TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  67’nci Birleşim

                                                                                         16 Şubat 2012 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, 15/2/2012 tarihli 66’ncı Birleşimdeki bir beyanını düzeltmeye ve kendisine atılan lafların tutanaklara yansımadığına ilişkin konuşması

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- TBMM Başkan Vekili Oturum Başkanı Şükran Güldal Mumcu’nun, tutanakların titizlikle tutulduğuna ve hiçbir baskının söz konusu olmadığına ilişkin konuşması

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın grubuna sataşması nedeniyle konuşması

9.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin partisine sataşması nedeniyle konuşması

10.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum’un şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın şahsına ve partisine sataşması nedeniyle konuşması

12.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

13.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Isparta Milletvekili Recep Özel’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

14.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

15.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Manisa ilinde faaliyet gösteren toprak sanayicilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İzmir Milletvekili Rıfat Sait’in, Kosova Cumhuriyeti Bağımsızlık Günü ve Türkiye-Balkan ülkeleri ilişkilerine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Türk hukukunda özel yetkili mahkemelerin yeri ve uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 20 milletvekilinin, emeklilerin içinde bulundukları sıkıntıların, bazı uygulamaların yarattığı mağduriyetlerin ve bu sorunların çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/148)

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 21 milletvekilinin, uzman erbaş uygulaması sonucunda ortaya çıkan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/149)

 

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 21 milletvekilinin, 29 Ocak olayları ve Batı Trakya Türk azınlığının durumu ile sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/150)

 

B) Önergeler

İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 164 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergenin görüşmelerinin İçtüzük’ün 70’inci maddesine göre kapalı oturumda yapılmasına ilişkin önergesi

 

IX.- AÇIKLAMALAR

1.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, kamu kurum ve kuruluşlarında ne kadar engelli personel çalıştığına ve engelli personel açığı var ise ne zaman alım yapılacağına ilişkin açıklaması

2.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, kötü hava koşulları nedeniyle Muş ve çevre illerde köy yollarının kapalı olduğuna ve devletin bu konuda daha duyarlı olmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

3.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, esnaf ve sanatkârlarla tarım kesiminin destek kredilerine ilişkin kararnamenin henüz Bakanlar Kurulunca imzalanmaması nedeniyle kredilerin kullandırılamadığına ilişkin açıklaması

4.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, AK PARTİ’li bir milletvekilinin bir televizyon kanalında Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerini tehdit ettiğine ve özür dilemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Porsuk su havzasının Kütahya’nın atıklarıyla kirlendiğine ve Kütahya’ya bir an önce arıtma tesisleri yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Cerattepe mevkisi ve Genya Dağı’ndaki madencilik faaliyetinin mahkeme kararıyla durdurulmasına rağmen yasal mevzuata aykırı olarak yeniden ihaleye çıkarıldığına ve bu ihalenin bir an önce durdurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya’nın Darende ilçesine bağlı Çukurkaya köyünde meydana gelen depremde can kaybı olmadığına ancak Malatya’nın olası bir depreme hazırlıklı olmadığına, devlet kurumlarının şimdiden tedbir alması gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, Genel Kurul salonundaki gürültü ve hareketten dolayı Meclis çalışmalarından yeterince verim alınamadığına ilişkin açıklaması

9.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’nın Kozan ilçesinde Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı bir yurdun ihalesinin ne zaman yapılacağına ilişkin açıklaması

10.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, İzmir’de karakolda elleri bağlı olarak dayak yediği ve işkenceye maruz kalan Fevziye Cengiz’in mahkemesinde görevsizlik kararı verildiğine ilişkin açıklaması

11.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair tasarının acilen Meclise gelmesi gerektiğine, ne zaman geleceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

12.- Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın Isparta Şarkikaraağaç Belediye Başkanıyla ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması

13.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in Isparta Belediye Başkanlığıyla ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması

14.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın ifadelerine ilişkin açıklaması

15.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın ifadelerine ilişkin açıklaması

16.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, 1999 yılında görüşmeler yapıldığına ilişkin açıklaması

 

X.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve arkadaşları tarafından, görevi yaptırmamak için direnme suçlarındaki artışın nedenleri ile işkence ve kötü muamele iddiaları arasındaki ilişkinin araştırılarak işkence ve eziyet suçlarının önlenmesi ve cezasız kalmaması için alınacak tedbirlerin belirlenmesi hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 16/2/2012 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

2.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi

 

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Genel Kurulun 17/2/2012 Cuma günü toplanmamasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi

 

XI.- MECLİS ARAŞTIRMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 23 arkadaşının, görevi yaptırmamak için direnme suçlarındaki artışın nedenleri ile işkence ve kötü muamele iddiaları arasındaki ilişkinin araştırılarak işkence ve eziyet suçlarının önlenmesi ve cezasız kalmaması için alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/151)

 

XII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in; Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu (2/343) (S. Sayısı: 164)

 

XIII.- KAPALI OTURUMLAR

 

XIV.- OYLAMALAR

1.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in; Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin oylaması

2.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in; Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin oylaması

 

XV.- KOMİSYONLAR BÜLTENİ

1.- 16/2/2011-31/12/2011 tarihleri arasında komisyonlara gelen, komisyonlardan çıkan ve 31/12/2011 tarihinde komisyonlarda bulunan kanun hükmünde kararnameler, tasarılar, teklifler ile tezkereler

 

XVI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, yerel basın kuruluşlarının sorunlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/2464)

2.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Tekirdağ’da İŞKUR’a başvuran özürlülerin istihdamına ve açılan kurslara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/2509)

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlardaki boş kadrolara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/2756)

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlarda hizmetlerde taşeronlaşmaya ve taşeron firma çalışanlarının bazı sorunlarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/2757)

5.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatlarına ait binalarının depreme karşı güçlendirilmesi çalışmalarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/2758)

6.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlardaki boş kadrolara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/2768)

7.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlarda hizmetlerde taşeronlaşmaya ve taşeron firma çalışanlarının bazı sorunlarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/2769)

8.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatlarına ait binalarının depreme karşı güçlendirilmesi çalışmalarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/2770)

9.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlarda hizmetlerde taşeronlaşmaya ve taşeron firma çalışanlarının bazı sorunlarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/2814)

10.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın, enerji tasarruflu ampullerin çevreye ve insan sağlığına zararlı olduğu iddiasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2833)

11.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatlarına ait binalarının depreme karşı güçlendirilmesi çalışmalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2837)

12.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatlarına ait binalarının depreme karşı güçlendirilmesi çalışmalarına ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın cevabı (7/2955)

13.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, “Diyanet Haberler” adlı İnternet sitesinde yayınlanan bir yazıya ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/3128)

14.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Merkez ve taşra teşkilatı binalarının bakım ve onarımına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/3145)

15.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Bakanlık birimlerinde görev yapan bazı yöneticilerle ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/3214)

16.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, madencilikle ilgili kurum ve kuruluşlarda maden mühendisi istihdamına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/3215)

17.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlık Merkez ve taşra teşkilatı binalarının bakım ve onarımına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/3218)

18.- İzmir Milletvekili Rıza Türmen’in, AİHM’nin nüfus cüzdanlarındaki din hanesi ile ilgili vermiş olduğu kararın uygulanmasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/3239)

19.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Çakırgöl Kış Sporları Turizm Merkezi Projesi’ne ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/3250)

20.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay başkanlarına tahsis edilen makam araçlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/3289)

21.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, EÜAŞ’ta koruma güvenlik görevlisi olarak çalışan personele ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/3380)

22.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bursa’da yaptığı bir konuşmasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/3538)

23.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, elektrik üretimine ve ithalatına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/3561)

24.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, Sayıştay’ın 2010-2011 yıllarında denetlediği belediyelere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/3795)

 

16 Şubat 2012 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Fatih ŞAHİN (Ankara)

 -----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşimini açıyorum.

 

III.- Y O K L A M A

 

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

Görüşmelere başlıyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, 58’inci maddeye göre, geçen tutanak hakkında bir… Tutanakta bir ifadem yanlış anlaşılmış da efendim, onu bir açıklamak istiyorum. 58’inci maddeye göre birleşimin başında söz istiyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Geçen tutanak özeti…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Geçen tutanak hakkında efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Genç.

 

IV.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, 15/2/2012 tarihli 66’ncı Birleşimdeki bir beyanını düzeltmeye ve kendisine atılan lafların tutanaklara yansımadığına ilişkin konuşması(x)

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün burada yaptığım bir toplantıda şöyle bir ifade… İşte, Oslo görüşmeleriyle ilgili bir konudan bahsederken… İşte, orada Tayyip Bey, biliyorsunuz… “Muhalefet partileri, işte ‘Siz PKK’yla konuşma yaptınız.’ gibi birtakım sorulardan bahsedince Tayyip Bey o zaman demişti ki: Bunları kanıtlamayan şerefsiz ve alçaktır.” demişim. Arkasından “Ondan sonra Tayyip Bey’le PKK mensuplarının görüştüğü ortaya çıktı mı?” demişim. Hâlbuki “Tayyip Bey’in -bizzat kendisi değil- temsilcilerinin PKK’yla görüştüğü ortaya çıktı.” demem lazımken burada “Tayyip Bey’le PKK mensuplarının görüştüğü.” şeklinde bir ifade olmuş.

Bunun sebebi şu tabii: Biz buraya, kürsüye çıktığımız zaman her taraftan bize laf atılıyor, laf atılınca da tabii, bizim burada amaçlarımızı kısa olarak izah etmemiz mümkün değil. Ayrıca da burada yaptığım konuşmada MİT’in bazı ölüm olayları içinde bulunduğu şeklinde anlaşılıyor fakat ben bunu, Hakan Fidan’ı ve bazı MİT mensuplarını göreve davet edip de ifadesine başvurmak istediği kişilerin, buna rağmen gitmeyen… Savcının beyanatını dile getiriyorum. Yoksa ki benim buradaki konuşmamın amacı, hiçbir surette, MİT mensuplarının suç işlediği veya herhangi bir ölüm meselesine katıldığı şeklinde bir ifade değildir.

O bakımdan, bunu bu şekilde düzeltmek de istiyorum ancak arkadaşlar, daha feci bir şey: Şimdi, ben burada konuşurken AKP sıralarından en azından 10 tane kişi bana laf attı. Tutanağı aldım, tek laf yok, “AKP sıralarından gürültü.” Böyle bir şey olmaz ki!

Şimdi, ben Tutanak Müdürüyle görüştüm, diyor ki: “Şu mikrofonlar karşıdan gelen sözleri kesiyor.” E, bunun, kesiyorsa önüne geçmek lazım. Biz buraya gittiğimiz zaman en azından 10 tane AKP’li bana laf atıyor, hakaret ediyor, ağır laflar söylüyor, tutanaklarda geçmiyor. Ben bundan normal olarak şunu anlıyorum: Demek ki AKP’liler Tutanakta çalışanları tehdit ediyorlar “Bu lafları göstermeyin” diyorlar. Yani böyle bir şey olur mu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bu size ve Başkanlık Divanına yapılan bir hakarettir.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, Başkanlık Divanı işte…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Başkanlık Divanına yapılan bir hakarettir bu.

KAMER GENÇ (Devamla) – Başkanlık Divanı… Ben de hatırlatıyorum şimdi.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bakın, yani burada şunu belirtmek de istiyorum…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Stenograf arkadaşlarımıza haksızlıktır bu.

KAMER GENÇ (Devamla) – Tayyip Bey’in bir hesabı vardı; 12 Haziran seçimlerinden önce her ne pahasına olursa olsun PKK’yla pazarlık yapalım, biz seçimi kazanalım, ondan sonra biz istediği gibi hareket ederiz… Nitekim ateşkeslerde, Oslo’da yapılan görüşmelerde PKK’nın temsilcileriyle yapılan konuşmalarda hep diyorlar ki: “16 Hazirana kadar ateşi kesin.” diyor. 12 Haziranda seçim var tabii. Dolayısıyla burada görülüyor ki, Tayyip Erdoğan seçimi kazanmak için her türlü yola başvurmuş. Her türlü gayrimeşru yollara, çarelere başvurmuş ve dolayısıyla orada seçimde de bu sonuç alınmış.

Şimdi AKP’liler diyorlar ki; “Biz burada milleti temsil ediyoruz.” Sizin aranızda 57 tane milletvekili gaspçı arkadaşlar, gaspçı. Şimdi, biz yüzde 26 oy almamış mıyız, yüzde 26 oy almışız 135 milletvekilimiz var. Siz ne kadar almışsınız? Yüzde 49 oy almışsınız. Dolayısıyla sizin bu Parlamentoda bulunması gereken milletvekili sayısı 265’le 270 arasındaki bir rakamdır, ama siz 326 tane milletvekiliyle geliyorsunuz. Bunun 57-58’i gasbetmiş, başkasının yerine gelmiş buraya. Cuntanın getirdiği seçim sebebiyle buradasınız. Yoksa ki siz, bu çoğunluğu, hakkaniyet ölçülerine göre yapılmış bir seçimle gelmiş bir grup değilsiniz. Dolayısıyla, bu 57 milletvekili, burada Türkiye’nin rejimine değiştirilmesine yönelik haksız bir oy sahibi burada. O bakımdan, yani sizin burada çıkıp da “Efendim, biz millî iradeyi temsil ediyoruz.” Sen millî iradeyi temsil etmiyorsun ki. 57 tane milletvekilinin milletvekili olması, buraya gelmesi mümkün değil aldığınız oya göre. Gasp yoluyla buraya gelmişsiniz, Seçim Kanunu’ndaki o gayrimeşru adaletsiz bir Seçim Kanunu’ndan dolayı gelmişsiniz buraya.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – O hesaplamaya göre sen de milletvekili olamazsın.

KAMER GENÇ (Devamla) – Dolayısıyla, eğer adaletli bir seçim olsaydı siz tek başına iktidara da gelemezdiniz. O bakımdan, yani “Biz burada millî iradeyi temsil ediyoruz.” safsatalarını bırakın, burada muhalefetin de yüzde 50’nin üzerinde oyu vardır. Dolayısıyla, burada Anayasa değişikliğiyse, İç Tüzük’se, kanunsa, rejimse bunları şey edelim.

Getirdiğiniz, bugün de görüşeceğimiz bu, Başbakana dikta rejimi kurma… Zaten dikta rejimini kurdu ya Tayyip Bey. Kurduğu bu dikta rejimini daha da güçlendirdiği, yetkileri verme yolundaki getirdiğiniz kanun, Türkiye’de rejimi her türlü karanlıklara götürecek ve birtakım masum insanları öldüren Yeşillere… Hamas’tan adam getirdiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Niye bu adamları getirdiniz? İşte talimat verecekler, insan öldürecekler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Genç, teşekkür ederiz.

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- TBMM Başkan Vekili Oturum Başkanı Şükran Güldal Mumcu’nun, tutanakların titizlikle tutulduğuna ve hiçbir baskının söz konusu olmadığına ilişkin konuşması

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Genç’in belirttiği husus, doğrusu bizim Başkanlık Divanımızı rencide etmiştir. Tutanak tutan sayın yetkili arkadaşlarımızın bütün titizliğiyle tuttuklarını biz biliyoruz, bundan sonra da bütün titizlikleriyle tutacaklardır. Bu Mecliste hiçbir zaman tutanak tutanların üstünde bir baskı olmamıştır, olmamalıdır da. Böyle bir şeyi kabul edemeyiz. Tutanak tutan arkadaşlar görevlerini çok iyi bilirler, tek satır bile kaçırmazlar, bunu hepiniz gayet iyi biliyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  Sayın Başkan…

BAŞKAN –  Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  Sayın Başkan, biraz önce kürsüde konuşma yapan konuşmacı, AK PARTİ İktidarının 12 Haziran seçimlerinden önce seçimleri kazanabilmek için gayrimeşru yolları da ilke edindiğini ve onları da mübah gördüğünü ifade etti.

Açıklık getirmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Elitaş.  (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye çok partili hayata 1946 yılından bu tarafa geçti. 1946 yılındaki seçimler tarihe kara bir leke olarak girdi. 1950’den bu tarafa yapılan seçimler, çok partili siyasi hayatın önemli gelişmelerinden ortaya çıktı ve yapılan seçimlerde çeşitli iddialar, şaibeler ortaya atıldı ama hiçbirinin de mesnedi olmadığı yargı tarafından tespit edildi.

Şunu herkes açık ve net iyi bilmeli ki kurulduğu günden bu tarafa halkın gönlündeki yerini pekiştirmiş, halkın gönlünü fethetmiş Sayın Recep Tayyip Erdoğan Başkanlığındaki AK PARTİ İktidarı cumhuriyet tarihinde görülmedik bir şekilde her seçimden yükselerek çıkmıştır ama maalesef bunu muhalefetteki milletvekili arkadaşlar ifade etmeye çalışırken kendi beceriksizliklerini, kendi başarısızlıklarını başkalarına iftira atarak kulp takmaya gayret etmekteler.

Bakın, az önce bir hesap yapıldı. Bu hesabın yapılmasındaki sebeplerden birisi, Seçim Kanunu ve Anayasa’dır. Seçim Kanunu’nu biz yapmadık, Anayasa’yı biz yapmadık.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye değiştirmiyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Anayasa’nın yapılmasında yanaşma meclisinin üyesi sendin. O Mecliste geldin buna -dedin ki- “Yönetimde istikrar” ifadesini koydurdun. Arkasından, Seçim Kanunu’nda, o dönemde, senin milletvekili olduğun dönemde, yanaşma meclisi üyesi olduğun dönemde de onlara oy verdin geldin. Bu oylar çerçevesinde de gelen düzenlemeyle yüzde 10 barajı ortaya çıktı. Bu barajla birlikte, Cumhuriyet Halk Partisi de diğer partiler de hiç kimse aklının ucuna getirmedi ki Seçim Kanunu’ndan dolayı böyle olmuştur diye.

Bakın, değerli milletvekilleri, Seçim Kanunu’ndaki yapılan düzenlemeyle ilgili AK PARTİ İktidarında herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Sadece seçimlerin güvenliğiyle ilgili, geçen dönemde, 23’üncü Dönemde kapsamlı bir değişiklik yaptık…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …ve bu düzenleme de 24’üncü Dönem Parlamentosundaki seçimlerin daha sağlıklı bir şekilde geçmesine imkân sağlamıştır.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, on senedir iktidardalar. Gayri âciz cuntanın kabul ettiği Seçim Kanunu’nu içine sindiren bura değil mi? Seçim Kanunu’nu niye değiştirmiyorsun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Seni muhatap almıyorum, adını da ağzıma almıyorum!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben de seni muhatap almıyorum!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Manisa ilinde faaliyet gösteren toprak sanayicilerinin sorunları hakkında söz isteyen Manisa Milletvekili Sakine Öz’e aittir.

Buyurunuz Sayın Öz. (CHP sıralarından alkışlar)

 

VII.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Manisa ilinde faaliyet gösteren toprak sanayicilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz, AKP İktidarının yargının işini yapmaması için hazırladığı hukuk cinayetine kilitlenmiş durumda. Ne yazık ki bu uğultuda işçilerin, emekçilerin gündemleri, iş dünyasının talepleri duyulmuyor. Oysa yoksulluk ve işsizlik ateşi Türkiye’nin dört bir tarafını sarmış durumda. Halk çözüm bekliyor. Çözüm getirmesi gereken iktidarsa milyonlarca insanın sıkıntılarına çare olmak yerine kişiye özel yasalarla demokrasiye darbe vurmaya çalışıyor. Belki birkaç kişinin yerine binlerce kişiyi ilgilendiren sorunlara da kulak vermemizi sağlar umuduyla sıkıntılar içinde ayakta kalmak için mücadele veren bir sektörün, Manisa’daki Toprak Sanayisinin sorunlarını size aktarmak istiyorum. 

Salihli ve Turgutlu yalnızca Manisa’nın değil Türkiye’nin en büyük ilçelerinden ikisidir. Tuğla ve kiremit fabrikaları da bu iki ilçede en önemli iş alanlarından biridir. Türkiye’de işsizlik rakamları düşünüldüğünde bu fabrikaların bacalarının hâlâ tütüyor olması çok önemlidir. Bu iki ilçemizde toprak sanayisi geçmişten beri önemli bir sektör olduğu için insanlarımızın birçoğu emeklilik haklarını tuğla ve kiremit fabrikalarında çalışarak elde etmiştir. Aslında bu fabrikaların sayısı geçmişte çoktu ama şimdi kırk altısı ayakta kalabilmiştir. Buna rağmen ülkemizin kilden mamul yapı malzemesi ihtiyacının yaklaşık yüzde 20’si bu ilçelerden karşılanmaktadır. Üstelik bölgeden yapılan ihracat da önemli seviyelerdedir.

Sayın milletvekilleri, bu firmalarda yaşanan sorunlar toprak sanayisi ile bağlantılı iş alanları ve aileleri de hesaba katıldığında 20 bin kişiyi ilgilendirmektedir. Aslına bakarsanız bu kadar önemli bir rol oynayan fabrikaların çözülmeyecek hiçbir sorunu yoktur. Sanayicilerimiz yalnızca son dönemlerde üst üste atılmış yanlış adımların geri alınmasını istemektedir.

Salihli ve Turgutlu’daki bu fabrikalarda tuğla ve kiremit ürünlerinin pişirilmesi sırasında toz kömür kullanılmaktadır. Sanayicilerimiz ise bu kömür taleplerinin büyük bölümünü Ege Linyit İşletmelerinden temin etmektedir. Son yıllarda kömür işletmeleri sosyal yardımlaşma fonlarına çalıştırıldığından olsa gerek bu fabrikaların talepleri yeterince karşılanamamaktadır. Örneğin bu fabrikaların kömür ihtiyacı yılda yaklaşık 170 bin tondur. TKİ ne kadar veriyor dersiniz? 54 bin ton. 170 bin nere, 54 bin nere! Yani bir başka deyişle, sanayiciye “Git, kömürü nereden alırsan al.” denilmektedir. Fabrikalar mecburen dışarıdan yani TKİ’nin bayilerinden daha pahalıya kömür almak zorunda kalıyor. Geçen yıllarda TKİ üç aylık teminat mektuplarıyla kömür verirken şimdi sanayicilerimize peşin parayla kömür vermeye başlamıştır.

Tüm bu olumsuz gelişmeler sözleşmeli alıcılara sadece bir gün önce duyurulmuş ve uygulamaya geçilmiştir. Firmalar bu durumdan mağdur olmuştur. Ayrıca son bir yılda bu fabrikalarımızın kullandığı kömür fiyatlarına yüzde 28, elektrik fiyatına da yüzde 25 oranında zam yapılarak sektöre üst üste olumsuzluklar yaşatılmıştır. Bu zamların herhangi bir açıklaması yoktur. Bu artışlar tuğla ve kiremit üreticilerinin belini bükmekten başka bir anlam taşımamaktadır. Kimsenin bu fabrikaların kapısına kilit vurmaya hakkı yoktur.

Değerli milletvekilleri, toprak sanayisinin önemli sorunlarından birine daha değinmek istiyorum. Kiremit ve tuğla ham maddesi olan toprak kili 2005 yılından itibaren 1(b) grubu maden sayılmaya başlandı. Böylece ruhsat ve izin işlemleri de Maden İşleri Genel Müdürlüğüne geçti. Bu ruhsat işlemleri dokuz ile on iki ay arasında sonuçlanabilmekte, bu uzun süreç sürekli üretim yapmak zorunda olan fabrikaları zor duruma düşürmektedir. Bundan dolayı tuğla ve kiremit üreticileri, kilin Maden Kanunu’ndan çıkarılması ve Taş Ocakları Nizamnamesi’ne uygun bir yasayla düzenlenmesini talep ediyor. Ayrıca gerek ham maddesi gerekse katı yakıtlar açısından sık sık değişen mevzuata ayak uydurmakta güçlük çektiklerini dile getirip dikkate alınmak istemektedirler.

Değerli milletvekilleri, bir bölgede fabrikaları zor durumda bırakmak, aslında o bölgedeki bütün halkı sıkıntıya sokmak demektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öz.

SAKİNE ÖZ (Devamla) – Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından tuğla ve kiremit fabrikalarının sorunlarını çözmesini bekliyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Kosova Cumhuriyeti Bağımsızlık Günü ve Türkiye-Balkan ülkeleri ilişkileri hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Rıfat Sait’e aittir.

Buyurunuz Sayın Sait. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

2.- İzmir Milletvekili Rıfat Sait’in, Kosova Cumhuriyeti Bağımsızlık Günü ve Türkiye-Balkan ülkeleri ilişkilerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

RIFAT SAİT (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; yarın 17 Şubat dost ve kardeş Kosova Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının 4’üncü yılıdır. Bu vesileyle söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kosova bağımsızlığını 17 Şubat 2008 tarihinde ilan ederek dünyada büyük ses getirmişti. Kosova'nın Sırbistan'dan ayrılıp böyle bir karar alması önemli bir etki yapmıştır, Balkanlarda önemli bir süreci başlatmıştır.

Kosova’nın bağımsızlık kararı, Hollanda’daki Uluslararası Adalet Divanı tarafından alınan bir kararla meşru kılınmıştır. Şu an itibarıyla Kosova’yı seksen yedi ülke tanımıştır ve Kosova’yı ilk tanıyan ülkelerden bir tanesi de Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Türkiye'nin Kosova’yı tanıması dünya kamuoyunda öncelikle farklı algılandı, zira, eski hükûmetlerde Türkiye'nin böyle bir karar alması zor görünüyordu. Amerika Birleşik Devletleri ve birçok Avrupa ülkesinin Kosova’yı tanıması, Kosova’nın bağımsızlığını güçlendirmektedir.

Eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantısı nedeniyle Sayın Başbakanımızla birlikte New York’ta bulunuyorduk ve burada, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Sayın Başbakanımızın bir konuşma yapacağı ifade edilmişti. Sayın Başbakanımızdan ben Kosova için de birkaç kelime söylemesini rica ettim ve bizleri kırmadı Sayın Başbakan ve Kosova’dan da bahsetti. Kosova’nın tanınmasıyla ilgili güzel sözlerden bahsedince gurur duyduk, gerçekten mutlu olduk.

Kosova, Türkiye Cumhuriyeti İstiklal Marşı yazarı merhum Mehmet Âkif Ersoy’un da babasının memleketidir. Kosova ilk Türk sözlüğünün yazarı Şemsettin Sami'nin -Ali Sami’nin babasıdır- memleketidir.

İstanbul’dan tam altmış dört yıl önce 1389 yılında fethettiğimiz Kosova, bir Anadolu’dur, aslında Rumeli’dir, evladı fatihandır, Sultan Murat Hüdavendigâr'ın bize yadigârıdır. Kosova’nın fethi sırasında şehit edilen Murat Hüdavendigâr’ın iç organları Kosova’da, Sultan Murat Türbesi’nde bulunmaktadır. Kosova’da çok sayıda Osmanlı eseri bulunuyor. Kosova’yı bu yıl 100’üncü yılını idrak ettiğimiz 1912 Balkan savaşlarında kaybettik, 1912-1913 yıllarında ve bu süre içerisinde Balkan savaşlarıyla beraber Balkan göçleri başladı. Bizi gerçekten çok etkilemiştir bu göçler. Yüz yıl sonra bugün, 2012 yılının, Balkanlarda barış, dünyada hoşgörü yılı olmasını temenni ediyoruz. Ve bu vesileyle Türkiye’deki Balkan sivil toplum kuruluşlarının da 100’e yakın etkinlik yapacağını de belirtmek istiyorum.

Kosova’da 50 bin Türk soydaşımız ve dost ve kardeş olarak kabul ettiğimiz 2 milyon Arnavut kardeşimiz yaşamaktadır. Bunlar Müslüman’dır, Kosova Müslüman bir ülkedir. Avrupa'nın 49’uncu, dünyanın en genç ülkesi olan Kosova, Balkanlar'ın stratejik öneme sahip bir ülkesidir. Kosova, aynı zamanda, sahip olduğu altın, gümüş, linyit ve hatta uranyum madenleriyle önemli bir ülke olduğunu gösteriyor. Bir Türk firmasının yeni yapmış olduğu Prizren-Durs kara yoluyla birlikte Kosova’nın limana uzantısı buranın lojistik merkezi hâline getirmiştir Balkanlarda. Bu lojistik merkez, aynı zamanda Sırbistan, Makedonya ve Bosna-Hersek için ticari bir merkez hâline getiriyor Kosova’yı.

Kosova’da Birleşmiş Milletler Kosova Barış Gücü bünyesinde Türk askeri ve polisi de görev yapmaktadır. Ayrıca, büyükelçimiz dışında TİKA, Yurt Dışı Türkler Başkanlığı, Yunus Emre Enstitüsü büroları da mevcut olup Türkiye'nin önemli etkileri vardır Kosova’da.  Kosova’da irili ufaklı 50’ye yakın Türk firması da bulunuyor. Bunlardan bir tanesi de Kosova havaalanını bir Türk firması işletmektedir.

Şu ana kadar seksen yedi ülkenin tanıdığı Kosova'yı, başta İslam ülkeleri ve Türki cumhuriyetleri olmak üzere, tüm dost ülkelerin tanımasını bekliyoruz. Dost ve kardeş ülke Kosova, cumhuriyetinin 4’üncü yılını kutluyor, daha nice başarılı ve refah dolu yıllar diliyorum.

Konuşmamı babası Kosovalı olan istiklal şairimiz merhum Mehmet Âkif Ersoy’un şu şiirleriyle bitirmek istiyorum:

“Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk,

Bak nasıl doğranıyor?

Kalk, baba, kabrinden kalk!

Bari bir hâtıra kalsaydı şu toprakta diri

Yer yarılmış, yere geçmiş, şühedâ türbeleri

Nerede olsam çıkıyor karşıma bir kanlı ova

Sen misin, yoksa hayâlin mi? Vefasız Kosova!”

Buradan sizleri ve tüm evladı fatihanı selamlıyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sait.

Gündem dışı üçüncü söz, Türk hukukunda özel yetkili mahkemelerin yeri ve uygulamaları hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’e aittir.

Buyurunuz Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

 

3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Türk hukukunda özel yetkili mahkemelerin yeri ve uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250, 251 ve 252’nci maddelerine göre kurulan ve faaliyet gösteren özel yetkili mahkemelerin Türk hukukundaki uygulamaları üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, hepimizin bildiği üzere Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250, 251 ve 252’nci maddesinden önce, bu özel yetkili mahkemeler kurulmadan önce Türkiye'de devlet güvenlik mahkemeleri faaliyet göstermekteydi. Ancak devlet güvenlik mahkemeleri toplumsal muhalefet ve Türkiye’de meydana getirdiği hak ihlalleri sonucunda, Avrupa’dan alınan tepkiler ve eleştiriler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye’yi tazminata mahkûm etmesi sonucu bu devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılması zorunluluğu doğdu. Önce bu mahkemelerden askerî kişi çekildi, arkasından da devlet güvenlik mahkemeleri sözüm ona kaldırıldı, devlet güvenlik mahkemelerinin kuruluşuna dayanak oluşturan Anayasa’nın 143’üncü maddesi kaldırıldı.

Ancak onun yerine 2005 yılında kabul edilen Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250, 251 ve 252’nci maddeleri konularak devlet güvenlik mahkemeleri yerine tıpkı onlar gibi olan özel yetkili mahkemeler, özel yetkili ağır ceza mahkemeleri ihdas edildi. O tarihte, 2004 Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanaklarını açtığımız zaman Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak özel yetkili mahkemelerin kuruluşuna ilişkin bu üç maddeye açıkça karşı olduğumuz açıkça anlaşılacaktır. O günden bugüne yaşanan olaylar göstermiştir ki özel yetkili mahkemeler aslında kendisinden beklenen amacı gerçekleştirmemiş, tam aksine hukuksuzluk ve keyfîlik üreten üretim merkezleri hâline gelmiştir.

Özel yetkili ağır ceza mahkemeleri, aslında yurttaşın özgür hukuku yerine devletin kutsal hukukunu esas alarak faaliyet göstermişlerdir. Özel yetkili ağır ceza mahkemeleri hukuku referans alacakları yerde siyaseti referans almışlardır. Kimi zaman siyaset tarafından yönetilir ve yönlendirilir hâle gelmişlerdir, kimi zaman da kendileri yasama organının yerine geçerek siyaseti dizayn etme görevi üstlenmişlerdir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını, uluslararası temel hukuk kurallarını hiçe saydıkları gibi, mevcut Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki kuralları da hiçe saymışlardır ve bu özel yetkili mahkemeler artık hak, hukuk tanımaz, dizginlenemez bir güç hâline gelmişlerdir. Özel yetkili mahkemeler hukukun gücünü uygulama yerine gücün hukukunu uygulayan, konjonktüre göre hareket eden mahkemeler hâline gelmişlerdir, tarafsızlıklarını yitirmişlerdir, özel olmaktan çıkmışlardır, artık genel mahkeme hâline gelmişlerdir. Bizim yargı sistemimiz içerisinde özel yetkili mahkemeler diye bir kavram yoktur.

Değerli arkadaşlarım, bugün, hem iktidar cephesinde hem muhalefet cephesinde hem de hukuk çevrelerinde özel yetkili mahkemelere yönelik olarak, kaldırılması gerektiği yönündeki düşünceler güç kazanmıştır. Ve son günlerde yaşanan, özellikle özel yetkili mahkemeler ile MİT arasında yaşanan tartışmalar da demokrasi adına sevinç verici bir gelişme, böylesine ikili bir hukuk garabeti olan bu ikili yapının işlemeyeceği yönündeki genel kanı artık herkese egemen olmaya başlamıştır. Hatta Hükûmette, Sayın Bakan Ertuğrul Günay, dün Cumhuriyet gazetesinde Utku Çakırözer’e verdiği demeçte, özel yetkili mahkemelerin devlet güvenlik mahkemesine dönüştüğünü, hukuku uygulamadıklarını söylemiştir ve kaldırılmasına yönelik eğilimlerini belirtmiştir.

Aslında, tabii, Sayın Bakanın düşüncelerine katılmakla beraber şunu söylemek istiyorum: Özel yetkili mahkemeler aslında devlet güvenlik mahkemelerine dönüşmedi, zaten devlet güvenlik mahkemelerinin ta kendisiydi, hiçbir zaman özgürlükçü yorum yapmadılar, dediğim gibi, devletin kutsal hukukunu esas aldılar. O nedenle, bu tartışmalara son vermemiz için özel yetkili mahkemeleri kaldırmamız lazım. Bizim kahraman savcılara, kahraman hâkimlere ihtiyacımız yok, bizim özel kişilere ihtiyacımız yok. Bizim hukuk kurallarına bağlı, hukuka uygun davranan, hukuka saygılı hâkim ve savcılara ihtiyacımız var diyorum.

Bu nedenle, özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasına ilişkin verdiğimiz kanun teklifinin desteklenilmesinin ve özel yetkili mahkemelerin Türk hukuk sisteminden çıkarılmasının gerektiğini düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

 

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 20 milletvekilinin, emeklilerin içinde bulundukları sıkıntıların, bazı uygulamaların yarattığı mağduriyetlerin ve bu sorunların çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/148)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizdeki sayıları 9 milyonu bulan emeklilerimizin içinde bulundukları sıkıntıların araştırılması, taban aylıklarının eşitlenmesi, maaş farklılıklarının giderilmesi, sağlıkta katkı payı alınması ve çok düşük oranda kalan maaş zamları gibi benzeri uygulamaların yarattığı mağduriyetlerin tespiti, bu sorunların giderilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla, Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

Gerekçe:

Ülkemizde her kesimi derinden etkileyen ekonomik krizin faturasını en ağır şekilde ödeyen kesimlerin başında, sayıları 9 milyonu bulan emeklilerimiz ile onların dul ve yetimleri gelmektedir. Günümüz şartlarında geçinmekte bile zorlanırken, bir de işini kaybeden çocuklarına da bakmak zorunda kalan emeklilerimizin durumu içler acısıdır.

Ekonomik kriz öncesinde de emeklilerimiz, en mağdur kesimler arasında ön sıralarda yer alırken, zaman zaman gündeme taşınan ancak sonuçlandırılmayan emekli aylıkları arsındaki eşitsizlikleri ortadan kaldıracak olan İntibak Kanunu'nun çıkarılamamış olması, çeşitli dönemlerde eksik hesaplamalar nedeniyle ortaya çıkan adaletsizlikler, sağlıkta katkı payı alınması ve komik denecek oranda reva görülen maaş zamları gibi benzeri uygulamalar, emeklilerimizin mağdur olmalarında en büyük etkenlerdendir.

5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu gereğince, emekli aylıklarına yapılacak zamlar önceki 6 aylık dönemin gerçekleşen enflasyon oranı doğrultusunda tespit edilmektedir. Buna göre, yapılan artışlarla da işçi ve BAĞ-KUR emeklileriyle bunların dul ve yetimlerine 2009 Temmuz ayı itibariyle 8-11 TL arasında bir zam yapılmıştır.

Emeklilere 8-11 lira zam verilirken, Eylül 2009'da ise, emeklilerin sağlıktaki muayene katkı payları 15 TL'ye kadar yükseltilmiştir. 6 ay için emekliye yapılan zam, bir defalık muayene katkı payını bile karşılamaz durumdadır. SSK ve BAĞ-KUR emeklilerinin yüzde 90'ı açlık sınırının altındaki maaşları ile yaşam mücadelesi verirken, ayda 5-10 kez hastaneye gitmek zorunda kalan emeklilerimiz, sağlıkta katkı payının kaldırılmasını beklerken tam aksine artırılması ile, yeni bir darbe daha almışlardır. Emekli Sandığı emeklilerinin durumu da SSK ve BAĞ-KUR emeklilerinden çok farklı değildir.

Durum böyle iken, mevcut ekonomik kriz ortamında, işsiz kalan çocuğu ve hatta çocuğunun da ailesine bakmak durumunda kalan emeklilerimiz, ciddi bir mağduriyet yaşamaktadırlar. Özellikle SSK ve BAĞ-KUR emeklileri intibakların yapılmaması nedeniyle zaten büyük bir sıkıntı içerisinde iken, aylıklarının da alım gücünü giderek yitirmesiyle, adeta hayatta kalma mücadelesi verir duruma gelmişlerdir.

Sosyal güvenlikte reform diye sunulan ve sosyal güvenlik kurumlarını tek çatı altında toplayan kanuna da bakıldığında, emeklilerin mağduriyetlerini ortadan kaldıran bir değişikliğe yer verilmediği görülmektedir. Emeklilere genel bir iyileştirme ve alt sınır aylıklarında eşitlik getirilmeden, norm ve standart birliğinin sağlanamayacağı hep dile getirilmesine rağmen bu yasayla da bir çözüm elde edilememiştir. Mevcut durumda emeklilere çok düşük oranda verilen yüzdeli artışların emeklileri ekonomik olarak korumayan bir sistem olduğu gerçeği artık görülmeli, üç ayrı sosyal güvenlikte de uygulanan alt sınır emekli aylıklarının eşitlenmesini sağlayacak değişikliklere acilen gidilmelidir.

Ülkemizdeki sayıları 9 milyonu bulan emeklilerimizin içinde bulundukları sıkıntıların araştırılması, taban aylıklarının eşitlenmesi, maaş farklılıklarının giderilmesi, sağlıkta katkı payı alınması ve çok düşük oranda kalan maaş zamları gibi benzeri uygulamaların yarattığı mağduriyetlerin tespiti, bu sorunların giderilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla, anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

 

1) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

2) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

3) Mehmet Erdoğan                                                  (Muğla)

4) Alim Işık                                                              (Kütahya)

5) Ali Öz                                                                  (Mersin)

6) Seyfettin Yılmaz                                                   (Adana)

7) Zühal Topcu                                                         (Ankara)

8) Yusuf Halaçoğlu                                                   (Kayseri)

9) Erkan Akçay                                                         (Manisa)

10) Sümer Oral                                                         (Manisa)

11) Bülent Belen                                                      (Tekirdağ)

12) Necati Özensoy                                                  (Bursa)

13) Ahmet Duran Bulut                                              (Balıkesir)

14) Emin Haluk Ayhan                                              (Denizli)

15) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

16) Durmuş Ali Torlak                                               (İstanbul)

17) Atila Kaya                                                          (İstanbul)

18) Celal Adan                                                         (İstanbul)

19) Emin Çınar                                                         (Kastamonu)

20) Oktay Öztürk                                                       (Erzurum)

21) Mesut Dedeoğlu                                                  (Kahramanmaraş)

 

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 21 milletvekilinin, uzman erbaş uygulaması sonucunda ortaya çıkan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/149)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

3269 sayılı yasa kapsamında 1986 yılından itibaren Türk Silahlı Kuvvetlerinde Uzman Erbaş uygulaması başlatılmıştır.

Ancak ilk aşamada, gelecekte karşılaşılacak sorunlar değerlendirilmeden yapılan düzenlemeler, geçen yıllar içinde büyük sosyal ve ekonomik sıkıntıları beraberinde getirmiştir.

Uzman Erbaş uygulaması sonucunda ortaya çıkan sorunların ve alınabilecek tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98 nci maddesi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi iç tüzüğünün 104 ve 105 nci maddeleri gereğince meclis araştırması yapılmasını arz ederim.

Gerekçe:

Türk Silahlı Kuvvetlerinde 1986 yılından itibaren 3269 sayılı yasa uyarınca Uzman Erbaş istihdamı başlatılmıştır.

Ancak geçen süre içinde Uzman Erbaşlarla ilgili olarak ortaya çıkan sorunlar üzerinde hiçbir düzenleme yapılmamış olup, artan Uzman Erbaş miktarıyla birlikte sorunlar yanında mağduriyetlerde artmıştır.

Bu konudaki mağduriyetleri gidermek üzere, Genelkurmay Başkanlığınca düşünülen hususlar Aralık 2009'da haftalık basın açıklamasıyla gündeme getirilmiştir.

Aynı hususlar 2 Nisan 2009 tarihinde yazılı teklifler hâlinde Milli Savunma Bakanlığına da gönderilmiştir.

En önemli mağduriyet; 45 yaşına girmiş olan Uzman Erbaşların, sözleşmelerinin feshedilerek âdeta aile fertleriyle birlikte sokağa atılmalarıdır.

45 yaşını doldurduğu için emekli olamadan ayrılmak zorunda kalan ve aile fertleriyle birlikte âdeta sokağa atılan kişi sayısı her geçen yıl âdeta katlanarak artmaktadır.

Yeni Sosyal Güvenlik Yasasında ortaya konan, yaş haddi uygulamaları bu konudaki endişeleri daha da artırmıştır.

Bu konuda 28 Temmuz 2003 tarih ve 27302 Sayılı Resmî Gazete'de yer alan değişiklik aşağıdadır:

"Bu itibarla, 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununa tabi uzman erbaş olarak en az iki yıl süreyle çalışmış olmak şartıyla, sağlık niteliklerini kaybetmeleri veya 45 yaşına girmiş olmaları sebebiyle görev süreleri sona erenler ile kendi istekleriyle sözleşmelerini feshetmiş olanlardan, kamu kurum ve kuruluşlarında Devlet memuru olarak istihdam edilmek isteyenlerin atanmak istedikleri kamu kurum ve kuruluşlarına başvurmaları gerekmektedir."

Ancak yukarıdaki yasa değişikliği ile öngörülen iş müracaatları, kamu kurum ve kuruluşlarınca dikkate alınmamakta olup cevapsız bırakılmakta veya menfi cevap verilmektedir.

Uzman Erbaş uygulamasındaki en önemli sorun alanları aşağıdadır.

- Uzman Erbaşların emekli yaşlarının artırılması

- Ayrılanların kamu kurum ve kuruluşlarında istihdamı

- Geçmişte yaş haddi nedeniyle ayrılmak zorunda kalanların yapılacak değişikliklerden yararlandırılması.

- Belirli hizmet süreleri sonunda diğer Türk Silahlı Kuvvetleri personeli gibi derece-kademe ilerlemesi yapabilmeleri

- Ceza aldıklarında sözleşmelerinin feshi konusunda, en azından belirli hizmet sürelerinden sonra daha esnek ve hoşgörülü bir uygulama yapılması

- Atanmaları konusunda diğer Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına benzer bir sistem uygulanması

- Eşitlik ilkesine uygun olarak belirli hizmet sürelerinden sonra diğer Türk Silahlı Kuvvetleri personeline uygulanan esaslardan yararlanabilmeleri

- Sosyal ve ekonomik sorunlarının iyileştirilmesi.

1) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

2) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

3) Mehmet Erdoğan                                                  (Muğla)

4) Enver Erdem                                                        (Elazığ)

5) Alim Işık                                                              (Kütahya)

6) Erkan Akçay                                                         (Manisa)

7) Ali Öz                                                                  (Mersin)

8) Emin Çınar                                                           (Kastamonu)

9) Seyfettin Yılmaz                                                   (Adana)

10) Yusuf Halaçoğlu                                                 (Kayseri)

11) Zühal Topcu                                                       (Ankara)

12) Sümer Oral                                                         (Manisa)

13) Durmuş Ali Torlak                                               (İstanbul)

14) Emin Haluk Ayhan                                              (Denizli)

15) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

16) Bülent Belen                                                      (Tekirdağ)

17) Atila Kaya                                                          (İstanbul)

18) Ahmet Duran Bulut                                              (Balıkesir)

19) Necati Özensoy                                                  (Bursa)

20) Celal Adan                                                         (İstanbul)

21) Oktay Öztürk                                                       (Erzurum)

22) Mesut Dedeoğlu                                                  (Kahramanmaraş)

 

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 21 milletvekilinin, 29 Ocak olayları ve Batı Trakya Türk azınlığının durumu ile sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/150)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

29 Ocak olayları ve Batı Trakya Türk Azınlığı'nın durumu ile günümüzde yaşamakta oldukları ekli gerekçede belirtilen sorunlarının araştırılarak, alınabilecek tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasamızın 98. ve İç Tüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

Gerekçe:

29 Ocak Olayları Batı Trakya'daki Müslüman Türk Azınlığa yönelik uzun yıllar sürdürülen baskı ve haksızlıklar sonucu katlanılamaz hâle gelen insan hakları ihlallerinin bir sonucu olarak meydana gelmiştir. 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşmasıyla Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığın hakları güvence altına alınmış olmasına rağmen, zaman içerisinde uygulanan politikalar ve düzenlemeler sonucu bir çok alanda hak ihlalleri meydana gelmiştir. Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı‘nın yaşadığı başlıca sorunları ana hatlarıyla sıralamak gerekirse; 1-Türk Kimliğinin Reddi         2-Eğitim Sorunları 3- Din ve İnanç Hürriyetine Yapılan Baskılar 4-Vakıflar   5- Ekonomik Baskılar 6- Vatandaşlıktan Çıkarılma Uygulamaları olarak ifade etmek mümkündür.

Bugün Yunanistan'da büyük bir çoğunluğu Batı Trakya'da bulunan yaklaşık 150.000 civarında Müslüman Türk azınlığı yaşamaktadır. Türk azınlığın statüsünü belirleyen 1923 Lozan Barış Anlaşmasının hâlen yürürlükte olmasına mukabil, uygulanan baskıcı politikalar sonucu birçok haklarının ellerinden alınması yanında bir de Yunanistan Yüksek Mahkemesi'nin "Batı Trakya'da Türk yoktur" gerekçesiyle Türklere ait tüm derneklerin kapatılması kararı vermesiyle Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı tarafından milli kimliklerinin inkârı anlamına gelen bu karar üzerine 29 Ocak 1988 tarihinde elim olayların yaşandığı bir direniş meydana gelmiştir.

Türklere ait ekilebilir verimli araziler değişik gerekçeler ve düzenlemelerle istimlâk edilmiştir. Çeşitli nedenlerle Batı Trakya'yı terk etmiş olan soydaşlarımızın arazileri çıkarılan yasalarla hazine malı sayılmışlardır. Mübadeleden sonra çıkarılan yasalarla birçok Türk çiftliği kamulaştırılarak topraksız Yunan halkına dağıtılmıştır. Yunan Makamları 1932-1933 yıllarında havadan çekilen fotoğraflarla nadasa bırakıldığı için üzerinde ürün bulunmayan tarlaları hazine malı kabul ederek binlerce dönüm soydaş arazisini bu şekilde hazineye intikal ettirmiştir. Yine 1952 yılında yapılan toprak reformu ile birçok arazi kamulaştırılarak sözde topraksız yunan köylüsüne dağıtılmış, iskân yasasının bazı maddeleri değiştirilerek izinsiz ve pasaportsuz olarak yurt dışına çıkan soydaşlarımızın arazisi hazine mülkiyetine geçirilmiştir. Bu uygulamalar 21 Nisan 1967'de Yunanistan idaresini eline alan cunta yönetiminde de devam etmiş ve Türklerin yoğun olarak yaşadığı Küçük Doğanca Köyü'nde 10.000 dönüm civarındaki arazi zorunlu kamulaştırmaya tabi tutularak komşu köylerdeki Rum çiftçilere dağıtılmıştır. Haksız olarak yapılan bu uygulamaların örneklerini artırmak mümkündür. Bu haksız uygulamalarla 1923'ten sonra Batı Trakya’daki araziler Yunan devleti tarafından haksız olarak Müslüman Türk azınlık aleyhine değişmiştir. Batı Trakya Türk Azınlığın Mübadele ile başlayan toprak kaybı günümüze kadar devam etmiştir Lozan Barış Konferansının resmî istatistiklerine göre, 1923'te Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığının elindeki araziler bölgenin işlenebilen arazilerinin %84'ünü oluştururken, uygulanan politikalar ve hak ihlalleri sonucu günümüzde %25'in altına düşürülmüştür.

Batı Trakya Türk azınlığının uğradığı haksızlıkların son bulması, yaşadıkları sorunların çözümüne katkı sağlayacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasamızın 98. ve İç Tüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması uygun olacaktır.

1) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

2) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

3) Mehmet Erdoğan                                                  (Muğla)

4) Ali Öz                                                                  (Mersin)

5) Alim Işık                                                              (Kütahya)

6) Enver Erdem                                                        (Elâzığ)

7) Emin Çınar                                                           (Kastamonu)

8) Seyfettin Yılmaz                                                   (Adana)

9) Zühal Topcu                                                         (Ankara)

10) Yusuf Halaçoğlu                                                 (Kayseri)

11) Sümer Oral                                                         (Manisa)

12) Bülent Belen                                                      (Tekirdağ)

13) Ahmet Duran Bulut                                              (Balıkesir)

14) Necati Özensoy                                                  (Bursa)

15) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

16) Oktay Öztürk                                                       (Erzurum)

17) Durmuşali Torlak                                                (İstanbul)

18) Erkan Akçay                                                       (Manisa)

19) Emin Haluk Ayhan                                              (Denizli)

20) Celal Adan                                                         (İstanbul)

21) Mesut Dedeoğlu                                                  (Kahramanmaraş)

22) Atila Kaya                                                          (İstanbul)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, şimdi İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre sisteme girmiş olan milletvekillerine kısa söz vereceğim.

Sayın Canalioğlu…

 

IX.- AÇIKLAMALAR

1.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, kamu kurum ve kuruluşlarında ne kadar engelli personel çalıştığına ve engelli personel açığı var ise ne zaman alım yapılacağına ilişkin açıklaması

 

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bakanlar Kurulundan 2 bakanımız burada. Umuyorum soracağım soruları onlar ilgili bakana iletirler.

Bilindiği gibi, kamu kurum ve kuruluşlarında 44.189 engelli personel çalıştırma zorunluluğu bulunmakta olmasına karşın kamu kurum ve kuruluşlarında hâlen ne kadar engelli personel vatandaşımız çalışmaktadır? Ne kadar açık vardır? Hükûmet bu açığı ne zaman doldurmayı düşünmektedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Canalioğlu.

Sayın Sakık…

 

2.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, kötü hava koşulları nedeniyle Muş ve çevre illerde köy yollarının kapalı olduğuna ve devletin bu konuda daha duyarlı olmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

 

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Devlet Bakanımız da burada, Cevdet Yılmaz Bey de burada, o da dinlerse sevinirim. Bu yıl hepimiz -onun seçim bölgesiyle kapı komşuyuz- büyük bir felaket yaşıyoruz; ciddi bir kar var, bütün köy yolları kapalı. Her gün yüzlerce telefon alıyoruz. Benim seçim bölgemde emin olun belki yirmi gündür yolları açılmayan köyler var. Şimdi Bingöl’de nasıl bir formül buldunuz, nasıl çözdünüz bilmiyorum ama bizim bütün komşu illerimizde aynı felaket var. Anadolu tabiriyle gerçekten dardayız. Yani insanlar perişan. Mesela okullar tatil oldu. Batıdan giden öğrencilerin büyük bir çoğunluğu on gün köylerine gidemediler, aileleriyle görüşemeyip geri döndüler. Bu konuda devletin daha duyarlı davranmasını… Bingöl formülü neyse Muş’a da böyle bir katkı sunabilirlerse çok sevinirim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sakık.

Sayın Susam…

 

3.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, esnaf ve sanatkârlarla tarım kesiminin destek kredilerine ilişkin kararnamenin henüz Bakanlar Kurulunca imzalanmaması nedeniyle kredilerin kullandırılamadığına ilişkin açıklaması

 

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın bakanlara bu vesileyle bir şeyi sormak istiyorum: Esnaf ve sanatkârlarla tarım kesiminin bankalar vasıtasıyla almış olduğu destek kredileri bu sene, kararname Bakanlar Kuruluna gönderilmiş olmasına rağmen daha imzalanmadığı için şu an hem Ziraat Bankası hem Halk Bankası kredileri kullandırmada gerekli girişimi yapamamaktadır. Hem tarımda doğan büyük zararlar hem esnaf ve sanatkârın ödemede içinde bulunduğu zorluklar nedeniyle, tabii ki Başbakanın sağlık nedenleriyle Bakanlar Kurulunun toplanamamasından dolayı böyle bir gecikme olabilir ama -ona acil şifa diliyoruz- hızla da Bakanlar Kurulunun bu kararnameleri, Dış Ticaret Müsteşarlığı ve Hazineden gelen şekliyle imzalanması konusunda gerekli desteği bekliyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Susam.

Sayın Düzgün…

 

4.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, AK PARTİ’li bir milletvekilinin bir televizyon kanalında Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerini tehdit ettiğine ve özür dilemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, geçtiğimiz günlerde bir televizyon kanalında AKP’li bir milletvekili arkadaşımız, Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerini kafasını kırmakla tehdit etmiştir. Bu davranışı bir milletvekiline yakışır bulmuyorum ve şiddetle kınıyorum. Ayrıca, arkadaşımızın millet kürsüsünden özür dilemesini bekliyorum. Eğer kendisi bu olgunluğu göstermezse ben de kendisine söylemek istiyorum ki bir Denizli vekili olarak, vakitsiz öten horozun başına ne geldiğini çok iyi biliyordur diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Düzgün.

Sayın Kurt…

 

5.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Porsuk su havzasının Kütahya’nın atıklarıyla kirlendiğine ve Kütahya’ya bir an önce arıtma tesisleri yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

KAZIM KURT (Eskişehir) – Sayın Başkanım, Eskişehir içme ve kullanma suyu havzasını ilgilendiren Porsuk su havzası Kütahya tarafından evsel ve endüstriyel atıklarla kirletilmektedir. Bu konuda, Kütahya’ya bir an önce arıtma tesisleri yapılması konusunda Hükûmetin çaba göstermesi gerektiğini düşünüyorum ve Eskişehir açısından ciddi bir tehlikeyi Meclisin dikkatine sunmak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kurt.

Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 13.47

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Fatih ŞAHİN (Ankara)

 -----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım:

 

X.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve arkadaşları tarafından, görevi yaptırmamak için direnme suçlarındaki artışın nedenleri ile işkence ve kötü muamele iddiaları arasındaki ilişkinin araştırılarak işkence ve eziyet suçlarının önlenmesi ve cezasız kalmaması için alınacak tedbirlerin belirlenmesi hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 16/2/2012 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

                                                                               16.02.2012

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun, 16.02.2012 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                            

                                                                                                                                 Muharrem İnce

                                                                                                                                        Yalova

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili M. Sezgin Tanrıkulu ve arkadaşları tarafından, 27.12.2011 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Görevi yaptırmamak için direnme suçlarındaki artışın nedenleri ile işkence ve kötü muamele iddiaları arasındaki ilişkinin araştırılarak işkence ve eziyet suçlarının önlenmesi ve cezasız kalmaması için alınacak tedbirlerin belirlenmesi" hakkında verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, (185 sıra nolu) Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 16.02.2012 Perşembe günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu, önerinin lehine.

Buyurunuz Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu araştırma önergesini hazırlamadan önce Adalet Bakanlığına yanıtlanması amacıyla soru sordum, çok kapsamlı bir cevap aldım Adalet Bakanlığından. Bu cevap 23 Aralık 2011 tarihinde geldi. Keza, 12 Haziran seçimlerinden hemen sonra Meclis Araştırma Merkezine bir araştırma yaptırdım, bunun cevabı da Temmuz 2011 tarihinde geldi. Bu cevaplar geldi. Birçok kaynaktan araştırma yaptım ve bu araştırmaların sonucunda da bu araştırma önergesini vermeye karar verdik arkadaşlarımızla beraber.

Ben, milletvekilliğinden önce Türkiye İnsan Hakları Vakfının Diyarbakır temsilciliğini yürüttüm, İnsan Hakları Derneğinde çalıştım, avukatlık yaptım. İşkence suçlarıyla ilgili olarak da, kötü muamele suçlarıyla ilgili olarak birçok araştırma yaptım, birçok davada bulundum, birçok mağduru temsil ettim. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisinin 2002 iktidarından sonra, Sayın Başbakanın “İşkenceye sıfır tolerans” gösterileceği sözlerinden sonra, Türkiye’de işkencenin aslında azalmadığını, kötü muamelenin azalmadığını ancak bunun bir vesileyle gizlendiğini birçok insan hakları kuruluşuyla beraber tespit ettik. Dolayısıyla da rakamların çarpıcılığı da bu durumu ortaya koymaktadır. Her ne kadar Anayasa’mızın 17’nci maddesinde işkence ve eziyet görme yasaklanmış ise de, bir negatif yükümlülük devlete yükümlenmişse de pratikte, uygulamada gözaltı merkezlerinde ve başka merkezlerde gözaltına alınmadan önce ve cezaevlerinde işkence ve kötü muamelenin bir idari pratik olarak devam ettiği konusunda insan hakları kuruluşlarının yaygın kanısı var. Şimdi, size, özellikle Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımın bu rakamları görmesi açısından tablo yaptım. Okuduğumuzu dinlemiyorsunuz, belki görsel bir malzemeden faydalanırsınız diye bunu yaptım, daha iyi göresiniz diye.

Değerli arkadaşlar, bakın, sizin iktidarınız döneminde işkence ve kötü muamele suçlarıyla memura direnme suçları arasındaki artışı bu tabloda görebilirsiniz. Sekiz yıllık dönem içerisinde, 2003’ten 2010’a kadarki dönem içerisinde işkence ve eziyet suçundan dava açılan görevli sayısı 5.643 kişi ama yurttaşlarımıza karşı direnme suçundan ve hakaret suçundan açılan dava sayısı ise 104.348. Yani bu dönem içerisinde yaklaşık 104 bin yurttaşımıza, polise veya başka bir görevliye direndiği için veya hakaret ettiği için dava açılmış ve yaklaşık bunlardan 64 bin kişi mahkûm olmuş değerli arkadaşlar 64 bin yurttaşımız mahkûm olmuş. Böyle çarpıcı rakamlar var bakanlığın istatistiklerinde. Ne oldu da sizin döneminizde acaba yurttaşlarımıza bir cesaret geldi; herhangi bir güvenlik görevlisini gördüğü zaman direnmeye, hakaret etmeye başladılar? Acaba ne oldu? Hiç düşündünüz mü bunu? Niye sizin döneminizde yurttaşlar bu hâle geldiler? Ya bunu sosyolojik olarak araştıracağız veya psikolojik olarak araştıracağız veya işkence suçuyla, kötü muamele suçuyla polise karşı direnme suçları arasındaki artışın araştırılmasını sağlayacağız ve bunu da bu Meclis yapacak.

Size başka bir şey okumak istiyorum. Sanmıyorum okuduğunuzu. Bu da Avrupa İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammerberg’in raporu değerli arkadaşlar. 10 Ocak 2012 tarihli. Bu raporda da, otuz sayfalık raporda da Türkiye’de yargı uygulamaları ve insan hakları uygulamalarıyla ilgili olarak çok çarpıcı tespitler var. Türkiye’ye çok önemli öneriler var bu raporda. Okuduğunuzu sanmıyorum ama okumanızı tavsiye ediyorum. Bu raporlardan çok önemli sonuçlar çıkarabiliriz, çıkarabilirsiniz, beraber burada çıkarabiliriz.

Bakın ne diyor Hammerberg raporunda? Aynen okuyorum, bu rapordan okuyorum: “Cezasızlıkla ilgili bir başka endişe de görevi kötüye kullanmakla suçlanan polis memurlarının bilhassa TCK'nın kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla direnç göstermeye ilişkin 265’inci maddesi uyarınca davacılar aleyhine suçlamalarda bulunduğu iddia edilen uygulamadır.” Komiser, ceza hukuku sisteminin bu tür karşı suçlamalarla asıl şikâyetlerden daha çabuk ilgilendiğine dair haberlerden ve bu durumun da zaman zaman yargının saygınlığına zarar vermesinden endişe duymaktadır.

Geldi buraya ekim ayında; sizlerle görüştü, bakanlarla görüştü, cezaevlerini ziyaret etti, insan hakları savunucularıyla görüştü, insan hakları kurumlarıyla görüştü ve gördüğünüz bu raporu yazdı ve bu raporda da Hükûmete önerilerde bulundu.

Öneride bulunduğu konulardan bir tanesi de memura karşı direnme suçlarındaki artış. Bunun işkence ve kötü muamele suçlarını gizlemek amacıyla yapıldığını, yargının buna sessiz kaldığını, yargının direnme suçlarına karşı önemli bir alaka gösterdiğini, insanları çok çabuk mahkûm ettiğini ama işkence ve kötü muamele suçları konusunda da bir cezasızlığın devam ettiğini Komiser, hem İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına atıfta bulunarak hem görüştüğü insan hakları kurumlarının raporlarına atıfta bulunarak hem de bakanlıktan aldığı raporlara ve bilgilere atıfta bulunarak bu tespitte bulundu. Bu tespitini de Hükûmete öneri olarak iletti. Biz de okuduk. Daha önce yaptığım araştırmalar da, Meclis Araştırma Merkezinin araştırmasından çıkan sonuçlar da buydu. Sayın Bakanın bizim soru önergemize verdiği cevaplar da buydu.

Dolayısıyla, güneş balçıkla sıvanmıyor değerli arkadaşlar. Sizler ne kadar deseniz de “İşkence ve kötü muameleye sıfır tolerans var.” ama asıl burada korunan bir biçimde gizlenen ve korunan işkencecilerdir ve vatandaşlarımıza ve yurttaşlarımıza kötü muamelede bulunanlardır. Rakamlar, Bakanlığın rakamları çok çarpıcı bir biçimde bunu ortaya koymakta.

Şimdi, ne yapabiliriz değerli arkadaşlar? En son 14 Ekim 2011 tarihinde Milliyet gazetesinde çıkan haberi hepiniz okumuşsunuz. Özgür Benol ve Mine Sayarı adlı 2 yurttaşımızın, 2 öğrencinin nasıl dövüldüğüne ilişkin haberlerdi. Bu haberlerde bir görevlinin bu gençleri niçin dövdüğü konusundaki açıklamalar çok çarpıcıydı. Niçin dövdüğü noktasında aynen şunu ifade etmişti: “Devlet aleyhinde konuştuğu için biz onları dövdük ve kötü muamelede bulunduk.” demişti. 2 öğrenciye karşı açılan davada istenen cezalarla polis memurlarına karşı açılan davada istenen cezaları bir karşılaştırın. Bunun da haberi ve kaynakları kayıtlarınızda var.

Yine, daha sonra İzmir’deki Karabağlar’daki karakolda kadın bir yurttaşımıza karşı davranışı hepimiz tüylerimiz ürperir bir biçimde izledik, nasıl dövüldüğünü izledik ve daha sonra anlaşıldı ki o kadın yurttaşımız polislere karşı direnmiş, o nedenle kötü muamelede bulunulmuş. Kadın yurttaşımıza istenen ceza yedi yıldır. Bunu bilin. Dolayısıyla, işkence ve kötü muamelenin karakollarda ve diğer gözaltı merkezlerinde, cezaevlerinde nasıl gizlendiği artık çok çarpıcı bir biçimde açık. Bu suçlar nedeniyle direnme ve kötü muamele suçu gibi gösterilerek işkence ve eziyet suçu gizlenmekte. Bu nedenle, burada yapmamız gereken çok açık, yapmamız gereken çok açık. Eğer yurttaşlarımıza bir cesaret gelmişse polise direnme konusunda, bu yüksek cesareti araştıralım. Niye sizin döneminizde bu kadar cesur hâle geldiler, bu kadar cesur hâle geldiler? Yok, eğer diğeri varsa o zaman niçin gizlendiğini, nasıl gizlendiğini ve bu suçlardaki artışı karşılaştırmalı olarak inceleyelim.

Son olarak, değerli arkadaşlar, İçişleri Bakanı da Karabağlar’daki olayla ilgili olarak şunu ifade etmişti: “Asalım mı bu polis memurlarını?” Hiç kimse kimseyi asmasını talep etmiyor ama biz, bütün bu suçların, yurttaşlarımıza karşı, insanlığa karşı suç olarak kabul ettiğimiz bu suçların gerektiği biçimde araştırılmasını ve cezalandırılmasını talep ediyoruz, yoksa 30 liralık bir para cezasıyla geçiştirilmesini talep etmiyoruz, istemiyoruz.

Değerli arkadaşlar, hiçbir rejim işkenceyle, baskı ve zorbalıkla insanları hizaya getirememiştir. “Vatandaşımı hem severim hem döverim.” anlayışıyla demokrasiyi tesis edemezsiniz. Gözaltında bir kadına kameralara bile aldırmadan işkence yapan görevlilere 30 lira para cezası vererek veya “Ne yani, asalım mı?” diyerek, sahip çıkarak işkence ve kötü muameleyi önleyemezsiniz. Çünkü bu halk iyinin de kötünün de cezasını er veya geç verir. İşkenceciyi koruyan hiçbir hükûmet ayakta kalmadı, bunu bir kenara not etmenizi istiyorum ve bu araştırma önergesine bugün de biraz sonra yapacağınız gibi “Meclisin gündemi çok yoğun, o nedenle de Meclis gündemini işgal etmeye dönüktür.” demeyin. Bu kadar araştırmadan sonra, bu kadar dayanaktan sonra biz bunları hazırladık, verdik. Eğer gerekçe gösterecekseniz başka bir gerekçe gösterin.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanrıkulu.

Önerinin aleyhinde Bursa Milletvekili Mustafa Kemal Şerbetçioğlu.

Buyurunuz Sayın Şerbetçioğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi aleyhinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Türkiye-Kosova Dostluk Grubu Başkanı sıfatıyla öncelikle dost ve kardeş Kosova Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının 4’üncü yıl dönümünü canıgönülden kutluyorum.

Kosova, geçen dört yıllık süre zarfında bağımsızlığının pekiştirilmesi, demokratik kurumlarının geliştirilmesi ve bölgesel iş birliği adına son derece ciddi adımlar atmıştır. Türkiye'nin demokratik, çok kültürlü ve müreffeh bir Kosova’nın başarılı geleceğine olan taahhüdü tamdır. Kosova’nın önümüzdeki dönemde daha fazla ülke tarafından tanınarak uluslararası toplumun saygın bir üyesi olma yolunda önemli bir mesafe katedeceğine inanıyorum. Bu mutlu günleri vesilesiyle dost ve kardeş Kosova halkını tekrar tebrik ediyor, bağımsızlıklarının ebedî olmasını diliyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin önergesiyle ilgili de şunları belirtmek isterim: İşkence ve kötü muamelenin önlenmesine dair iktidarımız döneminde çok ciddi düzenlemeler yapılmıştır. Gerek Hükûmetimiz gerekse yargı mercileri bunların önlenmesi için kararlılıkla mücadele etmektedir. Hâlihazırda, İnsan Hakları Komisyonumuz bünyesinde kurulan bir alt komisyon çalışmalarına devam etmektedir. Ayrıca bir araştırma  çalışmasına gerek yoktur. Önergeyi kabul etmiyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şerbetçioğlu.

Önerinin lehine, Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Yeniçeri.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve çok değerli burada olmayan milletvekilleri; bugün, işkence ve eziyet suçlarının önlenmesi ve alınacak tedbirlerin belirlenmesine yönelik olarak verilen Meclis araştırma önergesi lehinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

“İşkenceye sıfır tolerans” hiç kuşkusuz son derece saygın bir söylemdir. Ancak bu söylemin hayata geçirilebilmesi her şeyden önce işkenceye yasak koymak ya da bunu yasalarla düzenlemek değildir. İşkenceye yasak koyabilirsiniz ancak işkenceye giden yolları açık tutarsanız işkenceyi önleyemezsiniz.

İşkence, kötü bir psikoloji, kötü yasa, yanlış algı sorunu olduğu kadar aynı zamanda sosyolojik bir sorundur da. Yalnız yasaların değil aynı zamanda toplumun da “işkenceye sıfır sorun” demesi gerekir.

Tarih boyunca insanlık hep onur ile konfor, erdem ile ekmek arasında kalmaya zorlanmıştır. Kapitalist sistemin özü de aslında bu mantık üzerine kuruludur. Sistem size “Onur istiyorsanız konforunuzdan taviz vermeniz gerekir, ekmek istiyorsanız biraz erdeminizden vazgeçmeniz gerekir.” şeklinde bir dayatma içerisinde bulunuyorsa böyle bir toplumda sağlıklı bir şahsiyet, sağlıklı bir sistem oluşturmak çok zor olacaktır.

Olmak için ölmeyi göze alanları inadından vazgeçirmek doğrultusunda işkence, tarih boyunca, hatta sistemler içinde hasta ruhlu kişiler tarafından hep uygulanagelmiştir. Hiç tartışmaya bile gerek yoktur ki işkence, insanı alçaltmaya yönelik aşağılık bir iştir. İşkence, gerçekte yapılanı değil, yapanı alçaltır. İşkence ve kötü muamelenin gelenekselleştiği bir yerde bu tür uygulamalar üzerinde sosyolojik, siyasal, kültürel, dinî inceleme ve irdelemelerin yapılması şarttır.

İşkence ve kötü muamelelere karşı olmak sorunu çözmüyor. Hatta işkenceyi ve kötü muameleyi şiddetle yasaklayan yasalar çıkarmak da sorunu tam anlamıyla çözmez. Bu yüzden işkence ve kötü  muameleyi doğuran, sosyal, kültürel, ekonomik ve geleneksel damarların irdelenmesi gerekir. Konu ciddidir, üzerinde durulmaya ve irdelemeye değerdir.

İşkence ve kötü muameleden söz ederken “sistem, devlet, hukuk düzeni” konularını ele alıp önce bunların üzerinde bir mutabakat sağlamak gerekir. Hukuk toplum yaratmaz, toplum hukuk yaratır. Topluma uygun olmayan yasal düzenlemelerin geleceği olmaz. “Hukuk” ile “otorite” birbirine bağlı iki kavramdır. Hukuku tesis, temin ve korumak ancak otorite ile mümkündür. Onun için “Hukuk ile güvenlik, demokrasi ile güvenlik, ikisinden birini tercih edin.” şeklinde yapılan değerlendirmeler külliyen yanlış, hatta tehlikelidir. Bunların ikisini bir arada, ikisini de birbirlerinin sınırlarına girmeden ama birbirlerini tamamlayan unsurlar olarak ele almak gerekir. Bunlar birbirlerinin karşıtı, alternatifi ya da biri öbürünün yerine konulacak şeyler değildir; koyarsanız totaliter bir kafaya, otoriter bir rejime gidersiniz.

Devlet bireyleri hem birbirlerine karşı hem de kendine karşı korumakla yükümlüdür. O hâlde demek ki devlet ile birey, devlet ile toplum ve nihayet devlet ile hukuk birbirine bağlı kavramlardır. Bu kavramlar bir paranın iki yüzü gibidir, birbirlerini tamamlarlar ama asla birbirlerinin aynısı değillerdir. Birey yoksa toplum, toplum yoksa devlet, hukuk yoksa da meşruiyet olmaz. Bu olgulardan birisi olmadan diğerinin anlamından söz edemeyiz. Bu kavramların birbirleriyle olan ilişkisine vurgu yapan en önemli tabir “hukuk devleti” tabiridir. Kişilerin ekonomik, kültürel, siyasal, sosyal ve düşünsel hakları hukuk devletinde bir bütün olarak ele alınır.

İşkencenin olduğu yerde hiç kuşkunuz olmasın ki hiçbir şey doğru ve mecrasında yürümez. İşkenceyi birey yapar, sistem yapılmasına imkân sağlar. İşkencenin üzerinden yapılan değerlendirmelerin birçoğu bu parametreleri dikkate almamaktan kaynaklanmaktadır. Bu bakımdan işkencenin üzerinden devleti “işkenceci” ya da devleti “katil” ilan etmek, haddini fena hâlde aşmak ve ne söylediğini bilmemek anlamına gelir.

İşkenceyi istismar etmek de işkence yapmak kadar adi bir iştir. Bu yüzden işkenceye yönelik Meclis araştırması açılması, insanları, devleti bu tür iddia, isnat, iftira, ithamları bir anlamda dengeleyecek bir konuma bizi getirecektir. İstismarları engellemenin yolu bu tür araştırmaları açmak, nedenlerini tespit etmek ve hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde işkence olaylarını açığa çıkartmaktan geçiyor ancak bireysel veya münferit olayları da ele alarak onların üzerinden yargılara varmak da aklı başında insanların yapacağı bir iş değildir, bunun da altını çizmek istiyorum.

Birey ile devleti barıştırmanın yolu da işkenceyi tümüyle ortadan kaldırmaktan geçmektedir. Bu vesileyle birey, toplum ve devlet ilişkilerine kısaca değinmekte yarar var.

Unutmamak gerekir ki bireylerin hem karakteri hem de dünya görüşünün içinde yaşadığı toplumla yakından ilişkisi vardır. Eflatun bunu binlerce yıl önce ifade etmişti. Bireyin temel hak ve özgürlüklerini ancak devletin sayesinde korumak ve sürdürmek mümkün olabilir. Dünya anlamlı bir biçimde incelenirse, devleti olmayan toplulukların kâmil anlamda herhangi bir özgürlüğünden söz edilemeyeceği görülür. Devlet anarşist ütopyalara kurban edilmeyecek kadar önemli bir siyasi organizasyondur. Devletin bu anlamda bir başka tanımı da “Siyasileşmiş millet.” demektir. Faşist, teokratik ve komünist sapmalar devletin millet yönünden amaç-araç dengesini kaybetmesiyle ortaya çıkar.

Değerli milletvekilleri, kuşkusuz birey ve devlet bir neden-sonuç ya da tez-antitez ilişkisi içerisinde ele alınamaz. Birey ve devleti, aralarında fonksiyonel ilişki bulunan, birbirlerine tercih edilme konumunda olmayan, her ikisi yönünden de varlıklarını tamamlayıcı ve bütünleyici bir mekanizmanın unsurları olarak görmek şarttır.

Tamamen zihinsel bir soyutlama yaparak birey ile devleti karşı karşıya getirip sonra da devasa otorite karşısında bir molekül kadar âciz kalarak ezilen bireyin yanında yer almak verileri baştan yanlış yere koymak anlamına gelir. Devleti, bireyi ve bireyin özgürlüklerini koruyan, sağlayan ve var eden bir misyon ile teçhiz ederseniz o zaman bu tür olgulardan ticari ya da siyasi yarar sağlama olayı da ortadan kalkar.

Binlerce yıldan bu yana “Ya devleti yönetenler bilgin olmalı ya da bilginler devleti yönetmelidir.” şeklinde görüşlerin olduğunu hepimiz biliyoruz ama erdemsiz, yeteneksiz ve işkenceci bir yönetim kurdunuz. Siz “bilge” dediniz, “namuslu” dediniz, “dürüst” dediniz ve yönetimin başına bütün bu insanları getirdiniz ama onlar işkenceci çıktı, onlar rüşvetçi çıktı, onlar toplum aleyhine çalışan insanlar hâline geldi. O zaman “Toplumu bunlardan nasıl koruyacaksınız?” sorusu gündeme geliyor. Toplumu bunlardan korumanın yolu da öyle bir devlet yapısı oluşturalım ki en kötü, en hain, en erdemsiz insan da oraya geldiği zaman, devletin başına geldiği zaman devlete ve topluma iyilik yapmaktan başka yapabileceği bir yolu bulamasın. Bu anlamda devleti o şekilde yapılandırmak ve anlamlandırmak gerekir ki, topluma ve bireye başta özgürlükleri olmak üzere her türden haklarını sağlayan, veren ve koruyan bir mekanizma hâline gelmiş olsun.

Bireyin bütün hakları ancak bir otorite tarafından teminat altına alınabilirse anlamlıdır. Bu otorite de devlettir. Devlet kendisini meydana getiren halkın bir çeşit sosyal mukavele ile devrettiği yetkiden alır meşruiyetini. Devleti olmayan millet sürü, milleti olmayan devlet ise anlamsız bir slogandır.

Bu bağlamda verilen işkence ve eziyet suçlarının önlenmesi ve alınacak tedbirlerin belirlenmesine yönelik olarak ortaya konan Meclis araştırma önergesinin gündeme alınması demokrasi ve hukuk açısından da doğru buluyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

Aleyhinde Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin.

Buyurunuz Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ŞAHİİN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ben de bugün 4’üncü kuruluş yıl dönümünü kutlayan dost ve kardeş ülke, tarihî ve kültürel bağlarımızın bulunduğu Kosova’nın kuruluş yıl dönümünü kutluyor, daha nice barış ve kardeşlik içerisinde Avrupa’da hüküm sürmesini ve faaliyetlerine devam etmesini diliyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin işkence ve eziyet suçlarının önlenmesi ve cezasız kalmaması için alınacak tedbirlerin belirlenmesi hususunda vermiş olduğu araştırma önergesinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım. 2002 yılından sonra Hükûmete gelen AK PARTİ, işkenceye ve işkencecilere karşı “sıfır tolerans” göstererek bu duruma karşı olduğunu her durumda ve her şart altında uygulamalarıyla göstermiştir.

Biz işkenceyi önlemenin ve işkencenin önüne geçilmesinin bir araştırma önergesiyle değil, yasal düzenlemelerle ancak önüne geçilebileceğini isteyerek, bu duygu ve düşüncelerle araştırma önergesinin aleyhinde olduğumuzu belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şahin.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir. (Gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Kabul edildi galiba efendim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın efendim.

BAŞKAN – Edilmiştir. Sayın efendim, edilmiştir. (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) - Kabul edildi.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Niye saymıyorsunuz efendim?

