TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 70’inci Birleşim

                                                                                         23 Şubat 2012 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adana Milletvekili Necdet Ünüvar’ın, Hocalı katliamının 20’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Hocalı katliamının 20’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 91’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Ankara Çıkrıkçılar Yokuşu’nda meydana gelen yangın nedeniyle esnafın yaşadığı mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Hocalı katliamını kınadıklarına ve 26 Şubatın “Hocalı katliamını anma günü” olarak kabul edilmesini teklif ettiklerine ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Ardahan ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 91’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

4.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, patates, elma ve yaş meyve sebze üreticilerinin pazarlama sorunlarının Bakanlar Kurulunda dile getirilmesi talebine ilişkin açıklaması

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Ardahan, Trabzon ve Bayburt illerinin düşman işgalinden kurtulmalarının yıl dönümüne ve Hocalı katliamına ilişkin açıklaması

6.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcının, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın soru önergeleriyle ilgili beyanına ilişkin açıklaması

8.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl ilinin yeterli hizmeti alamadığına ilişkin açıklaması

9.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Ankara Çıkrıkçılar Yokuşu’nda meydana gelen yangına ve esnafın yaşadığı mağduriyete ilişkin açıklaması

10.- Ankara Milletvekili Emrullah İşler’in, Ankara Çıkrıkçılar Yokuşu’nda meydana gelen yangına ve esnafın yaşadığı mağduriyete ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Bayburt Milletvekili Bünyamin Özbek’in, Çevre Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/27)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 20 milletvekilinin, küçük esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/164)

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, taklit mal üretimi ve satışının engellenememesi ve ekonomik boyutunun giderek artmasının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/165)

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, tekstil sektörünün içinde bulunduğu sorunlar ve çözüm önerilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/166)

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- İslam Konferansı Örgütü Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/443) (S. Sayısı: 85)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kore Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/414) (S. Sayısı: 76)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkmenistan Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Endüstrisi Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/456) (S. Sayısı: 161)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında UNDP-İstanbul Uluslararası Kalkınmada Özel Sektör Merkezinin (IICPSD) Kuruluşu ile İlgili Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/511) (S. Sayısı: 119)

6.-  Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Adına Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşmasında Değişiklik Yapılmasına Dair 1/2011 Sayılı Ortak Komite Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/472) (S. Sayısı: 98)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Başbakana sataşması nedeniyle konuşması

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- OYLAMALAR

1.- İslam Konferansı Örgütü Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun oylaması

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kore Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun oylaması

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkmenistan Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Endüstrisi Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Turgutlu 1. Organize Sanayi Bölgesi Projesi’ne ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün cevabı (7/2785)

2.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Başbakanlıktan TBMM’ye müşavir olarak atanan bir kişiyle ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı   (7/2888)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, eski bir MİT görevlisinin bazı banka hesaplarıyla ilgili açıklamalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/2956)

4.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, Kayalıdere Urartu Kalesi ören yerinin turizme kazandırılmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/3072)

5.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, Osmangazi’deki Doğanbey Kentsel Dönüşüm Projesi’ne ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı   (7/3137)

6.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı binalarının bakım ve onarımına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/3204)

7.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, depreme karşı riskli binaların yenilenmesi çalışmalarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/3206)

8.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı binalarının bakım ve onarımına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı  (7/3284)

9.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Ankara-Gölbaşı Park Eymir TOKİ konutları sahiplerinin bazı sorunlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/3291)

10.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Ankara-Gölbaşı Park Eymir TOKİ konutlarının ısınma yakıt bedellerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/3292)

11.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, kredi kartı kullanımına ve kredi kartı borçlularına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/3301)

12.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, deniz kirliliğini önleme çalışmalarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/3343)

13.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, TOKİ’nin bazı ihalelerinde usulsüzlük bulunduğu iddialarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı   (7/3344)

14.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın; Tufanbeyli, İmamoğlu, Aladağ, Ceyhan, Çukurova, Feke, Karaisalı, Kozan, Sarıçam, Karataş, Yumurtalık, Pozantı, Seyhan, Yüreğir ve Saimbeyli’de yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin soruları ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/3345), (7/3346), (7/3347), (7/3348), (7/3349), (7/3350), (7/3351), (7/3352), (7/3353), (7/3354), (7/3355), (7/3356), (7/3357), (7/3358), (7/3359)

15.- Antalya Milletvekili Tunca Toskay’ın, Antalya ve ilçelerinde tarım dışı amaçlarla kullanılan tarım arazilerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı   (7/3360)

16.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Ayamama Deresi kenarında inşa edilen yakıt tankları nedeniyle yaşanabilecek felakete ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/3362)

17.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın; Çukurova, Yüreğir, Karaisalı, Saimbeyli, Pozantı, Yumurtalık, Sarıçam, Karataş, İmamoğlu, Tufanbeyli, Aladağ, Ceyhan, Kozan, Seyhan ve Feke’de yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin soruları ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (3458),  (3459),  (3460),  (3461),  (3462),  (3463),  (3464),  (3465),  (3466),  (3467),  (3468),  (3469),  (3470), (3471),  (3472)

18.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Bakanlar Kurulunun oluşumuna ve Başbakan yardımcılarının atanma koşullarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/3530)

19.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Çayırova’da bulunan tehlikeli atık varilleri ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/3555)

20.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Adana’daki 2-B arazilerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/3556)

21.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, çevreye verdiği zararları azaltmak amacıyla plastik poşet kullanımının azaltılmasına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/3557)

22.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık teşkilatında ve bağlı kurum ve kuruluşlarda görev yapan üst düzey kadın bürokrat sayısına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/3558)

23.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, İGDAŞ’ın özelleştirilmesi ile ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/3589)

24.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlarda görev yapan üst düzey kadın bürokrat sayısına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı   (7/3635)

25.- Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in, ruhsatsız bir hayvan çiftliğinin çevreye verdiği zarara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/3671)

26.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav depremi sonrasında TOKİ tarafından yaptırılan kalıcı konutların piyasa değerlerinin üzerinde satıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/3672)

27.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun, Ergene Havzası’nı koruma eylem planına aykırı uygulamalara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı   (7/3674)

 

 

23 Şubat 2012 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

 -----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 70’inci Birleşimini açıyorum.

 

                                            III.- YO K L A M A

 

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 13.06

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.17

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

 -----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 70’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

 

III.- Y O K L A M A

 

BAŞKAN - Açılışta yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce üç değerli milletvekilimize gündem dışı söz vereceğim.

Genel Kurulda çok ciddi bir uğultu var. Eğer onu kesebilirsek sayın hatiplerin yaptıkları hazırlıkları, istifade edeceğimiz sözlerini daha rahat takip etmek imkânımız olur.

Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ilk söz Hocalı katliamının yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Adana Milletvekili Sayın Necdet Ünüvar’a aittir.

Buyurun Sayın Ünüvar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adana Milletvekili Necdet Ünüvar’ın, Hocalı katliamının 20’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, Sayın Başkanımın da ifade ettiği gibi, 26 Şubat 1992 tarihinde vuku bulan Hocalı katliamının 20’nci yıl dönümü. Öncelikle Hocalı’da hayatını kaybeden Azerbaycan Türk’ü kardeşlerime rahmet dileyerek başlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Hocalı, Yukarı Karabağ için son derece önemli bir stratejik nokta. Aslında nüfus olarak çok yoğun bir nüfusa sahip bir şehir değil, 10 bin kişinin yaşadığı bir şehir 1992’de ve orada 3 bin civarında Azerbaycan Türk’ü yaşamaktaydı. Ama Hocalı’nın şöyle bir özelliği var: Özellikle stratejik açıdan son derece askerî bir hedef niteliğinde olan bir şehir ve Dağlık Karabağ veya Yukarı Karabağ’daki tek havaalanı Hocalı’da bulunmaktaydı. Bundan dolayı, 1990 yılının ilk aylarından itibaren Ermeniler tarafından sürekli Azeriler, Azerbaycan Türk’ü kardeşlerimiz saldırıya uğramaya başladı ve nihayetinde, 25 Şubatı 26 Şubata bağlayan gece Hocalı’ya ulaşan Ermeni kuvvetleri tarafından maalesef 613’ü kesin olmak üzere yaklaşık 1.300 civarında Azerbaycan Türk’ü katledildi. Burada tabii sadece katledilen Azerbaycan Türk’ü de değil. Azerbaycan Türk’ü dışındaki Ahıska Türkleri ve diğer Müslüman unsurlar da vardı, bunlar da hedef alınmıştı. O dönemde Hocalı Valisi olarak görev yapan ve şu anda Azerbaycan Parlamentosunda milletvekili olan Elman Memmedov, burada 3 bin insanın bulunduğunu ve sekiz dokuz saat içinde 613’ü yaşlı, kadın ve çocuk demeden katledilen ve bir kısmı da dağlara kaçarak, orada donarak hayatını kaybeden vatandaşlarımızdan bahsediyor.

Bu Hocalı, değerli arkadaşlar, Türkiye ile Azerbaycan’ın ortak problemidir yani bu sadece Azerbaycan veya Türkiye’yi ilgilendiren problem değildir, aslında bütün Türk dünyasını ilgilendiren problemdir. Bu vesileyle birkaç kanaatimi ifade etmek isterim.

Bunlardan birincisi: Türkiye Orta Doğu’nun, hatta Avrupa’nın yükselen bir yıldızı, Azerbaycan dünyanın yükselen bir yıldızı. Mutlaka hem Türkiye’nin hem Azerbaycan’ın gerek ekonomik gerek siyasi gerekse uluslararası konjonktürel açıdan daha güçlü olması gerektiği çok açıktır.

İkinci vurgulayacağım husus: Türkiye ve Azerbaycan pek çok uluslararası platformda birbirine destek vermektedir ve ortak hareket etmektedir. Ama bu iş birliğini daha sıkı hâle getirmemiz lazım. Artık uluslararası arenada ortak hareket ettiğiniz zaman daha etkili netice alabiliyorsunuz. Dolayısıyla, bizlerin daha ortak ve daha sıkı bir iş birliğine gitmesi gerekiyor.

Biz de Türkiye-Azerbaycan Dostluk Grubu üyeleri olarak gerçekten bu noktada üzerimize düşen görevi yapmaya çalışıyoruz. Geçen ay Azerbaycan’a bir seyahatimiz oldu ve son derece etkili görüşmeler yaptık. Başta Sayın Cumhurbaşkanı İlham Aliyev olmak üzere pek çok yetkiliyle görüştük ve görüşme noktamızın ana unsuru Fransa’daki soykırımın inkârını suç sayan yasa tasarısıyla ilgiliydi ve pek çok olumlu görüşmeler yaptık.

Dolayısıyla, Hocalı katliamı da bu anlamda Azerbaycan Türklerinin yaşadığı ama bizi de derinden yaralayan hadiseler olması hasebiyle pek çok etkinlikle anılmaktadır, pek çok üniversitemizde sempozyumlar, paneller yapılmaktadır. Bizler parlamenter olarak pek çok etkinliğe imza atmaktayız. İstanbul’da ve Ankara’da bu hafta sonu anıt açılışları, yürüyüşler, mitingvari toplantılar yapılacaktır. Bundaki amacımız Hocalı’da yaşananları unutturmamak ve Hocalı’da yaşanan hadiselerden ders çıkararak birliği beraberliği artırmaktır.

Esasında Hocalı’da olan hadiseyle ilgili bir hususu vurgulayıp sözlerimi bitirmek istiyorum. Orada çok enteresan bir hadise yaşanmış. Elleri bağlı bir Azerbaycan Türk’ü hamile kardeşimizin karşısındaki katliamı yapan 2 Ermeni yazı tura atarak “Kız mı? Erkek mi?” şeklinde iddiaya tutuşuyorlar ve daha sonra iddialarını kanıtlamak için o kadıncağızın karnına bıçakla darbeyle o çocuğun cinsiyetini belirliyorlar ve çok enteresan olan husus, bunu niçin yaptıklarını sordukları zaman şunu söylüyorlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECDET ÜNÜVAR (Devamla) – “Bizim dedelerimiz de Ağrı’da, Kars’ta, Erzurum’da aynı oyunu oynamıştı, biz de bu oyunu tekrarlamak istedik.” Onun için bunları unutmamak lazım.

Ben bu vesileyle, Hocalı’da hayatını kaybeden kardeşlerimize rahmet diliyor, “İnşallah makamları cennet olsun.” diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünüvar.

Gündem dışı ikinci söz yine aynı konuda söz isteyen Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru’ya aittir.

Buyurun Sayın Doğru. (MHP sıralarından alkışlar)

2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Hocalı katliamının 20’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Hocalı katliamının yıl dönümü hakkında gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 26 Şubat 1992 tarihinde Azerbaycan’ın Hocalı şehrinde insanlık tarihinin en büyük vahşet ve katliamlarından birisi yaşanmıştır. Bu soykırımda 106 kadın, 83 çocuk başta olmak üzere 613 Azerbaycan Türk’ü Ermeniler tarafından katledilmiş, 478 kişi de ağır şekilde yaralanmıştır; 1.275 kişi de rehin alınarak zorla başka bölgelere götürülmüş, birçoğu orada öldürülmüştür.

Sayın milletvekilleri, Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarına saldırması neticesinde Karabağ başta olmak üzere yedi Azerbaycan kenti işgal edilmiştir. Bu işgal esnasında 10 binlerce Azerbaycan Türk’ü öldürülmüştür. 1 milyondan fazla insan da öz topraklarından zorla göç ettirilmiştir. Göç eden insanlar Azerbaycan’ın çeşitli şehirlerinde çok zor şartlar altında yaşamakta ve “Ne zaman topraklarıma döneceğim?” diyerek beklemektedirler.

“Modern dünya” dediğimiz 21’inci yüzyılın eşiğinde yaşanan bu olaylar sessiz sedasız şekilde hiçbir şey olmamış gibi bekliyor. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere dünyadaki bütün sivil toplum kuruluşları hiç ses çıkartmıyorlar yani konu Türkler olunca sessiz kalınıyor, hiç tepki gösterilmiyor. Ancak geçtiğimiz günlerde Fransa’da sözde Ermeni soykırımıyla ilgili haksız suçlamalarla dolu kanun teklifi meclislerinden kolayca geçti. Hâlbuki Hocalı’da yaşanan Hocalı katliamının canlı şahitleri, mağdurları yaşıyorlar. Onlara da soralım neler yaşamışlar, başlarına ne gelmiş? Yaşadıklarını Meclisimizde anlatsınlar, gerçekleri bir kez de onlardan dinleyelim.

Sayın milletvekilleri, Hocalı soykırımı bütün dünyanın gözü önünde yapılmış ve failleri de Ermenistan’da yaşıyor, birçoğu üst kadrolarda görevlidir. Hocalı soykırımını bizzat yöneten bugünkü Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan, bir İngiliz gazeteye yaptığı açıklamada yapılan soykırımı kabul etmiştir yani savaş suçu işlemiştir. Bu durumda, bütün dünyadaki sözde insani değerlere sahip çıkan her ülke, her sivil toplum kurumu bu konuyu gündeme getirmeli ve soykırım yapanlardan mutlaka ama mutlaka hesap sorulmalıdır.

26 Şubat 1992 Hocalı katliamını hiç kimse bizlere unutturamaz. Her ortamda, her yerde anlatarak Türk oldukları için öldürülen bu insanların haklarını dünyada her yerde dile getirmeliyiz. 26 Şubat günü ülkemizin her yerinde Hocalı soykırımını anarak “Hepimiz Hocalı’yız”, “Hepimiz Türk’üz”, “Hepimiz Mehmet’iz”, “Hepimiz Karabağ’ız” sloganları ile hep beraber haykırmalıyız ve bütün dünyaya da sesimizi duyurmalıyız.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz de 26 Şubat tarihinin, soykırım, katliamı anma günü olarak kabul edilmesine dair kanun teklifimizi Türkiye Büyük Millet Meclisine verdik. 23’üncü Dönemde de verdiğimiz ve Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine de gelen bu kanun teklifimiz maalesef kanunlaşmadı, kadük kaldı. Ancak bu kanun teklifimizi 24’üncü Dönemde de tekrar hazırlayarak Meclisimize sunduk. Kanun teklifimizin ivedilikle Meclisimizde görüşülmesini ve kanunlaşmasını bekliyoruz.

Sayın milletvekilleri, bu kanun teklifimizde amacımız, dünyaya bu günü hatırlatmak, yaşam hakkı elinden alınan kardeşlerimizin hakkını dünyaya duyurmaktır; sözde Ermeni soykırımı yalanı ile dünyayı yanıltan, kandıran, aldatan Ermeni diasporasına cevap vermektir. Azerbaycan Türklerine karşı yapılan bu vahşetin acılarını kardeş Türk milleti olarak yüreğimizde hissediyor ve bu katliamı şiddetle kınıyoruz. İşgal edilen Azerbaycan topraklarından derhâl Ermenistan’ın çıkması ve mağdur olan insanlara da hesap vermesini bütün dünyadan bekliyoruz. Bu insanlık ayıbının süratli bir şekilde çözümlenmesini ve Azerbaycan topraklarının derhâl Azerbaycanlılara terk edilmesini canıyürekten bekliyoruz ancak gördüğümüz kadarıyla da konu Türkler olunca, maalesef başta Birleşmiş Milletler olmak üzere bütün STK kuruluşlarının hepsi duyarsız kalıyorlar. Bu duyarsızlığı da şiddetle kınıyor ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğru.

Gündem dışı üçüncü söz 23 Şubat Ardahan’ın Kurtuluş Günü münasebetiyle söz isteyen Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’e aittir.

Buyurun Sayın Öğüt.

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 91’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; bugün 23 Şubat 2012. 23 Şubat 1920’de, Ardahan 91 yıl önce düşman işgalinden kurtuldu ancak Ardahan 43 yıl Rus işgali altında kaldı, böyle bir zulüm görmedi, onu anlatacağım şimdi.

Niye diyeceksiniz? Yani 43 yıl Rus işgali altında kaldık. Bizim halk ozanımız Âşık Şenlik sazını eline aldı, kahve kahve dolaştı, “Can sağ iken yurt vermeyiz düşmana.” dedi ve halkı örgütledi, Mustafa Kemal Atatürk’ün de, Kazım Karabekir Paşa’nın da gayretiyle Ardahan düşman işgalinden kurtuldu. Ancak şu anda Ardahan’dan 2 tane doğal gaz hattı geçiyor, 1 tane de ham petrol borusu geçiyor. 2 tane doğal gaz hattı geçiyor, 69 ile doğal gaz gidiyor bizim sınırlarımız içinden, bizim topraklarımızdan; bir de ham petrol borusu Ceyhan’a geliyor ama Ardahan doğal gazla değil, tezekle ısınıyor. 21’inci yüzyılın ayıbı! Yani böyle bir zulüm olmaz. Şu anda eksi 35 derece. Ben Göle’ye gittiğimde, gece saat on ikide Salut yolunun kenarında, arabanın ekranına baktım eksi 43. Eksi 43 olur mu? Resim çektim geçen sene, getirdim burada basın toplantısı yaptım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu zulmün öznesini koy da konuş.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Şimdi, bu zulüm şu anki iktidarın.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Özneyi koy, öyle konuş.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Siz, onu konuşturmak istiyorsunuz.

Şimdi, “Niye?” diyeceğim. Ya, arkadaş, sıkıntıyı biz çekiyoruz, bakın, sıkıntıyı biz çekiyoruz. Doğal gaz patlasa, ham petrol borusu patlasa köyler havaya uçacak, buradaki beyler ısınıyor. Yetmiyor, öyle bir sistem kuruldu ki –lütfen, beni mazur görün- Sayın Enerji Bakanı, Ardahanlıları Yunanlılara tercih etti; Yunanistan’a gaz veriyor, bize vermiyor kardeşim. (CHP sıralarından alkışlar) Böyle bir zulüm olabilir mi? İşte zulüm bu.

Şimdi, ben size söylüyorum sayın milletvekilleri, yani Yunanistan’a gelirken gaz var; sınırda 43 yıl Rus, düşman işgalinde kalmış, Türk Bayrağı’nı orada bekleyen insanlara yok. Ya, bu hakikaten zulümdür arkadaşlar, böyle bir zulüm olmaz.

Şimdi, ekonomik anlamda, dışarıdan getirilen ithal hayvan, ithal et zaten köylümüzü bitirdi, göçe zorladı, yoksullaştırdı, bitirdi. Yani bir de ben geçen dönem söyledim, “Kardeşim, bak, doğal gaz geçiyor Ardahan’dan. Doğal gaz vermezseniz Ardahan’a, kazmayı alacağım, boruyu sökeceğim.” dedim. Sonra ne oldu? Benim hakkımda fezleke düzenlediler, “Sen, halkı isyana teşvik ediyorsun, suç işledin.” dediler. Ya, suçsa suç işledim kardeşim. Yani böyle bir şey olabilir mi? Yani bırakın benim Ardahan Milletvekili olmamı ya!

Değerli arkadaşlar, sizden istirham ediyorum, sayın milletvekilleri, değerli AK PARTİ’liler, bakın, buna kulak verin, burada en acil olarak… Bir de iskontolu olarak istiyoruz biz. Yani 105 bin nüfusa düşmüş nüfusumuz, 105 bin, köyler ile beraber Ardahan, merkez 17 bine düşmüş. Ya, neyi bekliyoruz? Yani “Bölge boşalsın da Ermenistan orayı işgal etsin.” diye mi bekliyoruz arkadaşlar, böyle bir zulüm olabilir mi?

İşte, Hocaali katliamını arkadaşlarımız anlattı. Ben de buradan Hocaali katliamını yapanları kınıyorum. 613 tane şehidimiz var orada, onlar bizim şehitlerimiz. Azerbaycan’a sahip çıkmamız lazım. Azerbaycan’ın yüzde 20 toprağının geri alınıp Azerbaycan’a verilmesi lazım, Hocaali katliamının hesaplarının sorulması lazım, 1 milyon kaçkın insanın hesaplarının sorulması lazım. Bunları kim yapacak? Hükûmet ve devlet yapacak değerli arkadaşlar. Bakın, ben karalamayı sevmiyorum. Biliyorsunuz benim prensibimi, ben son derece uzlaşmacı gitmeye çalışıyorum ama görüyorum ki Ardahan 43 yıl Rus işgalinde kaldı, böyle bir zulüm görmedi.

Evet, değerli arkadaşlar, ben buradan şunu söylüyorum son söz olarak: Edirne’den Ardahan’a kadar bu topraklar kolay kazanılmadı. Bu toprakları vatan yapan şehitleri rahmetle anıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öğüt.

Sayın Ağbaba…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Ankara Çıkrıkçılar Yokuşu’nda meydana gelen yangın nedeniyle esnafın yaşadığı mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, çok teşekkür ederim öncelikle hoşgörünüze, dünden dolayı da teşekkür ediyorum.

Dün Çıkrıkçılar Yokuşu’nda bir yangın oldu. Orada çoğunluğu Malatyalı hemşehrimiz olan insanların dükkânları yandı, iş yerleri yandı; onlara geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Onlar Malatya’yı terk ederek kendi tırnaklarıyla, çorap satarak, işportacılık yaparak bu iş yerlerini oluşturdular. Şimdiye kadar hiç kimseye borçlu kalmadılar, iyi günlerinde devlete vergilerini verdiler, askerliklerini yaptılar. Bugün de -Sayın Bakan da burada- oradaki, Çıkrıkçılar Yokuşu’ndaki esnafın mağduriyetinin giderilmesi için gerekenin yapılmasını diliyorum ben. Hakikaten bugün gittik, hâlâ dumanlar tütüyor o yangın yerinden. Hükûmetin gerekeni yapacağına inanıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şandır…

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Hocalı katliamını kınadıklarına ve 26 Şubatın “Hocalı katliamını anma günü” olarak kabul edilmesini teklif ettiklerine ilişkin açıklaması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, bundan yirmi yıl önce yaşanan, Ermenilerin Azerbaycanlı soydaşlarımıza yaşattığı katliamı şiddetle ve nefretle kınıyoruz. Bu katliamda hayatını kaybeden tüm şehitlerimize Yüce Allah’tan rahmetler diliyoruz.

Sayın Reşat Doğru’nun ifade ettiği gibi, her 26 Şubatın “Hocalı katliamını anma günü” olarak kutlanmasını veya anılmasını talep ediyoruz. Bu konuda verdiğimiz, grubumuz milletvekillerinin verdiği kanun tekliflerinin burada kabul edilmesini bugün dolayısıyla tekrar hatırlatıyoruz.

Ayrıca, Ardahan’ın zafer yılı demek lazım. Kırk yılı geçkin bir Rus işgalinden sonra düşmanı topraklarından söküp atan tüm Ardahanlıları kutluyorum, Allah bir daha bu zulmü göstermesin. Tabii, Sayın Öğüt’ün söylediği gibi, AKP zulmünden de kurtarsın diyoruz.

Dolayısıyla, Ardahanlılara da saygılar sunuyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Özgündüz…

3.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Ardahan ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 91’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

 

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de bugün Ardahan’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 91’inci yılı sebebiyle, münasebetiyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Kazım Karabekir Paşa olmak üzere kurtuluş mücadelesinde hayatını kaybeden tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, Ardahanlı hemşehrilerimizi tebrik ediyor, sevinçlerini paylaşıyor, hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

4.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, patates, elma ve yaş meyve sebze üreticilerinin pazarlama sorunlarının Bakanlar Kurulunda dile getirilmesi talebine ilişkin açıklaması

 

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de Hocalı katliamını kınıyorum. Ayrıca ülkemizde Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyesi olarak, patates ürecilerinin, elma üreticilerinin, yaş meyve sebze üreticilerinin bu kış koşullarında ürettikleri ürünlerin pazarlama yönünde sorunları olduğunu… Bir Sayın Hükûmet yetkilimiz var, Sayın Bakanımız var. Tarım Bakanı bugünlerde Meclise sık uğramıyor. Bu konuda Bakanlar Kurulunda patates, elma, yaş meyve sebze üreticilerinin sorunlarının dile getirilmesini talep ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri.

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Ardahan, Trabzon ve Bayburt illerinin düşman işgalinden kurtulmalarının yıl dönümüne ve Hocalı katliamına ilişkin açıklaması

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de başta Ardahan olmak üzere Trabzon, Bayburt vilayetlerimizin düşman işgalinden kurtulmasının yıl dönümünü kutluyorum ve bu arada tabii Hocaali’de meydana gelen ve oradaki Azeri kardeşlerimizin katliamıyla sona eren olaylar dolayısıyla da üzüntülerimizi buradan ifade etmek istiyorum.

Bu vesileyle şunu özellikle ortaya koymamız gerekir ki bugün somut, video kayıtlarıyla tespit edilmiş bu katliam ve cinayetleri kınamasını beceremeyenler, bize 1915’lerde çok da ne olduğunu kendilerinin de bilmediği dayatmalar içerisinde bulunuyorlar. Onun için Hocaali’yi hatırlamak ve onu kelimenin tam anlamıyla milletimizin gündemine sokmak, tarihin gündemine sokmak hepimizin görevi olduğunu söylüyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşlara vardır.

Komisyondan istifa vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Bayburt Milletvekili Bünyamin Özbek’in, Çevre Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/27)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Çevre Komisyonu ile birlikte KİT Komisyonu ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyesiyim, diğer komisyon çalışmaları ile Çevre Komisyonundaki çalışmaların zaman zaman aynı tarihlere denk gelmesi, komisyon çalışmalarına katkıda bulunamama neden olmaktadır, bu itibarla Çevre Komisyonu üyeliğinden istifamı istiyorum, kabulünü saygılarımla arz ederim. 23.02.2012

                                                                                                                                Bünyamin Özbek

                                                                                                                                       Bayburt

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 20 milletvekilinin, küçük esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/164)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Çarşı, mahalle ve sokak aralarında faaliyet gösteren bakkal gibi küçük esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98. ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddesi uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

Gerekçe:

Daha önce mevcut eczaneleri tasfiye ederek, marketlerde eczane açmaya çalışan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan şimdi de çarşı, mahalle ve sokak aralarında yıllardır hizmet veren bakkallar ve diğer esnafları hedef almıştır. Bir alışveriş merkezi açılışında Başbakanın, bakkallarla ilgili yapmış olduğu açıklama toplumun tüm kesimlerini derinden üzmüştür.

