilgili çok sıkıntı içerisindedirler. Esnaflarımız diyorlar ki: “Önümüzdeki dönemde biz de işsizlik sigortasıyla ilgili ödeme istiyoruz.”, “İşsizlik sigortasıyla ilgili bir çalışma yapılacak mıdır?” diye soruyorlar.

Diğer bir konu da mevcut yasada ilaç katkı payı en düşüğü yüzde 10 olarak emeklilere uygulanmaktadır şu anda. Tasarıdaki yüzde 1 oranı emeklilere de uygulanacak mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Doğru.

Sayın Belen...

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Sayın Bakan, İşsizlik Sigortası Fonu’yla ilgili dün sorduğum soruya cevap vermediniz.  Burada toplanan paraları nasıl değerlendiriyorsunuz? Başka kurumlara aktarma yaptınız mı?

İş sağlığı ve güvenliği kanununu ne zaman Meclise getirip çıkarmayı düşünüyorsunuz?

İş kazalarının incelemesini eskiden Bakanlığınıza bağlı iş müfettişleri yapıyordu. Bunlardan aldınız; sigorta müfettişlerine, SSK müfettişlerine verdiniz bu teftişleri. Bunlar teknik olarak yeterli değiller, iş kazalarında aynı zamanda taraflar kendileri; Sigorta Kurumunun tarafında oldukları için, verdikleri raporlar da objektif olmuyor.

Sigortalıyken doğum yapan kadınlara 2 çocuğa kadar hizmet borçlanma hakkını verdiniz. Sigortalı olmadan önce doğum yapan kadınlara bu hakkı ne zaman tanıyacaksınız?

Son çıkartılan uyum yasasıyla ilgili taksitlendirmeye giden sigorta borçlarının taksitlerinin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Çetin...

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Bakanım, dün 1 milyon 905 bin SSK’lı ve 12.186 BAĞ-KUR’lunun 10 ila 320 lira arasında zam alacağını -BAĞ-KUR’luların 100-150 lira, diğerlerinin 10-320 lira- açıkladınız. Daha evvelki açıklamanızda “10 ila 270 lira arasında zam alacaklar.” dediğinizde Devlet Bakanımız Sayın Arınç “30 TL de benden.” deyince, siz de “Ağa’nın her zaman verecek birkaç kuruşu vardır.” dediniz.

Şimdi bu intibak konusu ciddi bir iş. Ağa-uşak mantığı içinde ele alıp mı hazırladınız yoksa sosyal devlet mantığı içinde, “Gerçekten emeklilerin böyle bir hakları var, bir adaletsizlik var, bu haksızlığı, adaletsizliği giderelim.” deyip hak temelinde mi ele alıp kanun tasarısı hazırladınız; bunu öğrenmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, Çalışma Bakanı olarak, 4/C’li statüde çalışanlar -yani özelleştirmeden gelenlerin dışındakileri kastediyorum- aynı işi yapmalarına rağmen maalesef kadroya alınmadılar. Kadroya almayı düşünüyor musunuz? Özellikle Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde çalışanların bu durumunu dikkate alacak mısınız?

Bir başka soru: Şimdi, İntibak Yasası çıkartıyoruz ama devlette çalışan memur, memur emeklileri, dul ve yetimleri, gaziler ve şehit yakınları, muhtarlar ve yine 4/C’lilerin 2012 yılı maaş zammı hâlâ verilmemiştir. Ne zaman vermeyi düşünüyorsunuz? Niye gecikiyor? Sebebi nedir?

Bir başka husus: Bu gecikmenin bedelini ödeyecek misiniz? Devlet olarak gecikme faizi istiyorsunuz. Bu insanlara, kusuru size ait, devlete ait olmak kaydıyla bu gecikmenin bir bedeli ödenecek mi?

Teşekkür ederim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, dünkü sıraya siz bakmıyorsunuz yani bağışlarsanız, 0dünkü sıraya göre yapmıyorsunuz.

BAŞKAN – Her ikisine göre bakarak yapıyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ben 3’üncü sıradayım Sayın Başkan, verdiğim listeye göre 3’üncü sıradayım.

 BAŞKAN – Bugünkü listede var Sayın Aslanoğlu, sakin olun.

Sayın Uzunırmak…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, bugüne kadar İşsizlik Fonu’nda ne kadar para birikti, toplandı, bunun ne kadarı başka alanlara kullandırıldı, fonlandı; bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, yaşa takılanlarla ilgili soru sormuyorum, susma hakkımı kullanıyorum. Onlara saygım gereği, Sayın Bakan bir dakika konuşmayacağım, bir dakikalık süremi, yaşa takılanlar adına, onlara saygı adına, aç insanlar adına, onlara çözüm bulma yönünde hiçbir girişiminiz olmaması açısından… Onlar bizim vatandaşlarımız. Çocuklar aç, sefiller. Sosyal devlet çözüm bulur. Sosyal güvenlik sistemini bozmayın ama geçici bir çözüm bulmak da bizim hepimizin görevi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, özellikle BAĞ-KUR’lu olan esnaflar belli bir süre prim yatırdıktan sonra, ara dönemde bir boşluk kalınca geriye doğru borçlanabiliyorlar. Bu borçlanma esnasında, borçlanmayı talep ederken, hem emeklilik hem de sosyal güvenlik primi kesintisini faiziyle beraber geriye istiyorsunuz. Bu insanlar bu arada kalan dönemde zaten sağlık hizmetlerinden faydalanamıyorlar. Dolayısıyla, bu sizce bir haksızlık değil mi? Emeklilik primini faiziyle yatırsınlar, faydalanamadıkları dönem için niçin bunlar aynı zamanda da sağlık primini ödemek zorunda kalıyorlar?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, tasarıda yürürlük tarihi olarak 1/1/2013 öngörülmesinde, bu yasadan yararlanacak 243 bin kişinin dosyasının incelenmesi zorunluluğundan kaynaklandığını, uzmanların mesai yaparak cumartesi-pazar bunları inceleyeceğini ifade ettiniz. Bu çalışmanın Bakanlık tarafından yapıldığı dikkate alınarak, zor durumda olan emeklilerin bir kısmı olan bu arkadaşlara 1/1/2012 tarihi dikkate alınarak 2013’te ödemesinin yapılması mümkün müdür?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Bakanım…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Bu süpermarketler açılmaktadır. Esnafla ilgili bir soru soruldu. Şu anda, İşsizlik Sigortası ve esnafla ilgili bir düzenlemenin gündemimizde olmadığını belirtmek istiyorum.

İlaçla ilgili, yüzde 1 esneklik yani tabanın yüzde 10’dan yüzde 1’e çekilmesi konusu kurumun, Sosyal Güvenlik Kurumunun bu konuda bir elastikiyet talebinden kaynaklanıyor yani öyle ilaçlar vardır ki, belki yüzde 5 uygulamanız gerekiyor ama yasa yüzde 10 ve yüzde 20 zorunluluk getiriyor, yüzde 15 uygulamanız gerekebilir. Bu elastikiyet açısından 1 ile 20, tavanı artırmıyoruz ama tabanı 1’e indirerek buradaki elastikiyet Kurumun elinde olmuş oluyor.

Bildiğiniz gibi, İŞKUR ve Bakanlık teftişini birleştirdik ve bu şekilde şu anda hizmet sunuyoruz. İş kazalarının denetimini iş müfettişi de sosyal güvenlik müfettişi de yapmaktadır. Biz, görev çakışması olmaması ve soruşturmaların hızlı sonuçlanması için iş müfettişlerini, teftişleri daha çok eğitici ve önleyici sistem denetimine yönlendirmiş bulunmaktayız.

Bunun yanında, sigortalı olmayan kadınların doğum borçlanmasıyla ilgili, az önce ifade ettim, bununla ilgili…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Sayın Bakanım, sigortalı değil, sigortalı olmadan evvel doğum yapan…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – İlk kez borçlanmayı getirdik ama sigortalı olmadıkları döneme dönük bir borçlanma talebi var. Kürsüden de ifade ettiğimiz gibi, bu konuyu da Bakanlık olarak, kurum olarak değerlendirmekteyiz. Kadınlarımıza ne kadar pozitif ayrımcılık yaptığımızı da bütün kamuoyu ve bütün kadınlar bilmektedirler.

Vergi iadesi, ek ödeme yani… “Yapılan bu intibak düzenlemesi hak temelli midir?” diye sordunuz. Bu düzenleme, hak temelli bir düzenlemedir, bunu açıkça ifade ediyorum. Bunun aksini iddia edince alternatif çözümü de getirmeniz gerekiyor. Yani alternatif çözüm, emeklilere zam yapıyoruz çözümü intibakın alternatifi değildir. İntibakın alternatifi, sistem içerisindeki sıkıntıların tespit edilmesi ve sıkıntıların giderilmesine dönük adımların atılmasıdır. İfade ettiğimiz gibi, BAĞ-KUR’la ilgili 12.186 ve SSK’lılarla ilgili de 1 milyon 905 bin kişiyi kapsayan, sistem içerisindeki adaletsizliği gidermeye dönük bir intibak düzenlemesidir; üzerine basa basa ifade ediyorum.

İşsizlik Fonu’nda şu anda 53 milyar 521 milyon TL kaynak bulunmaktadır.

Bunun yanında, 4/C’lilerin kadroya alınıp alınmamasıyla ilgili durum soruldu. Personel rejimiyle ilgili -gerçekten personel rejimimiz parçalı bulutlu- bu konuyla ilgili bir çalışmamız var. Bunu derli toplu bir hâle getirmek istiyoruz. Bu değerlendirmelerimizde 4/C’liler de olacak, 4/B’liler de var şu anda. Yani alfabetik sıkıntı yaşadığımız bu sistem içerisinde bir derleme, toplama çalışması var. 4/C’liler ne şekilde bir yer alır onunla ilgili şu anda kesin bir şey söylemeyi uygun bulmuyorum. Sistem üzerindeki çalışmamız tamamlanınca bu açıklamayı kamuoyuna yaparız.

Memur maaşlarına zam: Evet, 1 Ocak itibarıyla yapılması gereken zam Anayasa değişikliğinden dolayı, toplu görüşmeden toplu sözleşme sistemine geçtiğimiz için bugüne kadar yasa, uyum yasası çıkarılamadığı için ne yazık ki bu zammı veremedik ama şu anda komisyonlarda tasarı ve görüşmeleri sürüyor. Umarım ki, nisan ayını da geçmeyecek şekilde toplu sözleşmeyi bitiririz ve geriye dönük de tabii ki, ocak itibarıyla de bu 2012 zamları ödenmiş olacaktır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gecikme bedeli ödeyecek misiniz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Yani geç kalmasının çeşitli nedenleri var. Bildiğiniz gibi, yalnız Bakanlığımı ilgilendiren bir konu değildir, bütün bakanlıkları ilgilendiren bir konudur. Bütün kamu çalışanlarının geleceğiyle ilgili ücret politikalarını içeren bu sözleşme sistemi ister istemez yeni bir sistemdir Türkiye için. Masa başında verilecek olan bir karar olduğu için hassasiyetler söz konusudur. Bunu saygıyla karşıladığımı ifade ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Ama Bakanlık olarak bir an önce sonuçlanmasıyla ilgili dün de nihai görüşme gerçekleştirdiğimizi ifade etmek istiyorum.

Diğer sorulara yazılı olarak cevap vereceğim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

T.B.M.M. Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı yasa tasarısının 1. maddesindeki “ve/veya” ifadesinden sonra gelmek üzere

“Nüfus Cüzdanı ve Kimliğini ispat eden diğer belgeler” ibaresinin eklenmesini arz ederiz.

Saygılarımızla

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                             Müslim Sarı                                       İzzet Çetin

                     İstanbul                                            İstanbul                                             Ankara

                    Sakine Öz                                        Kazım Kurt                                        Umut Oran

                      Manisa                                            Eskişehir                                           İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET BAHA ÖĞÜTKEN (İstanbul) - Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Efendim katılmıyoruz çünkü önergenin talep ettiği hususlar yasamızda var, yasada var.

BAŞKAN – Önerge sahipleri söz ister misiniz, gerekçe mi?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Sarı…

BAŞKAN – Sayın Müslim Sarı, İstanbul Milletvekili.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika efendim.

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesindeki değişiklik önergesiyle ilgili söz almış bulunuyorum.

Söz konusu madde, biyometrik yöntemlerle ilgili bir madde. Ama az önce Sayın Bakanı dinledikten sonra konuşmamın içeriğini değiştirmeye karar verdim. Çünkü Sayın Bakan konuşmasında aslında Hükûmetin sosyal devlet anlayışına ve sosyal sigortalara, sosyal sigorta anlayışına nasıl baktığını anlatan; onun ruh hâlini, ruh dünyasını ve zihniyetini gösteren birtakım açıklamalar yaptı; bu açıklamaları deşifre etmek istiyorum.

Sayın Bakan 92 milyar lira emekli aylığı verdiğinden bahsetti Hükûmetin, 2011 yılında. Bizim teklifimizin 38 milyar liralık bir maliyeti olduğunu söyledi, bütçe olanaklarından bahsetti. Fakat bu algının, bu zihniyetin sosyal devlet anlayışıyla uzaktan yakından ilgisinin olmadığı son derece açıktır. İntibak meselesi çok önemli bir meseledir ve bu mesele matematiksel bir mesele değildir Sayın Bakanım; bir.

İkincisi: Bu bir lütuf da değildir. Emeklilere, haksızlığa uğramış insanlara emekli maaşı ödemesi ya da geçmişe dönük birtakım düzenlemeler yapılması meselesi, bir lütuf anlayışı içinde değerlendirilemez. Bu, bir sosyal hakkın teslimidir ve bir sosyal hakkın teslimi gibi algılamak gerekir. Plan Bütçe Komisyonunda da bununla ilgili birtakım eleştirilerde bulunduk ve Sayın Bakan: “Hayır, biz maddi olanaklarımıza bakıp düzenlemeyi, kapsamı ona göre belirlemedik. Biz, doğrudan doğruya haksızlığa uğramış olan ya da mağdur edilmiş olan kesimlerin durumuna baktık, onların maliyetlerini hesapladık, ona göre bütçemize baktık.” dedi ama burada anlatılanlar, yani 2 milyar liralık bir büyüklük üzerinde. Bunun toplam maliyetinin 2 milyar olduğuna ilişkin algı ve bunu sadece bir matematiksel olaymış gibi algılamak ve toplam bütçe üzerindeki yükünü tartışmak, sosyal devlet anlayışına bakışı göstermesi açısından son derece önemli.

Bütçeler, hükûmetlerin ekonomik tercihlerini, sosyal tercihlerini ve en nihayetinde siyasal tercihlerini belirlediği metinlerdir ve hükûmetler, bütçelerinde kendi tercihlerini yansıtırlar, hangi kaynağı, hangi toplumsal kesimlere ne kadar kaynak yaratacaklarını kendileri belirlerler. Dolayısıyla, bu belirlemeleri yaptıktan sonra, kendi tercihlerini yaptıktan sonra birtakım öneriler geldiğinde, sosyal devlet anlayışının bir uzantısı olarak birtakım öneriler geldiğinde “Ya bütçe olanaklarımız bunun için yeterli değil.” demek çok doğru bir yaklaşım değil sosyal devlet uygulamaları açısından ve bir sosyal hakkın teslimi açısından, çünkü bütçeyi yapan sizsiniz, ödenekleri belirleyen sizsiniz, hangi kesime ne kadar ödenek vereceğinizi belirleyen sizsiniz, ondan sonra da dönüyorsunuz diyorsunuz ki: “Bütçemizde bununla ilgili yeterli kaynak yok.” Peki, bu kaynakları kim tahsis etti? Siz. Dolayısıyla, burada iyi niyet görmüyorum Sayın Bakanım, onu baştan söylemek istiyorum.

Yasanın geneline ilişkin de çok ciddi eleştirilerimiz var: Yeni sisteme geçişte, yeni sistemi eski sisteme uyarladığımız zaman ortaya çıkan meseleler, 2001 ve 2008 arası uyarlama, 2013 sonrasına ilişkin belirsizlikler gibi ama bunları maddelerde ve yeri geldiğince değerlendireceğiz; o yüzden bu konulara girmek istemiyorum.

Son söz olarak: Maddenin ruhuna baktığımız zaman ve tasarının ruhuna baktığımız zaman, aslında geniş toplumsal kesimlerin beklentileri olarak ortaya çıkmış ve bütün geniş toplumsal kesimlerin beklentilerini yansıtan bir madde olarak, bir hukuki metin olarak ve bir tasarı olarak görmüyorum ve genel olarak şunu söyleyebilirim ki “intibak” sözcüğünü bu tasarı hak etmiyor.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarı.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

İlk önce önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- 5510 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “% 10” ibaresi “% 1” olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Demir Çelik, Muş Milletvekili.

Sayın Çelik, buyurun.

BDP GRUBU ADINA DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; genel sağlık sigortası ve sosyal güvenlikle ilgili 171 sıra sayılı Tasarı’nın 2’nci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uluslararası literatürde sağlık, bireyin, bireyin olduğu kadar toplumun bedensel, ruhsal, sosyal ve siyasal anlamda iyilik hâlidir. Bu, bizim için, Fransız için, İngiliz için, Amerikalı için de genelgeçer bir kaidedir. Bu yönüyle yapılacak olan yasal değişikliklere, bu iyilik hâlinin sağlanmasına dönük radikal ve uzun soluklu çözüm projeleri ve perspektifiyle yaklaşılmalıydı. Palyatif, günü ve günceli kurtaran dönemsel çözümler, 30 milyonu aşkın vatandaşımızın temel problemi olmaya başlayan, kanayan bir sosyal travma olan sağlığı iyileştirmeyecektir, çözüme kavuşturmayacaktır, yeni ve üstesinden gelemeyeceğimiz sorun ve problemlerle bizi karşı karşıya bıraktıracaktır.

İntibak yasasından çok, 30 milyonu aşkın, işsizlerimizle birlikte 40 milyonu yani neredeyse nüfusumuzun yüzde 60’ını teşkil eden toplum, mağduriyetler, yoksunluklar ve yetmezliklerle karşı karşıyayken onların sorununu, problemini çözecek yeni bir yasal düzenlemenin ve buna dair yeni bir kanun teklifinin Hükûmet tarafından yüce heyete, yasama organına sunulması, olması gerekendi ama maalesef, dönemsel ve toplumun açığa çıkan bir kısım taleplerini maniple edip zamana yaymaktan alışkanlık hâline gelen benzeri bir uygulama, bugün sağlık sektöründe de görülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle, AKP İktidarı, on yıllık bir kısım icraatları ve uygulamaları neticesinde halk nezdinde kabul gören teveccühü, her seferinde pazarlama sanatına olduğundan fazla sahiptir ama iktidarları öncesinde seksen yıl boyunca çözülemeyen, problem olan, siyasal, sosyal travmalara neden olan bir kısım sorunları palyatif çözümlere kavuşturuyor olmasının toplumda yarattığı memnuniyetin farkında ve bilincinde olmak durumundadır. Biz de öyle olmak durumundayız. Bu anlamıyla, sorunu radikal çözüme kavuşturmak her şeyden çok önemlidir, ertelenemez bir görev olarak önümüzde durmaktadır.

Evet, devletin hantal, bürokratik, hiyerarşik ilişkilerinden kaynaklı, aksayan ve yürütülemez bir kısım hizmetlerini etkin, verimli, hızlı ve nitelikli hizmetlere dönüştürmek adına özelleştirme, her ülkede olduğu gibi, ülkemizin de başvurduğu yöntemlerden biridir. Ama bu yöntem insan odaklı olmalıdır, insanın mutluluğu ve memnuniyeti odaklı olmalıdır. Ama görünen o ki üniversite hastanelerinin, devlet hastanelerinin içinin boşaltılıp hizmetten alıkonulduğu, özelleştirme furyasına tabi tutulan bir sağlık sektöründe bu memnuniyeti, kaliteyi görmek yerine, ticarileştirilmiş hastanelere dönüştürülmüş bir sağlık politikasıyla karşı karşıyayız. Burada insan bedeni ve biyokimyası metalaştırılmıştır ve bunun üzerinden de insanlarımız  para kazanmanın denekleri hâline getirilmiş bulunmaktadır.

Özelleştirilmiş sağlık sektörümüz Avrupa’nın en büyük 6’ncı büyük sektörü ama sağlık harcamalarında kişi başına düşen pay sıralamasında da Avrupa ülkelerinin en sonuncusu konumundayız. Keza aynı şekilde 16’ncı ekonomik güç olarak övündüğümüz gelişmişliğimiz insani yaşam endeksine vurulduğunda sıralamamızın da 92’nci olduğu paradoksu çözüme kavuşturulması gereken en temel çözüm perspektifi olmalıdır. Bunu çözemediğinizde sadece aynı primi aynı dönem boyunca ödeyen insanların iyileştirilmesini sağlamış olmak sorunu çözmeyecektir. Emekliler, çalışanlar ve bir bütün olarak “orta sınıf” olarak adlandırdığımız emekçiler ve ezilenler, sosyal, kültürel, ekonomik, siyasal alanın dışına itilmiş, dıştalanmış, yaşamdan âdeta koparılmış durumdadırlar.

Toplum her geçen gün büyüyor. Büyüyen toplumun büyüyen ihtiyaçlarını karşılamak adına varız. O ihtiyaçları zamanından önce yine birey lehine, toplum lehine kendisine sunmakla mükellefiz ama ne yazık ki bu mükellefiyetimizi, Millet Meclisinin bileşeni ve bütünü içerisinde yer alan milletvekillerinin maaşlarının iyileştirilmesi duyarlılığını, iş çalışana, emekçiye ve ezilene geldiğinde göstermiyoruz, sakınıyoruz. Hâlbuki 4 kişilik ailenin açlık sınırının 960, yine 4 kişilik ailenin yaşamı için olması gereken aylık geçim kaynağının 2.500 olduğu bugünde maalesef asgari ücreti 700’de tutuyor olmayı açıklayabilmek mümkün değildir.

Bu anlamıyla da her türlü uygulama adalet duygusundan, eşitlik duygusundan uzaktır, toplumun büyük bir yarısını mağdur etmek demektir; onu, toplumun var olan değişimci ruhuna katmaktan alıkoymaktır, katılımcılıktan uzak tutmaktır. Hâlbuki olması gereken, güvenlikçi ve asayiş eksenli paradigma yerine demokratik, özgürlükçü bir anlayışla bütçemizin büyük payını eğitime ve sağlığa ayırmış olsaydık, çalışanlarımız ve emeklilerimizin bir aylık ihtiyacı olan geçim kaynağı ve erişilebilir, nitelikli, ücretsiz sağlığa kavuşmasını sağlıyor olabilseydik toplum kazanacaktı. Kazanan toplum giderek daha etkin, verimli bir tarihsel rol ve işlevini yüklenmiş olacaktı. Ama bunu yapmak yerine biz hâlâ uygulanagelen politikalarda ısrar ediyor, güvenlik eksenli yaklaşımlarımızla milyar dolarları verdiğimiz F16’ları, F35’leri satın almaya devam ediyoruz. Hâlbuki işin çok kolay bir çözüm projesi var. Eğer toplum çok kimlikli, çok kültürlü, çok bileşenliyse, toplum dinamiklerinin ortak sağduyusuna dayalı kolektif iradeyi harekete geçirmek hepimize kazandıracaktır.

Bu fırsatı esirgemek, ötekileştirmek, yadsımak ya da üstünü örtmek dün olduğu gibi bugün ve yarın da bize kaybettirecektir. Kazanmak mümkünken kayıplardan yana olmak, toplumun kaybından yana politik duruşları sergilemek de günümüzün yükselen değeri olan demokrasiye, demokratik değere yakışmayan bir durumdur. Hele hele müzakerenin, diyaloğun revaçta olduğu, sorun ve problemin demokratik zeminlerde, meşru zeminlerde bileşenleri tarafından tartışılmaya değer bulunduğu günümüz dünyasında herkesten çok Türkiye ezilenleri, halkları bunu hak etmiştir diye düşünüyorum. Bu açıdan da bu ve benzeri kanun teklifleri yerine, ülkemizin temel problemleri olan, başta Anayasa olmak üzere, yasal ve anayasal problemleri tümden ele almalı, üzerine yoğunlaşmalı, çalışanların, emekçilerin, ezilenlerin, yoksulların, mutlu ve müreffeh bir ülkenin zenginliklerini adilane bir şekilde faydalandıkları, aldıkları bir ülkeye dönüştürebilmeliyiz.

Düşününüz ki zenginliğimizin yüzde 80’ini nüfusun yüzde 2’si götürebiliyorsa, geriye kalan yüzde 20’den biz yüzde 98’ler yararlanmak şanssızlığıyla karşı karşıyaysak burada huzur yoktur, güven yoktur, mutluluk yoktur. Bunu değiştirmek de herkesten, her organdan ve her kurumdan çok yasama organının görevidir.

Bu duyarlılıkla soruna yaklaşacağımıza olan umudumla hepinizi bir kez daha saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelik.

İkinci konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ali Öz.

Buyurun Sayın Öz. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi olarak görüşlerimizi belirtmek amacıyla söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sosyal güvenlik sistemleri tüm toplumları kavraması ve kapsaması, diğer taraftan da kapsadığı toplum kesimlerinde mümkün olduğunca yaşam güveni ve güvencesi vermesi gereken, “toplum barışı”, “toplum huzur ve mutluluğu”, “toplum dinamizmi”, “kalkınma”, “refah” gibi kavramlarla doğrudan ilgili sistemlerdir. “Sosyal güvenlik” kavramını yalnızca “aylık”, “sağlık katkı payı” gibi kelimelere indirgemek ve bu gibi kelimelerle ifade etmek büyük bir yanılgıdır. Sosyal güvenlik sisteminde norm ve standart birliğinin sağlanmaması ve aylık bağlama hükümlerinde çeşitli tarihlerde yapılan değişiklikler nedeniyle, sigortalıların sahip olduğu hak ve yükümlülükler ile sigortalılara bağlanan emekli aylıkları arasında farklılıklar oluşmuş, sistemde eşitlik ve adalet ilkeleri tesis edilememiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak emekli aylıkları oranındaki eşitsizliğin giderilmesi amacıyla intibak yasasının çıkarılmasını destekliyoruz. Çoğu teknik bilgilerden ve rakamlardan oluşan, eşitliği ve adaleti zedeleyen farklı hesaplamaların emekli aylıklarındaki haksızlığı gidermesini ümit ediyoruz. Ancak bu yasa ile yapılan düzenlemelerin eksik ve yetersiz olduğunu da belirtmek istiyoruz.

SGK bünyesinde 2000 yılından önce emekli olup aylık almakta olan emekli sayısı yaklaşık 2 milyon 700 bin kişidir. Getirilen kanun tasarısı bu kesimin 1 milyon 913 binini ilgilendirmektedir. İntibak gerçek anlamına uygun olarak düzenlenmemiş, SSK emeklileri ve sayıları 12 bini bulan BAĞ-KUR emeklilerini kapsayarak Emekli Sandığı emeklileri gündeme alınmamış ve maalesef bu şekilde sınırlandırılmıştır. Oysaki ülkemizde kamu görevi vermiş olan emeklilerimizin maaşları arasında da ciddi farklar bulunmakta. Örneğin birinci sınıf mülki idare amirleri, birinci kademeli subaylar ve üst düzey bürokrat maaşları ile otuz yıllık bir uzman hekimin aldığı aylık arasındaki fark oldukça yüksektir. Emekli olduktan sonra dahi hayat standardının devamı için çalışmak zorunda kalan hekimlerimiz için de bir düzenleme yapılarak mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine inanmaktayız.

Bu yasa ile, 2000 öncesinde emekli olan yaklaşık 800 bin kişinin kapsam dışı bırakılması anlaşılır gibi değildir. Oysa anlamı itibarıyla bu yasa tüm emekliler arasındaki maaş farkını giderecek nitelikte olmalıdır.  Açlık sınırının altında bulunan emekli aylıklarında iyileştirme yapılmalı, hatta iyileştirmenin kapsamı genişletilmelidir. Çalışan ve üreten herkesin yaşlanacağı ve emekli olacağı gerçeği unutulmayarak bu kesimin asgari memnuniyeti mutlaka sağlanmalıdır. Tüm emeklilerimize insanca yaşam imkânını sağlayacak maaş artışı da yapılmalıdır. Aksi hâlde, yirmi yılı aşkın bir süredir emekliler kesiminin sabırsızlıkla beklediği bu kanun tam bir hayal kırıklığı yaratacaktır.

İktidarın tasarıyı bu kadar dar bir yaklaşımla getirmesinin nedeni olarak bütçe imkânlarının kısıtlılığı öne sürülmektedir. Yasa, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ve SGK yetkililerinin ifadelerine göre bu tasarıdan yararlanacak emeklilere 10 ila 250 lira katkı getirecek ve yürürlük tarihi de 2013 Ocak ayı olacaktır. Emeklilerin haklı taleplerinin yıllardır karşılanmamış olması ve haklarının bir lütuf gibi veriliyor havasının yaratılması anlaşılır gibi değildir.

Değerli milletvekilleri, öte yandan, yürürlükteki 5510 sayılı Kanun ile getirilen yeni bir düzenlemeyle emeklilikten sonra çalışanların durumu da yeniden gözden geçirilmelidir. Özellikle, yaşlılık aylığı alırken yeniden çalışmaya başlayan sigortalılar açısından bu çalışmaları emekli aylığına etki etmemesine rağmen, aylıklarından sosyal güvenlik destek primi alınması hiç de adilane bir durum değildir. Bu uygulama emeklilerimizi oldukça zor duruma sokmaktadır. Bu tür durumlarda çalışmaya devam eden emeklilerimizin ödedikleri sosyal güvenlik primlerinin, öncelikle, prim ödeme gün ve sayıları açısından dikkate alınmasının sağlanması ve bu tür durumda olan emeklilerimizin aldıkları aylıklar dışındaki çalışmalarından dolayı yeni ve adaletli bir prim sistemi getirilmelidir.

Bir diğer konu da, esnaf ve sanatkârlarımızın emeklilik ve sağlık primlerini çeşitli nedenlerle düzenli olarak yatıramadıklarında ileride sisteme yeniden devamlarında sıkıntı yaşamaları durumudur. Borçlu oldukları süre içerisinde -yani geriye dönük yapacakları ödemelerden- hem emeklilik hem de sağlık hizmeti primlerini faiziyle ödemeleri bir haksızlıktır. En azından, sağlık hizmetlerinden yararlanmadıkları bu dönem için sağlık hizmeti priminden muaf olmaları sağlanmalıdır. Diğer yandan, kesintisiz primlerini düzenli olarak ödeyen BAĞ-KUR’lulara da, ya prim indirimi ya emekli ikramiyesi artışı ya da emekli maaşında bir artışla ödüllendirme getirilmelidir. Bu durum, diğer esnaflara da özendirici bir örnek olabilir.

Yine, yıl olarak emekliliği hak eden BAĞ-KUR’lu esnaf yaştan dolayı emekliliği bekliyorsa ara dönemde sağlık hizmetinden faydalanmalıdır. Mevcut sistem içerisinde en büyük mağduriyeti yaşayan kesim BAĞ-KUR emeklileridir. Sigorta kolları içerisinde en yüksek primi esnaf ve sanatkârlar öderken, en az maaşı da bu kesim almaktadır. İflas eden, iş yeri kapanan, hastalık ya da kaza sonucu geçici süreyle iş yapamayarak prim yatıramayan esnaf ve sanatkârlarımız işsizlik sigortasından yararlandırılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, 5510 sayılı Kanun’un 68’inci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde değişiklik yapılarak, ayakta tedavide sağlanan ilaçlar ile vücut dışı protez ve ortezler için kurumca yüzde 10 ile yüzde 20 oranları arasında katılım payı belirleme yetkisinin alt limitinin yüzde 1’e indirilmesi öngörülmektedir, yani “Yüzde 1 ile yüzde 20 arasında olabilir.” denilmektedir. Gerekçe olarak da, kronik hastalığı bulunmayan ancak tedavisinde yüksek tutarlı ilaç reçete edilen  kişilerden de yüzde 10 oranında ilaç katılım payı alındığından, alt limiti yüzde 1’e çekerek kişilerin mağduriyetini engellemek amacıyla verildiği iddia edilmektedir.

Önergede “yüksek tutarlı ilaç” kavramı net değildir. Bu, izafi bir yaklaşımdır. Ayrıca, muayene ücretleri ile ilaç ve tıbbi malzemelerde katılım payı uygulamasının sürekli kapsamı ve boyutu artırılmış olup, en son olarak, reçetelerde yer alan üç kalem/üç kutuya kadar 3 TL, ilave her bir kalem/kutu için 1 TL katılım payı ödenmesini ve yatarak tedavide katılım payı öngören bir yasa Meclisimizden yeni geçmiştir. Bu düzenlemeyle, sanki emekli vatandaşlardan daha az katılım payı alınacağı imajı doğuyor. Oysaki SGK’nın uygulamalarına baktığımızda, kronik hastalık kapsamında sağlık kurulu raporu olan bazı hastalardan bile yüzde 10 katılım payı aldığını görüyoruz. “Osteoporoz” dediğimiz kemik erimesi, sedef hastalığı, diyabetik nöropati, beslenme solüsyonları ve alerjik rinit tedavisinde kullanılan ilaçlar bunlara örnektir. Durum böyleyken, bu alt limit yüzde 1’e indirilerek kronik hastalıklar kapsamında bazı raporlu ilaçlardan da belirleyeceği bir yüzde oranında katılım payı alınabilir endişesini duyuyoruz. Diğer taraftan, bu katılım payının iyi niyetle yüzde 1 ile yüzde 10 arasına çekilmesi durumunda ilaç israfında artma da olabilir diyoruz. Öncelikle kronik hastalıklarda hâlen uygulamada olan, raporlu olanlara yüzde katılım payı muafiyeti getirilmelidir.

Bu maddenin uygulamada yansımasının takipçisi olmak gerekiyor.

Emeklilerin yararına bir düzelmeyi ve intibak yasasında emeklilere yapılacak iyileşmeyi, ücret artışını geri alacak bir tuzak olmaması ümidiyle, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öz.

Üçüncü konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Özgür Özel.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi hakkında grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bugün bu görüştüğümüz 2’nci maddede bir değişiklik öngörülüyor. Geçtiğimiz hafta bu, Plan ve Bütçe Komisyonuna verilen bir önergeyle metne girdi ve hemen ardından da kamuoyunda ilaçtan alınan katılım payları sanki azaltılıyormuş, indiriliyormuş gibi bir imaj yaratıldı ve basın-yayın organlarına bu şekilde yansıdı. Oysa yapılmaya çalışılanın, açıkça, daha önce katılım payı alınmayan bazı ilaçlardan, bazı tedavilerden bundan sonra katılım payı alınacak olmasının hazırlığının yapıldığını buradan, yüce Mecliste hem tutanaklara geçmesi hem de vatandaşlarımızı uyarmak adına ifade etmek istiyorum.

Mesele şudur: İlgili yasanın “katılım payı alınacak hâller ve alınmayacak hâller” maddelerinde bu düzenlemenin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından alınmayacak hâllerle ilgili belirleneceği açıktır. Alınacak hâllerde, alınacak katılım payının yüzde 10’la 20 arasında olması öngörülmüştür. Hâl böyle olunca, daha önce katılım payı alınmayan, yüzde sıfır katılım payı alınan bazı ilaçlardan ve tedavilerden katılım payı almaya kalktığınızda alt sınır karşınıza yüzde 10 olarak çıkmaktadır. Bu durum, biraz önce de gerekçeden Sayın Vekilimin aktardığı gibi, yüksek fiyatlı tedavilerde katılım payının alınmasını olanaksız kılmaktadır. Fiyatları binlerce TL olan ilaçlardan yüzde 10 katılım payını almak fiilen mümkün değildir. Yatan hastalardan katılım payı almakta, raporlu hastalardan katılım payı almakta, iş kazası, meslek hastalığı gibi yüksek maliyetli durumlarda katılım payı almakta alt sınır yüzde 10 olmasın diye bu sınırı yüzde 1’den başlatarak ilacın ve tedavinin durumuna göre kademelendirme yetkisini cebine koymak istemektedir Sosyal Güvenlik Kurumu ve bu durum basına, kamuoyuna sanki katılım payları düşürülüyormuş gibi yansıtılmaktadır. Oysaki, kurumda yapılan hazırlıklar ve kurum hukukçularının, bu maddedeki engelin dikkate sunulması üzerine, bugün intibak yasası gibi emeklilerin özlemle beklediği ama fırsat olursa birazdan değineceğim şekilde içi boşaltılmış bir yasada yine emeklilere, yine çalışanlara, yine emekçilere yeni katılım payları getirmekle yani deyim yerindeyse, böylesi bir durumda bile yine onların cebine el atmakla ilgili bir hazırlık meselesi vardır.

İktidar partisi geldiğinde bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bir çeşit katılım payı alınmaktaydı; raporludan sıfır, emekliden yüzde 10, çalışandan yüzde 20, ortalaması yüzde 12. Reçete ortalamasının 40 TL olduğu bir durumu düşündüğümüzde 4-4,5 lira katılım payı verirdi bir hasta Sosyal Güvenlik Kurumu veya sosyal güvenlik sistemine. Bakın, bugün reçete ortalamasının 40 lira olduğu bir noktada hastalarımız -ki her kürsüye çıktığımda yeni katılım payları geldiği için “Beş” dedik, “Yedi” dedik- dokuz çeşit, cepten ödeme yapmaktadır şu anda.

Bakın, teker teker ifade etmeye çalışayım: Eskiden olan “İlaç katılım payı.” dediğimiz uygulama aynen devam etmektedir, yüzde 10 ve 20 ama “Muayene katılım payı”, “Muayene ücreti” diye devlet hastanelerinden ve üniversitelerden 5, özel hastaneye giden hastalardan 12 TL bir ücret alınmaktadır. “Reçete ücreti” adında, hangi hastaneye giderseniz gidin, dün yeni yapılan düzenleme sonucunda, aile hekimi de olsa, bir kalem de, iki kalem de ilaç yazılsa, üç kaleme kadar 3 TL reçete ücreti alınmaktadır. “Eş değer ilaç fiyat farkı alınmaktadır.” Yazılan ilacın en ucuzunun yüzde 10 fazlası ödenmekte, aradaki fark hastalardan talep edilmektedir. Kutu başına üç kalemi geçen her ilaç için 1 TL ücret alınmaktadır. Özel hastanelerde “özel hastane fark ücreti” alınmaktadır, “tetkik fark ücreti” alınmaktadır. Devletin Sosyal Güvenlik Kurumunun listesinden daha pahalı bir tetkikle karşılaşıldığında “Şu kadar farkı cebinizden öderseniz bu tetkiki yaptırırsınız.” diye fark ücreti alınmaktadır. “Erken muayeneye gitmiş olma fark ücreti” alınmaktadır. Bir doktora gittiniz, on gün süreyle sistem o uzmanlık dalını kapatacak ve siz eğer bir kez daha, iyileşmediniz, aynı uzmanlık dalından bir doktora giderseniz kurum ödemesini yapmadığı için -normalde “Gitmesin.” diyor ama sağlıktır bu, ertelenemez bir taleptir, acil bir durumdur- gittiğinizde o fark sizden talep edilmektedir.

Dokuzuncu olarak da “öncelikli tetkik ücreti” istenmektedir. Hastada kanser şüphesi vardır, bulgular net değildir, bir bilgisayarlı tomografi gerekmektedir, hastanın bir gün beklemeye tahammülü yoktur, süre altı ay sonraya verilmiştir. Erken çekmek için “Mesai dışında gelin, cumartesi, pazar gelin, öncelikle bu filminizi, bu tetkikinizi yapalım, parasını ödeyin.” denmektedir. Bunların hepsi AKP İktidarı sırasında Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ortaya çıkarılmış yeni uygulamalardır, cepten ödemeleri artıran uygulamalardır.

Şöyle bir durum var: “Katılım payı” dediğiniz mesele, hastayı maliyete ortak etme meselesi değildir -dünyanın hiçbir yerinde bu yok- katılım payı meselesi “İğneyi kendine, çuvaldızı devlete, çuvaldızı Sosyal Güvenlik Kurumuna batır; bunun bir maliyetinin olduğunu bil, bunun farkında ol.” demektir. Oysa yüzde 12’lerden ortalama yüzde 40’lara, 44’lere, yüzde 50’lere çıkan cepten ödemeler yani hastayla ilaç arasına, hastayla tedavi arasına paradan ördüğünüz duvarın kalınlığı yarı yarıya noktasına gelmiştir. Bunu açıklıkla ifade etmek istiyoruz.

Devlet yönetimi, kamu yönetimi şeffaflık ister, hele hele mesele sağlıksa, sosyal güvenlikse alabildiğine şeffaflık ister çünkü buradaki kişi bir hastadır, bir müşteri değildir. Biz hep söyledik: “Meseleyi ticarileştiriyorsunuz, tedavi ve ilacı metalaştırıyorsunuz, hastayı müşterileştiriyorsunuz.” diye ama bugün, 1’inci maddede iktidar partisinin sayın milletvekili kendi adına söz aldığında, çıkıp burada üst üste, tam da bizim bu nitelendirdiğimiz meselenin altını çizdi, 6 kere “Müşteri memnuniyeti.” dedi. “müşteri memnuniyeti” dediğiniz yerde sağlık olmaz, sosyal güvenlik olmaz, hasta hakları olmaz. Hastaya “müşteri” diyen zihniyetin hastaya sağlık getirecek hâli olmaz.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – O bir kavram.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Çok açıkça ve çok net olarak “Müşteri memnuniyeti.” konusunda şunu söyleyelim: Velev ki Başbakanın dediği gibi bunlar hasta olmasın “müşteri” olsunlar, velev ki “müşteri” olsunlar; bunların da hakkı var, tüketici hakları diye bir şey var. Bir markette bir rafın üzerine konulan ürünün üstünde fiyat yazma zorunluluğu var. Sağlığım için, ilacım için, hastalığım için bir şey ödüyorum, 9 farklı bir şey ödüyorum, 3 farklı kaynaktan kesiliyor; eczanede, hastanede, maaştan, ne olduğu belli değil. Zaman zaman Kurum bunları kendisi karıştırıyor ama hiç olmazsa net olarak şunu söyleyin: “Biz sizden tedavinin şu kadarını alacağız.” deyin. Aynı paranın bir kısmı özel hastanede, bir kısmı eczanede, bir kısmı maaştan kesilir mi? Bu şudur: Şeffaf olması gereken bu işlerin muğlak hâle getirilmesi, göze gösterilmemesi, kafaların karıştırılması meselesidir. Devlet dediğiniz şeffaf olur. “Şu kadar katılım payı veriyorum, gücüm bu kadar.” deyin bu insanlara. Şöyle bir şey olur mu: “Amcacığım, cambaza bak!” Cebinden katılım payı çek. “Teyzeciğim, bakayım cüzdana!”, “Kuş uçuyor Teyze!..” İçinden katılım payı al. Böyle bir katılım payı anlayışı olmaz! Böyle bir sağlık finansmanı olmaz. Bu şekilde, tırnakçılıkla, uyanıklıkla, bir şekilde insanların kafasını karıştırma yöntemiyle böyle bir iş olmaz.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – İnsaf ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) –  “Yok mu?” diyorsunuz sayın milletvekilleri? Annenize, babanıza, tek başına doktora giden bir yaşlıya “Sen ilaçların için ne ödedin? Eczanede ne ödedin? Hastanede ne ödedin? Maaşın kaç para?” diye sorun. Hadi onu bıraktım, Türkiye'nin en yaygın bankası Ziraat Bankamızda Ziraat Bankasının güvenlikçilerine sorun, Ziraat Bankasının veznedarlarına, maaş ödeyen memurlarına sorun. Her ay birçok hasta “Benim maaşımda eksiklik var, benim maaşımın bu kadar yatması lazım, bu kadar yatmış.” dediğinde “İlaç parası kesilmiş, muayene ücreti kesilmiş.” denmiyor mu? O insanlar orada gidip bütün gün haklarını arayıp da çaresiz, biçare evlerine dönmüyorlar mı? Siyaset yapıyorsunuz, siyaseti salonda, Mecliste değil sokakta yapan herkes, bugün bu meselenin hastanın sırtında bir kambur olduğunu ve hastaların ne ödediklerini bilmeden ceplerinden sürekli para çıktığını biliyor.

Sayın Bakanım, eğer samimiysek, eğer yaptığımız iş hastaya yeni katılım payları getirmeyecekse, birazdan bir önerge vereceğiz, diyelim ki bugün hastadan katılım payı alınmayan hiçbir tedaviden, hizmetten, ilaçtan, bu düzenleme tarihinden sonra ilave katılım payı alınmayacak; o zaman inanırız işte sizin yeni katılım payları getirmediğinize ama bu konuda samimi değilsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bu konuda sizi halkımıza şikâyet ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, şahıslar adına Sayın Cengiz Yavilioğlu, Erzurum Milletvekili.

Sayın Yavilioğlu, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, sosyal güvenlik sisteminde yılların getirdiği sorunları tek bir yasayla düzeltmek tabii ki zordur, ideal sisteme ulaşmak bir süreç işidir. Getirilen bu düzenleme ile 2000 yılı öncesinde 506 sayılı Kanun çerçevesinde emekli olmuş vatandaşlarımızın aylık nda sistem değişiklikleri ve aylıkların artış oranlarının yansıtılmaması nedeniyle yaşanılan mağduriyetlerin giderilmesi amaçlanmaktadır. Bilindiği gibi, SSK emekli aylıkları arasındaki farklılaşmanın nedeni, aylık hesaplama sisteminde yıllar içerisinde yapılan değişiklikler olagelmiştir.

Değerli arkadaşlar, sosyal devletin esas görevlerinden birisi olan ülkenin refah düzeyini yükseltme çabası, bir kesimi belirli bir süre için mutlu etmek isterken, daha sonra gelecek nesilleri borç altında bırakmak olmamalıdır. Yapılan yeniliğin sürdürülebilirliği en önemli husustur.

Dünyada ekonomik kriz yaşanırken, Hükûmetimizin aldığı tedbirler sayesinde bu süreç en az sıkıntı ve en iyi performansla yönetilmektedir. Dolayısıyla, ekonomik ve sosyal sistemde yapılan değişiklikler de bütçe dengesi ve yine, ekonomik ve sosyal sistemin tamamı dikkate alınarak yapılmaktadır.

Değerli arkadaşlar, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısında gelişme hızının neden yüzde 75 ile sınırlandığı, neden 2000 sonrası için bir düzenleme getirilmediği ve yine, neden asgari bir taban aylığı getirilmediği noktasında eleştiriler yapılmaktadır.

Gelişme hızının yüzde 100’ünün uygulanması hâlinde, üç bin altı yüz günden ve asgariden prim yatıranların aylıklarında bile artış meydana gelmektedir. Bu durumda zaten sistem tarafından alt sınır aylığı uygulanarak desteklenmiş olan aylıklar bir kez daha desteklenerek artırılacak, bu da 2000 öncesi alt sınırdan aylık alanlar ile 2000 sonrası alt sınırdan aylık alanlar arasında 2000 öncesi lehine yeni bir dengesizlik yaratacaktır. Yani az prim ödediği hâlde yüksek aylık alacaklardır. 2000 sonrası sistemde, 2000 öncesi çalışmalara ait kısmi aylık ile 2000 sonrası ödenen primler, aylık bağlama tarihine kadar TÜFE ve gelişme hızının yüzde 100’üyle güncellenmektedir. Dolayısıyla, bu düzenleme 2000 sonrası için uygulanmamaktadır.

Sosyal güvenlik sisteminde alt sınır uygulaması, ödenen prim miktarına ve çalışma günlerine bakılmaksızın belli bir miktarın altında aylık bağlanmamasını sağlamaktadır. Bu miktar, 2000 yılından önce sosyal devlet ilkesi ön planda tutularak yüksek belirlenmiş, sonraki yıllarda da düşük aylıklara yüksek zam yapılması uygulaması ve yapılan seyyanen zamlar nedeniyle daha da yükseltilmiştir. Yani kişinin ödediği primler ve çalışma günleri dikkate alındığında daha düşük aylıklar hak etmesine rağmen, bu grupta yer alan aylıklar sistem tarafından desteklenmiştir. Eğer alt sınır uygulaması dikkate alınarak intibak yapılır ise sistemdeki bütün aylıklarda artış meydana gelecek, daha önemlisi, üç bin altı yüz günden emekli olan ile beş bin günden emekli olan aynı artışı alacaktır.

Hiç şüphesiz sosyal güvenlik sistemleri hemen hemen tüm toplumu ilgilendirmekte ve hassas dengeler üzerine oturmaktadır. Sistem üzerinde küçük gibi görünen değişiklikler, başlangıçta makasın küçük bir açıyla başlayıp zamanla açının büyüklüğünün artması sonucunu doğurabilmektedir. Bu nedenle, sosyal güvenlik sisteminde yapılacak değişikliklerde çok hassas olunmalıdır.

Ülkemiz hâlen geçmişte yanlış yapılan düzenlemelerin sıkıntısını yaşamaktadır. Şu anda görüşmekte olduğumuz tasarı da önceki dönemlerde ortaya çıkan sorunların ve sistem hatalarının düzeltilmesi içindir. AK PARTİ Hükûmetleri sistemle ilgili düzenlemeler yaparken ileride oluşacak muhtemel etkileri ile dünya koşullarını dikkate alarak en optimum şekilde bütçe dengesini de gözetmektedir. Aksi hâlde günü kurtarmak üzerine kurulu yapılan düzenlemelerin faturası katlanarak daha sonra tekrar karşımıza çıkmaktadır.

Değerli arkadaşlar, SGK bünyesinde 2000 yılından önce emekli olup aylık almakta olan emekli sayısı yaklaşık 2 milyon 700 bin kişidir. Getirilen kanun tasarısı, bu kesimin 1 milyon 913 binini ilgilendirmektedir. Tek bir yasal düzenlemeyle yılların kördüğüm hâline getirdiği sorunların çözülmesi, tüm kesimlerin memnun edilmesi mümkün değildir.

Sonuç olarak, görüşülmekte olan tasarı, gelecek yıllarda yapılacak iki temel amacı gerçekleştirmek için bir başlangıç, bir süreçtir. Bu amaçla, öncelikle aylık bağlama sistemindeki değişiklikten kaynaklanan haksızlıkları gidermek, emekli aylıklarının günümüz açısından realize edilmesi, sonrasında bu aylıkların reel anlamda korunmasıdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yavilioğlu.

Şimdi Sayın Bakanın söz talebi var.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2’nci madde üzerinde değerli arkadaşlarımızın görüşlerini dinledik. Yine teşekkür ediyorum fakat şu açıklamaları yapmayı da uygun buldum:

Öncelikle şunu ifade edeyim: Bizim deşifre olacak bir görüşümüz filan yok. Gerek siyasi hareket olarak gerek Hükûmet olarak şeffaflıktan yana olduğumuzu ve buradaki tüm çalışmalarımızın, düzenlemelerimizin bütün açıklığıyla cereyan ettiğini bütün kamuoyu da şahit, hepiniz bilmektesiniz. Dolayısıyla, neyi gizli tuttuk bu konuyla ilgili, neyi saklı tuttuk? Burada 92 milyar lira emeklilere yıllık ödememizin olduğunu söylemek ve bunun karşısında ülke yönetiminde sorumluluk üstlenmiş Hükûmet olarak 38 milyarlık ilave bir yükün nasıl izah edildiğini, intibakla nasıl bağdaştırıldığını, ekonomiyle mali yönetimin nasıl bağdaştırıldığını ifade etmek için ben bunu söyledim. Burada sakladığımız, gizlediğimiz bir durum söz konusu değil. Belki de burada anlaşılmayan bir şeyi belirtmekte yarar görüyorum, o da şudur: Sosyal devlet anlayışı çerçevesindeki sosyal yardımlar ile sigortacılık mantığı çerçevesindeki sosyal güvenlik anlayışı kavranamıyor veyahut da kavranmamaya çalışılıyor. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum. Biz Hükûmet olarak sosyal devletin gereği olarak sosyal yardımlara ne kadar önem verdiğimizi, bununla ilgili bir bakanlık oluşturduğumuzu hatta sizin de bazen muhalefet olarak eleştirilerinizle karşı karşıya kaldığımızı belirtmek istiyorum. “Sadaka” filan diyorsunuz “Millete sadaka dağıtıyorsunuz.” dediğiniz hadise tam da işte dediğiniz gibi sosyal devletin yapması gereken uygulamalardır ki biz bunun için ciddi bir şekilde bir kaynak transferi, desteği gerçekleştiriyoruz. Ama eğer sosyal güvenlik sistemini nimet-külfet dengesi üzerine oturtmazsanız, bu sigortacılık mantığıyla bu işi ele almazsanız vay sigortacılık sisteminizin hâline. Geçmişte bunu yaptılar, geçmişte bunlar yaşandı. Türkiye bunlara dönmemek için bu yolu terk etti ve gerçekten sosyal devlet olmanın gereği sosyal yardımları yaparken, sigortacılığın gereği de sigorta sistemini, sosyal güvenlik sistemini sağlıklı bir zemine oturttu, ana kriterlerini koydu ve onun üzerine yükseltmeye çalışıyor.

Şimdi, biz böyle bakmadığımız zaman ciddi yanlış yaparız düşüncesindeyim. Halka karşı bunu savunmak da mümkün değil bakınız; savunulamaz. Artık, bu hassas bir konu. Bütçe kalemlerine baktığınız zaman sosyal güvenliğin bütçe transferleri de ortadadır, bütçe açıkları da ortadadır, sosyal güvenliğin açıkları da ortadadır. Bunların süreç içerisinde nasıl sosyal devlet çerçevesinde absorbe edileceği, nasıl azaltılacağı konusunda çalışmaları birlikte yapmamız gerekirken popülist yaklaşımları doğru bulmuyorum.

Şimdi buna bir örnek de yine burada verildi. Mesela, değerli bir arkadaşımız çıktı, burada konuşma yaptı, diyor ki: “BAĞ-KUR prim borçlarını tahsil ederken sağlık primlerini almayıverelim.” Yani BAĞ-KUR’la ilgili bir yapılandırma yok, geriye doğru bir borçlanma söz konusu değil. Peki, olan ne? Olan, prim borcu var geçmişe dönük. Onu öderken hatırlayın, bu reform yapılmadan önce 20 yüzde 20, yüzde 20’ydi yani sağlık primi yüzde 20’ydi, bu reformla yüzde 12,5’a çektik. BAĞ-KUR’lularda yüzde 40 olan prim borcunun oranını yüzde 32,5’a çektik. Şimdi, sağlık payı burada yüzde 12,5 iken geçmişe dönük borçlarını öderken sağlığı buradan ayıralım, sağlık primini borç olarak ödemeyelim devlete gibi bir yaklaşım nasıl izah edilir? Geçmişte bir şekilde sağlık hizmeti almışsınızdır, o hizmeti alırken borcunuzu, priminizi ödememişsiniz. Onu öderken “Sağlık primini ödemeyin.” yaklaşımını da ben doğru bulmuyorum. Tam tersine, biz bu reformu gerçekleştirirken bir gün BAĞ-KUR’da prim borcu olan bir esnafımız hastane kapılarından geri döndürülüyor idi, gidemiyordu hastaneye. Bunu altmış güne çıkardık, iki aya çıkardık. İki ay prim borcu olur ise ondan sonra sorunla karşı karşıya kalacak şimdi esnafımız ama bir gün dahi prim borcu olan ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalıyor idi. Aynı şekilde SSK’lı bir vatandaşımız yani 4/A kapsamında olan bir işçi kardeşimiz doksan gün, üç ay prim ödemediği sürece sağlıktan yararlanamıyor idi, eş ve çocukları yüz yirmi gün yani dört ay prim ödemeden sağlıktan yararlanamıyor idi. Esnaf kardeşimiz iki yüz kırk gün yani sekiz ay prim ödemeden sağlıktan ve sağlık hizmetlerinden yararlanamıyor iken bunların tümü, vatandaşlar arasında ayrımı ortadan kaldıracak şekilde gerek kamu çalışanı gerek SSK’lı gerek BAĞ-KUR’lu bizim vatandaşımızdır, hepsi birinci sınıf vatandaştır düşüncesiyle eşitledik ve her birine bildirim ayının neticesinde sağlıktan yararlanma imkânı getirildi. Bunları görmezlikten gelip tekrar geriye dönmek ve sistemi bozucu bir yaklaşım içerisinde olmak, takdir edersiniz ki hiç birimizin burada tasvip etmeyeceği bir tablodur.

Şimdi, burada bu maddeyle ilgili getirilen ilaçtaki katılım paylarının yüzde 10, yüzde 20 düzenlemesini, oranının, tabanını yüzde 1’e çekiyoruz. 1’den 20’ye kadar, tavanını yükseltmiyoruz. Efendim, “Siz burada bir şeyin hesabını mı yapıyorsunuz?” Hesap gayet açık, gizli saklı ne var Allah aşkına? Ben eğer bir ilaçta katılım payını yüzde 5 yapmam gerekiyor ise yasa bu fırsatı vermiyor ise bu düzenlemeyi nerede yapacağız biz? Eğer yüzde 15 yapmam gerekiyor ise yasa bu düzenlemede bu yetkiyi vermiyor ise vatandaşa ille şu dayatma içerisinde mi olalım: “Arkadaş, yüzde 5 katılım payı vermemiz gereken bir ilaçta size yüzde 10 zorunlu olarak vereceğiz, yasa böyle diyor…” Böyle bir yaklaşım, hukuk devletinde söz konusu değil.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz getirdiniz. Efendim, yasayı çıkartan siz değil misiniz Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Nereye, ne kadar katılım payı yansıtmanız gerekiyorsa o esnekliği elinde bulundurmanız, 1’den 20’ye kadar... Ama şurada şunu söyleseydiniz haklı olurdunuz; biz getirseydik, yüzde 20 değil, yüzde 30’a çıkarıyoruz bu tavanı, yüzde 40’a çıkarıyoruz deseydik, o zaman derdiniz ki: “Burada tavanı yükseltiyorsunuz, yeni bir haksızlığa fırsat mı veyahut da vatandaşın cebine dönük bir hesabınız mı var?” diye ifade edebilirsiniz.

Şimdi, diğer konulara gelince:

 Katılım paylarına bakınız. Muayene katılım payı 1 milyar 173 milyon. Toplamını söylüyorum. İlaç katılım payı 1 milyar 100 milyon. Toplam 2 milyar 273 milyon liralık bir katılım payı var.

Şimdi, bizim toplam harcamamıza gelince, 14 milyar 144 milyon ilaçta harcamamız var, Sosyal Güvenlik Kurumu olarak söylüyorum. Tedavi harcamalarımız 21 milyar 848 milyon lira. Toplam ilaç ve tedavi harcamalarımız 36,5 milyar lira, 36,5 katrilyon Sosyal Güvenlik Kurumu olarak harcamalarımız. Peki, katılım payı ne kadar ilaç ve tedavide, muayenede? 2,2 milyar veya 2,2 katrilyon katılım payı var. Yüzde 5,5-6 arasındaki bir katılım… Katılım payı gizli saklı değil ki. Burada Özgür Arkadaşımız öyle anlatıyor ki, sanki vatandaşların tümü, sağlıkla ilgili yeni bir düzenleme geliyor, perişan ediliyor. Yok böyle bir şey. Vatandaşlarımız şu anda hastane koridorlarında bizi izliyorlarsa, hastane odalarında bizi izliyorlarsa…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Televizyonu susturdunuz, izleyemiyorlar; Meclis TV’yi susturdunuz, izleyemiyorlar.                                            

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – …yani burada ne yaptığımızı çok iyi biliyorlar. Memnuniyetleri ortadadır, siz ne derseniz deyin. Oy olarak bakarsanız memnuniyeti ortadadır, sağlıktaki uygulamalara bakarsanız, hastane koridorunda, kapısında, odasında memnuniyeti ortadadır, bunlar saklanamaz gerçeklerdir.

Bir şeyi daha ifade edeyim: Bakınız, toplam müracaatların…

OKTAY VURAL (İzmir) – Memnunsa kanunu niye değiştiriyorsunuz Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Değiştiriyoruz, az önce onu izah ettim Sayın Başkan.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Vatandaş memnunsa niye değiştiriyorsunuz? Hayır, o zaman bu söylediğiniz yanlış.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Efendim, böyle şey olabilir mi? Yani hayat devam ediyor, siz diyorsunuz ki: “Statik, standart bir şekilde mevcudu muhafaza edeceğiz.”

OKTAY VURAL (İzmir) – Kanunu siz çıkarttınız, kanunu eleştiriyorsunuz ve bu konuda yani vatandaşın…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Efendim, evet, Sayın Başkan, bakınız, 1’inci maddede biyometrik sistemini getiriyoruz, sistemde meydana gelen istismarları önlemek için. O zaman Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmasına gerek yok ki. İhtiyaçlar doğdukça ihtiyaçları çözme yeri burasıdır, biz bunu belirtelim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yüzde 10 asgariyi siz getirdiniz, kendi kendinizi eleştiriyorsunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) –Bir diğer konu: Toplam müracaatların yüzde 27’si acile, yüzde 37’si kronik hastalıklardan gerçekleşiyor, toplam yüzde 64. Yatan hastalardan da yüzde 1 katılım payı alma imkânı yasal olarak varken almıyoruz. Yüzde 64 şu anda ilaçlarda katılım payı alınmamaktadır, yüzde 36’sında alınmaktadır. Bu kadar açık tablo ortadayken bu rakamları görmezden gelip sanki bütün vatandaşlardan, ağır ilaçlardan, kanserli hastalardan, herkesten katılım payı alınacakmış, alınıyormuş gibi bir yaklaşımın haksız ve doğru olmayan bir yaklaşım olduğunu özellikle belirtiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Emeklinin verecek gücü yok Sayın Bakan, yok.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Düzenleme son derece yerindedir. Ben hayırlı olmasını temenni ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Şeker çubuklarından bile para alıyorsunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) –Katkılarınızdan dolayı da teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Şahısları adına, Adana Milletvekili Sayın Necdet Ünüvar.

Sayın Ünüvar, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşülen kanun tasarısının 2’nci maddesi üzerine kişisel görüşlerimi ifade için söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, biraz önce bu kürsüde gerçekten çok talihsiz ifadelerin kullanıldığı bir konuşma yapıldı. Sağlık sistemiyle ilgili “tırnakçılık” gibi “cambazlık” gibi, esasında bu kürsüye de yakışmayan ve konuşan arkadaşıma da yakıştıramadığım bir konuşma oldu gerçekten. Bir yandan “Müşteri memnuniyeti” diye ifade edilen, öteden beri kullanılan bir kavramı eleştirirken, bir yandan da “tırnakçılık” gibi, affedersiniz, döviz bürolarında insanların yaptığı gayrimeşru bir iş ile sağlık sistemi arasında bir ilişki kurmayı ben konuşan arkadaşıma yakıştıramadım. Şundan dolayı söylüyorum: Ben Sağlık Müsteşarlığı yaparken Değerli Arkadaşım da Türk Eczacılar Birliği Genel Sekreteriydi ve beraberce, o zaman, insanların sağlık sistemine erişimiyle ilgili çok önemli şeyler yapmıştık ve o zaman çok takdir dolu hislerini ifade ederken…

Değerli arkadaşlar, şunu ifade edeyim: O zaman, insanların sağlığa erişimi gerçekten çok zordu. Ben, Türkiye'nin birçok yöresinde doktorluk yaptım ve onlarca yeşil kartlı vatandaşım için kaymakamlarla, valiler görüşerek, onların sevki, ilacı “Fakir Fukara Fonu” diye ifade ettiğimiz Sosyal Yardımlaşma ve Danışma Vakfından ilacının teminiyle ilgili çok uğraşmış bir arkadaşınızım ve ben Müsteşarlığım döneminde, bir gün, Bakan Bey’e “Ben çok yoruldum.” falan dediğim zaman, bana şu soruyu sormuştu: “Sen doktorluğun zamanında kaç tane yeşil kartlı için uğraşmışsındır?” Ben dedim ki: “Herhâlde 10-15 tane yeşil kartlı için kaymakamlarla, valilerle konuşmuşumdur.”, “Bakın, biz bir kanun düzenlemesiyle tam 10 milyonun üzerindeki yeşil kartlı vatandaşımızı aynen devlet memurunun sahip olduğu güvencelere kavuşturduk.” demişti ve o bizim aslında vicdanımızı rahatlatan husustu.