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayayım…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul)- Sayın Başkan, itiraz ediyoruz. Sayar mısınız?

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi…

OKTAY VURAL (İzmir) – 41 kişi var orada.

MUHARREM İNCE (Yalova) – 44 kişi var.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

2.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi

 

                                                                                                16/02/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Danışma Kurulu’nun 16.02.2012 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                         Ayşe Nur Bahçekapılı

                                                                           İstanbul

                                                          AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan ve Gelen Kâğıtlar Listesinde yayınlanan 164 sıra sayılı kanun teklifinin 48 saat geçmeden Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 2 nci sırasına; 85, 76, 161 ve 119 sıra sayılı kanun tasarılarının ise bu kısmın 3, 4, 5 ve 6 ncı sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

16 Şubat 2012 Perşembe günkü (bugün) birleşiminde 164 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışması,

17 Şubat 2012 Cuma günkü birleşiminde ise 119 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışması,

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24:00'de günlük programların tamamlanamaması halinde günlük programların tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesi,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önerisinin lehine konuşma yok mu?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Var efendim, verdik.

BAŞKAN – Burada görünmüyor.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Ben konuşayım.

BAŞKAN – Sayın Bahçekapılı, buyurunuz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ grup önerisi lehine söz aldım. Hepinize iyi çalışmalar diliyorum.

Konuyla ilgili bilgi vermeden önce, kısa bir şey söylemek isterim. Dün akşam, Meclis görüşmeleri esnasında, bugünün ve yarının programını belirleme konusunda Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili ve Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkan vekilleriyle görüştüm. Bir uzlaşmayla bugünkü grup önerimizin içeriği belli oldu, kendilerine teşekkür ederim.

Grup önerimizi özetlemek istersem: 164 sıra sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin 2’nci sırasına alınmasını öneriyoruz. Devamla; 85, 76, 161 ve 119 sayılı kanun tasarılarının ise -ki bunlar uluslararası sözleşmelerdir- gündemin 3, 4 ve 5’inci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının da buna göre oluşmasını önermekteyiz.

Çalışma saatleri konusunda ise sevgili arkadaşlar, 16 Şubat 2012 Perşembe günü yani bugün, 164 sıra sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar; 17 Şubat 2012 Cuma günkü birleşiminde ise 119 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar; bu bahsettiğim birleşimlerde gece saat 24.00’te günlük programın tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar çalışmaların devam etmesini öneriyoruz.

Grubumuzun önerisinin lehinde oy kullanmanızı talep eder, saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bahçekapılı.

Aleyhinde, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan.

Buyurunuz Sayın Tezcan. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, bu hafta içerisinde Türkiye çok hızlı bir gündem yaşıyor. O hızlı gündem geldi, Meclisin çalışmalarına da aynı hızla, aynı süratle etki etmeye başladı. Bugün, Meclis çalışmamızda, “MİT Kanunu” diye bilinen kamuoyunda, MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesindeki değişiklik önerisinin gündeme getirilip hızla geçirilen bu öneriyi bugün yasalaştırma planlanıyor.

Değerli arkadaşlar, yaşanan sürece bir bakın. Son günlerde bir KCK operasyonu var Türkiye’de. Yürütülen KCK operasyonu çerçevesinde bakıyorsunuz, operasyonun bir bölümü MİT’in şu andaki MİT Müsteşarı dâhil olmak üzere, önemli MİT görevlilerine uzama tehlikesi ortaya çıkıyor ve soruşturmayı yürüten özel yetkili savcılık 5 MİT görevlisini ifade vermek üzere çağırıyor. İşte o ifade vermek üzere gönderilen celpten sonra ne oluyorsa oluyor ve birden Türkiye'nin gündemi, hatta AKP’nin, sizlerin çok istediği o Mecliste muhalefetin sesini kısmaya dönük İç Tüzük değişikliği çabası ve iştahının da önüne geçerek hızla bir milletvekili arkadaşımızın verdiği kanun teklifi, hem de İç Tüzük’e aykırı bir şekilde, önce Adalet Komisyonu gündemine geliyor, ondan sonra da  Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine geliyor.

Değerli arkadaşlar, İç Tüzük’ün 36’ncı maddesi açık. Kırk sekiz saat geçmeden önce görüşme yapmanın mümkün olmadığı hâlde pazartesi günü bize gönderilen kanun teklifi apar topar, kırk sekiz saat geçmeden, salı günü öğleden sonra başlayıp gece on bir buçuğa kadar Adalet Komisyonundan geçirildi, bütün usul hükümleri çiğnenerek, usulsüzlük yapılarak. Değerli arkadaşlar, şimdi bunu aynı telaş ve heyecanla, önceden planlanan Meclisin çalışma düzenini değiştirerek burada görüşmeye çalışıyoruz.

Değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye’de, geçmişte hem de iktidar partisi mensuplarının, bakanların, Adalet ve Kalkınma Partisi kurmaylarının ısrarla “Yargıya müdahale ediliyor. Yargı işini yapsın, bırakın!” diye bağırdıkları konudan daha vahim bir olay yaşanıyor. Bir kanun teklifi getiriliyor. Bir soruşturma başlamış; bu soruşturmada MİT görevlilerine celp çıkarılmış. Hakkında terör örgütünü yönettiği, terör örgütünün terör faaliyetlerine destek verdiği iddia edilen kamu görevlileri var. Bunlarla ilgili soruşturma başlamış, bu soruşturma çerçevesinde işlem yapılıyor ve burada, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak buna el koyup MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesini değiştirerek bu soruşturmayı yapma yetkisini Başbakana bırakma çabasıyla karşı karşıya kalıyoruz.

Değerli arkadaşlar, vicdanlarınıza sesleniyorum, Adalet Komisyonunda da söyledim aynısını, vicdanlarınıza sesleniyorum: Bir akıl tutulması yaşıyoruz. Bugün burada MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesi değişikliğini tartışırsak ve maazallah, karar verip, kanunlaştırıp 26’ncı maddeyi değiştirirsek Anayasa’nın 138’inci maddesini açıkça ihlal etmiş olacağız. Açıkça, Anayasa’nın 138’inci maddesini ihlal etmiş olacağız, görüşülmekte olan bir davayla ilgili Yasama Meclisinde karar almış olacağız, kanun çıkarmış olacağız. Bu, bağımsız yargıya müdahale değil mi arkadaşlar?

Bakın, getirilmek istenen kanun teklifinde şu yapılmak isteniyor… Mevcut MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesine göre, MİT görevlileri, MİT mensupları görev yaptıkları sırada görevleriyle ilgili bir suç işledikleri iddiası olursa, soruşturulmaları ve yargılanmaları, kovuşturulmaları Başbakanın iznine tabi olacak. Mevcut kanun bu. Şimdi getirilmek istenen değişiklikle buna bir ilave yapılmak isteniyor. Yapılmak istenen ilave şu arkadaşlar, deniyor ki: “Başbakanın özel olarak görevlendireceği kişileri de buraya ilave edelim.” Yani “MİT mensupları” sözü yetmiyor, “Başbakanın özel olarak görevlendireceği kişiler de bu görevlerini yaparken suç işlerlerse onların soruşturulması da Başbakanın iznine tabi olsun.” deniyor, bir.

İkincisi, getirilmek istenen ikinci nokta, hep o tartışılan: “Bu suçlar özel yetkili mahkemelerin görev alanına giren suçlarsa, yani Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 250, 251, 252’nci maddeleri kapsamındaki suçlardan birisi ise eğer, o zaman dahi özel yetkili savcılar soruşturamasın, ancak Başbakan izin verirse soruşturabilsin.” diyorlar.

Değerli arkadaşlar, bugün bunun lehine kamuoyuna, televizyonlara, gazetelere beyanat veren, iki gün önce Komisyonda bunu savunan iktidar partisinin bakanlarından, Başbakan yardımcılarından Sayın Bekir Bozdağ’dan tutun Sayın Adalet Bakanına kadar, Sayın Adalet Bakanından tutun Bülent Arınç’a kadar kim varsa, bunu savunan ifadelerde bulundular.

Değerli arkadaşlar, düne kadar özel yargılama usulüne tabi Erzincan Başsavcısı görevi başında derdest edilip savcılık makamı basılırken, o zaman “Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu Erzurum Özel Yetkili Savcısının elinden yetkiyi aldı.” diye kıyameti koparanlar, “Bu yargıya müdahaledir.” diyenler, şimdi, bırakın Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunun bir yargı organına müdahalesini, doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisi eliyle, yasama organı eliyle yargıya müdahale ediyor. Böyle bir düzen, böyle bir sistem kurmaya çalışıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bakın, bu getirilmek istenen kanun, Başbakana istediği kişiyi görevlendirebilme yetkisi ve imkânı veren bir kanun. Burada kamu görevlisi olma şartı getirilmiyor, Başbakan kimi görevlendirirse görevlendirsin bunlara yargılanma muafiyeti getiriliyor, bir.

İkincisi, bunun tabiiyetiyle ilgili de bir ölçü de yok. Yani Türk vatandaşını da görevlendirebilir, bir yabancı uyrukluyu da görevlendirebilir, bir gizli istihbarat elemanını da görevlendirebilir Türkiye’de ve bunlara da kovuşturmanın engellenmesi imtiyazı, zırhı tanınabilecek bir kanun getiriyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bunun adı akıl tutulması değil de nedir? Bakın, bu kanunun bir tane amacı vardır; bu kanun, Türkiye’de başka türlü derin ilişkileri korumaya, kollamaya ve yargı muafiyeti altında yargılanmama güvencesi sağlamaya dönük bir kanun olabilir ancak. Bu kanun, Başbakanlara özel örgüt kurma yetkisi verir. Bu kanun, derin devleti meşrulaştırma yetkisi verir. Hani hep o söylediğiniz darbecilikle mücadele var ya, bu kanun Başbakanlık yetkisi kullanan kişilere ileriki dönemlerde doğrudan doğruya devlet darbesi yapma imkânı verir. Yani siz kalkacaksınız, ağzınızdan çıkan iki sözden biri darbecilikle mücadele olacak; ağzınızdan çıkan iki sözden biri yargının bağımsızlığı olacak; ağzınızdan çıkan iki sözden biri “Yargıya müdahale etmeyin.” olacak; azınızdan çıkan iki sözden biri “Çetelerle mücadele edelim.” olacak; ondan sonra da önümüze öyle bir kanun getireceksiniz ki, o ülkenin başbakanına istediği gizli örgütü kurabilme imkânı vereceksiniz.

Değerli arkadaşlar, bunun çözümü bu değildir.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Ne alakası var!

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Hiç rahatsız olmayın, hiç rahatsız olmayın. Siz Başbakanınıza güveniyor olabilirsiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Bugünkü Başbakan bunu yapmıyor da olabilir, yapmayacak da olabilir, bu başka bir tartışma, ama demokrasilerde ve hukuk devletinde, hiçbir zaman hukuk kimsenin vicdanına bırakılamaz. Komutanlar yargılanacağı zaman özel yetkili mahkemeler bağımsız yargıdır, başkaları yargılanacağı zaman bağımsız yargıdır ama soruşturmanın ucu Başbakana dokunma tehlikesi söz konusu olduğunda dönüp bunun önünü kesmenin yollarını… (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Tezcan.

Önerinin lehinde, Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Çelebi.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; AK PARTİ Grubu adına önerinin lehinde söz almış bulunmaktayım.

1’inci sırada, gündemin kanun tasarılarının sıralanması: 164 sıra sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin 2’nci sırasına; yine, uluslararası sözleşmelerde 85, 76, 161 ve 119 sıra sayılı kanun tasarılarının ise gündemin 3, 4 ve 5’inci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi; çalışma saatlerinin Genel Kurulun 16 Şubat 2012 Perşembe günü yani bugün 164 sıra sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar; 17 Şubat 2012 Cuma günkü birleşiminde 119 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar; yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00'te günlük programların tamamlanamaması hâlinde ise günlük programların tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesi hususunda…

Yine bu konuyla ilgili olarak Başbakan, herhangi bir kişiyi görevlendirmeyecek teklife verilecek bir önergeyle kamu görevlilerin arasında görevlendirilebileceği hususunu yüce Meclisinize arz eder, hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çelebi.

Önerinin aleyhine Muş Milletvekili Sırrı Sakık.

Buyurunuz Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de bu öneriyle ilgili düşüncelerimi, grubumun düşüncelerini sizlerle paylaşacağım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, görüşülmekte olacak, birazdan gelecek bu MİT’le ilgili yasaya ne iktidar partisi ne de muhalefet partileri gibi bakmıyoruz biz. Asıl nedenin ne olduğunu hepimiz çok açık ve net olarak biliyoruz yani sizin özel bir yasa çıkararak onları kollama, koruma projesi de yanlıştır, muhalefet partisinin de diyalogların ve müzakerenin önünü kesmek adına yaptıkları hamle de yanlıştır. İkisi de ülkede iç barışı sağlamaz. Hele hele muhalefetin bu anlayışı, özellikle iç barışa bir suikast düzenlemektir. Açık ve net olarak söylüyoruz: Bütün hesap, Oslo’da neden görüşüldü, neden Habur’dan Kürt çocukları sağ salim geldiler? O günden başladı bu fırtına yani bugün özel bir yasa çıkıyor yani bu yasadan dolayı bir tepki değil. Asıl tepki, neden diyalog ve müzakerelerle Kürt sorununun çözülmeye başlandığı bir süreci hep birlikte yaşadık… Bunun intikamı alınıyor.

Aslında sizin de bir programınız ve bir projeniz yok. Geçmişte, mesela, sormak istiyorum, bu kadar özel yasaları kollayıp koruyan “İşte özel yasalar geliyor, birileri, efendim, bundan sonra suikastlar düzenleyecek.” diyenlere, peki, geçmişte MİT elinde silah vardı, operasyonlara katılıyordu, cinayet işliyordu, kimse bunları yargılayıp sorgulamıyordu, hiç kimsenin kılı kıpırdamıyordu, hukuk ülkesinden, hukuktan, demokrasiden bahsedenlerin sesi çıkmıyordu. Eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz, çıktı açıkça “Yunanistan’daki ormanları biz yaktık.” dedi. Hiçbir MİT elemanı hakkında bir işlem yapılmadı ve bu savcılar görevlerini yapmadılar ve yine şu anda eski MİT Müsteşarları Boğaz’da oturuyor. Bir gazetecinin geçen gün açıklaması vardı köşesinde, 10 milyon dolarlık bir villada oturuyor. Kimse bir soruşturmaya tabi tutmadı.

Şimdi, aslında sorun, Kemalist cumhuriyetten demokratik cumhuriyete nasıl geçeceğiz? Biz böyle bakıyoruz. Eğer sizin yüreğiniz buna yetiyorsa Avrupa standartlarına uygun bir hukuk düzenine Türkiye’nin ihtiyacı vardır. Türkiye’nin bu görüşmelerin önünü kesecek operasyonlara değil tam tersine bu görüşmeleri yeniden hayata geçirebilmeliyiz. Mesela biz BDP olarak şunu öneriyoruz yani bir projemiz var, diyoruz ki: Bu görüşmeleri sürdürecek birimler MİT elemanları olmamalıdır yani aydınlardan, sanatçılardan, siyasetçilerden, vicdan sahibi olan herkesi bir özel komisyon, bu Meclis bir özel komisyon oluşturabilir ve özel bir yasa da bunlar için çıkabilir, bu barış ve bu görüşmeleri bu komisyonlar sürdürebilir. Bakın, projemiz bu kadar net ve açık ama bunlar yapılmıyor. Sizin bugün yapmaya çalıştığınız belli birkaç şahsiyeti kollama ve koruma projesidir. Bu size bir şey kazandırtmaz, onlara da bir şey kazandırtmaz ve iddialar ciddiyse, mesela özellikle MİT’in KCK’ye adam sızdırdığı ve KCK içerisinde eylemler yaptığını gelin birlikte bunları araştıralım ama ben eminim ki savcının mantığı bu değil. Savcının mantığı çok açık ve nettir. Hâlâ o devletin tortuları savcının beyninde var, niye Kürt sorununda müzakere arandı? Bütün çaba da budur. Kimileri, işte sarayda kanlı bıçaklı kavga diyor, bilmem ne diyor. Asıl hâlâ siz dünyanın en iyi yasasını da çıkarsanız, en iyi kanunlarını da uygulasanız ama beyninde bir bahar temizliği yapmamış bu yargıçların mantığı, anlayışı bu olur. Onun için, özel yetkili savcıları siz bu kadar yetkilendireceğinize, özel mahkemeler kuracağınıza, daha herkesin sığınabileceği özel mahkemeler değil, hepimizin eşit şartlarda yargılandığı bir hukuk sistemini uygulayalım. Hep birlikte bunun altyapısını oluşturalım. Siz çok şey söylüyorsunuz ama hiçbir şey yapmıyorsunuz. Mesela, siz Ruhban Okuluyla ilgili söylüyorsunuz, gidiyorsunuz, açıklamalar yapıyorsunuz ama bunun gereğini yapmıyorsunuz. Cemevleriyle ilgili önemli şeyler söylüyorsunuz ama hiçbir şey yapmıyorsunuz. Kürt sorunuyla ilgili önemli şeyler söylüyorsunuz ama Kürt alfabesini özgürleştirmiyorsunuz. Hâlâ birçok milletvekiliniz çıkıp bu kürsüden… Yani eskiden adlarını, işte gidip asimilasyon politikasını uygulamak adına Kürtlerin, Azerilerin, Rumların, gayrimüslimlerin isimlerini alıp değiştiriyorsunuz. Bazı milletvekilleri hâlen buraya çıkıp onları bile içine sindiremiyor. Bunları değiştirebilirsiniz, bunları hayata geçirebilirsiniz ama hiçbir şey yapmıyorsunuz. İlk kez bugün Mecliste Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun Meclis araştırma önergesi -elhamdülillah, yoktunuz- kabul oldu, geçti, kıyamet mi koptu? Bu konularda ortaklaşamayız mı? Acaba, ortak bir platform oluşturamayız mı? İşte, bahar geliyor. Baharla kan ve gözyaşı, hepimiz tanıklık ediyoruz. Son bir hafta içerisinde 30’a yakın PKK gerillası öldürüldü, bundan dolayı mutlu musunuz? Bunlar bu ülkenin çocukları değil mi? Askerler öldü, bundan dolayı kim mutlu olabilir? Bu insanların hepsi…

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Gerilla değil, terörist…

SIRRI SAKIK (Devamla) - Oradan tepki göstermenize gerek yok. Ben bir realiteyi vurguluyorum. Kan akıyor, bu kanı durdurmak bu Parlamentonun görevi. Sizin başka bir göreviniz yok mudur? Yani Tanrı sizi sadece laf atmak üzere mi buraya veyahut da…

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Teröriste gerilla derseniz laf atarız tabii!

SIRRI SAKIK (Devamla) - Ya bunu senin bakanın da söylüyor. Sen hâlen 1930’larda kalmışsın ya!

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Terörist o.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Ya sen terörist diyorsun ama halkın büyük bir çoğunluğu da benim iradem diyor, benim çocuklarım diyor.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Büyük çoğunluğun iradesi burada.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Şimdi, bakın, ben bir şey söyleyeyim size: Hayat sadece sizin pencereden baktığınız gibi değil. Orada milyonlarca insan yaşıyor ve o insanların çocukları ve kardeşleridir. Ben dün İzmir’deydim, alanlardaydım. Binlerce genç oradan bağırıyordu: “Dağda bayırda aramayın, biz hepimiz buradayız çünkü dağdakiler benim kardeşim, cezaevindeki benim kardeşim.” diyor. Siz hâlâ bunu içinize sindiremiyorsunuz. Onun için, mesela, hep söylenir ya, çare yoksa yol çaredir, dağ çaredir, cezaevi çaredir, ölüm çaredir. İşte, Kürtleri bu sizin anlayışınız dağlara sürdü, cezaevlerine sürdü, zindanlara sürdü, ölümlere sürdü, faili meçhul cinayetlere Kürtler kurban oldu. Keyfinden dolayı kimse bu dağlara gitmedi, çaresizlikten dolayı… Eğer çare yoksa kendini dağlara vurdular ve çareyi oralarda aradılar.

Şimdi, dönüp diyoruz ki: Aradan bu kadar uzun süre geçti, hayat hepimize birçok şeyi öğretti, biz hâlâ dağ mantığıyla, hâlâ buradaki ret ve inkâr mantığıyla bu sorunu çözemeyiz. Hepimiz birbirimizi kabullenmek zorundayız, hepimiz birbirimizin diline, kimliğine, kültürüne saygı duymak zorundayız; bu bir lütuf değil.

Burada çıkıp söylersiniz, biz sizi alkışlarız ama gider Diyarbakır’da ret veya inkâr edersiniz “Ana dilde eğitim olmaz.” dersiniz, sonra gelirsiniz “Kürt dili medeni bir dil değil.” dersiniz. İşte, bunlar örtüşmüyor, burada çıkıp söylediğiniz ve taahhüt ettiğiniz şeylerle örtüşmüyor.

Evet, burada bir halk vardır, bu halkın dili, kültürü, kimliği vardır, yıllardır ret ve inkâr edildi, bunun gereği yapılmalıdır. Aslında, bugün Parlamento bunun gereğini yapmalıydı ki özel savcılara veyahut da özel mahkemelere veyahut da sizin özel birimlerinizi kollayıp koruyacak yasalara gerek kalmadan bu sorunu birlikte çözmeliydik.

Aslında konuşup tartıştığımız sorun da şu: Neden doksan yıldır aynı yasaları çıkarıyoruz? Çözemediğimiz Kürt sorununu işte çözemediğimiz için, istiklal mahkemelerinden devlet güvenlik mahkemelerine ve bugün geldiğimiz noktada da özel yetkili mahkemelerden medet umuyoruz. Oysaki bu Parlamento bunlara gerek duymadan, dönüp bunların hepsini lağvedip bütün sonuçlarıyla hukukun ve huzurun ülkesini birlikte yaratabilir, birlikte iç barışımızı sağlayabilir.

Keşke Parlamento… Bugün AKP’nin grup önerisi bu konuda olmuş olsaydı, biz de çıkıp evet, destekliyoruz… Keşke bizim önerdiğimiz bu özel bir yasayla bu aydınları, demokratları, siyasetçileri içine alacak bir diyalog ve müzakere grubu oluşmuş olsaydı, biz de buna destek verseydik.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sakık.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Beş dakika ara veriyorum sayın milletvekilleri.

Kapanma Saati: 14.58

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Fatih ŞAHİN (Ankara)

 -----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler” kısmına geçiyoruz.

Bu kısımda, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 23 arkadaşının, görevi yaptırmamak için direnme suçlarındaki artışın nedenleri ile işkence ve kötü muamele iddiaları arasındaki ilişkinin araştırılarak, işkence ve eziyet suçlarının önlenmesi ve cezasız kalmaması için alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin ön görüşmelerine başlayacağız.

 

XI.- MECLİS ARAŞTIRMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu ve 23 arkadaşının, görevi yaptırmamak için direnme suçlarındaki artışın nedenleri ile işkence ve kötü muamele iddiaları arasındaki ilişkinin araştırılarak işkence ve eziyet suçlarının önlenmesi ve cezasız kalmaması için alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/151)

 

BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde.

Şimdi, daha önce okunmadığı için önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçlarındaki Artışın Nedenleri ile İşkence ve Kötü Muamele İddiaları Arasındaki İlişkinin Araştırılarak, “İşkence ve Eziyet” Suçlarının Önlenmesi ve Cezasız Kalmaması İçin Alınacak Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

1) M. Sezgin Tanrıkulu                       (İstanbul)

2) Alaattin Yüksel                                                     (İzmir)            

3) İlhan Demiröz                                                      (Bursa)

4) Ali Sarıbaş                                                           (Çanakkale)

5) Ali Rıza Öztürk                                                     (Mersin)

6) Şafak Pavey                                                         (İstanbul)

7) İhsan Kalkavan                                                     (Samsun)

8) Aylin Nazlıaka                                                      (Ankara)

9) Engin Altay                                                          (Sinop)

10) Doğan Şafak                                                      (Niğde)

11) Mehmet Volkan Canailoğlu                                  (Trabzon)

12) Aykan Erdemir                                                    (Bursa)

13) Recep Gürkan                                                     (Edirne)

14) Mehmet S. Kesimoğlu                                         (Kırklareli)

15) Kadir Gökmen Öğüt                                             (İstanbul)

16) Mustafa Moroğlu                          (İzmir)

17) Ali Serindağ                                                       (Gaziantep)

18) Hurşit Güneş                                                      (Kocaeli)

19) Durdu Özbolat                                                    (Kahramanmaraş)

20) Gürkut Acar                                                        (Antalya)

21) Ali Demirçalı                                                      (Adana)

22) Engin Özkoç                                                       (Sakarya)

23) İhsan Özkes                                                       (İstanbul)

24) Hülya Güven                                                       (İzmir)

 

Gerekçe:

2011 Temmuz ayında, İzmir Karabağlar Polis Karakolu'nda elleri kelepçeli olduğu hâlde iki polis memurunun ağır işkencesine ve kötü muamelesine maruz kalan Fevziye Cengiz adlı yurttaşımız hakkında görevli memura mukavemet (görevi yaptırmamak için direnme) ve hakaret suçu iddiasıyla, 6,5 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılması, buna karşılık mağdurenin şikâyetinin ise savcılık tarafından işkence kapsamında değerlendirilmeyerek, "Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması" suretiyle basit yaralama olarak kabul edilmesi Türkiye'de işkence ve kötü muamele suçlarına ilişkin çok vahim bir tabloyu gözler önüne sermiştir.

Nitekim istatistikler, Türkiye'de son yıllarda işkence ve eziyet suçu nedeniyle açılan davaların sayısının pek değişmediğini, buna karşılık görevi yaptırmamak için direnme (memura karşı mukavemet) suçu nedeniyle açılan davaların sayısının üç kat arttığını göstermektedir.

2003 yılında, 765 sayılı mülga TCK’nın "Hükümet memurları tarafından efrada karşı yapılacak sui muameleler" başlıklı 6. Faslında yer alan 243. ve 245. maddeleri kapsamında karara bağlanan işkence ve kötü muamele suçlarına ilişkin dava sayısı 1.141 iken, aynı kanunun memura mukavemetle ilgili 254., 256., 257., 258., 260. ve 271. Maddelerine göre açılan davalardan karara bağlananların sayısı 6.243'tür.

2004 yılında, karara bağlanan işkence ve kötü muamele suçlarına ilişkin dava sayısı 1.243 iken, aynı kanunun memura mukavemetle ilgili maddelerine göre açılan davalardan karara bağlananların sayısı 7.297'dir.

2005 yılında, mülga TCK'nın ilgili maddeleri kapsamında karara bağlanan işkence ve kötü muamele suçlarına ilişkin dava sayısı 944 iken, aynı kanunun memura mukavemetle ilgili maddelerine göre açılan davalardan karara bağlananların sayısı 7.814'tür.

2004 yılında kabul edilen ve 1 Haziran 2005'te yürürlüğe giren 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu'nda memura mukavemet suçu 265. Maddede "Görevi yaptırmamak için direnme" adıyla düzenlenmiş ve bu suçlara ilişkin dava sayısında belirgin bir artış ortaya çıkmıştır.

Örneğin, 2009 yılında, 765 sayılı mülga TCK'nın 243. ve 245. maddeleri ile Yeni TCK'nın 94., 95 ve 96. maddeleri kapsamındaki işkence ve kötü muamele suçlarına ilişkin açılan 891 dava karara bağlanmış, 765 sayılı mülga TCK'nın memura mukavemetle ilgili 254., 256., 257., 258. 260. ve 271. maddeleri ile Yeni TCK'nın görevi yaptırmamak için direnme suçunu düzenleyen 265. maddesi kapsamında ise açılan toplam 24.001 dava karara bağlanmıştır. 2010 yılında ise bu sayılar sırasıyla 963 ve 24.938 olmuştur.

İlk bakışta, toplumumuza aniden bir cesaret ve memura karşı direnme isteği gelmiş gibi görünmektedir. Oysa memura mukavemet iddiasıyla açılan dava sayısındaki bu çarpıcı artış ile İzmir'de yaşanan olay birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye'de görevli memura mukavemet suçlamalarının, işkence ve kötü muamele suçunun hafifletilmesi, meşru gösterilmesi veya mağdurun sindirilmesi amacıyla savcıların da desteğiyle yoğun bir şekilde kullanıldığı kanısı oluşmaktadır.

İşkence ve kötü muamele yasağı, Anayasamızın 17. maddesinde ve Türkiye'nin onayladığı temel insan hakları sözleşmelerinde yer alan negatif hakların en önemlilerindendir. Mevzuat bağlamında temel insan haklarını her düzeyde güvence altına almış gibi görünen Türkiye'de uygulamada özellikle güvenlik görevlilerinin kişilere insanlık dışı ve küçük düşürücü muamelede bulunması ve bunun soruşturulmasını engellemek için karşı davalar açarak bir karartma içine girmeleri, bu süreçte savcılardan ve adli tıp yetkililerinden destek görmeleri, TBMM'nin insanlık onuru adına araştırması gereken bir konudur. Asıl olan devletin değil, insanların haklarıdır.

BAŞKAN – İç Tüzük’ümüze göre, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunda, sırasıyla Hükûmete, siyasi parti gruplarına ve önergedeki birinci imza sahibine veya onun göstereceği bir diğer imza sahibine söz verilecektir.

Konuşma süreleri Hükûmet ve gruplar için yirmişer dakika, önerge sahipleri için on dakikadır; madde 102, 104 ve 60.

Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Hükûmet adına Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç; gruplar adına Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Rıza Türmen; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri; önerge sahibi olarak İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu.

Hükûmet adına Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç.

Buyurunuz Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri tarafından verilmiş olan Meclis araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin önerge üzerinde Hükûmetimiz adına görüşlerimizi paylaşmak üzere huzurlarınızda bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Tabii, grup önerileri sırasında konunun gelmiş olmasından dolayı çok kapsamlı bir hazırlığı sizlerle paylaşabilmek durumunda değiliz. Ancak değerli milletvekilleri, sürece dair bilgileri sizlerle paylaşmak arzusundayım.

Evvela, konunun üzerindeki hassasiyetin müşterek bir hassasiyet olduğu noktasında fikrimizi paylaşmak isterim. İşkenceye karşı mücadele zemini hepimizin canlı ve diri tutması gereken bir zemindir. Çünkü işkence ve kötü muamele nedeniyle yaşanan olumsuz görüntüler sadece iktidarı değil, iktidarıyla muhalefetiyle topyekûn bir ülkeyi, topyekûn bir parlamentoyu ve o parlamentoya yansıyan, iradesi parlamentoya yansıyan tümüyle bir milleti rahatsız etmektedir.

Geçmiş senelerde Türkiye’ye işkence ve kötü muamele nedeniyle atfedilen ithamlar herkesin malumudur. Bu ithamlar nedeniyle uluslararası insan hakları kuruluşları nezdinde maruz kaldığımız ikinci, üçüncü sınıf ülke muamelesi yine herkesin malumudur. Uluslararası zeminlerde Türkiye’nin imajının ne şekilde geriye düştüğü, ne şekilde karamsar ve karanlık tabloların Türkiye’ye mal edildiği, atfedildiği yine herkesin malumu olan konulardır.

Son yıllarda Türkiye’nin bu konuda Hükûmet politikaları, devlet politikaları, Avrupa Birliğine tam üyelik süreci vizyonunun gereği olarak atılan çok önemli adımlar var ve son yıllarda insan haklarına riayet konusunda atılan bu adımların idareye yönelik yansıyan olumlu yanları herkesin malumudur. Bu konudaki bir inkâr kesinlikle devletimize, milletimize, kendi Parlamentomuza, Türk milletinin kendi kurumlarına yönelik bir haksızlık olacaktır. Münferit olumsuzlukların olmadığı kanaatinde değiliz, elbette ki bunlar var olabilecektir; münferit, bireysel. İdareye ilişkin yetki kullanan bazı kamu görevlilerinin bireysel kusurlarından, kabahatlerinden kaynaklanan hukuk dışıların tümüyle ortadan kaldırıldığı iddiasında, kalktığı iddiasında değiliz ama bununla birlikte, mutlak surette kayda geçirilmesi gereken iki şey vardır:

1) Türkiye’de sistematik işkence, Türkiye’de sistematik insan hakları ihlalleri, Türkiye’de sistematik olarak bireyler üzerinde kötü muamele uygulamaları söz konusu değildir.

2) Tam aksine olmak üzere, Türkiye’de sistematik bir şekilde işkenceyle mücadele anlayışı bugün itibarıyla egemendir. Türkiye’de sistemli bir şekilde, insan haklarının evrensel gereklerinin hem idari sahada hem özel alanda hem de hukuk dünyasında tanınması ve gereklerinin yerine getirilmesi vizyonu egemendir.

Bütün bunlarla birlikte, Türkiye’de, Hükûmet tavrı olarak bilinçli bir politikanın gereği olmak üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden kaynaklanan yükümlülüklerimiz, kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair protokollere attığımız imzalardan kaynaklanan yükümlülüklerimiz ve yine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, oraya intikal eden başvurular üzerine almış olduğu karar metinlerine esas olan hükümler çerçevesinde yapmamız gerekenlere yönelik olarak atılması gereken bütün adımlar atılmaktadır.

Araştırma önergesi talebine ilişkin başvuru metninde, İzmir’de yaşanan ve bir Türk kadınına yönelik şiddet uygulamasını tekrardan hatırlara getiren o kötü muamele örneği yeniden gözler önüne getirilmiştir.

Burada, idari sistem, bütün birimleriyle, yaşananlardan dolayı kamuoyundan özür dilemiştir. İzmir’deki, başta İzmir Valisi olmak üzere, kamu görevlileri olayı örtbas etmemiş, olayı gizlememiş, saklama cihetine asla gitmemiş, yaşananlardan dolayı özür dileme gereğini hissetmiş ve özür dilemiştir. Bütün bunlarla birlikte, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız, kadına yönelik bu şiddet hadisesini sonuna kadar takip etmiştir ve takibine devam etmektedir.

Bir münferit hadisenin takibiyle de yetinmek durumunda değiliz. Göz önünde olan olmayan, bilinen bilinmeyen, medyaya intikal eden etmeyen, yargıya taşınan taşınmayan, her türlü insan hakkı ihlalini bir insanlık ve onur meselesi olarak ele almak insan olarak yaratılan herkesin asli vazifesidir, temel görevidir. Biz buna bu şekilde bakıyoruz. İnsan hakları ihlallerini, işkenceyi, kötü muameleyi bir siyasi mesele olarak görmüyoruz, bir iktidar muhalefet çekişmesi ya da rekabeti olarak görmüyoruz. İşkencenin her türlüsünü, insan hakları alanındaki her türlü kötü muameleyi temelde bir insanlık sorunu, bir vicdan sorunu, bir hukuk sorunu olarak görüyor ve değerlendiriyoruz.

Bu çerçevede, yapılması gerekenlerin neler olduğu yönünde pek çok adım geçmişte iktidarıyla muhalefetiyle birlikte zaten atıldı, olaylar kapatılmadı, örtbas edilmedi. Bugün işbaşında bulunan Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti “işkenceye sıfır tolerans” vizyonunu cumhuriyet idaresine ilk defa olarak kazandıran bir hükûmet anlayışını temsil etmektedir. “İşkenceye sıfır tolerans” yaklaşımı ilk defa olarak AK PARTİ hükûmetleri ile Türkiye'nin gündemine gelmiştir ve bu gereğin paralelinde atılması gereken adımlar, yargıda, idari yapıda, uygulamada atılması gereken bütün adımlar bizzat cumhuriyet hükûmetinin Başbakanı Sayın Başbakanın takibinde atılmıştır, atılmaktadır.

Bu yönüyle bakıldığı zaman, değerli milletvekilleri, bizim dönemimizde biz “Faili meçhuller kalmasın.” çabasını en üst düzeyde ortaya koyduk. İktidar dönemimizden önce yaşanmış bazı cinayetlerin meçhul kalmış faillerinin açığa çıkarılması, yargı önüne getirilmesi, yargılanması ve adaletin haklarında tecelli etmesi için azami bir çaba ve gayret içerisinde olduk. Türkiye’de bizim dönemimizde hiçbir insan hakları ihlali, hiçbir işkence hadisesi, hiçbir cinayet, hiçbir hukuksuzluk bile bile, göz göre göre, bilerek ve isteyerek yani hukuki ifadeyle kasten ve taammüden örtülmemiştir, gizlenmemiştir, perdelenmemiştir, sümen altı edilmemiştir.

Bugün, Diyarbakır’da sur diplerinde insan bedenlerine ait kafatasları ve iskeletlerin sonuna kadar aranması, bulunması, analizlerinin yapılması, kime ait olduğunun belirlenmesi, hangi olaylar neticesinde o insanların öldürüldüğü ve hangi kasta mahsus olmak üzere sur diplerine gömüldüğünün açığa çıkması için çaba gösteren Hükûmet, bugünkü cumhuriyet hükûmetidir. Bu irade bizde ziyadesiyle var, bu bilinç bizde var, bu kararlılık bizde var. Dolayısıyla, bu çerçevede, bilinen kararlılığımızı yeniden teyit etmeye, deklare etmeye, işin aslını isterseniz gerek görmüyoruz.

Başta da ifade ettiğim gibi, insan hakları alanında alınması gereken kararları almak için, atılması gereken adımları atmak için, ortaya konulması gereken duyarlılığın sınırlarını tayin etmek için iktidar-muhalefet ayrımıyla hareket etmenin de lüzumu yoktur. İdare zaten bütün birimleriyle bu hadiseleri açığa çıkarmak için, sorumlularını cezalandırmak için kararlılık içerisindedir. Bakın, İzmir’de yaşanan talihsiz olay öncesinde ve sonrasında gerek emniyet teşkilatında hizmet içi onlarca eğitim semineri düzenlenmiş gerekse Adalet Bakanlığında uygulayıcıların konulara yönelik hassasiyetlerini artırmak, bilgi ve birikimlerini yükseltmek üzere onlarca seminer düzenlenmiş, yüzlerce hâkim ve savcı bu seminerlerde ilave eğitimlerden geçirilmiştir. Bu anlamda, Polis Akademisi Başkanlığı bir yandan, Adalet Akademisi Başkanlığı diğer yandan çalışmak suretiyle, İzmir’de yaşanan hadise ve benzerlerinin bu coğrafyada bir daha tekerrür etmemesine yönelik önlemleri azami düzeyde alma gayretiyle hareket edilmiştir.

Kuşkusuz, ülkenin Başbakanı, bakanları, kamu yöneticileri üst düzeyde ne kadar kararlılık içerisinde olursa olsun, idarenin bazı noktalarında bazı ihmaller ya da bazı kaidelerin, evrensel kaidelerin göz ardı edildiği uygulamalar söz konusu olabilecektir; insan hatasından, insan zaafından kaynaklanan birtakım uygulamalar söz konusu olabilecektir. Mühim olan şudur: Bazı kamu görevlilerinin kanundan aldıkları devlet yetkisini kullanırken hukuk dışına çıkmaları hâlinde, idare, bu insan hakları ihlalleri, işkence ya da kötü muamele örneklerini himaye mi etmektedir, hukukun önüne mi çıkarmaktadır, mühim olan budur. Bugüne kadarki bizim uygulamalarımız, bütün bu ihlallerin, dönemimizden önce yaşananlar çoğunlukta olmak üzere… Zaten bizim dönemimizde sıfır tolerans anlayışı nedeniyle olabildiğince nadirdir yaşanan olumsuzluklar. İdare eğer ki bunları yargı önüne çıkarıyorsa, hâkim huzuruna getiriyorsa, hukuka teslim ediyorsa, hesabını soruyorsa ortada sistemli, bilinçli, istikrarlı bir iyi niyet ve hukuki duruş var demektir. Bu hukuki duruşa destek vermek hepimizin görevidir diye düşünüyorum.

Bu durumda araştırma komisyonu kurulsa ne olur? Değerli milletvekilleri, gündemimizdeki pek çok kanun tasarı ve tekliflerini bile görüşmek ve kanunlaştırmak için gereken zamanı maalesef bulamıyoruz. Yeni yeni komisyonlar kurmak, komisyonların sayısını artırmak, milletvekillerini o komisyonlara yönlendirmek -bu yönüyle bakıldığı zaman geçen dönem de biz bunun sıkıntılarını hep beraber yaşadık- bunca komisyonu, ihtisas komisyonları bir yandan çalışmalarına devam ederken faal tutabilmek çok işlevsel bir tercih maalesef değil.

OKTAY VURAL (İzmir) – Başkan vekili gibi konuşuyorsunuz, siz Hükûmet üyesisiniz.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Grup Başkan Vekiliydim bir zaman biliyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hükûmet üyesisiniz, Hükûmetiniz adına konuşun, AKP Grubu adına konuşacak arkadaşlar var. Dolayısıyla yürütme olarak…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Grup başkan vekili arkadaşlarımın işini kolaylaştırıyorum belki.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz Hükûmet adına konuşun. Bırakın da AKP Grubu kendi görüşlerini açıklasın.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu yönüyle bakıldığı zaman Hükûmet olarak bizim kanaatimiz, insan hakları ihlalleriyle sonuna kadar mücadele etmektir. İnsan hakları ihlallerine neden olan ya da kanunu ezen geçen kamu görevlileri varsa onları ivedi bir şekilde hiçbir himaye kabul etmeksizin adaletin önüne çıkarabilmektir. Bugüne kadar da yaptığımız her zeminde bu olmuştur, bundan sonra da bu olacaktır. Eğer bir kısım kötü muamele örneklerinin izlerini sürmek gerekiyorsa, bir kısım faili meçhullerin izlerini sürmek, faillerini bulmak, takip etmek gerekiyorsa faillerin aranacağı dönem yıllar itibarıyla AK PARTİ hükûmetlerinin görev yaptığı dönem değildir çünkü AK PARTİ hükûmetleri bu hukuk dışılıkları hiçbir zaman himaye etme yoluna girmemiştir. Kanaatimiz, Hükûmetimizin hadiseye bakışı bu çerçevededir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kılıç.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Rıza Türmen. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Türmen.

CHP GRUBU ADINA RIZA TÜRMEN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce kabul edilmiş olan araştırma komisyonu kurulmasıyla ilgili olarak konuşmak için buradayım. Araştırma komisyonunun konusu görevi yaptırmamak için direnme suçlarındaki artış nedeniyle işkence ve kötü muamele iddiaları arasındaki ilişkinin araştırılması, eziyet ve işkence suçlarının önlenmesi ve cezasız kalmaması için alınacak tedbirlerin belirlenmesi.

Sayın Bakanın konuşmasını dikkatle dinledim biraz önce. Gerçekten bu konuda gösterdiği, ortaya koyduğu kaygının olumlu bir işaret olduğunu düşünüyorum. Ayrıca, kendisi işkence konusunun iktidar-muhalefet sorunu olmadığını söyledi. Bu da olumlu bir gelişme. Tabii o zaman ortaya bazı sorular çıkıyor. Eğer iktidar-muhalefet konusu değilse işkenceyle mücadele, o zaman neden bu araştırma önergesini beraber veremedik? Gönül isterdi ki, mademki bu ortak bir endişemiz, bütün Meclisin ortak bir endişesi, bir iktidar-muhalefet sorunu değil, o zaman bu araştırma önergesini beraber verebilelim, araştırma komisyonunu beraber kuralım. Bu olmadı.

Tabii ikinci bir soru daha var. Sayın Bakan “Her şey iyi hoş da, biz mücadele ediyoruz ama böyle bir komisyona da ihtiyaç yok. Çünkü zaman alır.” dedi. Şimdi bu işkenceyle mücadelede gösterilen hassasiyetle orantılı bir söz değil. Yani bir taraftan çok hassasiyet göstereceksiniz, öbür taraftan “Buna ayıracak vaktimiz yok.” diyeceksiniz. Bu olmuyor tabii. Mademki bu kadar önemli bir şey gerek iktidar gerek muhalefet gerek bütün Meclis için, o zaman tabii buna ayıracak vaktimizin de olması gerekir diye düşünüyoruz. Doğal olan sonucun bu olması lazım.

Arkadaşlar, işkence ve kötü muamele gerek Anayasa’mızda gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde üç kategoride inceleniyor: Bir işkence, bir kötü muamele; bir de küçük düşürücü, haysiyet kırıcı muamele olarak görülüyor.

İşkenceden söz edilirken burada anlaşılması gereken şey, bir kasıt bulunması, bir itiraf, delil elde etmek için zor kullanılması ve bir acı eşiğine, belirli bir ıstırap eşiğine ulaşılması; bu takdirde işkence oluyor. Bu ıstırap eşiğine ulaşılmadığı zaman, daha düşük bir eşikte kalındığı zaman ve kasıt olmadığı zaman, bu, kötü muamele kategorisine giriyor. Haysiyet kırıcı muamele ise subjektif bir unsur içeriyor; mağdurun kendisi açısından haysiyet kırıcı, küçük düşürücü bir durum var mı yok mu bu araştırılıyor. Fakat her üçü de yani ister işkence ister kötü muamele ister haysiyet kırıcı muamele olsun, aynı işlemi görüyorlar, aynı derecede kötü sayılıyorlar.

Tabii, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin istatistiklerine baktığımız zaman görüyoruz ki Türkiye’de işkence sorunu bitmemiştir, Türkiye’de işkence sorunu hâlâ vardır. Yani, işkence o kadar ağır, o kadar insanlığa karşı işlenen bir suç ki tek bir davadan mahkûm olmak dahi işkenceden çok ağır bir şey, başka davalardan mahkûm olmaya benzemiyor. O nedenle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf ülkeler işkenceden mahkûm olmamak için çok büyük bir çaba sarf ederler ve işkenceden mahkûm oldukları zaman da, bu, kamuoyunda büyük bir yankı bulur, büyük bir akis bulur, gazeteler yazar ve bu, Hükûmet bakımından çok zor bir durum yaratır işkenceden bir tek davadan mahkûm olmak bile. Hâlbuki Türkiye’ye baktığımız zaman, pek çok dava var Türkiye aleyhine sonuçlanan işkence, kötü muamele ya da haysiyet kırıcı muamelede. Bunu düzeltmemiz lazım sayın milletvekilleri, bu konuda gerçekten tolerans göstermememiz lazım. Bunun düzeltilme yolları vardır.

Bu, Türkiye’deki davalara baktığınız zaman görüyorsunuz ki Türkiye’de aleyhine sonuçlanan işkence, kötü muamele davaları bir gelişme gösteriyor. Daha önceleri, 1990’larda işkence kaba bir şekilde yapılırken yani işte birtakım yöntemlerle yapılırken -Filistin askısı, soğuk su, bilmem, işte falaka filan gibi- bu gibi yöntemler bugün azalmıştır. Bu doğrudur.

Bugün Türkiye'nin mahkûm olduğu davalar başka bir nitelik göstermektedir. Bir kaba kuvvet kullanarak bir şey vardır, kötü muamele vardır, daha çok dayak atılmaktadır filan ama asıl Türkiye'nin mahkûmiyet nedenlerine baktığınız zaman şuradan kaynaklanmaktadır: Ya işkence, kötü muamele iddiasından sonra devlet gerekli özeni göstermemekte, soruşturma açma yükümlülüğünü yerine getirmemektedir, etkili bir soruşturma açmamaktadır, bu yüzden Türkiye aleyhine ihlal çıkmaktadır ya da başka bir şey -asıl Türkiye'nin davalarını niteleyen özellik bugün budur- devlet koruma sağlamaktadır; devlet, işkence yapan, kötü muamele yapan, dayak atan kamu görevlisine kol kanat germektedir. Bu birkaç türlü olmaktadır; ya deliller ortadan kaldırılmaktadır ya da yargı önüne çıkarılamamaktadır ya da yargı önüne çıkarılırsa o yargı süreci bir türlü işlememektedir, ya zaman aşımına uğramaktadır ya efendim, ilgili görevli bulunamamaktadır, bir türlü getirilememektedir ifade almak için, türlü şekillerde... Sonunda cezasız kalmaktadır.

Bugün Türkiye'nin en çok başını ağrıtan davalar bu şekildeki, bu nitelikteki davalardır. Yani kötü muamele, işkence yapan devlet görevlisine karşı bir koruma, bir kol kanat germe söz konusudur. Bunu değiştirmek gerekecek asıl. Bu araştırma komisyonunun da toplanacağını ümit ediyorum. Öncelikle bu konuya eğilmesi önem taşımaktadır.

Tabii bir başka yönü daha vardır; bu güvenlik görevlileri, polis daha akıllı hareket etmektedir ve karşı dava açmaktadır. Direnirken işte… Çünkü işkence, kötü muamelede bir doktor raporu vardır her zaman. Ortada, alınmış bir doktor raporu, izler vardır. Polis tarafından şöyle denmektedir: “O izler, efendim, işte bana karşı direnirken o direnme nedeniyle olmuştur.” gibi, böyle bir karşı davalar serisi vardır. Bu da tabii… İşkence, kötü muamelenin üstünü örtmektedir bu karşı davalar. Tabii, burada kurumların bağımsızlığı devreye girmektedir. Özellikle Adli Tıp Kurumunun bağımsız olmaması, işkence, kötü muamele davalarında büyük bir problem yaratmaktadır. Tabii, şeyi de anlamak mümkün değildir. Neden sadece Adli Tıp Kurumundan getirilen rapora yargı itibar etmektedir de özel hastanelerden getirilen raporlara yargı itibar etmemektedir, bunu anlamak da mümkün değildir.

Fakat, bu konu Türkiye’nin başını ağrıtan tek konu değildir. Türkiye’yle ilgili çok önemli başka insan hakları ihlalleri bulunmaktadır. İşte, düşünce özgürlüğünden tutun tutuklamalara kadar bir dizi insan hakları ihlalleri bulunmaktadır. Türkiye, biliyorsunuz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde sözleşmeyi en fazla ihlal eden devlet konumundadır, en fazla kendisi aleyhine karar çıkan devlet durumundadır ve en fazla bekleyen davası bulunan devlet konumundadır.

Şimdi, bu insan hakları ihlalleri kimi zaman hukuk devletiyle de iç içe gözükmektedir. Hukuk devletiyle ilgili bugün önümüzde başka bir sorun vardır. O da hepimizin bildiği gibi MİT Kanunu’nda -Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nda- yapılan değişikliktir. Bu, Türkiye açısından yeni bir hukuk devleti, yeni bir insan hakları sorunu yaratacaktır. Olay şudur hepimizin bildiği gibi: Birtakım görevliler Oslo’da, gitmişlerdir, PKK yetkilileriyle görüşmeler yapmışlardır. Bu görüşmenin zabıtları sızmıştır. Şimdi, birkaç mesele var burada ve zabıtlar nedeniyle de soruşturma açılmıştır. Ortada açılan bir soruşturma vardır.

Şimdi, burada birkaç tane soru var. Birinci soru şu: Verilen görev neydi bu yetkililere? Bu verilen görevin ne olduğu ortada yoktur. Bu Oslo’da görüşme yapan yetkililere verilen görevin niteliği neydi? Başbakan tarafından verilen görev nedir bunu açıklamak lazım. Kamuoyunun bunu bilmesine ihtiyaç vardır. Çünkü şundan, çünkü denmektedir ki savcılık tarafından “Verilen görev bir suç teşkil etmektedir. Bu görev aşılmış, bir suç oluşturmaktadır.” O zaman verilen görev neydi ki bu görev aşılmıştır, bunu bilmek lazım.

Tabii, burada, şunu dikkatinize sunmak isterim: Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 4’üncü maddesi vardır. Bu 4’üncü maddesi MİT’e yapacağı, üstleneceği görevleri saymaktadır. Bu görevler tadadi bir şekilde sayılmaktadır: “Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milleti ile bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, içten, dıştan yöneltilen faaliyetler hakkında güvenlik istihbaratı oluşturmak, bu istihbaratı Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterine ulaştırmak.” Bir tanesi.

Bir diğeri: “Milli güvenlik siyasetiyle ilgili planların hazırlanması ve yürütülmesinde istihbarat istek ve ihtiyaçlarını karşılamak.”

Bir başkası mesela: “Kamu kurum ve kuruluşlarının istihbarat ve istihbarata karşı koyma faaliyetlerine teknik konularda müşavirlik yapmak…” filan.

Bunlar tadadi şekilde sayılmıştır. Bir de, başka görevler varsa, o da “Millî Güvenlik Kurulunda belirlenecek diğer görevleri yapmak.” denmektedir. O zaman şimdi nasıl açıklayacaksınız ki bir kanun değişikliği yapıyoruz MİT Kanunu’nda ve diyoruz ki: “MİT mensupları veya Başbakan tarafından özel bir görev ifa etmek üzere görevlendirileceklerdir.” Bu kanunla ne kadar bağdaşacaktır bu? Bu önemli bir sorudur.

Tabii, başka bir soru daha vardır ortada. Başbakanın, suç teşkil etsin etmesin, herhangi bir görevliye herhangi bir yetki verme yetkisi var mıdır? Başbakanın, hele suç teşkil edecekse, böyle bir yetki verme yetkisi var mıdır? Bu sorunun cevabı bu getirilen kanun teklifiyle açıklığa kavuşmuştur. Çünkü bu getirilen kanun teklifinde denmektedir ki: “Sadece MİT mensupları değil, Başbakan tarafından özel bir görevi ifa etmek üzere görevlendirilen kişiler.” Demek ki, birtakım kişiler, özel bir görevi… Kim olduğu belli değil bunların, herkes olabilir. Birtakım özel görev verilecektir bunlara.

Arkadaşlar, bu, hukuk devletiyle bağdaşmayan bir kanun teklifidir. Hukuk devleti dediğimiz zaman hukuk devletinden üç şey anlaşılır: Birinci anlaşılan şey, devletin bütün tasarrufları hukuk denetimine tabidir. Bu kanunda hukuk denetimi dışına çıkılmaktadır. Yani Başbakanın görevlendirdiği kişiler hakkında Başbakan izin vermeden soruşturma açılamayacaktır. Bu kişiler suç işlemiş olsalar bile hukuk denetiminin dışında kalacaklardır. Bir kere hukuk devletinin bu birinci unsuru yani devletin bütün tasarruflarının hukuk denetimine tabii olma unsuruna aykırıdır.

Hukuk devletinin ikinci unsuru, yasalar açık olmalıdır, yasalar öngörülebilir olmalıdır, yasalar erişilebilir olmalıdır. Burada hukuk devletinin bu unsuru da ihlal edilmektedir. “Özel bir görevi -bu görevin ne olacağı hiç belli değildir- yapmak üzere görevlendirilen kişiler.” Bu kişilerin kim olacağı da belli değildir. Yani başı sonu belli olmayan, tamamen belirsizlik içinde duran bir kanun değişikliği vardır. Böyle bir kanun değişikliğinin hukuk devletinde yeri yoktur. Kanunlar, söylediğim gibi, açık, belirli, öngörülebilir olmalıdır. Bu öngörülebilir de değildir, açık da değildir. Kimin ne yapacağı belli değildir bu kanunda. Herkes her şeyi yapabilir. Burada sonsuz bir yetki, bir keyfî yetki kullanma kapısı açılmaktadır. Bu keyfîlik kapısı, hukuk devleti bakımından büyük bir tehdit arz etmektedir. Hukuk devletini buna karşı korumamız gerekir Meclis olarak.

Ve nihayet üçüncü olarak da, hukuk devleti aynı zamanda kanun devletinden farklı olarak adalet, insan hakları gibi temel değerleri içermelidir. Bu temel değerleri içermezse hukuk devleti gene olmaz. Örneğin Nazi Almanyası’nda yapılan her şey son derece kanunidir, kanuni olmayan hiçbir şey yoktur. Nazi Almanyası’nda cezaevinde bulunan Yahudiler ceza sürelerini bitirmeden gaz odasına gönderilmemişlerdir. Cezaevinden çıktıktan sonra gestapo alıp onları gaz odasına götürmüştür ama cezaları bitmeden götürmemiştir. Her şey kanunidir ama hiçbir şey hukuki değildir, hukuk devletinde olan hiçbir şey yoktur. Bu ikisini ayırmak lazım.

Burada bir tek kişiyi kurtarmak için, bir soruşturmayı durdurmak için yapılan bir kanun değişikliği varken, öbür tarafta milletvekilleri tutuklu olarak cezaevinde, 8 milletvekili tutuklu olarak cezaevinde yatarken bunlarla ilgili hiçbir şey yapılmaması kamu vicdanını yaralamaktadır. (CHP sıralarından alkışlar) Bu, işte hukuk devletinde bulunması gereken adalet duygusunu zedelemektedir. O bakımdan da bu getirilen kanun değişikliği hukuk devletine aykırıdır.

Burada, tabii başka tehlikeler ortaya çıkacaktır. Burada yeni Susurluklar yaratılacaktır. Burada nasıl kullanılacağını nereden bileceksiniz bunun? Nasıl sınırlayacaksınız? Bu sonsuz yetkinin, sınırsız bir yetkinin nasıl kullanılacağı, keyfî bir yetkinin nasıl kullanılacağı tabii ki o yetkiyi kullanan kişinin kendi takdirinde kalacaktır. Başka hiçbir sınırlaması olmayacaktır bunun. Bütün bu nedenlerle bu kanun değişikliği hukuk devleti açısından büyük tehlikeler göstermektedir. Böyle bir kanun değişikliğiyle, böyle bir kanunla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne giderseniz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu kanunun geçerli bir kanun olmadığı sonucuna varır. Bu kanun, bu kadar belirsiz, bu kadar ucu açık, nerede başladığı, nerede bittiği belli olmayan, sınırsız yetki veren bir kanun, hukuk devleti ve dolayısıyla demokrasiyle bağdaşmayan bir kanundur. Bunun düzeltilmesi gerekir mutlaka. Bu, Türkiye’deki özgürlükler, Türkiye'deki demokrasi üzerindeki baskıları artıracaktır.

“Martine Gozlan” adlı bir Fransız yazarı bir kitap yazmış Türkiye üzerine, çok yeni bir kitap bu. O, şunu söylüyor Türkiye’yle ilgili olarak: “Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde üç tane aldatmaca vardır Türkiye'de, üç tane yanıltmaca vardır. Birincisi: Türkiye demokratik bir model değildir. İkincisi: Türkiye laik bir model değildir. Üçüncüsü: Türkiye jeopolitik bir model değildir.” Ve ondan sonra da diyor ki: “Araplar seviyorlar Türkiye’yi. Niye seviyorlar? Çünkü kendilerine benzediği için, bir Orta Doğu devleti hâline geldiği için giderek ve Batı karşıtı bir devlet hâline geldiği için sempatiyle bakıyorlar ve kendileri bakımından bir model olarak görüyorlar.” Ama Martine Gozlan şu soruyu soruyor, “Peki, bu Araplara bir model olacaksa Türkiye, Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi modeli ne olacaktır?” diyor. Asıl üzerinde durulması gereken soru bence de budur. Bugün bu kanun teklifini kabul etmekle aslında demokrasiden, hukuk devletinden bir adım daha uzaklaşmış bulunmaktayız ve Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, hukuk devletine saygılı, insan haklarına saygılı Türkiye Cumhuriyeti modelini de yaralamış bulunmaktayız.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türmen.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri.

Buyurunuz Sayın Yeniçeri. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisinin, en azından bizim girdiğimiz bu dönem içerisinde, Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinin de salonda bulunmaması nedeniyle kabul ettiği bir önerge var. Bunun için Türkiye Büyük Millet Meclisine teşekkürlerimi aktarmak istiyorum.

Yüce Meclis, işkenceyi önlemeyle ilgili önergeyi kabul etti. O hâlde, bütün Meclisin, bütün grupların bu önergeyle ilgili kurulacak komisyona fiilî bir katkıda bulunması gerekiyor. Herkesin, bu çalışmalara sempatiyle bakması ve bu çalışmaların arkasından ülkedeki bazı şaibelerin, bazı iddiaların, bazı iftiraların, bazı isnatların, bazı ithamların da sonuçlandırılması için katkı sağlaması gerekiyor. Bu bir anlamda bazı seslerin, bazı sözlerin, bazı yanlış algıların da değişmesine neden olacaktır.

Şunu açıkça söyleyeyim: Bu ülkede birçok olgu gerçeği gibi değerlendirilmiyor, gerçeği gibi algılanmıyor; olgular başka, algılar daha başka bir boyutta şekilleniyor. Bu bakımdan, olguyla algıyı eşitleyebilmek için, aynı seviyede gerçekleşmesini sağlayabilmek için bu tür araştırmalara, bu tür çalışmalara ihtiyaç var. Bunlardan kaçınmak doğrudan doğruya bu tür faaliyetlere katkı sağlamak anlamını taşıyor, öncelikle bunun altını çizeyim.

Değerli milletvekilleri, işkence madem en adi iştir, işkenceye madem herkes karşıdır, işkenceye mademki sıfır tolerans tanıyoruz; buyurun, bütün şaibeleri, istismarları, söylentileri ortadan kaldırarak bu komisyonu kurup, bu komisyonun çalışmalarını başarılı bir biçimde sürdürmesini sağlayalım. Kurumları, kavramları ve kişileri iftiralardan ve üzerlerine atılan ithamlardan kurtaralım.

Türkiye’de sistematik işkence olmamış olması, bazı kişilerin işkence yapmadığını ya da bazı insanların bu şekilde hareket etmediğini göstermez ki. Hiçbir hukuk devletinde, hiçbir anayasada, hiçbir kural işkenceyi makul, meşru ve mübah görmüyor zaten. Ama mesele yasaların uygun görüp görmemesi değil ki; mesele teorinin, kuramın çok iyi olması değil ki; mesele uygulayıcıların meselesidir. Konu uygulayıcılarla ilgilidir, bazı insanların kendini kanun yerine koymasıyla ilgilidir. Bazı yönetimlerin kendilerini “Ben demek devlet demek, ben demek din demek, ben demek ahlak demek.” demesiyle bütün çürüme, bütün kokuşma, bütün totalitarizm başlar. İşte bu bakımdan, konuyu yasa sorunu olarak ele almak ve bu boyutta bakmak yanlıştır, çünkü hiçbir döneme ait yasalarda işkenceye zaten müsamaha hoş görülmez. Konu sosyal, kültürel, toplumsal, geleneksel yapısı olan bir konudur. Konunun bu biçimde üzerine gitmek gerekir.

Yani şunu söyleyeyim: Yarın buraya gelecek, hep beraber konuşacağız, tartışacağız, üzerinde yorumlar yapacağız. Ben size bir şey söyleyeyim: Kadına şiddetin önlenmesi veya çocuk istismarlarının önlenmesi, buna benzer birtakım tedbirler, birtakım yaklaşım biçimleri yasayla korunmaya veya denetim altına alınmaya çalışılacak. Ama size bir şey söyleyeyim: Bakın, bir yasa var, bir anayasa var, bir de baba yasa var bu ülkede maalesef. Tırnak içinde söylüyorum ama bu, birçok anayasada ya da yasalarda olmayan unsurların veya anayasa ya da yasaların o insanlar tarafından nasıl algılandığıyla yakından alakalı. Bu durum, biraz önce de ifade ettiğim gibi, işkenceyi de, ithamı da ve buna benzer kötü muameleyi de gündeme getiriyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi ortak aklın teşekkül ve tekemmül ettiği yerdir. Bir defa bu Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet ve Kalkınma Partisinin Meclisi değildir, Türkiye’nin Meclisidir. Dolayısıyla, burada Adalet ve Kalkınma Partisinin aklını Türkiye Büyük Millet Meclisi aklına çevirmenin ya da o boyutta düşünmenin, korkunç derecede bir narsisizme ve egoizme sizi götüreceğini buradan özellikle hatırlatmak istiyorum. Milletin sorunlarına çözümlemeler getirme yeridir burası. Türkiye Büyük Millet Meclisi iktidarın aklını milletin aklı hâline getirme yeri de değildir.

Bakın ben size bir şey söyleyeceğim; hayretler içerisinde izliyoruz çalışmaları ve şunu görüyoruz: Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak hayvancılıkla ilgili, tarımla ilgili, orman köylüsü ve ormanla ilgili, narenciyeyle ilgili, çiftçinin sorunlarıyla ilgili birçok önerge getirdik, durmadan getirdik ve siz durmadan reddettiniz. Muhalefetin diğer kanadı da, diğer unsurları da buna benzer birçok önerge getirdi ve siz de başarılı bir şekilde reddettiniz. Âdeta Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu muhalefetin getirdiği önergeleri reddetmekten sorumlu bir grup hâline dönüştü. Bu meselelerde tarım dedik, reddettiniz. Ben hepinize öneriyorum: Ne kadar pirinç alındı 2003’le 2011 yılları arasında? Bu ülkede ne kadar soya ithal edildi 2003’le 2011 yılları arasında? Bu ülkede 2003’le 2011 yılları arasında ne kadar alışveriş merkezi açıldı? Bir alışveriş merkezi açıyorsunuz, yüzlerce, binlerce küçük esnafın kepenk indirmesine sebebiyet veriyorsunuz. Bir alışveriş merkezi açmak, bin kişiyi işsiz bırakmak anlamına geliyor. Bugün açtığınız alışveriş merkezlerinde -çok açık söylüyorum- Amerika’dan gelen çekyatlar var. Siteler’in, mobilyacıların köküne kıran mı girdi? Amerika’dan gelen çekyatları bu memlekette halkın önüne getirdiğiniz zaman, o zaman o çekyatları üretenleri işsiz bırakıyorsunuz ve sonra da bunu “Efendim, daha önce durum daha kötüydü, hatta 1937’lerde durum daha felaketti, biz bu konuyu şimdi şu, şu, şu açıdan düzelttik…” Ee, her taraftan sorunlu bir yaklaşım içerisinde bakıldığında bir noktaya gitmek mümkün olmuyor.

“Efendim, ihracatta rekor kırdık.” diyorsunuz. Doğru, evet, rekor kırdınız. İthalatta ne yaptınız, cari açıkta ne yaptınız? Ee yani problem zaten ithalatla, cari açıkla ilgili bir şey. Sonra, ihracatın ne kadarı ithal? Şimdi, bunları ortaya koyarken şu mantığı buradan uzak tutmamak gerekiyor: Gelirle gider arasında, üretimle tüketim arasında, ihracatla ithalat arasında makası ne kadar açarsanız bu ülkeyi o kadar çok açık sorunuyla karşı karşıya getirirsiniz. Bu ülke ticaret ve tüketim toplumuna çevrildi. İnsanların yüzde 80’i şu anda rehinedir, ya kredi kartlarının rehinesi ya otomobil kredilerinin rehinesi ya tüketici kredilerinin rehinesi ya da geçinmek için kullandıkları çeşitli unsurların rehinesi hâline geldiler. İşe böyle bakarsanız oradaki sosyal sorunların nasıl halledileceğini de ancak o zaman kavramış oluruz.

Biz getirdik, dedik ki: “Hayvancılığı işleyelim.” “Efendim, hayvancılık çok mükemmel, işte, her türlü kredi veriliyor, teşvik veriliyor.” Güzel güzel sözler, cilalı cilalı yaklaşım biçimleri… Sonra ne oluyor? Biz Kurban Bayramı’nda kurban kesmek için yabancı yerlerden hayvan ithal ediyoruz. Efendim, muzu Ekvador’dan yiyoruz.

Seçim çalışmaları sırasında -çok açık söylüyorum- GİMAT’ta bir iş yerinin penceresinde bir yazı gördüm. Yazıda deniliyor ki: “Yeni mahsul Şili cevizi gelmiştir.” Çok net söylüyorum, “Taze mahsul Şili cevizi gelmiştir.” denilince girdim sordum: Şili ile Türkiye arasındaki mesafe ne kadar, ne kadar zamanda geliyor? “Gemiyle kırk beş günde geliyor.” Peki, eski mahsul Şili cevizi ne oldu? “Bitti.” Yahu, Aksaray’ın, Niğde’nin, Gümüşhane’nin cevizinin dibine kıran mı girdi?

Şimdi, gelin bunları bir konuşalım, gelin şu hayvancılığı bir konuşalım. Evet, burada bir problem var. Nasıl yok sayarsınız bunu siz? Siz bunu reddediyorsunuz, “Biz her şeyi en mükemmel yapıyoruz.” diyorsunuz. Bir aklı kullanıyorsunuz. Kullandığınız akıl statik, belli bir alana tahsis edilmiş ve o boyut içerisinde bakıldığı için de içinden çıkılması mümkün olmuyor. Hâlbuki, en iyi idareler, en iyi yönetimler kendilerine “hayır” diyenleri kullanabilen, onların “hayır”larından sonuç çıkararak açıklarını kapatan yönetimlerdir. Muhalefet size açıklarınızı gösteriyor.

Bu ülke hepimizin. Bu ülkede ne iyilikler yaptıysanız Allah hepinizden razı olsun. İktidara bu konuda minnettarız, ondan hiç kimsenin kuşkusu yok ama bu ülkede yapılmayan, bu ülkede geniş kitleler lehine işleyen bir düzen var ve bu düzen, yabancı firmaların, dışarıdaki finans kapitalin ve Türkiye’yi küreselleşmeye eklemlemeye çalışan birtakım mekanizmaların lehine çalışıyor. Biz bu mekanizmaları Türkiye’nin lehine dönüştürelim istiyoruz, bu memleketlere ayağı bassın istiyoruz ekonominin. Bu memleketin hayvanı, bu memleketin tarımı, tarım ürünleri, bu memleketin orman ürünleri en yüksek seviyede kullanılsın. Bugün sözünü ettiğimiz bu tarım konusunda Türkiye’nin önemli bir kısmı şu anda tarlalarını ekmiyor, para etmiyor diye ekmiyor insanlar ve bazı ürünler tarlalarda kalıyor. E bunlara bir çözüm getirmek gerekmiyor mu?

Şimdi, bütün bunları getirirken biz baktık ki, şöyle bir durum ortaya çıkıyor: İktidar bir defa narsist bir algıya sahip olmuş. Şu durmadan “yüzde 50 oy aldık” demeyin, bir seçimlik ömrünüz var, ikinci seçimde ne olacağınızı Allah bilir!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – 7 seçim oldu, 7 seçim! Geçenkiler de böyle söylüyordu.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Onun için şunu söyleyeyim: İstediğiniz kadar oy alın, istediğiniz kadar sermaye biriktirin. Ne yaparsanız yapın, bir yere geldiğiniz andan itibaren bunlar sizin hukuku çiğnemenize, sizin gibi düşünmeyenlerin hukukunu ezmenize veya yok saymanıza imkân vermez, size öyle bir fırsat da vermez, öyle bir hak da vermez.

“Hukuk devleti” diyorsunuz, “anayasal düzen” diyorsunuz, “ileri demokrasi” diyorsunuz, hepsini alkışlıyoruz. Bunlarda hiç problem yok. Fakat bunların uygulamasına geldiğimiz zaman bir de bakıyoruz ki, bir suç işleyen veya suç işlediği iddia edilen, altında son derece sağlıklı delillerle hakkında dava açılmış olan bir konuyla ilgili, siz o konunun muhatabını yargının elinden almaya kalkıyorsunuz ve şunu söylüyorum…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Dava açılmadı Hocam.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Dava açılmadı evet, ama soruşturma sürüyor.

ADEM YEŞİLDAL (Hatay) – Niye “açıldı” diyorsun, göre göre doğruyu söylemiyorsun.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) - Soruşturmayı engelliyorsunuz, o soruşturmayı etkiliyorsunuz, suç işliyorsunuz. Dolayısıyla, öyle bir gün gelir ki, yargılamayı etkilemeye teşebbüsten sizin de birileri yakanızdan tutmak durumuyla karşı karşıya kalır. Onun için böyle “geçmiş daha da kötüydü, biz her şeyi en mükemmel şekilde yapıyoruz, bundan sonra da böyle yapmaya devam ediyoruz” derseniz, o sizin bileceğiniz iştir, o yolda siz gidebilirsiniz ama gittiğiniz yolun çıkmaz sokak olduğunun özellikle altını çizmek istiyorum.

“İşkenceye sıfır tolerans, yasadışı…” Bunlara kimse bir şey demiyor, ama “işkenceye sıfır tolerans”a gidecek yolları kapatmışsınız. Biraz önce söylediğim gibi, bakın, bu ülkenin bakanları konuşma yapıyor, bir soruşturmayla ilgili konuşma yapıyor. Ne diyor bakanın birisi? Diyor ki: “MİT Müsteşarının soruşturmaya çağrılmasını aklımla izah edemiyorum.” Yani 700 bin kişilik bir ordunun komutanının, şu kadar süre Genelkurmay Başkanlığını yapmış olan bir kişinin tutuklanmasına aklımız eriyor ama Oslo’da yapılan görüşmeler veya diğer görüşmeler sonucu savcının eline geçmiş iddiaları soruşturmaya aklı ermiyor. Bizim de bu akıl ermemeye aklımız ermiyor.

Bir başkası, Ahmet Davutoğlu: “Hakan Fidan ve ekibi doğru bir çalışma yaptı.” dedi. Sormak lazım: Sayın Davutoğlu, siz beraber mi yaptınız bu çalışmayı? Ya da sormak lazım: Siz de bu işin içerisindesiniz? Nereden biliyorsunuz?

MUHARREM VARLI (Adana) – Şüphen mi var Hocam? Şüphen mi var?

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Başbakan Yardımcısı Sayın Bozdağ -kendisi hukukçudur, ilginçtir bu da- diyor ki “Ortaya çıkan şeylere baktığımızda işlenen herhangi bir suç yok, yapılan bir vazife var.” Gayet güzel. Yani her şeyi siz zaten biliyormuşsunuz. Demek ki iddiaların da farkındasınız, savcılığı da siz yapacaksınız. O zaman vay bu ülkenin hâline. O zaman “Yürütme, yargı ve yasama nerede kaldı?” sorusunu sormak gerekiyor. Bir araya gelirseniz, hâkim siz olursanız, savcı siz olursanız, zanlı da siz olursanız, o zaman hiçbir problem yok ama bilin ki bunlar çok hayra delil gelişmeler değil.

Şimdi, bu Parlamento 8 tane milletvekili içeride olan bir Parlamento, bunların tamamı da muhalefete ait milletvekilleri. Bunlarla ilgili niye bir yasa getirmiyorsunuz? Bir MİT mensubunu içeriden veya yargının pençesinden almak için yasa getiriyorsunuz ama bunlarla ilgili yasa getirmiyorsunuz. Sonra, MİT, her türlü günahtan, suçtan ari ve münezzeh ise Suriye’de 100 bin dolar karşılığında ülkeye sığınmış olan albayın Suriye’ye teslim edilmesi hadisesinde insanların tutuklanmasına niye izin verdiniz? Onu da getirin, ona da “Burada suç yoktur, görev vardır, görev yapmıştır.” deyin.

Dolayısıyla, yasayı çiğneyen, yasaya rağmen iş yapan kişilerin hakkında gerekeni yapması bu Meclisin ve herkesin görevidir.

Şimdi, her ne hikmetse, bir taraftan ucu AKP’ye dokunabilecek ne kadar olay varsa, o olayla ilgili soruşturmayı yürüten savcı, o olayla ilgili ne kadar insan varsa bir de bakıyorsunuz ki apar topar bir bahane bulunarak içeriye alınıyor veya kendisine -tabir yerindeyse- bir suç kılıfı yapıştırılıyor. Ben size bir şey söyleyeyim: Ergenekon davasında içeriye alınan Teğmen Çelebi’nin telefonuna Hizb-ut Tahrir militanı 37 kişinin telefon numarası aktarılmış, sonra mahkemeye itiraz yapılmış, en sonunda adam şu kadar ay içeride yattıktan sonra anlaşılmış ki gerçekten dışarıdan birileri buraya bu 37 kişilik teröristlerin telefon numaralarını aktarmış. Bunlara ne cevap verdiler biliyor musunuz? “Sehven yapılmıştır.” Niye Deniz Feneri savcılarının evrakta tahrifatı sehven yaptıklarını söylemiyoruz? Bir suç varsa bu suç A’ya başka türlü, B’ye başka türlü uygulanabilir mi? Bunun mantığı var mı? Hangi vicdan bunu kaldırabilir?

Ben özellikle bir şeyin altını buradan çizmek istiyorum. Şimdi, sorunları ajite etmek… Daha doğrusu, sorunlar çözülmek için vardır, istismar etmek ve ajite etmek için sorunlar yoktur. Bu bakımdan, bu sorunların üzerine gitmek gerekiyor, sorunların etrafında dolaşmak yerine doğrudan doğruya üzerine gitmek gerekiyor fakat “İktidar bozar, mutlak iktidar mutlaka bozar.” diyor düşünürler. “Demokratik yollarla iş başına gelenler demokratik ideallere ihanet edebilirler. Bir defa iş başına geldikten sonra, bir daha iş başından gitmemek üzere yasa dışı veya demokrasiye ihanet eden tavırlar içerisinde bulunabilirler.” şeklinde siyaset biliminde “Oligarşinin tunç kanunu.” denilen bir yasa var veya bir yaklaşım biçimi var. Bugün, ben, burada gerçekten böyle bir yaklaşım biçiminin esiri olduğunu iktidarın görüyorum. İlk kıtasını Başbakanımızın hep okuduğu ancak devamını getirmediği Kanuni Sultan Süleyman’ın o mısralarını bir kez daha buradan ben okumak istiyorum:

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.

Saltanat dediğin ancak cihan gavgasıdır,

Olmaya baht-ü saadet dünyada vahdet gibi.”

Muhteşem Süleyman, dünyanın Sultan Süleyman’a bile kalmadığı duygusu içinde bunları söylemiştir.

İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet de Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’a yönelik olarak iktidarına güvenerek haddini aşanlar için ikaz niteliğinde bir mektup yazmıştır. Şöyle diyor Sultan Fatih: “Kişi devletine mağrur olur, haddini aşar, mülkü İslam olan memleketime tecavüz ederse meşruiyetini yitirir. Şevval ayında yer götürmez asker ile gelip zulmünü mazlumların üzerinden kaldıracağım.” Gerçekten Uzun Hasan’ın sonu tam bu söylenilen gibi olmuştur.

Buradan tarihe kayıt düşmek için söylüyorum: Demokrasilerde her iktidarın bir seçimlik ömrü vardır. Gururlanmayın, kibirlenmeyin, övünmeyin, sizi buraya getirenler götürmesini de bilir. Demokrasiler had aşmayı, sınır şaşırmayı kaldırmaz.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.

Buyurunuz Sayın Kaplan.

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İşkence, kötü muamele, onur kırıcı davranış, sanıyorum, insan olmayla özdeş, insani değerlerle, onurlu bir yaşamla son derece bağlantılı kavramlar. Aynı zamanda, bir ülkenin demokratikleşmesi ve uygar bir ülke olup olmamasının ölçütü de genellikle işkence istatistiklerinden geçer. Yani işkence o ülkede ne kadar var? Ne kadar yapılıyor? Bununla ilgili etkin önlemler nelerdir? Neler yapılıyor?

