TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                59’uncu Birleşim

                                                                                         1 Şubat 2012 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, taşımalı eğitim nedeniyle kapatılan okullara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Hatay Milletvekili Hasan Akgöl’ün, Hatay ilindeki yağışların tarım arazilerine olumsuz etkileri ve kentteki elektrik kesintilerine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Sivas Milletvekili Nursuna Memecan’ın, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Genel Kuruluna katılan Türk Delegasyonunun faaliyetlerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Ankara Milletvekili Ayşe Gülsün Bilgehan’ın, Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları açısından Avrupa’nın sorunlu ülkeleri arasında yer aldığına ve onayladığımız Avrupa Konseyinin Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddeti Önleme Sözleşmesi’nin iç hukuka uyarlanmasına ilişkin açıklaması

2.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Karadeniz sahil yolunda dalgaların yükselmesi sonucu yolların çökmemesi için alınması gereken tedbirlere ilişkin açıklaması

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Hatay Amik Ovası’nda yaşanan sel felaketi nedeniyle zarar gören çiftçilerin mağduriyetlerinin giderilmesi için alınması gereken tedbirlere ilişkin açıklaması

4.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin mahkûmiyet kararlarında birinci sırada olduğumuza ilişkin açıklaması

5.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, ülkemizde yaşanan şiddetli kış nedeniyle bazı köy yollarının kapalı olması nedeniyle mağdur olan halkın ihtiyaçlarının kısa sürede karşılanması gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Abdi İpekçi’nin 1 Şubat 1979’da öldürülüşünün yıl dönümüne ilişkin açıklaması

7.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, 156 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun eksik olduğuna ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, 156 sıra sayılı İçtüzük Teklifi’nin alt komisyonda görüşülmesi sırasında bildirilen bir görüşün kendisine ait olmadığına ilişkin açıklaması

9.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Genel Kurulda sarf edilen kaba ve yaralayıcı sözler nedeniyle Başkanlık Divanını İç Tüzük’ün ilgili maddesini uygulamaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

10.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Anayasa Komisyonu Başkanının üslubuna ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, kadına yönelik şiddete karşı mücadelede kalıcı çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/124)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 23 milletvekilinin, Kütahya ETİ Gümüş Anonim Şirketi Gümüş Üretim Tesislerindeki siyanür kullanımının insan sağlığı ve çevreye olan etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/125)

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 20 milletvekilinin, büyük şehirlerimiz başta olmak üzere ülkemizde artan hırsızlık, soygun, gasp, sokak gösterileri ve şiddet olayları ve çocuklarla gençlerin bu olaylardaki rolünün araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/126)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Balıkçılık sektöründe yaşanan sorunların araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin,  Genel Kurulun 1/2/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

2.- Şoför esnafının sorunlarının belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin, 1/2/2012 Çarşamba günü Genel Kurulda okunarak ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

3.- İzmir Milletvekili Hülya Güven ve arkadaşları tarafından, elektrik dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesi nedeniyle ortaya çıkan tüketici haklarına aykırı uygulamaların araştırılarak tüketici haklarını koruyucu tedbirlerin belirlenmesi hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 1/2/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Adalet ve Kalkınma Partisinin 156 sıra sayılı İçtüzük Teklifi’nin, İç Tüzük’ün 181’inci maddesine aykırı olup olmadığı hakkında

2.- Adalet ve Kalkınma Partisinin 156 sıra sayılı İçtüzük Teklifi’nin, İç Tüzük’ün 38’inci maddesine aykırı olup olmadığı hakkında

 

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, şahsına sataşması nedeniyle  konuşması

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, gümrük muayene memurlarının gümrük denetmeni kadrolarına geçirilmelerine ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/2453)

2.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, İstanbul’da başlatılan, tamamlanmayan ve âtıl durumda bekleyen kamu yatırımlarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2698)

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Şırnak’taki tarihî Meryem Ana Kilisesi’nin yanındaki misafirhanenin yıkılacağı iddiasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2700)

4.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, İstanbul’da başlatılan, tamamlanmayan ve âtıl durumda bekleyen kamu yatırımlarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/2726)

5.- Hatay Milletvekili Hasan Akgöl’ün, Halkla İlişkiler Binasında bulunan sigara içme yerine ilişkin sorusu ve  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/2730)

6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, sözlü soru önergelerine verilen yazılı cevaplara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/2731)

 

 

01 Şubat 2012 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşimini açıyorum.

 

                                            III.- YO K L A M A

 

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Sayın hatibi çağırmadan evvel, sayın milletvekilleri, Genel Kuruldaki uğultuyu hafifletebilirsek, üç değerli milletvekili arkadaşımız hazırlık yaptılar, konuşma yapacaklar. Onları sükûnet içinde dinlememiz, istifade etmemiz için sohbetlerinizi dışarıda ederseniz gerçekten sevinirim. Gerçekten büyük bir uğultu var.

Gündem dışı ilk söz, taşımalı eğitim nedeniyle kapatılan okullar hakkında söz isteyen Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık’a aittir.

Buyurun Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, taşımalı eğitim nedeniyle kapatılan okullara ilişkin gündem dışı konuşması

 

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ancak, böyle bir önemli konuda cevap hakkını kullanmayan Sayın Millî Eğitim Bakanını da -inşallah oturum başınday, biraz sonra gelir diye ümit ediyorum-  bu konuyu önemsemediyse de esefle kınadığımı ifade etmek istiyorum. Biraz sonra sizlerle paylaşacağım resmî kayıtlar, veriler bu konunun ne kadar önem arz ettiğini gösterecektir.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, taşımalı ilköğretim uygulaması, 15 Nisan 2000 tarihli ve 24021 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Taşımalı İlköğretim Yönetmeliği kapsamında yürütülmektedir. Bu Yönetmelik’in en önemli hükümlerinden birisi, 9’uncu maddesinin (c) ve (d) bentlerinde yer alan, 3’üncü sınıfa kadar olan öğrencilerin en az 10, 8’inci sınıfa kadar olan öğrencilerin de en az 60 sayısını tamamlama zorunluluğudur. Eğer 59 öğrenciniz varsa bir okulda, 60 sayısını, bu Yönetmelik hükmündeki sayıyı sağlamadığınız için okulunuz kapatılıyor, başka bir taşımalı okul merkezine öğrenciler götürülüyor. İşte biz de geçen dönemden bu yana Millî Eğitim Bakanlığına bu Yönetmelik hükümlerinin değiştirilmesi hâlinde, örneğin 60 sınırının 30’a indirilmesi hâlinde Türkiye genelinde birçok okulun taşımalı kapsama alınmaktan kurtulup kendi bulundukları yerlerde eğitim ve öğretim hizmeti vermesinin önü açılacağını ifade eden birçok önerge verdik ama maalesef Bakanlıktan bu konuda bir olumlu yanıt alamadık.

Şimdi, en son verdiğimiz önergeye Sayın Bakanlığımızdan gelen cevabı sizlerle paylaşmak istiyorum: Türkiye genelinde toplam seksen bir ilde bugüne kadar 15.961 okul yetersiz öğrenci nedeniyle eğitim vermekten iptal edilmiş, taşımalı eğitim kapsamına alınarak bu okullardaki öğrenciler başka yerlere taşınmıştır.

Şimdi sizinle şu veriyi paylaşmak istiyorum: Sayın Bakan bu yılki bütçe görüşmeleri sırasında övünerek 2003 yılından bu yana, 31/10/2011 tarihine kadar 32.030’u hayırsever vatandaşımız tarafından olmak üzere toplam 169.325 dersliğin AK PARTİ hükûmetleri sayesinde yapıldığını ifade etmiştir. Şimdi size soruyorum: Ortaöğretim uygulamasındakiler daha hariç toplam 15.961 okul ortalama 10 derslikten zaten bu iktidarın on yılda açtığı okuldan hemen hemen daha fazladır, ortaöğretimdekiler hariç.

Şimdi, Sayın Bakan bu konuyla ilgili neden ısrar ediyor anlamakta güçlük çekiyorum. Dolayısıyla bizim bu önerimize verilen cevabı sizlerle paylaşmak istiyorum yani “60’ı 30’a, 10’u da 5’e indirirseniz ülkemiz bundan yarar görür.” diye ifade ettiğimiz konuya verilen cevap şudur değerli milletvekilleri: “Yeterli sayıda öğrencisi bulunan yerleşim birimlerindeki okulların açık tutulması hedeflenmiştir. Bu sayı 30’a çekildiğinde taşıma kapsamına alınacak öğrenci sayısı artacağı gibi, bu yerleşim birimlerindeki okullar kapatılarak bu okul binaları atıl duruma düşecektir. Bu nedenle Bakanlığımızca bu yönde yürütülen bir çalışma bulunmamaktadır.” denilmiştir. Değerli milletvekilleri, üzülerek ifade ediyorum şahsına olan saygımı bir tarafa bırakmak kaydıyla, Sayın Bakan bu önergedeki soruyu dahi anlayamamıştır. Verilen cevap bunu tam tersi anladığı şeklindedir. Sayın bürokratlarını uyarmasını talep ediyorum. 60 sayısının 30’a indirilmesi durumunda belki bu kapatılan 16 bin dolayındaki okulun en az 10 bini yeniden faaliyete geçecektir.

İlginç olan bir şey daha vardır. Seksen bir ile göre kapatılan okul sayılarına baktığımızda en fazla kapatılan okul 589 sayısıyla Balıkesir’dedir. İkinci sırada 572 okulla Samsun, üçüncü sırada 549 okulla Kütahya, dördüncü sırada da 527 okulla Ordu gelmektedir. 10’un altında kapatılan okulların bulunduğu illerse Hakkâri, Bitlis, Van, Batman, Tunceli, Şırnak gibi doğu ve güneydoğu illerimizdir. Nüfusa göre değerlendirme yapıldığında Türkiye genelinde en fazla okulu kapatılan il maalesef benim seçim bölgem olan Kütahya ili olmuştur. Bir iki gündür gündemi meşgul eden, “Kütahya’dan neden 25 bin erkek kayboldu.” diye basında manşetlere taşınan konunun özeti de budur. Eğer siz okulları kapatırsanız, okullardaki öğrencileri ve velileri başka yerlere gönderirseniz erkekler de başka yere kaybolur.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Gündem dışı ikinci söz, Hatay ilindeki yağışların tarım arazilerine olumsuz etkileri ve kentteki elektrik kesintileriyle ilgili söz isteyen Hatay Milletvekili Sayın Hasan Akgöl’e aittir.

Buyurun Sayın Akgöl. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Hatay Milletvekili Hasan Akgöl’ün, Hatay ilindeki yağışların tarım arazilerine olumsuz etkileri ve kentteki elektrik kesintilerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

HASAN AKGÖL (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ocak ayı başından beri devam eden yağışlar Hatay’da binlerce dekar ekili tarım alanlarının sular altında kalmasına neden olmuştur. Elektrik kesintileri de hayatı çekilmez hâle getirmiştir. Bu konuyla ilgili görüşlerimi ifade etmek için gündem dışı  söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, elbette ki mevsim normallerinin üstünde gerçekleşen yağışlar, düştüğü bölgelerde sıkıntı yaratabilir. İnsanoğlunun belki de en çaresiz kaldığı anlar, yaşanan doğal afet anlarıdır. Bu tarz afetler her an, her zaman, her yerde olabilir. Önemli olan ve yapılması gereken, vatandaşların bu durumdan en az şartlarda etkilenmelerini sağlamak ve afet sonrası vatandaşların doğacak zararlarının karşılanması babında Hükûmet olarak gereğini yapmaktır. Bu tür afetlerde önemli olan sorunlu bölgelere hızla müdahale edebilmek ve vatandaşların sorunlarını çözmektir.

Hatay ilinin ocak ayı ortalarından beri yaşadığı sel felaketi Hatay’da çiftçiyi felç etmiştir. Hatay’da binlerce üretici, alın terinin sular altında kalmasını çaresizce seyretmiştir. Hatay’ın Antakya merkez, Kırıkhan, Reyhanlı, Altınözü ve Kumlu ilçelerine bağlı binlerce dönüm ekim alanı sular altında kalmıştır. Amik Ovası tam bir bataklığı andırmaya başlamıştır. Sadece sular altında kalan yerler değil, suyun basmadığı yerlerdeki ekim alanları da bakım yapılamadığı için, yağış çok aldığı için ölme noktasına gelmiştir.

Değerli arkadaşlar, Hataylı çiftçiler çaresizlikle, göz göre göre bu sel felaketini izlemek dışında bir şey yapamamaktadır. Bu durumu, bölgenin adamı ve çiftçi olmam nedeniyle en iyi bilenlerden biriyim. Yaşanan sel felaketinin bu kadar büyük olmasının nedenlerinden biri de Suriye’nin baraj kapaklarını pervasızca açmasıdır. Peki, sormazlar mı adama, bu baraj kapaklarını, Suriye, baraj kapaklarını ilk defa mı açıyor? Asi Nehri ilk defa mı taşıyor? Elbette ki daha önceki yıllarda aşırı yağış gerçeğiyle yüz yüze geldi bu topraklar.

Suriye’yle dün kardeşken bugün Sayın Başbakan ve Dışişleri Bakanının ortaya koyduğu politikalar neticesinde Suriye’yle ilişkilerimiz tamamen bozulmuştur. Bunun neticesinde, Suriye komşusunu düşünmeden, düşünme ihtiyacı duymadan baraj kapaklarını kontrolsüz bir şekilde açmıştır. Bu da yaşanan sel felaketinin daha da büyümesine neden olmuştur. Bunun da sorumlusu Sayın Başbakan ve Dışişleri Bakanıdır.

Hatay, verimli tarım arazileriyle pamuk, buğday, mısır üretiminin ve zeytinciliğin en yaygın yapıldığı bölgelerden biridir. 2011 yılında yüksek girdi maliyetleri karşısında, çiftçi, ürününün para etmemesi nedeniyle kredilerini, enerji paralarını, enerji borçlarını ödeyemez hâle gelmiştir; pamuk üreticisi çok perişan hâldedir.

Tüm Avrupa ülkeleri çiftçilerini desteklerken ülkemizde üretici, artan ithalat karşısında korumasız kalmıştır. Çiftçi, alın terinin karşılığını son yıllarda alamamıştır. Bunun üstüne yaşanan sel felaketi Hatay’ı ve çiftçileri son derece olumsuz etkilemiştir. 2090 sayılı Yasa’daki şartlar aranmaksızın Hatay’ın afet bölgesi ilan edilerek selden etkilenen çiftçinin, üreticinin bankalara, tarım kredi kooperatiflerine, TEDAŞ’a olan borçlarının faizsiz olarak acilen ertelenmesi ve zararlarının karşılanması gerekir.

Hükûmetin bir an önce, tarım sigortasına ve ÇKS belgelerine bakmaksızın hasar tespiti yaptırarak mağdur üreticinin yarasına merhem olması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, Hatay Havaalanı üç gündür uçuşlara kapalı. Valilik açıklamasına göre 6 Şubat tarihine kadar da bu durumun devam edeceği anlaşılmaktadır. Neden mi? Havaalanı, şimdi yapay bir göl gibi. Sel orayı da etkiledi, Havaalanı sular altında. Yapılırken yerinin yanlış seçilmesi, sanıyorum bunun temel nedenlerinden biridir.

Arkadaşlar, çiftçi mağdur durumda. Burada iktidar-muhalefet ayrımı yapmadan Hatay çiftçisine sahip çıkılmasını, sizden istirham ediyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle sizleri selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Teşekkür ederim Sayın Akgöl.

Gündem dışı üçüncü söz, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Genel Kuruluna katılan Türk Delegasyonunun faaliyetleriyle ilgili söz isteyen Sivas Milletvekili Sayın Mesude Nursuna Memecan’a aittir.

Buyurun Sayın Memecan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Sivas Milletvekili Nursuna Memecan’ın, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Genel Kuruluna katılan Türk Delegasyonunun faaliyetlerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

NURSUNA MEMECAN (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Delegasyonumuzun geçen hafta Strazburg’da katıldığı 2012 Kış Oturumu’ndaki faaliyetleriyle ilgili Genel Kurulu bilgilendirmek üzere gündem dışı söz aldım. Herkesi saygıyla selamlıyorum.

Avrupa Konseyi, bilindiği gibi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokrasi değerlerine sahip çıkan ve tüm üye ülkelerde hayatın her alanında geçerli kılınması amacını taşıyan bir kurumdur. Delegasyonumuz yılda dört defa birer hafta Strazburg’daki oturumlara görüş bildirerek, komisyon çalışmaları yaparak, raporlar hazırlayarak aktif olarak katılmaktadır.

Oturumun başında 2010 yılından bu yana AKPM Başkanı olarak görev  yapan Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun görev süresi tamamlanmış oldu. Söz alan konsey üyeleri Sayın Çavuşoğlu’nun ortaya koyduğu performans sonucu çıtanın yeni AKPM Başkanı Fransız Mignon için ciddi biçimde yükseldiğini söylediler. Konseyin ilk ve Türk Müslüman Başkanının görevi böyle övgülerle teslim etmiş olduğunu sizlerle paylaşmak isterim. Oturumun ilk gününde Anadolu Ajansı foto muhabirlerinin Anadolu Ajansı objektiflerinden “Somali’de insan olmak” başlıklı sergisi Sayın Başbakan Yardımcımız Bülent Arınç tarafından açıldı. Bu sergi, Türkiye'nin Somali’deki duruma ilişkin hassasiyetine Avrupa Konseyi platformunda dikkat çekilmesi açısından çok yararlı oldu.

Oturumun yoğun gündeminin yanı sıra, Fransa’da geçirilmeye çalışılan ifade özgürlüğüne kısıtlama getiren yasayla ilgili endişelerimiz konusunda da tüm heyet üyelerimizin aktif katılımıyla uyumlu çalışmalar yaptık. Bu vesileyle, üyelerimize ve komisyonda görevli herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Fransa’daki tasarı sadece ifade özgürlüğünü sınırlamak ve cezalandırmakla kalmıyor bilimsel araştırma yapma, araştırma sonuçlarını savunma gibi birçok kişisel özgürlük alanında da sınırlar getirmiş oluyor. Kurucusu olduğumuz Avrupa Konseyinin dikkat ve ilgisini bu konudaki tehlikeye çekmek görevimizdi. Bu değerlerin hiçbir ülke tarafından kısa vadeli siyasi amaç uğruna heba edilmemesi gerektiğini Konsey üyelerine hatırlattık. Tepkisiz kalacak bu tür ihlal girişimlerinin başka ülkelere örnek teşkil edebileceği ve başka ihlallerle temel insan hakları değerlerinin büyük zarar göreceğini anlattık.

Genel Kurul toplantısı öncesinde, heyet başkanı olarak AKPM Başkanına, Konsey Genel Sekreterine, Konsey İnsan Hakları Komiserine, AKPM’deki siyasi grup başkanlarına gönderdiğim konu ile ilgili tehlikeye dikkat çeken mektupla çalışmalara başladık. Genel Kurul süresince endişeleri dile getiren ve durumun geri dönülmez bir aşamaya gelmeden Fransız siyasetini gerekli önlemleri alma çağrısında bulunan bir de yazılı deklarasyon kaleme aldık ve imza toplamaya başladık. 20’den fazla üye ve Konseydeki her siyasi gruba mensup milletvekilleri tarafından imzalanarak yayınlanan deklarasyon bir sonraki oturuma kadar da imzaya açık tutulacak.

Bu oturumda Konsey Genel Kuruluna hitap eden üst düzey konuşmacılara da sorular sorarak konunun gündemde tutulmasını ve görüşlerinin paylaşılmasını sağladık. Konsey Genel Sekteri Mr. Jagland, tarihin tarihçilere ve tarih kitaplarına bırakılmasını ve tarihî olaylar hakkında siyasi kararlar alınmaması gerektiğini söyledi. Avrupa’nın en saygın ve güvenilir şahsiyetlerinden olan Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg de, nefret ve şiddeti teşvik etmesi hâlinde ifade özgürlüğünün sınırlanabileceğini, ancak Fransa’daki yasanın bu kapsamda değerlendirilemeyeceğini ve tarihin değişik versiyonları hakkında kararlar almanın siyasi kurumların işi olmadığını belirtti, Fransa Senatosunun sergilediği yaklaşımı yararlı bulmadığını ifade etti. İngiltere Başbakanı David Cameron, geçmişi bırakarak güne odaklanmanın öneminden bahsetti, tüm Avrupa Birliği ülkeleri ve İngiltere’nin Türkiye’yle daha güçlü ilişkiler kurmasının herkes için faydalı olacağını söyledi.

Bu çerçevede söz alan AK PARTİ Sakarya Milletvekili Şaban Dişli, tarihsel olayların popülist siyasetçiler tarafından seçim malzemesi olarak kullanıldığını ve bunun tehlikeli bir gelişme olduğunu söyledi. CHP Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç, söz konusu yasanın antidemokratik olduğunu belirtti, tarihsel olayların siyasete malzeme olmaması gerektiğini söyledi. AK PARTİ Kayseri Milletvekili Pelin Gündeş Bakır’ın sunduğu bir değişiklik önergesiyle tehcir olaylarının değerlendirilmesinde arşivlerin açılması ve tarihçilerden oluşan bir komisyonun kurulmasına ilişkin bir paragrafın “Zorunlu nüfus tehcirleri” başlıklı rapora eklenmesi kabul edildi.

Fransa’daki gelişmeleri izlediğimizi, gerektiğinde Konseyde bu tür faaliyetleri sürdürmek üzere hazırlıklar yaptığımızı bildiriyor, saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Memecan.

Buyurun Sayın Bilgehan.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Ankara Milletvekili Ayşe Gülsün Bilgehan’ın, Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları açısından Avrupa’nın sorunlu ülkeleri arasında yer aldığına ve onayladığımız Avrupa Konseyinin Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddeti Önleme Sözleşmesi’nin iç hukuka uyarlanmasına ilişkin açıklaması

 

AYŞE GÜLSÜN BİLGEHAN (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisindeki çalışmalarımızla ilgili bilgi verdiği için Heyet Başkanımız Nursuna Memecan’a teşekkür ediyoruz. Ancak keşke 100’den fazla tutuklu gazetecimiz, hapiste kalan seçilmiş milletvekili ve yerel yöneticimiz, öğrencilerimiz, aksayan bir yargı sistemimiz olmasaydı da Türkiye olarak ekonomik gücümüz kadar ileri demokrasimizle de iftihar edebilseydik. Ne yazık ki Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Hammarberg’in eleştiri dolu raporuna karşılık veremedik ve ülkemiz Avrupa’nın insan hakları açısından sorunlu ülkeleri arasında yer aldı. Bu durumu değiştirmek güçlü bir çoğunluğa sahip iktidar partisinin elindedir. Umarım, yeni adalet reform paketi beklenen sonucu verir.

Avrupa Konseyinin Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddeti Önleme Sözleşmesi’ni onaylayan ilk ülke olmanın gururunu yaşadık. Şimdi, sıra, iç hukuka uyarlanmasına geldi. Yakında Meclis gündemine gelecek yasa tasarısının beşikten eceliyle ölünceye kadar bütün kadınları kapsamasını diliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Canalioğlu... (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Karadeniz sahil yolunda dalgaların yükselmesi sonucu yolların çökmemesi için alınması gereken tedbirlere ilişkin açıklaması

 

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karadeniz sahil yolunun deniz dolgusuyla yapılmasının sıkıntısı deniz dalgalarının yükselmesi sonucu yolların çökmesiyle yaşanmakta ve bu durum zaman zaman can ve mal kaybına yol açmaktadır. Bunun son örneği Hopa Sarp sahil yolunda yaşanmış, yolun yaklaşık 60 metrelik bölümü çökmüştür. Sarp’a giden çift şeritli yolun iki taraflı olarak ulaşıma açılmasıyla sağlanmıştır. Zamanında hatalı olarak yapılan yolun yeniden teknik olarak ele alınması ve bu tür çökme olaylarının önlenmesi için tedbirler alınmalıdır. 

