TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                39’uncu Birleşim

                                                                                           16 Aralık 2011 Cuma

 

(TBMM Tutanak Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S.Sayısı: 88)

 

III.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, 10-17 Aralık Dünya İnsan Hakları Haftası’na ilişkin açıklaması

2.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, 10-17 Aralık Dünya İnsan Hakları Haftası’na ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 10-17 Aralık Dünya İnsan Hakları Haftası’na ilişkin açıklaması

4.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, 10-17 Aralık Dünya İnsan Hakları Haftası’na ilişkin açıklaması

 

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

V.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Genel Kurulun, 17 Aralık 2011 Cumartesi ve 18 Aralık 2011 Pazar günkü birleşimlerinin saat 13:00'te başlamasına ve günlük programların bitimine kadar çalışmalarına devam etmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

 

VI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Van’da meydana gelen depremler sonrasında yapılan hasar tespit çalışmalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/1037)

2.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Kırklareli’nin bazı köylerinin sulama sorunlarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/1129)

3.- Elâzığ Milletvekili Enver Erdem’in, elektrik borcu nedeniyle Elâzığ Uluova’daki Sulama Birliğinin kapanması neticesinde yaşanan mağduriyete ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/1130)

4.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, ESDEP’e göre yapılması planlanan çalışmalara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/1148)

5.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Van depremi sonrasında yapılan açıklamalar ve yaşanan sorunlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/1159)

6.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Van’ın afet bölgesi ilan edilmesine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/1316)

7.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, Van depremiyle ilgili bir açıklamasına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/1317)

8.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, çevre ve şehircilik il müdürlerinin mezun oldukları okullar ve uzmanlık alanlarına ve bir biyoloğun il müdürü olarak atanmasına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/1489)

 

16 Aralık 2011 Cuma

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39’uncu Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

Çok teşekkür ederim Divan adına. İnşallah böyle devam eder bugünkü görüşmelerimiz. Sizden bu neşeyi, bu olumlu tavrı devam ettirmenizi rica ediyorum bütün arkadaşlarım adına. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, şimdi programa göre 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

 

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S.Sayısı: 88)(x)

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Geçen birleşimde 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi kabul edilmişti.

Şimdi 6’ncı maddeyi okutuyorum:

 

Yeni tertip, gelir ve finansman kodları açılması

MADDE 6 - (1) İlgili mevzuatına göre, yılı içinde hizmetin gerektirdiği hallerde Maliye Bakanlığınca belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bağlı (A) işaretli cetvellerinde yeni tertipler, (B) işaretli cetvellerinde yeni gelir kodları ve (F) işaretli cetvellerinde yeni finansman kodları açılabilir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Alaattin Yüksel.

Buyurun Sayın Yüksel. (CHP sıralarından alkışlar) 

CHP GRUBU ADINA ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı bütçe tasarısının 6’ncı maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet tarihimizde vergi yükünü bu kadar yüksek ve adaletsiz şekilde halkın sırtına yükleyen başka bir Hükûmet olmamıştır. Bütçede 2012 yılı için toplam 329,8 milyar TL gelir öngörülüyor, bunun 277,6 milyar TL’si net vergi gelirlerinden, bu vergilerin de yüzde 68’i dolaylı vergilerden oluşacaktır. Vatandaşlarımızdan gelirlerine bakılmaksızın aynı oranda alınan, adaletsiz vergi olarak nitelendirilen dolaylı vergiler AKP İktidarı döneminde bütçenin temel finansman aracı hâline getirilmiştir.

Bütçe tasarısından halkımızın 2012 yılında da ağır vergi yükü altında ezilmeye devam edeceği anlaşılıyor. Vergi gelirlerinin yüzde 11,4 oranında artması öngörülürken kurumlar vergisi payının yüzde 9,8’e düşeceği açıkça ifade ediliyor. Bu durumda, 2012’de 30 milyar liralık bir vergi artışı olacak ve bunun 20 milyar lirası dolaylı vergiler nedeniyle yurttaşlarımızın cebinden çıkacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de 6 milyon 750 bin civarındaki ücretlilerin ödediği vergi, 652 bin şirketimizin ödediği vergiyi geçiyor. Asgari ücretlilerin ödediği vergi ise Türkiye’de 2010 yılında en fazla kurumlar vergisi veren 100 firmanın 90’ının toplamını buluyor. Oysa OECD ülkeleri içinde 9 ülke asgari ücrete hiç vergi uygulamazken 6 ülkede vergi oranı yüzde 10’un altındadır. Türkiye ise yüzde 15’lik vergi oranıyla -bizim ülkemiz- asgari ücretliden en fazla vergi alan ülke durumundadır. Ülkemizde gelir ve sermaye kârlarından elde edilen toplam verginin yüzde 43’ü ücretlilerin cebinden çıkmaktadır. Öte yandan, kayıt dışı ekonominin büyüklüğü ise hâlâ yüzde 50’ler düzeyindedir.

Bu Hükûmet, dokuz yıllık iktidarı döneminde adaletli bir vergi düzenini kuramamıştır, kurmamıştır. Tıpkı yoksulluğu artırarak sömürdüğü, yönettiği ve iane düzeniyle oya tahvil ettiği gibi; tıpkı yargı reformu yerine yargıyı yürütmenin kontrolüne alarak tüm muhalifleri baskı altına alma anlayışı gibi vergi reformunu da bilerek ıskalamışlardır. Vergi, medya ve iş dünyası üzerindeki “Bitaraf olan bertaraf olur.” tehdidinin en önemli silahı hâline getirilmiştir.

Bugün yurttaşlarımızın üzerindeki yük, sadece adaletsiz vergiler de değildir. Elektrikte olduğu gibi TRT payı, sayaç okuma bedeli, kayıp-kaçak bedeli ve benzeri adlar altında dokuz kalem “sorma ver vergisi”, ayrıca “verginin de vergisi” yasadışı olarak bizzat devletin kendisi tarafından halkımızın cebinden alınmaktadır. Tüketici hakem heyetleri “Bunlar haksızdır, tüketiciye parasını iade edin.” diyor ama aynı ücretler alınmaya devam ediliyor. Elektrikte yılda 800 milyon liralık kayıp-kaçak tespit ediliyor. Bunu, kanunsuz şekilde faturalara yansıtarak, halkımızın cebinden tahsil ediyorsunuz.

Yılda yaklaşık 2 milyar TL tutarında para kredi kartı ücreti ve benzeri adlar altında haksız bir şekilde halkımızın cebinden alınıyor, sesinizi çıkarmıyorsunuz. Adına “güncelleme” dediğiniz zamlarla, vergi artışlarıyla halkı ezmeye devam ediyorsunuz. 2011 için yüzde 5,3 olarak hedeflediğiniz enflasyon şimdiden çift haneli rakamlara ulaştı. Şimdi, işçinin, memurun, emeklinin cebinden aldığınız parayı geri ödemeyi düşünüyor musunuz yoksa dar ve sabit gelirli yurttaşlarımızı bir de enflasyona mı ezdireceksiniz?

AKP hükûmetleri döneminde dünyanın en pahalı benzinini biz kullandık, kullanıyoruz, dünyanın en yüksek vergilerini bizim halkımız ödüyor, dünyanın en pahalı zirai ilacını, gübresini, mazotunu bizim çiftçimiz kullanıyor, ürettiğini de en ucuza satan yine bizim çiftçimiz. Dünyanın en pahalı enerji maliyetlerini, istihdam vergilerini, faizini ve şimdi de kur riskini üstlenen yine bizim sanayicimiz.

Değerli milletvekilleri, biliyorum İzmir’de yaşananları merak ediyorsunuz, şu anda Cumhuriyet Halk Partili belediyeler Hükûmetin yarattığı büyük bir baskı altındadır, özellikle yerel seçimlerde ele geçiremediğiniz İzmir Büyükşehir Belediyesini vergi denetmenleri, mülkiye müfettişleri, Sayıştay denetçileri, bilirkişi heyetleri ve özel yetkili savcılarınızla ablukaya almış durumdasınız. Diyarbakır’dan İzmir’e özel olarak gönderilen başsavcı henüz operasyonun başında İzmir Büyükşehir Belediyesinde 300 suçlunun olduğunu kamuoyuna ilan ediyor. Başsavcının açıklamaları hakkında bu HSYK bile soruşturma açmak zorunda kalmıştır. Sayın Maliye Bakanına “2010’dan bu yana hangi büyükşehir belediyelerinde denetim yaptınız, şu anda hangilerini denetliyorsunuz?” diye soru önergesi yönelttik fakat Sayın Bakan, dün elimize ulaşan cevabında “Vergi Usul Kanunu’nun 5’inci maddesi gereğince açıklayamam.” diyor. Sayın Bakan, açıklayamayacağınızı biliyoruz ancak gerekçeniz yanlıştır.

Biz size İzmir’deki denetim faaliyetinizi anlatalım: 5 Sayıştay denetçisi, 2 mülkiye müfettişi, yaklaşık 20 bilirkişi heyeti bir yıldır denetim ve inceleme yapıyor. Ayrıca, 52 vergi denetmeniniz 2006, 2007, 2008 ve 2009 defterlerini incelemek üzere belediye ve bağlı şirketlerinde görevlendirilmiştir. 2006 yılını daha yeni bitiren bu denetmenlerin bu hesapla üç yıl daha burada kalacakları anlaşılıyor yani hedefiniz yerel seçimler. 52 elemanınız bütün belgeleri didik didik tarayıp âdeta suç yaratmaya çalışıyorlar. Büyükşehrin dokuz şirketinde inceleme yapan denetmenler sadece kayıtlara bakmıyor, bir de bu şirketlerle iş yapmış olan 10 binlerce İzmirli esnafı, tüccarı sorguya çekiyorlar. Vergi denetmenlerinin belediyelerde inceleme yapması alışılagelmiş bir durum değildir. Zira, belediye ve bağlı kuruluşları kâr amacı gütmeyen kamu kurumlarıdır. Ayrıca, bu vergi denetmenlerine bir de hukuka aykırı şekilde bilirkişilik görevi veriliyor yani sizin emrinizde çalışan, tayini, terfisi, geleceği sizin elinizde olan vergi memurlarına özel yetkili mahkemeleriniz bir de bilirkişilik yaptırıyor. Buna denetlenme denmez, buna baskı denir, zulüm denir, engelleme denir. Başbakan “Ben de soruşturma geçirdim.” diyor. Acaba bu denli bir zulüm gördü mü? “Şimdi sıra bizde.” diyerek kendi yaşadıklarınızın kat kat fazlasını muhalefete mi yaşatmak istiyorsunuz?

Ayrıca, değerli milletvekilleri, Ulaştırma Bakanı İzmir’de Büyükşehir Belediyesinin gerçekleştirdiği Türkiye'nin en uzun 80 kilometrelik şehir içi raylı sistem projemizi sahiplenmeye kalkıyor. Bu proje rahmetli Ahmet Piriştina’nın projesidir. Gerçekleştirmek Aziz Başkana nasip olmuştur. Proje maliyetinin tamamı 600 trilyon TL Büyükşehir Belediyesinin öz kaynaklarından karşılanmıştır. Devlet Demiryolları sadece iki yüz yıllık, Fransızlardan kalma demir yolu hattını tahsis etmiştir. İzmir Büyükşehir Belediyesi kentin su ihtiyacını çözmek için baraj yapmak istiyor, “İzmir’in yeterince suyu var.” denerek engelleniyor. Fakat barajın su havzaları üzerinde altın madenciliği faaliyetine izin veriliyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Bakanlar Kurulunun onayına sunulmak üzere dokuz adet kentsel dönüşüm projesi gönderdi. Ankara’nın projelerini bir günde onaylayan AKP Hükûmeti İzmir’in projelerini on aydır bekletiyor. Gazeteciler İzmir’deki ithal bakanlardan Sayın Binali Yıldırım’a soruyorlar “Bu projeler neden bekletiliyor?” diye. “Haberimiz yok. Ama bunlar Belediyenin boyunu aşar, müşterek yapmak lazım.” diyor. Sayın Bakan, siz, İzmir’in milletvekilisiniz, Bakanlar Kurulu üyesisiniz. On aydır bekletilen projelerimizden nasıl haberiniz olmaz?

Bakın, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Kadifekale’de dört dörtlük bir kentsel dönüşüm gerçekleştirdi, hem de rant için değil, halk için. Boşaltılan bölgede 400 dönümlük araziyi kent ormanı hâline getirdi yani kentsel dönüşüm için hem tecrübeye hem de kamu yararı bilincine sahip bir belediye var karşınızda. Siz de bir şeyler yapmak istiyorsanız buyurun yapın, sizi tutan yok ama İzmir’i siyasi hırslarınıza kurban etmeyin. Gönüllerine girmek istiyorsanız, İzmirlileri cezalandırmayın, kentsel dönüşüm projelerini bir an önce onaylayın, İzmirlileri ölüme ve susuzluğa mahkûm etmeyin.

Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin büyük projeler gerçekleştirmesi karşısında “Solcular icraat yapamaz.” şeklindeki kara propagandanızın yerle bir oluşunu kabul edemiyorsunuz.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak “Taşeronluğu kaldıracağız.” dedik. Dediğimizde, Başbakan “Önce İzmir’de kaldırın da görelim.” demişti. İzmir Büyükşehir Belediyemiz, kölelik düzeni taşeronluğu kökünden kaldırmıştır. Yoksa bunun mu bedelini ödetiyorsunuz?

İzmir’e karşı giriştiğiniz bu tertip, aslında Türk demokrasisine karşı başlatılmıştır çünkü İzmir, özgürlüğün, demokrasinin, hukukun, birlikte barış içinde yaşamanın, direnişin simgesidir.

Şimdi de denetmen ve müfettiş ordularınızla, özel yetkili savcılarla, ithal bakanlarınızla İzmir’e yükleniyorsunuz. Yarattığınız baskı ve tehditleri fırsata dönüştüreceğiz. İzmir’den, Aydın’dan, Antalya’dan, Mersin’den, Muğla’dan yola çıktık; Bursa’yı, İstanbul’u, Ankara’yı da alacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – Bekle bizi İstanbul, bekle bizi Ankara, bekle bizi Türkiye; ilk seçimde özlediğiniz sosyal demokrat politikacılara yeniden kavuşacağınıza emin olun. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – İnandın mı söylediğine?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yüksel.

Sayın milletvekilleri, Dünya İnsan Hakları Haftası nedeniyle dört grubumuzun, Mecliste grubu bulunan dört siyasi partimizin grup başkan vekillerine yerlerinden söz vereceğim ama gruplar adına konuşmalar bittikten sonra söz vereceğim. Sayın grup başkan vekilleri sisteme girerlerse onu açacağım.

Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Sayın Adil Kurt.

Buyurun Sayın Kurt. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA ADİL KURT (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Grubumuz adına 6’ncı madde üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün burada rakamların sıkıcılığına sığınmak yerine, ben biraz bu rakam atmosferinin dışına çıkarak kendi cephemden Orta Doğu’da olup bitenleri, Türkiye'nin Orta Doğu’ya bakışı ve buradaki rolü üzerinde durmak istiyorum.

Maalesef etrafımızda olup bitenleri bugüne kadar halkların lehine, halkların geleceğini garanti altına alabilecek, bölgemizde barışı kalıcılaştıracak adımlar atmaktan uzak olduğumuzu başta ifade etmek isterim. Orta Doğu yüz yıl sonra yeniden şekilleniyor. İngilizler eliyle 20’nci yüzyılın başında şekillendirilen Orta Doğu bugün Amerika’nın eliyle yeniden şekillendirilmek isteniyor. Yeni bir dizayn sürecine girildi. Arap baharı, aslında bu dizayn sürecinin başlangıç noktası olarak ele alındı ancak Kuzey Afrika’da başlayan Arap baharı, tek başına toplumsal muhalefet olarak kendini geleceğe taşıyabilecek bir fikir yapısına sahip olmadığı için şu anda ciddi bir yol ayrımındadır. Bu yol ayrımında Arap baharının demokrasiye evrilmesi kadar radikalizme, radikal İslam’a evrilmesi de o kadar mümkündür, hatta daha büyük bir olasılıktır.

Dolayısıyla, Kuzey Afrika’da başlayan bu süreç eğer bizi de yakından ilgilendiren Orta Doğu sınırları içerisinde demokrasiden yana bir ivme kazanmazsa çok ciddi sıkıntılar yaşamış olacağız.

Burada, özellikle 20’nci yüzyılın başından itibaren şekillenen Orta Doğu’da Kürt dünyasının parçalanmışlığı bu sorunun anahtarı durumundadır, bu sorunun çözümünde anahtar rol pozisyonundadır. İran’la Türkiye’nin Kürtler üzerine uzlaşma dışında mevcut durumda çizgilerini çakıştıracak hiçbir ortak yanları yoktur. İran’ın Selahaddin Eyyubi döneminden itibaren kaybettiği İslam iktidarı kendisi açısından tarihsel bir ukdedir ve bugün yeniden o iktidarlaşma süreci içerisindedir ve buna göre arayışlarını belirliyor. İran, verimli hilal bölgesinde, Irak, Suriye ve daha ötesi Mısır’a kadar ki Fatımi halifesinin oturduğu mekân olan Mısır’a kadar yeni bir Şii koridoru açma arayışı içerisindedir. Bu, Selahaddin Eyyubi döneminde kaybedilen iktidarın yeniden kazanılması anlamına geliyor, hedef bu. Türkiye’nin burada oynadığı misyon, daha çok Sünni iktidarı yeniden canlı tutmak, diri tutmak, Sünni mezhebin elindeki Orta Doğu dengesinde söz sahibi olabilmektir. Aslında, uzun vadede baktığınız zaman özellikle Batı dünyasının hem Türkiye’yi hem İran’ı Orta Doğu’da büyük bir kaosun içerisine çektiklerini görürüz. Maalesef bizler de günlük politikalarımızla Batı Avrupa’nın, Amerika’nın değirmenine su taşıyoruz. Zaman zaman alevlenen mezhep söylemi, mezhep dayanışması söyleminin perde arkasında yatan gerçeklik budur, bu rekabet anlayışıdır. Bu rekabet anlayışı içerisinde bizim Orta Doğu’yu kazanma gibi bir şansımız yoktur, Orta Doğu’da rol model olma şansımız da yoktur. Ama unutmamamız gerekir ki Orta Doğu’nun bu yeni şekillenişinde eskiye dönüş asla mümkün olmayacaktır. Halklar açısından ok yaydan çıkmıştır. Bu süreçte Türkiye’nin Kürt sorununda atacağı adımlar, geliştireceği yaklaşım Türkiye’nin Orta Doğu’ya rol model olup olmayacağına işaret edecektir. Belirleyici nokta burasıdır. Biz, her türlü mezhep çekişmesinin ötesinde, Orta Doğu’da halkların ittifakına dayalı, Amerika ve Batı Avrupa’nın -ki son dönemlerde Rusya, Şangay Beşlisi de çok aktif olarak bu sürecin içerisine dâhil olmaya çalışıyorlar- onların dışında Orta Doğu’da halkların, bizlerin, kendisinin karar vereceği bir sürece dâhil olmak istiyor.

Suriye’de olup bitenlerden hiç kimse hoşnut değildir, biz de hoşnut değiliz. İran’da olup bitenlerden hiç hoşnut olmadık, bundan sonra da bu şekilde devam ederse hoşnut olmak da mümkün değildir. Ama unutmamak gerekir ki Türkiye’nin Suriye refleksinin merkezinde Kürt politikası yatıyor. Eğer Suriye’de bugün Kürtlerin geleceği söz konusu olmamış olsaydı, Türkiye nasıl 1982’de Hama’daki katliama sessiz kaldıysa bugün de sessiz kalırdı. Bunu inkâr etme şansımız yoktur. Orta Doğu’da Kürtlerle ittifakını güçlendirecek yapı -ki biz o yapının seküler durumundan kaynaklı olarak, seküler duruşundan kaynaklı olarak Türkiye ve Kürtler olduğuna inanıyoruz- Orta Doğu’daki halkların demokratikleşme yönündeki gidişatına öncü olabileceğini düşünüyoruz. Dolayısıyla, Türkiye’ye burada düşen çekim merkezi olmaktır. Bu Meclisin üreteceği politikalar, bu Mecliste konuşulacak olan şeyler aslında halkların geleceğine bu boyutuyla ön açıcı olabilir, ivme kazandırıcı olabilir.

Sıkça söylediğiniz bir ifadeyi burada tekrar ifade etmekten imtina etmeyeceğim: Değerli arkadaşlar, “Türkiye Kürtlerle büyür, Kürtlersiz küçülür.” İşte Orta Doğu’nun yeniden şekillendiği bu dönemde Türkiye, Kürt halkıyla, ki sadece Türkiye’de yaşayan Kürtleri kastetmiyorum, bütün Kürtler açısından, dört parçada yaşayan Kürtler açısından, başta Federal Kürdistan Bölgesi olmak üzere, onlar açısından cazibe merkezî durumuna gelirse, işte Türkiye’yi o zaman Batı’nın tahakkümünden kurtarmış oluruz, o zaman Türkiye’yi Orta Doğu’da büyük ülke, rol modeli olabilecek ülke pozisyonuna getirebiliriz ama mevcut politikalarla, mevcut dış politikayla bu gidişat bizi kaosa sürükler. Bu gidişat bizi İran’la mezhep çekişmesi içerisinde boğup birileri de gelip bölgeyi yeniden parselleme şansına sahip olacaklardır.

Bunu başaramadığımız zaman, bunu yapamadığımız zaman çocuklarımıza, bilmemiz gerekir ki, vereceğimiz hesabımız vardır. Beş yıl sonra Türkiye’yi bu pozisyonda konuşamayabiliriz. Hatta iki yıl sonra Türkiye’yi bu pozisyonda konuşamayabiliriz. Mevcut durumda Kürtlerin tamamı Türkiye merkezli, daha doğrusu Ankara merkezli geliştirilen politikalara yönünü dönmüş durumdalar ama mevcut Kürt siyasi jenerasyon bu ittifakı Türkiye’yle başaramazsa, Türkiye bu ittifakı başaramazsa yeni jenerasyonun yönü Türkiye değildir. O zaman hep birlikte Orta Doğu’da kaybedeceğiz. Küçük küçük devletçikler oluşturulabilir ama bu devletçikler -ki o zaman Türkiye de bir devletçiğe dönüştürülmüş olacaktır- hiç kimseye fayda sağlamayacaktır.

Hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kurt.

Sayın Şandır, buyurun.

 

III.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, 10-17 Aralık Dünya İnsan Hakları Haftası’na ilişkin açıklaması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz 10-17 Aralık arası Dünya İnsan Hakları Haftası. İnsan, yaratılmışların en şereflisi. Tüm yaratılmışlık insanın etrafında kurulmuş. Dolayısıyla, insanın insan olmaktan kaynaklanan hakları hepimizin en büyük ortak paydası. Bunların savunulması, herkes için savunulması, dünyanın her yeri için savunulması bizler için, herkes için çok önemli bir sorumluluktur, insan olmanın gereğidir. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak insan haklarını çok önemsiyor ve değerli buluyoruz. Bu konuda, dünyanın birçok bölgesinde yaşayan Türk soylu insanların gördüğü mezalimi de dikkate çekmek istiyorum. Özellikle Çin ve Rusya coğrafyasında, Türk olduklarından…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Buldan…

 

2.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, 10-17 Aralık Dünya İnsan Hakları Haftası’na ilişkin açıklaması

 

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evet, 10-17 Aralık Dünya İnsan Hakları Haftası ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilişinin 63’üncü yıl dönümü. Dolayısıyla, biz de bu günü önemsiyoruz ama insan hakları konusunda karnesi en zayıf ülkelerden birisi olduğumuzu da ifade etmek isterim. Ölümlerin, tutuklamaların bolca yaşandığı bir coğrafyadayız çünkü. Bugün yine güne Diyarbakır ve Batman’da yapılan operasyonlara ve gözaltılarına gözlerimizi açtık. Umut ediyor ve diliyoruz ki artık bizim ülkemizde de insanlar özgürce yaşayabilsin.

Ölümlerin ve tutuklamaların olmadığı, annelerin ağlamadığı bir Türkiye özlemiyle saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi…

 

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 10-17 Aralık Dünya İnsan Hakları Haftası’na ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Altmış üç yıl önce 10 Aralık 1948 tarihinde İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi Birleşmiş Milletler tarafından kabul edildi. Ne yazık ki Evrensel Bildirge’de yer alan hak ve özgürlüklere dayalı bir uluslararası düzen hâlâ kurulabilmiş değildir. Bunu başarmış olan ülkeler var, başaramamış olan ülkeler var, Türkiye de başaramamış olan ülkeler arasında.

Bugün bilim adamları, gazeteciler, öğrenciler, iktidar karşıtı görüşü olanlar, muhalif olanlar, polis soruşturmalarında ortaya konulan fezlekelerin kopyası iddianamelerle yargılanmaktadırlar. Hapishanelerde 120 bin insanımız var, bunların yarısı tutuklu. Tutuklulara mahkûm gözüyle bakan bir anlayış iktidarda, faili meçhuller var, öğrenciler hapishanelerde…

Türkiye'nin bunlardan kurtulacağı, gerçekten insan hak ve özgürlüklerine dayalı bir demokrasiyi gerçekleştireceği özlemi ve dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

 

4.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, 10-17 Aralık Dünya İnsan Hakları Haftası’na ilişkin açıklaması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Asgari müşterekte paylaşılması icap eden insan hakları, hiçbir şekilde dil, din, ırk, mezhep, cinsiyet, siyasal görüş, kültürel farklılık gözetmeksizin uğruna mücadele edilmesi gereken ortak bir ideal olarak algılanmalıdır. Bunun içindir ki AK PARTİ İktidarı döneminde bu amaca ulaşmak için insan hakları alanında çok ciddi ilerlemeler kaydedilmiş, yapılan düzenlemeler ve demokratik yaklaşımla insan hakları bilincinin ülkemizde yerleşmesi için çaba sarf edilmiştir.

Günümüzde gerek küresel manada gerekse bölgesel manada baktığımızda evrensel değerlerden ve ideallerden yoksun olan toplumların içinde bulundukları durum tüm insanlığa ibret olmalıdır. İnsan haklarından ve değerlerinden ayrı kalan milletler ne yazık ki eksikliklerini gideremedikleri sürece medeniyetlerini de ileri götürme noktasından uzak kalacaklardır.

Bugün Türkiye’mizde özellikle son yıllarda yaşanan gelişmeler ve demokratik anlamda ciddi manada atılan adımlar neticesinde insanımız kendine olan özgüveniyle birlik ve beraberlik içerisinde, barıştan yana yarınlarını inşa etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S.Sayısı: 88) (Devam)

 

BAŞKAN – Gruplar adına söz talepleri tamamlanmıştır.

Şimdi şahısları adına söz taleplerine geçiyorum.

İlk söz, Van Milletvekili Sayın Burhan Kayatürk’e aittir.

Buyurunuz Sayın Kayatürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BURHAN KAYATÜRK (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı bütçesi maddeleri üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konu gelir-gider bütçesi olunca, Batı ekonomileri bir bir yıkılırken Türkiye ekonomisinin büyüme rekorlarını nasıl kırdığını, bazı AB ülkelerinde işsizlik yüzde 20’lerdeyken ülkemizde bu oranın yüzde 8,8’e nasıl indiğini, kısacası, 2002’de Türkiye dünyanın en büyük 27’nci ekonomisiyken bugün 16 veya 17’nci sıraya nasıl yükseldiğini doğrusu anlatmak isterdim ancak siz Van Milletvekiliyken ve Van’da da bu kadar büyük bir deprem felaketi varken bu felaketi anlatmaktan başka çaremiz yok.

Evet, değerli arkadaşlar, Van depremi 700 bin insanı dışarıda bırakacak kadar büyük bir felaket. Hasarlı olsun veya olmasın insanlar evlerine girmeye cesaret edemiyor çünkü sayıları 6 bini bulan sarsıntılar devam ediyor ve bana göre bölgedeki en büyük problem burada. Ancak Türkiye, devletiyle, hükûmetiyle, valisi ve kaymakamıyla bütün yetkilileriyle bir depremde ilk defa bu kadar hızlı müdahalede bulunmuş ve elinden geleni yapmıştır.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bingöl depremine bu kadar kısa sürede müdahale etmediniz mi? Elâzığ depremine, Bingöl depremine…

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) - Sayın Başbakanımız depremden sadece birkaç saat sonra neredeyse kabinenin yarısı ile deprem bölgesindeydi. Bir ay boyunca hemen hemen her gün 8-10 bakanımız ve 1 başbakan yardımcımız bizimle birlikteydi.

99 Marmara depreminde hükûmetin müdahalesini unutmuş değiliz. Babamı ve kardeşimi de kaybettiğimiz 76 Çaldıran depreminde kardeşimin cenazesine ancak üç buçuk ay sonra ulaşabildik. Van depreminde bırakın üç buçuk ayı, üç buçuk gün içerisinde neredeyse enkaz altında insanımız kalmadı. Çünkü, 3.940 kurtarma ekibi çalışanı vardı. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Madencilerin kemikleri sızlıyor, madencilerin!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bir de Vanlısın ya, biraz doğruları  konuş!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, rica ediyorum, lütfen…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ayıp canım, böyle de konuşulmaz ki Sayın Başkan.

BAŞKAN -  Ama e konuşur… Yapmayın ne olur. Onun penceresinden öyle görünüyordur.

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) – Sayın milletvekilleri, dinlerseniz…

209 insanımız, Allah’a hamdolsun, canlı çıkarıldı. Yaralılar onlarca hava ambulansı ve yüzlerce kara yolu ambulansıyla çok hızlı bir şekilde bölge hastanelerine taşındı.

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Çadırdakiler de ölüyor!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Dünyada eşi örneği yok, kurtarma ekipleri enkaz altında kalıp ölüyor ya!

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) – Depremzedelere gıda, giyim, battaniye ve ısıtıcı gibi ihtiyaçlar en kısa sürede ulaştırıldı. Yetkililerin verdiği bilgiye göre, bugüne kadar 75 bin tane çadır, hemşehrilerimize, depremzedelerimize dağıtılmış, 22 bin konteynerin 10 bin tanesi köylere ulaştı ve geri kalan 12 binin de ulaşması için canla başla uğraşılıyor.

Hasarlı olan köylerin tamamına 3.440 tane büyük hayvan çadırı dağıtılmış, ayrıca depremzede çiftçimize hayvan destekleme yardımı olarak 40 milyon Türk lirası hibe yapılmış. Vanlı depremzedelerin gittiği 80 ilin valiliklerine 18 milyon Türk lirası gönderilmiş. Değerli arkadaşlar, bugüne kadar harcanan para 414 milyon Türk lirası yani eski parayla 414 trilyon.

Şimdi, kalıcı konutlara başladık. 2.944 konutun temeli atıldı. Çalışmalar kışa rağmen hızla devam ediyor, 15 bin konutun ihalesi için de talimat verildi ve çok yakında başlayacak.

Allah’ın izniyle biz bu depremi Van, Erciş ve köylerimiz için bir fırsata dönüştüreceğiz. 2014’te büyükşehir olacak Van’ı gerçek bir metropol ve köylerimizi de köy-kent’ler yapmak için canla başla uğraşacağız.

Bu depremde bizimle birlikte olan bütün halkımıza teşekkür ediyoruz. Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza, siyasi partilerin değerli lider ve temsilcilerine, sivil toplum kuruluşlarına, yurt dışındaki dostlarımıza ve tabii, doktor Miyazaki’ye burada biz Vanlılar adına şükranlarımızı sunuyoruz.

Ben bu Vanlı hemşehrilerimize, 700 bin insanımıza bundan sonra Türkiye'nin her tarafından ve Van’dan da yardımların kendilerine ulaşması için gayret gösterilmesi gerektiğine inanıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) - Biz 4 milletvekili bunu takip edeceğiz. Yirmi dokuz gün Van’da kaldık.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kayatürk.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, Kütahya Simav depremi, Elâzığ depremi, Bingöl depremi bu Hükûmet zamanında olmuştur. Acaba o depremlere neden bu kısa sürede müdahale edilmemiştir? Hükûmetin sorumluluğuna bunu tevdi ediyorum.

Sayın Başkan, Sayın Konuşmacı, konuşmasında “İlk defa bu kadar çabuk müdahale edilmiştir depreme.” dedi. Diğer üç depreme acaba neden erken müdahale edilmedi? Bunun sorumluluğunu Hükûmete tevdi ediyorum.

BAŞKAN – Şahıslar adına son söz Yalova Milletvekili Sayın Temel Coşkun.

Buyurun Sayın Coşkun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Tasarısı’nın 6’ncı maddesi hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesile ile yüce heyetinizi ve bizleri televizyon başında izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum

Değerli milletvekilleri, esasen her şeyi rakamlar söylüyor. Dünya ekonomik sıkıntılarla çalkalanırken büyüme hızımız, işsizliğin düşüşü ve ekonomik verilerimiz ortadadır. Dünyanın gıpta ile izlediği bu İktidarın bir mensubu olmaktan gurur duyuyorum. Bu başarılı çalışmalarda emeği geçen herkese, başta Sayın Başbakanımıza saygılarımı sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz 2002 yılından itibaren AK PARTİ hükûmetleri ile topyekûn bir kalkınma sürecine girmiştir. Türkiye artık bölgesel ve küresel ilham kaynağı hâline gelmiştir. Türkiye dünyanın en büyük 16 ve Avrupa’nın en büyük 6’ncı ekonomisiyle 2012 yılına damgasını vurmuştur. Son dokuz yılda, ülkemiz insanının artan yaşam kalitesi her gün daha da artmaktadır.

AK PARTİ İktidarından önce başlayan, hükûmetler ve bakanlar değişmesine rağmen bir türlü bitirilemeyen Karadeniz Sahil Yolu, Bolu Tüneli gibi birçok proje hızla tamamlandığı gibi, Marmaray, Tüp Geçit, İstanbul’u İzmir’e bağlayan Yalova’ya önemli katkı sağlayacak Körfez Köprü’sü gibi yeni projeler de halkımızın hizmetine sunulmuştur.

Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye dönüşüyor, gelişiyor, insanlarımız özlemlerine kavuşuyor. Huzurun, güvenin hayatın her alanında hissedilmesiyle beraber halkımızın umutları gerçek oluyor ve adalet terazisi yukarıdan aşağıya yeniden dengeye oturuyor.

Değerli milletvekilleri, artık bu ülkenin kapısında nöbet tutan IMF’yi unuttuk. Rüyalarımıza giren enflasyonu ve çok sıfırlı paraları unuttuk. Hafızalarımıza kazınan zamları unuttuk. Hastane önlerindeki kuyrukları unuttuk. Okullardaki kara tahta dönemini, 50 kişilik sınıfları unuttuk.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Nerede yaşıyorsun sen ya! Ankara’nın göbeğinde bile bu söylediklerin var be!

TEMEL COŞKUN (Devamla)  – Ders kitaplarının bulunamadığı, karaborsaya düştüğü günleri unuttuk. Reçete ellerimizde eczane eczane dolaştığımız, ilaç bulamadığımız, çaresiz günleri unuttuk. Ameliyat masalarında rehin kalan hastalarımızı unuttuk. Allah o günleri bir daha geri getirmesin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Saygıdeğer milletvekilleri, burada muhalefeti dinleyince, sanki ülkemizde iyi giden hiçbir şey yokmuşçasına yakınmalar, suçlamalar ve karalamalar var, yapılanları görmemek var ancak ne hikmetse halkımızın arasına gittiğimizde, milletimizle buluştuğumuzda, gerçekleri ve yapılanları yerinde görüyoruz. Sözün de, kararın da sahibi halkımıza “Hükûmetten memnun musunuz?” diye sorduğumuzda, ne diyorlar biliyor musunuz? “Biz boş laf üreteni ve meydan okuyanı da, iş yapanı, mütevazı olanı ve hizmet üreteni de gayet iyi biliyoruz. Allah Başbakanımızı ve sizleri başımızdan eksik etmesin.” diyorlar.

Değerli milletvekilleri, milletimizin temsilcileri olarak önemli           sorumluluklarımız ve görevlerimiz var. İşte, bu görev ve sorumluluklarımızı yerine getirirsek gece rahat uyur, gelecek nesillere ve bu görevi bize veren milletimize güven veririz. 24’üncü Dönem Meclis çalışmalarından ve biz milletvekillerinden halkımızın beklentileri çok büyük. En başta yeni anayasa olmak üzere, demokrasinin önünde her ne engel varsa kaldırmak, Avrupa Birliği sürecine katkı sağlamak, terör belasına beraber çözüm bulmak, yüce Meclisin özellikle bu dönemki en önemli sorumlulukları arasındadır. Bunları başardığımız zaman inanın hepimiz bunun onurunu yaşayacağız ve bu dönem tarihe geçecektir. Şunu bilelim ki bu millet kavgadan, boş laftan hoşlanmıyor, bizden örnek hareketler bekliyor, nezaket ve zarafet bekliyor ve en önemlisi, dokuz yıldır olduğu gibi yeni hizmetler bekliyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu bütçe ile eğitim, sağlık…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TEMEL COŞKUN (Devamla) - …spordan sanata her alanda yeni gelişmeler katedilecektir.

Bu vesileyle yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Coşkun.

Şimdi soru-cevap işlemine geçiyorum.

On dakikadır, beş dakika sayın milletvekillerine, beş dakika da cevap için Sayın Bakana söz vereceğim.

Sayın Korkmaz…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Son on yılda üretimi ve özellikle yerli üretimi ihmal eden ve ucuz, kalitesiz Uzak Doğu mallarının piyasaları işgal etmesiyle birlikte millî sanayiyi ve ticareti çökerten, paranın dolaşım hızını düşüren yanlış ekonomi politikalarınız dolayısıyla esnaf, sanatkâr ve tüccarın satış ciroları düşmüş, borçlarını ödeyemez hâle gelmişlerdir. Binlerce aile dramı, boşanmalar ve intiharlar olmuştur. Ticaret yapmak ve çocuklarının nafakasını temin etmek dışında bir gayesi olmayan insanlar hapislere düşmüş, sevdiklerinden ayrı kalmışlardır. Çek Kanunu’nda borçlarını ödeyemeyen insanlarımızın hapse girmesini önlemek üzere ne zaman bir değişiklik yapmayı düşünüyorsunuz?

Öte yandan, alacaklarını tahsil edemeyen vatandaşlarımızın bu zararlarını karşılamak üzere bir sigorta ve tazmin sistemi için bir çalışmanız var mıdır?

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, Hekimhan’a bağlı Hasançelebi beldesinde yüz üç yıllık okul olan bir ilköğretim okulumuz, öğrencilere baskı yapılarak, okula gönderilmeyerek kapatılmaya çalışılıyor. Dördüncü sınıfta bir kişi eksiltilerek birleştirilmiş öğrenime geçildi. 119 öğrenciye 2 öğretmen verildi, 58 öğrenciye 1 öğretmen düşüyor. Bugün ilköğretimde boykot var, Hasançelebi’de boykot var. Hasançelebi, YİBO’ya gönderilmek isteniyor.

Ayrıca, Hasançelebi Lisesine rapor verilmesine rağmen, depremde ”Oturulamaz.” denmesine rağmen, yıkılmasına rağmen, hâlâ yeni bir okul yapılmasına izin verilmiyor.

Ayrıca, Malatya Akçadağ Öğretmen Lisesi, Kemal Özalper İlköğretim Okulu, depremde “Oturulamaz.” diye, “Normal şartlarda oturulamaz.” diye rapor olmasına rağmen Bakanlığınız tarafından bütçe verilmediği için yapılamıyor. Bu konuda bütçe vermenizi rica ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 5393 sayılı Kanun’un 49’uncu maddesine tabi olarak belediyelerde ve il özel idarelerinde çalıştırılan sözleşmeli personele, bizzat Sayın Başbakanın ağzından, 12 Haziran seçimleri öncesinde canlı yayınlarda kadro sözü verilmiş olmasına rağmen bugüne kadar bu konuda bir adım atılmamıştır. Lütfen, bu personelin kadroya geçirilmesi konusundaki net görüşünüzü öğrenebilir miyim?

İkincisi, sayıları yüz binleri bulan iktisadi idari bilimler fakültesi ve fen edebiyat fakültesi mezunlarının kamu kurum ve kuruluşlarında istihdamına yönelik 2012 yılı programınız nedir? Bu fakültelerden mezunların istihdamında kontenjan artırımı yapılacak mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Varlı…

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, seçim bölgem Adana’da gerek ecri misil borçlarından gerekse taşıt pulu borçlarından, çok küçük rakamlardan dolayı çiftçimizin traktörüne veya Ziraat Bankasından alacağı paralara haciz konulmaktadır. Çiftçimiz traktörüyle şehre gelip alışveriş yapmaktan veya pamuğunu getirip, mısırını getirip satmaktan korkar hâle gelmiştir. Bu konuda vergi dairelerine biraz daha yumuşak davranmaları konusunda bir talimat vermeyi düşünür müsünüz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAĞ-KUR borçlarını ve vergi borçlarını taksitlendirdiniz. Yalnız, iki taksitini ödeyemeyen vatandaşları bu yapılandırmanın tekrar dışında bıraktınız, başa döndürdünüz. Çok sayıda vatandaşımız da ekonomik sıkıntılar nedeniyle bu ödemeleri yapamamıştır. Bunlar için yeni bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Bir diğer sorum da, BAĞ-KUR prim borçlarını düzenli ödeyen bu dürüst vatandaşlarımıza basamak ödülü veya emekli ikramiyesinde artış gibi bir pozitif ayrımcılık yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemizde önemli miktarda mazot kaçakçılığı yapıldığı, ülkenin her köşesinde petrol istasyonlarında düşük fiyatla satılan mazotlardan anlaşılmaktadır. Kaçak mazot satımı sebebiyle, dürüst, kayıt altındaki petrol satış istasyonları zarar etmekte, birçoğu da kapanmaktadır. Bu kayıt dışı mazotun 2005 yılından itibaren yıl yıl bütçeye zararı ne kadardır? Kaçakçılığın önlenmesi için ne gibi tedbirler almayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, bütçenin gelir kalemleri içerisinde ağırlıklı olarak vergi öne çıkmakta. Vergi gelirlerinin içerisinde de dolaylı vergiler yüzde 76 oranına ulaşmış. Bu oran İktidarınız döneminde artarak bu noktaya gelmiş.

Merak ettiğim şey şu: Dolaylı vergiler hem zenginin hem fakirin, millî gelirden aynı payı almamalarına rağmen aynı oranda ödedikleri vergiler. Bu ciddi bir adaletsizlik değil mi? Bunu önlemek için bir politikanız var mı?

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Birinci sorudan başlayarak cevaplandırmak istiyorum.

Tabii, Sayın Korkmaz’ın tarif ettiği ekonomik şartlar Türkiye’de yok ama şunu söyleyeyim: Çek Kanunu’yla ilişkili olarak…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Beraber piyasayı dolaşalım isterseniz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Dolaşalım değerli arkadaşlar. Yani işsizlik oranları son on yılın en düşük düzeyinde, büyüme oldukça güçlü seyrediyor yani rakamlar ortada.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Çek Kanunu’yla ilgili şu anda Adalet Bakanımızın bir çalışması söz konusu. Adalet Bakanımız muhtemelen tasarıyı son şekline getirdikten sonra Meclise getirecektir. Yani son şekli verilmediği için ben bu konuda bir açıklamada bulunmak istemiyorum ama…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Bakan, her şey iyiyse şimdi niye geri adım atıyorsunuz çekte?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, burada felsefik bir tartışma söz konusudur; yani bu bir ekonomik, mali suçtur, bu hapis cezasıyla cezalandırılmalı mı, cezalandırılmamalı mı? Dünyanın birçok ülkesinde bu yönde bir uygulama yok. Dolayısıyla bu ekonomik…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bir süre önce Çek Kanunu’ndaki teklifimizi niye kabul etmediniz?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Böyle soru-cevap olur mu Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Cevap vereceksiniz!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Ama şimdi benim cevap vermeme…

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bir süre önceki teklifimizi niye kabul etmediniz Sayın Bakan o zaman?

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, bu sorunuzu niye soru sorarken sormadınız? Yapmayın!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşım, şimdi, böyle bir usul var mı? Siz soruyu sorarken ben sizi dinledim; peki, siz beni dinleme nezaketinde niye bulunmuyorsunuz?  Teşekkür ediyorum.

Adalet Bakanımız bu yönde bir çalışma yapıyor. Bu çalışma, bildiğim kadarıyla, çekle ilgili olarak hapis cezalarını kaldırma yönündedir. Bu yönde bir çalışma söz konusudur, bitince Meclisimize gelir.

Hasançelebi ile ilgili eğitim sorununa ben hemen el atacağım. Hakikaten, eğer kaynak yetersizliğinden dolayı orada okul yapılmamışsa biz il özel idaresine yedek ödenekten aktarırız.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bir müsaade edin, bakın, cevap veriyorum ama.