O yüzden, ben bu ifadeleri gerçekten talihsiz ifadeler olarak değerlendiriyorum. Hükûmetimiz döneminde, gerçekten Türk insanı dünyada hiçbir ülkede olmadığı kadar cömert sağlık hizmetlerine erişmiştir. SSK’lı işçilerimiz sadece kendi hastaneleri veya eczanelerine mahkûm olmaktan çıkarılmıştır. Yeşil kartlı vatandaşlarımız aynen burada oturan kardeşlerimiz gibi sağlık hizmetlerine erişmiştir ve şüphesiz devlet, birtakım hizmetleri verirken birtakım tedbir yollarını da alacaktır. Ama devletimizin şefkati gerçekten vatandaşımız tarafından da takdir edilmektedir; kaldı ki, vatandaşımıza yönelik memnuniyet anketlerinde yüzde 39’dan yüzde 73’e çıkması bunun göstergesidir.

Ayrıca, sağlık göstergelerindeki bebek ölüm oranındaki binde 28,5’tan binde 9,1’e inmesi, anne ölüm oranındaki yüz binde 66’lardan yüz binde 15,5’e inmesi. Vatandaşın finansal koruma açısından cepten yaptığı harcamaların yüzde 32’lerden 12’lere inmesi zaten halkımızın takdir ettiği hususlardır.

O yüzden değerli arkadaşlar, şüphesiz muhalefet eleştirilerini yapacaktır ama yapılan eleştirilerin mutlaka insaf doğrultusunda olması ve mutlaka insanları bir yandan rencide etmemesi gerekiyor. O açıdan, gerçekten burada sağlık hizmetlerimizin geldiği nokta hakikaten çok önemlidir.

Tabii ki, kanunla ilgili Hükûmetimiz döneminde Sosyal Güvenlik Yasası çıkarılmıştır. Sağlık, canlı bir sistemdir ve sürekli vatandaşımızın talepleri ve birtakım değişimler olmaktadır ve ona uygun birtakım kanuni düzenlemelerin olması da son derece tabidir. O yüzden bakınız, üzerinde konuştuğumuz katılım payının yüzde 10’dan yüzde 1’e indirilmesiyle ilgili hususla ilgili konuşurken bunları ifade ediyoruz.

Esasında, Hükûmetimizden beklentinin arttığını da görüyorum; yani biz, daha çok şey yaptıkça vatandaşımızın da daha çok şeyi talep ettiğini de görüyoruz. Bizler de zaten onun karşılığını verdiğimiz için vatandaş da bize hakkımızı misliyle teslim ediyor. O yüzden, vatandaşımızın daha güvenli, daha sağlıklı ve daha müreffeh olması noktasında çalışmalara devam edeceğiz ve her şeye rağmen vatandaşımızın daha sağlıklı olması, daha müreffeh olması noktasında da AK PARTİ üzerine düşeni yapacaktır diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünüvar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Ünüvar, biraz önce şahsımı kastettiği şüphe olmayacak, şüphe vermeyecek bir şekilde benden bahsetti ve gerçek dışı bir ifade kullandı. Müsaade ederseniz konuya açıklık getirmek istiyorum.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) - İnşallah, o ayıp ifadenizi düzeltirsiniz. İnşallah, onları düzeltirsiniz, o çok ayıp bir ifade.

BAŞKAN – Lütfen, iki dakika içerisinde, yeni bir tartışmaya da meydan vermemek üzere, buyurun, efendim.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Adana Milletvekili Necdet Ünüvar’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşbihte kusur olmaz. O ifadeleri, Sayın Müsteşar ayıp karşılıyorsa, düzeltmeye gerek varsa düzeltiyorum; insanların cebindeki parayı farkına varmadan, onların rızası dışında çekip almak için kullandığımı ifade ederim.

Şimdi, ayıp olan ve… Çok net olarak bir şey söylüyorum şimdi. Sayın Ünüvar, biraz önce burada “Ben Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığı yaptığım sırada kendisi de Türk Eczacıları Birliği Genel Sekreteriydi ve takdirle bizi karşılardı, birlikte çalışmalar yaptı.” dedi mi efendim?

Sayın Ünüvar, Meclis albümünden anladığım kadarıyla –biliyorum ama net- 22 Temmuz 2007 seçimlerinde Adana Milletvekili seçildiğiniz, dolayısıyla görevinizi bundan da aylar öncesinden bırakmış olduğunuz doğru mudur? Türk Eczacıları Birliği Genel Sekreterliğine anılan tarihten tam altı ay sonra 12 Aralık 2007 tarihinde seçildim. Sizinle birlikte müştereken, siz Müsteşarken benim Türk Eczacıları Birliğinde görev yaptığım konusu gerçek dışıdır. Böyle bir durum olmadığı gibi sizin hastayı ticari müşteri, ilacı bir meta, eczacıyı da sömürebileceğiniz bir kişi olarak gördüğünüz, “sağlıkta dönüşüm” adı altında insanları ticari birer müşteri hâline getirdiğiniz sisteme her zaman, her yönüyle karşı oldum. Bu sistemle ilgili övgü dolu söylediğim bir şey yoktur. Ancak sizinle birlikte çalışsaydım, nazik üslubunuzdan dolayı aynı Sayın Fatih Acar’a, hiçbir zaman kırmak istemeyeceğim Sayın Bakanıma karşı beşerî ilişkiler temelinde nezaket gösterirdim. Bu gösterdiğimiz nezaket, kurmuş olduğunuz sistemin benim dünya görüşümün tam dışında ve tamamen insanların sağlığıyla oynayan bir sistem olduğu gerçeğini değiştirmezdi.

Bu konunun Meclis kayıtlarına geçilmesini, sizinle hiçbir zaman aynı dönemde çalışmadığımı, Hükûmetinize ve yönetiminize iltifat etmediğimi açıkça ifade etmek isterim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler efendim.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün; 31.05.2006 Tarihli ve 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 81 Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/566, 2/58, 2/137) (S. Sayısı: 171) (Devam)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi madde üzerinde soru-cevap işlemi yapacağız. Sisteme giren arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Aslanoğlu, buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, devlette devamlılık esastır, bunu biliyoruz. Siz, 2001’den beri, gerek Grup Başkan Vekiliyken gerek Bakanken “Muhtarlarla ilgili kanunu getirdik, getiriyoruz.” her ne zaman burada ben konuşsam… Artık muhtarlarla ilgili kanun gelecek mi? Muhtarların sosyal… Özellikle bir sürü muhtarın borcu var, ödeyemiyorlar. 370 lira maaş verip, 350 lira BAĞ-KUR primi aldığınız bir yapı ne zaman sona erecek, bu kanun ne zaman gelecek?

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Belen…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Sayın Bakanım, İş Kanunu’nun uygulama yönetmeliklerini ne zaman çıkarmayı düşünüyorsunuz? İş Kanunu uygulama yönetmelikleri çıkmadı, bu konuda sıkıntı var. Aynı şekilde, risk değerlendirme yönetmeliği de yayımlanmadı, bu konuda sıkıntı var.

Emekli olan iş müfettişlerine kimlik belgesi verilmiyormuş, bu konuda emekli olan müfettişlerin sitemi var.

Bir de İstanbul’daki Sosyal Güvenlik Grup Başkanlığının fiziki yapısı çok kötü. Onları yeni bir yere taşımayı düşünüyor musunuz?

Ayrıca, nüfusumuzun yüzde 12’sini teşkil eden engellilerin işe alınmasında, öncelikle kamu kurumları görevlerini yerine getirmiyor. Bu konuda KİT’lerden ve kamu kurumlarından başlayarak daha zorlayıcı tedbirler almayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Çetin…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Bakan, 6 Ocak 2005 tarihinde 5283 sayılı Kanun’la SSK hastanelerini Sağlık Bakanlığına devretmiş idik.  O Kanun’da, 4’üncü maddesinin birinci fıkrası 2 no.lu alt bendinde SSK hastanelerinin bedellerinin on yıllık bir zaman dilimi içinde hazinece SGK’ya devri söz konusu idi. Bunun için yapılması gereken işlemler vardı, bunların başında da bunların bedelleri belirlenecekti. Şimdi, devir konusu taşınmazların bedelleri belirlendi mi? Belirlendiyse tutarı ne kadardır? Bakanlar Kurulu, on yıllık zaman diliminin yedi yılı geride kaldığına göre, böyle bir çalışmayı programına aldı mı? Yoksa bunda da hem SSK’nın, 506 sayılı Yasa’nın geçici…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İZZET ÇETİN (Ankara) – İzin verirseniz bir cümle…

BAŞKAN – Teşekkürler efendim.

Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Bakan, “Sağlıkta Dönüşüm Reformu” adı altında uygulanan politikalar sonucunda binlerce doktor ve diş hekiminin muayenehanesi kapanmıştır. Bu muayenehanelerde çalışmakta olan doktorlar, diş hekimleri, yardımcı sağlık elemanları, sekreterler ve bunlara bağlı olarak çalışan diş teknisyenleri, laboratuvar çalışanları birdenbire işsiz kalmıştır. Bu mağduriyeti yaşayan binlerce kişiye kamuda iş olanağı veyahut da prim ödemelerinde bir kolaylık sağlamayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öğüt.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bilindiği gibi, hastanelerde yapılan tedavi katkı payının bir bölümünün eczaneciler tarafından tahsil edilmesi uygulaması devam etmektedir. Bundan gerçekten hem eczacılar hem de vatandaşlar ciddi anlamda rahatsızdırlar. Yani bu hastaneler tarafından tahsil edilecek paranın eczanelerden tahsili konusuna son vermeyi düşünüyor musunuz?

İkincisi: Bilindiği gibi, yeşil kartlılar için gelir testi süresi dün sona erdi. Bu arada birçok vatandaşın gelir testine tabi tutulamadığı, kış şartları nedeniyle birçoğunun köylerden ilçelere ya da il merkezlerine gidemediği bilinmektedir. Bu süreyi uzatmayı düşünüyor musunuz? Buradan çıkacak mağduriyetleri nasıl yok etmeyi planlamaktasınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Onur…

MELDA ONUR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Az önce Sayın Bakanı dinledik. Benim, -konuyla ilgili değil de- bir şey dikkatimi çekiyor: Buraya çıkan her sayın bakanımız, muhalefet söz konusu olduğunda, ne kadar çok oy alındığına, vatandaşın size güvendiğine dair bir söylem tutturuyorsunuz. Tamam, yüzde 50 bir oy alınmış olabilir ama bir şeyi öğrenmek istiyorum: Geri kalan yüzde 50’yi vatandaştan mı saymıyorsunuz, insandan mı saymıyorsunuz? Bu konuyla ilgili, lütfen, geri kalan yüzde 50’ye hitaben birkaç kelime etmenizi rica ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Onur.

Sayın Bakan…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Efendim, zaman var. Ben tekrar söze girdim. Sorum yarım kalmıştı.

BAŞKAN – Efendim, “yarım kalma” diye bir şey yok. Herkese birer dakika ve şu anda tam iki saniye de geçti.

Buyurun Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Efendim, teşekkür ederim.

Yüzde 50 oy, siyasi mülahazalarda, tartışmalarda önem arz eder. Hizmette “yüzde 50” diye bir şey yok, 75 milyon vatandaşa hizmet sunulur. Yaptığımız düzenlemeler de yüzde 70’e dönüktür ama eğer siyasi bir kulakla, siyasi bir bakışla olay dinleniyor ve izleniyor ise yüzde 50’yi de rahatsız etmemeli çünkü milletin iradesi tecelli etmiştir, o da muhalefette de olsak sevindirmeli diye düşünüyorum çünkü demokrasinin gereği.

Diğer konulara gelince: Muhtarlarla ilgili… Biliyorsunuz -sosyal güvenlikten sorumlu Bakan olduğum için- “on beş gün çalışma, bir aylık sigortalılık” şeklinde bir düzenleme yaptık köy muhtarlarımızla ilgili. Yine, geçtiğimiz dönem içerisinde kanun hükmünde kararnameyle muhtarların maaşını 1 katına kadar artırdık. Şimdi de İçişleri Bakanlığımız, Köy Kanunu çerçevesinde bir düzenleme yapıyor, çalışmayı yapıyor. İnanıyorum ki bununla ilgili şu anda gelinen nokta Sayın Bakanımız tarafından çok daha sağlıklı bir şekilde ifade edilir.

Diğer sorular: Katkı payı eczanelerden tahsil ediliyor ama bildiğiniz gibi, bu katılım payları özel hastanelerle ilgili kurum tarafından tahsil ediliyor kamu ve üniversite hastaneleriyle ilgili katılım payları eczanelerden tahsil edilmektedir. Türk Eczacıları Birliğiyle yaptığımız protokol gayet başarılı ve güzel bir protokol oldu, her iki tarafın da memnuniyeti çerçevesinde gerçekleşti.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Eczacılar memnun değil, Birlik olabilir.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Yani bakınız, demokrasi gereği, seçilmiş Birlik bizim muhatabımız, yasa gereği de muhatabımız. Dolayısıyla, onlara reçete başı 25 kuruş, bugüne kadar uygulanmayan bir uygulamayı devreye koyduk. Türkiye’de bugüne kadar yıllık 350 milyon reçete var. Reçete başı 25 kuruş vererek onların yapmış olduğu bu hizmetin karşılığını bir nebze de olsa karşılamış olduk. Bir memnuniyet içerisinde bu anlaşmanın olduğunu ifade etmek istiyorum.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, ben eczacı ile vatandaşın kavgasına şahit olmuş bir insanım.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Yani lokal bazı hususlar olabilir, bu her alan için geçerlidir.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bakın, Türkiye'nin her tarafında böyle Sayın Bakanım, siz de biliyorsunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Efendim, ben Türkiye'nin, bakın, bu hafta da üç ilindeydim, gezdim. En çok teşekkür ve tebriği eczacılardan alıyorum. Açıkça ifade ediyorum. Siz de ziyaret ediniz, görürsünüz.

ALİM IŞIK (Kütahya) - O zaman siz, bu işten memnun olan eczacıları ziyaret ediyorsunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) -Yani son derece başarılı bir anlaşma gerçekleşmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi eczacılar? AKP’li eczacılar mı?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakanım, milletvekillerinize sorun, AK PARTİ’li milletvekillerine sorun, her ilde bu problem.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Diğer konulara gelince, Sağlık Bakanlığına hastanelerin devri ifade edildi. Devredildi biliyorsunuz, hastaneleri birleştirdik, hizmette tek merkezden hizmet sunulmaya başlandı, bütün eczanelerden de ilaç alınma devri başladı. Bu devirle ilgili bedeller, Sağlık Bakanlığımızla birlikte çalışarak belirlendi. Devir işlemleri şu anda devam ediyor.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Miktarını sormuştum, kaç lira?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Gelir testiyle ilgili sürenin uzatımından ziyade özellikle yeşil kartlılar… Biliyorsunuz, 9 milyon 300 bin yeşil kartlı da gelir testiyle genel sağlık sigortası kapsamına girmiş bulunuyorlar. Bunlarla ilgili vizeleri dolanlar bir ay içerisinde vizelerini yaptırmak durumundadırlar. Yani bu “28-29 Şubat” şeklinde bir sınırlama doğru değil. Vizesi dolanlar müracaat edebilirler ama bunların dışında, bugüne kadar sosyal güvenlikle hiç kendisini ilişkilendirmemiş 1 milyon 700 bin kişi var ki onlara tebliğler yapıldı. O bir aylık süre içerisinde gelir testlerini yaptırıp bildirirlerse, ilgili kategorilerden birisine girip sosyal güvenlikle, genel sağlıkla ilişkilendirilmiş olacaklardır. Bildirmezlerse 212 TL prim tahakkuk ettirileceğini zaten ilgililer de bilmektedirler.

Efendim, engellilerin işe alınmasıyla ilgili bir soru var. 29 Nisan tarihinde kamuyla ilgili olarak engelliler sınavını gerçekleştiriyoruz ve şu anda yaklaşık 23 bin kontenjan açığı var. Bunu hızlı bir şekilde doldurma gayreti içerisindeyiz. Bununla ilgili gerekli yönetmelikler, gerekli düzenlemeler yeni, sil baştan yapıldı ve 29 Nisan tarihinde gerçekleştirilecek. Özel de ise…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakanım, teşekkür ederiz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Peki, teşekkür ederim, sağ olun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Nurettin Canikli                                    Mahir Ünal                                      Ahmet Aydın

                     Giresun                                     Kahramanmaraş                                    Adıyaman

          Mehmet Doğan Kubat                              Ali Ercoşkun                                      Zeyid Aslan

                     İstanbul                                               Bolu                                                 Tokat

"Madde 2- 5510 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin ikinci fıkrasına ikinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.

"Yukarıdaki (b) ve (c) bentleri kapsamına giren sağlık hizmetlerinden alınacak katılım payını % 1’e kadar indirmeye, Kurumun teklifi üzerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yetkilidir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini talep ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                              İzzet Çetin                                        Aytuğ Atıcı

                     İstanbul                                             Ankara                                              Mersin

                   Levent Gök                                       Özgür Özel                              Kemal Değirmendereli

                      Ankara                                             Manisa                                              Edirne

                Bülent Kuşoğlu

                      Ankara

"Madde 2- 5510 sayılı Kanunun 68. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan "% 10" ibaresi "% 1" olarak değiştirilmiş ve aynı fıkranın sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.

 

 “Bu düzenleme tarihinde katılım payı alınmayan ilaçlardan ya da ilaç gruplarından bu düzenleme tarihinden sonra da katılım payı alınamaz.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 2 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Oktay Vural                                   Mustafa Kalaycı                                Mehmet Şandır

                        İzmir                                                Konya                                               Mersin

             Emin Haluk Ayhan                                Reşat Doğru

                      Denizli                                               Tokat

"Madde 2- 5510 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan "% 10" ibaresi "% 1" olarak değiştirilmiş, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci cümleleri metinden çıkarılmıştır."

BAŞKAN – Son okunan önergeye Sayın Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET BAHA ÖĞÜTKEN (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun lütfen.

Gerekçe:

Muayene katılım payı ve kutu başına ilave ilaç katılım payı ödemeleri, zaten kıt kanaat geçimini sağlayan sigortalılar ile emekli dul ve yetimlerine önemli bir mali yük getirdiğinden kaldırılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini talep ederiz.

                                            Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

                                                                              

"Madde 2- 5510 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan "% 10" ibaresi "% 1" olarak değiştirilmiş ve aynı fıkranın sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Bu düzenleme tarihinde katılım payı alınmayan ilaçlardan ya da ilaç gruplarından bu düzenleme tarihinden sonra da katılım payı alınamaz.”

BAŞKAN –Sayın Komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET BAHA ÖĞÜTKEN (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz efendim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Özel efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Manisa Milletvekili Özgür Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Saygıyla selamlıyorum yüce Meclisi.

Biz yeni milletvekilleri olarak bazen bu İç Tüzük’ün ne kadar nimetlerle dolu olduğunun da farkına varmıyoruz. Çünkü biraz önce bir önerge okundu. Önerge bizim önergemiz. Diyoruz ki: “Bundan önce katılım payı alınmayan ilaçlardan bundan sonra da katılım payı alınmaz.” Sayın Bakan katılıyor mu? Katılmıyor. Biraz önce ne dedi? “Yeni katılım payları getirmeye niyetimiz yok.” dedi. Ben de diyorum ki: “Yüzde 10’u 1’e indirme meselesi, bir katılım payını azaltma meselesi değil, yüzde sıfır katılım payı alınan ve kanunen katılım payı alınması mümkün olmayan, alınacaksa en az yüzde 10 alınacaklardan yüzde 1 ile 10 arasında katılım payı almakla ilgili bir esneklik meselesidir.” Biraz önce söylemiştim. Eğer Sayın Bakanın ifadeleri gerçeği yansıtıyorsa, bu önergeye katılmakta veya oraya bir cümle ilave etmekte ne mahzur var? Bugüne kadar katılım payı almadığınız yeni bir katılım payını getirmeyeceğinizi söylüyorsunuz. Ama söyleyemiyorsunuz… Önergemizin desteklenmesi için bence gerek, yeter şart sağlanmıştır.

Bir de Sayın Bakanın ifadelerine… Ben, tabii, Sayın Bakanla kişisel, özel hukukum üzerine bir şey diyemem, kendisinin söylediği sözlerin dışında bir şey söylemek de istemem ama Sayın Bakanın konuşmamın tamamını dinlemediğini düşünerek bir düzeltme yapmak durumundayım. Sayın Bakan şimdi dedi ki: “İlaç katılım payı 1,1 milyar TL.” Doğru. Muayene katılım payını da söyledi; 1,17 milyar TL. Doğru. İkisini topladı; 2,2 milyar TL. Tamam. Alınan toplam para, bütün ilaç ve tedavi harcaması 36,5’un yüzde 6’sı. Böyle bir şey yok. Ben dokuz tane şey saydım burada. Ben de devam edeyim Sayın Bakanım: Reçete ücreti 3 lira mı ve Türkiye'de geçen sene 311 milyon reçete yazıldı mı? Her birini de 3 liradan çarptığınızda bu 1 milyar TL yapar mı? Yapar. Eş değer ilaç fiyat farkı olarak Kurumunuzun ödemediği ilaçlara hastalar eczanelerde 1,5 milyar TL ödedi mi? Yazalım kenara. Kutu başına ilave 1 lira para var. Türkiye'de yılda 1,5 milyar kutu ilaç satılıyor mu? Onu da satarsanız 1,5 milyar TL yapar mı? Yapar. Bundan kesişim kümesini düşerseniz itiraz etmem, ilk üç kutu ve devam eden kutu. Devamında, özel hastane farkı… Bunları topladığında 6 milyar TL yapıyor. Ben ne dedim? “Toplam ilaç harcamasının yüzde 40’ını geçti.” dedim. Toplam ilaç harcaması -siz ifade buyurdunuz- 15 milyar TL ise, 6 milyarın 15 milyara oranı gayet açıktır. Ha, siz illa ilaç ve tedaviyi toplam söyleyecekseniz, o zaman, ben de özel hastane fark ücretlerini toplayalım, tetkik fark ücretlerini toplayalım, erken muayene fark ücretlerini toplayalım, öncelikli tetkik ücretlerini toplayalım, toplamı toplama oranlayalım derim. O zaman şu çıkar ortaya: Eğer sadece ilaca bölersem işime geldiği gibi, yüzde 80 çıkar rakam. Sizin işinize geldiği rakama bölerseniz de orada başka bir rakam çıkar. Benim ifadem açıktır, nettir ve tutanaklarla sabittir. O yüzden de rakamlarla konuşmakta ve Kurumunuzun her ay yayımladığı istatistiklerden alınan rakamlarla konuşmakta hiçbir sıkıntım yok benim.

Bu konuda küçük bir düzeltmeye daha ihtiyaç var. Biz intibak yasası konuşuyoruz, ben Komisyonda söz alarak şunu ifade ettim: “Cumhuriyet Halk Partisinin patentinde olan bir şeyi konuşuyoruz. Siyasette yok ama bir tazminat hakkı olsa, Cumhuriyet Halk Partisi sizden tazminat talep eder ve kazanır çünkü intibak yasası Cumhuriyet Halk Partisinin emekliyle arasındaki bir gönül köprüsüdür ve Cumhuriyet Halk Partisinin patentine sahip olduğu bir tespit ve ifadedir.”

Sayın Bakan da dedi ki daha sonra: “Öyle bir şey yok. 2007 yılında ben intibaka niyetlendim.” Tutanaklardan bakarsanız, hatta şöyle dedi Bakan: “1.615 kişi için intibak çalışması yaptım ama Bakanlığın süresi yetmedi.” Kendi ifadeleriyle 2 milyon kişi, bizim ifademizle 10 milyon kişinin özlemle beklediği bir şeyi 2007’de 1.600 kişi için ifade ettiklerini ve intibakın gerçek sahibi olduklarını söylüyorlar, sonrasındaki dört yıllık, Bakanlık ve Kurum açısından da hakikaten önemli bir gerileme dönemi olan Ömer Dinçer döneminde de bu konuda parmak oynatılmadığını da altını çizerek. Kaldı ki intibak yasasında geriye gidecek olursak, intibak yasasının ifade tarihi Cumhuriyet Halk Partisinin “Emekli Kemal” olarak ifade edilen Genel Başkanının siyaset yaşıyla da eşittir. Kemal Kılıçdaroğlu siyasete girdiği günden beri emeklilerin intibak sorununun altını çizer ve bunun çözülmesi gerektiğini ifade eder. Bir patent varsa, bize aittir.

Ben hep şaşırırım Anadolu’daki “öz”, “has” diye çeşitli, aynı isimdeki ifadelere ama buradan kaynaklanıyormuş. Adam hakkının yendiğini düşününce şunu ifade ediyormuş: “Ey vatandaşlarım, gerçek, öz, has intibak yasası Cumhuriyet Halk Partisinin intibak yasasıdır.”

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                     Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

"Madde 2- 5510 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin ikinci fıkrasına ikinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.

"Yukarıdaki (b) ve (c) bentleri kapsamına giren sağlık hizmetlerinden alınacak katılım payını % 1’e kadar indirmeye, Kurumun teklifi üzerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yetkilidir.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET BAHA ÖĞÜTKEN (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükümet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılıyoruz efendim.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçe…

Gerekçe:

Katılım payı uygulamasına esneklik getirilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime yarım saat ara veriyorum.

                                        Kapanma Saati: 13.49

 

                                           İKİNCİ OTURUM

                                        Açılma Saati: 14.32

                         BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER:Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

                                                 -----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 73’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

171 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- 5510 sayılı Kanunun 102 nci maddesinin birinci fıkrasının (j) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“j) 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre sigortalılığı sona erenlere ilişkin bildirim ile 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesinde yer alan sandıklara, sandık iştirakçiliğinin başlama veya sona ermesine ilişkin bildirimi, süresi içinde ya da Kurumca belirlenen şekle ve usule uygun olarak yapmayanlar veya Kurumca internet, elektronik veya benzeri ortamda göndermekle zorunlu tutulduğu halde anılan ortamda göndermeyenler hakkında, bir takvim ayında işlenen bu fiillerden dolayı tutmakla yükümlü bulunulan defter ve belgelerin ibraz edilmemesi nedeniyle verilmesi gereken ceza tutarını aşmamak kaydıyla her bir sigortalı veya sandık iştirakçisi için asgari ücretin onda biri tutarında idari para cezası uygulanır.”

BAŞKAN – Gruplar adına birinci konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.

Sayın Baluken, buyurun efendim. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

171 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama geçmeden önce demin aldığım bir haberi burada Türkiye kamuoyuyla paylaşmak istiyorum. Uzun süredir partimize karşı yapılan siyasi soykırım operasyonları kapsamında Bingöl İl Başkanımız Sayın Halis Yurtsever gözaltına alınmıştır. Halis Yurtsever şahsında bu siyasi soykırım operasyonlarını tekrar buradan kınıyorum.

Şimdi görüşmüş olduğumuz bu tasarıyla ilgili, aslında bütün emekli vatandaşlarımızın yirmi yıldır bir şekilde beklediği ve umut bağladığı bir durum söz konusuydu. Gönül isterdi ki yapılan düzenleme emekli vatandaşlarımızın yirmi yıllık beklentisini karşılama noktasında ve bu beklenti doğrultusunda oluşacak sosyal ve toplumsal rahatlama konusunda önemli birtakım düzenlemeler getirseydi ancak bu yasa görüşülürken gerek siyasi partilerin gerek sivil toplum örgütlerinin, meslek örgütlerinin, emekli derneklerinin veya toplumun değişik kesimlerinin görüşlerinin alınarak ortaklaştırılması gibi bir yöntem maalesef izlenmemiştir. Yine her zaman olduğu gibi “Ben yaptım, oldubitti.” gibi bir anlayışla bu yasa Meclis gündemine getirilmiştir. Burada bütün toplumsal katmanların temel isteği şuydu: Yani intibak yasası görüşülürken özellikle Türkiye’deki açlık sınırı, yoksulluk sınırı ve asgari geçim endeksi üzerine birtakım düzenlemelerin yapılması ve emekli maaş ücretlerinin buna göre düzenlenmesi önemli bir sosyal rahatlama getirir yönündeydi. Bildiğimiz gibi, Türkiye’de şu anda açlık sınırı ortalama 1.200 TL civarında belirtiliyor. Yine, 4 kişilik bir aile için yoksulluk sınırı 2.500 ile 3.500 TL arasında belirtilmekte. İşte, bu yasada aslında bütün emeklilerin bahsetmiş olduğumuz noktada, açlık sınırının üstünde bir ücretle buluşturulması ve aradaki eşitsizliklerin giderilmesi gibi bir fırsat vardı ancak bu fırsatın iyi değerlendirilmediğini görüyoruz. Şimdi, değerlendirilmeyen fırsat şöylesi bir durumu getiriyor: Şu anda, Türkiye’de, mevcut emekli vatandaşlarımızın -9 milyonu aşkın bir rakamdır bu- yüzde 75’i açlık sınırının altında maaş alıyorlar ve dolayısıyla bu 9 milyon insanımızın bu yönlü çok ciddi beklentisi söz konusuydu.

Dün, Sayın Bakan, ilgili Bakan, burada konuşma yaparken emeklilerin enflasyona ezdirilmediğini ve yılda 2 kez TÜİK’in açıkladığı TÜFE rakamları üzerinden birtakım düzenlemelerin yapıldığını belirtti. Biz daha önce Meclis Genel Kurulunda da belirtmiştik, TÜİK’in özellikle bilimsel birtakım verileri objektif tespit etmekten çok, Hükûmet politikalarını aklamaya yönelik ve Hükûmetin mevcut ekonomik göstergelerini iyi göstermeye yönelik rakamlara, sayılara ve formüllere takla attırma yöntemlerini denediğini hep söylemiştik. Şimdi, burada ben konunun anlaşılması açısından sadece birkaç hususu belirtmek istiyorum: Bakınız, verilen bu TÜFE rakamlarıyla gerçek hayattaki kesintilerin ne kadar çeliştiğini buradan görebiliriz. Şu anda bütün ülkemizde elektrik faturalarıyla ilgili çok ciddi bir mağduriyet var. 51 TL’lik elektrik tüketim bedeli olan faturalarda vatandaşımız 104 TL gibi bir ödeme yapıyor. Bu rakam arttıkça geri alınan miktar da artıyor. Örneğin, 57 TL’lik bir faturanın, elektrik faturasının geri ödemesi 190 TL şeklinde yansıyor. Şimdi, burada enflasyonla ilgili birtakım belirlemeler yaparken ya da emeklilerin yaşam standardıyla ilgili, emekçilerin yaşam standardıyla ilgili birtakım düzenlemeler yaparken TÜİK’in bahsetmiş olduğumuz formülleri elden geçirme yaklaşımından çok böylesi gerçek kesintileri almamız toplumsal ve sosyal adalet açısından daha verimli birtakım çalışmalar ortaya koyar. Benzinde, motorinde Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde en fazla vergi ödeyen yine Türkiye halkıdır. Benzin için yüzde 60’ın üzerinde bir vergi yükü, motorin için yüzde 55’in üzerinde bir vergi yükü var, doğal gaz da aynı şekilde. Bu ağır kış koşullarında emekli maaşıyla bir doğal gaz faturası ödemek bile gerçekten mümkün olmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, emekli vatandaşlarımızın yaşadığı sıkıntılar hayatın her alanında kendini hissettiriyor. Konuşmacı, hatip arkadaşlarımız burada belirttiler, hastaneye giden bir emeklinin, bu son yapılan düzenlemelerden sonra “muayene katkı payı”, “ilaç eşdeğer payı”, “ilaç katkı payı”, “hastane teminat paketi farkı”, “tetkik farkı” adı altında muazzam düzeyde giderek artan sağlık harcamaları söz konusu. Dolayısıyla, bu tarz yasaları gündemleştirirken veya Genel Kurula getirirken ya da komisyonda görüşürken bu bahsetmiş olduğumuz mağduriyetlerin giderilmesini temel amaç olarak önümüze koymak gerekiyor. Burada yapılan, bir intibak yasası değildir, 2000 yılı öncesindeki SSK emeklilerinin 2000 yılı sonrasındaki emeklilerle eşitlenmesini amaç edinmiş bir iç düzenlemedir. Kamuoyunun genel beklentisini karşılayan bir intibak yasası olmaktan son derece uzaktır.

Şimdi, dün burada, Sayın Bakanımız, yine emeklilerle ilgili konuşurken özellikle küresel kriz fotoğrafından, Avrupa’da durmadan emekli maaşlarının, emekli ücretlerinin kısıtlandığını ama Türkiye’de de krizle iyi mücadele edildiği için emeklilerle ilgili sürekli iyi düzenlemeler yapıldığını belirtmişti. Bakın, burada, sadece birkaç ülkedeki emekli maaşlarını, en düşük emekli maaşlarını sizlerle paylaşmak istiyorum: İrlanda’da en düşük emekli maaşı 1.300 euro, Hollanda’da 1.400 euro, Belçika’da 2.800 euro, şu anda krizin pençesinde olan Yunanistan’da bile en düşük emekli maaşı 800 euro. Dolayısıyla, Avrupa’yla kıyaslama yaparken resmin tamamını burada tartışmamız ve Türkiye kamuoyuyla paylaşmamız gerekiyor. Tabii, verilen bu rakamlar eğer Sayın Bakanı çok tatmin etmez ise Bakan Bey’i bir ay sonra Türkiye'nin turistik merkezlerine davet edelim. Antalya’da, Kemer’de, Belek’te, Nemrut’ta, Kaz Dağlarında, Avrupalı emeklilerin bizim ülkemize gelip bizim ülkemizin güzelliklerinde nasıl tatil yaptıklarını gidip kendi gözleriyle görsün. Tabii, bu fotoğrafı değerlendirirken orada bir tane Yozgatlı köylü var mı, bir tane Kırşehirli çiftçi var mı, bir tane Bingöllü emekli var mı, onu da bir iyi değerlendirmesi gerekiyor. Fotoğraf şudur: Kemer’de ya da Belek’te, bırakalım bizim yurdumuzda çalışarak bir şekilde emekliliğini geçirmeye çalışan insanlarımızı, oradaki halkımızın tamamı ucuz iş gücü üzerinden, bir emek sömürüsü üzerinden, bahsetmiş olduğumuz -demin Bakan Bey’in burada- dün söylediğim yönüyle getirdiğim, emeklilere hizmet etmekle meşguller! Dolayısıyla, bu adaletsizliğin düzeltilmesi ve bununla ilgili düzenlemelerin yapılması gerekiyor.

Tekrar belirtmek istiyorum ki beklenti şuydu: Asgari geçim endeksi, açlık sınırı veya yoksulluk sınırı üzerinden özellikle emeklilerimizin yaşamış olduğu sorunlara yönelik ciddi birtakım revizyonların yapılması ve halkımızın yirmi yıllık beklentilerinin karşılanmasıydı. Sayın Bakanımız tabii bunların yapılmadığını, ülke ekonomisinin içinde bulunduğu birtakım gerçekliklerle ve rakamlarla açıklamaya çalıştı ancak buradan bunu söylemeye hakkı olmadığını düşünüyoruz. Çünkü  bütçe görüşmelerinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bütçesi kısıtlanırken, bütçede azaltılma yoluna gidilirken bizler burada çıkıp en etkili şekilde sesimizi duyurmaya çalışmıştık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının ya da Sağlık Bakanlığının bütçesinin kısılmaması gerektiğini, tam tersine mevcut adaletsizliği gidermeye yönelik, mevcut mağduriyetleri gidermeye yönelik, güvenlik eksenli,  savunma eksenli bütçelerden çok bu tarz birtakım düzenlemelerin yapılmasını söylemiştik ancak bütün bunların dikkate alınmadığını da hepimiz biliyoruz.

Son olarak, toplumda beklentisi çok yüksek olan bir hususu belirterek sözlerimi sonlandıracağım. Özellikle yaş haddinden dolayı emekli olamayan vatandaşlarımızın mağduriyetini değerli milletvekili arkadaşlarımızın konuşmalarında gördük. Bu konuyla ilgili en azından toplumda yüksek düzeyde bir beklenti vardır. Sayın Bakanımızın bununla ilgili bir düzenleme için çalışma yapması hepimizin temennisidir. 

Hepinize teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Gruplar adına ikinci konuşmacı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Bülent Belen, Tekirdağ Milletvekili.

Buyurun Sayın Belen. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 171 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan evvel 26 Şubat 1992 tarihinde Azerbaycan’ın Hocalı kasabasında meydana gelen katliamı ve katliamın bir numaralı tetipleyicisi ve sanığı olan Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan ile tribün dostu olan Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ü ve Bursa’daki maça Azerbaycan bayraklarını sokmayan ama stadyumda  Ermenistan bayraklarının açılmasına müsaade eden yetkilileri ve 26 Şubatta Taksim’de pazar günü Hocalı katliamını telin mitinginde “Hepimiz Türk’üz” pankartı için köşelerinde kınama yazısı yazan yazarları ve Meclisimiz İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Sayın Ayhan Sefer Üstün’ün Türk Ceza Kanunu’nun ırkçılıkla ilgili maddelerinin uygulanmasını tavsiye etmesini esefle kınıyorum. Bu arada, söz konusu mitingde hakaret içeren pankartları taşıyanları da kınadığımı, onaylamadığımı belirtiyorum. Sayın Komisyon Başkanının Hrant Dink davasıyla ilgili yapılan mitinglerde “Hepimiz Hrant’ız hepimiz Ermeni’yiz” diyerek yürüyenlere de bir sözünün olup olmadığını doğrusu merak ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sosyal devletin ana görevlerinden biri ülkede yaşayan herkesin refah düzeyini yüksek tutmaktır. Hayatlarının büyük bir kısmını çalışarak, bu ülkeye vergi vererek ve katma değer katarak ülkenin kalkınmasına katkısı olan vatandaşlarımız elbette çalışma hayatının sonunda haklı olarak rahat ve huzurlu bir emeklilik hayatı sürdürmek ister. Esas olarak insanca yaşam standartlarına sahip olması gereken en önemli grup da emeklilerimizdir fakat toplumumuzda en az gelirli gruplar da emekli vatandaşlarımızdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclisin gündemine getirilen ve kamuoyunda intibak yasası olarak bilinen bu kanun teklifi birçok açıdan hatalı ve talepleri karşılayamayacak kadar eksiktir. Sözlük anlamı olarak intibak, uyum veya iki ölçünün birbirini tutması anlamını taşır fakat bu yasa tasarısı emeklilerin hepsini değil sadece bir kısmını kapsayacak şekilde sınırlamalar getirmiştir. Oysa anlamı itibarıyla bu yasa bütün emekli vatandaşlarımızı kapsamalı ve emekliler arasındaki maaş farklarını giderecek özellikte olmalıydı.

Sosyal Güvenlik Kurumu yetkililerinin ifadelerine göre, Sosyal Güvenlik Kurumu bünyesinde 2000 yılından önce emekli olup aylık almakta olan emekli sayısı 2 milyon 700 bin kişidir fakat getirilen tasarıda kapsam alanına alınanların sayısı 1 milyon 913 bin kişidir. Bu yasayla emekli, dul ve yetim maaşlarında belli oranda iyileştirme yapılmaktadır, ancak açlık sınırının altında bulunan emekli aylıklarında da iyileştirme yapılması ve iyileştirme kapsamının daha da genişletilmesi toplumun beklediği bir durumdur. Böylece 800 bin kişinin kapsam dışına çıkarılması problemi de ortadan kalkacaktır. Gerçek anlamında intibak yasası sadece 2000 yılı öncesi emeklileri değil, 2000 yılı sonrasını da ele almalı ve Meclise bu şekilde getirilmeliydi.

Tasarıda 2000 yılı öncesi emeklilerin yeniden hesaplanan aylıklarının 2000 yılı Ocak ayından itibaren her yılın yıl sonu TÜFE artış oranı ve gayrisafi yurt içi hasıla gelişme hızı esas alınarak güncellenmek suretiyle 2008 yılı Ocak ayına taşınması öngörülmektedir ancak gayrisafi yurt içi gelişme hızının yüzde 75’i esas alınmaktadır. Burada yüzde 100 hesap yapılması gerekirken emeklilerin alması gereken haklar gasbedilmektedir.

Aynı zamanda bu tasarıda BAĞ-KUR’lunun kapsamı çok dar tutulmuş, ayrıca basamak satın alarak yüksek emekli maaşı almak isteyen BAĞ-KUR’lu vatandaşlarımızın satın aldıkları hizmet süreleri dikkate alınmamıştır. 20 Haziran 1987 tarihli ve 3395 sayılı Kanun’a göre süper emeklilik müracaatı yapıp şartları yerine getiren vatandaşlarımızın almaları gereken ile aldıkları maaş farkı 75 ile 100 TL arasındadır. Bu emeklilerin de satın almış olduğu prim günlerinin esas prim günlerine ilave edilerek değerlendirilmesi gerekmektedir.

Gerek SSK gerekse BAĞ-KUR’lu olarak 2000 yılından itibaren emekli olanların aylıklarındaki eşitsizlikler görmezden gelinmektedir. Hele ki 2008 Ekim ayından sonraki hizmetler için bağlanan emekli aylıklarının yüksek oranda düşmesi konusu tamamen göz ardı edilmiştir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının açıkladığı mevcut tasarı gereğince ödeneceği ifade edilen en yüksek tutar olan 322 lirayı otuz sekiz yıl hizmeti olan ve üst göstergenin en yüksek tavanından on üç bin dört yüz gün prim ödeyen emekliler alabilecektir. Mevcut emekli vatandaşlarımızın arasında bunların sayısı çok azdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yıllardır emekli aylıkları arasındaki bu eşitsizlikler giderilecek sözünü vermesine rağmen AKP Hükûmeti bu sözünü tutmamıştır, tutmaya da niyeti yoktur. Çıkarılmak istenen yasayla ilgili mevcut Hükûmete daha önce gelen taleplere karşılık bir önceki Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Ömer Dinçer 2010 yılı Ocak ayında yaptığı açıklamasında “O işin içinden teknik olarak çıkmak mümkün değil, maliyet olarak 8-9 milyar TL gibi bir rakam çıkıyor, altından kalkamayız.” demiştir ve “Rafa kaldırdık.” demiştir. Ancak, ne gariptir ki yeni Bakan bu kapsamı daraltmış ve maliyeti sihirli bir değnekle 2,7 milyar liraya düşürmüştür.

Yasanın 3’üncü maddesiyle ilgili getirilen hükümde sadece işten çıkış bildirgelerini süresi içerisinde vermeyen işverenlere kesilen cezanın asgari ücretin onda 1’ine düşürülmesi istenmektedir. Hâlbuki anılan 5510 sayılı Yasa’nın 102’nci maddesinin diğer bentlerinde de sigortalı işe giriş bildirgesinin süresinden sonra verilmesi, ayrıca iş yeri bildirgesinin süresinden sonra verilmesi, diğer işten istirahat bilgilerinin geç girilmesi gibi bir sürü -otuz dört kalemde- cezalar vardır, idari para cezaları vardır. Bu yasayı getirirken bunlara neden Bakanlık indirim getirmemiştir, bunu anlamak da mümkün değil. Zannedersem kişiye özel veya kurumlara özel bir uyguluma seçilmiştir. Bu kişi veya kişilere özel uygulama yanlıştır Sayın Bakanım, bunu düzeltin. Eğer gerçekten hakkaniyetli, adaletli bir iş yapmak istiyorsanız 5510 sayılı Yasa’nın 102’nci maddesinin bütün bentleri kapsayan bir değişiklikle herkese doğru, dürüst, hakça bir uygulama getirin.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi, emekli aylıkları arasındaki eşitsizlikleri giderecek intibak düzenlemesine her türlü desteği ve katkıyı vermeye hazırdır. Bu konu, seçim beyannamemizdeki taahhütlerimiz arasında da yer almıştır. İntibak bir lütuf değildir, emekli aylıklarına zam talebi değildir. İntibak, bütün emekli vatandaşlarımızın hakkıdır, bu hakkın verilmesinde de çok geç kalınmıştır. Bu nedenle, geçmiş yıllarda aylık hesaplama sisteminde yapılan değişiklikler nedeniyle, aynı şartları taşımakla birlikte farklı tarihlerde emekli olmalarından dolayı, emekli aylıkları arasında oluşan eşitsizlikleri giderecek düzenleme mutlaka yapılmalıdır.

Ben, parti grubum adına bu yasanın emekli vatandaşlarımızın hayat standardını yükseltme noktasında çok az bir katkı sağladığını söyleyerek yasanın ülkemize ve emeklilerimize hayırlı olmasını diler, Meclisi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Belen.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Hasan Ören.

Buyurun Sayın Ören. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarı üzerinde söz aldım. Gerçekten, bu intibak yasasıyla ilgili, bunu anlamak, bunu yorumlamak gerçekten çok zor.

Sayın Bakanımız “intibak yasası” diyor, Başbakan “intibak yasası” diyor ama ne yazık ki tasarının içerisinde intibakla ilgili hiçbir kelimenin geçtiğini görmüyoruz. İyi ki 12 Haziranda Cumhuriyet Halk Partisi intibak yasasıyla ilgili emeklilere birtakım vaatlerde bulunmuş. Tahmin ediyorum, o 12 Haziranda yapılan seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisinin intibakla ilgili önerileri, Adalet ve Kalkınma Partisini faaliyete geçirmiş ve intibak yasasıyla ilgili hazırlık içerisine girmiş ama görüyoruz ki gelen yasanın intibakla hiçbir ilgisi yok. 9 milyon emeklinin yaşadığı bu ülkede intibak adı altında 2 milyar 700 milyonluk bir iyileştirmeden söz ediyorsunuz. Aslında bu iyileştirme emekli olan insanlarımızı kandırma, emekli olan insanlarımızın sosyal yaşam içerisindeki zenginliğine katkı koymamayı getiriyor.

Sizler hatırlarsınız -3’üncü dönem milletvekillerinin hepsi hatırlar, yeni arkadaşlarımızın hatırlayacağını zannetmiyorum- 2002 yılında Acil Eylem Planı’nız vardı. Acil Eylem Planı’nda üç aylık, altı aylık, dokuz aylık, on iki aylık önerilerinizi sunup Türkiye’de yaşayan 70 milyonun üzerindeki insanın sosyal yaşamını nasıl zenginleştireceğinizi anlatıyordunuz. Ama o Acil Eylem Planı’ndan şu an açıp okuduğunuzda -AKP’li milletvekili arkadaşlarıma, yeni olanlar onu görmemiş olabilir- gerçekten bu intibak yasası gibi ne kadar çok konuda söz vermişsiniz ve hiçbir sözünüzü yerine getirmemişsiniz.

Bu ülkede Başbakan yardımcıları, Başbakan, Acil Eylem Planı içerisinde tarımsal alanda üretimi artırmakla ilgili o günün koşullarında yeşil mazot vadetmiştiniz -çok iyi hatırlarsınız- hatta rakamını bile koymuştunuz, 600 liraya tarım kesiminde çalışan insanlara yeşil mazot verecektiniz. ÖTV’si, KDV’si kaldırılmış ilaçtan, gübreden söz ediyordunuz. Doğruydu söyledikleriniz çünkü üretimi artırmak gerekliydi. Eğer Türkiye’de üretim artmaz ise, Türkiye’de üretimi artıramaz isek 74 milyonun sosyal yaşamına zenginlik koymak da mümkün değildir. Şimdi, onun arkasından, 600 liralık mazot gitti, çiftçi 4 bin liralık mazotla uğraşıyor.

Televizyonlara çıktınız; Sayın Başbakan o günkü Genel Başkanımızla çıktığı tartışmada, iktidara gelirsek, hangimiz gelirsek emeğiyle, alın teriyle geçinen, emeğin ve alın terinin karşılığı olan asgari ücretten vergi alınmayacağını söylemişti ama ne yazık ki 2002’de iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi, bugün Başbakanlık yapan Sayın Tayyip Erdoğan, asgari ücretten vergi almamayı bırakın, asgari ücretle geçinenin üzerine birçok vergiyi eklemiştir.

Değerli arkadaşlarım, bu bir kandırmacadır. Cumhuriyet Halk Partisinin söylediği intibak yasası değildir. Cumhuriyet Halk Partisinin söylediği intibak yasası, yirmi beş yılını bu ülkenin gelişmesine, bu ülkenin kalkınmasına, bu ülkenin refahına harcamış, emeğini ve alın terini dökmüş emeklilerin daha fazla pay alabilmesini içeren bir kanun teklifiydi. Burada vereceğimiz, dağıtacağımız rakam, emeklilere, 2 milyar 700 milyon değildir. Cumhuriyet Halk Partisinin dağıtacağı 11 katrilyon veya bugünkü parayla en az 12-13 milyar paradır, bu emekliler de bunu hak etmektedir.

Bazen şunu söylüyorsunuz “O, Acil Eylem Planı içerisinde de var.” O Acil Eylem Planı’nın içerisinde sizin vadettiklerinizin, bugüne kadar söylediklerinizin hiçbirisini emeğiyle ve alın teriyle geçinen insanlar alamamışlardır.

12 Haziran seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisinin söyledikleri bellidir. Artık Cumhuriyet Halk Partisinin söylediğine vatandaşlarımız inanmaya başlamıştır. Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında intibak yasası böyle olmayacak. Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında emekliler en az 1 milyarın üzerinde para alacaklar. Eğer “Bunun kaynağı nereden?” diye soruyor iseniz, ilk önce Başbakana soracaksınız.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Parayı nereden bulacaksınız?

HASAN ÖREN (Devamla) – Sayın milletvekilim diyor ki, izleyenler duymuyordur “Parayı nereden bulacaksınız?”

Cevabını vereyim: Bu vatandaş, İstanbul’da 100 milyarın üzerinde, 100 milyar doların üzerinde “Mega Proje” diye açıkladığınız, İstanbul’un ortasından geçireceğiniz kanala parayı nereden buluyorsunuz diye sormuyor da, Türkiye'nin bütün varlıklarını, cumhuriyetin bütün değerlerini sattınız, o sattıklarınızdan emekliye, işçiye, köylüye biraz vermeniz  doğru değil midir? Sattıklarınızın hepsi cumhuriyet tarihinde yapılmış olanlardır.

Şimdi, 2/B yasasıyla yine para toplayacaksınız. Peki, bu 2/B yasasıyla yani vasfını yitirmiş orman arazileriyle ilgili emeklilerin, işçilerin, bu ülkede yaşayan çiftçilerin orada payı yok mudur? O satacağınız, rakamının ne olacağını kestiremediğimiz, ne kadar para toplayacağınız belli olmayan bu paralardan emekliye, işçiye, köylüye vermeniz gerekli değil mi?

Aile sigortasını söyledik. Şimdi ne yapıyorsunuz? Hani hepinizin söylediği bir şey var: “Bir elin verdiğini bir el görmeyecek.” Sizin verdiğinizi sokaktaki insanlar görüyor, mahalledeki insanlar görüyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dünya âlem görüyor.

HASAN ÖREN (Devamla) - Getiriyorsunuz Fatma teyzenin evinin önüne 10 torba kömür atıyorsunuz. Bu nasıl bir elin verdiğini bir elin görmemesi? O insanın itibarıyla oynamaya hakkınız var mı? Şimdi, bundan sonra aile sigortasını da getireceksiniz, getirmek zorundasınız. Adalet ve Kalkınma Partisinin dağıttığı önemli değil, devlet anlayışıyla dağıtılmalıdır, Cumhuriyet Halk Partisinin söylediği budur. Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında Fatma teyzenin evine 10 torba kömür atılmayacaktır, onun haysiyetiyle, şerefiyle oynanmayacaktır, onun fakirliğinin bütün mahalleye gösterimi yapılmayacaktır. Fatma teyze için 600 lira, 700 lira yatırılacaktır bankaya. Fatma teyze gitsin, bankadan alsın 600 lirasını. Ayşe teyze 600 lirasını alsın, nerede harcayacağını kendisi bilsin. Ama il başkanlarınız, ilçe başkanlarınız, mahalledeki insanların isimlerini belirleyerek o kömürler dağıtılıyor. Benim sevgili vatandaşlarımın, sevgili yurttaşlarımın, Türkiye’de yaşayan insanlarımızın onurlu ve gururlu bir tarafı vardır, ne alırsa alsın karşılığını vermek ister, AKP’nin kömürüne bile karşılık vermek ister, hiçbir şeyi yoksa ölmüşlerine bir Fatiha okur veya işte sizin anladığınız, sizin düşüncenizde olan, o kömürlerin karşılığında oy almayla ilgili o Fatma teyzenin oyuna sahip çıkıyorsunuz. Bizim iktidarımızda bu olmayacak. Bizim iktidarımızda, aile sigortasıyla bankaya yatan parayla, ister torununa ayakkabı alsın, ister gelinine manto alsın, isterse kömür alsın. Onun kararını o versin. Sosyal devlet anlayışı budur. Bu intibakla 10 lira, 20 lira, 50 lira, 70 lira, 100 lira gibi paralar ile bu ülkede yirmi beş yılını doldurmuş, yirmi beş yıl sonra “Artık rahat edeceğim, yıllarımın sonunu rahat geçireceğim.” diyen emeklinin verdiğiniz para hiçbir işini görmez. Bu, intibak yasası değildir. Bu, kandırma yasasıdır. Bununla insanları kandırıyorsunuz. Bununla insanların harcamalarını, sosyal yaşam içerisinde rahat etmelerini sağlamak mümkün değildir. Ama ne verirseniz verin, kaç para verirseniz verin her aldıkları helaldir. 1 lira da verseniz helaldir, 100 lira da verseniz helaldir. Emeklilerin alacağı maaşta asla aykırı oy kullanmayız.

Bu tasarıya da, 10 lirayla, 20 lirayla, 50 lirayla, 100 lirayla 9,5 milyon emeklinin içerisinde 2 milyon emeklinin alacağı paraya da “Evet.” diyeceğiz. Bu konuda da hiç kimsenin şüphesi olmasın. Emekliler, emeğiyle geçinen insanlar bizim baş tacımızdır, bu ülkenin gerçek efendileridir.

İnşallah Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında, çalışanlara, emeklilere, çiftçilere gerekli olan değer verilecektir ve bu tasarıya da Cumhuriyet Halk Partisi olarak “Evet.” oyu kullanacağımız bildiriyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ören.

Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şahısları adına Sayın Mehmet Şükrü Erdinç, Adana Milletvekili.

Sayın Erdinç, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Bildiğiniz gibi 24 Şubat Cuma günü Adana’mızın Kozan ilçesi Ergenuşağı köyü yakınındaki Göksu Deresi üzerine kurulmakta olan Gökdere Barajı’mızda bir derivasyon tüneli kapağının patlaması sonucu 12 vatandaşımız sel sularına kapılarak kaybolmuş ve bu 12 vatandaşımızdan 2’si yaralı olarak kurtarılmış, 3 vatandaşımız vefat etmiş, 7 vatandaşımızın da arama çalışmalarına devam edilmektedir. Buradan, bu elim olay dolayısıyla hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyet tarihimizde SSK emekli aylıkları,      günümüze kadar altı değişik sistemde hesaplanmıştır. Emekli aylığı hesaplama yöntemlerinde yıllar içerisinde yapılan değişiklikler, farklı tarihlerde bağlanan SSK emekli aylıklarının farklılaşmasına neden olmuştur. Bu farklılıkların ortadan kaldırılması amacıyla kamuoyunda “intibak yasası” olarak bilinen bu yasa tasarısı ile aynı gün prim ödeme sayısına sahip 2000 yılı öncesi emekli aylıkları ile 2000 yılı sonrası emekli aylıkları arasındaki farklılıkların ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki intibak bir zam değildir. Dolayısıyla, görüşülmekte olan bu yasa tasarısı ile bütün emekli aylık seviyelerinin kayıtsız ve şartsız artırılması, düşük aylık alanlara yüksek, yüksek aylık alanlara düşük artış yapılması söz konusu değildir.

Görüşmekte olduğumuz Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile çalışma hayatı boyunca çalışma ve prim ödeme gün koşullarını eşit düzeyde gerçekleştiren, aynı yaşta emekli olan fakat emekli oldukları tarihin farklı olması nedeni ile aylık hesaplama yöntemlerindeki değişiklik sebebiyle farklılaşan emekli aylıkları arasındaki eşitsizliğin giderilmesi amaçlanmaktadır. Bu çerçevede, intibak düzenlemesi ile 2000 yılı öncesinde bağlanmış olan aylıklar, mevcut göstergelerine göre, alt sınır uygulanmaksızın yeniden hesaplanacak; hesaplanan aylıklar, 2008 Ocak ayına kadar her yılın TÜFE’sinin tamamı ve gelişme hızının yüzde 75’i kullanılarak güncellenecek; 2008 Ekim ayına taşınan aylıklar, 2013 Ocak ayına kadar aylık artışlarıyla taşınacaktır. Bu yasa tasarısının getirdiği yöntemin uygulanması sonucu hiç kimsenin aylığında düşüş olmayacaktır. İntibak sonucu meydana gelecek artışlar, prim ödeme gün sayısı ve ödenen primlerin miktarına göre değişkenlik gösterecektir. Yüksek prim ödemesi nedeniyle aylık hesabına esas gösterge rakamı yüksek olanlar ile daha uzun süre prim ödeyenlerin aylıklarında daha fazla artış olacaktır.

Değerli milletvekilleri, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 102’nci maddesine 3’üncü maddeyle eklenen bir (j) bendi söz konusudur. Kanun’un mevcut hâlindeki düzenlemede, kanun kapsamındaki bildirimleri süresi içerisinde yapmayanlar veya kurumca belirlenen şekle ve usule uygun olarak yapmayanlar hakkında, her bir sigortalı ve sandık iştirakçisi için asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanmaktadır. Uygulanmakta olan bu idari para cezasının işverenlere çok ciddi yük getirmesinden dolayı, Komisyonda, bu kanun tasarısına yeni bir düzenleme eklenmiştir. Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının 3’üncü maddesiyle, uygulanmakta olan idari para cezası tutarı asgari ücret yerine, asgari ücretin onda 1’i tutarına indirilmektedir. Tasarının bu maddesiyle, idari para cezasının indirilmesinin yanı sıra, bu idari para cezasına bir takvim ayında işlenen bu fiillerden dolayı verilmesi gereken ceza miktarını aşmama sınırı getirilmiştir.

Görüşmekte olduğumuz yasa tasarısının milletimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdinç.

Şimdi, şahsı adına Mersin Milletvekilimiz Sayın Mehmet Şandır.

Buyurun Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Daha önce de bir başka konuda ifade etmiştim, devletin temelinde, mülkün temelinde adalet var; bu söz çok önemli. Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir ama mülkün temelinde de adaletin olduğunu da karşıya yazmak lazım; adalet de mülkün temelidir, adalet olmazsa mülkün yani devletin devamı çok da mümkün değildir. Dolayısıyla bugün bir adaletsizliği ortadan kaldırmak üzere bir kanun görüşüyoruz burada. Geç kalmış ama bir hakkın teslimini amaçlayan bu yönde bir gayret de var. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak biz bunu yeterli bulmuyoruz, eksik buluyoruz yani adalet bir bütündür, bir tümdür, bir yerde adaleti temin edip bir yerde temin etmemek toplumsal barışı da zedeliyor, dolayısıyla “Niye benim üzerimdeki sıkıntıyı kaldırmadınız?” diye millette bir de sızlanma oluyor ama her şeye  rağmen bu yasa bir adaletsizliğin bertaraf edilmesi, ortadan kaldırılması için bir samimi gayrettir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak konuşmacı arkadaşlarımızla, destek vereceğimizi ifade ettik ama yeterli bulmadığımızı da söylüyoruz.

Bu sebeple, ben biraz önce soruda da sordum, Sayın Bakanım, bir hakkın teslimindesiniz, doğan hakkın geç ödenmesinin getirdiği bir sonuç var, gecikme bedeli. Eğer gerçekten bu intibak yasasıyla sorumlusu şahıslar olmayan yani işçi emeklisi olmayan bir sonuçtan sorumlu devletse, bu sorumluluğun getirdiği bedeli de ödemek mecburiyetinde. İntibak yasası yapıyorsunuz, 2,7 milyar gibi bir büyük kaynak buluyorsunuz ama bu hakkın teslim edilmesinden doğan gecikmenin de bedelini ödemelisiniz, işçi emeklileri sizden bunu bekliyor, bu adaleti bekliyor. Birinci söyleyeceğim bu.

İkincisi: Sayın Bakan, yine sordum ben size ama yani cevap veremediniz. Şimdi, 6 milyona yakın bir toplum kesimi var. Bunlar memurlar, memurların emeklileri, bu emeklilerin dul ve yetimleri, korucular, şehit yakınları, gazilerimiz, muhtarlar, bir kısım 4/C’liler, bunlar devlette çalışıyorlar, devletin hizmetini görüyorlar ama 2012 yılı maaş zammını alamadılar. Kusur kimin? Kusur Hükûmetin yani bugünü önceden öngörerek gereken tedbiri almamış olmanın sorumlusu Hükûmet.

Bu referandumla ortaya çıkan anayasal zorunluluk on yedi aydan bu yana sizi bekliyor. O günden bu yana bu Anayasa değişikliğinin gereğini veya topluma verdiğiniz sözlerin gereğini yerine getirememenin bir bedeli olmalı. Bu memurlara 1 Ocak itibarıyla maaş zammı yapacaktınız, yapmadınız. 6 milyon memur veya memur emeklisi, bunun yakınlarıyla 20 milyonluk bir toplum kesimi; burada da bir adaletsizlik var. Adaletin olmadığı yerin tanımı zulümdür değerli arkadaşlar. Zulüm insana yakışmaz. Zulüm, bizim inancımıza göre yani çok ağır bir günahtır.

Şimdi ben buradan soruyorum: Bu memurların maaş zamlarını ne zaman vereceksiniz? Hangi gerekçeyle bekletiyorsunuz? Alt komisyonda bu kanun bekliyor, niye bekliyor? Ne zaman bu kanun çıkacak? Bu kanundan sonra bir süreç de var yani uzlaşma komisyonuydu, Hükûmetin kararıydı, hazirandan önce verilemeyecek gibi gözüküyor. Şimdi, siz, kendi alacaklarınıza her geç kalmada her gün için bir bedel ödettiriyorsunuz, gecikme faizini vatandaştan alıyorsunuz, 2012 girer girmez hemen zamlara başladınız, memurun maaşının zammını niye geciktiriyorsunuz Sayın Bakan, Sayın Hükûmet? Yani bu noktada Sayın Bakana da sözüm yok; Hükümete, Sayın Başbakana, AKP Grubuna sözüm var.

Bir ayrı şey: Haziranda verdiğiniz takdirde bu gecikme zamlarını, üstüne bir gecikme bedeli ödeyecek misiniz?

Değerli arkadaşlar, sözün sonu şudur: Adaletin olmadığı yerde zulüm hâkimdir. Şimdi, biz, ara sıra bazı konularda “Bu İktidar zulüm iktidarına dönüştü.” derken milletimizin adına söylüyoruz. Şimdi elinizde gücünüz var, eksiği yok, biz de tamamlayalım ama bu adaletsizlikleri düzeltin, memurun maaş zammını verin, intibakla yaptığınız hak iadesinde gecikme faizini, gecikme bedelini ödeyin.