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şandır…

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Hatay Amik Ovası’nda yaşanan sel felaketi nedeniyle zarar gören çiftçilerin mağduriyetlerinin giderilmesi için alınması gereken tedbirlere ilişkin açıklaması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Hatay’da yaşanan, Hatay Amik Ovası’nda yaşanan sel felaketi gerçekten tam anlamıyla afete dönüşmüştür. Yaklaşık 200 bin dönümün üzerinde ekili arazi su altında kalmıştır ve çiftçinin mahsulü ölmüştür. Artık Hükûmeti ve AKP’nin Hatay milletvekillerini göreve davet ediyoruz. Ne yapılması gerekiyorsa yapılmalı ve Hatay çiftçisi kendi kaderiyle baş başa bırakılmamalı. Ancak burada bir şey söylemek lazım: Hükûmetin, Sayın Dışişleri Bakanının Suriye’yle olan bu gergin ilişkilerinin sonucunun maliyeti halka ödettirilmemelidir. Asi Nehri üzerindeki baraj kapaklarının açılması bu felaketin boyutunu afete dönüştürmüştür. Dolayısıyla çiftçinin kendi elinde olmayan sebeplerle uğradığı bu zararı devletimiz karşılamalıdır. Bunun için gereken tedbirler gerekiyorsa hukuki düzenleme de yapılarak Hatay çiftçisinin bu felaketi karşılanmalıdır.

Bu bilgileri, bu duyguları sunmak üzere söz aldım. Söz verdiğiniz için teşekkür ederim Değerli Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

4.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin mahkûmiyet kararlarında birinci sırada olduğumuza ilişkin açıklaması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi önemli bir kurum. Avrupa Birliği süreci de Türkiye açısından son derece önemli. Ancak orada bir gerçekliğimiz var: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde 1’inci olmak ve mahkûmiyette 1’inci olmak, 159 kararla, maalesef Türkiye’ye ait.

En fazla düşünce suçlusunun, basın mensubunun tutuklu olduğu, içerde olduğu ülke durumundayız. En fazla kadına şiddetin uygulandığı ülke durumundayız. En fazla siyasilerin tutuklu olduğu ülke durumundayız. Yine uzun tutuklulukla beraber milletvekilleri içerde tutuklu olan tek Parlamento durumundayız.

Gerçekten Kopenhag Kriterleri çerçevesinde ülkemizin demokratikleşmesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çelik…

5.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, ülkemizde yaşanan şiddetli kış nedeniyle bazı köy yollarının kapalı olması nedeniyle mağdur olan halkın ihtiyaçlarının kısa sürede karşılanması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

DEMİR ÇELİK (Muş) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Uzun ve şiddetli kışın hüküm sürdüğü günümüz dünyasında bundan ülkemiz de bölgemiz de şiddetle etkilenmektedir. Özellikle son üç gündür muhtarlardan köy yollarının kapalı olduğuna ve açılmadığına dair yoğun şikâyetler gelmekte, eğitimin, sağlık hizmetlerinin aksadığına dair bir duyarlılığı herkesten önce İçişleri Bakanlığının devreye koyarak bu hizmetlerin yerli yerine getirilmesi yönünde bir beklenti halkımızdan bize yansıtılan temel taleptir. İnşallah, umuyorum, olabildiğince kısa sürede bu ihtiyaçlar karşılanır.

BAŞKAN – Sayın Özgündüz…

6.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Abdi İpekçi’nin 1 Şubat 1979’da öldürülüşünün yıl dönümüne ilişkin açıklaması

 

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün biliyorsunuz 1 Şubat, Abdi İpekçi’nin öldürülüşünün yıldönümü. Bu vesileyle Abdi İpekçi’yi rahmetle anıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, kadına yönelik şiddete karşı mücadelede kalıcı çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/124

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gerekçesini ekte arz ettiğimiz "Kadına yönelik şiddete karşı mücadelede, kalıcı çözüm yollarının araştırılması" amacıyla Anayasanın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

Gerekçe:

Toplumsal önemli sorunlarımızdan biri şüphesiz aile içi ve aile dışında kadınlara yönelik şiddettir.

Şiddet kadınların yalnızca fiziksel ve ruhsal sağlığını etkilemekle kalmayıp, kadının hukuki, sosyal, siyasal ve ekonomik statülerinin gelişmesini de engellemektedir.

Kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi ve mağdur olanların korunması amacıyla uluslararası sözleşmelere taraf olunmuş, taahhütlerde bulunulmuş ve ulusal mevzuatımızda düzenlemeler yapılmıştır.

Bu düzenlemelere rağmen son yapılan araştırmalara bakıldığında kadına yönelik şiddetin azalma göstermemesi ve giderek artan bir boyuta ulaşması değerlendirilmesi gereken çok önemli bir konudur.

Kadınlara yönelik şiddetin giderek artması

Yasal sürecin iyi işlememesinden mi, toplumsal eğitimin yeterince yapılamamasından mı, ekonomik sıkıntıların bireyler üzerindeki baskılarından mı, şiddet mağdurlarının korunamamasından mı, yasalarımızın yeteri kadar yaptırım gücüne sahip olamamasından mı, yanlış dini ve toplumsal değerler mi, kültürel dejenerasyon mu, çok yönlü araştırılmalıdır.

Ve kadına yönelik şiddete karşı mücadelede kalıcı bir çözüme ulaşabilmek için tüm resmi ve sivil kurum ve kuruluşların bu konuda seferber edilebilmesinin yolları ve yönteminin belirlenmesi gerekmektedir.

Bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne büyük sorumluluk düşmektedir.

Bu yüzden konuyla ilgili Meclis Araştırmasının bir an önce gündeme alınması sadece kadınlarımız açısından değil toplumsal sağlığımız açısından önemlidir.

1) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

2) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

3) Mesut Dedeoğlu                                                   (Kahramanmaraş)

4) Mehmet Erdoğan                                                  (Muğla)

5) Alim Işık                                                              (Kütahya)

6) Hasan Hüseyin Türkoğlu                                       (Osmaniye)

7) Enver Erdem                                                        (Elazığ)

8) Ali Öz                                                                  (Mersin)

9) Seyfettin Yılmaz                                                   (Adana)

10) Zühal Topçu                                                       (Ankara)

11) Erkan Akçay                                                       (Manisa)

12) Yusuf Halaçoğlu                                                 (Kayseri)

13) Sümer Oral                                                         (Manisa)

14) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

15) Ahmet Duran Bulut                                              (Balıkesir)

16) Necati Özensoy                                                  (Bursa)

17) Bülent Belen                                                      (Tekirdağ)

18) Durmuş Ali Torlak                                               (İstanbul)

19) Oktay Öztürk                                                       (Erzurum)

20) Celal Adan                                                         (İstanbul)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 23 milletvekilinin, Kütahya ETİ Gümüş Anonim Şirketi Gümüş Üretim Tesislerindeki siyanür kullanımının insan sağlığı ve çevreye olan etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/125)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

"ETİ-GÜMÜŞ A.Ş. Gümüş Üretim Tesislerindeki Siyanür Kullanımının İnsan Sağlığı ve Çevreye Olan Etkilerinin Araştırılarak Gerekli Önlemlerin Alınması" amacıyla Anayasamızın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğünün 104 üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz. 13.10.2011

Gerekçe:

Bilindiği gibi, 1987 yılında Etibank tarafından Kütahya şehir merkezine yaklaşık 32 km uzaklıktaki Gümüş köyde kurulan Eti Gümüş A.Ş., AKP iktidara gelir gelmez özelleştirme kapsamına alınmış ve 2004 yılında sembolik denecek bir bedelle satılmıştır. Eti Gümüş A.Ş. gümüş üretim tesislerine ait siyanürlü atık su depolama havuzlarından birinin 07.05.2011 tarihinde çökmesiyle kamuoyunun gündemine gelen "siyanürlü atık suyun çevreyi kirlettiği" iddiaları, toplumun farklı kesimleri tarafından yakından izlenerek değişik tartışmaların yaşanmasına yol açmıştır.

Anılan tesislerin çevresinde bulunan belde ve köylerde yaşayan vatandaşlarımız başta olmak üzere ilimiz genelinde ve Bölge illerinde de büyük endişelere yol açan siyanürlü atık su havuzlarındaki çökmenin ardından anılan tesislerde ara verilen üretime 14 Haziran 2011 tarihinde tekrar başlanmıştır. Aynı gün tesislerin 4 km yakınında bulunan Dulkadir köyüne verilen içme suyundan zehirlendiği şüphesiyle 7 vatandaşımız hastaneye kaldırıldığı ve çok sayıda hayvanın telef olduğu haberleri üzerine şirket yetkilileri tarafından, "... Bu hatlar kapalıydı. Burada fabrika ve köye yapılan bir sabotaj vardır." şeklinde bir açıklamada bulunulmuştur. Yaşanan bu olay üzerine, Kütahya İl Çevre Kurulunun anılan işletmeyi, "Dulkadir Köyü'nde evlerde kullanılan su boru hattına siyanürlü su verdiği gerekçesiyle 4 milyon 500 bin TL para cezasına çarptırdığı" haberleri medyada geniş yer bulmuştur.

"Şirkette çalışan 97 işçinin, özel bir laboratuvarda yaptırılan rutin kontrolde, sınır değerin üzerinde ağır metal kirliliğine rastlandığı iddiasıyla Ankara Meslek Hastalıkları Hastanesine sevk edildiği, yapılan kontrollerde işçilerin idrar ve kanında kurşun, arsenik, kadmiyum ve cıva bulunduğu" haberleri Temmuz-2011 tarihli; İl Çevre Kurulunun "Eti Gümüş AŞ.'ye, havuzların çamurla dolması ve kullanılamaz hale gelmesine rağmen bu konuda duyarlı davranmadığı gerekçesiyle 500 bin TL para cezası verdiği ve tesislerdeki her biri 5 milyon metre küp siyanürlü su depolama kapasitesine sahip olan dört havuzun da kapatılmasını kararlaştırdığı" haberleri de Eylül-2011 tarihli bazı medya organlarında yer almıştır.

TMMO Çevre Mühendisleri Odasının "Bölgeden alınan içme suyu örneklerinde izin verilebilir limit değerlerden %40 oranında daha fazla siyanür bulunduğu" yönündeki kamuoyuna yansıyan açıklamalarına karşın, şirket yetkililerinin ve bazı resmî kurum yöneticilerinin ise bu iddianın aksi yönündeki açıklamaları vatandaşlarımızın kafalarını karıştırmıştır. Yapılan açıklamalar üzerine konunun yargıya taşındığı, bazı çalışanların işlerinden çıkartılma tehdidiyle karşı karşıya kaldıkları, bazı çalışanların ise işten ayrılarak işletme aleyhine dava açtıkları yönündeki iddialar kamuoyundaki endişeleri daha da artırmıştır.

Gümüş işleme tesislerine yakın köylerde, tesislerde gümüş üretimine başlanmasının ardından çeşitli kanser türlerinden ölümlerin de başladığı ve bu ölümlerin köylerin su kaynaklarındaki arsenik yoğunluğunun aşırı yüksekliğinden kaynaklandığının belirlendiği iddiaları, konunun daha fazla geciktirilmeden detaylı bir şekilde araştırılmasının kaçınılmaz hâle geldiğini göstermektedir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, "Kütahya Eti-Gümüş AŞ gümüş üretim tesislerindeki siyanür kullanımının insan sağlığı ve çevreye olan etkilerinin araştırılarak gerekli önlemlerin alınması" amacıyla bir Meclis araştırması açılması gerekli görülmektedir.

1) Alim Işık                                                              (Kütahya)

2) Oktay Vural                                                          (İzmir)

3) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

4) Durmuşali Torlak                                                  (İstanbul)

5) Adnan Şefik Çirkin                                               (Hatay)

6) Atila Kaya                                                            (İstanbul)

7) Sinan Oğan                                                          (İğdır)

8) Yusuf Halaçoğlu                                                   (Kayseri)

9) Hasan Hüseyin Türkoğlu                                       (Osmaniye)

10) Mehmet Erdoğan                                                 (Muğla)

11) Mesut Dedeoğlu                                                  (Kahramanmaraş)

12) Ali Uzunırmak                                                     (Aydın)

13) Ali Öz                                                                (Mersin)

14) Enver Erdem                                                      (Elâzığ)

15) Seyfettin Yılmaz                                                 (Adana)

16) Koray Aydın                                                        (Trabzon)

17) Özcan Yeniçeri                                                   (Ankara)

18) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                       (İzmir)

19) Oktay Öztürk                                                       (Erzurum)

20) Mustafa Erdem                                                   (Ankara)

21) Zühal Topçu                                                       (Ankara)

22) Sümer Oral                                                         (Manisa)

23) Lütfü Türkkan                                                     (Kocaeli)

24)Ahmet Duran Bulut                                               (Balıkesir)

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 20 milletvekilinin, büyük şehirlerimiz başta olmak üzere ülkemizde artan hırsızlık, soygun, gasp, sokak gösterileri ve şiddet olayları ve çocuklarla gençlerin bu olaylardaki rolünün araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/126)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde ve özellikle, büyük şehirlerimizde hırsızlık, soygun, gasp, sokak gösterileri ve şiddet olayları son derece artmış bulunmaktadır. Bu olaylar sonucunda birçok esnaf, kamu kurum ve kuruluşları, bankalar, belediyeler maddi zarara uğramakta, vatandaşlar ise bunu bazı durumlarda can ile ödemektedir. Bu, vatandaşı kendi başının çaresine bakacak duruma getirmiştir. Olaylarda, küçük yaşta çocuk ve gençlerin ön planda kullanılması, böyle bir durumda hadiseleri daha da içinden çıkılmaz hale getirmektedir. Bu yüzden bu olayların önlenmesi için alınması gereken tedbirleri ve “büyük şehirlerimizde şiddetin önlenmesi, çocukların ve gençlerin bu olaylarda ki rolü" konulu, Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve talep ederiz.

Genel Gerekçe:

Ülkemizin birçok bölgesinde, özellikle doğu illerimizde ve büyük şehirlerimizde suç ve şiddet giderek artmaktadır. İşsizlik, açlık, yoksulluk, ekonomik faktörler ve hükümetin yanlış politikaları, suç oranlarının ve şiddet olaylarının artmasında önemli etkenlerdir.

Çeşitli bölgelerde yapılan izinsiz eylemlerde çocukların ve gençlerin en ön saflarda güvenlik güçlerine karşı bir kalkan olarak kullanılması dramatik bir durumdur. Bunda aile içi iletişimsizlik, eğitimsizlik, işsizlik ve gelecek kaygısı önemli rol oynamaktadır. Suçlu çocuk ve genç yoktur. Suça itilmiş çocuk ve genç vardır. Özellikle insanın içinde yaşadığı koşullar, onun nasıl bir birey olacağını, kişiliğini büyük ölçüde etkilemektedir.

Şiddet olaylarında çocukların ön safa sürülmesi olayın vahametini daha da artırmaktadır. Adalet Bakanlığının adli sicil verilerine göre, şehirlerimizde yaşayan her sekiz kişiden birinin sabıkalı olduğu anlaşılmaktadır. Sabıka kaydının, suç yenilenmemesi halinde, iki yılda bir silinmesine rağmen suç örgütleri ve bundan çıkar sağlayan ideolojik ve siyasi çevreler, çocukları ön plana çıkartarak onların sakıncalı hale gelmesini sağlamaktadır. Bir defa sabıka kaydı girilen kişi, bir müddette cezaevinde tutulursa, bir militan haline gelmektedir. Dolayısı ile çocuklarımızı militan haline gelmekten korumalıyız.

Suçlu çocukları, çocuk mahkemelerinde mahkeme etmek, onların suçuna karşılık gelen cezaları azaltmak, çözüm değildir. Bunların, (çocukların) suç örgütü ve PKK gibi etnik, bölücü örgütlerin elemanı haline gelmesini önleyecek çalışmalar yapılmalı ve çocuklarımız militan olmaktan, mutlaka kurtarılarak topluma, ülkesine ve insanlığa faydalı olacak şekilde yönlendirilip, yetiştirilmelidir.

 

 

 

1) Mehmet Şandır                                  (Mersin)

2) Emin Haluk Ayhan                              (Denizli)

3) Hasan Hüseyin Türkoğlu                     (Osmaniye)

4) Mehmet Erdoğan                                (Muğla)

5) Mesut Dedeoğlu                                 (Kahramanmaraş)

6) Enver Erdem                                      (Elâzığ)

7) Alim Işık                                            (Kütahya)

8) Celal Adan                                        (İstanbul)

9) Ali Öz                                                (Mersin)

10) Adnan Şefik Çirkin                           (Hatay)

11) Sümer Oral                                      (Manisa)

12) Durmuş Ali Torlak                            (İstanbul)

13) Seyfettin Yılmaz                               (Adana)

14) Zühal Topçu                                     (Ankara)

15) Koray Aydın                                     (Trabzon)

16) Ahmet Duran Bulut                           (Balıkesir)

17) Bülent Belen                                    (Tekirdağ)

18) Kemalettin Yılmaz                            (Afyonkarahisar)

19) Mustafa Erdem                                 (Ankara)

20) Erkan Akçay                                     (Manisa)

21) Oktay Öztürk                                    (Erzurum)

BAŞKAN -  Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Balıkçılık sektöründe yaşanan sorunların araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin,  Genel Kurulun 1/2/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

                                                                               01/02/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun 01.02.2012 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                               Hasip Kaplan

                                                                                     Şırnak

                                                                         Grup Başkan Vekili

Öneri:

13 Ekim 2011 tarihinde, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan tarafından verilen (76 sıra nolu), “Balıkçılık Sektöründe Yaşanan Sorunların” araştırılması amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurul’un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 01.02.2012 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan’a aittir.

Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun balıkçılık sektöründe yaşanan sorunlarla ilgili araştırma önergesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Üç tarafı denizlerle çevrili, akarsuları ile zengin, coğrafi olarak stratejik bir konumda; tarihî, turistik ürünleri çeşitli, yer altı, yer üstü zenginlikleri olan ülkemizde balıkçılık sorunları da artmış bulunmaktadır.

Küresel ekonomik kriz sonrası, Karadeniz, Marmara, Ege, Akdeniz'e olan 178 bin kilometre kıyı şeridi, 1 milyon hektarın üzerinde 200 göl, 3.442 kilometre akarsuları olan ülkemizde maalesef balıkçılık üretimi, tüketimi çok ciddi sorunlarla karşı karşıya. Akdeniz’de 5 bin, Karadeniz’de 1.700 canlı türü var. Karadeniz’de 247, Marmara’da 200, Ege’de 300, Akdeniz’de de 500’ün üzerinde balık türü yaşamakta.

Dünyada balıkçılık sektörü hızla gelişirken özellikle Avrupa Birliği süreci ile birlikte mevzuat değişikliklerine gidilirken ulusal bir politika üretilmediği için, planlama yapılamadığı için, bakanlık düzenlemeleri genel müdürlükler, müsteşarlıklar düzeyinde kaldığı için çok ciddi sorunlar yaşanıyor.

Avrupa Birliği ortak balıkçılık politikasının, baktığımız zaman, koruma amaçlı olarak ayrılan Avrupa Balıkçılık Fonu’nun 4,3 milyar euro olduğunu hatırlatmak istiyoruz. Bundan maalesef Türkiye yararlanamıyor. Yunanistan üye olduğu için, Kıbrıs Rum Kesimi, Bulgaristan, Romanya gibi ülkeler üye olduğu için yararlanabiliyor, diğer ülkeler ise -Gürcistan gibi, Rusya gibi ülkeler- üyelik sürecini tamamlayamadığı için yararlanamıyor.

Bilinçsiz avlanma, denetimsizlik, plansızlık, kültür balıkçılığında yaşanan sorunlar kaynakların da hızla tükenmesine yol açıyor. Tuna Nehri’nin Karadeniz’e taşıdığı ağır metaller, kirlilik ayrı bir tehdit oluşturuyor.

OECD ülkelerinin balıkçılık için ayırdığı harcamalar ile ülkemiz kıyaslandığında, arada bir uçurum var. Ülkemizde, özellikle hava durumuna bağlı olarak -işte, bugünlerde karlı, fırtınalı bir süreç- hemen balık fiyatlarında yüzde 100’lerin üzerinde bir artış olduğunu, balıkçıların ava çıkamadığını, nakliyenin yapılamadığını, ürünlerinin elde kaldığını veya avcılık yapamadıklarını da biliyoruz. Örneğin, Karadeniz’de hamsi avında bereketli sezonlarda dahi 200 bin ton tüketilirken, geri kalan 300 bin ton ne yapılıyor? Balık unu, yağ fabrikalarına yok denecek fiyatlarla satılıyor.

Büyük ihracat potansiyeline rağmen maalesef bu konuda iç tüketimi dahi karşılayamayan balıkçılık sektörünün yaşadığı sorunlar, destek, teşvik, bilinçli avlanma konularında yeni bir politika gerektiriyor.

Kıyı balıkçılığının yanı sıra açık denizlerde yapılan avlanmalarda komşu ülkelerle de çokça sorun yaşanıyor ve birçok balıkçımız da yaşamını yitirmiştir.

Küçük balıkçılığın özendirilmesi, korunması, su ürünleri kooperatiflerinin geliştirilmesi, trol avcılığının denetlenmesi konusunda da mevzuatımız yeterli değil. Üniversitelerde eğitime ağırlık verilmesi, ARGE çalışmalarının bu alanda geliştirilmesi, balık hallerinin, komisyonculuğun, vergi ve kredilerin, teşviklerin yeni esaslara bağlanması gerekiyor.

Tabii bunları konuştuğumuz zaman çokça sorunu olduğunu bir on dakikaya sığdıramayacağımız kadar... Yeterince avlanamayan balıkçılar personelini, tayfasını, yakıtını, giderini dahi karşılayamaz duruma gelirken kabzımalların da yazıhanesine gidemez duruma geldikleri bir süreç yaşıyoruz çünkü kabzımallar balıkçılara borç para verir, onlar da balık tutar, o balığın karşılığında ödeme yapılır. Balıkçı balık tutamıyor, kabzımal da yazıhaneye gidince tekrar ondan para istiyor, borç para istiyor, o da sıkıntıda olduğu için böyle karşılıklı birbirini olumsuz etkileyen bir durum oluyor.

Trol avcılığıyla ilgili -yakında işte gördünüz, basında, televizyonda yer aldı- Rumelikavağı’nda bir olay yaşandı, Sınırlı Sorumlu Su Ürünleri Kooperatifi Başkanına bir saldırı oldu. Bu nedir, ne değildir? Boğazda trol avcılığı yasağı nasıl deliniyor? Bu konuların çok önemli olduğu… Sahil Güvenlik artık İçişlerine bağlandı, daha önce bağımsızdı Millî Savunma Bakanlığı bünyesinde. Gırgırlar ne yapıyor? Bu özellikle sonarlı aramalarda hemen kıyılarda sorunlar nelerdir, kıyı balıkçılığının yanında amatör ve sportif amaçlı yapılan balıkçılığın sorunları nelerdir, bunlar uzmanlık alanları itibarıyla neler? Trabzon Merkez Su Ürünleri Kooperatifi, yine Doğu Karadeniz Balıkçı Kooperatifleri Birliği var, onların yaşadığı sıkıntılar var, sorunlar var. Ege’de tabii yerine göre farklı sıkıntılar yaşanıyor. Ege denizi, balıkçılığı ve sorunları Çanakkale’deki kıyı balıkçılığından başlayarak Bodrum’a kadar, Saros Körfezi’nden Bodrum’a kadar ayrı bir ilgilenme gerektiren bir durum söz konusu.

