TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 55’inci Birleşim

                                                                                              24 Ocak 2012 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, 24 Ocak ekonomik kararlarına, yazar Uğur Mumcu ile eski Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ın uğradıkları suikastlara, Milliyetçi Hareket Partisinin yeniden adına kavuşmasına; 1915 olaylarına, Akdeniz Üniversitesinde yapılan transplantasyon operasyonuna ve sağlık hizmetlerinde yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, 22 Ocak Baytar Mektebinin (Veteriner Fakültesi) açılış yıl dönümüne ve Fransa Senatosunun kendini uluslararası bir mahkeme yerine koyarak bir ülkenin geçmişiyle alakalı verdiği siyasi hükme ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, gazeteci, araştırmacı ve yazar Uğur Mumcu’nun ölümünün 19’uncu yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin doğuracağı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/112)

 

2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, sağlık sisteminin ve sağlık personelinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/113)

3.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve 21 milletvekilinin, TSK’da yaşanan şüpheli asker ölümlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/114)

 

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Arnavutluk Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Fatos Beja'nın vaki davetine icabetle Arnavutluk'a ziyarette bulunmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/739)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek'in, Endonezya Temsilciler Meclisi Başkanı Marzuki Alie'nin vaki davetine icabetle Palembang'da düzenlenecek olan İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği VII. Konferansı'na katılmak üzere, beraberinde Parlamento heyetiyle Endonezya'ya ziyarette bulunmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/734)

3.- Bazı milletvekillerine, belirtilen sebep ve sürelerle izin verilmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/735)

4.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’e ödenek ve yolluğunun verilmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/736)

5.- İstanbul Milletvekili Alev Dedegil’e ödenek ve yolluğunun verilmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/737)

 

C) Önergeler

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün (2/20) esas numaralı 2090 Sayılı Tabii Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin, doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/21)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşları tarafından, 28 Aralık 2011 tarihinde meydana gelen ve 35 yurttaşımızın yaşamını yitirdiği “Uludere/Roboski” katliamının tüm boyutlarıyla incelenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 24/1/2012 Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

2.- Faili meçhul cinayetler hakkındaki Meclis araştırması önergesinin ön görüşmesinin, Genel Kurulun 24/1/2011 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

 

 

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın, Ordu Milletvekili İdris Yıldız’ın, Hükûmete ve bazı Bakanlara sataşması nedeniyle konuşması

2.- Ordu Milletvekili İdris Yıldız’ın, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın, şahsına ve partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, 28 Aralık 2011 tarihinde Şırnak’ın Uludere ilçesinde meydana gelen olayın hâlâ neden aydınlatılmadığına ilişkin açıklaması

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Türkiye-Fransa Dostluk Grubunun Genel Kurul kararıyla feshi konusunda Milliyetçi Hareket Partisi olarak vermiş oldukları önerilerini geri çektiklerine ilişkin açıklaması

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Fransa Parlamentosunda kabul edilen Ermeni soykırımını inkâr edenlerin cezalandırılmasını öngören yasayla ilgili olarak bu kararından dolayı Fransa’yı kınadıklarına ilişkin açıklaması

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Fransa Parlamentosunda kabul edilen Ermeni soykırımını inkâr edenlerin cezalandırılmasını öngören yasayla ilgili olarak bu kararından dolayı Fransa’yı kınadıklarına ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk’ün, Fransa Parlamentosunda kabul edilen Ermeni soykırımını inkâr edenlerin cezalandırılmasını öngören yasayla ilgili olarak bu kararından dolayı Fransa’yı kınadıklarına ilişkin açıklaması

6.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Fransa Parlamentosunda kabul edilen Ermeni soykırımını inkâr edenlerin cezalandırılmasını öngören yasayla ilgili olarak bu kararından dolayı Fransa’yı kınadıklarına ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın, uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden eski Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ı rahmetle andığına ve bu konunun daha kapsamlı olarak araştırılmasını dilediğine ilişkin açıklaması

8.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, faili meçhul cinayetlerin araştırılması konusuna ilişkin açıklaması

9.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın konuşmasında ifade ettiği gibi 12 Eylül referandumunda “Hayır” oyu kullanmadıklarına, referandum sürecini boykot ettiklerine ilişkin açıklaması

10.- Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün konuşmasında ödenmediğini ifade ettiği yem bitkisi ödeneklerinin ayın 27’sinde ödendiğine ilişkin açıklaması

11.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Fransa Parlamentosunda kabul edilen Ermeni soykırımını inkâr edenlerin cezalandırılmasını öngören yasanın Türk toplumu üzerindeki olumsuz etkilerine ilişkin açıklaması

 

IX.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’ın bir mahallesindeki bazı sorunlara ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/11) (Cevaplanmadı)

2.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, akraba evliliklerinin azaltılması için yapılan eğitim programlarına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından sözlü soru önergesi (6/44) (Cevaplanmadı)

3.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, kadına karşı şiddeti önlemek amacıyla eğitim verilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/48) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

4.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, kamu ve özel sektörde boş bulunan özürlü kadrolarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/85) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

5.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, HSYK tarafından kadınlara ve çocuklara yönelik cinsel suçlar konusunda düzenlenen raporlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/143) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

6.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, Millî İstihbarat Teşkilâtına personel alımında göz önünde bulundurulan erkek olma şartına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından sözlü soru önergesi (6/149) (Cevaplanmadı)

7.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, özürlülerin rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/358) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

8.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı aracılığıyla yapılan yardımlarda ihtiyaç sahiplerinin belirlenmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/396) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

9.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, özürlü sağlık raporlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/463) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

10.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, ülkemizdeki özürlü sayısı ve özürlülük oranlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/464) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

11.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, güvenli internet kullanımına ilişkin sözlü soru önergesi (6/465) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

12.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bakıma muhtaç özürlülerin mağduriyetlerinin giderilmesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/471) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

13.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşayanların sorunlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/494) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

14.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, kamuda ve özel sektördeki özürlü istihdamına ilişkin sözlü soru önergesi (6/498) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

15.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, sokak çocuklarının topluma kazandırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/507) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

16.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, uyuşturucu bağımlısı çocukların topluma kazandırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/508) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

17.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’ya yapılan ve yapılacak yatırım ve projelere ilişkin sözlü soru önergesi (6/583) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

18.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, kamu kurumlarında özürlü çalıştırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/586) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

19.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, kadın koruma evlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/683) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

20.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, engellilerin sayısına ve ailelerine yapılan yardımlara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından sözlü soru önergesi (6/702) (Cevaplanmadı)

21.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 2011 yılında yapmış olduğu araştırmalara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından sözlü soru önergesi (6/760) (Cevaplanmadı)

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşma ile 22 Ekim 2009 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşmaya Değişiklikler Getirilmesi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/440) (S. Sayısı: 32)

2.- Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün; 5941 Sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün; 5941 Sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/538, 2/85, 2/119) (S. Sayısı: 137)

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, tıbbi görüntüleme cihazları kullanılan yerlerde çalışanların çalışma saatlerine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/1278)

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bazı illerde dağıtılan kömürlerin hava kirliliğine sebep olduğu iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/1626)

3.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Van ve Erciş’te yapılacak kalıcı konutlara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/1825)

4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Almanya’da bir klinikte uygulandığı iddia edilen kanser tedavisi yöntemine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/1883)

5.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, kadın sivil toplum örgütlerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in cevabı (7/1946)

6.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Van ve Kütahya-Simav depremi sonrasında meskûn topluluğun başka mahallere yerleştirilmesinde uygulanan usule ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/1978)

7.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Van depremi sonrasında yaşanan mağduriyete ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/1985)

8.- İstanbul Milletvekili İhsan Barutçu’nun, deprem sonrası müdahalelerle ilgili bir projeye ve bir özel şirketle yapılan sözleşmeye,

- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığın başta İstanbul’da olmak üzere ülke genelinde olası bir deprem için aldığı önlemlere,

İlişkin soruları ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/1997), (7/1998)

9.- Elâzığ Milletvekili Enver Erdem’in, 2010’da Elâzığ’da meydana gelen deprem sonrasında bazı köylerin etkililik oluruna dâhil edilmesine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/2029)

10.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığın başta İstanbul’da olmak üzere ülke genelinde olası bir deprem için aldığı önlemlere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/2037)

11.- Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in, Bilecik’te yapılan ve yapılacak yatırım ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/2038)

12.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığın başta İstanbul’da olmak üzere ülke genelinde olası bir deprem için aldığı önlemlere ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/2077)

13.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığın başta İstanbul’da olmak üzere ülke genelinde olası bir deprem için aldığı önlemlere ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/2093)

14.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, TRT’nin reyting ölçüm cihazı alım ihalesine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/2128)

15.- İzmir Milletvekili Erdal Aksünger’in, Van depremi sonrası bölgeye yapılan nakdi yardımlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/2143)

16.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, başta Van olmak üzere ülkemizdeki zorunlu deprem sigortası uygulamasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/2151)

17.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlardaki engelli istihdamına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın cevabı (7/2152)

18.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlardaki engelli istihdamına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/2158)

19.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Eskişehir’de yapılan depremle ilgili çalışmalara,

Eskişehir’de yapılan depremle ilgili çalışmalara ve deprem master planına,

İlişkin soruları ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/2187), (7/2188)

20.- Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in, ruhsatsız bir hayvan çiftliğinin çevreye verdiği zarara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/2189)

21.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatı birimlerindeki engelli istihdamına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/2190)

22.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ve ilçelerinde yürütülen proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/2192)

23.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, 2002-2011 yılları arasında ortaya çıkarılan yolsuzluk olaylarına ve haklarında soruşturma yapılan kamu personeline ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/2193)

24.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, İzmir Aliağa ve Foça ilçelerinde kurulması planlanan termik santral ve kül-cüruf depolama alanının çevreye olası etkilerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/2197)

25.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Poliport Limanının büyütülmesiyle ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/2198)

26.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, esnafın kullandığı elektriğin bedelinin düşürülmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2205)

27.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatı birimlerindeki engelli istihdamına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2206)

28.- İstanbul Milletvekili İhsan Barutçu’nun, Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğünün kapatılmasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/2207)

29.- Elâzığ Milletvekili Enver Erdem’in, Elâzığ’da yeni bir stadyum yapılmasına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/2209)

30.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, üniversite öğrencilerinin barınma sorunu ve yurtlara yapılan başvurulara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/2210)

31.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, KYK’ya bağlı öğrenci yurtlarına yapılan yerleştirmelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/2211)

32.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, makam katı inşaatı çalışmalarına,

Bakanlık Müsteşarına tahsis edilen lojmana,

İlişkin soruları ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/2242), (7/2243)

33.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, Hatay’daki kanser vakalarına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/2288)

34.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun, iade edilen soru önergelerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/2322)

35.- Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz’ın, Afyonkarahisar’da yaşanan hava kirliliğine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/2348)

36.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, müşavir olarak atanan bir kişiye ilişkin soru önergesi ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/2349)

37.- Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun, Bakanlık yurt dışı, merkez ve taşra teşkilatlarında çalışan geçici personele ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/2354)

38.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Orta Anadolu İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliğinin bina, personel, gelir ve giderleri ile bunların denetimine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/2355)

39.- Aydın Milletvekili Metin Lütfü Baydar’ın, Fransa’ya yaptırım kararları ile ilgili bir açıklamasına ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın cevabı (7/2405)

40.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Van depremiyle ilgili bir açıklamasına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/2428)

41.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, Kahramanmaraş olaylarına ve yaşanan mağduriyete ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/2728)

24 Ocak 2012 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55’inci Birleşimini açıyorum.

 

III.- YOKLAMA

 

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, sağlık hizmetlerinde yaşanan sorunlar hakkında söz isteyen Eskişehir Milletvekili Sayın Ruhsar Demirel’e aittir.

Buyurun Sayın Demirel. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

Mikrofonu açmadan önce, sayın milletvekilleri, Genel Kurulda çok büyük bir uğultu var. Hatipleri daha rahat dinleyebilmek için uğultumuzu azaltırsak iyi olur.

Ayrıca, bugün Genel Kurulun ışıklandırma seviyesinde ayarlama yapmak için ara ara denemeler yapılacaktır. Korkmayın, endişelenmeyin. Bilginize sunuyorum.

Buyurun Sayın Demirel.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, 24 Ocak ekonomik kararlarına, yazar Uğur Mumcu ile eski Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ın uğradıkları suikastlara, Milliyetçi Hareket Partisinin yeniden adına kavuşmasına; 1915 olaylarına, Akdeniz Üniversitesinde yapılan transplantasyon operasyonuna ve sağlık hizmetlerinde yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

 

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsım adına bugün bir söz almış bulunuyorum. Aslında, konu başlığım sağlık idi ancak 24 Ocak gününün tarihteki öneminden de biraz bahsetmek istiyorum.

24 Ocak günü Türk tarihinde önemli olayların hatırlandığı zamandır. Malumunuz, 1980 ekonomi kararları, arkasından 1993 ve 2001 24 Ocaklarında yaşanmış iki elim olay vardır; ki, bunlardan birisi, hâlihazırda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili olan Sayın Güldal Mumcu Hanımefendi’nin merhum eşi gazeteci yazar Uğur Mumcu Bey ile eski Diyarbakır Emniyet Müdürümüz Sayın Gaffar Okkan’ın uğradıkları elim suikastlardır. Ama 24 Ocaklar, sanıyorum bundan sonra başka bir şeyle de anılacak. Malumunuz dün gece yarısı itibarıyla, Osmanlı İmparatorluğu ve devamında kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kendi yakın tarihlerini okuma konusunda tarih hipermetrobu olan bir ülkenin Senatosunun kişisel ikbal gayretleri çerçevesinde 1915’te yaşanmış olayları yargılayarak, Türkiye Cumhuriyeti’ni hadleri olmayarak bazı sıfatlarla yaftalamaya çalışanların gayretine sahne olmuştur ve bilinmelidir ki, 1915 olayları Türkiye Cumhuriyeti tarihinde utanılacak hiçbir şey değildir ama onun ötesinde, bütün bunlar Osmanlı’dan bugüne gelen Türk cumhuriyetlerinde bizim iç meselemizdir. Hiçbir ülkenin iç meselesine karışmak hiçbir senatonun hakkı ve haddi değildir. Kaldı ki, tekraren söylüyorum, kendi yakın tarihlerini okuma konusunda hipermetrop olan bu ülkenin senatörlerinin Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük tarihini değerlendirmek için üç beş oturum değil, milyonlarca sayfa kitap okumaları gerekir. Ama 24 Ocakın mensubu bulunmaktan onur duyduğum Milliyetçi Hareket Partisi için de çok önemli bir tarih olduğunu hatırlatmak isterim.

Partimiz, 8 Şubat 1969’da kurulduktan sonra, 1980’de kesintiye uğrayan Türkiye’deki siyasi tabloyla beraber, takibinde kurulan Muhafazakar Parti ve Milliyetçi Çalışma Partisi isimleriyle hayatına devam etmişken, 24 Ocak 1993’te Milliyetçi Çalışma Partisinin 4’üncü Kongresi’yle tekrar “Milliyetçi Hareket Partisi” adına kavuşmuştur. Tarihimizde, bizim kendi parti tarihimizde de 24 Ocakın böyle bir önemi var. Ama başkaları ülkemiz için ne isim koymaya çalışırsa çalışsın, başkaları bizi neyle yaftalamaya çalışırsa çalışsın Türk insanının zekâsı, aklı, tarihte her zaman için başkalarına ders vermeye yetecektir.

İşte, böyle bir tarihî konuyu sağlık alanında geçtiğimiz günler itibarıyla yaşamaya başladık. Akdeniz Üniversitesinde yapılan bir transplantasyon olayı. Sayın Doktor Ömer Özkan Bey ve ekibinin, Antalya’da Akdeniz Üniversitesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Ana Bilim Dalında görevli bütün sağlık çalışanlarıyla birlikte Profesör Doktor Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsünde gerçekleştirdikleri operasyonu hepiniz biliyorsunuz. Ülkemizde çok da bilinmeyen bir ilki daha hatırlatması adına önemli buluyorum bu olayı. Türkiye, dünyadaki ilk rahim transplantasyonunu da aynı ekip, aynı hocanın önderliğindeki bir ekiple gerçekleştirmiştir. Yüz nakliyle beraber, yaptıkları iki başarılı kol nakliyle beraber tarihe geçen bu bilim insanlarımız, sanıyorum şu anda yabancı doktor ülkeye getirmek için çalışan siyasetçiler, Tam Gün Yasası’yla hastayla hekim arasına “performans” adı altında bazı maddi kriterleri koymaya çalışan siyasetçiler için bütün bu yaşananlar bir ibret öyküsüdür. Türk hekimi hastasının şifası için, hastasını sağlığına kavuşturmak için ne tam gün dinler ne başka şey, yalnızca başarıya odaklanır. Bu onur ve heyecanı yaşamamıza vesile olan merhum Ahmet Kaya’ya Allah’tan rahmet dilerken böylesi bir kararla hem büyük bir insanlık dersi veren hem de bazı uzuv eksiklikleriyle hayatlarını sürdürmeye çalışan insanlarımıza merhem olan kıymetli ailesine de çok teşekkürler ediyorum ve organ naklî, doku ve organ bağışı konusunda yalnızca 3-9 Kasımda değil, bütün bir yıl boyunca duyarlılık göstereceğimize inanıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demirel.

Gündem dışı ikinci söz Baytar Mektebinin (Veteriner Fakültesi) açılış yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Kars Milletvekili Sayın Yunus Kılıç’a aittir.

Buyurun Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

2.- Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, 22 Ocak Baytar Mektebinin (Veteriner Fakültesi) açılış yıl dönümüne ve Fransa Senatosunun kendini uluslararası bir mahkeme yerine koyarak bir ülkenin geçmişiyle alakalı verdiği siyasi hükme ilişkin gündem dışı konuşması

 

YUNUS KILIÇ (Kars) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; dünyada insanlık tarihiyle beraber, özellikle insana en yakın olan ve insanın en fazla ihtiyacı olan hayvanların evcilleştirilmesiyle beraber başlayan çok zor, çok meşakkatli, bir o kadar da sevgi ve şefkat üzerine kurulmuş olan bir meslekten bahsetmek istiyorum. Eski adıyla “baytarlık” 1937’de Meclisimizden çıkan “Veteriner Umum Genel Müdürlüğü Kanunu” ile beraber “veteriner hekim” unvanıyla adlandırılan bir meslek grubu. Tarihine baktığımız zaman, özellikle insanların savaşlardan sıkıntı çektikleri dönemlerde büyük salgınlar sonucunda hayvan hastalarıyla beraber ortaya çıkan, insanlık tarihine geçmiş olan bir meslek grubu bu. İlk olarak, teknik manada, bilimsel manada veteriner hekimlik eğitimi Fransa’da başlıyor.

Ne yazık ki, biz, çok derin bakmadığımız zaman Fransa’ya… Dünyadaki ilme, hukuka, evrensel değerlere katkı sunduğunu bugüne kadar hep öğrenmiş olduğumuz Fransa ne yazık ki bugün ilmi, bilimsel araştırmaları, tarihi hiçe sayarak, kendini uluslararası bir mahkeme yerine koyarak bir ülkenin geçmişiyle alakalı hüküm verme küstahlığına kadar işi vardıracak bir şekilde Senatosundan bir karar çıkarmıştır. Fransa’yı, aslında yapmış olduğu bu davranıştan dolayı, evrensel değerleri koruma noktasında dünyada yer edinmiş olan Fransız halkının öncelikle kendinin cezalandırması gerektiğini düşünüyorum. Aslında, yapılan bu haksızlık sadece Türk milletine, Türk toplumuna, Müslüman âlemine değil aynı zamanda Fransa’nın bugüne kadar kendi yeşertmiş olduğu değerlere de aykırıdır. Öncelikle Fransız halkına bunu havale ettikten sonra, veteriner hekimlerin de hakkını gasbetmesin diye yine konuya dönmek istiyorum izninizle.

İki yüz elli yıllık bir ömrü var bu hekimlik mesleğinin arkadaşlar. 1762 yılında Fransa’nın Lyon kentinde başlayan ilk veteriner hekimlik eğitiminin, yaklaşık seksen yıl sonra Türkiye’de de yine aynı şekilde büyük hayvan hastalıkları ve salgınlar sonucunda, özellikle Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra, 1877-1878’den sonra büyük oranlarda hayvan ölümleriyle beraber açlık ve sıkıntı başlayınca, dünyada zaten var olan ve belli bir noktaya gelmiş olan veteriner hekimlik eğitiminin Türkiye’de olması gerektiği de düşünülmüş ve o zaman ilk önce askerî amaçlarla, biliyorsunuz o zaman askeriyede büyük süvari birlikleri vardı, bu amaçlarla veteriner fakülteleri inkişaf ettirilmiş, daha sonra özel amaçlarla, sivil amaçlarla veteriner hekimlik fakültesi İstanbul’da açılmış ve Atatürk’ün emriyle 1933 yılında da Ankara Üniversitesine bağlı modern bir veteriner hekimlik eğitimi veren kuruluş hâline gelmiştir.

Şimdi, tabii, eskiden veteriner hekimlik sadece hayvanların birtakım sıkıntılarını gidermeye yönelik bir meslek grubu olarak düşünülürdü ancak artık veteriner hekimliğin başka uğraş alanları da var. Bunlardan en önemlilerinden bir tanesi toplumun “halk sağlığı” dediğimiz kavram yani veteriner halk sağlığı ve gıda güvenliğidir. Aslında veteriner hekimliğin bugün ulaşmış olduğu bu seviye eskiden alışılmış olan “veteriner” kavramını oldukça genişleten, mesleği oldukça genişleten bir alan olarak ortaya çıkıyor. Yani veteriner hekimliği, artık sadece hayvanların tedavisiyle uğraşan bir meslek grubu olarak değil, aynı zamanda insanlara bulaşması muhtemel hastalıkları hayvanlar boyutunda engelleyerek halk sağlığını, toplum sağlığını korumaya yönelik bir meslek olarak düşünmek çok daha faydalı ve yararlı olur diye düşünüyorum çünkü -hekim arkadaşlarımız bilecekler- tababet, sadece tıp bilimi demek değildir, aynı zamanda veteriner bilimi bunun içerisindedir ve üç yüze yakın zoonotik hastalık vardır dünyada bugüne kadar bilinen yani bunlar hayvanlarla insanlar arasında ortak geçişen hastalıklardır, veteriner hekimlerin işi ve görevi de en önemli olarak bu noktada ortaya çıkmaktadır. Zaten bu böyle olmalı ki dünyanın en önemli epidemiyologları artık dünyada tek tıp, tek sağlık konseptiyle hareket etmektedirler. Burada en önemli payı da yine veteriner hekimlerin yüklenmiş olduğunun bilinmesinde fayda vardır diye düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUNUS KILIÇ (Devamla) - Veteriner hekimlik mesleği Türkiye’de hızla gelişen bir meslektir ve özellikle veteriner hekim istihdamı noktasında AK PARTİ’nin de buna son derece büyük katkıları vardır diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kılıç.

Gündem dışı üçüncü söz, Uğur Mumcu’nun katledilmesinin yıl dönümü hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın Ali Rıza Öztürk’e aittir.

Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

 

3.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, gazeteci, araştırmacı ve yazar Uğur Mumcu’nun ölümünün 19’uncu yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; araştırmacı, yazar, gazeteci, yurtsever, demokrat insan sevgili Uğur Mumcu’nun ölümünün 19’uncu yılı nedeniyle gündem dışı söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün 24 Ocak. Bundan tam on dokuz yıl önce Uğur Mumcu evinin önünden işe giderken arabasına konulan bir bomba sonucu haince katledildi. Yine, bugün 24 Ocak 2001 günü Diyarbakır’ın sevilen Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan 5 polisle birlikte kimliği belirsiz kişiler tarafından hunharca katledildi. Bundan beş gün önce de 19 Ocak 2007’de sevgili Hrant Dink yine hunharca katledildi. Bunun dışında 31 Ocak günü sevgili Muammer Aksoy katledildi. 1 Şubat -hemen arkasından gelecek haftaya- 1979, gazeteci, yazar Abdi İpekçi hunharca katledildi. Yine bugün eski siyaset adamlarından Aydın Güven Gürkan öldü, İsmail Cem Allah’ın rahmetine kavuştu.

Değerli milletvekilleri, görüldüğü gibi, ocak ayı aslında çok da sevgili, metanetli bir ay değil. Gerçekten ocak ayı faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerin çokça işlendiği bir ay.

Değerli milletvekilleri, sevgili Uğur Mumcu’nun ölümünden bu yana on dokuz yıl geçti. Uğur Mumcu’yu katleden tetikçiler belki yargılanıyormuş gibi yapıldı. Ama Uğur Mumcu neden öldürüldü, arkasındaki karanlıklar bugüne kadar neden aydınlatılmadı, Uğur Mumcu’yu kimler öldürttü, bu soruların yanıtları diğer faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerde olduğu gibi bir türlü aydınlanamadı, aydınlatılamadı.

Yine, 18 Ocak 2010’da, Uğur Mumcu Araştırma Komisyonunun Başkanı Sayın Ersönmez Yarbay Akşam gazetesine verdiği demeçte “Uğur Mumcu’nun ölümünü araştırırken adı konmamış fiilî bir dirençle karşılaştık, suikastın üzerine gitmemiz engellendi.” demektedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kurulan bir komisyonun, Uğur Mumcu cinayetinin üzerine gitmesini fiilen engelleyenler kimlerdi? Hangi dirençlerle karşılaşmışlardır? Bunların aydınlatılması gerekiyor. Uğur Mumcuların, Hrant Dinklerin, Abdi İpekçilerin, Kemal Türklerlerin neden öldürüldüğü sorusuna biz Türkiye Büyük Millet Meclisinde yanıt bulamadığımız müddetçe, bu tip faili meçhul bırakılan siyasi cinayetler sürekli devam edecektir.

Hrant Dink’in ölümünde ise Trabzon Valisi olan beyefendi gazetelere yaptığı açıklamada, Hrant Dink’in kontrgerilla tarafından öldürüldüğünü söylüyor.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın geçmişi, toplumda değişimin dinamik unsurunu oluşturan devrimci yazarların, yurtsever yazarların, gazetecilerin hunharca katledildiği bir süreç. Bu süreçte tetikçileri yargılamak, adaleti bulmak anlamında hiçbir şey ifade etmiyor; önemli olan, tetiği çeken insanların bu tetiği neden çektiğinin, kimin için bu tetiği çektiğinin söylenilmesi gerekiyor, bunun araştırılması gerekiyor. Bu olayların kenarından köşesinden dolanarak bunları gerçekten aydınlatamayız.

Sevgili Uğur Mumcu diyor ki: “Unutmayalım ki cesur bir kez, korkak bin kez ölür. Önemli olan, insanın böyle bir toplumda mezar taşı gibi susmamasıdır. Bir kişiye yapılan haksızlık bütün topluma karşı işlenen bir suçtur.

Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi.

Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.” diyor.

Uğur Mumcu’nun söylediği gibi, cesur olalım, faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerin üzerindeki sis perdelerini hep beraber kaldıralım diyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, 62’ye göre, görüşmeleri sürdüremezsiniz, Hükûmet temsil edilmiyor; İç Tüzük 62’ye göre görüşmeler sürdürülemez, Hükûmet temsil edilmiyor.

BAŞKAN – Ama daha görüşme yapmıyoruz, sunuş yapacağız.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Daha geçmedik gündeme ya!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gündeme geçince dediğin doğru.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Gündeme geçmedik daha, Başkanlığın Genel Kurula sunuşları var ya.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Gündeme geçtik.

BAŞKAN – Hayır, hayır Sayın İnce, sunuş yapıyoruz sadece.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gündeme geçilmedi efendim.

BAŞKAN – Anlamadım?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ne fark eder Sayın Başkanım? “Her görüşmenin başından sonuna kadar.” diyor. Bu bir görüşme değil mi?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hayır, gündeme geçilmemiş efendim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sunuşlara geldi daha.

BAŞKAN – Şimdi, Meclis Başkanlığı sunuşlarını size aktarıyorum, ondan sonraki fasılda hep beraber konuşuruz.

Buyurun.

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin doğuracağı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/112)

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Satışa çıkarılan Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş'ye (TŞFAŞ) ait kar eden fabrikaların özelleştirilmesiyle birlikte gerek şeker piyasasında yaşanacak sorunların gerekse de topraktan en yüksek düzeyde yararlanılan şeker pancarı tarımı işgücü açısından doğacak sıkıntıların araştırılması ve alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                                    Hasip Kaplan

                                                                                                                               Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Bilindiği üzere Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş'ye (TŞFAŞ) ait 25 fabrikadan karda olan Çarşamba, Çorum, Kastamonu, Kırşehir, Turhal ve Yozgat fabrikaları 11 Eylül'de satışa çıkarıldı.

Satışa çıkarılan altı fabrikanın kar ediyor olması dikkat çekici bir gelişme olarak durmaktadır. TŞFAŞ'ın 2008 yılı karının 3 milyar 193 milyon TL olduğu belirtiliyor. Söz konusu fabrikaların satışıyla birlikte TŞFAŞ zarar etmeye başlayacağı gibi, bu durumda Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde bulunan fabrikalar da ya kapatılma ya da yok pahasına satılma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Ege Üniversitesi'nden bir grup öğretim üyesi de bu tehlikeye dikkat çekerek, bu satışların tarıma zarar vereceği, kırsal kesimde işsizliği körükleyeceği ve şeker piyasasında uluslar arası tekellerin denetimini pekiştireceği uyarısında bulunuluyor.

Şeker Yasası'yla birlikte daha önce satılan fabrikaların özelleştirilmesi ekonomiye büyük zarar vermiştir. TŞFAŞ aracılığıyla şeker tarımının ekonomiye sağladığı katkıların, 2001 yılında çıkarılan Şeker Yasası ile sekteye uğramaya başlamıştır. Bu yasa ile kimi fabrikalar satılırken, pancardan elde edilen şeker üretimine de kota getirilmiştir. Kota ile toplam şeker üretimi içinde nişasta bazlı şekerin (NBŞ) payı yüzde 15'e çıkarıldı. Yapılan araştırmalarda bu oran AB ülkelerinde ortalama yüzde 2 civarındadır. Bu kotanın en büyük şeker üreticisi olan Fransa'da yüzde 0.5, Almanya'da yüzde 1'in altında olup NBŞ'nin büyük ölçüde Genetiği Değiştirilmiş Organizma'lı (GDO) mısırdan elde edilmektedir.

