TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  37’nci Birleşim

                                                                                       14 Aralık 2011 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.-  KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88)

 

A) ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANLIĞI

1.- Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

B) ULAŞTIRMA BAKANLIĞI

1.- Ulaştırma Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) KARAYOLLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-  Karayolları Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Karayolları Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) BİLGİ TEKNOLOJİLERİ VE İLETİŞİM KURUMU

1.- Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

  2.- Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) DENİZCİLİK MÜSTEŞARLIĞI

1.- Denizcilik Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) SİVİL HAVACILIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI

1.-    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

1.-    Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-    Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE VE ORTADOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ

1.-   Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-   Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI

1.-  Devlet Personel Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Devlet Personel Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI

1.-   Dışişleri Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-    Dışişleri Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI

1.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

L) SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-  Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü2010 Yılı Merkezî Yönetim

       Kesin Hesabı

     

M) ÖZÜRLÜLER İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.-   Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

N) AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-  Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-  Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-  Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

P) ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI

1.- Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

R) ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI

1.-  Çevre ve Orman Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

S) ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-   Orman Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-   Orman Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ş) DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-   Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-    Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

T) METEOROLOJİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-  Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

U) DEVLET METEOROLOJİ İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-  Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

1.- 2011 yılı Haziran ayında yapılan 100’üncü Uluslararası Çalışma Konferansında kabul edilen 16/6/2011 tarihli ve 189 sayılı Ev Hizmetlerinde Çalışanlar Sözleşmesi ile bu sözleşmeyi tamamlayıcı nitelikteki 201 sayılı Tavsiye Kararı hakkında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından bütçe müzakereleri sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi sunulmasına ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/654)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in, partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk’ün, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

6.- Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VI.- YAZILI  SORULAR  VE  CEVAPLARI

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Mersin’in denize kıyısı olan belde ve belediyelerindeki arıtma tesislerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/1062)

2.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Adapazarı Şeker Fabrikasının üretim kotasının artırılmasına ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün cevabı (7/1150)

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Kâbe’de bulunan Osmanlı revaklarının yıkılmasının önlenmesine ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı (7/1151)

4.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Suriye ve Libya konusunda izlenen dış politikaya ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı (7/1165)

14 Aralık 2011 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

-------0-------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 37’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca bugün iki tur görüşme yapacağız.

Onuncu turda Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, Denizcilik Müsteşarlığı, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü, Devlet Personel Başkanlığı bütçeleri yer almaktadır.

 

III.-  KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88)

 

A) ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANLIĞI

1.- Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

B) ULAŞTIRMA BAKANLIĞI

1.- Ulaştırma Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) KARAYOLLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-  Karayolları Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Karayolları Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) BİLGİ TEKNOLOJİLERİ VE İLETİŞİM KURUMU

1.- Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

  2.- Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) DENİZCİLİK MÜSTEŞARLIĞI

1.- Denizcilik Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) SİVİL HAVACILIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI

1.-    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

1.-    Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-    Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE VE ORTADOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ

1.-   Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-   Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI

1.-  Devlet Personel Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Devlet Personel Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin konuşmaların bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir.

Bilgilerinize sunulur.

Sayın milletvekilleri, onuncu turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

AK PARTİ Grubu adına: Sebahattin Karakelle, Erzincan Milletvekili; Mustafa Ataş, İstanbul Milletvekili; Ali Ercoşkun, Bolu Milletvekili; Ahmet Arslan, Kars Milletvekili; Mihrimah Belma Satır, İstanbul Milletvekili; Salim Uslu, Çorum Milletvekili; Metin Külünk, İstanbul Milletvekili; Mehmet Şükrü Erdinç, Adana Milletvekili.

AK PARTİ Grubu için tüm konuşmalar beşer dakikadır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına: Durmuş Ali Torlak, İstanbul Milletvekili, on beş dakika; Ali Halaman, Adana Milletvekili, on dakika; Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili, on beş dakika.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına: Ahmet İhsan Kalkavan, Samsun Milletvekili, yedi dakika; Kemal Ekinci, Bursa Milletvekili, yedi dakika; Erdal Aksünger, İzmir Milletvekili, altı dakika; Süleyman Çelebi, İstanbul Milletvekili, on dakika ve Musa Çam, İzmir Milletvekili, on dakika.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına: Demir Çelik, Muş Milletvekili, yirmi dakika; İdris Baluken, Bingöl Milletvekili, yirmi dakika.

Şahısları adına: Lehinde Yaşar Karayel, beş dakika; aleyhinde Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş Milletvekili, beş dakika.

Sayın milletvekilleri, şimdi ilk söz AK PARTİ Grubu adına Sebahattin Karakelle, Erzincan Milletvekili.

Buyurun Sayın Karakelle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının 2012 yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada icraatlarından bahsedeceğim Bakanlığın başarıları, kalkınan, büyüyen, gelişen Türkiye’nin resmini görüntülemektedir. Takdir edersiniz ki ulaşım ve iletişimin her alanında, havacılıkta, denizcilikte, demir yollarında, kara yollarında, bilişim sektöründe destanların yazıldığı, ezberlerin bozulduğu bir dönemi yaşadık, yaşıyoruz, inşallah yaşamaya da devam edeceğiz. Her konuda olduğu üzere ulaştırmada da görev anlayışımız, Edirne’den Hakkâri’ye, Hatay’dan Rize’ye yönetimi bize emanet edilen vatanımıza hizmet etmektir çünkü biz sınırları şehit kanlarıyla çizilmiş bu coğrafyada 74 milyonu kardeş sayan bir anlayışı temsil ediyor, bu anlayışla ülkemizin kalkınmasına hizmet ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ulaştırma ve haberleşme anlayışında AK PARTİ İktidarıyla yepyeni bir sayfa açılmış, “Usulen hizmet anlayışı.” tarih olmuş, “Hizmet vatandaşın hakkıdır. Hizmetle vatandaşı buluşturmak boynumuzun borcudur.” anlayışı gelmiştir.

2003 yılı öncesi 6.101 kilometre bölünmüş yol ile 6 ilimiz birbirine bağlıyken bugün 21.227 kilometre bölünmüş yol ile 74 ilimiz birbirine bağlanmış. 6 il nerede, 74 il nerede? Nereden nereye! Bizim gerçekleştirdiğimiz 15.200 kilometre bölünmüş yola harcanan 41 milyar, beş yılda zaman ve yakıt tasarrufu olarak geri dönmüştür. “Değirmenin suyunun nereden geldiği.” sorusunun en güzel cevabı da bu olsa gerekir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; türkülerimiz hayat hikâyelerimizdir. Bakınız, bir halk türkümüz ne diyor: “Yola yolladım seni/Yollar yormasın seni.” Biz milletimizi yollar yormasın diye iktidara geldik. Hamdolsun ki dokuz yılda bu ülkenin her alanında yollarını açan bir Başbakanımız var, geceyi gündüze katan, yıldızları çıra yaparak çalışan Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanımız var.

1950 yıllarından 2000’li yıllara kadar derin uykuda olan demir yolu sektörü, AK PARTİ İktidarıyla uyanmış, yatırımlar 2003’ten günümüze kadar 7,5 kat artmıştır. Ülkemizin dört bir yanını yüksek hızlı trenle buluşturmak için çalışan Bakanlığımız, hizmete sunulan Ankara-Eskişehir, Ankara-Konya yüksek hızlı tren hatlarına bu yıl yatırım programına alınan Ankara-Yozgat-Sivas-Erzincan-Erzurum-Kars Yüksek Hızlı Tren Projesi eklemiştir. Yapımı devam eden Türkiye-Gürcistan demir yolu inşaatının tamamlanmasıyla da Azerbaycan ve Türk cumhuriyetleriyle tarihî İpek Yolu yeniden işlerlik kazanacaktır. Yine Marmaray Projesi’yle Asya-Avrupa kıtaları denizin altından birbirine bağlanarak bir hayal, bir rüya daha gerçek olacaktır.

Gemi inşa sanayisiyle, yat limanlarıyla, balıkçı barınaklarıyla beyaz bayrak ülkesi olan Türkiye, nihayet deniz ülkesi olduğunu hatırladı. Yıllarca belli bir gelir düzeyine özgüymüş gibi algılanan hava yolu taşımacılığı, yapılan düzenlemelerle bütün milletimizi kucaklamış, hava yolu halkın yolu olmuştur. İktidarımız döneminde 15 milyon vatandaşımız hayatında ilk defa uçağa binmiştir. Haberleşme ve bilişim sektöründe Türkiye İnternet otobanlarıyla nakış nakış işlendi. Unutmayınız ki bilgi toplumu hedefine sözle gidilmez, FATİH Projesi’yle gidilir, okullarımıza kurulan teknoloji sınıflarıyla gidilir, e-devletle gidilir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; takdir edersiniz ki bu kürsüde zaman zaman nelere şahit olduk. Biz milletimizin bu kürsüsünde sesimizi değil, hep sözümüzü yükseltmeye çalıştık. İnanıyoruz ki zambakların boyunu uzatanlar gök gürültüleri değil, yağmurlardır. Yunus’un diliyle diyoruz ki: “Gelin tanış olalım/İşi kolay kılalım” Araçlarımız farklı olsa da, amaçlarımız bu ülkeye, necip milletimize hizmet değil mi? Sadece muhalefet etmek adına gerçekleşen projelere karşı çıkmak yerine, gelin, destek olunuz, işi kolay kılınız.

Bakınız, Konfüçyüs de bir sözünde diyor ki: “Ya bir yol bul, ya yol aç, ya da yoldan çekil.” Biz sizlere “Yoldan çekilin.” demiyoruz ama gelin birlikte…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEBAHATTİN KARAKELLE (Devamla) - …yol açalım, yol bulalım. Elde edilen başarıları ve gerçekleştirenleri hep birlikte alkışlayalım.

2012 bütçesinin hayırlı olmasını Cenabıallah’tan niyaz ediyor, Sayın Bakan ve ekibini bir kez daha tebrik ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karakelle.

AK PARTİ Grubu adına ikinci konuşmacı Mustafa Ataş, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Ataş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ATAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı, Ulaştırma Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü hakkında grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir ülkenin gelişmişlik ve kalkınma düzeyini belirleyen temel faktörlerin başında ulaşım ve erişim göstergeleri gelmektedir. AK PARTİ iktidarları döneminde insan merkezli, toplumun tüm katmanlarını ve ülkemizin tüm bölgelerinin ihtiyaçlarını dikkate alan öncelik ve önem planlaması yapılarak bir ulaşım politikası geliştirilmiş ve uygulanmıştır. Temel hedefimiz, toplumumuzun huzuru ve mutluluğudur.

Yatırımlar yapılırken doğudan batıya, kuzeyden güneye fırsat ve hizmet eşitliği ilkesi gözetilmiştir. AK PARTİ iktidarları öncesi doğudan batıya, kuzeyden güneye çileye dönüşen yolculuklar, bugün, çok şükür, yapılan yollar sayesinde mutlu, huzurlu ve güvenli bir yapıya kavuşmuştur. Çalışmalar birçok yerde hâlâ devam etmektedir. Cumhuriyet döneminin en büyük kara yolu seferberliği başlatılmıştır. Yollar bölünerek hayatlar kurtarılmış, sektördeki karmaşaya son verilerek kara yolu taşımacılığı kayıt altına alınmıştır. Bitirilemeyen yollar, bitirilemeyen tüneller bizim İktidarımız döneminde hayat bulmuştur. Karadeniz Otoyolu, bitmeyen çile. Bolu Tüneli, 12 hükûmet, 16 bakan eskiten tünel, çok şükür, AK PARTİ İktidarı döneminde hizmete girmiştir. Yol medeniyettir, kalkınmadır, hayattır. Yol, ayrılıkların bitmesini sağlayan vuslattır. Yapılan yollar milletimize can güvenliği olmuş, ekonomiye katkı sağlamıştır. AK PARTİ iktidarları öncesi 6 bin kilometre olan duble yollar, 15 bin kilometre ilave yollarla 21 bin kilometreye ulaşmış, 2003 yılından önce bölünmüş yol ağıyla sadece 6 ilimiz birbirine bağlıyken yapılan çalışmalarla bugün 74 ilimizin birbirleriyle bağlantısı sağlanmıştır.

Aslında Karayollarının hizmetlerini yüce Meclisin çatısı altında bulunan tüm milletvekillerimiz günlük yaşantımızda, Türkiye genelinde yaptığımız seyahatlerde keyfini sürerek görmekte ve yaşamaktayız. Bölünmüş yolların sağladığı sosyoekonomik faydalar da hiç şüphesiz çok önemlidir. Trafik güvenliğini artırarak kazalardaki ölüm ve yaralanmaların minimum seviyeye düşmesi sağlanmıştır. Kaza istatistiklerini Avrupa Birliği ülkeleriyle kıyasladığımızda 100 milyon taşıt kilometre başına düşen ve Avrupa Birliği ülkelerinde 3 olan ölüm sayısı, ülkemizde 2002 yılında 5,72 iken 2009 yılında 4,41’e ve 2010 yılında da 3,79 seviyesine inmiştir. Taşıt işletme giderleri ve seyahat süresinden tasarruf sağlanarak ekonominin rekabet gücünün artırılması gerçekleşmiştir. Bölünmüş yollarla işletme performansının artırılması sonucu sağlanan kesintisiz trafik akışıyla 1 milyon litrenin üzerinde akaryakıt tasarrufu, seyahat süresindeki kısalmalardan da iş gücü tasarrufu sağlanmıştır. Bunların ekonomimize toplam katkısı 9,5 milyar Türk lirası civarındadır.

Bölgesel dengesizlikler ortadan kaldırılmıştır. 2023 yılına kadar toplam otoyol ağı 7.827 kilometreye, bölünmüş yol 36.500 kilometreye erişecektir.

Projelerimiz devam ediyor. İstanbul-İzmir otoyolu Körfez geçişinin ihalesi yapılmış ve çalışmalarına başlanmıştır. İstanbul’da lastikli geçiş için bir tüp geçit daha hizmete girmiş olacaktır. Akıllı ulaşım sistemleri devreye alınarak tüm ulaşım bilgilerini elektronik ortamda vatandaşların erişimine sunacağız.

Değerli milletvekilleri, takdir edersiniz ki beş dakikalık süre içerisinde, Karayollarının yapmış olduğu hizmetleri anlatmak burada mümkün değil. Türkiye'nin geleceğe yolculuğunda emin adımlarla yürüyüşünü gerçekleştiren AK PARTİ iktidarlarının kadrolarına, özelde ise Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı kadrolarına, Karayolları kadrolarına teşekkür ediyorum, başarılı çalışmalarından dolayı kutluyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ataş.

AK PARTİ Grubu adına üçüncü konuşmacı Ali Ercoşkun, Bolu Milletvekili.

Buyurun Sayın Ercoşkun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 2000 yılında kurulan Telekomünikasyon Kurumu 2008 yılında yeni bir düzenlemeye tabi tutulmuş ve adı “Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu” olarak değişmiştir.

Bilgi ve iletişim teknolojilerinin son yıllarda baş döndürücü bir hızla gelişmesi, getirdiği faydaların yanında, haberleşmenin ve mahremiyetin korunması gibi özgürlüklere yönelik riskler ve tehditler ortaya çıkarmaktadır. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu bu çerçevede, ülkemizi temsil ettiği Uluslararası Telekomünikasyon Birliği ve Avrupa Birliği bünyesinde yürütülen çalışmaları da göz önünde bulundurarak faaliyetlerini gerçekleştirmektedir.

Bilim, teknoloji ve iletişim çalışmalarının rekabet gücü yüksek, sürdürülebilir bir ekonominin temeli olduğunun bilinciyle, tek başına göreve geldiğimiz andan bu yana bu konuya özel bir önem verdik. Biliyoruz ki güçlü bir Türkiye, bilgiyle, bilimle, teknolojiyle atılan temeller üzerinde yükselecektir. Ülke olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz konulardan birisi ise bilgi ile hayatın buluşması olduğu için bu konuda oldukça stratejik davranılması gerekir.

AK PARTİ hükûmetlerinde, bilgi teknolojileri alanında, sürdürülebilir, insan odaklı, toplumun bütün kesimlerinin ihtiyaçlarını dikkate alan, öncelik ve önem planlaması yapmış bir politika izlenmiştir. Bu sayede, Türkiye, Avrupa Birliğine girmeden önce birçok Avrupa Birliği ülkesi seviyesini yakalamış ve hatta geçmiştir. Bu yatırımlar ve planlamalar yapılırken doğudan batıya, kuzeyden güneye fırsat ve hizmet eşitliği ilkesi gözetilerek yenilikçi, kapsayıcı ve dönüştürücü bir bilişim altyapısı hedeflenmiştir. Türkiye’nin bilişim altyapısı tamamen yenilenmiş, bilişim otoyolları hizmete açılmıştır. Bütün okullarımızın dersliklerinde Fırsatları Artırma, Teknolojiyi İyileştirme Hizmeti (FATİH) Projesi uygulanmaya başlanmıştır. Alfabe okuryazarlığından bilgisayar okuryazarlığına geçiş süreci başlamış, e-devlet uygulamaları hayata geçmiştir. E-devlet kapısından 292 elektronik hizmet yürütülmektedir. 10 milyonu geçen kullanıcı sayısı ile ise birçok Avrupa ülkesini geride bırakmış durumdayız.

Değerli milletvekilleri, iletişimde acil durumlar için haberleşmenin önemi çok büyüktür. 1999 yılında yaşanan depremde çok büyük sıkıntılar çektik. Bolu Milletvekili olarak ben de o acıyı hisseden insanlardan birisiyim. İletişim sisteminin çökmesi sebebiyle, depremin hemen akabinde insanlar canlarıyla, eşleriyle, çoluk çocuklarıyla, ana babalarıyla görüşemediler. Cenabıhak kimseye o günleri bir daha yaşatmasın. Bugün gelinen noktada ise 1999’da Bolu’da, Düzce’de, Kocaeli’de yaşadığımız bu sıkıntıyı Van’da yaşamadık. Türkiye'yi yirmi beş bölgeye ayırarak oluşturulan stand-by yedek iletişim altyapısı ile Van depremi gerçekleştiği zaman iletişimde herhangi bir kesilme olmamış ve sistem tüm hatların yüklenmesine rağmen çalışmaya devam etmiştir. Buradan, bir kez daha, depremde kaybettiğimiz kardeşlerimizi rahmetle anıyorum.

Değerli arkadaşlar, bilişim sektörü içinde olan bir kardeşiniz olarak 1995 yılında ilk defa Almanya’nın Hannover kentinde yapılan CeBIT fuarını ziyaret ettiğimde teknolojik farklılıkları gördüğümde gerçekten çok şaşırmıştım ve ülkemiz ile Avrupa ülkeleri arasındaki farkın nasıl kapatılabileceğini uzun uzun düşünme fırsatım olmuştu. O yıllarda bu fuarlara değil katılımcı olmak, ziyaretçi olarak bile gitmek gerçekten kolay değildi. Türkiye’deki bilişim sektörünün büyüklüğü ise uluslararası bir bilişim firması kadar bile değildi. Fakat bugün geldiğimiz noktada 2003 yılında 11,5 milyar dolar olan bilişim sektörü büyüklüğü 2011 yılı sonunda 31 milyar dolara çıkması bekleniyor. Türksat uydularının doluluk oranı yüzde 91’lerde. Türksat 4A uydusu 2013 yılı Kasım ayında, Türksat  4B ise 2014 yılı Şubat ayında uzaya fırlatılacak. 5A yerli uydu yapımına ise başlanmış durumda.

Dünyanın en büyük bilişim fuarı olan CeBIT fuarında 1995 yılında bir tek Türk firması katılmazken bu yıl fuarın ortak ülkesi Türkiye olmuştu ve tüm dünyanın gözü önünde Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, Sayın Merkel ile birlikte fuar açılışını yaparken Sayın Başbakanımızın yaptığı konuşmada Türkiye bilişim altyapısı ile ilgili verdiği bilgiler tüm dünya bilişim sektörünün takdirini ve hayretini toplamışsa bu başarıyı gerçekten tebrik etmek gerekir.

Değerli milletvekilleri, böylesine büyük değişimi ve dönüşümü ortaya koyan AK PARTİ hükûmetlerini tebrik ediyorum. İletişim ve bilişim sektörünün tüm çalışanlarına büyük Türkiye hedefi için vermiş oldukları destek için şükranlarımı sunuyorum, bütçenin hazırlanmasında emeği geçen tüm kişi ve kurumlara teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ercoşkun.

AK PARTİ Grubu adına dördüncü konuşması Ahmet Arslan, Kars Milletvekili.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET ARSLAN (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; ben de Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün 2012 yılı bütçesiyle ilgili bir değerlendirme yapmak üzere huzurlarınızdayım. Hepinize saygılarımı sunuyorum.

Dünyada turizm, sanayi ve ticaretin gelişmesinde, kıtalararası entegrasyonun ve bütünleşmenin sağlanmasında en önemli faktörlerden biri kuşkusuz ki ulaştırma sektörü. Ulaştırma sektörü içerisinde insanların hızlı, kolay, güvenilir   ve   emniyetle   seyahatlerinin sağlandığı havacılık sektörü ise önemli bir yer tutmakta.

Ülkemiz sivil havacılık sektörünün dünyada örnek gösterilen bir yere geldiğini hepimiz yaşayarak görüyoruz. Havacılık sektöründe kural koyma, denetleme ve yaptırım uygulama görevlerini sürdüren ve sektör için regülasyon birimi anlamında önemli bir kurum olan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü 10 Kasım 2005’te yeniden yapılandırılarak hem kamu tüzel kişiliğine kavuşmuş hem de özel bütçeli bir kuruluş hâline gelmiştir.

Özellikle sivil havacılık sektörünün özel sektöre açılması, serbestleşme yönünde atılan adımlar, bölgesel havacılık politikaları, uluslararası  sivil havacılık otoritelerinin ülkemiz için 2015'te hatta 2020’de öngördüğü rakamlara biz 2010’da eriştik. 

Gelişen   sivil   havacılık  sektörünün ihtiyaç ve beklentileri çerçevesinde uluslararası standartların en üst düzeyde uygulanması    amacıyla mevzuat çalışmaları birçok alanda devam ettirilmiş, denetimlere büyük önem verilmiş ve sadece bir yılda 5 binin üzerinde denetim gerçekleştirilmiştir. O anlamda, dünya sivil havacılık otoritesi anlamında önemli bir yer tutan Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı (ICAO) ve Avrupa Sivil Havacılık Konferansı (ECAC) tarafından yapılan tüm denetimlerden de başarıyla çıkmıştır. Ve yine ülkemiz, dünyanın birçok sivil havacılık otoritesinde başkan, başkan yardımcısı, yönetim kurulu üyesi gibi birçok unvanla görev almaktadır. Bütün bunların sonucunda ülkemizde 26 noktadan 47 noktaya uçuş gerçekleştiriliyor, bu yüzde 81’lik artış demek. Yurt dışında 60 noktadan 174 noktaya uçuluyor, bu yüzde 190 artış demek. Uçak   sayısı 110’dan 347’ye çıkmış durumda, bu yüzde 300’ün üzerinde bir artış demek.   Ve yine uluslararası anlamda hava ulaştırma anlaşmaları sayısı da 81’den 121’e çıkmış, bu yüzde 49’luk bir artış demek. Dokuz yılda 15 milyon insanımız ilk defa uçakla tanışmış.

Küresel ekonomik kriz sebebiyle dünya sivil havacılık alanında çok ciddi daralmalar oluşmuşken, ülkemizde bırakın daralmayı, tam tersine gelişmeler devam etmiştir. Sayın Başbakanımız “Ulaştırma, enerji ve haberleşme kalkınmanın temel altyapısıdır, yol medeniyettir.” diyorlar. Sayın Ulaştırma Bakanımız “Hedef belliyse gidilecek yol bellidir.” diyorlar. Böylece, bir ülkenin gelişmişlik ve kalkınma düzeyini belirleyen temel etkenlerin başında ulaşım ve erişim göstergelerinin geldiğini vurgulamış oluyorlar.

Tabii ki Ulu Önder Atatürk’ün bir ifadesi var: “Yalnız ufku görmek yetmez, ufkun ötesini de görmek ve bilmek gerekir.” Ulaştırma Bakanlığımız bu düstur üzere, 2023, cumhuriyetin 100’üncü kuruluş yıl dönümü hedeflerini ortaya koyuyor, otuz yıllık hedefler ortaya koyuyor, elli yıllık hedefler ortaya koyuyor. Bu hedefleri ortaya koyuyor da ne oluyor? Uçak sayısını 750’ye çıkarmayı, bir yılda taşınacak yolcu sayını 350 milyona çıkarmayı hedefliyor ve yine ülkemizde 100 milyon yolcu kapasiteli bir hava alanı, 60 milyon yolcu kapasiteli, 30 milyon yolcu kapasiteli hava alanları öngörüyor. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, regülasyon birimi Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü ile yine işletici kuruluşu Devlet Hava Meydanlarıyla, altyapıcı kuruluşları DLH Genel Müdürlüğüyle birlikte bütün bu sektörü, dünyada lider ülke olma ülküsüne bağlı olarak, dünya lideri Başbakan hedefine bağlı olarak planlıyor, yapıyor, yapmaya devam ediyor, biz de bununla gurur duyuyoruz.

Bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum, emeği geçen herkese saygılar sunuyorum.

Saygılar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Arslan.

AK PARTİ Grubu adına beşinci konuşmacı Mihrimah Belma Satır, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Satır.

AK PARTİ GRUBU ADINA MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2012 yılı bütçe görüşmeleri üzerinde söz almış bulunuyorum. Şahsım ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına sizleri iyi dileklerimle selamlıyorum.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ülkemizde çalışma hayatının iyileştirilmesi, kalitesinin artırılması, sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sisteminin oluşturulması, istihdamın artırılması ve kayıt dışılığın azaltılmasına yönelik çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürmektedir.

İşsizliği azaltmak ve istihdamı artırmak için en etkili politika öncelikle sürdürülebilir bir ekonomik büyüme oranı sağlamaktır, aynı zamanda ekonomi politikasının temeline istihdam odaklı büyümeyi koymaktır. Dünyada son dönemde yaşanan ekonomik kriz sonucu bütün ülkelerde istihdam kayıpları yaşanmış, işsizlik artmıştır. İstihdamın artırılması ile işsizliğin azaltılması tüm dünyada olduğu gibi İktidarımızın da üzerinde hassasiyetle durduğu bir konudur.

Sağladığımız siyasi ve ekonomik istikrar ile gerçekleştirdiğimiz yapısal reformlar sayesinde sağlam makroekonomik temellere sahip bir ülke olarak krize karşı önemli bir direnç gösterdik. Aldığımız tedbirler sayesinde istihdam imkânları artmış ve işsizlik oranı sürekli azalarak 2011 yılı Temmuz dönemi itibarıyla yüzde 9,1 seviyesine gerilemiş, büyüme oranlarında ise son çeyrekte büyük bir rekor kırarak en hızlı büyüyen ikinci ülke olmuştur.

Sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sisteminin oluşturulması için farklı norm ve statüleri esas alan Sosyal Sigortalar Kurumu, BAĞ-KUR ve Emekli Sandığını tek çatı altında toplayan sosyal güvenlik reformuyla tüm vatandaşlarımızın adil ve eşit bir şekilde faydalanacağı, sürdürülebilir bir sistem kurulmuştur.

Takdir ederisiniz ki sosyal güvenlikte alınan kararların ve uygulamaya konulan politikaların sonuçları uzun vadede görülmektedir. Ancak, uygulamaya koyduğumuz reformun olumlu sonuçları hemen görülmeye başlanmış ve Sosyal Güvenlik Kurumunun gelirlerinde önemli artışlar meydana gelmiştir.

Avrupa Birliği ve ILO normlarına uygun olarak hazırlanan İş Kanunu’nda dil, ırk, cinsiyet, siyasal düşünce, din, mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamayacağı ilkesi temel alınmıştır. Avrupa Birliği mevzuatına uyum kapsamında, çalışanların hakları güvence altına alınmış, ayrıca kısmi çalışma, çağrı üzerine çalışma, telafi edici çalışma, kısa çalışma gibi esnek çalışma modelleri yasal dayanağa kavuşturulmuştur.

İlki 2008 yılında olmak üzere, dört istihdam paketi yasalaştırılarak yürürlüğe konulmuştur. Böylece, yerinde ve zamanında çok hızlı bir şekilde uygulamaya konulan politikalarla küresel kriz döneminde, istihdam alanında en başarılı çalışmayı yürüten ülkeler arasına girmiş bulunuyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi, eğitim ve istihdam ilişkisi çok önemlidir. Bakanlığımız eğitim-istihdam ilişkisini güçlendirmek amacıyla yeni bir eylem planı hazırlamış ve uygulamaya koymuştur. Bir yanda iş arayan, diğer yanda işçi arayanlar; bir tarafta belirli bir mesleği olan işsizler, diğer tarafta istediği vasıfta ve meslekte eleman bulamayan işverenlere destek olmak amacıyla aktif iş gücü programları kapsamında iş gücü yetiştirme kursları, toplum yararına çalışma programları, girişimcilik ve işbaşı eğitim staj programları uygulanmaktadır.

Aynı şekilde 2011 yılı başında yapılan yasal düzenlemeyle gençler, kadınlar ve özürlü istihdamına yönelik özel çalışmalar yapılmıştır. Dönemimizde kadın ve gençlerin istihdamını artırıcı özel önlemler alınmış, istihdam üzerindeki yükler azaltılmıştır. Özellikle kadınların istihdam edilebilirliklerini artırmak, iş gücüne katılımlarını önleyen engelleri azaltmak amacıyla Kadın İstihdamının Desteklenmesi operasyonu uygulamaya konulmuştur. Bu kapsamda yürütülen 131 proje ile 4 bin kadınımıza girişimcilik eğitimi, 1.200 kadınımıza çocuk ve yaşlı bakım eğitimi, 12 bin kadınımıza istihdam garantili kurs, 18 bin kadınımıza kariyer danışmanlığı ve rehberlik hizmetleri verilmesi hedeflenmiştir.

Sayın milletvekilleri, Bakanlığımızın üzerinde durduğu diğer bir konu ise iş ve meslek danışmanlığıdır. İŞKUR’la ortak yapılan bu çalışmanın takipçisi olacağımızı da bildiriyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bütçesinin hayırlı olmasını diler, emeği geçenlere, Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi arkadaşlarıma teşekkür eder, saygılarımı sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Satır.

AK PARTİ Grubu adına altıncı konuşmacı Salim Uslu, Çorum Milletvekili.

Buyurun Sayın Uslu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

[CHP milletvekilleri Genel Kurul Salonu’ndan ayrıldılar. AK PARTİ sıralarından alkışlar(!)]

AK PARTİ GRUBU ADINA SALİM USLU (Çorum) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ Grubu adına, Mesleki Yeterlilik Kurumunun bütçesi hakkında görüşlerimi açıklamak üzere huzurlarınızda bulunuyorum.

Bildiğiniz gibi, Mesleki Yeterlilik Kurumu yüce Meclis tarafından 2006 yılında yürürlüğe konmuş 5444 sayılı Yasa’yla Türkiye'nin hem ilk kurumlarından hem de Avrupa Birliği uyum sürecinde istihdama yönelik önemli işlevler yapacak kurumlarından bir tanesidir. Mesleki Yeterlilik Kurumunun sistemin esaslarını belirlemek, standartların hazırlanmasını sağlamak, sınav ve belgelendirme sistemini kurmak, standartlara göre eğitim verilmesi için Millî Eğitim Bakanlığı ve YÖK’le iş birliği yapmak, mesleki becerilerin belgelendirilmesini sağlamak ve yeterlilik belgelerinin -başta Avrupa Birliği üyesi ülkeler olmak üzere- uluslararası tanınırlığını sağlamak gibi temel amaç ve görevleri bulunmaktadır.

Mesleki Yeterlilik Kurumu, yapısı, işleyişi bakımından da endüstri ilişkileri ve sosyal politika amaçlı kurumlar ve mevzuat içerisinde örnek bir yere sahiptir. Çünkü yönetim kurulu, genel kurulu ve sektör komiteleri bakımından son derece katılımcı, son derece demokratik bir yapıya sahip olmasıyla da örnek kuruluşlarımızın başında gelmektedir. Tüm süreçlere sosyal taraflar aktif bir biçimde katılabilmektedirler.

Ve yine Mesleki Yeterlilik Kurumu, iş gücü piyasalarıyla eğitimi, eğitimle istihdamı, eğitim ve öğretim programlarının ulusal meslek standartlarına göre oluşturulmasını, iş gücü piyasasının gereklerine göre yetiştirilip belgelendirilmesini ve böylece nitelikli iş gücüne erişimi kolaylaştırması bakımından, yeterliliklerin değerlendirilmesi, geçerlilik, güvenilirlik ve şeffaflığın sağlanması bakımından uluslararası kıyaslanabilirlik ve denklik altyapısı oluşturacağı açısından son derece önemli bir kurumdur, önemli bir işleve sahiptir. Mesleki yeterliliklerin geliştirilmesi o çok tartışılan Avrupa’daki serbest dolaşımı da kolaylaştıracak önemli bir aşama olacaktır. Bunun yanında istihdama, verimliliğe, uluslararası rekabet gücüne katkı sağlayacak, hayat boyu öğrenmeyi destekleyecek, vasıflı iş gücüne erişimi kolaylaştıracak, iş gücüne çalışma alanı ve görev tanımı getirmek suretiyle de güvence sağlayacak önemli düzenlemeler ve kazanımlar Mesleki Yeterlilik Kurumu eliyle gerçekleşecektir.

Bugün, bildiğiniz gibi çalışma hayatındaki gençlerin önemli bir bölümü yani yüzde 50’si okuldan işe geçişte yetersiz eğitim aldığını düşünmektedir. Oysa diplomanın yanında mesleki yeterlilik belgesine de sahip olmasına, eğitim kurumlarının akredite edilmesine, meslek eğitim kurumlarında asgari eğitim kalitesinin sağlanmasına Mesleki Yeterlilik Kurumu önemli bir katkı sağlayacaktır.

Bunun dışında, şu anda, Mesleki Yeterlilik Kurumu başarılı faaliyetler sergilemektedir. Söz gelimi, imzalanan iş birliği protokolüyle 18 sektörde 38 farklı kuruluşta 658 meslek standardını kapsayan Meslek Standardı Hazırlama İşbirliği protokollerini imzalamış ve hayata geçirmiştir. Taslak meslek standartları konusunda çeşitli sektörlerden 518 taslak meslek standardını da hazırlamıştır. Bunun yanında ulusal meslek standartlarından da 206 tanesini Resmî Gazete’de yayınlama başarısı göstermiştir. 20 sektörde sektör komiteleri kurmak suretiyle faaliyete başlamıştır. Ayrıca 11 sektörde 17 farklı kuruluşla 175 yeterlilikle ilgili Ulusal Yeterlilik Hazırlama Protokolü imzalamış, 45 ulusal yeterlilik onaylayarak yürürlüğe girmiştir. 78 taslak yeterlilik için çalışmalar çeşitli aşamalarda da şu anda devam etmektedir. Sınav ve belgelendirme konusunda önemli aşamalar gerçekleştirilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİM USLU (Devamla) – …ve ayrıca uluslararası çeşitli kuruluşlarla, yani Avrupa Eğitim Vakfı, Avrupa Mesleki Eğitimi Geliştirme Merkeziyle ilişkileri vardır.

Ben Mesleki Yeterlilik Kurumunun 2012 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uslu.

AK PARTİ Grubu adına 7’nci konuşmacı Metin Külünk, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Külünk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; en içten duygularla sizleri selamlıyor, saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum. 2023 hedeflerine hizmetkâr olacak 2012 bütçemizin ülkemiz, milletimiz ve insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, yerküremizde coğrafya milletlerin ve devletlerin kaderinin belirlenmesinde en temel unsurlardandır. Anadolu coğrafyası üzerinde yaşayan millet ve devletlere hep iddialı olma, büyük olma rolünü biçmiştir ve bu rolün içerisinde hep büyük devlet adamı olmayı öngörmüştür. Anadolu topraklarında var olduğumuz günden bu yana ürettiğimiz bilgi, diplomasi ve adalet eksenli yönetme kabiliyetimizle biz hep büyük devlet olduk ve gelecekte de hep büyük devlet olarak var olmaya devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, İstanbul’daki sade görüntüsüyle Topkapı Sarayı eksen olmak üzere Balkanlar, Afrika, Avrupa, Orta Doğu ve Kafkaslardaki varlığımızın geçmişteki en temel sırlarından birisi, insanı esas alan, insanı bilgiyle buluşturan ve devlet adamı olabilme kabiliyetini edindiren enderuni eğitim geleneği olmuştur. Osmanlıda enderun ile yetiştirilen yöneticiler, cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte üniversitelere verdiğimiz önem üzerinden varlığını bugüne dek devam ettirmiştir.

1952 yılında Birleşmiş Milletler ile yapılan Teknik Yardım Anlaşması kapsamında ek protokolle kurulan TODAİE (Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi) kurulduğu günden bu yana kamu yönetiminin gelişmesine yönelik bilgi üretmek ve de çağdaş yönetim anlayışına uygun yöneticiler yetiştirmek üzere varlığını bugüne dek devam ettirmiş ve AK PARTİ iktidarları döneminde de bütçesi yüzde 500’ün üzerinde artırılarak, fiziki şartları yenilenerek ve de bu coğrafya eksenli ülkelerle kurduğu iletişim ve de bu coğrafya merkezli bir koordinasyon merkezi olma kabiliyetini güçlendirerek devam ettirmektedir.

Avrupa Kamu Yönetimi Birliği tarafından akredite edilmiş olan TODAİE, kamu yöneticisi yetiştirmek, Orta Doğu ülkeleri ile Türkiye arasında kamu yönetimi alanında koordinasyon merkezi olmak ve Türkiye’de, yakın coğrafyada nitelikli yönetici ve öğretim elemanı yetiştirmek ve bilgi üretmek gibi bir misyonu edinmiştir, geleceğin coğrafyasına yönelik enderun olma yolundadır. Bu doğrultuda, Avrupa Kamu Yönetimi Merkezine akredite olan ve STK hüviyetinde olan TODAİE Azerbaycan, Çin, Suriye, İran ve Fransa’yla mutabakat anlaşmalarını imzalamış ve karşılıklı olarak kamu yöneticilerinin eğitimine birlikte devam etmektedir. Kırgızistan ve Kazakistan ile protokol süreci devam etmekte, Cezayir ve Tunus iş birliği istemektedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, gelecekte küresel sistemde bir güç merkezi olma yolunda yürümektedir. Bu yürüyüşte şüphesiz en temel ihtiyaçlarımızdan birisi Alparslan, Fatih, Yavuz, Abdülhamit, Mustafa Kemal Atatürk’le birlikte gelenek hâline getirdiğimiz büyük devlet adamı yetiştirebilme, büyük devlet adamı ortaya koyabilme kabiliyetimizi devam ettirmekte gizlidir ve bu süreçte, son on yıllık AK PARTİ İktidarı döneminde AK PARTİ hareketinin lideri ve ülkemizin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu vizyon ve perspektif ile Türkiye, küresel sistemde var olacağını bir kez daha cihana göstermiş ve cihanşümul insan yetiştirme kabiliyetini bir kez daha ortaya koymuş bulunmaktadır.

Bu vesileyle, 2012 bütçemizin hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, sizleri selam ve saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Külünk.

AK PARTİ Grubu adına sekizinci konuşmacı Mehmet Şükrü Erdinç, Adana Milletvekili.

Buyurun Sayın Erdinç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Personel Başkanlığımızın 2012 yılı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Devlet Personel Başkanlığı, çağımızın gelişen ve değişen şartlarına uygun olarak kamu personel rejiminin ilke ve politikalarını belirleyen, kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilatlanmasında ve Başkanlığın görev alanına giren mevzuatın uygulanmasında kurumlar arası uygulama birlikteliğini sağlayan önemli bir kurumumuzdur.

Muhtelif kanunlarla çok sayıda görevi üstlenen Başkanlık, aynı zamanda, Kamu Personeli Seçme Sınavı ile yerleştirmelerin yapılması, özelleştirilen kuruluşlardaki personelin diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakli gibi önemli görevlerden de sorumludur.

Devlet Personel Başkanlığının görev alanı kapsamında yer alan kuruluşlarda toplam 2 milyon 834 bin 760 personel çalışmaktadır. Kamu kurumlarının yasa ve yönetmelik gibi mevzuat çalışmalarında ve uygulamalarında görüş tesis eden ve birlikteliği sağlayan Devlet Personel Başkanlığımız, bu görevleri, 101’i uzman olmak üzere toplam 248 personel ile yürütmektedir.

Kamu personel rejimimin düzenlenmesinde gerekli bilgi altyapısının kurulması amacıyla kamu kurum ve kuruluşları ile Devlet Personel Başkanlığının iş birliği sonucunda kamu personeline ilişkin verilerin elektronik ortamda tutulacağı Kadro-Net Projesi AK PARTİ İktidarında uygulamaya geçirilmiş ve elektronik ortamda sisteme veri girişine başlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Personel Başkanlığı engelli personel ile ilgili çeşitli görevler de ifa etmektedir. Engelli memur istihdamına ilişkin hususları bilgilerinize sunmak isterim: 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen engelli devlet memuru sayısı 20.829’dur. Bilindiği üzere, daha önce, engellilerin sınav ve yerleştirme işlemleri kurumlar tarafından münferit yapılırken ilk defa AK PARTİ İktidarında, adalet ve liyakat ilkeleri çerçevesinde, engellilerin sınavları ve yerleştirme işlemleri merkezî olarak yapılmaktadır.

Yeni kamu yönetimi anlayışı, katılımcılık, şeffaflık, hesap verebilirlik ilkelerine dayanmakta ve vatandaş memnuniyetini esas almaktadır. Bu çerçevede, vatandaşlarımızca 2011 yılı içinde Devlet Personel Başkanlığına intikal ettirilen 17.470 adet bilgi edinme talebi cevaplandırılmıştır.

Ülkemizin hızlı kalkınma ve gelişme sürecinin amacına uygun seyredebilmesi için kamu yönetiminde yeniden yapılandırma çalışmalarının gerçekleştirilmesi ve yönetim yapısının Avrupa Birliği standartlarına eriştirilmesi kaçınılmazdır.

Değerli milletvekilleri, kamu personel seçme sınavlarının altyapısı hükûmetlerimiz döneminde güçlendirilmiştir. Devlet Personel Başkanlığımızın koordinasyonunda yapılan merkezî sınavlar sonucunda kamu kurum ve kuruluşlarına 2002-2011 yılları arasında merkezî sistemle 154.906 personelin işe yerleştirilmesi yapılmıştır. Ayrıca, bu dönemde Millî Eğitim Bakanlığının öğretmen kadrolarına 299.129 atama yapılmıştır. Kamu personelinin vatandaş odaklı yönetim anlayışına uygun olarak geliştirilmesi, gelişen şartlara uyumunun sağlanması, etkinlik ve verimliliğinin artırılması, yeni ve üst görevlere hazırlanması ile üst kademe yöneticilerinin en çağdaş yöntemlerle yetiştirilmesi AK PARTİ İktidarının öncelikleri arasındadır. Bu amaçla, Devlet Personel Başkanlığımıza bağlı bir eğitim merkezi kurulması hedeflenmektedir. Ülkemizde yaşanan ekonomik, mali, teknolojik, sosyal ve hukuki alanlardaki gelişmelerin kamu personel yönetimi alanındaki reform ihtiyacının daha belirgin bir şekilde ortaya çıkması aşikârdır. Kamuda çalışanlar arasında var olan adaletsizliklerin giderilmesi, verimliliğin artırılması, hantal yapıların revize edilmesi, kaliteli hizmet üretiminin sağlanması gibi konuları da içeren bir personel rejiminin oluşturulması amacıyla yapılan düzenlemeler ile kamudaki dengesizlikler giderilmeye çalışılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı mali bütçemizin ülkemize hayırlı uğurlu olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdinç.

Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen İstanbul Milletvekili Durmuş Ali Torlak.

Buyurun Sayın Torlak. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA D. ALİ TORLAK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı 2012 yılı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülke kaynaklarının yanlış kullanıldığı 2011 genel seçim süreci nedeniyle artan cari açık, enflasyon ve işsizlik AKP Hükûmetini 2012 yılında biraz da olsa önlem almaya zorlamıştır. O nedenle, 2012 yılı için ekonomide sürdürülebilir bir büyüme anlayışından uzak, yatırım ve işsizlikle ilgili ciddi bir kaynak yaratılmayan bir bütçeyle karşı karşıyayız. Umarız bundan sonraki bütçelerde daha dengeli bütçe hazırlanır, umarız bu kısıtlı bütçeyle fizibilite çalışması yapılmadan yatırıma başlama devri sona erer.

Değerli milletvekilleri, yolcu ve yük taşımacılığında ekonomi, hız, güvenlik ve konfor her ulaşım türünde aranması gereken özelliklerdir. Bunların yanında, çevreyi en az kirletmesi, ülkede mevcut enerji kaynaklarını kullanması ve bu sırada yolcu/kilometre veya ton/kilometre başına tükettiği enerjinin az olması, ilk tesis ve bakım, onarım kolaylığı ulaştırma türlerinin tercihinde göz önünde tutulması gereken diğer unsurlardır. Uluslararası ticaretin gelişmesine en büyük katkıyı sağlayan ulaştırma sektörünün bugün geldiği noktada, ülkemizde ulaşım modları arasındaki dengesizlik dikkat çekmektedir. Bugün ülke içi yük ve yolcu taşımacılığının çok büyük bir bölümünün kara yoluyla yapılıyor olması, ulaştırma sektörünün temel amaçları arasındaki ve taşıma türleri arasındaki dengenin sağlanması ilkesine de ters düşmektedir. Uluslararası kurallar çerçevesinde güvenli ve hızlı taşımacılık arzu edilen ulaşım şeklidir. Bunun yanı sıra, çevreye duyarlı ve ekonomik olması da bir ulaşım sisteminde aranan özelliklerin başında gelmektedir.

Ülkemizde ulaştırma sisteminde ciddi sorunlar yaşandığı günümüzde çözülemeyen ulaştırma problemleri, ülke genelinde sanayinin ve ekonominin gelişmesini de olumsuz yönde etkilemektedir. Uluslararası araştırma, ulaştırma ve enerji koridorları üzerinde yer alan Türkiye'nin acilen ulaştırma sistemini geliştirmesi gerekmektedir. Zira, 2003 yılında TÜBİTAK önderliğinde hazırlanan 2023 Ulaştırma Vizyonu’nda, kişi hak ve güvencesinden ödün verilmeyen, can güvenliğinin yüzde 100 sağlandığı, çağdaş teknolojiye ve uluslararası hukuk ve kurallara uyumlu, çevrenin en üst düzeyde korunduğu bir ortamda kentler arası yolcu ulaşımının en çok bir buçuk saat, kent içi ulaşımının ise en çok otuz dakikada sağlanabilmesi öngörülmüştü. Bugün bu vizyona ulaşılamasa da ülkeler arası rekabet koşullarının giderek arttığı mevcut düzende, Türkiye’nin coğrafi anlamda avantajlarını en iyi şekilde kullanarak ulaştırma sistemiyle ilgili yeni planlamalar yapması gerekliliği göz ardı edilmemelidir.

Değerli milletvekilleri, küreselleşmeyle birlikte artan hava kirliliğinin başlıca nedenleri arasında karayolları taşımacılığının gösterildiği günümüzde karayollarının kullanım oranının azaltılmasının önemi de giderek artmaktadır. Karayolları trafiğinin olumsuzlukları, kaza oranının yüksekliğine bağlı ölü ve yaralı sayısının fazlalığı, maliyetinin de diğer ulaşım sektörlerine oranla daha fazla olması nedeniyle birçok anlamda son derece sorunlu bir ulaşım yolu olarak nitelendirilmektedir. Nitekim bu konu, ulaştırma alanında bugün gelinen noktada tüm dünya ülkelerinde özellikle demiryollarına ağırlık verilmesinin önemli nedenleri arasındadır.

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ulaştırma sektörünü incelediğimizde, ulaştırma sektörleri arasında Türkiye’de olmayan bir dengenin kurulduğunu görmekteyiz. Bu denge anlayışı, güvenli, hızlı ve çağdaş teknoloji kullanımı ve yeni projelerin üretilip uygulamaya konulmasını beraberinde getirmiştir. Bu da o ülkelerin farklılığını ortaya koymaktadır. Ancak Türkiye’de durum maalesef böyle değildir. Çünkü ülkemiz ulaşım sisteminin sağlıksız temelinde tek bir sisteme bağlılık bulunmaktadır.

Ülkemizde toplam enerjinin yüzde 22’si ulaştırma sektöründe tüketilmektedir. Bu tüketimin yüzde 87’si kara yoluna, yüzde 2’si demir yoluna, yüzde 11’iyse hava yolu ve deniz yoluna aittir. Petrolde dışa bağımlılık oranımız yüzde 90 olduğu düşünüldüğünde, ciddi bir ulaşım politikası değişikliğinin zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.

Kara yolu ağırlıklı ulaşım sistemi, kirlenme, kazalar ve trafik sıkışıklığına yol açmakta, bu sorunların maliyeti de gittikçe artmaktadır. Ayrıca, arazi kullanımı bakımından demir yolu avantajları kullanılamamaktadır. Saatte tek yönde 60 bin yolcu taşımak için tek yönde on iki şeritli bir otoyol gerekirken çift hatlı bir demir yolu bu ihtiyacı karşılayabilmektedir. Yine, kara yolunun teknik ömrü dokuz-on yıl iken  demir yolunun ise yirmi beş-otuz yıldır.

Değerli milletvekilleri, günümüzde küreselleşmeyle birlikte dünyadaki ticaret hacminin hızla artması ulaşım sektörünü dünya ekonomisinin en önemli aktörlerinden biri hâline getirmiştir. Ulaştırma teknolojilerinde yaşanan hızlı gelişmeler ulaştırma sektöründe önemli gelişme ve değişmelere yol açmıştır. Sektörde “kapıdan kapıya taşımacılık” anlayışının gelişmesiyle tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kara, hava, deniz ve demir yollarından oluşan alternatifler arası bağlantı, daha verimli ve daha az maliyetli, daha hızlı, güvenli ve çevreye duyarlı, sürdürülebilir taşımacılık hedeflerine ancak kombine taşımacılık politikalarıyla ulaşılabileceği açıktır. Dünyada yolcu ve yük gemilerinin her platformda önemli modlar arası birliktelik sağlandığı günümüzde buna ihtiyaç vardır ve çok acil olarak bunun yapılması önemlidir. Burada önemli olan, ülkenin sosyal durumuna, mali imkânlarına, sahip olduğu enerji kaynakları ile arazisinin özelliklerine ve teknolojik yapısına uygun düşen ulaştırma türlerinin seçilip her birine gerekli olan ağırlığın verilmesidir. Bu nedenle Türkiye'nin uluslararası ve bölgelerarası uyumu bakımından kombine taşımacılık sistemlerinin geliştirilmesi ve taşıma modlarının birbirleriyle uyumlaştırılması çok büyük önem arz etmektedir. Altyapı eksikliği ve teşvik edici bir hükûmet politikasının bulunmaması nedeniyle yeteri kadar uygulanamayan kombine taşımacılık sistemine kara yolu taşıma sisteminin avantajlarından da faydalanarak tam manasıyla geçilmelidir. Ancak bu noktada demir yolu ağının belirli birkaç ana hat haricinde yeterli kapasiteye sahip olmaması ve demir yolu altyapısının çok büyük bir kısmının yıpranmışlığı ve yenilenmemesi, yeni hat yatırımlarının da yapılmaması nedeniyle demir yolu ulaşım hizmetlerinin sadece belirli şehirler arasında sığ bir yapı içerisinde kalması, kombine ulaşım sisteminin önünde en büyük engellerden birisidir.

Deniz yolu ulaşımında ise Avrupa standartlarında bir yönetim anlayışı mevcut olup, taşımacılık sektörü içinde deniz yolu taşımacılığı Türkiye’deki en liberal sektörlerden biridir.  Ancak, denizcilik sektörünün liberal ve rekabetçi yapısı nedeniyle son yıllarda limanlardaki konteyner trafiğinde yıllık yüzde 20’lik bir artış sağlanmasına rağmen, kamu ve özel limanların mevcut altyapı kapasiteleri artan talebi karşılayamamakta, belirli limanlar haricindeki limanların demir yolu bağlantıları bulunmamaktadır. Bu nedenle, önümüzdeki süreçte limanların geliştirilmesinde, Marmara Bölgesi endüstriyel merkezi gibi yoğun bölgeler başta olmak üzere, daha verimli stratejiler hayata geçirilerek, ulaşım unsurları arasında entegre sorunu sağlayan, hızlı ve ekonomik hizmet sunan, çevreyi tahrip etmeyen, çağdaş standartlarda bir ulaştırma altyapısı oluşturularak, ulaştırma sistemleri arasında maksimum denge mutlaka sağlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, son yıllarda tren kazalarında yaşanan artış, ölümlü ve yüksek maliyetli ekonomik kayıpların yaşanmasına neden olmaktadır. Kaza sebeplerinin vukuat cetvellerinde ve kaza raporlarında “insan kusuru” olarak ifade edilse de sorumlusu AKP İktidarıdır. Çünkü, uzun zamandır yönetim, insan kusurlarını azaltacak -eksilen iş gücünü karşılamak amacıyla gerek teknolojisinde gerekse kalifiye eleman istihdamında aciliyet derecesinde ihtiyaç gösteren- ya da ortadan kaldıracak ciddi tedbirler almamıştır.

AHMET ARSLAN (Kars) – Sorumlular elli yıldır iş yapmadı.

D. ALİ TORLAK (Devamla) – Aynı şekilde, uluslararası sivil havacılık kaza raporlarına baktığımızda, Türkiye’nin bu alandaki fotoğrafı çok net bir şekilde görülmektedir. Avrupa Birliği ve Amerikan havacılık şirketlerinin 1 milyon kalkış itibarıyla ölümlü kaza oranı ortalama 0,17 ile 1,36 arasında değişirken Türkiye’de oran 3,50 civarındadır. Bu oran ile Türk sivil havacılığı, ölümlü kazalarda Avrupa’da 1’inci, dünyada 3’üncüdür.