Bunun için söz aldım. Hepinize teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde soru-cevap işlemi yapacağız.

Sisteme giren arkadaşlarımızdan Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, bu ay içerisinde Urfa’da düzenlenecek olan bir sosyal güvenlik toplantısı var, müfettişlerin denetimiyle ilgili galiba. Bununla ilgili bazı sıkıntılar olduğunu duyduk. Yani hem kalma yeriyle ilgili hem oraya ulaşımla ilgili olarak sıkıntılar var. Neden böyle bir… 21-25 Mart tarihleri arasında neden Urfa, amacı nedir, maliyeti ne kadardır? Bununla ilgili bilgi verebilirseniz memnun olurum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum. Sormuyorum.

BAŞKAN – Sormuyorsunuz.

Sayın Tüzel…

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Bakan, sizi İstanbul İşçi Sağlığı Meclisi raporundan bilgilendirmek istiyorum:

Şubat ayında 42 işçi iş cinayetinde hayatını kaybetti. Bunlar enerji, inşaat ve gıda sektöründeydi. Özellikle bu kış koşulları içinde barınma sorunu ve çalışma koşulları bu şartları daha da ağırlaştırmakta. HES’lerin hem doğayı hem de işçiyi katlettiğini, özellikle bu son Adana Kozan Gökdere Köprü Barajı’nda yaşadık. İnşaat tamamlanmadan su tutma nedeniyle baraj kapakları patladı ve 10 işçi hayatını kaybetti. Su kaynaklarının sermaye gruplarına peşkeşi, güvencesiz çalışma bir kez daha önümüze geldi. Barajın sahibi Enerjisa ve yapımcı şirket, aynı zamanda Bakanlığınız, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı bu iş cinayetlerinden sorumlu olsa gerek. Bununla ilgili bir açıklama yapmanızı bekliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, emeklilik yaşını doldurup da hizmet süresi ya da asgari prim ödeme süresini doldurmamış olanlara geriye yönelik bir borçlanma imkânı tanınarak emekli olabilme hakkı sağlanabilir mi? Böyle bir düzenleme yapılması mümkün mü? Bu tasarı içerisinde bunu yerleştirebilir miyiz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, Türkiye’de belediye başkanlığı yapmış arkadaşlarımız var ama belediye başkanlığı öncesi kimi BAĞ-KUR’lu, kimi sigortalı, kimi Emekli Sandığında çalışmış ama bunlar arasında dağlar kadar fark var. Eğer belediye başkanlığı Türkiye’de bir makamsa, tıpkı milletvekilliğinde olduğu gibi, büyükşehir veya il belediye başkanlığı yapmışsa belediye başkanları arasındaki bu uçurum çok büyük bir şekilde devam etmektedir. Acaba belediye başkanları konusunda, bu uçurumun yok edilmesi konusunda ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN -  Teşekkürler.

Sayın Çetin…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Bakanım, ben dün gündem dışı söz alarak Anadolu Ajansında işverenin çalışanlar üzerinde baskısından söz etmiş ve bir temsilciye Genel Müdür Yardımcısı Ebubekir Şahin’in sinkaflı küfrettiğinden söz etmiştim. Bugün aynı idare, söz konusu sendika TGS’nin iş yeri temsilcisini çağırarak “Sen işten atılmayı hak ettin. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekiline nasıl şikâyette bulunursun?” diyerek tehditte bulunmuş ve işten atmakla tehdit etmiş.

Şimdi, ben Ebubekir Şahin’i de tanımam sendikanın iş yeri temsilcisini de tanımam ama iş yerlerinde sendikalaşan işçilere ya da sendika temsilcilerine baskıyı göğüslemek için sizin müdahale etmeniz gerekiyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çetin.

Sayın Havutça…

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan; bilindiği gibi il genel meclisi üyeleri yerel parlamento niteliğine bürünmüştür. İl genel meclisinde görev yapan il genel meclisi üyesi arkadaşlarımız kendi olanaklarıyla görev alanlarına gitmekte, birçok riskle karşılaşmaktadırlar. Aynı zamanda bunların herhangi bir sigortası da yoktur. Hükûmetiniz, bu cefakâr arkadaşlarımızın yaptıkları görevin karşılığı olarak onların sigorta durumlarını, özlük haklarını düzenlemeyi düşünüyor mu? Buna büyük bir gereklilik var. Bu nedenle bunun dikkate alınmasını sayın makamınızdan rica ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben bir önceki konuşmacı arkadaşımıza ilave etmek istiyorum, ben de o hususu arz edecektim. 50 binden fazla köy ve mahalle muhtarımız var, sosyal güvenlikleri yok, 370 lira gibi de komik bir paraya hizmet veriyorlar. Yeni gelişmeler onların muhtar olarak yaptığı vazifeden gelir elde etmelerini de imkânsız hâle getirdi, nüfus kayıtlarından, adresle ilgili düzenlemelerden, vesairelerden dolayı. Dolayısıyla, muhtarların da özlük haklarını düzeltmek, sosyal güvencelerini sağlamak adına bir hazırlıkları var mı onu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Sayın Bakanım…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sosyal Güvenlik Kurumu Rehberlik ve Teftişin yani müfettişlerin Şanlıurfa’daki toplantısını ben de şimdi öğrendim, soru üzerine arkadaşlara sordum. Yani rutin olarak, denetime çıkmadan böyle bir toplantı gerçekleşiyor. Belki de Şanlıurfa Milletvekili olmamın etkisi de olabilir bunda ama doğrusu benim bir dahlim kesinlikle söz konusu değil. Şu anda sorunuz çerçevesinde öğrendim. Kaldı ki Şanlıurfa da ülkemizin şanlı illerinden bir tanesidir. Burada toplantı yapılmasının belki de her açıdan isabetli olduğu inancı içerisindeyim. 

Bir diğer konu: Bu, Adana’da meydana gelen baraj kazası neticesinde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Biz Çalışma Bakanlığı olarak, bildiğiniz gibi, Uluslararası İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi gerçekleştirdik ve bu kongreye dünyadan 5.400 iş sağlığı, güvenliği profesyoneli katıldı. Son derece verimli bir toplantıydı ve orada aldığımız kararlardan bir tanesi de iş sağlığı, güvenliği alanında müstakil bir yasaya ülkemizin kavuşması. Bu çalışmaları tamamladık ve büyük ihtimalle pazartesi gününden itibaren yüce Meclise gelmiş olacak. Bu yasanın özelliği bütün çalışanları kapsamasıdır. Yalnız işçileri değil tüm çalışanları bünyesine alan bir düzenlemeyi, iş sağlığı, güvenliği alanında getiriyoruz. Hedefi nedir? İş sağlığı, güvenliği yasasıyla hedefimiz kazalar olmadan onu önleyici önlemleri almak yani önleyici bir özellik taşıyor. Kaza olduktan sonra değerlendirmeler yapıp “sondan başa gitme” şeklinde değil, bu müessif olayların gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri almaya dönük bir düzenlemedir. Son derece önemli bir yasadır. Önümüzdeki günlerde bunu da burada yasalaştırmış olacağız.

İlgili bakanlıklarımız Adana’daki kazayla ilgili çalışmalarını sürdürüyorlar, Bakanlığımızın da müfettişleri görevlendirildi. Mutlaka, bu müessif olayın sorumluları kimse onlar ortaya çıkarılacaktır.

Bu, emeklilik yaşını doldurmuş vatandaşlarımızla ilgili olarak borçlanma konusu veya prim gün sayısı yeterli olmasına rağmen, yaşını bekleyenlerle ilgili sık sık sorular geliyor. Bu konu, aslında, bizim, sosyal güvenlik konusunda bir geçiş dönemi yaşamamızdan kaynaklanıyor. Alışkanlıklarımız var -otuz sekiz, kırk yaş emekliliği- yeni sistem… Burada soruyu soran arkadaşlarımız çok iyi biliyorlar, yani bu düzenleme, Anasol-M Hükûmeti döneminde -değerli arkadaşlarımızın da içinde olduğu Hükûmet tarafından- altmış yaş uygulaması getirildi ve ben kürsüden dedim ki: “Bu son derece doğru.” Sigortacılık anlayışının, geçişin zemini oluşturan yasalardan birisiydi 4447. Şimdi, 5510’la, bunu, daha da sağlıklı, daha da uzun vadeli kılacak bir düzenleme noktasına taşıdık. Tekrar eski anlayışlar çerçevesinde, “tekrar borçlanma” veya “sisteme müdahale etme” gibi yaklaşımlara sıcak bakmadığımızı ifade ediyorum. Ama “Siz de politika yapın bu konuda.” derseniz, ben bu koltukta, Bakanlık koltuğunda oturduğum sürece sosyal güvenlik alanıyla ilgili politik bir yaklaşımdan, politik bir ifadeden uzak kalacağımı huzurlarınızda da ifade ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Altmış beş yaşındaki adam nerede iş bulacak? Kenara mı atacaksınız, sokağa mı atacaksınız yani sokağa mı atacaksınız?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Çetin’in sorduğu soru ise… Altmış beş yaşında da sistemimiz sahip çıkıyor, altmış beş yaşındaki vatandaşımıza da sahip çıkıyor, bir yaşındakine de sahip çıkıyor, on dokuzundan gün almamış olan bütün gençlerimize de sahip çıkıyor. Onun için, sistemin bu konuda bir şeyi yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz “İhtiyacımız yok, altmış beş yaşındakiler gitsin.” diyorsunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Kısmi emeklilik de var Sayın Başkan. Kısmi emeklilik şartlarını da yerine getirirseniz o şekilde emekliliği elde edersiniz. Yani yasa çok…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, süre doldu.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Son, Sayın Çetin’in ifade ettiği… Dünkü konuşmanızın ben metnini aldım. Bu konuyla ilgili de Bakanlığımızın yetkisi çerçevesinde üzerimize düşeni yerine getireceğimizi ifade etmek istiyorum.

Sosyal haklarla ilgili de, belediye başkanları ve il genel meclisi üyeleriyle ilgili, bu konularla ilgili de çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakanım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi, intibakı getiriyorsunuz, bu sizin için popülizm olmuyor, “İntibakı daha iyi yapın.” demek muhalefete popülizm mi oluyor? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu ya? Madem popülizm yapmayacaksınız niye getiriyorsunuz bu yasayı, Allah’ınızı severseniz! Getirme, madem yaptığınız doğru, Allah’ınızı severseniz ya!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde yedi önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı yasa teklifinin 3. maddesinde geçen (onda bir) ifadesinin (beşte bir) olarak değiştirilmesini arz ederim.

                                                                               Kamer Genç

                                                                                (Tunceli)

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önergeler aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 3 üncü maddesinde geçen “defter ve belgelerin” ibaresinin “evrakların” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                              Yılmaz Tunç

                                                                                  Bartın

Diğer önerge imza sahibi:

Ali Ercoşkun

      Bolu

Diğer önerge imza sahibi:

Salih Koca

   Eskişehir

Diğer önerge imza sahibi:

Adem Tatlı

    Giresun

Diğer önerge imza sahibi:

Ramazan Can

   Kırıkkale

Diğer önerge imza sahibi:

Recep Özel

    Isparta

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunlar önemli efendim, AKP Grubunun önemli önergeleri, inşallah katılırlar!

BAŞKAN – Sayın Komisyon, aynı mahiyetteki altı önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET BAHA ÖĞÜTKEN (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aman, yapmayın ya! Yapmayın Sayın Bakan!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Katılmıyorsunuz, iktidar partisinin önergeleri!

BAŞKAN – Gerekçe mi?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeleri okutuyorum:

Gerekçe: Sade bir anlatım dili kullanılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Diğer gerekçeler de aynı olduğuna göre önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı yasa teklifinin 3. maddesinde geçen (onda bir) ifadesinin (beşte bir) olarak değiştirilmesini arz ederim.

                                                                                  Kamer Genç

                                                                                     Tunceli

BAŞKAN – Sayın Komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET BAHA ÖĞÜTKEN (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Genç, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli üyeler; görüyorsunuz ki AKP muhalefetin konuşmaması için altı tane önerge veriyor, altısında da aynı kelime değişikliğini istiyor.

Bizim önergemiz bu kanunda geçen “asgari ücretin onda biri” kelimesini “beşte bir”e indirmek. Tabii, AKP iktidara geldiği günden beri devamlı cezalarla bütçeyi beslemeye çalışıyor. Asgari ücret biliyorsunuz 886 lira, bu brüt; neti de 634 lira. Şimdi, bu net mi, brüt mü, o da belirtilmemiş.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – 886, brüt.

KAMER GENÇ (Devamla) – Arkadaşlar, aslında bu da fazla bir şey. Tabii ki, bu, işçilerin girişini, çıkışını bildirmek bazen işverenler için çok sıkıntı oluyor sigortalı olarak. Bunların çok ağır cezalarla tecziye edilmemesi gerekir. Gerçi eskiden bunların, asgari ücretin misilleri kadardı ama o da çok büyük bir şeydi. Hakikaten işverenler için çok büyük sıkıntı yaratıyordu.

Değerli milletvekilleri, aslında bu kanunla getirilen, vatandaşların göz boyama işini yapmaktır. İşte 10 milyona yakın emeklilik var. 1 milyon 700 bin kişinin işte emeklilik durumunu düzenlemeye yönelik bir şeydir. Bu, intibak değildir, sadece göz boyamaya dayalı bir uygulamadır. İşte, Sayın Bakan biraz önce itiraf etti, 104 milyar liralık bir emekli maaşı içinde yapılan düzenlemeyle 2,4 milyar liralık bir düzenleme getiriliyor. Bu da hiçbir şey.

Aslında bakarsanız devri iktidarınızda o kadar çok zengin türedi ki. Özellikle Tayyip Bey’in çevresi, onların çocuklarının iş yaptıkları çevreler de muazzam servetler edindi. Bu servetleri de vergiye tabi tutsanız senede 100 milyar liralık da ek gelir elde edebilirsiniz ama sizin döneminizde hep af getiriyorsunuz. Nitekim burada da bir af, geçici madde var. Bunların üzerinde vergi incelemesini kaldırdınız, vergiyi kaldırdınız, ondan sonra af kanunlarını getirdiniz.

Ama devri iktidarınızda ustalık döneminde çok şey değişti. Mesela, sizin döneminizde, işte Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucularına, Türkiye Cumhuriyeti’nin değerlerine bu ustalık döneminizde çok büyük hakaretler oldu. Dün işte bu devletin kurucusu olan Yüce Atatürk’e burada “katil” denildi, Hükûmet sırasında oturan kişiden bir ses çıkmadı, sizden de bir ses çıkmadı. Değerli arkadaşlar, ben şahsen Atatürk’e yapılan hakareti kendime yapılmış gibi kabul ederim. Yani şimdi, o zaman Osmanlı topraklarını işgal edenlere “halife ordusu”, bu işgalcilere karşı mücadele edenlere de “haydut” diyen zihniyetteki insanları burada savunmak Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşı olan veyahut da vatandaşı olmayanlara dahi, vatandaş olmasa bile bu Meclise gelenlere yakışmaz. Atatürk’ün kurduğu bu devletin kasasından maaş alarak hem de insanlar açken, sürüm sürüm sürünürken… Bugün bana Tunceli’den bir vatandaş telefon ediyor “Ben Kışla’da kalıyorum, 8 numarada, dört gündür evime ekmek girmedi.” diyor. Bu durumdayken insanlar sizler, burada oturanlar yani 15-20 milyar lira para alıp da bu devlete saldırmak hiçbir vicdana da sığmaz ama devrinizde öyle bir şey ki… Arkadaşlar, şimdi, yani işte Sivas katliamından bahsediyorlar, Kahramanmaraş’tan, şundan bundan… Onları, o katliamları yapan kimdi? İşte, bu ülke için savaşan kişileri haydut ilan eden, düşman ordularını halife ordusu kabul edenlerin zihniyetidir.

Akşam Tuncay Özkan’ın kızını dinledim televizyonda. Devri iktidarınızda, maalesef, işte bakanların, Sayın Bakan da dâhil, kardeşleri hapse girdiği zaman, hemen ertesi gün çıkarılıyor veya bir iki gün içinde. İşte, Tayyip Bey’in karısının akrabası futboldan içeriye girdiği için kanun çıkarıyorsunuz ama öte tarafta hiçbir suçu daha bulunmamış bir Tuncay Özkan, 2 tane milletvekilimiz bir seneden fazladır hücrede yaşıyor. Bir Doğu Perinçek, İşçi Partisi Genel Başkanı, orada savunma hakkı elinden alınıyor, savunma yaptığı için de yirmi sene ceza alıyor. Böyle hukuk nerede var? Hani istiklal mahkemelerini kötülüyorsunuz, sizin zamanınızdaki mahkemeler insanları istiklal mahkemesinden bin defa kötü yargılıyorlar, savunma hakkını elinden alıyorlar. Böyle bir devlet yönetimi olur mu sayın milletvekilleri! Böyle bir şey olur mu! Yani şimdi size gelince getiriyorsunuz, işte Tayyip’e özel, Recep’e özel kanun çıkardınız burada.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Saygılı ol!

KAMER GENÇ (Devamla) – Recep’e özel, Recep’e, özel kanun çıkarıyorsunuz, kendi insanlarınızı mahkemeden kaçırıyorsunuz ama öteki tarafta Türkiye Cumhuriyeti …

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) - …vatandaşları büyük bir iftirayla karşı karşıya kalıyor. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Genç, teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkan.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ağzını yıka öyle gel bir daha!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, önergeyi oylayın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, Grup Başkanımızın ismini zikrederken “Özel bir kanun çıkartıldı.” dedi ve saygısızca ifadeler kullandı. Açıklama yapmak istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika içinde, bir şeye meydan vermeden lütfen.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, önce oylamayı yapın.

BAŞKAN – Müsaade edin de ben yöneteyim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama sen yönetemiyorsun orayı ya, yönetemiyorsun.

BAŞKAN – O senin fikrin, otur!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi önergenin oylamasını yap, ondan sonra söz ver.

BAŞKAN – İki dakika...

Buyurun.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

2.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in Başbakana sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, ilgili arkadaş bir önerge verdi de önergesinde bizim cezayı herhâlde artırdığımızı ifade ederek cezanın daha düşmesi açısından bir önerge verdi, öyle anladım, değil mi? Siz verdiğiniz önergeyle cezayı düşürüyorsunuz, doğru mu?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet.

AHMET AYDIN (Devamla) – Şimdi, vermiş olduğunuz önergeyle bu cezanın düşmesini mi arzu ediyorsunuz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet.

AHMET AYDIN (Devamla) – Ama verdiğiniz önerge tam tersi, cezayı 2 katı artırıyorsunuz, farkında değilsiniz, verdiğiniz önergenin farkında değilsiniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben farkındayım.

AHMET AYDIN (Devamla) – Kanuna bak, kanunda ceza onda 1 oranında gözüküyor, siz “beşte 1” diyorsunuz. İşte her hâlinizle belli, beşte 1 onda 1’e göre daha yüksek bir ceza. Burada, işçiyi, işvereni sıkıntıya sokuyorsunuz, cezayı 2 kat istiyorsunuz aslında ama…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Benim önergemi yorumlamak sana düşmez ki.

AHMET AYDIN (Devamla) – …ifade ederken de “Ben cezayı yarı oranında düşürdüm.” dediniz. İşte sizin durumunuz bu. Ne yaptığınızı bilmiyorsunuz, ne söylediğinizi hiç bilmiyorsunuz. Önce öğrenin, öyle gelin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben bunu bilerek verdim.

AHMET AYDIN (Devamla) – Öğren öyle gel. Önergeye bak, bu önerge ezkaza geçerse işçiye yazık değil mi? Kanuna bak, kanun metnine bak, onda 1 mi?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen anlamamışsın benim önergemi.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – AKP’nin önergesi buradan geçmedi.

AHMET AYDIN (Devamla) – Ben sorarım size, onda 1 mi büyük beşte 1 mi büyük? Bir hesaplama yap.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, senin önergen geçmiyor, bizim önerge geçer mi? Sen kendi önergeni geçirtemiyorsun burada.

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, işte bu arkadaşımız her seferinde çıkıp konuşuyor ya, verdiği önergeler böyle, konuşmaları tamamen akla ziyan konuşmalar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kendi önergeni geçirtemiyorsun burada, kendi milletvekillerinin önergesini önemsemiyorsun burada.

AHMET AYDIN (Devamla) – Dolayısıyla, arkadaşlarımızdan istirham ediyorum, çok dikkate de almadığımı ifade etmek istiyorum ama lütfen, önerge verirken daha dikkatli olun; bu birincisi.

Değerli arkadaşlar, ikincisi de yargı şu anda hiç olmadığı kadar bağımsız ve tarafsız bir yargı. Yargı belki birilerinin elinden çıkmış olabilir, birilerinin ön bahçesi olmaktan çıkmış olabilir. Artık millet adına karar veren tam bağımsız bir yargı var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yargı emrinizde Ahmet Bey, yargı emrinizde!

AHMET AYDIN (Devamla) – Dolayısıyla, yargının işleyişi üzerinden iktidara bir şekilde çamur atmak size yakışmaz, bu halk da buna itibar etmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ahmet Bey, size Komisyon katılmıyor, Hükûmet katılmıyor.

AHMET AYDIN (Devamla) – Ne yaptığınızı bilin, ne söylediğinizi bilin ona göre çıkın, kürsüde doğru dürüst konuşun. İşçinin hakkını da böyle savunamazsınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hükûmet katılmıyor, Komisyon katılmıyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, yani onda 1 yüzde 10’dur, beşte 1 yüzde 20’dir.

BAŞKAN – Bir saniye…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır ama bana iftira attı, ben isterseniz açıklayayım bunu.

BAŞKAN – Hayır, yerinizden açıklayın.

Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır niye yerimden açıklayayım? Yani bana “Yanlış.” Diyor, “Sen verdiğin önergeyi bilmiyorsun.” diyor. Bakın, daha önceki para cezaları misliydi, asgari ücretin misilleriydi. Ben de yüzde 10 düşük, yüzde 20’ye çıkaralım diyorum. Daha anlamıyor musun?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “Beşte 1” diyorsun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Beşte 1” ne demek?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne demek?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Oku bakalım.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Okudum okudum.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya bir müsaade edin.

BAŞKAN – Sayın Genç, söyledikleriniz zapta geçti, çok teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Beşte 1…”

BAŞKAN - Teşekkürler, zapta geçti.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün; 31.05.2006 Tarihli ve 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 81 Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/566, 2/58, 2/137) (S. Sayısı: 171) (Devam)

 

BAŞKAN - Efendim şimdi, önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… (CHP sıralarından “Yok yok” sesleri)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı yok.

BAŞKAN - Efendim, kâtip üyeler arasında anlaşmazlık var, lütfen…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hanımefendi “Var.” mı diyor şimdi, dönüp oraya bakıp “Var.” mı diyor hanımefendi?

BAŞKAN - Elektronik cihazla oylama yapacağız. (CHP sıralarından gürültüler)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Pes diyorum, pes!

BAŞKAN - Lütfen… Lütfen sayın milletvekilleri…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hanımefendi “Var.” diyorsa ben de pes diyorum.

BAŞKAN - Lütfen efendim.

Elektronik cihazla oylama yapacağız.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                             Kapanma Saati: 15.41

                                         ÜÇÜNCÜ OTURUM

                                        Açılma Saati: 15.52

                         BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER:Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

                                                 -----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 73’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

171 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde verilen Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Görüşmelerimize kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4- 5510 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “iki yıl” ibaresi “dört yıl” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gruplar adına konuşmacıları sıralıyorum:

İlk konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, önce salondaki sükûneti bir sağlayalım efendim, dışarıya çıkanlar çıksın da…

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, yoklama bitti, hepiniz dolaşıyorsunuz ama önemli şeyler  söyleyeceğim. Dinlemek istemeyenler çıkabilir de, ayakta fazla hareket olmasın. Yani tekrar yoklama istemeyeceğiz merak etmeyin ama söyleyeceklerimizi dinlerseniz faydalı olabilir.

Teşekkür ederim.

Değerli Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, burada alınan süre yetki alınarak biraz daha uzatılıyor yani biz bu geçiş hükümlerini yetiştiremeyeceğiz, biraz daha uzatalım diyoruz. Bu maddede Hükûmete yetki veriyoruz. Ama hâlâ burada bu sorunun esasına ilişkin birtakım unsurlar var, bunlar giderilemedi. Bütün bankaların emekli sandıklarından bize gelen talepler var Sayın Bakanım. Kendim de daha önce Merkez Bankasında çalışan birisi olarak arkadaşların taleplerin çoğunu haklı buluyorum ama maalesef burada sadece süreye ilişkin bir düzeltme var, içeriğine ilişkin bir düzeltme yok.

Şimdi, burada adına “intibak yasası” deniyor, konuşuluyor, arkadaşlarımız “intibak” kelimesinin ne olduğunu söylüyorlar, intibak yasası gecikti diye tartışılıyor. Az önce Komisyon Başkanımız Sayın Elvan burada konuşurken “Zamanlama önemli.” diye birkaç defa vurgu yaptı Sayın Bakanım. Evet, önemli çünkü şu anda mart ayına geldik değil mi. Yani bu yılbaşından itibaren ödenecek diye hesaplanıyordu, zamanlama önemli ama gecikme devam ediyor. Artı, zamanlama önemli bir de Ocak 2013’ten itibaren ödemeye başlayacağız. Arada baktım, tabii ki Komisyon Başkanımız doğal olarak belli konularda söz alıp konuşuyor, “Başka ülkelerde bütçe açıkları verilirken, herkes daraltılırken “Biz burada veriyoruz.” diyor. Ama öbür taraftan bakıyoruz, yani sadece 2000 öncesini kapsıyor. Bir kere, zaten Hükûmetin kendi bakanları da bu konuda açıklama yapmış daha önce. 2000 öncesi var, orada da kısmen var, SSK’lılar var. Burada hani böyle çok fazla…

Şunu söylemek lazım: “Efendim, biz çok iyisini yapıyoruz, şöyle yapıyoruz.” değil de biraz daha mahcup bir şekilde “Ya, bu kadar yapabiliyoruz, şu anda elimizde imkân yok…” Yani burada Bakanımız daha önce açıkladı, 8-9 milyarı bulacağını Sayın Bakandan önce Sayın Dinçer açıkladı, dedi ki: “Biz şimdilik vazgeçtik çünkü çok fazla bir maliyet var, yapamıyoruz.” diye 2010 yılında açıklamıştı, 2009’da bununla ilgili teknik çalışmalar olduğunu söylemişti. Yani burada yapılan, 1 milyon 900 binlik kısmını kapsayan sınırlı bir düzenleme. Bu, gerçek bir intibak yasası değil, bütün unsurları kapsamıyor.

Yani şimdi zamanla önemli diyoruz, tekrar Sayın Elvan’a referans ederek söylüyorum, az önce Sayın Şandır da söyledi, memurlar bekliyor, bu nasıl zamanlama?

Şimdi, neden Toplu Sözleşme Kanunu bekliyor? Değerli arkadaşlar, ben de o Komisyonda alt komisyon üyesiyim. Memurların maaşlarıyla ilgili artışların yapılabilmesi için, bir önceki yılda yapılan Anayasa değişikliğinin uygulamaya geçmesi lazım ve bununla ilgili toplu sözleşmeye ilişkin kanunun çıkması lazım; güzel, çok geç kaldı. Sayın Bakan “Gecikti.” dedi, bir daha sorduk, bir daha sorduk. Bugün Sayın Grup Başkan Vekilimizle Sayın Mustafa Kalaycı toplantıda bahsettiler, ben hâlâ anlayamadım, aslında anlıyorum da biraz sonra hepsini birden söyleyeceğim, size de söyleyeceğim, onun için önemli dedim, arkadaşlar çay, kahve içmeyi tercih ediyorlar.

Sayın Bakanım, şimdi niye bekliyor ben hâlâ anlayamadım. Alt komisyon olarak toplantıya çağrılırız diye -o hafta da görevim vardı- Sayın Kalaycı’yla beraber yazıldık ki birimiz olmazsak birimiz gidelim diye. Şimdi soruyorum, “Hâlâ bir ara nokta arıyoruz.” Memurlar maaşlarını zamsız alıyor, bu nasıl zamanlama? Sayın Elvan burada yok ama tutanaklardan baksın, “Zamanlama önemli.” dediği için söylüyorum, zamanlama önemli.

Herhâlde bütün konular Sayın Başbakanın son onayını bekliyor. Ben buradan bunu çıkarıyorum. “Nereden çıkarıyorsun?” demeyin çünkü bekledi, Sayın Bakan sunum yaptı, yarım kaldı -Allah şifa versin- Sayın Başbakan hastalandı tekrar kaldı. Bu ilk çıktığında da birinci ameliyatına denk gelmişti Sayın Başbakanın hatırlarsanız, yine “Sunum yarım kaldı.” denildi ve gelmedi.

Şimdi, burada hakikaten intibak yasası da bu şekliyle eksik kaldı maalesef. Para yetmiyorsa… Bakın, Sayın Bakan 8-9 milyarlık bir maliyetten bahsetmiş daha önce, şimdi nereden geldiği, hangi ülkede ne kadar uygulandığı belli olmayan bir sistemle, bir tablet PC “Fatih Projesi” diye getirdiniz. Yani buraya ödeyeceğiniz parayı önce emekliye bir ödeyin, tablet PC’ye yavaş yavaş, teknolojiyi geliştirdikçe, belki o bilgisayarları kendimiz ürettikçe yavaş yavaş geçelim pilot uygulamaya, o kadar lazım değil. Mesela diyorum, yani o paraya karşılık gelen bir maliyetten bahsediyorum.

Dolayısıyla, şimdi…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Avans versinler, avans…

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Korkudan avans da veremediler çünkü bu bir kabul olurmuş gibi gitti Sayın Ayhan. Avans vermekten de korkuyorlar, bütçede para yok herhâlde. “Hepsini geciktirebildiğimiz kadar geciktirelim.” diyorlar, yoksa bütçe sıkıntıya düşecek gibi. Maliye Bakanı ya para vermiyor ya da Hükûmet arasında, üyeler arasında böyle bir sıkıntı var gibi.

Niye her şey Sayın Başbakanı bekliyor dedim? Bugün sabahleyin bir açıklama yapıldı -az önce Merkez Bankasında uzun yıllar çalıştığımı sandıktan bahsederken söylemiştim- Türk lirasının simgesiyle ilgili bir açıklama yapıldı. O da geçen hafta yapılacaktı, o da ertelendi Sayın Başbakan katılabilsin diye. Şimdi, bir simge açıklaması var. E Sayın Babacan açıklasaydı ne olurdu? O da Başbakan Yardımcısı, ekonomiden sorumlu. Olmaz, zinhar, Sayın Başbakan orada bir gözükecek! E, gözüktü... Senelerdir size söylüyorum, ısrarla da Sayın Başbakana eksik bilgi veriyorsunuz. Yani, Türk lirasının değerli olması milliyetçilik değil, Türk lirasından sıfır atılması bir muhasebe sonucu ve bunlar geçmişten gelen şeylerdir, burada hakkı teslim etmek lazım diye. Şimdi, yine çıktı, yine yanlış konuşturdunuz orada. Kimler yazıyor bilemiyorum. Yani bugün yaşadığımız sorunların temelinde bu yüksek kur, düşük kur, yüksek faize dayalı yani TL’nin değerli olmasına dayalı, ithalatı teşvik eden, ihracatın rekabet gücünü düşüren sorunlar yatıyor. İstihdamımızda da aynı sorun, ihracatımızla ilgili sorun da aynı sorun, üretimle ilgili de.

Şimdi, orada şunu anlatmaya çalışıyorum: Sayın Başbakan dokunmadığı zaman bu anlaşmazlıklar demek ki Hükûmette hiçbir şekilde çözülmüyor. Bir TL’nin sembol açıklaması bile Sayın Başbakanı bekliyor, Sayın Babacan yapamıyor geçen hafta. Gerçi Sayın Babacan’a da bir şey dememek lazım, burada, gündemde olan eğitimle ilgili teklifin ekine eklemişsiniz, Sayın Babacan’a soruyorlar: “Efendim, TMSF’yle BDDK’nın üyelerine ilişkin düzenleme varmış.” “Benim haberim yok.” diyor. Şimdi, bilemiyorum o teklif sahiplerinden burada olan var mı? Böylece anlıyoruz ki her şey farklı şekilde gidiyor. Hükûmet içerisinde bir koordinasyonsuzluk var. Sayın Başbakan hastalanınca, o zaman Başbakan yardımcıları ne iş yapar? Ekonomiden sorumlu olan var, diğer konularda herkesin bir görev dağılımı var, genelgeyle bütün devlet bakanlarının sorumluluğu belirlenmiş durumda.

Yani, burada, değerli arkadaşlarım, zamanlama sorunu... Evet Lütfi Elvan’a katılıyorum, Sayın Elvan doğru söylüyor ama zamanlamada çok geciktiğimizi de dışarıdan bağıran işçi sendikaları da söylüyor, memur sendikaları da söylüyor, emekliler de söylüyor, bankalarda çalışanlar da söylüyor, kapsamda olmayan BAĞ-KUR emeklileri de söylüyor, Emekli Sandığı emeklileri de söylüyor. Bize sayfalarca faks geliyor, sürekli olarak e-mail geliyor, sürekli olarak doluyor. Maalesef bunların hepsini aceleyle çıkardığımız için de eksik kalıyor.

Sayın Bakan, burada tabii ki söylüyor ama ben hâlâ tam bir cevap alamadım, yani Toplu Sözleşme Kanunu’yla ilgili hangi mutabakatı arıyorsunuz? Bir aydır biz “Alt komisyon olarak niye toplanmıyoruz?” diye merak ediyorum çünkü aceleyle sanki alt komisyona bile gitmeden çözelim diye bir teklif gelmişti. Biz de daha ayrıntılı incelenir diye koymuştuk. Hem eski Kamu-Sen kurucusu olarak, Genel Başkan Yardımcılığını yapmış birisi olarak merakla memurlar adına merak ediyorum.

Son bir hususa daha değinmek istiyorum, seçim bölgemle ilgili: Yine partizan bir tutumun örneğini yaşadık. Bugün il genel meclisi üyelerimiz aradılar bizi hem CHP’li hem MHP’li il genel meclisi üyeleri ve Antalya’da, Manavgat-Alanya arasında, Alara Çayı üzerinde bir köprü yapılmış değerli arkadaşlar. Sağ olsunlar, önceden yapılmıştı, yıkılmış, yeniden belli bir şeyden sonra… Bu köprü 18 tane köyü ve 5 beldeyi birbirine bağlıyor. İki ay kadar önce de il genel meclisi başkanının ve üyelerinin katılımıyla açılış yapılmış ve faaliyete geçmiş. İki ay sonra, kimin aklına geldiyse, o arada herhâlde açılıştaki fotoğrafları görmüşler, çünkü il genel meclisi başkanı CHP’li, o köyden temsilci olan il genel meclisi üyesi de MHP’li olduğu için gelmişler, iki ay sonra arkadaşlarımız bu köprüyü kapatmışlar. Bugün üzerinde taşlar duruyor köprünün. Vatandaşlar zaten yapım aşamasında da geçiyor.

Şimdi, ben size soruyorum: İlköğretim okullarını, içme sularının hepsini kabulü olduktan sonra mı yapıyorsunuz, olmadan mı yapıyorsunuz? Yani bu biraz garip bir şey, bir partizanlık örneğidir diye düşünüyorum. Açıkça il genel meclisi üyelerinin tamamı bu kanaatteler. Yani orada açılmış, kim açmış, Allah razı olsun… Biz sizin yaptıklarınıza Allah razı olsun diyoruz, bizim muhalefet olarak yapacağımız şey belli. Ama il genel meclisinde arkadaşlarımız çoğunlukta olduğu için gitmişler, onlar inisiyatif almışlar. O açılışta AKP’li arkadaşlarımız olsa ne olur, olmasa ne olur, kamu kaynaklarıyla yapılan bir okul.

Herhâlde bu kaynak meselesi önemli, sıkıntı var, hazine para bulamıyor. Dolayısıyla, şimdilik bu 2,7 milyarlık ödemeyle geçici olarak, kısıtlı olarak idare etmek zorundayız. Memurlar da biraz daha bekleyecek çünkü ben alt komisyon üyesi olarak hâlâ toplu sözleşmeyle ilgili alt komisyona çağrılmadım.

Çok teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.  (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

İkinci konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Erol Dora, Mardin Milletvekili.

Sayın Dora, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yıllarca çalıştıktan sonra rahat ve insan onuruna yaraşır bir hayat sürmek isteyen emekli vatandaşlarımızın yaşadıkları mağduriyetler, ülkemizin temel sorunlarından biridir. Milyonlarca emekli, çalıştıkları süre boyunca yatırdıkları prim karşılığında sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir hayat sürmeyi hak etmektedir.

Anayasa’mızın 2’nci maddesine göre Türkiye sosyal devlet olma ilkesini benimsemiştir. Sosyal bir devlet olmanın temel ödevlerinden biri, ülkede yaşayan herkesin, emekli-çalışan gözetmeksizin refah düzeyini yükseltmektir. Oysa ülkemizde, yoksulluk sınırının altında yaşamak zorunda bırakılan emekli vatandaşlarımız, emekliliğin keyfini çıkarmak yerine hayatta kalabilmek için başka işler yapmak zorunda kalmaktadır.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’na göre bağlanan gelir ve aylıkların hesaplanmasında esas alınan prime esas kazançlar ve aylık bağlama oranlarının belirlenmesinde uygulanan yöntemler sık sık değişikliğe uğradığı için ve bu değişiklikler daha önce bağlanan gelir ve aylıklara yansıtılmadığı için, maalesef eşitsiz bir durum ortaya çıkmıştır.

Ülkemizde emeklilerin durumu ortadadır. Yıllardır kan ağlayan emekli vatandaşlarımızın almış oldukları maaşlarda farkın çok daha önce giderilmesi gerekiyordu. Ülkede yaşanan ekonomik krizlerden birinci derecede etkilenen kesimlerin başında gelen emekli vatandaşlarımızın için geçinmek artık mümkün görünmemektedir. Ülkede yaşanan görece refah ortamından, artış gösteren gayrisafi millî hasıladan, belki de en çok yıllarca çalışarak ülke ekonomisine katkıda bulunmuş emekli vatandaşlarımızın nasiplenmesi gerekmektedir, ancak şu ana kadar emeklilerin ülke zenginliğinden nasiplenme şansı olmamıştır. Emekliler için sembolik zamların ötesinde köklü bir düzenleme yapılması gerekirken, şimdiye kadar sadece düşük zam oranlarıyla emeklilerin mağduriyetleri giderilmeye çalışılmıştır. Bu durum karşısında, emekli olan vatandaşlarımızın rahat bir yaşam sürmeleri gerekirken, gene çalışmak zorunda kalarak ailelerinin geçim derdine düşmektedirler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Güvenlik Kurumundan, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası  Kanunu’nun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emekliler, kanun teklifinde de zikredildiği gibi, iki ana grupta ele alınmakta ve aralarında emeklilik tarihleri bakımından farklılıklar olduğu gibi, dengesiz bir maaş ödemesi sorunu yaşamaktadır.

Getirilen kanun teklifiyle bu sorun kısmen de olsa aşılmaya çalışılmakta, emekli aylıkları arasında dengesiz dağılım kısmen de olsa kapanmaktadır. Ancak söz konusu teklifin olumlu yanlarını kabul etmekle beraber eksik taraflarını da belirtmek durumundayız.

Öncelikle emekli vatandaşlarımız arasında eşit olmayan maaş durumlarının tam anlamıyla bir intibak dâhilinde iyileştirilmesi gerekmektedir. Yasa teklifinde kısmi iyileştirmeler görülmekte ancak soruna köklü bir çözüm getirilmemektedir. BAĞ-KUR emeklileri veya yüksek prim ödeyerek emekli olanlar benzer sorunlar yaşadıkları hâlde, bütçe dengeleri gözetilerek kısmen göz ardı edilmektedirler.

Ayrıca, 2000 yılı öncesinde emekli olan yaklaşık 900 bin emekli, bu yasa teklifinde yerlerini bulamamıştır. Bu, her şeyden önce Anayasa’mızın eşitlik ve sosyal devlet olma ilkesine aykırıdır. Yapılacak olan düzenlemelere her kurumdan emekli olan vatandaşlarımızın dâhil edilmesi gerekmektedir.

Dolayısıyla, anlamı itibarıyla intibak yasasının emekliler arasındaki maaş farklarını giderecek nitelikte olması gerekirken, ayrıca emeklilere insanca bir yaşam için gerekli zamların yapılması gerekmektedir.

Az önce de ifade ettiğim gibi, yıllarca çalışarak ülke ekonomisine katkı sunmuş emekli vatandaşlarımızın temel derdi geçim derdidir. Bu anlamda, yasa teklifi emekli vatandaşlarımızın geçim derdini iyileştirmekten uzak bir yasadır.

Emekli vatandaşlarımızın aldıkları aylıkların enflasyon verileri göz önüne alınarak gerçek anlamda korunması, en azından asgari bir temel aylık düzenlemesinin yapılması gerekmektedir.

Öte yandan, hazırlanan yasa tasarısıyla yapılacak hesaplamada bu prim ödeme gün sayıları da dikkate alınacağından ve asgari aylık sistemi referans alınmayacağından emekli aylıklarının güncelleştirilmesi işlemi sonucunda var olan aylıkların düşmesi dahi söz konusu olabilecektir.

Mevcut yasa tasarısında bu tür hâllerde emeklilerin hâlihazırdaki aylıklarını almaya devam edecekleri belirtilmektedir. Bunun anlamı ise asıl korunması gereken emeklilerimiz açısından herhangi bir iyileştirme yapılmayacağıdır. Bunun önlenmesi ve gelir açısından daha düşük aylık alan bu kişilerin korunması gerekmektedir. Bu nedenle, yasa tasarısına bu tür durumda olan kişiler açısından ek düzenleme yapılarak asgari aylık miktarı oluşturulmalı ya da prim ödeme gün sayılarının belirli sayıya çıkarılması gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sorun sadece eskiden emekli olan vatandaşlarımızın maaşlarının günümüze uygun olarak rasyonel hâle getirilmesinden ziyade, gelecek açısından düşünüldüğünde de emekli aylıklarının aynı realizasyon içinde korunmasıdır. Bu yapılmadığı taktirde önümüzdeki yıllarda emekli aylıklarındaki dengesizlikler devam edecek, tekrardan yeni intibak yasaları çıkarılmak zorunda kalınacaktır. Bu anlamıyla düşünüldüğünde önümüzdeki yasa teklifinin tam bir intibaktan ziyade, kısmi bir iyileştirme yasası olduğunu söylemek mümkündür. Ancak emeklilerin sorunları ve onların yıllardır yaşadıkları mağduriyetler dönemsel olarak çıkarılan yasalarla değil, köklü bir çözüm yasasıyla halledilmek zorundadır. Bu sayede, emekli vatandaşlarımız ve onların mağduriyetleri her seçim döneminde seçim malzemesi olmaktan çıkacaktır. Önemli olan emekliler başta olmak üzere bütün vatandaşlarımızın insanca bir yaşam sürebilecekleri bir gelir sistemi yaratmaktır. Bir emekli vatandaşımız eğer emekli olduktan sonra çalışmak zoruna kalıyorsa bu sistemdeki çarpıklığı gösterir. Bu yüzden çalışmak zorunda kalan emeklilerden kesilen prim oranlarının daha adaletli olması gerekmektedir. Milyonlarca emekli vatandaşımız tam anlamıyla bir intibak yasası beklentisi içindeyken yasa teklifinin herkesi kapsamaması emekli vatandaşlarımızda bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Yasanın bütüncül ve kapsayıcı olması gerekirken bütçe dengeleri gözetilerek bazı emekli gruplarının çıkarılması, düşünülen yasadan muaf tutulması eşitlik ve hakkaniyet ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Emekli aylıklarının hesaplanmasında ve intibak düzenlemelerinde gelişme hızı paylarının mağduriyet yaşayan vatandaşlarımıza dağıtılması gerekmektedir.

Emeklilik ve sosyal güvenlikle ilgili iyileştirmeye yönelik olumlu adımlar atılırken bütçe ve kaynak dengelerini düşünmek yerine, sosyal ve eşitlikçi bir anlayışa dayanan devlet olmanın ilkeleri gereğince hareket etmeliyiz. Yıllarca çalışarak primlerini ödeyen vatandaşlarımız, emekli oldukları hâlde, çalışmak zorunda kaldıkları için, hiçbir zaman tam olarak emekli olamamaktadırlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin en dar gelirli kesimlerinden biri olan emekli vatandaşlarımızın insanca bir yaşam sürmesi, onların en temel hakkıdır. Sağlıklı bir sosyal güvenlik anlayışının inşa edilmesi, çalışanların olduğu kadar emeklilerin de refahını sağlayarak mümkün olacaktır. Emekli vatandaşlarımızın yaşam standartlarında kısmi bir iyileştirme öngören yasa teklifini olumlu bulmakla birlikte, sözünü ettiğimiz eksikliklerin bir an önce giderilmesi gerektiğine inanmaktayız.

Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum, teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Müslim Sarı.

Buyurun Sayın Sarı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MÜSLİM SARI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ilgili kanun tasarısının 4’üncü maddesiyle ilgili düşüncelerimi açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım.

Adına “intibak yasası” denen ama bence intibak yasası olmayan, ancak kısmi bir iyileştirme diyebileceğimiz bu yasayla ilgili birçok önemli görüş ve düşünce dile getirildi burada. Ben de tekrara girmemek üzere bazı noktaları es geçeceğim, bazı noktalara değinmeyeceğim ama değinmek istediğim birtakım teknik ayrıntılar var.

Şimdi biz bu yasayla ne yapmaya çalışıyoruz? Bu yasayla, sistem değişikliğinden dolayı, 2000 yılından sonra ortaya çıkan yeni sistemi 2000 yılından önce emekli olmuş olan ve eski sisteme göre emekli olmuş olan emeklilere teşmil etmeye çalışıyoruz. Dolayısıyla, yeni sistemi eski sisteme uydurmaya çalışıyoruz. Bu şekilde baktığımız zaman birtakım sorunlu alanlar oluşabilir, bazı sorunlar söz konusu olabilir. Bu da yasanın önemli aksaklıklarından ve eksikliklerinden biri. Biz, bunu Plan ve Bütçe Komisyonunda da çok sıklıkla dile getirdik.

Şimdi, yeni sistemde petek sistemi ve havuz sistemi var yani yeni sistemde prim ödeme gün sayısı önemli, her insanın hesabı ayrı olarak izlenebiliyor ama eski sistemde böyle bir durum söz konusu değildi. Dolayısıyla, yeni sistemi eski sisteme göre uyarladığımız zaman eski sistemde prim ödeme gün sayısı çok önemli olmadığından ve insanlar genellikle düşük primler ödemeyi tercih edip emekli olduklarından onların emeklilik maaşlarında herhangi bir düzenleme söz konusu olmayabilir, bu önemli bir teknik sorun olabilir.

İkincisi: Eski sistem ile yeni sistem arasındaki en önemli farklardan biri, eski sistemde asgari emekli maaşının söz konusu olmasıdır. Şimdi, biz, eğer yeni sistemden emekli olan kişileri eski sisteme taşımaya çalıştığımızda onların ücretleri eski sistemde belirlenmiş olan asgari ücrete eşit ya da onun altındaysa onların durumunda hiçbir düzenleme yapmıyoruz demektir. Dolayısıyla, intibak yasası olarak bizim önümüze getirilen bu yasa bazı kesimler için aslında hiçbir düzenleme getirmeyecektir.

Bir başka önemli sorun uyarlamayla ilgilidir. Bununla ilgili düşüncelerimizi de sıklıkla dile getirdik. Bu yasa tasarısında, yeni sistemi eski sisteme uyarladığımız zaman 2001 ile 2008 yılları arasında emekli olan kişilerin ücretlerinde TÜFE, artı, gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 75’i esas alınarak hesaplanmış olan bir katsayı üzerinden bir maaş hesaplaması yapılmaktadır ki bu bulunan katsayı da 7,1 küsurdur. Biz Sayın Bakana bunun neden 0,75 olduğunu, neden 0,80 olmadığını ya da 1 olmadığını sorduğumuz zaman yani “0,75 sihirli rakamı nereden geliyor?” diye sorduğumuz zaman, tek tek yapılan hesaplamalar sonrasında ancak 0,75’in yeni bir mağduriyet yaratmaksızın bir katsayı olabileceğini söyledi. Şimdi, bunu böyle doğru kabul etsek bile o zaman şu söylemin yanlış olduğunu kabul etmek zorundayız Sayın Bakanım: “Biz emeklilere 2001 ve 2008 yılları içerisinde maaş düzenlemesi yaparken onları refah payından tam olarak yararlandırdık.” demeyelim bundan sonra. Dolayısıyla, emekliler gayrisafi yurt içi hasılanın yani o dönem içindeki reel büyümenin sadece yüzde 75’ini almaktadırlar, yüzde 25’ini ise almayacaklar. Dolayısıyla, bu yüzde 25 onlar için bir refah kaybıdır, bunu kabul edelim lütfen.

Bir başka önemli husus yasayla ilgili, 2013 ve sonrasına ilişkin belirsizliktir. Yasada, 2013’ten sonra emekli maaşlarının nasıl arttırılacağına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak buraya bir mali kural konulmasından yanayız ve TÜFE artı gayrisafi yurt içi hasıla kadar esas kabul edeceğimiz kat sayının 2013’ten sonrasına da uydurulması ve uygulanması gerektiğini düşünüyoruz, öneriyoruz; bu da önemli bir durum.

Yürürlük tarihiyle ilgili çok önemli tartışmalar oldu burada. Gerçekten, madem bu yasayı bugün uyguluyoruz, niçin 1 Marttan sonra bunu yürürlüğe koymuyoruz? Neden emeklileri 2013’e kadar bekletiyoruz, 1 Ocak’a kadar bekletiyoruz? Bu çok anlaşılabilmiş bir şey değildir. Eğer bunlarla ilgili birtakım düzenleme ve uygulamalarda problemler ortaya çıkacaksa -bireysel hesaplara ulaşma konusunda, örneğin KEY ödemelerinde benzer sıkıntılar yaşadık, belki bundan sonra bu tür hesaplara ulaşmada da benzer sıkıntılar yaşayabiliriz- o zaman bir avans uygulaması söz konusu olabilir mi? Bunu da değerlendirmelerinize sunmak istiyorum.

Şimdi, önümüze gelen bu yasayı biz bir intibak yasası olarak kabul edeceksek eğer, bu yasaya daha bütüncül bakmak zorundayız. Türkiye’deki emeklilerin sorunları sadece SSK’dan emekli olmuş 1 milyon 900 bin kişinin sorunu değil, Türkiye'de emekliler çok daha radikal problemler ve sorunlar yaşamaktadırlar. Dolayısıyla, bütüncül bir biçimde emeklilerin durumunu ele alan bir bakış açısı ve bir perspektif gerçekleştirmek zorundayız, ele almak zorundayız, bunu gündeme getirmek zorundayız. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak buna bir nebze katkı verebilmek için emekli olduktan sonra çalışanlardan alınan yüzde 15’lik sosyal destek primi uygulamasının da kaldırılmasının, bu getirilen yasanın çerçevesini güçlendirmek açısından önemli olduğunu düşünüyoruz. Lütfen, bunları da dikkate alalım.

Şimdi, maddeye gelecek olursak, 4’üncü madde de sandıkların, 5510 sayılı Kanun çerçevesindeki sandıkların uygulanan tek çatı modeli içerisine konulmasını iki sene erteliyor.

Şimdi, buna niçin ihtiyaç duyulmuştur, bunu çok anlayabilmiş değilim. Süresi içinde sisteme giren ve süresi içinde sisteme katılan sandıkların burada kabahati ne? Burada yeni bir mağduriyet yaratmış olmuyor muyuz?

Sonra, bu bakış açısı bizim tek çatı uygulamamıza aykırı değil mi? Yani tek çatı, “Bütün sosyal güvenlik sistemlerini tek bir şemsiye altında toplayalım ve tek çatı uygulayalım, bütün kurallar herkes için aynı olsun.” şiarıyla yola çıkmadı mı Sosyal Güvenlik Yasası? Şimdi biz tek çatı uygulamasını niçin esnetiyoruz?

Bu sisteme katılmayanlar, 2013 tarihine kadar da katılmayacak olan sandıklar kimlerdir? Hangi sandıklar için böyle bir yetki verilmektedir Sayın Bakana ya da Bakanlar Kuruluna? Yani bu esneklik niye tanınmak istenmektedir? Burada birtakım pazarlıklarla mı yapılmıştır? Mesela soruyorum, OYAK acaba bu sistemin içinde midir? Yani OYAK 2013’e kadar bu sisteme katılacak mı katılmayacak mı? Katılmamışsa bu OYAK için yapılmış bir düzenleme midir ya da başka herhangi bir kuruluş için yapılmış bir düzenleme midir? Bunun arkasında birtakım pazarlıklar, birtakım görüşmeler olmuş mudur? Bunun da tüm kamuoyuyla paylaşılmasını rica ediyorum, istiyorum.

Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, bu yasa bütün bu eksiklikleriyle insanlarda yani sosyal güvenlikte, SSK’dan emekli olan emeklilerin maaşlarında kısmi bir iyileştirme sağlamış olmasına rağmen, bütün bu eksikliklerini göz önünde bulundurduğumuz zaman, gerek kapsam gerek içerik gerek yaratacağı yeni sorunları göz önünde bulundurduğumuzda bunun yine bir intibak yasası olduğunu söylemek çok güç. “İntibak yasası” ibaresini bu yasa hak etmiyor. Bu yasa, olsa olsa kısmi bir düzenleme yasası olabilir. Dolayısıyla, lütfen, bunu kamuoyuna lanse ederken bunun adına “intibak yasası” demeyelim.

Ben bundan önceki konuşmamda da belirttiğim üzere, bu yasanın aslında sosyal devlet anlayışının bir uzantısı olarak, bir sosyal hakkın teslimi olarak bu bakış açısıyla hazırlanmış ve onun ruhunu taşıyan bir yasa olması gerekirdi ama bugün bütün bu eksikliklerini göz önünde bulundurduğumuzda bunun böyle olduğunu söylemek çok güç. Emeklilere, büyük bir beklenti yarattığımız bu toplumsal kesimlere, bir ulufe anlayışı içerisinde, bir lütuf anlayışı içerisinde ve yine bir matematiksel olaymış gibi, bir bakış açısı ve anlayışı içerisinde yaklaşıyoruz. Bu kitlelere çok büyük haksızlık ediyoruz. Gerçekten insanlarda çok büyük beklentiler oluştu. Biz, kendi seçim bildirgemizde de intibak yasasını çıkartacağımızı, her türlü adaletsizlikleri gidereceğimizi söylemiştik. AKP’nin de, diğer siyasal partilerin de bu konuyla ilgili, bu meseleye olumlu yaklaştıklarını biliyoruz. Ama varmış olduğumuz noktada maalesef bunun bir “intibak yasası” olarak adlandırılması mümkün değildir.

Sonuç olarak, intibak yasası olarak önümüze getirilen bu yasada gerçekten dağ fare doğurmuştur ve insanların mağduriyetleri giderilememiştir diyorum.

Bütün bu önerilerimizi ve düşüncelerimizi de değerlendiren bir çerçeve içerisinde mevcut yasanın gözden geçirilmesini talep ediyorum. Herkese saygılar  sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarı.

Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şahısları adına Sayın Yusuf Başer, Yozgat Milletvekili.

Sayın Başer, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Güçlü toplum, insanların bugününü de, geleceğini de güvence altına alan toplumdur. Çalışanını kollayan, çalışamayanını gözeten bir devlet gerçek anlamda bir sosyal devlettir. AK PARTİ sosyal güvenliği temel bir hak olarak gördüğü için bu alanda da reformları hayata geçirmiştir.

AK PARTİ olarak, Kasım 2002 tarihinde Acil Eylem Planı çerçevesinde öngördüğümüz vatandaşlarımızın tamamını  ve tüm riskleri güvence altına alan sosyal güvenlik sistemini oluşturma hedefini gerçekleştirdik. BAĞ-KUR, SSK, Emekli Sandığı kurumlarını tek çatı altına getirerek devlet tarafından âdeta kendi vatandaşını üç sınıf vatandaş hâline getiren ayrımı ortadan kaldırdık. Herkesi, 75 milyon vatan evladını birinci sınıf vatandaş hâline getirdik; 75 milyon insanımızın tamamına eşit, adil, kolay ulaşılabilir ve kaliteli sağlık hizmetini hedef alan genel sağlık sigortası sistemini oluşturduk.

Sağlık karnesi kullanımı uygulamasına son verdik, artık vatandaşlarımız elektronik ortamda T.C. kimlik numarasıyla sağlık hizmetinden yararlanabilir hâle geldi.

Sosyal güvencesi olmayan tarım işçilerimizi de sosyal güvenlik kapsamına aldık.

El emeği ile yaptıkları ürünleri satan ev kadınlarımızı da isteğe bağlı sigortalı hâline getirerek Sosyal Güvenlik Kurumu şemsiyesi altına dâhil ettik.

Genel Sağlık Sigortası ile dünyanın en kapsamlı ve kolay ulaşılabilir sağlık hizmetini sunan bir ülke hâline geldik.

Emeklilik maaşlarının bağlanma süresini kısalttık. Emeklilerimizin aylıklarını alırken çektikleri banka kuyruğu çilesine son verdik. Emekli maaşlarında, tüm imkânlarımızı zorlayarak, enflasyonun  üzerinde ciddi artışlar sağladık.

Sosyal Güvenlik Kurumundan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4’üncü maddesi kapsamındaki emekliler, aylık bağlama sistemleri açısından 2000 yılı öncesi ve 2000 yılı sonrası emekliler olmak üzere iki ana grupta yer alıyordu. Bu sistemler kendi içerisinde yine aylık bağlama usullerindeki değişikliklere göre farklılaşabilmekte; her bir sistemde aylığın miktarını belirleyen temel iki unsur, sigortalıların prime esas kazanç tutarları ile prim ödeme gün sayılarıdır. 2000 yılı öncesinde aylık hesaplama sistemine göre emekliler dört ayrı gruba ayrılmakta; her bir grup kendi içerisinde farklı emekli maaşı almakta idiler.

Sosyal Sigortalar Kurumunda 2000 yılından sonra emekli aylık hesabında gelişme hızı ve TÜFE kullanılırken, 2000 yılı öncesinde emekliler gelişme hızından pay alamıyorlardı. 2000 öncesi SSK emeklilerine de gelişme hızının yüzde 75’i verilmek suretiyle intibak sağlanmış olmuştur.

171 sıra sayılı Kanun ile 2000 yılı öncesinde 506 sayılı Kanun’a göre bağlanan malullük, yaşlılık ve ölüm aylıklarının, alt sınır aylığı uygulanmaksızın sigortalıların gerçek prim ödeme gün sayıları üzerinden ve refah payı da dikkate alınmak suretiyle yeniden hesaplanması amaçlanmıştır.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun geçici 20’nci maddesi kapsamında yer alan bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret odaları, ticaret borsaları, sanayi odaları ve bunların teşkil ettikleri birlikler personeli için kurulmuş bulunan sandıklardan emekli olanların da kendi aralarında emekli maaşları arasında adaletsizlik yaşanmaktaydı. Yapılan bu düzenlemeyle, belirtilen yerlerden emekli olanların da İntibak Yasası’ndan faydalanması sağlanacak, emekliler arasındaki adaletsizlik giderilmiş olacaktır.

AK PARTİ olarak 2023 yılında hiç kimsenin gelecek endişesi olmadan, sağlıkla, huzurla ve güvenle yaşadığı, aynı zamanda sürdürülebilir, etkin ve verimli hizmetler sunan ve çalışanlarımızın emekli olduktan sonra da gelir kaybını en aza indiren bir sosyal güvenlik sistemini hedefliyoruz.

Bu vesileyle, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda yapılacak değişikliklerin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başer.

Sayın Bakan söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Bakanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bu madde ile sandıkların devri konusunda bir yetki alınıyor. Mayıs ayında iki yıllık süre doluyor. İki yıllık süre daha alınıyor. Bu, mayıs ayına kadar sandıkların devri gerçekleşmeyeceği anlamına gelmez ama muhtemel bir sorun yaşanması hâlinde böyle bir yetkiye ihtiyaç duyuluyor; bir.

İkincisi: Burada bir kuruluş zikredildi. OYAK’ın kapsamda olmadığını burada ifade etmek istiyorum. Bu, sandık kapsamında olan on yedi kurum, kuruluş var, onların dışında kalmaktadır. Dolayısıyla bir yanlış anlaşılma da olmasın diye bu düzeltmeyi yapıyorum.

Bir diğer konu: Toplu sözleşmeyle ilgili, Sayın Grup Başkan Vekili burada bazı değerlendirmelerde bulundu. Evet, maalesef bugüne kadar bunu gerçekleştiremedik, bunu ifade ediyorum. Ama yaşanan süreci de dikkate almanız açısından şunu ifade edeyim: 12 Eylül Referandumu sonrasında Türkiye'nin seçim atmosferine girmesi ve uyum yasalarının bugüne kadar -seçime kadar- çıkamaması çok doğal bir süreç idi. Seçimden sonra yoğun bir şekilde önümüzdeki bu yasalarla ilgili çalışmalarımızı gerçekleştirdik. Netice itibarıyla, memurlarla ilgili toplu sözleşme düzenlemesi, önümüzdeki hafta -alt komisyonda, büyük ihtimalle de, çalışma süreleri elverirse, ana komisyonda görüşülüp hızlı bir şekilde Genel Kurula geleceği konusunda… Bugün de, son değerlendirmeye, ben, teknik heyetin çalışmasına, katıldım- hızlı bir şekilde geliyor. Katkılarınızdan dolayı, değerlendirmenizden dolayı da teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bu mevcut düzenlemeyle ilgili de çok farklı değerlendirmeler yapılıyor, şu anda intibak yasasıyla ilgili.  Yaptığımız düzenleme nedir? Bir kere şunu ifade edelim: 2000 yılından önce emekli olan vatandaşlarımız, SSK’lılar, gösterge sistemi çerçevesinde emekli oluyorlar idi ve aylık artışlarla emeklilik süreçlerini sürdürüyorlar idi. Şimdi, biz, ne yapıyoruz? Bizim yaptığımız, 2000 yılından önce emekli olanlara tıpkı 2000 yılından sonra emekli olanlara gelişme hızından pay verdiğimiz gibi 2000 öncesi emeklilere de gelişme hızından pay veriyoruz. Ülkenin kalkınmasından pay vermekten başka bir şey değil yani ana çerçevesi bu; 2000 öncesi emeklilere gelişme hızından pay vermek.

Şimdi, burada yapılan değerlendirmelerde, konunun çok teknik boyutu olduğu için, farklı yorumlar içerecek değerlendirmeler yapılıyor. Bakınız, 2000’den sonra emekli olanlar 2000’den önceki kısmi aylıklara gelişme hızının yüzde 100’ü yansıtılarak emekli oldular. Yani, bir vatandaşımız 2000 yılından sonra emekli olmuş ise 2000 yılı öncesi kısmi aylık alınıyor ve gelişme hızının yüzde 100’ü o maaşa yansıtılıyor ve emekli olduğu tarihe kadar da bu gelişme hızının yüzde 100’ü yansıtılıyor. Daha sonra ise normal aylık artışları TÜFE çerçevesinde sürdürülüyor.