Şimdi, bakın, dün, bir tek kalemde, 302 milyon lira, Millî Eğitim Bakanlığına, yedek ödenekten ekstra, ilave kaynak aktardım sırf bu türden okulların bitirilmesi ve yapılması için. Son dokuz yıldır yaklaşık 169 bin derslik yaptık. Eğer orada bir eksiğimiz varsa o eksiğimizi mutlaka giderelim. Siz bana bilgileri getirin, ben Millî Eğitim Bakanımıza bu konuda gereken desteği veririm.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Şimdi, hemen vereyim Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Adana’da ecri misil konusuna gelince: Tabii ki değerli arkadaşlar, ecri misil bir kamu alacağıdır veya taşıt pulu vesaire gibi hususlar, yani bunun yumuşağı, serti olmaz. Bizim oradaki görevliler muhtemelen görevlerini yapıyorlardır. Eğer yanlış bir uygulama varsa detaylarını bana getirin, ben o ilgili arkadaşlarımızı uyarırım ama görevlerini yapıyorlarsa orada yapacak fazla bir şey yok.

Yine, aslında, BAĞ-KUR prim borç yapılandırmasında iki taksiti ödemeyen çok az mükellefimiz var. 6 milyondan fazla dosyayı, yaklaşık 6 milyon mükellefimizi kapsayan bir yapılandırma söz konusuydu.

Benim bildiğim kadarıyla en son bana gelen rakamlar 700 bin civarında mükellefimizin geride olduğu yönündeydi ama şimdi daha yeni yapılmış bir düzenleme. İkinci bir düzenleme gündemde değil. Onun için mümkün olduğunca arkadaşlarımız, mükelleflerimiz tabii ki yükümlülüklerini yerine getirirlerse seviniriz.

Ülkemizde mazot kaçakçılığı geçmişte hakikaten çok yüksek düzeylerdeydi. Önümde yeni veriler yok ama şunu söyleyeyim, akaryakıt kaçakçılığıyla mücadele konusunda hakikaten vergi denetimi anlamında olsun, Gelir İdaresindeki  birimler anlamında olsun, yine gümrükte olsun yoğun bir çalışma söz konusu, buna ilişkin bir eylem planı söz konusu. O konuda elimizden geleni yapıyoruz. Yıllık bütçeye maliyetinin ne olduğunu bilmiyorum, onu arkadaşlar çıkarttırırsa sizinle paylaşırım.

Doğrudur, Türkiye’de dolaylı vergiler nispeten yüksektir fakat değerli arkadaşlar, iddia edildiği gibi yüzde 76 oranında değildir. Ben bütçe konuşmamda da ifade ettim, bütün uluslararası karşılaştırmalarda sosyal güvenlik primleri de katılıyor, bizde yüzde 52 ile yüzde 48 civarındadır ama bu oran yüksektir.

Değerli arkadaşlar, dolaylı vergiler nispeten adaletsiz vergilerdir. Bunları azaltmanın tek yolu -bakın, çok açık ve net söylüyorum- vergiyi tabana yaymaktır ama aynı zamanda gelir ve kazançlar üzerinden daha fazla vergi almaktır.

Şimdi, Türkiye’de dolaylı vergi oranlarının çok yüksek olmasının sebebi, dolaylı vergilerin -birkaç ürün hariç- çok yüksekliğinden değil bizim kâr ve gelir üzerinden aldığımız vergilerin düşük kalmasından kaynaklanmaktadır.

Türkiye’de kazanç ve gelirler üzerinden alınan vergilerin millî gelire oranı yüzde 6’dır. Bakın, Avrupa Birliği ortalaması yüzde 13’tür.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Yabancılardan da alın efendim.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Sayın Bakan, on yıldır iktidardasınız elinizi tutan mı var, niye yapmıyorsunuz?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) –  Değerli arkadaşlar…

BAŞKAN –  Sayın Bakan, süremiz doldu, toparlarsanız…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) –  Peki, teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Siz de sayın milletvekilleri, beş dakikanın içinde cevap veriliyor, o taraftan da siz konuşursanız…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yapsaydınız, on senedir ülkeyi siz yönetiyorsunuz!

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, yapmayın…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, bakın, bu sorun yeni bir sorun değildir, sizin ifade ettiğiniz kadar da büyük değildir ama bir sorundur. Bu sorunu çözmek için inşallah gelir vergisi reformunu yaptığımızda sizlerle birlikte çalışırız ve hakikaten doğrudan vergileri beraber nasıl artırırız, birlikte gerek komisyonda gerek burada bu düzenlemeleri yaparız.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - 6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 11.53

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 12.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Burada

Hükûmet? Burada.

7’nci maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Bütçe Uygulamasına İlişkin Hükümler

 

Gerektiğinde kullanılabilecek ödenekler

MADDE 7 - (1) Personel Giderlerini Karşılama Ödeneği:

Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerin bütçelerine konulan ödeneklerin yetmeyeceği anlaşıldığı takdirde, ilgili mevzuatının gerektirdiği giderler için "Personel Giderleri" ve "Sosyal Güvenlik Kurumlarına Devlet Primi Giderleri" ile ilgili mevcut veya yeni açılacak tertiplere, Maliye Bakanlığı bütçesinin 12.01.31.00-01.1.2.00-1-09.1 tertibinde yer alan ödenekten aktarma yapmaya,

(2) Yedek Ödenek:

Maliye Bakanlığı bütçesinin 12.01.31.00-01.1.2.00-1-09.6 tertibinde yer alan ödenekten, genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerin bütçelerinde mevcut veya yeni açılacak (01), (02), (03), (05) ve (08) ekonomik kodlarını içeren tertipler ile çok acil ve zorunlu hallerde (06) ve (07) ekonomik kodlarını içeren tertiplere aktarma yapmaya,

(3) Yatırımları Hızlandırma Ödeneği:

Maliye Bakanlığı bütçesinin 12.01.31.00-01.1.2.00-1-09.3 tertibinde yer alan ödenekten, 2012 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar esaslarına uyularak, 2012 Yılı Yatırım Programının uygulama durumuna göre gerektiğinde öncelikli sektörlerde yer alan yatırımların hızlandırılması veya yılı içinde gelişen şartlara göre öncelikli sektör ve alt sektörlerde yer alan ve programa yeni alınması gereken projelere ödenek tahsisi veya ödeneklerinin artırılmasında kullanılmak üzere genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerin projelerine ilişkin mevcut veya yeni açılacak tertiplere aktarma yapmaya,

(4) Doğal Afet Giderlerini Karşılama Ödeneği:

Maliye Bakanlığı bütçesinin 12.01.31.00-01.1.2.00-1-09.5 tertibinde yer alan ödeneği, yatırım nitelikli giderler açısından yılı yatırım programı ile ilişkilendirilmek kaydıyla genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerin her türlü doğal afet giderlerini karşılamak amacıyla mevcut veya yeni açılacak tertiplerine aktarmaya,

Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal’a aittir.

Buyurun Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, şu anda bütçe görüşmeleri yapıyoruz ve bütçenin 7’nci maddesini görüşüyoruz. Burada yedek ödeneklerle, ödenek devirleriyle ilgili bazı işlemler var.

Bütçe hakkı, Meclisin en önemli haklarından birisi. Kanun yapmanın ötesinde bütün bu kanunların uygulanmasında kullanılacak olan kaynakların tahsisini içeren, doğru yerlerde kullanılmasını içeren bir denetleme hakkıdır. Açıkçası, demokrasi açısından en önemli haklardan birisidir ama bu bütçe hakkını Meclisin ne kadar kullandığı ise tartışmalı çünkü Kalkınma Bakanlığı bütçesinde de size kısaca genel çerçevesini çizdiğim birkaç önemli husus var değerli arkadaşlar.

Burada bütçeyi tartışıyoruz, bittiği zaman bir de kesin hesap yasa tasarısı var, birkaç maddeyle, hiç yukarıda da tartışmaya zaman bulamadan hızlıca geçiriyoruz. Yani geçtiğimiz yılın hesaplarının, bir önceki yılın hesaplarının kesinleştikten sonra, şu anda 2010 yılının kesin hesabını görüşeceğiz. Maalesef onların üzerinde durmaya bile vakit kalmadan geçiyor. Üzerinde durmanın ötesinde her yıl bu hesapların Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Sayıştay tarafından normalde denetlenmesi gerekiyor.

Ayrıca, yine, 2003 yılında çıkarılan 5018’de dış denetim raporları öngörülmüş, hâlen daha sekiz yıl geçmesine rağmen maalesef dış denetim raporları gelmeden eksik bir şekilde bunları görüşüyoruz. Her seferinde söylüyoruz, Sayın Bakan da, ilgililer de “Tamam, düzelteceğiz.” diyor, hâlâ yok.

Şimdi dış denetimi geçtik, artık normal Sayıştay denetimleri de maalesef iki yıldır “yeniden yapılanma” diyerek, bazı şeyler üzerinde, hesap üzerinde, masa başında yapılmaya başlandı ama ona rağmen bazı hususlarda sıkıntılar var değerli arkadaşlarım.

Bütçe görüşmeleri bittiği zaman biz, bütçe yapma hakkımızı rakamları belirleyip Hükûmete devrediyoruz. Burada maalesef devrettiğimiz bazı yetkiler de bu maddede olduğu gibi ödenek aktarma, yedek ödeneklerden, belli ödeneklerden acil olan başka harcamalara aktarma yetkisini de, burada personel harcamaları mutlaka ödenmesi gerektiği için de orada Sayın Bakana bir yetki veriyoruz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, 2011 rakamları yok ama burada tamamlayıcı ödenek verilerek tamamlanan şeylerden ne yapıldığını ben sizin kısaca dikkatinize sunacağım. Bu kapsamda biz bu yıl için 50 milyon liralık ödenek artırımına gittik, 615 milyon lira olan şey 665 olacak. Şimdi 2011 rakamı yok, 2010’un kesin hesabı geldi. Ben Sayın Bakana, yukarıda, Komisyonda sordum, sağ olsunlar bir özet cevap göndermişler. Şimdi sizinle onu paylaşacağım. Ne kadar bütçe hakkımızı koruyoruz, korumuyoruz, beraber karar verelim.

Gelen cevapta, ben demişim ki, 2010 yılında Maliye Bakanlığı yedek ödenek tertibine yıl içinde 21,2 milyar ödenek aktarılmış. Başlangıçtaki miktar 500 milyon. Toplam sonuç, kesinleşen sonuç 21 milyar. Şimdi, sizin dikkatinize… Bunun nedenini sormuşum, neden bu kadar şey aktarıldı diye. Sayın Bakan da nezaket göstermiş, arkadaşlar geçen hafta gönderdiler, dökümünü vermişler ama söylenen şey daha trajik. “Efendim, işte, şunları, şunları, borçları ödeyebilmek için Hazine Müsteşarlığı bütçesinden yıl sonunda harcanamayacağı anlaşılan kalemlerin yedeğe aktarılması” diyor. Şimdi, ne yapıyormuşuz? Harcanamayacağı belirlenen kalemleri yedeğe aktarıyoruz, Hazine Müsteşarlığı. Burada “ihtiyacı olan idarelere kullandırılması”, diğer taraftan “DSİ ve Ulaştırma Bakanlığı olmak üzere muhtelif idarelerin sermaye giderleri ve sermaye transferleri kaleminde yer alan ödeneklerden harcanmayacak olanların…” Tamam, yani aktaracağımız yer de her zaman gereklidir zaten, bir gereklilik bulunur.

Şimdi bizim tartıştığımız şu: Hazine Müsteşarlığına 2011’de ne kadar ödenek verdik? Şimdi, nasıl oluyor da… Ben şimdi döndüm, yeniden baktım. Kurumların icmalleri var, ayrıntılarına, geçmiş şeylerin tamamına ulaşamıyoruz ama ekonomik sınıflandırmaya göre, diğer sınıflandırmaya göre arkadaşlar icmal yapmış. Çok basit bir örnek söyleyeceğim size. 2010 Yılı Genel Bütçeli İdareler A Cetveli’ne bakınca Hazine Müsteşarlığına bakıyoruz 69,9 -70 yaklaşık yani- milyarlık ödeneğin 60’ı harcanmış, 9,2’si harcanmamış yani nereden geldiğinin bir kısmını orada buluyoruz.

Şimdi, böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar? Yüzde 10’dan fazla oraya bir ödenek koyuyorsunuz, 9 küsur milyar, devamı da var. Hadi cari transferi anladım, 3,7’sini cari transfere –arkadaşlarımız- aktardık diyorlar, iyi. Mal ve hizmet alım giderleri 3,3; orada da birtakım, işte, millî eğitimin, diğer şeylerin harcaması varmış. “14 milyar yatırım harcaması” diyor. Bakın, ben gittiği yeri tartışmıyorum, gerekliliğini tartışmıyorum. Meclis burada bir bütçe yasası çıkarıyor, Devlet Planlama Teşkilatı -artık öldü, Allah rahmet eylesin- şimdi Kalkınma Bakanlığı bir yatırım programı hazırlıyor, yıllık program ve beş yıllık plan çerçevesinde, değil mi? Ne yapıyor? Elimizdeki kaynakları ihtiyacı olan yere en etkin şekilde tahsis ediyoruz.

Şimdi başka bir rakam daha söyleyeyim size, 14 milyar toplam yatırım. 2010 yılında toplam kamu yatırımı ne kadar biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz. 44,5 milyar. Yani üçte 1’ini bizim irademiz dışında Sayın Şimşek gönderiyor.

Şimdi, mesele bunun nereye harcandığı değil. Bakın, tekrar söylüyorum, şimdi kalemlerini görmüyorum. “Yatırım” diyor ama aslında bunu personel amacıyla veriyoruz. Hazine Müsteşarlığı 70 milyar ödenek koyuyor, bunun 9’u kullanılmıyor. Neye göre belirliyorsunuz o zaman? O Hazine Müsteşarlığı -ki elimizde burada Sayıştayın Hazine İşlemleri Raporu var- beş yıldır, benim girdiğim bütçelerde -belki daha öncesi de vardır, önceki dönemden arkadaşlarımız da biliyordur, devam ediyor çünkü- hâlen daha Sayıştay Genel Kurulu uygunluk bildirimini bazı maddelerinde vermiyor, elindeki hesaplardaki karmaşayı düzeltemiyor.

E, şimdi, nasıl oluyor? O zaman, siz, bu kadar çok miktar olursa, kamunun yatırım harcamalarının üçte 1’ini bizim irademiz dışında bir yerlere gönderiyorsanız, burada bütçe hakkından veya Meclisin yetkisinden, Plan ve Bütçe Komisyonunun işlerliğinden söz etmek maalesef mümkün değildir, 2011’in rakamları da kesinleştiği zaman bunları göreceğiz.

Burada “Meclisin yetkisi” deyince bir şeyi daha dikkatinize sunmak istiyorum değerli arkadaşlar. Şimdi, dün bu saatlerde Plan ve Bütçe Komisyonunda konuştuğumuz başka bir kanun teklifi geliyor ve bunun içerisinde bir maddesi de Toplu Konut İdaresiyle ilgili, bu 666’ya tabi olmanın dışına çıkıyor. Yani bizim, burada, Meclisin Teşkilat Kanunu’nu yaparken söylediğimiz, “Gelin, Türkiye Büyük Millet Meclisi idari teşkilatı bu KHK’ya tabi olmasın.” dediğimiz şeyi, haklı gerekçesi olur haksız gerekçesi olur, arkadaşlarımız bir gerekçeler buluyor.

E, ben de diyorum ki, ya, yaparken bu KHK’yı Bakanlar Kurulu imzalamadı mı? İmzaladı. Eğer orada… Başka yerde haksızlığa uğrayanlar var mıdır? Evet, vardır. Kariyer uzmanlığı bunlarla bitmiş midir? Evet, bitmiştir.

Bakın, bunun bir tek çözümü var değerli arkadaşlar: Kamu personel rejimini, devlet personel rejimini yeniden reforme edip, bütün unvanları, meslekleri, görevleri, yetkileri tanımlamadan alelacele böyle KHK’yla yaparsanız, yarın başkaları gelecektir. Onun için dedik. Kimin haklı kimin haksız olduğunu tartışmıyorum, benim söylediğim, burada Meclisin yetkisinin gasbedilmesi, Meclisin bütçe hakkının gasbedilmesi. Meclisin yetkisi nasıl gasbedilir? İşte, bizim komisyonlarımızdan eğer bu tasarılar, bu teklifler geçmezse, KHK hâlinde geçerse… Daha bir ay geçmeden, arkadaşlarımız diyorlar ki: “Burada yanlışlık var.” O zaman düzeltelim. Yarın bir daha gelecek.

Gelin, Meclisin hakkını kullanalım.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – O yetkiyi de Meclis verdi. KHK yetkisini de Meclis verdi.

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Burada çok somut bir öneri yapacağım Ahmet Bey, bakın, 91’inci madde, defalarca okuduk, burada diyor ki: Kanun hükmünde kararnameler, Resmî Gazetede yayımlandıkları gün yürürlüğe girerler ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sunulmuş.

MEHMET GÜNAL (Devamla) - “Yetki kanunları ve bunlara dayanan…” Hep sen okuyorsun ya, ben de okuyayım, bak, açtım.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Problem yok, sunulmuş.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – “…kanun hükmünde kararnameler, Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonları ve Genel Kurulunda öncelikle ve ivedilikle görüşülür.” Bak ne diyor: Türkiye Büyük Millet Meclisi ister değiştirebilir, kabul edebilir, reddedebilir.

Gelin, bir ilk yapalım, şu kamu personel rejimiyle başlayalım ve bu 666’yı, yılbaşında, Meclis açıldıktan sonra, bütçeden sonra -ilk görüşeceğimiz- görüşelim ve Meclisin  hakkını, hem bütçe hakkını hem kanun yapma hakkını koruyalım diyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sizin döneminizdeki kanun hükmünde kararnameler daha bekliyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Giresun Milletvekili Sayın Selahattin Karaahmetoğlu.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerine CHP Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İnsan Hakları Haftası dolayısıyla, insan, haklarıyla insandır diyorum.

Değerli milletvekilleri, dokuz günden bu yana bütçe görüşmelerini yapıyoruz. Görüşülen bütçeler iktidar partisi oylarıyla kabul ediliyor.

Bütçe kaynaklarının büyük bölümü vergilerden karşılanıyor. Dolayısıyla da bedeli emekçi halk kitleleri ödüyor, ödeyecek; kaymağı da işbirlikçi, tekelci sermaye yiyecek. Artık, bütçenin kimlerin sırtına yüklendiğini tartışmamız gerektiğini düşünüyorum.

24 Ocak 1980 Ekonomik Kararları’yla finans kapital, bugün üretimin yoğunlaşmasıyla finans oligarşisi zirvesine ulaşmıştır. Dokuz yıllık AKP  döneminde 9 olan dolar milyarderi sayısı 39’a yükselmiş, bunun karşısında geniş emekçi halk kitleleri daha da yoksullaşarak bunun bedelini ödemiştir.

Zenginin daha zengin olduğu, yoksulun daha da yoksullaştığı bir süreçten geçiyoruz. Dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi olarak övündüğümüz ülkemizde yurttaşlarının yaşam standardı ve seviyesi açısından dünyada 77’nci olduğumuzu iyi değerlendirmemiz gerekir. Bu da gösteriyor ki, biz, zengin bir ülkenin yoksul halkıyız. 1950 ile 2002 yılları arasında elli iki yıllık dönemde yapılan iç borç toplamı dokuz yılda katlanarak büyümüş, cari açığımız zirve yapmış, dış ticaret açığımız aleyhimize gelişmiştir. Düşük kur -yüksek faiz politikasıyla, maalesef dünyada en fazla faiz ödeyen ülke durumuna gelmişiz. Ekonomimiz sıcak paraya teslim edilmiş, üretimden vazgeçilmiş ve tüketim toplumu yaratılmıştır.

Değerli milletvekilleri, iş güvencesi kalmamış, sendikal haklar tırpanlanmış, 1980 öncesi 2,5 milyon olan sendikalı işçi sayısı 600 binlere düşmüştür. İşsizlik korkusu insanları güvencesiz çalışma koşullarına boyun eğmeye, düşük ücretlerle çalışmaya ve şükretmeye mahkûm kılmıştır. 21’inci yüzyılda Spartacus dönemleri yaşamaktayız.

Değerli milletvekilleri, tarımda geriledik. Üreticinin ürünü para etmiyor. Köyden kente göç hızlandı. Yabancı sermaye yoğurtları en yüksek köylerimize ulaştı. Köyde oturanlarımız maydanozu bile semt pazarlarından, marketlerden almak durumundalar. Canlı hayvan ve kurbanlıkları yurt dışından aldığımız gerçeği ortadadır.

Yüzde 50 oy ile iktidara gelen Hükûmet mutlu görünmüyor çünkü terör, Kürt sorunu, işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk sorunlarını çözecek politikaları üretemiyor. Bütün bu sorunları unutturmak için dış politikaya sığınıyor. Hâlbuki bu sorunlar çözülmeden diğerlerinin hallolmasını beklemek ne kadar sağlıklı olacaktır?

Cumhuriyetimiz kurulduğundan bu yana ülkemiz, “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh.” şiarıyla, başta komşuları olmak üzere, tüm dünya ülkeleriyle karşılıklı egemenlik haklarına saygı göstererek ve karşılıklı çıkar ilişkileri içinde, barış içinde bir arada yaşamayı bir yöntem olarak kullanmıştır. 28 Şubat sürecinden sonra, kendi güçleriyle hedefledikleri cumhuriyete kavuşamayacaklarını anlayanlar, inanç kimliklerini siyasetle özdeşleştirip emperyalist nitelik taşıyanlar, küresel güçlerle birlikte olma zorunluluğunu değişim olarak kabul ettiler.

Evet, daha önce millî görüş görüşündeydiler. Bu görüşün özelliklerinden bir tanesi de antiemperyalist nitelik taşımaktı. Örnekler verirsek, Sayın Başbakanımızın “Başkanlık sistemi Amerikan emperyalizminin bir oyunudur.” demesi, Sayın Cumhurbaşkanımız Gül’ün “Avrupa Birliği bir Hristiyan kulübüdür. Bizi ancak sarayın kulübesine alırlar.” demesi, bu antiemperyalist özellikleri göstermektedir. Gerçekten de günümüzde, karşı devrimler ve devrimlerin uluslararası destek olmadan başarıya ulaşması mümkün değildir. Örnekler günceldir; Mısır’dır, Tunus’tur, Libya’dır.

Övgüyle anlattıkları değişimle değiştiler. Değişimi bir vizyon ve perspektif olarak anladılar. Anlamadıkları ise, hedefe varmak üzere küresel sermayeye teslim oldular. İşte, küresel güçlerin desteğiyle iktidarda olmanın faturasını da ödemek zorunda kaldılar. Bugün, bu yüzden korunmaktalar. Bir anlamda AKP ile küresel güçlerin ortak paydada bir araya gelmeleri neticesinde ülkemizin yer altı ve yer üstü kaynakları ile insan emeği sorumsuzca talan ettirilmektedir. Bugün, emperyalizmden, küresel güçlerden bağımsız hareket etme şansları zaten kalmamıştır. Hâlbuki ulusal Kurtuluş Savaşı ile emperyalizmi yenen, bağımsız cumhuriyeti kuran ve mazlum milletlere örnek olan ülkemiz bugün küresel güçlerin baskısı altında karşı devrim ihraç eder duruma gelmiştir. Kapitalist, emperyalist sistem, kendi bunalımlarını çözmek için güçsüz ülkelere müdahale hakkını kendinde görmektedir, enerji kaynaklarını ele geçirmek için karşıki devrimci güçleri desteklemekte ve kendi silah sanayisini güçlendirmektedir; Arap baharı projesi hedefi de budur. “NATO’nun Libya’da ne işi var?” diyenlerin birkaç gün sonra müdahalede en önde olması, ayni ve nakdî destekte bulunmaları düşündürücüdür. Günümüzde demokrasi, barış, özgürlükler ve insan hakları gibi insanlığın vazgeçilmez değerlerini kullanarak ve bu bahanelerle karşı devrim ihraç edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, şimdi sırada Suriye var, sonra İran, daha sonra sıra bize mi gelecek? Emperyalizm ile dost olunmaz. Dün komünizm tehlikesine karşı önemli bir dost olan Türkiye, Sovyetler dağıldıktan sonra önemsiz hâle gelmiştir. Artık, ABD emperyalizmi tarafından parçalanma senaryoları İtalya’da NATO toplantılarında ABD subaylarının gösterdiği parçalanmış Türkiye haritalarıyla tartışmaya açılmıştır. Bugün el, adama sormaz mı: “Sizde demokrasi var mı da bize demokrasi öneriyorsunuz?” 17’nci yüzyıl düşünürü Voltaire diyor ki: “Düşüncenizi tasvip etmiyorum ama düşüncenizi özgürce söylemeniz için mücadele ederim.” İşte demokrasi budur, işte burjuva demokrasisi budur. Halktan aldığı yüzde 50 oyu “Ben istediğimi yaparım.” diye kullananın demokrasi ile uzaktan yakından alakası olamaz. Dokuz yıldır iktidardasınız, soruyorum: Muhalefetin, Allah için, söylediği doğru hiçbir şey mi yoktu? İktidarın görevi, bu ülkede düşünme özgürlüğünün, örgütlenme özgürlüğünün değerini, o grupların yüzde 1 oyu olsa bile ifadesini ve örgütlenme özgürlüklerini güvence altına almasıdır. Demokrasi, kaybetmeyi ya da kazanmayı hazmedebilme kültürüdür. Feodal bir anlayıştan demokrat üretmek zordur. Yargının gücünü muhalifleri terbiye etmek için kullanmamalıyız. Özel yetkili mahkeme ve savcılara güvenmemeliyiz. Yüksek yargının, Başbakanın tercihlerine karar ve hukuki gerekçe üretmesine ortam hazırlamamalıyız.

Sayın milletvekilleri, yüce Mecliste kürsüdeki milletvekillerine kaba güç gösteren, milletvekillerine küfreden anlayış demokrat olabilir mi? Meclis açıkken kanun hükmünde kararnamelerle milletvekillerini, Meclisi yok saymak demokratik bir anlayış olabilir mi? Kendini eleştirenlere yaşama hakkı tanımayan, ilericileri, aydınları, gazetecileri, yazarları çizerleri ve özellikle halkın oylarıyla seçilmiş milletvekillerini zindanlarda çürüten anlayış demokrat olabilir mi? Siyasallaşan yargının, dinlenen insanların, korku toplumunun demokrasi anlayışı ile alakası olabilir mi?

Bugün ülkemiz, emperyalizme, küreselleşmeye organik olarak bağlı finans kapitalin en gerici, en bağnaz diktatörlüğüyle karşı karşıyadır. Bütçe, iş birlikçi sermayenin geleceği için yapılmaktadır. Her zamanki gibi bedelini de geniş emekçi halk kitleleri ödeyecektir. Bu anlamda bu bütçeye “hayır” diyoruz.

Ben otuz beş yıllık eczane eczacısıyım. Mesleğim süresi içinde, 1977-1980 ve 2007-2011 arasındaki dönemlerinde eczacılık mesleği en zor günlerini yaşamaktadır.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karaahmetoğlu.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Van Milletvekili Sayın Özdal Üçer. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

BDP GRUBU ADINA ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; madde üzerinde grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Bir bütçenin en önemli özelliklerinden biri, matematiksel hesaplarının yanında şeffaf denetlenebilirliği yani pratik denetlenebilirliği ve bütçenin yolsuzluklarla heba edilmesinin engellenmesi konusunda denetlenebilirliği. Maalesef, Türkiye’de oluşturulan hangi bütçe olursa olsun, özellikle kamu kaynaklarının dikkatsiz, özensiz ve amaçlı harcamalarından dolayı yolsuzluklara kurban gittiğini gayet iyi bilmekteyiz.

Bir bütçe sadece matematik hesaplarından da oluşmuyor. Matematik hesaplarıyla bir bütçenin ya da bir ekonominin büyüklüğünü göstermeye çalışmak kendi içinde felsefi bir handikaptır. Çünkü, bir ekonominin büyük olması ekonominin iyi olması anlamına gelmiyor. Örneğin, Millî Piyangodan para kazanan birçok insan vardır, çok büyük bir ekonomi sahibi olmuştur, para sahibi olmuştur ama o parayı öyle bir şekilde kullanmıştır ki, daha sonra tekrar yapmış olduğu işe geri dönmek zorunda kalmıştır. Ülke ekonomisinin büyük olması demek, o ülkede ekonomik sorunların olmadığı, o ülkede yaşayan yurttaşların, kamu emekçilerinin, işsizlerinin, çocuklarının, kadınlarının, gençlerinin, yaşlılarının, sosyal güvenceye muhtaç insanların ekonomik sorunlar yaşamadığı, emeklilerinin ekonomik sorunlar yaşamadığı anlamına gelmiyor. Düzenli geliri olan kamu emekçileri ekonomik sorun yaşıyor, emekliler ekonomik sorun yaşıyor, kurumlar ekonomik sorun yaşıyor, kamu harcamaları noktasında her anlamda, her şekilde sorun yaşanıyor ve işsizlik her ne kadar matematiksel oranı itibarıyla düşük gösteriliyor olsa bile işsiz sayısı gün geçtikçe artıyor. Bununla ilgili hesaplama ustalıklarını kazanmış olabilir iktidar ama işsizliği ortadan kaldırabilme maharetini gösterebilmiş değil. O yüzden bu halkı kandırmaya bence hiç kimse yeltenmesin, çünkü işsizlik azalmamıştır, artmıştır. İşsizlik oranı, işte İŞKUR üzerinde üç aylık, beş aylık, altı aylık giriş-çıkışlarla düşükmüş gibi gösteriliyor ama 74 milyon nüfusun işsiz sayısını hesapladığınız zaman işsiz sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Bu sorunu tabii tuzu kuru olanlar anlamayabilir ama bu sorunu en yakıcı şekilde anlayan kesim işsiz kesimdir.

Vergilerden oluşan bir bütçe, ana kalemleri doğrudan ve dolaylı vergilerden oluşan bir bütçe, bütün yükünü vatandaşların, emekçi vatandaşın omzuna yükleyen bir bütçe ama her nedense harcama alanı yani toplanırken bütün yükü ve sorumluluğu vatandaşta olan bir bütçe, harcanırken hiçbir şekilde vatandaşın faydalanamadığı bir bütçe konumunda hazırlanmış. Bütün kurumlara baktığımız zaman kurumların özellikle kamu ihaleleriyle özellikle hizmet ve mal alım ihalelerinde heba edildiği, çarçur edildiği açıkça görülebilir ve eğer kamu ihaleleriyle ilgili -daha önce de vermiştik- bir Meclis araştırma komisyonu kabul edilir de… Türkiye'nin herhangi bir ilinde, herhangi bir kurumunda ya da bütün kurumlarını şeffaf bir şekilde incelemeye alacak bir araştırma komisyonu Türkiye’deki yolsuzluğun boyutlarını açıkça ortaya çıkaracaktır.

Aslında bütçeyle ilgili çok şey söylenebilir, bu bütçenin bir halk ekonomisi olmadığı, egemen, siyasi güçler ekonomisi olduğu ve birilerini dolar milyarderi yaptığını ama emekçi halkı gün geçtikçe yoksullaştırdığı konusu üzerine çok şey söylenebilir. Ama tabii, Vanlı olmaktan kaynaklı, Van milletvekili olmaktan kaynaklı ve Van’da yaşanan binlerce artçı depremden kaynaklı Van gündemine değinmeden geçmek istemiyorum.

Van bugün bir doğal olmayan afet daha yaşadı, kendi milletvekili afetle ilgili o kadar yanlış beyanlarda bulundu ki, o kadar vicdansız beyanlarda bulundu ki bütün Van’ın sorunları çözülmüş gibi bir açıklamada bulundu, bunu ayıp karşıladığımı, doğru bulmadığımı ve bu konuda vicdansızlık ettiğini açıkça ifade etmek isterim. Kendi akrabalarının bile -gelsin, gidelim akrabalarını ziyaret edelim- ne kadar mağdur olduklarını görebiliriz. Yani “Muradiye’de tarım sorunları giderildi.” diyor, “Eğitim sorunları giderildi.” diyor, işte “Hiç kimse depremden sorun yaşamıyor…” Her nedense öyle değil. “İl dışına çıkanlar hiçbir sorun yaşamıyor.” demiyor. Daha dün Aksaray’dan beni aradılar. Aksaray’da bizzat devlet, Valilik güçleri tarafından gönderilmiş kişiler telefon ediyorlar, diyorlar ki: “Ne olur bizi geri gönderin. Biz burada görmüş olduğumuz zulümden, görmüş olduğumuz ayrımcı tutumdan, görmüş olduğumuz gayri insani tutumdan dolayı, yöneticilerin duyarsız tutumundan dolayı gidip soğukta ölmeyi tercih ediyoruz.” Telefon kayıtlarımız açıktır. İsterseniz, nasıl olsa “KCK’lı vekiller” diye her zaman gözetim altında, onlar şeffaf bir şekilde yayınlanabilir.

Çankırı’da öğrenciler saldırıya uğruyorlar. Neden bir kamptaymış gibi tutuluyorlar? Depremzede olmaları onları çok ayrı bir ayrımcılığa tabi tutuyor her nedense. Bununla ilgili, Hükûmet neden herhangi bir tedbir almıyor?

“400 milyon harcandı.” deniyor. 400 milyon hangi kuruma gitti, hangi vatandaşa konteynır oldu, hangi vatandaş için gıda oldu? Bunların teker teker kalemlerini ortaya çıkaralım. Buyurun, gidelim Van’a. Öyle polemikle gitmez bu işler. Van’a gidelim, Van’da kimlerin canı yanmış görelim. Vatandaşla beraber gezelim. Sayın Vekilim gelsin, beraber, kol kola girelim, Van’ın caddelerinde, çadırkentlerinde gezelim, bakalım vatandaş acaba bu sorunu çözmüş mü çözmemiş mi, vatandaş söylesin bize, biz yorum yapmayalım.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sürekli Van’da geziyorlar zaten.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) - Buyurun beraber gidelim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Oradalar zaten.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) - Yarın gidelim. Sizi orada ağırlamak da bize kalsın. Çadırlarımızda ağırlayacağız. Ama şimdi…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Orada geziyorlar zaten sürekli.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) - Evet, birilerine konteynır verildi. Evi yıkılmayıp da, gerçekten hiçbir zarar görmeyip de sadece belli bir şekilde onun üzerinden kendini yaşatmaya çalışan insanlara konteynır verildi, maddi yardımlar verildi. Birilerine depremden dolayı gerçekten -hani Sayın Vekil de söyledi ya- bir fırsata dönüştü. Deprem, birileri için gerçekten bir fırsata dönüştü.

Depremzedeler mağduriyet yaşarken Van’da, depremden etkilenen binlerce, 1 milyona yakın insan varken, çocuklar ölürken enkaz altında, ceset parçaları çöplüklerde bulunurken, insanlar cenazesini defnedecek kefen bulamazken, depremzedeler bütün bu sorunları yaşarken, birileri depremzade oldu, birileri fırsata dönüştürdü.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Kimlerin olduğunu o zaman biliyorsunuz.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Kalemlerin hepsini, yapılan yardımların ya da kamu harcamalarının hepsini şeffaf bir şekilde birlikte inceleyelim ve bu konuda bir insanlık dersi alalım hep beraber. Biz, burada, bir hükûmet ya da muhalefet siyaseti üzerine değil, bu insanlık sınavını beraber nasıl verebileceğimizin hesabını yapalım.

Bugün, Van’da sadece BDP’ye oy verenler yoktu ki Van’da AKP’ye oy verenler de vardı ve Van’da AKP’ye oy verip de bugün çadırın, barakanın altında yani kendi kurduğu brandanın altında kalan insanlar da var. Yani, bunda “Yok, biz bütün AKP’lilerin sorununu çözdük.” diyorsanız, o da ayrı bir ayrımcılık.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Onlar insan, kim olduğu önemli değil, hangi partiye oy verdiği de önemli değil.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Bütün Vanlılara saygı duyuyoruz, herkes eşit bizim nezdimizde.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Biz, depremle ilgili Hükûmetin yapmış olduğu çalışmaları ve Hükûmetin sorumluluğunu hatırlatıyoruz. Bugün, milyonlarca insan bunun mağduriyetini yaşıyor.

Siz, eğer bunun üzerinden bazı şeyleri örtbas etmeye çalışıp bir şeyleri oturtmaya çalışıyorsanız -nasıl diyeyim- bir pembe tablo çizmeye çalışıyorsanız, insanların yaşadığı şey bu değil, insanların yaşadığı şey gerçekten bu değil. İnsanlar depremden ölmedi, şu an soğuktan ölüyor, açlıktan bebekler ölüyor. Bu ise sosyal devlet anlayışı, artık söyleyecek hiçbir şey yok.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Üçer.

Gruplar adına söz talepleri tamamlanmıştır.

Şimdi, şahıslar adına söz vereceğim.

İlk söz, Denizli Milletvekili Sayın Nurcan Dalbudak’ta.

Buyurun Sayın Dalbudak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

NURCAN DALBUDAK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 87 sıra sayılı 2012 Yılı Merkezî Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere, merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçeleri arasındaki ödenek aktarmaları 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ve ilgili bütçe kanunu hükümleri çerçevesinde düzenlenmekte olup kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerin bütçelerine konan ödeneklerin yetmeyeceği anlaşıldığı takdirde, mevzuatın gerektirdiği giderler için Maliye Bakanlığı bütçesinin ilgili tertibinden aktarma yapılabilmektedir.

Personel giderlerini karşılama ödeneği, yedek ödenek, doğal afet giderlerini karşılama ödeneği ve yatırımları hızlandırma ödeneği olarak tasnif edilebilecek bu ödenekler temel olarak kamu hizmetlerinin seri ve kesintisiz bir şekilde yürütülmesini amaçlamaktadır.

Bu tür ödeneklerden biri olan yatırımları hızlandırma ödeneği, temelinde de yatırımların zamanında gerçekleşmesine yönelik olarak tahsis edilmektedir. 2010 yılı merkezî yönetim bütçesinde yatırımları hızlandırma ödeneği olarak tahsis edilen toplam 225 milyon TL’lik kaynak üniversitelere, gençlik ve spor genel müdürlüklerine ve Kültür ve Turizm Bakanlığına, 2011 yılındaki 271 milyon TL’lik ödenek ise başta yine üniversiteler olmak üzere birçok kamu kurumuna tahsis edilmiş olup yıl sonunda bu ödeneğin tamamı muhtelif kuruluşların projeleri için kullanılmıştır. Tek hedef vardır, hizmetler aksamasın.

Bir de buna ek olarak, Van ilimizde yaşanan deprem sonrası Hükûmetimizin zamanında müdahalesi, ulusal ve yerel boyutta koordinasyon çalışmalarına acilen başlanması, ihtiyaçların ivedilikle karşılanması için ise 67 milyon 810 bin TL’nin acil yardım ödeneği olarak gönderilmesi, yine Sayın Başbakanımızın talimatıyla başlayan yardım kampanyaları, acil yardım ödenekleriyle birlikte 411 milyon TL’ye ulaşmıştır.

Aynı zamanda doğal afet giderlerini karşılama ödeneği kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğüne, Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ Genel Müdürlüğüne, Sağlık Bakanlığına, Yüzüncü Yıl Üniversitesine, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı gibi birçok kuruma ödenek aktarımı yapılmıştır.

Konu Hükûmetimizin yaptığı icraatlar ve yatırımlar olunca konuşmamı ilim Denizli’de gerçekleştirilen yatırım ve faaliyetlerden de bahsederek tamamlamak isterim. Malumunuz süre kısıtlı ama yapılan ve devam eden projeler o kadar çok ki “işte bunlardan sadece birkaç tanesi” demek zorundayım. 2011 yılı itibarıyla, 19 milyon 280 bin TL eğitim ve öğretime yatırım, 13 milyon 500 bin TL Tavas Ovası toplulaştırma çalışmaları, 49 milyon 630 bin TL DSİ Genel Müdürlüğümüzden aktarılan ödenek ile tarlalarımız ve ovalarımız suya doyacak. 2 milyon 250 bin TL Kültür Bakanlığından beyaz rüyamız Pamukkale projeleri için. 4 milyon 916 bin TL Denizli-Antalya kara yolu, tamamlandı. 30 milyon 400 bin TL Denizli-Muğla kara yolu, tamamlandı. 3 milyon 474 bin 858 TL Denizli-Uşak kara yolu, tamamlandı. Denizli-Afyon ve Denizli-Aydın kara yollarında da çalışmalar büyük bir hızla devam etmektedir.

Köylerimizi de unutmadık. KÖYDES projeleri kapsamında 2010, 2011 yılları içerisinde toplam 15 milyon 639 bin TL ödenek aktarılmış olup yolu, suyu olmayan köyümüz kalmamıştır. Bilinmelidir ki on yıllık iktidar dönemimizde gerçekleştirilen bu dev projeler ve çalışmalar gönlümüzdeki hizmet aşkının ve “Halka hizmet Hakk’a hizmettir.” düşüncesinin en büyük göstergesidir.

2012 yılı bütçemizin hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dalbudak.

Son söz Bursa Milletvekili Sayın Önder Matlı’da.

Buyurun Sayın Matlı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖNDER MATLI (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı Bütçe Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sözlerime başlarken, şu anda, az önce gözüme çarpan bir haberi sizlerle paylaşmak istiyorum. Akşam gazetesinin bugünkü bir haberi var. Çok kısa bir pasajı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Haber şöyle: “Bütçedeki olumlu hava devam ediyor. 11 ayın 7'sinde fazla veren bütçe, bu alanda 1983 yılından sonra en iyi performansını gösterdi. 11 aylık bütçe, artan vergi gelirleri ve yapılandırmayla birlikte 439 milyon TL fazla verdi. Türkiye, son 28 yılın en iyi bütçesine imza attı, kasımda 2,1 milyar liralık fazla verdi. Türkiye, borç kriziyle kasıp kavrulan Avrupa'ya nispet yapıyor.”

Evet, değerli arkadaşlar, bunu sizlerle paylaştıktan sonra sözlerime devam ediyorum.

Günümüzde, artan dünya nüfusuna paralel olarak gıda ihtiyacının karşılanması en önemli sorunlardan biri hâline gelirken, bu durum tarım sektörünü içinde yaşadığımız yüzyılın en stratejik sektörü hâline getirmiştir. Bunun yanı sıra, istihdam, tüketim harcamaları, diğer sektörlere ham madde temini, millî gelir ve ihracattaki  payı, tarım sektörünün sosyoekonomik açıdan sahip olduğu önemi daha da artırmaktadır. Geniş bir etki alanına sahip olması nedeniyle, tarım politikaları, ülkelerin siyasal, ekonomik ve sosyal politikalarının en önemli unsurunu oluşturmaktadır. Bu nedenle, sürdürülebilir ve rekabet gücü yüksek tarım sektörünün oluşturulması ve kaynakların etkin kullanımına imkân verecek mekanizmaların hayata geçirilmesi çok daha fazla önem kazanmıştır.

Tarımda kırsal kalkınma, insan sağlığı ve çevreye duyarlılık, biyolojik çeşitlilik ve doğal kaynakların korunması ve sürdürülebilirlik kullanımı, genetik kaynakların ve ekosistemlerin korunması ve geliştirilmesi, enerji tarımının oluşturulması, küresel ısınma tehdidi karşısında gerekli önlemlerin alınması, ihraç ürünlerinin çeşitlendirilmesi günümüzde ilk akla gelen tarımsal kamu hizmetleridir.

Aynı zamanda, Avrupa Birliğine tam üyelik sürecinde uyum çalışmalarının devam ettiği bir dönem yaşamaktayız. AB hedefleri çerçevesinde Hükûmetimiz tarafından ülkemiz tarım alanında atağa geçmiştir.

Tabii, bu noktalara gelmek kolay olmadı. 2002 yılında iktidara gelen AK PARTİ Hükûmetimizin ortaya koyduğu başarıdan sadece birkaçını ifade edersek: 1,8 milyar TL olan tarımsal destekler yüzde 239 artışla 6,4 milyar TL’ye çıkardık. Tarımda kişi başına düşen millî geliri bin dolardan yüzde 161 artışla 3.565 dolara çıkardık. 4 milyar dolar olan tarım ürünleri ihracatını yüzde 218 artışla 12,7 milyar dolara çıkarttık. 161 ülkeye 1.480 ürün satarken bugün 184 ülkeye 1.525 ürün satıyoruz.

Özellikle belirtmek istediğim bir konu da yerli hibrit sebze tohumu kullanım oranı yüzde 10 seviyelerindeydi, şimdi yüzde 40 seviyesinde.