Yine, Batı Karadeniz tarafına baktığımız zaman, Kıyıköy, İğneada, iki liman, en son oralarda yine ülkenin önemli balıklarından kalkan sezonunda dahi ürünlerin artık yanına yaklaşılamaz kadar fiyatların yükseldiğini görüyoruz. İlginçtir, denizlerimizin, Boğaz’ın en lezzetli balığı olan lüferi konuşuyoruz. Lüfer bulunmuyor, lüfer altın fiyatlarından daha pahalı artış gösteriyor. Oysaki lüferin öncesinde bir sarıkanat vardır, ondan öncesinde bir çinekop vardır, ona “Yaprak” der balıkçılar, daha ufağı vardır. Onun belli bir boyutta avlanma yasakları vardır fakat vatandaş sarıkanadın lüfer olduğunu göremediği için lüferin de kofana olduğunu son zamanlarda unutuverdi. Tezgâhlarda kofana yok artık. Garip bir şekilde aynı durum palamutta söz konusu. Palamut büyüyemiyor, bulunamıyor. Torikten en güzel lakerda yapılır. Bakın piyasaya bulamazsınız, torik lakerdası artık aranır duruma geldi. Yani bunca deniz ürünleri, bunca zenginlik, bunca verime rağmen kendi ürününü, kendi zenginliğini, kendi varlığını, kendi av yasağını, kendi imkânlarını denetleyemeyen bir ülke ve perişan olan bir balıkçı esnafı söz konusu. Bunların ağlarının alınması, amatör balıkçılıkta kullanılan malzemeler, gırgırların, küçük motorların hepsinin ayrı evsafı bütün bunlar çok büyük bir kesimi, sayıları 5 milyonu aşan bir nüfusu yakından ilgilendiriyor ve ülkenin gerçek sorunları içinde örgütlü olmadıkları için de maalesef bu sorunlar konuşulamıyor. Bu açıdan Mecliste bir araştırma yapılması belki sizlere daha lezzetli balık yeme imkânını tanıtacaktır, tattıracaktır.  Biraz da kendinizi düşünün balıkçılarla beraber diyorum. Bu araştırma önergesine olumlu oy verin diye söylüyoruz.

Teşekkür ederiz. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ilk söz İstanbul Milletvekili Sayın Tülay Kaynarca’ya aittir.

Buyurun Sayın Kaynarca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin vermiş olduğu grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum, bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Elbette ülkemizde balıkçılığın sorunları, buna yönelik çözüm önerileri çok önemlidir. Zira Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın bu konuda çok ciddi adımları vardır. Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü bünyesinde de gerek 22 gerek 23’üncü dönemlerde Hükûmetimizce yapılmış çalışmalar vardır ancak bugün Meclis gündemimiz oldukça yoğun ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük’ünde değişiklik yapılmasına dair İç Tüzük değişikliği de bu gündemler içerisindedir. Bu vesileyle BDP Grup önerisi aleyhine söz aldığımı belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaynarca.

Barış ve Demokrasi Partisi Grup Önerisi’nin lehinde son söz Mersin Milletvekili Sayın Vahap Seçer’e ait.

Buyurun Sayın Seçer.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisinin vermiş olduğu, balıkçılık sektörüyle ilgili sorunların tespiti amacıyla Meclis araştırması açılması konusuyla ilgili söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’deki muhtelif konularda, muhtelif sektörlerde yaşanan sorunlarla ilgili, milletvekillerine ulaşan bu sorunların tespiti, bunların çözüm yollarının ortaya konmasıyla ilgili siyasi parti grupları zaman zaman grup önerileri yapıyorlar ve bu sorunlarla ilgili Meclis araştırması yapılması, bu konuların, bu sorunların tespiti ve bunların çözüm yollarının ortaya çıkarılması ve yüce Meclisin de bu konuda tedbir alması, birtakım düzenlemeler yapmasını istiyorlar ama genelde bu grup önerilerinin büyük bir çoğunluğu -rakamsal olarak- iktidar partisi tarafından reddediliyor.

Geçtiğimiz haftalarda yine ben bu konuda, yine tarım sektörüyle ilgili bir konu olan narenciye sektöründe yaşanan sorunların tespitiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu Meclis araştırması açılmasına dair bir önergeyle ilgili söz almıştım. Burada dilim döndüğünce milletvekili arkadaşlarımıza, tüm siyasi partilere mensup arkadaşlarımıza bu konunun önemli bir konu olduğunu, özellikle istihdamda bu sektörde çalışanların önemli bir payının olduğunu, ekonomiye önemli katkılar yaptığını, ihracata önemli katkılar yaptığını ifade etmeye çalıştım ve bu konuda da günümüzde, özellikle 2010-2011 sezonunda önemli sorunların yaşandığını, yine bugün 2011-2012 üretim, narenciye üretim sezonunda önemli sorunların yaşandığını ifade etmeye çalıştım. Ama o çabalarımız burada boşa çıktı, AKP’li milletvekili arkadaşlarımın kullandığı ret oyuyla Meclis araştırması kurulması imkânı ortadan kalktı. Ama hafta sonu bölgeme gittiğimde, Mersin, biliyorsunuz narenciye üretiminde önemli bir ilimiz, orada arkadaşlarımız bir toplantı tertip etmişler ve beni oraya çağırdılar. Milletvekilli arkadaşlarımdan sadece Milliyetçi Hareket Partisine mensup bir Mersin Milletvekili arkadaşım vardı, iktidar partisine mensup bir milletvekili arkadaşımı orada göremedim. Orada ziraat odası başkanları vardı, ihracatçı birlikleri başkanları vardı, narenciye üretim kooperatifi başkanları vardı, sulama birliği başkanları vardı, yani sektörün tüm paydaşları oradaydı. Orada insanlar sorunlarını anlatmaya çalıştılar. Biz muhalefet partisi milletvekilleri olarak onları dinledik ama orada bir tane iktidara mensup bir milletvekili arkadaşımı bulamadım. Bu, şu anlama geliyor: İktidara mensup milletvekili arkadaşlarım, yurttaşın, vatandaşın karşısına çıkmaktan korkuyor çünkü onların sorunları var, onların dertleri var. Bu sorunlarına, bu dertlerine çözüm bekliyor, çare bekliyor ama milletvekili arkadaşlarım, iktidar partisine mensup milletvekili arkadaşlarım halktan kaçıyorlar.

Şimdi, yine, ülkemiz için önemli sayılabilecek bir konuyla ilgili Barış ve Demokrasi Partisinin bir önergesi var. Türkiye’de balıkçılık sektörünün yaşadığı sorunların tespit edilmesi, bu konuda bir araştırma komisyonu kurulmasına istinaden bir öneri var. Türkiye'nin üç tarafı denizlerle çevrili, Türkiye'nin toplam sınırının üçte 2’si kıyı sınırı, yaklaşık olarak 8 bin kilometreden fazla bir alan. Önemli akarsu kaynaklarımız var, 177.714 kilometre uzunluğunda nehirler bulunuyor, deniz ve üst su kaynaklarımızın toplam yüzey alanı 25 milyon hektar.

Düşünün, Türkiye'de toplam tarım alanları 28 milyon hektar, su ürünleri üretimini yapabileceğimiz ya da avcılık yoluyla üretim sağlayabileceğimiz alanların miktarı yabana atılamayacak bir miktar, 25 milyon hektar civarında bir alan.

Bu sektör 47 bin kişiye doğrudan istihdam sağlıyor, ancak gayrisafi millî hasılaya katkısına bakıyoruz, bu kadar potansiyeli olan bir ülkenin gayrisafi yurt içi hasılaya sağladığı katkı sadece binde 4 oranında.

Balık çeşitleri açısından da önemli bir potansiyele sahibiz. Karadeniz’de 247, Marmara’da 200, Ege’de 300, Akdeniz’de 500 civarında bir balık türü zenginliğine sahip, böyle bir önemli potansiyele sahibiz.

Üretime bakıyorsunuz, yine bu potansiyelin karşılayacağı miktarlarda değil, oldukça düşük miktarlarda. 2009 yılında 622 bin ton civarında bir üretimimiz söz konusu, 2010 yılı içinde 653 bin ton civarında bir üretim yapabilmişiz.

Toplam dünya su ürünleri üretimine bakıyorsunuz, 145 milyon hektar. Yani az önce de söyledim, bu kadar önemli bir potansiyele sahip ülkemizde, dünya üretiminin sadece binde 43’ünü Türkiye'de üretilen su ürünleri oluşturuyor. Bu oldukça düşük bir rakam. Oysa bu potansiyeller alınacak tedbirlerle pekâlâ gayet iyi noktalara getirilebilecek durumda.

Üretim iki şekilde yapılıyor avcılık ve yetiştiricilik olmak üzere, önemli bir bölümü Türkiye'de üretimin avcılıkla sağlanıyor. Burada 2010 yılı kesin rakamları var. Yaklaşık olarak 445.700 tonu denizlerden sağlanıyor bu avcılığın, avcılıkla elde edilen üretimin; 40.260 tonluk kısmı da iç sularımızdan, diğer kalan kısım yani 654 bin tonluk üretimi tamamlayan kısım da yaklaşık 160 bin ton civarıyla yetiştiricilikten elde edilen kısım.

Tabii, dünyada da, Türkiye’de de nüfus artıyor; dolayısıyla beslenme her geçen gün daha sorun oluyor, dengeli beslenme daha da önemli bir hâle geliyor. Biliyorsunuz, balık, protein açısından da önemli bir besin kaynağı, yaklaşık yüzde 15-20 protein içeren bir besin çeşidi. Dolayısıyla Türkiye'nin, hızla, yetiştiricilik konusunda önlem alması gerekiyor. Dünyada bu konuda çok sayılı ülkeler var; Çin var, Hindistan var, Vietnam var, Endonezya var vesaire böyle gidiyor ama Türkiye, bu sıralamaya baktığınız zaman, üretimde yaklaşık olarak 35’inci sırada, yetiştiricilikte de yaklaşık olarak 8’inci, 9’uncu sıraları paylaşıyor. Bu anlamda, bu sektörün enine boyuna araştırılması, incelenmesi, ne gibi sorunlar yaşanıyor bunların tespit edilmesi gerekiyor.

Avrupa Birliği müzakere sürecinde -biliyorsunuz- genel anlamda tarım çok önemseniyor. Bu müktesebatın, bakın, otuz beş fasıl başlığının üç tane temel konusu tarımla ilgili. Tarım ve kırsal kalkınma, gıda güvenliği, veteriner hizmetleri ve balıkçılık o kadar önemli bir konu ki, sadece, salt balıkçılık konusunda bir fasıl başlığı var. Bu konuda, geçtiğimiz 23’üncü Dönemde önemli çalışmalar yapılmaya çalışıldı çünkü Avrupa Birliğinin bu müzakere başlığını açabilmesi için burada ilgili mevzuatların yapılması gerekiyordu. 1380 sayılı su ürünleriyle ilgili Kanun’un Avrupa Birliği mevzuatına uyumlu hâle getirilmesi gerekiyordu. Bu konuları komisyonlarda tartıştık ama bir sonuca ulaşamadık. Avrupa Birliği Komisyonu, her yıl yayınladığı ilerleme raporunda bu konuyu sıkça dile getiriyor ve bu konuda Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine eleştiriler getiriyor.

Değerli arkadaşlarım, özellikle turizmi önemli ölçüde etkileyen balık çiftlikleri konusu var Ege’de, Akdeniz’de. Türkiye, cari açığı kapatmak için ihracat yapmak zorunda. Turizm de cari açığı kapatmanın önemli yollarından, sektörlerinden biri; geçen yıl 23 milyar dolar turizm gelirimiz var. 35-36 milyon turist Türkiye’yi ziyaret ediyor ama biz bakıyoruz, o müstesna kıyıları, Ege kıyılarını, Akdeniz kıyılarını bilinçsiz bir şekilde ranta açıyoruz, balık çiftliklerine tahsis ediyoruz. Bu konunun da yetkili hükûmet tarafından ivedilikle değerlendirilmesi lazım ve bu konuda tedbirlerin alınması gerektiğini düşünüyorum.

Bu öneriye olumlu oy kullanacağımızı belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Seçer.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin aleyhinde son söz, Bursa Milletvekili Sayın Hüseyin Şahin’de.

Buyurun Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisi hakkında aleyhte söz almış bulunmaktayım.

Gündemi belirlenen Meclisimizin, dün çıkardığımız Çek Yasası’ndan sonra, bugün, AK PARTİ’li beş grup başkan vekili ve Cumhuriyet Halk Partili Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, bir maddesinin değişimiyle ilgili İç Tüzük’le ilgili değişiklik teklifleri vardır.

Gündemimiz yoğun olduğundan dolayı, Barış ve Demokrasi Partisinin, balıkçılığın sorunlarının araştırılmasıyla ilgili araştırma önergesine katılmadığımızı beyan ederek yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şahin.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir saniye, daha ona bakacağım.

Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Mersin ili, balık türü zenginliği yönünden önemli bir ilimiz ve sağlıklı yaşam için protein ve mineral bakımından da tüketilmesi gereken önemli bir besin balık. Balık avcılarının özellikle tekne bağlama kütüğüne ödedikleri 236 TL’lik ücret 276 TL’ye çıkartılmış ve ödemesi bir gün geciktirildiği zaman, belki de başka hiçbir alanda olmayan üç kat cezayla cezalandırılmaları söz konusu. Bu uygulamanın özellikle balık üreticileri sonlandırılmasını istiyorlar.

Diğer taraftan önemli bir konu da, balık avlama zamanının doğru belirlenmesi.  Trolle özellikle yumurtlama aşamasında sahile yakın yerlerde balık avcılığı yapılması belli balık türlerinin yok olmasıyla da karşı karşıya kalmamıza vesile olmakta, bunun da önüne geçilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını ifade etmektedirler.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisini oylarınıza sunuyorum. Karar yeter sayısı arayacağım. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 14.08

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- Şoför esnafının sorunlarının belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin, 1/2/2012 Çarşamba günü Genel Kurulda okunarak ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

 

                                                                                                           01.02.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 01.02.2012 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, Siyasi Parti Grupları arasında oybirliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini İçtüzüğün 19 uncu Maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                   Mehmet Şandır

                                                                                                        Mersin

                                                                                                   MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

18 Kasım 2011 tarih ve 813 sayı ile TBMM Başkanlığına verdiğimiz, "Şoför Esnafının Sorunlarının Belirlenmesi Amacıyla" verdiğimiz Meclis Araştırma önergemizin 01.02.2012 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü Birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk söz İzmir Milletvekili Sayın Mehmet Ali Susam’a aittir.

Buyurun Sayın Susam. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin, şoför esnafının sorunlarıyla ilgili verdiği önergeyle ilgili konuşmak üzere söz aldım. Muhakkak ki biçimsel bir aleyhtedir ama özde şoför esnafının gerçekten çok önemli sorunları vardır ve bu sorunların burada konuşulması, görüşülmesi de hepimizin özenle üzerinde durması gereken konulardır.

Bir ricamı da Sayın Başkan vasıtasıyla milletvekillerinden rica edeyim. Konuşmak isteyen arkadaşlar, lütfen, konuşmalarını dışarıda yaparlarsa ben de şoför esnafının sorunlarını şoförlerin duyacağı şekilde daha rahat anlatırım.

Değerli arkadaşlar, şoförlük bir meslek. Bu meslek, ülkemizde çok yaygın bir meslek çünkü ülkemizin taşımacılığı -üç tarafı deniz olmasına rağmen deniz taşımacılığı ihmal edilmiş, demir yolu ağları Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün döneminde başlamış olmasına rağmen daha sonra sekteye uğramış- daha çok kara yolu taşımacılığıyla, özellikle de uluslararası sermayenin yönlendirmesiyle Türkiye’de yolcu taşımacılığı, yük taşımacılığı hep kara yoluyla yapılma noktasına gelmiş. Bundan dolayı ülkemizde taksi, minibüs, kamyon, otobüs, dolmuş ve benzeri taşımacılık işini yapan binlerce şoför esnafı vardır. Bu, onların kendi tercihlerinin olmasının ötesinde, ülkeyi yönetenlerin taşımacılık sektöründe seçmiş oldukları yoldan kaynaklanmaktadır.

Bu işe gönül vermiş, yatırım yapmış, araç almış veya aracın üzerinde çalışmış olan arkadaşlarımızın çok ciddi sorunları vardır. Bu sorunların çözümü konusunda bu Mecliste konuşulabilecek önemli sorunlar var ama bunların en önemli yanı da bu kesimin örgütlü güçlerini bu işle ilgilenen kurullarda temsil ettirmek ve o kurulların içerisinde demokratik katılım imkânlarını ve yollarını açmaktan geçmektedir.

Bakınız, şoför esnafı ve ulaştırmacılık sektörü kırk bir tane belge alıyor. Bu belgeler, K1, C1, Y1, D1, D4 sayabildiğiniz kadar belge. Bu belgeleri veren kuruluş Ulaştırma Bakanlığının ve Karayollarının yetkili kurulları ama bu belgeler -SRC belgeleriyle birlikte- maalesef şoför odalarının, teşkilatlarının çok fazla müdahil olduğu bir konu değil.

Bu anlamıyla bir kere şunu genelde çözmeliyiz: Bütün bu belgelerin verilmesinde meslek odaları aktif bir şekilde bu işin içinde olmalıdırlar. Maalesef, bugün şoförlük çok yaygın bir meslek olmasına rağmen, eğitim anlamında -o işi yapan insanların bu mesleği daha nitelikli ve kaliteli yapması anlamında- eğitim konusunda Bakanlık bürokrasisinin elinde kaldığı için, meslek odaları olaya çok aktif bir şekilde katılmadığı için, daha çok işine bu konuda para kazanma noktasında bakan, meslek erbabı olmayan, iş bulamamış bir kısım insanın bu meslekte direksiyon başına oturmasıyla müşteri ve şoför arasındaki bağ ve iyi bir iş yapabilme, maalesef, oluşturulamamaktadır. Onun için, şoförün eğitimi bu konuda önemli bir konudur, bunu çözmemiz lazım, bir.

Ama asıl önemli olan ikinci bir konu da, taşımacılık sektörünün maddi altyapısında ciddi sıkıntılar vardır. Bir: bu ülke, özellikle taşımacılık alanında akaryakıtı, mazotu bir vergi geliri olarak görmüş, maalesef, kullanılan mazottan büyük vergi gelirleri elde etmektedir. Bugün, kaçak mazotla taşımacılık yapan kamyoncu esnafı normal istasyondan mazot almış bir kamyoncuyla haksız rekabet oluşturmaktadır. Bakın, birçok talep geliyor, diyorlar ki: “Uluslararası taşımacılık belgesi almış olan kamyoncu yurt içi taşımacılık yapmasın, haksız rekabet yapıyor. Neden? Çünkü yurt dışında taşımacılık yapan deposuna dışarıdan mazot alıyor, geldiği zaman burada -ucuz mazotla- yerli mazot alanla haksız rekabet yapıyor.” Biz bu konuda söz verdik Cumhuriyet Halk Partisi olarak “İktidar olduğumuzda hem köylünün mazotunun üzerinden vergiyi kaldıracağız hem taşımacılık yapan esnafın üzerinden vergiyi kaldıracağız. Mazottan, akaryakıttan vergi almayacağız, böylece de kamyoncuyu 10 numaralı yağ kullanmaya veya kendi aralarında haksız rekabet yapmasının önüne geçeceğiz.” dedik.

İkincisi, bu taşımacılıkla ilgili “gücü gücü yetene” diye bir fiyat tarifesi olmamalı. Ulaştırma Bakanlığı taşımacılıkta nasıl taksi taşımacılığında bir fiyat tarifesi koyuyorsa, bir minibüste fiyat tarifesi koyuyorsa kamyonculukta da koyduğu tarifeleri denetlemek ve o tarifelerin altında taşımacılık yapılmasını engellemek durumundadır. Bu anlamıyla şoförlerimizin bu sorunu da çok hayati sorunlardan bir tanesidir.

Bunun ötesinde, yine taşımacılık sektörünün önemli sorunlarından bir tanesi; bu sektörü özellikle büyük şirketlerin ilgi alanına sokma anlayışı Ulaştırma Bakanlığının yaptığı düzenlemelerde ve bürokraside hâkimdir. Bu nasıl oluyor size açık örnekle söyleyeyim: Değerli arkadaşlar, bugün taşımacılık sektöründe birçok kooperatifimiz var. Bu kooperatifler kamyoncular kooperatifinden tutun da taşımacılık alanında birçok kooperatif. Bu kooperatiflere öz mal sorunu getiriyorsunuz, diyorsunuz ki: “Siz yirmi araçlı bir kooperatifseniz bu kooperatifin on tane kendi öz malı olacak. Kooperatif ortakları kendi araçlarını bu kooperatife verecek.” Bunlar çıkış yolu olarak ne yapıyorlar? Eski arabaları burada gösterip bunu yapmaya çalışıyorlar. Aslında taşımacılıkta kooperatifçilik çok doğru bir uygulamadır, bir yoldur. Ama siz lojistik şirketlerinin önünü açmak için kooperatifçiliği engelleme anlamında öz mal sorununu koyarsanız burada binlerce araç sahibini devre dışı bırakıp, kooperatif örgütlenmesinin dışına itip onları kendi başına bırakıp lojistik şirketlerini bu alanda etkin hâle getirirsiniz. Kooperatif malına öz mal şartını kaldıracaksınız, kooperatifleri daha fazla üyesi olan taşımacı kooperatifler hâline getireceksiniz ve kooperatife giren taşımacıların devlet ihalelerinde öncelikle taşıma hakkı olduğunun altını çizeceksiniz ki direksiyonun başında bu işten para kazanan kamyoncuyu, taşımacılığı öncelikle bu alanda para kazanır noktaya getireceksiniz. Bunları bir kenara itiyorsunuz, büyük şirketlerin, büyük taşımacılık yapan insanların bu alanda daha etkin olmasının önünü açıyorsunuz. Bunu belki Bakan böyle düşünmüyor ama Bakanlık bürokrasisinin hazırladığı genelgeler  sonuçta bunu zorunlu hâle getiren bir noktaya geliyor. Onun için, burada bir kez daha söylüyorum: Bu anlayış değiştirilmelidir.

İkincisi, ulaştırma koordinasyon kurullarında, belediyelerin şehir içi trafiğini düzenleyen koordinasyon kurullarında esnaf oda temsilcileri yasal statüde orada temsilci olmalıdır. Bütün taşımacılığı yapan esnafın temsilcileri maalesef orada çok azınlıkta, sadece ilgili konularda görüşü alınıyor; oy kullanma ve asil üye olma hakkı ellerinden alınmış durumdadır. Bunlar, bu sektörü bilmeyen bürokratlarla bu sektör hakkında karar alma demektir.