Şimdi “Bu yüzde 75 nereden çıktı?” diye soruluyor. Değerli arkadaşlar, 2000 yılından önce bağlanan aylıklar beş bin günde bağlanıyor idi. Beş bin gün esas alınarak bu yüzde 75 bulundu. Yani 2000’den önce beş bin prim gününü dolduranlar emekli aylığını hak kazanıyorlar idi. Bu çerçevede, siz, gelişme hızından pay verdiğiniz zaman hangi oran beş bin günün üzerinde fark almayı gerekli kılıyorsa o oranı dikkate alacaksınız. Şimdi, yüzde 75’i yüzde 75 olarak aldığınızda yüzde 75 ile 2000’den önceki emeklilik gün sayısı tam örtüşüyor, bundan dolayı yüzde 75. “Bunu efendim yüzde 100 yapalım…” Yüzde 100 yaptığınız zaman bütün emeklilere zamma dönüştürüyorsunuz. Oysa bizim amacımız, 2000’den önce emeklilik günü ile bu oranı eğer örtüştürürseniz buradan çıkacak olan haksızlık ve adaletsizlik nerededir; onu tespit etme imkânı elde edebilirsiniz. Komisyonlarda da ben ifade ettim arkadaşlar, bu konunun ayrıntısına vâkıf olabilmek için gerçekten, saat değil, günleri, haftaları vermek gerekiyor. Böyle bir titiz çalışmayla yüce Meclisin huzuruna geliyor bu. Mümkün mertebe bütün amacımız, yeni bir adaletsizlik oluşturmamak, bu düzenlemeyle yeni mağdurlar oluşturmamak, 2000 öncesi emeklileri 2008 yılına taşımaktan ibaret ve 2000 öncesi emeklilere gelişme hızından pay vermekten ibaret bir düzenlemedir.

Tabii ki 5510 sayılı Yasa ile sistem daha gerçekçi esaslara oturuyor. Geçmişin yanlışlarını düzeltmeye dönük bu düzenlemeleri yapıyoruz. Nedir o? Yüzde 30 gelişme hızından maaşlara bir yansıma olacak, 5510 sayılı Yasa ile 2008’in onuncu ayından itibaren emekli olmaya başlayacaklar için gelişme hızının yüzde 30’u maaşlara yansıtılacak. Neden? Emeğin ülkenin gelişmesi içerisindeki payı teknik olarak yüzde 30 olduğu için yasaya “Yüzde 30” olarak konulmuş bulunmaktadır. Yani bu, belki de can sıkıcı bir konuşmadır ama teknik bir konuşma ve bu teknik içeriği de, burada, bu zaman dilimi içerisinde, bu çerçevede ifade etmeyi uygun buldum.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Şimdi, şahsı adına Sayın Sadık Badak, Antalya Milletvekili.

Sayın Badak, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SADIK BADAK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, maddeyle ilgili hususa geçmeden önce, grupları adına konuşmalarda Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşan Değerli Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın Antalya ile ilgili, bir köprünün açılması veya kapatılmasıyla ilgili gerçeği ifade etmeyen ifadesine cevap vermek istiyorum, açıklık getirmek istiyorum.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bakanı yok mu? Bakanı yok mu?

SADIK BADAK (Devamla) – Dinleyin… Dinleyin… Dinleyin, öğrenin.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Burada yok.

SADIK BADAK (Devamla) – Burada olsaydı, keşke dinleseydi.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bakanı var, cevap versin.

SADIK BADAK (Devamla) – Köprü 900 bin lira keşif bedelli bir köprüdür; Manavgat-Alanya sınırları arasında, il özel idaresi yetki ve sorumluluğu olan bölgede yapılmıştır; 70 metre uzunluğunda, 10 metre genişliğindedir. Henüz geçici kabulü yapılmadığı için dün ulaşıma kapatılmıştır. Geçen hafta başında asfaltları dökülmüştür.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Siz nereden aldınız bu bilgiyi?

SADIK BADAK (Devamla) – Antalya İl Özel İdaresinde Cumhuriyet Halk Partisi ve…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bakanı yok mu bu memleketin?

SADIK BADAK (Devamla) - …Milliyetçi Hareket Partisi arasında güzel bir beraberlik vardır, güzel bir koalisyon vardır.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Size ne koalisyondan? Size ne kardeşim? Kendi işinize baksanıza! Konunuzu açıklayın, konunuzu anlatın; kimin kiminle koalisyon kurduğu sizi ne ilgilendirir?

SADIK BADAK (Devamla) - Bu koalisyona mensup bir kısım İl Genel Meclisinden arkadaşlar, bir kısım arkadaşlar oraya ziyarete gitmişler ve sanki köprü açılmış gibi oradaki bariyerleri kaldırıp köprüyü trafiğe açma eylemine girişmişlerdir. Geçici kabulü olmayan bir yatırımı hizmete açabilir misiniz?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli)- O eylemde KCK’yla beraber siz de var mıydınız? KCK eyleminde MİT mi vardı, siz mi vardınız?

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Siz oradan mı sorumlusunuz?

SADIK BADAK (Devamla) - Nitekim, sorumlu olan mühendisler, bu konudan sorumlu olanlar da köprünün geçici kabulü yapılmadığından bahisle köprüyü kapatmışlardır.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bunların bakanı yok mu?

SADIK BADAK (Devamla) - Bugün geçici kabul heyeti köprüye gitmiştir, geçici kabulünün akabinde köprü hizmete açılacaktır.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Bakanım, sizin bilginiz yok mu?

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Geçici kabul yapılmayan 100 tane proje gösterin yapılıp yapılmadığına dair, 100 tane!

SADIK BADAK (Devamla) – Evet, siz onları bir inceleyin bakalım.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Bakanım, siz bilmiyor musunuz?

SADIK BADAK (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde sosyal güvenlik hizmetleri 2008 yılına kadar “BAĞ-KUR”, “Emekli Sandığı” ve “Sosyal Sigortalar Kurumu” adlarıyla üç farklı kuruluş aracılığıyla ve birbirinden farklı norm ve standartlara göre yürütülmekteydi. 2008 yılında sosyal güvenlik hizmetleri SGK çatısı altında birleştirildi…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bina olarak birleştirildi.

SADIK BADAK (Devamla) - …5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’yla sunulan hizmetlerde standart birliğine gidildi. Aynı Kanun’la sosyal güvenlik hizmetlerinin tek çatı altında verilmesine yönelik olarak, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun geçici 20’nci maddesinde yer alan çeşitli bankalara ve sigorta şirketleri çalışanlarına ait özel emeklilik sandıklarının da SGK kurumuna devredilmesi hükme bağlanmış bulunuyor. 5510 sayılı Kanun’un geçici 20’nci maddesinde banka ve sigorta sandıklarının Sosyal Güvenlik Kurumuna devri için üç yıllık süre öngörülmüş, Bakanlar Kuruluna bu üç yıllık süreyi en fazla iki yıl daha uzatma yetkisi verilmiştir. Geçici 20’nci madde kapsamında devralınacak bu özel sandıklara ilişkin konu Anayasa Mahkemesine intikal ettirilmiş, yargı sürecinin uzaması nedeniyle devirler gecikmiştir.9 Nisan 2011 tarih, 27900 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2011/1559 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’yla devir süreci iki yıl ertelenerek 8 Mayıs 2013 olarak belirlenmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumunca devralınması gereken on yedi ayrı sandık bulunmaktadır. Biraz önce konuşmasında Sayın Bakanımız bu sandıkları ifade etti. Bunların pek çoğu şu anda faaliyetlerine devam etmekte olan bankalarımız ve sigorta şirketlerine aittir, bir kısmı da faaliyetleri sona ermiş olan bankalara ve sigorta şirketlerine aittir. Devir konusu olan özel emekli sandıklarından bu sandıklara tabi sigortalı çalışan kişi sayısı yaklaşık 250 bindir, bu sandıklardan aylık alan vatandaşımızın sayısı da yaklaşık 90 bindir. Toplam 340 bin civarında vatandaşımız bu maddeyle ilgili devre konudur. Söz konusu sandıklarca uygulanan sosyal güvenlik mevzuatları birbirlerinden farklıdır. Sandıkların SGK’ya devriyle hizmet standardı sağlanacaktır. Görüşmekte olduğumuz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Badak, teşekkür ediyorum efendim.

SADIK BADAK (Devamla) – Saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, madde üzerinde…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkanım, Hatip, grubumuzu hedef almıştır ve bir siyasi partinin resmî olmayan bir koalisyonuna işaret etmiştir başka bir siyasi partiyle. Buna ilişkin olarak grubumuz adına bir yanıt vermek istiyoruz.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

İki dakika, lütfen…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Özgür Bey verecekler.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Antalya Milletvekili Sadık Badak’ın partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Biraz önce şahsı adına söz alan iktidar partisinin Değerli Milletvekili, Cumhuriyet Halk Partisinin Antalya’da Milliyetçi Hareket Partisiyle bir koalisyon kurduğu iddiasında bulundu. Bu konu, Sayın Milletvekilinin kendi kişisel değerlendirmesi olmakla birlikte hem siyasi nezaketten hem de gerçeklerden tamamen uzak düşen bir meseledir. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye'nin en köklü, en güçlü ve son derece sağlam bir geçmişi olan, kendisinden başka sadece ve sadece halkına güvenen, koalisyonu da meydanlarda yaptığı koalisyonu -ki bugün görüştüğümüz intibak yasası da onun bir uzantısıdır- sadece emeklilerle, emekçilerle, çalışanlarla, alın teri dökenlerle olan; cumhuriyeti yaratan, cumhuriyeti cumhuriyet yapan değerlerle hiçbir sorunu olmayan, herkesle koalisyonu olan ama kurumsal anlamda kendisinden başka kimseye ihtiyaç duymayan bir partidir.

Cumhuriyet Halk Partisinin ne Antalya özelinde ne Türkiye genelinde, resmî veya gayriresmî hiçbir koalisyonu yoktur. Bu konuda zaten herhangi bir tartışma, herhangi bir şüphe de yoktur ancak bu iddiaları gündeme getiren Sayın Milletvekilinin partisinin, geçtiğimiz dönemlerde ve şimdi hangi koalisyonlarda hangi iş birlikleri içinde olduğu, yazılı, gizli ve çok merak edilen, zaman zaman Wikileaks belgeleriyle…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Oslo’yu söyle, Oslo’yu.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - …zaman zaman da Oslo’da yapılan görüşmelerin sızmasıyla ve seçimden önce reddedilen “İspatlamayan şerefsizdir.” deyip seçimden sonra da resmen kabul edilen meselelerde kurulan koalisyonlar gayet açıktır.

Partimizi kendi partileriyle karıştırmamalarını istirham ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın milletvekilleri…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Antalya’dan sorumlu bakan söz istiyor, Antalya’dan sorumlu bakan!

SADIK BADAK (Antalya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Kanun hükmünde kararnameyle Antalya’dan sorumlu bakan mı atadılar sizi?

BAŞKAN - Buyurun Sayın Badak.

SADIK BADAK (Antalya) – Sayın Başkan, Sayın Hatip, benim doğruyu ifade etmediğimi söylemiştir, buna bir cevap vermek istiyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Senin sataşmana cevap verdi.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika içinde lütfen.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yani, konudan bu kadar Genel Kurulu uzaklaştırmanın anlamı ne?

SADIK BADAK (Antalya) – Bunu daha önce burada konuşan değerli arkadaşımıza ifade etmenizi temenni ediyorum.

4.- Antalya Milletvekili Sadık Badak’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SADIK BADAK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bizi ne karıştırıyorsun? Bizi ne karıştırıyorsun?

SADIK BADAK (Devamla) - …benden önce konuşan değerli hatip, Antalya’da böyle bir CHP ile MHP arasında…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sen kendine cevap ver, başka taraflarla uğraşma!

BAŞKAN – Lütfen... Lütfen…

SADIK BADAK (Devamla) - …İl Genel Meclisi üyeleri arasında bir koalisyon olmadığını ifade etti. Bu ifade bize ait değil. Bu ifade, Antalya’daki İl Genel Meclisi üyeleri arasında kendilerine aittir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – PKK’yla Oslo’da iş birliği yaptınız, onu mu söyleyelim?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya siz bizim iş birliğimizi anlatmayın. Oslo’yu anlat, Oslo’yu!

SADIK BADAK (Devamla) - İl Genel Meclisi üyelerinden CHP’li ve MHP’li arkadaşlar koalisyon yaptıklarını…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Siz kiminle iş birliği yaptınız?

BAŞKAN – Bir dakika dinleyin, bir dakika dinleyin lütfen.

SADIK BADAK (Devamla) - …basına her hafta yansıyan ifadelerinde söylemektedirler.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen ne karışıyorsun bizim işimize ya?

SADIK BADAK (Devamla) - Ayrıca mademki böyle bir beraberlik yok, geçen hafta köprünün o ziyaretine neden AK PARTİ’li vekilleri, neden AK PARTİ’li İl Genel Meclis üyelerini davet etmemişler, sadece kendileri gitmişler?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – KCK’nın başkanı Hakan Fidan mı, onu anlat, kim bu?

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Hatay’da kiminle koalisyon yaptınız?

SADIK BADAK (Devamla) - Bu da bir iş birliğini göstermiyor mu?

Saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkanım, Antalya’dan sorumlu bakan mı arkadaş?

BAŞKAN – Tamam.

Teşekkürler.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün; 31.05.2006 Tarihli ve 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 81 Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/566, 2/58, 2/137) (S. Sayısı: 171) (Devam)

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi madde üzerinde soru-cevap işlemi yapacağız. Sisteme giren arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Bakanlığınız bünyesinde çalışan 5 bine yakın iş güvenliği uzmanı, sizin de bildiğiniz gibi, gerek eğitimlerin yetersizliği gerekse yönetmelik hükmünün iptali sonucunda bu uzmanlık unvanlarını kaybetmiş durumdalar. Danıştayın kararı gereğince bu iptal sonucunda nasıl bir düzenleme düşünüyorsunuz? Bu iş güvenliği uzmanlarının mağduriyetinin giderilmesi konusunda bir çalışmanız var mı?

İkincisi de son günlerde İcra ve İflas Yasası’nın gerekli değişikliklerinin gündeme geleceği haberleri üzerine avukatların çok ciddi anlamda icra işlemi başlattığı ve taahhüdü ihlal gerekçesiyle birçok insanı mağdur ettiği ifade edilmektedir. Özellikle bu taahhüdü ihlal suçundan dolayı mağduriyetlerle ilgili Hükûmet adına bir şey söyleyebilir misiniz? Bu konu nasıl çözülecek?

Teşekkür ederim. 

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Emekli intibak kanununu yıllardan beri işçi emeklileri ve BAĞ-KUR emeklileri bekliyorlardı ancak görüldüğü kadarıyla 2000 yılı öncesine ait bir intibak kanunu çıkartılmaya çalışılıyor. Şu anda birçok yerden insanlar telefonlarla bunlara katılıyorlar, diyorlar ki 2000 yılından itibaren de -Sayın Bakan gerçi 2000’i 2008’le birleştirmeyi, onun olduğunu anlatmaya çalıştılar ama- acaba 2000 yılından sonra emekli olan insanlar da bu intibak kanunundan faydalanacaklar mıdır? Bununla ilgili önümüzdeki dönemlerde bir çalışma yapılabilir mi? Bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederiz.

BAŞKAN - Teşekkürler.

Sayın Kadir Öğüt, buyurun.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Bakan, özellikle devlet hastanelerinde taşeronda çalışan hizmetli ve güvenlik elemanlarını yıl sonunda bir ay işten çıkartıyorlar. Bunu yaparken ellerinden her haklarını aldıklarına dair belge imzalatıyorlar. Bu tür insanlık dışı işlemlere karşı önlem almak istiyor musunuz? Size bir örnek vermek istiyorum burada, elimde bir belge var: “Şirketinizin… Başhekimliği/Müdürlüğü Çankırı adresinde bulunan iş yerinde …tarihleri arasında çalışmak bulunmaktayım. Söz konusu çalışma sürem içerisinde doğan tüm kanuni ve akdî  haklarımı aldım. İş yerinizden kendi istek ve rızamla herhangi bir baskı olmadan …tarihinde ayrılmak istiyorum. Bir sonraki iş günü işe gelmeyeceğim. Gerekli işlemin yapılmasını arz ederim.” Bunu imzalamayanları tekrar işe almamakla tehdit ediyorlar. Bu tür insanlık dışı muamelelere önlem almanız konusunda Bakanlığınıza bilgi sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öğüt.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, demin sorduğum Urfa’daki seminerle ilgili soruya “Şimdi öğrendim, bilmiyordum.” dediniz. Ona memnun oldum çünkü kurumun bağımsız olması lazım, yönetimin bağımsız hareket etmesi lazım sizden ama sizin de gereken denetimi yapmanız lazım. Ben yine de o sorumu devam ettireceğim. Maliyeti, programı nedir? Amacı nedir? Hangi konularla ilgili olarak bu eğitim çalışması yapılıyor?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, banka emekli sandıklarını burada iki yıl daha uzatıyorsunuz ama yine yasada emekli sandıkları bunun, bu yasanın dışında dediniz. Bunlar yapmayacaklar, orada eğer hakkı yenmiş, adil olmayan şu ana kadar bir uygulama varsa kendileri yapmaz. Yine söylüyorum, bu maddeyi koyduğunuz sürece bankalar emekli sandıkları emeklilerine bir düzeltme yapmayacaktır. Bu nedenle bu maddeyi buradan çıkarmanız gerekiyor, öncelikle çıkarmanız gerekiyor.

İki: Kamuda çalışan geçici işçiler var, yılda yüz yirmi gün prim ödüyorlar. Herhâlde bunlar yüz elli yaşında emekli olacak. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aslanoğlu.

Sayın Tüzel…

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Bakan, bildiğiniz gibi sendikal örgütlenme anayasal hak olarak bilinir. Kuralsız çalışmayı gizlemek adına, özgürlük diyerek birden fazla sendikaya üyelik değişikliğini de yaptınız ama gerçek hayatta olan biten bu değil. Sendikalaşmak ve daha iyi bir çalışma koşulu istedikleri için her yerde işçiler işten atılmakta. Sendikalaştığı için İzmir Savranoğlu AŞ işçileri iki yüz elli dört gündür, Billur Tuz işçileri elli beş gündür işten atılmışlar ve direnmekteler. Bu manzaralar ülkenin her yerinde mevcut. Bakanlığınız, ülkenin her yerindeki bu hak, kural, insaf, insanlık tanımaz uygulamalar karşısında ne yapmaktadır?

BAŞKAN – Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Bakan, dün Burdur’dan bir vatandaşımız aradı.

 “Sigortalı olarak primlerimizi zamanında ödüyoruz, sağlık güvencemiz var ancak zaman zaman özel muayenehanelerde doktorlara kontrol ve tedavi olduğumuz oluyor fakat özel muayene doktorlarının yazdıkları reçeteleri cebimizden almak zorunda kalıyoruz…” Kanuni bir düzenleme olduğunu biliyoruz ancak bu reçetelerin devlet tarafından ödenmesi için bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

İş güvenliği uzmanlarıyla ilgili az önce ifade ettiğim gibi, iş sağlığı güvenliği yasasında bir çözüm getiriyoruz. İnşallah, 5 bin değil, daha da artması gerekiyor, 15 bin civarında iş sağlığı güvenliği uzmanları görev ifade edecekler. Bununla ilgili, bildiğiniz gibi üniversitelerimizde de yüksekokullar kuruldu. Bu eğitimi alan gençlerimiz çok daha sağlıklı bir şekilde endüstriyel ilişkilerin yürütülmesi konusunda görev yapacaklar.

Bunun dışında, devlet hastanelerinde taşeron işçilerle ilgili olarak sorunuz: Bu, ciddi bir sorun. Aslında taşeron uygulaması 1936 yılından beri bizim mevzuatımızda var fakat bu dönemde çok daha yaygınlaştığı doğrudur. Sebebi: Tabii ki istihdam oranlarının arttığını görüyorsunuz. İstihdam oranının artmasının yanında işsizlik oranları da çok şükür düşüyor. 2011 yılı işsizlik rakamları açıklandı: 9,8.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Geçen ay 9,2’ydi.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Yıllık, aylık değil efendim bu. 9,8 yıllık olarak, 2011’i yüzde 10’un altında kapattık.

Şimdi, bu yoğunluk memnuniyet verici, yalnız emeğin burada sömürülmemesi konusunda hepimizin hassasiyetleri var. Taşeron dernekleriyle bir araya geldik, on dört maddelik bir düzenleme konusunda mutabakata vardık, kendilerinin yaşadıkları sorunları belirledik. İşin kaynağı İş Kanunu’nun 2’nci maddesinde yapılması gereken değişikliktir, orada asıl işverenle, alt işveren arasında tanımlamada bir sıkıntı yaşanmaktadır. Bunlar da yargıya taşınmış bulunuyor, yargının karar aldığı bazı kurumda çalışan işçilerle ilgili durumlar söz konusu olduğu gibi, yargı safhasında olanlar veya emeğin gerçekten ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğu tabloları biliyoruz ve bunlarla ilgili, bu sorunların çözümüyle ilgili de hızlı bir şekilde düzenlemeyi huzurlarınıza getireceğimizi, taşeron işçi dernekleriyle konuştuğum için, onlarla bu konuları paylaştığım için, onlar bildikleri için sizin huzurunuzda da bunu ifade etmiş oluyorum.

“İntibaktan 2000 sonrası çalışanlar, emekliler de yararlanacak mı?” diye söylediniz. Defalarca izah ettim, 2000 öncesi emeklileri 2008 yılına taşıyoruz, düzenleme bunu içermektedir. Sebebi de şudur: 2000 sonrası emekliler gelişme hızından pay alırlarken 2000 öncesi emekliler gelişme hızından pay alamamaktadırlar. Buradaki eşitsizliği gidermeye dönük mümkün mertebe en adil bir düzenlemedir bu intibak düzenlemesi ama her defasında söylüyorum, bu kadar karmaşık sistem içerisinde yüzde 100 bir adaleti sağlamak da takdir edersiniz ki mümkün değildir ama bunun karşısında aylarca çalışmamıza rağmen -tüm teknik heyetler ve bilim insanları- bundan daha adil bir düzenleme yapma konusunda bir formül de ortaya konamadığını belirtmek istiyorum.

Bu Şanlıurfa’da yapılacak olan rehberlik ve teftiş toplantısının maliyetiyle ilgili ayrıntıları yazılı olarak verebiliriz ama Harcırah Kanunu çerçevesinde sürecin işleyeceğini belirtmek istiyorum ama yazılı olarak da gerçekleşme neticesini de sizlere bildiririz.

Banka sandıklarıyla ilgili düzenlemede iki yıl bir yetki alınıyor. Bu iki yıl sürecek anlamına gelmez. Burada henüz devralmadığımız sandıklarla ilgili bir intibakın talep edilmesini ben doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum. Devirden sonra yaşanan sorunlar nedir, tablo nedir, o çerçevede bunu değerlendirme imkânımız olur düşüncesindeyim.

Geçici işçilerle ilgili bir soru soruldu. Değerli arkadaşlar, 6 ay çalışan, 180 gün çalışan işçilerden 227 bin işçinin kadroya alınmasını bizim iktidarımız gerçekleştirdi; 6 ayın altında, yani 4 ay çalışanlar, 2 ay çalışanlar var, bu, nihai olarak 1 güne kadar da gidebilir. Dolayısıyla bir prensip kararı alındı ve çerçevede 227 bin işçimizin kadroya geçişi sağlanmış bulunmaktadır. Bu konudaki sıkıntılar, Bakanlığımızın tüm İnternet sayfaları da, tüm kapıları da açık, bu talepleri alıyoruz, meşru taleplere cevap verme gayreti içerisindeyiz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde yedi önerge vardır.

Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı yasa tasarının 4. maddesindeki (4) yıl ifadesinin (3) yıl olarak değiştirilmesini arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                           Bülent Kuşoğlu                                   Haydar Akar

                     İstanbul                                             Ankara                                             Kocaeli

            Kadir Gökmen Ögüt                          Mehmet Kesimoğlu                                                                     İstanbul                    Kırklareli                                                                                             Süleyman Çelebi             

                     İstanbul

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım önergeler aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde de önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi, aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 4 üncü maddesinde geçen “dört yıl” ibaresinin “beş yıl” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                    Yılmaz Tunç

                                                                                                                                         Bartın

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 4 üncü maddesinde geçen “dört yıl” ibaresinin “beş yıl” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                    Recep Özel

                                                                                                                                        Isparta

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 4 üncü maddesinde geçen “dört yıl” ibaresinin “beş yıl” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                  Ramazan Can

                                                                                                                                      Kırıkkale

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 4 üncü maddesinde geçen “dört yıl” ibaresinin “beş yıl” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                     Adem Tatlı

                                                                                                                                       Giresun

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 4 üncü maddesinde geçen “dört yıl” ibaresinin “beş yıl” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                     Salih Koca

                                                                                                                                      Eskişehir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 4 üncü maddesinde geçen “dört yıl” ibaresinin “beş yıl” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                   Ali Ercoşkun

                                                                                                                                          Bolu

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Sayın Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Gerekçe efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Sürenin artırılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Bütün önergelerde gerekçe aynı.

Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Şimdi, birinci önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı yasa tasarısının 4. maddesindeki (4) yıl ifadesinin (3) yıl olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Tanal mı konuşacak?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Evet efendim.

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Tanal.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önümüze gelen yasa intibak yasası, ancak Anayasa’mız “Ücretin adil ve adaletli olması gerekir.” derken, dün tasarının üzerinde söz alan arkadaşlarımız, “Bu bütçeyle ilgilidir, bütçeye yük getirmektedir, ancak bütçeye yük getirdiği için vatandaşımıza gönlümüzden daha fazla verilmesi geçerken fazla veremiyoruz.” şeklinde bir savunma yaptılar değerli arkadaşlarımız.

Peki, bütçe yeni mi aklımıza geldi? Sayın Başbakana 3 tane özel uçak alırken bütçe yok muydu o dönem? Kamu kurumlarında şu anda 2.500 cc, 3 bin cc, 4x4 cipler, arabalar alırken bütçe aklımıza gelmiyor muydu? Hatta kamu araçlarıyla ilgili Araçlar Kanunu “1.600 cc’den fazla, kamu kurumlarında araç kullanılamaz.” der, ancak Araçlar Kanunu’nu hileli yoldan baypas etmek için ne yapılıyor? Araç kiralama yoluna gidiliyor. Şu anda 740 BMW, 500 CL Mercedesler aylık 130 milyarla kiralanmış durumda. Peki, bunlar bütçeye yük getirmiyor da vatandaşa vereceğiniz 10 lira ile 320 lira arasındaki maaş mı yük getirecek? Yani burada gerçekten halk düşünülmüyor, ancak kendileri düşünülüyor.

Gelelim, Sayın Bakanımız buradayken, aynı zamanda Şanlıurfa milletvekili, ben Şanlıurfalı olarak, ancak İstanbul milletvekili olmam sebebiyle, Anayasa’mızın hükümleri uyarınca tüm milletin vekili olmam sebebiyle, Şanlıurfa ili Akçakale ilçesi Kaymakamlığına bir dilekçe verdim.  “Size bağlı olan köylerde yol, su, elektrik olmayan köyünüz var mı?” diye, Kaymakama hitaben yazılı dilekçe. Kaymakamlığın verdiği cevap: “Efendim, bizim bölgemizde 90 tane köy, 118 tane mezra, 1 tane belediye mevcuttur. Her mevsimde yollarına ulaşmak mümkündür, elektriği mevcuttur, suyu mevcuttur.” diyor Kaymakamın yazılı cevabı.

Dayanamadım, bunun üzerine tüm köy muhtarlarını tek tek aradım burada. Buradaki köy muhtarları tek tek… Sayın Bakana, hemen çarpıcı bir tanesini okuyorum; Keçeli Köyü Muhtarı: “Faruk Çelik ve Halil Özcan vekillerimizin danışmanlarına çok anlattım, neredeyse köylü gördüğü yerde yüzüme tükürecek. Elektrik şebekesi 1983 yılında köy 30 haneyken yapıldı, şu anda 2 köy, 1 mezra, 160 hane, hâlâ aynı şebeke duruyor. Suriye’ye yakınız diye Suriye demokrasisi mi uygulanıyor bize? Sayın Başbakanın hatırına susuyorum.” diyor.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Önergenin neresiyle ilgili bu?

MAHMUT TANAL (Devamla) -   Akbilek Köyü Muhtarı şunu söylüyor: “Elektrik kesintileriyle ilgili sorunlarımız sürekli var.” Akçaköy: “Köy yolu asfalt programına iki üç sene önce alındı, hâlen yapılmadı. Elektrik kesintileri sürekli, fazla. Biz kuyu suyu içiyoruz, ancak kuyu suyu acıdır.” deniyor Değerli Bakanım. O bölgenin milletvekilisiniz. Akçaköy köyü kuyu suyu içiyor ancak içilen kuyu suyu acı su. Alıncık köyü: “Elektrik kesintileri çok fazla.” deniyor. Akdiken köyü: “Elektriğin kesilmediği bir tam gün yok.” deniyor, “Buğday desteklemelerimizi henüz alamadık.” diyor. Ancak orada da 64 tane şirket hakkında, yanılmıyorsam, naylon fatura kesilmiş durumda, o sebepten dolayı Şanlıurfa’daki tüm buğday eken vatandaşlarımızın buğday desteklemelerinin henüz alınmadığı söyleniliyor. Aksehrinç köyü: “Elektrik kesintileri var, geceleri elektrik hiç yok. 1984 yılında yapılan enerji hatları çok eski, köyümüz o yılda 20 haneydi, şimdi 110 tane ve şu anda yolumuz da yok, sularımız da bize yetmiyor, elektrik sürekli kesiliyor.” deniyor.

Aşağıbeğdeş köyü: “Burada arazi toplulaştırma işleminin bir an önce yapılmasında yarar var, ancak bu işi yavaşlatan Toprak Reformu Müdürlüğüdür. Lütfen, bu konuyla ilgilenin.” deniyor. Baykut: “Elektrik kesintileri çok fazla. Yollarımız stabilize yol.” deniyor. Bilece: “İçme suyu yok.” deniyor. Bolatlar: “Elektrik telleri eski, sürekli elektrik kesiliyor.” deniyor. Boybeyi: “Elektrik kesintileri var.” deniyor. Büyüknaneli: “Sürekli elektrik kesintileri var. Üç mezra, yetmiş hane var. Köye ulaşım yolu çamur.” deniyor. Yani Kaymakamın bahsettiği gibi dört mevsim yolu açık değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Büyüktokaç: “Yol yazın yapılacak, programı hazırlandı, ancak yapılmadı.” deniyor.

İnşallah, Bakanımız aynı zamanda bölgenin de milletvekili olması sebebiyle bu sorunlarla ilgilenir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. 

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 5- 5510 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 39- (1) Son tahsis talep tarihi veya ölüm tarihi 2000 yılı Ocak ayı başından önce olup, 506 sayılı Kanunun mülga hükümleri uyarınca gösterge sistemine göre bağlanan malûllük, yaşlılık ve ölüm aylıkları ile bu tarihten önce malûllük veya yaşlılık aylığı almakta iken bu tarihten sonra ölen sigortalıların ölüm aylıkları, bu madde hükümlerine göre yeniden hesaplanır.

(2) Aylıkların hesaplanmasında, 506 sayılı Kanunun mülga maddeleri uyarınca hazırlanan ve 1999 yılı Aralık ayında yürürlükte bulunan gösterge veya üst gösterge tablosundan sigortalı için tespit edilmiş olan mevcut gösterge rakamı ile aynı dönemde yürürlükte bulunan memur aylık katsayısı esas alınır.

(3) Sigortalının aylık bağlama oranı aşağıdaki şekilde belirlenir.

a) Malûllük aylığında; gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olan için % 60, sigortalının başkasının bakımına muhtaç olması halinde % 70, üst gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olan için ise 1999 yılı Aralık ayında yürürlükte bulunan ve gösterge rakamına göre % 59,9 ila % 50 arasında belirlenmiş olan taban aylık bağlama oranı esas alınır. Yaştan ve günden artırım ve eksiltme yapılmaz.

b) Yaşlılık aylığında; gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olan için % 60, üst gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olan için ise 1999 yılı Aralık ayında yürürlükte bulunan ve gösterge rakamına göre % 59,9 ila % 50 arasında belirlenmiş olan taban aylık bağlama oranı esas alınır. Bu şekilde belirlenen taban aylık bağlama oranı, sigortalının tahsis talep tarihi itibarıyla kadın ise 50, erkek ise 55 yaşından sonra doldurduğu her tam yaş için ve 5000 günden fazla ödediği her 240 günlük malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi için (l)’er artırılır, 5000 günden noksan ödediği her 240 gün için (1)’er eksiltilir. Maden işyerlerinin yer altı işlerinde çalışması, sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce malûl olması, sakatlığı nedeniyle vergi indiriminden yararlanması veya erken yaşlanması nedeniyle tarafına yaşlılık aylığı bağlananlara günden dolayı eksiltme yapılmaz.

c) Ölüm aylığında; gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olan için % 60, üst gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olan için ise 1999 yılı Aralık ayında yürürlükte bulunan ve gösterge rakamına göre % 59,9 ila % 50 arasında belirlenmiş olan taban aylık bağlama oranı esas alınır. Bu şekilde belirlenen taban aylık bağlama oranı sigortalının ölüm tarihi itibarıyla kadın ise 50, erkek ise 55 yaşından sonra doldurduğu her tam yaş için ve 5000 günden fazla ödediği her 240 günlük malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi için (l)’er artırılır. Günden dolayı eksiltme yapılmaz. Malûllük aylığı almakta iken ölen sigortalılar hakkında bakıma muhtaçlık durumu dikkate alınmaksızın (a) bendi, yaşlılık aylığı almakta iken ölen sigortalılar hakkında ise (b) bendi hükümleri uygulanır.

ç) Malûllük, yaşlılık ve ölüm aylığının aylık bağlama oranı % 85’ten fazla olamaz.

(4) Sigortalının 1999 yılı Aralık ayı ödeme dönemi itibarıyla aylığı, yukarıdaki hükümlere göre tespit edilen gösterge rakamı, memur aylık katsayısı ve aylık bağlama oranının çarpımı suretiyle belirlenir.

(5) Bu madde hükümlerine göre 1999 yılı Aralık ayı ödeme dönemi itibarıyla hesaplanan aylık tutarı, % 5,9 oranında artırılarak 2000 yılı Ocak ayına, 2000 yılı Ocak ayı için bu şekilde hesaplanan aylık tutarı ise, (7,13326594120697) çarpanı kullanılarak 2008 yılı Ocak ayına taşınır. Bu şekilde hesaplanan aylık tutarı da, 2008 yılı Ocak ayı ödeme döneminden başlayarak 2013 yılı Ocak ayı ödeme dönemine kadar (bu dönem dahil) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalılara ödenmekte olan aylıklara uygulanmış olan aylık artışları ile artırılır.

(6) Bu maddeye göre hesaplanan aylık tutarının, sigortalı veya hak sahiplerine 2013 yılı Ocak ayı ödeme döneminde ödenmekte olan aylık tutarının altında kalması halinde, mevcut aylıkların ödenmesine devam edilir.

(7) Bu maddeye göre hesaplanan aylıklar için geriye yönelik herhangi bir ödeme yapılmaz.

(8) Sözleşme aylıklarını 2000 yılı Ocak ayı başından sonra borçlanma yapmak suretiyle tam aylığa yükseltenler ile geçici 20 nci maddeye göre devir alınacak sandıklardan aylık alanlara devir tarihinden sonra bu madde hükümleri uygulanmaz.

(9) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin tereddütleri gidermeye Kurum Yönetim Kurulu yetkilidir.”

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Süleyman Çelebi.

Buyurun Sayın Çelebi. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) -  Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, çok önemli bir kanun tasarısını görüşüyoruz. Bu ülkede üretilen tüm değerlerde, biriken sermayede emeği olan emeklilerin sesine duyarsız kalmamanız dileğiyle yüce Meclisi bir kez daha selamlıyorum.

Özellikle, sözlerime Mustafa Kemal Atatürk’ün emeklilere bakışını yansıtan o güzel sözüyle başlamak istiyorum: “Bir milletin, yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu, o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır. Mazide muktedirken bu kuvvetiyle çalışmış olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin, istikbale güvenle bakmaya hakkı yoktur.” Mustafa Kemal Atatürk emeklilere böyle bakıyor.

Bugün önümüze gelen yasa tasarısı, toplumumuzun korunmaya en muhtaç kesimlerinden birisi hâline gelmiş olan emeklilerle ilgilidir. Anayasa'mızın 2’nci maddesi Türkiye Cumhuriyeti’ni tanımlarken sosyal bir devlet olarak tanımlamaktadır. Anayasa'mızın 61’inci maddesinde sosyal devlet olmanın gereği olarak devletin yaşlıları koruması açıkça belirtilmiştir. Ne yazık ki toplumumuzda yaşlılarımız ve emeklilerimiz, bu koruma ilkesinin çok uzağındadırlar ve açlık sınırının altında bir gelirle insani ihtiyaçlarını dahi karşılamaktan çok uzakta yaşamaya, hayata tutunmaya çalışmaktadırlar. Emekliler, bugün açlık sınırının altında yaşamını sürdürmekte, neredeyse zorunlu harcamalarını bile yerine getirememektedirler.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler, bir sosyal demokrat parti olmanın gereği, seçim bildirgemizde, emeklilerimizin yaşadığı bu adaletsizliğin çözülmesi gerektiğini ifade ettiğimizde “Kaynak nerede? Popülizm yapmayın.” şeklinde yanıtlarla karşılaştık. Oysa sorun kaynak sorunu değildir, konu mali bir sorun da değildir; sorun, geçmişimize yönelik saygımız ve geleceğimize yönelik sorumluluğumuzdur. Bizler, bunun bilinciyle Türkiye Büyük Millet Meclisine yasa önerisi verdik. Verdiğimiz öneride temel taleplerimiz afaki olmadığı gibi uygulanabilirliği bulunan, gerçekçi ve olması gereken düzenlemelerdir.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, emeklilerimize refah payı ödemelerinin yapılması istenmiştir. Özellikle emekli aylıklarının enflasyon karşısında erimesinin durdurulabilmesi amacıyla, gayrisafi yurt içi hasılanın yıllık artış oranlarının emekli aylıklarına yansıtılmasını teklif etmişizdir.

Satın alma gücünün düşmesi ve emekli aylıklarının kuşa dönmesi nedeniyle, emekli olmasına rağmen çalışmak zorunda kalan yaşlılarımızın, emeklilerimizin 5510 sayılı Kanun’la getirilen sosyal güvenlik destek primi ödemesinin kaldırılmasını talep ettik.

Emekliliklerine ve aylıklarına hiçbir etkisi olmayan ve devlete çalıştıkları için bir haraç ödeme mantığına dayanan bu sosyal güvenlik destek primi ödemesinin, sosyal devlet anlayışıyla hiçbir bağlantısının olmadığını, bu nedenle kaldırılmasını teklif ettik.

Sigortalılardan, bir yandan genel sağlık sigortası primi alınmasına rağmen diğer yandan tedavilerinde tekrar katılım payı alınmasının sosyal adaletle ve sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmadığını belirterek, tedavi katılım payının kaldırılmasını teklif ettik.

Gelin, gerçekten yaşlılarımız ve emeklilerimiz için, onların onurlu, insanca bir yaşam sağlamaları için bu düzenlemeleri yapalım diyoruz, bunu istiyoruz.

Kamuoyunda, Türkiye Büyük Millet Meclisinde milletvekillerinin emekli olmaları ve emekli aylıklarıyla ilgili yapılan düzenlemelerin yansımalarını hepimiz gördük, toplumun tepkisini hep birlikte yaşadık.

İktidar partisince Meclisimize sunulan yasa teklifi bu kaygılarımızı gidermekten uzak, emeklilerimizin beklentilerini karşılamamakta, sadece yapılmış olmak için yapılan bir tekliftir.

Adı “intibak” olmasına rağmen bu yasa, kamuoyunun ve emeklinin insanca, onurluca yaşamını sürdürebileceği nitelikte değildir. Adını “intibak” koymakla intibak olmuyor. Bu yasayla yapılan düzenlemeler yalnızca kısmi iyileştirmedir. Bunun adını bu anlamda doğru koyun, “Kısmi iyileştirme yapıyoruz.” deyin. Bu yasa, emeklinin ihtiyacını giderecek nitelikte kesinlikle bir düzenleme getirmemektedir. Oysa, anlamı itibarıyla “intibak” tüm emekliler arasında maaş farklarını giderecek nitelikte olmalıydı. Anlaşıldığı kadarıyla, Cumhuriyet Halk Partisinin gerisinde kalmamak için verdikleri sözü yerine getirmiş gibi gözükme gayretiyle hazırlanmış, “dostlar alışverişte görsün” mantığıyla düzenlenmiş bir yasa teklifidir.

Bugünün can yakan sorunu sadece ertelenmiş ve emekliler arasındaki eşitsizlik ve maaş adaletsizliklerini gidermemiştir. Şöyle ki: Yasa tasarısında sorun sadece 2000 yılı öncesindeki emeklilerin sorunu gibi anlaşılmıştır. Yapılan düzenlemeler sadece 2000 öncesinde emekli olan 2 milyon 900 bin kişinin 1 milyon 900 bin kişisini kapsamaktadır. Aynı şekilde, 2008 yılından sonra yürürlüğe giren yeni kanuna göre emekli olacaklar açısından da ileride aynı sorun daha da büyümüş olarak karşımıza gelecektir. Adaletsizce uygulamalar bütünüyle devam ettirilecektir.

Esas olarak, söz konusu yasanın insanca yaşam standartlarına sahip olması gereken en önemli toplumsal grup olan emeklilerimiz açısından, en azından, asgari bir temel aylığı düzenlemesi gerekmekteydi, açlık sınırında bir düzenlemeye mahkûm edilmemeliydi. Oysa, yasa tasarısında, bırakınız asgari bir aylık düzenlemesini, yine yapılacak hesaplamalara dayalı olarak zaten çok düşük aylık almakta olan en sorunlu kesimlerin aylıklarında hiç artış yapılmaması gibi bir olasılık ortaya çıkmıştır.

Yine, söz konusu yasa tasarısında millî gelir artışından pay verme yerine sadece 2000 yılı için düzenleme yapmayla yetinilmiştir.

Yasa tasarısına bakıldığında yazımın ne kadar bulanık ve anlaşılmaz olduğu görülmektedir. Bir diğer deyişle, emekli aylıklarına gerçek güncelleme yapılmamaktadır, millî gelir artışından pay verilmemektedir. Emeklilerimizin aldıkları aylıklara almaları gereken refah artışlarının yansıtılarak mağduriyetlerinin kısmen de olsa giderilmesi sağlanabilir. Hâlen bu şans şu anda bu Meclisin önünde.

Sosyal devletin temel ödevlerinden biri, ülkede yaşayan herkesin refah düzeyini yükseltmektir. Bu çerçevede BAĞ-KUR emeklileri açısından da aynı düzenlemeler yapılmalıdır.

Kanun tasarısında, asıl korunması gereken tarımda çalışanlarla ilgili düzenlemeler de yapılmalıdır. Bu da eksik bırakılan bir yanıdır.

2003 ile 2008 yılları arasındaki dönem için bu tür sigortalılardan emekli olmuş yurttaşlarımızın aldığı yaşlılık, maluliyet ve ölüm aylıklarının artırılarak mağduriyetlerinin kısmen de olsa giderilmesi gerekmektedir. Söz konusu yasa tasarısında buna ilişkin bir düzenleme yapılarak, emeklilerimize gelecekte de insanca yaşayabilecekleri gelir sistemi yaratmak ve en azından bugünkü gelirlerini reel anlamda almalarını sağlayacak bir sistem kurmaktır.

Bu çerçevede, emeklilerin aldıkları aylıkları, sürekli iş göremezlik geliri, dul ve yetim aylığı alanların aldıkları gelir ve aylıkların artışlarının bundan sonra altı aylık olarak enflasyon oranında artırılmasıyla toplumun bu kesimlerine ödenen aylık ve gelir artışlarında millî gelirdeki artışların tümünün de dikkate alındığı bir sistem kurmak gerekmektedir.

Özellikle yaşlılık aylığı almakta iken yeniden çalışmaya başlayan sigortalılar açısından bu çalışmalarının emekli aylıklarına etki etmemesine rağmen aylıklarından sosyal güvenlik destek primi alınması adil bir uygulama değildir.

Bu uygulama emeklileri oldukça zor duruma sokmaktadır. Bu tür durumlarda emekli iken çalışmaya devam eden emeklilerimizin ödedikleri sosyal güvenlik destek primlerinin kaldırılması gerekmektedir.

Yaşlılık aylığı almak için emekliye ayrılan kişiler, dinlenmeleri gereken yaşlarda fiilen çalışmak zorunda kalıyorlar. Bunun tek nedeni emekli aylıklarının geçimlerine yetmemesidir. Geçinemediği için çalışmak zorunda kalan kişilerin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – …emekli aylıklarının yüzde 15’inin kesilmesinin, çalışmanın cezalandırılması dışında hiçbir açıklaması yoktur. Bizler bu yasa tasarısının yeniden ele alınmasını ve sadece maliyet hesabının yapılmamasını diliyoruz.

Yüce Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelebi.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Demir Çelik, Muş Milletvekili.

Buyurun Sayın Çelik.

BDP GRUBU ADINA DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası yasasının 5’inci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım.

5’inci madde hem yaşlılık aylığı hem malullük aylığı hem de ölüm aylığı üzerine yeni düzenlemeyi içermektedir. Düzenlemeler mevcut, var olan yasadan yararlanan çalışanları, emeklileri, nispi ve kısmi noktada yararlandırma amaçlıdır. Bu anlamıyla biz de bu yasanın emekçiler ve emekliler lehine olduğundan kaynaklı desteğimizi sunmak istiyoruz ancak gerek 5’inci maddede gerekse bir bütün olarak yasanın kendisinde gördüğümüz şey daha az hak-daha çok prim, daha az hak-daha çok emek eksenlidir. O anlamıyla insani ve vicdani değerlerden uzaktır. Hâlbuki dünyanın herhangi bir yerinde olduğu gibi ülkemizde de her birimizin nezdinde de “En yüksek değer emektir.” dediğimiz ve tespitinde bizatihi emek sahibi olduğumuz bu düşünce bu yasada gerekli itibarı, değeri görmüş değildir. Aksine, iktidarın ve sermayenin güç odağına dönüştürüldüğü, bu gücün de merkezileşerek hiyerarşik ilişkiyle toplumu, toplum dinamiklerini hiçleştirdiği bir anlayış vardır. Bu anlayış değil midir ki binyıllardır insanlığa savaşı ve savaşın yol açtığı siyasal, sosyal travmalara yol açan? Bu anlayış değil midir ki insanlığın, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’yla milyonların ölümüne, sosyal değerlerinin kaybına, bir şekliyle soykırımların yaşanmasına neden olan?

İşte bunun neticesindedir ki, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, uluslararası emperyal güçler başta olmak üzere, Birleşmiş Milletler, yeni bir zihnî algı, yeni bir yaklaşımla soruna çözüm arama, “liberal demokrasi” dediğimiz siyasal projeyle toplumu yeniden şekillendirme arayışına girdiler. Burada söz konusu olan gücü merkezileştirmek değil, aksine, tabana yaymak. Yine, aynı şekilde, hizmetin üretilmesi ve yürütülmesinde olduğu kadar kaynakların rasyonel kullanılmasında da tabana dayalı demokratik katılımcılığı esas alan bir anlayış öne çıkmaya başladı ve onun ürünü, eseridir ki, günümüz demokrasisi yeniden, her türlü siyasal açmazına ve sıkıntısına rağmen, kabul edilebilinir, sindirilebilinir ve uçların ehlileştirilmesi, sisteme entegrasyonuna fırsat verebilir niteliklere kavuşmuştur. Ama en yüksek değer olan günümüz dünyasının evrildiği bu yeni siyasal algıya rağmen, beklenmesi gereken, bütçenin yapılması sürecinde de, kararlaştırma sürecinde de, uygulaması ve yürütülmesi sürecinde de toplum dinamikleri olmalıydı yani emekçiler, ezilenler, yoksullar, emekliler, halklar olmalıydı. Her birinin, ülke nüfusunun yüzde 75’ini ilgilendiren bu bütçede, elbette ki, emeği oranında katkısı vardı. Katkısı olan, üreten, vergisiyle bütçeyi oluşturan bu halk, bütçenin uygulanması ve yürütülmesinde söz sahibi değilse, hak sahibi değilse, paydan adil ve eşitlikçi bir şekilde yararlanamıyorsa, burada adalet duygusu zedelenmiş demektir, toplumda eşitlikçi anlayış zedelenmiş demektir. O anlamıyla da, toplumu toplum olmaktan ileri gelen dinamiğini, etkinliğini, verimliliğini sürekli tüketen, tüketmesiyle birlikte de üretimden kopan bir ilişkiye sürüklemiş oluruz. İşte bu anlayışın gereği olarak, toplumumuz özellikle 12 Eylül darbe Anayasası’yla depolitize olmuş, siyaset dışına itilmiştir. Okuyan, eğiten, sanat ve toplumsal aydınlanma faaliyetine katılan bir toplum olmaktan çıkarılıp, jakobenci bir anlayışla üstten şekillendirilen, verilene razı edilen ve verilenle yetinmesi telkin edilen bir noktaya geldik.

Sorgulayan değil kabul eden, itaat eden, biat eden toplumdan irade çıkmaz. Bu irade, yeri geldiğinde askerî vesayete, yeri geldiğinde yargıya, yeri geldiğinde başka güç odaklarına kendi hakkını erteleme anlamına gelir. Ne olursunuz, gelin, bir bütün olarak, henüz zaman kaybolmamışken, yol temizliğine başta Siyasi Partiler Yasası ve seçimler yasası olmak üzere Terörle Mücadele Yasası’nı, antidemokratik yasaları bir bütün olarak kaldırıp demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasada emekçilerimizin de, ezilenlerimizin de kendisini gördüğü, bulduğu yeni bir Türkiye’yi oluşturalım. Ancak o zaman bu yeni algı hepimize kazandırır. Bize kazandırdığı gibi, emekçimize de, emeklimize de, ezilenimize de kazandıracaktır.

Düşününüz ki açlık sınırının 960 lira olduğu Türkiye’de asgari ücretle geçinmeye mahkûm olan ben, sosyal aktivite olan sinemaya, tiyatroya gidemeyeceksem, kitap satın alıp okuyamayacaksam, ailemle herkesin hakkı olan seyahati sağlayamayacaksam, günümüz küresel dünyasının nimetlerinden, yani iletişiminden, turizminden yararlanamayacaksam, insan hakkı olmaktan ileri gelen haklarım gasbedilmiş demektir. Bu gasp, bir şekliyle haklarımızı havale ettiğimiz hiyerarşik ilişkinin bize reva gördüğüdür. İtirazımız buna olmalıdır.

Hiyerarşi toplumu köleleştirir. Gelin, toplumu ve toplum dinamiklerini özgürleştiren bir algı ve anlayışla herkesin hak ettiği gelir kaynaklarına ulaşması fırsatını sağlayalım ve insanca yaşamanın koşulu olan insani yaşam standardında ülkemizin gelirine paralel ve eş değer düzeyde bir gelir sahibi olalım.

Biz ki gelişmiş 20 ülkeden biri olmakla övünürüz, biz ki ekonomik gücümüzün, ekonomik kalkınmışlığımızın 16’ncı sırada olmasıyla övünürüz ama hâlâ G 20’ler içerisinde en düşük gayrisafi millî hasıladan pay kişi başı 30 binken, benim ülkemde yani Türkiye’de kişi başı gayrisafi millî hasıla 12 binse bu hepimizin eksikliği, hepimizin gidermesi gereken bir temel problematik alandır. Bu alanı gideremediğimiz sürece, “sağlık” denilen, bireyin de toplumun da ruhi, bedenî, sosyal ve siyasal verimliliğini, iyi hâlini sağlayacak olan bu alanda da sınıfta kalmaya mahkûmuz. Ertelenemez bir sorunken her gün yeniden ve geçici madde değişiklikleriyle bu sorunun üstesinden gelemeyiz. Sağlık dünyada Allah’ın bizlere bahşettiği bir nimetse bu nimeti ikame etmek, beslemek herkesten çok siyasal organizasyon olan devletin görevidir, devletin organlarının görevidir. Bu görev bir başkasına ertelenemez ve herkesten, her şeyden de önce yasama faaliyetini yürüten Meclisin görevidir çünkü kanun yapıcıdır. Kanun ve yasalar üzerindeki Anayasa, topluma güven, huzur, mutluluk ve sağlık getirecekse anlamlıdır, değerlidir. Ötesi, iktidara, güç odağına hizmet eden değişikliklerle sınırlı kalır, aynen 12 Eylül Anayasası’nı 17 defa değiştirmek zorunda olduğumuz gibi, son genel sağlık sigortasını doksan yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 6 defa değiştirmek zorunda olduğumuz gibi her gün değiştireceğimiz yamalı bohçalardan artık usanç duyan bir toplum yaratmış olacağız. Onun yerine özgürlükleri açan, adaleti sağlayan, eşitliği sağlayan bir toplum hepimize kazandıracaktır diye düşünüyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Şimdi, madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Korkmaz.

Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 171 sıra sayılı ve kamuoyunda “İntibak yasası” diye bilinen Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dünden itibaren intibak yasasını konuşmaya başladık. Bu tasarı Meclise intikal ettiği tarihten itibaren tasarının yasalaşmasını bekleyenlerin içeriğini duydukça, kapsamını öğrendikçe karamsarlığı artmakta, gittikçe ümidini yitirmektedirler.

Kıymetli arkadaşlar, açıkça söylemek gerekirse dağ fare doğurmuştur. Birçok teknik tabir, oranlar ve rakamlar içinde bu tasarının neler getirdiğini kısaca şöyle özetleyebiliriz: Ülkemizde 9,5 milyon emekli var. Bu tasarı BAĞ-KUR, Emekli Sandığı ve SSK emeklilerinin bir bölümünü yani yaklaşık 7,5 milyon emekliyi ilgilendirmiyor. Kimse hayale kapılmasın, sadece SSK emeklilerinin bir kısmını, yaklaşık 2 milyon kişiyi enterese ediyor yani emeklilik rejiminde bir devrim değil yapılan. 2008’de bizzat sizin uygulamalarınızla açılan 2000’den önce ve sonra emekli olanların maaşları arasındaki makası kapatmaya yönelik bir çalışma.

Ne denir buna? “Önce eşeğini kaybettirip sonra da buldurmanın getirdiği mutluluk!” denilmez de ne denir buna? 2008’den önce en düşük emekli aylığı 782 lira, getirdiğiniz düzenlemelerle bugün en düşük emekli aylığı 642 lira, yani siz en düşük emekli aylığını daha da gerilettiniz. Şimdi görüyoruz ki bunu telafi etmek için geriye dönük bir toplu ödeme de yapmayacaksınız, hiç olmazsa kırıp döktüğünüzün yerine bir şeyler koysaydınız.

Yasanın yürürlük tarihini 2013 olarak tespit ediyorsunuz. Neden? Emeklilerimizde bıçağın kemiğe dayandığını görüyor, bir an önce bir şeyler yapılması gerektiğini biliyorsunuz. Her yerde de koca koca konuşuyorsunuz “Ekonomimiz şöyle iyi, böyle iyi. Avrupa bile bizden akıl istiyor.” diye. O zaman emekliye neden yansıtmıyorsunuz bu gelişmeleri? Millete mi yalan söylüyorsunuz yoksa emeklileri mi gözden çıkardınız? Ülkeyi iyi yönetemiyorsunuz dediğimizde celallenmeyin. Sorarım size: Uygulanan bir işte neden intibaka, uyuma ihtiyaç duyulur? Çünkü hesaplanamayan, öngörülemeyen gelişmeler olmuştur, bazı şeyler kötü gitmiştir. Yeni duruma uyum sağlamak üzere intibak çalışması yapılır. Bu tasarının açıklaması budur.

Emekli aylığı rejimi nasıl bu hâle geldi? Devri iktidarınızda nasıl daha adaletsiz bir noktaya gelindi? Kısaca, emekli aylığı hesaplama yöntemini değiştirmenizdir bunun nedeni. Aylık bağlama oranlarını düşürdünüz. 2000’den önce dokuz bin gün prim ödeyenlerin yüzde 75 olan aylık bağlama oranı, 2000-2008 arasında yüzde 65’e, 2008’den sonra yüzde 50’ye düşürülmüştür. Ülke refah payından emeklilere verilen pay üçte 1’lere düşürülmüştür. Ayrıca, alt sınır aylıkları düşürülmüştür. Bu değişiklikleri yaptıktan sonra “Emeklilere enflasyon artış oranında zam yapıyoruz.” demenin ne anlamı var? Kaldı ki işinize geldiği şekilde sonuç elde etmek üzere enflasyon hesaplama yöntemini de değiştirdiniz. Hesaplarınız yanlış, bu hesapların doğruluğunu tespit etmek için ortaya koyduğunuz sağlamalar da yanlış. “Rakamlara takla attırmak” yahut “kafanıza göre muhasebeci bulmak” denir bunun adına.

Değerli milletvekilleri, 5’inci madde 5510 sayılı Kanun’a geçici 39’uncu maddeyi eklemekte ve 2000 yılı öncesinde 506 sayılı Kanun’a göre bağlanan malullük, yaşlılık ve ölüm aylıklarında yeniden hesaplama yapılması hususunu getirmektedir. Taban aylık bağlama oranları olarak gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olanlar için yüzde 60, üst gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olanlar için ise 1999 yılı Aralık ayında yürürlükte bulunan ve gösterge rakamına göre yüzde 59,9 ile yüzde 50 arasında belirlenmiş olan oranlar esas alınmıştır. 506 sayılı Kanun’un kaldırılan 96’ncı maddesinin önceki hükümlerine göre uygulanmış olan aylık alt sınır hiç dikkate alınmamıştır. Taban aylık bağlama oranları yüzde 70’ten yüzde 60’a çekilmiş, tavan göstergeden prim ödeyenlerin aylık bağlama oranları da yüzde 60 yerine yüzde 50 olarak uygulanmıştır. İntibak yapılabilmesi için taban aylık bağlama oranlarında eşitlik mutlaka temin edilmelidir.

Bir diğer konu da süper emeklilerin durumu. Bu tasarıda, süper emeklilerin satın aldıkları hizmet süreleri dikkate alınmamıştır. 1987 tarihinde çıkarılan kanun gereği borçlanma primi ödeyen ve kamuoyunda “süper emekli” olarak bilinen emeklilerin yüksek prim ödeyerek satın aldığı her iki yüz kırk gün için de aylık bağlama oranının bir puan artırılması hususu ortada bırakılmıştır. Nasıl bir netice ile karşılaşılacağı belirsizdir. Devletin devamlılığı gereği süper emeklilerin müktesep haklarının korunacağı tasarıda açıkça belirtilmelidir.

2000 öncesinde emekli olmuş insanlarımıza yeniden hesaplanan aylıklarının 2000 yılı Ocak ayından itibaren her yılın yıl sonu TÜFE artış oranı ve gayrisafi yurt içi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızı esas alınarak güncellenmek suretiyle 2008 yılı Ocak ayına taşınması öngörülmektedir ancak bu hesaplamada gayrisafi yurt içi hasıla gelişme hızının yüzde 75’i esas alınmaktadır. Neden tamamının değil de yüzde 75’inin esas alındığını da anlamış değilim. Madde gerekçesine baktığımızda da bu hususu açıklayan bir ifadeye rastlanılmamıştır. Aylıkların güncellenmesinde gayrisafi yurt içi hasıla gelişme hızının tamamı dikkate alınmalıdır.

Sayın Bakan, getirilen tasarı, emeklilerin derdine deva olmadığı gibi, büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Bu sükûtu hayalin müsebbibi de başta Sayın Başbakan olmak üzere sizlerin seçim meydanlarında milyonlarca emekliye vermiş olduğunuz sözlerdir. Bu sözlerinizin maalesef aslı astarının olmadığı ortadadır. Elbette, SSK emeklilerinin bir bölümü için çok cüzi bir iyileştirme vardır. Sırf bu yüzden, Milliyetçi Hareket Partisi olarak tasarıya “Evet.” diyeceğiz ancak ülkenin sosyal güvenliğinden sorumlu bir bakan olarak Emekli Sandığı, BAĞ-KUR emeklilerine, bu kanundan faydalanmayacak SSK emeklilerine siz ne söyleyeceksiniz, merak ediyorum. “O, seçim meydanlarında öyleydi.” mi diyeceksiniz “Yandaşlarımıza kaynaklar akıtırken yeterli parayı bulamadık.” mı diyeceksiniz yahut “Bize çuval çuval oy verdiniz, bedeline katlanırsınız.” mı diyeceksiniz sizin bileceğiniz iş ancak emin olduğum bir şey var, bu tasarı için söylenecek tek şey, tasarı, emeklinin insan onuruna yakışır bir şekilde yaşamasını temin edecek bir emekli aylığı rejimi getirmemektedir, emeklinin umutları başka bahara kalmıştır, AKP tarafından maalesef yine aldatılmıştır.

Meydanlarda verdiği sözleri yerine getirmeyen, aklı fikri Çankaya’da olan bir Başbakan ile bu işin daha fazla gitmeyeceğini görerek bu gidişata son vermek, başta emeklilerimiz olmak üzere yine vatandaşlarımızın elinde diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Sayın milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, şahısları adına Bursa Milletvekili Sayın Mustafa Öztürk.

Buyurun Sayın Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 171 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım.

Sözlerime başlamadan önce, iki gün önce, biliyorsunuz 28 Şubatın yıl dönümüydü, onunla ilgili birkaç söz etmek istiyorum.

Elit ve üstünlük anlayışına dayalı, kendi iradelerini millet iradesinin üstünde gören, milleti cahil görüp sürü gibi güdülmesi gerektiğini söyleyen 28 Şubatçılara ve onların bağlarına, “Bin yıl sürecek.” dedikleri sürecin yıl dönümünde nerede olduklarına bakarak ibret almalarını hatırlatmak isterim.

28 Şubat, demokrasi tarihimiz için kara bir lekedir; millet iradesinin, demokrasinin rafa kaldırıldığı, katledildiği bir dönemdir. Ülkemizde ekonomiden eğitime, sağlıktan sivil toplum örgütlerine kadar her alanda ağır yaralar açmış, enkaz bırakmıştır. İnanç ve düşünceler zincirlenmiş, insanımız umutsuzluğa itilmiştir. Kız öğrencilerimiz inançlarından, kılık kıyafetlerinden dolayı eğitim haklarından mağdur bırakılmıştır. (MHP sıralarından gürültüler) 

Maalesef yine bugün görüyoruz ki bazı siyasi parti temsilcileri -teklifte olan- bir tasarıdan dolayı kız çocuklarının okula gitmemesini söylüyorlar ve engelleneceğini söylüyorlar. O gün baskılarla, zulümlerle, fiziksel birtakım şiddetle çocukların nasıl okula gitmelerinin engellendiğini hep beraber izledik. Bu çocuklar psikolojik tedavi aldılar, büyük sıkıntılara maruz bırakıldılar. İşte çetelere ve mafyalara ortam hazırlanmış, hukuk katledilmiştir. Millet, yüce millet kendi iradesine ipotek koymak isteyenlere karşı, beşinci yıl içinde AK PARTİ’ye bu enkazı temizleme görevi vermiştir. AK PARTİ, yeni anayasayla birlikte 28 Şubat’ın tüm izlerini silerek milleti taçlandıracaktır. Bundan kimse endişe etmesin.

