TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 58’inci Birleşim

                                                                                              31 Ocak 2012 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, lepra hastalığına ilişkin gündem dışı  konuşması

2.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, Ankara ilindeki spor sorunları ve Ankaragücü Spor Kulübünün durumuna ilişkin gündem dışı konuşması ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı

3.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, futbolun içinde bulunduğu kaosa ilişkin gündem dışı konuşması ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, Lepra Haftası’na ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 31 Ocak 1990 tarihinde Ankara Bahçelievler’deki evinin önünde silahlı saldırı sonucu öldürülen Muammer Aksoy’un ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

3.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 28 Ocak 1920’de son Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından kabul edilen Misakımillî kararlarının önemine ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Hakan Şükür’ün, Ankaragücü Spor Kulübüne yapılacak maddi desteğe ilişkin açıklaması

 

5.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, Ankaragücü Spor Kulübüyle ilgili olarak Federasyon veya Bakanlığın bir mali denetim yaptırması hususuna ilişkin açıklaması

6.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Hükûmetin futbolun yönetiminde inisiyatif alması gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Ankaragücü Spor Kulübü için başlattığı kampanyaya ilişkin açıklaması

8.- Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın, sözlerinin çarpıtıldığına ilişkin açıklaması

9.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Van’da vatandaşların  hâlâ yazlık çadırlarda yaşadıklarına, konteynerlere yerleştirilmediklerine ilişkin açıklaması

10.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Van ilinde meydana gelen deprem sonucu çadırda yaşayan vatandaşların yangın nedeniyle hayatlarını kaybettiklerine ve Erciş, Patnos ve diğer ilçelerdeki üreticilerin mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Van Milletvekili Burhan Kayatürk’ün, Van’ın kendi merkezinden Erek Dağı’nın eteklerine doğru kaydırıldığı şeklindeki ifadenin doğru olmadığına ve çadırlarda yaşayan vatandaşların hızlı bir şekilde konteynerlere taşındığına ilişkin açıklaması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Arnavutluk Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanının resmî davetine icabetle TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır başkanlığında Arnavutluk’u ziyaret edecek beş kişilik Parlamento heyetinde yer alacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/739)

B) Gensoru Önergeleri

1.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan ve 59 milletvekilinin; görev ve sorumluluğunun gereklerini yerine getirmediği ve yargı bağımsızlığının korunmasında gerekli çabayı göstermediği iddiasıyla Adalet Bakanı Sadullah Ergin hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/7)

C) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin yol açacağı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/121)

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, kamyoncu-nakliyeci esnafının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/122)

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, Muz üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/123)

D) Önergeler

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün (2/21) esas numaralı, 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu’na Birer Geçici Madde Eklenmesi ile ilgili Kanun Teklifi’nin, İç Tüzük’ün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/ 22)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve arkadaşları tarafından, Diyarbakır Sur İlçesi, İç Kale eski cezaevi çevresinde yapılan kazılarda çıkan cesetlerin bütün yönleriyle araştırılması amacıyla, verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 31/1/2012 Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

2.- Ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısının temel unsurlarından olan esnaf ve sanatkârlarımızın içine düştüğü sıkıntılar ve yaşadığı sorunların belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin 31/1/2012 Salı günü Genel Kurulda okunarak ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

3.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu ve arkadaşları tarafından, ülkemizde önümüzdeki yıllarda yaşanabilecek olası bir deprem felaketi öncesinde gerekli araştırmaların yapılarak, alınabilecek tedbirlerin, çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin  31/1/2012 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

4.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma, gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 156 sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi’nin, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak  ve bölümler hâlinde görüşülmesine; (11/7) esas numaralı gensoru önergesinin, gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin, Genel Kurulun 2 Şubat 2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un, Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Adalet ve Kalkınma Partisinin, 156 sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi’nin, dağıtımından itibaren kırk sekiz saat geçmeden gündeme alınmasını içeren grup önerisinin İç Tüzük’ün 52’nci maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle Başkanlığın tutumu hakkında

 

 

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün; 5941 Sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün; 5941 Sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/538, 2/85, 2/119) (S. Sayısı: 137)

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, IMF gözden geçirme raporlarının yayınlanmamasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/1917)

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Gümüşhane ve Bayburt’un merkez, ilçe ve köylerindeki aydınlatma sorununa ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı  (7/2104)

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Iğdır-Tuzluca’nın köylerinin yol, içme suyu ve elektrik sorununa ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/2105)

4.- Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz’ın, THY’nin harcama ve seferleri ile bazı sorunlara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/2124)

5.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, Van’daki depremde yıkılan binalara ve enkaz kaldırma çalışmaları kapsamında yapılan ihalelere ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/2195)

6.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatı birimlerindeki engelli istihdamına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/2222)

7.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatı birimlerindeki engelli istihdamına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2252)

8.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, İstanbul’un bazı ilçelerinden elde edilen vergi gelirlerine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/2255)

9.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatı birimlerindeki engelli istihdamına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı  (7/2257)

10.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, bir ihaleyle ilgili iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı  (7/2305)

11.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, yazılı soru önergelerinin cevaplanmasına ve cevaplanmayan önergelerle ilgili yapılan işlemlere ilişkin sorusu ve  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/2321)

12.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın belediyelere yapılan mali yardım miktarlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2333)

13.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Kocaeli-Kartepe’deki tehlike arz eden bir elektrik trafosunun taşınmasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı   (7/2356)

14.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya-Tavşanlı’da konut ve iş yerlerindeki elektrik sayaçlarının değiştirilmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2357)

15.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Maden Kanunu’nun hukuk ve hakkaniyete aykırılığına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2360)

16.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Kahramanmaraş-Afşin Çöllolar kömür sahasının inceleme ve denetimine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı   (7/2361)

17.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, 2003-2011 yılları arasında yurda kaçak çay girişine ve yaşanan mağduriyete karşı alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/2371)

18.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Sinop Gümrükler ve Muhafaza Başmüdürlüğünün kapatılmasına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/2372)

19.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, deprem sonrasında Van’da yaşanan sorunlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/2417)

20.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Alanya’nın bazı belde ve köylerindeki kadastro çalışmaları ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/2426)

21.- İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın, Marmara Denizi’nin kirliliğine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/2427)

22.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüklerinde yaşanan sorunlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/2455)

23.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yönetim Kurulu üyeliğine atanan bir kişinin açıklamasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/2484)

24.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yönetim Kurulu üyeliğine atanan bir kişinin açıklamasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/2486)

25.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, özelleştirilen SEDAŞ’ın TEİAŞ’ta istihdam edilen çalışanlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2513)

26.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli’de doğal gaz ve elektrik hizmetlerinde yaşanan aksaklıklara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı   (7/2514)

27.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Bakanlıkta görev yapan personelin statülerinin dışında çalışması ve bunların mağduriyetlerinin giderilmesine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2637)

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, TS 341 yemeklik zeytinyağı standardının ve ithalattaki vergi oranlarının yeniden düzenlenmesine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/2640)

29.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 1991 yılında yapılan sınavla kamu kurum ve kuruluşlarından TBMM’ye alınıp, herhangi bir kadroya ataması yapılmayan personele ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/2642)

30.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, İstanbul’da başlatılan, tamamlanmayan ve âtıl durumda bekleyen kamu yatırımlarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/2668)

31.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya Merkez ilçe ve köylerinde verilmiş olan maden arama ve işletme ruhsatlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2674)

32.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Altıntaş ilçesi ve köylerinde verilmiş olan maden arama ve işletme ruhsatlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2675)

33.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Aslanapa ilçesi ve köylerinde verilmiş olan maden arama ve işletme ruhsatlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2676)

34.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Çavdarhisar ilçesi ve köylerinde verilmiş olan maden arama ve işletme ruhsatlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2677)

35.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Domaniç ilçesi ve köylerinde verilmiş olan maden arama ve işletme ruhsatlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2678)

36.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Dumlupınar ilçesi ve köylerinde verilmiş olan maden arama ve işletme ruhsatlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2679)

37.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Emet ilçesi ve köylerinde verilmiş olan maden arama ve işletme ruhsatlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/2680)

38.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Gediz ilçesi ve köylerinde verilmiş olan maden arama ve işletme ruhsatlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/2681)

39.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Hisarcık ilçesi ve köylerinde verilmiş olan maden arama ve işletme ruhsatlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2682)

40.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav ilçesi ve köylerinde verilmiş olan maden arama ve işletme ruhsatlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı   (7/2683)

41.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Tavşanlı ilçesi ve köylerinde verilmiş olan maden arama ve işletme ruhsatlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2684)

42.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Pazarlar ilçesi ve köylerinde verilmiş olan maden arama ve işletme ruhsatlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2685)

43.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Şaphane ilçesi ve köylerinde verilmiş olan maden arama ve işletme ruhsatlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2686)

44.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının envanterinde bulunan konteynerlere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı   (7/2725)

31 Ocak 2012 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Tanju ÖZCAN (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 58’inci Birleşimini açıyorum.

 

                                            III.- YO K L A M A

 

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Sayın milletvekilleri, gündem dışı ilk sözü vermeden evvel, Genel Kurulda çok büyük bir uğultu var, Sayın milletvekilleri, eğer sükûneti sağlayabilirsek gündem dışı söz, isteyen arkadaşlarımıza söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, lepra hastalığı hakkında söz isteyen Kayseri Milletvekili Sayın İsmail Tamer’e aittir.

Buyurun Sayın Tamer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, lepra hastalığına ilişkin gündem dışı  konuşması

 

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Evet, Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her yıl ocak ayının son pazar günü başlayan Lepra, Cüzzam Haftası nedeniyle şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Lepra hastalığının etkeni “mycobacterium leprae”dir. Bu mikrop tüberküloz basiline benzer. İlk defa 1876 yılında Armauer Hansen tarafından tarif edildiği için de “Hansen hastalığı” olarak da bilinen bir hastalıktır. Çok yavaş ilerler, yüksek oranda bulaşıcı değildir. Bulaşması uzun süreli bir lepralı kimseyle kalmak durumunda ortaya çıkabilir. Ağız yoluyla, burun yoluyla ve damlacık enfeksiyonuyla bulaşabilir. Vücutta iki ila yedi yıl arasında bir inkübasyon süresi vardır. Bu inkübasyon süresi içerisinde hastalık yapmaya başladığı andan itibaren de artık vücut özellikle kol ve bacaklardan beyine iletilen duyu sinirlerinin ya da beyinden iletilen motor sinirler vasıtasıyla bunların kılıflarında hastalık yapar, plaklar oluştur.

Tabii bu plakları oluşturmaya başladıktan itibaren de vücutta belirtiler ortaya çıkabilir. Deride kırmızı ve mavi renkli kabarıklıklar, “papül” denen belirtileri olur. Derinin üzerinde yine hafifçe kızarık plaklar oluşabilir. Daha çok yüz ve göz çevresinde, kol ve bacaklarda nohut büyüklüğünde, ceviz büyüklüğünde nodüller meydana getirebilir. Ayrıca deride yara izleri yapar, bunlar da skatris dokular oluşturabilir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Türkan Saylan’ın da kemikleri sızlıyor! Ah Türkan Saylan ah!

İSMAİL TAMER (Devamla) – Tabii, bunun yanında ayrıca kol ve bacaklardan başlayan his kayıpları olabilir, hafif kanamalar olabilir, burunda tıkanıklıklar olabilir, genel anlamda da tüm vücutta ağrılar söz konusu olabilir.

Hastalık 1981 yılında Dünya Sağlık Örgütünün belirlemiş olduğu bir tedavi şemasıyla tedavi edilir. Tedavisi: Kesin tedavisi vardır ancak uzun süreli, en az altı ay-bir yıl gibi bir tedavi yapıldıktan sonra hastalık tamamen ortadan kaldırılabilir.

Lepra, 44’üncü Dünya Sağlık Asamblesi’nde alınan bir karar ile 2000 yılında eliminasyon hedeflenmişti.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hocam, Türkan Saylan’a ne oldu? Türkan Saylan, cüzzamla mücadele eden kahraman kadın.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Eliminasyon: 10 bin kişiden 1 kişide görülüyorsa eliminasyondan bahsedilebilir. 1985 yılında 120 iken 2006’da 4 ülkeye düşmüştür. Dünyada 2010 yılı içerisinde yaklaşık 210 bin hasta vardır. Ülkemizde ise bu hasta sayısı 1.500 civarındadır. Hastamız: Özellikle ülkemizde, son, 2010 yılı içerisinde 3 hasta ve daha sonra da 2 hasta görülmüştür ki prevalansını 10 binde 1’e getiren ülkeler arasındadır ve ülkemiz de prevalansı bakımından hastalığı yenen bir ülke hâlindedir. Bu bakımdan Sağlık Bakanlığına teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; Kayseri’de kamu-özel ortaklığı ile yapılan otuz altı projede ve 40 bin yatak nitelikli yatak kapasitesi olan bir de projeden size bahsetmek istiyorum. 1.583 yataklı bu projede -ekim ayı içerisinde Sayın Başbakanımız tarafından temeli atılmıştı- burada yapılan hastanede 680 yataklı genel hastane, 258 yataklı kadın doğum hastanesi, 100 yatak kapasiteli adli psikiyatri hastanesi, yine 126 yatak kapasiteli psikiyatri hastanesi, 200 yatak kapasiteli rehabilitasyon merkezi, 115 yataklı kardiyovasküler sistem ve KVC hastanesinden oluşan büyük bir komplekse başlanmış, büyük bir başarıyla da inşaatı devam etmektedir. 2014 yılının Mart ayında bitirmeyi planlıyoruz. İnşallah, özellikle şehir hastanelerinin başlangıcında olan bu projenin hem memleketimize hem milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Bu arada, 40 bin yatak kapasitemizi de, diğer, TOKİ’nin yapmış olduğu hastaneler ile nitelikli yatak olan, 80 bin yatağa çıkarmak arzusundayız.

Hepinize saygı ve selamlarımı sunuyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tamer.

Gündem dışı ikinci söz, Ankara ilindeki spor sorunları ve Ankaragücü Kulübünün durumu hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Bülent Kuşoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, Ankara ilindeki spor sorunları ve Ankaragücü Spor Kulübünün durumuna ilişkin gündem dışı konuşması ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı

 

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Ankara’nın spor sorunları ve özelde Ankaragücünün sorunlarıyla ilgili söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunarım.

Biraz önce değerli milletvekili arkadaşımız, Lepra Haftası nedeniyle bir konuşma yaptı. Ben de bu vesileyle, Türkiye’de lepra hastalığının teşhisi, tedavisi konusunda çok büyük emekleri geçen rahmetli Türkan Saylan’ı bir kere daha minnetle anmak istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, yönetmek, birçok unsurla beraber bilgi, samimiyet, ahlak ve sabır gerektirir. Tabii kamu yönetimi söz konusu olunca bu niteliklere çok daha fazla ihtiyaç vardır. Spor da bir kamu hizmetidir. Türkiye gibi genç nüfusun çok fazla olduğu bir ülkede çok da önemli bir konudur. Spor deyince de futbol akla geliyor. Futbol bugün dünyada en fazla popüler olan, en fazla bilinen bir spor dalıdır.

Futbolun birçok yönü var. Bir temaşa yönü var, bir insan sağlığıyla ilgili, bedenle ilgili yönü var, kafa sağlığıyla ilgili yönü var ama futbol çağımızda özellikle bir endüstri hâline gelmiştir. Birçok ülke, kent futbol sayesinde para kazanabilmektedir. Barcelona’yı hepiniz duymuşsunuzdur. Barcelona’nın her hafta maçlarını ilave olarak 10-15 bin yabancı turist izlemektedir. Tabii ki Barcelona’ya katkısı da çok önemli bir tutardadır, miktardadır. Futbol başlı başına bir endüstri hâline gelmiştir.

Bu arada benim de sürem iyice azalmış, onu fark ettim. Çok hızlı olarak meramımı anlatmaya çalışacağım.

Şimdi, Ankara köyden kente göçün çok hızlı olduğu, çok hızlı göç alan bir şehir; genç nüfus çok fazla, on üç üniversitesi var Ankara’nın. Böyle bir şehirde spor çok önemli, futbol çok önemli. Ankara, spor tesisi yönünden çok fakir bir kent, çok fakir bir başkent, sıkıntıları var. 19 Mayıs Stadı, Cebeci Stadı iki yıl önce Bayındırlık Bakanlığının verdiği raporlara göre riske sahip, tehlike arz ediyor. Böyle bir yerde Ankaralı ruhunu biz oluşturamadık. Kimse Ankara’da “Ben Ankaralıyım.” demiyor. Bu kadar fazla göç alan bir şehirde “Ben Ankaralıyım.” diyen, böyle göğsünü gere gere, insan yok. Hâlbuki spor, özellikle futbol buna hizmet edebilecek bir araç, çok önemli. Takım ruhuyla ilgili, kentin takımıyla kent ruhu birleşebilir ve bir hemşehrilik ruhu yaratılabilir, bunu birçok yer başarmıştır. Türkiye’de de bunun örnekleri var; en başta Trabzon geliyor, Bursa geliyor, İzmir geliyor. Böyle örnekler oluşmuştur.

Ankara maalesef çok değerli iki kulübünü iç çekişmeler nedeniyle, bencil, egoist yöneticiler nedeniyle kaybetmiştir, kaybetmek üzeredir. Bir Ankaraspor, bir Ankaragücü 200 milyon liraya yakın masraf edilmiş kuruluşlardır bunlar, takımlardır. 200 milyon lirayla çok iddialı, Türkiye’de şampiyonluğa oynayacak bir takım yaratılabilirdi, Ankara’nın o fakir, spor sahası olmayan her semtine, mahallesine birer spor tesisi açılabilirdi -çok önemli bir meblağ- ama ne şampiyon olunabildi ne tesisler yapılabildi; sadece Ankara’nın seçilmiş yöneticilerinin egoistçe tutumları nedeniyle maalesef çok kötü, olumsuz bir noktaya kadar geldi. Hâlbuki Ankaragücü, 1910 yılında kurulmuş, Türkiye'nin en eski kulüplerinden biri; Kurtuluş Savaşı’na katılmış, şehitler ve gaziler vermiş bir kulübümüzdür. Bugün, bu sıralarda rahatlıkla oturabiliyorsak Ankaragücü Kulübünü kuran ve Ankaragücü Kulübüyle beraber bu ülke için savaşanların, şehitlerin, gazilerin çok büyük katkısı vardır. Hepimizin Ankaragücü Kulübüne karşı borcumuz vardır.

Evet, Değerli Milletvekilimiz Aylin Nazlıaka’nın, Spor Bakanımızın katkıları var -zaman zaman bunlarla uğraşıyorlar- Ankara Kulübü Derneğinin bu konuda çalışmaları var ama bunlar maalesef yeterli değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) - Ankaragücünün çok büyük oranda borçları var; çalışanlarına ücret ödeyemez hâlde, hepimizin desteğine muhtaç bir vaziyette.

Ben özellikle bu konulara dikkatinizi çekmek istedim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.

Gündem dışı üçüncü söz, futbolun içinde bulunduğu kaos ile ilgili söz isteyen Aydın Milletvekili Sayın Ali Uzunırmak’a aittir.

Buyurun Sayın Uzunırmak. (MHP sıralarından alkışlar)

 

3.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, futbolun içinde bulunduğu kaosa ilişkin gündem dışı konuşması ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı

 

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bakan arkadaşlar da dinlerlerse herhâlde faydalı olur.

Saygıdeğer Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; futbolumuzun içinde bulunduğu kaosla ilgili gündem dışı söz aldım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, burada bir konuya öncelikli olarak doğru teşhis koymak ve sizlerle çok dürüstçe bir şeyi paylaşmak istiyorum. Eğer mensubiyet duygularımızdan, menfaat duygularımızdan biraz sıyrılarak olaya objektif olarak bakma fırsatımız olursa Türkiye’ye çok daha iyi hizmetler etmiş oluruz. Bundan maksadım nedir? Bundan maksadım şu: Türkiye, meselelerini doğru tartışmıyor. Meselelerimizi doğru tartışmadığımız sürece, bizim doğru teşhis koyup ve kurtuluşu bir reçete hâline getirebilmemiz mümkün değil. Yönetmek bir sanattır, sanat da felsefeye dayanır, dolayısıyla yönetmek de felsefi bir konudur. Eğer biz yönetim metotlarımızı doğru uygulamazsak o zaman doğru yönetemeyiz. Menfaat endişeleriyle veya mensubiyet endişeleriyle yönetmeye kalkarsak işte bugün Hükûmetin yaptığı birtakım hataları yapmış oluruz, Hükûmetin yaptığı en önemli hatalar budur. Türkiye’de tarihî kurumlarımız bile hercümerç olmuştur. Hercümerç olmanın sebebi nedir? Çünkü AKP İktidarı bir rövanş duygusu içerisinde, bir ele geçirme duygusu içerisinde ve bir intikam duygusu içerisinde kurumlarla savaşmaktadır. İşte, bu savaşmak ki Türkiye’de kurumları hercümerç etmiş, sosyal hayatımızdan, dış politikamızdan ekonomimize varıncaya kadar, spora varıncaya kadar hiçbir meselemizi doğru tartışamaz duruma gelmişiz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’deki spor kulüplerini 6222 sayılı Yasa’yla… Sporda şiddet adına, o günkü gündelik olaylarla bir yasa yaptık.  Burada biz muhalefet ettik, dedik ki: “Bu çok kolay ve ani oldu. Bu doğru teşhis konulmadı.” Dolayısıyla, oraları da ele geçirme, oraları da yönetme adına, AKP yeri geldi açık tavır koyarak Federasyon seçimlerinde, yeri geldi bugün olduğu gibi sütre gerisinden, bazı yönetim hataları içerisinde, maalesef bugün Türkiye'nin sporda geldiği bu kaos ortamına Türkiye’yi sürükledi. Her alanda olduğu gibi, bugün millî takımımızın bile uluslararası yarışmalardan yasaklanabileceği konuşuluyor. Dolayısıyla, buradan, şimdiden Hükûmeti uyarıyorum: Eğer Türk millî takımı, uluslararası spor müsabakalarından UEFA tarafından kulüplerin yaptığı hatalardan dolayı men edilir ve bu yönetim zafiyetinden dolayı millî takım uluslararası yarışmalara gidemezse bunun sorumlusu AKP Hükûmetidir, bir başkası değildir. Neden bunu söylüyorum?

Değerli arkadaşlar, 14 Mayısta ligler bitmiş, ligler bitmezden önce birtakım dinlemeler, soruşturmalar başlamış ve şike operasyonunun aslında o zaman yapılması gerekirken AKP Hükûmeti muhtemeldir ki bunu geciktirmiş ve liglerin bitmesine ertelemiş; ligler bitmiş, ondan sonra gündeme Türkiye Futbol Federasyonunun seçimi gelmiş. O seçimde Hükûmet taraf olmuş ve Futbol Federasyonu Başkanının seçiminde “Şu olsun, bu olmasın.” noktasında o gün isimlerin üzerinde bile Sayın Başbakanın ağzına varan birtakım isimler telaffuz edilmiş. Futbol Federasyonunun bugünkü yönetimi bombayı kucağında bulmuş ve Başkanı ve yönetiminde tanıdığımız hakikaten dürüst, samimi, başarılı insanlar var ama bombayı kucaklarında buldular. Futbol Federasyonu yönetiminden sonra “Aman, seçimler geldi, birilerini karşımıza almayalım.” diye, soruşturma seçimlerden sonraya ertelenmiş ve seçimlerden sonraya ertelenmesinin neticesinde birçok mağdur ve birçok müsebbip de dolayısıyla ortalığa dökülmüş ve bugün gelinen konumda tekrar söylüyorum: Hâlen “Yargı kararı beklensin.” denilmekte ama en yetkili ağızlardan şike artık itiraf edilir duruma gelmiş, Federasyonun kongresinde şikenin itiraf edildiği bir ortama sürüklenmiş Türkiye ve “Yargı kararı beklensin.” deniyor. Ama ben bir şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum: Eğer bu ülkede Genelkurmay Başkanı, Andıç Davası’ndan iki sene öncesinden konuşuluyor, iki sene sonra tutuklanıyorsa, eğer Yaşar Büyükanıt, eski Genelkurmay Başkanı, seneler öncesinden konuşulup hâlen daha tutuklanmamış ve tutuklanacağı günü bekliyorsa Hükûmet sütre gerisinde adalete müdahale ediyordur “Şu bugün tutuklansın, bugün gündem tayin edilsin.” diye ve spor da bu noktada bir kaosun içerisine sürükleniyordur ve millî takım eğer bütün bu operasyonların içerisinden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - …uluslararası yarışmalara katılamazsa, tekrar söylüyorum, bunun tek sorumlusu Hükûmettir, bir an önce açıkça inisiyatifi ele almalıdır ve gereği neyse onu yapmalıdır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzunırmak.

Sayın Bakan, bir saniye, şimdi bazı söz talepleri var, onları da vereyim, sonra size söz vereceğim.

Sayın Düzgün…

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, Lepra Haftası’na ilişkin açıklaması

 

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Lepra Haftası nedeniyle, ülkemizde bu hastalığa yakalanmış tüm hastalarımıza acil şifalar diliyorum. Ayrıca, ülkemizin leprayla olan savaşını kazanmadaki baş mimarı olan sevgili Türkan Saylan’ı özlem ve rahmetle anıyorum. Kendisini ömrünün son günlerinde mahkeme kapılarında süründürenlerin, vatan haini ilan etmeye çalışanların, umarım bugün biraz vicdanları sızlamış, biraz yüzleri kızarmıştır diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi…

 

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 31 Ocak 1990 tarihinde Ankara Bahçelievler’deki evinin önünde silahlı saldırı sonucu öldürülen Muammer Aksoy’un ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçen hafta 24 Ocak tarihinde, eşitlik ve adalet ilkelerinin yılmaz savunucusu, büyük insan, gazeteci, yazar Uğur Mumcu’yu, öldürülüşünün on dokuzuncu yılında rahmetle, şükranla andık.

Bugün, eşitlik ve adalet ilkelerine gönül vermiş bir başka önemli insanın, bir büyük hukukçunun ölüm yıl dönümü. Muammer Aksoy, 31 Ocak 1990 tarihinde, Ankara Bahçelievler’deki evinin önünde kurşunlanarak öldürüldü, faili meçhul karanlığına gömüldü. Türkiye’de faili meçhullerin aydınlatılacağı böyle bir siyasi ortamı, siyasi iklimi yakalayacağımız ve böyle bir siyasi iktidarı gerçekleştireceğimiz inancıyla, Muammer Aksoy’u, ölümünün, öldürülüşünün yirmi ikinci yılında rahmetle ve şükranla anıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Vural…

 

3.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 28 Ocak 1920’de son Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından kabul edilen Misakımillî kararlarının önemine ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evet, Misakımillî, bundan tam doksan iki yıl önce, son Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından, 28 Ocak 1920’de oy birliğiyle kabul edilmişti. Bu Misakımillî, aslında milletimizin tam bağımsızlığını sağlayıp ülkemizin bütünlüğünü kapsayan ve bunları bozabilecek tüm engelleri ortadan kaldıran millî Kurtuluş Savaşı’mızın ve savaş sonrasında kurduğumuz yeni Türk devletinin siyasi manifestosu niteliğindedir.

Misakımillî, yeni ve millî bağımsız bir devlet kurmak üzere harekete geçmiş milletimizin akdettiği, birlikte yaşamak üzere anlaştıkları şartları kapsayan toplumsal bir mukaveledir. O gün Misakımillî’nin çerçevesi belirlenirken ilk olarak “…dinen, irfanen, emelen birleşmiş ve yekdiğerine karşılıklı hürmet ve fedakârlık hissiyatıyla dolu ve ırki ve toplumsal hakları ile çevre şartlarına tamamen riayetkâr yerlerin tümü ayrılmaz bir bütündür.” denilmiştir. Bizler de bugün devletin milletiyle bölünmez bütünlüğüne halel getirmeyeceğimizi, milletin bağımsızlığına, devletin bölünmez bütünlüğüne göz dikenlerin karşısında duracağımızı, o günkü haricî saldırılar karşısında kale gibi duranların torunları olarak bugün de aynı kararlılığı göstereceğimizi bu kürsüden haykıracağız, haykırmaya devam edeceğiz. O gün gibi bugün de millî ve ekonomik kazanımlarımızın inkıtaya uğramaması için tam bağımsızlık ve serbestiyete mazhar olmamız hayat ve bekamızın temelidir. “Devlet ebet müddet” uğrunda bütün güçlüklere, saldırılara sarsılmaz bir imanla göğüs gereceğiz. O gün gibi bugün de bizler, iç ve dış güçlere karşı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) - …var gücümüzle karşı koymayı sürdürecek, bizlere emanet edilen Türkiye Cumhuriyeti’ni muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarma gayretini her daim canlı tutacağız.

BAŞKAN – Sayın Şükür, buyurun.

 

4.- İstanbul Milletvekili Hakan Şükür’ün, Ankaragücü Spor Kulübüne yapılacak maddi desteğe ilişkin açıklaması

 

HAKAN ŞÜKÜR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Az evvel CHP Ankara Milletvekilimiz Sayın Bülent Kuşoğlu Ankara’nın spor ve özelde Ankaragücü Kulübünün sorunlarını dile getirmek istedi.

Ankaragücü, Ankara’nın en eski kulübüdür. Futbol dünyada büyük bir olgu, bu olgudan Ankaralıları uzak tutamayız. Ankaragücünün ekonomik sorunları ile yakinen ilgilenen eski bir sporcu olarak buna bir hayli üzüldüm ve bugün çeşitli girişimler yaptık Ankara’daki çok değerli dostlarımla beraber bu genç kardeşlerimizi bu zorlu yolculukta desteklemek adına. Sadece sezon sonuna kadar, bana iletilen bir rakam vardı, biz Ankara’daki çok değerli, Ankaragücünü seven kardeşlerimle beraber bunu da önümüzdeki hafta açıklamak istiyoruz, bana iletilen bedel 200 bin TL’ydi, bu ihtiyaç bedelini şu an temin etmiş bulunuyoruz.

Bu kardeşlerimizin, tabii, Ankaragücü formasını giymekten şeref duyduklarını biliyoruz. Umarım, bu desteğimizi önümüzdeki hafta hep beraber burada açıklayacağız. Herkese Ankaragücü Spor Kulübünün maddi problemleriyle ilgilenmelerini rica ediyorum bir İstanbul Milletvekili olarak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı konuşmalara Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Suat Kılıç cevap verecektir.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

2.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, Ankara ilindeki spor sorunları ve Ankaragücü Spor Kulübünün durumuna ilişkin gündem dışı konuşması ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (Devam)

3.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, futbolun içinde bulunduğu kaosa ilişkin gündem dışı konuşması ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (Devam)

 

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ  (Samsun) –  Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Uzunırmak ve Sayın Kuşoğlu’nun gündem dışı konuşmalarına Hükûmet adına cevap vermek üzere söz almış bulunuyorum.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, Ankaragücü futbol takımıyla ilgili  yapılan tespitlere katılmamak mümkün değil. Ankaragücü futbol takımıyla ilgili olarak yapılan tespitlere katılmak için illa Ankaralı ya da Ankara milletvekili olmak da şart değil. Ankara, her şeyden evvel cumhuriyetimizin başkentidir ve elbette ki gönüllerin arzu ettiği şey, Ankaragücünün Süper Lig’deki temsilinin hiç kesintiye uğramaksızın devam etmesidir. Bu, en gönülden geçen arzumuzdur. Fakat herkesin malumudur, burada konuşma yapan milletvekillerimizin de çok iyi bildiği bir realitedir, kulüplerin mali bakımdan yönetimi, kulüplerin finansmanıyla ilgili konular, Türkiye’de özellikle futbol sektörünün en önemli problemi olarak varlığını korumaya devam etmektedir. Bu anlamda UEFA ve FIFA çerçevesinde finansal fair play sağlanmasına yönelik mali anlamda centilmenlik kurallarının konulması ve kulüplerin bu kurallar çerçevesinde finansal zemini sürdürülebilir bir düzlemde yönetilmesine yönelik evrensel prensipler tüm ülkelerin ulusal futbol federasyonlarına dikte edilmektedir. Bu anlamda Türkiye Futbol Federasyonunun, başta Spor Toto, Süper Lig olmak üzere Türkiye’deki bütün futbol kulüplerinin mali yönetim anlamında evrensel kurallara riayet etmeleri yönünde gereken düzenlemeleri, uyarıları, yönlendirmeleri ve yönetim performansını ortaya koymak gibi kaçınılmaz bir görevi vardır. Her gelen yönetim, diğer amatör branşları da bünyesinde barındıran futbol kulüplerini kendi arzu ve hevesleri istikametinde yönetmeye kalkarsa ortaya çıkacak olan mali tablo maalesef uzun vadede sürdürülebilir bir performansı ortaya koyamayacaktır. Bu, sürecin gereğidir.

Sözlerim sadece Ankaragücü için değil. Genel manada tüm kulüplerin borçlanma politikalarına, yönetim performanslarına, transfer politikalarına özen göstermek gibi bir zorunlulukları vardır. Bu, bugün futbol kulüplerinin başkanları tarafından da ifade edilmektedir, futbol dışı branşlardaki kulüp başkanları tarafından da ifade edilmektedir. Taraflı tarafsız, yönetici olan olmayan tüm gözlemciler, konudan anlayan anlamayan ama para politikasını, mali politikasını, maliye yönünü işin bilen herkes tarafından ifade edilen, edilmekte olan konulardır.

Hükûmet anlamında, hemen ifade etmek isterim, 2003-2004 sezonundan bu yana, 2011-2012 futbol sezonu yani içinde bulunduğumuz bu seneki Spor Toto Süper Lig karşılaşmaları dâhil olmak üzere, isim hakkı bedeli olarak Ankaragücü Spor Kulübüne ödenen para 18,9 milyon liradır, eski rakamla 18 trilyon 941 milyar Türk Lirası. Bu sene de isim hakkı bedeli aynı şekilde ödenmiştir. Buna ilaveten, isim hakkı bedeli dışında, Ankaragücünün de aralarında bulunduğu on dört Anadolu takımına Spor Toto Süper Lig’de, isim hakkının Bakanlığımıza bağlı Spor Toto kurumunda olmasından dolayı, ayrıca 800 bin TL her bir kurumumuza nakden ödemeler gerçekleştirilmiştir. Ama her şeye rağmen ifade etmek gerekir ki dışarıdan yapılan ödemelerin rakamı, miktarı, büyüklüğü, hacmi ne olursa olsun kulüplerin öz kaynaklarını geliştirememeleri durumunda dışarıdan gelen katkılarla şartların ilanihaye döndürülebilmesi maalesef mümkün değil. Bu bir realite, bunu görmemiz lazım. Atasözünde olduğu gibi taşıma suyla değirmen dönmüyor. Bir yere kadar bu imkânlar kulüplere bir teneffüs imkânı sağlıyor ama aslolan, uzun vadeli sürdürülebilir mali yönetim performansının ortaya konulabilmesidir. Bu, sadece Ankaragücü değil, tekraren altını çiziyorum, bütün futbol kulüpleri açısından geçerli olan bir durumdur.

Maalesef bizi üzen bir diğer yönü hadisenin şudur: Futbol kulüpleri özellikle transfer politikalarından kaynaklanan borçlanma yükü nedeniyle yönetilemez hâle geldiğinde gemiden atılan ilk bagaj amatör branşlara aktarılan destekler oluyor, ilk etapta amatör branşlar gözden çıkarılıyor. Dolayısıyla futbol hayatiyetini zor şartlar altında korumaya devam etse bile futbolun dış çevresinde hayatiyetini sürdürmekte olan voleyboldan, basketboldan, güreşten atletizme kadar çok sayıda branş maalesef sürdürülemez hâle geliyor, sporcular antrenörleriyle birlikte kapı önüne terk ediliyor, finansmanı sağlanamıyor, kulüplerin bu sporcularına sahip çıkma yükü her defasında devletin ya da federasyonların üzerine kalıyor ve bu tablo içerisinde de Türkiye uluslararası müsabakalarda arzu edilen performansı bir türlü gerçekleştirmeye muvaffak olamıyor. Dolayısıyla, futbolun doğru yönetimi herkesten çok bizim arzu ettiğimiz bir ihtiyaçtır çünkü futbol doğru yönetildiğinde Türkiye’de sporun tüm branşlarında arzu edilen başarı yakalanabilecektir. Zaman zaman bilim adamlarıyla da tartışmalara konu olabilmektedir. “Türk sporcuların uluslararası müsabakalarda arzu edilen başarıları yakalayamamaları, istenen ölçekte madalyaları elde edememeleri bizden kaynaklanan bir problem midir yani genetik bir sorun mu vardır? Türk çocukları sporda neden başarılı olamıyor?” sorusu binlerce kez sorulmasına rağmen cevap nettir. Sporun genetik bir yönü yoktur, Türk çocukları imkân verildiğinde, kulüpler desteklendiğinde başarıyı yakalayabilmektedir ama burada tekraren altını çiziyorum iktidar-muhalefet hepimize düşen görevler var, ki önümüzdeki aylar içinde kulüpler yasasını Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerlendirmesine sunmayı hedefliyoruz. Bu anlamda muhalefetin de iktidarın da herkesin katkısına ihtiyacımız olacak. Dolayısıyla, bu sorunu siyasetten ari bir zeminde tartışmak mecburiyetindeyiz.

Diğer yandan, Ankaragücü Kulübüyle ilgili son günlerde özellikle antrenörü ve futbolcularının medyaya intikal eden beyanları üzerinden yapılan değerlendirmelere bakıldığında beni de çok üzen bir şey oldu. “ilk yarıda giyilen  ve terden ya da yağmurdan, hava koşullarından ıslanan formaları ikinci yarıda da giymek mecburiyetinde kaldık.” şeklinde bir açıklamaları oldu. Bu açıklama üzerine biz Bakanlık olarak kanunen Ankaragücü için yapabileceğimiz bir şey kalmamasına rağmen, isim hakkı olarak ödeyebileceğimiz bir rakamın bulunmamasına rağmen şartları ve imkânları zorlayarak güzide kulübümüzün sene sonuna kadar malzeme dahil olmak üzere tüm ihtiyaçlarına sponsor olma  ya da sponsor bulma düşüncemizi ortaya koyduk. Bu anlamda yaklaşık on gün önce Ankaragücü Kulübü yöneticileriyle Bakanlık yetkililerimiz temas sağladı. Bilmenizi isterim ki şu ana kadar malzeme ihtiyaçlarını içeren listeyi henüz Bakanlığımıza intikal ettirmiş değiller. Bu liste Bakanlığımıza intikal ettiği andan itibaren kendileriyle ilgili bu anlamda gereğini biz manevi bir vazife olarak değerlendirip yerine getirmeye gayret edeceğiz.

Hakan Şükür Milletvekilimizin ifade ettiği konu bir sivil toplum inisiyatifidir. Esasında, iş yeri Ankara olan, vergi levhası, vergi adresi Ankara olan herkesin belki buradan bir çıkış yakalaması gerekir. Şehirlerin, şehir halkının ve şehirdeki sanayicilerin, iş adamlarının, o şehrin, kentin markası hâline gelen kulüplere ve futbol ya da spor markalarına sahip çıkmak gibi bir doğal hemşehrilikten kaynaklanan vazifeleri olmalıdır diye düşünüyorum.

200 bin liralık bir ihtiyaç kendilerine bildirilmiş. “200 bin liralık bir sponsorluk temin ettik. Bunu tedarik ederek nakden Ankaragücüne intikal ettireceğiz.” dediler ama tekrar atasözünü hatırlatıyorum: Taşıma suyla değirmeni döndürebilmek mümkün değil. Kurumsal anlamda Ankaragücünün bir yeni mali yönetim vizyonunu ortaya koyması zaruret hâline gelmiştir.