Sivil havacılık özerk bir yapıya kavuşturulmalıdır. Bağımsız bir denetleme kurulu oluşturularak eğitim programlarının sıklaştırılmasının ve çalışma koşullarının iyileştirilmesinin önemi açıktır.

Değerli milletvekilleri, dünyada yaşanan küresel ekonomik krizini diğer denizci ülkeler devlet desteğiyle çok rahat atlatırken Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin duyarsız politikaları nedeniyle maalesef deniz ticaretimiz, gemi inşa sanayimiz ve gemi inşa yan sanayimiz büyük darbe alarak hâlâ atlatamamışlardır. Armatörlerimiz düşen navlunlar sebebiyle büyük varlık, iş ve emek kaybına uğramıştır.

Aynı durum gemi inşa sanayimiz için de söz konusudur. Hatta, gemi inşadaki emek kaybı ülkemiz için diğer kayıplardan daha da önemlidir çünkü istihdamda yaşanan kayıplar hem bugün için büyük acıdır hem de gelecek için büyük bir kayıptır. Sektörde yetişmiş iş gücünü oluşturmanın ne kadar zor olduğunu Sayın Bakanımız gayet iyi bilir.

Diğer yandan, varlık ve sermaye kaybı ise ayrı bir sorundur çünkü gemi inşa sektörü emek-sermaye yoğun bir sektördür, ağır sanayidir ve stratejik açıdan da önemli bir sektördür.

Değerli milletvekilleri, denizlerimiz aslında doğal bir otobandır ancak maalesef biz bu otobanlarımızdan gerektiği gibi faydalanamıyoruz. Türk deniz taşımacılığı, ülke ihracat ve ithalatının yüzde 95’inin yapıldığı ana sektördür. Suyla denizin buluştuğu -adalar dâhil- 8.400 kilometre sahil uzunluğunu ve bu kıyı şeridindeki her türlü kıyı yapılarını ilgilendirmektedir.

Kara suları ve münhasır ekonomik bölgesiyle denizin altı ve üstü dâhil, petrol, doğal gaz, madenler yönetimini içeren faaliyet alanına sahiptir. Aynı zamanda, kara sınırından fazla denize sınırımız mevcuttur. Dolayısıyla, güvenlik ve seyir güvenliği, deniz emniyeti, Boğazlar, denizdeki trafik sorunları ve denizdeki çevre kirliliğine müdahale etme gibi görevleri bulunmaktadır.

Bu nedenlerle, büyük bir bakanlık yapısının içinde, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkenin denizciliğinin genel müdürlük seviyesinde temsilinin, bu alanda hizmet veren ve alan ciddi bir sektörün varlığı karşısında işlemlerin gerçekleştirilmesinde yeni bürokratik hiyerarşi oluşturacağı muhakkaktır. Ayrıca Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığını bugün bütün dünya tanımakta ve otoritesini kabul etmekte iken 2008 küresel krizi ile birlikte batma noktasına gelen ve hâlâ ayağa kalkamayan, yan sanayisiyle birlikte 100 binden fazla insanımızın işsiz kaldığı bir ortamda, yan iş kollarıyla birlikte yine direkt 85-90 bin ailenin ekmek yediği balıkçılık sektörünü de içine alan denizcilik sektörünü güçlü bir idare yapısına kavuşturmak veya denizcilik bakanlığı kurmak yerine ulusal ve uluslararası alanda büyük bir tecrübe sahibi olan Denizcilik Müsteşarlığını kapatmak ve genel müdürlük düzeyine indirgemek uluslararası camiada Türkiye’nin iddiasından vazgeçtiği görüntüsü verecektir.

Değerli milletvekilleri, Türk denizciliğinin yeniden canlanması için herkes, her kurum elinden geleni mutlaka yapmalıdır. Bu anlamda, geçtiğimiz günlerde dünya denizcilerini Türkiye’de bir araya getiren ve “Altın Çıpa” ödüllerinin dağıtılmasına vesile olan Deniz Haber Ajansı ve Recep Canpolat Bey’e buradan, huzurlarınızdan teşekkür ediyorum. Aslında önümüzde çok önemli bir fırsatımız var değerli milletvekilleri, Sayın Bakanım bunu gayet iyi biliyor. Bakınız, 2012 yılı itibarıyla dünyada “special survey”e girmesi gereken gemi sayısı 10.900, biz bunun içinden, bu sayının içinden ne kadar pay alabiliriz? Hükûmet bununla ilgili mutlaka bir politika oluşturmalı ve bundan Türkiye’ye büyük menfaatlerin olduğunu, olabileceğini söylemek isterim. Biz, aynı zamanda Türk boğazlarından 52 bin geminin yılda geçtiğini değerlendirir ve bu gemilerden kendimize bir fayda sağlayabilirsek sanıyorum bu işi çok daha rahat atlatacağız.

Bu vesileyle bütçenin hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarında alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Ali Halaman, Adana Milletvekili.

Buyurun Sayın Halaman. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİ HALAMAN (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulaştırma Bakanlığının Karayolları Genel Müdürlüğü 2012 yılı bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Milliyetçi Hareket Partisi adına ve şahsım adına büyük Türk milletini selamlıyorum.

1/3/1950 yılında kurulan, yol konusunda ülkemizde tek uzman kuruluş Karayolları Genel Müdürlüğüdür. 15.891 çalışanıyla bir ülkenin ekonomik, sosyal, kültürel değerlerini besler; ölü yatırım gibi gözükür ama esas anlamda üretimin yani ekonominin temelidir. Ülkemizin ekonomik, sosyal, kültürel standartlarının ölçümü kara yollarının şekillenmesi ve biçimlenmesi üzerinden fark edilebilir. Kara yolları üzerinde seyir hâlinde olan araç gereçlerin hareketleri ekonominin iyi veya kötü olduğunu gösterir.

Siyasetçi ülkenin yolundan, belinden, hastanesinden, okulundan, camisinden, sanayisinden birinci derecede sorumlu olduğu için kendi bölgesinde veya genelde “Yolumuzu, okulumuzu, hastanemizi yaptınız mı?” sorularıyla karşılaşır. Bundan dolayı da Karayolları müessese olarak elli, altmış yıllık çalışma döneminde Türkiye’nin yüzde 30, yüzde 40 denebilecek yol ağlarının oluşmasına, kıymetli mühendis ve teknik çalışanlarıyla kar, kış demeden hizmet etmeyi ulvi bir görev kabul etmişlerdir.

Elli, altmış yıllık dönem içerisinde siyasi iktidar olmuş partiler önem verdikleri işlerle anılır. 1960-1970 yılları arasında Süleyman Demirel iktidarı daha çok Türkiye’de baraj yapmak, yeşil kartla anılmıştır. Ecevit iktidarı barış çıkartmasıyla anılmıştır. 1980’den sonra iktidar olan Özal dönemi daha çok kara yolları, otobanla anılmıştır. Tansu Çiller dönemi terörle mücadele ile anılmıştır. Erbakan dönemi memuriyetin özlük haklarının iyileşmesiyle anılmıştır ve  Mesut Yılmaz Hükûmeti Avrupa Birliği giriş süreciyle anılmıştır. 1999’da kurulan Sayın Ecevit-Bahçeli Hükûmeti de daha çok Bankalar Kriz Yasası, tarımda doğrudan destek, DFİF kredisi, tarımın iyileşmesi, Sağlık Bakanlığında yapılan iyileşmeler, dolayısıyla 1999 yılında olan depremin ayağa kaldırılması, bunlarla anılmıştır. Şimdi, bugünkü Hükûmet kendinden önce yapılanları daha çok satmakla anılacaktır, haksızlıkla anılacaktır.

1950’li yılların başlarında kara yolları yatırımlarına verilen siyasi destekle, kara yolları taşımacılığı ön plana çıkarak önem kazanmış, bu gelişme ise sektörde daha da örgütlü olmayı, düzenli ve sistemli çalışma düzenini gerekli kılmıştır. Kara yolları taşımacılık sektörümüz 1970’li yıllardan itibaren hızla gelişme göstermiş, bugün Avrupa’nın en fazla kamyon, tır sayısına sahip olan ülke konumuna gelmiştir. Bugün kamyon sayımız 750 bine ulaşırken, ülkemizde yurt içi eşya taşımacılığının yüzde 92’si kara yolu ile gerçekleşmektedir. Günümüzde hemen hemen her sektörde yaşanan ekonomik sıkıntılar, yoksulluk, işsizliği artırmış, bu olumsuz gelişmelerden en fazla etkilenen kesimlerden biri de kamyoncu esnafı olmuştur.

Yurt içi ve yurt dışı kara yolu taşımacılığı yapan firmalarımız bile yüksek girdi fiyatları ve akaryakıt fiyatları ile baş edemez durumda iken, bireysel kamyonculuk ise bitme noktasına gelmiştir. Nakliyeci ve kamyoncu esnafı yıkıcı rekabet ortamında çoğu kez düşük ücretle mazot parasına taşıma yapmak zorunda kalmıştır. Mazot fiyatlarındaki büyük artışlar, nakliye fiyatına eklenmemiştir. Gelir vergisi, motorlu taşıtlar vergisi, araç vergisi, araç muayenesi, egzoz pulu, yeni araçlarda ÖTV, geçici vergi gibi bir çok vergi çeşidi ile boğuşan ve BAĞ-KUR primini ödeyemeyen kamyoncu esnafının psikolojisi bozulmuştur. K1, C2, SCR gibi yetki belgelerinin ücretlerinin çok yüksek olması ayrı bir maliyet getirmiştir.

Değerli milletvekilleri, kalkınmanın ve büyük bir devlet olmanın en önemli göstergelerinin biri de ulaşım alanlarında elde edilen başarılardır. Hükûmet kanun tasarı, tekliflerinin görüşülmesi sırasındaki anlayışını bütçe görüşmelerinde de sürdürmektedir. Başta Sayın Başbakan, bakanlar, söz alan milletvekilleri olmak üzere karalama, inkâr, istismar, duygu sömürüsü anlayışını devam ettirmişlerdir. Hükûmetin on yıllık iktidarları döneminde seksen dokuz yıllık cumhuriyet hükûmetlerinin yaptığından daha büyük, daha çok duble yol yapıldığını televizyon ekranlarında, seçim meydanlarında söyleyerek hak etmemesine rağmen övünmeye ve Türk milletini uyutmaya devam etmektedirler. Özellikle kara yolları, bilişim ve iletişim sektörlerinde yaptıkları hizmetler için sizden önceki cumhuriyet hükûmetlerinin tüm yetkililerine teşekkür etmek istiyorum. Çünkü hükûmetler kendinden önce yapılanlara teşekkür etmeyi ihmal etmemelidir. Bu Hükûmet döneminde yapılan işler için de teşekkür ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, beğenmediğiniz ve her fırsatta kötülediğiniz sizden önceki hükûmetler o dönemin ekonomik ve teknolojik zor şartları altında, 50 tonluk kamyonlardan, kırıcılardan, delicilerden yoksun, kazmayla, kürekle, kompresörle 66.054 kilometre yol yapmış. Bu yolları yaparken de o hükûmetler aynı zamanda, bugün, Ereğli, İskenderun demir çelik fabrikaları, PETKİM, Türk Telekom, HES, termik santralleri, Tekel, gübre fabrikaları, SEKA, okullar, hastaneler, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, Boğaziçi Köprüsü, otoyolları, sayamayacağımız tesisleri yapmışlardır. Bunları sizin beğenmediğiniz geçmiş cumhuriyet hükûmetleri yapmıştır.

Hükûmet olarak on yıllık iktidarınızda ise daha önceki hükûmetler döneminde ihalesi yapılmış olup başlatılan yolların tamamlanması ve 12.929 kilometre yolun yanına bir şerit daha ekleyerek bölünmüş yol yaparken, yukarıda saymış olduğum tesislerin hem de hiçbirini yapmazken, yapılanları da satarak övünüyorsunuz. Özelleştirme İdaresi Yüksek Kurulunun 15 Ekim 2010 tarihinde 2010/88 no.lu Kararı’na göre otoyollar, köprüler ve bu yolun üzerinde yer alan tesisler özelleşiyor, yani satılıyor. Türkiye’nin her tarafında olduğu gibi Ankara-Adana arasındaki yolda da devamlı yol tamiri yapılmaktadır, biraz doğru dürüst yapın, günahtır. Edirne-İstanbul-Ankara, Pozantı-Tarsus-Mersin, Tarsus-Adana-Gaziantep ve Toprakkale-İskenderun otoyolları ile Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinin özelleştirilmesi doğru değildir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu özelleştirmeyi doğru bulmuyoruz. Mevcut otoyolları özelleştirmek doğru değildir. Mevcut otoyolları özelleştirirseniz, bu, Türkiye’nin ana sorunu olan işsizliği azaltamaz, bilakis artırmış olur. Otoyollarımız önemli gelir getiren kaynaklarımızdır. Otoyolları satıyorum demek, Türkiye’nin geleceğini satıyorum demektir. Ülkemizin millî gelirini satmanız doğru değildir. Doğmamış çocukların geleceğini satıyorsunuz. Ülkemizin varlıklarını tek tek sattınız, satmaya da devam ediyorsunuz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karadeniz Bölgesi’ni güneye bağlayacak yeni koridorlara şiddetle ihtiyaç vardır. Karadeniz’de bulunan illerin güneyle bağlantılarını sağlayacak, standardı yüksek yollara geç kalmadan başlanılmalıdır. Özellikle güneyi kuzeye bağlayan Kayseri-Adana-Kozan-İskenderun ayrımı Mansurlu 6. bölge hududu yolunun öncelikle bitirilmesi; Adana-Karataş, Ceyhan-Yumurtalık; Adana- Kozan; Pozantı-Tarsus; Kozan-Feke, Saimbeyli-Tufanbeyli; Adana-Karaisalı; Adana-İmamoğlu ayrımı Aladağ yol yapım çalışmalarının ve yapımı devam eden, yarım kalan yolların hızlı bir şekilde tamamlanması Hükûmetten isteğimizdir.

Bu duygu ve düşüncelerle 2012 bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, tekrar selam ve saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Halaman.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Anayasamıza göre devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlü bulunmaktadır. Ancak bugün itibarıyla ülkemizde en önemli sorun işsizliktir, yoksulluktur, güvencesiz istihdam koşullarıdır, uzaklaşılan, piyasalaştırılan sosyal devlet anlayışıdır.

AKP döneminde iş gücüne katılım oranı ve istihdam oranı azalırken işsizlik oranı artmıştır. 2002 yılında yüzde 10,3 olan işsizlik oranı 2010 yılında yüzde 11,9’a yükselmiştir. 2009 yılında tarihî rekor kıran işsizlik oranında baz etkisiyle 2011 yılı aylık verilere göre azalma görülse de yıllık yüzde 10,5 olacağı beklenmektedir. Kaldı ki Hükûmetin 2012 yılı büyüme hedefinin yüzde 4 gibi düşük olması, hatta OECD ve IMF’nin yüzde 2’ye kadar inen tahminleri, önümüzdeki yıl ülkemizde işsizliğin önemli oranda artacağını göstermektedir.

TÜİK'in hesaplamalarında işsiz sayısına dâhil edilmeyen ancak iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar, AKP döneminde yüzde 100 artmış olup bunlar dâhil edildiğinde çalışabilir durumdaki her 5 vatandaşımızdan 1’inin işsiz olduğu görülmektedir. İşsizler iş bulma ümidini kaybettikleri için işsiz olduklarını dahi beyan etmemektedirler. İş bulma ümidi olmayanların sayısı 2002 yılında 73 bin kişi iken 2010 yılında 716 bin kişiye yükselmiştir. AKP döneminde iş bulma ümidi olmayanlar yaklaşık 10 kat artmıştır.

AKP hükûmetleri dokuz yılda işsizliğe bir çözüm bulamamış olup bunu da pişkince itiraf ederek başarısızlığını ve beceriksizliğini ortaya koymuştur. Türk gençliğinin işsizliği AKP zihniyetinin hiç umurunda değildir. AKP yetkilileri kendi çocuklarında ve çevrelerinde holding patronu olanları gördükçe herkesi öyle zannetmektedir.

Değerli milletvekilleri, sosyal devletin temel amacı herkese insan onuruna yaraşan asgari bir yaşam düzeyini sağlamaktır. Büyük Türk Hakanı Oğuz Kağan duasında şöyle demektedir: “Türk ülkesinde adaletten başka şey hüküm sürmesin. Türk yurdunda yoksulluk o kadar azalsın ki fakirlik suç sayılsın.” Sosyal devlet olmanın en özlü ifadesi böyle olabilir.

Ülkemiz, maalesef, adaletsiz uygulamaları ayyuka çıkan, Türk milletini işsizliğe ve yoksulluğa mahkûm eden bir zihniyet tarafından dokuz yıldır yönetilmektedir.

Sadece 5 milyonu aşan asgari ücretliler ile 10 milyona yakın emeklilerin ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilerin, 9,5 milyona varan yeşil kartlının, 4,5 milyonu aşan işsizin, 20 milyon civarında nüfusun geçinmeye çalıştığı tarım kesiminin gelir düzeyi ülkemiz nüfusunun önemli bir kesiminin fakir olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır.

Sosyal devlet fakirliğe, açlığa muhtaç ettiği insanlara gıda ve kömür dağıtmak değildir. AKP Hükûmeti esasen çok hassas olunması gereken sosyal yardım konusunu istismar ederek bir siyasi rant hesabına dönüştürmüştür.

Asgari ücretliler ile emekli, dul ve yetimlerin tamamına yakını açlık sınırının altında aylık almaktadır. AKP Hükûmeti emeklilere hep umut vermiştir ancak emeklileri sürekli aldatmış ve hayal kırıklığına uğratmıştır. Emekliler arasındaki maaş adaletsizliğini gidereceğini vadetmesine karşın dokuz yılda daha da adaletsiz hâle getirmiştir. Emeklilere banka promosyonu verileceği söylenmiş ancak bu söz de boş çıkmıştır.

Geçmişte intibak yasasını çıkarma sözü verilmiş, ancak “altından kalkamadık” gerekçesiyle rafa kaldırılmış, Haziran 2011 genel seçimleri sürecinde tekrar intibak düzenlemesinin yapılacağı sözü verilmiş, son günlerde yine umutlandırılmış ancak bunun da 2013 yılına ertelendiği açıklanmıştır.

AKP samimi değildir. Emeklilik şartlarını ağırlaştıran, emeklilik yaşını altmış beş yaşa yükselten, emekli aylıklarının refah payını düşüren, 2008 yılından sonraki hizmetler için bugünkü aylıkların yarısı kadar emekli aylığı bağlanmasını öngören ve bu kanunu çıkaran AKP’dir. Bu düzenlemeden dolayı gelecek yıllarda eski ve yeni emeklilerin aylıkları arasında uçurum oluşacağı açıktır.

Türkiye küresel ekonomik krize rağmen büyümede rekor kırmış. Çin olmasa birinci olacakmış. Maşallah! Artık bu saatten sonra da asgari ücretli, emekli, alt gelir düzeyinde yaşamını sürdüren işçi ve memur birazcık büyümeden nasiplenseler olmaz mı? Ama ne gezer! 2012 bütçesi rakamları da emekli, dul ve yetim aylıklarında herhangi bir iyileşmeyi öngörmemektedir.

AKP yetkilileri emekli maaşlarını artırmakla övünebilmektedir. Şu anda altıncı basamak çiftçi BAĞ-KUR’lu kaç lira emekli aylığı alıyor? 560 lira. Esnaf BAĞ-KUR’lu kaç lira emekli aylığı alıyor? 731 lira!  SSK emeklisi kaç lira emekli aylığı alıyor? Ortalama 885 lira. Bu rakamlar övünülecek rakamlar mı Allah aşkına? Hepsi açlık sınırının altında. Hani Türkiye zenginleşmişti, hani kişi başına 10 bin dolar gelir? Hep sıcak para tacirlerine, tefecilere, rantiyecilere vereceğinize biraz da çalışana, emekliye, esnafa, çiftçiye de büyümeden payını verin. Bu kadar cimri olmayın.

Değerli Milletvekilleri, ücretlerde sefalet düzeyi devam etmektedir. Bugünkü asgari ücret ile çalışanların zorunlu ihtiyaçlarını asgari düzeyde bile olsa, karşılaması mümkün değildir. Zaten düşük belirlenen asgari ücretten bir de vergi, prim gibi kesinti yapılmaktadır. Böylece asgari ücret, tespit edildiği andan itibaren yetersiz, çelişkili ve tutarsız olmaktadır. Asgari ücret, çalışanlara insanlık onuruna uygun bir yaşayış sağlayabilecek düzeyde olmalıdır. İşçiye ödenen net asgari ücret, mutlaka açlık sınırının üzerinde olmalıdır. Ücretlilerin vergi yükü de azaltılmalıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak hazırladığımız Gelir Vergisi Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ni bugün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunuyoruz.

Bu Kanun Teklifi ile asgari ücretten gelir vergisi alınmaması, bütün çalışanların ücret gelirlerinin asgari ücret kadar kısmının vergi dışı bırakılması ve ücretlilerin vergi yükünün hafifletilmesi amaçlanmaktadır. Bu Kanun Teklifi’nin bir an önce yasalaşması için desteklerinizi bekliyoruz.

Türkiye’nin dört bir yanında yüz binlerce işçi, iş güvencesinden yoksun biçimde, ağır çalışma koşullarında, hakları ihlal edilerek, sendikasız, asgari ücretle, taşeron şirketler vasıtasıyla çalıştırılmaktadır. İnsan onuruna yaraşır, düzgün işlerin sunulması esas olması gerekirken, inançlarımızdan ve evrensel normlardan uzak kalınarak kâr mantığıyla fazla çalıştırılan ancak karşılığı ödenmeyen, bir nevi kölelik sistemini andıran taşeronlaşma kabul edilemez bir durumdur. “Kamuda 426 bin, özel sektörde de 420 bin taşeron işçi var, taşeronluk kölelik gibi; bu kabul edilemez. Bunu Çalışma Bakanı olarak söylüyorum” diyor Sayın Bakan. Günaydın! On yılına giren AKP’nin Bakanı böyle diyor! O hâlde, o kölelerin efendisi de siz mi oluyorsunuz "Tüccar siyasetçi" kavramını Türkiye gündemine yerleştiren AKP Hükûmetinin köleleştirmeden sorumlu Bakanı.

AKP, Orta Çağ zihniyetini hortlatmış, taşeronlaşmayı politikasının esası olarak uygulamış ve bundan da siyasi nema sağlamasını becermiştir. Taşeron müteahhitlerce işe alınacak işçilerin tamamı AKP'li siyasetçilerin referanslarıyla işe alınmaktadır, aksi hâlde firmanın ihalesi iptal edilmektedir. İşsizliğin olumsuzluğunu fırsata çevirenler tarafından oluşturulan bu sömürü düzeninde taşeron şirket işçileri işten çıkarma tehdidiyle AKP’ye oy vermeye de zorlanmakta, AKP’nin siyasi mitinglerinin kadrolu elemanı hâline getirilmektedir.

Bir taşeron işçisi kardeşimiz “Halkın geneline hitap edin, zengine değil. Kimileri alsın başlarını gitsin, yarım gün çalışsın, kimileri sürüne sürüne günde on iki saat çalışsın, ay başı 650 lira para alsın. Devletin başındaki insanlara sesleniyorum: Bu haksızlığa son verilsin. Bunca insanın vebali çok ama çok ağır.” diyor. Evet, ey AKP zihniyeti, bu vebalin altından nasıl kalkacaksınız?

Değerli milletvekilleri, kamuda üvey evlat muamelesine tabi tutulan bir başka çalışan kesim de 4/C’lilerdir. 657 sayılı Kanun’un 4/C maddesi kapsamında yapılan atama işlemi hakla, hukukla ve insafla bağdaşmamaktadır.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Eskiden kapı dışarı ediyorlardı, biz işe aldık.

MUSTAFA KALAYCI (Devamla) - AKP Hükûmetinin “Bunlar ortada kalmışken 4/C kadrolarına atadık.” açıklaması pişkinliktir, zira ortada bırakan da AKP Hükûmetinin kendisidir.

Ayrıca, AKP’nin köle çalıştırma anlayışı burada da tezahür etmektedir. Demek istiyorlar ki “4/C’lileri işe aldık, istediğimiz parayı veririz, istediğimiz gibi çalıştırırız, istediğimizi yaparız.” Anlayış bu. Seçim öncesinde kadro verileceği söylenmiş ancak 4/C’liler kadroya alınmamıştır. 4/C’liler mağdur edilmektedir, aynı işi yapan emsallerinin aldığı mali ve sosyal hakları alamamaktadır. Diğer sözleşmelilerden alınmayan sözleşme damga vergisi dahi 4/C’lilerden alınmaktadır. Söylenecek tek bir şey var: Almayın mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Siz aldınız, aheste aheste çıktı; sandıkta gördük!

MUSTAFA KALAYCI (Devamla) - Değerli milletvekilleri, AKP’nin eşitliğe sığmayan, adaletsiz uygulamalarının haddi hesabı yoktur. 2007 ve 2011 seçimlerinin hemen arifesinde siyasi rant hesabıyla geçici işçiler ve sözleşmelilerin kadroya alınmasıyla  ilgili kanunlar çıkarılmıştır. 4 Nisan 2007 tarihli 5620 sayılı Kanun’la yaklaşık 220 bin geçici işçiye kadro verilmiştir fakat Kanun 2006 yılında en az altı ay çalışanları kapsadığından, birçok geçici ve mevsimlik işçi bu kapsama girememiştir. Yirmi-yirmi beş yıldır bu kadroyu bekleyen işçiler yararlanamamıştır, tek suçları 2006 yılında altı ay çalışmamaları. Başta şeker fabrikalarında olmak üzere, uzun yıllardır mevsimlik işçi olarak çalışanlar kadroya alınmamıştır. Bu Kanun’un mağduru bir işçimiz “Öyle falan yılda altı ay çalışan diye bir kaide olmaz, hiç bir ülkede böyle bir şey olmaz, vicdanlar da kabul etmez, bunu hangi İnsan Hakları Beyannamesi’ne sığdırdınız? Yeri geldi mi ‘Biz insanları severiz Yaradan’dan ötürü.’ diyorsunuz. Yaradan insanları eşit yaratmış ama siz eşit davranmıyorsunuz. Adil olun, hak Cenabıallah’ın ismidir unutmayın.” diyor.

Yine, 12 Haziran seçimlerinden bir hafta önce çıkarılan 632 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 657 sayılı Kanun’un 4/B maddesi ve 4924 sayılı Kanun uyarınca sözleşmeli personel pozisyonlarında çalışanların memur kadrolarına atanması öngörülmüştür. Yıllardır en temel insan hakkından dahi mahrum bırakılan, ailelerinden koparılan, güvencesiz bir geleceğe mahkûm edilen sözleşmeli personelle ilgili çağrılarımıza, seçim öncesi oy kaygısıyla da olsa AKP Hükûmeti kulak vermiştir. Ancak, 200 bin kişiye yakın sözleşmeli kadroya geçirilirken, başta belediyeler, özel idareler ve üniversiteler olmak üzere birçok kamu kurum ve kuruluşundaki 4/B’li sözleşmeliler ile kamu çalışanları içinde en mağduru olan 4/C çalışanları kadroya alınmamıştır.

AKP Hükûmeti, bu KHK ile de en iyi bildikleri şeyi, ayrımcılığı, adaletsizliği ve mağdur etmeyi yine başarmıştır. Mademki sözleşmeli personel uygulaması doğru değildir, o zaman neden tüm sözleşmeli personeli kadroya geçirmediniz ve ayrımcılık yaptınız?

Değerli Milletvekilleri, AKP döneminde sendikal örgütlülük zayıflamış, sendikalaşma oranı düşmüştür. Özelleştirme, taşeronlaştırma, esnek istihdam, dar, yasakçı ve âdeta sendikalaşmayı zorlaştıran, sendikal örgütlenmeyi zayıflatan politikaların yanı sıra, özel sektörde işverenlerin hukuka aykırı uygulamalarla işçilerin sendikalaşmasını engellemesi ve Hükûmetin buna göz yumması, Türkiye’de sendikal örgütlenmenin her geçen yıl erimesine yol açmaktadır.

OECD’nin son sendikalaşma verilerine göre Türkiye’nin durumu içler acısıdır. Türkiye, yüzde 5,9’luk sendikalaşma oranıyla OECD ülkeleri arasında sonuncu sıradadır. OECD verilerine göre 2001 yılında yüzde 10 olan sendikalaşma oranı, 2009 yılında 5,9’a gerilemiştir. Sendikalar demokrasinin damarlarıdır. Sendikacılığın kan kaybetmesi demokrasimiz açısından bir zaaftır.

Ben bütçelerin hayırlara vesile olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kalaycı.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ilk konuşmacı Ahmet İhsan Kalkavan, Samsun Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Kalkavan.

CHP GRUBU ADINA AHMET İHSAN KALKAVAN (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı 2012 yılı bütçesiyle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Vergi gelirinin toplanmasındaki sıkıntıları hepimiz iyi biliyoruz. Bu vesile ile Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü nezdinde, isminin başında “millî” kelimesi bulunan Millî Havacılık Güvenlik Kurulunun, eften püften bahanelerle almış olduğu kararlar doğrultusunda, havaalanlarında her türlü yolcudan alınan havaalanı vergilerinin devlet kasasına girerken, bu miktarın, özelleştirilen havaalanlarını işleten özel sektöre, özellikle de TAV firmasına verilmesini esefle karşılıyoruz. Yılda yaklaşık 35 milyon euroyu bulan bu gelir ile bugün Türk Hava Yolları ile diğer özel hava yollarımızda çalışan yaklaşık 600 yabancı pilotun yerine Türk gençlerinden oluşan pilotlar ve teknisyenler yetiştirilebilirdi. Sayın Bakanımızdan istirhamımız, yeni bir kararla, bu özel sektör hizmetkârlarının devlet bütçesine olan ihanetlerini sonlandırmalarıdır.

Sayın milletvekilleri, Avrupa Birliğinin geçen yılki ilerleme raporunda, Türkiye’de demir yolu taşımacılığının ilerleme kaydedilmeyen tek taşımacılık alt sektörü olduğu belirtilmiştir. “Demir yolu” demek sadece hızlandırılmış demir yolu demek değildir. İktidar, Hükûmet bu anlayışından vazgeçmelidir. Katma değer getiren, taşımacılığa hizmet veren ve kara yolu trafiğini de rahatlatacak projeler üretmeli ve bunları hayata geçirmelidir. Örneğin, ilk ayakta Gürcistan Hükûmeti ile iş birliğine gidilerek Poti-Batum-Hopa-Trabzon-Samsun arası demir yolu ile birleştirilerek yılda yaklaşık 5 milyon ton yükün elleçleme yapıldığı Poti ve Batum limanlarından belli bir pay Hopa ile Samsun arasındaki limanlarımıza kazandırılabilir ve Karadeniz sahil yolu rahatlatılabilir.

Değerli milletvekilleri, iktidar, Hükûmet, devamlı olarak yaptığı duble yolları konuşuyor. Evet, bizler de bu girişimleri göz ardı etmiyoruz ama cumhuriyetin seksen yılda yaptığı bütün kazanımları yok pahasına elden çıkardılar, müsaade edin de bu kadar yol yapsınlar. Duble yolları yapsınlar, yapsınlar ama ihaleleri ve müteahhitlerini de biraz disipline etsinler, yağmur yağarken asfalt döktürmesinler. Yol maliyetlerinin Bakanlık bütçesinden ne kadar götürdüğünü hepimiz iyi biliyoruz ama şunu da belirteyim ki daha tamamlanması bir yılı dolmadan bozulan yolların da onarımının nelere mal olduğunu herhâlde hepimiz biliyoruz ama Bakanlık daha anlamadı ki müteahhitlerin araç parkları tamamlanmış yollardan hiçbir şekilde çıkmıyor.

Değerli milletvekilleri, yol yapım projelerinde trafik yoğunluğu yerine siyasi müdahaleler daha fazla etkili oluyor. Bu doğru bir şey değildir. Bu takdirde kazalar önlenmiyor, sadece kafa kafaya çarpışmalar engelleniyor. Örneğin, temsil ettiğim Samsun ilinde Karadeniz sahil yolunun devamı olarak projelendirilen Samsun çevre yolu varken, Samsun’da, hiç kimse anlamış değil ki Samsun’u ikiye bölen mevcut geçiş yoluna viyadük yapılarak Samsun her türlü çirkinleştirilmek isteniyor.

Sayın Bakanım, partinizin bazı Samsun milletvekilleri, partinize bağlı belediye başkanları ve Samsun halkı bu yolu istemiyor. Samsun’da AKP yetkililerine soruyoruz “Niçin bu inat?” diye. Basın yoluyla da olmak üzere bize, Sayın Başbakan, Sayın  Bakanım yani sizin bunu istediğinizi söylüyorlar ve sonunda ihaleyi de yaptınız. Buradan soruyorum size: Samsun’da siz mi yaşıyorsunuz yoksa Samsunlular mı yaşıyor? Samsun’u sizler mi iyi biliyorsunuz yoksa Samsunlular mı iyi biliyor?

Sayın Bakanım, lütfen, Samsun’u her türlü kirletecek bu viyadük inadınızdan vazgeçin. Gerekirse Samsun’da bir anket yaptırın. Samsunlunun dediğine kulak verirseniz Atatürk’ün şehrinin evlatları ve esnafı sizlere teşekkür edecektir.

Samsun’u anlayacağınıza inandığımdan ben burada şimdiden sizlere teşekkür ediyorum. Çünkü Atatürk’ün evlatları yaklaşık on yıldır 15-20 bin işçinin alınacağı vaatleriyle kurulacağı söylenen tersane yüzünden sizlere kırgın.

Değerli milletvekilleri, son olarak da benim de sektörün içinde bulunduğum Denizcilik Bakanlığına değinmek istiyorum: Üç tarafı denizlerle çevrili bir deniz ülkesi olan ama hiçbir zaman denizci ülkesi olamayan Türkiye’mizde yıllardan beri mücadelesi verilen Denizcilik Bakanlığının kurulması için çok büyük bir adım attınız. Size ve şahsınızda kabinenizi oluşturanlara bu konuda teşekkür ediyorum. “Adım attınız” diyorum ve bunu bilinçli söylüyorum çünkü Meclis çatısına gelmeden önce bağlı olduğum Deniz Ticaret Odasının ve bu kürsüde temsil ettiğim Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun istediği Bakanlık profili bu değildir. Bu oluşum  sadece önceden var olan Denizcilik Müsteşarlığı kuruluşunun isim değiştirilmiş halidir. Bizler Denizcilik Müsteşarlığıyla birlikte Deniz Turizmi Daire Başkanlığının Turizm Bakanlığından, Su Ürünleri Daire  Başkanlığının  Tarım Bakanlığından, Kıyı Sahiller Daire Başkanlığının Sağlık Bakanlığından alınarak bağımsız güçlü bir Denizcilik Bakanlığı istiyoruz.

Siz adım attınız, inanıyorum güçlü bir Denizcilik Bakanlığının kurulması da Cumhuriyet Halk Partisine nasip olacaktır. O zaman bizler denizciliği stratejik sektör olarak kabul edeceğiz, teşvik ve destekle bu sektörü en ileri seviyeye taşıyacağız. Bütün bu zorluklara rağmen geçmişten bugüne kadar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kalkavan.

AHMET İHSAN KALKAVAN (Devamla) -  …Türk denizciliğine hizmet eden herkese teşekkür ediyorum. Bakanlığın bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, şahsınızda tüm çalışanlara teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum.  (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Kemal Ekinci Bursa Milletvekili.

Buyurun Sayın Ekinci. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KEMAL EKİNCİ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının 2012 yılı bütçesinin Karayollarıyla ilgili bölümünde söz aldım, Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Karayolları, kurulduğu günden bugüne kadar geniş hizmet alanında doğru hizmetler vermiş, kara yolu taşımacılığına, ulaşım sistemine katkı sağlamış güzide bir kuruluşumuzdur. Karayollarının özellikleri sadece bununla ilgili değil. Kendi içinden yetiştirdiği donanımlı, eğitimli personeliyle liyakati esas alarak bütün yöneticilerini kendi kadrolarının içinden seçmiştir. Ne yazık ki son senelerde liyakat esas alınmadan zaman zaman -kulağımıza gelenleri söylüyorum, bu konuda bir mensubu olarak üstümde hakkı olan bir kuruluş olduğu için söylüyorum- liyakat bir tarafta tutularak azıcık tarikat, cemaat ve yandaşlık anlayışı içerisinde personel tasarrufu yapıldığını üzülerek görüyorum.

Değerli arkadaşlar, bu bölünmüş yollarla ilgili iktidar partisi her seferinde övgüyle söz ediyor. Ben de bunun son zamanlardaki bölümüne katılıyorum. Gerçekten büyük bir başarı sağlamıştır. Fakat bu bölünmüş yollara ilk başlandığında, Sayın Başbakanın demecini şöyle bir hatırlayın, ne dedi Başbakan: “Yatırımcı kuruluşların atıl makineleriyle bu yolları biz yapacağız.” İlk rastladığımda, Ulukışla-Aksaray arasında bölünmüş yol çalışmaları başlamıştı. O eski, yaşlı makinelerin her birisi arıza yapmış, yol kenarında bekliyordu, sadece nebati tabakayı kaldırılmışlardı. Bu bölünmüş yolların kara yolculukta bir standardı yoktur, ne geometrik ne fiziki standartları var. Çoğu zaman 2 kere yaptılar aynı yolu. Hatta öyle oldu ki öğleden önce saat 10.00’da açılan yol öğleden sonra 16.00’da trafiğe kapatıldı. Bunları gördük. Bunu bilen uzman, Karayolcu arkadaşlarımız ve yöneticiler ihale ederek, standardı yükselterek şu hâle getirdiler. Şimdi, son zamanlarda memnuniyetle görüyorum, Kara yollarında artık bölünmüş yol değil –onlara ”bölünmüş” yol da demesinler- duble yol, mekanik stabilizasyon, sıcak karışım, asfaltla standart yollar yapmaya başladılar.

Ama bazı konularda yanılgılar var, şöyle: Kamulaştırma masrafından kaçınarak zaman zaman yolların standardı düşüyor. Gittiğiniz, seyrettiğiniz bir yolun üç şeritten aniden iki şeride düşmesi tesadüf değil.

Bir de heyelanlı bölgelerde şev kesimlerinde, ne hikmetse, bir türlü şevleri yatıramadılar. Son zamanlarda onu görüyorum, hem kaplamalar hem istinat duvarları gayet iyi gidiyor hatta heyelanlı bölgelerde fore kazık bile yapıyorlar. Bu, memnuniyet verici bir durum.

Değerli arkadaşlar, bölünmüş yollardaki standardı biraz yükseltmek Karayollarının elinde. Eğer icraatçı Bakan bu konuda onların önünü açarsa, inanıyorum ki Karayolları daha iyi, daha çağdaş, daha modern yollar yapacaktır, buna inanıyorum.

Şimdi bu Karadeniz otoyolundan bahsetmek istiyorum. Önce o yolu,  projeyi başlatanın da yapanın da eline sağlık demem lazım. O coğrafyada ancak bunlar yapılabilirdi. Ha, speküle edilebilecek meseleler yok mu? Var. Nedir? Yüzde 700 fiyat artışı oldu diye birtakım arkadaşları ağır cezada yargılatanlar, kendi dönemlerinde yüzde 2700 fiyat artışı olduğunda hiç sesleri çıkmadı. (CHP sıralarından alkışlar) Hatırlıyorum da, burada Kemal Kılıçdaroğlu Genel Müdürlüğü döneminde yüksek fiyat artışları nedeniyle çok eleştiri almıştı.

Yatırımcı kuruluşlarda bunlar hep olur. İcraatın zaman zaman projesi olmayabilir, ani başlangıcı olabilir, toprağın altında ne olduğunu kimse bilmez, bunlar olur ama bunları speküle etmek doğru değil. Ben bir daha söylüyorum: Karadeniz otoyolunu başlatanlara da yapanlara da emek verenlere de, hepsinin eline koluna sağlık.

Değerli arkadaşlar, yolların yapımından çok bundan sonra bakımı esastır. Yol bakımı için Karayolları devşirme işçilerle bu işi yapamaz, kendi kalifiye elemanını yetiştirerek, teknolojiyi kullanarak bu işi yapmak durumundadır.

Bir başka şey de bu taş ocaklarıyla ilgili. Sayın Genel Müdüre de söylüyorum, Sayın Bakana da söylüyorum: Taş ocakları saçkıran olmuş bir baş gibi, bunların peyzajını ve bunların çevreye uyumunu sağlamak bir görevdir, Karayolları da bu konuda çevreye karşı duyarlıdır.

Arkadaşlar, Karayollarının ne kadar önemli bir kuruluş olduğunu… Şu 2007-2011 Strateji Planı’nı, kendi personelinin hazırladığı şu Strateji Planı’nı okusunlar. Bunu okuyup bitireceğim sözümü: “Memur statüsünde çalışan personelin ücretlerinin yetersizliği, atama ve terfilerde zaman zaman liyakat ve kariyerin dikkate alınmaması, sanat sınıfı personelinin yaşlı oluşu, memur personel ile arasındaki ücret dengesizliği, bazı politikacıların yatırım programı dışındaki taleplerinde etkin olması, personel motivasyonunu yeterli olmadığı, sosyal faaliyet ve tesis eksikliği, ARGE çalışmalarındaki noksanlıklar.” bunları söylüyor, kendileri söylüyor, Kara yolu. İşte bu kuruluşun yüceliği, bu kuruluşun zarafeti burada, kendisini eleştiren bir kuruluştur. Sayın Bakan eğer ismini yaşatmak istiyorsa siyasetten uzak, Karayollarının içine sokmasın, tekniği geliştirsin, onun adı hep yaşar.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ekinci.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Erdal Aksünger İzmir Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulaştırma Bakanlığı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun 2012 yılı bütçesi hakkında CHP Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, konu bilişim olunca, yirmi yıldır bu sektörde olan bir insanım. Ben bu yasama yılında ciddi bir gerginlik içinde geçen bir dönem, tecrübeli milletvekili arkadaşlarımıza sorduğumda hatırlamadıklarını söylüyorlar. Konu şuradan kaynaklanıyor: Her buraya gelen hatip arkadaş, özellikle iktidar partisinden “Biz yüzde 50’yle buraya geldik ve millet bizi öyle veya böyle burada görevlendirdi. Söz hakkı bizimdir.” diyor. Yüzde 50 aldığınıza herkesin bir saygısı var ancak geri kalan yüzde 50’nin de muhalefette olduğunu unutmayın.

Bu konuda şunları söyleyeceğim: Şimdi, bilgi teknolojilerinin insan hayatını kolaylaştırma üzerine olduğunu hepimiz biliyoruz ama insan hayatını kolaylaştırıyor mu, kolaylaştırmıyor mu, onu bir şimdi irdeleyelim. İyi yaşamak neden ibarettir? Benim iyi yaşamdan algıladığım şudur: İnsanlar, günlük hayatlarında sekiz saat, on saat, on iki saat çalışırlar; evlerine ekmeklerini götürürler, idame ve ikamelerine sağlarlar. Eğer iyi yaşamak istedikleri pozisyon, biraz daha maddi kaynaklarını yukarıya taşıdıklarında evlerine, oğullarına, çocuklarına, kızlarına iyi bir eğitim, iyi bir gelecek ayırıyorlarsa bunu iyi yaşamak olarak tanımlayan bir kitle vardır.

Şimdi, bilgi teknolojilerinde şöyle bir konu var: Biz bilgi teknolojilerini kullanarak insanların hayatını kolaylaştırıyor muyuz, ona bir bakmamız lazım. Bugün Türkiye bilgi teknolojileri konusunda belki dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi olarak birtakım atılımlar yapmış olabilir ama bu konuda çok ileriye gitmediğini biraz sonra birkaç tane örnekle vereceğim. Ama bu rakamlara takılarak ben konuşmamı yapmak istemiyorum, esas önemli konuya değinmek istiyorum.

Şimdi, eğer siz insanların iyi yaşaması modunda bir amaç olarak bilgi teknolojilerini kullanıyorsanız ciddi bir yanlışın içerisine girersiniz. Bilgi teknolojileri aslında insanların iyi yaşamında bir araçtır. 10 saat çalışan bir insan “Ben daha iyi yaşıyorum.” demek için 5 saat çalışıyorsa ve aynı imkânlara sahipse iyi yaşıyor demektir. Mevcudiyette öyle bir şey var mı? Yok. Demek ki burada bir yanılgı var.

Sayın milletvekilleri, değerli arkadaşlarım; ciddi kurumlar kuruldu Türkiye’de. 1999 yılında o zamanki dönemin Hükûmeti, Koalisyon Hükûmeti döneminde e-devlet projeleriyle ilgili kurumlar kuruldu, bir sürü tahsisler yapıldı. Daha sonra, 2003 yılında bu kurumların isimleri değiştirildi arkasından ve bu değiştirilen isimlerin kurumları 2007’ye kadar bir sürü toplantılar yaptılar. Bu kurumların hepsini ben şimdi tek tek burada söylemek istemiyorum ama 2007-2008’den sonra o kurumların, bilgi teknolojisi konusundaki kurumların yaptıkları toplantılara bir göz atmak lazım. O güne kadar, örnek vereceğim bir kurum olursa bunlardan bir tanesi E-Devlet Türkiye İcra Kurulu’dur, bu Kurul 2007’ye kadar 27 kere toplanmış, 2009’dan bugüne kadar da sadece ve sadece 1 kere toplanmış. Şimdi bu neyi gösteriyor? Bizim bu konudaki vizyonumuzu gösteriyor, Türkiye'nin vizyonunu gösteriyor. Şimdi, bu vizyonu ben size birkaç örnekle de tamamlamak istiyorum. Dünya Ekonomik Forumu’nda her yıl yayınlanan bazı raporlar vardır. Bu raporlarında, işte, bilgi toplumuna hazır olma endeksleri açıklanır. Bu raporlar diyor ki Türkiye için: Sıralamanın en başında İsveç, Singapur, Finlandiya, Amerika, Tayvan, Danimarka, Kanada ve Güney Kore varken, Türkiye bu endeksle son beş yılda giderek gerileyen bir sıralamaya doğru gidiyor. 2006’da 122 ülke arasında 52’nci olan Türkiye bugün, 138 ülke arasında 71’inci sıradadır. Evet, doğru biz, 16’ncı büyük ekonomiyiz ama bu konuda da 71’nci sıradayız.

Ayrıca buna ekleyeceğim çok daha önemli olduğunu düşündüğüm bir konu var: Biz teknoloji konusunda ileri gittik, bu haklı, dinlemeler konusunda çok ciddi yol aldık, bütün teknolojilerimizi biz dinleme üzerine neredeyse kurduk. Ülkede herkesi dinliyoruz. Bu dinlemeler nasıl yapılıyor? Bir onları ben size kısaca anlatmak istiyorum.

Ülkede bütün datalar dijitalleştikten sonra 70 milyon insanı da çok rahatlıkla dinlersiniz ama bu kişi kişi dinleme diye bir şey olmaz, şöyle olur: Cep telefonlarından veya mevcut karasal bütün  dataların gönderildiği hatlardan bütün herkesi dinlersiniz. Arkasından buraya  bir yapay zekâ programı eklerseniz, kelimelerle birlikte kimlerin hangi kelimeyi konuştuğunu oraya yazarsanız o insanları bir kere data olarak süzer. Bu datayı süzdükten sonra onların içinde canınız kimi istiyorsa onu alır, dinlemeye getirirsiniz.

İşin garip tarafı şu: Bir Anayasa tashihi yapılıyor şu anda ve insanların güvenliği üzerine dayalı konular Anayasa’yla güvence altına alınmaya çalışılıyor. Ama ilk önce insanlar dinleniyor, dinlendikten sonra iddianameler hazırlanıyor, arkasından gidip “Biz bu adamı dinleyebilir miyiz?” diye yargıdan izin alınmaya çalışılıyor. Peki, tamam, siz Türkiye’yi komple dinliyorsunuz böyle dijital kayıtlarla birlikte. Şunu aklınızdan çıkarmayın ki bugün kullandığınız bütün yazılımlar, bütün hardware’ler, bütün software’ler, bütün cihazların hepsi yurt dışındaki uluslararası firmaların elinde. Bu datalar nerede toplanıyor, bunu biliyor musunuz? İşte, mevcut bazı ülkeler tarafından bu datalar kayıt altına alınıyor, ülkenin güvenliği ortadan kaldırılmış oluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERDAL AKSÜNGER (Devamla) – Arkadaşlar, söylenecek çok şey var. Ben hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aksünger.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı Süleyman Çelebi, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Çelebi. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, değerli arkadaşlarım; “bal, bal” demekle nasıl ki ağız tatlanmazsa, şapkadan tavşan çıkartarak, büyüme edebiyatı yaparak bir ekonomi büyümüş olmuyor.

Seçim döneminden beri sıkça vurgulanan bu büyüme aldatmacasının ve aslında kimler için bir büyüme olduğunun ortaya çıkartılması oldukça önemli ve bu aldatmacanın sahipleri de çok iyi biliyor ki ortada halka ve emeğe yansıyan bir büyüme yok. Evet, bir büyüme var, ama bu büyüme taşeronlaşmadaki büyüme, yoksulluktaki büyüme, hukuksuzluktaki büyüme, adaletsizlikteki büyümedir. Ne yazık ki 2012 bütçesi önceki bütçelerin ruhunu taşıyor, yani sıkı mali politikalar adı altında ezilen halkı daha da ezen politika izleniyor.

AKP Hükûmeti öncesi 9 olan zenginlerin sayısı, AKP’nin dokuz yıllık iktidarı süresince 39’a çıkmıştır. 16’ncı büyük ekonomiye sahip olan ülkemiz, OECD raporlarına göre, yoksulluk sıralamasında 34 OECD ülkesi arasında Şili ve Meksika’yla birlikte sondan birinciliğe koşuyor. OECD raporuna göre, zenginler ve yoksullar arasında gelir eşitsizliği en fazla olan ülkeler Meksika, Türkiye ve Şili olarak sıralanıyor. Rapora göre, Türkiye işsizlik ve yoksullukta ilk sıralarda yer alıyor.

En son BBC’nin yaptırdığı “Dünya konuşuyor” araştırmasına göre, Türkiye'de en çok konuşulan sorunun yolsuzluk, işsizlik, yoksulluk olduğu görüldü.

İşte, alın size büyüme yalanları! Kar kuytuda, para pintide eyleşirmiş. Halka karşı pinti olanlar, zengini daha zengin etmek için yarış hâlindedir.

Şimdi soruyorum size:

Asgari ücretin açlık sınırının altında olduğu, işçinin, emeklinin, yoksulun haklarının gasbedildiği bu ülkede nasıl oluyor da zengin sayısı bu artışı gösteriyor? Bu adaletsizliğin hesabını kim verecek? Gasbedilen İşsizlik Sigortası Fonu’nun, yerinde kullanılmadığı için yeni canlara feda edilecek deprem vergilerinin hesabını kim verecek? AKP “Kiminin parası kiminin duası.” diyor ama artık halktan alacakları tek dua beddua olacaktır. Bunu iyi bilsinler. (CHP sıralarından alkışlar)

Hükûmet, bu bakış açısını 4857 sayılı Yasa’yla ortaya koymuştu. Yeni liberal politikaların öngördüğü esnekliğe, kuralsızlığa hukuki kılıflar hazırladı.

İşçi ölümlerinin bu kadar arttığı, her ay onlarca canımızı yitirdiğimiz iş kazalarında dünyada 3’üncü, Avrupa’da 1’inci olduğumuz büyümeyle mi övünüyorsunuz? AKP’nin yarattığı Türkiye’de ne yazık ki artık ölmek değil yaşamak tesadüftür.

Zonguldak’ta, Karadon kuyusunda 28 maden işçisinin öldüğü kaza için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “Madencinin kaderinde var.” demedi mi? Maden işçisi olmak demek ölüme aday olmakla eşdeğer midir? Bu bakış açısına sahip olduğu için, hâlâ kot taşlamada işçiler ölüyor, tersanelerde canlar yitiriliyor, onlarca maden işçisi yaşamını yitiriyor, meslek hastalıkları yaygınlaşıyor. İşçi ölümlerinin bu kadar fazla olduğu bir ülkede neyin büyümesinden bahsediyorsunuz? Büyümenin bedelini kim ödüyor?

Özelleştirme, sendikasızlaştırma ve taşeronlaştırma kısaca örgütsüzleştirme politikaları sendikal haklara ulaşmayı zorlaştırıyor. Bunu göremeyecek kadar kör mü oldunuz? Hükûmet sürekli olarak 12 Eylül’ün antidemokratik zihniyetini yansıtan 2821 ve 2822 sayılı yasaların yerine demokrasiyi özümseyen, örgütlenmenin önünü açan, çalışma hayatının tüm dinamiklerini kucaklayan, Avrupa Birliği ve ILO standartlarına uygun yasalar çıkardıklarını hem yurt içinde hem yurt dışında söylüyor. AKP iktidarı döneminde onlarca taslak hazırlandı, hepsi tozlu raflara kaldırıldı.

Bakınız, 12 Eylül yasalarını değiştirmeye kanun hükmünde kararnameler ile antidemokratik bir şekilde ve Meclisin iradesini yok sayarak çalışma barışını bozdunuz. ILO’dan bahsediyorsunuz. Gelin, şu rakamlarla yüzleşelim. Türkiye’nin sendikalaşma açısından 34 OECD ülkesi arasında durumu içler acısı. Yüzde 5,9’luk sendikalaşma oranıyla OECD ülkeleri arasında sonuncu durumda. İşte size bir başarı daha! En kötülerin birincisi!

12 Eylül 1980’de Türkiye’nin nüfusu 45 milyon, sendikalı işçi sayısı 2,5 milyon iken bugün ülkenin nüfusu 74 milyon ve 15 milyon çalışana karşı toplam aktif sendikalı, toplu sözleşme yapma hakkına sahip işçi sayısı 600-650 bin civarında.