Hayvancılıkla ilgili olarak da birkaç bir şeyden bahsetmek istiyorum. 2002 yılında Türkiye’de toplam sığır sayısı 9 milyon 800 bin adetken 2010 yılında 11 milyon 360 bin adete ulaşmıştır. Sayısal artışın yanında burada önemli olan nokta kültür ırkına dönüşümdür. Esas büyük değişim burada yaşanmıştır. 2002 yılında Türkiye’deki sığır varlığının sadece 1 milyon 859 bini kültür ırkıyken 2011 yılında bu rakam 6 milyon 200 bine çıkmıştır. Tabiatıyla yerli ırklardan oluşan hayvanların gerek süt verimi gerek et verimi düşüktür. Bu dönüşümle birlikte üretimde, verimde önemli artışlar yaşanmış ve bu artışlar değişimin de bir göstergesi olmuştur.

Değerli milletvekilleri, rakamları saymaya kalktığımız zaman çok rakamlar var. Burada sizi rakamlarla boğmak istemiyorum ancak şu gerçeği çok net bir şekilde rakamlarla görüyoruz: Evet, Türkiye’de büyüme potansiyeli var. Her manada, her yerde büyüme potansiyeli var. Biz bu potansiyeli değerlendirdiğimiz zaman neler olduğunu son on yıl içerisinde gördük ve bunu gerçekleştirdik.

Başka bir deyişle ülkemizde un var, yağ var, şeker var, tabii ki bunu helva yapacak ustaya ihtiyaç var ve on yıllık AK PARTİ İktidarında, şükürler olsun, dünya çapında, dünyanın imrenerek baktığı da bir usta var (AK PARTİ sıralarından alkışlar) ve bu ustadan, bu ustanın elinden de milletimizin lezzetle yediği helvayı hep beraber yaptık ve bu helvanın daha da lezzetli olması için çalışacağız.

Tabii ki sözlerimin sonunda şunu söylemek istiyorum: Marifet iltifata tabidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖNDER MATLI (Devamla) - Milletimiz de bu ustaya iltifat göstermiş, her geçen gün oylarını artırmıştır.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Matlı.

Soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Sayın Korkmaz…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bir süre önce belediye ve özel idarelerde çalışan işçilerin diğer kamu kurumlarına geçişleri için bir imkân tanınmış idi. Yeni bir uygulama olması, belirsizlikler içermesi ve süre kısıtlılığı gibi sebeplerle başvuruda bulunamayan vatandaşlarımız olmuştur. Bu uygulamayı piyango benzeri, “Size de çıkabilir.” mantığından çıkararak ihtiyaç duyulduğunda başvurulabilecek bir uygulama hâline getirmeyi düşünüyor musunuz ya da hiç olmazsa ikinci bir hak tanıma düşünceniz, çalışmanız var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Dinçer…

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı Hükûmetçe hazırlanarak bu tasarıda aile hekimlerinin muayenehanelerine yeniden katılım payı getirileceği, her muayene için 3 TL, her ilaç için de 1 TL alınacağı yönünde haberler vardır. Bu haberler doğru mudur? Hükûmetinizce böyle bir çalışma yapılmakta mıdır?

İkinci sorum: 2011 yılı cari işlemler açığı 78 milyar dolara ulaşmıştır. Bunun sonucunda Türkiye'nin kredi notu aşağı çekilmiştir. 2012 yılında bu olumsuz mali ve ekonomik tablo devam edecek midir, yoksa bizi teğet mi geçecektir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 14 Aralık 2011 tarihli Resmî Gazete’de Van depreminde çalışan devlet memurlarına altı ay süreyle aylık 300 TL’lik bir ek ödemenin verileceği yönündeki Bakanlar Kurulu kararı yayınlandı. Şimdi, bunun tabii ki yayınlanmış olması memnuniyet vericidir ancak aynı şartlarda, daha önce ülkemizde yaşanan birçok depremde, örneğin en son Simav depreminde yaşanan olaylarda çalışan devlet memurları bu kapsama neden dâhil edilmemiştir? Valiliğin bu konudaki resmî yazısı olmasına rağmen niçin bu konu ihmal edilmektedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bütçemizin en önemli kalemlerinden olan harcamalarda halkın çıkarlarına dayalı harcamaların yapıldığını ne yazık ki göremiyoruz. Hükûmet söz verdiği hâlde geçmişe dayalı hiçbir uygulamada bizlere örnek teşkil edecek bir davranış sergileyemiyor. Van depreminin gerçeğini yaşarken Ankara’mızın hemen burnunun dibinde Balâ’nın Afşar beldesinde dört yıl önce meydana gelen depremde zarar gören altı yüz elli konut hâlâ teslim edilmemiştir. Sayın Bakan, bu gecikme nedendir? Bala’daki Afşar beldesindeki konutları ne zaman teslim etmeyi düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Fırat…

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bakanımıza şunu sormak istiyorum: Van depremi nedeniyle toplanan yardımlar, nakdî yardımlar ne kadardır? Bugün itibarıyla ne kadarı nereye harcanmıştır? Kalan para ne yapılacaktır?

BAŞKAN – Sayın Yüksel…

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Sayın Bakan, size yönelttiğimiz bir soru önergesinde “2010’dan bu yana hangi büyükşehir belediyelerinde denetim yaptınız, şu anda hangilerini denetliyorsunuz?” sorusuna “Vergi Usul Kanunu’nun 5’inci maddesi gereğince açıklayamam.” diye yanıt verdiniz. Bu 5’inci madde memurların kamuoyuna bilgi vermesini kapsar, bir bakanın milletvekiline bilgi vermesini kapsamaz. Bu sizin bilginiz dâhilinde mi oldu? Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Bir de 12 Haziran seçimlerinde Başbakanın başkanlığında tüm Bakanlar Kuruluyla İzmir’e yüklendiniz ama sonuç alamadınız, CHP-AKP arasındaki oy farkı CHP lehine daha da arttı. Şimdi gönderdiğiniz 52 vergi denetmeniyle mi on binlerce İzmirliyi sorgulatarak sonuç almaya çalışıyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Bakan, ekim ayında İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Ersin Özince yaptığı bir açıklamada kaygılarını şu şekilde dile getiriyordu: “’Sandalı nerelerden sallıyoruz?’ derseniz, birincisi, iş ve dış siyasetle ilgili sıkıntılarımız var. Türkiye'nin hem kendi sınırları içinde hem de Doğu Akdeniz çanağında ilgilendiği bazı meseleler var. Bunlar dışarıyı korkutmak için yeterli neden. Bakın, yöneticilerimiz savaş sözü ediyor. İş hayatını etkiler, sermaye yavru ceylan gibidir, kaçar.” diyor.

“Komşularla sıfır sorun” politikasını hedefleyip komşularla sürekli çatışma ve savaş çığırtkanlığı yapan bir Bakanlar Kurulu ile siz piyasalarda istikrarı ve mali disiplini nasıl sağlamayı düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Bakan, sağlıkta bir hasta için şu anda şu rakamlar alınıyor: Randevu için 4 TL, reçete ücreti 3 TL, üç adetten sonra her ilaç başı 1 TL, ilaçlardan yüzde 20 ilaç katılım payı ve hastanelerde ve üniversite hastanelerinde de 5 TL’lik ücret alınıyor. Bir hastanın ayda 3 kez kontrole gittiğini veya 3 kez ilaç aldığını düşünürsek bir asgari ücretli, şu anda aylık yüzde 25 civarında, hastaneden, ücretleri karşısında, SSK’lı olmasına rağmen böyle bir ücret karşılığını size ödemek zorunda. Böyle bir uygulamayı devam ettirirken -insanların ödediği bu sağlık güvencesinin- acaba 2012 yılında ücretlerini daha da artırmayı düşünüyor musunuz? Hastaneleri satmayı düşünüyor musunuz?

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Müsaade ederseniz son sorudan başlamak istiyorum.

BAŞKAN – Ben sürenize bir dakika ekleyeceğim, milletvekili arkadaşımızın sözünü kesmemek için öyle oldu.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, değerli arkadaşlar, sağlık konusunda hakikaten ülkemizde çok ciddi ilerlemeler sağlandı, sağlık, sağlığa erişim, sağlığın kapsamı anlamında hakikaten birçok ülke açısından şu anda hayal olan gelişmeler yaşandı. Yani Mc Kenzie bir iki yıl önce bir rapor yayınlamış ve Kuzey Avrupa ülkeleri ile Türkiye’yi karşılaştırmıştı yani birçok ülkeyi karşılaştırmıştı, gerçekten Türkiye, kapsam ve erişim anlamında neredeyse Kuzey Avrupa ülkelerini yakalamış. Ama bu, beraberinde tabii ki sağlık harcamalarında sürdürülebilirlik sorununu da getiriyor, onun da çalışılması lazım.

Bir de tabii ki aksayan birtakım yapısal boyutları var bu harcamaların. Mesela, Avrupa Birliğinde doktora giden her 100 hastanın sadece 35’i ilaç alıyor yani 35’ine reçete yazılıyor, oysa ülkemizde her 100 hastanın 85’ine ilaç yazılıyor. Maalesef, bu yapılan harcamalarda -ben sadece gereksiz ilaç harcamalarından bahsediyorum- kaynağın bir kısmı da dışarı gidiyor.

Şimdi, dolayısıyla bizim talep yönetimine yönelik birtakım adımları atmamızı aslında ülke menfaati çerçevesinde düşünmemiz lazım. Şimdi, burada ne yapılıyor? Burada yapılan şey şu: Eğer, hakikaten hastamız kronikse, zaten oradan bu bahsettiğiniz hiçbir katkı alınmıyor. Rutin birtakım kontroller yeni reçete yazdırmaya gidiyorsa, zaten bu hususlarda herhangi bir para söz konusu değil, bir ücret söz konusu değil. Ancak şu var: Yani Türkiye’de hakikaten ilaç anlamında bir israf söz konusudur, burada bir talep yönetimi anlamlıdır. Bakın, sağlık harcamaları yaklaşık 9-10 milyar liradan 2002 yılında, bu sene itibarıyla söyleyeyim yaklaşık 44-45 milyar liraya çıkmış durumda değerli arkadaşlar. Sonuçta bu, ülkenin kaynağı bütçeden harcadığımız, yani tek alıcı burada devlet. Şimdi, devlet, talep yönetimi konusunda adım atıyor ama burada özellikle kronik hastalar, özellikle rutin birtakım şeyler konusunda da istisnalar sağlanıyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, diğer sorulara geçeceğim: Vergi mahremiyeti sadece vatandaşlarla maliyeyi ilgilendiren bir husus değil. Yani samimi olarak söylüyorum, vergi mahremiyeti olmasa bu sorduğunuz vergiyle ilgili, incelemelerle ilgili bütün sorulara, ben size tabii ki cevap vermek isterim. Yani bu konuda en ufak tereddüdünüz olmasın ama vergi mahremiyetine ilişkin hükümler son derece açık. Yani bu, milletvekili ile bakan arasında özel bir istisna getirmiyor, getirse şey yapacağım ama müsaade ederseniz bu bahsedilen hususla ilgili olarak değerli arkadaşlar, İzmir’le ilgili olarak vergi mahremiyetine de tabii ki girmeden, ben size açıklayabileceğim bilgileri vereyim: Şimdi, Maliye Bakanlığının denetim elemanlarının yani başlattığı bir vergi denetimi söz konusu değildir. Burada savcılık bir talepte bulunmuş. Bu talep sonucunda bilirkişilik görevi için maliyeden denetim elemanları istemiş. Şu an itibarıyla doğrudur, İzmir’de 6 tane denetim elemanımız var, Maliye Bakanlığının 6 tane denetim elemanı var. Müsaade ederseniz bakın 2010 yılında…

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Sizin emrinizdekiler, size bağlı kişiler nasıl bilirkişilik yapabilirler?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, arkadaşlar, siz söylerseniz, ben…

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Vergileri size bağlı, gelirleri size bağlı…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Olur mu? Bakın, size bilgi vermeye çalışıyorum. Değerli arkadaşlar, bakın size bilgi vermeye çalışıyorum, bir müsaade ederseniz, zaten bir üç gün, dört gün daha buradayız yine gelirsiniz, yine sorularınıza cevap veririm ama müsaade edin lütfen.

Şimdi, bakın, değerli arkadaşlar, 2010 yılında benzer şekilde 21 adet görevlendirme yapılmış, 35 kişiyi göreve almış, 7 ayrı belediye; 2011 yılında 25 adet görevlendirme yapılmış, 44 kişiyi göreve almış -Maliye Bakanlığından bahsediyorum- 14 ayrı belediye. Peki, bu belediyeler arasında AK PARTİ var mı? Evet. 5 tanesi AK PARTİ, 6 tanesi Cumhuriyet Halk Partisi, 6 tanesi Milliyetçi Hareket Partisi…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – İstanbul Büyükşehir var mı, İstanbul Büyükşehir?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - …1 tanesi Demokratik Sol Parti, 1 tanesi Demokrat Parti.

Yani değerli arkadaşlar, bakın, bu bilirkişi görevlendirmesi savcının talebi üzerine oluşuyor. Maliye Bakanlığının resen başlatmış olduğu bir vergi denetimi, bir ayrımcılık söz konusu değildir.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Yanlış bilgi veriyorsunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Yani biz İzmir Belediyesine…

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – 52 vergi denetmeni var Sayın Bakan. Yanlış bilgi veriyorsunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - …“Haydi, bizim vergi denetmenleri, müfettişlerimiz gitsin, denetleme yapsın.” diye herhangi bir adım atmamışız değerli arkadaşlar.

Şimdi…

BAŞKAN – Sayın Bakan, isterseniz hiç başlamayın, otuz saniyede de bitiremeyiz. Daha sonra yazılı cevap verirsiniz.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

8’inci maddeyi okutuyorum:

 

Aktarma ve ekleme işlemleri

MADDE 8 - (1) a) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerin bütçelerinin "Personel Giderleri" ile "Sosyal Güvenlik Kurumlarına Devlet Primi Giderleri" tertiplerinde yer alan ödenekleri, Maliye Bakanlığı bütçesinin "Personel Giderlerini Karşılama Ödeneği" ile gerektiğinde "Yedek Ödenek" tertibine; diğer ekonomik kodlara ilişkin tertiplerde yer alan ödenekleri ise 5018 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan sınırlamalara tâbi olmaksızın Maliye Bakanlığı bütçesinin "Yedek Ödenek" tertibine aktarmaya,

b) Genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinden, hizmeti yaptıracak olan kamu idaresinin isteği
üzerine bütçesinden yıl içinde hizmeti yürütecek olan idarenin bütçesine, fonksiyonel sınıflandırma
ayrımına bakılmaksızın ödenek aktarmaya ve bu konuda gerekli işlemleri yapmaya,

c)   Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri için 2012 Yılı Programının Uygulanması,
Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karara uygun olarak yılı yatırım programında değişiklik yapılması
halinde, değişiklik konusu projelere ait ödeneklerle ilgili kurumlar arası aktarmaya,

ç) Kamu idarelerinin yeniden teşkilatlanması sonucu, bütçe kanunlarının uygulanması ve kesin hesapların hazırlanması ile ilgili olarak gerekli görülen her türlü bütçe ve muhasebe işlemleri için gerekli düzenlemeleri yapmaya,

Maliye Bakanı yetkilidir.

(2) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idareler, aktarma yapılacak tertipteki ödeneğin yüzde 20'sine kadar kendi bütçeleri içinde ödenek aktarması yapabilirler. Bu idarelerin yüzde 20'yi geçen diğer her türlü kurum içi aktarmalarını yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir. 2012 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karara uygun olarak 2012 Yılı Yatırım Programına ek yatırım cetvellerinde yer alan projelerde değişiklik yapılması halinde bu değişikliğin gerektirdiği tertipler arası ödenek aktarması işlemlerinin tamamı 5018 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan sınırlamalara tâbi olmaksızın idarelerce yapılır.

(3) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri, 29/6/2011 tarihli ve 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kapsamında Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yaptıracağı işlere ilişkin ödeneklerini Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesine aktarmaya yetkilidir.

(4) Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı; cari yıl içinde aralarında yapılan hizmetlerin bedellerini karşılamak amacıyla varılacak mutabakat üzerine, bütçeleri arasında karşılıklı aktarma yapmaya yetkilidir.

(5) Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı; bütçelerinde yer alan Silahlı Kuvvetlerin tek merkezden yönetilmesi gereken ikmal ve tedarik hizmetleri ile bir fonksiyona ait bir hizmetin diğer bir fonksiyon tarafından yürütülmesi halinde ilgili ödeneği, fonksiyonlar arasında karşılıklı olarak aktarmaya yetkilidir.

(6) Özel bütçeli idareler ile düzenleyici ve denetleyici kurumların (B) işaretli cetvellerinde belirtilen tahmini tutarlar üzerinde gerçekleşen gelirler ile (F) işaretli cetvellerinde belirtilen net finansman tutarlarını aşan finansman gerçekleşme karşılıklarını, idare ve kurumların bütçelerinin mevcut veya yeni açılacak tertiplerine ödenek olarak eklemeye Maliye Bakanlığınca belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde kamu idareleri yetkilidir. Sermaye ödenekleri, 2012 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar esaslarına göre yılı yatırım programıyla ilişkilendirilir.

(7) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri arasındaki kaynak transferleri ödenek aktarma suretiyle yapılır. Merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idareler ve kurumlar arasındaki diğer kaynak transferleri tahakkuk işlemleriyle gerçekleştirilir. Bu işlemler karşılığı tahsil edilen tutarlar, ilgili kamu idaresince bir yandan (B) işaretli cetvellere gelir, diğer yandan (A) işaretli cetvellere ödenek kaydedilir.

 

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Günal.

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, az önceki maddede Meclisin bütçe hakkı ve yetkisiyle ilgili konuşmamı yaptım. Ben, size 14 milyarlık bir yatırım şeyinden söz etmiştim 2010’da ama iktidar partisi milletvekilimiz konuşurken -sağ olsun Sayın Bakanım ayrıntılarını vermiş- ondan birazını daha öğrenmiş olduk. Sözlerime bununla başlıyorum bir espri olarak.

Az önce sayın grup başkan vekillerimiz “İnsan Hakları Haftası” diye konuşmalarını yaptılar ama onunla beraber bu hafta Konya’da Mevlânâ’yı anma etkinlikleri var. Biliyorsunuz, 17’sinde de Şebiarus töreniyle bitecek. Ben bugün bu vesileyle düğün gecesi olarak nitelendirilen ve Hakk’a kavuşmasını sembolize eden gecede bu rakamlarını tartıştığımız, yetkilerini, yetki dışı ödeneklerini tartıştığımız bu gündelik çekişmelerin ötesinde 2011 yılı biterken sizlerin bu gündelik çekişmelerin dışında bazı hususlarda dikkatini çekmek istiyorum değerli arkadaşlarım.

Mevlân⠓hoşgörü” kelimesiyle yan yana bütün dünyada getirilmiş durumda. Bildiğiniz gibi, birçok ünlü deyişi var, Mesnevi’nin içerisinde yer alan birçok sözleri var ama ben burada birkaç tanesine değinip buradan sizi bazı farklı düşüncelere götürmek istiyorum. Sizler de uzun bir çalışma sonucunda yoruldunuz, birtakım şeylerde, gündelik siyasi çekişmelerin içerisinde maalesef, farklı noktalara doğru bazı şeyleri düşünmeden ilerliyoruz, dışarıdan belirlenen gündemlerin peşinden devam ediyoruz.

Diyor ki Mevlânâ: “Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.”

Değerli arkadaşlar, bu tabii ki aynı ortamlarda, aynı asırlarda yaşayan, Türk kültürüne, Türk medeniyetine önemli katkıda bulunan, çağdaşlarından yine arı dili Türk dilini seslendiren Yunus Emre’nin de bir iki sözünü yine bu sözlerle ilgili, bağlantılı olarak sizlerin dikkatine sunmak istiyorum. Diyor ki:

“Sözü bilen kişinin,

Yüzünü ak ede bir söz.

Sözü pişirip yiyenin,

İşini sağ ede bir söz.

 

Söz ola kese savaşı,

Söz ola kestire başı.

Söz ola ağulu aşı,

Yağ ile bal ede bir söz.”

Neden bunları söylüyorum? Bu hoşgörü ortamında, Mevlânâ’nın etkinliklerle anıldığı ortamda, Dünya İnsan Hakları Haftası’nda, maalesef, biz burada milletvekillerinin haklarını bile koruyamıyoruz, kısır çekişmeler ve siyasi taassup içerisinde karşılıklı olarak el kaldırmalarla “Kabul edin, etmeyin.” geçip gidiyor. O arada birtakım önemli şeyleri, insani duyguları, kültürümüzü, yozlaşmayı, yeni çağda küresel gelişmelere karşı kendimizi korumayı maalesef ihmal ediyoruz, rakamlara gömülüp gidiyoruz. Onun için, bugünkü konuşmamda biraz daha sizin bu konulara dikkatinizi çekerek 2011 yılının muhasebesini yaparken, 2012 yılında da bu gelişmelere karşı Türk kültürünü korumak, Türk milletini -bizlerin 2023 vizyonu olarak başlattığımız, sonrasında sizlerin de buna katıldığınız- 2023’te bölgesinde lider ülke olması ve bunu daha ileri taşıyarak hep birlikte, 2053’te süper güç olma -fethin 1.600’üncü yıl dönümü geliyor- ve daha uzun erimli hedeflerle 21’inci yüzyılda Türkiye'nin lider ülke olması ve 21’inci asrın Türk asrı olmasının ötesinde, 3’üncü bin yılda Türk İslam medeniyetini, Türk kültürüyle yoğrulmuş bir şekilde yeniden ilme, fenne, akla önem vererek, akıl ve nakli dengeleyerek yeniden ön plana çıkarmayı hep birlikte başarmak zorundayız. Onun için Mevlânâ’ya ve Yunus’a döndüm. Çünkü diyor ki:

“Dünyaya gelen göçer,

Bir bir şerbetin içer.

Bu bir köprüdür geçer,

Cahiller onu bilmez.

 

Gelin, tanış olalım,

İşi kolay kılalım.

Sevelim, sevilelim,

Dünya kimseye kalmaz.”

Ve yine, bu yolun yolcusu olan, yine Horasan erenlerinden gelip, Hoca Ahmed Yesevî’nin dergâhından gelip Anadolu’da bizim kültürümüze önemli katkılarda bulunan Hacı Bektaş Veli de hep birliğe, beraberliğe bizi çağırıyor, “Gelin bir olalım, iri olalım, diri olalım.” diyor.

Onların bakışları gerçekten farklı. Bugünkü konuşmamda bunlara yer vermemin nedeni, bizim de bu farklı bakışa zaman zaman da olsa gündelik tartışmalardan çıkarak kulak vermemiz.

Bir hikâyeyle konuşmamı bağlamak istiyorum. Hikâye diyorum, bir alıntı, Mevlânâ’yla Hacı Bektaş Veli’nin birlikte anıldığı bir şey, kültürümüzün kökenlerine inerek: Adamın birisi kötü yoldan para kazanıp -affedersiniz- bir inek satın almış. Sonrasında pişman olmuş ve hiç olmazsa bu kötülükten arınayım diye, aldığı hayvancağızı götürüp Hacı Bektaş Veli’nin dergâhına kurban olarak bağışlamak istemiş. Tabii ki kötü yoldan kazanıldığını bilen Hacı Bektaş da “Biz bunu kabul edemeyiz, bu helal değildir.” deyip kurbanı geri çevirmiş. Tabii, adam da ısrarlı bir şekilde, yaptığı hatayı telafi etmek üzere Mevlevi dergâhına gitmiş, oradan Mevlânâ’ya ulaşmış ve ona durumu anlatmış. Mevlânâ hediyeyi kabul etmiş. Tabii, daha da çok şaşırmış, demiş ki: “Ya Mevlânâ, ben böyle böyle bir şey yaşadım, Hacı Bektaş Veli bu kurbanı kabul etmedi, bunun sebebi nedir?” O da der ki: “Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir, öyle her leşe konmaz. O yüzden, senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o etmeyebilir.” Adam üşenmez, tekrar kalkar Hacı Bektaş’ın dergâhına gider ve Mevlânâ’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip “Bunun nedeni nedir?” diye sorar. Hacı Bektaş Veli Hazretleri de kendisine şöyle cevap verir: “Bu bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlânâ’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.” der.

Dolayısıyla, biz gönlümüzü açtığımız zaman -“Dil, gönlün anahtarıdır.” der- dilimizi açtığımız zaman, uzlaşmaya yanaştığımız zaman, muhalefeti yok saymadığımız zaman, her insanı kendi hâliyle, kendi göreviyle, kendi özelliğiyle değerlendirdiğimiz zaman illa ki uzlaşacak bir şeyler buluruz; bizim ortak noktalarımız çoktur.

Değerli arkadaşlar, dünyanın çok kritik bir süreçten geçtiği aşamada, kalkıp başkalarının projeleriyle değil kendi projelerimizle, Türk kültürüne sahip çıkarak, kültürel yozlaşmaya karşı çıkarak, manevi değerlerimize sahip çıkarak, tabii, ilme ve akla, fenne ağırlık vererek -Âkif’in dediği gibi: “Alınız ilmini Garb’ın, alınız san’atini / Veriniz hem de mesâînize son sür’atini." diyor- yani bu kültür değerlerimize sahip çıkarak, aklı ve nakli dengeleyerek, kendi kültürümüzün üzerinde yeniden Türk-İslam medeniyetini, medeniyetler arası çatışmayı değil, yeni bir medeniyetin inşasını hep birlikte yapabiliriz. Gelin, kısır çekişmelerden uzaklaşalım çünkü Türk milleti büyük bir millettir, Türkiye Cumhuriyeti devleti de köklü bir devlettir. Zaman zaman iniş çıkışlar olabilir, politika hataları olabilir. Bizim görevimiz uyarmaktır. Değerli arkadaşlar, Milliyetçi Hareket Partisi her zaman önce ülkem ve milletim, sonra partim, sonra ben diyen bir anlayışa sahiptir. Milletin çıkarına olan ne varsa buraya getirin, biz onları destekleyelim. Ama eksik yapılan, yanlış yapılan ne varsa da onu eleştirmek milletin bize verdiği yetkinin bir görevidir. Siz öyle algılamayabilirsiniz ama gelip bize bunları anlatmak zorundasınız, ikna etmek zorundasınız. İktidarda olan sizsiniz, bilgiye sahip olan sizsiniz. Eğer gelip anlatmazsanız, açıklamazsanız, bilgi kirliliği olursa şeffaflık olmazsa çok daha fazla tartışırız ve zaman kaybederiz. Onun için gelin hep birlikte büyük Türkiye’yi, lider Türkiye’yi 2053’ün süper gücünü, 21’inci yüzyılda Türk asrı olmasının ötesine  geçirerek 3’üncü bin yılı Türk bin yılı yapacak ve Türk İslam medeniyetini yeniden ihya edecek projelere beraber imza atalım ve Türk milletinin geleceğini düşünelim diyor, bu duygu ve düşüncelerle hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim Sayın Günal.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Mustafa Moroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Bütçenin 8’inci maddesiyle ilgili görüşlerimizin çok önemi olmadığı düşüncesiyle konuşmama başlamak istiyorum çünkü bu madde olduğu gibi kabul edilecek, geldiği gibi kabul edilecek. Bugüne kadar Meclise geldiğim günden beri yapılan uygulamalar da bunu açık seçik bir şekilde ifade ediyor.

Eğer Mecliste birtakım şeylerin değişebileceğine milletvekili arkadaşlarım da inanmış olsaydı milletvekili koltuklarında otururken laptopları açık, gazeteleri açık, kitapları açık okumak ya da  bakmak zorunda kalmadan acaba Mecliste neler konuşuluyor, bu halkın yararına olan ya da zararına olan maddelerle ilgili bir değişiklik yapılabilir mi diye düşünür, böyle bir davranış içinde olmazlardı.

Bu kültürü belki yeni gelen, bu dönem seçilen bütün milletvekili arkadaşlarımızla değiştirebilme umuduyla “Aktarma ve ekleme” maddesine ilişkin düşüncelerimi kısaca anlatmak istiyorum. Yaşamımızdan yani halktan aldığımız yetkiden neleri aktarmamamız, neleri eklememiz ya da tersinden bakarak neleri eksiltmememiz gerektiği konusunda düşüncelerimi anlatmak istiyorum.

Hepimiz milletvekili adaylarıyken seçmenlere söz verdik. Köylerde köylülerle, kahvelerde yurttaşlarla ya da ev ziyaretlerinde hepimiz “Yetkiyi bize verin, sizin adınıza Mecliste görev yapalım, sizin lehinize çıkacak yasaların çıkabilmesi için çalışalım, sizin aleyhinize olacak uygulamaların ortadan kalkması için çaba gösterelim.” dedik, vekâlet istedik, vekâleti aldık geldik.

Peki, gelir gelmez neyle karşılaştık ve burada, bu Mecliste, özellikle bu bütçe görüşmeleri döneminde yaşadığımız manzara ne? Vekâletimizi önce Bakanlar Kuruluna, sonra da Bakanlar Kurulu vasıtasıyla da tek bir kişiye, Başbakana devrettik. Daha biz gelmeden, bizim vekâletlerimiz alınarak kanun hükmünde kararnamelerle bakanlıklar oluşturuldu, bu oluşan bakanlıkların bütçeleri hazırlatıldı ve bize oylatıldı.

Yabancılaşmak insan için çok zararlı sevgili arkadaşlarım yani bir insan kendi özüne uygun, doğuşundan özünde olan, vicdanına, ahlakına ve kendinden önce başkasının haklarına, başkasının hukukuna yabancılaşmaya başlaması çok tehlikeli ama bu yabancılaşma kamu adına görev yapan milletvekillerinde, belediye başkanlarında yani yönetenlerde oluşmaya başlamışsa çok daha tehlikeli bir durum alıyor. İşte, o zaman, bu sınırsız tüketim, sınırsız kâr demek olan sistemin ve onun yarattığı kurumların bize sunduğu nimetlerden faydalanabilmek için el kaldırmaya, her şeye olur demeye, her şeye evet demeye ve hiçbir tartışmayı dinlemeden, konuşmadan, aramızdaki duvarları yıkmaya çalışmadan el kaldırmaya hazır birer vekil olmuşuz demektir. Asıl tehlikeli olan da budur. (CHP sıralarından alkışlar) Artık o yetkilerin halka karşı kullanılma zemini oluşmaya başlamıştır, bu çok tehlikeli. Ne diyeceğiz seçmenlere? O söz verdiğimiz emeklilere, söz verdiğimiz köylülere, söz verdiğimiz öğrencilere, söz verdiğimiz kadınlara, eşit yurttaşlık hakkı isteyen Kürtlere ve Alevilere ne diyeceğiz? Seçim bölgelerine gittiğimizde başka, burada başka konuşmaya, orada başka el kaldırmaya, burada başka el kaldırmaya başlarsak bu aktarma ve çıkarmaların ve eklemelerin hiçbir önemi olmadığını bilmeliyiz.

En büyük görev, değerli arkadaşlarım, hiçbir parti ayrımı gözetmeden bütün milletin vekiliyiz, bütün Türkiye’nin vekiliyiz. Birisi Güneydoğu Anadolu’nun vekili, birisi Doğu Anadolu’nun vekili, birisi Batı’nın vekili değil, seçildikten sonra hepimiz milletin vekiliyiz, bu halkın vekiliyiz. Öyleyse, ilk önce bu Mecliste oluşan duvarları yıkabilirsek yani birbirimize aktarmamız gereken şeyleri aktarmaya başlar isek, işte o zaman eşit, özgür ve barış içinde yaşayan bir Türkiye toplumunu yaratmak için buradaki görevimizi yapmaya başlamışız demektir. Halk buraya bakıyor, ilk önce burada oluşacak. Birbirimizin sözünü keserek, birbirimize laf atarak, bağırarak, çağırarak, aramızda duvarlar örmeye çalışarak birbirimizden çok faydalanabileceğimizi düşünmüyorum ve halka da örnek olacağımızı düşünmüyorum.

Şimdi, bu yetkilerin, halktan aldığımız yetkilerin halka karşı nasıl kullanılmaya başlandığının buradaki örneklerini çok arkadaşım anlattı, ben tekrar anlatmayacağım. Ama, eğer bütçeden bir aktarma yapılacaksa, bu konuda Maliye Bakanlığına -değişik- okunduğu şekliyle bazı yetkiler verilecekse Maliye Bakanlığının bu yetkileri nasıl kullanmasına, nerelere aktarma, nerelere ekleme yapmasına ilişkin düşüncelerimi de kısaca anlatmak istiyorum.

Bir defa parasız sağlık ve eğitime, eğitimin ve sağlığın daha kaliteli olması için ne yapılması gerekiyorsa yapılsın -zamanımız kısa, hızlı hızlı geçeceğim- ve 1980’den beri aktarmayla, eklemeyle birtürlü önleyemediğimiz, kimine göre terör, kimine göre düşük yoğunluklu savaş, kimine göre Kürt sorunu, kimine göre Güneydoğu Anadolu sorunu ve onun içinde Kürt sorunu, adı ne olursa olsun önleyemediğimiz can kayıplarının önlenmesi için ne yapılması gerekiyorsa bu Meclis yapmalı. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar) Çünkü, can kaybı en önemli kayıptır değerli arkadaşlarım. Otoyolları sonra yapabilirsiniz, havaalanlarını sonra yapabilirsiniz, Konak tünellerini sonra yapabilirsiniz, ilk görevimiz bu ülkede yıllardır insanların ölümüne neden olan bu sorunu çözmektir. Bu sorun sadece BDP’lilerin sorunu, sadece MHP’lilerin, CHP’lilerin, AKP’lilerin sorunu değildir, bu sorun hepimizin, bütün Türkiye yurttaşlarının görevidir. Bu sorunun çözümü de burada, bu Mecliste herhangi bir yaftalama yapmadan özgürce konuşabilmek ve tartışabilmektir.

Doğaya ve kentlere karşı işlediğimiz suçlardan ötürü yok ettiğimiz can kayıplarının önlenmesi için bir an önce kent yenileme projelerine destek verilmelidir. Bu da can kayıplarımızın can alıcı noktalarından birisidir. Güneydoğu Anadolu’da, Doğu Anadolu’da ne olup bittiğinden daha az acı bir sorun değildir. Onun için kent yenileme projelerine bir an önce başlanmalı ve bu konuda el birliğiyle hareket etmeliyiz. Ankara’nın kent yenileme projesi bir günde onaylanırken İzmir’in kent yenileme projesi on bir aydır bekliyorsa AKP’li İzmir milletvekilleri başta olmak üzere, hepsi yarın gidip bu projeleri onaylatmadır. (CHP sıralarından alkışlar) Görev onlarındır. Ondan sonra çıkıp “Halkın lehine bütçe yaptık.” diye Ali Aşlık ya da diğer milletvekilleri gülmeyecek. Evet, yarın bu kent yenileme projesi müsteşarlıktan mı çıkacak, bakanlıktan mı çıkacak, kimden çıkacaksa çıkacak ve bugüne kadar aktardığınız, yetki aldığınız biçimde bu yeni örtülü ödenekler de yaratılmaması ve -bunların geçmişteki gibi kullandığında, nasıl kullanıldığını biliyoruz- yeni faili meçhuller de yeni cinayetler de yaratılmamasına dikkat edilmesini öneriyorum. Nedeni de şu: İnsan Hakları Haftası, geçen hafta başladı, devam ediyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin imzalaması gereken bir sözleşme gündeminde duruyor. Devlet tarafından zorla kaybedilmesinin önlenmesine ilişkin uluslararası bir sözleşme Nisan ayı 2011’den itibaren yürürlüğe girdi. 2006 Nisanında kabul edildi, 2010 Nisanında yeterli devlet imzayı attı ve nisan ayından itibaren de yürürlükte. Seksen sekiz devlet imzalamış, Türkiye henüz imzalamamış. Eğer bütün Meclis olarak can kayıpları en önemli meselemiz ise Türkiye bir an önce bu sözleşmeyi imzalamalı ve bu sözleşmelerin gereğinin yerine getirilmesi için yaratılması gereken kurumlar, kuruluşlar, ödenekler, ne varsa bunu yapmalıdır, aktarma ve ödenek yapılacaksa buraya aktarmalıdır. Ve artık çocuklar “Baba seni karanlıklarda aramak zorunda kalırım.” diye şiirler yapmasın. Analar otuz bir yıldır çocuklarını aramak için Galatasaray Lisesi önünde nöbet beklemek zorunda kalmasın. Biz de ağlıyoruz, sadece çocuklar ve analar ağlamıyor. Can kayıpları, kim, hangi nedenle ama depremle ama selle ama felaketle ama terörle neyle kaybedilirse kaybedilsin hiçbirimizin tahammül edemeyeceği bir şey bu. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) - O nedenle, bütün can kayıplarının önlenmesi için bu Meclis ne gerekiyorsa yapmalıdır ve bunun için de herkesin özgürce tartışmalarına neden olmalıdır.

Son sözüm bütçeden... Kadınlar her gün öldürülüyor arkadaşlar.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Moroğlu.

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) - Kadınların öldürülmemesi için ilkokuldan başlayarak askere, polise varıncaya kadar kadın haklarının, onların da bizim gibi insan olduğunu anlatan eğitimler verilmesi için ödenek acilen ayrılmalıdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Iğdır Milletvekili Sayın Pervin Buldan.

Buyurun Sayın Buldan. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

8’inci madde üzerine grubum adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, faili meçhuller, yargısız infazlar ve kayıplar. Türkiye'nin bir dönem devlet politikası olarak uygulamaya çalıştığı, insanların diri diri toprağa gömüldüğü, asit kuyularına atıldığı, insanların kaçırılarak, üzerlerinde naylonlar ve sigaralar söndürülerek işkenceler yapıldığı, bedenlere ve kafalara sıkılan kurşunlar…

Siz hiç eşinizin, kardeşinizin, çocuğunuzun ya da babanızın evden sağlam çıkışına ama o insanın eve bir daha hiç dönmediğine tanık oldunuz mu? Siz hiç eşinizin kanlı elbiselerinin babasını hiç görmeyen bir çocuğa hatıra olarak bırakıldığını bilir misiniz? Ya da siz üç yaşındaki, babasını hayal meyal hatırlayan bir çocuğunuz üzülmesin diye eve gelen misafirlere “Sakın, bu evde baba kelimesini kullanmayın.” diye tembihlediniz mi? Evet, ben çocuklarımı böyle büyüttüm. Evet, bu ülkede binlerce anne çocuğunu aynı şekilde büyüttü. Bu ülkede çocuklar babalarının beyaz Toros markalı araçlarla alınıp bir daha dönmediklerini yakinen bilmektedir yani daha dumanı üstünde tütüyor bu uygulamanın.

Annelerin gözleri kör oldu ama o kuyulardan hâlâ yaşlar akmaktadır. Ayakta zar zor duran toprak damlı evlerin tahta kapılarına vurulan dipçik darbesi bir eşin o an ve ebediyen susması, bir diğerinin ömür boyu azap çekmesi, bağrına taş basması anlamına geliyordu. Türkü okumak bir emareydi ölmek için, ıslık çalmak da. Bir kitabı okumak, derin derin sigarayı dumanlamak ve sakal uzatmak da bir emareydi ölüm için. Mesela hâkî bir parka giymek suçların en anası demekti. Hiçbir gezegen geçmedi buralardan, hiçbir uzaylı, hiçbir dünyalı. Uzaklardan ya da yakınlardan bir yerden potinlerle dizlerin aşağısındaki kemiklerin tekmelendiği ve kırıldığı kimselerce bilinmedi, duyulmadı. Bir Allah’ın kulu “Yazıktır, günahtır.” demedi, bir Allah’ın kulu hutbesinde okumadı babasız bırakılmanın haramlığını.

Siyasetçiler, doktorlar, öğretmenler, avukatlar, bürokratlar ve iş adamları, hepsi katledildiler; kimi sokakta, kimi evinden çıkarken ya da iş yerinde.

Bu karanlık dönemden payıma düşen en acı deneyimlerden birini yaşamış olmama rağmen, kaybettiği yakınının bedenine, sesine, varlığına veya sadece herhangi bir zerresine ilişkin hiçbir şeye ulaşamayan kişilere kıyasla kendimi şanslı hissetmenin daha da ağırlaşan acısını taşımaktayım. Bu konuda yaşanan gelişmeler ise bu ülkenin bir yurttaşı olarak yaşadığımız acılara bir de utancı eklemektedir.

Bugün Başbakan nasıl cebinde tutuklanacakların listesini taşıyorsa, o günün Başbakanı Tansu Çiller de öldürüleceklerin listesini taşıyordu. Bugün Başbakanın emriyle siyasetçiler nasıl tutuklanıyorsa, o gün Tansu Çiller’in emriyle insanlar katlediliyordu. Bugün Leyla Güven, Çağlar Demirel, Hatip Dicle, Çimen Işık sorgusuz sualsiz KCK’li diye tutuklandıysa, o gün Savaş Buldan, Behçet Cantürk, Medet Serhat, Mehmet Sincar PKK’li diye katledildiler. Yalnız, o gün PKK’li diye öldürülenler, bugün KCK’li olarak tutuklananlar, hepsinin ortak bir yanı, hepsinin onurlu birer Kürt olmaları.

Bugün gelinen noktaya bakmak istiyorum. Eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür savcılıkta verdiği ifadede ölüm listesini gördüğünü, “Mehmet Ağar, Korkut Eken, İbrahim Şahin tarafından yönetilen oluşum terörle mücadele adı altında Medet Serhat, Behçet Cantürk, Fevzi Aslan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım, Savaş Buldan’ı öldürmüştür.”

Yine, “Tarık Ümit, Savaş Buldan’ın üzerinden çıkan paraları almışlar, yanında bulunan özel harekâtçılarla birlikte Ağar’a gitmişler ve bu parayı paylaşmışlar.” Yine, dönemin İçişleri Bakanlarından Nahit Menteşe’den bir açıklama: “PKK’ya yardım eden iş adamlarının ve devlete sızan PKK’lıların listesi bize gelmişti. Bu listeyi Millî Güvenlik Kuruluna sunmuş olabilirim. Hafızamı zorluyorum, vermiş olma ihtimali yüksek çıkıyor.” diyor.

Yine, DYP’li eski Bakan Salim Ensarioğlu, 27 Ağustos 1992 günü Diyarbakır’da olağanüstü toplanan Millî Güvenlik Kurulunda 1.200 kişilik Kürt iş adamı listesinin tartışıldığını iddia etti. Ensarioğlu “Toplantıda Erdal İnönü, Turgut Özal, Süleyman Demirel vardı. Demirel hâlâ yaşıyor, listeyi en iyi o bilir.” diyor.

Şimdi tarihlere bakalım: 27 Ağustos 1992, Millî Güvenlik Kurulu Diyarbakır’da toplanıyor. 3 Kasım 1993 Çiller açıklama yapıyor: “Elimizde PKK’ya yardım eden 60 Kürt iş adamının listesi var.” ve infazlar başlıyor. 15 Ocak 1994, Behçet Cantürk ve şoförü; 25 Ocak 1994, Fevzi Aslan ve kardeşi; 9 Mayıs 1994 Namık Erdoğan; 3 Ekim’de Mecit Baskın; 3 Haziran 1994, Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım; 12 Kasım 1994, Medet Serhat. Ve bir kaza oluyor 3 Kasım 1996’da. Balıkesir’in Susurluk ilçesinde, kazada mafya-siyasetçi-polis oluşumuna tanık oluyoruz. Ölenler ölüyor, kalanlar şimdi teker teker konuşuyor. Konuşanlar hep aynı yere işaret ediyor, dönemin Başbakanı, Emniyet Müdürü, olağanüstü hâl bölge valileri ama ne yazık ki bir dönemin karanlık kutuları, emir verenler, tetik çektirenler sorgulanmıyor, yargılanmıyor. O zat beş gün önce basın toplantısı yapma gereği duyuyor, Mehmet Ağar: “Kusurlarımız olmuştur, suçumuz olmamıştır. Kusurumuz olursa bilerek değildir hizmet kusurudur.” Ağar’ın “Hizmet kusuru” dediği binlerce faili meçhul cinayet, yargısız infaz, kan ve gözyaşı.

Buradan kendisine sormak isterim: İnsan öldürtmek, kan dökmek kusur mudur yoksa dünyanın en vicdansız, en ahlaksız, en adi suçu mudur? Evet, kuru ekmeğin üzerine su döküp yumuşatabilirsiniz elbette ama bir mezara su döküp yumuşatmazsınız içindeki kemikleri. Şu bir gerçek ki, Berfo Anne’yi kim ağlattıysa hâlâ ağlatmayı sürdürüyor.