Diğer bir konu, Sayın Uzunırmak’ın bahse konu ettiği hususlar, Türkiye’de futbolda yaşanan mevzular. Değerli milletvekilleri, öncelikle 6222 sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerin Türkiye Büyük Millet Meclisinin ortak ürünü olduğunu tekraren hatırlatmakta ben fayda görüyorum. “Kanun değişirken biz muhalefet etmiştik.” gibi bir yaklaşım bugün için doğru bir yaklaşım değildir yani grupların imzasıdır mühim olan.

 ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - Konuşmalarımız var Sayın Bakan.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) - Gruplar imzasını koyduktan sonra münferiden muhalefet etmenin çok anlamlı bir davranış olduğunu ben zannetmiyorum. Kaldı ki o değişikliklerin üzerinden geçen zamana rağmen “Değişiklikler yanlış olmuştur.” şeklinde kamuoyunda ya da spor dünyasında genel bir kanaat mevzubahis olmamıştır.

Diğer yönüyle bakıldığı zaman, Türkiye’de senelerin özlemi olan konu, Türkiye Futbol Federasyonunun özerk olması, kendi kararlarını bağımsız olarak alması ve uygulaması yönündeki ihtiyaçtı. Son dönemde Türkiye Futbol Federasyonu en özerk sürecini yaşamaktadır. UEFA talimatnameleri, FIFA kuralları ve gerekleri ne ise Türkiye Futbol Federasyonunun bu istikamette hareket etmesi gerektiğine ilişkin görüşlerimizi binlerce kez Türkiye’de her zeminde ifade ettik. Bu sürecin siyasi bir süreç olmadığını, bu süreçte alınacak kararların siyasete tahvil edilmemesi gerektiğini, doğru ya da yanlış kararların vebalinin siyaset kurumuna ödettirilemeyeceğini her zeminde seslendirdik. Tekraren ifade ediyorum: Türkiye Futbol Federasyonu tarafından alınacak olan kararların siyasi bir yönü bulunmamaktadır. Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı ya da yönetimi üzerinde siyasi bir tesir söz konusu değildir. Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı ve yönetiminin görevinin gereği tarafsızlık prensibince ellerindeki talimatnamelerin ve yasaların gereğini uygulamaktır. Yargı kararlarını bekleyip beklememek kendi inisiyatifleridir. UEFA kuralları ve FIFA gerekleri doğrultusunda hangi kararları verecekleri hususu gene kendilerinin karar altına alacak oldukları mevzulardır. Bu meselenin içerisine siyaset, yorumlarıyla girecek olursa Türkiye’de taraftarlık ayrışmasının yanına aynı zamanda siyasal anlamda da bir ayrışmayı dâhil etmiş oluruz ki, bunun doğru bir yaklaşım olacağını asla zannetmiyorum.

Her takım taraftarı olan milletvekilleri her parti grubunun içerisinde bulunmaktadır, Beşiktaşıyla, Fenerbahçesiyle, Trabzonsporuyla, Galatasarayıyla, diğer Spor-Toto Süper Lig’de bulunan kent takımlarıyla birlikte her takımın bu çatı altında taraftarı var. Takım taraftarlığı söz konusu olduğunda, yani formadaki renkler söz konusu olduğunda partiler ve siyasal duruşlar bir kenara bırakılabildiğine göre, futbolun ve sporun meselelerini siyasi bakış açılarıyla yorumlamamak futbola ve spora yapacağımız önemli katkılar arasında yerini alacaktır diye düşünüyorum.

Çok değerli milletvekilleri, diğer yandan güncel gelişmeleri siyaset kurumuyla izah etmeme yönünde özen gösterilirse buna da ayrıca sevineceğimi beyan etmek isterim. Özellikle deplasman yasakları konusu, bakın, burada biz Bakanlık olarak, Hükûmet olarak tavrımızı ortaya koyduk, devletin deplasmana giden her takımın taraftarlarını korumak, güvenliklerini sağlamak, intikallerini kolaylaştırmak ve rakip sahadan güvenli bir şekilde ayrılmalarını sağlamak gibi bir görevi vardır. Şu ana kadar bu sezon Türkiye’de il idare kurulları tarafından alınmış bir deplasman yasağı söz konusu değildir ama kulüpler kendi aralarında karşılıklı rızaya dayalı olarak “Taraftarlarımızı karşılıklı olarak deplasmana götürmeyelim.” şeklinde bir prensip ortaya koyacak olurlarsa bu kendi takdirleridir ama biz buna rağmen -her defasında ifade ettik- yasakçı bir yaklaşımı kesinlikle onaylamıyoruz, doğru bulmuyoruz, tasvip etmiyoruz. Cephede birlikte olan, asker ocağında birlikte olan, okulda birlikte olan; işte, alışverişte birlikte olan; birbirinin çekine, senedine kefalet imzasını koyan insanların tribünlerde farklı takımların taraftarları olarak ayrıştırılması, âdeta bitmek bilmeyen bir husumetin tarafıymış gibi gösterilmeleri Türkiye’ye de Türk insanına da haksızlık olacaktır. Türkiye’yi bu tür yaklaşımlardan uzaklaştırmak lazım.

Görüşlerimi bu şekilde ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kılıç.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, 60’a göre bir katkıda bulunmak için...

BAŞKAN - Şimdi 60’ıncı maddeye göre söz talepleri var. Sanıyorum Sayın Kuşoğlu, Sayın Uzunırmak aynı konu üzerinde konuşacaksınız.

Sayın Nazlıaka, sizinki de mi aynı?

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Ben de aynı konu üzerinde, evet.

BAŞKAN – Şimdi, sürekli olarak aynı konu üzerinde konuşulduğu takdirde...

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Nazlıaka.

...o uzayıp gidiyor. Normal usulümüz, iki ayrı konuşma yapmıştı Sayın Kuşoğlu ve Sayın Uzunırmak, onlara söz vermektir fakat ben, Ankara Milletvekili olduğunuz için esneterek kurallarımı söz vereceğim ama yani bu sistemi, bu görüşme esnasında devam ettirmeyelim.

Sayın Serindağ siz ne için istediniz?

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Efendim, bir konuyu Sayın Bakandan öğrenmek istiyordum onun için söz istemiştim.

BAŞKAN – Hayır bana söyleyeceksiniz, orası açık değil. Ben duyuyorum sizi.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep ) – Tamam.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hayır, şimdi siz bana niçin söz istediğinizi söyleyeceksiniz bir cümleyle, ben de size söz verip vermeyeceğime karar vereceğim.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep ) – Sayın Başkanım, Sayın Gençlik ve Spor Bakanımız konuştular. Ben Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Erdoğan Bayraktar’ın 2010-2011 Şampiyonluk Kupası’nın Fenerbahçeden alınması konusunda ince ayar yaptıklarını basından öğrendim.

BAŞKAN – Anladım.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep ) – Bu çalışmaların ne olduğunu Sayın Bakanımız biliyorlar mı, bu konuda...

BAŞKAN – İşte, böyle bir soru sorma imkânımız yok. Bakan konuşmasını yaptı, size cevap verme imkânı yok.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep ) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Şimdi ben sırasıyla söz veriyorum birer dakika.

Sayın Kuşoğlu buyurun.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, Ankaragücü Spor Kulübüyle ilgili olarak Federasyon veya Bakanlığın bir mali denetim yaptırması hususuna ilişkin açıklaması

 

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, konuşması sırasında kulüplerdeki, profesyonel kulüplerdeki denetime değindi. Kulüplerde bir denetim yapılıyor ama gerçek anlamda bağımsız bir denetim söz konusu değil. Sadece Sermaye Piyasasına tabi olan kulüplerde, sadece Sermaye Piyasası, SPK mevzuatına tabi bölümle ilgili gerçek anlamda denetim yapılıyor, diğer denetim gerçek mali bir denetim değil. Özellikle Ankaragücü Spor Kulübüyle ilgili olarak Federasyon veya Bakanlığımız bir mali denetim yaptırırsa gerçekler ortaya çıkar, şişirilmiş borçlanma kayıtları ortaya çıkar -çok önemlidir- özellikle Sayın Bakandan bunu rica ediyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak…

 

6.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Hükûmetin futbolun yönetiminde inisiyatif alması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, bir: Öncelikli olarak spor genetiği vardır, hatta genetik, dallara göre de önem kazanır. Türk soylu çocukların genetikle ilgili sporda bir problemleri yoktur, bunu şuradan anlayabiliriz: Yurt dışında 4 milyon civarında Türk yaşamakta, Türkiye’de 74 milyon civarında vatandaşımız yaşamakta, o 4 milyonun içerisinde başarılı olan çocukların uluslararası arenada ve millî takımdaki performansları ortadadır. Dolayısıyla, biz 74 milyondan o kadar çocuğu çıkartamıyoruz, bu önemli bir kriterdir.

İkinci olarak: Dürüstlük sıradan olmalıdır, bir erdem sayılmamalıdır ama Sayın Başbakana gidip Futbol Federasyonu Başkanlığı için eğer izin alınmak isteniyorsa bu ülkede bana siyasetin futbolda veya sporda olmadığını hiç kimse söyleyemez. Doğru teşhis koymak lazım meselelere, kaçmamak lazım meselelerden. Eğer hakikaten Hükûmet bugün Türkiye’yi yönetiyorsa sporu da yönetmelidir ve burada inisiyatif almalıdır. Tabii ki UEFA ve FIFA kriterlerine ters düşmeden bu inisiyatifler alınmalıdır; sütre gerisinde kalmanın, üflemenin bir anlamı yok, çıkıp delikanlıca ortada doğruca, dürüstçe bu meseleyi sahiplenmelidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Nazlıaka…

 

7.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Ankaragücü Spor Kulübü için başlattığı kampanyaya ilişkin açıklaması

 

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Sayın Başkan, ben de aslında bugün Sayın Bakandan randevu istemiştim ancak randevumun şu anda çok da anlamlı olmadığını anlamış bulunuyorum. Randevu isteme nedenim şuydu: Aslında, biliyorsunuz, Ankaragücü için bir kampanya başlattım ve bu kampanya doğrultusunda da “Yüz iki yıllık bir takımı, üstelik de Kurtuluş Savaşı’nda cephane ve mermi üretmiş olan çalışanlar tarafından kurulmuş olan bir takımı kurtarma çabasında acaba kendisi de bir katkı sağlayabilecek mi?” diye sormak istemiştim. Eksik olmasın, malzeme yardımı sağlayacaklarını söylediler. Ancak “Taşıma suyla değirmen dönmez.” cümlesini birkaç kere söylemiş olmasından anlıyorum ki Sayın Bakan takımı yok olmaya bırakma yolunda, herhangi bir eyleme geçmeyi düşünmüyor ve bu anlamda bir hayal kırıklığı yaşadığımı kendisine iletmek istiyorum. Kendisi yeni mali yönetimle sorunların çözülebileceğini söyledi. Böyle bir ortamda, acaba yeni bir mali yönetim devralmak ister mi bu kulübü? Bu konuda da kendisine bir soru yöneltmek istiyorum.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkanım, sözlerim farklı bir amaçla çarpıtıldı. Dolayısıyla 60’a göre yerimden kısa bir söz istiyorum.

BAŞKAN – Tamam.

Sayın Serindağ nereye gitti? Yok.

Ben şimdi Sayın Bakana da söz hakkı tanıyacağım, onun için o sorusunu sorabilirdi. Neyse, duydunuz ama, bu Sayın Erdoğan Bayraktar’ın ince ayarla ilgili basında çıkan sözlerini, size Sayın Ali Serindağ cevap vermeniz için sormuştu.

Buyurun Sayın Bakan.

 

8.- Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın, sözlerinin çarpıtıldığına ilişkin açıklaması

 

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Öncelikle o konuyu söyleyelim o zaman. Biz, Sayın Erdoğan Bayraktar’ın, Çevre ve Şehircilik Bakanımızın Trabzon’da yapmış olduğu açıklamayla ilgili görüşlerimizi daha evvel ifade ettik, beyan ettik. Sporda ince ayar veya herhangi bir şekilde ayar verilmesi gibi bir durum söz konusu değildir, seçim bölgesinde yapmış olduğu bir açıklamadır ve bu açıklamanın ne şekilde anlaşılması gerektiği kendisi tarafından kamuoyuna beyan edilmiştir, ancak gerek o açıklamanın istismarından gerekse bugün yapılan bazı açıklamalarımızın farklı şekilde değerlendirilmek istenmesinden şunu anlıyorum: Spor siyasetin öznesi hâline getirilmek isteniyor. Bu yanlıştır.

Ben konuşmamda, CHP, MHP, hiçbir parti grubunu suçlamadan, herhangi bir isnatta bulunmadan, Türkiye'de sporun var olan, yaşanan, bilinen sorunlarına dikkat çektim. Her zaman şu ifade edilir: Millî kaynaklardan, millî bütçeden, bakanlıkların yatırım ya da diğer ödemelerinden profesyonel futbol kulüplerine ya da profesyonel spor kulüplerine para ayırmak, nakit aktarmak ne kadar doğrudur, her zaman bunun tartışması yapılırken ve hatta bütçe dönemlerinde buna yönelik eleştirilere Hükûmet hedef olurken, bugün kulüplerin Hükûmet eliyle desteklenmesine yönelik taleplerin bu kadar yoğun seslendirilmesi, siyasi bir yaklaşımın neticesidir. Türkiye'de hiçbir profesyonel futbol kulübünü millî kaynaklardan devletin ya da Hükûmetin koruyabilmesi, finanse edebilmesi, kurtarabilmesi mümkün değildir. Bunun yolu, yöntemi bellidir. Elbette ki, her bir milletvekili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Bir buçuk dakika; herkese bir, size otuz saniye…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Bana 4 kişi sataştığı için 6 dakika…

BAŞKAN – Yok. O zaman, sataşmadan söz isteyecektiniz. Ondan sonra da sıralama girerdi, herhâlde Çek Kanunu ile ilgili konuda herkes…

Teşekkür ederim.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Arnavutluk Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanının resmî davetine icabetle TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır başkanlığında Arnavutluk’u ziyaret edecek beş kişilik Parlamento heyetinde yer alacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/739)

 

                                                                                            27 Ocak 2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır başkanlığındaki heyetin; Arnavutluk Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Fatos Beja’nın vaki davetine icabetle, Arnavutluk’a resmî ziyarette bulunması Genel Kurulun 24 Ocak 2012 tarihli ve 55’inci Birleşiminde kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki Kanunun 2. maddesi uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                               Cemil Çiçek

                                                               Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                               Başkanı

Mehmet Ali Ediboğlu             Hatay Milletvekili

Sinan Oğan                            Iğdır Milletvekili

Volkan Bozkır                      İstanbul Milletvekili

İdris Bal                              Kütahya Milletvekili

Şaban Dişli                         Sakarya Milletvekili

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin hakkında verilmiş bir gensoru önergesi vardır. Önerge, daha önce bastırılıp sayın üyelere dağıtılmıştır.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

 

B) Gensoru Önergeleri

1.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan ve 59 milletvekilinin; görev ve sorumluluğunun gereklerini yerine getirmediği ve yargı bağımsızlığının korunmasında gerekli çabayı göstermediği iddiasıyla Adalet Bakanı Sadullah Ergin hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/7)

 

                                                                                                      19/1/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Anayasanın 12. maddesinde, herkesin "kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere" sahip olduğu; 14. maddesinde de, "Anayasa hükümlerinden hiçbirinin, Devlete ve kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde" yorumlanamayacağı belirtilmiştir.

Anayasanın 2. ve 36. maddeleriyle güvence altına alınan dava yoluyla "hak arama özgürlüğü"nün anlamlı hâle gelebilmesi, buna ilişkin kamu otoritesi tarafından yasal koruma düzeneklerinin oluşturulmasına ve uygulanabilmesine bağlıdır. Hak arama özgürlüğünün temel ilkesi, Anayasamızda olduğu gibi, AİHS'de ve AİHM kararlarında da açıkça ifade edilen "adil yargılanma hakkı"dır. Bu haklar, iddia, savunma ve karar süreçlerini birlikte kapsar; kullanılmaları yasalarla belirlenir ve her ikisinin de sınırlandırılamaması anayasal güvence altındadır.

Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun ile diğer kanunlarla verilen görevler göz önünde bulundurulduğunda, sadece soruşturma, kovuşturma ve yargılama alanındakilerin değil, diğer bakanlıklarca hazırlanan tüm kanun ve KHK taslaklarının Türk hukuk sistemine ve kanun yapma tekniğine uygunluğunun Adalet Bakanlığına yüklendiği açıktır. Türk hukuk sistemine uygunluğun, Anayasanın sözüne ve özüne ve Anayasanın 90. maddesi karşısında temel hak ve özgürlüklerle ilgili uluslararası sözleşmelere uygunluk olduğu tartışmasızdır. Nitekim, hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı alanındaki ihlallere yönelik en önemli uyarılar AİHM'den gelmekte ve Türkiye sürekli mahkum edilmektedir.

Kaldı ki, Anayasanın yargı bölümünde "Adalet Bakanlığı"na Anayasa ile "Verilen görevler ve HSYK-yargı organları-Adalet Bakanlığı bağlantıları göz önünde" bulundurulduğunda, Adalet Bakanlığına diğer bakanlıklardan farklı bir görev ve sorumluluk verilmiştir. Yargı bağımsızlığı ilkesini aşındırmasına rağmen, Adalet Bakanının HSYK Başkanlığı görevi, yargıç ve savcıların idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığına bağlı olması, adalet hizmetlerinin denetiminde Adalet Bakanlığının görevi, bu görev ve sorumluluğu Anayasa güvencesi altına alarak daha da kapsayıcı hale getirmiştir.

Türkiye son yıllarda, adil yargılanma hakkının ihlali ve çifte standart uygulamalarıyla kargaşa ve kaos ortamına sürüklenmiştir. Hukuka ve Devlete güven sarsılmıştır. Masumiyet ilkesinin ihlali, bir önlem olması gerekirken cezaya dönüşen yaygın tutuklamalar, uzun tutukluluk süreleri, Anayasanın "kişi hürriyeti ve güvenliği"ni güvence altına alan 19. maddesini yok sayan yasa kuralları, Anayasa ve yasaları ihlal eden iddianamelerin düzenlenebilmesi, özel görevli mahkemeler, gizli tanık uygulaması, soruşturma gizliliği ihlalleri, bu gizliliğin kimi basın ve yayın organları için uygulanmaması, yasaya/hukuka ve devlete güvensizliği yaratan uygulamalar, kanunlarla ve KHK'lerle ihlal edilen hak ve özgürlükler, yargıda yanlı soruşturmalar, kadrolaşmalar, istifa ve erken emeklilikler, başta telefon dinlemeleri olmak üzere "kanuna" uygun "hukuka aykırı" uygulamalar, telefon dinlemelerinde üçüncü kişilerin haklarının korunmaması ve bu ihlalin iddianamelerin konusunu oluşturması, başta haberleşme hakkı olmak üzere birçok konuyu terörle mücadele kapsamına alan kural ve uygulamalar, terörle mücadeleyi gerçek amacından saptıran ve eleştirel olan tüm yazar çizerleri terör torbasına atan terörle mücadele mevzuatı, anayasal güvence altındaki milletvekilliği dokunulmazlığının ve bunun en dokunulmaz bölümü olması gereken ifade özgürlüğünün iddianamelerle ihlali... AKP dönemini tanımlar hale gelmiştir.

Satır başları verilen sorunların çözümü, Anayasa değişikliği gerektirmeyen, yasalarla ve uygulamalarla düzenlenmesi gereken konulardır. Anayasa, Teşkilat Yasası ve diğer yasaların verdiği görevler birlikte değerlendirildiğinde, bu alandaki görev ve sorumluluğun Adalet Bakanlığına ait olduğu kuşkusuzdur. Hukuk ve yargı alanındaki kaos giderilmeden, Devlete, hukuka ve yargıya güven tesis edilmeden yapılacak yeni Anayasanın, aynı kaosun taşıyıcısı olacağı da unutulmamalıdır.

Görev sorumluluğunu savsaklayan, aksatan, yerine getirmeyen, demokratik hukuk devletinin temel güvencesi olan yargı bağımsızlığının korunabilmesi için çaba göstermeyen Adalet Bakanlığı ve tüm bunların siyasi sorumlusu Adalet Bakanı Sadullah Ergin hakkında Anayasanın 98 ve 99 uncu ve TBMM İçtüzüğünün 106 ncı maddeleri uyarınca gensoru açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

 

                   Oğuz Oyan                                     Adnan Keskin                                 Erdoğan Toprak

                        İzmir                                               Denizli                                             İstanbul

      Mehmet Volkan Canalioğlu                      B. Süheyl Batum                                 Ali Özgündüz

                     Trabzon                                           Eskişehir                                           İstanbul

                  Rıza Türmen                                 Ömer Süha Aldan                                Mahmut Tanal

                        İzmir                                                Muğla                                              İstanbul

                 Turgut Dibek                                    Sencer Ayata                                     Haydar Akar

                    Kırklareli                                            Ankara                                             Kocaeli

                      İsa Gök                                         Sedef Küçük                                   Candan Yüceer

                      Mersin                                             İstanbul                                            Tekirdağ

                  Hasan Akgöl                                     Ramis Topal                                  Ali İhsan Köktürk

                       Hatay                                              Amasya                                          Zonguldak

                  Ali Serindağ                                    Aydın Ayaydın                                  Mehmet Şeker

                    Gaziantep                                          İstanbul                                           Gaziantep

                 Ali Demirçalı                                    F. Nur Serter                                     Kamer Genç

                       Adana                                             İstanbul                                             Tunceli

              Süleyman Çelebi                                Muharrem Işık                                Uğur Bayraktutan

                     İstanbul                                           Erzincan                                              Artvin

                   Kazım Kurt                                     Turhan Tayan                                   Durdu Özbolat

                    Eskişehir                                             Bursa                                       Kahramanmaraş

                   İzzet Çetin                                     Recep Gürkan                                    Müslim Sarı

                      Ankara                                              Edirne                                              İstanbul

             Osman T. Korutürk                                 Engin Altay                                  O. Faruk Loğoğlu

                     İstanbul                                              Sinop                                               Adana

                 Hurşit Güneş                                 Sezgin Tanrıkulu                                  Celal Dinçer

                      Kocaeli                                             İstanbul                                            İstanbul

                    Arif Bulut                                     Namık Havutça                              M. Rıza Yalçınkaya

                      Antalya                                            Balıkesir                                             Bartın

             Mehmet Ali Susam                         Mehmet Hilal Kaplan                             Aykut Erdoğdu

                        İzmir                                               Kocaeli                                             İstanbul

                  Veli Ağbaba                                   Ali Rıza Öztürk                                     Aytuğ Atıcı

                     Malatya                                             Mersin                                              Mersin

             Rahmi Aşkın Türeli                             İhsan Kalkavan                                 R. Kerim Özkan

                        İzmir                                              Samsun                                             Burdur

                Osman Kaptan                                  Tolga Çandar                                   İlhan Cihaner

                      Antalya                                              Muğla                                               Denizli

                Bülent Tezcan                                  İlhan Demiröz                                     Sena Kaleli

                       Aydın                                                Bursa                                                Bursa

                   Ensar Öğüt                                    Alaattin Yüksel                                    Gürkut Acar

                     Ardahan                                              İzmir                                               Antalya

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Gensorunun gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmenin gününü kapsayan Danışma Kurulu önerisi daha sonra onayınıza sunulacaktır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

 

C) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin yol açacağı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/121)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. ve buna bağlı olarak faaliyet gösteren ve Anadolu'nun değişik bölgelerinde bulunan Şeker Fabrikaları, Pancar Kooperatifleri ve Pancar Alım Merkezleri; pancar tarımı ve pancar şekeri sektörünün istihdam yaratıcı, tarımı ve hayvancılığı geliştirici çok önemli ve vazgeçilmez hizmetleri ile Anadolu çiftçisinin ve insanımızın gözbebeği gibi baktığı ve koruduğu Cumhuriyetimizin de emaneti olan kurum ve işletmelerimizdir. Şeker fabrikalarının yan sektörleri destekleyici etkileri ile katma değer yaratan sektörlerden biri olması, özellikle de sağladığı sosyal faydanın büyüklüğü göz önüne alındığında, özelleştirilme sonrası yaşanacaklar bu sektörden hayatını idame ettiren insanlarımızı çok büyük ölçüde mağdur edecektir. İşte bu insanlarımızın ve bunlara bağlı olarak toplumumuzun büyük bir kesiminin yaşayacakları sorunların tespiti ve bu sorunların çözümü amacıyla Anayasanın 98. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

Gerekçe:

Şekerpancarı, yılda 450 bin ailenin tarımını yaptığı ve şeker fabrikalarından on binlerce kişinin çalıştığı, ekim sahalarında yüzde 40 oranında aile işgücünün değerlendirildiği ve Türkiye'de 65 ilde, 7 bin 200 yerleşim biriminde ziraatının yapıldığı bir sanayi bitkisidir.

Şekerpancarı, en fazla istihdam yaratan, çiftçiye en yüksek getiriyi sağlayan, tarımı ve hayvancılığı, maya ve yem sanayi, zirai mücadele, tarım aletleri, taşımacılık gibi yan sektörleri en fazla destekleyen, çevre sağlığına büyük katkıda bulunan ürünlerin başında gelmektedir. Dolayısıyla da pancar şekeri üretilen tüm ülkelerde titizlikle korunmakta ve desteklenmektedir.

Ülkemizde de pancar ve pancar şekeri sektörü bu katkılarına ilaveten yılda yaklaşık 3 milyar dolar katma değer yaratmakta, taşımacılık sektörüne yılda yaklaşık 20 milyon ton iş hacmi sağlamakta ve geçimini doğrudan veya dolaylı olarak sektörle ilişkilendirmiş 10 milyon insanımıza iş ve ekmek sağlamaktadır. Ancak maalesef Türkiye, bu sektörü desteklemeyen dünyadaki tek ülke konumundadır.

Pancar şekeri sektörüne olumsuz darbe vurması beklenen gelişmelerin sonuncusu, 6 Aralık 2005 tarih ve 26.015 sayılı Resmî Gazetede yayınlanan Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile üretim maliyetleri düşük, kârlılığı yüksek olan Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikalarının özelleştirme programına alınması olmuştur. Kurulu bulundukları yörelerdeki önemli sanayi tesisi ve istihdam alanı niteliğindeki şeker fabrikalarının bu şekilde kârlı olanlarının öncelikli olarak özelleştirilmesi hâlinde; 15 ile 18 arasında fabrikaların kapanması, pancar ve şeker üretiminin % 40 - 50, sektörel istihdamın % 50 - 60 daralması, yan sektörlerin olumsuz etkilenmesi sonucu yöresel ekonomik gelişmelerin ve bölgesel kalkınmanın sekteye uğraması, yöresel katma değerde büyük kayıplar yaşanması, yüz binlerce kişinin bundan doğrudan etkilenmesi sonucu köyden kente göç olgusunun artması, büyük kentlerde güvenlik, kırsal kesimde ise terör sorunlarında artış yaşanması, mevcut şeker sanayinin çökmesi kaçınılmaz olacaktır.

Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.'nin zarar eden fabrikalarını kâr eden bu fabrikalar sübvanse ederek dengelemekte ve toplamda kâr etmektedir. Başka bir deyişle, hazineye yük olmaktan kurtarmakta tüm bölgeler için sosyal bir denge sağlayarak, adalet görevi görmektedir.

Bu fabrikaların özelleştirilmesi hâlinde, ekonomik ölçekte olmayan diğer fabrikalar üretimini sürdüremeyecek, çiftçiler pancar üretimi yapamayacak, fabrikalarda çalışanlar işinden olacak, yöre halkı işsiz ve aşsız kalacaktır. Sonuçta, ülke olarak kendimize yeterli olduğumuz şekerde ithalatçı duruma gelinecektir.

Netice olarak;

Yukarıda anlatılmaya çalışılan gerçekler çerçevesinde; şekerpancarı tarımı ve şekerpancarı şekeri sektöründe ekmeğini kazanan insanların, özelleştirme sonrasında yaşanması muhtemel gelişmeler ışığında, yaşadıkları ve yaşayacakları sorunlarının tespiti ve bu sorunlarının çözümü amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ederiz.

1) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

2) Mesut Dedeoğlu                                                   (Kahramanmaraş)

3) Erkan Akçay                                                         (Manisa)

4) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

5) Hasan Hüseyin Türkoğlu                                       (Osmaniye)

6) Mehmet Erdoğan                                                  (Muğla)

7) Enver Erdem                                                        (Elâzığ)

8) Alim Işık                                                              (Kütahya)

9) Ali Öz                                                                  (Mersin)

10) Seyfettin Yılmaz                                                 (Adana)

11) Koray Aydın                                                        (Trabzon)

12) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

13) Zühal Topcu                                                       (Ankara)

14) Adnan Şefik Çirkin                                              (Hatay)

15) Ahmet Duran Bulut                                              (Balıkesir)

16) Bülent Belen                                                      (Tekirdağ)

17) Celal Adan                                                         (İstanbul)

18) Durmuşali Torlak                                                (İstanbul)

19) Sinan Oğan                                                        (İğdır)

20) Oktay Öztürk                                                       (Erzurum)

 

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, kamyoncu-nakliyeci esnafının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/122)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde yük taşımacılığının yüzde 91’i kara yolu üzerindeki, kamyon olarak bilinen taşıt araçları ile yapılmaktadır. Türkiye, Avrupa ile Asya ve Yakın Doğu ülkeleri arasında transit geçişe sahne olan bir ülkedir. Bu yüzden ülkemiz kara yollarında güvenli ve düzenli bir trafiğin sağlanmasında "Kamyonlar ve kamyoncu esnafının sıkıntıları" konulu Anayasa'mızın 98 ve TBMM İçtüzüğü‘nün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

Gerekçe:

Türkiye’de yük taşımacılığının % 91'i karayolu üzerinde kamyonlarla yapılmaktadır. Ülkemizde, karayolu taşımacılığı için gerekli belgelere sahip yaklaşık 400 bin kamyon bulunmaktadır.

Özellikle ülkemiz gibi demir yolu ve deniz yollarının yetersiz olduğu ülkelerde uzun mesafeler dahil, kamyon taşımacılığının yapılması kaçınılmazdır. Demir yolu ve deniz yolu taşımacılığında da ayrıca kamyon taşımacılığına ihtiyaç duyulmaktadır. Yani yükleme alanındaki bir malın istasyon ve limana ulaştırılmasında kamyon kullanıldığı gibi, yük boşaltma alanından onun pazar veya kullanıcıya ulaştırılmasında da kamyon taşımacılığına ihtiyaç duyulmaktadır.

Kamyon taşımacılığı yapan vatandaşların çoğu kendisi ve ailesinin imkânlarını zorlayarak bir kamyona sahip olmuş ve bin bir meşakkatle kamyonculuk mesleğini yerine getirmektedirler. Bu esnafın karşılaştığı meşakkatin başında tabiat şartları gelmekle birlikte, daha çok yol güvenliğini sağlayan trafik görevlilerinden şikâyet etmektedirler. Ancak mecbur oldukları için de bu mesleği yapmak zorundadırlar. Son samanlarda kazançlarının çok düştüğünü, borçlarını ödemede zorlandıklarını bunun sonucunda da icralık olduklarını belirtmektedirler. En büyük şikâyet ve korkuları da icradan dolayı, yükü ile birlikte, herhangi bir noktada araçlarının durdurulması ve aracın bağlanmasıdır. Hemen her gün bu konuyla ilgili şikâyetler ve yardım isteyen feryatlarla karşılaşmaktayız.

Kamyoncu esnafı, ağır bir vergi yükü altında bulunduğunu, birkaç yıl öncesine tadar araçların net ağırlıklarına göre vergilendirilmeleri söz konusu iken, bugün azami toplam ağırlık üzerinden vergilendirdikleri belirtilmekte ve bunun adil olmadığı konusunda şikâyete konu olmaktadır.

K. belgesi sorunu olarak adlandırılan konu da, hem bu belge karşılığında para alınması, hem de K1, K2, K3 diye belgelerin ayrıldığı, bunun da esnafı mağdur ettiği iddia edilmektedir. Yani ev eşyası taşınması için verilen K3 belgesine sahip bir kamyon, Antalya'ya ev eşyası götürmüş, gelirken de bir miktar sebze yüklemiş ise, cezai müeyyide uygulanmaktadır. Bu kamyoncu esnafını mağdur ettiği gibi, ev eşyası taşıyanı da, mağdur edecektir. Bu yüzden ayrı ayrı, K, belgesi yerine tek tip K, belgesi verilmesi uygun olur.

SRC (Mesleki Yeterlilik Belgesi), odalar eğitim vererek esnafa bu belgeyi vermekte idi, (Ticari Taşıt Belgesi adı altında), 10.05.2006’da bunlar iptal edildi ve verine SRC belgeleri önce Bakanlıkça (Ulaştırma), daha sonra da özel kurslarla bu belgeler 450 TL karşılığında verilmektedir. Odalar, tarafından verilmesi uygun görülmektedir.

Kantar uygulaması az da olsa baş ağrıtmaktadır. Kantarın olmadığı bir mekânda yüklenen yükün miktarı olduğundan fazla gelebilmektedir. Bu da önemli bir ceza konusu olmaktadır. Yükü verenin bu konudan sorumlu tutulması, fazla yüke engel olacaktır.

Kamyon kullanacakların yaşı 63 olarak sınırlanmıştır. Hâlbuki otomobil kullananlar da böyle bir sınırlama bulunmamaktadır. Bu da adil bir uygulama değildir. Psikoteknik uygulaması adı altında, her beş yılda bir kontrolden geçirilen kamyoncu esnafının, işini yapıp yapamayacağı da, zaten ortaya çıkmaktadır.

Kamyonculuk faaliyeti bir aile işletmesidir. En az iki kişiden meydana gelen ortak bir çalışma ile gerçekleşmektedir. Bu yüzden diğer iş kollarındaki işletmelere ne gibi, işletme kolaylığı ve vergi indirimi uygulanıyorsa kamyoncu esnafına da uygulanmalıdır. Kamyoncu esnafı, yakıt alır vergi öder, lastik alır vergi öder, parça alır vergi öder, ayrıca gelir vergisi öder. Kısaca kullandığı mesleki her ihtiyaç malzemesi vergiye tabidir.

Bu açıdan değerlendirildiğinde, genel bütçeye, kamyoncu esnafı azımsanmayacak miktarda gelir katkısında bulunmaktadır. Kamyoncu esnafına teşvik ne olabilir? Yakıtta, parça alımında, lastik alımında ve taşıdığı yük miktarında olabilir. Bütün bunlar, kamyoncu esnafının durumunu düzelteceği kanısını taşımaktayım.

1) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

2) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

3) Hasan Hüseyin Türkoğlu                                       (Osmaniye)

4) Mesut Dedeoğlu                                                   (Kahramanmaraş)

5) Enver Erdem                                                        (Elâzığ)

6) Mehmet Erdoğan                                                  (Muğla)

7) Alim Işık                                                              (Kütahya)

8) Erkan Akçay                                                         (Manisa)

9) Ali Öz                                                                  (Mersin)

10) Seyfettin Yılmaz                                                 (Adana)

11) Zühal Topcu                                                       (Ankara)

12) Yusuf Halaçoğlu                                                 (Kayseri)

13) Necati Özensoy                                                  (Bursa)

14) Sümer Oral                                                         (Manisa)

15) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

16) Bülent Belen                                                      (Tekirdağ)

17) Ahmet Duran Bulut                                              (Balıkesir)

18) Celal Adan                                                         (İstanbul)

19) D. Ali Torlak                                                       (İstanbul)

20) Oktay Öztürk                                                       (Erzurum)

 

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, Muz üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/123)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Anayasa'nın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü‘nün 104. ve 105. Maddeleri uyarınca; Muz üreticisinin sorunları ve muz üretiminin kolaylaştırılarak gerekli tedbirlerin alınması için Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

Gerekçe:

Bugün ülkemizde Alanya, Gazipaşa, Anamur, Bozyazı ve çevresinde Toros dağlarının koruduğu mikro klimalarda, çok sınırlı alanlarda muz yetiştiriciliği yapılmaktadır. Üretim miktarı gereken destek ve değer verilmediğinden dolayı kapasitenin çok altındadır. Tarımsal verilere göre dünyada dekar başına muz veriminin 1,6 ton olduğu belirtilmektedir. Örtü altı muz üretiminde 5-7 ton, açık alanda 2,5-3 ton verim alınmaktadır. Ülkemizde örtü altı muz üretiminde ve açık alanda muz üretiminde dekar başına 4,3 ila 4,4 ton arasında değerler verilmektedir. Ülkemizde dekar başına muz üretimi dünya ortalamasının üzerindedir. Ancak koruyucu tedbirler bir türlü alınmadığından örtü altı muz üretimi maliyetleri yüksektir.

Yaşanan doğa olayları, dünyanın ekolojik dengesindeki değişimlerde muz üretimini olumsuz etkilemektedir. Muz üretimine gereken destek ve maliyetleri azaltıcı düzenlemeler yapıldığında dünya çapında meyve pazarında ülkemizin büyük aşama kaydedeceği muhakkaktır. 10 yıl içerisinde gerekli önlemler alındığında verim daha da artacaktır.

Eski klasik yöntemlerin bırakılarak, doku yöntemiyle fide kullanılması muz üreticisine üretimde büyük kolaylıklar sağlamıştır. Muz ithalatına sınırlamalar getirilmeli ve Türk üreticisi üretim maliyetlerinin düşürülmesi noktasında desteklenmelidir. Örtü altı üretim yaygınlaştırılarak diğer illerimizde de muz üretimi teşvik edilmelidir. Sektörde yaşanan sıkıntılar yüz yüze yapılacak görüşmelerle yerinde görülmeli ve bir an önce çözümlenmelidir. Ülkemiz dünyada layık olduğu yere muz üreticiliğinde gelmelidir.

Bu sebeple Türkiye Büyük Millet Meclisinden oluşturulacak bir heyet muz üretiminin zorluklarını ve üreticisinin sıkıntılarını yerinde değerlendirmelidir.

1) Mehmet Şandır                                  (Mersin)

2) Ali Uzunırmak                                    (Aydın)

3) Hasan Hüseyin Türkoğlu                     (Osmaniye)

4) Mesut Dedeoğlu                                 (Kahramanmaraş)

5) Mehmet Erdoğan                                (Muğla)

6) Enver Erdem                                      (Elâzığ)

7) Alim Işık                                            (Kütahya)

8) Ali Öz                                                (Mersin)

9) Seyfettin Yılmaz                                (Adana)

10) Zühal Topcu                                     (Ankara)

11) Yusuf Halaçoğlu                               (Kayseri)

12) Erkan Akçay                                     (Manisa)

13) Sümer Oral                                      (Manisa)

14) Kemalettin Yılmaz                            (Afyonkarahisar)

15) Bülent Belen                                    (Tekirdağ)

16) Ahmet Duran Bulut                           (Balıkesir)

17) Necati Özensoy                                (Bursa)

18) Celal Adan                                      (İstanbul)

19) Durmuş Ali Torlak                            (İstanbul)

20) Oktay Öztürk                                    (Erzurum)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve arkadaşları tarafından, Diyarbakır Sur İlçesi, İç Kale eski cezaevi çevresinde yapılan kazılarda çıkan cesetlerin bütün yönleriyle araştırılması amacıyla, verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 31/1/2012 Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 31.01.2012 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                               Hasip Kaplan

                                                                                   Şırnak

                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

23 Ocak 2012 tarihinde, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve arkadaşları tarafından verilen (431 sıra nolu), "Diyarbakır Sur İlçesi, İç Kale eski cezaevi çevresinde yapılan kazılarda çıkan cesetlerin" bütün yönleriyle araştırılması amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 31.01.2012 Salı günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan’a aittir.