Çünkü dünden bugüne Türk toplumunun günlük hayatında başta bakkal dükkânları olmak üzere, çarşı, mahalle ve sokak aralarında hizmet veren tüm küçük esnaf ve sanatkârın önemi büyüktür. Ekmeğiyle ve sütüyle büyüdüğümüz bakkalların devri, ne şimdi ne de gelecek dönemlerde kapanacaktır. Son 7 yıldır mahalle aralarına kadar giren büyük alışveriş merkezleri ve ekonomik krize karşı çetin bir mücadele veren bakkal, terzi, berber, ayakkabı tamircisi, kasap, manav gibi toplam sayıları 2 milyonu bulan ve yaklaşık 60 meslek grubundan oluşan küçük esnaf ve sanatkâr kesimi ve ailelerinin karşısına şimdi Başbakan yeni bir kriz olarak çıkmıştır.

Çağın gereği olan alışveriş merkezleri elbette ki olacaktır. Hiç kimse bu tip yerlere karşı değildir. Fakat bu tip kuruluşlar küçük esnaf ve sanatkârları sıkıntıya sokmayacak yerlere kurulmalıdır. Başbakan tarafından eleştirilen çarşı, mahalle ve sokak aralarındaki bakkal, manav, sap, terzi gibi küçük esnaf ve sanatkâr kesimi; toplumun sosyo-ekonomik yapısı içinde sanayi ve ticaretin temel unsurlarından birisi haline gelmiştir. Küçük işletmeler, ülkemizde toplam işletmeler içinde yüzde 98, toplam istihdam içinde yaklaşık yüzde 60, toplam üretim içinde yüzde 37 ve toplam yatırım içinde de yüzde 26'lık bir paya sahiptir.

Esnaf ve sanatkârlarımız, ülkemizin ekonomik, toplumsal ve siyasal hayatında göz ardı edilemeyecek derecede yere ve öneme sahiptir. Bugün krizin olumsuz etkilerini en fazla hisseden kesim esnaf ve sanatkâr kesimi olmuştur. Tüketimin azalması sonucunda iyice daralan iş hacmi esnafın iş yerini ayakta tutmasını imkânsız hale getirecek boyutlara ulaşmıştır. İş yapamama bugün esnafın en önemli sorunu olmuştur. İş hacminin daralması ve düşen satışlar, esnafın zorunlu giderlerini bile karşılayamaz duruma düşmesine neden olmaktadır. Aldığı kredisini ödeyemeyen, vergi ve sosyal güvenlik primlerini yatıramayan esnaf ve sanatkârların sayısı son yıllarda hızla artmaktadır.

Esnaf ve sanatkâr kesimi ekonomik krize karşı hükümet tarafından yeterince desteklenmemiştir. Esnaf kesimi büyük işletmelerin yanında üvey evlat muamelesi görmüştür, doğrudan esnaf ve sanatkâra yönelik destek paketleri acilen hayata geçirilmelidir. Hükümet tarafından şimdiye kadar açıklanan paketler büyük işletmelere yönelik destekleri kapsamaktadır. Elbette büyük işletmelere de destek verilmelidir. Ancak yanlarında çalışan ve aileleri ile birlikte ülke nüfusunun beşte birini oluşturan esnaf ve sanatkâr kesimi de unutulmamalıdır.

Ekonominin canlanması ancak yeni işletmelerin açılmasıyla sağlanabilir. Esnaf istihdam yaratır, işsizliğe çare olur. İş yeri açtıkları sokağı canlandıran esnaf, o bölgeye hareket katar ve hayat verir. Sosyalleşmeye ve ekonomiye de katkı sağlayan esnaf, parası olmayan memurun, işçinin, çiftçinin, öğrencinin ve dar gelirlinin âdeta kara gün dostudur. Esnaf, bu camiaya yeri gelir borç para verir, yeri gelir veresiye mal verir.

Sonuç olarak esnaf ve sanatkârlar hem ekonomik hem de toplumsal olarak bu ülke için vazgeçilmezdir. Bu gerçekler toplumun tümünün bildiği ve kabul ettiği gerçeklerdir. Bu nedenler, bu gerçeklere uygun olarak esnaf ve sanatkârları destekleyecek onların gelişimini ve büyümesini sağlayacak politika üretmek Hükümetin Anayasal görevidir. Çünkü Anayasanın 173. maddesi esnaf ve sanatkârların desteklenmesini ve korunmasını öngörmektedir.

Bu nedenle, çarşı, mahalle ve sokak aralarında hizmet veren bakkal, manav, kasap, terzi, ayakkabı tamircisi gibi küçük esnaf ve sanatkârlarının sorunlarının araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98. ve TBMM içtüzüğünün 104 ve 105. maddesi uyarınca bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması yerinde olacaktır.

1) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

2) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

3) Mehmet Erdoğan                                                  (Muğla)

4) Ali Öz                                                                  (Mersin)

5) Alim Işık                                                              (Kütahya)

6) Enver Erdem                                                        (Elazığ)

7) Seyfettin Yılmaz                                                   (Adana)

8) Zühal Topcu                                                         (Ankara)

9) Yusuf Halaçoğlu                                                   (Kayseri)

10) Sümer Oral                                                         (Manisa)

11) Mustafa Kalaycı                                                  (Konya)

12) D. Ali Torlak                                                       (İstanbul)

13) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

14) Mehmet Günal                                                    (Antalya)

15) Oktay Öztürk                                                       (Erzurum)

16) Emin Haluk Ayhan                                              (Denizli)

17) Mesut Dedeoğlu                                                  (Kahramanmaraş)

18) Celal Adan                                                         (İstanbul)

19) Atila Kaya                                                          (İstanbul)

20) Erkan Akçay                                                       (Manisa)

21) Emin Çınar                                                         (Kastamonu)

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, taklit mal üretimi ve satışının engellenememesi ve ekonomik boyutunun giderek artmasının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/165)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararnamede değişiklik yapılmasına dair 5833 sayılı Kanunun 28 Ocak 2009'da yürürlüğe girmesine rağmen taklit mal üretimi ve satışının engellenememesi ve ekonomik boyutunun giderek artmasının nedenlerinin araştırılarak tespit edilmesi ve bunların çözümü amacıyla Anayasanın 98. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

Gerekçe:

5833 sayılı "Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" Resmi Gazetenin 28 Ocak 2009 tarihli 27124 sayısında yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilmeyecek derecede benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek, markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak veya bir başka şekilde ticaret alanına çıkarmak veya bu amaçlar için gümrük bölgesine yerleştirmek, gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutmak veya ticari amaçla elde bulundurmak, marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek "marka hakkına" tecavüz sayılacağı söz konusu kanunda belirtilmiştir.

Başkasına ait marka hakkını iktibas (Ödünç alma) veya iltibasla (taklit), tecavüz ederek mal veya hizmet üreten, satışa sunan, satan kişi 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve yüksek miktarlara denk gelen adli para cezasına çarptırılacağı kanunda belirlenmiş olmasına rağmen bu taklit ürünlerin her yerde rahatlıkla satılabilmesini anlamak mümkün değildir.

Türkiye'nin üç milyar dolarlık cirosuyla Çin'den sonra dünyanın ikinci büyük taklit ürün pazarı hâline geldiği ve Ankara Ticaret Odası'nın (ATO) raporuna göre "taklit" ürünler cenneti olan Türkiye'de tüketicilerin yüzde 58'inin taklit ürün satın aldığı belirtilmiştir. Taklit ürün pazarının başkenti İstanbul olurken, turistlerin de taklit ürün satılan yerlere rağbet gösterdiği ve sahtekârların iç piyasanın yanı sıra komşu ülkelere de taklit ürün ihraç ettiği belirtilmektedir.

Rapora göre, sahteciliğin Türkiye ekonomisinde yaklaşık on iki milyar liralık üretim kaybına, altı milyar altı yüz milyon liralık vergi kaybına ve altmış bin kişilik de istihdam kaybına yol açtığı belirtilmektedir. Aynı rapora göre, tüketicilerin yüzde 31'inin sahte malları işportadan, yüzde 22'sinin semt pazarlarından, yüzde 16'sının da sosyete pazarlarından satın aldıklarına dikkati çekilmekte ve bu konuda belediyelere büyük iş düştüğü, belediyelerin işporta ve sosyete pazarları ile yeterince mücadele etse sahteciliğe büyük bir darbe vurulmuş olacağı belirtilmektedir.

Ayrıca bu taklit ürünlerin çok büyük kısmının yurt dışından gayri resmi yollarla kaçak olarak yurda sokulmasından dolayı gümrük teşkilatına da bu konuda büyük sorumluluk düşmektedir. Gerçek dışı ürün beyanları ile yurda sokulan taklit ürünler gümrüklerde yeterli kontroller yapılmadığı için rahatlıkla ülkemize sokulmakta ve bu sahtekârlığa alet olunmaktadır.

Türkiye'nin korsan ürün cenneti olduğunu öne süren bir yabancı dergide, "Türkiye'nin de marka korsanlığı konusunda Çin'den aşağı kalır tarafı yok" derken, "İstanbul'un taşı toprağı altın mı değil mi bilinmez ama tam bir korsan ürün cenneti olduğu tartışma götürmez bir gerçek" ifadelerinin kullanılması ülkemizin haksız yere eleştirilmesine neden olmaktadır.

Yukarıda anlatılmaya çalışılan gerçekler çerçevesinde; Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair 5833 sayılı Kanunun 28 Ocak 2009'da yürürlüğe girmesine rağmen taklit mal üretimi ve satışının engellenememesi ve ekonomik boyutunun giderek artmasının nedenlerinin araştırılarak tespit edilmesi ve bunların çözümü amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ederiz.

1) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

2) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

3) Mehmet Erdoğan                                                  (Muğla)

4) Alim Işık                                                              (Kütahya)

5) Ali Öz                                                                  (Mersin)

6) Seyfettin Yılmaz                                                   (Adana)

7) Zühal Topcu                                                         (Ankara)

8) Yusuf Halaçoğlu                                                   (Kayseri)

9) Sümer Oral                                                          (Manisa)

10) Bülent Belen                                                      (Tekirdağ)

11) Necati Özensoy                                                  (Bursa)

12) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

13) Ahmet Duran Bulut                                              (Balıkesir)

14) D. Ali Torlak                                                       (İstanbul)

15) Oktay Öztürk                                                       (Erzurum)

16) Celal Adan                                                         (İstanbul)

17) Emin Haluk Ayhan                                              (Denizli)

18) Erkan Akçay                                                       (Manisa)

19) Emin Çınar                                                         (Kastamonu)

20) Atila Kaya                                                          (İstanbul)

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, tekstil sektörünün içinde bulunduğu sorunlar ve çözüm önerilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/166)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gerekçesini ekte sunduğumuz tekstil sektörü; gelişmiş yapısı, ihtisaslaşması, ihracata ve istihdama katkısı bakımından stratejik öneme sahip olup, sorunları ve çözüm önerilerinin araştırılması ve bunun için yapılacak yasal düzenlemeler dahil olmak üzere alınacak önlemlerin tespiti için Anayasanın 98. Türkiye Büyük Millet Meclisi Tüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri gereği Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

Gerekçe:

Dünyanın 7. büyük pamuk üreticisi olan Türkiye, 1.475 bin ton iplik üretimi ile dünya iplik üretiminde ilk beş ülke içerisinde yer almaktadır. Sektörde en büyük beş iplik üreticisi, aynı zamanda en büyük pamuk üreticisi olan Çin, Hindistan, Pakistan, ABD ve Türkiye'dir. Ayrıca, Türkiye'nin yıllık pamuklu dokuma üretimi 580 bin ton, pamuklu örme üretimi 708 bin tondur. Dünya tekstil ticaretinde Türkiye, dokuzuncu büyük tekstil ihracatçısıdır. Dünya hazır giyim ihracatında Türkiye dördüncü büyük ülkedir.

Türkiye'nin en önemli pazarı yüzde 76,1’lik pay ile AB ülkeleridir. Tekstil ithalatı ise yüzde 6 artışla 2006 yılında 6,3 milyar dolara ulaşmıştır. Türkiye'nin tekstil genel ithalatı 2002 yılından itibaren ihracatın üzerinde gerçekleşmektedir. Konfeksiyon ithalatı ise 2006 yılı sonu itibariyle 1 milyar doları geçmiş bulunmaktadır.

Bugün Türkiye'de 40 bin firmanın tekstil ve konfeksiyon sektöründe faaliyette bulunduğu bilinmektedir. Bu işletmelerin yüzde 90'ından fazlasını KOBİ'ler oluşturmaktadır. Bu firmalar fason üretimde bulunmaktadır. Konfeksiyon sektöründeki işletmelerin tamamına yakınını KOBİ'ler oluştururken tekstil sektörü ağırlıklı olarak büyük ölçekli firmaların elinde bulunmaktadır. Faaliyette bulunan 40 bin firmanın yüzde 25'i aktif ihracatçı konumundadır.

Türkiye ekonomisinin bel kemiği tekstil sektörü, gelişmiş yapısı, ihtisaslaşması, ihracata ve istihdama katkısı bakımından stratejik olarak öneme sahiptir. Ancak sektörün kan kaybından kurtulması ve gelişmesi, katma değeri yüksek ürünler kategorisinde daha fazla hasıla üretmesi, istihdam yaratmaya devam etmesi bakımından karşı karşıya olduğu sorun ve tehditlerden kurtulması gerekmektedir. Bu sorunlar kısa vadede çözüme kavuşturulamazsa, önümüzdeki dönemde sektör kan kaybetmeye devam edecek sosyal huzursuzluk boyutunda sıkıntılar ortaya çıkacaktır. Şimdiden, başlıca sorunların devam etmesiyle sektörün rekabet gücü hızla kaybolmaktadır. Sektör teknolojik dönüşümünü yapamadığından yeni yatırımlar ertelenmekte ve daha avantajlı koşulları sağlayan yabancı ülkelere kaymaktadır. Polyester iplik ve kumaş ithalatı için ve Uzak Doğu ülkelerinden her geçen gün artmaktadır. Türkiye'de iplik üretimi ve dokuma sanayi bitmek üzeredir.

Bugün tekstilde makineler, fabrikalar yok pahasına elden çıkarılmaktadır. Firmalar çaresizlik içerisinde üretim tesislerini devretmekte veya birçoğu da kapanma aşamasında bulunmaktadır. Dolayısıyla işsizlik başlamıştır.

Bugün 2,5 milyon kişiyi istihdam eden, 20 milyar dolar ihracat yapan, 10 milyar dolara yakın iç pazar büyüklüğüne sahip muazzam bir sanayi yanlış politikaların kurbanı olmaktadır.

Türkiye'nin henüz, tekstil sektörünü ikame edecek, bu derecede büyük, ihracatın ve istihdamın lideri başka bir sektörü bulunmamaktadır.

Ülkenin toplam ihracatı 2006'da yüzde 16,4 artarken ihracatımızın yüzde 23'ünü gerçekleştiren tekstil ve hazır giyim sektörüdür. Cari açık, gerek istihdam açısından son derece endişe vericidir. Özellikle, tarımdaki daralma ve milyonlarca insanın tarımda işsiz kalması nedeniyle sektörden boşalmaya devam edecek vasıfsız işgücüne önemli bir istihdam kapısı oluşturan tekstil sektörü hayati öneme sahiptir.

Kentlerde kayıtlı genç işsizliğinin yüzde 23'leri aştığı ve sosyal patlama sinyallerinin giderek arttığı bir ortamda Türkiye'de toplam imalat sanayi istihdamının yaklaşık yüzde 40'ını yaratan sektördeki üretim kaybının yaratacağı ekonomik ve sosyal tahribat ortadadır.

Yukarıda sunulan ve araştırma sırasında belirlenecek nedenlerle Anayasanın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri uyarınca "Tekstil Sektörünün içinde bulunduğu sorunlar ve çözüm önerilerinin araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması" için Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

2) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

3) Mehmet Erdoğan                                                  (Muğla)

4) Enver Erdem                                                        (Elâzığ)

5) Alim Işık                                                              (Kütahya)

6) Ali Öz                                                                  (Mersin)

7) Seyfettin Yılmaz                                                   (Adana)

8) Zühal Topcu                                                         (Ankara)

9) Yusuf Halaçoğlu                                                   (Kayseri)

10) Mehmet Günal                                                    (Antalya)

11) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

12) Oktay Öztürk                                                       (Erzurum)

13) Mustafa Kalaycı                                                  (Konya)

14) Emin Çınar                                                         (Kastamonu)

15) Atila Kaya                                                          (İstanbul)

16) Emin Haluk Ayhan                                              (Denizli)

17) Erkan Akçay                                                       (Manisa)

18) Mesut Dedeoğlu                                                  (Kahramanmaraş)

19) D. Ali Torlak                                                       (İstanbul)

20) Celal Adan                                                         (İstanbul)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Sayın Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, İslam Konferansı Örgütü Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

2.- İslam Konferansı Örgütü Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/443) (S. Sayısı: 85) (x)

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon raporu 85 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde gruplar adına söz? Yok.

Şahıslar adına Ankara Milletvekili Sayın Emrullah İşler.

Buyurun Sayın İşler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, sözlerime başlarken yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

85 sıra sayılı İslam Konferansı Örgütü Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde görüşlerimi paylaşmak üzere şahsım adına söz almış bulunmaktayım.

Esas itibarıyla, bu kanun tasarısında geçen “şart” kelimesini bir açıklama gerekliliğini duyuyorum. Zira, Türkçede “şart” kelimesini telaffuz ettiğimizde, kullandığımızda farklı anlam taşıyor. Bu “şart” kelimesi, daha önce “sözleşme” anlamına, “tüzük” anlamına kullanılan “charter” kelimesinden esinlenerek kullanılmıştır. Bundan dolayı, yapacağım konuşmada geçecek “şart” kelimesinin bu bağlamda anlaşılmasını temenni ediyorum.

Türkiye'nin, 1969 yılında kuruluşundan bu yana üye olduğu, Birleşmiş Milletlerden sonra küresel çaplı en büyük 2’nci uluslararası örgüt olan 57 üyeli İslam Konferansı Örgütü, siyasi, ekonomik, ticari, kültürel, sosyal ve bilim alanlarında üye devletler arasında dayanışmayı ve iş birliğini geliştirmek, üye devletlerin ortak çıkarlarını ve meşru davalarını korumak ve üye devletlerin çabalarını eş güdümleyerek, uluslararası düzeyde konumlarını güçlendirmek amacıyla faaliyet göstermektedir.

Türkiye, örgütün dört daimi komitesinden biri olan İKÖ Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi İSEDAK’ın başkanlığını yürütmektedir. Ayrıca ülkemiz İK֒nün alt organlarından İslam Ülkeleri İstatistik, Ekonomik ve Sosyal Araştırma ve Eğitim Merkezi (SESRIC) ile İslam Sanat, Tarih ve Kültürünü Araştırma Merkezine ve örgütün ilgili kuruluşlarından İslam Konferansı Diyalog ve İşbirliği Gençlik Forumu, İslam Ülkeleri Müşavirler Federasyonu ve İKÖ Standartlar ve Metroloji Enstitüsüne ev sahipliği yapmaktadır.

Bugüne kadar 3 defa İKÖ Dışişleri Bakanları Konseyi toplantılarına ev sahipliği yapmış olan ülkemiz, 13’üncü İKÖ Zirvesi’nin ev sahipliğine adaylığını açıklamıştır.

İKÖ genel sekreterliğinin 1 Ocak 2005 tarihinde Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu tarafından üstlenilmesini takiben örgütün yapısal ve işlevsel reformu yolunda önemli çalışmalar başlatılmıştır. Burada temel amaç teşkilatın günümüz ihtiyaçlarına cevap verecek daha çağdaş bir yapıya kavuşturulmasıdır. Bu amaçla, 2005 yılında Mekke’de yapılan İKÖ 3’üncü Olağanüstü Zirvesi’nde bir yol haritası niteliğinde olan On Yıllık Eylem Programı kabul edilmiştir. Reform kapsamında atılan en önemli adımlardan biri İK֒nün yeni şartının hazırlanması olmuştur.

Ülkemizin de hazırlık çalışmalarında yer aldığı yeni şart, Senegal’in başkenti Dakar’da 13-14 Mart 2008 tarihlerinde yapılan 11’inci İKÖ Zirvesi’nde kabul edilmiştir. Yeni şart, çağdaş ve evrensel ilke, normlara yer vermesi, bu bağlamda insan hakları ve temel hürriyetler, hukukun üstünlüğü ve hesap verebilirlik kavramına atıflar içermesi, kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve özürlülerin haklarını vurgulaması, Müslüman topluluk ve azınlıklara yardımı öngörmesi, dinler ve kültürler arası diyaloğun geliştirilmesini amaçlaması, bağımsız daimi insan hakları komisyonu gibi yeni bir organ oluşturması bakımlarından önemli reformlar içermektedir.

Özetle, yeni şartta iyi yönetişim, hesap verebilirlik, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı, kadınların statüsünün güçlendirilmesi, saydamlık ve hukukun üstünlüğü ilkeleri ön plana çıkmaktadır.

İnsanlığın çağdaş değerlerinin yer aldığı yeni şartın, teşkilatın 21’inci yüzyılın getirdiği sorunlarla mücadele kapasitesini arttıracağı kuşkusuzdur. Örgütün, başta yeni şart olmak üzere, bu reform sürecinin uygulanmasıyla birlikte uluslararası arenada daha fazla sorumluluk üstleneceğine ve daha güçlü bir şekilde sesini duyuracağına inanıyoruz.

Hazırlık çalışmaları kapsamında yürütülen müzakerelerde, ülkemiz tarafından yapılan öneri doğrultusunda, şartın 37’nci maddesinin ikinci fıkrasına şartın hükümlerinin üye devletler tarafından kendi anayasal gereklerine uygun olarak uygulanacağı hükmü dercedilmiştir.

18 Haziran 2008 tarihinde, Uganda’nın başkenti Kampala’da düzenlenen İKÖ 35’inci Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısı sırasında, ülkemiz adına yeni şartı dönemin Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan imzalamıştır. İmza sırasında Türkiye’nin, şartın 37’nci maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde söz konusu şartı Anayasa’mız, kanunlarımız ve uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerimize uygun olarak yorumlayacağı ve uygulayacağı yolundaki çekincemiz de kayda geçirilmiştir.

İKÖ, büyük kısmıyla köklü tarihî, kültürel ve sosyal bağlara sahip olduğumuz, siyasi ve ekonomik çıkarlarımız bakımından önem taşıyan Orta Doğu, Afrika, Güney ve Uzak Asya’da yer alan ülkelerle iş birliği ve dayanışma sergilediğimiz, ülkemizin çıkarları bakımından hayati önemi haiz konuları gündeme getirdiğimiz çok taraflı bir platformdur.

Bu bağlamda, İKÖ, özellikle bölgesel ve küresel barış ve istikrar bakımından büyük önem taşıyan Filistin meselesi ve Kudüs’ün statüsü ile millî davamız Kıbrıs konusunda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda daha yaygın kabul görmesi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerindeki gayrimeşru ve gayriinsani tecride son verilmesi ile Batı Trakya Türk azınlığının yasal hak ve çıkarlarının korunmasına destek sağlanması hususlarında faydalı bir uluslararası zemin teşkil etmektedir. Kıbrıs Türklerinin 1979’da Fas Zirvesi’nde konuk statüsünden “gözlemci” statüsüne geçirilmesine karar verilmiş, 1981 Suudi Arabistan Zirvesi’ne daha önceki toplantılara “Kıbrıs Müslüman Türk Topluluğu” olarak katılan Kıbrıs Türk heyeti ilk kez “Kıbrıs Türk Federe Devleti” sıfatıyla katılmış ve ülkemizin ev sahipliğinde 14-16 Haziran 2004 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen 31’inci İKÖ Dış İşleri Bakanları Konseyinde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin İKÖ toplantılarına Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kapsamlı Çözüm Planı’ndaki -yani Annan Planı- ‘‘Kıbrıs Türk Devleti’’ adıyla katılması kabul edilmiştir.

Ayrıca İKÖ, ülkemizin Afrika açılımı ile Orta Doğu’da ve Balkanlarda barış ve istikrarın tesisi yönündeki politikalarımızın hayata geçirilmesi ve uluslararası kuruluşlar ile organlara adaylıklarımıza destek sağlanması açısından önem taşıyan bir platformdur.

Bu çerçevede Türkiye’nin yeni İKÖ Şartı’nı, ülkemizin şartı Anayasa’mız, kanunlarımız ve uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerimize uygun olarak yorumlayacağı ve uygulayacağı kaydıyla onaylanmasının, Türkiye’nin İKÖ içindeki konumunun güçlendirilmesi, siyasi, ekonomik, ticari, kültürel, sosyal ve bilim alanlarında İKÖ üyeleriyle iş birliğimizin geliştirilmesi ve başta Orta Doğu, Balkanlar, Afrika, Güney ve Uzak Asya olmak üzere geniş bir coğrafyada etkinliğimizin artırılması yönündeki dış politika hedeflerimizle uyumlu olacağı değerlendirilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu vesileyle bir konuyu da sizlere arz etmek istiyorum: 2011 yılında düzenlenen 38’inci Dışişleri Bakanları Konseyinde İslam Konferansı Örgütünün ismi “İslam İşbirliği Teşkilatı” olarak değiştirilmiştir. İKÖ Şartı bugüne kadar 44 ülke tarafından imzalanmış ve 17 ülke tarafından onaylanmıştır.

Geçtiğimiz dönemde –yani 23’üncü Dönemde- Genel Kurulda görüşülemediğinden bu kanun tasarısı kadük olmuştur. Bu kanun tasarısının geç kalmış olmakla birlikte bugün yüce Meclisin onayından geçecek olmasının önemli bir gelişme olduğunu düşünüyorum.

Bu vesileyle, yasalaşacak kanun tasarısının hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İşler.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, başka konuşacak kişi yoksa ben şahsım adına konuşmak istiyorum.

BAŞKAN – Tabii, buyurun.

Bana gruplardan böyle bir cevap gelmişti de onun için. Sayın Genç, kusura bakmayın.

Buyurunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün önemli bir uluslararası anlaşmayı onaylıyoruz fakat Dışişleri Bakanı burada yok. Nerede Dışişleri Bakanı? Tunus’ta Suriye dostlarıyla bir toplantı yapıyor. Bu  toplantıyı kimin için yapıyor? Birtakım emperyalist güçlerce, Türkiye Cumhuriyeti devletini Suriye’ye saldırmaya yönelik kurulması düşünülen birtakım hain tezgâhlarla iş birliği içinde.

Şimdi, evvela çok önemli bir anlaşmayı uyguluyoruz. Bakın, Türk hukuk sistemine tamamen ters. Şimdi, anlaşmanın başında evvela diyor ki: “Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla.” Tabii ki bu uluslararası, yani İslam ülkelerinde böyle bir şey var ama biz Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak laik bir ülkeyiz. Dolayısıyla bizim tabii,hukuk sistemimize evvela bu yönüyle uymayan bir başlangıç ama -ben tabii Dışişleri Bakanına yine geleceğim de- bu anlaşmanın genel ilkeleri arasında “Müslüman çocukların ve gençliğin iyi yetiştirilmesine elverişli koşulları yaratmaya ve onlara, kültürel, sosyal, manevi, ahlaki ülkülerini güçlendirmek için eğitim yollarıyla İslami değerleri öğretmeye…” diyor. Şimdi, yine “amaçları” ilkesinde “Ilımlılık ve hoşgörü temellerine dayanan İslam örgütlerini ve değerlerini yaymak, teşvik etmek, korumak, İslam kültürünü teşvik etmek ve İslam’ın mirasını korumak, İslam’ın gerçek görünümünü muhafaza etmek, savunmak, İslamın karalanmasıyla mücadele etmek, medeniyetler ve dinler arası diyaloğu teşvik etmek.”