Araştırma önergesine baktığımız zaman, bu konularda, özellikle son dönemlerde artış göstermesi de dikkate alınarak, işkence ve kötü muamele iddialarıyla ilgili, önlenme konusunda Meclis araştırması açılması yönündedir. Bu araştırmalar, biliyorsunuz, üç aylık bir çalışmadır. Genelde de iktidar partisi çoğunluk üyelerinden oluşur. Bize 1 tane düşüyor, MHP’ye 2 tane düşüyor, CHP’ye 3 tane düşüyor, 12 tane de iktidar partisine düşüyor. Yani burada sonuçta komisyonun kararlarını da belirleyecek rakam, yine çoğunluk iktidar partisindedir.

Tabii, 12 Eylül işkencesini görmüş, bu Mecliste, sanıyorum, bütün partilerin içinde 12 Eylülde mutlaka gözaltına alınan, işkenceden geçenler vardır. Ahmet Türk gibi 5 no.lu Cezaevi’nden geçenlerin durumu çok, tabii, daha vahim. Mamak’ta cezaevinde işkence görenlerin durumu var, Metris’te görenlerin var ve günümüzde de F tipi canavarlarında işkencede ölenlerin listeleri her geçen gün artıyor. F tipi cezaevlerinde, şu an, her an ölmek üzere olan 100’ü aşkın, ağır derecede hasta hükümlü ve tutuklu var. Geçenlerde Grup Başkan Vekilimiz Pervin Buldan Mehmet Aras’ın buradan mektubunu okudu, ertesi günü ölüm haberi geldi.

İşkence, kötü muamele hangi alanlarda var? Bakıyoruz, kollukta başlıyor, jandarma, polis, gözaltı, yakalama, özellikle siyasi suçlarda ve nitelikli bazı suçlarda da çokça kullanılıyordu. Yani eskiden hani bu gizli dinleme yoktu, ortam dinlemesi yoktu, telefon dinlemesi yoktu. İşkencelere alınanlar zorla konuşturulurdu; elektrik verilirdi, falakaya yatırıldı; 66 tabir edilir, tekerlere alınır, işkence edilirdi, öldürüldü; karda, buzda gezdirilir, tekrar tekrar işkenceden geçirilirdi. Şimdi bu, özellikle darbe dönemleri, sıkıyönetim dönemleri eğer bugün de devam ediyorsa bu ciddi bir tehlikedir.

Şimdi, 99’dan itibaren Türkiye’nin yeni bir mecrası oldu. Avrupa Birliğine üye olmak için -koalisyon dönemi- o zaman, 17 Ekim 2001’de Anayasa’da çok ciddi değişiklikler yapıldı aslında. Yani darbe Anayasa’sında, kişilik hakları, adil yargılanma, insan temel hak ve hürriyetleri konusunda AK PARTİ İktidarından önce… Bakın, bu size kısmet olmadı maalesef, onu açıkça söylüyorum. Sizden önceki dönemde burada Anayasa değişiklikleri var. Açın, okuyun, 2001’dir; rahmetli Ecevit koalisyon döneminde. Şimdi, orada, okursanız, 17’nci maddede çok net tanımlar var, “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.” der. Bir de hemen devamında “Zorla çalıştırma yasağı” var, 18’inci madde: “Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.”

Zaman zaman espri konusu yaparız. Verdiğiniz önergelerle hani “Bitimine kadar.” diyorsunuz ya, sabaha kadar sürekli Meclisi çalıştırmanın da bir angarya türü olduğunu… Fakat insan hakları hukukunu iyi okumayanlar bunu anlamıyorlar yani yirmi dört saat durmadan çalışan bir duruma dikkat çektiğimiz zaman.

Şimdi, bu süreç içinde Anayasa reformu yapıldıktan sonra Anayasa’nın 90’ıncı maddesi değiştirildi. Uluslararası sözleşmeler iç hukukumuzda kanun üstü olmaya başladı. Bu uluslararası sözleşmelerin içinde en önemlisi iki sözleşme: Birleşmiş Milletlerin Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi, sonra Ekonomik, Sosyal Sözleşme. Ama en önemlisi, geçtiğimiz dönem sonlarında Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Seçmeli Protokol’ü Meclisimiz onayladı, hep beraber bunu onayladık. Sanıyorum yaptığımız en doğru kararlardan birisiydi, birlikte bu kararı aldık, bir uluslararası sözleşmeydi. Orada, İstanbul Protokolü’nün, işkenceyle mücadele standartları konusunda İstanbul Protokolü ismini alması bile anlamlıdır.

Şimdi, buradaki uluslararası, ulusal üstü hukuk, ulusal üstü sözleşmelerden baktığımız zaman Türkiye Avrupa Konseyinin üyesi, bölgesel bir parkta üye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni kabul etmiş. 3’üncü maddesi de, işkence, kötü muamele ve haysiyet kırıcı davranışları suç olarak yasaklayıcı bir hüküm olarak kabul ediyor.

Bu arada uyum paketleri çıktı, uyum yasaları çıktı. Kafa değişti mi, zihniyet değişti mi? Gerçekten çok fazla değişmedi. Yani değişti bazı şeyler, yani bunu keşke Meclisimiz karar verseydi; ama dış dinamiklerin etkisiyle, Avrupa Birliği reformlarının zorlamasıyla Gözaltı Yönetmeliği değişti. Gözaltındaki nezarethanelerdeki o berbat ortam biraz daha nispeten değiştirildi, tutanak tutma usulleri değiştirildi, görevlilerle ilgili düzenlemeler getirildi. Bu nispeten biraz caydırıcı olsa da, asıl önemli olan, jandarmada ve poliste insan hakları eğitiminin köklü bir eğitim sürecinin başlatılması ve polis okullarında, harp akademilerinde, okullarda bunun eğitiminin verilmesi. Şimdi bunlar da verildiği iddia ediliyor, söyleniyor ama bunun yeterli olmadığını düşünüyoruz. Bir kere sadece polisin, jandarmanın, gardiyanın eğitimden geçmesi yetmiyor. Eğer yetmiş olsaydı bugün Edirne F tipinden, Tekirdağ F tipinden -ondan sonra- Kandıra F tipinden, Sincan’dan -bilmiyorum- size de geliyor mu? Her gün bana işkence, kötü muamele mektupları geliyor.

Bakın, milletvekillerimizin kaldığı cezaevlerini bu hafta ziyaret ettim. Eğer 8 kişilik bir kadın koğuşuna 38 kişi koyuyorsanız bu, işkencenin dik âlâsı.

Bakın, Diyarbakır E Tipi Cezaevi, 8 kişilik kadın koğuşunda Şırnak Milletvekili Selma Irmak’ın kaldığı koğuşta, 8 kadının kalacağı yerde 38 kadın kalıyor ve şu an açlık grevini başlatmış. Hem de dönüşümsüz, süresiz, ölüm orucu yani. Niçin? Bu işkenceyi protesto için, bu baskıları, bu tecridi, bu izolasyonu, bu haksızlığı, bu hukuksuzluğu. 

Eğer bu milletin Meclisindeki bir milletvekili şu an ölüm orucundaysa bu dikkat çekici bir olaydır. Halkın seçtiği bir milletvekili, bu işkencelere karşı açlık grevinde.

Yine, Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız Mardin Cezaevinde, o da dün itibarıyla süresiz açlık grevine başladı ve Mardin Cezaevi mevcut kapasitesinin tam 4 katı full dolu şu an. Yani, bir yatak, üç vardiya usulü yetmiyor. Bir yatakta 3 kişi sekizer saat arayla yatamıyor, 1 kişi ayakta kalıyor.

Şimdi siz hiç düşünmüyor musunuz bu cezaevlerini doldurduğunuz zaman, bir yatağa 4 kişiyi koyduğunuz zaman insan haklarını hem ihlal ediyorsunuz hem kötü muamele ediyorsunuz hem onur kırıcı davranışa zorluyorsunuz ve bir uygulama bu.

130 bin tane tutuklu ve hükümlü var, şu anki gelinen nokta. Ben bunu sık sık Adalet Bakanına raporlarıyla iletiyorum.

Şimdi Diyarbakır, Diyarbakır gibi 1 milyonluk bir metropol kente… Diyarbakır’da biliyorsunuz özel mahkemeler var, Mardin’den, Urfa’dan, Siirt’ten tutukluları getiriyorlar, kelepçeli getiriyorlar. Yolda bir işkence, kelepçeli ve korkunç bir sıkışıklık içinde o ring araçlarında getirdikten sonra… Dışarıdan baktığınız Diyarbakır Adliyesi var ya, o ekranlarda duruşma salonlarında görünen, duruşma salonlarının bir de altı var. Affedersiniz, orası tuvaletten beter bir yer. Oraya sanık olarak gelip henüz ifadesi alınmamış insanlar konuyor, on beş saat bekletiliyor orada, biliyor musunuz? Diyarbakır Adliyesinin dibinde böylesi bir ortamda tutuklular. Ben şu bu demiyorum, insanlar bekletiliyor bakın.

Yani, arkadaşlar, bunu görmüyor mu savcılar, bunu Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, Tevkif Evleri görmüyor mu? İnsan Hakları Komisyonu iki üç tane cezaevine gitmiş, Kırıkkale bilmem nereye; neredeyse cennet diyecek diye raporlar çıkıyor. Yani biz yaşadığımızı, gözlerimizle gördüklerimizi mi konuşacağız, anlatacağız yoksa gerçekleri mi konuşacağız? Bir ülkede böylesi bir yaklaşım tarzı kabul edilebilinir mi?

Şimdi, siz, buradan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde -Avrupa İnsan Hakları Sözleşme’sinin 3’üncü maddesinde- üç noktada, bir, işkenceden -direkt işkence suçu yoğunluklu olan bölümü- ikincisi kötü muamele, üçüncü de onur kırıcı davranış. Bu üçünde Türkiye 2011’de bütün üye ülkelerin içinde rekor kırıyor. Bundan gurur duyulur mu arkadaşlar? Yani bundan gurur duyuyorsanız ret oyu kullanmaya devam edin. Eğer vicdanınız, insafınız, insanlığınız ve inandığınız din uğruna da söylüyorum, inançlarınız uğruna da söylüyorum, siz bu insanlık dışı muameleyi, bu kararları bunun ışığında kabul ediyorsanız ret oyu kullanın. Meclis üç ay bu insanlık onuruyla ilgili çalışmayı yapmasın. Hâlâ insanlar slogan atıyor “İnsanlık onuru işkenceye yenecek.” diye.

Ben hiç unutmam, biz de geçtik bu işkencelerden. Bu partide, bu Mecliste, dört grupta işkenceden geçenler var. Ben darbe sürecinde geçtim hem de avukat olduğum zamanda. Gözaltındayım, baktım, sakallarından Sivas’tan getirilen 2 öğretmen belli ki elli gündür içeride tutulmuşlar, elli gün ve gözleri kapalı benim hücreye getirildiler. Bu 2 tane öğretmenin gözleri kapalıydı, ben yalnızdım hücrede. Birbirleriyle konuşuyorlardı: “Avukatımız Hasip Kaplan’a haber veririz derhâl bizim beraat kararını savcının önüne koyar, çıkar, biz de tahliye oluruz.” O gün dedim ki: “Valla avukatınız da burada, önce onun çıkması lazım.”

Bakın, o günden bugüne geldik. Bugüne gelirken şöyle bir çıkardım kadına şiddet konusunu. KCK operasyonunda yapılanları çıkardım. Özel timler gecenin sabahında belediye başkanlarının, seçilmişlerin, milletvekillerinin evlerini basıyor. Leyla Zana’nın evini bastılar. Bu Meclisten çıt çıkmadı, tık çıkmadı ya, tık çıkmadı buradan. Merve Kavakçı’nın evi basıldığı zaman burada kıyamet koparanlar şu an Başbakan Yardımcısı. Şimdi, böyle bir anlayış olabilir mi? İnsanlara mı, kendine mi insan hakları olur, bu herkesin hak hukuku değil mi?

Şimdi bakın, kadına şiddet konusu, kadına şiddetin bu son dönemde bu kadar çok artması manidar değil mi? Nedir bunu besleyen? Her gün kadın cinayetleri işleniyor. Bugün ben adliyedeydim. Kamu Emekçileri Sendikasından 16 tane genel sekreter, yönetici, kadın yöneticiyi özel timler evlerini basmış, sendikalarını, konfederasyonlarını basmış, hepsini gözaltına getirmiş, beş gündür gözaltından sonra adliyeye getirmiş. Ne farkı var? Sabahın köründe evini basıyorsun, evini darmaduman ediyorsun. Özel eşyalarını, bilgisayarlarını aldığın yetmiyormuş gibi onun mensubu olduğu kurumu, konfederasyonu da basıyorsunuz, konfederasyonun bilgisayarlarını da alıyorsunuz. Nerede bu olur? Bu, dikta dönemlerinde, dikta rejimlerinde olur. Arkadaşlar, kimse kimseyi kandırmasın. Öyle terörizm merörizm diyecekseniz, terörizm F-16 uçaklarına “Bombala.” emri veren zihniyetin ta kendisidir. 34 tane canımız ölecek, istihbarat zaafı yaşayacağız, bu istihbarat zaafının üzerine getireceğiz buraya istihbarat kanunları, istihbaratı farklı biçimde güçlendireceğiz; koruma getireceğiz, dokunulmazlık getireceğiz.

Bakın, size şunu söyleyeyim: İnsan Hakları Derneğinin raporlarını okuyun, MAZLUMDER’in raporlarını okuyun. En çok başvuru işkenceyle ilgilidir, çıkardım listelerini, bir baktım. Gerçi burada da veriler var, arkadaşlar okudu.

Şimdi, siz, bir kanun oylayacaksınız biraz sonra. Ha, biz diyoruz ki elbette ki istihbarat da hükûmet de diyalog, müzakere, bu mutlaka olmalı; bunu Meclis yapmalı, hükûmet yapmalı. Doğru olan budur, sorunlar konuşa konuşa çözülür, konuşulmadan sorun çözülmez ama siz dokunulmazlık zırhına büründürüp zırhları yüklediğiniz zaman, kişiye veya kuruma veya başka görevlerde sınırsız bir uç açıklığı bıraktığınız zaman, sayısı açık, çerçevesi açık, görev alanı açık yani MİT’in dışında jandarmaya, özel güvenliğe, Sahil Güvenliğe, Kara Kuvvetlerine, Hava Kuvvetlerine, Deniz Kuvvetlerine ve hatta itfaiyecilere kadar istediği alana, istediği kişiye küçük bir MİT belgesi verirsiniz, özel görevlidir diye. Ondan sonra işlediği suçu hiç kimse soruşturamaz, gösterir… Susurluk Raporu’nda okudunuz değil mi onları? O Susurluk Raporu’nda o küçük belgeleri cüzdanında taşıyanlar insanların canını aldılar, insanlara işkence ettiler, Sapanca’yı ölüm üçgenine çevirdiler. Faili meçhul cinayetlerin hepsi onların dosyalarında var, raporlarında var. O Susurluk raporlarının hepsini getirin, koyun buraya, cinayetlerin uzatmalı çavuşların düzeyine düştüğünü görürsünüz, JİTEM’i görürsünüz, itirafçıların nasıl kullanıldığını görürsünüz, ajanların nasıl yapıldığını görürsünüz, istihbaratın ne tür katliamlara katıldığını, beyaz Renault’ları görürsünüz, işlenen cinayetleri görürsünüz. Şimdi, Allah aşkına, hiç mi ders almadık geçmişten? Bırakın işkenceyi, kötü muameleyi, direkt insan yaşamına yönelecek düzenlemelere doğru gideceğiz.

O zaman bunun gereğini yapmak çok basit. Gelin, hayvan haklarında birleştik, arkadaşlar, hayvan haklarında birleştik, dört parti grubu olarak çıktık dedik ki: Onlarla ilgili araştırma komisyonu dâhil, komisyon dâhil, yasa çıkaracağız. Ben de sizi insan haklarına davet ediyorum. Sayın iktidar mensupları, hayvan haklarında anlaştık, lütfen, gelin, şu insan haklarında da anlaşalım. Sizi insan hakları konusunda anlaşmaya davet ediyoruz. Gerçekten bu davete vicdanınızla ses verin, vicdanınızla. Yani ne kaybedeceksiniz? Üç ay bir araştırma önergesi… Uzmanları dinleyin, Birleşmiş Milletler İşkenceyi Önleme Komitesine gidin bakın, İnsan Hakları Komisyonunda çok değerli akademisyenler de var, hukukçular da var, gidelim CPT’yi dinleyelim, CPT’den öteye dünya örneklerine bakalım, onlar bu mekanizmayı nasıl kurmuş? İspanya’da halkın hakemi, halkın avukatı kurumu nasıl kurulmuş, bunları önlemiş? O ombudsmanlıkla Türkiye’deki ombudsmanlık arasındaki fark nedir? Bunları araştıralım ve sizleri insan hakları konusunda tekrar davet ediyorum: Gelin, hayvan haklarında anlaştık, insan haklarında da anlaşalım, bu araştırma komisyonunu birlikte kuralım.

Teşekkürler. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı.

Buyurunuz Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Çok teşekkür ediyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu araştırma önergesinin girişinde zikredilen olay, İzmir Karabağlar semtinde polis karakolunda kötü muameleye maruz kalan Fevziye Cengiz olayı, kamuoyuna hangi vesileyle intikal etti? Kameralar marifetiyle. Karakolun içinde kameralar vardı ve o kameralar karakolda insan haklarına, insan onuruna aykırı herhangi bir fiil olup olmadığını tespit amacıyla konulmuştu. Kim koydu? AK PARTİ koydu. AK PARTİ’nin İktidarı döneminde bütün karakollara kameralar kondu. Amaç, bu, geçmişte birçok olaya ilişkin şaibe yaşanan yerde kural dışı, insan haklarına aykırı herhangi bir iş yapılır ise bunun tespiti amacıyla konuldu. Kamuoyunun gündemine bu şekilde intikal etti, gazeteler yazdı ve olayın ardından orada görevli olan 30 kadar kişi açığa alındı, yargılamaları sürüyor.

Tabii, burada zikredilen olay doğrudur. Cumhuriyet savcısının mukavemet çerçevesinde açmış olduğu dava, o da kendi mecrasında yürüyecek.

Değerli arkadaşlar, bundan on-on beş yıl önce, eğer bu Mecliste karakollarda yaşanan ihlallere ilişkin konuşmalar yapıyor olsaydık başka hiçbir iş yapamazdık. Tabii, oradaki ihlalleri tespit edecek kameralar da olsa idi o zaman yapamazdık ama karakollar, Türkiye'nin yakın geçmişinde kapıları kapandığında içeride ne olupbittiğine ilişkin ancak rivayetlerin insanlara ulaştığı yerlerdi. Üçüncü kattan kaçmak için atlamalar yahut merdivenden düşerken kafasını, gözünü kırmalar, hep tutuklu kişinin, zanlının kendi fiiliyle kendisine zarar verdiği hikâyeler.

Evet, bu Mecliste işkence, kötü muamele denildiğinde bunu sadece kitaplardan okumayan, fiilen kendi hayatında yaşamış olan insanlar var, bütün partilerde var. Ben de müteferrikadan geçtim, müteferrikanın ne olduğunu belki yeni kuşaklar bilmez. O müteferrikada, emniyetin alt katındaki yerlerde zanlı olarak getirilen kişilere, bir gün, iki gün sonra bırakılan insanlara nasıl muamele yapıldığını gördüm. Evet, 12 Eylül döneminde Türkiye’de birçok cezaevinde insanlara işkenceler yapıldı, kötü muameleler uygulandı. Ben de bir yıl kadar Mamak Askerî Cezaevinde kaldım ve orada bütün bunlara hem maruz kaldım hem de şahidi oldum.

Türkiye sadece otuz yıllık dönemde değil geçmişe doğru gittiğimizde devlet-toplum ilişkilerinde devlet görevlilerinin çeşitli nedenlerle -bunları anlatacağım- halka suçlu, şüpheli, gözetilmesi gereken, tedip edilmesi, terbiye edilmesi gereken insanlar olarak yaklaştığı doğrudur ve devletin güvenlik aygıtları bu çerçevede bir -tabiri caizse ironi olsun diye söylüyorum- halkla ilişkiler faaliyeti yürütmüşlerdir. Ancak 80’lerden sonra, 12 Eylül tecrübesiyle birlikte Türkiye'nin yaşadığı değişim ve dönüşüm bunların üzerindeki örtü perdelerini, örtüleri çekmiş ve bu alan bir açıklık kazanmaya başlamıştır, devlet ve toplum ilişkisi, güvenlik eksenli uygulamalar, karakollar, bürokratik mekânlar, yargılamalar yani insan hakları ihlallerinin olabileceği her yer daha şeffaf ve daha açık bir hâle gelmeye başlamıştır, bu bir süreçtir.

Daha 2000 yılında yani bundan on iki yıl önce İstanbul’da bir karakolda devletin envanterine kayıtlı Filistin askısı vardır arkadaşlar. Filistin askısına asılan varsa bilir onun ne işe yaradığını. Üstelik devletin envanterine kaydetmişler 2000 yılında. Bugün böyle bir şey düşünülemez bile. AK PARTİ İktidarı bu on yıllık süre içerisinde uyum yasaları çerçevesinde ifade haklarına ilişkin düzenlemeler yaptı, çocuk haklarına ilişkin düzenlemeler yaptı, kadın erkek fırsat eşitliğine ilişkin düzenlemeler yaptı.

Bir iktidar, yargıya dair bu alanda görmüş olduğu problemlere ilişkin düzenlemeler yapar, yaptık. 2005 yılında gerçekleştirilen Türk Ceza Kanunu değişikliği çerçevesinde, işkence, eziyet, kötü muamele tanımlandı, müessir fiil olmaktan çıkartıldı, ağır cezalar öngörüldü. Dolayısıyla -bunlara ilişkin detayları görebilirsiniz- AK PARTİ, demokratik, özgürlükçü, modern, medeni bir ülkenin teşekkülünün siyasi iradesi olarak, yargı alanında gerekli düzenlemeleri yaptı, yapmaya da devam edecek.

Bizim kötü muamele ve işkence konusunda, eziyet konusunda elbette hassasiyetlerimiz sürecektir, buna ilişkin birtakım bilgiler, bulgular geldiğinde bunlar takip edilecektir. Devletin, kamu görevlilerinin görevidir bu, aynı zamanda bu yönde o kamu görevlilerine cesaret ve cüret veren bir siyasi iktidar vardır yaklaşımı, siyasi pozisyonu böyle olduğu için, bürokratik çarklar da buradan aldığı cesaretle insan hakları esasında çalışmak durumundadır.

Resmin büyüğünü görmek lazım. Eziyet, işkence, kötü muamele nereden çıkar, niçin yapılır ve esasen bunlar nasıl önlenir? Eğer biz resmin büyüğünü görür isek Türkiye'nin yaşadığı problemlere ilişkin olarak da nereye doğru gittiğimiz hakkında bir fikrimiz olur.

Değerli arkadaşlar, son beş yüz yıla kadar insanlar kutsal otorite karşısında, kralın, haşmetmeablarının iktidarı karşısında hayat hakları bile olmayan varlıklar olarak görülürdü. 1679 Habeas Corpus, ilgilenenler bilirler, John Locke’un yaşam hürriyet ve mülkiyet hakları diye bahsettiği temel, devredilemez, bırakılamaz hakları ve o süreç içerisinde dünya modernleşirken, siyasal iktidar ilişkileri dönüşürken, halk, güruh, kalabalık, ayaktakımı olmaktan çıkıp, bu iktidar ilişkilerinin asli faili olma yolunda ilerlerken, işte devlet otoritesi kaynaklı, kötü muamele ve işkence meseleleri de azalmıştır.

İşin püf noktası iktidar ilişkilerindedir. Kim yönetiyor? Nasıl yönetiyor? Hangi meşruluk referansları çerçevesinde yönetiyor? Eğer bir ülkede demokrasi varsa, meşru bir iktidar varsa, kamu gücünü temsil eden çevreler halka hesap veriyorlarsa, orada kamu otoritesinin, devletin halkın rızasını inşa etmek için cebre, şiddete, kötü muameleye, eziyete müracaat etmesi söz konusu olmaz. Bu uygulamalar, eziyetler, işkenceler otoriter yönetimlerde olur, totaliter yönetimlerde olur, halka hesap vermeyen, halkın seçmediği, halkın geri çağıramadığı rejimlerde olur. İnsan haklarına ilişkin hiçbir söz söyleyemezsiniz, kamusal alanda herhangi bir görüş beyan edemezsiniz.

Yakın zamanlarda, 20’nci yüzyılda bu tür devlet modellerini insanlık büyük bir tecrübe, acılı bir tecrübe olarak yaşadı. Sovyetler Birliği bir bürokratik despotizmdi. İnsan hakları ihlallerinin en inanılmaz şekilde yaşandığı yer, daha yakınlarda, 1900’lü yıllarda, özellikle Stalin döneminde Sovyetler Birliği’nde oldu, 1931 ve 1932’deki büyük kıyım, 1937 ve 1938’deki büyük kıyım… Milyonlarca insan, ne yazık ki, kendisini proleterlerin hamisi olarak gösteren bir bürokratik despotizm tarafından ucuz iş gücü olarak kullanıldı, mahkûm olarak Kuzey Buz Denizi’ndeki kanalların yapımında, çeşitli ağır sanayi hamlelerinde Amerika’yı geçme rüyasının makineleri olarak kullanıldı.

Eğer bir ülkede siyasi otorite halka hesap vermiyorsa, bir azınlığın iktidarıysa, kerameti kendinden menkul bir meşruiyet iddiasıyla hükümferma oluyor ise orada eziyet ve işkence olur.

Türkiye, ne yazık ki yakın dönemlere kadar, 1980 darbesine kadar iktidar ilişkileri bakımından yalın, açık, kısa bir ifadeyle, veciz şekilde anlaşılması bakımından “Bürokratik vesayet” dediğimiz bir yapı tarafından idare ediliyordu.

1946’ya kadar tek parti yönetimi vardı, 46’dan sonra çok partili hayata geçtik. Çok partili hayata geçmekle birlikte iktidar ilişkilerinde hâkim unsurlar, tayin edici, Carl Schmitt’in ifadesiyle “İstisnai olana karar verebilme niteliğini haiz olan çevreler” sandıktan gelenler olmadı.

Tabii, bürokratik vesayetin olduğu bir yerde halkın rızası, yapılıp edilenlerin şeffaf bir şekilde ortaya konulması, kamu otoritesiyle halk arasındaki ilişkiler açık ve anlaşılır, şeffaf bir şekilde olmaz. Orada devletin görevlileri, en alt kademede olanlar bile kendisini halka karşı, sivil insanlara karşı kutsal devletin dokunulamaz gücü olarak görürler. Memurin Muhakematı Kanunu’nda “Bir memurun düğmelerine dokunmak bile altı ay cezadan başlar” diye halkın zihninde bir bilgi vardır. Kamu otoritesini temsil eden insanlara karşı bırakın el kaldırmayı, söz bile söylemezsin. Daha 90’lı yıllarda Nokta dergisi bir çalışma yapmıştı Kızılay Meydanı’nda. Oradan geçen insanlara Nokta dergisinin muhabirleri kimlik sormuş, duvara yaslamış, arama yapmışlardı ve insanlar itirazsız bir şekilde buna uymuşlardı. “Sen kimsin? Kimliğini göster. Neyi temsi ediyorsun? Niçin böyle bir muamele yapıyorsun?” demek insanların akıllarına bile gelmemişti. Niçin? Çünkü öyle bir gelenekten geliyor. Eğer birisi buyurgan bir ses tonuyla kendisine bir söz söylüyorsa, bir komut veriyorsa, emir veriyorsa bu, kendisini sivil dünyanın, sivil insanların, halkın üzerinde gören kutsal devletin temsilcisi olarak algıladığı için itaat ediyor.

Bürokratik vesayetin, 80’li, 90’lı yıllarda, Türkiye'nin yaşadığı modernleşme, şehirleşme, metropolleşme, dışarıya açılma, iktisadi zenginleşme, yeni iktisadi elitlerin ve entelektüellerin ortaya çıkmasıyla birlikte tasfiye olduğu bir süreç yaşadık. Esasen güç ilişkileri, değerli arkadaşlar, kendi başına, sadece siyasal düzlemde yaşanan, olupbiten işler değildir. Bunun temelinde toplumsal zemin vardır, oradaki kesimlerin, oradaki elitlerin, oradaki çevrelerin güç ilişkilerinde oynadığı rol vardır. Türkiye’de de değişen, yerleşik iktisadi elitlerin yerine gelen “Anadolu aslanları” diye tarif edilen insanlardır, iktisadi elitlerin ekseni değişmiştir. Bürokratik ve o yerleşik elitler ekseninde yer almış, onlarla tarihî bir iktidar bloku oluşturan okuryazarların yerine -tam tabiri budur- Anadolu çocukları üniversiteler okuyarak, yurt dışlarına giderek master, doktora yapmışlar, geldikleri gelenekle bağlantılı ama aynı zamanda dünyadan da haberdar yeni entelektüeller olarak yükselmişlerdir.

Türkiye’deki iktidar ilişkilerini dönüştüren, Türkiye’deki toplumsal dönüşümdür. Genellikle muhalefet çevresindeki arkadaşlar AK PARTİ’yi eleştirirken şu tür sözler ediyorlar: “Geldiniz, yandaş basın yarattınız, yandaş iş adamı yarattınız, yandaşlar oluşturdunuz.” Ben bunları duyunca, doğrusu, alana ilişkin, siyasete, iktisada, sosyolojiye dair okumalarda bir eksiklik görüyorum. Şunun için: Marx’ın yaptığı değerlendirmelerden muhakkak haberdar olan çok değerli arkadaşlar vardır aramızda. Marx, Hegel’in diyalektiğini tersine çevirmiştir, Böylelikle maddi şartlarla siyasal ilişkiler arasında bir bağ kurmuştu. Esasen, Marx’ın bu akıl yürütmesi abartı payı bir kenara bırakılır ise siyasal ilişikleri anlamak bakımından da önemlidir. Güç ilişkilerini tayin eden toplumsal dinamiklerdir. AK PARTİ kendisine yandaş basın kurmadı. AK PARTİ kendisine yandaş sermaye kurmadı. Türkiye'nin değişen toplumsal şartlarında yükselen yeni zenginler, yeni elitler, “Anadolu aslanları” denilen çevreler, yeni entelektüeller, yeni bürokratik çevreler, ekmeğini uluslararası piyasalarda kan, ter ve gözyaşıyla kazanan, devletin koruması altında, kuvöz şartlarında ticaret yapmayan insanlar Türkiye'nin bu değişimine damga vurdular ve “AK PARTİ” dediğimiz siyaset de, siyasi iktidar, buradaki irade de işte bu toplumsal dönüşümün karşılığı olarak ortaya çıktı. Yoksa, eğer bu akıl yürütme, muhalefetin söylediği akıl yürütme doğru olsa idi kendisine yandaşlar oluşturarak güç olmak isteyen, kendisine yandaşlar oluşturarak ayakta kalmak isteyen bu iktidarın darbe marifetiyle gelmiş olması gerekirdi, halkın iradesiyle değil, halkın seçimiyle değil, halkın desteğiyle değil bir şekilde gökten zembille inmesi lazımdı; oysaki böyle olmadı. Dolayısıyla olupbitenleri, Türkiye'nin dönüşümünü, AK PARTİ’nin burada oynadığı rolü sadece siyasete ve iktisada ilişkin genel değerlendirmeler bakımından değil, insan hakları, modernleşme, medenileşme, bu konular bakımından da yerli yerine oturtmak gerekir.

İnsan hakları konusunda siyasetin oynayacağı rol, değerli arkadaşlar, yargıya ilişkin düzenlemelerdir, bürokrasiye, sivil kesimlerle ilişkisi itibarıyla, haddini ve hududunu bildiren bir siyasi iradedir. Bu irade de keyfekeder ortaya çıkmaz, ben öyle düşündüğüm için, AK PARTİ’deki falan arkadaşım böyle düşündüğü için ortaya çıkmaz, bu insanların düşüncelerini tayin eden, bizatihi Türkiye’yi modernleştiren ve medenileştiren o toplumsal dinamiklerdir. Onun temsilcisi olduğumuz için AK PARTİ, bu şekilde, âdeta determinist bir şekilde davranmak durumundadır. Modernleşen bir ülkede vatandaş, reşit olan insandır, kendi hakkını ve hukukunu arayan insandır. Bugün, köyde okuma yazma bilmeyen insanlar bile eğer Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine müracaat edebilmeyi biliyorlarsa, insanlar iç hukuku tüketerek uluslararası hukukta haklarını arayabiliyorlarsa Türkiye’de o reşit vatandaşlık olgusu ortaya çıktığı içindir. Bir ülkenin onuru da, gelişmişliği de, demokrasisi de, özgürlüğü de bu reşit vatandaşlarda kayıtlıdır ve Türkiye vatandaşları, geçmişle mukayese ederseniz, profili itibarıyla daha şehirli, haklarını, hukukunu bilen, asla kandırılmayan, asla biat geleneğiyle ilgisi olmayan insanlardır. 500 lira geliri varken pazar yerinde hangi sebzenin daha iyi olduğunu, hangi maydanozun daha iyi olduğunu seçebilen bu okuryazar olmayan insanlar, emin olun siyasette de hangi siyasi partinin kendi dertlerine derman olacağını bilecek olgunluktadır. O yüzden, Türkiye devletinin, Türkiye toplumunun istikameti insan onurunun daha yükseldiği, hakkın ve hukukun bütün mecralarda arandığı bir istikamettedir. Bunun kayıtlı olduğu, yazılı olduğu yer toplumsal zemindir, bunun siyasi iradesi muhakkak muhalefetiyle birlikte ama mihmandarı, koçbaşı ve asli rolünü oynayan AK PARTİ’nin kendisidir.

İnşallah, bu konulara ilişkin daha az konuştuğumuz, daha az tartıştığımız, insan haklarının bizim vatandaşlarımızın, herkesin daha onurla yaşadığı bir Türkiye el birliğiyle kurulacaktır.

Çok teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bostancı.

Önerge sahibi olarak, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu.

Buyurunuz Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Genel Kurula teşekkür ediyorum ön görüşmesini yaptığımız için. Bu ön görüşmenin yapılmış olmasını da bu araştırma önergesinin kabul edilmesine bir kaide olarak kabul ediyorum öncelikle yani Meclis ilk defa bir araştırma önergesini kabul etsin ve gerçekten de bu sorunun üzerinde konuşalım.

Biraz önce Sayın Bakanı dinledim, Sayın Hocamızı dinledim ama inanın bizi dinleyenler, insan hakları savunucuları her iki konuşma bakımından da şunu söylerler: Bu her iki konuşma da cezasızlığı meşrulaştıran konuşmalardı, cezasızlığı meşrulaştıran konuşmalardı. Biz, burada “İşkenceye ve işkence yapanlara karşı nasıl önlemler alırız ve bunu nasıl en aza indiririz?” diye bir araştırma önergesi verdik fakat yapılan her iki konuşma da maalesef meşrulaştırmıştır ve cesaretlendirmiştir.

Sayın Bakan “İnsan hakları ihlali bizim dönemimizde olmamıştır, demiyorum ama en aza inmiştir, biz buna irade ortaya koyduk.” demiştir. Ben, burada birçok milletvekilinin de üyesi ve kurucusu olmakla övündüğü, benim de çalışmalarını takdirle izlediğim, çok yakın arkadaşlarımın içinde olduğu MAZLUMDER’in 2011 rakamlarından sayı vermek istiyorum çünkü biliyorum ki artık o Derneğin raporlarını sizler de okumuyorsunuz, o nedenle burada okuyayım, kayıtlara geçsin, belki biraz kendinize gelirsiniz.

“2011 yılı İnsan Hakları Raporu karanlık bir tabloyu ortaya koydu. Rapora göre 2011 yılında faili meçhul cinayetlerden 158, işkencede 47, bombalama ve mayınlar sonucu 259, töre cinayetlerinde 18 kişi yaşamını yitirdi. Aynı yıl 34.947 kişi de gözaltına alındı.”

Bu, biraz evvel Hocamın dediği 1950’lerde, 60’larda, 70’lerde, 80’lerde, 90’larda değil, 2011 MAZLUMDER Raporu değerli arkadaşlar. Ben raporu okuyorum, bugüne kadar da bir bakanınız kalkıp buna bir cevap vermedi, “Bunlar yanlıştır.” demedi, “Eksiktir.” demedi, o nedenle doğruluğunu kabul ediyorum. Diğer insan hakları kuruluşlarının raporlarını da bir tarafa bırakıyorum, İnsan Hakları Vakfının çok değerli raporları var, İnsan Hakları Derneğinin çok değerli raporları var, Türk Tabipleri Birliğinin çok değerli raporları var, bu konuda yazılmış raporları var, o raporlara da bakmanızı isterim.

Biz bu araştırma önergesini de İzmir’de meydana gelen olaydan sonra verdik, doğrudur. Ama biraz önce ifade etmiştim, Meclis Araştırma Merkezine Temmuz 2011 tarihinde araştırma yaptırdım. Araştırmanın başlığı da şu: “İşkence ve Eziyet Suçu ile Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçunun Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi.” Temmuz 2011 yılında yaptırdım. Ardından Adalet Bakanına soru sordum, 4 Ağustos 2011 tarihinde sormuşum soruyu. Kapsamlı bir önerge. Kaç sayfa? Yedi sayfa. Sayın Bakan da 23/12/2011 tarihinde buna cevap vermiş, kapsamlı bir cevap vermiş. Değerli arkadaşlar, bu rakamları da Bakanın verdiği cevaplardan ve Araştırma Merkezinin yaptığı araştırmadan aldım. Güneş balçıkla sıvanmaz! İşkence Türkiye’de bir idari pratik olarak devam ediyor, sadece üstü örtülüyor. Bunun bilinmesini isterim.

2004’te, 2005’te, 2006’da Diyarbakır Barosunun Başkanıydım. Tedbirler nedeniyle yapılan seminerlerde bu işin uzmanlarının güvenlik görevlilerine verdiği dersler arasında “Kendinizi nasıl kurtarırsınız?” dersleri vardı ve o dersler içerisinde de şunu ifade ediyorlardı: “Tutarsınız bir tutanak, böylece izleri falan filan göz ardı edersiniz. Böylece işkenceyi gizlemiş olursunuz.” Yoksa…

Bakın değerli arkadaşlar, rakamlar burada var. Ben bu rakamları Bakanlığın verdiği sayılardan aldım. Sadece geçen yıl 24.938 tane dava açılmış. Sanık sayısını bilemiyorum bu davalardaki. Bu davalar şu polise karşı direnme davası, güvenlik görevlilerine karşı direnme davası. “24 bin” dava sayısıdır, bunun içerisinde belki 50 bin-60 bin yurttaşımız var. Eğer “İşkence yoktur.” diyorsanız, o zaman, gelin tersini yapalım, ben önergemi geri çekerim. “Güvenlik görevlileri eziyet ve işkence görüyor yurttaşlarımızdan! Bu kadar çok mağdur oluyorlar, bu kadar çok onlara karşı direnme var!” Bunu araştıralım. Niye yurttaşlarımız polise karşı direniyor? Eğer polislerimiz, ondan sonra güvenlik görevlilerimiz meşru bir şekilde görev yapıyorlarsa, hukuka uygun bir şekilde görev yapıyorlarsa ne oldu da Türkiye Cumhuriyeti devletinin yurttaşları güvenlik görevlilerine karşı bu kadar direniyorlar ve hakaret ediyorlar? Bu da çözmemiz gereken bir sorundur. Eğer işkence yoksa bu sorun vardır, bunu araştıralım.

“İşkence” demek size zor geliyor, “İşkence vardır.” demek size zor geliyor. Buna zamanınız yok, Bakan öyle ifade etti, “Bu Meclisi işte yasa yaparak çalıştıralım ama bu tür komisyonlarla meşgul etmeyelim. Her milletvekilinin çok değerli işi var burada yapacak, işkence gibi konularla bu Meclis ilgilenmesin. Zaten, biz yasama organı olarak yasalarımızı yapmışız, onlara göndermişiz.” böyle ifade etti.

Peki, bu Meclis işkenceyi araştırmayacaksa, faili meçhul cinayetleri araştırmayacaksa, bunları ortaya çıkarmayacaksa kim yapacak bunu? Sadece yargının mı görevi? Sadece yürütme organının mı görevi? Biz, Meclis olarak, yasama organı olarak yürütmeye, yargıya yol gösterici, uygulamada ortaya çıkan aksaklıkları ortaya çıkaracak önerilerde bulunamaz mıyız? Bundan niye kaçıyoruz? Hepimizin ne işi var?

Değerli arkadaşlar, ne işimiz var? 8-9 arkadaşımız görev alır, raporunu sunar ve o rapordan sonra da gerekirse yasa çıkartırız gerekirse de yürütme organı gerekli tedbirleri alır ama bundan kaçıyorsunuz, işkenceyi ortadan kaldırmaktan kaçıyorsunuz.

Bakın, değerli arkadaşlar, bunu okudum. Bundan belki tam on beş-yirmi tane araştırma önergesi çıkar değerli arkadaşlar. Thomas Hammarberg’in 10 Ocak tarihli raporu, değerli arkadaşlar. On tane, yirmi tane araştırma önergesi bundan çıkar. Şimdi “Bu Thomas Hammarberg kimdir?” diyeceksiniz; insan hakları komiseri.

Cumhuriyet Halk Partisini denetlemeye gelmedi, Barış ve Demokrasi Partisini denetlemeye gelmedi, Milliyetçi Hareket Partisini denetlemeye gelmedi; sizin Hükûmetinizi denetlemeye geldi, uygulamayı denetlemeye geldi. Bu rapor bizim için yazılmamış, bu otuz sayfa rapor bizim için yazılmamış. Buradaki tespitler, olumlu öneriler, pozitif öneriler, negatif öneriler bizim için yazılmamış; aynı zamanda sizler için yazılmış, yasama organı için yazılmış.

Dolayısıyla, gelin, önergeyi kabul edin, beraber çalışalım burada. Ayrıca, işkence yapanlara karşı da yasama organının aktif tutumunu ortaya koyalım, bundan kaçınmaya gerek yok.

Son olarak, buna da ben  “Evet.” diyeceğinizi kabul ediyorum, diğer konuya geçiyorum. MİT'le ilgili, geçen gün uyarımı yaptım değerli arkadaşlar. Her şeyin arkasından dolanmaya çalışıyorsunuz; hukuk devletinin arkasından dolanmaya çalışıyorsunuz, yasaların arkasından dolanmaya çalışıyorsunuz ama bu dolanma, bir gün gelir sizi yakalar. Hukuken ve siyaseten yanlış yapıyorsunuz.

Bakın, kimsenin aklına gelmez çünkü sizler, birçoğunuz sıkıyönetim mahkemelerinde bulunmadınız, avukatlık da yapmadınız oralarda; özel yetkili mahkemelerde bulunmadınız, avukatlık da yapmadınız; devlet güvenlik mahkemelerinde bulunmadınız, avukatlık da yapmadınız, o yüzden bilmezsiniz o mantığın nasıl çalıştığını. O yüzden, bugün için şaşkınlık içerisindesiniz ama yarın öbür gün başka bir şaşkınlık daha yaşamayasınız diye ben Ceza Yasası’nın 283’üncü maddesini bir kez daha okuyorum. Diyebilirsiniz ki: “Bu madde onun için olmamış, bunun için konmamış.” Ama okuyorum, kayıtlara geçsin.

“Madde 283 – Suç işleyen bir kişiye araştırma, yakalanma, tutuklanma veya hükmün infazından kurtulması için imkân sağlayan kimse...” Yani Sayın Recep Özel, yani komisyon üyeleri, yani yarın öbür gün burada yasayı çıkartacak, “Evet.” diyecek üyeler. Bu onların akıllarına gelir. O nedenle, tek kişiye özgü, olaya özgü yasa çıkartmayalım. Bu sorunun arkasındaki nedenler neyse beraber araştıralım. Bu Mecliste uzlaşma yakalayabiliriz. Uzlaşmadan kaçan muhalefet değil, muhalefet partileri değil, Cumhuriyet Halk Partisi değil; uzlaşmadan kaçan, Türkiye'nin temel sorunlarını halının altına süpüren artık sizsiniz. On yıldır iktidarsınız, usta oldunuz; evet, usta oldunuz: Hukukun üstünlüğünü ihlal etmede usta oldunuz, insan hakları ihlallerinde usta oldunuz, özel yaşama müdahalede usta oldunuz. Bu ustalığınızı, gelin, yeniden Türkiye’yi hukuk devleti yapmada, beraber çalışmada gösterelim. Eğer bunu başarabilirsek 24’üncü Dönem gerçek işlevini yapmış demektir.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tanrıkulu.

Meclis araştırması önergesi üzerindeki ön görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, Meclis araştırması açılıp açılmaması konusunda oylarınıza başvuracağım: Meclis araştırması açılmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi İç Tüzük 60’a göre sisteme girmiş sadece 5 tane sayın milletvekilimize söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Bayraktutan…

 

IX.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Cerattepe mevkisi ve Genya Dağı’ndaki madencilik faaliyetinin mahkeme kararıyla durdurulmasına rağmen yasal mevzuata aykırı olarak yeniden ihaleye çıkarıldığına ve bu ihalenin bir an önce durdurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Artvin’imizin hemen üzerinde bulunan Cerattepe mevki ve bu alana bitişik Genya Dağı’nı da içine alan iki ruhsat alanında yapılmak istenilen madencilik faaliyetiyle alakalı olarak Rize İdare Mahkemesi 2008 yılında durma kararı vermiştir. Bu mahkemenin vermiş olduğu karar göz ardı edilmiş ve önümüzdeki dönem itibarıyla yani yarın Maden İşleri Genel Müdürlüğü saat bir buçukta bu yeri tekrar ihaleye çıkartmak istemektedir. İhale şartnamesi incelendiğinde görülecektir ki çok kötü kokular gelmektedir bu ihaleden. Sayın Bakanı uyarmaya çalıştım, bazı şeyler söyledim. Muhtemelen bu ihalenin sonucunda bir yargı süreci, belki -korkarım ki- bir Yüce Divan süreci de başlayacaktır. Bu ihale şartnamesi açıkça bir firmayı tarif etmektedir yani rengini, cinsini, şirketini, yerini tarif etmektedir. Bu nedenle Mecliste bunun tutanaklara geçmesini talep ediyorum ve Sayın Bakanı buradan uyarıyorum: Yarın yapılacak olan bu ihaleyi lütfen durdurun. Artvin’in tepesinde çıkartılmak istenen maden faaliyetiyle yapılmak istenen bu ihale her şeyden öte ihale mevzuatına, yasal mevzuata aykırıdır. İhalenin bir an önce durdurulmasını talep ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktutan.

Sayın Ağbaba…

 

7.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya’nın Darende ilçesine bağlı Çukurkaya köyünde meydana gelen depremde can kaybı olmadığına ancak Malatya’nın olası bir depreme hazırlıklı olmadığına, devlet kurumlarının şimdiden tedbir alması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, bugün Malatya’da Darende Çukurkaya köyü merkezde 4,7 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Depremde can kaybı olmaması hepimizi sevindirmiştir. Kullanılmayan bir evin yıkıldığının, çok sayıda evde de çatlaklar oluştuğunun duyumunu aldık.

Değerli arkadaşlar, ülkemizde en hareketli faylardan biri olan Doğu Anadolu fayı üzerinde yer alan Malatya’da geçmiş yıllarda da depremler nedeniyle büyük can kayıpları yaşanmıştır. Van depremi akıllarda tazeliğini korurken, Vanlı depremzedeler hâlâ mağdurken Malatya’da yaşanılan deprem hepimizi tedirgin etmiştir. Malatya da tıpkı diğer şehirlerimizin olduğu gibi depreme hazırlıklı değildir. Türkiye’de hangi binaların depreme dayanıklı, hangilerinin dayanıksız olduğu bilinmemektedir. Yapılan araştırmalara göre, Malatya’daki binaların yüzde 70’inin olası büyük depremde yıkılacağı belirtilmektedir.

Bu nedenle, Malatya merkez ilçe ve köylerinde bina envanteri çıkarılmalı, hakça bir kentsel dönüşüm uygulanmalıdır. Devlet kurumlarının olası bir depremde Malatya’daki can kayıplarını önlemek için şimdiden tedbir alması gerekmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.

Sayın Moroğlu…

 

8.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, Genel Kurul salonundaki gürültü ve hareketten dolayı Meclis çalışmalarından yeterince verim alınamadığına ilişkin açıklaması

 

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, biraz yüksek sesle konuşacağım, belki Meclisin gürültüsü kesilir.

Baştan beri bu Meclisin gürültüsünden çalışma verimliliğimizin yeterince yapılamadığını düşünüyorum. Bu Meclisi hepimiz oluşturuyoruz ve hepimiz konuşurken, lütfen, bütün milletvekili arkadaşlarım, özellikle de bakanlar, özellikle belli, önemli konuların görüşülmesinde söz söyleyip ayrılmamalarını… Çünkü bir polemiğe giriliyor, bakanların biri gidiyor, biri geliyor ve hangisiyle muhatap olduğumuzu, hangisinin bize cevap vereceğini bilemiyoruz. Milletvekili arkadaşlarımın da bundan sonra görüşmelerde, ya konuşulanları dinlemelerini ya da dinlemiyorlarsa çıkıp dışarıda sohbet etmelerini saygıyla bütün Meclisten rica ediyorum.

Size de bu önerimi iletiyorum. Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Moroğlu.

Sayın Halaman…

 

9.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’nın Kozan ilçesinde Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı bir yurdun ihalesinin ne zaman yapılacağına ilişkin açıklaması

 

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Ben sorumu Gençlik ve Spor Bakanına sormak istiyordum. Zannedersem, kuliste oturuyor. Bir bakana da soru sorduğumuzda “Ben o bakana söyleyeyim, size yazılı cevap versin.” diyor.

Ben, bugün bu Mecliste, sürekli özel, kişiye özel kanunların görüşüldüğünü düşünüyorum.

Ben toplumsal bir sorunu yani Adana’nın Kozan ilçesinde Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı bir yurdun ne zaman ihalesinin yapılacağını, ne zaman programının ortaya konacağını Sayın Bakanımızdan sormak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaman.

Sayın Güven…

 

10.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, İzmir’de karakolda elleri bağlı olarak dayak yediği ve işkenceye maruz kalan Fevziye Cengiz’in mahkemesinde görevsizlik kararı verildiğine ilişkin açıklaması

 

HÜLYA GÜVEN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, hepimiz biliyoruz ki Fevziye Cengiz İzmir’de, karakolda elleri bağlı olarak dayak yemiş ve işkenceye maruz kalmıştır. Fevziye Cengiz’in 15 Şubatta yani iki gün önce yapılan mahkemesinde hâkim yeterli işkence delili olmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, dosyayı ağır cezaya değil adi suçlarla ilgilenen asliye ceza mahkemesine yönlendirmiştir.

Ben burada sormak istiyorum: Bu olay işkence değil midir? Sayın Bakanımız az önce insan hakları ihlallerinden bahsetmişti. Bu olay da bir insan hakları ihlali değil midir? Bakanlarımız bundan sonra ne yapacaklardır? Söylemleri ve uygulamaları farklı olan bir hükûmet değil, aynı olan bir hükûmet istiyoruz.

Teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Güven.

Son olarak Sayın Yılmaz’a söz veriyorum.

 

11.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair tasarının acilen Meclise gelmesi gerektiğine, ne zaman geleceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin de buradayken ben kendisine bir soru yöneltmek istiyorum. Eğer uygun görürse, cevaplayabilirse çok memnun olurum.

BAŞKAN – Sayın Milletvekilimiz, bu soru-cevap değil, İç Tüzük’ün 60’ına göre olan bir söz talebi.

Buyurunuz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Biliyorum, biliyorum efendim ama Fatma Şahin’i her zaman göremiyoruz, Sayın Bakan burada.

Mümkün olursa kendisinden bu konuyu öğrenmek istiyorum. Kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair tasarı ne zaman Meclise gelecek? Çünkü son dönemlerde hepimiz biliyoruz kadına yönelik şiddet çok arttı ve çok sayıda kadın cinayeti olmaya başladı. Bu konuda acilen önlemlerin alınması gerekiyor. Sayın Fatma Şahin’in bu konuda ben çaba sarf ettiğini görüyorum ama aciliyetle bu tasarının Meclise gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Sayın Bakan da bu konuda bir açıklama yapabilirse çok teşekkür ederim.

Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.11

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Fatih ŞAHİN (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

XII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Başkanlık Temsilcisi? Yok

Ertelenmiştir.

2’nci sıraya alınan, Isparta Milletvekili Recep Özel’in; Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

2.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in; Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu (2/343) (S. Sayısı: 164)(x)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 164 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır. 

Teklifin tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Isparta Milletvekili Sayın Recep Özel tarafından verilen MİT Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifinin üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün burada, hep beraber bağırdığımız 12 Eylül 1980 darbesinden sonra oluşturulan Anayasa’nın 17’nci maddesiyle güvence altına alınan yaşama hakkını ilgilendiren ve demokratik hukuk devleti ilkesinden sapıldığını gösteren bir kanun teklifini görüşüyoruz. Belki bu kanun teklifi bir maddeden ibaret ama bu kanun teklifinin içerdiği anlam, sonuçları çok ciddidir, çok büyük olacaktır.

Değerli milletvekilleri, hepimiz biliyoruz ki geçen hafta İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı tarafından MİT Müsteşarı Sayın Hakan Fidan ve eski MİT Müsteşarı Emre Taner, eski MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş ve 2 MİT mensubu hakkında soruşturma açıldığı bunların ifadeye çağırılması üzerine anlaşılmış ve hemen Hükûmet ve Hükûmet yanlıları, AKP yanlıları ayaklanmıştır. Sanki Türkiye'de ilk defa bir MİT mensubunun ifadesi alınıyormuş gibi ortalığı toz dumana katmışlardır. Önce bu soruşturmayı açan, başlatan, yürüten savcının kararında değişiklik yapılmak üzere her türlü baskı uygulanmış ama kararında değişiklik olmayınca cuma günü saat 17.00 sıralarında söz konusu bu teklif apar topar hazırlatılarak -acemice ve panik hâlinde, mevcut zordan kurtulma anlayışıyla hazırlanmış- bugüne kadar görülmediği bir şekilde Meclis Başkanlığına sunulmuş ve daha Meclis Başkanlığındayken Adalet Komisyonuna, telefonla, kanunun yolda olduğu ve gündem oluşturulması ve Komisyon üyelerine dağıtılması söyleniliyor ve bu kanun teklifi, cuma günü saat 18.00’den sonra Komisyon üyelerine elektronik posta adresiyle gönderiliyor.

Değerli arkadaşlarım, salı günü bu kanun teklifini enine boyuna Komisyonda konuştuk, eleştirilerimizi dile getirdik.

Şimdi, öncelikle söylemek istediğim konu şudur, demokrasiler şu sorunun yanıtını vermek zorundadır: Demokrasilerde terörle mücadele etmek için hukuk devletinden sapılmak gerekiyor mu? Ya da devletin legal örgütleri dışında illegal bir örgütlenmeye gidecek kanalları açmak gerekiyor mu?

Türkiye Cumhuriyeti, Anayasası’nda yazıldığı üzere -Anayasa’nın 2’nci maddesinde yazıldığı üzere- gerçekten demokratik bir hukuk devleti ise o zaman terörle mücadelede de, başka konularda da bu ilkeye uymak durumundadır, hukuk devleti ilkesine herkes sarılmak durumundadır.

Aslında, gazetelere bakıyorum, bu teklifin mimarının Sayın Recep Özel olduğu söyleniyor, bu teklifin mimarı aslında Sayın Başbakan.

Şimdi ben tüm heyetinize soruyorum, tüm Türkiye’ye soruyorum: Eğer, İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı bu kişileri ifadeye çağırmasaydı ve  ifadeye çağrılmasıyla bunlar hakkında soruşturma açıldığı öğrenilmeseydi, bu kanun teklifi bu Meclise gelecek miydi değerli arkadaşlarım? Çıkıp, önce bunun sorgusunu objektif olarak vermek durumundayız.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifi geldikten sonra, bakıyorum, Hükûmetten hemen isyanlar başladı, bağırmalar çağırmalar başladı ve Sayın Bekir Bozdağ hemen demeçler verdi “Özel yetkili ağır ceza mahkemesi kanun metnini yanlış yorumlamıştır.” dedi.

Değerli arkadaşlarım, konu nedir? Mevcut MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesine göre, MİT mensuplarının görevlerinin niteliğinden doğan ya da görevi ifa ederken işledikleri suçlardan dolayı soruşturulmaları Başbakanın iznine tabidir. Şimdi, Sayın Bozdağ ve Hükûmet yetkilileri buna dayanarak, özel yetkili mahkemenin soruşturma açabilmesi için Başbakandan izin alınması gerektiğini savundular. Bu düşüncenin yanlış ya da doğruluğunu bir kenara bırakıyorum, bunu tartışabiliriz, bu bir düşüncedir. Ama değerli arkadaşlarım, ilk defa MİT mensuplarının ifadesi alınmıyor.

Daha önce, isimsiz ve imzasız bir mektupla başlatılan İrtica İle Mücadele Eylem Planı çerçevesinde, MİT’in İstanbul Bölge Başkan Yardımcısı sanık sıfatıyla ifade verdi ve sanık olarak yargılanmakta. Sayın Bozdağ ve Hükûmete sormak lazım: Bu kişi MİT mensubu değil miydi? Bu kişinin aynı mahkeme tarafından ifadesi alınırken, sanık yapılırken bu MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesi yok muydu? Niye o zaman çıkıp bağırmadınız?

Devam ediyorum arkadaşlar: Erzincan’da 2009 yılında, bundan daha iki yıl önce, Erzurum Özel Yetkili Mahkeme Savcısı Osman Şanal, Erzincan MİT Şube Başkanı Sadri Barkın İnce’yle MİT mensubu Kıvılcım Üstel’i 4 Aralık 2009 günü gözaltına aldı, hem de çatışmaya varan bir boyutta, gergin olaylar içinde gözaltına aldı. 7 Aralık 2009’da tutukladı arkadaşlar, tutukladı. Yani ifade almaya çağırmadı, bunlarda olduğu gibi ifadeye davet etmedi. Gittiler, orayı bastılar, MİT’i ve bu kişileri gözaltına aldılar. O zaman MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesi yok muydu? Bekir Bozdağ o dönem AKP Grup Başkan Vekiliydi, aklın neredeydi Sayın Bakan, niye o zaman söylemedin? Niye o zaman “Başbakanın izni gerekiyor.” demedin?

Devam ediyoruz arkadaşlar: MİT Asya Bölge Başmüşaviri Kaşif Kozinoğlu 9 Mart 2011 günü Afganistan’dan Türkiye’ye döndü. Bir gün sonra Oda TV davasında tutuklandı ve sanık sıfatıyla o davada yargılanıyor ve değerli arkadaşlarım, bu kişi, biliyorsunuz, Silivri zindanlarında öldü. Öldü mü öldürüldü mü, onu da bilmiyoruz. Peki, Kaşif Kozinoğlu MİT mensubu değil miydi? Kaşif Kozinoğlu yargılanırken bu 26’ncı madde yok muydu? Hâlen şimdi İstanbul’da şike operasyonu kapsamında İstanbul MİT Bölge Başkanı şüpheli olarak, sanık olarak yargılanmaktadır değerli arkadaşlarım.

Sevgili milletvekilleri, hukukta çifte standart olmaz. Burada sormak gerekiyor, gerçekten bütün bu kanunsuzluklar olurken bu özel yetkili mahkemeler acaba yorumda hata yapmadı mı? Bu özel yetkili mahkemeler Ergenekon, Oda TV, Balyoz davalarında, KCK davalarında, Hükûmetin sempatiyle baktığı davalarda hukuk dışı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına aykırı kararlar verirken acaba yasalarda yorum hatası yapmamışlar mıydı? Şimdi mi yorum hatası yaptılar? Bunları Hükûmetin yanıtlaması gerekiyor ama demokrasi adına bu tartışmalardan çıkan olumlu bir sonuç vardır, o da şudur: Bu tartışmaların altında Fethullah Gülen-Erdoğan çatışması var mıdır, yok mudur? Bu beni ilgilendirmiyor, gazeteler hep bu konunun üstünde duruyor. Ya da bu çatışmanın şifresi yargı-MİT çatışması mıdır? Bu da ilgilendirmiyor. Hukukçu olarak beni ilgilendiren, bu tartışmalardan çıkan bir olay vardır, o da haksızlıkların ve hukuksuzlukların üretim merkezi hâline gelmiş özel yetkili mahkemelerin gerçekten hoyratça, kaba, hukuk tanımaz uygulamalarının artık iktidar çevrelerini rahatsız ettiğidir yani bumerang etkisiyle de olsa iktidar artık aklını başına toplamalıdır, Sayın Adalet Bakanının geçmişte bir yerde söylediği gibi, olayları tek tek tartışmak yerine kökünden çözmelidir. Nedir kökünden çözmek? Bu olayların ana merkezini oluşturan özel yetkili mahkemeleri kaldırmaktır değerli arkadaşlarım.

Sayın Bakan bir konuşmasında -sorulduğu zaman- aynen şunu söylüyor: “Konuları tek tek tartışamayız. Eğer bugün bunu tartışırsak yarın başka bir konuyu tartışmak zorunda kalırız.”

Değerli arkadaşlarım, Sayın Bülent Arınç, Başbakan Yardımcısı sıfatıyla Ergenekon ve KCK davalarında ve diğer davalarda “Herkes yaptığının hesabını verecek.” diyor ve burada “Bütün kurumlar hesap verebilir olmalıdır.” diyor, “Kurumlar denetlenebilir olmalıdır.” diyor.

O zaman Bülent Arınç’a sormak lazım: Gerçekten, İstanbul özel yetkili ağır ceza mahkemesi savcısının Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250’nci maddesindeki suçlar nedeniyle başlatmış olduğu soruşturmadan bu kişileri apar topar kurtarmanın, kurtarmaya çalışmanın amacı nedir? Bunları niye hesap verebilir olmaktan çıkartıyorsunuz?

Bugün getirilen bu kanun teklifi çok masum bir kanun teklifi değildir değerli milletvekilleri. Bu kanun teklifiyle, aslında, mevcut MİT Kanunu’nda MİT mensuplarına dokunulmazlık tanındığı gibi Başbakanın özel bir görevle görevi ifa etmek üzere görevlendireceği kişilere de bir ayrıcalık, dokunulmazlık tanımlanıyor.

Şimdi söyledik yani bu kanun teklifi o kadar acemice hazırlanmış ki hazırlayan, teklifi veren arkadaşımın bu teklifi hazırladığına ben inanmıyorum zaten; kendisine saygı duyuyorum çünkü bir hukukçu bu kanun teklifini hazırlamaz, o kadar acemice hazırlanmış ki…

Şimdi, önce, bakın, bu kanun teklifi verildi. Bu kanun teklifi nasıl geldi? Şöyle: “MİT mensuplarının veya Başbakan tarafından özel bir görevi ifa etmek üzere görevlendirilenlerin…” Yani iki grup, özel grup Başbakan tarafından özel bir görevi ifa etmek üzere görevlendirilenler… Nedir bu özel görev? Bilen yok. Peki, kimler görevlendirilecek? Mesela, bu kapsamda terör örgütünün liderini Sayın Başbakan görevlendirebilir mi? Komisyonda arkadaşlar dedi ki: “Canım öyle şey mi olur? Yani koskocaman Başbakan bunu yapar mı?” E peki ben size soruyorum: Bu ülkede sizin atadığınız, kuvvet komutanı yaptığınız, Türk Silahlı Kuvvetlerinin başına getirdiğiniz, Genelkurmay Başkanı yaptığınız İlker Başbuğ bugün “terör örgütü kurmak ve yönetmek” suçlamasıyla yargılanıyor, hapishanede ve bu kişi, iddianamede “Türk Silahlı Kuvvetleri içine sızmış Ergenekoncu” olmakla suçlanıyor. E peki Başbakan niye yapmasın? Yani Başbakanın güvenilirliği nereden kaynaklanıyor? Yani arkadaşlar, bir hukuk devletinde kişilerin yarattığı bir güvence olabilir mi?

Dolayısıyla, bu olaylara baktığımızda insanların güvencesini bir Başbakana bağlayamazsınız. “Başbakanın özel görevlendirdiği kişiler.” Pekâlâ,  bana göre, bir terör örgütünün yöneticisini görevlendirebilir. Niçin görevlendirebilir? O da belli değil: “Özel bir görevi ifa etmek üzere.” Arkadaşlar, Anayasa’mız açık, Anayasa’nın 6’ncı maddesinde “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisini kullanamaz.” Şimdi, Sayın Başbakanın hangi görevleri yapacağı, Anayasa’da ve yasalarda bellidir. Şimdi öyle bir şey düşünün ki, bir görevi ifa etmek üzere herhangi bir kişiye Sayın Başbakan, örneğin, ana muhalefet partisine suikast yaptırabilir, örneğin Cumhurbaşkanına suikast yaptırabilir ya da Cumhurbaşkanına veya ana muhalefet partisine suikast yapan bir kişi, “Ben Başbakanın özel görevlendirmesiyle bu görevi yaptım.” diyebilir. Buna engel yok. “E canım Başbakan yapmaz.”

Şimdi, aldığım habere göre AKP Grubu bir önerge verecekmiş. Bu özel görevlendirilenleri kamu görevlisi olmakla sınırlayacakmış. E arkadaşlar bu kanun teklifinin acemice hazırlandığının somut göstergesidir bu. Yine Adalet Komisyonunda getirildi denildi ki, “Bu kanun teklifi geçmişe de uygulanır.” Değerli arkadaşlarım., şimdi bakın Anayasa’nın 2’nci maddesi hukuk devletidir. Bu kanun teklifi Anayasa’nın 2’nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırıdır, bu kanun teklifi Anayasa’da yazan kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır, bu kanun teklifi Anayasa’nın 137’nci maddesindeki kanunsuz emre aykırıdır. Hiç kimse, ister Başbakan ister Cumhurbaşkanı, konusu suç olan bir konuda emir veremez. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, Sayın Başbakan neyin emrini verecek? Hangi özel görevi ifa etmenin emrini verecek? Yani bu ülkede devletin legal kurumları görevlerini ifa edemiyor da, Sayın Başbakana bağlı olan legal organlar, Millî İstihbarat Teşkilatı görevini ifa edemiyor da bir de Sayın Başbakanın özel görevlendirmesine ihtiyaç mı duyuluyor? Buna Sayın Başbakan neden ihtiyaç duyuyor? Biz şunu söylediğimizde, “Siz Sayın Başbakana devlet içerisinde kendi özel örgütünü kurma yetkisi veriyorsunuz.” dediğimizde arkadaşlarımız kırılıyor. Eğer arkadaşlar, siz gerçekten Başbakana, devletin legal örgütlenmesi dışında başka bir örgütlenmenin içinde olmasını istemiyorsanız böyle bir kanun teklifi, yetkiyi vermezsiniz.

Ben Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekiliyim. Eğer Cumhuriyet Halk Partisi iktidarda olsaydı, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı Başbakan olsaydı ona bu yetkiyi veren bir kanuna bir hukukçu olarak “evet” demeyi içime sindiremezdim değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Sevgili arkadaşlarım, değerli milletvekillerim; şimdi, Sayın Bakana sormak istiyorum: Sayın Bakan, gerçekten Türkiye’de neler oluyor? Bunu ben size Komisyonda sordum, yanıt vermediniz. Türkiye’yi kim yönetiyor? Bakın, “Uludere’de istihbaratı kim verdi?” dedik. Genelkurmay açıklama yaptı: “Biz istihbarat aldık ve bu istihbaratı değerlendirdik, buna göre operasyon yaptık.” dedi. MİT açıklama yaptı: “Biz istihbarat vermedik.” dedi. Sayın Bakan, sayın arkadaşlarım; MİT’in istihbarat vermediğini varsaydığımıza göre Uludere olayındaki istihbaratı kim vermiştir ya da MİT bu konuda gerçekleri saptırmakta mıdır? Ülkelerin tarihlerine baktığımızda, bizim kendi tarihimize baktığımızda, istihbarat örgütlerinin bizzat terör olaylarını örgütlediğini, yönettiğini biliriz. Türkiye’de 12 Eylül öncesinde, hatta 12 Eylül sonrasında kimi toplumsal felaketlerin istihbarat teşkilatları tarafından, CIA’yle, MİT’le iş birliği tarafından düzenlendiği konusunda bu toplumdaki kuşkular hâlen giderilememiştir. İtalya’da Gladio yargılaması vardır ve oradaki olaydan sonra, en son Başbakan çıkıp açıklama yapmak zorunda kalmıştır bu olayın İtalyan istihbarat örgütü tarafından yapıldığı konusunda.

Şimdi, ben Sayın Bakana soruyorum: “Türkiye’yi kim yönetiyor?” diyorum. Bugüne kadar, KCK ya da başka örgütlerin yaptığını bildiğimiz, en azından bizim öyle sandığımız olayların kaç tanesi MİT tarafından ya da illegal örgütler tarafından yapılmıştır? Bakan çıkıp açıklamak zorundadır. Bakan demeç verdi: “Suç işlenmezse, örgüte sızılmazsa bu işler olmaz.”mış!  Arkadaşlar, MİT’in ülkenin milletiyle, ülkesiyle bölünmez bütünlüğünü parçalamak gibi bir görevi mi var? MİT’in görevi kanunda yazılı. Yine ben soruyorum Sayın Bakana: Yakalananların bin tanesinin MİT mensubu olduğu söyleniyor. Ya arkadaşlar, çok vahim bir şey. Yani KCK operasyonunda yakalananların bin tanesi diyorlar ki “MİT mensubu.” Eğer öyleyse o zaman, Sayın Bakan, MİT KCK’yi ele geçirmiş midir? Yani KCK MİT’in bir yan kuruluşu hâline mi gelmiştir? KCK’nin yürütme kurulunda kaç tane MİT mensubu vardır? Ya da bölge sorumlularının kaç tanesi MİT mensubudur Sayın Bakan? Bunları çıkıp açıklamak zorundasınız. Siz bu iktidarda, özellikle Susurluk sürecindeki birtakım gayrihukuki kanun ve emirlerden dolayı yapılan uygulamaları Ergenekon davasında sorgulatmak iddiasını savunan bir Hükûmetsiniz. Şimdi, Başbakana böyle, sınırsız, ne idüğü belirsiz bir yetki, ne idüğü belirsiz insanlara vermek suretiyle, yeni illegal bir örgütlenme yaratacağınızın, Türkiye’de yeni yeni faili meçhul bırakılan siyasi cinayetleri başlatacağınızın farkında mısınız? Yani bir zamanların Başbakanının söylediği “Kurşun atan da devlet için, yiyen de, şereftir.” dönemini mi başlatmak istiyorsunuz?

Arkadaşlar, bu kanun teklifi soruşturulmakta olan somut bir olaya özgü bir kanun teklifidir. Yani kişiye özel olmanın ötesinde olaya özeldir, somut bir olaya özeldir. Yani yapılan soruşturmanın elinden belirli kişileri kurtarmaya yöneliktir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözünüzü toparlayınız.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – …soruşturmayı bertaraf etmeye yöneliktir. Bu, yasama organındaki çoğunluğun parmak sayısını dayatarak yargıyı yok saymasıdır. Dolayısıyla, bu yönüyle özellikle Anayasa’nın 138’inci maddesine çok açıkça aykırıdır. Gerçekten bu ülkede demokrasiyi savunuyorsanız, hukuku savunuyorsanız o zaman yapılacak bir tek iş vardır, özel yetkili mahkemeleri kaldırmak, hoyratça, kaba, hukuk tanımaz uygulamalara son verdirmek, herkesin ama herkesin normal adliye mahkemelerinde soruşturulması ve aklanması olanağının tanınmasıdır.

Şimdi, ben, AKP Grubuna sorarak sözlerimi bitirmek istiyorum. Ey AKP Grubu, MİT’e yönelik, gazetelere yansıyan bu kadar ciddi suçlamalar var. Bu ciddi suçlamalar karşısında siz burada çıkardığınız yasayla onlar hakkındaki soruşturmayı örtbas edebilirsiniz ama toplum vicdanında o insanların suç işlediği yönündeki kanıyı nasıl yok edeceksiniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Buna MİT’in de müsaade etmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Murat Bozlak. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Bozlak.

BDP GRUBU ADINA MURAT BOZLAK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 164 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin geneli üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifinin özünde yatan, “İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısının MİT Müsteşarı hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 250’nci maddesine dayanarak başlattığı soruşturmadan Müsteşarı ve arkadaşlarını nasıl kurtarırız?” mantığına dayanıyor. Çünkü Sayın Savcı 26’ncı maddeyi bir engel olarak görmemiş, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 250’nci maddesinin bu imkânı kendisine verdiğini düşünerek bu soruşturmayı başlatmış.

Şimdi, değerli arkadaşlar, öncelikle bir noktanın altını çizmek istiyorum. AKP’li milletvekili arkadaşlarımız da kanun teklifi veriyor, muhalefet partisine mensup milletvekili arkadaşlarımız da kanun teklifleri veriyorlar. Her ne hikmetse AKP milletvekili arkadaşlarımızın verdiği kanun teklifleri önce Meclis Başkanı, sonra Anayasa Komisyonu başkanları tarafından jet hızıyla kabul ediliyor ve gerekli görüşmeler yaptırıldıktan sonra da Genel Kurula iniyor. Bu öyle bir hâl aldı ki biz artık -AKP’nin getirdiği- her somut olayda özel bir yasa çıkarma durumuyla karşı karşıya kaldık.

Bu, jet hızıyla yasa çıkarma hukuk tekniğini altüst ediyor, gelen yasa teklifleri üzerinde milletvekillerinin doğru dürüst bir değerlendirme yapma olayını da ortadan kaldırıyor ve sonuç itibarıyla, tabii, yasa tekniğiyle bağdaşmayan, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayan yasaları, ne yazık ki, Parlamentomuz çıkarıp yürürlüğe koyuyor. Bu durum giderek -demin arkadaşlarımız da bahsettiler- bu Parlamentoyu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Parlamentosu olmaktan çıkarıp “AKP parlamentosu” hâline dönüştürüyor. Oysa burada AKP’nin dışında diğer siyasi partiler de var. O siyasi partilerin teklifleri neden Meclis başkanları tarafından zamanında uygulamaya konulmaz ve Parlamentonun, Genel Kurulun gündemine getirilmez? İşin doğrusu, bu eşitsizliği hâlâ anlamış değilim.

Yine, iktidar partisi, sayısal çoğunluğuna dayanarak, karşı karşıya kaldığı her sıkıntıyı bir yasa çıkararak aşmaya çalışıyor. Biliyorsunuz, Sayın Deniz Baykal, Mehmet Haberal olayıyla ilgili, gitti, Sayın Başbakanla görüştü, Mehmet Haberal’ın annesinin rahatsız olduğunu söyledi ve son bir kez de olsa annesini görmesine olanak sağlanmasını istedi. Sayın Başbakan “Tamam.” dedi ama döndüler “Peki, nasıl bu olanak sağlanacak? Yasa var mı? Yasa yok. O zaman, yap yasa.” dediler. Sipariş üzerine bir yasa teklifi verildi ve komisyonlarda da görüşüldü, şimdi Genel Kurulun gündeminde bekliyor.

Keza, Sayın Adalet Bakanı da çıktı, dedi ki: “Altı aydır biz İmralı’ya tecrit uyguluyoruz. Bu tecridin yasal dayanağı yok. Ben sıkıntıdayım, bunun yasal dayanağını nasıl sağlayacağız?” “Yasa yok mu? O zaman, tecrit uygulamak için yap yasa. Yok yasa ise, yap yasa.” dediler. Keza, Şike Yasası’nda da benzer şeyle karşılaştık. Şike Yasası’nda da daha üç ay önce çıkarılmış, yürürlüğe konulmuş bir yasa patronlara uygulanınca, döndüler, geldiler, Parlamentoda grubu bulunan partilere “Ya bu yasada öngörülen cezalar çok yüksek, lütfen bunu değiştirin.” Ne yapacağız? “Yasa yapılması lazım bu konuda.” O zaman yine, yok yasa, yap yasa.

Bu nedir biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Bu “Yok yasa, yap yasa.” mantığı İttihat Terakkinin mantığıdır. Bu mantık Türkiye’ye hiçbir şey kazandırmamıştır, ancak Türkiye’ye zarar vermiştir. Eğer bugüne kadar bu ülke demokratikleşmemişse, demokratikleşme sürecini tamamlayamamışsa, içeride özde bu mantık yatmaktadır.

Yine teknik itibarıyla yasanın bazı eksiklerine değinmek istiyorum. Kişiye özel düzenleme yapılamaz, hukuk bunu emrediyor. Ceza muhakemelerinde genel kaidedir bu ama, ne yazık ki, biz sürekli bu Parlamentoda kişiye özel kanunlar yapıyoruz, tıpkı işte bugün de gelen kanun gibi. Bu kanun da üç dört kişi için özel olarak getirilen bir yasa. Kişiler için çıkarıyoruz ondan sonra genelleştiriyoruz; hiç önemi yok, önemli olan başlangıçtaki düşüncemizdir. Biz bu yasayı genel ve objektif bir yasa olarak mı getiriyoruz, yoksa kişiye özel mi ve bu kanun bu anlamda da son derece sakattır.

Bir diğer eksiklik, genel yasayla özel yasa çelişebilir. 2937 Sayılı MİT Yasası özel bir yasadır. Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 250’nci maddesi genel bir yasadır. Eğer genel yasayla özel yasa çelişkisi varsa, burada özel yasa uygulanır; ama yasa koyucunun, genel yasayla özel yasa arasında bilerek, bilinçli olarak çelişki yaratma hakkı yoktur. Bu, görevin kötüye kullanılmasıdır. Biz yanlış yapıyoruz, bize verilen görev doğrultusunda hareket etmiyoruz. Bile bile genel yasayı aşabilmek için, genel yasadaki hükmü aşabilmek için özel bir yasa çıkarıyoruz.

Keza yine hukuk tekniği açısından söylüyorum. Yine, bu kanun teklifi, Adalet Komisyonunda arkadaşlarımız da dile getirdiler, gerçekten Türk Ceza Kanunu’nun 283’üncü maddesine aykırılık teşkil etmektedir. Türk Ceza Kanunu’nun 283’üncü maddesi der ki; başlamış olan bir soruşturmada soruşturmaya uğrayan kişileri korumaya çalışanlara şu kadar ceza verilir.

Şimdi arkadaşlar söylediler, size ceza vereceklerdi ama şimdi hepimize herhâlde ceza verecekler yani el kaldıran herkese kabul ettikleri için ceza verecekler. Ben şimdiden söyleyeyim, bu yasayı kabul etmiyorum.

Yine, değerli arkadaşlar, Anayasa’ya göre de yaptığınız bu şey Anayasa’yı ihlal suçudur. Anayasa’mıza göre de başlamış olan davalar nedeniyle Parlamentoda görüşme yapılamaz. Biz şimdi bu görüşmeleri, ne yazık ki, yapıyoruz.