Şeker Yasası, pancar ekim alanlarının daralmasına, şeker fabrikalarının düşük kapasite ile çalışmasına ve yüksek yoğunluklu tatlandırıcı (YYT) dışalımının patlamasına neden olmaktadır. Şeker Kurulu, sadece 2009 yılının ilk 8 ayında, 172 bin 42 ton şekere eşdeğer YYT dışalımı için uygunluk belgesi vermiştir. Kayıtlı olarak yapılan YYT yanında, önemli miktarda kimyasal tatlandırıcının Türkiye'ye kaçak olarak girdiği de tahmin edilmektedir. Bunların sonucunda, ekonomi olumsuz etkilenmekte, pancar çiftçisi ve TŞFAŞ'a ait fabrikaların bir kısmı zarar etmektedir. Yasadan karlı çıkanlar ise, NBŞ ve kimyasal tatlandırıcı üreticileri ile şeker ticareti yapan uluslararası tekeller olmaktadır.

Devletin elinde kalan şeker fabrikalarının satışa çıkarılmaması, topraktan en yüksek düzeyde yararlanılan şeker pancarı tarımı işgücü açısından büyük önem taşıyor. Dört yüz elli binin üstünde çiftçi ailesi geçimini pancardan sağlıyor. Hasat döneminde sayıları yüz bini geçen mevsimlik tarım işçisi çalışıyor. Şeker fabrikalarında, daimi ve mevsimlik binlerce işçi çalıştırılıyor.

Bu nedenlerle bir meclis araştırması açılması ve araştırma komisyonu kurulması gerekmektedir.

 

2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, sağlık sisteminin ve sağlık personelinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/113)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'deki her geçen gün artan sağlıktaki sıkıntıların nedenlerinin araştırılarak, alınması gereken tedbirler konusunda, Anayasanın 98. Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Gerekçe:

“Sağlık sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam iyilik hâlidir."

İnsan sağlığına hizmet gibi kutsal bir görev yürüten doktor, eczacı, diş hekimi, ebe, hemşire, sağlık memuru ve tüm sağlık çalışanlarımız vatandaşlarımıza sağlık hizmetlerini tam ve kesintisiz olarak ulaştırabilmek için imkânsızlıklar içinde görevlerini yerine getirmeye çalışmaktadırlar.

Sosyal yaşamlarında ve aile hayatlarında fedakârlık yaparak gece gündüz çalışan sağlık personelinin ek ödenek ücretleri düzenli ödenmemekte ebe ve hemşire açığı nedeniyle ebe ve hemşirelerimiz normal izinlerini dahi kullanamamakta ve bu yorgunluk sağlık sektöründe ciddi sorunlara neden olmaktadır.

Son yıllarda sağlık bakanlığı sağlık çalışanlarının çalışma saatlerini ve çalışma koşullarına yeni düzenlemeler getirerek çalışanlar içinde statü farklılıkları yaratarak sağlık çalışanları arasında huzursuzluklara neden oluyor. Yıllardır söz verilen ara elaman kadroları ile ilgili düzenlemeler yapılmıyor geçici ve sözleşmeli çalışan ebe ve hemşirelere özlük haklarını iyileştirici adımlar atılmıyor.

Sağlık bakanlığı tam gün yasası adı altında muayenehaneleri kapatıyor devlet hastaneleri ve üniversitelerdeki hekimleri istifaya zorluyor. 657 sayılı devlet memuru kanununun 12. Maddesinde 650 sayılı kanun hükmünde kararnameyle yapılan değişiklikle devlet memuru olan hekimlerin özel mesleki faaliyetlerini yasaklamış ve düzenleme 26.08.2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Bakanlık İl Sağlık Müdürlükleri aracılığıyla hekimlere özel mesleki faaliyetlerinize devam edecekseniz devlet memurluğundan, kamu hizmetinden ayrılacaksınız ve iş yerleriniz kapatılacak demiştir. Birçok hekim özlük hakları saklı kalmak kaydıyla istifa etmiştir.

Ancak bilinmesi gereken muayenehaneleri kapatmak sağlıkta sorunları çözmeyeceği gibi ülkemizde giderek artan işsizlerin arasına muayenehane çalışanlarının da katılmasıyla sadece işsiz sayısını artıracaktır.

Bunun yanı sıra üniversite hastanelerinde öğretim üyelerinin istifaları hastaların yeterli sağlık hizmeti almasını engellemekle beraber, hekim seçme haklarını kısıtlamakta ve asistan doktorların eğitimlerini aksatmaktadır. Aksayan eğitim yarınlarda canımızı teslim edeceğimiz sağlık çalışanlarının mesleki niteliği konusunu sorgulamamıza neden olacaktır.

Bugün hastanelerde katkı payı adı altında hastalardan para alınmaktadır ve bunun tahsilatı da eczacılara yaptırılmaktadır. Ne eczacılar sağlık bakanlığının tahsilat memurudur, ne de vatandaş bir hak olan sağlık hizmetini kamu kurumundan alırken ücret ödemeye mecburdur. Çünkü sağlık bir haktır ve Anayasa hükümleri gereği sosyal devlet olmak bu hakkı vatandaşa sunma zorunluluğunu getirir. Asgari ücretle ya da emekli maaşıyla geçim mücadelesi veren vatandaş kronik hastalık yada sürekli muayene gerektiren durumlarda maaşının önemli bir bölümünü katkı payı adı altında ödemek zorunda kalıyor.

Şiddet konusu son günlerde sıklıkla konuşuluyor. Başta acil sağlık çalışanları olmak üzere 24 saat görev başında bulunan sağlık personeli pek çok defa hasta yakınları tarafından şiddete maruz bırakılıyor. Hatta saldırı sonucu burnu kırılan, beyin kanaması geçiren sağlık çalışanları bulunmaktadır. Sağlık personelinin uğradığı şiddeti önlemek konusunda sağlık bakanlığı hangi tedbirleri almaktadır?

Doktordan, hemşiresine, ebeye, yardımcı sağlık personeline kadar bütün sağlık personeli emekli olmaktan korkmaktadır. Çünkü emekli olunca ellerine çok az para geçmektedir. Acilen döner sermaye kararıyla verilen ücretler emekliliğe sayılmalı, emeklinin alacağı maaşa eklenmelidir.

Herkes bilmeli ki tüm bu yaşananların sorumlusu ne hastalar ne hekimler ne de diğer sağlık çalışanlarıdır. Sorumlu kafası karışık bakanlık yöneticileridir. Hatırlayınız domuz gribi aşısı konusunda yaşananlar bakanlığın bilgi ve becerisini ölçmede örnek vakadır.

Özetle sağlık çalışanları huzursuz, mutsuz, geleceklerinden endişelidir. Tüm bu gerekçelerle araştırma önergemiz hazırlanmıştır.

1) Reşat Doğru                                  (Tokat)

2) Mehmet Şandır                              (Mersin)

3) Oktay Vural                                   (İzmir)

4) Ali Öz                                            (Mersin)

5) Mesut Dedeoğlu      (Kahramanmaraş)

6) Muharrem Varlı                              (Adana)

7) S. Nevzat Korkmaz  (Isparta)

8) Ruhsar Demirel                              (Eskişehir)

9) Kemalettin Yılmaz  (Afyonkarahisar)

10) Özcan Yeniçeri      (Ankara)

11) Erkan Akçay                                 (Manisa)

12) Ali Halaman                                 (Adana)

13) Sümer Oral                                  (Manisa)

14) Hasan Hüseyin Türkoğlu               (Osmaniye)

15) Mustafa Erdem      (Ankara)

16) Mehmet Erdoğan   (Muğla)

17) Enver Erdem                                (Elâzığ)

18) Sinan Oğan                                  (Iğdır)

19) D. Ali Torlak                                (İstanbul)

20) Seyfettin Yılmaz    (Adana)

21) Ahmet Duran Bulut                       (Balıkesir)

 

3.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve 21 milletvekilinin, TSK’da yaşanan şüpheli asker ölümlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/114)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

TSK Bünyesinde yaşanan adı intihar ve kaza kurşunu olan şüpheli asker ölümlerinin tüm boyutları ile araştırılarak, alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 14.10.2011

Gerekçe:

TSK bünyesinde yaklaşık son 20 yıldan bu yana yaşanan şüpheli asker ölümleri son yıllarda daha da artarak dikkat çekmeye başlamıştır.

İnsan Hakları Derneği (İHD) raporuna göre 1991 ile 2001 arasında en az 815 asker şüpheli bir şekilde öldü, 433'ü de yaralandı. 2000 ile 2009 arasında ise 433 askerin şüpheli bir şekilde hayatını kaybettiği bildirilmiştir. Bu sayı 2009'da 30 olarak kayda geçmiş, 2010 yılı içinde ise en az 34 askerin şüpheli bir şekilde hayatını kaybettiği görülmüştür. 2011 yılında ise ilki 7 Eylül'de Bitlis'te Sedat Durgun'un kaza kurşunu, 8 Eylül’de Kahramanmaraş'ta Eren Özel'in intihar ederek ve en son olarak 12 Eylül'de Sarıkamış'ta Celal Kızılkan'ın yine kaza kurşunu sonucu öldükleri görülmektedir. 5 gün içerisinde biri intihar, ikisi kaza kurşunu ile ölüm olmak üzere 3 ölüm bizlere 2011 yılının bilançosunun daha önceki yıllara oranla daha da arttığını göstermektedir. En son olarak 10 Ekim tarihinde Ağrı nüfusuna kayıtlı Adem Çalışan Sivas'ta askerliğini yaparken kendi kendisini omzundan vurarak yaralandığı açıklaması yapılmıştır. En son olarak ta Kuzey Kıbrıs'taki askerlik görevi sırasında 'disko' olarak bilinen 'disiplin koğuşu'nda 25 Temmuz günü gardiyan erler tarafından dövülen, susuz bırakılan ve güneş altında kelepçeyle bekletilen er Uğur Kantar 2.5 ay yoğun bakımda kaldıktan sonra hayatını kaybetmiştir. Şüpheli ölümleri gerçekleşen askerlerin büyük çoğunluğunun Kürtlerden oluşması olayın vahametini daha fazla ortaya koymaktadır.

Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'in ortaya çıkan ses kaydında, "Bir askerimizi alnından vurduk" itirafı üstüne, kışlalardaki asker ölümleri üzerindeki şüpheler artmaya başlamıştır. Birinci ağızdan gelen bu acı itiraf asker ölümlerinin kazayla olmadığının çok açık bir göstergesidir. Günün siyasi konjonktürüne göre gerçekleşen bu şüpheli asker ölümleri askeri savcılık ve askeri mahkemeler tarafından incelendiği için davaların hepsi kaza kurşunu veya intihar olarak sonuçlanmış ve aydınlığa kavuşamamıştır.

Her geçen gün farklı nedenlerle sürekli olarak artan bu şüpheli ölümlerin aydınlığa kavuşması ve ölüm nedenlerinin araştırılması için bir Meclis Araştırma Komisyonunun kurulmasını arz ve teklif ederiz.

1) Sırrı Sakık                  (Muş)

2) Pervin Buldan             (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                                                         (Şırnak)

4) Halil Aksoy                                                                             (Ağrı)

5) Murat Bozlak                                                                          (Adana)

6) Ayla Akat Ata                                                                        (Batman)

7) İdris Baluken                                                                          (Bingöl)

8) Hüsamettin Zenderlioğlu                                                       (Bitlis)

9) Emine Ayna                                                                           (Diyarbakır)

10) Nursel Aydoğan                                       (Diyarbakır)

11) Altan Tan                                                                             (Diyarbakır)

12) Adil Kurt                                                                               (Hakkâri)

13) Esat Canan                                                                          (Hakkâri)

14) Sırrı Süreyya Önder                                 (İstanbul)

15) Sebahat Tuncel                                       (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                                        (Kars)

17) Erol Dora                                                                             (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                                        (Mersin)

19) Demir Çelik                                                                          (Muş)

20) İbrahim Binici                                                                      (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                                                            (Van)

22) Özdal Üçer                                                                           (Van)

 

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin gündemin “Sözlü Sorular” kısmında yer alan sorulardan 1, 22, 24, 44, 79, 83, 246, 278, 327, 328, 329, 335, 357, 361, 369, 370, 427, 428, 510, 523 ve 581’inci sıralarındaki soruları birlikte cevaplandırmak istemişlerdir. Sayın Bakanın bu istemini sırası geldiğinde yerine getireceğim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

 

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Arnavutluk Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Fatos Beja'nın vaki davetine icabetle Arnavutluk'a ziyarette bulunmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/739)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Arnavutluk Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Fatos Beja'nın vaki davetine icabetle Arnavutluk'a bir resmî ziyaret gerçekleştirmesi öngörülmektedir.

Söz konusu heyetin Arnavutluk ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6. maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                                                     Cemil Çiçek

                                                                                                                        Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

 

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek'in, Endonezya Temsilciler Meclisi Başkanı Marzuki Alie'nin vaki davetine icabetle Palembang'da düzenlenecek olan İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği VII. Konferansı'na katılmak üzere, beraberinde Parlamento heyetiyle Endonezya'ya ziyarette bulunmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/734)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek'in, Endonezya Temsilciler Meclisi Başkanı Marzuki Alie'nin vaki davetine icabetle Palembang'da düzenlenecek olan İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği VII. Konferansı'na katılmak üzere, beraberinde Parlamento heyetiyle, Endonezya'ya ziyarette bulunması hususu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun'un 9. maddesi uyarınca Genel Kurul’un tasviplerine sunulur.

                                                                               Cemil Çiçek

                                                                      Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                     Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, bazı sayın milletvekillerinin izinli sayılmalarına dair bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

 

3.- Bazı milletvekillerine, belirtilen sebep ve sürelerle izin verilmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/735)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Aşağıda adları yazılı milletvekillerinin belirtilen süre ve nedenlerle izinli sayılmaları, Başkanlık Divanının 06/01/2012 tarihli toplantısında uygun görülmüştür.

Genel Kurulun onayına sunulur.

                                                                                Cemil Çiçek

                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                   Başkanı

"Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek, hastalığı nedeniyle 04/10/2011 tarihinden itibaren 99 gün,"

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

"İstanbul Milletvekili Ünal Kacır, hastalığı nedeniyle 18/10/2011 tarihinden itibaren 11 gün,"

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

"Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu, hastalığı nedeniyle 24/10/2011 tarihinden itibaren 16 gün,"

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

"İstanbul Milletvekili Ayşe Eser Danışoğlu, hastalığı nedeniyle 26/10/2011 tarihinden itibaren 17 gün,"

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

"Aydın Milletvekili Semiha Öyüş, hastalığı nedeniyle 26/10/2011 tarihinden itibaren 47 gün,"

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

"İstanbul Milletvekili Hakan Şükür, hastalığı nedeniyle 10/11/2011 tarihinden itibaren 15 gün,"

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

"Diyarbakır Milletvekili Leyla Zana, hastalığı nedeniyle 22/11/2011 tarihinden itibaren 11 gün,"

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

"Malatya Milletvekili Hüseyin Cemal Akın, hastalığı nedeniyle 24/11/2011 tarihinden itibaren 31 gün,"

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

"Van Milletvekili Gülşen Orhan, hastalığı nedeniyle 28/11/2011 tarihinden itibaren 45 gün,"

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

"Antalya Milletvekili Osman Kaptan, hastalığı nedeniyle 09/12/2011 tarihinden itibaren 21 gün,"

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

“İstanbul Milletvekili Alev Dedegil, hastalığı nedeniyle 10/12/2011 tarihinden itibaren 66 gün,”

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

“Çankırı Milletvekili Hüseyin Filiz, hastalığı nedeniyle 26/12/2011 tarihinden itibaren 32 gün,”

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

“İstanbul Milletvekili Faik Tunay, mazereti nedeniyle 21/10/2011 tarihinden itibaren 16 gün,”

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Düzce Milletvekili İbrahim Korkmaz, mazereti nedeniyle 27/10/2011 tarihinden itibaren 15 gün,”

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

“Yozgat Milletvekili Ertuğrul Soysal, mazereti nedeniyle 28/10/2011 tarihinden itibaren 18 gün,”

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

“Nevşehir Milletvekili Murat Göktürk, mazereti nedeniyle 28/10/2011 tarihinden itibaren 18 gün,”

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

“Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Akyürek, mazereti nedeniyle 28/10/2011 tarihinden itibaren 18 gün,”

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

“Şanlıurfa Milletvekili Halil Özcan, mazereti nedeniyle 2/11/2011 tarihinden itibaren 14 gün,”

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

“Aydın Milletvekili Osman Aydın, mazereti nedeniyle 4/11/2011 tarihinden itibaren 15 gün,”

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının milletvekillerine ödenek ve yolluğunun verilebilmesi için iki tezkeresi daha vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım:

 

4.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’e ödenek ve yolluğunun verilmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/736)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Hastalığı nedeniyle bir yasama yılında aralıksız 2 aydan fazla izin alan Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’e İçtüzüğün 154’üncü maddesi gereğince ödenek ve yolluğunun verilebilmesi, Başkanlık Divanının 06/01/2012 tarihli toplantısında uygun görülmüştür.

Genel Kurulun onayına sunulur.

                                                          Cemil Çiçek

Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                              Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

5.- İstanbul Milletvekili Alev Dedegil’e ödenek ve yolluğunun verilmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/737)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Hastalığı nedeniyle bir yasama yılında aralıksız 2 aydan fazla izin alan İstanbul Milletvekili Alev Dedegil’e İçtüzüğün 154’üncü maddesi gereğince ödenek ve yolluğunun verilebilmesi, Başkanlık Divanının 06/01/2012 tarihli toplantısında uygun görülmüştür.

Genel Kurulun onayına sunulur.

                                                              Cemil Çiçek

Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşları tarafından, 28 Aralık 2011 tarihinde meydana gelen ve 35 yurttaşımızın yaşamını yitirdiği “Uludere/Roboski” katliamının tüm boyutlarıyla incelenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 24/1/2012 Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun 24.01.2012 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                               Hasip Kaplan

                                                                                    Şırnak

                                                                           Grup Başkan Vekili

Öneri:

05 Ocak 2012 tarihinde, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşları tarafından (313 sıra nolu), 28 Aralık 2011 tarihinde meydana gelen ve 35 yurttaşımızın yaşamını yitirdiği “Uludere/Roboski” katliamının tüm boyutlarıyla incelenmesi amacıyla, Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurul’un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 24.01.2012 Salı günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Grup önerisinin lehinde ilk söz Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan’a aittir.

Buyurun Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Uludere katliamının üzerinden yirmi altı gün geçti. Uludere’de yirmi altı gün sonra ne oluyor ne bitiyor, kim sorumlu? Bugüne kadar Hükûmet tarafından yapılan tek açıklama, bugün dâhil grup toplantısında Sayın Başbakanın BDP’ye yönelik eleştirileri ve 19’u çocuk 34 canımızın sanki F-16 savaş uçakları tarafından bombalanmamış gibi, sanki bu ülkenin insanları toplu bir katliama tabi tutulmamış gibi, bunun sorumluları yokmuş gibi, bu  sorumlular, kademe kademe sorumluluk olarak bakıldığında idari sorumluluğu, hukuki, cezai sorumluluğu, siyaseten bakıldığında Hükûmetin siyasi sorumluluğu yokmuş gibi, bu olay yaşanmamış gibi Türkiye’de bir yaklaşım tarzı içinde.

Bugünkü açıklamalara baktığımız zaman, Sayın Başbakan olayı tazminatla kapatıp geçiştirilecek bir olay gibi görüyor. Oysaki bu tür olaylar halkların tarihinde travma yaratan olaylardır. Travması ağırdır bunların. Sorumluluğu ağırdır. O zaman elinizdeki dört saatlik Heron görüntülerinin neden yirmi altı gün boyunca savcılığa ulaşmadığını sorarlar. Savcılık neden gizlilik kararı verdi diye sorarlar. Olayın üzerinden on beş gün geçtikten sonra olaydan kurtulan sadece iki mağdurun sorgulanırcasına –tanıklık değil bakın, dikkat edin- ve katliam olmamış gibi, sadece kaçakçılık suçundan sorgulanması gibi bir sorgulama yapılması tüyler ürperticidir. En vahimi, olayı soruşturan savcılığın helikopterle yukarıdan, havadan olay zaptını tutmasıdır, olay delillerinin, bütün bulguların yerinde tespit edilmemesi, kamuoyundan gizlenmesi, arkasından gizlilik kararı verilmesidir.

Bütün bunlar yaşanırken, sanki Uludere olayını çok basit, sıradan bir olaymış gibi, başka olaylarla, acılarla yarıştırmak gibi bir siyasi anlayışın, sorumsuzluğun içine girilmesi kabul edilemez. Bakın, burada hiç kimse böyle bir insani, vicdani konuda timsah gözyaşları dökemez, dökmeye de hakkı yoktur.

İki gün önce Hakkâri’de meydana gelen ve 20’ye yakın sivil yurttaşımızın yaralandığı bombalama olayının da akıbetinin, izinin sürdürülmesi durumunda benzer bir karanlık tezgâhın ortaya çıkacağı görülecektir. Hükûmetlerin görevi bunları araştırmaktır, sorumluları bulmaktır. Kim olursa olsun, nereden olursa olsun bunun hesabını yargı önünde vermesini sağlamaktır. Bizler bunları dile getirdiğimiz için Sayın Başbakanın bize etmediği hakaret, söylemediği söz kalmadı.

Şimdi sormak istiyorum: Yirmi altı gün sonra hangi noktadasınız? Dört saatlik Heron görüntüleri nerede? Hani savcılık soruşturmasındaydı? Havada inceleme yapan, havada olay zaptı tutan, olay yerini görmeyen savcıların tuttuğu tutanaklar üzerinden mi bu olayı gerçeklere kavuşturacaksınız? Bütün bunlar araştırılması gereken konulardır. Buraya, vicdanı olan, insanlığa karşı işlenen suçlarda ve bir toplu kırımda Uludere katliamının mağdurlarını yalnız bırakmayan insan hakları kuruluşları, sivil toplum örgütleri, Türk Tabipleri Birliği, kamu emekçileri sendikaları, aydınlar, sanatçılar, yurt içinden ve yurt dışından gelen yüzlerce kuruluş raporlar düzenliyor, siyasi partiler raporlar düzenliyorlar ve herkesin çok açıkça toplu bir katliam dediği bir olayda yirmi altı gün geçmesine rağmen bir tek kişi sanık olarak ifadeye çağrılmamış. Sanık olarak çağrılan tek bir kişi yok, ifadesi alınan bir kişi yok. Bu kadar bir vahşet karşısında bunun sorumluluğunu, sorumlularını ortaya çıkarma yerine muhalefetin üstüne saldırmak ve bundan kurtulmaya çalışmak nasıl bir ruh hâlidir, nasıl bir şeydir, bunu anlamak mümkün değil. Bakın, bugünkü konuşmalara da dikkat edin, bu olayın üzerine kim gitmişse onlar suçlanıyor. BDP gitmiş, BDP suçlanıyor; ana muhalefet gitmiş, ana muhalefet suçlanıyor; insan hakları kuruluşları, İHD, MAZLUMDER  gitmiş, onlar suçlanıyor; meslek örgütleri suçlanıyor ve dahası bir şey suçlanıyor: Medya, basın mensupları suçlanıyor. Şimdi, bakın, bu nasıl bir zihniyettir ki cinayetleri sorgulayan bir medya ki o da tek tük cesaretle yazan birkaç kalemden başka kalmadı, hepsi zapturapt altına alındı. Bu ülkenin gerçeklerini ortaya çıkarmak o kadar zor mu? Bu ülkenin yaşadığı bu vahşeti ortaya çıkarıp özür dilemek zor mu arkadaşlar? İnsanlık namına, vicdan namına, o insanların yaşadığı bu ıstırap karşısında elbette ki uluslararası hukuka, her alana kadar insanların hak talepleri olacak ve biz bunu yaptık. Birleşmiş Milletler Cenevre İnsan Hakları Komiserliğine başvurduk. Yarın, Uluslararası Ceza Mahkemesine başvurusu yapılıyor Uludere Roboski katliamının yani Uluslararası Ceza Mahkemesinin soruşturacağı bir konu. İstediğiniz kadar “Türkiye Uluslararası Ceza Mahkemesinin tarafı değildir.”  deyin ama bu Uluslararası Ceza Mahkemesi, bu kurallar üye olmayan ülkelere de çalışıyor. Burada, bu gerçeği bu Meclisin çatısı altında aydınlığa kavuşturmak varken, Meclisin bir araştırma komisyonu kurup olayı yerinde incelemesi varken, bu gerçekleri hep beraber ortaklaşarak oraya gidip Meclisin araştırma komisyonunun -daha önce benzer bu tür olaylarda, yaşanan olaylarda yaptığı gibi- gidip tümüyle bu olayı karanlıkta bırakmamacasına gerçekleri ortaya çıkarması, sorumluları ortaya çıkarması varken ve bu Meclisteki bütün partilerin ortak sorumluluğuyken bizim verdiğimiz bu araştırma önergesi karşısında umuyorum ki bu gerçeği örtmek için başka olayları bunun önüne çıkartıp bu olay yaşanmamış gibi hiç kimse davranma hakkına sahip değildir.

Gerçeklerle yüzleşelim, geçmişle yüzleşelim. Kim ne yapıyorsa, hangi devlet, hangi hükûmet, hangi örgüt, hepsiyle yüzleşelim. Buna hakkı var insanlarımızın. Adalet ve hakikat adına bunu yapalım. Biz bunları yaptığımız zaman -demin gündem dışı bir konuşmada faili meçhul cinayetleri bir arkadaşımız konuştu- o zaman halkımıza karşı, insanlarımıza karşı daha adil duruma geliriz. Roboski’de, Uludere’de katliamda yaşamını yitiren canlar sadece ve sadece adalet istiyor. Kim bu yanlışı yaptı? Altında kasıt varsa kim bu kasıtlı yönlendirmeyi yaptı? İstihbaratı kim verdi? İsrail’den mi, ABD’den mi kaynaklandı? Hükûmet nasıl emir verdi? Verdi mi, vermedi mi? Verdiyse neresindedir? Bütün bunları açıklığa çıkarmak için bu araştırma önergesini verdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bunu vicdanlarınıza havale ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Grup önerisinin aleyhinde ilk söz Şırnak Milletvekili Sayın Mehmet Emin Dindar’a aittir.

Buyurun Sayın Dindar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN DİNDAR (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 28 Aralık 2011 Uludere’de talihsiz bir olay yaşandı ve gerçekten “insanım” diyen herkesin yüreğini sızlattı. Hele benim gibi, 90’lı yıllarda ve -neredeyse 2000’in 12’sine- 2009’daki, çok değerli, canımdan daha değerli, bu tür olaylarda canını kaybeden birisinin ağabeyi olarak konuşmak. Evet, hepimizi üzmüştür, 34 tane yurttaşımız hayatını kaybetmiş, insanlarımız hayatını kaybetmiş. Ama, resmin parçalarını iyice yan yana koyup iyice okumamız gerekir.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Örneğin…

MEHMET EMİN DİNDAR (Devamla) - Bizi, Şırnak halkını ve bütün insanları üzen bu olayda, 90’lı yıllarda olupbiten faili meçhul olaylar gibi olmayacağını, şu kürsüden, Uludere halkına, Şırnak halkına ve bütün insanlara söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Çok etkilendik!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Başbakanın versin, seninki geçmiyor. Başbakanın versin, senin sözün yazmıyor.

MEHMET EMİN DİNDAR (Devamla) – 90’lı yıllarda Cizre ile Silopi arasında asit kuyularının olduğunu söyleyen ilk insanım ben ama maalesef, bazıları yazmaktan bile imtina ediyorlardı o dönemlerde. Şimdi bile Uludere’de olan olayların ardından bakıyoruz ki Güçlükonak’ta, yine o insanlarımızın, o güzel yurttaşlarımızın cesetleri ve elbise parçaları çıkıyor, Görümlü’de hakeza. Ankara’nın derin dehlizlerinde kaybettirmemeliyiz, doğrudur, bunda hemfikirim, kim söylüyorsa onlarla beraberim ve bu işin aydınlatılmasından yanayım. O günlerde suç işleyenler nasıl bugün az da olsa hukuk önüne çıkartılıp hesap verilmeye çalışılıyorsa, bugün de suç işleyen varsa, hataları ve kusurları nispetinde yargı önünde hesap vermelidirler; makamları ne olursa olsun, mevkileri ne olursa olsun hesap vermelidirler arkadaşlar. Bu işin takipçisi olacağız; hem insani vazifemizdir hem vicdani vazifemizdir hem de bir Şırnak Vekili olarak ben bu işin takipçisi olacağım.

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Uludere’yi de takip edecek miyiz Sayın Vekilim?

MEHMET EMİN DİNDAR (Devamla) – Şırnak vilayetinin açmış olduğu idari soruşturma neticesinde tuğgeneral bir komutan görevden alınmıştır. İkincisi: Uludere Başsavcılığının yapmış olduğu soruşturma devam etmektedir. Üçüncüsü: Diyarbakır Özel Yetkili Başsavcılığının soruşturması devam etmektedir. Dördüncüsü: Genelkurmay Başkanlığının açmış olduğu soruşturma devam etmektedir.

ADİL KURT (Hakkâri) – Görüntüler nerede, görüntüler?

MEHMET EMİN DİNDAR (Devamla) –Beşincisi: İçişleri Bakanlığının göndermiş olduğu gerek sivil gerek askerî müfettişler incelemelerini henüz, yeni bitirmişlerdir. Altıncısı: Türkiye Büyük Millet Meclisinde AK PARTİ’den 5 milletvekili, CHP’den 2 milletvekili, MHP’den 1 milletvekili, BDP’den 1 milletvekili heyeti kurulmuş ve 1 Şubatta oraya gidip incelemelerini yapacaklardır.

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – İstihbaratı da söyleyin de rahatlayalım.

MEHMET EMİN DİNDAR (Devamla) – Şırnak Vekili olarak, duyarlılık gösteren herkese, acımızı paylaşan her insana saygılarımı sunuyorum. Maddi manevi desteklerini esirgemeyen Sayın Başbakanıma ve bu konularda duyarlı olan herkese saygılarımı sunuyorum. Uludere olayında hayatını kaybeden insanlarımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır dilerim.