Değerli arkadaşlar, kamu çalışanlarına getirilen grev yasağı ise 4688 sayılı taslakla pekiştirilmeye çalışılıyor. Kamu emekçilerini yasa değişikliği ve toplu sözleşme vaadiyle oyalayan AKP’nin gerçek niyetini Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç geçenlerde Bursa’da ifade etti. Sayın Arınç’a göre, yandaş konfederasyon dışında diğer konfederasyonların yasa değişikliği ve toplu sözleşme konularında hiçbir söz söylemeye hakları yokmuş. Neden? Çünkü 12 Eylül referandumunda “evet” demeyen, üstelik de grevli, toplu sözleşme isteyen bu sendikalar Sayın Bülent Arınç’a göre suç işlemişlerdir. Buradaki zihniyet belli. Hatırlarsınız, daha önce, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan TÜSİAD’ın nezdinde bütün topluma şöyle demişti: “Taraf olmayan bertaraf olur.” İşte, AKP’nin ileri demokrasi örnekleri bunlar. Taraf olmayanların nasıl ve hangi dümenlerle bertaraf edildiklerine de yine hep birlikte tanıklık ettik ve ediyoruz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Demokrasiye taraf, millete taraf…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – 59’uncu Hükûmet, 7 Şubat 2005 tarihinde, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nın onaylanmasını öngören Yasa Tasarısı’nı Meclise göndermiştir. Ancak, sendikalaşma, toplu pazarlık ve grev hakları yanında, çok sayıda maddesine çekince koymuştur. Bunlar hâlâ kaldırılmış değil.

Güzel bir atasözümüz var, der ki: “Baca eğri de olsa duman doğru çıkar.” Fakat, sevgili arkadaşlar, bunların bacaları eğri olduğu gibi dumanları da doğru çıkmıyor. (CHP sıralarından alkışlar) İşsizliği ve yoksulluğu sanki bir kadermiş gibi sunuyorlar, ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışıyorlar. AKP İktidarı döneminde işsizlik azalmamıştır. 2002 yılında, resmî verilere göre yüzde 10,3’le devralınan ve on yıllık iktidar döneminde yüzde 14’lere tırmanan işsizlik oranı konusunda AKP’nin vaadi yüzde 10,4’tür. Bu rakamlar resmî rakamlardır. Türkiye'nin 2010 yılı gerçek işsizliği ise yaklaşık yüzde 18 olarak hesaplanmaktadır. Araştırmalara göre, yoksulluk sınırının 3 bin 136 TL olduğu ülkemizde, beş asgari ücretin toplamı yoksulluk sınırına denk düşüyor. Kasım ayı için açlık sınırı, bir önceki aya göre 32 TL, yoksulluk sınırı 102 TL artış gösterdi. Açlık sınırının 922 lira olduğu bir ülkede asgari ücretin yüzde 3 oranında artırılması nasıl izah edilebilir? Yoksula zulüm değil midir bu?

Ülkemizde gittikçe büyüyen bir sorun da bir yanda iş güvencesi olmayan 4/B’liler ve geçici ve güvencesiz çalışan 4/C’lilerdir. Taşeronlaşmayla kamuda hukuksuz çalışma yaygınlaşmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Kamuda taşeron işçi sayısı yüz binlerle ifade edilmektedir, bu, açıkça emek sömürüsüdür.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelebi.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Bir saniye… Hemen bitiriyorum Sayın Başkan.

Büyüyen ekonominizde emekliler açlık sınırının altında ücret alıyorlar. Milyonlarca emekli için çıkarılacak olan intibak yasasının ne hâle geldiğini gördük.

BAŞKAN – Sayın Çelebi, lütfen…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – İntibak yasasıyla oluşturulan beklenti gerçekleşmedi, emekliler hayal kırıklığına uğradı. Görünen o ki dağ fare doğurdu! Bunlar yağmur olsalar da emin olun kimsenin tarlasına yağmazlar!

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına beşinci konuşmacı İzmir Milletvekili Musa Çam.

Buyurun Sayın Çam. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarının çok değerli bürokratları, yöneticileri, basınımızın çok değerli emekçileri ve ekranları başında bizi izlemekte olan çok değerli yurttaşlarımız; sizleri Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü ve Devlet Personel Başkanlığı konusunda söz almış bulunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu personel politikalarına yakından bakıldığında, AKP döneminde personel rejiminin önemli ölçüde tahrip olduğu görülmektedir. Sözleşmelilik ve taşeronlaşma gibi çalışma ilişkileri eğitim, sağlık gibi asli, sürekli nitelik gösteren kamu hizmetlerine de yayılmıştır. Siyasal iktidarlar karşısında liyakat ve kariyer ilkesine göre çalışan, tarafsızlığıyla devletin memuru olması benimsenmiş bir rejim gittikçe tarihe karışmaktadır. Siyasal iktidarlar karşısında memura sağlanan güvence Hükûmet tarafından kişisel bir imtiyazmış gibi algılanmaktadır. Hâlbuki tarihî sürecin 18, 19, 20’nci yüzyıl içinde çizilen, bu rejimde memura sağlanan güvence, ulus devlet, kamu yararı, kamu hizmeti tasarımında asıl olarak yurttaşların eşit, tarafsız kamu hizmetlerinden yararlanmasının, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının bir güvencesini oluşturmaktadır. Sayın Bakanın basına yansıyan açıklamalarında Bursa Hakimiyet gazetesinde ifade edilen ve 657 rakamının tarih olacağına dair demeçler, Türkiye’de emekçiler ve çalışanlar üzerine yeni bir saldırı dalgasının daha yönelmekte olduğunu gösteriyor. Belli ki, amaç, 1965 yılında çıkartılan Devlet Memurları Kanunu’nun ismi dâhil tamamen değiştirilmesidir. Sayın Bakan, 657’ye tahammül edemiyor ama esas tahammül edemediği 657’nin sağladığı haklar ve çalışanların güvenceli çalışmasıdır. Yapılacak düzenlemeyle, Sayın Bakan, memurların başka illere rotasyonunu sağlayacağını söylüyor. Bu demektir ki artık Hükûmetin elinde sınırsız sürgün imkânı olacaktır. Ve ilave ediyor Sayın Bakan “Personel rejimi de değişecektir.” İş güvencesini ortadan kaldıran, esnek performansa dayalı çalışmayı yaygınlaştıran politikaların hayata geçirilmek istendiği görülmektedir. Sürgünü devlet memurunun yaşamının bir parçası hâline getiren politika özlemlerine “evet” demek mümkün değildir. 4/C statüsünün kaldırılmasını talep ettiğimiz böyle bir dönemde, taşeronlaşmaya karşı çıktığımız böyle bir dönemde anlaşılan AKP Hükûmeti tüm kamu personelini benzer bir statüye sokmak amacındadır. Bu duruma şiddetle karşıyız.

Değerli milletvekilleri, bugüne kadar Devlet Personel Başkanlığı belli konularda görüş bildiren ve mütalaaları önemsenen bir kurumdu. AKP Hükûmetinin en önemli özelliği, kurumları işlevsizleştirmesidir. Daha öncesinde, yasaların uygulanmasında karşılaşılan tereddütlerin giderilmesi, personelin yasalardan doğan haklarının kullandırılması, kamu görevlileri sendikaları ve kanunun uygulanmasında karşılaşılan sorunlar gibi pek çok konuda kamu emekçilerinin haklarına dair görüş oluşturma işlevi ortadan kaldırılmıştır. Kurum, anlamsız hâle getirilmiştir. Sıradan bir bürokratik örgüte dönüştürülerek sadece Hükûmet sözcülüğü yapan bir kurum hâline gelmiştir. Artık bu kurumdan emek dostu bir görüş duymak mümkün olamaz. Bunun en somut örneği, yıllarca “4/C’li personel kamu görevlileri sendikalarına üye olamaz.” diyen Başkanlğın Tekel mücadeleleri, Tekel eylemleri sonrası, bir gecede Başbakanlık talimatıyla “4/C’li personel kamu görevlileri sendikalarına üye olacaktır.” diye açıklama yapmış olmasıdır.

Artık Devlet Personel Başkanlığı, AKP kadrolaşmasının yoğun şekilde yaşandığı bir örgüttür, arka bahçesi hâline dönüştürülmüştür. Hükûmetin ağır denetimi altındadır, Hükûmetçe işlevi kendi politikaları doğrultusunda görüş bildirmektedir. Bu kurumda artık liyakat değil Hükûmete yakınlık esastır. Pervasızca kadrolaşma dışında, AKP’nin bürokrasiye dair başka bir politikası da yoktur ve olmayacaktır. Birçok kadro -diğer kurumlarda olduğu gibi- burada da sınavsız olarak belirli personele verilmiştir. Dolayısıyla, veri hazırlama, kontrol işletmesinin kadrosu verilmeyen personelin durumunda olduğu gibi haksızlık devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilinmektedir ki, 1952 yılında Türkiye ve Birleşmiş Milletler arasında var olan teknik yardımlaşma anlaşması ek bir protokol ile kurulmuş olan Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü TODAİE, 7163 sayılı Teşkilat Kanunu uyarınca, bilimsel, mali ve idari özerklikte olan bir kamu kuruluşudur. Enstitünün genel amacının, kamu yönetiminin çağdaş düşünce ve yaklaşımlara uygun olarak gelişmesine yararlı çalışmalarda bulunmak olduğu belirtilmektedir. Ancak, kamu yönetimi alanındaki önemine rağmen, yine Sayın Bakanın yapmış olduğu açıklamalardan anlaşılan odur ki, bu kurum da tarih olacak ve Devlet Personel Başkanlığı bünyesine alınacaktır. Yapılacak düzenleme ile Türkiye Bilimler Akademisi TÜBA konusunda yaşanan gelişmelerin tekrarlanmak istendiği ve Devlet Personel Başkanlığına bağlanarak, TODAİE’in de zaten sınırlı olan özerkliğinin yok edilerek Hükûmet güdümüne alınmak istendiği görülmektedir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; taşeronlaşmayla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum, özellikle İzmir’le ilgili. Geçtiğimiz günlerde ve bu yılın başında, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İçişleri Bakanlığının müfettişleri, Maliye Bakanlığının müfettişlerince kuşatıldı ve orada kamu görevi gören bürokratlar gözaltına alındı. Türkiye’de 2.900 belediyenin eksiksiz bir şekilde denetlenmesinde, kontrol edilmesinde hiçbir sakınca görmüyoruz; ama 900 belediyenin muhalefet partileri tarafından yönetildiği, 2 bin belediyenin iktidar partisi tarafından yönetildiği bir ülkede sadece muhalefette bulunan partilerin iktidarda olduğu yerel yönetimlerin Maliye Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sayıştay denetçileri tarafından abluka altına alınarak çalışamaz hâle getirilmesini asla kabul etmek mümkün değildir. (CHP sıralarından alkışlar)

İzmir Büyükşehir Belediyesinde 5 tane sendikacı, DİSK’e bağlı Genel-İş Sendikasının Şube Başkanı Cafer Gonca, Memiş Sarı, Yakup Yıldırım, Cafer Alp ve Necip Binici kardeşlerimiz bugün tutukludur. Yine, Büyükşehir Belediyesinin bürokratları suçsuz bir şekilde Bergama’da ve İzmir cezaevlerinde tutukludur arkadaşlar.

Peki, bir sendika yöneticisi niçin tutuklanıyor? İhaleye fesat karıştırmak… Bir sendika yöneticisi olarak arkadaşlar, ben bir kamu görevinde bulunan bir arkadaş olarak nasıl orada bir yolsuzluğa bulaşabilirim?

Amaç şudur: İzmir Büyükşehir Belediyesi taşeronlaşmaya izin vermemiştir ve vermeyecektir. İzmir Belediyesinde çalışan işçiler ve emekçiler grevli ve toplu sözleşmeli sendika hakkına sahiptir ama Türkiye’de 2 bin belediyede yandaşın egemen olduğu, ihalelerin alındığı ve hizmetlerin satın alındığı bir taşeronlaşma almış başını gidiyor. Taşeronlaşmaya karşı çıkıldığı için sadece ve sadece İzmir Büyükşehir Belediyesi bürokratları ve yöneticileri ve sendika yöneticileri tutukludur arkadaşlar. Buradan onlara selam gönderiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Bilmelidirler ki er veyahut da geç adalet tecelli edecektir, bundan hiçbir kuşkumuz ve hiçbir kaygımız yoktur değerli arkadaşlar.

Bakınız, Türkiye Büyük Millet Meclisi; çıkın koridora, tuvaletleri temizleyen, odalarımızı temizleyen, buradaki salonları temizleyen arkadaşların hepsinin göğsünde “TEMSAN” diye bir şirketin ismi var arkadaşlar. Türkiye Büyük Millet Meclisine taşeron çalıştırmak yakışıyor mu arkadaşlar? Yakışıyor mu bunlar arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar) Bunları biz dile getirmeyeceğiz de nerede dile getireceğiz arkadaşlar? Bunları sizlere söylemek istiyorum. Özlük hakları yok, kıdem tazminatları yok, ne kadar SSK primlerinin yatırıldığıyla ilgili hiçbir bilgi yok arkadaşlar ama taşeronlaşma sizin genetiğinizde ve genlerinizde var.

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – O sizde var, sizde.

MUSA ÇAM (Devamla) – O nedenle sürekli bunlara söylüyorsunuz, taşeronlaşmaya karşı… Değil arkadaşlar. Taşeronlaşma klasik anlamda bir köleliktir, ilk çağlarda olduğu gibi insanların kiralanıp karın tokluğuna çalıştırıldığı bir sistemin adıdır ve bu sisteme karşı çıkmak bir insanlık görevidir, bir yurtseverlik görevidir değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Bakan, sizlere sormak istiyorum: Halil Tatlı’yı hatırlar mısınız? Nail Yılmaz’ı hatırlar mısınız? Cuma Yıldırım’ı hatırlar mısınız? Muhsin Koşan’ı hatırlar mısınız? Kemal Elmas’ı hatırlar mısınız? Hacı Mehmet İpek’i hatırlar mısınız? Adnan Demir’i hatırlar mısınız? Aydoğan Polat’ı hatırlar mısınız? Hatırlamaz.

SALİH KOCA (Eskişehir) – Sayın Vekilim, siz de hatırlamadığınız için…

MUSA ÇAM (Devamla) – Bunlar, bu yılın başında Afşin-Elbistan’da bir göçük sonucu hayatını kaybeden insanlar.

Arkadaşlar, Şili’de yaşanan göçükte, dört ay içerisinde bütün insanlar oradan canlı olarak çıkartıldı ama şubat ayından beri Afşin-Elbistan’da göçük altında kalan bu insanlara, bu işçi kardeşlerimize, bu emekçi kardeşlerimize maalesef ulaşılamamıştır değerli kardeşlerim. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, Sayın Bakan olarak siz bunları yapmayacaksınız da ne yapacaksınız Sayın Bakan? Bunları sizlerden duymak isteriz, işitmek isteriz Sayın Bakan.

Elbette, Nazım Hikmet’in söylediği gibi “Dolaşacaktır elini koluna sallaya sallaya, dolaşacaktır en şanlı elleriyle, işçi tulumuyla bu güzelim memlekette hürriyetle.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA ÇAM (Devamla) – Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Bütçenizin hayırlı olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çam.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Demir Çelik, Muş Milletvekili.

Buyurun Sayın Çelik. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunduğum Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının bütçesine ilişkin düşüncelerimi paylaşmak adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz gerek jeostratejik gerekse jeopolitik konumu itibarıyla önemli olanaklar ve fırsatları elinde bulunduran, bu olanaklara sahip bir ülke olmanın dinamiğini her geçen gün yeniden hissetmektedir.

Üç etrafı denizlerle çevrili, 8.200 kilometre uzunluğundaki deniz şeridi, Trakya, Anadolu yarımadalarıyla, bir yanıyla Avrupa, diğer yanıyla Asya Kıtası’yla olan ilişkisi ve bağlantısı itibarıyla ama aynı zamanda Orta Doğu’da, Nabucco’yla yer altı zenginliklerinin taşınma ve nakli koridoru görevini görmesi, Mavi Akım’la da Kafkasya ve Hazar Denizi havzası yer altı zenginliklerini taşıyan bir koridora sahip olması önemlidir; onun ekonomik gücüne de siyasal ve stratejik konumuna da değer katan belirlemelerdir.

Bu dinamikleri amacına uygun kullanmadığımız, toplumun refahı ve mutluluğu lehine kullanmadığımız da acı bir gerçekliktir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tartıştığımız, bir haftadır üzerinde yoğunlaştığımız bütçe, toplumun genelini ilgilendiren özelliğiyle, keşke Meclisimizde siyasal temsiliyetini yakalayamamış siyasal partiler başta olmak üzere sivil toplum örgütü, demokratik kitle örgütlerinin de izleyebildiği, katkı ve değerlerini kattıkları bir sürece değiştirilmiş, dönüştürülmüş olabilinseydi. Ama inanıyorum ve diliyorum ki ekranları başındaki halkımız ve onun temel dinamikleri, onların huzurunda ve hakemliğinde bu süreç, bir kez daha iktidarından muhalefetine bütün siyasal partilerimizin düşüncelerini takip edebilme fırsatını ve olanağı tanımıştır diye düşünüyorum.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının bütçesi genel bütçe payının önemli bir miktarını teşkil ediyor olmasına rağmen, öngördüğümüz, hele hele “Telekomünikasyon ve iletişim çağı” olarak adlandırdığımız çağın bir kısım toplumsal hizmetlerini karşılamaya yeter bir bütçe, bir kapasitede olmadığı gerçektir. Ulaşım ve erişimde hızlı olma, güvenli olma, ekonomik olma, etkin ve erişilebilir olması beklenen bir zorunluluktur. Bu kriterlerine uygun bir ulaşım ve erişim politikası ne yazıktır ülkemizde doksan yıldır uygulanmadığı gibi günümüzde de uygulama anlayışından uzaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüz dünyasına bir bakışla yaklaştığımızda, değişen küresel güçlerin, her geçen gün yeniden değişimi dünya halklarının ve ezilenlerin önüne bir seçenek olarak sundukları gibi bir talihsizlikle karşı karşıyayız. Keşke, değişimin dinamiği olan ezilenlerin, yoksulların bu değişimdeki rolü, tarihî fırsatı, işlevi ve olanakları dün olduğuna benzer bir nitelikte, bir kalitede yürüyor olsaydı. Ama buna rağmen sanayi toplumunun ya da Sanayi Devrimi’nin hemen sonrasında baş gösteren her ulusun bir devleti olması algısı üç yüz yılı aşkın bir süredir insanlığa mutluluk getirmediği gibi, küçültülmüş gümrük duvarları arkasına sığdırılan ulus üniter devletleriyle de merkeziyetçi katı yapılar oluşarak halklara ve topluma zenginlik ve refah götürmemiş, acı, gözyaşı, mutsuzlukları taşımıştır. Bu anlamıyla ulus üniter devletlerin insanlığın yarınına çözüm olmayacağı, aşılması gereken ve üstesinden gelinmesi gereken yeni bir algı, bir anlayışa da günümüz dünyası hızla evrilmektedir. Artık katı merkeziyetçi devletler yerini ademimerkeziyetçi demokratik devletlere, hakemlik rolüne soyunan, topluma eşit, adil mesafede kalan, onlara adaleti, eşitliği, özgürlüğü sağlayan bir siyasal organizasyona her günden çok ihtiyaç duyulduğu bir süreçten, bir dünyadan geçmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu açıdan, 2023 ya da hedefe uzun erimli olarak yaklaştığımızda 2050’ye ilişkin vizyonu koymak gerekiyor. Biz, bugünün parametreleri, doneleri üzerine binayı inşa etmeye çalıştığımızda 2023’e ya da 2050’ye hangi parametrelerle, hangi  toplumsal dinamiklerle ulaşacağımıza dair net ve doğru fikirlerle yola çıkmadığımızda başarı yerine hüsranı, başarısızlığı da yakalamak, onunla karşılaşmak da mümkündür. Elbette ki her toplum gibi ülkemizin de, ülkemiz iktidarının da vizyon sahibi olması, orta, uzun vadeli plan ve projeleriyle, programlarıyla toplumun önünü açması, aydınlatması gereken bir zarurettir. Ancak, 2023 projesini her an ve her dönemde, her platform ve her zaman savunan iktidar neyi öngörmüştür ya da neyi öngörmemiştir; bunun bizim ve geleceğimiz açısından getirisi götürüsü nedir konusuna biraz parmak basmak ve bir kısım konuları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; birçok arkadaşımız bu kürsüye geldiğinde güçlü Türkiye ekonomisinden bahsetmeden geçmiyor. 16’ncı sırada olmamız elbette ki övünülmesi gereken bir gelişmedir. Biz, amacına uygun bir kısım performansı harekete geçirdiğimizde 1’inci sıraya da gelebiliriz, dünyanın en büyük ekonomik gücüne sahip bir ülke durumuna da gelebiliriz. Ama 1’inci sıraya geldiğimiz bu ekonomik güçten biz toplumumuza mutluluğu getirebiliyor muyuz? Adaleti, eşitliği, özgürlüğü sağlayabilmiş  miyiz? Temel kriter bu olsa gerek.

Bakın, güçlü iktidar, güçlü devlet tarih boyunca olmuştur. Başaramadığımız, beceremediğimizden de öte, bu güçlü devletler altından saraylar yapmıştır. Altından sarayların altından musluklarından sütler akıtmıştır ama gün gelmiş dünyanın en güçlü ordularının bile karşı duramayacağı yenilikçi düşüncelere karşı yenilmişlerdir. Altından sarayların, altından musluktan akan sütlerin topluma vermediği huzur, vermediği özgürlük, vermediği güven ve gelecek, onları yetersiz, aşılması gereken araçlar durumuna getirmiştir.

O nedenle, elbette ki Türkiye’nin ekonomik güce sahip olması önemlidir. Kavgamız, mücadelemiz buna dönüktür ama sermayenin birikimini merkezileştirip, bu zenginliği topluma yaymadığımız, toplumun yoksul ve geri kalan kesimlerini mevcut var olan zenginlikten yararlanır bir ilişkiye dönüştüremediğimiz, katılımcı demokrasiyi hayata geçiremediğimiz sürece bu güçlü ekonominin de, güçlü iktidarın da toplumu tatmin etmeye yeter olmayacağı gerçeğiyle dün olduğu gibi bugün de, yarın da yüzleşeceğiz.

O nedenle, temel düsturumuz ya da vizyonumuz güçlü iktidar, güçlü devlet değil, aksine güçlü toplum, toplumsal refahtır. Siz toplumları özgürleştiremediğiniz sürece devletin güçlü olması, iktidarın güçlü olması sizi bu açmazlarınızdan, yetersizliklerinizden kolayca kurtulmanıza fırsat vermeyecektir.

Değerli Başkan, sevgili milletvekili arkadaşlar; günümüz dünyası az devlet çok topluma evrilmişken, biz hâlâ kutsanmış devletin o otoriter zihniyetini güçlendirmeye dönük değerlerimizi, birikimlerimizi ve performanslarımızı aktarmaya devam ettiğimizde küçülen toplumla karşı karşıya kalırız. Küçülen toplumlumun dinamiklerini hiçleştirerek onları sürece katmadan, onların sinerjisinden faydalanma anlayışından kendimizi mahrum kıldığımızda bu devletin bize huzur vermediği gerçeğiyle de yüzleşiriz. Bu da unutulmaması gereken önemli bir konudur.

Aynı şekilde az devlet daha demokratik toplumu öngörür, toplumsal refahın tabana yayılmasını öngörür. Siz demokratik toplumu inşa etmediğinizde yani toplum tarihî serüveninin içerisindeki doğal mecrasına oturmadığı sürece, ekolojik barışı, demokratik barışı, ekonomik barışı sağlamadığınızda bu ancak insanlara savaşın ve savaş argümanlarının yöntemlerinin yol açtığı acılardan öte bir şey vermeyecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu vizyondan yoksun olduğumuz içindir ki bugün devletin demokratikleştirilmesi sürecini hep beraber yaşadığımız dünya gerçeğine rağmen biz, her birimiz siyasal parti, birey, milletvekili olarak yakındığımız otuz bir yıllık 12 Eylül Anayasası’nı da kaldıramıyoruz, yerine demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasayı da getiremiyoruz. Niçin? Kutsanan devlete tapınması gereken bir toplum algısıyla soruna yaklaştığımız içindir ama devleti toplum, devleti insanlık yararına ya da hizmetine konulması gereken bir siyasal organizasyon olarak gördüğümüzde işimizin çok daha kolay, çok daha basit olduğu gerçeğiyle de karşılaşmamız mümkündür.

Bu anlayıştan uzak olduğumuz için de biz 12 Eylül 2010 referandumunda daha demokratik bir ülkeyi insanlarımıza vadetmiş olmamıza rağmen hâlâ erişimin kolay, etkin olmasını devlet, toplumun ve bireyin aleyhine kullanmayı hak görüyor. Telefonları dinlenen milyonlarca insanın varlığı, telefonların dinlenmesinin, teknik takibine takılan siyasetçilerin, aydınların ya da bir bütün olarak her kesimden, her yönden insanın gözaltına alınma, tutuklanma gerekçesi olmaya başladığı bir ülkede ülkenin zenginliğinin, 16’ncı ekonomik güce sahip olmasının çok da kıymeti harbiyesi yoktur. Ben özgür değilsem, siz değilseniz, bu toplum değilse ve özgür olma noktasında bu ekonomik güçten yeterince yararlanamıyorsam sorgulanmaya değer bir yanlış ilişki vardır. Bu ilişki hele hele devletin yapması gereken bir kısım görevlerini yapmaya çalışan belediye başkanlarını, milletvekillerini tutuklama gerekçesi olarak sunuluyorsa, bunun adı hukuk devleti değil, otoriter bir devlettir.

Düşününüz ki belediyeler, tutuklanan belediye başkanları, devletin yetemediği sağlık politikasının giderilmesi amaçlı sağlık evlerini açmışsa, devletin kutsadığı, kucakladığı ve kapsadığı halkının ana dilde eğitimine cevap alamamış, yeterli noktada ihtiyaçlarını karşılayamamışsa, bunu karşılamaya çalışan ama aynı zamanda yerel halkın kendi ana diliyle coğrafyasını, gölünü, dağını, tarihini, sokağını, meydanını adlandırmak, isimlendirmek noktasındaki bir siyasal tercihini dile getirmişse, buna dair siyasal kararlaşmalar içerisine girmişse ve bunu telefon teknik takibine, ortam dinlemelerine delil oluşturacak bir noktada devleti kullandıysanız, bu devlet otoriterdir, hukuk devleti değildir.

Bu insanlar kendilerine yönlendirilen ve yöneltilen suçlamalara rağmen, hiçbir delil karartma olanağı, kaçma olanağı yokken de yıllara sair bir tutukluluk cezasına çarptırılmışsa bu da bizi 2023 vizyonundan alıkoyacak bir acı gerçeğimiz olmaya devam ediyor demektir.

Devlet siyasal organizasyon olma yerine, talep sahibi herkese refleks geliştiren, tepki gösteren, onun cezalandırılmasını mübah gören bu algıyla, ötekileştirmeyi, dize getirmeyi esasına alınan bir algıya sahipse buradan da verimlilik, üretkenlik, şeffaflık çıkmaz. Kapalı toplum, kapalı ekonomiye doğru hızla gittiğimizin riski ve tehlikesi herkes gibi iktidar partisi tarafından da görülmelidir.

Tarihi kendisiyle başlatan, başlattığı tarihi kendisiyle bitirebilme algısı ve megaloman anlayışından uzak durmalıyız. Elbette ki tarih bir bütündür, devlet süreklilik arz eder. Devletin yetmezlikleri, yetersizliklerinin ürettikleriyle olanak ve sahip olduğu olanaklarıyla bugün yarattıkları hiçbirimizi mutlu etmiyor ama buna rağmen AKP İktidarının dokuz yıllık iktidarı döneminde yaptıkları, yapmaya çalıştıkları da önemlidir, bunu da biz takdirle karşılıyoruz. Fakat her seferinde bunu güçlü ekonomi noktasında toplumu hiçleştiren bir düzeyde ve anlayışta önümüze sürüyor olması doğru değildir. Çünkü dünya her gün saat ve saat, toplum her an yeniden ve yeniden değişiyor. Dünün tabuları yıkıldıysa, değişim ruhunun her gün yeniden toplumsal talep ve isteklerini dinlemek, kulak vermek ve dikkate almak durumuyla bizi yüzleştiriyorsa biz de yaptıklarımızın yeterli olmadığı, bunun gelecek toplum için mutlaka bir birikim olması gerektiği durumuyla hareket etmek durumundayız. O anlamıyla da kişinin yaşam hakkının temel hak olduğu, ana diliyle eğitim görmesinin doğuştan gelen bir hak olduğu, halk olmaktan kaynaklı kimliğinin, kültürünün anayasal güvenceye tabi tutulması gerektiği, seyahat özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü, düşüncesinden ötürü insanların yargılanamayacağı, onları dile getirme, yazma ve yayma hakkına sahip olduğu haklar evrenseldir. Evrensel olan bu hakları tam da yeni bir anayasayı tartıştığımız bu dönemde önemseyerek üstesinden gelinmesi gereken bir vizyon olarak yaklaştığımızda 2023’ü, dolayısıyla sonrası 2050 hedefini yakalamak mümkündür. Yakaladığımız bu hedefte de büyüyen güçlü bir devlet değil, güçlü, demokratik bir devlet ama aynı zamanda demokratik toplum, özgür toplum, ekonomik toplumu da yaratmış olabiliriz. Tam da bu noktada günlerdir toplumumuzun ve ülkemizin gündeminde olan tarihimizle yüzleşebilmek, demokratikleşebilmenin önündeki birçok engelin kaldırılması açısından önemli bir fırsat verecektir bize. Doksan yıllık cumhuriyet tarihimizin birçok kazanımları, takdire değer başarıları olmuştur ama ulus üniter devletin karakteristik özelliğine bağlı olarak Türkiye Cumhuriyeti de katıydı, merkeziyetçiydi, tekçiydi. Katı, merkeziyetçi ve tekçi olan devlet, farklılıkları reddeden, öteleyen, inkâr eden bir pozisyondan kurtarılmaya muhtaç bir objektif durumla bizi karşı karşıya bırakmıştır. Gelin, ne olur, halklarımızın yeni acıları yaşamasına fırsat vermeden, tam da vizyonel olarak yaklaştığımız bu süreci, -burayı- Türkiye halklarının ezilenlerinin ve yoksulların lehine çözecek bir kısım projeleri tartıştığımız meşru, demokratik bir zemine dönüştürebilelim. Çoklu demokrasi yerine çoğunluklu, farklılıkların barış içerisinde olabildikleri bir Meclisi var edebilirsek toplumu da var edebilmek mümkündür.

Kürtler herkesten çok, hele hele Barış ve Demokrasi Partisi olarak, bir siyasal parti olarak bu demokratik, ortak vatanda eşit, özgür vatandaşlar olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DEMİR ÇELİK (Devamla) - …herkesle birlikte yaşamak istiyoruz. Bu yaşamak terörize…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelik.

DEMİR ÇELİK (Devamla) – Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, birleşime bir saat ara veriyorum.

                                                                 Kapanma Saati: 13.32

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

-------0-------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 37’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, onuncu turda söz sırası Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına İdris Baluken, Bingöl milletvekili.

Buyurun Sayın Baluken. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bütçesi üzerinde Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 1980 askerî darbesiyle beraber kararlı bir şekilde yürürlüğe giren neoliberal politikaların, özellikle çalışma hayatında getirdiği, halk ve emekçi yığınlar üzerinde getirdiği yıkım projelerine tanıklık etmekteyiz. Özellikle, 2002-2011 yılları arasında AKP Hükûmeti döneminde uygulanan bu neoliberal politikaların toplum aleyhine, sermaye lehine gelişen bazı süreçleri getirdiğine hep beraber tanıklık ettik. Uygulanan bu neoliberal politikalarla zengin ile yoksul arasındaki makasın her geçen gün arttığını müşahede ediyoruz. Özellikle, ülkede orta sınıf olarak bildiğimiz pek çok kesimin, artık, orta sınıf vasfını yitirdiği ve yoksulluk sınırının altındaki alt sınıfa dâhil olduklarına tanıklık ediyoruz. Bu konuda, sağlık çalışanlarının, sağlık emekçilerinin, daha önce orta sınıfta yer alırken, bugün yoksulluk sınırının altındaki bir gelirle alt sınıfa dâhil olduğunu hepimiz biliyoruz.

Yine, zenginlikle ilgili makas açılırken özellikle 2004 yılında 4 olan milyarder sayısının 2011 yılı itibarıyla 28’e, hatta 28’in üzerine yükseldiğini hepimiz biliyoruz. Gelir dağılımının adaletinden bahsederken bizim için önemli olan kriter, artan milyarder sayısı değil, artan eşitlik, dikkate alınan gelir dağılımının adaleti taleplerinin önemseneceği uygulamalar olmalıydı.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin iktidar olduğu bu dokuz yıllık pratik içerisinde özellikle yapmış olduğu uygulamaların Anayasa’nın sosyal devlet ilkesiyle de çok fazla bağdaşmadığını buradan belirtmek istiyorum çünkü Anayasa’nın 60’ıncı maddesinde, herkesin sosyal güvenlik haklarına sahip olduğu ve bu güvenliğin sağlanması yolunda gerekli tedbirleri alma, gerekli teşkilatları kurma görevinin devlete yüklendiği açık ve net bir şekilde belirtilmiştir. Yine, Anayasa’nın 61’inci maddesinde ise devlet korunmaya muhtaç çocukların da topluma kazandırılması için gerekli tedbirleri almakla yükümlendirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, özellikle bu sosyal güvenlik politikaları ile ilgili, biliyorsunuz “Sosyal güvenlik sistemini yeniden inşa ediyoruz.” söylemiyle işe koyulmuştu AKP, ancak gelinen aşamada sosyal güvenlik açıklarının her geçen gün arttığı, “kara delik” olarak tanımlanan bu açığın 2008 yılında 29 milyar, 2009 yılında 42 milyar 836 milyon, 2010 yılında 44 milyar ve nihayet 2011 yılında da 50 milyarın üstüne çıktığını hep beraber görüyoruz.

Şimdi görüşmelerini yaptığımız bu bütçenin gerek Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmeleri sırasındaki görüşmelerinde gerekse buradaki Genel Kurul görüşmelerinde bu kürsüyü kullanan bakanlarımızın çoğu ya da Hükûmet yetkililerimizin çoğu Türkiye'nin büyüyen ekonomisinin dünyadaki sıralamasından övgü dolu sözlerle bahsettiler. Özellikle 16’ncı en büyük ekonomi olmakla beraber, getirdikleri tablonun gerçek hayattaki yansımasının bu şekilde olmadığını da muhalefet olarak biz dile getirmeye çalıştık. Bakınız, burada, Birleşmiş Milletler İnsani Gelişmişlik Raporu’na göre satın alma gücünde kişi başına düşen millî gelir açısından Türkiye dünyada 67’nci sıradadır. Yine aynı Birleşmiş Milletler İnsani Gelişmişlik Endeksi’ne göre de Türkiye dünyada 92’nci sıradadır.

Burada istihdam ve işsizlikle ilgili yine övgü dolu birtakım konuşmalar yapılmıştı. Bakın, sadece TÜİK rakamlarıyla konuşalım ki bu TÜİK’in vermiş olduğu verilere muhalefet sıralarının tamamı, bu sıralarda oturan milletvekillerinin tamamı güvenmiyor; AKP içerisinde de, TÜİK’in vermiş olduğu bu sayıların ne kadar yanlı olduğunu, aslında Hükûmet politikalarını aklamaya yönelik birtakım sayısal oyunlar olduğunu da eminim ki sizlerden birçoğu düşünüyor.

Bu TÜİK rakamlarını baz alacak olursak bile, Türkiye’de 2011 yılında işsizlik oranının 11,9 olarak verildiğini görüyoruz, OECD ülkelerinde bu oran 8,3’tür. OECD ülkeleri arasında Türkiye işsizlik oranı en yüksek olan ülkelerden biridir. Uluslararası Çalışma Örgütüne göre işsizliğin en yoğun olduğu 5 ülke arasındadır Türkiye. Yine istihdamla ilgili, 2009 yılında Türkiye’deki istihdam oranı yüzde 44,3 olarak verilmiştir. OECD ortalamasına baktığımızda, bu oranın yüzde 66,1 olduğunu görüyoruz. Burada açıktır ki uygulanan politikalarla gün geçtikçe artan bir işsizler ordusuyla karşı karşıyayız. Burada uygulanan politikaların bu işsizler ordusuna istihdam yaratma arayışından çok, işsizler ordusunu çalışan, istihdam edilen kesimlere karşı, işçilere karşı bir tehdit aracı olarak kullanma gibi bir yöntemle karşılaşıyoruz. AKP döneminde emekçilerin üretimden aldıkları payın yüzde 50 oranında azaldığını görmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, gelir dağılımındaki adaletsizlikten bahsetmiştim, bunun iyi anlaşılması için sadece şu örnekleri vermemiz yeterli: Türkiye’de nüfusun yüzde 20’si toplam gelirin yüzde 47,6’sını, yani yüzde 50’sini elinde bulunduruyor, en yoksul olan yüzde 20 kesim ise toplam gelirin yüzde 5,6’sına hitap ediyor. Yani bir tarafta, yüzde 20’lik bir kesimin yüzde 50’lik bir gelire hitabı, diğer tarafta da en yoksul kesimin yüzde 5,6’ya hitabı gelir dağılımındaki adaletsizliği en iyi şekilde gösteriyor. Bakın, OECD ülkeleri arasında gelir dağılımı adaleti açısından sondan 3’üncü sırada bulunmaktayız.

Ülkede yaşanan yoksulluğun resmini göstermek açısından birtakım istatistiki verileri sizlerle paylaşmak istiyorum: 2002 yılında 200 gram ekmek 25 kuruş iken bugün aynı gramajdaki ekmek 60 kuruşa alınıyor, 12,5 litrelik bir mutfak tüpü 14 lira iken bugün 55 liraya çıkmış durumda, yani artış oranı yüzde 300’lerin üzerinde. Yine dünyanın en pahalı benzininin, dünyanın en pahalı etinin tüketildiği ülke konumundayız. Şimdi bu verileri tamamen alt alta saatlerce burada sıralayabiliriz ancak burada sorunun temeline, asıl sorunun kaynağına inmek gerektiğini düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, özellikle ülkenin son otuz yıl içerisinde Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklı içerisinde bulunduğu savaş ortamının ve ülke kaynaklarının bu savaş ortamına harcanmasının getirdiği birtakım tablolarla karşı karşıyayız. Aslında ekonomiyi zora sokan, dış açık, cari açık miktarını her gün artıran, sosyal güvenlikteki kara deliği her gün artıran olgu bu savaşın, bahsetmiş olduğumuz savaşın kaynakları tüketen olgusudur.

Değerli milletvekilleri, bakınız, bir F-16 savaş uçağının sadece bir saatlik havada kalma maliyeti 255 bin dolardır. Bir F-4 uçağının bir saatlik havada kalma maliyeti 30 bin dolardır. Sadece bu yıl Türkiye ile ABD arasında yapılan 109 helikopter ihalesinin miktarı 3,5 milyar dolardır. İyi anlaşılması açısından şöyle söyleyebiliriz: Bu helikopter ihalesine harcanan 3,5 milyar ile her kente 400 yataklı bir hastane yapılabilirdi, bine yakın ilköğretim okulu her kente inşa edilebilirdi. Bakınız, bugün basına da yansıdı, 2003 Bingöl depreminden sonra Bingöl’de Yüzüncü Yıl İlköğretim Okulu, ödenek olmadığı için, ödenek çıkarılmadığı için her gün yüzlerce öğrencinin can güvenliğini tehdit edecek şekilde eğitim faaliyetlerine devam ediyor. Biz, bu şekildeki bir okula, hasarlı bir okula kendi öğrencilerimizi gönderirken, can güvenliklerini bu şekilde riske atarken, aynı zamanda helikopter ihalelerine bu şekilde devasa miktarlar aktarıyoruz.

Bakın, bu ihale miktarındaki 3,5 milyar doları bir doğal afet yaşanan Van’a gönderilen yardımlarla bir mukayese etmenizi istiyoruz. Bugüne kadar devletin “Van’a aktardım.” dediği miktar 17 milyon dolardı ve bu 17 milyon doların içerisinde de çoğunluğunu Emniyete ve Millî Eğitime harcayacak şekilde, aktaracak şekilde bir planlamayı esas almışlardı. 3,5 milyar doları helikopter ihalesine veren bir anlayış, bir doğal afet sonucu altyapısı tamamen çökmüş bir kentin belediyesine bugüne kadar tek bir kuruş aktarmamıştır. Hatta, belediyenin “Artık gücümüzün son noktasına geldik, gelirlerimizde tamamen bir tükenme noktası olduğu için hizmet veremez noktaya geldik.” gibi çağrılarını da hiçbir şekilde dikkate almamaktadır. Biz, bu nedenle sorunun asıl kaynağının ortaya konulması gerektiğini önemsiyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de kayıt dışı ekonominin hızla büyüdüğü ve sendikalaşma oranının da hızla dibe doğru çöktüğü, dibe doğru gittiği bir süreci yaşıyoruz. Bakın, kayıt dışı ekonomide yüzde 45’lik oranla OECD ülkeleri arasında 1’inci sıradayız. Sendikalaşma oranında ise 5,9’luk bir oranla OECD ülkeleri arasında son sıradayız. Özellikle son dönemde sendika yöneticilerine, sendika aktivistlerine ve üyelerine karşı yapılan tutuklama operasyonlarını hepimiz biliyoruz. Bakınız, bugün Türkiye'nin en büyük konfederasyonu olan KESK’in Genel Başkanı dâhil olmak üzere, pek çok sendikacı, hakkında yüz elli yıldan fazla cezalar istenen birtakım mahkeme süreçleriyle karşı karşıyalar.

Özellikle TÜİK’in vermiş olduğu bazı rakamları yine burada paylaşalım. Türkiye’de her 5 kişiden 1’inin yoksul olduğu TÜİK tarafından belirtiliyor. Aslında biz bu oranın çok daha yüksek olduğunu çok daha iyi biliyoruz. Ancak bu 5 kişiden 1’inin yoksul olması bile Orta Doğu ve Afrika’daki pek çok ülkenin yoksulluk sınırlarının üstündedir.

Özellikle yoksullukla mücadeledeki genel sosyal politikalara baktığımızda, AKP Hükûmeti döneminde bu yoksulluğu bitiren, yoksullukla mücadele eden sosyal politikalardan çok, yoksulluğun âdeta devam etmesini sağlayan, bir şekilde halk yığınlarını kendisine muhtaç hâle getiren sosyal yardımlaşma politikalarının önemsendiğini biliyoruz. Seçim dönemlerinde, makarna yardımı olarak halkımızın söylediği bu sosyal yardımlaşma politikalarının halkımızın yoksulluğunu gidermediği, tam tersine bu yoksulluğu sistemle ve Hükûmetle bağımlı hâle getirdiği gibi bir gerçeklik var önümüzde.

Bakın, AKP’nin uyguladığı bu politikalarla yoksulluk oranı yüzde 26’dan yüzde 23,6’ya düşmüş, yüzde 2,4’lük bir fark var. Aynı süreç içerisinde Avrupa Birliğinde yoksullukla yapılan mücadelede oranlar yüzde 43’ten yüzde 16’ya düşmüş. Çünkü bahsettiğim gibi, temel mantalite açısından çok önemli farklılıklar bulunmakta.

Özellikle çalışma hayatına yönelik, AKP Hükûmetinin her geçen gün reform olarak sunduğu, çalışan kesimlerin, işçilerin, emekçilerin yüreğini ağzına getiren uygulamalara sıkça tanıklık ettik. En son, kıdem tazminatının ortadan kaldırılmasına yönelik istemleri yine hepimiz biliyoruz. Buradan Sayın Bakanımıza da çağrıda bulunuyoruz: Bu kıdem tazminatı işçilerin, emekçilerin mücadeleleriyle bir hak olarak kazandıkları bir fondur. Dolayısıyla, bununla ilgili süreçlerin tekrar gözden geçirilmesi gerekir. Sivil toplumun, siyasi partilerin, toplumsal muhalefetin söylemlerine veya emekçi yığınların söylemlerine artık Hükûmetin bir şekilde duyarlı olması ve bu söylenenleri kendi politikalarına yansıtması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu amaçla, özellikle bugünkü Anayurt gazetesinde çıkan bir haberi de yine Sayın Bakanımızla paylaşmak istiyorum: “Şanlıurfa’da çiftçilik yapan ve geçimini zor sağlayan binlerce kişi, Bakan Faruk Çelik’ten, emekli yaşını doldurduğu hâlde, prim yetersizliğinden dolayı emekli olmayı bekliyor. Şanlıurfalı seçmenler, kendi Bakanlarından, SGK ve BAĞ-KUR’lulardan emekli yaşını dolduranlara, beş yıl geriye dönük hizmet borçlanması yaptırmasını bekliyor.”

Aslında, binlerce kişi -sadece Şanlıurfa’da değil- Türkiye’de, emekli yaşını doldurduğu hâlde, geriye dönük hizmet borçlanması yapmak istiyor. Şimdi, binlerce çiftçiyi, binlerce emekliliği gelmiş insanımızı rahatlatacak böylesi süreçlerin, böylesi muhalif seslerin bir şekilde Hükûmet tarafından önemsenmesi ve hayata geçirilmesi gerektiği noktasında bir duyarlılık beklediğimizi belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, özellikle AKP’nin bu çalışma hayatında uygulamış oldukları politikalarda, genel olarak, işsizliğin yüksek oranlarda seyrettiği, emeğin verimliliğinin düşük olduğu, taşeronlaşmanın her geçen gün arttığı, iş güvencesinin her geçen gün uygulanan politikalarla bilinmez noktalara doğru gittiği politikaları hep beraber gördük. AKP tarafından yürürlüğe sokulmak istenen ulusal istihdam stratejisini biliyoruz. Özellikle bu ulusal istihdam stratejisinin en önemli ayaklarından birisini “bölgesel asgari ücret” uygulaması oluşturuyor. Bakın, burada, bu bölgesel asgari ücret uygulamasında hedeflenen temel şey: Özellikle sosyoekonomik seviyesi düşük olan Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki asgari ücretin düşük tutulmasına yönelik bir uygulama söz konusu. Biz biliyoruz ki Kürt halkı üzerinde şekillendirilmeye çalışılan bu uygulama, doğrudan, Kürt halkının iş gücü anlamında sömürüsünü hedefleyen bir uygulamadır. Günümüzde, tüm ağır emek işlerinde, özellikle Doğu  ve Doğu Güneydoğu Bölgesi’nde yoğun olarak yaşayan Kürtlerin bir şekilde kullanıldığını biliyoruz. Mevsimlik işçilerin dramını -her mevsim- biliyoruz. Göç yollarına düşen, kendi hayatını idame ettirmek için düşük ücretlerle, güvencesiz bir şekilde çalışan mevsimlik işçilerinin, gittikleri yerde, kimliklerinden dolayı, bazen o kentlere sokulmadıkları, bazen kente sokulduklarında linç kültürlerine, linç saldırılarına tabi tutuldukları süreçleri hepimiz biliyoruz.

Yine, en ağır sektör olan inşaat sektöründe çalışanların çoğunluğuna bakın aynı bölgedeki insanları görürsünüz. Katı atık toplama  bölümünde, hizmetinde çalışanlara bakın, yine daha çok Kürtler karşınıza çıkar. İşte şimdi devreye sokulmak istenen bu bölgesel asgari ücret uygulaması da, Kürtlerin zaten çalışmış oldukları bu ağır iş kollarının dışında bir de asgari ücretin bölgesel farklı ücretlendirilmesiyle, daha fazla emek sömürüsüne tabi tutulmasını da beraberinde getirecektir.

Biz, siyasi alanda yürütülen siyasi soykırım operasyonlarından  bahsediyoruz. Bakın, bu ulusal istihdam stratejisi bu yönüyle bölgesel asgari ücreti eğer önümüze getirirse, bunun adını da Kürt halkına yönelik yapılan bir emek soykırımı olarak ilan edeceğimizi ve bu yönlü halkımıza deklere edeceğimizi belirtmek istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmetinin son dönemde uygulamaya çalıştığı kanunlardan birisinin de terörün finansmanının engellenmesi hakkındaki kanun tasarısı olduğunu yine hepimiz biliyoruz. Bu kanun tasarısının özellikle bir varlık vergisi faciası şeklinde yürürlüğe sokulmak istendiği ve önümüzdeki aylarda önümüze getirileceği bir gerçeklik olarak önümüzde duruyor.

Bakın, burada hedeflenen, Kürt emek sınıfının bu bahsetmiş olduğumuz uygulamalarla gelmiş olduğu mağduriyeti aynı şekilde Kürt  sermaye sınıfına da uygulamaktır. 90’lı yıllarda Kürt iş adamlarının, sermaye sahiplerinin ölüm listelerinde, Marmara  Bölgesi’ndeki bermuda şeytan üçgenlerinde hangi kanlı infaz süreçlerinden geçtiğini hepimiz biliyoruz.

Şimdi yapılmak istenen şey, bu kanlı infaz süreçlerinin bir şekilde ekonomik soykırımı önceleyen bir forma kavuşturulmasıdır. Dolayısıyla burada oynanan oyunun son derece tehlikeli olduğunu belirtmek istiyoruz. Bir taraftan Kürtlerin emekçi kesimine yönelik yapmış olduğunuz uygulamalarla mağduriyet getireceksiniz, bir taraftan da bu sermayenin her geçen gün yıkımına neden olacak birtakım tasarıları kanun olarak önümüze getireceksiniz.

Değerli milletvekilleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bütçesi geçen yıl 35 milyar TL iken bu yıl yüzde 12 gerileyerek 31 milyar 552 milyon TL olarak şekillenmiştir. Burada ön plana çıkması gereken anlayış şudur: Yapılmak istenen neoliberal iktisat anlayışının devleti piyasadan işverenler lehine çekmesinin bütçeye yansımasıdır. Bunu niçin söylüyoruz? Çünkü işçi sağlığı ve özellikle iş kazalarının en yoğun olarak yaşandığı hükûmet dönemiyle karşı karşıyayız.

Bakınız, 2000 ile 2009 yılları arasında işçi ölümleri yüzde 60 oranında artmıştır. 2011 yılının ilk dokuz ayında 419 işçi iş kazası sonrası yaşamını yitirmiştir. Sadece 2011’in ekim ayında iş kazası sonrası 52 işçi yaşamını yitirmiş, 142 işçi ağır yaralanmıştır. Silikozis hastalarının, kot taşlama işinde çalışan işçilerin dramını hepimiz biliyoruz. Bugüne kadar ölen silikozis hastalarının sayısı 67’yi buldu. Bu şekilde iş kazalarının ve işçi kayıplarının olduğu bir yerde Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesinin yüzde 12 oranında düşürülmesini biz kabul edilemez olduğunu düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; bu nedenle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bu bütçesine ret oyu vereceğimizi belirtir, hepinize saygılarımı sunarım. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Baluken.

Şimdi, lehte söz isteyen Yaşar Karayel, Kayseri Milletvekili.

Buyurun Sayın Karayel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YAŞAR KARAYEL (Kayseri) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; onuncu turda görüşülen kurumlarımızın 2012 yılı bütçesi üzerinde şahsım adıma lehte söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlarım.

AK PARTİ Hükûmetleri olarak son dokuz yılda ülkemizde çok büyük yatırımlar yaptık. Türkiye’de büyük reformlara imza attık. AK PARTİ İktidarı dönemlerinde hava yolu halkın yolu hâline geldi. Türk denizciliği dünya denizcilik tarihinde ilk defa ilk onun içerisine girdi. “Yol medeniyettir.” dedik, AK PARTİ döneminde vatan topraklarını nitelikli yollarla birbirlerine bağladık. Türkiye’deki bütün yol, köprü ve sanat yapılarımızı Türk mimar, mühendis ve müteahhitlerimiz yapmaktadır. Onun içindir ki Türk müteahhitlik hizmetleri dünyadaki müteahhit hizmetlerinin ilk üçü içerisine girmiştir.

Kara yollarımıza baktığımızda 65 bin kilometre yol ağımız bulunmaktadır. Bunların 2.236 kilometresi otoyol niteliğindedir, bunun 522 kilometresini de AK PARTİ İktidarı yapmıştır. Otoyol projelerimizin en önemlisi 421 kilometre uzunluğundaki Körfez geçişi ve Gebze-İzmir Otoyol Projesi’dir. Bu projenin beş yılda tamamlanması hedeflenmektedir. Bir başka önemli otoyol projesi ise İstanbul’a yapılacak üçüncü köprünün de içinde yer aldığı Kuzey Marmara Otoyol Projesi’dir. Çanakkale boğaz köprüsünün de içinde olacağı Kınalı-Tekirdağ-Çanakkale-Balıkesir otoyol projesi, Niğde-Ankara-Samsun, Ankara-İzmir otoyol projeleri 2023’e kadar tamamlanacak büyük projelerin hedefleri içerisindedir.

Kara yollarında bunlar yapılırken demir yollarında da büyük yatırımlar yapıldı. Bugüne kadar 115 kilometre yeni demir yolu, 5.500 kilometre de yenileme çalışmaları yapılmıştır. Ankara-İstanbul, Ankara-Eskişehir-Konya, Ankara-Sivas, Halkalı-Kapıkule hatları olmak üzere 2.300 kilometrede toplam hızlı tren projesi devam etmektedir. Bu projelere 10 milyar doların üzerinde harcama yapılacaktır. Bu yolların 21.227 kilometresi bölünmüş yol olup bunların 6.100 kilometresi geçmiş iktidarlar döneminde yapılırken, 15.120 kilometresi de AK PARTİ İktidarı tarafından tamamlanmıştır. 2003 öncesi altı ilimiz  bölünmüş yollarla birbirlerine bağlanırken, şu anda 74 ilimiz nitelikli yollarla birbirlerine bağlanır durumdadır. Bu yollarda kara yolu taşımacılığımızın yüzde 92’si yapılmaktadır. 182 milyon ton olan yük taşımacılığının kilometre olarak taşınmasında 430 bin civarında K belgeli taşımacılık firmaları yapmaktadır. Bu yollarımız yapılırken dağlar tepelerden aşılmıyor, dağlarımız tünellerle ovalara kavuşturuluyor.