Tabii, sayın milletvekilleri, elbette ki din, insanlar için çok önemli bir unsur, toplumda din eğitiminin sağlıklı ilkelere göre yapılması lazım ama biz laiklik ilkesini kabul eden bir devletiz. Laiklik ilkesini kabul eden bir devlette… Elbette ki bizim her şeyden önce Anayasa’mız, kanunlarımız din ve devlet işlerinin birbirine karıştırılmaması esasını getiriyor, Anayasa’mızın 24’üncü maddesi “Kimse devletin ekonomik, sosyal, siyasal yapısını din ve dince kutsal sayılan kurallara göre yönlendiremez.” diyor. Dolayısıyla, gerçi her ne kadar Bakan Ali Babacan bir ihtirazi kayıt koymuş ama bence bu anlaşmanın getirilmesi bizim hukuk sistemimizde getirilen ilkelerle tamamen ters düşüyor.

Biliyorsunuz, uluslararası anlaşmalarla eğer bir iç kanun çatışırsa uluslararası anlaşmalar bizim Anayasa’mızın 90’ıncı maddesine göre daha üst bir mertebede. Dolayısıyla bunların iptalleri için Anayasa Mahkemesine  gidilemeyeceği de herkes tarafından bilinmektedir.

Tabii, son zamanlarda Tayyip Erdoğan’ın “dindar gençlik yetiştirme” söylemlerinin, “kin ve din esasına dayalı bir gençlik yetiştirme” söylemlerinin üzerine hemen bu anlaşmanın gündeme gelip de onaylanmasının istenmesi gerçekten biraz bizi tereddüde düşürdü, acaba AKP’nin öteden beri kafasına koyduğu laik Türkiye Cumhuriyeti devleti… Zaten Tayyip Bey gitti Mısır’da ne dedi? “Ben laik değilim, Müslüman’ım.” dedi. Dolayısıyla, -bir insan laik değil de- hem Başbakan olacaksın hem Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre Anayasa’ya sadakat üzerine, namusun ve şerefin üzerine yemin edeceksin, ondan sonra da nasıl “Ben laik değilim.” diyeceksin? Bunlar tabii, bizim aklımızın yani havsalamızın almayacağı konular ama bence bu gibi anlaşmalar burada müzakere edilirken Dışişleri yetkililerinin çıkıp da bunların nasıl uygulanacağı… Yani Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş felsefesinde evvela çağdaş, laik, bilime, ilme dayalı, gençleri bilim sahasında, ilim sahasında geliştirmeyi ön plana alan bir eğitim sistemini öne çıkarıyoruz ama daha önceki sekiz yıllık kesintisiz eğitimi şimdi AKP getirdiği bir kanunla tamamen yok etmeye çalışıyor.

AKP’nin kafasındaki hedef şu: İşte, altı-yedi yaşındaki kızların kafasına siyah bir peçe geçireceksin, koltuğuna vereceksin bir Kur'an-ı Kerim, “Git, işte senin eğitimin bu.” diyen böyle bir anlayışla hareket ettikleri ortaya çıkıyor. Onun için, bence Dışişleri Bakanının buraya gelip bu anlaşmanın bizim kanunlarımızla nasıl bir uyum hâline getirileceğini, nasıl uygulanacağını burada açıklaması lazım. Yoksa bu hâliyle bana göre bizim hukuk sistemimize, anayasal düzenimize aykırı bir şey.

Değerli milletvekilleri, tabii ki Ahmet Davutoğlu’nun özellikle Suriye içine bu kadar müdahale etmesi bizi çok rahatsız ediyor. Şimdi, Suriye’deki Müslüman Kardeşler’i, işte Hamas’ı orada başka yere götürüp… Hamas’ın Suriye’den çıkması için Türkiye'den yapılan telkinleri ve oraya yapılan ekonomik yardımların seviyesini bilmiyoruz, sorularımız cevapsız kalıyor. Ayrıca da Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarı aldı. Bunu tabii ki Suriye’de de almaya çalışıyor, bunlara da destek veriyorlar. Suriye’den gelen birtakım insanlara Türkiye’de işte silah yardımı yapıldığı söyleniyor. Suriye bizim dostumuz ve kardeşimiz. Dolayısıyla bizim, Suriye’yle bir problemimiz yok. Elbette ki Suriye’nin içinde insan hakları ihlalleri varsa, başka bir devletteki insan haklarına karşı nasıl bir tavır içinde olmamız gerekiyorsa bunlara o seviyede müdahale etmemiz lazım. Yoksa ki birtakım emperyalist güçler bize taktik verecekler, bize emredecekler, “Gideceksin, sen şu işi halledeceksin.” diye. Zaten televizyonda da izliyorsunuz. Birçok televizyon kanallarında deniliyor ki: “Amerika, Türkiye’ye ‘Sen gidip Suriye’nin içine müdahale edeceksin, orada bir güvenlik bölgesi yaratacaksın.’ diyor.”

Peki, sayın milletvekilleri, -bakın, biz burada milletvekiliyiz, milletin hakkını korumak zorundayız- hadi muhalefet partisi bunu söylemiyor, siz niye müdahale etmiyorsunuz? Yani bizim şimdi Suriye’ye durup dururken müdahale etmemizi gerektiren bir durum var mıdır? Suriye’nin bu kadar aleyhine çalışmamızı gerektiren bir durum var mıdır? Suriye de yarın bizim içimizde silahlı eylemlerde bulunan insanların içinde kendi güvenlik birimleri kanalıyla burada silahlı örgütleri örgütlerse, burada birtakım cinayetleri işlerse bunun sorumlusu kim olacak? Bugün işte Ahmet Davutoğlu ile Tayyip Erdoğan olacak. Bunun dışında kim olabilir? Dolayısıyla yani bu devlette şimdiye kadar, seksen beş senelik bir devlette bugüne kadar böyle olaylar olmadı. Hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti devleti gidip de bir başka devletin iç işlerine karışmadı, onların iç işindeki muhalif gruplara silah temin etmedi, para vermedi. Dolayısıyla, bu tamamen Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı güdülen bir tuzaktır, Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı bir tezgâhtır, bir ihanet çetesidir. Bu ihanet çetesinin bu hareketlerinin durdurulması lazım.

Dolayısıyla, yani biz durup dururken, arkadaşlar, niye Suriye’ye saldıralım? Niye Suriye’yle aramız bozulsun? Suriye’yle başlangıçta. Ahmet Davutoğlu ve Tayyip Erdoğan -Amerika’da “Bu İran’a bizim saldırabilmemiz için gidin bunu, Suriye’yi İran’ın yanından ayırın.” dediler.- gittiler, bir kardeşlik, bilmem, Bakanlar Kurulu toplantısını yaptılar. Baktılar ki oradaki, Suriye’deki yöneticiler bu oyuna gelmedi ama şimdi, Suriye’nin içine öyle olaylar aktarıldı ki artık Türkiye’de birtakım güçler, silahlı güçler gidiyorlar, Suriye’nin içinde silahlı kuvvetlerine müdahale ediyorlar, polise saldırıyorlar, adam öldürüyorlar. Artık, Suriye yaşanamaz bir devlet hâline geldi. Dolayısıyla, burada Suriye’nin yöneticilerinden ziyade Suriye’nin içindeki bu olayları bu kadar terörize eden, burada silah desteği veren, para desteği veren en büyük suçlu Türkiye’dir,(x) Türkiye'nin dış politikasıdır. Biz bunları burada söylemek zorundayız. Ahmet Davutoğlu kimin hesabına hareket ediyor? Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Bakanıysa gelip Türkiye Büyük Millet Meclisinde bunlara cevap vermesi lazım. Hangi hakla ve hangi yetkiyle Suriye’nin içine gidip müdahale ediyor; oradaki Suriye yönetimine karşı olan kişilere parasal yardım yapıyor; ondan sonra onları Hükûmete karşı etkiliyor? İşte, sizin Saadet Partisi milletvekilleri var; bir gün, İsmail -soy ismini şu anda hatırlayamadım- dedi ki: “Ben bir gün Humus’a, Hama’ya gitmiştim. Orada camiden çıktım, bir kız Türkiye’ye haber veriyor: ‘Her tarafta silahlar patlıyor, bombalar patlıyor.’ Dedim ki: Kızım, nerede bunlar? Dedi ki: ‘Efendim, bize böyle talimat veriyorlar: Gideceksiniz, Suriye’nin içini karışık göstereceksiniz…”

Bakın, bu bilgilerin çok büyük bir kısmı kirli bilgilerdir. Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti devletinde herkesin bu işe el koyması lazım. Biz şunun bunun yönlendirmesiyle komşu ülkelerin içini karıştırarak, fesat karıştırarak, oralarda insan öldürerek, orada terör yaratarak bu devletimizi ayakta tutamayız. Bu anlaşmanın bu yönüyle de incelenmesi gerektiğine inanıyorum.

Saygılar sunuyorum efendim, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

İSLAM KONFERANSI ÖRGÜTÜ ŞARTININ

ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) Türkiye Cumhuriyeti adına 18 Haziran 2008 tarihinde imzalanan “İslam Konferansı Örgütü Şartının, çekince ile onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için beş dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen beş dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını yine oylama için öngörülen beş dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – İslam Konferansı Örgütü Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

 

“Oy Sayısı

:

204

 

 

Kabul

:

202

 

 

Ret

:

1

 

 

Çekimser

:

1

 

 

Boş

:

-

 

 

Geçersiz

:

-

 

(x)

 

Kâtip Üye

Mustafa Hamarat

Ordu

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

3’üncü sırada bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kore Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kore Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/414) (S. Sayısı: 76)(XX)

 

BAŞKAN – Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Komisyon raporu 76 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE KORE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA GÜMRÜK KONULARINDA İŞBİRLİĞİ VE KARŞILIKLI YARDIM ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 15 Haziran 2010 tarihinde Seul’de imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kore Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2.- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3.- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kore Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

 “Kullanılan oy sayısı:             190

 Kabul                     :              186

 Ret                        :       3

 Çekimser              :       1   (X)

                    Kâtip Üye                                         Kâtip Üye

              Mustafa Hamarat                               Bayram Özçelik                                                                        Ordu                      Burdur

BAŞKAN – Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

4’üncü sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Türkmenistan Hükûmeti Arasında Sağlık ve Tıp Endüstrisi Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkmenistan Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Endüstrisi Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/456) (S. Sayısı: 161) (X)

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon raporu 161 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde gruplar adına söz isteyen Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken.

Buyurun Sayın Baluken…

EROL DORA (Mardin) - Yok.

BAŞKAN – Peki.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı.

Buyurun Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Türkmenistan Hükûmeti Arasında Sağlık ve Tıp Endüstrisi Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, Türkmenistan’la her alanda, özellikle de sağlık alanında iş birliği yapılması bizleri gerçekten çok memnun eder. Birçok ortak bağımız var, birçok ortak değerimiz var, böyle bir anlaşma bizi mutlu eder.

Anlaşmayı detayıyla incelediğiniz zaman, toplam altı maddeden oluştuğunu görürsünüz bu anlaşmanın. Bu anlaşmanın ana amacı, iki ülke arasında sağlık alanında bilgi değişimi ve iş birliğidir.

Şimdi, değerli milletvekilleri, ben de buradan yola çıkarak konuşmamı üç ana başlıkta toplayacağım:

Birincisi: Bu anlaşmanın hazırlanma tekniğiyle ilgili görebildiğim sorunlar.

İkincisi: Sayın Başbakan imzasıyla gönderilen gerekçenin bize anlattıkları, tabii anlayana. Başbakanın imzasıyla gönderilen gerekçenin içinden bakın neler çıkacak.

Üçüncüsü: Kardeş Türkmenistan’ın Sağlık ve İlaç Endüstrisi Bakanına naçizane bazı önerilerim olacak. Çünkü bu anlaşmayı –yine maddelerde görüleceği üzere- bizim Sağlık Bakanımızla Türkmenistan’ın Sağlık ve İlaç Endüstrisi Bakanı birlikte yürütecekler. Ben de ona yıllardır bu ülkede sağlıkla ilgili neler yaşandığını anlatmaya çalışacağım.

Şimdi, birinci bölüme başlıyorum. Birinci bölümde anlaşmanın hazırlanma tekniğiyle ilgili sorunlardan bahsedeceğim.

Değerli milletvekilleri, bu sorun, aslında sadece bu anlaşmaya özgü değildir. Dışişleri Bakanlığımız, maalesef, anlaşmaların, iki ülke arasındaki anlaşmaların büyük bir çoğunluğunda benzer hatalar yaparak âdeta bizi küçük düşürmektedir. Bu anlaşmanın 2’nci maddesi bakın ne diyor: “Taraflar, sağlık ve tıp endüstrisi alanlarında karşılıklı mutabakat ile aşağıdaki yöntemlerle iş birliği yapacaklardır.” Güzel. Neymiş bu yöntemler bakalım: Taraflar, yani Türkiye ve Türkmenistan bilgi değişimi yapacakmış; güzel, yapsın. Heyetlerin ve sağlık uzmanlarının değişimi olacakmış; bu da güzel. Taraflardan biri tarafından düzenlenecek bilimsel konferanslara ve fuarlara katılım da olacakmış; iyi, bu da güzel. Şu fıkraya dikkatinizi çekiyorum arkadaşlar, burada diyor ki: “Sağlık ve tıp endüstrisi alanında karşılıklı mutabakat ile belirlenecek diğer şekillerde iş birliği.” 2’nci maddenin (a), (b), (c) bentleri çok açık bir şekilde hangi konularda anlaşma yapılacağını saymış iken (d) bendi diğer şekillerde de iş birliği yapılabileceğini hükme bağlıyor yani bu anlaşmayı bir noktada anlamsız hâle getiriyor. Yani koca koca heyetler bir araya gelecekler, oturacaklar, karşılıklı mutabakata varacaklar, sonra da diyecekler ki: “Ya iki heyetin uygun gördüğü diğer alanlarda da iş birliği yapalım.” O zaman hiç böyle bir anlaşma yapmayalım, hiç uğraşmayalım, bir madde koyalım “İki heyetin uygun gördüğü bütün alanlarda anlaşma yapılsın.” diyelim, iş bitsin. Madde anlamsız gibi görünüyor ama AKP zihniyetini iyi okuduysanız bugüne kadar, bizi izleyenlere de sesleniyorum, bunun aslında anlam yüklü olduğunu da anlayabilirsiniz. Ben size soruyorum: Burada belirtilen “diğer şekillerde iş birliği”nden ne anlıyorsunuz? İçeride birçok milletvekili var, eminim ki her birisi farklı bir şey anlayacaktır. “Diğer şekillerde iş birliği” ucu açık bir  kavram ama ben sizin için bir küçük yorum yapayım ve ne demek istediğimi anlayın. Bu kavramın ucu açıktır ama diğer kanun hükmünde kararname ve kanunlarla eğer birleştirirseniz ucu kapanır. Bir örnek vereyim mi size: Mesela, 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile bu basit gibi görünen, “Efendim, mutat bir iştir; diğer işlerde iş birliği.” gibi yorumlanan bu maddeyi birleştirdiğiniz zaman önemli sorunlar ortaya çıkacak. 663’ün önemli bir maddesi neydi? İthal hekim getirme, ithal hemşire getirme maddesiydi. Şimdi, siz, eğer Türkmenistan’la veya diğer birçok ülkeyle “Diğer konularda da iş birliği.” diye bir madde eklerseniz, sizin çıkardığınız 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de birleştirirseniz AKP’nin ne demek istediğini çok çok iyi anlamış olursunuz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu, son derece tehlikeli bir durumdur. Eğer anlaşmalarla AKP Hükûmetine sınırsız bir yetki verirseniz gerçekten büyük sıkıntı yaşarız. Biz, aslında AKP Hükûmetinin sınırsız yetki kullanmayı çok sevdiğini biliyoruz, bunu herkes biliyor. Sıkışınca da AKP ne diyor? “Kardeşim, halk bana yetki verdi, biz de bu yetkiyi kullanıyoruz.” diyor. Halkın verdiği yetki bu şekilde yorumlanamaz, halkın verdiği yetki demokratik teamüller çerçevesinde kullanılır. Bu nedenle biz de sık sık kendilerine halkın yarısından fazlasının kendilerine güvenmediğini ve bu yetkiyi vermediğini hatırlatmak zorunda kalıyoruz.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın ikinci bölümüne geçiyorum yani Sayın Başbakanın imzasıyla gönderilen gerekçenin içerisindeki gizli kalmış bazı noktaları açığa çıkaracağım. Gerekçenin ilk cümlesini okuyorum, Sayın Başbakan ne diyor bakın: “Yaşamakta olduğumuz küresel, siyasi ve teknolojik gelişmeler ve her alandaki küreselleşme eğilimi sağlığı sınır tanımayan bir konu olarak dünya gündeminin ilk sırasına yerleştirmiştir.” Yani Başbakan, sağlığın küreselleştiğinin, küresel sermayenin iştahını kabarttığının oldukça farkında. Farkında ama bunun çok tehlikeli bir durum olduğunun farkında mı? Eğer farkında değilse yani küreselleşmenin sağlığa getireceği yükü bilmiyorsa o zaman Başbakan, koltuğunda nasıl oturuyor? Sağlık Bakanı acaba kendisini uyarmıyor mu? Eğer Sağlık Bakanı da tehlikenin farkında değilse o zaman zaten vay hâlimize.

Eğer Başbakan sağlıktaki küreselleşmenin tehlikelerinin farkında ise çok daha vahim bir durumla karşı karşıyayız demektir. Bu durumda, ülkemizi neden bu küreselleşme belasından, özellikle de sağlığa bulaşmasından korumamıştır sorusu gündeme gelir.

Bakın, olur, beşerdir şaşar, Sağlık Bakanı da farkına varmamıştır, Başbakan da farkına varmamıştır diye iyi niyetli düşünelim ve küreselleşmenin sağlık üzerine nasıl etki ettiğini birlikte şöyle bir inceleyelim.

Bu, benim, gerekçeden çıkardığım bir cümleden yola çıkarak hazırladığım bir sunumdur arkadaşlar. Bakın, küreselleşmeye çanak tutan ülkelerin bir tek amacı vardır -hepiniz bilirsiniz- o da kâr etmek, daha çok cebini doldurmak, daha çok cebini doldurmak. Bunlar, hiç düşünmeden her şeyi satarlar; sağlığı da satarlar, her şeyi.. Ne yaparlar bunlar? Örneğin, bunlar domuz gribi, kuş gribi diye bazı hastalıklar üretirler; sonra, bunların aşılarını da yaparlar; sonra, bizlere tırnak içinde “İyilik olsun.” diye milyonlarca dolara satarlar. İşte, küreselleşmenin bir örneği budur.

Bizim gibi uyuyan, daha da tehlikelisi küresel sermayeyle iş birliği yapan ülkeler bu ürünleri alırlar, yine tırnak içerisinde “Biz vatandaşlara iyilik olsun.” diye kullanırlar. İşte, iğrenç küreselleşme budur değerli milletvekilleri. Bu durum gerçekten kabul edilemez, hele hele sağlık alanında hiçbir şekilde kabul edilemez çünkü insan sağlığını ciddi şekilde tehlikeye atar.

Peki, küreselleşmeye çanak tutan ülkeler sadece bununla sınırlı kalırlar mı? Hayır. Ne yaparlar? Teknoloji üretirler; tomografi üretirler, MR üretirler. Biz de zannederiz ki yani -gerçekten çok iyimser bir milletiz, iyimser, naif bir yapımız vardır- bunları insanlık namına yapıyorlar. Sonra, insanlık namına yaptıkları bu teknolojiyi bize fahiş fiyata satarlar ve gereksiz kullanımı da, yine tırnak içinde söylüyorum, birçok bilimsel verileri önümüze koyarak “İşte, böyle kullanın; işte, şu şekilde para harcayın.” diye bizi teşvik ederler ve uzun yıllar paramızı alırlar. İşte, gözü dönmüş küreselleşme böyle bir şey.

Daha da ileri gider bu küreselleşmeye çanak tutan ülkeler, Dünya Bankası ve IMF’yi üzerimize gönderirler, bazı krediler sağlarlar. Sağlık kökenli milletvekilleri ne demek istediğimi çok iyi bilirler. Aile hekimliğinin bu Türkiye’ye nasıl geldiğini çok iyi biliyoruz ve bizim sağlık politikalarımızı da IMF ve Dünya Bankası bu şekilde belirler. Sonra, Sağlık Bakanımız kalkar “Efendim, aile hekimliği, Kamu Hastane Birlikleri, bunlar bizim özgün projelerimizdir.” der, biz de inanırız, alkışlarız. Halk inanabilir ama değerli milletvekilleri, sizin inanmak gibi bir şansınız yoktur. Bunu sizin Bakanınız dahi söylese araştırıp doğruyu bulmak ve milletinize, size oy verenlere verdiğiniz sözleri tutmak zorundasınız.

O yüzden, milletvekillerinin ve Başbakanın, Sağlık Bakanının bu sözlerine inanmasını hiçbir şekilde kendime anlatamıyorum, halka da anlatamıyorum, onlar da şaşırıyorlar “Nasıl inanıyorlar?” diye.

Sayın Başbakan, buradan size seslenmek istiyorum: Sağlık Bakanınız vatan haini olmadığına göre, bu işi gerçekten bilmiyor, gerçekten bilmiyor; sizi de yanıltarak Hükûmeti zor durumda bırakıyor.

Şimdi diyeceksiniz ki: “Efendim, halk memnun, bize oy veriyor, efendim, işte yüzde 50 oy aldık.”

Değerli arkadaşlar, bizim halkımız kolay memnun olur gerçekten, ANAP’tan da memnundu. Ne oldu? Bizim halkımız 12 Eylülün faşist darbecilerinden de memnundu, yüzde 90 küsur oylarla onların anayasasını onayladı. Ne oldu sonra? (CHP sıralarından alkışlar) Gerçekleri görünce, bunları bir bir yok etti halkımız; yine halkımız yok etti, sandığa gömdü, yargıladı, mahvetti. Şimdi, sizin de sonunuz tıpkı onlar gibi olacak diye ben korkuyorum.

İşin garip yanı ne biliyor musunuz? Sağlıkla geldiniz ikinci dönemde sağlığı çok öne çıkardınız ama ayağınıza dolaştı. Bunun için de bir slogan ürettik: “Sağlıkla geldiniz, sağlıkla gideceksiniz.” haberiniz olsun.

Şimdi, konuşmamın üçüncü bölümüne geçeceğim değerli arkadaşlar.

AHMET BAHA ÖĞÜTKEN (İstanbul) – Sağlık olsun.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sağlık olsun, hepimize sağlık olsun.

Şimdi, Türkmenistan bizim kardeş ülkemiz. Türkmenistan’ın Sağlık ve İlaç Endüstrisi Bakanına bazı önerilerde bulunmak istiyorum. Haddim değil ama kardeş ülke olduğu için naçizane bazı şeyleri paylaşmak istiyorum.

Yapılan bu anlaşma çerçevesinde, kulağa hoş gelip de içi boş olan konularda -Allah muhafaza- bize özenirler de Türkmenistan’a da benzer bir sağlık sistemini getirirler diye çok korkuyorum. Yani biz yandık on yıldır bari Türkmenistan’daki kardeşlerimiz yanmasınlar. Bizim çektiğimiz ızdırapları görsünler ve ona göre tedbir alsınlar diye bunları söylemek bir kardeş olarak benim borcum.

Sonra, çok iyi biliyorum ki Türkmenistan’ın Sağlık Bakanı yiğit bir insan, Türkmen halkına yalan söylemez, bugüne kadar söylemedi. Yine bu Bakan, Meclisteki tartışmalardan sonra burada cevap veremeyip televizyon televizyon gezip, gazete gazete gezip dikensiz gül bahçelerinde röportaj vermeyi kendine yediremez. Ben de diyorum ki: Aman, bunlara dikkat edin. Sonra çıkar birisi sizi eleştirir, hafazanallah, koltuğunuzdan olabilirsiniz. O yüzden bu önerilerimi dikkatle dinleyeceğini ve değerlendireceğini de, Türkmen halkının da yararına kullanacağını tahmin ediyorum.

Değerli Türkmen Sağlık Bakanı, en önemli önerim: Ne yaparsanız yapın sağlık alanında ama kesinlikle sağlık hizmetlerini özelleştirmeyin. Bakın, biz özelleştirdik başımıza neler geldi onu size kısaca anlatayım. Şimdi, Sağlık Bakanımız da sık sık çıkıp diyor ki: “Özelleştirmedik, özelleştirme yasası kapsamında değil.” Değerli arkadaşlar, Türkiye’de sağlık hizmeti özelleşmiştir. “Özelleştirilmemiştir” diyenler, çıksın, gelsin burada söylesin ve karşılıklı konuşalım. Bakın, nasıl özelleşmiş: Elbette, “Özelleştirdik.” demeyecekler ama ben size bir şeyler söyleyeceğim, sağlığın özelleşip özelleşmediğine buyurun siz karar verin, bizi dinleyen sevgili vatandaşlarımız da karar versinler.

Şimdi, “birinci basamak” dediğimiz, koruyucu sağlık hizmetlerinin ağırlıklı olarak ele alınan kısmı. Ben de bir hekimim ve koruyucu sağlık hizmetlerine çok önem veririm. Ben de öğrencilerimi yetiştirirken hep onlara şunu söylerdim: “Sevgili öğrenciler, öncelikli göreviniz insanların hasta olmasını engellemektir. Hasta olduktan sonra tedavi zordur. O yüzden koruyucu sağlık hizmetlerine bütün gücünüzü veriniz.” Ama ne oldu? Buradaki, Türkiye’deki birinci basamak yani sağlık ocaklarımızı sattılar. Kime sattılar? Öyle yabancıya filan değil, hiç öyle yabancıya gitmedi. Orada oturan, sağlık ocağında çalışan doktorlara sattılar. Kim sattı? AKP Hükûmeti sattı. Ha, nasıl sattı? Yani tapusunu vererek satmadı. Buradaki, birinci basamaktaki yani devletin anayasal görevi olan temel sağlık hizmeti sunumunu sattılar. Aldılar, bir doktora 3 bin  vatandaş bağladılar, bunun karşılığında 5-6 bin lira para verdiler. Hem de bu sefer halkı kabalaya sattılar. Bir doktorun 3-4 bin hastası oldu. Sonra bu 5-6 bin lira parayı da vererek “Biz karışmıyoruz; eti de senin, kemiği de senin.” deyip bir kenara çekildi Sağlık Bakanlığı. Hangi anlamda? Tabii ki ödemeler anlamında. Yani “Gider anlamında hiçbir şeye karışmayacağım.” dedi. Sonra dedi: “Yahu, burayı siz kullanacaksınız, kira bedelini verin kardeşim. Masa var, sandalye var. Onların da kirasını verin.” Verdiği paranın bir kısmını her ay geri almaya başladı, bir kurnazlık yaptı. Daha önce burada ebe, hemşire, sağlık memuru, temizlik personeli çalışıyordu. Hepsini aldı doktorun elinden, 1 tane hemşire bıraktı. “Geri kalanını çalıştırmak istiyorsan sen çalıştır.” dedi. Oldu mu burası bir işletme? Oldu mu doktor işveren, personel işçi? Peki, hasta ne oldu? Hasta da oldu müşteri.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu bir özelleştirme değilse nedir? Buna bir isim koyun. Sakın bana “aile hekimliği” filan demeyin. Artık doktorun kafasında benim ona öğrettiğim, öğrencilerimin kafasında benim onlara öğrettiğim koruyucu sağlık hizmetleri yok, “Hastalıkları nasıl önlerim, hastaları nasıl tedavi ederim?” zihniyeti artık yok. Ne var onların zihniyetinde biliyor musunuz? “Acaba ay sonunu nasıl getiririm, bu dükkânı nasıl çeviririm ben, acaba nasıl tasarruf ederim?” Bakın, çok tehlikeli bir şey, “Sağlıktan nasıl tasarruf ederim?”i düşünmeye başladı doktorlar. “Acaba gelirimi nasıl artırırım?” gibi zararlı düşünceler artık sağlık personelinin ve doktorların maalesef, maalesef kafasında dolaşıyor.