Buyurun Sayın Tan. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika, buyurun.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bildiğiniz gibi yaklaşık yirmi gündür Diyarbakır’da, bütün Türkiye’nin ve dünyanın gözleri önünde bir kazı cereyan ediyor. Şu ana kadar çıkan kafatası sayısı 23 ve her gün bunlara yenileri ekleniyor. İlk günden itibaren, partimiz ve bu konuyla ilgili olarak görevlendirilen arkadaşlarımız bu kazıları yakından takip ediyorlar ve yapılması gereken bütün işlemleri gözetimleri altında takip etmeye çalışıyorlar; bunlardan birisi de benim. Bu kazılarda cesetler ortaya çıkar çıkmaz Diyarbakır’da inceleme için olay yerine gittim ama maalesef, uzun uğraşılardan sonra ancak tek başıma bir inceleme fırsatı bulabildim savcıyla, emniyet görevlileriyle uzun görüşmelerden sonra ama iktidar partisinin bütün milletvekilleri, bakanları, hatta il başkanları bile herhangi bir izin almadan bu bölgede kendilerince incelemelerde bulundular.

Sevgili arkadaşlar, bu tip olaylarda boş polemiklere gerek yok. Yapılması gereken şeyler var. Nedir bunlar? İlk andan itibaren bütün yetkililerin, gerek Hükûmet nezdinde gerek yerel yetkililer nezdinde, savcılık nezdinde net açıklamalarda bulunmaları lazım ve kamuoyunu tatmin edecek çalışmaları başlatmaları lazım. Biz de bunun için şunları söyledik, dedik ki: “Memleketin her tarafından ceset fışkırıyor ve bu kazılar özel bir izinle veya bu konuyla ilgili çalışmalar sonucu ortaya çıkarılan cesetler de değil.” Söz konusu bölge, Diyarbakır’da “İçkale” diye tabir edilen bölge, eski cezaevinin, icra müdürlüğünün, daha da eskisinde vilayetin bulunduğu alan, çok daha eskisinde. Bu alan Kültür Bakanlığına devredildi. Kültür Bakanlığı, restorasyon çalışmaları çerçevesinde burada kazılar yapıyor, müteahhit bu kazıları ve çalışmaları sürdürüyor. Tamamen bu restorasyon çalışmaları çerçevesindeki kazılarda ortaya çıkan cesetler bunlar. Yoksa kamuoyuna arz edildiği gibi, “Biz, işte, nerede bir ceset varsa, ihbar varsa bunu inceliyoruz, bu konuda kazılar yapıyoruz, bakın cesetleri çıkarıyoruz.” şeklinde bir durum, açık ve seçik olarak ifade edelim, söz konusu değil.

Kaldı ki bahsedilen yerle ilgili geçen dönem, şu anki Eş Başkanımız Sayın Gültan Kışanak ve arkadaşlarımızın defalarca bu Meclis kürsüsünden suç duyuruları var, konuşmaları var, yazılı olarak da sözlü olarak da yetkililer nezdinde teşebbüsleri var. Söz konusu bölge -Diyarbakır’da JİTEM merkezi olarak biliniyor- 90’lı yıllarda, yüzlerce, evlerinden hatta bazen gündüz ortasında sokaklardan alınan ve bir daha kendilerinden haber alınamayan insanların götürüldükleri, işkence edildikleri ve bir daha görülemedikleri yer olarak biliniyor. Bütün Diyarbakır ve bölge bu konuyla ilgili yıllardır bu feryatlarını, haykırışlarını dillendirmelerine rağmen, maalesef, bu cesetler bir restorasyon kazısında ortaya çıkıyor.

Şu an gelinen noktada bazı arkadaşlar çıkıp diyorlar ki: “Bunlar çok eski dönemlere ait olabilir.” Bazıları diyor ki: ”Bu bir heyelan sonucunda olabilir.” Bazıları  diyor ki: “Birileri bu kemikleri getirip oraya gömmüş olabilir.”

Sevgili arkadaşlar, bunlar, maalesef, yüz kızartıcı beyanlardır. Sorun çok açık ve nettir, hangi döneme ait olursa olsun:

 1) Bu cesetler kime aittir? Devletin bunun cevabını vermesi lazım. On bin sene önceye ait olmadıkları kesin.

2) Eğer bu cesetler, şu an 36 ailenin başvurduğu, DNA tespitinde bulunduğu insanlarla alakalı değilse, o zaman bu ailelerin kaybolan çocukları nerededir? Şu ana kadar “Benim çocuğum, oğlum, kardeşim, kızım, eşim, kocam kayboldu.” diye başvuran insanların yakınları nerelerdedir?  Türkiye Cumhuriyetinin Millî İstihbarat Teşkilatı vardır, askerî istihbaratı vardır, Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı vardır, Kamu Güvenliği Müsteşarlığı vardır, Dışişleri Bakanlığı istihbaratı vardır. Eğer devlet bu kaybolan vatandaşlarını -yüzlerce vatandaşını- bulamıyorsa, bu da binlerce yıllık devlet geleneğinin varisi olduğunu iddia eden Türkiye Cumhuriyeti için ayıptan başka bir şey değildir. Kaybolan vatandaşlar nerededir? İki soru soruyoruz:

1) Bu kemikler kimlere aittir, olay nedir?

2) Kaybolan insanlar nerededir?

İstiklal mahkemelerinden bahsediyor bazı arkadaşlar, “Şeyh Sait olayında idam edilenlerin mezarları olabilir.” diyor. Devletin millî istihbarat kayıtlarında bunların hepsi var. İstiklal mahkemesi kayıtlarını hâlâ bir milletvekili olarak ben okuyamıyorum, inceleyemiyorum, göremiyorum. Soruyoruz: Şeyh Sait ve arkadaşlarının mezarları nerede? Seyit Rıza’nın mezarı nerede? Saidi Nursi’nin mezarı nerede? 33 kurşun olayında öldürülen Van’daki vatandaşların, 32 vatandaşın -biri yaralı olarak kurtuldu- cenazeleri nerede?

Çok enteresan bir şey, bu sistemin bir mezar düşmanlığı var, mezar düşmanlığı ve top geçmişe doğru, böyle silsile hâlinde geriye doğru atılıyor ve bir türlü gerçek failler ve sorumlular bulunamıyor. Sayın Başbakan, Dersim isyanından bahsetti, bir katliam olduğunu söyledi. Doğru söyledi. Zilan’da bir katliam olduğunu söyledi. Doğru söyledi. Peki, Sayın Başbakan, Seyit Rıza’nın mezarı nerede? İstiklal mahkemesinde idam edilen Seyit Abdülkadir’in, Seyit Muhammed’in, Doktor Fuat’ın, Hacı Ahdi’nin mezarları nerede? Bu bilgiler devletin arşivlerinde. Eğer bu bilgiler ve arşivler bugün gizleniyorsa, saklanıyorsa İçkale’deki kazılar da bir müddet sonra -anahtar nerede? Suya düştü. Su nerede? İnek içti. İnek nerede? Dağa kaçtı. Dağ ne oldu? Orman, yandı, bitti, kül oldu- kaybolur gider.

Bir hakikatleri araştırma komisyonu kurulsun diyoruz. Bu dönemde bölgede olağanüstü hâl bölge valiliği yapan Ünal Erkan, Hayri Kozakçıoğlu; aynı dönemin bakanları Mehmet Ağar ve onlarca savcı, hâkim, vali, bölge milletvekili, bölgeden bakanlık yapanlar, bunlara niye dönüp sorulmuyor? Nerede bu insanlar? Hiçbir bilginiz yok mu? Hiçbir bilginiz yoksa siz orada ne yapıyorsunuz? Affınıza sığınarak söylüyorum: Domates mi satıyordunuz orada siz? Bu kadar hadise olacak bölgede, bu kadar insan kaybolacak, bu kadar faili meçhul olacak ve siz “Görmedim, duymadım, bilmiyorum.” diyeceksiniz. Bu görevlilerin, o dönemdeki ister siyasi, seçilmiş -biraz evvel isimlerini de saydım- ister devlet görevlisi olarak bulunan hâkiminden, savcısından, bakanından milletvekiline kadar tamamının bilgilerine başvurulması lazım ve bunun da ötesinde bu insanlar hakkında bir takibat ve soruşturmanın açılması lazım.

Sevgili arkadaşlar, biz başından beri söylüyoruz. Bazı, özellikle her fırsatta BDP’yi eleştirmeyi bir marifet sayan kişiler diyorlar ki: “Kürt Ergenekon’u hakkında bir şey yapılmadı. Fırat’ın doğusuna Ergenekon soruşturması geçmedi.” Doğrudur, defalarca soru önergesi, araştırma önergeleri verdik, feryat ettik. Daha bugün Eş Genel Başkanımız Sayın Gültan Kışanak, geçen hafta Sayın Selahattin Demirtaş yine feryat ettiler, dediler ki: “Gelin, bir hakikatleri araştırma komisyonu kuralım. Bunu da nereden istiyorsanız oradan kuralım. Meclisin içinden kuralım, bütün partilerden kuralım ve bakalım.”

“PKK’yi devlet kurdurdu.” diyorsunuz, “Hizbullah’ı devlet kurdurdu.” diyorsunuz, “Ergenekon’la bağı var.” diyorsunuz. Peki, bunların belgeleri nerede? Altan Tan’ın kasasında yok. Bu devletin –tekrar saydım- istihbarat örgütlerinin, 1521’deki Kanuni Sultan Süleyman’ın tapu tahrir defterlerini hâlâ saklayan bir devletin arşivinde bunlar varsa neden açıklamıyorsunuz? Niçin bütün bu belgeleri ortaya dökmüyorsunuz? Bütün devletin, devlet adına işlenen cinayetlerin ve çetelerin, varsa PKK’nin, Hizbullah’ın, kimin varsa, bunların belgeleri sizde arkadaşlar, sizde, bizde yok. Bunların bütün bilgi ve belgeleri Millî İstihbarat Teşkilatında. Bunları sunarsınız, Türkiye bunların hepsiyle yüzleşir ve rahatlar. Bunlar olmayana kadar da Türkiye rahat etmeyecek. İlk fırsatta bir hakikatleri araştırma komisyonunun kurulması lazım.

Saygılar sunuyorum. Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tan.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk söz Kırıkkale Milletvekili  Sayın Ramazan Can’a aittir.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisinin Anayasa’nın 98, Meclis İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasına yönelik, bugünkü gündemini değiştirmeye yönelik önerisine katılmıyoruz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Zaten görevin bu. Çıkıp “Katılmıyoruz.” diyorsun, iki dakikada bitiriyorsun.

RAMAZAN CAN (Devamla) - Çünkü bugün Meclisin gündeminde çek yasasını -4’üncü maddede kaldık- 4’üncü maddeden itibaren görüşmeye devam edeceğiz. İnşallah kanunlaştıracağız.

Bu nedenle, BDP’nin grup önerisine katılmadığımızı beyan ediyor, aleyhinde oy kullanacağımızı takdirlerinize sunuyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Can.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisinin lehinde İstanbul Milletvekili Sayın Sezgin Tanrıkulu.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin faili meçhul cinayetler ve kayıplar konusundaki bu sarsılmaz karşı koyuşu devam ettikçe biz de burada bunları konuşmaya devam edeceğiz. Gerçekten benim için zül bir daha bunları burada konuşmak. İkinci konuşmam benim burada bu konu üzerine. Umarım bir daha konuşmayız ve burada gerçek anlamda bir komisyon kurar ve Türkiye’deki bütün faili meçhul cinayetleri aydınlatırız.

Bu iradeyi bu Meclis ortaya koymalıdır. Eğer bu Meclis bu iradeyi ortaya koyamazsa Türkiye’de barışı, Türkiye’de toplumsal mutabakatı ortaya koyamayız, ortaya çıkartamayız.

Değerli arkadaşlar, ben size bir kayıpla ilgili bir hikâye anlatarak konuşmama başlamak istiyorum. 7 Haziran 1995’te gün ortasında kendilerini polis olarak tanıtan iki telsizli şahıs, İnsan Hakları Derneği üyesi Edip Aksoy ve arkadaşı Orhan Cingöz’ü alıp “ölüm arabaları” olarak bilinen Toros marka bir otomobile bindirdiler. Aksoy ve Cingöz’den bir daha haber alınamadı. Edip kaybedildiğinde kızı henüz kırk günlüktü, eşi de yirmi beş yaşındaydı.

Genç kadın, Edip’in eşi, yirmi beş yaşındaki eşi, eşinin kaybolduğuna dair dilekçeyi ancak altı yıl sonra cumhuriyet savcılığına teslim edebildi. Altı yıl mücadele etti ki dilekçesini savcılığa teslim edebilsin. Ancak o dilekçe şimdi nerede, hangi dosyanın içerisinde onu da bilmiyoruz.

Genç kadın kırk günlük bebeğiyle bu dünyada yalnız kaldı. Kocası bir gün geri gelir diye kendisine bir hayat da kuramadı ve babasının nerede olduğunu da oğluna anlatamadı. Ne yas tutabildi ne de bir dua edebildi. Edip’in kızı, babası kayıtlara “ölü” olarak geçmediği, için bürokraside birçok sorunla karşı karşıya kaldı. Bunlar belki sizleri çok ilgilendirmiyor olabilir, arkanızı dönüp bizi dinlemiyor olabilirsiniz ama o kızın yaşadığı travmayı onların yakınları ve bizler, avukatlar insan hakları savunucuları olarak çok iyi biliyoruz ama sizlerin kayıtsızlığı hâlen bu Mecliste maalesef devam ediyor.

Edip’in kardeşi Mehmet aynen şöyle diyor, aynen okuyorum: “Hangi kapıyı açmaya çalışsak yüzümüze çarpıyorlar. Biz suçlu değiliz, mağduruz.”

Bir tane çocuğun yaşını büyütüp idam etmişler bir zaman da. Hâlâ herkes o çocuğu konuşuyor. Bence de konuşsun. Edip’in kaybolması da bir tür idamdır ama kimse çıkıp sormuyor. Edip nerede? Ne yaptınız ona?

Peki, Edip’in karısı ne istiyor arkadaşlar? Aynen şöyle söylüyor: “Biz kimseden ne para istiyoruz ne de başka bir şey ama bari Edip’in kemiklerini verin bize. İnsan, kemiklerini bulamadığı bir yakınını her gün, dönecek diye bekliyor. Taş olsa dayanamaz bu acıya.” diyor Edip Aksoy’un eşi. Timur Şahan ve Uğur Balık’ın “İtirafçı” adlı kitabında Abdülkadir Aygan Edip Aksoy’un JİTEM tarafından infaz edildiğini söylüyor ama hâlen kemikleri yok.

Değerli arkadaşlar, üzerilerini örtmeye çalışsak bile kayıplar ve kayıpların kemikleri her gün yakamıza yapışıyor. 11 Ocak 2012 günü de Diyarbakır’da Saraykapı’da üzerimize yapıştı bu kemikler, fışkırdılar. Ne olduğunu bilmiyoruz henüz, ne olduğunu bilmiyoruz. Orayı çok iyi biliyorum, JİTEM’in merkeziyle adliye binası arasındaki ve Cumhuriyet Başsavcısının makamı arasındaki mesafe sadece 10 metreydi. Çok iyi tanıdığım Fikri Özgen yetmiş yaşında, JİTEM’in sorgu odasındaydı. Orada olduğunu biliyordum. Başsavcıya gittim, savcılara gittim ama maalesef, 10 metre ötedeki JİTEM’in sorgu merkezine ne Başsavcıyı götürebildim ne savcıyı götürebildim. Fikri Özgen hâlen kayıp ve yetmiş beş yaşındaki eşi Dilşah teyze onun kemiklerini arıyor dua edebilmek için ve biz burada bir komisyon kurma iradesini ortaya koyamıyoruz. Dilşah teyzemize ve başka annelerimize ve kadınlarımıza, kardeşlerimize, babalarımıza “Bir gün adaleti getireceğiz. Bu Meclis adaleti size sağlayacak.” diyemiyoruz, o iradeyi ortaya koyamıyoruz. Yazıklar olsun hepimize!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ayıp! Böyle konuşma olmaz Sayın Başkan.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Yazıklar olsun hepimize!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sözünü geri alsın Sayın Başkan. Meclise bu şekilde hakaret edemez.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Eder, eder.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Meclise bu şekilde davranamaz. Kendisine yazıklar olsun Sayın Başkan! Konuşmasını bilmiyor.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Oturur musunuz yerinize, oturur musunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Meclise, milletin temsilcilerine böyle hitap edilmez.

BAŞKAN – Sayın Canikli, bir saniye…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Değerli arkadaşlar…

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu, siz de daha dikkatli bir dille lütfen…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Efendim, kendimi katarak konuşuyorum.

BAŞKAN – Biliyorum ama dikkatli bir dille lütfen.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Kendimi katarak konuşuyorum. Üzerinize alınacağınıza gelin komisyon kuralım. Gelin kuralım bu komisyonu. Niye üzerinize alınıyorsunuz? Ben hepimizi katarak söylüyorum ve bu Meclis diyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Siz meramınızı anlatın, meramınızı düzgün bir şekilde anlatın. Sizin göreviniz o. Benim irademe karışamazsın, benim irademe müdahale edemezsin.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Eğer bu Meclis adaleti sağlayamazsa, barışı sağlayamazsa hepimiz altında kalacağız.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sen konuşmanı yap, açıklamanı yap, meramını anlat, o kadar.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Sizin milletvekiliniz “Orada bir heyelan oldu.” diyor. Evet, orada bir heyelan oldu ama o insanların vicdanına karşı bir heyelan oldu. Eğer bugün burada biz komisyon kurmazsak, o heyelanın altında başta Adalet ve Kalkınma Partisi olmak üzere hepimiz kalacağız, hepimiz kalacağız, bunu bilin. O heyelan insanların vicdanına karşı bir heyelandı, bunu da bilin.

Değerli arkadaşlar, Radikal gazetesinde geçenlerde bir toplu mezar haritası yayımlandı. Gösteriyorum size değerli arkadaşlar, bakın. Bugün Başbakan Mecliste “Biz toplu mezarların üzerlerine gidiyoruz…” Ne Diyarbakır’da ne Diyarbakır’da yapılan bir kazıda ne Cizre’de ne Tunceli’de ne Dersim’de, hiçbir yerde Adalet ve Kalkınma Partisinin siyasal iradesi yok, tesadüfen ortaya çıkan mezarlar var…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bunlar on yıl önce niye çıkmadı? On beş yıl önce niye çıkmadı tesadüfen? Bu tesadüf hep bizim dönemimize mi denk geliyor?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – …insan hakları savunucularının iradesiyle, savunucularıyla ve mücadelesiyle ortaya çıkan mezarlar var. Hiçbir iradeniz yok, hiçbir iradeniz! Bunu bilmenizi isterim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bu tesadüfler niye yirmi yıl önce olmadı, on beş yıl önce olmadı, otuz yıl önce olmadı? Bu, sadece AK PARTİ İktidarı dönemine mi denk geliyor? Ayıptır ya!

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Siz bunun hesabını Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna sorun, bize değil.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – “Faili meçhul cinayetler yoktur.” diyorsunuz. Türkiye İnsan Hakları Vakfının raporları burada, gocunmayın, burada raporlar. Bakın, Türkiye İnsan Hakları Vakfının raporları geçen hafta Meclis İnsan Hakları Komisyonuna verildi. Bunları görün, 2002’den itibaren kaç faili meçhul var, kaç kayıp var, kaç yargısız infaz var, bunları bilin, görün. O nedenle, açık açık söylüyoruz, gelin, burada bu komisyonu kuralım, insanlara adalet getireceğimizi bu Meclisten ilan edelim, kaçmayın bundan. Meclisteki yasama görevi sadece yasa yapmak değildir, araştırma komisyonu kurmak da bir yasama faaliyetidir. Bizim önerilerimize bu şekilde karşı çıkarak Türkiye’de barışı, Türkiye’de adaleti, Türkiye’de özgürlükleri, Türkiye’de insan haklarını getiremezsiniz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Bu sizin öneriniz değil.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Her şey sizin bildiğiniz doğrular değildir. Bizim de doğru söyleyebileceğimiz ihtimalinden hareket ediniz. O nedenle dört şey vardır arkadaşlar yapacağımız, dört şey.

Bakın, 20 Aralık 2006 tarihinde Birleşmiş Milletler Kayıplar Sözleşmesi kabul edildi, 92 ülke imza attı, 30 ülke de onayladı. Hükûmet değil misiniz, getirin o kayıplar sözleşmesini, burada beraber imzalayalım, bu Meclisin onayından geçsin. Niye getirmiyorsunuz, neden çekiniyorsunuz?

Dün bir gazetede İspanyol bir profesörün İspanya deneyimiyle ilgili anıları vardı, görüşleri vardı. O görüşlerinde şunu söylüyorlar: İspanya’da üzerlerine gidemediler. Niye gidemediler biliyor musunuz? Çünkü failler hâlen yaşıyordu. Hepsi önemli görevlerdeydiler, hepsi, o yüzden üzerlerine gidemediler. Ne zamanki öldüler o zaman üzerine gittiler. Siz de sizin içinizde de bulunan görevliler nedeniyle mi bunların üzerine gitmiyorsunuz, burada komisyon kurmuyorsunuz?

Birinci yapacağımız, bu sözleşmeyi imzalamaktır. İkinci yapacağımız, zaman aşımıyla ilgili süreleri kaldırmaktır. Üçüncü yapacağımız, veri bankası kurmaktır. Dördüncü yapacağımız, komisyon kurmaktır. Bunlardan kaçamayacaksınız. 24’üncü Dönemde burada, bu Meclis çatısı altında bu komisyonları kuracağız, Türkiye’ye adaleti, barışı, özgürlüğü, kardeşliği beraber getireceğiz ve bir arada yaşamayı her beraber savunacağız.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin aleyhinde son söz Isparta Milletvekili Sayın Recep Özel’e aittir.

Buyurun Sayın Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin vermiş olduğu grup önerisi aleyhine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce burada lehinde konuşan CHP Sözcüsünün, sanki bu araştırma önergesinin lehinde herkesin oy kullanma mecburiyeti varmış gibi, “Yazıklar olsun.” gibi, çok değerli milletvekillerimize davranışını lanetle kınıyoruz, kendisine iade ediyoruz. Hür iradesiyle herkes burada oyunu kullanacaktır. Biz bunları şov amaçlı da yapmıyoruz sizler gibi.

Bu dönemde faili meçhullerin üzerine en fazla İktidarımız gitmekte. Bu dönemde bu kazılar yapılmakta. Gelen ihbarlar üzerine savcılarımız, yargı ve emniyet güçlerimiz bu faaliyeti sürdürmekte. Ama maalesef bunun şovunu yapmak hiç kimsenin hakkı da değildir diyoruz.

Gündemimiz bugün bellidir. Kamuoyunun beklemekte olduğu çek kanununu bugün görüşeceğiz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ya çek bunlardan çok mu mühim?

RECEP ÖZEL (Devamla) - O nedenle gündemi değiştirecek nitelikteki bir teklife de sıcak bakmıyoruz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Çek, insan hayatından önemli tabii, haklısınız!

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bu nedenle gündemimizi kamuoyunun beklentisine cevap verecek şekilde biz tanzim ettik.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İnsan hayatından önemlidir para! Haydi bakalım.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

III.- Y O K L A M A

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önerinin oylanmasından önce bir yoklama talebi vardır. Şimdi, bu yoklama talebini yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Tanrıkulu, Sayın Öğüt, Sayın Erdoğdu, Sayın Onur, Sayın Tezcan, Sayın Akova, Sayın Cihaner, Sayın Genç, Sayın Kaplan, Sayın Tayan, Sayın Kuşoğlu, Sayın Özkan, Sayın Değirmendereli, Sayın Susam, Sayın Acar, Sayın Kart, Sayın Altay, Sayın Tanal, Sayın Ekşi.

Adlarını okuttuğum sayın üyelerin yoklama için elektronik cihaza girmemelerini rica ediyorum.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve arkadaşları tarafından, Diyarbakır Sur İlçesi, İç Kale eski cezaevi çevresinde yapılan kazılarda çıkan cesetlerin bütün yönleriyle araştırılması amacıyla, verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 31/1/2012 Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Öneri reddedilmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

2.- Ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısının temel unsurlarından olan esnaf ve sanatkârlarımızın içine düştüğü sıkıntılar ve yaşadığı sorunların belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin 31/1/2012 Salı günü Genel Kurulda okunarak ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

 

31.01.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 31.01.2012 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında, Siyasi Parti Grupları arasında oybirliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini İçtüzüğün 19 uncu Maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                 Mehmet Şandır

                                                                                                                                        Mersin

                                                                                                                          MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

25 Ekim 2011 tarih ve 537 sayı ile TBMM Başkanlığına verdiğimiz, “Ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısının temel unsurlarından olan esnaf ve sanatkârlarımızın içine düştüğü sıkıntılar ve yaşadığı sorunların belirlenmesi Amacıyla" verdiğimiz Meclis  Araştırma önergemizin 31.01.2012 Salı günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü Birleşiminde yapılmasını arz ederim.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin lehinde ilk söz Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay’a aittir.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; esnaf ve sanatkârlarımızın yaşadığı sorunların tespiti ve çözüm yollarının bulunması amacıyla verdiğimiz Meclis araştırma komisyonu önergesi adına söz aldım. Partim ve şahsım adına muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, esnaf ve sanatkârımız, sermaye ve refahın tabana yayılmasında, gelir dağılımının iyileştirilmesinde, sosyal dengelerin korunmasında ülkemizin çok önemli bir kesimini teşkil etmektedir. Ülkemizdeki iş yerlerinin yüzde 99’u esnaf ve küçük işletmelerden oluşmaktadır. İstihdamın yüzde 77’si, ekonomide yaratılan katma değerin yüzde 36’sı esnaf tarafından sağlanmaktadır. Bu nedenle, esnaf ve sanatkâr kesiminin sorunlarını ülkemizin genel sorunlarından ayrı düşünmemek gerekmektedir. Şu anda, esnaf ve sanatkârımız, finansman yetersizliği içindedir, gelişmiş pazarlara hitap edecek donanımlardan mahrumdur, bilgi ve teknolojideki yeniliklerin getirdiği değişimlere ayak uyduramamaktadır, küresel ekonominin, marketlerin ve Uzak Doğu mallarının yarattığı haksız rekabetle karşı karşıyadır. Mesleki eğitim yetersizliği, sosyal güvenlik sorunları, yüksek vergi ve sosyal güvenlik primi sorunları, Avrupa Birliği uyum yasalarının öngördüğü yeni standartlar, halkın alım gücünün düşmesi ve tüketim alışkanlıklarının değişmesi, yaşanan iç göçler ile işsizliğin oluşturduğu kayıt dışı, esnaf ve sanatkârlığın karşı karşıya kaldığı haksız rekabet ve bu sorunların yarattığı tehditler altında esnaf ve sanatkârımız var olma mücadelesi vermektedir.

Ülkemizin temel direği olan ve etki alanı itibarıyla her tarafa hitap eden, aile kurumundan sonra toplumsallaşmanın, iletişim kurmanın, birlik ve beraberliğimizi zenginleştirmenin en güçlü yapısı olan esnaf ve sanatkârlık müessesesi, maalesef, büyük bir değişim geçirmenin ötesinde, çökmek üzeredir. Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu verilerine göre, 2 Ocak 2012 tarihi itibarıyla ülkemizde 2 milyon 406 bin esnaf vardır. Yine bu verilere göre, 2005-2011 yılları arasında 1 milyon 56 bin esnaf kepenk kapatmıştır.

Ana başlıkları itibarıyla esnafımızın bazı diğer sorunlarına baktığımızda: Esnaf odalarına üye olanlardan ustalık belgesi istenmekte ancak Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile ticaret siciline kayıtlı olanlardan ustalık belgesi istenmemektedir. Bu sorunun çözülebilmesi için ticaret siciline kayıt olacak tacirlerden ustalık belgesi de aranmalı ya da esnaf ve sanatkârlar siciline kayıt olacak esnaftan ustalık belgesi aranmaması yönünde bir düzenleme yapılmalıdır ancak en doğru düzenleme de mutlaka bu ustalık belgesinin aranmasıdır.

Ulaşımda rekabetin artması kara yolu taşımacılığını sekteye uğratmıştır. Yine, deniz yolunda kullanılan mazotta ÖTV indirimi yapılırken kara yolu taşımacılığında ÖTV indirimi yapılmaması da ayrı bir haksız rekabete yol açmaktadır.

Yine, küçük esnafın önemli maliyet kalemlerinden biri de artan elektrik maliyetleridir. 3 ve daha az kişinin çalıştığı esnaf ve sanatkâr işletmeleri konut tarifesi üzerinden elektrik kullanabilmelidir. Bu kolaylık elektrik dağıtım firmalarına çok büyük bir yük getirmeyecektir ancak esnafımız için ciddi bir kolaylık sağlayacaktır.

Sayısal olarak esnaf ve sanatkârlar ile yanlarında çalışanlar istihdamda diğer meslek gruplarından daha yüksek bir orana sahipken bu kesimin Sosyal Güvenlik Kurumu Yönetim Kurulunda temsil edilmemesi büyük bir sorun teşkil etmektedir ve haksız bir durumdur. Sosyal Güvenlik Kurumu Yönetim Kurulunda TESK temsilcisinin bulunması için gerekli yasal düzenlemenin mutlaka yapılması gerekmektedir.

Kayıt dışılığın önlenmesi, uygulamada birliğin sağlanması, mesleki kuruluşların aynı konudaki uygulamalarında ortaya çıkan farklılığın giderilmesi bakımından işletme defteri tutan esnaf ve sanatkârların defterlerinin noterler yanında esnaf ve sanatkârlar odaları birlikleri tarafından da tasdik edilebilmesine yönelik mevzuatta değişiklik yapılmalıdır.

Yine, esnafımızın çok önemli sorunlarından birisi de hipermarket ve grosmarket olarak tanımlanan büyük mağazaların haksız ve insafsızca rekabetidir. Avrupa ülkelerinde titizlikle kent merkezlerinin dışında tutulan hiper ve süpermarketler ile alışveriş merkezleri ülkemizin hemen tüm illerinde mahalle aralarına kadar girmiştir. Bu çerçevede hipermarketler ile büyük alışveriş merkezlerinin çalışma şartları mutlaka yeniden düzenlenmelidir.

Yine, buna ilişkin Milliyetçi Hareket Partisi tarafından gerekli kanun teklifi verilmiştir. Ayrıca yine, mutlaka esnafımızın bütün sorunlarının en iyi şekilde tartışılıp bir masaya yatırılabileceği esnaf şûrası da bir an önce  toplanmalıdır.

Emeklilik döneminde faaliyetlerine devam eden esnaf ve sanatkârlardan yüzde 15 oranında Sosyal Güvenlik Destek Primi kesilmektedir. Esnaf ve sanatkârlardan Sosyal Güvenlik Destek Primi kesilmemesine yönelik olarak vermiş olduğumuz kanun teklifi de Plan Bütçe Komisyonunda beklemektedir.

Değerli milletvekilleri, bu vesileyle, esnafımızı yakından ilgilendirdiği için Genel Kurulda görüşmeleri devam eden Çek Kanun Tasarısı’yla ilgili bir iki hususu dikkatlerinize sunmak istiyorum. Alacaklı ile borçlu arasındaki eşitliği ve güveni tesis etmesi gereken çek müessesesi, maalesef eşitlik ve güven ilkesinden yoksun bir hâle gelmiştir. Oysa ekonomi büyük ölçüde çeklerle, vadeli satışlarla ve sözleşmelerle dönmektedir ve mevcut yasada da mutlaka hem borçlunun hem de alacaklının hak ve hukukunun dengeli bir şekilde korunması gerekir. Zaten bizatihi bu kanun tasarısının Meclis gündemine gelmesi dahi esnafımızın, iş âleminin ve ekonomimizin içinde yaşadığı sorunların vahametini ve büyüklüğünü göstermektedir. Bu nedenledir ki yüz binlerce vatandaşımız bu Çek Yasası nedeniyle hapis cezası tehdidi altına girmiştir ve bu da çok büyük bir tedirginlik yaratmıştır. O nedenle, hem borçlunun hem alacaklının hakkı, hukuku mutlaka dengeli bir şekilde dikkate alınmalıdır.

Yine, esnaf ve sanatkârlar, son birkaç yıldır piyasalarda var olan talep daralmasından ciddi olarak etkilenmiştir. Talep daralmasındaki olumsuzlukları aşabilmek için krediye ihtiyaç duyan esnaf ve sanatkârın karşısına iki önemli sorun çıkmaktadır. 2001 yılından bu yana kredi borcu ya da çek ve senetleri nedeniyle bankalar ile ihtilafa düşen çok sayıda esnaf ve sanatkâr kredi kullanmakta büyük sorun yaşamaktadır. 2003 yılında bankacılıkta “kara liste” olarak adlandırılan olumsuz mali sicilin silinmesine ilişkin yasal düzenleme bankalar tarafından uygulanmamıştır.

Değerli milletvekilleri, esnafımızı ilgilendiren çok önemli bir husus da 2010 yılı Nisanında Sayın Başbakan tarafından İstanbul’da 10 sayın bakanla birlikte esnafımız için kısaca 3D Değişim, Dönüşüm ve Destek Strateji Eylem Planı hâlâ eyleme geçirilmemiş, sadece kuru bir plan olarak beklemektedir. Burada vaat edilenlerin çok büyük bir çoğunluğu, yüzde 90’ından fazlası yerine getirilmeyi beklemektedir. Seçimlerden önce de iktidar tarafından bu konuda vaat verildi ama hâlâ maalesef bir adım atılmamıştır. 3D konusu mutlaka hayata geçirilmelidir. Hükûmeti de bu konuda uyarıyoruz.

Bu düşüncelerle önergemizin kabulünü diliyor, hepinize saygılar sunuyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Önerisi’nin aleyhinde Kırıkkale Milletvekili Sayın Ramazan Can.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Milliyetçi Hareket Partisinin Anayasa’nın 98, Meclis İç Tüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddelerine istinaden vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum.

Grup önerisine katılmıyoruz. Esnafın sorunlarını biliyoruz. Esnafın sorunlarını takip ediyoruz. AK PARTİ hükûmetleri esnafın yanında olmuştur.

Bu nedenle gündemi değiştirmeye matuf bu öneriye katılmadığımızı beyan ediyor, ret oyu kullanacağımızı tekrar ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin lehinde İzmir Milletvekili Sayın Mehmet Ali Susam.

Buyurun Sayın Susam. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin esnaf ve  sanatkârların sorunlarını görüşmek üzere vermiş olduğu önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten konuşulması gereken önemli konulardan biri. Adalet ve Kalkınma Partisinden arkadaşımızın çıkıp “Esnaf ve sanatkârın sorunlarını biliyoruz, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak da her zaman esnafın yanındayız”…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Grup önerisi yetişmiyor, onun için yapıyoruz yani tek nedenimiz o.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) - …şeklindeki kısa görüşmesi, bence bir şeyin altını çizmekle ne demek istediği daha iyi anlatılır. Esnaf ve sanatkâr kimdir, nedir, toplumdaki yeri, önemi nedir? Burada, Mecliste bulunan milletvekillerime anlatmaya gerek duymuyorum. Ancak bu kadar önemli bir toplumsal ve sosyal kesimin, sayıları ülke nüfusu içerisinde önemli bir kesimin, yanında çalıştırdıklarıyla birlikte ülke nüfusunun önemli bir kesimini ifade eden bu kesimin gerçekten ciddi bir problemi vardır, ciddi sorunları vardır. Bu sorunlarla ilgili saatlerce bu Meclisin konuşmasına ihtiyaç vardır, önce bunun altını çizmek istiyorum. Neden? Bu teşkilatın içinde yıllarını vermiş, esnaf teşkilatında esnaflık yapmış, yöneticilik yapmış biri olarak, bu teşkilatın hem bugünkü cumhuriyet hükûmetlerinde hem Osmanlı’da hem Anadolu’nun bağrında ahilik geleneğinden gelen köklü bir kültürü vardır ve devlet geleneğine sahip çıkma onuruyla bugüne kadar gelmiş çok önemli bir teşkilattır. Ancak, değişen koşullar ve bu kesime karşı ülkeyi yönetenlerin ilgisizliği, giderek esnaf ve sanatkârı çok zor durumlar içerisine sokmuştur.

Bakınız, Anayasa madde 173, esnaf ve sanatkârı devlet korur ve kollar. Peki arkadaşlar, benim bu sene beşinci milletvekilliği yılım. Bu kürsüde defalarca da konuşuyorum, esnaf ve sanatkârın sorunlarıyla ilgili olarak. Bunlardan bir tanesi de alışveriş merkezleri ve hipermarketlerle ilgili olan kanunun bu Meclisten çıkartılmasıyla ilgili. Bundan önce birçok hükûmetin bu Meclisten çıkaramadığı bu kanun hâlâ çıkmıyor. Peki, Anayasa’nın bu amir hükmü esnaf ve sanatkârı devlet korur ve kollar derken, büyük alışveriş merkezlerinin, büyük süpermarketlerin ve zincir mağazaların, özellikle uluslararası satın alma gücünü de arkasına alarak bugün esnaf ve sanatkârı yok eder noktaya getirmesi karşısında neden bir kanun teklifini, bu kürsüden söylememize rağmen, bu Meclise, komisyonlara indiremiyoruz ve nasıl esnaf ve sanatkârın yanındayız, bunun izahını bu kürsüden vermek lazım, veremiyoruz ve indiremiyoruz. Bunun izahı şudur: Esnaf ve sanatkârın örgütlü güçlerinin, lobilerinin, maalesef esnaf ve sanatkârın sorunlarını çözme doğrultusunda haklı taleplerini bir yasal düzenlemeyle Meclisten geçirme gücüne ve etkinliğine sahip olmadığı açıktır.

Siz hepiniz milletvekili olarak memleketlerinize, seçim bölgelerinize gittiğinizde esnaf ve sanatkâra uğruyorsunuz, hepiniz taksiye biniyorsunuz, hepiniz berbere gidiyorsunuz, hepiniz lokantaya giriyorsunuz, hepiniz kahveye gidiyorsunuz, elinizi vicdanınıza koyun, Allah için söyleyin, halinden memnun “Şu an biz esnaf ve sanatkârlar olarak gerçekten iyi yaşıyoruz.” diyebilen kaç tane esnaf çıkıyor ve kaç tanesi size “Sayın vekilim -kibar da söyleyerek- ya işlerimiz kötü, ne olur buna bir el atın.” demiyor mu? Dediğini ben biliyorum, yaşıyorum.

Değerli arkadaşlar, bütün siyasi mülahazaları bir kenara bırakın ama bu kesim yaşatılması gereken bir kesim, bu kesim ona destek verilmesi, Anayasa’nın emrettiği desteğin verilmesi gereken bir kesim. Ulaştırma esnafı dediğimiz taksici, kamyoncu, minibüsçü, otobüsçü her gün artan mazot, benzin fiyatları karşısında gerçekten çaresiz bir vaziyetteler.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Taksiciler…

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Taksiciler, korsan bir tarafta, diğer noktalar bir tarafta ciddi sıkıntılar çekiyor. Kamyoncularla ilgili bir şey söyleyeyim, gerçekten malı yükleyip götürdüğü yerde çektiği eziyetten dolayı “Anamdan emdiğim süt burnumdan geldi. Bu mesleği bırakamıyorum, bıraksam, 700 bin liraya, 500 bin liraya bir iş bulsam kamyonculuğu bırakacağım.” diyen kamyoncuların derdini bir dinleyin. Esnaf ve sanatkârın, bakkalın dertlerini bir dinleyin. Bu on dakikalık sürede, bu kadar geniş kesimin ayrı ayrı dert ve sorunlarını tek tek sayma fırsatım yok ama onların içlerinden gelen bir kişi olarak gerçekten sorunlarını biliyorum.

Şimdi kar, buz, soğuk oldu, fırtına, seralar dondu, çiçekçiler perişan. 14 Şubat Sevgililer Günü, bir tane çiçek yok. (AK PARTİ sıralarından “Eyvah!” sesleri) Bakınız, bunu söylediğim zaman “Eyvah!” diyen arkadaşıma diyorum: Eyvah, bir çiçekçinin çiçek bulamaması demek, o çiçekçinin akşam evine ekmek götürememesi demektir. (CHP sıralarından alkışlar) Yoksa işin fantezisinde değilim. Çiçekçinin mal bulup, satıp, para kazanması lazım.