Onun için, burada kısa sürede şunu söylemek istiyorum: Şoför odalarımızın, şoför esnafımızın daha çok devlet bürokrasisinde karar almak yerine, onların önerileriyle karar alınması gereğine ihtiyaç var. Ulaştırma sektörünün mazotundan, akaryakıtından, yedek parçasından vergi almak yerine, o insanların ekmek teknelerini devam ettirebilme anlayışını hâkim kılmaya ihtiyaç var ve şoför esnafını eğiterek daha iyi bir noktaya taşımaya ihtiyaç var.

Bu duygularla, ben, bu anlamıyla şoför esnafının sorunlarının bir kez daha burada konuşulmasına vesile olduğu için herkese teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Susam.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nda.

Buyurun Sayın Dedeoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şoför esnafının sorunlarının tespiti ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla vermiş olduğumuz Meclis araştırma önergesi üzerine partim ve şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Şoförlük mesleği artan sorunlar karşısında her geçen gün zorlaşmaktadır. Uzun yolları saatlerce direksiyon sallayarak binbir güçlükle aşan şoför esnafımız bürokrasiden kaynaklanan sorunları bir türlü aşamamaktan yakınmaktadır.

Şoför esnafının en önemli sorunlarının başında pahalı akaryakıt fiyatları ve yüksek vergi oranları gelmektedir. Vergi ve yüksek akaryakıt fiyatları karşısında kazançları düşen şoför esnafı ailelerine ekmek götüremez duruma gelmişlerdir.

Şoför esnafımız en büyük sıkıntıyı belge konusunda yaşamaktadır. Çok sayıda belge için kamu kurum ve kuruluşlarına yüksek oranda ücret ödemek zorunda bırakılmışlardır. Mevzuattan kaynaklanan sıkıntılar nedeniyle de çok büyük zorluklar yaşamaktadırlar.

Hükûmet tarafından yapılan düzenlemeler şoför esnafını pek çok ilimizde birbirine düşürmüştür. Bazı illerimizde mevzuata dayanarak yapılan taşımacılık dolmuşçu esnafı tarafından tepkiyle karşılanmaktadır. Bunun en bariz örneği de yine Kahramanmaraş’ımızda gözükmektedir. Bu nedenle mevzuat değişiklikleri ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte istişare edilerek hazırlanmalı ve uygulamaya geçirilmelidir.

Şoför esnafına ucuz akaryakıt temin edilmelidir. Yaşanan en büyük sıkıntılardan birisi de ucuz akaryakıt konusunda ayrıcalık yapılmasından kaynaklanmaktadır. Deniz Ticaret Odasına kayıt yaptıran şoför esnafı indirimli akaryakıttan yararlanarak ve giderlerini düşürerek yolcu taşımacılığı yaparken aynı bölgede ve aynı ilde esnaf odalarına üye olan şoför esnafı indirimli akaryakıttan faydalanamamaktadır. Hayat pahalılığı ve maliyetlerin artması gibi nedenlerle bir de pahalı parçalar ve vergi eklenince, artan akaryakıt fiyatları karşısında bazı esnaflarımız kaçak akaryakıt kullanmaya sevk edilmektedir ya da aracında mazot yerine yağ yakar hâle gelmektedir.

Şoför esnafımızın derinleşen ve her geçen gün artan sorunlarına yüce Meclis olarak mutlaka bir çözüm yolu bulmamız gerekmektedir.

Ömrünü yollarda, direksiyon başında, bin bir güçlükle, tek başına baş ederek geçirmeye çalışan şoför esnafımızın sorunları yalnızca bunlardan ibaret değildir.

Şoför esnafımız son on yıl içerisinde belgeye boğulmuştur. 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu ve Karayolu Taşıma Yönetmeliği kapsamında, şoför esnafını ilgilendiren kırk bir farklı belge almak ve bunu da ilgililere göstermek zorunda bırakılmışlardır. Kamyoncu esnafı perişan bir durumdadır. Bu belgeler için esnaf ayrı ayrı paralar ödemektedir. Uzun yollara çıkan şoför esnafı her köşede durdurulmakta ve evrak kontrolüne cevap vermek zorunda bırakılmaktadır.

Pahalı akaryakıt konusunda şansız olan şoför esnafımız, yol güzergâhı üzerinde başta çevirmeler olmak üzere pek çok şanssızlık yaşamaktadır. Yetki belgesi sayısı arttıkça şoför esnafının maddi yükü de artmaktadır. Söz konusu kanun ve yönetmelik uygulamaları şoför esnafı üzerinde baskı oluşturmuştur.

Özellikle K1 yetki belgesi almak durumunda olan kamyoncu esnafı ile D4 yetki belgesi kapsamında taşımacılık yapan esnaf kesiminin sorunları artmıştır. Karayolu Taşıma Yönetmeliği kapsamında, şoför esnafımızın alması gereken yetki belgelerinin meslek odalarından alınması ve SRC belgelerinin eğitimi ve muafiyet ölçütlerinin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ile Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu iş birliğiyle yapılmaması da yine şoför esnafımızı olumsuz yönde etkilemektedir.

Taksici esnafının sorunları da aynıdır, bunlar da çözüm beklemektedirler. Yapılan çalışmalar taksici esnafının belediye sınırları ve mücavir alanı dışına götürmüş olduğu yolcu sayısını aynı şekilde geri almasını engellemektedir. Taksici esnafı bu sorunun çözümüne yönelik çalışma yapılmasını beklemektedir.

A1 yetki belgesiyle yapılan tarifesiz taşımaların haksız rekabete neden olduğu söylenmektedir ve bu belgelerle yapılan taşımacılığın haksız rekabete neden olup olmadığı da araştırma konusu hâline gelmiştir.

Şoför esnafına vergi indirimi mutlaka yapılmalıdır. Şoför esnafı sürekli artan akaryakıt fiyatları karşısında büyük sıkıntı yaşamaktadır. Vergi indirimli akaryakıt hava yolu ve deniz yolu taşımacılığına büyük avantaj sağlamaktadır. Avantajlı akaryakıt kullanamayan, kara yolu taşımacılığı yapan şoför esnafı bu konuda da sıkıntı çekmektedir. Kara yolu taşımacılığı yapan şoför esnafı da tıpkı hava ve deniz yolu taşımacılığında olduğu gibi özel tüketim vergisiz akaryakıt kullanmak istemektedir.

Ticari amaçla uluslararası eşya taşımacılığı yapan araçlara verilen C yetki belgesinin amacı dışında kullanılması yurt içi taşımacılık yapan kamyoncu esnafına zarar vermektedir. C yetki belgesine sahip araçların yurt dışı taşımacılık yapması gerekmektedir ve eskiden beri taşımacılık yapan şoför esnafına belge alma şartlarında esneklik sağlayarak nakliyeci esnafına ucuz akaryakıt temin etmek zorundayız.

Ton/km tarifesini sıkı denetlemeliyiz. Fabrikalar daha ucuza taşıma yapmak için C2 belgesine sahip araçları tercih edince hem tarife bozuluyor hem de K belgesine sahip taşımacılarımız için haksız rekabet oluşturuyor.

 Şu an mazotun litresi 3 TL civarında. C2 belgesi sahibi olan bir kişi mazotunu 1,70 TL’ye alabiliyor. Yurt dışından aldığı mazotla yurt içi nakliye yapabiliyor, bu da haksız rekabeti doğuruyor. Bu da ucuz mazot kullanamayan yurt içi taşımacılık yapan K belgeli kamyonlar için haksız rekabeti tam tamına ortaya çıkarmaktadır.

Bir tır C2 belgesiyle yurt içinden yük alabilmektedir. Esnaf odaları buna bir sınırlama getirilmesini istemektedir. K1 belgesine sahip olan nasıl yurt dışına çıkamıyorsa C2 belgesine sahip olan kişi de yurt içinden yük taşımacılığı yapmama yasağına uymalıdır. Taşımacılık sektöründe küçük esnafı desteklemek, büyük esnafın yanında ezilmelerini önlemek için koruyucu politikalar uygulanmalıdır. Buna en güzel örnek de K1 uygulamasıdır.

Nakliyecilik yapan küçük esnafın aracının değeri 7 ile 10 bin TL iken K1 belgesi almak için 13.226 TL ödemek zorunda bırakılmışlardır.

Teknolojideki yenilikler kamyonların da standartlarının  yükselmesini sağlamıştır ancak kamyonlarımızda daha ucuz olan kırsal motorin kullanmak mümkün olmamaktadır, fiyatı daha yüksek olan “eurodizel” kullanılmaktadır. Ayrıca, motorin fiyatlarının hızla yükselmesi taşıma maliyetlerini artırmaktadır. Eğer ucuza nakliye yapılması ve kamyoncu esnafının para kazanması düşünülüyorsa taşımacılık sektörüne mutlaka ucuz mazot verilmelidir.

Maliye Bakanlığının uyguladığı motorlu taşıtlar vergisi borcunu geciktiren esnafın aracının yolda bağlanması da ayrı bir problem olarak ortaya çıkmaktadır.

Şoför esnafını mazota, lastikçiye, BAĞ-KUR’a ve bankalara olan kredi borçları daha da sıkıntıya sokmaktadır.

Yüce Meclisin şoför esnafını rahatlatacak bir kanun çıkarması temennisiyle, yüce Meclisimizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dedeoğlu.

Milliyetçi Hareket Partisi Grup önerisinin lehinde son söz İstanbul Milletvekili Sayın Sırrı Süreyya Önder’e aittir.

Buyurun Sayın Önder.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli üyeler; lehinde mi, aleyhinde mi olduğunu bilmediğim bir konuşma yapacağım kamyoncularla ilgili.

Kendim Trabzon Şoförler Cemiyetine kayıtlı bir kamyoncu olmam hasebiyle konuşacağım. Çalışma karnem Trabzon Şoförler Cemiyetinden alınmadır. Hapishaneden çıktıktan sonra belli bir müddet kamyonculuk yaparak evime ekmek götürdüm. Beni geçelim ama büyük bir şair var, Sabahattin Ali, o da ömrünün son zamanlarında kamyonculuk yapmıştır. Ölüme giderken de, Adalet Cimcoz’un kefil olarak alıp Sabahattin Ali’ye evine ekmek götürmesini sağladığı kamyonla son yolculuğuna çıkmıştır muhtemelen. Devlet eliyle öldürülmüştür, malum. Fakat cezaevinden çıktıktan sonra bu ekmek derdine düşmüştür. Cezaevine giriş sebebini de şöyle anlatalım, hafızalara biraz şerbet olsun: Cemal Kutay tarafından ihbar edilmiştir arkadaşlar ve suçu, Atatürk’e sövmektir. Sabahattin Ali’nin o “Aldırma Gönül”ü yazdığı Sinop Hapishanesinde yatmasına sebep olan mahkûmiyeti, Cemal Kutay tarafından bir dost sohbetinde “Gazi Hazretlerine birden çok defa sövmüştür.” yollu yapılan ihbarı neticesindedir.

Şimdi, kapitalizmin dini para, imanı yoksullaştırmadır. Bundan payına en çok düşen de bizim gariban kamyoncular oldu. Biraz tane tane anlatmakta fayda var; burada “K1, D4, SRC” falan dediğimizde kamyoncular bunu anlamıyorlar, halkımız da anlamıyor. Hadise şudur arkadaşlar: Bir taşıma belgesi, nakliye belgesi alabilmek için 25 ton taşıma kapasitesinde araca sahip olmanız lazım. Bu, en az iki kamyon demektir arkadaşlar. Kamyoncuların birçoğu senede çalışır. Borca giderler, kamyonu alırlar, ondan sonra onun senetlerini ödemek için gece gündüz, uykusuz, bulabildikleri her yükü ve istiap hadlerini de aşma pahasına Anadolu’nun yollarında cirit atarlar. Otoyollar onlara haramdır çünkü bir kamyoncu eğer bin kilometrelik bir yola giderse yaklaşık bin lira mazot parası verir. Hâl böyle olunca otoyol kullanımı falan kamyoncu için çok lükstür. Otoyol kullanımında kamyonculara böyle bir muafiyet, indirim sağlamamak onları eski, tali, bakımsız yollara mahkûm etmek demektir. Soyutlama yeteneğinden kabız olan sistem bütün bunları yok sayar. Vergisi ödenmiş, KDV’si de eklenmiş yakıt fiyatına bir de ÖTV eklemek gibi bir garabetle dünyanın en pahalı yakıtını kullanmasını yok sayar. Ardından, “Katil kamyoncu” der bu şartlarda çalışan kamyoncuya, işin içinden sıyrılır. Ondan sonra, biz, kamyoncuya “katil”, enflasyona “canavar”, teröre “bela” gibi soyutlamaya rahmet okutturacak kavramlarla bu meselenin rüknüne, bu meselenin aslına vâkıf olamadan bu dertlerle uğraşır dururuz.

Kırk bir tane belge zorunluluğunu bizden önceki konuşmacılar dile getirdiler. Dile getirilmeyen en önemli şey sigortanın çok pahalı olmasıdır. Yüksek risk grubunda sayılırlar ve akıllara seza poliçe bedellerine mahkûm edilirler.

Bütün bunlara, bu kadar taşıma meselesinin kamyona yüklenmesinin sebebine bakmak lazım. Sağcı bakış, eskiden trene bakıp bakıp ondan komünistlik sezerdi. Yıllarca, “tren” ve “komünistlik” birlikte anılan iki kavram oldu. Şimdilerde, yüksek hızlı trenle meseleye yeni bir feraset getirilmekte fakat işin nakliye boyutu, yük taşımacılığı boyutu yine ihmal edilmektedir. Esasen, kara yollarımızı işgal eden kamyon sayısı ortalama 800 bin civarındadır. Bunlar bir iki yıl öncesinin rakamları. Bunlar Avrupa Birliği ortalamasının bir hayli üzerindedir. Demek ki burada bir garabet var, öncelikle buna bir el atmak lazım.

Şimdi, kaçak yakıt meselesinde 10 numara yağ kullanımı var. Bu ülkede yaklaşık -yine sanırım 2010 rakamlarında- 2,5 milyar dolar civarında bir kaçak yakıt piyasası olduğu söyleniyor; yüzde 22’si ile yüzde 17’si arasında gidip geliyor fakat herkesin ısrarla gözden kaçırdığı ya da bu kürsüde dile getiremediği bir şey var: Petrol dağıtım şirketlerinin, büyük tekellerin buradaki temsilcilikleri milyonlarca liralık cezalara çarptırılmışlardır. Yani bu memlekette bu kaçakçılığı da Kürtlere yıkmak isteyen bir anlayışa karşı söylüyorum. Bu memlekette en büyük iki kaçakçı söz konusudur: Birincisi devlet, ikincisi bu dağıtım tekelleridir. Bizatihi AK PARTİ’nin Vahit Kiler arkadaşımız vasıtasıyla verdiği önergede bunlara verilen cezalar zikredilmektedir, sanırım 2005 ya da 2006 yılında verilmiş olan bir önerge. Şimdi, devlet niye kaçakçıdır? Çünkü bir malın kendi değerinden, reel değerinden yaklaşık 4-5 kat fazla vergi verdiniz mi size “Deli Dumrul” dememek için “Kaçakçı” demek lazım. Bu anlamda, bütün bunları yok sayıp ve bu gariban taşımacıların bunun dışında, 10 numara yağ kullanımının dışında ya da kaçak mazot kullanımının dışında para kazanmalarının mümkün olmadığını görmeden onları suçlamak büyük bir vicdansızlıktır.

Bu mesele büyük bir güvenlik sorununu da beraberinde, can güvenliği sorununu da beraberinde taşımaktadır. Bilenler bilir, mazotun içine kibrit yakıp atsanız tutuşmaz ama 10 numara yağ öyle bir şey değildir. 10 numara yağ, mevcut araçların yakıt sistemi buna göre yapılmadığı için her zaman büyük tehlikelere gebedir, hele çarpışma anında da kaçak mazotta kullanılan solvent bileşenleri böyle bir büyük tehlikeye davetiye çıkarmaktadır.

Belki vicdana gelirsiniz diye, Ulu Önder Atatürk’e atfedilen bir sözle devam etmek istiyorum, “Türk şoförü en asil duyguların insanıdır.” diyor. Gerçi bu sözü söylediği zaman ya da söylediğinin iddia edildiği zaman, yani ölmeden hemen önce, şoför esnafını kabulünde söylemiş, o zaman Türkiye’deki toplam şoför sayısı 300-400 civarında. Buradan nasıl bir asalet çıkmış onu anlamak mümkün değil. Ama ben, büyük şair, hepinizin bildiği bir şairin dizesiyle meseleye biraz açıklık getireyim “Kamyonlar yine kavun taşır ama içimdeki şarkı bitti.” diyor. Şimdi, büyük şairin dediği gibi kamyonlar artık kavun taşımıyor çünkü bu ülkedeki nakliyenin navlununun bu kadar pahalı olması hayatı da pahalılaştıran bir işleve sahip çünkü her şey bir başka yerden buraya nakledilmek zorunda ya da tüketicinin bulunduğu yerlere nakledilmek zorunda. Üreticinin, tarım üreticisinin birçok ürünü tarlada kalıyorsa bunda nakliye bedelinin üzerine bindiğinde kurtaramamasının da büyük bir payı var. Evet, “Kamyonlar yine kavun taşıyorlar.” diyebilmeyi çok isterdik ama kamyonlar artık kavun bile taşıyamıyorlar, dert taşıyorlar çünkü üzerlerindeki vergi yükü onları yoksullaştırıp, proleterleştirip büyük kargo şirketlerine ya da büyük sermaye sahiplerine köle etmeye dönük dizayn edilmiş bir sistemdir. Artık kamyonculara dair literatürümüz, Sabahattin Ali ve Cahit Külebi’nin nostaljik şiirleriyle sınırlı kalacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Önder.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin aleyhinde son söz İstanbul Milletvekili Sayın Tülay Kaynarca’ya aittir.

Buyurun Sayın Kaynarca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi bu vesileyle saygıyla selamlıyorum.

Gündemde şoför esnafının sorunları ve çözüm önerileri yer alıyor. Her iki değerli konuşmacımızın, milletvekilimizin işaret ettiği konu başlıkları da çok önemli elbette ve ben çok iyi biliyorum ki bu konuda atılmış ciddi adımlar, yapılmış çalışmalar var ve hâlâ yapılıyor olan çalışmalar da yer almaktadır. Ancak Meclis gündemi oldukça yoğun ve bugünkü gündemimizde İç Tüzük çalışmaları vardır, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük Değişiklik Teklifi bugün görüşülecektir. Bu nedenle MHP grup önerisi aleyhinde görüş belirttiğimi ifade ediyor, her birinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaynarca.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısına bakacağım.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri reddedilmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- İzmir Milletvekili Hülya Güven ve arkadaşları tarafından, elektrik dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesi nedeniyle ortaya çıkan tüketici haklarına aykırı uygulamaların araştırılarak tüketici haklarını koruyucu tedbirlerin belirlenmesi hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 1/2/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

                                                                               01.02.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı

 Danışma Kurulu'nun, 01.02.2012 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Gurubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                               M. Akif Hamzaçebi

                                                                                      İstanbul

                                                                               Grup  Başkan Vekili

 

 

Öneri:

İzmir Milletvekili Hülya Güven ve arkadaşları tarafından, 01.02.2012 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Elektrik dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesi nedeniyle ortaya çıkan tüketici haklarına aykırı uygulamaların araştırılarak tüketici haklarını koruyucu tedbirlerin belirlenmesi" hakkında verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, (228 sıra nolu) Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 01.02.2012 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN –  Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz İzmir Milletvekili Sayın Hülya Güven’e aittir.

Buyurun Sayın Güven. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜLYA GÜVEN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sizleri  saygıyla selamlıyorum.

Bugün, elektrik dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesi nedeniyle ortaya çıkan tüketici haklarına aykırı uygulamaların araştırılarak tüketici haklarını koruyucu tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98 ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince  Meclis araştırılması açılmasının gündeme alınması için grup adına söz almış bulunmaktayım.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün elektrikte büyük bir vurgun yaşıyoruz. Vatandaşlarımızdan “kayıp kaçak bedeli” adı altında yılda 2 milyar lira yani eski parayla söyleyecek olursak 2 katrilyon lira, “sayaç okuma bedeli” adı altında da yılda 100 milyon yani 100  trilyon lira haksız yere alınmaktadır.

Biliyoruz ki elektrik kullanımı bir kamu hizmetidir ve devlet karşılamak zorundadır ancak görüyoruz ki elektrik dağıtımı özelleştirilerek şirketlerin kâr etmesi garanti altına alınmış, vatandaşların hakları ise yok sayılmıştır. “Bu nasıl oluyor?” diye soracaksınız. Elektrik Mühendisleri Odası bir hesap yapmış, faturalara yansıtılan yüzde 16,3 oranındaki kayıp kaçak bedeli 2012’de azaltılırken dağıtım hizmet bedeli yüzde 20,7 oranında artırılarak sabitlenmiştir yani azaltmanın bir kandırmaca olduğunu görüyoruz.

Yine vatandaşların itirazına yol açan ve sonucunda faturalara yansıtılan kayıp kaçak adının da gizlendiğini görüyoruz. Az önce de söylediğim gibi, 2011 yılında vatandaştan alınan kayıp kaçak bedelinin eski para tanımıyla toplam 2 katrilyonu aştığı görülmektedir.

Elbette dağıtım şirketlerinin uluslararası standartlara ulaşmak için yatırım yapması zorunludur ancak bu zorunluluğun haksız olarak vatandaşın sırtına yüklendiğini görüyoruz. EPDK, haksız yere alınan bu bedellerin adını da gizlemiş, vatandaştan tahsil etmesine yol açmıştır.

Gelelim sayaç okuma bedeline. Danıştay, bu bedelin haksız olduğunu tespit etti. Peki, EPDK ne yaptı? Bu haksızlığı ortadan kaldıracağına yüzde 150 oranında zam yaparak adını da gizledi.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; daha önce de elektrik hizmetinin bir kamu hizmeti olduğunu ifade etmiştim. Elektrik halkın ortak ihtiyaçları için tesis edilen bir kamu hizmetidir, tamamen serbest piyasa koşullarına bırakılması ise kabul edilemez. Tamamen piyasa koşullarına bırakılınca bakın neler oluyor? Ben, birçok örnek verilebilirim ama üç tane yaşanan örnek vereceğim. Bir köyümüzde 2006’dan kalan elektrik borcu nedeniyle, üstelik burada köylülerimiz böyle bir borcun olmadığını söylemektedirler, bir buçuk yıldır elektrik ve sularının kesik olduğunu anlatmaktadırlar. Bu köyde susuzluk nedeniyle salgın hastalıklar oluşmayacak mı? Peki hijyen nasıl sağlanacak? Çamaşırları nasıl yıkayacaklar? Yemeklerini nasıl pişirecekler ve temiz su nasıl içilecek? Bunları sağlamak devletin görevi değil midir? Okullara tablet bilgisayar dağıtılırken teknolojide çok ileri olduğumuz söyleniyor ancak köylerimiz susuz, elektriksiz, doktorsuz, öğretmensiz bırakılıyorlar.