Bir diğer önemli şey: Yine arkadaşlar belirttiler, kanun teklifiyle gerçekten Başbakana öyle bir özel yetki veriliyor ki -benim dilim varmıyor- hani bir çete kuracak demiyorum ama buna yol açabilecek bir düzenlemedir.

Siz sayın AKP’li milletvekili arkadaşlarım, Başbakanı iyi tanıyorsunuz “Böyle bir şey yapmaz.” diyebilirsiniz, “Biz kendisine güveniyoruz, o çete kurmaz, yanlış yapmaz.” diyebilirsiniz ama ölümlü bir dünyadayız, fani bir dünyadayız, yarın hepimiz öleceğiz. Allah gecinden versin, Başbakan ölür giderse yerine başka biri gelmeyecek mi? Bu ülke Başbakansız mı kalacak? Eğer böyle bir durum olduğu zaman yarın “Kurşun atan da, devlet adına, kurşun yiyen de bizim için kutsaldır.” diyen başbakanların eline geçerse ne olur? Bu yasayla neler yapılmaz? Gerçekten bu konuda da son derece mahzurludur. Bu anlamda da bu yasanın kabul edilmemesi, reddedilmesi gerektiği düşüncesindeyim.

Şimdi, değerli arkadaşlar, genelde şunu söylediler: İşte MİT-Emniyet çelişkisidir, bunun temel nedeni bu. İster MİT-Emniyet çelişkisi olsun, isterse AKP ile AKP’yi destekleyen gruplar arasındaki çelişkiden kaynaklansın, hiç önemli değil. Bu memlekette cumhuriyetin kuruluşundan beri bir statüko oluşturuldu. Bu statüko etrafında oluşturulan bir resmî devlet ideolojisi var. İşte bu statükoyu korumak, resmî devlet ideolojisini korumak için cumhuriyetin kuruluşundan itibaren bu ülkede sürekli özel yetkili mahkemeler var edildi; istiklal mahkemeleri cumhuriyetin hemen kuruluşunda, peşinden Yassıada mahkemeleri, arkasından sıkıyönetim mahkemeleri, keza devlet güvenlik mahkemeleri. Devlet güvenlik mahkemeleri, Avrupa Birliği süreci içerisinde “olmaz” denilince Avrupa ülkelerince, AKP tarafından isim değişikliğiyle bu sefer özel yetkili ağır ceza mahkemeleri hâline dönüştürüldü.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu mahkemeler bugüne kadar bu ülkeye ne katmışlardır, toplumun huzurunu, refahını sağlamaya yönelik bir katkıları olmuş mudur? Kim diyebilir? Demokrasimize faydası olmuştur diyen çıkabilir mi? Yargı bağımsızlığını sağlamıştır bu siyasi mahkemeler diyen olabilir mi? Bu mahkemeler siyasi mahkemelerdir ve bu mahkemelerin görevi de statükoya karşı çıkan, resmî devlet ideolojisine karşı çıkan herkesi yakasından tutup yargılamaktır.

Bakın geçmişe, ne yapmıştır istiklal mahkemeleri? Şeyh Said’in kellesini almıştır, Seyit Rıza’nın idam fermanını vermiştir. Yine bu mahkemeler Adnan Menderes ve arkadaşlarının idam fermanını yazmıştır. Keza Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam fermanını yazan bu mahkemelerdir. İşte bu mahkemelerin devamı olan özel görevli mahkemeler, yetkili mahkemeler, şimdi de milletvekillerimizi, bu Parlamentonun milletvekillerini yakalayıp tutukluyor, halk desteğine rağmen, halk iradesine rağmen onları cezaevinde tutma gibi bir yetkiye sahip olduğunu iddia ediyor.

Şimdi yapılması gereken işin kenarından dolaşma değil esasa gitmektir ve bu mahkemeleri kaldırmaktır. Gelin hep beraber Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 250’nci maddesini, 251’inci maddesini, 252’nci maddesini kaldıralım, bu iş bitsin, memleket rahata kavuşsun. Bunu yapmadığımız sürece de bu tür sıkıntılarla bu ülke sürekli karşı karşıya gelir.

Şimdi, bugün Sayın Hasip Kaplan ve arkadaşlarımızla birlikte Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısına bir dilekçe vermek üzere gittik. Orada KESK yöneticileri ifade ediyorlardı Cumhuriyet Savcılığında. KESK yöneticileri, bunlar memur değil mi? KESK’in en üst düzey yöneticileri ve hepsi memur. Kimseden ses çıkmıyor, Parlamentodan özellikle iktidar partisinden, belki haberiniz dahi olmamıştır. Peki bunlar yargılanıyor. “Bunları izne bağlayalım memurdur, bunlar da üst düzeyde görevlidir.” diyenimiz var mı? Hayır yok. Demiyoruz ama İstanbul’daki Başsavcı üst düzeydeki bürokratlar için bir karar veriyor, soruşturma açıyor, bir taraftan iktidar partisi, bir taraftan da -gerçekten niçin muhalefet ettiklerini anlayamadım- ana muhalefet partisi birlikte biri karşı çıkıyor, biri bu işi yapalım diyor, bir çalışma ve çaba içerisine giriyorlar. Nedir, mesele ne? Şimdi ana muhalefet partisi diyor ki: Siz ey MİT müsteşarı veyahut da MİT yetkilileri nasıl olur gidersiniz barış için, kardeşlik için gider Oslo’da, İmralı’da görüşmeler yaparsınız? Peki bu görüşmeleri yapmayalım ne yapalım? Ne yapsın? Bugüne kadar denenmiş yöntemlere devam mı edelim?

SIRRI SAKIK (Muş) - Öldürelim, öldürelim!

MURAT BOZLAK (Devamla) - Öldürelim mi?

SIRRI SAKIK (Muş) - Evet evet!

MURAT BOZLAK (Devamla) - Değerli arkadaşlar, şimdi dönüyoruz iktidar partisine. İktidar partisi de şunu düşünüyor, diyor ki: “Sen benim bürokratımı yargılayamazsın.” Şimdi anlayış bu: “Bürokratımı yargılayamaz.” Bir tarafta statükoya karşı çıkan, çıktığı için cezalandırılmasını isteyen, bir taraftan da “Benim adamım.” diye bir sahiplenme var. Biz bu tarzda bu ülkenin sorunlarını asla çözemeyiz.

Değerli arkadaşlar, şimdi bütün bu sorunların temelinde yatan Kürt sorunudur. Sayın Sırrı Sakık da benden önce yaptığı konuşmada dile getirmişti. Gerçekten biz 90’lı yılların yöntemleriyle bu meseleyi çözemeyiz. Barış konusunda adım atan insanları mahkemelerin kapısına çıkararak, yargılattırarak bu sorunu çözemeyiz. Bu, bu ülkenin temel sorunudur. Bu ülkede yaşayan insanların çocukları şu an için can veriyor. Onun içerisinde, can veren askerler içerisinde Kürt çocukları da var, Türk çocukları da var, Arap çocukları da var, Laz çocukları da var. Gerillada da can veren gençler bu ülkenin yurttaşları, onlar da Kürtlerin çocukları. Biz bu çatışma sürecini ne kadar daha çok devam ettireceğiz? Bu işi barışçıl yolla çözmeyi denemeyecek miyiz? Kendimize 90’lı yılların Başbakanlarını mı örnek alacağız, o hükûmetleri mi örnek alacağız? Nerede o hükûmetler? Eğer o hükûmetler doğru şeyler yapmış olsaydı bugün ayakta kalırlardı. Bakın, o dönemde şiddetten medet uman siyasi partinin esamesi okunmuyor, var mı adı? Koskoca Demokrat Partinin mirasını devralmışlardı. Sonra Adalet Partisi, DYP oldular ve o mantıktan dolayı da Kürt sorunu konusundaki çözümsüzlükleri nedeniyle de bitirdiler. Bu halk size bir görev verdi AKP olarak. Sanmayın ki siz her gün Diyarbakır’dan Kandil’e uçakları kaldırasınız diye bu halk size oy vermedi. Özellikle Diyarbakırlı milletvekili arkadaşlarıma söylüyorum, gidin, Diyarbakır’da sorun “Biz her gün buradan Kandil’e uçak kaldırsa idik, bunu size söyleseydik, kaldıracağız deseydik bize oy verir miydiniz?” diye sorun, kimse kabul etmeyecektir.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ne demişler orada, Diyarbakır’da oy isterken?

MURAT BOZLAK (Devamla) – Barışı savundular… Barışı savundular, kardeşliği savundular ve bu doğru bir savunmadır, olması gereken de budur. Sevgili AKP’li arkadaşlar, özellikle şunu söylüyorum: Şiddet çözüm değil, Kürt meselesini şiddetle çözemezsiniz.

Buraya daha önce Avrupa’da yıllarca kalmış, otuz sene, kırk sene önce kalmış bir Kürt siyasetçisini özellikle Hükûmet özel bir çabayla getirdi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda dinletti ve şunu konuşturdu, şunu söylettirdi: “PKK bir devlet organizasyonudur. PKK’yi MİT kurdurmuştur.” Arkasından da şimdi deniyor ki: “KCK’nin içerisinde bin tane MİT mensubu var.”

Ya, insaf! Bunların hepsi bizim arkadaşlarımız, 5 tanesi milletvekili arkadaşımız, diğerleri belediye başkanlarımız, il başkanlarımız, il genel meclis üyelerimiz, belediye meclis üyelerimiz ve partimizin üst düzey yöneticileri. Şimdi, bin kişi MİT elemanı burada ise lütfen çıkarın bunu, açığa çıkarın biz de bilelim kimdir bunlar. Bunlarla beraber biz yürüyoruz, çalışıyoruz, biz diyoruz ki, bunlar bizim arkadaşlarımızdır, bu bir karalama kampanyasıdır ama bu karalama kampanyasına Kürt halkı asla inanmaz, bir puan kazandırmaz size.

Şimdi, şunu son olarak söylüyorum: Şu an AKP olarak siz gerçek anlamda bir iktidar gücüsünüz, 1930’ların devlet yöneten CHP’si konumundasınız. CHP’nin yaptığı yanlışlığı siz yapmayın bu ülkeye ve doğru olanı seçin. Doğru olanı seçin, barışın yolunu açın. Arkadaşlarımızın da dediği gibi, bu işi bürokratlar üzerinden götürmeyelim, Meclis bizzat el koysun, bu konuda duyarlı olan akil insanları da yanımıza alalım ve bu problemi, bu akan kardeş kanını hep birlikte, el ele verelim durduralım. Bu Meclise düşen tarihî görev budur.

Bu düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bozlak.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Oktay Vural.

Buyurunuz Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, yüce heyeti ve değerli milletvekillerini, Sayın Başkan sizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında bugün görüştüğümüz konu, gerçekten önergeyi verenin ismiyle Özel, hedefiyle özel, özel bir amaçla verilmiş bir kanun teklifini Anayasa’ya aykırı bir şekilde görüşüyoruz. Bunun hangi amaçla, kimin için verildiğini, hangi hukuk dışı eylemleri kamufle etmek amacıyla verildiğini bütün milletimiz açıkça biliyor.

Bu bakımdan, Sayın Başbakana verilen... Ki burada Sayın Başbakana geçirdiği ameliyattan dolayı yine, Cenabıhak’tan şifalar diliyorum, gerçekten. Ama biraz önce Özcan Yeniçeri’nin okuduğu Sultan Süleyman, Kanuni Sultan Süleyman’ın bir lafı var “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi.” diyor.

Aslında bugün tartıştığımız konu, devlet dediğimiz, halk için muteber bir nesne olması gereken devletin, muteber dışına çıkartıldığı bir süreci yaşıyoruz. Gerçekten, bugün bu tartışma, bir bakıma bir turnusol kağıdı. Bu tartışmayı, bu kanun teklifini getiren süreçler, bu kanun teklifiyle hedeflenen amaçlar, yapılmak istenler, aslında doğrudan doğruya halk için muteber bir devletin olmadığını ortaya koyan ve bugün, hep beraber, birlikte bu Mecliste namusumuz ve şerefimiz üzerine yemin ettiğimiz değerleri nasıl yozlaştırdığını, yok saydığını göstermesi bakımından son derece önemlidir.

O bakımdan, söylenen sözler, yapılanlar bir silsile içerisinde takip edilmeli ve bu noktada gerçekten son derece önemli gördüğüm, henüz daha bugün, değerli arkadaşlarım, bugün, AKP Grubu adına ve Hükûmet adına işkenceyle ilgili, hukuk dışı eylemlerle ilgili verilmiş bir araştırma önergesine verilen cevaplar ve bugün, sizlerin vicdanlarınızla değerlendirmeyi umduğum kanun teklifinin amaçlarını dikkate aldığımız zaman ne kadar büyük çelişkiler içerisinde olunduğunu gösterir.

Bakınız, AKP adına konuşan Değerli Milletvekili Sayın Mehmet Naci Bostancı diyor ki: “Eğer bir ülkede siyasi otorite kendinden menkul bir meşruiyet iddiasıyla hüküm ferman oluyor ise orada eziyet, işkence vardır. Bürokratik vesayetin olduğu bir yerde halkın rızası, yapılıp edilenlerin şeffaf bir şekilde ortaya konulması, kamu otoritesi ile halk arasındaki ilişkiler açık, anlaşılır ve şeffaf bir şekilde olmaz.” Değerli arkadaşlar, aslında, bugün, bürokratik vesayetin odağında nasıl bir kanun teklifi geçirildiğini ve AKP adına konuşan bürokratik vesayetten bahsedenlerin bugün, nasıl Türkiye’yi bir bürokratik vesayete, hukuk dışılığa, ferman devletine götürdüğünün örneğini burada gayet rahatlıkla görüyoruz. “Sen kimsin, kimliğini göster, neyi temsil ediyorsun, niçin böyle bir muamele yapıyorsun?” diye artık söz hakkı olmayacak.

Bakın, AKP adına konuşan Sayın Suat Kılıç diyor ki: “Kuşkusuz, önemli olan şudur, mühim olan, bazı kamu görevlilerinin kanundan aldıkları devlet yetkisini kullanırken hukuk dışına çıkmaları hâlinde idare -yani siz ey Bakanlar Kurulu- bu insan hakkı ihlalleri işkence ya da kötü muamele örneklerini himaye mi etmektedir, hukukun önüne mi çıkartmaktadır?”

Şimdi, işte, bugün Suat Kılıç diyor ki: “Eğer hukuk ihlalleri varsa, bunlar hukukun önüne çıkartılmıyorsa işkence, eziyet vardır.” İşte, bugün geldiğimiz bu noktada, aslında idare eğer bunları yargı önüne çıkartıyorsa, hâkim huzuruna getiriyorsa, hukuka teslim ediyorsa, hesabını soruyorsa ortada bilinçli, istikrarlı bir iyi niyet ve hukuki duruş var demektir. O zaman, çıkartmadığınıza göre, iyi niyetli bir duruşunuzun, istikrarlı bir duruşunuzun olmadığını kendi ifadelerinizle burada ortaya koyuyorsunuz.

Cenabıhak kimseyi kendi sözleriyle imtihan etmesin. Biraz önce Hükûmet adına konuşanlar, AKP Grubu adına konuşanlar, bürokratik vesayetten bahsedenler, hukuka bağlı olmaktan bahsedenler, hukuk ihlallerinin yargı önüne çıkartılmasından bahsedenler, bugün hukuk ihlallerini yargının gündeminden kaçırtmak istemektedir.

Aslında fazla söze gerek yok. Dolayısıyla, sizlerin ifadelerinizin, “hukuk devleti”, “ileri demokrasi” ifadelerinin, “Darbeye karşıyız.” ifadelerinizin aslında içi boş bir ifade olduğunu gösteriyor.

Şimdi, bir olayı konuşuyoruz. Aslında böyle bir olayı konuştuğumuz zaman hangi süreçler bizi buraya getirdi, bunları tahlil etmemiz lazım.

Değerli milletvekilleri, burada biz muhalefet partisi olarak konuşuyoruz ama, hepimiz bu millete sorumluyuz. Hepimizin şu Anayasa çerçevesinde görev yapmamız lazım. Hepimiz hukukun üstünlüğüne namus ve şeref sözü verdik.

Dolayısıyla, ben, burada görüşmeleri ve konuşmalarımızı, vereceğiniz kararlarınızı, öncelikle sizin Türk milletinin vicdanının tecelli ettiği bir yerde milletvekillerinin vicdanına tevdi ediyorum. Bugün bu vicdan muhasebesini yapmak, sorumlusu olduğumuz, kendilerine karşı sorumlu olduğumuz milletimize ve bu devletimize karşı görevimizdir.

O bakımdan, buradaki değerlendirmeleri bir iktidar-muhalefet değerlendirmesi şeklinde ele alıp bu çerçevede değerlendirmenin milletvekili sıfatıyla tam manasıyla bağdaşmayacağını ifade etmek istiyorum.

Bakın, burada konuştuğumuz bu konuya gelen süreçleri iyi tahlil edelim.

Değerli arkadaşlarım, bu sürece getiren, bu noktalara getiren süreçler aslında “Türkiye’de terörle mücadelede bugüne kadar uygulanan tedbirler başarılı olmadı, siyasal bir çözüm bulmamız gerekir.” diyen birtakım kılavuzların, iç ve dış kılavuzların ekseninde Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve milletinin yeniden tanımlanmasına kadar götürebilecek bir teşhisten sonra bunlar gelmiştir ve böyle bir siyasal çözüm arayışı netice itibarıyla, bölücü terör örgütünün talepleri doğrultusunda adım atılmasına, terör örgütüyle ilişki içerisine girilmesine, terör örgütünün muhatap alınmasına ve terör örgütünün istekleri doğrultusunda açılım politikalarının getirilmesine kadar bir süreç geldi.

Bakın, bu konularla ilgili geldiğimiz zaman, müzakereler yapılması konusunda ifadelerde bulunduğumuz zaman bunları reddettiniz ama sonra ortaya çıktı ki, müzakereler yapılıyor ama siz milletin huzurunda reddettiniz. Müzakereler yapıldıktan sonra “Devlet görüşür, hükûmet görüşmez.” dediniz, Genelkurmay Başkanı “Oslo görüşmelerinden bizim hiçbir haberimiz olmadı.” dedi, bunun devlet katında bir görüşme olmadığı ortaya çıktı. Ahmet Davutoğlu “Bu bir siyasi talimatla olmuştur.” diyerek adresin Hükûmet olduğunu ortaya koydu. Körle yatan şaşı kalkar. Hatta bazı kılavuzlarınız şunu söyledi: “Şeytanla bile görüşürüz.” Şeytanla bile görüşenler, sonuçta, Türkiye Cumhuriyeti devletinin, birtakım kesimlerin resmî ideoloji olarak dediği ama bu devletin ve milletin temel dayandığı hususları, kimliğini, bütünlüğünü göz ardı eden ilişkilere girdi.

İşte, aslında bugün görüştüğümüz konunun perde arkasında bu yanlış teşhis vardı ve böyle bir yanlış teşhis sonucunda böyle bir müzakere süreci oldu; reddettiniz. Kayıtları çıktı; “Efendim, bunlar başkalarının uydurmasıdır.” diye söylediniz. Karda yürürken izinizin belli olmayacağını gösterdiniz ve bütün bunlarla birlikte şeytanla bile yapılan görüşmeler sonucunda, şeytanla yapılan görüşmenin protokolleri yansımaya başladı. “Protokoller var.” dendi. Sayın Başbakan dedi ki: “Hayır, yok böyle protokoller.”

Şimdi görüyoruz, bakıyoruz ki, KCK soruşturması çerçevesinde ortada protokoller var. Hakem devletler var ve bütün bu süreçler aslında değerli arkadaşlarım, birer iddiayla, iddialar bunlar. Bu iddiaların doğru olup olmadığını kim tayin edecek?

Şimdi, böyle bir süreç içerisinde değerli arkadaşlarım, MİT ile, daha doğrusu “Başbakanın özel temsilcisi sıfatıyla götürülen heyette…” Türkiyeliliğin’nin Anayasa’ya sokulması, ikinci dil olarak Kürtçenin Anayasa’ya girmesi, “Demokratik Çözüm İlkeleri Taslağı” adı altında üç tane protokolün kabulü, Öcalan’a ev hapsi, ondan sonra af getirilmesi, KCK tutuklularının serbest bırakılması gibi birçok iddialar var. Bu iddialar doğru mu, değil mi?

Değerli arkadaşlarım, böyle birtakım iddialar, hukuk dışı, Anayasa dışı birtakım iddiaların doğru olup olmadığına ilişkin sorgulaması gereken kimdir? Şimdi, Sayın Bakan buradan söylüyor: “Suç yok, vazife vardır.” Devletin görevi, bu milletin birliğini ve bütünlüğünü bir terör örgütüyle müzakere etmek midir?

Bakın “Devletin temel amaç ve görevleri şunlardır.” deniliyor 5’inci maddede. “Türk milletinin bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini korumak.” diyor. Şimdi, böyle bir süreç içerisinde siz kalkıp da “Suç yok, vazife var.” demek suretiyle hukuk dışı, Anayasa dışı birtakım eylemleri meşru gösterirseniz, o zaman, devletin kendisi, dibine dinamit koyuyor demektir. Bu bakımdan, bu ilişkiler çerçevesinde iddia edilen hususlar vahimdir. Diyarbakır’da sırtında bomba yüklü olarak emniyete giren, girmek isteyen birisinin kamu görevlisi olduğu söyleniyor. Belediye otobüsüne molotofkokteyli atan KCK üyesiyle ilgili iddialar var.

Şimdi, bütün bunlarla ilgili bakıldığı zaman, bu vahim iddiaları doğrudan doğruya devletin üzerinde bir suçmuş gibi kabul etmeniz, aslında, devleti yok saymanız demektir. Bu yönüyle bakıldığı zaman, PKK’yı devletin kurduğuna, devletin birtakım birimleriyle ilişki içerisinde olduğuna dair bu kürsüde birtakım ifadelerde bulunanların, aslında, meğer, KCK’yla ve PKK’yla ilişki içerisinde olduklarının üstünü örtmek için bunları yaptıkları gayet açık ve net ortaya çıkmıştır.

İşte, bugün geldiğimiz bu noktada, demokratik özerklik statüsünün sağlanması… Değerli milletvekilleri, bunlar yenilir yutulur iddialar değil. Allah için, eğer siyasi irade “Ben bunların arkasındayım.” diyorsa, çıksın, yüreklice desin ki: “Evet, ben özerkliği, özerk Kürdistan’ın kurulmasını, Kürtçenin resmî dil olmasını ben istedim. Bu benim siyasal düşüncemdir.” desin. Devleti bu işe niye müdahil ettiriyorsunuz? Devlet görevlileri üzerinden niye siyaset oluşturuyorsunuz?

O bakımdan, bugün geldiğimiz bu noktada, devletimizin temel vasıflarına aykırı bir şekilde, bir terör örgütüyle müzakereler yapıldığı iddiası, hukuk dışı müzakereler yapıldığı, bununla yetinmeyip bir terör örgütünün yönetilmesi, kurulması gibi birtakım ilişkilere girildiğine ilişkin bir kanaat var. Eğer siz bu kanunla bunun üstünü örterseniz devlet töhmet altında kalacaktır. O bakımdan, bugün bizim korumamız gereken değer devletin hukuk dışı birtakım iş ve eylemlere giremeyeceğine ilişkin, halk nezdinde muteber bir devlet olduğuna ilişkin kanaati güçlendirmektir. Bu yaptığınız, devlet yönetimi açısından da, bu devletin temelleri ve Anayasa açısından da sorgulanması ve soruşturulması gereken hususlardır.

Bunun dışında “Türkiye’de -birçok ifadelerde bulundunuz- darbe planları var. Şunlar var, soruşturulmalı. Herkes hesap vermeli.” dediniz, e, biz de diyoruz. Planlar hazırlanmışsa, PKK’yla beraber, birlikte bu milletin birlik ve bütünlüğüne bir plan hazırlanmışsa -var mı, yok mudur- kim varsa hesabını çıksın versin. Niye kaçıyoruz bundan? Kimi kaçırıyorsunuz? O bakımdan, bugün geldiğimiz bu noktada birtakım üst düzey kamu görevlilerinin hesap vermesini “ileri demokrasi” adı altında meşru görenler, bugün geldiğimiz bu noktada, maalesef, kendi kamu görevlilerine verdiği talimatlar doğrultusunda görev yapanları hukuktan kaçırıyor. Nerede kaldı hukukun üstünlüğü, nerede kaldı değerli arkadaşlarım? Bir hukuk yaptık. Diyor ki MİT Yasası: “Anayasa’daki devletin bütünlüğünü, ülke bütünlüğünü korumakla görevlidir, bunun dışında görev verilemez.”; MİT Kanunu’nun 4’üncü maddesi. Bunun dışında görev verilemez ise, yapılan görev de bu görev çerçevesindeyse, bu durum da Hükûmet bu görev dışında kamu görevlilerine talimat vermiş olduğuna ilişkin bir delildir. Burada illiyet bağı kurulmuş oluyor. Eğer siz gerçekten Türkiye'nin bütünlüğüne yönelik bir talimat vermemişseniz, böyle bir hukuk arayışı içerisinde değilseniz bu koruma ve kollama niye? Zaten 26’ncı maddede “Görevi sırasında yapılan işlerden dolayı Başbakanın iznine tabidir.” diyor. O zaman, siz, demek ki devletin birtakım görevlilerine siyasi görev vermişsiniz. Bu siyasi görev çerçevesinde Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünü hakem devlet eşliğinde değerli arkadaşlarım, hakem devlet eşliğinde bunların müzakeresini yapmışsınız, protokoller hazırlanmış ve PKK yerine de KCK gibi bir paralel devlet yapılanmasının önünü açmışsınız. 2005’te kurulmuş, 2009’a kadar önünü açmışsınız. Ki, Öcalan’ın “üçüncü aşama” dediği husus da: “Demokratikleşmenin yasal adımları atıldıkça tekrar silahlara başvurmanın zemini kalmayacaktır. PKK da KCK faaliyetlerinin yasallık kazanmasıyla siyasallaşacaktır.” İşte bu girdiğiniz denklem, PKK’yı siyasallaştırma denklemiydi. Siyasal bir çözüm bulmak için KCK’nın planlamasına izin verdiniz, paralel devlet uygulaması yaptınız ama büyük Türk milleti bu oyunun farkına vardı. Milliyetçi Hareket Partisi bu politikaları deşifre etti. Eğer gerçekten bu politikalarla ilgili verdiğiniz talimatlar doğrultusunda adım attırma konusunda bir fırsat bulsaydınız, biliniz ki bu protokolleri Meclise getirecektiniz. Ama biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu oyunu gördük, bunu deşifre ettik. Deşifre ettiğimiz zaman AKP’ye oy veren vatandaşlarımızın kahir ekseriyetinin reddettiği bu pis ve kirli pazarlık karşısında tepki kondu, tepki konunca U dönüşü yapmak zorunda kaldınız. İşte, işin özü odur.

O zaman, Hükûmet, burada şunları açıklamalıdır: Eğer Bekir Bozdağ “Vazife vardır.” diyorsa bu vazifeyi hangi tarihte, hangi amaçla, hangi çerçevede, kime verdiğinizi çıkın açıklayın yüreklice. Bakın, burada size açık bir teklifte de bulunuyorum: Eğer bu görüşmelerin yapılması konusunda Hükûmetin talimatı var ise, ki siz bu eylemle var olduğunu söylüyorsunuz, gelin kapalı oturum yapalım, öğrenelim bunu. Ne amaçla bu görevlileri oraya gönderdiniz, bu insanlara talimat veren kim, hangi amaçla vermiş, bunları gelin kapalı oturumda açıklayın. Böyle muğlak kanunların arkasına saklanmaya gerek yok, yüreklice çıkın söyleyin: “Biz talimat verdik, kamu görevlilerine biz talimat verdik.” (MHP sıralarından alkışlar) Niye onları ateşe atıyorsunuz? Tehdit mi ediyorlar? “Yargının karşısına gidersek kimden talimat aldığımızı söyleriz.” herhâlde diyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi bağlayınız Sayın Vural.

OKTAY VURAL (Devamla) – Teşekkür ederim.

Dolayısıyla bugünkü kanun aslında devletimizin ve milletimizin önünde kurulan tuzakları gösteren bir süreç. Hukukun üstünlüğü, hukuk devleti, devletin hukuka bağımlı olması gibi yüksek değerlere sahip bir Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu göstermenin zamanıdır. Gelin hep beraber, birlikte -hukukun üstünlüğüne yemin ettik, hukuk devletine yemin ettik- bürokratik oligarşiye “hayır” diyelim. Devletin ve kamu görevlisinin gücünü alıp bize tuzak kurmak isteyenlere karşı siyasi partilerin izlenmesine, dinlenmesine karşı, gelin hep beraber birlikte hukuku savunalım. O bakımdan bugün sizlerin vicdanlarına sesleniyorum, bu kanun teklifine “hayır” demenizi istirham ediyorum. Ayrıca da Hükûmetten ve AKP Grubundan bu kanun teklifini ivedilikle çekmesini de Milliyetçi Hareket Partisi olarak istiyorum.

Hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

AK PARTİ Grubu adına Isparta Milletvekili Recep Özel.

Buyurun Sayın Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 164 sıra sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Millî İstihbarat Teşkilatı 6 Temmuz 1965 tarih ve 644 sayılı Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu’yla Başbakanlığa bağlı olarak kurulmuştur. On sekiz yılı aşkın bir süre yürürlükte kalan bu Yasa, uygulamada ortaya çıkan aksaklıkların giderilmesi ve hızla gelişen, değişen dünya koşullarına uygun hâle getirilebilmesi amacıyla yürütülen çalışmalar sonucunda yerini 1 Ocak 1984 tarihinden itibaren 2937 sayılı ve hâlen yürürlükte olan Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu’na bırakmıştır. 2937 sayılı Yasa’da Teşkilatın kuruluşu ve ana görevleri genel hatlarıyla belirtilmiş, iç örgütlenmeyle ilgili diğer hususlar Başbakanın onaylayacağı gizli yönetmeliklere bırakılmak suretiyle hem gizlilik sağlanmış hem de değişen koşullarda hızlı hareket edebilme olanağına kavuşulmuştur. 2937 sayılı Yasa’yı 644 sayılı Yasa’dan ayıran bir diğer özellik de, Teşkilatın 2937 sayılı Yasa’yla doğrudan Başbakana bağlanmasıdır. Anayasa gereğince Hükûmetin genel siyasetinin yürütülmesinden Bakanlar Kuruluyla birlikte Başbakanın sorumlu olduğu göz önünde tutularak MİT doğrudan Başbakana bağlanmıştır.

Millî İstihbarat Teşkilatı Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına ve güvenliğine, anayasal düzenine ve millî gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında millî güvenlik istihbaratını devlet çapında oluşturmak ve oluşturulan bu istihbaratı Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ile gerekli kuruluşlara ulaştırmaktır.

MİT, devletin millî güvenlik siyasetiyle ilgili planların hazırlanması ve yürütülmesinde Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ile ilgili bakanlıkların istihbarat istek ve ihtiyaçlarını karşılamak, ülkemize yönelik olarak yürütülen istihbarat faaliyetlerine karşı koymakla görevlidir. Millî İstihbarat Teşkilatına bu görevler dışında görev verilemez ve bu teşkilat devletin güvenliği ile ilgili istihbarat hizmetlerinden başka hizmet istikametlerine yöneltilemez.

MİT Kanunu’nun 7’nci maddesi “MİT Müsteşarı MİT Kanunu’nda belirtilen görevlerinin yerine getirilmesinden Başbakana karşı sorumlu olup, Başbakanın dışında herhangi bir kişi veya makama karşı sorumlu tutulamaz.” hükmünü içermektedir.

Adalet Komisyonunda kabul edilen ve şu anda da yüce Meclisin gündemine getirerek görüşmelerine başladığımız bu yasa teklifiyle neyi amaçlıyoruz, kısaca bunları da ifade etmek istiyorum.

Aslında, böyle bir yasal düzenlemeye ihtiyaç bulunmamaktadır fakat gelişen olaylar ve uygulamadaki yanlış yorum ve uygulamalar neticesinde böyle bir düzenlemeyi Meclis gündemine getirmek ve uygulamadaki yanlış yorum ve uygulamaların önüne geçmek amaçlanmıştır.

MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesinde, MİT mensuplarının hakkındaki cezai takibata Başbakanın izin verme durumu bulunmaktadır. Bu yeni bir durum değildir.

MİT Kanunu’nun 2’nci maddesinin “Tanımlar” başlığı altındaki bölümde, MİT personeli ile MİT mensubu ayrımı bulunmaktadır. “MİT personeli” denildiği zaman MİT kadrosuna dâhil olan memurları, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde MİT’te görevlendirilenleri, MİT’te çalıştırılan sözleşmeli personeli ifade etmektedir. “MİT mensubu” denilince ise de “Bu kanun veya bu kanuna göre çıkarılmış yönetmeliklerle belirlenen ve bu kanunda verilmiş olan görevleri yerine getirmekle görevli MİT personeli ve diğer görevliler.” ibaresi bulunmaktadır. Bu “diğer görevliler” ibaresiyle kastedilen MİT’in görev ve faaliyetleriyle ilgili olarak görevlendirilen kişileri de kapsamaktadır.

MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesinde, diğer kanunlarda ve düzenlemelerde bulunmayan “görevin niteliğinden doğan” ibaresi de bulunmaktadır.

Soruşturma makamı, bahsetmiş olduğum MİT mensubu ve görev tanımını çok dar yorumlayarak izin alması gereken bir soruşturmada izin almamış, yasa koyucunun gerçek iradesine aykırı hareket etmiştir. Bu nedenle de bu yasa teklifini hazırlamak ve bu yorum ve uygulama yanlışlıklarına bir son vermek gerekmiştir.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Yani bunu bir tek sen mi gördün?

RECEP ÖZEL (Devamla) - Konu hukukidir, güvenlikle ilgilidir. Şu anda mevcut, meri, yürürlükte bulunan MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesine göre, sadece müsteşar değil, MİT mensuplarının tamamı için görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia edilen suçlardan dolayı soruşturma açılması zaten Başbakanın iznine bağlıdır. Buna, yasanın çıktığı 1983 yılından beri yaklaşık otuz yıldır kimse itiraz etmedi, kimse hukuka aykırı bulmadı. Şimdi “Başbakanın izni” denince hep bir ağızdan “Bu da nereden çıktı, nasıl bir yetki bu?” gibi, hukuk mantığına sığmayan ve bu zamana kadar ki uygulamaları görmezden gelen, acımasızca, insafsızca eleştiriler yöneltilmektedir. Bu yetki zaten vardı.

Türkiye’de ayrıca 4483 sayılı memur ve diğer kamu görevlilerinin yargılanması hakkında bir kanun da bulunmaktadır. Bu Kanun 1999 yılında Anasol-M Hükûmeti döneminde çıkmıştır ve hâlen yürürlüktedir.

Bir ilçedeki tapu memuru hakkında görevi sebebiyle işlediği iddia edilen suçla ilgili soruşturma açılması kaymakamın iznine bağlıdır. Bu Kanun’a göre, bakanlıkların yüksek bürokratları hakkında savcıların soruşturma açması ilgili bakanın iznine bağlıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4483 sayılı Yasa’nın 3’üncü maddesine göre, Bakanlar Kurulu kararıyla ve üçlü kararnameyle atanan MİT Müsteşarı, Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ve diğer kamu görevlileri hakkında soruşturma açılması Başbakanın iznine bağlıdır. Rahmetli Ecevit bu yetkiyle Başbakanlık yaptı. Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da bu yetkiyle 2009 yılına kadar… 4483 sayılı Yasa’da bu yetki zaten mevcuttu ve kimse de şikâyetçi olmadı.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Veysi Kaynak da böyle konuştu ama bir daha seçilemedi.

RECEP ÖZEL (Devamla) - 2009 yılında Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan değişiklikle özel yetkili savcılara mutlak soruşturma açma yetkisi verilmiş, dolayısıyla 4483 sayılı Yasa’daki izin müessesesi, 3’üncü maddenin (e) fıkrasındaki üst düzey bürokratlar için sınırlandırılmış fakat MİT mensupları için MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesinde herhangi bir değişiklik yapılmamış, MİT mensupları için her türlü soruşturma ve izin müessesesi işlemeye devam etmiştir. Yargının, yürütme organının terörle mücadele politikasını ve tercihlerini sorgulaması demokratik hukuk devletinde ve güçler ayrılığı ilkesini benimsemiş ülkelerde mümkün değildir.

Konuştuğumuz bu konu çok hassas bir konudur. Birçok eylemin önlenmesi istihbarat çalışmaları sayesinde oluyor.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Bütün bunları senden başka düşünen olmadı mı?

RECEP ÖZEL (Devamla) – İstihbarat toplama görevi çok önemli ve çok hassas bir görevdir. Bu itibarla, canları pahasına bu görevi yapan insanları örgütle iş birliği yapıyor diye suçlamak çok büyük zararlar verir.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Biz suçlamıyoruz.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Deşifre oldukları hayatlarıyla ödemeleri gereken bir bedel de ortaya çıkıyor maalesef.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Kim suçluyor?

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Genelkurmay Başkanını suçlarken iyiydi.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bu bakımdan çok dikkatli olunması gereken bir konudur.

ALİ ÖZ (Mersin) – Genelkurmay Başkanını suçlarken neredeydin?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Terörle mücadelede istihbarat toplama görevine zarar verilmemesi de gerekiyor. Bu insanlar büyük fedakârlıklarla ülkemiz ve vatanımız için çalışıyorlar.

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Yeni mi uyandın?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri; mevcut olan ve getirilen bu düzenlemeyle uygulayıcıların yanlış uygulamasının önüne geçmek… Yorum yanlışlıklarını düzelten bu düzenleme, ceza soruşturmasına başlamadan önce ceza muhakemesinin ve soruşturmasının ön şartı olarak getirilen izin müessesesi hukuk sistemimize yeni girmiş bir müessese değildir.

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Üç senedir aklınız neredeydi?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Özel kanunda yazılı olan kişiler, avukatlar, noterler ile tüm kamu personeli görevleri ile ilgili işledikleri iddia edilen suçları soruşturmasıyla ilgili kişiler, işlemler her birinde izin müessesi zaten bulunmaktadır.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Bu metni kim hazırladı size?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Her izin durumlarında olduğu gibi bu düzenlemedeki izin müessesesi de yargı denetimine tabii ki de açıktır.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Okumadan anlat, okumadan.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Tamamen yargı denetiminden çıkartılarak bir koruma, bir dokunulmazlık zırhı giydirilen bir durum değildir. Başbakanın yapacağı izin işlemi idari bir işlemdir ve Anayasa’yla yasalarımıza…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Televizyonlar açık, açık. İzliyor insanlar ona göre konuş.

RECEP ÖZEL (Devamla) – …göre de her idari işlem gibi bu da idari yargı denetimine tabidir, açıktır. Başbakan izin verir veya vermez…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Komisyonda değilsin bak Genel Kuruldasın.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Kim denetliyor?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Her iki hâlde de idari yargı denetimine açıktır.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – TRT veriyor daha.

RECEP ÖZEL (Devamla) – İzin vermediği takdirde soruşturmayı yapan makam, izin verdiği takdirde ise ilgili kişi bu idari işlemi idari yargıya götürecek, itiraz etme hakkı her zaman için bulunmaktadır.

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) - Öyle bakanı göstersene bana!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yok, yok…

RECEP ÖZEL (Devamla) - Bu nedenle, “Hukuki denetim yok.” iddiası, görüldüğü gibi, temeli olmayan, gerçeği yansıtmayan da bir iddiadır. Bir kez daha burada vurguluyorum. Hâlen mevcut olan ve şimdi de daha açıklığa kavuşturduğumuz düzenlemede hukuki denetim yolu sonuna kadar açık bulunmaktadır.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Genelkurmay Başkanı hakkında niye açıklığa kavuşturmuyorsunuz?

RECEP ÖZEL (Devamla) - Kimseye hukuki bir zırh, yargıdan kaçırılma gibi bir düzenleme burada kesinlikle de getirilmemektedir.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Başbakanın iki dudağı arasında…

RECEP ÖZEL (Devamla) - Özel yetkili mahkemelerin ve özel yetkili savcıların görevlerine giren suçlarla ilgili olarak ilk defa burada bir izin müessesesi getiriyor da değiliz. Örnek olarak, mevcut Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci ve 306’ncı maddesinde bu özel yetkili mahkemelerin ve özel yetkili savcıların görev alanına giren suçlarla ilgili soruşturmayı başlatabilmeleri için Adalet Bakanının izni de gerekiyor.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Türklüğe hakareti de serbest bıraktınız.

RECEP ÖZEL (Devamla) - Normal bir vatandaş bu maddelerle ilgili bir suç işlediği zaman onunla ilgili Adalet Bakanı yetkili olacak. Ağır ceza yetkisiyle görevlendirilmiş olan savcılar “Bunda izin müessesesi çalıştıracağız ama birtakım görevleri yapması gereken, görevleri icabı korunması gereken kişileri bir izin müessesesine dâhil etmeyeceğiz…” Bunu anlamak, bunu sizin değerlendirdiğiniz şekilde kabul etmek mümkün değildir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Devletin içinde çete yönetmektir yahu!

RECEP ÖZEL (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu teklifte en fazla eleştirilen konu olan “Başbakan tarafından özel olarak görevlendirilen.” ibaresi ucu açık bir görevlendirme de aslında değildir. Bu kanun yani MİT Kanunu kapsamındaki görevler dolayısıyla görevlendirilen kişileri ilgilendirmektedir. Fakat yanlış anlaşılmaların ve tartışmaların önüne geçmek için değişiklik önergesiyle “Belli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenler.” ibaresi getirilerek artık tartışmaları da bir sona erdiriyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunu da yapamazsın! Bunu da yapamazsın!

RECEP ÖZEL (Devamla) - Yürütme organı bir yanlış yaptığında bunu düzeltir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kanunlar görev verir.

RECEP ÖZEL (Devamla) - “Yargı her zaman için doğruyu yapar.” gibi yaklaşımlar sergilemek… En azından içinde bulunduğumuz siyaset kurumuna, yasama organına bir haksızlık yapmaktayız. Bu ülkede her platformda hesap veren hep siyasetçilerdir. Bu ülkede bu anlamda bizi eleştirenler, Sayın Başbakana en az yargı mensuplarına güvendikleri kadar güvensinler hiçbir zaman bu ülkenin Başbakanı suç örgütlerine en ufak bir taviz vermez. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Bu düzenleme kamuoyuna muhalefet tarafından, kişiye özel ve adrese teslim bir düzenlemedir iddiaları da doğru değildir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Çeteleri açıklayın, çeteleri… Görev verdiğiniz çeteleri açıklayın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bir dinleyin arkadaşlar.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Sayın Başkanım, buna müdahale edecek misiniz ben mi edeyim?

BAŞKAN – Devam ediniz Sayın Özel, buyurunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi faili meçhullerin arkasında kim var, onları açıklayın.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Burası hukuk devleti.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen sakin dinleyiniz.

Buyurunuz Sayın Özel, devam ediniz.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bu düzenleme kamuoyuna muhalefet tarafından kişiye özel ve adrese teslim bir düzenlemedir iddiaları da doğru değildir. Zira bir düzenlemenin kişiye özel olabilmesi için bir defaya mahsus ve sadece o kişiye uygulanıp daha sonra uygulama imkânının kalmaması gerekir. Oysaki bu düzenleme MİT Kanunu kapsamında, MİT mensubu olan tüm ilgililer hakkında bundan önce yapılmış soruşturma, kovuşturma ile bundan sonraki tüm soruşturma ve kovuşturmalarda uygulanacaktır. Bu da düzenlemenin kişiye özel ve adrese teslim düzenleme olmadığını da göstermektedir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz de inandık!

RECEP ÖZEL (Devamla) – Burada Türk Ceza Kanunu’nda ve ceza muhakemeleri kanunlarında pek çok değişiklikler yapıldı. Yakın zamanda Çek Kanunu’nda hapis cezasını kaldıran düzenleme bu Mecliste kısa bir süre önce kabul edildi ve yasalaştı. Tüm bu düzenlemeler yapılırken devam etmekte olan on binlerce, yüz binlerce dava bulunmakta idi. Hiç kimse çıkıp siz bu davalara müdahale ediyorsunuz, yargı sürecine müdahale ediyorsunuz demedi. Tabii ki ceza mevzuatlarında yapılan her türlü değişikliğin öngörülen veya öngörülemeyen davalara etkisi olacaktır. Bu olmasın demek, yasamanın görevini yapmasın demekle eş anlamlıdır. Tabii ki yasama kendi iradesini de ortaya koyacaktır.

ALİ ÖZ (Mersin) – Ne alakası var?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Son on yılda çetelerle, mafyayla ve suç örgütleriyle nasıl mücadele edildiği de ortadadır. Bütün karanlık senaryolar bir bir ortaya çıkartılmıştır.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Görüşerek, müzakere ederek.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Kararlılıkla üzerine gidilmiştir, gidilmeye de devam edilecektir. Hiçbir yasa dışı olayın üstü örtülmemiştir, örtülmeyecektir. Tüm bunlar göz önündeyken yeni çeteler oluştururlar iddiasına bizler sadece “Türkiye artık eski Türkiye değildir.” cevabını veririz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Tabii, tabii… Çeteleşmeyi meşrulaştırıyorsunuz yeni Türkiye’de.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Türkiye’de Hükûmetimize ve partimize karşı yapılan tüm bu çalışmalara ve saldırılara hazır kıta bekleyenler, yargı-MİT çatışması yaftasıyla sürekli Ergenekon davasını sulandırma ve bulandırmayla görevli tüm kesimler sindikleri mevzilerinden bu yasa teklifiyle tekrar çıkıp arzıendam etmektedirler. Hiç kimse son gelişen olaylara hukuk devletinin gereği, şeffaflık, aklanma gibi ikna edici pembe kavramlar üzerinden siyaset ederek kötü emellere alet olmamalı, bu oyuna gelmemelidir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hocam, Veysi’den sonra sen de tarihe geçtin.

RECEP ÖZEL (Devamla) – MİT Kanunu’nda -şu anda yürürlükte bulunan 26’ncı maddesi- başka hiçbir yasada geçmeyen “görevin niteliğinden doğan” ibaresi yer almaktadır. Bu nedenle Ceza Muhakemeleri Kanunu 250 ve 251’inci madde kapsam dışındadır. Bundan dolayı Başbakanın izni olmaksızın MİT mensupları hakkında soruşturma yapılamaz.

Peki, biz iş bu hâldeyken ne yapıyoruz, bu yasayı niçin getirdik? Kanunda yazılı olanı daha büyük harflerle, altını kalın çizgilerle çizerek ve herkesin, tüm uygulayıcıların ve tarafların anlayacağı bir dille yasaya derç ediyoruz.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – PKK’yla daha rahat müzakere edin diye. Artık aleni yaparsınız bu müzakereleri.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Yürürlükte olan Ceza Muhakemeleri Kanunu Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir, MİT Kanunu ise 1983 yılında. Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 251’inci maddesine göre “Savcılar 250’nci madde kapsamına giren suçları doğrudan soruştururlar.” MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesi ise MİT mensuplarının soruşturulmasını Başbakanın iznine tabi kılmaktadır. Savcılık makamı “Ceza Muhakemeleri Kanunu yeni kanun olduğundan dolayı izne gerek yok.” diyor. Buna karşı ise MİT Kanunu’nu, özel kanun olduğu ve 26’ncı maddenin uygulanacağı gerektiğinden göz ardı ediyorlar.

Evet, Ceza Muhakemeleri Kanunu Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giriyor ve bu ceza hukuku alanındaki düzenlemelere paralel olarak bu Mecliste birçok uyum yasaları da çıkartıldı ve yürürlüğe de girmiştir. Bu kapsamda 5397 sayılı Yasa ile MİT Kanunu’nda uyum değişiklikleri yapılmıştır. Eğer bununla MİT Kanunu’ndaki Başbakanın izninin gerekli olmadığına yönelik bir yasa koyucu iradesi olmuş olsaydı, yapılan bu uyum yasalarında, MİT Kanunu’nda anılan uyum değişiklikleri yapılırken bu alanda da gerekli adımlar atılır ve düzenlemeler yapılırdı.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; MİT Kanunu’nun dinlemelere ilişkin kısmında Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 250 ve 251’inci maddelerine uyum sağlanırken MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesindeki soruşturmanın Başbakanın iznine tabi tutulması kuralına dokunulmamış olması yasa koyucunun bu izni korumak istediğinin açık kanıtıdır. MİT Kanunu’nda 5651 sayılı Yasa ile 2007 yılında tekrar değişiklik yapılmış olup izin mevzusuna yine dokunulmamıştır. Buradan Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 250 ve 251’inci maddelerinin sonraki kanun olması nedeniyle 26’ncı maddeyi ilga ettiği tezi ve iddiası temelden de yoksundur. Savcılık, Başbakanın izni olmaksızın soruşturma yapamaz.

Diğer bir noktadan bakıldığında, uyum yasaları çerçevesinde MİT Kanunu’nun 6’ncı maddesinin altıncı fıkrası bakın ne diyor: “Bu fıkra hükümlerine göre yürütülen faaliyetler çerçevesinde elde edilen kayıtlar bu kanunda belirtilen amaçlar dışında kullanılamaz. Elde edilen bilgi ve kayıtların saklanmasında ve korunmasında gizlilik ilkesi geçerlidir. Bu madde hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında, görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile cumhuriyet savcıları tarafından doğrudan soruşturulur.” diyor.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Recep Bey, 4’üncü maddenin son fıkrasını okusana.

RECEP ÖZEL (Devamla) – 2005 yılında yapılan bu uyum değişikliğinde 26’ncı madde değiştirilmemiş, dolayısıyla da buradaki yasama, Meclis iradesi, izin müessesesinin tüm suçlarda kapsadığını bir kez daha burada teyit etmiştir.

Diğer bir önemli nokta ise kurumun yani MİT’in silahlı kuvvetler, polis vesair devlet kurumlarının farklı olarak istihdam niteliğiyle ilgilidir. Kural olarak bizatihi suç örgütlerinin içinde eleman bulundurmak zorunda olan bir kurumdur. Muhtemelen başka hiçbir kurumda ve hiçbir yasal düzenlemede geçmeyen “görevin niteliğinden doğan” ibaresi bu nedenle MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesinde yer almaktadır. Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 250 ve 251’inci maddeleri ise bunu kapsamamaktadır. İşte MİT Kanunu’ndaki bu ayrık ve farklı ifade Ceza Muhakemeleri Kanunu karşısında onu özel kural hâline getirmekte ve Başbakanın izin şartının devam ettiğini kanıtlamaktadır.

Hâl böyle iken bu hususlar göz ardı edilerek izin alınmadan soruşturmaya başlanılması açık bir hukuk ve kural ihlali olmuştur. Yapılan yanlış uygulama bu düzenlemeyle giderilmiş olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bu ülkede menfaat değil, ideal birlikteliğiyle oluşan kardeşliğe kimse halel getiremez. Biz, kardeşlik, samimiyet ve ortak akılla hareket etmeyi sürdüreceğiz. Yanlış yapanlar veya istismar edenler hesabını adli ilahiye verirler.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özel.

Şahsı adına, Yalova Milletvekili Muharrem İnce. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Şimdi bir maddelik bir kanun aslında bu, üç madde falan değil bir madde; yürütme, yürürlüğü çık bir. Bir maddelik bir kanunu, komisyona geldiği zaman bir geçici madde ekleyeceksin, Genel Kurula geldiği zaman şimdi önergelerle değiştirmeye çalışacaksın. Bir Hükûmet, bir iktidar partisi, 326 milletvekili olan bir parti, bu kadar beceriksiz olabilir mi? Bence değil, bence beceriksiz değiller. Bence bir telaş içerisindeler, telaş. Telaş bir maddelik bir kanunda bile insana böyle hata yaptırır işte. Bir suç var ortada, birilerini kurtarmak istiyorlar, “Eyvah! Bunun ucu bize dokundu.” diyorlar. Bu, bu kadar net. Bunu size özetleyeyim, bu yasanın özeti iki cümle: “Muhalifi haklama, yandaşı paklama.”dır. Bunun amacı budur. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bakın, özel görevlilere dokunulmazlık. Kim bu özel görevliler? Türk vatandaşı mı? Belli değil. Kamu görevlisi mi? Belli değil. 2005’te bir kanun çıkardınız bu polisin, jandarmanın, istihbaratın dinlemesiyle ilgili. Anayasa Mahkemesi bunu iptal etti. Aynen şöyle yazmıştınız: “Başbakanın özel olarak yetkilendireceği kişi veya komisyon tarafından yapılır.” Anayasa Mahkemesi bunu oybirliğiyle reddetti. Sayın Haşim Kılıç bile oybirliğinin içindeydi, oy verdi buna. Bugün ne oldu da şimdi siz… “Hukuk devletine aykırıdır.” dedi o zaman Anayasa Mahkemesi, şimdi bakalım, göreceğiz, sizin Anayasa anlayışınız, Sayın Cumhurbaşkanının takdiri, sizlerin takdiri, hepsini göreceğiz.

Yani, hukuk fakültesini bitirmeye gerek yok. Az buçuk, şurada üç beş ay milletvekilliği yapan birisi bunun Anayasa’nın 2’nci maddesine yani “hukuk devleti” ilkesine aykırı olduğunu görür; Anayasa’nın 10’uncu maddesi “eşitlik” ilkesine aykırı olduğunu görür; 128’inci maddesi “Kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevleri memurlar ve diğer kamu görevlileri yapar.” diyor, tanımlama yapıyor, 128’e aykırı olduğunu görür; “Kanunsuz emir uygulanamaz.” Anayasa 137 diyor, buna aykırı olduğunu görür; “Görülmekte olan bir soruşturma hakkında Yasama Meclisinde soru sorulamaz, görüşme yapılamaz, beyanda bulunamaz.” diyor, 138’e aykırı olduğunu görür.

Biz bir gensoru önergesi vermiştik, Meclis Başkanı Sayın Çiçek, görülmekte olan bir davayla ilgili olduğu için gensorumuzu işleme koymadı, alelacele bunu nasıl işleme koydu? “Tarafsızlığını yitirmiş bir Meclis Başkanı.” diyorduk, bir kez daha burada karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlar, demokrasilerde başbakanların yetkisi sınırsız değildir, böyle bir şey yok. Hele hele “Bitaraf olan bertaraf olur.” diyen Başbakanın yetkisi hiç sınırsız olamaz. Bir kere, TİB başkanının Başbakan tarafından atanacağı hükmü Anayasa Mahkemesince iptal edilmişti.

Bakın, sıkıştığınız zaman ne yaptınız, on yıllık icraatlarınızdan örnekler vereyim: Bir defaya mahsus olmak üzere TÜBİTAK başkanı Başbakan tarafından atanır. RTÜK başkan ve üyelerinin yargılanma iznini Başbakan verir. Şimdi, MİT mensupları ve Başbakanın özel görevlendireceği kişilerin soruşturma iznini başbakan verecek? Ne demek bu? Kanuni Sultan Süleyman’ın böyle yetkileri yoktu. Ne demek bu? Yalova AKP İl Başkanı Başkanın özel görevlisi mi?  Başbakan bizi öldürtebilir mi? Böyle bir yetki olabilir mi? Yani herhâlde Başbakan Muhteşem Yüzyıl’ı çok seyretmiş, kendini Kanuni’yle özdeşleştirmiş, MİT Başkanını da herhâlde Pargalı yapmak istiyor. Pargalı’nın bile böyle bir yetkisi yoktu.

Değerli arkadaşlarım, kutsal devlet anlayışından kutsal yönetici anlayışına, kutsal Başbakana doğru bir geçiş var burada. Bakın, Çiller diyordu “Kurşun atanla yiyen bir olur mu?” diye. “Bir zamanlar kutsal devlet vardı, onu yıktık.” diyorsunuz ama şimdi bir kutsal Başbakan yaratıyorsunuz. Bir zamanlar eleştirdiğiniz bir tanım daha vardı, hatırlarsınız değil mi? Bir zamanlar bir genelkurmay başkanı “Tanırım, iyi çocuklardır.” dediğinde sayfa sayfa beyanlarınız var. “Tanırım, iyi çocuktur.” diyen genelkurmay başkanıyla bugün Başbakana verdiğiniz bu yetki arasında ne fark var? Aynı şekilde Başbakan da diyecek ki: “Tanırım, iyi çocuktur, izne gerek yok.”

SADİR DURMAZ (Yozgat) – JİTEM gitti, MİTEM geldi, MİTEM!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bu Meclis yürütmenin yasa dışı işlerine yasal kılıf oluşturma yeri olamaz. Bu ülkede herkesin güvencesi hukuktur. Oysa bu ülkede herkesin ne yazık ki tek bir kişidir, güvencesi de tek kişidir, korkulu rüyası da tek kişidir. Bu ülkede birilerinin güvencesi de Başbakandır, korkulu rüyası da Başbakandır. Yandaşlarının güvencesi Başbakandır, muhaliflerinin korktuğu da Başbakandır.

Değerli arkadaşlarım, bakın, Cumhuriyet Halk Partisinin dışında herkes bu ülkede teslim olmuş durumda. Bir gazeteci azar işittiği zaman Başbakandan hemen işinden oluyor. Kafayı taktığı bir iş adamı… (MHP ve BDP sıralarından “Ooo!” sesleri, gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne demek ya o?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Başkaları da var…

SIRRI SAKIK (Muş) – Ne demek?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Siyasi partileri kastederek söylemedim, herkes kendini savunabilir. Ben siyasi partileri, sizlerin partilerini savunacak durumda değilim. Ben siyasi parti ve diğer kurumlar anlamında söyledim, siz de kendi partinizi savunursunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz de bundan sonra böyle söyleriz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Geri al, geri.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Eğer bir gazeteciyi azarlamışsa o gazeteci gitti; bir iş adamını kafaya takmışsa iflas ettirene kadar maliyeciler, vergiciler başından eksik olmuyor; bir bürokrata kafayı takmışsa hiç şansı yok.

Değerli arkadaşlarım, Kenan Evren’in mantığıyla sizin mantığınız arasında ne fark var? Kenan Evren o geçici 15’inci maddeyi getirmişti, onu kaldırmakla övünüyorsunuz ama bu da ne yazık ki geçici 15’inci maddedir. Haydi onlar darbe yaptı, kendilerini korumak istiyorlardı da, siz ne yaptınız da böyle bir koruma kalkanının arkasındasınız? (CHP sıralarından alkışlar)

Yine başka bir şey daha söyleyeyim: Bakın, çok kolay, diyelim ki bir naylon fatura olayı var, bir bakan naylon faturadan sanık, nasıl olsa çoğunluğumuz var, bir kanun, bir naylon fatura affı, bakan kurtardı, yırttı paçayı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Nerede o bakan şimdi?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Göreve getirdiğiniz bir bürokrat tazminat ödeyecek, tazminatı o ödeyecek, bir kanun değiştiriyorsunuz tazminatı bürokrat ödemiyor, devlet ödüyor.

Şimdi de suç işleme görevi verdiğiniz kişilere koruma kalkanı oluşturuyorsunuz, ucu size dokundu mu hemen yasal düzenlemeye gidiyorsunuz, anayasal düzeni bozuyorsunuz, kuvvetler ayrılığını bozuyorsunuz, Başbakanın ülkeyi teslim almasının hukukunu oluşturuyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, size Türk Ceza Kanunu’nun 283’üncü maddesini okuyorum. Bir gün herkese lazım olur. Bu ülkede Genelkurmay Başbakanlığı yapmış birisinin hapse gireceğini söyleselerdi herhâlde buna kimse inanmazdı. Bugün, suçlu suçsuz, ileride görülecek ama bu güç de size kalmayacak, bir gün siz de gideceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Onun için TCK 283 size, herkese, 75 milyona lazımdır, okuyorum: “Suç işleyen bir kişiye araştırma, yakalanma, tutuklanma veya hükmün infazından kurtulması için imkân sağlayan kimse, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır…”

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Hafif kalır Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Devamla) – “…Bu suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır…”

Bu bir gün sizlere umarım lazım olmaz diyorum ve Türkiye’deki bütün sivil toplumun, sendikaların, iş dünyasının, özellikle ve özellikle, Türkiye’deki suskun kalan, konuşamayan üniversitelerin ve şu ana kadar tepkisini göstermeyen hukuk fakültelerinin nerede olduğunu doğrusu çok merak ediyorum. Bu, Türkiye’de bu yasa geçerse yeni Yeşil’ler yaratacaktır, Gladio’yu oluşturacaktır, şimdiden sonra oluşacak, gerçekleşecek bütün faili meçhul cinayetlerin sorumlusu siz olacaksınız diyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İnce.

Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ.

Buyurunuz Sayın Bozdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifi üzerinde hem görüşlerimizi açıklamak hem de yapılan eleştiriler konusunda değerlendirmelerde bulunmak üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Millî İstihbarat Teşkilatı ülkemizin güzide kurumlarından bir tanesi. Kuruluş kanununun 4’üncü maddesi göreviyle ilgili hususları açıklıyor. Oraya baktığımızda “Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, anayasal düzenine ve millî gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında millî güvenlik istihbaratını devlet çapında oluşturmak ve bu istihbaratı ilgili yerlere iletmek” ve burada başka da görevler sayılıyor. Çok önemli görevler veriliyor ve bu görevler ülkenin bekası için, varlığı için, bağımsızlığı için, güvenliği için, huzuru için, barışı için oldukça önemli görevler.

Sadece bizim ülkemizde istihbarat teşkilatı yok, dünyanın her ülkesinde var, o teşkilatların kanunlarına baktığınızda da Türk İstihbarat Teşkilatını kuran ve görevlerini düzenleyen kanuna benzer olduklarını görüyoruz ama koruma şeylerine baktığınız zaman o kanunlarda bugünkü bizim İstihbarat Teşkilatımızın Kanunu’nda yer alan korumalardan daha fazla korumaların ve kollamaların olduğunu da çok açık görüyoruz. Bugün ülkeler sadece kendi içinde değil, bölgelerinde ve küresel anlamda da güçlü olmak için…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bırakın ya. Terör örgütüne eylem yaptırmak mı göreviniz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …içeride ve dışarıda güçlü bir istihbarata ihtiyacı olduğunu görüyor ve buna göre kendileri de birtakım değerlendirmeler yapıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Özerk Kürdistan mı verdiniz ona?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Türkiye de büyüyen bir ülke. Bölgesinde bugün büyük bir güç, dünyada küresel bir aktör.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bırakın onları, bırakın. Suç yok, vazife var, öyle mi?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Türkiye’de de bu anlamda değişimin olması, gelişmenin olması ve ülkemizin dışarıda, içeride güvenliğiyle ilgili görevleri yapacak kişilerle ilgili düzenlemeler yapılırken birtakım istisnaların olması doğaldır.

Burada tartışmaları yaparken, konuları değerlendirirken…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunların her birisi kanunda var. 26’ncı maddede koruma altında bunlar.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …ülkemizin bu güzide kurumunu birtakım siyasi tartışmalar vesilesiyle yıpratacak yaklaşımların doğru olmadığını huzurlarınızda bir kez daha ifade etmek isterim…

OKTAY VURAL (İzmir) – Millete gerçekleri söyleyin.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …çünkü bu kurumda görev yapanlar canı pahasına görev yapıyorlar.

Şimdi, bunların görevlerinin ciddiyeti ve tehlikeliliği bütün Parlamento ve kamuoyu tarafından da tartışmasızdır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz onlara kanunla verilen görevin dışında görev veriyorsunuz.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – MİT’ten kaç kişi şehit oldu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bu kadar hassas görev yapanlarla ilgili tartışmaların da belirli bir hassasiyet üzerinde olmasında fevkalade büyük önem vardır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz kamu görevlilerine siyasi görev veriyorsunuz, hukuk dışı görev. Bütün bunların, konuşmalarınızın hepsi delil.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Yapılan bu düzenlemeyi bir Anayasa ihlali, yapılan bir düzenlemeyi bir suç olarak, hatta birtakım Ceza Kanunu müeyyideleri okunarak, “Bakın, ey milletvekilleri, siz bunu yaparsanız başınıza ileride neler gelir.” diyerek Parlamentoyu tehdit etmek de bu Parlamentoda görev yapanların yapacağı bir iş değildir. Neden değildir? Çünkü Parlamentonun yasama faaliyeti yapması Anayasa’nın 7’nci ve 87’nci maddesiyle kendisine verilmiş asli bir görevdir. Parlamentonun vazifesini yapmasını suç telakki eden bir yaklaşım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Parlamento milletin hâkimiyetidir, bürokratik hâkimiyeti yok…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – “Efendim, görülen bir dava var, bu davayla ilgili düzenleme yaparsanız yargıyı etkilersiniz, duruşmayı etkilersiniz, bu da suç olur, o zaman da bunun cezası falan kanundur, şöyledir, böyledir, Anayasa’yı ihlaldir.” Bu ne demektir? Bu şu demektir: Mevcut Parlamentonun Anayasa hükümlerine göre çalışmamasını temenni etmektir çünkü Anayasa’nın hiçbir hükmü diğer bir hükmü işlemez kılacak tarzda yorumlanamaz. Parlamentoda görüşülen bütün kanunların mahkemelerde karşılığı var. Eğer siz “Bu kanunu görüşürseniz -Ceza Kanunu’nu- bu davalara etki edersiniz.” derseniz Ceza Kanunu’nu görüşmemeniz lazım ama biz görüştük. “Ceza Muhakemesini görüşürseniz şöyle olur, görüşmemeniz lazım.” Biz görüştük. Değerli milletvekillerine soruyorum: Parlamentoda görüşülüp de karşılığı mahkemelerde olmayan kaç tane iş veya işlem vardır? Bir baktığınızda, bunların çok az olduğunu herkes görür.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu Parlamento, PKK’yla görüşmeleri meşrulaştıracak olanlara izin vermez, hangi partiden olursa olsun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Aksi takdirde, bir dava var bir konuyla alakalı veya bir maddeyi düzenliyorsunuz, onunla ilgili bir şey var, “Düzenleme yapamazsınız.” derseniz, Parlamentonun kapısına kilit vuracaksınız demektir. Hâlbuki Parlamento her şart altında çalışır ve yasama yapması yargıya müdahale olarak Anayasa’yı ihlal olarak değerlendirilemez, Anayasa tarafından verilmiş bir görevdir ve bu görevi yerine getiriyor. “Devam eden davalara uygulanmaz.” denmesi de fevkalade yanlıştır çünkü hem maddi ceza hukuku hem de usul hukukunda yapılan düzenlemeler eğer esasa müessir, kişinin lehine birtakım hukuki sonuçlar doğuruyorsa Yargıtay Ceza Genel Kurulunun burada kararı var, başkaca da kararları var, uygulanıyor. Ceza Muhakemesinde biz hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını ne yaptık? Meclisten çıkardık ve geçiş hükmü dahi yoktu, Yargıtay bunu uyguladı, mahkemeler de bunu uyguladı. Neden? Çünkü kişinin lehine hukuki sonuç doğuracak nitelikte bir usul düzenlemesi olduğu için. Bu nedenle, bu düzenlemeler Anayasa’yı ihlal değildir. Peki, nedir? Bir tartışma var: Genel kanun-özel kanun; önceki kanun-sonraki kanun. Pek çok tartışmalar var, bu tartışmaları ortadan kaldırmak için de önemli. Meclis, zaman zaman tartışma olan konularla alakalı kanunlar çıkarmıştır, birtakım belirsizlikler olduğunda belirsizlikleri gideren düzenlemeler bu Parlamentodan çok geçmiştir. Peki, özel bir düzenleme mi? Bu da çok çarpıtılıyor. “Kişiye özel kanun.” dediğiniz zaman, benim elimde bir kanun var, okuyorum: Kanun tarihi 7/7/1948, numarası 5245. Kanunun adı ne? İdil Biret ve Suna Kan’ın Yabancı Memleketlere Müzik Tahsiline Gönderilmesine Dair Kanun, başkaca da kanunlar var. “Özel kanun.” dediğiniz böyle olur, adı da açık olur…

OKTAY VURAL (İzmir) – Burada, Başbakanı tatile gönderdik biz de.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …özel kanundan yararlanacak kişilerin sayısı da belli olur, o sayılarda da adlar yazar. Baktığınızda -ben incelettim- bütün özel kanunlar böyle ada çıkarılmış kanunlar, bunlardan bir sürü örnek var ama bu düzenleme genel bir düzenleme ve…

OKTAY VURAL (İzmir) – Vay anasına be! Milletvekilleri inandı yani!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …kapsamında yer alan herkese ve her kesime uygulanacak nitelikte olan bir düzenlemedir.

Bir başka şey, burada büyük tartışmalar yapıldı, görüşler ifade edildi. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, duymuyoruz konuşmacının söylediklerini, duymuyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – “Nedir?” derseniz, o da şu, değerli milletvekilleri, savcı ülkenin hayrını düşünür, yararını düşünür…

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir dakika…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ayağını kaldırarak konuşma bari Sayın Bozdağ.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, salonda bir uğultu var, lütfen, biraz daha sessiz olalım.

Buyurunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Savcı ülkenin hayrını düşünür, çıkarını düşünür. Peki, hâkim? Düşünür. Polis? Düşünür. Asker? Düşünür. Falanca yerdeki memur? Düşünür, ülkenin menfaatini çıkarını. Bunlar zinhar ülkenin aleyhine iş ve işlem yapmazlar ama ülkenin Başbakanı ülkenin hayrını, yararını, çıkarını düşünmez, ülkenin zararına, aleyhine iş ve işlemler yapar. Bu Parlamento milletin Parlamentosu. Bu görüşler demokrasiyi içselleştirememiş anlayışların dışarı vurumudur. Siz, atanmışlara güveneceksiniz, milletin seçtiklerine güvenmeyeceksiniz. Bu, millete güvenmemektir. Böyle bir şey olabilir mi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, siz, milletin yaptığı kanuna güvenmiyorsunuz be!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, Başbakanın yaptığı bütün işlerin, bütün kararların hukuki denetim yolu da açık, siyasi denetim yolu da açık.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Anayasa’da “Başbakan yargı yetkisini kullanacak.” mı diyor?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Siyasi denetimi Parlamento yapabilir, ayrıca sandıkta halk yapabilir. Kamuoyu denetimine de açık, ayrıca yargı denetimine de açık.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yasama, yargının yerine geçemez; yargı değil!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Anayasa’nın 125’inci maddesi çok açık, idarenin bütün eylem ve işlemlerine yargı yolu açıktır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Molotofkokteyli atılan Serap’ın hakkı nerede?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Başbakanın izin kararı veya izin vermeme kararı nihai bir karar değildir, yargı yolu genel hükümler çerçevesinde oraya da açıktır.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakan, sorduğum sorulara yanıt versene!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Burada örtülen, gizlenen herhangi bir husus söz konusu değildir. Kaldı ki bakın, Sayın Başbakana izin verilmesi yeni de değil.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Komisyonda soru sordum, yanıt vermedin, burada yanıt ver!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ali Rıza Bey…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bu Kanun yürürlüğe girdiği günden beri 26’ncı maddede izin verme sistemi var, izni veren makam da Başbakandır.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Soru sordum ama yanıt vermiyor.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sen konuşmadın mı yirmi dakika boyunca Ali Rıza Bey?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Şimdiye kadar bunu tartışmayanların bugün bunu tartışması da doğru değildir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yargıdan kaçmayın, kaçmayın!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bir başka şey: Konusu suç olan emri Başbakan verir mi? Vermez. Neden vermez? Çünkü Başbakanın hangi konularda görev yapacağı Anayasa ve ilgili kanunlarla belirtilmiştir.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sorulara yanıt ver Sayın Bakan! Açık, net sordum sana! Öyle demagojiyi bırak, sorulara yanıt ver!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Anayasa 137 çok açık.

OKTAY VURAL (İzmir) – Çetelere yer yok, çetelere!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Konusu suç olan bir emri vermez, verildiği zaman da yerine getiren kişi sorumluluktan kurtulmaz ve Türkiye'nin Başbakanı konusu suç olan bir emri ne bugün verir ne de yarın verir ne de başka bir zaman verir. Ama, maalesef, siz atanmışlara güveniyorsunuz ama seçilmişlere güvenmiyorsunuz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakan, sorulara yanıt ver, yanıt! Sağır mısın?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, lütfen… Hakaret ediyor Sayın Başkan, müdahale edin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyiniz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Hele bunu AK PARTİ Hükûmeti ile…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sorulara yanıt…

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …bugüne kadar çetelerle…

BAŞKAN – Sakin dinleyiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Olacak bu kadar tartışma ya, basit bir konu değil ya bu! Basit bir konu mu bu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …mafyalarla, hukuk dışı yapılanmalarla mücadele etmiş, ortaya koyduğu tavırlarla milletimizin takdirini kazanmış bir iktidarı…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Türkiye’yi kim yönetiyor Sayın Bakan?

BAŞKAN – Sayın Öztürk… Sayın Öztürk, lütfen yerinize oturunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) –…onun Başbakanını ve Genel Başkanını çete kurmakla itham edecek imalı, imasız yaklaşımlar buraya yakışmamıştır.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen yönetiyorsan cevap ver, yönetmiyorsan “Yönetmiyorum.” de! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Buraya yakışmamıştır, yakışması da doğru değildir, hoş da değildir.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sorulara yanıt ver! Siz yönetiyorsanız sorulara yanıt verin!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bu ülkenin Başbakanı ülkenin ali menfaatlerini korur ama maalesef başka şeyler söyleniyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Peki, birtakım operasyonlar yapılıyor. KCK paralel bir yapılanma olarak kurulmuş, falan kurmuş, filan kurmuş.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sorulara yanıt ver!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bunu kim söylüyor? Terör örgütü ve yandaşları söylüyor. Falan yerde mutabakat yapılmış, işte belgesi. Belgeyi kim açıklıyor, kimler çıkarıyor?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Savcı.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Terör örgütleri ve onların mensupları bir şey söylüyorlar.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Demagoji, sırf demagoji! Sen AKP milletvekillerini kandırırsın!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Peki, ülkenin Hükûmeti, Başbakanı ne diyor: “Böyle bir şey yoktur.” diye açıklama yapıyor, “Bunlar iftiradır.” diye söylüyor, “Böyle bir mutabakat yoktur.” diye açıklaması var. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sorulara yanıt ver, Uludere’deki istihbaratı kim verdi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Belgeleri çıkıyor, belgeleri. Madem öyle, yargıdan kaçırmayın bunu.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Uludere’de istihbaratı kimden aldınız?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Peki, ben şimdi sormak istiyorum: Ülkemizde siyaset yapan partiler veya başkaları…  Ülkemizin Başbakanı, Türkiye’nin Başbakanı bir konu gündeme geldiği zaman “Böyle bir şey yoktur, bu yanlıştır, doğru değildir.” diye açıklama yapıyor, Başbakana inanmıyoruz…

OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman üzerine gidelim hep beraber.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …ama terör örgütü yandaşlarının elinde bir belge veya bir kâğıt parçası olduğu zaman da kalkıp “Bu doğru.” diye ülkenin Başbakanını terör örgütlerinin ağzıyla suçluyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir şey olabilir mi? Türkiye’de ülkenin Başbakanını yıpratmak için birtakım yerler, birtakım çevreler birtakım iftiraları uyduruyorlar.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – İftiraları sen atıyorsun, gerçekleri çarpıtıyorsun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakıyorsunuz, nereden çıktı bu? İşte, KCK operasyonunda falanca yerde yapılan aramada KCK militanlarının elinde çıktı. Kim bunu dillendiriyor? Bakıyorsunuz, herkes konuşuyor. E, ne olmuş? “Böyle bir şey varmış.” Peki, Hükûmet ne diyor? “Böyle bir mutabakat yoktur.” diye bunun açıklamasını yapıyoruz ama bütün bunlara rağmen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Belki sen koydun oraya.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …terör örgütlerinin yandaşları ve üyelerinin ağzıyla, onların ellerinde olanlarla Hükûmeti suçluyoruz; terör örgütü yandaşlarına inanıyoruz ama ülkenin Hükûmetine inanmıyoruz. Böyle bir şey olabilir mi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar; CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

KCK’yı veya PKK terör örgütünü Millî İstihbarat Teşkilatının kurduğunu söylemek bu Teşkilata ve ülkemize yapılmış bir iftiradır.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Hüseyin Çelik söylüyor, Hüseyin Çelik söylüyor söylediğini.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bugüne kadar terörle mücadele eden onca insanımıza, onca şehidimize yapılmış bir haksızlıktır, doğru bir şey de değildir.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Şeytanla bile görüşürüz.” diyor, şimdi kalkmışsınız bunu inkâr ediyorsunuz be! “Siyasi talimatla görüşüldü.” diyen Ahmet Davutoğlu.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – KCK paralel yapılanma yapacak buna Hükûmet müsaade edecek, yok öyle bir şey. O zaman bu operasyonları kim yapıyor? İktidarda kim var? Kimler içeride? Operasyonları yapanlar kim? Bu delilleri savcıların önüne koyan kolluk kim, güvenlik görevlileri kim? Bu istihbaratları verenler kim? Böyle bir şey olabilir mi? Onlardan yargıya götürüp teslim eden yürütme organında görev yapan güvenlik birimleridir. Yargı organlarına delillerini götürüp teslim ediyorlar. Onların soruşturmasını, kovuşturmasını yapacak da onlardır. Onlar yapacaklardır. Ama kalkıp oradan, bütün bunlar ortadayken Hükûmeti veya…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bırak ya Allah’ını seversen, bu konuşmaların milletvekillerine hakaret be!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …devlette büyük görevler yapmış insanları “KCK’yı, paralel bir yapılanmayı örgütledi” diye suçlamak fevkalade büyük bir yanlışlıktır, büyük bir haksızlıktır.