Sağlık Bakanı döndü, bu da yetmedi, “Birinci basamaktan nasıl para kazanırım?” diye düşündü ve sağlık ocaklarına, çok iyi hatırlayacaksınız, yazar kasa koydurmuştu. Bu yazar kasa işlemini Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz iptal ettik.

Sayın Türkmenistan Sağlık Bakanı, lütfen, birinci basamağı bu şekilde pazarlamayın. Çünkü bunun faturası dönüp dolaşıp sizin o güzel halkınıza çıkacaktır. Daha sonra da biz bunu iptal ettirince, Sağlık Bakanı –tabii, bunu, çok böyle kendine gurur meselesi yapar ya her şeyi- bunu da gurur meselesi yaptı, bu sefer “Tamam, Anayasa Mahkemesi bunu kaldırdı, ben de o zaman doktorun yazdığı her reçeteden ceza olarak 3 lira para alacağım. Eğer doktor 4 reçete yazdıysa sağlık ocağında, aile sağlığı merkezinde 4 lira alacağım, 5 kalem ilaç yazdıysa 5 lira alacağım.” diye bir kanun hükmünde kararname çıkardı.

Bakın, sağlığımız bu durumda, gerçekten son derece vahim. Bu, birinci basamak. Gidin sağlık merkezlerine yani devlet hastanelerine ve üniversitelere, burada da yine sağlığın ticarileştiğini göreceksiniz. Bu sistemi Türkmenistan’a ne olur uygulamayın çünkü bunu uygularsanız tıpkı burada olduğu gibi doktorlar artık performans peşinde koşacaklar. Yani eve ekmek götürebilmek için çok ameliyat yapmak zorunda kalacaklar. Hastaların da aklında şöyle bir düşünce olacak: “Ya bu doktor beni ameliyat etti ama acaba evine ekmek götürmek için mi yaptı ben gerçekten hasta mıyım?”

Ben işin içinden gelen birisiyim, bütün bunları arkadaşlarımla yaşıyorum. İki dönem tabip odası başkanlığı yaptım, bütün tabiplerle gezdim; tabipler, doktorlar, hemşireler kendilerine olan bu güvensizlikten gerçekten gerçekten sıkıntılılar.

Değerli Türkmen Sağlık Bakanı, patates, soğan satan birisinin performansı ne kadar çok satarsa o kadar başarılıdır ama aynı durum doktorlar için geçerli değil. Bizim Bakanımız bunu göremedi, umarım siz görürsünüz.

Bir de yasa yaparken Sayın Bakan, ne olur tüm paydaşlarla tartışın. Bizde bu kültür yok. Yani bizde yasa yapılırken hiçbir paydaşla tartışılmaz. Biz burada bunu yapamıyoruz. Bakanımız ne emrederse –o da kimden talimat alıyorsa- bir de onu alkışlayan bazı “ak” sendikalar var –eskiden sarı sendikalar vardı şimdi “ak” sendikalara döndü- o alkışlayan sendikalarla da iş birliği yapar ondan sonra da baş kaldıranları da içeri atar. Sendikalar eğer eylem yaparsa da doğru soluğu içeride alır.

Bakın, daha beş gün önce sendikacılar içerisinde Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikalarının da, SES’in de olduğu KESK’e bağlı sendikalar Mersin’de bir eylem yaptılar ve bu eylem sonucunda –bu eylemleri de birazdan size açıklayacağım- 36 kişiyi hemen toplayıp gözaltına aldılar. Ben de merak ettim, hemen buradaki işlerimi yarıda bıraktım koştum Mersin’e, ne oluyor Mersin’de? 36 insan tutuklanmış, 3 şube başkanı tutuklanmış, gözaltına alınmış, bir siyasi partinin il başkanı gözaltına alınmış. “Ya ne oluyor?” dedim ve gittim konuştum onlarla, müdürle konuştum. Onlara dedim ki: “Bunların elinde silah var mıydı?”, “Yok.”; “Peki, bu göstericilerin elinde molotof var mıydı?”, “Yok.” ; peki, camı çerçeveyi indirdiler mi?”, “Yok.”; “Yasa dışı örgüt lehine slogan attılar mı?”, “Yok.”; “Peki, niye müdahale ettiniz?” diye sordum. “Efendim, ileri demokrasi.” dediler.

Sayın Bakan, bizim bu yönümüzü de ne olur örnek almayınız. Bizde yapılan adaletsizlikleri de örnek almayınız Sayın Türkmen Sağlık Bakanı. Bakın, bir tane örnek okuyorum isim de veriyorum çünkü artık kayıtlara da geçti: Başkaya Sağlık Müdürlüğünde Mustafa Uçar diye bir doktor aile hekimliğine başvuruyor ve bundan iki sene önce 20.573 puanla yerleştiriliyor. İki sene sonra açıklanan puanı 17.311, yani bir buçuk yılda 3 puan düşmüş. Bunun gibi binlerce, yüzlerce aile hekimi var.

Şiddetten, efendim GSS’den, yolu kapalı olan Bingöl’ün hastanesinin de kapatılmasından bahsetmeye zamanım yok ama size mektup yazacağım Sayın Türkmen Sağlık Bakanı, bu duygularımı size tekrar ifade edeceğim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atıcı.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, konuşmacı konuşmasını sürdürürken grup başkanımıza yakışıksız bir ifadede bulundu.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Başbakana sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, Hatip konuşmasını sürdürürken, özellikle burada bir uluslararası sözleşmenin gerekçesinden söz ederek Grup Gaşkanımıza da atfen çok yakışıksız ifadeler kullanmıştır.

Değerli arkadaşlar, bu ikili bir sözleşmedir, bu bir uluslararası sözleşmedir. Bu sözleşmede zaten bir tarafla sözleşme yaparken iş birliğine gidiyorsunuz. Buradaki bir iş birliğini alıp başka manalar yüklendirmek çok anlamsızdır. Bunu nasıl becerebildiğinize akıl sır erdiremedim işin doğrusu. Uluslararası anlaşmaların hepsinde iş birliği geçer iki ülkeyle. Hangi alanlarda da iş birliği yaptığımız çok açık, “Sağlık ve tıp endüstrisi alanlarında” diyor. Buna başka manalar yüklemenin çok anlamsız olduğunu ifade etmek istiyorum.

Yine aynı şekilde, değerli arkadaşlar, Türkiye’de sağlık alanında yapılan reformları vatandaşımız çok iyi biliyor ve yaşıyor. Bakın, “Özelleşti.” diyorsunuz. Toplam sağlık harcamaları içerisinde vatandaşın cebinden sağlık harcamalarına giden parasal oran yüzde 32’lerden yüzde 11’lere geriledi. Özelleşen bir sektörde böyle geriler mi? Gerilemez.

ALİ ÖZ (Mersin) – Kayıt dışı rakamları söylemiyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Sağlıktan memnuniyete bakıyorsunuz. Memnuniyet oranı yüzde 39’lardan yüzde 73’lere çıkmış yani vatandaşın harcadığı para üçte 1’e düşmüş, memnuniyet 3 kat artmış. Vatandaş zaten bunu yaşıyor, bunu görüyor. OECD ülkelerine bakıyorsunuz, hane halkı harcamaları içerisinde sağlığa en az yatırımın yapıldığı, vatandaş tarafından en az yatırımın yapıldığı ülke, vatandaşın cebinden en az para harcadığı ülke Türkiye’dir. Bunlar çok önemli rakamlardır. Yapılan hastaneleri, teknik donanımları, uçak ambulanslarına kadar, bu insanlar bu hizmeti görüyor. Yani gördüğünü bari yanlış bir şekilde ifade etmeyin.

Yine aynı şekilde değerli arkadaşlar, bir arkadaşımız Dışişleri Bakanı hakkında çok yakışıksız ifadeler kullandı. Bakın, şu anda Dışişleri Bakanı burada yok ama herhangi bir ülkede herhangi bir hususta Türkiye'nin hakkını savunan bir durumda. İslam Konferansı Örgütüne 1969’da Türkiye üye olmuştur, yeni üye olmamıştır ama AK PARTİ döneminde ilk defa genel sekreter bir Türk olmuştur, bunun da alkışlanması lazım diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkanım, Sayın Hatip benim yakışıksız sözler kullandığımı ifade etti. Ben böyle bir söz kullanmadım.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başbakanımız hakkında…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – İzin verirseniz çok kısa, sataşmadan…

BAŞKAN – Peki, şimdi siz de yakışıksız söz söylemediğinizi mi söyleyeceksiniz?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Efendim, ben yakışıksız söz kullanmam.

BAŞKAN – Hayır, bir dakika… Yani geri mi alacaksınız sözünüzü?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sözümü geri almayacağım, düzelteceğim efendim. Benim yapmadığım bir şeyi… İtham edildim efendim.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ben buradan yakışıksız sözler sarf etmedim, sadece gerçekleri sarf ettim. Eğer yakışıksız bir söz söylemiş isem tutanakları çıkarın.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Kendi gerçeklerinizi, kendi gördüğünüz gerçekleri anlatıyorsunuz. Onlar sizin gördüğünüz yerden anlattığınız gerçekler.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Kendi görüşlerimi anlatıyorum, bana göre gerçekleri anlatıyorum…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ülkenin gerçeklerinden ayrı onlar.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – …ama bu gerçeklerin de halkın gerçekleri olduğunu gördüğünüz zaman zaten sandıktan çıkmayacaksınız.

Şimdi, “Cepten harcamalar azalmış.” dediniz. Cepten harcamalar artmıştır. Bakın, eskiden sağlık ocaklarından para alınmazdı Ahmet Bey, para alınmazdı, şimdi alıyorsunuz. Nasıl cepten harcamalar azaldı?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Vatandaş cenazesini morgdan alamıyordu.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ben size söyleyeyim: Eskiden hastanelerden 5 lira katkı ücreti alınmazdı; alıyorsunuz, reçete yazılırsa alıyorsunuz, bir 3 lira daha alıyorsunuz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Toplam oranlara bakmak yerine 2 liraya, 3 liraya niye bakıyorsun ya? Toplam oranlara baksana.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Dört kalem yazılırsa kutu başına 1 lira para alıyorsunuz. Ondan sonra, eğer on gün içerisinde ben iyileşmezsem, bir daha doktora gidersem, artı bütün bunlara bir 5 lira daha koyuyorsunuz. Hesabını yaptık bunun ve kişi başına 25 lira para aldığınızı söyledim. Çıkın “Almıyoruz.” deyin. Sizin bu aldığınız bıçak parasıdır. Siz bütün halktan bıçak parası alıyorsunuz, sürümden kazanıyorsunuz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – 2 lira, öyle mi?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bıçak parası almak yasaktır, suçtur.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Bakın “İlerledik.” diyorsunuz; bakın, “Sağlığa ayrılan pay arttı” diyorsunuz. Evet, doğru, arttı, Allah için bunu inkâr edemem, 3 kat artmıştır. Ama sağlığa ayırdığınız payın artan kısmı tamamen ilaca gitmiştir, yani ulus ötesi güçlere gitmiştir.

Ahmet Bey, dediniz ki: “Ambulanslarımız var, uçak…” Ben şimdi, bugün yaptığım bir görüşmeyi söylüyorum -Sayın Bakan da Bingöl Milletvekilidir- şu anda 112’nin kayıtlarında var, söylüyorum: Hastanın adı Cihan Yarar. Yirmi yaşında hasta. Kiğı’nın Eskikavak, Arek mezrasında hastadır, günlerdir ulaşılamıyor. 112’yi aradığımda bana dediler ki: “Ona varana kadar daha birçok hastaya ulaşamıyoruz.” Geldiğiniz nokta budur Ahmet Bey.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Cenazeler morgdan alınamıyordu ya!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Cenaze ölmüş zaten, ona yapılacak bir şey yok. Canlılar ölüyor, canlılar!

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 14.58

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

 -----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 70’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkmenistan Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Endüstrisi Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun tümü üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri  (Devam)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkmenistan Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Endüstrisi Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/456) (S. Sayısı: 161) (Devam)

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Demin Aytuğ Hoca genel sağlık penceresinden bir resim çizerek Bingöl Devlet Hastanesine kadar getirdi, bizler de, tabii, oradan alarak birtakım şeyleri sizlerle paylaşacağız. Görüşülen kanun tasarısı, Türkiye Cumhuriyeti ile Türkmenistan arasındaki sağlık ve tıp endüstrisi konusunda iş birliğine dair yapılan anlaşmanın onayını öngören tasarı. Tabii, biz genelde Meclis gündemlerine takıldığımız zaman, yerellerde yaşadığımız hiçbir sorunu burada dile getiremeyeceğiz. Dolayısıyla, bu tür maddeler görüşülürken en azından konuyla ilişkili olarak yerelde yaşadığımız sorunları da burada bir şekilde paylaşma, bir şekilde sizlere sunma fırsatı buluyoruz.

Her şeyden önce, sağlıktan söz açılmışken, şu anda Türkiye’deki tüm cezaevlerinde aralarında Şırnak milletvekillerimiz Sayın Faysal Sarıyıldız ve Sayın Selma Irmak’ın da bulunduğu 400’ü aşkın özgür tutsağın açlık greviyle ilgili tekrar bir vicdanlarınızı gözden geçirmenizi temenni ediyorum. Gerçekten, her geçen gün giderek büyüyen bir vahamete doğru ilerleyen bir süreç söz konusu. Burada, özellikle bu tutuklu arkadaşlarımızın dile getirdiği taleplere eminim ki hiçbiriniz zahmet edip bakmamışsınızdır ama ben, yine buradan, 400’ün üzerinde insan neden süresiz, dönüşümsüz açlık grevine başladılar, neden kendi sağlıklarıyla ilgili, kendi bedenleriyle ilgili ölüme giden bir kararlaşma içerisinde oldular, bu talepleri en azından bir gözden geçirmenizi temenni ediyorum çünkü eğer bu talepler gözden geçirilirse görülecek ki Kürt sorunu başta olmak üzere, Türkiye'nin demokratikleşme konusunda yıllardır kangren hâline dönüşmüş sorunlarıyla ilgili son derece özgürlük alanları açan ve gerek toplumu gerekse ülkeyi rahatlatan birtakım öneriler var. Bu önerilere karşı kör, sağır, dilsiz bir yaklaşım ve tutum maalesef şu anda 400’ün üstünde insanın süresiz, dönüşümsüz açlık grevine girmesine sebebiyet verdi. Bu sayı giderek artacaktır. Bu konuyla ilgili duyarsızlık arttıkça ileriki günlerde, binlerce insanın, aralarında seçilmiş milletvekilleri, seçilmiş belediye başkanlarının da bulunduğu binlerce insanın ölümle yüz yüze gelen fotoğraflarını maalesef hep beraber burada göreceğiz. Umarım ki bir an önce bu duyarlılığı gösterirsiniz.

Değerli milletvekilleri, tabii, sağlıkla ilgili her şeyi böyle tozpembe gösteren bir Hükûmet söylemi söz konusu. Şimdi, buradan arkadaşlarımız eleştiriler getirirken bile bir şekilde tepki gösteriyorsunuz. Burada herkesin sizin gibi düşünmesini istiyorsunuz. Söz konusu sağlık olunca bile, istiyorsunuz ki hepimiz gelip buradan Sağlık Bakanının ağzıyla konuşalım, sağlıkta yapılan dönüşümün halk arasında, sağlık çalışanları, sağlık emekçileri arasında takdirle karşılandığını ve herkesin çok mutlu olduğunu söyleyelim ama mevcut tablonun bu olmadığını sizler de çok iyi biliyorsunuz. Bu tabloyu görmeniz için sadece birkaç yüz metre ötedeki Numune Hastanesinin aciline akşam saatlerinde bir gidin, oradaki sağlık çalışanlarıyla ve hastalarla bir görüşün. Eğer Numune Hastanesindeki acil servisten çoğunluğun genel durumdan, sağlıkla ilgili politikalardan memnun olduğu bir izlenimle dönerseniz, o zaman buraya gelin, hep beraber tartışalım.

Şimdi, Aytuğ Hocamın değindiği genel birtakım konulara girmeyeceğim. Ancak sağlıkla ilgili uluslararası iş birliğine dair birtakım anlaşmalar yaparken, tabii ki Meclisten ve halktan kaçırarak, kanun hükmünde kararname şeklinde geçirdiğiniz birtakım uygulamaların serbest sağlık bölgelerine zemin hazırladığını buradan söylemiştik. Bu serbest sağlık bölgelerinin aslında Türkiye’deki sağlık sektörünü yabancı sermayeye peşkeş çekmenin bir ön adımı olduğunu söylemiştik.

Yine bu kapsamda, ithal doktor ve ithal hemşireyle ilgili düzenlemelerin, sizler tarafından, Meclisten saklanarak geçirildiğini söyledik. Bakın, ülkede yüz binlerce hemşire, sağlık memuru işsiz dolaşıyor; bizler ithal hemşire, ithal doktor getirmenin düzenlemesini yapıyoruz. Şimdi, biz bunları takip edeceğiz. Bu ithal doktorlardan kaçı Hakkâri’nin köylerinde, Bitlis’in köylerinde, Bingöl’ün köylerinde acaba görev yapacak? Bunu hep birlikte takip edeceğiz ve gelip burada sizlerle paylaşacağız. Biz biliyoruz ki oluşturduğunuz serbest sağlık  bölgesine  yabancı sermayeyi çekip, kendi kadrolarıyla bir şekilde sağlık üzerinde bir rant sistemi oluşturmanın yollarını açıyorsunuz.

Şimdi, gelelim Bingöl Devlet Hastanesiyle ilgili duruma: Bingöl’de şu anda -Aytuğ Hocam sadece 1 kişinin ismini söyledi ancak ben biraz daha kapsamlı söyleyeyim- ben gelmeden hemen önce, Adaklı’nın Zeynelli mezrasından bizi aradılar; şu anda bir kalp hastası, Adaklı’nın Zeynelli köyünde doktora ulaşmak için ya birinin kendini sırtlamasını ya da köylülerin kendi koşullarında hazırladığı bir kızak temin etmesini bekliyor. Bu fotoğraf sadece bugüne özgü bir fotoğraf değildir. Bölgede, biliyorsunuz bir haftadır çok yoğun bir kar yağışı var. Bingöl başta olmak üzere, Bitlis’te, Muş’ta, Van’da sayısız köy yolları kapalı ve bununla ilgili yapılan çalışmaların tamamı yetersiz. Gerekli hazırlıklar, gerekli teknik donanım, araç gereç, personel hazırlığı önceden planlanmadığı için şu anda tam bir çaresizlik içerisinde insanlar kendi kaderleriyle baş başa bırakılmışlar.

Bakın, üç gün önce Bingöl-Sancak arasında Ünlüce köyüne 2 kilometre ötede 22 öğretmen tam dokuz saat  boyunca tipi altında mahzur kaldı ve bu 22 öğretmene dokuz saat sonra da iş makineleri veya kamu kurumunun bir şekilde Bingöl’den sağladığı devlet hizmetleri yetişmedi. Tam dokuz saat  boyunca telefon trafiğinden sonra, Ünlüce köylüleri, ölümü göze alarak -10-12 Ünlüce köylüsü ölümü göze alarak- olayın yaşandığı bölgeye gittiler ve bu bahsetmiş olduğumuz 22 öğretmeni donmak üzereyken kurtardılar.

Aynı şey Bingöl’de Gökdere yolunda da oldu. Şu anda Bingöl’de bir aydır, Bingöl’ün Karlıova ilçesinde bir aydır yolu açılmayan köyler var. Kaynak köyü bir aydır yolun açılmasını bekliyor. Kaynak köyünde ateşli havale geçiren bir çocuğun yaşadıklarını saniye saniye bize söylüyorlar, telefonla bize iletiyorlar. Sadece Kaynak köyü değil, bakın -Sayın Bakanımız burada, telefon açıp Karlıova’dan öğrenebilir- Karabalçık köyü, Soğukpınar, Sarıkuşak, Harmantepe ve Mollaşakir köyünün yolları bir aydır kapalı ve sadece bu köyler kapalı değil yani bunlar, bir aydır kar yağışı var, köy yolları açılmıyor, hastalar kaderlerine terk ediliyor. Bu arada yeni yağan karın etkisiyle yüzlerce köy yolu şu anda tamamen ulaşıma kapalı durumda.

Şimdi, burada, sağlıktan, tıp endüstrisinden bahsederken Kaynak köyünde ateşli havale geçirerek ölümle yüz yüze gelen bebeğin fotoğrafını buradan size anlattığımızda da rahatsız olmayın. Bunlar şu anda ülkemizin içinde bulunduğu asıl tabloyu, sağlıkla ilgili asıl tabloyu gösteriyor. Sadece köy yolları değil, Bingöl-Diyarbakır yolunda yüzlerce araç tam beş saat boyunca mahsur kaldı. Bingöl-Erzurum yolunda her gün yüzlerce araç, insanlar neredeyse donmak üzereyken bir şekilde kurtarılıyorlar.

Şimdi, bu bölgede kışın ağır geçeceği, kış koşullarının çok zorlu olacağı belli. Bölgede kışı daha hafif bir şekilde atlatan, iklim koşulları daha uygun olan iller varken ve bu illerden gerekli personel, araç gereç, teknik donanım desteğini bu illere kaydırma gibi bir imkân varken biz her kış döneminde insanlarımızı bu türlü mağduriyetlerle bir şekilde yüz yüze bırakıyoruz.

Bakın, burada Bingöl’ün köylerinden bahsederken sanmayın ki Bingöl’ün içinde her şey güllük gülistanlık. Neredeyse operasyon yapmadığınız, operasyon emri vermediğiniz belediyemiz kalmadı.

Bakın, buradan sizleri Bingöl Belediyesinin çalışmalarıyla ilgili, Bingöl halkıyla bir telefon bağlantısına davet ediyorum. Rastgele Bingöl esnafını arayın, Bingöl Belediyesinin karla mücadelesinde göstermiş olduğu performansı Bingöl esnafı size anlatsın. Şehir içerisinde yağan kardan dolayı hastalar devlet hastanesine ulaşamıyorlar. Böylesi hazin bir tabloyla karşı karşıyayız ve ulaşamayan hasta yakınlarının önlerine, bir şekilde -demin bahsettiğim köylerde yaşanan- kendi sırtında hastayı ulaşımın sağlandığı alanlara taşıma gibi bir şeyi koyuyorlar.

Bingöl Belediyesi sadece karla mücadelede başarısız kalmakla da kalmıyor. Seçim öncesinde sadece oy kapma telaşıyla 800 işçiyi popülist birtakım yaklaşımlarla işe aldılar, şu anda, bu kış ortasında 200 işçiyi belediyenin kapısının dışına koydular. Bu 200 işçinin tamamının siyasal bir tercih üzerinden yapıldığına dair neredeyse kentte konuyu bilmeyen hiç kimse yok. Bu insanların hepsi -ki çoğunluğu kirada oturuyor- çoluk çocuk sahibi, hepsi zaten çalışırken bile geçim sıkıntısı çekiyordu ve şu anda, bu acımasız kış koşullarında popülist politikanın bir şekilde acı faturasıyla yüzleşiyorlar. Böylesi bir resim var önümüzde.

Tabii, sağlıkla ilgili açılmışken söyleyelim, defalarca buradan dile getirdik. Hükûmetiniz döneminde Bingöl’de yatak kapasitesini artırmaya yönelik bir tek katkı bile olmadı. Şu dakika itibarıyla Bingöllü hastalar Elazığ’da, Malatya’da, Erzurum’da, Diyarbakır’da kendi yakınlarıyla beraber çok büyük mağduriyetler yaşıyorlar. Bakın, Bingöl’de, bölgede şu anda Sağlık Bakanlığı bölge hastanesi projelerini devreye sokmak için bir çalışma içerisinde. Bu bölge hastanelerinin planlaması yapılırken, bölge hastanesini, sağlıkla ilgili rölatif olarak, göreceli olarak durumu daha iyi olan Elazığ’a bir şekilde bu çalışmayı götürüyorlar. Yani şimdi, burada planlama yapılırken insanların mağduriyetleri üzerinden eğer bir çalışma bir şekilde kendi önüne konmazsa ortaya çıkacak vahim tabloları da bizler burada gelip söyleyeceğiz. Şu anda Bingöl’de doğum hastanesi ve çocuk hastanesine insanların kendi hastalarını ulaştırmaları için karın yağmaması gerekiyor, böylesi bir durumla karşı karşıyayız. Bingöl’ün ilçelerinde, bakın, Genç Devlet Hastanesi dört yıldır bitirilemedi. 35 binlik bir nüfus, elli yataklı bir hastane yapılacak, beş yıldır bitirilemedi.

Kiğı Devlet Hastanesini kapattılar, bir toplum sağlık merkezi hâline getirdiler. Kiğı’da şu anda yatmaya ihtiyacı olan bir hasta, yolların açık olması için dua etme dışında hiçbir şansa sahip değil; Yayladere’de aynı şekilde, Adaklı’da aynı şekilde.

Şimdi, burada, sağlıkla ilgili bahsetmiş olduğumuz bu uygulamaları böyle buraya gelip, sırf sizi rahatsız edecek şekilde eleştiri yapalım diye getirmiyoruz. Buraya getiriyoruz ki hep beraber bir çözüm arayışı içerisinde olalım, hep beraber Bingöl insanının, bölge insanının -Bingöl özelinde konuşuyorum ama bölgenin genelinde şu anda bu tablolar var- bir şekilde bu mağduriyetlerini giderelim.

Bakın, Sayın Bakanımız buradayken biz de Bingöl’le ilgili sorunlarımızı burada biraz daha detaylandırmak istiyoruz.

Belki seçim sürecinde takip etmişsinizdir, Sayın Başbakan Bingöl’e doğal gaz geldiğini biliyor. Bingöl seçim meydanında, tam beş dakika boyunca, doğal gazın ne kadar büyük bir rahatlık olduğunu, Bingöllü annelere doğal gaz getirdiği için ne kadar mutlu olduğunu, bu hizmetin tarihe geçecek bir hizmet olduğunu anlattı. Ama uçakta giderken herhâlde birisi kulağına fısıldamamıştı, civardaki bütün kentlere doğal gaz gitmişti ama bir şekilde Bingöl bu bahsetmiş olduğumuz hizmetten muaf tutulmuştu.

Şimdi, bu yıl özellikle Bingöl’de sık yaşanan elektrik kesintileri var, üç gün süren elektrik kesintileri oluyor. Aynı şekilde, bu yıl çok ciddi kömür sıkıntısı var. Hani bunları burada söylüyoruz ama sürekli bize gelen ve biz Bingöl’e gittiğimizde halkımızın burada dillendirilmesini istediği sorunlar olduğu için söylüyoruz. Kömür sıkıntısı, elektrik kesintileri, bu kadar yoğun, ağır kış koşullarında neredeyse insanları donma noktasına getirecek birtakım mağduriyetlerle yüz yüze bırakıyor.

Değerli milletvekilleri, burada genel olarak bazı sorunlardan bahsettik. Bingöl’le ilgili, özellikle Bingöl kamuoyunu çok yakından ilgilendiren birtakım rahatsızlıklar var, bunları araştırma önergeleri şeklinde haftaya veya önümüzdeki hafta tekrar sizlerle paylaşacağız. Ancak, yine bakanı olan bir kentin durumuyla ilgili bazı şeyleri sizlerle paylaşma gibi bir sorumluluğumuz var. Burada Kalkınma Bakanımız Bingöllü olmasına rağmen, kentin her açıdan, sosyoekonomik açıdan, yaşanmış olan genel toplumsal rahatsızlıklar açısından geriye giden bir durumu söz konusu.