Bakınız, İstanbul’da minibüsçüler kaldırılıyor. Toplu ulaşımdır, kaldırılabilir. Peki, ne koyacaksınız, nasıl ikame edeceksiniz? Aylardır belediyelerden randevu alamıyorlar.

Fırıncılar, fırıncı esnafı, belediyelerin haksız rekabetiyle karşı karşıyalar. Bakkallar, büyük mağazacılığın haksız rekabetiyle karşı karşıyalar.

Peki, bütün bunlar bizim ilgi alanımız, bizim konuşmamız, üzerinde düşünmemiz gereken konular değil mi? Gerçekten küçük işletmeler çok zor koşullarda yaşıyor arkadaşlar. Bugün yaşanan ekonomik ve sosyal düzende küçüğün yaşam hakkı giderek elinden alınıyor çünkü teknoloji ve büyük işletme ve büyük sermaye güçleri, o kadar acımasızca bir rekabet gücüne ve hacmine ulaştılar ki. Bir bölgede pazarı ele geçirmek için o bölgede var olan bütün işletmeleri iflas ettirebilecek kadar güçlü zarar bütçeleri oluşturabiliyorlar. O bölgeye diyor ki “İki yıl sana zarar bütçesi verdim, o pazarı ele geçir.” Çünkü dünyadaki gücü bir şehrin bir bölgesindeki zarar bütçesiyle dişinin kovuğuna bile gitmiyor ama o bölgede ekmeğini kazanmak zorunda kalan, o rekabet karşısında dayanamayan esnafların yok oluşunu elimiz, kolumuz bağlı seyretmek durumunda kalıyoruz.

Sizden, özellikle bu Parlamentonun tüm değerli milletvekillerinden şunu rica ediyorum: Küresel ekonomi ve bu küresel ekonominin geldiği güç karşısında, değişen dünya ve teknoloji koşullarında artık esnaf, sanatkâr, KOBİ’ler, küçük işletmeler korunması ve sahip çıkılması zorunlu olan kesimlerdir, buraya kaynak aktarmamız gerekir. Bakınız, şu an Halk Bankası kanalıyla kullandırılan kredilerin bu dönem ne olacağı hâlâ belirsiz ve kaynak konusunda, ne kadar kaynak ve destek ayrılacağı belirsizdir. Onun için şunu söylemek istiyorum: Çok farklı, çok önemli sorunlarımız var, esnaf, sanatkârlar olarak bu Parlamentodan beklenti içerisindeler çünkü onlar sizin kardeşiniz, akrabanız, yakınınız, seçmeniniz, onlara sahip çıkmak sizin ve bizim görevimiz.

Bu duygularla Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu önergeyi destekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Susam.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin aleyhinde son söz Isparta Milletvekili Sayın Recep Özel’e aittir.

Buyurun Sayın Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu grup önerisi aleyhinde olduğumuzu belirteyim. Burada, kısa konuştuğumuzda arkadaşlarımız yakınıyorlar. İki saat oldu Meclis açılalı, bugün de bir önceki aldığımız karar gereği 20.00’ye kadar çalışacağız eğer kararı değiştiremezsek, şu ana kadar iki grup önerisi konuşuldu, iki grup önerisi daha var, daha gündeme geçemiyoruz.

Gündemdeki konuları konuşmak, bitirmek için biz konuşmalarımızı kısa kesiyoruz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bunlar da gündem.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bunlar ülkenin sorunları değil sanki.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Elbette ki esnaf ve sanatkârımızın sorunları vardır, esnaf ve sanatkârın sorunlarını bilen bir iktidar vardır, biz de burada ne konuşacağımızı, bizim de konuşacak konularımız elbette ki bu konularda vardır, sırf gündemi bitirmek amacıyla konuşmalarımızı kısa kesiyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu bu önergeye katılmıyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri reddedilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır.

Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

3.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu ve arkadaşları tarafından, ülkemizde önümüzdeki yıllarda yaşanabilecek olası bir deprem felaketi öncesinde gerekli araştırmaların yapılarak, alınabilecek tedbirlerin, çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin  31/1/2012 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

 

31/01/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun, 31.01.2012 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                              M. Akif Hamzaçebi

                                                                                                                                       İstanbul

                                                                                                                               Grup Başkanvekili

Öneri:

Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu ve arkadaşları tarafından, 16 Kasım 2011 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Ülkemizde önümüzdeki yıllarda yaşanabilecek olası bir deprem felaketi öncesinde gerekli araştırmaların yapılarak, alınabilecek tedbirlerin, çözüm önerilerinin belirlenmesi" hakkında verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, (130 sıra nolu) Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 31.01.2012 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz, Hatay Milletvekili Sayın Mevlüt Dudu.

Buyurun Sayın Dudu. (CHP sıralarından alkışlar)

MEVLÜT DUDU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Van ilinde yaşanan depremle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi olarak verdiğimiz araştırma önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi ve yüce halkımızı saygıyla selamlıyorum.

23 Ekimde Erciş’te, 9 Kasımda Van-Edremit’te meydana gelen depremin tahribatını büyük bir acıyla izledik. Cumhuriyet Halk Partisi olarak ilk günden beri Van halkını yalnız bırakmadık, konuya büyük bir duyarlılıkla yaklaştık. Genel Başkanımız 3 kez Van’a gitti, deprem günü, bayram ve yılbaşında; bayramı ve yılbaşını çadırlarda soğukla mücadele eden yoksul Van halkıyla birlikte geçirdi. Van’a gitmeyen ve orada birkaç gün geçirmeyen milletvekilimiz kalmadı.

Bütün bu çalışmaların sonucunda yaptığımız çeşitli saptamalar vardır.  Van’da yaşayanların bir kesimi yani maddi imkânları elverişli olan veya il dışında yakınları ve akrabaları olanlar göç ederek kenti terk ettiler. Van nüfusunun yarı yarıya azaldığı söyleniyor. Yüksek binaların tamamı, diğer binaların da yüzde 95’i oturulamaz durumda. Van’da yaşamak zorunda kalan yoksul ve çaresiz halk ise şiddetli kış şartlarında çadırlarda yaşam mücadelesi veriyor. Depremden ve soğuktan donarak ölmeyen çocuklar çadırlarda yanarak ölüyorlar.

Ya kırsal kesimde yaşayanlar ne yapıyor? Köylerdeki hasar daha ağır. Rakım daha yüksek olduğu için kış daha şiddetli geçiyor. Köylüler bir yandan canlarını, bir yandan da geçim kaynakları olan hayvanlarını korumaya çalışıyorlar. Şimdiden binlerce hayvanın öldüğü ve binlercesinin donacağı gözlemleniyor.

Değerli milletvekilleri, Türkiye topraklarının yüzde 92’si deprem tehlikesiyle karşı karşıya. Nüfusumuzun yüzde 95’i, büyük sanayi merkezlerinin yüzde 98’i, barajlarımızın yüzde 92’si deprem bölgelerinde bulunuyor. Bugün İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin gibi aşırı göç alan şehirlerimizde konutların yüzde 40’ı kaçak ya da ruhsatsız, yüzde 40’ı oturulamaz durumda aynı zamanda. Bu değerler, ülkemizde deprem olgusuyla yaşamak zorunda olduğumuzun göstergesi.

Deprem, su baskını ve heyelan gibi doğa olayları, ranta dayalı yer seçimi kararları, mühendislik hizmeti görmemiş yapı üretimi, plansız kentleşme ve sosyoekonomik politikalar gibi nedenlerle insani ve ekonomik yıkımlar artıyor. Son yüz on yılda gerçekleşen 9 bin 200 deprem de bu durumun somut kanıtıdır. Ülkemizde hemen her gün deprem olmaktadır.

Bina kalitesi açısından bakıldığında, şiddeti 5’in üzerindeki depremlerin yıkıcı olduğu açıkça görülmektedir. 5 ila 5,9 arasındaki depremlerin yirmi iki günde bir, 6-6,9 depremlerin sekiz ayda bir, 7 ila 7,9 depremlerin kırk ayda bir ortalamasıyla gerçekleşebildiği göz önüne alınırsa, ülkemizin can ve mal kayıplarının korkunç boyutları açıkça ortaya çıkmaktadır.

Bugüne kadar yaşanan depremlerde, uzmanların ortak görüşü, can ve mal kayıplarına depremlerde hazırlıksız olmanın ve çürük binaların yol açtığıdır. Ne merkezî yönetimin ne de yerel yönetimlerin bu konuda sorumluluklarını yerine getirmedikleri acı bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır.

1999 yılında yaşanan büyük İzmit depremi sonrası, her zaman olduğu gibi konu sıcakken birtakım önlemler alındı. Bunların başında deprem vergisi geliyordu. Ödenen deprem vergileri dışında devlet, depremin acısını ve meydana gelen yıkımı kısa zamanda unuttu.

Peki, bu yıllardır halktan toplanan deprem vergileri nerelere ve ne amaçla harcandı? Bu konuda, geçmiş on yıl içinde Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri tarafından konu birkaç kez soru önergeleriyle gündeme getirilmesine rağmen, Hükûmet bu konuda mantıklı ve güvenilir bir açıklama yapmadı, ta ki Van depremine kadar. Van depremi sonrası, Maliye Bakanı, deprem vergilerinin duble yollara harcandığını itiraf etti, tabii eğer doğruysa.

Ben, Maliye Bakanına ve Hükûmete açıkça söylüyorum: Devlet yönetmek ciddiyet ister. Vergi, kanun yoluyla toplanır ve kanun çerçevesinde harcanır. Bu deprem vergileri Maliye Bakanı ya da Başbakanın kişisel parası değildir ve onu canının istediği yere harcayamaz. Deprem vergilerini başka yerlere harcamakla Van’da insanların yaşamını yitirmesinden ve bugün çadırlarda çocukların donarak ve yanarak ölmesinden birinci derecede sorumludurlar. En son yaşanan Van depremiyle gerçekler, bir kez daha, yadsınamaz bir şekilde kendisini göstermiştir. Kaybedilen canların, yok olan bir şehrin hesabı ülkemizi yönetenler tarafından verilmemekte ya da verilememektedir.

Peki, sırada neresi var? Acaba, şu anda, Allah korusun, bu ülkenin hangi köşesinde insanlar kaderini bekliyor ve ne önlemler alınıyor? Geldiğimiz bu noktada, toplanan deprem vergileri, nerelere ve ne amaçla harcanmıştır? Hâlâ neden çadır ve konteyner eksiği vardır? Hâlâ, 1 Şubatta, Başbakan, tüm konteyner ihtiyacının karşılanacağını söylemesine rağmen, hâlen çok küçük bir bölümünün karşılandığı acı bir gerçektir. Merkezî yönetim ve yerel yönetimler, depremlere önlem olarak bugüne kadar ne yapmışlar ve ne yapmayı düşünmektedirler?

Van ziyaretimizde Van Valisi bir itirafta bulundu: “Depreme kadar, depremle ilgili çalışmalar benim mesaimin ancak yüzde 1’ini buluyordu.” dedi. Bu bir itiraftır ve ben soruyorum: Şu anda, deprem tehlikesiyle yaşayan ülkemizin diğer illerinde valilerin mesaisinin ne kadarı, şu anda, deprem çalışmalarıyla ilgilidir? Bugüne kadar olduğu gibi Van depremi sonrası toplanan yardımlar amacına ulaştırılmayacak mıdır? Van’dan göç eden yaklaşık 400 bin kişinin yeniden hayatlarını kurabilmeleri için neler yapılmıştır, neler planlanmaktadır? Okuluna gidemeyen çocuklar ve Yüzüncü Yıl Üniversitesinde okuyan gençler eğitimlerini nasıl devam ettireceklerdir? Van’da depremle birlikte yıkılan veyahut da yok olan ekonomi yeniden nasıl canlandırılacaktır? İnsanlar işlerine yeniden nasıl sahip olacaklardır? Van Valisi kendisine bariyerlerle çevrili halktan kopuk bir merkez kurmuş, bu merkezde tamamen mevzuata aykırı olarak gece yarıları ihaleler dağıtıldığı söyleniyor. Bunu bize Van’da iş adamları ve esnaflar söyledi. Onlar çaresizlik içindeyken bu işlerin dışarıdan gelen yandaşlara dağıtılması hangi vicdana uygun düşer?

Değerli milletvekilleri, bu konu siyasi bir konu değildir, insani bir konudur ve bu konuda hep birlikte, iktidarıyla muhalefetiyle, elimizden geleni yapmak hepimizin boynumuzun borcudur; ben böyle düşünüyorum.

Ayrıca -süremin sonu yaklaşıyor- Hatay’da meydana gelen selle ilgili de birkaç cümle söylemek istiyorum. Hatay, özellikle Asi Nehri’nin geçtiği Amik Ovası her yıl sular altında kalıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi on yıldır iktidarda. Hemen her yıl birkaç kez sel altında kalan bu bölgede hiçbir önlem alınmadı. Sellerden vatandaşlarımız borçlarını ödeyemez duruma geldi. Birçok insan toprağını elinden çıkararak borçlarından kurtulmaya çalışıyor. Hükûmetten tek bir ses yok. Sel felaketini ortadan kaldırmanın yolu barajlar yaparak suyu kontrol altına almaktır. Hatay’da Suriye’yle birlikte büyük törenlerle temeli atılan Dostluk Barajı ne oldu? Dostluk Barajı’nın akıbeti nedir, neden bitirilmiyor? Ben selden etkilenen tüm Hataylı hemşehrilerime geçmiş olsun diyorum, onların bu sorununun takipçisi olmak Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim boynumuzun borcudur. Bu nedenle, AKP Hükûmetine kamuoyu önünde sormak istiyorum: Hatay Havaalanının kapanmasından dolayı uçaklarını kaçıran ve işleri aksayan vatandaşlarımızın durumu ne olacaktır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEVLÜT DUDU (Devamla) – Tarlaları sular altında kalan çiftçilerimizin zararları nasıl telafi edilecektir?

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dudu.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde ilk söz, Hakkâri Milletvekili Sayın Adil Kurt’a aittir.

Buyurun Sayın Kurt. (BDP sıralarından alkışlar)

ADİL KURT (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

23 Ekim 2011 tarihinde Van’da meydana gelen depremin üzerinden tam yüz gün geçti ve Van depreminin 100’üncü gününde, biz, bugün yine Van depreminin yaralarının sarılamadığına ilişkin konuşmak durumunda kalıyoruz. Tabii, bu yüz gün, bizler Meclise gelip giderken, günlük rutin işlerimizle uğraşırken göz açıp kapayıncaya kadar bizim açımızdan geçmiş olabilir. Ama Van’da şu anda çadırlarda yaşayan, evsiz barksız kalan depremzedeler açısından bu yüz günün hiç de kolay geçmediğini tahmin etmek zannederim o kadar zor bir şey değildir.

Değerli arkadaşlar, bazen düşünüyorum, biz burada acaba size işkence mi ediyoruz? Bu kadar Türkiye'nin gündemi olmayan gündemleri Meclis gündemine getirip burada konuşunca sizlere acaba haksızlık mı ediyoruz diye düşünmüyor değilim. Hepinizin sabırsızlıkla beklediği Çek Kanunu, biraz sonra ona da sıra gelecek, onu da Meclis görüşecek ve kabul edeceksiniz, biz bunu çok iyi biliyoruz, kalan maddelerini onaylayacaksınız. Ama sizler, Van depremini, faili meçhulleri Meclisin asli görevi, sorumluluğu olmadığını düşünüyorsanız o zaman biz burada size haksızlık ediyoruz, sizi burada zoraki bir tutmak durumunda kalıyoruz, bu nedenle de işin açıkçası söylenecek çok laf kalmıyor sizlere.

Van kobay kenttir Türkiye açısından, deprem açısından. Bu kobay kentle ilgili olarak bugüne kadar maalesef Hükûmetin yaptığı hatırı sayılır bir şey yok. Afaki de ifade etmiyorum, 18 Ocak 2012 tarihli Afet Koordinasyon Merkezi Başkanlığının raporundan sizlere veriler aktaracağım.

Bildiğiniz üzere, Van’da yaklaşık 600 bin insan bu depremden zarar gördü, büyük çoğunluğu Van’ı terk etmek durumunda kaldı. Geçen yüz gün içerisinde Hükûmetin yaptığı şu: 27.598 konteynerin 23.291 adedi bölgeye ulaştırılmış olup 18 bini tahsis edilmiş. 9 çadır kent merkezi kurulmuş, bu çadır kent merkezlerinde 13.488 kişi yerleştirilmiş. Erciş ilçesinde de 270 Mevlânâ evi kurulmuş, o Mevlânâ evlerinde de 1.205 vatandaşımız yerleştirilmiş. Bugüne kadar, devlete ait, bakanlıklara ait resmî kurumlarda da –devletin resmî rakamıdır- 35.976 depremzede yerleştirilmiş. 600 bin insandan söz ettim, 600 bin insanın mağduriyet yaşadığı bir yerde bu yapılanları alt alta yazın, kaç bin insan açıkta duruyor hesabını çok rahatlıkla çıkarabilirsiniz.

Değerli arkadaşlar, devletin sahip çıktığı afetzede sayısı Nusaybin ilçemizin, Silopi ilçemizin, Yüksekova ilçemizin tek başına sahip çıktığı vatandaşların sayısı kadar bile değildir yani devlet herhangi bir ilçemiz kadar ancak Van depremzedelerine sahip çıkmıştır. Peki, alıp bu kamplara yerleştirdikleri insanların sorunları yok mu?

Bakın arkadaşlar, dün Aksaray’dan bizi ziyarete gelenler oldu, depremzedeler oldu. Devlet sadece yatak ve yeme içme ihtiyaçlarını karşılıyor bu vatandaşların, bunun dışında hiçbir ihtiyacını karşılayamıyor. Aksaray Valisiyle depremzedeler görüşmeye çalışıyor, yaklaşık yetmiş gündür orada bekliyorlar, Aksaray Valisiyle görüşemiyorlar.

Bugün ajanslara düşen bir haberi daha sizinle paylaşayım. Silifke’de bir depremzede gün ortasında saldırıya maruz kalıyor ve o saldırının arkasından kendilerine Silifke’yi terk etmeleri, Silifke’den gitmeleri yönünde tehditlerde bulunulmuş. Bu tehditte bulunanlar hakkında hiçbir şey yapılmamış. Bu insanların çocukları okullarda ayrı sınıflarda ayrı muameleye tabi tutularak yaşıyorlar. Sadece Silifke ya da Akrasay’da değil, İstanbul’dakiler de benzer bir sorun yaşıyor, Mersin’dekiler de benzer bir sorun yaşıyor, Adana’dakiler de benzer bir sorun yaşıyorlar ve burada devlet bunların hiçbirine sahip çıkmıyor.

İlk günden bu yana biz diyoruz ki Van’ı afet bölgesi ilan etmek durumundasınız, kanun böyle hükmediyor. Van’ı afet bölgesi ilan etmemiş olmanız kanunları çiğnemek anlamına geliyor.

Bakınız, 1959 yılında çıkarılan Afet Kanunu hangi bölgelerin afet bölgesi ilan edileceğine ilişkin çok açık ve net hükümler koymuş: “Nüfusu 15 binin üzerinde olan yerlerde eğer ondan fazla bina yıkılmışsa, o olayda ölü ve yaralanmalar olmuşsa hükûmet, beklemeksizin afet bölgesi ilan etmek durumundadır.” Kanun hükmü budur. 1999 yılında çıkarılan Kanun da böyle hükmediyor. Ama Hükûmet bu verileri göz ardı etmiş, bu verileri kimsenin okumayacağını düşünmüş ve “Van afet bölgesi olamaz.” diyor. Afet Kanunu’nun 11’inci maddesine göre şu anda Hükûmet görevsizlik yapıyor, Kanun’u çiğniyor.

Bakın, Van’ın afet bölgesi olmasını gerektiren hâlleri ben sizinle paylaşayım. Kanun’daki zorunlu hâlleri sizinle paylaştım. Van’da yaşamını yitiren vatandaş sayısı 279, yaralı 301. Yıkılan bina sayısı… Bu rakama dikkat edin arkadaşlar. Kanun “On bina yıkılırsa hükûmet afet bölgesi ilan etmek durumundadır.” diyor, Van’da ve Erciş’te yıkılan bina sayısı 2.262. Kaç katı olduğunu siz hesaplayabilirsiniz. Niye afet bölgesi ilan etmiyorsunuz o hâlde? Geçmişte buna benzer örnekler sizin Hükûmetiniz döneminde olmadı mı? Oldu. 26 Ağustos 2010 tarihinde Rize’de sel felaketi oldu. Afet bölgesi ilan ettiniz mi, etmediniz mi? Bir uygulamanızı daha sizinle paylaşayım. 29 Temmuz 2009’da Giresun’da sel felaketi meydana geldi. Giresun’u afet bölgesi ilan ettiniz mi, etmediniz mi? Van’a ilişkin bu ayrımcılığın, bu çifte standardın sebebini, hoşunuza gitmese de, sizin açınızdan zaman kaybı da olsa, daha acil işleriniz dahi olsa çıkıp burada kamuoyuyla paylaşmak durumundasınız. Bunu yapmazsanız…

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Afet bölgesi olursa bir çivi çakamazsınız.

ADİL KURT (Devamla) – Siz ona inanıyorsunuz, kanun ona öyle demiyor. Afet Kanunu’nun 11’inci maddesi aynen şunu diyor Sayın Vekilim, diyor ki: “Zarara uğrayan vatandaşların zararları, belirlenen rayiç bedeli üzerinden kendisine devletçe karşılık beklemeksizin derhal ödenir.” Bu Afet Kanunu 1959 yılında çıkmış ve meri bir kanundur.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Düzce depreminde verilen para…

ADİL KURT (Devamla) – Düzce de aynı şeydir. Siz bunu yok sayarsanız…

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Hepsine veriliyor.

ADİL KURT (Devamla) – Buna şey yapsak da ben hepsini söylüyorum. Siz laf atıyorsunuz, o yüzden size söylüyorum. Siz anlamamışsınız diye size onu söylüyorum, kanun maddesini söylüyoruz.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Biz yaşadık, anladık.

ADİL KURT (Devamla) – Biz çok iyi anladık, biz Düzce’yi çok iyi anladık, Van’ı da anlayan herkese çok teşekkür ediyoruz.

Türkiye halkı Van’ı anladı ama Hükûmet anlamadı. Türkiye halkları Van’ı anladı ama Hükûmet anlamadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL KURT (Devamla) – Evet, Bolu’daki, Düzce’deki vatandaşımız oraya ekmeğini, ayakkabısını gönderdi ama maalesef Hükûmet oraya gitmedi.

Hepinizi selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kurt.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde son söz, Hatay Milletvekili Sayın Adnan Şefik Çirkin.

Buyurun Sayın Çirkin. (MHP sıralarından alkışlar)

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum ve Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisinin lehinde konuşmak üzere kürsüye çıkmış bulunuyorum.

Çok değerli milletvekilleri, tabii bundan evvel Hatay da, Hatay’ın önemli bir deprem bölgesi, birinci dereceden deprem bölgesi olması hasebiyle Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın cevaplaması için bir soru önergesi vermiştik. Ne diyoruz burada: “Hatay başta olmak üzere bölge illerinde yapılan binaların depreme dayanıklılığı konusunda malzeme, donatı ve proje takip kontrolleri usulüne uygun yapılmakta mıdır?” Yani bugünkü önerinin de genel çerçevesi.

Neden? Çünkü herkesin bildiği bir şeyi tekrar etmek belki gereksiz olacak ama deprem öldürmez, bina öldürür ve deprem öldürmez, depremden sonraki ilk yardım ve kurtarma çalışmalarının düzensizliği öldürür. Birçok depremde bu başımıza gelmiştir. İnşallah bundan sonra da gelmemesi adına, tabii ki bu önerilerimizi ve bu önergelerimizi veriyor ve meselenin takipçisi oluyoruz.

Bize verilen cevapta, bunun yapı denetim firmaları tarafından denetlendiği ve Bakanlığımızın da bu denetim firmalarını denetlediği noktasında bu soruya cevap verilmiş.

Değerli milletvekilleri, yapı denetim firmaları hakkında çıkan kanunun tarihi 13/8/2001 yani 57’nci Hükûmet. Başına bir deprem gelmiş, “asrın felaketi” denilen bir acıyı yaşamış ve 57’nci Hükûmet daha hükûmetken, bu depremin akabinde, ileride böyle acıların yaşanmaması adına derhâl bu Yapı Denetim Kanunu’nu çıkarmış.

İkinci sorumuz: “Hatay ve bölge illerinde yapı denetimi şartlarına uymadığı tespit edilen ve depreme karşı dayanıklı olmayan bina sayısı ne kadardır?” Buna cevap yok. Yani Hatay’da, Hükûmetimiz, herhangi bir 7 ve üzerindeki şiddetteki depremde kaç binanın yıkılacağını tespit etmemiş, bundan bunu anlıyoruz.

Şimdi, Hatay Mimarlar ve Mühendisler Odasının ifadesine göre de “En az yüzde 50.” deniyor. Neden yüzde 50? Bizim Hatay’da, İskenderun’da -değerli arkadaşlarımız bilirler- özel idare kendi binasını kendi eliyle yıktı. Neden? Çünkü depreme dayanıklı değil. Neden dayanıklı değil? O günün şartlarında deniz kumuyla yapılmış. İskenderun’da, Hatay’da… Bu bir hükûmetin veya sizin Hükûmetinizin kabahati değil. Bundan evvelki -kırk yıl, elli yıl, altmış yıl- müteahhitlikte böyle gitmiş. Yani bunların tedbirini almak adına herhangi bir çalışma yapılmamış ve yapılmamış ki, dolayısıyla, bu sorumuza herhangi bir cevap alamıyoruz.

Değerli milletvekilleri, üçüncü sorumuz: “Hatay ve bölge illerinde kamuya ait binaların depreme karşı dayanıklılık testleri yapılmış mıdır?” Buna cevap olarak da “Üç tane, Antakya Devlet Hastanesi, Hassa Devlet Hastanesi ve Samandağ Devlet Hastanesinin güçlendirme ihaleleri yapılmış olup sözleşme aşamasına gelinmiştir.” diyor ve hâlâ, ama hâl⠓Hatay ilinde bulunan tüm okulların deprem ön inceleme çalışmaları tamamlanmış ve hazırlıkları sürdürülmektedir.” diyor. Yani ortada hâlâ rakam verecek bir çalışma yok bugüne kadar. Konumuz Hatay ve Sayın Ahmet Mete Işıkara’nın ifadesine göre de Hatay’da meydana gelecek bir deprem tetikleyici unsur taşıyor ve Mersin, Adana, Gaziantep, Kilis, Osmaniye bölgesini olduğu gibi etkileyecek ve merkez üssü olabilecek. Böyle bir konuda, böyle bir ilde hâlâ gereken çalışmaların yapılmamış olduğunu ifade ediyoruz. Daha doğrusu, bunları soru önergemize verilen cevaplardan anlıyoruz.

Bununla beraber “Hatay ilinin tüm ilçelerinde tam teşekküllü ambulans ve hasta ve engelli taşıma ambulansı bulunmakta mıdır?” diye bir soru sormuşuz. Verilen cevapta bunların mahallî idareler tarafından ayarlandığı ifade ediliyor. Ayarlanmış mı? Bilinmiyor. Yapılmış mı? Bilinmiyor. Daha doğrusu bu kâğıt parçası, bu kâğıtta yok; bize verilen bu cevapta yok. Yani, bu, inşallah, mahallî idarelerde… Ama benim ambulansının olmadığını bildiğim ilçe var yani bir ambulans gidiyor o ilçeye, üç gün, dört gün bekliyor; iş çıkarsa hastamızı götürüyor, çıkmazsa başka bir ilçeye gidebiliyor. Yani böyle aksaklıklar da var.

Şimdi, çok değerli milletvekilleri, sayın iktidar milletvekilleri; kimse depremi yaşamak istemez ve deprem dolayısıyla yaşanan felaketlerden vicdanen elbette ki rahatsız olur. Aynı zamanda da burası bir karşılıklı suçlama yeri değildir ama geçmişte yapılan iyi şeyler vardır. Bu geçmişte yapılan iyi şeyleri, her fırsatta 57’nci Hükûmeti bir şekilde suçlayarak geçmişte yapılan hataların… Aslında hata olsa bile geçmişte, bunların tekrarına gerek bırakmamak gerektiği de ortadayken… Ama yapılan iyi şeyleri de ifade etmek gerekmez mi? Bugün Van’da millet hâlâ çadırlarda yaşıyor. Çadırda yaşamıyor, çadırda yanıyor. Binlerce, on binlerce insan bu soğukta, bu ayazda bekliyor. Televizyonlardan gördüğümüz kadarıyla çadırlarına bakıyoruz, bizim Amik Ovası’nda eskiden pamuk toplayan işçiler olurdu, onların amele çadırlarına benziyor; ısınmıyor, yanıyor. Hâlbuki 57’nci Hükûmet döneminde, “asrın felaketi” diye tabir ettiğimiz Marmara depreminde 44 bin adet prefabrik konut yetmiş beş günde teslim edildi, 44 bin adet. Bunlar geçmişte başarıldı. Japonlar geldi, buraları gezdi ve Hükûmetimize, Hükûmetimizin herhangi bir yetkilisine haber dahi vermeden. Dünyada depremde en uzman ülke kabul edebileceğimiz Japonya bu. Yaptıkları değerlendirme sonunda bir cümle ifade ettiler: “Hayran kaldık.” dediler 57’nci Hükûmetin depremle ilgili faaliyetlerine. E, bunlardan örnek almak lazım.

Değerli Meclis, aynı zamanda Hatay’ın deprem konusunu konuşurken bugün Hatay’da bir felaket yaşandığını ifade etmek istiyoruz ve bütün çiftçimize, bütün Hatay halkına geçmiş olsun diyoruz. Hatay sel altında. Havaalanı da dâhil olmak üzere Hatay’ın Amik Ovası sel altında. Dün bölgeden geldim. Kırıkhan’ın Kazkelli’si, Baldıran’ı, Baytarlı’sı; Reyhanlı’nın Uzunköy’ü, çevresi; Antakya’nın Demirköprü’sü batmış, sular altında. Şimdi, bunun tedbirlerini almak gerektiği kanaatindeyim. Aynı zamanda Hatay esnafı batmış. Neden batmış? Suriye ile olan ilişkilerin gerginliğinden ve Suriye ile olan ticaretin bitmesinden. Hükûmetimiz daha evvel davul zurnayla Suriye’deki ilişkileri halkımıza ifade etmiş, artık ticaretin gelişmesini söylemiş. Esnafımız da buna göre tedbir almış, mal almış, mülk almış, çek vermiş ve birdenbire bıçak gibi kesildikten ve kimin menfaatine göre kesildiğini de anlamadığımız bu ilişkiler arkasından esnafımız batmış. Şimdi, çiftçimiz batacak. Hiç olmazsa, bu sel bakımından, tarımsal afet bölgesi ilan edilmeli ki tarım desteklemeleri önce ödensin. 57’nci Hükûmet bunu da yaptı. Eğer arkadaşlarımız geçmişe yönelik bir araştırma yaparlarsa bunu da görebilirler. O zaman da bir sel felaketi yaşanmıştı ve 57’nci Hükûmet afet bölgesi ilan etti ve bundan çiftçimiz son derece büyük faydalar gördü. Banka borçları, çekleri, senetleri, bunlarla ilgilenmek lazım ve değerli iktidardan da öncelikli ricamız Hatay’la ilgili budur. Deprem elbette ki önemli bir şeydir ama bugünün şartlarında, bugünün koşullarında en büyük felaket içinden geçtiğimiz günler içerisinde yaşanmıştır.

Hepinize saygı ve sevgiler sunuyorum.

Size de saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çirkin.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde son söz Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli’ye  ait.

Buyurun Sayın Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Van depremi nedeniyle alınan tedbirler ve son durumla ilgili burada bazı arkadaşlarımız görüşlerini ve kanaatlerini beyan ettiler ama ifade edilen bilgilerin en azından bir kısmının doğru olmadığı ve verilen rakamların da gerçeği yansıtmadığını biliyorum. Bunların düzeltilmesi gerekiyordu. Bu çerçevede bu vesileyle söz aldım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, öncelikle şunu belirtmekte fayda var: Bakın, elbette ki bütün depremlerde bütün hükûmetler geçmişte de ellerinden gelen bütün gayreti göstermişlerdir. Bu konuda en ufak bir tereddüt olamaz. Yani bütün hükûmetlerin, yetkili olanların, sorumlu olanların böyle bir felaket karşısında içinin sızlamaması, gerekli hassasiyeti göstermemeleri düşünülemez. Hiçbir yönetici için geçmişte ve bugün ve bundan sonra da biz böyle bir değerlendirme yapmıyoruz.

Tabii, imkânlar çerçevesinde her hükûmet, potansiyeli, tahsis edebilecekleri kaynaklar çerçevesinde, bütçe imkânları çerçevesinde en iyisini yapmaya çalışmışlardır. Bu, biraz önce 57 Hükûmet dönemindeki depremlerle ilgili söylendi. Ondan yana bizim bir şeyimiz yok yani bunu kabul ediyoruz, daha doğrusu gerçek, kabul etmemek de mümkün değil. Herkes iyi niyetle ellerinden gelen bütün gayreti gösterdiler.

Bakın, Van depremiyle ilgili olarak da… Tabii, büyük bir deprem. Tekrar başsağlığı diliyoruz vefat eden kardeşlerimize, vatandaşlarımıza bu vesileyle.

En son 2011 bütçesi kapandıktan sonra bütün bu harcama kalemlerinden arta kalan 2,5 katrilyon liralık bir kaynak Van depremi için aktarılmıştır. Bu ilk defa olan bir şey değerli arkadaşlar. İlk defa bu kadar büyük, bu kadar inanılmaz bir kaynak bir sefer de böyle bir iş için, böyle bir felaket için bir hükûmet tarafından tahsis edilmiştir, ilk defa ve bunun kesinlikle takdir edilmesi gerektiğine inanıyoruz. 2,5 katrilyon liralık bir kaynak.

Bir önemli özelliği daha var: İlave, ek kaynak ihtiyacı gerektirmeden yani yeni bir ilave düzenleme yapmadan, yeni bir vergi ihdas etmeden, herhangi bir vatandaşımıza, milletimize ilave bir finansal mali yük getirmeden bu yapıldı ve yaklaşık şu ana kadar da Van depremi için, Van depreminde zarar gören vatandaşlarımızın sıkıntılarının giderilmesi için harcanan para 1 milyar lirayı aştı değerli arkadaşlar bu kadar kısa süre içerisinde.

Şimdi, bakın, eğer -hiç tereddüdünüz olmasın- bu deprem daha iklim şartlarının, hava şartlarının müsait olduğu bir dönemde olmuş olsaydı bugün bütün prefabrike konutları büyük oranda tamamlanmış olacaktı, konteynerler tamamlanmış olacaktı. Kaynak problemimiz yok, hepsi ihale aşamasına çıkmıştır, ihaleleri büyük oranda yapılıyor ve eylül sonu ya da sonbahar itibarıyla da bütün ihtiyacı olan vatandaşlarımızın Van’da kalıcı konutlarına kavuşturulacağı Hükûmetimiz tarafından ifade edildi ve buna da uyulacaktır, bu yerine getirilecektir bütün sıkıntılara rağmen yani zaman olarak, zaman sıkışıklığına rağmen, mevsimin baskısına rağmen. Dolayısıyla…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tenkit ettiğimiz konu: Ne zaman? Dört ay oldu.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sonbaharda, ifade ettik bunu, sonbaharda. Yani şu anda eğer mevsim müsaade etse bizim bir sıkıntımız yok, organizasyon açısından problemimiz yok, irade olarak herhangi bir tereddüdümüz söz konusu değil ve kaynağımız da var, kaynak da tahsis edilmiş Sayın Şandır, kaynak da verildi.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ama çadırda yanıyor insanlar Sayın Canikli!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Dolayısıyla mesele bu.

Bakın, şu anda konteyner sayısı kırk bine yaklaştı ve sürekli bu rakam yükseliyor, her geçen gün yükseliyor. Tüm Türkiye, konteyner üreten tüm firmalar buraya çalışıyor şu anda. Ülkenin kapasitesi bu, bütün imkânlar zorlanıyor. Çünkü ödemede problem olmayınca, kaynağınız, paranız varsa üretmek sorun değil ama bakın, sınırlandıran ne biliyor musunuz? Türkiye'nin üretim kapasitesi. Hatta dünyanın üretim… Tabii, onun nakli, vesaire zaman alıyor diğer ülkelerden getirdiğimiz takdirde; onlar da devreye sokuldu, olabilecek ne varsa, bütün kanallar açık ve kullanılıyor.

Değerli arkadaşlar, biraz önce “Neden afet kapsamına alınmadı, afet bölgesi ilan edilmedi?” diye bir soru geldi. Bakın, bunu da müteaddit kereler açıkladık, açıklamaları yapıldı. Yani muhtemelen yeterli bilgi olmadığından böyle bir… Biraz önce yorum yapıldı; bakın değerli arkadaşlar, afet bölgesi ilan edildiği andan itibaren çivi çakamazsınız, yerleşim olmaz orada.

SIRRI SAKIK (Muş) – Çiviyi devlet çakar, vatandaş çakmaz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İzin verin.

Bakın, Giresun, benim seçim bölgemle ilgili de bir alanın afet bölgesi ilan edildiğini ve Rize’nin ilan edildiğini ama Van’ın ilan edilmediğini ifade ettiler. O yeri çok iyi biliyorum, birkaç defa gittim, gitmek durumunda kaldık çünkü vatandaşlarımızın çok yoğun talepleri, eleştirileri vardı afet bölgesi ilan edildiği için bizi oraya davet ettiler, ben de gittim, arkadaşlarımızla birlikte gittik. Talepler nedir biliyor musunuz? O yerleri, toprakları afet bölgesi ilan edilen hemşehrilerimizin talebi şu: “Afet bölgesi özelliğini buradan kaldırın, yani bu bölgeyi afet bölgesi olmaktan çıkartın.” Talepler bu, aynen böyle. Neden biliyor musunuz? Çünkü, evleri var, bahçeleri var, yapılaşma olmadığı için, onlar da orada oturmak istiyorlar, “Burası bizim köyümüz, atalarımızın, babalarımızın yaşadığı yerler ve biz orada…” Son derece dik bir arazi, toprak inanılmaz bir şekilde kaygan -zaten gittiğimizde de kaymıştı- bu nedenle afet bölgesi ilan edilmiş. Afet bölgesi ilan edilmesi ilave birtakım imkânlar, avantajlar sağlamıyor. Tam aksine, yerleşime, yapılaşmaya tamamen kapatıyor. Yani şimdi, biraz önceki öneri yerine getirilirse, siz Van’ın ve Erciş’in tamamının yerleşime kapatılmasını mı öneriyorsunuz, bunu mu savunuyorsunuz? Bunu savunuyorsunuz daha doğrusu, bunun teknik anlamı bu, yani söylediğinizin anlamı bu.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ne alakası var Sayın Canikli? Alakası yok.

SIRRI SAKIK (Muş) – Tersine, sizi göreve davet ediyoruz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Peki, afet bölgesi ilan edildiği zaman başka bir avantajı var mı? Hiçbir avantajı yok. Bir başka ifadeyle şöyle söyleyeyim: Sizin düşündüğünüz anlamdaki bütün imkânlar sunulmuştur, vergi borçları ertelenmiştir -mücbir sebep çerçevesinde- banka borçları, ne varsa aklınıza gelen bütün borçlar ertelenmiştir otomatik olarak, hepsinin, tüm Van bölgesinin, Van’da zarar gören bütün iş adamlarının. Hatta şimdi bir kanun tasarısı var, inşallah önümüzdeki günlerde görüşeceğiz. 6111 sayılı Kanun çerçevesinde yapılandırılan borçlar nedeniyle ödenmeyen taksitler için yasalarda mücbir sebep öngörülmemiş. O yüzden onların o taksitlerinin de ertelenmesine imkân sağlamak amacıyla bir kanun tasarısı gelecek, önümüzdeki hafta görüşeceğiz.