Bir gerçek daha var ki, o dönemin suçluları kadar bu dönemki siyasi irade de o kadar suçludur. Hakikatleri araştırma ve adalet komisyonu acilen kurulmalı. Türkiye, geçmişiyle yüzleşmelidir. Suçlular hesap vermeli, sorgulanmalı ve yargılanmalıdır. Belki kaybettiklerimizi geri getiremeyecek ama yüreğimize en azından bir su serpilecektir ve hâlâ annelerin gözleri yol beklemektedir, babalar ise bitmez tükenmez sabırla donatılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Ateş düştüğü yeri yakar.” derler. Ateş, biz kayıp yakınlarının yüreğine düştüğü yerden bu ülkenin onurunu, insanca yaşama umudunu ve aydınlık geleceğini de yakıyor. Türkiye, âdeta bir kayıplar ve faili meçhuller ülkesi olmuştur. Oysa, biz biliyoruz ki, her kaybın bulunduğu bir yer, bir kaybedilme nedeni ve sorumluları vardır  ve biz biliyoruz ki, faili meçhul bırakılsa da aslında her cinayetin de bir faili vardır. Fakat sorumluların ortaya çıkarılması için devlet üzerine düşen görevi yapmalı, kayıplarla ve faili meçhul bırakılan cinayetlerle geçen ülke tarihi aydınlatılmalıdır binlerce kayba, binlerce cinayete ve aynı zamanda, yanan binlerce yüreğe yenileri eklenmesin diye.

Ülkemizin bu en acı yarasını sarmanın zamanı çok gecikse de “geçti” demek istemiyorum. Çünkü bu acılar üzeri kapatılsa, görmezden de gelinse suçlular açığa çıkarılmadığı sürece dinmeyecek acılardır diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Buldan.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, konuşmacı konuşmasını yaparken Sayın Başbakanın cebinde, Grup Başkanımız Sayın Başbakanın cebinde tutukluların listesi olduğunu ifade etti. 69’a göre açıklama istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADİL KURT (Hakkâri) – Sayın Başbakan kendisi söylüyor. Yani, neyini inkâr edeceksin?

BAŞKAN – Olsun, belki de değiştirecek bilgiyi.

ADİL KURT (Hakkâri) – Sayın Başbakanın kendisi söylüyor, biz söylemiyoruz. 

BAŞKAN - Buyurun.

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, burada Sayın Buldan’ı hayretle dinledik, izledik.

PERVİN BULDAN (Iğdır ) – Hayretle! Doğru söylüyorsun!

AHMET AYDIN (Devamla) – Türkiye’yi 1990 hatta 80 öncesine âdeta götürdü ama bugünkü Türkiye o günkü Türkiye değil. Dün tabular vardı, dün dokunulamayanlar vardı, dün bu kürsüde konuşulamayanlar vardı, söylenemeyenler vardı ama size şunu ifade edeyim: Tabuları biz yıktık.

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Mehmet Ağar ve Tansu Çiller’le nasıl bir anlaşma yaptınız?

AHMET AYDIN (Devamla) - Dokunulmayanlara biz dokunduk. Artık bu ülkede hiç kimsenin suç işleme özgürlüğü yok. Söylenemeyenleri biz söyledik ve icraata geçirdik. Asit kuyularını biz açıyoruz. OHAL’i, DGM’leri bizler kaldırdık.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Niye yargılanmıyorlar? Faili meçhul cinayetleri işleyenler ellerini kollarını sallayarak geziyorlar.

AHMET AYDIN (Devamla) - Temel haklara ilişkin uluslararası hukuku iç hukukun üstüne biz getirdik. Yerel dilde propagandayı biz serbest bıraktık. Çocuklara çocuk muamelesi yaptık. Taş atan çocukların,, geçtiğimiz dönem, geçtiğimiz yıl, çocuk mahkemelerinde yargılanmasına biz karar verdik.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Başkan, yaptınız ama AİHM kararlarına uymuyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) - TRT Şeş’i biz açtık. İşkenceyi biz ortadan kaldırdık. Bu ülke, işkenceyle, kötü muameleyle addedilen bir ülkeydi. Onu da biz “İşkenceye sıfır tolerans.” dedik, işkenceyi ortadan biz kaldırdık.

ADİL KURT (Hakkâri) – Doğru, sokağa işkenceyi taşıdınız!

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – İzmir’de kadın dayak yiyor karakolda.

AHMET AYDIN (Devamla) - Kürt dili edebiyatları bu dönemde açıldı, el insaf be! Kürt dili ve edebiyat bölümleri bu dönemde açıldı. Enstitüler bu dönemde kuruldu.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Aydın, sayıları 500’ün üzerinde üniversite öğrencisi gözaltında.

AHMET AYDIN (Devamla) - Kürtçenin serbestçe öğrenilmesi bu dönemde oldu.

Değerli arkadaşlar, belki henüz yapılamayan birtakım şeyler olabilir. Onu, oturur, konuşur, tartışırız.

PERVİN BULDAN (Iğdır) - Yapmıyorsunuz işte. Araştırma önergelerimizi neden kabul etmiyorsunuz?

AHMET AYDIN (Devamla) -  Ama emin olun, düne göre bugün Türkiye çok daha ileride, her açıdan ileride. Bütçeyi konuşuyoruz, ekonomide ileride. Demokratikleşme yolunda eğer, size şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki değerli arkadaşlar, şöyle yandaş basını da, candaş basını da bir tarafa bırakın, şöyle bir Sunday Times’a bakın ya,  New York Times’a bakın, uluslararası basına bakın, Türkiye'nin geldiği konumu eğer bizden öğrenmek istemiyorsanız, oradan öğrenebilirsiniz.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Türkiye’ye bakın Sayın Milletvekili, boş verin basını, yaşadıklarımıza bakın! Yalan mı söylüyoruz?

AHMET AYDIN (Devamla) - Türkiye bugün, her alanda rekorlar üstüne rekorlar kırıyor.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Yalan rekoru, evet.

AHMET AYDIN (Devamla) – Türkiye, kendine güvenen, ayakları yere basan bir ülke oldu. Bugün, dünyada dünya devleri batarken bu kriz ortamında Türkiye dik bir şekilde dünyanın en çok büyüyen ekonomisi hâline geliyor, Türkiye tamamen kurumsallaşıyor her açıdan, içindeki kötülükleri atıyor, içindeki olumsuzlukları atıyor.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – O zaman gelin, araştırma komisyonu kuralım, içimizdeki kötülükleri atalım.

AHMET AYDIN (Devamla) - Ama değerli arkadaşlar, sizler de gerçekten bu sorunların çözülmesini istiyorsanız bize akılcı projelerle gelin.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Niye reddediyorsunuz? Niye araştırılmasını reddediyorsunuz?

AHMET AYDIN (Devamla) - Yapılacak olan neler varsa burada oturup konuşalım, hep beraber yapalım.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Yapalım. Her defasında buraya önerge getirdik reddettiniz Sayın Milletvekili.

AHMET AYDIN (Devamla) – Ama bu yapılanları da… Şöyle şapkanızı koyun ortaya, dün burada konuşamayacağımız, düşünmeyi dahi ihtimal vermediğimiz birçok şeyi serbestçe konuşabiliyoruz; özgür bir ortam var.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) - Bunun bedelini ödedik Sayın Milletvekili.

AHMET AYDIN (Devamla) - Ama daha da özgürlük için AK PARTİ olarak daha çok şey yapacağız.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, efendim, tabii, çok önemli bir iddia, bir bühtan bence. Ama Sayın Grup Başkan Vekili “Tutuklu listesi Başbakanın elinde.” sözünü sataşma olarak adlandırdı “Ölüm listesi” diye, bunun olmadığına ilişkin net bir cevap verin lütfen.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bunu demeye gerek yok, böyle bir şeyin olmadığını bütün kamuoyu biliyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani biz bu bühtanı kabul edemeyiz. Türkiye Cumhuriyeti devleti hukuk devletidir.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - İspat iddia sahibine aittir, iddia sahibine aittir ispat.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Her müddei iddiasını ispata mecburdur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet ama sataşmadan dolayı söz aldınız.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Başbakanın zaten kendisi söyledi.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Kendisi söyledi, “Tutuklamalar devam edecektir.” dedi.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar? Ne demek, Başbakanın cebinde tutuklu listesinin ne işi olur ya?

OKTAY VURAL (İzmir) – Türkiye Cumhuriyeti devleti her zaman hukuk devleti olmuştur. Dolayısıyla böyle bir iddianın hiçbir hükûmete atfedilmesini kabul edemeyiz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, Türkiye bir hukuk devletidir, artık hukukun üstünlüğü vardır, güçlülerin üstün olduğu bir ülke değil. Hukuk devletinde de yargının yapacağı, yasamanın yapacağı, yürütmenin yapacağı şey de bellidir, malumu ilan etmeye gerek yok.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, biz bir açıklama yapmak istiyoruz, gerçekten somut şeyler sunmak istiyoruz. Grup Başkan Vekili çıkıyor, hamasi şeyler söylüyor. Pervin Hanımın söylediği: “Bizim katillerimizi üç gün önce yargı serbest bıraktı.” Bu katilleri sadece biz demiyoruz, bakın, İstanbul Emniyet Müdürü diyor ki: “Bunlar katil.” Ayhan Çarkın diyor ki: “Bunlar katil.”, efendim, Mehmet Eymür diyor ki: “Katil.” Katiller suçüstü yakalanmış ve siz yargıda onları aklamışsınız.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya yargı aklamışsa biz ne yapalım.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Kardeşim, AK PARTİ’yle yargıyı niye yan yana getirmeye çalışıyorsun ya?

SIRRI SAKIK (Muş) – Bakın, savcı diyor ki: Onlarca elimizde belge var.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Git savcıya söyle onu, git hâkime söyle onu, AK PARTİ’yle ne alakası var?

SIRRI SAKIK (Muş) – Emrinizde yargı, bize gelince…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yargı emrimizde değil, 138’i ihlal ediyorsunuz, yargı bağımsızdır.

BAŞKAN – Hepsi tutanaklara geçti.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                            Kapanma Saati: 14.35

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 14.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

 

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S.Sayısı: 88) (Devam)

 

BAŞKAN - Komisyon? Burada

Hükûmet? Burada.

Şimdi, 8’inci madde üzerinde söz sırası İstanbul Milletvekili Sayın Sevim Savaşer’de.

Buyurun Sayın Savaşer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SEVİM SAVAŞER (İstanbul) – Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Bu maddede, mali yıl içerisinde meydana gelecek zorunlu durumlarda bütçe ödenekleri arasında aktarma ve ekleme yapılmasına ilişkin esaslar yer almaktadır. Maddede yer aldığı gibi aktarmalar, eklemeler zorunlu durumlarda yapılmaktadır. Bir önceki konuşmacı bu aktarma ve eklemelerin eğitim ve sağlık adına yapıldığında anlamlı olduğunu vurgulamıştı ve yine bir önceki soru-cevap bölümünde de Sayın Maliye Bakanımız bir soru üzerine Malatya’da bulunan, depremde zarar gören okullar için bir kalemde dün itibarıyla 302 milyon lira Millî Eğitim Bakanlığına yedek ödenekten ilave kaynak aktardığını belirtmişlerdir. Demek ki aktarmaların yerinde yapıldığına bir örnek olarak bunu gösterebiliriz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi, 2009’da dünyada son altmış yılın en büyük küresel krizi yaşanmıştır. Küresel krizin yaşandığı 2009 yılı hariç hükûmetlerimiz tarafından hazırlanan bütçelerin tamamında bütçe açığı hep hedeflenenin altında kalmıştır. Küresel kriz döneminde birçok ülkenin kredi notu birkaç kademe düşürülürken Türkiye kredi notu iki kademe artırılan ender ülkelerden biri olmuştur.

Türkiye bugün ekonomik açıdan dünyada Çin’den sonra en hızlı büyüyen ülkedir. Gelişen, büyüyen ekonomik imkânlarıyla dünyada on altıncı büyük ekonomiye sahiptir. Yakın zamana kadar başarı grafiklerini, gelişmişlik seviyelerini imrenerek izlediğimiz ülkeler krizle boğuşurken ülkemiz bugün dimdik ayaktadır.

Ekonomik krizin siyasi istikrarı bozmasını bekleyenler hayal kırıklığına uğramıştır. Türkiye ekonomisinin güçlü performansı bir tesadüf değildir. Gerek küresel kriz öncesi dönemde gerekse küresel kriz süresinde ve sonrasında Hükûmetimiz tüm politika araçlarını zamanında ve kararlı bir şekilde kullanmıştır. Son dokuz yıllık dönemde elde edilen kazanımların arkasındaki temel etken siyasi iktidar ve güçlü iradedir. AK PARTİ İktidarıyla sağlanan güven ve huzur ortamı ve ekonomik istikrarla ülkemizde binlerce hizmet gerçekleştirilmiştir. Uygulanan ekonomik politikalarla halkımızın yaşam kalitesi artmış, sağlık, eğitim, sosyal yardımlar, ulaştırma, yeni üniversiteler gibi birçok alanda reform niteliğinde adımlar atılmıştır.

İktidarımız döneminde, her alanda olduğu gibi, toplumun kaliteli sağlık hizmetine eşit biçimde erişmelerine olanak veren, ülkemizin sosyoekonomik gerçeklerine uygun, planlı, sürdürülebilir, insan odaklı Sağlıkta Dönüşüm Programı hayata geçirilmiştir. Bu uygulamalarla, temel sağlık göstergeleri oranlarında olumlu gelişmeler sağlanmıştır.

2002 verileriyle 2011 verilerini karşılaştırarak birkaç örnek verilecek olursa, doğum öncesi bakım alanların oranı yüzde 70’den yüzde 94’e, sağlık kuruluşlarında ve sağlık elemanı yardımıyla doğum yapan kadınların oranı yüzde 69’dan yüzde 94’e, bebek izleme oranı yüzde 62’den yüzde 99’a, aşılama oranı Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi aşılama oranı olan yüzde 94’ü geçerek yüzde 97’ye yükselmiştir.

OECD ülkelerinin bebek ölümlerinde otuz üç yılda katettiği düşüş dokuz yılda kapatılarak binde 9,1’e, yine OECD ülkelerinin anne ölümlerinde yirmi beş yılda katettiği düşüş son dokuz yılda kapatılarak yüz binde 14,5’e gerilemiştir.

Bunların yanında, diğer birçok uygulamalar da bulunmaktadır. Bu sonuçlar, AK PARTİ İktidarının doğru politikalar üretmesiyle elde edilmiştir. Bu hizmet kervanı, aziz milletimize hizmete devam edecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı bütçesi, AK PARTİ İktidarının hazırlamış olduğu onuncu bütçedir. Daha önceki dokuz bütçede olduğu gibi, 2012 yılı bütçesi de bir hedefin, bir iradenin, bir gayretin yansımasıdır, mali disiplin anlayışı içinde hazırlanmıştır. Hedef, ülkemizi layık olduğu yere taşımak, milletimizin hakkettiği hizmeti ayağına götürmektir.

Bütçenin ülkemiz için hayırlı olmasını diler, tasarının hazırlanmasında emeği geçenlere teşekkür eder, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Madde üzerinde son söz, Kütahya Milletvekili Sayın Vural Kavuncu’ya aittir.

Buyurun Sayın Kavuncu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 mali yılı bütçesinin 8’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bütçe tasarısıyla ilgili görüşmelerin bugün dokuzuncu günündeyiz. Bu vesileyle, değişim ve gelişimin öncüsü durumunda olan AK PARTİ'nin, aziz milletimizin de dualarıyla bereketlendirdiği hizmetlerini ve başarılarını bir kez daha gözler önüne serme fırsatını yakaladık.

Her alanda ülkemize çağ atlatan, reform niteliğinde olan bu hizmetlerin içinde sağlık alanında yapılanlardan kısa başlıklarla da söz etmek istiyorum. Şöyle bir hatırlayalım hastanelerimiz geçmişte ne durumda idi? Bunu hem bir tıp mensubu olarak, gerektiğinde, zamanında da bir hasta yakını olarak söylüyorum. Aslında saatler anlatmaya yetmiyor; muayene olabilmek ayrı bir dertti, 100-150 tane hastanın arasında muayene fırsatı elde edebilen hastalar kendilerini şanslı kabul ediyorlardı. Daha sonra tetkik sırasına giriyorlar, günlerce süren tetkikler, aylarca bekleyen tetkik sıraları, ilaçları almak için ayrı sıralar, bulunmayan ilaçlar ve daha sonra da normal hakkımız olan sağlık hizmetini almak için bile yüksek ödenen bedeller.

Geçmişte bu bedeller çok kişiye tarlasını, bağını, bahçesini sattırdı. Çoğu kimse tedavi için büyük kentlere gelmek zorundaydı. Bunun için sevk ettirme sorunları, bitmez tükenmez mevzuat, bir reçete, onlarca imza ve damga.

Bu memlekette bir sürü hasta, evrakları eksik diye, acil kapılarından geri çevrildi, hastanelerde rehin bırakıldı. Cenazeleri bile alınamayan hastalarımız her gün gazetelerde yer alıyordu.

Bugün, aylarca süren MR sırası, aylarca süren basit bir ameliyat sıralarını hâlâ unutmadık.

Bugün ise gelinen noktada vatandaşlarımız, özel-kamu, istediği hastaneyi tercih ediyor, randevu alıyor, pırıl pırıl hastanelerimizde doktorunu seçerek, kendisine yapılan bir haksızlıkta hasta hakları biriminde hakkını arayarak birinci sınıf bir sağlık hizmeti alıyor.

On sekiz yaşından küçük bütün çocuklarımız, anne veya babası sigortalı olsun olmasın, prim borcu olsun olmasın sağlık hizmetlerinden koşulsuz yararlanıyorlar.

Aile Hekimliği Projesi kapsamında bugün fedakâr doktorlarımız köy köy dolaşıyorlar ve orada hastaları yerinde görüyorlar, daha önce eziyet içinde muayene olamayan hastalarımıza muayene olduktan bir gün sonra ilaçları ellerine geliyor. Eskiden, yatan hastalarımız ellerinde reçeteyle eczane eczane dolaşırlar, ilaç ararlardı. Şimdi bu çileler sona erdi, ilaç ve medikal malzemeler hastanelerimizden temin ediliyor.

Diyaliz hastalarımız, eskiden tedaviye girmek için aracıyla ancak bulabildikleri diyaliz makinelerine, bugün evlerinden alındıkları taşıtlarla götürülüyor, tedavisi bittikten sonra tekrar yerlerine götürüyorlar. Artık her ilimizde ileri teknolojiyle tetkikler ve tedaviler yapılıyor. Daha önceleri kardiyoloji doktoru bulmakta zorluk çekilen Kütahya Devlet Hastanesinde bugün açık kalp ameliyatları yapılabilir hâle geldiyse bunu takdir etmemek nasıl mümkün olabilir. Artık Anadolu’daki hastalarımız tedavileri için büyükşehirlere gelmek zorunda kalmıyorlar. Artık yeni düzenlemede yurt dışına tedavi için gitme yolları açılırken, buna bile talep yok çünkü ülkemizdeki hastanelerin yeterli teçhizatı ve doktoru var.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önümüzdeki dönemde yapılması planlanan şehir kampüsleriyle gururumuz olacak yepyeni yataklara kavuşuyoruz. Bunun dışında biz, hastalarımıza, yaşlılarımıza, muhtaçlarımıza da sahip çıktık. Yatağa bağımlı hastalar için doktoru, hemşiresi, sağlık memuru eve geliyor, yapılan tetkikleri, tedavileri, rehabilitasyonu ile evde sağlık hizmeti veriyor. Bugün baktığımızda, 2004-2011 yılları arasında ilaç fiyatlarında 250 kez düşüş yaşandı. Yaklaşık yüzde 70-80’e varan düşüşler bu milletin cebine tekrar modern hizmetler şeklinde geri döndü. Acil ve ambulans hizmetlerindeki ilerlemeler destanımsı bir özelliktedir. Daha önce eve ambulans gönderemezken bugün Kütahya’nın Tavşanlı ilçesindeki Ayşe Yöğrük teyzemizi rahatsızlandığı hacdan ambulans uçağımızla alıp getiriyor ve Türk doktorlarına emanet ediyoruz. Biz “Bu yapılanlardan memnun musunuz?” diye halkımıza sorduk, “Geçmişteki gibi işçiler ayrı, memurlar ayrı, parası olanlar ayrı, arkası olanlar ayrı hastanelere mi gitsin?” diye sorduk, diğer hizmetlerimizi de sorduk; 12 Haziranda halkımız bize yüzde 51 ile geri döndü, “Yola devam.” dedi. Biz de bu sorumluluk duygusu ile yolumuza devam ediyoruz. Bu bilinç ile, bu duyguyla bütçe tasarısını yüce Meclise getirdik. Milletimize, ülkemize hayırlı olmasını, insanımıza bereket, mutluluk getirmesini diliyor, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –Teşekkür ederim Sayın Kavuncu.

Şimdi soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Köse…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Bakanım, geleceğimizi emanet ettiğimiz ve Hazreti Ali’nin “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” sözüyle kutsadığı öğretmenlerimizin atamaları büyük bir sorun. Bunun yanı sıra, ücretli öğretmenlik, sözleşmeli öğretmenlik vesaire gibi uygulamalarla düşük ücret ve güvencesiz çalıştırılıyorlar. Emekli olduktan sonra da emekli olan öğretmenlerin emekli maaşları diğer kamu görevlilerine göre -söz gelimi, hâkimler, emniyet mensupları, silahlı kuvvetler- çok düşük. Bunların, öğretmenlerin ek ders ücretlerini, eğitim ödeneklerini, emekliliğe esas maaşlarına yansıtabilir misiniz, yansıtacak mısınız? Emekli maaşlarında düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) - Sayın Başkan, Sayın Bakanıma Erzurum Pasinler’le ilgili bir soru yöneltmek istiyorum.

Erken bastıran kış ve soğuk neticesinde 2 bin dönüm pancar sahası sökülememiş vaziyette. 9-10 bin ton civarında pancar kar altında. 1 trilyon 300 milyar civarında para tutuyor. Tabii, buradaki insanlar açısından çok önemli bir rakam. Bu konuda alınmış bir tedbiriniz var mı? Bu tedbirin vatandaş tarafından duyulmasında fayda mülahaza ediyoruz.

İkincisi, 2004 yılında Aşkale’de, Erzurum’da daha doğrusu, depremde evleri yıkılanların evleri yerine ev yapıldı. Bu Erzurum civarında 34 köyde 46 bin ile 54 bin arasında bir meblağ var. Bu noktada vatandaşa kolaylık olsun diye –dar geçimli insanlar bunlar- bu paralardan vazgeçmeyi düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakan, dün kürsüde gençlik spor il müdürlerinin özlük hakları konusunda bir soru yöneltmiştim. Bu müdürlerin yaklaşık 50’si müdürlük yaptıkları yerde kanun hükmünde kararname ile araştırma memuru olarak bırakıldılar ancak özlük haklarını kaybettiler. “Anayasa’da kazanılmış haklar gasbedilemez.” hükmü var olduğuna göre bu müdürlerimizin özlük haklarını Hükûmet olarak kazanılmış haklar olarak düzenlemeyi düşünüyor musunuz? Bu müdürler, görev yaptıkları yerlerde âdeta bir gardiyanın görev yaptığı koğuşta mahkûmiyet çekmesi gibi bir durum almışlardır. Düzenleme yönünde cevaplarınızı bekliyorum.

Ayrıca, emekli ile hâlihazır kamuda görev yapanların aldıkları maaşlarda aradaki fark yarı yarıya emekli aleyhine olmuştur. Böyle olunca emekliliğe hak kazananlar memuriyetleri terk etmemektedirler. Emekliliklerinde mağduriyet sürmektedirler. Emekli maaşlarını çalışanlara yaklaştırmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkan, sorum Maliye Bakanına.

On senedir dolaylı, dolaysız vergi toplanıyor, çok da para toplandı. Bu paralar nereye gidiyor? Bir türlü bir lastik fabrikası yaptırmadınız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, çiftçinin buğdayında ve ondan yapılan unda KDV yüzde 1 ama aynı buğdaydan yapılan kepekte ve “razmol” isimli ince kepekte, aynı zamanda yemde yüzde 8. Şimdi bu yüzde 8 KDV’yi yüzde 1’e düşürmeyi düşünüyor musunuz?

İkincisi, özel eğitim kurumlarındaki seans başına bireysel eğitim ücreti sizin de bildiğiniz gibi 2009’da 51 TL idi, 2011’de 43 TL, 2012’de ne olacak? Özel eğitim kurumlarının bu mağduriyetini nasıl gidereceksiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba… Yok.

Sayın Sarıbaş…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Bakan, Eti Seydişehir Alüminyum özelleştirilerek Cengiz İnşaat firmasına verilmiştir ancak bununla ilgili mahkeme devam etmektedir. Bu arada yeni yapılan özelleştirme içerisinde, şeker fabrikalarından 7 tanesi de yine aynı firma, Cengiz İnşaat firmasına ihale verilme aşamasındadır. Bir bakan onayına kalmıştır. Böyle bir özelleştirmede, Seydişehir Alüminyum tesislerinin geri alınmaya çalışılması aşamasında yine aynı firmaya 7 tane şeker fabrikasının özelleştirilmesi ne derece doğrudur? Bu kadar önemli bir özelleştirmeden bahsettiğiniz hâlde, bu firmanın çok iyi bir firma olmadığını bilmenize rağmen niye bu tür ihale onun üzerinde bırakılmıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Müsaadenizle öğretmenlerimizle ilgili sorudan başlamak istiyorum. Arkadaşlarıma önce biraz bilgi vereyim, ondan sonra da ileri yönelik ne yapmayı düşündüğümüzü anlatayım.

Değerli arkadaşlar, 2003-2011 Kasım döneminde aile yardımı ödeneği hariç, yeni göreve başlayan bir öğretmenimizin maaşını yüzde 217,3 civarında artırdık. Aile yardımı ödeneği dâhil edildiği zaman bu oran yüzde 242’ye kadar çıkıyor. Aynı dönemde enflasyon yaklaşık yüzde 127 yani dikkat ederseniz öğretmenlerimizin maaşlarını neredeyse enflasyonun 2 katı kadar artırmışız. Benzer şekilde ek ders ücretlerini de artırmışız.

Değerli Arkadaşımızın sorusu şuydu: “Ek ders ücreti veriyorsunuz fakat bu emekliliğine yansımıyor…” Şimdi, arkadaşlar, şöyle bir durum var: Kamuda, sadece öğretmenlerimiz değil, dün doktorlarımıza ilişkin, daha doğrusu sağlık personeline ilişkin benzer soru geldi. Tabii, sosyal güvenlik sisteminin durumu ortada, aktüeryal dengeleri düşünmek zorundayız. 2012 yılında kamunun prim katkısı dâhil olmak üzere tabii, bütçeden Sosyal Güvenlik Kurumuna öngördüğümüz transfer miktarı yaklaşık 69 milyar lira. Tabii ki gönül ister ki maaşlar ile emeklilik arasında daha güçlü bir ilişki olsun. Aslında Türkiye’de OECD ülkeleriyle karşılaştırdığımız zaman ilişki son derece güçlü ama tabii ki bütün unsurları biz emeklilik maaşına yansıtırsak gerçekten de mali dengeleri çok olumsuz etkileyebilir. Bu sadece öğretmenlerimizle ilgili değildir, bütün kamuda söz konusu olan bir durumdur. Bizim, nüfusumuz bu kadar gençken kaynaklarımızı bugünkü insanlarımızın eğitimine, sağlığına, altyapısına harcamamız da gerekiyor. Yoksa, o bahsettiğiniz türden adımları atarsak daha fazla borçlanmamız gerekecek, ülkemizin geleceği -samimi olarak söyleyeyim- ipotek altına alınacak. Yani, onun için bu dengeleri beraber gözetmemiz lazım.

Değerli arkadaşlar, arkadaşlarımızdan bir tanesi şunu sordu: “On yıldır dolaylı, dolaysız vergiler alıyorsunuz, nereye gidiyor?” Şimdi, tabii ki, bütçelerde bunların hepsi ortada ama sadece önümüzdeki sene için müsaade ederseniz bir rakam söyleyeyim. Yani 2012 yılı bütçesini konuşuyoruz. Bütçenin 56 milyar lirası eğitime gidecek yani çocuklarımızın eğitimine. Yaklaşık yine yanlış hatırlamıyorsam 45 milyar veya 47 milyar lirası sağlığa gidecek. Yaklaşık yine 30 milyar, belki daha fazlası altyapı yatırımlarına gidecek ve bu rakamlar bu şekilde gidiyor.

Tabii ki vergi topluyoruz ama bu vergilerin nereye gittiğinin de hesabını vermek durumundayız. Bu hesap da son derece açık, ortada. Gerçekten bu dönemde biz ülkemizin eğitim ihtiyaçlarını, sağlık ihtiyaçlarını, altyapı yatırımlarını, sosyal imkânlarını artıracak şekilde… Daha doğrusu harcamalarını artırdık ve bu imkânları da tabii ki artırdık.

Şimdi, sadece bakıyorum sorulara. Evet, bulgurda, buğdayda işte KDV yüzde 1… Yanlış hatırlamıyorsam “kepekte” dediniz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yemde ve kepekte.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – “Yemde ve kepekte” dediniz.

Değerli arkadaşlar, son dönemde attığımız bir adım var. O adımın amacı şuydu: Hakikaten büyük bir kayıt dışılık vardı. Biz bu kayıt dışılığı azaltmak için, yani toptan, yani üretici düzeyindeki KDV’yi yüzde 1’e indirdik. Eğer bunda da böyle bir şey yapmanın bir faydası olacaksa tabii ki değerlendiririz ama şu anda ezber bir şey söylemek istemiyorum.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Çok faydası olacak Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Özel eğitim kurumlarında ücretin ne olacağı konusunda önümde bir veri yok ama mutlaka artıracağız. Yani genel prensip olarak söylüyorum, en az deflatör kadar artırmayı buradan taahhüt edebiliriz.

Yine, Seydişehir alüminyum ve şeker fabrikalarına ilişkin konu gündeme getirildi.

Değerli arkadaşlar, tabii ki burada ihaleler herkese açık. İhale şartlarını yerine getiren herhangi bir firma olabilir, bunlara girip kazanırsa hukuk içerisinde davranmak zorundayız, yani şu firma, bu firma ayrımını biz yapamayız. Orada açık bir rekabet var. O açık rekabet şartları içerisinde kim kazanırsa tabii ki oturulur, değerlendirilir ama biz bunları bugüne kadar hep gözettik. Mesela elektrik dağıtım özelleştirmelerinde, hakikaten imkânı olmadığını tahmin ettiğimiz durumlarda dahi bütün o hukuki süreçleri işlettik. Dedik ki: Sonuna kadar götürelim, yani eğer böyle bir taahhütte bulunabiliyorlarsa ve bu taahhütleri yerine getirebiliyorlarsa bu süreci sonuna kadar götürelim. Şimdi, Seydişehir’de de öyle, şeker fabrikalarında da öyle.

Şimdi, Seydişehir’deki sorun şu: Özelleştirmeden, yanlış hatırlamıyorsam -şimdi önümde rakam yok ama- yaklaşık beş yıl sonra bir iptal kararı geliyor. Şirket eski şirket değil, personel eski personel değil, şirketin yapısı değişmiş, yatırımlarla… Yani bunu geri çevirmek hakikaten ne kadar kamu yararına, bunu yapabilmek ne kadar mümkün, o da apayrı bir konu ama şunu taahhüt ediyorum: Özelleştirmelerde gerçekten her şeyin şeffaf, hukuk içerisinde götürülmesi, rekabetçi bir ortamda götürülmesi için elimizden geleni yapacağız.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, tamamlayabilirseniz…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Peki, teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

9’uncu maddeyi okutuyorum:

 

Geçici hizmet karşılığı yapılacak ödemeler

MADDE 9 - (1) 5018 sayılı Kanuna ekli (I) ve (II) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri;

a)   Arızi nitelikteki işleriyle sınırlı kalmak koşuluyla yıl içinde bir ayı aşmayan sürelerle hizmet satın alınacak veya çalıştırılacak kişilere yapılacak ödemeleri,

b)  İlgili mevzuatı uyarınca kısmi zamanlı hizmet satın alınan kişilere yapılacak ödemeleri,

c)   5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununun 25 inci maddesi gereğince aday, çırak ve işletmelerde meslek eğitimi gören öğrencilere yapılacak ödemeleri,

ç) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (C) fıkrası gereğince çalıştırılan geçici personele yapılacak ödemeleri,

bütçelerinin (01.4) ekonomik kodunda yer alan ödenekleri aşmayacak şekilde yaparlar. Söz konusu ekonomik kodu içeren tertiplere ödenek eklenemez, bütçelerin başka tertiplerinden (bu ekonomik kodu içeren tertiplerin kendi arasındaki aktarmalar ile bu Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında yapılan aktarmalar hariç) ödenek aktarılamaz ve ödenek üstü harcama yapılamaz. Ancak, özelleştirme uygulamaları nedeniyle iş akitleri feshedilenlerden 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (C) fıkrası hükmü çerçevesinde 5018 sayılı Kanuna ekli (I) ve (II) sayılı cetvellerde yer alan kamu idarelerinde istihdam edilecek personel için gerekli olan tutarları ilgili tertiplere aktarmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN – Madde hakkında gruplar adına ilk söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Ali Demirçalı’ya aittir.

Buyurun Sayın Demirçalı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ DEMİRÇALI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2012 yılı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepimiz üçüncü çeyrek büyüme rakamlarını takip ettik, medya ve basın organları sayesinde güzel, pembe ekonomik tablolar sergilendi. Bütün halkımız gibi ben de merak ediyorum: Bu artan refah hangi kesimlere gidiyor? Şayet bu rakamlar doğru ise piyasadaki durgunluk nereden kaynaklanıyor? Hâlen yüzde 10 civarında seyreden işsizlik rakamları niçin düşmüyor? Yoksa, bu refah artışı nüfusun sadece belirli kesimlerine mi gidiyor? AKP’ye yakın çevreler mi nasipleniyor? Sizin zengin halkalarınız zenginleştikçe zenginleşiyor mu? Bu soruyu sizin vicdanlarınıza bırakıyorum.

Unutmayın, hareketinize destek veren manevi şahsiyetler “Bir lokma, bir hırka.” derin anlayışının temsilcileridir. Onların ruhları ümit ederim acı çekmiyordur.

Peki, demokrasi standardı yüksek bir ülkede mi yaşıyoruz?

Değerli arkadaşlar, siz dâhil hiç kimse bulunduğu ortamda rahat konuşamıyor, her kesimde “Telefonlarımız dinleniyor, gözetleniyoruz.” endişesi hâkim. İktidarınızın elit çekirdeği gücünü artırdıkça artırıyor, farkında mısınız? Sizin büyük çoğunluğunuz da içerisinde olmak üzere hepimiz modern köleler hâline geliyoruz. Fikirlerimizi açıklıkla, cesaretle söyleyemiyoruz, korkuyla yaşıyoruz. Eski diktatör ülkelerden farkımız kalmadığı kanaatindeyim. Siz, burada yalnızca parmaklarını kaldıran, fakat fikirlerini hiçbir platformda dile getiremeyen insanlar hâline geldiniz. Muhalefet üzerindeki orantısız güç kullanımı, içeride yargısız bir şekilde yatan milletvekili, gazeteciler ve diğerlerini, bütün toplumu sindirmiş durumda.

Size karşı muhalif yazı yazan insanları, gazete patronlarını arayarak işlerinden ettiniz. Çizginize gelmeyen insanları polisle, müfettişle, savcıyla, yargıçla kontrol etmektesiniz. Soruyorum değerli arkadaşlar: Sizin yüksek demokrasi anlayışınız bu mu? Gittikçe bir polis devleti hâline geldiğinizin farkında mısınız? 12 Eylül darbesinin ürünü olan Anayasa’nın maddelerini yıllarca baskıcı ve devletçi bulduğumuz için hep bir ağızdan tenkit ettik, değiştirelim dedik. Siz ne yaptınız: Yine bir 12 Eylül ürünü fakat ruhu değişemeyen bir anayasa değişikliğine gittiniz. “Faşist” diye nitelendirdiğiniz bütün kurumlar yerinde duruyor. Atanan isimlerin sizden olması, faşizan yapıyı değiştirmez, nitekim değiştirmedi de. Şimdi aynı baskı cihazını sizler kullanıyorsunuz. Bu anlayışı kuranlar silahlarıyla iktidarı ele geçirenlerdi. Sizler, vatandaşın mukaddes oylarıyla aldığınız yetkiyi faşizan bir mekanizmaya dönüştürdünüz ve bu polis devleti anlayışının, iktidarınızın elit çekirdeği hariç herkesi köleleştirme eğiliminde olduğunun farkında mısınız?

Değerli arkadaşlar, 21’inci yüzyılda yaşıyoruz, baskı ve zulümle iktidar  olunmaz, iktidarda kalınmaz. Bütün Arap coğrafyasını bir kibrit ateşlemeye yetmiştir. Baskıdan, zulümden, yoksulluktan bıkan Tunuslu Muhammed Bouazizi bütün Arap coğrafyasında hürriyet ateşini yakmıştır. Türkiye’yi o noktaya doğru götürdüğünüzün farkında mısınız bilmiyorum. Fakat insanların mutlu olmadığını, patlamaya hazır bombalar şeklinde dolaşmakta olduğunu bilmenizi isterim. Demir yumruk Putin’e karşı yapılan gösterileri hatırlatmak isterim.

Sayın Başkan, Sayın Başbakan Erdoğan’a geçmiş olsun diyor, acil şifalar diliyorum. Fakat farkında mısınız Sayın Başbakanın sağlık durumu ile ilgili örtülü sansür uygulanıyor. Değerli arkadaşlar, ortalama bir insanın değil Sayın Başbakanın sağlık durumu söz konusu olunca toplumun ve her kesimin resmî olarak bilgilendirilmesi ihtiyacı vardır. Bu yapılmadığı için yorumların sınırı ülkemizin hudutlarını aşmıştır. İnsanlar bu konuyu açıkça bilmemekte ve konuşamamaktadır. Fısıltı gazetesiyle büyüyen dedikodu en başta ülkeye, sonra AKP’ye zarar vermeye başlamıştır. Bu konuda herkesi sorumlu olmaya davet ediyorum.

Çıkarılan kanun hükmünde kararname ile birçok kamu kurum ve kuruluşunda reorganizasyona gittiniz, binlerce insanı havuza aldınız. Artık, havuz olmaktan çıkmış, okyanus hâline getirdiğiniz bir havuzdan bahsediyoruz. Kamuya ömürlerini adamış binlerce, belki 10 bini aşkın insan, geleceğinin ne olacağından emin olmadan bir endişeli bekleyişin içerisinde. Siz böyle yaparak insanları değersizleştirdiniz. “Bize kölelik yapmayacak insan idareci olamaz.” mantığının bir ürünü olan bu düzenlemeler ne hukuka ne ahlaka ne insanlığa uygun düzenlemelerdir.

Siyasette insani değerlerle yola çıktıklarını iddia edenlerin geldikleri son durak burası. Allah bizi sizin ustalık döneminizden korusun, elinizde olsa sizden olmayanların rızkını kesersiniz. Allah bugünleri bildiği için “Size rızkı ben veririm.” demiş. Bunu, artık, sizin ustalık döneminizden sonra daha iyi anlamaya başladım. Allah kimseyi sizin adaletinize ve merhametinize muhtaç etmesin diyorum.

Değerli milletvekilleri, Adana bugün geriye giden, rekabet gücünü kaybeden bir şehir durumundadır. Bunun nedenleri arasında işsizliğin yüksek olması, yatırımların yetersiz kalması, Adana’nın kamu yatırımları açısından kötü durumda olması yatmaktadır. Yıllardır işsizlik ve göçe dair sorunlar bilinmesine ve her platformda dile getirilmesine rağmen, çözüm üretilememiştir. Adana, âdeta, sokaklarında her 4 kişiden 1’inin işsiz gezdiği bir kent durumuna gelmiştir; bu yapıda sporu, kültür yaşamı, sanatı, ekonomisi âdeta bir gerileme dönemi yaşamaktadır. “Türkiye'nin Yaşanacak Şehirleri 2011” araştırması sonuçlarına göre Adana 55’inci sırada yer alıyor.

Adana kamu yatırımları konusunda âdeta üvey evlat muamelesi görmektedir, en az kamu yatırımı harcaması yapılan büyük kentlerden biridir. Adana ilinin kamu yatırımlarından aldığı paya bakalım. Yıllarca Türkiye'nin her alanında dört büyük ilinden biri olma unvanını taşıyan kentimizin toplam kamu yatırımlarından aldığı pay günbegün azalmakta ve Adana üvey evlat muamelesi görmektedir. Adana kamusal yatırımlardan 36’ncı sırada faydalanmaktadır.

Geleneksel olarak Adana’nın güçlü olduğunu düşündüğümüz tarım alanındaki kamu yatırımlarına baktığımızda, Adana 18’inci sıraya kadar gerilemiştir. Madencilik yatırımlarında Adana 27’nci sırada yer almıştır. Bölgemiz açısından hayati derecede önemli olan imalat sanayisi yatırımlarında ise durum beklentilerimizin çok uzağındadır; Adana 42’nci sıradadır, enerji yatırımlarında 27’nci, ulaştırma ve haberleşme yatırımlarında 19’uncu, eğitim harcamalarında 15’inci, turizm alanındaki yatırımlarda 46’ncı sıradadır. Adana çok ciddi göç alan ve gecekondulaşmanın olduğu il olmasına karşın, konut yatırımlarında Adana’nın 69’uncu sırada olması bölgemiz adına hayal kırıklığı yaratmaktadır.

En dikkat çekici sonuçlardan birisi de sağlık harcamalarına ilişkindir. Adana’nın bölgenin sağlık merkezi olması yönündeki söylemlere kamu yatırımlarıyla yeterli düzeyde destek sağlanamadığı görülmektedir, Adana 37’nci sıradadır.

Daha vahim manzara, kişi başı yatırım miktarlarına bakılınca ortaya çıkmaktadır. Bu sonuca göre, Adana 81’inci sırada ve en az kişi başı kamu yatırımından faydalanan ildir. Çevresindeki tüm iller genel teşviklerden faydalandırılarak âdeta Adana ili yalnızlaştırılmıştır. Tarımı, sanayisi âdeta yok sayılan kentimiz bunun sonucunda işsizlik sorununu en ağır şekilde yaşamaktadır. Türkiye İstatistik Kurumunun il bazındaki açıkladığı işsizlik verilerine baktığımızda Adana’da işsizlik oranının 19,1 olduğunu görüyoruz. Adana işsizlik konusunda lider konumdadır. Adana’da işsizliğin yarattığı sosyal ve ekonomik sorunları her geçen gün daha derinden hissedilmektedir. Tarım dışı işsizlik de göz önüne alındığında yaklaşık olarak Adana’da her 4 kişiden 1’i işsiz durumdadır. Bu her ailede bir işsiz var anlamını taşır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demirçalı.

ALİ DEMİRÇALI (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Adana kazanırsa Türkiye Kazanır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Gruba adına Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum. 2012 yılı bütçesinin 9’uncu maddesi üzerinde grubum adına söz aldım.

Tabii, sözlerimin başında iktidar partisine mensup her milletvekilimizin hemen hemen bu kürsüye çıkıp övündüğü sağlık konusundan söz ederek sizlere bu konuda yaşanan birkaç mağduriyeti aktarmak istiyorum. Şimdi, tabii ki birçok ilimizde, ilçemizde güzelliklerin yaşanması hepimizi sevindirir ama bugün eğer Kütahya ilinin dört tane ilçesinde devlet hastanesi yok, dört beş tane ilçesinde devlet hastanesi var, uzman doktor yok, sağlık çalışanı yoksa, eksikse, Türkiye'nin her tarafını güllük gülistanlık göstermenin  bir anlamı da yok. Bakınız, şu anda, iki dakika önce beni aradı bir hemşehrim. Dumlupınarlı Mustafa Amcam diyor ki: “Ben yetmiş dört yaşındayım, şeker hastasıyım, kendi ilçemde doktor yok, en yakın ilçe 35 kilometre, oraya gidiyorum, uzman doktor yok, Kütahya 120 kilometre. Yolda ölmemi mi bekliyorsunuz? Lütfen, benim problemimi de bana atfen oradan dile getiriverin.” diyor.

Değerli milletvekilleri, maalesef…

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Uşak…

ALİM IŞIK (Devamla) – Uşak’ta daha fazla, o zaman daha kötü, onu karıştırmayalım. O zaman Kütahya’yı Uşak’a bağlamamız gerekir, o hiç hoş olmaz.

Dolayısıyla, ülkenin her tarafında vatandaşın mağduriyeti bizim için dert olmalı. Bunu da sözlerimin başında aktarmak zorunda kaldım.

Tabii, bu madde, özelleştirmeler ve 4/C’yle ilgili madde yani adı memur mu işçi mi olduğu belli olmayan, özür dileyerek ifade ediyorum, deve kuşu misali, kendisinin ne olduğunu bilmeyen 4/C’lilerle ilgili.