Saygılarımı sunuyorum. Allah’a emanet olunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisinin lehinde Ordu Milletvekili Sayın İdris Yıldız.

Buyurun Sayın Yıldız. (CHP sıralarından alkışlar)

İDRİS YILDIZ (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün Uğur Mumcu’nun 19’uncu ölüm yıl  dönümü. Yurtsever Uğur Mumcu’yu burada rahmetle anarken bir şeyi açıklıkla ortaya koymak istiyorum: Biliyorsunuz Uğur Mumcu öleli on dokuz yıl oldu, faili bulundu ama arkasındaki kaynaklar, örgütler ortaya çıkartılamadı.

Yine, son günlerde gündemimizde olan Hrant Dink olayını birlikte yaşıyoruz, buradaki sonuçlar da ortada.

Şimdi Uludere’yi konuşuyoruz. Uludere’nin de nereye varacağını, nasıl sonuçlanacağını, bunlardan bir tarafa  çıkartmak  gerekir diye düşünüyorum. Yani bugün eğer biz bu olayı ciddi anlamda tartışabilirsek, meseleyi bir noktaya taşıyabilirsek, diğerlerine örnek olmayacak şekle getirebilirsek bundan mutlu olurum.

Değerli arkadaşlarım, 28 Aralık 2011 saat 20.00’de olan olaydan sonra Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi 6 arkadaşımızı Uludere’deki olayla ilgili görevlendirdi. Ben araştırma önergesi veren arkadaşlar gibi olaya farklı bakmıyorum, aleyhinde konuşan arkadaşımız gibi de olayı farklı şekle dönüştürmek istemiyorum.

Önce izlenimlerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu paylaşmadan sonra eğer mantığımızla doğru karar verebilirsek Meclisin bu konuda ciddi bir sonuç alabileceğine, ülkemize de demokrasinin gelişmesi anlamında ciddi katkı koyabileceğine inandığımı ifade etmek istiyorum.

Biz 6 arkadaş Şırnak’a gittiğimizde Uludere Kaymakamıyla oturduk konuştuk. Uludere Kaymakamı, Gülyazı ve Ortasu köylülerini çok iyi tanıdığını, onlarla çok hasbihâli olduğunu, bir hafta önce orada bir halı saha açılışı yaptığını bize açık yüreklilikle ifade etti. Oradaki insanların da yurtsever olduğunu, devletiyle yakın olduğunu, devletiyle bütün olduğunu bize ifade etti.

On gün sonra da yani 10 Ocakta da kendisine bir plaket verileceğini söyledi. Pazartesi günü sabahleyin Gülyazı köyüne taziye çadırına gittik. Orada, taziye çadırında yakınlarını kaybedenlerle oturduk, konuştuk, dertleştik, helalleştik ama bir şeyi orada açık yüreklilikle gördük ki Hükûmet oraya gelmemişti. Sayın bakanlar Uludere’ye gitmişler, alayın helikopteriyle inmişler, alaya yakın bir yerde kurulan bir tiyatro çadırında, orada taziyede bulunup tekrar geri dönmüşlerdi. Bu çok önemliydi bana göre. Orada o insanların acılarını onlarla birlikte paylaşabilmek, onların sorunlarını dinleyebilmek, onların ne yaşadıklarını anlayabilmek önemliydi.

Orada köylülerle görüştüğümüzde, konuştuğumuzda, bize anlattıklarında bu kaçakçılık olayının yıllardır süregelen, hukuken yasak olan, kanunen yasak olan ama fiiliyatta herkesin günlük yaşamı içinde var olan bir şey olduğunu ifade ediyordu. Bu bize Karadeniz köylerindeki ormancı-köylü ilişkisini benzeştiriyordu. Bizim oralarda da köylü ormandan gider odun keser, kaçaktır ama ormancı onları idare eder. Arada sırada, şefinden aldığı talimatla “Gel bakayım.” der, birkaç kişiyi alır. Oradaki kaçakçılık hadisesi de bu derece yasallaşmış ve onların geçimleri…

Ayrıca o kaçakçılık öyle devam ediyor ki o kaçakçılıktan oradaki alayın da haberi var, oradaki yerel yetkililerin de haberi var, herkesin haberi var. Günübirlik gidiyorlar geliyorlar ama o gün bir başka karanlık ortaya çıkıyor. O gün 40 kişi gidiyor, dönüyor, döndüğünde bütün irtibatlar kesiliyor. İşte burada daha sonra açıklanan istihbaratla ilgili eksiklik. Bu istihbaratla ilgili eksiklik nerede, bunu iyi değerlendirmemiz lazım, bununla ilgili iyi yorum yapmamız lazım, bununla ilgili sonuç almamız lazım. MİT ifade ediyor “Biz bu istihbaratı vermedik.” diye. Genelkurmay, istihbarat geldiğini söylüyor ama menşesini açıklamıyor.

Bugün grupta Sayın Genel Başkanım ifade etti  “İsrail’den mi, Amerika’dan mı?” dedi. Önce bunun aydınlığa çıkması lazım. Bu istihbarat nereden geliyor, nereden geldi, bunun açıklanması lazım. Bu istihbaratın nereden geldiği, nasıl olduğu açıklanmadan bu işin sonucunun alınması da mümkün değil. Oradaki 35 yurttaşımızın, 34’ü ölmüş, 1 tanesi sağ kalmış, onunla da oturduk konuştuk. Dönüşte biz Şırnak Valisi’ne uğradık. Vali Bey’le oturduk konuştuk. Kaymakam’ın ifadeleriyle Vali Bey’in ifadeleri aynı. Ben gruptaki arkadaşların içerisinde Vali Bey’e şunu sordum: “Bu 34 yurttaşımız PKK’lı mıydı?” dedim. “Hayır.” dedi. Net şekilde sordum, net şekilde cevap verdi. “Peki PKK sempatizanı mı?” dedim. Yine “Hayır” dedi. “O hâlde burada bir noksanlık var, bunun araştırılması lazım.” dedik. Yalnız döndüğümüzde şöyle bir olay vardı: Biraz önce arkadaşımız söyledi Şırnak Uludere Savcılığının, Şırnak Savcılığının, Diyarbakır özel yetkili savcısının olaya müdahil olduğunu… Ama biz onu Vali Bey’le pazartesi günü akşamüzeri saat 4’te görüşene kadar orada savcılık olaydaki olan insanların hiçbirisinin ifadesini almamıştı. En önemlisi de o olaydan sağ çıkan Şahin Encü’nün ifadesini almamıştı. Yani durum bu kadar vahimdi orada. Sonra biliyorsunuz bu konuyla ilgili savcılık gizlilik kararı verdi, konu belli bir noktadan çıktı, artık evlere şenlik. Bizim, Cumhuriyet Halk Partisi olarak orada şunu yaptığımıza inanıyorum ben: Devletle oradaki halkımızın arasına köprü olduk. Biz orada şunu sağladık: Hükûmetin gidemediği Şırnak’a, Şırnak’taki Uludere’ye, Uludere’deki Gülyazı köyüne, Ortasu köyüne Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz gittik, halkımızla orada birlikte paylaştık, dertleştik, konuştuk, onların sorunlarını rapor hâlinde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezine ve Meclise ilettik. Biliyorsunuz Mecliste de İnsan Hakları Komisyonunda bir alt komisyon kuruldu. Dolayısıyla bizim düşüncemiz şu: Bu konuyla ilgili yaptığımız raporda da belirttiğimiz “34 ölünün sorumluları açıklanmalı ve haklarında dava açılmalı.” diyoruz biz. “Ölenlerin ailelerinden özür dilenmeli.” diyoruz. “Olay hakkında, yerel ve askeri yetkililer hakkında geçiş noktalarının tutulması sebebiyle  idari soruşturma açılmalıdır.” diyoruz. “MİT ve istihbarat teşkilatlarının ve bölgede faal ajanların olay günü istihbarat akışı, istihbaratların değerlendirme yöntemi ve operasyon için düğmeye basılması süreci tüm şeffaflığıyla kamuoyuna açıklanmalı.” diyoruz. Sınır ticaretinin eğer bu böyle devam edecekse yasallaşması diye ifade ediyoruz. En önemlisi de köylülerle yerel askerî yetkililer arasında o saatlerdeki telefon trafiğinin incelenmesini istiyoruz.

Acılı ailelerle görüştük. Acılı aileler o aşamada, o günkü acılarına rağmen reddetse de yöre halkının çoğunluğu fakir olsa da tazminat istemediklerini ifade ettiler ama acı kayıplarının manevi yönden en azından bir  parça telafisi için maddi desteğin de kendilerine sağlanmasını ifade etmek istiyorum.

Sonuç olarak, Uludere’deki olayın bu boyutlar çerçevesinde değerlendirilip oradaki hadisenin adli olarak değerlendirilmesini, tartışılmasını ve konuşulmasını öneriyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldız.

Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay’ın 69’uncu maddeye göre söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Atalay.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, kim sataşmış Sayın Atalay’a, öğrenebilir miyiz.

BAŞKAN – Sayın Yıldız.

Siz de bir sataşmaya mahal vermeden lütfen buyurun.

Üç dakika süreniz var.

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın, Ordu Milletvekili İdris Yıldız’ın, Hükûmete ve bazı Bakanlara sataşması nedeniyle konuşması

 

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sadece bir cümle burada Sayın Sözcü ifade etti, Değerli Milletvekili: “Tiyatro çadırı.” diye bir ifade kullandı, onun için söz almış bulunuyorum.

Tabii, üzücü bir şey. Bu taziye ortamını bile böyle “Tiyatro çadırı.” gibi ifadelerle nitelemek çok ayıp bir şey.

İDRİS YILDIZ (Ordu) – Taziye çadırına gitmediniz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Biz çadıra gitmedik, biz eve gittik. Bizim geleneğimizde evde taziye esastır ve bütün cenaze sahipleri o eve geldiler ve biz onlara orada taziyede bulunduk, Kur’an okuduk ve Başbakanımızla da orada telefon görüşmesi yaptırdık, bunu da bütün ekranlar da verdi. Bunu görmeyenler görsün.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siz taziyeye gitmemişsiniz ki reklam yapmaya gitmişsiniz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, niye gitmediniz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) -Taziye çadırına gidenler, orada ne olduğunu…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siyaset yapmaya gitmişsiniz, taziyeye gitmemişsiniz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Esas, ben taziye çadırına “tiyatro çadırı” asla demem de ama esas, gerçek taziye çadırı olmadığını sizin gittiğiniz yerin -CHP’nin Sayın Genel Başkanının- orada başka illerden gelen, Kaymakama da o saldırıyı yapan militanların yönettiği, BDP’yle el ele, CHP’nin orada bölge halkını tahrik ettiği bir çadır orası. (CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bravo! Bravo! Ayıptır ayıp!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Sözünü bitirsin ya! Durun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Tutup da bir milletvekili diyor ki, buraya çıkıyor: “3 tane Bakan, bölgenin bütün milletvekilleri, Diyarbakır’dan Şırnak’a, onlar taziyeye değil tiyatro çadırına gittiler.” diyor.

İDRİS YILDIZ (Ordu) – Aynen öyle.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Değerli arkadaşlar, biz çadıra gitmedik, biz eve gittik, eve. Evde o cenaze sahipleriyle konuştuk ve onlar için orada, o tahrik ortamında, onların gönlünü almaya, devletin onlara ilgisini sunmaya çalıştık ve bu devam ediyor. Soruşturmaları da devam ediyor, bütün boyutuyla biz her şeyin en net şekilde açığa çıkmasını istiyoruz ama tutup da böyle Meclis ortamında hassas bir konuyu konuşurken “tiyatro çadırı” gibi bir kavram kullanılmasını yakıştıramıyorum, ayıplıyorum, kınıyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O zaman taziye çadırına gitseydiniz!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS YILDIZ (Ordu) – Sayın Başkan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kaplan, sırayla, bir saniye…

Bir saniye, hepiniz beraber olursa ne anlayabilirim ne duyabilirim, yani birer birer lütfen…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tamam canım, itirazım yok, önce Beyefendiyi dinleyeyim.

İDRİS YILDIZ (Ordu) – Sayın Bakana cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Tamam, tamam da bir dakika…

Şimdi, bakın, bana hiç tercih bırakmadan hop geldiniz, belki İnce verecek cevabını, lahavle, değil mi?

İDRİS YILDIZ (Ordu) – Özür dilerim.

BAŞKAN – Şimdi, siz, Sayın Bakanın yanlış şeyler söylediğini ifade ederek, 69’uncu maddeye göre söz mü istiyorsunuz?

İDRİS YILDIZ (Ordu) – Evet efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

E, herkese yol gösteriyorum, ne yapayım? Kuralları uygulamazsak yandı gülüm keten helva!

 

2.- Ordu Milletvekili İdris Yıldız’ın, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın, şahsına ve partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

İDRİS YILDIZ (Ordu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, değerli arkadaşlar; ben taziye çadırını da ifade ettim, taziye çadırını hep beraber insanlar gördüler, tiyatro çadırı dediğimi de daha çok bütün televizyonlarda herkes gördü. Bizim örfümüzde, geleneğimizde, ananemizde bir şey var, eğer bir cenaze varsa o cenaze evine gidilir, eğer bir cenaze varsa orası televizyonlardan reklam edilmez, bizim o taziyelerimiz televizyon kanallarından anlatılmaz, ifade edilmez. (CHP sıralarından alkışlar)

Biz, orada, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak, hep beraber taziye çadırına, ölenlerin yakınlarının yanına gittik.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Oradaki habercileri kovacak hâlimiz yok! Sizin gittiğiniz de televizyonlardan verildi!

İDRİS YILDIZ (Devamla) – Bizim gittiğimiz sizinki gibi televizyonlardan reklam edilmedi. Siz eğer gerçekten taziyeye gitmiş olsaydınız, o yaptıklarınızı televizyonlardan boy boy göstermezdiniz. Gerçek anlamda taziyeye gitmiş olsaydınız, o insanların yanında olurdunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Biz oraya Cumhuriyet Halk Partisi olarak, cumhuriyeti kuran, ülkenin partisi olarak oraya gittik, halkımızla, vatandaşımızla devletimizin bütünlüğünü sağlamak için oraya gittik. Ne BDP’yle birlikteydik ne de sizin gibi başka şeyin peşindeydik.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurun.

 

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, gerçekten Sayın Atalay’ı demin dinlerken üzüldüm. Şunun için üzüldüm: Bir Hükûmet, katliam oluyor, o ülkenin F-16 savaş uçakları kendi evlatlarının üzerine bomba yağdırıyor, vücutları paramparça oluyor, 112 ambulans aranıyor, ambulans gitmiyor, bir jandarma gitmiyor, bir yetkili gitmiyor ve o köylü, o sınırı aşıp cenazelerini paramparça topluyor ve benim il örgütüm, benim belediyelerim 15 tane ambulansla olay yerine gidiyor, cenazeleri oradan alıyor, getiriyor, hastanede onun adli tıp işlemleri yapılıyor.

Ve aradan iki gün geçiyor, Başbakan, özür dilemeyi bırakın, bu konuda tepkisini koymuyor, Cumhurbaşkanı koymuyor, Hükûmetin Başbakan yardımcıları koymuyor, ama ertesi günü bütün örgütlerini, kaymakamlarını, valilerini, emniyetlerini bir oraya gelişlerini organizeye ayırıyorlar.

Şimdi soruyorum:

Herkesin geleneğinde, taziyeye gelenin başımızın üstünde, gözümüzün üstünde yeri vardır ama katliamdan sorumlu olup katliamın üstünü örtenlerin bir gün sonra katlettikleri insanların cenazesine gitmek geleneği de ne Karadeniz’de vardır ne Ege’de vardır ne Akdeniz’de vardır ne İç Anadolu’da vardır ne Avrupa’da vardır ne dünyada vardır ne yeryüzünde vardır. Hiçbir katil öldürdüklerinin evine ertesi gün gidemez. Bu kadar açık konuşuyorum.

Bir şey daha söylüyorum: Sayın Atalay diyorsun ki: “O çadırda BDP’nin, örgütlerin bilmem neleri vardı.” Öyle diyorsunuz değil mi? 5 kilometreden gözleriniz görmüyor tabii, dürbünle de baksanız göremezsiniz. 5 kilometreden, büyük taziye çadırında 10 bin kişi var, göremezsiniz; bir sürü mağdur ailesi var, göremezsiniz, orada Fatiha okuyan imamları göremezsiniz çünkü alayın dibindeki bir eve gidip, yakınını bile kaybetmeyen birinin evine gidip Başbakanla telefon şovu yapmayı taziye sanıyorsunuz. Taziye o değildir. Önce insanca bir duruş, dinen, ahlaken, siyaseten doğru bir duruş gösterin Allah aşkına! Yirmi altı gün geçti, hâlâ, yirmi altı gündür aynı hatayı tekrar ediyorsunuz, aynı aymazlık içindesiniz ve o çadırda, taziyede tek bayrak, tek örgüt flaması, tek bir şey yoktu, sadece mağdurlar, ziyaretçiler, imamlar ve gelen heyetler vardı. Bütün televizyonlar, kameralar da gösteriyordu. Bari bundan utanın ve bunu ikide bir söylemeyin. Bir daha kanırtmayın acıları. Acıyor yetiyor zaten, bir de üstüne yalan söyleyerek kanırtmayın. Sizi uyarıyoruz bu konuda.

Yeter artık diyoruz.

 

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşları tarafından, 28 Aralık 2011 tarihinde meydana gelen ve 35 yurttaşımızın yaşamını yitirdiği “Uludere/Roboski” katliamının tüm boyutlarıyla incelenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 24/1/2012 Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grup önerisinin aleyhinde son söz Diyarbakır Milletvekili Sayın Mehmet Galip Ensarioğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Ensarioğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;    28 Aralık tarihinde meydana gelen, 34 vatandaşımızın vahim bir şekilde yaşamını yitirdiği olay hepimizi acıya boğmuştur. Tabii, bu mesele, yalnız başına bizim, BDP’nin, CHP’nin veya MHP’nin değil, bütün Türkiye’nin meselesidir. Ama biz iktidar olarak, hiçbir zaman bu sorumluluktan kaçmadık ve bu olayın üstünün örtülmesini bir yana bırakın, açığa çıkartılması ve hesabının sorulmasıyla ilgili her türlü girişimi anında yaptık.

Şimdi, bizlerin itirazı, asla BDP’nin, CHP’nin veya başka bir muhalefet partisinin bizi eleştirmesine…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Heron’un görüntülerini Meclise getirin.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Dinle söylüyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Heron’un görüntülerini Meclise verin!.. Hodri meydan!.. Buyurun verin Meclise.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Dinlerseniz.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen…

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bizler…

ADİL KURT (Hakkâri)  – Ayıp be! Galip Bey, Diyarbakır’da sizi dinliyorlar!

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Dinliyorlarsa, sizi de dinliyorlar, bütün Türkiye bizi de dinliyorlar. Sen de dinlersen ne dediğimi anlayacaksın benim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – O görüntüleri getirin!..

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri lütfen.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Bir dinle de ne dediğimi sonra anla beni. Böyle laf atarak işi bir yere götüremezsiniz. Bu tavırla da bir yere götüremezsiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, BDP tabii ki bizi eleştirecek. Bu olayla ilgili,

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Katliamla da kimse bir yere gidemez. Katliamla gidecekleri yerler bellidir…

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Bu olayla ilgili tabii ki, konuşulması gereken, söylenmesi gereken her şeyi hepimiz konuşacağız. Biz bundan istifade ederiz. Muhalefetin bizi eleştirmesinden de istifade ederiz ve bu, demokrasinin bir gereğidir. Bildiğiniz bir şey varsa, bizim üstünü atladığımız, bizim ihmal ettiğimiz bir şey varsa gelin burada söyleyin. Ama kalkıp da bu olaya bizim itirazımız sizin üslubunuzadır; yoksa şeyinize değil. Bu olayı dile getirişinize olamaz tabii ki.

Değerli arkadaşlar…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yirmi altı gün geçti. Tabii böyle olacak!..

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Bir sabretsen… Yirmi altı gün de geçse, iki ay da geçse bu olayı çıkarmak hepimizin boynunun borcudur. İktidarımız bu işten hiçbir zaman imtina etmemiştir ve iktidarımız sorumluluktan kaçmamıştır hem maddi olarak hem manevi olarak bütün sorumluluk bizim boynumuzdadır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tek bir şey söyle! İstihbaratı kim yaptı? İstihbaratı kim verdi?

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Bunun üstesinden gelmesini biliriz. Bunların, Kürtlerin ve bütün vatandaşların…

Değerli arkadaşlar, çıkıyorsunuz…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - İstihbaratı kim verdi? Bunu söyleyeceksiniz ya!

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Ama bu şekil olmaz ki, burada dinlemek zorundasınız. Bir dinleyin!.. Bir dinleyin değerli arkadaşlar.

Bugün hangi hükûmet var? Çıkıp burada diyorsunuz ki KCK ile ilgili meseleyi anlatırken: “Susurluk dönemine rahmet okuttu.”

Değerli arkadaşlar, “Susurluk dönemine rahmet okutuyorsunuz.” demek, ya vicdanınızda bir sıkıntı vardır ya hafızanızda bir sıkıntı vardır. Bugünkü Hükûmetle diğer hükûmetleri nasıl karşılaştırırsınız?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – 10 bin kişiyi içeriye aldınız. O zaman öyle yoktu.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Dün köy yakan, dün adam öldüren, dün katliam yapan, dün infaz edip öldürdüklerini gömen bir iktidar vardı. Dün adam öldürenleri bugün…

ADİL KURT (Hakkâri) – Doğru, siz o zaman da iktidardınız, şimdi de iktidarsınız.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bugün Dersim’in hesabını soran bir iktidar var, belgelerini ortaya çıkaran bir iktidar var. 12 Eylül darbesinin hesabını soran bir iktidar var. 28 Şubatın hesabını soran var. Temizöz davası var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Geçmişte bölgede…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ya bırak, kimi sorguladınız? Bir kişi gösterin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Bir güne bir gün Temizöz davasına sahip çıktınız mı?

HASİP KAPLAN (Şırnak) - JİTEM’cileri biliyorsunuz.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Temizöz davası tamamen bölgedeki katliamların bir davasıdır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - JİTEM’ciler sizin içinizde.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Bir güne bir gün Temizöz davasında gidip orada oturdunuz mu? Oturmadınız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - JİTEM’ciler hep sizde görev yapıyor. Onları çıkarın ortaya. Niye soruşturmuyorsunuz?

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Balyoz davası var, Ergenekon davası var. Hayata dönüşlerle ilgili otuz sene cezaevinde 30’un üzerinde insanımız katledildi, bu iktidar bunun hesabını soruyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bütün JİTEM’ciler sizde görev yapıyor şu anda.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Diyarbakır Cezaevindeki mezalimin hesabını yine bu iktidar soruyor. Köy yakmalardan yakılan köylülerin tazminatını ödeyen bir iktidara geldik.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Roboski’nin hesabını verecek iktidar?

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Değerli Arkadaşım, Roboski’nin hesabını kimse size vermeyecek.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Bak Ensarioğlu, Roboski’nin hesabını insanlık adına bütün Türkiye soracak. Bundan kaçamazsınız.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen…

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Roboski’nin hesabını biz soracağız biz. İlk günden beri Roboski’nin üstünün örtülmeyeceğine, Roboski’yle ilgili her türlü hadisenin araştırılacağına dair teminat veren Sayın Başbakandır ve idari soruşturma, adli soruşturma başlatılmıştır. Hem Diyarbakır Savcılığı hem Uludere Savcılığı gerekli soruşturmaları başlatmıştır. İdari soruşturmayla ilgili Şırnak Valiliğinden tutun Başbakanlığa kadar bütün idari soruşturmalar yapılmaktadır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ayıptır. Senin yerine OHAL valileri var, senin yerine JİTEM’ciler var onlar konuşsaydı. Ayıptır size!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Beraber gittik, beraber.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Değerli Dostum, biz bir işi çözmeye çalışıyoruz. Bir işi çözmeye çalışıyoruz örtmeye değil.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Senin orada, şiddet uyguladığın yerde beraberdik biz. Beraberdik orada, beraberdik. Senin orada neler yaptığını biliyoruz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Hayır, savcılarla beraber havada geziyordunuz.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, rica ediyorum.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlar, ben bu iktidarın bir mensubuyum.

Değerli arkadaşlar, dünkü kemikleri bugün biz çıkarıyoruz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Katliamın sorumlususunuz, bir gün sonra da bir şey olmamış gibi davranıyorsunuz!

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Yer altından silahları biz çıkarıyoruz, yer altındaki bütün örgütleri biz deşifre ediyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hangi silahları?

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Çetelere ve örgütlere karşı mücadele eden bir iktidara “Bir şeyin üstünü örtüyorsunuz.” demek biraz vicdansızlık değil mi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hele biraz sabredin bakalım; bu işlerin cevabı verilmezse, bunun hesabı sorulmazsa gel beraber burada biz soralım seninle. Ama biraz sabredin bakalım. Üslubunuz bir işi çözen bir üslup değil; kusura bakmayın. Yoksa ben senden daha fazla duyarlıyım bu meseleye.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Vallahi duyarlı olsaydınız yirmi altı günde ortaya koyardınız.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Hiç böyle şey de yapmayın.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yirmi altı gündür sümen altı ediyorsunuz, yirmi altı gündür kapatmaya çalışıyorsunuz.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Sen vazgeçsen de ne Kürtlerin haklarından ne yaşanan mezalimden ne faili meçhul cinayetlerden hiçbir şeyin ortaya çıkarılmasından ve hesabının sorulmasından biz vazgeçmeyeceğiz.

ADİL KURT (Hakkâri) – O zaman da iktidardaydınız, şimdi de iktidarsınız. Hiçbir zaman geri dönmediniz, duyarlılığınız bu!

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Biz bu işi siyaseten de yapmayacağız. Bu ölümlerden, bu kandan hesap kitap yapanlar, siyasi çıkar elde etmek ahlaksızlıktır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bunun çıkarı olmaz; bunun çıkarı adalettir, adalet!

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Bizim adımıza da herkes adına da ahlaksızlıktır. Hiçbir siyasi çıkar gözetmeden vicdani sorumluluk içinde bunun gereği neyse bunu yapacağız. Buna, bu milletin önünde söz veriyoruz. Sayın Başbakan her gün çıkıp söz verdiği hâlde…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Her gün çıkıp bize küfrediyor. Allah aşkına ne yaptı bize hakaretten başka?

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen…

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Bunun üstü örtülecekmiş gibi, sadece tazminatla bu işin üstü örtülecekmiş gibi söylüyorsunuz. Tazminat ödenmediği zaman veyahut da 23 milyar resmî rakamlar olduğu zaman “Bu rakam az.” diyorsunuz, “Tazminat ödenmeli.” diyorsunuz. Tazminat ödendiği zaman, Sayın Başbakan kendi ödeneğinden 100 milyar lira üstüne eklediği zaman da buna “kan parası” diyorsunuz.

ADİL KURT (Hakkâri) – Sen kan parasından söz etme!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kan parasıyla mı kapatacaksınız? Ayıp, ayıp!

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Bu kan parası değil değerli dostum. Artı, biz oradaki…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kan parasıyla mı kapatacaksınız? Ayıptır, ayıptır!

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Ayıptır, size ayıptır!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – O bombaları yağdıranları çıkaracaksınız, sizin göreviniz odur.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Biz orada taziyeye geldiğimizde kalkıp şimdi bu kürsüde diyorsun ki…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Milletin hazinesinden para vermek değil, o bombaları yağdıranları çıkaracaksınız.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Kalkıp bu kürsüde “Öldürdüğün adamın taziyesine gelemezsin.” diyorsun. Bu laf bir şeyi çözmez. “Öldürdüğün adamın…”

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Öyle yok, öyle. Bombayı kim attı? Tetikçileri çıkaracaksınız.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Peki, Batman’da bombalanan insanın öbür gün taziyesine giden siz değil misiniz? Tabii ki gideceğiz. Biz bu ölümlere karşıyız, siz de karşısınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Siz de gitmek zorundasınız, biz de gitmek zorundayız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz sorumlusunuz, siz Hükûmetsiniz!

ADİL KURT (Hakkâri) – Eskiden de iktidardaydınız, şimdi de iktidarsınız!

BAŞKAN – Sayın Kurt, rica ediyorum.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Bizim sorumluluğumuz şiddeti ortadan kaldırmaktır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz sorumlusunuz, muhalefet değilsiniz.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Bizim sorumluluğumuz, Türkiye’de Kürt sorunu dâhil bütün sorunların çözümü için bu işin uygun çözüm ortamını sağlayacak stabil ortamı oluşturmaktır. Kürt sorununun çözümünü silahtan arındırmaktır, şiddetten arındırmaktır, bu ölümlerin yaşanmamasını sağlamaktır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sen bombayla arındırıyorsun, anlaşıldı yani.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Bu Kürt sorunu çözülmediği müddetçe, bu şiddet sürdüğü müddetçe bu ölümleri biz daha çok göreceğiz. 40-50 bin insan öldü bugüne kadar, bu insanlar bugüne kadar… Dün nasıl yapılıyordu biliyor musunuz, dünle kıyaslıyorsunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Aynı yoldasınız, değişen bir şey yok.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) – Dün 34 tane insan öldürülseydi üzerine birer keleş atarlardı, “Çatışmada teröristler öldürüldü.” derlerdi. Bugün bunun hesabını soran bir iktidar var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tabii ya, siz gelene kadar bütün devlet teröristti yani onu mu söylemek istiyorsun. Siz de alkışlayın, devlet terörist, siz alkışlayın, yazık! Bunca asker şehit oldu bu ülkede.

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) - Benim ilçemde, Dicle’de Hüseyin Aksal diye bir deliyi öldürdüler, bütün Dicle’nin tanıdığı bir deliyi öldürdüler, götürüp üzerine bir keleş attılar, “Çatışmada PKK’lı öldürüldü.” dediler. Geçmişte biz yüzlerce böyle bir vakayı yaşadık yani yanlışlıkla veya bilerek öldürülen sivillerin üzerine keleş atıp “Biz bunları çatışmada öldürdük.” diyen iktidarların dönemi vardı.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ya, imamın boynuna haç takıp öldürenler ortada, sorsana hesabını!

MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Devamla) -  Bugün bu olayda ihmali olan, kastı olan, kusuru olan kim varsa -bu, askerî yetkili olur; bu, sivil yetkili olur- bu ortaya çıkacaktır, bu ortaya çıkarılacaktır, bunun hesabı sorulacaktır, siz de görüp mahcup olacaksınız, onu da söyleyeyim size.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Ensarioğlu konuşmasında aynen şöyle dedi: “Sayın Başbakan kendi ödeneğinden para verdi.” dedi. “Kendi ödeneği” derken örtülü ödeneği mi kastetti, Sayın Başbakanın babasının parasını mı kastetti, yoksa Sayın Başbakanın maaşından mı verdi? Buna bir açıklama getirirse sevinirim. Babasının malını mı verdi, örtülü ödeneği mi verdi, maaşını mı verdi, bunu bir açıklasın.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, burada biz kişisel bir mesele üzerinde konuşmuyoruz, bir devlet meselesini ve devletle ilgili bir sorunu konuşuyoruz, dolayısıyla Sayın Başbakanla ilgili ifade Sayın Başbakanın kişisel durumuyla ilgili değil, bu devletin, yürütmenin başıyla ilgili olması gerekmektedir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kendi ödeneği ne, onu açıklasın, kendi ödeneği.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Başbakanlıkla ilgili ödenektir efendim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başbakan ne zamandan beri savcılara talimat veriyor da soruşturma açtırmış, onları da bir düzeltmesi lazım. Adli soruşturma Başbakanın emriyle olmaz. Orada harcanan para Başbakanın kendi ödeneği değildir.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Başbakanlık ödeneğidir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bu terminoloji siyaset terminolojisi değildir, parlamenter demokrasi terminolojisi değildir, bu terminolojiyi bir düzeltmesi lazım.

BAŞKAN – Tamamdır, tutanaklara geçti. Teşekkür ederim.

Sayın Şandır, buyurun.

 

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, 28 Aralık 2011 tarihinde Şırnak’ın Uludere ilçesinde meydana gelen olayın hâlâ neden aydınlatılmadığına ilişkin açıklaması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, gerçekten bize yakışmaz bir tartışma üslubuyla bir acıyı konuşuyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak 28 Aralık 2011 tarihinde Şırnak’ın Uludere ilçesinde yaşanan acı hadiseyi biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak hemen ertesinde, 31 Aralıkta Sayın Genel Başkanımız telaffuz etmiş, ifade etmiş ve Hükûmeti özellikle dört konuda açıklama yapmaya, toplumu aydınlatmaya davet etmişti. Ama yaklaşık bir ay oldu hâlâ bir gelişme yok ve netice, Mecliste acıların üzerinden siyaset yapmak, birbirimizi hırpalamak için, maalesef acıları yeniden kanatacak bir üslupla burada konuşuyoruz. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu yaşanan acının sebebi, müsebbibi kimse onu kınıyoruz. Orada yaşanan acılar…

Bakınız, Cumhuriyet gazetesinde Işıl Özgentürk’ün birkaç gün önce bir yazısı çıktı. Semire Encü, henüz on altı yaşında evlenmiş, sekiz yıl sonra çocuğa hamile kalmış. Kocası Hüsnü Encü bu saldırıda paramparça olmuş. Bu kadının acısını nasıl izah edeceğiz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Parayla nasıl…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Felek Ana’nın, Muhtar Mehmet’in, diğerlerinin, çocukların, on altı-on sekiz yaşındaki o çocukların acısını nasıl karşılayacağız? Şimdi bunun üzerinden siyaset yapanları, bu konuların oluşmasına sebep olan PKK terör örgütünü ve bu terör örgütüne arka çıkanları ve bu konuda alınması gereken tedbirleri yeterince almayan siyasi Hükûmeti bu acıların sahiplerinden özür dilemeye davet ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

 

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşları tarafından, 28 Aralık 2011 tarihinde meydana gelen ve 35 yurttaşımızın yaşamını yitirdiği “Uludere/Roboski” katliamının tüm boyutlarıyla incelenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 24/1/2012 Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)

 

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Reddedilmiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                                                           Kapanma Saati: 16.30

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 55’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Buyurun Sayın Vural.

 

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Türkiye-Fransa Dostluk Grubunun Genel Kurul kararıyla feshi konusunda Milliyetçi Hareket Partisi olarak vermiş oldukları önerilerini geri çektiklerine ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bugün Danışma Kuruluna bir önerimiz olmuştu. Bilindiği gibi dün Fransa Senatosu Ermeni yalanlarını tescilleyen ve hak etmediğimiz bir soykırım yalanını Parlamento kararıyla kanunlaştıran bir irade karşısında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu kararıyla oluşturulan Türkiye-Fransa Dostluk Grubunun yine Genel Kurul kararıyla feshi doğrultusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bir müracaatımız olmuştu.

Şimdi, bu müracaatımızı, Sayın Başkan büyük duyarlılık göstererek -Sayın Cemil Çiçek- yarın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna, İç Tüzük’e uygun bir şekilde gündeme getirileceğini ifade etmiştir.

Bu konuda, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, böyle bir iradenin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda oluşmasını temin etmek amacıyla grup önerimizi bu safhada çekmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkana da duyarlılığından dolayı teşekkür ediyorum. Bu konuda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu yalanlar karşısında dimdik duracak bir iradeyi ortaya koyacağından da eminim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

Şimdi, grup başkan vekillerine üçer dakikalık söz vereceğim yerlerinden, sisteme girerlerse eğer.

Sayın İnce burada mı?

En son Sayın İnce’ye vereceğim.

Sayın Şandır, buyurun.

 

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Fransa Parlamentosunda kabul edilen Ermeni soykırımını inkâr edenlerin cezalandırılmasını öngören yasayla ilgili olarak bu kararından dolayı Fransa’yı kınadıklarına ilişkin açıklaması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim efendim.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Fransa Parlamentosunun, Temsilciler Meclisiyle, Senatosuyla Fransa halkını temsil eden Parlamentonun dünkü aldığı kararı, Türkiye Cumhuriyeti devletine ve Türk milletine karşı bir düşmanlık olarak görmekteyiz.

Tarihte yaşanmış birtakım olayları, yaşanan birtakım acıları günümüze taşıyarak Türkiye’ye savaş ilan etmenin Fransa’ya, tüm bu yolda gidecek ülkelere hiçbir faydası olmayacağını zaman gösterecektir.

Bu noktada Milliyetçi Hareket Partisi olarak, siyasi iktidarı, AKP İktidarını, Türkiye'nin ve Türk milletinin onurunu, hukukunu savunmak noktasında yapılması gereken ne varsa yapmak konusunda uyarıyoruz ve bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi olarak her türlü desteği vereceğimizi ifade ediyorum.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Sayın Genel Başkanının, 22 Aralık tarihinde bu yasanın yani “Soykırım yoktur.” demeyi suç sayan bu yasanın Fransa Parlamentosunda kabul edilmesinden sonra Sayın Genel Başkanın Hükûmete yaptığı yedi maddelik uyarı, yarın zannediyorum, burada değerlendirmeye alınacaktır.

Bu noktada siyasi iktidarı, meseleyi zamana yaymadan, birtakım ihtimallerin üzerine, birtakım varsayımların üzerine meseleyi geciktirmeden, Türkiye adına, Türk milleti adına alınması gereken her türlü tedbiri almaya davet ediyoruz çünkü bu konu yalnız Fransa’yla kalmayacaktır, tüm Avrupa’ya, hatta Avrupa ötesi ülkelere de yayılacaktır ve Türkiye, hak etmediği bir suçlamanın altında, çok ciddi tehdit ve tehlikeler altında kalacaktır.

Zamanında gereken tedbiri alarak Türkiye’yi yönetenlerin bu konuda gereğini yapmasını talep ediyor ve Milliyetçi Hareket Partisi camiası adına Fransa’yı bu kararından dolayı şiddetle ve nefretle kınıyoruz.

Teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN – Sayın Ünal, buyurun.

 

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Fransa Parlamentosunda kabul edilen Ermeni soykırımını inkâr edenlerin cezalandırılmasını öngören yasayla ilgili olarak bu kararından dolayı Fransa’yı kınadıklarına ilişkin açıklaması

 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maalesef Avrupa’nın üzerinde yükseldiği değerleri inkâr anlamına gelen bu karar, bugünkü Fransa’da hükûmet etmekte olan ve önümüzdeki seçim hesaplarını dikkate alarak yapılmış bir karar olarak görüyoruz. Zira, Fransa’da tarihçiler, anayasa hukukçuları ve gerek sağ gerek sol basının önemli bir kısmı yasa teklifine karşı çıkan yorumlar yapmaktadırlar. Ve biz bundan sonraki süreçte inanıyoruz ki Fransa Senatosunda ifade özgürlüğünü savunan, Avrupa Birliği değerlerine sahip çıkan en az 60 senatör bu kararın Anayasa’ya uygunluğunun incelenmesi amacıyla Anayasa Konseyine başvuruda bulunacaktır. Anayasa Konseyi kararını birkaç ay içerisinde vermekte. Bu karar yasanın Anayasa’ya aykırı olup olmadığını belirleyecek, dolayısıyla bu konu da tecelli ederse yasa iptal edilecektir diye ümit ediyoruz.

Ve biz AK PARTİ olarak bu konuda milletimizin onurunu, itibarını asla yere düşürmeyecek, bu konuda alınması gereken bütün tedbirleri alacağız. Ve Sayın Başbakanımızın da 22 Aralık 2011’de ifade ettiği uygulamaların bu bekleyişten sonra gündeme geleceğini ifade etmek istiyoruz ve bu kararı kınıyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Korutürk, buyurun.

 

5.- İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk’ün, Fransa Parlamentosunda kabul edilen Ermeni soykırımını inkâr edenlerin cezalandırılmasını öngören yasayla ilgili olarak bu kararından dolayı Fransa’yı kınadıklarına ilişkin açıklaması

 

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; benden önce konuşan arkadaşlarımın da belirttiği gibi Fransız Senatosunun dün almış olduğu karar utanç verici bir karardır. Bu, Fransa değerleri açısından, çağdaş değerler açısından; fikir, ifade, bilim özgürlüğü açısından son derece utanılacak bir karardır. Bu karar aslında Türkiye’yi değil Fransa’yı rencide etmelidir. Fransız aydınları, Fransız tarihçileri esasen bu karara karşı çıkmışlardır ve Fransız Senatosunun oldukça itibarlı olan Kanunlar Komisyonu da bu kararın Anayasa’ya aykırı olduğunu belirtmiştir. Bundan sonraki süreç bir hukuk sürecidir.

Bugün eleştiri günü değildir. Muhalefet-iktidar birlikte hareket ediyoruz diye düşünüyorum. Onun için, bugün Genel Başkanımızın Cumhuriyet Halk Partisi Grubunda da söylediği gibi, Hükûmetin alacağı doğru ve yerinde, sürdürülebilir ve sebat edeceği kararların biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak arkasındayız. Dolayısıyla, bundan sonra Fransa’ya karşı alacağımız bütün tedbirlerin sürdürülebilir tedbirler olması gerekir, Fransa’yı uyandırması gereken tedbirler olması gerekir. Bu tedbirler arasında büyükelçi çekmek yoktur. Büyükelçi, mücadeleyi orada devam ettirmek için, mutlaka görevinin başında kalmalıdır sonuna kadar. Bu konuda da arkadaşlarımızın dikkatini çektikten sonra bu konuda bir küçük noktaya dikkat çekmek istiyorum.

“Eleştiri günü değildir.” dedim ama dün bu konunun incelenmesi sırasında, eğer basının söylediği doğruysa, Adalet ve Kalkınma Partisinin kendi MYK’sı içinden bunu izlemesini de, bir ulusal konuyu Bakanlar Kurulunun izlemesi gerektiği düşüncesiyle yadırgadığımı belirtmek istiyorum. Dolayısıyla, Fransa-Türkiye  Dostluk Grubunun iptal edilmesi konusundaki karara Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz de katılıyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tabii, Türkiye’de CHP’yi “Anayasa Mahkemesine gidiyor.” diye eleştirenler bugün Fransız Anayasa Mahkemesinden medet umar hâle geldi. Bunu da takdirlerinize sunarım Sayın Ünal.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Süreci bekliyoruz. Sayın Korutürk’ün söylediği gibi oradaki aydınlara fırsat vermek gerekiyor. Çok güzel ifade etti Sayın Korutürk.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurun.

 

6.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Fransa Parlamentosunda kabul edilen Ermeni soykırımını inkâr edenlerin cezalandırılmasını öngören yasayla ilgili olarak bu kararından dolayı Fransa’yı kınadıklarına ilişkin açıklaması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, aslında, tabii, İç Tüzük’e, usule aykırı bir konu üzerinde bir tartışma yaşadık. Bu dostluk grupları konusunu Meclis Başkanlığına sunuşlar diye bir bölüm var, Danışma Kurulu kararları var. Tabii, bu, iç hukukumuz ancak şunu ifade etmek istiyoruz ki, bu tür ciddi konuları Parlamento olarak kendi içimizde ve tüm boyutlarıyla çok sağlıklı bir tartışma süreci yaşanmadığı için bakıyoruz ki tepkiler de palyatif tepkiler oluyor. Örneğin İsrail Mavi Marmara olayı yaşandı. Bir baktık ki bütün İsrail Dostluk Grubu üyeleri istifa etmiş. Grup düştü. Suriye ile ilgili gerilim yaşandı. Suriye Dostluk Grubu iptal edildi. Şimdi Fransa’yla yaşanıyor. Fransa’yla Dostluk Grubunun, sanıyorum Meclis Başkanı iki hafta önce bir açıklama yapılmıştı feshedildiğine dair. Ayrıca, feshedilen bir konuyu tekrar tartışmak ne kadar doğru, onu ayrıca değerlendirmek gerekiyor.

Yalnız şunu ifade etmekte yarar görüyorum: Bakın, elimdeki listeye bakıyorum, Ermeni iddiaları konusunda çıkarılan ve karar veren devletlerin sayısı 20’yi geçmiş durumda. Bunlara baktığımız zaman çok ciddi olarak üzerinde tartışılması gereken bir konu. Uruguay, Kıbrıs Rum yönetimi, Avrupa Parlamentosu…

Şimdi, Avrupa Parlamentosu böyle bir karar almışsa, o Parlamentoda Avrupa Parlamentosu kararıyla ilgili de bir karar çıkmadıysa ve bu Parlamentonun, Avrupa Parlamentosu karma üyeleri hâlâ göreve devam ediyorsa, o zaman ayrı bir tartışmanın burada açılması gerekiyor.

Arjantin, Rusya Federasyonu, Kanada, Yunanistan, Lübnan, Belçika, Fransa, İsveç, İtalya, İsviçre, Slovakya, Hollanda, Polonya, Almanya, Venezuela, Litvanya, Şili; bunların birçoğu Türkiye’yle çok stratejik, ekonomik, sosyal, ticari ilişkileri olan ülkeler.

Şimdi, burada, Uluslararası Ceza Mahkemesine taraf olmayan bir Türkiye söz konusu. Burada tartışılan konu da… Kanun teklifinin içeriğini -eminim ki bütün üye arkadaşlar okumuştur- iyi okumak gerekiyor ve ona göre bir konu üzerinde tartışma yapıldığı zaman tepkilerin de. yapılacakların da ona göre doğru konulması gerekiyor. Uluslararası hukuk açısından bu son derece önemli. Bakın, telaffuz edilmedi, Uluslararası Ceza Mahkemesine, uluslararası sözleşmelere atıfta bulunan bir hüküm söz konusu burada. Yani Kosova Lahey kararı var -soykırım-, Bosna-Hersek’teki katliam var, Ruanda var, Nürnberg mahkemesi Yahudi katliamı var. Yani birçok konuyu bağlantılandıran bir durum söz konusudur. Bunun iyice araştırılması gerektiğini söylüyorum. Parlamento araştırsın.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- Faili meçhul cinayetler hakkındaki Meclis araştırması önergesinin ön görüşmesinin, Genel Kurulun 24/1/2011 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

 

                                                                                                               24.01.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun, 24.01.2012 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                   Muharrem İnce

                                                                                                                                        Yalova

                                                                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan (Faili Meçhul Cinayetler hakkında); 10/41 Esas Numaralı Meclis Araştırma Önergesinin görüşmesinin, Genel Kurul'un 24.01.2011 Salı günlü (Bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz Mersin Milletvekili Sayın Ali Rıza Öztürk’e aittir.

Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak Sabahattin Ali’den Hrant Dink’e kadar uzanan süreçte siyasi nedenlerle öldürülen, katledilen insanların neden, nasıl öldürüldüklerinin, arkasındaki karanlık ilişkilerinin aydınlatılması amacıyla Meclis araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin önergemizi grup önerisi olarak tekrar gündeminize getirdik.

Değerli milletvekilleri, hem AKP’nin az önceki çıkan sözcüsü arkadaşımız Uludere olayları üzerine konuşurken faili meçhullerle mücadele ettiklerini, onların aydınlatılması için uğraştıklarını söylediler. 6 Nisan 2010 günü biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu Meclis araştırması önergesini grup önerisi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine getirmişiz 23’üncü Dönemde. O dönemde Adalet ve Kalkınma Partisi adına konuşan arkadaşımız bu önergeyi önemsediğini, ancak durumun müsait olmadığını ve bizim de Meclis gündemini tıkamak için bu önergeyi getirdiğimizi söylemiş, arkasından, Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri “Faili meçhul bırakılan siyasi cinayetler araştırılmasın.” diye oy kullanmışlardır.

Yine, 20 Nisan 2010 günü, 1 Mayıs 1977’de Taksim’de meydana gelen olayların da kimler tarafından yapıldığının ve arkasındaki karanlık ilişkilerin aydınlatılması için Meclis araştırması önergesi getirmişiz, yine burada konuşmuşuz. Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili arkadaşlarımız “1 Mayıs 1977 olayları araştırılmasın.” diye oy kullanmışlar.

Yine arkasından biz devam etmişiz. Haziran ayının 22’sinde biz yine, faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerin araştırılması için tekrar bu önergemizi gündeme getirmişiz. Yine Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili arkadaşlarımız “Faili meçhul bırakılan siyasi cinayetler aydınlatılmasın.” diye oy kullanmışlar, reddedilmiş. Orada o zaman, Haziran ayının 22’sinde, Ayhan Sefer Üstün arkadaşımız -şimdi İnsan Hakları Komisyonu Başkanı- bu önergeyi çok önemsediklerini ancak Meclisin tatile girdiğini, Meclisin tatil dönüşünden sonra Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu olarak böyle bir önerge getireceklerini ve şimdiden de bizden peşinen destek istediklerini söylemişler. Ancak tatil bitmiş ama Adalet ve Kalkınma Partisi bu kürsüden söz verdiği taahhüdünü yerine getirmemiş ve Meclis araştırması önerisini gündeme getirmemiştir. Bunun üzerine biz tekrar, Ekim ayının 20’sinde bu konuda Meclis araştırması önergesi getirmişiz. Yine Adalet ve Kalkınma Partisinin oylarıyla reddedilmiş.

O dönem AKP Grup Başkan Vekili Sayın Elitaş, 1 Kasım 2010 günü verdiği bir demeçte, bunun çok aceleye getirildiğini, aslında bir hafta daha bekleseydik bunu Adalet ve Kalkınma Partisinin de getireceğini söylemiş. Bunun üzerine biz de inandık Elitaş’a, 3 Kasım günü tekrar getirdik. Yine Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerin araştırılmaması yönünde oy kullandılar. En sonunda 3 Kasım 2011 günü -yani 24’üncü Dönem- tekrar biz bu önergeyi getirdik, yine “hayır” oyu verdiniz. Allah aşkına söyler misiniz arkadaşlar, faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerle nasıl bir hesaplaşmadır bu? Faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerden nasıl hesap sormaktır bu? Dersim olayıyla hesaplaşmaktan bahsediyorsunuz ama Dersim olayı burada araştırılsın diye Meclis araştırma önergesi getirildi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu “Araştırılsın.” dedi, siz “Araştırılmasın.” dediniz. Siz neyin, neden araştırılmasından korkuyorsunuz?

Bakın, sevgili milletvekilleri, Sayın Başbakan 26 Ocak 2010 AKP grup toplantısında yaptığı bir konuşmada aynen şunları söylüyor: “Bugün bizim yaptığımız, Hrant Dink’in, Abdi İpekçi, Uğur Mumcu’nun, diğer tüm kirli saldırıların üzerindeki sis perdesini kaldırmak, tüm bu olayları aydınlığa kavuşturmak ve gelecekte benzer melanetlerin yaşanmasını önlemeye yöneliktir. Faili meçhullerin faili malum hâle gelmesinden kim niye korkuyor?”

Ben de şimdi Sayın Başbakana ve size soruyorum: Siz bu faili meçhullerin faillerinin malum hâle gelmesinden neden korkuyorsunuz? Siz bu faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerin araştırılmasını neden istemiyorsunuz? Siz bir yandan diyorsunuz ki: “Bu faili meçhul bırakılan siyasi cinayetler bizim dönemde olmadı.” Tamam. Peki, bunun araştırılmasını niye istemiyorsunuz? Niye bundan kaçıyorsunuz? Niye çıkıyorsunuz ondan sonra televizyonlarda bu konuların araştırılması gerektiğini söylüyorsunuz?

Şimdi, 3 Kasım 2011 günü Sayın Mehmet Doğan Kubat Arkadaşımız AKP Grubu adına burada yaptığı konuşmada aynen diyor ki: “Şu anda, 1948 yılında Sabahattin Ali’nin bir kayıkçı tarafından öldürülmesi olayının araştırılması yani altmış üç yıl önce gerçekleşmiş bir olayın bugün Meclis araştırmasına konu edilmek istenmesi aslında bu konunun gerçekten faillerinin mi bulunmak istendiğinin, yoksa siyasal polemik yapılmasının mı amaçlandığının bir göstergesidir.”

Şimdi, Sayın Başbakan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunda “Biz faili meçhullerin üzerindeki sis perdesini kaldıracağız.” derken siyasi polemik mi yapıyor? O zaman siz televizyonlarda çıkıp “Dersim olayı araştırılsın.” derken siyasi polemik mi yapmıyorsunuz? Bu ne biçim bir anlayıştır arkadaşlar? Yani otuz, kırk yıl önce olan bir olayı Meclis kürsüsüne getirmenin neresi siyasi polemiktir? O zaman siz, bu Türkiye’nin gündemine, tarihin eşeleme sürecini niye sokuyorsunuz? Niye cumhuriyetin kuruluş döneminde olmuş Dersim olayıyla Türkiye’nin gündemini aşağıdan yukarıya doğru doldurdunuz? Siz siyasi polemik mi yapıyorsunuz?

Değerli arkadaşlarım, bakın, daha yaşadığımız bir olay, Hrant Dink olayı. Hrant Dink olayıyla ilgili çok enteresan şeyler oluyor, Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay diyor ki: “Vallahi billahi ben böyle dava görmedim!” Vallahi ben de görmedim Sayın Beşir Atalay yani ben de hukukçuyum! Bir davada karar veriliyor; karar veren hâkim bir televizyonda, savcı bir televizyonda karar verdikleri davayla ilgili kendilerini savunmaya geçiyorlar. Oysa hâkimler verdikleri kararlarla konuşurlar. Yani ben bir yargı kararının, kararı veren hâkimler tarafından ya da Başbakan tarafından, Adalet Bakanı tarafından, Başbakan Yardımcısı tarafından tartışıldığını görmedim. Karar doğrudur ya da yanlıştır ama karar kendi hukuki mecrası içerisinde ilerleyecektir.

Şimdi, siz “Bu ülkede adil yargılanma hakkı yok.” diyen insanlar hakkında fezleke hazırlıyorsunuz ama bu kararla ilgili “Bu daha bitmedi canım, bunun Yargıtayı var, Yargıtayda bu yanlışlık düzeltilecek, bozulacak.” diye demeçler veriyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar? Böyle bir şey olabilir mi? Nereden biliyorsunuz o kararın bozulacağını? O kararın yanlış olduğunu nereden biliyorsunuz? Ya da o kararı Yargıtayın bozacağını nereden biliyorsunuz? Bunlar kabul edilemez şeylerdir.

Burada, bakın, o tarihte Trabzon’da valilik yapan arkadaşımız çok açık bir şekilde diyor ki: “Dink davası, TAYAD olayları ve Rahip Santoro olayının mahkeme süreçlerine baktığımız zaman tetikçi durumunda olan kişiler mahkemelerde cezalandırılmış, perde arkasında kimlerin olduğu hususu hiçbir zaman ortaya çıkarılamamıştır. Bana göre bunun asıl sebebi, suç delillerinin toplanması aşamasında cumhuriyet savcılarının, kendilerince yapılması gereken soruşturmaları ve delil toplamaları polis ve jandarmaya havale etmiş olmalarıdır.” ve bu cinayetin de kontrgerilla tarafından işlendiğini söylüyor.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten demokratik hukuk devleti olmak istiyorsak, gerçekten demokratik hukuk devletini kendi çocuklarımıza miras bırakmak istiyorsak, gerçekten çocuklarımızın geleceğimizin tertemiz mirasçısı olmasını istiyorsak bu “faili meçhul” denilen olaylardan Türkiye’nin kurtarılması gerekiyor. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu önergeyi bugün 8 kez vermiş oluyoruz, huzurlarınıza getiriyoruz; yine Barış ve Demokrasi Partisi 4-5 kez getirdi herhâlde, 12 kez! Vallahi, ben size söyleyeyim: 7 kez değil, 70 kez de olsa biz bu işin peşini hiç bırakmayacağız. Ya samimi olarak faili meçhullerle hesaplaşacaksınız yahut da faili meçhullerle hesaplaşma edebiyatını bir kenara bırakacaksınız. Yani “Biz, Dersim’le hesaplaşıyoruz.” diyeceksiniz, buraya geleceksiniz “hayır” oyu kullanacaksınız; “Biz faili meçhullerle hesaplaşacağız” diyeceksiniz, “Haydi, faili meçhulleri araştıralım.”, “Hayır, araştırmayacağız.” diye parmak kaldıracaksınız! Eğer, gerçekten araştırılmasını istemiyorsanız, o zaman çıkıp televizyonlarda halkı kandırmamanız lazım arkadaşlar. O nedenle faili meçhul cinayetlerin araştırılmasını, bu insanların neden, kimler tarafından, ne amaçla öldürüldüğünü bilmek, en başta o insanların yakınlarının temel hakkıdır diye düşünüyorum. Bu hakkı yerine getirmekle de Türkiye Büyük Millet Meclisi görevlidir.

Bunu yaparken de, bir konuyu daha söylemek istiyorum: Dediniz ki geçmişte “Meclis İçtüzüğü buna müsait değil.” Geçmiş tutanaklara bakıyoruz, Meclis İçtüzüğü’nün 105’inci maddesinin buna müsait olmadığını söylediniz ama şimdi Meclis İçtüzüğü’ne ilişkin bir kanun teklifi getiriyorsunuz, Meclis İçtüzüğü’nün 105’inci maddesiyle ilgili hiçbir değişiklik yok! Bunda ne kadar samimi olduğunuzun takdirlerini ben size bırakıyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ilk söz, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Doğan Kubat’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu Başkanlığının 6/10/2011 tarih ve 73 sayılı araştırma açılmasına ilişkin önergesi aleyhinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, sözlerimin başında, on bir yıl önce bugün şehit edilen Diyarbakır Emniyet Müdürümüz Gaffar Okkan ve 5 polisimizi de rahmetle anıyorum, ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun. Yine, on yedi yıl önce bugün kanlı bir saldırıya, suikasta kurban giden rahmetli Uğur Mumcu’yu da rahmet ve minnetle anıyoruz.

Değerli arkadaşlar, biraz önce CHP adına konuşan Sayın Öztürk’ün            -faili meçhullerle ilgili araştırma sık sık gündeme geldi ve siyasi parti temsilcileri de burada haklı olarak görüşlerini ifade ediyor- söylediklerinde şöyle bir eksiklik var: Biz sanki “Bu olayların üzerlerine gitmeyelim, bunların üzerini küllendirelim, bu olayları araştırmayalım.” gibi bir algı oluştu. Hâlbuki o tutanaklar iyice incelendiği zaman, aslında bizim partimizin bütün temsilcilerinin yaptığı konuşmalar dikkatle incelenirse biz orada şunu söyledik: AK PARTİ Hükûmeti döneminde faili meçhullerin üzerine hem Hükûmetimiz hem kolluk güçlerimiz hem de yargı mercileri kararlılıkla gitmektedir ama bugün Meclis araştırmasına konu edilmek istenen bir kısım olaylarla ilgili kurulacak bu araştırma komisyonu üç ay görev yapıyor               -Meclisin İçtüzüğü’nün 105’inci maddesinde çok açık- artı, bir ay da süre var yani dört aylık bir komisyon olacak bu ve bu komisyonun şu anda önergede faili meçhul olarak sayılan cinayetleri dört ayda… İşte, bunlardan birincisi           -daha önce de konu oldu- 1948’deki Sabahattin Ali’nin cinayeti. Yine, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’in, ki bu yargıya intikal etmiş, otuz yıl zaman aşımından dolayı yargı süreci neticelenmiş ve zaman aşımından dolayı failler beraat etmiştir. Şimdi, tabii bu, Hrant Dink olayında da çok gündeme geldi. Yargıya intikal etmiş, yargı mercileri gerekli incelemeyi yapmış, bunun sonucunda çıkan karar belki bizim vicdanlarımızı rahatsız edebilir ama değerli arkadaşlar, özellikle hukukçu arkadaşlarımız bunu çok iyi bilir, yani yargının içerisinde bir aksaklık, bir problem varsa bunu yine kanunun ve Anayasa’nın öngördüğü yargı mekanizması içerisinde ancak düzeltme imkânına sahibiz.

Şimdi, Hrant Dink olayında olay yeri mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını verdi, yukarıda temyiz mahkemesi var, daha onun üstünde de olağanüstü kanun yoluna gidilebilir yani bu süreç işliyor.