Bir Bolu Dağı Tüneli on yedi senede delinirken -bunun uzunluğu 3.039 metredir- 2003 ve 2011 yılları arasında yapılan tünellerin uzunluğu 93 kilometrenin üzerine çıkmıştır. Son dokuz yılda 76 kilometre uzunluğunda 1.180 adet köprü ve viyadük yapılarak milletimizin hizmetine sunulmuştur.

Deprem kuşağında bulunan ülkemizin, başta İstanbul Boğaz Köprüsü olmak üzere 125 adet önemli sanat yapısı ve viyadüklerin sismik takviyeleri yapılmış, 159’u da yapılmaya devam edilmektedir.

Karayollarımız 701 kaza kara noktasında iyileştirmeler yapmış ve bu noktalarda kazaların önlenmesinin önüne geçilmiştir.

Bugüne kadar doğu-batı, teteks yönlerinde yapılan bölünmüş yollara, kuzey-güney yönünde bölünmüş yollara öncelik verilmiş, 8.250 kilometresi tamamlanmış, Akdeniz ve Karadeniz arasındaki mesafeler daha da kısaltılmıştır.

Hedefimiz, Türkiye’nin 100’üncü kuruluş yıl dönümünde ülkemizi 70 bin kilometre nitelikli bölünmüş yola kavuşturmaktır.

Yeni yapılan yollarla birlikte eski yollarımızın da BSK çalışmaları hızla devam etmektedir. Gerçekten, Ankara istikametinde Ankara-Samsun, Ankara-Kırıkkale-Kayseri istikametinde, Ağrı’ya kadar olan bölgelerimizdeki BSK çalışmaları hızlı şekilde sürmektedir. 2023 yılına kadar BSK çalışmaları devam edecek ve mevcut yollarımızla birlikte yeni yapılacak yollarımızda BSK çalışmaları sürecektir.

Özellikle kendi seçim bölgemizdeki Kayseri-Malatya, Kayseri-Sivas, Kayseri-Ankara ve Kayseri-Niğde istikametindeki bölünmüş yollarımızın tamamı şu anda BSK çalışmaları olarak ihale edilmiştir.

Hayallerin gerçeğe dönüşmesinde katkı sağlayan, başta Başbakanımız olmak üzere hizmeti geçen tüm bakanlarımıza ve Karayolları genel müdürlerimize ve bölge müdürlerimize, emeği geçen tüm teknik personele şükran ve saygılarımızı sunuyor, bütçemizin hayırlı olması dileğiyle saygılarımızla selamlıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kara yolu işçilerine, teknik personele teşekkür etmedin.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karayel.

Şimdi de söz sırası, Hükûmet adına Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’da.

Buyurun Sayın Bakanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; Bakanlığımızın 2012 yılı bütçe görüşmeleri münasebetiyle söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Gerek Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeler esnasında gerekse Genel Kurulda söz alan, bütçemizle ilgili katkı sağlayan, olumlu olumsuz eleştirilerde bulunan tüm milletvekillerimize bu vesileyle teşekkür ediyorum.

Ulaştırma Bakanlığı kurulduğu günden bugüne Türkiye'nin her tarafına ulaşmak için yatırım yapan, gayret gösteren, başta daha önce görev yapmış tüm bakan arkadaşlar olmak üzere, ulaştırma camiasında emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür ediyorum, hayatta olmayanlara da Allah’tan rahmet diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ulaşım ve erişim her şeyin başıdır. Öyle ki ulaşım ve iletişim altyapısı ve hizmetleri, yani bölünmüş yollar, viyadükler, köprüler, tüneller, demir yolları, havaalanları, limanlar, tersaneler, telli-telsiz iletişim altyapıları ve araçları ülkelerin kalkınması ve milletlerin refahı için olmazsa olmazdır, hayati öneme sahiptir. Bu, insanlık tarihi kadar eskidir, dün de böyleydi, bugün de aynı, gelecekte de böyle olacak. Medeniyetler hep yollar üzerinde kurulmuş ve gelişmiştir çünkü ulaşılamayan, erişilemeyen yerde ne kalkınma olur ne refah olur ne de hayat olur. Türkiye'nin son dokuz yılda yaşadığı değişim de bu düşünceyle yapılan yatırımların bir sonucudur.

Sayın Başkan, değerli üyeler; Avrupa’yla Asya arasında bir köprü görevi gören ve çağlar boyunca önemli medeniyetlere ev sahipliği yapan ülkemiz, dünyanın önemli üretim ve tüketim merkezlerinin geçişi üzerindedir. Bu konumuyla Türkiye, Avrupa, Asya, Kafkasya, Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Rusya Federasyonu’nun da içinde yer aldığı 1,5 milyar nüfus, 25 trilyona varan bir gayrisafi hasıla içeren bir bölgeye hitap etmektedir.

Ulaştırma sektöründe son dokuz yıl içerisinde 112 milyar yatırım gerçekleştirdik. Eski parayla 112 katrilyon bu yatırımın yüzde 87’si, yani 98 milyarı bütçe imkânlarıyla, 14 milyarı ise kamu-özel sektör ortaklığıyla gerçekleştirilmiştir.

Ulaştırma yatırımlarının toplam kamu yatırımları içerisindeki payı da 2003 yılında yüzde 17 iken bugün yüzde 46’ya yükselmiştir. Merkezî idarenin yaptığı yatırımların hemen hemen yarısı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından gerçekleştirilmektedir. İşte, bütçede sağlanan bu imkânlar ve alternatif finans yöntemlerinin getirdiği imkânlar dolayısıyla devam eden projelerin tamamlanma yılı ortalama on bir, on iki seneyi bulurken bugün bu süre dört yıla inmiştir. Dolayısıyla, vatandaşlarımızın yol, havaalanı, demir yolu, iletişim otobanları özlemi kısa sürede giderilebilmiştir. Bu ülkemiz adına, milletimiz adına önemli bir kazanımdır. Bilgi artık yegâne güç hâline gelmiştir. Artık, top, tüfek, tank değil, bilgiye sahip olan, bilgiyi üreten ve bilgiyi toplum yararına kullanan ülkeler bir adım öne geçmekte, bundan mahrum olanlar da geri kalmış ülkeler olarak adlandırılmaktadır. “Bilim ve fen neredeyse oradan alacağız.” diyen büyük Atatürk’ün bu düsturu, bu düşüncesi, ülkemizin bilgi toplumu olma hedefleriyle de aynen örtüşmektedir.

İnternet’e erişim kolaylığıyla birlikte, yaşlısı, köylüsü, şehirlisi, herkesin İnternet’i kullanmasını sağladık. E-devlet kapısını hizmete sokmak suretiyle, vatandaşın devletle olan işinde, gücünde devletin kapısında sıkıntı çekmesinin, çile çekmesinin önüne geçtik ve bugün bir tuş mesabesinde birçok kamu hizmeti İnternet  üzerinden, bilgisayar üzerinden yapılabilir hâle geldi. 10 milyon kullanıcıya eriştik. İlginç bir şey vereyim: Altmış beş yaşın üzerinde olan vatandaşlarımızın e-devlet kapısında hizmet alanların sayısı 320 bini geçti. Bu, şunu gösteriyor: Türk toplumu değişime ve gelişime açıktır. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi: “Gelenek, gelişerek, değişerek devam etmektir.” İşte, tam da böyle, bu        e-devlet uygulamaları toplumda bu değişimi sağlamış gözüküyor.

Değerli milletvekilleri, bilgi toplumu hedefimizde yapılan çok önemli işler vardır. Türkiye geniş bant İnternet erişimi, İnternet  otobanlarıyla İktidarımız döneminde tanışmıştır. Sıfır kullanıcıdan bugün 13 milyon aboneye eve ve 45 milyon kullanıcıya ulaşmış durumdayız. Avrupa Birliğinin 10 üyesi arasında yer alır duruma geldik. Bir anlamda iletişimde Afrika seviyesinden Avrupa seviyesine Türkiye yükselmiştir.

Yıllık ses trafiğinde Türkiye, Avrupa’nın 1 numarasıdır; yıllık 163 milyar dakika, aylık 261 dakikayla 1’inci. 2’nci sırada İngiltere ve Fransa gelmektedir. Mesajda da aynıdır. Bilindiği gibi sosyal paylaşım sitelerinde Türkiye ilk 4 sırayı işgal etmektedir. İnternet’i en yoğun kullanan ülkeler arasında ve İnternet  kullanım oranı en hızlı artan ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Kamu İnternet erişim merkezlerinin kurulması, sosyal sorumluluk projelerinin yerine getirilmesi de bu anlamda yaptığımız önemli hizmetlerden bazılarıdır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; takdir edersiniz ki, ulaştırma, denizcilik, haberleşme gibi günlük hayatımızın ve ömrümüzün büyük bir kısmında iç içe olduğumuz bu Bakanlığın faaliyet alanlarını yirmi dakikaya sığdırmak pek mümkün değildir.

Burada, konuşmacılar, aslında yapılanları ve daha güzel yapılması icap edenleri, hatta eksik olanları, kendilerine göre yanlış olanları da gayet bir açık yüreklilikle ifade ettiler. Bu sorulara imkân bulduğum nispette cevap vereceğim soru-cevap faslında ve zamanı etkin kullanmak adına kısa kısa sektörlere değinmek istiyorum.

Bilişim sektöründen sonra PTT’ye de birkaç cümle bir şey söylemenin önemli olduğunu düşünüyorum. PTT, bilgi iletişim teknolojilerinin gelişimiyle birlikte, maalesef kan kaybeden bir kurumken, bugün tekrar kâr eden ve hizmet üreten, insanımızın hayatını kolaylaştıran bir kurum hâline gelmiştir.

Bunu nereden anlıyoruz? Bir yılda, 2003 yılında aylık işlem sayısı PTT şubelerinde 2,2 milyon, bugün 24 milyona çıkmışız, 10 kattan fazla artış demek. Yani daha çok vatandaşımız PTT’ye gidiyor, PTT’den hizmet alıyor. 1.425 yerde sadece PTT hizmet veriyor, hiçbir banka yok, hiçbir finansal hizmet yapan birim yok. PTT kargo, PTT lojistik, PTT iş yerlerinin yenilenmesi, PTT matik ve birçok hizmetten vatandaşlarımız yararlanmaya devam ediyor.

Birkaç cümle havacılıktan bahsetmek isterim. Doğrusu havacılık sektörü Türkiye'de dünyaya parmak ısırtan şekilde gelişmiş bir sektördür.

Bunu nereden anlıyoruz? Dünyadaki krizlerden anlıyoruz, dünyadaki ortalama havacılığın gelişmesinden anlıyoruz. Yüzde 3 ila 5 arasında dünya havacılığı büyürken, bu yıl bile Türk havacılığı dış hatlarda yüzde 9, iç hatlarda yüzde 15 büyümeye devam etti, ortalama toplam büyüme rakamını şöyle verirsem, herhâlde daha iyi fikir edinilecektir: 2003 yılı başında 8,5 milyon insanımız uçakla seyahat ederken bugün, şu tarih itibarıyla 57 milyona çıktı sadece iç hatlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İç ve dış hatlarda 34 milyon insanımız uçakla seyahat ederken, bu rakam bu sene sonu itibarıyla 110 milyonu aşıyor. Şimdi “Hava yolu halkın yolu oldu.” demek kuru bir söylemin değil, yaşanan bir gerçeğin ta kendisidir. 15 milyon vatandaşımız uçakla tanıştı. Eskiden uçakla seyahat eden herkes birbirini tanırdı, selamlaşırdı. Şimdi uçağa binmek Vezneciler-Beşyüzevler minibüsüne binmekten daha kolay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, zaman sıkıntısı var, demir yolundan da birkaç cümle söylemem lazım.

Demir yolları Türkiye Cumhuriyeti’nin istiklali kadar önemlidir. O yüzden, Büyük Atatürk diyor ki: “Demir yolları refah ve ümran tevlit eder.” Demir yollarıyla…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Bursa’ya hızlı tren projesi ne oldu Sayın Bakan? Niye yapmadınız?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Bursa’ya hızlı tren ihalesi yapıldı. Bursa -Yenişehir etabı ihalesi yapıldı, yer teslimi de yapıldı. Yenişehir-Bilecik arasının da ihalesi yapılıyor.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – 2010’da temel atacaktınız, 2010’da.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Evet, kırk yıldır, elli yıldır yüksek hızlı tren özlemini dindiren; 12 hükûmet, 21 bakan eskiten ama bir türlü gerçekleşmeyen yüksek hızlı treni de yapan bu iktidardır. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Bursa kaç senede bitecek?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) -  Ankara-Eskişehir, Ankara-Konya, 2013 sonunda Marmaray, Ankara-İstanbul, 2016’da Ankara-Sivas, 2017’de Ankara-İzmir yüksek hızlı treniyle de ülkemizi buluşturacağız, milletimizi buluşturacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Bursa ne zaman bitecek?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Evet, şimdi, demir yolları unutulmuştu. 1950’den bu tarafa demir yolları bu ülkenin gündeminden çıkmıştı. 2003’te hem bölünmüş yollarla kara yolu altyapımızı güçlendirdik ve ülkeyi doğudan batıya bölünmüş yollarla donattık; yolları böldük, hayatları birleştirdik hem de demir yollarını tekrar ülkenin gündemine getirdik ve demir yollarının gelişmesi için bir yandan yüksek hızlı tren projelerine hız verirken 6.500 kilometre de mevcut demir yolu hattını yeniledik. Bununla da kalmadık; demir yollarında yerli demir yolu sanayisi de kurduk. Hızlı tren fabrikası kuruldu. Ray üreten fabrika kuruldu. Makas üreten fabrika kuruldu. Travers üreten fabrika kuruldu ve artık, yabancılara muhtaç değiliz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Rayımızı da kendimiz yapıyoruz, trenimizi de kendimiz yapıyoruz; ülkemize istihdam sağlıyoruz, teknolojiyi kazandırıyoruz. Söylenecek çok şey var ama maalesef zaman bize müsaade etmiyor.

Diğer bir alan da denizcilik. Denizcilikte söylenecek çok şey var. 2,5 milyar bugüne kadar denizciliğimize nakit destek verdik; 2,5 katrilyon. ÖTV’yi kaldırdık ve bunun sonucu kabotaj hattımızda yükte yüzde 92, yolcuda yüzde 59 artış meydana geldi. Bir şey söyleyeyim: Türkiye bugün, dünya ticaret filosunu oluşturan, yüzde 89’unu oluşturan otuz ülke arasında Türkiye 15’inci sırada. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İşte, Türkiye’de denizcilik buraya geldi.

Gemi inşaatında 23’üncü sıradan 6’ncı sıraya yükseldik. Yat inşaatında Türkiye marka oldu, mega yatlarda dünya 3’üncüsü, normal yatlarda dünya 5’incisi hâline geldik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Denizciliği, genel müdürlük değil, denizciliği bakanlığa terfi ettirdik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Artık, Türkiye'nin Denizcilik Bakanlığı var ve bundan sonra denizlik daha farklı olarak ele alınacak ve Türkiye, 8.450 kilometrelik sahil şeridiyle, denizci ülke, denizci millet olmanın gereğini de yapacaktır.

Değerli milletvekilleri, tabii -zaman dolmak üzere- hemen kara yollarına birkaç şey söylemek istiyorum. Kara yollarını anlatmama lüzum yok. Cümle âlem kara yollarıyla ilgili yapılanları biliyor, görüyor. Sağ olsun muhalefet milletvekillerimiz de bunu takdir ediyor, söyledikleri şeylerde bizi de uyarıcı bilgiler var. Bunu da biz dikkatlice not ediyoruz. Mesela, bir hatibimizin söylediği, “Yollarda kamulaştırma yüzünden virajlar, laseler fazla yapılıyor.” Bu eskidendi. Şimdi, arkadaşlara dedik ki: Bırakın bunu kardeşim. Bedeli ne olursa olsun, viyadükse viyadük, tünelse tünel, hiç sakınmayacağız; yol bir sefer yapılır, olabildiğince dümdüz yapacağız, dağları deleceğiz, ovaları viyadükle geçeceğiz, yolları böleceğiz, milleti birleştireceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  Bu anlayışla yol yapmaya devam ediyoruz.

Evet, konuşmanın sonuna geldim. Çok şey söyleyeceğim. Bölünmüş yollarda güvenle seyahat eden, hava yoluyla dünyanın her tarafına giden, yüksek hızlı tren hızını ve konforunu yaşayan, İnternet’te hızlı erişimin keyfini süren vatandaşlarımız, istiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un “Hayal ile yoktur alışverişim, inanın ki her ne demişsem görüp de söylemişim.“ dediği gibi hayalleri değil, gördüklerini ve yaşadıklarını vatandaşlarımız her yerde anlatıyorlar. Ne dedik? Hayaldi gerçek oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Bu vesileyle hedeflerimize ulaşmak için canla başla çalışan ve 2003 yılından bu tarafa özveriyle çalışan 100 bin kişilik ulaştırma ailesine ve sizlere katkılarınızdan dolayı teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, şimdi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına söz vereceğim, ancak Sayın Bakana söz vermeden önce okutacağımız bir Başbakanlık tezkeresi vardır. Bu tezkere, ülkemizin de üyesi bulunduğu Uluslararası Çalışma Teşkilatı (ILO) Anayasası’nın 19’uncu maddesi gereğince hükûmetlerin uluslararası çalışma konferanslarında kabul edilen sözleşme ve tavsiye kararları hakkında yasama organına bilgi sunmasına dairdir. ILO Anayasası’nın gereği olan Başbakanlık tezkeresini okuttuktan sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına öncelikle bu konuda söz vereceğim.

Başbakanlık tezkeresini okutuyorum:

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

1.- 2011 yılı Haziran ayında yapılan 100’üncü Uluslararası Çalışma Konferansında kabul edilen 16/6/2011 tarihli ve 189 sayılı Ev Hizmetlerinde Çalışanlar Sözleşmesi ile bu sözleşmeyi tamamlayıcı nitelikteki 201 sayılı Tavsiye Kararı hakkında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından bütçe müzakereleri sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi sunulmasına ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/654)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

12/12/2011

2011 yılı Haziran ayında yapılan 100. Uluslararası Çalışma Konferansı'nda kabul edilen, 16/6/2011 tarihli ve 189 sayılı "Ev Hizmetlerinde Çalışanlar Sözleşmesi" ile bu sözleşmeyi tamamlayıcı nitelikteki 201 sayılı Tavsiye Kararı hakkında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından bütçe müzakereleri sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bilgi sunulmasına ilişkin ilgi yazı ve ekinin suretleri ilişikte gönderilmiştir.

Gereğini arz ederim.

                                                        Recep Tayyip Erdoğan

                                                                Başbakan

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Uluslararası Çalışma Örgütünün 100’üncü Konferansı’nda ülkemizin de desteğiyle kabul edilen ev hizmetlerinde çalışanlarla ilgili 189 sayılı Sözleşme ve 201 sayılı Tavsiye Kararı hakkında yüce Meclise bilgi sunuyorum.

Bilindiği üzere, ev hizmetleri, özellikle istihdam ve diğer insan hakları ihlallerine bağlı ayrımcılığa en fazla maruz kalan ve çoğunluğu göçmen veya dezavantajlı gruplara mensup kadın ve genç kızlar tarafından gerçekleştirilmektedir. Ev hizmetleri sektörü, ailevi sorumlulukları olan çalışanlara ücretli iş imkânlarının artırılması, yaşlanan nüfusa, çocuklara ve engelli kişilere yönelik bakım hizmetlerinin kapsamının genişletilmesi, ülke içerisinde ve ülkeler arasında önemli gelir transferleri sağlanması konuları da dâhil olmak üzere ekonomiye önemli katkıda bulunmaktadır.

Kayıtlı istihdam olanaklarının öteden beri az olduğu gelişmekte olan ülkelerde ev hizmetlerinde çalışanlar, bu ülkelerin aktif nüfusunun önemli bir oranını oluşturmalarına rağmen, fazlasıyla göz ardı edilmiş durumdadır. Bu sebeple, Uluslararası Çalışma Örgütü, ev hizmetlerinin giderek önem kazanmasına rağmen, hâlâ görünmezliğini sürdürmesi ve hak ettiği değeri görmemesinden hareketle, ev hizmetlerinde çalışanlar için adil istihdam koşulları ile saygın çalışma ve yaşama koşullarının sağlanması konularında insan hakları gözetilerek belirlenmiş uluslararası düzeyde belli standartların yürürlüğe konmasının gerekliliğine dikkat çekmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Uluslararası Çalışma Örgütü, yukarıda belirtilen ve ev hizmetlerinde çalışanlar için saygın iş kollarını düzenleyen 189 sayılı Sözleşme ve bu Sözleşme’yi tamamlayıcı nitelikteki 201 sayılı Tavsiye Kararı’nı kabul etmiştir. Bu düzenlemeler, özetle, başta ev hizmetlerinde çalışan göçmenler olmak üzere, ev hizmetlerinde çalışanların tamamının suistimalden, şiddetten ve kötü muameleden korunmasının sağlanmasını amaçlamaktadır.

Aynı şekilde, genellikle işvereniyle aynı yaşam mahallini paylaşmak durumunda olan ev hizmetleri çalışanlarının kimlik ve seyahat belgeleriyle özel hayatlarının gizliliğinin sağlanması da güvence altına alınmaktadır.

Söz konusu sözleşme ve tavsiye kararı, bu sektörde çalışanların çalışma süreleri, asgari ücretleri, ücretlerin korunması ve ayni ödeme gibi konularda standartların belirlenmesi, bu çalışma biçimi için iş sağlığı ve güvenliği ile sosyal güvenlik konularının göz önünde bulundurulması, istihdam kurumları tarafından suistimal edilmelerinin önlenmesi gibi konularda uluslararası standartlar getirmektedir.

Yüce Meclisin bilgilerine arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Şimdi Hükûmet adına konuşmanızı yapmak üzere sürenizi yeniden başlatıyorum, buyurun.

III.-  KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88)  (Devam)

 

A) ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANLIĞI (Devam)

1.- Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

B) ULAŞTIRMA BAKANLIĞI (Devam)

1.- Ulaştırma Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) KARAYOLLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-  Karayolları Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Karayolları Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) BİLGİ TEKNOLOJİLERİ VE İLETİŞİM KURUMU (Devam)

1.- Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

  2.- Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) DENİZCİLİK MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Denizcilik Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) SİVİL HAVACILIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI (Devam)

1.-    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1.-    Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-    Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE VE ORTADOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)

1.-   Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-   Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI (Devam)

1.-  Devlet Personel Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Devlet Personel Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile bağlı ve ilgili kuruluşlarımızın 2012 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmeleri vesilesiyle huzurlarınızdayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum ve şu ana kadar değerlendirme yapan bütün milletvekili arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye son dokuz yılda, her alanda olduğu gibi, çalışma yaşamında da, çalışma ve sosyal güvenlik alanında da pek çok mesafeler katetti ve çok önemli reformlara imza attı.

Hatırlayacağınız gibi, sosyal güvenlik kurumlarını tek çatı altında toplayan sosyal güvenlik reformu, genel sağlık sigortası, İş Kanunu, mesleki eğitim, istihdam yüklerinin azaltılması, 5 puan sigorta priminin indirim teşviki, kadın ve genç istihdamının teşvik edilmesi, kısa çalışma ödeneğinin kapsamının genişletilmesi, 1 Mayısın tatil ilan edilmesi gibi toplumu rahatlatan ve istihdamı artıran pek çok düzenlemeyi, reformu hayata geçirdik.

61’inci Hükûmetin kurulmasının hemen ardından da çalışma hayatımızın çözüm bekleyen diğer sorunlarını zaman kaybetmeden gündemimize aldık. Bu dönem içerisinde yani bu beş aylık dönem içerisinde yaklaşık 230 bin işçimizi kapsayan toplu iş sözleşmesini sosyal ortaklarımızla uzlaşarak imzaladık. Ardından 12 Eylül’ün yine antidemokratik zihniyetini yansıtan 2821 ve 2822 sayılı yasaları “Toplu İş İlişkileri Kanunu” adı altında birleştirerek, yine sosyal ortaklarımızla uzunca tartışmaların neticesinde bu sendikal mevzuatın çalışmalarını tamamlayıp Bakanlar Kuruluna göndermiş bulunuyoruz.

Hatırlayacağınız gibi, 12 Eylül 2010 Anayasa referandumu ile de toplu görüşme yerine, memurlarımızın artık toplu sözleşmeye geçmeleriyle ilgili bir referandum süreci yaşanmış idi ve toplu sözleşmeye geçiş kabul edilmiş idi. Bu çerçevede yaptığımız uyum yasası çalışmalarını tamamladık ve bu taslağı da bir tasarı olarak Bakanlar Kuruluna göndermiş bulunuyoruz. Bu önümüzdeki dönem içerisinde artık toplu görüşme dönemi sona ermiş, toplu sözleşme dönemine geçmiş bulunuyoruz. İnanıyorum ki önümüzdeki çok kısa süre içerisinde bu yasaları Türkiye Büyük Millet Meclisi ele alacak, görüşecek ve memurlarımıza 2012 yılında toplu görüşme çerçevesinde değil, toplu sözleşme çerçevesinde masada belirlenen ücretler maaşlarına zam olarak yansıyacaktır. Bunu burada ifade ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizlerin de yakından takip ettiği gibi son dört beş yıldır dünyada daha önce eşine rastlanmayan bir ekonomik kriz yaşanmaktadır. Tüm dünyada ekonomik büyüme beklentilerinin aşağı doğru revize edildiği ve devletlerin kredibilitesinin sorgulandığı bir dönemden geçiyoruz. Yaşanan ekonomik krizler hiç kuşku yok ki en başta çalışanları etkilemekte, istihdamı azaltmakta, işsizliği de artırmaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütüne göre kriz dönemlerinde yaklaşık 34 milyon kişi işsiz kalmıştır.

Son açıklanan verilere göre, işsizlik, Avrupa Birliği ortalamasında yüzde 9,8; OECD ortalamasında yüzde 8,2; Amerika Birleşik Devletleri’nde yüzde 9, İspanya’da yüzde 22,8; Yunanistan’da 17,6; İtalya’da 8,5; Fransa’da 9,8 olarak gerçekleşmiştir. Bu nedenle, işsizlik konusu, dün olduğu gibi önümüzdeki süreçte de tüm dünya ülkelerinin en önemli sorunlarından biri olmaya devam edecektir.

Bu yılki G-20 çalışma bakanları toplantısında “Ülkelerin yeni iş yatırımları, iş yaratmaları, aktif istihdam politikalarını teşvik etmeleri, istihdamın ekonomik politikaların merkezine yerleştirilmesi.” tavsiyelerinde bulunulmuştu.

Dünyada bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye’nin büyümede yakaladığı ivme, istihdamın artırılması ve işsizlikle mücadelede kendisini göstermeye başlamıştır. Türkiye’nin siyasi alandaki istikrarı ekonomiye de yansımış, ekonomiye de yansımakla kalmamış istihdama da yansımış bulunmaktadır. İstihdam dostu bir büyüme modelini hayata geçirmiş bulunuyoruz.

Son verilere göre, işsizlik oranı Ağustos 2010’da 11,4 iken, Ağustos 2011’de 9,2’ye gerilemiş, işsiz sayımız da 450 bin kişi azalarak 2 milyon 520 bin kişiye inmiştir. İstihdamımız ise son bir yılda 1 milyon 689 bin kişi artarak… Ki bu artış cumhuriyet tarihi boyunca bir yıl içerisinde sağlanan en yüksek artıştır; tekrar ifade ediyorum, cumhuriyet tarihi boyunca sağlanan en yüksek istihdam artışı bu yıl gerçekleştirilmiştir, istihdam edilenlerin sayısı 1 milyon 689 bin kişidir. (AKP sıralarından alkışlar)

Bu rakamlarla, Türkiye, G-20 ülkeleri arasında küresel kriz döneminde istihdamını en çok artıran ülke olma başarısını göstermiştir. İstihdamı artırmak amacıyla, 2011 yılında Ağustos ayı sonu itibarıyla, 7 milyon 893 bin işçiyi kapsayan 4 milyar 50 milyon TL tutarında teşvik uygulanmıştır.

Bundan sonra da istihdam odaklı büyümeye ve iş gücünün niteliğini artıracak politikalara ağırlık vermeye devam edeceğimizi burada ifade etmek istiyorum. Bu doğrultuda, 2023 yılında yüzde 5 işsizlik oranını hedefleyen Ulusal İstihdam Stratejisi’ni de önümüzdeki süreçte kamuoyuyla paylaşacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz üzere, Türkiye’deki işsizliğin büyük bir bölümü, temelde yatan yapısal sorunlardan kaynaklanmaktadır. Bu sorunların temelinde, emek yoğun sektörlerden teknoloji yoğun sektörlere yaşanan kayma vardır yani tarım toplumundan yeni ekonomiye, sanayi ve bilgi toplumuna geçiş söz konusudur. Bir rakam verecek olur isek 1990 yılında toplam istihdam içerisinde tarımda istihdam edilenlerin oranı yüzde 47 iken, bugün bu oran yüzde 25’e, yine 1990 yılında toplam istihdamın yüzde 33’ü hizmetler sektöründe gerçekleşirken bugün bu oran yüzde 49’lara çıkmış bulunmaktadır. Bu dönüşüm, iş gücü piyasalarında arz-talep uyuşmazlığını, iş gücü niteliğinin yetersizliğini ve mesleksizlik sorununu da beraberinde getirmiştir.

Neticede, bir tarafta 2,5 milyon işsizimiz varken, diğer yanda nitelikli iş gücüne ihtiyaç duyan iş dünyasıyla karşı karşıyayız. İşte, bu sorunu çözmek için yoğun çaba sarf ediyoruz. Bu amaçla yıllık 1,4 milyar TL kaynak aktararak özellikle son üç buçuk yılda yaklaşık 500 bin kişiye mesleki eğitim imkânını sağladık.

Meslek standartlarının belirlenmesi hususunda da önemli mesafeler katettik. İki yüz altı ulusal meslek standardı Resmî Gazete’de yayınlanmıştır. Hükûmet olarak bundan sonra da mesleki eğitime gerekli önemi vermeye devam edeceğiz.

Bunun yanında iş bulma imkânlarının az, işsizliğin ise yoğun olduğu bölgelerimizde işsizlerin geçici bir süre istihdama girerek gelir sahibi olmalarını sağlayan toplum yararına çalışma programlarının da kapsamını genişlettik ve uygulamaya koyduk. Şu anda Van’da deprem neticesinde söylüyorum, 6 bin kardeşimize, sekiz aylık, toplum yararına çalışma imkânını sağlamış bulunuyoruz.

Ayrıca, İŞKUR’a kayıtlı her işsizin bir iş ve meslek danışmanı olarak ve mesleği olsun veya olmasın tüm iş arayanlara mesleğe yönlendirme ve iş bulma hizmeti sunacağız. Bu amaçla iki yıl içerisinde toplam 4 bin sözleşmeli iş ve meslek danışmanı istihdam edeceğiz.

İşsizlik sigortası ödemelerinin başladığı 2002 yılı Mart ayından 2011 yılı Kasım ayı sonuna kadar işsizlik ödeneği için başvuran 2 milyon 965 bin kişiden ödenek almaya hak kazanan 2 milyon 388 bin kişiye toplam 4 milyar 470 milyon TL ödenmiştir. İşsizlik Sigortası Fonu’nun toplam varlığı ise 30 Kasım 2011 tarihi itibarıyla 52 milyar 789 milyon TL’dir.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – GAP’a ne kadar ödendi Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çalışma hayatının en önemli gündem maddelerinden biri olan iş sağlığı ve güvenliği konusu tüm ülkelerin karşı karşıya olduğu ortak bir sorundur. İş sağlığı, güvenliği alanında bildiğiniz gibi en büyük organizasyon Dünya İş Sağlığı Kongresidir, bunun 19’uncusunu İstanbul’da gerçekleştirdik. 140 ülkeden 5.400 katılımcıyı Türkiye’de ağırladık ve katılan 34 bakanla birlikte İstanbul Deklarasyonu’nu imzaladık ve hemen bu Kongrenin arkasından Türkiye’nin müstakil bir iş sağlığı, güvenliği yasası olmadığı için müstakil bir iş sağlığı, güvenliği yasasını da hazırladık ve Bakanlar Kuruluna sevk etmiş bulunuyoruz. 187 Sayılı ILO İş Sağlığı ve Güvenliği Teşvik Çerçeve Sözleşmesi ise onaylanmak üzere Genel Kurulumuzdadır, Genel Kurulun gündemindedir. İnanıyorum ki kısa süre içerisinde o da onaylanacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Güvenlik Kurumu, kurumların ve mevzuatın tek çatı altında toplanmasının ardından teşkilatlanmasını önemli oranda tamamlamış ve il kurum binalarımızın yanında Türkiye genelinde 335 sosyal güvenlik merkez müdürlüğümüz hizmete açılmıştır. Böylece vatandaşın hizmetin ayağına değil, hizmetlerin vatandaşın ayağına getirilmesi dönemi AK PARTİ döneminde gerçekleşmiştir.

Yeri gelmişken sosyal güvenlik kapsamındaki aktif ve pasif sigortalılar ile Sosyal Güvenlik Kurumunun gelir ve gider tablosunu da sizlerle paylaşmak istiyorum:

2010 yılı sonu itibarıyla toplam aktif sigortalı sayısı 16 milyon 196 bin kişiyken, 2011 yılı Eylül sonu itibarıyla, yüzde 8 artışla bu sayı 17 milyon 483 bin kişiye ulaşmıştır. 2010 yılı sonu itibarıyla 9 milyon 498 bin olan pasif sigortalı yani emekli kişi sayısı ise yüzde 4,17 artışla, 2011 yılı Ekim sonu itibarıyla yüzde 4,5 artışla 9 milyon 923 bin kişiye ulaşmıştır. Yani aktiflerde yüzde 8 artış olurken pasiflerde yüzde 4’lük bir artış söz konusudur. İşte, bunun neticesinde, aktif-pasif oranına baktığımız zaman bu oran 2010’da 1,84’ten bugün 1,90’a ulaşmış bulunmaktadır.

Sosyal Güvenlik Kurumunun 2011 yılı sonu itibarıyla gelirlerinin 124 milyar 726 milyon TL, giderlerinin 140 milyar 772 milyon TL, açık finansmanının ise 16 milyar 46 milyon TL olacağı tahmin edilmektedir.

Sosyal güvenlik sistemimizin aktüeryal  yapısının düzeltilmesi ve sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemi için kayıt dışı istihdamla mücadelemizi de kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu kapsamda, kayıt dışı istihdamın önlenmesine ilişkin olarak yürüttüğümüz faaliyetler ve denetimler neticesinde 2008 Mayıs-2011 Eylül döneminde toplam 963.928 çalışan ile 58.220 iş yerinin kayıt dışı olduğu tespit edilerek kayıt altına alınmıştır.

Ayrıca, bildiğiniz gibi, Şubat 2011’de Sosyal Güvenlik Kurumunun alacakları yapılandırılmış, bu yapılandırma neticesinde de bu kapsamda 2.387.711 başvuru yapılmış, 39 milyar 745 milyon 713 bin 940 TL tutarında borç yapılandırılmış. Yapılandırılmış olan bu tutara karşılık vade sonunda tahsili öngörülen tutar 33 milyar 435 milyon TL olup, 5 Aralık 2011 tarihi itibarıyla 7 milyar 801 milyon 776 bin lira tahsil edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  sağlık vazgeçilmez ve ertelenmez temel bir haktır. Bu sebeple Hükûmet olarak herkese eşit, adil, yaygın, kolay erişilebilir ve sürdürülebilir bir sağlık hizmeti sunmak için de bizim temel hedeflerimiz olmuştur. 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe giren Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile bu hedefimize önemli oranda ulaşmış ve sağlık alanında yeni bir dönem başlatmış bulunuyoruz.

Genel sağlık sigortası kapsamında 63 milyon kişi var iken, 1/1/2012 tarihinde 74 milyon vatandaşımız genel sağlık sigortası kapsamına girmiş olacaklardır ve bu konuda, sağlıkla ilgili çalışmalarımız yoğun bir şekilde gerek ilaç gerek sağlıkta sürdürülebilir bir sağlık hizmetiyle ilgili çalışmalarımızı yoğun bir şekilde sürdürmekteyiz.

Bu dokuz yıllık süreçte tabii ki biz emeklilerimizi de unutmadık, ihmal de etmedik. Enflasyonun toplam yüzde 117 olduğu bu dönemde, emekli aylıkları yüzde 159 ile yüzde 648 arasında artırılmıştır. Bunu kimsenin göz ardı etmemesini özellikle burada ifade ediyorum.

Değerli milletvekilleri, çok seri olarak, bütçeyle ilgili konular yoğun olduğu için, bakanlığımız birimleri yoğun olduğu için, kayıtlara geçmesi için, yalnız Genel Kuruldaki değerli arkadaşlarımıza değil geleceğe de ışık tutması için bunları hızlı bir şekilde takdim etmek durumunda kaldım.

Ama burada değerli arkadaşlarımız söz aldılar, önemli konulara temas ettiler.

Öncelikle İdris Bey, sosyal güvenlik reformu bin bir zorlukla yapılmış olan bir reformdur. Dolayısıyla, bu reformu tekrar gelin eski duruma dönüştürelim, tekrar eski popülist yaklaşımlara kurban edelim gibi yaklaşım içerisinde olamayacağımızı burada belirtmek istiyorum.

İkinci olarak, yine İdris Bey, her konuda Kürt meselesi… Bu millet artık bunları tartışmaktan bıktı.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Çözdünüz mü? Çözdünüz mü Sayın Bakan? Çözmediniz.

ÇALIŞMA VE SOYSAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Yani çalışma hayatında Kürt filan yok. Çalışma hayatımızda böyle bir şey yok.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Tabii ki tartışacağız.

ÇALIŞMA VE SOYSAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Hiç olmazsa buraya karıştırmayın. Sabah akşam…

PERVİN BULDAN (Iğdır) - Her gün insanlar ölüyor bu ülkede.

BAŞKAN – Sayın Buldan, bir saniye… Sayın Buldan, lütfen…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Her gün bu coğrafyada insanlar ölüyor.

ÇALIŞMA VE SOYSAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bakın, ben bu dönem o yörenin milletvekiliyim ve o bölgede bütün kardeşlerimize iş vermek için gecemizi gündüzümüzü…

PERVİN BULDAN (Iğdır) - Kürt sorunu bu ülkenin, bu coğrafyanın en büyük sorunu. Çözmek zorundasınız! Çözmek zorundasınız! Tartışacağız.

ÇALIŞMA VE SOYSAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) -…birlikte, kol kola yürüyoruz. Yani bunu istismar etmeyin lütfen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sizi bıktırana kadar bu konuyu dile getireceğiz, haberiniz olsun!

ÇALIŞMA VE SOYSAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Efendim, uçaklar, helikopterler… Bir devlet helikopter de alır, uçak da alır ama evinde bakıma muhtaç hastaya da ambulansını alır gider, ona da evinde bakar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yani bunları birbirine karıştırmayalım.

Kıdem tazminatı meselesine gelince: Kıdem tazminatı meselesi önemli bir olaydır. Türkiye Büyük Millet Meclisinde ne konuşuyorsak İşçi Konfederasyonunda da İşveren Konfederasyonunda da aynı şeyleri konuşuyoruz. Yüzde 8’e hitap ediyor. “Ben emekten yanayım.” diyen hiç kimse bugünkü kıdem tazminatını savunamaz çünkü yüzde 8 işçiyi kapsamaktadır, “yüzde 92” dediğiniz, “taşeron” diye burada konuştuğunuz ve dile getirdiğiniz işçilerin kıdem tazminatı hakkı yok. Biz diyoruz ki: Geliniz, Kıdem Tazminatı Fonu çerçevesinde yüzde 8 değil, yüzde 100 işçilerimize sahip çıkalım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 “Van’a ne yaptınız?” Van, yalnız… Bakınız, İŞKUR olarak biz 25 milyon lirayı Van’a tahsis ettik. Şu anda 6 bin kişi orada istihdam ediliyor, aşına, işine kavuşmuş bulunmaktadır. O bilgilerin de yani elinizdeki bilgilerin eksik olduğunu, yanlış olduğunu vurgulamak için bunu söylüyorum.

Sayın Kalaycı buradan, işsizliğe çözüm bulunamaması… Sayın Kalaycı, bakınız, dünyaya bakmanızı istiyorum. Az önce rakamları verdim. Şimdi, bir bakınız Allah aşkına, ya İspanya’da yüzde 22,8 işsizlik, Avrupa’da yaşananları görüyorsunuz, komşu ülkelerde yaşananları görüyorsunuz. Türkiye'de işsizlik geriliyor. Burada sizden beklediğimiz nedir? “Tebrik ederiz, teşekkür ederiz, Hükûmet istihdama dayalı bir büyümeyi gerçekleştiriyor.” Bu kadar açık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İnanıyor musun buna Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Sonra, gerek Sayın Kalaycı gerekse Sayın Çelebi burada önemli bir iki cümle söylediler. Sayın Çelebi dedi ki: “Milletin bedduasını almayın.”

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Evet, aynen öyle.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Sayın Kalaycı da dedi ki: “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.” Ya, bunlar güzel…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Van’a gidin, Van’da göreceksiniz!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bir dakika müsaade edin.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Van’a beraber gidelim.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Gidelim.

Bunlar güzel kavramlar, güzel ifadeler, güzel deyimler ama milletin bedduasını aldın mı elli yıldır iktidarı göremiyorsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu kadar açık. Almayacaksın yani bunu. Ben de aynen katılıyorum. Buna katılıyorum.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Öyle bir beddua alıyorsunuz ki öbür dünyada da ayağa kalkamayacaksınız.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Kim milletin bedduasını almışsa bir daha iktidar yüzünü görememiştir, onun için biz ona çok hassasız, çok dikkat ediyoruz, bunu ifade edeyim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Taşeron konusu yine sık sık birçok platformda dile getiriliyor. Değerli arkadaşlar, taşeronluk konusunu AK PARTİ filan getirmedi.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kim getirdi?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Mevzuatımızda 1936 yılından beri var.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır, devlette yoktu, kamuda yoktu.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Açın okuyun, açın.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır, kamuda yoktu Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – 1936’dan beri var olan bir uygulamadır alt işverenlik.

Şimdi, burada “sizin dönem, bizim dönem” konuşmaya gerek yok. Biz taşeron işçilerinin bugün taleplerini biliyoruz. O taleplere cevap vermek için çalışıyoruz, yani sorunlarını çözeceğiz biz, çalışma saatleriyle ilgili. Yani bunun bir köleliğe dönüşmemesini yine AK PARTİ sağlayacaktır, bunu açık söylüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Köleliğe devam… On dört, on beş saat çalışmaya devam… Sömürüye devam…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – On senedir köle miydiler Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Onun için, burada, belki… Neden taşeronluk şimdi konuşuluyor? Neden konuşuluyor biliyor musunuz? Türkiye’de refah düzeyi yükseliyor. Belki geçmiş dönemlerde, eski dönemlerde herkes taşeron konumunda olduğu için kimsenin sesi yükselmiyordu yani. Bunu da belirtmekte yarar var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Burada yine yoksullukla ilgili bazı ifadeler kullanıldı. 2002 yılında göreceli yoksulluk yüzde 36, şu anda 17,1; yarı yarıya düşmüştür.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – OECD rakamlarına bakın.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Mutlak yoksulluk yüzde 6’dan yüzde 1’e düşmüştür. Bakınız, rakamlar kesin rakamlardır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Rakamlar doğru rakamlar değil, şaibeli rakamlar.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – O rakamlar doğru değil. Doğru rakamlar verilmiyor.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Sosyal güvenlik bütçe transferleri de her… Bakın, sürekli gayrisafi millî hasılaya oranlarının düştüğü rakamlar var, zaman olmadığı için ifade edemiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bütçenin hayırlı olmasını diliyorum.

Daha konuşacak çok şey var ama hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, bir konuya açıklık getirmek istiyorum.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye… Sayın Bakan kürsüden insin, dinleyeceğim.

Buyurun Sayın Buldan.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Bakan İdris Bey’in ismini anarak sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Ne diye sataştı ki?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın İdris Baluken’in yapmış olduğu konuşmaya atfen, yaptığı konuşmanın tersine bir şey söylemiştir. Arkadaşımız düzeltmek için…

BAŞKAN – Ne söyledi Sayın Buldan, onu soruyorum ben de zaten?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Kürt  sorununa ilişkin…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bütün sorunları Kürt sorununa bağlama gibi bir yanılgı içerisinde dolduğumuzu söyledi. Yanılgı değildir.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Bakana siz soru sordunuz, Hükûmeti eleştirdiniz. Sayın Bakan bu konuşmalara cevap verdi. Burada sataşma neresinde, sataştığı cümle hangisi, onu soruyorum size Sayın Buldan? Ne diyerek sataştı, ne söyledi de sataştı, onu soruyorum size?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, İdris Bey’in ismini andı ve yanılmada bulundu. İki dakika cevap vermek için…

BAŞKAN – İsmini anması sataşma değildir ki, tabii ki ismini anacak. Başka sayın milletvekillerinin de ismini andı.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – 69’a göre Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bütün sorunları yanıltıcı biçimde Kürt sorununa getirdiğimizi söyleyerek ve Genel Kurulu yanılttığımızı söyleyerek…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, bir dakika çıksın, cevap versin ya!

BAŞKAN – Bu sataşma mıdır?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sataşmadır Sayın Başkan.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Tabii, Genel Kurulu yanılttığımı söyledi, cevap vermek istiyorum.

ADİL KURT (Hakkâri) – Sataşma değil mi Sayın Başkan?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Tamam Sayın Başkan, tamam, cevap versin.

BAŞKAN – Buyurun, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince, iki dakika söz veriyorum.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, Sayın Bakan konuşmasında bütün sorunları Kürt sorununa bağladığımızı söyledi. Doğru, bütün sorunların ana kaynağını Kürt sorununa bağlıyoruz.

Ekonomik olarak pek çok bilanço verdim burada. Bir savaş uçağının kalkış maliyetinden bahsettim, helikopter ihalesinin maliyetinden bahsettim. Onunla ilgili rahat kıyaslama yapabilesiniz diye Türkiye’de ihtiyacı bulunan hastanelerden, okullardan bahsettim ve bununla yapılacak olan hizmetlerden bahsettim. Bununla ilgili size düşen, burada benim savunmuş olduğum tezleri çürütecek birtakım rakamları ortaya sunmanızdı.

Bakın, ben size şu anda söyleyeyim, saat 14.00 itibarıyla Diyarbakır Askerî Havaalanı’ndan onlarca uçak havalanmıştır. Bu uçaklar havalanırken emekçinin, çalışan kesimlerin, yoksulun, Kürt halkının, Türk halkının cebinden çıkan vergilerle havalanıyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Terörü bitirin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Burada sizin illaki ekonomik göstergeden, ekonomik pencereden bakmanızı da istemiyoruz. 50 bin insanın ölümü sizin için bir şey ifade etmiyor mu? 50 bin genci toprağa vermemiz, bütün sorunların ana kaynağını getirip buraya bağlamamız için bile yeter bir gerekçedir.

Onun dışında, Van’da yaptığınız şeylerden bahsediyorsunuz. Van’da barınma koşuluyla ilgili neler yaptınız? Hükûmet olarak bugün buraya gelip “Van’da şu kadar konteyner, şu kadar geçici prefabrik yaptık.” deyin. Bununla ilgili açık çağrıda bulunuyoruz.

Bakın, siz Van’da Bakanlığınıza bağlı çalışanlara ek ücret olarak verdiğiniz ödemeleri bile yapmıyorsunuz. Brüt maaş dışındaki ücretleri bile kestiniz. Bunları getirip buraya söylemeniz lazım.

Bakanlığınız döneminde şu anda Türkiye’de 10 milyon insan asgari ücretle çalışıyor. 10 milyon insan da iş güvencesiz, taşeron bir şekilde ve yarınının ne olacağı belirsiz bir şekilde çalışıyor.

Buraya gelirken hani bizim Genel Kurulu yanıltmamızdan çok, sizin bunları çürütecek birtakım tezlerle gelmenizi bekliyorduk. Ben Kürt sorununun çözümünün Türkiye’deki ekonomi başta olmak üzere bütün sorunlara çözüm sağlayacağını düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Baluken.

Buyurun Sayın Tarhan.

Lütfen oturun Sayın Çelebi, Sayın Grup Başkan Vekiliniz söz istedi.

Buyurun, ne için söz istiyorsunuz Sayın Tarhan?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Bir konuya açıklık getireceğim Sayın Başkan.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sataşma var efendim Cumhuriyet Halk Partisine, mikrofonu açarsanız…

BAŞKAN – Buyurun.

2.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

 

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, biz bütçe görüşmelerini sükûnetle takip etmeye çalışıyoruz Grubumuz olarak ve katkı sağlamaya çalışıyoruz yapılan çalışmalara.

Şimdi, iktidarın, hükûmetin milletvekillerinden çok bakanları kürsüye çıktıklarında sürekli olarak ortamı germeye çalışıyorlar ve bir gerginlik politikası hüküm sürüyor burada. Daha önce de örneklerine rastladık, az önce de tanığı olduk.

Şimdi, beddualarla, birtakım olumsuz söylemlerle bu ortamı, bu yüce Meclisi germeye hiç kimsenin hakkının olmadığını düşünüyoruz. Bu gerginlik politikasıyla nereye kadar gideceklerini ben sormak istiyorum.

Bir de şu soruyu sormak istiyorum: Bugün emekçilerin köleleştirilmesini, kadın-erkek eşitsizliğinin derinleşmesini ve kadınların istihdamdan tamamen çekilmesini, neredeyse kadının adının istihdamdan yok olmasını sağlayanların, aslında oturup kendileriyle bunun muhasebesini yapması gerekir ve beddua söylemlerini ağızlarına alırken altmış yıldır bu ülkeyi kimin yönettiğini, hangi sağ iktidarların bizi bugüne taşıdığını da değerlendirmesi gerekir diye düşünüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tarhan. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın bakanlar soru-cevap kısmında cevap vereceklerdir.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çelebi.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Kişisel sataşma olduğu için, Sayın Bakanın bedduayla ilgili… Ben söyledim o sözcüğü ve onunla ilgili sözlerim çarpıtıldı Bakan tarafından.

BAŞKAN – Sizin söylediğiniz sözü tekrarlaması sataşma mı Sayın Çelebi?

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Hayır efendim, onu yanlış yorumlamıştır, onun için söz istiyorum.

BAŞKAN – Ben sataşma görmüyorum ama buyurun Sayın Çelebi.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sağ olun.

3.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; daha önceki sözümün arkasındayım. Ben hiçbir sözü bugüne kadar afaki, bir demagoji olsun diye bu kürsüden ifade etmedim. Van’dan geldim, Van’daki yurttaşlar daha önce aynen şu cümleyi kullandılar: “Biz yalnız AKP’ye oy vermedik, AKP’nin başarısı için beş vakit dua da yaptık ama AKP’nin şimdiki uygulamalarını gördükçe beddua ediyoruz.” Onların bedduasını almayın dedim. Şimdi, daha önce de Sevgili Ulaştırma Bakanı burada, işte, birçok ölümcül hadiseyi hukuken çözmüş olabilirler ama vicdanen bu olay çözüldü mü? Vicdanen diğer insanların gönülleri rahatladı mı?

Şimdi, buradan Sayın Bakan, çıkıyor, sürekli bizim konuştuklarımızı yalanlıyor. Biz bilimsel verileri ortaya koyuyoruz, OECD’nin son raporundaki yoksulluğu anlatıyoruz, yolsuzluğu anlatıyoruz, işsizliği anlatıyoruz, son BBC’nin araştırmasını bu kürsüden ifade ediyoruz; bunları en son komşuma avantajıyla yalanlıyorlar. Bunlar doğru değil. İşsizlik sigortasına buradan işte 4 milyar lira ödeme yapıldığını söylüyor. Peki, diğer paralar nerede? Onları soruyoruz. Yola ne kadar verdiniz? Diğer bölgelere ne kadar verdiniz? Yalnız işsiz kalan insanlara değil, diğerlerine ödediniz bu parayı. Emeklilerle ilgili onların gönüllerini kazanmak için onlara birçok vaatte bulundunuz, şimdi alay ediyorsunuz. Kıdem tazminatı konusunda biz de bu ülkede herkesin adil kıdem tazminatı almasını istiyoruz. Bu ülkede devlette, Mecliste taşeron olmasın diyoruz. Bunu öneriyoruz. Bunları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Bundan dolayı gerçekten katkı vermelisiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Teşekkür ediyorum Sayın Çelebi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, Ulaştırma Bakanı şöyle bir ifade kullandı.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Tanal, böyle bir usulümüz yok. Şimdi, soru-cevap işlemi var, soru sorma hakkınız var.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim, “Ray fabrikasını açtık...” Ray fabrikası nerede? Adresini öğrenmek istiyoruz.

BAŞKAN - Usule uygun değil Sayın Tanal. Girersiniz sisteme soru sorarsanız Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama gerçek bilgiye ulaşmak istiyoruz. Ray fabrikası nerede açılmış?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Karabük’te…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Onun tam bir adresini verebilir misiniz bana, kayıtlara geçsin.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Karabük Demir Çelik.