Değerli milletvekilleri, 4/C’liler şunu söylüyor: “Dört ay önce, Sayın Başbakanımızın ağzından 4/C’lilerin problemlerinin çözüleceği sözü verildi ‘Üç ay sonra çözülecek.’ dedi. Dört ay geçti, bir şey yok.” diyorlar. “Sekiz ay geçti, Sayın Hayati Yazıcı ‘Bunlara aile yardımı verilecek.’ dedi, sekiz aydır bu sözler nerede diye sorun.” diyorlar. Bu insanlar yılda bir ay ücretsiz izinli, fazla mesaileri yok, aile yardımı yok ve mağdur. Ne olur, şimdi yeni özelleştirmelerle bu sayıyı artırmayalım, bu insanların feryadına kulak verelim.

Bu vesileyle, taşeron işçilerin ve geçici işçilerin de derdini sizlerle paylaşmak istiyorum. Yılda beş ay yirmi dokuz gün süreyle maksimum çalıştırılıp “Altı ay olmadı.” diye sokağa itilen insanlar bizim insanlarımız. Bu insanların derdini mutlaka biz çözeceğiz.

Yine “taşeron” adı altında ihale alırken iktidar partisinin o bölgedeki en yetkilisinden garanti almadan ihaleye giremeyen, ihaleyi aldıktan sonra “Burada çalıştıracağım her türlü işçiyi sizin vereceğiniz listeden alacağım.” diye alan işverenler, işçiyi alırken şunu yapıyorlar değerli milletvekilleri: “Değerli kardeşim, asgari ücretle çalışmaya razı mısın?” “Evet.” “Sigorta istiyor musun?” “Evet.” “O zaman sigortayı tam istiyorsan hesabına yatırdığım asgari ücret parasının yarısını ertesi gün muhasebeciye geri getir.” diyorlar. Siz bundan haberdar mısınız? Bu insanlara bu nasıl layık görülebilir? Türkiye taşeron sisteminde bunu yaşıyor. Asgari ücreti tam alırsa bir hafta, on gün, on beş gün sigortayla çalıştırılıyor. Bu Meclis bunları çözmek zorunda.

Şimdi, Sayın Bakanım, tabii, özelleştirme konusu gündeme gelince bazı konuları yeniden sizlerle paylaşmakta yarar görüyorum. Geçen yıl size sorduğum bir soru önergesine cevaben, 17/6/2010 tarih ve 5308 sayılı yazıyla Türk Şekere kayıtlı tüm şeker fabrikalarımızın toplam arazisinin 52 milyon 886 bin 693 metrekare, yani yaklaşık 53 bin dönüm olduğunu söylemişsiniz. Ha, bunlar arazi ama şehirlerin merkezinde kalmış arsalar artık. Pancar kotasının 10 milyon 350 bin ton, şeker üretiminin 1 milyon 370 bin ton, toplam çalışanın da 17.317 kişi, doğrudan, memur, daimî işçi ve geçici olmak üzere… Bu ne demektir? Size verdiğimiz bu yetkiyle, bütçede bu maddede aldığınız yetkiyle özelleştirmek istediğiniz şeker fabrikalarını özelleştirmeniz hâlinde doğrudan 20 bin dolayında yeni mağdur kitlesi yaratacaksınız demektir. Alın size yeni bir 4/C, alın size bir deve kuşu! Dolayısıyla, bu konuyu, ne olur, lütfen yeniden değerlendiriniz.

Sözlerimin bu bölümünde özellikle özelleştirmeler konusunda ve şeker fabrikaları özelleştirmeleri konusunda yaşanmış bir örneği tekrar hatırlatarak bu konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu konu Kütahya Şeker Fabrikası, yıl 2003. Haziran ayında yerel mahkemeye o günün resmî avukatı tespit davası açıyor, fabrikanın değerinin ne olduğunu istiyor. Kütahya Sulh Hukuk Mahkemesinin 2003/89 sayılı dosyasında üç farklı tespit komisyonunun elde ettiği değerler toplamı -yaklaşık söylüyorum- 266 trilyon lira o günkü parayla. Bu tarihten yaklaşık bir yıl sonra, Ekim 2004’te söz konusu fabrika 23 milyon 820 bin dolara özelleştiriliyor ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığındaki uzmanların tespit ettiği değerden sadece 1.163 dolar fazlasına özelleştiriliyor. Bu rakamı defalarca sordum Sayın Bakana ve o zamanki Bakana, alamadım ama Danıştaydaki dava dosyasından aldım. Yani 266 trilyon liralık bir fabrikanın yüzde 56’sı değerinin yaklaşık onda 1’ine gidiyor ama Özelleştirme İdaresi uzmanlarının oturarak yerlerinden belirlediği ücretin 1.163 dolar üstünde bir parayla veriliyor.

Şimdi -yeni özelleştirmeler böyle olmasın- bu da yetmiyor, özelleştirme devir teslim işlemleri bittikten sonra aradan yaklaşık bir yıl geçiyor, 2005 yılı Mayıs ayının 13’üncü günü, söz konusu fabrikanın arazisi içinde bulunan Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketine kayıtlı 113 dönüm arazi, özelleştirmenin ardından, “Burası da özelleştirme kitapçığında geçiyor.” diye, yeni sahiplerinin başvurusuyla, tapuda tashih yapılarak iki gün içerisinde alınıyor.

Değerli milletvekilleri, bakınız, tarih 13 Mayıs 2005, fabrikanın gerçek sahibi, tapuda kayıtlı sahibi Türkiye Şeker Fabrikaları; iki gün sonra müracaat yapılıyor ve ayın 20’sinde, fabrikanın yeni sahibi, Kütahya Şeker Fabrikası sahipleri oluyor. Bunun üzerine, Valiliğe gelen ihbarlar sonucu 2007 yılında Kütahya İl İdaresi konuyu mahkemeye intikal ettiriyor ve işlemi yapan tapu müdürünün cezalandırılmasıyla ilgili karar alıyor. İlgili taraf idare mahkemesine başvuruyor, Eskişehir İdare Mahkemesi cezalandırılmaması yönünde karar veriyor. Arkasından, 2007 yılında seçilmemizin ardından konuyu Meclis gündemine taşıyarak ve aynı zamanda cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunup Eskişehir Bölge İdare Mahkemesine de dava açarak tekrar gündeme getiriyoruz ve Eskişehir Bölge İdare Mahkemesi kendi mahkemesinin aldığı kararı bizim ihbarımız ve davamız sonucunda… Ama neye dayandırarak? Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliğinin yazdığı ve buna cevap olarak Kütahya Valiliği Tapu Sicil Müdürlüğünün 24/9/2009 tarih ve 2935 sayılı  yazısındaki şu ifadeyi sizlerle paylaşmak istiyorum: Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Tasarruf İşlemleri Daire Başkanlığının 11/7/2008 tarih ve 3002 sayılı yazısı olduğu ve yine aynı taşınmaz ile ilgili Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 17’nci Bölge Müdürlüğünün 23/7/2008 tarih ve 871 sayılı yazısıyla yapılan tescilin -altını çiziyorum- yolsuz tescil olduğu yönünde görüş belirtildiği görülmektedir.

Sayın Bakanım, size görüş veren bürokratlarınız bu yazıyı size okumuyorlar. Sizden özel istirhamım, dün özellikle -size ayrıca teşekkür etmek istiyorum- mahkeme kararına istinaden bu konuyu inceleteceğinizi söylediniz. Size o yazıları veren bürokratlar bu yazıyı vermiyor. Lütfen bürokratlarınızı sorguya çekiniz ve onları derhâl yanınızdan uzaklaştırınız. Size tüm dosyaları vereceğim. Bu konuda ne zaman ihtiyacınız olursa mahkeme kararları dâhil hepsini vereceğim ve dolayısıyla mahkeme bu dava üzerine bu işlemi yapan kişiyi emekli de olsa hapis cezasıyla cezalandırıyor.

Şimdi tek şey kaldı, Türk Şeker bu konuyla ilgili tapu iptal davası açacak ve milletin malı millete iade edilecek.

Bu vesileyle hepinizi tekrar saygıyla selamlıyor, teşekkürlerimi sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, efendim Sayın Alim Işık’ın anlattığı bu olay dolayısıyla ben Kiler’le bir bahse girmiştim. Eğer tapu kayıtlarında sahtekârlık varsa Kütahya Şeker Fabrikasını bana bağışlayacaktı, eğer yoksa ben milletvekilliğinden istifa edecektim. Şimdi Arkadaşımızın bahsettiği mahkeme kararına göre demek ki bu tapu kayıtlarında sahtekârlık vardır, Kütahya Şeker Fabrikasının bana bağışlanması lazım efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  Beleşçi seni, beleşçi…

BAŞKAN –  Sayın Genç, Meclis Başkan Vekillerinin böyle mal takası konusunda bir yetkisi yok.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Sebahat Tuncel.

Buyurun Sayın Tuncel. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 9’uncu madde üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu, bütçe görüşmelerinin sonuna yaklaşıktık, aslında bu bütçe görüşmeleri sırasında dünyanın yaşadığı ekonomik krizin Türkiye’yi ne kadar etkileyeceği, önümüzdeki dönem bu ekonomik krizden nasıl etkileneceğimiz konuları burada daha güçlü tartışılabilirdi ama İktidar, Türkiye halklarını bu konuda bilgilendirmek, önümüzdeki ekonomik krizin riskleri, olanakları nedir, bunu paylaşmak yerine, daha çok Türkiye'nin 16’ncı büyük ekonomi olmasıyla övündü. Dolayısıyla çoğu zaman bu başarı, bazen toplumun yaşadığı sorunları örtmek açısından ciddi bir sorun oluyor yani aslında başarıyı söyleyip başarısızlıkların üzerini örtmek AKP İktidarının genel bir yaklaşımı ama ben buradan birkaç şey ifade etmek istiyorum bu krize ilişkin.

Kriz, anlaşılan o ki önümüzdeki dönem Türkiye’yi etkileyecek. Şimdiden bu krizin durağanlığa girdiği belli. Akademisyenler, sosyal bilimciler yani yine ekonomistlerin çoğu bunu açıklıyor çünkü Türkiye, sıcak parayla büyüyen bir ekonomi ve bu sıcak para çekildiğinde aslında çok ciddi anlamda sorunlar yaşacağız.

Diğer bir konu: Bu ekonomik durum büyüdükçe aslında bizim yoksullarımız çok daha fazla yoksullaşıyor çünkü zengin olan, 16’ncı ekonomik büyümeyi ifade eden kesim ne yazık ki çok düşük bir kesim.

Bakın, geçen dönem bu kürsüde dedik ki: Bu ülkede en yoksulla en zengin arasındaki fark 8,5 kat, Avrupa’da bu 2,5 kat ortalama. Şimdi geliyoruz, bu kat 14’e çıktı yani 14 kat en yoksulla en zengin arasında... Demek ki bu ülkede zengin daha zengin, yoksul daha yoksul oluyor. Bu, eşitsizlikleri büyüten bir durum ve bu çok ciddi bir sorun. İşte Orta Doğu’daki gelişmelere baktığınızda nereden çıktı isyan? Tam da bu eşitsizliklerden çıktı, adaletsizlikten çıktı. Zengin daha çok zengin oldukça yoksul buna itiraz etmeye başladı. Bunu buradan bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Yine, kadınlar, en yoksul, bu yoksulluktan en çok etkilenenler oluyor. Tabii burada hâlâ kadın-erkek eşitliği konusunda ciddi bir zihniyet sorunu var. Biraz önce CHP’den Sayın Milletvekili, hani kadınlara atıfta bulunarak –çok teşekkür ediyoruz- değer atfettiler ama “Onların da bizim gibi insan olduğunu unutmamak lazım.” dediler yani lütfettiler. Bu, ciddi anlamda bir sorun ve bir dil. Yani aslında bu kürsüde her gün erkek egemenliği kendisini yeniden yeniden üretiyor. Bunları değiştirmediğimiz sürece ne eşitlik politikalarında ne demokrasi politikasında ne de ekonomik anlamda ciddi yol alabiliriz.

Sevgili arkadaşlar, bakın, yanı başımızda Yunanistan. Yunanistan’ın değerleriyle, krize girmeden önceki değerleriyle, büyümesiyle Türkiye’nin değerleri neredeyse aynı. Bu ne demek? Türkiye tedbirini almazsa ciddi anlamda bir ekonomik krizle karşı karşıya kalacak demek. Dolayısıyla biz burada Hükûmeti uyarıyoruz. Muhalefetin görevi hükûmeti uyarmak. Sayın bakanlar eğer bu uyarılarımızı dikkate alır ve Türkiye ekonomisi konusunda tedbirler alırlarsa iyi olur.

Diğer bir konu, bu ülkede emekçiler, yoksullar, kadınlar mutlu değil, gençler mutlu değil. Bakın, 21’inde… Bu sağlık konusunda o kadar çok övünüyor ki AKP, şu kadar adım attık, bu kadar adım attık, ilaçlar şöyle olacak falan diye ama 21’inde sağlık emekçileri ve eğitim emekçileri alanlara çıkıyor. Madem bu kadar iyi bir noktadayız niye sağlık emekçileri protesto ediyor? Onlar diyor ki: “’Her işin başı sağlık.’ diye başlıyoruz, bunu herkes kullanıyor.” “Her işin başı sağlık.” denen sektörde ciddi anlamda bir hukuksuzluk var, adaletsizlik var. Dolayısıyla, umuyoruz ki AKP Hükûmeti buradan değil, gidip o sağlık emekçilerinin yanında… Biz orada olacağız, kendilerini de davet ediyoruz; Sayın Bakanı da, sayın milletvekillerini de. Gelip, sağlık emekçileriyle birlikte o sokakta olsunlar ki ne demek istiyorlar, eğitim emekçileri ne demek istiyor, belki böylece daha iyi anlaşılır.

Sayın milletvekilleri, biliyorsunuz bu hafta İnsan Hakları Haftası, 10’unda başlayan, 17 Aralığa kadar devam eden İnsan Hakları Haftası. Biraz önce bu kürsüde bir tartışma yürütüldü. İktidardaki arkadaşlarımız dediler ki: “Bu ülkede artık demokrasi, ileri demokrasi var. İşkence yok. Her şey yerli yerinde. İşte biz, aslında 12 Eylülde yaşananları, işte 90’lı yıllarda yaşanan faili meçhulleri falan hepsini çözdük, şimdi konuşabiliyoruz.” diye. Evet, konuşabiliyoruz ama konuşabilmek için 17 bin tane faili meçhul cinayet oldu bu ülkede, konuşabilmek için neredeyse 50 bin insan yaşamını yitirdi; konuşabilmek için binlerce insan, insan hakları savunucuları gözaltına alındı, tutuklandı ve bu hâlâ devam ediyor. Eğer “İşkenceye sıfır tolerans.” diyorsanız, demek ki İzmir’de, karakolda kadına yönelik, kadına uygulanan şeyi görmemişiz demektir ya da biz cezaevlerine gidiyoruz, biliyorsunuz -bu TMK mağduru- en çok Kürtler şu an TMK mağduru. Diyeceksiniz ki: “Bunu biz çıkarmadık.” Doğru, 1991’de çıktı, siz 2006’da düzenlediniz, öyle düzenlediniz ki artık Terörle Mücadele Kanunu, toplumla mücadele kanunu hâline dönüştü. O yüzden, her gün “KCK” adı altında, “devrimci karargâh” adı altında bilmem ne adı altında operasyonlar oluyor, Türkiye'nin muhalifleri susturulmaya çalışılıyor, tek tip bir devlet anlayışı yaratılmaya çalışılıyor.

Şimdi, biliyorsunuz, son dönemlerde avukatlar gözaltına alındı İmralı’ya gittikleri için, Sayın Öcalan’la görüşme yaptıkları için gözaltına alındılar ve tutuklandılar. Bir defa burada bir savunma hakkının ihlali meselesini bir kenara bırakıyorum. Sayın Grup Başkan Vekilimize bir örnek olması açısından, cezaevlerinde… Çünkü, devletin iktidarını en iyi gösterdiği iki yer var arkadaşlar… Bir, akıl hastaneleridir; iki, cezaevleridir. Burada kendi iktidarını nasıl gösterdiğini hapishanelerde biz çok iyi görüyoruz.

Geçenlerde avukatları ziyarete gittik, Ragıp Zarakolu’nu da beraberinde ziyarete gittim, dediler ki: “Biz tutuklandık, hukuksuzluk, şu bu, bunu bir kenara bırakıyoruz. Metris Cezaevinde tutulduk -burayı iktidar partisi milletvekillerinin çok dikkatli dinlemesini istiyorum- sonra Metris’ten Kandıra F Tipi Cezaevine getirilirken çırılçıplak soyulduk.” X-ray cihazlarından geçirirken ancak ya soyunacaksınız buraya gireceksiniz… Bir cezaevinden, yani güvenlik kuvvetlerinin denetiminde olan, Adalet Bakanlığının denetiminde olan bir yerden başka bir yere götürülüyor. Buna itiraz eden avukatlar darp edilmişler ve haklarında da cezaevi yönetimine, işte oradaki gardiyanlara muhalefet etmekten disiplin cezası verilmiş. Bu sadece avukatlara uygulanmıyor, öğrendik ki bütün cezaevine giren tutuklular bu muameleyle karşı karşıya kalıyor, muhtemelen adli tutuklular da benzer bir şeyle…

Buradan Sayın Adalet Bakanına soruyoruz: Sayın Adalet Bakanımız, hani işkenceye sıfır toleranstı, hani insan hakları ve özgürlüklerdi? Sizin denetiminizin olduğu yerde bile siz insan onurunu rencide edecek uygulamalara imza atıyorsunuz.

Biz buradan öneriyoruz: Adalet Bakanlığı, siyasi parti gruplarından da milletvekilleriyle -İnsan Hakları Komisyonumuz var, illa buradan seçmek durumunda değil- cezaevlerini bir ziyaret etsin. Sohbet hakkı uygulanmıyor.

Bakın, 19 Aralık, daha önümüzdeki günlerde 19 Aralığın ayıbını Türkiye ortadan kaldıramadı. Şimdi ortaya çıkıyor bu 19 Aralıkta Bayrampaşa Cezaevinde nasıl bir katliam yapıldığı, nasıl sahte tutanaklar tutulduğu. İşte,  yeniden bir yıl dönümüne geldiğimiz dönemde benzer uygulamaların cezaevlerinde olduğunu görüyoruz yani. On saatlik...

Onun için ne dediler? “Boşaltıyoruz; daha iyi koşullarda, F tipi odalarda, lüks yerlerde size yaşam olanağı tanıyoruz.” dediler. Öyle anlattılar ki herkes, Türkiye kamuoyu, gerçekten F tipi cezaevlerinin çok iyi bir yer olduğunu söyledi ama şimdi, onun için o kadar ölüm oruçlarında yaşamını yitirenler, sakat kalanlar, onun için o kadar işkence gören tutukluların yaptıkları, öldükleriyle, gördükleri işkenceyle sakatlıkları yanlarında kaldı, kâr kaldı onlara. Devlet bu konuda hiçbir adım atmadı.

Bakın, Kandıra’da, örnek veriyorum, üç ayda sadece yedi buçuk saatte uygulanıyor. Yerimiz yok, görüşme saatleri var, cezaevleri çok dolu gerekçesiyle bunlar yapılıyor.

Diğer bir hak ihlali, tutukluların yakınlarına da benzer uygulamalar yapılıyor, onlar da soyunduruluyor, x-ray cihazlarından geçerken ötüyorlarsa tacizde bulunuyor resmen. Birçok insan çocuklarını görmeye gitmek istemiyor sayın milletvekilleri.

Şimdi 90’lı yıllardan ne fark var? Şimdi bunu düzeltecek miyiz, düzeltmeyecek miyiz? Hani ileri demokrasi? Şimdi bu konuda ciddi sorunlar var. Görüşme sırasında, bilmiyorum cezaevlerine gitmişsinizdir, şöyle bir masa var. Masanın bir tarafında tutuklu ya da hükümlü, diğer tarafında da ailesi. Başında da polisler, gardiyanlar bekliyor. Beğenmediğinde düdük çalıyor. 12 Eylülden ne farkı var? Birbirine dokunamıyor insanlar, tutuklular birbirine dokunamıyor, sarılamıyor.

Yani, şimdi, mesela Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi. Şimdi, Sayın Bakan, hani ileri demokrasi? Bu sorunları nasıl çözeceğiz biz? Defalarca ifade ettik.

Hasta tutuklulara değinmiyorum bile. Yani hasta tutuklular cezaevi koşullarında nasıl kalıyor belli değil.

Bakın, bir örnek, Ankara F tipi Cezaevinde, yanı başımızda, üç kişilik odalar var, odalar aynı koğuşta. Bir tutuklu genç, üniversite öğrencisi, aynı zamanda bizim gençlik çalışmalarımızdaydı, “KCK” adı altında tutuklandı. Mektup yazmış, diyor ki: “Bir odadan bir odaya geçtiğimiz diye, niye izin vermediniz gerekçesiyle işkence görüp sen aynı, kendi yatağında yatacaksın diye…” Yani odalar içerisinde bile serbest gezinim hakkı yok. Şimdi, buradan soruyoruz: Hani insan hakları? Hani işkenceye sıfır tolerans?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tuncel.

Şahıslar adına ilk söz İstanbul Milletvekili Sayın Türkan Dağoğlu.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sosyal devlet anlayışının en temel göstergelerinden biri, bireyin yaşam hakkının ve sağlıklı bir hayat sürdürebilmesinin güvence altına alınmasıdır. Kamu sağlığı harcamalarında genel devlet harcamasının yüzde 8’den yüzde 13’e yükseltilmesi Hükûmetimizin politik olarak sağlığa verdiği önemin bir göstergesidir. OECD raporlarında sağlıkta geçirdiğimiz dönüşüme dikkat çekilerek “Sağlıkta Dönüşüm Programı, 2003 öncesi sağlık sisteminin zayıf yönlerini bertaraf edip güçlü yönleriyle reform yapmayı amaçlayan bir ders kitabı mahiyetindedir.” demiştir. Bakanlığın bebek ve çocuk ölümlerinin azaltılması konusunda yürüttüğü çalışmalar ve kadın sağlığı konusunda sağladığı üstün katkılardan dolayı UNICEF tarafından da ayrıca ödüllendirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sosyal devlet sorumluluğunun bir parçası da engelli vatandaşlarımızdır. Engellilik doğuştan ya da sonradan kazanılır. Onların haklarına sahip çıkılması, her alanda desteklenmesi kaçınılmaz görevlerimizdendir. İnsan haklarıyla tanışmamızın altmış üç yılı geçmesine rağmen ancak ele alınmaya başlanan bir alanda her türlü eksiklik ve aksaklığın bir çırpıda çözümlenebilmesi imkân ötesidir, ancak yapılanları ve öngörülen projeleri yadsımak da insaf ötesidir.

Bu konuda, hem mevzuat hem de uygulama açısından önemli bir değişim süreci yaşanmıştır ve yaşanmaktadır. Bunların en başında, kadın doğum kliniklerinde Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu yeni uygulamalarla yoğun bakım ünitelerinin kurulması ve bu ünitelerin çok sıkı bir biçimde denetlenmesidir. Sağlık Bakanlığı yaptığı bu çalışmalarla, çocuk kuyuya düşmeden kapağını kapama felsefesini benimsemiştir. Ben, doğumdan sonra olan sıkıntı veya engellilerin nelerle mükâfatlandırıldığını burada saymak istemiyorum, benden evvelki arkadaşlarım bunlara değindi, ancak bunlar sadece bunların birkaçı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, her geçen gün daha da olgunlaşan demokrasisiyle; insan haklarına, hukuk devleti ilkesine olan bağlılığıyla; sosyal devlet anlayışıyla dünyada ve bölgemizde örnek bir konumda yer almaktadır. Böyle bir başarının, kimilerince bu kürsüde iddia edildiği gibi “kabadayı özgüveniyle” değil, ancak ve ancak toplumların geleceğini her şeyden çok önemseyen akıl adabıyla ve insan merkezli bir vizyonla elde edilebileceği son derece açıktır. Aksi takdirde başarılardan dolayı The Time dergisine kapak olmak o kadar kolay bir dava değildir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – En çok istenmeyen adam da o! Ne yapacağız şimdi!

TÜRKAN DAĞOĞLU (Devamla) – Hedefimiz bundan sonraki çalışmaları aynı vizyonda daha güçlendirerek devam etmektir.

Hepinize teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dağoğlu.

Van Milletvekili Sayın Burhan Kayatürk.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BURHAN KAYATÜRK (Van) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bugün buradaki konuşmamda Van depremiyle alakalı birkaç şey söylemiştim.

O depremde Hükûmetimizin çabalarını, yetkililerin çabalarını dile getirmiştim ve bizim de milletvekilleri olarak yirmi dokuz gün, gece gündüz halkımızla birlikte olduğumuzu, onları yalnız bırakmadığımızı dile getirmiştim. Ancak benim bu konuşmamdan rahatsız olan bir sayın konuşmacı, daha sonra kürsüye gelerek hiç yakışık almayan hakaretlerde bulunmuş ve benimle alakalı “Vicdansız açıklamalar yaptı.” demiş.

Doğrusu, benim gibi deprem travması yaşamış, babasını ve kardeşini depremde kaybetmiş, üstelik daha önce dile getirdiğim gibi, üç buçuk ay sonra kardeşinin cenazesine ulaşmış birine “Vicdansız” demeyi ben sizin takdirinize bırakıyorum. Ancak bu hakareti, bu ithamları aynen kendisine iade ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, tabii ki, Van büyük bir felaket yaşadı. Bu felaketin boyutları gerçekten çok büyüktü. 700 bin insanın etkilendiğini söyledik. Bu 700 bin insanın evi hasarsız olabilir, az hasarlı olabilir veya çok hasarlı olabilir ama devam etmekte olan 6 bin sarsıntıdan dolayı siz o evlere giremediğiniz zaman orada çok büyük bir insanlık dramı yaşanmakta. İşte en büyük problem orada. Ama Allah’a hamdolsun, Hükûmetimiz, Başbakanımız, bugüne kadar Türkiye’de görülmemiş bir şekilde Van insanına, depremzedeye tam anlamıyla yardımcı olmuş ve en hızlı müdahalesini de yapmıştır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Yirmi dört saat içinde çuvalladık.” dedi ya Sayın Başbakan!

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) – Bakın, depremin üzerinden daha birkaç saat geçmeden Sayın Başbakanımız, daha önce ifade ettiğim gibi, kabinesinin yarısıyla orada bulunmuştur.

Değerli arkadaşlar, daha önceki depremleri gördük. İşte, Marmara depremi çok uzakta olan bir deprem değildir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bak, insafa davet ediyoruz!..

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) – Benim size ifade ettiğim gibi…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Bir bölge depreminden bahsediyorsun.

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, 76 yılında…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - İnsafa davet ediyorum!

OKTAY VURAL (İzmir) – Saat yedi buçukta oradaydık biz; üç saat sonra oradaydı...

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) – Özür dilerim…

76 yılında bu ülkede bir Hükûmet var mıydı? Vardı. Peki, bu Hükûmetin olduğu zaman benim kardeşim toprak altında nasıl üç buçuk ay kaldı? Ben bunun hesabını sormak istedim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi kalanlar?

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) – Peki, ondan sonra ne oldu? Bu depremde üç buçuk gün içerisinde, neredeyse tek bir vatandaşımız enkaz altında kalmadı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yedi katlı otelde ölenler kimin suçu? Yedi katlı otellere “girin” dediniz, öldü insanlar…

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen.

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) – Biz orada canla başla uğraştık ve çalışmalarımıza devam ettik.

OKTAY VURAL (İzmir) – Vicdana bak ya!

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) – Hükûmetimizin bu çalışmalarını anlatmak niye sizin bu kadar zorunuza gidiyor? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Sizin alkışlamanız lazım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta)- Ya insaf! Çamur atıyorsun!

OKTAY VURAL (İzmir) – Çamur atıyorsun be!

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, Sayın Vural lütfen.

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) – Ben geçmişle bugünü karşılaştırmaya çalışıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Daha depremin şiddetini bile öğrenemediniz; 6 mı, 2 mi, 7 mi?

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, biz…

Bakın, ben burada bütün konuşmacıları saygıyla dinledim. Siz lütfen beni saygıyla dinleyin.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bir şeye cevap vermek için değil, hakaret etmek için çıkmışsın sen oraya!

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, rica ediyorum, lütfen…

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) – Ben burada yaşadığım sıkıntıyı anlatıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani Maraş’taki cesetlere ulaşabildiniz mi siz?

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakın, büyük bir felaket yaşadık. Bu felaketin üzerinde siyaset yapmak ayıptır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ayıptır tabii!

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) - Bakın, biz burada sıkıntılarımızı dile getirmeye çalışıyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bunu sadece söylemek yetmez, gereğini de yapması lazım.

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) - 700 bin insanın yaralarını sarmak için canla başla uğraşıyoruz. Sizin de katkı sağlamanız gerektiğini ifade ediyoruz.

Bakın, orada Sayın Başbakanımızla, Sayın Cumhurbaşkanımızla birlikte ziyaret eden siyasi parti liderlerine de teşekkür ettik, temsilcilerine de teşekkür ettik. Hatta yurt dışından gelenlere de burada şükranlarımızı ifade ettik. Bizim böyle bir günde bunun üzerinde siyaset yapmamız, bunu siyasi bir ranta çevirmemiz kadar çirkin bir şey yoktur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen yapıyorsun siyaseti. On iki yıl öncekinin siyasetini yapıyorsun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Şimdi yapıyorsun!

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) – Bugüne kadar, Vanlı hemşehrilerimizin, depremzedelerimizin sıkıntılarının çözümü için elimizden geleni yaptık.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, bu otellere kim “Gir.” dedi peki?

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) - Olayın takipçisi olduk.

OKTAY VURAL (İzmir) – Vicdanınız sızlıyor mu?

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) - Bundan sonra da ister Van’da ister uzak diyarlarda, Vanlı depremzedelerimizin sıkıntılarını takip edeceğiz, onların yardımcısı olacağız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Naylon çadırda ölenler için vicdanı sızlayan var mı sizde?

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) - Elimizden geleni bugüne kadar yaptık, yapmaya devam edeceğiz diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Bakan, dünyanın önde gelen iktisat profesörlerinden Dani Rodrik “Otoriter Büyüme Efsanesi” başlıklı makalesinde, uzun vadeli ekonomik büyüme, ekonomik istikrar, ekonomik krizlere dayanma, insan kaynağını geliştirme ve adil gelir dağılımını sağlama noktasında, demokrasilerin otoriter rejimlerden çok daha başarılı olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle de günün sonunda, Güney Afrika Rusya’yı, Hindistan Çin’i ve Brezilya Türkiye’yi, kısacası demokratikleşen rejimler otoriterleşen rejimleri geride bırakırsa şaşırmayın, demektedir. Hızla otoriterleşen ülkemizde, Terörizmin Finansmanını Önleme Tasarısı’yla artık, 2 gizli tanıkla herkes terör örgütü kapsamına alınıp mal varlığına el konulabilecektir. Bu otoriter düzenlemenin, Türkiye’de yatırım iklimini, ekonomik büyümeyi ve ekonomik istikrarı ne şekilde etkileyeceğini düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Yüksel… Sayın Yüksel  yok mu?

Sayın Kesimoğlu…

Sayın Sarıbaş…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Bakan, Çanakkale Belediyesinin 1976’dan beri kullanmakta olduğu sandal basenini son aldığınız Bakanlar Kurulu kararıyla, 26/09/2001 tarihli 2277 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’yla elinden aldınız. Bunu niçin soruyorum? Çünkü bu, 1981 yılında, yine, Bakanlar Kurulu kararıyla kesin kullanım hakkı verilmesine rağmen, niçin uzun yıllardır, 1976’dan başlayarak belediyenin, kamunun elinde bulundurduğu bu sandal basenini niçin iptal ettiniz? Bu başka ifadeyle, oradaki bir şahsa ya da bakana, bir özel sektöre mi vermek istiyorsunuz? Bu kamunun ve bakımının imar planında olmasına rağmen, bu baseni tüm Türkiye’deki, Çanakkale’deki denizcilikle uğraşan kayıkçılara kullanmasına rağmen, bakım onarım ve size de yüzde 10…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Bakan, önceki turdaki soruma cevap alamadım, o cevabı bekliyorum; bu bir.

İki: Burdur ili tarım ve hayvancılıkta sütüyle, etiyle, salebiyle, mantarıyla, kadayıfıyla, kaparisiyle, haşhaşıyla, anasonuyla, pancarıyla bir markadır. Ayrıca, tarım alet ve makine üretiminde, çimento ve silah sanayisinde de bir markadır. Burdur mermerimizde dünyanın birçok ülkesine ihracat yapmaktayız. Ancak gelişmişlik ve teşvik sıralamasında 2’nci bölgedeyiz. İstihdamı ve üretimi artırma yönünde katkı koyması için Burdur ilini 4’üncü bölgede değerlendirmeyi düşür müsünüz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, tekrar soruyorum. 5393 sayılı Kanun’a tabi belediye ve il özel idaresi sözleşmelilerine verilen sözler tutulacak mıdır? Bunların mağduriyetini nasıl gidermeyi düşünüyorsunuz?

Van depremzede ve kamu çalışanları için yapılan düzenlemelerden Simavlı depremzede ve kamu çalışanlarının da yararlandırılması sağlanabilecek midir? Cevabınız hayırsa sebebini lütfen söyler misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erdoğan… Yok.

Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce, Sayın Bakan, bu sosyal güvenlikle ilgili şey söylendiği zaman, hani bu fazla mesai, ek dersle ilgili, “Durum ortada.” dediniz, bir fecaati dile getirdiniz, anlaşılan sosyal güvenlik sistemi network’ü iflas etmiş durumda. Dolayısıyla “Durum ortada.” deyip gerçekten bir iflas sahnesi… İşte, bizim de anlatmak isteğimiz bu iflaslar.

Bir de bu aktarmalar: Acaba Cumhurbaşkanı seçimi 2012 yılında yapılırsa, bununla ilgili harcamalar için aktarma yapacağınız bir fasıl var mıdır? Seneye seçim yapılacak.

Bir de siz hesap kitap bilen birisisiniz. Cumhurbaşkanı süresi beş yıl mıdır, yedi yıl mıdır?

BAŞKAN - Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Pozantı ilçemizin Hamidiye, Kamışlı, Fındıklı, Alpu köyleri ile Karaisali ilçemizin Gildirli, Çukur, Karakılıç, Aşağıbelemedik, Gülüşlü, Nergizlik ve Maraşlı dâhil olmak üzere yirmi beş tane köyünden kadastro uygulaması geçtikten sonra vatandaşların adına çıkan tapular, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Hazine tarafından köylülerin atalarından kalma ve kendileri tarafından yaptıkları evleri, ahırları, bağları ve bahçelerinin tamamı mahkeme kararı neticesinde ellerinden alınmıştır. Yirmi beş köyümüz tamamen mağdur hâldedir. Sayın Bakanım, bu köylüyü yerinde kalkındırma projesi adı altında, bu köylülerimiz neredeyse köylerini boşaltmak durumundadır. Bunların problemlerine bir çözüm bulabilir misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Son sorundan başlıyorum.

Değerli arkadaşlar, eğer mahkeme kararı kesinleştiyse burada Maliye Bakanı olarak benim yapabileceklerimin sınırı belli. Ancak Meclisimiz bu tür hususları düzeltebilir. Yani, benim…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Maliye bakanları her şeye yetkilidir Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Hayır, hayır; öyle bir şey yok.

İkinci olarak: Değerli arkadaşlar, Cumhurbaşkanımızın süresine, bu hususlara tabii ki Meclis karar verir. Meclisimizin verdiği kararlar çerçevesinde biz de gereken ödenekleri tabii ki yaparız.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, hesabı kitabı en iyi bilen bakan olarak soruyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz de bilmiyorsunuz yani.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, belediye ve il özel idarelerinde sözleşmeli olarak çalışanlarımızın kadroya geçirilip geçirilmeyeceği hususu şu anda gündemimizde olan bir husus değil. Biz, 657 kapsamında olan bütün sözleşmelileri o an itibarıyla kadroya geçirdik. Buna ilişkin, şuna anda en azından Maliye Bakanlığı gündeminde olan bir husus söz konusu değildir.

Burdur 2’nci bölgeden 4’üncü bölgeye geçebilir mi? Bu tamamen Burdur’un makroekonomik ve sosyoekonomik göstergeleriyle ilişkili bir konudur. Yani bunu ezberden yapmadığımızı biliyorsunuz. Devlet Planlama Teşkilatı birtakım göstergelerle sınıflandırmaya gidiyor ama bu sınıflandırma sayısı artırılabilir. Bu illerin kümelenmesi söz konusu, birlikte değerlendirilmesi söz konusu. Farklı bir yönteme başvurulabilir mi, yeni veriler çerçevesinde değerlendirmeyle dördüncü bölgeye düşürülebilir mi? O, tamamen yapılan çalışmalar sonucunda belli olacak.

Çanakkale Belediyesinin 1976’dan beri kullandığı bir işletmenin… Benim hiçbir bilgim yok, onu araştıralım size geri gelelim. Yani, konuya vâkıf değilim.

Yine, terörün finansmanına ilişkin bir yasa tasarısı var; gerçekten dünyadaki uygulamaları çok ağır uygulamalardır. Bu tasarı şekillendirilirken hakikaten epey bir tartışıldı. Özellikle vatandaşlarımızın, yani içeride böyle bir tanımın geçerli olmaması, sadece uluslararası terörün finansmanına yönelik böyle bir uygulamanın yapılmasına ilişkin birtakım fıkralar dercedildi. Eminim zaten yasa Adalet Komisyonunda görüşülüp buraya geldiğinde siz de göreceksiniz ki bu hassasiyetleri bizler de koruduk.

Madem vaktim kalmış, müsaade ederseniz bir konuyu yine sizlerle paylaşmak istiyorum.

Dün, değerli milletvekili arkadaşımız Sayın Alim Bey, bana tabii ki getirdi bir mahkeme kararının sonuncu verdi, bu Kütahya Şekerin özelleştirmesine ilişkin. Ben, aslında çıkmadan, Özelleştirme İdaresinden bu kararın incelenmesini ve bana bilgi getirilmesini talep ettim.

Şimdi değerli arkadaşlar, özü itibarıyla şöyle bir husus söz konusu: Kütahya Şeker Fabrikasının yüzde 56’sı kamunundu. Kamu bunu özelleştirdi. Özelleştirmeye üç ayrı mahkemede gerek sendika tarafından gerekse PANKOBİRLİK tarafından ayrı ayrı davalar açıldı. Bu davaların tamamı mahkemelerde reddedilmiş, sonra Danıştayda temyiz edilmiş, Danıştay bu ret kararlarını onaylamış ve “Özelleştirme İdaresi özelleştirmeyi usulüne göre, kanuna göre yapmıştır” diye bir karar vermiş. Şimdi burada tartışılan konu, bu arsa Türk Şeker Fabrikalarının mı Kütahya Şekerin mi? Bu arsa Kütahya’da. Türk Şeker Fabrikaları -bana yazıyı gösterdiler- resmen yazıyla bildirmiş kendilerine “Bu, elli yıldır Kütahya Şeker Fabrikası tarafından kullanılan bir arsadır, bizim değildir. Bu Kütahya Şeker Fabrikasınındır. Sadece sehven bizim üzerimizde kayıtlıdır.” demiş. Ben, sadece, size, bize aktarılan bilgilerden bahsediyorum değerli arkadaşlar.

Peki, bu üç ay ceza alan tapu müdürü niye ceza almış? Tapu müdürünün ceza almasının sebebi çünkü kararda yok. Bana yine detayları da getirdiler. Deniliyor ki, bu, tapuda Kütahya Şeker üzerine kayda geçirilirken TÜRKŞEKER’in de temsilcisinin olması gerekiyordu fakat sadece Kütahya Şekerin temsilcilerinin olduğu bir ortamda bu yapıldığı için üç aylık ceza verilmiş ve bu ceza ertelenmiş.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, bu bürokratlar resmen sizi yanıltıyorlar.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Şimdi, değerli arkadaşlar, şöyle: Kütahya Şeker bu arsayı elli yıldır kullanıyor ve bu arsa Kütahya Şekerin özelleştirme dokümanlarında da yani ihale dokümanlarında da yer almış.

Değerli arkadaşlar, dolayısıyla, burada bir…

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Bakan, Yüksek Denetleme Kurulunun raporunu okuyun,  Sayıştayın raporunu okuyun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakanım, Yüksek Denetleme Kurulunun raporu var, yapmayın. Sayın Bakanım, devletin Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün yazısı burada, yapmayın bunu.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Yanıltıyorlar sizi Sayın Bakanım, yanıltıyorlar. Bakanlığı bürokratlar yönetiyor Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Arkadaşlar, ben size…

BAŞKAN – Sayın Bakan, süreniz doldu.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

10’uncu maddeyi okutuyorum:

 

Ödenek devir ve iptal işlemleri

MADDE 10 - (1) a) Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü bütçelerinin (özel ödenekler ve "03.9 Tedavi ve Cenaze Giderleri" ekonomik kodunu içeren tertipler hariç) mal ve hizmet alım giderleri ile ilgili tertiplerinde yer alan ödeneklerden yılı içinde harcanmayan kısımları, hizmetin devamlılığını sağlamak amacıyla ödeneklerinin yüzde 30'unu aşmamak üzere ertesi yıl bütçesine devren ödenek kaydetmeye,

b) 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinin 21.01.36.00 ve 21.01.36.63 kurumsal kodu altında bulunan (03) ekonomik kodunu içeren tertiplerinde yer alan tanıtma amaçlı ödeneklerden harcanmayan kısımları ertesi yıl bütçesinin aynı tertiplerine devren ödenek kaydetmeye,

c) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu bütçesinin 40.08.33.00-01.4.1.00-2-07.1 tertibinde yer alan ödenekten harcanmayan kısımları ertesi yıl bütçesinin aynı tertibine devren ödenek kaydetmeye,

ç) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bütçesinin 19.01.31.00-04.8.1.02-1-07.1, 19.01.31.00-04.8.1.04-1-08.1, 19.01.31.00-04.8.1.05-1-05.4 ve 19.01.31.00-04.8.1.06-1-05.4 tertiplerinde yer alan ödeneklerden harcanmayan kısımları ertesi yıl Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bütçesinin ilgili tertibine devren ödenek kaydetmeye,

d) Hazine Müsteşarlığı bütçesinin 07.82.32.00-04.1.1.00-1-07.2, 07.82.32.00-04.1.1.00-1-05.6 ve 07.82.32.00-01.2.1.00-1-08.2 tertiplerinde yer alan ödeneklerden harcanmayan kısımları ertesi yıl bütçesinin aynı tertibine devren ödenek kaydetmeye,

e) Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesinin “03.1.1.01 Emniyet Genel Müdürlüğü Güvenlik Hizmetleri Yatırımları” fonksiyonu altında yer alan yatırım ödeneklerinden harcanmayan kısımları ertesi yıl bütçesinin aynı tertibine devren ödenek kaydetmeye,

f) İlgili mevzuatı gereğince özel gelir kaydedilmek üzere tahsil edilen tutarları, idare bütçelerinde söz konusu mevzuatta belirtilen amaçlar için tertiplenen ödenekten kullandırmak üzere genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydetmeye ve bütçelenen ödenekten gelir gerçekleşmesine göre ilgili tertiplere aktarma yapmaya, yılı içinde harcanmayan ödenekleri (2011 yılından devredenler de dahil) ertesi yıl bütçesine devren gelir ve ödenek kaydetmeye, bu hükümler çerçevesinde yapılacak işlemlere ilişkin usul ve esaslar belirlemeye,

Maliye Bakanı yetkilidir.

(2) Birinci fıkra kapsamında devredilen sermaye ödenekleri, 2012 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar esaslarına göre yılı yatırım programıyla ilişkilendirilir.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ordu Milletvekili Sayın İdris Yıldız’da.

Buyurun Sayın Yıldız. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İDRİS YILDIZ (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere, bütçe, belirli bir dönemdeki gelir ve gider tahminleriyle bunların uygulanmasına ilişkin kurallar bütünüdür. Bu kuralları, siyasetin içindeki çeşitli aktörler kendi siyasi görüşleri yönünde koyarlar. Çok doğal olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin de bütçesini, kendi siyasi görüşleri doğrultusunda, kendi tercihleri doğrultusunda düzenlemesi ve harcaması doğaldır; bu, siyasetin gereğidir.

Kendi tercihleri doğrultusunda bütçe yapmak doğaldır da, bu tercihler doğru mudur? Bu bütçe uygulamasına baktığımızda, bunun çok doğru olmadığı konusunda görüşlerimi sizlere aktarmaya çalışacağım.

Demokratik ülkelerde bütçe, hükûmetin fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için belirli bir dönemde hangi kamu kaynaklarını, hangi amaç veya hangi mal ve hizmetler için kullanacağını gösteren önemli bir mali araçtır. Bütçe, aynı zamanda, bir maliye politikası aracı olarak ekonomiye yön vermede kullanılır.