Şimdi, Kemal Türkler olayının yargılama safhasını Meclis araştırması komisyonu önergesinde dile getirmiş Sayın CHP Grubu. Şimdi, bizim, Meclisin, yargı sürecine intikal etmiş, karara bağlanmış bir olay hakkında bir araştırma yapması ne derece anlamlı olabilir? Diğer sayılan cinayetlerle ilgili de, bakın, değerli arkadaşlar, “Sabahattin Ali, Doğan Öz, Abdi İpekçi, Ümit Kaftancıoğlu, Kemal Türkler, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Nesimi Çimen, Metin Altıok, Metin Göktepe, Cevat Yurdakul, Musa Anter, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu, Turan Dursun, Cavit Orhan Tütengil, Hrant Dink olmak üzere, bütün bu siyasi cinayetleri araştıralım.” diyorlar. Tabii, bunlara katılabilecek, çok daha hepimizin bildiği Turgut Özal, Eşref Bitlis ve benzeri, bunun gibi, sayamayacağımız bir sürü, karanlıkta kalmış bir kısım cinayetleri de ilave edebiliriz ama bugün, şunu teslim etmek lazım değerli arkadaşlar: 2002 yılından bu yana, bizim dönemimizde meydana gelen faili meçhul olaylar kolluk güçlerimizin çok etkili istihbari çalışmalarıyla anında aydınlatılmış -işte Danıştay olayı böyledir, Hrant Dink olayı böyledir- ve üzerine yargı mercilerince kararlılıkla gidilmiştir. Bırakalım bizim dönemi, şimdi size somut örnek olaylar arz edeceğim. Yani bu olayların üzerine kararlılıkla gidileceğini, yürütme olarak bizim yargı mercilerinin bu konuda emrinde olduğumuzu ve bu olayların karanlıkta kalmaması için bütün gücümüzle yargı mekanizmasına destek olacağımızı Sayın Başbakanımız bugün dünyaya gruptan anons etti, böyle bir taahhüdü verdi.

Şimdi, bakın, Diyarbakır’ın İçkale mevkisinde bundan birkaç gün önce, 11 Ocak 2012 gününde İçkale mevkisindeki eski cezaevi yakınında Diyarbakır Müze Müdürlüğü görevlilerince bir kazı gerekleştirildi ve bu kazı esnasında insana ait kafatasları -ki bugün 19’a ulaştı- ve kemikler bulundu. Bunun üzerine, derhâl, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Valilik makamı  –çünkü kazı idari bir çalışma esnasında tesadüfen yapılan bir çalışmaydı- olay ortaya çıkar çıkmaz tahkikat başlattı ve el yordamıyla, kazma ve kürekle insan gücüyle o kazılarda bugüne kadar 19 insana ait kemik bulgusu elde edildi. Şimdi, oranın sit alanı olmasından, alanın geniş olmasından dolayı iş makineleriyle kazma zorunluluğu var, bunun için de Koruma Kurulu kararı gerekiyor. Cumhuriyet Başsavcılığı bununla ilgili talepte bulundu ve şu anda Koruma Kurulu olağanüstü toplantı yapıyor, bununla ilgili karar alacak. Yine bunların DNA testlerinin yapılıp kimliklerinin araştırılması, tespiti mümkünse tespiti için derhâl, hızlı biçimde adli tıp devreye sokuldu. Valilikten bu konudaki gerekli iş gücü kaynağı hemen ikmal edildi ve kararlılıkla bunun üzerine gidiliyor.

Değerli arkadaşlar, yine, bakın, Diyarbakır’da 1993 yılında 3 öğretmenimizin şehit edilmesiyle ilgili yıllarca süren soruşturmalar neticesinde, kovuşturmalar neticesinde 2007 yılında bunların failleri Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi tarafından müebbet hapse mahkûm edildi.

Yine, Şırnak’ın Güçlükonak ilçesine bağlı Yağızoymak köyünde yapılan kazılarda bulunan insan kemikleri üzerine derhâl yargı mercileri devreye girdi, soruşturma başlattı.

Yine, Silopi’de on dokuz yıl önce kaybolduğu iddia edilen 6 köylüyle ilgili, o zaman Görümlü’de jandarmada görev yapan bir askerin yazdığı mektup üzerine burada kazılar yapıldı ve buradaki 6 köylüye ait olduğu iddia edilen kemik bulguları üzerine Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı derhâl tahkikat başlattı.

Yine, Cizre’de bir itirafçının ifadesi üzerine 2009 yılında yapılan kazıda 20 tane kemik parçasının ele geçirilmesi, insanlara ait kemik parçasının ele geçirilmesi üzerine, eski Cizre Jandarma Alay Komutanı hakkında dava açıldı.

Susurluk raporunda adı geçen ve 1994 yılında öldürülen Şerif Avşar cinayetinde, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, eski bir uzman çavuş hakkında otuz yıla hükmetti.

Yine, 1992 yılında başlatılan ve on üç yıl hazırlık tahkikatı devam eden, Diyarbakır ve çevresindeki 6 insanımızın katledilmesiyle ilgili davada, 2005 yılında 8 dosya birleştirildi ancak askerî, sivil mahkemeler neticesinde dava dosyalarının gidip gelmesi neticesi, nihayetinde 2009 yılında bu davalar açıldı ve şu anda devam etmektedir.

Sözün özü şu: Hükûmet olarak bu konuda yargı mercilerimize sonuna kadar, bu işlerin aydınlığa kavuşturulması için destek veriyoruz ve vermeye devam edeceğiz. Kolluk güçlerimiz gece gündüz demeden, istihbarat güçlerimiz bu karanlıkların aydınlatılması için mücadele ediyor ama değerli arkadaşlar, o zaman da söyledik, şimdi yine söylüyorum, bunun yeri, bu konuda kurulmuş olan ihtisas komisyonu olan İnsan Hakları Komisyonudur. Bakınız, size somut bir olay yine arz edeceğim: Terör ve şiddetten kaynaklı yaşam hakkı ihlallerinin incelenmesiyle ilgili olarak İnsan Hakları Komisyonunda bir alt komisyon kurduk. Bu Komisyona, Tunceli’de kızının öldürüldüğünü, kaçırılmak suretiyle öldürüldüğünü beyan eden içi yanmış Hıdır Öztürk adlı baba geldi, ifade verdi. Bu ifade üzerine Komisyonumuz derhâl ilgili bulguları, somut bulguları toparlayıp Elâzığ Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu ve kapatılan bu soruşturma dosyası yeniden gündeme alındı.

Eğer biz bu olayları aydınlatacaksak bizi sonuca götürecek etkili yöntemleri kullanmamız gerekir. İnsan Hakları Komisyonunda siz değerli siyasi partilerimizin temsilcilerinin işte bu netice aldığımız olaylar gibi somut olayların üzerine kararlılıkla el birliği içerisinde gitmesi hâlinde bütün karanlıkların aydınlanacağını ümit ediyorum ancak bu konuda Meclis araştırması açılmasına gerek olmadığını düşünüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kubat.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde Hakkâri Milletvekili Sayın Adil Kurt, buyurun.

ADİL KURT (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son derece önemli ve hassas bir konuyu konuştuğumuzun bilincindeyiz. Faili meçhuller bu ülkenin kara yarasıdır. Bu ülkede faili meçhuller aydınlatılmadan demokratikleşme yönünde ileriye doğru bir adım atmanın mümkün olmadığını hep birlikte idrak etmek gerekiyor, bilmek gerekiyor. Ancak bu konuyu tartışırken, bu konuyu gündemimize alırken, siyasi mülahazaların dışında, bu sorunun bu ülkede yaşayan tüm insanların asli bir sorunu olduğunu, bu Parlamentonun asli bir sorunu olduğunu, görevi olduğunu bilerek bu konuyu tartışmak gerekiyor.

Ancak burada yapılan tartışmalar ve ileri sürülen tezler ne yazık ki bu konuyu yeterince bilince çıkarmadığımızı gösteriyor. Faili meçhuller Türkiye’nin sadece bir döneminin sorunu değildir, cumhuriyet tarihinin tamamında faili meçhul cinayetler olmuştur ve bugüne kadar aydınlanmış bir tek faili meçhul cinayet örneği de yoktur. Ayrıca, faili meçhul cinayetler 2002 öncesi Türkiye’nin sorunu değildir, 2012 Türkiye’sinin de sorunudur. AKP Hükûmetinin, AKP’nin dokuz yıllık iktidarı döneminde de bu ülkede faili meçhul cinayetler işlenmiş, işlenmeye devam ediyor. Bunların hiçbiri aydınlanmamıştır.

Uğur Mumcu’nun katledildiği günün yıl  dönümünde faili meçhulleri konuşuyoruz. Silopi faili meçhullerinin yıl dönümünün arifesinde bu konuyu konuşuyoruz. 2001 yılından bugüne kadar karakola çağırılıp gözaltına alındıktan sonra kendisinden haber alınamayan 2 partili yöneticimizin yarın gözaltında kaybedilişlerinin 10’uncu yıl dönümü. Her yıl dönümlerinde, her bu konu gündeme geldiğinde biz burada bunu söylemişizdir: Gözaltına alan belli, gözaltına alındığı yer belli ama bir türlü aydınlatılamıyor, bir türlü üstüne gidilmiyor.

Peki, konu o kadar muamma mı ki aydınlanamıyor bu faili meçhuller? Hayır, eksik olan siyasi irade yetersizliğidir. Ne Musa Anter’in katledilişi artık bu ülkede muammadır ne Muhsin Melik’in katledilişi bu ülkede muammadır ne Ebubekir Deniz ne Serdar  Tanış ne de Vedat Aydın’ın katledilişleri bu ülkede muamma değildir. Eşref Bitlis’in katledilmesi bu ülkede muamma değildir, muamma bir konu değildir, Uğur Mumcu’nun da öyle, diğer aydınlarımızın da durumu öyle.

90’lı yıllardan günümüze kadar katledilen partili, yani geldiğimiz siyasi gelenekten katledilen siyasetçi sayısı 100’ün üzerindedir. Hepsi parti görevlileridir ama bunların hiçbiriyle ilgili bir adım atılmamıştır, hiçbiriyle ilgili bir soruşturma yapılmamıştır. Mesela, Sayın Başbakan bugün  Musa Anter’in oğluyla ilgili bir diyaloğunu gündeme getirdi, ona ne kadar içinin yandığını ifade etti ama ya siz Musa Anter’in kemikleriyle uğraşmaktan da vazgeçin. Bugün bile, savcılar, Musa Anter’in kitaplarını toplatma kararı veriyor. Musa Anter’in katledildiği dönemde serbest olan, özgürce bu ülkede okunan kitaplar, bu dönem, şu yaşadığımız günlerde savcılar tarafından toplatılıyor.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Şimdi ileri demokrasi var!

ADİL KURT (Devamla) – Bakınız, değerli arkadaşlar, eğer bu cepheden bakarsanız sadece tesadüfen karşılaştığınız kemikleri toplamakla meşgul olursunuz. Diyarbakır İçkale’deki kazılarda ortaya çıkan kemikler, sizin karar verip de gidip orada yaptığınız kazılardan sonra ortaya çıkan kemikler değildir. Tesadüfen oradaki restorasyon çalışmaları yapılırken kemikler ortaya çıktı. Basın orada hazır bulununca, basına erken yansıyınca o kemiklerin bir daha üstü örtülemedi.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Ne kadar ayıp bir şey ya!

ADİL KURT (Devamla) – Ayıbı sen işliyorsun. Doğruyu biz söyleyince ayıp oluyor.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) –  Ayıp bir şey…

ADİL KURT (Devamla) – Değerli arkadaşlar… Değerli arkadaşlar…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Doğru konuş…

ADİL KURT (Devamla) – Sayın Başkan, susturur musunuz, yoksa…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Susmuyorum...

ADİL KURT (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sataşmanın taşını atacaktım da vazgeçtim.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Kim söylüyor üstünü örteceğimizi?

ADİL KURT (Devamla) – Neyse…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Lütfen…

ADİL KURT (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakınız, bu dönemde gerçekleştirilmiş faili meçhullerin hiçbiri aydınlanmamıştır, aydınlanması için de adım atılmamıştır. Şunun için söylüyorum: Geçmişte olan faili meçhullere “Bu faili meçhulleri aydınlatacağız.” diyenler, Uludere katliamının üzerinden yirmi altı gün geçmiş olmasına rağmen, burada bütün parti genel başkanları, muhalefet partisi genel başkanları, Roboski köyüne giden tüm siyasetçiler… Ki demin sizin temsilciniz, galiba Roboski katliamı olurken çoğunlukla magazin programlarını izlemekle meşgul olduğu için, Roboski’ye de “Roboski” diyemiyor “Dobroski” diyor; onu da buradan düzelteyim, orası Dobroski değil, Roboski’dir. Magazin programlarıyla çok meşgulsünüz bu aralar, onun için ismi bile doğru dürüst telaffuz edemiyorsunuz.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Neydi, neydi?

ADİL KURT (Devamla) - Vallahi “Dobroski” diyenler bilir yani ben bilmiyorum, ben bilmiyorum.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Kim dedi onu?

ADİL KURT (Devamla) – Dobroski’yi araştırdık, kim diyor, telaffuz ediyor araştırdık, bulduk. Sizin sayenizde öğrenmiş olduk.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Siz daha iyi bilirsiniz, biz bilmeyiz. 

ADİL KURT (Devamla) – İkinci bir olay değerli arkadaşlar: Orada katledilen 34 sivil vatandaşla ilgili olarak, tabutlarına sarılan o bezle ilgili olarak polemik yapmayı çok seversiniz. Çok polemik yaptınız. Bilesiniz diye size anlatacağım. Yani o tabutlara örtülen örtünün ne anlama geldiğini bari bir daha Kürt halkının gözünün içine baka baka ayıp işlemeyesiniz diye size o örtünün ne anlama geldiğini söyleyeyim. O örtü bir parti bayrağı değil, bir örgüt bayrağı değil. Bizim geleneklerimize göre, Kürt’lerin geleneklerine göre gelinin başına örtülen duvaktır “…”(×) derler onlara. Orada yaşamını yitiren gençler çoğunlukla bekâr oldukları için anneleri “…”(×) onların tabutlarına örttüler, siz onu bilemezsiniz. Bilesiniz diye söylüyorum, bilesiniz diye söylüyorum.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) - Biz de inandık.

ADİL KURT (Devamla) – Bunu bilirseniz sizin faydanıza olur.

Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği bu araştırma önergesi son derece yerinde ve doğru bir araştırma önergesidir. Demin sayın sözcü de ifade etti, ilk defa da gündeme gelen bir araştırma önergesi değildir. Bizim partimizin de geçmiş dönemdeki bunlar nüshalarıdır, Meclisin arşivinde vardır. Diğer partilerinizin de verdiği araştırma önergeleri de vardır ama siz ısrarla bu araştırma önergelerinin gündeme alınmaması için, bu konuların Meclisçe üzerine gidilmemesi için hep kendinizi geriye çekersiniz, hep “Hayır” oyu kullanırsınız. Bugün Mecliste bir konsensüs yakalama şansı vardır. Gelirsiniz, 105’inci maddenin arkasına da sığınmanıza gerek yok, süresi biten komisyonun süresinin uzatılması da bu Meclisin iradesi dâhilindedir, süresini de bu Meclis uzatır. Mademki ondan çekiniyorsunuz, mademki üç ayda bitmeyeceğini söylüyorsunuz, doğrudur, üç ayda bitmez, dört ayda bitmez. O sürenin uzatılması da bu Meclisin iradesi dâhilindedir, o komisyonun süresini de uzatalım ama bu konuları dikkatli bir şekilde araştıralım, inceleyelim. Kim yaptı, nasıl yaptı, bu kara yarayı kendi gündemimizden çıkaralım, bu kara lekeyi tarihimizde kendisine layık olan yere gömelim ve bir daha bu sayfayı açmayalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL KURT (Devamla) – Bizim derdimiz bu. Kim yaptı, ne şekilde yaptı bunu bilmek istiyoruz, bütün olayları. Hakikatleri araştırma komisyonunu bu Meclis kursun, üzerine gitsin, bütün olayları araştırsın, Oya Hanım, sizin oğlunuz dâhil olmak üzere her şeyi araştırsın.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Çıktı ortaya…

ADİL KURT (Devamla) - Buna “Yok.” diyecek bir milletvekili bu Mecliste yoktur. (AK PARTİ sıralarından “Bitti süre.” sesleri, gürültüler) Buna, bu Mecliste bulunan bütün milletvekilleri bu konuların…

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Sayın Başkan, süre bitti.

BAŞKAN – Zorla mı oturtturayım?

Süre bitti Kardeşim!

ADİL KURT (Devamla) – …araştırılmasına içtenlikle destek verecektir.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Hocam, burası sınıf değil, iki de bir akıl öğretmeyin lütfen, tamam mı. (CHP ve MHP sıralarından “Bravo Başkan” sesleri, alkışlar)

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sayın Başkanım, söz istiyorum.

BAŞKAN – Niye söz istiyorsunuz?

OYA ERONAT (Diyarbakır) - Benim oğlumla ilgili “Oya Hanım, sizin oğlunuzunki de araştırılsın.” dedi ya, bu konuyla ilgili söz istiyorum.

BAŞKAN - Bir saniye… Bakın, Oya Hanım…

OYA ERONAT (Diyarbakır) - Benim oğlumun meselesi faili meçhul değildir. Benim oğlumun katili PKK’lıdır, yakalanmıştır, 9 kez de ağırlaştırılmış müebbet hapis yemiştir, yataklık yapan ailesi de şu an cezaevindedir. Onu kendi işledikleri cinayetlerle bir tutmasınlar. Benim oğlum faili meçhul değildir, PKK tarafından katledilmiş bir çocuktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Tamam… Teşekkür ederim, kayıtlara girdi.

ADİL KURT (Hakkâri) – Araştırma teklifimi geri aldım Oya Hanım, hiç araştırmaya gerek yok.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde son söz, Kırıkkale Milletvekili Sayın Ramazan Can’a aittir.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin, Anayasa’nın 98, Meclis İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddelerine istinaden faili meçhullerin araştırılmasına yönelik Meclis araştırma komisyonu kurulmasına yönelik grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ, faili meçhul cinayetlerin üzerindeki örtüyü kaldıran bir partidir. Örtüyü çeken asla olmamıştır, olmayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisinde de değinildiği üzere Türkiye'nin tarihi çok sayıda faili meçhul siyasi cinayetlerle doludur. Yine grup önerisinde Cumhuriyet Halk Partisinin… Gerek 60 ihtilali gerekse 80 ihtilali öncesinde darbe ortamına zemin hazırlama anlamında şiddet olayları artırılmış, her ne hikmetse ihtilal sabahlarında -gerek 60 ihtilalinde gerek 80 ihtilalinde- olaylar birden durmuştur, ortalık sütliman olmuştur. Bu, şu demektir: Gerçekten bu zemini hazırlayanlar, bu cinayetleri azmettirenlerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisinde “Türkiye'nin geçmişinde karanlık bölgelere ışık tutulması, karanlıkların aydınlatılmasına ihtiyaç vardır, ışık kaynağı da hiç şüphe yok ki millî iradenin temsilgâhı Türkiye Büyük Millet Meclisidir.” denilmiştir. Gerçekten biz de bu öneriye, bu beyanlara katılıyoruz. Biz, sözde değil özde bu olayların üzerine gidiyoruz, gideceğiz. Derin yapının karanlık dehlizlerinde yapılan bütün senaryoları ortaya çıkardık, gün ışığına çıkardık, çıkarmaya devam edeceğiz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle siyasi cinayetler niçin işlenir?

1) Darbe ortamına zemin oluşturmak için.

2) Siyasi zemin oluşturmak için.

3) Ülkede kargaşa, kaos ortamı, şiddet olaylarını, terör olaylarını azdırarak mevcut, halkın iradesiyle gelmiş iktidarı sandıkta yenememenin ama başka yollarla yenmenin bir arayışıdır.

AK PARTİ hükûmetleri zamanında meydana gelen olaylar olmamış mıdır? Tabii ki olaylar olmuştur fakat bu olayları şöyle bir hatırlayalım failleri ne olmuştur:

Danıştay saldırısının failleri yakalanıp yargıya teslim edildi mi? Teslim edildi.

Atabeyler çetesinin failleri yakalanıp yargıya teslim edildi mi? Teslim edildi.

İsmailağa Cami cinayeti failleri yakalanıp yargıya teslim edildi mi? Teslim edildi.

2003 Kasım, İstanbul, Ankara Ulus Anafartalar’da meydana gelen şiddet olaylarına sebebiyet veren, can veren vatandaşlarımızın failleri yakalanıp yargıya teslim edildi mi? Teslim edildi.

Rahip Santro’nun failleri yakalanıp yargıya teslim edildi mi? Teslim edildi.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Tetikçiler edildi, tetikçiler, failler değil.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Hakkâri’de şiddete konu eylemi yapan “Tanırım, iyi çocuktur.” diye hatırladığımız olayın failleri yakalandı mı? Yakalandı. Yargıya teslim edildi mi? Edildi.

Peki, burada konuşuluyor Hrant Dink’le ilgili hadise. Yürütme olarak, idari kolluk olarak gerekenler yapıldı, failler yargıya teslim edildi mi? Edildi. Yargı bir karar verdi, devam eden yargı süreciyle ilgili de fazla konuşmak istemiyorum ama…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Failleri, öldürmeden önce niye yakalamadınız?

RAMAZAN CAN (Devamla) – …dava devam ediyor, temyiz aşamasında, umarım temyiz aşamasında, olaya neden olan failler, çeteler, örgütler de meydana çıkarılacaktır diye düşünüyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; AK PARTİ İktidarında derin yapılar, siyasi cinayetleri işleyen yapılar malum olduğu üzere gün ışığına çıkartıldı, yargıya teslim olundu.

Peki, AK PARTİ öncesinde faili meçhul cinayetlerin üzerini örten hükûmetler olmasına rağmen AK PARTİ buna da el attı. Burada bahsediliyor Dersim olaylarında. Dersim olaylarının üzerine gidilirse hangi partinin altında kalacağını kamuoyu yakinen bilmektedir.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ee söyledik ya “Araştıralım” diye, niye “Hayır” oyu kullandın? Dersim’de neden “Hayır” oyu kullandın? Yüreğin varsa “Evet” diyeydin.

RAMAZAN CAN (Devamla) –  Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1980 öncesinde koalisyon da olsa, iktidarda olan Cumhuriyet Halk Partisi…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Bırak edebiyatı sen, edebiyatı bırak! Dersim olaylarının araştırılmasına neden karşı çıktın?

BAŞKAN – Sayın Öztürk, Sayın Akar lütfen…

RAMAZAN CAN (Devamla) – …darbeye zemin hazırlayan şiddet olaylarında faili meçhul kalmış cinayetlerle ilgili herhangi bir araştırma yaptı mı? Buna şahit oldu mu bu Meclis? Asla şahit olmadı.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen niye kaçıyorsun, sen onu söyle?

RAMAZAN CAN (Devamla) –  Ama AK PARTİ İktidarı döneminde dedik ki: “12 Eylüle neden olanları, 12 Eylül öncesindeki faili meçhullerdekileri gelin, referanduma gidelim, bunları yargılayalım.” Ama buradaki ittifakı görüyoruz; Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve Barış ve Demokrasi Partisi ittifakla referanduma “Hayır” dediler. Allah’a çok şükür ki aziz milletimiz yüzde 58’lik “Evet” oranıyla bu ittifakın emellerini ters yüz etmiştir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; faili meçhul cinayetleri…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ne oldu 12 Eylülü yargılayabildiniz mi?

RAMAZAN CAN (Devamla) – Evet, 12 Eylül, Mart ayında duruşması yapılacak ve Mart ayında…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yahu, git Allah aşkına ya, git Allah aşkına!

BAŞKAN – Sayın Öztürk, Sayın Akar lütfen…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen bu laflara inanıyor musun?

RAMAZAN CAN (Devamla) – Hani diyordunuz ya bu kürsüden Cumhuriyet Halk Partisi sözcüleri “Siz onları nasıl yargılayacaksınız?” diyordunuz…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Dersim’le hesaplaşmayan, faili meçhullerle hesaplaşmayan adam samimi değil!

RAMAZAN CAN (Devamla) – …”Siz onları yargılayamazsınız.” diyordunuz…

OKTAY VURAL (İzmir) – Evren’in temsilcileri sizlersiniz! 12 Eylülün temsilcileri sizlersiniz!

BAŞKAN – Sayın Vural, rica ediyorum…

RAMAZAN CAN (Devamla) – Allah’a çok şükür, 12 Eylüle neden olanlar, darbe yapanlar, mart ayında hâkim huzurunda duruşmada hesap vereceklerdir.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Tabii, Kemal Türkler’inkiler verdi otuz sene sonra!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Bunu da AK PARTİ’ye borçlusunuz, AK PARTİ’ye teşekkür etmeniz lazımdır bu noktada.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yürek ister faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması! O yürek yok sizde! Siz sadece edebiyat yaparsınız edebiyat!

RAMAZAN CAN (Devamla) – …siyasi cinayetlerin öncesindeki ve sonrasındaki tüm olayların ortaya çıkarılması, derin çetelerin, derin yapıların, derin örgütlerin ortaya çıkarılması yargının görevidir.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Siz çetecilikten besleniyorsunuz!

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Tuz koktu, tuz!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Yargı da bunu yapıyor, Hükûmet destekliyor, ancak her ne hikmetse yargı bunu yaptıkça, siyasi cinayete neden olan yapıları ortaya çıkardıkça, maalesef ana muhalefet partisi bu yapıların avukatlığını yapıyor.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ya kardeşim, sen o zaman gel açıklayalım! Hadi gel, niye kaçıyorsun?

RAMAZAN CAN (Devamla) –  Bu ne büyük çelişki, bunu anlamak mümkün değildir ama Cumhuriyet Halk Partisi, maalesef çelişkiler partisidir.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Kim avukat, kim savcı görelim, hadi!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; çocuklarımıza tarihinde aydınlanmamış faili meçhul, siyasi cinayeti olmayan demokratik bir Türkiye bırakmak için AK PARTİ var, AK PARTİ bunun için çalışıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – 28 Şubat ürünü olan bir parti hangi darbecilerle mücadele edecek!

RAMAZAN CAN (Devamla) – CHP’nin grup önerisini Genel Kurulun takdirine arz ediyor, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sende o yürek yok ki! Onu destekleyebilecek yürek yok ki sende! Sende o yürek yok! Sen faili meçhullerden besleniyorsun!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Can.

Sayın Tunay…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Besleniyorsun, besleniyorsun, sen onlardan besleniyorsun! Sen faili meçhullerden besleniyorsun Ramazan!

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

Şimdi, bir saniye, bağırması bitsin.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Onun sömürüsünü yapıyorsun, edebiyatını yapıyorsun! Millet bakıyor! Siz televizyondan edebiyat yapın!

BAŞKAN – İki arkadaşımıza kısa bir söz vereceğim.

Sayın Tunay, buyurun.

Bir dakika süreniz var, hızlıca…

 

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

7.- İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın, uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden eski Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ı rahmetle andığına ve bu konunun daha kapsamlı olarak araştırılmasını dilediğine ilişkin açıklaması

 

FAİK TUNAY (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer üyeler; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kürsüden faili meçhuller ve siyasi cinayetler konuşulurken, tam on bir yıl önce bugün hunharca katledilen Diyarbakır eski Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’dan bahsedilmemesi gerçekten üzücü ve düşündürücü. Bundan tam on bir yıl önce, güpegündüz Diyarbakır’ın göbeğinde hunharca bir saldırıyla Gaffar Okkan katledildi.

Bugün ülkemizin karşı karşıya kaldığı en büyük bela olan terör sorununa karşı yiğitçe mücadele eden, ama en önemlisi devletle halkı orada barıştırmayı başarabilen yegâne insanlardan biri olan Gaffar Okkan’ı bu vesileyle bir kere daha rahmetle anıyorum, kendisine Allah’tan rahmet diliyorum.

Bu konunun da üzerine gidilmesini ve ciddi olarak araştırılmasını diliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Sakık…

 

8.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, faili meçhul cinayetlerin araştırılması konusuna ilişkin açıklaması

 

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Ben, AKP Grubuna çok dostça bir şey söylemek istiyorum: Hiç böyle sözü eveleyip gevelemeye gerek yok. Ben Sayın Başbakandan rica ediyorum. Bakın, o dönemde suçlu bir bölge ilan edilmişti ve ciddi şekilde cinayetler işleniyordu. Orada Olağanüstü Hâl Valiliği yapan, bakanlık yapan, bürokratlık yapan birsürü arkadaş bugün sizin en üst düzeyde görevli. Bir gece, Sayın Başbakan onları çağırsın, otursun, o bölgede nasıl cinayetlerin işlendiğini, olağanüstü hâl uygulamasında valinin haberi olmadan bir tek cinayetin işlenmeyeceğini bir, Sayın Başbakan onlardan dinlesin ve ondan sonra dönün bizi eleştirin. Tabii ki biz sizi eleştireceğiz. Biz iktidarı eleştireceğiz ki, biz geçmişimizle yüzleşeceğiz ki, geleceği birlikte inşa edelim.

Ocak ayı karanlık bir aydır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, bir düzeltme yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Bir saniye…

Sayın Atıcı, hangi konuda söz istediniz?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Aynı konuda, faili meçhuller konusunda.

BAŞKAN – Bakın, o konu üzerinde konuşuldu, grup önerinizdi.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Peki, Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Buldan, siz bir düzeltme yapacaksınız.

Buyurun.

 

9.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın konuşmasında ifade ettiği gibi 12 Eylül referandumunda “Hayır” oyu kullanmadıklarına, referandum sürecini boykot ettiklerine ilişkin açıklaması

 

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce kürsüden AKP adına konuşma yapan Hatip, referandum sürecinde MHP, CHP ve BDP’nin “Hayır” oyu kullandığını ifade etti. Burada bir düzeltme yapmak istiyorum: Biz ne “Evet” dedik ne “Hayır” dedik. Biz, referandum sürecini boykot ettik. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bunun bilinmesini istiyoruz.

Teşekkür ederiz.

ADİL KURT (Hakkâri) – Boykotun ne olduğunu bilmiyorsanız sizin sorununuz.

Boykot nedir bilmiyor musunuz?