III.-  KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88)  (Devam)

 

A) ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANLIĞI (Devam)

1.- Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

B) ULAŞTIRMA BAKANLIĞI (Devam)

1.- Ulaştırma Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) KARAYOLLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-  Karayolları Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Karayolları Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) BİLGİ TEKNOLOJİLERİ VE İLETİŞİM KURUMU (Devam)

1.- Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

  2.- Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) DENİZCİLİK MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Denizcilik Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) SİVİL HAVACILIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI (Devam)

1.-    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) MESLEKİ YETERLİLİK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1.-    Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-    Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) TÜRKİYE VE ORTADOĞU AMME İDARESİ ENSTİTÜSÜ (Devam)

1.-   Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-   Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI (Devam)

1.-  Devlet Personel Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Devlet Personel Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN -  Aleyhte söz isteyen Mesut Dedeoğlu.

Buyurun Sayın Dedeoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçeleri üzerinde şahsım adına aleyhte söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sağlık hizmetlerini âdeta paralı hâle getiren AKP Hükûmetince muayene ve ilaç katılım paylarının daha da artırılacağı ve yaygınlaştırılacağı ifade edilmektedir, bu durum eczacıları da zor durumda bırakmaktadır. Eczacılar, Hükûmet ve ilaç firmaları arasında çile çekmektedirler. AKP Hükûmeti sağlık harcamalarındaki yüksek artışın faturasını sigortalılar ile emekli, dul ve yetimlere çıkarmaktadır.

Ayrıca, toplumumuzun kanayan yaralarından birisi de engellilerin iş istihdamıdır. Türkiye nüfusunun önemli bir bölümü maalesef engelli vatandaşlarımızdan oluşmaktadır. Ülke nüfusumuzun yüzde 12,29'u, yaklaşık 8,5 milyon kişi engelli olarak hayatını Türkiye’de idame ettirmeye çalışmaktadır. Ülkemizdeki 8,5 milyon engelli vatandaşımızdan yaklaşık olarak 8 milyonu bugün eğitimden sağlığa, istihdamdan ulaşıma kadar her alanda sıkıntı yaşamaktadır. Kahramanmaraş ilimizde de pek çok engelli vatandaşımız işsiz durumdadır ve çözüm beklemektedir. Kamu kurum ve kuruluşlarında engelli çalıştırma oranı yüzde 4 olarak, özel sektör iş yerlerinde engelli çalıştırma oranı da yüzde 3 olarak belirlenmiştir. Bunun uygulanmasını beklemekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamudaki engelli iş istihdamı çok yetersiz ve az sayıda gerçekleşmektedir. Kamuda boş bulunan engelli kadrolarına uzun süredir AKP Hükûmeti tarafından atama yapılmamıştır. Bu yetersizliği Hükûmet yetkilileri de zaten kabul etmektedir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Sayın Çelik, kamudaki engelli memur kadro sayısının 44.189 olduğunu belirterek bugüne kadar 20.829 kişinin kamuda istihdam edildiğini açıklamıştır. Sayın Bakan kamuda açık bulunan engelli kadrosunun da 23.360 olduğunu itiraf etmiştir. Sayın Bakanın gereğini yapmasını bekliyoruz. Temennimiz, kamuda ve özel sektörde boş bulunan engelli kadrolarına bir an önce atama yapılmasıdır. Unutmayalım ki hepimiz bir engelli adayıyız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; engelli vatandaşlarımızın iş istihdamı ile problemlerine kısaca değindikten sonra şimdi de ulaşımla ilgili problemlerimize yine kısaca değinmek istiyorum.

Özel sektör yatırımlarıyla önemli bir sanayi şehri hâline gelen Kahramanmaraş, bir türlü tamamlanamayan yol projeleri nedeniyle âdeta bir kör nokta durumuna girmiştir. Türkiye ekonomisine her dönemde önemli katkılar sağlayan Kahramanmaraş il, ilçe, belde ve köy yolları bağlantıları konusunda sıkıntı yaşamaktadır. Bugün, ne yazık ki Kahramanmaraş'ın komşu illeriyle  ilgili ulaşımı konusunda önemli sıkıntıları vardır.

Kahramanmaraş'ın yol problemleri arasında: Kahramanmaraş-Göksun   yolu on yıldır bitirilemiyor. Birçok göçük, ölümlü trafik kazalarına neden olmaktadır. Kahramanmaraş-Gaziantep bağlantı yolu. Kahramanmaraş-Pazarcık-Çağlayancerit yolu. Kahramanmaraş-Elbistan yolu, Ekinözü yolu, Andırın-Göksun yolu ve Kahramanmaraş ilçeler, beldeler ve köy yollarının asfalt çalışmaları.

Kara yolu ulaşımı konusunda olduğu gibi hava ve demir yolu ulaşımı konusunda da Kahramanmaraş sıkıntı yaşamaktadır.

 Pervaneli uçaklarla ve yetersiz seferlerle düzenli ve uygun saatlerde uçuş seferlerine bir türlü kavuşamayan Kahramanmaraş ilimizin bölgesel bir hava limanına ihtiyacı vardır.

Ankara-Kahramanmaraş güzergâhında bir hızlı tren projesi   uygulaması şehre önemli katkılar sağlayacaktır.

Bu vesileyle, bütçenin ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dedeoğlu.

Sayın milletvekilleri, onuncu turdaki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sisteme giren ilk 20 sayın milletvekilinin soyisimlerini okuyorum: Sayın Erdem, Sayın Özel, Sayın Özdemir, Sayın Işık, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Aslanoğlu, Sayın Varlı, Sayın Kuşoğlu, Sayın Akar, Sayın Topçu, Sayın Akçay, Sayın Erdoğan, Sayın Akgün, Sayın Moroğlu, Sayın Öztürk, Sayın Yılmaz, Sayın Çetin, Sayın Dedeoğlu ve Sayın Yüksel.

Sayın Erdem, buyurun.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Benim sorularım Ulaştırma Bakanımıza.

Sayın Bakanım, Elâzığ Ağın Köprüsü’nün akıbeti ne olacak?

Elâzığ-Malatya arasındaki Kömürhan Köprüsü hâlâ tek gidiş geliş. Bu köprüyü çift gidiş geliş olarak açacak mısınız? Kömürhan Köprüsü’nün depreme dayanıklı olmadığına ilişkin bilimsel görüşler var, buna katılıyor musunuz?

Elâzığ Havaalanı’yla ilgili olarak Adana, Antalya, İzmir gibi önemli merkezlere neden direkt uçuşlar yok? Elâzığ-Ankara ve İstanbul uçuş sayılarını artıracak mısınız? Havaalanı’nda kargo merkezi oluşturacak mısınız? Elâzığ’a yaptığınız terminal binası yolcu kapasitesi Elâzığ’ın dörtte 1’i kapasiteye sahip olan Batman, Erzincan, Sivas gibi illerde yaptığınız terminal binalarının yarısı bile değil, yakın süre içerisinde yeni terminal binalarına ihtiyaç olmayacak mı?

Diğer bir sorum, devlet…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum Sayın Faruk Çelik’e.

Sayın Bakan, Bakanlığınız bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülürken söz alıp o gün yaklaşmakta olan ilaç krizine dikkat çekmiştim, aynen şu şekilde, aktarıyorum tutanaklardan: “Eğer, tedbir alınmazsa önümüzdeki günlerde, depremde soğuktan ölen çocuk haberlerine şeker ilaçları, insülin, kanser ilacı ve organ nakli ilaçları bulamadığı için ölen vatandaşlarımızın haberleri eklenebilecektir. Bu ilaç kalemlerinde çok ciddi sıkıntı söz konusudur. İlaç krizi kapıdadır.” demiştim. Meseleyi birkaç gün içinde çözeceğinizi ifade etmiştiniz. O günden bugüne ilaç sanayisinin tutumunda herhangi bir değişiklik olmadı, devlete kafa tutmaya, eczacıyı iflasa sürüklemeye devam ediyorlar. İki gün önceki Radikal gazetesinde, ilk sayfada tam sayfa manşet olarak ilaç krizi haber oldu on altı gün sonra. Sorun çözülmüyor, her gün televizyonlarda ve gazetelerde, Rodos’tan insülin getiren hastaların ve dışarıdan tırcılarla ilaç bekleyen hastaların haberleri yayınlanıyor. Sorunun çözümü hakkında ne yapmayı düşünüyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özdemir…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sorum Sayın Ulaştırma Bakanına.

Sayın Bakanım, seçimler öncesi Sivas’a geldiniz. Ulaştırma Bakanlığıyla bir özel sektörün ortaklaşa gerçekleştireceği beton travers fabrikasının temelini atmıştınız. Aradan sekiz ay geçti, sadece temelden öteye şu ana kadar yapılmış bir şey yok. Zaten bitse bile toplam 50-60 işçinin çalışacağı bir beton travers fabrikasıydı bu.

Sayın Bakanım, Sayıştay raporuna göre, 2006-2010 yılları arasında 1 milyon 530 bin adet B-70 travers satın alınmıştır. Sivas’ta ve Afyon’da beton travers fabrikası var, bunlar B-58 türü beton travers üretiyorlar. Ufak bir tadilatla bunların aynı kalitede beton travers üretmeleri mümkünken bu fabrikalar âdeta atıl bir duruma getirilmiş ve özel sektörden bu traversler satın alınmıştır. Yaklaşık, bu arada 75 milyon avro, özel sektörden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Çelik’e ilk sorularım.

Sayın Çelik, kanun hükmünde kararnameyle kapatılan Bakanlığınız İdari Denetim Kurulunun görevlerini kimler yapacaklardır? Bu Kuruldaki görevliler ne olacaktır?

İki: Geçici işçiler, 4/C’liler ve 5393 sayılı Kanun’a tabi belediye ve il özel idaresi sözleşmelilerinin kadro sorunu ne zaman çözülecektir? Bu konuda verilen sözler unutulmuş mudur?

Sayın Ulaştırma Bakanına:

1) Kütahya-Çavdarhisar-Gediz-Abide-Simav bölünmüş yolunun son durumu nedir? İnşaata ne zaman başlanacaktır?

2) Bursa-Simav Yolu Projesi ne durumdadır?

Son sorum: Ankara-İzmir hızlı tren ve otoyol projeleri niçin Kütahya merkezden geçmemektedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Karaahmetoğlu…

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Ulaştırma Bakanımıza: Giresun ili güney ilçeleri Alucra, Çamoluk, Şebinkarahisar ile komşu iller Erzincan ve Sivas’ın Giresun’a ulaşımını kolaylaştıracak ve Giresun Limanı’na ivme kazandıracak Eğribel Tüneli Projesi, seçim öncesi iktidar partisi mensuplarınca vaat edilmiştir. 2012 Bakanlığınızın hedef programında  Eğribel Tüneli proje, ihale ya da yapım olarak söz konusu mudur? Bunun yanında, Hızlı Tren Projesi’nden Giresun ili yararlanacak mıdır?

Geçtiğimiz günlerde çocuk profilinde Darwin ve evrim teorisini açıklayan siteler bu Kurulun tespit ettiği hangi ilkesine uygun olarak filtrelenmiş ve dün itibarıyla filtre kaldırılmıştır? Aynı süreç içerisinde, “evrim aldatmacası” adı altında bu teoriye karşı bilgilerin paylaşıldığı site ise neden filtrelendirilmemiştir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, yaşa takıldım. Maaşım yok, ödeyecek param yok, ilaç alamıyorum, doktora gidemiyorum; maaş vermiyorsun, ilaç parası vermiyorsun. Ama ben yıllardır devlete prim ödedim. Benim hakkımı verin, sosyal güvenlik hakkımı verin, ille emekli olmamı beklemeyin. Ben bu ülkenin vatandaşıyım.

İki: İntibak, intibak, intibak, intibak… Sayın Bakanım, bir tek kelime etmediniz. Acaba unuttunuz mu intibakı? Bu insanları yıllarca intibakla avuttuk. Tekrar acaba bu insanlara “intibak” kelimesini… Bir tek kelime etmediniz burada.

Yine, Sayın Bakanım, kamuda taşeron yoktu, siz bunun önünü açtınız. Siz bunun önünü açtınız Sayın Bakan, devlette yoktu. Artık devlette taşeron uygulamasından vazgeçecek misiniz?

Kıdem tazminatıyla ilgili tek kelime etmediniz burada. İnsanlar bekliyor.

Bir de son on yılda çalışan kadınlarımızın sayısı yüzde 50 azaldı. Bunun nedeni nedir Sayın Bakan?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Varlı…

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Ulaştırma Bakanına soruyorum: Bu Adana-Karataş ve Yumurtalık yollarının genişletilme çalışması uzun yıllardan beridir devam ediyor ancak bir türlü bitirilemedi. Bu yolları ne zaman bitirmeyi planlıyorsunuz? Yani yapılıyor, ediliyor demekle geçiştirmeyelim, bize bir tarih söyleyin. Çünkü bu ilçelerimizin nüfusu yazın  -her ilçemizin nüfusu da- 100 bini bulmaktadır. Çok kalabalık bir yol seyri vardır. Buraların bir an önce tamamlanması lazım. Lütfen, bu konuda net bir cevap istiyoruz.

İkincisi: Bu hızlı tren ağında Adana’yı göremiyoruz. Adana Türkiye'nin en önemli şehirlerinden bir tanesi. Devri iktidarınızda işsizlikte 1’inci hâle geldi, yatırımlardan en az pay alan bir ilimiz oldu. Neden Adana yok, bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

5510’a göre işçi kadın için doğum borçlanma hakkı var biliyorsunuz Sayın Bakanım. BAĞ-KUR’lular için yani kendi nam ve hesabına çalışanlar için de bu hak neden tanınmamaktadır? İlk sorum bu.

İkinci sorum: Bu askerlik borçlanmasında olduğu gibi doğum borçlanmasında da daha önceden sigortalılık şartı aranmamasının daha uygun olacağını düşünüyoruz, daha hakkaniyetli olacağını düşünüyoruz. Bu konuda bir çalışmanız var mı?

Sayın Ulaştırma Bakanımıza iki sorum var: Türkiye’nin pek çok yerinde olduğu gibi Yatağan-Muğla merkez arasındaki duble yolların yapımıyla birlikte ciddi ve ölümlü kazalar da artmıştır. Burada servis yollarının yapılmaması büyük sıkıntı çıkarmaktadır. Orayla ilgili bir çalışmamız var mı?

Bir de Muğla-Fethiye ile Yatağan-Milas duble yolları ne zaman yapılacak? Programa alındı mı?

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Ankara-İstanbul Yüksek Hızlı Tren Projesi’nin Köseköy-İstanbul hattının çalışmaları bugünlerde başlamak üzeredir. Bu çalışmalar sırasında Adapazarı-İstanbul banliyö hattı otuz üç ay boyunca kapatılacaktır. Sadece İzmit-İstanbul hattında her gün gidiş ve dönüş olarak yüzlerce öğrenci, işçi, memur paso ile seyahat etmektedir. Bu seyahatler tren ile 8 TL, otobüs ile 24 TL’dir.

Soru 1: Bu maliyetler nasıl karşılanacaktır?

Soru 2: Kartepe-Büyükderbent-Şirinsulhiye köyünden her gün sabah 06.00 treniyle 30 kişi Tuzla’ya tersanelere çalışmaya gitmektedir. Bu örnekten yola çıkarak, İzmit merkez dışındaki yüzlerce vatandaşın ulaşımı nasıl sağlanacaktır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN  - Teşekkür ediyorum.

Sayın Topcu…

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İlk sorumuz Çalışma Bakanına. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın toplu sözleşmeyi Memur-Sen ile yapacağı yönündeki açıklamasını buluyor musunuz? Sendikalar arası ayrımcılığın sebebi nedir?

Diğer sorularımız Ulaştırma Bakanına. Nakliyeci esnafını yüksek bedelli belge isteme işkencesinden ne zaman kurtaracaksınız?

Diğer sorumuz: Hava kontrol çalışanlarına ödenen havacılık tazminatlarına ilişkin YPK kararı ne zaman uygulanacaktır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sorum Sayın Ulaştırma Bakanına: Binlerce kilometre duble yol yapmakla övünüyorsunuz ancak dokuz yıldır Salihli-Gölmarmara-Akhisar ve Akhisar-Kırkağaç-Soma yollarını bir türlü bitiremediniz. Bu yolları ne zaman bitireceksiniz? Ve İzmir-Manisa-Balıkesir- Bursa-İstanbul hattındaki otoyol çalışmaları ile Ankara-İzmir hızlı tren çalışmalarınız hangi aşamadadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK  (Şanlıurfa) –  Çok teşekkür ediyorum bütün soru soran arkadaşlarımıza.

Öncelikle kamuda engelli kadrosu bu önümüzdeki yıl içerisinde 23.360 olan bu kadronun doldurulmasıyla ilgili yönetmelikler yayınlandı, gerekli sınav ortamı oluşturulup 2012 yılında bu alımların gerçekleşeceğini ifade etmek istiyorum. Ayrıca, bizim dönemimiz içerisinde yüzde 10 memurların sayısında oransal olarak bir artış söz konusuyken engellilerin istihdamında kamuda yüzde 360 bir artış olduğunu da vurgulamak istiyorum.

Sendikalaşma oranıyla ilgili burada bazı rakamlar verildi, o rakamların doğru olmadığını, aynı şekilde yine İdris Bey’in söz alırken burada ifade ettiği “10 milyon taşeron, 10 milyon şu çalışanlar” şeklindeki genel  bilgilerden dolayı zaten ben rahatsızlığımı  belirterek bu konulara cevap verdim. Sendikalaşma oranı şu anda SGK verilerine göre yüzde 5,9 değil, 8,9 düzeyindedir.

İlaç kriziyle ilgili Özgür Bey’in ortaya koyduğu konu son derece önemli, kendisine teşekkür ediyorum. Bildiğiniz gibi, üç yıllığına biz Hükûmet olarak 2010-2011-2012 yıllarını içeren bir global bütçe gerçekleştirdik. Bu global bütçede iki yıllık dönem içerisinde 1,1 milyarlık bir aşım söz konusu oldu. Sektörle bir araya geldik, sektöre bu aşımın olmaması gerektiğini, anlaşmaların üzerinde gerçekleşen bu rakamın kendileri tarafından tolere edilmesi gerektiğiyle ilgili bazı değerlendirmeler yaptık. Sonucunda geldiğimiz noktayı ifade etmek istiyorum: Özellikle kalp, kanser, şeker, insülin, diyabet gibi benzer, gerçekten kritik hastalarımıza dönük ilaçların bir krize dönüşmemesi, sorun da oluşturmaması için dün akşam da son kez sektörle bir araya geldik ve bir iki gün içerisinde yaklaşık 350 ilaçla ilgili iskontoların kaldırılması veya fiyatların artırılması şeklinde bir değerlendirmemizi sonlandırma noktasına gelmiş bulunuyoruz.

Ayrıca, özellikle ilaç üreticileriyle ilgili olarak, sektörle ilgili olarak yüzde 18 olarak uygulanan KDV’nin yüzde 8’e indirilmesiyle ilgili de bir mutabakat oluştuğunu ve aralık ayı içerisinde bunun da yürürlüğe gireceğini belirtmek istiyorum.

Eczacıların hassasiyeti konusu da son derece önemli. Stok zararları ve mağduriyetlerin giderilmesi için tebliğde gerekli düzenleme yapacağımızı da bu sorunuz çerçevesinde belirtmiş oluyorum.

Diğer sorulara gelince, idari denetim… Bakanlığımızda, bildiğiniz gibi, bölge müdürlükleri kapatıldı, çalışma bölge müdürlükleri kapatıldı, çalışma ve iş kurumu il müdürlüklerine dönüştürüldü. Dolayısıyla vatandaşa yerinden hizmet, bütün illerimizde çalışma hayatıyla ilgili, İş Kurumuyla ilgili hizmetin sunulmasıyla ilgili son derece yerinde bir düzenleme gerçekleştirildi. Bu anlamda, bu birlikteliğin, bu birleşmenin neticesinde de İş Kurumunda bulunan, İŞKUR’da bulunan 38 müfettiş ve Bakanlık Teftişinde bulunan 18 müfettiş ve İş Teftişteki müfettişleri birleştirerek aynı alanda çalışacakları için tek bir teftiş, İş Teftiş Kurulu şekline dönüştürüldü. Bu konudaki denetimi tabii ki İş Teftiş yapacak ama kamudaki eğer bu konudaki denetimler, soruşturmalar, üst düzey yöneticiler içinse Bakanlık bu konudaki yetkisini de yine kullanabilecektir.

Sözleşmelilerin kadrosu belediyelerde. Bu da çokça önümüze gelen bir konu. Gerek belediyelerdeki 4/B’liler gerekse sözleşmelilerin konusunu burada zaman olmadığı için ifade edemedim.

Arkadaşlar, 657 sayılı bizim Personel Kanunu’muz 668 kez değişmiş 65 yılından bu güne yani 657, 668 kere değişikliğe uğramış. Bundan dolayı ben eskidi diyorum. Bu personel rejimini birlikte ele almamız gerekiyor. İlgili sosyal taraflarla birlikte alacağız yoksa ben yaptım, ben ettim, ben bildim anlayışıyla bir çalışmamız hiçbir yasayla ilgili olmamıştır. 657’yle ilgili yapacağımız çalışmalar da yine bu diyalog mekanizmasını kullanarak yapacağımız çalışmalardır.

Sayın Aslanoğlu, herkes genel sağlık sigortası kapsamına alınıyor. 1 Ocak 2012’den sonra herkes genel sağlık sigortası kapsamında. Şu an itibarıyla genel sağlık açısından yine bir sıkıntı yaşanmamaktadır. Bütün vatandaşlarımız ya prim ödüyorlardır ya yeşil kartlıdır şu anda veya 1 ocaktan itibaren gelir testi çerçevesinde ya primi devlet tarafından ödenecektir veyahut da kendisi asgari düzeyde prim ödeyecektir veya imkânları varsa azami düzeyde prim ödeyecektir. Dolayısıyla genel sağlık sigortasına geçişimiz yıllarca arzulanan bir noktaydı, bunu birlikte gerçekleştirdik. “İntibakı unuttunuz.” diyorsunuz. Allah aşkına günlerdir intibakı konuşuyoruz.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) - Tek kelime yok bu kitapçıkta Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE  SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Ben konuşmuyorum, yalnız biz de konuşmuyoruz bütün emekli dernekleriyle beraber konuşuyoruz. Emekli dernekleriyle beraber konuşuyoruz ve bugün de imzaladım Bakanlar Kuruluna yasa tasarısı taslağını gönderdim, bugün gönderdim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bakan, süreniz tamamlandı. Lütfen.

Buyurun.

ÇALIŞMA VE  SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Diğer konulara da yazılı cevap vereceğimi ifade ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) - Sayın Başkan, değerli üyeler; tabii zaman çok kısa, sorulara hemen kısa kısa cevap vereceğim.

Sayın Enver Erdem Elâzığ Milletvekili. Elâzığ Havaalanı yeni terminali, bir kere bahsettiği terminallerden daha büyük. Ben daha yakın zamanda inşaatı gezdim, mayıs ayında da açacağız. 32 bin metrekare alana oturuyor, Erzincan’dan da büyük, diğer bahsettiği illerinkinden de daha büyük bir terminal oluyor.

Elâzığ Havaalanı’nın elli yıllık hikâyesini kendisi bilir. Kullanılamayan, uçakların yarım dolulukla kalktığı bir havaalanıydı, oraya yeni pist yaptık, şu anda sefer sayısı da çok yoğun bir şekilde yapılıyor. Başka illere çapraz uçuşlar var ama yeterli değil, zaman içerisinde şirketler yapacak. Ağın Köprüsü’nün ihalesi yapıldı, iş başlıyor. Kömürhan Köprüsü’nün de projesi yapıldı, 2012’de bunun da ihalesi yapılmış olacak.

Sayın Alim Işık’ın sorusu: Kütahya-Simav-Demirci ayrımı… 156 kilometrelik bu yolun 13 kilometresi bölünmüş olarak tamamlandı, geri kalan 98 kilometresi de tek yol olarak yapılarak açıldı. Kalan 1 kilometre de sathi kaplamalı olarak yapılıyor. 44,5 kilometrelik kesimde de yapım çalışmaları devam ediyor. Özeti, 2013 yılında bu yol tamamen trafiğe açılmış olacak.

Kütahya-Çavdarhisar-Gediz-Simav yolu, bunu az önce söyledim.

Diğer, Sayın Işık’ın sorduğu, yüksek hızlı tren güzergâhı ve otoyol güzergâhıyla ilgili. Daha önce de bunu birkaç sefer tekrar etmiştim. Bu yolların güzergâhını coğrafya belirler. Hiçbir şekilde… Biz yolları istediğimiz güzergâhtan götürmeye çalıştığımız zaman, o zaman o otoyol veya yüksek hızlı tren olmaktan çıkar, isteğe bağlı bir yol hâline dönüşür, yerel yola dönüşür. O bakımdan, coğrafya neyi müsaade ediyorsa o şekilde bu yollar yapılmaktadır.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kütahya’yı işaret ediyor.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) - Sayın Ecder Özdemir’in, travers fabrikası… Doğrusu, burada bir travers fabrikasını özel sektör Demiryollarıyla kurdu. 2012’nin ilk yarısı bitince burada imalat başlayacak. Demiryolları B-58 tipi raylarda kullanılan traversleri yapabilmektedir. Bu kurulan travers fabrikası B-70 tipi travers üretmektedir. Bugüne kadar 6.500 kilometre yol yeniledik. 3.500 kilometre yüksek hızlı tren hattında çalışıyoruz, dolayısıyla sadece Sivas değil, daha üç, dört tane ilde de travers fabrikası özel sektörce kuruldu ve onların hepsinden alıyoruz, yine de ihtiyacı karşılayamıyoruz. Özel sektörün bir fabrika kurması, orada istihdam oluşması gayet tabii ki memnuniyet verici bir iştir, bunun bir olumsuzluk olarak algılanmaması gerekir diye düşünüyorum.

Kahramanmaraş yollarıyla ilgili Sayın Dedeoğlu’nun soruları biraz uzun, bunu kendisine yazılı cevaplandırmak istiyorum.

Erkan Akçay’ın Salihli-Gölmarmara-Akhisar yoluyla ilgili sorusu… Bu 59 kilometrelik yol, 27 kilometresinde çalışmalar devam ediyor, 2014’te de tamamen yol bitmiş olacak.

Bilgilerinize arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sorularıma cevap alamadım Sayın Bakan.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Yazılı cevap vereceğim.

BAŞKAN – Şimdi, sırasıyla onuncu turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

34 – ulaştırma, denizcilik ve haberleşme bakanlığı

1.– Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

5.295.797.400

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

02

Savunma Hizmetleri

639.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

04

Ekonomik İşler ve Hizmetleri

3.722.816.600

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

07

Sağlık Hizmetleri

121.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

TOPLAM

9.019.374.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Ulaştırma Bakanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.-Ulaştırma Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

                       (TL)

- Toplam Ödenek

:

1.722.941.786.00

- Bütçe Gideri

:

1.505.528.661.63

- İptal Edilen Ödenek

:

217.413.124.37

BAŞKAN – (A) cetvelini Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Ulaştırma Bakanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Karayolları Genel Müdürlüğü 2012 yılı merkezî bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:                 

40.52 - KARAYOLLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.– Karayolları Genel Müdürlüğü 2012 Mali Yılı Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

85.456.600

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

10.400.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Ekonomik İşler ve Hizmetler

6.088.304.600

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

07

Sağlık Hizmetleri

1.196.800

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

6.185.358.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR  CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

825.471.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

5.302.858.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

56.519.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

06

Sermaye Gelirleri

510.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

6.185.358.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Karayolları Genel Müdürlüğü 2012 yılı merkezî bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Karayolları Genel Müdürlüğü 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Karayolları Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A – C E T V E L İ

 

 

               (TL)

- Toplam Ödenek

:

12.776.462.001.54

- Bütçe Gideri

:

12.735.978.464.40

- İptal Edilen Ödenek

:

40.483.537.14

 

 

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Karayolları Genel Müdürlüğü 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.02 – bilgi teknolojileri ve iletişim kurumu

1.– Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

123.094.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

25.500.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

04

Ekonomik İşler ve Hizmetleri

1.193.406.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

TOPLAM

1.342.000.000

 

       BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

       Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

       Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

1.215.360.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

126.640.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

1.342.000.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

       Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2012 yılı merkezî bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

       Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.- Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

              (TL)

- Toplam Ödenek

:

1.418.230.000.00

- Bütçe Gideri

:

1.263.279.104.04

- İptal Edilen Ödenek

:

154.950.895.96

BAŞKAN – (A) cetvelini Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B - CETVELİ

 

 

(TL)

- Bütçe Tahmini

:

1.418.230.000.00

- Yılı Net Tahsilatı

:

1.263.279.104.04

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Denizcilik Müsteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.-Denizcilik Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

 

A  –  C E T V E L İ

 

 

              (TL)

- Toplam Ödenek

:

85.170.549.11

- Bütçe Gideri

:

80.062.556.56

- İptal Edilen Ödenek

:

5.107.992.55

BAŞKAN – (A) cetvelini Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Denizcilik Müsteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.49 – sivil havacılık genel müdürlüğü

1.– Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

2.904.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

415.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

04

Ekonomik İşler ve Hizmetleri

14.353.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

TOPLAM

17.672.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

35.981.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

27.019.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

63.000.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.-Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî                           Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

              (TL)

- Toplam Ödenek

:

16.109.651.00

- Bütçe Gideri

:

11.899.193.68

- İptal Edilen Ödenek

:

4.210.457.32

BAŞKAN – (A) cetvelini Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B - CETVELİ

 

 

(TL)

- Bütçe Tahmini

:

60.900.000.00

- Yılı Net Tahsilatı

:

47.384.374.54

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

 

18 - ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI

1.– Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

56.931.300

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02

Savunma Hizmetleri

16.500

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

1.540.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

04

Ekonomik İşler ve Hizmetler

322.428.200

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

09

Eğitim Hizmetleri

150.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

10

Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri

31.170.897.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

TOPLAM

31.551.963.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

                (TL)

- Toplam Ödenek

:

31.394.957.686.00

- Bütçe Gideri

:

31.371.226.884.50

- İptal Edilen Ödenek

:

23.730.801.50

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.50 – mesleki yeterlilik kurumu başkanlığı

1.– Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

5.777.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

04

Ekonomik İşler ve Hizmetleri

2.439.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

TOPLAM

8.216.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

526.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

12.474.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

13.000.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.- Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî                Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

              (TL)

- Toplam Ödenek

:

6.883.000.00

- Bütçe Gideri

:

3.541.739.88

- İptal Edilen Ödenek

:

3.341.260.12

BAŞKAN – (A) cetvelini Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B - CETVELİ

 

 

          (TL)

- Bütçe Tahmini

:

7.284.000.00

- Yılı Net Tahsilatı

:

2.298.246.74

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.07 – TÜRKiye ve orta doğu amme idaresi enstitüsü

1.– Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

7.173.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

370.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

08

Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri

225.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

09

Eğitim Hizmetleri

2.896.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

TOPLAM

10.664.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü  2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

1.100.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

9.564.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

10.664.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü  2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.-Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

              (TL)

- Toplam Ödenek

:

8.886.323.92

- Bütçe Gideri

:

7.407.569.89

- İptal Edilen Ödenek

:

1.478.754.03

BAŞKAN– (A) cetvelini Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B - CETVELİ

 

 

(TL)

- Bütçe Tahmini

:

7.593.000.00

- Yılı Net Tahsilatı

:

7.820.182.87

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü  2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Devlet Personel Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.78 - DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞI

1.– Devlet Personel Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

14.999.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02

Savunma Hizmetleri

11.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

15.010.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Devlet Personel Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Devlet Personel Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Devlet Personel Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

         (TL)

- Toplam Ödenek

:

11.913.009.00

- Bütçe Gideri

  :

10.857.793.81

- İptal Edilen Ödenek

:

1.055.215.19

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Devlet Personel Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

         Sayın milletvekilleri, böylece,  Karayolları Genel Müdürlüğü, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Mesleki Yeterlilik Kurumu Başkanlığı, Türkiye ve Orta doğu Amme İdaresi Enstitüsü ve Devlet Personel Başkanlığının 2012 yılı merkezî yönetim bütçeleri ile 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesapları, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçesi ile Ulaştırma Bakanlığı ve Denizcilik Müsteşarlığının 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesapları kabul edilmiştir; hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Sayın milletvekilleri, onuncu tur görüşmeler tamamlanmıştır.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                                                                                   Kapanma Saati: 16.38

 

 

 

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati:16.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 37’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Şimdi on birinci tur görüşmelere başlayacağız.

On birinci turda, Dışişleri Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Sosyal Hizmet ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü, Özürlüler İdaresi Başkanlığı, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü bütçeleri yer almaktadır.

III.-  KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88) (Devam)

 

J) DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI

1.-   Dışişleri Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-    Dışişleri Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI

 

1.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

L) SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-  Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü2010 Yılı Merkezî Yönetim

       Kesin Hesabı

     

M) ÖZÜRLÜLER İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.-   Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

N) AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-  Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-  Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-  Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

P) ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI

1.- Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

R) ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI

1.-  Çevre ve Orman Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

S) ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-   Orman Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-   Orman Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ş) DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-   Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-    Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

T) METEOROLOJİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-  Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

U) DEVLET METEOROLOJİ İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-  Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın milletvekilleri, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin, konuşmaların bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir.

Bilgilerinize sunulur.

On birinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına: Nazmi Gür, Van Milletvekili, yirmi dakika; Sebahat Tuncel, İstanbul Milletvekili, yirmi dakika; Halil Aksoy, Ağrı Milletvekili, on dakika.

AK PARTİ Grubu adına konuşmalar beşer dakikadır: Volkan Bozkır, İstanbul Milletvekili; Emrullah İşler, Ankara Milletvekili; Mehmet Erdoğan, Gaziantep Milletvekili; Gökcen Özdoğan Enç, Antalya Milletvekili; Sermin Balık, Elâzığ Milletvekili; Nusret Bayraktar, Rize Milletvekili; Mehmet Öntürk, Hatay Milletvekili; Osman Kahveci, Karabük Milletvekili; Dilek Yüksel, Tokat Milletvekili; Şenol Gürşan, Kırklareli Milletvekili.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına: Yıldırım Tuğrul Türkeş, Ankara Milletvekili, on altı dakika; Ruhsar Demirel, Eskişehir Milletvekili, on iki dakika; Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili, on iki dakika; Muharrem Varlı, Adana Milletvekili, on dakika.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına: Osman Taney Korutürk, İstanbul Milletvekili, on dört dakika; Ayşe Nedret Akova, Balıkesir Milletvekili, sekiz dakika; Candan Yüceer, Tekirdağ Milletvekili, yedi dakika; Emre Köprülü, Tekirdağ Milletvekili, yedi dakika; Tanju Özcan, Bolu Milletvekili, yedi dakika; İlhan Demiröz, Bursa Milletvekili, yedi dakika.

Lehinde Öznur Çalık, Malatya Milletvekili, beş dakika; aleyhinde Mehmet Ali Ediboğlu, Hatay Milletvekili, beş dakika.

Şimdi ilk söz, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Nazmi Gür, Van Milletvekili.

Buyurun Sayın Gür. (BDP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, efendim uygun görürseniz bir şey arz etmek istiyorum.

Şimdi, bu soru sorma meselesinde biz maalesef girmeye çalışıyoruz, bir türlü giremiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Genç, böyle bir usulümüz yok, lütfen; bu sistemle ilgili yani.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, bir dakika efendim… Efendim nasıl yok! İşte, bu konuda bir usul tartışmasını… Ya bu uygulamanızdan vazgeçin… Çünkü devamlı aynı arkadaşlar soru soruyor. Bakın, bütçenin genel ilkelerinde bir milletvekili bir defa söz alabiliyor. Yani, onu genel ilkeleri de getiriyorsunuz.

BAŞKAN – Kendi aralarında anlaşsınlar Sayın Genç, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan bir dakika, laf söylüyorum burada canım.

BAŞKAN – Hayır Sayın Genç, niye bir dakika? Ben başlattım, siz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Laf söylüyorum sana be! Laf söylüyorum!

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Senden bir şey istiyorum.

BAŞKAN – Hayır, ben…

KAMER GENÇ (Tunceli) – İç Tüzük’e göre beni…

BAŞKAN - …Sayın Milletvekiline söz verdim. Söz vermişim, kesemezsiniz siz burada.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, daha bu safhada bunu bir karara bağlayalım.

BAŞKAN – Siz saygılı olacaksınız.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Usul tartışması istiyorum.

BAŞKAN – Sizden öğrenecek değiliz buranın idaresini.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, usul tartışması istiyorum.

BAŞKAN - Oturun yerinize lütfen!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu Meclisi doğru dürüst yönet!

BAŞKAN – Siz doğru dürüst hareket edin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Doğru dürüst yönet!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkana karşı lütfen… Lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya Başkan saygılı olsun!

BAŞKAN – Burada gösteri mi yapıyorsunuz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Başkan saygılı olsun! Burada milletvekili bir söz söylediği zaman…

BAŞKAN – Sayın Gür’e söz vermişim, sözünü kesemezsiniz burada…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Burada saygılı ol, saygılı.

BAŞKAN - …yerinizden kalkmış müdahale ediyorsunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Burada bir milletvekili elini kaldırdığı zaman bir söz ver, derdini anlatsın size. Yanlış yapıyorsun.

BAŞKAN – Sizden öğrenecek değilim Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Öğren de gel.

BAŞKAN – Ben böyle yapıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Öğren de gel buraya.

BAŞKAN – Kimseye de öğretemezsin. Bağırıp çağırmakla da bir yere varamayacaksın!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu doğru dürüst şu Meclisi yönetmeyi öğren be!

BAŞKAN – Lütfen oturun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu böyle bir Başkanlık olur mu? Biz burada söz istiyoruz, beyefendi burnunu öteki tarafa çeviriyor! O burnunu niye oraya çeviriyorsun?

BAŞKAN – Sayın Milletvekilini kürsüye giderken durduramazsınız, sizin için konuşmuyor.

Buyurun Sayın Gür.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama siz hakkı kötüye kullanıyorsunuz!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Milletvekiline değer vermek zorundasın, milletvekili burada çıktığı zaman onu dinlemek zorundasın. Sen orada niye oturuyorsun?

BAŞKAN – Sayın Gür, buyurun.

BDP GRUBU ADINA NAZMİ GÜR (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dışişleri Bakanlığının 2012 yılı bütçesi hakkında Barış ve Demokrasi Partisinin görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla  selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle şunu belirtmek isterim ki iç ve dış politika birbirinden bağımsız değildir ve bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Konuşmamı bu temelde yapacağım. Bunun da en somut örneği bildiğiniz gibi Van depreminde yaşandı yani iç politikanın dış politikayı nasıl etkilediği konusunda anlamsız bir ulusal gururla ilk yirmi dört saat uluslararası yardımları kabul etmedi ve kabul etmediği için de Türkiye, özellikle bu uluslararası arama ve kurtarma yardımlarını maalesef belki de yüzlerce yurttaşımız enkaz altında yaşamını yitirdi.

Türkiye'nin iç siyasette olduğu gibi dış siyasette de özellikle güvenlik odaklı bir yaklaşım sergilediği açıkça görülmektedir. Güvenliğin sağlanması tabii ki her devletin vatandaşlarına karşı sorumluluğudur ancak AKP Hükûmetinin güvenlik perspektifini biz BDP olarak kesinlikle doğru bulmuyoruz. Kısaca açmak gerekirse, Türkiye Cumhuriyeti’nin asli unsurlarından olan Kürtlerin siyaseten bastırılması ve Hükûmete muhalif bütün seslerin içeride ve dışarıda ortadan kaldırılmaya dönük politikaların izlenmesi ve özellikle muhalif seslerin neredeyse tamamının cezaevlerine tıkılması politikasını biz şiddetle eleştiriyoruz. Aynı yaklaşım sadece yurt içinde değil, yurt dışında da hastalıklı bir ilişki biçimi olarak sürdürülmektedir. Uluslararası silah veya ticaret anlaşmalarının yapılması karşılığında anlaşmayı yapacak şirketin tabi olduğu devletin Kürtlerin derneklerine ve kurumlarına yönelik polis baskılarının gerçekleştirilmesi son derece haksız ve vicdanları zedeleyici bir durumu ortaya çıkarmıştır. İtalya, Almanya, Fransa gibi ülkelerde Kürtlere yönelik baskılar, Türkiye’yle yapılacak askerî ve ekonomik anlaşmaların bir parçası, âdeta bir pazarlık unsuru olarak kullanılmaktadır.

Wikileaks belgelerinden anlaşılacağı üzere, Danimarka’da Roj TV’nin yasaklanması amacıyla ne gibi pazarlıkların yapıldığı artık tamamen açığa çıkmış, hepinizin malumudur.

Diğer yandan, Avrupa Birliğinin ilerleme raporlarında, genelde Kürt sorunu ve özellikle de KCK davasıyla ilgili olarak Avrupa Birliğinden sorumlu Sayın Bakan Egemen Bağış’ın ve ekibinin özel çabalarının hangi noktada olduğuna hepimiz tanıklık etmiş bulunmaktayız.

Avrupa’da Kürt derneklerinin AKP Hükûmeti tarafından kriminalize edilmeye çalışılması yetmiyormuş gibi bir de Avrupa merkezli vakıf ve derneklerin -Sayın Başbakan Erdoğan’ın kendi ifadeleriyle- BDP’li belediyelerle yürüttüğü sosyal projeleri “Terörizme destek.” adı altında yaftalamaya çalışması, bize göre bir fişlenme yöntemidir ve kabul edilemez.

AKP’yle aynı fikirleri veya yaşam tarzını benimsemeyenlerin, siyasal hayatta, sosyal yaşam alanlarında, medyada, kısacası toplumsal hayatın bütün katmanlarında muhalefetin izole edilmesi için sadece Türkiye’de değil, Türkiye’nin sınırlarının dışında da devletin müdahaleci bir tutum sergilediğini bir kez daha vurgulamak isterim. Başta Kürt halkı olmak üzere, sosyalistler, Aleviler ve gazeteciler, AKP Hükûmetinin hedef tahtasına oturtulmuştur.

Değerli milletvekilleri, BDP olarak bizim amacımız, bu yaklaşımı eleştirmek ve uluslararası kamuoyunu bu totaliter ve tekçi yaklaşıma destek vermemeleri konusunda uyarmaktır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, şu uğultuya bir el atar mısınız.

NAZMİ GÜR (Devamla) – AKP Hükûmeti tarafından Türkiye’de ileri bir demokrasi yaşandığı ve özgürlüğün sınırlarının genişletildiği yönündeki tezlere karşı, biz istatistikleri ortaya koyuyoruz. Rakamlarla oynamadıkça istatistikler yalan söylemez.

OECD, Dünya Bankası veya Birleşmiş Milletler raporlarına bakıldığında, yandaş medyanın iddialarının tersine, Türkiye’nin demokrasi gerçeğini daha yalın bir şekilde görüyoruz.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün yıllık raporuna bakıldığında, dünya ülkeleri arasında, basın özgürlüğü sıralamasında Türkiye’nin 138’inci sıraya geldiğini görüyoruz. 2002’de Türkiye 99’uncu sıradaydı oysa. Burada anlaşılmalıdır ki Türkiye’de basın özgürlüğü yoktur. Tutuklu gazeteci sayısı 66 olan bir ülkeden bahsediliyorsa Türkiye’nin dış dünya sıralamasında en gerilerde olması da son derece doğaldır.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Örgütü’nün 2 Kasım 2011’de yayımladığı İnsani Gelişme Raporu’nda Türkiye, 187 ülke ve bölge arasından kendisine ancak 92’nci sırada yer bulabildi. 2002’deki raporda Türkiye, 173 ülke ve bölge arasında 85’inci sıradaydı.

Bu raporda sadece ithalat veya ihracat hacmi hesaplanmadığından dolayı yani insanın en temel ihtiyaçları olan beslenme, eğitim, demokrasi ve sosyal güvenlik gibi alanları da kapsamamasından dolayı Türkiye'nin gerçek gelişmişlik düzeyi bu araştırma verilerine göre ortaya çıkmaktadır. Eğer Türkiye'nin sadece en zengin yüzde 5’lik dilimi hesaba katılsaydı, belki Türkiye daha üst sıralarda yer bulabilirdi.

Merkezi İsviçre’de bulunan Dünya Ekonomik Forumu’nun yıllık Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu’na göre Türkiye, 2011 yılı itibarıyla 135 ülke arasından 122’nci sırada yer aldı. 2010 yılında 126’ncı sıradaydı oysa.

Raporun ayrıntılı sıralamasına bakıldığında ise kadının ekonomiye katılımında Türkiye 130’uncu sırada, kadın-erkek eşitliği konusunda 89’uncu sırada, parlamentodaki kadın sayısı konusunda ise Türkiye 82’nci sırada, kadın devlet bakanı oranı sıralamasında ise 99’uncu sırada.

Bu raporlardan da anlaşılacağı üzere Türkiye'nin kadın konusunda en üst sıralamaya girebileceği tek konu kadına yönelik şiddettir maalesef.

Diğer yandan OECD’nin 2008 verilerine göre -ki bu veri son yayımlanan istatistiktir- Türkiye binde 17’lik bebek ölümü oranıyla OECD ülkeleri arasında en kötü durumdaki ülke konumunda. Yani Türkiye, OECD’nin 4,6’lık ortalamasının tam 3 katından fazla bir bebek ölüm oranına sahiptir.

Türkiye’de kadına, sağlığa ve genç nesle verilen değer sadece “En az 3 çocuk yapın.” dayatmasıyla olacaksa Türkiye'nin bebek ölümü oranlarında daha da kötüye gideceği aşikârdır.

“Silahlanma konusunda Türkiye kaçıncı sırada?” diye sorulursa militarizm yanlılarını sevindirecek bir istatistik var karşımızda. Stockholm Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü tarafından sher yıl yayımlanan silah harcamaları istatistiklerine göre Türkiye 2009’da tam 15,6 milyar dolarlık harcama hacmi ile yüz elli dört devlet arasında İran’dan hemen sonra 17’nci sırayı almıştır. Ancak 2010-2011 yılları resmî olmayan verilere göre Türkiye, askerî harcama yani silah alımları, operasyon harcamaları, askerî personel giderleri vesaire konusunda dünya sıralamasında ilk beş ülke arasına girmeyi herhâlde hak ediyordur. Kısacası Türkiye istikrarı silahlanmakta buluyor diyebiliriz. Güvenlik eksenli iç ve dış politika anlayışı, komşularla sıfır sorun politikasıyla örtüştüğü de pek söylenemez. Sürdürülen bu politikalarla, gerilim politikalarıyla herhâlde yakında sıfır komşumuz olacak. Bu bağlamda Sayın Bakan herhâlde Yeni Zelanda’da bakanlık yapmayı çok isterdi çünkü en yakın komşusu Avustralya ve böyle bir ülkede ben de herhâlde, gerçekten, dışişleri bakanlığı yapmayı da çok isterdim. Ancak tutarsız ve pragmatist bir AKP Hükûmeti göz önüne alındığında bu yaklaşımın artık bize normal geldiği söylenebilir.

Son olarak AİHM davaları istatistiklerine bakıldığında ise 31 Ekim 2011 tarihi itibarıyla toplam 153.850 davanın yani AİHM’de bulunan davanın ve bunlar sonucunda verilen kararların büyük bir kısmının Rusya ve Türkiye tarafından paylaşıldığı ise bir gerçektir. Hemen rakamları verelim: Rusya 41 bin davayla ve yüzde 26’lık oranla birinci sırayı alırken AİHM’de ikinci sırayı ülkemiz, Türkiye almakta, 16.800 dava ile yüzde 10,9’luk oranıyla ikinci sırada yer almaktadır. Nüfus oranına göre kıyaslarsak Türkiye yine bu konuda birincidir. Diğer yandan sadece ifade özgürlüğünün ihlali davalarına bakıldığında Rusya’daki büyük bir nüfus oranına rağmen Türkiye açık arayla önde gitmektedir.

Associated Press Haber Ajansının dünya çapındaki araştırmasına baktığımızda ise Türkiye’de sözde “terörle mücadele” kapsamında kaç yurttaşımızı cezaevlerine kapattığını daha açık görebilmekteyiz. Başta belirtmek gerekirse uzun tutukluluk süresi ve Türkiye’deki terör suçu kapsamı, evrensel bir hak olan ifade özgürlüğü ile çakışmaktadır. Bu nedenle, 2001’den bu yana dünyada terör suçu işlediği suçlamasıyla tutuklu veya hükümlü bulunan 35.117 kişinin neredeyse yarısı yani 12.089 kişisi Türkiye’dedir. Bu sayı her geçen gün artmaktadır. Türkiye’de yürüyüş yapan öğrenciler, emekten yana olan sendikacılar, kimliğini savunan Kürtler, sesini duyurmaya çalışan solcular, eleştirebilen yazarlar, gerçekleri gören ve objektif haber yapan gazeteciler, yürüyen emekçiler ve mücadeleci gerçek aydınların terörist suçlamasıyla yıllarca cezaevlerinde tutulduğu bir Türkiye’den bahsediyoruz. Neredeyse AKP’ye karşı muhalefet yapanların tamamını cezaevlerine koyacaksınız.

Şimdi sormak gerekir. Türkiye’nin ileri bir demokrasi örneği ya da Orta Doğu’da bir model olabileceğini hangi siyasetçi veya vatandaş ifade edebilir? İşte, biraz önce Türkiye’nin demokrasi karnesinin küçük bir kısmını size söyledik. Bu karneyle Türkiye’nin ileri demokratik bir ülke olduğunu iddia etmek herhâlde son derece gülünç olur. Ama ne yazık ki, Dışişleri Bakanlığı temsilcileri ve AKP’li siyasetçiler uluslararası görüşmelerde veya konferanslarda Türkiye’nin bir “istikrar gemisi” ya da “demokrasi adası” olarak tanıtmasını açıkça biz BDP’liler olarak bir ciddiyetsizlik olarak görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye bulunduğu coğrafyada gerçekten bir istikrar adası olmak istiyorsa öncelikle kendi sorunlarına çözüm üretmesi gerekmektedir. Kendi sorunlarıyla boğuşan bir Türkiye’den Orta Doğu’da, Akdeniz’de, Balkanlarda ve Kafkaslarda olumlu bir katkı sunabilmesi beklenemez.

Örneğin, İsrail ile Filistin arasında yaşanan böylesi derin ve tarihsel bir sorunda bize sadece ilke sahibi ve kendisini her iki tarafa da kabul ettirebilen, güçlü demokrasisini oturtabilen bir ülke ara bulucu rolünü üstlenebilir ya da Türkiye gibi iç sorunlarıyla boğuşan bir ülke ancak demokrasisini ve gerçekten yaşam standartlarını yükselterek ancak bu güveni, başkasının güvenini kazanabilir.

Bu nedenle, değerli arkadaşlar, bizler bu coğrafyada çözüme katkı sunabilmesi için Türkiye’nin, güçlü, öncelik güvenliğe değil fakat güçlü bir demokrasiye sahip olması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu açıdan bakıldığında, Türkiye’nin son dönemlerde Suriye’nin de iç işlerine karışmaya başlaması bize göre son derece tehlikelidir. Suriye’deki Kürtlerin Irak’taki gibi bir öz yönetim modeline kavuşmaması amacıyla şimdiden Suriye’deki Sünni Arapların desteklendiği anlaşılıyor. Türkiye’deki iç dengelerin dikkate alınmasıyla oluşturulan bir Suriye politikasının Suriye’yi iç savaşa götürebileceği riskini de giderek artırmaktadır ve bu tehlikenin tüm Orta Doğu’ya olumsuz yansıması kaçınılmazdır. Bu nedenle, Türkiye dış politikasına yön veren karar verici şahsiyetlere, tarihten gelen tecrübeleri göz önüne alarak Orta Doğu’yu yeni bir Osmanlıcılık macerasına sürüklememelerini tavsiye ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, neo Osmanlıcılık, ümmetçilik veya Turancılık gibi devri geçmiş yaklaşımların Türkiye dış politikasına yansıtıldığını görüyoruz. Bizler diğer ülkelerin iç işlerine hiçbir biçimde karışmamalıyız çünkü bizler karıştığımız oranda onların da bizim iç işlerimize karışma hakkını da peşinen vermiş oluyoruz.

Değerli arkadaşlar, Irak’ta yaşayan ve Türkiyeli resmî yetkililerce “soydaş” olarak tanımlanan Türkmenleri örgütlemeye çalışarak Türkmenlerin bölgedeki Kürtlere karşı bir koz gibi görülmesini de eleştirmekteyiz. Yani bir taraftan Suriye’nin diğer taraftan Irak’ın iç işlerine doğrudan müdahalesi Türkiye’nin kabul edilemez. Etnik ve kan bağını işaret eden bir söylemle “soydaşlık” üzerinden bir ülkenin iç işlerine karışılması Türkiye’nin de iç işlerine karışılmasının önünü açar ve bu nedenle Türkiye’nin en temel sorunu olan Kürt sorunu, artık uluslararası bir sorun olarak karşımıza çıkar. Başkaları da bu soruna müdahale eder, kaşır ve sizin karşınıza çıkar. Açıkçası Türkiye’deki Kürt sorunu, siyasal ve diplomatik açıdan uluslararası bir boyut kazanmıştır ve bundaki temel nedenin inkâr ve ırkçılık politikaları olduğu da gözden kaçmamaktadır.

Turancı, ümmetçi ve Osmanlıcılığın Türkiye dış politikasına yansıdığı bir diğer coğrafya ise Kıbrıs’tır. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin “yavru vatan” edebiyatı ile Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’nin Lefkoşa’daki elçiliğinden yönetildiğini hepimiz biliyoruz ve dolayısıyla Kıbrıs’ın demografik yapısına bakıldığında ise Türkiye’nin ekonomik ve siyasal açıdan kısıtlayıcı politikaları nedeniyle Kuzey Kıbrıslı gençlerin başta İngiltere olmak üzere yurt dışına göç ettikleri ve yerlerine de Türkiye’deki ucuz iş gücünün yerleştirildiği de aşikârdır.