Türkiye’nin üzerinde herkes bir şeyler söylüyor. Türkiye, Orta Doğu’da, Balkanlarda, dünyanın pek çok yerinde yöresinde önemli değişimler yaşanırken, Türkiye de bu değişimler çerçevesinde kendi gücüyle orantılı pozisyon alırken, Türkiye’ye karşı birileri başka şeyler, hesaplar içerisinde olabilir, hesaplar yapabilir, ama bütün bu hesapları bozacak güç bu Parlamentodadır, milletimizdedir, Hükûmetimizdedir. Her türlü hesabı bu Parlamento bozdu, bugüne kadar bütün oyunları bozdu, başka oyunları da bozacaktır; hesap yapanlar boşa hesap yapıyorlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bir başka hususu paylaşmak istiyorum, o da şu: Terör örgütlerinin içerisine sızmış…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Kim bunlar kim?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …istihbarat görevlilerinin suç işlediklerini ben söylemedim. Ben sadece şunu söyledim…

OKTAY VURAL (İzmir) – Neyi söyledin?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - “Terör örgütlerinin içerisine sızarken suç işlemeden sızma imkânı yok” dedim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Allah Allah!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Ne dedim? Şunun için dedim…

OKTAY VURAL (İzmir) – Adam asker öldürecek…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Örneğin, bir istihbarat elemanı -şimdi soruyorum- bir terör örgütüne gitti…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya senden de ne Başbakan Yardımcısı olur!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyiniz, sakin olunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi suçları işlettiniz? Sen nereden biliyorsun?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …şunu mu diyecek: Beni istihbarat, MİT görevlendirdi…

OKTAY VURAL (İzmir) – Böyle bir töhmeti devletin üzerine nasıl bırakırsın sen? Şuna bak ya!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …işte görev kâğıdım, ben de sizin aranıza gireceğim, sizden istihbarat toplayacağım, ondan sonra da ilgili yerlere bildireceğim…

OKTAY VURAL (İzmir) – Anlaşılan sen daha önce orada mı görev yaptın? Görevli misin sen?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …bana izin verir misiniz diyecek? Demeyecek. O zaman ne olacak? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Suç işleyecek öyle mi?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ  (Devamla) –  Yani oraya gittiği zaman, onların içerisine girmek için bazı şeyler söylediği zaman Ceza Kanunu ne diyor: “Örgüte üye olmak.” diyor. Benim kastettiğim odur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Uyuşturucu ticareti yapacak öyle mi? Adam mı öldürecek?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ  (Devamla) – Yoksa, terör örgütünün içerisine canı pahasına, hayatı pahasına sızmış…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bomba mı atacak? Molotof mu atacak?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ  (Devamla) – …bu ülkesi için şehit olmayı göze almış vatan evlatlarını terör örgütünün eylemlerine katılmış gibi gösteren bir beyanı ben yapmadım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Onları sorgulayan yok. Onları sorgulayan yok.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ  (Devamla) – Benim adıma bana bunu söyletenler onlara da, bana da büyük bir iftira yapıyorlar.

Benim açıklamalarım ortada. Böyle bir şeyin olmadığını da o açıklamanın içinde açıkça zikrediyorum. Eylemlere katılma yok, bu söylenemez, söylenmesi de mümkün değil. Düşünülemez, düşünülmesi de mümkün değil.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Kıvırma Bekir Bey, kıvırma ya, kıvırma!

OKTAY VURAL (İzmir) – Mert ol, mert mert! Mert ol!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ama oradan aldılar, sanki terör örgütünün eylemlerini MİT mensupları gerçekleştirmiş gibi birtakım yandaşlar konuştu, sonra baktık başkaları da konuşuyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Başbakana da “Ameliyat olmadı.” dedin, on dakika sonra çıktı. Ne bilirsin sen bu konuları? Ne anlarsın ya!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ  (Devamla) – Onun için burada bir gerçeği doğru tespit etmek lazım.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Doğru söylemediğini tespit etmek lazım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Doğru söylemiyorsun!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ  (Devamla) – O da şu: Burada görev yapan MİT mensupları, örgütlerin içerisine sızmış olan MİT görevlileri canı pahasına görev yapıyorlar, şehitliği göze alarak görev yapıyorlar.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İstismar etme, istismar etme! Sığınma arkalarına!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Onları teröristlerle, terör örgütleriyle iş birliği yapar göstermek… Bunu kim hangi saikle yapıyorsa yapsın, bu ülkenin birliğine, beraberliğine, güvenliğine, bekasına iyilik değil, kötülüklerin en büyüğünü yapıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz töhmet altında bırakıyorsunuz!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Elbette ki, değerli milletvekilleri, şunu söylemiyorum: Her kurumun içerisinde eksiği olan, yanlışı olan olabilir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye töhmet altında bırakıyorsun?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bir kuruma dönük eleştiri yaparken bir kişide eksik var diye herkesi eksiklikle, bir kişide yanlışlık var diye herkesi yanlışlıkla ve kurumu yanlışlıklarla, töhmetle suçlamak haksızlıktır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Genelkurmay Başkanı terör örgütü başı diye hemen yaptın değil mi?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Yanlış yapan birisi olduğu zaman onu hukuka teslim etmek, yargı yolunu açmak, yargıda hesap vermesini sağlamak, hepimizin, sizin, bizim ve sizin adınıza ülkeyi yöneten Hükûmetin asli görevidir.

Bu Hükûmet, hiçbir zaman suç işleyenleri himaye etmemiştir, hiçbir zaman arkasında durmamıştır. (CHP ve MHP sıralarından “Aa” sesleri) Karanlık yapılarla, çetelerle, mafyalarla biz mücadele ettik, biz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Mahkeme karar veriyor suça, suça sen karar vermiyorsun…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) -  Biz yaptık, hukuk dışı yapılanmalarla biz yaptık…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Mahkeme karar veriyor suça. Yani mahkemeye giden adama hemen…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) -   O fotoğraflar, bu eleştiriyi yapanların Türkiye’yi yönettiği dönemlerin fotoğrafıdır. Şimdi bakın manşetlerde mafya babaları, çeteler yok, yok onlar, gizli örgütler yok, hukuk dışı yapılanmalar yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yargıdan kaçtınız ama buradan kaçamayacaksınız!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) -  Milletin iradesi her şeye hukuk çerçevesinde hâkim. Hukukun dışına kim çıkıyorsa onların karşısında milletten ve hukuktan aldığı güçle çıkan bir irade var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hukuktan kaçmayın, yargıdan kaçmayın!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) -  Bu irade her zaman böyle olmaya devam edecektir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bozdağ.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika…

Buyurunuz Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Sayın Bakan, ben konuşmamda da belirtmiştim, birtakım protokollerin bulunduğunu ve işte Oslo görüşmeleriyle ilgili ses kasetlerinin bulunduğunu ifade etmiştim ve buradan Başbakanın, bunların olmadığını “Terör örgütünün elindekilere inanıyorsunuz.” demek suretiyle sanki bizim bu konudaki bilgileri hukuk dışı bir örgütten aldığımıza ilişkin bir yanlış kanaat uyandırmıştır. Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Vural.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sataşma yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir şeyi sizin takdirlerinize bırakıyorum. Lütfen, bütün konuşmacı milletvekillerimizi sakinlikle dinler, sonra da konuşmak gerekiyorsa cevap verirseniz daha iyi olacak.

Buyurunuz Sayın Vural.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sayın Başkan, bunu biraz önce yapsaydınız.

BAŞKAN – Herkese söylüyorum efendim.

Buyurunuz Sayın Vural.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, burada sataşma yok ama.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, bize de sataştı, biz de cevap vereceğiz.

BAŞKAN – Buyurunuz.

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, Sayın Bakan, ne konuştuğunuzu bilmiyorsunuz, ne dediğinizi bilmiyorsunuz. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Burada bir ajitasyonla, bir ajitasyonla buradaki milletvekillerinin vicdanlarını kullanmasının önünü kesmek istiyorsunuz ama bu vicdanlar er ya da geç tecelli edecektir.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Kendi vicdanına bak, kendi vicdanına!

OKTAY VURAL (Devamla) - Bu bakımdan, siz “Müzakere yok.” demiştiniz, “Böyle bir müzakere olduğunu ispat etmeyen şerefsizdir, alçaktır.” demiştiniz, ondan sonra Oslo görüşmelerinde müzakere yaptığınız ortaya çıktı. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Ahmet Davutoğlu, bunun siyasi talimatla olduğunu ortaya koydu. “Protokol yok.” dediniz.

İşte değerli arkadaşlarım, bunları eleştiriyoruz. Eğer bir protokol yoksa bu protokolde özerk Kürdistan, Türkiyelilik, PKK polis gücü gibi birtakım hususlar konusunda eğer Hükûmet bunlarla ilgili siyasi talimat vermemiş de, oraya gidenler bunlarla ilgili görüşmeler yapmışsa o zaman bu hukuk dışı eyleme karşılık neden bunun önünü kapatıyorsunuz? Neden bunun önünü kapatıyorsunuz? Hayır, siz gerçekleri söylemiyorsunuz. Eğer dediğiniz gibi olsaydı, yargının bunun yürütmenin verdiği görevin dışına çıkıldığına ilişkin bir kanaatle soruşturuyoruz demenin önünü açardınız, kapatmazdınız. Bu millet kürsüsü vicdanın kürsüsü olması lazım. O bakımdan, kalkıp kimseyi kandırmayın. Madem öyle, eğer birtakım görevler çıkmış da oralarda sizin verdiğiniz yetkinin dışına çıkmışsa niye yargıdan kaçırıyorsunuz bunları? Neden bu soruşturmayı engellemek istiyorsunuz? O bakımdan, milletvekillerine bunları Başbakanı araya koyup Başbakan verir, vermez gibi birtakım şeylerle bu kirli ve pis pazarlıkların millet nezdinde sorgulanmasının, yargı nezdinde hesaba çekilmesinin önünü kesiyorsunuz. Burada açıkçası sizin de bu tavrınız, Hükûmetle bu yapılanlar arasında illiyet bağı olduğunun da delilidir bunlar. (MHP sıralarından alkışlar)

Hepinize saygılarımı arz ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Vural.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, KCK soruşturmaları…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, bir saniye…

BAŞKAN – Bir dakika, söz verdim Sayın Kaplan’a, dinliyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Suç işlemede bine yakın MİT mensubunun KCK soruşturmalarında…

BAŞKAN - Bir dakika, duyamadım efendim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – …partimizi hedef alan bir açıklamalarına açıklık…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, sataşma yok.

BAŞKAN – Lütfen sakin olur musunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Efendim, KCK dedi, BDP… Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Bir dakika anlayamadım Sayın Kaplan. Sayın Kaplan, anlayamadım. Anlayamadım söz ne için.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Suç işlemede bine yakın MİT mensubunun KCK soruşturmalarında…

BAŞKAN – Evet, buyurunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, bir dakikanızı alabilir miyim. Ama Sayın Başkanım, ortada bir sataşma yok, KCK diyor BDP çıkıyor, başka bir şey diyor MHP çıkıyor, böyle şey olmaz ki.

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Kaplan.

 

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir yanlışa, bir doğruya dikkat çekmek için söz aldım, amacım burayı germek değil.

Hükûmete buradan sesleniyorum: Otuz yıldır süren bu savaşı, bu çatışmayı, kardeş kavgasını bitirmek için diyaloğa sonuna kadar gidin, müzakereye sonuna kadar gidin, görüşmeleri sonuna kadar yapın, yeter ki bu ateşi söndürelim. Arkanızdayız, yanınızdayız, sizinle beraber yürümeye hazırız. Doğru olan budur, doğru olan Türkiye’yi felaketten kurtarmaktır. Sonuna kadar yanınızdayız, hele hiç kimseden korkmayız. Otuz yıldır işlenen faili meçhul cinayetlerin belgeleri Meclis arşivlerinde vardır, bunu açın, okuyun. Faili meçhul cinayetleri kim işlemiş? Öyle korkmayın, İmralı’yla da görüşün, Kandil’le de görüşün, Oslo’ya da gidin, Erbil’e de gidin.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İnkâr etmesinler!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Siz bu Mecliste eğer bunu başaramıyorsanız, kendi içinizde konuşamıyorsanız, kendi içinizde çözemiyorsanız bu ayıp Meclisin, siyaset kurumunun ayıbıdır, bu bir doğru. Buna kimse, bizim açımızdan, bizim adımıza kimse konuşmasın.

Diğer bir noktada yanlışınıza dikkat çekeceğim. Bin tane MİT’ti… KCK’de 10 bin tane arkadaşımızı tutukladınız. Bizim milletvekillerini sizin MİT mi örgütledi? Belediye başkanlarımızı aday gösterip seçimden onlar mı çıkardı? 10 bin kişi. Bugün bile 15 KESK yöneticisi kadın mahkemede tutuklamaya sevk edildi.

Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurları. Bakın, biz buraya geldik, ısrarla bu Mecliste çalışmaya inat ediyoruz, bunu birlikte yaşamanın, birlikte çözümün adresi olarak gördüğümüz için. Onun için biz yasalara sığınmıyoruz. Bu yasalarla bu iş çözülmez arkadaşlar. Kürt sorununun çözümü için gelin birlikte irade koyalım, birlikte, kapalı kapıların ardına gizlenmeden harbi harbi, dobra dobra… Bu yasa çıktıktan sonra BDP’nin içinde bin tane MİT’çi var, bana bir tane gösterin, size madalya takayım, bir tane gösterin! BDP açık partidir, yüreği olan gelir çalışır, inanan gelir çalışır, özgürlük inancı olan gelir çalışır. Biz bedel veren partiyiz, direnen partiyiz ama bu yasa çıkarsa önümüze bu çıkacak: “009 B.B. X Görevli Şahıs” Buyurun... Bu yasa çıkarsa, Başbakanlık belgesi de şöyle bakın: “Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Özel Görevli Belgesi

009 B.B. X Görevli Şahıs Tarafından Görevli.

Not: Görevi meçhuldür.”

Yapmayın arkadaşlar, bu size de zarar verir, Türkiye’ye de verir, hepimize verir.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, benim konuşmamdan sonra Sayın Bozdağ, ben TCK 283’ü okuyunca “Meclisi tehdit mi ediyorsun?” dedi. Benim söylediğim sözlere farklı anlamlar yükledi ve grubumuzu itham altında bıraktı. İzin verirseniz grubumuz adına cevap vermek istiyoruz.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Tanrıkulu grubumuz adına cevap verecek.

BAŞKAN – Peki, Sayın Tanrıkulu, buyurunuz.

 

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, Değerli milletvekilleri; yani gerçekten tarihî bir gündeyiz, çok önemli bir sorunu bir yasayla çözmeye çalışıyoruz. Meclis bu şekilde yapmamalıydı, bu soruna bu şekilde yaklaşmamalıydı.

Ben dün Komisyonda bir duruma dikkat çektim, gerçekten de özel yetkili mahkemeleri tanımıyorsunuz, özel yetkili savcıları tanımıyorsunuz, tanımadığınız için de başınıza bu geldi, yarın başka bir işte gelebilir. O nedenle bu maddeye dikkat çektim, dün Komisyonda, bugün de Genel Kurulda. Bu yapılan faaliyet özel yetkili savcıların mantığı içerisinde, yakalama emri çıkarılan bir şahsa imkân tanımaktır yakalanmaması noktasında. Bu şekilde yorumlanabilir Sayın Bakan, yorumlanabilir. Yoksa, bu Meclis şu anda özel yetkili savcıların ve mahkemelerin takdir alanı içerisinde yasama görevi yapıyor. Bunu niye anlamıyorsunuz ya! Türkçe konuşuyoruz, niye anlamıyorsunuz! Yarın öbür gün bir özel yetkili savcı çıkar “Niye bu yasa teklifini verdin? Seni MİT Müsteşarı mı ayarladı, o örgütün üyesi misiniz?” der size, diyebilir.

Bu soruna dikkat çekiyoruz çünkü böyle bir madde var. Sizin döneminizde yazılmış bu, biz yazmadık, siz yazdınız, getirdiniz bu Meclis de kabul etti. Bir savcı çıkarsa bu teklifi hazırlayan milletvekiline bunu derse ne yapacaksınız? Komisyona derse ne yapacaksınız? O yüzden, bu palyatif önlemlerle değil, gelin sorunun özünü çözelim. Özel yetkili mahkemeleri burada yatıralım, kaldıralım Türkiye'nin yargı sistemi içerisinden. Niye kaçıyorsunuz? Ne işinize yarıyor?

Sayın Bakan şunu diyor: “Bu dönemde Başbakan emir vermez, yarın da vermez, gelecekte de vermez.” Geçmişte vermedi mi değerli arkadaşlar? Türkiye'nin geleceğini ve önümüzdeki dönemlerde görev yapacak başbakanları nasıl güvence altına alıyorsunuz? Sizden mi olacak? Nereden biliyorsunuz? O dönemleri yaşadık, o belgeleri ben de gördüm. Yarın öbür gün o belgelerle dolaşacak insanlar, siz nasıl “Yok.” diyeceksiniz?

Dolayısıyla, yanlış yapıyorsunuz, hukuken yanlış yapıyorsunuz, siyaseten yanlış yapıyorsunuz. Bu sorunları tek maddelik yasalarla çözemezsiniz, çözülemedi. O nedenle, yargı orada, insanlara da yazık ediyorsunuz, Müsteşara da yazık ediyorsunuz. Bu kadar çok tartıştırarak hepsine yazık ediyorsunuz, o kurumun tümüne yazık ediyorsunuz, bu hâle getirerek yazık ediyorsunuz. Yapacağı bütün doğru işleri ve yanlış işleri burada tartışma konusu yapıyorsunuz. Giderler, ifadelerini verirler, yargı takdir eder. Sonra da biz tümünü burada değerlendiririz ama siz hem bu kurumu teslim alıyorsunuz hem özel yetkili savcı ve mahkemeleri siyasetin harcı olarak kullanıyorsunuz, yanlış yapıyorsunuz. Bu nedenle, sorunlar tek maddelik yasalarla değil, getirin masaya beraber çözelim, irademizi burada ortaklaştıralım. Türkiye’ye yazık ediyorsunuz. İnsanlar her gün ölüyorlar. Sorunların kenarından geçiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tanrıkulu. 

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN - Sayın Aydın, buyurun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, az önce konuşmacılar, BDP sözcüsü “10 bin arkadaşımızı KCK’dan tutukladınız.” Diğer sözcülere tek tek girmiyorum, bu bile tek başına yeter. Efendim, sataşmadan dolayı ben de söz istiyorum Başkanım.

BAŞKAN – Nasıl?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “KCK’dan dolayı 10 bin arkadaşımızı...“ deyip grubumuzu töhmet altında bıraktı. Açıklama istiyorum.

Tutuklama senin görevin değil ki, yargının görevi. Sizinle ne alâkası var?

OKTAY VURAL (İzmir) – “Yargı” diyor. Siz mi tutukladınız?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Siz yargı mısınız?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yargı olmadığımızı ifade edeceğim.

BAŞKAN – Yani size yönelik söylemedi ama buyurunuz cevap verin.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ayıp olur, İdris Bey’i yalanlama ya, İdris Bey arkada duruyor, yalanlama.

 

5.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Değerli arkadaşlar, hakikaten çok...

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ya İdris doğru söylüyor, ya sen!

AHMET AYDIN (Devamla) – …önemli bir yasayı görüşüyoruz. Yalnız ben bu yasa görüşmelerine başladıktan sonra çok değerli hatipleri yerimde usluca dinledim, hakikaten doğru söylüyorlar mı? Olabilir, arada bir doğru söyledikleri de vardır ancak konuşmacıları tek tek dinledikten sonra şunu anladım: Hakikaten biz güzel bir iş yapıyoruz burada, çok doğru bir iş yapıyoruz, çok net bir iş yapıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Onun için 10 tane önerge getirdiniz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir taraftan bir grup kalkıyor “müzakerelere devam” diyor, öbür taraf kalkıyor “Siz müzakerede bulunmuyorsunuz.” Ya değerli arkadaşlar, biz müzakerede bulunuyor muyuz, bulunmuyor muyuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Senin ruh ikizin, ruh ikizin, beraber yürüdünüz o yollarda siz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Biriniz “Müzakerede bulunuyorsunuz, devam.” diyorsunuz, biriniz müzakerede bulunmadığımız için bizi eleştiriyorsunuz, bir başka grup farklı bir şey söylüyor.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Anlamamışsın sen konuşulanları, anlamamışsın!

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, arkadaşlar, Millî İstihbarat Teşkilatı, adı üstünde, bu istihbarat birimi, görevi bu, bunu Hükûmet yapmaz, devlet bunu yapar ama…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hem görüşüyorsunuz hem “Görüşmüyoruz.” diyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – …geçmişte de yaptı, bugün de devlet birtakım görüşmeler yapabilir çünkü amaç terörü bitirmek, amaç çetelere, mafyaya son vermek, amaç Türkiye'nin geleceği açısından, milletimizin huzuru açısından refah düzeyi yüksek bir sistem kurabilmek.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hani “Yok.” dedi Bekir Bozdağ?

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, lütfen biraz daha makul olalım, lütfen değerli arkadaşlar, elimizi vicdanımıza koyalım, burada konuşurken doğruları konuşalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen de müzakerecisin öyle mi?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu yasa daha önceden de var mıydı, yok muydu? Biz hiç el atmadık yani dünyayı yeni keşfetmiyoruz, zaten MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesinde böyle bir hüküm var.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Milleti kandırma, özel düzenleme getirdiniz buraya! Eski yasayı niye değiştiriyorsunuz o zaman?

AHMET AYDIN (Devamla) – 1984’te yürürlüğe giren bir kanun ve bu Kanun’da bu hüküm var ancak bu hüküm uygulanmadı. Bu hükmün uygulanmaması demek ülkenin istihbaratı açısından çok ciddi sıkıntılar doğurur.

Bakın, arkadaşlar, biz eğer “çetelerle mücadele” diyorsak, eğer “Organize suç örgütlerini ortadan kaldıracağız.” diyorsak, hele ki en büyük terör belası varken ve terörle mücadelede kararlı bir şekilde bu Hükûmet devam ediyorsa…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne mücadelesi, siz müzakere ediyorsunuz!

AHMET AYDIN (Devamla) – …devlet bu mücadelesini sürdürüyorsa lütfen ama lütfen bu görevi yapanlar, istihbarat bilgisini alıp yetkili makamlarla paylaşanları da çok ciddi cezai müeyyidelere maruz bırakmamak lazım.

Bir kez daha düşünsün diyoruz ya, bir kez daha düşünsün. Başbakanın iznine gitti, izin verdi veya vermedi, nihai kararı Başbakan vermiyor, nihai kararı yine yargı veriyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne anlamı olur?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu bir idari işlemdir, idari işlemler idari yargıya tabidir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sonra savcıları değiştiriyorsunuz, hâkimleri değiştiriyorsunuz!

AHMET AYDIN (Devamla) – Başbakan izin verdi, savcı iddiaları da eğer ciddi görüyorsa idari yargıya götürür ve nihai kararı zaten yargı verecek. Yani Başbakan son kararı vermiyor, bir kez daha bir düşünme fırsatı tanıyor. Böyle önemli bir görev üstlenmişsin, devletin geleceği açısından, bu görevi sürdürmek açısından da bu işi vazife edinmişsin, sırf bu vazifeyi yaptığın için, görevin gereği olan işi yaptığın için de ağır cezalara maruz kalmak, ömür boyu hapis cezalarıyla tehdit edilmek ne kadar doğrudur diye düşünüyorum.

Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz talimat verdik deyin ya!

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aydın.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Uzunırmak.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Bakan konuşmasında dedi ki: “Suçluları adalete teslim ediyoruz.”

Şimdi, burada şöyle bir mantık kurmak mümkün. Yani biz hapishaneden, hastaneden, en zenginine kadar herkesin milletvekiliyiz. Hapishanedeki gözaltında olan, zanlı olan insanların hepsi suçlu değil adalete teslim edilmiş olanların. Sayın Bakanın ifadelerinden şu çıkar ki, Hükûmet adalete teslim ettiği herkesi suçlu olarak görmüş demektir ve bugün yargının yerini almış demektir, yargıya da tahakkümdür bu.

Bu konuda bir konuşma istiyorum.

BAŞKAN – Ee, katkınızı yaptınız, teşekkür ediyoruz Sayın Uzunırmak.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkanım, içeride tutuklu milletvekilleri de var…

BAŞKAN – Teşekkür ederiz, size tam yönelik bir şey yok. Siz söyleyeceklerinizi söylediniz, teşekkür ediyoruz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İçeride tutuklu milletvekilleri de var, onları da suçlu görüyor Sayın Bakan.

BAŞKAN – Ama söylediniz, düzeltmeyi yaptınız.

Teşekkür ederiz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Peki, teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Ahmet Aydın “Arada bir doğru söylüyorlar.” dedi bizi kastederek. Bu çok açık bir sataşmadır, izin verirseniz cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

Yeni sataşmalara lütfen mahal vermeyiniz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın İnce, lütfen sataşmaya mahal vermeyin.

BAŞKAN – Buyurunuz.

 

6.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.

Bu “Yalan söylüyorsun!”un farklı söylenme biçimidir. Bu arada da az önce gazi oldum, eğilirken başımı vurdum, dikkat edin, sizlere de şunu söyleyeyim.

Değerli arkadaşlar, bakın, şunu bir düzeltelim. Oslo’da görüşme oldu mu olmadı mı? Görüştük. Kim görüştü? Ne görüştü? Bunu bir kenara bıraktım.

Şimdi, Kayseri Meydanı’nda, referandum öncesinde -görüşülür görüşülmez bu tartışma ayrı, biz başka bir şeyi tartışıyoruz bakın- Kayseri Meydanı’na gitti Başbakan, Sayın Başbakan “O ‘Görüşme oldu.’ şerefsizliğini yapanlar, alçaklığını yapanlar” dedi. Biz bunu söylüyoruz. Yani hem görüşeceksin hem de “Görüştün.” diyen insanlara “Alçak, şerefsiz.” diyeceksin. O sözler Kayseri Meydanı’nda sahibini bekliyor. O sözler asılı duruyor. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Asılı kaldı.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Birincisi, bunu söylüyoruz.

İkincisi, Sayın Ahmet Aydın, duran saat bile günde iki kere doğruyu gösterir. Ama ne yazık ki sen bugün duran saat bile değilsin. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, siz, MİT, Emniyet, iktidar, cemaat… Bir tartışmadır gidiyor. Bu tartışmanın neresinde kim var, gerçekten tam bilemiyoruz.

Şimdi, siz, bu sıkışık ortamda, toz duman giden ortamda, devlet allak bullak olmuş, kurumlar birbirine girmiş, karışmış her şey, böyle bir ortamda diyorsunuz ki: Bunun ucu bize dokunacak, bu belli oldu. Nasıl olsa bizim arkadaşlar “Kaldır parmağını.” dedin mi kaldırırlar, bir kanun getirelim, bunu düzenleyelim, buradan kendimizi kurtaralım derdindesiniz.

Peki, anladım. Büyük ihtimalle de buradan bu kanunu geçireceksiniz, Sayın Cumhurbaşkanının tavrı, sonra Anayasa Mahkemesinin tavrı, bunları göreceğiz, ama şimdi size bir gazete haberi göstereceğim: “100 ihalede milyarlık vurgun.” Bunu hangi kanunla düzelteceksiniz acaba?

OKTAY VURAL (İzmir) – Geliyor, geliyor.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Bunu hangi kanunla düzelteceksiniz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Onun da hazırlıkları var.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Bakın, bir insan yanlış yapmaya başlamaya görsün, bir başladı mı çorap söküğü gibi arkası gelir. Bugün Başbakanın özel görevlilerini kurtarmaya çalışacaksınız, yarın bu ihalelerdeki vurgunlarla ilgili mi yapacaksınız? Öbür gün ne yapacaksınız?

OKTAY VURAL (İzmir) – Hazırlıkları var.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Bunun sonu gelecek mi? Bunun sonu ne zaman gelecek?

Bakın: “Her derede bir değirmen, eğer suyu gelirse,

Her köylüden bir tavuk, eğer köylü verirse,

Güzel gidiş bu gidiş eğer sonu gelirse.”

Teşekkür ederim hepinize. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.

 

XII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in; Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu (2/343) (S. Sayısı: 164) (Devam)

 

BAŞKAN - Şahsı adına Mersin Milletvekili Mehmet Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Zannediyorum yeterince tartışıldı, bağrışıldı, çağrışıldı. Şimdi, sizi suhuletle, sükûnetle şu söylediklerimi anlamaya çalışmaya davet ediyorum. Vicdanlarınızda, akıllarınızda…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Tahmin etmiştik vicdanlarımıza sesleneceksiniz!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Evet, yani arada fıkra anlatıp gülebilirsiniz ama lütfen şu dediklerimi dinleyin.

Değerli arkadaşlar, bakın, bu konuyla ilgili bir de öncelikle şunu söyleyelim. Milletimiz de bizi dinliyor, tam dinleme saati.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Geçti, geçti! Kapattılar!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Geçmiş maalesef, maalesef geçmiş. O zaman size söylüyorum:

Değerli arkadaşlar, on yıl sonra, dokuz yıl sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinde Adalet ve Kalkınma Partisi olarak böyle bir tartışmanın içinde olmak size yakışıyor mu? Önce bu soruyu kendi vicdanlarınızda cevaplandırın.

Bakın değerli arkadaşlar, iddialar çok ağır. Bu iddiaları yok sayarak meseleyi değerlendirebilmek mümkün değil. Gazetelere yansıyan ve reddedilmeyen yargı iddiası, Millî İstihbarat Teşkilatı gibi ülkemiz ve milletimizin geleceği açısından çok değerli bir kurumun bir suç örgütüyle bir suç iş birliği içerisinde olduğu iddiası ortada. Bunu kim iddia ediyor? Bunu yargı ortaya koyuyor. Diyor ki: “Millî İstihbarat Teşkilatı elemanları bu KCK denen yapılanmanın hem yapılanmasında hem yönetilmesinde görev alıyor. KCK’nın yaptığı, işlediği suçlarda bilfiil katılıyor ve Millî İstihbarat Teşkilatı, KCK’nın amaçları doğrultusunda bir sonucun hasıl edilebilmesi için gereken çalışmayı yapıyor.” Daha buna bağlı, yediye yakın, yedi tane, çok ağır iddia ve itham var.

Şimdi bunları, bu konularla millet adına görevli olan cumhuriyet savcıları, bu soruşturmanın incelemesinde ulaştığı belgelere dayalı olarak soruşturmaya kalkıyor. Bu soruşturmada, bu bilgi ve belgelere dayalı soruşturmada, MİT yöneticilerinin, MİT elemanlarının suça karıştığı yönünde bir delil elde ediyor ki dosyayı açıyor. Açtığı dosyayla 5 MİT yöneticisini sorguya çağırıyor. Olay bu. İddia ağır. Devletimizin geleceğini… Yani, bu iddia cevaplandırılmazsa, bundan sonra tüm faili meçhullerin faili bulunmuş olacak. O, devlet olarak zaten iddia ediyor, şimdi, devletin içerisindeki kurum da belli olacak, MİT.

Şimdi, değerli arkadaşlar, yargının başlattığı bu soruşturmanın Hükûmetin siyasi tercihleri ve politikalarına karşı olmadığını bu konudaki en yetkili kişi açıklıyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Sayın Fikret Seçen diyor ki: “Bu soruşturma, Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğimizce KCK terör örgütüne yönelik olarak yapılan bir soruşturma sırasında, bazı devlet görevlilerinin kendilerine yürütme organı tarafından verilen görevin dışına çıkarak hareket ettikleri, bu suretle örgütün eylemlerini gerçekleştirilmesine yardım ettikleri şüphesini doğuracak deliller elde edilmesi nedeniyle başlatılmış olup, sadece bu görevlerin –görevlilerin- eylemlerine yöneliktir.” Bunu kim diyor? Cumhuriyet Başsavcısı. Buna inanmayacak mıyız arkadaşlar? Bunu değerli bulmayacak mıyız?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Soruşturulmasın mı? İnanmak değil, soruşturulmasın mı? Soruşturulsun.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Yani kusura bakmayınız, suçüstü yakalanmış olmanın telaşında bu kanunu buraya getiriyorsunuz. Bu savcıyı niye görevden aldınız? Ve bu soruşturmayı yapan 12 tane emniyet görevlisini de görevden aldınız. Bu öfke ne? Bu soruşturmanın nereye ulaşacağı gibi bir korkunuz var. Bunu, resmen suçüstü yakalanmanın veya ileride, şimdi tedbir alınmazsa çok daha vahim sonuçlar getireceği endişesiyle şahsınızla ilgili, Hükûmetinizle ilgili, partinizle ilgili duyduğunuz endişeye tedbir olarak bu kanunu getiriyorsunuz, işin özü bu. Burada çok ağır ithamlar, iddialar konuşuldu, sorular soruldu; cevabı yok. Sayın Başbakan Yardımcısının yaptığı duygusal, Sayın Başbakanın üzerinden polemik yapmak, istismar yapmak. Öyle değil. Yani “Yargının bağımsızlığına müdahale edemeyiz.” diye övünen AKP İktidarı, Sayın Başbakan, şimdi yargının ortaya koyduğu bir soruşturmanın önünü kesmek için buraya bir kanun teklifi getirilmesini nasıl izah edecek? Bunu nasıl anlatacaksınız millete? Şimdi, 5 kişi hakkında tutuklama kararı var. Araya girdiniz, emniyet görevini yapmıyor, yapamıyor. Bu 5 kişiyi…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – İfadeye çağırıyor, tutuklama kararı değil.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Tutuklama değil, ifadeye çağırdı, yakalama emri var.

Yargının önünü kestiniz. Bunun gerekçesi ne?

Değerli arkadaşlar, bakın, sayın teklif sahibi burada uzun uzun anlattı. Ben bir şey daha söylemek istiyorum size. Aslolan suç işlememektir. Aslolan hukukun dışında bir eylemin içinde olmamaktır, yoksa alacağınız tedbirler sizi korumaz. Bu kanun sizi korumaz. Demin bir arkadaşım söyledi, aslında ben de bugün televizyonlara söyledim. Kaldırdığınız Anayasa’nın geçici 15’inci maddesinde olduğu gibi kendinize bir zırh kurmanız lazım. Bu yaptıklarınız Anayasa’ya aykırı, bu yaptıklarınız hukuka aykırı, bu yaptıklarınız mevcut Türk Ceza Kanunu’na aykırı. Şimdi, siz, bana göre bu kanuna bir önergeyle şu katkıyı vermelisiniz: “AKP hükûmetleri tüm yöneticileriyle, dönemlerindeki tüm idari, mali, hukuki sorumluluktan varestedir, soruşturmaya tabi tutulamaz.” diye buraya bir madde koyun ki kendinizi koruyabilesiniz. (MHP sıralarından alkışlar) Aksinde, bu işin sonu oraya gidecek.

Değerli arkadaşlar, ümit ederim ihtiyacınız olmaz ama şimdi niye böyle bir şey getiriyorsunuz? Bakın, sayın teklif sahibi arkadaşıma söyleyeyim: MİT Yasası’nın 26’ncı maddesinde zaten “Başbakandan izin alınır.” diye çok açık, net yazıyor. Şimdi niye gerek gördünüz? Getirdiğiniz teklifle diyorsunuz ki: “Başbakanın özel görevlendirmeleri de soruşturulacaksa Başbakandan izin alınır.”

Değerli arkadaşlar, MİT Yasası’nın 4’üncü maddesinde MİT’in görevleri yazılı. MİT’in görevleri içerisinde Başbakanın vereceği özel görevler yok.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Almıyor, 2’nci maddeyi okusana.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, MİT Yasası’nın 4’üncü maddesinde MİT istihbarat elemanlarının görevleri arasında Başbakanın vereceği özel görevler yok. Başbakan hangi özel görevi verecek de bu özel görevde suç işlenmesi hâlinde soruşturmasının Başbakandan izin alınacağını buraya bir amir hüküm hâline getiriyorsunuz? Hangi varsayıma dayalı?

OKTAY VURAL (İzmir) – İşlenmiş suçlar var demek ki.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Kim bu Başbakanın özel görev vereceği kişiler? Tanım yok. Hangi özel görevler verilecek? Tanım yok. Dolayısıyla, birilerinin iddia ettiği gibi, Başbakan kendi derin devletini mi kuruyor, buna mı hukuk geliştiriyor?

Ben bir şey daha söylüyorum, sürem de doluyor: Başbakanın böyle bir korumaya da ihtiyacı yok. Hiç kimsenin hukuktan, yargıdan korunmaya ihtiyacı yok; gitsin ifadesini versin. Milliyetçi Hareket Partisi olarak ısrarla söylüyoruz; niye yargının önünü kesiyorsunuz, insanların aklanmasının önünü kesiyorsunuz? Çok ağır ithamlar var, bu ithamlar sorgulansın. Kendi yargınızdan niye kaçıyorsunuz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tayyip Bey’e dayanıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Doğru herhâlde.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Hani yargıya güvenecektik, hani yargıda yargıç teminatı vardı, yargının bağımsızlığı vardı, Anayasa’nın 138’inci maddesi vardı? Bu telaş niye? Bu korku niye?

Değerli arkadaşlar, bakın, ben size 1957 sonrasını tekrar okumanızı hatırlatıyorum, zeval döneminin tepkileri bunlar.

Bir başka şey daha söylüyorum: İçinizde çok değerli hukukçular var, biliyorsunuz ki bu yasa hem Anayasa’ya aykırı hem evrensel hukuka aykırı. Yargı yani yasamanın üzerinden yürütme kendine alan belirliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkan, tamamlıyorum.

Yani yasama kullanılarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi kullanılarak Hükûmetin yargının alanını daraltma gibi bir hakkı yok arkadaşlar, kendi alanını genişletmek açısından Türkiye Büyük Millet Meclisini kullanmak gibi bir hakkı yok. Bu, hukuk anlayışına, hukuk devleti ilkesine de aykırı; bu, bizim sistemimizin kuvvetler ayrılığı ilkesine de aykırı. Dolayısıyla, bu yasanın getiriliş sebebini -Sayın Oktay Vural’ın söylediği gibi- Sayın Bozdağ’ın burada açıklaması lazım.

Hangi suçları saklıyorsunuz? Hangi korku sizi böyle bir sonuca götürüyor? Akla ziyan bir yasa bu. Var zaten kanunda, Başbakandan izin alınacak, tekrar niye getiriyorsunuz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Niye almadı?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Gerekiyor demek ki! Gerekiyor demek ki!

Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, ben, sizin sağduyunuza, vicdanlarınızın namusuna hitap ediyorum, akıllarınızın namusuna hitap ediyorum: Yaptığınız şey doğru değil ve bu yaptığınızla Başbakana çok ağır bir yük yüklüyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Artık Başbakan taraftır, pazarlığın tarafıdır.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Şandır.

Sayın milletvekilleri, bu madde üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır.

Önergeyi okutuyorum…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Maddeye geçmediniz.

BAŞKAN – Hayır, tümü üzerinde… Yanlış söyledim, özür dilerim.

Tümü üzerindeki görüşmeler için İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır.

Önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

İçtüzüğün 72. maddesine göre görüşmelerin devam etmesini arz ederiz.

                  Oktay Vural                                   Nevzat Korkmaz                                  Reşat Doğru

                        İzmir                                               Isparta                                               Tokat

             Kemalettin Yılmaz                                                                                         Oktay Öztürk

                Afyonkarahisar                                                                                               Erzurum

Gerekçe:

Hukuk devletini, hukukun üstünlüğünü ihlal eden, yargıya müdahaleyi sağlayan, devletin hukuk dışı eylemlerle paralel devlet oluşumunu meşrulaştırmaya yönelik bu teklif hakkında milletvekillerinin daha fazla bilgi edinmesi için.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir saat ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 19.53

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Fatih ŞAHİN (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

164 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, teklifin tümü üzerinde yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

Sayın Kaplan… Yok.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sorum Hükûmetedir: Açılımlara bağlı olarak Habur Sınır Kapısı’ndan PKK terör örgütü militanları ellerini kollarını sallayarak ülkemize giriş yapmışlardı. Bölücü terör örgütü militanlarının bu girişleri öncesinde ve sonrasında PKK terör örgütüyle kaç defa görüşme yapılmış, görüşme emrini kim vermiştir?

İmralı canisi ve terör örgütüyle yüzde 90-95 oranında mutabakat sağlanan konular var mıdır? Nelerdir? Sağlanan mutabakat çerçevesinde terör örgütüyle birlikte yürütülen çalışmalar nelerdir?

Kamuoyunun hazırlanması için yurt içine yönelik yürütülen kampanyaların sınırları nerede ve hangi seviyede tutulmuştur? Üzerinde yüzde 90-95 mutabakat sağladığınız konuların topluma, devlete benimsetilmesinde Parlamentoda, Hükûmette ne gibi çalışmalar yürütülmüştür?

Bunları öğrenmek istiyorum. Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğru.

Sayın Sakık…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Aslında bugünkü tartışmalarda gördük, yani aranan, hak, hukuk ve adalet değil. Neden görüşmelerin yapıldığının, neden bu görüşmelerin Habur’dan başlayarak Oslo’daki görüşmelerin yapıldığının hesabı soruluyor. Biz de şunu söylüyoruz: Bu görüşmeler doğru görüşmelerdi, bundan sonra da yapılması gereken tek şey budur. Otuz yıldır kavga ve şiddetle bu sorun çözülmedi. Bu görüşmede sadece MİT elemanları yoktu, devlet adına olanlar da vardı. Bundan sonra da bu görüşmeler olmalıdır.

İkincisi, bu savcıya bu olaydan el çektirildi ama aynı savcı, KCK’yle ilgili aynı gece bir operasyon düzenlendi ve yüzlerce insan tutuklandı. Bu kavgada yani Kürt Mehmet yine nöbete, Kürtler yine cezaevine. Bu savcı eğer hak, hukuk ve adaleti savunmuyorsa neden hâlâ özel yetkilerle donatılıyor? Neden hâlâ KCK operasyonlarının başındadır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sakık.

Sayın Tanal… Yok.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Aslında, sorum Sayın Bozdağ’aydı ama Sayın Bakan da cevaplandırabilir.

Hatırlarsınız Sayın Bakan, Şemdinli Savcısı Ferhat Sarıkaya’nın görevden alınması karşısında Sayın Bozdağ ve sizler “Bu, yargı bağımsızlığına açıkça bir müdahaledir.” demiştiniz, Ferhat Sarıkaya’nın görevden alınmasına. Şimdi, yine aynı soy isimli bir başka savcı bir başka soruşturmada görevden alındı. Size göre, bu yargıya müdahale değil mi? Yargı bağımsızlığına bir müdahale değil mi?

İkinci hadise: KCK’ya operasyon yapmaya devam ediyorsunuz ama bu operasyonu soruşturan savcıyı ve polisleri de görevden alıyorsunuz. Bu nasıl çelişki? Bunu nasıl izah edeceksiniz, merak ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

Sayın Öztürk…

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, terör örgütü elebaşının sözde önderlik yol haritası Başbakana verilmiş midir?

İkinci sorum: Kanlı terör örgütünün Hükûmete verdiği ve Hükûmetin de yurt dışındaki teröristlerle paylaştığı anlaşılan sözde önderlik yol haritası neler içermektedir?

Sözde önderlik yol haritasında terör örgütüyle müzakere edilmesine izin verdiğiniz konular nelerdir ve bu konularda bugüne kadar AKP Hükûmeti tarafından atılan adımlar hangileridir?

5’inci Oslo görüşmesinden önceki diğer 4 görüşmede neler konuşulmuş ve hangi sözler verilmiştir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öztürk.

Sayın Halaçoğlu...

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Başkan.

Sayın Bakan, Hakan Fidan’ı hangi tarihlerde İmralı’ya gönderdiniz? İmralı’nın muhatap alınmasına yönelik yazılı bir emriniz var mıdır? Vaki ziyaret ve görüşme talebi İmralı’dan mı gelmiştir? İmralı’dan dönüşte Hakan Fidan size İmralı’dan hangi mesajları iletmiştir?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaçoğlu.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, doğrudan sizin vicdanınıza ve mantığınıza hitap etmek istiyorum. Basına sızdığı kadarıyla bu referandum ve genel seçim sürecinde MİT’in, iktidar partisi lehine, Cumhuriyet Halk Partisi, MHP ve BDP’nin aleyhine seçim sürecinde faaliyet yürüttüğü bilgisi mevcut. Bu tür bilgiler mevcutken, ortada ölümler varken, vatana ihanete kadar bazı suçlamalar söz konusuyken MİT’in bu kanundan sonra, bu kanuni düzenlemeden sonra görev yapabileceğini, bu elemanların rahatlıkla görev yapabileceğini düşünüyor musunuz, mantıklı olur mu, doğru mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kuşoğlu.

Sayın Toprak… Yok.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Oslo görüşmelerine Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı sıfatıyla Başbakanın özel temsilcisi olarak katıldığını ifade eden Hakan Fidan bu dönemde MİT mensubu olmadığına göre bu kanuna eklediğiniz “Başbakanın özel görevler yüklediği kişiler” onu ve o gün talimatı veren Sayın Başbakanı kurtarmaya yönelik bir operasyon mudur?

İkincisi: Bu görüşmelerde PKK muhataplarına doğuda televizyon kanalı kurmak için başvuranların sicillerinde “’PKK sempatizanı’ yazıyordu, aradım valiyi, ‘Sempatizan olmayan mı var? Verin izin, kursunlar.’ dedim. İzin verildi ve o televizyon kanalı yayına başladı.” ifadelerini kullanan Sayın Hakan Fidan’ın kurulduğundan bahsettiği televizyon hangi kanaldır? Bu vali kimdir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Yeniçeri…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, özel yetkili savcılara Genelkurmaydan izin alınmadan inceleme hakkı tanınmıştır ve kozmik odalara girilmiştir, biliyoruz bunu. Bu durum özel yetkili savcılara sonsuz güven duyulduğu anlamına geliyor. Peki, MİT Müsteşarı hakkında soruşturma söz konusu olunca niçin özel yetkili savcılara güvenilmiyor? Bu çelişki değil midir?

İkincisi: Bu getirilen yasa teklifiyle MİT Müsteşarına hukuka karşı bağışıklık kazandırmış olmuyor musunuz?

Üçüncüsü: Anayasal demokratik hukuk devletinde bir yasaların, bir de Başbakanın yönlendirdiği iki ayrı hukuk olmayacak mıdır?

Dördüncüsü: Demokrasilerde herkes kendisi için, hukuk herkes için değil midir?

Beşincisi: Demokrasiye, yargıya ve yasamaya vasilik yapmanın hukuk devletindeki yeri nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yeniçeri.

Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ her ne kadar inkâr etse de “MİT, terör örgütlerine sızmak için polis, askere silah sıkmamak ve canlı bomba olmamak kaydıyla suç işlemek zorundadır.” demişti. Bunu kendisi de az önce de itiraf etti zaten. Bu hakikaten bir itiraftır. Demek ki bazı bildiği şeyler var.

Ben de şimdi çok merak ediyorum; acaba Çorum’da, Maraş’ta, Madımak’ta yapılan katliamlarda o katliamı yapan örgütler içerisine MİT sızmış mıydı? Sızdıysa suçlara karışmış mıydı ve ne gibi suçlar işlemişti?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Sayın Moroğlu…

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Bakan, bu yasa henüz çıkmadı ve bu kişiler hakkında soruşturma başlayalı da bir hafta oldu. Cumhurbaşkanından dönünceye ve Resmî Gazete’de yayımlanıncaya kadar da herhâlde iki üç gün daha geçer. Bu süre zarfında bu görevlileri kim saklıyor? Başlarına bir iş gelirse kim sorumlu olacak? Ya da bunlar suç işlemeye devam ederse biz kimden hesap soracağız?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Moroğlu.

Buyurunuz Sayın Uzunırmak.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Son on yılda Millî İstihbarat Teşkilatımızda çeşitli faaliyetlerle görevini kötüye kullanmış, görevini aşmış, yetkiyi aşmış kaç mensup, eleman veya görevli adliyeye sevk edilmiştir? Bunun sayısını bilmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Uzunırmak.

Buyurunuz Sayın Bakan.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İlk soru Sayın Reşat Doğru’nun. “Açılımlara bağlı olarak PKK terör örgütü militanları yurda giriş yaptılar ellerini kollarını sallayarak.” dediniz. “Bunlarla kaç kez görüşüldü?” Birinci sorusu bu Sayın Doğru’nun.

Değerli milletvekilleri, 2009 yılında yaşanan o hadiseyle ilgili olarak, o gelen kişilerle herhangi yapılmış bir görüşme söz konusu değil, yurda giriş yapan kişilerle ancak -daha önce de ifade edildi, bu Parlamentoda çok konuşuldu- terör örgütü elebaşı 1999 yılında Türkiye’ye geldiğinde İmralı Adası’na hapsedildi ve yargılamaları, Ankara mahkemeleri tarafından, İmralı’ya gidilmek üzere adada yapıldı. Bu yargılamaların öncesi, esnası ve sonrasında, devletin ilgili, yetkili birimleri, Türkiye’ye geldiği günden itibaren, ihtiyaç duydukları zaman ve zeminde terör örgütü elebaşıyla görüşmeler yapmışlardır. Bu müteaddit kereler buradan ifade edildi. Bu sırada ve bugüne kadar görev yapmış tüm siyasi iktidarlar döneminde, ihtiyaç duyulduğunda belli görüşmeler yapılmıştır; asker bürokrasisi yapmıştır, istihbarat bürokrasisi yapmıştır, güvenlik bürokrasisi yapmıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hiçbir zaman siyasi görüşme olmadı.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – “Siyasi” demiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siyaset, sizin siyasi görüşmeleriniz.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – “Siyasi” demedim Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz siyasiden bahsediyoruz.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Vural, “siyasi” demedim. Söylediğim şudur: “Asker bürokrasisi görüşmüştür, istihbarat bürokrasisi görüşmüştür, güvenlik bürokrasisinden görüşenler olmuştur.” dedim. Ben sözlerimin, ne söylediğimin farkındayım.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Anayasa müzakeresi yapmışlar mı?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Ve değerli milletvekilleri, zaten bir devletin, ülkesinde var olan böylesi yakıcı bir problemi çözmek için şayet bir imkân varsa, elinde böyle bir enstrüman varsa bunu kullanmaması, bu yola müracaat etmemesi sorgulanması gereken bir olaydır. Dünyanın hangi ülkesi vardır ki elinde böyle bir imkân varken bu imkânları kullanmış olmasın. Türkiye’de mevcut kanın, mevcut şiddetin durması, sonlanması, anaların ağlamaması için çare arayan güvenlik bürokrasisi, siyasetçi, ne derseniz deyin…

OKTAY VURAL (İzmir) – Anaların ağlamamasıyla ne alakası var!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) - Türkiyelilik safsatasıyla, özerk Kürdistan’la ne alakası var!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Eh o zaman sayın milletvekilleri…

BAŞKAN – Lütfen, lütfen karşılıklı konuşmayınız Sayın Vural.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – …burada bu görüşmeler başladıktan sonra üç siyasi partinin değerli sözcüleri yirmişer dakika çıkıp konuştular. Epeyce de ithamlarda bulundular, ağır laflar ettiler ama…

OKTAY VURAL (İzmir) – Daha var arkası, 12 tane ses kaydı var.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Ama bizim demokrasi anlayışımız, demokratik kültürümüz, muhatabımıza saygımız… İktidar partisi sözcüsü çıktığında başladı laf atmalar, Hükûmet adına çıkıp konuşma yapan Başbakan Yardımcımıza aynı şekilde müdahaleler. Şimdi on dakika süreyle soru sordunuz, o sorularınıza cevap vermeye çalışıyorum; ama görüyorum ki, ne kürsüden konuşana imkân sağlamak istiyorsunuz, ne oturduğu yerden sorularınıza…

OKTAY VURAL (İzmir) – Demagoji yapma!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – …belli bir sühulet ile cevap vermeye çalışan Hükûmet mensubuna imkân sağlıyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Demagoji yapma! Demagoji yapmayın sorulara cevap verin. Yan çizmeyin!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Lütfen sabote etmeyin…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yan çizmeyin!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – …mümkün olduğu kadar buradan çok soruya cevap vermeye çalışıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sorulara ciddi cevap verin.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Ergin.

Sayın Vural lütfen…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Bu şekilde bir diyalog söz konusu değildir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sorulara cevap vermiyorsunuz.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Siz grup başkan vekilisiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz de Bakansınız, sorulara mertçe cevap verin!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Lütfen, lütfen…

BAŞKAN – Sayın Ergin, devam ediniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hukuku ihlal ettiniz Habur’da.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Değerli milletvekilleri…

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen karşılıklı konuşmayınız.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok ki efendim!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Değerli arkadaşlar, herkes kendine yakışanı yapacaktır, biz işimize bakalım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Bu kanunu çıkarmak size çok yakıştı Sayın Bakan.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Bugüne kadar bu görüşmeler yapılmıştır ve bundan sonra da ihtiyaç olması hâlinde devlet güvenlik birimleri, istihbarat birimleri ihtiyaç duyarsa bundan sonra da bu görüşmeler yapılır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Size, PKK’yla müzakere edenlere karşı soru sormayı yakıştırırız biz, soru sorma yüreğimiz var.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Soru sorun ama soruyu usulüne göre sorun.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Dinleyin, dinleyin!

OKTAY VURAL (İzmir) – Bak sen de usulüne göre konuşmuyorsun ya, ya… Gördün mü? Yakışanı yapıyorsun Mahir Bak sen de.

BAŞKAN –  Lütfen…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN  (Hatay) – Bir ikinci konu: İstihbarat birimlerinin İmralı’daki hükümlüyle ilgili neler görüşüldüğü, neler görüşülmediği, bu görüşmelerde mutabakata varılıp varılmadığı, herhangi bir mutabakat zaptı yapılıp yapılmadığına ilişkin birçok laf söylendi.

Değerli milletvekilleri, doğrusu bu görüşmelerde siz de yoktunuz, biz de yoktuk.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz varsınız, vardınız. “Siyasi talimat” diyor Ahmet Davutoğlu.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN  (Hatay) – Bu görüşmelerin sonucunda şayet Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve o devletin yönetiminde var olan Parlamentonun içinden çıkmış yetkili Hükûmetin, güvenoyu almış Hükûmetin kabul edebileceği bir zemin oluşmuş olsa bunu getirip bu Parlamentoda gereğini yapmak üzere harekete geçerdik.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tabii, tabi…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN  (Hatay) – İstihbarat örgütleri dünyanın her yerinde iyi insanlarla görüşmek için var olan örgütler değildir. Suçla, suçluyla, bunları önlemeye dönük organizasyonlar için çalışır istihbarat örgütleri. Dolayısıyla burada makul bir sonuca ulaşır ise bunlar uygulanmak üzere bir yere gelir. Muhatabınız hiç akla hayale gelmedik şeyler söyleyebilir, talepte bulunabilir ama bunlar kabul edilmediği sürece sadece o talebi dile getireni bağlar. Bizim bu görüşmeleri yapan istihbarat birimlerinin Hükûmetimize bu noktada yapmış olduğu herhangi bir telkin yoktur. Hükûmetimizin bu noktada, siyaset kurumunun bu noktada vermiş olduğu herhangi bir söz ve taahhüt söz konusu değildir, çok açık ilan ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Siyasi talimat” dedi Ahmet Davutoğlu.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN  (Hatay) –  Sayın Sakık’ın sorusuna geçiyorum: Sayın Sakık “Habur ve sonrası görüşmeler neden yapılmıştır? Şu anda bunun hesabı sorulmaktadır.” neviden bir soru sordular. Ayrıca savcının bu soruşturmadan el çektirildiği ve aynı savcının KCK soruşturmasına neden devam ettirildiği sorusunu sordu.

Değerli milletvekilleri, hepiniz izliyorsunuz, bir sonraki sorunun sahibi Sayın Şandır benzer bir soru sordu: “Şemdinli Savcısı Ferhat Sarıkaya görevden alınmış idi, buna karşı çok yoğun tepki koydunuz; şimdi bir başka Sarıkaya görevden alındı, niçin  buna herhangi bir tepki koymuyorsunuz?”

İki soruyu birleştirerek cevaplandırmaya çalışacağım. Habur sonrası görüşmeler vesaire bu sizin yorumunuz. Ben, bununla ilgili, şu anda süreç devam ettiği için, herhangi bir değerlendirmeye girmeyeceğim ama savcının elinden dosyanın alınmasıyla ilgili hadise, tamamen İstanbul Başsavcılığının yapmış olduğu bir tasarruftur.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sizden bağımsız mı yapıyorlar?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – HSYK, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun, savcının elinden bu dosyanın ilgili bölümünün alınmasına dair herhangi bir tasarrufu yoktur.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Deniz Feneri ne oldu?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – KCK soruşturmalarına devam etmesine ilişkin karar da ilgili Başsavcılığın tasarrufudur, uygulamasıdır.

Sayın Şandır “Ferhat Sarıkaya’ya tepki gösterdiniz, buna niye göstermiyorsunuz?” dediniz.

Değerli milletvekilleri, şöyle bir hatırlayalım: Van Savcısı Ferhat Sarıkaya, hazırlamış olduğu bir fezleke sonrasında hem dosyadan alındı hem de meslekten ihraç edildi. Bu meslekten ihraç hadisesinin, o savcının varsa yapmış olduğu bir yanlış, buna bağlı olarak şikâyete dayalı bir işlem yapılabileceği ama HSYK’nın yapmış olduğu ihraç tasarrufunun mevcut Hâkimler ve Savcılar Yasası’ndaki gerekçelerin hiçbirine dayanmadığı ve bunun keyfî bir ihraç olduğunu ifade ettik. Oysa önümüzdeki uygulamada Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna uzanmış herhangi bir el çektirme de yoktur, herhangi bir görevden alma işlemi de yoktur. Yapılan şey, soruşturmayı yürütmekle görevli olan İstanbul Başsavcılığı, ortaya çıkan tablo karşısında ve gerekçesini de ifade etmiştir. Bir tanesi, Başsavcılığımız bu konuda bilgilendirilmemiştir bu kadar önemli bir tasarruf yapılır iken. İkincisi de bu soruşturmanın gizliliğine riayet edilmemiştir. Dosyanın içerisinde taraf avukatlarından, taraflardan saklanmış olan bilgilerin tüm basın yayın organlarında çarşaf çarşaf yayınlanmış olması sebebiyle elindeki bu soruşturmadan el çektirilmesi kararı verilmiştir. Bu da ilgili Başsavcılığın tasarrufudur. O savcı şu anda görevinin başındadır, elindeki diğer soruşturma dosyalarına ilişkin çalışmalarını yapmaktadır. Van Savcısı Ferhat Sarıkaya’yla bunun arasında bir benzetme yapmak çok yanlış olur kanaatindeyim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Sayın Bakan, o zamanki beyanlarınız yanımda. O zaman dosyadan alınmasına tepki koymuştunuz.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Aynı ikinci sorunuz “KCK ve soruşturma yapan savcı ve polisleri görevden aldınız.” diyorsunuz. Tabii güvenlik güçleriyle ilgili tasarruf Emniyet Teşkilatının, İçişleri Bakanlığımızın, onun gerekçesini bilmiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) - Hükûmeti temsil ediyorsunuz.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Onunla ilgili gerekçeyi ilgili bakanımızdan sorar size yazılı olarak bilgi veririm.

OKTAY VURAL (İzmir) - Dokunan yanıyor. KCK’ya dokunan yanar.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Ama KCK soruşturmasını yapan savcıya biz görevden el çektirmedik, biraz önce ifade etmiştim.

Sayın Başkanım, kalan sorulara yazılı olarak cevap vereceğim. Süremiz doldu.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ergin.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler…

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkanım, Sayın Bakan dolandı, dolandı, dolandı; açık ve net sorulara cevap vermekten kaçındı. Dolayısıyla Sayın Bakanın bu sorulara mertçe cevap vermesini bekliyorduk.

BAŞKAN – Sayın Vural, süremiz bitti. Yazılı olarak cevap vereceğini beyan etti.

OKTAY VURAL (İzmir) - Konuşacaksanız kürsüde konuşursunuz. Kürsüde konuşma hakkınız var, niye konuşmuyorsunuz?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Cevap verilmesine müsaade etmediniz ki.

BAŞKAN - Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

DEVLET İSTİHBARAT HİZMETLERİ VE MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ

 

MADDE 1- 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Soruşturma izni

MADDE 26- MİT mensuplarının veya Başbakan tarafından özel bir görevi ifa etmek üzere görevlendirilenlerin; görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı Kanunun 250 nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla, haklarında soruşturma yapılması Başbakanın iznine bağlıdır.”

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Öztürk.

MHP GRUBU ADINA OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 164 sıra sayılı Kanun’un 1’inci maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere huzurunuzdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, krizin ortasında bir yasa yapıyoruz. Böyle ortamlarda yasa yapmak gerçekten zor bir iştir ama hepimiz milletvekili olarak olabildiğince şahsi, subjektif görüşlerimizden uzakta, objektif olarak bu olaya yaklaşmamız -çıkarılacak veyahut da bir şekilde çıkarılmamasını temenni ediyoruz- kanunun sağlık ve sıhhati açısından önemlidir bu duruş. Gerçekten hiç de istemediğimiz, hiç kimsenin de memnun olmadığı bir kriz yaşanıyor, buna “devlet krizi” diyenler de var. İşte, bir tarafta MİT, Hükûmet, bir tarafta yargı ve emniyet. Çeşitli bir gruplaşma şu anda karşılıklı pozisyon almış durumda ve dosyaya bakan savcı dosyadan el çektirilmiş, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu hakkında inceleme başlatmış. Diğer taraftan mahkeme kararı var ortada; yakalama kararları ve ifadeye çağrılmaya ilişkin de mahkeme kararları verilmiş durumda. Yani böyle bir ortamda yasama meclisi olarak yargının bu işleyişine bir şekilde müdahil oluyoruz.

Sayın milletvekilleri, Komisyondan geçerek huzurlarınıza gelen tasarı bize göre bir hukuk cinayeti, bir hilkat garibesidir. Yalnız ve yalnız parmak gücüne dayanılarak hazırlanmış bir tasarıyla karşı karşıyayız. İktidarlar bu erki halktan aldıkları yetkiyle kullanırlar, kimi zaman bu erki kötü niyetle ya da iyi niyetle olmakla birlikte yanlış uygulamaktadırlar. Bu durumlarda kuvvetler ayrılığı ilkesi gereği bağımsız yargı devreye girer. İktidar yetkisini yanlış, kötü ya da kasıtlı kullanan iktidar sahiplerine yargı yolu, yargılanma yolu devreye girer. Yargı diyalektiği içinde suç işleme tezine “Hayır, suç değil.” antitezi ileri sürülür ve bu süreçte yargı karara varır, cumhuriyet savcıları gördükleri lüzum üzerine soruşturma başlatırlar. Şu anda da yürüyen bir soruşturma var; bu, KCK soruşturmasıdır, yani PKK terör örgütünün şehir yapılanması iddiası. Savcılık bu yapılanmada bir kısım MİT görevlilerinin aktif rol oynamak suretiyle suç işledikleri iddiasında kararlar alıyor.

Şimdi önümüze gelen kanun… Biraz önce Bekir Bozdağ konuşurken hayretler içerisinde kaldık, sanki bu kanunu biz getirmişiz veya bu kanunun gelmesine sebebiyet veren hadiseleri biz oluşturmuşuz -bizi fırsatçılıkla itham ediyor- fırsat bulmuşuz da konuşuyormuşuz gibi bir ifade kullandı. Kendisine hatırlatırız, bu kanun sizin kanununuz, bu kanunun çıkmasına sebebiyet veren hadiseler basında yayınlandı ve bu konuda savcı soruşturma açtı, biz bunun üzerine haberdar olduk ve burada konuşuyoruz.

Bakın, o savcının iddialarına baktığımız vakit, eğer bunlar gerçek ise vay halimize diyoruz. Birinci olarak MİT’in KCK yapılanmasını kendi gözetimi ve denetimi altında gerçekleştirdiği iddia ediliyor, bu vahim bir iddiadır. “MİT heyetinin istihbarat toplama ve bilgi edinme görevi haricinde örgütün yönetilmesine aracılık yapmış ve yönlendirmiştir.” diyor. “MİT, gerek doğrudan temaslarında gerekse de örgüt içindeki elemanları aracılığıyla elde ettiği saldırıya ilişkin bilgileri ve eylem talimatlarını engellemesi ve önlemesi gerekirken bunları engelleyecek ve önleyecek bir faaliyette bulunmaması, yani bu eylemlerin gerçekleştirilmesine pasif duruşu nedeniyle katkıda bulunmuştur.“ diyor. “İstihbarat toplama görevini ihlal ederek devletin bütünlüğünü bozma ve anayasal düzeni yıkma konusunda bölücü çevrelerle mutabakata varmıştır.” diyor. “Kanlı eylemlere göz yummuş ve İmralı’daki mahkûm ile Kandil arasında kuryelik yapmıştır.” diyor. “MİT’in örgüte verdiği taahhütler kapsamında güvenlik güçlerinin operasyonlarını engellemek için çalışmalara girmesi ve kanlı teröre geri bildirimde bulunması söz konusudur.” diyor.

Bunları biz söylemiyoruz, bunları masaya oturup da anlaştığınız ama anlaşmanıza sadık kalmadığınız için oradaki konuşmaları ifşa eden PKK’lılar söylüyor, cumhuriyet savcısı da...

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sen de inanıyorsun.

OKTAY ÖZTÜRK (Devamla) – Ben kanuna inanırım.

...dava açıyor.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Devam et.

OKTAY ÖZTÜRK (Devamla) – Cumhuriyet savcısı dava açıyor ve biz de diyoruz ki: Bunlar araştırılsın, soruşturulsun. Niye kaçıyoruz bundan, niye kaçıyoruz?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Bir öyle, bir böyle.

OKTAY ÖZTÜRK (Devamla) – Hiç öyle böyle değil, o size yakışır ancak, size yakışır. Bir aynaya baksana, aynaya baksana kardeşim bir. Bir aynaya bak da kendini görürsün orada.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Savcıya inanmasın mı, savcıya? Savcıya siz inanmıyor musunuz?

OKTAY ÖZTÜRK (Devamla) – Eğer bu savcıya inanmıyorsak bundan önce de bu savcıların yapmış oldukları soruşturmalar tartışılır arkadaşlar.

Konu savcı dosyadan alındı ve hemen HSYK tarafından soruşturmaya başlandı, Adalet Bakanı da yargılama izni vereceğinin işaretlerini hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde açıkladı.

Burada bir mantık çatışması var. Savcının usulü mü tartışılıyor, kastı mı? Bu tasarıyı kanunlaştırarak bu soruşturmaya mı engel olma hedeflenmektedir, yoksa Hükûmet kendini suç sarmalının içinde bulma telaşıyla suç araştırmalarına karşı kale mi inşa etmektedir? Yoksa yargıda kötü niyetli bir yapılanmanın kasıtlı olarak Başbakanı hedeflediği mi düşünülmektedir? Bu çok önemli noktayı düşünmemiz için ciddi gerekçemiz, Oslo görüşmesinde bulunanların Başbakanı temsil ettiği beyanıdır.

Dün Adalet Komisyonunda konuşurken bir milletvekili, burada sadece MİT mensubunun da değil, jandarmanın da, Savunma Bakanlığının da birçok bürokratın burada olduğunu, yani devletin topyekûn orada olduğunu ifade ediyordu Hükûmetle beraber.

Beyanda bulunan ifade verseydi bu talimat sorulacak ve azmettirme iddiası devreye girebilecekti. CMK 250 kapsamında Genelkurmay Başkanını tutuklayıp sanık yapan iradenin ülke Başbakanını sorgulamasına ne engel olacaktı?

Burada, geçmişte AKP muhaliflerinin yatak odalarına konan kameraları koyanlar AKP’yi saf kadrolaştırmak için aynı kameraları Oslo’da kullanmışlardır. Bu tasarıyla tehlikenin kapınıza dayanışını gördüğünüz anlaşılmaktadır. Çıkarmak istediğiniz yasa Anayasa Mahkemesinden dönecektir. Açıkça kuvvetler ayrılığı ilkesini çiğneyen bir yasa çıkarmaktasınız. Bu kurtuluş yolu değildir. Kadrolaşma ve iktidar olmayı gizli kamera görüntüleri ve sınırsız bütçelerde sağlamaya çalışanlardan mevcut Hükûmet ve Başbakan korkmuş görünmektedir ama çareyi yanlışta aramaktasınız.

Günümüz demokratikleşme programı mevcut iktidar partisinin en önemli faaliyeti kapsamındadır. Hatta bu maksatla devlet askerî sırlarının olduğu odalara girilmiş, genelkurmay başkanları tutuklanmış, tutukluluk tedbir olmasına rağmen milletvekili seçilen halkın iradesinin temsilcileri tahliye edilmemiştir. Bu kararları yargı camiası mensupları kararı olarak saygıyla karşıladık ve izlemekteyiz. Bütün bunlar da bizzat Başbakan tarafından “Yargıya karışmayın.” uyarılarıyla yapılmış ve hatta bir kısım davalarda Başbakan “Ben bu davanın savcısıyım.” diyerek soruşturmaları da sahiplenmiştir.

Şimdi, ise “Başbakanı temsil ediyorum.” diyen kişi, ki kendisi MİT Müsteşarı, KCK faaliyetleri kapsamında soruşturuluyor ancak buna karşı çıkarak AKP İktidarının en önemli kadroları bu soruşturmayı ayıpladı ve karşı çıktılar. En son Bekir Bozdağ “Suç işlemeden örgüte girilmez.” dedi. Şimdi, biz hukukçu olarak değerlendirelim. Suçu önlemek ya da bir suç şebekesini dağıtmak üzere suç işlemek karşısında yasamızda hafifletici sebep var mı? Suça ceza verilmemesine ilişkin bir madde var mı? Biz hukuk devletiyiz, millet iradesiyle seçilmiş milletvekilini Meclise getiremeyeceğiz ama Başbakanı temsil ediyorum mazeretiyle suç işleyeni mazur göreceğiz ve soruşturulmasına engel olacağız. Tamam da Başbakanın doğru yaptığını nasıl bileceğiz? Netice itibarıyla siyasi irade. Muhalefete göre yanlışı Başbakanın doğrusu görüp yasada ona o zaman suç değil etiketi mi yapıştıracağız?

Gelin, önerimize kulak verin. Önce AKP kadrolaşmasına derhâl son verin. Sınavlara dahi uzanan hırsa gem vurun. Kur'an’ı dinleyin. Allah “Emaneti ehline verin.” diyor, bu emre biat edin. Sonra bu tarz soruşturmaları yani genelkurmay başkanı, müsteşar, daire başkanları ya da genel müdür ile milletvekili suçları hakkında soruşturma yetkisinin ön iznini Yargıtay Başsavcısına verelim ve bu ön soruşturmayı da Yargıtayda belirleyeceğimiz bir daire ya da Anayasa Mahkemesi incelemesiyle soruşturma devamı kararına konu olsun, sonrasında devam eden soruşturmada ilgili dinlenebilsin, ya tutuklamaya sevk edilsin ya da dava açılabilsin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlar mısınız.

Buyurunuz.

OKTAY ÖZTÜRK (Devamla) – Siz, siyasi iradenin suçlarını siyasi iradenin başının vereceği izne bağlayarak yanlış yapmış oluyorsunuz, bu ısrardan lütfen vazgeçin.

Bugüne kadar sağdan soldan toplanan paraları ne yaptığınızı bu millet fazla üstelemedi, “Haram olsun, zehir zıkkım olsun.” dedi ve not etti. Ama bu iş böyle değil, bu iş vatan evlatlarının kanıyla alakalıdır; zehir zıkkım olsunla kapanmaz, kapatamazsınız, kapatmayacağız.

Eğer bu iddiaların yüzde 1’i dahi doğruysa, bir vatan evladının bir damla kanı sizin yüzünüzden aktıysa sizi kudretinizi kullanarak susturduğunuz mahkemelere çıkartmazsak bu kürsü bize haram olsun.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.

Buyurunuz Sayın Kaplan.

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten tartıştığımız konu ülkenin demokrasisi, geleceği, yeni Anayasa süreci ve bütün bunlarla bağlantılıdır. Bugün görüştüğümüz MİT Yasası’ndaki değişiklikle de kişiye özel, görevlendirilen bir zümreye, gruba özel bir dokunulmazlık getiriliyor, bu dokunulmazlık da “verilen özel görev nedeniyle” deniliyor.

Nedir bu özel görev? Belirsiz. Konu belirsiz, sayı belirsiz, çerçeve belirsiz. Hangi alanda çalışacak? Belirsiz. Her ne kadar millî istihbarat alanında deniliyorsa da ve ister istemez bizi kaçınılmaz olarak yine 90’lı yıllara götürüyor. 90’lı yıllarda ne yapmış istihbarat örgütleri, neler yaşanmış o dönemde, o günden ne ders çıkarmışız, bugün ne yapmamız gerekir noktasına getiriyor.

Şimdi, elimde… Ben, hep bu Susurluk Raporu’nu gösteriyorum, çoğu kişinin hoşuna gitmiyor fakat şu Susurluk Raporu’nun her sayfasında MİT’in, Millî İstihbaratın, JİTEM’in, Jandarma istihbaratının, Genelkurmay istihbaratının, Özel Harp Dairesi, bakın, dikkat edin, Özel Harp Dairesi, Özel Kuvvetler istihbaratının içinde cinayetler var, faili meçhul cinayetler var; Ape Musa’nın öldürülmesinden, Milletvekili Mehmet Sincar’ın öldürülmesine kadar, birçok partili, il başkanımızın, yöneticimizin öldürülmesine kadar. İşte o tarihlerde bu Susurluk Raporu’na düşen dehşet sayfaları içinde gizli ödenekten, örtülü ödenekten operasyonel görevler verildiği görülüyor Millî İstihbarat Teşkilatına. Peki, Millî  İstihbarat Teşkilatının kanunda operasyonel yetkisi var mı istihbaratın dışında, gidip suikast işlemek, cinayet işlemek, muhataplarını, muhaliflerini yok etmek? Yok. Fakat, bu güneydoğu sendromu, bölücülük sendromu kıskacında, bu işlenen cinayetlerin hepsinin failleri ellerinde bir belgeyle dolaşıyorlardı, “Bin operasyon yaptık.” diyen Ağar’ın iki satır imzaladığı “Özel görevlimizdir.” belgesi. Şimdi bu “Özel görevlimizdir.” belgesinin aynısını bu yasayla yapacağız.

Bugün, siz kendinize güvenebilirsiniz, iktidarsınız. Başbakan, belki, yanlış yapmaz diye düşünebilirsiniz. Yarın, bu koltuklar, bu makamlar bize tapulu değil yani çivi çakmadık hiçbirimiz buralara, gideceğiz, görevler değişecek ve birileri geldiği zaman, istediği gibi kullanmaya kalktığı zaman, vicdanen sizler bunu nasıl tartacaksınız? Bunu çok çok iyi düşünün.

Şimdi, bu dönemin cinayetleri için de bakıyoruz, bir taraftan Çatlı kullanılıyor, cinayetler işleniyor, siyaset-mafya-bilmem ne üçgeni kuruluyor; bir taraftan, bakıyorsunuz Yeşil kullanılıyor. Yeşil’e 50 milyon dolar örtülü ödenekten veriliyor. Gidiyor Bekaa’da bombalama, Öcalan’a karşı suikast girişimi oluyor. Bomba patlıyor, telefonlar devam ediyor uydu üzerinden, sonuç alınmadığı anlaşılıyor; bir taraftan, bakıyorsunuz kayıp silahlar var, Batman’da bir vali kalkmış bir ton silah almış. O silahların envanteri yok, silah yok ortada.

Şimdi biz bunları unutmadık. Bunların hesabı da sorulmadı. Yani on yıldır iktidarsınız. Diyorsunuz ki “Darbelerden hesap soracağız. Çetelerden hesap soracağız.” Buyurun, sizi tutan mı var kardeşim ya? Allah aşkına bu Rapor da, bir de Faili Meçhul Cinayetler Komisyonunun Raporu da duruyor burada. Sizi tutan yok. Yapmıyorsunuz, yani sizi bir güç tutuyor; gidemiyorsunuz üstüne. Ya gidemiyorsunuz ya korkuyorsunuz ya gücünüz yetmiyor veya bir kuvvet, bir güç sizi bir noktada tutuyor. Özellikle Fırat’ın ötesine gidemiyorsunuz.

Şimdi, bu yetkiyi aldığınız zaman kendinizi korumuş mu olacaksınız? O da büyük bir yanlış.

Şimdi, şurada bakın “MİT örtülü ödenekten…” Sayıyor. Bunu söyleyen kişi kim? Eymür. Arkasından, verilen, Emniyet Genel Müdürlüğüne nakit olarak tevdi edilen paralar var. Tarık Ümit olayı var, kumarhaneler olayı var. Hangisini karıştırsanız altından Millî İstihbarat Teşkilatıyla ilgili çok özel bir bölüm var. Bakın, bu özel bölümde, kullanılan kirli ajanların ne kadar para tırtıkladığını yazıyor örtülü ödenekten.

Şimdi acaba, siz de bunu yapacak mısınız bu yasayı, bu yetkiyi aldığınız zaman operasyonel olarak?

Şimdi, Yeşil’e verilen paranın haddi hesabı yok. Burada var, Susurluk Raporu’nda. Yeşil gibilerini kullanacak mısınız? Diyorsunuz ki “Bin tane MİT elemanı siyasi partiye sızmış.” Ya MİT’in bin tane elemanı yok. BDP’nin bin tane yöneticisi yok. Ne iş bu ya? Bunu eğer Başbakan Yardımcısı düzeyinde biri söylüyorsa ve “Suç işlendi.” diyorsa, vallahi onu iyi açıklaması lazım. Nasrettin Hoca’nın dediği gibi, “Kedi eti yediyse et nerede, et ise kedi nerede?” misali. Vallahi, operasyon yapıldı, gördük. Seçim öncesi, bol bol kasetleri çıkardınız, bolca kaset, hatta elinizde de on – on beş tanesi olduğu söyleniyor. Bu kasetler ne zaman tedavüle çıkacak bilmiyorum. Bu, özel görevlerin içine girer mi onu da bilmiyorum. Kapalı kutu sorgulanır. Her kötülük oradan sorgulanır. Her kötülük oradan sorumlu bulur. Hepsinden siyasi hükûmet sorumlu tutulur. Biz buradaki tehlikeye dikkat çekiyoruz.

Bakın, devam ediyor: “İnfaz grupları var.” diyor. “Kelleciler var.” diyor, “Hançer Timi var.” diyor. Arkadaşlar, buradan ders alınmamış, alınmamış.

Şimdi, alınmamış bu noktada bir şeye daha dikkat çekeceğim. Soruyorum: Farz et ki, görevlendirdiğiniz 009.B.BX ajan görevli. Başbakan da “Onunla ilgili izin kararı vermiyorum.” dedi. Başbakan, hükûmet yürütme değil mi? Yürütme. Yürütmenin işlemleri idari yargının denetimine tabi mi, değil mi? Yani, CMK’dan, özel mahkemeden kaçınca, siz idare mahkemesinde işlemin iptalinden kurtulacağınızı mı zannediyorsunuz? İşlemi iptal etti. İşlemini iptal etti, özel mahkeme de yargılamıyor, ne olacak? Uyuşmazlık mahkemesine gittiniz. Mahkemede de birbirinize düştünüz, orada da çözemediniz, AİHM veya Anayasa Mahkemesine gider. Alın size, yeni bir tartışma konusu açtınız, buyurun, alın size, çetrefilli bir konu daha açtınız. Şimdi, inatçı bir savcı çıktı veya avukatı çıktı birisinin, bu davayı çok rahat açar. Bunu engelleyebilir misiniz? İdare değil mi hükûmet? Başbakan idare değil mi, yürütme değil mi? Yani, tasarrufları, Anayasa’ya göre, işlemin iptaline tabi. Siz özel mahkemeden kurtulur, Danıştaya gelir takılırsınız.