Şimdi, doğal olarak biz, Bingöl halkı, Kalkınma Bakanlığı Bingöl’e verildiği zaman bunun hizmet şeklinde Bingöl’e yansımasını bekliyorduk. Bakın, hizmet konusunda bir şey yapılmadığı gibi, kamu kurumlarının bölgeyle ilgili bölge müdürlükleri de Bingöl’den bir şekilde civar illere kaydırılıyor. Bingöl, orman alanının, yeşil alanın Türkiye’deki en yoğun olduğu kentlerden biri. Bingöl’deki Orman Müdürlüğü bir şube hâline çevriliyor, bölge Elâzığ’a taşınıyor. Aynı şekilde, meteorolojiyle ilgili Bingöl’de bulunan Meteoroloji Müdürlüğü Elâzığ bölge olacak şekilde Elâzığ’a bağlanıyor. TÜİK’le ilgili, Fırat Kalkınma Ajansıyla ilgili, tarım ve kırsal kalkınmayı destekleyen kurumlarla ilgili bütün bölge temsilcilikleri, Bingöl’ün bir bakanı olmasına rağmen, bir şekilde civar illerde konumlandırılıyor.

Şimdi, siz, eğer şöylesi bir çaba içerisindeyseniz, bunu söyleyin, biz de Bingöl halkıyla paylaşalım, hep beraber beklentimizi, hiç olmazsa çıtamızı biraz düşük tutarız: “Biz Bingöl’ü bir ilçe hâline getirmek istiyoruz, Bingöl’ü diğer kentlere bağlı, fiilî olarak bir ilçe konumuna, bir ilçe rolüne sokmak istiyoruz.” deyin, biz de gidip halkımızla paylaşalım, halkımız da ona göre, beklentilerini ortaya koyarken en azından biraz daha gerçekçi birtakım şeyler üzerinde yoğunlaşsın.

Burada Bingöl’le ilgili sayısız soru önergeleri verdik. Bu soru önergelerine verilen cevapların hiçbirisi tatmin edici, kamuoyunu tatmin edici, halkın beklentilerini karşılayıcı olmaktan uzak. Şu anda bir kentin yarısının tapu sorunu var, bir kentin yarısı şu anda tapusuz görünüyor, insanlar tapu olmadığı için, bu tapu sorunu bir şekilde çözülmediği için birinci derece deprem bölgesi olan bir yerde deprem sigortası yaptıramıyorlar ya da ticari faaliyetler için bankadan bir kredi çekme durumu olacak ama gidip bankada bir şekilde tapusu olmayan bir şeyi ipotek karşılığı gösterip kredi çekemiyorlar. Böylesi vahim birtakım tablolarla karşı karşıyayız.

Yine, özellikle bu deprem gerçeğiyle ilgili, 71’de yaşanan  depremden sonra Bingöl’de geçici birtakım konutlar yapılmıştı. Bu konutların tam kırk yıldır kalıcı konuta dönüştürülmesiyle ilgili -9 binin üzerinde hanenin bu şekilde beklentisi var- önergemize verilen cevap: “Bu geçici konutlara güçlendirme için tuğla yardımı yapılmış, bu şekilde de kalıcı konut hâline getirilmiş.” deniyor.

Bakın sayın milletvekilleri, yapılan geçici konutlar 50 metrekarelik “baraka” dediğimiz konut tarzında planlanmış. Bingöl’de kış koşulları ağır geçtiği için sadece kış koşullarından korumak için, ısı izolasyonu sağlamak için tuğla yardımı da yapılmamış, tuğla yardımını karşılayamayacak düzeyde bir nakdî yardım yapılmış. Şimdi, Bakanlığa yazı gönderiyoruz, soru önergesi veriyoruz “Bu konutlarla ilgili hâlâ mağduriyet giderilmemiştir.” diyoruz. Onlar, bu izolasyonu sağlayamayacak düzeydeki nakdî yardımı bile “İşte kalıcı konut yaptık, kalıcı konuta çevrildi.” diye bir cevap şeklinde bizim önümüze getiriyorlar.

Tabii, burada şunu belirtmek istiyorum: Gerek bölgede gerek Bingöl’de yaşanan sorunların tamamı halkımız tarafından takip ediliyor. Bizler buraya araştırma önergeleri getiriyoruz, soru önergeleri getiriyoruz. Sanmayın ki, sizler burada sayısal çoğunlukla bunlara duyarsız kaldığınızda halk bunları takip etmiyor. Bunların hepsini biz gidip halkımızla paylaşıyoruz.

Bizim yine de buna rağmen, temennimiz bahsetmiş olduğumuz bu sorunlara karşı duyarlılık göstermeniz, bu soru önergelerimizi ve araştırma önergelerimizi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) - … muhalefetin söylemiş olduğu bütün düşüncelerin değerli olduğu ve halkımızın sorunlarını yansıttığı gerçeğiyle karşılamanız ve bu şekilde cevaplamanız.

 

Hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru.

Buyurun Sayın Doğru.

MHP GRUBU ADINA REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 161 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkmenistan Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Endüstrisi Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nu görüşüyoruz. Biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu kanun tasarısına olumlu oy vereceğimizi şimdiden söylemek istiyorum.

Tabii “Türk dünyası” dendiği zaman 1990’lı yıllar önce bizim aklımıza geliyor şu an itibarıyla. 1990’lı yıllarda tarihin güzel bir cilvesi olarak Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla beraber “Türk dünyası” dediğimiz bağımsız Türk devletleri bir anda dünya kamuoyunun önüne çıkmıştır. Türkmenistan’dan Azerbaycan’a, Kırgızistan’dan Kazakistan’a kadar çeşitli Türk devletleri bir anda bağımsızlıklarını kazanmış ve ülkemiz başta olmak üzere, 300 milyonluk Türk dünyasında çok büyük bir heyecanla da karşılaşılmıştır. Türk dünyası “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” tabirini önemsemiş ve Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar geniş bir coğrafya üzerinde yaşayan insanların hepsinin yeni yeni umutlar içerisinde olduğu da görülmüştür.

Tabii 1990’lı yıllar, 2012’li yıllar… Bu zaman çok uzun bir süreç değildir. Yani bu zaman süreci, öyle çok uzun bir süreç gibi değerlendirilip devletler üzerinde veyahut bağımsızlıklar üzerinde çok fazla büyük kararların verileceği bir süreç değildir. Yirmi yıllık süreç, devletlerin hayatında çok kısa bir zaman sürecidir. Dolayısıyla, yirmi-yirmi beş yıllık bir bağımsızlık süreci olan bu devletlerden çok şey beklemenin de doğru olmadığını söylemek istiyorum. Yani ülkemizde bile demokrasiyle ilgili bazı kuralların oturmamış olduğu bir yerde, bu ülkelerden çok farklı demokrasinin beklenmesinin, çeşitli kurum ve kuruluşların görevlerinin beklenmesinin de doğru olmadığı kabul edilmelidir. Tabii, ilerideki dönemlerde çok farklı tablolarla karşılaşabiliriz yani daha farklı, güzel ortamların olduğu, bağımsızlığın en iyi şekilde kullanıldığı dönemlere rastlayabiliriz ama bizim için en önemli şey bu bağımsızlığını kazanan 1990’lı yıllardaki Türk devletlerinin hepsinin bağımsızlığının devam etmesidir. Yani bağımsızlık mutlaka devam ettirilmelidir, bağımsızlığınızı kaybettiğiniz zaman çok şeyi de beraberinde kaybedersiniz.

Sayın milletvekilleri, Türk dünyası, Türkiye dışındaki Türkleri ve soy, tarih, kültür birliklerini ifade etmektedir. Lehçelerdeki farklılıklar olsa bile ortak dile, tarihe, kültüre, ortak inanca sahip insan topluluğu Türk dünyasını oluşturmaktadır. Bu yüzden Türk dünyası, Türkiye'nin dış politikasında çok özel ve ayrıcalıklı bir ilgi alanı oluşturmalıdır. Türk cumhuriyetlerinin dünya üzerinde bağımsızlığını kazanmaları, dünya üzerinde Türk birliği adına yeni bir gücün oluşmasına da önayak olmuştur. Bu durum dünya üzerindeki diğer güçleri tedirgin etmiş, böyle bir gücün oluşmaması için de neredeyse âdeta seferberlik oluşturmuşlardır.

Türk dünyası en fazla kuzey yarım kürede nüfus yoğunluğuna sahiptir. Dış güçler tarafından en fazla sömürge ve asimilasyon da bu bölgede yaşanmaktadır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla özgürlüklerine kavuşan Türk cumhuriyetleri Avrasya bölgesine hâkim olmak isteyen güçler tarafından öncelikle kültür yozlaşmasına uğratılmış, aralarındaki her türlü maddi ve manevi bağ kopartılmaya çalışılmıştır. Ayrıca bu bölgelerde bulunan yer üstü ve yer altı zenginlikleri tüm dünyanın buralara ilgisini de biraz daha fazla artırmıştır.

Türk dünyası topluluklarında etnik kimlik yani Türk kimliği öncelikli olarak belirtilmekte, toplamda Türkiye Türkçesini anlama oranı da ancak yüzde 50 seviyesindedir.

Batı Trakya ve Balkanlarda Türk dünyası yoğun baskı altındadır. Özellikle Kosova, stratejik açıdan Avrupa’da çok önemli bir konuma sahiptir; parlamentosunda Türk asıllı bakan ve milletvekilleri bulunmaktadır. Türkçenin yazı dili olarak kabul edilme çalışmaları olan ülkenin bazı yönetim birimlerinde Türkçe resmî yazı dili olarak kullanılmaktadır. Bu durum Türkiye'nin siyasi ve kültürel birlikteliği açısından çok ama çok büyük önem arz etmektedir.

Batı Trakya Türkleri hâlen Müslüman azınlık statüsündedir. Uluslararası hukuk ve AB kriterleri çerçevesinde Türklerin temsil hakkı çalışmaları sürdürülmelidir. Aynı şekilde Bulgaristan’da Türkçe, yasaklı dil hâline gelmiştir, Türk okulları kapatılmış, tüm kültürel çalışmalar engellenmiştir. Bu yüzden genç nüfus Türkçeyi unutma noktasına gelmiştir.

Irak halkının eğitimli ve aydın bölümünü oluşturan Türkmenler, Irak’ın işgaliyle birlikte büyük bir asimilasyona uğramış, son zamanlarda etnik temizlik boyutuna gelinmiştir. Başa gelen yeni hükûmet Irak Türklerini sahiplenmemiş, üstünlüğü karşı güçlere bırakmıştır.

Özellikle Irak Türkmenlerinden bahsetmek isterim ki Irak’ta şu anda Türkmenler çok büyük bir azap ve zulüm içerisindedir. Özellikle Kerkük’tür, Musul’dur, Tuzhurmatu’dur, Tavuk bölgesidir, Telafer’dir, bu bölgelerdeki Türkmen kardeşlerimizin üzerinde çok yoğun bir baskının olduğunu da söylemek mecburiyetindeyiz.

Özellikle bu bölgelerde, son zamanlarda Türk doktorlara karşı aşırı bir saldırının olduğunu ve öldürülen birçok doktorun olduğunu da buradan söylemek istiyorum yani bu konu üzerinde Türkiye Cumhuriyeti devleti Dışişleri Bakanlığı çok ciddi manada durmalıdır.

Türkiye'nin ve Türk dış politikasının en önemli değerlerinden biri de Kıbrıs meselesidir. Kıbrıs Adası, Türkleri yok edip adanın tek hâkimi olmak isteyen Yunanistan’ın bu girişimini engellemek amacıyla 1974 yılında gerçekleşen barış harekâtı sonunda yeni bir statüye kavuşmuştu. Harekât sonrası Türkiye tutarlı ve istikrarlı bir politika izleyerek Kıbrıs Türk Federe Devleti, daha sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuş ve korunmuştur. Bu statünün adil ve kalıcı bir çözüm oluşuncaya kadar devam ettirilmesi devlet politikası olarak mutlaka ama mutlaka benimsenmelidir.

Kıbrıs, ülkemizin güvenliği, enerji güvenliği ve Doğu Akdeniz’de etkili olabilmesi açısından çok önemlidir. Bu yüzden, adanın kendi kontrolünde olacak bir statüde olmasını sağlamamız gerekmektedir.

Tüm bu yapılan ve yapılması gerekenlerin aksine, bugünkü Hükûmet, gümrük birliği ek protokolünü imzalamakla Rum yönetimini tanıdığını kabul etmiş, Kıbrıs ve dış politikamız iflas ettirilmiştir. Bunun akabinde de Annan Planı’yla Kıbrıs Türk’ünün başına gelmedik bir şey kalmamış, Annan Planı’nda söylenilenlerin hiçbirisi yerine getirilmemiştir.

Türkiye'nin Türk dünyası jeopolitiğinin ortasında bulunması nedeniyle bu fırsatların en iyi şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Öncelikle hiçbir karşılık beklemeden bu bölgelere el uzatmalı, bağımsızlığın her türlü şartlarda devamı mutlaka ama mutlaka -tekrar ifade etmek istiyorum- sağlanmalıdır.

Bütün iletişim araçlarını buralara kanalize ederek gerek bölgede barış ve istikrarın gerçekleşmesine katkıda bulunacak gerekse her türlü ekonomik, siyasi ve kültürel iş birliğini gerçekleştirmiş olacaktır. Bu durum, hem Türkiye'nin lider ülke konumunu sağlayacak hem de yeni ve güçlü bir Türk birliğinin kurulmasına da vesile olacaktır.

Tüm bunların sonucunda dünyada artık güç dengeleri değişecektir. Bunun için Türkiye, soydaş ve akraba topluluklarına uluslararası hukuk ve devletler arası ilişkiler dâhilinde onlara yardımcı olacak, güven ortamı oluşturacak, ekonomik ve kültürel alanda her türlü kurumsal iş birliğini de sağlayacaktır.

Sayın milletvekilleri, 1933 yılında Yüce Atatürk’ün gösterdiği hedef doğrultusunda, özellikle 1991 yılından sonra ortaya çıkan fırsatların değerlendirilmesi için Türkiye Cumhuriyeti hükûmetleri tarafından başlatılan çalışmalar son yıllarda maalesef sekteye uğramıştır. AKP İktidarıyla birlikte Türk dünyasıyla ilişkilerde önemli bir yön değişikliği de olmuştur. Türk dünyasına gereken önem verilmemektedir ve verilmemeye de devam etmektedir.

Türk dünyasıyla ilişkilerde kültürel anlamda ilerleme olmamakta olup ilişkilere ekonomik gözle bakılmaktadır ancak bu göz, Türk’ün ve Türk milletinin gözü değil, AB ve ABD’nin gözü ile onların çıkarları doğrultusunda bir bakan göz olarak değerlendirilmelidir.

Küresel güç mücadelesinin Orta Doğu’dan Avrasya’ya kaydığı günümüzde, bütün dünya devi devletler Orta Asya’da söz sahibi olabilmek için her türlü satranç oyunlarını oynarken Türkiye, “Afrika’ya açılım” adına dış politikada yön değişikliğine gitmiştir. Bu durum çok dikkatli bir şekilde takip edilmeli, mutlaka yön değişikliği tekrar “Türk dünyası gözlü” olarak da değiştirilmelidir diye düşünüyorum.

Türk dilinin konuşulduğu cumhuriyetler ve akraba topluluklara yardım ve ilişkilerin geliştirilmesi için kurulmuş olan Türk İşbirliği Kalkınma İdaresinin kuruluşuyla birlikte Türk cumhuriyetlerine koordinasyon ofisleri açılmıştı ancak enteresandır, Türk dünyası için kurulmuş olan TİKA’nın ismi bile AKP İktidarı tarafından maalesef değiştirilmiştir.

AKP İktidarıyla birlikte TİKA, kuruluş kanunun amacındaki konular aksine, “Kalkınmakta olan tüm ülke ve topluluklara yardım” şeklinde bir misyona bürünmüş, bu yönlü faaliyet yapar konuma gelmiştir. Bundan dolayı da TİKA koordinasyon ofisleri Sudan’dan Senegal’e, Etiyopya’ya, Afganistan’a kadar çok çeşitli yerlerde açılmıştır ancak TİKA Filistin’de olmalı, Irak’ta, Kerkük’te, Musul’da, Telafer’de, Suriye’de Halep’te, Lübnan’da Beyrut’ta, Doğu Türkistan’da, Sincan Bölgesi’nde de bulunmalı, o bölgelere yardım yapmalı, oralarda da ofis açmalıdır.

TİKA tarafından yürütülen proje çalışmalarına bakmış olduğumuz zaman Orta Asya’daki proje sayılarının ve miktarlarının çok fazla düştüğünü, ancak buna karşılık özelikle Afrika ülkelerindeki proje sayılarının daha fazla artırılmış olduğunu görürsünüz. Zaman zaman TİKA bütçesinin ciddi manada artırıldığı söyleniyor. Doğrudur, artırılmıştır ancak şurası bir gerçektir ki artırılan TİKA bütçelerinin Türk dünyasına yönelik olarak projelerde çok az kullanılmış olduğunu da söylemek mecburiyetindeyiz. Geçmiş dönemlerde 20 milyar civarındaki bütçelerin 10 milyarı-15 milyarı o bölgelere ayrılırken şu anda bu miktarın çok altında miktarlar o bölgelere yani Orta Asya’daki Türk cumhuriyetleri bölgelerine ayrılmaktadır. Buna da dikkatlerinizi çekmek istiyorum.

Türkiye, kalkınma yardımları açısından bakıldığında, 1990’lı yıllarda bağımsızlığını kazanan Türk cumhuriyetlerine Eximbank kredileri açmıştır. Bakınız, o zamanki o zor şartlar içerisinde özellikle dövize ihtiyacın hasıl olduğu o ortamlarda Türk dünyasına Türkiye Cumhuriyeti devleti elinden gelen her türlü imkânları zorlayarak, her türlü fedakârlığı yaparak Eximbank kredileri açmıştır. Bu Eximbank kredilerinin yaklaşık olarak değeri 1 ile 1,5 milyar dolar civarındadır. Bundan Moğolistan’dan tutun da Tacikistan’a kadar, Kırgızistan’a kadar birçok devlet kullanmıştır. Ancak enteresandır o zaman yapılan yardımların hâlâ şu anda bile o coğrafyaya yapılmamış olduğunu da yine hep beraber görüyoruz.

Sayın milletvekilleri, tabii, özellikle Türk dünyasının çok çeşitli sorunlarıyla karşı karşıya olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Özellikle Azerbaycan’la olan ilişkilerimiz gün geçtikçe bozulmaya başlamaktadır. Ermenilerin Azerbaycan topraklarını işgal etmeleriyle beraber Azerbaycan’ın şu anda topraklarının neredeyse 1/4’ü, yüzde 25’i işgal altında bulunmaktadır. Azerbaycan toprakları işgal altındayken Türkiye-Ermenistan arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi hiçbir zaman Türk dünyasına yakışan bir durum değildir. Özellikle Türk dünyası Azerbaycan-Türkiye ilişkilerini yakinen takip etmekte ve ayrıca Kıbrıs Türk devletinin nasıl yaşayacağını takip etmektedir. Ancak görülmüştür ki, bugün de işte gündem dışı konuşmalarda da gündeme getirmiş olduğumuz Hocalı katliamı gibi katliamlar şu anda kanı kurumamış şekilde durmaktadır. Dünyanın birçok devletleri insanlıktan bahsetmekte, çeşitli STK kuruluşları insani değerlerden bahsederken Hocalı katliamı unutulmakta, Hocalı katliamını yapanlardan hesap sorulmamaktadır.

Bakınız dünyanın birçok yerinde insani değerleri çiğneyenlerle ilgili çeşitli mahkemeler kuruluyor ama şu anda Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan, daha önceki Devlet Başkanı Koçaryan insanlık suçu işlemişlerdir. O insanlık suçu işleyenlerin bir tanesi de onların millî savunma bakanlarıdır. Yani oradaki Azerbaycan Türklerine yapılan katliamlar, konular Türkler olunca bir kenara bırakılmakta ve dolayısıyla da bütün STK kuruluşları, bütün Birleşmiş Milletler kuruluşlarının hepsi bir kenara geçmektedirler. Ama şurası unutulmamalıdır ki, Hocalı katliamı unutulmamalıdır. Hocalı’da bir anda 613 tane yaşlısıyla ihtiyarıyla, genç katledilmiştir. Hocalı katliamı hem unutulmamalı hem de unutturulmamalıdır ve mutlaka ama mutlaka hesabı sorulmalıdır.

İşte bu aşamada, Azerbaycan’ın topraklarının işgal edildiği bir ortamda, Ermenistan’ın her türlü söylemlerinin, soykırım dâhil söylemlerinin devam etmiş olduğu bir ortamda siz Türkiye-Ermenistan ilişkilerini geliştiremezsiniz. Özellikle Hükûmetin yapmış olduğu protokoller, doğru protokoller değildir. O protokoller şu anda, özellikle Ermenistan-Türkiye arasındaki protokoller Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanmayı beklemektedir.

Biz şunu söylemek isteriz ki, işte 26 Şubatlara gelmiş olduğumuz önümüzdeki salı günü de, Hocalı katliamıyla ilgili Mecliste özel bir gündemin oluşacağı bir ortamda o protokollerin hepsinin iade edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak işgaller sona ermeden bu protokollerin hiçbirisinin gündeme getirilemeyeceği konusunda da biz buradan Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir ses bekliyoruz.

Yine, ayrıca, özellikle 26 Şubat tarihinin artık, Türk dünyasında ve beraberinde de Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir soykırım günü olarak ilan edilmelidir. Bakınız, şu anda Hocalı katliamı yaklaşık olarak 51 ülkede kabul edilmiştir. En sonunda Meksika’da ve Pakistan’da böyle bir katliam yapıldı ve katliamı yapanların, sorumlularının ortaya konulması noktasında meclislerde karar alınmıştır. Oralarda kararlar alınırken “Bir millet iki devlet” dediğimiz işte Azerbaycan’lı kardeşlerimizin yüreğini rahatlatacağımız, özellikle 26 Şubat soykırımıyla ilgili, katliam günü, soykırım günüyle ilgili kanun teklifimizin mutlaka Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesini ve kanunlaşmasını bekliyoruz.

Tabii, bunların yanında özellikle Ahıska Türkleri diye çok önemli bir konudan da sözlerimin içerisinde bahsetmek istiyorum. Malumunuz olduğu şekliyle, Ahıska Türkleri, Gürcistan’ın Ahılkelek bölgesinde yaşamaktadırlar. Ahıska Türkleri, Stalin tarafından zorla göç ettirilmiş olan bizim kardeşlerimizdir. Ahıska Türkleri, Rusya’nın çok çeşitli yerlerine dağıtılmış ve oralarda çok büyük eziyet görmüş olan insanlardır. Ahıska Türkleri, kendi bölgelerine, öz vatanlarına vatan cemiyetleri vasıtasıyla dönmek istiyorlar. İşte, burada da maalesef AKP İktidarı sınıfta kalmıştır. Bakınız, Gürcistan izin vermiş, izin vermiş olmasına rağmen bu bölgeye geriye dönüşle ilgili olarak çalışmalar yapılmamıştır. Hâlbuki Kırım’daki Kırım Türkmenlerine, Kırım Tatarlarına geçmiş hükûmetler zamanında yaklaşık olarak 4.500 ile 5 bin civarında ev ve arazi alınmış ve o insanların Kırım’a yerleştirilmesi noktasında, Kırım Türklerinin yerleştirilmesi noktasında destek olunmuştur. Aynı tablo Ahıska Türkleri için de yapılması gerekiyordu. Bunu, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak müteaddit defalar, şahsım da yine burada gündem dışı söz almak suretiyle gündeme getirdim ve çok çeşitli yerlere de araştırma önergeleri, soru önergeleri vererek, aynı Kırım Tatarlarına uygulanan sistemin Ahıska Türklerine de uygulanması ve Ahıska bölgesine bu insanların dönüşüyle ilgili olarak destek verilmesi gerektiğini ifade etmeye çalışmıştık ancak maalesef bunda da başarılı olamadık. Yani Ahıska Türkleri bu bölgeye dönüşlerinde çok büyük sıkıntı yaşadılar ve istediğimiz manada da herhangi bir dönüşle ilgili bir durumu da görmedik.

Sayın milletvekilleri, tabii “Devamlı tenkit edildi.” diyorsunuz. Bakınız, buradan, ben, Türkiye Büyük Millet Meclisi nezdinde Türk dünyasıyla ilgili bazı önerilerimi de sunmak istiyorum:

Türk dünyası ile her türlü ilişkilerimizi düzenleyecek Türk dünyası bakanlığı, bununla ilgili bakanlık mutlaka kurulmalıdır.

Latin esaslı ortak Türk alfabesi kararının Türk dili ve Türk dünyasının geleceği için hayati önem taşıması dikkate alınarak bu yoldaki çalışma ve uygulamalar tamamlanmalı ve sonuca da bağlanmalıdır.

Türk cumhuriyetlerinin eğitim kurumlarında ortak Türk edebiyatı ve tarihi okutulmalı, bunun için ortak müfredatlar hazırlanmalıdır.

Her düzeyde sözlükler ve gramer kurallarını, lehçeler arasındaki benzerlik ve farklılıkları gösteren kılavuz kitaplar hazırlanmalıdır. Böylece Türk lehçelerin birer dil değil, fonetik farklılıkları olan lehçeler ve şiveler olduğu anlaşılacaktır. Dünya Türklerinin birbirini anlayacağı ortak bir dilin geliştirilmesi konusunda çalışmalar yapılmalıdır.

Türk devlet ve topluluklarında yayımlanan edebiyat ve fikir eserlerinin bütün Türk lehçeleri arasında birbirine uyarlanması yapılmalıdır. Ortak şiir ve sanat günleri düzenlenerek yazar ve şairlerin birbirini tanımaları, birbirlerinin eserlerinden, çalışmalarından haberdar olmaları sağlanmalıdır. Ortak sanat ve edebiyat dergileri çıkarılmalıdır. İstanbul'da basılan bir derginin Bakü'de, Astana'da, Taşkent'te satılması, okunması sağlanmalıdır.

Bağımsız Türk devletleri başkentlerinde Türk kültürünü yansıtacak Türkiye kütüphanesi kurulmalı ve Türkiye'den sürekli basılı yayın desteğinde bulunulması gereklidir.

Yükseköğrenimde denklik problemlerinin düzeltilmesi yönünde çalışmalar yapılmalıdır. Türk cumhuriyetleri ile ülkemizdeki üniversitelerin uyumunu sağlamak amacıyla bir üst kurul oluşturulması sağlanmalı ve öğrencilerimizin mağduriyetleri mutlaka giderilmelidir. Misafir öğretim üyesi uygulaması ve Türk coğrafyasında öğrenci değişim projelerinin hızlandırılması ve artırılması gerekmektedir. Ülkemizdeki devlet üniversitelerinin özellikle Balkanlarda kampüs kurması, hatta sağlık alanında yatırım yapması uygun olacaktır.

Kültür emperyalizminin en önemli kollarından birini oluşturan yabancı dilde eğitim bütün Türk dünyasını etkisine almış durumdadır. Türkçemize yönelik en önemli tehditlerden birini oluşturan bu sorun mutlaka hem ülkemizde ortadan kaldırılmalı hem de Türk dünyasında ortadan kaldırılmalıdır.

 

Ortak bir yazı dili kurulması konusunda çaba sarf edilmeli "Türk Dünyası Dil Birliği Kurumu" oluşturulmalıdır.

Ayrıca Büyük Öğrenci Projesi’nde öğrencilerin ülkemizden ayrılmalarıyla ilgili olarak da onlara destekler sağlanmalıdır.