Bir başka örnek de borç olmadığı hâlde, elektrik bedelleri de düzenli ödendiği hâlde hizmetin alınamadığı. Bir ilimizde -aslında bu birçok ilimizde mevcut- vatandaşlarımız elektriklerin çok sık ve uzun süreli kesildiğini söylüyorlar. Parayla satılan bir hizmetle ilgili olarak ödedikleri paranın karşılığını alamadıklarını  anlatmaktadırlar. Özellikle esnaf bu elektrik kesintileri nedeniyle güç kaynakları ve jeneratör kullandıklarını, kendilerine çok pahalıya mâl olduğunu ve mağdur olduklarını anlatmaktadırlar. Yani satın aldıkları bir hizmetin karşılığını alamadıklarını vurguluyorlar ve üstelik ödedikleri bir hizmetin garantisinin de olmadığını belirtmektedirler.

Üçüncü örnek ise kendimi veriyorum. Birçok vatandaş gibi ben de bir tüketiciyim. Onların şikâyetlerine  konu olan haksızlığa ben de maruz kaldım. Boş olan bir evimizde hiç elektrik kullanılmadığı hâlde yanlış okunduğu için 9 bin lira yani 9 milyar lira fatura geldi. Hemen itiraz ettim. İlk söylenen önce ödemem gerektiği daha sonra işlem yapılabileceği şeklindeydi. Ama milletvekili olarak bu sorunu hızlı bir şekilde hallettim. Peki vatandaş ne yapsın? Onların önde gelen şikâyetleri elektrik faturasındaki yazım yanlışlıklarında komşulardan borç alarak ödeme yaptıkları şeklindedir. Peki sonra iade var mı? Yok, ileriye yönelik harcamalardan kesiliyormuş. Vatandaş çaresiz, kullanmadıkları elektriğin parasını peşin ödüyorlar hem de komşularından borç alarak.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüyoruz ki Hükûmet elektrik dağıtım hizmetlerini tamamen piyasa koşullarına bırakmıştır, ancak hatırlayalım ki Anayasa’mızın 172’nci maddesine göre devlet tüketicileri korumak zorundadır, yine 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun da vatandaşlarımızı korumaktadır. Peki, uyuluyor mu? Hayır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sonuç olarak Anayasa hükümlerine, kanunlara dayanarak Danıştayın tüketici lehine verdiği kararlara göre de alınan sayaç okuma bedeli haksızdır, kayıp kaçak bedeli haksızdır. İsimleri gizlenen bu bedellerin alınmaması, alınanların ise vatandaşları zora sokmadan, tek tek dava açmalarına zorlamadan iadesi gerekmektedir.

Yanlış okunan sayaç nedeniyle fazla para alınmaması, varsa alınan paranın da hemen iadesi gerekmektedir. Her şeyden önce devlet vatandaşı korumak zorundadır.

Yine düzenli olarak parasını ödeyen vatandaşlar satın aldıkları hizmete ait elektrik sayaçlarının sürekli dönmesi gerektiğini söylüyorlar. Az önce de söylediğim gibi, bir kısım illerimizde uzun süreli elektrik kesintisi nedeniyle esnaf özellikle zor durumda kalmaktadır, elektrik faturalarının vatandaş hakkını koruyacak şekilde düzenlenmesi gerektiğini söylemektedirler.

Yine, devlet her durumuyla, her konusuyla, her konumda vatandaşı korumak zorundadır diyorum ve saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güven.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk söz İstanbul Milletvekili Sayın Tülay Kaynarca’ya aittir.

Buyurun Sayın Kaynarca.

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

CHP grup önerisi, elektrik dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesi nedeniyle ortaya çıkan tüketici haklarına aykırı uygulamaların araştırılarak tüketici haklarını koruyucu tedbirlerin belirlenmesi şeklindedir. Konu önemli, Hülya Milletvekilimizin ifade ettiği ayrıntıları da dikkate alıyorum, gerçekten önemli bir başlık ancak bugün Meclis gündeminde İç Tüzük’le ilgili değişiklik gündemdedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi İç tüzüğü gündemimizde olması nedeniyle de CHP Grubu önerisinin aleyhine görüş belirttiğimi ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaynarca.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde Bursa Milletvekili Sayın Necati Özensoy.

Buyurun Sayın Özensoy. (MHP sıralarından alkışlar)

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu grup önerisinin lehinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ancak bugün görüşeceğimiz kanun itibarıyla herhâlde grup önerilerinin böyle onar dakika her gruba söz verilmesi ile alakalı son günümüz olacak anladığım kadarıyla. İktidar partisinin değerli milletvekilleri buraya çıkıp bu kanunun önemli olduğunu, dolayısıyla balıkçılığın, balıkçıların sorunlarının, şoför esnafının sorunlarının, işte tüketicilerin elektrikle alakalı birtakım vergi yüklerinden dolayı mağduriyetlerinin önemli olduğunu ama bu kanunun daha önemli olduğunu söyleyerek konuşmuyorlar ancak grup önerileri ve verilen araştırma önergeleri gerçekten bu Meclis için çok önemli.

Daha sonra bu kanunda da arkadaşlarımız ifade edecek ama ben en azından şunu söyleyeyim: Vatandaşın bu tür problemlerine çare olmak adına burada bu problemleri dile getirirken zaman zaman bizim söylediklerimizi bazı kurullar da dikkate alıyor demek ki. Benim bu kürsüden geçtiğimiz sene, geçtiğimiz dönem yine bu elektrik tarife bileşenleriyle alakalı bir konuyu gündeme getirmemden sonra EPDK kayıp kaçak üzerinden de TRT payının alınmasını kaldırmıştı. Yani en azından bu kürsüden söylediklerimiz, ifade ettiğim gibi, vatandaşın bazı problemlerine en azından muhalefet olarak böyle bir çare de oluyorduk ama maalesef bugünden sonra artık grupların getirdiği grup önerileri sadece beşer dakika lehte ve aleyhte konuşulacak yani vatandaşın problemlerinin bu kürsülerden muhalefet tarafından dile getirilmesi önlenecek. Bunu, grup önerilerini iktidar partisi yetkilileri biraz angarya gibi görüyorlar ama hiç de öyle olmadığını, şöyle bir geçmişe dönüp baktıklarında vatandaşın problemlerini buradan, kürsüden dile getirmek adına çok da önemli olduğunu buradan da ifade etmek isterim.

Burada, Cumhuriyet Halk Partisi elektrik dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesi nedeniyle ortaya çıkan birtakım sıkıntılardan bahsetmiş ama sadece özelleştirmeden kaynaklanan sıkıntılar değil elektrikle ilgili… 1/9/2006’da maliyet esaslı tarifeler oluşturuluyor, yine 1/7/2008’de de Yüksek Planlama kararıyla maliyet bazlı fiyatlandırma uygulamasına başlanıyor. Her ne hikmetse, ifade ettiğim gibi geçtiğimiz dönem de ben özellikle kürsüden enerjiyle ilgili yaptığım konuşmalarda bu tarife bileşenlerini, TEDAŞ’ın bize gönderdiği bu rakamları ifade ederek gündeme getirdim ama daha sonra, ifade ettiğim gibi, EPDK buna böyle dikkat etti.

Bir de zannediyorum basında biraz yer bulmasıyla, kayıp kaçak miktarları ve diğer bazı vergilerin mahkemeler tarafından iptal edilmesiyle bu daha çok gündeme gelmeye başladı.

Gerçekten de şu tarife bileşenlerine baktığımızda, burada vatandaşın elektrik tüketimi faturalarında ödediği gerçekten elektrik parası sadece yüzde 58’lere tekabül ediyor. Yani ödediğinin yüzde 42’si vergi ve vergi benzeri ücretler, yüzde 58’i elektrik tüketimini yaptığı elektrik miktarıyla alakalı. Dolayısıyla, bu çok büyük bir haksızlık.

Bunu Enerji Bakanına değil, aynı zamanda Maliye Bakanımıza bütçe görüşmeleri yapılırken burada ifade ettim. Maliye Bakanımızın verdiği cevabı aynen söylüyorum burada otururken: “Bu haksız bir uygulama mı? Yani vergiden tekrar vergi almak, KDV almak. Buradaki tarifeler ortada. İşte, TRT payı da dâhil, kayıp kaçaklar da dâhil, bütün bunlardan vergi almak haklı bir uygulama mı, haksız bir uygulama mı derseniz, haksız bir uygulama. Ama doğru bir uygulama mı? Doğru bir uygulama.” dedi.

Şimdi, bunun mantığını, yani “Doğru bir uygulama.’ derken kurallar anlamında doğru olduğunu ifade ediyor. Haksız bir uygulamaysa, eğer gerçekten vatandaşa bu uygulamalarda haksızlık yapıyorsak, kuralları değiştirmek işte Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevidir.

Bu araştırmalarla, verilen araştırma önergeleriyle Türkiye Büyük Millet Meclisinde yine eğer araştırma komisyonları kurulursa, bunların, haksızlıkların daha net ortaya çıkmasıyla, elbette bu vatandaşların mağduriyetleri bu şekilde giderilecektir diye düşünüyorum.

Bakın, elektrik tüketiminde sadece vergilerden de kaynaklanmıyor, işte, kayıp kaçaklardan da kaynaklanmıyor vatandaşın mağduriyeti. Yani dünya ortalamalarına baktığımızda, elektrik tüketimi OECD ortalaması 12 sentlerdeyken, biz şu anda elektriğe 17 sentler civarında para ödüyoruz yani bu da ne demektir? Yaklaşık yüzde 40 civarında OECD ortalamasının üzerinde elektriğe para ödüyoruz demektir.

Dolayısıyla, bu anlamda, bu tarife bileşenlerinin içerisinde aslında vatandaşı en çok rahatsız eden konuların başında da yine kayıp kaçak miktarları geliyor yani dünya ortalamalarına baktığımızda, kaçak miktarından bahsedilmiyor gelişmiş ülkelerde, yine kayıp miktarı yüzde 6-7’lerdeyken bizde kayıp ve kaçak miktarı toplamı yüzde 17-18’lere ulaşmış durumda. Dolayısıyla, bunu böyle değerlendirdiğimizde, maalesef, vatandaş, buradan hareketle, bu kayıp miktarını çıktığımızda kaçaklar için bir yüzde 10’luk daha fazla para ödüyor demektir. Bunun rakamları da gerçekten milyarlar mertebesine çıkıyor. Bunu da çeşitli mahkemeler iptal etti.

Maliyet bazlı fiyatlandırma derken belki bunun uygulamasının yapılması doğru olabilir ama o zaman ben buradan şunu öneriyorum: Maliyet bazlı fiyatlandırmada bölgesel bazlı maliyetlendirmeye gidelim. Eğer bu bölgelerde varsa ihtiyaç, eğer bu vatandaşlara kömür dağıtıldığı gibi elektrik dağıtılması ihtiyacı varsa bunları da devlet sübvanse etsin. Bir diğer taraftaki, işte Dicle’deki kayıp kaçak oranı yüzde 65,25, Van Gölü EDAŞ’ta yüzde 57. Buna benzer birçok bazı bölgedeki kayıp kaçak oranları çok yüksek ama bunun, bu kayıp kaçak oranlarının yüksek olmasının bedeli faturasını ödeyen vatandaşlar tarafından tahsil ediliyor. Dolayısıyla, devlet böyle bir haksızlık yapıyor.

Ben şunun yanlışını bir örnekle, daha önceki konuşmamda da ifade etmeye çalıştım: Bir alışveriş merkezine gittiğinizi düşünün. Çeşitli mağazalardan alışveriş yaptık, faturalarımızı ödedik. Tam çıkarken kapıda görevli diyor ki: “Bir dakika, alışveriş edenler şöyle bir kenara geçsin.” “Buyurun.” “Buradan, işte, efendim, günde yüzde 10 kadar çalıntı mal oluyor. Dolayısıyla bu faturalarınızın üzerine biz bu çalıntı malların tazmini için sizden bunları tahsil edeceğiz.” Yani, bir alışveriş merkezindeki bu kapıların tutulup veya alışveriş edenlerin çevrilip bunlara ödetilmesi neyse, bu TEDAŞ tarafından kayıp kaçakların vatandaşlara bir şekilde ödetilmesi de ciddi anlamda sıkıntıdır.

Tabii, Hükûmetin hedeflerinin içerisinde bu TRT payının da aşağı düşürülerek bir an önce kaldırılması var. TRT de artık… Ben sadece bu dönem için demiyorum. TRT, iktidarların borazanlığını yapar gelir bugüne kadar, kim iktidar olursa onun borazanlığını yapar. Dolayısıyla kamu yararı da çok fazla sağlanıyor denemez TRT için. Bir an önce TRT’yi de, bu anlamda, vatandaşın sırtında yük olmaktan çıkartıp, vatandaşa bu haksızlıkları gidermekte fayda var.

Bizim de bu önerinin lehinde olduğumuzu ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özensoy.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde son söz Bursa Milletvekili Sayın Hüseyin Şahin’e aittir.

Buyurun Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun araştırma önergesinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım.

Hafta başında belirlenen Meclis çalışma gündemine uygun olarak bir an önce gündeme geçilmesi hususunda, grup araştırma önergelerinin gündeme alınmaması ve gündeme geçilmesi hususunda bir kararlılığımız vardır ve Cumhuriyet Halk Partisinin, elektrik dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesi nedeniyle ortaya çıkan tüketici haklarına aykırı uygulamaların araştırılarak tüketici haklarını koruyucu tedbirlerin belirlenmesi konusundaki grup önerisine katılmadığımızı bildirir, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

III - Y O K L A M A

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Aygün, Sayın Kart, Sayın Moroğlu, Sayın Güven, Sayın Öğüt, Sayın Özgündüz, Sayın Ekşi, Sayın Toprak, Sayın Kuşoğlu, Sayın Susam, Sayın Seçer, Sayın Topal, Sayın Genç, Sayın Özkan, Sayın Kaplan, Sayın Düzgün, Sayın Öner, Sayın Kaleli, Sayın Demiröz, Sayın Kurt, Sayın Çam.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER(Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- İzmir Milletvekili Hülya Güven ve arkadaşları tarafından, elektrik dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesi nedeniyle ortaya çıkan tüketici haklarına aykırı uygulamaların araştırılarak tüketici haklarını koruyucu tedbirlerin belirlenmesi hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 1/2/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri reddedilmiştir.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Sayın Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç’in Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)  (X)

BAŞKAN – Komisyon?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, efendim rapor eksik. Şöyle ki: Şimdi raporda…

BAŞKAN – Bir saniye, oturtturayım insanları…

Komisyon? Burada.

Başkanlık temsilcisi? Burada.

Komisyon raporu 156 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Evet, buyurun şimdi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, Komisyon benim de bir İç Tüzük değişikliği teklifimi almış fakat İç Tüzük değişikliği teklifimi AKP grup başkan vekillerinin verdikleri teklifle beraber birleştirilmesine karar vermiş ama ne alt komisyon raporunda… Aslında alt komisyon raporunda benim teklifimin de kabul edildiği… Uygun görürseniz, bana kürsüden söz verirseniz çünkü komisyon raporu eksik. Benim teklifim ya İç Tüzük’ün 80’inci maddesine göre reddedilmesi lazım açıkça, reddedilince de ret gerekçesinin burada bize bildirmesi lazım, öyle bir şey yok. İç Tüzük’ün 80’inci maddesi “Tüzük’te ret istemi.” diyor. Benim  teklifim ne kabul edilmiş ne reddedilmiş!

BAŞKAN – Şimdi Komisyon Başkanı bir açıklama yapacak, ondan sonra sizi dinleyeceğim tekrar, bir saniye, öyle bir talep var.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet, peki, bir açıklasın efendim, kabul ettiyse neresinde kabul ettiğini söylesin.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kuzu.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım, AK PARTİ grup başkan vekillerinin ortak imzasıyla gelen İç Tüzük değişikliği teklifini Sayın Genç’in daha önce verdiği bir maddelik ilgili teklifle birleştirerek Komisyonumuzda görüştük, alt komisyona gönderdik, alt komisyon değerlendirdi ve o değişikliği bu metin içerisine uygun bulunmadığı girmesinin, karar verdi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Nerede yazılı, nerede?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Raporda var, alt komisyon raporunda var.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Nerede yazıyor?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Bakarsanız orada var, açık açık yazıyor.

Dolayısıyla yani sadece zaman kazanmak, kaybettirmek Sayın Genç’in, başka da bir şey yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, zamanı sen kaybettiriyorsun be! Sen kaybettiriyorsun zamanı! Böyle konuşulmaz ya!

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Dolayısıyla hiç dikkate alınacak tarafı yok Sayın Başkanım bu iddianın, her zaman yaptığı şeyi yapıyor.

Teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bakın, ben açıklayayım efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, raporun neresinde olduğunu Başkan izah etsin.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Alt komisyon raporunda.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nerede? Bu raporun neresinde?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Siz bakın işte, neredeyse siz bulun, ben niye bulayım canım. Alt komisyon raporunda, bakarsanız görürsünüz orada.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yok efendim, yok.

BAŞKAN – Sayın Genç, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Alt komisyon raporunda yok. Senin okuman yazman yok mu!

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bu konuda, alt komisyon raporu görüşülmez burada, üst komisyonun değerlendirmesi var…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Üst komisyonda da yok efendim.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Alt komisyon raporunu üst komisyonumuz görüştü, bakın ne dedi alt komisyon raporunda. Dinler misiniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz…

OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman o konuyu almamışsınız. Böyle Komisyon Başkanlığı yapılmaz, bildiğin konularda gel. Sen bildiğin konuda gel.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Senin kuyruk acın var, kuyruk acın. Senin kuyruk acın var, alamazsın bunu benden. Senin kuyruk acın var. Dinle okuyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bilmediğin konuları konuşuyorsun.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sen anlaman bu işleri. İkinci defa söylüyorum: Sen ne anlarsın bu işlerden be!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen de anlamazsın, ne anlarsın sen! Sen anlasaydın zaten…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Şimdi, bakın, ne diyor burada Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Efendim?

ATİLLA KART (Konya) – Suçluların telaşı!

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – “CHP’li üyemiz burada 2/80 esas no’lu Teklifteki düzenleme -yani Sayın Genç’in düzenlemesi- doğrultusunda görüşmeler başladıktan sonra da tek imzayla önerge verme imkânının getirilmesi gerektiğini söylemiştir. Madde Komisyonumuzca oy çokluğuyla kabul edilmiştir.” diyor bu hâliyle. Dolayısıyla…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki, madde kabul edilmişse... “Oy çokluğuyla kabul edilmiş…” Türkçesi ne?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Hayır, girmeme yönündeki önerge, girmeme yönündeki.

BAŞKAN – Sayın Genç, hele bir bitirsin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bakın…

BAŞKAN – Bitirsin, ondan sonra.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki, bitirsin.

BAŞKAN - Ben size “hayır” demedim ki. Bitirsin, ondan sonra.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki efendim, peki.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Evet, benim söyleyeceklerim bunlar Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Genç.

Sayın Özgündüz, size de söz vereceğim.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

7.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, 156 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun eksik olduğuna ilişkin açıklaması

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evvela Komisyon Raporu eksik. Şimdi Burhan Kuzu diyor ki… Yani bu işleri… Nasıl bu Komisyon Başkanlığı yapıyor? Şimdi teklifte alt komisyonda şöyle diyor: “Teklifin 12’nci maddesi 11’inci madde olarak görüşülmüş; mevcut uygulamanın düzenleme hâline getirildiğini, önergelerin iki kere okunmasının… “ O bizi ilgilendirmez. “CHP’li üyemiz burada 2/80 -yani benim teklifim- esas no’lu Teklifteki düzenleme doğrultusunda görüşmeler başladıktan sonra da tek imza ile önerge verme imkânının getirilmesi gerektiğini söylemiştir. Madde Komisyonumuzca oy çokluğu ile kabul edilmiştir.” Hani burada kabul ettiğin şey?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Kabul edilen madde, önerge değil Sayın Genç. Önerge kabul edilmemiştir, madde kabul edilmiştir.

KAMER GENÇ (Devamla) – Oy çokluğuyla kabul edilmişse o zaman benim teklifim kabul edilmiştir. Dolayısıyla, arkadaşlar bakın, bir defa burada İç Tüzük değişikliği getirildi üçlü koalisyon zamanında, bu kürsüde adam öldü. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bakın, bu çok önemlidir. Siz Türkiye Büyük Millet Meclisinde muhalefetin sesini kısmak istiyorsunuz. AKP’li grup başkan vekilleri o kadar yalan söylüyorlar ki, önergesinin başında, gerekçesinde diyor ki: “Efendim, milletvekillerinin sözleri kısılmıyor.” Yahu siz yüz altmış dakika konuşmayı bir gruba beş dakikaya indiriyorsunuz. Her yerde usul tartışmasını açıyorsunuz, milletvekillerinin söz hakkını kesiyorsunuz. Dikta rejimini getirmişsiniz, dikta rejimini de Mecliste uygulamaya koyuyorsunuz. Böyle bir Meclis olur mu Sayın Başkan? Aslında Meclisin kapısına kilit vurmak lazım. Bu İç Tüzük değişikliği de kabul edildikten sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinin artık fonksiyonu kalmıyor; ne soru sorabiliyorsunuz, sorular iktidarın keyfine kalıyor, usul tartışmalarının sonu bitiyor, böyle bir şey olmaz. Burada eğer uzlaşma yapılacaksa bir İç Tüzük değişikliği yapalım, aksi takdirde bu İç Tüzük değişikliği buradan geçmez arkadaşlar.

Muhalefet partileri; eğer bu İç Tüzük değişikliği buradan geçerse, maalesef, sizin burada artık konuşma haklarınız kalmıyor. Yani burada tamamıyla İktidarın şeyi… Bence, bakın, evvela rapor eksik arkadaşlar. Bu raporu iade etmemiz lazım. Bu raporu komisyon alsın, benim önergem doğrultusundaki gerekçeyi getirsin efendim. Komisyonda ve alt komisyonda teklif oy çokluğuyla kabul edilmiş ama üst komisyon raporunda benim teklifimden hiç bahsedilmiyor. Dolayısıyla, evvela Komisyonun bu raporu alıp benim teklifimle de ilgili ya ret ya kabul gerekçesini getirmesi lazım. Ret getirdiği zaman İç Tüzük’ün 80’inci maddesine göre benim bunun üzerinde konuşma hakkım var. Dolayısıyla, İç Tüzük bu kadar keyfî yönetilemez. Onun için maalesef ne…

Komisyona katılan Meclis Başkan Vekili de “Efendim, beş dakikada her şey söylenir.” diyor. Ya Sayın Başkan, siz bir defa beş dakikada her şeyi söyleyecek kabiliyette olabilirsiniz ama beş dakikada her şey nasıl… “Demagoji yapmazlarsa.” diyor. Milletvekillerine “Demagoji yapma.” deme hakkı sende var mı Meclis Başkan Vekili? Böyle bir şey olur mu arkadaşlar? Böyle bir şey olur mu? Yani ondan sonra gerekçede diyor ki: “Milletvekilleri demagoji yapıyorlar, demagoji yapmazlarsa beş dakika her şey söylenir.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

Şimdi, Sayın Özgündüz’ün…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye. Ben sıra sıra gidersem iyi olacak. Yani, kafam karışıyor o zaman.

Sayın Özgündüz’ün, komisyon raporunda kendi şerhiyle ilgili tam tersine bir beyanın yer aldığına dair itirazı var, onu düzeltecek. Ona yerinden söz veriyorum.

Buyurun Sayın Özgündüz.