 

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- Faili meçhul cinayetler hakkındaki Meclis araştırması önergesinin ön görüşmesinin, Genel Kurulun 24/1/2011 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir; karar yeter sayısı vardır.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün (2/20) esas numaralı 2090 Sayılı Tabii Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanunun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin, doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/21)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/20 Esas Numaralı Kanun Teklifim 45 gün içinde Komisyonda görüşülmediğinden İç Tüzüğün 37. Maddesi gereğince doğrudan gündeme alınması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 24.11.2011

                                                                               Ensar Öğüt

                                                                                 Ardahan

BAŞKAN – İlk söz, teklif sahibi Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’e aittir.

Buyurun Sayın Öğüt. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; sözlerime başlamadan önce, on dokuz yıl önce hunharca katledilen Uğur Mumcu’yu ve devrim şehitlerini saygıyla anıyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii afetlerden zarar gören çiftçilerin zararlarının karşılanmasıyla ilgili vermiş olduğum kanun teklifim üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, mevcut Yasa, 2090 sayılı Yasa’da çiftçinin tüm mal varlığının yüzde 40’ı zarar görürse devlet zararı karşılıyor. “Tüm mal varlığı” dediğiniz zaman, yani evi yıkılacak, traktörü yanacak, efendim, tarlası donacak, mahsulü ortada kalacak; bu da onun ocağının sönmesi demektir.

Benim kanun teklifimdeki… Bizim teklifimiz şudur: Çiftçilerimizin herhangi bir mal varlığının yüzde 40’ı zarar görmüşse o mal varlığının hasarı karşılansın devlet tarafından. Mesela, diyelim ki, ahırı yıkıldı depremden dolayı, hayvanları telef oldu, o hayvanların zararını versin.

Şimdi, dün akşam izledim. Adana’da insanlar işte, şey yakarak narenciyeyi ısıtmaya çalışıyorlar dondan dolayı. E, şimdi don vurmuş, hakikaten çiftçimiz orada mağdur olmuşsa, Türkiye'nin de yüzde 30 narenciyesini Adana karşılıyorsa o zaman o çiftçilerin zararlarını devlet karşılaması lazım, sadece o mal varlığıyla ilgili. Yani don, sel, deprem, toprak kayması, buna benzer, afet, bundan dolayı gelen zararların karşılanması yani bire bir… Hangi mal varlığı? Diyelim ki tarlasını don vurdu veya sel vurdu veya işte kar yağdı dondu, zarar gördüyse onun şeyi, -sosyal devletin anlamı- o çiftçinin zararı karşılansın; bizim kanun teklifimiz budur.

Değerli arkadaşlarım, bir yıl önce beni aradılar Ardahan’dan, Kars’tan. 6 milyara, 5 milyara hayvan alan kişiler şu anda diyor ki: ”3 milyara satamıyoruz.” Bir yıl önce bankadan gitmiş kredi kullanmış, faizle para almış, 6 milyara bir mal almış, hayvan almış. Şimdi, hem krediyi ödeyemiyor hem hayvanı 6 milyar para etmiyor, 3 milyar lira. Bu neden? Hükûmetin, Tarım Bakanının yanlış politikasından dolayı.

Değerli arkadaşlar, mümkünse sizden istirham ediyorum, ithal hayvancılığı durduralım, ithal eti durduralım. Bunu durdurmazsanız Türkiye’de hakikaten hayvancılık yok oluyor, sadece hayvancılıkla geçinen insanlarımız perişan oluyor. Şimdi, örneğin -bir örnek daha vereceğim- adam yem bitkisi kredisi almış, üç ay önce de götürmüş kredi borcunu ödemiş, o kredisini yenilemek istiyor, banka ona kredi vermiyor. Beni arıyor adam, Hanak’tan arıyor, Damal’dan arıyor diyor ki: “Ya niye vermiyorlar, biz borcumuzu ödemişiz, teminatım da var?” Yani alacağı para da 5 milyar veya 6 milyar bir para arkadaşlar. Yani bunu istirham ediyorum, Tarım Bakanı, Ziraat Bankasının yetkilileri burada tutanakları okusun. Yani plasmanları açın. Doğu Anadolu’da -zaten görüyorsunuz kar kış kıyamet- eksi 30-40 dereceye varan bir bölgede, insanlar bu ülkede vatandaşlık yapıyor ve orada devletine, bayrağına, toprağına sahip çıkıyorsa yani bunlar sadece hayvancılıkla geçiniyorsa hayvanla ilgili de krediyi versin. Borcu yok adamın yani çeki dönmemiş, senedi dönmemiş, borcunu ödemiş, kredisini yenileyecek. Ben istirham ediyorum onu değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bir de yem bitkileri var. Yem bitkileri parası daha hâlen ödenmedi. Bakın hangi aydayız biz? Şubata giriyoruz değil mi? Şimdi ocaktayız, ocağın bugün 24’ü arkadaşlar. Bakın, şu anda ödenmezse ne zaman ödenecek? Özellikle doğu ve güneydoğuda insanların tamamı hayvancılıkla geçiniyor. Yani hayvanı olmazsa adamın hiçbir şeyi yok. Şimdi, bu hayvanın da mutlak surette beslenmesi ve bahara çıkması için yem yemesi lazım. Yem bitkilerinin parası var. Şimdi icmaller gelmiş. Tarım Bakanlığı, bir an evvel, acilen bu ay içerisinde ödesin bu parayı. Yani bu devlet bu kadar aciz değil ki, bu parayı ödesin ki insanlar hayvanına yem alsın, beslesin.

Değerli arkadaşlar, belki size şey gelir ama doğu ve güneydoğuda insanların çoğu sadece hayvancılıkla geçiniyor. Adamın hayvanı öldüğü zaman, adamın ocağı sönüyor. Onun için, hayvancılık yapan insanların mutlak surette hem kredileri verilsin hem de yem bitkilerinin parası ödensin. Aksi takdirde, hakikaten çok zor durumda kalıyoruz.

Kanun teklifimin kabul edilmesini umuyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öğüt.

Son söz, Burdur Milletvekili Sayın Ramazan Kerim Özkan’da.

Buyurun Sayın Özkan. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de Uğur Mumcu’nun katledilişinin 19’uncu yıl dönümünde Uğur Mumcu’ya Allah’tan rahmet diliyorum. Yine eski bakanlarımızdan Dışişleri Bakanı Sayın İsmail Cem’in ve eski bakanlarımızdan Aydın Güven Gürkan’ın da bugün ölüm yıl dönümleri; onlara da Allah’tan rahmet diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, hepimiz kırsaldan geldik. Burada, genellikle Parlamentonun şu andaki durumu kırsala hitap eden bir profil çiziyor. Kırsalda şu sorun var: Eğer bir alanda yaşıyorsanız, mal varlığınızın yüzde 40’ını kaybedersiniz -bu zatî mallarınızdır; traktördür, evdir, otomobildir, biçerdöverdir- ancak devlet o zaman yardım elini uzatıyor. Ama siz, örneğin ben Burdur Milletvekiliyim, Burdur’u terk ettiniz, Antalya’nın Kumlucası’na veya Muğla’nın Fethiye’sine indiniz, sera yaptınız, bütün mal varlığınızı seraya aktardınız. Örneğin mal varlığınız 100 milyardı, 100 milyarlık bir yatırım yaptınız, üretime katkı koyma, istihdam yaratma adına bir yatırım yaptınız ama bir hortum veya bir sel, bir fırtına geldi bu yaptığınız serayı aldı götürdü, bittiniz, kül oldunuz. Burada devlet diyor ki, kardeşim, senin memleketinde traktörün var, biçerin var, evin var -hâlbuki bunlar zatî ihtiyaçlar- ben devlet olarak sana sıcak elimi uzatamam. Biz de diyoruz ki bu kanun teklifimizde, ancak yüzde 40’ı geçen zarar gördüğü mala devletin sıcak eli ulaşsın, ona yardımcı olsun.

Yine, örneğin Ziraat Bankasında geçen yıllarda sıfır faizli krediler oldu, 7 bin liradan bizim vatandaşlarımız hayvan aldı ama bu hayvanlar günün koşullarına göre, arz-talep dengesinden dolayı 3.500 liraya düştü yani 7 bin liraya aldığı hayvan 3.500 liraya düştü ama bu borçlar devam ediyor; Ziraat Bankasına, tarım krediye borçları devam ediyor. Burada da bir zarar söz konusu, bu zararların  telafisi için kamu bankalarının yani devletimizin sıcak elini bu vatandaşlarımıza uzatması yönünde bir kanun değişikliği. Bu konuda sizin oylarınıza ihtiyacımız var. Çünkü -biraz önce Sayın Ensar arkadaşım da dedi- ülkemizde don oluyor, yangın oluyor, zelzele yani deprem oluyor, heyelan oluyor, sel baskını oluyor, bunları hep beraber bölgelerimizde yaşıyoruz, bu sıcak elden de gerçekten güzellikler sunuyoruz ama gelin görün ki vatandaşın durumu bu değil. Vatandaş bunu özetlerken şöyle diyor: “Çarşı uzun, pazar bol/Gezin vatandaş, gezin/Döşek uzun, yorgan kısa/Büzül vatandaş, büzül.” Yani bunu çeken vatandaş gerçekten büzülüyor. Bu büzülen vatandaşımıza biz bu yapacağımız kanun değişikliğiyle bir can suyu vereceğiz. Bu can suyuna vatandaşımızın ihtiyacı var.

Gerçekten kırsalın sorunu çok değerli arkadaşlarım. Kırsal mücadele eder. Kırsal neyle mücadele eder? Su bulmakla mücadele eder. Bakın, benim Burdur’umun merkez Kışla köyümüz var, şu anda seralarımız var, suya ihtiyacı var ama su sondajla çıkıyor -eskiden 30 metreden çıkardı, şu anda 200 metreden çıkıyor- can suyuna ihtiyaçları var. Bu ihtiyaçları kim karşılıyor? Ziraat Bankası, tarım kredi, işte kamu bankalarımız, Halk Bankası. Biz bu konuda, zarar görmeden, bu yüzde 40’a sabit tutmadan bir iyileştirme yapalım diye düşünüyoruz.

Yani çiftçimiz gerçekten zor durumda. Şimdi toplumumuzda bir şey var; bir bakan bir konuyu gündeme getiriyor, vatandaşın ürünü dalında kalıyor. Birisi greyfurdu konuşur, biri portakalı konuşur, biri sütü konuşur, biri armudu konuşur, biri mantarı konuşur ama vatandaş bu konuşmalardan zarar görür. Hâlbuki bu ürünlerin faydalısı var, zararlısı var. Dozunu ayarlarsanız hiçbir şey zarar değil. Geçende sütte de aynı konum oldu. Süt en doğal gıda. O sütü ben bu kürsüde içmiştim. O sütten vazgeçmek yok değerli arkadaşlarım.

Yoğurt, süt mamulleri en doğal gıda. Onda herhangi bir sorun söz konusu değil ülkemizde. Biz Burdurlu olarak süt üreticileriyiz, günlük 800 ton sütümüz var. O konuda her ineğin sütü şu anda bizim ülkemizde kontrol ediliyor, laboratuvarlar bu konuda vızır vızır çalışıyor, herhangi bir sorun söz konusu değil ama basın sanki bir şey bulmuş gibi, bir konu bulduğu zaman onun üzerine gidiyor, hem ülke ekonomisine zarar veriyor hem vatandaşımızın beynini sulandırıyor. Bu konuda dikkatli olmak zorundayız. Yani bir fıstığın çürüğünü yerseniz zararlı. “Fıstığın çürüğünü yeme.” diyor, uyarıyor. Aynı şekilde elmanın çürüğünü yerseniz zararlı, ama elma faydalı. Portakalın çürüğünü yerseniz zararlı. Bunlar aflatoksin içeriyor. Ama zarar nerede? Çürüğünü yersen, bozuğunu yersen.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Kimse bozuk sütünü vermiyor ki günümüzde.

Bu konuda sizlerin desteğine ihtiyacımız var.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmına geçiyoruz.

YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

YUNUS KILIÇ (Kars) – Söz talebim vardı.

BAŞKAN - Sizin söz talebiniz var. Ben şimdi sözlü soruları bitirdikten sonra soracağım size “Sayın Kılıç, niçin girdiniz?” diye. Siz de bana cevap vereceksiniz. Ben de verip vermeyeceğime karar vereceğim. Ben size gündem dışı konuşma yaptırdım bugün. Kanun hakkında konuşacaksanız öyle bir usulümüz yok. Onun için bakacağız duruma.

YUNUS KILIÇ (Kars) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Bizim Trakya’da “Bakcez duruma.” derler. “Bakcez”, tamam.

Sunuşlar bölümünde belirttiğim, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin’in birlikte cevaplandırmak istediği sözlü soru önergelerini okutuyorum:

 

IX.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’ın bir mahallesindeki bazı sorunlara ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/11) (Cevaplanmadı)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın İdris Naim Şahin tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 14.07.2011

                                                                               Ensar Öğüt

                                                                                  Ardahan

Ardahan 90 yıl önce düşman işgalinden kurtulmuş 1992 yılında il olmuştur. Halilefendi mahallesi Kayabaşı mevkiinde oturan hemşehrilerimizin sıkıntıları had safhadadır. Mahallede içme suyu bulunmadığı için şehirde yaşayan vatandaşlarımız içme sularını hâlen omuzlarında taşımaktadırlar. Yine mahallede kanalizasyon yoktur. Üstelik sokaklarda araçla ulaşım sağlamak mümkün değildir.

1- Ardahan 90 yıl önce düşman işgalinden kurtulmuş 1992 yılında il olmasına rağmen Halilefendi mahallesi Kayabaşı mevkiinde oturan hemşehrilerimizin içme suyu olmadığından su teminini omuzlarında taşımaktadırlar. İçme suyunu kullanmaları için su şebekesi yapılacak mı?

2- Ardahan Halilefendi mahallesi Kayabaşı mevkinde kanalizasyon yoktur bir şehre yakışmıyor kayabaşı mevkiine kanalizasyon yapılacak mı?

3- Halilefendi mahallesi Kayabaşı mevkiinde sokaklardan araçlar geçemez durumdadır. Sokakların yapılması için bir çalışmanız olacak mı?

 

2.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, akraba evliliklerinin azaltılması için yapılan eğitim programlarına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından sözlü soru önergesi (6/44) (Cevaplanmadı)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin tarafından sözlü yanıtlanmasını arz ederim.

                                                                               Prof. Dr. Hülya Güven

                                                                                            İzmir

Türkiye İstatistik Kurumunun 2010 yılı verilerine göre ülke nüfusumuzun %12,30'nun engelli olduğu belirtilmektedir. Özellikle ülkemizin Orta Doğu Anadolu, Kuzey Doğu Anadolu, Güney Doğu Anadolu bölgelerinde yaşayan vatandaşlarımız arasında akraba evliliklerinin yoğun olduğu ve bu durumun da engelli nüfusunun artmasına yol açtığı belirtilmektedir.

1- Bu bölgelerimizde akraba evliliklerinin %30-%40 oranlarına ulaştığı bildirilmiştir. Bu oranı düşürmek için vatandaşlara yönelik eğitim programları düşünülmekte midir?

2- Düşünülüyorsa eğitim programları hangi kurumlar tarafından, nasıl verilecektir ve bu eğitimlerin kapsamları neler olacaktır?

 

3.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, kadına karşı şiddeti önlemek amacıyla eğitim verilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/48) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin tarafından sözlü yanıtlanmasını arz ederim.

                                                                                                                             Prof. Dr. Hülya Güven

                                                                                                                                          İzmir

1 - Ülkemizde kadına cinsel ya da fiziksel şiddet uygulandığı ve bununla ilgili olarak polisiye ve hukuksal önlem alındığı belirtilmektedir. Bu önlemler kapsamında kadına şiddetin yüksek olduğu bölgelerde ve özellikle mahallelerde insan hakları eğitimi verilmesi gerekli değil midir?

2 - Eğer eğitim verilecekse hangi bölgelere öncelik tanınacak ve eğitim programları nasıl ve kimler tarafından hazırlanacaktır?

3 - Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu'nun İI Özel İdarelerine devredilmesi söz konusu olduğuna göre, eğitimler sivil toplum örgütleriyle iş birliği yapılarak devam edecek mi? Kadının insan hakları eğitim programları devam edecek midir? Ne zaman başlanması planlanmaktadır?

4.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, kamu ve özel sektörde boş bulunan özürlü kadrolarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/85) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 21.7.2011

                                                                                                                                     Ensar Öğüt

                                                                                                                                       Ardahan

Kamu ve Özel sektörde engelli kadroları boş tutularak yasaya uyulmuyor. Kamuda engelli istihdamında 22 bin kadro boş bulunuyor özel kurumlarda ise engelli kadrolarının ancak % 2’si dolu bu boş bulunan kadrolara girmek için binlerce engelli kardeşimiz beklemektedir.

1 - Engelli vatandaşlarımız sadaka değil iş istiyor. Sosyal hayata karışıp emeğinin karşılığını almak istiyor. Türkiye’de nüfusun % 12.29’unu oluşturan yaklaşık 8.5 milyon engelli istihdam sorununu aşmak için iş beklerken bu kadroların boş durmasının anlamı nedir? Bu kadrolara atama yapılacak mı?

2 - Kamuda ve Özel sektörde boş bulunan kadroların doldurulması için yeni zorlayıcı bir yasanın çıkartılması için bir çalışmanız olacak mı?

 

5.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, HSYK tarafından kadınlara ve çocuklara yönelik cinsel suçlar konusunda düzenlenen raporlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/143) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim. 21.09.2011

                                                                                                                                            

                                                                                                                             Prof. Dr. Hülya Güven

                                                                                                                                          İzmir

16 Eylül 2011 tarihinde yazılı ve görsel medyada; HSYK tarafından, yargı sürecinin hızlandırılması ve iş yükünün azaltılması amacıyla düzenlenen toplantılardaki raporlanan önerilere göre, kadına şiddette kamu davasının açılmaması, yerine uzlaştırma komisyonunun kurulması, on beş yaş altındakilerle ilişki rızayla olursa ceza indiriminin yapılması, küçük yaşta yapılan evlilikler için kocalara ceza verilmemesi, kadın kendisine tecavüz eden kişiyle evlendirilirse davanın düşmesi gibi maddelerin yer aldığı belirtilmektedir.

1- Aileden sorumlu bakan olarak bu rapor hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

2- Öneriler doğru ise kadınlara ve çocuklara yapılan cinsel istismar ve tecavüz suçlarında artış olmayacak mıdır?

3- Toplumda yarattığı etki, bu tip suçların yargı nezdinde meşru görülmeye başlandığı algısına neden olmayacak mıdır?

 

6.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, Millî İstihbarat Teşkilâtına personel alımında göz önünde bulundurulan erkek olma şartına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından sözlü soru önergesi (6/149) (Cevaplanmadı)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.

                                                                               Prof. Dr. Hülya Güven

                                                                                             İzmir

28 Eylül 2011 tarihinde yazılı medyada yer alan haberlere göre Milli İstihbarat Teşkilatına personel alımı için açtığı sınavda erkek olma şartı konulmuştur. Son üç dönemdir personel alım sınavında kadınların başvuru yapması bile engellenmektedir.

1- Bu durum Anayasa'nın 10. maddesinde yer alan "Kadınlar ve Erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür." cümlesine aykırı değil midir?

2-        Kadınların MİT sınavlarına alınmamasının gerekçesi nelerdir?

3- Bu konuya Bakanlığınızın yaklaşımı nasıldır? MİT'e kadınların da sınava alınması için girişimde bulunacak mısınız?

4- İstiklal Mücadelesinde her türlü zorlukla mücadele edip, cesurca savaşarak, ülkemizin bugünlere gelmesinde emeği olan kadınlarımızın bu görevlerde bulunamaması doğru mudur?

7.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, özürlülerin rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanmalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/358) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim. Saygılarımla

                      Dr. Candan Yüceer                         

                                                                                      Tekirdağ

5378 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 13. maddesinin 2. fıkrasında, "Özürlülerin rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanmasının sağlanması esastır." ifadesi yer almaktadır. Yine aynı Kanun’un 13. maddesi 3. Fıkrasında da “Bu kişilerin bireysel gelişimleri ve yeteneklerine uygun iş veya becerilerini geliştirici tedbirler alınır.” denilmektedir. Bu kapsamda:

1- 2006-2011 yılları içinde, ülkemizde ve Tekirdağ ilimizde yaşayan kaç özürlü yurttaşımız, kanunda öngörülen mesleki rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanmıştır?

2) Ülkemizde ve Tekirdağ ilimizde, mesleki rehabilitasyona ilişkin kaç eğitim merkezi vardır?

3) Mesleki rehabilitasyon uygulaması sonucunda, ülkemizde ve Tekirdağ ilimizde kaç özürlü yurttaşımız işe yerleştirilmiştir?

 

8.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı aracılığıyla yapılan yardımlarda ihtiyaç sahiplerinin belirlenmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/396) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                                                               İstanbul

 

Sosyal Yardımlaşma Ve Dayanışma Vakıfları aracılığıyla yoksul vatandaşlarımıza yardım yapılmaktadır. Ancak kimlerin yardıma muhtaç olduğunu en iyi bilen mahalle ve köy muhtarları olmasına karşın muhtarların önerilerinin dikkate alınmadığı, bazı ilçelerimizde iktidar partisi mahalle temsilcilerinin önerilerinin dikkate alındığı belirtilmektedir.

Bu nedenle;

1) Köy ve mahalle muhtarlarımızın önerileri neden dikkate alınmamaktadır?

2) Yapılan yardımlarda iktidar partisi mahalle ve köy temsilcilerinin önerilerinin dikkate alınması yardımların objektifliğini ortadan kaldırmamakta mıdır?

 

9.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, özürlü sağlık raporlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/463) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

 

                                                                                                                                  Dr. Reşat Doğru

                                                                                                                                         Tokat

Soru: Özürlülük sağlık raporları nasıl verilmektedir? Hangi özür grupları hangi yüzde ile iş göremezlik raporunun konusu olmaktadır?

 

10.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, ülkemizdeki özürlü sayısı ve özürlülük oranlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/464) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

 

                                                                                                                                  Dr. Reşat Doğru

                                                                                                                                         Tokat

Soru: Ülkemizin il il özürlü sayısı ne kadardır? Bunların özürlülük oranları nedir?

 

11.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, güvenli internet kullanımına ilişkin sözlü soru önergesi (6/465) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

 

                                                                                                                                  Dr. Reşat Doğru

                                                                                                                                         Tokat

Soru: Çocukların ve ailelerin kullanımında bulunan güvenli İnternet ile ilgili çalışmalar var mıdır? Çocuk oyunlarındaki şiddet içeren oyunların kaldırılması konusunda bakanlığınızın bir çalışması var mıdır?

 

12.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bakıma muhtaç özürlülerin mağduriyetlerinin giderilmesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/471) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıda belirtilen sorularımın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

 

                                                                                                                                Prof. Dr. Alim Işık

                                                                                                                                        Kütahya

30.7.2006 tarih ve 26244 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Bakıma Muhtaç Özürlülerin Tespiti ve Bakım Hizmeti Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik" hükümleri çerçevesinde bakım ücreti ödenen özürlü vatandaşlarımızın ve yakınlarının mağduriyetlerinin giderilmesiyle ilgili olarak;

1. Anılan Yönetmelik gereğince, "kendilerine ait veya bakmakla yükümlü olduğu birey sayısına göre kendilerine düşen ortalama aylık gelir tutarı bir aylık net asgari ücret tutarının 2/3'ünden daha az olan bakıma muhtaç özürlülere" verilecek bakım ücretinin artırılmasına yönelik bir çalışmanız var mıdır?

2. Varsa çalışma ne aşamadadır?

3. Anılan Yönetmelik gereğince, bakım ücretinden yararlandırılacakların belirlenmesinde esas alınan kişi başına düşen gelir miktarının, net asgari ücret düzeyine çıkartılması sağlanabilir mi?

 

13.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşayanların sorunlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/494) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                  Mesut Dedeoğlu

                                                                                                                                  Kahramanmaraş

Memur-Sen Konfederasyonu, ekim ayında 4 kişilik bir ailenin açlık sınırının 12 lira artarak bin 16 lira olduğunu açıklamıştır. Sendika, eylül ayında Türkiye'de 4 kişilik bir çekirdek ailenin tüketmesi zorunlu olan gıdalar için harcaması gereken tutar (açlık sınırı) bin 4 lira 69 kuruş, asgari şartlarda geçinebilmesi için harcaması gereken tutarın (yoksulluk sınırı) ise 2 bin 647 lira 12 kuruş olduğunu belirtmiştir.

Bu bilgiler ışığında;

1. Sürekli olarak artış gösteren açlık ve yoksulluk sınırı karşısında nasıl bir çalışma yapmayı düşünüyorsunuz?

2. Bu durumda işçi ve memur yoksulluk sınırı, emekli ve asgari ücretli kesim de açlık sınırı altında yaşamaya mahkûm edilmiş olmuyor mu?

 

14.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, kamuda ve özel sektördeki özürlü istihdamına ilişkin sözlü soru önergesi (6/498) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 1.11.2011

                                                                                                                                     Ensar Öğüt

                                                                                                                                       Ardahan

Kamu ve Özel sektörde engelli kadroları boş tutularak yasaya uyulmuyor. Kamuda engelli istihdamında 22 bin kadro boş bulunuyor özel kurumlarda ise engelli kadrolarının ancak % 2’si dolu. Bu boş bulunan kadrolara girmek için binlerce engelli kardeşimiz beklemektedir.

 

1- Engelli vatandaşlarımız sadaka değil iş istiyor. Sosyal hayata karışıp emeğinin karşılığını almak istiyor. Türkiye'de nüfusun %12.29'unu oluşturan yaklaşık 8.5 milyon engelli istihdam sorununu aşmak için iş beklerken bu kadroların boş durmasının anlamı nedir, bu kadrolara atama ne zaman yapılacak?

2- Kamuda ve özel sektörde boş bulunan kadroların doldurulması için yeni zorlayıcı bir yasanın çıkartılması için bir çalışmanız olacak mı?

 

15.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, sokak çocuklarının topluma kazandırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/507) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 31.10.2011

                                                                                                                                     Ensar Öğüt

                                                                                                                                       Ardahan

Sokak çocuklarına güvenli bir ortam sağlamak toplumla yeniden bütünleşmesini sağlamak, becerilerini geliştirmek, çocukların cinsel ve fiziksel sömürüsüne karşı kapsamlı yardım edilmesi gerekmektedir. Okulda olması gerekirken, ekmek parası peşine düşen, oyun oynaması gerekirken madde bağımlılarıyla tanışmak zorunda kalan, sokakta kalan çocuklarımızı yeniden sağlığına kavuşturarak toplumla barışık yaşamaları gerekmektedir.

1- Başta yoksulluktan dolayı, eğitimsizlik ve ilgisizlikten dolayı eve ekonomik katkı sağlamak için sokakta çalışan çocuk sayısı hergün artıyor. Bu çocuklarımızın eğitim alması toplumla barış içinde yaşaması için önlemlerin geliştirilerek, yaygınlaştırılan daha uzun vadeli çözüm yollan aranacak mı?

 

16.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, uyuşturucu bağımlısı çocukların topluma kazandırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/508) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 31.10.2011

                                                                                                                                     Ensar Öğüt

                                                                                                                                       Ardahan

Uyuşturucu batağı, uyuşturucu tehlikesi Türkiye'nin hemen hemen bütün sokağında kendini gösterecek seviyeye geldiğinden toplum olarak derin bir çıkmaza sürüklenmekteyiz. Sorun sadece uyuşturucu bağımlısı çocuklarımızın sorunu değildir. Sorun onların ailelerinin sorunu değildir sorun hepimizin sorunudur. Öyleki gönül rahatlığı ile geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlik koca bir karanlık içindedir.

1- Eğitimsizliğin, işsizliğin, sosyal içerikli tüm sorunların, siyasetin, haksız rekabetin içinden sıyrılarak uyuşturucu belasına bulaşmış çocukların topluma kazandırılması için acil önlemler alınıyor mu? Bu önlemler nelerdir?

 

17.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’ya yapılan ve yapılacak yatırım ve projelere ilişkin sözlü soru önergesi (6/583) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki soruların Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. 28.11.2011

                                                                                                                                     Ali Halaman

                                                                                                                                         Adana

1. Bakanlığınıza bağlı ve ilgili kuruluşlar tarafından Adana ili ve ilçelerinde yürütülen proje ve yatırımlarınız nelerdir?

2. Bakanlığınızın Adana ilinin sorunları konusunda yürütülen çalışmaları var mıdır? Varsa nelerdir?

3. Adana ilinde yapılacak kamu hizmetleriyle ilgili olarak, 2012 mali yılı bütçesinden ayrılan ödenek ne kadardır?

4. Adana ilinde personel açığı var mıdır? Varsa personel açığını nasıl gidereceksiniz?

5. Görev alanınızla ilgili olarak, Adana iline götürdüğünüz kamu hizmetlerini, bölgesel dengeler açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

18.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, kamu kurumlarında özürlü çalıştırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/586) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin tarafından sözlü olarak cevaplandırılması hususunu arz ederim. 30.11.2011

                                                                                                                                  Dr. Celal Dinçer

                                                                                                                                        İstanbul

4857 Sayılı İş Kanunu’nun "Özürlü Ve Eski Hükümlü Çalıştırma Zorunluluğu" başlıklı 30. maddesinde ; "İşverenler, elli veya daha fazla işçi çalıştırdıkları özel sektör işyerlerinde yüzde 3 özürlü, kamu işyerlerinde ise yüzde 4 özürlü ve yüzde 2 eski hükümlü işçiyi meslek, beden ve ruhi durumlarına uygun işlerde çalıştırmakla yükümlüdürler.

Ülkemizde yaşayan 9 milyona yakın engelli vatandaşımız bulunmaktadır. Özel sektör zorunlu olarak yasa hükümlerini yerine getirirken, kamu sektöründe aynı duyarlılığı görememekteyiz.

Bu durumda;

1. Kamu kurumlarında boş olan özürlü kadro sayısı kaçtır?

2. Yasada belirtilen % 4 özürlü çalıştırma zorunluluğu olmasına rağmen, bu kadrolar neden hala boş tutulmaktadır?

3. Kamu kurum ve kuruluşlarında boş tutulan kadroların doldurulması için Bakanlığınız tarafından başlatılmış herhangi bir çalışma bulunmakta mıdır?