Tekrar samimiyet açısından şu soruyu sormamız gerekir: Türkiye hükûmetleri 1960’lardan bu yana Kıbrıs’ta yaşayan Türk nüfusu için hangi hakları talep ediyorsa aynı hükûmetler Türkiye’de yaşayan kimlikler için de aynı yaklaşımı sergileyebiliyorlar mı? Bu bir ölçüttür değerli arkadaşlar. Artık bu ve buna benzer soruların sorulması ve tartışılması gerekiyor. Biz militarist politikaları ve devlet güvenliğini merkeze alan, Türk etnisitesine dayanan iç ve dış politikaya “Hayır.” demeliyiz. Şimdiye kadar askerî darbelerle yönetilen bu ülkenin devlet politikası hâline gelmiş iç ve dış politika yaklaşımlarına hâlen askerî zihniyetle müdahil olunmasına artık son vermeliyiz.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmeti özünde değişime direnen statükocu anlayışı ile Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyelik sürecinde giderek tıkayıcı bir rol oynamaya başlamıştır. Sayın Erdoğan’ın 2002’den bu yana Avrupa Birliğine üyelik müzakerelerinin yürütülmesinde ve reformların hayata geçirilmesi konusunda istekli bir duruş sergilemediğini özellikle vurgulamak isteriz. Sembolik adımlarla ilerleme sağlandığı görüntüsü verilerek tam anlamıyla bir makyaj politikası devreye sokulmuştur. Dokuz yıldan bu yana sadece görebildiğimiz, sivil bir oligarşik yapının kuruluyor olmasıdır. Zaten statükocu olan bir sisteme karşı başka statükocu anlayışın AKP tarafından geliştirilmekte olduğunu görüyoruz. Başta “hukuk reformu” adı altında HSYK AKP’nin denetimine girdi. “Serbest piyasa ekonomisine geçiş” adı altında AKP ile yakından ilişkili olan holdinglere risksiz yatırım imkânları tanındı. Özelleştirmelerle emekçilerin patronlara biat etmesinin zemini hazırlandı. Bu gelişmeler Avrupa Birliğine uyum yasalarının hayata geçirilmesi bahanesiyle oluştu. Bunların haricinde, “AB ile uyumlu hukuki düzenlemeler” adı altında 2006’da Terörle Mücadele Yasası’nın kapsamı genişletildi. Böylece fikir özgürlüğünün de sonu getirilmiş oldu.

Değerli arkadaşlar, bizler, özellikle düşünce ve örgütlenme özgürlüğü, gösteri ve toplantı yürüyüşleri gibi eylemler, sivil eylemler, protesto eylemlerinin kriminalize edilmesini şiddetle kınıyoruz. Savcılar, akıllarına gelen veya akıllarına getirilen herkesi yıllarca cezaevlerinde çürüterek bir cezalandırma yöntemini devreye soktu.

Kısacası, bu son yıllarda karşılaştığımız akıl almaz hukuki skandallarla AB’ye uyum reform paketleri sonrasında karşılaşmak, bizi Türkiye’nin demokratikleşebileceği konusunda karamsar bir hâle getirdi. Dahası, Türkiye’nin AB’ye uyum sağlamasını beklerken AB’nin Türkiye’ye uyum sağlamaya başladığı gibi gerçekten şaşırtıcı bir sonuçla karşı karşıyayız. Bunu da özellikle Avrupa Birliği ülkelerinin kendi ülkelerinde bulunan Kürtlerin kurumlarına ve siyasetçilerine saldırılarından anlamak mümkündür.

Değerli milletvekilleri, Dışişleri Bakanlığının sahip olduğu sorumluluklar ve yetkileri göz önüne alındığında, tüm vatandaşların benimseyebileceği bir dış politikanın oluşturulması gerektiğini savunmaktayız. Dış politika, sadece bir siyasi partinin enstrümanı veya enformasyon merkezi olarak görülemez. Herhangi bir konuda dış politikanın belirlenmesi sürecinde, en azından Mecliste grubu bulunan partilerle danışılması, tartışılması ve planlanması gerektiğini savunuyoruz. Biz burada tüm ülkenin temsil ve çıkarlarının söz konusu olduğunu düşünüyoruz. Yani uluslararası temsili, temel çıkarlarımızı hep birlikte tartışmamız gerektiğini ve hep birlikte planlamamız gerektiğini öneriyoruz. Bu nedenle, Dışişleri Bakanlığı, daha katılımcı ve çoğulcu bir yaklaşımla karar verme mekanizmasını işletmelidir. Örneğin, Malatya’da “füze kalkanı” olarak belirtilen sistemin kurulmasında ne siyasi partilerle görüşülmüş ne de Malatyalılara danışılmıştır. En kötü senaryonun gerçekleşmesi durumunda Malatya halkının karşılaşabileceği yıkımın hesabını AKP Hükûmeti verebilecek midir? Daha birkaç gün önce İranlı yetkililer, olası bir İran saldırısına karşı ilk vurulacak hedefin Malatya’daki üsler olduğunu açıkça ilan etmiştir.

Değerli arkadaşlar, biz, özellikle uluslararası alanda Dışişleri Bakanlığının hem Parlamentoya hem de Parlamentoda grubu bulunan partilere çok daha fazla bilgi vermesi gerektiğine inanıyoruz.

Konuşmam muhakkak daha da uzundu ama sürem az kaldı. Fakat “Nasıl bir dış politika istiyoruz?” konusu son derece önemli bir konu. Dışişleri Bakanlığının ve Bakanımızın insanı temel alan, evrensel değerleri gözeten, barışçıl, diyalogdan yana, halkların kardeşliğini esas alan kapsayıcı ve çözüm odaklı bir dışişleri bakanlığının Türkiye’de faaliyet yürütmesi hepimizin arzusudur.

Sevgilerle ve saygılarla Parlamentoyu selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gür.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Sebahat Tuncel.

Buyurun Sayın Tuncel. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan değerli milletvekilleri; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bütçesi hakkında Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bakanlığın bütçesi hakkındaki görüşlerimizi sunmadan önce iki noktanın altını çizmek istiyorum.

Kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasında toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bütçe politikalarının çok büyük önemi vardır. O nedenle kadın örgütleri her yıl bütçe tartışmaları başlamadan önce taleplerini dile getirmektedirler. Bugüne kadar kadınların sesini bu Parlamento üyeleri duymadı ya da duymak istemedi. Bu yıl da bütçenin cinsiyet eşitliğini esas alan bir yaklaşımla hazırlanmadığı herkesin malumu. Bütçe görüşmelerinde sona yaklaşıyoruz, bu tartışmalarda da bunu çok net olarak gördük. Bu bütçe, eksik ve toplumun yarısı dikkate alınmadan hazırlanmış bir bütçedir. “Hayırlı olsun.” diye bitirdiğimiz bu bütçe ne kadar topluma hayırlı olacak, doğrusu soru işareti taşımaktayız.

On iki Avrupa ülkesi 2003 yılında toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemeyi kabul ederek harekete geçti. Umuyorum ki gelecek bütçe görüşmelerinden önce Türkiye de bu konuda bir adım atar ve biz kadınların sesini duyar.

Sayın milletvekilleri, ikinci olarak belirtmek istediğim nokta ise Türkiye’de kadınların siyasal yaşama katılımı ile ilgili. Kadınların siyasete katılımında 189 ülke arasında 134’üncü sıradayız. Bu Parlamentonun sadece yüzde 14’ü yani 550 milletvekilinden sadece 78’i kadın. 2009 yerel seçimlerindeki durum Meclisteki durumdan pek farklı değil. 26 kadın belediye başkanı varken 2.877 erkek belediye başkanı var ve kadın belediye başkanı oranı sadece yüzde 0,9.

Bürokraside üst düzey yöneticilerin yüzde 93’ü erkek iken sadece yüzde 7’si kadındır.

Tablo buyken bugün bu Parlamentonun üyesi olan iki kadın milletvekilimiz, Şırnak Milletvekilimiz Sayın Selma Irmak ve Mardin Milletvekilimiz Sayın Gülser Yıldırım, halkın iradesiyle seçilmiş olmalarına rağmen kendileri hapishanede tutulmaktadır. Kendileri TMK mağdurları olarak âdeta siyasi bir rehine olarak hapishanededirler. Sadece milletvekillerimiz değil, şu an biri eski, ikisi de bu dönemde görevde bulunan üç kadın belediye başkanıyla birlikte beş yüze yakın politik kadın tutuklu, kadın siyasetçi de hapishanede bulunmaktadır.

Sayın milletvekilleri, Türkiye’de kadınların siyasete katılımını düşündüğünüzde aslında siyasete kadınların neden daha az katıldığını bir kez daha göstermek açısından bu tablo önemlidir diye düşünüyoruz.

Kadınların politika yapmaları önündeki engelleri aşmak yerine bu Parlamento kadınların siyaset dışına itilmesine ne yazık ki seyirci kalmaktadır. Bugüne kadar “KCK” adı altında yapılan operasyonlara karşı ne yazık ki ne Sayın Bakanımız ne de diğer yetkililer herhangi bir açıklama yapmamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçesini görüşmekte olduğumuz bu Bakanlık Hükûmetin kanun hükmünde kararname ile apar topar oluşturmuş olduğu bir torba bakanlıktır. Bu Bakanlık bünyesinde Aile ve Toplum Hizmetleri, Çocuk Hizmetleri, Kadının Statüsü, Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri, Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğünün de bulunduğu on dört hizmet birimi bulunmaktadır.

AKP İktidarı torba yasaları çıkarmaya çok hevesli. Bunu geçen dönem de gördük. Anlaşılan öyle ki bu torba yasalardan iyi sonuç almış olacak ki bir de torba bakanlık denemesi yapmıştır. Hükûmetin çok önemli problem alanlarını tek bir bakanlıkta birleştirmesi, bu alanlara dair ne kadar ciddi politikalar oluşturduğunun, kadınların, çocukların, engellilerin yaşadığı sorunlara ve sosyal politikalara ne kadar önem verdiğinin açığa çıkması açısından bizlere önemli bir veri sunmaktadır. AKP Hükûmeti tüm bu toplumsal kesimleri aynı çatı altında toplayarak topluma şu mesajı vermektedir: “Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler toplumun öznesi değildirler. Kadın sağlıklı ailenin devamı için gereklidir, çocuklar, yaşlılar, engelliler yardıma muhtaç kişilerdir.” Sözde kadınlar adına ciddi çalışmalar yapacak bu Bakanlığın isminde “kadın” kelimesinin yer almaması, bakanlığın isminin “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” olması, bakanlığın icraatlarının neler olacağı konusunda çok şey anlatmaktadır. Bu Bakanlık, isminden de anlaşılacağı gibi, erkek egemen zihniyetin ürünü olan geleneksel, bizlere öğretilmiş kadınlık ve erkeklik rollerinin devam ettirilmesi ve kadını toplumda bir birey olarak değil, ailenin bir parçası olarak ele alarak kadın-erkek eşitsizliğinin devlet güvencesi altına alınmasından başka bir anlam ifade etmemektedir.

Sayın milletvekilleri, geleneksel aile, devletin bir prototipi olarak  iktidar, hiyerarşi ve tahakkümün kadınlar üzerinden bir şiddet politikası olarak karşımıza çıkmaktadır. Bizler geleneksel aile yapısının, aile bireylerinin kendisini tahakküm altında hissetmeden, anne, baba ve çocuğun birey olabildiği demokratik bir aile modelinin geliştirilebileceğine inanıyoruz. Ancak AKP’nin burada öngördüğü aile, geleneksel bir aile modelidir.

Sayın Bakanın bütçe görüşmeleri sırasında “insanı yaşat ki devlet de yaşasın “ olarak ifade ettiği yaklaşım, tam da bu geleneksel yaklaşımı ifade etmektedir. Oysa önemli olan devlet değil, toplumdur. Devlet, toplumun daha iyi koşullarda demokratik, adil ve barış içerisinde yaşamasını sağlayacak bir  organizasyona dönüştürülmek durumundadır, görevi de bununla sınırlandırılmalıdır. Ancak bugünkü yaklaşım bireyi topluma, toplumu devlete heba etmektedir. Eğer bunlar arasında optimal denge kurulamazsa sonunda yaşadığımız şey aslında büyük bir kaos ve karmaşa olmaktan öteye çıkmayacaktır.

Biz bu zihniyeti şimdi görmüyoruz, aslında  16’ncı yüzyıldan itibaren bu zihniyet var. Ta 5 bin yıllık erkek egemen zihniyetin başlangıcına da götürebiliriz. 16’ncı yüzyılda, önemli bir düşünür olan ve ütopyasını eşitlik anlayışıyla oluşturan Thomas More felsefesini hatırlatıyor AKP’nin yaptığı bu çalışmalar bize. More’un eşitlik ütopyasında kadın kamusal alanın dışında ele alınarak kadına geleneksel roller atfedilmektedir. More’a göre ancak devletin sürekliliği ve esenliği söz konusu olduğunda kadınlar kamusal alanda yer alabilir. 21’inci yüzyıldayız, ne yazık ki aynı zihniyet, aynı yaklaşım devam etmektedir.

Bir yandan kadınlar adına çok şey yaptığını ifade eden Hükûmet, diğer yandan kadınlar için yaşlı ve çocuklara bakma, temizlik yapma, sosyal yardımlaşma alanlarında çalışma gibi geleneksel iş bölümünü bakanlık eliyle yeniden üreten yine aynı bakanlık olmaktadır.

Bir kez daha bu kürsüden -defalarca hatırlattık- kadınlar adına şunu belirtmek isteriz ki, kadın-erkek eşitliğini esas almayan hiçbir çalışmanın başarıya ulaşma şansı yoktur. Öncelikle kadın ve erkek eşitliği olduğuna inanarak devletin tüm kurumlarını bu eşitlik yaklaşımına göre yeniden düzenlemek, kadın-erkek eşitliğinin özgürlükler, demokrasi, adaletin ve barışın temeli olduğu bilinciyle toplumu dönüştürecek eşitlik politikalarını geliştirmek zorundayız. Eşitlik politikalarına öncelikle bu çatı altında başlamak durumundayız çünkü aslında eril zihniyet, erkek egemen zihniyet bu çatı altında devam ettirilmektedir.

Sayın milletvekilleri, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, yıllardır kadın örgütlerinin kadın mücadelesini görünür kılma ve kadınların toplumsal yaşamın tüm alanlarında daha etkin olmalarını sağlamak için verdikleri mücadelelerle elde ettikleri kazanımlara anlam vermeyen, kadını bir birey olarak değil ailenin bir parçası olarak gören, geleneksel kadınlık ve erkeklik rollerini yeniden üreten bu dili devletin güvencesine alan bir zihniyeti yansıtmaktadır.

Sayın Bakan Fatma Şahin, kadın kollarından gelen ve kendisi kadın mücadelesi konusunda çabası olan ve bu isimdeki bakanlığın yapabileceklerinin sınırlarını bilen birisidir. Sayın Bakan, Hükûmetin erkek vekilleri bilmeyebilir ama siz kadın mücadelesinin ne kadar önemli olduğunu biliyorsunuz. O nedenle, kadın çalışmalarının bağımsız bir bakanlık altında yapılanmasının kadınların yaşamlarının değişmesi açısından çok önemli olduğunu düşünüyoruz ve bu konuda zaman geçirmeden bu torba bakanlıktan kadın bakanlığını çıkarmanızı, kadın ve eşitlik bakanlığını kurmanızı öneriyoruz. Biz BDP’liler olarak -sadece kadınlar değil- sizi destekleyeceğiz, bunu ifade etmek istiyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; TÜİK verilerine göre, Türkiye nüfusunun yüzde 12'si engellilerden oluşturmaktadır ve yaklaşık 9 milyon nüfus demektir bu. Nüfusun önemli bir kesimini oluşturan engellilerin yaşamın tüm alanlarına engelsiz olarak katılabilmeleri için daha kapsamlı ve ciddi politikalar oluşturulmalıdır. Bu bağlamda, 3 Mayıs 2008 tarihinde, 20 ülke tarafından kabul edilen ve Türkiye'nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nin gereklerinin yerine getirilmesi oldukça önemlidir. Engellilere yaklaşımda ise dışlayan, ötekileştiren bir zihniyet söz konusudur. Engellileri bir birey olarak görmekten ziyade zavallı, yardıma muhtaçlar olarak gören yaklaşım değişmediği sürece, engellilerin yaşamı ne yazık ki değişmeyecektir. Bazen bu kürsüde engelli vatandaşlarımıza ilişkin çok sözler söylense de hiçbir zaman engellilerin yaşamını kolaylaştıracak iş yapılmıyor. Örneğin, burada engelli bir milletvekilimiz var. Engelli milletvekilimiz bu salona pantolonuyla bile giremiyor. Bu konuda bile sınıfta kaldık, bu düzenlemeyi bile gerçekleştiremedik. Eğer burada yapamıyorsak sokakta vay hâlimize! Bunun nasıl yansıdığını görmek gerekiyor.

Engellilerin bir ricası var, bu kürsüde bir kez daha iletmek istiyorum: “Projeler istemiyoruz, sadece bize üç ayda bir verdiğiniz 655 TL’lik maaşı üç ayda değil, ayda bir istiyoruz.” diyorlar. Umuyorum Sayın Bakanlık bu konuda gerekli adımları atar ve ayda bir engelli yurttaşlarımıza 655 TL verir.

Sayın milletvekilleri, bu bakanlıklardan birisi de çocuklara ilişkin. Tabii biraz önceki bölümde Sayın Bakanımız şöyle bir şey ifade etti: “Her sorunda BDP’liler Kürt sorununu dile getiriyor.” İnanın ki sayın milletvekilleri, biz BDP’liler olarak, her defasında Kürt sorununu konuşmaktan çok istekli değiliz ama, bu, ülkenin bir gerçeği. Burada bir çatışma var, insanlar yaşamını yitiriyor. İşte, bugün on beş yaşında bir çocuk -Sayın Bakana bunu hatırlatmak isterim- Fırat İzgin, Mardin Nusaybin’de kendi bedenini ateşe vermiş ve şöyle bir not düşmüş: “Halkım için yapıyorum. Barışın sesi olmak istiyorum.” Sadece Fırat değildi, Evrim de kendisini yaktı, Ebumüslüm de kendisini yaktı. Oysa dünyada, Tunus’ta nasıl başladı isyanın ateşi sevgili arkadaşlar? İsyanın ateşini, bir çocuk, kendi işi için, üniversite mezunu bir çocuk, elinden tablasını aldılar diye kendi bedenini ateşe verdiğinde, orada bir devrimin fitilini ateşlemiş oldu ve Orta Doğu’da “Arap Baharı” denen bir süreç başladı. Bırakalım, yanı başımızda Yunanistan’da nasıl bir süreç başladı? Eşitsizliğe karşı, orada on yedi yaşındaki bir çocuk öldürüldü, isyan oldu ama bizim ülkemizde, sevgili arkadaşlar, çocuklar öldürülüyor ve çocukların adı bile yok. Onlar çok genel kapsamda terörist ilan ediliyorlar, zaten bu şey yapılıyor. İşte bu Meclis Kürt sorununu çözemediği için çocuklarımızın omzuna kalmış durumda ne yazık ki. Onlar belki de kendi öfkesini taşla atamadığı için, belki de öfkesini sunamadığı için kendi bedenini ateşe veriyor. Şimdi, bunun hesabını kim verecek? Tabii ki burada siyasi sorumluluk üstelenen bizlerin vermesi gerekiyor. Sadece iktidara, muhalefete de söylemiyorum, biz kendi açımızdan da bunu söylüyoruz ve diyorum ki: Sevgili Fırat, keşke barışı getirebilseydik de sen yaşıyor olsaydın, keşke barışı getirseydik de Evrim, Ebu Müslüm sen yaşıyor olsaydın ama burada böyle bir yaklaşım yok.

Bakın, sevgili arkadaşlar, bu ülkede yirmi dört yılda asker, polis, güvenlik güçleri tarafından öldürülen çocuk sayısı 500 iken AKP Hükûmeti döneminde 152 çocuk öldürülmüş. “Bir Göz de Sen Ol inisiyatifi açıklama yapıyor “Bugüne kadar ne kadar çocuk öldürüldü?” diye. İşte Dersim’i konuşuyoruz, Dersim’in çocuklarını, kayıp kızlarını konuşuyoruz “Nedir, ne kadar çocuk sürgün edildi, kaç tanesi asimilasyon politikasına uğradı?” diye. Peki, şimdi neyi konuşuyoruz? Sayın valiler, AKP’nin sayın valileri “Taş atan çocukları şefkat evlerine alalım.” diye konuşuyor. Peki, alalım, bu sorunu çözecek miyiz? Asimilasyon politikasını yeniden 21’inci yüzyılda yaşama geçirerek bu sorun çözülecek mi? Sayın Başbakan’ın dediği gibi, asimilasyon insanlık suçudur. Dolayısıyla, bu meseleleri aklıselim, bütün grupların bir araya gelerek siyaset üstü bir mesele olarak ele alması ve çözmek zorundadır. Bizim çocuklarımıza karşı böyle bir borcumuz olduğunu düşünüyorum.

Sayın milletvekilleri, diğer yandan AKP’nin 2006 yılında TMK'da yaptığı değişiklikler nedeniyle biliyorsunuz çocuklar cezaevine girdi, sonra bazı düzenlemeler yapıldı ama o çocuklar dışarı çıktığında, on sekiz yaşını doldurduğunda yeniden terörist olarak tutuklandılar ve onlarca yılla cezalandırılıyorlar. Bu sorunları çözmek zorundayız; aksi takdirde, bu sorunlar her zaman karşımıza çıkacaktır.

Sayın milletvekilleri, on sekiz yaşı doldurmamış her birey çocuk olarak kabul edilmeli ve her ne sebeple olursa olsun çocuğun gelişimi için her türlü ortamın sağlanması gerektiğini söyleyen Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne rağmen, Türkiye bu Sözleşme’nin gereğine uymamaktadır.

1992 yılında Dünya Emek Örgütü ILO'nun dünyada çocuk işçiliğinin en kötü koşullarının sona erdirilmesi programı dünyada altı ülkede başlatıldı ve bu ülkelerden birisi de Türkiye. 99 yılında ILO Sözleşmesi’ne göre, Türkiye’de on beş yaş altı çocuk çalıştırılması yasaklanmış olmasına rağmen çocuklar en kötü koşullarda, tekstil atölyelerinde, temizlik şirketlerinde ya da sokaklarda çalışmak zorunda kalmaktadır. Hâlen 1 milyon çocuk işçinin olduğu bir ülkedeyiz ve bunların 630 bini çok ağır koşullarda çalışmaktadır. Kriz zamanlarında ucuz emek olarak görünen çocuklarımız yani geleceğimiz, kanunen yasak olmasına rağmen hâlâ sokakta çalıştırılıyor.

OECD’nin üye 30 ülke arasında ilk kez yaptığı Karşılaştırmalı Çocuk Raporu’na göre Türkiye'deki çocuklar, maddi durum, sağlık ve çevre ile eğitim konularında en alt sırada yani 30’uncu sırada yer alıyor. UNICEF, Türkiye'de sokakta yaşayan çocukların sayısının her geçen gün arttığına dair uyarılar da yapmaktadır.

AKP Hükûmeti ise bütün bunlara çözüm üretiyoruz dese de uygulamada hâlâ bu sorunlar yaşanıyor. Bakanlık konusunda da aslında Bakanlığın bütçesine baktığımızda ne kadar ciddiye alındığını da bir kez daha görüyoruz. Bu Bakanlığın bütçesi, Diyanete ayrılan bütçenin dörtte 1’i, Diyanete 4 kat fazla bütçe ayrılmış. Sosyal politikalar, kadın, gençlik, engelliler gibi bir bakanlığa ayrılan bütçe ortada. Dolayısıyla, bu konuda nasıl bir çalışma yapılacak, doğrusu merak ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, bu Bakanlıkla “sosyal politikalar” adı altında AKP Hükûmetinin iktidarındaki en iyi yaptığı iş “yoksulluk yardımları” adı altındaki sadaka kültürünü geliştirmesidir. Türkiye'de yoksulluk oranı 2002'den beri değişmemesine rağmen, yoksulluk yardımları 20 ila 30 kata kadar artmıştır. İç Anadolu ve Doğu, Güneydoğu bölgelerinde yoksulluk oranları yaklaşık aynı oldukları hâlde, bu bölgelere, Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelere yoksulluk yardımları daha fazla gitmektedir. İç Anadolu'da dağıtılan yoksulluk yardımlarının 5 ila 10 katı yardım, Kürt halkının yaşadığı yerlerde yapılmaktadır. AKP döneminde günlük yemek yardımı harcamaları 11 katına, dağıtılan kömür miktarı 3 katına, kömür alan aile sayısı 2.5 katına, şartlı nakit transferi harcamaları 147 katına çıkmıştır. Ancak tüm bu yardımların artmasına rağmen, yoksulluk oranlarının değişmemesi çok dikkat çekici bir noktadır. Vatandaşın kendi verdiği vergilerle aslında bir sadaka kültürü yaratılmış durumdadır ve bu, sorunları çözmemektedir. Sadece seçim dönemlerinde, aslında oy almak üzerinden yapılan bir çalışmadır. Buna en iyi Dersim örneği verilebilir. AKP İktidarına yakın Valilik çamaşır makineleri dağıtmıştı. Sonra orada yeterince oy almadığı için -duyduğumuza göre basından- o beyaz eşyaları geri toplatmış.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kadın istihdam sorunu Türkiye'nin en büyük sorunlarından biridir. Türkiye 2010 Temmuz ayı istatistiklerine göre yüzde 30 kadın istihdamı oranı ile Avrupa Birliği ülkelerindeki ortalama yüzde 62 olan bu sayının çok gerisindedir. Yine kadınların iş gücüne katılım oranı da yüzde 30 civarındadır. İşsizlik oranı tüm Türkiye'nin yüzde 11'lere çıkmış durumda iken kadınlarda bu oran yüzde 13'tür. Kadınların iş gücüne katılım oranlarına baktığımızda ise tablonun 2002 yılından beri hiç değişmediğini görmekteyiz.

Daha ayrıntıya girdiğimizde, Türkiye'de çocuk sahibi kadınların istihdam oranı OECD Kadın Raporu’na göre yüzde 20'lerin altına düşmektedir. Oysa bu oran Avrupa Birliği ülkelerinde ortalama yüzde 45 civarındadır. Yani eğer bir de çocuklu bir kadınsan, çalışma hayatında olma ihtimalin beşte 1’e düşüyor. Bütün bunlara rağmen iş gücüne katılabilen kadınlar ise erkeklerden daha az ücret almaktadır.

Yine, yapılan araştırmalar göstermektedir ki kadınlar daha çok ücretsiz işlerde, sosyal işlerde çalışmaktadır. AKP Hükûmetinin 2010 yılında "Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması" adı altında çıkardığı genelge eksikliklerine rağmen önemli bir adım olmuştur. Ancak rakamlarla görüldüğü üzere kadın istihdamında bir gelişme sağlanmamıştır. Aksine, 2002 yılında kadın işsizlik oranı yüzde 9,4 iken 2010 yılında yüzde 13'e çıkmıştır. Türkiye ILO'nun kadın erkek eşitliğini sağlayan ve kadın istihdamını teşvik eden 100, 111, 122 ve 142 sayılı sözleşmelerini imzalamış bir ülke olmasına rağmen kadın istihdamında başarısızdır.

Sıcak paraya, yüksek faize ve yüksek borçlanmaya dayalı, şişirilen ve aslında her an patlamaya hazır bir balona dönüştürülmüş Türkiye ekonomisindeki bu şişirilmiş zenginlik, yoksulu daha yoksul, zengini daha zengin yapmaktadır. 2010 yılında zengin ile yoksul arasındaki fark 8,5 kat iken 2011’de bu 14 kata çıkmıştır.

Sayın milletvekilleri, 16’ncı ekonomik sıradayız ama eşitsizlik konusunda da 1’inci sıradayız, bunu hiç kimsenin unutmaması gerekiyor.

Kadınların diğer bir sorunu da aslında kadına yönelik şiddettir. Bu kadına yönelik şiddet konusunda bugüne kadar çok çalışmalar yapıldı. İstanbul Sözleşmesi imzalanmış olması bu açıdan önemli ama yeterli değildir. Bir bütün, kadınlar olarak daha örgütlü, daha etkin mücadele yürütmek durumundayız.

Zamanım bitti. Söyleyeceğim birkaç şey vardı ama sonuç olarak şunu söylemek istiyorum: Kadın-erkek eşitliğini esas almayan bir bütçe ne yazık ki halkın bütçesi olamayacak; sadece, aslında, buradan beslenen bazı küçük grupların bütçesi olacak. O açıdan, yine de emeği geçen arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz ama halkımız için ne kadar hayırlı olur, bu konuda şüphelerimiz var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Halil Aksoy, Ağrı Milletvekili.

Buyurun Sayın Aksoy. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HALİL AKSOY (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orman ve Su İşleri Bakanlığının 2012 yılı bütçesi hakkında Barış ve Demokrasi Partisinin görüşlerini belirtmek üzere söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’deki sistem, içinde barındırdığı farklı din, dil, etnik yapı, mezhep ve kültürlere olan ayrımcı ve tekli yaklaşımını ne yazık ki kültürel ve doğal varlıklara karşı da sürdürmektedir. Köklü bir tarihsel kültüre ve doğal potansiyele sahip olan ülkemizin bu zenginlikleri henüz korunamamaktadır çünkü her şeyden önce, Türkiye’de, kültür ve tabiat varlıklarını koruma kültürü yeterince gelişmemiş, geliştirilmemiştir. Doğal alanlar ve kültürel miraslar, yıllarca, başa gelen hükûmetlerin uygulamalarından kaynaklı tahrip edilmiş ve bir kısmı da belli rant çevrelerine peşkeş çekilmiştir. Avrupa ülkelerinde tarih, kültür ve tabiat varlıklarını koruma projeleri için bütçelerden ayrılan pay yüzde 1 oranındadır ancak ülkemizde bu pay yok denecek kadar azdır. Bu da kültürel ve doğal varlıkların korunması, bir devlet politikası hâline getirilmesi konusundaki tutumuzu göstermektedir. Unutmayalım ki, tüm insanlığın ortak mirası olan bu varlıkların ve tarihî alanların korunması, gelecek kuşaklara aktarılması başta devletlerin ve insanlığın ortak sorumluluğundadır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin çevreye, tarihsel yapılara ve doğaya önem vermediğinin bir kanıtı da binlerce hektar ormanlık alanın yok edilmesidir. Küresel ısınmanın arttığı, sera gazı salımının had safhaya ulaştığı, çevresel sorunların her boyutuyla baş gösterdiği bir dönemde her yıl binlerce hektarlık ormanlık alanların yakılarak, bir bölümünün de turistik bölgelere tahsis edilmesi kabul edilemez bir uygulamadır.

En kabul edilemezi de bunların içerisinde, Kürt coğrafyasında ormanların büyük çoğunluğu da sözüm ona ülkenin güvenliği adına güvenlik güçleri tarafından bilinçli olarak yakılarak yok edilmesidir. Bu orman yangınlarına devlet de sadece ve sadece seyirci kalmıştır hatta bazen teşvik etmiştir. Ne yazık ki otuz yıla yakındır yaşanan şiddet ve çatışma kültüründe ormanlar yakıldı, sular kurutuldu, tüm bitki çeşitleri yok edildi ve birçok hayvanın soyu tüketildi.

İşte bu ekolojik dengenin alt üst oluşumu içinde insan sağlığının da ne kadar tahrip olduğunun takdirini de sizlere bırakıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de bulunan doğal ve kültürel varlıklar ne yazık ki hükûmetlerin politikaları nedeniyle de talan edilmekte, yok edilmektedir. Havamız, toprağımız, suyumuz ve tarım ürünlerimiz hızla kirletilmektedir. Bu talan ve yıkım bazen bizzat hükümet eliyle gerçekleştirilmekte, bazen de vurdumduymaz tavrıyla meydana gelmektedir.

Milyonlarca ağaç, binlerce hektar ormanlık alan, sırf golf sahaları, oteller, villalar, yeni yollar için kesilmekte, feda edilmektedir. İstanbul’da düşünülen çılgın proje de bu cümleden bir projedir. Daha da acısı Hükûmetin içinden ve kurumlarından bir Allah’ın kulu çıkıp da bu kıyımlara karşı bir şey demiyor, sesini çıkarmıyor. Doğa katliamlarına karşı mücadele yürüten çevreler ise bizzat Hükûmet tarafından engellenmekte, "Terörist" yaftasıyla yaftalanmaktadır.

Bütün bunlar karşısında Orman ve Su İşleri Bakanlığı başını kuma gömmekten başka bir şey yapmamaktadır.  Bölge halkı kendi doğal varlıklarını korumaya çalışırken de halka müdahale edilmekte, insanlarımız engellenmektedir.

Bakınız, Orman ve Su İşleri Bakanımıza yazılı bir soru önergesi verdik birkaç gün önce. Önergede 1991 yılından bugüne kadar Doğu ve Güneydoğu’da çıkan orman yangınlarını, bu yangınlarda kaç hektarlık ormanın zarar gördüğünü ve bu yangınlardan kaç tanesinin güvenlik güçleri tarafından bilinçli ya da bilinçsiz meydana getirildiğini sorduk. Gayriciddi bir şekilde hazırlanan cevapta doğrusu sorularımıza yanıt alamadık. Ancak, bu dönemde meydana gelen -ki bize göre çok daha fazlası yaşanmıştır- 810 orman yangınında 12.926 hektar orman alanının zarar gördüğü ifade ediliyor bu yazıda. Orman yangınlarının yüzde 43'ünün ihmal ve dikkatsizlik nedeniyle meydana geldiği belirtiliyor, yüzde 31'inin ise bilinmeyen (meçhul) nedenlerden meydana geldiği dile getiriliyor.

Evet aynen öyle ifade edilmiş, bilinmeyen (meçhul). Merak etmeyin, biz bu orman yangınlarının kimler tarafından ve nasıl çıkarıldığını biliyor ya da tahmin ediyoruz. Güvenlik güçlerinin operasyonları neticesinde, uçaklardan, helikopterlerden atılan bombalar sonucunda meydana geldiğini söylemeye diliniz varmıyorsa yine bu yakılan alanların yeniden ağaçlandırılması için de bir tedbir alamaz mıydınız? Belli ki yeni rant alanları burada da açılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, son dönemlerde Türkiye'de bir diğer önemli yıkım ve talan olayı ise ülkenin suları üzerinde gerçekleşmektedir.

Hükûmet tarafından para kazanılan, kâr edilen bir meta hâline getirilmek istenen ülke sularının yaşamsal bir varlık olduğu ve kamuya ait olduğu âdeta unutulmuş ya da artık tamamen inkâr edilir bir hâle gelmiştir. Doğaya ve insana can veren akarsular, yeraltı suları, su kullanım hakkı sözleşmeleriyle kırk dokuz yıllığına özel şirketlere peşkeş çekilmektedir. Bergama'da, Fatsa'da, Artvin'de özel maden arama şirketleri maden aradıkları yerde doğayı tahrip etmekte, temiz su kaynaklarını zehirlemektedirler.

Öte yandan şehirlerde yurttaşın suya erişimi her geçen gün daha da zorlaştırılmaktadır. Bugün Türkiye'nin birçok yerinde -ki bunların çoğu büyük şehirdir- yurttaş musluklardan akan suyu içememektedir,  buna Ankara ilimiz de dahildir.

Halk, içilebilir durumdaki suyu su şirketlerinden yüksek fiyatla satın almaya zorlanmaktadır. Bu nedenle her gün yeni şişe suyu satan şirketler türemektedir. Bu durum ülkemizde öyle bir boyuta ulaşmıştır ki dünya şişe suyu tüketimi her yıl yüzde 7 artarken Türkiye'deki bu artış yüzde 20 civarındadır. Suya verecek parası bulunmayan kesim ise temiz suya erişememektedir.

 

Ayrıca her gün okuyoruz, dinliyoruz uzmanlar uyarıyor: Bu suların da sağlıklı olmadığı, özellikle bazı şirketlerin pazara sunduğu bu suların zehir saçtığı da bilinmektedir.

Ne yazık ki, gerek Sağlık Bakanlığının gerekse de Orman ve Su İşleri Bakanlığını bu konudaki denetimleri çok yetersiz olduğu gibi bu konu onları çok fazla da ilgilendirmiyor gibi görülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doğal ve kültürel varlıklarımız üzerindeki en büyük tehlike ve tehditlerden bir tanesi de kuşkusuz yapılmak istenen hidroelektrik santralleridir.

Bilindiği üzere, Türkiye genelinde yapılması planlanan HES projesi sayısı yaklaşık 2.500 civarındadır. Bunlardan 700 tanesinin yapımı dünyada eşi, benzeri bulunmayan doğal zenginlikleri, endemik bitki örtüsü ve jeolojik yapısı, tarihî ve coğrafi konumu gereği dünya genelinde koruma öncelikli 200 ekolojik alan arasında yer alan Doğu Karadeniz’de planlanmaktadır. Sadece ekonomik bitki ve canlı çeşidi açısından dünyanın 200 vadisinden biri olan İkizdere Vadisi'nde yirmi dört proje bulunmaktadır.

HES projelerinin yapımının planlandığı vadilerin bir kısmı turizm bölgesi ilan edilirken birçoğu sit alanı ilan edilmiş ve bir kısmı da millî park içerisinde yer almıştır.

Son birkaç yıl içerisinde, Dersim, 85 kilometre uzunluğundaki Munzur Vadisi'yle çevresi, 8 adet baraj ve hidroelektrik santral projesi nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmıştır. Bu santrallerin yapılması durumunda Dersim'in doğası da değişecektir.

Keza, Mezopotamya uygarlığından günümüze kalan en önemli tanık ve kültürel miras olan Hasankeyf bu politikalara kurban edilmiştir.

Yapılacak llısu Barajı ile tarihî ve kültürel açıdan değeri biçilemeyen on bin yıllık kültür mirası bu yapay suda boğulmak istenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bölgedeki kıyımdan Hakkâri ve Şırnak da payını alıyor. Hakkâri ve Şırnak’ta yeni bir su sınırı çizilmek istenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİL AKSOY (Devamla) - Yani güvenlik amaçlı barajlar yapılmakta ve bir taraftan Kürtleri, Irak’taki ve İran’daki Kürtleri birbirlerinden koparmanın bir yolu bulunmuşken, bir diğer taraftan suyla koparılmak istenmektedir.

Zamanımız yetmedi. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aksoy.

AK PARTİ Grubu adına ilk konuşmacı Volkan Bozkır, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Bozkır.

AK PARTİ GRUBU ADINA VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dışişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ’nin görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunmaktayım.

Türkiye, komşularıyla olsun, bölgesindeki ve dünyadaki ülkelerle olsun, sorunsuz ve dostluğa dayalı bir ilişki kurmak ve bunu idame ettirmek arzusundadır. Türkiye’den kaynaklanmayan nedenlerden dolayı komşularında veya bölgesinde ortaya çıkan olumsuz gelişmeler olsa dahi bu politika kararlılıkla yürütülecektir. Ülkemizin sahip olduğu güç, artık bölgesel ve küresel meselelerde karar mekanizmalarının sadece içinde yer almayı değil, bunlarda öncü rol oynamamızı da şart kılmaktadır.

Avrupa Birliğine katılım bir devlet politikasıdır ve Türkiye'nin stratejik hedefi olarak gündemimizin öncelikli bir maddesini oluşturmaya da devam etmektedir. Ancak paradigma değişmiştir ve Türkiye için AB üyeliği artık sadece üyeliğin sağlayacağı ekonomik imkânlara kavuşmak değildir. Türkiye bu ilişkiyi Avrupa Birliğinin standartlarına her alanda ulaşmak ve insanına daha iyi bir gelecek sunmak için sürdürmektedir. Bu standartlara erişmiş ve tüm müzakere fasıllarını Ankara’da 2013 sonuna kadar kapatmış böylesine güçlü bir Türkiye’yi Avrupa Birliğinin üye yapmama lüksü olmadığını düşünüyorum.

“Arap Baharı” olarak adlandırılan tarihî değişim süreci tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizin dış politika gündeminde de en üst sıraya yerleşmiştir. Türkiye, ülkelerin ve tüm bölgenin barış, istikrar ve refahının halkın talepleri doğrultusunda demokratikleşme yönünde gerekli adımların atılmasına bağlı olduğu düşüncesindedir. Ülkemiz geri döndürülemez bu sürecin, aynı zamanda kan dökülmeden ve şiddete başvurulmadan barışçıl yollardan gerçekleşmesine büyük önem vermektedir.

Türkiye'nin bölge ülkeleri ve halkları için bir ilham ve ümit kaynağı olduğu da ayrı bir gerçektir. En uzun kara sınırına sahip olduğumuz, köklü tarihî, kültürel ve insani bağlarımızın bulunduğu Suriye’de ise Suriye yönetimi tüm çabalarımıza rağmen halkın demokrasi, hürriyet ve insan hakları arzusu karşısında gerekli adımları atmamış ve bu talepleri silah zoruyla bastırmaya çalışmıştır. Bu durum karşısında Suriye yönetimine karşı güven duyma imkânımız kalmamıştır. Bu süreçte Türkiye gelişmeleri büyük bir dikkatle ve yakinen izlemekte ve Suriye halkının yanında durmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye ekonomisiyle, siyasi istikrarıyla, demokrasisiyle, dünyada ve bölgesinde oynamakta olduğu uluslararası aktör rolüyle cumhuriyet tarihinin en güçlü dönemini yaşamaktadır. Benim gerek yaşım gerek meslekte otuz sekiz buçuk yıl geçirdiğim süre, bana Türkiye'nin nerelerden buraya geldiğini bizzat deneyimler yaşayarak yakinen görme imkânı sağladı. Hatırlamak gerekirse benim 1970’li yılların sonlarında Türkiye’de arabalara ve ısınmaya yakıt bulunamazken 85 bin tonluk Ata Tankeri’nin, Irak tarafından, Merkez Bankamız para havale ettikçe ve havale ettiği miktar kadar, yaklaşık bir ayda doldurulduğu günleri hatırlamamama imkân yok.

Türkiye, Başbakan Yardımcısına Türkiye için son derece ihtiyaç duyduğu 40 milyon dolarlık bir krediyi isteyecek diye Irak’ta günlerce randevu verilmediği günleri hatırlıyorum.

80’li yılların başlarında OECD Türkiye konsorsiyumumun katkıları ve insafı sayesinde yılda 800 milyon dolarlık yardımlarla ayakta durabildiğimiz günleri de hatırlıyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ali Babacan’a, Yaşar Yakış’a yapılan hakaretler hiçbirine yapılmadı.

VOLKAN BOZKIR (Devamla) - Lüksemburg’un 1 milyon dolar kredi için bize çektirdiklerini, Türk vatandaşlarının ekonomik sıkıntılar nedeniyle üç yılda 1 kere yurt dışına çıkabildiği günleri, darphanede pasaport cüzdanı basmak için gerekli boya bulunmadığı için uzun zaman pasaport verilemediğini, kahve ithal edilemediği için birkaç yıl kahve içemediğimiz yılları...

OKTAY VURAL (İzmir) – At pazarlığını unuttun mu Volkan Bey kardeşim?

VOLKAN BOZKIR (Devamla) - ...gecede iki saat televizyon yayını varken aynı saatte elektriklerin kesildiğini, sular bazen iki üç hafta akmadığı için maden suyuyla tıraş olduğumuz günleri, 12 Eylül askerî darbesi sonrasında Dışişleri Bakanlığında sabah mesaiye gelirken bir binbaşının yoklama ve saç tıraşı kontrolü yaptığı günleri de hatırlıyorum.

Bugünlere nerelerden geldiğimizi hatırlamak ve bugün eriştiğimiz seviyeyle iftihar etmemiz, hâlimize şükretmemiz boynumuzun borcudur.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Irak’ta ihaleye bile sokmuyorlar bizi, ihaleye, ne parasından bahsediyorsun!

VOLKAN BOZKIR (Devamla) - Bu noktaya geliş de hiç kolay olmamıştır arkadaşlar. Türkiye'nin bu değişimi hür teşebbüsün ve serbest piyasa mekanizmalarının ana unsuru olduğu bir ekonomiye geçilmesinden sonra AK PARTİ hükûmetleri döneminde klasik demokrasiden özgürlükçü bir demokrasiye...

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – TPAO’yu ihaleye sokuyorlar mı Irak’ta?

VOLKAN BOZKIR (Devamla) - ...sağlam adımlarla ama büyük çabalarla ilerlenmesi sayesinde olmuştur. Bu sayede ki bölgemizde siyasi bir dönüşüm süreci devam ederken, dünyada tarihin en büyük ekonomik krizi yaşanırken ülkemizin daha da güçlenerek devam etmesi mümkün olmuştur. Bu şekilde bir tempoyla Türkiye, 2023 yılında daha da gurur duyacağımız bir tabloya mutlaka ulaşacaktır.

Saygılarımla.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bozkır.

AK PARTİ Grubu adına ikinci konuşmacı Emrullah İşler Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın İşler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Dışişleri Bakanlığı bütçesi hakkında AK PARTİ Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ’nin dış politika vizyonu, Türkiye'nin tarihî birikiminin, jeopolitik konumunun ve küreselleşen dünyanın yeni dinamiklerinin gerçekçi bir şekilde kavranmasına dayanmaktadır. Küreselleşmeyi fırsata çeviren Hükûmetimiz millî ve evrensel değerler arasında bir denge kurmuş ve Türkiye’yi 21’inci yüzyılın lider ülkelerinden biri hâline getirme yolunda bir paradigma değişikliğine gitmiştir. Bu yeni paradigma soğuk savaş döneminin çatışmacı bakış açısını ve korkularını geride bırakmış, bölgemizdeki ve dünyadaki gelişmeleri pozitif bir yaklaşımla ele almanın mümkün olduğunu göstermiştir.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Soğuk savaş döneminde siz olsaydınız ne yapardınız?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – AK PARTİ hükûmetlerinin ortaya koyduğu pro-aktif ve pozitif dış politika vizyonu hem halkımızın teveccühünü kazanmış hem de komşularımızın ve müttefiklerimizin takdirini toplamıştır. Biz iç politikada olduğu gibi dış politikada da bir normalleşme sürecini hayata geçiriyoruz. Kendi tarihimizle ve coğrafyamızla barışıyoruz. Daha önce bir büyük yük ve sorun telakki edilen tarihimizi ve coğrafyamızı, artık, stratejik bir değer olarak görüyoruz. Türkiye gerek jeostratejik konumu gerekse bölge ve dünya olaylarına bakışı itibarıyla çevresinde yaşanan hadiselere ilgisiz kalamaz. Kritik konularda Türkiye'nin geliştirdiği politikalar ve inisiyatifler bütün aktörler tarafından yakından takip edilmekte ve takdirle izlenmektedir. Ülkemizin vizyoner bakış açısıyla müdahil olduğu meseleler, artık, Türkiye'siz çözülememektedir.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Suriye çözüldü, Ermenistan çözüldü, Irak çözüldü, İran çözüldü, Kıbrıs çözüldü, hepsi çözüldü, her şey çözüldü.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Dönemimizde Dışişleri Bakanlığı bütçesi, 2002 yılında 435 milyon olan Dışişleri bütçesi 2011 yılında 1 milyar 171 milyon TL’ye çıkarılmıştır, fark 735 milyondur.

2003 yılında faal olan 93 büyükelçiliğimiz bulunurken, 2011 yılında bu büyükelçilik sayısını 114’e çıkarmışızdır. Dışişleri çalışmaktadır arkadaşlar. 2003 yılında faal olan başkonsolos sayımız 60 iken 2011 yılında 71 olmuştur.

Bildiğiniz gibi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2009-2010 geçici üyeliğine aday olduk ve 191 ülkenin 151’inin oyunu alarak rekor oyla üyeliğe seçildik. Bundan dolayı, 2015-2016 dönemi için tekrar aday olarak dünyanın ekonomi ve siyasetine yön veren ülkelerden birisi olmaya devam edeceğiz.

Dönemimizde pek çok arabuluculuklar üstlendik. Suriye-İsrail dolaylı görüşmelerinde etkin rol aldık. Suriye-Irak arasındaki ihtilafı giderme konusunda çaba sarf ettik. Suriye-Lübnan, Suriye-Suudi Arabistan, İran’ın nükleer programı, Lübnan’daki Hükûmet krizleri konusunda aktif rol aldık. Irak’a Komşu Ülkeler Platformu’nu oluşturduk. Türkiye-Afganistan-Pakistan üçlü sürecini başlattık ve devam ettiriyoruz. Türkiye-Bosna-Hersek-Sırbistan üçlü danışma mekanizmasını devam ettiriyoruz. 1 Ocak 2003 tarihinden itibaren 38 ülkeyle vize anlaşması yapılmıştır. Stratejik iş birliği konseyi kurduğumuz pek çok ülke olmuştur. 2008 yılında Irak’la, 2009 yılında Suriye, Pakistan, ardından 2010 yılında Lübnan, Yunanistan, Azerbaycan, Rusya, Brezilya ve daha pek çok ülkeyle stratejik iş birlikleri kurduk.

Bunun dışında Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarının 20’nci yılını ekim ayında Ankara’da kutladık. Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi 15-16 Eylül 2010 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen 10’uncu Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi’yle hayata geçirilmiştir. Büyükelçi Halil Akıncı da Türk Konseyi Sekretaryası Genel Sekreteri olmuştur. İKÖ Genel Sekreterliğine bir Türk diplomatı seçtirdik. İKÖPAB Genel Sekreterliğine de yine bir bilim adamı Profesör Doktor Mahmut Erol Kılıç’ı seçtirdik.

Burada zaman zaman bizim dış politikamıza yönelik eleştiriler yapılıyor, bizim talimat aldığımız yönünde ifadeler kullanılıyor. Bu çatı altında bu talihsiz ifadelerin bir daha tekerrür etmemesini temenni ediyorum. Şunu unutmayın ki Türkiye Cumhuriyeti hükûmetleri hiçbir yerden ve hiçbir odaktan emir almaz, bunun çok iyi bilinmesini takdirlerinize sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Özellikle de Arap Baharı olarak adlandırılan hususlarda burada Tunus’un düştüğünden, Kahire’nin düştüğünden bahsedildi. Diktatörlüklerin yıkılması ne zaman düşme olarak algılandı? Bunun çok iyi gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum. İzlediğimiz…

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Suudi Arabistan’a da demokrasi getirin inşallah, Suudi Arabistan’ın da ihtiyacı var demokrasiye.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Sürem dolduğu için sizlere cevap veremiyorum ama başka zaman inşallah cevaplandırırım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Cevabınız olsa verirsiniz.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Bütçemizin hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İşler.

AK PARTİ Grubu adına üçüncü konuşmacı Mehmet Erdoğan, Gaziantep Milletvekili.

Buyurun Sayın Erdoğan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, toplumsal kalkınmayı, toplumsal huzur ve barışı sağlayabilmemiz için kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla, engellisiyle toplumun her kesimini kucaklayacak şekilde sosyal politikalar üretmenin hepimizin görevi olduğuna inanıyoruz.

Bir ülkenin ekonomik kalkınması kadar toplum içindeki sosyal paylaşımı, sosyal içeriği ve sosyal bütünleşmesi de çok önemlidir. Bunlar olmadığı zaman toplumsal barış ve huzur da olmaz.

Biz AK PARTİ hükûmetleri olarak sosyal politikaları çok önemsediğimizi her platformda dile getirdik. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını icracı bir bakanlığa dönüştürerek bunu göstermiş olduk.

Çocukların her türlü ihmal ve istismardan korunması, kadınlara karşı ayrımcılığın önlenmesi, engellilerin ve yaşlıların her türlü engel ve ihmalden kaynaklanan toplumsal hayata katılmalarının sağlanması, şehit ve şehit yakınlarının, gazilerimizin mağduriyete uğramaması Bakanlığın asli görevleri arasındadır.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, aileyle ilgili araştırma yapmakla birlikte projeler üretecek, güçlü aile oluşması noktasında koruyucu, önleyici tedbirler alacaktır.

Görüşmekte olduğumuz 2012 Merkezî Yönetim Bütçe Tasarısı’nda dikkatinizi çekmek istediğim bir diğer konu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının ilk bütçesinin 8 milyar 841 milyon 713 bin Türk lirası olmasıdır. Görüyoruz ki icracı bakanlığımız bundan sonra bütçesini tam yüzde 46 oranında artırmış bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, sizlere çok önemli olduğuna inandığımız ve 2012 yılında hayata geçirilecek olan Aile ve Sosyal Destek Programı’ndan bahsetmek istiyorum.

Bu program kapsamında, her ailenin nasıl bir aile hekimi varsa her ailenin de bir sosyal destek uzmanı olacaktır çünkü ailede engelli bir anne varsa, engelli bir baba varsa ya da aile içerisinde şiddet varsa o aileye istediğiniz kadar ekonomik destek verin sorun çözülememektedir. Çözüm için, yetiştirilecek sosyal destek uzmanı her zaman o ailenin yanında olacaktır.

Ayrıca, diğer projeler kapsamında çocuklar için çocuk hizmetleri bölümü de tamamen yeniden yapılandırılmaktadır. Artık koğuş sisteminden çıkılıp aile yanında çocuklarımızın bakılacağı, sevgi ortamının da oluşacağı bir bakım sistemi geliştirildi.

Değerli milletvekilleri, hepimiz şunu iyi biliyoruz ki, her şeyin başı sevgidir. Sevgisiz yapılan destek sınırlı ölçüde kalmaktadır. Çocukların karnını doyurmak ya da barınma ihtiyacını gidermek yeterli gelmemektedir. Muhakkak ki, çocuk özlem duyduğu sevgiyi, aile sıcaklığını hissetmelidir. Yine uygulanmaya başlanan sevgi evleri dediğimiz içinde en fazla 6 çocuğun barındığı sisteme geçildi. Diğer bir model de çocuk evleridir. Çocuk evlerinde en fazla 5 çocuğun, kiralanan bir apartman dairesinde, başında bakıcı annelerin olduğu, onların hem fiziksel ihtiyaçlarının hem de eğitim ihtiyacının giderildiği ve yirmi dört saat esaslı bir çalışma modeli geliştirildi. Her çocuğun sıcak bir aile ortamında yaşama hakkı vardır.

Suça sürüklenen, suç mağduru olan çocuklar ile suça sürüklenen ve suç mağduru kadınların tek bir merkezde takip edileceği izleme merkezi modelleri artırılacak olup, aynalı oda dediğimiz uygulamayla bir daha istismara uğrayan çocuğa ve kadına “Sen ne yaşadın?” diye sorulmayacaktır, o anlar tekrar yaşatılmayacaktır.