8.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, 156 sıra sayılı İçtüzük Teklifi’nin alt komisyonda görüşülmesi sırasında bildirilen bir görüşün kendisine ait olmadığına ilişkin açıklaması

 

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, teklifin 9’uncu maddesiyle değiştirilen İç Tüzük’ün 63’üncü maddesinin alt komisyonda görüşülmesine karşı çıktım. Burada usule ilişkin tartışma açılmasının Meclis Başkanlığının inisiyatifine bırakılması teklifine karşı çıktık. Komisyon, alt komisyon raporuna sanki Başkanın tutumu hakkında Genel Kurulun karar vermesi yönünde görüş bildirmişiz şeklinde bir beyanat geçmiş. O teklif benim değil, iktidar partisinden arkadaşların getirdiği bir önergeydi, o şekilde kabul edilmiştir.

Dolayısıyla, alt komisyon raporunun bu şekilde düzeltilmesini arzu ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Hamzaçebi, buyurun şimdi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bu rapor görüşülmez. Rapor hazırlamasını bilmiyor Başkan ya!

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Hamzaçebi’yi dinleyeyim, ondan sonra sırayla gidelim.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Kuyruk acısı var, kuyruk acısı! (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Haydi… Haydi…

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Kuyruk acısı…

OKTAY VURAL (İzmir) – Kuyruk sende var. Kuzularda kuyruk olur.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ayıp! Ayıp!

OKTAY VURAL (İzmir) – Daha göreceksin, sen…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bu üslubunu değiştirmediğin sürece daha çok laf yiyeceksin sen!

BAŞKAN – Sayın Türkkan, Sayın Vural, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yedireceğim…

BAŞKAN - Sayın Hamzaçebi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, şu Komisyon Başkanını uyarır mısınız. Ya Komisyon Başkanı gibi edebiyle oturmasını bilsin ya da kalksın gitsin buradan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne biçim Komisyon Başkanısın sen?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Kes… Kes… (MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, bir grup başkanına böyle hitap edemez.

BAŞKAN – Birleşime on beş dakika ara veriyorum, grup başkan vekillerini arkaya davet ediyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 15.41

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

156 sıra sayılı İç Tüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Başkanlık Temsilcisi burada.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun ne diyecektiniz Sayın Korkmaz?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –  Sayın Başkanım, ben Anayasa Komisyonunun bir üyesi olarak biraz önce yaşanan hassasiyetlerle ilgili söz almak istiyorum.  (MHP ve CHP  sıralarından “Biz de duyalım.” sesleri)

BAŞKAN – Bir saniye…Bir saniye…

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Mikrofonu açın, biz de duyalım.

BAŞKAN – Bir saniye… Sıra sıra gidiyoruz, hepsini bir arada…

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) –  Sesi açsanız…

BAŞKAN – Ama, önce ne diyeceğini bana söyleyecek, sonra Sayın Korkmaz’a…

Bir saniye…

Sayın Şandır’ın bir…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

9.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Genel Kurulda sarf edilen kaba ve yaralayıcı sözler nedeniyle Başkanlık Divanını İç Tüzük’ün ilgili maddesini uygulamaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bir önceki oturumda burada kaba ve yaralayıcı bir söz ifade edilmiştir. Dolayısıyla Başkanlık Divanını İç Tüzük’ün ilgili maddesini uygulamaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Tamam.

Sayın Korkmaz, buyurun.

10.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Anayasa Komisyonu Başkanının üslubuna ilişkin açıklaması

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkanım, biraz önce, ara vermeden önce gerçekten çok nahoş, Türkiye Büyük Millet Meclisinin mehabetine yakışmayan bazı sözler sarf edildi. Bizim üzüntümüz, bu sözleri sarf edenin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde en fazla hakka, hukuka, siyasal parti gruplarına ve onların temsilcilerine riayet etmesi gereken Anayasa Komisyonu Başkanı idi. Bu üslup, kesinlikle bilinmesini isterim ki, Anayasa Komisyonu üyesi olarak bizleri bağlayan, bizleri temsil eden bir üslup değil. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulundaki çalışmaların sağlıklı, sıhhatli bir biçimde yürütülmesini engellediği gibi Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığına da yakışmamıştır. Ben Anayasa Komisyonu olarak bütün Genel Kurulumuzdan özür diliyorum ve inşallah Sayın Başkanın, bundan sonraki sağlıklı çalışmalar açısından da, Anayasa Komisyonu sıralarına Genel Kurulda oturmamasını temenni ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkanım, aynı konuda…

BAŞKAN – Şimdi hep beraber…

OKTAY VURAL (İzmir) – Komisyonu temsilen…

BAŞKAN - Yani sanırım aynı şeyleri söyleyeceksiniz Sayın Bal.

FARUK BAL (Konya) – Ben de Anayasa Komisyonu üyesiyim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Başkan kendini değil, komisyonu temsilen konuştuğuna göre…

BAŞKAN – Bir saniye…

Sayın Hamzaçebi, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bugünkü İç Tüzük teklifine ilişkin görüşmelerin kırk sekiz saat geçmeden Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda yapılmasına ilişkin olarak Adalet ve Kalkınma Partisi Grup önerisi üzerinde dün kürsüden şunu ifade etmiştim: Bu teklif, İç Tüzük’ün 181’inci maddesine açıkça aykırıdır. İç Tüzük’ün 181’inci maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’ne ilişkin değişiklik tekliflerinin sadece ve sadece milletvekilleri tarafından yapılabileceğini düzenlemektedir yani İç Tüzük siyasi parti gruplarına İç Tüzük’te değişiklik konusunda herhangi bir yetki vermemektedir. İç Tüzük’ümüz çeşitli maddelerinde siyasi parti gruplarını zikretmek suretiyle, onlara önerge vermek ve diğer konularda bazı haklar sağlarken İç Tüzük’teki değişiklik önerisini sadece milletvekillerine vermek suretiyle İç Tüzük değişikliğinde bir uzlaşmanın yolunu açmak istemiştir. Oysa bu teklif, Adalet ve Kalkınma Partisinin 5 grup başkan vekilinin grup başkan vekili sıfatıyla vermiş olduğu bir teklifti. Yani İç Tüzük’ün 181’inci maddesine açıkça aykırılık söz konusudur. Bu teklifin ana özelliği muhalefetin sesinin kısılmasıdır. 2001 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinde o zamanki Hükûmetin veya o zamanki siyasi partilerin, bazı siyasi partilerin getirmiş olduğu İç Tüzük değişiklik teklifi görüşülürken bugün iktidar partisine mensup olan bir milletvekilinin o teklifi eleştiren çok ağır cümleleri var. Örnek veriyorum. O İç Tüzük değişiklik teklifinde temel kanun düzenlemesi getiriliyordu. Ancak bir tasarı veya teklifin temel kanun olarak görüşülebilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun beşte 3 oyuyla o önerinin kabul edilmesi gerekirdi, beşte 3 yani nitelikli  çoğunluk arıyor. Uzlaşmaya önem veren bir teklif olduğu hâlde o teklif bugün iktidar partisi içerisinde bulunan bazı arkadaşlarımız tarafından akıl ve sağduyudan yoksun bir teklif olarak değerlendirilmiştir. Onun üzerine, Adalet ve Kalkınma Partisi çok daha ileri giderek farklı temel kanun düzenlemeleri yaptı geçmişte. Nitelikli çoğunluğu kaldırdı, Parlamento çoğunluğuna dayandı, Adalet ve Kalkınma Partisi çoğunluğuna dayalı bir teklif yaptı.

Bugün görüşeceğimiz bu teklif özü itibarıyla muhalefetin sesini kısmaya yönelik bir tekliftir, akıl ve sağduyudan yoksun bir tekliftir. Parmaklarınızla kabul edilecek ama bu parmaklarda akıl olmayacak, bu parmaklara akıl hükmetmeyecek. Aynen 2001 yılındaki sizin milletvekilinizin ifade ettiği gibi, bu parmakları sizin aklınıza emanet etmek istiyorum ama aklınız parmaklarınıza ne kadar yön verecek, bilemiyorum.

Teşekkür ederim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, öncelikle şunu…

BAŞKAN – Şimdi, size de söz vereceğim. Bir saniye…

Ben, öncelikle, şu andan itibaren yapacağımız görüşmelerde hem bu tarafta oturan arkadaşlarımızın hem Meclisi temsil eden bütün milletvekillerinin –grup ayırt etmeden- bu görüşmelerde Meclisin nezaketine, Meclisimizin mehabetine, Meclisimizin saygınlığına uygun bir dille birbirlerine…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, iktidar partisi sorumluluğu alsın efendim. İktidar partisi sorumlu davransın. Muhalefeti susturmak…

SONER AKSOY (Kütahya) – En çok sen konuşuyorsun.

BAŞKAN – Sözümü bitirebilir miyim Sayın Genç. Sözümü bitirebilir miyim…

KAMER GENÇ (Tunceli) – İktidar partisi sorumsuz davranıyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, biz dinliyoruz sizi.

BAŞKAN – Bütün arkadaşlarımızın bu söylediğim konuya dikkat etmelerini özellikle rica ediyorum.

Buyurun Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, öncelikle şunu belirtmemiz gerekir ki biz bu teklifi hiç kuşkusuz milletvekili sıfatıyla verdik. Biz grup başkan vekiliyiz ama aynı zamanda milletvekiliyiz. 181’inci madde çok açık bir şekilde İç Tüzük’te değişiklik yapılmasını öngören teklifler milletvekillerince yapılabilir. Burada tasarı olarak getirilmesini engelliyor, yasaklıyor. Dolayısıyla bizim verdiğimiz bir tekliftir, tasarı değildir. Dolayısıyla 181’inci maddede belirtilen yasakla hiçbir alakası yoktur. Yani grup başkan vekilleri milletvekili sıfatıyla teklif edemezler mi, teklifte bulunamazlar mı? (Gürültüler)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Hayır, grup başkan vekili sıfatıyla veriyorsunuz Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Dolayısıyla bundan yana hiçbir problem yok Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Burada genel merkezde hazırlanmış böyle bir teklif görüşülemez.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ayrıca şunu da belirtmekte fayda var…

BAŞKAN – Evet, Sayın Kaplan…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan… İzin verin Sayın Başkanım. Bitirmedim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Pardon, bitirmemiş.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yani biraz önceki konuşmaları biz gayet sakin bir şekilde dinledik.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Başkan, böyle bir teklifin görüşülebilmesi mümkün değil.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Arkadaşlarımızdan da aynı anlayışı, aynı karşılığı bekliyoruz biraz önce sizin ifade ettiğiniz çerçevede Sayın Başkan. Yani ona herkesin uymasını istiyoruz, biz talep ediyoruz.

Son olarak şunu belirteyim: Burada kalkan parmaklar millet iradesini yansıtan parmaklardır. Buna hakaret edilmemesi gerekir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sizin arkadaşınızın cümlelerini söylüyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Saygı duyulması gerekir. Bu bütün parmaklar için geçerlidir Sayın Başkan ve onun akıl küpü olduğunu da öncelikle milletimiz biliyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir şeyi düzeltmek istiyorum efendim.

Benim parmaklara akılların yön vermesi konusundaki cümlelerim bugün iktidar partisinde önemli bir görev yapmakta olan bir komisyon başkanımızın 2001 yılında tutanaklara geçmiş olan sözüdür. Sizin arkadaşınızın sözünü sizlere hatırlatıyorum.

BAŞKAN – Evet, anlaşılmıştır.

Sayın Kaplan…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tamam. Yani sırayla gidiyoruz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ün değişikliğini konuşacağız ama İç Tüzük’e uygun olarak Meclis Genel Kuruluna gelmesi gerekir. Dün bir tartışma yaşadık: 52’nci madde, kırk sekiz saat olayı.

Sayın Genç’in bu konuda Tüzük’le ilgili kanun teklifi var. Komisyonda usulsüz olarak işleme alınmadı. Alınmadığı için de komisyonda eksik işlem yapılmış ve gelmiş.

Burada bir de usulü bir eksiklik, sakat etme durumu var. Yani burada şu kanun teklifine dikkatinizi çekerim Sayın Başkanım. İç Tüzük 181 çok açık diyor ki: “Hükûmet değil, gruplar değil.” diyor, “Sadece milletvekilleri İç Tüzük’ün, Meclisin nasıl çalışacağına karar verir.” Çünkü İç Tüzük Meclisin anayasasıdır, Meclisin anayasası. Anayasa’ya göre, 6’ncı madde “Egemenlik milletindir.” diyor, 7’nci madde “Devredilemez.” diyor. Ama dikkat edin, teklif, resmî imzayla bize gelen bu, grup başkan vekilleri olarak imzalanmış. Yani grubu ilzam edecek, bağlayıcı, grup adına gelmiş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Altında milletvekili yazıyor, milletvekili.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Şimdi, bu sakatlık karşısında, var olan …

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Tasarı olarak gelmesini engelliyor sadece, yasaklıyor, başka bir şey yok.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – …benzer kanun teklifleri de alınmadığı için, bu durumda görüşmeye başlamamız mümkün değildir. Eğer Sayın Genç’in burada teklifi olsaydı belki teklifini geri çekerdi. Şimdi bu durumda AK PARTİ’nin 5 tane grup başkan vekilinin sunduğu bu teklifi 2001 yılında burada yaptığınız savunmalar doğrultusunda çekmenizi istiyoruz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – 2001 yılında biz yoktuk, AK PARTİ yoktu.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – 2001 yılında bu kürsüde ne konuşulmuşsa arkasında durun. Arkasında durun ve geri çekin. Bu Meclisin selameti için bu gereklidir.

BAŞKAN – Anlaşıldı Sayın Kaplan, tamam.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, bu görüşmelerin halkımız tarafından da izlenmesi gerekir. Dolayısıyla bu konuşmaların ya usul tartışması kapsamında ya bir genel görüşme kapsamında kürsüden yapılması lazım çünkü usul esasın önüne geçmektedir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Evet, Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Burada yapılan yanlış daha sonrayı sıkıntıya sokacaktır.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, konuşmalara, görüşmelere geçelim, herkes meramını anlatsın efendim, vatandaş burada dinlesin.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok önemli bir konu, Sayın Başkanım, eğer kürsüden söz verirseniz söylenenlerin gerekçesini de anlatmaya çalışacağım.

BAŞKAN – Siz usul tartışması mı istiyorsunuz?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekirse usul tartışması veya bu konuyu tartışmak istiyoruz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Neye yani hangi sisteme göre?

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet yani usulüne uygun bir kanun teklifi yok.

BAŞKAN – Usul tartışması istiyorsunuz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Usul tartışması...

BAŞKAN – Tamam, buyurun.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Görüşülemez Sayın Başkan!

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani görüşülmesi mümkün değil! (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir şey demiyorum canım. Ben, usul tartışması açılması talebi var, şimdi ona evet diyeceğim. 

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Usul tartışması değil, Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lehte, alehte?...

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte, Sayın Başkan, lehte.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lehte, Sayın Başkan, lehte.

BAŞKAN – Lehte, aleyhte…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte, Sayın Başkan, lehte.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lehte, Sayın Başkan, lehte.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Aleyhte…

BAŞKAN – İç Tüzük teklifi veren milletvekillerinin grup başkan vekili olmasında…İç Tüzük’ün 181’inci maddesine aykırılık bulunup bulunmadığı konusunda usul tartışması açılması istendi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aleyhte…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, aleyhte…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lehte, Sayın Başkan, lehte.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte, Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aleyhte…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Aleyhte…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Aleyhte…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Lehte…

BAŞKAN – Tamam, şimdi, yazdınız mı? Tekrar okuyacağım ben doğru yazılıp yazılmadığını.

Lehte Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Evet.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Lehte” diye ilk ayağa kalkan biziz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte Sayın Başkan.

BAŞKAN – Siz, tamam, Sayın Canikli…

OKTAY VURAL (İzmir) – Aleyhte…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Aleyhte…

BAŞKAN - …ve Sayın Şandır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Elitaş lehte, lehte.

BAŞKAN – Aleyhte aynı anda… Hamzaçebi var…

OKTAY VURAL (İzmir) – Aleyhte ben istedim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Aleyhte…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkanım, bizi görmüyorsunuz.

BAŞKAN – O zaman ben kura çekeyim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, tutanaklara bakarsanız aleyhte ilk ben istedim. 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ilk sesini çıkaran Sayın Canikli ve ben.

ADİL KURT (Hakkâri) – Sayın Kaplan da var, Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamam, o zaman bakın tutanaklara.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tutanaklara göre yapın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tutanaklara bakın.

BAŞKAN – Tamam, tamam, bakacağım tutanaklara.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lehte Sayın Canikli ve ben, Sayın Başkanım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, tutanaklar gelsin, ona göre…

BAŞKAN – Şimdi, ben tutanaklara bakacağım kim ne istemişse ona göre devam edeceğim çünkü mesele başka.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, her gruptan birer başkan vekiline söz verin.

BAŞKAN – Her gruptan birer kişiyse aranızda anlaşın, ona göre vereyim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir şeyi ifade etmek istiyorum. Bu konuyu ilk tartışmaya açan benim burada hem dün hem bugün.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Konuştunuz zaten siz gerekli şeyleri.

BAŞKAN – Tamam. Bakın, herkes bir anda itiraz ettiği için Sayın Hamzaçebi, şimdi ya tutanaklara bakacağım -ki sıraya göre- ya da kendi aranızda anlaşın …

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Her gruptan birer kişi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, tutanaklara bakın efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Her gruptan birer arkadaş…

BAŞKAN – …her gruptan 1 kişiye vereyim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, önce tutanaklara bakın.

BAŞKAN – Tamam, bakacağım şimdi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tutanaklara bakın, itirazlar haklı mı, haksız mı, onu bir değerlendirelim.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkanım…

ADİL KURT (Hakkâri) – Her gruptan 1 kişi.

BAŞKAN – Ona ben karar veremem, kendi aranızda konuşun.

Bakın, ben tutanaklara bakacağım, kim önce istemişse ya ona vereceğim ya da kendi aranızda anlaşın. Dört grupsunuz, dördünüze de vereyim diyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Birer kişi yapalım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Anlaştık efendim.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkanım…

OKTAY VURAL (İzmir) – Birer kişi gruplardan efendim, tamam.

BAŞKAN – Sayın Özgündüz…

OKTAY VURAL (İzmir) – Mutabakat var efendim. Gruplardan birer kişi…

BAŞKAN – Tamam. Şimdi, o zaman Sayın Şandır, Sayın Canikli, Sayın Hamzaçebi, Sayın Kaplan, anlaştık mı?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Anlaştık efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Anlaştık.

BAŞKAN – Tamam mıyız…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tutanaklardaki şeye baktığınızda Sayın Başkan, bizim, arkadaşlarımıza söz hakkını verdiğimizi anlarsınız.

BAŞKAN – Tamam.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkanım…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, bağımsızlar adına da bir milletvekili konuşsun.

BAŞKAN – Böyle bir usul yok ki, olsa…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Özgündüz, siz ne diyorsunuz?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan, usul tartışmasından önce başka bir itirazımız var. Alt komisyon raporuna görüşümüz yanlış intikal etmiş, onu söyledik. Aynı zamanda, Sayın Kamer Genç’in önerisi hakkında Komisyon neyi kabul etti, belli değil. Bu hâliyle bu görüşülemez. Lütfen, Komisyon raporunu Komisyona iade edin ve görüşmeleri burada kapatalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Başkanın iade etme hakkı yok.

BAŞKAN – Yani…

Evet, usul tartışması için lehte ilk söz Sayın Şandır’a ait.

Buyurun Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Adalet ve Kalkınma Partisinin 156 sıra sayılı İçtüzük Teklifi’nin, İç Tüzük’ün 181’inci maddesine aykırı olup olmadığı hakkında

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, Türkçede güzel bir söz vardır, “Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.” diye. Biz bunları konuşurken Sayın Komisyon Başkanı laptopuna eğilmiş, konuşanları hiç dinlemeden geçiştirdi Komisyonda, ama bugünü görmesi lazımdı.

Değerli arkadaşlar, İç Tüzük gibi, Meclisin anayasasını konuşuyoruz. Bunu konuşurken mutlaka buraya gelmeden önce uzlaşma geliştirmek lazımdı. Uzlaşmayı sağlamak, uzlaşmada ısrar etmek iktidar partisi grubunun sorumluluğundadır. Yani kavgadan, gerginlikten, çatışmadan ne fayda umuluyor ki böyle bir zemin hazırlanıyor? Bunu milletimin takdirine sunuyorum.

Dün konuştuk. Bu kanunun gündeme alınması grup önerisiyle olmaz, komisyon ve hükûmetin teklifiyle ancak kırk sekiz saat beklemeden bir kanuna sıra verebilirsiniz, gündeme alabilirsiniz ama yok saydınız. “Parmakların aklı” dediğiniz hadise bu. Yani akılsızlığın neye mal olacağı belli. Bu parmakların inip kalkmasının neye mal olduğunu hep beraber izliyoruz. Allah aşkına, yani bugün getirilseydi de dün bu tartışma başlamamış olsaydı da bugün rahatlıkla başlamış olsak ne olurdu? Ama başlamadınız. Şimdi gelinen konu:

Bakın, değerli arkadaşlar, hiç birbirimizle akıl yarışı yapmayalım. Kanunların lafzı kadar ruhu da önemli, ruhu kadar lafzı da önemli. Şimdi, burada, “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına… Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilleri…” Böyle bir hak yok. Evet, grup başkan vekilleri milletvekili ama grup başkan vekilliği bir müessese, İç Tüzük’te tanımlanmış bir müessese, bir kurum. Bu sebeple, grup başkan vekilleri olarak, siz bu yasa teklifini veremezsiniz, verirseniz hukuksuzluk yapmış olursunuz.

Dün de söyledim: Değerli arkadaşlar, hukuku hukukun içinde kalarak değiştirirseniz meşru olur, yoksa gayrimeşru olur, yaptığınız hukuksuzluk olur. Şimdi burada yaptığınız şey, eğer ısrar ederseniz hukuksuzlukta ısrar etmektir. “Anayasa yapacağız, Anayasa’da uzlaşacağız.” derken ama uzlaşmayı dinamitleyen taraf olarak bunu lafzıyla, tavrıyla maalesef iktidar partisi grubudur. Bu sebeple, ben demin söylediğim hususu tekrar söylüyorum. Bir komisyon başkanının, bir partinin grup başkan vekiline, kaldı ki grup başkanını yani genel başkanı temsil eden grup başkan vekiline o türlü söz söyleme hakkı yoktur. O sözü söyleyene iade ediyorum. O sözü söyleyen gelip buradan o sözü geri almalı, maksadını aşan… Biz, Hocaya hep “Hocam” demişizdir ama Hocaya yakışmayan bu tavrından dolayı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – …en azından biz üzüldük kendisinin de utanması gerekiyor.

Çok teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aleyhte Sayın Hamzaçebi.

Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; dün de bugün de ifade ettim, tekrar bir kez daha ifade etmek istiyorum: Siyasi partilerin grup başkan vekilleri, grup başkan vekili sıfatıyla İç Tüzük değişiklik teklifi veremezler, verirlerse İç Tüzük’ün 181’inci maddesine açıkça aykırı olur. Grup başkan vekili sıfatını bir kenara bırakarak milletvekili sıfatıyla gayet tabii ki İç Tüzük değişiklik teklifi verebilirler. Maalesef, Adalet ve Kalkınma Partisinin 5 Grup Başkan Vekili, 5’i de bunu atlamış, atladıkları için buraya çıkıp savunacaklar aynen Cumhurbaşkanlığı Seçim Yasası’nda yarattıkları kriz gibi. Zamanındaki anayasa değişikliğinde, Adalet ve Kalkınma Partisinin hukukçu kurmayları   -grup başkan vekilleri değil- nasıl kendi partilerini, kendi partilerinin kurmaylarını yanılttıysa burada da aynı şekilde yaptıkları bir yanlış vardır, kesinlikle 181’inci maddeye aykırıdır, kesinlikle bu nedenle bu teklifin görüşülmesi mümkün değildir. 181’inci madde, milletvekillerine İç Tüzük değişiklik hakkı vermek suretiyle, siyasi parti gruplarına bu hakkı vermemek suretiyle İç Tüzük değişikliğinde uzlaşmanın yolunu açmak istemiştir, “Uzlaşmayı ara.” demiştir ama Adalet ve Kalkınma Partisinin uygulamasında, kültüründe uzlaşma olmadığı için, muhalefetin burada, Meclis araştırma önergeleri nedeniyle kullanmış olduğu kısıtlı söz haklarına tahammülü olmadığı için, bu kürsüden yapılan eleştiriye tahammülü olmadığı için bu kalmış olan, temel kanun düzenlemesinden sonra kalmış olan ufak tefek söz haklarını da muhalefetin elinden almak istiyor. Sanki bu Parlamento uzlaşmayı hiç beceremiyor gibi, yapamıyor gibi “Benim uzlaşmaya ihtiyacım yok.” diyor, “Uzlaşma için sizin kapınızı çalmayacağım.” demek istiyor. Oysa bu Parlamento, bundan önceki Parlamento, Türkiye Büyük Millet Meclisi uzlaşmanın güzel örneklerini verdi.

Bakın, önümde bir tablo var. Geçen yıl 11 Ocak ile 14 Ocak tarihleri arasında Türk Ticaret Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu’nun içinde olduğu 5 kanunu 4 günde kabul etmiştir. Bu 5 kanunun madde sayısı 2.698’dir. 2.698 maddelik 5 kanunu 4 günde çıkarmıştır bu Parlamento, uzlaşmanın güzel bir örneğini vermiştir ama bu dahi içinize sinmemiştir ki şimdi gelip muhalefetin ufak tefek konuşma haklarını elinden almak istiyorsunuz.

Ünlü liberal felsefeci Thomas Hobbes’un bir terazisi vardır, “Dengedeki bir terazi iyi değildir çünkü her an bozulabilir ama bir tarafa çok büyük ağırlık, öbür tarafa daha küçük bir ağırlık koyarsanız denge yoktur ama o hiçbir zaman bozulmaz.” der. Siz böyle bir dengesizliği istiyorsunuz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Lehte Sayın Canikli, buyurun lütfen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, buraya çıkıp iddialı sözler söylemeden önce biraz geçmişe bakmak gerekiyor arkadaşlar. Yani 181’inci maddeden yola çıkarak grup başkan vekillerinin İç Tüzük değişikliği teklifi veremeyeceği şeklindeki bir yorumun, bir defa, hiçbir şekilde 181’inci maddeyle alakası yoktur. Ayrıca, bakın, birçok örneği var geçmişte de ben size mesela bir tanesini okuyacağım.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Milletvekili olan bakan verebiliyor mu?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Altında Sayın Kemal Anadol, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili…

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Milletvekili olan bakan verebiliyor mu Sayın Canikli?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Altında 4 tane grup başkan vekilinin imzası olan bir İç Tüzük değişiklik teklifi verilmiş, kabul edilmiş…

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Yanlış yapmışlar.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –  …hiçbir şekilde Cumhuriyet Halk Partisinden de, diğer partilerden de bir itiraz gelmemiş, altında da Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekilinin imzası var değerli arkadaşlar. Yani bugüne kadar bütün Cumhuriyet Halk Partisi grup başkan vekilleri hata yaptı.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) –  Yanlış, yanlış…

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) – Bütün Cumhuriyet Halk Partisi yöneticileri hatta yaptı.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Milletvekili olan bakan atar mı?

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) –   Bugüne kadar hep hata yapıldı ama şu anda bu hata fark edildi, düzeltilmeye çalışılıyor.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Hayır, çünkü muhalefetin sözünü kısıyorsunuz çünkü muhalefetin sesini kısıyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) –   Bakın değerli arkadaşlar, lütfen yani haklı bir eleştiri olursa elbette dikkate alınır, değerlendirilir ama şu gerçekler, şu uygulama, bu grup başkan vekillerinin yani Cumhuriyet Halk Partisine ait grup başkan vekillerinin imzası ve uygulamasından sonra çıkıp bunu “İç Tüzük’ün 181’inci maddesine aykırı” demek gerçekten İç Tüzük’ün hem lafzına hem de özüne uygun düşmemektedir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) –  Söz konusu olan uzlaşma, uzlaşarak değiştirebiliriz.

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) – Bakın, 181’inci madde çok açık bir şekilde sadece tasarı olarak, İç Tüzük değişiklik tekliflerinin tasarı olarak gelmesini engellemektedir, ona matuftur, lafzı da budur zaten, lafzı da budur.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sizce bunun mantığı nedir?

 NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) – Diyor ki bakın -bu cümleden nasıl çıkarıyorsunuz, ben milletvekili olarak- “İç Tüzük’te değişiklik yapılmasını öngören teklifler milletvekillerince yapılabilir.” ifade bu.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Başbakan da milletvekili, bakanlar da milletvekili.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Tasarı olur, teklif olmaz Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) – Peki, arkadaşlar biz neyiz? Ben milletvekili değil miyim? Yani Grup Başkan Vekili sıfatımın olması milletvekili olmam hususunu ortadan kaldırıyor mu? (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Böyle bir yorum yapılabilir mi değerli arkadaşlar? Lütfen yani… Yorumları yaparken gerçekten yani daha dikkatli olmak gerekiyor.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – O zaman  Bakan arkanızda Bakana imzalattırın. Gençlik Spor Bakanı diye Bakana imzalattırın.

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) – Evet anlıyorum yani engellemeye çalışıyorsunuz, bir şey demiyoruz saygı duyuyoruz bu yani bize göre yanlış olan tutuma… Ona rağmen saygı duyuyoruz. Engellemeye çalışıyorsunuz, bloke etmeye çalışıyorsunuz, tamam.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Yanlış…

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) –  Ama bunu yaparken lütfen, İç Tüzük’e, uygulamalara hatta kendi partinizin uygulamalarına bir bakın lütfen. Yani engelleme çalışmalarını, Meclisi bloke etme çalışmalarını yaparken de yani İç Tüzük’e uygun olsun.

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Meclisi bloke eden sizsiniz Sayın Canikli.

 NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) – Ve bir eleştiriye tekrar muhatap olmayın, bir haksız yorum olmasın, haksız itham olmasın. Yoksa tabii takdir sizin bu konudaki yöntem, nasıl uygulayacağınız bizi ilgilendirmez ama her şey burada İç Tüzük’e uygun olarak hareket etmek zorundadır. Hepimiz, istisnasız, önce kendimiz başta olmak üzere konuşmalarımızla, tavırlarımızla, davranışlarımızla İç Tüzük’e uygun hareket etmek zorundayız. İç Tüzük’ün getirdiği hükümlere bağlı kalmak zorundayız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Anayasa’ya bile bağlı kalmadınız.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) –  Tüm grupların grup başkan vekillerinin uzlaşarak imzaladığını örnek göstermek doğru değil. Tüm grup  başkan vekillerinin imzaladığı…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, o zaman İç Tüzük ihlali olmuyor mu?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Dört grup, üç grup adına veriliyor Sayın Başkanım o zaman, daha da kötü.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurun, aleyhte…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İç Tüzük görüşmelerini yapıyoruz ve bu İç Tüzük görüşmeleri Meclisin anayasasıdır.

Bakın, Hükûmet yerinde Meclis Başkanlığı oturuyor, Meclis Başkanlığı oturuyor, dikkat edin. Meclisin anayasasını yapacağız, bizden sonraki dönemlerde seçimle geleceklerin de hukukunu belirleyeceğiz.

“Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.” diyor Anayasa 6, değil mi? “Bu egemenlik devredilemez.” diyor 7’nci maddede. Peki, bu durumda, bu netlik karşısında, arkadaşlar, 2001’de bir tüzük değişikliği çalışması burada yapılmıştı. O zaman iktidar partisi muhalefetti.

Bakın, o zaman Ahmet İyimaya, şimdi Adalet Komisyonu Başkanınız, ne diyor? “Hızlı yasama, tehlikeli yasamadır.” diyor. “Ehliyetsiz kurallar…” diyor. Tabirlerini sayıyorum… Bırakın onu, Sayın Bülent Arınç şu an Başbakan Yardımcısıdır. Başbakan Yardımcısı olan Sayın Bülent Arınç ne diyor? “Siz muhalefetin sesini kısmak istiyorsunuz.” diyor o tarihlerde. “Muhalefet, Meclisin ve demokrasinin vazgeçilmezidir.” diyor ve burada örnek verirken “Muhalefet olmadan hiçbir şey yapılamaz.” diyor, çok daha ağır sözler var. Bunları burada tek tek okumamın bir gereği yok. “Ham hum şorolop yasa yapıyorsunuz.” diyor. “Beş dakikada Beşiktaş.” diyor. Neler neler… Ne kıyametler koptu, burada milletvekili öldü. Bunu çabucak mı unuttunuz? Okuyalım mı daha başka şeyleri? Sizin milletvekillerinizin tek tek konuştuklarını, hepsini burada teker teker çıkar konuşuruz, teker teker çıkar konuşuruz. Hafıza, hiçbir şey kaybolmuyor. Dün size uygulananlara karşı çıkarken söylediğiniz sözlerle karşınıza çıkarız.

Bu, İç Tüzük 181’e aykırıdır, 52’ye aykırıdır. Teklif var, teklifi komisyona almamışsınız, değerlendirmemişsiniz. Bu koşullarda sizi siyah kurdeleyle protesto ediyorum, milletin iradesini tek başınıza belirleyemezsiniz, tek başınıza belirleyemezsiniz. Size belirletmeyiz. Size bu kürsüden söz veriyoruz, bu İç Tüzük’ü burada görüştürtmeyiz. Bu kürsünün başında dururuz, siz bu İç Tüzük görüşmesini yapamazsınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bu uzlaşmayla olur, bu grupların ortaklaşmasıyla olur, bu birlikte olur, bu demokrasiyle olur, sizin emir ve buyruklarınızla olmaz. Bunu biliniz, ona göre hareket ediniz diyoruz ve geri alınmasını talep ediyoruz. (BDP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) - Burası kavga yeri değil.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Göreceğiz…Göreceğiz… Buyurun…

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Buyurun göreceğiz…Göreceğiz… Gelin götürün, gösterin İç Tüzük’ünüzü, görüşün. Göreceğiz bakalım. Öyle bu Meclis sizin çiftliğiniz değil. Kimsenin babasının çiftliği değil. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, tasarıyla teklif arasındaki fark, tasarının Hükûmetten teklifin milletvekillerinden gelmesidir. Tasarı, Başbakan ve bütün bakanlar tarafından imzalanır, grup başkan vekilliği hükûmetle değil Meclisle ilgili bir sıfat olup tekliflerin Meclis Başkanlığına sunulmasında bu sıfatın kullanılmasında bir sakınca yoktur.

Bu vesileyle bir hususu bilgilerinize sunmak istiyorum. İç Tüzük değişikliği hassas bir konudur. Hükûmetin hızlı kanun yapma isteğiyle muhalefetin denetim yapma imkânı arasında bir denge gözetilmelidir. Umuyorum görüşmeler sırasından hem iktidar hem de muhalefet bu hususları dikkate alır.

Komisyon raporu…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

Sayın Grup Başkan Vekilimizin, kaba ve yaralayıcı ifadede bulunduğundan dolayı İç Tüzük 160’a göre Anayasa Komisyonu Başkanına kınama cezası verilmesine ilişkin…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır efendim öyle bir şey yok Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – …bir talebi olmuştu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, kaba ve yaralayıcı sözü tutanakta bakarsanız kimin söylediğini görürsünüz.

BAŞKAN – Yok… Benden Sayın Şandır’ın talebi bu konuda bir uyarı. O konuşmayı da yaptık.

OKTAY VURAL (İzmir) – Daha sonra değerlendirirsiniz.

Sayın Başkanım, şimdi biz bu raporu görüşüyoruz. Bu rapor okunmuyor çünkü dağıtılmış vaziyette. Dolayısıyla dağıtılan bu raporun her şeyden önce komisyonda oluşan görüşleri yansıtması gerekiyor ki milletvekilleri haberdar olsun. Yoksa, laf ola beri gele rapor hazırlanmaz. Şimdi, bu raporda, bir sayın milletvekilinin bir teklifinin kabul edildiği söyleniyor ama raporda bunun kabul edildiğine ilişkin derçedilmiş bir madde yok.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Alt komisyon raporunda hepsi var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir başka milletvekili, raporla ilgili, teklifle ilgili muhalefetini söylüyor, bu da bu raporda yok. Dolayısıyla bu raporu görüşemeyiz ki. Bu rapor AKP Genel Merkezinde hazırlanmış bir rapor. Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekillerinin iradelerini ortaya koyduğu bir rapor değildir, ısmarlama bir rapordur. Bu raporun neyini görüşeceğiz?

Yani Sayın Başkan, bu konuda, birleştirmiş oldukları bir sayın milletvekilinin şeyiyle ilgili diyor ki 12’nci maddeyle: “Komisyonumuzca kabul edilmiştir.” diyor, nerede? Bize gösterin.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Altında imzası var Sayın Başkan, altında imzası var, Komisyon imzalayan, çoğunlukla imzalanmış.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani kabul edilen metin yok ortada. Bu raporun bu yönüyle görüşülmesi mümkün değildir.

Bir hususu daha… Sayın Başkanım, bu konuda, biz raporu görüştüğümüz için, bu raporun Komisyon faaliyetlerini ve iradesini tam olarak yansıtması gerektiği gayet açık ve nettir. Bu rapor özenle hazırlanmamıştır, oldubittiyle hazırlanmıştır. Bu bakımdan, bu raporun iade edilerek, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu olarak iade edilerek Komisyonun daha sağlıklı bir çalışma yapmasını temin etmek zaruri bir hâl olmuştur.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, az önce bir metin okudunuz, ne olduğunu bilmiyoruz.

BAŞKAN – Bir saniye…

Buyurun.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, alt komisyon raporunda, çok açık bir şekilde, belirtilen teklifin dikkate alındığı, değerlendirildiği yer almaktadır, tartışmasız bir şekilde. Yani birleştirme yapılmıştır usulüne uygun olarak ve rapora da derçedilmiştir. Bu noktada herhangi bir eksiklik, aksaklık söz konusu değildir Sayın Başkan. Buna rağmen bunun işleme konulamayacağı şeklindeki bir ifade doğru bir ifade değildir, yasal bir ifade değildir, mesnedi yoktur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok efendim, yok!

BAŞKAN – Başkanlığın iade etme yetkisi de yok.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Evet, aynen öyle.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bu rapor yok hükmündedir, olmayan bir rapor. Yani buraya getirip bir makam anlaştı diye bu raporu görüşebilir miyiz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, görüşmelere ne zaman başlayacağız? Ama Sayın Başkan, görüşmelere başlayabilmemiz lazım efendim.

BAŞKAN – Başlayacağız inşallah.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla, bu rapor, İç Tüzük’e göre Türkiye Büyük Millet Meclisinde…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Muhalefet Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmasını engellemek istiyor Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir dakika müsaade eder misiniz Mustafa Bey?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama ha bire konuşuyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Burada da mı keseceksiniz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Görüşmelere geçince konuşun.

BAŞKAN – Komisyon bu konuda bir açıklama yapmayı istiyor mu?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, biz Türk milleti adına egemenlik yetkisini kullanıyoruz. “Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.” diyor ve milletvekilleri olarak komisyonda ve Genel Kurulda bu irademizi kullanıyoruz. Bu irademizi hiçbir komisyon başkanı yok sayamaz, görmezden gelemez. Bu, egemenlik yetkisini kullanan milletvekillerinin bu yetkisini daraltmak demektir. Komisyonda bu yetkiyi kullanan milletvekillerinin iradesi yok, iradesinin olmadığı bir rapor nasıl hazırlanabilir, nasıl görüşülebilir?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, raporun altındaki çoğunluk imzası millet iradesi değil mi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok, yok…Yansıtmıyor komisyon raporu.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yani kendisinin ki millet iradesi de çoğunluk iradesi nedir Sayın Başkan, böyle bir anlayış olur mu? Böyle bir anlayış demokrasiye sığar mı?

BAŞKAN – Evet, her şey tutanaklara geçti.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bugün burada tutanaklarda muhalefetin ya da diğerlerinin sözünü yazmamak gibi bir durum olur mu? Olmaz. O zaman ben diyorum ki milletvekillerinin Komisyonda iradesi yansıtılmamıştır, bu bakımdan bu komisyon raporunu görüşmek mümkün değil.

BAŞKAN – Anladık, tamam.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Komisyon raporu 156 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, teklif, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, hayır, görüşemezsiniz.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – …maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Grup başkan vekillerini de arka tarafa davet ediyorum.

Kapanma Saati: 16.54

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

156 sıra sayılı İç Tüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Başkanlık Temsilcisi? Burada.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, uygun bir rapor yok. Efendim, Sayın Başkanım, bakın, Anayasa’mızın...

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan...

BAŞKAN - Size de bakacağım, bir dakika.

OKTAY VURAL (İzmir) – İç Tüzük’ün 38’inci maddesi diyor ki: “Komisyonlar, kendilerine havale edilen tasarı veya tekliflerin ilk önce Anayasanın metin ve ruhuna aykırı olup olmadığını tetkik etmekle yükümlüdürler.” İç Tüzük’ün emredici bir görevi var. Bu raporda, bunun İç Tüzük’le ilgili, İç Tüzük’ün değişikliğinin Anayasa’ya uygun olup olmadığına ilişkin bir tane değerlendirme yok. Bu raporu nasıl kabul edeceğiz yani?

Sayın Başkan, soruyorum: Meclis Başkanlığı, burada, şu Beşiktaşın şeyle yaptığı maçı getirip raporlaştırsa bunu da görüşecek miyiz? Böyle bir şey olabilir mi ya?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, Komisyon Anayasa’ya aykırı bulsaydı zaten görüşmezdi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani anayasal görevini yapmamıştır, İç Tüzük’le verilen görevini yapmamıştır. Dolayısıyla, bu konuda Meclis Başkanlığı, bu konuyla ilgili gerekli uyarıyı yapmak suretiyle, Komisyon bunu çeksin ve dolayısıyla usulüne uygun yapsın. Yok burada bir hüküm. Bana söyler misiniz bu İç Tüzük hangi amaçla konulmuş? Uyulmayacaksa, İç Tüzük niye konulmuş?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, Anayasa’ya aykırılık varsa zaten Komisyonumuz dikkate alır ve görüşmez efendim. Öyle şey olur mu?

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, yok. Komisyonların görevi bu, bu görev yapılmamıştır, yok öyle bir şey.

BAŞKAN – Sayın Kart...

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, İç Tüzük’e aykırılığı öyle anlaşılıyor ki değerlendirdiniz ve karar verdiniz. Onun yanında İç Tüzük’ün 38’inci maddesine bariz bir aykırılık var. Bu konuyu Komisyonda ısrarla dile getirmemize rağmen bu konuda tartışma dahi açılmadı. Bu anlamda Genel Kurulda bu konunun tartışmasını yapmak ve Genel Kurulun değerlendirmesine sunmak istiyoruz.

BAŞKAN – Usul tartışması mı açmak istiyorsunuz?

ATİLLA KART (Konya) – Evet, 38’inci madde gereğince.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır, usul neye göre Sayın Başkan?

BAŞKAN – Lehte, aleyhte?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lehte.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Kart, Sayın Kaplan.

Sayın Elitaş mı, Sayın Canikli mi? Her gruba bir kişi vereceğiz, öyle oldu.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ben Sayın Başkan, tamam.

BAŞKAN – Sayın Canikli, Sayın Vural…

Şimdi, Sayın Vural aleyhte mi, lehte mi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Aleyhte.

BAŞKAN – Sayın Kart aleyhte.

ATİLLA KART (Konya) – Evet.

BAŞKAN – Sayın Kaplan ile Sayın Canikli lehte düşüyor doğal olarak, aleyhte konuşursunuz herhâlde.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Tamam Sayın Başkan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, Sayın Başkan, İç Tüzük’ün 68’inci maddesine göre Genel Kurulda kavga ve gürültü olursa Başkan bir defa ara verir, bir aradan sonra kavga ve gürültü devam ederse birleşimi kapatır. Lütfen, Meclis çalışmıyor. Bu Meclisi bu kadar kavgaya, gürültüye götürmeyin.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kavgadan kapanmadı.

BAŞKAN – Henüz kavga yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tarafsız yönetin Meclisi efendim, tarafsız yönetin efendim.

BAŞKAN – Yapmayın Sayın Genç, Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani İç Tüzük’ün açık hükmü vardı, dün 52’nci maddeyi ihmal ettiniz, bugün de 68’inci maddeyi ihmal edemezsiniz.

BAŞKAN – Tamam, tamam, itirazım yok.

 KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, bundan sonraki olayların sorumlusu siz olacaksınız. Böyle bir şey olur mu efendim? Bu Meclis iki saattir bir şey görüşmüyor. Dolayısıyla birleşimi kapatmak zorundasınız.

BAŞKAN – Tamamdır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle ikide birde ara ver, ara ver, olur mu? Biz milletvekiliyiz, oyuncak değiliz ki efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin Anayasa’ya aykırılığı sebebiyle usul tartışması açılmıştır.

Aleyhte ilk söz Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart’a aittir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisinin 156 sıra sayılı İçtüzük Teklifi’nin, İç Tüzük’ün 38’inci maddesine aykırı olup olmadığı hakkında

 

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, İç Tüzük aykırılığı noktasında Başkanlık Divanı olarak yaptığınız yanlışı Anayasa’ya aykırılık noktasında da sürdürüyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, bakın, Anayasa’nın 175’inci maddesi ile İç Tüzük’ün 181’inci maddesi birbirini tamamlayan maddelerdir, birbiriyle paralel olan maddelerdir. Bir bütündür bu maddeler.

Her iki maddedeki temel espri şudur değerli arkadaşlarım: Bilindiği gibi Meclis İç Tüzüğü bu Parlamentonun anayasasıdır, çalışma kurallarını düzenler. Anayasa nasıl ki toplumsal bir uzlaşmayla, sözleşmeyle yapılması gereken bir düzenleme ise, Meclis İç Tüzüğü’nün de bu anlamda bir uzlaşmayla, bir diyalogla yapılması gerekiyor. Her iki düzenlemede de, Anayasa koyucu, siyasi parti gruplarının dayatması olmadan, uzlaşma içinde, iş birliği içinde ve ihtiyaca cevap verecek şekilde bir düzenleme yapılması hususunu dile getirmiştir. Yani Anayasa yapılmasındaki usul ve esaslar İç Tüzük düzenlemesinde de söz konusudur. Ama neyi görüyoruz burada? Bütün aşamalarda Adalet ve Kalkınma Partisinin 5 grup başkan vekilinin sıfatı belirtilerek, vurgulanarak getirilen bir teklif söz konusu.