4. Bugüne kadar bu zorunluluğa uymayan kamu kurum ve kuruluşlarına herhangi bir cezai işlem uygulanmış mıdır? Eğer uygulandıysa hangi kuruma ne kadar ceza kesilmiştir?

 

19.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, kadın koruma evlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/683) ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıda belirtilen sorularımın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygıyla arz ederim.

06/12/2011

                                                                                                                              Prof. Dr. Zühal Topcu

                                                                                                                                        Ankara

Medyadan edinilen bilgilere göre, ülkemizde şiddet gören kadınların sayısının her geçen gün arttığı anlaşılmaktadır. Şiddetten mağdur olan kadınların bir kısmının kurtuluş yeri olarak, toplumdaki yaygın ifadesiyle kadın sığınma evlerini (kadın sığınağı/konukevi, korumaevi) tercih ettiği bilinmektedir.

Bu çerçevede;

1- Ülkemizdeki kadın sığınma evlerinin sayısı, kapasitesi ve doluluk oranı nedir?

2- Yasalar uyarınca ülkemizde hizmet vermesi gereken yerleşim merkezlerinden hangilerinde kadın sığınma evi bulunmakta hangilerinde bulunmamaktadır? Varsa eğer eksikliklerin giderilmesi noktasında ne yapılmaktadır?

3- 2006 yılından günümüze kadar, yıllar ve iller itibariyle, kadın sığınma evlerine kaç kişi müracaat etmiş ve bu müracaatların kaçı kabul edilmiştir? Başvurusu kabul edilmeyen kadınların durumu ne olmuştur?

 

20.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, engellilerin sayısına ve ailelerine yapılan yardımlara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından sözlü soru önergesi (6/702) (Cevaplanmadı)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. 12.12.2011

                                                                               Ensar Öğüt

                                                                                (Ardahan)

2004 yılı Ekim ayında Hükûmet ülkemizdeki engelli sayısını 8 milyon 431 bin 937 kişi olarak açıklamıştır. 2008’de ise Başbakanlık raporunda sayı 1 milyon 673 bin 55 olarak açıklanmıştır. Şimdi aradaki 6 milyon 758 bin 387 kişinin engelleri ortadan kalktı mı? Hükûmet, 2006 yılının da Özürlü Raporları Yönetmeliği'ni değiştirince milyonlarca engelli birden iyileşti engelleri ortadan kalktı.

1- 2004 yılında 8 milyon 431 bin 937 kişi olarak açıklanan engelli sayısı yapılan yönetmelik değişiklikleri ile engeli sayısı şimdi kaç milyon kişidir?

2- Engelli ailelerine ne tür yardımlar yapılıyor?

 

21.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 2011 yılında yapmış olduğu araştırmalara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından sözlü soru önergesi (6/760) (Cevaplanmadı)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                               Mesut Dedeoğlu

                                                                               (Kahramanmaraş)

Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğünüz tarafından çeşitli illerde çok sayıda araştırma yapıldığı belirtilmektedir.

Bu bilgiler ışığında;

1. 2011 yılı içinde toplam kaç konu hakkında, kaç adet araştırma yapılmıştır?

2.   Bu araştırmalar hangi illerde, kaç kişi üzerinde gerçekleştirilmiştir?

3. Araştırmalar için herhangi bir ücret ödenmiş midir? Ödenmiş ise hangi firmaya toplam ne kadar ödeme yapılmıştır?

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına sorulan sözlü soru önergeleri üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle İzmir Milletvekilimiz Hülya Güven’e ait (6/48) esas numaralı soruyu cevaplandırarak sözlerime başlamak istiyorum. Milletvekilimiz şiddetle ilgili eğitim politikamızın ne olduğunu, burada neler yapmak istediğimizi, nasıl bir politika ürettiğimizi bize sormuş. Ben kısa bir şekilde bunu özetlemek istiyorum.

Milletvekilimizin haklı olarak sorduğu soruya… Biz şiddetin bir sonuç olduğunu ve koruyucu, önleyici tedbirlerle sonucu değiştirmek için mutlaka koruyucu, önleyici tedbirlerde eğitimin öncelenmesi, güçlenmesi gerektiği bilinciyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü bünyesinde üç ayrı başlıkta eğitim politikamızı belirlemiş durumdayız.

Birincisi temel eğitim yani doğduğu zaman insanlara -kadın ve erkek- birbirlerinin hakkını, insan hakkını kabullenecek, içselleştirecek, davranış koduna dönüştürecek şekilde temel bir eğitimin verilmesi gerekiyor. Bunun, anneyle babayla başlayan eğitimin, okul öncesi eğitimin ve özellikle temel eğitim bünyesindeki kitaplarda verilen eğitimin çok önemli olduğunu bildiğimiz için Sayın Başbakanımızın genelgesiyle 2008’de başlayan ve şu anda Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde Talim Terbiye Kurulunda bir daire başkanlığında biz temel eğitimi verirken kadının insan hakkı ve kadın-erkek eşitliği konusunda nasıl bir davranış üretmeliyiz ve nasıl bir eğitim vermeliyiz, buradaki yanlışlarımız nedir, bunlar çalışılıyor ve bütün materyaller bu şekilde inceleniyor, yeni yapılan eğitim modları da bu şekilde incelemeden geçiyor. Bunu çok önemsiyoruz.

İkincisi, temel eğitimi bitirmiş olan yetişmiş erkeğe nerede ulaşacağız? Ulaşabilmek için biz şu anda üç ayrı protokolü imzaladık. Bunun da birebir takibini yapıyoruz. Birincisi, Genelkurmay Başkanlığıyla yaptığımız bir protokolle er ve erbaş eğitiminde zaten şu an devam eden yurttaşlık sevgisi bölümünde kadın-erkek eşitliği, kadın-erkek fırsat eşitliği konusunda da er ve erbaşlarımızın eğitilmesinin şiddetin önlenmesinde çok önemli olduğunu bildiğimiz için Sayın Genelkurmay Başkanıyla benim birebir yaptığım görüşmeden sonra da eğitim materyallerini, nasıl bir eğitim vereceğiz ve içinde neler olması gerekiyor, bunların çalışmasını tamamladık. Zaten devam eden eğitim güçlendirilerek devam ediyor.

Bir şey daha başlattık -Jandarma bölgesi biliyorsunuz ülkemizin yüzde 90’lık kısmına hitap ediyor- Jandarma Genel Komutanıyla yaptığımız görüşmede, onların Avrupa Birliğinden aldığı bir hibe programına “Biz de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak bu eğitimin içerisinde oluyoruz.” dedik. Değerli Komutanımız hemen kendi ekibini gönderdi, bizim ekiple, bizim uzmanlarımızla oturuldu, çalışıldı. Şu anda jandarmada kadın-erkek fırsat eşitliği, kadının insan hakkı konusunda da eğitimlerle ilgili altyapı çalışması başlatılmıştır ve hızlı bir şekilde de eğitim devam etmektedir.

İkincisi Diyanet İşleri Başkanlığı. Sayın Başkanla yaptığımız protokolde, özellikle cuma hutbelerinde kadına yönelik şiddetin konu edilmesi ve burada çok net bir şekilde Diyanet İşleri Başkanlığının şiddetle mücadeledeki duruşunu gösteren hutbelerin verilmesi protokolde net bir şekilde ifade edilmiştir. Bundan sonra bu hutbelerde de, bayram namazlarında verilen hutbelerde de kadın-erkek eşitliğinde, şiddetle mücadelede İslam dininin bir sevgi ve barış dini olduğu ve buradaki duruşunun ne olduğu çok temel bir şekilde anlatılmaktadır. Amacımız ve muradımız bilinç yükseltme, farkındalığı artırma, herkesin kendi kafasında birtakım soruları varsa onlara cevap bulacağı ortamları hazırlamaktır.

Ama bir şeyi daha başarmamız lazım: Şiddet gören bir kadın nereye gidecek? Gittiği zaman oradaki kolluk kuvveti ona ne şekilde yardımcı olacak? Bunların hepsinin çalışmaları Birleşmiş Milletlerle yapılan bir protokolle beraber başlamıştır. Kolluk kuvvetlerine, yaklaşık 40 bin polisimize -şiddetle mücadelede- gelen şikâyetler üzerine şiddete maruz kalmış bir kadına nasıl davranılacağı, neler yapılması gerektiği eğitimi verilmiştir. Ayrıca, uygulamalar da bizim takibimizdedir. Aynı şekilde Sağlık Bakanlığı bünyesinde, acile gelen şiddet maruzu bir kadının nasıl tedavi edileceği, ne tür psikolojik destek verilmesi gerektiği eğitimi de sağlanmıştır. Aile mahkemeleri hâkimleriyle, cumhuriyet savcılarıyla da bu eğitim çalışmaları başlamıştır ve devam etmektedir. Topyekûn bakıyoruz, bütün fotoğrafa bakıyoruz ve tam bir eğitim seferberliğiyle, şiddetle mücadelede –önemsediğimiz- bir seferberliği, 74 milyonun seferberliğini çok önemsiyoruz. Bu konuda da Değerli Milletvekilime, sorduğu bu önemli sorudan ve Meclisi bilgilendirme fırsatı verdiğinden dolayı da teşekkür ediyorum.

İkinci soru Ensar Öğüt Bey’den: (6/85) ve (6/498) no.lu sorularında genel manada özürlülerle ilgili bizim politikamızı, kadrolarımızı ve boş olan kadrolarla ilgili nasıl bir politika ürettiğimizi bize sormuştur. Engelliler, tabii ki sadaka değil, iş istemektedir. Biz de zaten engellilerimizin engelli hakkını, insan hakkını koruyan, son on yılda yasasını çıkaran, evde bakım imkânları sağlayan, eğitim hakkını veren, rehabilitasyon sistemini geliştiren, sağlıkta fırsat eşitliği koyan bir politikayı üretiyoruz.

İstihdam konusunda da bizim 2012’de engellilerle ilgili koyduğumuz iki önemli politikamız var: Birisi istihdam, ikincisi ulaşılabilirlik. Zamanı daha iyi kullanmak adına, ulaşılabilirliği daha geniş zamanda size anlatmak istiyorum ama istihdamla ilgili özellikle bizim dönemde kaç kişi istihdam edildi; yüce Meclisin bunu mutlaka bilmesini çok önemsiyorum ve 2002 tarihinde istihdamla ilgili, özürlü memur sayısı değerli milletvekili arkadaşlarım, 5.777 iken, 2011 Ağustos tarihinde bu 20.829’a ulaşmıştır. Yaklaşık on yılda yüzde 360’lık bir artış sağlanmıştır. Özürlü işçi sayısına da bakacak olursak, 2002’de 10.883 iken, 2011de 32.257’ye ulaşmıştır ve buradaki artış sayısı da yüzde 227’dir ama her bir özürlümüz boş kalan kadroya yerleşene kadar da biz politikayı 2012’de güçlendirerek, destek mekanizmasını artırarak devam ediyoruz. “Ne yapıyorsunuz?” diyecek olursanız sınav sistemini değiştiriyoruz. Sınav sisteminde, artık, görme engelli, bedensel engelli, işitme engelli ve zihinsel engelli, herkes kendi kategorisinde sınava girecek ve bedensel engelli bir özürlüyle görme engelli bir özürlünün girdiği sınavda aynı sorular sorulduğu zaman bunun bir haksız rekabet olduğunu, herkesin kendi içinde, kendi kategorisinde sınava girmesi gerektiğini gördük. Sağlık Bakanlığıyla, ÖSYM’yle, Çalışma Bakanlığıyla bizim kurum hemen bir kurul oluşturdu. Nasıl bir soru sistemi oluşturacağız, burada nasıl bir yöntem belirleyeceğiz, bunların hepsini çalıştık. Burada alımlar şubat ayı itibarıyla halkımıza, engelli vatandaşlarımıza duyurulacak. Haziran ayında sınavımızı yapıyoruz. Sınav sonuçları açıklanır açıklanmaz kamuda ve özelde ne kadar boş kadro varsa bire bir takibini yapacağız ve yerleştirilene kadar da bu yılı bu şekilde izleyerek, değerlendirerek, takibini yaparak, sınav sonucunu da, hangi özürlünün nerede yerleşmesi gerektiğini de Bakanlığımız bünyesinde takip ederek bunu sizlerle de paylaşacağız. Bu konu bizim en önemli konularımızdan bir tanesi. Engellimizin mutlaka iş imkânına kavuşması ve onun kendi yeteneklerinden ve potansiyelinden istifade edileceği bir sistemin hayata geçirilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Hülya Güven Hanım’ın (6/143) no.lu sözlü soru önergesi: Burada, özellikle basında birtakım yanlış anlaşılmadan kaynaklı Sayın Milletvekilimizin sorduğu bir soru var. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yargı sürecinin hızlandırılmasıyla ilgili özellikle on beş yaş altındaki çocuklarımızın birbiriyle evlendirilmesini onaylayan bir kararın çıktığı önce söylenmişti. Sonra, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan bir açıklama geldi: “Bu doğru bir haber değildir. Değerli hâkimimiz yaşadığı uygulamalardan dolayı yaşanan sıkıntıyı anlatmıştır ve burada bizim, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun buradaki duruşu da bellidir.” şeklinde bir açıklama geldi. Burada sorun şudur: Doğu ve Güneydoğu’yu bilen milletvekillerimiz bunu çok daha iyi bilirler, ben de oradan, o bölgeden gelen bir kardeşiniz olarak biliyorum. Medeni Kanun’umuza göre, bizim hâkim kararına göre evlenme yaşımız on altı, anne-baba rızasına göre on yedi, reşit olarak bir çiftin birbiriyle anlaşarak evlenmesi on sekiz. On beş yaş altında, bu Doğu ve Güneydoğu’da çok oluyor, davullar çalınıyor, kınalar yakılıyor, iki tarafın aileleri kızı istiyor, resmî nikâh olmadan, bunlar bütün toplumun onayıyla, toplumun hepsinin, herkesin bilgisi dâhilinde evleniyor. Ondan sonra, ne zaman bu olay ortaya çıkıyor? Hamile olduğu zaman. Hastaneye geliyor doğum yapacağı sırada; erkek tecavüzden suçlu bulunup cezaevine gönderiliyor, kız ya annesinin evine gönderiliyor ya da doğum yapması için bizim kuruma gönderiliyor. Şimdi, bunun, bu tür sorunun büyük bir sorun olduğu hâkim tarafından dile getirilmiş ve nasıl çözülmesi gerektiği söylenmiştir. Asla “Bunları birbiriyle evlendirelim, cezayı indirelim.” böyle bir şey olamaz. Bakın, Türk Ceza Kanunu’nda biz bir değişim yaptık, tecavüzcüyle evlendirilme 2002’den önce suç değildi, evlendiriliyordu, biz kaldırdık. Kaldırdığımız şeyi nasıl yeniden koyabiliriz? Ama burada başka bir şeyi başarmamız lazım. Mesela, geçen hafta, Gaziantep’te, evlenme sırasında, tam düğün sırasında emniyetten geldiler ”Kardeşim bir dakika, bu düğünü yapamazsınız.” dediler. Yani olay daha olmadan, evlenme olmadan bizim hemen müdahale etmemiz, olayları büyütmeden müdahale etmemiz gerekiyor. Bunu biz üç dört bacakta çalışıyoruz. Birincisi, kız çocuklarımızın okullaşması. Kız çocukları temel eğitimi bitirip orta eğitime geçtiğinde, eğer o ara dönemde devam etmezse eğitimine, özellikle o ataerkil bakış açısıyla bir şekilde evlendirilmeye çalışılıyor. Biz kızlarımızın mutlaka birey olarak güçlenmesini ve eğitim imkânlarından istifade etmesini, bu on iki yıl zorunlu eğitimin de bunun önüne geçeğini düşünüyoruz ve Millî Eğitim Bakanlığıyla da bunun öne çekilmesiyle ilgili süreci takip ediyoruz ama ikincisi, annenin babanın buna izin vermesi. Biz bunu kabul edemeyiz. Belki birtakım yaptırımlarla Ceza Kanunu’nda bunu daha da değiştirerek çocuk yaşta birinin çocuk sahibi olması bizim kabul edebileceğimiz bir şey değil, birçok sosyal yarayı da beraberinde getiriyor. Hem “Hukuki yönden şu anda Bakanlığımız ne yapabilir?” onu çalışıyoruz hem de ben, toplum destekli emniyetle ilgili yapılan çalışmalarda da özellikle o bölgeler adına bunun önceden hemen kontrol altına alınacak mekanizmaları da güçlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Anne-babanın bilincinin yükseltilmesini, buna rağmen izin veriyorsa da devlet olarak “Bir dakika kardeşim, sen buna izin veremezsin, veriyorsan da burada gerekli cezayı alacaksın.” şeklinde bir yaptırımın da mutlaka konması gerektiğini düşünüyorum. Medeni Kanun’a göre hareket etmeyen hiçbir evliliği de onaylamadığımızı belirtmek istiyorum. Biz bunun takipçisi olacağız, politikalarımızı güçlendireceğiz. Öznur Hanım’ın hazırlamış olduğu bir rapor vardı, araştırma komisyonu raporu, o raporda yapılması gerekenler ne ise şu anda, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünde de her bir sonuç tek tek takip ediliyor ve bununla ilgili de politikalarımızı ve destek mekanizmalarımızı da güçlendiriyoruz.

Ayrıca, Hülya Güven Hanım’ın sorduğu ikinci bir soru: Burada, on beş yaş öncesinde rızaya bağlı… Daha doğrusu, tecavüz ve cinsel istismar olduğu zaman “Acaba, burada ruh sağlığı bozuldu mu?” diye bir rapor isteniyor. Şimdi, tam tersi, burada bu raporun istenmemesi gerektiğini Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu söylüyor, biz de aynı kanaatteyiz. Bu yüzden, Türk Ceza Kanunu’ndaki o maddenin değişmesi gerektiğine de çalıştık, Adalet Bakanlığımızla da görüşeceğiz. Burada zaten on beş yaşın altında bir cinsel istismara, bir tecavüze maruz kaldıysa bir de “Ruh sağlığı bozuldu mu bozulmadı mı?” diye sorulabilir mi? Bu kadar saçma bir soru olabilir mi? Dolayısıyla “Ruh sağlığı bozulmuştur.” şeklinde ön kabulle -zaten budur doğrusu- bu rapora ihtiyaç olmadan gerekli müdahalenin ve hukuki düzenlemenin yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Türk Ceza Kanunu’nda da bu maddenin değiştirilmesiyle ilgili gerekli çalışmayı başlattık, Sayın Bakanımızla da gerekli görüşmeleri yapıyoruz.

Tekirdağ Milletvekilimiz Candan Yüceer’in (6/358) no.lu sorusu var, Tekirdağ özeline bir soru. “2006-2011 yılları içerisinde ne kadar, kaç özürlü yurttaşımız mesleki rehabilitasyon hizmetinden yararlanmıştır?” diyor. Türkiye İş Kurumu tarafından düzenlenen özürlülere yönelik eğitim programında, Tekirdağ ilinde 76 kişiye mesleki eğitim hizmeti sunulmuştur.

Ayrıca, 2’nci soruda Sayın Milletvekilimizin sorduğu “Tekirdağ’da kaç eğitim merkezi vardır?” diyor. Türkiye’de 259, Tekirdağ ilinde ise 6 mesleki eğitim kursu açılmıştır.

3’üncü soruda “Mesleki rehabilitasyon uygulaması sonucunda ülkemizde ve Tekirdağ ilimizde kaç özürlü yurttaşımız işe yerleştirilmiştir?” diye soruyor. 2011 yılı itibarıyla Türkiye’de 24.698, Tekirdağ ilinde ise 312 özürlü vatandaşımız işe yerleştirilmiştir.

Sayın Mevlüt Aslanoğlu’nun (6/396) no.lu sözlü soru önergesine cevap veriyorum: Sayın Milletvekilimiz aslında sahayı çok iyi bilen birisi ama bu sorduğu soruyla sahayı bilmediğini anlıyorum çünkü “Neden köy muhtarlarının veya mahalle muhtarlarının görüşleri doğrultusunda hareket edilmiyor?” diyor. Mütevelli heyetinin içinde muhtarlar. Hem mahallede hem köyde hem de şehirlerde, muhtarlarımız mütevelli heyetinin esas üyesidir. Sayın Milletvekilimizi herhâlde birileri yanlış bilgilendirdi. Asla bizim mahalle temsilcimiz oralarda olamaz. Biz hangi noktada muhtarı, hangi noktada mahalle temsilcisini çalıştıracak kadar deneyimimiz olan, on yıllık tecrübemiz olan bir iktidarız diye düşünüyorum. Mevlüt Bey’in bu konuda kendine sorulan sorularla ilgili daha iyi araştırma yapmasını ve sözlü soruları buraya göndermesini bir daha tavsiye ediyorum.

Tokat Milletvekili Reşat Doğru Bey’in (6/463) no.lu sözlü soru önergesine cevabımı veriyorum: “Özürlülük sağlık raporu nasıl verilmektedir? Hangi özür grupları hangi yüzde ile iş göremezlik raporu konusu olmaktadır?” diyor. Şimdi burada, Sağlık Bakanlığının hazırlamış olduğu bir ölçüt var, bir sınıflandırma var, bir kurul raporu yönetmeliği var. Hatta, bu yönetmelikte de birkaç defa değişim yaptık yaşanan sorunlardan ve işi kolaylaştırmadan dolayı. Buna göre -Ek 2’de- Çalışma Gücü Kaybı Oranları Cetveli dikkate alınarak, özür durumuna göre, yüzde olarak belirlenmektedir. Belirlenen yüzdeler de Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından değerlendirilmekte ve iş göremezlik raporu hakkında karar verilmektedir. Bunların hepsi teknik bir çalışmadır, raporlar vardır. Sağlık Bakanlığından gelen bu raporlar Çalışma Bakanlığında sonuçlandırılmakta ve talep edene bilgi olarak verilmektedir. Daha teknik bir detay olduğu için, isterse Sayın Milletvekilim, daha detaylı, bire bir de kendisini bilgilendirebiliriz.

Tokat Milletvekilimiz Reşat Doğru’nun (6/464) no.lu sözlü soru önergesine cevabımı veriyorum: “Ülkemizin il il özürlü sayısı ne kadardır? Bunların özürlülük oranları nedir?” diyor. Türkiye genelinde özürlülerin sayısını netleştirmek üzere Bakanlığımız bir çalışmayı hızla sürdürmektedir. En son TÜBİTAK ve TÜİK’le beraber yaptığımız toplantıda gerçek özürlü sayımızın çıkmasıyla ilgili bir çalışma başlatmış bulunuyoruz çünkü hepinizin bildiği gibi, süreğen hastalığı oranları da özür grubuna giriyor ve o yüzden biz “Yüzde 12 özürlümüz var.” deyip genelliyoruz. Aslında bunun yüzde 80’i hastalıktan dolayı özür grubuna giriyor. Bunun yaklaşık yüzde 20’sinin hakikaten bedensel engelli, işitme engelli, görme engelli, zihinsel engelli olduğunu biliyoruz ama biz bunu daha tam adrese dayalı, bire bir de çalışmak için, TÜBİTAK’la ve TÜİK’le yaptığımız protokol gereği 2012’de çalışacağız ve buradaki engelli gruplarını da yeniden isimlendirerek, TÜBİTAK’la beraber, çalışma sonucunda sizlerle paylaşacağız. Ayrıca, milletvekilimize, her ilde ne kadar özürlü birey bulunmaktadır, bu listeleri de çıkardık; kendisine sonradan bire bir de takdim edebilirim. Toplamda 886.098 özürlü birey bulunmaktadır. İl bazlı takibimiz de, tablomuz da elimizdedir, milletvekillerimize sunabiliriz.

Reşat Doğru’nun (6/465) no.lu sözlü soru önergesine cevabımı veriyorum:  Çocukların ve ailelerin kullanımında bulunan Güvenli İnternet ile ilgili çalışmalar var mıdır? Çocuk oyunlarındaki şiddet içeren oyunların kaldırılması konusunda Bakanlığınızın bir çalışması var mıdır?

Hepinizin bildiği gibi Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulunca yani Ulaştırma Bakanlığına bağlı bir kuruluşça bu Çocuk ve Aile Profil Kriterleri Çalışma Kurulu oluşturulmuştur ve Güvenli İnternetle ilgili bir çalışma başlatılmıştır. Yaklaşık iki ay önce, isteyen aileler çocuklarıyla aileleriyle ilgili eğer güvenli bir İnternet  istiyorlarsa nasıl girecekleri, buradan nasıl istifa edecekleri de bu kurulca açıklanmıştır. Şu ana kadar bizim geçen hafta yaptığımız toplantıda 200 bin aile “Ben Güvenli İnternetten istifade etmek istiyorum.” diye başvurmuş. Bu kampanyanın daha da güçlenmesini önemsiyoruz. Seçmek özgürlüktür. Bakın burada seçim öncesi özellikle bu yapılan çalışmanın bir sansürmüş gibi algılandığını gördük, kamuoyunun da farklı şekilde bilgilendirildiğini gördük. Hâlbuki bu tamamen tercihe bağlı. İsteyen aile bu şekilde devam eder, isteyen aile “Ben Güvenli İnternete geçmek istiyorum.” der ve gereğini yapar ama mesela ben Güvenli İnternete ilk geçen kişilerden biriyim, 2 evladım var, bunu önemsiyorum. Takdir buradaki milletvekilimizin ve halkımızındır. İstifade etmek isterlerse geçerler ve bundan çocuklarını çok daha iyi bir şekilde korurlar çünkü bilgi ve teknoloji çağındayız, asla yasaklayamayız ama kontrollü kullanmayı da ebeveynler olarak bizlerin yapmasını  en büyük görev olarak görüyorum. Bize düşen şey bu mekanizmaları güçlendirmek ve ailelere alternatifler sunmaktır, çocukları da buradan gelecek tehlikelere karşı korumak da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının en önemli görevlerinden biridir. Bu mekanizmayı destekleyecek ve güçlendirecek kampanyaları da önemsediğimizi, Bakanlık politikası olarak gördüğümüzü ifade etmek istiyorum.

Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık’ın (6/471) esas no.lu sözlü soru önergesine cevap veriyorum: Burada Sayın Milletvekilimiz “Bakıma Muhtaç Özürlülerin Tespiti ve Bakım Hizmeti Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik hükümleri çerçevesinde bakım ücreti ödenen özürlü vatandaşlarımızın ve yakınlarının mağduriyetinin giderilmesiyle ilgili bu Yönetmelik gereğince ‘Kendilerine ait veya bakmakla yükümlü olduğu birey sayısına göre kendilerine düşen ortalama aylık gelir tutarı bir aylık net asgari ücret tutarının üçte 2’sinden daha az bakıma muhtaç özürlülere’ verilecek bakım ücretinin artırılmasına yönelik bir çalışmanız var mıdır?” diye soruyor.

Burada evde bakım hizmeti 30/7/2006 tarihinde 26244 sayılı genelgeyle başlamıştır, bir yönetmelikle başlamıştır. Bizim burada özellikle sayıyı azaltmaktan daha çok kaliteyi artırma gibi bir politikamız var. Mali olarak destek verdiğimiz engellilerin evde bakımında evde bakım veren kişiler bu işi ne kadar biliyor, ne kadar mali olarak verilen bu desteğin engellinin hayatını kolaylaştırmada eğitimli. Biz, şimdi bunun üzerinde çalışıyoruz. İnşallah, bu yaptığımız çalışmada evde bakım veren eğiticilerin eğitilmesini, onların burada bu yaşlı hizmetinde veya özürlünün bakımında neye ihtiyacı var, nasıl hareket etmek gerekiyor, neleri bilmek gerekiyor, bunu vermek istiyoruz, ayrıca bir de bunu izlemek istiyoruz. Yani mali olarak bu destekler çok ciddi destekler. Hepiniz kendi yakınlarınızda görüyorsunuz ama bunun izlenmesini ve kalite bazlı bir bakıma dönüştürülmesini önemsiyoruz. Bakanlığımız 2012’de de bu konuda yeni bir çalışma başlatmıştı, çıkan sonuçları da yüce Meclisle paylaşacaktık.

Ayrıca, Sayın Milletvekilimizin, “Bu kriterlerle ilgili değiştirilmesini düşünüyor musunuz?” şeklinde bir sorusu var. Bu çalışmalar sonunda, yönetmelikler, hepsi insan içindir. Bizim engellimizin, yaşlımızın daha iyi bakım alacağı bir eksiğimiz varsa bire bir yaptığımız çalışmada bunu tamamlamak adına bir yönetmelik değişmesi gerekiyorsa bunu da değiştiririz. Genel Müdürlüğümüz bu konuda birebir çalışmasını başlatmıştı. Burada kalite bazlı yönetmelikte eksik olan bir şey de varsa hızlı bir şekilde tamamlanacaktır.

Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun (6/494) esas sayılı sözlü soru önergesine cevabımı veriyorum: “Sürekli  olarak artış gösteren açlık ve yoksulluk sınırı karşısında nasıl bir çalışma yapmayı düşünüyorsunuz? Bu durumda işçi ve memur yoksulluk sınırı, emekli ve asgari ücretli kesimde açlık sınırı altında yaşamaya mahkûm edilmiş olmuyor mu?”