Yani bu anlamda, yapılmayan, sağlanmayan, Van’da deprem gören vatandaşlarıma hiçbir avantaj söz konusu değil, bütün imkânlar sağlanmış, bütün avantajlar sağlanmış, her şey var, bir tanesi yok.

Dolayısıyla, yani öneri getirirken, eleştiri getirirken değerli arkadaşlar, biraz bilerek konuşmakta fayda var.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Canikli, başka illere gönderilenler gittikleri yerlerde sıkıntı yaşıyorlar, bunu da bilin lütfen.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, ben bir şey söylemiyorum, ben sadece gerçek durumu anlatıyorum, yani reel şeyleri söylüyorum. Ama sadece eleştirmek için, sadece siyasi olarak “Acaba zarar verebilir miyiz, oradaki yapılan çalışmalardan Hükûmete -elbette görevimiz olarak yapıyoruz biz bunu, oradan bir şeyler gelsin diye yapmıyoruz ama- bir zarar verebilir miyiz?” diye siyasi amaçlı bir talepte bulunuyorsunuz. Amaç odur çünkü, başka, afet bölgesi ilan etmek Van’da yaşayan vatandaşlarımıza bir katkı sağlamıyor ki. Yani onların aleyhine bir talebiniz olursa ancak Van’ın afet bölgesi ilan edilmesini istersiniz. Şu anda o öneri, Van’da yaşayan kardeşlerimizi -Van’dan zarar gören kardeşlerimizin lehine değil aleyhine- topraklarından kovmak anlamına gelir, oralardan çıkartmak anlamına gelir. Afet bölgesi ilan edilmesi demek… Bu öneriyi getiren arkadaşımız o bölgede, Van’da yaşayanların tamamının başka yerlere gönderilmesini istiyor, oralarda iskân edilmemelerini istiyor. Bunun başka hiçbir anlamı yok. Ben tabii böyle bir niyeti var mı bilemiyorum ama…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Şimdi çıkar açıklar niyetini!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …tahmin ediyorum, yeterli bilgi olmadığından, bilgi eksikliğinden kaynaklandığını düşünüyorum yani yoksa hiç kimsenin 100 binlerce insanın topraklarından kovulması ya da sürülmesi gibi bir sonucu doğuracak Van bölgesinin ya da Van’ın afet bölgesi ilan edilmesi gibi bir öneriyi getireceğine, öneriye sıcak bakacağına açıkçası ben ihtimal vermiyorum.

Bakın, değerli arkadaşlar, tabii, sorunlar elbette var yani biraz önce aktarmaya çalıştık. Bakın, yine ilk defa, biliyorsunuz, kamu kuruluşlarına ait misafirhanelere yerleştirildi -sayıları sanıyorum 40 bin civarında- Van’da depremden zarar gören vatandaşlarımız. Onların çocuklarının tümünün eğitim sorunları çözülmüş durumda, hatta onlara geçici iş de bulunuyor yani bu şekilde misafirhanelerde kalan vatandaşlarımızın geçimlerini sağlamalarına, daha iyi şartlarda sağlamalarına imkân vermek amacıyla geçici olarak iş de bulunuyor bulundukları bölgelerde çünkü orada geçici olarak kalıyorlar, sonuç itibarıyla kalıcı konutları tamamlandığında memleketlerine, Van’a dönecekler.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Günde elli tane telefon geliyor Sayın Canikli, elli tane telefon geliyor bize.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Birkaç cümleyle de Hatay’la ilgili… Amik Ovası’ndaki selden zarar gören bütün vatandaşlarımıza biz de geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Ama bakın, değerli arkadaşlar, bugün Hatay’da yıllardan beri bir türlü hiçbir hükûmetin hayata geçiremediği, ihale edemediği Reyhanlı Barajı’nın inşaatı devam ediyor. Bizim dönemde ihalesi yapıldı, 2015’te tamamlanacak. Keza Karaçay Barajı, inşaatı devam ediyor, 2014 yılında tamamlanacak. Suriye’yle yapılan Dostluk Barajı’nda Türkiye tarafı olarak biz üzerimize düşeni yapıyoruz. Tabii, öbür tarafta sıkıntılar var, sıkıntıların kaynağını da biliyorsunuz. Onlar da aşıldığında o taraf da taahhüdünü yerine getirecektir. Ayrıca Tahtaköprü Barajı ve Menzelet Projesi de şu anda ihale aşamasında değerli arkadaşlar. Hatay’ın yıllardan beri beklediği ama bir türlü gerçekleştirilemeyen 4 projeden 3 tanesinin inşaatı devam ediyor, 1 tanesi de ihale aşamasında. Yani tamam, belki takdir etmeyebilirsiniz ama en azından Hükûmetimiz, bu konuda kaynak aktarmasında ve görevini yerine getirmesindeki hassasiyeti nedeniyle sanıyorum bir teşekkürü hak ediyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

 

III.- Y O K L A M A

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye… Şimdi oylamaya sunayım. Yoklama istedi arkadaşlar.

ADİL KURT (Hakkâri) – Ben Sayın Canikli’nin…

BAŞKAN – Tamam canım, daha bir yere gitmiyoruz, buradayız. Müsaade buyurun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Biz sizi üzmeyiz, ne derseniz…

BAŞKAN – Hayır, üzme anlamında değil, ayağa kalktılar, arkadaşları böyle bekletmeyelim. Elimi ayağımı birbirine dolandırmayın.

Yoklama talebinde bulunan arkadaşların isimlerini tespit edeceğim: Sayın Hamzaçebi, Sayın Tezcan, Sayın Aslanoğlu, Sayın Akgöl, Sayın Tanal, Sayın Serindağ, Sayın Kaleli, Sayın Nedret Akova, Sayın Cihaner, Sayın Öğüt, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Topal, Sayın Öner, Sayın Fırat, Sayın Genç, Sayın Dibek, Sayın Dudu, Sayın Demiröz, Sayın Özdemir, Sayın Gök.

Adlarını okuttuğum sayın üyelerin yoklama için elektronik cihaza girmemelerini rica ediyorum.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu ve arkadaşları tarafından, ülkemizde önümüzdeki yıllarda yaşanabilecek olası bir deprem felaketi öncesinde gerekli araştırmaların yapılarak, alınabilecek tedbirlerin, çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin  31/1/2012 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Öneri reddedilmiştir.

Evet, Sayın Kurt...

ADİL KURT (Hakkâri) – Sayın Başkan, Sayın Canikli deminki konuşmasında benim niyetimi sorgular nitelikte ifadeler kullandı, bilgi yetersizliği, bilgisizlikle itham etti. Cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN - Aslında, ben hukukçu değilim ama birbirinizi sorgulayacaksınız. Burada sadece hakaret, sataşma vesaire bu konularla ilgilidir, yani öyledir mesele.

Buyurun, siz de cevap verilmesine müsaade etmeyin lütfen, ona göre bir konuşma rica ediyorum.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ADİL KURT (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim öyle cevap hakkı doğuracak bir tarzım yok.

Ben deminki konuşmamda “Van’ın, Mayıs 1959 yılında bu ülkenin, bu ülke Parlamentosunun çıkarmış olduğu Afet Kanunu’na göre afet bölgesi ilan edilmesi gerekir.” dedim. Eğer, 1959’dan günümüze kadar, Parlamentonun kabul ettiği bu yasanın bu ülkede yaşayan insanların lehine bir sonuç doğurmadığını, bu ülkede yaşayan ve afete maruz kalan insanlara aslında zarar veren bir kanun olduğunu fark edecek bir akıllı çıkmamışsa ve sadece Sayın Canikli, siz bunu fark etmişseniz sanırım altmış yılı, kırk yılı sorgulamak gerekiyor. Bakınız, bu bir çivi meselesi, sadece Van halkına bu yönlü bir tesellinizden ibarettir, başka hiçbir şey değil. Evet, halk oraya çivi çakmayacak, devlet oraya çivi çakmak durumundadır, kanun o görevi, o sorumluluğu devlete veriyor. Siz de çok iyi biliyorsunuz ki Van’ın zemini, yapılaşma alanı değişmek durumundadır. Eğer öyle olmamış olsaydı TOKİ konutlarını Erek Dağı’nın eteklerine kaydırmış olmazdınız, binaların yıkıldığı yerde konut yapardınız. Siz zaten kentin zeminini değiştirdiniz, yerleşim alanını değiştirmek durumundasınız. Siz değil başka bir hükûmet de olsa bunu yapmak durumundadır. Depreme elverişli bir yerde yeniden yapılaşmaya izin vermek ne herhangi bir hükûmete ne de bir yerel yönetime düşecek bir sorumluluk değildir.

Siz “Van’a çok şey yaptık.” diyorsunuz “Çok şey yapıldı.” diyorsunuz ama Sayın Canikli, hatırlatmak isterim: Van Belediyesine bugün bile İller Bankasından yapılan ödeneklerden yüzde 40 kesinti yapılıyor. Depremin üzerinden neredeyse üç buçuk ay geçti, bu üç buçuk ayda Van’a yapılan bütün ödeneklerde Van’ın ödenekleri kesildi. Niye bu ödenekler kesildi? Bu ödenekler, bu borçlar, hangi dönemin borçlarıydı? “Siyasi mülahaza konusu yapmak istemiyoruz.” diyorsunuz ama biz belediyeyi sizin döneminizden 180 trilyon borçla devraldık. Bu kesintiler de o dönemin kesintileridir. Bunu da bir kenara bırakın, Kuşadası’ndaki vatandaşlarımız bugün de arıyor, Aksaray’daki insanlarımız bugün de arıyor, oradaki mağduriyetlerini ifade ediyorlar. Lütfen, kamplara yerleştirdiklerinize bari sahip çıkın.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, Afet Kanunu’nu…

BAŞKAN – Buyurun.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Şimdi, hayırlısıyla başladık, vagon şeklinde gidiyoruz.

Hadi bakalım, buyurun.

 

2.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un, Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

 

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, önce şunu söyleyeyim: O Kanun’u akıllı insanlar çıkardı, teşekkür ediyoruz kendilerine. Yani ne zaman çıktığını şu anda da bilmiyorum, hatırlamıyorum, çok da önemli değil.

ADİL KURT (Hakkâri) – Söylüyoruz, okumadıysanız okuyun.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Neden biliyor musunuz? Eğer bir bölgede yapılaşma olmaması gerekiyorsa teknik nedenlerle, oraya elbette yapılaşma, iskân müsaadesi verilmemesi gerekir. Yani bunun kurala bağlanmış olmasının, bunun yasa ile teminat altına alınmış olmasının neresi yanlış değerli arkadaşlar? Burada bir yanlışlık yok, doğru. Örneklerini biraz önce verdim, kendi ilimden başka yerlerde de var.

Şimdi, eğer şu anda TOKİ gerçekten zemin olarak orada farklı noktalarda inşaatını yapıyor ama ilan ettiğiniz anda, tek katlı evler de dâhil olmak üzere, çünkü deprem şartlarında onun teknik gereklerini yerine getirdiğinizde bunu yapabilirsiniz yani deprem bölgesi bile olsa yapabilirsiniz, yeter ki kurallara uymak şartıyla, inşaat kurallarına. O zaman vatandaş kendi arsasına yapacağı yeri kullanma imkânına sahip olmayacak, söylediğimiz bu ve hiçbir katkı da sağlamayacak yani orada depremden zarar gören vatandaşlarımıza hiçbir katkı sağlamayacak. Dolayısıyla Kanun’un getiriliş amacı bu; son derece akılcı, mantıklı bir düşünceyle uygulamaya konulmuş, burada bir yanlışlık yok. Yanlışlık şu: Bu Kanun’u yani afetle ilgili kanunu, afet bölgesi ilan edilmesini sanki insanların lehineymiş gibi aktarmak ve bunu yapmayan Hükûmeti eleştirmek yanlış. Değerli arkadaşlar, yanlışlık burada; o anlamda bir problem yok.

Hükûmetimiz doğrusunu yapıyor, o Kanun’u çıkaranlar da doğru yapıyor, ondan yana en ufak bir problem yok.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Fırat, niçin girdiniz sisteme?

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Van depremiyle ilgili son durumu açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Bugün ne usul, ne kural varsa gitti ama yarın katiyen bunlara müsaade etmeyeceğim.

Buyurun.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

9.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Van’da vatandaşların  hâlâ yazlık çadırlarda yaşadıklarına, konteynerlere yerleştirilmediklerine ilişkin açıklaması

 

SALİH FIRAT (Adıyaman) – 21 Aralıkta Van’a ziyarete gittiğimizde arkadaşlarımızla birlikte orada Van Valisiyle görüşmüştük. 15 Ocakta çadırda yaşayan bütün insanların konteynerlere yerleştirileceğini söylemişti bize. Onun üstünden yaklaşık olarak kırk beş gün geçti ama hâlâ yaklaşık 30 bin insanımız, yurttaşımız yazlık çadırlarda yaşıyor, yangınlarda çocukları ölüyor.

Ben Hükûmetten şunu istiyorum: Lütfen bu konteynerleri çabuk bitirin, bir. Bir de bir gece sadece oturduğunuz apartmanlarda kaloriferi yakmayın, o çadırda yaşayan insanların dramını bir hatırlayın.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Sakık, buyurun.

 

10.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Van ilinde meydana gelen deprem sonucu çadırda yaşayan vatandaşların yangın nedeniyle hayatlarını kaybettiklerine ve Erciş, Patnos ve diğer ilçelerdeki üreticilerin mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Bugün tabii depremi konuşuyoruz burada. Şimdi, deprem mağduru 70 bin insan çadırlarda yaşıyor ve her gün -bir sabah- bir çadır yangınıyla uyanıyoruz ve insanlar hayatını kaybediyor.

Diğer bir boyutu da: Birkaç kez burada gündeme getirdim -biraz önce bu işten sorumlu Sayın Başbakan Yardımcısı oturuyordu, diliyorum buradadır- Erciş’te depremden dolayı insanlar bu sene ürünlerini toplayamadılar, tarlada kaldı. Burada birkaç kez seslendirdik ama bu işten sorumlu olan bakanlar bu mağduriyeti gidermediler. Eğer Sayın Başbakan Yardımcısı buradaysa, o Erciş’teki, Patnos’ta ki ve diğer ilçelerdeki ürünlerin sahipleri, hak sahipleri her gün bizi arıyorlar, bu konuda hassasiyet gösterirlerse sevinirim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kayatürk, buyurun.

 

11.- Van Milletvekili Burhan Kayatürk’ün, Van’ın kendi merkezinden Erek Dağı’nın eteklerine doğru kaydırıldığı şeklindeki ifadenin doğru olmadığına ve çadırlarda yaşayan vatandaşların hızlı bir şekilde konteynerlere taşındığına ilişkin açıklaması

 

BURHAN KAYATÜRK (Van) – Sayın Başkan, biraz önce bir sayın konuşmacımız burada Van’ın kendi merkezinden Erek Dağı’nın eteklerine doğru kaydırıldığını söyledi, böyle bir şey doğru değildir; birincisi.

İkincisi: Evet, şu anda çadırlarda Vanlı hemşehrilerimiz yaşamakta ancak onlar hızlı bir şekilde çadırlardan konteynerlere taşınmakta. Van’a gelecek 30 bin konteynerin 24 bin tanesi bölgeye ulaştırılmış ve geri kalanı da hızlı bir şekilde ulaştırılıyor.

Bunu ben söylemek istedim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisi İç Tüzük’ün 52’nci maddesine aykırıdır. Uygun görürseniz açıklayayım efendim.

Şimdi efendim, İç Tüzük’ün 52’nci maddesine göre bir kanun tasarısı veya teklifinin…

BAŞKAN –  Sayın Genç, önce bir okutayım, ondan sonra konuşalım sizinle.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, okutmayın çünkü şöyle: İç Tüzük’ün 52’nci maddesine göre bir kanun tasarısı veya teklifi, komisyondan gelen raporlar kırk sekiz saat geçmeden gündeme alınamaz ancak alınabilmesi için Hükûmet ve esas komisyonun bunu önermesi lazım. Burada öneriyi yapan AKP grup başkan vekilleri.

52’nci maddeyi bir okursanız, bir bakarsanız Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Tamam.

KAMER GENÇ (Tunceli) - İç Tüzük çok açık efendim.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim?

BAŞKAN – Şimdi, bu 52’nci maddedeki hükmün bugüne kadar genellikle uygulandığı hâli 49’uncu maddedeki Başkanlıkça…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım, 49’uncu maddedeki gündemdeki kanun tasarı ve teklifleri. Bu daha gündeme girmemiş. Onun için arkadaşlar yanlış yorumluyorlar. 52’nci madde çok açık efendim, kırk sekiz saat geçmeden gündeme alınması ve ilk sıralara alınmasını esas komisyon ve hükûmet ister, grup başkan vekili isteyemez.

BAŞKAN – Şimdiye kadar hep böyle uygulanmış Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bana göre, arkadaşlar yanlış hatırlıyorlar, 49’uncu maddedeki şey, gündeme girmiş yani 8’inci bentteki işlerin bir önceliğe alınması Başkanlığın lüzum görmesi hâlinde Danışma Kurulunda ama burada tamamen, kırk sekiz saat geçmemiş, gündemde değil. 8’inci bentteki…

BAŞKAN – Anladım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – O bakımdan, Sayın Başkanım, bence, bugün okutmayın, yarına getirsinler efendim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, bugüne kadar…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bugüne kadar böyle bir şey yok.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – …İç Tüzük değişiklikleri de dâhil olmak üzere hepsi 49’uncu madde çerçevesinde, biraz önce de söylediğiniz gibi…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu, 49’uncu maddeye girmemiş daha.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – …hayata geçirilmiş ve uygulanmıştır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, hayır.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bugüne kadar bir tane istisnası yoktur ve 49’uncu madde çerçevesinde bugüne kadar olduğu gibi aynı şekilde işleme alınması gerekir Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, grup önerisi üzerinde lehte, aleyhte usul tartışması şeklinde görüşme yapılmaktadır. İddia edilen husus da bu görüşmede değerlendirilebilecek niteliktedir.

Şimdi grup önerisini okutuyorum…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, evvela okutmadan…

BAŞKAN – Efendim…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, izninizle.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi Sayın Kamer Genç bir görüş ifade etti. Sayın Canikli yapmış olduğu açıklamada İç Tüzük’ün herhangi bir maddesine dayanarak bir yorumda bulunmadı.

 NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Çok net olarak 49’uncu maddeye göre diyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi, ilgili madde gayet açık, kırk sekiz saat geçmeden, komisyonlardan geçmiş olan herhangi bir metin Genel Kurulda görüşülemez. Görüşülebilmesi için esas komisyonun veya Hükûmetin gerekçeli bir şekilde Genel Kuruldan talep etmesi gerekir. Şimdi, bunun karşılığında Sayın Canikli yapmış olduğu açıklamada bu maddenin hukuki gerekçelerini açıklamak değil, buna değinmiyor, tam tersine “Bugüne kadar böyle uygulanıyor.”

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Açıklayayım Sayın Başkan, isterseniz ben.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani kötü emsal emsal olmaz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır, kötü falan değil.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yanlış uygulama.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara vereceğim.

Sayın grup başkan vekillerini arkaya davet ediyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 18.03

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 58’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, önce okutacağım, neye itiraz ettiğinizi dinleyeceğim, ondan sonra devamını getireceğiz.

Okutuyorum:

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma, gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 156 sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi’nin, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak  ve bölümler hâlinde görüşülmesine; (11/7) esas numaralı gensoru önergesinin, gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin, Genel Kurulun 2 Şubat 2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi

 

                                                                                                                                     31/1/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Danışma Kurulu'nun 31.01.2012 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                                 Nurettin Canikli

                                                                                                                                       Giresun

                                                                                                                      AK PARTİ Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

67, 100, 119 ve 98 Sıra Sayılı kanun tasarılarının Gündemin, "Kanun Tasarısı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" Kısmının 3 üncü, 4 üncü, 5 inci ve 6 ncı sıralarına, bastırılarak dağıtılan 156 Sıra Sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifinin ise 48 saat geçmeden bu kısmın 2 nci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

156 Sıra Sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifinin İçtüzüğün 91. maddesine göre Temel Kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması,

(11/7) Esas numaralı gensoru önergesinin Genel Kurulun 2 Şubat 2012 Perşembe günkü gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına alınması, Anayasanın 99 uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin aynı günkü Birleşimde yapılması,

Genel Kurulun;

31 Ocak 2012 Salı günkü (Bugün) birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesi ve 137 Sıra Sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

1 Şubat 2012 Çarşamba günkü birleşiminde 156 Sıra Sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

2 Şubat 2012 Perşembe günkü birleşiminde 67 Sıra sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

çalışmalarını sürdürmesi,

67 Sıra sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin 2 Şubat 2012 Perşembe günkü birleşimde tamamlanamaması halinde Genel kurulun; Haftalık çalışma günlerinin dışında 3 Şubat 2012 Cuma günü saat 14:00'te toplanması ve bu birleşimde "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan 67 Sıra sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesi,

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24:00'de günlük programların tamamlanamaması halinde günlük programların tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesi,

Önerilmiştir.

 

156 Sıra Sayılı

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi

(2/242)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 9 uncu maddeler

 9

2. Bölüm

10 ila 18 inci maddeler

 9

Toplam Madde Sayısı

18

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okuttuğum Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin İç Tüzük’ün 52’nci maddesine aykırı olduğu yönünde usul tartışma talebi vardır.

Lehte ve aleyhte ikişer kişiye söz vereceğim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Aleyhte...

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Lehte...

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Aleyhte...

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte...

BAŞKAN – Sayın Kamer Genç aleyhte, Sayın Şandır lehte, Sayın Kaplan aleyhte, Sayın Canikli lehte.

Aleyhte ilk söz Sayın Genç’e aittir.

Buyurun Sayın Genç. (CHP sıralarından alkışlar)

 

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Adalet ve Kalkınma Partisinin, 156 sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi’nin, dağıtımından itibaren kırk sekiz saat geçmeden gündeme alınmasını içeren grup önerisinin İç Tüzük’ün 52’nci maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle Başkanlığın tutumu hakkında

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, değerli milletvekilleri, şu İç Tüzük. İç Tüzük, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma usullerini belirleyen temel bir kuraldır. Bu İç Tüzük’ü yaptığımıza göre buna riayet etmemiz lazım. Bu, Anayasa hükmünde olan bir kuraldır. Biz de milletvekili olarak göreve başladığımız zaman işte Anayasa’ya, hukuka sadakat göstereceğimize dair namusumuz ve şerefimiz üzerine yemin ettik.

Şimdi diyor ki: “Genel Kurulda bekletilme süresi. Madde 52: Genel Kurula sevk edilen bir komisyon raporu veya herhangi bir metin, aksine karar alınmadıkça dağıtımı tarihinden itibaren kırk sekiz saat geçmeden görüşülemez.” Açık, net görüşülemez. “Bu süre geçmeden gündeme alınması, gündemdeki kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işlerden birine öncelik verilerek bu kısmın ilk sırasına geçirilmesi, Hükümet veya esas komisyon tarafından gerekçeli olarak Genel Kuruldan istenebilir.” Kim? Hükûmet ve esas komisyon.

Şimdi AKP’nin getirdiği grup önerisinde bu görüşülüyor. Arkadaşlar, bunun 49’uncu maddeyle ilgisi yok. 49’uncu maddede gündem belirlenirken 8’inci sırasında kanun tasarı ve teklifleri ve oradaki bir fıkrada diyor ki: “Başkanlığın lüzum görmesi hâlinde Danışma Kurulunun önerisiyle bu kanun teklif ve tasarılarının sırası görüşülebilir.” Buradaki incelik şu: Evvela kırk sekiz saat, görüşülmeden bunun gündeme alınması lazım. Bunu kim teklif edecek? Esas komisyon ve hükûmet teklif edecek. Burada grup teklif edemez. Ha, hükûmetin bu teklifi olduktan sonra iş 49’uncu maddeye girer ve orada sırası değiştirilebilir. Ama, maalesef bu kadar açık, net bir İç Tüzük hükmünün, bunun dahi uygulanmaması hayret verici bir şey arkadaşlar.

Yani bugüne kadar, maalesef, Meclis Başkanı özellikle Sayın Cemil Çiçek olduktan sonra soru önergelerini veriyoruz, diyor ki: “Soru önergelerinizde kaba ve yaralayıcı söz var.” Geri gönderiyor. Ya, diyorum ki, gönderiyorum soru önergemi, bunun hangi sözü kaba ve yaralayıcı? “Yok, efendim, ben böyle takdir ettim.” Gensoruyu geri çeviriyor. Sayın milletvekilleri, gensorunun özelliği, kimin karar vereceği Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkisi içinde. Anayasa’nın 99’uncu maddesinde gensoruyu müzakere etme, gündeme alıp almama konusunda karar verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkisini Meclis Başkanı gasbedemez ki. Meclis Başkanı, burada, AKP’ye işte, sözlü sorular sorulmasın, ondan sonra, gensoru verilmesin diye âdeta bir ön karakol görevini görüyor, böyle bir şey olmaz.

Tayyip Erdoğan bir konuşmasında Sayın Genel Başkanımıza, Kemal Bey’e diyor ki: “Yahu, ben senin o kirli alnından öpmem çünkü senin dudakların, alnın lanetlidir.” Ben de bir soru önergesi veriyorum, diyorum ki: “Tayyip Bey, bir insanın organlarının lanetli olup olmadığını sen nereden… Nerede tahsil yaptın? Yani nasıl anlıyorsun bir söyle de biz de gidelim orada bir tahsil yapalım hele senin organların nasıl diye?” Şimdi, bu benim hakkım değil mi arkadaşlar? Meclis Başkanı tutuyor, efendim, benim bu soru önergeme diyor ki: “Kaba ve yaralayıcı söz.” Arkadaşlar, burada kaba ve yaralayıcı söz var mı? Tayyip Bey, “Senin, efendim, şuran lanetlidir, ben öpmem.” diyor. İyi de ama biz de öğrenelim bu lanetli olup olmadığını. Nereden öğreneceğiz.?

Soru önergelerimizde -soru önergesini veriyoruz- Çankaya’daki Abdullah Bey’in masraflarını soruyoruz. Kimi yanında götürüyor, kimi götürmüyor milletvekilleri? Şimdi Katar’a gitti, kimleri yanında götürdü? Meclis Başkanı bize cevap veriyor “Efendim, Cumhurbaşkanına soru soramazsınız.” diyor. Yahu, ben Cumhurbaşkanına sormuyorum ki, Başbakana soruyorum. Anayasa’mızın 8’inci maddesinde “Yürütme görevi ve yetkisi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kuruluna aittir.” diyor. Yine 105’inci maddesinde diyor ki: “Cumhurbaşkanının tek başına imzalamadığı konularda ilgili bakan ve Başbakan sorumludur.”

Peki, Çankaya Köşkü’nde oturan zevatın yaptıkları masrafları, yaptıkları harcamaları, giriştikleri tasarrufları kime soracağız? Dolayısıyla, Hükûmete soru soracağız. Yani âdeta burada getirilen İç Tüzük değişikliğiyle Türkiye Büyük Millet Meclisini susturuyorsunuz. Soru sormayı kaldırıyorsunuz, cevaplamayı kaldırıyorsunuz, birçok şeyleri… Yarın onları dile getireceğiz.

Onun için, Sayın Başkandan ben özellikle rica ediyorum, bu kadar açık, net bir İç Tüzük hükmü varken, Sayın Başkan, yani artık adaletinizin bu kadar keyfî yorumlamaya götürmemesi lazım. İç Tüzük hükmü çok açık. Bugüne kadar hatalı yapılmışsa, hatadan dönmek bir fazilet gereğidir. Onun için, bana göre bu fazilete dönün ve AKP’nin önerisini işleme koymayın, yarına getirsinler efendim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

Lehinde Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her salı günü Genel Kurulumuzun çalışma programı ve süreleri işte bu tartışmalarla ortaya çıkar. Aslında dört partinin grup başkan vekilleri uzlaşarak, kendi aramızda, hem çalışma süresini hem görüşeceğimiz konuların sıralamasını yapsak, milleti meşgul etmesek, sayın milletvekillerimizi meşgul etmesek daha iyi değil mi?

Değerli arkadaşlar, halkımız bizden çözüm bekliyor. Bakın, bu tartışmadan sonra “çek mağdurları” diye tanımladığımız, toplumda bir yaraya dönüşen, iki yönlü, aslında çok yönlü bir konuyu tartışacağız, konuşacağız ve bunu arzu ederim ki toplumun önünde konuşsaydık, televizyon yayını devam ederken konuşabilseydik, ama şimdi, kendi yanlışımızın üzerinden bir tartışmaya kaldık ve Başkanlığın tutumu hakkında da bir usul tartışması açıp lehte, aleyhte konuşmak gibi gerçekten anlamsız, faydasız, bana göre bize de yakışmayan… Her birimiz, bu konuda, İç Tüzük’ün tüm derinliklerini, tüm uygulamalarını bilen insanlarız, öyle bir sonuca hakkımız yok, bu ülkeyi, bu toplumu böyle bir sonuçla muhatap etmeye hakkımız yok.

Sayın Genç’in söylediği, İç Tüzük 49 ve 52’nci madde uygulamalarında bugüne kadar teamül hâline gelen, bir anlamda kural hâline gelen bir uygulamaya, bugün, İç Tüzük’ün 52’nci maddesinin lafzı ortaya konularak itiraz ediliyor ve deniliyor ki: “Bugün AKP’nin getirdiği grup önerisinde İç Tüzük’ün görüşülmesinin karara bağlanması İç Tüzük’ün 52’nci maddesine göre aykırıdır.” Doğru olabilir. Benim kanaatime göre de İç Tüzük’ün lafzına göre yani 52’nci maddeye göre, bugün, kırk sekiz saat beklemeden, bir grubun, iktidar partisi grubunun teklifiyle burada gündem belirleyemeyiz, komisyonun veya Hükûmetin teklif etmesi lazım. Kanunun lafzı çok açık. Ama bugüne kadar -Sayın Canikli oraya klasörleri getirdi- böyle uygulanmamış, grup başkan vekillerinin imzasıyla kırk saat beklemeden görüşülmeyi Danışma Kurulunda karar altına almışız. İç Tüzük 52’ye göre aykırı ama yapmışız.

Şimdi, bugün eğer itiraz ediliyorsa bu yanlışı yok sayarak, İç Tüzük’ün bu maddesini göz göre göre ihlal etmemiz hukuk dışı bir davranış olur. Buna mecburiyetimiz yok. Bizim teklifimiz şu, biz diyoruz ki: Gelin, kırk sekiz saat bekleme yarın sabah itibarıyla doluyor, bugün yine AKP’nin grup önerisini görüşelim çünkü görüşemezsek, birazdan sözlü sorulara geçmemiz lazım, geçen haftanın Danışma Kurulu kararıyla yürümemiz lazım. Eğer Çek Yasası’nı görüşeceksek ki Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, Çek Yasası’nın bugün görüşülmesini ve bir tek insanımızın bile, işte tutuklanma korkusuyla, takibe düşmek veya idari takip gibi endişeler içerisinde bir gece dahi geçirmesine gönlümüz elvermiyor. Bu Çek Yasası’nı bugün bitirelim, bu sorunu bir hukuki çözüme kavuşturalım. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu meselenin geciktirilmeden buraya getirilmesini ve çıkartılmasını ısrarla biz istedik; bu kürsülerden çok konuştuk “Getirin şu Çek Yasası’nı konuşalım.” diye. Ee, bugün Çek Yasası’nı konuşabilmek için bu tartışmanın bitirilmesi lazım.

Bu anlamda şunu söylüyoruz, teklifimiz şudur: İktidar partisi grubu getirdiği grup önerisindeki İç Tüzük’le ilgili teklifi çıkartsın, diğer hususları oylayalım. Ondan sonra, bugün bitimine kadar Çek Yasası’nı çıkartalım ve herkes bir rahata kavuşsun. Sonra da yarın yeni bir Danışma Kurulu kararıyla, İç Tüzük’ü, kırk sekiz saat de dolacağı, için gündeme alalım ve yarından itibaren görüşmeye başlayalım. Zaten şimdi de teklifiniz yarın görüşülmek üzere. Değişen bir şey yok yani kör inadımızla, birbirimizle akıl yarıştırarak, aman işte, bu işi Cumhuriyet Halk Partisi söyledi diye inatlaşarak Meclisi germeye gerek yok.

Siz iktidarsınız… Siz iktidarsınız; bu ülkeyi yönetme sorumluluğu, bu Meclisi çalıştırma sorumluluğu herkesten önce size aittir. Bu gerginliğe gerek yok. Bu gerginliğin çözümü, İç Tüzük’le ilgili grup önerisini yarın getirin, yarın alalım; zaten yarın görüşeceğiz. Bugün Çek Yasası’nın görüşülmesine başlayayım ve bu gece bitirelim. Bu sorunu, bu toplumsal sorunu bütünüyle çözmüş olalım diyorum.

Meclis Başkanının tavrının lehinde söz aldım, hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

AIeyhte Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.

Buyurun Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında İç Tüzük’e göre usulen öyle geçiyor ama Başkanlık tutumundan öte İç Tüzük hükümlerinin uygulanması nedeniyle söz aldık ve sabah Danışma Kurulu vardı. İç Tüzük 19’a göre gittik, anlaşma olmadı dört grup arasında. Her grubun da önerisi vardı.

AK PARTİ’nin önerisi konusunda iki aleyhte söz oluyor, iki de lehte söz oluyor. MHP ve CHP aleyhte sözleri aldığı için bize söz kalmadı. Kalmış olsaydı, bu hataya dikkat çekme şansımız olurdu çünkü Meclis gündemi, İç Tüzük 49’a göre, belli oluyor ve gördüğünüz şu kırmızı gündemde, gündemde olan bütün konular yazar. İşte, bunların içinde İç Tüzük yok -yani 156 olarak şimdi gündeme alınması, önerinin içinde var- Çek Kanunu var, çek görüşülecek ama İç Tüzük görüşmesi yok çünkü bugün raporu indirildi. Şimdi, bugün raporu indirildi ve… Sayın Genç haklı, tecrübe konuşuyor burada. Yani, burada 52’nci maddeyi okumak için hukuk fakültesi okumaya gerek yok yani hukuk nosyonuna da gerek yok, yedi yaşında ilkokul birinci sınıf talebelerini alıp soralım, “Kırk sekiz saat geçmeden bu kanun görüşülür mü, görüşülmez mi?” bu sorunu çözeriz. Koskoca Meclisin bununla zaman kaybetmesini anlamış değilim.

Şimdi, gündemde yok. Bakın, kırk sekiz saat olmadı, on iki saat bile olmadı. Yani, bugün basıldı, matbaadan çıktı, Anayasa Komisyonunun raporuyla beraber, yeni yeni, o da grup başkan vekili olduğumuz için, acele bize geldi. Şimdi, yarın bunu görüşeceğiz. Nasıl görüşeceksiniz, kırk saat geçmemiş? Yani, bir zaman konusunda arkadaşlar, zaman konusunda bu kadar aceleci davranmayı da anlamış değilim.

Bakın, 73’te bu İç Tüzük yapılmış ve bugüne kadar kaç hükûmet geçti, 12 Eylül, Kenan Evren bile, darbe yaptı, Kenan Evren bile bu İç Tüzük’ün birçok noktasına dokunmamış. 2000’de -2001 yılında mı, 2000 yılında mı tam, kesin tarihini bilmiyorum, Fazilet Partililer vardır içinizde- bir İç Tüzük tartışması burada yaşandı. O günlerin acı sayfalarını aralamak istemiyoruz. O gün Fazilet Partisi bu kürsüyü işgal etmişti -farkında mısınız arkadaşlar- “Muhalefetin sesini kısıyorsunuz.” diye.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Milletvekili öldü, milletvekili.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Şıhanlıoğlu, rahmetli milletvekili o tartışmalarda burada öldü. Bazı adımları atarken dikkatli olmak lazım ve dün ne söylediklerinizi de Meclis tutanaklarından bütün milletvekili arkadaşlarımızın çıkarıp okumasını öneriyorum. Ben, sizi burada Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına biraz demokrat olmaya davet edeceğim, şunun için edeceğim: Geçmiş dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı dört konuda, dört parti grubundan uzlaşma istedi, “Komisyon kuralım.” dedi, yeni Anayasa için istedi, demokratikleşme için istedi, siyasi partiler ve seçim kanunları için istedi ve bu İç Tüzük için istedi. Bir tekine “Evet.” denildi, İç Tüzük Komisyonu kuruldu, dört parti bunun üzerinde iki yıl çalıştı ve mükemmel bir İç Tüzük taslağı var. Şimdi, bu ortak çalışmayı, Meclisin ortak iradesini yok sayarak, hiçbir şey olmamış gibi davranarak, arkadaşlar, “Burada tek başıma İç Tüzük yaparım, çoğunluğum, bildiğimi okurum.” derseniz; olmuyor, olmuyor. Olmuyor, çünkü sıkıntı oluyor. Sizin yaptıklarınızı başkaları da yapar, sizin söylediklerinizi başkaları da söyler ve çok gereksiz tartışmalara boğulur Meclis.

Doğrusu şudur: Bunu unutun bugün, yok sayın, batıl sayın, 30 Şubatta gün verdiğinizi düşünün, maddi hata yaptığınızı, yarın bir Danışma Kurulu getirin, çok geç değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) - Yarın da mevcut sözleşmeleri görüşürüz, hatta bugün sözlü soruları da yapmadınız, onları da koyarsınız, öbür gün de gensoruyla İç Tüzük’ü konuşuruz. Bu kadar basit.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Lehte Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli.

Buyurun Sayın Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İç Tüzük, 1973 yılında yürürlüğe girdi bu İç Tüzük ve o tarihten bugüne kadar bilaistisna bütün hükûmetler 49’uncu madde çerçevesinde şu anda bizim uyguladığımız gibi uyguladı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – 52, 52… 49’la ilgisi yok.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Dinle, dinle! 52’ye gelecek.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – 49’uncu madde çerçevesinde uyguladı. Bir tane istisnası yok. Bir sabredin söyleyeceğim şimdi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu doğrusunu söyle de…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu uygulamayı biz başlatmadık, onu da söyleyeyim. Yani 49’uncu maddenin çok açık bir şekilde Danışma Kuruluna gündemin sırasını belirleme yetkisi verdiği şeklindeki uygulamayı ya da yorumu -açık aslında yoruma da gerek yok- biz başlatmadık. Bizden önceki bütün hükûmetlerde, bu İç Tüzük’ün yürürlükte olduğu dönemde bütün hükûmetler tarafından da uygulandı.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yanlışı kabul mü edelim?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani, yanlış değil. Bakın, çok doğru olarak yorumlanmış, çok doğru olarak uygulanmış bugüne kadar. Onda hiçbir problem yok.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Hukuki mi?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani, bizden önce uygulayanlar da, MHP’si, CHP’si kim varsa yani hiç önemli değil, hepsi bu şekilde uygulamış; istisnasız bir şekilde hepsi ve bizim dönemde de, daha da önemlisi bizim dönemde de…

Hatta 52’nci maddede, esas komisyona ve hükûmete bir yetki verilmektedir. Yani esas komisyon ve hükûmet kırk sekiz saat beklemeden gerekçe olarak bildirirse beklenmez ve ona göre görüşülür. Fakat bugüne kadar hükûmet ve esas komisyon bu yetkisini hiç kullanmamış, hiç kullanmamış. Ama bütün kırk sekiz saat beklemeden yapılan görüşmeler hep 49’uncu maddeye göre yapılmış. Çünkü neden biliyor musunuz? Bakın, kaçırılan nokta şu: 49’uncu madde, Danışma Kuruluna böyle bir yetki veriyor. Yani, üçlü bir sistem var. 49 ve 52’nci maddeler Danışma Kuruluna, hükümete, esas komisyona kırk sekiz saat beklemeden görüşme yetkisi veriyor.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yok öyle bir şey.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yok.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Aynen öyle, bakın. Biz de…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Nerede yazıyor?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Çünkü çok açık. Okuduğunuz zaman, ben zaman kaybetmemek için okumuyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İlkokuldan 5 çocuk getirelim, soralım.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İzin verin, lütfen…

Bakın, 49’uncu madde diyor ki: ”Gündem.” Gündeme gelmiş mi? Gelmiş, sıra sayısı almış, 156; ondan yana problem yok, gündeme gelmiş.