Bu ne demektir? Bu bir grubun teklifi demektir, grubun iradesi demektir, milletvekilinin iradesi değildir bu. Elbette, siz, Adalet ve Kalkınma Partisine mensup milletvekilleri olarak, milletvekili sıfatınızla -biriniz, üçünüz, dördünüz- verebilirdiniz. Ama hepiniz ne yapıyorsunuz? 5 grup başkan vekili de grup başkan vekilliği sıfatını, statüsünü özellikle belirterek böyle bir teklifi getiriyor. Bu aslında teklif değildir, bu teknik anlamda bir tasarıdır. Anayasa değişikliklerinde nasıl ki tasarı söz konusu olmayacaksa İç Tüzük değişikliklerinde de tasarı söz konusu olmaz. Burada şeklî anlamda teklif diyebilirsiniz, ama işin özünde, işin esasında AKP Grubunun  dayatmacı anlayışla getirdiği bir tasarı vardır.

Sayın Başkan, bu yönüyle, İç Tüzük’ün 38’inci maddesine açıkça aykırı olan bir tasarı söz konusudur. Bu noktada, Başkanlık Divanı olarak üstlendiğiniz görevin ve sorumluluğun gereği olarak resen hareket etmek durumundasınız, resen karar vermek durumundasınız.

Bunu bir kez daha bu aşamada dile getirmek gereğini duyuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kart.

Lehte, Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan...

Buyurun. 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İç Tüzük’ün Anayasa’ya uygun olması, hele hele Anayasa Komisyonunda bunun öncelikle görüşülmesi ve raporda bunun zikredilmesi şart. Şimdi, bu yapılmıyor, raporda yok, 181 yok, 52’nci madde yok. 5 tane grup başkan vekili, beşi bir yerde, maşallah, bir imza atmışlar, gelmiş.

Bakın, dinleyin arkadaşlar bu sözleri: “Muhalefet partilerinin veya Mecliste muhalefetin çalışmaları sırasında önlerine engel olarak getirilmesi düşünülen bir kısım değişiklikler özellikle yine bu teklifte yer alıyor. Demokrasilerde iktidar mutlaka vardır ama önemli olan muhalefettir. O rejimi demokratik yapan da muhalefetin olmasıdır, muhalefetin haklarının açıkça gösterilmesi ve o hakların korunmasıdır, yoksa totaliter rejimlerde bir iktidar sorunu yok zaten ama muhalefet nerededir, hangi imkânlara sahiptir, bunlara bakmamız gerekiyor.”

Biraz daha devam edeceğim, bu sözlerin size çok aşina olması lazım: “Demokratik ülkelerde ve çağdaş ülkelerde kabul gören çok önemli bir anlayış muhalefetin obstrüksiyon hakkının sonuna kadar tanınmasıdır yani engelleme denilen hak muhalefetin tabii hakkıdır, doğal hakkıdır. Bu hakkı hiçe saymak, dünyada demokratik ülkelerde görülmüş bir keyfiyet değildir. Hatta Amerika Birleşik Devletleri’nde “filibuster” denilen bir uygulamayla saatler boyunca konuşmak bile mümkündür ama hiçbir  Temsilciler Meclisi üyesi ve senatörün aklına bu hakkın çok fazlasını kullanmak gelmez.”

Şimdi soruyorum: Bu, 2001 yılında şimdiki Başbakan Yardımcınız Bülent Arınç’ın sözleri, partinizin grubu adına söylenen söz. Ne oldu size? Dokuz yılda nereden nereye geldiniz? Nerelere savruldunuz? Anayasa tanımıyorsunuz. Yasa tanımıyorsunuz. İç Tüzük tanımıyorsunuz. Hak tanımıyorsunuz. Hukuk tanımıyorsunuz. Adalet tanımıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) İnsan hakları tanımıyorsunuz. Hukuk tanımıyorsunuz. Allah’ı da tanımazsınız siz bu gider… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Allah’ı da tanımazsınız. Çünkü o inancınız, o inancınız var ya zulümdür zulüm. Kendinize geliniz!

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bu Meclis sizin çiftliğiniz değildir. Bu Meclis milletin Meclisidir. Milletin iradesi burada. Milletin iradesi adına bu kürsüde konuşacağız. Hiç kimse milletin iradesini bu kürsüde susturamaz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, konuşmacılar sizi İç Tüzük’e uymaya davet ediyor.  Lütfen konuşmacıyı İç Tüzük’ün 67’nci maddesine göre uyarın Sayın Başkan. Efendim, 67’nci maddeye göre uyarmanız lazım.

BAŞKAN – Ettim Sayın Elitaş. Söyledim Sayın Elitaş, ama duymuyor.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bakın, ne demişsiniz? Bakın “Takriri Sükun gibidir.” demiş bu Kanun. Bu Kanun Takriri Sükûn gibi değil, faşist Mussolini’nin kanunları gibidir. (CHP sıralarından alkışlar) Ben de onu diyorum. Faşist Mussolini’nin kanunlarını bize kabul ettiremeyeceksiniz.

BAŞKAN – Evet, Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, buradaki bütün hatipler İç Tüzük’ü kendilerine perde ederek konuşuyorlar. Ama İç Tüzük 67’nci madde açık ve net. Konuşmacı üslubuna dikkat etmek zorundadır. Bu da sizin göreviniz üsluba davet etmek.

BAŞKAN – Ben söyledim ama o gürültüde ne Sayın Hatip duydu ne başkası duydu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ama söylemekle değil, keseceksiniz gerekirse.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, kendi arkadaşlarının üslubuyla okudum.

BAŞKAN – Neyse… Evet, tutanaklara geçti benim de söylediğim ama o gürültüde kimse duymadı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama efendim, konuşmasını kesebilirsiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, herhâlde tutumunuz hakkında şey mi yapıyor? Uyarıda bulunuyorsa eğer, usulüne uygun İç Tüzük’e göre talepte bulunur. Orada laf atmanıza gerek yok Meclisin Başkan Vekiline.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Senin aklına ihtiyacımız yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen laf atma memuru musun? Memuru musun sen? Hadi varsa yüreğin çık usul tartışması iste!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Biz biliriz İç Tüzük’ün ne olduğunu?

BAŞKAN – Aleyhte İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural.

Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri)- Avukatı mısın?

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet..

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Vekâletten azletti seni. Azletti seni. Herkese verir, sana vermez avukatlığı.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, ben bütün milletvekillerinin benim avukatım olduğuna inanıyorum, yapmayın.

Buyurun Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Elitaş, adam gibi çık, de ki…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Adam gibiyim ben, adam!

OKTAY VURAL (Devamla) -  …Meclis Başkanına: “Tutumun hakkında söz istiyorum.” Ne laf atıyorsun orada ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (Devamla) – Ne laf atıyorsun orada!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, adam gibi konuşmaya davet edin.

OKTAY VURAL (Devamla) – Otur adam gibi yerine be! (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Adam gibi konuşmaya davet edin! Adam gibi konuşmaya davet edin!

OKTAY VURAL (Devamla) – Yani, bakın, ben, biz burada…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, orada adam gibi konuşmalı!

OKTAY VURAL (Devamla) – Senin gibi konuşuyorum!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Adam gibi konuşuyorsun o zaman!

BAŞKAN – Lütfen…

OKTAY VURAL (Devamla) – Senin gibi konuşuyorum.

BAŞKAN – Lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Şimdi adam gibi oldun!

OKTAY VURAL (Devamla) – Senin gibi konuşuyorum!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Şimdi adam gibi oldun o zaman!

BAŞKAN – Yani, görüşmenin başında söyledim hepinize…

OKTAY VURAL (Devamla) – Hoplama, otur! Otur! Hoplama zıplama! Otur yerine! Hoplama zıplama! Otur yerine, otur!

Şimdi, sen Grup Başkan Vekilisin. Sen, Meclis Başkan Vekiline ne laf atıyorsun! Eğer tutumunu beğenmiyorsan, çıkarsın adam gibi dersin ki: “Tutumun hakkında söz istiyorum. Niye kesmedin?”

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Her zaman bu konuşmaları yapıyoruz.

OKTAY VURAL (Devamla) – E söyleyemiyorsun bunu, Meclis Başkan Vekiline laf atıyorsun ya!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sizin hiç yapmadığınız bir şey!

OKTAY VURAL (Devamla) - Sayın Başkan, şimdi biz burada bir rapor görüşüyoruz. Bakın, bir: bu raporda, milletvekillerimizin, milletvekillerinin egemenlik yetkisi tam olarak yansıtılmamıştır. Bir sayın milletvekilinin teklifi, akıbeti meçhul; faili meçhulleri bıraktınız da milletvekillerinin önergeleri de meçhul. Önergeler meçhul ya! (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Ya, komisyonda kaybolabilir mi böyle bir irade? Dolayısıyla, bir diğer yönüne bakıldığı zaman, Sayın Başkan, burada Komisyondan istirham ediyorum, Meclis Başkanlığı da baksın, bu Anayasa Komisyonu, İç Tüzük 38’e göre, Anayasa’nın metin ve ruhuna aykırı olup olmadığını tetkik etmiş midir, etmemiş midir?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Belli değil.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ben söyleyeceğim.

OKTAY VURAL (Devamla) – “Yükümlüdür.” diyor.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Etmiştir. Sayın Başkan, aksi olsa reddeder zaten.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Nerede yazıyor?

OKTAY VURAL (Devamla) – Şimdi, bir komisyonun yükümlü olduğu bir konu burada belli değilse bu İç Tüzük niye yazıldı? Soruyorum yani. Yani, parmak çoğunluğuyla olur mu? O bakımdan Sayın Başkan, yapılması gereken husus, bu konuyla ilgili bu müzakereleri sonlandırmaktır.

Bu müzakerelerle ilgili, zaten -birazdan söyleyeceğim- bununla ilgili de Meclis Başkan Vekilinin tutumunu da birazdan gündeme getireceğim. Orada, Sayın Mehmet Sağlam’ın ifadelerini de dile getireceğim ben ama size bir şey okumak istiyorum: “Sevgili Başkanım, büyük devrimlerin kazanımı olan millî iradeyi hâkim, Kuvayı Milliyeyi amil kılma iradesinin tecellisi ve sembolü olan şu ‘egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ ibaresi, artık, sembolik bir irade hâline gelecek. Çünkü, komisyonları tabi, muhalefetin kolları, parmakları kilitli, sesleri kilitli, iktidarın da bu konuda, önerge, müzakere vesaire söz söyleme yetkisi yok… Buna, bir millî Parlamento, buna, bir demokratik Parlamento deme imkânı yoktur. Değerli arkadaşlar, bu İçtüzük, muhalefeti yok eden İçtüzüktür.

Rejimin adı komünizm olabilir, rejimin adı faşizm olabilir; ama, öyle unsurları vardır ki, o rejim demokratik olabilir; ama, siz, bu İçtüzükle, Türkiye Parlamentosunu, demokratik parlamento olarak göremezseniz…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (Devamla) – “Çünkü, muhalefeti; çünkü, milletin iradesinin tecelli ettiği bu kürsüyü; çünkü, halkın aydınlatılması, siyaset yoluyla aydınlatılması imkânını bertaraf ediyorsunuz ve dinamitliyorsunuz.”

Bu sözleri kim söylemiş biliyor musunuz? Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Size söylemiş onu, size.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Kime söylemiş onu? Onu kime söylemiş? Kime söylemiş onu?

OKTAY VURAL (Devamla) – Demokrasi kim, fikir özgürlüğü kim, siz kim ya! Ne anlarsınız siz demokrasiden! Parlamentodan, millî iradeden ne anlarsınız!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

OKTAY VURAL (Devamla) - O bakımdan, Sayın Başkanım…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (Devamla) – Sayın Başkanım, bu son derece ciddi bir konudur. Bu konuyla ilgili, bir dayatmayla, komisyonun bir dayatmayla bu raporu buraya getirip görüşmesi mümkün değildir. Böyle bir darbeye, ne 12 Eylül darbesine ne AKP’nin darbesine boyun eğecek değiliz. Onun için, İç Tüzük değişikliğini çekin. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Hatip kürsüde konuşurken ismimi de anarak hakaret etmiştir, izin verirseniz sataşmaya…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Tutanaklardan okuyun efendim, böyle bir hakaret yok.

BAŞKAN - İsterseniz Sayın Canikli’nin…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, o…

BAŞKAN – Peki, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, şahsına sataşması nedeniyle  konuşması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, hangi konuda söz verdiniz, öğrenebilir miyim?

BAŞKAN – Sataşmadan verdim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sataşmadan. Dinleseydin anlardın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi konuda sataşmışım?

BAŞKAN – İsmini vererek kullandığınız için sataşmadan söz verdim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim?

BAŞKAN – Sataşmadan söz verdim Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi konuda sataşmışım?

BAŞKAN – “Adamlık”lı, “adamsızlık”lı bir konuşma yaptınız ya onunla ilgili verdim.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Adamlıkla” ilgili bir konuda, evet.

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, burada konuşan hatipler konuştukları lafın nereye gittiğini iyi bilmeli. Sayın Grup Başkan Vekilinin yaptığı konuşmadaki ilk cümle: “Sen ne hakla Meclis Başkan Vekiline ders vermeye kalkıyorsun?”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Doğru.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Adam gibi olursan, adam gibi konuşursan olur.” dedi. Ben de “Sayın Başkan, İç Tüzük 67’nci maddeye göre temiz bir üslupla konuşmaya davet edin.” dedim. “Şimdi, senin gibi konuşuyorum.” dedi. Doğru; ondan önce farklı konuşuyordun, benim gibi konuşmaya başlayınca adam gibi konuşmaya başladın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ondaki kalıcı da sendeki kalıcı mı belli değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bir de bakıyorum, enteresan; biz burada diyoruz ki, meydanlarda, bazı yerlerde diyoruz ki: “CHP, MHP’nin kuyruğuna mı takıldı, o onun kuyruğuna mı?” derken… (CHP, MHP ve BDP sıralarından gürültüler, ayağa kalkmalar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sözünü geri alsın, sözünü geri alsın Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sözlerine dikkat et!

Sayın Başkan, böyle konuşma olmaz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Burada Cumhuriyet ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekilinin… (CHP, MHP ve BDP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sözünü geri alacaksın sen, sözünü geri alacaksın!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Terbiyesizlik yapma! Terbiyesiz adam!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Geri al Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ya damarınıza mı bastık? Bir dakika… Bir dakika…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Kim kimin peşine takıldı?” derken… (CHP, MHP ve BDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Fitneci başı, sözünü geri alacaksın!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen ancak PKK’nın kuyruğu olursun!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Fitne yapma, fitne yapma!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Söyleyecek başka lafın kalmadı, anlaşılıyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bugün bu İç Tüzük konuşulacak, bugün bu İç Tüzük konuşulacak.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 17.26

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

156 sıra sayılı…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şunu okuyayım mı.

Yani okuyayım, ondan sonra tamamdır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Oturumu açabilmesi için okuması lazım Sayın Başkanın.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Biz Amerika’nın kuyruğunda değiliz Başkanım, Amerika’nın kuyruğunda olanlar gelsin karşımıza. Amerika’nın kuyruğunda olanlar karşımıza çıksın.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, yarım kalan bir oturumda grubumuzun sözcüsünü ilzam edecek şekilde bir kelime kullanan Sayın Elitaş o sözünü geri almak veya özür dilemek durumunda.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, bir oturumu açın. Sayın Başkan, oturumu açın efendim, açın. Şu anda oturum açık değil Sayın Başkan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Bunu sağlamadan oturuma devam etmeniz uygun değildir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bir oturumu açın, ondan sonra dinleyin efendim, daha oturum açılmadı.

BAŞKAN – Şimdi, ben, açayım, Sayın Elitaş’ın…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, daha neyi konuşuyorsun! Sen yapıyorsun zaten hep! Hep sert konuşup bu milleti birbirine vurduruyorsun ya!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, Meclisi onlar çalıştırmıyor Sayın Başkan. Meclisi onlar çalıştırmıyorlar, mahsus öyle yapıyorlar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Senin niyetin o, senin niyetin o!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu Meclis Amerikan kuyrukçularını kabul etmez!

BAŞKAN – Tamamdır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Milleti birbirine kırdırıyor ya! Ne zaman çıksa hep fitne, fesat!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, Sayın Başkan, 68’nci maddeye göre çalışamaz bu Meclis. Efendim, birleşimi kapatın Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, şimdi, nasıl bir hakaret edebilir böyle ya!

BAŞKAN – Yani belki özür dileyecek.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, özür dilemek… Neye göre özür dileyecek, kınama cezası ya da uyarma cezası verin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi, Sayın Grup Başkan Vekili, Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkan Vekili bir “kuyruk” lafıdır almış bugün gidiyor, Sayın Kuzu, Sayın Elitaş. Sanıyorum Adalet ve Kalkınma Partisinin bu 2 seçkin milletvekilinin terminolojisinde “kuyruk” dışında başka bir kelime yok, bir yaratıcılıkları yok. Şimdi, bu, ayrı bir değerlendirme konusu, bir hakaret vardır ancak İç Tüzük’ün 68’inci maddesine göre 2 kez siz oturumu kapatmak zorunda kaldınız, 2 kez.

OKTAY VURAL (İzmir) – Neden dolayı kapattınız? Gürültüden dolayı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – 68’inci maddeye göre bu görüşmenin devamı mümkün değildir. Sayın Elitaş’ın özür dilemesi ayrı bir keyfiyettir, o sağlanacaktır, sağlanmalıdır ama oturumun devamı 68’inci maddeye göre mümkün değildir. Sizin tarafsız bir Meclis Başkan Vekili olarak bugüne kadar takdir ettiğimiz, beğendiğimiz uygulamalarınızın bir devamı olarak bu oturumu kapatmanız gerekir efendim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, ısrarla, ısrarlı bir şekilde milletin iradesinin tecelli ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisini kapatmaya çalışıyorlar, kapattırmaya çalışıyorlar. Sayın Başkanım, burası milletin Meclisi, burada milletin iradesi tecelli ediyor.

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Yapan sizsiniz ya, saldıran sizsiniz!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Konuşalım, her şeyi konuşalım, tartışalım, değerlendirelim. Ama Millet Meclisini ısrarlı bir şekilde…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, saldıran kendileri, tahrik eden kendileri, hakaret eden kendileri, şimdi kalkıp zeytinyağı gibi konuşuyor!

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Bağıran sensin! Başka bağıran var mı?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Her şeyi konuşalım, bir hakaret varsa konuşalım. Gereken neyse de değerlendirelim, konuşalım. Ama ısrarlı bir şekilde neden kapattırmaya çalışıyorsunuz? Yanlışlık varsa düzeltelim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani sataşmayı yapan senin Grup Başkan Vekilin değil mi?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Vural, yanlışlık varsa düzeltelim. Konuşalım, düzeltelim. Bunun yöntemi Meclisi kapattırmak değil efendim. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Her konuşmasında provoke ediyor.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İç Tüzük 68’e göre çalışma düzeninin devamı mümkün değil. Daha kötü olaylara sebep olmamak için oturumun kapatılmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, rica ediyorum, yerlerinize oturur musunuz…

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz sizin grubunuza bir şey mi dedik? Biz size bir şey mi dedik?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yanlışlık varsa düzeltelim Sayın Vural. “Düzeltiriz.” diyorum. Konuşalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Grup Başkan Vekiliniz saldırıyor, hakaret ediyor…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Düzeltilir, her şey düzeltilir. Ama konuşarak yapacak onu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Saldırıyorsunuz, hakaret ediyorsunuz, sonra kalkıp bizi suçluyorsunuz yani.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Devamlı hakaret ediyor grubumuza. Devamlı hakaret ediyorsunuz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İç Tüzük 68 gayet açık. Çalışma düzeninin sağlanamaması…

BAŞKAN – Biliyorum.

Sayın Kaplan, siz ne diyorsunuz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İç Tüzük 68 çok açık, son fıkra…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bakın, çoğunluk partisi, bize sataşan onlar, bize hakaret eden onlar, kalkıp bizi suçluyorlar ya! El insaf ya! Vallahi insaf ya!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Saldıran onlar, her şeyi onlar yapıyor ya! Küfür ediyor, orada oturuyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, devamı mümkün değil efendim. 68’inci maddeye göre kapanması gerekiyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, Komisyon Başkanı hakaret ediyor, Grup Başkan Vekili hakaret ediyor…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sonra kalkıp bize saldırıyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Biz hiçbir zaman… Yani bu tahammül edilecek bir konu değil. Öncelikle bu teklifin geri çekilmesi lazım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Allah’ınızı severseniz ya! Hem suçlular hem güçlüler ya!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bir de gelip küfrediyorlar. 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, birleşimin kapatılmasını teklif ediyorum. Bu, Meclisi çalıştırmamak değil, Meclisin saygınlığını, selametini korumak için. Yoksa ısrar edersek burada daha kötü olay çıkacak endişesindeyim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, amaç belli olmuştur. İktidar partisi parmak çoğunluğuyla muhalefetin sesini kısarken dayatmayla, tahrikle, fitneyle, fesatla burada gerginlik oluşturup sorumluluğu muhalefetin üzerine atmak istemektedirler.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, bakın, bu Türkiye Büyük Millet Meclisi savaş yıllarında dâhi kapanmamıştır, kapatılmamıştır. Buradaki her şey millet iradesidir. Yapılan, millet iradesine karşıdır Sayın Başkan. Yani millet iradesinin kapatılmasını istiyorlar, millet iradesinin ortadan kaldırılmasını istiyorlar.(CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Savaş yıllarında dâhi muhalefetin sesini kısmamıştır bu Millet Meclisi.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Böyle bir şeye izin veremezsiniz Sayın Başkan. Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi. Bize insanlar, burada kendi menfaatlerini korumak için oy verdiler, destek verdiler.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Savaş yıllarında dâhi muhalefetin sesi kısılmamıştır. Savaş yıllarında dahi Polatlı’da top sesi duyulurken bile muhalefet çıktı, bu kürsüden konuştu.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Nasıl çıkar bir siyasi parti Türkiye Büyük Millet Meclisinin kapatılmasını ister? Böyle bir şey olur mu Sayın Başkan? Burası milletin iradesi, burası milletin Meclisi. Milletin Meclisini kimse kapatamaz.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Polatlı’da top sesi duyulurken bile muhalefet burada konuştu.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İç Tüzük 68’in uygulanması lazım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – İç Tüzük 68’e göre kapatılması gerekiyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siz olsanız olsanız Amerikan iradesi olursunuz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sensin Amerikan bilmem nesi!

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Kimin Amerika’dan talimat aldığı belli!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Utanın Meclisi çalıştırmıyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Libya’da, Suriye’de, Irak’ta, İran’da neredesiniz be? Neredesiniz? Binlerce Müslümana tecavüz ediliyor, neredesin sen? Konuşma!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Millete de kuyruk taktınız utanmadan. Çıkıp özür dileyecek.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen oturur musunuz. Buyurun… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hayatta oturmayacağız, kusura bakma!

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Çıkıp özür dileyecek! Hiçbirimiz oturmayacağız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Özür dileyecekler!

OKTAY VURAL (İzmir) – Elitaş’a kınama cezası verilmesini teklif ediyorum. Bize saldıracaklar ya!

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Bu Mecliste muhalefeti susturmak için elli türlü entrikayla karşı karşıyayız. Entrikaya prim vermeyeceğiz Sayın Başkan, entrikaya prim vermeyeceğiz.

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Bu teklifi geri çekecekler Başkan.

BAŞKAN – Gürültü ve kavga devam ettiği için 68’inci maddeye göre birleşimi kapatıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Alınan karar gereğince, Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin hakkındaki gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağına ilişkin görüşmeler ile kanun tasarı ve teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 2 Şubat 2012 Perşembe günü saat 13.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 17.52

 



(X) 156 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.