Anayasa’mızın 161’inci maddesi, devletin harcamalarının yıllık bütçelerle yapılacağını hükme bağlamıştır. Yine aynı maddede, merkezî yönetim bütçesinin hazırlanması, uygulanması ve kontrolünün kanunla düzenleneceği öngörülmüş olup, 5018 sayılı Kanun, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu bu amaçla çıkarılmıştır. Bu Kanun’a göre temel bütçe ilkeleri özetle: Kamu idarelerinin tüm gelir ve giderleri bütçelerinde gösterilir. Kamu hizmetleri, bütçelere konulacak ödeneklerle mevzuatla belirlenmiş ilkelere göre gerçekleştirilir. Bütçede yeterli ödenek bulunmadan herhangi bir taahhüde girişilemez. Yüklenme süresi mali yılla sınırlıdır. Ertesi yıllara geçen taahhütlerde bulunmanın bazı şartları vardır.

5018 sayılı Kanun’a göre bir diğer ilke de cari yılda kullanılmayan ödeneklerin iptal edilmesidir ancak yine aynı Kanun yani 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nda bağış ve yardımların, kılındığı amaca harcanmak üzere açılacak bir tertibe ödenek kaydedileceği belirtildikten sonra, bu ödeneklerden mali yıl sonuna kadar harcanmamış olan tutarın, bağış ve yardımın amacı gerçekleşinceye kadar ertesi yıl bütçesine devir olunarak ödenek kaydedilmesi öngörülmüştür.

Nitekim, bütçe kanunu tasarısının “Ödenek devir ve iptal işlemleri” başlıklı 10’uncu maddesinin birinci fıkrasının (f) işaretli bendinde, bu özel gelirlerin ödenek kaydıyla, yılı içinde harcanmayan tutarın ertesi yıl bütçesine devri düzenlenmiştir.

İşaretli bentte Millî Savunma Bakanlığı, Turizm Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, TÜBİTAK, Sanayi Bakanlığı bütçeleri bulunmaktadır ancak ödenek devrinin yaygınlaştırılmasını, bütçenin “yıllık olma” ilkesiyle bağdaştırmak mümkün olmasa gerektir.

Sayın milletvekilleri, geçmiş yıllarda kurumlar ödenekleri yanmasın diye yıl sonlarında hezeyana kapılıp bütçeyi harcama konusunda eğilim göstermişlerdir. Bu noktada ödenek devrinin olumlu olduğunu düşünmekteyim fakat ödenek devri bütçeye belirsizlik getirmemelidir. Bütçede öngörülmeyen sapmalar olabilir ancak bunlar minimum seviyede tutulmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, burada öncelikle sorulması gereken sorular, ödenek devirleri neden sadece verimli kurumlarda var ve bu kurumlardaki ödenekler neden artmıştır? Bu demek oluyor ki bütçeler ya hayalî yapılmış ya da gereğinden yüksek kurgulanmış. Bu, hem bütçe yapmada hem de uygulamadaki başarısızlığı gösterir.

Burada, ödenek devri söz konusu olan kalemlerin neden yapılmadığının gerekçeleri açıklanmalıdır. Aksi takdirde, bu durumdan iki sonuç çıkar: Birincisi, bu kurumlar çalışmıyorlar ya da yapılması gereken projeler gecikiyor.

Bu nedenle, bütçenin daha dikkatli, ciddi, gerçekçi hazırlanması gerekir. Yıl sonunda birçok kurumun açık vermesi, buna karşılık diğerlerinin fazla vermesi bu kurumların verimli çalışmadığı anlamına gelir. Bütçenin olduğundan yüksek gösterilmesi gerçek bütçenin görünmesini engeller. Sonuç olarak, bu sapmalar denetleme zafiyetine yol açar ve kurumların gerçek performanslarını ölçmemizi engeller. Bütçelerin gerçek yerlere ayrılması ve halkın takip edebileceği şekilde kurgulanması gerekir. Bu, şeffaf devlet anlayışının da bir gereğidir.

Değerli milletvekilleri, 2001 yılından itibaren kamu maliyesiyle ilgili olan reformla birlikte birkaç tane istisna hariç fonların hemen hemen hepsi bütçenin içine alınmıştır. Bu, bütçenin bütünlüğü ve Meclisin denetimi açısından doğru bir düzenlemedir. Ancak bildiğiniz üzere, geçtiğimiz günlerde Orman Genel Müdürlüğü bütçesi görüşüldü ve burada görüşülen bütçe katma bütçeydi. Fakat dikkatinizi çekmek isterim ki Genel Kurulda görüşülen katma bütçenin yanında Orman Genel Müdürlüğünün hazırladığı ve sadece Orman Bakanlığının onayladığı bir döner sermaye bütçesi vardır. Bu döner sermaye bütçesinin hazırlanması ve içeriğinden Sayın Orman Bakanının onaylamasına kadar kamuoyunun da, 7 milyon orman köylüsünün de, Türkiye Büyük Millet Meclisinin de bilgisi yoktur. Bu, 2001 yılındaki kamu maliyesi düzenlemesine aykırı bir durumdur. Bahsettiğim döner sermaye bütçenin büyüklüğü 2 milyar TL’yi bulmaktadır ve bu bütçe Türkiye’nin yüzde 26’sını oluşturan ormanların geleceği ve Türkiye’de yaşayan 7 milyon yoksul orman köylüsünün, 500 bin orman işçisinin yaşamıyla doğrudan ilgilidir. Büyüklüğü 2 milyar TL’yi bulan ve nüfusumuzun yaklaşık yüzde 10’unu ilgilendiren bu bütçe Meclisin gündeminin ve denetiminin tamamen dışındadır.

Bu vesileyle belirtmeliyim ki bu konu hem ormanlarımızın hem de toplumumuzun en yoksul kesimini oluşturan orman köylülerimizin geleceği açısından hayati önem taşımaktadır. Orman köylerinde yaşayan halkın orman kaynaklarıyla doğrudan ilişkisi nedeniyle Anayasa’mızın “Orman köylüsünün korunması” özel başlığı altında 170’inci maddesiyle yapılan düzenlemede, “Ormanlar içinde veya bitişiğindeki köyler halkının kalkındırılması, ormanların ve bütünlüğünün korunması bakımlarından, ormanın gözetilmesi ve işletilmesinde devletle bu halkın iş birliğini sağlayıcı tedbirlerle ve diğer bazı hususlar kanunla düzenlenir.” denilmesine rağmen burada döner sermaye bütçesinin hazırlanma sürecinde 7 milyon orman köylüsünün bütçe yapım sürecinin tamamen dışında bırakılması oldukça düşündürücüdür.

Sayın milletvekilleri, bu konu belirli bir kişi veya kuruluşların inisiyatifine bırakılamayacak kadar önemli bir konudur. Bu nedenle, gerek ormanlarımızın korunması gerek ormancılığımızın geliştirilmesi ve tabii ki orman köylümüzün yaşam seviyesinin yükseltilmesi konularında orman köylümüz ile yani onların tek ve en güçlü örgütü olan OR-KOOP ve diğer meslek kuruluşları ile iş birliği yapmalarını beklemekteyiz. Buradan orman köylümüzün hiçbir zaman sahipsiz bırakılmayacağını da açıkça ifade etmek istiyorum.

Halkın ihtiyacı olan projelere halkı çekebilmek için bütçe konusunda şeffaf olmak ve halkı kapsayıcı bir tavır almak gereklidir. Fakat gördüğümüz üzere Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti, hem bütçe konusunda yeteri kadar şeffaf değildir hem de halkı dışlayan bir görev anlayışına sahiptir.

Değerli milletvekilleri, Birleşmiş Milletler 2012 yılını Uluslararası Kooperatifler Yılı olarak ilan etmiştir. Birleşmiş Milletlerin bu kararı, tüm hükûmetlere kooperatiflerin gelişmesi için daha destekleyici bir ortam yaratmaları ve özellikle kapasite artırımı için finans sağlama konusunda çağrıda bulunmaktadır. Fakat hazırlanan bütçede gördüğümüz üzere Hükûmetin tavrı böyle değildir. Bunun birçok örneğini vermek mümkündür. Orman Bakanlığının kooperatifleri engelleyici tavır aldığı gözlemlenmektedir.

Değerli milletvekilleri, Birleşmiş Milletlerin hükûmetlere kooperatiflerin gelişmesi için daha destekleyici bir ortam yaratmaları ve kapasite artırımı için finans sağlama konusundaki tavsiyelerine rağmen, Hükûmet üretici birliklerinin örgütlenmesini engellemek için elinden geleni yapmaktadır. Halkın örgütlenmesinden korkmaktadır. Bu, halktan korkuyorsunuz demektir. Sizin halkı dışarıda tutma, dışlama anlayışınızı her yerde görmek mümkündür. Bunu sadece orman kooperatiflerinde yapmıyorsunuz. Siz geçmişte bunu FİSKOBİRLİK’e de yaptınız. Fındık üreticilerinin temsilcisi durumundaki 225 bin ortağı bulunan, 50 kooperatiften oluşan ve 8 milyon fındık üreticisinin temsilcisi olan FİSKOBİRLİK’i kısır çekişmelerle devre dışı bırakıp, TMO’yu fındığa ortak ettiniz ancak daha sonra TMO’yu da devreden çıkartıp fındık üreticisini serbest piyasa koşullarına teslim ettiniz. Hem Toprak Mahsulleri Ofisinin fındıkla ilgili görev zararı ortada hem de FİSKOBİRLİK’in içine düşmüş olduğu durum içler açısıdır. Son üç yılda, Allah’ın lütfuyla, rekoltedeki uygunluk dolayısıyla fındıkta bir sorun yaşanmıyor, bir sıkıntı yok koşullarını yaratsa da, rekolte koşullarının değişmesi fındık üreticisiyle Hükûmetinizi karşı karşıya getirecektir.

Şunu açıkça belirtmeliyim ki, Adalet ve Kalkınma Partisinin Hükûmeti fındık ile ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS YILDIZ (Devamla) - Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldız.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Murat Bozlak.

Buyurun Sayın Bozlak.

BDP GRUBU ADINA MURAT BOZLAK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım, bu vesileyle sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tasarının 10’uncu maddesi bakanlıklara ve kurumlara ayrılan bütçelerden oluşturulan ödeneklerin harcanmayan kısımlarının ertesi yıl bütçelerinin aynı tertiplerine devren ödenek olarak kaydedilmesini öngörmektedir. ÖTV’si, KDV’si, bin bir çeşit dolaylı ve dolaysız vergiyle işçiden, emekçiden, köylüden, çiftçiden, esnaftan alan ancak onlara insanca yaşama koşullarını yaratmayan, rekor düzeydeki cari açığıyla koskoca bir kara deliğe sahip 2012 yılı bütçesinin iktidar partisinin sayısal çoğunluğuyla kabulünden sonra tasarının 10’uncu maddesi üzerinde detaylı durmayı çok anlamlı bulmadığımı öncelikle ifade etmek istiyorum.

Bütçe görüşmeleri sırasında milletvekili arkadaşlarımızla birlikte değişik konularda parti grubumuzun düşüncelerini ifade etmiştik. Bugün parti grubumuzun önemsediği konulardaki kimi düşüncelerimizi zamanın el verdiği ölçüde yeniden, altını çizerek Genel Kurulun huzurunda ifade etmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti devletinin demokratikleşme evrimindeki temel sorunu tekçi zihniyete dayalı devlet yapılanmasıdır, tekçi zihniyete dayalı resmî devlet ideolojisini koruma anlayışıdır, diğer bir ifadeyle statükoculuktur. Özgürlük ve demokrasi talebi olanlara karşı kale duvarı gibi duran statükocu anlayış sahipleri Türkiye’ye demokrasi getiremezler. “Eşitlik, özgürlük, demokrasi” kavramları mevcut statükocu anlayışla çakışan, bağdaşan kavramlar değildir. Statükoyu savunduğun noktada bırakın ülkeye ileri demokrasi getirmeyi, hâlihazırda mevcut olan, Türkiye'deki  çeyrek demokrasiyi de yok edersiniz. Değerli milletvekilleri, eşitlik istiyorsak, özgürlük istiyorsak, demokrasi istiyorsak öncelikle tekçi anlayıştan ve statükoyu koruma anlayışından vazgeçmeliyiz; ülkemiz için vazgeçmeliyiz, 74 milyon insanımızın barış içerisinde, eşit ve özgür koşullarda, birlikte, kardeşçe yaşamalarına olanak tanımak için vazgeçmeliyiz.

Değerli arkadaşlar, 1982 darbe Anayasası defalarca değiştirilmedi mi? Değiştirildi. Neredeyse el atılmayan maddesi kalmadı. Peki, onca değişiklik Türkiye toplumunun sorunlarına çözüm getirdi mi? Hayır. Niye değişiklikler çözüm olmadı? Çünkü 1982 darbe Anayasası’nın özünü oluşturan tekçi zihniyet ve statükoyu koruyan anlayışı değiştirilmemiştir de ondan dolayıdır.

Meclisimizin hazırlanmasına start verdiği yeni anayasa tekçi zihniyetten ve statükoyu korumaktan kendisini arındırmış bir anayasa olmak zorundadır. Ya değilse, adı “yeni” de olsa Türkiye toplumunun sorunlarına çare olamaz.

Umuyor ve diliyorum ki yeni anayasa, tekçi zihniyetin ve statükoyu koruyan anlayışın tamamen dışında, 74 milyon insanımızın “İşte benim anayasam.” diyebileceği, Türkiye toplumunu oluşturan tüm halkları kimlikleriyle, kültürleriyle, dilleriyle kabul eden, eşitlikçi, çoğulcu, insan haklarına dayalı, hukukun üstünlüğünü esas alan, uluslararası hukuk normlarını gözeten, özgürlükçü, tam demokratik bir anayasa olur. Türkiye'nin böyle bir anayasaya da acil ihtiyacı vardır.

Değerli milletvekilleri ”Asit kuyularına atmıyoruz, hapse atıyoruz; öldürmüyoruz, cezaevine atıyoruz, daha ne istiyorsunuz?” anlayışından da Türkiye’nin acilen kurtulması gerekiyor. Bu anlayış, muhalif olana yaşam hakkı tanımayan, totaliter, baskıcı anlayıştır. Bu anlayış, farklı düşünceye saygı göstermeyen, muhalif olanı düşman gören anlayıştır. Bu anlayışın sahipleri özgürlük bilmez, hak, hukuk ve demokrasi tanımaz.

Değerli milletvekilleri, muhalif olan tüm kesimlerin sesini kısmak istemiyorsak, farklı düşünce sahiplerinin kendilerini özgürce ifade etmelerini istiyorsak, muhalif düşünceyi suç kabul edip cezalandıran, başta Terörle Mücadele Yasası olmak üzere, Türk Ceza Kanunu’nun içine serptirilmiş yasa maddelerini derhâl ortadan kaldırmanız gerekir.

Hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayan, gizli takip, gizli dinleme, gizli tanık, gizli soruşturma uygulamasından derhâl vazgeçmeliyiz.

Ceza muhakemesinde tutuklama ceza değil, tedbirdir. Tutuklamayı cezaya dönüştürmek anayasal suçtur. Uzun tutukluluk sürelerine derhâl son vermeliyiz.

Yine, bu yasaların uygulama merkezinde yer alan özel görevli ağır ceza mahkemelerini derhâl kapatmalıyız. Özel yetkili mahkemeler cumhuriyetin kuruluşundan beri hep problem olmuşlardır. Dün nasıl ki istiklal mahkemeleri, sıkıyönetim mahkemeleri, devlet güvenlik mahkemeleri problem olmuşlar ise bugün de özel görevli ağır ceza mahkemeleri hukuk adına, adalet adına ciddi problemler oluşturmaktadırlar. Bu mahkemeler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı mahkemelerdir, yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını ortadan kaldıran mahkemelerdir, tekçi zihniyete dayalı resmî devlet ideolojisine muhalif olan herkesi susturmak isteyen, yargılayan, cezalandıran tarafgir mahkemelerdir, Adana’daki polis müdürünün söylemi üzerine molotofkokteylini silah olarak kabul edip ceza yağdıran mahkemelerdir.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun iktidar partisinin anlayışı paralelindeki hâkim ve savcılardan oluştuğu, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin seçiminde Adalet Bakanı ile iktidar partisinin belirleyici rol oynadığı, Kurulun tarafsız olmadığı kanısı giderek yoğunluk kazanmaktadır. Otuz altı yıllık cumhuriyet savcısını sudan bahanelerle Ankara’dan süren Kurulun bu ve benzeri kararları bu kanının güçlenmesine yol açmaktadır.

Kanun hükmünde kararnamelerle yasama yetkisini Meclisin elinden alan yürütme, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinden yargıyı da etkisi altına alırsa yürütme, yasama ve yargı erki tek elde toplanmış olur ki bu da demokratik rejimin sonu demektir.

Bugün itibarıyla basın özgürlüğü sıfırlanmıştır. Medya, yandaş medya olanlarla olmayanlar diye ikiye ayrılmıştır. Yandaş medyaya dâhil olmayan görsel ve yazılı basın ağır ekonomik yük altında, tamamen çalışanlarının büyük emek ve çabasıyla ayakta durmaya çalışmakta, mensupları yüz yılı geçen cezalarla cezalandırılmış veya mahkeme kapılarında sürünmektedirler.

Hükûmetin elindeki ekonomik yaptırımlarla diz çökerttiği medyanın da içinde yer aldığı yandaş medya, gerçeğin ve halkın sesi olmanın ötesine geçip Hükûmetin, iktidar partisinin ve cemaatin borazanı hâline gelmiş durumdadır, talimatla idare edilir duruma dönüşmüştür. Bu durum demokrasimizi güçlendirmez. Bundan da Hükûmetin derhâl vazgeçmesi gerekir. Hükûmet basını özgür bırakmalıdır.

Değerli milletvekilleri, son bir noktaya daha değinmek istiyorum, o da gece-gündüz yandaş medyada yer alan cemaatin durumudur. Cemaatin devlet bürokrasisinde ciddi bir ağırlığa sahip olduğu, el altından oluşturdukları örgütsel yapıyla da ekonomik alanda da belirgin bir ağırlıklarının olduğu, hatta AKP’nin gizli hükûmet ortağı olduğu kanaati toplumda yaygın bir düzeye ulaşmıştır.

“Bir amaç etrafında bir araya gelmiş kişiler.” demek olan cemaatin yasal bir yanının olmadığını Hükûmet bilmiyor mu? Acaba Sayın Başbakanın “Gizli paralel devlet.” dediği örgütlü yapı bu cemaat olmasın? İmam olarak atanması düşünülen “mele”ler yoksa bu cemaatin adamları mıdır?

Hükûmeti bu konuda da haddimizi aşmadan uyarmak istiyorum: Bu tür yapılanmalara “Anlayışımıza yakındır.” diye izin verilmemelidir. Böylesi yapılanmalar zarar verir. Bundan da vazgeçilmelidir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bütçenin 10’uncu maddesi üzerinde grubum adına söz aldım, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle sözlerimin başında Sayın Maliye Bakanına, burada tartışılan ve biraz önce dile getirmeye çalıştığım ama zaman yetersizliği nedeniyle tam safahatını iyice açıklayamadığım konu üzerinde gösterdiği hassasiyetten dolayı şahsım, grubum ve hepiniz adına teşekkür ediyorum. Kendisinin kendim kadar bu konuya hassasiyet göstereceğinden en ufak şüphem de yok, güvenim de sonsuz.

Sayın Bakanım, şimdi olay şöyledir: 2004 yılında bu Özelleştirme Yüksek Kurulunun kararı gereği özelleştirme süreci sırasında Özelleştirme İdaresinin değerli uzmanları kendilerine gelen bilgiler doğrultusunda oturdukları yerden özelleştirme dokümanı hazırlamışlardır. Dolayısıyla bu dokümana Kütahya Şeker Fabrikasının malı olmayan TÜRKŞEKER’e kayıtlı söz konusu arazi sokulmuştur. Bu, 2009 yılı Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ 2009 yılı raporunda detayıyla açıklanmış, sayfa 120 ve 121, özellikle istirham ediyorum, bir okuyunuz.

Şimdi, sayın, değerli uzmanlar, bürokratlar kendi hatalarını burada kapatmak için gelen her yazıya… Ben bununla ilgili size 2008 yılından bu yana eski bakan dâhil, 45’e yakın önerge göndermişim, bazıları cevaplanmış, bazıları cevaplanmamış, cevaplanan önergelerin birçoğunda aynı cümleler var, sizin dün bana okuduğunuz cümleler.

Değerli Bakanım, şimdi burada yapılan işlem, bürokratların hatası nedeniyle, bu fabrikayı almış olan insanların sonradan, ama neden sonradan? 2004 Ekim ayında devir teslim yapılmış. Şimdi, sizin o değerli bürokratlarınız bu devir teslim yapılırken, neden bu tapuyu görmemişler? Neden yanlışlığı ortaya koymamışlar? Aradan geçen sekiz ay sonra 2005 yılı Mayıs ayında bu konuyla ilgili, araziyle ilgili belediyenin açtığı küçük bir dava sonuçlanınca tescil yine Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ üzerine yapılmış, başvuru üzerine bahse konu işlem gerçekleşmiştir. 2007 yılında Kütahya Valiliği İdare Kurulu, konuyu önemsemiş, karar almış, söz konusu işlemi yapan kişi hakkında ceza verilmesine karar vermiş. Ancak Eskişehir İdare Mahkemesine yapılan başvuru üzerine konu kapatılmış.

Aradan geçen süreden sonra, 2007’den sonra benim de milletvekili seçilmemin ardından konu bana iletilince Meclis gündemine taşındı, safahatı biraz önce açıkladım, sonuçta gelinen noktada biraz önce bahsettiğim şu yazıyı lütfen bürokratlarınızdan isteyiniz: Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Hukuk Müşavirliğinin 10/9/2009 tarihli yazısının ekinde Kütahya Tapu Sicil Müdürlüğünün yazısı var. Bu yazıdaki ifadeler aynen Yüksek Denetleme Kurulu raporunda da var, özetini söylüyorum, biraz önce de ifade ettim: “Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 17’nci Bölge Müdürlüğünün 2008 tarih ve 871 sayılı  yazısıyla yapılan tescilin yolsuz tescil olduğu” yönünde görüş belirttiği görülmektedir. Sizin bürokratlarınız bu yazının üst taraftaki safahat kısmını yorumlayarak, “İşte, daha önce Kütahya Şeker Fabrikası bunun harçlarını ödemiş, parasını ödemiş, dolayısıyla Kütahya Şeker Fabrikasının malı gibi görünüyor.” diyerek sizi öyle yanıltıyorlar. Lütfen bu bürokratları benim de olduğum bir ortamda hep beraber tartışmaya çağırın.

Dolayısıyla konu budur. Bunun mutlaka üzerine gideceğinizden adım gibi eminim. Biz zaten konuyu yargıya taşıdık. Cumhuriyet savcılığına yaptığım suç duyurusu sonucunda konu tekrar gündeme geldi ve en son Bölge İdare Mahkemesinin konuyu yeniden müzakereye değer görüp müracaatımızı kabulünün ardından cumhuriyet savcılığına kamu davası açılmak üzere dosya iade edildi, cumhuriyet savcılığı kamu davasını açtı ve bu açılan dava sonucunda üç ay hapis cezası alındı. Öyle, bürokratların size söylediği gibi TÜRKŞEKER’in temsilci olmadığı için tapuyu verdiğinden dolayı ceza almadı, lütfen. Yani bunu özellikle istirham ediyorum, inceleyiniz.

Bu konuyla ilgili Yüksek Denetleme Kurulunun -biraz önce bahsettiğim- 120 ve 121’inci sayfalarında yer alan ifadelerden sadece birini size okumak istiyorum: “Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi adına kayıtlı olan taşınmazın tashih talebinin adı geçen tüzel kişilik veya Özelleştirme İdaresi Başkanlığının talebine istinaden yapılması gerektiği           -böyle bir talebiniz yok, devam ediyorum- Kütahya Şeker Fabrikası AŞ’nin talebe ilişkin tasarruf yetki belgesinin olmadığı -evet- bu nedenle 20/05/2005 tarih ve 3130 yevmiye numarası ile Kütahya Şeker Fabrikası Anonim Şirketi adına tashihen tescil işleminin yolsuz tescil olduğu düşünülüyor ise de -gelen yazılardan bahsetmiş- konunun makamınızca incelenerek verilecek talimata göre işleme yön verileceği…” içerikli yazı yazan aynı Bölge Müdürlüğü, Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yazılan 27/01/2010 tarihli yazısında yukarıdaki görüşün aksine, taşınmazın gerçek malikinin Kütahya Şeker Fabrikası AŞ olduğunu belirtmektedir.

Yazıya maalesef ben de sahip oldum. Sizin, Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ Genel Müdürlüğünün söz konusu bu rapora istinaden cevaplanmak üzere yazdığı 10 Şubat 2011 tarihli yazıdaki bir ifadeyi okumak istiyorum Değerli Bakanım: “Tapu kaydının TÜRKŞEKER AŞ adına yapmış olduğu… Tapunun TÜRKŞEKER AŞ adına olduğu kesin bir karine olarak görülse dahi… Açılacak davalar sonucunda tapu iptal ve tescil davasının TÜRKŞEKER AŞ aleyhine sonuçlanma olasılığının yüksek olduğu düşünülmektedir.”

Değerli Bakanım, bir bürokrat bu yazıyı nasıl yazar? Bu memleket hukuk devleti değil mi? Önceden size diyor ki: “Bu işle uğraşmayınız. Dava açsanız dahi TÜRKŞEKER bunu kaybedeceğe benziyor.” Değerli Bakanım, ne olur, gözünü seveyim, bu ülke hukuk devleti, biz buna inanıyoruz, sizin dürüstlüğünüze de sonuna kadar inanıyoruz. O bürokratlarla aynı ortamda, tekrar söylüyorum, her konuda tartışmaya hazırım. Ben dört yılımı verdim bu konuya. Verdiğim –maddi- parayı saymıyorum ama dört yıldır bizzat memleketimin problemi olan bu konuyu savundum ve bugün gelinen noktada sizin bu konuya hassasiyetinizi tekrar göstereceğinizi düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, işte, özelleştirme örneklerinden birisi bu. Şimdi, bu şeker fabrikaları neden önemli? Bu şeker fabrikalarının arazilerinin tamamı bulunduğu illerin en merkezî alanlarında, artık arsa oldular, burada rant var, burada çok büyük gelirler var. Bahsettiğim 112.907 metrekarelik arazi şu anda Kütahya’nın merkezinde çok değerli bir arsadır, sadece onun bedelinin ben en az 30 trilyon ettiğini iddia ediyorum. Bu fabrika 25 trilyona alındı. Daha 1.500 dönümden fazla arazi var burada. Dolayısıyla yapılan hukuksuzluğu, usulsüzlüğü yargı makamlarının da tarafsızlığına güvenerek takip etmeye çalışıyoruz ama bürokratlar bu ülkeyi yönetmiyor. Siyasi sorumluluk Sayın Bakanın, sizlerin, bizlerin. Millet bizim yakamıza yapışıyor, bunlara yapışmıyor. Bürokrat maaşını alıyor tıkır tıkır, yazısını da Bakana imzalatıyor, gönderiyor. 45 tane önergenin birçoğu cevapsız kaldı değerli milletvekilleri. Gelen önergelerin cevaplarının hepsi de aynı mantıkta. Bir yazı yazmışlar, standart yürüyor. Ben Sayın Bakanın tabii ki o iş yoğunluğunda her önergeyi tek tek nasıl cevapladığına bakacağına ihtimal vermiyorum, bakması da gerekmez ama yanında, beraber çalıştığı bürokratların bu bakanları kandırmaması lazım, doğru bilgi vermesi lazım. Dolayısıyla, sizin bu konudaki hassasiyetinize güveniyorum.

Değerli milletvekilleri, bu konuyu son kez bir kez daha açmak zorunda kaldım ama şu anda bu konuyla ilgili yapılacak işlem bellidir. Bir, bu işlemleri yaptıkları hâlde Sayın Bakanı yanıltan bürokratlar hakkında mutlaka resmî işlem yapılmalıdır. İki, TÜRKŞEKER AŞ kendisinin malını “Bu mal benim.” deyip tapu iptal davası açarak geri isteyecektir, başka bir şey kalmamıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi bakan zamanında olmuş o?

ALİM IŞIK (Devamla) – Sayın Maliye Bakanı Unakıtan zamanında.

Dolayısıyla, Sayın Unakıtan da bu konuyu çok iyi biliyor, kendisine de bizzat anlattım ama acı olan nedir biliyor musunuz? KİT Komisyonunda, Sayın Kacır’ın Başkanlığını yaptığı bir komisyonda bu konuyu enine boyuna yarım saatten fazla değerli Komisyon üyeleriyle tartışmamıza rağmen, bu 2009 raporu kaldır indir yöntemiyle oylandı ve kapatılmaya çalışıldı.

O tutanakları lütfen incelettirin Sayın Bakanım.

Tekrar hepinizi saygıyla selamlıyor, bu bütçenin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bu tür olayların bu ülkede bir kez daha yaşanmamasını temenni ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahıslar adına ilk söz Gaziantep Milletvekili Sayın Derya Bakbak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DERYA BAKBAK (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 mali yılı bütçe tasarısının 10’uncu maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Görüşmelerin başladığı ilk günden bugüne kadar pek çok olumlu ve karşıt görüşler oldu, şüphesiz ki bunların hepsi önemli ve kıymetli. Bütün bu söylemlere geniş perspektifle bakıp değerlendirdiğimizde ortaya çıkan sonuçlarsa eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, enerjiden tarıma, ulaşımdan konuta, kültür ve sanattan yerel hizmetlere kadar tüm alanda büyüme ve gelişmelerin olduğudur. AK PARTİ Hükûmeti dokuz yıllık çalışma hayatı boyunca yapmış olduğu icraatlarla gerekli olan tüm yatırımlarını en üst düzeyde sürdürmeyi, özel sektörün ihtiyaç duyduğu üretim ve yatırımlarını desteklemeyi asıl hedefi olarak gördü. Dünyada kriz olurken Türkiye’de sürekli bir büyüme, güçlü, dirençli bir ekonomi, itibarlı bir dış politika ve güçlü sosyal doku görmemiz mümkün.

Bakınız, Türkiye ekonomisi, dünyanın 16’ncı büyük ekonomisidir. Kişi başı millî geliri 3 kat artmış durumdadır. Tek haneli enflasyon, ihracattaki artışlar, gelecek için umut vaat eden gelişmeler devam etmektedir. Bu durumu daha iyi anlamak adına biraz hafızalarınızı tazelemek istiyorum. Bundan dokuz on yıl önce, gazete haberlerinde, hastane ve ilaç kuyrukları, koridorlarda doğum yapan kadınlar, köylerden ilçelere, şehirlere ulaşamayan hastalar, hep bu haberleri okuyorduk. Bugün ise haberlerde, yolda kalan hastanın helikopterle hastaneye nasıl ulaştığını, en modern hastanelerde nasıl sağlık hizmeti aldığı haberini okuyoruz. Yine, bundan dokuz on yıl önce, şehirlere girerken taş yığını binalar, kötü yollar, gri şehirler görüyorduk. Bugün ise yemyeşil şehirler, muazzam yollar, köprüler, aydınlık caddeler, temiz sokaklar görüyoruz.

Hatırlamanızı isterim ki geçmişte “Yarın ne olur bilinmez.” inancı hâkimdi. Bizler, bu inancı, bu görüşü “Yarınlarımız bugünlerimizden daha güzel olacak.” düşüncesine çevirdik. Mevlânâ’nın da dediği gibi “Bizim sözlerimizin hepsi nakit, başkalarınınki nakildir. Nakil nakdin feridir.” AK PARTİ, söylediği tüm vaatleri yerine getirmiştir ve getirmeye de devam etmektedir. Bizim vaatlerimiz asla alıntı olmamıştır, daima icraat olmuştur. Bizim siyaset anlayışımız ayrıştırıcı, parçalayıcı değil, kucaklayıcı, birlik beraberlik içinde, insana sadece insan olduğu için sahip çıkan bir anlayıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bundan dokuz on yıl önce, dış politikada, bizi azarlayan, muhatap almayan, bizi ekonomik olarak tehdit eden haberler okuyorduk. Bugün dış siyasette onurumuzla konuşup gerekli cevapları layıkıyla verebildiğimiz haberler okuyoruz. Ekonomik anlamda dayatmalara “Hayır.” diyebiliyoruz. İç politikada olduğu kadar dış politikada da zihniyet devrimi gerçekleştirerek dünya ülkelerine örnek olduk.

Size yine Mevlânâ’dan bir söz söylemek istiyorum: “Yetmiş iki millet sırrını bizden öğrenir.” dediğinde şikâyet edenlere ise yanıtı kısa ve net olmuştur: “Ben senin söylediklerinle de beraberim, seninle de dostum.”

Hükûmet çalışmalarımızı beğenmeyeler de olsa, eleştirenler de olsa biz sizlerle ve diğer ülkelerle her zaman dostluk bağlarımızı koparmadan, çalışmalarımıza hız kesmeden yolumuza devam edeceğiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – İsrail’le de mi edeceksiniz?

DERYA BAKBAK (Devamla) – Türkiye’deki bütün gelişmelere en güzel örnek, benim şehrim Gaziantep’tir. Gaziantep 5 milyar dolarlık ihracatı, 5’inci organize sanayisiyle, ekonomisiyle, sanayi ve ticari gelişmelerine paralel olarak aynı zamanda bir kültür ve turizm şehri olmuştur. Zeugma Müzesi, sahip olduğu mozaik alanı ile de “dünyanın en büyük mozaik müzesi” unvanını taşımaktadır. Zeugma’dan Karkamış’a…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DERYA BAKBAK (Devamla) – Bütçe görüşmelerimizin hayırlı olmasını diliyorum.

Yarınımız aydınlık, yolumuz ak ve açık olsun. [AK PARTİ sıralarından alkışlar; MHP sıralarından alkışlar (!)]

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakbak.

Antalya Milletvekili Sayın Menderes Mehmet Tevfik Türel… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

MENDERES TÜREL (Antalya) – Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; Meclis olarak, geç saatlere kadar uzayan bir çalışmayla, eğitime 56 milyar, sağlığa 47 milyar, sosyal güvenliğe 69 milyar, esnafımıza ve KOBİ’lere 8 milyar, yatırımlara 32 milyar, ARGE faaliyetlerine 2,3 milyar, tarıma 11 milyar, muhtaç ve özürlü vatandaşlarımıza 7 milyar Türk lirası ayıran ve buna rağmen bütçe açığının yurt içi hasılaya oranını yüzde 1’lere çeken, faize geçmişte olduğu gibi vergi gelirlerinin yüzde 86’sını değil yüzde 16’sını harcayan, onurlu bir bütçeyi halkımıza sunmuş bulunuyoruz. Bu bütçenin hazırlanmasında ve böyle bir bütçenin imkân dâhiline gelmesinde katkıda bulunan Hükûmetimize, ekonomi yönetimine, Maliye Bakanlığımıza ve yüce Meclisimize teşekkür ediyorum.

Meclisimiz ve komisyonlarımız, gerçekten zahmetli ve yorucu bir çalışmayla bütçe görüşmelerini yerine getirmektedir. Gönül isterdi ki vatandaşlarımız vekillerinin gece geç saatlere kadar süren çalışmalarını görsün; vekillerinin sadece kavga ettiği değil, bardaklar kırdığı değil, aksine, gece yarılarına kadar çalıştığı bir vekil imajına sahip olsun. Yüce Meclisin gerçek mesaisini vatandaşımıza doğru aksettirmek hususunda hepimize bu anlamda görev düştüğünü bu kürsüden ifade etmek isterim.

Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; Meclisimiz dünyada pek çok ülkenin gıptayla baktığı, dengeli bir bütçeyi kabul ederken, Türkiye ekonomisi yüzde 8,2 büyümeyle dünyada en hızlı büyüyen 2’nci ekonomi olmuştur. Dün de işsizlik oranları yüzde 8,8 olarak açıklanmış ve böylece işsizlik 2002 yılından beri en düşük seviyeye inmiştir. Bu yılın ilk on bir aylık bütçe sonuçları açıklanmış ve yirmi sekiz yılın en iyi bütçe performansı olduğu bu rakamlarda görülmüştür. Üstelik, bütün bunlar, içeride seçim varken, dışarıda Avrupa sarsılırken elde edilen bir performanstır. Bu memleketin insanları olarak, pek alışık olmadığımız bu tür başarılardan hepimizin gurur duyması gerekir.

Bu büyümeye, bu bütçe performansına rağmen, bazı arkadaşlarımız, ekonominin kötü gittiği, dış borçların arttığı, özelleştirmeyle her şeyin satılmasına rağmen bir şeylerin yapılmadığı, milletin borç içinde olduğu gibi iddialarla şaşırtıcı ve ilginç yorumlar yapmaktadırlar. Bu tür yorumlar bazen bir yorum olmanın ötesine gidip bir dezenformasyona da dönüşebiliyor maalesef. Elbette ki iktidar eleştirilecek, muhalefet bardağın boş tarafını gösterecek ancak hep birlikte bardağın hem boş tarafını hem de dolu tarafını göstererek ülke menfaatleri adına çok daha hızlı ve verimli sonuçları bu kutlu çatı altında sağlayabiliriz.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; kamu net borç stoku iç ve dış toplamı olarak 2004 yılında 274 milyar liradan bu yıl 299, hadi diyelim 300 milyar liraya yükselmiştir. Bu kadarcık artışın sebebi de esasen geçmişten gelen faiz yüküdür. AK PARTİ  hükûmetleri net olarak borçlanan değil, önceki dönemlerin borcunu ödeyen hükûmetler olmuşlardır. Lütfen bu gerçeği görelim.

Ayrıca, özel sektörümüzün yurt dışındaki düşük faizlerden faydalanmak üzere dışarıdan aldığı kredilerin devlet borcu gibi gösterilmesinden de artık vazgeçmemiz gerekir. Kaldı ki özel sektörümüzü de dâhil etsek bile Türkiye’nin net dış  borcunun millî hasılaya oranı yüzde 23 gibi son derece düşük bir seviyeye gelmiştir. Geçmişte “İktidarlar özelleştirme yapmıyor.” diye eleştirilirken bugün “Her şey satılıyor.” diye eleştiriliyoruz. Özelleştirmeyle her şey satıldı denilen mesele ise sekiz yılda 47 milyarlık özelleştirme olup eğitime bir yılda ayırdığımız bütçenin altındadır.

Öte yandan, milletin kredi borcunun konut ve otomobil alımıyla televizyon, ev eşyası gibi malzemelerle arttığı doğrudur ancak bunların da yurt içi hasılaya oranı yüzde 18 civarındadır.

Şurası bir hakikattir ki gerek Hükûmetimiz gerek muhalefetimizden gelecek her türlü bilgiyi memnuniyetle karşılayacağız.

Bütçenin memleketimiz için hayırlı olması hususunu sözlerimin sonunda bir daha dile getiriyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim Sayın Türel.

Soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Sayın Korkmaz? Yok.

Sayın Topcu…

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Özellikle Sayın Bakana yükseköğretimle ilgili bir soru sormak istiyorum: Yükseköğretim bütçesinin millî gelire oranı 2002 yılında yüzde 0,89 iken bu oran 2012 tahminî bütçesinde de yüzde 0,89 olarak tahmin ediliyor. Acaba bunu özellikle yeni üniversitelerin açıldığı, ikiye katlandığı günümüzde anlamlı buluyor musunuz?

Diğer bir sorum da eşit işe eşit ücret anlayışı çerçevesinde yapılan düzenlemelerde öğretmen ve üniversite öğretim elemanlarının maaşlarında çok küçük ve komik artışlar olmuştur. Ders ücretlerinde de aynı durumu gözlemekteyiz. Ayrı bir düzenleme ile mağdur olan eğitim camiasının bu sorununa çözüm üretmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Fırat…

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım bir önceki sorumun cevabını vermemişti, Van’la ilgili toplanan paralarla ilgili.

Şimdi de üç tane sorum var. Bir, on beş gün sonra yeşil kartlar iptal ediliyor. Yaklaşık 10 milyon insanımız yeşil kartlı. Kaç milyon insanımız Ocak 2012’den itibaren sosyal güvencesiz kalacak?

Diğer sorum: 6111 sayılı Yasa’yla tarım sigortalıların yani BAĞ-KUR sigortalılarının geriye dönük borçlanmasını yaptınız. İnsanların çoğu tarlasını, evini sattı veya bankalardan borçlandı, bu parayı ödedi sigortalı olayım diye ancak bunların içinden bazıları engelli aylığı ya da yaşlılık aylığı alıyordu. Şimdi, geriye dönük bunlardan o parayı tahsil etmeye çalışıyorsunuz. Bu konuda bir şey yapmayı planlıyor musunuz?

Diğer sorum: 4/C mağdurlarını ne zaman hatırlayacaksınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sakık? Yok.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkan, Maliye Bakanına soruyorum: Matrah artırımı üzerinden vergi toplamak doğru mu, doğruysa Deli Dumrul adaletine rahmet okutmuyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Bakan, Türkiye'nin önde gelen iktisatçılarından Güven Sak’ın küresel ölçekte iş yapan 750 üst düzey yöneticiyle yapılan bir ankete dayanan 2011 Tedarik Zinciri Yöneticileri Raporu’yla ilgili uyarılarını dikkatinize sunmak istiyorum.

“’Hangi ülkeyi üretim üssü olarak görüyorsunuz?’, ‘Hangi ülkeyi tasarım için daha uygun buluyorsunuz?’ gibi sorulara verilen yanıtlarda, Brezilya, Hindistan, Meksika, Rusya, Macaristan ve Polonya gibi ülkelerin ismi yer alırken Türkiye Cumhuriyeti’nin adı bir kez bile zikredilmemiştir. Üzülerek belirtiyorum ki bugün Türkiye krizin değil, dünya üretim zincirlerinin teğet geçtiği bir ülke hâline gelmiştir.” Güven Sak, bunun nedeni olarak, Türkiye’nin, siyasi otoritenin kararlarının hangi iktisadi saiklere dayalı olarak değişeceğinin öngörülemediği bir ülke konumunda olmasını göstermektedir. “Mali kural komedisinden bağımsız idari otoriteleri aşındırmaya, vergi idaresinin bağımsızlığından eşit muamele ilkesine, sicilimiz hiç de parlak değildir.” diyen Güven Sak’ın uyarıları hakkındaki görüşünüzü öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Bakan, 1.300 ve 1.600 cc motor hacimli otomobilleri genelde dar gelirli halk kullanmaktadır. Bu, Türkiye’deki satılan otomobillerin yüzde 80’ini oluşturmaktadır. Görüşmekte olduğumuz 2012 bütçesi içerisindeki motorlu taşıt ve ÖTV miktarlarının dışında, gazetelerde yüzde 25 civarında yeniden bir zam yapmayı düşündüğünüzün ortaya çıktığı söyleniyor. Bu doğru mudur? Yine, 1.300 cc’nin altında yeni bir kalem açmayı düşünüyor musunuz? Yine basında böyle bir soru yer aldı.

Halkı otomobillerden, otomobil kullanmaktan vaz mı geçireceksiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Doğru… Yok.

Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yeşil kartlılar genel sağlık sigortası kapsamına alınacaktır, dolayısıyla kartların iptali diye bir şey söz konusu değildir. Yeşil kartlılarımız daha önce hangi imkânlardan yararlanıyorsa tamamen, olduğu gibi devam edecektir. O konuda herhangi bir hak kaybı söz konusu olmayacaktır.

İkinci olarak, 1.300 cc ile 1.600 cc otomobillere yeni vergi konusuyla ilgili en ufak bir çalışmanın farkında değilim, nereden çıkıyor bu söylentiler, doğrusu…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Gazeteler yazıyor efendim.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Yani, bilgim yok, söylentilerin kaynağını bilmiyorum.

Biz 1.600 cc’nin üzerindeki, yüzde 100’ü ithal… Doğrudur, biz bir vergi artışına gittik, o da cari açığa bir tedbir olarak gittik çünkü 2008’de otomotiv sektöründe bizim net 5 milyar dolarlık ihracatımız varken şimdi o tamamen eridi ve otomotiv sektöründe denge aleyhe döndü. Burada bir tedbir aldık ama o tedbirin amacı gelir değildi, o tedbirin amacı cari açığı sınırlamaktı.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bu sıfırlanan cari açık mı Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Fakat 1.300 cc ile 1.600 cc arasında yerli üretim oranı da var, ithal da var, dolayısıyla o konuda şu an itibarıyla üzerinde çalıştığımız herhangi bir vergi düzenlemesi bulunmamaktadır. Ben buradan onu düzeltmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Sayın Güven Sak’ın tabii ki çalışması hakkında -daha doğrusu yani bir rapor herhâlde bu- benim bir bilgim yok. Yani, çok şaşırtıcı buluyorum analizi çünkü Türkiye son birkaç yılda 100 milyar doların üzerinde doğrudan yatırım, yani küresel doğrudan yatırım çekmiş bir ülkedir. Eskiden Türkiye ortalama yıllık 763 milyon dolar çekerken şu kriz yıllarında bile 9-10 milyar dolarlık doğrudan küresel yatırım çekmektedir. Bu rakam dahi Sayın Güven Sak’ın bu raporunu doğrulamıyor, bir.