Büyük Öğrenci Projesi geçmişin en önemli projelerinden bir tanesidir. O yönde olarak da destekler sağlanmalıdır diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğru.

Şahıslar adına ilk söz Kocaeli Milletvekili Sayın Mehmet Hilal Kaplan’a aittir.

Buyurun Sayın Kaplan. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkmenistan Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Endüstrisi Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım.

Anlaşma’nın metninde, özünde, dost her iki ülkenin sağlık ve tıp endüstrisi alanında bilgi değişimi, sağlık uzmanlarının değişimi ve bilimsel konferanslara karşılıklı katılım esastır. Konu sağlık olunca, dost Türkmenistan’la böyle bir uluslararası anlaşmaya destek verdiğimizi belirtmek istiyorum. Ancak, sağlık alanıyla ilgili söz almışken, özellikle ülkemizde, Türkiye’de sanayileşmenin getirdiği çevre kirliliğinin halk sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine biraz değinmek istiyorum.

“Sanayileşmenin getirdiği kirlilik” deyince, “sanayileşme” deyince hepinizin bildiği gibi, Kocaeli akla geliyor. Benim de yaşadığım kent olan Kocaeli’nin Dilovası’yla ilgili, sanayileşmenin ve çevre kirliliğinin halk sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinden biraz söz edeceğim.

İki gün önce, Sayın Sağlık Bakanı bu kürsüde bir gerçeğin altını çizerek ifade etti, dedi ki:  “Sanayi bir bölgede yoğunlaşınca gerçekten orada halk sağlığını tehdit eden birtakım faktörler ortaya çıkıyor. Biz de bu konuda Çevre Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı iş birliğiyle gerekli önlemleri ve tedbirleri alıyoruz.” Dolayısıyla, Sayın Bakanım bir konuşmasında özellikle Dilovası’yla ilgili çevre kirliliğinden bahsederken sanki o bölgede şimdiye kadar hiçbir çalışma olmamış gibi şöyle bir cümle kullandı: “Dilovası başta olmak üzere bu bölgede çok ciddi çalışmayı halk sağlığı uzmanlarıyla birlikte başlatmış durumdayız.” dedi. Ya Sağlık Bakanlığına bu konuda yeterli bilgi verilmiyor ya da Sayın Bakanım bu konuda bir fikir karışması içerisinde.

2001’den 2007’ye kadar Kocaeli Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü ve TÜBİTAK tarafından, finansmanının da devlet tarafından karşılandığı bir çalışma var zaten. Bu çalışma sonrası yaşanan olumsuzlukları kamuoyu da biliyor. İlgili Üniversite Halk Sağlığı Anabilim Dalı bu konuyu kamuoyuyla paylaştığında bu bölgedeki kanser vakalarının Türkiye ortalamasının yaklaşık 2,5-3 katı olduğunu ifade etti.

Sayın Bakanım yine buradan, kürsüden dedi ki: “Kocaeli Üniversitesinde bazı bilim adamlarının yaptığı bu çalışmada kamuoyunda bahsettiği sonuçlar doğru değil. Biz de Kocaeli Üniversitesinden ve ilgili bilim adamından istediğimiz sonuçlarda böyle bir sonuca rastlamadık.” Ama yine Bakanıma iletmek istiyorum: 2007 tarihinde Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan “Türkiye’de Kanser Kontrolü” adlı bir kitap var, Bakanlığın yayını, Prof. Dr. Murat Tuncer tarafından yazılmış. Türkiye’deki kanser kontrolüyle ilgili bölümünün büyük bir kısmını Dilovası’na ayırmış ve Dilovası’nda… Altını çizerek okumak istiyorum: “Kocaeli Dilovası bölgesinde Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu epidemiyolojik araştırmalar sonucu kanserden ölümlerin kalp ve damar hastalıklarından ölümlerin önüne geçtiği tespit edilmiş.” Bu, Sayın Bakanlığın elindeki bir kitap, veriler burada.

Yine aynı kitapta, ilgili öğretim üyesi, şu ana kadarki çevre kirliliğinin sanayileşmenin getirdiği olumsuzluklar nedeniyle oluştuğundan, buradaki sanayinin iyi kontrol edilmediğinden, denetimin yetersiz yapıldığından, deşarj izinlerinin büyük bir kısmının olmadığından yakınıyor, özellikle Dilovası’nda sanayi alanlarındaki birçok iş yerinin tehlikeli kimyasal maddeler ürettiğini yazıyor ve kanser vakasının yüzde 33 gibi olduğundan bahsediyor.

Şimdi, Sayın Bakanıma sormak istiyorum, biraz da sizin vicdanlarınıza seslenmek için Dilovası’nın içinde bulunduğu konumu size arz etmek istiyorum: Elimde Dilovası’nın bir krokisi var. Dilovası’nda şu yerleşkenin üzerinde sarı noktalarla gösterdiğim yerler 2006 tarihinden sonra, iktidarınız döneminde bu bölgede organize sanayi bölgesi olmasına izin verdiğiniz yerler. 2002 yılına kadarki bu bölgenin çarpık sanayileşmesinde, çarpık kentleşmesinde varsayıyorum ki sizin bir kabahatiniz yok ama 2002’den sonra, yaşanan ölümlerden sonra 2006’da yapılan Meclis araştırmasının sonucunda bu bölgedeki çevre kirliliğinin sanayiden kaynaklandığı ve bunun sonucunda da alınması gereken yirmi dokuz tedbir raporda duruyor. Buna rağmen, siz, İktidarınız döneminde Dilovası yerleşkesinin üzerine dört tane yeni organize sanayi bölgesi kurulmasına izin verdiniz. Bunlardan bir tanesi, son günlerde çok sıkça konuşulduğu için ifade etmek istiyorum, Kömürcüler Organize Sanayi Bölgesi. Kömürcüler Organize Sanayi Bölgesi Dilovası’nın hemen üstünde. Kocaeli milletvekilim burada, biliyor, Dilovası bir çanak gibidir, havalandırması yok, sanayi burada yoğun olarak var, sadece, arada bir kuzeyden esen rüzgârlarla hava sirkülasyonu olmakta. Zaten, yerleşkenin kuzeyinin sanayiye kapalı olması lazım. 2006’da Meclis araştırmasının düşünceleri de, görüşleri de bu doğrultuda ama ne yazık ki siz 2003 tarihinde Kömürcüler Organize Sanayi Bölgesinin kurulmasına izin veriyorsunuz. Ne amaçla izin veriyorsunuz? Gebze bölgesinde dağınık bulunan kömürcüleri bir arada toplama.. Baştan bakıldığında mantıklı geliyor ancak ifade etmek istiyorum, burada kömür depolanıyor, eleniyor, paketleniyor ve briketleniyor. Tozun çıkmaması mümkün değil. Daha yaklaşık bir ay önce bu bölgedeki sanayi kuruluşunun birinden çıkan kimyasal beyaz tozun Hereke’nin, Tavşancıl’ın ve Dilovası’nın üzerine yağdığını hepiniz biliyorsunuz. Şimdi, bunun üzerine, bu yerleşim bölgesinin üzerine hemen bir kömürcüler sitesi kuruyorsunuz, kuzeyden gelecek rüzgârlarla tozun toprağın da gelmesini istiyorsunuz. Yetmiyor, yanına katı atık deposu organize ettiniz. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi nezdinde hemen bitişiğinde çöp toplama merkezi var, bitişiğinde Kimya Sanayicileri Organize Sanayi Bölgesi var, hemen bitişiğinde, yine kuzeyinde, gösterdiğim gibi, İMES ve makineciler var. Ya, el insaf! Dilovası’nın tek hava alabilecek kuzeyine bu kadar kirliliğe neden olabilecek kömür tozu, çöp kokusu, zehirli maddeleri bu insanların üzerine salmak hangi vicdana sığar? Eğer amacınız, Dilovası’nda yaşayan insanların buradan taşınmasıysa, bunları buradan yok etmek ve bu bölgeyi sadece sanayiye bırakmaksa bunu açıkça ifade edin. Açıkça ifade edin; gerekiyorsa bir araya geliriz, bölgenin taşınması konusunda da mantıklı yol buluruz. Ama burada yaşayan 50 bin insan var, 50 bin insanın bulunduğu yerde bu kadar olumsuzlukları, çevre katliamını, insanlar üzerine, insanların yaşamını olumsuz etkilemeye hiçbirinizin hakkı yok.

Şunu ifade etmek istiyorum: Biz bunu söylerken sanayicimiz yanlış anlamasın, sanayiye karşı değiliz, şahsım olarak, partim olarak sanayiciye karşı olmadığımızı öteden beri söylüyoruz. Sanayinin, kalkınmanın ve gelişmenin vazgeçilmez unsurlarından biri olduğunu biliyorum ama çevreyi kirletmeyen, insanın yaşamını tehlikeye düşürmeyen, ekosistemi bozmayan bir sanayileşmeye “Evet.” diyoruz ve destekliyoruz.

Unutmamanızı istiyorum -daha önce de ifade ettim- evet, kalkınma, gelişme ve sanayi güzel bir olay ama hiçbir yatırım insan yaşamından, insan sağlığından daha  değerli değildir.

Dilovası’na karşı, Dilovası halkına karşı yapılmış olan bu olumsuzluğun Hükûmet yetkilileri tarafından bir an önce giderilmesini diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Hükûmet adına Kalkınma Bakanı Sayın Cevdet Yılmaz.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) –   Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Özellikle bugün Meclisimizde verimli bir çalışma günü yaşıyoruz, en azından üç tane uluslararası anlaşma bu vesileyle kabul edilmiş olacak. Bu açıdan Meclisimizin bütün üyelerine teşekkürlerimi sunuyorum.

Ancak bazı konuşmalarda Hükûmet olarak cevap vermemiz gereken bazı yorumlar oldu, onlara cevap vermek üzere karşınıza gelmiş bulunmaktayım. Öncelikle Sayın Kamer Genç’in bir konuşması vardı ve doğrusu ben kulaklarıma inanamadım, tutanağı istettim, tutanaktan da şimdi size aynen okumak istiyorum. Yani bu ifadeleri hiçbir şekilde kabul etmemiz tabii mümkün değil. Şöyle diyor bir cümlede -diğerlerini okumaya gerek duymuyorum, bu cümle yeterli diye düşünüyorum- Sayın Kamer Genç: “Dolayısıyla burada Suriye’nin yöneticilerinden ziyade Suriye’nin içindeki bu olayları bu kadar terörize eden, burada silah desteği veren, para desteği veren en büyük suçlu Türkiye’dir.”

Bir milletvekili, kendi ülkesiyle ilgili, Büyük Millet Meclisinde böyle bir ifadeyi nasıl kullanabilir? Uluslararası alanda bu ifadeyi ciddiye alıp Türkiye’ye yönlendirilecek suçlamalara karşı ne cevap verebilir acaba? Bunu hepinizin takdirine bırakıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Türkiye Cumhuriyeti hiçbir ülkenin iç işlerine karışmaz. Türkiye Cumhuriyeti her zaman komşularıyla iyi ilişkilerden yanadır, millî menfaatlerini korur ama aynı zamanda temel hak ve hürriyetleri kesinlikle, titizlikle izler ve temel hak ve hürriyetler konusunda nerede olursa olsun yapılan zulümlere, işkencelere cevap verir ve bu konuda da net bir tutum sergiler.

Ben kendim Bakan olarak, geçmişte Suriye’ye defalarca gittim, defalarca gittim. Suriye, dünyada izole edildiği bir dönemde Suriye’nin bugünkü…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Bakan, “Suriye iç işlerimizdir.” diyor Dışişleri Bakanı.

BAŞKAN – Sayın Atıcı, lütfen…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Saptırmaya hâlâ devam ediyorsunuz.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Birçok ülkenin Suriye’yi izole etmeye çalıştığı bir dönemde Suriye’ye en büyük desteği Türkiye vermiştir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Başbakan da öyle söylüyor, Dışişleri Bakanı da…

BAŞKAN – Sayın Atıcı, lütfen…

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Her alanda kapasite geliştirici destek verdik Türkiye olarak, Suriye’nin reformlarına en büyük desteği Türkiye olarak verdik ama maalesef Suriye yönetimi yıllarca sağladığımız bu desteğe rağmen bu fırsatı değerlendiremedi, Suriye’yi dönüştüremedi, soğuk savaş yapılarıyla devam etme anlayışı içinde kendi halkına karşı zulmeden tavrını maalesef gösterdi.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Amerika…

BAŞKAN – Sayın Özgündüz, rica ediyorum, lütfen… 

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Bundan biz de büyük üzüntü duyuyoruz, halkımız da büyük üzüntü duyuyor ama elbette ki Türkiye Cumhuriyeti devleti, genel, evrensel hukuk ilkeleri içinde, komşuluk hukuku içinde, tarihî, coğrafi bağlarının getirdiği sorumluluklar içinde bu olaya yaklaşmaya devam edecektir. Buradaki suçlamaları, Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik bu suçlamaları kabul etmemiz mümkün değildir. Bunun özellikle altını çizmek istiyorum.

Sayın Aytuğ Atıcı çeşitli yorumlar yaptılar yine. Bir defa, Bingöl’le ilgili bazı yorumları oldu. Teşekkür ediyorum yani sağlıkla ilgili demek ki biz o kadar büyük mesafe almışız ki burada yapılan eleştiriler, beklentilerin ne kadar yükseldiğini gösteriyor. Ben, doğrusu, bu kadar yüksek beklentilerden büyük memnuniyet duydum. Demek ki çok mesafe almışız. Artık, çok mikro meseleleri Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışma dışında bir meselemiz kalmamış. Hastanelerimiz her tarafta yapılıyor, sağlık, aile hekimliği sistemine geçtik. Memnuniyeti az önce arkadaşlarımız söyledi. Yüzde 40’ların altındaydı bizim Hükûmetimizden önce vatandaşımızın memnuniyeti, şu anda yüzde 70’lerin üzerinde. Paletli ambulanslardan hava ambulanslarına kadar, aile hekimliği sistemine kadar çok sayıda hizmet vatandaşımıza gittiği için vatandaşımız memnun oluyor ama elbette ki mükemmel olduğumuzu hiçbir zaman iddia edemeyiz. Elbette ki eksiklerimiz olabilir, bunları da bize bildirdikleri için teşekkür ediyorum.

 Kiğı’da Cihan Yarar isminde bir hastamıza ulaşılamadığını söyledi buradan. Ben de hemen Valimizi aradım, durumu sordum; şu anda 2-2,5 kilometre bir mesafe kalmış, çalışmalar devam ediyormuş. Bu hastamız zihinsel engelli bir hastamızmış ve bacaklarındaki ağrıdan dolayı şikâyetleri var yani inşallah hiçbir sıkıntı olmadan yetişilecek ve bu hastamıza da gerekli destek verilecek.

Bingöl’ün şartlarını hepiniz biliyorsunuz, çok zor şartlar. Gerçekten orada o yolları açan, canı pahasına -geçenlerde bir işçimiz canından oldu bu çalışmalar esnasında- büyük fedakârlıklarla o yolları açan, uğraşan işçilerimize, çalışanlarımıza da buradan ben şükranlarımı sunuyorum.

Yalnız Aytuğ Bey’in bir ifadesini de doğrusu tutanağı istemedim ama not ettim. “Halkımız 12 Eylül’den de memnundu” gibi bir ifade kullandı. Yani halkımıza dönük birtakım değerlendirmeler yaparken “12 Eylül Anayasası’na da bu halk “Evet.” demedi mi?” şeklinde bir ifadesi oldu.

Değerli milletvekilleri, 12 Eylül Anayasası’na halkımız “Evet.” demeseydi de askerî yönetim devam mı etseydi? Karşı karşıya bulunduğu seçenekler neydi halkımızın? Bu bir zihniyetin göstergesi. Siz demek ki halkımızın 12 Eylülden memnun olduğunu düşünüyorsunuz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, hayır, öyle bir şey söylenmedi.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) - Biz böyle düşünmüyoruz.  Halkımız kesinlikle 12 Eylülden memnun değildi. 12 Eylül Anayasası’na verdiği “Evet.” oyu 12 Eylül dönemini onayladığı anlamına kesinlikle gelmemektedir. Sadece ve sadece 12 Eylül döneminden bir an önce çıkma adına, ölümü gösterip bir anlamda sıtmaya razı ettiler halkımızı, bundan başka bir anlamı da yoktur o “Evet.”in. Kaldı ki memleketim Bingöl’de de en büyük oranda “Hayır.”, bütün baskılara rağmen, o dönemdeki şartlara rağmen en yüksek oranda “Hayır.” denmiştir. “Hayır.” diyenlerin bir kısmı da çok büyük bedeller ödemişlerdir, sıkıntılar yaşamışlardır, bunun da altını çizmek isterim. Halkımıza bakış açınız böyleyse eğer, bu halktan hiçbir zaman tabii ki destek göremezsiniz. Biz halkımızın bu konularda çok sağlam bir duruşa sahip olduğuna inanıyoruz, her zaman demokrasiden, temel haklardan yana olduğuna inanıyoruz ama siz halkı köşeye sıkıştırırsanız, halkın karşısına seçenek koymazsanız halkı niye suçlayasınız ki? Dolayısıyla, bu sözünün, doğrusu çok demokratik olmayan bir zihniyeti çağrıştırdığını belirtmek isterim.

Yine, Bingöl Milletvekilimiz, Bingöl konusunda çeşitli fikirlerini, eleştirilerini dile getirdi, hiçbir hizmet yapılmadığını söyledi, AK PARTİ döneminde Bingöl’e hiçbir hizmet yapılmadığını söyledi. Bunu ben insafınıza bırakıyorum. Elbette ki beklentilerin sonu yok, eleştirilere her zaman açığız, eksiğimiz gediğimiz varsa her zaman söylensin fakat “Hiçbir hizmet yapılmadı.” ifadesini takdirine bırakıyorum Değerli Milletvekilinin ve sizlerin.

Bingöl AK PARTİ’den önce duble yolu olan bir şehir miydi, üniversitesi olan bir şehir miydi? O üniversitenin yanından siz de geçiyorsunuz bizim gibi.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Bakanı olan bir kente hiçbir çalışmanın yapılmadığını söylüyoruz.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) - Ben 2007 yılında aday olduğum zaman o sahaya gittim, bir yarım inşaat vardı o sahada 2007 yılında. Hiç gördünüz mü o tarihte bilmiyorum, 2007 yılını hatırlıyorsanız… Bugün gidin bakın, üniversite kampüsü ne hâle geldi? Üniversitesi…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Üniversitesi olmayan bir şehir var mı ki Bingöl’de yapılmasın.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) - İşte, ne güzel! Bundan rahatsızlık mı duyacağız? AK PARTİ’nin hizmeti değil mi bu? Havaalanımız ihale edildi, inşa ediliyor. Havaalanı olan bir şehir hâline geliyor Bingöl. Bu bir hizmet değil mi size göre?

Doğal gaz konusunda, Sayın Başbakanımız, seçim yorgunluğu içinde, kendisi de o konuşmasında düzeltti zaten, sehven olduğunu söyledi. Bunu ikide bir gündeme getirmek ne kadar siyaseten doğru bir yaklaşım? Çok insani bir durum, siz de yapabilirsiniz, ben de yapabilirim, zaman zaman dalgınlığımıza gelir, yorgunluğumuza gelir bir ifade kullanabiliriz. Bundan siyasi bir şey çıkarmak ne derece doğru acaba?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Doğal gaz var mı yok mu Bingöl’de? Siz onu söyleyin, biz Başbakanın söylemi peşinde değiliz.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Doğal gazın mühendislik çalışmalarını bitirdik. Bitlis, Muş ve Bingöl, bütün bu illerimizi kapsar bir şekilde mühendislik çalışmalarımız bitti, bu sene içinde de ihalesi yapılacak inşallah. O söz bir anlamda da hayırlı oldu, bu işlerin inşallah hızlanmasına da vesile olacak diye düşünüyorum.

Hastanelerimiz: Bingöl Devlet Hastanesinin yanında hemen 200 yataklı bir devlet hastanesi ihale edildi, inşaatı devam ediyor. Kadın doğum hastanemiz yeni bir modern binaya kavuştu, yıllardır sürüncemede bir hastanemizdi, bitti, oraya taşınmış olduk. Karlıova ilçemizde 50 yataklı devlet hastanesi, Solhan ilçemizde 50 yataklı devlet hastanemiz bitti, Genç ilçemizdeki 50 yataklı devlet hastanemiz de bu yıl tamamlanıyor. Adaklı ilçemizde, en ücra ilçelerimizden birinde yine 20 yataklı devlet hastanemizin inşaatı devam ediyor. Bütün hizmetler bu anlamda hiçbir şekilde aksamadan devam ediyor. Ağız diş sağlığı merkezimiz şu anda yetersiz bir yerde. Onu eleştirseydiniz, bakın anlardım, gerçekten yetersiz şu anki yeri, bunun için yeni bir güzel proje yaptırdık ve yakında inşallah -az önce Sağlık Bakanlığından yine bilgi aldım- çok modern bir ağız diş sağlığı merkezimiz de ihale edilecek.

Yine baktığınız zaman kalkınma ajansları kanalıyla verdiğimiz proje destekleri, SODES kanalıyla verdiğimizi proje destekleri, KÖYDES’ten köylere yaptığımız içme suları, yollar, kırsal kalkınma fonlarından yine işletmelere sağladığımız destekler, DAP kapsamında hayvancılığa verdiğimiz destekler, organize sanayi bölgemizde yaptığımız yatırımlar, Et Balıktaki modernizasyon yatırımlarımız, çağrı merkezi…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Et Balık şu anda açık mı Sayın Bakan?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Bakın, bir tek örnek, çağrı merkezi kurduk Bingöl’e değerli arkadaşlar, bunu da bu vesileyle söyleyeyim, şu anda 700 kişiye yakın gencimiz, çoğu da genç kız, bu çağrı merkezlerinde, tamamen özel sektörün çağrı merkezlerinde, Bingöl’de iş buldular ve çalışıyorlar. Bingöl bu noktalara geldi, daha da iyi noktalara gidecek. Bingöl halkı AK PARTİ’ye yüzde 70’e yakın bir oyu boşuna vermiyor. 10 kişiden 7 kişi hizmet yapmayan bir partiye oy verir mi? Bingöl halkının zekâsıyla alay etmek demektir bu. Bingöl halkı hizmete oy veriyor, devletin sıcak yaklaşımına oy veriyor.

Bunlar hizmetler. Bunun dışında da Bingöl halkının 90’lı yıllarda olağanüstü hâl döneminde yaşadığı sıkıntıları, demokratik hakların daraldığı, yaşamın çekilmez hâle geldiği, faili meçhullerin olduğu dönemden, bugün Bingöl halkı, çok şükür, özgürlüklerin genişlediği, kendi kültürünü daha rahat bir şekilde yaşadığı, ifade ettiği, temel hak ve hürriyetlerin arttığı bir döneme geldi. Bingöl halkı çok akıllı bir halk, zeki bir halk, faydasının nerede olduğunu çok iyi gören, fark eden ve tercihlerini de çok akıllıca kullanan bir halk ve böyle de yapmaya devam edecek.

Vakit olmadığı için çok fazla da detaya girip daha fazla vaktinizi almak istemiyorum.

Bir diğer, belki açıkta kalmaması açısından: Yine hem CHP Milletvekili hem BDP Milletvekili, aynı konuda değişik defalar şahsıma dönük bir soru yönelttiler. Ilıcalar bölgemizde bir termal kaynak, “Bu niye satıldı?” gibi bir soru yönlendirdiler, araştırma önergesi de verileceğini az önce duydum.

Bir defa, sayın milletvekilimize ben şunu söylemek isterim: Tabii ki soru önergesi, araştırma önergesi hakkınız, istediğiniz kadar verebilirsiniz, en fazla soru önergesi veren milletvekili sıfatı kazanmanız da güzel olabilir, iyi bir şey olabilir, ona da bir şey diyemem ama sorduğunuz soruların birçoğunu… Bakın, biz buraya nöbetçi olarak geliyoruz, gelin, bir bilgi alın, çok zor değil. Ne olduğunu bir sorun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, sorulara doğru düzgün cevap vermiyorsunuz. Soruların hangisine doğru cevap verdiniz?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Meclisin soru önergeleri mekanizmasını da hafifletmeyin lütfen, oranın da bir ciddiyeti var, oranın da bir ağırlığı var.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Soru önergesi sınırını da siz mi belirleyeceksiniz?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Her konuda soru önergesi, her konuda araştırma önergesi bu işin çok samimi olmadığını, hafife alındığını da gösterir. Olabilir, siz bunu popülist bir yaklaşım olarak sürdürebilirsiniz, devam edin, bir şey diyemem ama biz her zaman açığız, kim ne sorarsa gelsin sorsun, yüz yüze de sorsun, bilgilensin.

“Bölge müdürlükleri gitmiş.” gibi ifadeler vesaire. Hiçbir bölge müdürlüğü Bingöl’deyken başka yere gitmedi, onlar zaten değişik bölgelerdeydiler. Eğer sizin kalkınma anlayışınız bu kadarsa yani kalkınmaya sadece bir kamu kurumunun bölge müdürlüğü bir ile kurulduğunda o il kalkınır gibi bir çerçeve içinde bakıyorsanız benim buna yapacak bir yorumum yok. Benim kalkınma anlayışım böyle değil. Ben girişimcilerle kalkınmadan yanayım. Bir ülke girişimcisiyle, bir il girişimcisiyle kalkınır, üreticisiyle kalkınır, köylüsüyle kalkınır, çiftçisiyle kalkınır, KOBİ’siyle kalkınır. Birkaç tane kamu kurumu bir ilde bir ofis açtı diye bir ilin kalkınacağını düşünüyorsanız çok ofis olan iller var, gidin hepsini görün; tam aksine.

Bakın, sosyolojik bir gözlem olarak da şunu söylemek isterim: Kamunun çok ağırlıklı olduğu iller uzun vadede çok da gelişemiyorlar çünkü girişimcilik kültürünü öldürüyor. Esas olan kalkınmada, girişimcilik kültürüdür; Gaziantep örnek, Denizli örnek, Kayseri örnek. Bizim ihtiyacımız olan şey girişimcilik kültürüdür. Bunu ne kadar geliştirirsek kalkınmamız da o kadar artar.

Ilıcalar bölgesiyle ilgili de şunu söyleyeyim: Orada gidip sıcak suyun bulunması konusunda ben kendim büyük gayretler gösterdim. Maden Tetkik ve Arama Enstitüsünü gidip orada bir sondaj yapsınlar diye kendim motive ettim diyeyim, yönlendirdim. Sağ olsunlar, onlar da gittiler ve hakikaten de güzel bir su çıktı oradan, 70 dereceyi aşan bir sıcak su, belki daha derinlere inse daha da iyi su çıkacak. Bu, MTA’nın ruhsat sahası. Tüm Türkiye’de MTA bu konularda ne yapıyorsa Bingöl’de de aynısını yaptı, ihaleye çıkardı, otuz küsur gün askıda kaldı ihale ilanı, buraya bir iş adamı başvurup bunu aldı. Bunlar  satılmış! Sanki Bingöl’den, Türkiye’den almışız da bu suyu başka bir vilayete götürmüşüz, satmışız gibi bir söylem içinde “Bu satıldı, Bingöl’ün suyu elden gitti.” gibi bir yaklaşımı hiç de doğru bulmuyorum. Bu, Türkiye’de bir işletmeci…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Daha söylemedik, söyleyeceğiz, paniklemeyin.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Söyleyin, istediğinizi söyleyin. 