8’inci fıkrası: “Kanun Tasarı Ve Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler.” Ne yapıyor bunu? Danışma Kurulu ile bunun sırası belirleniyor değerli arkadaşlar. Yani görüşme sırası belirleniyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sıraya girmiş mi, sıraya?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Çok açık, özel, net, tartışmasız bir yetki. Bu yetki kime veriliyor? Danışma Kuruluna veriliyor ve bu nedenle, zaten bugüne kadar Hükûmet ve esas komisyon 52’nci maddede aldıkları o yetkiyi kullanmamışlar, Danışma Kurulu kullanmış bugüne kadar. Esasında, baktığınız zaman, iktidarların işine gelen 52’nci maddedeki yetkiyi kullanmak, hiç Danışma Kuruluna falan gerek yok. Hükûmet bir talepte bulunur…

KAMER GENÇ (Tunceli) – E, bulunsun!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …esas komisyon bir talepte bulunur, Danışma Kuruluna gerek olmadan, kırk sekiz saat de beklemeden hemen görüşür, kural bu.

KAMER GENÇ (Tunceli) – E, tamam.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Kullanmamışlar bu yetkiyi. Biz zorla hükûmetlere, hükûmete, esas komisyona silah zoruyla bu yetkiyi kullandıramayız ki ama bu yetki bir de Danışma Kuruluna verilmiş. Biz de Danışma Kuruluna verilen yetkiyi kullanmışız. Sadece biz kullanmamışız değerli arkadaşlar, bizden önce hepsi kullanmış. Altında birlikte aldığımız kararlar var. Bunları okuyacağım, kusura bakmayın. Sayın Şandır’ın da imzası var, Sayın Hamzaçebi’nin de imzası var, bütün grup başkan vekillerinin, BDP grup başkan vekillerinin imzası var.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hani, çıkarın bir tane!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sizin değil, önceki, Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Eskiler de kabulümüz, bir tane çıkarın.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, mesela ilk açtığımı okuyayım yani…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kardeşim, getirin böyle bir öneri getirin. Gündemden çektik ya!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Aynı şekilde kırk sekiz saat beklemeden görüşülmesi önerilmiş, birlikte mutabakata varmışız dört grup, altına imza atmışız grup başkan vekilleri, aynı şekilde yapmışız. Bu doğru, o zamanki yani yapılan bugüne kadarki tüm işlemler doğru, sayısız örnekleri var. İstisnasız bütün grup başkan vekilleri…

ALİM IŞIK (Kütahya) – O konuda mutabakat var mı?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şeyi araştıramadım, acaba yani Sayın Genç’in daha önce Meclis Başkan Vekilliği yaptığı dönemde bu uygulama var mıydı, onu açıkçası tam zamanımız olmadığı için araştıramadım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yok, yok öyle bir şey yok.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bilmiyorum yani var mı yok mu bilmiyorum ama 1973’ten sonraki tüm uygulamalarda olduğu için belki o dönemden sonra varsa olabilir diye bakmak istedik ama tabii toparlayamadık bu bilgileri.

Dolayısıyla arkadaşlar, bakın, şu anda yapılan çok net bir şekilde yani bugüne kadar yapılanlar İç Tüzük’e, 49’uncu maddeye açıkça uygundur, en ufak bir sorun yoktur. Yetki Danışma Kurulunundur 49’uncu madde çerçevesinde, ilave yetki de hükûmet ve esas komisyona da verilmiştir. İlave olarak yani üç organa verilmiştir ya da üç kişiye diyelim verilmiştir: Danışma Kurulu, hükûmet ya da esas komisyon. Hükûmet ve esas komisyon kullanmamış bugüne kadar, bizden önceki dönemde de kullanmamış, hep Danışma Kurulu marifetiyle gelmiş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bundan sonra kullanılmayacağı anlamına gelmez.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ha, bunun da bir mantığı var değerli arkadaşlar. Doğru  bir mantık. Neden biliyor musunuz? Çünkü gündemle ilgili olarak bütün siyasi parti grupları bu vesileyle bir araya gelsinler, toplansınlar Meclis Başkanımız riyasetinde, konuşsunlar, değerlendirsinler ve mümkün olduğu kadar mutabakatı sağlamaya çalışsınlar yani o da son derece doğal. Aksi hâlde hükûmet bunu yapabilir, hiç Danışma Kuruluna gerek olmadan, toplama ihtiyacı içerisinde olmadan bunu hükûmet yapabilir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hükûmet yapamaz!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – 52’nci maddeye göre yapıyor, ondan yana problem yok ve esas komisyon da yapıyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – 181’inci maddeye göre İç Tüzük’ü hükûmet getiremez.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Danışma Kuruluna falan da gerek yok, talep ediyor milletvekilleri açısından ve bu şekilde yapıyor. Dolayısıyla,

bugüne kadarki uygulamalar doğrudur ve bundan sonra da 49’uncu madde çerçevesinde yapılacak uygulamalar doğrudur. Bunda herhangi bir problem yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – İç Tüzük’e uygun öneri getir de.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Sayın Başkanım, Sayın Canikli, benim soy ismimi de anarak bir yanlış yönlendirme yaptı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Sayın Şandır imza attı.” dedi Sayın Başkan, bir şey söylemedi ki.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bir şey demedim efendim ben, sataşmadım.

BAŞKAN – Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, daha önce biz bu konuda bir tekliflerini geri çektirdik AKP’lilerin. Eğer 70’i incelerseniz…

BAŞKAN – Sayın Genç, 19/04/2010 tarihli 88’inci Birleşimde benzer bir şey yapılmış, Başkanın tutumunda bir değişiklik olmamış.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şandır.

 

 

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, çok teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, yani bilmeyene bilenlerin doğru bilgi vermek gibi bir sorumluluğu vardır. İşimize geldiği gibi doğrunun yarısını söylemek yakışmaz, doğru olmaz. Doğruyu saklamak da bizim inancımıza göre zulümdür, zulümse çok ağır bir cezayı gerektirir.

Şimdi, bakın Sayın Canikli, bu kitabı siz de okuyorsunuz, ben de okuyorum. Bizim, Danışma Kurulunda 49’a göre sıra belirleme yetkimiz bu gündeme alınanlar arasında mümkündür.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gündemde, sıra sayısı almış.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sıra sayısını almış.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Gündemde değil. Eğer gündemde olsa…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sıra sayısını almış Sayın Şandır.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Buraya yansıma şartı yok.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bakın, efendim, gündemde olsa…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Şandır, zulüm yapmayın, sıra sayısı almış.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Dinleyiniz.

Gündemde olsa “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” bölümünde sıraya girerdi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Şandır, İnternet’te var.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Burada sıraya girenlerin de Danışma Kurulu kararıyla burada sıraya girebilmesi için kırk sekiz saatin geçmesi lazım. Kırk sekiz saat geçmeden, bu, gündeme girmez. Sıra numarası alması ayrı bir hadise.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Niye alıyor sıra numarası?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Matbaadan çıkarken sıra numarası alır, kırk sekiz saat geçtikten sonra da burada sıraya girer. Buraya sıraya girenlerin 49’a göre Danışma Kurulunda sıralaması belli olur. İç Tüzük budur, İç Tüzük uygulaması budur. Bunun istisnası nedir? 52’nci madde. Eğer 52’nci maddede, komisyon veya hükûmet sıraya girmemiş, kırk sekiz saati doldurmamış, gündeme girmemiş bir kanun teklif veya tasarısını Genel Kurula getirmek isterse teklifte bulunur, Genel Kurul onu gündeme alabilir. Şimdi yaptığımız hadise: Daha gündeme girmemiş -sıra numarası almış olması gündeme girmiş olmasını getirmez, kırk sekiz saat geçmesi lazım- gündemde sıra almamış bir kanun tasarı veya teklifinin burada görüşülebilmesi veya 49’a göre sırasının belirlenebilmesi için 52’nci –istisna hükümdür- madde uygulanmak mecburiyetinde. Bunu sağlayabilmek için Hükûmetin veya Komisyonun teklif etmesi lazım, grubun teklifi yeterli değildir. Daha önceki uygulamalar yanlış, İç Tüzük’e göre yanlış. Bu yanlışı hep beraber işlemişiz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Doğru.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, hayır. Hepsi doğru.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ben destekliyorum sizi, doğru yaptınız.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Efendim, bakın, tekrar söylüyorum: Gündeme girmemiş, kırk sekiz saati doldurmamış bir kanun teklifinin sırasını belirlemek ancak komisyonun ve hükûmetin teklifiyle mümkündür, grubun teklifiyle mümkün değildir. Şimdi yaptığımız iş, grubun teklifiyle bir kanunu kırk sekiz saat beklemeden sıraya almaktır. Bu, İç Tüzük 52’ye göre aykırıdır, hukuk dışı olur. İşin özü budur.

Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Canikli benim de ismimi anarak değerlendirmede bulunmuştur efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Hamzaçebi, bizim ismimizi anmayın lütfen! Şimdi de andım, bir daha istemeyin bari!

 

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi, yarın görüşülecek olan Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzük değişikliğinin Komisyondan Genel Kurula intikalinden itibaren kırk sekiz saat geçmeden önce gündeme alınmasına ilişkin bir öneriyi getiriyor. Konu, kırk sekiz saat geçmeden bu öneri Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine alınabilir mi, alınamaz mı?

İç Tüzük’ün 49’uncu maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin neler olacağını yazıyor; “1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8.” diye saymış. Bugünkü gündemde olduğu gibi başlıklar aynen İç Tüzük’te yazılı. 8’inci sırada “Kanun Tasarı Ve Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” yazıyor. Yine bu, komisyonlardan gelen işler, kanun tasarı ve teklifleri arasında söz konusu İç Tüzük değişikliğine ilişkin teklif yok çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine girmiş değil. Neden girmiş değil? Kırk sekiz saat geçmediği için gündeme giremiyor. 49’uncu madde, biraz önce saydığım gündeme ilişkin hususlardan sonra, 5’inci fıkrasında diyor ki: “8’inci maddedeki kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine ilişkin sıra Danışma Kurulu kararıyla değiştirilebilir.” Danışma Kurulunda karar alınamıyorsa ilgili siyasi parti, iktidar partisi grup önerisini getirir, eskiden olduğu gibi görüşülür, ona göre burada sıra değişir ancak sırası değişecek olan tasarı ve teklifler arasında söz konusu İç Tüzük değişiklik teklifi yok, problem burada. 52’nci madde daha özel bir madde, diyor ki: “Kırk sekiz saat geçmeden tasarı veya teklifler Genel Kurulda görüşülemez.” Bir istisnası var bunun, esas komisyon veya hükûmet eğer teklifte bulunursa, talepte bulunursa onların gerekçesi Genel Kurulda okunmak ve Genel Kurulun işaret oyuyla karar verilmek üzere…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Görüşmesiz de oylanır.” diyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – …söz konusu tasarı ve teklifler Genel Kurulda görüşülebilir.

Şimdi, Sayın Canikli kendine göre haklı olarak eskiden örnekler veriyor. Danışma Kurulunun oy birliğiyle aldığı kararlarla 49’uncu madde çerçevesinde birtakım tasarı ve teklifler 52’nci madde hükmü bir kenara bırakılmak suretiyle Genel Kurulda görüşülmüş ancak onlar memleket menfaatine olan ve siyasi parti gruplarının belli bir esnekliğiyle çözümlenmiş konulardır.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Bu da memleket meselesi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Daha önce yapılmış olanlar 52’nci maddenin doğru olmadığı, bir kenara atılması gibi bir sonucu yaratmaz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, bir teklifin dağıtımından itibaren kırk sekiz saat geçmeden gündeme alınmasını içeren grup önerisini İç Tüzük’ün 49’uncu maddesine göre işleme almak Parlamento teamüllerine de uygundur.

Tutumumda bir değişiklik olmamıştır.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma, gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 156 sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi’nin, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak  ve bölümler hâlinde görüşülmesine; (11/7) esas numaralı gensoru önergesinin, gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin, Genel Kurulun 2 Şubat 2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi (Devam)

 

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin lehinde, Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli.

Buyurun Sayın Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım, yeni getirdikleri İç Tüzük değişikliğinde de bu 52’nci maddeye bir değişiklik getirmişler. Yeni getirdikleri, yarın görüşeceğimiz İç Tüzük değişikliğinde de bu 52’nci maddede bir değişiklik getirmişler bugünkü duruma uygun olarak yani siz bu kadar açık ve net bir İç Tüzük hükmünü ihmal edemezsiniz efendim. Yani bu bir eylemli İç Tüzük değişikliği de olmaz çünkü İç Tüzük hükmü çok açık.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç, usul tartışması yaptık.

Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani en azından muhalefet partisinin Meclis Başkan Vekili olarak bu işi düzeltmeniz lazım.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İç Tüzük’ün 52’nci maddesiyle ilgili teklifte yer alan düzenleme, öneri, alt komisyon görüşmelerinde metinden çıkartılmıştır. Dolayısıyla, biraz önceki tartışmalara da açıklık getirmesi açısından buradan başlayalım.

Değerli arkadaşlar, önerimizle, aslında konu büyük oranda da tartışıldı, çok da zaman kaybettik, kısaca grup önerimizle ne yapmaya çalıştığımızı arz etmek istiyorum. Yalnız, biraz önceki tartışmalarla ilgili bu konuda yazılmış bir metin var, bir kitap, hukuki bir değerlendirme yapan bir kitap, oradan kısa bir alıntı yapmak istiyorum tartıştığımız konuyla ilgili olarak. Yani bunu sadece biz böyle düşünmüyoruz, Meclis uygulamaları bu şekilde yapılırken sadece bizim kanaatimiz ya da bizden önce genel olarak Meclisteki görevlilerin, milletvekillerinin, yöneticilerin kanaati değil, aynı zamanda akademisyenlerin kanaati de bu yönde. Bakın, diyor ki, biraz önce aslında kısmen bahsetmiştim: “Uygulamaya bakıldığında, ne hükûmetin ne de komisyonların bu tür bir yetkiyi kullanmadığı görülmektedir.” Yani 52’nci maddede esas komisyona ve hükûmete verilen yetkiyi hükûmetin veya esas komisyonun kullanmadığı gözüküyor. “İç Tüzük’le, Danışma Kuruluna, 8’inci bölümdeki işlerin yani ‘Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler’in görüşme sırasını değiştirmeyi önerme yetkisi verilmiştir.” 49’uncu maddeyle. Kime? Danışma Kuruluna. Bunlar birbirinin alternatifi değil, birbirini engelleyen, ortadan kaldıran düzenlemeler değil, ilave verilen yetkiler ve dolayısıyla bugüne kadar da yasal olarak verilen bu yetki kullanılmış, bu konuda herhangi bir problem olmamıştır.

Değerli arkadaşlar, grup önerimiz eğer yüce heyetiniz tarafından kabul edildiği takdirde, bugün sözlü soruların görüşülmeyip doğrudan -görüşmelerine başlamıştık, yarım kalmıştı- Çek Kanunu’nun bitimine kadar görüşmelerin uzamasını öneriyoruz ya da bugün çekle ilgili kanun teklifinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar Genel Kurul çalışmalarının devam etmesini öneriyoruz. Ayrıca, beş tane kanun tasarı ve teklifinin ön sıraya alınmasını öneriyoruz. Bunlardan bir tanesi, 156 sıra sayılı Meclis İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi. Yine, 67 sıra sayılı Çukurova Üniversitesinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde Kampüs Kurmasına İlişkin Çerçeve Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı. Yine, 100 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında Ortaklık Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı var, onun öne alınmasını öneriyoruz. Yine, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında İstanbul Uluslararası Kalkınmada Özel Sektör Merkezinin Kuruluşu ile İlgili Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın ön sıraya çekilmesine imkân sağlayacak eğer kabul edilirse. Ve son olarak da Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Adına Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşmasında Değişiklik Yapılmasına Dair Ortak Komite Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı’nın öne alınmasını talep ediyoruz.

Eğer kabul edilirse önerimiz, yarın İç Tüzük’le ilgili görüşmelere başlamayı planlıyoruz ve önerimizde yarın tümünün bitimini koyduk -yani teknik bir hata olmasın diye, bu gerekçeyle koyduk- ama düşüncemiz, birinci bölümün bitirilmesini, perşembe günü ikinci bölümün bitirilmesini hedefliyoruz. Adalet Bakanımız hakkında Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilen gensoruya ilişkin görüşmelerin de yine perşembe günü yapılıp tamamlanmasını bu grup önerimizde öneriyoruz.  Kabul edildiği takdirde, bu haftaki Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışma takvimi ve içeriği bu şekilde belirlenmiş olacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi.

Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) –  Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biraz önceki konuşmamda kısmen konuya değindim. Şimdi, daha ayrıntılı bir şekilde, Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekillerinin önermiş olduğu İç Tüzük değişiklik teklifinin gündeme alınmasına ilişkin AKP’nin grup önerisi nedeniyle İç Tüzük değişikliği teklifine ilişkin görüşlerimizi ifade etmek istiyorum.

Demokrasimizin en temel kurumu Türkiye Büyük Millet Meclisidir. “Getirilen İç Tüzük değişikliği teklifini bir iki cümleyle nasıl özetleriz?” diye bir soru sorarsak bunun cevabı şudur: Getirilen İç Tüzük değişiklik teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisinde muhalefetin söz hakkını kısmaya yöneliktir, özeti budur. Bu eleştirilerimize karşı iktidar partisi belki çıkıp cevap verecektir, açıklama yapacaktır; hayır öyle değil, niyetimiz daha hızlı yasama, daha iyi yasama, daha kaliteli yasama gibi birtakım cümleler söyleyecektir, kulağa hoş gelen söylemlerde bulunacaktır ancak bunların hiçbirisinin gerçekle ilgisi yoktur. Ana hareket noktası iktidar partisinin çoğunluk gücüne dayanarak Parlamentoda muhalefetin söz hakkını kısıtlamasıdır, amaç budur.

İç Tüzük değişiklik teklifi usul olarak İç Tüzük’ümüzün 181’inci maddesine aykırıdır. İç Tüzük’ümüz der ki: İç Tüzük değişiklik teklifleri milletvekilleri tarafından yapılır. Yani siyasi parti gruplarına İç Tüzük konusunda bir değişiklik teklif etme yetkisi verilmemiştir. Neden verilmemiştir? Çünkü İç Tüzük birçok maddesinde siyasi parti gruplarından söz eder, örneğin siyasi parti gruplarının normal bir yasama sürecinde kanun tasarı ve teklifleri görüşülürken önerge verme hakları vardır ama İç Tüzük’e ilişkin değişiklik teklifinde siyasi parti gruplarının herhangi bir yetkisi yoktur. Amaç, İç Tüzük gibi Meclisin çalışmalarını düzenleyen çok temel bir hukuk normunun olabildiğince uzlaşmayla hazırlanmasını sağlamaktır ama AKP’nin İç Tüzük değişiklik teklifine baktığımızda, milletvekillerinin değil, 5 grup başkan vekilinin grup başkan vekili sıfatıyla imzasını taşıdığını görüyoruz. Bir kere, hareket noktası, başlangıç noktası İç Tüzük’e aykırı yani demokratik değil.

Demokrasiyi, Adalet ve Kalkınma Partisi, çoğunluk yönetimi olarak algılıyor. Demokrasi, bu kadar basite indirgenecek bir kavram değildir. Demokrasi, sivil toplumla birlikte düşünülmesi gereken bir kavramdır. Sivil toplum, devletin dışındaki alanı düzenleyen ve çağdaş demokrasilerde, gelişmiş, köklü demokrasilerde kamuya ilişkin kararların, yönetime ilişkin kararların, yasamaya ilişkin kararların tartışıldığı alandır ve uzlaşmanın arandığı alandır. Sivil toplum, iknaya dayanır, uzlaşmaya dayanır.

“Neden demokrasi Batı toplumlarında gelişmiştir?” diye  bir soru sorarsak bunun cevabı “Batı toplumlarında sivil toplumun tarihi eskidir.” olarak ortaya çıkar. Sivil toplum hangi ülkelerde, hangi toplumlarda çok daha köklü ise, çok daha eski bir geleneğe, geçmişe sahipse o toplumlarda demokrasinin bugün çok daha güçlü olduğunu görüyoruz. O nedenle, demokrasi, başlangıçta Batı medeniyetinin bir ürünü olarak ortaya çıkmış, daha sonra Doğu toplumları, diğer toplumlar da bu güzel aracı, bu güzel yönetim şeklini kendilerine almışlardır.

Demokrasinin sivil topluma dayanması, güçlü bir sivil topluma dayanması, devlete dayanmaması, demokrasinin güçlü olmasının en büyük nedenidir. Demokrasinin güçlü olmadığı ülkelerde devlet güçlüdür, sivil toplum değil,  devlet her şeyi belirler. Türkiye, sivil topluma geçmek isteyen, sivil toplumu daha güçlü kılmak isteyen bir demokrasi tecrübesi, bir demokrasi süreci yaşarken Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarlarıyla birlikte maalesef bu süreç kesintiye uğramıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi demokrasiyi münhasıran çoğunluk yönetimi olarak algılayan bir anlayışa sahiptir, bu İç Ttüzük değişiklik teklifi bunu getirmektedir.

Bugün medeni ülkelerdeki, daha doğrusu gelişmiş demokrasilerdeki demokrasinin kökenine baktığımızda liberal, demokratik kavramlardan, değerlerden güç aldığını görürüz. Özgürlük, eşitlik bunun en temel kavramıdır. Şimdi bugün AKP böyle bir demokrasiyi savunduğunu belki söylüyor, söyleyecektir ancak gerçeklerle hiçbir şekilde bunun bir ilgisi yoktur. Liberalizm yasaların ne olması gerektiğine karar veren doktrinin adıdır. Demokrasi yasaların ne olması gerektiğine nasıl karar verileceğinin öğretisidir. Şimdi, bu anlayışı, yani liberal demokrasinin demokrasilere temel olmuş bu anlayışını AKP bir kenara atmaktadır. Sosyal demokrasi buna bir boyut daha getirir.

Evet, yasaların ne olması gerektiğine nasıl karar verileceğinin sağlanabilmesi için o toplumlarda “özgürlük”, “eşitlik” gibi iki temel kavramın olması gerekir. Eşitlik sadece siyasal eşitlik değildir aynı zamanda bireylerin, insanların ekonomik eşitsizliklerinin de giderilmesi gerekir ki toplumda gerçek anlamıyla bir siyasal eşitliği sağlayabilelim. Şimdi, siyasal eşitlik bu anlamda sadece bireylere, insanlara tanınan hak ve özgürlükler veya yasalar önünde herkesin eşit olması demek değildir. Siyasal eşitlik aynı zamanda insanların, bireylerin, yurttaşların karar alma sürecine katılması demektir. Çoğunluk yönetimi bu nedenle bugünün demokrasileri için, gelişmiş demokrasiler için tek hareket noktası, tek referans noktası olamaz. Meşruiyet, bir hukuk düzeninin, bir hükûmetin, bir siyasal sistemin meşruiyeti aynı zamanda o sistemin, o hukuk kurallarının temelinde sadece halkın yer alması değil yani sadece halkın bu kurallara tabi olması değil, aynı zamanda bu kuralların konulmasında da halkın söz sahibi olması demektir, bu sürece herkesin katılması demektir. Şimdi, İç Tüzük Değişiklik Teklifi muhalefete “Sus.” diyor, “Konuşmayacaksın.” diyor. Yani burada biz Danışma Kurulu önerileri getiriyoruz. Topluma, siyasi partilere, iktidar partisine bir mesaj veriyoruz; faili meçhuller komisyonunu kuralım, Türkiye’nin diğer sorunlarına ilişkin çeşitli araştırma komisyonları kuralım, bazı yasa tasarılarına veya tekliflerine öncelik verelim. Bunları muhalefetin bu kürsüden ifade etmesinde ne gibi bir sakınca vardır ki iktidar partisi muhalefetin söz hakkını kısıtlamak istiyor? Böyle bir demokrasi anlayışı olabilir mi? Yani sadece parmaklara dayanarak, parmakların çoğunluğuna dayanarak bu demokrasiyi Türkiye Büyük Millet Meclisinde sağlamaya çalışmak çoğunluğun tahakkümü demektir. Eskiden kral veya diktatör ilahî iradenin temsilcisi olarak bir güç kullanırdı ve meşruiyetini böyle ortaya koyardı. Şimdi, kral veya diktatör yerine çoğunluğu koyarsanız, “Çoğunluğun her dediği meşrudur.” derseniz ve çoğunluk, çoğunluğuna güvenerek sınırsız ve mutlak bir iktidarı kullanırsa kral veya diktatörden hiçbir farkı olmaz, hatta daha tehlikelidir. Kral veya diktatörün kendi öz gücü dışında halktan gelen bir desteği yoktu. Çoğunluk, muhalefeti susturmak için arkasındaki halk desteğini de bir gerekçe olarak kullanacaktır. Demokrasiyi derinleştiren, demokrasiyi demokratikleştiren hiçbir demokraside çoğunluk bu şekilde kullanılmaz, çoğunluk bu şekilde anlaşılmaz.

“Değerli arkadaşlar, bu İç Tüzük, bundan böyle, Parlamentoyu, tamamen bir oy makinesi ve imalathane haline getirecek bir İç Tüzüktür. Bu İç Tüzük’ün arkasındaki akıl, sosyal, demokratik ve siyasal akıl değildir; süreçlerin erdemine inanmayan bir akıldır, süreçlerin yaratıcılığına, üretkenliğine inanmayan bir akıldır. Bu İç Tüzük değişiklik teklifi parmaklara güvenmektedir ancak parmakların aklı yoktur.” Bu cümleler, son cümlelerim, 26 Ocak 2001 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanağından aldığım cümlelerdir, sizin bir arkadaşınız tarafından söylenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bunları Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna ithaf ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin lehinde Kırıkkale Milletvekili Sayın Ramazan Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ grup önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Grup Başkan Vekilimiz de gündeme ilişkin grup önerimizi anlattı, burada ben de tekrar kısaca anlatacağım. Bugün, yani salı günü, sözlü soruları görüşmeyeceğiz, gündemdeki çek yasasında biliyorsunuz 4’üncü maddede kalmıştık geçen hafta itibarıyla, o maddeden devam edeceğiz, bugün Çek Kanunu Tasarısı’nın gündemi tamamlanıncaya kadar devam edeceğiz, Genel Kurulu bu şekilde çalıştırmayı düşünüyoruz. Çarşamba günü Meclis İçtüzüğü’nü değiştiren Meclis İçtüzüğü’yle ilgili teklifi görüşeceğiz, onu da yine çarşamba günü Genel Kurul gündemi bitinceye kadar çalıştırmayı planlıyoruz. Perşembe günü Adalet Bakanımız aleyhinde verilmiş olan gensoru önergesini gündeme alacağız ve akabinde uluslararası bir sözleşme var. Eğer bitmezse cuma günü de Meclis Genel Kurulunu çalıştırmayı düşünüyoruz.

Bu grup önerimizi Genel Kurulun takdirine arz ediyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce de arz ettiğim gibi bugün Meclis Genel Kurulunun çalışma programının belirlendiği bir gündemi tartışıyoruz, grup önerilerini tartışıyoruz. Tabii, tartışmanın boyutu veya harareti yarın görüşeceğimiz İç Tüzük değişikliğinden kaynaklanıyor. İç Tüzük’te yapılmak istenen değişiklikler, gerçekten muhalefet partileri olarak bizleri endişeye sevk etmektedir; kendimiz adına değil, ülkemiz adına, demokrasi adına, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığı adına.

Yani, değerli arkadaşlar, İç Tüzük değişikliği konusu gündeme geldiğinde, hatta Sayın Cumhurbaşkanının görev süresinin belirlenmesiyle ilgili kanun tasarısı buraya geldiğinde ben tereddütlerimin tarihî kaynaklarını bulmak için geriye dönüp okudum. Bizim siyasi tarihimizde bunalım dönemleri var. Bu bunalım dönemlerinin sebepleri ve sonuçları yaşanmış, bizlerin ders alması için dosyalanmış, raflarda bekliyor. Güçlü siyasi iktidarların zeval dönemlerinde, geriye dönüş dönemlerinde ne acı tesadüftür ki aynı şeyler yaşanıyor. Bakınız, 1957, 1987, buraları inceleyiniz, Takriri Sükûn’u inceleyiniz. Ülkem adına duyduğum endişeden bunları söylüyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, rakibimiz olan siyasi iktidarın veya siyasi partinin zaafından faydalanarak siyaset yapmak değil, ülkemizin ve toplumun geleceği, o gelecek umutları üzerinden siyaset yapmayı bir ilke olarak benimsiyoruz ama milletimizin iradesiyle oluşmuş siyasi iktidarın sebepsiz, anlamsız birtakım endişelerinden dolayı hem siyaseti hem demokrasiyi hem ülkeyi kaosa sürüklemesine de bigâne kalamayız.

Değerli arkadaşlar, siyasi iktidarlar ya öz güvenlerinin kibre dönüştüğü dönemlerde ya da kaybetmiş olmanın psikolojisiyle sürekli olarak seçim kanunlarıyla oynamışlardır veya birlikte çalışmanın veya işte, Meclis İç Tüzüğü’nün hukukuyla oynamışlardır. Şimdi, on yıldır iktidarda olan AKP bugüne kadar İç Tüzük’ün bu şeklinden rahatsız olmadı, bugün İç Tüzük’le oynamak istiyor. Sebebi ne? Hangi korkular, hangi ifade edilemeyen endişeler iktidar partisini muhalefetin sesini kesmek için bir gayretin içine itiyor? Bunu durup düşünmeniz lazım. Sağduyunuza, vicdanınıza, aklınıza, kendi adınıza, kendi partinizin adına size emanet ediyorum. Neden? Dokuz yıldır bu Tüzük’le bu ülkeyi yönettiniz de bugün niye İç Tüzük’ü değiştirip muhalefetin sesini kısmaya kendinizi zorunlu görmeye başladınız?

Değerli arkadaşlar, geriye dönün, tarihe bakın. Güçlü iktidarlar, 1987’de Anavatan Partisi İktidarı, 1957’de Demokrat Parti İktidarı sürekli olarak geri dönüşlerinin başlangıcında seçim kanunlarıyla ve iç tüzüklerle oynamışlardır. Bunun kimseye… Size hayrının olup olmaması sizin bileceğiniz iş ama ülkeye hayrı yoktur. Bu noktada size bir anlamda, uygun bulursanız -haddimiz değil ama- bir uyarıda bulunuyorum: Bu yol doğru bir yol değil, bu açtığınız yoldan devamı kontrol edemezsiniz. Bundan sonra bu açtığınız yoldan gelecek tartışmalar bu ülkeyi, sokağı çok ciddi sıkıntıya sokacaktır çünkü ülkenin önünde daha çok tartışılacak konu var. Bakın, Anayasa’yı tartışacağız, başka şeyler tartışacağız. Bu tartışmaların tamamında biz öncelikle kendi aramızdaki güveni korumak mecburiyetindeyiz, öncelikle uzlaşma ihtiyacını, dostluğumuzu, sevgiyi korumak mecburiyetindeyiz. Parmak çoğunluğunuzla İç Tüzük’ü değiştirerek, muhalefeti yok saymanın bir tepkisi olacak, bu tepki pahalıya mal olacak. Endişem budur.

Dolayısıyla, bugün AKP Grubunun getirdiği grup önerisinde öngördüğü İç Tüzük tartışmasının, İç Tüzük teklifinin gündeme alınması konusunu çok tehlikeli bir sürecin başlangıcı olarak görüyorum ve sizi uyarıyorum. Bunun ülkemize faydası yok, bunun tarihte yaşadığımız ve çok acı faturalar ödediğimiz… 1990 ile 2000 yılları arasını kaybettiysek 1987’de Anavatan Partisinin zaafından kaynaklanmıştır, 1960 ile 1970 arasını kaybetmişsek 1957’de yaşanan o zaaftan kaynaklanmıştır. Bunu yapmayın.

Ne yapılması gerekiyor? Değerli milletvekilleri, bir muhalefet partisi sözcüsü olarak söylüyorum; biz iktidar olmak iddiasındayız, bu ülkeyi yönetmek iddiasındayız. Dolayısıyla, bu İç Tüzük her yönüyle elden geçirilmeli, çok etkin bir Meclis çalışmasına uygun hâle getirilmeli. Biz bu İç Tüzük’ten memnun değiliz. Bu İç Tüzük doğru bir İç Tüzük değil. Bu İç Tüzük’ü değiştirmemiz lazım, bu Meclisi daha etkin, daha verimli çalıştırmamız lazım ama bunu yaparken, taraflar olarak, kendi çalışma şartlarımızı oluşturuyoruz, kendi hukukumuzu oluşturuyoruz. Bunu oluştururken bir masanın etrafına oturmalıyız, gerekiyorsa bir ay tartışmalıyız ama İç Tüzük buraya uzlaşmayla gelmeli, hepimizin mutabakatıyla gelmeli. İç Tüzük yalnız AKP’nin İç Tüzük’ü değil, Türkiye Büyük Millet Meclisinin İç Tüzük’ü.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; çok anlamlı bir söz söylenir, denilir ki: “Hukuku değiştirirken de hukukun içinde kalmaya mecbursunuz.” Hukuk dışı yollarla hukuku değiştirerek sonunda hayra ulaşamazsınız, doğruya ulaşamazsınız.

Bakın, biraz önce İç Tüzük’ün gündeme alınması konusundaki tartışmalarda, 49’uncu madde mi, 59’uncu madde mi, herkes de biliyor, Sayın Canikli de biliyor yani AKP’nin hukukçuları, Anayasa Komisyonu Başkanı Sayın Hoca’mızı karşıda gördüm, o da biliyor, herkes biliyor ki -İç Tüzük 52’nci madde- bugün İç Tüzük’ün gündeme alınmasıyla ilgili bir grup önerisi verilemez yani başlarken kendi belirlediğimiz hukuka aykırı bir başlangıç yapmayı hayra işaret görmeyiniz. İçeriği itibarıyla yarın tartışacağız.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak söylüyorum: Ülkenin gündeminin belirlenmesinin sorumluluğu ve önceliği İktidar Partisi Grubundadır çünkü bu toplumun önceliklerini, bu toplumun oylarıyla seçilmiş, iktidar olmuş siyasi partiye bırakmak lazım. Bu doğrudur, bunu her defasında söylüyoruz. Ama bu gündem, gerek konuları gerekse süreleri itibarıyla hepimizi ilgilendirmektedir, bu konuyu birlikte belirlememiz lazım. Ama bunun hukuku hepsinden önemli. Eğer benim çalışma şartlarımı benim mutabakatımı almadan tanzim etmeye kalkarsanız, bunun adı hukuk değil, bunun adı demokrasi değil, bunun adı uzlaşma değil, bunun adı birlikte yasama değil değerli arkadaşlar.

O sebeple söylüyorum: İç Tüzük’ü… Her defasında gayret sarf          ettik, Sayın Canikli biliyor, toplantılar yaptık, gelin bu İç Tüzük’ü daha mütekâmil bir hâle getirelim. Doğru değil bu İç Tüzük. Geçen dönemde yaklaşık dört yıl çalışıldı ve bir taslak hazırlandı. Bu taslağı gözden geçirelim yani bu yapılacak değişikliklerle İç Tüzük bu Meclisin verimli, etkin çalışmasını sağlamayacak, yeterince sağlamayacak. Gelin, şuna acele etmeyin. On yıl beklemişiniz, şimdi aceleniz ne? Nedir korkunuz? Nedir endişeniz? Hangi kanunu görüşmek istiyorsunuz da Milliyetçi Hareket Partisi veya muhalefet partilerinin tavrını kendinize engel görüyorsunuz? Hangi kanunu çıkarmak istiyorsunuz da İç Tüzük’ün on yıldır uyguladığınız bu maddelerini kendinize engel görüyorsunuz? Yani bir güç gösterisiyle bu Meclisi yok saymanın bir anlamı yok, akıllılık değil bu. Bu inatlaşma hayır getirmez.

Değerli arkadaşlar, uyarıyorum yani endişelerimi ifade ediyorum, tenkit anlamında söylemiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Bir bilgi, bir tecrübe doğrultusunda uyarıyorum. İnşallah uyum sağlarsınız.

Çok teşekkür ederim. 

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

 

III. – YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımızın isimlerini tespit edeceğim:

Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Serindağ, Sayın Genç, Sayın Canalioğlu, Sayın Topal, Sayın Aygün, Sayın Dibek, Sayın Akar, Sayın Tanrıkulu, Sayın Çelebi, Sayın Özkan, Sayın Susam, Sayın Özgündüz, Sayın Çetin, Sayın Ekşi, Sayın Acar, Sayın Yüksel, Sayın Sarı, Sayın Öğüt.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere devam ediyoruz.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma, gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 156 sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi’nin, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak  ve bölümler hâlinde görüşülmesine; (11/7) esas numaralı gensoru önergesinin, gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin, Genel Kurulun 2 Şubat 2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime yarım saat ara veriyorum.

                                                           Kapanma Saati: 19.42

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.17

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 58’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

D) Önergeler

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün (2/21) esas numaralı, 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ile 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu’na Birer Geçici Madde Eklenmesi ile ilgili Kanun Teklifi’nin, İç Tüzük’ün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/ 22)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/21 Esas Numaralı Kanun Teklifim 45 gün içinde Komisyonda görüşülmediğinden İç Tüzüğün 37. Maddesi gereğince doğrudan gündeme alınması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 24.11.2011

                                                                               Ensar Öğüt

                                                                                 Ardahan

BAŞKAN – Teklif sahibi Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt.

Buyurunuz.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; taksici esnafın kullandığı motorlu taşıtlarda KDV ve ÖTV vergilerinin kalkması için vermiş olduğum kanun teklifi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, ondan önce… Ben dün Kars’taydım, Ardahan’a gittim. Ardahan’da yem bitkileri parası hâlen ödenmemiş, kar kış kıyamet, insanlar perişan durumda, hayvanlarını besleyemiyorlar. Sayın Hükûmet veya bakanlara rica ediyorum, bu yem bitkileri parası derhâl, acilen ödensin.

İkincisi: Bankalara borçlarını yatırmışlar, kredilerini yenileyecekler, kredi alamıyor vatandaş. Yani şimdi, yem alacak, hayvanını bahara çıkartmak için 5-10 bin olarak kredi alacaklar. Hakikaten istirham ediyorum, şu bankalardaki plasman açılsın ve vatandaşlarımıza bu krediler sağlansın.

Üçüncüsü: Şimdi, Doğu Anadolu’da biliyorsunuz sanayi yok, küçük esnaf da çok az. KOSGEB’le ilgili, oradaki atölyelerle ilgili Sayın Nihat Ergün Bakanımız gitmiş, demiş ki: “Ben buraya, KOSGEB’e destekleme amacıyla kredileri veriyorum, hazırladım, gönderiyorum.” Göndermiş de tahmin ediyorum ama bir türlü bankalardan kullandırmıyorlar. Bu da tutanaklara geçsin diye konuşuyorum. Rica ediyorum, bu KOSGEB’le ilgili paralar derhâl oradaki atölye sahiplerine ödensin, ihtiyaç sahiplerine.

Değerli arkadaşlar, aslında taksicilerle muhtarların kaderleri bir. Taksiciler de insanların doğumundan ölümüne kadar insanlarla ilgileniyor, muhtarlar da insanların doğumundan ölümüne kadar ilgileniyor ve hakikaten, şimdi, bugün taksicilerin sorunlarına baktığınız zaman 100 bin civarında taksi var, bu taksi şoförlerinin hiçbirinin sigortası yok yani sosyal güvencesi yok; artı, taksicilerin güvenliği yok. Şimdi, bölünmüş taksi istiyorlar. Bunu da Türkiye bir türlü yapamadı, beceremedi. Biliyorsunuz gasbediyorlar taksicileri.