Şimdi, özel mahkemelerin eğer gerçekten, açmak istiyorum ama vaktim sınırlı… Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay diyor ki: “Kürt sorunu öyle askerî önlemlerle çözülmez. Demokrasi yapacağız.” Bilmem ne. Şimdi, Maliye Bakanlığına soruyorum, diyorum ki… “Otuz yıldır çatışmalarda yer alan, operasyonlara katılanlara özel para veriliyor, tazminat veriliyor.” diyor. Bakın, bu bana verilen cevaplardır, bu hafta içinde gelen. AİHM tazminatlarını da kimse ödemiyor. E, şimdi, mademki doğru dürüst bir şey yapacağız, gelin, yeni bir Anayasa da yapacağız… Özel mahkemeleri kaldırmak için kanun verdik, gizliliği kaldırmak için kanun verdik, adil yargılanma için kanun verdik, demokrasinin geliştirilmesi için kanun verdik, düşünce, örgütlenme özgürlüğü için kanun verdik, demokrasinin çarkları işlesin diye kanun verdik. Buyurun gelin, mademki demokrasi, mademki yasama, mademki Parlamento iradesi, buyurun sizi davet ediyoruz. Ama bizim TMK, CMK’yla benim ilgili verdiğim teklifler ne bu maddeyle birleştirildi ne Adalet Bakanlığının paketindeki geçen çarşamba günü görüşülen kanunların içinde yer alıyor. Aradım, Meclise verdim, kanun teklifim kayıp. “Kayıp.” dedim “Yok, bulunmuş.” dediler. Hayır arkadaşlar, o gün pakette bulunan bilişim suçlarıyla ilgili, özel hayatla ilgili kanun teklifimdi, hâlâ CMK 250, 251, özel mahkemelerin kaldırılmasıyla ilgili kanun teklifi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Toparlıyorum.

Özel kanun teklifimiz kayıp. Şimdi, soruyorum: Meclis Başkanlığı        -burada dört grup görev yapıyor- nasıl bizim kanun teklifimizi kaybeder? Usul kanunları, arkadaşlar, takdirî değil, kanunidir. Usul kanunları geçmişe işlemez. Bakın, bu hatayı yapmayın. Bakın, getirmişsiniz daha 1’inci maddeye de önerge vermişsiniz. Yolda gelirken bile değiştirmeye kalkmışsınız. Bir de geçici madde vermişsiniz, “Süren davalara da uygulanır.” Uygulanmaz. İki tane açık vermişsiniz, Anayasa Mahkemesinin iptal etmesi için. Eğer hukuken bakarsa iptal olur, iki tanesi de iptal olur, bu kadar da boşuna kürek çekmiş olur, Meclis mesai harcamış olur. Bunlara dikkat etmek gerekiyor.

Gelin, demokrasinin önünü açalım, kurallarını işletelim ama gizli, saklı, gizli soruşturmayla, fetvayla, icazetle bunlar olmaz, bunu söylüyoruz. Biz doğru yol gösteriyoruz, siz yanlış yolda diretiyorsunuz. Bunu söylemeye devam edeceğiz.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan.

Buyurunuz Sayın Tarhan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, kafeste özgürlükler yaşanan bir ülkede bazı illüzyonistler var ve bize diyorlar ki: “Yaşadığınız dönem ileri demokrasidir.” Ben, bu söylediklerini biraz abartılı buluyorum. Çünkü çağdaş, iyi işleyen, akılcı bir demokraside sorumlu bir Başbakanın yakın çevresini korumak için bir yasa yapması mümkün değildir. Aslında, demokrasilerde gücünü sınırlaması gerekir başbakanların.

Ve çağdaş demokrasilerde, bizim bildiğimiz kitle iletişim araçlarına başbakanlar yeni yeni normlar koymazlar. Gazetecileri susturmak için adı konmamış sansür yasaları, özgür düşünceyi yasaklamalar… Bunları yapmazlar. İktidarın tekelinin sözün tekelini dayatmasına izin vermezler. Korku içinde titreşen kocaman adamlar, gazeteciler, cellatları kutsamazlar demokratik toplumlarda.

Gerçek bir hukuk devletinde, şehirleri bombalarla dolduranları, Reşadiye’de coşanları şakayla karışık takdir edenler, bombaların yerlerini ve nerede patlayacağını bilip de bilmezden gelenler hesap verirler. Sivillerin ölümüne, yoksa Kumrular’daki masumların ölümüne, bombalanmasına göz mü yummuşlardı bu insanlar? Bunun hesabını verirler.

İstihbarat kurumları, örgütlere suç işlemek için değil, demokratik toplumlarda suçu önlemek için girerler.

Ve çağdaş demokrasilerde, herkesin gizlice dinlendiği ve bu yasa dışı kayıtların iktidar tarafından seçim malzemesi olarak kullanıldığı olağan değildir, olağan karşılanmaz.

Beşinci kol faaliyetlerine demokrasilerde izin verilmez.

Demokratik itiraz hakkını kullananların, şifre skandalıyla canı yanmış gençlerin karşısına “Beş on bin kişilik özel görevli ordularımızı çıkartırız.” tehditleriyle bu çocuklar karşılaşmazlar.

Demokratik devlet tüm usulsüz yargılamalara karşı çıkar. Tefrika hâlinde yayınlanan soruşturmaları basına veren savcıları da cezalandırır, sadece Deniz Feneri savcılarını değil. Bakın, “Hrant Dink’in öldürülmesine göz yumanları niye terfi ettirdiniz?” sorusuna yanıt verirler, “Bunu deşifre eden gazetecileri niye zindanlara attınız?” sorusuna yanıt verirler, “Anayasa ile milletvekillerine verilen haklar ihlal edilirken neredeydiniz? Onların hakkı daha mı önemsizdi MİT’çilerden?” sorusuna yanıt verirler.

Hukuk eğitimi aldığı söylenen Bekir Bozdağ, istihbarat görevlilerinin suç örgütlerine sızabilmek için suç işleyebileceklerini söylemez demokratik toplumlarda çünkü bir hukukçu bunun demokratik devlet düzenini ortadan kaldıracağını gayet iyi bilir. Özel yasa genel yasa allameliğinden sonra “Bu yasayı da haydi değiştiriverelim.” demez. “Özel yetkili mahkemelere hâlâ bizim ihtiyacımız var, ihtiyacımız ortadan kalktığında kaldırabiliriz.” demez, bunu söyleyemez. Hoş, nasıl olsa özel görevlileriniz olduktan sonra özel yetkili mahkemelere de ihtiyacınız kalmayacak.

Demokratik bir devlette bir devlet krizi çıktığında Başbakan ortadan kaybolmaz arkadaşlar, yazılı da olsa çıkar ve bir açıklama yapar. Bu yasayı çıkarmak için, tansiyonu patlatmak için sahte polemikler ve ikinci Sarıkaya vakası yaratılma pahasına hazırlanan bu yasa demokratik toplumlarda çok tehlikelidir, bunun bilinmesi gerekir. Ancak, ne yazık ki, bunun ön koşulu bir demokratik ve akılcı devlettir ancak biz öyle bir yerde yaşamıyoruz. Bizi yönetenler “Ben bir şey yapmak istiyorum yargı karşıma çıkıyor, ciğerlerimize kadar kan ağlatıyor.” diyor, “Hay Allah o da yetmedi, yasa karşımıza çıkıyor, onu da değiştirelim, bozalım, tekrar yapalım.” diyor. Nasıl birilerinin iyi çocukları vardı, “Benim de iyi çocuklarım olsun, onları tanıyorum.” diyor ve onları korumak durumunda hissediyor.

Şimdi, yirmi beş yıllık bir hukukçu olarak bu yasa bana neyi ifade ediyor, onu anlatayım size: Bir kere, bu yasa ilk bakışta iktidarın panik odası arkadaşlar, saklanmaya çalıştığı bir panik odası ancak sadece iktidarı değil, belli ki devleti de içine hapsedecek.

Bu yasa kişiye özel, hem Başbakanı, kurduğu ya da kurması muhtemel olan o özel yapıları ve çeteleri korumaya yönelik.

Bir çamur deryasını, unutmaya çalıştığımız bir çamur deryasını, devlet için kurşun atanı, yakanı, yıkanı, bombalayanı yeniden hatırlamamız gerekecek diye korkuyorum. Bakın, suç teşkil eden eylemleri gizlemeye yönelik bu yasa ve emin olun, bugünden itibaren aklımızdan hiç ama hiç çıkmayacak: Acaba Başbakan, Başbakanınız ne görev vermişti bu MİT’çilere?

Bu yasayla özel yetkililerin tek hedefinin muhalifleri ezmek olduğunu tescil ediyorsunuz. Bu yazılmamış kuralı yazılı hâle getiriyorsunuz. Yapılmaya çalışılan, demokratik hukuk devletindeki habis bir ur olan özel yetkili mahkemelerin yetki alanının sadece muhaliflerle sınırlandırılmasıdır. Bakın, kanunsuz emri meşrulaştırıyorsunuz ve yapanların parçacı ve operasyonel bakış açısını bu yasaya çok güzel yansıtıyorsunuz. Suç işleme imtiyazı yaratıyorsunuz, suçu teşvik ediyorsunuz ve Başbakanın kozmik odasını korumaya çalışıyorsunuz, bu suça ortak oluyorsunuz.

Bu, devleti çeteleştirme yasası, bazı kişileri yargıdan ve hesap vermekten koruma yasası, toplumun adalet inancına meydan okuma yasası, yasa önünde eşitlik anlayışını yok eden bir suç sığınağı bu yaptığınız ve baştan “aklanmışlar özel sınıfı” yaratmak bu yaptığınız. Ha bir de verilen görevi eline, yüzüne bulaştırıp “PKK’ya sızacağım” derken PKK’lılaşanları mecburen topluma kazandırma yasası, bu yasanız. Bir iktidar büyüğünün söylediği gibi, “Yargı hâkimlere bırakılmayacak kadar önemlidir. Demokrasi sadece bizim için bir araçtır.” düsturunun hayata geçirilmesi yasası bu.

Bir siyasetçi, acemi bir siyasetçi olarak gözlemim ise şu, izninizle paylaşmak istiyorum: Gafil avlandınız ve tek çareyi böyle yüzkarası bir yasa çıkarmakta buldunuz. Çünkü biliyorsunuz ki, artık Gladio’dan bir farkı yok olanbitenin, yaşananların. Gerçeklerin şifresi çözülünce altından kalkamayacağınızı biliyorsunuz. Basılmamış kitaplardan da işte bu yüzden korkuyordunuz, o kitaplarda kendinizi gördüğünüz için korkuyordunuz. Rahmet okutacağınızı söylediğiniz Yorgun Savaşçı’yı yakan 12 Eylüle henüz yayınlanmamış kitap yakarak gerçekten de rahmet okuttunuz ve yarattığınız bu yeni 12 Eylülden de aslında korkuyorsunuz. Aslında, yaktığınız o kitapta yazılanlardan da, yazılmayanlardan da korkuyorsunuz.

Bakın, o özel görevlileri yargıdan kaçırdığınız suçlar neler biliyor musunuz? Artık, Başbakanın izin verdiği kişiler Anayasa’yı ihlal edecek, ülkemizi bölüp parçalayacak, özgürlükleri askıya alabilecek, düşmanla iş birliği yapabilecek, savaşı tahrik edebilecek. Varsayalım Başbakanınız sevgili kardeşi Esad’ın ülkesini karıştırma iznini, belki cinayetler işleme iznini verebilecek. Teorik olarak bunlar mümkün mü hukukçular? Mümkün.

Bu yasa ile yabancı uzmanlara, Orta Doğu coğrafyasının ajanlarına özel görevler verilebilecek. Tunus, Mısır ve Libya’da kendi propaganda ekibinizi gönderdiğiniz ve bazı kesimlerin güçlenmesi için açık destek verdiğiniz ve iç işlerine karıştığınız gibi, özel görevlilerinizi de o coğrafyada kim bilir hangi görevlerle görevlendireceksiniz. Aman, dikkat edin lütfen, Çatlı’ya, Yeşil’e, Mehmet Ali Ağca’ya verilen görevlere benzemesin sakın.

Referandum sırasında “Cumhuriyet Halk Partisi, MHP, YARSAV, PKK yan yana” diyerek hedef gösterenler, bizi terörist yerine koyarak daha sonra pek çok ortam dinlemesini, izlemesini, röntgenlemesini dizayn edenler, meydanlara çıkıp kaset dedikodusu ile halkı zehirleyenlere zemin hazırlayanlar muhakkak Başbakanın özel görevlileri değildi.

Nefes alışverişlerimizi bile Başbakana bildirenler kimlerdi? Tam donanımlı pahalı dinleme aygıtlarıyla evimizi gözetleyip dinleyenler, peşimize her gün araçlarla karanlık adamlarını takanlar acaba özel görevliler miydi?

Bir kez daha, bu vesileyle, buradan, bir davanın, bir ülkünün, bir ilkenin, hukukun üstünlüğünün militanı olmaktan onur duyduğumu ilan ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) İlkesizliğin, gıybet ve yalanın militanı olanlar, böcek gibi kuytu köşelerinde dinleyip namuslu insanları hedef gösteren alçaklar da kimin özel görevlileriydi merak ediyorum.

Siz on yıldır ne iç güvenliği ne de iç barışı tesis edemediniz, bunu yapamadınız üzgünüm. Bugün görünen o ki yaptığınız her şeyi ama her şeyi elinize yüzünüze bulaştırdınız.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – O işleri iyi biliyorsunuz siz.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) - Bakanın kişisel listesini bize HSYK diye yutturmaya çalışanlardan da ancak ve ancak bunlar beklenirdi zaten.

Bakın, ama inanın ve inanın ki, hukuk cinayetlerini işleyenlerden de, azmettirenlerden de bunların hesabı tek tek sorulacaktır.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Soruluyor zaten, merak etme.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sıra sana da gelecek, merak etme.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) - Bundan sonra MİT de, Başbakan da, siz de, oy verenler de şaibe altındasınız, tam bir şaibe altındasınız ve bu şaibeden kurtulamayacaksınız. Ülkemizde geriye doğru on yıl ve önümüzdeki dönemde işlenen tüm gerçek faili meçhul cinayetler, artık tüm faili meçhullerin faili olarak birileri ve bir yerler işaret edilecektir. Hrant Dink’in de, Uludere’de ölen köylülerin de gerçek failleri kimdir diye tekrar ve tekrar sorular soracağız biz kendimize.

Siz, görünmez bir mürekkeple rejimin adını Baas olarak değiştirdiniz.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – O sizin işiniz.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Ancak en son duyan, bunu en son duyan Türk halkı mı olacak dersiniz? Devlet sırrı yasasını da eklediniz mi listenize, değmeyin keyfinize arkadaşlar! Katilin adını “özel görevli” koyacağınız gibi cinayetin, uyuşturucunun, silah kaçakçılığının ve terör eyleminin adını da “devlet sırrı” koyarsınız, olur biter.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Özel görevlileriniz de olur size devlet içinde devlet. Karışık işlerde ustalaşmanız nedeniyle hak ve özgürlüklerimizi yok eden Baas rejiminizin yakın tarihlerde, yakın coğrafyalarda görüldüğü ve düşünürün dediği gibi “Bir gün sonu gelir.” Eğer itilmezse hiçbir diktatör düşmezmiş, biliyor musunuz? Biz de yardım edebiliriz, olanları duyurarak, olmuşları yeniden ortaya çıkartarak ve bu kötü, korkunç rüzgârlar değiştiğinde olabileceklerden umut duyarak. Unutmayın ki gök kubbe altında…

ZEYNEP KARAHAN USLU (Şanlıurfa) – Sayın Tarhan, yapmayın…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Beni susturabilecek tek şey bilgidir, o da sizde yok Hanımefendi.

Unutmayın, gök kubbe altında artık hiçbir şey gizli kalmaz, hele bu çağda. (CHP sıralarından alkışlar) Şeffaflık çağında hiçbir şey yok edilemiyor, çok üzgünüm!

Bu toz duman, ileri demokrasi yalanı dağıldığında “Yetmez ama evet”çiler bile, gemiden atıldıkça artık idrak ediyorlar olanı biteni. Cumhuriyetle hesaplaşma adına eski defterleri karıştırıp halkı ayrıştırmaya çalışanların kendi günah defterlerinin yapraklarını aceleyle yırtma, yok etme telaşında olmaları acizliktir, âcizsiniz, sıkışıksınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tarhan.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, açıklama yapmak…

BAŞKAN – Grubunuz adına mı konuşacaksınız Sayın Aydın?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Grubum adına söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii burada çok duygusal, çok da romantik ortamda âdeta bir şiir dinletisi gibi oldu ama hakikaten şöyle… (AK PARTİ sıralarından alkışlar) “Şöyle bir notlarımı alayım” yani “Nerede acaba doğru bir şey söyler?” dedim ama maalesef bir doğruyu bulamadım, yanlışları da artık yazmaktan vazgeçtim, gelip şöyle bir ben de sohbet etmek istedim.

Değerli arkadaşlar, demokratik hukuk devletinde, demokratik hukuk devletinin unsurlarıyla ilgili bizim ders alacak durumumuz yok. Bazı arkadaşlar da kalkıp burada demokratik hukuk devletiyle ilgili bize ders vermeye kalkmasın. Bakın, demokratik hukuk devletinde darbe planları olmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Demokratik hukuk devletinde Ergenekonlar olmaz, balyozlar olmaz, çeteler ve mafyalarla idare edilemez. (Gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK’yla planlar da olmaz, protokoller de olmaz, Oslo da olmaz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Bakın, demokratik hukuk devletinde asıl ne olmaz biliyor musunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Demokratik hukuk devletinde terör örgütüyle peşkeş çekmek olmaz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Demokratik hukuk devletinde militan yargı asla olmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Tam bağımsız, tam tarafsız bir yargı olur, yasama olur, yürütme olur, eşgüdüm ve koordinasyon olur ama militan yargı asla olmaz arkadaşlar.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Aynen sizin gibi, AKP gibi

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, siz yürütmesiniz zaten!

AHMET AYDIN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, tek bir doğru bulabildim, biliyor musunuz ne dedi? “Sizin için demokrasi araç, amaç değil.” dedi.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Başbakan söyledi onu, Başbakan.

AHMET AYDIN (Devamla) - Evet, bizim için demokrasi amaç değil. Bizim için demokrasi araçtır, aslolan halkımızın, milletimizin refahıdır, mutluluğudur, demokrasiyi de bunun için savunuyoruz işte, milletin refahı için, milletin mutluluğu için demokrasiyi savunuyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Faşist diktayı kurdunuz ülkede. Dönün bakın, hâlinize bakın.

AHMET AYDIN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, demokrasilerde, burada gelinir, konuşulur ama konuşulurken öyle sataşmalar, müdahalelerden ziyade, burada kürsü işgalleri olmaz demokrasilerde. Bu, milletin kürsüsüdür ve bu kürsüde herkes konuşmak durumundadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Siz, demokrasiden bahsedeceksiniz, demokratik kanallarla iktidara gelen bir partiye verilen oyları şaibeli göreceksiniz. Bu milletin verdiği oyları şaibeli göremezsiniz ve gösteremezsiniz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Milletin oyları değil, sizin yaptıklarınız şaibeli.

AHMET AYDIN (Devamla) - Milletin oylarını şaibeyle nitelendirenler kendilerini demokrat olarak addedemezler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu millet “yüzde 34” dedi, siz bu muhalefeti yaptıkça bizi yüzde 47’ye çıkarttı. Siz muhalefetinizi devam ettirdikçe biz yüzde 50 olduk. Siz bu muhalefeti devam ettirin, siz iyi yoldasınız, biz yüzde 50’lerin üzerine çıkmaya devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, Hrantları, Etyen Mahçupyanları lütfen konuşmayın. Siz o “Hrant’ın Parazitleri” yazısını lütfen bir okuyun, ona göre gelin, burada konuşun diye düşünüyorum.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bravo Ahmet! “Hrant’ın Parazitleri” diyeceksin, “Hrant’ın Parazitleri” o yazıyı okuyacaklar!

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi… Pkk’yla yapılan protokolü mü?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, burada biz sanki dünyayı yeniden keşfediyormuşuz gibi bir hava uyandırılıyor. Değerli arkadaşlar, şurada yaptığımız, mevcut olan bir durumu yani malumu ilan etmektir. Bu MİT Yasası’nı 1983’te çıkarıp 84’te yürürlüğe koyan AK PARTİ miydi? Yok. E, bu Yasa o gün var mıydı? Vardı. Bugün de var mı? Var.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Niye değiştiriyorsunuz, onu söyle!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Niye değiştiriyorsunuz o zaman?

AHMET AYDIN (Devamla) – 26’ncı madde, şu anda mevcut, yürürlükteki 26’ncı madde Başbakana bu izni veriyor mu?

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi çeteleri koruyorsunuz? İhale çetelerini mi?

AHMET AYDIN (Devamla) – Başbakana veriyor mu bu izni? Evet, veriyor. Ancak bu izni görmezden gelenler var. Hani sizde var ya…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ahmet, sen hangisinin yanındasın, onu söyle, adını söyle!

AHMET AYDIN (Devamla) – Sizde de var ya hani derler ya “Gözleri vardır, görmezler; kulakları vardır, duymazlar.” Biz ne yaparsak yapalım siz görmeyebilirsiniz, siz duymayabilirsiniz ama burada milletimiz bizi görüyor, milletimiz bizi duyuyor, milletimiz bizim hizmetlerimizi alkışlıyor, yürekten alkışlıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Duyacak, duyuracağız!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Duymaması için Meclis TV’nin sesini kestiniz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sokağa çıkın, bırakın televizyonları.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bir dakika, konuşuyoruz, böyle sohbet ediyoruz arkadaşlar. Ben öyle çok şiirsel bir şekilde, belki akıcı bir şekilde konuşmadım ama bizler doğruları konuşmak zorundayız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz organize işlerle uğraşın, boş verin.

AHMET AYDIN (Devamla) – MİT Yasası’yla ilgili fırtınalar koparılıyor bir bardakta. Ancak ve ancak biz sadece var olan bir durumu, altını kırmızı harflerle çizmek suretiyle ilan ediyoruz. “Yahu gözünüz görsün, burada bu durum var.” diyoruz ama her çıkan konuşmacı farklı konuşuyor. Bu durumu herkesin görmesini istiyoruz.

Yine, değerli arkadaşlar, demokrasi derken, demokratlıktan bahsederken hani deriz ya “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.”

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Aynen öyle, bak bunu doğru söyledin.

AHMET AYDIN (Devamla) – Türkiye, AK PARTİ’yle demokraside çıtaları yükseltti. Türkiye, dün konuşulamayanları bugün konuşabiliyor.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Tabii, onun için Türkiye 148’inci sırada!

AHMET AYDIN (Devamla) – Dün sizin tartışmaya cesaret edemediğinizi artık bu halkımız konuşuyor, konuşuyor; tabuları yıktık biz. Dokunulamayanlara bu dönemde dokunuldu, artık hiç kimsenin dokunulmazlığı yok. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Değerli arkadaşlar, hiç kimsenin dokunulmazlığı yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Allah Allah!

AHMET AYDIN (Devamla) – Kesinlikle dokunulmazlığı yok ve herkese, suç işleyen herkese dokunuluyor.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Ahmet Bey, siz yasa teklifini okudunuz mu? Okur musunuz yasa teklifini.

AHMET AYDIN (Devamla) – Hiç kimsenin bu ülkede artık suç işleme özgürlüğü yok; hiç ama hiç kimsenin suç işleme özgürlüğü yok.

Bakın, konuştuğumuz konu var olan bir hadise. Bir istihbarat kurumunu konuşuyoruz. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, bu kadar yanıltılmaz ya.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, yani…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen biraz sessiz olalım. Lütfen dinleyiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu kadarına pes doğrusu!

AHMET AYDIN (Devamla) – Lütfen sessiz olun da konuşalım. Var olan bir konuyu biz ilan ediyoruz. Biz “Böyle bir konu vardır.” diyoruz ve bu konu da haklı, makul bir konudur.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Diplomayı bakkaldan mı aldın?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bakın, siz bu ülkenizin geleceğini korumak durumundasınız; devletin bekası söz konusu. Bu ülkede birileri görevi gereği illegal örgütlerin içine sızıyorsa, adamı cepheye sürüyorsanız… Bir personeli, bir MİT görevlisini cepheye sürüyorsunuz, “Gidin, o organize suç örgütünün içerisine girin, oradan bana bilgileri getirip devletin yetkili makamlarıyla paylaşın.” diyoruz.

Bakın, “terörle mücadele” diyoruz. Türkiye etkin bir şekilde bu mücadeleyi vermek durumunda. En önemli kararlardan biri budur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunu engelleyen bir şey mi var ya?

AHMET AYDIN (Devamla) – En önemli kanallardan biri budur.

Eğer çetelerle, mafyalarla mücadele ediyorsak…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bugüne kadar nasıl yaptınız peki?

AHMET AYDIN (Devamla) – …ve bu mücadelede başarıyı da sağlamışsak, emin olun, bu ciddi manada önemsenmesi gereken bir konu. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

ALİM IŞIK (Kütahya) – On senedir niye getirmediniz?

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, tabii rahatsız olacaksınız, biliyorum, farkındayım ama lütfen konuşmacıya da saygılı durun.

Burada, tabii, konuşmacıları dinledikçe şöyle bir taraftan geriye dönüp bakıyorum, Türkiye on yıl önce ne hâldeydi, bugün ne hâlde? Ekonomide düşünüyorum, sağlıkta düşünüyorum, eğitimde, ulaştırmada nereden nereye geldik?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ekonomi çok düzgün! En çok cari açık sizin döneminizde. Dışarıya 80 milyar dolar kaynak çıktı.

AHMET AYDIN (Devamla) – Demokrasiye bakıyorum… (CHP sıralarından gürültüler) Ya kusura bakmayın, sizin hiç laf atmaya hakkınız yok, hiç hakkınız yok yani. Tek parti zihniyeti döneminde bu ülke zaten göreceğini gördü, yaşayacağını yaşadı. Artık, o dönemler geride kaldı; artık bu ülkede dağdaki çoban da, Cumhurbaşkanı da eşit konumda, bu ülkede herkes kanunlar önünde eşit konumda. Bu ülke artık özgürlükler noktasında çok daha ileri adımlar attı ve atmak da durumunda. Artık biz bir yola koyulduk. Siz engel olsanız da, siz mâni olsanız da bu özgürlükleri bu ülke evladı için sonuna kadar götüreceğiz, devam edeceğiz.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Hamaset yapma, hamaset yapma, doğru söyle.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Özgürlük neresinde bunun? Yargıya müdahale ediyorsunuz, nerede özgürlük?

AHMET AYDIN (Devamla) – “Demokratik açılım” dedik, “Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi” dedik ve adına her ne denirse densin bütün bu projeleri sonuna kadar kararlılıkla götüreceğiz.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Hamaset yapma, doğruyu söyle!

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim kürsüye bir yalan makinesi koyabilir miyiz?

AHMET AYDIN (Devamla) – Evet, birileri etnik sorundan beslenebilir, birileri bölgesel sorundan beslenebilir, birileri mezhepsel sorundan beslenebilir ama bizim üç kırmızı çizgimizdir dedik. Hiçbir sorundan da beslenmeyeceğiz, bu ülkenin bütün evlatlarını, 75 milyonu bir sayacağız, yedi bölgesini bir sayacağız.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Ne zaman, ne zaman?

AHMET AYDIN (Devamla) – Her yerde eğitimden sağlığa, ulaştırmadan adalete hizmetleri götüreceğiz. Bu ülke insanının hak ettiği demokratik bir ortamda yaşaması için de gereken mücadeleyi vereceğiz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Almanya’da faşistler de böyle diyordu!

AHMET AYDIN (Devamla) – Hepinize tekrar teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum, iyi akşamlar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aydın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, acaba Başkanlığın bu kürsüye bir yalan makinesi koyması mümkün mü acaba böyle bir teknik cihaz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Tüzük’e aykırı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani faydalı olur bence.

BAŞKAN – Sayın Vural…

Buyurunuz Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Aydın açıkça partimize sataştı.

BAŞKAN – Bir dakika duyamıyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ergenekon’la, darbelerle partimiz arasında bir bağlantı kurdu, partimizin tüzel kişiliğine ağır hakaretlerde bulundu.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Demokratik devlette olmaz dedim.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ergenekoncu sizsiniz be, darbecisiniz siz!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, özür dilerim bir açıklama getirmek istiyorum. Demokratik devlette Ergenekonlar olmaz, Balyozlar olmaz, bunu CHP üzerine alınıyorsa ben bir şey diyemem ama CHP’nin ismini zikretmedim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Grup Başkan Vekilimize hitaben söyledin.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Faili meçhulleri niye araştırmıyorsun Ahmet, yüreğin varsa onu araştır çünkü faili meçhuller size dayanıyor size, sizin içinizde çok adam var.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın İnce.

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, demokrasilerde Ergenekon olmaz, darbe olmaz, hiç itirazımız yok ama demokrasilerde “Hükûmet eşeği aday gösterse oy veririm” diyen hâkimler de olmaz. (CHP sıralarından alkışlar) Yani eşekle hukuk devleti olmaz. Yani demokrasilerde TRT 3’ten yayınlar kesilmez saat yedide. On dakikalık konuşmamın dokuz dakikasını halkımız izledi, son bir dakikası da, saat 19.00 olduğu için bir dakikası kesildi. Demokrasilerde bunlar olmaz. Demokrasilerde millet iradesi tutuklu olmaz. Demokrasilerde 8 milletvekili hapishanede yatmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

Demokrasilerde bu ülkenin sıradan yurttaşları telefonla konuşurken korkmaz. Son iki yılda, üç yılda benimle telefonda konuşabilen, muhalefet milletvekilleriyle telefonda konuşabilen bir babayiğit bürokrat kalmadı. Bırakın bürokratları, genel müdürleri, müsteşarları…

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Geri dönmüyorlar, geri.

MUHARREM İNCE (Devamla) – …çöpçü, simitçi, köylü, işçi, emekli, pazarcı telefon açıyor bana diyor ki: “Vekilim, seninle görüşeceğim, ofisinin yanındayım.” Gel, anlat derdini, ben şimdi köydeyim, derdini anlat diyorum. “Telefonla olmaz.” diyor. Ne iş yapıyorsun diyorum. “Pazarcıyım pazarcı” diyor. Demokrasilerde pazarcı telefonda konuşurken korkmaz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – O pazarcının verdiği oya saygılı ol.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Demokrasilerde tutuklu gazeteciler olmaz. Demokrasilerde Ali Dibo’lar olmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

Tilkiyle aslan karınları acıkmış, tilki demiş ki: “Gel şu bağa girelim.” Aslan demiş ki: “Orası halkın malı, bekçisi var.” “Bende ferman var, ferman, oradan istediğimiz kadar üzüm yiyebiliriz aslan kardeş.” demiş. Birlikte bağa girmişler, oradan halkın bekçisi gelmiş elinde sopayla aslanı bir güzel dövmüş. Aslan kan revan içinde “Tilki kardeş, karnımız acıkmıştı, şuradan ne güzel karnımızı doyurduk, hani sende ferman vardı? Buradan üzüm yemek serbesttir diye.” demiş. Tilki demiş ki: “Bu toz duman içinde ferman merman okunmaz, kaç aslan kardeş, kaç.”

Bu çıkardığınız kanun falan işe yaramayacak. Bir gün ortalık toz duman olacak seçimlerde, sandıkta, meydanda, kaçacak delik arayacaksınız, kaçacak delik arayacaksınız. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İnce.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne zaman? Ne zaman?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Görüşeceğiz…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Meydanlarda gördük, sandıkta gördük.

BAŞKAN – Lütfen sakin olun.

 

XII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in; Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu (2/343) (S. Sayısı: 164) (Devam)

 

BAŞKAN – Şahsı adına Diyarbakır Milletvekili Leyla Zana. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Zana.

LEYLA ZANA (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Halklarımızın değerli vekilleri, bugün gerçekten tarihî bir gün, geleceğimizi özgürlükler üzerine mi kuracağız, yoksa bu korku imparatorluğunun devamını mı sağlayacağız? Beş aydır bu Genel Kurulun, parti ayırmaksızın, tek tek vekillerin üsluplarına dikkat ediyorum, dinlemeye çalışıyorum, kendimce anlama ve kavrama ihtiyacını hissediyorum. Üzülerek ifade etmek istiyorum ki bana Sovyetler sürecini hatırlatıyor, soğuk savaş döneminin dili. Her kalkan, diğerini tehdit ediyor. Her görüş belirten, korkudan bahsediyor. Her yoğunlaşan, öbürünü kovmaya, birilerini cezaevine tıkmaya çalışıyor.

Bu ülkede bütün bunları zaten yaşadık, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana yaşadık. Tek dil, tek din, tek ırk, teklik üzerine kurulan bu sistem, toplumu bu hâle getirdi. Demin korkulardan bahsedilirken rahmetli Aziz Nesin aklıma geldi, “Korkudan korkmak”, böyle bir kitabı var. Bütün vekillerin bunu alıp okumasını öneriyorum. Kendi korkularımızı yaratıyoruz, sonradan bu korkulardan korkmaya başlıyoruz.

Tanrı’nın işine ve tarihin cilvesine bakın ki dünün toplumu, Kürt’üdüyle, Türk’üyle, Çerkez’iyle, Arap’ıyla, sağıyla soluyla, MİT gibi, Millî İstihbarat gibi bir kurumsal alanın gazabından kendini muhafaza etmek için olağanüstü çaba içerisine giriyordu, korkularından bazı geceler kimisi evinde gece giysisini, eşofmanını giymeden kafasını yastığa koyuyordu ama şu talihe bakalım ki geldi gitti, şu anda MİT korkudan kendini kurtarmak için özel yasa çıkartma ihtiyacını duyuyor. Yarın başka yargı bunu yapacak, başka kurumsal alanlar yapacak. Bu ülke ne çektiyse özellerden ve tüzellerden çekti, tüzel kişilikler, özel savcılar, özel kurumlar, özel MİT’ler, özel ve özel.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Şimdi de Recep Özel’den çekiyor.

LEYLA ZANA (Devamla) – Şimdi şunu kabul edelim Sayın CHP’li vekiller: AK PARTİ’nin birinci dönemi takdire şayan bir dönemdir. Neden bunları söylüyorum? Bu cumhuriyetin, bu sistemin mağdurları olarak toplum büyük bir umut besledi ve bu dinamizmi AK PARTİ’de gördü, BDP’de, MHP’de, CHP’de görmedi, bu toplumun takdiridir. Bu takdire de saygı duymak lazım çünkü toplum dinamiktir statik değildir. Bu dinamizmi de AK PARTİ’de gördü. AK PARTİ birinci dönemi çok da iyi götürdü, hakkını da verelim ama ikinci dönem duraksadı. Duraksadığı oranda toplumun da duraksayacağını düşündü ama toplum dinamiktir, durağan değildir, statik değildir. İkinci dönem durağan bir süreç geçirdiği için bugün bu sıkıntıları ve sancıları çekiyoruz. Toplumun beklentilerini, toplumun umutlarını, toplumun geleceğini çok iyi örgütleyebilseydi, koordine edebilseydi bugün bunları tartışmamış olacaktık. Şunu da çok iyi merak ediyorum: Kürt sorunu çözülse bu Meclis neyi tartışacak? Bütün günümüzü, yaklaşık dokuz saattir, hatta on saattir enerjilerimizi polemik üzerine tükettik. Bu topluma yazık, hepimizin geleceğine yazık. Hadi kendimizi tükettik, bir jenerasyonu gerçekten bu tür problemlerle uğraştırarak tükettik. Gelecek nesle acıyalım, onlara karşı toplumsal ve vicdani sorumluluklarımızın gereğini yapalım. Bu kadar kişisel sataşmaya bu ortamı, bu zemini kullanmaya hangimizin hakkı var? Bu ülkeye bunu yapmaya hiç kimsenin hakkı yok, ne BDP’nin var ne MHP’nin var ne de AK PARTİ’nin ne de CHP’nin var. Büyük çoğunluk, sessiz çoğunluğun yarınını gasbetmeye, esaret altına almaya, karartmaya hiç kimsenin hakkı yok. Güneşi zapt edemediğimiz gibi karanlıkları da avuçlarımız içerisinde tutamayız, mutlak suretle bir ışık sızıntısı olur. Onun için, geleceği karanlıklar üzerine kurmayalım. Tam tersine, özel ve tüzel olan ne varsa kaldıralım ve bu toplumun önünü hep birlikte açalım. Göreceksiniz ki o zaman Türkiye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz Sayın Zana.

LEYLA ZANA (Devamla) – Sayın Başkanım, demek ki çok doluyum, yirmi yıllık birikim var.

Bu toplumun önünü hiç kimse ve hiçbir güç tutamayacak. Ama böyle söz düellosuna dönüştürdüğünüz müddetçe de kendi içsel problemlerinizi çözmediğiniz müddetçe de hiç kimse kusura bakmasın, değil model, ancak kötü örnek olabiliriz, bunu da lütfen görelim.

Tekrar iktidara sesleniyorum: Tarihe geçmek değil, bugün tarihi yazmakla karşı karşıyasınız. Ben şahsen bu ülkenin bir vatandaşı olarak, bir bireyi olarak, bir Kürt olarak, ezilen bir taraf olarak içsel çekişmelerin bu ülkenin önünü tıkaması taraftarı değilim. Devlet kapışmayı bir tarafa bırakmalı; emniyetiyle, MİT’iyle, ordusuyla, siyasetiyle. Kürt sorunu bütün siyasetler üstü bir sorundur. Bu sorunu çözmeli, bütün tarafları dâhil etmeli ve bir konsensüsle, bir projeyle bu soruna yaklaşmalı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEYLA ZANA (Devamla) – AK PARTİ eğer toplumu kandırdıysa, lütfen…

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Zana.

LEYLA ZANA (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Şahsı adına İstanbul Milletvekili Bülent Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; görüşülmekte olan teklifin 1’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Zaman epey geçti, hepimiz yorulduk, sürem çok az. Eğer sabrederseniz -beş dakika- çok kısa birkaç noktayı ifade edip huzurlarınızdan ayrılacağım.

Değerli arkadaşlarım, tarihî birikimi olan lider karakterli devletlerin önemli bir kurumu olarak düşünülen istihbarat örgütlerinden bir tanesinin özel bir kanununu görüşüyoruz. Siyasi iddialarımızın çok ötesinde, temel politik yargılarımızın çok ötesinde, millî sorumluluğumuzun daha fazla olması gereken, saygınlığın, aklıselimin, soğuk aklın daha önde olması gereken özel bir düzenlemeyi konuşuyoruz. İstiyoruz ki bu ülkede artık kan akmasın, istiyoruz ki artık bu ülkede aynen yaşananlar bir daha, bir daha yaşanmasın. O yüzden bu tarz iddialı, bu tarz kadim hâli olan devletlerin, aralarındaki kurum uyumları en az kurumların ayrılığı kadar önemlidir, yani kuvvetler ayrılığının önemi ne kadar fazlaysa hukuk devletlerinde kuvvetlerin uyumu da bir o kadar anlamlı, önemlidir.

Değerli arkadaşlarım, bir ülkede o istihbarat teşkilatının bir çalışanı devletine güvenerek bir göreve gidemiyorsa vah o ülkenin hâline! Bu düzenlemeye karşı çıkan arkadaşlar…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yahu, kaç yıldır gidemiyorlar mı sanki göreve?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Beş dakika sürem var, fazla değil…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – MİT yok mu kaç yıldır?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bu düzenlemeye karşı çıkan arkadaşlar bilmiyorlar mı bu ülkede her türlü memurun, her türlü devlet görevlisinin zaten amirinin iznine bağlı olarak sorgulandığını?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yahu, yatıyordu bunlar, boşuna para veriyorduk biz bunlara! Hakaret ediyorsunuz ya!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bilmiyorlar mı karşı çıkan arkadaşlar, bu ülkede nüfus müdürü yargılanırken, tapu memuru yargılanırken ilgili amirin iznine bağlı olarak sorgulandığını? (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – MİT mensupları, size diyorlar!

OKTAY VURAL (İzmir) – Yan gelip yatıyorlar!

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bakınız, değerli arkadaşlar, az önce bu kürsüde ısrarla muhalefet partisinden arkadaşlarımız dediler ki: “Bizim sözümüz kesiliyor.” Sizi millete şikâyet ediyorum arkadaşlar, şikâyet ediyorum, şundan dolayı: Bu Mecliste muhalefetin sesinin kesilme tehlikesi yoktur, iktidarın vardır. İzliyorum sabahtan beri, herkes konuşuyor, neler neler söylüyorsunuz, bazen keyif alıyoruz, bazen üzülüyoruz ama 300 arkadaş keyifle, onurla dinliyor. Bir iktidar partisi vekili çıkıyor, bir bakanımız çıkıyor, daha birinci dakikada bağırmaya başlıyorsunuz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Doğru söylemiyor da ondan.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bu nasıl bir saygı, bu nasıl bir anlayış? Bu mu sizin demokrasi anlayışınız? (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Bakınız, bir muhalefet partisi vekili derse ki eğer “Muhalefetin sesi kesiliyor.” Allah çarpar ya! Samimi söylüyorum Allah çarpar! Zaten millet sizi çarpıyor, her seçimde çarpıyor, Allah çarpar!

Niye diyorum biliyor musunuz? Bakın, ben Adalet Komisyonu üyesiyim, bu kanunda tam dokuz saat -bir, iki, üç değil, tam dokuz saat- sadece muhalefet konuştu arkadaşlar, bir tek iktidar partisi vekili söz almadı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye, sizin söz hakkınız yok mu?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Dinlemek için…

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye konuşmuyorsunuz?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Ama sabretmezseniz anlayamazsınız ki, öğrenemezsiniz ki! Diyorum ki, dokuz saat konuştular, muhalefet konuşsun dedik, sakin olalım dedik, yanlış bilgileri var doğruları söyleyelim dedik, dokuz saatin bitiminde gece 12.00 oldu ve ayrıldık. Bugün sabah Genel Kurula geldi, sabahtan beri konuşuyorsunuz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Konuşuyoruz da bir faydası oluyor mu sanki!

BÜLENT TURAN (Devamla) - Bekir Bozdağ Bey çıktı birinci dakikada, Ahmet Aydın Bey çıktı birinci dakikada bağırmaya başladınız. Bir daha şikâyet ediyorum: Bu Mecliste muhalefetin sesinin kesilmesi değil, iktidarın sesinin kesilmesi tehlikesi vardır arkadaşlar.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, izin vermediğinizden dolayı teknik konulara giremeyeceğim ama TCK 250, 251... (CHP sıralarından gürültüler)

Sayın Başkan, göreve davet ediyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz devam ediniz, siz cevap vermeyiniz, devam ediniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, burası oturma, dinleme Meclisi değil ya!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, sessiz dinleyiniz.

BÜLENT TURAN (Devamla) – 4483 sayılı Yasa memurların yargılanma usulüdür ve genel bir düzenlemedir. TCK 250, 251 özeldir. MİT Kanunu daha da özeldir ve MİT Kanunu’nu biz çıkarmadık arkadaşlar 1983 te vardı. Bir yanlış uygulama ihtimalini düzeltmek istiyoruz, bir hatalı yaklaşım olma ihtimalini düzeltmek istiyoruz.

Bu ülkenin Başbakanına “Çeteci” diyeceksiniz, her türlü hakareti edeceksiniz ama biz ağzımızı açmayacağız. Ama güvendiğimiz bir şey var, önce Allah’a güveniyoruz, sonra milletimize güveniyoruz.

Bakın, dünkü Milliyet gazetesi. Siz bağırdıkça eriyorsunuz, siz karşı çıktıkça eriyorsunuz. CHP’nin oyu yüzde 26’nın altına indi, inersiniz daha. (CHP sıralarından gürültüler) Bir aynaya bakın ya, bir sakin olun ya, durup bakın. Beraber konuşalım, beraber anlaşalım istiyoruz. Derdimiz iş yapmak.

Bakın, on sayfa metnim var, konuşamadım yine, söyleyemedim yine. Yüzde 20’yle bu kadar agresif olan bir grup, yüzde 50’yle ne olur bilmiyorum! (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) O yüzden demokrasi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

BÜLENT TURAN (Devamla) - ...AK PARTİ’yle güçlenmiştir, daha da güçlenecektir, size rağmen güçlenecektir, milletimizin desteğiyle güçlenecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu düzenlemenin de makul bir düzenleme olduğunu hepiniz biliyorsunuz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Alkış!

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Turan.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Hatip “Yüzde 20’yle bu kadar agresif olan bir grup.” dedi, grubumuza hakaret etti. Biz agresif bir grup değiliz. Cevap vermek istiyorum.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, her hatibimiz çıktığı zaman söylediği her söze sataşmadan dolayı söz almak. Ben bunu anlamıyorum. Bu Tüzük’ü nasıl kullanıyorsunuz? Lütfen objektifliğinizi koruyun, lütfen.

BAŞKAN – Sayın Bahçekapılı, aynı hak her zaman size de lazım oluyor.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Biz o haklarımızı İç Tüzük’teki haklarımıza uygun olarak kullanıyoruz. Aynı tarzda muhalefet partilerini de yönlendirmenizi isteriz. Bu kadar alınganlık olmaz ki.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın İnce. (CHP sıralarından alkışlar)

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İstanbul Milletvekili Bülent Turan’ın grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, dünyanın en eski on partisinden birisidir Cumhuriyet Halk Partisi, 7 kişi bir araya gelerek dilekçe yazılıp damga puluyla İçişleri Bakanlığına müracaat edilerek kurulmuş bir parti değildir.

Bak, size son kez anlatıyorum. Doğru, doğru, on yıldır seçimlerde siz başarılı oldunuz, bu doğru. Bu sevgili kardeşimiz, bir zamanlar burada bir ANAP vardı, 300 milletvekiliyle bıçağının iki tarafı kesiyordu, gitti, siz de gideceksiniz ama Cumhuriyet Halk Partisi dimdik ayakta bakın. (CHP sıralarından alkışlar)

Bak, size şunu söyleyeyim, duymayanlara bir daha anlatayım, bir daha anlatmayacağım. Bak, seçim başarınızla övünürseniz son kez anlatıyorum: Bir ulu çınarın dibine bir kabak tohumu düşmüş.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Ya, onu 10 kez dinledik, yeter.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sen 10 kere anlatırsan ben de sana 10 kere bunu anlatırım.

Kabak tohumu düşmüş, bir ayda gelmiş, çınarın boyuna yetişmiş, çınarla dalga geçmeye başlamış. “Bak, sen yüz yılda bu hâle geldin, ben bir ayda bu hâle geldim.” demiş.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Bırak, çınarı anlatma.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Çınar demiş ki ona “Hele, bir kış gelsin, kırağı düşmeye başlasın, seni göreceğim.” Kış gelince su kabağı aşağıya. Ne bileyim şimdi, millet sizi bal kabağı zannetti, siz su kabağı çıktınız. Ne bilsin millet bunu? (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bakın, bakın, insanların yaşamında on yıl uzun bir süredir, toplumların yaşamında on yıl kısa bir süredir. Sizi başarılarınızdan dolayı kutluyoruz, hiç merak etmeyin, buna bir şey demiyoruz ama merak etmeyin burada oturan o tek parti, 83’ten sonra gelen Anavatan Partisinin akıbetine düştüğünüzde parça parça olacaksınız. Siz bizim gibi seksen yıl, doksan yıl dayanamayacaksınız. Bir parti düşünün ki, yıllarca iktidar olamamasına rağmen parçalanmıyor, dimdik ayakta duruyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın, siz var ya siz, siz iktidar nimetlerinden uzaklaştığınızda bir haftada dağılırsınız, bir haftada! Siz bir haftada dağılırsınız! Sizi birbirinize tutan, tutkal gibi yapıştıran iktidar nimetleridir. Siz bir muhalefete düşün, sizden yirmi tane parti çıkar.

Teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İnce.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın.

 

9.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin partisine

sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben özellikle şu soruyu sormak istiyorum… Tabii, Cumhuriyet Halk Partisi tek partiydi, belli bir dönem, uzun bir dönem bu ülkeyi tek parti, tek devlet şeklinde idare etti. Artık, bu partinin bu ülkeye olan katkılarını da bir tarafa bırakın, bu ülkeye olan sıkıntılarını da bir tarafa bırakın. Sadece şunu sormak istiyorum değerli arkadaşlar: Cumhuriyet Halk Partisi bu tek parti yönetiminden sonra, çok partili hayata geçtikten sonra kaç defa tek başına iktidar oldu? Onu soruyorum. (CHP sıralarından gürültüler) Tek partisiniz, altmış yıl gene gidersiniz arkadaş, başka parti yok ki ülkede. Ama çok partili hayata geçtikten sonra millet sizi gördü, diğerlerini de gördü, bir daha sizi iktidara taşımaz bu millet. Bu millet sizi bir daha asla iktidara getirmez. Onu iyi bilin. Onu iyi bilin, ona göre düşünün ve siz, hâlâ o seksen yıl önceki eski kafayla giderseniz, zaten bir daha da dediğim gibi bu millet sizi iktidara getirmez, bir bu.

İkincisi, milletin oylarını küçültmeyin. “Millet sizi şu sandı da bu çıktınız.” Doğru, hakem millettir, kararı millet verir, millet ne derse o doğrudur. Eğer siz de bir gün istikametinizi Silivri’den çıkarıp da milletin yoluna düşerseniz, o zaman siz de bir yerlere varabilirsiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlar, bu milleti küçümsemeyin. Bu milleti küçümsemeyin. Bu millet dört yılda bir, beş yılda bir önüne gelen sandıkta her zaman doğru karar vermiştir ve biz yüzde 50’yle iktidar olmuşsak, “Acaba geri kalan yüzde 50 niye bize oy vermedi?” muhasebesini yapıyoruz gene. Ama siz hâlâ düşüştesiniz, hâlâ onun muhasebesini bile yapmıyorsunuz. Allah aşkına, biraz irdeleyin, inceleyin. Niçin iktidara gelemiyorsunuz? Bunu bir inceleyin. Demokratik ülkelerde ana muhalefet bir sonraki seçimde iktidar adayıdır, en üçlü iktidar adaylarından biridir ama Türkiye’de maalesef böyle bir ana muhalefet yok.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Siz egemen güçlere uşaklık yapın.

AHMET AYDIN (Devamla) - AK PARTİ için güzel bir muhalefet ama bu ülke için maalesef iyi bir muhalefet diyemeyeceğim. Proje üreten, üzerinde sorumluluk olan bir muhalefet istiyoruz değerli arkadaşlar, ülke için. AK PARTİ kaybedecekse, biz burada yine düzgün muhalefet istiyoruz.

Biz, burada sadece yok sayan, sadece eleştiren değil yeri geldiğinde proje üretebilen, fikir üretebilen, bu ülke insanının, bu milletin refahı için, huzuru için doğrulara “Evet” yanlışlara “Hayır” diyebilen bir muhalefet istiyoruz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Deliğe süpürülmediniz, kullanıldınız.

AHMET AYDIN (Devamla) - Bakın, bizim için hava hoş. Sizin gibi muhalefet olduktan sonra biz iktidar olmaya devam ederiz ama size tavsiyem, istikametinizi milletin istikametine doğru dönüştürün, o zaman belki sizler de bir yerlere gelirsiniz diyorum, tekrar teşekkür ediyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aydın.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Aydın konuşmasında “Cumhuriyet Halk Partisi döneminde tek parti tek devletti.” dedi. (AK PARTİ sıralarından “Doğru” sesleri) “Tek parti tek devletti.” dedi. Siz şimdi tek parti çok devlet misiniz? Onu bir düzeltsinler. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) -  Sizi gidi çok devletçiler!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu konu yeterlidir. Lütfen…

AHMET AYDIN (Adıyaman) -  Sayın Başkan, CHP il başkanları o ilin valileriydi ve o ilin bütün kurumlarını yönetiyorlardı. Ben onu demek istedim.

BAŞKAN – Herkes her şeyi çok net biliyor efendim.

 

XII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in; Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu (2/343) (S. Sayısı: 164) (Devam)

 

BAŞKAN – Madde üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

 

TBMM Başkanlığına

İç Tüzük 72’nci maddeye göre madde görüşmelerinin devam etmesini arz ederiz.

Oktay Vural                                                       Sadir Durmaz                                    Reşat Doğru

İzmir                                                                       Yozgat                                               Tokat

Kemalettin Yılmaz                                          Nevzat Korkmaz

Afyonkarahisar Isparta                                                

Gerekçe:

Hukuk devleti ilkesini zedeleyen, hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunu meşrulaştıran, devlet yapısı dışında hukuk dışı paralel devlet oluşumunu sağlayan, yargıya müdahale eden, çeteleşmeye yol açacak madde üzerinde konuşmalar devam etmelidir.

                                              III.- YOKLAMA

(MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, toplantı yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talep ediyorsunuz.

Yoklama talebini yerine getireceğim.

Sayın Vural, Sayın Uzunırmak, Sayın Şandır, Sayın Yılmaz, Sayın Doğru, Sayın Durmaz, Sayın Öztürk, Sayın Halaçoğlu, Sayın Özensoy, Sayın Işık, Sayın Kalaycı, Sayın Türkoğlu, Sayın Erdem, Sayın Yeniçeri, Sayın Korkmaz, Sayın Demirel, Sayın Oğan, Sayın Adan, Sayın Erdoğan, Sayın Ayhan, Sayın Öz.

Bir dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

XII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in; Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu (2/343) (S. Sayısı: 164) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, yoklama yaptığımız için, soru-cevap işlemi için milletvekillerimizin tekrar sisteme girmesini rica edeceğim liste bizde, ama sistemden çıkmıştır, ona göre, onu gözeterek söz vereceğim.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu kanun teklifi -bilindiği gibi- Başbakanın, bazı özel görevlileri koruma yasasıdır. Bu verilen özel görevlerin kapsamı nedir? Kimlere, hangi tarihte, hangi özel görevler verilmiştir? Türkiye Büyük Millet Meclisini, bir kapalı oturumda, bu özel görevlilerle ilgili olarak bilgilendirmeyi düşünüyor musunuz? Buna hazır mısınız? Bugün bu bilgilendirme yapılabilecek midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Bu, MİT’le ilgili bir kanun. Dolayısıyla birden fazla bakana sormak istiyorum.

Soru 1: MİT’çiler KCK’nın kuruluşuna katıldı mı?

Soru 2: MİT’çiler Kandil’e eylem talimatı iletti mi?

Soru 3: MİT’çiler Öcalan’a özgürlük sözü verdi mi?

Soru 4: MİT’çiler KCK’lılara tahliye sözü verdi mi?

MİT’çiler Kürdistan’ın kurulması için çalıştı mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaman.

Sayın Cihaner…

İLHAN CİHANER (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Benim sorum: Adalet Bakanı Dolmabahçe’de İstanbul KCK soruşturmasını ve MİT görevlileriyle ilgili soruşturmayı yürüten Başsavcı Vekili Fikret Seçen’le baş başa bir görüşme yaptı iki gün önce. Bu görüşme doğru mudur, konusu nedir? Benzer bir randevuyu biz de istesek kendisinden baş başa böyle bir görüşmeyi alabilir miyiz?

Diğer soruşturmalarda da inanılmaz sızmalar oldu, hatta henüz tutuklama kararı verilmeden tutuklama kararları yayınlandı, gizli tanıklar adliyeden çıkmadan ifadeleri servis edildi. Bunlarla ilgili de bir soruşturma açıp oradaki savcıların da yetkilerinin kaldırılmasını düşünüyor musunuz?

Bizzat kendi bakanlarınız tarafından yaşanan sürecin sadece adli olarak açıklanamayacağı söylendi, kapalı devre bir sistemin yargıda ve emniyette egemen olduğu söylendi. Bu sistemi açığa çıkarmayı düşünüyor musunuz?

Uludere soruşturması niçin özel yetkili cumhuriyet savcılıkları tarafından…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Cihaner.

Sayın Kaleli…

SENA KALELİ (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kamu bünyesinde yapılan ihalelerde Kamu İhale Kurumunun görevini yapmadığı ve yolsuzluk olduğu ortaya çıkmıştır. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu 2003’ten beri 18 kez değiştirilmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi sivil toplum kurumları ve odaların kanunda yapılan değişikliklerin yolsuzluklara neden olacağı, istisna ve muafiyetlerle usulsüzlüklere ve yolsuzluklara zemin hazırlandığı yönündeki uyarı ve tespitleri her zaman olduğu gibi dikkate alınmamıştır. Yolsuzluğun sorumlusu kimdir? İktidar, her konuda sorumsuz yetkili davranış biçimini benimsemiştir, sorumluluğu muhalefete, iş birliği yaptığı dış güçlere ve devlete yüklemiştir. Şimdi MİT Yasası’nda da yetkisini genişletip sorulan sorumluluktan kaçacak mısınız? “Devlettir ne yapsa yeridir.” mi diyeceksiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaleli.

Sayın Özgündüz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle, Genel Kurula bir konu hakkında bilgi vermek istiyorum. Az önce iktidar partisi hatibi, birinci Sarıkaya’dan, Ferhat Sarıkaya’dan bahsederken -herhâlde çoğu arkadaş bilmiyor- o zaman Adalet Bakanı AKP’li Cemil Çiçek, Müsteşar Fahri Kasırga’ydı. Dolayısıyla, bunu bilin, olaya öyle yaklaşın.

İkinci bir mesele, Sayın Adalet Bakanına sormak istiyorum: Soruşturmanın gizliliğini ihlal gerekçesiyle şu anda Sayın Savcı Sarıkaya hakkında soruşturma açıldığı söyleniyor. Siz soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiğini nereden biliyorsunuz yürütme olarak? Siz yürütmesiniz. O dosya size mi intikal etti? Oradan bazı bilgilerin basına sızdığını nereden biliyorsunuz, savcının sızdırdığını nereden biliyorsunuz? Eğer dosya size geldiyse yürütme organı olarak yargıya nasıl müdahale ederseniz? Başka bu tür dosyalar da size intikal ediyor mu?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özgündüz.

Buyurunuz Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Alim Işık, özel görevlilerle ilgili bir soru sordu. Tabii bu kanun teklifinde ifade edilen özel görevliyle alakalı değerli arkadaşlarımızın da pek çok eleştirileri oldu. O eleştiriler dikkate alınarak, zannedersem bir değişiklik önergesi verildi. Orada bunların kamu görevlileri arasından seçilecek kişiler olduğu ifade ediliyor. Tabii kamu görevlisi, vatandaştır, yabancı olma imkânı yok. Tabii herkes değildir, sadece kamuda çalışanlardan böyle bir görev verildiği zaman bunlardan olacak olan kişilerle ilgilidir. Ve Başbakan böyle bir görevlendirme yaptığı zaman da bunu Anayasa ve kanunlar çerçevesinde yapacaktır çünkü hem Anayasa’da hem de kanunlarda bu konuda…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Şu ana kadar kimlere özel görev verildi?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - …neler yapılacağına ilişkin şeyler açık açık tadat edilmiştir ve…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Şu ana kadar kimlere özel görev verildi, onu söyler misiniz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Şu anda o konuyla ilgili elimde bir bilgi yok, olmuş olsa sizinle paylaşırım.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Suç yok, vazife var.” dediniz siz!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Sayın Halaman MİT ve KCK ile ilgili ve basında yer alan birtakım bilgilerden hareketle birtakım şeylerden bahsetti.

Biz konuşmamızda da ifade ettik, MİT’i PKK terör örgütünü veya KCK terör örgütünü kurmakla suçlamak büyük bir haksızlık ve büyük bir iftiradır çünkü Millî İstihbarat Teşkilatını yıpratmak isteyenler, terör örgütünün ortaya koyduğu kimi eylemleri değil pek çok eylemi sanki Millî İstihbarat Teşkilatı işlemiş gibi onun üzerine yıkma gayretleri, çabaları var. Bu tür haberleri, yorumları bu çabalar açısından bir gösterge olarak görüyoruz ve bu bir karalama kampanyasıdır. Bu kampanyanın soruları bunlar bir noktada. Bunların hepsi iftira olduğu için bunlara verilecek bir cevap yok, iftira çünkü.

ALİ ÖZ (Mersin) – Savcı mısın, Bakan mısın?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Sayın Cihaner’in “Adalet Bakanı Dolmabahçe’de Fikret Seçen’le görüştü mü?”, “Diğer davalarda sızma oldu mu?” ve benzeri konularla alakalı soruları oldu.

Tabii, ben Sayın Bakana bu soruları ileteceğim. Şu anda kendisinin böyle bir görüşmesi var mı yok mu bilmiyorum yani Sayın Bakan da izliyorsa duymuştur, görevliler de burada var, onlar da Sayın Bakana iletirler, umarım bir cevap verilir.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Belki yetkililer biliyordur Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Öte yandan, sızmalarla alakalı… Tabii, başka, savcılarla ilgili veyahut da şu anda… Sayın Özgündüz’ün sorusunda “Nereden Adalet Bakanı bunu biliyor?”, “Dosya kendisine geldi mi?” şeklinde bir şey var.

O da şu: Bu konuda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bir basın açıklaması var 14/2/2012 tarihli: “Kamuoyunda KCK soruşturması olarak bilinen soruşturma kapsamında Millî İstihbarat Teşkilatı görevlileri hakkındaki çeşitli iddialar içeren bilgi ve belgelerin basında yer alması nedeniyle, soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiği gerekçesiyle resen başlatılan inceleme sonucunda İstanbul Cumhuriyet Savcısı Sadrettin Sarıkaya hakkında inceleme yapılmak üzere kurul müfettişi görevlendirilmesi hususunda Kurul Başkanına teklifte bulunulmasına oy birliğiyle karar verilmiştir.”

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teftiş Kurulu Başkanını Adalet Bakanı atıyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Adalet Bakanı bunu kendisi yapmıyor, kurul, biliyorsunuz, yeni yapılandırmada orada ilgili daire, bu konuda Adalet Bakanına bir teklif getirirse izin verip vermemek konusunda Adalet Bakanının yetkisi var, yoksa Adalet Bakanının resen “Böyle bir iş yapın.” demesine, talimat vermesine anayasal açıdan da, yasal açıdan da imkân yok. Buradan anlaşıldığına göre de kuruldan, böyle bir, daha doğrusu ilgili daireden Kurul Başkanı Adalet Bakanına böyle bir teklif oy birliğiyle gidiyor ve bu şekilde inceleme kararını da Adalet Bakanı veriyor. Vermediği takdirde oy birliğiyle alınmış bir karar üzerine, o da ayrı bir eleştiri konusu olacaktır.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Şu ana kadar uygulaması yok bunun, ilk defa oluyor bu. El çektiriyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Tabii, Sayın Kaleli’nin sorusu var: Tabii, Sayın Kaleli’nin sorusunu bir sorudan öte, daha ziyade görüşünü paylaşmak olarak algıladım. Görüşünü de hem Genel Kurul hem de kamuoyu dinledi.

Ben bütün soran arkadaşlara ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Madde üzerinde yedi önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/343 esas numaralı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 1 inci maddesi ile değiştirilen 26 ncı maddesinde geçen "ifa etmek" ibaresinin "yerine getirmek" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                  Ali Küçükaydın

                                                                                                                                        Adana

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 164 sıra sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Ahmet Aydın                              Ayşenur Bahçekapılı                             Emrullah İşler

                    Adıyaman                                           İstanbul                                             Ankara

                Hüseyin Bürge                                 Ertuğrul Soysal

                     İstanbul                                             Yozgat

 

Madde 1- 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Soruşturma izni

Madde 26- MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin; görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı Kanunun 250 nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması Başbakanın iznine bağlıdır."

TBMM Başkanlığına

164 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 1. maddesinde aşağıdaki değişikliğin yapılmasını arz ve teklif ederiz.

 

               Nevzat Korkmaz                               Yusuf Halaçoğlu                                  Oktay Öztürk

                      Isparta                                             Kayseri                                            Erzurum

                  Reşat Doğru                                   Mehmet Şandır                                    Celal Adan

                       Tokat                                               Mersin                                             İstanbul

Madde 26; MİT mensuplarının Devlet İstihbaratına ilişkin görevlerini yerine getirirken, görevinin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan ötürü haklarında cezai takibat yapılması Başbakan’ın iznine bağlıdır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım dört önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi, aynı mahiyetteki dört önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 164 sıra sayılı yasanın 1. maddesinin tekliften çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

                   Ahmet Türk                                       Leyla Zana                                     Hasip Kaplan

                      Mardin                                           Diyarbakır                                            Şırnak

            Sırrı Süreyya Önder                                  Adil Kurt                                          Sırrı Sakık

                     İstanbul                                            Hakkâri                                                Muş

                 İdris Baluken                                    Murat Bozlak

                       Bingöl                                               Adana

Diğer önergenin imza sahipleri:

          Kemal Değirmendereli                         Ali İhsan Köktürk

                      Edirne                                           Zonguldak

Diğer önergenin imza sahibi:

                  Gürkut Acar

                      Antalya

Diğer önergenin imza sahipleri:

               Yusuf Halaçoğlu                                  Oktay Vural

                      Kayseri                                               İzmir

BAŞKAN – Ayrı ayrı okuttuğum bu önergelere Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HARUN TÜFEKCİ (Konya) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Vural, siz mi konuşacaksınız önerge için?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Halaçoğlu konuşacaklar Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, buyurunuz efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben sizin vicdanlarınıza seslenmek istemiyorum, akılcılığınıza da seslenmek istemiyorum, hukuka saygınıza da seslenmek istemiyorum.

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – O zaman bize dönme!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – “O zaman burada ne işin var?” diyeceksiniz. Aslında şöyle bir işim var: Çıkardığınız yasa -dikkatlice lütfen dinleyin- hayrına zannettiğiniz kurumu, MİT’i çok kötü bir duruma düşürecek. Şöyle bir düşünün: Bundan sonra çıkarılacak, olacak her olay, diyelim ki Uludere meselesi dâhil, aklınıza gelecek her olay bundan sonra MİT’in üzerine yüklenecek. Bu kaçınılmazdır. Ne yaparsanız yapın, artık kamuoyu üzerinde bundan vazgeçemezsiniz, sizin elinizde olan bir şey değildir. Bunun sorumluluğunu taşıyacaksınız, bunu unutmayın. Bunu tarih yazacak ama bundan pişman olacağınızı da özellikle belirteyim, çok zaman geçmeden pişman olacaksınız.

Gerçekten, Türkiye için çok önemli olan bir kuruma bundan böyle sürekli olarak birileri hep “Bunu MİT yapmıştır.” diyecek, “MİT’in eli vardır.” diyecek, tıpkı Hizbullah’ın ortaya çıkışı gibi. Değişikliklerin olup olmaması hiç önemli değil. Eğer böyle bir yasayı çıkarırsanız, hukuk dışı bir şekilde çıkaracak olursanız, bunun vebalini sizler taşıyacaksınız çünkü 26’ncı madde değil bütün mesele çünkü 26’ncı maddede var olan, zaten normal şartlarda Başbakanın iznine bağlıdır, sadece MİT mensupları değil, bürokratlar da öyledir. Hepimiz, birçoğumuz bu bürokratlığı yapmışızdır. Başbakanın izni olmadan kişiler hakkında soruşturma açılamaz ancak Danıştaya başvurmak zorundasınız, ondan sonra ancak soruşturma izni verilir. Dolayısıyla, o değildir mesele, sizin çıkarmak istediğiniz 250’nci maddedir. Dolayısıyla, belli bir savcı, sizin yine çıkardığınız olağanüstü yetkilere sahip savcılık ve mahkemeleri kontrol altına alacaksınız. Siz o hatayı işlediniz, şimdi sadece MİT’te düzeltmeye çalışıyorsunuz. Bunların tıpkı geçmişte şikâyet ettiğiniz istiklal mahkemelerinden hiçbir farkı kalmayacaktır. Yapılacak hareketlerde ve sonuçlarında bunları göreceksiniz. Lütfen, herkes elini vicdanına koysun, MİT’i bu dereceye kimse düşürmesin, yazıktır, bu ülkeye gerekli olan bir teşkilattır.

Söylediğim gibi, Uludere’de MİT’in ne kadar etkisi vardır, Habur’da ne kadar etkisi vardır, diğer konularda ne kadar etkisi vardır, özerklik istemekten bilmem neye kadar, kim bunları organize etmiştir, ne kadar içerisinde yer almaktadır, yarın bu halk tarafından sorgulanacaktır. Bunun altından hiç kimse kalkamaz, sizler de kalkamazsınız, “keşke” demenin hiçbir anlamı da kalmaz. Bakın, sadece bu dünyada değil, öbür dünyada Allah’a karşı da sorumluluğunuzu göreceksiniz. Bu toplumu, bu milleti bu hâle sokmak hakkı kimse tarafından size verilmemiştir. Hepinizin belli bir sorumluluğu vardır, tıpkı diğer kurumların sorumluluğu olduğu gibi. Herkes, her kurum kendi sorumluluk alanında görev yapar. Sayın Başbakana vereceğiniz o -250’nci maddeden dolayı vereceğiniz, 26’ncı madde değil- sorumluluk aslında Sayın Başbakana da öylesine bir ağır yük yüklemektedir ki maazallah, onun vereceği kararlar ondan sonra onun üzerine bindirilecektir, tarih de öyle yazacaktır. Bundan kimse kaçınamaz. Tekrar ediyorum, burada vereceğiniz karar, elinizi kaldıracağınız, vereceğiniz her oy yarın sizden hesap soracaktır. İsterseniz verin, isterseniz vermeyin; sizin bileceğiniz iş. Hepiniz yetişkin, değerli insanlarsınız; gerisi size kalmış. Ben bilim adamı olarak -siyasetçi değil- uyarıyorum. Yarın “Bunu söylemedi.” diye hiç kimse söylemesin. Yarın Allah’ın huzurunda da bunu aynı şekilde ifade ettiğimi söylemiş olurum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Halaçoğlu.

Sayın Gürkut Acar… (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Acar.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle bu teklif hangi ihtiyaçtan gündeme geldi, buna bir bakmamız gerekiyor. Bir savcı dedi ki: “MİT’te suç işleyenler var.” Bakınız, bu bir savcının kişisel görüşü olarak değil, birçok tartışmadan sonra… Ve birkaç gün önce de -arkadaşlar da söylediler, konuşanlar- Başsavcı Vekili Fikret Seçen de “MİT’in yaptığı görüşmeleri değil, Hükûmetin politikalarını değil; suç işlediği şüphesi bulunan MİT personelini soruşturuyoruz.” diyor. Yani bir savcı çıkıp kafasına göre işlem yapmıyor.

Bunun üzerine de deniliyor ki: “Bizim adamlarımız dokunulmaz adamlar olsunlar ve bunlar Başbakanın işlerini yapsınlar.” Değerli arkadaşlarım, bu, AKP’nin kendi politikalarıyla, geçmişte vadettikleriyle çok çelişkili bir durumdur. Bakınız, ben size hatırlatayım: Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Stratejisi’ni hazırladınız, siz hazırladınız ve orada taahhüt ettiniz. Neyi taahhüt ettiniz? “Kamu görevlilerinin soruşturulmasına izin sistemini kaldıracağız.” dediniz, yani “Bu soruşturmalarda, yolsuzluklarda korumayacağız.” dediniz ama siz şimdi bu kanunla yeni bir hukuk kalkanı oluşturuyorsunuz ve bu kanunun adı aslında MİT Yasası’nda değişiklik yapma kanunu değil, Başbakanın adamları kanunudur. Budur, özeldir, çok özel bir kanundur. Burada arkadaşlar şiddetle, defalarca söylediler. Ben de otuz dokuz yıllık bir hukukçu olarak söylüyorum değerli arkadaşlarım, bu yol yol değildir, bu gidiş gidiş değildir; sizi, ciddi şekilde, bir hukukçu olarak da, bir siyasetçi olarak da uyarıyorum.

Çoğunluğunuza da o kadar güvenmeyin değerli arkadaşlarım, çoğunluklar kalıcı değildir ve burada böyle iterek kakarak ve küçümseyerek, mizahi görerek Cumhuriyet Halk Partisinin aldığı oyu alay konusu yapmayınız. Bu ülkenin her 4 kişisinden 1’inin oyunu da Cumhuriyet Halk Partisi almıştır, bunu da unutmayınız.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, burada yaptığınız bir hatayı size anlatayım parti olarak. Savcılık MİT Müsteşarı ve personeli ile eski MİT yöneticilerini ifadeye çağırdıktan sonra gelmemeleri üzerine yakalanmalarına ilişkin bir yazı yazdı hatırlarsanız. Aradan geçen bir haftada bu kişilerin yakalandıklarına ve mahkemeye götürüldüklerine ilişkin bir bilgi yok. Bu kişilerle ilgili yakalama kararında bir değişiklik var mı? Hâlâ var mı hukuksal durumunda? Yok. Yoksa bu kişiler mahkemeye çıkarıldılar mı bizim haberimiz yok? Çıkarılmadılar. Yakalama kararı geçerliyse bu kişiler neden bugüne kadar bulunmamıştır, yakalanmamıştır? Ya da polis ve savcılar bu görüşmekte olduğumuz kanun Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıkıp Cumhurbaşkanının onayı ve Resmî Gazete’de yayınlanıncaya kadar bekleme kararı mı almışlardır? Böyle bir bekleme süresi yasal mıdır? Açıkça kanunu ihlal ettiniz, hâlâ etmeye devam ediyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, Genelkurmay Başkanını yakaladınız, tutukladınız, içeri attırdınız, Anayasa Mahkemesinde Yüce Divan sıfatıyla yargılanmasına dair yasa varken yine de özel yetkili mahkemede tutuklanmasına karar alındı ve burada sesiniz çıkmadı, elinizi ovuşturdunuz ve sessiz kaldınız ama şimdi bu olay size yöneldi çünkü Oslo’da yaptığınız görüşmeler ve o görüşmelere gönderilen özel temsilci sizin adamınız. Sonradan onu MİT Müsteşarı yaptınız ve şimdi siz, telaş içinde onu korumaya çalışıyorsunuz çünkü onun vereceği ifadenin doğrudan doğruya Başbakanı bağlayacağını biliyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, buradan ikaz ediyorum: Deniz Feneri davasında aslında siz halkın vicdanında mahkûm oldunuz. Burada, bir deniz feneriyle, bir fenerle gelip elinde gezdiren arkadaşımıza bile tahammül edemediniz. Çünkü, halk sizi vicdanında “Deniz Feneri davasındaki sanıkları koruyor AKP.” diye mahkûm etmiştir. Şimdi ben size buradan söylüyorum: Bakınız, bu kez bu yasayla bir kez daha mahkûm olacaksınız. Yani benim suçlumsa korurum inadına, senin suçlunsa doğru zindana; bu anlayış, anlayış değildir değerli arkadaşlarım.

Evet, Türkiye’de kamuda çok…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Acar.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Efendim bitiriyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu uyarılardan sonra şöyle bitireyim ben: Bakınız ben size 12 Şubat…

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Acar.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – İyi günler diliyorum, saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk…

Buyurunuz Sayın Köktürk. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, özel yetkili savcı ve özel yetkili mahkemece verilen bir karar üzerine alelacele Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilen, İç Tüzük hükümleri ağır bir şekilde ihlal edilerek apar topar Adalet Komisyonu gündemine indirilen, Anayasa’mızın açık hükümleri karşısında bırakın yasalaşmasını, görüşülmesi dahi mümkün olmayan özel bir yasa teklifini ivedilikle görüşüyoruz.

Diğer taraftan, bu yasa teklifi görüşülürken, halkımızın iradesiyle seçilen milletvekillerimiz, üniversite rektörlerimiz, Genelkurmay Başkanımız, “Parasız eğitim istiyoruz.” diyen öğrencilerimiz, halka karşı bilgilendirme görevini namuslu bir şekilde yerine getirmeye çalışan basın mensuplarımız, asker-sivil binlerce yurttaşımız özel yetkili mahkemelerce verilen kararlarla tutukludur. Özel yetkili mahkemelerce verilen uzun tutuklama kararları münferit olmaktan çıkmış, sistematik bir hâle dönüşmüştür ve nitekim ağır insan hakkı ihlali oluşturan bu uzun tutuklama kararları karşısında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2009 yılından bu yana ülkemizi tam 440 kez mahkûm etmiştir.

Değerli arkadaşlar, sormak istiyorum: Bütün bunlara karşın aciliyet arz eden temel sorunları ortadan kaldırmaya, uzun süren tutuklulukları sınırlayarak özel yetkili mahkemelerdeki hukuk dışı uygulamaları önlemeye yönelik yasa teklifleri Meclisin tozlu raflarında bekletilirken, bu özel yasa teklifinin dört beş gün gibi kısa bir süre içerisinde yasalaşma noktasına getirilmesinin nedeni acaba nedir? Teklif sahibi Sayın Milletvekilinin Meclisteki ağırlığı mıdır? Yoksa teklif sahibi Sayın Milletvekilinin himayeye mazhar bir kişi olması mıdır? Yoksa görüştüğümüz teklifin içeriğindeki düzenlemenin ülkemizdeki vicdan kanatan diğer sorunlara karşı daha öncelikli ve ivedilikli bir sorun teşkil etmesi midir?

Değerli arkadaşlar, soruyorum: Bu teklifi acilen Meclis gündemine getiren, soruşturma savcısının işten elden çektirilerek “Başbakan tarafından bizzat görevlendirilenler” ibaresiyle suç işlenmesi hâlinde soruşturmayı Başbakanın iznine bağlayarak yargının ve kamuoyunun gözünden kaçırılmaya çalışılan, başta Bekir Bozdağ olmak üzere Hükûmetin bakanlarını panik hâlinde açıklamalar yapmaya sevk eden eylemler, nedenler, olaylar nelerdir? Ne oldu da daha düne kadar milletvekillerinin, Genelkurmay Başkanının, Erzincan’daki MİT görevlilerinin tutuklanmalarında “Herkes kanun karşısında eşittir, yargı işini yapıyor.” diyenler, bugün  birdenbire MİT Müsteşarı Fidan, Taner ve Güneş söz konusu olduğunda âdeta zıplayıp yerlerinden kalkarak özel yetkili savcıyı alaşağı etmişlerdir. Ne oldu da birdenbire polis memurlarını, polis müdürlerini işten el çektirmişlerdir, görevden almışlardır?

Değerli arkadaşlar, burada merak ediyorum ve soruyorum: Acaba Hükûmet yetkililerinin vicdanları mı sızlamıştır? Acaba bu olaylar karşısında geçmişteki tüm olaylara gözlerini kapatan Hükûmet yetkilileri bir vicdanları olduğunu mu hatırlamışlardır? Tabii, bu iyimser bir düşünce. Bu düşüncenin söz konusu olmadığını hepimiz biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, hepimiz biliyoruz ki bugün bütün bunlar ve bu yasal düzenleme, ucu yüksek tepelere dokunan bir soruşturmayı alelacele örtbas etme çabasıdır. Görünen odur ki geçmişteki derin devlet temsilcilerinin bile bırakın Meclise getirmeyi aklına dahi getiremediği kadar vahim, Anayasa’ya açıkça aykırılık oluşturan, hukuk devleti normları içerisinde değerlendirilmesi mümkün bulunmayan bir çete yasasıyla, iktidarın tepesine kadar giden, özel temsilcisi kanalıyla Başbakana kadar uzanan bir suç soruşturulması kapatılmaya çalışılıyor.