Diğer taraftan, bu işletmeci burayı niye alıyor? Satın aldı burayı. Ne yapacak? Yatırım yapmayıp da evine götürüp turşusunu mu kuracak buranın? Yatırım yapacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yatırım yapmazsa eğer, burada kurallar var, yatırım yapmayanın elinden de alınır ya özel idare tekrar bakar bu işe veya bir başka yatırımcıya verilir. Şimdi “Bu satıldı, gitti…” İşte, bu anlayışla biz gelişemiyoruz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşvik de verecek misiniz?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Biz de onu diyoruz zaten.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Bingöl’de yüzlerce sene o toprağın altında o su kalacak, “Niye bu su çıkarılmıyor?” diye söylemeyeceksiniz; çıkan su ihale edilecek, bir yatırımcıya verilecek, “Su satıldı.” diye feryat edeceksiniz. Bu anlayışla mı bu ülkeyi kalkındıracaksınız?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bingöl halkının hizmetinde kullanın. Eşref Bey size söylesin nasıl kullanılacağını.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Bunu da takdirlerinize ve Bingöl halkının takdirine bırakıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Atıcı.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcının, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle Sayın Bakan oldukça genç tabii ki. Burada Sağlık Bakanı bile bizim sorduğumuz sorulara yanıt veremiyor, televizyonlara gidip orada ifadeler kullanıyor. Yani burada sizi aşan konularda çok yorum yapmamamızı ben öneririm. Çünkü sağlıkta çok mesafe almışmışız da mikro işlerle uğraşıyor…

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Sen anlamıyorsun? Cevaptan ne anlarsın?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Yahu insan hayatı mikro olur mu? İnsanlar ölüyorlar ve siz hâlâ bunu bir mikro olay olarak görüyorsunuz. “Paletli kar ambulansım var.” diyorsunuz. Ben Kiğı’daydım; oranın hastanesini kapatmıştınız, ya hatırlarsınız, Kiğı’nın yolu da kapalıydı, hastanesi de kapalıydı. Kiğı’da doğum yapan kadına paletli kar ambulansı istedik, sekiz saatte ya gelir ya gelmez, Bingöl’e dört saatte gider... On iki saat bir kadını beklettiniz. Bu mu sizin “mikro olaylar” dediğiniz? Yapmayın Allah aşkına! Çıkıp buraya bir de teşekkür ediyorsunuz, diyorsunuz ki: “İşte, bizi eleştiriyorsunuz, öğreniyoruz, bir şeyler yapıyoruz, geliştireceğiz.”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür etmeyelim o zaman.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Size bir şey anlatayım. Doktorun biri diyor ki hastasına, bir ameliyatı anlatıyor : “Ölüm riski var mı?” diyor, “Yüzde 1.” diyor, ”iyi” diyor, kabul ediyor; hasta ölüyor. Ne oldu? “Yüzde 1’e girdi.” Her gelene böyle söyleyen bir doktor düşünebilir misiniz? Siz de aynı şeyi yapıyorsunuz. Her defasında “Geliştireceğimiz şeyler içerisinde bu var.” diyorsunuz.

Suriye konusu… Hiç bilmiyorsunuz Sayın Bakan Suriye konusunu, lütfen konuşmayın.

MEHMET METİNER(Adıyaman) – Bir tek siz biliyorsunuz!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – “Suriye iç işimizdir.” diyen kim? Senin Başbakanın. Suriye muhaliflerini burada besleyen kim? Yine sizin Hükûmetiniz. Suriye’nin sınır kamplarını, oradaki Müslüman Kardeşler kamplarını gezen kim? Bakın, bunları düşünün. Suriye konusunda, evet, orada bir katliam yaşanıyor, orada bir şiddet yaşanıyor; buna hiçbir şekilde hiç kimse alkış tutamaz.

EŞREF TAŞ (Bingöl) – O zaman niye sessiz kalıyorsunuz?

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Bunlar araştırılmalı, gereği yapılmalı ama siz kalkıp da muhalifleri desteklerseniz olmaz.

“12 Eylül” diyorsun, 12 Eylül darbesinde biz ezilirken sen daha on üç yaşındaydın Sayın Bakan, on üç yaşındaydın. Ona göre konuşmalarınıza dikkat edin. 12 Eylülü sen hiç anlamazsın, gel ben sana anlatayım 12 Eylülü. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler,)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Sen ne anlarsın?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ben şimdi Sayın Genç’e söz veriyorum Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ben sonra başka bir şey için söz isteyeceğim.

BAŞKAN – Tamam, anladım.

Sayın Genç, buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben sordum: Bu Ahmet Davutoğlu nerede? Yok. Şu anda nerede? Tunus’ta Suriye’nin dostlarını toplantıya çağırıyor. Gitti Birleşmiş Milletlere, Çin’le, Rusya’ya karşı çıktı, orada eli boş döndü. Ne dediler kendine talimat verenler: “Ya, git, işte Tunus’ta Suriye’nin dostlarını topla.” Ben burada ne dedim? Arkadaşlar, siz Saadet Partisinin konuşmalarını dinlemiyor musunuz? Dün daha Mustafa Kamalak ne dedi sizinle ilgili? Suriye’yle ilgili ne dedi? Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti’nin başına büyük belalar getirebilecek nitelikte konuşmalar var. Diyorlar ki “Suriye’nin muhaliflerini getiriyorlar Türkiye’de eğitiyorlar, dolayısıyla orada gidiyorlar olayları çıkaran onlar.” diyorlar. Biz de diyoruz ki, işte bu Dışişleri Bakanlığı makamda oturan zat, Ahmet Davutoğlu neredeyse gelsin burada Meclise bilgi versin. Bu niye sizi rahatsız ediyor? Biz, Türkiye Cumhuriyeti devletinin itibarını sizin bin misli kadar koruruz çünkü siz bu devleti bitirmeye çalışıyorsunuz, biz bu devleti itibar sahibi yapmaya çalışıyoruz.

Şimdi, Sayın Bakan, bakın, yalnız Bingöl’de yollar kapalı değil. Bakın, Tunceli’de de, Muş’ta da, doğu, güneydoğuda çok büyük kar var bu sene. Bizim bütün köy yollarımız kapalı, ilçe yollarımız kapalı, bunlara doğru dürüst bir yakıt parasını verin, yardım edin, ekstradan makine gönderin. Köylerden her gün bize telefon ediyorlar: “Hastalarımız var, doktor gelmiyor.” Yani şimdi artık bunu siz “Tayyip Bey seçim yorgunluğu içinde bu lafları söyledi.” diyorsunuz ama biraz seçim yorgunluğundan kendinizi kurtarın da vatandaşın dertleriyle ilgilenin.

Tabii, zamanımız da az kaldığı için bir şey diyemiyorum ama yani bir tek kendi ilinizle değil, biraz da öteki illerle ilgilenin.

Benim dediğim şu: Maalesef, AKP gidiyor Suriye’nin işine karışıyor. Suriye’nin işine karışmak senin haddine değil, sen git Amerika’nın istediklerini yap. Sen Türkiye’de yerleşme, git New York’ta yerleş çünkü talimatı oradan alıyorsun Ahmet Davutoğlu. Onun için gel bu Meclise, gelmiyorsan o zaman bakanlıktan da istifa et.

Böyle bir şey olur mu ya? Bir devletin itibarı bu kadar zedelenir mi? Hamas’a kim “Suriye’den çık” dedi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – İşte, siz Hamas’a “Çık Suriye’den.” dediniz. (CHP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, bir saniye… Böyle sırayla gidiyorum, kafam karışıyor Sayın Baluken.

Şimdi buyurun, oturun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Bakan doğal olarak sorulara cevap verdi, eleştirilere yönelik değerlendirmelerini yaptı. Genellikle Hükûmetin ekonomiyle ilgili bakanları, Maliye Bakanı, ekonomiden sorumlu Bakan, işte “Kalkınma Bakanı” diyelim -şimdi adı Kalkınma Bakanlığı oldu- teknik yanlarıyla, siyasetleriyle kendilerini gösterirler. Gördüğüm kadarıyla Sayın Bakan, Bakanlıktaki tecrübesi arttıkça siyasi veya teknik yanını bir kenara bırakıp kendisini polemikle göstermeye çalışıyor.

Bu üslubu Sayın Bakana yakıştıramadım ama bunu tercih ettiği için bu üslup öncelikle hayırlı olsun diyorum.

Şimdi, ayağa kalkıp söz almamın nedeni şu: Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekillerinin, soru önergesiyle Hükûmeti, yürütmeyi denetlemesi en doğal haklarıdır. Sayın Bakan konuşmasında, milletvekilinin, yasama organının bu doğal denetim yolunu hafife alan bir üslup kullandı.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Hiç alakası yok.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Soru önergesi…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ya Sayın Hamzaçebi kürsüden cevap verir, yoksa burada…

BAŞKAN – Bir saniye… Bitirsin Sayın Elitaş, bitirsin, siz de konuşursunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, kürsüden cevap versin eğer şeyi varsa cevap verecekse, yoksa İç Tüzük’e uygun bir hareket değil.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Eğer söz alacaksa kürsüden söz verilsin.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, siz devam edin lütfen, ben sizi dinliyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kürsüden konuşun.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, lütfen, bir dakika.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir saniye efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, “Kürsüden konuşun.” diyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – …bu size yakışmıyor. Bakın, siz Grup Başkan Vekilisiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Hamzaçebi, bakın, burada değil, orada konuşacaksınız.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir saniye efendim. Benim…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Grup başkan vekilleri istediği an konuşabilme yetkisine sahip değil ki. Sayın Başkandan oradan konuşma istersiniz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, izin verir misiniz?

BAŞKAN – Buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR

7.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın soru önergeleriyle ilgili beyanına ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Elitaş, sizinle daha önce de bunları konuştuk. Bir siyasi partinin grup başkan vekilinin konuşmasına, diğer bir siyasi parti grup başkan vekili karışmaz, müdahale etmez. Bunu size hatırlatıyorum. Yani bu, nezaketin bir gereğidir. Benim nereden konuşacağımı siz düşünemezsiniz, bırakın ben düşüneyim.

“İç Tüzük’e uygun değil.” diyorsunuz. Siz…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İstediğiniz gibi yapma hakkına sahip değilsiniz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Bakın, yakışmıyor, hâlâ oradan bana laf atıyorsunuz. Sizin, İç Tüzük’e uygun olmayan bir şekilde, bir gün kürsüye çıktığınızı ben size hatırlattım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Meclis Başkan Vekili izin verdi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ama bakın, itiraz etmedim ben size…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - …çünkü siz, Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkan Vekili olarak buraya çıkma hakkına sahipsiniz. Ben bunu İç Tüzük’le oturup tartmam. Bu, nezaketin gereğidir. Kendinizi, partinizi savunma ihtiyacı duyuyorsanız, söz istemişseniz buraya çıkarsınız. Ben buna “İç Tüzük’e aykırı.” diye itiraz etmem, bunu size söyledim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Herkes duysun, oraya geçin.” diyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bakın, hâlâ müdahale ediyorsunuz.

Sayın Başkan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siz benimle diyalog kuruyorsunuz Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Neyse, sözlerimi bitireyim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siz benimle diyaloğa giriyorsunuz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Siz müdahale etmeye devam edin. Bu üslup da size hayırlı olsun Sayın Elitaş.

Benim dediğim şudur: Sayın Bakan uygun olmayan bir üslup kullandı. “Hayırlı olsun.” diyorum bu üslup kendisine.

Soru önergesi, yasama organının en doğal denetim hakkıdır. Bu hakkı hafife alıp “İstediğiniz kadar önerge verin, cevaplamayız.” anlamında bir cümle…

Evet, rakamları aldım. Verilmiş olan 4 bin küsur soru önergesinin zamanında cevaplanmış olanı bin küsur. “Ben cevap vermem.” diyor.

Bakın, ben, soru önergesi hakkını çok kullanan bir milletvekili değilim, çok sınırlı kullanırım, başvurmam bu yola ama sorduğum, verdiğim önergelerin yarıya yakını bugüne kadar cevaplanmamıştır.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken. (BDP sıralarından alkışlar)

8.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Bingöl ilinin yeterli hizmeti alamadığına ilişkin açıklaması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tabii, Suriye konusuna ve sağlık konusuna Sayın Bakanın ne kadar hâkim olduğunu arkadaşlarımız belirttiler. Emin olun ki Bingöl konusuna da, Suriye konusuna ne kadar hâkimse o kadar hâkim. Yani bunu buradan belirteyim ben.

Şimdi, biz Bingöl’le ilgili fotoğrafı buradan gösterirken “Bakanı olan kent kıyaslaması” yaptık. Herhâlde bizi dinlemediniz. Bakanı olan kentlerden Kayseri, Erzurum, Erzincan, Bursa, bu kentlerle Bingöl’ün bir kıyaslamasını yapın. Bingöl’ün aldığı hizmet konusunda bizim söylediklerimizin ne kadar haklı olduğunu bir şekilde anlarsınız.

Şimdi, önergelerin fazla olmasından rahatsız herhâlde? Önergelerin fazla olması zaten sizin iyi hizmet göstermediğinizi gösteriyor. Siz eğer hizmet götürmüş olsaydınız bugün bizler önergeye konu olacak sorunlar bulamazdık. Demek ki burada hâlâ sırada bekleyen onlarca önergemiz var. Burada Bingöl’ün çözülmeyen sorunlarıyla ilgili ve genel siyasetle ilgili sizin bulunduğunuz iktidar icraat yapar, bizim bulunduğumuz muhalefet de denetleme yapar. Denetlemeyi yaparken de soru önergeleri ve araştırma önergeleriyle yapar ve siz de halka karşı bunlara cevap vermek zorundasınız.

Bu termal su olayına girmedim ama bir panik havası sezinledim. Merak etmeyin onu da getireceğiz, burada Genel Kurulla paylaşacağız maliyetin nasıl birilerine peşkeş çekildiğini göstereceğiz. Tek bir firmanın girdiği bir ihaleden bahsediyoruz ve yok pahasına satılmış. AKP’li diğer milletvekili arkadaşlarımızın seçim bildirgesini de getireceğim ben. Termal suyla ilgili Bingöl halkına vermiş olduğunuz, turizmle ilgili, ısınmayla ilgili ve tarımla ilgili sözleri keşke seçim meydanında vermeseydiniz. “Biz bu termal suyu bir kişiye satacağız, ihalesini gizliden yapacağız.” deseydiniz o zaman baş göz üstüne kabul ederdik.

Son olarak, demin haber kanallarına baktım, AKP Hükûmeti 100 adet…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - …F35 savaş uçağı alıyor. Hayırlı olsun memlekete. Siz bir Bakan olarak Bingöl’e en azından 1-2 tane kar makinesi aldırın, 1 adet F35 savaş uçağı maliyetini karşılar. (BDP sıralarından alkışlar)

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkmenistan Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Endüstrisi Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/456) (S. Sayısı: 161) (Devam)

 

BAŞKAN – Şahıslar adına son söz Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kabakcı’ya aittir.

Buyurun Sayın Kabakcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EŞREF TAŞ (Bingöl) – Sayın Başkanım, 69’uncu maddeye göre söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Sataşmaya göre mi?

EŞREF TAŞ (Bingöl) – Evet.

BAŞKAN – Şahsınıza yönelik bir şey yok. Benim gördüğüm Bakanla Sayın Milletvekili arasında. Sayın Bakan verir. Lütfen… Allah rızası için rica ediyorum.

Sayın Bakan şimdi o sataşmaya cevap verir çünkü Hükûmeti suçladı. Sizin şahsınızla alakalı bir şey geçmedi benim gördüğüm kadarıyla.

Buyurun.

MUSTAFA KABAKCI (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkmenistan Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Endüstrisi Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, Şubatın 12’sinde kardeş cumhuriyet Türkmenistan’da cumhurbaşkanlığı seçimi oldu, yeni seçimi kazanan ve 17 Şubatta yemin eden Gurbanguli Berdimuhammedov’u tebrik ediyor, başarılı bir dönem niyaz ediyorum.

Ayrıca bağımsızlığını yeni kazanan Türkmenistan’ın 19 Şubatta Bayrak Bayramı var. Bayramlarını da buradan tebrik ediyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, sağlık alanında uluslararası iş birliği yapma ihtiyacı ilk kez 19’uncu yüzyılın başında Avrupa kıtasındaki kolera salgınları nedeniyle ortaya çıkmıştır. Paris’te 23 Temmuz 1851'de yapılan 1’inci Uluslararası Sağlık Konferansı’na 12 ülke katılmış, toplantılar sonunda 137 maddelik bir uluslararası sağlık yönetmeliği yayımlanmıştır. 19’uncu yüzyıl sonuna kadar toplam 12 kez düzenlenen bu konferansların 3’üncüsü 1866'da İstanbul'da yapılmıştır.

Bu konferanslarda üzerinde durulan başlıca konular Avrupa'yı kolera, veba gibi bulaşıcı hastalıklara karşı korumak ve bu hastalıklar yüzünden ticaret ve ulaşımda görülen engelleri ortadan kaldırmaktır.

Bunun yanı sıra insanların sağlığa bakışlarında da zamanımızda büyük değişiklikler olmuştur. Günümüzde sağlık kavramı eskisine oranla çok daha fazla unsur içermektedir. Sağlık dendiğinde, hasta haklarından çevre sağlığına uzanan geniş bir perspektif karşımıza çıkmakta, bunun doğal bir sonucu olarak da sağlık alanında yapılan uluslararası iş birliği de çeşitlenip derinleşmektedir.

Bütün bu gelişmeleri ve değişimleri yakından takip eden ve sağlık alanında uluslararası iş birliğinin gerek halkımıza gerek tüm insanlığa sağlayacağı yararın bilincinde olan Sağlık Bakanlığı, yabancı devletlerle iş birliğine özel bir önem vermektedir. Çünkü sağlık, ferdî bir mesele değil, sosyal bir konudur. Bu açıdan bakıldığında uluslararası anlaşmaların, sözleşmelerin önemini daha da iyi anlamaktayız.

Değerli milletvekilleri, biraz önce muhalefetteki kardeşlerimiz de sağlıkta birtakım değişikliklerin olduğunu ama yeterli olmadığını belirttiler. Buradan, Türkmenistan Sağlık Bakanına da Türkiye’de nelerin değiştiği konusunda birkaç rakamla düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.

Baktığımız zaman, 2002’de 107.307 olan yatak sayısı AK PARTİ İktidarıyla beraber 120 bine yaklaşmış. Nitelikli hasta yatağına baktığımız zaman, 2002’de 10 binken şu anda 35 bine ulaşmış. Rakamlara bakmaya devam ediyoruz. Kara ambulansı sayısı 2002’de 618’ken, şu anda, 2010 yılında 2.295 olmuş. 112 acil ile taşıma vakası sayısı 2002’de 350 binken şu anda 2 milyonu aşmış. İlk on dakikada ambulansla vakalara ulaşma oranı yüzde 93 olmuş. Bu oran gelişmiş ülkelerin normalde ulaştığı orandır. Türkiye genelinde 112 acil hizmeti verilmeyen hiçbir bölge kalmamış. Kara ambulansının yanı sıra 132 adet kar paletli ambulans hizmete sokulmuş. İstanbul, Balıkesir, Çanakkale ve Gökçeada’da deniz ambulansı, 2 uçak ve 18 helikopterden oluşan hava ambulansı filosu da hizmet vermeye devam ediyor. Köyde yaşayan bir hamile kadın artık, isterse, masrafları devlet tarafından karşılanarak çocuğunu şehir merkezindeki hastanelerde dünyaya getirebiliyor. 2002’de 3,910 milyar olan sağlık bütçesi 2,2 kat artarak 2010’da 13,9 milyar Türk lirasına ulaşmış, şu anda 14 milyar Türk lirasını da geçmiş durumda.

Sağlıkla ilgili gelişmelere baktığımız zaman gerçekten Türkiye'nin çağ atladığını görüyoruz. Bu arada Türkiye'deki sağlık hizmetlerinin iyiliğinden dolayı binlerce yabancı da Türkiye'de sağlık hizmeti almak üzere ülkemize geliyorlar. Baktığımızda göz ameliyatları başta olmak üzere, açık kalp ameliyatları, kanser tedavileri, kulak-burun-boğaz, diyaliz, kalp damar cerrahisi, beyin cerrahisi, ortopedi, diş… Düşük maliyet ve yüksek kalite ve teknoloji standartları sebebiyle yabancılar ülkemizi tercih ediyorlar.

Sizinle daha önceki birtakım, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından tutulan rakamları da paylaşmak istiyorum. Yurt dışına tedaviye giden Türklerin sayısı 2005 yılında 47 bin görünüyor. Tedaviye yurt dışından gelen Türk vatandaşlarının sayısı 55 bin gözüküyor. Tedaviye gelen yabancılar da artmaya başlamış, 164 bini bulmuş. Bu rakam git gide dışarıya gidenlerde düşüyor -2009’da 30 bine düşmüş- Türkiye'ye tedaviye gelen vatandaş sayısı da artıyor, yabancı sayısı da artıyor.

Türkiye artık, şairlerin hastanelerde görülen sıkıntılardan dolayı şiirler yazdığı dönemleri geride bıraktı. Hatırlar mısınız bilmem, “Abdurrahim Karakoç” diye bir şairimiz vardı, hastaların gördüğü muameleyi anlatırken sık sık “Zengin gelir karşılarsın köşeden/Memur gelir kırılırsın neşeden/Öte kaçma bizim garip Eşe’den/Bakıp yakasında kire Doktor Bey!” derdi. Eşe olmayanlar bunu bilemezdi. Şükürler olsun, Türkiye'de şu anda garibimiz, fakirimiz, gurebamız birinci sınıf sağlık hizmetini alıyor, AK PARTİ de bunun gururuyla ortalıkta siyaset yapmaya devam ediyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

Bununla başka, başka neler olacak? Daha çok şeyler gelişecek. Savunma Sanayii Müsteşarlığımız offset alımlar yolunu açmak suretiyle şu anda savunma sanayisindeki yerli üretimi süratle artırıyor. Sağlık Bakanlığı şu anda gene aynı yolla, offset alımlarla sağlık malzemelerinin Türkiye'de üretilmesi yönünde teşviklerine devam ediyor. Bu konuda da Sağlık Bakanımızı bu yeni yoldan dolayı tebrik ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yukarıda da özetlenen iş birliği çalışmaları çerçevesinde, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkmenistan Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Endüstrisi Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşma 12 Kasım 2010 tarihinde imzalanmıştır. İmzalanan Anlaşma ile her iki ülke arasında sağlık ve tıp endüstrisi alanlarında iş birliği, bilgi değişimi, heyetlerin ve sağlık uzmanlarının değişimi, taraflardan birisinde düzenlenecek bilimsel konferans ve fuarlara katılım gibi yollarla iş birliği yapılması öngörülmektedir.

Sözlerime son verirken -biraz önce değerli hatipler de bahsettiler- bundan yirmi yıl önce olan bir katliama da tekrar dikkat çekmek istiyorum. Maalesef, dünyanın gözü önünde Ermenistan Karabağ’da, Hocalı’da 613 tane kardeşimiz kadın, yaşlı, genç demeden katledilmiştir. Modern dünya şu anda topraklarının yüzde 20’si işgal altında olan Azerbaycan’ı görmemeye direnmektedir.

Efendim, ben sözlerime son verirken hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kabakcı.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Değerli arkadaşlar, mülkiyeti Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait, kullanımı Diyanet İşleri Başkanlığında bulunan camilerimizin müştemilatlarında genel olarak din görevlisi personellerimiz ikamet etmektedir. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü bu din görevlilerimizi işgalci kabul ederek ecri misil isteyerek mağdur etmektedir. Bu mağduriyeti gidermeyi düşünüyor musunuz?

İki: Bingöl’de ilkokullarda bulunan sınıflarda kaç öğrenci bulunmaktadır?

Üç: Bingöl’de kaç tane lise bulunmakta, kaç tane dershane bulunmakta? Eğer bir ilde dershane sayısı lise sayısından az ise başarılı denilir. Bu konudaki düşüncelerinizi öğrenmek isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sorularınızın mümkünse tasarıyla ilgili olmasını rica ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ben görevimi yapıyorum, siz niye alkışlıyorsunuz?

Sayın Gök…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama soruyu cevaplandıracak ilgili bakan olmayınca milletvekilleri de…

BAŞKAN – Bir şey demiyorum da Sayın Genç, ben uyardım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Soruyu cevaplandıracak bakan bulundurun efendim.

BAŞKAN – Şimdi, bakın, Sayın Gök’ün mikrofonu açık kaldı, engel olmayın da sorusunu sorsun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, dediğinizde haklısınız Sayın Başkanım da ama ilgili bakan buraya gelsin, sokaktan bakan toplamayalım.

BAŞKAN – Ya, muhterem, anladık da gitti, sorusunun zamanı bitti.

Buyurun Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, gerek siz ve gerekse partinizin sözcüleri ülkemizin ne kadar kalkındığına ve ne kadar çok iş yaptığınıza dair bilgiler verip övünmeyi seçiyorsunuz. Ankara’nın en eski ve köklü ilçelerinden Haymana’da elektrik işlerini yürüten BEDAŞ’ın kapatıldığından haberiniz var mıdır? Bu suretle Haymanalılar bundan sonra elektrik hizmetlerini Gölbaşı ve Polatlı’dan almak durumundadırlar ve Haymana’da elektrik arızasını giderecek hiçbir çalışan kalmamıştır.

Geçtiğimiz günlerde siz de bir elektrik kesintisi nedeniyle Van’ın Gevaş ilçesinde telesiyejde on dakika havada mahsur kaldınız, geçmiş olsun ama Bakan olarak şanslıydınız çünkü orada jeneratör vardı ama Haymanalıların hiçbirinde jeneratör yok. Bu konuda Haymanalıların bu mağduriyetinin giderilmesi açısından neler yapmayı düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Özgündüz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım az önce konuşmasında Bingöl’e yaptıkları havalimanından bahsettiler, hayırlı olsun. Üç ülkeyle sınırı olan tek ilimiz Iğdır stratejik konumuna rağmen havaalansız. Iğdır’a karşı niçin bu şekilde Hükûmetiniz ihmalkâr davranıyor? Yapımına başlanan havalimanı inşallah bu sene içinde açılacak mı merak ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, ben yoruma muhtaç olmayacak şekilde açık ve net soru sordum. Soru aynen şu: Bingöl’deki…

BAŞKAN – Ben sizin soru sormanıza bir şey söylemedim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – …ilkokullarda bulunan sınıflarda kaç öğrenci bulunmaktadır? Bu soru açık ve net.

Soru 2: Bingöl’de kaç tane dershane vardır, kaç tane lise vardır? Yoruma muhtaç olmayacak, açık ve net bir sorudur.

Teşekkür ederim.

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Türkmenistan’la ne alakası var?

BAŞKAN – Çok Değerli Sayın Tanal, ben size yoruma açık…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakan Bingöl’le ilgili konuşurken niye sormadınız?

BAŞKAN – Bakın, beni dinlemiyorsunuz Sayın Tanal. Ben size “Yoruma açık soru sordunuz.” demedim ki. Ben sizin şahsınızla ilgili de bir şey söylemedim. Bütün milletvekillerine İç Tüzük’e ait bir uyarıyı yaptım, o da şu: Tasarıya ait soruların sorulmasının daha iyi olacağını söyledim, “Yorum yapıyorsunuz.” demedim. Bu benim açıklamam.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, Sayın Bakan orada Bingöl’ü anlatıyor.

BAŞKAN – Ben bir şey demiyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Tanal’ın sorusundan ben şunu anlıyorum yani ana fikrine de doğrusu katılıyorum: Dershanelerin daha az olduğu bir ortam oluşturmamız lazım. Onu vurgulamak için soruyu değişik boyutlarıyla sormuş olabilir. İnşallah, Türkiye’de eğitime yatırımlarımız daha fazla devam ettikçe, bu eleme ihtiyacını daha da azalttıkça bu sorun da zaman içinde hafifleyecektir diye inanıyorum.

Ben kendim hiç dershaneye gitmedim doğrusu. Keşke bu ihtiyaç zamanla daha da azalsa. Çok da etkili bir kaynak kullanımı olduğunu ben de iddia edemem doğrusu. Bu dershanelerin zaman içinde azalmasını ben de kendisi gibi temenni ediyorum.