Şimdi  sayın milletvekilleri, 2002’den beri koyduğumuz bir politika var. Birincisi ekonomik kalkınma. Tabii ki ekonomik kalkınmanızı sağlamanız, pastayı büyütmeniz lazım. Ondan sonra da bu milletin kaynaklarını millete yeniden döndürecek hakça paylaşımı öngören, hak eksenli bir paylaşımı bu büyümeden istifade edecek, 74 milyonun bundan istifade edeceği “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” anlayışıyla sosyal politikalarımızı güçlendiriyoruz. Ben, sosyal politikalar yani bu alanda sosyal yardımlaşma ve sosyal hizmetler bünyesinde önce bu pastayı büyütme ve arkasından da 10 kat bütçeyi artıran bir iktidarın Bakanlar Kurulu üyesi olarak huzurlarınızdayım. 1,2 milyar TL olan 2002’deki bu bünyede ayrılan pay bugün 15 milyar TL’ye ulaşmıştır. 2012’de de bu kaynaklar, bütçeler hiçbir şekilde eksiltilmeden yükseltilerek devam etmektedir. Ayrıca, 2002’e geldiğimiz zaman 1 doların altında yaklaşık yüzde 5 civarında vatandaşımız  yaşıyordu. Şu anda burada 1 doların altında  yaşayan vatandaşımız kalmamıştır. 2 doların altında yüzde 30’dan yüzde 5’e düşürülmüştür. 4 doların altında vatandaşımız kalmayacak şekilde de sosyal politikalarımızı güçlendiriyoruz. Eğitimde fırsat eşitliği, sağlıkta fırsat eşitliği, engellinin, yaşlının, kimsesiz çocuğun yanında olan bir sosyal devlet anlayışı Anayasa’nın bize de verdiği bir sorumluluktur. Burada rakamları yükseltiyoruz. Bu “Gini” katsayısı dediğimiz ve bütün uluslararası kriterlerin de kullandığı katsayıya göre bu normalleşme, zenginle fakir arasındaki fark, makas azalmaktadır. En alt gruptaki vatandaşımızın en üst gruptaki vatandaşımızla arasındaki fark 18 kattan 13 kata düşmüştür. Biz toplumsal huzur ve barışı da burada görüyoruz, bu makası kapatmaya da devam edeceğiz.

Bir rakamı da tekrar sizinle paylaşmak istiyorum: 2002 yılında yüzde 1,35 olan gıda yoksulluğu, 2009 yılında yüzde 0,48’e düşmüştür. 2002 yılında yüzde 26,96 olan gıda ve gıda dışı yoksulluk oranı 2009 yılında yüzde 18’e indirilmiştir.

İnsani gelişmişlik kriteri en önemli kriterlerimizden bir tanesidir. Eğitim, yaşam beklentisi, gelire göre insani gelişmişlik endeksine baktığımız zaman dört grup var dünyada: Çok yüksek insani gelişmişlik, yüksek insani gelişmişlik, orta insani gelişmişlik ve düşük insani gelişmişlik oranıdır. Biz, şu anda, orta insani gelişmişlikten bu sosyal politikaları güçlendirerek yüksek insani gelişmişlik sınırına ulaştık ama hedefimiz, çok yüksek insani gelişmişlik sınırına da hep beraber ulaşmaktır diyorum.

Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün (6/507) sayılı sözlü soru önergesine cevap veriyorum: “Sokak çocuklarına güvenli bir ortam sağlamak, toplumla yeniden bütünleşmesini sağlamak, becerilerini geliştirmek, çocukların cinsel ve fiziksel sömürüsüne karşı kapsamlı yardım edilmesi gerekmektedir. Okulda olması gerekirken ekmek parası peşine düşen, oyun oynaması gerekirken madde bağımlılarıyla tanışmak zorunda kalan sokak çocuklarımızı yeniden sağlığına kavuşturacak, toplumla barışık yaşamaları gerekmektedir.” Ensar Bey’in bu söylediklerinin hepsinin altına imzamızı atıyoruz ve politikalarımızı da zaten buna göre geliştiriyoruz. Bizim şu anda, Çocuk Koruma Kanunu, çocuk ihmali ve istismarından koruma birinci derece görevimizdir. Hepinizin bildiği gibi, kadına yönelik şiddetle ilgili yasal altyapıyı tamamladık, önümüzdeki hafta Bakanlar Kurulumuz imzaya açacak ama biz arkadan çocukla ilgili kısımda, çocuk haklarıyla ilgili kısımda, çocuk istismarıyla ilgili kısımda hukuki olarak -Birleşmiş Milletler, Çocuk Koruma Kanunu- yani hukuki altyapıda eksiğimiz olan nedir, burayı nasıl kuvvetlendirebiliriz? Bir bilim kurulu oluşturduk, bu bilim kurulunun bize verdiği raporlar doğrultusunda da hem hukuki temelleri daha güçlendireceğiz hem uygulamalardaki eksikliğimizi giderecek şekilde destek mekanizmalarını güçlendireceğiz.

Sokak çocuklarıyla ilgili olan kısım da bizim en önemli çalışma grubumuzdur, önemlidir ve özellikle bizim Bakanlığımız bünyesinde çocuk ve gençlik merkezlerinde bu çocuklarımızı Milletvekilimizin söylediği tehlikelerden korumak için neye ihtiyacı varsa, ekonomik destek, fiziksel olarak neye ihtiyacı varsa, barınma ihtiyacı, gıda ihtiyacı, psikolojik destek, hukuki destek, annenin babanın bilincinin yükseltilmesi, neye ihtiyacı varsa giderecek çalışma modellerini orada tamamlıyoruz.

Hepinizin bildiği gibi bundan yıllar önce çok daha büyük bir sorundu ama bugün hem yerel yönetimlerin hem sivil toplum kuruluşlarının hem Bakanlığımızın, ilgili bakanlıkların koordinasyonuyla çok daha güçlü mekanizmalar oluşturulmuştur ama bundan sonra da bir eksiğimiz varsa, Sayın Milletvekilimizin de burada bize bir önerisi varsa her zaman birlikte çalışmaya da hazır olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Ensar Bey’in (6/508) no.lu sözlü sorusuna da cevap vereceğim. Uyuşturucuyla mücadelede yapılması gerekenleri soruyor Sayın Milletvekilim. Burada, daha önceki Parlamentoda, Necdet Ünüvar Bey’in Başkanlığında çalışan bir araştırma komisyonunun raporu çıkmıştı, çok detaylı bir rapordu. Ben Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olur olmaz Sayın Başkanı Bakanlığımıza davet ettim ve raporla ilgili, politika üretme adına bizim Bakanlığımız bünyesinde neler yapılması gerektiğini bizim uzmanlarımıza anlattıracak şekilde bir çalışma başlattık. Yine, araştırma komisyonunda çalışan milletvekillerimizle ve Değerli Başkanımızla süreci götürüyoruz ve buradan politikalar üretecek şekilde... Tabii bu tek başına Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bire bir çözeceği bir sorun değil, bu işin Sağlık Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı boyutu var, iyi bir koordinasyon gerekiyor ama biz, bize düşen kısmını yapmak için de uzmanlarımız ve Genel Müdürlüğümüz bünyesinde bir daire başkanlığı bu işle uğraşıyor, neler yapılması gerektiğiyle ilgili eylem planımız, stratejik planlarımızı oluşturuyoruz. Umuyorum bir on beş, yirmi gün içerisinde de bunu kamuoyuyla ve milletvekillerimizle de paylaşacak şekilde çalışmalarımızı tamamlamış olacağız.

Sayın Milletvekilimizi de daha detaylı, bire bir bilgilendirebiliriz.

Adana Milletvekili Sayın Ali Halaman’ın (6/583) sayılı sözlü soru önergesinin cevabını veriyorum. Adana ili ve ilçesinde yürütülen proje ve yatırımları sormuş Sayın Halaman. Burada Adana’ya ait bilgilerimizi, 2011 yılında iki adet çocuk evi var, bir adet kadın konukevi var, bir adet ilk müdahale birimi var, bir adet Karaisalı engelsiz yaşam merkezi açılarak hizmete başlamıştı.

2012 yılında yapılması planlanan çalışmalarımız da şunlardır:

Şambayat köyünde inşaatı yüzde 90 tamamlanmış olan koruma, bakım ve rehabilitasyon merkezinin açılışı gerçekleştirilecektir.

Adana huzurevi yaşlı bakım merkezi, 150 kişilik, ek özel bakım bölümü proje çalışmaları başlatılmış olup ihale aşamasına gelmiştir.

Ceyhan ve Kozan ilçelerinde huzurevi proje çalışmaları devam etmektedir.

Beş ilçemizde sosyal hizmet merkezi kurmak için çalışmalarımız devam etmektedir.

Ayrıca, Bakanlığımız kaynaklarından Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Teşvik Kanunu’nda her il ve ilçede yoksullukla mücadeleyle ilgili gıda, barınma, yakacak, eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçların karşılanmasına yönelik yapılan çalışmada da Adana iline ait gelir getirici projeler kapsamında 307 proje desteklenmiştir, aktarılan kaynak da 5 milyon 301 bin 367 TL’dir.

İsterse Sayın Milletvekilim ilçe bazlı, hangi ilçeye ne kadar mali destek verildi, bunları da kendiyle birebir paylaşırız.

Ayrıca Karaisalı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfına ortaöğretim öğrenci yurdu kapsamında aktarılan kaynak 1 milyon 500 bin TL’dir.

Fon kaynakları ile süt sığırcılığı, damızlık, koyun yetiştiriciliği alanlarında desteklenen Kırsal Alanda Sosyal Destek Projesi için toplam 16 proje desteklenmiş olup aktarılan kaynak da 13 milyon 279 bin 657’dir. Bu da ilçe bazlı, hangi ilçeye ne kadar süt sığırcılığı desteği verdik… Biraz önce Sayın Milletvekilimiz sütün ne kadar önemli olduğunu anlattı. Biz de sığırcılığı destekliyoruz ki kaliteli süt üretilsin. İnşallah bunların ilçe bazlı da hangi ilçeye ne ayırdığımızı da Sayın Milletvekilimizle paylaşacağız.

BAŞKAN – Sayın Bakan, beş dakikasını da ekleyerek on dakikanız var, toparlamaya çalışın.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) – Bakanlığımızın Adana ilinin sorunları konusunda yürütülen çalışmaları var mıdır? Varsa nelerdir? Adana’yla ilgili kısmı, kalan kısmı isterseniz zamanı iyi kullanmak adına Sayın Milletvekilimle birebir görüşerek halledelim.

İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’e ait 6/586 esas numaralı sözlü soru önergesinin cevabını veriyorum. “Kamu kuruluşlarında boş olan özürlü kadro sayısı kaçtır?” Bu konuda biraz önce, doldurulanları söyledim. Şimdi, kamu kurumlarında istihdam eksiği özürlü memur sayısı 23.360 olduğunu ifade ediyorum. Burada, biraz önce konuşmamın başında diğer milletvekilimin sorduğu soruda nasıl bir yöntem izleyeceğimizi anlatmıştım, yeniden anlatmadan, haziran ayı itibarıyla bu alımların gerçekleştirileceğini ve takibinin nasıl yapılacağını söylüyoruz.

“Yasada belirtilen yüzde 4 özürlü çalıştırma zorunluluğu olmasına rağmen bu kadrolar neden hâlâ boş tutulmaktadır?” Burada da özellikle özürlü işçi çalıştırma zorunluluğunu yerine getirmeyen kamu kurum ve kuruluşlarının işlemlerinin İŞKUR tarafından yapılmakta olduğunu, bu konunun İŞKUR’un görev alanına girdiğini belirtiyoruz, ama biz de, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü de Çalışma Bakanlığımızla ve İŞKUR’la birebir çalışıyoruz, buradaki boş bulunan kadroların da hızlı bir şekilde tamamlanmasının takipçisi olacağımızı ifade etmek istiyoruz.

Ankara Milletvekili Zühal Topcu’ya ait (6/683) sayılı sözlü soru önergesinin cevabını veriyorum. “Ülkemizdeki kadın sığınma evlerinin sayısı, kapasitesi ve doluluk oranları nelerdir?”

Yaklaşık 2004 yılında, kadın milletvekillerimizin Yerel Yönetimler Yasası çıkarken verdiği önergeyle, kadın sığınma evlerinin yerel yönetimlerde, nüfusu 50 binin üzerindeki yerel yönetimlerde açılmasıyla ilgili bir madde ilave edilmiştir. Ondan sonra, şu anda, bizim kendi bünyemizde 53, toplam 1.182 yatak kapasitesi olan ve şu ana kadar, 2011 Eylül ayı sonu itibarıyla bundan istifade eden kadın sayısının da 19.779, çocuk sayısının 11.342, toplam sayının 31.121 olduğunu ifade etmek istiyorum. Ayrıca, sivil toplum kuruluşlarımızın ve yerel yönetimlerin de kendi kurduğu kadın sığınma evleri var, toplamda bu sayı 82’ye çıkmaktadır.

Kadın sığınma evleriyle ilgili, nüfusu 50 binin üzerindeki yerde açmayla ilgili kısımda “açabilir” şeklindeki madde, oradaki belediye başkanının kendi bireysel inisiyatifiyle çalışmıştır, açmadığı durumda ne olacağı, ne olduğu belirtilmediğinden dolayı da istenilen sayıya ulaşamamıştır, ama biz Bakanlık olarak açılmayan her yerin birebir takibini yapacağız ve açılmasını sağlayacağız. Ama bir şey daha yapacağız, biz kadın sığınma evleriyle ilgili yönetmeliği de değiştiriyoruz. bundan yaklaşık bir ay önce kadın sığınma evlerinin bütün yöneticilerini, Türkiye'deki 112 yöneticiyi, bir kurultay yaptık, şu anda yaşanan sorunları ve nasıl çözmemiz gerektiğini onlarla paylaştık, yönetmeliği değiştirmek için neler yapılması gerektiği çalışmasını tamamladık. Şu anda, bunu sizlerle paylaşacak aşamaya geldik.

Özellikle oradaki amacımız şu: Şu anda, kadın sığınma evleri, şiddete maruz kalmış bir kadınımızı korumak için, onu tehlikeden korumak için kurulan bir sistem. Fiziksel ihtiyaçları gideriliyor, gıda, barınma ihtiyaçları gideriliyor ama biz bunu yeterli bulmuyoruz. Bu yeni sistemde, ona ait, neye ihtiyacı varsa daha farklı bir kalite bazlı yönetim anlayışını getiriyoruz. Yönetmelikte bunu çok önemsiyoruz. Üç aylık kalma süreci var. Bu, duruma göre, o kişinin özel durumuna göre altı aya veya daha fazla süreye çıkabiliyor ama biz meslek kurslarıyla…

Millî Eğitim Bakanlığımızla bir protokol yaptık. Eğer oraya gelen kadınımızın okuma yazmayla ilgili sorunu varsa, diploma sorunu varsa… Biliyorsunuz, şu anda gidip halkevlerinden istifade edebiliyordu ama son yaptığımız protokolde, biz, kadın sığınma evlerinde de artık bu kursları açabiliyoruz.

Çalışma Bakanlığımızla önümüzdeki hafta istihdamla ilgili bir protokol hazırlığı aşamasındayız, o da tamamlanmak üzere. Kadınlarımızın oradan dışarıya ihtiyacı kalmadan, ihtiyacı olan bütün her şeyi, meslek kurslarını, ihtiyacı olan bütün hukuki desteği, psikolojik desteği verecek kaliteli bir yönetim anlayışını hayata geçireceğiz. Amacımız şudur ki: Kadınımız, zaten şiddetten dolayı yeterince psikolojikman sorun yaşamıştır, onun yaşamını kolaylaştıracak destek vermek, oradan çıkarken sorunlarıyla daha kolay baş edebilecek şekilde onu güçlendirmek…

Bir şey daha yapacağız. Eğer orada, geçici mali yardımı biz Bakanlık olarak veriyoruz ama istihdam talebi olacaksa da İŞKUR’la bir bağlantı yapacağız, öncelik bu kadınlarımız olacak. Onların iş bulmasını kolaylaştıracağız, bu bağlantıyı güçlendireceğiz. Biz de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak da bu sistemin birebir takipçisi olacağız, hem sayısal olarak hem nitelik olarak hem nicelik olarak sığınma evlerindeki…

BAŞKAN – Sayın Bakan…

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hayır, toparlamanız bitti. Şimdi sözünüzü bitirin.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) – Tamam, bitiriyorum.

BAŞKAN - Soru soran arkadaşlarımız var tekrar, sonra tekrar sizi alacağım. Beş dakika ek süreniz de bitti.

Lütfen şimdi, son cümlelerinizi koyun.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) – Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Beni dinlediğiniz için, sabrınız için de bütün milletvekili arkadaşlarıma saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, soru sahibi olan üç arkadaşımıza tekrar söz...

Sayın Doğru, buyurun.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Önümüzdeki yıllarda ülkemizin ve dünyanın en önemli sorununun bağımlılık olacağını şu anda görüyoruz.

Bağımlılık denildiği zaman da bunların başında madde bağımlılığı, yani uyuşturucu bağımlılığı, diğer bir konu İnternet bağımlılığı olarak karşımıza gelmektedir.

İnternet bağımlılığı konusunda ailelerin birçoğunda şu anda çok büyük sıkıntılar vardır. Bilhassa öğrencilerin başarısızlığının sebeplerinin başında İnternet bağımlılığı gelmektedir.

Bir ikincisi de, ailelerin boşanma sebeplerinin başında da yine İnternet ile ilgili suçlamalar şu anda söz konusudur.

Dolayısıyla İnternet, güvenli İnternetle ilgili olarak çalışmaların mutlaka aile bazlı ve çocuk bazlı olarak süratli bir şekilde yaygınlaştırılması gerekmektedir. Bu yönlü olarak da bilhassa okullarda bunun yapılmasını arzu ediyoruz.

İkinci olarak da ESPAD Projesi diye bir proje vardı Sayın Bakanım biliyorsunuz. Bu, Alkol ve Diğer Uyuşturucu Kullanımına Yönelik Avrupa Okul Anketi’dir. Bu ESPAD Projesi, enteresan 2003 yılından beri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Işık.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, size de teşekkür ediyorum cevabınızdan dolayı; ancak ben önergemin cevabını alamadım.

Şimdi, bilindiği gibi, 26244 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren yönetmelik gereğince, kişi başına ya da bakmakla yükümlü olduğu fert başına düşen aylık net gelir asgari ücretin üçte 2’sinin altında ise bu yönetmelik gereğince yardımdan yararlanabiliyor. Ama bir ailede bir emekli veya bir çalışan memur varsa ve bunun da bir tane çocuğu varsa bu sınırın altında kalması mümkün değil; yani yatalak hasta dahi olsa bu yardımlardan yararlanamıyor.

Benim soru önergemden kastım, bunu üçte 2’ye değil de net asgari ücret düzeyine çekerseniz, hiç olmazsa bazı vatandaşlarımız devletin yaptığı bu yardımlardan yararlanma şansına sahip olacak; bu çalışmayı hızlandırırsanız... Bu yönde çok ciddi talep var.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Dedeoğlu…

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanıma tekrar şöyle bir soru sormak istiyorum, çünkü ben istediğim cevabı tam alamadım. Her şehrimizde olduğu gibi Kahramanmaraş’ta da açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşayan ailelerimiz var, bununla beraber eşinden ayrılmış çocuklarıyla beraber olan, hiçbir geliri olmayan kadınlarımız var. 2012 yılı içinde radikal bir karar alarak bunlarla ilgili bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

Sayın Doğru, tekrar sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi, “ESPAD Projesi” dediğimiz Avrupa uyuşturucu kullanımına yönelik anket vardır. Bu anket 2003 yılından beri ülkemizde yapılmamaktadır. Millî Eğitim Bakanlığına müteaddit defalar soru önergesi vermiş olmama rağmen bunun yapılmayışını anlayamıyorum.

Sayın Bakanım, siz ESPAD Projesi’nin okullarımızda uygulanmasını ister misiniz? Bakın, şu anda Bulgaristan’da her 8 öğrenciden 1’i üç gün arayla bol miktarda alkol tüketiyor, her 4 öğrenciden 1’isi de haftada en az 1 kere alkol kullanıyor. Dolayısıyla ESPAD Projesi’nin vermiş olduğu, çıkarmış olduğu, ortaya koyduklarıyla beraber ülke değerlendiriyor ve ona göre de politikalar üretiyor. Ama enteresandır, 2003 yılından beri de ESPAD Projesi ülkemizde yapılmıyor. Bununla ilgili düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir şey soracağım size. 1, 22, 83, 523 ve 581 no.lu soruları cevaplandırmadınız, doğru teyit edebilir miyiz biz beraber?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Devam ediyordum ama zamanım yetmedi.

BAŞKAN – Hayır, onu biliyorum yani zamanınızın yetmediğini biliyorum, sadece şimdi onu milletvekillerimize söyleyeceğim, sizi şimdi tekrar çağıracağım.

Sayın milletvekilleri, bu kısmın 1, 22, 83, 523 ve 581 sıralarındaki sorular cevaplandırılamamış olup gündemdeki yerlerini koruyacaktır.

Buyurun Sayın Bakan.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Çok önemli, İnternet bağımlılığıyla ilgili gelen soruya tamamen katılıyorum. En son yaptığımız aile araştırmasıyla ilgili boşanmanın nedenlerine baktığınız zaman da artık İnternetten dolayı, ciddi manada, yüzde 10’lara yakın bir boşanmanın olduğunu görüyoruz. Biz, boşanmanın nedenleriyle ilgili, bu bölümle ilgili de özel bir çalışma başlattık. Bunu çok önemsiyoruz, biraz önce konuşmamda söyledim. Bilgi ve teknolojiyi kullanacağız ama kontrolsüz güç, güç değildir. Bizim kendi aile değerlerimizi bozuyorsa, çocuklarımız farklı bir şekilde bağımlılık sorunuyla karşı karşıya kalıyorsa bizim toplumun önünde gitmemiz, onların sorunlarına çare bulmamız gerekiyor.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Ders kitaplarına koydurabilirsiniz Sayın Bakan.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) – Bu konuda Sayın Milletvekilim sizinle aynı kanaatteyiz ve gereken şeyleri… Şu an Bakanlığımızın en önemli gündem maddesi ve masada, çalışıyoruz. İsterseniz beraber bir araya gelip daha detaylı da size bilgi verebilirim.

Uyuşturucuyla mücadelede… Aynen sizin söylediğinize yine katılıyoruz. Ben 2 çocuk annesi olarak bu konuda ne kadar hassas olduğumu da ifade ediyorum. Biz araştırmalarımızı da bunlar üzerine yaptırdık. Şimdi, Aile Araştırma Kurumunun hangi konuda, hangi araştırma yapılması gerektiğiyle ilgili… İnternet ve uyuşturucuyla mücadele. Özellikle ergenlik profilinde, bu yaş grubunda uyuşturucuyla mücadelede neler yapılması gerekiyor? Bu çalışmaları şu an başlattık. Araştırma yaklaşık üç ay içerisinde tamamlanacak. Bunların sonuçları da orada kalmayacak, politika üreteceğiz ve bunu da sizlerle paylaşacağız. ESPAD Projesi’ni Millî Eğitim Bakanlığının yapmasını tabii ki ben Sayın Bakanla konuşurum, ama bizim de Bakanlık olarak kendi görev alanımızda bu araştırmaları yaptığımızı bilmenizi sizden istirham ediyorum, bilmenizi arzu ediyorum.

Aylık net gelirle ilgili… Tabii, altmış soruya altmış dakikada cevap vermek gibi bir zaman sorunu var. Söylediğiniz şeyler önemli. Biz, burada, sosyal yardımlaşmayla ilgili kısımda bu yaptıklarımıza ilaveten bir çalışma daha başlattık; burada hak temelli yardım sistemini daha nasıl güncelleyebiliriz, yaşanan sorunları nasıl çözebiliriz diye bir çalışma başlattık. TÜBİTAK ile biz, burada puanlama sistemini getiriyoruz. “Puanlama sistemi nedir?” diyecek olursanız, kalıcı yoksulluk… Hakikaten çok yaşlı, hakikaten engelli ve çalışamaz durumdaysa sosyal devlet olarak onun yanında olmamız gerekiyor ama eğer puanlama sistemine göre çalışabilirse, istihdama katılabilirse, katılması için bir engel yoksa ve hâlâ yardım alıyorsa, onun dönemsel, geçici yardımlar almasını ama bir şeyi, istihdam bağlantısını sağlayarak ona “Şu işe gitmen kamu yararına olabilir, farklı iş olanakları olabilir, bunlardan istifa etmenizi, bundan etmiyorsanız da bu yardımların devam etmeyeceği.” şeklinde yeni bir çalışmayı tamamlamak üzereyiz, TÜBİTAK’la yapıyoruz.

Bundan sonra şu da çıkacak: Eğer sosyal güvencesi varsa, şu anda bizim Sosyal Yardımlaşmadan destek alamıyor ama sosyal güvencesi olmasına rağmen o aileye giren mali destek asgari geçim standardının altındaysa, onun da destek alacağı veya orada bir borcu çok fazla oldu, sistemden dolayı bir sıkıntı yaşadı, aile mağdursa o ailenin bu sistemden istifade edeceği yeni bir modeli de hayata geçireceğiz.

Eğer sorunuzun cevabı buysa, bir üç ay içerisinde bu çalışma tamamlanacak, hem istihdam bağlantısı hem o sosyal güvenlik ve asgari gelir standardı düştüğü zaman yeni bir modelin de şu an çalışmasını TÜBİTAK’la tamamlayacağız ve isterseniz daha detaylı da Milletvekilim, sizinle de görüşebiliriz.

Ayrıca, eşinden ayrılmışlarla ilgili Değerli Milletvekilimin bir sorusu vardı. Bir şeyi yaptık, Boğaziçi ile Sosyal Yardımlaşma Genel Müdürlüğü yaklaşık iki yıl önce bir araştırma başlattı “Eşinden ayrılmış veya eşi vefat etmiş kadınların ve ailelerin durumu nedir?” diye baktığımız zaman ekonomi olarak, kadının eğer eğitim durumu yoksa, bir iş bulma imkânı yoksa, eşi de vefat etmişse bir yanda asgari geçim standardının çok altına düşüyor. Boğaziçi’yle yaptığımız çalışmada bu 150 bin haneyi ilgilendirdiğini gördük. Aslında bu yapılan çalışmada eşinden ayrılmışlar da vardı ama eşi vefat etmişlerin asgari gelir durumu eşinden ayrılmışlara göre daha düşük olduğu için önce o grup üzerinde bir çalışma başlattık, yaklaşık 150 bin aileye 250 bin TL ocak ayı itibarıyla bire bir ama mart ayı itibarıyla da elektronik sistemi, bilgisayar sistemimizi şu anda ona göre güncelliyoruz. Kaymakamlığa gelmeden, “Benim ihtiyacım var, benim eşim vefat etti, ben muhtacım.” demeden onurluca ona aylık bağlanacağı bir sisteme geçiyoruz. Ama inşallah kamu kaynaklarımız yeterli gelir. Arkasından eşinden ayrılmışlarla ilgili de bir çalışmayı ikinci aşamada yaparız. Ama şu anda ancak eşi vefat etmiş olan 150 bin kadınımıza ve ailelerine başlıyoruz. Çocuklarına burs imkânı, eğitim imkânı, yaşadığı sorunlarla ilgili sosyal destekleri de güçlendiriyoruz.

Yeniden beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kılıç, buyurun.

 

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

10.- Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün konuşmasında ödenmediğini ifade ettiği yem bitkisi ödeneklerinin ayın 27’sinde ödendiğine ilişkin açıklaması

 

YUNUS KILIÇ (Kars) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Gündem dışı konuşma izniniz için de ayrıca.

BAŞKAN – Estağfurullah.

YUNUS KILIÇ (Kars) – Efendim, Ensar Öğüt Bey az önceki konuşmasında özellikle yem bitki desteklerinin ödenmediğini ve vatandaşın bundan mustarip olduğunu anlattı. Bir bilgiyi paylaşmak istiyorum. Özellikle Ensar Bey’in ifade ettiği Kars, Ardahan ve Artvin bölgelerinde yem bitkisinin tamamının ödenekleri ayın 27’sinde ödeniyor. Sayın Tarım Bakanı zaten bunu açıklamıştı. Ama Ensar Öğüt herhâlde bunu kaçırmış.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Herhâlde hesaplara yatmadığını ifade etmiştir.

Sayın Oğan…

 

11.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Fransa Parlamentosunda kabul edilen Ermeni soykırımını inkâr edenlerin cezalandırılmasını öngören yasanın Türk toplumu üzerindeki olumsuz etkilerine ilişkin açıklaması

 

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bildiğiniz gibi, dün Fransız Senatosunda Türkiye karşıtı bir karar kabul edildi. Bu kararın elbette ki Türk toplumu üzerinde, Türk ailesi üzerinde ve çocukların üzerinde olumsuz etkileri vardır. Bununla ilgili ne gibi tedbirleriniz olacaktır?

Bir de, tabii, ben bugün isterdim ki, böylesine Türk tarihine leke sürmeye çalışan karar karşısında Hükûmet buraya gelsin, Parlamentomuzun bütün üyeleri buraya gelsin ve özel bir oturum yapılsın. Ama maalesef gördüğüm kadarıyla Hükûmetin çok umurunda değil ve bunu da üzülerek ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Alınan karar gereğince diğer denetim konularını görüşmüyor ve Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

 

Birinci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşma ile 22 Ekim 2009 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşmaya Değişiklikler Getirilmesi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşma ile 22 Ekim 2009 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşmaya Değişiklikler Getirilmesi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/440) (S. Sayısı: 32)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

İkinci sırada yer alan, Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün; 5941 Sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün; 5941 Sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

2.- Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün; 5941 Sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün; 5941 Sayılı Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/538, 2/85, 2/119) (S. Sayısı: 137)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların olmayacağı görüldüğünden, Türk Silahlı Kuvvetleri Deniz Unsurlarının; Korsanlık/Deniz Haydutluğu ve Silahlı Soygun Eylemleriyle Mücadele Amacıyla Yürütülen Uluslararası Çabalara Destek Vermek Üzere, Gereği, Kapsamı, Zamanı ve Süresi Hükûmetçe Belirlenecek Şekilde Aden Körfezi, Somali Karasuları ve Açıkları, Arap Denizi ve Mücavir Bölgelerde Görevlendirilmesi ve Bununla İlgili Gerekli Düzenlemelerin Hükûmet Tarafından Belirlenecek Esaslara Göre Yapılması İçin Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10/2/2009 Tarihli ve 934 Sayılı Kararıyla Hükûmete Verilen ve 2/2/2010 ve 7/2/2011 Tarihli 956 ve 984 Sayılı Kararlarıyla, Birer Yıl Uzatılan İzin Süresinin Anayasanın 92'nci Maddesi Uyarınca 10/2/2012 Tarihinden İtibaren Bir Yıl Daha Uzatılmasına Dair Başbakanlık Tezkeresi ve alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri görüşmek için 25 Ocak 2012 Çarşamba günü saat 13.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                               Kapanma Saati:19.32



(×) Bu bölümlerde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.