İkincisi…

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Bakan, sabit sermaye yatırımları değil, doğrudan yabancı sermaye yatırımları demek, hazır malların satılması demek. Kavramı çarpıtıyorsunuz yahu!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlarım, müsaade edin, bakın, arkadaşınız…

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sabit sermaye yatırımı değil, mevcut fabrikaların satılması, mevcut bankaların satılması, gayrimenkullerin satılması. Rakamları çıkarayım size. Kavramı çarpıtıyorsunuz.

BAŞKAN – Şimdi, bakın sayın milletvekilleri, siz böyle konuştukça zaman doluyor, arkadaşlarınızın sorduğu sorulara da kimse cevap veremiyor.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sabit sermaye yatırımı var mı yabancı sermayede?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, şimdi bakın, sizin arkadaşınız soru sordu, onu cevaplandırmaya çalışıyorum. Böyle bir şey…

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sabit sermaye yatırımı yok!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, bakın, müsaade edin…

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Elimizdeki fabrikaları sattık, bankaları sattık, toprakları sattık, yabancı sermaye bu. Kavramları doğru kullanın.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, Sayın Başkan, böyle bir usul var mı?

BAŞKAN – Peki, Sayın Bakan, ben şimdi Sayın Milletvekilini uyardım, pek çok milletvekili arkadaşına haksızlık etti. Şu anda iki dakika yirmi sekiz saniye var, tam bu bittiğinde de kapatacağım o saniyede, cevap verebildiğinize verin.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Başkan, şöyle: Doğrudur, belki küresel doğrudan yatırımların bir kısmı dış ticarete konu olmayan alanlara gelmiştir, yani alışveriş merkezidir, bankadır, Telekom’dur vesaire fakat...

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) - Gözlük çıkardılar.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Müsaade edin arkadaş ya! Onu dahi cevaplandıracağım yani müsaade edersen. Bakın, araya girdiniz, onu bile cevaplandırmaya çalışıyorum.

BAŞKAN – Vakit kalacağını zannetmiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aslında, Sayın Bakan, söz alsanız da on dakikalık sürede cevap verseniz daha iyi olur diye düşünüyorum.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Olur, Sayın Başkan izin verirse memnuniyetle cevaplandırırım.

BAŞKAN – Hayır, geçti, şimdi veremem. Sayın Vural, veremem, gelecek şeyde... İç Tüzük’e göre veremem, bitti. Konuşmalar bitti, gelecek şeyde alabilir.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, değerli arkadaşlar...

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, gelecek maddede isterse vereceksiniz.

BAŞKAN – Tabii ki vereceğim, şu anda bitti Sayın Vural, kafayı karıştırıyorsunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, varsayalım ki bir girişimcimiz bir bankasını sattı...

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Sayın Bakana ekstra süre vermeniz lazım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Siz de karışmayın bari.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – ...nitekim olmuştur. Peki, o girişimcimiz aldığı o parayla ne yapıyor? Yine, ülkemizde...

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) - İthalatçı olduğunu söyledim size. İthalatçı oldu, bir tek yatırım yapmadı.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Yapmayın arkadaşlar, öyle değil, öyle değil.

Şimdi, başka sorular da var değerli arkadaşlar. Matrah artırımına ilişkin...

Pardon, Sayın Güven Sak’ın yorumuna gelince, gelir idareleri, vergi idareleri dünyanın hangi ülkesinde tamamen bağımsızdır? İngiltere’de Maliye Bakanlığının içindedir, Amerika’da Hazine Bakanlığının içindedir. Ben böyle bir şey bilmiyorum. Gerçekten, birçok gelir idaresinin yapısını da inceledim, bunu inceleyen birçok çalışma da var. Tamamen bağımsız olan bir gelir idaresi yok. Gelir idarelerinin hemen hemen tamamı Maliye Bakanlıklarının bünyesindedir. Ha, bunlar mali anlamda, idari anlamda birtakım geniş yetkilere sahipler. Biz de Gelir İdaresinin bu türden yetkilerle donatılması için gerçekten çabaladık.

Denetim konusu ayrıldı, belki bu Gelir İdaresini bir anlamda zayıflatmıştır. Bakın, burada ben o eleştiriyi kabul ederim ama burada Gelir İdaresiyle denetim birimleri arasında eğer çok iyi bir diyalog olursa o da, o zafiyetler de o zayıflık da giderilebilir.

Şimdi, gelelim BAĞ-KUR’lular, işte geriye dönük borçlandılar ancak bunların engelli aylığı, yoksulluk aylığı aldığı... Bu konu hakkında fazla bilgim yok, bu konunun muhatabı tabii ki Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızdır. Yani detayları bilmediğimiz için...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, zamanınız bitti.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.08

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.21

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Mustafa HAMARAT (Ordu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 39’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Burada

Hükûmet? Burada.

Şimdi 11’inci maddeyi okutuyorum:

 

Yükseköğretim kurumları ile ilgili işlemler

MADDE 11 - (1) Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı bütçesinin 38.01.02.00-09.9.9.00-2-05.3 (Öğretim Üyesi Yetiştirme Projesi) tertibinde yer alan ödenek, bu proje kapsamında lisansüstü eğitim veren yükseköğretim kurumlarına, mal ve hizmet alımlarında kullanılmak üzere, görevlendirilen öğrencilerin sayıları ve öğrenim alanları dikkate alınarak tahakkuk ettirilmek suretiyle ödenir. Ödenen bu tutar karşılığını bir yandan ilgili yükseköğretim kurumunun (B) işaretli cetveline öz gelir, diğer yandan (A) işaretli cetveline ödenek kaydetmeye ilgili yükseköğretim kurumu yetkilidir.

(2)  4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 43 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, 44 üncü, 46 ncı, 58 inci, ek 25 inci, ek 26 ncı ve ek 27 nci maddeleri ile 19/11/1992 tarihli ve 3843 sayılı Kanunun 7 nci maddesi uyarınca tahsil edilen tutarlar ve diğer gelirler, yükseköğretim kurumları bütçelerine özel gelir ve özel ödenek olarak kaydedilmez. Tahsil edilen bu tutar ve gelirler, ilgili yükseköğretim kurumu bütçesine öz gelir olarak kaydedilir. Kaydedilen bu tutarlar karşılığı olarak ilgili yükseköğretim kurumu bütçesine konulan ödenekler, gelir gerçekleşmelerine göre kullandırılır. (B) işaretli cetvelde gelir kodları itibarıyla tahmin edilen gelirleri aşan öz gelir tahsilatları karşılığı kadar (A) işaretli cetveline ödenek eklemeye Maliye Bakanlığınca belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde yükseköğretim kurumları yetkilidir.

(3)    Öz gelir karşılığı olarak ilgili yükseköğretim kurumu bütçesinin (A) işaretli cetvelinde fonksiyonel sınıflandırmanın dördüncü düzeyinde tertiplenen ödenekler arasında (09.6.0-Eğitime yardımcı hizmetler fonksiyonu altında öz gelir karşılığı tefrik edilen ödenekler arasında yapılacak aktarmalar hariç) aktarma yapılamaz.

(4)    Yükseköğretim kurumları, bütçelerinin "Üst yönetim, akademik ve idari birimler", Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı ise "Genel Sekreterlik" kurumsal kodu altında tefrik edilen ödeneklerini, ihtiyaçlarında kullanılmak üzere ilgili birimlere, Ödenek Gönderme Belgesi düzenlemek suretiyle gönderirler. Ödenek Gönderme Belgesi ile ödenek gönderilen birimler harcama birimi, kendisine ödenek gönderilen birimin en üst yöneticisi ise harcama yetkilisidir. Bütçe ödeneklerinin gönderilmesi, kullanılması ve bütçe işlemlerine ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanı yetkilidir.

(5)    Yıl içinde eklenen sermaye ödenekleri, 2012 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar esaslarına göre yılı yatırım programıyla ilişkilendirilir.

 

BAŞKAN – 11’inci madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Sena Kaleli.

Buyurun Sayın Kaleli. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SENA KALELİ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın “Yükseköğretim kurumlarıyla ilgili işlemler” başlığını taşıyan 11’inci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken yüce heyetinizi grubumuz ve şahsım adına saygıyla selamlıyor, Cumhuriyet Halk Partisinin kaldırılmasını istediği, tek tipleştirici YÖK’ün yeni Başkanı Profesör Doktor Gökhan Çetinsaya’ya da başarılar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, üniversiteler, bilimsel düşünme, sorgulama, tartışma ve eleştirel yaklaşım ile her türlü düşüncenin özgürce ifade edildiği, aydınlanma ve çağdaşlaşmanın temelini oluşturan çok özel kurumlardır. Bu nedenle özgürlük ve özerklik üniversiteler için olmazsa olmaz ön koşuldur; YÖK’le yok olmuştur.

Dünya Üniversite Servisi tarafından 1988’de kabul edilerek ilan edilen Lima Bildirgesi’nde belirtildiği üzere, özerklik, yükseköğrenim kurumlarının yalnızca devletten bağımsız olması değil, aynı zamanda, tüm diğer toplumsal güçlerden bağımsız olması anlamına gelir.

Üniversite, toplum içinde erimeyen evrensel değerleri taşıyan, eleştirel düşünce kapasitesinin var olduğu, kendi özel kültürünü üreten ve geliştiren canlı bir ortam olmalıdır. Bu nedenledir ki, kendi kendisini yönetmeyen ve siyasal iktidara bağımlı kılınmış bir üniversite gibi belli bir sermaye grubunun yönetimindeki üniversitede özerklikten ve demokratiklikten söz edilemez. Üniversite, çok yönlü, çok sesli, çok kültürlü ve alabildiğine renkli olduğu zaman gerçekten üniversitedir.

Değerli arkadaşlar, AKP Hükûmeti, her fırsatta, gençlere verdiği önemden söz ediyor ama verilen önem sadece sözden ibarettir. Örneğin, yükseköğretim kurumlarında, öğrencilerin istek, ihtiyaç ve taleplerine ne kadar açıksınız? Bu gençler, ülkenin geleceği olarak görülür, askere gönderilir, ülkesi için canını verir ancak toplumsal sorunlara ve çevreye duyarlıysa, hak ve özgürlüklerinin bilincinde olarak sorgulama yapıyorsa, parasız eğitim istiyorsa, saçı uzunsa, poşu takıyorsa, küpe takıyorsa itilip kakılabilir, en barışçı eyleminde bile biber gazı yiyebilir, terör örgütü üyesi suçlamasına maruz kalabilir, okuldan uzaklaştırılabilir, hatta on yedi yaşında idam bile edilebilir, özel yetkili mahkemelerde yargılanabilir ama ne hikmetse, üniversite karar alma mekanizmalarında yer alamazlar, en temel hak ve özgürlükleri olan eylem hakkını kullanamazlar, araştırma görevlileri de ancak sembolik temsil edilirler.

Gençliğe önem verip zulüm edebiyatı yapan anlayış için bu çelişki, bu tutarsızlık, bu çifte standart fazla değil midir? Okulları kışlaya, kapılarını nizamiyeye çevirerek çağı, bilgiyi, teknolojiyi nasıl izleyeceğiz? Sivil toplumdan, sosyallikten uzak gençlik, nesnel yaklaşımla nasıl bilim üretecek, kadın-erkek eşitliğine nasıl inanacak? Bu anlayış doğal olarak şiddeti de getirmektedir.

Eğer, daha yaratıcı, buluşa yönelik çalışan gençler istiyorsak, özgür, uygulanabilir, stratejik yaklaşımlarla üniversitelerin yönetilmesini sağlamalıyız. Görevleri insan gücü yetiştirmek olan üniversiteleri, aynı zamanda, araştırma ve geliştirme merkezleri hâline dönüştürmeli, toplumla bütünleştirerek ülkenin kalkınması için vazgeçilmez kurumlar hâline getirmeliyiz. Bugün çoğumuz için model ve idol olan insanlar son otuz yıldır yetişmemektedir. Bu durumun birinci sorumlusu darbeci, tek tipleştirici, kısıtlayıcı, yasaklayıcı, 12 Eylül ile onun gençliğe reva gördüğü ve gelen iktidarların da “yapılandırma” adıyla ele geçirmeye çalıştığı YÖK’tür.

Hollanda’nın Leiden Üniversitesince temel ve sosyal bilimlerdeki verilere dayanarak yapılan açıklamada bilimsel eser ve yayın bakımından dünyanın ilk 500 üniversitesi içinde geçen yıl 9 adet olan üniversitemiz, bu yıl 6’ya düşmüş durumdadır. Üniversitelerimizin çoğunda “bilimsel kuşkuculuk” diye bir sorgulama kalmamıştır, eğitimin koşulları da düzeyi de gittikçe düşmektedir, bilgi üretilememektedir. Üniversite hastanelerinde alet, cihaz alımları yapılamaması nedeniyle Sayın Başbakanın –ki kendisine acil şifalar diliyorum- ameliyatı dahi profesörün şahsi malzemeleriyle gerçekleştirilmiştir. Dünyada bilgi üretiminde atıfta bulunulan ve etkisi en düşük olan ve yayınlar açısından da üniversitelerimiz son sıralarda yer almaktadır. Bu nedenle, yayın teşvik politikasında nicelikten çok niteliğe önem verilmelidir ama söz konusu intihaller olduğunda nedense bu oran yükselmektedir. Bilgi üretme çabasındaki TÜBA ve TÜBİTAK gibi kuruluşlar ise yapılan müdahaleler ile bilim akademisi kimliği ve bağımsızlığını yitirmiş, iş dünyası ve üniversitelerin tamamlayıcısı olması gerekirken ürün ve hizmet satarak bu kurumların rakibi konumuna getirilmiş, âdeta AKP akademisi hâline dönüştürülmüştür.

Değerli milletvekilleri, yükseköğrenimi özelleştirme süreci de 12 Eylül darbesiyle başlamış, AKP hükûmetleri döneminde artmıştır. Üniversite sayısının artması, tüm şehirlerde üniversite olması doğru bir politikadır, çünkü göç veren tüm şehirler için, üniversiteler, nüfuslarını koruma kalkanı olmuştur. Olmuştur da bugün liseden bozma, altyapısı olmayan, yeterli makale ve yayın yapmayan, öğretim üyelerinin iradesini hiçe sayarak siyaseten atanmış yöneticilerden oluşan, AR-GE için kaynak bulamayan ve âdeta kendi kaynağını yaratma zorunluluğunda bırakılan yüz üç adet devlet üniversitemiz bulunmaktadır. Ancak, artan üniversite sayısına paralel oranda yurt yapılmadığı için yükseköğrenimde barınma sorunu artarak devam etmektedir. Devlet üniversitelerine altmış iki vakıf üniversitesini de eklediğimizde, toplam yüz altmış beş üniversiteye sahibiz. Oysa eğitimin ve bu arada yükseköğrenimin özelleştirilmesinin bilim üretme amacıyla çelişen sonuçlar doğurması kaçınılmazdır. Eğitimde ve dolayısıyla yükseköğrenimde özelleştirme, üniversiteleri birer ticarethaneye, öğrenciyi de bir müşteriye dönüştürmektedir. (CHP sıralarından alkışlar) En temel insan hakkı olan eğitim hakkı ortadan kalktığında, fırsat eşitsizliği yoluyla toplumsal barış olumsuz etkilenmektedir.

Değerli milletvekilleri, eğitim, özellikle de yükseköğrenim, kalkınma iddiasında olan, hatta kalkınmış ülkelerde de en önemli alanların başında gelmektedir. OECD 2011 raporuna göre eğitim alanında yapılan harcamaların gayrisafi yurt içi hasılaya oranı OECD ortalaması olarak 5,9’dur. Türkiye’de ise bu oran maalesef 3,8 ile OECD ülkeleri içerisinde en düşük düzeydedir. Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi ile YÖK ve üniversitelerin bütçelerini toplayıp OECD ülkeleriyle karşılaştırdığımızda da eğitime ayrılan bütçe, millî gelire oranla yüzde 3’ler civarındadır. Burada asıl çarpıcı nokta ise gayrisafi millî hasıla ve üniversite artışına rağmen, üniversitelere geçen yıl bütçeden yüzde 3,68 oranında pay ayrılmışken bu sene bu payın 3,63’e düşmesidir. Büyüme rekorları kıran, sayılı ekonomilerin arasında yer alan bir ülke için bu tablo şaşırtıcıdır. Bakınız, 2002’de Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin 17,18’i yatırım bütçesiyken 2012’de bu oran yüzde 6,64’e düşmüştür. Yani, AKP’nin tek başına hükûmet olduğu dokuz yılda eğitim yatırımı bütçesi oran olarak neredeyse 3 kat azalmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SENA KALELİ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, plansız, ihtiyaç saptaması yapılmadan, iş gücü ve mesleki ihtiyaç analizleri iş dünyasında ve hiçbir şey yapmadan açılan üniversiteler sürekli işsizlik oranını artırmaktadır.

Bu düşüncelerle, üniversitelerden, bilimden, bilgiden, sorgulamaktan korkmamamız gerektiğini…

Sözlerimi bu şekilde tamamlarken, bütçenin hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum.

Saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaleli.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Zühal Topcu.

Buyurun Sayın Topcu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 2012 bütçesi 11’inci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dünyada her sektörde, özellikle yükseköğretimde yaşanan hızlı gelişmeler, genel olarak ekonomik, sosyal ve diğer alanlardaki kalkınmada insan sermayesini ve dolayısıyla da eğitimin rolünün daha iyi anlaşılmasını gündeme getirmektedir.

Küreselleşmenin hızlandığı 1980’li yıllardan itibaren bilgi özel bir anlam kazanmaya başlamıştır. Özellikle bilgi toplumuna ulaşma, bilgiyi elde etmeyle ortaya çıkan, bilgi toplumuna geçiş süreciyle başlayan ve “bilgi ekonomisi” adı verilen yeni bir küresel ekonomik yapı oluşmaya başlamıştır. İşte bu bilgi ekonomisinin ortaya çıkmasıyla bireylerin ekonomik güce sahip oldukları bilgi ve öğrenim düzeyleriyle ölçülebilir hâle gelirken milletlerin rekabet gücü de insan sermayeleriyle ölçülebilir hâle gelmiştir. İnsan unsuru ama yetişmiş insan unsuru artık çok önem arz etmektedir. Tek bir insanımızı bile harcama lüksümüzün olmadığı günümüzde böyle plansız ve programsız yapılaşmalara artık hiçbir vicdan tahammül edememektedir.

İnsanımız kolay yetişmiyor, çok uzun bir süreç. Şöyle bir hesapladığınızda bir insanın yetişmesi neredeyse yirmi beş yıl gibi bir süreyi almaktadır. Özellikle insana yapılan yatırım hata kaldırmamaktadır, geri dönüşü yok. Herhangi bir maddede veya herhangi bir üretimde hata yaptığınızda bunun geri dönüşü mümkün olurken insana yönelik yaptığınız bir hatanın geri dönüşümü mümkün olmamaktadır; bir nesli, bir ülkeyi belki de olumsuzluğa ve bitirmeye, batmaya götürecek kadar da bir sonuç ortaya çıkartabilmektedir. Diyoruz ki o zaman, burada insan unsuruna yapılan yatırımda, bunların yetiştirilmesine yönelik olarak yapılacak yatırımlarda gerçekten çok hassas davranmalı ve hata payını minimize etmek gerekmektedir. Bir de diyoruz ki insan kaynağı ülkeler için çok önemli, en önemli kaynak. Hatta gelişmiş ülkeler bunu beyin göçü ile telafi etme yolunu tercih etmektedirler. Yükseköğrenimde de bilgiye dayalı, ekonomiyi desteklemeye yönelik bir yapılanmaya gidilmesi gerekmektedir. Özellikle yeni ortaya çıkan ve gelecekte çıkması muhtemel mesleklere yönelik olarak yeni yapılanmanın sorumlusu üniversitelerdir. Burada üniversitelerin yapılanması önem arz ediyor. Etkili ve verimli kullanılması gerekiyor bu yapılanmanın çünkü eğitimde bütün kademeler zincirleme olarak birbirine bağlı olduğu için her bir kademede çok hassas davranılması gerekmektedir.

Şimdi, burada baktığımızda diyoruz ki bu yapılanmada en önemli kaynaklardan bir tanesi, bir boyu ekonomi olduğu için burada Millî Eğitim Bakanlığının bütçesine baktığımızda gerçekten enteresan bir yapı karşımıza çıkıyor. Diyoruz ki: 2002’de Millî Eğitim bütçesinin millî gelire oranına baktığımızda bunun yüzde 2,66 olduğunu görüyoruz. 2011’de bu yüzde 2,81 iken 2012 tahminî bütçesinde 2,74 hedeflenmektedir. 2011 ile 2012 arasında dikkate değer bir düşüşün olduğunu görmekteyiz.

Bir diğer boyut, yükseköğrenimin bütçesine baktığımızda, yükseköğrenimin millî gelir içerisindeki oranına baktığımızda, 2012’de bu oran yüzde 0,89 iken 2012 tahminî bütçesinde yüzde 0,89 olarak kabul edildiğini de görüyoruz. Bunlar gerçekten bizi hayrete düşürmektedir. Şimdi yükseköğrenimdeki harcamaların gelişmiş ülkelerde millî gelir içindeki payları yüzde 2,5 ile yüzde 3 gibi oranlarda seyrederken OECD ülkelerinde bu yüzde 1,4’ün üzerindedir. Demin ifade ettiğimiz gibi, bizim ülkemizde de bu yüzde 0,80’ler ile 0,90’lar arasında gezmektedir. Bizim baştan, diğer ülkelerle, küresel olarak baktığımızda, diğer ülkelerle rekabete dezavantajlı bir durumda başladığımızı bildirmek istiyorum.

Ekonomik olarak durum böyleyken ülkemizde yükseköğretimde yapılan genişleme sürecinin plansız yönetildiği ve yönlendirildiğine de dikkat çekmek istiyorum. Özellikle siyasi kararların burada önemli olduğu ve yeni üniversitelerin teknik ve insani altyapısı kurulmadan açıldıklarını da vurgulamak istiyorum. Bunu birtakım mukayeseli rakamlarla daha net ortaya koyabiliriz. Rakamlara bakıldığında öğretim üyesi veya öğretim elemanı sayısındaki artışla öğrenci sayısındaki artışın gerçekten birbirine paralel gitmediği ve çok çarpıcı sonuçlara ulaştığı şu andaki verilerle ispatlanmaktadır. 2010 yılındaki verilere göre, öğretim üyesine düşen öğrenci sayısı -burada dikkatinizi çekmek istiyorum- ortalama olarak 43 ile 50 arasındadır ama hemen şunu vurgulamak istiyorum: Özellikle yeni açılan üniversitelerde bu oranın, bir öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısının 600’e ulaştığını biliyor musunuz?

YUNUS KILIÇ (Kars) – Mümkün değil.

ZÜHAL TOPCU (Devamla) – Buna örnek olarak iki üniversiteyi vermek istiyorum: Iğdır’da 550, Kırklareli’de de 450. “Öğretim elemanı” demiyorum, öğretim üyesi olarak veriyorum ben burada.

Üniversitelerin artık cazibesini yitirdiğini, şu andaki araştırma görevlisi sayısının, gelecekte, şu andaki öğretim üyesi sayısını karşılamayacağını da belirtmek istiyoruz çünkü hem maaşlar bakımından hem de bu araştırma görevlilerine sunulan imkânlar açısından baktığımızda, bunların, artık üniversitelerin cazibesini yitirdiğini de ben belirtmek istiyorum.

Tabii, burada üniversiteye öğretim elemanı yetiştirme programları var. Bunlara baktığımızda, bunlardan en çok bilinir olanı “ÖYP” dediğimiz ve 2001 yılında programlanan ve uygulamaya geçen bir program. Burada baktığımızda, gerçekten bu öğrencilerin, bu araştırma görevlilerinin sıkıntı içerisinde olduğunu görüyoruz, aynı yıl alınan birkaç kararla bu çocukların mağdur edildiğini görebiliyoruz. Özellikle dil puanlarındaki değişiklikler ve eskiye işlememesi eski alınan öğrencilere işlememesi, bu çocukların mağduriyetini ortaya çıkarmaktadır.

Aynı zamanda, 2006 yılında Millî Eğitim Bakanlığının “Beş Yılda 5 Bin Öğrenci Projesi”yle başlatılan lisansüstü eğitime gönderme projesinin de tam olarak işlenmediği ve yılda binin altında, bine ulaşmadığını görebiliyoruz.

Öğretim elemanı diyoruz, üniversitedeki kalite için çok önemli. Yetişmiş insan gücü açısından baktığımızda da bunların plansız ve programsız olduğu, sürekli kaliteden taviz anlamına da gelmektedir.

Yine, 2010 yılında ÖSYS’de Türkiye genelinde ön lisans ve lisans programlarının yüzde 16,5’u dolmamıştır. Bu, ne kadar büyük bir rakam. Aslında, başvurularla, taleple, talep edilenle, çocukların, başta 1 milyon 700 bin öğrencinin üniversite sınavına girmek için başvurduğunu düşündüğümüzde bu kontenjanların boş kalması çok anlamsızmış gibi gelirken artık çocuklar çok daha seçici, sizin sunduğunuz programları artık beğenmiyor, diyor ki: “Hoca yok. Ben eğer bu programı seçersem kaliteli eğitim alamam, bu programı seçersem iş bulamam.” diye, çocuklar bile, on sekiz yaşındaki öğrenci bile doğru karar veriyor ve bir bölümü tercih etmiyor artık. Bunun için, tekrar düzenlenmesi lazım, yeni meslek adaylarını yetiştirmeye yönelik olarak açılacak bölümlerin ve fakültelerin yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Ve yine de öğretmen yetiştirmeye baktığımızda, Millî Eğitim Bakanının “Çaresizlik içindeyim.” şeklindeki ifadeleri de karşılıksız kalmaktadır. Dokuz yıllık iktidarın artık bunlara bir çözüm üretmesi gerekmektedir.

Son olarak, özellikle bu çocukları üniversiteye hazırlayan sistemdeki hataların asla affedilmeyeceğini bildirmek istiyorum ve bunları da vicdanlarınıza bırakıyorum.

Saygılarımla, teşekkür ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Topcu.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bu başlık altında Grubumuzun görüşlerini ifade edeceğim fakat Millî Eğitim Bakanlığının bütün yayınlarına ve web sitesine baktığımız zaman en çok üzerinde durulan hususun, Millî Eğitim Bakanlığının ve Türkiye’nin temel politikasının “Yurtta barış, cihanda barış.” esası üzerine kurulu olduğunu görürüz ancak bu bütçe tartışmaları bitmeden önce öyle görülüyor ki bu esasların tamamının ortadan kalktığı ve Millî Savunma bütçesinin ve diğer bütün bütçelerin açık vereceği yeni gelişmelerin eşiğine son dönemde Meclisin gıyabında alınan kararlarla adım adım ilerlediğimiz görülüyor. O nedenle ben bunların üzerinde durmayı tercih ediyorum.

15 Aralık akşam geç vakitlerde Yüksek Askerî Şûranın yaptığı açıklamadan anladığımıza göre Yüksek Askerî Şûra olağan toplantısında iç güvenlik harekâtı ve hudut güvenliğine yönelik Türk Silahlı Kuvvetlerinin icra ettiği faaliyetlerin yanı sıra Türk Silahlı Kuvvetlerinin harbe hazırlık durumu incelenmiş, bu kapsamda ortaya çıkan ihtiyaçlar ile bu ihtiyaçları karşılamak için alınan tedbirler değerlendirilmiştir. Yani Yüksek Askerî Şûranın gündeminde yurtta savaş, cihanda savaş vardır.

Şimdi, tabii, bu Yüksek Askerî Şûra kararı bağlamında ben Meclisimizin karşı karşıya kaldığı bir temel probleme dikkatinizi çekmek istiyorum. Meclisimiz savaş ve barış konusundaki yetkiyi elinde bulundurmasına rağmen ve harp hazırlıkları konusunda elinde hiçbir bilgi ve belge olmamasına rağmen, bu konuda hiçbir çalışması olmamasına rağmen Yüksek Askerî Şura nasıl olup da harp hazırlıkları meselesini bir anda, apansız gündeme getirmekte ve bütün bunlar üzerinde bir karar almaktadır.

Şimdi, şaka değil arkadaşlar, savaştan söz ediyoruz ve savaştan söz ettiğimiz zaman söz ettiğimiz şeyler arasında insanların hayatları, maddi ve manevi değerlerin yok olması, başka ülkelerle çatışma hâli içerisine girmek ve bütün temel siyasetlerin baştan sona değişmesi söz konusudur. Şu hâlde şu soru ister istemez ortaya çıkar çünkü Anayasa’nın 87’nci maddesi savaş ilanına karar vermeyi Meclisin yetkisine bırakmıştır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi yetkisini Türkiye Büyük Millet Meclisine vermiştir ve daha da önemlisi eğer harp hazırlıkları söz konusu ise o zaman şu da vardır gündemde. Anayasa’nın  15’inci maddesine göre “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.” Yani Türkiye bir tür diktatörlükle yönetilmeye de hazırlanmalıdır eğer savaş hazırlıklarıysa söz konusu olan.

Şimdi, bu çerçevede, ben, Meclisimizin bu gelişmeye lakayıt  kalamayacağını, asla ve asla bunu kendi gündeminden ve kendi bilgisinden dışarıda tutamayacağına dikkatinizi çekmek istiyorum.

Şimdi,  o zaman şu sorular, ister istemez, savaş hazırlıkları gündeme geldiğine göre, biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi savaşla ilgili bir karar almadığına göre, defakto bir çatışma hâli bizim ülkemizin gidişatına yön vermektedir. En yüksek karar organı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi bu gidişattan bütünüyle habersizdir, organları eliyle bilgilendirilmemektedir. Hükûmet, Türkiye Büyük Millet Meclisinin etrafından dolaşarak henüz ne olduğunu bilmediğimiz bir yeni siyaset benimseyerek bununla bağlantılı askerî ve siyasi diplomatik faaliyetler sürdürüyor demektir. Çünkü soru şudur: Eğer savaşa hazırlanılıyorsa kime karşı hazırlanılıyor? Suriye’ye karşı mı? Dışişleri Bakanlığının web sayfasına baktığımızda görüyoruz ki henüz Meclisimizin bilgisinde olan ve Dışişleri Bakanlığının benimsediğini ve sürdürdüğünü söylediği bu Meclisten yetki almış temel siyaset şudur: Türkiye-Suriye ilişkileri iki ülke halklarının ortak çıkarlarıyla bölge istikrar ve güvenliğe katkıda bulunmak ana hedefi doğrultusunda geliştirilmeye devam edecektir. Bölgesel iş birliği, barış, istikrar vesaire.

Şimdi, yeni bir dış siyaset biz Dışişleri Bakanlığından Meclise indirildiğini gördük mü? Hayır. O zaman bu siyasetle savaş nasıl bağdaşıyor? Bağdaşmaz. Peki, biz neyi bilmiyoruz? Hükûmetin yeni yönelimini. Peki, Hükûmetin yeni yönelimini bilmek zorunda değil miyiz? Temel yetkimiz, bizim yetkimiz olan savaş ve barış konusunda karar alırken bu dış siyaset hattından savaş çıkmaması lazım ya da o zaman İran’la mı yapacağız savaşı?

Dışişleri Bakanlığının açıkladığı temel siyaset belgesine göre “Türkiye, İran ve Brezilya arasında imzalanan ortak bildiri, İran’ın nükleer programına dair soruna barışçıl çözüm bulunması yolunu açabilecek olumlu bir adımı teşkil etmiştir, Türkiye’nin İran nükleer dosyasındaki rolü barışçıl çözüm yönünde kolaylaştırıcılıktır.” Buysa temel siyaset, o zaman Kürecik’teki füze kalkanını nasıl açıklayacağız? Yoksa, İran’la savaşa girecek miyiz, girmeyecek miyiz? Kime karşı hazırlık yapıyoruz? Temel belgeler, bize temel siyaset belgeleri bunu söylemiyor.

Peki, eğer savaş söz konusuysa Meclisin yetkisinde olarak Türkiye halkı, halkları böyle bir savaşa hazırlanacak mı, halkımız savaş ruh hâli içerisine mi sokulacak, yoksa barış siyaseti mi izleyeceğiz? Bunu nereden bileceğiz?

Ben, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkilerinin aşılarak, onda olan yetkilerin tevarüs edilerek, yasaya uygun olmayan bir şekilde aslında Türkiye’nin dışındaki gidişata bağlı yeni bir defakto siyasetle yönetildiğimizi söyleyebileceğimizi düşünüyorum.

Çocuk değiliz, dünyadan habersiz değiliz. Hükûmet kanallarından bilgi gelmiyorsa da gözümüzün önünde olup biten şeyler var. Amerika Birleşik Devletleri “Arap baharı” denilen, aslında “Arap devrimi” desek daha doğru olacak olan halklar uyanışını, ayaklanışını rejimin statüko güçlerini harekete geçirerek kuşatmış, bunları kontrol altına almış ve şimdi rejim değişikliklerini hedef tayin ettiği ülkelere taşımak amacındadır. Türkiye bu hedefler üzerinde Amerika Birleşik Devletleriyle bir ortaklık içerisinde ilerlemektedir. Eğer durum buysa, bize başka bir bilgi gelmediğine, bizim hayattan süzebildiğimiz bu olduğuna göre Hükûmeti uyarmak isteriz.

Suriye’ye demokrasi götürmek, Suriye’ye demokrasi ihraç etmek, nasıl Irak’a ihraç edilemediyse, nasıl Libya’ya ihraç edilemediyse, nasıl aslında dış müdahaleler Tunus’ta ve Mısır’da baş gösteren demokratik dönüşümlerin yolunu kestiyse Suriye de aynı akıbetle sonuçlanacaktır. Türkiye hemen dibinde ve oradaki çatışmalar doğrudan doğruya kendi halklarına sirayet edecek olan gelişmeler karşısında, örneğin Suriye Kürtlerine ne önerecektir kendi Kürtlerine önerdiğinden başka? Suriyeli Sünni ya da Nusayrilere kendininkilere önerdiğinden farklı ne önerecektir ve niçin onlar için Türkiye'nin rejimi model alınacak olsun? Ben doğrusu, başlangıca geri dönmemiz gerektiğini düşünüyorum. Yurtta da dünyada da Türkiye bir barış siyasetine geri dönmelidir, Meclisimiz bu barış siyasetinin güvencesi olduğunu ilan etmelidir ve Türkiye'yi kendi komşularıyla sıfır sorun siyaseti gibi çok olumlu tınılar taşıyan açıklanmış siyasete geri dönmeye davet etmelidir. Eğer bu siyaset değişecekse bu siyasetin nasıl değişeceğine burada birlikte karar vermeliyiz. Adalet ve Kalkınma Partisi çoğunluğu bu konuda yetkilerini Başbakana devretmiş olabilir ama Meclisin muhalefet kanadı bu yetkilerini devretmiş değildir. O nedenle sevgili arkadaşlar, sizlerden bu savaş hazırlıkları meselesi konusunda Hükûmeti hesap vermeye davet etmenizi, şimdi onaylamakta olduğunuz bütçenin aslında bir savaş bütçesi hâline geldiğinde tamamen manasızlaşacağına, Türkiye'nin bütün temel politikalarının zıvanasından çıkacağına ve savaş içerisinde aslında Türkiye'nin de bir diktatörlüğe doğru sürüklenmesi tehlikesine dikkat çekeceğinizi ümit ediyorum.

Hepinizi “savaşa değil eğitime bütçe” prensibiyle hareket etmeye davet ediyorum.

Çok teşekkür ederim dinlediğiniz için. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Sayın Vahit Kiler.

Buyurun Sayın Kiler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA VAHİT KİLER (Bitlis) – Çok Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; bütçenin 11’inci maddesinde konuşmak üzere grubum adına söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, maddeye geçmeden önce açıkçası bir üzüntümü belirterek konuşmama devam edeceğim.

Dün bir milletvekili, şahsımı ve ailemi hedef alarak bir iddiada bulunmuş, ona cevap vererek başlayacağım. İddiaya başlarken de çok iddialı bir lafla başlamış, ta öncesinden tutanaklardan okuyorum: “Namuslu ve şerefli bir insan iftira atmaz, gelir burada açıklar.” diyor. Evet, doğru, çok doğru, yüzde yüz katılıyorum. Namuslu ve şerefli her insan iftira atmaz, gelir burada doğruları konuşur.

Şimdi, milletvekilinin iddiasına geliyorum, diyor ki, tutanaklardan okuyorum aynen: “Kütahya Şeker Fabrikası, 200 milyon dolarlık bir fabrikayı getirdiler, 14 milyon dolara AK PARTİ’nin milletvekiline verdiler.” İddianın biri bu.

Bir defa, o birinci iddiaya: AK PARTİ’nin Milletvekili Vahit Kiler olarak benim, ben hiçbir ihaleye girmemişim. Kütahya Şeker özelleşirken Kiler ailesinden de hiçbir fert ihaleye girmemiş. İddia ve birinci iftira.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Torunlar’dan sen almadın mı?

VAHİT KİLER (Devamla) – “Bunu vatandaşların bilmesi lazım.” diyor. “Ha, oradaki yapılan satıştaki hile ortada. Tapuda tahribat yapılmış ve ondan sonra 113 dönüm arazinin haksız olarak Kilerlerin üzerine geçtiği tapu kayıtlarında var, mahkeme kayıtlarında var. Hâlâ Sayın Bakana soruyoruz: Bunu ne ettiniz, niye almıyorsunuz? Bu 113 dönümlük Türkiye Şeker Fabrikaları arsasını niye sattınız Kiler’e? Onun üzerinde, bir tapunun üzerini çizmek suretiyle tapuyu değiştirdiniz…” Böylece devam ediyor. Gerçi bugün başka bir Kütahya milletvekili de bunu gündeme getirdi, çok üzüldüm açıkçası.

Bu ihaleye Kiler ailesinden kimse girmedi, birinci iftira.

Tabii diğer yanlış, diğer iftira: Bu ihalenin satış rakamı, Torunlar Gıdaya özelleştirme tarafından yüzde 56’sı 23 milyon 820 milyon dolara satıldı, yüzde 56’sı. Yüzde 100’ü 42 milyon dolara satıldı. Hâlen Kütahya Pancar Kooperatifleri Birliği bu fabrikanın yüzde 16 ortağı. İkinci iftira bu.

Bu iki iftira çok açık. Bu iki iftira hem rakam olarak hem şahıs olarak çok açık.

Üçüncü iftiraya geliyorum, tek tek yazılan yazılara yazılan cevapları okuyorum sizlere.

Önce Özelleştirme İdaresinin vermiş olduğu cevap… Özelleştirme İdaresi tarafından, yazılan yazıya şu cevap veriliyor: “Söz konusu hisselerin özelleştirme çalışmaları çerçevesinde ilgili yazıya konu taşınmazların Kütahya Şeker tanıtım dokümanında yer aldığı ve değerlendirme çalışmalarında dikkate alındığı görülmüştür.” Bu, Özelleştirme İdaresinin, orayı satan kurumun yazısı, cevabı.

İkinci cevabı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü veriyor: “Taşınmazın gerçek sahibinin Kütahya Şeker Fabrikası AŞ olduğu ve anılan şirketteki Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ’ye ait yüzde 56’lık iştirak payının özelleştirme işlemlerinin 2004 yılında tamamlanıp bu taşınmazın da özelleştirme sırasında yapılan değerlendirmede göz önünde bulundurulduğu anlaşıldığından anılan kuruluşların dava açmalarını gerektirici hukuki bir menfaatlerinin bulunmadığı, zaten Tasarruf İşlemleri Daire Başkanlığının şu yazı sayıyla, şu tarih, sayı numarasıyla yapılan tesis işlemlerinde anılan kuruluşlara bilgi verildiğinden ayrıca bir duyuruya gerek olmayıp bundan böyle yapılan tashih işlemlerinde kayıtlı hak sahibi gözüken kişilerin muvafakatlerinin alınmasının yeterli olunacağı…” diye devam ediyor. Bu, Tapu Kadastronun cevabı.

Son olarak Maliye Bakanlığının, özelleştirmeden sorumlu Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek imzalı yazısı: “Taşınmazın gerçek malikinin Kütahya Şeker Fabrikası AŞ olduğu ve özelleştirme sırasında yapılan değerlendirmede göz önünde bulundurulduğu anlaşıldığından, anılan kuruluşların dava açmalarını gerektirici hukuki bir menfaatlerinin bulunmadığı belirtildiğinden konu hakkında yapılacak bir işlem kalmadığı, işlemlerin ikmal edildiği ve tamamlandığı anlaşılmıştır.”

Peki, Allah aşkına, ben şimdi size soruyorum: Torunlar Gıda İstanbul’da, Türkiye'nin her tarafında iş yapan bir firma. Daha sonra, aldıktan sonra Kiler AŞ’yle ortaklık yapıyorlar, aylar sonra birliktelik yapıyorlar, yıllarca ticaretle uğraşıyorlar. Yani burada hiçbir şeyi olmayan bir konuyu bir şeyler varmış gibi insanları aldatarak, insanları yanıltarak burada insanlara sunmanın bir anlamı var mıdır?

Ben tekrar o milletvekilinin burada o sözünü söylemek istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi milletvekili efendim, bir sürü milletvekili söylüyor? İsmini söyle.

VAHİT KİLER (Devamla) – İsmi belli, kendisini biliyor, Kamer Genç kendisini biliyor, söylememe gerek yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Cevabını veririm, merak etme.

VAHİT KİLER (Devamla) – Aynen tutanaklardan, Kamer Genç söylüyor: “Namuslu ve şerefli bir insan iftira atmaz.”

Ee, ben şimdi desem ki: “Kamer Genç sen namussuzsun.” Diyemem ki… Diyemem ki…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Terbiyeli ol!

VAHİT KİLER (Devamla) – Sen ol. Konuşmamı bitirmemi bekle, terbiyeli sen ol.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sen “namussuz” diyorsun. Sen kiminle konuşuyorsun? “Namussuz” diyorsun sen.

VAHİT KİLER (Devamla) – Ben şimdi bunun bu lafına göre desem ki: “Kamer Genç sen şerefsizsin.” Diyemem ki…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – “Diyemem” diyor, “diyemem” diyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Diyemez, kimse diyemez.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – “Diyemem” diyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Diyemez…

VAHİT KİLER (Devamla) – Kendime yakıştırmam… Kendime yakıştırmam…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bunu kimse diyemez.

VAHİT KİLER (Devamla) – Bu kürsü milletin kürsüsü, bu kürsüye insanlar bizi doğruları söyleyelim diye gönderdiler. Her ağzına gelen her ağzına geleceği konuşacaksa insanların bizi yetkilendirdiği zaman bir anlamı kalmaz. İnsanlara iftira atmak, burada diyemezsiniz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Biraz sonra rapor gelecek.

VAHİT KİLER (Devamla) – Namuslu insan, şerefli insan iftira etmez, doğruları konuşur.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Evet, doğru, çok haklısın.

VAHİT KİLER (Devamla) – Peki, şimdi, biraz evvel yine Kütahya Milletvekili Alim Işık Bey konuştu. Geçen sene KİT Komisyonunda bunun saatlerce münakaşası yapıldı, orada Özelleştirme İdaresi cevabını verdi. Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ Genel Müdürü çıktı dedi ki: “Sayın Milletvekilim, benden ne bekliyorsunuz? Bu arsa bizim değil, biz bu arsanın 1950…” Bakın, ben dün Kütahya’dan dosyayı istettim. 1953 yılından beri bu arsanın bedelinin Kütahya halkı tarafından, Kütahya Şeker Fabrikası tarafından ödendiği, bütün yönetim kurulu kararları, fabrikanın yapılışı, her şey burada mevcut.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tapu kimin adına, tapu? Tapu kimin?

VAHİT KİLER (Devamla) – Allah aşkına, Allah aşkına ben soruyorum: Bu arsanın sahibi de, bu arsanın yüzde 16’lık sahibi de Kütahya Pancar Kooperatifleri Ekiciler Birliği. Ne yapmaya çalışıyorsunuz?

Burada hiçbir şey göstermeye gerek yok, bu fabrika satılırken, Torunlar AŞ bu fabrikayı alırken ve diğer, Pancar Kooperatifleri bu fabrikanın ihalesine girdiği zaman… Ki burada değerli milletvekillerinden iş adamı olanlar var, Celal Bey bu konulardan çok iyi anlar, kendisine soruyorum: Doküman açıklanıyor, doküman açıklanıyor, dokümanda özellikle hisse satışı var, gayrimenkul satışı yok…

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz bu işlere bulaşmayız.