Vakıflar konusunda şu an için bir bilgim yok, ilgili bakanlığımız yazılı bir cevap verebilir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Dosya elimde, 50’ye yakın insandan ecri misil istiyorsunuz.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Yani benim şu an elimde size verebileceğim bir bilgi yok, sonradan ilgili kurumumuzdan, bakanlığımızdan bilgi alınabilir.

Sayın Gök, bu Haymana’daki yine bir arızadan bahsetti, onu da ilgili kurumumuza ileteceğim ben.

LEVENT GÖK (Ankara) – Arıza değil efendim, grup kapatıldı.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Kapatıldı… Konuyu ilgili kuruma ileteceğim inşallah. Tabii, bilemiyorum şimdi detaylarını.

Yine, Van’daki o hadiseden dolayı “Geçmiş olsun.” dedi, ben de teşekkür ediyorum.

Tabii, Van’da depremden dolayı konteyner kentler oluştu ve doğal gaz güvenli bir şekilde kullanılamadığı için elektriğe biraz fazla yüklenme var. Bu da elektrik altyapısında birtakım zorlamalara neden oluyor. Bunları da aşacağız inşallah.

Diğer taraftan, Iğdır’la ilgili, Sayın Özgündüz’ün sorusu olmuştu, Iğdır’a da biliyorsunuz, sadece Bingöl’e değil, şu anda Hakkâri’ye, Iğdır’a, Şırnak’a havaalanları inşa ediyoruz. Daha önce hayal dahi edilemeyen illerimize, bölgelerimize havaalanı inşa ediyoruz. Iğdır da bunlar arasında.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ne zaman?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – İhalesi yapıldı, inşaat çalışmaları başladı.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Martta bitecekti, martta.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Şimdi tam, net bir şey söylemeyeyim ama Iğdır’ın program tarihi, bildiğim kadarıyla, 2013 ama çok da hani hafızam beni yanıltmıyordur inşallah, çünkü çok sayıda proje var tabii. Iğdır da gerçekten mikrokliması çok güzel olan, büyük potansiyeli olan illerimizden bir tanesi. İnşallah, önümüzdeki dönemde kalkınmasına, gelişmesine bu havaalanımızın da önemli katkıları olacaktır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkanım, ben konunun dışında bir şey soracağım eğer müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Ben size “sormayın” diyemem, ben bir açıklama yaptım sadece.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Peki, ben yine sizin izninizi alayım.

BAŞKAN – Hayır, estağfurullah, beni niye suça ortak ediyorsunuz?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Peki.

Şimdi, Malatya’da birçok köy yolu kapalı ve maalesef araç yetersiz olduğu için açılamıyor. Geçtiğimiz günlerde Özel İdaredeki işçiler başka yerlere dağıtıldı, Tunceli’ye, Elâzığ’a dağıtıldı. Şimdi, taşeron almak için tekrar ihale açmış Özel İdare. Bunu, buradan belirtmek istiyorum.

Ayrıca, bugün Arapgir’in köy yolları, Gebik, Taşdibek gibi köy yolları hâlâ kapalı. Oradaki görevliler de çaresiz çünkü ellerinde yeteri kadar iş makinesi yok. Bu “rotatif” diye bir makine var. Bu, Malatya’da olmadığı için maalesef açılamıyor yollar, hâlâ insanlar kırk beş günden beri Arapgir’in köylerinde hayvanlarına verecek yem almak için ilçeye gidemiyorlar. Bu konuyu dikkatinize sunuyorum.

Teşekkür ederim Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, gerçi sizin konunuz değil ama Sayın Komisyon Başkanımız cevap verebilir. Söz konusu Türkmenistan olunca Türk dünyası ile ilgili bir soru sormak istiyorum.

Biliyorsunuz, Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlığa kavuştuklarının 20’nci yılını kutluyoruz, kutluyorlar ama görülüyor ki Türkiye, Türkiye’yi yöneten iktidar ve Sayın Cumhurbaşkanı bu kutlamalara çok da ilgili değil. Görebildiğimiz ve takip edebildiğimiz kadar, bu kutlamalara Türkiye’den bir bakan, Dışişleri Bakanı, Sayın Başbakan, Sayın Cumhurbaşkanı gitmedi. Şimdi, önümüzdeki süreçte yeni seçimler yapılıyor ve Cumhurbaşkanı seçimi yapıldı. Türkiye’den Başbakan olarak, Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanı olarak Türkmenistan’a bir ziyaret düşünülüyor mu veya bir davet düşünülüyor mu? Tutanaklara geçmesi için söylüyorum. Ümit ederim ki ilgili bakanlık veya zatıalleriniz mümkünse cevap verirler.

Önemsiyorum çünkü gerçekten Türkiye ile Türk dünyası arasındaki soğuma Türkiye'nin gücünü zayıflatacaktır, bölgesel gücünü zayıflatacaktır, küresel gücünü zayıflatacaktır. Bu noktayı dikkate sunmak üzere bu soruyu sordum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Sayın Özgündüz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Süreden istifadeyle Sayın Bakanıma bir soru daha sormak istiyorum: Türkiye, Orta Asya Türkî cumhuriyetlerden uzaklaşırken her nedense Arap Birliğinin toplantılarına katılmakta ve kararlarına imza atmaktadır. Bildiğim kadarıyla Türkiye, Arap Birliğinin bir üyesi değil. Bu olayı nasıl yorumluyorsunuz? Yani, Türkiye'nin Arap Birliğinin üyesiymiş gibi onlara önderlik ederek, o coğrafyaya ait sorunlarda bu kadar taraf olmasını ve Türk dünyasından uzaklaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN –  Sayın Bakan, buyurun.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) –  Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Malatya’yla ilgili özel idare işçileri, tabii, Malatya’ya özel bir düzenleme değil. Genelde özel idarelerimizde norm kadro fazlası, aşırı çalışan sayısı vardı. Bu, aslında özel idareleri rahatlatmak için yapılan bir düzenlemeydi. Oradan merkezî idareye norm kadro fazlası işçilerimiz aktarıldı. Böylece özel idarelerimiz finansal açıdan aslında rahatlatılmış oldu, daha sürdürülebilir bir şekilde bir finansman yapısına kavuştular. Dolayısıyla, daha iyi hizmet etmeleri için de daha sağlıklı bir yapı oluşmuş oldu.

Tabii köy yollarıyla ilgili birçok milletvekilimiz dile getirdi bugün. Kış koşulları, çok ağır bir kış yaşıyoruz. Uzun zamandır olmadığı kadar yoğun bir kar yağışı var. Özellikle belli illerimizde bu çok çok daha üst seviyelerde, işte metrelerce kar yağan, defalarca temizlenip temizlenip kapanan yollardan bahsediyoruz. Bunun getirdiği zorluklar var elbette. Kapasiteniz ne olursa olsun olağanın üstünde bir yağış gerçekleştiği zaman ister istemez sıkıntı oluşuyor.

İşte size yine Bingöl’den, bildiğim yerden örnek vereyim: 320 tane köyümüz var, 900’e yakın mezramız var ve hakikaten çok dağınık bir yapı. Burada çalışan insanlarımızın da, bir program dâhilinde, grup yollarından başlayıp aşama aşama açması gerekiyor. Bu ücra yerlere ulaşıncaya kadar tabii ki belli bir vakit geçiyor ama tabii biz de sizler gibi en kısa sürede yapılmasını temenni ediyoruz.

Sayın Şandır’ın sorusuna Komisyon Başkanımız cevap verecek.

Sayın Özgündüz’ün sorusuna kısa bir yorum yapayım. Daha dün, ben, Orta Asya cumhuriyetleriyle “Kalkınma İş Birliği” konulu bir toplantının açılışını yaptım Türkiye’de, bütün Orta Aysa ülkelerinden katılımcılar vardı. Türkiye'nin şu anda kalkınma, ikili kalkınma yardımının yüzde 50’den fazlası Orta Asya cumhuriyetleriyle. TİKA’nın sağladığı desteklerin yarıdan fazlası aynı şekilde yani biz, hiçbir şekilde Türk Cumhuriyetlerini ihmal ediyor değiliz. Ayrıca Kırgızistan’la ilgili Bakanlığım özel bir program başlattı. Daha dün yine Kırgızistan’dan bir bakan yardımcısıyla Türkiye ile Kırgızistan ilişkilerini konuştuk, nasıl destek olabileceğimizi konuştuk. Ben de bürokratlarımla ve bazı iş adamlarımızla inşallah yakın zamanda Kırgızistan’ı ziyaret edeceğim. O bölge bizim için çok önemli, hem kalkınması, kendi açılarından kalkınmaları, gelişmeleri hem de o bölgelerle, özellikle Orta Asya’yla, Orta Doğu’yla, Balkanlarla, biz ne kadar çok iyi ilişkiler geliştirirsek -ki bunlar birbirinin alternatifi değil, hepsi birbirini tamamlayıcı yerler- bu o kadar bizim de menfaatimize diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Arap Birliği konusunda bir şey demediniz Sayın Bakan.

BAŞKAN – Buyurun.

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Sayın Başkanım, Sayın Şandır’ın sorusuna, hafızadan olduğunu belirtmek suretiyle, cevap vermek istiyorum.

Türkiye'nin Orta Asya cumhuriyetleriyle ilgili politikasında hiçbir değişiklik mevcut değildir. Bu ilişki, bizim için bir tercih sebebi olabilecek bir konu da değildir. Bu ülkelerle ve soydaşlarımızla ilişkimizin başka ülkelerle kıyaslanmayacak derecede iyi yürümesi ve karşılıklı çıkarlara uygun olarak o ülkelere zarar vermeyecek boyutlarda olması bizim temel hedefimizdir. Bir ilgisizlikten bahsetmenin doğru  olmayacağını düşünüyorum. Kırgızistan Cumhurbaşkanı daha yakın tarihlerde buradaydı, Genel Kurulumuza hitap etti, hepimizi çok duygulandıran bir konuşma yaptı. Önümüzdeki hafta Türkmenistan Cumhurbaşkanı Türkiye’ye geliyor. Dolayısıyla, gerçekten böyle bir hissiyata kapılmış olmanızdan dolayı ben üzüntü duydum ama böyle bir şey dış işleri politikamız bakımından da yok, olması da mümkün değil.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE TÜRKMENİSTAN HÜKÜMETİ ARASINDA SAĞLIK VE TIP ENDÜSTRİSİ ALANLARINDA İŞBİRLİĞİNE DAİR ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUNBULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 12 Kasım 2010 tarihinde imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkmenistan Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Endüstrisi Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Gruplar adına, madde üzerinde ilk söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Levent Gök’e aittir.

Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 161 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Türkmenistan Hükûmeti Arasında Sağlık ve Tıp Endüstrisi Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerine söz aldım, hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkmenistan genellikle içine kapalı bir siyaseti çok uzun yıllardan beri götürüyor. Genellikle yönetim tarafsızlık siyaseti doğrultusunda bölgesel veya uluslararası sorunlara mesafeli yaklaşıyor. Ülke de Türk müteahhitlerimizin, firmalarımızın Orta Asya’da en çok proje üstlendikleri ülke olarak birinci sırada yer alıyor Türkiye açısından ve Türk mühendis ve mimarlarının projelerinin tutarı 21 milyar doları buluyor.

Bizim bu gerçekleştirdiğimiz sağlık ve tıp endüstrisi alanlarındaki iş birliğinin ötesinde, Türkmenistan’ın esas sahip olduğu ve en çok üreticisi bulunduğu doğal gaz konusundaki anlaşmalarımızı ve onunla yakınlaşmalarımızı artırmamız gerektiğini düşünüyorum. Ancak Türkmenistan, özellikle doğal gazın nakli ve bunun pazarlanması konusunda, ne yazık ki şu anda Türkiye’yle çok yakın bir ilişkiyi sergilemiyor ve doğal gazın pazarlanması ve nakli konusunda Çin Cumhuriyeti’yle anlaşmış gözüküyor. Umuyor ve diliyoruz ki bu tip anlaşmalar, önümüzdeki süreç içerisinde, Türkmenistan doğal gazının da Türkiye’ye nakli ve naklinden sonra da Türkiye’de kullanılmasına yönelik daha uygun koşulları Türkiye için yaratabilir.

Elbette bu anlaşmaları yaparken hepimizin arzusu Türkiye’mizin ekonomisinin gelişmesi, ekonomimizdeki aksaklıkların başka ülkelerle yapacağımız anlaşmalarla en az seviyeye indirilmesi olmalıdır. Ama Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; böylesine ülkelerle yaptığımız anlaşmaların ötesinde, hemen daha burnumuzun dibinde yaşadığımız ekonomik olaylar ya da toplumsal olaylar, ne yazık ki hepimiz açısından ibret verici derslerin alınmasını da zorunlu kılıyor.

Geçtiğimiz iki gün önce, 21 Şubatta Ankara’mızın kalbi olan Çıkrıkçılar Yokuşu’nda meydana gelen yangın hepimizi büyük ölçüde ürkütmüştür. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yangın sıradan bir yangın değildir, Ankara bir facianın eşiğinden dönmüştür. Bu Yokuş’taki, “Çıkrıkçılar Yokuşu” diye tabir ettiğimiz yöredeki yangın bakın ne anlam ifade ediyor. Eğer bu yangın durdurulamasaydı, Ankara’mızın kalesine, simgesi olmuş kalesine kadar uzanma olasılığı vardı. Yine, dünyanın en büyük müzelerinden bir tanesi olarak saygın bir şekilde yerini almış Anadolu Medeniyetler Müzesi Çıkrıkçılar Yokuşu’nun hemen yakın mesafesindedir; yine, Ahi Elvan Camisi, ki daha 13’üncü yüzyıldan kalan bir cami; Suluhan, yapımına Fatih Sultan Mehmet zamanında başlanmış ve II. Beyazıt zamanında devam etmiş bir han, içinde bakırcılar var, incik boncuk diye tabir ettiğimiz tasarımcılar var; bütün bunların hepsi yüzyıllarca bir geçmişe dayalı izleri barındırıyor; yine, Pirinç Han, tam 1739 tarihlidir değerli arkadaşlarım, Bakırcılar Çarşısı ve hemen bu yokuşun yanı başında Konya Sokak, elektronik dünyasının başköşesi.

Bunlar… Anlaşılamadı daha henüz Ankara’nın başından geçen facia değerli arkadaşlarım. Bu faciaların anlaşılması açısından acaba çok daha büyük bedeller ödememiz mi gerekiyor? Bugün Çıkrıkçılar Yokuşu’nda meydana gelen yangında üç bina tamamen yandı, on üç dükkân ise kısmen ama içindeki tüm eşyalar da yanmak suretiyle tahrip edildi ve onlarca esnaf aileleriyle birlikte zarar gördü.

Yangın söndürmede ne yazık ki Ankara Büyükşehir Belediyesi ve yangının mahalline çok yakın olan Altındağ Belediyesi, tam 150 metre mesafedeki belediye, yetersiz kalmıştır. Niçin yetersiz kalmıştır biliyor musunuz değerli milletvekilleri ve ben bunları niçin anlatıyorum? İtfaiye araçları yangın olan yere ulaşamamışlardır çünkü çok eski yerleşim yerlerinde bildiğiniz gibi sokaklar dardır ve ne yazık ki itfaiye araçları bu sokaklara girememişlerdir.

Şimdi, böylesine bir yangının olabileceği ihtimali niçin düşünülmemiştir? Bakın, oradaki bütün dükkânların hiçbirini sigorta şirketleri sigortalamıyor çünkü diyorlar ki: “Burada yangın olasılığı her zaman vardır ve burası sigorta şirketleri açısından bir risktir.” Peki, sigorta şirketlerinin gördüğü ve tespit ettiği bu riski devletimiz ve belediyelerimiz niçin tespit edemiyorlar?

Değerli arkadaşlarım, benim çok basit bir önerim var: Bu tip yerler Ankara’mızın ve Türkiye’mizin tarihî dokusunu oluşturuyorlar, bunlar tarihimizi barındırıyorlar, kültürümüzü barındırıyorlar ve ekonomimizi barındırıyorlar, binlerce esnaf var. Eğer o yangın durdurulmasaydı Ankara’nın ekonomisinin çok ciddi oranda bir çöküntüye gideceğini ben sizlere rahatlıkla söyleyebilirim.

Şu niçin düşünülmemiştir, ben özellikle Ankara Belediye Başkanına, Altındağ Belediye Başkanına buradan seslenmek istiyorum: Böylesine dar sokaklara itfaiye araçlarının giremeyeceği bellidir. Peki, değerli milletvekilleri, böyle yerlerde, dar sokaklarda, en azından belli yerlerde bir su tankları oluşturabilsek ya yerin altında ya da üstünde ya da o sokaklara girecek tarzda itfaiye araçlarını üretemez miyiz biz? Bu kadar zor mudur bunu düşünmek? Bunu niçin düşünmüyoruz? Gerçekten bir tarih yanacaktı değerli arkadaşlarım. Benim gerçekten uykularım kaçtı. Oradaki millî serveti biliyorum, tarihi biliyorum. Bakın, size 1400’lü yıllarda, 1500’lü yıllarda yapılmış binalardan bahsediyorum. Bu kadar ucuz mudur? İnsan hayatı gibi şehir hayatı da ucuz değildir. Bunları korumak da belediyelerimize düşen en büyük görevdir.

Çok yapıcı bir öneriyi sizler aracılığıyla gündeme taşıyorum: Derhâl bu tip yerlere veyahut da Türkiye’mizdeki pek çok böyle itfaiye araçlarının giremediği yerlerde belirli yerlere su tanklarını koymalıyız, burada itfaiye hortumlarını bulundurmalıyız ve anında ulaşabilecek bir şekilde “İtfaiye araçları girmedi.” mazeretinin arkasına sığınılmadan bu yangınların üzerine derhâl gitmeliyiz.

Değerli milletvekilleri, Çıkrıkçılar esnafı, acil ve derhâl somut adımlar bekliyor, zararlarının karşılanmasını bekliyorlar. Bu mağduriyetleri giderilmeli, dükkânları eski hâle bir an önce getirilmelidir. Bankalara ve kamuya olan bütün borçları ötelenmelidir. Bu arkadaşlarımızın biraz nefes alması sağlanmalıdır.

Ancak, yine benim bu konuda çok ciddi endişelerim var, çok ciddi şüphelerim var. Hatırlarsınız, yine Ankara’mızın can kalbi olan Modern Çarşı 2003 yılında tamamen yanmıştı. Buradaki dükkân sahiplerinin zararı giderileceği sözü hemen yangından sonra verilmişti ama 2003 yangınından itibaren bugüne kadar gelinen süreçte Modern Çarşı’daki dükkân sahiplerinin hiçbirinin mağduriyeti giderilmemiştir. Hepsi Ankara’mızın dört bir yanına savrulmuştur, ticari yönlerini kaybetmişlerdir, ilişkilerini kaybetmişlerdir ve çok mağdur olmuşlardır.

Dilerim ki bu acı örneklerden de yola çıkarak Çıkrıkçılar esnafımızın mağduriyeti verilen sözlerin bir an önce tutulmasıyla gerçekleşir ve burada umutlarını yitiren, ticari hayatlarını yitiren esnafımızın tekrar bundan sonraki ticari faaliyetlerini çok daha iyi koşullarda sürdürmesinin yolunu hep birlikte açmamız gerektiğini düşünüyorum.

Bu nedenle bu yangında zarar gören tüm esnafımıza ve yangın nedeniyle büyük bir tehlike atlatan Ankaralılara geçmiş olsun diyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.06

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 70’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkmenistan Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Endüstrisi Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun 1’inci maddesi üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şahıslar adına İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Ataş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Ataş.

MUSTAFA ATAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 161 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkmenistan Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Endüstrisi Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İnsanların huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşam sürmeleri açısından sağlık çok önemli bir faktördür. Sağlıklı olmayan bir insanın dünya nimetlerinden haz alması da mümkün değildir.

Tabii, Sağlık Bakanlığımızın hizmetleriyle ilgili benden önceki konuşmacı arkadaşlarımız bahsettiler, bunlar üzerinde çok durmayacağım, ancak hepinizin de bildiği gibi, milletimizin de görmüş olduğu gibi, AK PARTİ iktidarları döneminde, AK PARTİ iktidarlarının öncesinde Türkiye'de çileye dönüşen hastane kuyrukları, bugün çok şükür yapılan hastaneler ve sağlık merkezleri sayesinde sağlıklı, mutlu, huzurlu ve güvenli bir yapıya kavuşmuştur. AK PARTİ iktidarları döneminde insan merkezli, toplumun tüm kesimlerini ve ülkemizin tüm bölgelerinin ihtiyaçlarını dikkate alan bir sağlık politikası geliştirilmiş ve uygulanmıştır. Temel hedefimiz, toplumumuzun sağlığı ve mutluluğudur.

AK PARTİ iktidarları döneminde yurt içi politikalarının yanı sıra yurt dışı politikalarda da ivme kazanılmış ve dünya ülkeleriyle ilişkilere verilen önem her geçen gün artmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüzde sağlık sorunlarının yarattığı sınırlar ötesi etkiler, küresel çapta kaydedilen teknolojik gelişmeler ve sağlık kavramında hasta haklarından çevre sağlığına kadar uzanan geniş bir perspektifte ortaya çıkan büyük değişimler, bu alandaki uluslararası iş birliğinin çeşitlenmesine ve derinleşmesine yol açmıştır.

Dünyadaki en önemli değerlerden birisi de şüphesiz insanların sağlıklı olmasıdır. Dünya genelindeki sağlık sorunları, bu alanda ülkeler arasında iş ve güç birliğine duyulan ihtiyacı da giderek artırmıştır çünkü dünyanın herhangi bir ülkesinde yayılan bir hastalık, ulaşımın gelişmesiyle kısa sürede dünyanın dört bir tarafına hızla yayılabilmektedir. Bu nedenle, ülkeler kendilerine özgü sağlık sorunları yerine, genel dünya sağlık sorunlarıyla da ilgilenme durumuna gitmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi ülkemiz ile Türkmenistan arasındaki ilişkiler çok yönlü ve çeşitlidir. Siyasi, ekonomik, ticari, askerî, eğitim ve kültür alanlarında işbirliği faaliyetleri sürdürülmektedir.

Türkiye-Türkmenistan siyasi ilişkileri özellikle 2007'den itibaren yeniden bir dinamizm ve ivme kazanmış, buna paralel olarak da iki ülke arasındaki temas ve ziyaret trafiği istikrarlı bir şekilde artmıştır. Hiç şüphesiz, bu gelişmede, Şubat 2007'de iktidara gelen Sayın Berdimuhamedov'un, diğer ülkelerle temaslara ve çok taraflı ilişkilere yönelik yapıcı tutumu ve izlediği siyasetin rolü büyük olmuştur.

Ayrıca, Sayın Berdimuhamedov'un iktidara gelmesinin ardından yeniden ve doğru zamanlama ile inisiyatif alarak, Türkmenistan'a olan yakın ilgimizi ve desteğimizi en üst düzeyde göstermemiz de bu sürece önemli katkı sağlamıştır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın 11-12 Kasım 2010 tarihlerinde Türkmenistan'a gerçekleştirdiği ziyaret vesilesiyle "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkmenistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Bilimi Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşma Devlet Bakanı Sayın Zafer Çağlayan ve Türkmenistan Bakanlar Kurulu Başkan Yardımcısı Hıdır Saparaliyev tarafından 12 Kasım 2010 tarihinde Türkmenbaşı şehrinde imzalanmıştır.

Anılan Anlaşma ile her iki ülke arasında sağlık ve tıp endüstrisi alanlarında iş birliği, bilgi değişimi, heyetlerin ve sağlık uzmanlarının değişimi, taraflardan birisinde düzenlenecek bilimsel konferans ve fuarlara katılım gibi yollarla iş birliği yapılması öngörülmektedir.

Bu iş birliğinin ülkemiz ve Türkmenistan halklarının sağlığının gelişmesine katkıda bulunmasını temenni eder, Türkiye'nin 2023 yolculuğundaki yürüyüşünü gerçekleştiren AK PARTİ iktidarlarının kadrolarına, özelde ise Sağlık Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı kadrolarına teşekkür eder, hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ataş.

1’inci madde üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

Madde 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

Madde 3 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ben bir şey söylemek istiyorum müsaadeniz olursa.

BAŞKAN – Sayın Şandır, bu arada ben şu tümünü de hızlıca oylayayım ve ondan sonra size söz vereyim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Oylamadan önce…

BAŞKAN – Peki, buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

9.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Ankara Çıkrıkçılar Yokuşu’nda meydana gelen yangına ve esnafın yaşadığı mağduriyete ilişkin açıklaması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, ihmalim oldu, kusura bakmayın.

BAŞKAN – Estağfurullah efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu Ankara Ulus’ta yaşanan, Çıkrıkçılar Yokuşu’nda yaşanan yangın gerçekten çok önemli hasarlar meydana getirmiştir. Esnafımız çok büyük zararlar görmüştür.

Bu çarşı, şehircilik açısından itfaiyelerin giremediği dar sokaklardan kurulu bir çarşıdır. Dolayısıyla, hem Hükûmetimizden hem Ankara Büyükşehir Belediyesinden Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak gereken tedbirlerin alınmasını biz de talep ediyoruz.

Bu yangında maddi zarar olmuştur. Mal kazanılır, cana gelmemiş olmasına şükrederiz ama malını kaybeden esnafımıza da Hükûmetimizin, devletimizin gereken desteği vermesini Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz de talep ediyor, temenni ediyoruz.

Allah bir daha bu tür afatlardan ülkemizi, milletimizi, insanımızı korusun diyor, söz verdiğiniz için de teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Estağfurullah.

Sayın İşler, buyurun.

10.- Ankara Milletvekili Emrullah İşler’in, Ankara Çıkrıkçılar Yokuşu’nda meydana gelen yangına ve esnafın yaşadığı mağduriyete ilişkin açıklaması

 

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Şandır’a da teşekkür ediyorum, önemli bir konuyu dile getirdi.

Biz de Ankara milletvekilleri olarak az önce Sayın Meclis Başkanımızla birlikte o yangın mahallini ziyaret ettik, belediyedeki arkadaşlarımızla birlikte gerekli tedbirler için gerekli görüşmeleri yaptık, hem devletimiz hem sivil toplum örgütleri bu yangından zarar gören arkadaşlara yardımcı olacaklar.

Bu münasebetle teşekkür ediyorum, sağ olun.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkmenistan Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Endüstrisi Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/456) (S. Sayısı: 161) (Devam)

BAŞKAN – Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen üç dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını yine oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

 

BAŞKAN –  Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkmenistan Hükümeti Arasında Sağlık ve Tıp Endüstrisi Alanlarında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı

:

209

 

 

Kabul

:

208

 

 

Ret

:

1

(x)

 

Kâtip Üye

Mustafa Hamarat

Ordu

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur”

 

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

5’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında UNDP-İstanbul Uluslararası Kalkınmada Özel Sektör Merkezinin (IICPSD) Kuruluşu ile İlgili Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında UNDP-İstanbul Uluslararası Kalkınmada Özel Sektör Merkezinin (IICPSD) Kuruluşu ile İlgili Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/511) (S. Sayısı: 119)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

6’ncı sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Adına Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşmasında Değişiklik Yapılmasına Dair 1/2011 Sayılı Ortak Komite Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

6.-  Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Adına Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşmasında Değişiklik Yapılmasına Dair 1/2011 Sayılı Ortak Komite Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/472) (S. Sayısı: 98)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Sayın milletvekilleri, Komisyon ve Hükûmetin bundan sonra da bulunmayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleri ile kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 28 Şubat 2012 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum; bütün arkadaşlarıma iyi haftalar diliyorum.

                                                               Kapanma Saati: 17.42

 

 

 



(x) 85 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Bu ifadeye ilişkin açıklama, 28/2/2012 tarihli 71’inci Birleşim Tutanak Dergisi’nin 2’nci sayfasındadır.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(XX) 76 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(X)  Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(X) 161 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.