Değerli milletvekilleri, sosyal güvenlik sistemiyle ilgili yaşanan sorunlar Türkiye'nin sorunları değildir. (MHP sıralarından gürültüler) Bütün dünya, sosyal güvenlik sistemiyle ilgili sorunlarla boğuşmakta, onlarla ilgili önlem almaktadır. Nitekim gelişmekte olan ülkelerle gelişmiş ülkeler arasındaki bu sorunlar farklılık göstermekle birlikte çözüm noktasında ortak birtakım kararlar alınabilir. Ülkemizde sağlık alanında katedilen mesafe, gelir imkânlarının artırılması sonucu doğal olarak ortalama insan ömrü uzamıştır.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Malı götürdünüz!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Nitekim sizler de biliyorsunuz sağlık alanında yapılan yatırımlar, inanın, gerçekten milletimizin büyük takdirine şayan olmuş, milletimiz büyük teveccüh göstermiştir. Hepimiz hastaneleri ziyaret ediyoruz. Ziyaret ettiğimiz zaman tek kişilik odalarda bizim hastalarımız  -Ben iki hafta önce ziyaret ettim, her zaman da ziyaret ediyorum- diyorlar ki “Allah razı olsun Başbakanımızdan ve Hükûmetten, sizlere de teşekkür ediyoruz. Daha ne isteyelim doktorlarımız, hemşirelerimiz bize güzel bakıyorlar, bundan dolayı da yolunuza devam.” diyorlar, biz de yolumuza devam ediyoruz. (MHP sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlar, buna paralel olarak emeklilik yaşının yükselmesi de sistemin sürdürülebilmesi açısından bir zorunluluk olarak pek çok ülkede gerekli görülmüştür. Gelişmiş dönemlerde değişik emeklilik rejimleri sonucu farklı emeklilik tipleri ortaya çıkmıştır. Sizler de biliyorsunuz ki bu tasarı daha önceki dönemlerde meydana getirilen emeklilik dengesizliğini ortadan kaldırmak üzere getirilmiştir. Bu dünyadaki krizi göz önüne alırsanız, dünyadaki sosyal katmanlara ayrılan imkânların daraltılmasını, emeklilik yaşının yükseltilmesini, kira yardımlarının giderilmesi noktasındaki tasarruf tedbirlerini düşünürseniz bu tasarının ne kadar önemli olduğunu hep beraber görmüş oluruz.

Genel sağlık sigortasının başlatılması, bireysel tasarrufa dayalı özel sigortacılık uygulamalarının yaygınlaştırılması, herkesin kayıt altına alınması, kaçakların önlenmesi tüm kesimleri sürekli ve kaliteli sağlık hizmeti açısından çok önemli bir husustur. Devletin katkısının zaman içinde azaltılması sistemin kendini dengelemesi açısından da son derece önem arz etmektedir.

Daha önce farklı ve karmaşık sosyal güvenlik sistemi bir önceki AK PARTİ Hükûmetleri döneminde tek bir çatı altında birleştirilmiş, bu karmaşa ortadan kaldırılmıştır.

Maddeye esas olarak katkı oranında emekli aylığı eşit işten eşit emekliliğe, eşit ücret, malûllük durumunda bakıma muhtaç olan kimselerin daha fazla oran uygulamasıyla sosyal adaletin gereği hedeflenmiştir. Mevcut intibak yasasının ek maddesi kazanılmış hakların korunmasını gerektirmektedir. Bunun için de bir geçiş dönemi öngörülmüştür. Bu geçiş dönemindeki uyumsuzlukların, ortaya çıkacak problemlerin kaldırılması için de Kurum Yönetim Kurulu görevlendirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, maddenin lehinde oy kullanacağımı söylüyorum, hepinize saygılar sunuyorum.  (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Öztürk teşekkür ediyorum.

Şahıslar adına ikinci konuşmacı Sayın Reşat Doğru, Tokat Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Doğru, buyurun.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 171 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, İstanbul’un Beyoğlu Sütlüce semtinde polise yönelik bir saldırı olmuştur. Saldırıda 15 tane polisimiz, 1 tane de sivil vatandaşımız yaralanmıştır. Ben yaralılara acil şifalar diliyorum.

Yine, sözlerimin başında, biraz önce çok değerli milletvekili arkadaşımız burada konuşurken sağlıkta çok büyük bir çağ atlama olduğunu ifade ettiler. Sayın milletvekilleri, sağlıkta çağ atlamanın göstergesi, Ankara Numune Hastanesine veyahut da Hacettepe Hastanesine gidip oradaki durumu tespit etmektir. Ankara Numune Hastanesine gidin bakalım, orada muayene olmak için ne kadar sıra bekleyeceksiniz? Yine, bir hastanızı muayene ettirmek istiyorsunuz. Gidin bakalım Hacettepe Hastanesine, nasıl muayene ettirebileceksiniz? Ayrıca beraberinde yine bir acil hastanız olsa, işte yoğun bakımda yatması gerekse yoğun bakımı bulabilecek misiniz, onu merak ediyorum.

Sayın milletvekilleri, emekli intibak kanunu uzun zamandır beklenen bir yasadır. Son on yıldan beri de emekli insanlarımız devamlı mağdur olmuşlardır. SSK, BAĞ-KUR, Emekli Sandığı emeklisi insanlarımız, “Ne zaman intibak kanunu çıkacak ve rahatlayacağız.” diye beklenti içerisindedirler. Ancak getirilen sözde intibak kanunu tasarısı sadece 2000 yılı öncesi SSK emeklilerini değil, BAĞ-KUR’lusuyla, Emekli Sandığıyla herkesi kapsamalıydı. Tasarı, toplumdaki bütün emeklilerin umutlarını kırmış ve yaşama küstürecek konuma getirmiştir. Emekli insanlarımızın tümünü kapsayacak geniş kapsamlı bir çalışma yapılması gerekiyordu. Bu sadece emekli aylıklarının güncellenmesi değil, gelecek açısından da aylıkların reel anlamda korunması için gerekliydi.

Sayın milletvekilleri, emekli aylıklarının artışları, genel enflasyon endeksleri yerine bu kesimin tüketim kalıplarını ve hayat standartlarını dikkate alan özel endekse göre yapılması sağlanmalıdır. Ayrıca ülkemizde kişi başına gelirin gayrisafi millî hasıladan 10 bin dolar düştüğü ifade ediliyor. Gayrisafi millî hasıladan gösterilen payları emekliler istiyorlar ancak bunun olmayacağı da görülüyor. Ancak işin doğrusu, ekonomik büyümenin görüldüğü refah artışının emekli aylıklarına yansıtılmasıdır.

Sonuçta, emekli insanların insanca yaşayabilecekleri gelir sistemine ulaşabilmek, gelirlerini reel anlamda alabilecekleri bir sistem kurulması gereklidir. AKP iktidarında işçisiyle, memuruyla, esnafıyla, emeklisiyle çok ciddi ekonomik kayıplara uğranmıştır. Emekli insanlar normal geçimlerini temin edemedikleri için yine çalışmak mecburiyetinde kalmaktadırlar; bugün aldığı aylık çocuklarının, evinin normal masraflarını bile karşılamıyor. Çeşitli sebeplere bağlı olarak çalışmak zorunda kalan kişilerin emekli aylıklarının yüzde 15’inin kesilmesinin çalışanın cezalandırılması dışında hiçbir açıklaması yoktur. Bu insanlar fedakârlık yapıp çalışıyorlarsa hiç olmazsa bu kesilen miktar çok düşük tutulsun, yüzde 1’ler seviyesinde olsun. Yaşlılıkta insanca yaşayabilecekleri, açlık sınırında olmayacak şekilde ücret verilmesi gerekmez mi? Bu mahzun insanların sesini duyalım, mutlaka duyalım.

Bütçe imkânlarının yetersizliği bahane edilerek emeklileri mağdur etmeyelim. AKP yaklaşık olarak on yıldan beri tek başına iktidardadır. Bütçe imkânsızlığında emeklinin hiç suçu yoktur. Doğrudur, ülkenin ekonomik durumu bozuktur ancak bu duruma gelinmesinin tek sorumlusu AKP iktidarıdır, emekli insanlar değildir. Şayet samimiyseniz gelin, çok kapsamlı bir emekli intibak kanununu Türkiye Büyük Millet Meclisine getirelim, emekli aylıklarını gayrisafi millî hasıladaki gösterilen değerlere göre yükseltelim.

Şu andaki sağlık katkı payları insanlarımızın, emeklilerimizin yüreklerini yakmaktadır. Bakınız, emekli insanların birçoğu ayda en az 2 veya 3 kere hastaneye gitmek mecburiyetinde kalmaktadırlar, onların ödemiş oldukları katkı payları ciddi manada büyük sıkıntı yaratmaktadır. Hatta fakir ve fukaradan, daha önceki yeşil kartlı dediğimiz insanlardan da aynı zamanda katkı payı alınmaktadır. Gelin, bunları kaldıralım, o zaman emekli insanlarımızı koruruz. Şayet şimdi önlem alınmazsa emekli aylıklarındaki eşitsizlik daha artacak ve emeklilerin mağduriyetleri devam edecektir.

Her seçim döneminde bu insanlara yeni yeni umutlar veriliyor ancak verilen umutların hepsi boşa çıkıyor. Getirilen bu kanunlarla çok cüzi bir miktar maaş artışı yapılması hiçbir şeye çözüm olmayacaktır çünkü 2000 sonrasında emekli olan insanlar da bu kanundan faydalanmak istiyorlar; BAĞ-KUR’lusu da faydalanmak istiyor, Emekli Sandığı da faydalanmak istiyor.

Dolayısıyla, emeklilerle ilgili bu kanunu tekrar çok farklı bir şekilde değerlendirip herkesi kapsayacak şekilde çıkartılmasının toplum için gerekli olduğunu ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Doğru.

Sayın milletvekilleri, şimdi madde üzerinde soru-cevap işlemi yapacağız.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Az önce Sayın Sadık Badak, benim konuşmamla ilgili Antalya üzerinde “Yanlış bilgi veriyor.” diye  beyanda bulunmuş. Tutanakları da getirdim. Kısa bir açıklamada bulunmak istiyorum, şahsımla ilgili bir açıklama...

BAŞKAN – Sizden evvel açıklamalar yaptılar zaten ama buyurun.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Aldım, tutanağı bekledim, onun için… Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, Antalya Milletvekili Sadık Badak’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Az önce benim Antalya, Alanya, Manavgat arasında Alara Çayı üzerinde yapılan köprüyle ilgili vermiş olduğum bilgi hakkında Antalya Milletvekilimiz Sayın Sadık Badak bir açıklamada bulunmuş. Ben tutanak gelsin diye bekledim. Onun için Sayın Başkanım, arkadaşlarımızın konuşması bitsin diye bekledim.

Burada, vermiş olduğu cevapta “Henüz geçici kabul yapılmadığı için.” diyor. Ben de söylemiştim zaten, il genel meclisi açmış, il özel idaresi, yani valiliğin emriyle kapatmış. Sayın Badak da aslında benim söylediğimi satır arasında doğrulamış. Diyor ki: “CHP’li ve MHP’li arkadaşlarımız gitmişler, ziyaret yapmışlar, kendiliğinden açılış yapmışlar.” Yani  “Bizim olmadığımız yerde açılış yapmışlar.” diye aslında itirafta bulunmuş. İşin aslı, demek ki o açılan köprü kapatılmış, il özel idaresinin emriyle kapatılmış ve şu anda orası kapalı duruyor.

Ben burada soruyorum sayın bakanlara, Millî Savunma Bakanımız burada ama geçici kabulü yapılmadan teslim almadığınız hiçbir şey yok mu? Okullardan bahsediyorum, içme sularından bahsediyorum. İl özel idaresinin yetkisi içerisinde olan birtakım şeylerin hepsinin geçici kabulleri yapılıp mı alınmış? O köprünün açılışını haber verirlerse ben de gideceğim, bakalım kimleri çağıracaklar? Onun için, burada, bu söylenenler doğru değildir.

CHP ile efendim, MHP koalisyon yapıyormuş. Ee, en azından PKK’yla Oslo’da görüşmüyoruz veya “Görüşenler şerefsizdir.” demiyoruz, değil mi! (MHP sıralarından alkışlar) Yani yaptığımız şey, il genel meclisinde oradaki arkadaşlarımız oturmuş, bir yatırım yapılmış, yerine gitmişler o bölgenin. CHP’yi niye söyledim? Sadece Milliyetçi Hareket Partililer değil, oradaki il genel meclisi üyeleri o köyle ilgili kim varsa bulur -bilen arkadaşlarımız bilirler- onlar gider yerinde ziyaret ederler, onların emeği geçtiği için de açmışlar. Zaten vatandaş o açılış olmadan önce de geçiyormuş kaba inşaatı bittiği için.

Şimdi, burada, kıskançlık yapmaya gerek yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Devletin işi, milletin işi, kim yaparsa yapar. Bunu İsmet Yılmaz da yapsa, Sayın Bakanımız da yapsa Allah razı olsun deriz, Başkanımız da yapsa Allah razı olsun deriz. Siz de deyin ki: “Allah razı olsun, CHP ile MHP bir iş yapmış.”

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Günal.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün; 31.05.2006 Tarihli ve 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 81 Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/566, 2/58, 2/137) (S. Sayısı: 171) (Devam)

 

BAŞKAN – Şimdi, madde üzerinde soru-cevap işlemi yapacağız. Sisteme giren arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, sosyal güvenlikte aktüeryal hesap yapılmadan hiçbir işlem yapılmaz. Bu konuyla ilgili yapılan aktüeryal hesaba göre 2023’teki durumu nedir Kurumun, Aktüeryal hesaplara göre Kurumun 2023 yılındaki durumu nedir? Bununla ilgili bir çalışma yapılmış mıdır?

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kuşoğlu.

Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanıma sormak istiyorum: Kronik hastalıkların bazılarında, SGK, sağlık kurulu raporu olmasına rağmen yüzde 10 katılım payı almaktadır. Kronik hastalıkların hangisinde katılım payı alınıp alınmayacağı kararını SGK neye göre vermektedir?

Yeni çıkartılan yasayla özellikle yaşlılarda ve emeklilerde sık görülen şeker hastalığı, tansiyon, kalp hastalığı ve kronik akciğer hastalıklarından kesinlikle katılım payı alınmayacaktır diyebilir misiniz?

Bir diğer sorum da: Bir AKP milletvekili arkadaşımız tek kişilik odalara geçtiğinden bahsetti. Ben aynı zamanda hekimim. On yıllık iktidarınızda Mersin Devlet Hastanesinde bir tek yeni tek kişilik oda oluşmamıştır. Böyle bir şey yok. Lütfen Meclise yanlış bilgi vermeyiniz.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunarım.

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, 18 Mart Üniversitesinde yedi ve sekiz yıldır çalışan ve sendikalı işçi arkadaşlarımız 36 kişi yılbaşından sonra işlerinden atılmışlardır. Bunların tekrar geri alınacağı söylenmesine rağmen, bunlar atıldıktan sonra yerlerine başka yeni insanlar alınmıştır. Sendikalı olmak ve sendika hakları, sendikaya geçmek ve sendikayla da olan bu ilişkilerinden dolayı bu insanlar işlerinden atılmıştır. Bu vesileyle, sendikalıların işten atılmasıyla ilgili bir çalışma gelecek midir? Ne yapmayı düşünüyorsunuz? Türkiye'de sendikalı olmak suç mudur? İş yerinden atılmasının başka bir gerekçesi gösterilmediğine göre yoksa siyasal amaçla mı atılmıştır ve bu atılan 36 işçi arkadaşımızın hakları ne olacaktır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çelebi…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Savunma Bakanımız tabii burada, ben Çalışma Bakanımıza aslında sorumu sormak istiyorum. Sanıyorum bu hakları Savunma Bakanı olduğu için savunur. Zonguldak Taşkömüründe çalışan işçi arkadaşlar arasında ücret adaletsizliği oldukça yüksek düzeydedir. Dünyanın en zor mesleğini yapan maden işçilerinden kazmacı olarak çalışan ve yeni yönetim alanına giren işçi arkadaşlarımızın aldıkları maaş, ücret adaletsizliği en yüksek boyuttadır. Aynı şartlarda, aynı yerde, aynı işi yapan, aynı sanatı yapan işçilerin bir kısmı 2.500 Türk lirası maaş alırken, bir kısmı 1.500 Türk lirası almaktadır. Çalışma Bakanı olarak bu adaletsizliği ortadan kaldırmaya düşünüyor musunuz?

Bir son sorum da: Şu anda Sendikalar Yasası gündemde, biz de alt komisyonda çalıştık ama bugün birçok iş yerinde örgütlenen sendikalara yetki verilmiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çelebi, teşekkür ediyorum.

Sayın Türkoğlu.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Sağlık Uygulama Tebliği’ne göre özel sağlık kurumlarında paket fiyat uygulaması yapılmaktadır. Bu uygulamaya göre hastalıklar değil, branşlara göre fiyat ayarlaması yapılmaktadır. Yani örneğin dâhiliye polikliniğinde muayene olan bir hasta için 21 lira ödemekte SGK, ama bu 21 liranın içerisinde bütün tahliller, tetkikler fiks olarak zikredilmekte yani en basit tahlili de yapsanız, idrar tahlili, kan tahlili ya da tiroitle ilgili ileri bir tetkik de yapsanız aynı fiyatı ödemektesiniz. Dolayısıyla, bu, özel sağlık kurumlarını mağdur etmektedir. Bu mağduriyetin giderilmesi maksadıyla Sağlık Uygulama Tebliği’nde bir fiyat güncellemesi yapmayı, düzenlemeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, kamu adil olmalı, kamuda çalışan herkese eşit olmalı. Bir kısım kamu görevlileri, maaşları yüksek tutularak, emeklilik primleri yüksek maaşlardan kesildiği için, emekli olduğunda yüksek ücretle emekli oluyorlar. Aynı kamuda çalışan -özellikle idari hizmet- vali, kaymakam, emniyetçi arkadaşların özellikle, aldıkları aylık gelirin önemli bir kısmı tazminat olduğu için, bunların düşük miktarla Emekli Sandığına primleri kesiliyor ama emekli olduktan sonra, aynı işi yapan bir başka kamu görevlisiyle arasında 1’e 2 fark oluyor. Kamu adil olmalı, herkese eşit olmalı, adaletsizlik yaratmamalı. Kamu görevlileri arasında, bu - aynı gün, aynı şeyi ödeyen arkadaşlar- birinin tazminatı fazla, birinin de aylığı fazla diye, daha sonra, emekli olduktan sonra bir hak kaybına yol açmaktadır. Bunun önüne geçilmesi gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu.

Sayın Bakan…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın milletvekili arkadaşlarımın sorularına cevap vermeye çalışacağım. Eğer ki arkadaşlarımızdan cevabını veremediğimiz olursa onlara da yazılı cevap verileceğini belirtmek isterim.

Tabii, bir milletvekilimiz… Aktuaryel hesabı yapılmadan, doğru, bu ödemeler yapılmış.

“2023 için Sosyal Güvenlik Kurumu nasıl olacak?” diye bir şey var. İntibak düzenlemesi için maliyet projeksiyonu yapılmış durumdadır. Yıllar itibarıyla artmakta ama 2023’teki bu intibakın maliyeti 1 milyar 935 milyon TL’dir, 2034 yılında da 215 milyon TL olacaktır. Daha detaylı bilgiyi de arkadaşlara verebiliriz.

Bir başka husus: “Kronik hastalıklarda yüzde 10 katılım payı alınmaktadır. Bunun ölçüsü nedir? Hangisinden alıyorsunuz, hangisinden almıyorsunuz?” diye bir…

Katılım payı alınmayacak durumlar, hastalıklar bilimsel komisyonlarca belirlendikten sonra, Kurumca değerlendirilmektedir. Buradan şunu anlamak lazım ki… Yani tabii, Kurumdan ziyade, bilimsel komisyon ne derse -bilime saygı ona riayeti gerektirir- ona uyulur, bilimsel komisyonun raporuna uyulur diye düşünüyorum.

Yine tek kişilik odalar… Gerçekten, muhakkak ki amaç o. Hükûmetin amacı, tek kişilik odalarda kalmasını… Sayın Vekilimiz “Mersin Devlet Hastanesinde tek kişilik oda yok.” dedi. Ben de Sivas’ta biliyorum, gerçekten 4 kişilik, 5 kişilik, 2 kişilik odalar olduğu gibi… Amaç ve gidilecek hedef birer kişilik odalardır. Ha, bu hedefi yakaladık mı?

ALİ ÖZ (Mersin) – Üst üste yatıyorlar Sayın Bakan. Ben de bir hekim olarak…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yok, onu anladım, onu anladım. Bak, amacımız bu. Biz buradan gidiyoruz. Ben Sivas örneğini veriyorum. Tek kişilik oda var mı? Gelin lütfen, götüreyim Sivas’a, göstereyim ki tek kişilik oda… Yok, şunu söylüyorum: Tek kişilik odalar var mı? Deyin ki: “El insaf ya, var.” “Ama hepsi değil.” Biz de ona “doğru” diyoruz. Hepsi de tek kişilik değil ama amacımız nedir? Her odayı insanlığa yaraşır bir…

ALİ ÖZ (Mersin) – Sayın Bakan, yer yok; olsa keşke, ben de “var” desem.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ama ben de diyorum ki -doğrudur, yani olabilir- amacımız orayı da tek kişilik odalar hâline getirmek. Biz amacı söylüyoruz, siz bizim amacımızı, niyetimizi yargılıyorsunuz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Niyet ayrı, amel ayrı Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ama niyetlenirseniz yaparsınız, eğer niyetiniz olmazsa hayatta yapamazsınız.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Amel yerine gelmeden niyet hasıl olmuyor.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başka husus: 18 Mart Üniversitesinde Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi 36 kişinin işten çıkarıldığını söyledi. “Bunlar sendikalı olduğundan dolayı mıdır? “ diye…

Örgütlü olmak, demokratik olmanın gereğidir. Hiç kimsenin bir sendikaya üye oldu diye işten çıkarılmaması lazım. Bizim Hükûmetimiz de hem örgütlü olmayı demokrasinin gereği sayıyor hem sendikalı olmayı. Yasamızda da vardır; hiçbir kimse sadece bir sendikaya üye olduğundan dolayı işten çıkarılamaz. Eğer bu gerekçeyle çıkarılmışsa, mahkemeye gittiğinde, mahkeme, o kişileri işe iade eder. Kanunumuzda da böyle madde vardır.

Dolayısıyla da ben hukukta yeterli müeyyidenin olduğunu düşünüyorum. Eğer bir konuda da eksiklik varsa… Spesifik olarak bu olayın da bir araştırılması lazım ama hiç kimsenin –genel ilkeyi söylüyorum- sigortalı, sendikaya üye oldu diye -bu demokratik hakkıdır; yasayla verilmiş hakkıdır; hatta bir sendikaya değil, birden fazla sendikaya da üye olabilir.- Kimsenin işten atılmaması lazım. Mahkemeye başvurması lazım. bizim arkadaşlar da araştırırlar.

Yine Sayın Çelebi söyledi, “Zonguldak Taşkömüründe ücret adaletsizliği var. 2.500 TL alan da var, 1.500 TL alan da var, aynı işi yapmakta.” dedi. İdeal olanı, tabii, aynı işi yapanların aynı ücreti alması, bu hem adaletin gereği hem iş yerinde barışı sağlamanın da gereği. Eğer ki aynı işi yapıp aynı ücreti alamıyorsanız iş yerinde barışı da sağlayamazsınız, barışı sağlayamayınca da iş verimliliğini de artıramazsınız. Dolayısıyla, inşallah, bizim arkadaşlar bir incelesinler…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) - Biz de bunu istiyoruz Sayın Bakan, biz de bunu istiyoruz. Teşekkürler.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Bir Türkiye var, bu Türkiye ortak paydamız. İnanın, bu Türkiye'nin dışında kimse yok. 74 milyonu bu hizmet çemberinin dışında tutmamak için çalışıyoruz. Yapabilir miyiz? Niyetimiz bu. İnşallah, destek verirseniz ayrımsız, hep beraber gideceğiz. Türkiye çok iyi bir noktada. Olması gereken yerde mi? Değil ama on yıl öncesine bakın, yirmi yıl öncesine bakın, her aşamada… Şimdi geldiğimiz nokta… Muhakkak ki daha gitmemiz gereken çok mesafe var, “Olduk.” demiyoruz. İki günü birbirine eşit olan ziyandadır. “Daha yapacağımız çok şey var. Her alanda, hem demokratikleşmede hem insan haklarını iyileştirmede daha iyisini yapacağız.” diyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakanım.

MİLLİ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Tabii, Sayın Vekilim de paket fiyatlarıyla ilgili söyledi, ben de katılıyorum.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Çok saçma bir uygulama efendim. Böyle uygulama olur mu?

BAŞKAN – Teşekkürler, teşekkürler Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Son cümle olarak “Sağlık Uygulama Tebliği’nde fiyat güncellemesi yapılacak mı?” diye bir arkadaşımızın sorusu vardı. Bir komisyon kurduk, komisyon çalışmalarını yapacak; bu yapılan çalışmaları, Sosyal Güvenlik Kurumunun uygulamasını bekliyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

Değerli milletvekilleri, madde üzerinde yedi önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 5 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen geçici 39 uncu maddesinin birinci fıkrasında geçen "bağlanan" ibaresinin "ödenen" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                               Yılmaz Tunç

                                                                                   Bartın

BAŞKAN – Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 5 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen geçici 39 uncu maddesinin birinci fıkrasında geçen "bağlanan" ibaresinin "ödenen" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                 Ali Ercoşkun

                                                                                       Bolu

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 5 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen geçici 39 uncu maddesinin birinci fıkrasında geçen "bağlanan" ibaresinin "ödenen" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                   Salih Koca

                                                                                    Eskişehir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 5 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen geçici 39 uncu maddesinin birinci fıkrasında geçen "bağlanan" ibaresinin "ödenen" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                   Adem Tatlı

                                                                                     Giresun

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 5 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen geçici 39 uncu maddesinin birinci fıkrasında geçen "bağlanan" ibaresinin "ödenen" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                 Ramazan Can

                                                                                    Kırıkkale

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 5 inci maddesi ile değiştirilen 5510 Sayılı Kanunun Geçici 39. Maddesinin (3) nolu fıkrasının b bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                Aydın Ayaydın                                     İzzet Çetin                                     Bülent Kuşoğlu

                     İstanbul                                             Ankara                                              Ankara

                  Hasan Ören                                  Süleyman Çelebi                                   Kazım Kurt

                      Manisa                                             İstanbul                                           Eskişehir

                   Musa Çam                                     Mahmut Tanal                                    Müslim Sarı

                        İzmir                                               İstanbul                                            İstanbul

                                                                     Kadir Gökmen Öğüt

                                                                              İstanbul

b) Yaşlılık aylığında; gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olan için % 60, üst gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olan için ise 1999 yılı Aralık ayında yürürlükte bulunan ve gösterge rakamına göre %59,9 ila %50 arasında belirlenmiş olan taban aylık bağlama oranı esas alınır. Bu şekilde belirlenen taban aylık bağlama oranı, sigortalının tahsis talep tarihi itibarıyla kadın ise 50, erkek ise 55 yaşından sonra doldurduğu her tam yaş için ve 5000 günden fazla ödediği her 240 günlük malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi için (1)'er artırılır. Maden işyerlerinin yer altı işlerinde çalışması, sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce malul olması, sakatlığı nedeniyle vergi indiriminden yararlanması veya erken yaşlanması nedeniyle tarafına yaşlılık aylığı bağlananlara günden dolayı eksiltme yapılmaz.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Kanun Tasarısının 5 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen

- Geçici 39 uncu maddenin üçüncü fıkrasının (b) bendinin ilk cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini,

"Yaşlılık aylığında; gösterge tablosundan ve üst gösterge tablosundan aylık bağlanmış olanlar için % 60 taban aylık bağlama oranı esas alınır".

- Aynı maddenin üçüncü fıkrasına aşağıdaki (d) bendinin eklenmesini,

"d) Bu fıkraya göre sigortalının aylık bağlama oranının hesabında, 506 Sayılı Kanun mülga geçici 76.ncı maddesi kapsamında bulunanların borçlanmış oldukları prim gün sayıları da dikkate alınır"

- Aynı maddenin beşinci fıkrasında geçen "(7,13326594120697)" ibaresinin "(7,98110920675957)" şeklinde değiştirilmesini,

- Aynı maddenin sonuna "01.01.2000 tarihinden sonra bağlanmış gelir ve aylıklar, gelir/aylık bağlandığı yılı takip eden her yılın pozitif olan sabit fiyatlarla gayri safi yurt içi hâsıla gelişme hızı nispetinde artırılır, fıkrasının eklenmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Kalaycı                                Ruhsar Demirel                         Hasan Hüseyin Türkoğlu

                       Konya                                             Eskişehir                                          Osmaniye

               Seyfettin Yılmaz                                  Bülent Belen

                       Adana                                             Tekirdağ

BAŞKAN – Son okunan önergeye Sayın Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

MİLLİ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu, konuşacak mısınız, gerekçeyi mi okutayım?

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Konuşacağım.

BAŞKAN – Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili.

Buyurun Sayın Türkoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; 171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Tasarı’nın 5’inci maddesinde değişiklik yapmak amacıyla vermiş olduğumuz önerge sebebiyle söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

5’inci maddesi üzerinde müzakerelerde bulunduğumuz yasa tasarısı, kamuoyunda yaygın olarak bilinen adıyla intibak yasasıdır. Tasarının genel gerekçesi ve komisyon raporlarında da belirtildiği üzere, ortaya çıkma nedeni, aynı prim gün sayısı ve miktarı olmakla beraber farklı tarihlerde emekli olan sigortalıların birbirinden farklı emekli maaşı almalarına ilişkin adaletsizliği giderme amacıdır.

Farklı dönemler ve tarihlerde emekli olan sigorta iştirakçileri, emekli oldukları tarih itibarıyla tabi oldukları geçerli mevzuat dolayısıyla farklı emekli maaşları almak durumunda kalmışlardır. Bu tasarı ile emekli olanlar, adaletsiz biçimde emsallerinden daha az alan sigortalılara ilişkin düzenleme yapılmaktadır yani bir adaletsizlik giderilmek istenmektedir. Ancak tasarıya ilişkin tespit ve değerlendirmelerimiz, aslında adaletin sağlanması, eşitsizliğin ve haksızlığın giderilmesine yönelik samimi bir yaklaşım olmadığı yönündedir.

Evvela ifade etmeliyim ki bu tasarı ile hedeflenen sigorta emeklisinin refah seviyesinin yükseltilmesi, eşitsizliğin giderilmesi amacı, ayakları yere basmayan, afaki ifadelerdir. On yıldır iktidarda bulunan AKP, emekli aylıkları arasındaki eşitsizliği gidermek sözünü yerine getirmek yerine, göz boyamaya devam etmektedir.

Daha dün TÜRK-İŞ tarafından açıklanan, periyodik olarak da Türkiye Kamu-Sen tarafından hesaplanan ve açıklanan açlık ve yoksulluk sınırı rakamlarına göre, bugün itibarıyla 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 973 lira, aynı ailenin yoksulluk sınırı 3.171 liradır yani bir ailenin dengeli, sağlıklı, yeterli beslenebilmesi için her ay en az 974 lira mutfak harcaması yapma zorunluluğu vardır. Bu rakama giyim, konut, kira, elektrik, su, yakıt, ulaşım, eğitim, sağlık gibi harcamalar da eklendiğinde toplam 3.171 lira elde edilmektedir ki bu rakamın altı yoksulluk alanıdır.

Bizde BAĞ-KUR ve Sigorta emeklilerinin maaşları ise şu şekildedir: En düşük çiftçi BAĞ-KUR emeklisi maaşı 520 TL, en düşük esnaf BAĞ-KUR emeklisi maaşı 704 TL’dir, sigorta emeklisi için ise en düşük rakam 869 TL’dir; asgari ücret ise 701 TL’dir.

Toplam sayıları 10 milyonu bulan ve 6 milyon sigorta emeklisi; 2,5 milyon BAĞ-KUR emeklisi olan ülkemizde, Türkiye İstatistik Kurumu istediği kadar rakamlarla uğraşsın, Türkiye’de yoksulluk ve açlık sınırı altında yaşayan nüfusun oranı yüzde 30’ları bulmuştur.

Tasarının 5’inci maddesi uyarınca 5510 sayılı Kanun’a eklenen geçici 39’uncu maddeyle, 2000 yılı öncesinde 506 sayılı Kanun’a göre bağlanan malullük, yaşlılık ve ölüm aylıklarında yeniden hesaplama yapılması öngörülmektedir.

Tasarıda taban aylık bağlama oranları olarak gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olanlar için yüzde 60, üst gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olanlar için ise 1999 yılı Aralık ayında yürürlükte bulunan ve gösterge rakamına göre yüzde 59,9 ila yüzde 50 arasında belirlenmiş olan oranlar esas alınmıştır. 506 sayılı Kanun’un mülga 96’ncı maddesinin önceki hükümlerine göre uygulanmış olan aylık alt sınırı hiç dikkate alınmamıştır.

Taban aylık bağlama oranları yüzde 70’ten 60’a çekilmiş, tavan göstergeden prim ödeyenlerin aylık bağlama oranları yüzde 60 yerine 50 olarak uygulanmıştır.

İntibak yapılabilmesi için, taban aylık bağlama oranlarında eşitlik sağlanması amacıyla önergemiz desteklenmelidir.

3395 sayılı Kanun’a göre borçlanma primi ödeyen ve kamuoyunda “süper emekli” olarak bilinen emeklilerin yüksek prim ödeyerek satın aldıkları her 240 gün için de aylık bağlama oranının 1 puan artırılması hususu tasarıda açık şekilde ifade edilmelidir.

2000 öncesi emeklilerin yeniden hesaplanan aylıklarının, 2000 yılı Ocak ayından itibaren her yılın sonu TÜFE artış oranı ve gayrisafi yurt içi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızı esas alınarak güncellenmek suretiyle 2008 yılı Ocak ayına taşınması öngörülmektedir ancak gayrisafi yurt içi hasıla gelişme hızının yüzde 75’i esas alınmaktadır.

Maddenin gerekçesinde, aylıkların gayrisafi yurt içi hasıla gelişme hızı kullanılarak yeniden hesaplanmasının amaçlanmakta olduğu belirtilmesine karşın, gelişme hızının yüzde 75’inin esas alınmasında hiçbir gerekçe gösterilememektedir. Aylıkların güncellenmesinde gayrisafi yurt içi hasıla gelişme hızının tamamı dikkate alınmaktadır.

Önergelerimizle zikredilen hususlar, yoksulluk ve açlık sınırı altında yaşayan, ekonomik olarak çöküntü içinde bulunan, evine ekmek götürmek, yakıt almak için perişan olan emeklilerin sıkıntılarına bir parça çözüm olmak içindir.

Takdir yüce Meclisindir. Ya adaletle hükmeder bu önergeleri kabul ederiz ya da 10 milyon emekli ve bakmakla yükümlü oldukları yakınlarına “Açlığa, yoksulluğa devam.” deriz.

Yüce heyetinizi, Türk milletinin saygıdeğer milletvekillerini  saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkoğlu.

Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 5 inci maddesi ile değiştirilen 5510 Sayılı Kanunun Geçici 39. Maddesinin (3) nolu fıkrasının b bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                            Bülent Kuşoğlu (Ankara) ve arkadaşları

b) Yaşlılık aylığında; gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olan için % 60, üst gösterge tablosundan aylık hesaplanmış olan için ise 1999 yılı Aralık ayında yürürlükte bulunan ve gösterge rakamına göre %59,9 ila %50 arasında belirlenmiş olan taban aylık bağlama oranı esas alınır. Bu şekilde belirlenen taban aylık bağlama oranı, sigortalının tahsis talep tarihi itibarıyla kadın ise 50, erkek ise 55 yaşından sonra doldurduğu her tam yaş için ve 5000 günden fazla ödediği her 240 günlük malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi için (1)'er artırılır. Maden işyerlerinin yer altı işlerinde çalışması, sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihten önce malul olması, sakatlığı nedeniyle vergi indiriminden yararlanması veya erken yaşlanması nedeniyle tarafına yaşlılık aylığı bağlananlara günden dolayı eksiltme yapılmaz.

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu, konuşacak mısınız?

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Maddeler üzerinde konuşurken sosyal güvenliğin önemiyle ilgili vurgulamalarda bulunmuştum. Sosyal güvenlik bir ekonomik sistemin, tümüyle ekonomik sistemlerin zaaflarını örten, kapatan bir kurumdur, müessesedir ve çok çok önemlidir. Vatandaş açısından temel haktır ama siyasi irade açısından bu, bu şekilde de ekonomik sistemin zaaflarını kapatan, örten bir müessese olarak da görülmek zorundadır, böyle de bakılmak zorundadır. Toplum barışı için, huzuru için sosyal güvenlik müesseseleri çok zorunlu, çok elzem kurumlardır. Bunu görmek lazım.

Şimdi, bu konuyla ilgili olarak da -hep üzerinde duruyorum- yıllardan beri bekleyen, aşağı yukarı yirmi dört yıldan beri bu konudaki adaletsizliğin giderilmesi için bekleyen büyük bir kitle var. 2006’daki o tek çatı, norm ve standart birliğinin sağlanması çabası sırasında, kanunlaşması sırasında bununla ilgili gereken yapılmadı ama bugün, işte seçimden sonra -partilerin seçim vaatleri arasında bulunuyordu- konu gündeme geldi. Şimdi, emekliler büyük bir heyecanla bizleri bekliyor. Büyük bir kısmı da şu anda ekran başında bizi izliyor.

Bu konuyla ilgili olarak getirilen tasarının birçok yönünü eleştirdik. Bir de maliyetle ilgili yönüne bakalım. Bakın, şimdiye kadar bunun getirilmemesinin sebebi, maliyetinin çok yüksek görülmesiydi. “Çok büyük bir maliyeti var, bütçeye çok büyük bir yükü var, sosyal güvenlik açıkları zaten çok yüksek, bir de bunu getirmeyelim.” deniyordu.

Bakın, Sayın Grup Başkan Vekili Canikli’nin 2010’da bütçe görüşmeleri sırasında şöyle bir şeyi var: Sayın Canikli, ekonomik dengeleri bozan popülist vaatlerin artık gündeme gelmeyeceğini düşündüklerini ifade ederek “Bu konuyla ilgili yapılan açıklamalar kafa yormamıza neden oluyor, gereksiz oluyor.” dedikten sonra, “Bu dedikleri konusunda rakamsal bir çalışma yaptık. Mesela öğretmenlerle ilgili vaatlerin bütçeye maliyeti 12 katrilyon, mazotun pompa fiyatının düşürülmesi 30-40 katrilyon lira, emeklilerin intibakı da 20 katrilyon.” diyor. “Emeklilerin intibakının maliyetini çıkarttırdık, 20 katrilyon.” diyor. Sayın Canikli siyasi tercihini yanlış yapmış olabilir, beğenmeyebilirsiniz ama Sayın Canikli iyi bir maliyecidir. Doğrudur, yani yaptırdığı çalışmanın maliyeti, gerçekten, en az 20 milyar liradır.

Şimdi, bizim değerli arkadaşlarımızın da verdiği önergeler var, intibakla ilgili teklifler var. Sayın Bakan, onlarla ilgili olarak yaptırdığı çalışmada birisinin maliyetinin en az 11 milyar olduğunu, diğerinin de 38 milyar olduğunu, onun için dikkate alınmadıklarını ifade etti. Sayın Grup Başkan Vekilinin çalışmasında da en az 20 milyar ki o da geçen yıl yapılan, 2010’da yapılan bir çalışma. Şimdi, sadece maliyeti yüksek diye dikkate alınmıyor.

Bakın, değerli arkadaşlar, toplumun içinde çok önemli bir yer tutan emeklilerin bu beklentisi çok önemli. Yirmi dört yıldan beri bekleniyor, bekliyorlar ve bizim getirdiğimiz, “intibak” dediğimiz, şu yüce Meclisten çıkacak olan intibakın maliyeti SGK bütçesinin yüzde 1,5’u. Bakın, SGK bütçesinin; Türkiye bütçesinin demiyorum. Türkiye bütçesinin binde 5’i, yüzde yarımı. Ee, olur mu bu? Şimdi, bunu sadece maliyeti yüksek diye reddeder miyiz? Sadece Türkiye bütçesinin binde 5’i tutan bu maliyeti, emeklilerin yirmi dört yıldan beri olan beklentisini boşa çıkarmak için kullanır mıyız? Bu büyük bir yanlışlık değil midir? Çok açık; sadece bunu maliyet unsuru olarak gördüğümüz, böyle değerlendirdiğimiz, tasarının bu amaçla geldiği çok açık. Onun için, bununla ilgili olarak bu tasarının geri çekilmesi, gerçekten emeklilerin beklentileri doğrultusunda bir tasarı hazırlanması lazım. En azından bütçenin ve SGK bütçesinin, hiç olmazsa SGK bütçesinin yüzde 5’i tutabilmeli. Madem bu kadar beklendi, buna değmeli. Buradan çıkan bir kanunun insanların yüzünü güldürebilmesi lazım. Bunu da dikkate almak zorundayız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.

Sayın milletvekilleri…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, kısa bir açıklama yapabilir miyim Sayın Kuşoğlu’nun biraz önce ismimi zikrederek, atfen…

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açalım, lütfen yerinizden yapın.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır, kürsüden Sayın Başkanım, iki dakika.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Canikli, size sataşmadı, sizi teyit etti.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır hayır, ismime…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ama teyit etti, “Doğru yapıyor.” dedi.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ama yanlış; sonucu yanlış, yorum, değerlendirme yanlış.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) –  “İyi bir maliyeci” dedi, “Doğru yapıyor.” dedi, daha ne desin?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İzin verirseniz Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Üzerinde, iki dakika lütfen… Fazla şeye girmeyin.

Buyurun.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun şahsına sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Kuşoğlu’na biraz önceki ifadeleri nedeniyle ama son kısımla ilgili ben farklı düşünüyorum, atfedilen görüşüm farklı.

Şimdi, rakamlar gerçekten doğru. O zaman yaptığımız çalışmalar çerçevesinde, önerilen modelin hayata geçirilebilmesi için gereken kaynak minimum o kadar bir rakamdı 2010 yılında yaptığımız çalışmada. Tabii, başka taahhütler de vardı, benzer, ilave yük getiren. Hepsini topladığınız zaman, yanlış hatırlamıyorsam, o zaman yaptığımız çalışmaya göre, yaklaşık 200 milyar liralık bir ilave kaynak gerekiyordu toplam olarak, bütün o taahhütlerin tamamının finanse edilebilmesi için yani Sayın Kılıçdaroğlu’nun değişik vesilelerle yaptığı konuşmalarda ortaya koyduğu bu taahhütlerin yerine getirilebilmesi için 200 katrilyon liralık bir kaynak gerekiyordu. Bizim yaptığımız şuydu sadece: “Bu kaynağın da karşılığının gösterilmesi gerekir, bu dengenin sağlanması gerekir, ancak o zaman daha anlamlı bir yaklaşım olur.” şeklinde bir kanaatimiz vardı.

Bakın değerli arkadaşlar, bu sorun, AK PARTİ döneminde şu anda kısmen veya büyük oranda çözeceğimiz -inşallah- çözmeye çalıştığımız sorun, bizim dönemden kaynaklanan bir sorun değil. Bizden çok öncesinden…

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – On yıl oldu ya, hâlâ öncesinden bahsediyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - …çok öncesinden gelen bir stok, bir sorun stoku, devraldığımız bir stok. Biz çözmeye çalışıyoruz. Elbette, çözerken de genel dengeleri dikkate alacağız. Yani meseleyi, tamamen, yüzde 100 çözdüğünü söylemiyoruz ama büyük oranda çözüyor, ciddi bir rahatlama getirecek.

Değerli arkadaşlar, ekonomi bir dengeler manzumesidir, tek bir denge yoktur, birden fazla denge vardır. Bütün dengeleri dikkate almanız gerekir. Bütün dengeleri dikkate almadan yönetim sergileyen, harcama yapan ülkelerin ve yönetimlerin nasıl sıkıntı içerisinde kaldıklarını, düştüklerini, nasıl memur maaşlarını dahi ödeyemez hâle geldiklerini hepimiz görüyoruz. Biz, gerçekçi, dengeli bir politika izliyoruz. İnsanları aşırı umutlandıracak bir yaklaşım sergilemiyoruz. Yaptığımız iş gerçekçi bir yaklaşımdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canikli. 

Sayın milletvekilleri…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Efendim, sataşma var.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ben de teşekkür ettim Sayın Kuşoğlu’na.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Efendim, müsaade eder misiniz?

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Ben de cevap verebilir miyim, müsaade eder misiniz, özellikle belirttiği bir hususla ilgili olarak?

BAŞKAN – Şimdi, bunun sonu yok ki Sayın Kuşoğlu.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Yo, ben de hakaretamiz herhangi bir şey söylemiyorum tabii.

BAŞKAN – Buyurun efendim, buyurun lütfen.

 

7.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, biraz önce Sayın Canikli’nin temas ettiği husus çok önemli.

Şimdi, yapılması gereken yatırımları ya da bu ülke insanı için yapılması gereken harcamaları sadece maliyet unsuru olarak görürseniz, insanları huzurunu, mutluluğunu, barışını, toplum barışını koruyamazsınız. Bu şekilde bakmamak lazım. Ben konuşmamda özellikle bunu belirtmiştim. Sosyal güvenlik sistemleri, ekonomik sistem içerisindeki zaafları gideren      -Nedir zaaflar? Şiddet ortaya çıkıyor, şiddeti, terörü ortadan kaldıran, yolsuzluğu, adaletsizliği, ahlaksızlığı ortadan kaldıran- ve sosyal riskleri ortadan kaldıran sistemlerdir. Bu şekilde bakmak lazım diye söyledim. Onun için, iktidarın buna bakışı yanlıştır. Biraz önce sorduğum soruya, “Aktüeryal hesabı yapılmış mıdır?” sorusuna Sayın Bakan 2023 için “1,9 milyar” dedi bakın, 1,9 milyar. Şu anda da en fazla 2,5 milyar olacak. Hiçbir şekilde bu, Sayın Canikli’nin yaptırdığı intibak çalışmasının da, bizim yaptığımız çalışmaların da maliyetinin çok çok altında. Çok komik bir maliyeti var şu andaki tasarının. Bunun çıkması Türkiye Büyük Millet Meclisi adına çok büyük bir ayıptır, ben bunu söylemek istiyorum. Vatandaşımızın beklentilerini karşılamamaktadır, yirmi dört yıllık beklentiyi karşılamamaktadır, hepimizi üzecek seviyededir. Onun için, bunu özellikle belirtmek istedim. Yoksa, bu kadar yanlış bir kanunun çıkması hâlinde muhalefet olarak biz menfaat elde ederiz. Ama üzülürüm, buradan, bizler burada oturuyorken böyle yanlış bir kanunun çıkmasından ve bu kadar önemli bir olaya böyle bakılmasından üzülürüm. Sadece onu belirtmek istedim.

Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kuşoğlu.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün; 31.05.2006 Tarihli ve 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 81 Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/566, 2/58, 2/137) (S. Sayısı: 171) (Devam)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Kuşoğlu ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeler aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 5 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen geçici 39 uncu maddesinin birinci fıkrasında geçen "bağlanan" ibaresinin "ödenen" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                 Ramazan Can

                                                                                    Kırıkkale

Diğer önerge imza sahibi:

Adem Tatlı

   Giresun

Diğer önerge imza sahibi:

Salih Koca

 Eskişehir

Diğer önerge imza sahibi:

Ali Ercoşkun

      Bolu

Diğer önerge imza sahibi:

Yılmaz Tunç

    Bartın

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergelere katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Daha uygun bir anlatım dili kullanılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Diğer önergelerdeki gerekçe de aynı olduğuna göre önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Şimdi 5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6’ncı maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 6- 5510 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 40- (1) 1479 sayılı Kanunun mülga geçici 17 nci maddesine göre 1/4/2002 ile 30/6/2002 tarihleri arasında kullanılmak üzere hazırlanan gelir basamakları esas alınarak hesaplanmış olan aylıklar bu madde hükümlerine göre yeniden hesaplanır.

(2) Geçici 27 nci madde uyarınca 1/4/2002 ile 30/6/2002 tarihleri arasında kullanılmak üzere hazırlanan gelir basamakları esas alınarak 1479 sayılı Kanunun mülga geçici 11 inci maddesine göre 2002 yılı Nisan ayı ödeme dönemi itibarıyla hesaplanan aylık tutarı, aynı ödeme döneminde % 8,9 oranında artırıldıktan sonra 2002 yılı Mayıs ayı ödeme döneminden başlayarak 2013 yılı Ocak ayı ödeme dönemine kadar, 1479 sayılı Kanun kapsamında bağlanmış olan aylıklara söz konusu dönemlerde uygulanan artış oranları ile artırılır ve aylıklar 2013 yılı Ocak ayı ödeme döneminden itibaren yeni belirlenen tutar üzerinden ödenmeye devam olunur.

(3) Bu maddeye göre hesaplanan aylıklar için geriye yönelik herhangi bir ödeme yapılmaz.”

BAŞKAN – Madde üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.

Sayın Kaplan, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına sizleri selamlıyorum.

Evet, hepimiz 12 Haziran seçimleri öncesi meydanlara çıktık, emeklilere söz verdik, intibaklarınızı yapacağız, maaşlarınızı artıracağız, bunun için Mecliste çalışacağız, gerekli düzenlemeleri yapacağız...

Bunu yapmayan, bunu söylemeyen parti var mı? Bütün, dört parti grubu da bu sözü verdi mi? Niye sözünü tutmuyor o zaman dört parti grubu? Sorun nerede? Yani…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – “Kademeli yapacağız.” dedik.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Kademeli… On yılda ustalık dönemine…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Biz öyle dedik ya! Halka öyle dedik.

HASİP KAPLAN (Devamla) - …geldiniz, yedi yıldızlı süper ustalık dönemi için bir yedi yıl daha mı lazım?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ama buna rağmen kademesiz yapıyoruz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, sorun burada şöyle: Kaynağı nereden bulacağız? Emekli maaşları arasında düzensizlik var, yıllara göre var, artışlara göre var; zaten düşük, zaten yetersiz. Burada gayrisafi millî hasılanın içindeki yeri ne? OECD karşısındaki payı ne sosyal güvenlik kapsamı içinde bu tür ödemelerin? Türkiye’de 9 milyon 700 bin emeklimizin olduğu düşünüldüğünde, şu kaynak konusunda Hükûmete 3 tane kaynak sunacağız. Bu, bütün emeklilerin, asgari ücretlilerin ve hâlen çalışmakta olan bütün çalışanların bütün kaynak sorununu çözer.

Birincisi: Krize rağmen 17 banka birinci sırada kâr etti, 28 tane de holding kâr etti. Kâr oranlarına göre yüzde 35’ten yüzde 20’ye kurumlar vergisini indirdik. Kurumlar vergisini -çok kazanandan- yüzde 20’den 25’e kadar çıkaralım, bir 5 puan artıralım, -ki dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde bunun üstündedir vergiler- buradaki 5 puanı çalışanlara, emeklilere aktaralım; bu, bir. Oldukça kolay bir kaynak aslında; bir kanun teklifiyle Plan ve Bütçede görüşülür, Mecliste de iki günde çıkarılır bir teklif.

Diğer bir konu: GAP projesinin sulama bölümünü 1 milyon 862 bin hektardan, yüzde 17 civarında olan ve İşsizlik Fonu’nun aktarıldığı bu sulama projesini bir yıl içinde bitirerek, en azından 5 milyona yakın istihdam, tarım endüstrisi imkânı sağlayarak, Mardin Ovası’ndan Harran Ovası’na kadar çok ciddi bir istihdam yaratarak.

Üçüncüsü de, üçüncü en önemli kaynak: Her zaman söylüyorum, savaş harcamalarına yaptığımız harcamaları en asgariye düşürmek için ve bu çatışmalı süreci sona erdirecek bir çalışmayı Parlamento yaptığı zaman, bu üç kaynaktan bütün çalışanlarımızın ve emeklilerimizin sorununu çözeriz.

Şimdi, bu konuda bir plan, bir strateji olmadığı zaman emekli sendikalarının buraya gelmesi, biz gruplarla görüşmesi, taleplerini iletmesi, önümüze her seferinde rakamlar, oransızlıklar koyması karşısında biz de “Yavaş yavaş çözeceğiz.” dersek; bu, çözümsüzlük demektir.

Bizim, buradan bütün emeklilere karşı eğer samimiyetle söyleyecek bir sözümüz varsa Meclis olarak, seçimlerde bunu vadetmiş bütün partiler olarak, bütün emeklilerden özür dilememiz gerek, “Söz verdik, oyunuzu aldık, sözümüzü yerine getirmedik.” diye. Yani başka yolu yok. Siyasette söz verirsin, oy alırsın; sözünü tutmazsın, bir başka sefere partin veya sen oy almazsın. En demokratik tepki budur. Ama işin esasına bakın, bütün iktidarlar döneminde emekliler hep süründürülmüştür.

Şimdi, doğal gazda, elektrikte, benzinde, cep telefonunda, Tekel ürünlerinde, tüketimde, tüketim maddelerinde, ÖTV’de, KDV’de durmadan zam yaptığınız zaman bu emeklilerin üstüne otomatikman eklenmiyor mu? Ekleniyor. 2000 yılında bir emeklinin aldığı maaşı alın ve o maaş üzerinden o dönemde maaş alan birisinin alım gücüyle bir kıyaslama yapın. Açlık sınırının altında olan 10 milyon, aileleriyle beraber 25-30 milyon insanımız ve bu 30 milyon insanımızı açlık sınırının aşağısına bırakan bir siyaset. Sosyal devlet anlayışımızda, sosyal adaletsizlik, sosyal eşitsizlik ve sosyal hukuksuzluk konusunda milletin iradesi bu kadar rahat olmamalıdır.

Yine buradan emeklilere şunu söylüyorum: Bu devlete altmış beş yaşına kadar çalıştınız. Kiminiz otuz, kiminiz kırk yıl çalıştınız, karda, kışta, çamurda, imkânsızlıklarda. Sizin o gün verdiğiniz vergiler ve primlere rağmen, bugün eğer devlet size sosyal hukuk devleti olarak dönmüyorsa bunun karşısında siz de susarak buna katkı sunduğunuz için...  Mecliste bu yasa görüşülürken en azından bir 200, 300 emekli şu Meclisin kapısına dayansaydı da bordrolarını gelip gösterseydi Meclise, biraz da sesinizi bu karda, kışta duyursaydınız, biraz da uyarsaydınız, uyandırsaydınız iktidarı, sizin de bir katkınız olurdu diye düşünüyorum. Size, emeklilere yüzde 2 kusur buluyorum, biz siyasetçilere yüzde 98 kusur; yüzde 98 kusurun yüzde 90’ını da maalesef İktidara veriyorum çoğunluk olduğunuz için. Çünkü bu sözü kim verdi, kim iktidar, kim çözer?

Şimdi, arkadaşlar, bu intibaktan sonra gelelim bir konuya, bunu sizinle paylaşacağım, kusura bakmayın. Şunu görüyorsunuz değil mi arkadaşlar? Bu ne? 1 lira. Peki, şu 1 liraya bir bakın. Bu ne, bu ne arkadaşlar? Çapa mı, çıpa mı, euro mu, sterlin mi, neyin nesi bu? Yeni Türk lirası, hayırlı uğurlu olsun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Recep Tayyip Erdoğan Türk lirası.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, bakın, size daha enteresan bir şey söyleyeyim, Sayın Başbakan dedi ki: “Bir ülkenin, bir devletin, bir milletin parası, bayrağı kadar önemlidir.” Elbette ki simgesel olan her şey önemlidir. Peki, Merkez Bankası kendi kendine yarışma açıp şu paraları basıyor, sonra da Başbakan gidiyor, beğeniyor ve yeni bir simge çıkıyor ortaya. Bu simgeyi, Allah aşkına, yani insan Meclise getirse “Sizin de fikriniz nedir? Hükûmet olarak biz böyle bir para basacağız, siz milletin iradesisiniz ey Meclis, siz şu işareti uygun buluyor musunuz?” diye sorsa olmaz mı arkadaşlar? Nedir, bunu gösterin, bunu vatandaşa, tutun televizyonlarda sorun, size o kadar çok acayip şeyler söylerler ki. Bakın, biraz euro, eurodan biraz, iki çizgi, biraz sterlin, tam kozmopolit, karma…

MUHARREM VARLI (Adana) – Orak çekice benziyor, orak çekice.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Esas, Ermeni dramına benziyor, Ermeni, Ermeni. Ermeni parasına benziyor.

HASİP KAPLAN (Devamla) – “Dram” para demek herhâlde, Erol Bey bilir dil olarak, o ayrı bir konu.

Yalnız, euroya bakın, dolarda bir çizgi, bunda iki çizgi. Şimdi, bu karma para simgesini bilgisayarda bile kullanmak, o çizgiden sonra eğim koymak doğru değil, kullanışı yok. Yani piyasada kullanış sıkıntısı var. Yine de “Hayırlı olsun, herkesin lirası bol olsun.” diyeceğim. Bunun tartışmalarını da tweet’ten izleyin ne kadar geyikler dönüyor, ciddiyetiyle orantılı tweet’ler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 HASİP KAPLAN (Devamla) – Türk lirasını tweet’ler üzerinden izlemenizi tavsiye ederim, ben bayağı bir çıkardım.

Hayırlı olsun diyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Gruplar adına ikinci konuşmacı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erkan Akçay, Manisa Milletvekili.

Sayın Akçay, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 171 sıra sayılı ve kısaca intibak olarak tanımlanan kanun tasarısının 6’ncı maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısı, yaklaşık 10 milyon emeklimizi yakinen ilgilendirmektedir. 10 milyona yakın emeklimizin tamamı, yıllardır bu intibak düzenlemesini beklemektedir. Dokuz yıldır tek başına iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti, uzun yıllar boyunca “İntibak yapacağız, TÜFE farkı vereceğiz.” ve “Maaş banka promosyonu verilecek.” diyerek bütün emeklilerimizi beklenti içine sokmuştur. Her seçim öncesi, intibak yasasını çıkaracağını söyleyerek bu beklentileri körüklemiştir. Hükûmet, 2009 yılındaki yerel seçimler öncesi “Emekliye yüzde 100 zam, emekli maaşları 500 Türk lirası artıyor, en düşük emekli maaşı bin lira olacak.” şeklinde vaatlerde bulunmuş ve bu vaatler yandaş basında manşetlere taşınmıştır ancak zamanın Çalışma Bakanı Sayın Ömer Dinçer, seçimlerden sonra “Bunu hesapladık, yüksek maliyet nedeniyle rafa kaldırdık.” demiştir ancak beklentiler de bu arada diri tutulmaya devam edilmiştir. AKP’lilerin seçim konuşmalarında ve seçim beyannamesinde ve 61’inci Hükûmetin Programı’nda da intibak beklentisi körüklenmeye devam edilmiştir. Hükûmet Programı’nda, emeklilerimize millî gelirden daha fazla pay verileceği, adil bir intibak sisteminin kademeli olarak hayata geçirileceği vadedilmiştir. Oysa, değerli milletvekilleri, bu tasarıda ne adil bir intibak vardır ne kademeli bir düzenleme vardır ne de millî gelir artışına paralel bir pay verilmektedir. Yıllarca geciktirilen bu tasarı beklentilerin çok uzağındadır. Algı ve beklenti ile sonuç arasında uçurum doğmuştur.

Bu tasarı sadece 2000 yılından önce emekliye ayrılan 1 milyon 913 bin Sosyal Sigorta emeklisini kapsamaktadır. Bu da emeklilerin yüzde 20’sidir. Geriye kalan 8 milyon emekli kapsam dışında bırakılmıştır ve bu kapsam içerisinde kalan 1 milyon 913 bin emekliden 207 bin emeklinin aylığı 20 Türk lirasının altında artmaktadır. 293 bin emeklinin aylığında 20 ila 50 lira arasında bir artış bulunmaktadır. 340 bin emeklinin aylığında ise 50 ila 100 lira arasında artış yapılmaktadır ve toplam 1 milyon 365 bin emeklinin aylığındaki artış 150 liranın oldukça altındadır.

Değerli milletvekilleri, ayrıca, intibaktan az da olsa yararlanan emekliler bu aylıklarını almak için 2013 yılını bekleyeceklerdir. Bu da Hükûmetin bütçe dengeleriyle ilgili bu kadar parlak sözlerine rağmen ayrıca bir çelişki teşkil etmektedir.

Kısacası, değerli milletvekilleri, dağ fare doğurmuştur. İntibakın i’si biraz var, biraz yoktur. Hükûmet emekli aylıklarının intibakında hâlâ ayak sürümektedir ve emekli, AKP’nin seçim vaatleriyle kandırılmıştır.

Bir diğer önemli husus da: Bu intibak düzenlemesi SSK, BAĞ-KUR, Emekli Sandığı gibi farklı statülerden emekli olanlar arasındaki maaş farkını da gidermemektedir. Her statünün kendi içinde haksızlıklar olduğu gibi, statüler arasında da bir hakkaniyet ve makul bir denge kurulamamaktadır. Bu tasarıyla ilgili olarak Hükûmet yetkililerinin ve AKP’nin bazı milletvekillerinin beyanlarında ve Sayın Bakan tarafından ifade edilen görüşlerde sürekli AKP döneminde emeklilerin refah düzeyini artırdıkları, aylıklara enflasyonun üzerinde zam yapıldığını ve zaten Avrupa’da kriz nedeniyle emekli aylıklarının düşürüldüğünü tekrarlayıp durmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, yani Hükûmet demek istiyor ki “Biz, maaşları, emekli maaşlarını yeterince artırdık, daha ne istiyorsunuz?” Bu söylemler bize bir zamanlar çiftçiye “Gözünüzü toprak doyursun.” diyen bir AKP’li Tarım Bakanını hatırlatıyor. Hükûmet şimdi de emekliye gözünüzü toprak doyursun mu demek istiyor diye merak ediyorum.

Oysa değerli milletvekilleri, milyonlarca emekli gerçekten zor durumdadır. Açlık sınırının 960 Türk lira, yoksulluk sınırının 3.123 Türk lira olduğu günümüzde milyonlarca emeklinin aylığı açlık sınırının altındadır. Milyonlarca emekli en temel insani ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak bir hâlde yaşama mücadelesi vermektedir.