VAHİT KİLER (Devamla) – Yok, ben, özellikle diline doladığı için söylüyorum. (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Ama ticari ilişkilerinizi konuşuyorsunuz burada.

VAHİT KİLER (Devamla) - Gayrimenkul satışı değil, hisse satışı yapılıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Kiler, ticari hesabınızı başka yerde verin.

VAHİT KİLER (Devamla) -  Hayır bu dosyayı sizlere vereceğim, bunu araştırın ve bu gayrimenkul satışları içinde ben sizlere okuyorum: Fabrika arsası 400 dönüm, Kütahya çiftlik arsası 203 dönüm ve Kütahya’da “lojman ve sosyal tesisler” adı altında bahsettiği arsa 113 dönüm 427 metrekare arsa. Tanıtım dokümanında var, bunu alacak olan insanlar bu dokümana göre bu arsaya, bu fabrikaya fiyat biçmiş, bedel ödemişler. Bunu şimdi ikide bir Allah aşkına, gündeme getirip, hiçbir şey yokken bunu gündemde tutmanın bir anlamı var mı, insanlara çamur atmanın bir anlamı var mı? Ben tekrar söylüyorum, Kamer Genç’in lafı olduğu için söylüyorum: “Şerefi namusu olan insanlar iftira atmazlar, doğruları konuşurlar!” (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dün…

OKTAY VURAL (İzmir) – Tapu kimin üzerineymiş Sayın Kiler?

VAHİT KİLER (Devamla) – Tapu Kütahya…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hı? Hı?

VAHİT KİLER (Devamla) - Tapu kimin üzerine olursa olsun, bakınız tapu burada. Tapuyu, arsayı kimin aldığı…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ticari ilişkilerinizi burada tartışmayın, sorumlu olan bürokrasi ve siyasettir,  sizinle alakalı bir şey yok!

VAHİT KİLER (Devamla) - Sizinle konuşmuyorum.

 …arsayı kimin aldığı, kimin parasını ödediği, Kütahya halkı tarafından ödendiğinin burada belgeleri var…

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Söyle o zaman.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya bırak ya Allah… Tapu kimin üzerine? Onu söyleyin.

VAHİT KİLER (Devamla) - İnanmıyorsanız dosyayı alırsınız incelersiniz. (MHP sıralarından gürültüler) Diğer taraftan…

Şimdi dün yine Kamer Genç diyor ki: “Eğer benim üzerimde yasa dışı mal varlığı varsa şerefim üzerine yemin ederim” diyor, “bunu hazineye devredeceğim.”

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Raporlara iyi bak, devletin raporlarına.

VAHİT KİLER (Devamla) - Burada raporlara bakmaya gerek yok.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Neden gerek yok?

VAHİT KİLER (Devamla) - Dikmen’deki arsanızla almış olduğunuz daireler belli Çankaya’da. Peki, Allah aşkına Didim’de tripleksi… (CHP ve MHP sıralarından “Kendini anlat” sesleri, gürültüler) 

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sen kendini anlat!

VAHİT KİLER (Devamla) - Manavgat’ta tarlayı, Çeşme’de dubleksi, Gölbaşı’nda 8 no’lu tripleksi, Milas’ta meskeni, yine Çayyolu’nda tripleks daireleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VAHİT KİLER (Devamla) - Şurada sadece 28 tane benim aldığım mesken var ve bunların en az değeri 20 milyon. Bunları nasıl edindiniz?  Bunları bize açıkla, gel burada açıkla! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Kiler.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bir sayın milletvekilinin ticari ilişkilerini bu şekilde Meclis gündeminde kendisine endeksli olarak değerlendirmesi doğru değil.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Ticari ilişki değil, iftiralara cevap verdim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz millet için siyaset yapıyoruz, millet için soruyoruz…

BAŞKAN – Sayın Kiler, lütfen…

VAHİT KİLER (Bitlis) – Millet için yapacaksa Alim Işık gitsin, çiftçiyle ilgilensin.

BAŞKAN – Sayın Kiler…

OKTAY VURAL (İzmir) – …yoksa kendisinin sahip olduğu şirketle ilgili değil.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Milletvekilinin iftiralarına cevap verdim.

BAŞKAN – Sayın Kiler, lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Önce millet! Sizin ticari hesabınızı başka yerde vereceksiniz, milleti alet etmeyin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Genç, önce Sayın Vural’ı dinleyeyim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, dün Mustafa Elitaş bana sataşmıştı.

BAŞKAN – Bir saniye…

OKTAY VURAL (İzmir) – Milleti alet etmeyeceksin. Senin kamuyla yaptığın ilişkilerin başka konu. Git, AKP’ye hesap ver.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Benim Allah’tan başka kimseye verilecek hesabım yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım, ben müsaadenizle söz istiyorum, yalnız bunu açıklamam için yeterli bir süre verin, rica ediyorum.

BAŞKAN – Üç dakika veriyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama üç dakika yetmiyor.

BAŞKAN – Buyurun.

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ben sözümün arkasındayım. Bu Parlamentonun çatısı altında görev yapan herkesin dürüst ve namuslu olması lazım. (CHP sıralarından alkışlar) Olay şu, bakın: Kütahya Şeker Fabrikası özelleştiriliyor. Özelleştirilen tapu işinde 113 dönümlük bir arazi var…

VAHİT KİLER (Bitlis) – Bu mal varlıklarını hangi parayla aldın?

KAMER GENÇ (Devamla) - …bu 113 dönümlük arazi Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketine aittir.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Parsel, tapu…

KAMER GENÇ (Devamla) – Ondan sonra bu Türkiye Şeker Fabrikaları…

VAHİT KİLER (Bitlis) – Parsel no, hepsi var.

KAMER GENÇ (Devamla) - …özelleştirildikten bir süre sonra gidiyorlar, tapu memurunu getiriyorlar, oradaki Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Ortaklığının üzerini çiziyorlar, malikin üzerini, Kütahya Şeker Fabrikasını yapıyorlar.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Aynen öyle.

KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, Türkiye’de tapu var. Tapuyu değiştirilebilmek için arkadaşlar, ya tarafların rızası lazım ya mahkeme kararı lazım.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Suç duyurusunda bulun.

KAMER GENÇ (Devamla) - İkincisi, bu şeker fabrikası 200 milyon dolar bedelindedir. Kendisi de geçen sene biz uçakla gelirken “Benim Şeker Fabrikam 200 milyon dolardır, ben yalanını eğer tahrifatı şey edersen sana kanıtlarım.” dedi. Siz orayı 23 milyon dolara aldınız ama kasım ayında orayı teslim aldınız. O yılın kasım ayında, o seneki kâr 11 trilyon lira arkadaşlar. 23 milyon dolardan 11 trilyon lirayı tenzil ettiğiniz zaman 15 milyon dolara geliyor.

Tabii, zamanımız olmadığı için… “Torunlar” aldı, siz buranın ortağısınız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, şirketlerin isimlerini burada şey etmeyelim.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Namuslu insan iftira atmaz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Arkadaşlar, geçen sene, biz, KİT Komisyonunda -arkadaşlar burada- bunu sorduk. Kendisi, KİT Komisyonu üyesi olarak, bir gitti Maliye Bakanlığından yazı aldı, bir gitti, aynı, Komisyon takip ederken Maliye Bakanlığından özel yazı geldi.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Yalan söylüyorsun!

KAMER GENÇ (Devamla) - Özelleştirme İdaresinden özel yazı geldi, birtakım böyle, değişik değişik yazılar. Burada birtakım şeyler anlatıyor.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Yazının tarihi 2007…

KAMER GENÇ (Devamla) - Arkadaşlar, Türkiye’de tapu kaydı önemli mi, değil mi? Başkasının malı özelleştirildiği zaman benim malım da getirilip onun üzerine dâhil edilirse bu olur mu? Tapu kayıtları önemli.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Savcılığa git, mahkemeye git.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, bu arkadaşlar benim malımdan, mülkümden bahsediyorlar. Bakın, ben otuz senedir parlamenterim, nerede ne malım var, ne mülküm var servet beyanımda vardır. Ben milletvekili olduktan sonra da üç tane kooperatifin ortaklığını yapmışım, onun dışında da mal almamışım.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Çeşme’deki, Didim’deki malların hesabını ver sen.

KAMER GENÇ (Devamla) - Ben 83 ile 87 arasında mali müşavirlik yaptım, ondan önce Fransa’ya gittim, orada da bir buçuk iki sene kaldım.

Şimdi, diyorum ki: Bakın, şerefli insanlar çıkar… Hepimiz mal beyanımızı koyalım ortaya, inceleyelim, Tayyip Bey’in de malını ortaya koyalım, onu da koyalım, hesapları inceleyelim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Biliniyor, saklı değil o. O biliniyor, saklı değil.

KAMER GENÇ (Devamla) – İsviçre’deki o banka hesaplarını da getirelim; var mı, yok mu, Bakanlığa soralım. Diyorlar ki “Sekiz tane bankada 800 milyon para var.”(x) Onları da getirelim, bütün hepimiz… Arkadaşlar, şeffaflık, yiğitlik varsa, namus varsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – … çıkarız, burada hem halkın huzurunda bunları hâllederiz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Samanlık seyran oldu mu? Onu anlat!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Saklı gizli bir şey yok.

KAMER GENÇ (Devamla) - Sayın Başkan, üç dakikayla olmaz ki ama!

BAŞKAN – Bakın, hep üç dakika veriyorum. Ne olur… Ne olur…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkanım, Sayın Milletvekilinin dile getirdiği işlemlerle alakalı yorum yapmış bir milletvekili, açıklama yapmış bir milletvekili olarak şahsıma yönelik bir sataşma vardır.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hiç alakası yok.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sataşma yok.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ve bu konu son derece önemli bir konudur.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bakın, her şeye çok esnek davranırım ama yok, öyle bir şey yok. Aksi takdirde tutanak getirtirim, bakarım. Yani… Lütfen…

Bir saniye… Şimdi, şeyi dinleyeceğim.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tamam, tutanaklara bakalım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamam, bekleriz, bakarız. Onun için, lütfen…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, Sayın Milletvekili ismimden de bahsetti, konuyla ilgili bir açıklama yapmam lazım.

BAŞKAN – Şimdi, benim gördüğüm, Sayın Kiler’in söyledikleri arasında Sayın Işık ve Sayın Genç vardı.

Siz de bir sataşmaya mahal vermeden.

Buyurun.

 

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; tabii Sayın Milletvekilimizin şirketin ortağı olarak bu konuyla ilgili açıklama yapması gayet normaldir. Kendisine teşekkür ediyorum ayrıca açıklamalarından dolayı ancak bir malın ortağı olmak bu konuda yapılmış olan bir usulsüzlüğü ya da haksızlığı örtme anlamına hiçbir zaman gelmeyecektir.

VAHİT KİLER (Bitlis) – O arsa kimin, arsanın sahibi kimler?

ALİM IŞIK (Devamla) - Bir saniye…

Arsanın sahibi Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi. Bunu… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

VAHİT KİLER (Bitlis) – Kütahyalılar biliyor.

ALİM IŞIK (Devamla) - Evet, Kütahya halkı çok iyi biliyor bunu.

Lütfen, yani ben sizi dinledim. Ben sadece sizin şahsınıza bir şey demiyorum.

Burada, Sayın Bakana verdiğim Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun raporunu lütfen siz de okuyunuz. O raporda bu işin safahatı çok detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Geçen yıl KİT Komisyonunda sizin de olduğunuz bir komisyonda ben bu düşüncelerimi orada anlattım ama tabii ki Komisyon üyelerinin iradesine hiç kimsenin ipotek koyması mümkün değildir, o rapor oylandı, geçti.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Komisyonda dediniz ki: “Fabrika haklı, KİT haklı.”

ALİM IŞIK (Devamla) - Hayır, bakınız, siz haklı olabilirsiniz size…

Bakınız, ben burada Genel Kurulda ne konuştuğumu biliyorum.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Mahkemeden bahset.

ALİM IŞIK (Devamla) - Sayın bürokratlar kendilerinin yaptığı bir hatayı Sayın Bakana yüklüyorlar. Bu özelleştirme kitapçığında…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Mahkeme ne dedi mahkeme, onu söyle.

ALİM IŞIK (Devamla) - …o arsanın yer almaması gerekiyor ama siz haklı olarak diyorsunuz ki…

OKTAY VURAL (İzmir) – Demek ki bilerek koydurttunuz onu.

ALİM IŞIK (Devamla) - …“Bu bizim kitapçığımızda var, biz bu arsayı talep ediyoruz.” ama ben de size şunu söylüyorum: Niçin, devir teslim yapıldığı ekim ayına kadar bu arsanın peşine düşmediniz? Aradan sekiz ay geçiyor, ondan sonra aklınız başınıza geliyor, gidiyorsunuz tapu müdürüne bir dilekçeyle bu tapuyu alıyorsunuz. Orada, Denetleme Kurulunun raporlarında aynen şu yazıyor…

AHMET YENİ (Samsun) – Bir dilekçeyle.

ALİM IŞIK (Devamla) - …“Bu paranın Kütahya Şeker Fabrikası tarafından ödenmiş olması malın sahibi olmayı gerektirmez.” rapor da orada, rapor yazıyor. Dolayısıyla, bir mahkeme kararı olması lazım veya Özelleştirme İdaresi Başkanlığının bu konuda yazısı olması lazım. Ben soruyorum: Mahkeme kararı bu konuda var mı, Özelleştirme İdaresinin muvafakati var mı? Yok. Siz, şimdi, oradaki tapu müdürüyle bu işi yaptıysanız onu kamuoyu değerlendirecek.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Alim Hoca, haksızlık yapıyorsun.

ALİM IŞIK (Devamla) - Yargıya da intikal etmiş bu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bak, Alim Hoca, Kütahya Şeker Fabrikasının…

ALİM IŞIK (Devamla) - Hayır, efendim, bakınız, ben…

AHMET YENİ (Samsun) – Hocam, nasıl söylersin sen bunu ya!

ALİM IŞIK (Devamla) - Efendim, raporlar söylüyor, ben söylemiyorum, Denetleme Kurulunun raporları burada.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yanlış söylüyorsun.

ALİM IŞIK (Devamla) - Siz de lütfen bir milletvekili olarak –veriyorum- 2009 yılı Yüksek Denetleme Kurulunun, Şeker Fabrikasıyla ilgili ve Şeker Kurumuyla ilgili raporunu lütfen okuyunuz. Dolayısıyla…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – O iddianamede davacı sensin. O davada mahkeme süreci…

ALİM IŞIK (Devamla) – Ben davacı değilim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Müşteki olarak sen varsın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya telaşlanma kardeşim, telaşlanma ya!

ALİM IŞIK (Devamla) – Ben müştekiyim. Müştekiyim, davacı devletin cumhuriyet başsavcısı, kamu davası açmış ve konuyu bu şekle bağlamıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sorduğumuz, yanlış işlemler.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Yanlış hesap Bağdat’tan döner!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hiç yakışmıyor size, doğru söylemiyorsunuz.

ALİM IŞIK (Devamla) – Dolayısıyla, Sayın Başkanım, şimdi bilmediğiniz konuda konuşursanız ben “Yakışmıyor” diye bir laf etmem size. Çıkar burada konuşursunuz, savunursunuz ama ben diyorum ki bir haksızlık yapılmıştır, kamu malının takipçisi olmak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİM IŞIK (Devamla) – …bizim görevimizdir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ismimden bahsetti, söz verir misiniz.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Kiler…

VAHİT KİLER (Bitlis) – Sayın Başkan, 60’a göre düzeltme hakkım var.

BAŞKAN – Yok, 60’a göre düzeltme yok çünkü ben çok dikkatle…

VAHİT KİLER (Bitlis) – Sayın Başkan, yanlış ifadeler kullandı.

BAŞKAN – Muhterem, bir dakika… Ben bu konuyu çok dikkatle izledim.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Sayın Başkan, bakın bir şey söyleyeyim…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bu beyefendinin ticari ilişkilerinin burada savunulacak yeri yok.

BAŞKAN – Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Mahkemeye gitmiştir, kamu hakkını savunuyoruz.

BAŞKAN - Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakana cevap veriyor.

BAŞKAN – Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Kiler’in özel işi değil ki bu Allah’ını seversen!

BAŞKAN – Sayın Vural…

Şimdi bakın, Sayın Alim Işık, bugün iki konuşma yaptı aynı konuda. Hiç sizinle ilgili yani sizi haksız gösterecek…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama “Tapu sicil memurunu ayarlıyorsunuz.” diyor.

BAŞKAN - Bir saniye… Bir saniye…

Sürekli olarak Sayın Bakanın üzerinden bürokratları suçlayan, onların kusurlu olduğunu söyleyen konuşmalar yaptı yani sizin bu konuda herhangi…

VAHİT KİLER (Bitlis) – Ama sayın Başkan…

BAŞKAN - Bir saniye canım, bir dakika ben de konuşayım, ha bire siz konuşuyorsunuz. Veririm ara, kalır biter. Anlamaya çalışıyoruz.

Şimdi dolayısıyla, ben sizin, Sayın Alim Işık’ın konuşmalarında adınızı, ikisini de dikkatle dinlememe rağmen, hiç yani ne sizi ilzam eden ne sizinle ilgili bir cümlesi geçmedi; bir.

İkincisi…

Yani oradaki, şu anda da konuşurken “Ben size bir şey demiyorum, bürokrasinin yaptığı hatayı, kusuru Bakanın üzerine yıkıyorlar.” diye bir cümle kullandı. Dolayısıyla, burada sataşma yok; bir. Yani sizinle ilgili bir mevzu yok. Şimdi, mümkünse sonra kendi aranızda hâlleşirsiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, izin verir misiniz.

BAŞKAN - Bakın, mümkünse şu maddeyi bitirelim. Yani sataşma görmedim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, izin verir misiniz.

BAŞKAN - Efendim…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Işık, Sayın Milletvekilime hitap ederek ve o tarafa dönerek “Sekiz ay sonra tapu memurunu ayarlayarak aklınız başınıza geldi, tapu memurunu ayarladınız.” dedi.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Hayır, hayır ayarlayarak… Öyle bir şey yok.

BAŞKAN – Hayır hayır,  yok yapmayın. Hayır hayır, ben…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  Öyle demediyseniz, düzeltsin.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yakışmıyor size. Hayır, hayır…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  Öyle demediyseniz, öyle demediğinizi düzeltsin.

BAŞKAN –  Şimdi bakın, bu sataşma…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  Öyle demediniz…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Hayır… Hayır…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Öyle demediyseniz, tamam.

BAŞKAN –  Sayın Elitaş…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Öyle bir şey yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Sekiz ay sonra” dediniz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Hayır…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ayarladınız…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ama bakın, sekiz ay sonra müracaat ediyorsunuz…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) –  Sayın Başkanım, müzakereye devam edelim.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Benim düzeltme yapmam lazım.

BAŞKAN – Hayır hayır, ben çok dikkatle… Lütfen…

VAHİT KİLER (Bitlis) – Sayın Başkan, Bütçe Komisyonunda…

BAŞKAN – O işin sonu gelmez, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Devam edelim efendim, kararınız doğrudur dolayısıyla bu konuda bir değerlendirme yapmaya gerek yok.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayır yaptırmayacağım. Ne olur ya, yapmayın, oturun yerinize, lütfen rica ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Bakan cevap versin efendim.

BAŞKAN – Şimdi, ben sataşmalarla ilgili yapılan konuşmaları çok dikkatle dinlerim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bravo Başkan!

BAŞKAN –  Sayın Işık, gerçekten, hatta siz de haklısınıza… Onu karşılayacak bir cümle kurdu sizinle ilgili, bürokrasiyi suçladı.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Geçen sene komisyonda…

BAŞKAN –  Şimdi komisyonu burada tartışamayız kardeşim! Geçen senenin komisyonunu bugün bana söylemeyin.

Şimdi, müzakereye devam ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, biz kamusal menfaat peşindeyiz siz başka menfaatleri tartışıyorsunuz, lütfen…

 

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S.Sayısı: 88) (Devam)

 

BAŞKAN – Evet, şahısları adına ilk söz Mersin Milletvekili Sayın Çiğdem Münevver Ökten’e aittir.

Buyurun Sayın Ökten. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇİĞDEM MÜNEVVER ÖKTEN (Mersin) – Sayın  Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı merkezî yönetim  bütçesinin 11’inci maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

11’inci madde bir uygulama maddesidir. Bu maddenin birinci fıkrası, Öğretim Üyesi Yetiştirme Projesi kapsamında yer alan ödeneğin kullanım esaslarına dayanır. Bu ödenek Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı bütçesinden ayrılmaktadır. Bu bütçe 2002 yılına kıyasla 2012 yılında yüzde 410 artarak 12 milyar 743 milyon 603 bin liraya ulaşmıştır ve üniversitelerimizin konsolide bütçeden aldığı pay 2002 yılında yüzde 2,54 iken 2012 yılında yüzde 3,63’e yükseltilmiştir.

İlimiz Mersin için de ödenek geçen yıl 30 milyon 500 bin lira iken 2012 yılında bu rakam 47 milyon 193 bin liraya yükseltilmiştir.

Değerli milletvekilleri, büyük ve güçlü devlet olmanın yolu, eğitilmiş insan gücüne verilen değerden, dünyayı tanıyan ve doğru algılayan, vizyon sahibi gençlerin ve bilim insanlarının şiddete karışmadan, çağın bilgi ve teknolojisiyle donatılmasından geçer.

İşte, AK PARTİ Hükûmetlerinin temel amacını oluşturan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de işaret ettiği muasır medeniyetler seviyesini aşmak gayesiyle bugün tüm yurtta 50’si devlet ve 39’u vakıf üniversitesi olmak üzere 89 adet üniversite kurarak üniversite sayısı 165’e ulaşmıştır.

Hızla artan doktora öğrencilerinin demografik yapısı incelendiğinde, bu artışın önemli bir bölümünün kadın doktor öğrencilerinin oluşturduğunu görüyoruz. Sayıları artan bu ilim yuvalarında nitelikli öğretim elemanı istihdam edebilmek adına Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı yürürlüğe girmiştir. Bu programda araştırma görevlilerine lisans üstü eğitim yaptırılmaktadır. Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı kapsamında 2010 yılında atanan araştırma görevlilerine Malta’da yabancı dil eğitimi verilmiştir. Bu akademik çalışmayla ilgili seyahat giderleri olarak da öğrenci başına 30 bin lira aktarılmıştır. Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı çerçevesinde yabancı dil eğitimi için 882’si yurt içinde, 542’si yurt dışında olmak üzere toplam 1.485 araştırma görevlisi için üniversitelerimize 15 bin lira ödenek ayrılmıştır.

Sonuç olarak bu programın amacı, ihtiyaçlar doğrultusunda, alanında iyi yetişmiş, nitelikli, özgün ve bilimsel düşünebilme kapasitesi yüksek, uluslararası yayınları takip edecek yabancı dil seviyesine sahip öğretim görevlileri yetiştirmek esasına dayanır.

Değerli milletvekilleri, bu program kapsamında, yeni kurulmuş üniversitelerimiz, alanında güçlü üniversitelerimizin birikiminden faydalandırılacaktır. Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı, ilk olarak 2002 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesiyle başlatılmış, bugün itibarıyla Türkiye genelinde 39 üniversitede uygulanmaktadır. Bu uygulama iyileştirilecek, yaygınlaştırılacak ve 2023 yılına kadar en az 20 bin öğretim görevlisi bu program kapsamında yetiştirilecektir.

Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri; 61’inci Hükûmet Programı’nda da belirtildiği üzere, yükseköğretim sistemi tüm yönleriyle reforme edilecek, daha özerk üniversite ve kendine özgü gelişme alanları içerisinde yarışacağı rekabetçi bir ortam oluşturulacaktır. Özel sektörün üniversite kurması yönündeki teşvikler devam edecektir. İnsana yapılan asıl yatırımın eğitimden geçtiği bilinciyle hazırlanan bu program, ülkemize öğretim üyesi yetiştirilmesinde de yarar sağlayacaktır.

Bu düşüncelerle, 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin ülkemize, halkımıza hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ökten.

Şahıslar adına son söz, Muş Milletvekili Sayın Muzaffer Çakar’ın.

Buyurun Sayın Çakar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUZAFFER ÇAKAR (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 87 sıra sayılı, 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, biraz önce Cumhuriyet Halk Partili hatip arkadaşım, Iğdır Üniversitesinde öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısının 600 olduğunu söyledi ama hemen Iğdır Üniversitesi Rektörüyle yaptığımız irtibatta, öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısının 600 değil, 57 olduğunu söyledi. Öğretim üyesi değil de öğretim elemanı başına düşen öğrenci sayısının da 20 olduğunu ifade ettiler. Cumhuriyet Halk Partili arkadaşımın bilgisine arz ediyorum.

Ayrıca, bugünkü üniversite veya YÖK sistemini eleştiren arkadaşlarıma, geçmişin bir iki hatırasını burada hikâyecik tarzında anlatmak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, evrensel değerlerin öncülüğünü yapması gereken üniversitelerde rektörlerden gördüğüm birkaç çarpıcı olayı bilgilerinize arz etmek istiyorum: Ben daha üniversite birinci sınıf öğrencisi iken rektörümüz başı örtülü bir kız öğrenciye hakaret edip ağlatmıştı. Bir iki gün sonra zemin katta küçücük ve karanlık bir odada öğle namazını kılmaya giderken kapalı kapıyı açtığımızda yanımızdan korkuyla mescitten kaçan bir köpek gördük. Köpek akşamdan oraya kilitlenmişti, zavallı hayvan sabaha kadar o daracık yerde gezinip durmuş ve halıyı berbat etmişti. Bu durumu görünce ağlayarak halıyı yıkayıp yerine serdik, birkaç arkadaş ile olayı protesto eden bir not okuduk. Rektör bizleri irticacı diye Sıkıyönetim Komutanlığına şikâyet etti, şimdi müzeye dönüştürülmek istenen Diyarbakır Askerî Cezaevinde akla gelebilecek bütün insanlık dışı işkencelere aylarca maruz kaldık. Paslı makineler ile saçımız tıraş edilmeye çalışılıyordu, makineler kesmeyince elle saçlarımızı yolmaya başladılar, derimiz kafatasımızdan ayrıldı. İki buçuk yıl devlet güvenlik mahkemesinde 163’üncü maddeden yargılandıktan sonra beraat ettik ama beraat etmiş olmamız yetmedi, bu işlemiş olduğumuz halı yıkama cürümü hiçbir zaman peşimizi bırakmadı, sicillerimize işlenerek sekiz-dokuz yıl üniversitede kadromuz verilmedi, özlük haklarımızdan mahrum bırakıldık. Yıllar sonra üniversitemizin rektör yardımcısı bir gün beni yanına çağırdı, ikna odasında, çalışkan ve dürüst bir insan olduğumu söyledi, eşimin başını açması kaydıyla bana kadro vereceğini ifade etti. Ben de kendisine eşimin başını açmaktan ise benden ayrılmayı göze alabileceğini ifade ettim. Bunu söyledikten sonra kendisine hitaben dedim ki: “Hocam diyelim eşi gözden çıkardık ama bu problem aşılmış olmaz.” “Niye?” söyleyince dedim ki: “Babam sakallı, annem çarşaflı, yetmiş yaşından sonra bunların kılık kıyafetine dair nasıl bir çözüm önerirsiniz?” dedikten sonra rektör yardımcımız dudaklarını bükünce, ben de kendisine dedim ki: “Önerilerinizi yerine getirmektense ömür boyu asistan kalmayı tercih ederim.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunu söylediğim için senelerce bana bedel ödettirildi.

En son görev yaptığım Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesinin Rektörü AK PARTİ’nin işini bitirdiklerini, yakında darbe olacağını ve darbe sonrası kurulacak hükûmetin Tarım Bakanı olacağını ifade ediyordu. İşte Sayın Abdullah Gül’den önce üniversiteler bu zavallı zihniyetin esiri durumundaydılar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Farkınız ne, farkınız ne şimdi? Şimdi de mezhepten olanları almıyorsunuz, etnik kimliklerine bakıyorsunuz, siyasi görüşlerine bakıyorsunuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ayıp, ayıp, ayıp.

MUZAFFER ÇAKAR (Devamla) - Üniversitelerde gerçekleştirdiği reformlardan dolayı bu millet Yusuf Ziya Özcan ismini daima minnet...

VELİ AĞBABA (Malatya) – Siz ne yapıyorsunuz, ne yapıyorsunuz siz?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bilimsel konuş ya, ayıp ya, bilimsel konuş ya...

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş)  – Niye rahatsız oluyorsun?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kim zavallı ya?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Niye rahatsız oluyorsun? Yaşadığını anlatıyor.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Niye zorunuza gidiyor?

MUZAFFER ÇAKAR (Devamla) - ...şükran ve saygıyla anacaktır. Ben de şahsım adına şükranlarımı sunuyorum. Yeni YÖK Başkanımıza da başarılar diliyorum.  (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakar.

MUZAFFER ÇAKAR (Devamla) – Yasa değişikliği olmaksızın üniversitelerdeki.....

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ali Demir’i söyle, Ali Demir’i. Sınavdaki yolsuzlukları söyle, onu da söylesene.

MUZAFFER ÇAKAR (Devamla) – ...gerginliğin giderilmesine katkıda bulunan bütün siyasi parti mensuplarına şükranlarımı sunuyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sınavdaki yolsuzlukları söyle, ÖSYM’yi söyle, çalınan soruları söyle, polis okulunu söyle, söylesene onları.

MUZAFFER ÇAKAR (Devamla) – Demek ki iyi niyetli...

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Ya darbe iddiaları seni niye rahatsız ediyor?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Darbeyi savunan sizsiniz.

MUZAFFER ÇAKAR (Devamla) – ...olduktan sonra...

BAŞKAN – Sayın Çakar, Sayın Çakar...

Teşekkür ederim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Niye savcılığa şikâyet etmiyor, savcılığa şikâyet etsin.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Konuşma yapıyor, niye rahatsız oluyorsun?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Savcılığa şikâyet etsin.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sana mı soracak konuşurken?

MUZAFFER ÇAKAR (Devamla) – ...Türkiye'nin en kronikleşmiş sorunları çok daha rahat çözülebiliyormuş.

BAŞKAN – Muhterem Çakar...

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Evet.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Muş Şeker Fabrikasına sahip çık, Muş.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Rektörü savcılığa şikâyet ettin mi?

MUZAFFER ÇAKAR (Devamla) – Bütün sorunların çözümü... (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Çakar, süreniz bitti.

Çok teşekkür ediyorum.

Lütfen yerinize...

Evet buyurun Sayın Kaleli.

SENA KALELİ (Bursa) – Sayın Başkan, bir düzeltme yapmak istiyorum. “Cumhuriyet Halk Partisi Konuşmacısı öğretim üyesi sayısına düşen öğrenci sayısını 600 olarak verdi.” dediniz. Ben böyle bir rakam vermedim, orada bir hata oldu herhâlde.

MUZAFFER ÇAKAR (Muş)  – Verdiniz, verdiniz.

SENA KALELİ (Devamla) – Ben demedim, Milliyetçi Hareket Partisinden arkadaşımız söyledi, tutanaklara bakabilirsiniz. Benim bir…

YUNUS KILIÇ (Kars) – Doğru, haklısınız.

SENA KALELİ (Devamla) – Zühal Hanım söyledi. Bir yanlışlık olmasın.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Soru-cevap…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, Zühal Hanım da…

BAŞKAN – Buyurun.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Efendim, hakaret mi var, düzeltme mi acaba?

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Düzeltme var, hakaret değil.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Topcu.

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Evet, teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, verilen rakamlarda -çünkü biliyorsunuz oranlar her ay değişebiliyor- önemli olan öğretim üyesi başına düşen oran…

MUZAFFER ÇAKAR (Muş) – Yıllar öncesi…

ZÜHAL TOPCU (Devamla) – Yıllar öncesi değil efendim, yıllar öncesi değil.

O oranla bir sürü öğrenci mezun ettik, onu da söyleyeyim.

YUNUS KILIÇ (Kars) – Hayır efendim.

ZÜHAL TOPCU (Devamla) – Yeni mezun ettiğimiz öğrencilerimiz derse girdiler bu üniversitelerde. Bakın, ondan sonra telefon açıp soruyorlardı: “Hocam, dersi nasıl anlatalım?” diye. Bizim amacımız üzüm yemek, bağcı dövmek değil aslında. Önemli olan hep birlikte kaliteyi nasıl artırabiliriz, amacımız o.

YUNUS KILIÇ (Kars) – Iğdır Üniversitesini ben kurdum, sizin haberiniz yok.

ZÜHAL TOPCU (Devamla) – Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

 

BAŞKAN – Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Topcu, soru sormak için sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Evet, teşekkür ediyorum.

İlk olarak, Konya Selçuk Üniversitesini bölerek Konya Üniversitesi adı altında yeni bir üniversite yapıldı. İlahiyat, eğitim ve tıp fakülteleri alındı buradan. Özellikle araştırmaların yüzde 75’i tıp fakültesinden yapılıyordu. Acaba bu sürdürülecek mi? Oradaki öğrencilerin ve öğretim üyelerinin motivasyonları, idealleri dikkate alındı mı bunlar yapılırken? Demokrasiye ve insan haklarına ne kadar uygun? Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir diğeri, rektörlük seçimleri hocalar ve yönetim arasında kutuplaşmaya yol açıyor. Acaba rektörlük seçimlerinde yeni bir yolu takip etmeyi düşünüyor musunuz?

Bir diğeri de üniversitelerin teknik eğitim fakülteleri, mesleki eğitim, ticaret, turizm eğitimi, endüstriyel sanatlar fakülteleri kapandı. Burada mağdur olan bir sürü hoca var. Bunlar şu anda çaresiz. Ne yapmayı düşünüyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, Adana’da aralarında Millî Emlak Müdürünün de bulunduğu 5 millî emlak memuru 100 bin liralık arazileri birinci şahıslara veriyor, onlar da 1 milyon liraya ikinci şahıslara veriyor diye polis operasyonu sonucunda yakalandılar ve mahkemece tutuklandılar.

Şimdi, devletin arazilerinin bu şekilde yapıldığı bir noktada, Adana gibi bir yerde denetimde mi eksikliklerimiz var? Bunu bir sormak istiyorum.

İkincisi de ben bir önceki turda sormuştum. Kızıldağ’da, Gildirli’de, Çevlik’te, Çukur’da milletin elinden araziler alınıyor. Bu hazine arazilerini kırsal kalkınma amacıyla -köylülerimiz zaten fakir- buralara sembolik rakamlarla vermemiz daha uygun olmaz mı? Şehir merkezlerinde bu şekildeki usulsüzlüklere yol açabilecek iş adamlarına vermektense, köylüleri yerlerinde kalkındırmak maksadıyla sembolik rakamlarla bu hazine arazilerini köylülere vermemiz üretim girdileri açısından daha faydalı olmaz mı diye soruyorum.

Teşekkür ederim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öztürk.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan, öncelikle bu kürsünün bir milletvekilinin ticari ilişkilerinin savunulmasına sahne olduğunu yadırgadığımı ifade ediyorum ve Sayın Bakana soruyorum.

Gönüllü köy korucularıyla ilgili olarak, ekonomik ve sosyal bakımdan herhangi bir geliştirme düşünüyor musunuz?

Diğeri, devlet kuruluşlarında altı aydan daha kısa çalışanlara kadro vermediniz. Sizce de burada bir haksızlık söz konusu değil mi?

BAŞKAN – Sayın Erdemir.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Bakan, Türkiye'de sürdürülebilir kalkınmanın ve bilgi ekonomisine geçişin önündeki büyük bir engelle ilgili olarak sizi ve grubunuzu uyarmayı tarihsel bir sorumluluk olarak görüyorum.

Hükûmetiniz, hayvancılıkla ilgili bir kanun hükmünde kararnameye eklediği torba hükümlerle, Türkiye Bilimler Akademisinin yapısal özerkliğini sona erdirmiştir. Hükûmetinizin bu kararı, seksen sekiz yıllık cumhuriyet tarihimizin en büyük akıl tutulmalarından biridir.

TÜBA’nın 2012 yılı bütçe tasarısında, Türkiye'nin liyakat ilkelerine göre seçilmiş en nitelikli bilim insanları olarak tanımladığınız saygın öğretim üyelerimizden 58’i bu vahim uygulamanıza tepki olarak istifa etmişlerdir. Hükûmetinizin özerkliğe tahammülü olmayan otoriter anlayışı, Türkiye’yi patent ve faydalı model üretemeyen, küresel değer zincirlerinin teğet geçtiği, rekabet edemeyen ve düşük katma değerli üretime mahkûm bir ülke olmaya mahkûm edecektir. Yandaş Bilimler Akademisi oluşturmak gibi çapsız bir hedef uğruna Türkiye’de bilgi ekonomisinin…(CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim efendim.

Sayın Bakan, aslında Orman Bakanlığıyla ilgili gibi görünüyorsa da 2B arazileri doğrudan sizin bakanlığınızla ilgili. Bu 2B arazilerinin satılmasıyla ilgili kanunu ne zaman çıkaracaksınız?

İkinci husus, özellikle orman içi ve kenarı köylerinin tarım için kullandığı 2B arazilerini, hatta hazine arazilerini bu köylülere bedelsiz vermeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Vural…

Otuz iki saniyeniz var, değerlendirin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Efendim, biraz önce Sayın Cumhurbaşkanının görev süresini sordum. Sayın Bakan “bilmiyorum” dedi ama KPSS 2010’da sormuşlar: “Cumhurbaşkanının görev süresi kaç yıldır? 3, 4, 5, 6, 7” diye, doğru cevap da “5” demişler.

Sayın Bakan, sizin bilmediğinizi vatandaş nasıl bilecek? (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Eğer yedi yıl yaparsanız bu öğrencilerin hepsi dava açar size.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

Tam beş dakikanız var, değerlendirin.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sayın Başkanım, ben teşekkür ediyorum.

Meclis Başkanımız da açıkladı “Cumhurbaşkanımızın görev süresine Meclisimiz karar verecek.” diye. Dolayısıyla, benim de cevabım o yöndeydi. Dolayısıyla, ben Sayın Vural’a cevap verdim.

Değerli arkadaşlar, müsaade ederseniz, yine en sondan başlayayım.

2B kanununa ilişkin çalışmalar aslında son aşamaya gelmiş durumda ama henüz Bakanlar Kuruluna sunulmadı. Dolayısıyla, Meclise ne zaman gönderileceğini tam olarak yani kesin olarak söyleyemem.

Tarım arazilerinin, hazine veya orman niteliğindeki tarım arazilerinin köylülere satılması hususunda şu anda yapılan bir çalışma yok.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani bedelsiz olarak mı Sayın Bakan? Vatandaş da bekliyor ama cevabınızı.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Ben anlıyorum; yani bedelsiz.

Değerli arkadaşlar, şimdi müsaade ederseniz, bu yükseköğretimle ilgili de epey soru geldi, maddemiz de onunla ilişkili.

Şimdi, 2002 yılında yükseköğretim bütçesi, bu fiilî olarak harcanan miktarı söylüyorum, 2 milyar 496 milyon lira. 2012’de öngördüğümüz rakam 12 milyar 744. Yani doğru bir karşılaştırma açısından söylüyorum. 2002 yılında fiilen harcanan miktar yüzde 2,6 yani bütçenin yüzde 2,6’sı, gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 0,7’si. Şimdi, 2012’de ise öngörülen rakam bütçenin yüzde 3,63’ü, gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 0,89’u; doğru bir rakam.

Yalnız burada, tabii ki üniversitelerin ARGE bütçeleri de 2002’de 87 milyon lira iken 802 milyon liraya çıkıyor. Çok ciddi bir artış var. Aslında bu, TÜBA’yla ilgili de sorulan soruya da bir cevap. Gerçekten biz, ilme, ARGE’ye çok büyük önem veriyoruz ve o konuda en ufak bir tereddüdün olmaması lazım.

Müsaade ederseniz bir rakam daha söyleyeyim. Çünkü TÜBA’yla ilgili sorulan soruda denildi ki: “Patent başvurusunda Türkiye geriye düşüyor.” Bakın, 2002 yılında patent tescilleri 1.784. Hâlbuki 2010 yılında aynı rakam 5.510’a çıkmış. Dolayısıyla patent tescili anlamında Türkiye hakikaten çok ciddi bir performans göstermiştir. Patent başvurularında ise 2002 yılında yine 1.874 civarında iken, 8.343’e çıkmış rakam. Dolayısıyla yerli, yabancı patent başvurusunda muazzam bir artış var, 4 kattan fazla bir artış var.

Yine tescilde de yaklaşık 1.800’den 5.510’a kadar bir artış var değerli arkadaşlar.

Üniversitelerimize öğretim üyesi olarak da, memur kadrosu olarak da çok ciddi artışlar verdik. Sadece 2012 yılında 9 bin akademik kadro veriyoruz ve tabii ki son dört yılda -ki küresel krizin de içinde olduğu yıllardır- 2012 dâhil, 36 bin akademik kadro imkânı, yani tahsis ediyoruz üniversitelerimize. İnşallah üniversitelerimiz bunları kullanma imkânı bulur. ARGE personelimiz ise, 2002 yılında yaklaşık 80 bin kişi iken şimdi yaklaşık 147 bin kişiye ulaşmıştır.

Yine, sorulan sorulara devam edeceğim, eğer soruları bulabilirsem tabii.

Adana’yla ilgili bir soru var değerli arkadaşlar. Millî Emlak Müdürlüğünde yolsuzluk iddialarıyla ilgili olarak merkezî denetim elemanı görevlendirilmiş, konuya ilişkin incelemeler devam etmektedir. Bu konuda en ufak bir tereddüdünüz olmasın, ne gerekiyorsa yapacağız. Yani, maliyede de bütün kurumlarda da yanlış yapan arkadaşlarımız olabilir ama burada önemli olan, Bakanlığımızın ne yaptığıydı arkadaşlar.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Köylülere, köylülere Sayın Bakan… Esas bizim meselemiz köylüler.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Ama bu konuyu gündeme getirdiniz, önemsiyorum, denetim elemanını görevlendirmişim, bu konuda ne gerekiyorsa yapacağız. Cumhuriyet savcılarımız olsun, Maliye Bakanlığı olsun, ne gerekiyorsa yapıyoruz.

Ha, hazine arazilerini köylülere verecek miyiz? Dediğim gibi az önce, şu an itibarıyla önümüzde böyle bir çalışma yok. İleride gündeme gelirse, Meclisimize getireceğiz. Meclisimiz bu konuda gereken kararı verir.

Bir, son şey söylemek istiyorum Sayın Başkan: Az önce bir değerli milletvekilimiz burada konuşurken, benim bir komisyona özel rapor gönderdiğim söylendi. Ben KİT Komisyonuna bugüne kadar özel bir rapor göndermedim, hele KİT Komisyonuna, son bir yıl içinde, hiçbir rapor göndermedim yani Bakan olarak. Ha, başka birimlerden dolaylı olarak gitmiş olabilir, Özelleştirme İdaresi vermiş olabilir ama Maliye Bakanı olarak, ne özel ne genel, KİT Komisyonuna ben bir rapor göndermedim Sayın Başkan. Onu da düzeltmek istiyorum.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

V.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Genel Kurulun, 17 Aralık 2011 Cumartesi ve 18 Aralık 2011 Pazar günkü birleşimlerinin saat 13:00'te başlamasına ve günlük programların bitimine kadar çalışmalarına devam etmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

 

Danışma Kurulu Önerisi

No: 12                                               Tarih:16/12/2011

Danışma Kurulunun 16/12/2011 Cuma günü yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerinin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                                                                      Cemil Çiçek

                                                                                                                        Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

 

         Adalet ve Kalkınma Partisi                                                                              Cumhuriyet Halk Partisi

             Grubu Başkan Vekili                                                                                    Grubu Başkan Vekili

                 Mustafa Elitaş                                                                                         Emine Ülker Tarhan

 

          Milliyetçi Hareket Partisi                                                                             Barış ve Demokrasi Partisi

             Grubu Başkan Vekili                                                                                    Grubu Başkan Vekili

                   Oktay Vural                                                                                          Pervin Buldan

Öneri:

Genel Kurulun,

17 Aralık 2011 Cumartesi ve 18 Aralık 2011 Pazar günkü Birleşimlerinin saat 13:00'te başlaması ve günlük programların tamamlanmasına kadar çalışmalarına devam etmesi,

önerilmiştir.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Programa göre 2012 Yılı Merkezî Yönetim  Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın oylanmamış maddelerinin görüşmelerini ve oylamalarını yapmak için, alınan karar gereğince 17 Aralık 2011 Cumartesi günü saat 13.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                      Kapanma Saati: 18.43

 



(x) - 87 ve 88 S. Sayılı Basmayazılar  ve Ödenek Cetvelleri  08/12/2011 tarihli 31'inci Birleşim Tutanağı’na eklidir. 

 

(x)  - Bu  ifadeye  ilişkin açıklama 17/12/2011 tarihli 40’ıncı Birleşim Tutanak Dergisi’nin 2’nci sayfasındadır.