Engellinin yaşam hakkı olduğu, eğitim hakkı olduğu, sağlık hizmeti hakkı olduğu için çıkarmış olduğumuz Engelli Yasası’yla tescillenmiş bulunmaktayız. Sosyal devlet olarak kalkınmışlığın esas göstergesi engellisine, muhtacına, kimsesizine ne kadar bakabildiğinizle ölçülür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Ben 2012 bütçesinin kabul edilmesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdoğan.

AK PARTİ Grubu adına dördüncü konuşmacı, Gökçen Özdoğan Enç, Antalya Milletvekili.

Buyurun Sayın Enç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın 2012 yılı mali bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Devleti halka hizmet aracı olarak gören Hükûmetimiz bir sınıfın, bir cinsin, bir kesimin değil, tüm vatandaşlarımızın refah ve mutluluğu için çalışmaktadır.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız 8 Haziran 2011 tarihinde yayımlanan 603 sayılı KHK ile icracı bakanlık olarak hizmete başlamıştır.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı olan kurumların 2011 bütçe ödenekleri toplamı 6 milyar 15 milyon 624 bin TL iken 2012 yılı bütçesi 8 milyar 841 milyon 713 bin TL olarak planlanmıştır.

Demokrasimizin olmazsa olmazlarından biri olan sosyal devlet anlayışının işlerlik kazanması için hükûmetlerimiz döneminde devrim niteliğini taşıyan uygulamalar hayata geçirilmiştir. Bu icraatların bir kısmını sürem elverdiği ölçüde sizlerle paylaşmak istiyorum:

Kadın erkek eşitliğinin ilk kez 2004 yılında Anayasa’ya girmesini sağladık. Şiddete uğrayan kadın ve çocuklara danışmanlık hizmeti veren 183 hattı, ayrıca fakir ve muhtaç vatandaşlarımızın sorunlarını anında aktarmaları için “Alo 144 Sosyal Yardım Hattı”nı açtık.

Sosyal güvenlik alanında yapılan düzenlemelerle, kadınlarımızın doğum nedeniyle çalışamadıkları süreleri borçlanmalarını sağladık ve doğum izinlerini artırdık.

Hükûmet olarak büyük bir zihniyet devrimini gerçekleştirdik. Haydi Kızlar Okula Projesi’yle 350 bine yakın kız çocuğumuzu okulla buluşturduk. Ana Kız Okuldayız Projesi’yle ise 560 binin üzerinde kadınımıza okuma yazmayı öğrettik.

Kadın ve genç istihdamını artırmak için, 2008’de hazırlanan teşvik paketiyle sigorta primlerinin beş yıl süreyle kademeli olarak devlet tarafından ödenmesini sağladık.

2005 yılında Engelliler Kanunu’nu çıkarttık. Engelli bireyin evde bakılması hâlinde -burayı çok önemsiyoruz- bir net asgari ücret, bir kuruma yatılı yerleştirilmesi hâlinde ise iki net asgari ücret tutarında bakım ücreti ödenmesine başladık. Engelli çocuğu olan anneye, beş yıl erken emekliliğin yolunu açtık. Engellilerimizin istihdama katılımını sağladık. Kamu kurumları ile özel sektörde çalışan engelli sayısı 2002 yılında 16.660 kişi iken 2010 yılında bu sayı 3 kattan fazla artarak 52.172’ye çıkmıştır. 2010 yılında Anayasa’da yapılan değişiklikle kadınlar, çocuklar, engelliler, yaşlılar, şehitler, dul, yetim ve gazilerin haklarının korunması yönünde alınacak ilave tüm düzenlemelerin eşitlik ilkesine aykırı olmadığını anayasal güvence altına aldık. Böylece, pozitif ayrımcılık uygulamasının önünü açtık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önümüzdeki süreçte bunlara ek olarak aile bütünlüğünün ve devamının korunması için, kısa adı ASDEK olan Aile ve Sosyal Destek Programı’nı inşallah hayata geçireceğiz.

Yine, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü ve TOKİ iş birliğiyle ayda 100 TL taksitle 100 bin adet barınma öncelikli stüdyo tipi konutların inşasına başlayacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

“Kadınlara yönelik ayrımcılık ırkçılıktan beterdir.” anlayışıyla kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni 11 Mayıs 2011 tarihinde imzaladık. Uluslararası alanda kadına yönelik ve aile içi şiddetle ilgili bağlayıcı özelliği olan bu sözleşmeyi Meclisten oy birliğiyle geçirerek 24 Kasım 2011 tarihinde 6251 sayılı Kanun’la Parlamentosunda yasallaştıran ilk ülke Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti oldu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu sözleşmeye ek olarak toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve şiddetin önlenmesi amacıyla kadın ve aile bireylerinin şiddetten korunmasına dair kanun tasarı taslağının tüm STK’ların, baroların, üniversitelerin katılımıyla geniş ölçüde değerlendirilip hazırlanmasını sağlıyoruz, inşallah önümüzdeki günlerde görüşerek kanunlaştıracağız.

Bu duygu ve düşüncelerle bütçemizin milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Enç.

Şimdi, söz sırası AK PARTİ Grubu adına Elâzığ Milletvekili Sermin Balık.

Buyurun Sayın Balık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SERMİN BALIK (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının 2012 yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sözlerimin başında Meclisimizin değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Toplumun en önemli kurumu hiç kuşkusuz ki ailedir. Aileye yapılan yatırım, millete ve geleceğe yapılan yatırımdır. Pek çok toplumsal sorunun çıkış noktası olan ailenin bütünlüğünü korumak, eğitmek, geliştirmek ülkemizin de gelişmesine ve sağlıklı nesiller yetişmesine vesile olacaktır. Bu sebeple, insanımıza daha hızlı, etkin ve verimli hizmet sunmak amacı ile sosyal yardım ve hizmet alanındaki tüm kurum ve kuruluşları 61’inci Hükûmet ile birlikte icracı bir bakanlık olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı çatısı altında toplamış bulmaktayız.

Ailenin önemine, toplumsal sorunlarda ailenin yerine değinmişken aile danışma merkezlerimiz ve toplum merkezlerimizden söz etmek istiyorum. 2002 yılında 59 toplum merkezimizden toplam 55.469 kişi faydalanmışken, Ekim 2011 itibarıyla 97 toplum merkezimizden 75.452 kişi faydalanmıştır. 2012 projelerimizin en dikkat çekenlerinden bir tanesi Aile Sosyal Destek Programı’dır. Bu programla, her aileye bir sosyal destek uzmanı verilecek, böylece koruyucu, önleyici tedbirler hayata geçirilerek soruna ilk çıkış noktasında müdahale edilebilecek.

Toplumumuzun en önemli bireyleri hiç kuşkusuz ki çocuklarımız, olmazsa olmazlarımız. Bu bakış açısıyla Çocuk Esirgeme Kurumlarındaki çocuk hizmetlerini yeniden yapılandırdık. Öncelikle, çocuklarımız için koğuş sisteminden uzaklaştık. Bir anne olarak her çocuğun sevgiye aç olduğunun, farklı özelliklerde olduklarının, her biriyle özel olarak ilgilenmek gerektiğinin farkındayım. Bu bilinen gerçekten hareketle, sevgi evleri ve çocuk evleri sistemine geçtik.

Sevgi evleri, çocuklarımıza bahçe içinde villa tipi müstakil evlerde yaşama imkânı sunmaktadır. 328 sevgi evinde, toplam 2.590 çocuk koruma ve bakım altına alınmıştır. Elâzığ Çocuk Esirgeme Kurumundaki koğuş sisteminden de bu evlerdeki sevgi sıcaklığına geçen çocuklarımızdan biri tanesi bir yaşındaki Burak bebeğimiz. Belki ona anne sıcaklığını, anne kokusunu veremeyiz, ancak çocuk gelişimi mezunu ablalarıyla ona yüreğimizdeki sevginin ve şefkatin sıcaklığını verebiliriz.

Bir diğer yuvamız da çocuk evleridir. Mahalle aralarında, apartman dairelerinde en fazla 6 çocuğun yaşayabildiği, onların hem fiziksel hem duygusal hem de eğitim ihtiyaçlarının karşılandığı, yirmi dört saat hizmet esasına dayanan yuva sıcaklığındaki evlerdir. Tüm yurtta 419 çocuk evinde 2.379 çocuğumuz bakım ve koruma altına alınmıştır, tıpkı Engin oğlumuz gibi. Engin’in artık bir evi ve bir adresi var.

Biz, bu projelerle, çocuklarımıza her şeyden önce öz güven kazandırmak, sağlıklı bireyler olma yolunda sağlam adımlar atarak yardım etmek istiyoruz.

Pilot olarak Ankara Yenimahalle’de uygulanan çocuk izleme merkezlerinden de bahsetmek istiyorum. Suç mağduru veya suça itilmiş çocuklarımız, ne yazık ki yaşadıklarını defalarca anlatmak zorundalar ve her seferinde aynı travmayı baştan yaşamak zorunda kalıyorlar. İnsani ve vicdani olarak düşündüğümüzde bu sistemi değiştirmek gerekliliğini hissettik ve aynalı oda sistemini geliştirdik. Aynalı odada çocuk yaşadıklarını yalnızca bir kere anlatıyor ve mahkemede çocuğun aynalı odada verdiği beyan geçerli kılınıyor. Bu projemizi, Kadın İzleme Merkezi adıyla kadınlarımız için de hayata geçirerek, şiddet ve tacize uğramış kadınlarımızın aynı travmayı defalarca yaşamasına engel olmak istiyoruz.

Bazı ailelerimiz evlatlarını sadece maddi yetersizliklerden dolayı Çocuk Esirgeme Kurumuna bırakmaktadırlar. Bunlar için aile yanında destek projesi yürütülmektedir. Bakanlık burada devreye girerek aileye mali destek veriyor ve ailenin yanında çocuklarının bakılması için yardımcı oluyor. 2002 yılında 12.075 kişi bu durumdan yararlanırken, 2011 yılında bu rakam üç katına çıkıp 32.348 kişiye ulaşmıştır. Kişi başına yapılan ödeme miktarı da 61 TL’den 451 TL’ye çıkarılmıştır.

Kadını birey olarak güçlendirmenin yolu, onu ekonomik olarak güçlendirmekten geçiyor. Bunu sağlayabilmek için pozitif ayrımcılık yapılarak, beş yıllık kademeli işveren payının devletçe ödeneceği bir model geliştirdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERMİN BALIK (Devamla) – Sözlerime son verirken, 2012 bütçesinin devletimize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Balık.

AK PARTİ Grubu adına altıncı konuşmacı Nusret Bayraktar, Rize Milletvekili.

Buyurun Sayın Bayraktar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA NUSRET BAYRAKTAR (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orman ve Su İşleri Bakanlığımızın 2012 yılı bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı, ülkemizin su kaynakları, ormanları ve tabii zenginliklerinin korunması ve en iyi şekilde değerlendirilmesinden sorumlu olarak faaliyetlerini sürdürmektedir. Ülkemizin, dünyada orman varlığı azalırken orman varlığını artıran nadir ülkelerden bir ülke olduğunu hatırlatmak isterim. En büyük ağaçlandırma seferberliğiyse 2008 yılında başlamış, üç yılda 820 milyon fidan toprakla buluşturulmuştur.

Türkiye, dünyada en çok ağaçlandırma çalışması yapan Çin ve Hindistan’dan sonra 3’üncü ülke olarak listeye girmiştir.

2008-2012 yıllarını kapsayan Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberliği Eylem Planı çerçevesinde toplam 2,3 milyon hektar sahada ormanlaştırma çalışmaları yapılmıştır. Orman varlığımız 1972 yılında 20,2 milyon hektar iken bugün 21,6 milyon hektara ulaşmıştır, dolayısıyla 1972’den bu yana 1,4 milyon hektar orman alanı artırılmıştır. Odun serveti ise 936 milyon metreküpten 1,4 milyar metreküpe yükseltilmiştir. Bütün bunlara rağmen maalesef ülkemiz, orman yangınları bakımından riskli bir bölgede olmasına rağmen memnuniyetle müşahede ediyoruz, görüyoruz ki orman yangınlarıyla mücadelede Avrupa’nın en başarılı ülkesi konumuna geldi. Yardıma muhtaç olan ülke konumundan yardım edebilecek konuma geldik. Örnek olarak, Suriye, Gürcistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Yunanistan, Rusya, İsrail ve Arnavutluk’ta çıkan yangınlara gerekli destek sağlanmış, ayrıca çok sayıda ülkeden gelen personele eğitimler verilebilmiştir.

2002 yılında 33 adet olan millî park sayımız 41’e, 17 olan tabiat parkı sayımız 181’e çıkmıştır. Ayrıca, AK PARTİ İktidarı ülkemizi kent ormanlarıyla tanıştırmış, dokuz yılda 71 il, 30 ilçe merkezlerinde olmak üzere toplam 101 kent ormanı tesis edilmiş ve insanlarımızın rahat nefes alabileceği mekânlar oluşturulmuştur.

Vatandaşlarımızın uzun yıllardan bu yana beklediği, arzuladığı ve ihtiyaç duyduğu mülkiyet ve ihtilaf sorunlarının çözümü için ormanlık ve 2/b alanlarımızda bugüne kadar yapılamayan kadastro işlemleri yüzde 95 oranında bitmiş, geri kalan kısımların bitirilmesine hız verilmiştir. Böylece, vatandaş ile devlet arasında süregelen mülkiyet sorunlarının çözümünde mutlu sona yaklaşılmıştır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Vatandaşın tapusunu elinden alıyorsunuz.

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orman ve Su İşleri Bakanlığının önemli görevlerinden biri de -su hayattır- su kaynaklarının korunmasına ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına dair gerekli tedbirlerin alınmasıdır. Bu bağlamda havza koruma eylem planları devreye sokulmuş, devreye sokulmuş, hızlı bir şekilde gerekli çalışmalar devam etmektedir, teferruata giremiyorum.

Devlet Su İşleri, AK PARTİ Hükûmeti öncesi, üç yılda 9 tesis açmışken, dokuz yıllık iktidarımız döneminde 1.035 tesis tamamlanarak halkın hizmetine sunulmuştur.

218 metre yüksekliğe sahip Türkiye’nin 1’inci, Avrupa’nın 6’ncı en yüksek barajı olan Ermenek Barajı ile silindirle sıkıştırılmış beton gövde kategorisinde Avrupa’nın en yüksek barajı unvanını kazanan Çine Adnan Menderes Barajı ve Ege’nin en büyük, Türkiye’nin 6’ncı büyük barajı olan Dalaman Akköprü Barajı, AK PARTİ İktidarı döneminde hizmete sunulmuştur.

Muratlı, Borçka gibi, Türkiye’nin çeşitli illerinde toplam yüz altmış beş adet yeni baraj işletmeye açılmıştır. Bütün şehirlerimizin içme suyu problemi çözülmüş, bizim dönemimizde tamamlanarak işletmeye alınan kırk yedi adet içme suyu projesiyle, 33 milyon vatandaşımıza, yılda 3,3 milyar metreküp içme suyu temin edilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de yenilenebilir enerji kaynakları büyük önem kazanmıştır. Ülkemizde yeşil enerji kaynaklarında, rüzgâr ve güneş enerjisiyle karşılaştırıldığında, hidroelektrik enerji üretimi, en ekonomik ve yapılabilirliği teknik açıdan en uygun olanıdır. HES’ler, bulundukları bölgenin enerjisini doğrudan ve en ucuz şekilde üretmesinin yanında, tabiat açısından da olumlu faydalar sağlamaktadır.

Kömür ve doğal gaz ithalatı sebebiyle yılda yaklaşık 25 milyar dolar döviz kaybı olmakta, HES projeleriyle 25 milyar doların dışa gitmesi engellenecektir.

Vaktim bittiği için detaylarına giremiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bayraktar.

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Ben, bütün bunlara rağmen, bu faaliyetleri sürdüren Sayın Bakanımız ve ekibini tebrik ediyorum.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Bayraktar, lütfen.

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Ağaca ve ormana olan sevgimiz bitmesin. Herkesin bir ağaç dikmesini özellikle istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Bayraktar, lütfen.

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) – Bütçemizin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – AK PARTİ Grubu adına yedinci konuşmacı Mehmet Öntürk, Hatay Milletvekili.

Buyurun Sayın Öntürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Orman ve Su İşleri Bakanlığı bütçesi üzerinde konuşmak üzere Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle şunu belirtmek isterim. Ülkemiz su zengini bir ülke değildir. Su zengini olarak sayabileceğimiz ülkeler, kişi başı 10 bin metreküp/yıl ve üstü suya sahip olan ülkelerdir. Ülkemizin toplam kullanılabilir su miktarı 112 milyar metreküptür. Bunu nüfusumuza bölecek olursak kişi başına düşen yıllık su miktarımız 1.500 metreküptür. Ülkemiz 112 milyar metreküp olan su potansiyelinin yüzde 40’ını kullanabilmektedir.

İktidarımız döneminde DSİ tarafından yapılan yatırımlardan biraz bahsetmek istiyorum. 2000-2002 arasında DSİ tarafından 9 tesis milletimizin hizmetine sunulmuşken, İktidarımız döneminde en son 11/11/2011 tarihinde Sayın Başbakanımızın açılışını yaptığı 1.111 tesis milletimizin hizmetine sunulmuştur. Bu tesisler içerisinde Ermenek Barajı Avrupa’nın 6’ncı, dünyanın 21’inci, ülkemizin de en yüksek barajıdır. Ege’nin yüz altmış bir yıllık hayali olan Çine Adnan Menderes Barajı kendi sınıfında Avrupa’da 1’inci, dünyada ise 5’inci büyüklüktedir. Dalaman Akköprü Barajı Ege’nin en büyük, Türkiye'nin 6’ncı büyük barajıdır.

Değerli arkadaşlar, ülkemizin ekonomik olarak sulanabilir arazi miktarı 8,5 milyon hektar olup 2011 yılı başı itibarıyla sulanan alan 5,5 milyon hektardır. Bu alanın DSİ tarafından sulanan kısmı 3,216 milyon hektar olup 2015 yılı sonu itibarıyla hedefimiz 4,66 milyon hektara ulaşmaktır. Bunu biraz daha açarsak, 850 bin hektar daha alanı sulamaya açarak toplam alanı 6,35 milyon hektara çıkarmayı hedefliyoruz.

Az önce ifade ettiğim gibi, ülkemiz su zengini bir ülke değildir. Sularımızı en fazla kullandığımız alan olan zirai sulamada büyük tasarruflar yapmamız gerektiği inancıyla 2003 yılından sonra iptidai sulama sistemleri terk edilerek basınçlı borulu sisteme geçilmiştir. Bunu oran olarak verecek olursak, inşa hâlinde olanlar tamamlandığı zaman klasik düzende yüzde 21, kanalette yüzde 8, borulu sistemde yüzde 71 olacaktır.

Değerli arkadaşlar, biraz da GAP, DAP ve KOP’tan bahsedelim. GAP kapsamında son otuz yılda sadece 272.697 hektar arazi sulanırken 2008 yılında Başbakanımız tarafından uygulamaya konulan GAP Eylem Planı ile bu rakama beş yılda 785 bin hektar daha eklenerek sulanan alan 1 milyon 58 bin hektar olacaktır. 2002 yılında enerjide yüzde 74, sulamada ise yüzde 12’lik kısmı tamamlanan GAP’ta 2013 yılı sonuna kadar sulama projelerinin yüzde 30’u tamamlanacak ve ekonomik olarak sulanabilir alan kalmayacaktır. GAP Eylem Planı tamamlandığında, yılda sulama faydası 2,2 milyar dolar, enerji faydası 4 milyar dolar, içme suyu faydası 410 milyar dolar olmak üzere millî ekonomiye katkısı 6,61 milyar dolar olacaktır. Ayrıca projeyle 1 milyon 270 bin kişiye doğrudan istihdam imkânı sağlanacaktır. KOP kapsamında Akdeniz’e akan sular tersine çevrilerek Mavi Tünel vasıtasıyla, Konya Ovası’na bereket planı tamamlandığında 1 milyon 100 bin hektar arazi sulanacaktır. Yine değerli dostlar, Bin Günde Bin Gölet Projesi’yle 1,6 milyar metreküp su depolanacak, 300 bin hektar alan sulanacak, 300 bin kişiye istihdam ve 900 milyon TL gelir artışı sağlanacaktır.

Sonuç olarak, küresel ısınmadan en çok etkilenecek bölgeler arasında olan ülkemizin su kaynaklarını, ekolojik ve biyolojik zenginliğini de azami ölçüde koruyarak en verimli şekilde halkımızın hizmetine sunmak, ekonomik olarak sulanabilir arazi miktarını arttırmak, içme ve kullanma suyunu temin etmek için tüm alanlarda olduğu gibi bu alanda da İktidarımızın 2023 hedefleri doğrultusunda yatırımlarımız devam etmektedir.

Ben bu vesileyle 2012 yılı bütçesinin hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öntürk.

AK PARTİ Grubu adına 8’inci konuşmacı Osman Kahveci, Karabük Milletvekili.

Buyurun Sayın Kahveci. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orman Genel Müdürlüğünün 2012 yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum

Değerli milletvekilleri, dünyamızı tehdit eden en önemli çevresel felaketlerin başında küresel ısınma ve iklim değişikliği gelmektedir. Buna karşı alınması gereken en önemli tedbirlerin başında da ormanların korunması ve geliştirilmesi gelmektedir. Bu konuda dünyada birçok uluslararası süreçler başlatılmasına rağmen maalesef ormansızlaşma durdurulamamış ve her yıl dünyada 10 milyon hektar orman yok olmaya devam etmektedir.

Yüzde 27’si ormanlarla kaplı olan ülkemizde ormanların  yüzde 99’u  devlete aittir. Meri mevzuat, ormanların  korunması, işletilmesi ve geliştirilmesi görevini Orman Genel Müdürlüğüne vermiştir. Orman Genel Müdürlüğü de bu görevini yüz yetmiş iki yıldır en iyi bir şekilde yerine getirmenin gayreti içerisindedir.

Sayın milletvekilleri, ülkemiz bir Akdeniz ülkesidir. Bundan dolayı, yaz aylarında ormanlarımızın en büyük tehdidi olan orman yangınları kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bazen bu yangınlar ormanları değil, tarım alanlarını da, yerleşim yerlerini de tehdit etmekte, büyük mal ve can kayıplarına neden olmaktadır.

Ülkemizde her yıl ortalama 2 bin adet orman yangını çıkmakta, bu yangınlarda  yıllık ortalama 8 ile 10 bin hektar orman zarar görmektedir. Ancak  son yıllarda alınan etkin tedbirler, geliştirilen modern yangın yönetim sistemleri, güçlendirilen  hava  filosu, yenilenen araçlar  ve donanımlar ile orman yangınlarına karşı hızlı ve etkin müdahalede çok önemli mesafeler alınmıştır. Bunun sonucu yangınlara ilk müdahale süresi kırk-altmış dakikalardan on beş-yirmi dakikalara, yangın başına yanan alan miktarı da 20 hektarlardan 4 hektarlara düşürülmüştür.

Bugün, Türkiye, orman yangınlarıyla mücadelede bölgesinde büyük bir güç olmuştur. Bugün, Türkiye, orman yangınlarıyla mücadelede sınır ve sınır ötesi ülkelere yardıma gidebilir, bilgi ve teknoloji ihraç edebilir hâle gelmiştir. Bu, ülkemiz adına takdir edilmesi gereken bir gelişmedir.

Geliştirilen yangın yönetim sistemleri 3 defa Türkiye birinciliği almış ve birçok ülke bu sistemleri görmek ve ülkelerinde kullanmak üzere ülkemizle ikili ilişkiler başlatmıştır.

Değerli milletvekilleri, bu başarıyı, gece gündüz demeden yangınla mücadeleyi vatan savunmasıyla eşdeğer gören fedakâr, cefakâr orman teşkilatı mensuplarına borçluyuz

Bu başarıyı, ormanlarımızın korunması söz konusu ise gerisi teferruattır diyerek orman teşkilatına her türlü desteği veren AK PARTİ Hükûmetlerine borçluyuz.

Bu başarıyı, bize güven ve destek veren aziz Türk milletine borçluyuz. Bu vesileyle, bu uğurda şehit olanları bir kere daha rahmetle anıyorum.

Sayın milletvekilleri, AK PARTİ döneminde orman halk ilişkilerinde de önemli gelişmeler olmuş, ormanlar, yasak alanlar olmaktan çıkartılmış, Türkiye’de ilk defa kent ormancılığı başlatılmış ve halkımızın hizmetine sunulmuştur.

Yine ilk defa, ülkemizde ormanlarımızın emisyon zararlarına karşı sağlık durumlarının izlenmesi sistemi kurulmuş ve Avrupa izlenme ağına bağlanmıştır.

Yine ilk defa, Yangına Dirençli Ormanlar Kurma Projesi başlatılmış ve orman köylülerimizin ekonomisi ön planda tutulmuştur.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde 21 bin orman köyünde 7 milyon vatandaşımız yaşamaktadır. Bu vatandaşlarımızın 500 bini geçimini ormancılıktan sağlamaktadır. Bunlar, orman işçiliğinde ve orman ürünlerini yetiştirme, toplama ve pazarlamasını yapmaktadırlar.

Geliştirilen yeni ormancılık teknikleriyle ormanlarımızdan üretilen orman ürünlerinde yüzde 100’lere varan üretim artışları olmuş ve orman köylüsüne daha fazla iş ve aş verilmiştir.

Orman köylüsü enflasyona ezdirilmemiş ve üretim birim fiyatlarına her yıl enflasyon üzerinde zam yapılmıştır. 2002 yılında 1 metreküp tomruk üretimine 27 lira ödenirken bu rakam 2011 yılında 74 liraya çıkarılmıştır. Toplamda 2002 yılında orman köylüsüne aktarılan kaynak 250 milyon lira iken bu rakam 4 kat artırılarak 1,1 milyar Türk lirasına çıkarılmıştı.

Sayın milletvekilleri, ormanlarımız koruma ve kullanma dengesi içerisinde en gelişmiş ormancılık teknikleri kullanılarak işletilmektedir. Bu güvenle Türkiye ilk defa ormanlarını uluslararası sertifikasyon kuruluşlarına açmış ve ormanlarımız sertifikalı ormanlar olmaya başlamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kahveci.

OSMAN KAHVECİ (Devamla) – Bu duygularla Orman Genel Müdürlüğünün 2012 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – AK PARTİ Grubu adına 9’uncu konuşmacı Dilek Yüksel, Tokat Milletvekili.

Buyurun Sayın Yüksel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA DİLEK YÜKSEL (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlarken 2012 bütçesinin hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ülkemizdeki su kaynaklarının planlanması, yönetimi, geliştirilmesi ve işletilmesinden sorumlu, merkezî yönetim bütçesine tabi genel bütçeli yatırımcı bir kuruluştur.

AK PARTİ Hükûmeti ile diğer tüm kurumlarda olduğu gibi DSİ’de de büyük bir atılım gerçekleştirilmiş, kurumda ilk defa toplu açılış merasimleri dönemine geçilmiştir. 2003-2011 yılları arasında 933 adet tesis ile 2011 yılında tamamlanan 102 adet tesisle birlikte toplam 1035 adet tesis halkımızın hizmetine sunulmuştur.

DSİ Genel Müdürlüğünün 2012 yılı hedefleri ise 93 adet büyük su işi ve 365 küçük su işi, 140 adet araştırma kuyusu ile 240 adet işletme kuyusu açılarak aziz milletimizin hizmetine sunulmasıdır. Ayrıca Çine, Deriner, Manyas ve Topçam HES’leri devreye alınarak yılda 2.495 milyon kilovatsaat enerji üretilmesi amaçlanmaktadır. İçme suyu sektöründe 2012 yılında yapımı tamamlanacak olan 16 adet içme suyu tesisinden, yaklaşık 390 bin nüfusa, yılda yaklaşık 89 milyon metreküp içme suyu sağlanacaktır.

Tüm bu hizmetler, zaman, bilgi ve paranın iyi kullanımıyla ve büyük bir özverinin sonucunda hayata geçirilmiştir. DSİ’nin önemini kavrayan bir hükûmet olarak biz, 2002’de 1 milyon 380 bin TL olan Devlet Su İşleri bütçesini 2011 yılında 7 milyar 366 milyon TL’ye çıkardık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanımızın “Susuz köy, kasaba, şehir kalmayacak.” talimatıyla mevcut köy ve köy altı yerleşimlerinin yüzde 89’una sağlıklı içme suyu ulaştırdık, 3.622 susuz köy ve bağlantısına şebekeli içme suyu tesisi yaptık, 33.497’sinin de içme suyu tesisini yeniledik.

AK PARTİ İktidarıyla sadece insanlarımız değil, toprağımız da suya kavuştu. 2002 yılından bugüne kadar açılan 145 adet yeni sulama tesisiyle 1 milyon hektar tarım arazisini suya kavuşturduk. Toplam sulanabilir tarım arazilerimizin büyüklüğünü 5,4 milyon hektara çıkardık.

Seçim bölgem olan Tokat’ta DSİ tarafından yapılan bazı icraatları sizinle paylaşmak istiyorum. Tokat’ta 2003-2011 yılları arasında 29 adet taşkın ve taşkın rüsübât kontrolü, 3 adet yerüstü suyu sulaması, 2 adet gölet, 3 adet gölet sulaması olmak üzere toplam 37 adet tesis tamamlanmıştır. 2003-2011 yılları arasında DSİ tarafından Tokat’ta gerçekleştirilen yatırımların toplam maliyeti 2011 yılı fiyatlarıyla 452 milyon TL’dir.

Bunlara ek olarak, 17 gölet yapmak için hazırlıklara Tokat’ımızda başladık, 8 dereyi ıslah ettik, 16 tanesinin ise yapımına devam ediyoruz. Yazıtepe Turhal Baraj Projesi’nin ihalesi DSİ Genel Müdürlüğünce 2011 yılında yapılmış olup, projeleri tamamlandıktan sonra DSİ Genel Müdürlüğünde işin ihalesi yapılacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sürem bitmek üzere. Yaptıklarımızı anlatmaya zaman yetmiyor çünkü biz “İşimiz hizmet, gücümüz millet.” diyen bir parti olarak kendi kendimizle yarışıyor ve “İki günü birbirine eşit olan zarardadır.” düsturuyla 2023 hedeflerine emin adımlarla milletimizle beraber ilerliyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu duygu ve düşüncelerle Orman ve Su İşleri Bakanlığını ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünü çalışmalarından dolayı kutluyorum. 2012 yılı bütçe görüşmelerinin Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor, AK PARTİ Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yüksel.

Şimdi, AK PARTİ Grubu adına son konuşmacı Şenol Gürşan, Kırklareli Milletvekili.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ŞENOL GÜRŞAN (Kırklareli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meteoroloji Genel Müdürlüğü bütçesi hakkında söz almış bulunuyorum. Öncelikle aziz milletimizi ve yüce heyetini saygıyla selamlıyorum.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, ülkemizde meteorolojik gözlemler, hava tahmini ve meteorolojik erken uyarıları yapmak, meteoroloji alanında ve iklim değişikliği konusunda araştırmalar yürütmekle görevli bir teşkilatımızdır. Havacılık, denizcilik ve kara yollarıyla ilgili olarak ulaştırma sektörü başta olmak üzere savunma, çevre, tarım, turizm, sanayi, enerji, şehircilik, adalet ve sağlık olmak üzere pek çok sektöre hizmet veren Meteoroloji Genel Müdürlüğü, uluslararası standartlarda yüzde 90 civarında tutarlılık oranında tahminleri ve zengin ürün çeşitliliğiyle sürekli kendini yenileyip geliştiren, bölgesinde lider meteoroloji servisi olma gayreti içinde olan bir kuruluşumuzdur.

Sosyal ve ekonomik gelişmeyle birlikte sanayileşme, şehirleşme, nüfus artışı ve insan aktiviteleri, havacılık, denizcilik, enerji, yaşanabilir çevre, su ve tarımsal gıda ihtiyaçları nedeniyle meteorolojik hizmetlere olan ihtiyaç her geçen gün artmakta, bu durum meteorolojiye ayrı bir önem kazandırmaktadır. Ayrıca, yaşanan doğal afetlerin pek çoğu şiddetli yağış, dolu ve kar gibi meteorolojik karakterli hadiselerin neticesi olup bunların sonucunda meydana gelen sel, heyelan, taşkın gibi hadiselerin önceden tahmin edilip önlem alınması can ve mal kayıplarının azaltılmasında çok büyük önem arz etmektedir.

Bu meteorolojik hadiseler ve sonucu oluşan tabii afetler öncesi erken uyarı sistemlerinin en önemlisi meteoroloji radarlarıdır. Hâlihazırda Ankara, İstanbul, Zonguldak, Balıkesir, İzmir ve Muğla’da kurulu bulunan 6 adet meteoroloji radarlarına ilaveten 2011 Kasım ayında işletmeye alınan Antalya ve Hatay radarlarıyla radar sayısı 8’e çıkarılmış olup 2012 yılında ise Trabzon ve Samsun radarlarının da kurulumu tamamlanacaktır.

Gelişen teknolojiyle birlikte otomatik meteorolojik gözlem şebekesi kurulumu ve modernizasyonuna devam edilmekte olup hâlen 463 adet olan otomatik meteoroloji gözlem istasyonuyla yer gözlemleri yapılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçmişte yayınlanan hava raporlarında “Trakya bölgesinin doğusu çok bulutlu.”, “Yer yer ve zaman zaman yağmurlu.” gibi ya da “Hafta içi yağmur olabilir.” gibi spiker konuşmalarını hatırlıyoruz. Bu günler artık çok gerilerde kaldı. Dakikalık olarak alınan meteorolojik veriler, uydu ve radar görüntüleri, sayısal tahmin modelleri ve yüksek performanslı bilgisayar ile tahmin tutarlılık oranlarının artırılması kurumca yapılmaktadır.

Çiftçilerimiz için geliştirilen “Zirai don uyarı.” ve “Hasat zamanı tahmin.” sistemiyle don etkilerinin asgariye indirilmesi için elektronik mesajla çiftçilerimizin cep telefonlarına ücretsiz ikazlar yapılmakta ve üretim planlaması için en uygun hasat zamanı belirlenmektedir. Ayrıca, kuraklık da milletlerarası metotlarla izlenmektedir.

Orman yangını oluşabilecek riskli bölgeleri belirleyen meteorolojik erken uyarı sistemi geliştirilerek orman yangını oluşabilecek riskli bölgeler belirlenmekte, bu çerçevede Orman Genel Müdürlüğünce orman yangınlarının önlenmesi için de gerekli tedbirler alınabilmektedir.

Küresel iklim değişikliğinin izlenmesi ve ülkemizle ilgili öngörüler geliştirilmesi amacıyla dünyada kullanılan saygın modellerle de çalışmalar devam etmektedir.

Hava tahmini ve erken uyarıları vatandaşlarımıza duyurmak için yayın akışı yenilenen ve içeriği zenginleştirilen Meteoroloji’nin Sesi Radyosu, yurt genelinde 40 ilde gerçekleştirdiği yayınlarla 60 milyonu aşkın bir izleyiciye ulaşmış bulunmaktadır. Yayınlar ayrıca Türksat 1-C uydusu ve İnternet üzerinden de tüm dünya tarafından izlenebilmektedir.

Geliştirilen doküman yönetim sistemiyle merkez ve taşra birimleri arasında yazışmalar elektronik ortamda yapılmaktadır. Bu sayede önemli oranlarda zaman, kırtasiye ve insan tasarrufu sağlanmış olmaktadır. Sahip olunan bilgi birikimi ve teknik kapasitenin eğitimler yoluyla bölge ülkelerine aktarılması amacıyla yılda yaklaşık 20 ülkeden 100’ün üzerinde katılımcıyla uluslararası eğitimler yapılmaktadır. Bu eğitim ve iş birlikleriyle ülkemizin bölgesel meteoroloji ve iklim merkezi olma yönünde de önemli adımlar atılmış olmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılı Meteoroloji bütçesinin önemli bir kısmını modernizasyon çalışmaları ve otomatik meteoroloji gözlem sistemlerinin yaygınlaştırılmasına harcayan Meteoroloji Genel Müdürlüğü bütçesinin ve 2012 yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin milletimiz ve devletimiz için hayırlı uğurlu olmasını diliyorum ve emeği geçen herkese saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gürşan.

Şimdi, söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Yıldırım Tuğrul Türkeş’te, Ankara milletvekili.

Buyurun Sayın Türkeş. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde konuşacağım Dışişleri Bakanlığı bütçesinin hayırlı olması dileğiyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

AKP Hükûmetinin icraatları içerisinde göz önüne çıkarmaya çalıştığı ve büyük ölçüde performans gösterdiklerini iddia ettikleri konu, dış politikadır. Sayın Başbakanın “Ustalık dönemimiz.” dediği 61’inci Hükûmet Programı’nda 12 sayfa bu konuya ayrılmıştır. 8 Temmuz 2011 tarihinde Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı bu programda dış politika bölümünde iktidarın uluslararası meselelere her şeyden evvel sorun odaklı bir yaklaşım yerine vizyoner bir yaklaşım benimsediği belirtilmiştir.

Geçen yıl bütçe görüşmelerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşan Sayın Deniz Bölükbaşı, konuşmasında, Sayın Davutoğlu’nun “2011 Yılına Girerken Dış Politikamız” isimli kitapçıktaki söylediklerine atıfta bulunarak -ve aynı zamanda yine Sayın Başbakanın- “İsrail’in Mavi Marmara saldırısının üzerinden iki yüz üç gün geçmiştir. Saldırının hemen akabinde AKP grup toplantısında konuşan Sayın Başbakan bu konuda, hepiniz hatırlayacaksınız, şunları söylemiştir: ‘Türkiye olarak bu işin peşini bırakmayacağız. Türkiye yeni yetme, köksüz bir devlet değildir, bir kabile devleti hiç değildir. Kimse Türkiye'yle aşık atmaya, Türkiye'nin sabrını test etmeye kalkmamalıdır. Türkiye'nin dostluğu ne kadar kıymetliyse düşmanlığı da o kadar şiddetlidir…’” Bunun gibi daha devam ediyor bu konuşma. Sayın Bölükbaşı, bunları belirttikten sonra burada bir başka noktaya da atıfta bulunmuş; o da Sayın Bakanın, Sayın Davutoğlu’nun “Bu olay bölge tarihinde belirleyici bir andır, bizim 11 Eylülümüzdür. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır." dediğine değiniyor ve arkasından da diyor ki: “Değerli milletvekilleri, bunları söyleyen AKP Hükûmeti iki yüz üç gün içinde İsrail'in Türkiye'yi tatmin edecek özlü bir adım atmasını sağlayamamıştır.” Bu geçen yılın tutanaklarından, Sayın Bölükbaşı’nın konuşması.

Bugün, Dışişlerinin 2012 bütçesini konuştuğumuz bugün bu saldırının üzerinden beş yüz altmış iki gün geçmiştir ama maalesef hâlâ geçen yıl Sayın Bölükbaşı’nın işaret ettiği hususlarda hiçbir gelişme elde edilmemiştir, hiçbir olumlu adım attırılamamıştır.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – ABD’nin yeni talimatları var, ABD’nin.

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Devamla) – Yapılan beyanlar havada kalmış ve yapıldığı iddia edilen ekonomik yaptırımlar da gerekli ağırlıkta olmadığından karşı tarafa hiçbir şey ifade etmemiştir.

Değerli milletvekilleri, önümüzdeki hafta Fransa’daki Mecliste sözde soykırımın “yok” denmesinin suç sayılacağı yeni bir yasa geliyor. Şimdi, bu az önce hatırlatmalarını yaptığım konuya da değinerek umuyorum ki siyasi iktidar bu sefer, hakikaten bir konuda tepkisini dile getirdiğinde bunun arkasını kovalayabilmeli ve bunun arkasından da bir ülkeye bir şeyleri yaptırmalı veyahut da arkasını takip etmeli. Yoksa bu az önce arz ettiğim hususta örnekte olduğu gibi, üzerinden yıllar geçip bu konular havada kalmamalı.

Dışişleri Bakanlığımızın deneyimli diplomatları bilgi birikimleri ve tecrübeleri itibarıyla, yılları aşan çabalarıyla bu Bakanlığı Türkiye'nin öne çıkan, saygın bir kurumu hâline getirmişlerdir. Sayın Bozkır az önce AKP’den önce bu şeylerin yapılmadığını söyledi, Emrullah Bey de değindi ama biz o kanaatte değiliz yani Dışişlerinin daha köklü bir kurum olduğuna inanıyoruz.

Bu insanların büyük gayret ve fedakârlıklarıyla, bu konudaki çalışmalarıyla Türkiye'nin uluslararası arenada hak ettiği yeri elde etmesi için büyük bir gayret gösterdiklerini de biliyoruz ve biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bunu görmekteyiz ve bu yapılanlardan dolayı değerli Dışişleri mensuplarını da yürekten kutluyoruz ancak siyasi iktidarın -az önce de belirttiğim üzere- kendi “Ustalık dönemi.” diye addettikleri bir dönemde, yapılmayanları ya da yanlış yapılanları da burada dikkatinize sunacağız.

Bu noktadan olmak üzere, dünyadaki genel trend doğrultusunda “Arap Baharı” oyununa girmekte hiç tereddüt etmeyen siyasi iktidar, geçmiş yıllarda hiçbir şey yapmadığı gibi gelecek için de Türk cumhuriyetleriyle ilişkiler konusunda kendisini âdeta görevsiz addetmektedir ve ilişkilerin asgari seviyede bulunmasından da bir rahatsızlık duymamaktadır. Bunu geliştirmek ve daha iyiye götürmek doğrultusunda da en ufak bir gayretlerinin olmadığını gözlemliyoruz. TİKA’yı -ki Türk İşbirliği Ajansı biliyorsunuz esas adı- Afrika yatırım koordinatörlüğüne dönüştürdüler (MHP sıralarından alkışlar) ve Türk dünyası ile ilişkileri de ciddi çalışma grupları veyahut etkinlikler ile güçlendirmek yerine, cenaze ve toplantılarda bakan seviyesinde temsilden öteye de hiçbir şey yapılmıyor. Dil, tarih ve kültür birlikteliğimiz olan bu ülkelerde Afrika’dan umulan ama hâlâ belirsiz olan ticari kapasitenin daha fazlasının varlığı dahi AKP tarafından dikkate değer bulunmuyor.

Balkanlardaki çalışmalarda birçok Avrupa Birliği ülkesinin gösterdiği performanstan daha ileride değiliz, hatta ekonomik krizin içinde bulunan Yunanistan bile birçok Balkan ülkesinde etkin olmak adına neredeyse Türkiye ile yarışacak seviyede faaliyetler içinde.

Sayın milletvekilleri, AKP Hükûmetinin yoğunlaştığı Arap baharının gerçek sebepleri, çapı ve hedefleri ile gittiği istikamet maalesef bugüne kadar bu yüce Meclis çatısı altında hak ettiği ölçüde bir müzakere ortamı elde edemedi. Arap dünyasının hemen hemen hepsi monarşi veya totaliter rejimlerle yönetilirken sadece Kuzey Afrika’da, iddia edildiği gibi, süren bir baharın diğer ülkelere niye geçmediğinin burada üzerinde durulması gereğine inanıyorum. Şu ana kadar hareketli olan bölgede aşağı yukarı 140 milyon insan yaşıyor ama bir 80 ila 85 milyon nüfusa sahip olan ve hâlâ monarşik olan, hâlâ totaliter rejimlerle yönetilen tarafa bir baharın niye ulaşmadığını da mutlaka düşünmeli ve konuşmalıyız. Yani hani her yere bir demokrasi geliyor ya onu göreceğiz.

Tabii, bir diğer konu da bu bahar coğrafyasındaki dünün liderleri ile AKP İktidarı bu kadar sarmaş dolaş iken, iç içe iken, o ülkelere sık sık gelir giderken bu baharı sezememiş olmalarını da ben ustalıklarına yakıştırıyorum, tabii, sizlerin takdiri size kalmıştır. AKP İktidarının yoğunluklu olarak üzerinde durduğu ve çalıştığı bu ülkelerle ilişkilerimize kısaca bakacak olursak:

Türkiye-Irak:

Türkiye’ye Irak’tan, gerek merkezî yönetimden gerekse bölgesel yönetimden birileri geliyor gidiyor. Tabii, Türkiye’de ağırlandıkları için bunlar o ziyaretlerde yediklerinin herhâlde diyetini ödemek için iyi şeyler söylüyorlar ama dikkatinizi çekmek istediğim bir konu var ki geriye döndüklerinde mutlaka bizim canımızı acıtacak bir açıklamayı da ihmal etmiyorlar. Bunu önleyemiyoruz yani orayla ilişkilerde bunu engelleyebilmiş değiliz bugüne kadar.

Kerkük ve Musul’daki Türkmenler için büyük bir sıkıntı var, Kerkük’te sistematik bir kaçırma uygulanıyor Türkmenlere. Önce iş adamlarına yapıldı, esnafa yapıldı, daha sonra doktorlara, doktor ailelerine yapıldı, kaçırmalar, tehditler, öldürmeler. Şimdi de öğretmenlere ve aydınlara yönelik bunlar yapılıyor ve bunlar konusunda maalesef siyasi iktidarın hiç sesi çıkmıyor, herhangi bir girişiminin olduğunu da duymuyoruz.

İran ilişkileri:

2010-2011 yıllarındaki süreçte Türkiye-İran ikili ilişkilerinde ciddi dalgalanmalar oldu. 2010 yılında iki ülke arasında ciddi bir yakınlaşma hasıl oldu. Büyük ziyaretler. Mayıs 2010 tarihinde, Başbakan Erdoğan İran’a bir ziyaret gerçekleştirdi ve Brezilya devletiyle koordineli biçimde 13’üncü uranyum takasını konu alan üçlü zirve yapıldı. Bunun ardından, Türkiye ve Brezilya devletleri, Birleşmiş Milletlerde İran’a yaptırım kararı alındığında oylamada “hayır” oyu kullandılar. Bir yakınlaşma oldu zannediyoruz. Hatta, o dönemde bu PKK ve türevlerine karşı da İran ile ortaklaşa hareket hatta, eş zamanlı operasyonlar bile yapıldı. Arkasından 2011 yılı geldi “NATO füze kalkanı” diye tabir edilen, Malatya Kürecik’te bir radar üssünün daha da teçhiz edilmek üzere bir şeye Türkiye yeşil ışık yaktı. İran da tabii anlayamamıştır bu değişkenliğin nereden geldiğini.Tabii, burada daha önce Millî Savunmada, diğer konularda değinildiği için bu füze kalkanı konusunun üzerinde çok fazla durmayacağım. Ama şayet bunlara Bakanlıktan Sayın Bakan veyahut da diğer arkadaşlar değinirlerse, bu füzenin haricinde… Yani bunu tespit ettin radarla, bir de bunu durdurmak için bir başka bir şey yapmak lazım yani ya sen de bir füze atacaksın, bir şey yapacaksın. Bunları NATO mu temin ediyor, biz millî bütçeden mi alıyoruz? Ne oluyor bunlarla ilgili? Bunların da burada, bu yüce Mecliste görüşülmesi gerektiğine ve Meclisin bilgilenmesi gerektiğine inanıyorum.

Evet, bir diğer konu: 20’nci yüzyılda kurulmuş olan birtakım uluslararası kuruluşlar var. Bunlardan biri de Birleşmiş Milletler, biliyorsunuz. Mevcut siyasi iktidar buradaki pozisyonunu “etkin” olarak tarif ediyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde geçici üyelik aldık filan tamam, âlâ, çok güzel. Dokuz yıllık süre içerisinde, Kıbrıs’ta yaşayan soydaşlarımızın şartları bir adım iyiye gitmedi, bir adım. E, bu kadar iyisiniz de, bu kadar dünyadaki ülkelerle, uluslararası kuruluşlarla aranız iyi de niye yapamıyorsunuz bunları? Yapmak mı istemiyorsunuz? Bunların burada konuşulması lazım.

Bir diğer gene konu bu Yunanistan’la ilgili. Gene 2010 yılıydı, Kırmızı Kitap değişti, oradaki artık Ege Denizi’nde meselelerin, denizdeki sınırların savaş sebebi olmayacağı söylendi ve bunun Türkiye’de önemli bir değişiklik olduğu dile getirildi. Ama arkadan, Rum Kesimi İsrail’le 12’nci parselde bir Amerikan şirketi marifetiyle petrol aramaya kalkınca deniz kuvvetlerini harekete geçirdik. “Bundan rahatsız mısın?” Hayır, değilim ama aynı dönemde, Girit’te konuşlanan Amerikan 6’ncı Filosu’na ait “Lenthall” isimli bir lojistik gemi var. Bu gemi Girit’ten hareket edip Akdeniz’e, Kıbrıs’a doğru hareket ettiği dönemde, eş zamanlı olarak biz deniz kuvvetlerimizdeki bu hareketleri durdurduk. Bunlardan niye vazgeçildi, bu ikisinin arasında bir alaka var mı, bunun da burada görüşülmesi ve açıklığa kavuşturulması gereğine inanıyorum.

Tabii, dış işlerinde birçok konu var ama süre azaldığı için, Hükûmetin de çok fazla sevdiği ve üzerinde yoğunlaştığı bu “Arap baharı” ile ilgili gelişmelerle ilgili kısa bilgi sunup ondan sonra konuşmamı bitireceğim.

Bu Arap baharında çok iyi şeyler yaptık. Tunus’tan başladı, Mısır’da, demokrasi geliyor... Peki, ben size şimdi ne demokrasinin geldiğini söyleyeceğim. Tunus’ta yapılan ilk hür seçimlerde İslamcı bir söyleme sahip olan El Nahda kazandı ve bu parti Müslüman Kardeşlere bağlı. Öte yandan, Mısır’da yapılan seçimlerde yine Müslüman Kardeşlerin temsilcisi Hürriyet ve Adalet Partisi birinci parti olarak çıktı ve geçerli oyların yüzde 36,6’sını aldı. Şimdi de geriye bir tek Suriye kaldı. Orada da bakalım, ne yapılacağını göreceğiz.

Şimdi, görülüyor ki değerli arkadaşlar, bu Arap baharı ile Büyük Orta Doğu Projesi parametreler olarak birbirinin üzerine düşüyor. Bu anlamda da tabii, mevcut siyasi iktidarın ve Sayın Başbakanın buradaki rolünün muhtevasını, kapsamını sizlerin takdirine bırakıyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, 2012 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkeş.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Ruhsar Demirel, Eskişehir Milletvekili.

Buyurun Sayın Demirel. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının 2012 yılı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ve bahse konu Bakanlık, hepinizin takdir edeceği gibi, yalnızca ekonomiyle, bütçeyle, finansla izah edilecek bir kurum değil; odağında insanın olduğu, daha geniş perspektiften bakmayı gerektiren bir kurum. Ancak bu Bakanlık kurulurken, bildiğiniz gibi, kanun hükmünde bir kararnameyle kuruldu yani Meclis iradesinden kaçırılarak kurulmuş bakanlıklardan  biri. O sebeple Bakanlık kurulurken Bakanlığın yapısı hakkında söz söyleme şansımız olmadı. Ben bütçeyi bu anlamda bir şans olarak görüyorum ve Bakanlığın yapısı hakkında da birkaç fikir beyan etmek istiyorum:

Hükûmet etmede onuncu yılına giren Adalet ve Kalkınma Partisinin en çok değişikliğe uğrayan bakanlığı kadın konusunda çalışan bakanlık oldu. Daha önce devlet bakanlığıydı, şu anda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı. Kadın konusundaki bakan, en sık değişen bakan.

Sayın Başbakan kendisinin usta olduğunu söylüyor, bir önceki dönem kalfaydı ve ondan önce çıraktı sanıyorum. Dolayısıyla bu Bakanlık, çok sık bakan değiştirmesi itibarıyla, daha hiç  kalfa ve usta bir bakan göremedi. Sanıyorum ki bu istikrarsızlıktan olsa gerek Dünya Ekonomik Forumu’nun bu yıl açıkladığı  toplumsal cinsiyet eşitliği endeksinde Türkiye yine üç haneli rakamlarla ifade edilen 100 küsürüncü sıralarda. 135 ülke içinde sondan 14’üncü ve bu gidişle sanıyorum ki 2012’de de çok fazla bir şey değişmeyecek. Neden daha fazla bir şey değişmeyeceğini düşündüğümüze gelince: Ben bütçe görüşmelerinde Sayın Bakanın sunumunu izledim, dinledim. Sayın Bakanın sunumu şöyleydi: “Hani yılbaşı da yaklaşıyor, yeni yılınız hayırlı olsun, çok daha iyilerini yapacağız. İnşallah daha iyi günler bize gelecek.” filan gibi yani genel olarak temennilerle dolu, naif bir sunumdu. Dolayısıyla bir bazı, bir ölçümlemesi olmayan, hedefleri net olmayan yuvarlak söylemlerle dolu bir konuşmaydı, temennilerden ibaretti diye düşünüyorum ve bu sebepledir ki çok daha ileriye gidemeyeceğimiz gibi bir kanaate sahibim maalesef.

Bakanlığın örgüt şemasından başlamak istiyorum: Bakanlığın örgüt şemasında “Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü” adı altında bir Genel Müdürlük var ve Genel Müdürlüğün misyonuyla ilgili kendi sitelerinde şöyle bir ibare var: “Temel ihtiyaçlarını karşılamaktan yoksun -devamında- vatandaşlarımızı sosyal yardımlarla desteklemek, paydaşlarıyla eşgüdüm içerisinde çalışarak sosyal yardımların etkin bir biçimde dağıtılmasını sağlamak.”