Bu tasarıda BAĞ-KUR emeklileri için bir intibak yapılmamaktadır. Sadece 2002 Nisan, Mayıs ve Haziran ayında emekli olan ve sayıları da 12 bini bulan BAĞ-KUR emeklisinin aylığının hesabında yapılan bir yanlışlık düzeltilmektedir. BAĞ-KUR emeklilerinin sayısı 2 milyon 300 bindir. Bu BAĞ-KUR emeklileri için bu tasarıda bir şey var mı? Hayır, yok. Oysa kamuoyunda Hükûmet tarafından sanki BAĞ-KUR emeklileri için de bir düzenleme varmış izlenimi yaratılmıştır. Aynı hizmet süresi ve aynı basamaktan emekli olmalarına rağmen prim ödeme dönemiyle aylık bağlanması için talepte bulunulan dönemdeki geçerli aylık bağlama oranındaki farklılıklar nedeniyle BAĞ-KUR emekli maaşlarında önemli farklılıklar oluşmuştur. BAĞ-KUR emeklileri yıllardır aylıklarındaki eşitsizliğin giderilmesini ve gerekli intibakın yapılmasını beklemektedirler. BAĞ-KUR’luların emekli aylıklarını belirleyen basamak gelir tutarları hem gayrisafi yurt içi hasıla gelişme hızı hem de TÜFE oranı nispetinde artırılmamıştır yani BAĞ-KUR emeklileri aylıklarında herhangi bir güncelleme yapılmamıştır. Ayrıca, 1997 ve 2003 yıllarında BAĞ-KUR’da basamak satın alma uygulamasıyla kişilere geriye doğru basamak fark paraları ödettirilerek basamak satılmıştır fakat emekli aylığı hesaplanırken geriye doğru basamak farkı peşin alındığı hâlde geçmiş yıllar basamaklar artırılmadığından basamak satın alanlar alınması gerektiğinden daha düşük aylık almaktadırlar. Bu haksızlığın da mutlaka giderilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet bir türlü sigortacılık anlayışından sosyal devlet anlayışına geçememektedir. Ne zaman intibak gündeme gelse “O işin içinden teknik olarak çıkmak mümkün değil, 8-9 milyar gibi müthiş bir maliyet var.” diyerek sürekli mazeret üretilmiştir. Çok parçalı sosyal güvenlik sisteminde bütün sosyal güvenlik kurumunun parçalı hâlinden tek kurum hâline getirilmesine rağmen sistemde norm ve standart birliği sağlanamamıştır. Çalışanlar ile emekliler arasında önemli farklılıklar ortaya çıkmıştır. Bu farklılıkların giderilmesi amacıyla 2005 yılında Sosyal Güvenlik Kurumu oluşturulmuşsa da uygulamada birlik hâlâ sağlanamamıştır. Mevzuatın sürekli değişmesi, emeklilere maaş bağlamada farklı yöntemlerin uygulanması nedeniyle emekli maaşları arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır.

Bugün itibarıyla açlık ve yoksulluk sınırının geldiği noktayla asgari geçim endeksi dikkate alındığında açlık sınırı altında kalan emekli maaşlarının insanca yaşama düzeyine çıkarılması bir zorunluluk hâline gelmiştir.

Hangi statüden emekli olursa olsun tüm emeklilerimizin maaşları tek bir hesaplama yöntemiyle yeniden düzenlenmelidir. Ancak bu yapılırsa maaşlar arasındaki dengesizlikler giderilebilecektir.

Değerli milletvekilleri, bütün bu eleştirilerimize rağmen bu tasarıya “Evet.” oyu vereceğimizi belirtmek istiyorum. 

Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz de intibakı programımıza aldık ancak bizim istediğimiz intibak bu değildir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak emeklilerimize her yıl 1 defa eylül ayında kışa hazırlık yardımı olarak  1 maaş tutarında ödeme yapılmasını öngörüyoruz.

Yine, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, emekli aylıklarındaki artışların, genel enflasyon endeksi yerine emeklilerin tüketim kalıplarını ve hayat standartlarını dikkate alan özel bir endekse göre yapılmasını öngörüyoruz.

Bu düşüncelerle muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Kazım Kurt, Eskişehir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Kurt, buyurun.

KAZIM KURT (Eskişehir) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; yıllardır Türk emeklilerinin beklediği ve gündeme Cumhuriyet Halk Partisinin genel seçimlerdeki kırk bir sözünden biri olarak giren intibakla ilgili, Hükûmetin ve Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımızın birleştirilerek gündeme getirdiği yasa tasarısı görüşülmekte ve bu tasarının 6’ncı maddesinde, BAĞ-KUR’lularla ilgili bir bölümde söz hakkımı kullanmaktayım.

Öncelikle bunun beklenen intibak olmadığının, Cumhuriyet Halk Partisinin arzuladığı ve çıkarmak istediği intibak yasası olmadığının bilinmesinde yarar var.

Türkiye’de 5 milyon 600 bin civarında SSK emeklisini, 1 milyon 850 bin civarında Emekli Sandığı emeklisini ve 2 milyon 250 bin civarında BAĞ-KUR emeklisini ilgilendiren ve onların uzun süre bekleyişini karşılamayan bu yasa, toplamda 10 milyon civarındaki emeklimizi memnun etmeyecektir. Özellikle BAĞ-KUR’lu emeklilerimizden, 2 milyon 250 bin civarındaki emeklimizden sadece 12 binini, o da sadece bir düzenleme yapmak suretiyle değerlendirmektedir. Oysa bizim anladığımız anlamda intibak, emekli maaşları arasındaki eşitsizliği gideren ve aylık bağlamanın tabanını birleştiren oranda bir eşitlik sağlayan bir düzenleme olması gerekirdi.

Şu anda değerlendirmekte olduğumuz BAĞ-KUR’lularla ilgili bölümde hiçbir BAĞ-KUR’luyu tatmin etme şansımız söz konusu değildir çünkü hâlâ BAĞ-KUR’lu 520 lira emekli maaşı alacak, hâlâ 700 lira emekli maaşı alacaktır. Oysa Türkiye’de bir hafta önce Türk-İş’in tespit etmiş olduğu açlık sınırı ve yoksulluk sınırı açıklanmıştır. Buna göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 974 lira, yoksulluk sınırı 3.171 liradır ve siz emeklinize hâl⠓520 lira veriyorum ve buna 10 lira zam yaptım.” diye intibak yasasını gündeme getirirseniz, burada hiç kimseyi tatmin etme şansımız olmaz.

Özellikle BAĞ-KUR’luların sanki örgütü olmadığı için sahibi yok. İşçi Emeklileri Cemiyeti ve dernekleri ciddi anlamda kulis yaptı, ciddi anlamda bu konuda baskılar yaptı, ancak BAĞ-KUR’lularla ilgili hiçbir kurum ve kuruluş ses getirmedi. Oysa 2,5 milyon civarındaki BAĞ-KUR’lunun sesi Cumhuriyet Halk Partisinin önerdiği intibak yasası idi.

Şimdi, bu düzenlenen yasa sadece 2000 yılına kadar olan emeklilerde bir düzenleme getirerek 1 milyon 900 bin civarındaki Sosyal Sigortalar emeklisini memnun eder mi, onu uygulamada göreceğiz çünkü gerçekten eşit işe eşit ücret ve eşit pirime, eşit çalışmaya eşit ücret mantığı burada söz konusu değil ve daha çok prim ödeyen, daha az maaş almaya devam edecek. Bizim anladığımız anlamdaki intibak bu olamaz ve olmayacaktır.

Şimdi, ”İntibak yasası nedir? Emekli maaşı nasıl hesaplanacak?” diye yazar ve Google'a girerseniz, karşınıza çıkacak yazıda “Fikir nereden çıktı, kimden çıktı?” diye bir soru geliyor ve aşağıdaki açıklama  çıkıyor: “Kemal Kılıçdaroğlu -noktalı virgül- çok prim ödeyenin az, az prim ödeyenin çok aylık aldığı bir düzen fikri ile çalışmalara başlandı. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk tarafından gündeme getirildi.” diyor. Demek ki sabahki oturumlarda konuşulan bu intibakın patenti gerçekten Cumhuriyet Halk Partisinde ve bunun tespitini de yapmış.

Şimdi, Sayın Bakanın Komisyondaki açıklamaları ve buradaki açıklamalarını da dinlediğimiz zaman şunu sorduk, dedik ki: Neden Ali İhsan Köktürk’ün teklifindeki rakamlar değil, neden Süleyman Çelebi’nin teklifindeki rakamlar değil de bu rakamlar ortaya çıkıyor? Bu söylenen, o miktarların çok yüksek olduğu ve bütçe imkânlarının buna elverişli olmadığı gerekçesi. Oysa bütçe imkânlarını sağlamak on yıldır ezici bir çoğunlukla iktidar olan AKP’nin görevi iken bu yerine getirilmemiştir.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce konuşmacılardan birisi söyledi, Türkiye’deki bu intibakla ilgili ortaya çıkan rakamın bir yıllık miktarı 2,7 milyar lira. Oysa Sayın Ali İhsan Köktürk’ün önergesiyle gerçekleşecek olursa 11 milyar lira ve bunun hem SGK bütçesindeki orantısı hem Türkiye bütçesindeki orantısı dikkate alındığında AKP’nin emeklileri için kafasında hayal ettiği, tahayyül ettiği geçim standardının bütçenin binde 5’i civarında olduğu konusundaki hesabın tekrar dikkate alınmasında yarar olduğunu vurgulamak istiyorum. Çünkü bu intibak yasası sosyal güvenlikle ilgili bir yasadır, sosyal güvenlikle ilgili bir yasa olduğu için öncelikle sosyal devletin dikkate alınması gerekir. Anayasa’mız sosyal devlet olmayı bize yükümlemiş ve ona göre de kurallar koymamız gerektiğini ortaya koymuştur.

Şimdi, siz bunu sigorta primi ve karşılığındaki ödeme gücü olarak değerlendirirseniz yanlış yapmış olursunuz, tüccar mantığıyla bakmış olursunuz ve nitekim buradaki konuşmaların bazılarında müşteri memnuniyetinden söz edildi. Oysa devletin görevi müşteri memnuniyetiyle ilgili değil, sosyal devlet olarak asgari geçim standartlarını sağlama görevidir. Bu da açlık sınırı ve yoksulluk sınırı olarak açıklanan rakamların uygulamaya konulması ve değerlendirilmesiyle olur.

Şimdi, bizim önerilerimizi, bizim önerilerimiz doğrultusunda bir değerlendirmeyi yapmadığımız sürece emeklilerimiz, gençliğinde çalışan, üreten, alın teri döken bu ülkeye vergi veren emeklilerimiz maalesef düşündükleri hayat standardını yakalayamayacaklardır. Bunu yakalayabilmek için Cumhuriyet Halk Partisi gibi sosyal demokrasiyi gündeme oturtacak olan ve sosyal devleti savunan bir iktidarın gelmesi gerekir. Bu doğrultuda, şu andaki uygulamanın hiç kimseyi tatmin etmeyen bir intibak yasası olduğunu tekrar vurgulamak istiyorum. Her ne kadar bizim önerilerimiz dikkate alınmıyor ise de çok küçük de olsa emeklilerimiz için cüzi artışları değerlendirmek ve bu konuda destek vermek istiyoruz ama bu yasanın yetmediğini, bu yasanın genişletilerek tekrar gündeme getirilmesi gerektiğini ve özellikle de Cumhuriyet Halk Partisinin 41 Sözü’ndeki intibakın mantığının, mantalitesinin bu sosyal güvenlik sisteminin içine oturması gerektiğini düşünüyorum.

Bu nedenlerle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kurt.

Sayın milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, şahısları adına Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Yüksel.

Buyurun Sayın Yüksel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sosyal güvenlik sisteminde intibak kavramı, çalışma hayatı boyunca çalışma ve prim ödeme koşullarını eşit düzeyde gerçekleştiren, aynı yaşta emekli olan, fakat emekli oldukları tarihin farklı olması nedeniyle aylık hesaplama yöntemlerindeki değişiklik sebebiyle farklılaşan emekli aylıkları arasındaki eşitsizliğin giderilmesi anlamını ifade etmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki intibak bir zam değildir, dolayısıyla bütün emekli aylık seviyelerinin kayıtsız ve şartsız artırılması da söz konusu değildir.

Sosyal güvenlik sistemimizde statülerine göre emekli aylıklarına bakıldığında, memur emeklilerinin aylıklarının hesaplanmasında uygulanan ek gösterge ve katsayı sisteminden dolayı, memur emeklilerinin aylıklarında herhangi bir farklılaşma oluşmamaktadır.

BAĞ-KUR emeklilerinde ise 2008 yılına kadar basamak sisteminin uygulamaya devam etmesi ve 1 Temmuz 2003 tarihinden sonra bağlanan bütün aylıkların 1 Temmuz 2003 tarihinde yürürlükte bulunan gelir tablosuna göre hesaplanması nedeniyle aylıklar arasında basamaklardaki bekleme sürelerine göre doğal olarak fark oluşmakla birlikte bariz bir farklılaşma gözlenmemektedir. Ancak, 1 Nisan 2002-30 Haziran 2002, üç aylık gelir tablosu esas alınarak bu dönemde bağlanan aylıklarda diğer dönemlere göre dönemsel bir düşüklük gözlenmektedir. Bu nedenle, bu dönemde aylık bağlanmış olan 12.186 BAĞ-KUR’lu  intibak kapsamına alınmıştır.

SSK emekli aylıkları ise günümüze kadar altı ayrı sisteme göre hesaplanmış olup, her bir sistem aylık bağlama kurallarında değişiklik meydana getirdiği gibi, ayrı emekli grupları da oluşturmuştur. SSK emeklileri yönünden aylık hesaplama yöntemlerindeki değişikliklere göre emekliler genel olarak, 1 Ocak 1982 öncesi emekliler, 1 Ocak 1982 ve 31 Aralık 1987 arası emekliler, 1987 süper emekliler, 1 Ocak 1988-31 Aralık 1999 arası emekliler, 2000-2008 arası emekliler, 2008 sonrası emekliler olmak üzere altı gruba ayrılmaktadırlar.

Emekli aylığı hesaplama yöntemlerinde yıllar içinde yapılan değişiklikler, değişik tarihlerde bağlanan SSK emekli aylıklarının farklılaşmasına neden olmuştur.

İntibak sonucu meydana gelecek artışlar, prim ödeme gün sayısı ve ödenen primlerin miktarına göre değişkenlik gösterecek olup yüksek prim ödeyen, dolayısıyla göstergesi yüksek olanlar ve daha uzun süre prim ödeyenler daha fazla artış alacaklardır. Bu şekilde, 2000 öncesi emeklilerin de ülkenin kalkınmasından pay alması sağlanacak ve 2000 öncesi emeklilerin aylık miktarları 2000 sonrası emeklilerin aylık seviyesine yaklaştırılmış olacaktır.

Yapılacak intibak sonucunda, 2000 öncesi emekli 2 milyon 743 bin kişiden 1 milyon 943 bin kişinin, yani yüzde 70’inin aylıklarında artış meydana gelecek ve en yüksek artış ise 2012 Ocak ayı itibarıyla 322 TL’ye kadar çıkacaktır. Maliyetler ise ek ödeme dâhil 2011 yılı itibarıyla 2 milyar 538 milyon TL olacak ancak bu maliyet her sene katlanarak artacaktır.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarımız, bu döneme kadar çalışma içerisinde bulunan Değerli Bakanımız, Bakanlığımızın bürokratları, Bakanlığımızın çok değerli ekibi, eleştirileriyle katkıda bulanan değerli muhalefet parti milletvekillerimize ve tüm milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ediyor, yasanın emeklilerimize hayırlar getirmesini diliyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yüksel.

İkinci konuşmacı, şahısları adına, Ali Gültekin Kılınç, Aydın Milletvekili.

Buyurun Sayın Kılınç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ GÜLTEKİN KILINÇ (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamın başında, önemli bir kamu hizmeti yapan, ekonomimizin temel taşlarından birisi olan muhasebecilerimizin 1 Mart Muhasebeciler Günü’nü kutluyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarı ile yıllardan beri sürüncemede kalan ve Hükûmetimiz tarafından ele alınarak, emeklilerin farklı statülerde farklı maaş almaları ve refah payı ödenmemiş kesimlerin intibaklarının yapılarak gelirlerinin artırılması hedeflenmektedir.

Tasarının ana özeti,  2000 yılı öncesinde bağlanan malullük, yaşlılık ve ölüm aylıklarının prim ödeme gün sayıları üzerinden ve gelişme payı, yani refah payı da dikkate alınarak yeniden hesaplanması öngörülmektedir. Sayısal olarak 2,7 milyon civarındaki emeklilerimizi ilgilendirmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumunun 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4’üncü maddesinin 1’inci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emekliler, aylık bağlama sistemleri açısından 2000 yılı öncesi ve sonrası emekliler olmak üzere iki ana grupta ele alınmaktadır. Bu sistemler kendi içlerinde yine aylık bağlama usullerindeki değişikliklere göre farklılaşabilmektedir. Her bir sistemde aylığın miktarını belirleyen temel iki unsur, sigortalıların prime esas kazanç tutarları ile prim ödeme gün sayılarıdır. Prime esas kazançlar, sigortalıların ortalama yıllık kazançlarının ve göstergelerinin belirlenmesinde kullanılırken prim ödeme gün sayıları aylık bağlama oranlarını belirlemektedir.

5510 sayılı Kanun’a geçici bir madde ilavesi ile 1479 sayılı Kanun’un mülga geçici 17’nci maddesine göre 1 Nisan 2002 ile 30 Haziran 2002 tarihleri arasında kullanılmak üzere hazırlanan gelir basamakları esas alınarak hesaplanmış olan aylıklar bu madde hükümlerine göre yeniden hesaplanacaktır.

Ayrıca, geçici 27’nci madde uyarınca 1 Nisan 2002 ile 30 Haziran 2002 tarihleri arasında kullanılmak üzere hazırlanan gelir basamakları esas alınarak 1479 sayılı Kanun’un mülga geçici 11’inci maddesine göre 2002 yılı Nisan ayı ödeme dönemi itibarıyla hesaplanan aylık tutarı, aynı ödeme döneminde yüzde 8,9 oranında artırıldıktan sonra 2002 yılı Mayıs ayı ödeme döneminden başlayarak 2013 yılı Ocak ayı ödeme dönemine kadar, 1479 sayılı Kanun kapsamında bağlanmış olan aylıklara söz konusu dönemlerde uygulanan artış oranları ile artırılacak ve aylıklar 2013 yılı Ocak ayı ödeme döneminden itibaren yeni belirlenen tutarlar üzerinden ödenmeye devam edilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde 2011 yılında 9 milyon 928 bin emekli varken 17 milyon 300 bin çalışan bulunması nedeniyle kabul edilebilir aktif-pasif dengesi 1,4 iken bizde 1,2’dir. BAĞ-KUR’da basamak sistemi uygulandığı için BAĞ-KUR’daki esnaflar farklı bir uygulamaya tabidir. 2002 yılında ortaya çıkan farklılaşma sayısı ve süresi dikkate alınarak düzenlemenin içerisine bazı BAĞ-KUR mensupları da ilave edilmiştir. Yapılan düzenlemeyle, aynı gün, aynı prim ödemelerine rağmen, 2000 yılından önce farklı tarihte emekli oldukları için farklı emekli aylığı bağlanmış olan 2 milyon 743 bin SSK mensubu, 2008 yılı standartlarına taşınmıştır.

Tasarı, emeklilere yapılacak olan bir zam olarak algılanmamalıdır. Amaç, aynı prim ödemelerine rağmen, farklı tarihlerde emekli oldukları için farklı uygulamalara tabi tutulan kişilerin haklarının eşitlenmesidir. Tasarı, sadece bağlanmış aylıklarda değil, aynı zamanda prim günlerinden kaynaklanan eşitsizlikleri de giderecektir.

Tasarıda yürürlük tarihi olarak Ocak 2013’ün öngörülmesi, yararlanacak 243 bin kişinin dosyasının incelenmesi zorunluluğundan kaynaklanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu vesileyle, görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının tüm emeklilerimize ve ülkemize hayırlar getirmesini diler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kılınç.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde soru-cevap işlemi yapacağız. Sisteme girmiş olan arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, demin sizin yerinizde Sayın Millî Savunma Bakanım oturduğu için sorum ona.

Sayın Bakanım, İstanbul Atatürk Havalimanı; milyonlarca yolcu, uçaklar bekliyor, havada yarım saat tur atıyor artık. Suçu sizde buluyorlar, diyorlar ki: “Hava Kuvvetleri Komutanı burayı boşaltmıyor.” Doğru mudur, değil midir? Suçlu olmadığı hâlde suçlanmak kötü bir şey. Hakikaten herkesin ihtiyacı var, tüm yolcuların ihtiyacı var, hepimizin ihtiyacı var, İstanbul’un ihtiyacı var. Bir an önce o araziyi Devlet Hava Meydanlarına terk edecek misiniz, etmeyecek misiniz?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aslanoğlu.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Kıbrıs gazilerinin almış olduğu şeref aylıkları var. Sayın Bakanımız bunların maaşlarını artırmayı düşünmez mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Hasan Özdemir isimli bir vatandaşımız sormamı istiyor. Kendisi diyor ki: “2009 yılında 7.200 gün üzerinden asgari ücretli bir sigortalı olarak emekli oldum ve 900 TL alıyorum. Benden altı ay önce aynı şartlarda 4.700 gün prim üzerinden emekli olan arkadaşım ise 1.035 TL alıyor. Aramızdaki bu fark bu kanunla gideriliyor mu? Lehimize bir durum var mı?” Açıklarsanız sevinirim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, dünkü ve bugünkü konuşmalarınızda özellikle 90’lı yıllara atıfta bulundunuz, o dönemdeki yanlış adımların bugünlere sebep olduğunu söylediniz ama o günlerde de biz otuz sekiz ve kırk iki yaşın yükseltilmesiyle ilgili çok uğraştık. Mezarda emeklilik gerekçesiyle, şu anda sizinle birlikte aynı partide politika yapan birçok arkadaş buna karşı çıktılar. Tabii, bunlar genel olarak sosyal güvenlik bilincine vâkıf olmamamızdan kaynaklanan konulardı. Peki, şimdi bu 2006 sonrası çıkan kanunlarla durum ne oldu? Ne zaman aktüeryal hesaplara göre sosyal güvenlik açıkları kapanıyor; kaç yılında kapanıyor ya da inişe geçiyor? Bununla ilgili bilgi verebilir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kuşoğlu.

Sayın Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, şu anda Uşak SSK İl Müdürü olan Müdür Bey daha önce Kütahya’da görevliydi. Kütahya’da görevliyken de SSK müfettişlerinin yaptığı inceleme sonucunda baldızı Türkiye’de çalışmadığı hâlde kendisi tarafından çalışmış gibi gösterilip, ardından da sahte evrak tanzimi yaptırıldığı tespit edildi sigorta müfettişleri tarafından ve onunla ilgili bir soruşturma açıldı, ardından da Kütahya’dan Uşak’a tayini yapıldı. Şimdi, bu soruşturma hâlen daha Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığında bir yıldır duruyor, sümen altı edilmiş gibi görünüyor, ancak bu şahısla ilgili bir uyarı cezası verildiğini duyduk. Oysaki ağır cezada yargılanması gereken şu anki Uşak İl Müdürüyle ilgili nasıl bir tasarrufunuz olacak? Bu konunun takipçisi oluyor musunuz? Kurumu zarara uğratan ve kendi yetkilerini kötüye kullanarak böylesi bir işlem yapan kişiyle ilgili ne türden işlemler yapmayı düşünüyorsunuz?

Bir de Sayın Bakan, ikinci bir sorum var, genel bir soru olacak bu da. 2008 yılı sonrasına ilişkin de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çetin…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Bakanım, şimdi emeklileri konuşuyoruz ama pek çok işçi de emekliliğe erişemeden yaşamını yitiriyor. İş yerlerinin teftiş ve denetimi oldukça uzakta kaldı. On yıldan bu yana İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü fiilen uygulamadan kalktı, “Yasasını getireceğiz.” dediniz, on yıl geçti aradan AKP iktidar olalı. Ne zaman işçiler ölümden kurtulacak, iş yerleri denetime başlayacak, emeklilik hakkına kavuşacaklar?

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, bugün çokça dile getirdiğimiz gibi, biz bu intibak yasasını dağın fare doğurması olarak görüyoruz çünkü seçim döneminde biz intibak yasasını ifade ettiğimizde ve sizler buna sahip çıkmadan önceki fazda, bunun maliyetinin çok yüksek olduğunu, 20 milyar TL’yi aşacağını ifade ediyordunuz. Geçen hafta da Komisyonda bir uzman arkadaşımızın verdiği bilgi notuyla bunu 30 milyar TL olarak ifade ettiniz. Bu iki rakamın da doğru olduğunu düşünmemekle birlikte, doğruysa eğer, CHP’nin önerdiğinin onda 1’i ya da on beşte 1’i kapsamında bir intibak yasası önerdiğinizi yani dağın gerçekten bir fare doğurduğunu kabul mü ediyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Bakanım…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakana İstanbul havaalanıyla ilgili tevcih edilen soruyla ilgili, Sayın Bakanımız, sorunun çözümüyle ilgili gerekli işlemlerin yapıldığını ifade ediyorlar.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Yani veriyor musunuz Sayın Bakan?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Veriyorum, veriyorum.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Evet, evet.

İkincisi: Gazilerimiz, şehitlerimiz, ücretliler, emekliler, maaşlarla ilgili iyileştirmelerimiz devam ediyor. İnşallah ülkenin imkânları geliştikçe bunlara da devam edeceğimizi belirtiyorum.

Hasan Özdemir kardeşimizle ilgili bir soru geldi. Bu soru intibak kapsamında değil. Alim Bey, 2000 öncesi emeklileri konuşuyoruz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Vatandaş soruyor, biz ne yapalım?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) –Tabii, 2000 öncesi emeklilerin gelişme hızından pay alması ve 2008’e taşınması düzenlemesidir bu.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sonrası için bir çalışma…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – “Efendim, ben 7.200 gün çalıştım, diğeri, efendim, 9 bin gün çalıştı veya 7.250 gün çalıştık.” Buradaki prim ödemelerine, sürelere, ödedikleri zaman dilimlerine ve ne şekilde ödeme yaptıklarına, bunlara çok ayrıntılı bakılması gerekiyor. Bu anlamda 900 ile 1.035 arasındaki fark keyfî bir fark değildir. Yasa ve primleri ödeme durumları ve oranlarıyla ilgili bir hadisedir. O yönüyle bakmak gerekiyor, ayrıntısına bakmak gerekiyor.

Aktüeryal hesaplara gelince, burada bu yasal düzenleme yani bu reform yapılırken 2050 hedefi, sosyal güvenlik açıklarının gayrisafi millî hasılaya oranının yüzde 1’e çekilmesidir. Bu “Sosyal güvenlikte açıkların olmaması” diye bir şeyi düşünmeye, tahmin ediyorum sizler de katılmazsınız. Tabii ki sosyal devlette sosyal güvenlik açıkları olacaktır ama asıl olan sürdürülebilir açıklardır. Bu reformun amacı da hem sistemin sürdürülebilir olmasıdır hem de aktüeryal hesapların sürdürülebilir bir şekle taşınmasıdır.

Uşak İl Müdürümüzle ilgili bir değerlendirme: Soruşturma tamamlanmış, gerekli ceza verilmiş durumdadır.

İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’yla ilgili olarak da yasa Parlamentoya geliyor.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) - Sayın Bakanım, o verilen ceza o eylemin karşılığı mı? Uyarı cezası mı ağır cezalık bir soruşturma?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Efendim, soruşturma yapılmış. Dosyaya ayrıca bakacağım ama soruşturma yapılmış. Soruşturmanın neticesinde yasalar çerçevesinde bir ceza verilmiş ama…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Kütahya Savcılığında soruşturma devam ediyor efendim. Kütahya Savcılığı henüz daha herhangi bir iddianame yazmadı ama ağır cezalık bir suç, o görmezden geliniyor.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Neyse, ben, dosyaya da baktırırım ayrıca. Şu anda yani spesifik olarak, takdir edersiniz ki bir personelimizin bu anlamdaki konumunu bilme şansımız yok.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Ben sadece dikkatinizi çekmek istedim Sayın Bakanım.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Şu andaki bilgimiz, bir soruşturma içerisinde bir cezanın verildiği ama yargı yolu devam ediyorsa onu da takip ediyoruz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) - Evet, devam ediyor.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - İş sağlığı, güvenliği yasası geliyor Meclise. Öteden beri çalışma hayatında özlem duyduğumuz bir düzenleme. Nihayetinde sosyal taraflarla uzlaşarak… Güzel bir yasa, tüm çalışanları kapsıyor ve önleyici bir özelliği olan, son derece, günümüz endüstriyel ilişkilerine ışık tutacak olan bir düzenlemedir. 24’üncü Dönemde onu yasalaştırmamız hepimizin şerefi olacaktır diye düşünüyorum.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim Sayın Bakanım.

Sayın Millî Savunma Bakanımız da bir açıklamada bulunacak. Bir cevap…

Buyursunlar.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Milletvekilimiz İstanbul Havaalanının mevcut uçak park yerinin genişletilmesi konusunda Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın kullanımında olan yerlerin Ulaştırma Bakanlığına devredilip devredilmeyeceğine ilişkin soru sormuştu. Ulaştırma Bakanlığı ile Millî Savunma Bakanlığı prensip olarak bu yerin Ulaştırma Bakanlığına devri konusunda anlaştılar. Usuli işlemler devam ediyor. İnşallah, en kısa zamanda neticelenirse bu sorun da köklü olarak çözülmüş olacaktır diyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde yedi önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra da aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 6 ncı maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen geçici 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasında geçen “esas” ibaresinin “baz” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                    Recep Özel

                                                                                                                                        Isparta

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 6 ncı maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen geçici 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasında geçen “esas” ibaresinin “baz” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                   Ali Ercoşkun

                                                                                                                                          Bolu

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 6 ncı maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen geçici 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasında geçen “esas” ibaresinin “baz” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                     Salih Koca

                                                                                                                                      Eskişehir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 6 ncı maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen geçici 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasında geçen "esas" ibaresinin "baz" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                     Adem Tatlı

                                                                                                                                       Giresun

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 6 ncı maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen geçici 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasında geçen "esas" ibaresinin "baz" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                       Ali Aşlık

                                                                                                                                         İzmir

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 6 ıncı maddesi ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa eklenen Geçici 40 ıncı maddesinin (2) inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. 28.02.2012

              Süleyman Çelebi                                Aydın Ayaydın                                     İzzet Çetin

                     İstanbul                                            İstanbul                                             Ankara

                   Musa Çam                                       Hasan Ören                                    Bülent Kuşoğlu

                        İzmir                                               Manisa                                              Ankara

                  Müslim Sarı                                       Kazım Kurt                                 Kadir Gökmen Öğüt

                     İstanbul                                           Eskişehir                                           İstanbul

          Kemal Değirmendereli                              Aytuğ Atıcı

                      Edirne                                              Mersin

"(2) Geçici 27 nci madde uyarınca 1/4/2002 ile 30/6/2002 tarihleri arasında kullanılmak üzere hazırlanan gelir basamakları esas alınarak 1479 sayılı Kanunun mülga geçici 11 inci maddesine göre 2002 yılı Nisan ayı ödeme dönemi itibarıyla hesaplanan aylık tutarı, aynı ödeme döneminde %8,9 oranında artırılarak 2003 yılı Ocak ayı ödeme dönemine taşınır. 2003 yılından itibaren ise, 1479 sayılı Kanun kapsamında bağlanmış olan aylıklara takip eden dönemlerde uygulanan artış oranlarından aşağı olmamak üzere, geçen takvim yılları için, her yılın Aralık ayına göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı ve gayrisafı yurt içi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak 2008 yılı Ocak ayı ödeme dönemine taşınır. Yukarıda belirtildiği şekilde artırılarak 2008 yılı Ocak ayı dönemine taşınan aylıklar bu dönemden itibaren 1479 sayılı Kanun kapsamında bağlanmış olan aylıklara uygulanan artış oranları ile artırılarak 2013 yılı Ocak ayı ödeme döneminden itibaren yeni belirlenen tutar üzerinden ödenmeye devam olunur"

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 171 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 6 ncı maddesinde yer alan Geçici Madde 40'ın aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Kalaycı                                Mehmet Şandır                                   Erkan Akçay

                       Konya                                               Mersin                                              Manisa

                 Lütfü Türkkan                                 Nevzat Korkmaz                                  Reşat Doğru

                      Kocaeli                                             Isparta                                               Tokat

"Geçici Madde 40- (1) 1479 sayılı Kanun "yaşlılık aylığının hesaplanması" başlıklı mülga 36 ncı maddesine göre; 01.01.2000 ile 01.10.2008 tarihleri arasında sigortalılara en son prim ödediği gelir basamağında en az bir tam yıl prim ödemesi koşuluyla bulunduğu basamağın % 70'i oranında aylık gelir hesaplanır. Bulunduğu gelir basamak primini bir yıl ödememişse, bir önceki basamak üzerinden aylık gelir hesaplanır. Bu oran 25 yıldan fazla prim ödenmiş olması halinde fazla olan her tam yıl için % 1, kadın ise 50, erkek ise 55 yaşlarından sonra sigortalılığa devamda, fazla olan her tam yaş için de ayrıca % 1 artırılır.

(2) 1479 sayılı Kanunun mülga 35 inci maddenin (c) fıkralarına göre bağlanacak aylıklarda ise primi ödenmemiş 25 yıldan az her tam yıl için %1 indirim yapılır.

(3) Yaşlılık aylığı her halde % 90 oranını aşamaz.

(4) Birinci ve ikinci fıkralara göre hesaplanan yaşlılık aylığı, ayrıca, gelir tablosunun son olarak değiştirildiği ay ile aylık başlangıç tarihi arasında geçen her ay için, Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki değişim oranları kadar artırılır.

(5) Bu Kanuna göre bağlanan yaşlılık aylığı, her ay bir önceki aya göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki değişim oranları kadar artırılır.

(6) 1479 sayılı kanunun mülga 30, mülga 42 nci maddelerine göre 01/10/2008 tarihinden önce bağlanan aylıklar 01/01/2000 tarihinden önceki hesaplama yöntemine göre yapılır.

(7) Bu maddeye göre hesaplanan aylıklar için geriye yönelik herhangi bir ödeme yapılmaz.

(8) Geçici 27 nci madde uyarınca 1/4/2002 ile 30/6/2002 tarihleri arasında kullanılmak üzere hazırlanan gelir basamakları % 8,9 oranında artırılır. Bu maddeye göre yapılan hesaplamada artırılan gelir basamakları esas alınır."

BAŞKAN – Son okunan önergeye katılıyor musunuz Sayın Komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Lütfü Türkkan efendim.

BAŞKAN – Sayın Lütfü Türkkan, Kocaeli Milletvekili.

Buyurun Sayın Türkkan. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesinde verilen önerge üzerinde MHP Grubu adına konuşmak üzere söz almış bulunuyorum.

Bugün burada kamuoyunda “İntibak Yasası” diye bilinen yasa hakkında konuşurken, zannediyorum Bursa Milletvekili bir arkadaşımız konuyla ne kadar alakalı bilmiyorum ama konuyu getirip getirip 28 Şubata bağladı. Ben öncelikle 28 Şubatla ilgili iki kelam etmek istiyorum bu arkadaşlarımıza.

28 Şubatta askere methiye düzenler, askere düzülen bu methiyeleri gazetelerinde manşete taşıyanlar, şimdi askere her buldukları fırsatta gider yapmakta kendilerini mahir zannedenler arasında nasıl bir ruh hâli var onu merak ediyorum. İkisi de aynı insanlar.

İkincisi, bir şey daha söyleyeceğim: Bakın arkadaşlar, 28 Şubatın mağduru olmadınız siz. Siz 28 Şubatın ürünüsünüz. Mağdur olmak ayrı bir şey. 12 Eylülün mağduru var, onların mağdurları biziz ama sizler 28 Şubat ürünüsünüz, 28 Şubatı tezgâhlayan Amerikalıların iş birlikçisisiniz. Bunun en güzel örneğini müşahhas örnekle anlatacağım. (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ayıp ya!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – En güzel örneğini anlatıyorum. Hiç sıraya vurmayın.

Bir gün, 2004 senesinde Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili bir arkadaşımız 28 Şubatın meşhur paşası Çevik Bir’le beraber Makedonya’da karşıma çıktılar, yanlarında yine bir asker olan, İstanbul’da kurulu Balkan İş Adamları Derneği Başkanı bir emekli generalle beraber. “Hayırdır, ne işiniz var hep beraber?” dedim. Bu trio ilginç geldi bana, çok ilginç bir trio. “Biz Makedonya’daki seçimlerde Türk partilerine destek vermek üzere geldik.” Güzel. “Çevik Bir’in ne işi var burada?” “Ya, o da Balkanlı.” İyi de kardeşim, Balkanlı bir sürü adam var, iş Çevik Bir’e mi düştü? Siz bunların gerçek iş birlikçisisiniz. Bunu bir kere bir düzelteyim,  bir bilin. 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Konuşmacı, lütfen ifadelerinize dikkat edin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – İkincisi…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Provokasyon…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – “İşbirlikçi” ifadesi çok çirkin bir ifade, lütfen ifadenize dikkat edin.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) –  Sen provokatör müsün? 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – …şu parayla alakalı, biraz evvel BDP sözcüsü bir şey gösterdi, o konu açıklamaya muhtaç bir konu. O konunun tam tersi, bu bizim Türk lirasının simgesini ters çevirin -kendisi söyleyemedi, onun yeri dar oynayamadı ama ben size söyleyeyim- Ermeni parası dramın tam ters çevrilmiş şeklidir bu. Bakın bir isterseniz, olmazsa ben size göndereyim hepinize mesajla. Ermeni parasının tam tersi bizim Türk parasına simge olmuş. Oradaki, Türk lirasındaki “Türk” kelimesi kimleri rahatsız etti bilmiyorum. Daha güzel bir simge bulunabilirdi. O konuda da biraz erken hareket edilmiş. Umuyorum düzeltirsiniz, Türkiye’de çünkü bu konuda çok ciddi birtakım söylentiler devam ediyor. “Hepimiz Ermeni’yiz.” dedikten sonra, Ermeni parasının simgesini Türk parasına uygulamanın mantığını çözebilmiş değilim.

CEVDET ERDÖL (Ankara) – Saçmalamanın da bir seviyesi olur ya. 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Şu anda görüştüğümüz intibak kanun tasarısının eksikliklerinin bulunduğunu ve de baştan hatalı olduğunu söylersem, zannediyorum, haksızlık yapmış olmam. Hâlbuki, adının “intibak” oluşunun özüne uygun olabilmesi için emekliler arasında ayrım yapmaması, tüm emekliler arasında maaş farklarını ortadan kaldırması ve emeklilerin insanca yaşamasını sağlayan maaş artışının da olduğu düzenlemeler olmalıydı.

Dikkat edilecek olunursa, bilhassa, 1999 öncesinde 506 sayılı Kanun çerçevesinde emekli olmuş vatandaşlarımızın, sistem değişiklikleri nedeniyle ve aylıklarına artış oranlarının yansıtılmamasından dolayı yaşanılan hak kayıplarının giderilebilmesi amacıyla düzenlenmek istenen bu yasa tasarısı, emeklinin derdine derman olmadığı gibi, emekliler arasındaki eşitsizlikleri gidermekten de oldukça uzaktır. Sadece 2000 yılı öncesinde 506 sayılı Kanun’a göre bağlanan aylıklarla ilgili bazı hesaplamalar yapılmaktadır. Bu aylıkların 2000 öncesi için yeniden hesaplanmasında aylık bağlama oranları düşük tutulmakta, 2000 yılından 2008 yılına taşıma işleminde de gayrisafi millî hasıla artış oranlarının yüzde 75’i esas alınmaktadır. 2000 yılı öncesi bağlanan BAĞ-KUR emekli aylıkları ile ilgili benzer bir hesaplama öngörülmemektedir. Bu intibak yasasında, maalesef, BAĞ-KUR’lular tamamen sarfınazar edilmişlerdir. Esas olarak bu yasayla insanca yaşam standartlarına sahip olması gereken en önemli toplumsal grup olan emeklilerimiz açısından en azından asgari bir temel aylığı düzenlenmesi, aylıkların reel anlamda korunması ve geliştirilmesi için de emekli maaşlarının realizasyonunun güncelleştirilmesi gerekmektedir.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Sayın Hatip konuşmasında “iş birlikçi” gibi çok ağır ifade kullanmıştır. Bunu sataşma olarak nitelendiriyorum ve söz hakkı istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın partisine sataşması nedeniyle konuşması

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her şey milletin gözü önünde cereyan ediyor ve tarih şuna şahittir ki AK PARTİ’nin bugüne kadar tek bir iş birliği olmuştur, o da bu aziz milletle, yüce milletle olmuştur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Buna tarih de şahittir, bu yüce millet de şahittir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – O eş başkanlık ne o zaman Sayın Ünal?

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Ama Sayın Siyasetçimiz konuşmasında, siyasetçi olmanın gereği olarak, siyaset yapmanın gereği olarak kullandığı ifadeyi, herhâlde maksadı aşan bir ifade olarak kendisi de kabul eder diye düşünüyorum. Çünkü, biz şu kürsüde konuşurken, her saniyesi, her dakikası millete ait olan bu aziz Mecliste gerginlik istemiyoruz, provokasyon istemiyoruz, Meclis çalışsın, milletin derdine derman olacak çalışmaları yapsın istiyoruz. O yüzden, biz gerilimin tarafı, sorunun tarafı olmak istemiyoruz.

O yüzden, Sayın Türkkan, kullandığınız ifadeyi aziz milletimizin takdirlerine bırakıyorum ve kullandığınız ifadeyi kınıyorum.

Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN -  Buyurun Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Mahir Ünal’ın bu kadar alınmasına doğrusu üzüldüm. Çünkü, Türkiye’yi yöneten siyasi iktidar olarak kimlerle iş birliği yapmıyorsunuz ki? Büyük Orta Doğu Projesi’yle, stratejik ortaklıkla, Avrupa Birliğiyle iyi ilişkiler…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, bunların “iş birliği” olarak ifadelendirilmesi son derece yanlıştır. Devlet yönetiyoruz, devletlerin uluslararası ilişkilerde görüşmelerde bulunması kadar doğal ne olabilir efendim?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, efendim, müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Sayın Şandır, siz oradan sakinleştirin lütfen.

Buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, arkadaşım Sayın Grup Başkan Vekili grubumuza mensup bir sayın milletvekilinin konuşmasını yanlış anlama çekecek şekilde değerlendirdi. Lütfen, tutanaklara geçmesi açısından, müsaade ederseniz bir açıklama… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Efendim, herhangi bir sataşma yok. Sayın Konuşmacının, Sayın Grup Başkan Vekilinin ifadesi tutanaklara geçmiştir zaten.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hayır, sataşma var diye değil, açıklama anlamında…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Olmaz öyle şey Başkan. Ne alakası var? Ayıptır ya!

BAŞKAN – Sayın Şandır, iki dakika içinde ama tekrar bir sataşmaya meydan olmasın lütfen. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Müsaade et arkadaşım, müsaade et.

 

9.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Değerli arkadaşlar, intibak yasasını görüşüyoruz, çok önemli bir konu, bir adaletsizliğin düzeltilmesiyle ilgili katkı vereceğimizi de söylüyoruz, gerçekten çok da önemli şeyler söylüyoruz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Güzel katkı veriyorsunuz!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ama müsaade et!

Ama bir başka arkadaşınız buraya kalktı, 28 Şubatı kendisi konuştu, biz mi konuştuk?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ama size mi sataştı? Niye siz üstünüze alınıyorsunuz?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Affedersin, beyefendi…

Konunun yeri burası mı? Yani 28 Şubatı niye konuşmaya gerek duyuyorsunuz bu kadar? Ee, şimdi biz de soruyoruz: 28 Şubatla ilgili bu hassasiyetiniz niye? Ben soruyorum şimdi…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sizin gocunmanız niye? Siz niye gocunuyorsunuz?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - …28 Şubatı yapanlarla ilgili on yıllık iktidarınızda hangi uygulamayı yaptınız? Nerede, niye, niye yapmadınız? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Şimdi, arkadaşımın “iş birlik” dediğinden siz farklı anlam çıkartıyorsunuz. Bir hakaret kastı yok ama bu soruşturmayı yapmayarak acaba gerçekten 28 Şubata karşı ifade edemediğiniz bir hadise mi var? Bu noktadan bu kadar alınganlık göstermeniz, bu konuda ifade edemediğiniz birtakım sebeplerin olduğunu gösterir.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – 28 Şubatla ilgili yargı harekete geçmiştir, ilgili soruşturmayı açmıştır Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ayrıca ben tekrar ediyorum, yani konunun içerisinde siz kalırsanız biz de kalırız.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – YÖK’le ilgili belgelere el konulmuş, bu konuda gerekli araştırma yapılmaktadır.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ama burada intibakı konuşacağız diye 28 Şubatı konuşursanız sonuçta da böyle sonuçlar gelir, bunun sebebi sizsiniz, müsebbibi sizsiniz. Onun için, hepinize saygılar sunuyorum.

Çok da heyecanlanmayın arkadaşlar yani hiçbir şekilde size hakaret kastımız olmaz, hakaret etmek… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Uçak kalkıyor, erken keselim, oldu.

Teşekkür ederim arkadaşlar. (MHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Biz size desek şununla iş birliği yaptınız…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

 

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün; 31.05.2006 Tarihli ve 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili Muharrem İnc+e ile 81 Milletvekilinin; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/566, 2/58, 2/137) (S. Sayısı: 171) (Devam)

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 6 ncı maddesi ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa eklenen Geçici 40 ıncı maddesinin (2) inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. 28.02.2012

                                 Süleyman Çelebi (İstanbul) ve arkadaşları

 

"(2) Geçici 27 nci madde uyarınca 1/4/2002 ile 30/6/2002 tarihleri arasında kullanılmak üzere hazırlanan gelir basamakları esas alınarak 1479 sayılı Kanunun mülga geçici 11 inci maddesine göre 2002 yılı Nisan ayı ödeme dönemi itibarıyla hesaplanan aylık tutarı, aynı ödeme döneminde %8,9 oranında artırılarak 2003 yılı Ocak ayı ödeme dönemine taşınır. 2003 yılından itibaren ise, 1479 sayılı Kanun kapsamında bağlanmış olan aylıklara takip eden dönemlerde uygulanan artış oranlarından aşağı olmamak üzere, geçen takvim yılları için, her yılın Aralık ayına göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı ve gayrisafı yurt içi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak 2008 yılı Ocak ayı ödeme dönemine taşınır. Yukarıda belirtildiği şekilde artırılarak 2008 yılı Ocak ayı dönemine taşınan aylıklar bu dönemden itibaren 1479 sayılı Kanun kapsamında bağlanmış olan aylıklara uygulanan artış oranları ile artırılarak 2013 yılı Ocak ayı ödeme döneminden itibaren yeni belirlenen tutar üzerinden ödenmeye devam olunur"

BAŞKAN – Okunan önergeye Sayın Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Efendim, intibak gerçekleştiriyoruz, bu önerge intibaksızlık getiriyor. Bu önergeyi kabul edersek yeniden bir intibak yasası çıkarmamız gerekiyor.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Biz onun için istiyoruz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Onun için katılmıyoruz efendim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bu intibak boş bir intibak, onun için istiyoruz Sayın Bakan.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutuyoruz, konuşacak mı arkadaş?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kemal Değirmendereli…

BAŞKAN – Sayın Kemal Değirmendereli, Edirne Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Değirmendereli.

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergemiz üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

İntibak yasasının çıkarılmasının sebebi, kısaca emekliler arasındaki maaş farkının giderilmesi, ayrım yapılmaksızın tüm emeklileri kapsayacak şekilde bir yasa düzenlemesi değil miydi? Bizlerin gördüğü kadarıyla değil. İktidar yine az yapıp çok konuşacağı bir uygulamayı ortaya koyuyor, tıpkı diğer söylemleri gibi, “Dünyanın 16’ncı büyük ekonomisiyiz, istihdama dayalı en büyük büyümeyi gerçekleştiren bir numaralı yıldız ülkeyiz.” söylemleri gibi. Sayın bakanlar, komisyon başkanları bir konuşuyorlar, bir konuşuyorlar hakikaten ağızlarından bal akıyor. Söylenenler gerçekse yasa niye geniş kapsamlı olarak değerlendirilmiyor, bunu sormak isterim.

Sayın milletvekilleri, halkımız, daha öncesinde görülmemiş cari açık rekoru kıran Hükûmetin yoksul sayısı, insani gelişmişlik, gelir eşitsizliği, emeklilikte yaşam göstergelerinde Türkiye dünyanın neresinde, bunları da bilmeli. Gelir eşitsizliğinde otuz dört ülke sıralamasında OECD raporuna göre Türkiye 2009’a doğru en yüksek gelir eşitsizliği ve yoksul sayısına sahip ülkeler arasındadır. TÜİK verilerine göre de 2011 Türkiye nüfusunun yüzde 18’i, yani 12 milyondan fazlası yoksuldur. Emeklilik yaşam göstergesine göre ise OECD ülkeleri arasında Türkiye’de hem yaşam süresi kısa hem de emeklilikte geçirilen ömür kısadır.

İktidar partisi adına dün yapılan konuşmalarda aile ve kira yardımı dâhil olmak üzere, sosyal güvenlik ve işsizlik ödemelerinin kısıldığı, emeklilik yaşının artırıldığı, maaşların kesildiği ifade edilen Avrupa Birliği ülkelerinin İnsani Gelişmişlik Endeksi’nde bizden çok üstlerde olduğunu bilmekteyiz. Bırakın o ülkeleri, gelişmişlik endeksinde maalesef komşularımızdan sadece Suriye ve Irak bizden daha geride kalmaktadır. Yine o saydığınız ülkelerin çoğunda hem ortalama ömür bizden uzun hem emekli yaşam süresi uzundur. Üstelik altını çizerek söylemek istiyorum: Ülkemizde 2005-2011 yılları arasında ortalama memur ve işçi emekli aylıkları yükselmiştir ama aynı dönemde temel harcama gruplarındaki ortalama fiyat artışları daha da yüksek gerçekleşmiştir.

Sayın milletvekilleri, 1 milyon 913 bin vatandaşımızın yararlanacağı intibak yasası yine sorunumuza geçici bir çözüm sunmaktadır. Konunun mağdurları geri kalan bir başka baharı bekleyeceklerdir yani Cumhuriyet Halk Partisi iktidarını.

Bakın, tarım çalışanlarına, esnaf ve sanatkâra bugün çeltiğiyle, buğdayıyla dalga geçilir fiyatlar sunan Hükûmet, intibak yasasında da  tarım çalışanlarını, emekçileri göz ardı etmiştir. Geçim sıkıntısını en ağır şartlarda yaşamakta olan tarım çalışanlarımız, esnaf ve sanatkârlarımız teklif edilen yasa tasarısında atlanmış, hatta muhalefetin konuyu defalarca gündeme getirmesine karşın dikkate alınmamıştır.

Dün güzel bir örnek verildi, Brezilya örneği. AKP Hükûmetiyle aynı dönemde, 2002’de iktidar olan Lula yönetimi, bu süre içerisinde 20 milyon yoksuldan bir orta sınıf yarattı. 26 milyon istihdam yarattı. 11 milyon yoksul aileye yardım etti. Düşük faiz oranlı özel kredilerle halkını rahatlattı. Altı yıl içerisinde 10 milyon iş alanı yarattı. AKP Hükûmetinin dikkatini sadece Körfez ülkelerine değil Güney Amerika’ya da yöneltmesini dilerim.

Bu intibak yasa tasarısı yani aldatma ve kandırma tasarısıyla ülkemizi gelir eşitsizliğine, mutsuzluğa iteriz diye düşünüyorum. Türkiye hâlâ eşitlikçi, daha adil, daha özgür, daha demokratik daha gelişmiş yarınlara ihtiyacı olan bir ülkedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Devamla) – Onun için atabildiğimiz adımları daha cesur, daha doğru, daha adil atmalıyız.

Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Değirmendereli, teşekkür ediyorum efendim, süreniz tamam.

Bu önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım önergeler aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Bu önergeler ayıplı, ayıplı önerge onlar.

BAŞKAN – Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi, aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Çerçeve 6 ncı maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen geçici 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasında geçen "esas" ibaresinin "baz" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                       Ali Aşlık

                                                                                                                                         İzmir

Diğer önerge imza sahibi:

Adem Tatlı

   Giresun        

Diğer önerge imza sahibi:

         Salih Koca

   Eskişehir

Diğer önerge imza sahibi:

         Ali Ercoşkun

   Bolu

Diğer önerge imza sahibi:

        Recep Özel

            Isparta

 

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki bu önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz efendim.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Şike önerge!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Daha uygun bir anlatım dili kullanılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Diğer gerekçeler de aynı.

Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, önerge sahiplerine sorun; bireysel önerge, önerge sahiplerinin “gerekçe” demesi lazım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Önerge sahibi burada.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, hepsi bireysel önerge.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Şike yapılıyor!

BAŞKAN – Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Geçici 1’inci maddeyi okutuyorum:

 

GEÇİCİ MADDE 1- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 102 nci maddesinin birinci fıkrasının (j) bendinde bu Kanunun 3 uncu maddesi ile yapılan değişiklik, bu Kanunun yayımı tarihinden önce tahakkuk ettirildiği halde ödenmemiş olan cezalar için de uygulanır, ancak tahsil edilmiş tutarlar red ve iade veya mahsup edilmez.

BAŞKAN – Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Emin Haluk Ayhan, Denizli Milletvekili.

Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 171 sıra sayılı tasarının geçici 1’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Hükûmetin ifade ettiği bir şey var. Sayın Başbakan Yardımcısı Manisa’da ifade etmiş. İntibak yasasıyla ilgili Bakanlar Kurulunda yapılan görüşmede yüzde 70 zam yapılması seçeneğinin desteklendiğini söyledi. Şimdi bu gayet açık ve net. Sayın Bakan da burada. Gelin bu işi burada çözelim. Bir önerge verelim. Aksi takdirde, bizim zaten Hükûmet üzerinde olan ciddi endişelerimizin giderek artmasına neden olacak çünkü bu Bakanlar Kurulunda görüşüldüyse o zaman bu gerçek. Burada Meclisi ifade etmek istemiyorum ama geçici süre, geçici tedbirlerle emeklileri oyalayacak bir şey yapıyoruz demektir. Bunu yapmamamız lazım. Doğru bir şey değil. Bunun üzerinde konuşmamız lazım.

Şimdi, bir diğer husus: Sayın Bakanım, her ne kadar siz dün nezaketinizden isim vererek benden bahsetmeseniz de burada ben konuştum. Burada bir ifade var: “Buradan başka birçok şey söylendi ve şunu söyleyerek ben de konuşmama son vereyim: ‘Sosyal güvenlik açıklarının gayrisafi millî hasılaya oranı artarak devam ediyor.’ diye bir ifade kullanıldı. Bu doğru değil.” ve devam ediyorsunuz, ne diyorsunuz: “2009 yılında sosyal güvenlik açıklarının gayrisafi millî hasılaya oranı yüzde 3; 2012’de yüzde 1,79.”

Sayın Bakanım, bu 2012 yılı programı, Bakanlar Kurulu kararı eki, burada sosyal güvenlik kuruluşlarının gelir-gider tablosu var. Bu tabloda bütçe transferlerinin 69 milyar TL’ye çıktığını ben açık ve net bir şekilde söyledim. O zaman bu bütçe transferlerinin millî gelire oranını da siz aşağıya almışsınız. Bütün millet görsün; 4,85. bizim söylediğimiz bu. Ama diyeceksiniz ki: “Biz dipnot koyduk.” O şöyle veya böyle ama oradan da yapılan harcama, bütçeden transfer olarak sosyal güvenlik kurumlarına bunlar gelmeseydi, bu ödemeler yapılmasaydı ne olacaktı? Hizmet yerine gelmeyecekti. Bütçeden yapılan ödeme size geldiği takdirde, sizinle ilgili kurumlara geldiği takdirde, bunların millî gelire oranını ikimiz yanlış mı hesap edeceğiz? İşte, hesap etmişler, koymuşlar buraya, gayet açık ve net. Dolayısıyla, biz bir şey söylediğimiz zaman bunu biliriz.

Şimdi “9 milyon yeşil kartlı insan var.” diyorsunuz. 9 milyon yeşil kartlı insanın olduğu vakıada sosyal güvenlik sisteminin iyi olduğunu, fevkalade çalıştığını söylemek mümkün mü? Olmaz böyle bir şey!

Bir diğer husus; bakın, biraz önce İnternet’ten gördüm. Denizli’de Et-Balık’a 51 tane işçi kadrosu var -Ben dünya kadar alıyorum telefon - 2.068 kişi başvurmuş. Bunun neresi iyi? Buna iyi demek gerçekten zor.

Bir diğer husus; hâlâ 4 gençten 1’i işsiz. Bugün işsizlik rakamları açıklandı. Tarım dışında işsizlik oranı yüzde 12,4. Çalışanların yüzde 42’si yaptığı işten dolayı herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna dâhil değil. Bu, resmî rakamlar; bugün TÜİK’in açıkladığı rakamlar. İstanbul’da işsizlik oranı yüzde 11,8-12. İstihdam edilenlerin yüzde 17,5’i İstanbul’da. İzmir de işsizlik oranının en yüksek olduğu bölge, yüzde 14,7-15. İş gücüne katılma oranı Akdeniz’de yüzde 60, Güneydoğu’da yüzde 35. “İşsizlik, Karadeniz’de yüzde 6 civarında” diyorsunuz. Ege’de yüzde 13,7, Orta Anadolu’da 13 civarında. Tarım dışı işsizlik baktığınız zaman, Akdeniz’de yüzde 14, Orta Anadolu’da yüzde 7. Dengeli bir dağılım var diyebilir misiniz? Türkiye’nin iyi olduğunu bu rakamlarla söylemek mümkün mü?

İstihdam oranına baktığınız zaman, Batı Karadeniz’de yüzde 51, Doğu Karadeniz’de yüzde 54 -ki oradan büyük bir göç var- Güneydoğu’da yüzde 32. Neresinin bunun iyi olduğunu söyleyebiliriz Sayın Bakanım?

Gelin, Bakanlar Kurulunda ne görüştüyseniz, madem bütçe fevkalade iyi, fazla veriyor; bütün dünya farklı şekilde kötüyken biz fevkalade iyiyiz… Sayın Başbakan Yardımcısı oradan bağırıyor “Yüzde 70 vereceğiz.” diye, gelin bir önergeyle, hesabı kitabı varsa bunu buradan veriverelim canım. Çözelim bunu. Bir gecede hallederiz. Yarın da çalışalım. Ne olacak? Madem bu kadar doğru bu. Eğer bizde bir yanlışlık varsa biz yanlışımızı söyleyelim. Gerçi siz zaten söz vermişsiniz. Bakın, dün söyledim burada, ithalatta sadece geçen yıl 105 milyar dolar dış ticaret açığı verdik. Dış ticaret açığına baktığınız zaman -ithalat ihracat farkı- bunu, şimdi, benim doksan bir yaşındaki babamın elindeki cep telefonuna bağlamak mümkün mü canım? Yani bunun bir sebebi olmalı, uyguladığınız politikaların bir anlamı olmalı, bunları ifade etmelisiniz, karşılıklı konuşmalıyız, biz de görüşlerimizi söylemeliyiz, söylüyoruz zaten kamuoyuna ve destekliyoruz da. Siz “dış ticaret müşaviri” dediniz, “Hadi daha fazla olsun verelim, yardımcı olalım.” dedik. Bunların hepsini söylüyoruz ama yaptığınız hiçbir çalışmayı burada paylaşmıyorsunuz. Bakın, on yedi tane büyükşehir belediyesi için uğraşıyorsunuz, hiç muhalefete bilgi vermiyorsunuz, kendinize göre dizayn etmeye çalışıyorsunuz. Ama şunu ifade etmek istiyorum: Bu iş gerçekten hesap kitap işi. Dün de söyledim, her bakan farklı bir şey söylemeye başladı, geçen dönem de farklı bir şey söylüyordu, bu dönem de farklı bir şey söylüyor. Netice olarak bu geçici maddede yaptığımız şey de belli ama millete doğruları söylemek lazım, bu programın da arkasında durmak lazım. “Bütçe transferi” dediğiniz hadiseye “kamu kesimi genel dengesi” deseniz bir şey anlarım ama sosyal güvenliğin dengesiyle kamu kesimi genel dengesini, bütçeyi, merkezî yönetim bütçe dengesini birbiriyle karıştırmanın bir anlamı yok. Dolayısıyla, neyi ifade etmek istiyorum? AKP Hükûmetinin artık kafasının karıştığını, her kafadan farklı bir ses çıktığını, BDDK Başkanının görev süresinin ilköğretim yasa tasarısına konulduğunu ve bakanın “Defalarca benden özür dilediler.” dediğini. Yani demek ki, bu işten grup başkan vekillerinin, bakanın haberi olmadan yaptığı ortaya çıkıyor. Bunda da birtakım şeyleri ifade etmek, ilave etmek istiyorsunuz ama her şeyin yeri, yurdu ayrı; usulü, adabı da ayrı. Dolayısıyla, ne yapacağız? Bu işleri iyi kontrol etmemiz lazım.

Şimdi, dün gerekçe gösterdiniz. Dedik ki biz burada: “Bunu 2013’te ödeyeceğiz.” diyorsunuz. Siz dediniz ki: “Bu kadar dosyayı karıştırmamız lazım.” Hani e-devlette zirveye ulaşmıştınız, düğmeye bastığınız zaman takır takır bütün sonuçlar çıkıyordu, sosyal güvenlik sistemi fevkalade iyiydi, diğer işler iyiydi? Basalım düğmelere bir gece, sabaha kadar çıksın her şey, 2013’e kalmasın, gelin yürürlük tarihini bari erkene alalım.

Ondan sonra bir tavsiyem var Sayın Bakanım: Bakanlar Kurulunda, lütfen, kesinleştirmediğiniz bir şeyi kamuoyuna lanse etmeyin. Bunu sizin itibar kaybınız olacağı için söylemiyorum, vatandaşın beklentisi artıyor, vatandaş sıkıntıya giriyor, ümit ediyor, “Benim bu meseleme çözüm bulun.” diye telefonla arıyor. Ama Hükûmette bir tesanüt yok, farklılıklar oluşmaya başladı, herkes farklı bir şey söylüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Yüzde 70’lerleydi bugün bu, burada görüşülürken bu tasarı. Demek ki kafalar karışmaya başlamış.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ayhan teşekkür ediyorum, saygılar bizden. 

Efendim, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Levent Gök, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 171 sıra sayılı Tasarı’nın çerçeve 6’ncı maddesine eklenen geçici 1’inci maddesi üzerine söz aldım. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Bir yandan sosyal güvenlik sistemini konuşuyoruz, bir yandan da 28 Şubat üzerinden askerî vesayeti konuşuyoruz. Esasında bunların hepsi birbiriyle iç içe geçmiş sorunlar. Sosyal güvenlik sistemleri, tüm toplumu kavraması ve kapsaması, diğer taraftan da kapsadığı toplum kesimlerine mümkün olduğunca yaşam güveni ve güvencesi vermesi gereken, toplumu “barış”, “toplumun huzur ve mutluluğu”, “toplumun dinamizmi”, “toplumun kalkınması”, “toplumun refahı” gibi kavramlara iten sistemlerdir. “Sosyal güvenlik” kavramını yalnızca “aylık”, “sağlık”, “katkı payı” gibi kelimelere indirgemek, bu kelimelerle ifade etmek büyük bir yanılgıdır. Ülkenin gelişmişlik düzeyini artırmadan ve coğrafyamızın her köşesine adil gelir dağılımı sağlamadan sosyal güvenlik sisteminden bahsetmek olanaklı değildir.

Değerli milletvekilleri, az önce burada 28 Şubatla ilgili askerî vesayetten bahsedildi. Evet, Cumhuriyet Halk Partisi askerî vesayetin her türlüsüne karşıdır. Peki, söz konusu olan sivil vesayet olunca ne söylememiz gerekir? Toplumun konuşan kesimlerini, sivil toplum örgütlerini, toplumun her türlü kesimini ve bütününü ilgilendiren konularda konuştuğu zaman “Sen sus!” diye azarlayan bir sivil vesayet olduğu zaman ne söyleyeceksiniz? Örneğin “millî eğitim” gibi bir konuda, millî eğitim sistemimizi değiştirmeyi amaçlayan konuların görüşüldüğü bir ortamda, sesini duyurmak ve cumhuriyetin temel niteliklerine sahip çıkmak isteyen bütün sivil toplum örgütlerine gözdağı verildiği bir ortamda siz sivil vesayeti niçin eleştirmiyorsunuz?