Yine açıkça görünen odur ki iktidar temsilcilerine bu kadar panik yaptıran neden, basına sızan savcılık iddiaları ve bilgilerden de açıkça anlaşılacağı üzere, yangının büyüklüğü ve vahimliğidir.

Buradan değerli AKP milletvekillerini ve sayın bakanları uyarmak istiyorum: Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, bilin ki kokusu Fizan’a kadar giden bu vahim tablonun izlerini ve tanıklarını bu yasa teklifiyle dahi silemezsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Köktürk.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – Bilin ki ülkemizin yangın yerine çevrilmesine katkı verenlerin…

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Köktürk.

Önergelerimiz beş dakika…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – Efendim, bir dakika…

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz. 

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – Son olarak şunu söylemek istiyorum Sayın Başkanım: Bir tek cümlem var, o da Ahmet Aydın’a. Sayın Ahmet Aydın’a buradan hitap etmek istiyorum.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, konuşma süresi bitti.

BAŞKAN - Sayın Köktürk…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – Sayın Aydın,  Cumhuriyet Halk Partisi olarak iktidar olmanın yanı sıra, ülkemizin geleceğine yönelik Cumhuriyet Halk Partisinin başka görevleri de vardır.

BAŞKAN - Sayın Köktürk, teşekkür ediyoruz.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) - Ancak biliniz ki “Bizi delikten süpürmeyin.” diye… (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Köktürk…

İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder…

Buyurunuz Sayın Önder.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli üyeler; bugün bu ülke ileride kazanacağı bir sinema Oscar’ını kaybetti. Şaka yapmıyorum, latife değil. Onu bir sonraki önerge üzerinde anlatacağım, şimdiden haberini veriyorum. Bu beş dakikaya sığmayacak çünkü, sanırım beş dakika hakkım, onu on dakikaya saklayıp size başka bir şey söyleyeyim.

Ulus olarak bir topyekûn Türkiye halkları felaketlerden öğrenmek gibi bir meziyete sahip oldu yani evlerden ırak, deprem oldu, hepimiz jeolojinin bütün girdisini çıktısını öğrendik. Bu memlekette hepi topu 20 küsur tane anayasa hukukçusu var. Bir anayasa tartışması başladı, gerçekten gidin hangi köy kahvesine sorsanız anayasa konusunda Senedi İttifak’tan başlayan bir kronolojiyi size anlatabilirler. Bu ülkenin gizli saklı, pasaklı işlerini de bu sayede öğreniyoruz. Giderek artık herkes bir istihbarat uzmanı oldu. İstihbarat örgütleri nedir, ne değildir, nasıl çalışır, neleri yaparlar, neleri yapmazlar, bu sayede de bunları öğreniyoruz. Yalnız, sayın vekiller, ben bu kürsüden size son konuşmalardan birinde…

Sayın Kuzu size sataşmadım.

BURHAN KUZU (İstanbul) – Ben bir şey demedim.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Siz bir piri mugansınız, üstünüze alınmayın.

BURHAN KUZU (İstanbul) – Alınmadım, alınmadım.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Şimdi, burada bir şey söylemiştim, dedim ki: “Kaybı bilemezsiniz, bilemeyiz.” Hatırlayın, bundan bir hafta önce ya da bilemedim iki hafta önce stratejistlerimiz bir sürü hesaplar yapmışlardı ve ben yine şunu demiştim: “Siyasette bütün hesaplar rasyonel yapılır, sonuçları irrasyonel çıkar.” Bakın, geldi, ulus olarak ayağımıza dolandı. Niye? Çünkü açıklık özgürlüktür. Kapalı olan yere her türlü oksidasyon, küf, kir, pas yerleşir. Onun için, bu vesileyle, size bir kez daha bu halkın bu kanayan yarada inisiyatif almayan tek kurumu olan Meclisin ve siyasetin hiçbir komplekse kapılmadan konuşulmasının önünde ne mani olabilir? Bunları asla düşünmeden, evlatlarımızın evlerine rahat dönebilmesi, anaların, babaların yastığa başını rahat koyabilmesi için gelin bir araya gelelim diyoruz.

Son olarak -biraz hazırlıksız çıktım, onun için doldur boşalt yapıyorum, kusura bakmayın- şunu söyleyeceğim: Bu televizyonlarda çok muazzep olduğum bir şey var: Strateji uzmanları var. Ülkede strateji uzmanı dövseniz geçinirsiniz, o kadar fazlalar. Bir sürü enstitü kuruldu, bunlar ne zaman türediler, hangi okullarda okudular. Adama bakıyorsun Kürt uzmanı, bir tane Kürt’ün türküsünü dinlememiş, bir tane ninnisini dinlememiş, birinin sofrasına oturmamış, kalktılar ahkâm kestiler. Bakın, onların aklına uyanlar bugün ne hâle geldiler. Bunun için, şüphesiz gören gözlere büyük ibretler vardır diyorum.

Son olarak, Sayın Genel Kurul… Beş dakika da konuşacak bir şey olmazsa bayağı çok süre hâline gelebiliyormuş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Son olarak şunu söylemek istiyorum, çok önemli: Sayın Leyla Zana burada konuştu biraz önce sayın vekiller, bu önemli. Beş dakika konuşabildi, niye? Siyaset yasağı var.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Altı dakika…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Altı dakika olsun, sayma bereketi kaçar.

Altı dakika konuşabildi, bütün vekiller de büyük bir dikkatle dinlediler. Niye biliyor musunuz? Siyaset yasağı var. Meclise gönderiyorsunuz bunu “Bir siyasal partiye giremezsin.” diyorsunuz, girseydi, grubumuz adına on dakika konuşacaktı, daha fazla müstefit olacaktık. Eğer bu memleketteki hukuksuzluklara dikkat çekecekseniz, bunu da gözden uzak tutmayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Oscar konuşmasında buluşmak üzere.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Önder.

Önergeleri işleme alıyorum ve oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler ret olmuştur.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

164 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 1. maddesinde aşağıdaki değişikliklerin yapılmasını arz ve teklif ederiz.

Oktay Öztürk (Erzurum) ve arkadaşları.

Madde 26; MİT mensuplarının Devlet İstihbaratına ilişkin görevlerini yerine getirirken, görevinin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan ötürü haklarında cezai takibat yapılması Başbakan’ın iznine bağlıdır.

BAŞKAN – Bu okuttuğum önergeye Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HARUN TÜFEKCİ (Konya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçe için…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bir dakika… Bir önergem vardı.

BAŞKAN – Şimdi, sayın milletvekilleri, okuttuğum bu önergenin kapalı oturumda görüşülmesine dair İç Tüzük’ün 70’inci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır.

Kapalı oturum istemine dair bu önergeyi okutuyorum:

 

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

B) Önergeler

İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 164 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergenin görüşmelerinin İçtüzük’ün 70’inci maddesine göre kapalı oturumda yapılmasına ilişkin önergesi

 

TBMM Başkanlığına

Başbakanın teklife konu özel görevi açıklamasını teminen MHP Grubuna mensup milletvekillerinin verdiği önerge görüşülmesini İç Tüzük 70’inci madde çerçevesinde kapalı oturumda yapılmasını arz ederiz.

                                                                                                                                    Oktay Vural

MHP Grup Başkan Vekili

                                                                                                                                         İzmir

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, o şekilde bir kapalı oturum önergesi verilemez. Kapalı oturum önergesi verilir, bundan sonraki görüşmelerin kapalı yapılması talep edilebilir.

Bakın, 70’inci maddeye baktığınızda Sayın Başkanım, kapalı oturum önergesi verilince, yani kapalı oturum önergesi şartlı olarak şu önergenin görüşülmesi, belirli herhangi bir konunun görüşülmesi değil, müteakip bundan sonra yapılacak olan görüşmelerin kapalı oturumda yapılmasına ilişkin olarak verilebilir. Dolayısıyla önerge, münhasıran önerge için kapalı oturum verilemez Sayın Başkanım.

Nedeni şu Sayın Başkanım: Kapalı oturumdan çıkmak için Genel Kurulun kararı gerekir. Eğer münhasıran herhangi bir önergenin görüşülmesi için böyle bir şeyi kabul ettiğimiz zaman otomatik olarak çıkma gerektirir ama çıkma için, yani kapalı oturumdan çıkabilmek için 70’inci maddenin son fıkrasına göre Genel Kurulun karar vermesi gerekir Sayın Başkanım. Dolayısıyla, kapalı oturum önergesi verilebilir ancak önerge için verilemez.

BAŞKAN – Şimdi gerekçesini açıklamak için zaten kapalı oturum istedi Sayın Grup Başkan Vekilimiz Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, önergenin görüşülmesi için, yani kendi önergelerinin görüşülmesi için kapalı oturum önergesi veriyor Sayın Başkanım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ben kapalı oturum önergesi verdiğim için şu anda gerekçeyi açıklayamam, yoksa hakkımda takibat yapılır.

BAŞKAN – Yani gerekçesini o nedenle verdi.

Ben oylamaya sunacağım bunu.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, o zaman şöyle söyleyeyim efendim: Diyelim ki münhasıran o önergenin görüşülmesi için kapalı oturum önergesi verildi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe ortadan kalkınca sona erer.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teknik olarak Sayın Başkan, tamamen teknik olarak böyle bir usul çerçevesinde değerlendiriyorum.

Şimdi...

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Sayın Grup Başkan Vekilinin bu konuyla ilgili konuşması da yanlış.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Olur mu efendim öyle, her zaman konuşuruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen bu itirazları kapalı oturumda yapacaksın.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, peki, şimdi, bu önerge görüşüldükten sonra Genel Kuruldan kapalı oturumdan otomatik olarak çıkabilir miyiz?

BAŞKAN – Sayın Canikli, oylayacağım, kabul ederseniz zaten kapalı oturum yapacağız, etmezsek kapalı oturum olmayacak. (CHP ve MHP sıralarından “Hayır” sesleri)

MUHARREM İNCE (Yalova) - Kapalı oturuma geçeceksiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, olmaz; kapalı oturuma geçeceksin.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, kapalı oturuma geçilirken oylama yapılmıyor ama çıkışta oylama gerekiyor.

BAŞKAN – Evet.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Şunu söylüyorum: Efendim, önerge için, sadece önerge için verildiği zaman, o zaman önerge görüşmesi bittikten sonra otomatik olarak çıkılacak mı, çıkılmayacak mı? Neden? 70’inci maddenin son fıkrası çok açık. Onun için diyor ki, verilebilir ama önerge olarak verilemez yani önergenin görüşülmesi için verilemez.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Niye? Yok, öyle bir sınırlama yok.

BAŞKAN – Sonra isterseniz çıkabiliyorsunuz Sayın Canikli, onu söylemek istedim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Usul tartışması yapabiliriz.

BAŞKAN – Lütfen, usul tartışması, kapalı oturumu…

OKTAY VURAL (İzmir) – Tartışmaya gerek yok efendim. Bunlar hep kapalı oturumda konuşulacak hususlardır.

BAŞKAN – Evet.

Şimdi, sayın milletvekilleri…

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz çok önemli bir konuda talepte bulunduk. Müsaade ediniz de gerekçesini burada açıklamayayım.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Tamam, açıklayın, ona bir şey demiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani kapalıda açıklayabilirim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, kapalı oturumda Genel Kurul salonunda bulunabilecek sayın üyeler dışındaki dinleyicilerin ve görevlilerin dışarı çıkmaları gerekmektedir.

Sayın idare amirlerinin salonun boşaltılmasını temin etmelerini rica ediyorum.

Yeminli stenograflar ile yeminli görevlilerin salonda kalmalarını da oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Yani zabıtsız olmaz herhâlde.

OKTAY VURAL (İzmir) – Edilmedi efendim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Duyamadık Sayın Başkan.

BAŞKAN – …Kabul edilmiştir.

Evet, işleme başlayınız lütfen.

Evet, salonun boşaltılmasını rica ediyoruz.

Sayın dinleyiciler, lütfen dışarıya çıkınız.

Kapalı oturuma geçiyoruz.

Kapanma Saati: 23.10

 

XIII.- KAPALI OTURUMLAR

         ALTINCI OTURUM

                (Kapalıdır)

 

 

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.50

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Fatih ŞAHİN (Ankara)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 67’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

 

XII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in; Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu (2/343) (S. Sayısı: 164) (Devam)

 

BAŞKAN – 164 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Teklifin 1’inci maddesi üzerinde verilen Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru ve arkadaşlarının önergesi okunmuştu.

Önergesini açıklamak üzere buyurun Sayın Doğru. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 164 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabii bugün yeniden bir AKP klasiği görüyoruz. Kendi istekleri ve menfaatleri doğrultusunda, daha önceki zamanlarda çıkartılan torba kanunlar gibi bir kanunu da hep beraber burada çıkartmaya çalışıyoruz.

Tabii burada, esasında, görüşmekte olduğumuz kanun da çok önemli bir kanun. Burada, çok önemli, ülkemizin millî menfaatleri noktasında bir kurum bir şaibe altında, bir söylem içerisinde bulunuyor. Bununla ilgili bazı gerçeklerin ortaya konulması gerek. Bununla ilgili olarak, biraz önce Grup Başkan Vekilimiz Oktay Vural Beyefendi’nin vermiş olduğu kapalı oturum, esasında çok önemli bir fırsattı. O fırsatı değerlendiremedik. Yani burada söylendiği kadarıyla, gizli kalması gerekmeyen, yani gizli kalması gereken veyahut da bu konuyla ilgili olarak da açıklanması gereken bazı konular var. Yani Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konuyu bilmesi gerekiyor, milletvekillerinin, milletimizin temsilcileri olan bizlerin bu konuları açık ve net bir şekilde bilmemiz gerekiyor ancak yani kapalı oturumla ilgili olarak, kapalı oturumun reddedilmiş olmasının AKP milletvekilleri tarafından, ben normal karşılamadığımı ifade etmek istiyorum.

Burada tabii, söylenen çok önemli iddialar da var. Bir MİT başkanı şu anda suçlanmış konumdadır. MİT’le ilgili söylemler çok tabii, geçmişe matuf olarak çok çeşitli söylemler vardır. Bunların tabii, milletvekilleri tarafından bilinmesi gerekmektedir. İnsanlarımızın kafasında çok çeşitli sorular vardır, bu soruların cevabının olması gerekmektedir. Bakınız, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak şöyle, şu şekilde soruları sormak istiyoruz. Bunlara da tabii, Hükûmet yetkilileri tarafından açık ve net bir şekilde cevap verilmesi gerekiyor.

KCK’nın kuruluşunda, eylemlerinin planlanmasında kimin müdahalesi ve katkısı olmuştur, bunu öğrenmek istiyoruz.

Hapisten çıkan bölücü militanların ve hatta dağdaki eşkıyanın siyasete taşınabilmesi ve meşrulaşması amacıyla KCK’nın önü bizzat Hükûmet tarafından açılmış mıdır, bölücü ve yıkıcı faaliyetlerine bile bile göz mü yumulmuştur?

Sayın Başbakan Erdoğan’ın KCK’nın kuruluşundan başından beri bir haberi var mıdır veyahut Hükûmet yetkililerinin böyle bir konuda bilgileri var mıdır?

“PKK’yı devlet kurdu.” iftiraları, KCK’nın acaba AKP güdümünde olduğunu gizleme veya bu konudaki delilleri yok etmeyle ilgili bir düşünce midir?

Sözde Kürdistan’ın kurulması başta olmak üzere, İmralı mahkûmunun serbest bırakılması, anayasal çözümler konusunda teminatlar sunulması ve PKK’nın dağ kadrosunun polis gücü olarak kullanılması konularında bir mutabakat sağlanmış mıdır?

Bakın, Oslo görüşmeleriyle ilgili çok ciddi söylemler vardır. Yani orada ülkemizin çok önemli durumuyla ilgili çeşitli görüşmeler yapılmıştır ve bu görüşmeler de şu anda muallaktadır. Acaba, bununla ilgili olarak en azından Türkiye Büyük Millet Meclisinin açık ve net bir şekilde bilgilendirilmesi gerekmektedir. Yani bu fırsatı kaçırmamak gerekmektedir. İnanıyorum ki önümüzdeki zaman dilimi içerisinde tekrar bir kapalı oturum isteği olur da bununla ilgili de kapalı oturum kabul edilmiş olur ve bizler de, sizler de milletimizin bize vermiş olduğu yetkiler doğrultusunda bu yetkiyi kullanmış oluruz.

Yine, Millî İstihbarat Teşkilatı kanlı saldırıların zamanlamasını ve yapılış şeklini önceden öğrenmesine rağmen, bununla ilgili önleyici tedbirleri almış mıdır ve lazım gelen uyarıları yapmış mıdır? Bu da çok önemli bir konudur. Bakınız, Millî İstihbarat Teşkilatı şu anda suçlanıyor. Millî İstihbarat Teşkilatının başı Hakan Fidan Beyefendi, kendisiyle ilgili o söylemlere devlet memuru olarak cevap veremiyor ama en azından bağımsız Türk mahkemelerinin huzurunda, yapılan işlerle ilgili olarak veyahut diğer konularla ilgili olarak açık ve net şekilde bilgi verebilirdi.

Yine, bakınız, işte, dün itibarıyla Heronların görüntüsü Türkiye Büyük Millet Meclisinde İnsan Hakları Komisyonunun üyeleri tarafından izlendi. Gerçi Heronların görüntüsünü tüm milletvekillerinin hepsi de izlemek isterlerdi, ben de şahsen o konuda izlemek isterdim. Heronların görüntüsü incelendiği zaman, iki saat içerisinde 4 kere aralıklarla insanların bombalanmış olduğunu görüyoruz; bu çok önemli bir konudur. Yani burada 4 kere üst üste, özellikle de insanların geçtiği, beraberinde katırların üzerinde çeşitli yüklerin olmuş olduğu Heronların görüntüsü içerisinde var ve bu iki saatlik süre içerisinde 4 kere üst üste bombalanması, herhangi bir uyarıya mahal vermeden bombalanmış olması çok önemlidir. En azından bu gizli görüşmede, Sayın Oktay Vural Beyefendi’nin istediği bu kapalı oturumda, bu gizli görüşmede en azından bunlarla ilgili söylemler olabilirdi. Acaba bu MİT mi? MİT’le ilgili bir ilişkisi var mıdır? Veyahut da bu Heronların o görüntüsünden sonra bombalanmayı, kim emrini vermiştir? Veyahut da bu verilen emirler ne derece uygulanmıştır? Veyahut da bunun arkasında acaba…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Doğru, buyurun, toparlayın, vaktiniz doldu.

REŞAT DOĞRU (Devamla) – Bitiriyorum efendim.

Yani bu Heronların görüntüsü incelendikten sonra bununla ilgili bizim bilgilenmemiz gerekmiyor mu? En azından, kapalı oturum yapıyoruz, kapalı oturumda bunlar söylense Hükûmet yetkilileri tarafından, herhâlde daha fazla mutmain olurduk diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Doğru.

Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 164 sıra sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                             Ahmet Aydın (Adıyaman) ve arkadaşları

MADDE 1- 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Soruşturma izni

MADDE 26- MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin; görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı Kanunun 250 nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması Başbakanın iznine bağlıdır."

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, efendim, önergeyi birazdan Sayın Bakan belki -grup ama- değerlendirecek. Bir konu var, bilemiyorum muratları bu mu? 26’da “MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere…” diyor. Şimdi, nerede belirli bir görev? Yani belirli ise bir yerde belirlenmiş bir görev olması lazım. Gerekçede “Bu Kanun kapsamındaki görevlerin yanında diğer mevzuatla…” diyor. Dolayısıyla burada “Bu Kanun kapsamında ve diğer mevzuatla belirli bir görevi…” diye yapılması lazım.

Bir hususu da… Bu önemli bir konu. Şimdi, 250’nci maddeye göre, bu suçlardan dolayı hakkında soruşturma yapılması Başbakanın iznine tabidir. Tabii, bu konuda kategorik olarak, topyekûn 250’nci madde almış ama 250’nin (a)’sında diyor ki: “Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti, haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve şiddet.” Yani kamu görevlilerinin uyuşturucu, haksız ekonomik şeyler dolayısıyla suça bulaşmış olmasından… Herhâlde Başbakanın bunlarla ilgili görev verdiğine ilişkin bir kanaati oluşturmak istemiyorlar? Dolayısıyla acaba burada münhasıran bu yüksek menfaatler doğrultusunda, millî menfaatler doğrultusundaki maddelere indirgense de, haksız ekonomik çıkar sağlamak, yolsuzluk yapmak, uyuşturucu yapmak gibi konuları Başbakanın göreviyle bağdaştırmak ve burada parmak kaldırmak son derece yanlış olur. O bakımdan bu önergenin değiştirilmesi gerekiyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, önerge sahibine müsaade ederseniz söz verelim açıklasınlar.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Gerekçeyi okutun efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir dakika, önemli bir konu, Başbakan sizin Başbakanınız da bizim değil mi?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Önerge bizim önergemiz, gerekçeyi okutur musunuz efendim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, bu değişiklik MİT Kanunu’yla ilgili. Örneğin, MİT Kanunu’nda 26’ncı madde Başbakan açısından MİT mensubu olmayan bir görevlidir. Örneğin Adalet Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığı görevlisi MİT mensubu olmadığı zaman bununla ilgili ne 26’ncı madde kapsamına girer ne de bu izin şartının konusu olur. Buradaki önerge çerçeveyi MİT’in görevlileri dışına çıkarıyor. MİT mensuplarının görevi dışına çıkarılan bir önergenin mevcut teklifle çelişkisi, mevcut teklifle uyuşmazlığı var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, nerede yazıyor bu görev, kanunda yazıyor mu yazmıyor mu?

HASİP KAPLAN (Şırnak) –  Yani bu yasanın önceki hâlini de iptal eden bir durum var. Buradaki belirsizlik belli bir görev ifa etmek üzere kamu görevlileri… Her kamu görevlisi MİT mensubu olmadığı için 26’cı maddeye zaten tabi değil. O zaman şöyle bir durum doğar: CMK 250 özel yetkili mahkemelerin görev alanı tartışması doğar. Bizim de görev alanı tartışmasında verdiğimiz kanun teklifleri var, bunlarla birleştirilmedi. Adalet Bakanlığı paketiyle de birleştirilmedi, bu kanunda da… Yani bunun burada birleştirilme şansı yok.

BAŞKAN - Söyledikleriniz zapta geçti efendim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Önemli bir konu yahu, beş dakika daha sabredin Ayşenur Hanım.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Gerekçeyi…

OKTAY VURAL (İzmir) – Okuduk gerekçeyi, önümüzde var gerekçe.

BAŞKAN – Bir saniye…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Şandır buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, kanunların yapılmasında müzakereler yani tutanaklar da uygulayıcıları açısında yol gösterici. Onun için bu itirazları yapıyoruz tutanaklara geçsin diye.

BAŞKAN – Geçsin.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Takdir ve sorumluluk bu önergeyi verenlerde.

Bakınız, İç Tüzük’ümüzün 87’nci maddesinin -zannediyorum- beşinci fıkrasında: “Değişiklik önergelerinde, değiştirilmesi, kaldırılması veya eklenmesi istenen hükümler açıkça belirtilir. Açık olmayan ve şarta bağlı önergeler işleme konulmaz.” Bu önerge, İç Tüzük’ün 87’nci maddesi beşinci fıkrasını karşılamamaktadır. Onun için Divanı da göreve davet ediyorum, bu önergeyi verenleri göreve  davet ediyorum. Önergeyi açık ve anlaşılır hâle getirmelerini talep ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Belirli görevler” ne demek? Belirli görev… Neresi belirli?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – “Belirli görev” dediğimiz alanı belirlemeleri gerekmektedir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır, zabıtlara geçti.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) –  Aksi takdirde İç Tüzük’e aykırı bir düzenleme yapmış oluruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hukuk dışı her türlü emri verebilirsiniz.

BAŞKAN –  Zabıtlara geçti.

Şimdi, Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Komisyonun katılmadığı ve…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Başbakan uyuşturucu kaçakçılığını yapacak yani… Yani, uyuşturucu kaçakçılığı yapmak için ben izin verdim mi diyecek? Böyle bir şey olur mu ya!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, gerekçeyi okutur musunuz lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yanlış yapıyorsunuz. Haksız çıkar sağlamak için nasıl olur da bir görev verebilir ya? Bu konu o zaman bunun dışında bir konu. Hayret! Ne kadar gözünüz kara ya!

BAŞKAN – Efendim, gerekçeyi okutuyorum: 

Gerekçe:

Komisyon görüşmeleri sırasında, Kanun teklifindeki Başbakan tarafından yapılacak görevlendirmelerle ilgili belirsizlik bulunduğu yönündeki görüşler dikkate alınarak verilen bu değişiklik önergesi ile, Başbakan tarafından yapılacak görevlendirmelerin; değişiklik yapılan Kanun kapsamındaki görevlerin yanında diğer mevzuatla Başbakana verilen görevler çerçevesinde kamu görevlileri arasından yapılacak görevlendirmeler olduğu hususu netleştirilmektedir.

BAŞKAN –  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) –  Sorumluluk size ait.

OKTAY VURAL (İzmir) – Helal olsun size ya! Yani bravo vallahi, helal olsun! Haksız çıkar sağlamak için örgüt kurmak… Başbakandan izin alacak.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, biraz önce kabul önerge maddeyi tümüyle değiştirdiğinden diğer önergeyi işlemden kaldırıyorum.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- 2937 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 4- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hâlen devam eden soruşturma ve kovuşturmalar hakkında da 26 ncı madde hükümleri uygulanır.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde gruplar adına birinci konuşmacı Sayın Süheyl Batum, Eskişehir Milletvekili.

Sayın Batum, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi önümüze getirdiğiniz yasanın 2’nci maddesini konuşuyoruz ve bugüne kadar birçok getirdiğiniz yasa için Anayasa’ya aykırı olduklarını söyledik, gerçekten de Anayasa’ya aykırıydılar ama bu sefer, değerli arkadaşlar, işi şahikasına vardırdınız. Anayasa’ya, İç Tüzük’e, Anayasa’nın birçok maddesine tamamen aykırı bir düzenlemeyi apar topar, hiç çekinmeden, hiç zerre kadar utanç duymadan maalesef getirdiniz.

Değerli arkadaşlar, kişiye özgü olduğundan söz ediyoruz bu yasanın. Bu, kişiye özgü değil sadece, bir olaya da özgü, hem de bir olaydaki yargısal sürece doğrudan  doğruya müdahale etmeye özgü.

Bir gün öğrendik ki Başbakanın özel yetkilisi olduğunu söyleyen birileri şöyle söylüyormuş Oslo’da: “Reşadiye’de aşka geldiniz.” diyormuş, gülüyormuş. “Reşadiye’de aşka geldiniz.” dedikleri olay, 7 kişinin, 7 Türk askerinin şehit edildiği olay.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) - Sen de buna inandın mı?

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Arkasından “ Türk Milleti tembeldir, zeki bir adamı buldu mu sırtına yüklenir.” diyormuş Abdullah Öcalan için. Bu birileri, Başbakanın özel yetkilisi olduğunu iddia edenler, KCK yaptı deyip çocukları bombalıyormuş, öldürüyormuş ve üstelik şöyle diyormuş: “15 Hazirana kadar bir şey yapmayın, 15 Hazirandan sonra istediğinizi yaparsınız, seçimleri geçirelim.”

Şimdi, MİT Müsteşarı olan bu kişi hakkında açıkça bir soruşturma başlatıldı. Arkasından ertesi gün savcıyı görevden aldılar. HSYK soruşturma başlattı. Adalet Bakanı soruşturmaya izin verdi ve çete kanunu dediğimiz bu kanunu getirdiniz. Şimdi demin Sayın Ahmet Aydın şöyle diyordu: “Bugüne kadar cesaret edilemeyenleri yapıyoruz. Görüşülemeyenler görüşülüyor.” Çok haklı. Bugüne kadar sizler bile buna cesaret edememiştiniz. 2008’de bir Anayasa değişikliği Anayasa Mahkemesindeyken çok açık bir biçimde Ahmet İyimaya Anayasa Mahkemesinde görüşülen davayı engellemek için bir Anayasa değişikliği yapalım, dedi. Malum, askıya alma formülü fakat o sırada Meclis Başkanı olan, AKP’nin içinden olan arkadaş dedi ki: “Biz Anayasa’ya aykırı ne bir eylem içinde olabiliriz ne de bir yasa getiririz.”

Şimdi, bunun şahikasına vardınız, yasal bir yargı sürecine açıkça müdahale ettiniz. Adalet Komisyonunda bunu konuştuk. “Şimdiki yürürlükte olan, yürüyen soruşturma ve kovuşturmalara da uygulanır.” dediniz. Bunu getirdiniz. Tabii, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ oradaydı. Bizim gözümüzün içine baka baka “Bunun ne alakası var bu soruşturmayla. Bizim hiç alakamız yok bununla. Uyum yasaları gereğidir, Avrupa Birliği’nin uyum yasaları gereğidir. Koskoca Başbakan yetkiyi neden kötüye kullansın.” dedi, gözümüzün içine baka baka. “MİT’i çok eleştirmeyin, şerefli bir kurumdur.” dedi. Şimdi, kusura bakmayın ama Sayın Bozdağ’ın dünyadan haberi yok, dünyadan haberi varsa hukuktan zerre kadar haberi yok. (CHP sıralarından alkışlar) Eğer hukuktan haberi varsa bizleri ve sizleri kandırmaya çalışıyor. Dikkat edin, sizleri de diyorum çünkü 2008’de yaptıramadıklarını sizlere şimdi el kaldırıp sizleri de alet etmek istiyor. Ben sizlerin yapmayacağını düşünerek söylüyorum.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Biz bir ekibiz.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sus bir be! Sus bir be! Sus bir dinle! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) - Ne bileyim ben sizin Bekir Bozdağ’la aynı suçu işlemeye eğilimli olduğunuzu.

İBRAHİM KORMAZ (Düzce) – Otur yerine! Otur yerine!

MUHARREM İNCE (Yalova) - Konuşarak zayıflayamazsın, kürsüye çık da zayıfla!

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) - Değerli arkadaşlar, ben sizin hukuka açıkça aykırı bir yasaya… (CHP ve AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Beyler, lütfen…

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla)- …Başbakan size talimat verdi diye el kaldıracağınızı tahmin etmiyordum, Bekir Bozdağ talimat verdi diye sizin el kaldıracağınızı gene tahmin etmiyordum. Göreceğim, yanılırsam yanılmış olurum.

Anayasa Mahkemesinin kararları çok açık. Demin Sayın İnce de söyledi. 2009 yılında, 2009/15 karar sayılı verdiği gene buna benzer belirsiz bir düzenleme getirmişti -düzenlemeler- Anayasa Mahkemesi açıkça iptal etti. 25/6/1992 tarihinde yine iptal etti Anayasa Mahkemesi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları açık ama bu yasayı getirdiniz. Değerli arkadaşlar, bu yasa Anayasa’nın 88’inci maddesine de aykırıydı; gerekçesi yoktu gerekçesi, gerekçesi yoktu, oralı bile olmadınız. Anayasa’nın 138’inci maddesine diğer maddelerin yanında açıkça aykırı, hiç oralı bile olmadınız sevgili arkadaşlar. Söylüyoruz, bunları anlatmaya çalıştık. Çete kurma, Başbakana bağlı bir çete kurma imkânı tanıyan yasayı getirdiniz. Bunu söylüyorum, sizler farkına varırsınız diye; farkına varmasanız da Türk milleti tutanaklardan okuyacak, muhakkak bir gün ne yaptığınızı anlayacak diye.

“Başbakan tarafından özel bir görevi ifa etmek üzere görevlendirilen” dediniz. Şimdi değiştirdiniz: “Belli bir görevi…” Ne demek belli bir görev? Hangi görev? “Görevin niteliğinden doğan…” Ne doğuyor görevin niteliğinden? “Görevin ifası sırasında…” Milletvekiline bile tanımadığınız bir dokunulmazlığı, Başbakanın belli görevler vermek için görevlendirdiğine verdiniz. Böyle bir düzenleme olur mu? Böyle bir düzenleme Türkiye Büyük Millet Meclisine yakışır mı? Sizlere dahi yakışmaz.

Dediğim gibi Anayasa Mahkemesi kararları açık, üstelik Anayasa Mahkemesi kararı bir de şöyle diyor, diyor ki: “Hukuk güvenliği kurallarda belirlilik ve öngörülebilirlik gerektirir.” Belirlilik, öngörülebilirlik… Hangi öngörülebilirlik? “Belli görevleri yapmak üzere…”

Sevgili arkadaşlar, söylüyorum, siz bunları hiç oralı olmadan yapıyorsunuz. Bu, çete kurma imkânı tanıyan bir yasa, kim ne derse desin. Başbakanlara üstelik doğruları söylememeleri, maalesef, yalan söyleyebilmeleri imkânı tanıyacak bir yasa. Nasıl mı? “PKK ile görüşen şerefsizdir.” derken emriyle, talimatıyla “Reşadiye’de aşka geldiniz.” diyenlerin, “KCK yaptı.” deyip çocuk bombalayanların korunmasına imkân tanıyan bir yasa. Bu yasayı bile yaptırabildiniz.

Sevgili arkadaşlar, şunu söyleyeyim: Bazen Başbakanınız suçluyor ya bizleri 1920’lerle, 30’larla Atatürk’ü, İnönü’yü suçluyor ya, ben gerçekten, bu yasayı getirdiğiniz zaman gerçekten bir kez daha gurur duydum, o insanların kurduğu partideyim. Böyle bir ilkesizliğe, böyle bir düzene, böyle bir ilkesizliğe hiçbir zaman prim vermeyenlerin, vermeyecek insanların partisindeyim. (CHP sıralarından alkışlar) Çocuklarına bu geceyi, bu günü utançla değil, yüzleri kızararak değil, gururla anlatacakların partisindeyim ve Ahmet Aydın Arkadaşım gibi “Yahu, biz bugüne kadar cesaret edemiyorduk, ilk defa böyle bir yasayı getirebildik. Vallahi nerelere geldik?” diyen arkadaşların olmadığı bir partideyim.

Hepinize saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Batum.

İkinci konuşmacı...

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım,  Konuşmacı 2 defa ismimi vererek bana ait olmayan bir görüşü ifade etti. 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Peki, lütfen iki dakika içinde toparlayın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sataşmadan dolayı mı efendim?

BAŞKAN –Sataşmadan dolayı istiyor, evet.

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

10.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum’un şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Evet, değerli arkadaşlar, az önceki Konuşmacı, Sayın Hatip ismimi de 2 defa zikretmek suretiyle bana ait olmayan birtakım ifadeler kullandı.

Değerli arkadaşlar, şunu bilin ki: Biz on yıllık parti sürecinde, dokuz yıllık iktidar sürecinde ne badireler atlattık. “Ergenekon”larla mücadele ettik, “Balyoz”larla mücadele ettik, “Sarıkız”larla, “Ay ışığı”larla mücadele ettik.

OKTAY VURAL (İzmir) – Belki onları da siz kurmuşsunuzdur.

AHMET AYDIN (Devamla) - Partimiz kapatılmaya çalışıldı, yılmadık, dik durduk; e-bildiriler geldi, e bildirilere karşı dimdik ayakta durduk.

OKTAY VURAL (İzmir) – Onları da siz kurmuşsunuz anlaşıldı.

AHMET AYDIN (Devamla) - Her şeyi ciddi manada cesaretle buraya getirdik. (CHP sıralarından gürültüler)

Bakın, dinleyin.

OKTAY VURAL (İzmir) – O çeteleri de siz kurmuşsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Sayın İnce, az önce buradaki arkadaşa bağırıyordunuz, dönüp arkanızdaki insanlara da bağırsanıza, o vekillerinize de bağırsanıza. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Az önce bizim arkadaşa bağırıyordunuz değil mi, kürsüdeki hatibe sataşmada bulunurken? Yaptığı doğru değildi ama orada bütün bir grup burada sataşmada bulunuyor.

Bakın, arkadaşlar, AK PARTİ, bugüne kadar dimdik ayaktaysa, oylarını ha bire artırarak geliyorsa cesaretle bu işlerin üzerine gittiği için yapmıştır. AK PARTİ, hiç kimseden, hiçbir zümreden, hiçbir şahıstan korkacak bir parti değildir ve biz bugüne kadar cesaretle her şeyi de getirdik.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) - Bırakın savcı işini yapsın o zaman kardeşim.

AHMET AYDIN (Devamla) - Benim ifade etmek istediğim: “Düne kadar sizin konuşmaya cesaret edemediğinizi AK PARTİ mevzuata geçirdi.” dedim…

OKTAY VURAL (İzmir) – Obama’ya elçi gönderin.

AHMET AYDIN (Devamla) - “AK PARTİ yürürlüğe getirdi.” dedim.

BAŞKAN – Lütfen dinleyelim.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Ahmet Aydın, yürüyen bir soruşturmayı engellemek için yasa çıkardınız, buna cesaret ettin diyorum.

BAŞKAN - Sayın Batum, lütfen dinleyelim.

AHMET AYDIN (Devamla) – Düne kadar sizin konuşamadıklarınızı, düne kadar tartışamadıklarınızı bu dönemde tartışabiliyorsanız AK PARTİ’nin cesareti sayesinde olmuştur, AK PARTİ’nin açılımları sayesinde olmuştur.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sevgili Ahmet Aydın, yürüyen bir soruşturmayı engellemek için yasa çıkarttınız, onu diyoruz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bizler yeni bir partiyiz ve bugüne kadar da yılmadan, bıkmadan bu aşamaya geldik. Bundan sonra da hiçbir kimseden, hiçbir şeyden korkmadan cesaretle de yolumuza devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) – Çünkü biz şunu dedik: İşimiz hizmet, gücümüz millet ve biz bu gücü sadece o milletten alıyoruz ve hiçbirinizden de korkumuz yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydın.

 

XII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in; Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu (2/343) (S. Sayısı: 164) (Devam)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde ikinci konuşmacı Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika lütfen.

BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de heyetinizi saygıyla selamlayarak konuşmama başlamak istiyorum.

Tabii, 8 Şubatta aralarında MİT Müsteşarının da bulunduğu 4 MİT’çinin ifadeye çağrılmasıyla başlayan süreç 16 Şubatın bu ilerleyen saatlerinde, hatta 17 Şubatın bu ilk saatlerinde de çok fırtınalı bir şekilde devam ediyor. Keşke bu süreç özel yetkili savcıların daha önce, seçilmiş milletvekillerini, belediye başkanlarını, halkın iradesini temsil eden seçilmiş belediye Meclis üyelerini gözaltına alarak cezaevine gönderdikleri dönemlerde yaşanmış olsaydı. O zaman olsaydı gerçekten bizler bu yaşanılan tartışmalara çok büyük anlamlar atfeder ve bunun için gerekli düzenlemeler için hep beraber oturur, birtakım tartışmaları yürütürdük.

Şimdi, burada başlayan süreçte kamuoyunda çok tartışıldı, farklı değerlendirmeler yapıldı ancak özellikle ön plana çıkan değerlendirmelerde bunun bir iktidar içi savaş, bir saray içi paylaşımın somutlaşmış bir tezahürü olduğu yönünde hâkim bir kanaat belirdi. Tabii, bu saray içi iktidar kavgası yapılırken de ortaya bir algı yanılsaması atıldı ve bunun doğrultusunda da Kürt sorunu eksenli müzakere ve diyalog süreçlerinin önünü kapatan ve bütün bu faaliyetleri vatana ihanetmiş gibi sayan birtakım yaklaşımlar açığa çıktı.

Burada, şunu net olarak söylememiz ve ifade etmemiz gerekiyor. Oslo’da ve İmralı’da yürütülen süreçler, MİT’in kendi başına otonom olarak Hükûmetten ve devletten bağımsız olarak yürüttüğü süreçler değildir. İmralı’da ve Oslo’da yürütülen süreçler, devlet-PKK devlet-Öcalan görüşmeleridir. Bunu net olarak söylemek gerekiyor.

Şimdi, yapılan her görüşmede, bu kadar önemli kararların alındığı her süreçte, Millî Güvenlik Kurulundan başlayarak, Cumhurbaşkanının, Başbakanın bilgisi dâhilinde gelişen süreçlerden, biz sanki devlet içerisindeki bir kurumun otonom bir faaliyet içerisinde birtakım görüşmeleri yürüttüğünü varsayarsak, o zaman ciddi bir yanılgıya düşmüş olacağız. Dolayısıyla, bu tespiti yaparken aynı zamanda geçmişe de bakmak gerekiyor. Bu müzakereler geçmişte de yapıldı; Özal döneminde yapıldı, Sayın Erbakan döneminde, rahmetli Sayın Ecevit döneminde de yapıldı ve bütün bunlar yapılırken de yine bir devlet projesi kapsamında yapıldı.

Peki, yapıldı da kötü mü oldu? Bunların sonuçlarını hep beraber konuşmak gerekiyor.

Şimdi, ünlü bir düşünürün çok anlamlı bir sözü var: “Topraklarınızda eğer dişe dokunur bir şey söyleyen bir canlı topluluk yok ise, o zaman çok şey ifade eden sessiz ölülerin söylediklerine kulak kabartın.”

Şimdi, biz bugünkü tartışmalara bakıyoruz, gerçekten dişe dokunur, bu halkın taleplerini ifade eden hiçbir şey çıkmıyor.

Bakın, ben size o sessiz çığlığını yükseltmeye çalışan ölülerin rakamını söyleyeyim. Ateşkes dönemlerinde, diyalog süreçlerinde yaşamını kaybeden, beş yılda yaşamını kaybeden askerlerin toplamı, çatışmalı süreçteki bir yılda yaşamını yitiren askerler kadar değildir. 2002’de 7, 2003’te 31, 2004’te 75, 2005’te 105, 2006’da 111 asker yaşamını yitirirken, sadece 2008 yılında 809 gencimiz yaşamını yitirmiştir. Dolayısıyla, buradan birtakım tartışmalar için çok önemli sonuçlar doğurmamız gerekiyor.

Bizim için önemli olan tartışma süreci şudur: Burada ortaya çıkan krizden bir fırsat yaratma becerisini göstermemiz gerekiyor. Ortaya çıkan fırsat, bu yaşanılan savaş konseptinin bir şekilde barışa, bir şekilde diyalog ve müzakereye evrilmesiyle ilgili tartışmaları olgunlaştırmaktır.

Şunu hepimizin bilmesi gerekiyor: Şu anda yürürlükte olan savaş konseptinde de devlet kurumlarının eş güdüm içerisinde, Bakanlar Kurulunda kararlaştırılan entegre projeler çerçevesinde yürütüldüğünü zaten Hükûmet yetkilileri söylüyorlar. Buradaki konseptte MİT, yargı, Emniyet, Millî Güvenlik Kurulu ya da Hükûmet birbirinden bağımsız bir faaliyet yürütmüyor. Dolayısıyla, tartışmayı odaklamaya çalıştığımız operasyoncular ya da diyalogcular anlayışı son derece yanlıştır. Buradan bizim çıkaracağımız en önemli sonuç, bir an önce artık müzakere ve diyalog sürecine tekrar dönmek olmalıdır. Tabii, krizin böylesi fırsatını maalesef iktidar partisi farklı bir şekilde değerlendiriyor.

Burada, daha çok tek parti hakimiyetini sağlayan anlayıştan, tek adam sultasına doğru giden ve Başbakana çok önemli yetkiler veren birtakım yasal düzenlemeler önümüze getiriliyor. Burada, şunu belirtmek istiyorum ki: Örneğin daha dün Meclis komisyonunda, izlenen Roboski’yle ilgili eğer bu teklif bu şekilde yasalaşırsa istihbaratı veren MİT görevlisi hakkında herhangi bir işlem yapılamayacaktır veya bombalama emrini veren kamu görevlisi hakkında herhangi bir işlem yapmak için Başbakanın özel yetkisine ihtiyaç duyulacaktır yani 34 insan savunmasız bir şekilde savaş bombalarıyla parçalanacak, bizler buradan kalkıp Başbakanın müsaade edip etmeyeceğine bakacağız. Bu mantığı gerçekten iyi çözmemiz gerekiyor.

Bakın, bu tartışmalarda özellikle iktidar içi kavgasını tanımlayan iktidar partisine yakın yazarların söyledikleri var. Burada isim belirtmeyeceğim ama “Akıllı tüccar, hem kazanan hem kazandıran tüccardır. Sadece ‘Rabbena, hep bana’ diyen tüccar bir kazanır, iki kazanır ama eninde sonunda kaybeder.” demişti.

Şimdi, biz sizin ticaretinize karışmıyoruz. Ticarette kazanır mısınız, kendi aranızda paylaşır mısınız, buna karışmıyoruz. Ancak bu paylaşım savaşını yaparken bu algı yanılsamalarını bir kenara bırakmanız lazım. Burada sistemin ucu bir şekilde size yönelmiş durumda.

Hemingway’in İhtiyar Balıkçı kitabında çok güzel bir köpekbalığı tanımlaması vardır. Derin suların altında köpekbalığının ihtişamından bahseder. “O asalet, o görkem, o renk cümbüşüne baktığınız zaman büyülenmemeniz mümkün değildir.” der. Ne zamana kadar? Köpekbalığı, kafasını çevirip o vahşi dişlerini gösterdiği zamana kadar.

Şimdi, aslında siz, iktidarın bu renk cümbüşü ve görkemini bir şekilde kendi önünüze almışsınız.

Bakınız, burada sistem, aslında kendi dişlerini sizlere gösteriyor. Eğer siz, burada sistemin size göstermiş olduğu dişlerden bir sonuç çıkarıp, asıl meselelerle ilgilenirseniz, yani örneğin, özel yetkili mahkemeleri kaldırırsanız, Terörle Mücadele Kanunu’nu kaldırırsanız, hatta Milli Güvenlik Kurulunun kaldırılmasını getirip bu Mecliste tartıştırırsanız, o zaman bu sistemin görkeminden bahsetmeniz mümkün olur; aksi takdirde, sistemin dişlerini sizlere gösterenler yarın, öbür gün Suriye kriziyle ilgili, İran kriziyle ilgili size önermiş oldukları, sizin önünüze koymuş oldukları taşeronluk görevinde herhangi bir şekilde ters düşerseniz, bu vahşi dişlerle size saldırmaya da başlarlar ve bu ülkenin siyasi tarihinde hükûmetlerin nasıl devrildiğine bir bakarsanız bu söylediklerimiz sanırım hak etmiş olduğu yeri bulur.

Değerli milletvekilleri, burada –Tabii, edebiyattan açıldı.- sürekli yüzde 50’lik bir oy oranı ve çoğunluktan bahsediyorsunuz. Bir de Kazancakis’in Günaha Son Çağrı kitabında bir heykel betimlemesi vardır. Demirden, tunçtan ya da bronzdan, neden yapılmış olursa olsun, bir heykelin ihtişamının temsil etmiş olduğu güçten bahseder. Ancak, heykel ne kadar görkemli olursa olsun, heykelin herhangi bir yerinde, örneğin ayaklarında başlayan aşınmaya karşı eğer tedbir alınmazsa, o aşınmanın yaratacağı tahribatla bu görkemli heykelin yüzüstü yere kapaklanıp tuzla buz olma hikâyesini anlatır.

Şimdi, aslında siz, mevcut iktidarınızla, çok görkemli bir heykeli burada temsil ediyorsunuz. Ancak, halkın sesine kulağınızı tıkayarak, halkın muhalefetine kulağınızı tıkayarak ve cezaevlerine atarak heykelin diz kapakları altında sürekli bir aşınmayı yaşıyorsunuz. Eğer bu şekilde giderse, eğer bu şekilde kulaklarınızı tıkarsanız, korkarım ki yapılmış olduğu malzeme…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) - …ne kadar sağlam olursa olsun, bu heykelin tuzla buz olacağı günler yakındır.

Ben, tabii, konuşma süremiz de yetersiz olduğu için, daha fazla ifade edecek birtakım şeyler vardı, bunları burada ifade edemiyorum. Ancak, hepinizi tekrar, önümüzdeki tehlikeli süreçler açısından, bir kez daha düşünmeye davet ediyorum.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Ali Uzunırmak. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Uzunırmak.

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yönetmek öngörmektir. Eğer doğru öngöremiyorsanız yönetemezsiniz. Yönetmek, aynı zamanda, olması gerekenler ile olabilirleri en çok birbirine yaklaştırabilme sanatıdır. Dolayısıyla, buradan baktığımızda, on yıldır iktidarda olan AKP’nin, bu süreç içerisindeki söylem ve eylemleriyle, birbirine tenakuza düşen, çelişen, mantık kurgularından her türlü davranışına varıncaya kadar, çok şeyden bahsetmek mümkündür.

Bugün bir teklifi görüşüyoruz ama teklif öyle bir teklif ki, her yönüyle tartışılabilecek bir teklif. Değerli arkadaşlar, önce, teklifi veren arkadaşımızın özgeçmişine baktım. Hukuk fakültesi mezunu ama devletle hiçbir iştigali olmamış. Oysaki bunları tabii ki bir milletvekili her zaman teklif verebilir. Ama MİT temsilcisine sormak istiyorum: Acaba sözleşmeli olarak MİT’te falan çalıştı mı, kurumun işleyişine, kurumun hukukuna, kurumun birtakım şeylerine vâkıf mıdır, değil midir, onu da merak ediyorum. Eğer hakikaten kurumun böyle bir yasaya ihtiyacı var idiyse kurumun mutlaka bunu bildirip ve bunun bir tasarı şeklinde gelip burada gerçekten Hükûmetin sahip çıktığı bir tasarı olması gerekirdi veya sayın teklif sahibi Milletvekili Arkadaşımızın teklifi verdikten sonra kurum görüşü alınmak için -Devlet geleneğidir- kurumlara yazılır ve kurumların görüşü gelir.

Arkadaşlar, ayın 8’inde bu hadise başlıyor, ayın 10’unda arkadaşımız teklifi veriyor, cumartesi, pazar ve pazartesi, salı günü Mecliste bunlar görüşülmeye başlanıyor. Bu, devletin kurumuyla ilgili bile acaba ne olduğu tereddüdü içerisindeki bir teklifi görüşüyoruz.

Ayrıca, bir şeyi paylaşmak istiyorum sizlerle değerli arkadaşlar. Burada bilgi konuşmalı, akıl konuşmalı, duygu konuşarak siyaseti bir şov sanatına dönüştürmek akıl ve mantık inşasını engeller. Aklın ve mantığın inşa edilmediği bir yönetim, bir toplum gelişemez, çağdaşlaşamaz. Grupta tanıdığımız çok değerli insanlar var. Kamu Güvenliği Müsteşarlığı yapmış, Emniyet Genel Müdürlüğü yapmış, büyükelçilik yapmış ve bu kurumların geleneklerini, ihtiyaçlarını inanıyorum ki çok iyi tahlil edebilmiş ve yaşamış insanlar var. Acaba onlar neden böyle bir teklifi getirmedi? Onların korktuğu bir şey mi var? Onlar başka bir şeylerle mi itham ediliyorlar, edilmeye acaba muhatap olurlar diye mi korkuyorlar?

Değerli arkadaşlar, bu hadiseler ne zaman başladı, aslında burada yapılmak istenen nedir? “Açılım bir devlet politikasıdır.” diye bir terane başladı. Devlet politikası ne zaman olur? Bir hadise ne zaman millî hâle gelir ve ne zaman devlet politikası olur? Devletin bütün anayasal kurumlarının ortak bir görüşü olursa o zaman o politikalar devlet politikası olur. Peki, devletin kuruluşları, kurumları, anayasal kurumları bilhassa Anayasa’nın kendisine verdiği, yasaların kendisine verdiği bir yetkinin dışında bir görüşle devlet politikası inşa edebilirler mi? Örneğin, Millî İstihbarat Teşkilatı, Anayasa’nın ve yasaların kendine verdiği görev, yetki ve sorumlulukların dışında, onlara aykırı bir şekilde bir politikanın inşasında kullanılabilir mi? Anayasa Mahkemesi böyle bir konumda, üniversiteler böyle bir konumda kullanılabilir mi? Kullanılamaz. İşte Hükûmetin düştüğü en büyük hata burada, Sayın Başbakanın düştüğü en büyük hata burada.

Açılım politikasıyla ilgili, siz değerli milletvekillerine soruyorum: Değerli arkadaşlar, açılımın içerik, strateji, taktik, metot, gaye, hedef olarak ne olduğunu hanginiz biliyorsunuz ve bu politika ne zaman sizlere anlatıldı, anlatıldı mı?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Saatlerce anlatıldı.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Bunu Bakanlar Kurulunda dahi bilen varsa gelsin burada bize anlatsın. Kapalı oturumlar bile yapıldı ama hiçbir şey söylenmedi.

Dolayısıyla, istihbarat örgütleri haber toplar, ama istihbarat örgütleriyle demokrasilerde politika inşa edilemez. Eğer istihbarat örgütleriyle politika inşa ediliyorsa o rejimin adı “demokrasi” olmaz değerli arkadaşlar. Eğer istihbarat örgütleri haber toplamanın dışında ajan provokatör yetiştirmeye yönelmişse, ajan provokatörler bilhassa halkın oylarıyla gelmiş başbakanlar tarafından eğer örgütlerin açık veya gizli şekilde içine yerleştiriliyorsa, ajan provokatörler iş başına gelmişse o rejimin adı “demokrasi” olmaz. İşte, bugün, Türkiye’de, çıkartılacak olan, teklif edilen bu yasayla MİT’in kafasına böyle bir ilmik geçiriliyor. Bu güzide kuruluşumuzun ve bu önemli olan kuruluşumuzun, adaletin, Hükûmetin, devletin, milletin yolunu aydınlatan, haber toplaması gereken bu kuruluşun boynuna böyle bir yafta geçirilerek dünden bugüne ve yarına MİT’i töhmet altında bırakmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Millî İstihbarat Teşkilatı, haber toplamaya devam etmelidir ve yol aydınlatmaya devam etmelidir. Ajan provokatörlerin cirit attığı, birbirine şüpheyle bakılan, milleti tarafından şüpheyle bakılan bir örgüt olmamalıdır. Eğer demokrasiyi, demokrasideki denetimi doğru tanımlıyorsanız değerli milletvekilleri, demokrasiyi bir bilinç, bir kültür, bir kurum ve kurallar manzumesi olarak görüyorsanız, eğer bunlardan birisi çekildiğinde, herhangi bir kural veya kurum yok edildiğinde demokrasinin tümüyle domino tesiriyle yıkılacağına inanıyorsanız, demokrasiyi işinize geldiği gibi tanımlamadan eğer halk iradesini ancak ve ancak hukukun üstünlüğüyle teminat altına alabilecekseniz, halk iradesini halk mahkemelerine dönüştürmüyorsanız, halk iradesini halk mahkemeleri olarak, parmak çoğunluğu olarak görmüyorsanız, demokrasiye bütün kurum ve kurallarıyla sahip çıkacaksanız o zaman çağdaşlaşabilirsiniz ve o zaman ülkede demokrasiyi doğru inşa edebilirsiniz. Aslında, burada bir mantık inşasını, bir aklı konuşmamız lazım; duygusal konuşmalarla, hamasi nutuklarla devlet yönetilmez.

Değerli arkadaşlar, bir şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum: “Yönetmek öngörmektir.” dedim. “Çıraklık”, “Ustalık”, “Kalfalık” gibi birtakım deyimler ve birtakım tarifler yapılageldi. Değerli arkadaşlar, devlet yöneticiliği bir meslek değildir, mesleğin çıraklığı, kalfalığı, ustalığı olur. Üzülerek bir şeyi ifade etmek istiyorum: Devleti acemi nalbant eşeği mi zannettiniz köşkerlik öğreniyorsunuz orada çıraklık, kalfalık, ustalık diye. Böyle bir terim olabilir mi? Böyle bir terim devlet literatürüne girebilir mi?

Siz, değerli arkadaşlar, düşünün ve karar verin, bu ülke nasıl yönetiliyor, mantığı bir yoklayın: Cumhurbaşkanı seçiyorsunuz görev süresi belli değil, arkasından tekâmül ettiriyorsunuz; on yıldır kararnameler imzalıyor Sayın Başbakan, Hükûmet, Cumhurbaşkanı; Genelkurmay Başkanı yargının karşısına çıkıyor, terör örgütünün başı oluyor; kendi vatandaşları bombalanıyor; Genelkurmay Başkanının odası dinleniyor, dinleyen belli değil; Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanı kasetlere kurban ediliyor, failleri yok; bir siyasi partinin başkanlık divanı bütün üyeleriyle takip ediliyor ülkede, takip edenler ortada yok. Peki, bu MİT ne yapar? Benim güvenliğimi kim sağlayacak bu ülkede? Acaba bütün bunlar… Sayın Başbakan diyor ki yeri geldiğinde “Ülkemde ameliyat yaptırmam.” E Sayın Başbakan, o zaman bütün bu ameliyatları sen yapıyorsun. İşte, böyle özel görevlilerle, ajan provokatörlerle, başka başka birtakım şeylerle bunları sen yapıyorsun, şimdi iş ortaya çıkacağı zaman… Anayasa’ya bile aykırı düşen “demokratik özerklik”, “öz savunma gücü”, işte “ikinci bir resmî dil”, bunun gibi Anayasa’ya ters düşen görüşmeler eski Başbakanlık Sayın Müsteşar Muavini olarak, Başbakanın özel temsilcisi olarak Anayasa’yı ilgaya yönelen birtakım görüşmelerle terör örgütüyle pazarlık yapılıyor ve ondan sonra da “Anayasa’ya ters düşen görevler verdim, acaba onları nasıl geri alabilirim?” diye kurtarma yasası yapıyoruz şimdi.

Değerli milletvekilleri, burada şimdi Sayın Başbakana ve Sayın Cumhurbaşkanına düşen bir görev var. Eğer siyaset dürüstçe yapılacak, demokrasi, halk iradesi açıklıkla yapılacaksa Sayın Başbakan dünden bugüne söylediği “şerefsiz” kelimesinden dolayı halktan ve muhalefetten özür dilemelidir ve demelidir ki “Ben halkı yanılttım.”, muhalefete de demelidir ki “Sizlere yanlış bir ithamda bulundum özür diliyorum.” ve Sayın Cumhurbaşkanına bir görev düşmektedir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - Eğer kişiye özgü yasayı veto ediyorsa, eğer süren davaları etkilemek için bir yasanın çıkamayacağını, bir kanunu veto ederek Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderdiyse, işte bugünkü teklif, bugünkü görüşülen yasa tam Sayın Cumhurbaşkanının veto ederek gönderdiği yasanın tıpkısının aynısıdır, noktasına, virgülüne. Bunu da geri göndermelidir.

Hepinize saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzunırmak.

Madde üzerinde gruplar adına görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, şahısları adına Kırıkkale Milletvekili Sayın Ramazan Can.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Adalet Komisyonu Raporu’nda Cumhuriyet Halk Partisinin muhalefet gerekçesi, muhalefet şerhi var, şerhten bir satır okumak istiyorum: “Hatta öyle ki; örneğin, Başbakanın görevlendirdiği herhangi bir kişi, Cumhurbaşkanına suikast veya fiilî saldırıda bulunsa bile Başbakan izin vermedikçe yargılanamayacak, dokunulamayacak.” Böyle bir iddia akıldan, izandan, insaftan, mantıktan, hukuktan yoksun bir iddiadır. Böyle bir iddia olabilir mi? (Gürültüler)

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Anayasa’da bu suçlar var.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Böyle bir iddianın ceza hukukunda karşılığı olabilir mi? Böyle bir iddiada hukukçu bulunabilir mi?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Senin suçlardan haberin var mı?

RAMAZAN CAN (Devamla) – Öyle ya, bu memlekette savcılar, hâkimler, valiler memleketini sever ama başbakanlar memleketini sevmez. Siz başbakanlara niye güvenmiyorsunuz? Siz başbakanlara güvenmezsiniz tabii.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Kişiye niye güvenelim!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Sizin mazinizde darağacına giden başbakanların tarihi var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz Allah’a güveniriz Allah’a! Cenabıhak’tan başka kimseye güvenmeyiz!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Sizin mazinizde darbeye alkış tutan zihniyet var. Allah sizi ıslah etsin!

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ramazan, bana da güvenme ya! Allah seni ıslah etsin!

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sen maddeyi oku.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Hocam, ben İstanbul Hukukta okudum. Allah’tan tek idim, siz çiftlere ders verdiniz. Sizden ders almadığıma o kadar şükrediyorum ki.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Maddeyi oku. Sevgili dostum, maddeyi oku, maddeyi.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Öte yandan, burada dile getirilen bir iddia daha var, deniyor ki Savcı Sarıkaya’yla ilgili: “Efendim, ikinci bir Sarıkaya vakası işleniyor.”

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hangi Sarıkaya, hangisi? İkisinde farklı uygulama var da, hangisi?

RAMAZAN CAN (Devamla) – Allah aşkına, “İkinci bir Sarıkaya vakası işleniyor.” diyenler, Sarıkaya’nın başına gelen, avukatlıktan da dâhil mesleğinden menedildiğinde, HSYK bu kararı verirken bu karara alkış tutmadınız mı?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sizin Hükûmetiniz döneminde uygulandı, AKP döneminde uygulandı.

RAMAZAN CAN (Devamla) – “Gelin, HSYK’nın ve Askerî Şûranın kararlarını yargı denetimine açalım.” dediğimizde buradaki Anayasa değişikliklerine karşı çıkmadınız mı, boykot etmediniz mi?

SIRRI SAKIK (Muş) – Askerî yargı devam ediyor.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Referandumda “Hayır.” demediniz mi? Ama Allah’a çok şükür ki aziz Türk milleti yüzde 58’lik bir “Evet.” oyuyla size ders verdi, umarım ders almışsınızdır ama ders aldığınız da hiçbir yerinizden belli olmuyor.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yalanla alıyorsunuz oyları.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Öbür Sarıkaya’ya ne oldu, bir de onu anlat!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Demokratik devlette darbe planları olmaz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ne alakası var şimdi darbeyle ya!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Darbe planlarına, darbeye sessiz kalan, hatta alkış tutan siyasiler hele hiç olmaz. Darbe tetikçiliği yapan siyasi partiler hiç olmaz. Sözüm ona enteller, hukukçular darbeye alkış tutmaz.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Yaşar Büyükanıt’ı niye yargılamıyorsunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK’yla darbe planlamışsınız! Ne yapmışsınız? Oturmuşsunuz anlaşmışsınız!

RAMAZAN CAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP sözcüsü burada “MİT’le ilgili devam eden tahkikatın ucu Sayın Başbakana dokunuyor.” diye ithamda bulundu. Müddei iddiasını ispat etmek durumundadır. Eğer müddei iddiasını ispat etmiyorsa müfteridir, namerttir. Mert insanlar iddialarını ispat ederler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada bu yasanın, bu teklifin özel bir teklif olduğundan bahsedildi, belirli kişilerin koruma altına alındığından bahsedildi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen önce “Şerefsiz”i açıkla.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Şimdi diyorum ki ben: Muhtemelen teklifin görüşülme zamanında hareke getirilen, kişiye özel düzenleme görüntüsü, normun benzeri tüm durumlarını kapsaması ve kuralın uygulanmakla tükenen değil, aksine genellik, soyutluk ve süreklilik unsurları içerdiği açıktır. Bu nedenle teklif kişiye özel değildir, geneldir ve bundan böyle, ileride oluşabilecek bütün olaylara da uygulanacaktır.

Diğer taraftan, burada dile getirilen diğer bir iddia da, ceza normlarının uygulanmasında mevcut tahkikatlara, soruşturmalara, kovuşturmalara uygulanıp uygulanmayacağı yönünde. Bu bir usuli işlemdir. Bu usuli işlem, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasında, Yargıtayın uygulamalarında geriye yönelik uygulanmıştır. Dolayısıyla bu uygulamanın da mahzuru yoktur, kişiye özel de değildir, uygulanacaktır.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – O zaman niye koydunuz ek maddeyi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Çeteciler, çeteciler! Darbeciler!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz şunu söylemek istiyoruz: MİT bu memleketin göz bebeği bir kurum.  MİT devletin güvenliğini, istihbaratını araştıran bir kurum. Eğer MİT’le ilgili bir düzenlemede bunları koruyacak bir hükme imza atmazsak o zaman kimler gidecek, kimler araştırmaları yapacak?

OKTAY VURAL (İzmir) – Var zaten, koruma var.

RAMAZAN CAN (Devamla) - Eğer bu kurum içerisinde tabii ki suç işleyenler varsa yargılanacaklar, hiç kimse suçtan ari değildir. İmtiyaza kavuşacak bir yapı yoktur.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Kimler verecek? “Başbakan izin vermeden yargılanamaz.” diyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yargının önünü açın!

BAŞKAN – Lütfen…

RAMAZAN CAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin milletimize, memleketimize hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Can.

Şahısları adına ikinci konuşmacı Konya Milletvekili Sayın Harun Tüfekci.

Buyurun Sayın Tüfekci. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HARUN TÜFEKCİ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Teklif’in 2’nci maddesinde şahsım adına görüşlerimi bildirmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Millî İstihbarat Teşkilatı ülkemizin güvenliği için gerekli istihbaratın içte ve dışta toplanması için çok önemli bir görev ifa etmektedir. Bu kadar önemli bir kurumla ilgili soruşturma yapılırken özen ve hassasiyet gösterilmesi gerekmektedir.

Yapılan düzenleme ile Millî İstihbarat Teşkilatı mensuplarının veya özel bir görevi ifa etmek üzere Başbakan tarafından görevlendirilen kişilerin görevlerini yerine getirirken görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlar sebebiyle haklarında yapılacak soruşturmalar ile bunların Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250’nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında yapılacak soruşturmaların Başbakanın iznine bağlanması öngörülmektedir. MİT Kanunu'nun 26’ncı maddesine göre sadece Müsteşar değil, bütün MİT elemanları için görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı soruşturma açılması zaten Başbakanın iznine bağlıdır. Yıllarca kimse buna itiraz etmezken, hukuka aykırı bulmazken şimdi, “Başbakanın izin yetkisi” deyince niye bu kadar yadırganıyor anlaşılabilir bir durum değildir. Kaldı ki şu andaki uygulamalarda da devletin en üst düzey yetkilileriyle alakalı, savcıların yapmış olduğu soruşturmada Başbakanın iznine tabi olan bir durum vardır.

Değerli arkadaşlar, ben bu saatte çok fazla söze hacet olmadığını düşünüyorum. Mutlaka, Millî İstihbarat Teşkilatı ile alakalı hususta gereken hassasiyeti göstermemiz gerekiyor. Ülkemizin bekası ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti için bu gereklidir ve bunun için hep beraber mücadele vermemiz gerektiği kanaatindeyim ve şahsım adına ilgili teklifi desteklediğimi beyan ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, hayır, önergemiz var.

BAŞKAN – Önergeleri bundan sonra okuyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, efendim, görüşmeler tamamlanmadı daha, devam etmesine yönelik önergemiz var.

BAŞKAN – Efendim, şimdi on dakika süreyle soru-cevap işlemimiz var.

Sisteme giren arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Şener… Yok.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, KCK operasyonları sırasında ele geçirildiği iddia edilen ve dokuz maddelik protokol söz konusu. Bu protokolün altında kimlerin imzası var?

İkincisi: 13 Eylül 2011 tarihinde bir İnternet sitesinde yayınlanarak kamuoyuna deşifre edilen MİT-PKK yöneticileri görüşmesinde, Başbakan adına özel temsilci olarak katıldığını beyan eden o günkü Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Sayın Hakan Fidan’ın o görüşmelerdeki konuşmaları hakkında bugüne kadar Hükûmetinizce herhangi bir yasal işlem yapılmış mıdır? Bunu içinize sindiriyor musunuz? Sayın Fidan’ın ifadeleri bizzat Sayın Başbakan tarafından mı ona dikte ettirilmiştir? Bunu açıklamanızı istiyorum. Bu kanun Sayın Başbakanı ve Fidan’ı korumak için bugün buraya getiriliyor. Bunu açıklamanız lazım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Ekşi…

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Getirdiğiniz ve oylarınızla kabul edilen öneriden anlaşıldığına göre, ülkemizde suç eylemlerine katılan MİT mensubu veya başka sıfatlı birçok insan vardır. Sayın Bakan, bugün itibarıyla Başbakandan izin alınmasını gerektiren olay ve kişi sayısı nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Sayın Bozdağ, Adalet Bakanlığı Personel Daire Başkan Yardımcılığına atanan Ünal Bozdağ’a yakınlığınız nedir? Akrabanız ise işbu atama siyasi etik ilkeleriyle bağdaşır mı?

İki: Biraz önce kürsüde açıklama yaptınız “Diğer ülkelerde bundan dahi ileri maddeler var.” diye. İngiliz istihbarat teşkilat kanunu, Finlandiya, İtalya, Portekiz, Polonya, Belçika, Almanya, Türkçeye çevirdim, böyle bir madde yok. Sizin açıkladığınız hangi ülkenin kanununda var, bana bunu açıklar mısınız? Eğer yoksa, burada Türkiye Büyük Millet Meclisini aldattığınız için Türkiye Büyük Millet Meclisinden özür diler misiniz?

BAŞKAN – Sayın Fırat…

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye’de yıllardır faili meçhul cinayet ve olaylar tartışılır. Bu son MİT soruşturmasında da faili meçhul cinayetlerin nereye kadar uzandığı az çok ortaya çıkıyor çünkü soruşturma yapılan herhangi bir tetikçi “Ben ağzımı açarsam yer yerinden oynar.” derdi, hep derler. Bu yasa çıkarılırken ne yazık ki Başbakan zan altında bırakılacaktır. AKP Grubunu, bu yasayı çıkarmaktan vazgeçmek için davet ediyorum çünkü Başbakanı zanlı ilan edeceklerdir.

Ayrıca, Ergenekon davasında, Balyoz davasında, PKK davasında ve KCK davasında gözaltında bulunan MİT mensupları var mıdır? Eğer var ise bunlar için bir genel af çıkarmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Öz, buyurun efendim.

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Son on yıl içerisinde MİT mensuplarına ait kaç adet soruşturma yapılmıştır ve bu soruşturmalar esnasında Başbakandan izin alınmış mıdır?

İkinci bir sorum: Bu maddeyle görevin niteliğini ve görevin ifası sırasında “Suç” ibaresindeki nitelik ve suç değerlendirmesinin sınırları nedir? Bunu kim belirleyecektir? Bu subjektif ifadelerin kanunda yer alması doğru mudur?

Üçüncü sorum: Avrupa Birliğine şiddetle girmek isterken bugünkü yasalaştırmaya çalıştığınız kanun hangi Avrupa Birliği ülkelerinde mevcuttur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öztürk… Yok.

Sayın Bakan buyursunlar.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Alim Işık, basına yansıyan protokollerle ilgili bir soru sordu. Ben konuşmamda da bunu ifade ettim.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, bizim söz talebimiz vardı ama.

BAŞKAN – Hayır, yoktu efendim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Böyle bir protokol olmadığını söyledim ve bunların bir gerçek dışı beyan olduğunu da söyledim basına.

Öte yandan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani bulmamış mı yargı, böyle bir protokol bulmamış mı?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bir dakika, cevabını vereceğim dinleyin.

Öte yandan, burada “Şerefsiz” vesaire lafları ifade edilerek birtakım şeyler söylendi, değerlendirmeler yapıldı. Bununla bağlantılı olduğu için o soruyu da cevaplandırmak istiyorum. Sayın Başbakanımız seçimin arifesi zamanda siyasi partilerin genel başkanları bu konuyla alakalı Hükûmetin bizzat görüştüğüyle ilgili, AK PARTİ’nin bizzat…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Böyle bir şey olmaz yani!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bir dakika, bir dakika…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Böyle bir şey olmaz!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Ben ne dediğimi biliyorum. Bakın, ne dediğimi gayet iyi biliyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kime anlatıyorsun bunları!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Gayet iyi biliyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – O kadar yalan atılmaz ya!

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Devlet adamısın sen! Başbakanlık Müsteşar Muavini ziyarete mi gidiyor? Ayıp be!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bunlarla alakalı…

Biz dinledik seni… Ayıbı sen yapıyorsun! Seni dinledim, sordun cevabını dinleyeceksiniz. Hem soruyorsunuz hem cevabını dinlemiyorsunuz, ayıptır!

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bu kadar yalan atılmaz, devlet adamısın sen!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Ama bakın, ben okuyacağım. Bakın, hiç şey yapmayın. Bakın, sormasını soruyorsunuz, cevabına tahammül edemiyorsunuz. Bakın ben cevabını da veriyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Çıkarım daha ağır söylerim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye yalan söylüyorsunuz ya!

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sen çıkacaksın millete “Şerefsiz” diyeceksin, ondan sonra şimdi burada şey yapacaksın.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ  (Yozgat) – Bakın, Başbakanımızın çok net, açıklaması var.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Daha ağır söylerim oradan.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sıkıysa söyle!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bu konuyla alakalı Parlamentoda da konuşması var, aynen okuyorum: Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı hiçbir zaman, devlet, ada ile ya da bu tür kişilerle görüşme yapmaz diye bir yaklaşımın içinde olmamıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya bırak Allah’ını seversen. Başbakanın görevi özel temsilcilikli mi? Başbakanın özel temsilcisi kim? (Gürültüler)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Hükûmet olarak biz yapmadık ama devlet olarak bu görüşmeleri yaptığımızı ben Parlamentoda dile getirdim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Özel temsilci hangi sıfatla görüşüyor?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Eğer Parlamentodaki tutanaklara bakılırsa orada bunlar görülür.

OKTAY VURAL (İzmir) – Özel temsilci hangi sıfatla görüşüyor? Orada haysiyet cellatlığı yapıyorsunuz bir de!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ  (Yozgat) – Benim şahsımın veya Hükûmet üyesi arkadaşlarımın, hatta MKYK vesaire buradaki arkadaşlarımdan birisini ispat etsinler dedim, ispat etmezlerse şerefsizdirler, alçaktırlar dedim. Ne oldu? İspat ettiler mi?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İspatı ortada işte! Adam olun özür dileyin, özür. Adam olun özür dileyin, ispatı ortada! Protokoller var ortada.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Devletin görevlisi MİT Müsteşarı herkesle görüşme yapar, sadece terör örgütü mensubuyla değil. Başkalarıyla da yapar. Niye? İz sürecek, suçluyu tespit edecek.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, suç işlemek için değil mi?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bununla ilgili onun görevi bu zaten. Benim özel temsilcim olarak giden yine devlet görevlisi olarak Müsteşar Yardımcılığı döneminde göndermişimdir, bir devlet görevlisidir, kiminle gitmiştir? Yine MİT Müsteşarıyla beraber gitmiştir.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Başbakanın adamı olmadan mı gitti oraya?

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Otur yerine, dinle!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bunlardan kaçan birisi değilim ki, bunları söyleyen birisiyim, söylemiş birisiyim ve bunu göğsümü gere gere yine söylüyorum. Dün de söyledim, bugün de söyledim, yarın da söylerim” (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Recep Tayyip Erdoğan, söylediğinin arkasında duran. Öyle konuşmayın. Hükûmet görüştü, parti görüştü değil.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz nesiniz ya? İn misiniz, cin misiniz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ  (Yozgat) – Sizin söylediğiniz ayrı bir şey, Sayın Başbakanımızın söylediği ayrı bir şey. Biz yaptığımızın da söylediğimizin de arkasındayız, bir yere gizlemiyoruz.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Soruya cevap ver.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen kimi kandırıyorsun? Sen kendi kendini bile kandıramazsın be!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ  (Yozgat) – Herkes, herkes her şeyi biliyor. İftiraları söyleyip ondan sonra cevaba tahammül edemiyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK’yla görüşüyorsun, seçim iş birliği yapıyorsun, seçim iş birliği yapıyorsun!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bırakın öyle şeyi, bırakın. Biz, açık açık söylüyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunu hiçbir yerde gizlemedik. Bu kürsüde bizzat Sayın Başbakanımız söyledi ve bu konuyu Sayın Başbakanımız meydanlarda da söyledi, açıklamasını yaptı. Gizleyen yok…

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Bekir Bozdağ, soruya cevap ver, soruya, bakanlığı garantiye alma!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) –  Gizleyen yok, bunu açık açık söylüyoruz. Sizin iktidarınız döneminde, 99’dan sonraki dönemde de kimlerin kimlerle görüştüğünü herkes biliyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – PKK’yla müzakere kurmak isteyen, müzakere masası kurup bu milletin birlik bütünlüğünü peşkeş çeken şerefsiz ve alçaktır!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – O dönemde de görüştü İmralı’yla devlet görevlileri. (MHP sıralarından gürültüler)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Açıkla o zaman…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – İspat etmeyen şerefsizdir!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Şimdi, o zaman görüşülüyor şey değil…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – İspat etmeyen şerefsizdir!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) –  Bizim dönemimizde diyelim, devlet adına devlet görevlileri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan, teşekkür ederim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, lütfen… Lütfen…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – MİT mensupları hakkında…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Olmaz Bekir Bey, yanlış şeyler konuşuyorsun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – 97 tarihinden bu yana 27 kişi için takibat izni istenmiş, 10 kişi için izin verilmiştir. Bizim dönemimizde de, 2004 itibarıyla 5 kişi için izin verilmiştir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ya mikrofonu açın veya soru-cevap işlemi tamamlanmıştır, yazılı cevap versin.

BAŞKAN – Mikrofon açık efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, açık değil mikrofon.

BAŞKAN - Mikrofonu açın…

Evet, Sayın Bakan, toparlar mısınız.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – 92’den önceki süreçle ilgili rakam yok.

Ünal Bozdağ da benim kardeşimdir, bu ülkenin vatandaşıdır, hukuk mezunudur, hâkimdir. Herkes gibi onun da devlette çalışma hakkı vardır. (MHP sıralarından gürültüler)

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Öyle mi?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Ayıptır ayıp… Bu memlekette alın teriyle, hem de o sizin alkışladığınız 28 Şubatçıların yaptığı sınavlarda alın teriyle girmiş, hâkimlik yapıyor.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – 75 milyonda Bekir’in kardeşini buldular!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Suç mu bu, ayıp mı bu? Ayıptır sizin yaptığınız, ayıptır ayıp. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan, süreniz tamam.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Uzunırmak, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

Lütfen… Lütfen dinleyelim arkadaşımızı.

Buyurun Sayın Uzunırmak.

Lütfen değerli arkadaşlarım, lütfen dinleyelim.

Buyurun.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, Sayın Bakan benim konuşmamla ilgili maksadını aşan yanlış ifadelerle değerlendirmeler yaptı. Aynı zamanda 1999’dan itibaren de bizim ortak olduğumuz hükûmetle ilgili, benim de milletvekili olduğum, partimin ortak olduğu hükûmetle ilgili sataştı, yanlış beyanda bulundu, düzeltmek istiyorum.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok.

BAŞKAN – Bir saniye lütfen…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – 69’a göre, sataşmadan dolayı…

BAŞKAN - Bir dakika lütfen Sayın Uzunırmak.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Gerilim yaratmayacağım.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Sayın Başkan, sataşma yok.