En önemlisi, taksiciler kendilerine almış oldukları araçlarda motorlu taşıtlar vergileri olarak, KDV ve ÖTV olarak çok yüksek para ödüyorlar. Nedir bu? Şimdi, 40 bin liralık bir araca, 40 bin liralık bir aracın ana parası 18 bin lira, 22 bin lira KDV ve ÖTV ödeniyor yani yüzde 55’i vergi. Hiç olmazsa, yani diğer araçlara bir şey demiyorum, bu taksici esnafının vergileri kaldırılsın. Yani bunlar zaten gelir vergisine tabi insanlar. Göstersin belgesini, aldığı zaman ÖTV ve KDV ödemesin. Zaten taksici, taksisinde kullandığı zaman yüksek oranda ÖTV ve KDV’li mazot, tüp gaz, benzin alıyor, onlara ÖTV ve KDV ödüyor. Hiç olmazsa taksici esnaf araçlarını yenilediği zaman, yeni bir araç aldığı zaman bu ÖTV ve KDV ödemesin arkadaşlar.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Korsana “hayır” demedin, korsana.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Haa, korsan bile var. Sağ olsun Mevlüt kardeşim hatırlattı. Bu korsan olayı da hepimizin sorunu. İnanın, ben İstanbul’da bir taksiye bindim, adam dedi ki: “Benim aynı plakayı, aynı arabamı polis yakaladı ama adam tekrar başka yerden çıktı.” Yani bu korsanın da mutlak surette engellenmesi lazım. Burada da Hükûmete düşüyor görev. Ben istirham ediyorum sayın bakanlarımdan, bunun tedbirini alsınlar.

Zamanımız fazla kalmadı, demin dedim ya muhtarların sorunları… Yani ben taksicilere benzetiyorum. Şimdi, değerli arkadaşlarım, muhtarlara, bizim vermiş olduğumuz kanun teklifiyle, bu Genel Kuruldan bir ödeme çıktı. Şu anda muhtarlar 370 lira civarında maaş alıyorlar, 380 lira civarında da BAĞ-KUR ödüyorlar, yani üzerine de 10 lira koyuyorlar.

Değerli arkadaşlar, yani biz Büyük Millet Meclisiyiz. Türkiye’de 54 bine yakın muhtarımız var. Muhtar, Cumhurbaşkanını temsil ediyor, köyde her şeyi temsil ediyor. Belki büyükşehirlerde muhtar yaptığı evraklardan bir para alıyor, bir kâr ediyor ama doğu ve güneydoğuda kırsal kesimdeki muhtarlar para alamıyor, çok perişan durumda. Bu nedenle muhtarlar da hiç olmazsa sosyal güvence altına alınsın, devlet bunların primini ödesin veya asgari ücret ödesin diye düşünüyorum.

Kanun teklifimin kabulünü istirham ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öğüt.

Bir milletvekili olarak, İstanbul Milletvekili Sayın Kadir Öğüt.

Buyurun Sayın Öğüt. (CHP sıralarından alkışlar)

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkanım, sayın milletvekili arkadaşlarım; öncelikle Türkiye'nin yetiştirmiş olduğu en önemli aydınlardan birisi, ADD’nin kurucusu Muammer Aksoy Hocamızın katledilişinin yıl dönümü bugün. Onu bu kürsüden anmak istedim. Onun anısı önünde saygıyla eğildiğimizi bir kere daha belirtmek istiyorum.

Türkiye’de hakikaten, şöyle gözümüzün önünden geçirdiğimiz zaman, en önemli, Türkiye’ye en katkısı olacak aydınlar teker teker hunharca katledildi. Bu katledilenlerin de maalesef hiçbir şekilde failleri bulunamadı. Gerçek faili meçhulleri burada tekrar anmak istiyorum. Bütün aydınlarımıza saygılarımı sunuyorum tekrar, onları rahmetle de anıyorum.

Değerli arkadaşlarım, az önce arkadaşımız konuştu, özellikle İstanbul’da ve Ankara’da korsan taksi üzerinde çok ciddi bir spekülasyon var. Bu spekülasyonun bir kısmı ekonomik nedenlerden kaynaklanıyor, bir kısmı da güvenlik güçlerinin yeteri kadar bu işe eğilmemesinden kaynaklanıyor.

İktidarda olan, on yıldır iktidarda olan partiniz AKP’nin bu soruna bir türlü çözüm bulamaması fakat taksici esnafının da -Başbakanımız söz verdi- “Korsana hayır.” bantlarıyla her tarafı donatması çok ilginç bir hâle geldi. Hakikaten daha önce Anakent Belediyesi Başkanlığını yapmış, on altı yıldır ana kentte iktidarda olan, dokuz yıldır iktidarda olan bir Hükûmetin bu konudaki çözümsüzlüğünü taksici esnafımızın dikkatine tekrar sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bugün çok önemli bir gün. Bugün, Türkiye ve İstanbul için Haydarpaşa Garı’nın önemini bilmektesiniz. Haydarpaşa Garı’nın adım adım devre dışı bırakılmasının bugün son günü. Son tren bu gece 22.30’da kalkıyor. Bugünden itibaren, Haydarpaşa Garı fonksiyonundan tamamen çıkartılarak yeni fonksiyonuna doğru yol alacaktır. Organize operasyon, 26 Kasım 2011 tarihinde, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin AKP’li üyelerince garın otele dönüştürülmesi kararıyla bitmiştir. Haydarpaşa ve çevresi, gar, liman, geri saha, Kadıköy Meydanı ve çevresi plan içine alınmıştır.

Değerli milletvekilleri, günde 15 bin yurttaşımızın yararlandığı bu Köseköy-Haydarpaşa Garı arası bakım adı altında kapatılmaktadır. Bu haktan yararlanan öğrenci, işçi, memur ve yoksul vatandaşlarımızın en ekonomik ve güvenli yolu olan demir yoluna karşı, iktidar maalesef kara yolunu alternatif göstermektedir. Kara yolu taşımacılığı zaten tıkalı hâle gelen E-5’i ve TEM yolunu daha da içinden çıkılmaz bir hâle getirecek, yolcu güvenliğini hiçe sayacaktır.

Bütün bilimsel araştırmalar şunu göstermiştir: Demir yolu taşımacılığı deprem anında en güvenilir taşımacılıktır. Büyük deprem riskinde olan İstanbul’un bu atardamarı kesilmekte, gerek yolcu gerekse lojistik taşımacılığı sadece kara yoluna terk edilmektedir. Kara yolunun ne olduğunu dün ilk karda tıkanan yollardan İstanbul’un hâlini görerek anlayabiliriz.

1,5 milyon metrekare alanın 817 bin metrekaresi inşaata ayrılacaktır. İstanbul’un en son kalan yeşil alanı yoğun bir yapılaşmaya açılacak, otel ve ticaret merkezi hâline gelecektir. Tarihî değerlerimize sahip çıktığını sürekli söyleyen iktidar, Haydarpaşa Garı’nın çatı tamirini bile bu işte tecrübesi olmayan bir firmaya vererek yüz yirmi yıllık tarihî binanın neredeyse yok olmasına neden olacaktı. Binanın yangın güvenliği alınmadığı için tuzlu suyla tarihî binanın ahşap ve beton kısımları büyük tahribata uğramıştır.

Değerli arkadaşlarım, biz şunları söylüyoruz: Biz bu iyileştirmeye karşı değiliz. İstanbul’un bir banliyösü hâline gelen Gebze ve Kocaeli’ne giden 20 bin civarındaki işçi ve öğrencinin güvenli ve ucuz ulaşımdan yoksun kalmasını istemiyoruz. Dünyanın bütün metropollerinde, Paris’te, New York’ta olduğu gibi, aktif olarak çalışan büyük garlar o kentin hafızasını oluşturmaktadır. Deprem anında en kolay ve güvenilir olan demir yolu ortadan kaldırılmaktadır. Anadolu’nun en ücra köşelerine giden yurttaşlarımızın elinden ucuz ve güvenilir yolculuk hakkı alınmakta, yurttaşlarımız kara yoluna, güvensiz ve pahalı yolculuğa mahkûm edilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (Devamla) - İstanbul’un her yanında olduğu gibi, talan ve rant için bazılarının iştahı kabarmaktadır. İstanbul’un bütün siluetini bozduğunuz gibi, bu bölgeyi de bozmaya çalışıyorsunuz. İstanbullular olarak buna izin vermeyeceğiz.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar) –

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince sözlü sorular ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Sayın Sinan Aydın Aygün’ün; 5941 Sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Mersin Milletvekili Sayın Ali Rıza Öztürk’ün; 5941 Sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün; 5941 Sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün; 5941 Sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/538, 2/85, 2/119) (S. Sayısı: 137)(x)

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Geçen birleşimde 4’üncü madde üzerinde şahıslar adına birinci konuşma yapılmıştı.

Şimdi, şahsı adına ikinci söz sırası Kırıkkale Milletvekili Sayın Ramazan Can’da.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; heyetinizi saygıyla selamlıyorum. 137 sıra sayılı Çek Kanunu Tasarısı üzerinde AK PARTİ Grubu adına, şahsım adına görüşlerimi beyan etmek istiyorum.

Öncelikle, çek nedir? Çek, Ticaret Kanunu’nda düzenlenen kıymetli evraklar babında kambiyo senetlerinden poliçe, emre muharrer senet yani bono ve çek olarak Ticaret Kanunu’nda sayılmıştır. Çek, kayıtsız şartsız borç ikrarını havi bir belge. Ne demek, kayıtsız şartsız borç ikrarını havi bir belge? Yani bu şekilde kambiyo senetleri ve kıymetli evraklardan sayılan bu belgelerden çek, poliçe ve emre muharrer senet, diğer bir adıyla, halk arasındaki deyimiyle bono, adi senetlerden ayrılmıştır takip usulü açısından. Şimdi, bunlarda şekil şartları vardır. Eğer şekil şartları yerindeyse bunlara itiraz edilemez takibe konduğu zaman. Diğer taraftan, beş günlük takip süresi içerisinde itiraz edilmediği zaman takip kesinleşmiş olur ve ilam hükmünü, ilam niteliğindeki belge şeklini alır. Kayıtsız borç ikrarını havi belgeden kasıt budur.

Bir de uygulamada çekte vade olmaz ama bizim Türk hukukunda, Ticaret Kanunu uygulamasında “postdate çek” dediğimiz -ileri tarih atılarak keşide- vadeli çek ihdas edilmiştir. Vadeli çek uygulaması hukuk sistemimizde piyasada dolaşan çeklerin büyük bir bölümünü, kahir ekseriyetini taşımaktadır. Bu da ortada olmayan bir kaynağı oluşturma adına önemli bir ihtiyaçtır. Hukuk sistemimizde postdate çeki uygulamada önemli bir yer bulmuş ve koruma altına alınmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kambiyo senetlerinde çek diğer senetlerle ayrıcalığı var, ayrıcalığını anlattık, bir de dezavantajı var. Dezavantajı nedir? Çekte ibraz süresi vardır. Eğer bu ibraz süresi içerisinde çeki bankaya ibraz etmediğiniz takdirde, o süreyi geçirdiğiniz takdirde, diğer taraftan çekin keşide tarihinden itibaren altı aylık zaman aşımı içerisinde çeki icraya koymadığınızda ya da şu anki uygulamada -kaldıracağız ama- 5941 sayılı Yasa ve 3167 sayılı Yasa’da şikâyete bağlı olduğu için, karşılıksız kaldığında şikâyet etmediğinizde çeklik vasfını yitirmektedir. Çeklik vasfını yitirince ne oluyor? Hukukta bilinen tabirle, yazılı delil başlangıcı, yazılı beyyine. Dolayısıyla, tekrar alacaklı alacağını ispat açısından fatura ve yan delillere müracaat etmek durumundadır. Bu da çekin dezavantajlı yönlerinden biridir. Eğer burada Adalet Komisyonu olarak salt çoğunluğu sağlayabilirsek, bir madde ihdasıyla, çekteki zaman aşımını poliçe ve emre muharrer senetteki zaman aşımıyla uygun hâle getireceğiz. Tabii, çekteki zaman aşımı poliçeden ayrı bir yerde düzenlenmiştir. Poliçe ve emre muharrer senet, diğer adıyla bonodaki zaman aşımı biliyorsunuz üç yıl; cirantada ise bir yıla düşmekte. Çekteki zaman aşımı altı ay olduğu için burada kambiyo senetleri arasında sayılan çekin diğer senetlere karşı bir dezavantajı bulunmaktadır. Bunu da inşallah, muhalefet partisinden Adalet Komisyonu üyelerinin desteğiyle buradan geçireceğimizi düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çek, biliyorsunuz şeklî unsurlar ihtiva eden bir belge. Eğer şekil şartlarından biri eksikse çeklik vasfını yitiriyor. Bu manada, çek kullananlar, çek kabul edenler, basiretli davranmak durumundalar; alacaklarını teminat altına alırken sadece cezaya değinmemeleri lazım. Diğer taraftan, yan delillerle -ipotek, rehin gibi- alacaklarını garanti altına almayı düşünmelidirler diye düşünüyoruz.

Çekin tarihine bir bakacak olursak, ceza hukuku açısından değerlendirdiğimizde, 1985 yılında yürürlüğe giren 3167 sayılı Yasa’dan önce çekte hürriyeti bağlayıcı ceza verilemiyordu. Peki ne yapılıyordu? Eğer unsurları varsa, ceza hukukunun genel prensipleri açısından suçun unsurlarını eğer taşıyorsa üzerinde dolandırıcılıktan ceza veriliyordu. Karşılıksız çek keşide eden kötü niyetli ise, eğer dolandırma maksadı varsa, diğer taraftan suçun unsurlarını da ihtiva ediyorsa bu şekilde cezalandırılıyordu. 1985 yılına geldiğimizde, 3167 sayılı Yasa yürürlüğe girmiştir. 3167 sayılı Yasa’da, karşılıksız çekin muhatabı olan, daha doğrusu karşılıksız çekten zarar görenin şikâyeti üzerine bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Bu da ihtiyacı karşılamamıştır ve 2009 yılına gelene kadar bir sürü değişiklik olsa da ana konu, ana çatı bu şekilde devam etmiştir. 2009 yılında 5941 sayılı Yasa yürürlüğe girmiş ve burada doğrudan karşılıksız çek keşide edene ceza vermektense adli para cezası öngörülmüştür. Adli para cezası öngörüldüğünde adli para cezasını ödemeyen kişi bu sefer de hürriyeti bağlayıcı cezayla karşı karşıya kalmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAMAZAN CAN (Devamla) - Teşekkür ederim, saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Can.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, karşılıksız çeklere adli para cezası uygulamasının başladığı 7 Mart 2003 tarihinden bu yana adli para cezası kaleminden devletin kasasına toplam ne kadar para toplanmıştır? Bu paranın ne kadarı çek mağdurları için kullanılmıştır? Bundan sonra bu paranın bir fona aktarılması yönünde Hükûmetinizin düşüncesi nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkan. Biraz önceki arkadaşımızın kaldığı yerden devam edeceğim.

Adli para cezası -devlet burada zarar etmediği hâlde, vatandaşın cebinden çıkan, malının karşılığı verilen çek karşılığında alınan para- devlet hazinesi açısından bir sebepsiz zenginleşme değil midir? Sebepsiz zenginleşme olduğu için bunu iade etmeyi düşünüyor musunuz?

Devamı: Gerek Şanlıurfa gerek Konya ilimize yeni millî eğitim müdürleri tayin edildi ancak tayin edilen kişiler, dava açmadığı hâlde, keyfî olarak gitmek istemiyorlar. Bunlar birilerinin tanıdığı mıdır, hatırını kıramayacağınız kişiler midir? Buna bir açıklık getirir misiniz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Işık tarafından “Adli para cezasından ne kadar para toplanmıştır?” şeklinde bir soru tevcih edildi. Yalnız, arkadaşlarımız bana şu ana kadar böyle bir hesap yapamadıklarını ifade ettiler; ellerinde böyle bir bilgi yok, bir istatistik yok.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Geçen hafta da sorduk, o günden bugüne hazırlanmış olması lazımdı.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Onu yine arkadaşlarımız çalışsınlar, çıkarmaya gayret etsinler inşallah ama şu an itibarıyla, maalesef, cevap verebilecek durumda değiliz. Muhtemelen birçok birime dağıldığı için -bu miktarlar, cüzi miktarlar- bunları toparlama konusunda bir sıkıntı var, inşallah onu çalışırlar.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Çok para Sayın  Bakan, çok para. Allah’a havale etmeyin, bürokratlara havale edin.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) –  Dağınıklık anlamında söylüyorum, farklı birimlere dağınıklık anlamında.

Sayın Tanal “Adli para cezası sebepsiz zenginleşmeye yol açar mı?” şeklinde bir soru sordular. Yani bu şekilde…

BAŞKAN –  Hazinenin zenginleşmesine… Doğru anlamışım değil mi?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Aynen aynen.

BAŞKAN –  Tamam.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) –  Evet, şimdi kişi borcunu ödediği zaman ceza düştüğünden kişi devlete ödeme yapmak yerine borcunu ödeyecektir, yeni sistemde bu olacaktır yani araya bir anlamda devlet girmemiş olacak. Asıl borç sahibine paranın gitmesi sağlanmış olacak. Mevcut durumda aslında adli para cezalarını ödüyor ödenemeyen çeklerde, hem adli para cezası ödeniyor hem de borçlu olduğu kişiye karşı borcunu ifa ediyor. Yeni sistemde sadece borcunu ifa etmiş olacak. Arada devlete herhangi bir kaynak aktarma söz konusu olmayacak yani mali anlamda bakarsanız devletin bu anlamda bir kaybı olacak ama kişiler arası ilişkiler anlamında bakarsanız da daha hakkaniyetli bir durum oluşmuş olacak diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım teşekkür ederim, vakit olduğu için…

Sayın Bakan ya ben anlatamadım soruyu veya Bakan anlamadı ama 5941 sayılı Çek Kanunu’nda para cezası verildiği zaman vatandaş gidiyordu bu çek bedelini yatırıyordu, cezası düşüyordu yani bu parayı Hazine, devlet, çek sahibine vermiyordu. Benim sorum buna yönelik. Bu bir haksız kazanç, sebepsiz zenginleşme değil midir? Bu, haksız kazanç, sebepsiz zenginleşme olduğu için çek sahibine ödemeyi düşünüyor musunuz?

BAŞKAN –  Buyurun Sayın Bakan.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Sayın Başkanım, zaten bu tam da Sayın Vekilimizin dediği hüküm değiştiriliyor şu anda. Bundan sonra yeni düzenlemede böyle bir durum söz konusu değil.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Biriken paralar ne olacak Sayın Bakan?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Ama mevcut sistemde hapis cezası borcunu ifa etmediği için verilen bir ceza değil. Adli para cezasını yerine getirmediği için, ifa etmediği için hapis cezasıyla karşılaşıyordu yani şu mevcut değişmeyen hâliyle. Şimdi, dolayısıyla, o şu anda idari para cezasına dönüştürüleceği için böyle bir durum söz konusu olmayacak yani hapis görmesi, çekini ifa etmediği için değil, adli para cezasını yerine getirmediği için bir hapis cezasıydı. Şimdi o idari para cezasına dönüştürüldüğü için bu sorun da kendiliğinden ortadan kalkmış olacak.

BAŞKAN – Paraları iade değil kısaca.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Öyle bir şey şu anda söz konusu değil.

BAŞKAN – Sayın Önder, buyurun.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Ben, tane tane sorayım, Sayın Tanal’ın bıraktığı yerden devam edeyim. Yeni bir düzenleme var Sayın Bakan fakat eski düzenlemede bu anlamda alınan büyük paralar var. Eğer yeni düzenleme bu eski para tahsilatını manasız buluyorsa ya da adil buluyorsa, her neyse, bunu geri alıyorsunuz. O zaman, eski paraları, bu şimdiye kadar tahsil edilenleri sahiplerine geri verecek misiniz? Ben de böyle bir para ödedim, onun için soruyorum.

BAŞKAN – Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, bu sorunun cevabı verilmeli, ısrarla soruyoruz, geçen hafta da sorduk. Kendinizin yani bu Hükûmetin çıkarttığı bir kanunla koyduğunuz adli para cezası milletin belini büktü, ödeyemediği için hapse düştü. Şimdi, toplanan paraları veya bu çıkartacağınız kanunla, bu cezalı duruma düşenlere bir şey getiriyor musunuz? O birikmiş adli para cezalarını iade edecek misiniz? Dün mü yanlıştı, bugün mü yanlış Sayın Bakan, bunun cevabını verin lütfen. İki defa, geçen hafta da görüştük bunu, soruyoruz, şimdi de soruyoruz ama cevap verilmiyor. Lütfen…

BAŞKAN – Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım millî eğitimle ilgili soruma hiç cevap vermedi yani karşımızda Millî Eğitim Bakanı da oturuyor, hiç olmazsa Millî Eğitim Bakanından öğrensinler. Yani Konya’ya ve Şanlıurfa’ya tayin ettikleri 2 Millî Eğitim Müdürü dava açmadığı hâlde, tayinleri çıktığı hâlde neden gitmiyor? Bunun sebebi nedir? Yani bunlar çok güçlü, kudretli kişiler midir? Neden bu kayırma işlemi yapılıyor?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, tam iki buçuk dakikanız var.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Peki, teşekkür ediyorum.

Şimdi, tabii, adli para cezası alınmış olan şahıslara tekrar iade edilmesi şeklinde bir düzenleme söz konusu değil. Şurada sistemimizde de daha önce trafik cezaları gibi farklı cezaları da aynı kapsamda düşünebilirsiniz. Bunlar idarenin işleyişini de içinden çıkılmaz hâle  getirebilir. Burada “mağdur” kelimesini kullanmak da çok anlamlı değil tabii. Sonuçta çek vermiş, karşılıksız çıkmış çekten bahsediyoruz. Buna gelen bir idari, adli para cezasından bahsediyoruz, bir suç olarak hapis cezasından bahsediyoruz. Şu anda o hapsi ortadan kaldırıyoruz zaten yani aslında lehte bir değişiklik yapmış oluyoruz. Yeni işlemler için de bir daha böyle bir durum oluşmamasını sağlayacak bir düzenleme getirmiş oluyoruz ama bahsettiğiniz anlamda, paraların geri iadesi anlamında herhangi bir düzenlememiz söz konusu değil. Siz bunu temenni ediyor olabilirsiniz ama burada herhangi bir düzenleme söz konusu değil.

Diğer taraftan, Millî Eğitim Bakanlığımızla ilgili soruyu Sayın Bakanımız arzu ederse… Doğrusu bir keyfi uygulama hiçbir şekilde düşünülemez ama spesifik bir konu. Sayın Bakanımız yazılı cevap vermek isterse Sayın Vekilimizi yazılı olarak bilgilendirebilir. Benim konum değil tabii ki.

BAŞKAN – Kanunla alakalı olmadığı için.

Şimdi Sayın Ayhan elli saniyeniz var, size cevap verilemez ama sorunuzu sorun.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, bu vatandaşlar çekleri neden ödeyememişler? Hükûmetin bir araştırması var mı, onu merak ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Tek bir sebebi olmaz bu tür şeylerin, çok sayıda sebebi olabilir fakat bir taraftan şunu da değerlendirmemiz lazım tabii: Bir küresel kriz ortamı yaşandı, onun da getirdiği birtakım sıkıntılar olmuş olabilir ama…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Amerika’dan dolayı mı?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) -…kriz ortamı olmadığı durumlarda da çeklerin karşılıksız çıkması hadisesi her zaman olabilecek şeylerdir. Tek bir sebebe bağlanması mümkün değil tabii, çok çeşitli sebepleri olabilir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, Bakan diyor ki: “Benim görev alanım değil.” O zaman tüm bakanlar otursunlar, sorularımızı ona göre yöneltelim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, bu engelleme ne zamana kadar devam edecek? Yani Çek Yasası’nı istiyor musunuz istemiyor musunuz, Allah aşkına ya!

BAŞKAN – Sayın Tanal, bir saniye…

Şimdi, bakın, sizin soru sormanıza zaman içerisinde gayet güzel bir sistemle yürüdük ama kanunu ilgilendiren konulardaki sorulara normal şartlarda burada oturan bakanlar cevap verir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama o da cevaplayabilir.

BAŞKAN - Siz, Millî Eğitim Bakanına bir soru sordunuz, Sayın Bakan da “Ben onu bilmiyorum.” dedi. O açıdan yapacak bir şey yok.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki, teşekkür ederim.

BAŞKAN - 4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 5- 5941 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin dokuzuncu fıkrasında yer alan “bir yıla kadar hapis” ibaresi “Cumhuriyet savcısı tarafından üçyüz Türk Lirasından üçbin Türk Lirasına kadar idarî para” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – 5’inci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Gürkut Acar. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Acar.

CHP GRUBU ADINA GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 137 sıra sayılı Çek Kanunu’nda değişiklik yapılmasını öngören tasarının 5’inci maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, Antalya Aksekili, İbradılı hemşehrimiz Profesör Doktor Muammer Aksoy’u faili meçhul şekilde öldürülmesinin 22’nci yılında, minnet ve şükranla, rahmetle anıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Çek Kanunu uzun tartışmalar, uzun mağduriyetlerden sonra yeniden önümüze geldi. Bu şunu gösteriyor: Bir kanun yaparken “Dediğim dedik, çaldığım düdük.” derseniz, iki üç yılda bir sürekli kanunlarda değişiklik yapmak zorunda kalırsınız, Çek Yasası bunun bir örneğidir. Bugün Çek Yasası’nın görüşülmesini gerektiren gerekçeler 2009 yılında da vardı, bugün de var. O zaman muhalefetin de görüşleri dinlenseydi, ortak bir akılla çözüm üretilseydi bugün konu gündeme gelmez, insanlar mağduriyetler yaşamaz, mahkemeler tıkanmazdı, aldığı çek yüzünden kendisi de çek mağduru olanlar ortaya çıkmazdı.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Adalet Bakanının verdiği bilgilere göre şu anda Çek Yasası’ndan 1.340 kişi, 5941 sayılı Yasa uygulamasından 117 kişi olmak üzere 1.457 kişi cezaevinde. Şu anda Yargıtayda bulunan dosya sayısı 217.165 ve alt derecede, ilk derece mahkemelerinde 400 bin civarında dosya olduğu söylendi.

Değerli arkadaşlarım, bu çeklerin bu kadar karşılıksız çıkması Türkiye’de ekonominin iyi gidip gitmediği konusunda da bizde endişeler yarattı. Çekin bu şekilde bir birikime uğramamasını sağlamanın yolu sağlam bir ödeme aracı hâline getirmek, bankaların sorumluluğunu artırmaktan ibarettir.

Değerli milletvekilleri, bugün gündeme getirilen tasarı birtakım mağduriyetleri giderecektir ama tam bir çözüm sağlamayacaktır. Ben de bu çekle ilgili bir kanun teklifi hazırladım ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sundum, Hükûmetin tasarısı ve diğer tekliflerle birleştirme imkânı olmadı ama (2/291) esas numarasıyla Adalet Komisyonunda beklemektedir.

Benim önerimin temeli şudur: Öncelikle çekle ilgili bankaların sorumluluğu artırılacaktır. Bankalar çek hesabı açmak isteyenlerle ilgili incelemelerini daha sağlıklı yapmalı, ödeme gücüyle ilgili şüphe taşıdıkları kişilere çek hesabı açmamalıdır. Bankalar çek hesabı açacağı kişilerle bir çek anlaşması ya da kredi anlaşması yapacak, bu anlaşma kapsamında belirlenen limite kadar ilgiliye miktarı matbu olarak yazılı bulunan çek verilecek. Bankalar ibraz edilen çekleri, karşılığı olup olmadığına bakmaksızın ödemekle yükümlü olacak. Bankalar ödedikleri çekleri, çek hesabı sahibinden anlaşmaları doğrultusunda yasal yollardan tahsil edecektir. Böyle bir sistemde “karşılıksız çek” kavramı olmayacak, kredi kartlarını, nasıl bankalar alacaklarını tahsil ediyorlarsa, nasıl karşılıksız kredi kartı yoksa çeklerde aynı sistemi uygulayacaklardır. Bankalar ödeme gücünde şüphe taşıdıkları, kredi sağlayamadıkları kişilere çek vermeyeceklerdir. Bunun çözümü budur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5’inci maddeye gelecek olursak, 5941 sayılı Kanun’un 7’nci maddesinin dokuzuncu fıkrasında ne deniyor? “Hamiline çek defteri yaprağını kullanmadan hamiline çek düzenleyen kişi, bu aykırılığı içeren her bir çekle ilgili olarak, bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.” Öngörülen bu yeni düzenleme ile bir yıllık hapis cezası kaldırılacak, hamiline çek defterini kullanmadan hamiline çek düzenleyen kişilere cumhuriyet savcıları tarafından 300 Türk lirasından 3 bin Türk lirasına kadar idari para cezası verilecek. Yani bir uyum sağlanarak burada da hapis cezası kaldırılıyor ancak bu idari para cezası bu fiilin işlenmesini engelleyecek nitelikte midir, bunun iyi sorgulanması gerekir. Bu fiil, çekin karşılıksız çıkmasıyla ilgili bir durum değildir.

5941 sayılı Kanun’un gerekçesine baktım neden böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmuş diye. Orada deniyor ki: “Hamiline çek ancak hamiline çek defteri yaprakları kullanılmak suretiyle düzenlenebilir. Diğer çeklerden ayırt edilecek özelliklerin yanı sıra, hamiline çek defterindeki çek yapraklarının üzerinde ‘hamiline’ ibaresi matbu olarak yer alacaktır.” Kayıt dışı ekonominin önüne geçmek ve yolsuzlukla mücadele etmek amacına yönelik olarak kabul edilen bu hükmün uygulanabilirliliğini sağlayabilmek için dokuzuncu fıkrada bir suç tanımına yer verilmiştir.

“Eğer çek hamiline değilse kime verildiği üzerine yazılsın.” deniyor. Bu hüküm hamiline çek sisteminin uygulanabilmesi ve kayıt dışılığın önlenmesi amacıyla gündeme gelmiştir. Yani bunun “karşılıksız çek” kavramıyla ilgisi yoktur. Kayıt dışı ekonomiyle mücadele edilmek isteniyorsa gerçekten, burada, yaptırımın çekin miktarıyla bağlantı kurulmasında yarar olduğunu düşünüyorum yani 50 bin liralık, 100 bin liralık bir işlemde belki de bu 3 bin lira ceza göze alınabilecek bir yaptırım olarak düşünülebilir. Ceza caydırıcı görünmüyor, bunun iyi değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, çekle ilgili kesin bir çözüm isteniyorsa, dediğim gibi, çeki güvenilir bir ödeme aracı hâline getirmek zorundayız. Burada bankaların sorumluluğu arttırılmalıdır, bir çek anlaşması modeliyle bir sistem kurulursa karşılıksız çek kavramı ortadan kalkacaktır, mahkemelerin iş yükü azalacaktır hem de uluslararası sözleşmelere uygun olarak borçtan dolayı özgürlüğün kısıtlanmasının da önüne geçilmiş olacaktır. Bu yapılmadığı sürece kalıcı bir çözüm üretilmesi mümkün olmayacaktır diye düşünüyorum. Karşılıksız çek kavramının daha fazla önümüze gelmesi güçlü bir ihtimaldir ya da çeke güven kalmayacak, kullanımı da mümkün olmayacaktır, bu da ticarette yeni sorunlar doğurabilecektir. Ancak biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu yeni tasarıyı Avrupa İnsan Hakları hükümleriyle uyum sağlayan yeni niteliği itibarıyla destekliyoruz ve olumlu olarak oy kullanacağız.

Değerli arkadaşlarım, son olarak şunu söylemek istiyorum: Özellikle Deniz Feneri davasının savcıları için ceza davası açılması otuz dokuz yıllık bir hukukçu olarak emin olun ki bizi endişe içinde bırakmıştır ve bu gelişim Türkiye’de yargıda görev yapan her hâkim ve her savcı için büyük tereddütler ve endişeler yaratmıştır. Biz bu uygulamadan iktidar partisinin bir an önce vazgeçmesini diliyoruz.

Ayrıca değerli arkadaşlarım, sendikaların iş kolunda yüzde 10 oranında örgütlenmiş olanlarına toplu iş sözleşmesi sağlanmasıyla ilgili de vakit varken bu miktarın, bu yüzde 10 barajın indirilmesi, bunun binde 5’e indirilmesi gerektiği kanısındayız. Türkiye’de eğer sendikalaşmanın önünü kesersek demokrasi işlemez. İşçi sendikalarının olmadığı, işçilerin örgütlenemediği hiçbir topluma getirilmiş olan rejim demokrasi rejimi olamaz. Bu nedenle, 3 milyondan 700 bine inmiş olan sendikalı işçi sayısının, 8 milyonluk bir sosyal sigortalı kayıtlı işçi sayısının karşısında çok düşük olduğu kanısındayız.

Çağdaş ve uygar bir demokrasi istiyorsak sendikaların önündeki bu engelin kaldırılmasını talep ediyorum ve yüce kurulunuzu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, iki önemli sorum olacak:

Birincisi: Şimdi adli para cezasının, dolayısıyla hapse gitmenin yolunun kapatılmış olması önemli bir gelişme, ancak siz de çok iyi biliyorsunuz ki bu insanların birçoğu belki de yüzde 90’ının, 95’inin sicilleri kötü, çıktıkları zaman ya da cezaevine gitmekten kurtuldukları zaman bankaya gittiklerinde kredi alamayacak durumda. Şimdi bunlara bir sicil affı getirip bu insanların borçlarını ödemesine imkân tanıyabilecek miyiz?

İkincisi: Factoring şirketlerinin ve tefecilerin bu karşılıksız çek olayından dolayı bugüne kadar ne kadar para kazandığı konusunda hiç Hükûmetiniz bir araştırma yaptı mı? Bu alanda kaç factoring şirketi faaliyet gösteriyor? Bunlarla ilgili nasıl bir tedbir aldınız veya tedbir almayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ediyorum.

Sicil affıyla ilgili zannediyorum bir önergesi de var Sayın Işık’ın ve diğer değerli milletvekillerimizin. O zaman o önerge oylandığında tabii ki Meclisimizin takdirindedir, ancak genel anlamda sicil aflarının piyasada tam da arzu edilen sonuçları doğurmadığına dair bir tecrübemiz var. Geçmişte birtakım sicil afları olsa da bunlar bilgi olduğu için, belli finansal kurumlar bu konuları veya muhatapları bildiği için, sonuçta affetseniz de fiiliyatta, pratikte çok etkili olmadığını geçmiş tecrübelerimizden biliyoruz. Onun dışında da yine, bilgi anlamında kötüye kullanılmaması, yeni sistemde de çeklerin daha sıhhatli bir ortamda kullanılması bakımından da geçmiş sicillerin bilinmesinde de yarar olabilir diye düşünüyorum.

Diğer taraftan, adli siciller, suç olmaktan çıktığında zaten otomatik olarak siliniyorlar. Orada bir problem yok, arkadaşların bana verdiği bilgiye göre adli anlamda bir sıkıntı yok.

Diğer taraftan, bu factoring şirketleri, 76 tane factoring şirketi olduğunu söylüyor arkadaşlar ama sizin sorunuz tabii daha istatistiki rakamlarla ilgili. Şu an arkadaşlarımızın elinde böyle rakam yok. Eğer varsa daha sonra bilahare yazılı olarak sizlere iletirler.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ayhan, buyurun.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bu tasarı Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmeden Sayın Başbakan Yardımcısının bir açıklaması oldu, bu tasarının kanunlaşmaması hâlinde 100 bin kişinin  cezaevine girebileceğini ifade etti. Zaten cezaevindeki sayı da aşağı yukarı bu kadar, biraz bundan fazla. Bu cezaevleri yeni girecekleri almayacağı için mi bu tasarı hazırlandı? Onu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ediyorum.

Tabii, istatistiklere baktığımızda, gerçekten çok sayıda dava söz konusu. 2010 yılı itibarıyla 405.704 dava söz konusu, çok kabarık bir rakam. Yargıtayda, hâlen dairelerde 53.544, başsavcılıkta 163.221 dosya bulunuyor, toplam 217.165. Fiilen hükümlü olan sayısı gerçekten düşük, 1.457 fakat Yargıtaydaki dosya sayısına baktığınızda, bu sürecin devamı hâlinde sayıların çok  çok daha üst noktalara gideceği de görülüyor yani bir tedbir alınmaması durumunda çok ciddi sonuçları olduğu görülüyor.

Tabii, bu kanunun diğer birçok kanun gibi birçok amacı, gerekçesi var. Sayın Vekilimizin sorduğu soruyu… Gerçi diğer ikinci boyutunu, dosyaları azaltma boyutunu sormuştu. Bu, tabii bir sonuç; tek amacı bu şekilde ifade etmek mümkün değil tabii. Kanun’un çeşitli amaçları, gerekçesinde de ifade edilen amaçları var. Fakat bir sonucu da tabii ki, bu dosyaların sayısının azalması, adli yükün azalması. Dolayısıyla, adalet sisteminin daha hızlı, daha rahat çalışma imkânı bu sonuçlarından biri olarak ancak ifade edilebilir. Ancak böyle tek amacı şeklinde ifade etmek zannediyorum doğru olmaz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, tabii bu çekle yapılan karşılıksız harcamalar da zannediyorum ki, gayrisafi yurt içi hasılanın içine giriyordu. Dolayısıyla, acaba hiç bunu hesap ettiniz mi? Mesela ihracat-ithalat kayıtlarımızda hiç öyle hayali ihracat veya işte faturalandırılmamış ithalatlar, şunlar bunlar; hep bunlar ülkenin aleyhine. Ama rakamlarda siz hayali ihracatı düşmeden veriyorsunuz “Türkiye şu kadar ihracat yaptı.” diye. Bir bakıyoruz ki, geçen sene, evvelki sene, ondan önceki sene hayali ihracat çıkıyor ortaya ama bu ihracat rakamlarının içinde görünüyor yine Allah’a çok şükür!

Şimdi, bu karşılıksız çekler de gayrisafi yurt içi hasılanın içinde görünüyor. Bunun oranının ne olduğuna falan bakabildiniz mi acaba hiç ekonomik olarak?

Teşekkür ediyorum.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Değerli Vekilimizin sorusuna şöyle cevap vereyim…

BAŞKAN – Bir dakika Sayın Bakan.

Buyurun Sayın Ayhan.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tasarı gerekçesinde ekonomik yönü hiç incelenmemiş; arz ediyorum. O neden acaba?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Şimdi, baktığımız zaman millî gelir içinde, karşılıksız çekin millî gelire…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Bakan “Millî gelir” demeyin, siz bari “Millî gelir” demeyin “Gayrisafi yurt içi hasıla” deyin.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Gayrisafi yurt içi hasıla içinde karşılıksız çeklerin oranı 2008 yılında 1,4; 2009’da 1,64; o tarihten sonra giderek düşmüş ve 2011 yılında 0,68 yani yüzde 1’in de altına inmiş, oldukça gerilemiş aslında.

Tabii, gayrisafi yurt içi hasıla hesaplanırken yurt içinde bir yıl içinde üretilmiş toplam mal ve hizmetlerin bedeline bakılır.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Tüketim ve üretim giriyor mu bunun içine?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – O bedelin, hani, ödeme sisteminde karşılığı olup olmadığı, oradaki hukuksuzluklar toplam varlığın tutarını, mal ve hizmetin değerini değiştirmez. Borç-alacak ilişkilerini, ihtilafları olsa olsa etkileyebilir. O anlamda, millî geliri…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İşlem görmüş oluyor. Millî gelir bu şekilde…

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Evet, Millî geliri değiştirdiğini ifade edemeyiz.

Sayın Ayhan “Gerekçede ekonomik boyut yer almamış.” dedi ama biraz daha belki açarsa, tam neyi kastettiğini, doğrusu, tam soruyu şey yapamadım. Yani biraz daha belki detay almamızda fayda var.