Bakın, “İş, ta TÜSİAD’a kadar gelmiş.” derken, Başbakan önceki gün AKP grup toplantısında yaptığı bir konuşmada sorunu insan hakları savunucularına kadar indirgedi değerli arkadaşlarım ve Başbakan şöyle sözler söyledi AKP grup toplantısında: “Türkiye Büyük Millet Meclisinden İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Uludere’yi ziyaret etti. Önüne gelen komisyon adına konuşma yapamaz ama baktık ki birileri bir şey netleşmeden hemen açıklamalar yapmaya, bir dezenformasyona gitmeye gayret ediyorlar, CHP’nin işi zaten budur.” diyor Sayın Başbakan ve İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun üyelerini grup toplantısında suçluyor. Aslında Başbakanın suçlarken sadece hedef aldığı Cumhuriyet Halk Partili üyeler değil, kendi partisinin üyeleri de Uludere Komisyonunda var ve arkadaşlarımız fevkalade önemli bir hizmet yapıyorlar. Başbakan bir anda kendi arkadaşlarını harcıyor.

Dezenformasyon ne demektir değerli milletvekilleri? Yanlış veya doğruluğu bulunmayan ve kasıtlı olarak yayılan bilgi. Bakın, biz Uludere Komisyonunda hangi bilgileri kamuoyuyla paylaşmışız ve bunların hangisi yanlıştır? Ben, içinizden vicdan sahibi bir arkadaşımız varsa çıksın, burada bana yanıt vermesini bekliyorum ve eğer izliyorsa Başbakandan bu net cevapları bekliyorum.

28 Aralık 2011 tarihinde sınırımızın sıfır noktasında yaşanan bu üzücü olayda tam 34 yurttaşımız hayatını kaybetti. Kamuoyunda ilk yaratılan algılar, bunların terörist olduğu, içlerine terör örgütü mensuplarının sızmış olabileceğiydi. Ne zaman ki İnsan Hakları Komisyonu meseleye el koydu, durumun öyle olmadığı anlaşıldı. Aslında devlet ve askerî yetkililer, son bombalamadan tam yarım saat sonra, ölenlerin tüm kimliklerini biliyorlardı ve bunların masum Türk gençleri olduğunu saptamışlardı ama günlerce saklanıldı Türkiye’den bunlar, ta ki bizler oraya gidene kadar, ailelerle görüşene kadar, onların mektuplarını alana, ölen çocukların fotoğraflarını basına dağıtana kadar.

Ne kadar büyük bir haksızlıktır bu! Ölen 34 kişinin tam 17’si on sekiz yaşın altında çocuk, diğerleri de on sekiz ile yirmi iki yaş arasındaki gençler değerli milletvekilleri.

Bir ülke kendi çocuklarına nasıl kıyabilir? Ortada ciddi bir ihmal vardır, çok ciddi bir görev aşımı vardır. Biz, oradaki güvenlik güçlerimizin ne denli zor şartlar altında çalıştığına da tanık olduk ama biz şunlara da tanık olduk: Hepiniz çocuk sahibisiniz ve Allah hepsine uzun ömürler versin, hepsiyle beraber sonsuza kadar, yaşamınızın sonuna kadar yaşayın ama oradaki, Uludere’deki annelerin feryatlarını biz gördük değerli milletvekilleri, onlarla paylaştık. Neyi paylaştık? İşte ölen Mehmet Ali Tosun, gencecik bir çocuk, bunu paylaştık. İşte ölen Aslan Encü, on altı yaşında, ilköğretim son sınıf öğrencisi. Yine, Selim Encü, on yedi yaşında. Özcan Uysal, 99 doğumlu. Celal Encü, on yedi yaşında. Görüyor musun değerli milletvekilleri? Şirvan Encü, Nevzat Encü; hepsi on yedi-on sekiz yaşlarında gençlerimiz bunlar.

Bu bilgi kirliliği var mı değerli arkadaşlarım? Bunları paylaşmayalım mı kamuoyuyla? Biz bunları paylaştığımız içindir ki kamuoyunun ilgisi bir farklı oldu ve Uludere’nin faillerinin bulunması yönünde bir toplumsal baskı oluştu.

Biz daha neleri paylaştık; anneler bize mektup verdiler. Cemal Encü’nün annesinin, Cahide Encü’nün mektubu; feryat ediyor, diyor ki: “Benim oğlum daha on yedi yaşındaydı, lise son sınıf öğrencisiydi. Üniversite sınavına hazırlanıyordu. İleride öğretmen olmak istiyordu ama izin vermediler, onun hayallerini ve umutlarını öldürdüler.”  “Ne günahı vardı, ne istediler benim canım kardeşimden? Her gün bekliyorum Cemal’imi gelecek diye ama gelmiyor. Onun gülüşüne, onun güzel gözlerine bir daha bakmak için neler vermezdim. Benim kardeşim, sadece 50 lira için geçmişti ama ne yazık ki öldürüldü. Ben kardeşimin faillerinin bulunmasını istiyorum.” diyor.

Bunun gibi onlarca mektubu biz kamuoyuyla paylaştık ve Türkiye, Uludere’de yaşanan faciayı bizlerden öğrendi.

Sayın Başbakan zannediyor ki İnsan Hakları Komisyonu AKP’nin bir yan örgütü ya da Başbakanlığın içerisinde bir birim.

Değerli milletvekilleri, “insan hakları” kutsal bir kavramdır ve bağımsız olması gereken bir konudur. Ben bu konudaki AKP’li arkadaşlarımı da tebrik ediyorum; onlar da ellerini vicdanlarına koyuyorlar ve insaniyet adına büyük bir hizmet yapıyorlar. Sayın Başbakanın Komisyonumuzu suçlamaya ve Komisyonumuzun çalışmalarını en aza indirmeye hiç kesinlikle hakkı yoktur, buna izin vermeyeceğiz ama ortada çok net sorular duruyor ve bunlar hâlâ cevaplandırılmıyor.

Olayın üzerinden tam altmış iki gün geçmiştir, olayın failleri kimdir, daha açıklanmamıştır. Çok net sorular soruyoruz: Heron görüntülerini kim değerlendirdi değerli arkadaşlarım? Bu bilinmeyecek bir konu mudur? Hedef tayinini kim yaptı? “Vur” emrini kim verdi? Kim uçakların kalkmasına izin verdi ve koordinatları verdi “Orayı bombalayın.” diye? Bu belge ve bilgiler iktidarınızın elinde, askerî yetkililerin elinde ama hâlen -altmış iki gün geçti- daha hiçbir şekilde somut açıklama yapılmadı. Ama dün Uludere’de ölenlerden bir tanesinin ağabeyi gözaltına alındı altmış iki gün önce meydana gelen kaymakama olan saldırıdan dolayı. Elbette devletin güvenlik güçlerine olan her türlü saldırıyı biz de şiddetle kınıyoruz. Ama böyle yürütülen bir soruşturma varken 34 masum insanın öldürülmesine de seyirci kalmamız söz konusu değildir.

Değerli milletvekilleri, insan hakları savunucularının sustuğu yerde artık söz de biter, sizler de konuşamazsınız bir gün. O yüzden, Sayın Başbakana tavsiyem, elini İnsan Hakları Komisyonunun üzerinden çeksin ve İnsan Hakları Komisyonu bağımsızca, özgürce çalışmalarına devam etsin. Zaten biz öyle yapacağız Cumhuriyet Halk Partili üyeler olarak ama AKP’li üyelerden ellerini çeksin. AKP’li üyelerimize haksızlık etmesin Sayın Başbakan.

Bu nedenle, uğraştığımız konu önemlidir, Türkiye’nin önemli bir demokrasi sınavıdır. Bu demokrasi sınavından Türkiye bir an önce başarıyla çıkmalıdır ve bu olayın sorumluları derhâl açıklanmalı, ailelerin yaşadıkları travmalar ve acılar sonsuza kadar ötelenmelidir.

Ben, bu çalışmaları büyük bir yürekle sürdüreceğimizi, kimseden talimat almayacağımızı, hele Başbakanın bu çıkışlarından asla etkilenmeyeceğimizi sizlere ifade etmek istiyorum. Bu konuda biz yüreğimizi ortaya koyduk. 34 gencecik bedenin failleri ortaya çıkana kadar bu çalışmalar sürecektir ve kamuoyuyla paylaşılacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. İyi akşamlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gök.

Şimdi, şahısları adına Mustafa Şahin, Malatya Milletvekili.

Buyurun Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin geçici 1’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’na göre bağlanan gelir ve aylıkların hesaplanmasında esas alınan prime esas kazançlar ile aylık bağlama oranlarının belirlenmesinde uygulanan yöntemler sık sık değişikliğe uğramış ancak bu değişiklikler daha önce bağlanan gelir ve aylıklara yansıtılmamıştır. Bu uygulama, aynı yükümlülükleri yerine getirmiş olmalarına rağmen farklı tarihlerde emekli olan sigortalıların gelir ve aylıklarında eşitsizliklerin olmasına sebep olmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bu kanun teklifiyle, yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi amaçlanmıştır. Geçmiş dönemlerde “sosyal devlet” ilkesine aykırı olmasına rağmen devlet adamı olduğunu iddia eden ve ülkenin üzerine kırk yıl karabasan gibi çöken o günün başbakanının “Kim 1 verirse, ben 3 veririm.” demesi ve rahmetli Özal’dan sonra yine buna benzer başbakanın usule uygun olmayan ve devlet adamı davranışından uzak yapmış oldukları zamlar bir kesimi mutlu ederken gelecek nesilleri de ciddi bir borç yükü altına itmiştir.

İnsanımız, AK PARTİ’den önceki iktidarların çalışanların maaşlarını zamanında ödeyemediklerini unutmadılar. AK PARTİ iktidarları ise, bizden önce çalışanlardan kesilen KEY ödemeleri ve tasarruf teşvik fonlarını yine ödeyerek çalışanların haklarını ve alın terlerini koruyan iktidar olarak insanlarımızın teveccühüne mazhar olmuştur.

Görüşmekte olduğumuz tasarı 2000 yılı sonrasını kapsamadığı için eleştirilebilir ancak inanıyorum ki süreç içerisinde 2000 yılı sonrası da mutlaka karşılanacaktır. Fakat unutulmamalıdır ki ülkemiz geçmişteki iktidarların yapmış olduğu yanlış düzenlemelerin sıkıntısını bu tasarıyla düzeltmeyi amaçlamaktadır.

Dünyada ekonomik krizin yaşandığı bir süreçte AK PARTİ hükûmetleri bütçe dengesini gözeterek, ileride oluşacak muhtemel etkileri dikkate alarak “Ben verdim oldu.” mantığını gütmeden bu düzenlemeleri yapmaktadır, aksi takdirde dünya gerçeklerinden yoksun, popülist yaklaşımlarla yapılacak düzenlemeler bizleri geri dönüşü olmayacak ciddi çıkmazlara sokacaktır.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Cari açık ne olacak, cari açık?

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; değerli arkadaşlarım burada kendilerinin 28 Şubatın mağduru, bizlerin de ürünü olduğumuzu ifade ettiler. Bunu esefle kınıyorum. Her darbe ardında çökmüş bir demokrasi, yerlerde sürünen bir hukuk ve baypas edilmiş, itibarsızlaştırılmış meclisler bırakmıştır.

28 Şubat postmodern darbesinin üzerinden on beş yıl geçmesine rağmen, insan hakları, özgürlük, adalet, eğitim sisteminde ve ekonomide yaşanan travmaları bu necip millet kolay kolay hafızalarından silmemiştir. Senaristinin üniformalılar, rejisörünün de fötr şapkalı adamınız olduğu 28 Şubat 1997’de yapılan postmodern darbe, irticaya karşı olduğu iddia edilen ordu ve bürokrasi merkezli bir süreçtir. Türk siyasi tarihine geçen kararlar, kimilerince bir dönüm noktası olduğunu bu sözler bizlere gösteriyordu. “İrtica, PKK’dan daha da tehlikelidir. “28 Şubat bin yıl sürecek.” diyerek 28 Şubatın temel felsefesini açıkça ortaya koyuyorlardı. Hâlbuki cumhuriyetin temel ilkelerinden olan demokrasinin darbeyle bin yıl geçse yok edilemeyeceğini fakat bazı çevrelerin demokrasiyle elde edemedikleri neticeyi orduyu kullanarak, orduyu göreve davet ederek elde etmeye çalıştıklarını görmekteyiz.

28 Şubat sürecinde en büyük prangalardan biri de özgürlüklerle birlikte sekiz yıllık kesintisiz eğitim ve meslek liselerine vurulan darbedir. Halkın kendi parasıyla yapmış olduğu imam-hatip okullarının önünü kesmek amacıyla acımasızca çalışmalar yapıldı. Üniversitelerde okuyan başörtülü öğrencilerin çoğu, ikna odalarında, akla ve mantığa sığmayan bir şekilde ya ikna edilerek veya başlarını açmaya zorlanarak mağdur edilmişlerdir. Evet, eğitim haklarından feragat ettiklerini görmekteyiz. Üniversitelerde birçok öğrencilerin atıldığı, hocaların ve çalışanlarının fişlendiği, inançlarını yaşadıklarından dolayı toplumda insanların ayrıştırıldığını gördük.

28 Şubat sürecinde en fazla zarar gören illerin başında Malatya ili gelmektedir. Zulme karşı çıktıları için 56 kişinin idamla yargılandığı ve birçok kişinin hapishanede tutuklu olduğu, kebapçı esnafının fişlendiği, “yeşil sermaye” sözcüğünün literatürümüze girdiği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – …ve İnönü Üniversitesinde 2 binden fazla kız öğrencimizin okulla ilişkilerinin kesildiğini bilmekteyiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şahin.

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – Evet, hayırlı olsun diyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; maddeler üzerinde değerlendirmeler devam ediyor. Değerlendirme yapan arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum.

Az önce değerlendirme yapan Değerli Milletvekili Arkadaşımız Haluk Bey Başbakan Yardımcımızın “yüzde 70 zam” şeklinde bir ifade kullandığını söylediler.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Ben söylemiyorum, basın söylüyor.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Nerede o günler!

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – İnternet’e bakın, İnternet’e!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Büyük ihtimalle medyaya yanlış düşmüş olabilir. Şunun için: Bakanlar Kurulunda çok detaylı bir şekilde bu konuyu görüştük. 2000 öncesi emeklilerin yüzde 70’ini, 2000 öncesi SSK emeklilerinin sayısı 2 milyon…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Medyaya değil, Sayın Arınç’a yanlış düşmüş o haber.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Müsaade eder misiniz, konuyu aydınlığa kavuşturmak için söylüyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Arınç’ın bir açılış toplantısındaki…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Sayın Başkan, siz öyle inanacaksanız öyle inanın ama biz konuyu anlatalım.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, burada yazıyor, hiç gerek yok, gerek yok!

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Arınç “Ağanın eli tutulmaz.” dedi ya Sayın Bakan, ağalık yaptı!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – 2000 öncesi emeklilerin sayısı 2 milyon 743 bin. Bunun yüzde 73’ünü kapsam altına alıyor. Yüzde 73’ü de 1 milyon 913 bin SSK emeklisidir. Yüzde 70 rakamı bu; bir.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Biz onun yalancısıyız!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – İkincisi: 2000 öncesi emeklilerin gelişme hızının yüzde 75’ini, yüzde 75 payını alacaklarını ifade eden bir düzenlemedir. 70’lerle, 75’lerin karıştığı bir nokta olduğu için büyük ihtimalle de medya bu alıntıyı yaparken “2000 öncesi emeklilerin yüzde 70’i” derken “yüzde 70 zam” şeklinde bir alıntı olabilir. Onu tam bilemiyorum şu anda, ne konuşulduğunu bilmediğim için.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Bakana bir sorsaydınız.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – İşin doğrusu bu ve Bakanlar Kurulunda bu çok ayrıntılı bir şekilde tartışıldı.

Diğer bir konu: Efendim, bütün vatandaşlarımız devlet kapısında iş bekliyorlar, iş arıyorlar; böyle bir gelenek var, böyle bir alışkanlık var bizde. Aslında özel sektör son derece başarılı bizde ama buna rağmen kamuda bir iş gücüne ihtiyaç duyulduğu zaman taleplerin nasıl olduğunu öteden beri biliyoruz. Biz inkâr etmiyoruz, diyoruz ki: Türkiye'de uzunca bir dönem sonunda yüzde 10’un altına yıllık işsizlik oranımız düştü; 9,8 yani bunu sizin kabul etmemeniz bir şey ifade etmiyor.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) - Biz size gönderelim. Biz size gönderelim, özel sektöre gönderin.   

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Yani dünya diyor ki: “Türkiye istihdam konusunda, istihdama dayalı büyüme konusunda başarılıdır.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – On sene önce kaçtı Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Yani, biz isteriz ki…

 NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – On sene önce kaçtı Sayın Bakan? On sene öncesi  rakamı söyleyin.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – …netice itibarıyla 9,8 bir başarı ise yani binlerce vatandaşımız istihdam edilmiş demektir.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – On sene önce kaçtı Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – İstihdam edilenler sizin çocuklarınız, bizim çocuklarımız, bu milletin çocukları. Bu başarıyı kabul etmek gerekiyor. Ama ilave teklifleriniz varsa…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – 1 puan aşağı düşürmek…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – …bakın bizim de buna açık olmamız gerekiyor ki açığız.  

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Hayır, on sene önce kaçtı? Onu söyleyin.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) –  Diyebilirsiniz ki: “Bu 9,8’i 9,2’ye, 8,8’e çekmenin yollarıyla ilgili bizim şöyle tavsiyelerimiz var, tekliflerimiz var.” Biz buna “hayır” demeyiz. Bu konulara da açık olduğumuzu bilmenizi istiyoruz.

Şimdi, intibakı görüşüyoruz arkadaşlar. Evet, emeklilerimiz, -2 milyon emeklimiz-  dört gözle bu yasanın geçmesini bekliyor. Ama neler konuşuluyor?

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – 10 lira, 10 lira…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Çevik Bir’den başlandı, Uludere’ye gitti, 28 Şubata geldi, işsizliğe geldi, yani gidiyor da gidiyor.

Şunu ifade edeyim: Sayın Başbakanımız, salı günü grup toplantısında konuşma yaparken, Uludere’yle ilgili -orada olduğum için, değerli arkadaşlarımız da oradaydılar- yani bizzat üzerine basa basa söyledi, bir komisyon çalışmasını sürdürüyor, hassas bir komisyon önemli bir komisyon. Varsa bir karanlık sayfa, varsa bir karanlık nokta, onun aydınlatılmasıyla ilgili komisyonu kurmuşuz İktidar Partisi olarak, eğer farklı bir düşüncede olmuş olsaydık komisyonun kurulmasını engellerdik. Ama komisyonunun kurulmasını isteyen biziz.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Onu da yapmayın artık!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Komisyon kurulmuş, çalışmasını yaparken, henüz rapor ortaya çıkmış, değerlendirmeler netleşmemişken, bu konuyla ilgili -etik anlamda- bunun konuşulmasının doğru olmadığını söylemesi Başbakanın, netice almaya dönük bir bakış açısının gereğidir. Yoksa, işi savsaklamak olmuş olsaydı, ne komisyon kurulurdu ne bu meseleler gündeme gelsin istenmezdi. Ama özellikle, AK PARTİ Grubu olarak, bu istendi, komisyon kuruldu, ama biz komisyon üyelerinin yürüttükleri bu hassas çalışmayı etik değerler çerçevesinde yürütmesinin doğru olacağı inancı anlamında söylenen ifadeler idi.

Bir diğer konu ise: Değerli arkadaşlar, burada bazı kavramlar karıştırılıyor. Nedir bunlar? “Bütçe transferi, bütçe açığı.” Ben ne söylediğimi biliyorum ve açık olarak burada ifade ettim, geçen de, zaman gerçekten çok kısıtlıydı, kısaca birkaç rakam verdim.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Bakan, metin burada, sizin konuşma metniniz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bütçe transferi 66,2 milyar TL, açık 25,4 milyar TL. Şimdi, bütçe transferi içerisinde ne var? Bütçe transferi içerisinde bildiğiniz gibi, devlet katkısı 22,5 milyar; ek ödeme 4,4 milyar; teşvikler, bildiğiniz gibi 5 puan indirimli uygulanıyor kayıt dışı işçi çalıştırmayan iş verenlerimize ve prim borcu olmayan iş verenlerimize 5 puanlık prim borcu indirimi uygulanıyor, bunun karşılığı 5,5 milyar ve ödeme gücü olmayanların GSS primi ödeniyor, bu da 4 milyar lira. Şimdi, bunların toplamı 25,4 milyar lira açık olarak karşımıza çıkmaktadır.

Şimdi, rakam olarak bütçe transferlerinin gayri safi millî hasılaya oranı 4,64, açığın ise gayri safi millî hasılaya oranı 1,79. Bunu burada net bir şekilde ifade ediyorum, bunu başka taraflara çekmeyi de ben doğru bulmuyorum.

Katkılarınızdan dolayı çok teşekkür ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

Şahsı adına Sayın Emin Haluk Ayhan, Denizli Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Tasarı’nın geçici 1’inci maddesi üzerinde söz aldım.  Bu vesileyle tekrar yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, Sayın Bakanım, bizim burada söylediğimiz şeyler sizi rencide etmek için söylenmiş şeyler değil. Bizim burada söylediğimiz şeyler… Ben otuz senedir bu hesabın kitabın içindeyim, bir şey yapıyorsunuz bütün millet bilsin, anlasın. Biraz önce biz Sayın Bakanın, Başbakan Yardımcısının… 4 Başbakan yardımcınız var, biri bir türlü söylüyor, biri bir türlü söylüyor, Manisa Organize Sanayideki işçi onu anlamıyorsa, buradaki anlıyor ama orada Başbakan Yardımcısı söylerken farklı bir şey söylüyor. Şimdi Sayın Babacan’a sorsanız onun söylediği gibi söylemez, onu ben de biliyorum ama bir devlet sorumluğu var canım! Yani ağzınızdan söz çıktığı zaman sizi bağlıyor, karşınızdaki vatandaşlar ümit ediyor, umut ediyor, durumu öyle fevkalade de iyi insanlar değil.

Bakın, Sayın Bakanım, 2002 yılında nüfusumuzun yüzde 14,7’sine denk gelen 9 milyon 760 bin kişi yoksul; 2003 yılında 10,7 milyonu yoksul; 2004’te 10,1 milyonu yoksul; geliyor geliyor, 2011 yılında 13,3 milyonu yoksul. Bunu biz burada söylemeyelim mi? İş arayanları söylemeyelim mi? Siz hangi rakamı nasıl düzeltirseniz düzeltin, hangi metodu nasıl düzeltirseniz düzeltin, uygulayın, biz ona baktığımız zaman söyleyecek bir şey buluruz ama benim söylemek istediğim şey şu: Bakın, bütün sistemi tarumar ettiniz kanun hükmünde kararnameyle. Plan Bütçeye o yazdığınız davet yazısının imzasının nasıl atıldığını hiçbiriniz söyleyemiyor buradan. Altındaki imza doğru mu, yanlış mı? O yazıyı başkan yokken bize gönderen milletvekili zat bana soruyor, “Bu sahte mi diyorsun?” diyor. Ben mi gönderdim, sahte olup olmadığını o bilecek. Velev ki sahte değil, daha önceden atılmış olsun ama doğru bir yöntem değil, hukuk ayaklar altına alınır mı canım? Böyle bir şey olur mu? “Ben yurt dışına gidiyorum, üstünü doldurun.” Böyle bir şey var mı, yok mu? Bunu burada gelip birinin izah etmesi lazım. Dün Sayın Başbakanın geldiğini son anda fark ettim yoksa onu burada dile getirirdim. Sayın Başbakanın da onu kabulleneceği kanaati bende yok. Böyle bir şey olabilir mi canım? “Ben zorla yaptım, olur…” O kanun hükmünde kararnamelerin yarın her biri sıkıntıya girecek, bakın. Bırakın öyle sıkıntıya girmesini hukuken, yarın siz onu düzeltmek için torba yasası getireceksiniz, hazırlıklarının olduğu söyleniyor, doğru mu yanlış mı bilmiyorum. “Ha biz bir yapalım, arkasını toparlayalım.” diyorsanız devlet işi bu kadar hafif değil, basit değil.

Mali kuralı Sayın Bakan getirdi, Başbakan Yardımcısı, raflarda duruyor oralarda. Bize söylerken ertesi gün lazımdı, o Komisyonu sıkıştırırken ertesi gün bitmesi lazımdı. Ben kamuoyuna çıktım, söyledim: “Sayın Başbakan Yardımcısı dut yemiş bülbüle döndü, hiç konuşmuyor.” dedim. Ben bunu zevkimden mi söyledim? Siz Komisyonda, muhalefet partilerini, işi bilenleri, hukuku ayaklar altına almaya çalışırsanız biz de benzer şeyleri söyleriz. Okuduğumuzu anlıyoruz, bildiğimizi söylüyoruz, çok açık ve net bir şekilde de ifade ediyoruz.

Şimdi, Sayın Bakanım, onu öyle yaptık, bunu böyle yaptık diyorsunuz, diyeceksiniz de, hakkınız da; buna bir şey demeyeceğiz ama bunun bir hukuk usulü var, oradan yürüsün işler. İlla ben yaptım, bugün görüşeceğim, sonradan da helalleşiriz! Yahu milletin hukukunu nasıl helalleşeceğiz canım! Birbirimize olan hakkımızı helalleşmek ayrı mesele ama milletin işini yaparken işin ucunu kaçırdıysak “Gel helalleşelim, bu işi çözelim.” olur mu? “Kul hakkıyla gelme.” diyor. Siz bu işi bilen insansınız, meslek olarak bilen insansınız ve burada gerçekten de ne yapmaya çalışıyorsunuz? En kolay geçen tasarılar sizin tasarılar Bakan olarak, bunu da biliyorum. Ama bu işi lütfen Bakanlar Kurulunda mı anlatırsınız, Hükûmette mi görüşürsünüz, başka yerde mi bir düzene koyalım. “Biz hakikaten yanlış yaptık. Muhalefet katkı yapmak istiyor ama bizim yaptığımız iş onların katkı vermesini engelliyor.” diyebilin lütfen. İfade etmek istediğim bu.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Saygılar sunuyorum hepinize. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ayhan.

Sayın milletvekilleri, şimdi geçici madde üzerinde soru-cevap işlemi yapacağız.

Sisteme giren arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aracılığınızla Sayın Bakana şu soruyu sormak istiyorum: 1700 sayılı Dahiliye Memurları Kanunu’nda yapılan değişiklikle mülki idare amirlerinin birinci sınıfa ayrılmalarıyla ilgili bir düzenleme yapıldı. Ancak bu değişiklikten önce emekli olan mülki idare amirleri bu değişiklikle getirilen iyileştirmeden yararlanamamaktadırlar. Değişiklikten önce emekli olan mülki idare amirlerinin de bu iyileştirmeden yararlandırılmasını ne zaman sağlayacaksınız?

İkinci sorum: Sayın Bakan Sayın Levent Gök’ün değerlendirmelerini değerlendirirken şöyle bir ifade kullandı -inşallah yanlış anlamamışımdır- “Biz isteseydik bu konuların gündeme gelmesini önlerdik.” gibi bir ifade kullandı. Acaba bu ifadeyle ne demek istedi Sayın Bakan? Bunu da kendisine soruyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Serindağ.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Sosyal Güvenlik Kurumunda unvan yükseltme ile ilgili yönetmelik gereği şube müdürlerinin sınavla atanması gerekirken, deyim yerindeyse hülle yoluyla sınavsız şube müdürü atamaları yapılmaktadır. Sınavsız olarak son üç yılda kaç şube müdürü atanmıştır? Bu atamalar çalışanlar arasında huzursuzluk yaratıyor mu? Sınav açılmadığı için şube müdürü olma imkânı bulamayan çalışanların sınavsız şube müdürü atamalarınız için düşüncelerini tahmin edebiliyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önce Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşan bir değerli hatip sanırım yanlış bilgisinden dolayı önceki hükûmetler döneminde maaşların ödenemediğini söyledi.

Şimdi, cumhuriyet tarihi boyunca kamu çalışanlarına ve emeklilere maaş ödenemeyen yıl veya yıllar olmuş mudur, olduysa bu hangi yıllardadır, hangi hükûmetler döneminde olmuştur? Kamuoyunu bilgilendirme adına bunu çok önemsiyorum, cevap verirseniz teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu...

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, bir zamanlar sosyal güvenliği, birileri, Sosyal Güvenlik Kurumunu yönetenler, ayrı ayrı, gayrimenkul alımında gördüler;Türkiye'nin her yerinde gayrimenkuller aldılar, hanlar aldılar, hamamlar aldılar. Bunların bir kısmı şehir dışında kaldı, bir kısmı... Bir kere şu anda, eskiden alınıp şu anda merkezî yerde kalan ve kadük kalan, küçük kalan, yanında gökdelenler yükseldiği gayrimenkullerinizi yeni bir şekilde değerlendirmeyi düşünüyor  musunuz? Yanında çok yüksek rant getiren binalar olmasına rağmen, Sosyal Güvenlik Kurumunun binaları içine girilmez, o binaların yanında rekabet edemez. Bu nedenle, bu gayrimenkullerinizi, özellikle artan şehir rantında değerlendirmezseniz kaybolup gider. Ben sizi bir kez daha uyarmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Çelebi...

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, şu soruyu sormak istiyorum: Bütün bu, intibak değil tabii artık, iyileştirme sonucu BAĞ-KUR emeklisi bu iyileştirmelerden sonra en düşük ne ücret alacak? Bu iyileştirmelerden sonra SSK emeklisi ne ücret alacak? Bunu çok net açıklamanızı bir kez daha istiyorum.

İkincisi, şimdi, bugün bir yerde örgütlenme yapıldı İzmir’de, yetki başvurusunda bulunuldu ama “Yasa çıkmadan asla yetki vermeyeceğiz, tespit vermeyeceğiz.” diye bir irade konuldu. Yani yasanın çıkması gecikebilir ama işçiler örgütlendi. Örgütlenen işçilerin işe atılmasından sonra böyle bir prosedürün nasıl  sıkıntılar doğuracağını en iyi siz bilirsiniz. Bunun durdurulması konusunda bir yaklaşımınız var mı, bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu...

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, ilaç katılım payı dolayısıyla sigortalı ve emeklilerden elde edilecek gelir ne kadardır, bu tasarının yükünü karşılamaya yetiyor mu, bir fazlalığı var mı, onunla ilgili rakamları mukayese edebilir miyiz lütfen? İlaç katılım payı ve bu tasarının yükü.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım,  zatıalilerinizi bilmiyorum ama birçok sayın bakan hatta Sayın Başbakan sözleşmelilerin kadroya alınacağını birkaç defa beyan ettiler. Seçimler yapılalı, Hükûmet kurulalı, program açıklanalı epey zaman oldu. Ne zaman alacaksınız? Bunun cevabını bekliyor sözleşmeliler. Ne zaman kadroya alacaksınız? Hangilerini alacaksınız?

Bir de bu özel güvenlik çalışanlarının sayısı 1 milyona yaklaştı neredeyse. Bunlarla ilgili, bu konuda kadroya alınmasıyla ilgili bir düşünceniz bulunmakta mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum.

Öncelikle sözleşmelilerle ilgili ve özel güvenlikle ilgili gündemimizde böyle bir düzenlemenin, maddenin olmadığını, kadroya alınmalarıyla ilgili olmadığını ifade etmek istiyorum. Sözleşmelilerle ilgili, yerel yönetimlerde, mahallî idareler, belediyelerle ilgili bir çalışma yapmamız Sayın Başbakanımız tarafından istendi. Kendilerine bu durumu arz edeceğiz. 17.800 sözleşmeli personel var yerel yönetimlerde. Bu durum Hükûmet nezdinde karara bağlanacak bir konu.

Bunların dışında, ilaç katılım payı olarak toplam -az önce rakamları verdim- 1,1 civarındaydı. Sorunun devamını anlayamadığım için bu bölümle yetiniyorum. Ayrıca yazılı olarak da cevap verebiliriz.

İstatistikleri, işçi istatistiklerini yayımlayamadık. Bu yasa, 2821-2822 sayılı yasalar Türkiye Büyük Millet Meclisine geldi, önümüzdeki hafta ilgili komisyonda, ana komisyonda -alt komisyondan bugün geçti- görüşülecek ve böylece yasa bir an önce yürürlüğe girince biz de istatistikleri yayınlayacağız ve bu yetki karmaşasına da son vermiş olacağız.

“Biz, efendim, isteseydik komisyonu kurdurmazdık.” diye bir cümle kullandım az önce Levent Bey’in konuşması çerçevesinde. Yani bu konuların soruşturulmasını isteyen AK PARTİ Grubudur, bu konuların aydınlığa kavuşturulmasını isteyen, faili meçhullerden alınız da tüm karanlık noktaların aydınlanmasından taraf olan öncelikli olarak AK PARTİ Grubudur. Biz bu Komisyonu kurduk, kurulmasına vesile olduk. Eğer AK PARTİ Grubu burada farklı bir düşünce içinde olsaydı, bu Komisyonun kurulmamasıyla ilgili bazı yollar arardı. Komisyon kurulmuş, çalışmasını sürdürüyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Gücünüz yetmezdi ona, doğru konuş!

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan… Sayın Bakan…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bakınız, sizi doğru konuşmaya davet ediyorum Sayın Genç. Benim hiçbir zaman üslubum olmamıştır, ben burada sorulan sorulara da bütün açıklığıyla cevap veren bir arkadaşınızım ve söylediğiniz cümle, bakınız “Doğru konuş!” diyorsunuz. AK PARTİ bu Komisyonun kurulmasını sağlayan… Siz talep edebilirsiniz ama iktidar partisi bir komisyonun kurulmasına karşıysa, biliyoruz ki Parlamentoda bu kurulamaz. Ama biz bu kadar hassas bir olay konusuyla ilgili…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sorularımıza cevap versin!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bir dakika efendim, cevap verelim…

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama çok yanlış konuşuyorsunuz Sayın Bakan…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Olabilir…

BAŞKAN – Lütfen, lütfen…

LEVENT GÖK (Ankara) – Yani konuştukça ıstırabımız daha da artıyor. Yani böyle bir konuşma olabilir mi!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Ya, nasıl ıstırap ya! Müsaade eder misiniz arkadaşım…

LEVENT GÖK (Ankara) – Yani siz sanki zannediyorsunuz ki herkes sizin askeriniz! Olur mu öyle şey!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – AK PARTİ’nin bu konudaki samimiyetini ortaya koymak için söylüyorum. Bu Komisyon kurulmuştur, Sayın Genel Başkanımızın gruptaki konuşmasında, etik olarak henüz sonuçlanmamış, neticeleri alınmamış konularla ilgili komisyonun üyelerinin açıklama yapmasının doğru olmadığını söylemişti Sayın Genel Başkanımız. Olay bu.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, tam altmış iki gün geçti olayın üzerinden. Her türlü belge ve bilgi elinizde, niçin açıklamıyorsunuz bunları?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Konuşmanıza bir engel yok, konuşabilirsiniz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Niçin açıklamıyorsunuz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Yani Genel Başkanımızın etik olarak komisyonda…

LEVENT GÖK (Ankara) – Siz komisyonda niçin tartıştırıyorsunuz? Ben AKP’li vekiller adına da konuşuyorum. Olur mu öyle şey!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle bir şey olur mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, böyle bir usul var mı Allah aşkına ya!

LEVENT GÖK (Ankara) – Siz itham ediyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Gök, lütfen, soru sorulmuş…

LEVENT GÖK (Ankara) – Siz “Yanlış bilgi verdi.” diyorsunuz komisyona, böyle bir şeye hakkınız yok, ben onu anlatmaya çalışıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gök, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sayın milletvekili Sayın Bakanın sözünü kesiyor.

Sayın Bakan, siz Genel Kurula hitap edin.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, bu konu hassastır, çok hassastır.

BAŞKAN – Sayın Gök, lütfen…  Sayın Bakana soru soruldu, cevap veriyor.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan çok yanlış ifadeler kullanıyor.

BAŞKAN – Sayın Gök, lütfen… Cevap versin, sonra…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bakan, siz Genel Kurula hitap edin.

BAŞKAN – Efendim, şimdi, bir soru sorulmuş Sayın Gök, o da cevap veriyor. Sizin bir itirazınız varsa yerinize oturun, söz alın ve konuşun. Bunun usulü böyle. Çok rica ediyorum… Çok rica ediyorum…

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama konuşurken, daha da çok içimizi acıtarak konuştu.

BAŞKAN – Beğenmeyebilirsiniz cevabını, onu söylersiniz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Sayın Levent, siz burada Sayın Başbakanı itham ediyorsunuz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben itham etmiyorum.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başbakanımız…

LEVENT GÖK (Ankara) - Ben İnsan Hakları Komisyonunu savunuyorum burada.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Böyle bir şey var mı ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle bir şey olur mu efendim?

BAŞKAN – Sayın Gök, lütfen…

LEVENT GÖK (Ankara) – İnsan haklarını savunuyorum. Olur mu öyle şey!

Ben itham edilen Komisyonun üyesiyim burada. Ben AKP’li vekilleri de savunuyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ya bırak! Sana düşmez bizi savunmak. Sana düşmez, sen kendini savun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Başbakan almış eline mikrofonu grup toplantısında, İnsan Hakları Komisyonunu eleştiriyor.

BAŞKAN – Sayın Gök…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok efendim.

BAŞKAN – Evet.

Lütfen, Sayın Gök, söyledikleriniz zapta geçti. Burada da istediğiniz gibi konuştunuz. Lütfen, yerinize oturun ve müsaadeyle… Lütfen… Rica ediyorum yani.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Soru-cevap kısmı tamamlanmış. Devam edin efendim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, şunu ifade edeyim: İnsan Hakları Komisyonu bağımsız olması gereken kuruluştur.

BAŞKAN – Tamam efendim, bunu ifade ettiniz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bunların siyasi çekişmelere kurban edilmemesi gerekir.

BAŞKAN – Çok doğru.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok efendim. 

LEVENT GÖK (Ankara) - Sayın Başbakanın sözleriyle AKP’li vekil arkadaşlarımız da töhmet altında kalmıştır. Ben onu söylemeye çalışıyorum.

BAŞKAN – Tamam efendim, zabıtlara geçti sizin fikriniz de.

Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, siz işleme devam edin.

LEVENT GÖK (Ankara) – Çekin elinizi siyaseten üzerimizden.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen de Başbakanın sözlerini çarpıttığın için özür dile.

BAŞKAN – Tamam, buyurun.

Zabıtlara geçti.

Çok teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, çok teşekkür ederim.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkanım, arkadaşlar, şimdi … (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar) 

Müsaade eder misiniz Sayın Başkanım.

Burada, sizin konuşmanız üzerine Sayın Başbakanımızı itham eder ifadenin çerçevesinde AK PARTİ Grubunun bu ve benzer karanlık noktalara dönük attığı adımlar ve tavrını ortaya koyan ve bu konuda Komisyon bir neticeye varmış ise tabii ki konuşacaksınız ama Sayın Başbakanımızın hassasiyeti şu: Bu konuyla ilgili görüş beyan edecekseniz Komisyon bir noktaya gelsin. Komisyonu aslında sıkıntıya sokan sizin açıklamalarınız. Bunu açıkça ifade edeyim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Neler söylemişiz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Siz dememişsiniz ama Komisyon üyelerine dönük Sayın Başbakanımızın bu Komisyonun gerçekten bu konuyla ilgili bir sonuca varması konusunda katkı anlamındaki ifadeleridir bunlar. Bunu başka tarafa çekmenin bir anlamı yok ki. Yoksa, bizim komisyonun bağımsız çalışması, komisyonun kurulmaması gibi bir amacımız olabilir mi?

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama siz öyle ifade ettiniz “İsteseydik kurdurmazdık.” dediniz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Yani sizin konuşmanız çerçevesinde diyorum ki, biz, eğer bu karanlık noktaların aydınlanmasından yana bir iktidar, bir grup olmamış olsaydık, bunlar kurulmayabilirdi.

LEVENT GÖK (Ankara) – Nasıl kurulmaz efendim?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Ama biz, bütün karanlık noktaların aydınlanmasından yanayız; onu bilmenizi istiyorum.  (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

Diğer sorulara da yazılı cevap vereyim süre olmadığı için Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkürler.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkanım, efendim, bu tartışma benim sorduğum sorudan ötürü çıktı. Bu tartışma benim sorduğum soru üzerine çıktı.

Benim sorum şu şekildeydi, Komisyonun teşekkülüyle ilgili değildi. Sayın Bakan şöyle bir ifade buyurdu, dedi ki: “Biz isteseydik bu konuların gündeme gelmesini önlerdik.” dedi. Ben onu sordum.

BAŞKAN – Tamam efendim, zabıtlara geçti.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir şey söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Çelebi, buyurun.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Bakana üç dakika daha süre vermenizi ve gerçekten emeklilerin beklediği reel olarak artışların ne olacağı konusundaki sorularıma ve sendikal hak ve özgürlükler konusundaki soruma cevap vermesini…

BAŞKAN – İsterlerse, Sayın Bakanım…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Konu gündem dışına çıkmasaydı Sayın Bakan verecekti cevabı.

BAŞKAN – Bir saniye efendim…

Sayın Bakanım, buyurun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Arkadaşlar, öncelikle şunu ifade edeyim: Burada bir konuşma bütünlüğü içerisinde ele alınmıyor; oradan bir cümle çıkarılıp… Ya bu şekilde yakışık alıyor mu Allah aşkına? Bunun görüntüsü de var, kamerası da var, ne söylediğimiz de belli; ne niyetimiz de olduğu belli. Yani icraatlarımız da belli. Bütün dünya biliyor bugün neleri aydınlattığımızı. Nelerin örtbas edildiğini ve AK PARTİ İktidarının neleri aydınlattığını bütün dünya biliyor. Onun için lütfen, bunları başka tarafa çekmeyelim.

Şimdi, BAĞ-KUR’da 6’ncı basamakta 27 TL artış olacak, yeni durumla ilgili söylüyorsunuz, 24’üncü basamak için de bu BAĞ-KUR’daki yapılan intibak 118 TL’lik bir artış getirecek.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – En düşük ücret ne olacak?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Bu çerçevede, 1.409 TL olan BAĞ-KUR’lu aylığı 1.523 TL’ye çıkmış olacak.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – En düşük ücreti söylüyorum.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) -Bu süreyle ilgili, bu üç aylık dönem için söylüyorum

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Evet, üç aylık tamam…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) -  Bu üç aylık dönem için ifade ediyorum.

Yine SSK’da sınav olmadan şube müdürlerinin asaleten ataması söz konusu değil, vekâleten şu anda bu görevleri yürütmektedirler.

Gayrimenkullerle ilgili 5510 sayılı Yasa’da, biliyorsunuz, bir düzenleme getirdik. İhtiyaç söz konusu değil ise yani kurumun gayrimenkullere bizzat kullanımıyla ilgili, fiziki alanla ilgili bir ihtiyacı yok ise bunu alma şansı yok. Yani o süreci de kapatmış olduk, alacak karşılığında gayrimenkul alınmamaktadır ama mevcut eski gayrimenkullerimizin ise mevzuat çerçevesinde satışı veya değerlendirilmesi söz konusudur.

Teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde yedi önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Geçici 1 inci maddesinde geçen “yayımı tarihinden” ibaresinin “yürürlüğünden” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                    Yılmaz Tunç

                                                                                                                                         Bartın

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Geçici 1 inci maddesinde geçen “yayımı tarihinden” ibaresinin “yürürlüğünden” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                   Ali Ercoşkun

                                                                                                                                          Bolu

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Geçici 1 inci maddesinde geçen “yayımı tarihinden” ibaresinin “yürürlüğünden” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                     Salih Koca

                                                                                                                                      Eskişehir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Geçici 1 inci maddesinde geçen “yayımı tarihinden” ibaresinin “yürürlüğünden” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                     Adem Tatlı

                                                                                                                                       Giresun

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı Tasarının Geçici 1 inci maddesinde geçen “yayımı tarihinden” ibaresinin “yürürlüğünden” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                  Ramazan Can

                                                                                                                                      Kırıkkale

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Kanun Tasarısının Geçici 1 inci maddesinde geçen “ancak tahsil edilmiş tutarlar red ve iade veya mahsup edilmez.” ibarelerinin, “tahsil edilmiş tutarların bu Kanunla indirilen ceza tutarından fazlası ilgilinin talebi halinde iade edilir veya Kuruma olan borçlarına mahsup edilir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Oktay Vural                                         Alim Işık                                      Mehmet Şandır

                        İzmir                                              Kütahya                                             Mersin

                                         Emin Haluk Ayhan                             Mustafa Kalaycı

                                                   Denizli                                              Konya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı yasa teklifinin geçici birinci maddesinde geçen “ancak tahsil edilmiş tutarlar ret, iade veya mahsup edilmez” ifadesinin madde metninden çıkarılmasını arz ederim.

                                                                                  Kamer Genç

                                                                                     Tunceli

BAŞKAN – Son okunan önergeye Sayın Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET BAHA ÖĞÜTKEN (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Genç, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benim önergem bir tekrarın çıkarılması demektir. Zaten maddede geçiyor, “…tahakkuk ettirildiği halde ödenmemiş olan cezalar için de uygulanır,” diyor, ondan sonra “ancak tahsil edilmiş tutarlar red ve iade veya mahsup edilmez.” ibaresi zaten fuzuli bir ibare. Tahsil edilmemişse tahsilinden vazgeçer, edilmişse zaten iade edilmez. Bu, fuzuli bir ifadedir. Bunun çıkarılmasını istedim.

Şimdi sayın milletvekilleri, zaten AKP İktidarı geldiği günden beri hep af kanunları çıkardı. Bakın, 6111 sayılı Kanun, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde çıkarılmış en büyük af, vurgun. Yani AKP iktidara gelmiş, yandaşlarının büyük bir kısmı vergi kaçakçılığı yapmış; hesaplarını incelememiş, af getirmiş, affetmiş. Birçok idarelerde görevleri suistimal edenleri, ihmal edenleri affetmiş, ihale yolsuzluğuna ismi karışanları getirmiş affetmiş; daha aklınıza ne gelirse, ne kadar yolsuzluk, suistimal, vergi kaçakçılığı, gayrimeşru servet edinmeleri varsa 6111 sayılı Kanun’la affedilmiş, bu kanun da onun devamı.

Şimdi, ne yapıyor bunda? İşte, biliyorsunuz bu 3’üncü maddeyle, daha önce işte bildirimde bulunmamış olanlardan asgari ücretin belirli katsayısı kadar -tabii bu da kademeliydi- idari para cezası alınıyordu, misli kadar. Şimdi, orada onda 1’ine indirdiler. Şimdi, Ahmet Bey de burada yok. Ben “Bu onda 1’i beşte 1’e indirelim.” dedim. Dedi: “Bu önergeni anlamıyorum.” Ahmet, daha senin ağzında süt kokarken ben bu Parlamentoda milletvekiliydim. Onun için yani bana şey etmeye gerek yok.

Şimdi, onun için, ya şimdi insanlar konuştuklarını bilecek, haddini de bilecek, biliyor musunuz haddini de bilecek. Ben burada “Onda 1’i beşte 1’den aşağı olmaz.” diyorum. O diyor ki: “Sen yanlış önerge vermişsin.” Sen  kimsin benim yanlış önerge verdiğimi söyleyecek ya! Sen bir defa daha dur bakalım…

Şimdi, bakın, meşhur bir yazarın, arkadaşlar, bir düşünürün bir sözü var: “Yalanın en alçak olanı halka ve çocuklara söylenen yalandır çünkü ikisi de çok kolay inanırlar.” Şimdi, maalesef, biz, bu iktidar zamanında halka karşı çok büyük yalanlar söylendiğini görüyoruz. İşte, biraz önce arkadaşımız söyledi, bir başbakan yardımcısı çıkmış demiş ki: “Efendim, biz yüzde 70 emekli maaşlarını artırıyoruz.” Keşke artırsanız yani keşke artırsanız biz sizi burada tebrik ederiz çünkü bugün en muhtaç olan insanlar emeklilerdir.

Bu insanlar, bakın, her gün bize geliyorlar, “Çocuğumu okutamıyorum, kiramı ödeyemiyorum, açım, evime ekmek getiremiyorum.” diyen insanlar. Tabii, sizin tuzunuz kuru. Getirdiniz milletvekili emekli maaşında ne ettiniz? İşte, Bülent Arınç’ın maaşını 4 binden 11 bine çıkardınız, Cemil Çiçek’in çıkardınız, Köksal Toptan’ın çıkardınız, Mehmet Ali Şahin’in çıkardınız, Tayyip Erdoğan’ın çıkardınız.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Senin maaşın…

KAMER GENÇ (Devamla) - Yani işte 4 milyardan 11,5 milyara çıkardınız tabii ki yani böyle bir şey olur mu, adalet ya! Getirdiğiniz şey bu. Onun için, ondan sonra tabii, keyfiniz yerinde.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen o maaşı almayacak mısın?

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, burada bazı şeyler söyleniyor. Şimdi, Sayın Bakan çıkıyor diyor ki: “Efendim, sen komisyon kurmuşsun, komisyon olarak konuşmayacaksın.” Yahu şimdi, Tayyip Bey kendi komisyonunun üyelerine talimat verebilir ama muhalefetin milletvekillerine nasıl talimat verir? Dünyanın en demokratik bir ülkesi olsa, siz siyasi iktidarda bir sorumluluk olsa, 14 vatandaşın katledildiği bir yerde Hükûmet bir gün kalamaz, bir gün görevde kalamaz arkadaşlar.

Efendim, diyor ki: “Biz lütfettik, komisyon kurduk; biz istemeseydik kurulmazdı.” Gücünüz var mıydı? Dayanabilir miydiniz o komisyonu kurmamaya? Yani konuştuğunuzu, ağzınızdan ne çıkıyorsa onu bir defa şey edeceksiniz arkadaşlar.

Tayyip Bey çıkıyor, diyor ki TÜSİAD’a: “TÜSİAD, senin dediğin olmaz.” Kimin olur? Milletin olur. Millet kim? Millet kim yahu? Tayyip sen misin? Hayır.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Saygısız olma!

KAMER GENÇ (Devamla) – Senin kültürün ne, bilgin ne?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Senin bilgin ne?

KAMER GENÇ (Devamla) – Biz sorduk kendisine, şey söyledi… Kendisine sordum: “Senin diploman nerede yahu?” Nereden mezun olmuş o? Diplomanı açıkla. Daha yedi senedir nereden mezun olduğunu, diplomasını açıklamıyor.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Senin bilgin varsa açıkla.

KAMER GENÇ (Devamla) – Arkadaşlar, bakın, Türkiye'de devri iktidarınızda en büyük ayrımcılık yapılıyor. Sayın Bakan “İşsizliği öyle şey ettik.” diyor. Bakın, ben, aslında inanç ve ırk bazında siyaset yapmayı hakikaten çok uygun görmüyorum ama devri iktidarınızda bir tane solcu arkadaşı, Alevi inançlı insanları işe almadınız, üst düzey bürokratları almadınız. Anayasa Mahkemesi geçen gün imtihan yapıyor, ilk sıradaki 6 kişiyi sözlüde kaybettiriyor ve alması gereken kişileri almıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – Aslında zamanımız az olduğu için söyleyemiyorum burada. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biraz hukuku öğren, ondan sonra…

BAŞKAN – Sayın Genç, teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Kanun Tasarısının Geçici 1 inci maddesinde geçen “ancak tahsil edilmiş tutarlar red ve iade veya mahsup edilmez.” ibarelerinin, “tahsil edilmiş tutarların bu Kanunla indirilen ceza tutarından fazlası ilgilinin talebi halinde iade edilir veya Kuruma olan borçlarına mahsup edilir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

                                                       Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

 

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET BAHA ÖĞÜTKEN (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Işık, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın geçici 1’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Öncelikle, Sayın Bakana biraz önce sorduğum ve cevabını alamadığım konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum. Bilemiyorum, bu ifadeleri sarf eden arkadaşımız burada mı? “AK PARTİ hükûmetleri öncesinde maaşlar alınamıyordu, emekli maaşları ödenemiyordu.” sözünün yanlış bilgi olduğunu bir kez daha kaydediyorum.

Bu ülkede maaş zammı verilmediği dönemler oldu ama hiçbir devlet memuru ve hiçbir emekli, maaşını alamadığı bir yıl ya da ay yaşamadı. Bu milletvekilleri buraya çıktığında her sözünün doğruluğunu teyit ederek konuşmak zorunda.

MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Aksini ispatlayın.

ALİM IŞIK (Devamla) – Arkadaşım, tutanaklar burada. Vekilini savunuyorsan gelirsin buradan savunursun. Yalan söylemek, bu yüce çatı altındaki hiçbir vekile yakışmaz çünkü bizi seyreden 75 milyon, buradan çıkan her sözün doğru olduğunu düşünüyor. Dolayısıyla, bu yanlışı düzeltmek istiyorum.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Deprem paralarıyla verdiler.

ALİM IŞIK (Devamla) – Buradan konuşursunuz. Nereden verdiği önemli değil, verildi mi verilmedi mi?

Buraya çıkan milletvekili “Maaş alınmadı.” dedi. Dolayısıyla, sizin de nereden verdiğiniz belli.

MUHARREM VARLI (Adana) – Siz nereden verdiniz?

ALİM IŞIK (Devamla) - Sizler de yıllarca depremden dolayı alınan vergileri başka yerlere harcadınız. Onlara girmeyelim.

Şimdi, önergemiz şu konuyla ilgili değerli milletvekilleri, burada konu şudur: Herhangi bir nedenle çalıştırdığı işçiyi işten çıkardığı zaman Sosyal Sigortalar Kurumuna bildirmeyen bir iş yeri sahibi, bu olaydan dolayı her işçi başına eskiden bir asgari ücret tutarında ceza ödemek zorundaydı. Bu kanunda bu ceza asgari ücretin onda 1’ine düşürüldü. Dolayısıyla, onda 1’ine düşürülünce bazı iktidar partisi yandaşı birçok şirket bu aftan yararlanacak.

Şimdi buradan Sayın Bakana soruyorum: Hangi taşeron şirketleri bu cezalara şu anda çarptırıldı da bu aftan yararlanacak, kaç kişi bundan istifade edecek? Mademki bunlar istifade edecek, o zaman dürüst çalışan, işçisinin maaşını zamanında ödeyen, her türlü yükünü devlete ödeyen ve zamanında bildirimini yapan insanlar eğer bu şekilde, bu kanunun yürürlük tarihinden önce bu grupta olup da parasını ödeyenler var ise bunların indirilen ceza kapsamının üzerinde olan paralarını iade edelim diyoruz veya mahsup edelim.

Şimdi, bunun neresi yanlış Sayın Bakanım? Dürüst vatandaşı korumayacaksınız da, zamanında devlete olan yükümlülüğünü yerine getirmemiş cezalı vatandaşı burada kurtaracaksınız ama dürüst insanlara bir ceza vereceksiniz. Bu olmaz. Bu önergenin özü bu. Dolayısıyla, bu önergenin yüce Meclis tarafından destekleneceğini ümit ediyorum. Tabii ki sözüm, parmakları her zaman iktidarın işareti doğrultusunda kalkan bazı milletvekilleri için değildir. Bunu da antrparantez belirtiyorum.

Değerli milletvekilleri, bir iki konuyu daha paylaşmak istiyorum kalan vakitte: Özellikle seçimler öncesinde tüm siyasi partilerin farklı şekillerde de olsa, seçim beyannamelerinde yer alan emekli intibakı konusu o günden bugüne kamuoyunun gündemindeydi ve gerçekten milyonlarca emekliye bir umut pompalandı. Hükûmet de bunu yaptı. Ama bugün gelen bu yasa pompalanan bu umudun ancak yüzde 1’ini, binde 1’ini karşılayacak düzeyde; son derece sınırlı, intibak yasası olmaktan uzak, belli  bir dönemin öncesindeki emeklileri belli bir yıla taşımadan öteye gitmeyen bir kanuna dönüştü. Eğer Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç’ın bugün medyaya yansıyan ifadeleri doğruysa, o zaman Hükûmet ikinci bir intibak yasasını tartışıyor demektir. Bunu Sayın Bakan açıklar da eğer emeklilere yüzde 70’e varan zamları vadeden bir görüşme olduysa, biz de bundan mutluluk duyarız. Ama anlaşılıyor ki Sayın Bakanın düzeltmelerinden, Sayın Başbakan Yardımcısı gaza gelmiş, bu konuyu oradaki temel atma töreninde emeklilere pas olsun diye söylemiş gibi görünüyor ama bu da doğru değil.

Bir diğer konu var: Özellikle 2013 yılından itibaren başlatılmış olması. Yine bir yıl boyunca, bu 10 lira ile 290 lira arasında değişecek parayı birçok insanın konuşmasına yol açacaktır.

Bu vesileyle hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Sayın milletvekilleri, Sayın Işık ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi okutacağım önergeler aynı mahiyette bulunduğundan birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 1/566 esas numaralı tasarının geçici 1 inci maddesinde geçen “yayımı tarihinden” ibaresinin “yürürlüğünden” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                  Ramazan Can

                                                                                                                                      Kırıkkale

Diğer önerge imza sahibi:

Adem Tatlı

 Giresun

Diğer önerge imza sahibi:

Salih Koca

 Eskişehir

Diğer önerge imza sahibi:

Ali Ercoşkun

     Bolu

Diğer önerge imza sahibi:

Yılmaz Tunç

   Bartın

BAŞKAN – Önerge sahiplerinden konuşmak isteyen yoksa gerekçeleri okutacağım.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Gerekçe…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bir dakika…

BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ben önerge vermek istedim…

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor musunuz okunan önergelere?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET BAHA ÖĞÜTKEN (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, ben katkı yapmak istedim. Sabahın on birinde geldim, burada katkı yapmak istiyorum. Bu, hakkın suistimalidir. Önerge sahipleri, mademki önerge vermiş katkı yapmak istiyorlar, gelirler önergeleri savunur veya “Ben konuşmuyorum.” der. Önerge sahiplerinin bir tanesi burada yok.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Var, var…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Var…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bu, hakkın suistimalidir.

BAŞKAN - Sayın Aslanoğlu, tamam, sözleriniz zabıtlara geçti ama başka önerge sahiplerinden de burada olmayanlar var ve ben şimdi soruyorum…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Burada olmayan kim varsa…

BAŞKAN – Bir saniyenizi rica edeyim efendim. Bir saniye… Siz konuştunuz.

Şimdi önerge sahiplerinden gerekçenin okunması dışında konuşmak isteyen var mı?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkanım, önerge sahibiyim, gerekçeyi okuyun.

BAŞKAN – Gerekçenin okunmasını istiyorlar.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, burada olmayan önerge sahibi varsa, ben önerge verdim, benim önergemi işleme almalısınız.

BAŞKAN – Bakın, Sayın Aslanoğlu, başka önergelerde de burada olmayanlar var imzası bulunup da. Bunu aramıyoruz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Efendim…

BAŞKAN – Usulümüz böyle değil. Diğer önergelerde de imzası olup da burada olmayanlar var. Dolayısıyla, burada yapılacak bir şey yok.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hakkın suistimalini yapıyorsunuz Sayın Başkan, Başkanlık Divanı hakkı suistimal ediyor.

BAŞKAN – Hayır efendim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Maalesef… Zabıtlara geçti.

Şimdi önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Gerekçe Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe: Sade bir anlatım dili kullanılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Tamam, tüm önergelerdeki gerekçe budur.

Önerge sahiplerinden de söz isteyen olmadığına göre önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Geçici madde 1’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Geçici madde 1 kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni geçici madde ihdasına dair bir önerge vardır. Malumları olduğu üzere, görüşülmekte olan tasarı veya teklife…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bir on dakika ara verin de…

BAŞKAN - …konu kanunun komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı, İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür.

Bu nedenle önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla -21 üye- katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Kanun Tasarısına aşağıdaki Geçici Maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                  Oktay Vural                                    Mehmet Şandır                                Mustafa Kalaycı

                        İzmir                                                Mersin                                               Konya

                     Alim ışık                                   Emin Haluk Ayhan

                     Kütahya                                             Denizli

Geçici madde 2: 2000 yılından önce sigortalı olanlardan, sigortalı oldukları tarihte yürürlükte olan mevzuata göre emeklilik için gerekli prim gün sayısı ve hizmet yılı şartlarını tamamlayanlara, bu kanunun yürürlük tarihinden itibaren başvurmaları halinde, yaş şartı aranmaksızın mevzuata göre yaşlılık aylığı bağlanır.

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET BAHA ÖĞÜTKEN (İstanbul) – Salt çoğunluğumuz olmadığı için katılmıyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Aradınız mı salt çoğunluğu?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Aradınız mı efendim?

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bir arayın ama çağırın beni.

BAŞKAN – …önergeyi işlemden kaldırıyorum.

7’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 7- Bu Kanunun 5 inci ve 6 ncı maddeleri 2013 yılı Ocak ayı ödeme döneminde, diğer maddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına söz yok.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Var. Sayın Kuşoğlu…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – O, grup başkan vekili değil efendim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sana mı soracağım?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Grup başkan vekili değilsin. Bana soracaksın! Öyle bir yetkin yok.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Var var, bana verdiler. Kapı gibi yetkim var istersen göstereyim sana.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu.

Buyurun Sayın Kuşoğlu.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sıra sayısı 171 olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın geçici 1’inci maddesiyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.  (AK PARTİ sıralarından “7’nci madde” sesleri, gürültüler)

“Geçici 1’inci maddesi” dedim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Geçici 1 değil efendim, 7’nci madde üzerinde.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – 7’nci maddesiyle ilgili, özür diliyorum. Tabii, saat 11.00’de başladık…

BAŞKAN – Geçici madde kabul edildi efendim, 7’nci madde üzerinde konuşuyorsunuz Sayın Kuşoğlu.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Evet, teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan dün ve bugünkü konuşmaları sırasında…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Uyan da balığa gidelim.

BAŞKAN – Lütfen dinleyelim.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, ben bu konuyla ilgili çalışmış olan bir arkadaşınızım. Bu konuda sosyal güvenlikle ilgili olarak da uzman kabul edilebilecek bir bilgiye sahibim, tecrübeye sahibim. Geçmişte bu konular üzerinde çalıştım. Sabahleyin de, bütün gün de bu konuyla ilgili olarak hiç aksatmadan, ara vermeden toplantılara katıldım. Sabah 11.00’den beri konuyla ilgili çalışıyorum, sabahleyin de erken kalktım, o saatten beri çalışıyorum. Bir dil sürçmesi olabilir, bir yanlışlık olabilir. Aç karnına bu saate kadar oturup çalışıyoruz, uğraşıyoruz. Bir yanlışlık yapabiliriz, hepimiz yapabiliriz. Kalkıp da bu konuyu istismar etmenin bir anlamı yok çünkü çok önemli bir konuyu görüşüyoruz; milyonları ilgilendiren, herkesin merakla beklediği, yıllardan beri beklediği bir konuyu görüşüyoruz. Bu, hafife alınacak, alaya alınacak bir konu değil. Çok üzüldüm.