BAŞKAN - Bir dakikada… Buyurun. Lütfen, bir dakikada açıklama dediniz, buyurun açıklayın.

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

11.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın şahsına ve partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) -  Çok değerli milletvekilleri, gerilim yaratmak istemiyorum ama bir şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen oturun. Duyamıyoruz, lütfen… Efendim, sükuneti muhafaza edelim. Bir dakikada açıklamada bulunacak. Lütfen…

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - Eğer gerçekten demokrasinin kurumsallaştığı ülkelerde şu yaşanan, Türkiye’deki olaylardan bir tanesi olsun, ya Hükûmet istifa eder ya da Sayın Başbakan veya o hatayı yapanlar çıkar özür diler medenice. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) -  Eğer medenice özür dileyemiyorsak biz çağdaşlaşamayız. Eğer hatalarımızı düzeltemiyorsak biz çağdaşlaşamayız. O zaman birbirimizi anlayamayız. Hakaretlerle siyaset olmaz, hamasetle siyaset olmaz, akılla siyaset olur. Ben Sayın Başbakanın bir yanlışından dolayı özür dilemesini rica ettim, hakaret etmedim. Dolayısıyla sizlerin bu hezeyanları boşunadır, bir mantık inşa edemezsiniz. Üfürükle geldiniz üfürükle gidersiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Konjonktürle geldiniz başka şeyle gidersiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak teşekkürler. Tamam, tamam, lütfen…

Sayın milletvekilleri…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen… Lütfen… Hayır, sizinle ilgili bir şey olmadı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Nedir, nedir kardeşim?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Nedir Sayın Tanal? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Beyler işitemiyorum. Bir saniye, lütfen sükuneti muhafaza edelim.

Buyurun, ne için söz istiyorsunuz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın Sayın Başkan, Sayın Bakan cevap verirken benim kişilik, şahsi haklarıma sataşarak “Ayıp değil mi kardeşim…” (AK PARTİ sıralarından gürültüler) “Bakın kardeşim” dedi, “ayıptır” dedi bana, bu bir sataşmadır.

BAŞKAN – Hayır, kimsenin ismini… Kusura bakmayın. Hayır… Sayın Tanal, sizin isminizle ilgili bir şey söylemedi, ben de dinledim. Lütfen… Zapta geçti söyledikleriniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki, benim sizden istirhamım, tutanaklarını getirtebilir misiniz?

 

XII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in; Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu (2/343) (S. Sayısı: 164) (Devam)

 

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, madde üzerinde yedi önerge vardır, geliş sırasına göre bunları okutacağım ve aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/343 esas numaralı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin Çerçeve 2 nci maddesi ile eklenen geçici 4 üncü maddesinde geçen "hakkında da" ibaresinin "için de" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                               Feyzullah Kıyıklık

                                                                                                                                       İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/343 esas numaralı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin Çerçeve 2 nci maddesi ile eklenen geçici 4 üncü maddesinde geçen "hakkında da" ibaresinin "için de" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                   Enver Yılmaz

                                                                                                                                       İstanbul

TBMM Başkanlığına,

Görüşülmekte olan 164 sıra sayılı Kanun Teklifinin 2. Maddesinde yer alan Geçici Madde-4’ün aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

“Geçici Madde 4- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hâlen devam eden soruşturma ve kovuşturmalara 26 ıncı madde hükümleri uygulanmaz.”

                     Alim Işık                                         Sümer Oral                                   Nevzat Korkmaz

                     Kütahya                                             Manisa                                              Isparta

               Seyfettin Yılmaz                                  Reşat Doğru                                     Oktay Öztürk

                       Adana                                               Tokat                                              Erzurum

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım dört önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

TBMM Başkanlığına,

Görüşülmekte olan 164 sıra sayılı Kanun Teklifinin 2. maddesinin Teklif metninden çıkartılmasını arz ederiz.

              Mehmet Erdoğan                                    Alim Işık                                      Mehmet Şandır

                       Muğla                                             Kütahya                                             Mersin

             S. Nevzat Korkmaz                                Oktay Vural                                           Ali Öz

                      Isparta                                               İzmir                                                Mersin

Diğer önerge sahipleri:

                   Ahmet Türk                                     Hasip Kaplan                               Sırrı Süreyya Önder

                      Mardin                                              Şırnak                                              İstanbul                     Adil Kurt                   Sırrı Sakık                                      İdris Baluken

                      Hakkâri                                               Muş                                                 Bingöl

                 Murat Bozlak                                      Leyla Zana                                               

                       Adana                                           Diyarbakır

Diğer önerge sahipleri:

                Mahmut Tanal                             Dilek Akagün Yılmaz

                     İstanbul                                              Uşak

Diğer önerge sahipleri:

                Hüseyin Aygün                                   Celal Dinçer

                      Tunceli                                             İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) –Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi sırasıyla önerge sahiplerine beşer dakika söz vereceğim.

Birinci söz Hüseyin Aygün, Tunceli Milletvekili.

Sayın Aygün, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli üyeler; Hükûmet ısrarla bu kanun teklifinin de, Oslo sürecinin de Kürt sorununu çözmek adına yapıldığını, barış ve ülkenin güvenliğine bir şans verilmesi gerektiğini söylüyor, çeşitli partiler Genel Kurulda buna çeşitli noktalardan itiraz ediyorlar. Sayın Bekir Bozdağ da saatler boyu süren konuşmasında “Ülkenin huzuru adına bu yetki verilmiştir. Ülkenin hassas bir kurumu olan MİT yıpratılmamalı ve Başbakana güven duyulmalıdır.” diyor.

Arkadaşlar, Türkiye otuz yıldır Kürt meselesinden kaynaklı terör ve iç çatışma ortamında 40 bin insan kaybetti. Dün Erzincan Cemevinden bir askerin, Murat Bayram isimli bir askerin, şehit Güneydoğu’da, cenazesi kaldırıldı ve hızla yeni bir çatışma ortamı kapımıza yaklaşıyor. Aklı başında hiç kimse MİT’in veya başka bir devlet kurumunun örgütle müzakere yürütmesini, akan kanın durmasını reddedemez, bu Mecliste de hiç kimsenin reddedeceğini düşmüyorum.

Dilerseniz şuna bir bakalım, yani bu kapalı müzakere dediğiniz süreç nasıl başladı, bunun amacı neydi, Başbakan başta olmak üzere Hükûmet temsilcileri bu süreci öncelikle Parlamentoya, daha sonra Türk toplumuna nasıl sundular, daha sonra da birtakım güçler bu görüşmeleri nasıl medyaya ve İnternet’e yansıttılar ve Hükûmet üyeleri yeni bazı açıklamaları nasıl yaptılar?

Şimdi, diğer ülkelerin deneyimlerine baktığımızda şunu görüyoruz: Öncelikle hedefi net, güvenlik açısından sınırlandırılmış, siyasetin alanını gasbetmeyen, siyasetçinin sözünü bugünkü çelişkili duruma düşürmeyecek bir plan ve programın uygulandığı görülüyor ve ağır aksak, pek çok ülkede böyle yürüdü.

Şimdi, mesela, demin Hocamız Süheyl Batum söyledi, bir görüşmede, Oslo süreci sırasındaki bir görüşmede şöyle bir cümle sarf ediyor oraya katılan MİT yetkilisi, diyor ki: “15 Hazirana kadar bir şey yapmayın, durun.” Buradan gerçekten Kürt sorununun çözümüne dair bir hedef güdülmediği, daha çok Hükûmetin taktik bazı başarılar -örneğin 12 Haziran seçimlerindeki başarı- ekseninde hareket ettiği anlaşılıyor.

Bu süreç açısından Hükûmet bugüne kadar hiçbir bilgi vermediği için... Gerçekten bu görüşmeler ne için yapıldı, amaç neydi? MHP’li hatibe yürekten katılıyorum, verilen bu vazifenin içeriği hiç açıklanmadığı için, bu Mecliste açıklanırsa, artık dünya âlem bildiğine göre, biz de öğrenirsek iyi olur ve bu süreci hepimiz anlayıp yeni Murat Bayram’ların ölümünü engelleyebiliriz diye düşünüyoruz ama Hükûmet, bırakın bu süreci açıklamayı, verilen vazifenin içeriği hakkında Meclisi bilgilendirmeyi, toplumu ikna etmeyi, toplumu hazırlamayı, yeni bir tasarı ile suç işleyen MİT görevlilerini koruma kalkanı altına almayı planlıyor.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sen müzakerelere karşı mısın, değil misin?

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) - Şimdi, mesela şuna da bakalım: Ben müzakerenin diliyle ilgili İnternet’te bir şey okudum, şöyle diyor: “Arkadaşlar, şu an en önemli nokta, yemek molası, en önemli şeyi halledeceğiz, karnımız acıktı.” İnanın ben bile o kaydı okuduğumda dedim ki: Bu görüşmeleri yürütenler ne kadar özensiz, ne kadar sorumsuz. İnsan hayatı için bu görüşmeler yürütülüyor, barış olsun diye yapılıyor sözüm ona ama bu kadar özensiz bir dil, bu kadar kötü kadrolarla böylesine zorlu bir süreç nasıl yürütülüyor, anlayamadım ve isyan ettim.

Yine, Hocamız kendisi söyledi, ben de ondan öğrendim, çok öğreticiydi konuşması Süheyl Hocanın. Şöyle dedi: MİT mensupları artık belediye otobüslerini bombalıyorlar, çocuk öldürüyorlar ve İstanbul’daki Sarıkaya, görevden el çektirilen, hakkında da bugün soruşturma açıldığı basına yansıyan savcı şöyle diyor: “Eylemler o kadar dayanılmaz bir hâl aldı ve gizlenemez oldu ki mecburen soruşturma açtım.” Aslında siyasetin işine karışmak için değil, üzülüyorum yapılan yorumlara, isyan ediyordu, Mehmet Ali Birand yazdı bunları.

Arkadaşlar, MİT çeşitli güçleri, yasa dışı oluşumları ASALA’ya karşı da otuz yıl evvel kullandı. O zaman “Eğer deşifre olursanız size sahip çıkmam.” diyordu ama bugün öyle görülüyor ki “Deşifre olanlara, savcılara, hâkimlere, yargıya sahip çıkmam.” diye yanıt veriyor ve suç işleyenleri koruyor.

Bu süreci eğer adam gibi yürütmek istiyorsak lütfen Parlamentoyu bilgilendirelim, Parlamentoya bilgi verelim, MHP’li hatip doğru söylüyor, o vazifenin içeriği açıklansın. Bundan sonra müzakerelerin nasıl yürütüleceğini öğrenelim çünkü “Müzakere yürüyecek.” diye bizzat Sayın Başbakanın yaptığı açıklamalar var.

Ben şahsen müzakereye karşı değilim ama bu hâliyle yürütülürse, bu, terörü ve kan dökülme ortamını şiddetlendirmekten başka bir şeye yol açmaz. Dün izlediğimiz heron görüntülerinde bile MİT’in ihmalinden bahsediliyorsa artık varın düşünün.

Çok sağ olun dinlediğiniz için. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aygün.

İkinci konuşmacı Dilek Akagün Yılmaz, Uşak Milletvekili.

Buyurun Sayın Yılmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 164 sıra sayılı Başbakan özel illegal örgütünün oluşturulmasına dair yasa teklifi üzerindeki görüşlerimi aktarmak üzere ben de söz almış bulunuyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle bir giriş olur mu efendim, böyle bir konuşma olur mu?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – İktidar milletvekillerinin tümüne soruyorum: Siz verdiğiniz ve savunduğunuz bu yasa teklifiyle ne yapıyorsunuz, nasıl bir hukuk faciasına imza atıyorsunuz, farkında mısınız?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen konuşmacıyı uyarır mısınız? Sayın Başkan, Sayın Başkan, bakınız, İç Tüzük’ün ilgili maddesi, 67’nci maddesi… Sayın Başkan, uyarır mısınız? Lütfen düzeltsin.

BAŞKAN – Sayın Milletvekilim, bir saniyenizi alabilir miyim.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Efendim?

BAŞKAN – Yasanın resmî ismini lütfen ifade ediniz, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, “Başbakanın illegal örgütü” diye başlıyor. Sayın Başkan, lütfen düzeltsin.

BAŞKAN – Evet, düzeltiyor efendim.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Biraz önce de pek çok arkadaş bundan bahsetti Sayın Elitaş, siz yoktunuz, arkadaşlarınız müdahale etmedi.

BAŞKAN – Sayın Milletvekilim…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Milletvekili ne yaptığının, ne konuştuğunun farkında değil. Bakın, önerge kanun maddesinin aynısı.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Evet, Sayın Başkanım, 164 sıra sayılı…

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, bir saniyenizi alabilir miyim.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – …Yasa Teklifi’yle ilgili görüşlerimi bildiriyorum.

BAŞKAN – Bir saniye, bir saniye…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, kürsü dokunulmazlığını Sayın Elitaş sınırlandıracak değil, lütfen devam etsin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, orada herkes istediğini söyleyemez!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Sayın Başkan, yalnız, sözümü bitirmem lazım lütfen…

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, bir saniye, bir daha, yeniden başlatacağım. Lütfen kanunun resmî ismini söyleyiniz, sonra yine eleştirinizi yapınız.

Sürenizi yeniden başlatıyorum.

Buyurun.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, 164 sıra sayılı Yasa Teklifi’yle ilgili görüşlerimi bildiriyorum ama biraz önceki düşüncelerimi de tekrar ediyorum.

İktidar milletvekillerinin tümüne soruyorum: Siz verdiğiniz ve savunduğunuz bu yasa teklifiyle ne yapıyorsunuz, nasıl bir hukuk faciasına imza atıyorsunuz, farkında mısınız? Elbette farkındasınız. İşin vahameti de burada başlıyor zaten. En başta Anayasa madde 138’i ihlal ediyorsunuz, Anayasa suçu işliyorsunuz ve bunu bilerek, isteyerek, tasarlayarak yapıyorsunuz. Ne diyor madde 138? “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi beyanda bulunulamaz.” Sizler bundan da ileri gidiyorsunuz, yargı alanına doğrudan müdahale ediyorsunuz ve yasayı değiştiriyorsunuz.

İşte, bu nedenle, sadece bu nedenle hepinizin yargılanacağı, bunun hesabının sorulacağı günler de gelecektir elbet, bunu bilesiniz.

Çok açıktır ki burada yapılmak istenen, Başbakanın özel temsilcisi sıfatıyla ve MİT mensubu olarak, Başbakanın talimatıyla görevlerini aşarak suç işlediği iddia edilen kişilerin, bu yasayla koruma altına alınması söz konusudur, çünkü bu kişilerin ifade vermesi durumunda, azmettiren sıfatıyla Başbakanın da sanık sandalyesine oturması muhtemeldir.

İşte, bu nedenle, bu kişileri korumak adına, asıl olarak da Başbakanı korumak adına bu yasayı çıkarmak istiyorsunuz ve üstelik de bunu fırsat bilerek Başbakana bağlı illegal bir çete örgütlenmesini yaratmak istiyorsunuz. Başbakana bağlı bu özel çeteyi hangi suçlardan kurtarmak istiyorsunuz, CMK madde 250 kapsamında özel yetkili mahkemelerde hangi suç failleri yargılanıyor, isterseniz size hatırlatayım, sevgili Ramazan Can, size de hatırlatıyorum.

Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak, düşmanla iş birliği yapmak, askerî tesisleri tahrip ve düşman askerî hareketleri yararına anlaşma yapmak, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahlı isyan, Cumhurbaşkanına suikast ve fiilî saldırı, siyasal ve askerî casusluk ve buna benzer suçlardan dolayı Başbakan özel örgütünü koruma altına alıyorsunuz. Başbakan tarafından özel bir görevi ifa etmek üzere görevlendirilen herhangi kişileri bu koruma kalkanı altına alıyorsunuz. Bundan daha ilerisi var mı?

Sizler Başbakanın gladyosunu, derin devletini oluşturmasının yolunu açıyor ve bu kişiler ne suç işlerse işlesin yargılanmasını Başbakanın iznine bağlıyorsunuz.

Korkunç bir koruma kalkanı oluşturuyorsunuz, ancak tüm bunlara rağmen Başbakanı koruyamıyorsunuz. Korktuğunuz şey, bu soruşturmanın sonucunun Başbakana kadar gideceği ise, ne yazık ki özel yetkili mahkeme canavarından Başbakanı koruyamıyorsunuz. Doğal hâkim ilkesine, adil yargılama ilkesine aykırı olan ve bu ülkenin üstünde Demoklesin kılıcı gibi sallanan, ne gün kime dokunacağı bilinmeyen, yarattığınız canavar özel yetkili mahkemeler ve özel yetkili savcılar daha düne kadar çok iyiydi, şimdi mi kötü oldu? Daha ocak ayında, Yüce Divanda yargılanacağı Anayasa’da açıkça yazılı olan eski Genelkurmay Başkanı Sayın İlker Başbuğ özel yetkili mahkemece tutuklandığında alkışladınız. Aynı şekilde, kuvvet komutanları özel yetkili mahkemece tutuklandığında alkışladınız. Yine Yargıtayda yargılanması gereken Erzincan eski Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, hukuk yok sayılarak özel yetkili savcılarca makamından cezaevine götürüldüğünde alkışladınız.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – O konuya hiç girme istersen.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sadullah Ergin ile Bekir Bozdağ da alkışladı.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Milletin oylarıyla seçilmiş milletvekilleri özel yetkili mahkemelerce, millet iradesi hiçe sayılarak cezaevinde tutulmaya devam edildiğinde alkışladınız. Özel yetkili mahkemelerce MİT mensubu Kâşif Kozinoğlu, MİT Erzincan Şube Müdürü Sadri Barkın İnce, Kıvılcım Üstel tutuklanırken ne Başbakanlık izni aklınıza geldi ne de bir itirazınız oldu çünkü özel yetkili savcılar ve özel yetkili mahkemeler tarafından hukuk dışı, Anayasa’ya aykırı bu işlemler yapılırken sizin muhaliflerinizin sesi kısılmaya çalışılıyordu. Bunlar yapılırken “Yargıya müdahale edilemez, bu ülkede kimsenin ayrıcalığı yok, herkes yaptığının hesabını verecek.” dediniz, bunları sizler söylediniz. Şimdi ise yarattığınız canavar özel yetkili mahkemeler size döndüğünde “Biz yaptıklarımızın hesabını vermeyiz.” diyorsunuz, bunun için özel yasa çıkarmaya çalışıyorsunuz ancak hâlen daha özel yetkili mahkeme garabetine son vermeyi düşünmüyorsunuz.

Bu ülkedeki demokrasiyi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - …hukuk devletini ortadan kaldırmak için hâlâ daha bu mahkemelere ihtiyacınız var çünkü.

İşte bu nedenlerle…

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, teşekkür ederim.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Sayın Başkan, sözümü kestiniz, bitireyim, son cümlelerimi söyleyeyim.

BAŞKAN – Yok efendim. Lütfen… Yeniden verdim efendim, tekrar verdim size zaman. Lütfen…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – İşte bu nedenlerle tarih sizi yargılayacaktır. Bu yaptığınız tarihe kara bir leke olarak geçecektir.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, lütfen…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - Bu tarihî hatanız nedeniyle yarın çocuklarınızın yüzüne bile bakamayacaksınız. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Haydi be!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hakikaten ayıp ediyorsunuz. Ayıp! Ayıp!

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Ayıp ya!

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Lop gibi oturuyorsun! Lop gibi, lop!

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Otur yerine! Adam diye konuşuyoruz. Adam olmadığınızı başkanınız söyledi. (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Beyler, lütfen… Lütfen beyler, lütfen…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Utan biraz!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Bağırma!

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Konuşma oradan!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…

Sayın İnce, buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, geldiğimiz noktanın, bu işlerin mimarlarından birisi Sayın Beşir Atalay’dır. Sayın Beşir Atalay Mecliste yok. Ağzını bıçak açmıyor. Yeni İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin bu kadar olay oluyor tek kelime etmiyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok. Sayın Başkan…

BAŞKAN – Size söz vereceğim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lütfen müdahale edin!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Adalet Bakanı karşıda oturuyor, Kalkınma Bakanı orada oturuyor. Adalet Bakanı orada oturmaya utanıyor mu? Bunu sahiplenemiyor mu? Beşir Atalay bunu sahiplenemiyor mu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle bir usul olur mu?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Niye oraya gelmiyor? Niye orada oturuyor?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Hükûmetin her bir bakanı buraya oturur!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kalkınma Bakanı cevap versin o zaman bunlara. Buyursun gelsin. Bizim hakkımızı da o kullansın.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın İnce. Zapta geçti efendim, zapta geçti.

Şimdi, üçüncü konuşmacı Muş Milletvekili Sayın Sırrı Sakık.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Gel anlat o zaman. Biliyorsan anlat!

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – İleride “Farkında değildim, onlar yaptı.” diyecek.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Sakık.

Süreniz beş dakika efendim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sevgili arkadaşlar, hepinize selam. Aslında…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Adalet Bakanı otursun oraya! (AK PARTİ İstanbul Milletvekili Gülay Dalyan ile CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Dinleyelim… Sayın milletvekilleri, lütfen sükûneti muhafaza edersek hatibi dinleyebiliriz.

Sayın Tanal, lütfen…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, Adalet Bakanı otursun! (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Sakık, buyurun; süreyi yeniden tamamlıyorum.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

Bu tartışma devam ettiği müddetçe konuşmayacağım.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Başkan, ara verin.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sen konuşmaya devam et, ben geçiyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bravo Sayın Bakan, bravo! [CHP sıralarından alkışlar(!)]

Sayın Sakık, süreyi yeniden başlattı, merak etmeyin.

BAŞKAN – Evet, Sayın Sakık... Lütfen…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, süreyi yeniden… (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler) Sayın Başkanım, süreyi…

BAŞKAN – Yenileyeceğim.

Evet, siz buyurun şimdi. Tamam…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, aslında uzun süredir Parlamento hep bu konuları konuşur ama konunun, sorunun adını koymaktan korkarsınız, korkarız. Yani, keşke bu Kürt sorunu çözülseydi, herkes, beynindeki, bagajındaki bilgi birikimiyle, projeleriyle siyaset yapmış olsaydı. Yani, Mecliste bugün, açıldığı saatten bu saate kadar, Habur’da başlayan, Oslo’ya kadar giden, İmralı’ya kadar giden süreçler tartışıldı ve konuşuldu ve bu Parlamento, sürekli, kandan kanunlar yaptı ve bu kandan kanunlardır ki sorunlarımızı çözmüyor. Burada tezkereler çıktı, “Çözmez.” dedik. Siz buradan sınır ötesi operasyonlar için el kaldırdınız, bütün partiler, “Bu sorunu çözmez.” dedik. “Oraya seferler yapabilirsiniz ama seferlerin zaferi yoktur.” dedik. “Gidersiniz, masum insanları öldürürsünüz.” dedik, bizi dinlemediniz. Gittiniz, Uludere’de 34 tane masum insan öldürüldü. Aslında bunları konuşmalıydık, bunları tartışmalıydık.

Eğer gerçekten Adalet ve Kalkınma Partisi bir açılımdan bahsediyorsa, bir planı, bir projesi varsa, gizli saklı şeyler yapmamıza gerek yok. Bu gök kubbe altında hiçbir şey gizli kalmıyor. “Biz görüşmüyoruz, efendim, benim MİT’ten elemanlarım görüşüyor, Başbakanlıktan birimler görüşüyor.” Bunları örterek bu sorunun üstünü örtemeyiz. Kürtlerin çok hoş bir sözü var: “…”(X) Yani ayran talep ederken kabınızı arkaya saklayamazsınız. Eğer siz sorunu çözmek istiyorsanız, açık bir şekilde müzakere yapmak zorundasınız. Onun için diyoruz ki: “İki tarafın önerileri de gerçekçi öneriler değil. Yeni yasalarla birilerini kollamak, korumakla siz müzakereleri sürdüremezsiniz. Onun için gelin, yeni bir komisyon için hep birlikte bu komisyonu kollayan, koruyan bir yasa çıkaralım ve bu komisyon bir diyalog ve müzakereleri başlatsın. Bu müzakereler kanı durdurur, şiddeti durdurur. Baharda gelecek tehlikeleri bu müzakereler sonlandırabilir.” Ama siz bunları yapmıyorsunuz, bugünkü mevcut MİT mensuplarını kollamaya, korumaya çalışıyorsunuz. Sabahleyin de söyledim, peki, daha önce MİT mensuplarıyla, eli kana bulaşmış olan MİT mensuplarıyla ilgili bu ülkede savcılar bir gün neden bir dava açmadılar? Başbakanlık yapmış bir adam “Biz Yunanistan’da MİT elemanlarıyla ormanları yaktık.” dediklerinde neden savcılar bir dava açmadılar?

Aslında bugünkü dava 28 Şubatın bir versiyonudur, 367’nin farklı bir versiyonudur. Siz de bunu biliyorsunuz. Onun için, demokratik bir Anayasa yapacaksak bunun gereğini yapmalıyız. Avrupa standartlarında bir demokrasiye Türkiye'nin ihtiyacı var. Onun için, sizin çark edip, arkadan dolanarak 2 puan almak gibi bir derdiniz varsa bu bizim sorunlarımızı çözmez, bu gerçekten yeniden şiddete davetiye çıkarır. Keşke, MİT mensupları ve Hükûmet adına korkmadan “Evet, bizim heyetimiz şu, gidip görüşmeleri sürdürmelidir ve bu görüşmelerin arkasında biz siyasi iktidar olarak duruyoruz.”, “Biz de muhalefet olarak, evet, arkanızdayız ve yanınızdayız.” diyebilme cesaretini siz gösterirseniz, biz hazırız. Aslında Türkiye'nin buna ihtiyacı vardır. Siz kimden korkuyorsunuz? Birkaç seçimdir halka gidiyorsunuz. Habur’daki olaylardan sonra halka gitmediniz mi, referandum olmadı mı, halk sizi desteklemedi mi? Arkasından bir genel seçim olmadı mı, yüzde 50 oy almadınız mı? Bu halk sizin adınıza Oslo’da da, İmralı’da da, Kandil’de de, Süleymaniye’de de görüşmeler yaptığınızı bilmiyorlar mıydı? Biz biliyorduk. Peki, bu halk size destek vermiyor muydu? Veriyor. Neden korkuyorsunuz? Muhalefetten mi korkuyorsunuz? Bırakın kalsınlar, bırakın bu politikalarıyla baş başa kalsınlar. Yeter ki cesur olun, yeter ki inançlı olun ve bu ülkenin buna ihtiyacı var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKIK (Devamla) – Eğer bunu yapabilirseniz, emin olun ki iki cihanda da dik yürürsünüz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Gerisi burada iktidar kavgasıdır. Gerçek sorun halkın sorunlarını çözmektir. Ben herkesi bu noktada duyarlı olmaya davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Aynı mahiyetteki önergelerde son konuşmacı Sayın Celal Adan, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Adan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Bakan, Meclis çalışıyor MİT Müsteşarı nerede?

SIRRI SAKIK (Muş) – Ne yapsın, gelsin burada tutuklansın mı?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Nerede? Bir yerde mi saklanıyor?

OKTAY VURAL (İzmir) – Gelir de yakalanır diye…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sana ne?

MUHARREM İNCE (Yalova) – O zaman, Ayşe Nur, senin evinde mi saklanıyor? Nerede?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Benimle ilgili espri yapma! Bunu söyledim sana.

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Sana ne?” dediğin zaman yaparım. “Sana ne?” diyemezsin!

BAŞKAN – Sayın İnce…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yargıdan kaçıyor, Meclisten kaçmasın bari. Yargıdan kaçıyorlar, milletten kaçmasınlar!

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, Hükûmet temsilcisi yerinde, ilgililerden de kurumların temsilcileri de burada.

Buyurun Sayın Adan.

CELAL ADAN (İstanbul) – Değerli milletvekilleri, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Benim demin dikkatimi çeken bir şey oldu. Bu Oslo görüşmeleriyle ilgili Ali Bey bazı konuları dile getirdiğinde, özellikle sizden çok büyük bir tepki gördü ancak Sayın Sakık “Oslo görüşmeleri yapıldı, gelin sahip çıkın.” dediğinde hiçbir tepki göstermediniz.

Benim sizinle paylaşacağım en önemli konu, bir milletin, bir devletin en büyük hazinesi adalettir. Bugün adalete baktığımız zaman karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor: Silivri hukuku, Deniz Feneri hukuku, Habur hukuku, şimdi de MİT hukukunu tartışıyoruz. “Siz buna mecbur muydunuz? Bu tartışmaların olmasına mecbur muydunuz?” diye gerçekten düşünüyorum ve ben bunun cevabını bulamıyorum.

Şimdi -biraz evvel Ali Uzunırmak bahsetti- bir gün Cumhurbaşkanını dinliyordum ben, kendisine süresini sordular; emin olun içim incindi, “İnşallah yakında belli olur.” diye bir ifade kullandı.

Yeni yıl dolayısıyla Cumhurbaşkanı kurumları yemeğe çağırdı, bir hafta sonra kurumların çatıştığı bir Türkiye ile karşı karşıyayız.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bugün on yaşında bulunan bir çocuk on sene sonra bugünkü Türkiye’yi okusa, on yıllık bir iktidarın atadığı bir Genelkurmay Başkanı iki yıl sonra terör örgütü başkanı oluyor, atadığı MİT Başkanı şu anda yakalansa tutuklanacak hâle geliyor.

Türkiye’nin gerçekten şu hassas döneminde, Suriye kaynarken, Irak’ta birtakım gelişmeler olurken -ne hakla- tam bir haftadır MİT, polis ve yargının çatıştığı bir Türkiye’yi bizim önümüze niye getirdiniz? Ne hakla getirdiniz?

İçinizde deneyimli bir siyasetçiyi dinledim bugün, bu ifadeleri o söyledi televizyonda, “Suriye kaynıyor.” dedi, “Irak kaynıyor.” dedi ve Türkiye bunlarla uğraşıyor.

Peki, Türkiye’yi Milliyetçi Hareket Partisi mi yönetiyor? Türkiye’yi başkası mı yönetiyor da bu manzarayı getirip Türkiye’nin önüne koydular?

O görevden alınan emniyet görevlilerini tanıyorum ben, pırıl pırıl çocuklar. Savcıyla ilgili de birtakım şeyler sorduk etrafa, o da bu memleketin çocuğu, bir Anadolu çocuğu. Dolayısıyla, sizin yönettiğiniz Türkiye, herkesin birbiriyle çatıştığı Türkiye.

Sığındığınız bir alan var, buna benim büyük itirazım var: Siz zaman zaman gerçekten Türk devletinin belli kurumlarıyla, çok iyi propaganda yaparak, çatışarak demokrasiden yana olduğunuzu ifade ettiniz. Türkiye’de bugün Türkiye’nin şartlarına göre demokrasinin dışında hiçbir şeyin şansı yoktur, toplumun yapısı bunu emretmektedir ama bugün yaşadıklarımız, yaşattıklarınızdan, emin olun, çok büyük bir sıkıntı duyuyoruz.

İstanbul’da KCK’nin altında kaldınız, Habur’da çadırın altında kaldınız. Yani siz çok büyük bir yürekle gelip demelisiniz ki, “Açılımda yanlış yaptık, biz bu açılımın altında kaldık.” Aksi takdirde Barış ve Demokrasi Partisinin sözcüleri, sizi çok acımasız bir şekilde sorgulayacaklar eğer bunu demezseniz. “Görüştünüz.” diyor Sayın Sakık, hiçbirinizden bir cevap çıkmıyor. Milliyetçi Hareket Partisi “Görüştünüz.” deyince âdeta neredeyse Milliyetçi Hareket Partisi sözcüsünü durdurmak için büyük bir irade ortaya koyacaksınız. Dolayısıyla, bugünkü manzara kurumların birbiriyle çatıştığı ve Türkiye’nin itibar kaybettiği…

Bir şey daha gördük: İş adamlarını aldınız, götürdünüz Irak’a, Saddam’la görüştürdünüz, on beş gün sonra Saddam devrildi; Libya’ya gittiniz, “Adam, kahraman!” dediniz, “25 milyar, 30 milyar dolar iş yapıyoruz.” dediniz, sonra Kaddafi gitti!

SIRRI SAKIK (Muş) – Bizimle de görüştüler, bizden 8 bin insanı tutukladılar!

CELAL ADAN (Devamla) – E Suriye’de olup bitenler, Irak’ta olup bitenler? Yahu arkadaş, şu istihbaratın önünü açın da, doğru dürüst size istihbarat getirsinler. Şimdi Millî İstihbarat Teşkilatının önemini, polisin önemini, yargının önemini bizimle, bir kere, hiçbir zaman tartışmayın, bunlar Türkiye’nin en önemli kurumlarıdır ama bu kurumlar, adalet de yıpranıyor, Millî İstihbarat da yıpranıyor ve emin olun devlet yıpranıyor, bu coğrafyada devletsiz yaşanır mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CELAL ADAN (Devamla) – Sizin çok iyi tanıdığınız, önem verdiğiniz bir insan “Devletsiz yaşamak, dinsiz yaşamaktır.” diyor. Dolayısıyla, bu yapılanlar yanlıştır, Türkiye’yi yanlış yönetiyorsunuz, gelin buradan “Açılımın altında kaldık, açılım yanlıştır.” deyin ve bu meselenin içerisinden çıkın. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Adan.

Sayın milletvekilleri, aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Bir sonraki önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına,

Görüşülmekte olan 164 sıra sayılı Kanun Teklifinin 2. Maddesinde yer alan Geçici Madde-4’ün aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

“Geçici Madde 4- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hâlen devam eden soruşturma ve kovuşturmalara 26 ıncı madde hükümleri uygulanmaz.”

                                                         Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge sahibi Sayın Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili.

Buyurun Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MİT Kanununda Değişlik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesiyle ilgili verdiğimiz değişiklik önergesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, yedi sekiz saattir iddialar ortada dolaşıyor. İddialar, Oslo görüşmelerinin de çok ötesinde ve tüyler ürperticidir. Mesela, 14 Temmuzda 13 Mehmetçik’in toprağa düşmesine neden olan eylemin talimatına bizzat MİT’in aracılık ettiği ileri sürülüyor. Yine, teröristbaşı Öcalan’ın Silvan olayından bir hafta sonra yazdığı mektupta, örgüte “Silah bırakmayın, savaşmaya devam edin.” talimatı verdiği ve MİT’in bu mektuba da aracılık ettiği belirtiliyor. Mektupları PKK’ya ulaştıran MİT’çilerin güvenlik kuruluşlarına bilgi vermediği de iddialar arasındadır. Hele, PKK militanlarının güneydoğuda polis olmasının sağlanması yönündeki suçlama, KCK yapılanmasında MİT’in akıl hocalığı yapması, sokak eylemlerinde işi bizzat organize edenler arasında yer almasıyla ilgili suçlamalar yenilir yutulur türden değil.

Değerli milletvekilleri, bu iddiaları söyleyenler Anadolu’da Ali amca, Mehmet amca, Ayşe teyze, Fatma teyze değil, bu iddiaları söyleyenler Türkiye Cumhuriyeti’nin savcısı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Emniyet Genel Müdürlüğünün polis teşkilatı. Şimdi, buradan şunu ifade etmek istiyorum: Şimdi, böyle iddialara maruz kalan MİT’in Türkiye devletinin MİT’i olması şansı var mı? MİT kendine güvenmiyor mu? Eğer siz devletin size verdiği görevleri yapıyorsanız, çıkın cumhuriyet savcısına açıkça ifadenizi verin, “Biz devletin bize yüklediği görevlerin gereğini yaptık.” deyin. Bundan niye kaçınıyorsunuz? Yanlış yaptığınız bir iş mi var? MİT’i yıpratmaya kimin hakkı var? MİT bu ülkenin en önemli millî istihbarat teşkilatıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin Millî İstihbarat Teşkilatını kanunlarla, yasalarla sınırlayarak, koruyarak ömür boyu zan altında bırakmaya kimin hakkı var, kimin yetkisi var? Evet, hiç kimsenin yetkisi yok. Şimdi, burada Sayın Başbakan Yardımcısı diyor ki: “Ortaya çıkan şeylere baktığınızda işlenen herhangi bir suç yok, yapılan bir vazife var.” Nerede Bekir Bozdağ Beyefendi?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Arka tarafta.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Buradaysanız, neden korkuyorsunuz savcıya ifade vermekten?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Savcı mıymış, bir sorsaydınız.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Savcıya ifade vermekten niye çekiniyorsunuz? Arkasında durun işlerinizin. (AK PARTİ sıralarından “Niye bağırıyorsun?” sesleri) Evet, bağırırım, milletimizin sıkıntıları olduğu zaman haykıracağım, haykıracağım. Evet, siz yerinizde oturun.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Mevcut kanun buna izin vermiyor zaten, 26’ncı madde buna izin vermiyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Mahir Bey sataşmayın, Meclisin huzurunu bozmayın. Bak, Sayın Bakan sana bakıyor!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Şimdi, şunu ifade ediyorum: Herkes çıkıp bu ülkede ifade veriyorsa MİT’i yıpratmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. MİT’in içerisinde… Burada MİT yetkilileri duruyor, MİT mensupları duruyor. Eğer içinizde KCK’yla iş birliği yapan varsa, vatanın birliğiyle, bütünlüğüyle ilgili sıkıntıya düşen varsa derhâl içinizden temizleyin. Millî İstihbarat Teşkilatı bu milletin en önemli kurumudur, hiç kimsenin yıpratmaya hakkı yok. Evet, Adalet ve Kalkınma Partisindeki arkadaşlara söylüyorum: Bakın, Sayın Başbakan, 28 Şubat sürecinde, biliyorsunuz, birileri çıktı, güç sarhoşluğuyla “Bin yıl bu ülkede 28 Şubat süreci sürecek.” dedi, aynı güç sarhoşluğuna siz kapılıyorsunuz. Evet, ne diyordu Sayın Başbakan? “Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğünü yerine getireceğiz.” diyordu. Bugün, aynı güç sarhoşluğuna kapıldınız, aynı güç sarhoşluğu içerisinde hukukun üstünlüğü yerine yandaşlarınızın, yoldaşlarınızın hukukunu ortaya koyuyorsunuz.

Şimdi, biraz önce grup başkan vekilleriniz söyledi. Bakın, millete doğruları açıkça ifade edin. Burada çuvalladınız, ortada. Cumhurbaşkanlığında milletin iradesine gittiniz, “5 artı 5” dediniz, sonra milletin iradesine rağmen, ne yaptınız? Yedi yıla çıkardınız, Deniz Fenerinde aynısını yaptınız. Evet, şimdi buradan söylüyorum, içinizde bu işin teorisyenleri var, dediler ki: “Biz, Habur açılımı yapacağız, Kürt açılımı yapacağız.” Habur’da çadır mahkemeleri kurdunuz, açılımlar yaptınız, teröristbaşıyla görüşmeler yaptınız.

Şimdi, sürem bitiyor ama, şunu söylüyorum: Eğer, sizin yaptığınız uygulamalardan dolayı bu ülkede bir tane vatandaşımızın burnu kanamışsa bunun hesabını sormak bizim boynumuzun borcu olsun.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

İBRHAHİM KORKMAZ (Düzce) – Yaşa, yaşa!

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Siz çok güzel yakışıyorsunuz, oturun.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette bulunduğundan önergeleri birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/343 esas numaralı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin Çerçeve 2 nci maddesi ile eklenen geçici 4 üncü maddesinde geçen "hakkında da" ibaresinin "için de" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Feyzullah Kıyıklık                                Mustafa Elitaş

                     İstanbul                                            Kayseri

Diğer önergenin imza sahibi:

                 Enver Yılmaz

                     İstanbul

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu efendim?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Daha uygun bir anlatım dili kullanılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, teklifin 2’nci maddesinin oylamasının açık oylama şeklinde yapılmasına dair bir önerge vardır. Önergeyi okutup imza sahiplerini arayacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan teklifin 2’nci maddesinin açık olarak oylanmasını arz ve teklif ederiz.

BAŞKAN – Sadir Durmaz, Yozgat? Burada.

Ali Uzunırmak, Aydın? Burada.

Nevzat Korkmaz, Isparta? Burada.

Durmuş Ali Torlak, İstanbul?

OKTAY VURAL (İzmir) – Tekeffül ediyorum.

BAŞKAN – Yerine Oktay Vural, evet.

Oktay Öztürk?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Tekeffül ediyorum efendim.

BAŞKAN – Burada, yerine.

Reşat Doğru, Tokat?

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Tekeffül ediyorum.

BAŞKAN – Yerine, burada, evet.

Münir Kutluata, Sakarya? Burada.

Yusuf Halaçoğlu, Kayseri? Burada.

Kemalettin Yılmaz, Afyonkarahisar? Burada.

Ruhsar Demirel, Eskişehir? Burada.

Bülent Belen, Tekirdağ? Burada.

Necati Özensoy, Bursa? Burada.

Mustafa Kalaycı, Konya? Burada.

Alim Işık, Kütahya? Burada.

Enver Erdem, Elâzığ? Burada.

Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye? Burada.

Ali Öz, Mersin? Burada.

Özcan Yeniçeri, Ankara?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tekeffül ediyorum.

BAŞKAN – Tekeffül ediyor Sayın Şandır, evet.

Celal Adan, İstanbul? Burada.

Mehmet Erdoğan, Muğla?

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Tekeffül ediyorum.

BAŞKAN – Emin Haluk Ayhan, Denizli? Burada.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, elektronik oylama cihazıyla oylama yapacağız.

Oylama için iki dakika süre veriyorum ve öngörülen süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerimizin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen iki dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını yine oylama için verilen iki dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 164 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı:                          329

Kabul                              :                      257

Ret                                   :                      72(x)

Kâtip Üye

Fatih Şahin

Ankara

Kâtip Üye

Muhammet Bilal Macit

İstanbul

Bu şekilde 2’nci madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi 3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Turgut Dibek, Kırklareli Milletvekili.

Buyurun Sayın Dibek. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 3’üncü madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Öncelikle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bilmiyorum, saymadım kaç saattir çalışıyoruz ama sanıyorum bir altı, yedi saat oldu bu kanun üzerinde görüşüyoruz. Tabii bu kanun üzerinde hukuki değerlendirme yapmanın bir anlamı yok. Yani hukuk tamamen hiçe sayılmış, bertaraf edilmiş, yok edilmiş.

Bir geçici madde var, az önce kabul edildi. Yani bilmiyorum, onu dikkatli bir şekilde okursanız değerli arkadaşlar, bu istisnayı, Komisyona getirirken unutmuştunuz o maddeyi, Komisyona geldiğinde ilave etti arkadaşlar. Bugün baktım bir ilave daha oldu. Ama orada yani “Hakan Fidan kurtarılsın, ifadeye gitmesin” diye uğraşırken bir de soruşturmanın yanına kovuşturma aşamasını da katmışsınız. Tabii onu düşündüğümüzde şöyle bir değerlendirme yapmıştık değerli arkadaşlarımızla: Yani bu kovuşturma nereden çıktı? Yani hukukçu arkadaşlarımız bilirler.

Değerli arkadaşlar, yani soruşturma kovuşturma aşaması ayrı, yargılama aşamasında yani bu hükümler nasıl uygulanacak, nasıl başa dönülecek? Tabii şunu düşündük: Ya dedik bir tane Hakan Fidan var yargılanan, bir Hakan Fidan var herhâlde yargılanan, bir tane daha bilmediğimiz; ya onun için bunu getirdiniz ya da bu telaşla fark etmeden oraya, soruşturmanın yanına kovuşturmayı da koydunuz. Öyle bir olay. Yani hukuku konuşmak burada hiçbir anlam ifade etmiyor.

Arkadaşlar, aslında, tüm sözcüler yasanın niye getirildiğini anlattılar. Benim de, bu fotoğrafın daha iyi anlaşılması, daha iyi görünmesi için tamamlamak istediğim noktalar var değerli arkadaşlar. Sayın Başbakan dâhil AKP sözcülerinin tümü hep şunu söylediniz, dediniz ki: “İşte bu Oslo görüşmeleri ortaya çıktığında… Daha öncesine girmiyor… Yani Sayın Bakan Bozdağ burada değerli arkadaşlara az önce bir şey söylüyor: “Sayın Başbakandan siz nasıl böyle şeyler beklersiniz? İşte kendisi değerli bir insan, yediemin, güvenilir bir insan yani burada kalkıp da ülkenin yararına olmayacak bir şeyi kendisinden nasıl bekliyorsunuz?” Arkadaşlar haklı olarak burada söylüyorlar. Ama değerli arkadaşlar, bu Sayın Başbakan, gerek referandum öncesi gerek genel seçimler öncesi, açık açık, milletin gözünün içine baka baka yalan söylemedi mi, açık açık yalan söylemedi mi değerli arkadaşlar?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hayır, söylemedi hiçbir zaman.

TURGUT DİBEK (Devamla) - MİT’in görüntüleri benim telefonumda kayıtlı. Size onları izlettireyim, Samsun’da, Kayseri’de yani biz terör örgütüyle masaya oturmayız, pazarlık yapmayız, bir araya gelmeyiz. İşte siz Cumhuriyet Halk Partisi, MHP, Kandil’in borazanlığını yapıyorsunuz diye anlatmadı mı?

Ben şunu beklerdim Sayın Başbakandan: Gerçekten dediğiniz gibiyse, o seçim öncesi çıkardı halkımızın karşısına “Evet, biz görüşüyoruz, devlet görüşür.” Bunu söylüyorsunuz ya, oraya geleceğim.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Bizim görüşmemiz ayrı, devlet ayrı…

TURGUT DİBEK (Devamla) – Ha, devlet görüşür, biz görüşüyoruz, neyse… Başbakan, arkadaşlar, kimdir? Bu Hükûmetin başı yani bir insan göndermiş -birazdan okuyacağım size- Hakan Fidan Oslo’da PKK teröristlerine neler anlatıyor? Birer cümle, çok değil -zaten korku oradan geldi ya, anladığım kadarıyla- okuyacağım. Ama bunu söylemedi, söylemedi bunu. Bildiğimiz yöntem, ne derseniz deyin. O yüzden, Sayın Başbakanın ne yapacağından biz şüpheliyiz değerli arkadaşlar, her şey yapılabilir ama bakın, bir devlet, dünyanın her yerinde terör örgütleriyle hangi aşamada görüşür, ne zaman görüşür değerli arkadaşlar? Bunun örnekleri olmuştur, İngiltere’de de oldu.

Şimdi, ne zaman görüşür? Terör örgütü silah bırakmıştır, terörden vazgeçmiştir. Ondan sonra oturursun, dersin ki işte, tamam, oturalım, bak terör bitti, Yeni bir sürece geçiyoruz, toplumsal şartlar, koşullar farklı bir boyuta geldi, oturalım konuşalım.” diyebilirsin. Şimdi böyle bir olay var mı? Şu Oslo görüşmelerini okuduğumuzda terör örgütünün “Ben silah bıraktım, bırakıyorum.” diye herhangi bir açıklaması var mı? Birazdan okuyacağım Afet Güneş bir şey söylüyor orada ordumuzla ilgili, hangi boyutta. Ya  da şöyle bir şey olur: Silah bırakmamıştır ama silah bıraktırılması için Anayasa’nın çizmiş olduğu hükümler çerçevesinde Sayın Başbakana verilen yetkiler, Hükûmete verilen yetkiler, arkadaşlar biliyoruz, hepimiz biliyoruz. Yani orada kalkıp da… Şimdi bir KCK sözleşmesi var, kaçınız okudu onu? Açın bakın, internetten indirin şu KCK sözleşmesini. Nedir diye baktığınızda, bir devletin anayasası. Yüksek Seçim Kuruluna kadar her şeyi koymuşlar yasama, yürütme, yargısıyla, parası var, bayrağı var, mahkemeleri var, özel güvenliği var, eğitimi var, seçimleri var. KCK sözleşmesini bir alın, okuyun.

Değerli arkadaşlar, şimdi o boyutuyla devlet MİT’in görevlileri veya Başbakanın yetkilendirdiği kişiler PKK’ya gidip bu anayasal çerçevede “Kardeşim silahı bırakın, bu terörden vazgeçin ama bu ülkenin bölünmez bütünlüğü var, bu ülkenin anayasal kuralları, kurumları var, yargısı var. Neyse gelin hesabınızı verin yargının karşısında” mı demiştir? Öyle bir görüşme zemini mi gördük biz, hazırlandı değerli arkadaşlar? Bizim Genel Başkanımızın da, bizlerin de zaman zaman söylediği bir söz var: Devlet, evet yeri geldiğinde görüşür ama bu boyutuyla görüşür, bunu söylemeye çalışıyoruz. Ya silahı bırakmıştır terör örgütü, ondan sonraki o aşamada görüşülür ya da dediğim gibi sen oturup da Abdullah Öcalan’ın çizmiş olduğu yol haritasını “Yüzde 95 uzlaştık, anlaştık.” diye orada, Oslo görüşmelerinde anlatırsan savcı da kalkar bunu sorar. Her ne kadar Fikret Seçen, geçen gün bu savcı görevden alındıktan sonra başsavcı vekili kalktı bir şeyler söyledi. Dedi ki: “Bu soruşturma kapsamında Hükûmetin politikaları ve Oslo görüşmeleri yoktur.” Hayır vardır arkadaşlar, işin özü odur, işin özü odur. Birkaç şey okuyacağım size, çok değil. Bakın, şimdi, Hakan Fidan diyor ki: “Olayın siyasi içerikli daha farklı bir boyuta taşınması ihtiyacı hâsıl olunca Sayın Başbakanımız bu konuda beni görevlendirdi.”  “Yani artık siyasi boyuta geçtik.” diyor. Başka bir yerde daha var kendisinin bir görüşmesi, diyor ki: “Düşünce olarak bulunduğum yer açısından önemli değil -devam ediyorum- çünkü görüyorsunuz ki yüzde 90-95 bütün konularda birleşen bir genel çizgiye gelindi.” Ne anlarsınız bunlardan değerli arkadaşlar, ne anlarsınız?

Devam edeceğim. Şimdi, Sabri Ok bir şey söylüyor, diyor ki… Afet Güneş’le beraber diyalog içerisinde, Sabri Ok’un açıklaması: “Biz istiyoruz ki en kısa sürede bu sorun çözülsün, böyle altı yılda, yedi yılda değil.” diyor. Afet Güneş ne diyor değerli arkadaşlar: “Ya, neresinden bakarsak bakalım, çözümün parametreleri içinde işte basit birtakım talepleriniz var. Taleplerden, anayasa değişikliğinden Öcalan’ın serbest bırakılmasına kadar çok geniş bir skala var. Talepleri şöyle bir göz önüne getirdiğimiz zaman çok geniş bir skala var. Bunların üç ayda, beş ayda, sekiz ayda, bir senede tamamlanabilmesi söz konusu değildir.” Buradan ne anlıyorsunuz? Zamana ihtiyacımız var, hepsini tamamlayacağız, ben bunu anlıyorum yani orta zekadaki herkes bunu anlar.

Değerli arkadaşlar, silah bırakılmasıyla ilgili “Silahı bıraktık, işte bundan sonra biz terör eylemlerinden vazgeçtik.” diye şu Oslo görüşmelerinde bir tek söz var mı? Ama şu var değerli arkadaşlar, Afet Güneş diyor ki: “Ordunun şu an yaptığı planlı bir operasyonu yoktur.” Silahı bırakan devlet, PKK değil, onlar bırakmamışlar, biz bırakmışız görüşmeye giderken ve bunu da onlara söylüyoruz, “Ordunun şu an yaptığı bir planlı operasyon yoktur.” diyoruz.

Değerli arkadaşlar, işte bu telaş budur. Bakın, fotoğraf bu. Sayın Başbakan…

Ha, burada bir şey daha var, atladım. Hakan Fidan bir şey daha söylüyor orada, diyor ki: “Sayın Başbakan bir risk alıyor, bir risk. AKP içinde, Bakanlar Kurulunda -değerli arkadaşlar- kendisine karşı olanlar var.” diyor, onu da söyleyeyim. “Ama etrafta bazı bakanlar defalarca gidip, benim ismim ve benim pozisyonumda burada bulunmamın Hükûmet için çok ciddi bir risk alanı, sıkıntı alanı olduğunu söyledi.” Yani şunu diyor: “Bu konuda AKP’nin içinde yani sizlerin içinde ve Hükûmetin içerisinde bu yürütmeyi, bu sürecin götürülmesine karşı çıkan, itiraz eden çok sayıda insan var.” diyor. “Buna rağmen Başbakan bir risk aldı, sorumluluğu üzerine aldı.” diyor.

Değerli arkadaşlar, fotoğrafın boyutu budur. Bakın, savcı zaten söylüyor, ele geçen belgelerde, ortada var. Ne yapmış Sayın Başbakan, ne yapmış değerli arkadaşlar? Kendisi birilerini görevlendirmiş “Oraya git, bu işi siyaseten çözelim.” demiş. Siyaseten çözmek için de orada, işte “KCK sözleşmesinde belirlenen ve protokollerde de konuşulan her türlü çözüm hayata geçirilecek.” denmiş. Bunlar bizim Anayasa’mızın ihlalidir, anayasal suçlardır.

Sayın Başbakan da bunun farkında, değerli arkadaşlarım, o da farkında ama şunu söyleyeyim -süre kısa, bitiyor- bu yasa Hakan Fidan’ı kurtarır, yani soruşturma aşaması, kovuşturma aşaması… Az önce söyledim, belki başka Hakan Fidan’ınız da var çünkü kovuşturmayı da dâhil ettiğiniz için buraya, bilemiyorum, ama Sayın Başbakanı kurtarmaz. (CHP sıralarından alkışlar) İnanın, bu yasa Sayın Başbakanı kurtarmaz. Niye kurtarmaz? Ortada suç varsa, orada duruyorsa değerli arkadaşlar, 257’nci maddenin üçüncü fıkrası duruyorsa, 250’nci madde duruyorsa, özel yetkili savcılar orada duruyorsa, bir suç varsa Hakan Fidan zaten söyleyeceğini Oslo’da söylemiş, Afet Güneş söyleyeceğini Oslo’da söylemiş, onların ifadesinin alınmasına gerek yok. Sayın savcı alır, Başbakanı da çağırır, onun da ifadesini alır, fezleke de düzenler. Onun için de bir yasa düzenlemeniz lazım bana göre değerli arkadaşlar. Bu yasa Sayın Başbakanı kurtarmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURGUT DİBEK (Devamla) – Sürem yetmedi, bir şey daha söyleyeyim…

BAŞKAN – Sayın Dibek, teşekkür ederim.

TURGUT DİBEK (Devamla) – Bir dakika Başkanım…

Değerli arkadaşlarım, “şu Atatürk’ü Koruma Kanunu’na ihtiyaç var mı?” diye Hüseyin Çelik söylüyor, zaman zaman da sizin arkadaşlarınız söylüyor. Bugün Hakan Fidan’ı koruma kanununu getirdiniz, farkında mısınız? Bunu da söylemeden edemedim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dibek.

İkinci konuşmacı, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sayın Sırrı Süreyya Önder, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Önder. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli üyeler; 1980’li yılların hemen başında Mardin’den bir hikâye anlatacağım. Diyarbakır Cezaevi ya da Diyarbakır zulümhanesinin zulmünü yaşayan bir hoca, yeni doğan kızına Mizgin adını verdi. O yıllarda Kürtler arasında -Mizgin “müjde” demektir, Baver “inanç” demektir- bu isimler çok revaçtaydı. İnsanlar, umutlu olmak ve bir müjde almak istiyorlardı. Bu ruh haletiyle çocuklarına bu adı veriyorlardı fakat çocuğu üç aylıkken babası ve annesi bu zulme uğrayınca dağa gittiler.

Gerçek bir insan hikâyesi ve o bahsettiğim Oscar hikâyesi. Dağa gittiler, bu kız çocuğu dört yaşına, beş yaşına gelene kadar o zaman yaygın olan teyp kasetleriyle baba, kızına mektuplar gönderdi, sesini gönderdi. Dört yıl sonra bu kasetler de kesildi. Jandarma bu köyü sürekli basıp bu evi talan ediyordu, terörist arıyordu.

Burada gelişigüzel kullanıyorsunuz ya “terörist, terörist”, biz demeyince de böyle bir hışma geliyorsunuz. Bu kız çocuğu ilkokula başladığında öğretmeni sordu ona, herkese sorduğu gibi: “Senin baban ne iş yapıyor?” diye. “Benim babam terörist.” dedi. Kız, babası hakkında terörist tanımlamasından başka bir şey duymamıştı.

Dedesini baba, babaannesini anne bilerek büyüdü. Okulunda çok başarılı oldu ve sinema ile ilgili bir yüksekokul kazandı. İstanbul’a geldi. İstanbul’da bu arkadaşımızla benim yollarımız kesişti. Öğretmen-öğrenci diyebilirsiniz, yol arkadaşlığı diyebilirsiniz.

İki tane kısa film çekti bu arkadaşımız önce. Dikkat ettim, filmlerinde büyük bir duygu aktarımı ve bir dert vardı. Bu, bir araya gelip bir sinema duygusu olarak geçiyordu fakat karakterler iki filmde de hiç konuşmuyorlardı. Yıl 2004, 2005 falan. “Niye konuşmuyorlar bunlar Mizgin?” dediğimde “Hocam, konuşurlarsa Kürtçe konuşacaklar.” dedi. O zaman da Kürtçeye bugün nasıl hani “Medeni bir dil değildir.” dediniz ya, o zaman da aynı anlayış biraz… (AK PARTİ sıralarından “Kim dedi?” sesi) “Medeni bir dil midir diye kim dedi?” diye niye bana soruyorsunuz? Bakanlar Kurulu sırasına bakın, Sayın Başbakanın yanında hemen oturan Sayın Bülent Arınç dedi. Şimdi, bir insanı yok saymak öldürmekten daha büyük bir şiddettir, yok saymak. Sizin dilinize, birisi, ana dilinize, ananızdan işittiğiniz dile “Medeni bir dil midir?” derse bunun antagonisti yani karşıtı barbar demektir. Hiç mi bunu izzetinefsinize yönelik bir şey saymıyorsunuz yani birazcık empati duygusu yeter.

Tekrar hikâyeye dönelim. Daha sonra bu arkadaşımız bu filmle Erivan Film Festivali’ne seçildi ve o yarışma için Erivan’a gitti. Erivan’a gittiğinde Mahmur’dan gelen 2 tane sinemacı gençle tanıştı orada. Bu vesileyle yıllardır haber alamadığı babasından bir haber alırım diye “Siz Kemal Hoca’yı tanıyor musunuz?” diye bir soru sordu. O 2 çocuk “Tanıyoruz, o bizim babamızdı.” dediler.

Bu açılım, açılım diye gelişigüzel telin ettiğiniz şey aslında sizin bu topraklardan muhacir ettiğiniz 10 bin tane Mahmur’da ikamet eden Kürt için düşünülmüştür, onları tekrar yurduna, yuvasına getirmek… Oraya turistik seyahate ya da keyfinden gitmemişlerdir, hacir edilmişlerdir, muhacir edilmişlerdir.

“Bizim babamızdı.” “Nasıl sizin babanız?” diye telaşla sordu. “Yani öğretmenimizdi çünkü yaralanmıştı, bize, o çocuklara Kürtçe öğretiyordu.” dedi. “Ne oldu peki, şimdi?” “Bir bombardımanda öldü.” dediler.

Bu arkadaşımız geri benim yanıma geldi, “Ben ne yapayım şimdi?” dedi. Önünde iki üç tane yol vardı. Bu kız dağa gitseydi, hangi vicdan buna “Niye dağa gittin kardeşim?” derdi. Babası Diyarbakır zulmünden sonra bir intizarla soluğu orada almış, orada, muhtemelen bundan önceki Meclislerde gelişigüzel onaylanan savaş tezkerelerinden biriyle bombardımanda hayatını kaybetmiş, o kız da bana “Ben ne yapayım?” dedi.

“Mizgin, filmini yap.” dedim. Mizgin filmini yapmaya karar verdi. Tabii ki bu böyle bir kelimelik diyalog değil, ben süreye uymak için söylüyorum. “Kayıp Mezar” diye bir hikâye yazdı ve Özay diye bir arkadaşımızı görüntü yönetmeni olarak, Özay arkadaşımızla -Almanya’da yaşayan ve önemli festivallerde filmleri gösterilen bir sinemacımızdı- kolektif bir dayanışmayla bunun yanında görüntü yönetmenliğini üstlendi, bir imeceyle bunun filmini çekmek istediler. Paramız yoktu.

Ben Kültür Bakanlığına bir proje için başvurdum, 300 bin lira aldım, çekmeden geri götürdüm o 300 bin lirayı iade ettim, bir de faiziyle birlikte, çünkü filmime bir yapımcı bulmuştum, o parayı kullanmayı kendim için zül saydım. Mizgin için kefil oldum, Kültür Bakanlığına gittim ve hikâyesine Kültür Bakanlığından destek çıktı.

Mizgin filmini çekmeye başladı, dün değil evvelsi günkü KCK operasyonlarında Mizgin Müjde Arslan olarak duyduğunuz bu kardeşimiz gözaltına alındı.

100 tane sinemacı, belki başka hiçbir iş için bir araya gelmedikleri süratle bir araya geldiler ve bir o kadarı da yurt dışından, çünkü festivallerde bu tür duygusu olan, Batı artık hikâyesini tükettiği için, içinde hikâye olan, dert olan ve sahicilik olan işleri hemen tanır. Bugün, bu konuşmayı size saat dörtten önce yapsaydım Mizgin daha içeride olmuş olacaktı. Bu iki arkadaşımızı tahliye ettiler.

Şimdi, elinizi gerçekten hepiniz… Bir duygu istismarı falan yapmak istemiyorum. Bütün onurum, şerefimle kefil olabileceğim, hayatının önemli bir kısmına tanık olduğum ve “Ben dağa mı gideyim?” diye karşıma geldiğinde, bu enerjisini, bu öfkesini, bu hakikiliğini sanata dönüştürmesini âdeta yalvarırcasına istediğim bir insan çok rahat bir beş altı ay mahkeme yüzü görmeden içeriye atılabilirdi. Özel yetkili mahkemeler böyle bir şeydir. Muhtemelen iki tane telefon konuşması…

Şimdi, Mizgin o filmi çekmeye devam edebilir mi? Emin değilim, inşallah devam eder.

Bu, sadece sizin şu kadar KCK’li gözaltına alındı dediğiniz, içine MİT’in sızdığını iddia ettiğiniz, öyle bir garabetle… İçişleri Bakanı diyordu ki: “Bin tane tutuklama yaptık.” başka bir Bakan da “1.100 tane.” diyordu, Hüseyin Çelik de bunu tasdik etti. Bunun bin tanesini de ajan olarak nitelediniz, onlardan birisinin küçük bir hikâyesiydi.

Dağdakilerle pazarlık, Habur, Oslo, şu, bu derken hangisini kazısanız arkasında yakıcı bir insan hikâyesi olduğunu görürsünüz. Dağ dediğiniz yer boş beleş bir yer değildir, çekilecek bir yer değildir, katlanılacak bir yer değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Bu karda, kışta oradaki askerine de, gerillasına da dünyanın en büyük zulmüdür. Arkasında büyük bir insan hikâyesi vardır.

Yapılacak olan şey…

Sabrınıza sığınıyorum Başkanım, bir dakika daha rica ediyorum.

BAŞKAN – Toparlayın lütfen.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Teşekkür ederim.

Yapılacak şey, nihai, bu senaryolarla bir yere varılmaz. Siz iki iktidar bileşeni dövüşür, birleşirler, bu harekete yönelirler, bire kadar kırabilirler; taş üstünde taş, kelle üstünde baş bırakmayabilirler. Bunlar geçmişte de yapıldı ama orta yerde bir halkın hakikati duruyor. Medeni olduğu hâlen bugün bile tartışılan bir dilini kullanma talebi duruyor ve bunun gibi bir sürü şey. Oturursunuz dersiniz kardeşim “Ortak geleceğimiz için bu olur, bu olmaz.” Bunu daha bugüne kadar hiç demedik.

Onun için -bitiriyorum- sizlerden ricam, bu KCK tutuklamalarında, bu özel yetkili mahkeme denilen fütursuzluklarda, hepsinde bir evin, bir ocağın büyük bir kine maden olduğunu, bundan başka da hiçbir işe yaramadığını bir an olsun düşünmeniz.

Dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Önder.

Gruplar adına üçüncü konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili.

Sayın Korkmaz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ceza hukukunun evrensel ilkeleridir: Bir insanın suçu ispatlanıncaya kadar suçsuzluğu asıldır ve herkesin yapılan isnatlara karşı kendisini savunma hakkı vardır.

Peki, bu haklarınızı nerede ileri süreceksiniz? Elbette, millet adına karar veren mahkemelerde.

Millet adına karar verme ayrıcalığı değerli arkadaşlar, Anayasa’mıza göre Meclise ve mahkemelere verilmiş; yürütmeye, yani Başbakan ve bakanlara değil. Bu makamlar, görevlerini Anayasa’ya ve mevcut kanunlara göre yerine getirmek zorundadır. Siz ne yapıyorsunuz? Millet adına karar veren mahkemelerden bu yetkiyi alıyor, yürütmenin iznine bağlıyorsunuz.

2002’de iktidara gelirken vatandaşlar arasında ayrıcalıklı sınıf yaratan tüm korumaların, himayelerin kaldırılacağını Acil Eylem Planı’nda vaat eden sizsiniz. Nereden nereye değil mi? Kastettiğiniz ileri demokrasi anlayışınız herhâlde bu olsa gerek. Bu ayrıcalığı, bir süre önce hapse atılan, örneğin, askerler, polisler için istemediniz. Kimisi öz, kimisi üvey evlat mı bu insanların? Yahut bu kurumları “sizden” ya da “sizden olmayan” diye tasnif mi ettiniz? Bu anaç tavrınızı, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak, diğerleri için neden ortaya koymadınız? Acaba, Hükûmetinizin yahut Sayın Başbakanın sinir uçlarına basılması olmasın bu gayretinizin açıklaması yahut bu karanlık işlerin ucunun Başbakana kadar gidebileceği korkusu?

Çok ciddi iddialar var. Bunun ortaya çıkarılması lazım. Sayın Bekir Bozdağ’ın dediği gibi “Canım, bunlar istihbarat elemanı. Örgüte sızabilmek için suç işleyip onlardan görünmesi lazım ama bunlar, asker, polis öldürmemiş ya da terör eylemine karışmamış.” diye geçiştiremezsiniz. Kaldı ki “Yapmazlar, yapmadılar.” dedikleri eylemleri hakikaten yapıp yapmadıkları ancak soruşturma ve yargılama ile anlaşılabilir. Bunları yapmadan inkâr etmeniz, araştırmadan, incelemeden âdeta kefil olmanız ilginç, hatta vahim. O zaman şu soruyu sorma hakkımız var: Sen bunları nereden biliyorsun? Bu işlerin neresindesin Sayın Bozdağ? “İstihbarat uzmanlık gerektirir. Millî İstihbarat Teşkilatı istihbarat yapıyor. Onlara özel statü getiriyoruz.” diyorsunuz. Emniyet de istihbarat yapıyor. Silahlı kuvvetlerin de istihbaratı var. Mali suçları araştıran MASAK var. Onlar için de böyle bir himaye düşünüyor musunuz? Yarın, onlar için de yargı yolunu kapatacak mısınız? Hangi demokratik hukuk devletinde “Ama bunlar yurtsever insanlar.” denilip hesap sorulamaz hâle getirilmiş? Askerimiz, polisimiz vatansever değil mi? Böyle bir tespitiniz mi var? Nasıl bir mantık yürütmedir bu?

2010’daki anayasa değişikliğini halka anlatırken “Uyarı ve kınama cezalarını bile yargı denetimine açıyoruz. Hak arama hürriyetini genişletiyoruz.” diye propaganda yapıp halktan kabul oyu istiyordunuz. “İdare hesap verebilir, şeffaf olmalı.” diyordunuz meydanlarda. Peki, ne oldu da yargıyı sınırlandırma arayışı içine girdiniz? Çünkü alevler çatıyı sardı, Başbakana doğru gidiyor ve telaş içerisinde bu gidişatı engellemeye çalışıyorsunuz. Aslında bunu yaparken adaletin tecellisini engelliyorsunuz. Yani kıymetli arkadaşlar, bir başka suçu işliyorsunuz. Bir gün gelir hesap döner yani bunların hesabının sorulmayacağını falan mı sanıyorsunuz? Millet endişeli, kaygılı. MİT alelade bir kuruluş değil, devletin güvenliği açısından hayati önemi haiz. İnsanımız bu kuruma inanmak, güvenmek istiyor; gece yatarken rahat uyumak istiyor, geleceğinden emin olmak istiyor. Hep diyorduk düne kadar, tuz vardı et kokarsa, şimdi tuz da kokmuş. Tüm iddiaların açıklığa kavuşturulması lazım, aksi takdirde millet nezdinde MİT de, ona talimat verenler de hepsi şaibeli olacaklar, terör örgütüne yardım, yataklık eylemlerine destek olma hususunda hepsi töhmet altında kalacak.

Değerli milletvekilleri, devletin en önemli görevlerinden biri olan güvenlik ve asayişin vazgeçilmez unsurudur istihbarat. Olaylar olmadan haber alabilmek, öncesinde tedbir üretebilmektir, çağdaş devletin gereği budur. Ancak istihbarat hiçbir zaman hukuksuzluk, başıbozukluk anlamına gelmez; hele hele keyfîlik hiç değildir. Siz değil misiniz biraz da siyasi istismara soyunarak faili meçhulleri, devlet içindeki muhtemel hukuk dışı yapılanmaları sık sık gündeme getiren, hatta “Hukukun üstünlüğünü hedefliyoruz, üstünlerin hukukunu değil.” diyen? Şu yaptığınız açıkça devlet teşkilatını hukuksuzluğa itmek, devlet içinde gizli kapaklı ilişkiler tesis etmek değil de nedir? Hangisi doğru, dün söyledikleriniz mi, bugün yaptıklarınız mı? Yargılamanın önünü kapatırsanız bu kurumlara, devlete iyilik yapmış mı olacaksınız? Hayır, her seferinde zil takıp oynuyordunuz âdeta; Ergenekon, Balyoz, Andıç vesaire operasyonlarında. “İrin akıyor, arınıyoruz.” diyordunuz, şimdi ayağınıza mı basıldı bağırmaya başladınız? İddialar bir araştırılsın, bir incelensin, belki de hakikaten mahkemede şüpheliler aklanacak, beraat edecek. Bu imkânı neden insanların ellerinden alıyorsunuz? Yangından mal kaçırmaya çalışan bu aceleciliğiniz niye? Neden korkuyorsunuz, neden çekiniyorsunuz?

Ayrıca, böyle bir yasal değişiklik gereği varsa bu karar basit bir karar olamaz, devlet yönetim biçiminizle de yakından alakalı. Bürokrasi ve hukuk çevrelerinin görüşünü aldıktan ve dünyadaki tüm gelişmeleri de değerlendirdikten sonra bir taslak getirilebilirdi. Alelacele, kargalar kahvaltısını yapmadan teklif verilmiş. Kim vermiş? Isparta Milletvekili Sayın Recep Özel. Kıymetli arkadaşımızın şahsına bir şey söyleyemem, kibar bir arkadaşımız. Ancak bildiğim kadarıyla bu arkadaşımızın devlet hizmeti yoktur, devleti tanımaz, istihbarat birimleri ve çalışmaları hakkında tecrübesi yoktur. Kendisini tanıdığım kadarıyla güvenlik, istihbarat bilgisi 007 James Bond filmlerini televizyondan izlemekten ibaret. Hakikaten Meclisimiz bilmek istiyor; bu kadar önemli bir konuda bugüne kadar nasıl bir emek ve çalışma sergilemiş de devletin güvenlik konseptini ve görevlerini yakından alakadar eden bu kanun teklifini hazırlamış? Anlaşılıyor ki, teklif bir yerlerde hazırlanmış ve bir gece yarısı eline verilmiş, altına imza atması istenmiş.

Ispartalı hemşehrilerimiz Sayın Vekilimize şu soruları sormamı istedi: Isparta’nın yüzde 20’si on yılda boşalmış, 102 bin nüfusu göç etmiş. Bu konuda ülke birincisiyiz. Altı yılda İŞKUR kayıtlarına göre işsizliğimiz ikiye katlanmış. Fabrikalarımız kapatılmış. Trilyonlarca liralık batık kredi var. 3. İcra Dairesi açılmış. Bugüne kadar kendi ili ile ilgili kılı kıpırdamamış, kendi ili ile ilgili en küçük bir teklifi ya da Meclis araştırma önergesini Meclise getirmemiş Sayın Özel. Isparta ekonomik olarak irtifa kaybederken, nüfusu hızla düşerken olan biteni sade vatandaş gibi oturmuş izlemiş. Sonra bir gece rüyasında görmüş ve böyle bir teklif vermiş. Siz Sayın Özel’den ricam şu: Bilmediği konulara, istihbarat, ajanlık vesaire, bunlara kafa yormaktan ziyade kendisine oy veren ve sıkıntılar içinde yaşayan hemşehrilerimizin sorunlarına kulak versin. Ona Ispartalı hemşehrilerimizin verdiği yetki birilerini yargıdan kaçırmak değil herhâlde! Birilerini kurtaracaksan içinde bulunduğu zor şartlardan Ispartalıları kurtar. Örneğin, Isparta’nın teşvik kapsamına alınması, tarım ve hayvancılıkta desteklemelerin verilmesi, tarım girdilerinin üzerindeki verginin kaldırılması gibi hayati konuları gündeme getir. Isparta kendisinden iktidar partisi milletvekili olarak bunları bekliyor. Hem Isparta olarak iktidarın üvey evladı olacaksın hem de kimseye imzalatamadıklarını sana imzalatacaklar.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Gerçekten ayıp ediyorsun!

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Değerli hemşehrim, kendine de Isparta’ya da yazık edersin. Evet…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ayıp ama, gerçekten ayıp ediyorsun!

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Evet, kimin ayıp ettiğini bakın size açıklayacağım. Biraz önce geldi, akşamın erken saatlerinde bize hukuk dersi verdi Sayın Özel.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Şahsileştiriyorsun işi!

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) - Bakın, bu resme iyi bakmanızı istiyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Geldim, geldim, buradayım. (MHP sıralarından alkışlar [!])

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Burada olacaksın, burada olacaksın, verdiğin teklif görüşülüyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Bak, bu resme iyi bakmanızı istiyorum. Bu resimde ne var? Adalet ve Kalkınma Partili Şarkikaraağaç Belediye Başkanı iki buçuk yıl kalpazanlık suçundan mahkûm olmuştu, bir türlü içeri atılamıyor. Niye biliyor musunuz arkadaşlar? Polise soruyorsun…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, süreniz doldu efendim, toparlayın lütfen, toparlayın.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Efendim, biraz önceki konuşmacıya verilen hakkı istiyorum.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Az önce bana vermediniz.

BAŞKAN – Allah Allah! Ne güzel ya!

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Evet, bu Şarkikarağaç Belediye Başkanına verilen cezanın infazı bir türlü gerçekleştirilemiyor.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Sayın Başkan, benim bir dakika alacağım var, bana vermediniz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Sebebi? Polis diyor ki: “Ben bunu bulamıyorum.” Devlete soruluyor, “Ben bunu bulamıyorum.”

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Maddeyle ilgili konuş!

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Bakın, bu arkadaşımız Sayın Recep Özel’le birlikte Isparta’da yapılan bir düğünde beraberler.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne kadar basit ya!

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Gelsin, bunu açıklasın, ondan sonra vereceği hukuk dersini dinlemeye hazırız.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Korkmaz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel… [AK PARTİ sıralarından alkışlar; MHP sıralarından “Bravo (!)” sesleri, alkışlar(!)]

İki dakikada lütfen…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kanun teklifin görüşülüyor, sen Genel Kurulda değilsin Sayın Özel!

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

12.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bir Isparta Milletvekili olarak muhalefetten bir arkadaşım buraya çıkıp yerel siyaseti ve Isparta’nın siyasetinin biz biraz kalitesini artıralım derken, bizim Isparta’ya bu yakışır derken, siyaset ahlakına yakışmayan, nezakete yakışmayan… (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Senden mi öğrenecek?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bak, şunu da açıkla!

RECEP ÖZEL (Devamla) – …milletvekilinin asli görevi olan yasama ve yasa teklifi verme hakkını ağzına bile kötü bir şekilde alarak, bizim bu kabiliyette olmadığımızı, bizim devlet tecrübesi içerisinde olmadığımızı… (MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sen sorulara cevap ver.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Resmin var, hangi ahlaktan bahsediyorsun?

BAŞKAN – Lütfen dinleyin.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Ben 22’nci Dönemde de burada milletvekiliydim; Adalet Komisyonunda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun hazırlanmasında çok ciddi, büyük katkılarımız olmuştur. Tabii ki, bunların hepsini yerine getirirken Isparta’yı da hiçbir zaman ihmal ettiğimizi burada söyleyemez. (MHP sıralarından gürültüler)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ne yaptın Isparta’yla ilgili, hangi kanun teklifini verdin? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Evet, lütfen karşılıklı konuşmayalım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hangi kanun teklifini verdin, hangi Meclis araştırmasını getirdin? Isparta’nın hangi sorununa sahip çıktın? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Devamla) – Isparta’yla ilgili biz lütfen.. (MHP sıralarından gürültüler)  Bu yasa teklifinin hangi amaçla verildiğini, geldim biraz önce burada yirmi dakika boyunca anlattım, eğer anlamadıysan biraz zekânı gidip kontrol ettirmende fayda vardır.

ALİ ÖZ (Mersin) – Sen baktırdın mı zekâna, kaç çıktı?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Ben bu yasa teklifini verecek kabiliyette kendimi görüyorum. O iddia ettiğin Belediye Başkanıyla ilgili olarak yargı bir karar vermiştir, partimiz ihraç etmiştir, görevden alınmıştır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bununla berabersin, içeri atılamıyor bu adam!

RECEP ÖZEL (Devamla) – Siz şu anda MHP’nin Isparta İl Başkanı tutuklu olmasına rağmen hâlâ daha “İl başkanımız, arkasındayız.” deyip kongrede aday olarak göstermektesiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Beraat etti, çıktı.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Bir kere içeride değil, duruşma bile olmadan tahliye edildi!

RECEP ÖZEL (Devamla) – Çete suçundan, ihaleye yolsuzluk karıştırmasından Isparta MHP İl Başkanı hakkında yüz seneye yakın, Isparta Belediye Başkanı hakkında MHP’li olarak yargılama devam etmekte…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir kere, tutuklu değil, yalan atıyorsun sen!

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Yalan söylüyorsun, dışarıda çünkü!

RECEP ÖZEL (Devamla) – 17 Martta duruşması var. O MHP’li değil mi? (MHP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, lütfen, lütfen…

RECEP ÖZEL (Devamla) – Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Sayın Özel, teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen suç isnat ediyorsun, sende vicdan var mı! Mahkeme mi olmuş, vicdan var mı sende! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Yalan söylüyorsun!