BAŞKAN – Sayın Ayhan, buyurun.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, benim sorumda Sayın Bakanın anlamayacağı bir şey yok, gayet açık ve net. Bu tasarının bir de ekonomik yönü var, hukuki yönünün ötesinde. Bu kadar çek ödenemiyor. Bunun bir meblağı var ve piyasada karşılığı var. Bunun neden ekonomik yönünün getirisini götürüsünü hesaplamadan bu işi yaptık? Biz anlıyoruz ki, Plan ve Bütçe Komisyonuna, artı Sanayi ve Ticaret Komisyonuna bu tasarının tali komisyon olarak gelmemesi bile, bunun, yeteri kadar ekonomik anlamda incelenmediğini çok açık ve net bir şekilde gösterir. Onu ifade etmek istedim. Sayın Bakan daha fazla izahat istiyorsa, devam ederim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Buyurun.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Yani burada garipsenecek bir şey yok. Çok kısa sordunuz, ben de bir açarsanız daha iyi anlamış ve daha iyi cevaplama imkânını elde etmiş olurum diye sordum.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Hükûmet de gerekçeleri çok kısa yazıyor.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Şimdi, Sayın Vekilimizin bahsettiği hususta çok geniş kapsamlı değerlendirmeler yapıldı. İşin ekonomik etkileri bakımından Ekonomi Koordinasyon Kurulunda konu defalarca ele alındı. İş dünyamızla, değişik taraflarıyla konu müzakere edildi. Ne getireceği, ne götüreceği, ekonomik etkileri son derece ayrıntılı bir şekilde analiz edildi ve bir sakınca görülmeyerek, ekonomik gidişatımız açısından herhangi bir sıkıntı doğurmayacağı düşünülerek Hükûmet olarak da benimsendi ve Meclisimizin takdirine gönderildi.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığına,

Görüşülmekte olan 137 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 5. maddesine aşağıdaki fıkraların eklenmesini ve madde çerçevesinin buna göre düzenlenmesini arz ederiz.

“Çek hesabı nedeniyle sicili bozulmuş olanların, kanunun yürürlük tarihi itibarıyla hiçbir işlem yapmaya gerek duymaksızın sicil kayıtları temizlenmiş sayılır”

“Bankaya ibraz edilen çekin karşılığının hesapta olmaması hâlinde, çek karşılığı, öncelikle hesap sahibinin varsa aynı banka nezdindeki kredi hesabından kredi limiti dâhilinde ödenir”

                 Ali Uzunırmak                                       Alim Işık                                     Mustafa Kalaycı

                        Aydın                                              Kütahya                                              Konya

                     Faruk Bal                                     Mehmet Şandır                                   Erkan Akçay

                       Konya                                               Mersin                                              Manisa

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz. Yalnız, kısa bir açıklama yapmak istiyorum Sayın Başkanım.

Adli Sicil Kanunu’nun 11’inci maddesine göre “Eylem suç olmaktan çıktığı zaman, adli sicil ve arşiv kayıtları, hiçbir talep olmaksızın kendiliğinden silinir.” hükmü olduğu için bu önergedeki bu düzenlemeye karşıyız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ali Uzunırmak.

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, buyurun.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Türkiye’de bugün hakikaten çok insanı ilgilendiren bir yasayı görüşüyoruz.

Değerli arkadaşlar, Allah şaşırttı mı kulunu “hanım”a “bacanak” dedirtirmiş. Bu Hükûmetin hakikaten ne yaptığı belli değil. Bakın, 2003 yılının 3’üncü ayında Türkiye’de kim iktidar? Bugünkü Hükûmet iktidar. O gün adli para cezasını, bu Mecliste, işte bu saatleri harcayarak günü, dakikası şu kadara mal olan bir harcamayla bu yasayı geçirtiyor, aradan dokuz yıl geçiyor, bugün tekrar başka bir yöne değişiyoruz. E, dün niye yapıldı, bugün niye yapılıyor? Dolayısıyla, bugünkü Hükûmet yine bir hatayı yapıyor ve tabii ki bu hataları neden yapıyor Hükûmet? Çünkü yapmak istediğiyle yapması gereken ve yaptığı farklı olup, gayesiyle yaptığı farklı olup gayesini doğru izah edemediği, edemeyeceği için böyle kargacık burgacık işlerle günü kurtarmaya çalışıyor. Hatalar oradan kaynaklanıyor. Niyetiyle yaptığı, yapmak istediği, yapması gereken farklı olduğu için bu hatalar işleniyor. Dokuz yılda, göreceksiniz, birçok kanun aynı şekilde değişmiş ve yapılmış. Ee, devletin otuz yılını, kırk yılını, seksen yılını eleştirirken çok rahat her gün başka bir gündem yaratılıyor.

Bakın, aslında çek ile ilgili mağduriyet insanlarını sınıflandırmamız veya tariflememiz gerektiğinde ödeyemeyip hapse düşen mi mağdur, ödemeyen hapse düşen mi mağdur, alacağını tahsil edemeyip borcunu ödeyemeyip hapse düşen mi mağdur, parasını tahsil edemeyen mi mağdur? Ben, Sayın Bakana geçen görüşmede sordum, Sayın Bekir Bozdağ vardı, dedim ki: “Siz hangisinden yanasınız? Bunlardaki mağdur sınıflamasını, tariflemesini bir yapın bize. Acaba çek defterini satıp merdiven çek hazırlayıp piyasayı dolandıran, haksız rekabete sebep olan hapse düşmüş insanlar mı mağdur, yoksa dolandırılmış olan tahsil edilemeyenler mi mağdur?”

Değerli milletvekilleri, bunların önlenmesinin bir tek yolu var: Akıl yolu. Nedir? Çek defterini veren banka, çek defterlerini kategorilendirir, sınıflandırır; mavi defter, kırmızı defter, beyaz defter ve hepsine bir limit koyar, der ki: “Mavi defter yaprak başına 10 bin lira kesebilir, kırmızı defter 20  bin lira, beyaz defter 50 bin lira kesebilir.” Çek defterinde kaç sayfa var? Diyelim ki yirmişer sayfa var, buna göre kredi limitinin içerisine alır ve o kredi limitinin içerisinde, banka, teminatları müşteriden, keşide sahibinden almıştır ve dolayısıyla, çek nasıl ki bizim piyasamızda üç ay, beş ay, altı ay vadeli kredi olarak bir noktada kullanılıyor kredi evrakı olarak, bankada da kredili olarak o hesapta eğer para karşılık yoksa bile keşide sahibinin hesabından kredi işlemiyle o çek ödenir ve alınan teminatların karşılığında, banka, sonra o vatandaşla muhatap olur. Dolayısıyla, çek daha güvenli bir evrak hâline gelir, karşılıksız çek diye bir şey de artık söz konusu olmaz çünkü banka her türlü teminatları almıştır ve keşide sahibinin ödeme yükümlülüğü artık bankaya olmuştur ve çek güvenli bir evrak durumuna gelmiştir. Ama tabii ki siz bunu böyle düzenlemek yerine, her zaman olduğu gibi, bir AKP klasiği hâlinde “Aman, o tarafı da memnun edeyim, bu tarafı da memnun edeyim…”

Değerli milletvekilleri, haklıyla haksızın arasında adaletli bir karar vermediğiniz zaman bu, haklının mağdur edilmesi anlamına gelir. Dolayısıyla, adalet tecelli etmiş olmaz. AKP oy kaybetmemek uğruna iki tarafı da memnun etme gayreti içerisinde her türlü uygulamasında yeni mağdurlar meydana getirmektedir. Dolayısıyla, bu mantık içerisinde daha ekonomi çok zaaflara uğrayacaktır çünkü çekler gerçekten piyasada doğru işlem görmeye başladığında -işte biraz önce Sayın Bakana sorduğum gibi- gayrisafi yurt içi hasılanın düşmesine bile sebep olacaktır. Siz ondan bile endişe etmektesiniz,  “Aman, bu çekler, piyasada bu kadar olmayan para dolaşıyor, dolayısıyla gayrisafi yurt içi hasıla yükseliyor…” Milletvekilleriniz, bakanlarınız gayrisafi yurt içi hasılayı millî gelirle karıştırıp daha hâlen “millî gelir” ifadesini kullanıyor. İşte bu kadar kötü durumda yönetilen bir Türkiye’yle karşı karşıyayız.

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzunırmak.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.12

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 58’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

137 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Tasarının 6’ncı maddesini okutuyorum:

 

MADDE 6- 5941 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 3- (1) Bankalar, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca bu maddenin yayımı tarihinden itibaren bir ay içinde 2 nci maddeye göre yayımlanacak tebliğde belirlenen esaslara uygun olarak yeni çek defterleri bastırırlar.

(2) Bankalar, 31/12/2012 tarihine kadar müşterilerine yeni çek defterlerini verir ve ellerindeki eski çek defterlerini imha ederler.

(3) Bu Kanunun bu maddenin yayımı tarihinden önce yürürlükte bulunan hükümleri ile 3167 sayılı Kanun hükümleri gereğince düzenlenmiş olan eski çeklerin hukukî geçerliliği devam eder.

(4) Bankaların müşterilerine verdikleri eski çek defterleriyle ilgili olarak, muhatap bankanın 3 üncü maddenin üçüncü fıkrasına göre ödemekle yükümlü olduğu tutara ilişkin sorumluluğu 30/6/2018 tarihinde sona erer.

(5) 31/12/2017 tarihine kadar, üzerinde yazılı düzenleme tarihinden önce çekin ödenmek için muhatap bankaya ibrazı geçersizdir.

(6) Bu maddenin yayımı tarihinden önce verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararlarına ilişkin kayıtlar, 6 ncı maddede düzenlenen yasağın kaldırılmasına ilişkin şartlar oluşuncaya kadar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında tutulmaya devam olunur.

(7) Bu Kanun hükümlerine göre suç karşılığı uygulanan yaptırımı, idarî yaptırıma dönüştürülen fiiller nedeniyle,

a) Soruşturma evresinde bulunan dosyalar hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca,

b) Kovuşturma evresinde bulunan dosyalar hakkında mahkemece, idarî yaptırım kararı verilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, Yargıtay’ın ilgili dairesinde bulunan dosyalar hakkında ise ilgili dairece, bu Kanuna göre işlem yapılmak üzere dava dosyası hükmü veren mahkemeye gönderilir ve bu mahkeme tarafından duruşma yapılmaksızın karar verilir.”

BAŞKAN -  Madde üzerinde iki önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 137 sıra sayılı Kanun Tasarısının 6. maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ederiz.

(8) Çek hesabı nedeniyle ödeme sıkıntısına düşmüş ya da alacağını tahsil etmekte güçlük çekenlerin desteklenmesi amacıyla, T.C. Merkez Bankası yönetiminde “Çek Garanti Fonu” kurulmuştur. Fonun yapısı ve işleyişine ilişkin esaslar, kanunun yürürlük tarihinden itibaren en geç üç ay içinde Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

                     Alim Işık                                     Mustafa Kalaycı                                   Erkan Akçay

                     Kütahya                                             Konya                                              Manisa

                Mehmet Şandır                                     Faruk Bal                                                

                      Mersin                                              Konya                                                   

BAŞKAN -  Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 137 sıra sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 6. Maddesinde düzenlenen Geçici 3'üncü maddenin beşinci fıkrasının Tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Mahmut Tanal                                   Celal Dinçer                                    Ahmet Toptaş

                     İstanbul                                            İstanbul                                       Afyonkarahisar

                  Ali Serindağ                                  Haluk Eyidoğan

                    Gaziantep                                          İstanbul

BAŞKAN -  Komisyon katılıyor mu okuttuğum önergeye?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN -  Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Türk Ticaret Kanununun 795'inci maddesi uyarınca Çek görüldüğünde ödenir. Buna aykırı herhangi bir kayıt yazılmamış hükmündedir. Düzenlenme günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibraz olunan çek, ibraz günü ödenir denilmektedir. Tasarının 6'ncı maddesinin Geçici 3'üncü maddesinin beşinci fıkrası, şu an piyasada ileri tarihli çekleri ortadan kaldırmakta ve çeke vade getirmektedir. Bu fıkra Türk Ticaret Kanununun 795'inci maddesine aykırılık teşkil ettiği için kaldırılması gerekmektedir

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 137 sıra sayılı Kanun Tasarısının 6. maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ederiz.

(8) Çek hesabı nedeniyle ödeme sıkıntısına düşmüş ya da alacağını tahsil etmekte güçlük çekenlerin desteklenmesi amacıyla, T.C. Merkez Bankası yönetiminde “Çek Garanti Fonu” kurulmuştur. Fonun yapısı ve işleyişine ilişkin esaslar, kanunun yürürlük tarihinden itibaren en geç üç ay içinde Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

                                                       

                                                        Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sonuna yaklaştığımız Çek Kanunu’ndaki değişiklikle ilgili önergem üzerine söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii ki bu kanun -şimdiye kadar değerli konuşmacıların da ifade ettiği gibi- 2003 yılında Adalet ve Kalkınma Partisinin tek başına Türkiye’yi yönetmeye başladığı dönemin başından bugüne kadar bir yumak hâline gelmiş bir sorunun çözümü amacıyla bu yüce Meclisin gündemine getirilmiştir. Bunun en büyük problemi, adli para cezası uygulanması nedeniyle çekini ödemek isteyen vatandaşların önce devlete olan bu borcunu ödeyip cezaevine gitmekten kurtulmayı hedeflemesi, ama bunu öderken ana borcunu ödeyememesi nedeniyle artan borçların, artık, hapishanelerin almayacağı düzeyde sayılara ulaşan insanlara yol açmasıdır. Sayın Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın da ifade ettiği gibi “Eğer bu kanun çıkarılmazsa 100 binlere varan insan hapse gidecek.” demiştir. İşin gerçeği budur. Cezaevleri doludur. Şimdi, 1 Nisan 2012 tarihi itibarıyla sürelerinin sonuna gelen ve taahhütlerini yerine getiremeyen insanların yeniden cezaevi tehdidiyle karşı karşıya bulunması bu kanunun yüce Meclisin önüne gelmesinin en önemli sebebidir. Tabii ki babalarını bekleyen, dağılmış yuvaları toplamak isteyen insanlar için önemli bir kanundur, burası göz ardı edilmemelidir. Kanunun bu yönüyle birçok insanı sevindireceğinden eminiz, onun için de bir an önce çıkması en azından bu tür insanlar için yarar sağlayacaktır fakat bu sorunu çözmeyecektir. Yarın bu insanlar bu hapis tehdidinden kurtulduktan sonra iyi niyetle borçlarını ödemek isteseler -biraz önce sorduk- sicillerinin bozuk olması nedeniyle hangi bankaya gitseler kredi alamayacaklardır. Dolayısıyla, borçlar yine ödenemeyecek, bu defa başka problemler yine toplumda birçok insanı yaralayacaktır.

İşte, bu önergemiz bu tür iyi niyetiyle borcunu ödemek isteyen insanlara bir kapı açmaktadır. Ayrıca, alacaklı olup da herhangi bir nedenle muhatabına ulaşamayan, çek sahibini bulamayan ama parasını da alamamış birçok mağdurun, iş adamının da mağduriyetini giderecektir. Bu önerge, Merkez Bankası yönetiminde “çek garanti fonu” adı altında bir fonun kurularak biraz önce de Sayın Bakanın işaret ettiği ancak miktarını söyleyemediği, 2003 yılından bu yana adli para cezası adı altında devlete ödenen birçok paradan bir kısım kaynağın buraya aktarılarak, acilen bu sıkıntılı durumun çözülmesini amaçlayan bir önergedir. İnanıyorum ki yüce Genel Kurul buna makul bakacaktır. Her ne kadar Sayın Komisyon Başkanı ve Sayın Bakan buna katılmasa da bu, Türkiye’de bu sorunun çözülmesi için tek yoldur. Bunu bir kez daha sizlere hatırlatmak istiyorum.

Bakınız, yarından itibaren yeni dertler bu ülkenin yine gündemini oluşturacaktır çünkü bu insanlar bu borçlarını ödeyemeyeceklerdir. Ödemenin yolu hem bu parayı alacak olanların hem de borcunu ödemek isteyen iyi niyetli insanların başvuracağı bir fon olmasıdır. Bu fonla ilgili önergenin yerinde bir önerge olduğunu düşünüyorum. Umarım, yüce Meclisin siz değerli üyeleri de buna katkı verirsiniz. Aksi takdirde, bu problem en geç bir yıl sonra yine bu Meclise gelmek zorunda kalacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle tekrar, yasanın çıkmasını bekleyen, kendisini -her iki tarafta- mağdur kabul eden herkese yararlı olmasını düşünüyor, önergemize desteğinizi bekleyerek tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Kabul edilmemiştir.

6’ncı madde oylamasından önce Komisyonunun bir düzeltme talebi var, düzeltme talebi var.

Buyurun.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Düzeltme talebimiz var.

Çerçeve 6’ncı maddede düzenlenen geçici 3’üncü maddenin 3’üncü fıkrasında geçen “3167” ibaresinin “mülga 3167” olarak düzeltilmesini talep ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır. Malumları olduğu üzere, görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun, komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük'ün 87'nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. Bu nedenle, önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 14 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 137 sıra sayılı Kanun Tasarısına çerçeve 6 ncı maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki çerçeve maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Madde 7- 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 726 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan "altı ay" ibareleri "üç yıl" şeklinde değiştirilmiştir.

                Ali Rıza Öztürk                                    Mahir Ünal                                      Hasip Kaplan

                      Mersin                                      Kahramanmaraş                                       Şırnak

 

          Mehmet Doğan Kubat                              Ahmet Aydın

                     İstanbul                                          Adıyaman

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Salt çoğunluğumuz vardır ve katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN - Madde üzerinde görüşme açıyoruz.

Konuşma isteyen yok herhâlde…

Sayın Tanal, niçin girmiştiniz?

Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkan.

Efendim, 6’ncı maddenin (5)’inci fıkrasında “31/12/2017 tarihine kadar, üzerinde yazılı düzenleme tarihinden önce çekin ödenmek için muhatap bankaya ibrazı geçersizdir.” der. Yalnız, daha yürürlüğe girmemiş, hazırlanmış olan Türk Ticaret Kanunu’nun 795’inci maddesi de “Çek görüldüğünde ödenir.” der. Yani Ticaret Kanunu’ndaki çek hükmü orada vadeli çeki kabul etmiyor, tanımıyor. Bugün oylamaya daha girilmeyen, üzerinde tartıştığımız kanunda çek ancak vadeli olabilir, üzerinde yazılı olan tarihten önce ibrazı geçersizdir. Yani hukuk boş işlerle uğraşmaz. Bunu nasıl düzelteceğiz? En azından Ticaret Kanunu’na uygun hâle getirmek lazım bu Çek Kanunu’nu.

BAŞKAN – Cevap verecek misiniz?

Buyurun.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Çekin tabii, esası, görüldüğünde ödenmesi gereken bir belge. Ülkemiz uygulamasında ise şu ana kadar genellikle vadeli bir ödeme aracı olarak kullanılmış, bu şekilde uygulama gelişmiş. Bu gerçeklikten dolayı da çekin düzenleme tarihinden önce ibraz edilmesi borçlu kişinin öngöremediği sonuçların ortaya çıkmasına ve çeklerin karşılıksız kalmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle uyuşmazlıkların sayısının da arttığı gözlenmektedir. Uygulamadan kaynaklanan bu uyuşmazlıkları önlemek amacıyla 18/2/2009 tarihli ve 5838 sayılı Kanun’un 18’inci maddesiyle 3167 sayılı Kanun’a geçici 2’nci madde olarak “31/12/2009 tarihine kadar, üzerinde yazılı keşide tarihinden önce çekin ödenmek için muhatap bankaya ibrazı geçersizdir.” şeklinde bir hüküm eklenmiştir. Söz konusu hükmün gerekçesi “Madde ile; belirli bir süreyle çekin, üzerinde yazılı keşide tarihinden önce ödenmek için muhatap bankaya ibrazı geçersiz kabul edilerek ekonomik sıkıntılarla çeklerin zamanında ödenememesi sonucunda ticari hayatta karşılaşılan sorunlara ve mağduriyetlere çözüm üretilmesi amaçlanmaktadır.” şeklinde ifade edilmiş. Üstelik, söz konusu tarih, 14/12/2009 tarihli ve 5941 sayılı Çek Kanunu’nun geçici 1’inci maddesinin beşinci fıkrasıyla 31/12/2011 tarihine kadar da uzatılmıştır. Tasarıyla düzenlenen geçici bir hükümle, ekonomik sıkıntılarla çeklerin zamanında ödenememesi sonucunda ticari hayatta karşılaşılan sorunlara ve mağduriyetlere çözüm üretilmesi amacıyla, ibraz yasağını 31/12/2017 tarihine uzatacak şekilde yeniden düzenlenmiştir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Yeni madde ihdas eden önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Yeni madde ihdasına dair bir önerge daha vardır, önergeyi okutup Komisyona salt çoğunlukla katılıp katılmadığını soracağım.

Önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 137 sıra sayılı Kanun Tasarısına, yürürlük maddesinden önce gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 8- 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 814 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan “altı ay” ibareleri “üç yıl” şeklinde değiştirilmiştir.”

                Ali Rıza Öztürk                                    Mahir Ünal                                      Hasip Kaplan

                      Mersin                                      Kahramanmaraş                                       Şırnak

 

                             Mehmet Doğan Kubat                                            Ahmet Aydın

                                        İstanbul                                                         Adıyaman

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Salt çoğunlukla katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yeni madde ihdas eden önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 7- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN –  Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan konuşacak.

Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 137 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tasarının genel gerekçesi “Anayasa’nın 13’üncü maddesinde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında ölçülülük ilkesine riayet edileceği düzenlenmiştir.” diyor. Cümlenin yazılışında da hata var ancak olmadığını farz edelim.

Bugüne kadar AKP’nin bu konuya ilgi göstermediği açıkça ortada. Neden gündeme şimdiye kadar getirilmedi? Ceza hukuku toplumsal barışın devamı bakımından başvurulması kaçınılmaz olunca devreye girmeliymiş, ekonomik suça ekonomik ceza lazımmış. Doğru, hepsi tamam da, bu olay nasıl olmuş? Bu kanun tasarısının ortaya çıkmasına neden olan olaylardan kimse bir şey bahsetmiyor. Aslında olayı bir özetlemek lazım: AKP’nin uyguladığı ekonomik politikalar bu kanun tasarısının bu noktaya gelmesinin temel sebebi. İyi de hiç ekonomi politikasının önemi yok mu? Ekonomi politikası gerçekten bu durumda etkili değil mi?  Bu tasarının AKP ekonomik olmadığını söyleyebilir. Biz Türkiye Büyük Millet Meclisinde de ekonomik anlamda bu tasarının tali komisyon olarak bile Plan ve Bütçe Komisyonuna ve Sanayi ve Ticaret Komisyonuna da gitmediğini görüyoruz.

Hazırlıksızsınız, eksikleriniz çok çıkıyor. Nedir? İşte, yeni bir madde ihdas etmek zorunda kalıyorsunuz. Bu bile beceriksizliğin, görmezliğin çok açık ve net bir delili. Ne olmuş şimdiye kadar? Yaklaşık 600 bine yakın karşılıksız çek var, 1 milyona yakın protesto edilen senet var. Bu olaylara problem yok diyebiliyor musunuz? Diyemezsiniz, bu tasarı çekte problem  olduğunu çok açık bir şekilde gösteriyor.

Sadece 2011 yılında mahkemelerce verilen ve Merkez Bankasınca bildirimi yapılan yasaklama kararı 50 bin dolayında. Karşılıksız çek keşide etme suçuna ilişkin dosya sayısı Yargıtay ceza dairelerinde 53.500, Yargıtay Başsavcılığında 163.600, toplam 217 bin civarında. Çekle ilgili dava sayısı 400 bini 2010 yılında aşmış. Karşılıksız çek keşide etme suçunda cezalandırma talebi de 400 bin dolayında.

Ali Babacan “Karşılıksız çeklerin piyasadaki miktara oranı yüzde 3.” diyor. Peki, bu tasarı yasalaşmaz ise kaç kişinin cezaevine gireceğini Ali Babacan söylüyor. Kaç kişi? 100 bin kişi dolayında. Hâlen cezaevinde bulunanları dikkate aldığınızda, bu tasarı kanunlaşmadığı takdirde cezaevine gireceklerin sayısı, hâlen mevcut, orada olanlar kadar aşağı yukarı var. Sizin korkunuz da bu. Ortaya çıkan sonuç, zaten sizin geçmişte yaptığınız hukuki düzenlemeler, artı ekonomik durumdan kaynaklanan problemlerin hadiseyi bu noktaya taşıması.

Sayın Bozdağ’a sordum, “Mahkûmiyet için açılmış dava sayısı 230 bine yakın.” dedi. Bu, dünyada övgüyle bahsettiğiniz ekonomi politikalarınızın Türkiye’deki manzaralarının maalesef iz düşümüdür. Denizli Sanayi Odasından bir bilgi notu alıyorum “Şu anda, karşılıksız çek düzenlemekten dolayı verilen para cezasının ödenmemesi nedeniyle ceza ve infaz kurumlarında hükümlü bulunanların sayısı 73 iken 2010 yılında mahkûmiyet kararı sayısı 225 bindir.” diyorlar, onlar söylüyor.

Şimdi, hadiseye böyle baktığınız zaman, ödeyemeyen insanların da sorumlusu nihai olarak bu Hükûmettir, bu Hükûmetin uyguladığı ekonomi politikalarıdır, bu Hükûmetin ortaya çıkardığı nedir? Yasalardır, kanunlardır. Bakın, çok kısa bir süre önce yaptığınız yasal düzenlemeleri, yapılan yasal düzenlemeleri tekrar değiştirmek zorunda kalıyorsunuz, grubunuzda, MYK’nızda çok ciddi bir şekilde ele almak zorunda kalıyorsunuz, işin içinden çıkamıyorsunuz. Size de baskılar var. Bakın ben Denizli Ticaret Odasının, Sanayi Odasının, Ticaret Borsasının başkanlarının bize intikal ettirdiği, muhtemelen diğer milletvekillerine de intikal ettirdiği neyi görmek istiyorum? Sizlere bir şeyi ifade etmek istiyorum. Bunların siyasi görüşlerini bilmem, nereye cemaat olarak taalluk ettiklerini de bilmem ama bildiğim bir şey var onlar bundan çok rahatsız. Sadece onlar mı rahatsız? Bu işin karşı tarafta ödeyemeyen insanlar da nedir? Sahtekâr değildir ama nedir? Ödeyememiştir, sıkıntıya düşmüşlerdir. Neden düşmüşlerdir sıkıntıya? Sizin uyguladığınız politikalardan düşmüşlerdir. Sıkıntının özü budur.

Bu tasarı iş dünyasını rahatsız ediyor, bu tasarı mağdur olan vatandaşları da rahatsız ediyor. Hiç kimse isteyerek, zevk alarak cezaevine gitmez, bunun müsebbibi AKP İktidarıdır, AKP Hükûmetidir. Bunu da millete anlatmanız lazım. Bakın kendi içinizde de birtakım problemler oldu, bunu buraya getirirken sıkıntılar çektiniz. Her tasarıyı kendi grubunuzda belki görüşebilirsiniz ama MYK’da ele aldığınızı pek görmedik ama bu yansıdı. Nitekim Sayın Babacan’ın söyledikleri de ortada. Ne dediğini söylüyor ama vatandaşları ne yapmak lazım? Sıkıntıya  sokmamak lazım. Mesela ben Denizli’de bu işten mağdur olmuş her iki taraftaki vatandaşların sayısını size sorsam siz belki cevap vermekte bir gün sonra bile sıkıntıya girersiniz. Neden bunu söylüyorum? Denizli’deki icra dairesi sayısını AKP döneminde 2’den 9’a çıkardınız. Bunu bir anlamda mağdur vatandaşlara kolaylık diye telakki de edebilirsiniz ama aslına bakarsanız, bu sizin yaptığınız zulmün sonucunda vatandaşlar ne yapıyor? İşinin görülmesi için bir an önce 2’den 9’a icra dairesini ne yapıyorsunuz? Ortaya çıkarıyorsunuz.

Bakın, ben burada Denizlili AKP milletvekili arkadaşlarımın görüş beyan etmelerini isterdim. Onların bir tanesi Sanayi Odasından geliyor, bir tanesi Ticaret Odası Başkanlığından geliyor. Oradaki insanların neden bu durumda olduğunu ifade etmiyorlar? “Denizli’de istihdam artışı sağladık.” diyor ama kâr marjlarının düştüğünü kimse söylemiyor, yarın ne olacağını kimse ifade etmiyor. Ama şunu çok açık ve net bir şekilde söylüyorum: Çeki karşılıksız çıkanlar ile ödeyemeyenleri de birlikte düşünmek lazım. Bu insanlar cezaevine gitmekten, cezaevinde kalmaktan zevk duymayacaklar ama onları getirdiğiniz nokta orası. Getirdiğiniz nokta orası olduğu için, şimdi bu işi ne yapmaya çalışıyorsunuz? Düzeltmeye çalışıyorsunuz. Ama uyguladığınız ekonomi politikaları değişmediği takdirde, bu işin çift taraflı mağdurları bu kanunla bile olsa ne yapacaktır? Azalmayacaktır, artmaya da devam edecektir. İşin şeklini değiştirebilirsiniz. Bu işin çeki ödenmediği zaman cezaevine gitmese bile, ödeyemeyen de ödenmeyen de her iki taraf da ileride yine mağdur olacaktır.

Bu tasarı, AKP’nin uyguladığı ekonomi politikalarının maalesef iz düşümüdür. Nereden bakarsanız bakın, biraz önce Sayın Bakan bu işin müsebbibinin global ekonomik kriz olduğunu söyledi. Bakın, ekonominin çok iyi olduğunu söylüyorsunuz, fevkalade iyi olduğunu söylüyorsunuz, dışarıda söylenilen müspet şeyleri bu tarafa aktarıyorsunuz ama dışarıda söylenen şeyleri “Yarın Yunanistan’ın başına gelen sizin de başınıza gelebilir.” deneni, IMF’in dün dediğini bu millete söylemiyorsunuz, bu diğer kuruluşların ifade ettiklerini söylemiyorsunuz. Bu, tek taraflı olmaz. Bu milletle her şeyi paylaşmak zorundasınız.

Bakın, daha dış ticaret rakamları yeni açıklandı. İhracat yüzde 19 artarken ithalat yüzde 40 artıyor, dış ticaret açığı 105 milyar dolara ulaşmış, bunları iyi olarak söylemek mümkün değil. Özel sektörün açık pozisyonu 124 milyar dolara ulaşmış, bunların neresi iyi? Dolayısıyla, bu işin AKP’nin uyguladığı ekonomi politikalarının sonucunda olduğunu çok net ve açık bir şekilde ifade etmek mümkündür ve bunun sona ereceğini de söylemek mümkün değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Dolayısıyla AKP’nin uyguladığı politikalar ülkeyi, gerek alacaklıyı gerek borçluyu da sıkıntıya sokmuştur.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

8’inci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 8- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ali Rıza Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üç dört senedir süren bir problemin çözümünün sonuna doğru geldik. 23’üncü Dönemde Cumhuriyet Halk Partisi olarak verdiğimiz ve 24’üncü Dönemde de vermeye devam ettiğimiz karşılıksız çek keşide etme fiilinin suç olmaktan çıkarılması yönündeki düşüncemiz nihayet gerçekleşmiş oluyor.

Şimdi, tabii burada şunu, şu endişeleri bir kere tartışmak lazım, yani şimdi hani Kastamonu’da bir laf varmış “Daş düşebilü, ayu çıkabilü, her şey olabilü, demedik mi biz size.” demiş. Biz size bunu üç dört sene önce söyledik, bu kürsüde de söyledik, aksini Canikli savundu ama aradan iki yıl geçti… Demedik mi biz size?

Şimdi arkadaşlar…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hapsin kaldırılması o zaman önerilmişti.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Ama olsun, geç de gelseniz, geç de olsa gelmiş olmanız iyi bir şey, bunda alınacak bir şey yok canım yani hatadan dönmek aslında iyidir.

Şimdi arkadaşlar, yani tartışılan konu şu şimdi de: Efendim, mağdur kim, fail kim? Şimdi bu çıktı tartışmada. Şimdi, bakın, ceza hukukunda mağdur, o fiilden zarar gören adamdır; fail de hukuka aykırı eylemleriyle kanunda tanımlanmış bir suç tipini ihlal eden kişidir. Özel hukukta da, borçlar hukukunda, ticaret hukukunda da alacağını tahsil edemeyen adam mağdurdur ama bunların yöntemleri farklıdır. Yani siz özel hukuktan doğan bir alacağınızı tahsil etmek için devletin yaptırım gücünün arkasına sığınamazsınız.

Şimdi, senet, poliçe ve çek, üçü de kambiyo senedi mi? Üçü de kambiyo senedi. E, çekte de bir alacak var, senette de bir alacak var. Şimdi, senetteki alacağını tahsil edemeyen alacaklı ne yapıyorsa, çekteki alacağını tahsil edemeyen adam da aynısını yapacak.

Şimdi, çek alacaklıları sormaya başladı “Biz ne yapacağız?” E, canım çekten ve senetten daha güçlü bir belge, yani mahkeme kararı var. Siz alacağınızı tahsil etmek için mahkemeye veriyorsunuz, mahkemeyle sizin alacağınız hüküm altına alınıyor ama mahkeme kararıyla alacağını hüküm altına aldıran alacaklının, alacağını tahsil etmesi için herhangi bir cezai müeyyide yok. Yani çek, mahkeme ilamından daha ağır bir hükme mi sahiptir, böyle bir şey olabilir mi? Hep söyledik, çekin asli fonksiyonu, asli görevi ödeme aracı olmasıdır, yani taksitli ve vadeli bir alışverişin aracı değildir çek. Bu, bizim, Türkiye’deki Ticaret Kanunu’nda böyle yazıyor, dünyadakinde de böyle yazıyor.

Şimdi, çekin, bağlı olduğu alacağın tahsilini garanti altına alma gibi bir fonksiyonu yok ama bizim ülkemizde çek alacaklıları buna böyle bir fonksiyon izafe etmişler. Yani sanki çekin görevi, o alacağın tahsilini kolaylaştırmak ve bunu garanti altına almış olmak. E, böyle bir şey olmaz arkadaşlar, Ticaret Kanunu’nda yazılı. Dolayısıyla, çek alacaklıları soruyor “Biz ne yapacağız?” diye. Ben de söylüyorum çok açık bir şekilde. Bono alacaklısı ne yapıyorsa siz de onu yapacaksınız. Mahkeme ilamıyla hüküm altına alınan bir alacağın alacaklısı ne yapacaksa siz de onu yapacaksınız. İcraya vereceksiniz, icra takip edeceksiniz, malları haczedeceksiniz, adam taahhüt vermişse icrada ona göre işlem yapacaksınız, mahkeme ilamı bu, senette de bu. Çekin alacaklısı padişah mı oğlum ya! Böyle bir şey olabilir mi!

Değerli arkadaşlarım, suçlu demek yani kanunda açıkça yazılı bir suçu işleyen adamdır, borçlu suçlu değildir; borcunu ödeyemiyor, borcun tahsili de özel hukuk hükümlerine göre takip edilir.

Şimdi, efendim, çek dolandırıcılık vasıtası, aracı olarak kullanılırsa ne olur? Ya Allah aşkına, 1985 yılına kadar bu ülkede Çek Kanunu yok ama çek var, çek kullanılıyor 85’e kadar. Peki, 85’e kadar bu çek kullananlar ne olmuşlar? Dolandırıcılık suçundan eğer çek bir dolandırıcılık kastıyla kullanılmışsa mahkûm olmuşlar. E, Ceza Kanunu bu, hüküm duruyor yani genel hükümlere göre bu çekin dolandırıcılık olarak kullanılması olduğu müddetçe yine insanların cezai takibat yapma hakları vardır. Burada, esas olan konu, ana fikir olan konu suç genel teorisi içerisinde bir sorumluluk esasına dayanmayan karşılıksız çek keşide etme fiilî suç olmaktan çıkarılmıştır; bu, bu kadar basittir yani diğer çağdaş hukuk ülkelerinde nasıl olmuşsa bizde de öyle olmuştur.

Dolayısıyla, efendim, bu çeklerde hapis cezası kalkınca, şimdi, çek alacaklarının tahsilinde mafya devreye girermiş! Senet alacaklarının tahsilinde mafya devreye giriyorsa burada da girer. Yani değerli arkadaşlarım, bunların hiçbir şeyi yoktur. Biz Parlamentoyuz, yasama organıyız, elbette ki bir kere hukukçuyuz yani hukuki bir düzenleme yapıyoruz. Dolayısıyla, uluslararası uygulamalar nelerdir, bunlara bakmamız lazım. Ee, canım, ben avukatım aslında, meslek olarak avukatım, yani alacakların tahsili bakımından çekin bir cezaya bağlı olması benim de işime gelir serbest avukatlık yaptığım zaman, ama öyle olacak diye, ben bu kürsüde herhâlde karşılıksız çek keşide etme fiilinin suç olarak kalmasını savunamam. Yani iş adamlarımızın ya da esnaf ve sanatkârların bundan ürkmelerini gerektiren bir şey yok; aksine, bence şimdi çekin arkasındaki o ceza kaldırılınca, o cezanın yarattığı yapay, suni güven ortamı ortadan kalkacaktır, çek alacak olan vatandaş daha özenli davranacaktır, daha dikkatli davranacaktır, herkesin çekini almayacaktır ve bankalar da artık çek verirken biraz daha özenli davranacaktır, sokakta gezen adama çek vermeyecektir.

Yani arkadaşlar, geçen gün duydum, banka 75 bin lira tüketici kredisi veriyor. 75 bin TL, gerçekten, tüketici kredisi veriyor. Ya olacak şey mi bu ya! Yani tüketici kredisini biz almaya kalksak vermez ama ben bunu geçen gün duydum. E, şimdi bankalar özensiz davranıyor.

Aslında burada temel mesele şu: Çek bankaların, dolayısıyla, bankalara biraz daha sorumluluğunu yüklemek lazım, ama önümüzdeki günlerde ben onun olacağını düşünüyorum. O nedenle, bizim iş dünyasının bu konuda herhangi bir kaygıya kapılmasının anlamı yoktur.

Dediğim gibi, dolandırıcılıktan dolayı, eğer dolandırıcılık suçunun unsurları oluşmuşsa, dava açma, takip etme hakkı her zaman vardır, o suç orada durmaktadır. Biz, şimdi karşılıksız çek keşide etme suçu bakımından 1985 öncesi döneme döndük. Eğer ceza bir tedbir olsaydı, bugüne kadar 4-5 kez bu kanunda değişiklik yapılmak zorunda kalınmazdı diye düşünüyorum.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu yasanın eksiklikleri olmasına rağmen, sorumlulukları paylaşım açısından eksiklikleri olmasına rağmen yasayı destekliyoruz. Karşılıksız çek keşide etme suçundan dolayı aranan insanlar artık evlerine döneceklerdir, hapis tehdidi altında bulunmayacaklardır.

Bu vesileyle de yirmi iki yıl önce faili meçhul bir cinayete kurban giden büyük hukukçu Profesör Doktor Muammer Aksoy’un anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Muammer Aksoy’un yakınları da onun faillerinin bulunmasını istiyorlar ve bekliyorlar Sayın Başkan. Şu faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerin de araştırılması için bir komisyon kurarsak, siz ona da destek verirseniz onların yakınlarının da taleplerini karşılamış oluruz diye düşünüyorum.

Bu vesileyle, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu asayı desteklediğimizi belirtiyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın Zeybekci, niçin girmiştiniz sisteme?

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Biraz önce Sayın Emin Haluk Ayhan’ın sözünü ettiği sanayi odasından gelen Denizli Milletvekili benim. Bu konuda söz istiyorum.

BAŞKAN – Anladım. Tutanaklara geçti.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri görüşmek için 1 Şubat 2012 Çarşamba günü saat 13.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 22.07



(x) 137 S. Sayılı Basmayazı 26/01/2012 tarihli 57’nci Birleşim Tutanağı’na  eklidir.