Biz de bu konularla ilgili olarak çalıştık, yıllarca çalıştık. Ben, Sayın Kılıçdaroğlu’yla beraber -ki dün ve bugünkü konuşmasında, Sayın Bakan, bu konuyla ilgili çok profesyonel bir şekilde bir obstrüksiyonla o dönemi olumsuz bir algıyla hatırlatmaya çalıştı-  o dönemde, mübalağa etmiyorum, otuz sekiz ve kırk iki yaşında emeklilik söz konusuydu, otuzdan fazla yasa tasarısı getirdik biz buraya, şu Genel Kurula. Hemen hemen hiçbirisi yasalaşmadı, çıkmadı, çok haklı olduğumuz hâlde -otuz sekiz ve kırk iki- ve çok büyük açıklar olduğu hâlde çıkmadı. Ne oluyor? Neden, buna sabır gösteremiyoruz? Nedir sıkıntımız? Yani bunun önemsiz olduğunu mu, bunun tartışılmaması gerektiğini mi söylüyoruz?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Engellenmemesi gerektiğini söylüyoruz.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Engellenmiyor efendim, ne alt komisyonda ne Plan ve Bütçe Komisyonunda ve Sağlık ve Sosyal İşler Komisyonunda bu engellenmedi.

Fakat kabul edin ki -daha önce de söyledim- sizin yaptığınız hesaplarda da en az 20 milyar olarak görünüyor bunun maliyeti, bizim verdiğimiz tekliflerde en az 11 ve 38 milyar görünüyor. Senelerden beri bunun çıkmamasının sebebi, bunun yüksek maliyetli olmasıydı. Siz de on yıllık iktidarınızda çıkaramadınız. Daha önceki, Sayın Bakandan önceki Bakanımız da bu konuyla ilgili İşçi Emeklileri Cemiyetinde  söz verdiği hâlde çıkaramadı. Gerekçe, hep, bu işin maliyetli olmasıydı. Bugün gelen tasarı -Sayın Bakanıma yine de teşekkür ediyorum- 2,7 milyar, Sosyal Güvenlik Kurumunun bütçesinin yüzde 1,5’idir. Biz bunun için mi senelerden beri emeklilerimizi beklettik? Onun için, biz, mümkün olduğunca, bu konunun ne kadar önemli olduğunu, ne kadar önemle üzerinde durulması gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz yoksa engellemeye çalışan yoktur.

Yani, Türkiye bütçesinin binde 5’i kadar bir yük getiren bu tasarı yirmi dört yıl mı beklendi, bunu mu söylemek istiyorsunuz? Bunun çıkması hâlinde emeklilerimizin memnun, mutlu olacaklarını, huzurlu olacaklarını mı söylemek istiyorsunuz? Böyle bir şey yok. Sadece bunu söylüyoruz, bu bir intibak değildir. Eğer devletimizin imkânları yeterli değilse, emekliler vakarla yine bir yirmi dört sene daha beklerler. Ama bu bir intibak kanunu değil, kabul etmek lazım. Bunu söylüyoruz, engellemeye çalıştığımız yok yoksa. Emeklilerimizin işine geliyorsa neden engelleyelim, neden sorun çıkaralım?

Ben bahsediyorum, bakın, otuz sekiz ve kırk iki yaş söz konusu iken bile biz otuza yakın tasarı getirdik, hiçbirisi yasalaşmadı ama bu şekilde bir tepki de gelmedi. Eğer farklı düşünüyorsanız, Sayın Bakan dışında sizler de iktidar partisi milletvekilleri olarak çıkın, savunun bakalım. Bunun savunulacak tarafı var mıdır intibak olarak?

Evet, bir zamdır, emekliye bir şeyler getiriyor ama buna “intibak” demek mümkün müdür? Hangi işçi emekli cemiyeti, şu anda yönetim kurulu üyesi olan işçi emekli cemiyeti de dâhil olmak üzere buna “intibak” diyebilmiştir? Komisyonda ben hepsini izledim, hiçbirisi “Bu intibak kanunudur.” diyemedi. Biz bunu söylüyoruz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – On saat söylenir mi ya!

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – On saat söylenir. Kaç saat söyleyeceğiz? Tabii ki on saat söyleyeceğiz. Siyaset… Ne demek “On saat söylenir mi yani?”

ÜNAL KACIR (İstanbul) – On saattir dinliyoruz ya!

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Kacır, dinleme, çık dışarıya!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bunu on saatte anlatamıyorsanız hiçbir şey anlatamazsınız.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Kacır, sen anlayamamışsın demek ki.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Şimdi bu söylediğiniz…

Sayın Başkan, bakın…

BAŞKAN – Lütfen, lütfen dinleyelim arkadaşlar.

Siz de Meclise hitap edin doğrudan doğruya Sayın Kuşoğlu.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – …şu söylenen doğru mudur, hem üslup olarak hem içerik olarak doğru mudur Allah aşkına? Bu şekilde konuşulur mu?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Konuşmaya niyetin yok, sana “Çık, konuş.” dediler, konuşuyorsun işte.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Sekiz dakika geçti, anlatın, anlayalım.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Ya, bu sene çıkan bir kanunla… Bakın, bir şey daha söyleyeyim, biraz önce Sayın Bakana sordum; biliyorsunuz, bir buçuk ay önce bir kanun çıktı, sigortalılardan ve emeklilerden sadece ilaçta kutu başına 1 lira alınacak. Bu para bile 1,1 milyar lira tutuyor yani şunun yarısı kadar bir maliyeti var, onlardan alınacakla karşılanıyor. Katkı payını, diğer katkı payını alırsak, 68’inci maddedekini esas alırsak çok daha üstünde. Yani getirilen, bu kadar tartıştığımız, yirmi dört yıldan beri beklenen bu mudur?

Bakın, sekiz saatten beri sizi bekliyoruz, tartışıyoruz diyoruz, yirmi dört sene beklemiş insanlar ya! Siz yanınızdaki değerli milletvekiliyle beraber aynı süre çalışmış olsanız, aynı primi ödeseniz, ondan sonra da yüzde 40 oranında düşük maaş alsanız sabredebilir misiniz buna? Biz onları dillendirmeye çalışıyoruz, haksızlığın, adaletsizliğin, sıkıntılı olanın durumunu dillendirmeye çalışıyoruz, sekiz saatten beri anlamıyorsanız ne yapalım? Yani şu söylenecek şey midir? Çok üzüldüm gerçekten de, bunun söylenmemesi gerekirdi. Biz iyi niyetle, ihlasla bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Keşke siz de aynı yanlışa düşmeseydiniz!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Talep üzerine çıktın konuşuyorsun, hangi maddede konuşacağını bile bilmiyorsun, bir de laf konuşuyorsun! (CHP sıralarından gürültüler)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Ünal Bey, çıkma, otur, otur, ben konuşacağım şimdi de. 

BAŞKAN – Lütfen, dinleyelim arkadaşlar, dinleyelim.

Sayın Kuşoğlu, lütfen Meclise hitap edin.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Sizin için ne fark eder, sonuçta dinlemesini, anlamasını bilmedikten sonra hangi maddede konuştuğum sizin için ne fark eder? (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Bülent Bey, devam et, sen bu işin uzmanısın, öğret arkadaşlara, öğret!

BAŞKAN – Evet, lütfen…

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, aslında konunun en önemli tarafı sosyal güvenlik bilincinin oluşturulmasıdır. Bu konuyla ilgili olarak hepimizin üzerine düşen görevler var. Vatandaşta ve özellikle burada bu sosyal güvenlik bilincini oluşturamazsak, bunun ne kadar önemli olduğunu kavratamazsak çıkardığımız kanunların, vereceğimiz maaşların hiçbir önemi yok. Ne kadar önemli olduğunu görmemiz lazım.

Şimdi, Sayın Arınç bugün Manisa’da -biraz önce arkadaşlarım söyleyince ben de İnternet’ten girdim, baktım- “Biz çok alternatifli olarak çalışmalar yaptık.” diyor, Başbakan Yardımcısı olarak söylüyor bunu, bu kanunun, bu tasarının çok düşük olduğunu kabul ediyor, bir şey getirmediğini kabul ediyor, “Emeklilere yüzde 70 zam getirecek bir tasarı üzerinde çalışıyoruz.” diyor. Biraz önce -Sayın Bakanın da belki haberi yoktur- onu da zor durumda bırakıyor, sıkıntıya sokuyor.

Şimdi bunlar varken, kimseyi tatmin de etmemişken, Hükûmeti tatmin etmemişken, Başbakan Yardımcısını da tatmin etmemişken -ki bunu söylemek zorunda kalıyor- ondan sonra da kalkıp ”Sekiz saatten beri bu konuyu tartışıyoruz, hâlâ anlatamıyorsunuz...” Bu, söylenecek söz müdür Allah aşkına! Ne söyleyeceğimizi de unutturuyorsunuz ne yaptığımızı da. Ne faydası var bunun?

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu, teşekkür ediyorum.

Grupları adına başka söz talebi yok.

Şanlıurfa Milletvekili Sayın Mahmut Kaçar, şahsı adına. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT KAÇAR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Tasarı’nın 7’nci maddesiyle ilgili şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Hepimizin bildiği gibi, Anayasa’da cumhuriyetin nitelikleri sayılırken demokratik, laik bir sosyal hukuk devleti olduğuna vurgu yapılır. Sosyal devlet dendiği zaman akla, vatandaşın refah düzeyini artıran, emeklisini ve çalışanını enflasyona ezdirmeyen, ülkenin büyümesinin ve kalkınmasının emeklisine ve çalışanına yansıtan, sağlık ve sosyal hizmetlere bütçeden, fazla miktarda pay ayıran bir devlet tanımı akla gelir.

Türkiye’nin son dokuz yılına baktığınız zaman, sosyal devlet ilkesinin yıllardan beri Anayasa’da bir tanımlama olmaktan çıkıp gerçek anlamda hayat bulduğunu icraatlarımızda görme imkânına sahibiz. Son dokuz yılda Türkiye’de sağlık ve sosyal hizmetlere ayrılan bütçedeki payın her geçen gün arttığını ve artmakta olduğunu görme imkânımız var.

Bugün burada 1 milyon 900 bin SSK emeklisini ve kısmen - BAĞ KUR emeklisini ilgilendiren önemli bir yasa tasarısını görüşüyoruz. AK PARTİ iktidarından önce SSK emeklilerinin ve BAĞ KUR emeklilerinin en temel hakkı olan sağlık hizmetini alırken ne çileler çektiğini hepimiz çok yakinen müşahede ettik. SSK emeklisinin veya BAĞ KUR emeklisinin sağlık hizmetini alırken SSK hastanelerine mahkûm edildiğini, hastanelerde muayene olabilmek için sabahın altısından gidip hastane kuyruklarında sıra beklediğini, sıra kendisine geldiği zaman bu sefer ilaçları almak için yeni bir eczane kuyruğuyla karşı karşıya kaldığını, eczanede kuyrukta sırası geldiği zaman da hekimin yazmış olduğu ilaçları eczanede bulup bulamamayla karşı karşıya kaldığını bu ülkede milyonlarca emekli maalesef yıllarca yaşadı. Bugün artık gerek SSK emeklilerimize gerekse de BAĞ KUR emeklilerimize sağlık hizmetini gerek devlet hastanelerinde gerekse özel hastanelerde, hatta yaşlılık ve sağlık nedeninden dolayı hastanelere müracaat edemeyen emeklilerimize bugün artık evde bakım hizmeti veren bir Türkiye hâline dönüştü.

Ülkemiz dünyadaki ve bölgemizdeki bütün ekonomik problemlere rağmen, Allah’a hamdolsun, her geçen yıl büyümesini sürdüren bir ülke. Bu büyümeyi de bu refah seviyesini artırmaya yönelik de düzenlemeleri gerçekleştiren bir ülke. Türkiye’de son dokuz yılda SSK emekli maaşlarının ve BAĞ KUR emekli maaşlarının artışına baktığımızda, SSK emekli maaşı artışlarında yaklaşık yüzde 38 ve 48 düzeyinde bir reel artışın olduğunu, BAĞ KUR emeklilerinde ise bunun yüzde 94 ile yüzde 227 gibi rekor düzeyde olduğunu müşahede ederiz. Reel artış demek, hepinizin de bildiği gibi, emeklinin ve çalışanın enflasyona ezdirilmemesi ve büyümeden pay alması demek.

Burada bu düzenlemeyle ilgili söz alan arkadaşlarımızın, ağırlıklı olarak 1 milyon 900 bin kişiyi kapsadığı ve çok az miktarlarda bir iyileştirme yapıldığıyla ilgili bazı yaklaşımları var. Bence bu, son derece önemli olan yasa tasarısını önemsizleştiren bir yaklaşım, ben bu yaklaşımın doğru olmadığını düşünüyorum. Buradan istifade eden 1 milyon 900 bin SSK emeklimiz var ve bunların da yaklaşık olarak yüzde 80’inin emekli maaşlarında 100 TL ile 300 TL arasında bir artış olduğunu da buradan hatırlatmak istiyorum.

Sözlerime son vermeden önce, Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekilinin Şanlıurfa’yla ilgili  bir değerlendirmesi oldu. Önce, ben Sayın Milletvekilime şunu hatırlatmayı önemsiyorum: Şanlıurfa’da muhtarları aradığını ve muhtarlardan... Şanlıurfa’nın sorunlarıyla ilgili bazı tespitlerde bulundu. Bizim siyaset anlayışımızda Sayın Milletvekilimizin yaptığı gibi oturduğu yerden telefon açarak siyaset yapma anlayışı yok. Bizim anlayışımızda vatandaşın ayağına giderek sorunu yerinde tespit edip ona göre çözüm üretme anlayışı var.

Şanlıurfa, 12 Haziranda yüzde 65 oy desteği ve 10 milletvekiliyle siyaseten kararını vermiştir ve bugün 10 milletvekili olarak, Şanlıurfa’nın marka şehir olmasına yönelik olarak, eğitimden sağlığa, ulaştırmadan tarıma kadar birçok değişim ve dönüşümü gerçekleştiriyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Süreniz tamam.

MAHMUT KAÇAR (Devamla) – Benim bu Milletvekili Arkadaşıma tavsiyem: Şanlıurfa’ya gelip değişimi dönüşümü yerinde tespit etsin diyor...

BAŞKAN - Sayın Kaçar, teşekkür ederim.

MAHMUT KAÇAR (Devamla) – ...hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci konuşmacı Mehmet Muş, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türk emeklilik tarihi, 2002 yılı itibarıyla yeni bir döneme girmiş ve emeklinin alım gücünün düştüğü, emekli maaşlarının enflasyona ezdirildiği, aşağı yönlü trend sonlandırılmış; keskin bir dönüş ile alım gücünün arttığı, aylıklarda ciddi reel artışların açıklandığı ve eldeki imkânlar dahilinde yapısal sorunların emeklilerin lehinde çözüldüğü, yukarı yönlü bir trend sürecine girilmiştir.

Bugün Genel Kurulda görüştüğümüz intibak yasası da uzun yıllardır çözüme kavuşturulmayı bekleyen bir yapısal sorun olarak önümüzde durmaktaydı. Aynı gün ve aynı prim yatırılmasına rağmen 2000 yılı sonrasındaki emekli aylıklarının hesaplanmasında gelişme hızından pay alınan bir hesaplama sistemine geçilmesiyle birlikte 2000 yılı öncesi emeklilik talebinde bulunan kişiler aleyhinde maaş farklılıkları ortaya çıkmıştır. Daha basit tabirle, 2000 yılı öncesi emekli olanlar 2000 yılı sonrası Türkiye'nin gelişmesinden pay alamamışlardır.

Getirilen intibak düzenlemesiyle, 2000 yılı öncesi bağlanan emekli aylıklarına Türkiye'nin 2000-2008 yılları arası refah payı ve gelişmişliği yansıtılarak, alt sınır uygulaması göz önünde bulundurulmaksızın, sigortalıların sistemde kaldıkları süreyle orantılı bir şekilde uygulamadan hak ettikleri gerçek kazançları ve gün sayıları üzerinden yararlandırılması amaçlanmıştır. Böylece eşit prime ve eşit prim gününe farklı maaş uygulaması kalkacak ve bu mağduriyeti yaşayan emeklilerin intibak ettirilmesiyle eşit maaş uygulamasına geçilmiş olunacaktır.

Sadece emekli aylığı alanlar değil malullük ve ölüm aylığı alanlar da bu yasa tasarısından faydalanacaktır. Çalışırken aynı prim ödemelerine, aynı süre sigortalı olmalarına rağmen düşük maaş alan 2000 yılı öncesi emeklilere gelişim hızından pay verilmesiyle birlikte 1,9 milyonun üzerinde emekli intibak kapsamına girmiş olacaktır. Yaklaşık 2,5 milyar Türk lirası ek bir bütçe yükü oluştursa da, mali ve bütçe disiplininde en ufak bir sapma gerçekleştirmeyecektir. Yasanın geçtiğimiz aylarda kamuoyuna duyurulan 2012-2014 kapsamlı orta vadeli mali planla uyumlu olması da bunun en somut örneğidir.

Avrupa merkezli global mali krizin yaşandığı ekonomik bir süreçten geçerken devletlerin bütçe kesintilerini emekli maaşlarının indirilmesinde aradığı bir zeminde Türkiye ve AK PARTİ İktidarı devlet bütçesine ek bir maliyet oluşturacak olan intibak yasasının hayata geçirilmesinde en ufak bir tereddüt bile yaşamamaktadır. Tek başına bu dahi AK PARTİ İktidarının emeklinin yanında bir politika seyrettiğinin en açık göstergesidir. Şimdiye kadarki düzenlemeleri ve politikalarıyla emeklilerimizin hayat standartlarını daha ileri seviyelere taşıyan iktidarımız, emeklilerimizin pratik hayatlarındaki sorunlarını çözebileceği ve güvenebileceği yegâne kurum olarak emeklilerimizin gönlünde yer edinmiştir.

Ana eksenin intibak farklarının olduğu maddelerin şekillendirildiği kanun tasarısı, intibak farklarının bulunduğu 5’inci ve 6’ncı maddeler hariç, yayımlandığı tarihte yürürlüğe girmiş olacaktır. İstisna olan 5 ve 6’ncı maddeler ise 2013 yılının Ocak ayında yürürlüğe girmiş olacaktır. Bu tarih itibarıyla, intibaka konu olan emekli maaşlarında ödenen prim ve prim gün sayısına göre en yüksek 339 lira olmak üzere artışlar meydana gelecektir.

Bu yasa tasarısının tüm emeklilere ve emekli ailelerine hayırlı olmasını diliyorum. Tüm bu olumlu gelişmelere rağmen, emeklilerimizin daha iyi hayat standartlarına sahip olması gerekliliğinin bilincinde olan karar vericiler olarak, aziz milletimizin ve emeklilerimizin teveccühüne layık olmak adına çalışmalarımızı daha yoğun bir şekilde sürdüreceğimizi bildirmek istiyorum.

Yasa tasarısının hayırlar getirmesini temenni ediyor, hepinize hayırlı akşamlar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

Madde üzerinde soru-cevap işlemi yapacağız.

Sisteme giren arkadaşlarımızdan Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aracılığınızla Sayın Bakana şu soruyu yöneltmek istiyorum. Türk-İş’in yaptığı son araştırmaya göre, Türkiye'de 4 kişilik aile için açlık sınırı 974 lira, yoksulluk sınırı 3.171 liradır. Siz, en düşük emekli maaşını ne zaman açlık sınırının üzerine çıkarmayı düşünüyorsunuz Sayın Bakan, ne zaman yoksulluk sınırının üzerine çıkarmayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çelebi…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan demin sordum, bir daha net cevap istiyorum, rica ediyorum. En düşük Sosyal Sigortalar emeklisi, bu yaptığınız iyileştirmeden sonra ne maaş alacak? Birinci sorum bu.

İkinci sorum: Biraz önce de sordum, bir daha sormak istiyorum: Dün, İzmir’de bir işyerinde yeni örgütlenen Basın-İş Sendikası tarafından başvuru yapıldı. Bakanlık, Sendikalar Kanunu çıkmadan hiçbir tespitte bulunulmayacağını, tespit yazısının verilmeyeceğini söylüyor. Diyelim ki, kanun Meclisten bir ay sonra çıkacak. Bir ay bekleyecek mi? Bu konuyla ilgili yaklaşımınızı öğrenmek istiyorum.

Somut sorular soruyorum somut da cevaplar rica ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Efendim, biz her defasında ifade ediyoruz “Ücretlileri enflasyona ezdirmedik.” diyoruz, bugün de aynı görüşteyiz. Asgari ücrette son olarak 12,4’lük artışı da öyle tahmin ediyorum, dikkatle izlediniz, bütün kamuoyu da dikkatle  ve takdirle izledi.

Bu dokuz yıllık dönem içerisinde ekonomimizin gelişme düzeyine paralel olarak ücretlilerin bundan yararlandığını, emeklilerin bundan yararlandığını görüyoruz. Dünyadaki gelişmeleri dikkate almamız gerekiyor. Burada, muhalefetiyle iktidarıyla bir sorumluluk içerisinde, yönetimin bir bütünlük arz etmesi açısından o sorumluluk çerçevesinde bakmamız gerekiyor. Dünyada olup bitenlere, etrafımızda olup bitenlere karşı Türkiye'nin, ücretlerin artırılmasında ve işte bugün gerçekleştirdiğimiz intibak yasası da dâhil geçmiş dönemlerdeki aksaklıkların giderilmesinde nasıl adımlar attığını bütün kamuoyu dikkatle takip etmektedir. Vatandaşlarımız da bizim bu konudaki samimiyetimize inanmaktadır yani şuna inanmaktadır vatandaşımız: Hükûmetin yeni kazanımlar, bütçe açısından, mali açıdan kazanımlar elde ettikçe bunu vatandaşına kullanmakta tereddüt etmediğini vatandaşımız görmektedir, bilmektedir.

Asgari ücret, şu anda SSK olarak, SGK olarak, 4/A’lılar olarak taban aylık 869 ama o kadar çeşitli rakamlar var ki ödedikleri prim düzeylerine göre farklılık arz ediyor. Ama en düşük aylık 869 TL’dir 4/A’lılar açısından; bunu ifade ediyorum. Ayrıntılı bir tabloyu sizlere takdim edelim, bunu inceleme imkânınız olur.

Sendikalarla ilgili istatistikleri 17 Ocak itibarıyla yayınlamamız gerekiyor idi. Yasa Bakanlar Kurulundan geçti, Genel Kurula gelmek üzere. Bugün alt komisyondan geçti. Önümüzde hafta içerisinde, büyük ihtimalle, öyle tahmin ediyorum, Komisyon Başkanından aldığım bilgi Çarşamba günü ana komisyonda görüşülüp, Genel Kurula gelecek ve bizde istatistikleri hızlı bir şekilde Mart ayı içerisinde yayınlayıp, bu yetki karmaşasına son vermek istiyoruz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde iki önerge vardır; önergeleri önce geliş sırasını göre okutacağım, sonra aykırılık sırasını göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 7. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz. 28.02.2012

                Aydın Ayaydın                                Süleyman Çelebi                                  Hasan Ören

                     İstanbul                                            İstanbul                                             Manisa

 

                Bülent Kuşoğlu                                    Musa Çam                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                      Ankara                                               İzmir                                               İstanbul

 

                  Müslim Sarı                                       Kazım Kurt                                 Kadir Gökmen Öğüt

                     İstanbul                                           Eskişehir                                           İstanbul

 

                   Aytuğ Atıcı                                        İzzet Çetin

                      Mersin                                              Ankara

Madde 7- Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Kanun Tasarısının 7.inci maddesinde geçen “2013” ibaresinin “2012” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Oktay Vural                            Hasan Hüseyin Türkoğlu                            Zühal Topcu

                        İzmir                                             Osmaniye                                            Ankara

 

               Mustafa Kalaycı                                       Ali Öz                                           Erkan Akçay

                       Konya                                               Mersin                                              Manisa

 

                   Sümer Oral

                      Manisa

BAŞKAN – Sayın Komisyon, son okunan önergeye katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkanım, kısa bir açıklamama müsaade eder misiniz?

BAŞKAN – Estağfurullah, buyurun.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Şimdi, bir kere teknik açıdan, zamanı da çok iyi kullanmak kaydıyla 2013 Ocak ayına yetiştirme imkânımız var. Cumartesi, Pazar bütün personelimizi yoğun bir şekilde çalıştıracağız ve bu 2 milyon 743 bin dosyayı tek tek elden geçirme gibi bir yükümlülüğümüz var; bir yönü bu.

İkinci yönü: Hükûmet olarak biz bunu bu dört yıllık dönem içerisinde kademeli bir şekilde emeklilere çıkacak yasa çerçevesinde ödeyeceğimizi beyan etmiş idik. Bunu da dikkate aldığınız zaman hem teknik zaruretten hem de verdiğimiz sözü iki yıl öncesinde ödediğimiz için bu önergeye katılamıyoruz.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu Kanuna göre hesaplanan aylıkların 2012 yılı Ocak ayından itibaren uygulanması önerilmektedir.

Önergenin kabulü hâlinde, maddenin yürürlük tarihinin de 2012 yılı Ocak ayı ödeme döneminden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girecek şeklinde değiştirilmesi gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 171 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 7. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz. 28.02.2012

                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

Madde 7: Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜRREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

Sayın Çetin, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 171 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinde verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, biraz evvel Sayın Bakanımızın da söylediği gibi, 1 milyon 913 bin SSK ve 12.186 BAĞ-KUR emeklisinin kısmen de olsa birkaç lira ücretlerinde artış sağlayacak diye 2013 yılı Ocak ayından itibaren artış alacakları bu düzenlemeyi Türkiye'nin bu kadar büyük sorunlarının olduğu, Mecliste, özellikle çalışanların lehine bir sürü yasanın komisyonlarda bekletildiği bir dönemde, bütün gruplar olarak görüştük ve birtakım tartışmalardan sonra, muhalefetin hiçbir katkısını, hiçbir önerisini dikkate almayan iktidar çoğunluğunca reddedilen önergelere rağmen kabul edeceğiz.

Biz de -grup adına yapmış olduğum konuşmada da söylemiştim- emeklilerimizin hak ettikleri insanca yaşam düzeyine erişilmesini yürekten istiyoruz ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak intibakın nasıl yapılması gerektiğini, ne olması gerektiğini de anlatmaya çalıştık. Şimdi, intibaktan kastedilenin geçmiş dönemdeki emeklilerle bundan sonra emekli olacakların durumlarını eşitleyip, hiç olmazsa kendi içlerinde bir eşitliğin sağlanmasını amaçlaması gerektiğini anlatmıştım. Şimdi, adına hiç kimsenin “intibak” demediği, tasarının içinde bile bir tek “intibak” kelimesinin geçmediği bir metne ne yazık ki emeklilerden başka “intibak” diyen yok. Bunun altını çiziyorum. Sayın Bakan da “intibak” derken yüzümüze bakamıyor, intibak olmadığını kendisi de biliyor, sizler de biliyorsunuz. Neden intibak değil? Çünkü bir an için bu kanunun yasalaşmasından sonra intibak olduğunu 2000 öncesi dönemde çalışanlar için kabul etseniz bile, yine ve yeniden 2000 öncesi emekliler, 2000-2008 arasında emekli olanlar ve 2008’den sonra emekli olacaklar diye tasniflediğini, bu tasnifin özellikle 2008 yılından sonra emekli olacaklar aleyhine zaman içerisinde yine bozulacağını buradan söylemeyi bir görev biliyorum.

Tabii, bu yürürlükle ilgili bir madde. Özellikle emeklilerimiz, hemen hemen tamamına yakını televizyonlar açık olsa şu saate kadar bizleri izleyeceklerdi ama o imkânı yurttaşlarımızın elinden Meclis TV’yi kapatarak aldığınız için, belki tutanaklardan okuyacaklar. Siz de zaten tutanaklara konuştunuz az önce.

Değerli arkadaşlar, şunu net olarak bilmenizi isterim ki: Bu kanun tasarısı içerisinde Bakanın verdiği hiçbir rakamın doğru olmadığının altını çiziyorum. “Neden?” derseniz, “Yeniden 2 milyon 743 bin dosyayı  tek tek inceleyeceğiz, ancak o zaman yetiştiririz.” denildi.

Değerli arkadaşlar, ya Bakanlığın bürokratlarında sorun var ya Bakanlık engelleniyor ya da Bakanlık bilerek bu işi saptırmaya çalışıyor çünkü bu ilk değil, istatistikler iki yıldan bu yana açıklanamadı, ertele, ertele, ertele… 506 sayılı Yasa’nın geçici 20’nci maddesine göre kurulan bankalar, reasürans şirketleri ve vakıfların sandıklarının önce 2008’de üç yıllık bir süre için SGK’ya devrini öngördünüz, arkasından Bakanlar Kurulu iki yıllık bir yetki kullandı, ertelendi, şimdi bunun içerisinde bir erteleme daha. Bu da iş bilmezliğin daniskası bir kanun tasarısı. Yani ben emeklilerimize “Hayırlı olsun.” demek istiyorum ama ellerine geçinceye kadar büyük bir bölümü yine yaşama veda etmiş olacak; geçmiş dönemde yaşamına veda edenlerin eş ve çocukları, dulları, yetimleri de bu farkları alamayacak.

Yani ben şunun altını çizerek söylüyorum: Ne olur -Sayın Şandır da söyledi- muhalefete de zaman zaman bu kanun tasarıları hazırlanmadan dikkat ediniz. Komisyonlarda, alt komisyonlarda verdikleri önerilere -biz bu ülkenin yurttaşlarıyız, insanlarıyız, milletvekilleriyiz bu ülkenin- bizim önerilerimize açık olmanızı rica ediyorum. Bütün kurumların altını üstüne getirdiniz, hepsini ele geçirdiniz, ne olur hiç olmazsa yasaları düzgün yapınız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çetin.

Sayın Çetin ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

8’inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 8- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde MHP Grubu adına Sayın Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.

Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; gerçekten yoruldunuz, ellerinize sağlık; gayretlerinize emeklilerimiz adına teşekkür ediyorum.

Önemli bir kanun çıkartıyoruz. Devlet olmanın sorumluluğunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletin meclisi olmanın sorumluluğunda bir hakkı teslim etmek adına, birlikte yaklaşık on saati geçkin bir süre bir mesai harcadık ve işte 2 milyona yakın insanımızın bir nebze olsun beklentisini karşılayacak bir kanunu burada birlikte çıkarttık. Hayırlı olmasını diliyorum ancak bu vesileyle bazı gerçekleri veya bana göre doğruları teyiden tekrar takdirlerinize, huzurlarınıza sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, tekrar ediyorum, adalet mülkün temelidir. Egemenlik millete aittir ama bu egemenliğin somutlaşmış şekli olan devletin yani mülkün kalıcı olabilmesi için adaletli olmak gibi bir mecburiyet vardır. Onun için karşı duvara, buraya çıkan her milletvekilinin okuması için “Adalet mülkün temelidir.” diye yazmak gerekiyor.

Bugün bir adaletsizliği ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Devlet, Türkiye Büyük Millet Meclisi kendisi kural koymuş, koyduğu kuralla vatandaşa haksızlık yapmış; statüyü değiştirmiş, tarihlerle oynamış, daha önce kurulan düzeni değiştirmiş, aynı işi yapan, aynı sürede hizmet eden insanlar arasında farklılıklar yaratmış. Şimdi, bunun bir kısmını düzeltiyoruz ama bir gerçek var; adalet bir kül, bir bütün, bir tüm. Birini düzeltip, bir konudaki adaletsizliği düzeltip veya aynı toplumu ilgilendiren yani kamu çalışanlarıyla, devlete çalışanlarla veya emeğini kullanarak geçimini temin edenlerle ilgili, kural koyucu, bir haksızlığı düzeltirken diğerini düzeltmiyorsa adaleti temin etmiyor, adaletsizliği büyütüyor demektir.

Şimdi tabii, Sayın Bakanın gayretleri, hassasiyeti takdir edilir, bir şey söylemiyorum ama bu konuda, daha önceki Sayın Bakanın beyanları var. Bakın diyor ki: “Yani BAĞ-KUR emeklileri arasında adaletsizlik yok mu? BAĞ-KUR emeklileri arasında, esnaf ve çiftçi, tarım emeklileri arasında adaletsizlik yok mu? BAĞ-KUR’la SSK, Emekli Sandığı mensupları arasında adaletsizlik yok mu? Bunların hepsini düzelttiğimizi söyleyebilir miyiz?”

Bir başka gerçek daha var değerli arkadaşlar. Türkiye’yi Türk milleti adına on yıldır tek başına yönetiyorsunuz, hiçbir mazeretiniz yok. Bu adaletsizlikler bir gerçekse bunu bugüne kadar düzeltmek sizin sorumluluğunuzdu. Dokuz yılın sonunda buraya gelip de “İşte, şu kadarını düzeltiyoruz.” demeye hakkınız yok. Bu kimseyi tatmin etmez ve yaptığınız düzeltmeyle, aslında adaletsizliği bitirmiyor daha da derinleştiriyorsunuz.

Yani şimdi buradan yine sordum. Bir arkadaşımız -nerede Sayın Kacır- “Çok konuşuyorsunuz.” diyor ama bakın, sabahleyin konuştuk, bugün komisyon davet etti, alt komisyon. Kamu çalışanlarıyla ilgili, memurlarla, memur emeklileriyle ilgili 2012 zammının verilmesi için alt komisyonda bekletilen kanunun çıkması lazım. Siz devlet olarak yıl dönümünün hemen ertesinde gereken zamları yapıyorsunuz, buna hakkınız var, buna gücünüz de var ama memurunuzun hakkını niye vermiyorsunuz, niye ona maaş zammını vermiyorsunuz? Bunun için kanun gerekiyor. Kanun buraya geliyor ama alt komisyonda bekletiyorsunuz.

Sabahleyin konuştuk; biraz önce öğrendim ki Komisyon Başkanı alt komisyonu toplantıya davet etmiş.

E, şimdi ben tekrar söylüyorum, bunu da örnekleyerek söylüyorum: Yani devlet personel düzeninde, sisteminde adaletsizlik o kadar çok ki. Bunu düzeltmeden iç barışı, çalışma barışını, birlikte yaşama iradesini koruyabilmemiz mümkün değil. Gelin, bunu düzeltin. Eksiğiniz ne? “Eksiğinizi biz tamamlarız.” diyoruz. Ama maalesef bu noktada, her defasında bir mazeret geliştirilerek erteleniyor.

Şimdi, Sayın Bakan “Popülizm yapmadık.” diyor. Öyle mi Sayın Bakanım?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Evet.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bülent Arınç’ın sözünü nasıl değerlendireceğiz arkadaşlar, Sayın Başbakan Yardımcımızın? “Manisa’da müjde!” diye tüm ajanslara böyle düşmüş. Sayın Bülent Arınç “Bakanlar Kurulunda tartıştık, yüzde 50’yi teklif etti Çalışma Bakanımız, sonra yüzde 60, sonra da yüzde 70’de mutabakat sağlandı. Maliye Bakanı da ve Hazine Bakanı da olumlu görüş verdi, emekliye yüzde 70 zam yapacağız.” demiş.

Sayın Bakan, bu kanun zam kanunu mu? Zam kanunu mu bu Allah aşkına?

İZZET ÇETİN (Ankara) – Yalandan kim ölmüş?

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Öyle kesin bir ifade yok.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Efendim, burada, benim önümde notlar.

Sayın Başkanım, sayın milletvekilim; yani sizin ne söylediğiniz önemli ama algılanma da önemli. Basına böyle yansıyor.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – O algıyı siz yaratıyorsunuz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Efendim, basına da böyle yansıyor. Yani Sayın Bülent Arınç Türkçeyi çok maharetle kullanabilen bir siyasetçi. Ama kalabalığı görüp “Bakanlar Kurulunda tartıştık, emekliye yüzde 70 zam yapacağız.” demenin adı, çok açık, çok kaba bir popülizmdir ya da şurası daha zor Nebi Hoca, siz daha iyi bilirsiniz: Doğruları değiştirerek söylemek, doğruları eksik söylemek, inancımıza göre zulümdür. Zulmün karşılığı da çok ağır bir cezadır. Sayın Bülent Arınç bilmek mecburiyetindedir, konuştuğunu araştırarak konuşmak mecburiyetindedir. Eğer bu hassasiyeti göstermiyorsa, doğruları değiştirerek söylüyor demektir. Biz, bunu, çok hafif tarif ediyoruz, “Bu popülizm yapmak.” diyoruz. Sayın Arınç’ın zulüm mahiyetinde doğruları değiştirerek söylemek gibi bir kastının olmadığını da ifade etmek istiyorum, buna inanmak istiyorum. Ama Sayın Bakan, dokuz yılın sonunda yapmadığınız görevleri bu topluma yaptık diye sunmak gibi bir hakkınız da yok.

Çok önemli, çok doğru, çok gerekli bir kanunu çıkartırken burada muhalefetin katkısını yok sayarak, hiçbir önergesini kabul etmeyerek, “Ben yaptım oldu.”, “Benim yaptığım en doğru.” diyerek milleti aldatmaya veya yanıltmaya hakkınız yok.

Bir başka şey daha söylemek istiyorum: Sayın Bakanım, “Bu 2000 yılından önce sigortalı olanlardan sigortalı oldukları tarihte yürürlükte olan mevzuata göre emeklilik için gerekli prim gün sayısı ve hizmet yılı şartlarını tamamlayanlara bu kanun yürürlük tarihinden itibaren başvurmaları hâlinde yaş şartı aranmaksızın mevzuata göre yaşlılık aylığı bağlanır.” önergemizi reddettiniz. Yani bir adaletsizliği… Bir hakkı teslim etmek için bir başka hakkı gasbettiğinizin farkında mısınız? Ne yapacak? Bunlar bizim vatandaşlarımız değil mi Sayın Başkan?

Bir başka şey: Bir önerge daha verdik, dedik ki: “Gelin, bunun yürürlüğünü 2012’de başlatalım.” “Yetişmez.” dediniz. Eyvallah, doğrudur, yetişmez ama geçerliliğini 2012’den yapalım. Şu gecikme bedelini 2012’den itibaren versek doğru olmaz mı? Kendi vatandaşınızdan, emeklinin hakkını niye kıskanıyoruz, niye vermiyoruz? Bu önergeleri veriyoruz, incelemeye bile değer bulmuyorsunuz sonra da diyorsunuz ki: “Çok konuşuyorsunuz.” Doğru değil değerli arkadaşlar.

“Saat dokuz buçuğa kadar tamamlarız.” demiştik. Dokuz buçuğa kadar tamamladık. Gereksiz birtakım tartışmalar yapmamış olsaydık gerçekten saat dokuz buçukta bitecekti Sayın Mahir Ünal, yani gelip burada 28 Şubatı konuşmasaydınız, gelip burada bölünmüş yolları konuşmasaydınız, şu kadar bin konut yaptığınızın övgüsünü yapmamış, tartışmaya sebep olmamış olsaydınız bu kanun gerçekten saat dokuz buçukta bitecekti.

Her şeye rağmen hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bir tek vatandaşımızın bile beklentisini karşılayacak her türlü düzenlemeye hiçbir fedakârlıktan kaçmayarak destek vereceğimizi her defasında söylüyoruz. Bu kanuna da bu anlamda destek vereceğimizi ifade ediyor, hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

Sağ olasınız. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şandır.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Süleyman Çelebi, İstanbul Milletvekili.

Sayın Çelebi, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Öncelikle bu yasa Meclisimizin gündemine geldiği günden beri alt komisyonda, Plan Bütçede, Mecliste bunun bir intibak yasası olmadığını, zorla isim koyarak bu bir intibak da olmayacağını ifade etmeye çalıştık ve bütün göstergeler de bunu çok net ortaya koyuyor.

Deminden beri şunu sormaya çalıştım: Sonuçta emeklilerin yaşamında ne değişecek? Emekliler reel olarak gerçekten bir miligram olsun evine yeni bir katkı getirebilecek mi, kendi cebinden alınanlar haricinde? Çünkü her şeye zam geliyor; ekmeğe zam geliyor, ete zam geliyor, süte zam geliyor, kiraya zam geliyor, elektriğe, doğal gaza…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Akaryakıta her gün zam geliyor.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Güncelleme onun adı, zam değil!

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Bütün bunların sonunda emeklilerin yaşamı bir nebze olsun iyileşecek mi? Sorduğumuz soru bu. Bu sorunun cevabı ise şu: Vicdanınıza sesleniyorum değerli arkadaşlar. Hepinizin yakınında bu nitelikleriyle emekliler var. Emeklilerin birçoğu şu anda yeniden çalışmak için birçok işverene başvuruda bulunuyor. “Bekçilik yapmak istiyorum, beni bir inşaatta çalıştırın”, “İstiyorsanız inşaatta çalışırım.” diyen emekliler var. Bunları duymamanız mümkün değil. Biz bu ülkede beraber yaşıyoruz, beraber bu ülkede bu insanlarla karşı karşıyayız. Şimdi, dağ fare doğurdu.

Sonuç itibarıyla açlık sınırı bu ülkede -bizim rakamlarımızla değil, TÜİK’in rakamları- 973 lira. Sordum, yine 900 liranın altında maaş alacak emekliler. BAĞ-KUR’lular ne alacak? 500 lira maaş alacak. Ye babam, ye! Doy babam, doy! Yaşa babam, yaşa! Eğer bu ise iyileştirme, bu ise intibak, bu ise emeklilerin hakkını korumak; bize yazıklar olsun!

Değerli arkadaşlar, daha önce Sayın Bakan Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülürken yürürlük tarihi konusunu tartıştığımızda “Paramız var, bütçede kaynağımız var. Kaynağımız var ama yetişmez…”, “Avans niteliğinde verin.” diye öneride bulunduk, reddedildi. Şimdi bir daha öneriyorum: Madem para var, bütçede de emeklilere bu konuda bir pay ayrıldı, Plan ve Bütçe Komisyonunda da böyle söylemiştiniz, en azından bu yılın hakkını gasbetmeyin. Geçmişi gasbettiniz, geçmişi gasbettiler bir şekliyle, yok ettiler. Bu düzenleme ne için yapılıyor? Geçmişteki haksızlığın giderilmesi adına yapılıyor. Peki, geçmişteki haksızlığın giderilmesini bir tarafa bırakın, en azından kanun yürürlüğe girdiği yıl için bu haksızlığı gidermek en vicdani olay değil midir? Asgariden bu konuda bir vicdan muhasebesi yapmak zorunda değil miyiz?

Bu emekli açısından şuna benziyor değerli arkadaşlar: Nasreddin Hoca’nın birisine borcu varmış. Hocaya gitmişler, “Borcunu öde Hoca, ayıp olmuyor mu?” demişler.

“- Ne kadar borcum?

- 50 para.

- Haftaya 5 para verirsem ne kalır?

- 45 para.

- Daha bir dahaki hafta 5 para verirsem ne kalır?

- 40 para.”

En sonunda 5 paraya kadar inmiş ve demiş ki Hoca: “Utanmıyor musunuz 5 para için benle konuşuyorsunuz?”

Şimdi, bu yasa uygulamaya girdikten sonra 30 liralık iyileştirmelerle eğer bir iyileştirme yapıldığını ve bunu göğsümüzü gere gere anlatacağımızı düşünüyorsanız bugün için belki de anlatabilirsiniz. Yandaş medyayla, iletişim araçlarıyla belki bugün bunu gine süsleyip püsleyip “Çok güzel işler yaptık emeklilere.” diyebilirsiniz ama o emeklinin cebine o para yansıdığı gün, siz, daha fazlasını o emeklinin cebinden almış oluyorsunuz. Şimdiden, avans niteliğinde aldığınız parayı, emeklinin cebinden aldığınız borç parayı, sonra kendisine faizsiz veriyorsunuz, özü budur, uygulama budur. O nedenle, bu sürecin doğru yaşatılması için en azından hâlen fırsatımız var. Son saniyelerindeyiz, bu maddenin düzenlenmesi açısından ve asgariden bir açlık sınırı belirleyen bu konuda verdiğimiz çeşitli önerileri dikkate almadınız. Gecenin bu saatinde, bu kadar emek verdiniz, bu konulardaki çabaların tamamını reddeden insan değilim, yok sayan insan değilim. Ama vicdani olmak gerekiyorsa, bu aylıklarla emekli torununa, oğluna, kızına, eşine, inanın, bayramda bir hediye alamaz, inanın torununu sevindiremez, inanın eşine bir fistan alamaz, inanın daha iyi yaşam koşullarında olamaz, gezi yapamaz, tatile çıkamaz. Bunu iyileştirelim, kısmen iyileştirelim. En azından, yani cebinden aldığımız parayı kendisine iade edelim, bunu istiyoruz, bu böyle algılanmalı. Yoksa, burada, afaki “maaşı ikiye katlayalım” gibi bir değerlendirme içerisinde değiliz.

Sayın Cemil Çiçek demişti ki: “Ağanın eli tutulmaz.” Ağanın eli tutulmazsa, o ağalar, şimdi eğer bir yerin başındaysa, bu kasasını emeklilere açsın istiyoruz. Çünkü yansıyan şu dışarıda: Emekliler, gerçekten bir heyecan içinde, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde kendileriyle ilgili derli toplu bir iyileşme olacağını sanıyor, böyle bekliyor. Oysa, büyük bir hayal kırıklığını yaratmayalım. Daha önce yarattık. Bu Mecliste milletvekillerinin maaşları tartışıldı; milletvekillerinin maaşlarının abartılı olduğunu, emeklilik maaşlarının abartılı olduğunu söylediler.

Biraz önce bir arkadaşım geldi -hiç önemli değil- sigortalı o da, BAĞ-KUR’lu, maaşları kesilmiş. Milletvekili arkadaşlarım, bunlardan bir tanesi de benim. Mesele, bizimle ilgili, milletvekilleriyle ilgili aldığımız emeklilik maaşının, aldığımız maaşların, en azından, görüntüde de olsa -harcamalarınızı biliyorum ben de yaşıyorum ama en azından- onun onda 1’ini emeklilerden esirgemeyelim. O zaman işte gerçekten emeklilerle barışmış oluruz, o zaman gerçekten emeklilerin kalbinde bu bizim üretim süreçlerini… Alın teri dökerek, büyük bedeller ödeyerek, bazıları bedenlerinden kollarını kopartarak emekli olan arkadaşlarımıza gerçekten derli toplu bir katkı yapalım. Bu son maddede ve yürürlük maddesinde, özellikle bu aşamasında bir kez daha yüce Mecliste Sayın Bakana öneriyorum: Hani “Ağanın eli tutulmaz.” demiyorum ben. Siz Bakansınız, -devletin bakanı ağa olmaz tabii, bunun bilincindeyim- sizinle de bu kadar diyaloğumuz var. Gelin, insanlık adına rica ediyorum, hâlen fırsatımız varken, bir cümleyle, asgariden bir iyileştirme yapalım. Yani bir taban ücreti mutlaka, hem BAĞ-KUR emeklilerine hem de Sosyal Sigortalılar emeklilerine asgariden, açlık sınırının altında olmayacak bir düzenlemeyi yapalım. Bu çok fazla bir şey, maliyet getirmez. Bahsettiğim rakam, asgariden bir 100 liralık iyileştirme. 100 lirayı çok görmeyin. 100 liralık iyileştirmeyi en azından, bu saatte, bu aşamada, gecenin bu saatinde, çok görmeden, bunu öneriyorum.

Yüce Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Hepinize başarılar diliyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelebi.

Madde üzerinde Sayın Bakan… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; konuşmanın, dinlenmenin en zor olduğu andayız, bunun farkındayım, bunun bilincindeyim fakat özet geçmek kaydıyla söz aldım, çok teşekkür ediyorum.

Şimdi, öncelikle, iktidar olarak, AK PARTİ İktidarı olarak milletimize bir vaadimizi yerine getirmenin huzuru ve mutluluğu içerisindeyiz. Söz verdik milletimize, henüz yılı dolmadan bunun gereğini hep beraber burada gerçekleştiriyoruz; bu bir.

İkincisi: Arkadaşlar, anlamakta doğrusu zorlanıyorum. Şimdi, Süleyman Bey’i burada dinlediniz, diyor ki: “100 lira verelim.” Şimdi, ben size soruyorum: Yaptığımız iş iyileştirme mi, yaptığımız iş zam mı…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – İyileştirme.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) –…yoksa diğer taraftan anlattığınız gibi, intibak mı?

İZZET ÇETİN (Ankara) – Düzeltme.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Konuşulan intibak mı? İntibak.

İZZET ÇETİN (Ankara) – İntibak değil, düzeltme.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Ama diyorsunuz ki: “İntibak, intibak, intibak…”

İZZET ÇETİN (Ankara) – Kimse “intibak” demiyor.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Kimse demiyor, biz demiyoruz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Seçimlerde ne dediniz? “İntibak” dediniz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – İntibak bu değil; bu, intibak değil.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Şimdi, 100 lira diyelim ki verelim, bu teklifi kabul edelim…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Et Bakanım, et.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Bakan, buna “intibak” diyemiyorsun sen.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Şimdi, bakınız, bu teklifi kabul edelim, 3.600 gün çalışan emekliye 100 lira vereceğiz, 9 bin gün çalışan emekliye 100 lira vereceğiz, 12 bin gün çalışan emekliye 100 lira vereceğiz ve böylece ne yapmış olacağız? İntibaksızlığı daha da derinleştirmiş olacağız.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Öyle demiyor, öyle demiyor, yok.

İZZET ÇETİN (Ankara) – “Taban aylığına” diyor, taban aylığına.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Tabana, tabana.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Nereye gitti intibak, nereye gitti adalet, burada bahsedilen adalet? Bu ne kadar çelişkilerle dolu bir yaklaşım; birincisi bu.

İkincisi: “Efendim, bu yasada “intibak” kelimesi yok.” Ya, SGK literatüründe ve sisteminde, mevzuatında eğer yoksa… “Yasayı yazarken ‘intibak’ yazarsanız anlarım.” diye bir şey olabilir mi?

İZZET ÇETİN (Ankara) – “İntibak” derken, Sayın Bakan, bir tanım getiriyoruz yasaya.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Mühim olan, sistem içerisindeki eşitsizliği gidereceksiniz. Ee, siz orada intibakı ararsanız bulamazsınız. Siyasi bir söylemdir, siyasi söylemi getirip yasanın içinde arayıp duruyorsunuz. Zahmet etmişsiniz yani o kadar uğraşmakla.

Bir diğer konu: Burada ifade ettik, “Arkadaşlar, sosyal güvenlik reformu gerçekleşmiştir, bunun ana parametreleriyle oynamamak gerekir.” Bu, A’dan Z’ye bütün vatandaşlarımızı ilgilendiren çok köklü bir düzenlemedir. Ne dedik? Ne kadar prim ödüyorsanız o kadar emekli aylığı almak durumundasınız. Eğer gerçekten sağlıklı bir mali yapı, sağlıklı bir şekilde 75 milyonun yönetimine talipse bir iktidar, bu konudaki riskleri üzerine alır. AK PARTİ İktidarı bu riskleri üzerine aldı ve doğru yaptı. Aslında sizler de katıldınız bakınız bu yasayı çıkarırken büyük oranda bu ana parametrelerine bunu da burada belirtmek istiyorum.

Şimdi, Emekli Sandığında, -sonuç itibarıyla söylüyorum, net söylüyorum, Sayın Grup Başkan Vekili burada ifade ettiği için- intibakı gerektirecek bir durum yok; net.

ALİ ÖZ (Mersin) – Var Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Neden?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani BAĞ-KUR-Emekli Sandığı, SSK-Emekli Sandığı…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Gösterge ve katsayı esası çerçevesinde aylık bağlaması gerçekleşiyor. 90 yılıyla, 2000 yılıyla 2010 yılı arasında bir fark yok. Onun için “intibak” kelimesiyle emeklilerin intibakı, Emekli Sandığı mensuplarının intibakı diye bir konu gündemde, söz konusu değil. Aynı şekilde, BAĞ-KUR’da basamak sistemi var. Yani siz 24’üncü basamaktan, 18’inci basamaktan, 6’ncı basamaktan emekli olmuşsanız o basamakların gereği ödediğinizin karşılığını alıyorsunuz. Dolayısıyla burada da, BAĞ-KUR’da da intibakı gerektirecek bir durum söz konusu değil.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Basamağı kaldırdınız Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Peki, siyaset nerede müdahale etmiş BAĞ-KUR’daki basamak sistemine? 2002 Nisan ve Temmuz ayları arasındaki müdahaleyi de şimdi düzeltiyoruz, o zamanki müdahaleyi düzeltiyoruz. O hâlde, geriye kalıyor eski SSK dediğimiz, şimdiki reformdaki 4/A’lılarla ilgili düzenleme. Bu düzenlemede haksızlık var, eksiklik var, yanlışlık var. Nerede var? 2000 öncesinde bu sistemle siyasiler son derece fazla ilgilenmiş, uğraşmış ve sistemi bozmuşlar ve seyyanen zamlarla, seyyanen yapılan zamlarla da eşitsizlik daha da derinleşmiş. Şimdi ne yapıyoruz? 2000 öncesindeki sistemin bozulmasından kaynaklanan, sistemin gerçekten itiraza neden olan konularını 2008’e uyarlama çalışması yapıyoruz. Bugün Başbakan Yardımcımızın dediği yüzde 75 gelişme payını 2000 öncesi emeklilere veriyoruz ama bu medyaya nasıl yansıdı, onu bilemiyorum. Özellikle Bakanlar Kurulu sonucunda Hükûmet Sözcüsü olarak kendileri bu açıklamaları yaptıkları için, belki de bu 70’li rakamlardan meydana gelen bir karmaşık durum veya medyanın algılamasında bir sıkıntı olabilir. Yüzde 75 gelişme hızından 2000 öncesi emeklilere pay verme şeklindeki bir düzenlemedir bu.

Ne oluyor burada? Olanlara iki üç örnek vererek konuşmamı bitiriyorum. 3.600 gün prim ödeyen ve üst göstergeden emekli olan -bakınız, en düşük günü söylüyorum, 3.600 gün prim ödeyen ve en yüksek göstergeden emekli olan- emeklimize 118 TL yansıyacak. 5 bin gün prim ödeyen ve en üst göstergeden emekli olan emeklimizin 149,5 TL ücretine, maaşına bir zam yansıyacak. 6 bin gün prim ödeyen ve en üst göstergeden emekli olan, emeklimizin 174 TL maaşına bir artış yansıyacak. En üst göstergeleri örnek veriyorum, en üst göstergeden emekli olan, 7.400 gün çalışan emeklimizin maaşına 212 TL yansıyacak. 9 bin gün prim ödeyen ve en üst göstergeden emekli olana ise 247… Bunun üzerinden emekli olanlara ise, bunların da 339 TL’ye kadar maaşlarına bir yansıma olacak.

Netice itibarıyla, toparlarsak bugünkü bütün konuşmalarımızı, 2000 yılından önce emekli olan SSK emeklilerimize 20 TL ve altında, 207 bin… Bakınız, o örnekleri onun için verdim. 3.600 gün çalışmışsınız, en düşük göstergeden ödemişseniz, burada, bu sistem içerisinde intibaklık bir durumunuz yok ama üst göstergeden emekli olmuşsanız 118 TL alacaksınız.

İZZET ÇETİN (Ankara) – İşte,  buna taban aylık lazım.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – 293 bin emeklimizin 20 ile 50 TL arasında ücretlerine bir yansıma olacak, 340 bin emeklimize 50 ile 100 TL arasında bir fark yansıyacak, 475 bin emeklimize 100 ile 150 TL ücretlerine bir yansıma olacak, 291 bin emeklimizin 150 ile 250 TL arasında ücretlerinde bir artış olacak, 258 bin emeklimize 200 ile 250 bin TL arasında bir artış olacak, 45 bin emeklimizin ise 250 TL’nin üzerinde ücretlerinde bir artış olacağını burada ifade ediyorum.

Efendim, “Neden 2012’de ödemiyorsunuz?” Teknik gerekçeleri söyledim. Ayrıca, şu anda, bizim 2000...

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – “Kaynak var.” dediniz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Var kaynağımız.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Varsa ödeyin. 

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bakınız, nasıl bir iktidarız biliyor musunuz biz?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – 2012’den geçerli yapın.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Hükûmet Programı’nda dedik ki: Kademeli olarak...

İZZET ÇETİN (Ankara) – Kademeli olmazdı zaten Sayın Bakan, eşyanın tabiatına aykırı.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Efendim, bakınız “11, 12, 13, 14 ve 2015 yıllarında biz bunu ödeyeceğiz.” dedik. Ne yaptık? Eski rakamla söyleyeyim, 557 trilyon 2012 bütçemize koyduk ama Bakanlar Kurulunda bu konuyu görüşürken, Sayın Başbakanımız -emekten yanadır, emekçiden yanadır, memurdan yanadır, işçiden yanadır, çiftçiden yanadır- “2013 yılında ödensin.” dedi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Defaten ödensin kararı çıktığı için bu düzenlemeyi, bu şekilde gerçekleştiriyoruz. Bu düzenlemedeki süre itibarıyla... Bu da emeklilerin lehine bir düzenlemedir.

Ben, tekrar, muhalefetiyle iktidarıyla, lehte konuşanıyla aleyhte konuşanıyla bu önemli, söz verdiğimiz ve yerine getirdiğimiz yasa tasarısına katkı veren bütün milletvekili arkadaşlarımıza, bütün gruplara teşekkür ediyorum, hayırlı olmasını diliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Madde üzerinde önerge yok.

Soru-cevap isteği yok.

Sayın Genç, aleyhte, buyurun efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Maddeyi oylayın bir defa.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü üzerinde, 86’ya göre, aleyhte konuşmak üzere Sayın Genç’e söz veriyorum.

Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tabii, aslında emeklilerin maaşına zammın aleyhinde olmak mümkün değil. Ancak biraz önce Bakanı dinledim burada. Yahu, tamam da yani şunu, 149’dan aşağı kendisine zam yapılan, 150’den aşağı zam yapılan kişilere asgari yüzde 50 yapsak da ondan sonra kademeli yapsak olmaz mı yani? Bu nihayet bizim yapacağımız bir şey. Biraz önce Süleyman Çelebi Bey’in dediği… Yani diyor ki: Asgari, çok düşük ücret alanların, açlık sınırı içinde olanların maaşlarına bir yüzde zam yapalım.”

Bakın, bari Erbakan’ın yolunu takip edin. Bakın, Erbakan…

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Yıllarca öyle yaptık.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, bir defa, ne dediğimi sen bilmezsin ki.

1996 yılında, REFAH-YOL zamanında emeklilere en büyük zam yapıldı, yüzde 100 zam yapıldı. Ben de o zaman o iktidarı destekliyordum. Doğru Yol Partisindeydim ve ben niye o zaman destekledim biliyor musunuz? Ben o sosyal demokrat bir partiyim. Erbakan’ı desteklememek için çok baskı üzerimizde yapıldı. Ben dedim ki: “Kardeşim, ben laik Türkiye Cumhuriyeti devletinin yaşatılmasına ve hizmet eden herkese destek veririm: Ben oy veririm, eğer doğru dürüst görev yaparsa, Türkiye’yi kalkındırırsa, Türkiye’yi yönetirse desteğim devam eder.”

Ama 28 Şubatı yanlış anlıyorsunuz. 28 Şubatta mağdur olan Doğru Yol Partisidir. Erbakan…

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Sadede gel.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, bir dakika be, konuşuyoruz! Bilmiyorsunuz. O günleri yaşayan bir adamım.

28 Şubatta Erbakan, bir sene zaten Başbakanlık yaptı. Doğru Yol Partisiyle yapılan sözleşmede, haziran ayında Erbakan istifa edecekti, onun yerine Doğru Yol Partisi gidecekti. Erbakan, 28 Şubattaki o muhtıralar verildikten sonra… Şubat ayının 20’sine kadar Başbakandı veya 10’una kadar. Ondan sonra sırf Tansu Çiller’e Başbakanlık verilmemesi için bazı kişiler tezgâh yaptılar, Doğru Yolu dağıttılar. Yani bunları bilesiniz. Dolayısıyla, birileri çıkıyor… Erbakan, bilmem, Refah Partisi mağdur değil; o zaman mağdur edilen Doğru Yol Partisiydi ve Doğru Yol Partisinin o zaman 40’ın üzerindeki milletvekilleri, maalesef, gayrimeşru yollarla, işte, tehditle, şununla bununla oradan uzaklaştırıldılar ve dolayısıyla da.. Keşke o iktidar devam etseydi. O iktidar devam etseydi, gerçekten iyi bir ekonomik politika izleniyordu. İşte, havuz sistemi getirilmişti, sizin zamanınızda yapıldığı gibi birtakım paralar birtakım özel bankalara faizsiz intikal etmiyordu, her şey havuzda toplanıyordu, orada devlet ciddiyetinin gösterdiği bir bütçe sistemi vardı ve dolayısıyla, bakın, o zaman emeklilere yüzde 100’ün üzerinde zam yapıldı ve o zam emeklileri çok rahatlattı.

Bakın, değerli milletvekilleri, aslında, bizim emekli ve asgari ücretin altında, açlık sınırında yaşayan insanlara cimri davranmamamız lazım. Neden davranmamamız lazım? Çünkü o insanlara devletin vereceği paralar ekonomiye akar. Yani bu insanlar, bir emekli aldığı maaşı ne yapar? Ekmeğe harcar, kahveye gider, lokantaya gider. Bu ne yapar? Piyasayı canlandırır. Ama bu ekonomiyi bilmeyen insanlar, efendim… Parayı hakkıyla insanlara verirseniz o ekonomiye canlılık getirir, işsizliği halleder, dolayısıyla ülke refaha kavuşur. Mesela, ben şahsen yetkili olsam… Yani o paraları birtakım büyük tüccarlar alıyor, katrilyon seviyesinde, trilyon seviyesinde kâr ediyorlar. Onlardan alın bakalım yüzde 60, yüzde 70 vergi, getirin o fakir fukaraya dağıtın, hem ekonomi düzelir hem de bu memlekette yoksul insan kalmaz. Bu bir insanlık görevidir.

Niye, yani, şimdi, birtakım fabrikalar kurmuş insan, bu devletin, işte, imkânlarından yararlanıyor, vergi vermiyor, icabında -herkes için demiyorum tabii- vergi kaçakçılığı yapıyor veyahut da iktidarın nimetlerinden yararlanıyor, teşvik alıyor, devlet bankalarından kredi alıyor, büyük sermayeler biriktiriyor. Öte tarafta fakir fukara işçiye o imkânlar tanınıyor mu? Hayır, tanınmıyor. Onlara tanınsa, belki o işçi, o büyük iş adamından daha fazla ileriye gidebilir.

Bence, özellikle açlık sınırı içinde olan insanlara bu kanunla, muhakkak, en azından o açlık sınırı seviyesinde bir zam getirelim, memlekette insanlar rahat etsin ve dolayısıyla ekonomi de canlansın. Ama ekonomiyi bilmeyenler, burada çıkıp da halkın karşısında birtakım safsata laflar söyleyenler bu işin inceliğini bilemezler.

Ben, tabii kanuna karşı da değilim ama daha da iyileşebilir, devletin kaynakları buna müsaittir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 171 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucunu arz ediyorum:

“Kullanılan oy sayısı:              247

 Kabul:                                   242(X)

 Ret:                                           2

 Çekimser:                                  3

                    Kâtip Üye                                         Kâtip Üye

                Özlem Yemişçi                      Muhammet Rıza Yalçınkaya

                     Tekirdağ                                             Bartın”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı, uğurlu olsun.

Sayın milletvekilleri, 3’üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında UNDP-İstanbul Uluslararası Kalkınmada Özel Sektör Merkezinin (IICPSD) Kuruluşu ile İlgili Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında UNDP-İstanbul Uluslararası Kalkınmada Özel Sektör Merkezinin (IICPSD) Kuruluşu ile İlgili Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/511) (S. Sayısı: 119)

BAŞKAN – Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Adına Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşmasında Değişiklik Yapılmasına Dair 1/2011 Sayılı Ortak Komite Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Adına Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşmasında Değişiklik Yapılmasına Dair 1/2011 Sayılı Ortak Komite Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/472) (S. Sayısı: 98)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleri ile kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 6 Mart 2012 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 22.23



(x) 171 S. Sayılı Basmayazı 29/02/2012 tarihli 72’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(X)  Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.