Bu cümleler, bize, genel olarak doğal afetleri hatta çok yakında yaşadığımız Van depremini hatırlatıyor ama Van depreminde biz Bakanlığı çok da aktif görmedik. Nedenine gelince: Çünkü devlet yapımız içinde afetlerle ilgili bir kurum var, AFAD. AFAD’ın içinde birçok kurul ve komisyon var ve bu kurul ve komisyonlarda hangi bakanlıkların görevli olduğuna baktınız mı hiç? Millî Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, İmar İskân Bakanlığı, Orman Bakanı, Millî Eğitim Bakanı, Sağlık Bakanı, Kızılay Genel Başkanı var, Aile ve Sosyal Politika Bakanı yok.

Sayın Bakan, Hükûmet, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını kovboy dekoru diye mi görüyor? Sizden istirham ediyorum, Bakanlığınız, ilgili Genel Müdürlüğünüzün misyonu ve görevi itibarıyla bu kurum ve kuruluşlarda yer alması gereken bir Bakanlıktır. Dolayısıyla, bu konuda Hükûmet içinde sanıyorum ki etkili baskıyı yapacaksınızdır.

Bakanlığın örgüt şemasında bir başka genel müdürlük var. Ben üzülerek ve hicapla okudum adını: Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü. Efendim, 2011 yılındayız, 21’inci yüzyılda, bu yüzyılın ilk insan hakları sözleşmesi Engelli Hakları Uluslararası Sözleşmesi ve o günden bugüne “Engelli” kelimesi bile kalkmıştır literatürden. Literatürde “Özür” olabilir ama literatürde bu bile yok artık “Özel durumlu bireyler” diye bir ifade var. Özür dileme konusunda belki siyasetiniz itibarıyla meraklı olabilirsiniz ama bence siz asıl bu özel durumlu insanlarımızdan özür dilemelisiniz ve bu Genel Müdürlüğün adını lütfen değiştiriniz. (MHP sıralarından alkışlar)

Bir başka konu, burada övünerek anlatılan bir telefon hattı var biliyorsunuz. Ben Bakanlığın sitesini inceledim, birçok telefon hattı var hatta 155, 156, 183, farklı farklı hatlar var. En sonunda, Sayın Bakan Isparta’da Emniyet Müdürüyle beraber, Sayın Bilgiç’in de yanında yer aldığı, bir “Gülen Yüzler” telefon hattını açtı.

Sayın Bakan, mağdur olan kadınlar, çocuklar hangi numarayı arayacaklar? Bu bile bir kafa karışıklığı. Bakınız, “112” dediğinizde herkes neyi anlattığını bilir. Sağlıkla ilgili uzak yakın her işi olan insan 112’yi arar. Kadın, yaşlı, engelli, çocuk hangi numarayı arayacak? Gülen yüzler için her ilde başka bir numarayı mı? 183’ü mü, 140 küsuru mu, hangisini? Bu kafa karışıklığınızı aslında ben hiç yadırgamadım; çünkü ilgili siyasi partinin hükûmet ettiği dönemleri kapsayan, 2007-2013 yıllarını kapsayan Dokuzuncu Kalkınma Planına bakarsanız, böyle bir bakanlık zaten öngörülmemiş bile. Yani, kalkınma planlarında yer almayan bir bakanlık. Toplama bilgisayar gibi, bir anda ilgili kurumları toplayarak bir bakanlık oluşturulmuş ve Dokuzuncu Kalkınma Planından ben size başka bir cümle okumak istiyorum:

“İş gücü piyasasında zorluklarla karşılaşan kadınlar, gençler, uzun süreli işsizler, özürlüler ve eski hükümlüler için fırsat eşitliği sağlanacaktır. Kadınların iş gücüne ve istihdama katılımlarının artırılması amacıyla çocuk ve diğer bakım hizmetlerine erişimleri kolaylaştırılacaktır.” Çok iyi bir temenni ama dediğim gibi, naif, hoş bir temenni. Çünkü, Sayın Maliye Bakanı Mehmet Şimşek Bey, geçtiğimiz günlerde burada bir metin okudu, 2011 yılı ekonomik raporunu. 2011 yılı ekonomik raporunda şunlar var: İstihdam düzeyinin yükseltilmesi için iş gücü yükünün azaltılması kapsamında yaptıklarını saydı Sayın Şimşek. “Sağlık merkezi açma ve kreş zorunluluklarının esnetilmesi…” Bu esnetme sanıyorum ki yukarıya doğru değildir, aşağıya doğrudur. “Eski hükümlü çalıştırma zorunluluğunun kaldırılması…”

Sizlere şunu hatırlatmak isterim: Sağlık merkezleri açma konusunda esnetme yaparsanız, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda “Çok güzel öldüler” cümlesinden öteye gidemezsiniz. Kreş açma zorunluluğunu esnetirseniz, kadın istihdamını hiç desteklemiş olmazsınız. Eski hükümlü çalıştırma zorunluluğunu da kaldırırsanız eğer, bu insanları sosyal dışlanmaya maruz bırakır, suça teşvik edersiniz.

Sosyal politika oluşturmak, bunları birleştirmek, bütünleştirmek sosyal içermeyi gerçekleştirmek demektir. Dolayısıyla, bakanlığın çalışma alanıyla ilgili, lütfen bu konuda Maliye Bakanıyla da bir istişare ederseniz toplum olarak mutlu olacağız.

Bir başka konu aile içi şiddet: Burada benden önce konuşan bir Adalet ve Kalkınma Partili milletvekilimiz de ifade etti, Sayın Bakanın hedefleri arasında sosyal hizmet uzmanlarını sahaya yollamak var. Fakat Sayın Bakanın sunumunda şu vardı: Sosyal hizmet uzmanlarını göç almış bölgelerden başlayarak çalıştıracağına dair bir ifadesi vardı, doğru hatırlıyorum sanıyorum. Oysa, maksat sinek öldürmek değil, bataklık kurutmak. Göç alanı değil, göç veren yerleri bu konuda incelemek gerekir.

Nitekim, UPSAM’ın TÜBİTAK’la birlikte yaptığı ve geçen hafta açıklanan bir çalışma var, bu çalışmaya katılan, ankete cevap veren insanların yüzde 25’inin “Evet.” dediği bir soru var: Zoraki evlilikler nedeniyle bölücü terör örgütüne katılımlara yüzde 25 kişi “Evet.” cevabını vermiş Sayın Bakan. Sanıyorum ilgi alanınıza girecektir.

Bakanlığın bütçesi konusunda da birkaç cümle söylemek istiyorum. Bakanlığınız haziran ayında kurulduğu için Maliye Bakanlığıyla ne zaman temasa geçtiniz  ve bu bütçeyi oluşturdunuz bilmiyorum ama bütçe ifade edildikten sonra bile enflasyonda yüzde 2-3’lük bir oynama olduğunu sanıyorum siz de biliyorsunuzdur. Dolayısıyla, 2010-2011’le ilgili net rakamlarınız olmadığı için yani verdiğiniz bütçe çizelgesinde o haneler sıfır olduğu için hangi bazın üzerinden konuşuyoruz, hangi rakamlar üzerinden 2012’yi öngördünüz, açıkçası ben anlamadım, herhâlde ekonomistler anlayacaklardır.

Bakanlık bütçenizin 8,8 milyar olduğunu söylüyorsunuz ama baktığınız zaman 4,1 milyar görev zararı gözüküyor, şimdiden Bakanlığın bütçesinin yarısı görev zararı efendim. Tabii, bütün bunlar, bütün bu eşitsizlik ve dengesiz rakamlar çok yadırgatıcı değil.

Son bir örnek vermek istiyorum konuşmamı bitirmeden: Malumunuz sığınma evleri çok güncel bir konu. Bu konuda Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek’e göre ülkemizde 53 tane sığınma evi var fakat aynı gün konuşan Sayın Ali Babacan’a göre 51 tane yani yaklaşık 50 küsur tane sığınma evini bile düzgün toplayıp sayılarda mutabık kalamamış bir kabinenin bütçeyle ilgili durumunu bence sizler takdir edeceksinizdir. Elbette ki sayısal çoğunluğunuz nedeniyle bu bütçe geldiği gibi geçecektir. Sığınma evini özellikle örnek verdim. Elli küsur tane sığınma evini net sayamamış ekonomiden sorumlu bakanlıklarımız var. Ben, takdiri tekrar sizlere bırakıyorum.

Teşekkür ediyorum. Bütçe hayırlı olsun. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Demirel.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili.

Buyurun Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri; 2012 yılı bütçe görüşmelerinde Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Orman Genel Müdürlüğü bütçesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, içinde yaşadığımız yüzyılda hızlı nüfus artışı, yoğun sanayileşme hamleleri, küresel ısınma ve iklim değişikliği, çevresel endişeleri had safhaya ulaştırmıştır. Bu gelişmelerle, ormanlarımıza ve ormancılığımıza önemli bir misyon yüklenmiştir.

Türk ormancısı, yüz yetmiş iki yıllık geleneğin getirdiği tecrübeyle, ormanların korunması, geliştirilmesi ve varlığının arttırılması noktasında hayati önemi haiz birçok projeye imza atmıştır. Bunlardan sadece birkaçını sizlerle paylaşacağım:

İstanbul’un su ihtiyacının yüzde 50’sini karşılayan Terkos kumul ağaçlandırması, Ankara’yı çepeçevre sarmalayan yeşil kuşak ağaçlandırması, Adana Akyatan, Antalya Belek kumul ağaçlandırmaları, Aydın Menderes havzası erozyon kontrol projeleri, Trakya Kurudağ ağaçlandırmaları yalnız bunlardan birkaç tanesidir ama ne yazık ki Sayın Bakan, bu geleneği, birikimi ve emeği görmezden gelip, neredeyse ormancıları yok saymaktadır.

Bakanlığın görev konularının yaklaşık üçte 2’si ormancılık konuları olmasına rağmen, ormanların yüzde 16’sı münhasıran su üretimi yani hidrolojik fonksiyonlu ormanlar olarak ayrılmasına rağmen, üst düzey atamalarda ormancılar hiç dikkate alınmamış, müsteşar, 3 müsteşar yardımcısı ile 5 müstakil daire başkanlığına çevre ve su kökenli bürokratlar atanmıştır. Bakanın da su ve çevre kökenli olduğu dikkate alındığında, Bakanlık, âdeta su işleri bakanlığı hâline getirilmiştir.

Bu atamalar ve görevlendirmeler yetmiyormuş gibi, 5531 sayılı Kanun’da açıkça belirtildiği üzere, görevlerinin tamamına yakını orman mühendisliğine ait olan Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğüne sosyal bilimler mezunu bir bürokrat görevlendirilmiştir.

Sayın Bakan, bu görevi yapacak hiç orman mühendisi bulamadınız mı? Biraz sonra çıkacaksınız, ormancıların yaptığı fedakârca çalışmalardan bahsedeceksiniz ama bu fedakârca çalışmaları yapan orman mühendislerini, orman çalışanlarını yok sayacaksınız. Biz bunları uygulamalarda da istiyoruz.

Yine, ülkemizde 35.148 köyün 21.216’sı ormanla ilişkilidir. Ormanlarımızı tehdit eden en önemli faktörlerden birisi de kırsal fakirliktir. Kırsal kesim millî gelirden en az payı almaktadır. Siz, yaklaşık yarım asırlık deneyime sahip, kırsal kalkınmada ve ormanların korunmasında çok önemli yeri olan ORKÖY Genel Müdürlüğünü Bakanlığınız döneminde kapattınız.

Sayın Bakan, Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü bünyesinde büyük çoğunluğu ormanlık alanlarda yer alan millî parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, sulak alanlar gibi korunan alanların tescil yetkisini Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verdiniz. Herhâlde kendi Bakanlığınızı yeterli görmediniz. Yetki alanlarında çift başlılık yarattınız.

657 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle, Bakanlığın kuruluşunun üzerinden iki ay geçmeden birçok değişiklik yapıldı. O kadar rahat birimler açılıp kapatıldı ki 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle kurulan Orman Harita ve Uzaktan Algılama Daire Başkanlığı bir ay sonra kapatılarak başka bir daire başkanlığı açıldı.

Yine, İktidarınız döneminde kapattığınız 24 işletme müdürlüğü var. Bunları kapatırken şu ifadede bulunmuştunuz: “Geçmişte uygulanan popülist politikalar nedeniyle bölge müdürlüğü sayısını 27, işletme müdürlüğü sayısını 241’e yükseltmişler. Biz hantal yapıdan kurtulmak ve kaynak israfını önlemek amacıyla 24 işletme müdürlüğünü kapatıyoruz.” demiştiniz ve bunun savunmasını mahkemelerde ve her ortamda yapmıştınız. Bugün ne oldu da, 24 işletme müdürlüğünü kapatıyorsunuz, 28 işletme müdürlüğü açıyorsunuz? 241’e “Popülist politikalar neticesinde geçmiş dönemlerde yapılmış.” dediğiniz yerde, 244’e çıkardınız işletme müdürlüğü sayısını. Şimdi, 2003 yılında söylediğiniz mi doğru, bugün mü söylediğiniz doğru? 241 mi büyük, 244 mü büyük?

Sayın Bakan, aradan altı aydan fazla zaman geçmesine rağmen hâlâ kuruluşlarla meşgul olunması, sürekli zikzak yapılması, motivasyonun sağlanamaması sizi rahatsız etmiyor mu? Öyle görülüyor ki ektiğinizi biçiyorsunuz. Birikimli ve liyakatli memurlarınızı pasivize ediyorsunuz. Atamaların genel müdürler yerine size yakın sendika tarafından yapıldığı, Personel Daire Başkanlığınca ilgili sendikaya kayıt yaptırmadan atamanın yapılmadığı herkes tarafından biliniyor. Bundan bilginiz varsa durum vahim, eğer bilmiyorsanız durum daha da vahim.(MHP sıralarından alkışlar) Keyfî atamaların yolunu açmak için, ehliyet ve liyakate dayalı mevzuat engeline takılmamak için Orman Genel Müdürlüğü Teknik Personel Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği kaldırıldı. Meslek örgütlerinin açtığı dava sonucu yüksek mahkeme iptal kararı verdi. Yeniden hiçbir objektif kritere dayanmayan Orman Genel Müdürlüğü Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği tekrar çıkarıldı, tekrar dava açıldı. Danıştay 2. Dairesi yürütmeyi durdurma kararı verdi. Bu arada siz keyfî atamalarınıza devam ettiniz. Bugün atadığınız şube müdürlerinin hiçbirisi kadro alamadılar, hepsi geçici görevle görevlerine devam ediyorlar. Allah aşkına Sayın Bakan, çalışanlarınızdan verim alacağınız, çalışma barışını sağlayacağınız, ehliyet ve liyakate dayalı bir personel mevzuatı çıkarmak ve uygulamak bu kadar zor mu?

Şimdi, ormancılığın birikimlerini yok ederken diğer yandan da ormancıların kemiklerini sızlatacak bir uygulamanızdan daha bahsetmek istiyorum: Ormancının kalbi, kimliği olan Gazi Yerleşkesi, Atatürk’ün yadigârı, başkentin merkezinde yer alan Atatürk Orman Çiftliğinin bir parçasıdır. Uygulamalı ormancılık araştırma çalışmaları yapmak üzere 1954 yılında Orman Genel Müdürlüğünce alınmış, cefakâr ormancıların emeği ve bilgisiyle botanik bahçesine dönüştürülmüştür. İçerisinde yüz otuz üç çeşit bitki vardır. Baykuşundan, tilkisine zengin bir yaban hayatı oluşmuştur. Yüz yetmiş iki yıllık geçmişe sahip ormancılık kurumu açısından çok önemli bir merkez olmanın yanı sıra orman ve doğal park niteliğinde kentin akciğerleri olarak başkentlilere hizmet etmektedir. Şimdi, burayı ne yapacakları belli değil. Bunun altyapısını hazırlıyorlar. Şimdi, buradan çok açık ve net soruyorum: Sayın Bakanım, gizleyeceğiniz bir şey mi var? İnsan utanacağı şeyi gizler. Şimdi, genel müdürünüze bir yazı yazdırdınız, dediniz ki: ”Buranın ağaçlandırılması 1992 yılında yapılmaya başlamıştır.” Ve birinci derece sit alanından çıkarılmak üzere sayın genel müdürünüzün imzasıyla Tabiat Kuruluna bir yazı gönderiyorsunuz ve ne kadar hızlı çalışıyor ki bu kurum bir hafta içerisinde bu yazıya cevap geliyor. Şimdi, bu yazıda diyor ki: “1992 yılından sonra ağaçlandırıldığı için burayı üçüncü sit alanına çevirin.”

Şimdi, buradan soruyorum: Şu ağaçlar kaç yaşında? Sayın Bakan, siz de bilirsiniz ve bunun altına imza atan Orman Genel Müdürü kırk beş yıllık orman mühendisi. Sayın Genel Müdür ve Sayın Bakan, bu ağaçların elli altmış yaşında olduğunu çocuğa sorsanız bilir.

Evet, değerli milletvekilleri, size de gösteriyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yazık yahu!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bunlar ormancıların kemiklerini sızlatıyor. (MHP sıralarından alkışlar)

Bakın, aynı yere dönemin -80 ihtilalinin döneminde- Başbakanı olan Bülent Ulusu buraya göz dikiyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aa, 12 Eylül’ün devamı bu!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – O zamanın Orman Genel Müdürü Ömer Özen -buradan tüm ormancılar adına, Türk milleti adına, rahmetle, şükranla, minnetle anıyorum- buna direniyor. Orman Genel Müdürlüğünün kalbi olan, ormancıların kalbi olan burayı dönemin ihtilal hükûmetini ikna ederek ormancıların merkezi olarak bugüne kadar kullanmaya devam ediyoruz.

Şimdi, burada Sayın Bakana açıkça soruyorum: Burayı ne yapacağınızı yüce Türk milletinin huzurunda açıkça ifade edin. (MHP sıralarından alkışlar)

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Gökçek’e lazım o, Gökçek’e!

OKTAY VURAL (İzmir) – Belki Sayın Bakana rezidans…

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Şimdi, başka bir resim göstereceğim size. Bu, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Merkezi, hepiniz biliyorsunuz. Bakın, şu duvarları görüyor musunuz, şu duvarları; içinde AK PARTİ’nin otobüsleri var, arabaları var. Her gün girip araçlarınızı park ediyorsunuz. Burası kimin biliyor musunuz? Orman Genel Müdürlüğünün. 3.600 metrekare yeri işgal ederek Adalet ve Kalkınma merkezi hâline getiriyorsunuz. Şimdi, hazineden trilyonlarca para alıyorsunuz. Orman Genel Müdürlüğünün 3.600 metrekarelik yerine ihtiyacınız var mı?

Buradan Orman Bakanına soruyorum: Orman köylerinde, dağların başında 100 metrekare ormanı işgal etti diye binlerce insanı mahkemeye veriyorsunuz. Hapiste yatan orman köylülerimiz var. Ama şehrin göbeğinde 3.600 metrekare arazinize sahip çıkamıyorsunuz. Ondan sonra, bize şey göndermiş… Nerede o? Biraz önce bir milletvekili gönderdi. “Adınıza bir fidan diktim.” diyor. Sayın Bakan, adımıza fidan dikmeyin. Siz, ormanlara sahip çıkın, ormanlara. Biz, kendi fidanımızı kendimiz dikeriz. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA BİLİCİ (Van) – Siz kaç fidan diktiniz?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Ben binlerce diktim. Sayın Bakan biliyor, biraz sonra söyler. Binlerce, milyonlarca fidan diktim, sedir tohumu attım. Onun için, laf attığınız kişinin geçmişini bilin.

MUSA ÇAM (İzmir) – Biraz da Atatürk Orman Çiftliğinden bahset Sayın Vekilim.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bakın, şimdi, ben bu soruları sorduğumda, “Bunu niye verdiniz?” dediğimde, verdiği cevaba bakın Sayın Bakanın: “Biliyorsunuz, terör hadiseleri olabiliyor. Dolayısıyla güvenliği, AK PARTİ Genel Merkezini orada sıkı tutmamız lazım. Bundan tabii bir şey olmaz. Herhâlde siz de orada güvenlik alınmasını istersiniz.” Biz de isteriz ama bu sizin göreviniz değil. Sizin göreviniz ormanları korumak. Orayı korumak İçişleri Bakanlığına düşüyor, Türk polisine düşüyor ve korur, koruyacağından da hiç şüphemiz yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yol da geçiyor. Yolu da alır bunlar.

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Otoparka kira veriyorlar mı?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Şimdi, tabii, Sayın Bakan bunlarla uğraşırken, bakın, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin büyük tehdit olduğu, karbondioksit salınımının azaltılması için ülkelerin milyarlarca dolar yatırım yapması gereken bir dönemden geçiyoruz. Bizim her yıl 1 milyon 200 bin hektar genç ormanlarda bakımları yapmamız gerekiyor. Bunları yapacak ödeneği bütçeye koymamış ve bunları neyle yapacaksınız? Orman mühendisleriyle yapacaksınız.

Şimdi, Sayın Bakana buradan bir çağrıda bulunuyorum. Orman fakültesinden mezun olan binlerce orman mühendisi var, iş bekliyor. Karbondioksit salınımının azaltılması için en önemli karbon yutakları ormanlardır. Başka yerlere milyonlarca dolar yatırım yapana kadar, bu orman mühendislerini işlendirelim. Bu genç ormanların bakımlarında bu orman mühendislerimizden, genç beyinlerimizden, dinamiklerimizden yararlanalım.

Bakın, 645 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle Orman Genel Müdürlüğünde ihdas edilen 900 adet mühendisin derhâl alımının yapılması gerekiyor ama bir sürü umut verdik bu genç ormancılara, yılın sonu geldi almadık. Sizden ricam, bu beklentiye cevap verin Sayın Bakan.

Yine, hepimiz biliyoruz ki -biraz önce söyledim- Orman Genel Müdürlüğü bünyesinde bir çok geçici işçi çalışıyor Erzurum’undan Adana’sına kadar, Mersin’inden Trakya’sına kadar. Bu geçici işçilerimize kadroların bir an önce verilmesi gerekiyor. Eğer biz Kyoto Protokolü’ne tarafsak, ormanlar da en büyük karbon yutaklarıysa ve Kyoto Protokolü’ndeki şartlarımızı yerine getirmemiz açısından bu işçilerimizden yaz kış yararlanmamız lazım gerektiğini düşünüyorum. Bunların da kadro taleplerine cevap verilmesini istiyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yılmaz.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına son konuşmacı Muharrem Varlı.

Buyurun Sayın Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerine Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü bütçeleriyle ilgili söz almış bulunuyorum. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün 134 milyon 435 bin TL olan bütçesi yüzde 27,42 artışla 2012 yılı için 171 milyon 294 bin TL teklif edilmektedir. Son yıllarda meteorolojik tahminlerin yapılan yatırımlarla oldukça sağlıklı sonuçlar verdiğini kabul etmemiz lazım. Fakat aynı olumlu düşüncelerimizi Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün bütçe artışı için söyleyemeyeceğim çünkü Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün 7 milyar 366 milyon TL olan bütçesi sadece yüzde 8,33 artışla 2012 yılı için 7 milyar 980 milyon TL olarak teklif edilmektedir.

Şimdi, meteorolojide elbette ki çok güzel gelişmeler olduğunu söyledim ama meteoroloji öyle bir kurum ki hem savaşta hem barışta bütün insanlığa, bütün insanlarımıza önder olması gereken bir kurum. Ben çiftçi kökenli bir milletvekiliyim. Meteorolojinin çiftçiye de önder olması gerekir. Üç beş ay önceden tahminleri yaparak çiftçinin ekeceği ürünü yönlendirmesi gerekir. Meteoroloji kurumunu bu manada eğer daha iyi duruma getirebilir, daha geliştirebilirsek bu, ülkemizin ve insanlarımızın faydasına olacaktır diye düşünüyorum.

Ben çiftçi kökenli milletvekili olduğumu söyledim. Şimdi, DSİ bütçesi konuşulurken barajlardan ve sulamadan bahsetmemek, çiftçinin durumundan bahsetmemek de mümkün değil. Bugün, Adana bölgesinde çok uzun yıllar öncesinde temeli atılan bir Yedigöze Barajı var. Her seçimlerde yerelde siyaset yapan AKP’li siyasetçiler, bir yıl sonra Yedigöze Barajı’nın sulamaya açılacağını “Suyunuz yarın gelecek, öbürsü gün gelecek.” diyerek, sürekli orada insanlarımızı bir beklenti içerisinde tutarak oylarını almaya başardılar. Ama Yedigöze Barajı’nın birkaç yıl önce veya iki yıl önce elektrik tesisi tamamlanmasına rağmen, sulamayla alakalı kısmında hiçbir gelişme şu ana kadar kaydedilmedi. İhalesinin verildiği söyleniyor Bakanlık tarafından ama bu projenin ihalesi verildiyse şu ana kadar sulama sistemlerinin başlatılmış olması gerekirdi. Eğer 2014 yılında bu proje bitirilecekse, hayatiyete geçirilecekse, şu ana kadar yeraltı sulama borularının ve beton kanaletlerin bir an önce bölgede yatırıma açılması gerekirdi, ama şu ana kadar hiçbir şey yok. İşte bunun için bölgedeki çiftçilerimiz buradan Sayın Bakana soruyorlar: “Sayın Bakan, bu Yedigöze Barajı’nın sulama sistemi ne zaman hayatiyete geçecek? O mümbit güzel topraklar ülke ekonomisine ne zaman kazandırılacak?”

Yaklaşık 750 bin dönüm araziyi konuşuyoruz burada, siz de çok iyi biliyorsunuz, 750 bin dönüm arazi. Ceyhan, Misis, Kozan, İmamoğlu bölgelerini içerisine alan, çok mümbit, ektiğiniz her mahsulden çok iyi verim alacağınız bir arazi ama ne yazık ki sulanamıyor. Bugün inşallah bu konuda Sayın Bakan da burada açıklamayı getirir, bu konuda cevap bekleyen değerli hemşehrilerimiz de cevap almış olurlar.

Yine, drenaj kanalları. Bu drenaj kanalları 1970’li yıllarda bölgede açıldı, çok da faydalı. Çiftçinin tarlasını sulayıp “ayak suyu” dediğimiz suyunu akıttığı o suların nehirlere, nehirlerden denizlere gitmesine vesile olan drenaj kanalları. Ama çok uzun yıllar önce açıldığı için bu kanallar şu anda büyük oranda dolmuş durumda. Ben bunu birkaç defa Sayın Bakana gündeme getirdim, temizlenmesi konusunda. Sayın Bakan diyecek ki şimdi: “Bunların temizlenme işi sulama birliklerine ait.” Evet efendim, sulama birliklerine ait ama sulama birliklerinin bunu temizleyecek gücünün olmadığını siz de çok iyi biliyorsunuz. Devlet Su İşlerinin bu manada devreye girip, bu drenaj kanallarını bir an önce temizleyip çiftçinin hizmetine sunması lazım. Ha, temizlemiyor mu? Temizliyor. Üç yıl önce temizlediği kanalı, dönüyor, üç yıl sonra yine -aynı kanalı- temizliyor ama on beş yıldan beridir, yirmi yıldan beridir bir tek kepçe bile vurulmamış drenaj kanalları ne yazık ki öylece duruyor. Bu konunun da mutlaka bir an önce çözüme kavuşturulması lazım.

Yine, taban drenajı… Çukurova bölgesinde geçmiş yıllarda TOPRAKSU vasıtasıyla bir miktar taban drenajı döşemesi yapıldı.

Bakın, değerli milletvekilleri, bu taban drenajı çok önemli bir konu. Tarlanın çorak suyunu, su seviyesinin düşmesini sağlayan bir sistem bu sistem. Çukurova toprakları aşırı gübreleme ve bilinçsiz sulama yüzünden ne yazık ki çoraklaşmaya yüz tutmuş topraklar hâline geldi. Bugün Türkiye'nin en önemli bölgesi Çukurova, en önemli verimli topraklarına sahip bölgesi Çukurova ama taban drenajı ne yazık ki ihmal edilmiş ve topraklarının büyük kısmı çoraklaşmaya terk edilmiş.

Şimdi, Sayın Bakan diyecek ki: “Ya, TOPRAKSU lağvedildi, Köy Hizmetlerine geçti, Köy Hizmetleri özel idareye devredildi.” Sayın Bakan, on yıldan beridir Hükûmettesiniz, tek başınıza iktidarsınız, önünüzde hiçbir engel yok. DSİ ne iş yapar? Lütfen, bu TOPRAKSU’nun geçmiş dönemde yapmış olduğu bu taban drenajı işini -kanunla mı düzenleyeceksiniz, ne yapacaksanız- bir an önce DSİ’ye devredin ve DSİ bu konuda taban drenajı çalışmasını bir an önce başlatıp o güzelim toprakları kurtarsın, çiftçimizin hizmetine sunsun. Çiftçilerimiz üreten insanlar, ürettiklerinden kazanmak istiyorlar, topraklarını kaybetmek istemiyorlar. Onun için de bu manada DSİ’nin çok etkin bir rol alması lazım.

Yine, sulama kanallarıyla alakalı… Sulama kanalları da çok eskidi. Bugün büyük, kaplama kanallar dediğimiz büyük kanallar her gün patlak veriyor. Beton kanallar, tarlaların başlarından gidip tarlaların sulanmasına vesile olan beton kanallar kırılmış, dökülmüş ve oradan akan sular çiftçilerimizi mağdur ediyor, çiftçilerimizin tarlasını sürmesini, ekmesini engelliyor, tarlayı âdeta su gölü hâline çeviriyor. Dolayısıyla çiftçimiz tarlasını ekemeyecek durumda. Bu konuda da DSİ’nin mutlaka bir an önce çözüm üretmesi lazım.

Şimdi, yine, sulama birlikleri dedik az önce, sulama birlikleriyle alakalı da burada birkaç şey söylemek istiyorum: Sayın Bakan, sulama birliklerinin kurulması iyi bir şeydi ama siz, en son çıkarttığınız 6172 sayılı Yasa’yla sulama birliklerinin birçok yetkisini elinden aldınız, yine DSİ’ye ve Bakanlığın bünyesine verdiniz. İşte bunlardan bir tanesi su ücretlerinin tespiti. Zaten sıkıntılı günler yaşayan, mazota para yetiştiremeyen, gübreye para yetiştiremeyen çiftçiyi bir de sulama ücretlerinin yükünü üstüne koyarak her gün yeni sıkıntılarla, problemlerle uğraştırıp üretmekten mi vazgeçirteceğiz?

Şimdi, bugün 13 milyon lira tarlanın dönümünün sulanması. Önümüzdeki yıl Bakanlık tespitiyle beklentinin pamukta 30 milyon lira, mısırda 27 milyon lira olacağı söyleniyor. Şimdi, Allah’tan reva mıdır, bu ücretleri bu şartlarda çiftçiler nasıl kaldıracak? Nasıl ekecek, dikecek de ektiğinden para kazanacak? Zaten, demin de söyledik, mazot fiyatları çok yüksek, gübre fiyatları çok yüksek, bir de siz, su fiyatlarını getirir bunun üzerine koyarsanız çiftçinin kamburunun üzerine kambur eklemiş olursunuz, çiftçiyi üretmekten vazgeçer hâle getirirsiniz.

İşte, onun için, bu manada DSİ’nin veya Bakanlığın alacağı kararın da insaflı olması lazım. Önceden sulama birliklerinin meclisi bu kararı alıyordu. Meclis de o yörede yaşayan insanların ortalamasından olduğu için, o bölgenin sıkıntılarını, problemlerini bilen insanlar bu işe karar verdikleri için de makul, mantıklı bir sonuç çıkıyordu ortaya ama şimdi o bölgeyi tanımayan insanlar o bölgenin işleyişiyle alakalı karar vermiş olacaklar dolayısıyla da insanlarımızı mağdur etmiş olacaklar.

Yine, Sayın Bakan, Adana’da yaklaşık 5 milyon dönüm ekilebilecek arazi var, şu ana kadar bunun ancak 2 milyon 131 bin dönümü -veya metrekaresi- tarıma açılmış durumda. Sizler çıktığınızda, işte, çok önemli işler yaptığınızı söylüyorsunuz, çok büyük işler yaptığınızı söylüyorsunuz ama şu ana kadar -ben yine teşekkür ediyorum, şükranla anıyorum, Sayın Demirel’in yapmış olduğu barajlarla Çukurova bölgesi sulanıyor- siz daha bir Yedigöze Barajı’nı bile sulamaya açamadınız. Bu manada da inşallah daha olumlu, daha güzel işler yaparsınız dileğiyle, 2012 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Varlı.

Sayın milletvekilleri, birleşime 20.30’a kadar ara veriyorum.

                                                                    Kapanma saati : 19.38

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 37’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, on birinci turda söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Osman Taney Korutürk, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Korutürk.

CHP GRUBU ADINA OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk dış politikası “Sıfır sorun” iddiasıyla başlayıp komşularla çatışmaya sürüklenen, tutarsız, istikrarsız, baskılara boyun eğdiği izlenimini veren, sis perdesi arkasında yürütülen bir siyasete dönüşmüştür.

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Dışişleri Bakanı yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Milletvekilim, lütfen, Hükûmet adına Sayın Bakan burada yani.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama Orman Bakanı burada.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Korutürk.

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Dışişleri Bakanının konusu konuşuluyor efendim.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Biz varız.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Biz temsil ederiz.

OSMAN TANEY KORUTÜRK (Devamla) – Dışişleri Bakanımız yok efendim.

BAŞKAN – Olmayabilir. Hükûmet adına Sayın Bakan var Sayın Korutürk.

Buyurun lütfen.

OSMAN TANEY KORUTÜRK (Devamla) – O zaman, zamanımı kesmeyin lütfen. 

BAŞKAN – Niye? Ben kesmedim ki sizin arkadaşlarınız kesti. Lütfen yani… Böyle bir şey olur mu!

OSMAN TANEY KORUTÜRK (Devamla) – Böyle bir şey var mı?

BAŞKAN - Ben söz kestiğim zaman, veriyorum. Benden kaynaklanmayan bir hadise.

Buyurun.

OSMAN TANEY KORUTÜRK (Devamla) – Dış siyasetimizin, bırakın inceliklerini, kalın çizgilerinin dahi kavramak zorlaşmıştır. Hükûmet birçok alanda, uluslararası konuda ani ve duygusal tepkiler vererek açık ve sert ifadelerle pozisyon almakta, daha sonra yapılan baskılar karşısında tutum değiştirerek başta karşı çıktığı her şeyi kabul etmektedir. Ermenistan açılımı, NATO Genel Sekreterinin atanması, Fransa’nın NATO’nun askerî kanadına dönüşü, Libya’ya NATO müdahalesi, ikinci Gazze konvoyu, füze kalkanı, Kürecik’teki ABD radarı, Suriye siyaseti konularında şahit olduğumuz gelgitler bu ilkesiz tutumun örneklerini teşkil etmektedir.

“Sıfır sorun” diye yola çıkan Hükûmetin dış politikada benimsediğini söylediği yumuşak güç, Arap baharının da bocalamaya sevk ettiği acemi bir yönetim sonucu tehditkâr ve askerî müdahaleyi çağrıştıracak bir yaklaşıma dönüşmüştür. Hükûmet, seksen sekiz yıllık cumhuriyet tarihinde hiçbir hükûmetin yapmadığı, yapılmasında da büyük sakınca olan bir şekilde, yabancı ülkelerin muhalefetini, iç politikasını, halk hareketlerini organize edip yönlendirmek, oralardaki karışıklıklarda doğrudan taraf olmak gibi vahim müdahaleler içine girmiştir. Libya’da bu böyle olmuş, Hükûmet Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin ardından dolanarak İstanbul’da Libya Temas Grubu adında bir toplantı düzenleyip Güvenlik Konseyi daimî üyeleri Çin ve Rusya’nın yokluklarında bu gruba o tarihteki Libya Hükûmetinin gayrimeşru olduğu şeklinde bir karar aldırmıştır. Libya’da iktidar mücadelesi sürerken Sayın Dışişleri Bakanı Bingazi’deki direnişçi mitinglerine bizzat katılıp konuşma yapmış, Birleşmiş Milletler binası önüne hangi Libya bayrağı çekilmesinin uygun olduğuna dair uluslararası basına beyanat vermiştir. Şimdi, aynı şeyleri Suriye’de yapıyoruz ve dün anlamsız bir yakınlık içinde ortak bakanlar kurulu toplantıları yaptığınız bu ülkeyle bugün çatışmanın eşiğine gelmiş bulunuyoruz.

Bu dönüşüm karşısında komşularımızın da bize karşı tutumları değişmiştir, Irak Başbakanı bile daha önceki gün Wall Street Journal’a verdiği demeçte Türkiye'nin kendi iç politikalarına müdahale etmesinden yakınmıştır. BM Güvenlik Konseyinde arka çıktığımız İran dâhil bazı sınır komşularımız da bizden kendilerine yönelik tehdit algılamaları içine girmişlerdir.

Türk dış politikasının bu dönüşü Hükûmetin söylemleri sonucunda giderek daha ayrı düştüğümüz Batı camiası tarafından fırsat olarak değerlendirilmiş, özellikle İran’ı izole etme amacını güder biçimde Suriye’ye yönelik operasyonlarda Türkiye'nin ön cephe olarak kullanılmasını teşvik eden bir eğilim ortaya çıkmıştır. Mensubu bulunduğumuz ve AB tam üyeliğiyle bunu perçinlemeye çalıştığımız Batı camiası, Suriye’ye karşı geliştirmekte olduğu stratejide bizi kendinden ayırıp Arap ligiyle birlikte mütalaa ederek ön saflara sürmeyi tercih etmiş, kendini arka planda tutarak Suriye’ye uygulanacak yaptırımlara Arap ligiyle Türkiye'nin önderlik etmesi yolunda bir anlayış ortaya koymuştur. Komşularla sıfır sorun hayaline erişemeyince rejim değiştirici rolüne soyunduğu anlaşılan Hükûmet bu önderliğe gönüllü görünmektedir. Oysa aynı Hükûmet 22-23 Aralık 2009 tarihlerinde Şam’da bizzat Başbakanın katılımıyla Türkiye Suriye Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantısı düzenlemişti. Ekinde elli anlaşma metninin yer aldığı bu toplantı sonuç bildirisinde, iki ülkeyi ilgilendiren alanlarda uzun vadeli stratejik ortaklık kurulması, ikili ilişkileri stratejik temelde güçlendirmek, ortak vizyonlar geliştirmek, her iki ülkenin ve bölgenin benzer tehdit ve sınamaları karşısında ortak hareket hatları oluşturmak gibi unsurlar vardı.

Değerli arkadaşlar, bunlar hafife alınacak kavramlar değildir, bugün söylenip yarın unutulamaz ama aradan bir yılı aşkın bir zaman geçti geçmedi ortada ne stratejik ortaklık kaldı ne ortak vizyon ne de ortak tehditler. Demek ki sizin komşunuzu tanıma yeteneğiniz yok ve bu nedenle dün “ak” dediğinize bugün “kara” diyebiliyorsunuz. Başbakanın “Biz değişmedik Esad değişti.” şeklindeki açıklaması inandırıcı değildir, Esad dün ne ise bugün de odur. Sadece, Arap baharının yarattığı ortamda Suriye’de halk hareketleri ön plana çıkmış ve yönetim, daha önce de yaptığı şekilde, muhalifleri bastırmak için mutat uygulamalarını devreye sokmuştur. Suriye rejiminin kendi halkına karşı şiddet kullanmasını mazur görmek tabii ki mümkün değildir.

Hükûmetin henüz sessiz kaldığı dönemde Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda açık bir tavır ortaya koymuş, Esad yönetimini halkının demokratik isteklerine bir an önce yanıt vermesi, Mısır’da ve Tunus’ta olanlardan ders alması yolunda defalarca uyarmıştı. Hâl böyle olmakla beraber, Hükûmetin Suriye’nin iç işlerine doğrudan müdahale eden uygulaması son derece yanlış, tehlikeli ve maceracı bir politikadır.

 Konunun iç güvenliğimizi ilgilendiren bir yönü de vardır. Suriye rejimi, kendini tehdit altında hissettiğinde bu tehdidi kendisine yönelttiğini düşündüğü ülkelere benzer tehdit yollarıyla tepki vermeyi usul hâline getirmiş olan bir devlettir. Başbakanın, Dışişleri Bakanının ve Hükûmetin Suriye rejimine yönelik tutum, eylem ve söylemlerinin bu rejimi Türkiye’deki terör olaylarını azdırmaya yöneltebileceğini Hükûmet değerlendirmekte midir? Beşar Esad’ın uluslararası medya aracılığıyla seslendirdiği “Türkiye’de hassas dengeler vardır, bunları hesaba almadan girişilecek hareketler Türkiye'nin başına büyük bela açar.” yolundaki ifadeleri karşısında, tehditleri karşısında Hükûmet ne önlem almaktadır? Suriye’ye yönelik uluslararası hareketin bir amacının da İran’ı yalnızlaştırmak olduğuna değinmiştim. Bugünlerde İran’a karşı Batı’dan veya İsrail’den bir saldırı olasılığı uluslararası basında giderek daha yüksek sesle dillendirilmektedir. Hükûmet böyle bir olasılığa karşı ihtimaliyat planları hazırlamış mıdır? İran’a saldırıldığı takdirde Türkiye nasıl bir tutum alacaktır?

Türkiye-İsrail ilişkileri, Mavi Marmara olayıyla dibe vurmuştur. İsrail’in tutumunu şiddetle kınıyoruz, 9 yurttaşımızın katledilmesiyle ilgili olarak Türkiye’den özür dilenmesini ve tazminat ödenmesini biz de istiyoruz. BM bünyesinde yayınlanan iki rapor da İsrail’in yanlışlarına farklı ölçülerde dikkat çekmiştir ama bu raporlar, Mavi Marmara konvoyunun amacının insani yardımdan öteye siyasi bir amaç taşıdığını da söylemektedirler. Üstelik Hükûmetin talebiyle kurulmuş olan ikinci BM komisyonu raporu, Gazze ablukasının yasal olduğunu da karara bağlamıştır. Türkiye'nin Filistinlilere yapacağı yardım Gazze ablukasının yasallığını tescil ettirmek miydi? Bu nasıl bir öngörüsüzlüktür?

Sayın milletvekilleri, bundan bir süre önce, Suriye ile İsrail arasında arabuluculuğa soyunmuş bir ülkeydik, bununla da övünüyorduk. Nasıl oldu da şimdi her ikisiyle de düşman olduk? Bu mudur basiretli dış politika? İsrail’le ilişkileri sıfıra indirerek Türkiye’yi Orta Doğu ihtilafında rol oynayabilme imkânından yoksun kılan Hükûmet, NATO füze kalkanı projesinin arkasına sığınarak Malatya Kürecik’te ABD ile ikili anlaşma sonucu İsrail’e de servis vereceği Amerikan makamlarınca açıklanan bir erken ihbar radarı kurmuştur. İran ve Rusya bunu kendilerine karşı alınmış bir askerî önlem olarak görmektedirler.

Bu olay, 1639’dan bu yana aramızda sıcak sürtüşme yaşanmamış olan İran’la, 1962 Scuba füze krizi hariç tutulacak olursa, 1950’den beri, NATO’nun dehşet dengesi döneminde dahi Türkiye’ye doğrudan tehditte bulunmamış olan Rusya’yı bize füze saldırısıyla tehdit etme noktasına getirmiştir. Hükûmet bu tehditlere karşı nota vermek dışında ne tepki göstermiş, hangi önlemi almıştır? Bu olumsuzlukların yanı sıra Irak’tan Türkiye’ye yönelik terör tehdidi de azalmadan devam etmektedir.

Dış politikamızın başarısızlığı sadece komşularımız ve bölgemizle sınırlı kalmamaktadır. Avrupa Birliğiyle ilişkilerimiz çıkmaza girerek tamamen donmuş, iş Karma Parlamento toplantılarında bakanlarımızın AB parlamenterlerine kaba sözler sarf etmesine varmıştır.

Üslubu bir yana bırakacak olursak, Hükûmet esasa ilişkin olarak da Avrupa Birliğiyle müzakerelerden ümidini kesmiş gözükmektedir. Yakın bir gelecekte Suriye’deki gibi 180 derecelik bir dönüşle “Ben bu işten vazgeçtim.” derse kimse şaşırmayacaktır. Zaten Hükûmetin bu konuda baştan beri istekli olduğuna inananların sayısı da giderek azalmaktadır. Hükûmet çağdaş değerlere, demokrasiye, temel hak ve hürriyetlere, ifade ve basın özgürlüklerine, kadın erkek eşitliğine gelişmiş standartlarla norm getirmiş olan Avrupa Birliğinden ziyade şeyhlerin, kralların, emirlerin dünyasına kendini daha yakın hissetmektedir. Bunda bölgede lider olmak, Arap kamuoylarını kazanmak dürtüsü de rol oynuyor olabilir.

Ancak herkesin bildiği bir gerçek vardır, o da bugün Suriye’ye demokrasi dayatması yapan Arap ligi üyelerinin hiçbirinin demokratik rejimle yönetilmediğidir. Onları bu yola iten başlıca etken, Tunus, Mısır, Libya örneklerinden kaynaklanan savunma refleksidir, Suriye’deki çalkantının uzayıp kendilerine bulaşmasını önlemektir. Kuşkusuz, hesaplarında İran da vardır.

Bugün onlarla tam bir dayanışma içinde olan Türkiye, bu rejimler de sallanmaya başladığında nasıl bir yol izleyeceğini düşünmek zorundadır. Araplar arası ihtilaflara karışmamak Türk dış politikasının bir geleneğidir ve ülkemiz bundan asla zarar görmemiştir. Oysa Türkiye şimdi neredeyse Arap liginin fiilî bir üyesi konumuna getirilmiş bulunmaktadır. Arap ülkeleriyle iyi ilişkiler içinde olmak başkadır ve bizim de desteklediğimiz bir husustur ama aralarındaki ihtilaflara karışmak yanlıştır ve Arap ülkelerince de iyi algılanmaz. Zaman bunu size de öğretecektir.

Hükûmet, Kıbrıs meselesini baştan beri kavrayamamış, genel dış politikasında gösterdiği zafiyeti bu konuda da sürekli biçimde sergilemiştir. Dünyadaki gelişmelere yön verdiği, Orta Doğu’da oyun kurucu olduğu, bölgede kendine sorulmadan hiçbir iş yapılmadığı şeklinde boş iddialarla öne çıkan Hükûmet, Kıbrıs Türk halkına ve KKTC’ye yönelik baskıları kaldırtmak ya da hafifletmek yolunda bugüne kadar niye en küçük bir başarı gösterememiştir? Hükûmetin bir dediğini iki etmediklerini iddia ettiği Arap krallarından, şeyhlerinden, emirlerinden neden hiçbiri KKTC’yi tanıma cesaretini göstermemektedir? Büyük devletlerin gönüllerini edecek şekilde Suriye’ye, Libya’ya ateş püsküren Hükûmet, neden bu büyük devletlere karşı KKTC’nin haklarını savunmamaktadır?

Dış politikamız Doğu Akdeniz’de de sınıfta kalmıştır. Rumlar, AKP hükûmetleri farkına bile varmadan, 2003 yılından beri sistemli adımlarla Mısır, Lübnan ve İsrail’le anlaşmalar imzalamışlar ve sonunda petrol arama, sondaj faaliyetlerine başlamışlardır; üstelik arkalarına ABD ile AB’nin de desteğini alarak. Hükûmet, yakın ilişkiler sürdürdüğü, kiminin hükûmet kurma çalışmalarına karıştığı, kimine barış gücü gönderdiği bu ülkelerin hiçbirini ulusal çıkarlarımız çizgisine çekememiştir. Bütün yapabildiği, çağını doldurmuş, müzelik bir araştırma gemisini bölgeye sevk etmek ve yine, arkası gelmeyecek, boş çıkışlarla kamuoyumuzu avutmaya çalışmak olmuştur.

Kararsız politikasıyla Türkiye’nin güvenilirliğini zedeleyen Hükûmet, bir yandan da köklü ve şerefli bir geleneğe ve yüzyıllardan bu yana aktarılan bilgi ve deneyim birikimine sahip bulunan Türk dış işlerini ve bu teşkilatın kurumsal hafızasını yozlaştırmayı amaçlayan bir personel politikasını uygulamaya koymuş gözükmektedir. Bizzat Başbakanın birçok vesileyle “monşerler” diye aşağılamaya çalıştığı seçkin dışişleri teşkilatımızın gittikçe daha fazla göz ardı edildiğini; Bakanlığın asli görevinin, siyaset planlamaya katkıda bulunmak yerine, sadece hizmet ve lojistik amaçlarıyla kullanılmak durumuna indirgendiğini; kanun hükmünde kararnamelerle kariyer yapısı bozularak liyakatin yerine yandaşlığın ön plana çekilmesine çalışıldığını da endişe ve esefle kaydetmek istiyorum.

Bu beceriksizlikler dönemini, Hükûmetin yaptığı gibi, kamuoyuna büyük bir muvaffakiyet olarak takdim edebilmenin en azından kamu diplomasisi alanında bir başarı olduğunu yadsıyamayız.

Ama lütfen kendimizi kandırmayalım, Batı basının, Batılı siyasetçilerin övgülerini de gereğinden fazla ciddiye almayalım. Son dönemde bir kısım dış basında sürekli Türkiye’nin öneminden, bölgede artan ağırlığından söz edildiği doğrudur ama şunu gözden kaçırmayalım: Bütün bu yazılarda, Türkiye’deki otoriterleşme eğiliminden, basının sindirilmesinden, yargının siyasileştirilmesinden de söz edilmektedir. Aslında Batı'da bu tür eleştiriler alan ülkelerin başarısından söz edilmez. Zira, otoriter eğilimlerin ağır bastığı, basının sindirildiği, otosansüre zorlandığı, yargının siyasileştirildiği gibi tespitler yapıldığında söz biter, nokta konur. Ama söz konusu olan, şark için geçerli, eksik bir demokrasiyle yönetilen bir ülke ise o zaman çıkarlar ağır basar ve sırt sıvazlamalar başlar. Türkiye'nin bugünkü durumu da aynen budur.

Dünyanın ve Orta Doğu, Kuzey Afrika bölgesinin içinde bulunduğu fevkalade karışık konjonktürde Batı, Türkiye'yi yanında görmek istemekte ve bunun için de söyleminde cömert davranmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime, Atatürk'ün dış politikayla ilgili olarak cumhuriyetin ilk yıllarında yaptığı bir saptamayı sizlerle paylaşarak son vermek istiyorum. Bunu dinlerken lütfen bugünkü dış politikamızı şöyle bir zihninizden geçiriniz.

Atatürk diyor ki: "Dış siyaset bir toplumun iç bünyesi ile sıkı şekilde ilgilidir. Çünkü iç bünyeye dayanmayan dış siyasetler daima boşlukta kalmaya mahkûmdur. Bir toplumun iç bünyesi ne kadar kuvvetli ve metin olursa dış siyaseti de o kadar sağlam ve dayanıklı olur.

Keza, dış siyaset, iç teşkilatın dayanamayacağı genişlikte olmamalıdır. Yoksa hayali dış siyasetler peşinde koşanlar dayanak noktalarını kaybederler.

Yurtta sulh, cihanda sulh politikası, devletin içinde birlik ve bütünlüğü sağlamayı, dışarıda da barışçı, istikrarlı, saygın ve sözüne güvenilir bir devlet olarak sonuç alıcı bir siyaset izlemeyi öngörür."

Cumhuriyet Halk Partisi, bu kıstasları karşılamayan bir siyaset izlediği için Dışişleri Bakanlığının 2012 bütçesine red oyu verecektir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum Sayın Korutürk.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Ayşe Nedret Akova, Balıkesir Milletvekili.

Buyurun Sayın Akova. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğünün kesin hesap kanununu tasarısıyla ilgili Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Balıkesir Ayvalık ilçesinde 20’nci Engelliler Şenliği yine binlerce kişinin katılımıyla bu sene de gerçekleşecektir.

Saygıdeğer milletvekilleri, kamu mali yönetiminden sorumlu AKP İktidarı, hesap verme sorumluluğunun gereklerini yerine getirmediğinden ve dış denetimi yapan Sayıştayın genel değerlendirme raporları Plan ve Bütçe Komisyonuna sunulmadığından dolayı, hesap verilebilirlik ve şeffaflık ilkelerine uygunluk olmadığından 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap ve Bütçe Kanunu Tasarısı’nın onaylanması yanlıştır.

Uyulması gereken yasal prosedür takip edilmeden sonuca gitmeye çalışmakla Türkiye Büyük Millet Meclisi denetim görevini gerektiği şekilde yapamamaktadır. Kusursuz bir anayasa ve kurumlar oluştursak, uluslararası ve ulusal bütün yasalar kadın ve çocuğun korunması ve güçlenmesi için mükemmel bir şekilde düzenlense dahi demokrasiye uygun bir siyasal kültür ortamı olmadan ve kadını aşağılayan, eve kapatıp en az 3 çocuk doğurmakla yükümlü kılan, güçsüzleştiren, kocanın yanında sesini çıkarmadan oturmasını nasihat eden toplumsal zihniyette değişim olmadan kadın ve çocuklarımız hususunda var olan sorunlar giderek ağırlaşıp devam edecektir.

Sayın Bakan Fatma Şahin özverili ve gayretli olabilir ancak kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun onaylanmakla birlikte uygulamaya yönelik yasaların da bir an önce çıkartılması gerekmektedir ve yine Hükûmetinizce bugüne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanmış ve Anayasa’mızın 90’ıncı maddesine göre iç hukukumuzun bir parçası hâline gelmiş uluslararası sözleşmelerin bugüne kadar hangisi uygulanmaktadır? AİHM ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleri ortada iken hangileri, nerede, nasıl uygulanmaktadır.

Polisin tekmeleriyle gencecik bir kızımız bebeğini kaybedince kadın ve çocuğa yönelik uygulanan şiddetin hesabı sorulacağına görmezden gelinmesi, demokratik hakkını kullanmak isteyen gencecik bir kızımızın yine

polis şiddetiyle kalçasının kırılmasına rağmen “Kadın mıydı kız mıydı” denilip yine şiddetin sorgulanmaması; bir bakanımızın “Kriz bitti, kadınlarımız artık evine dönebilir” demesi; bir diğer bakanımızın işsizlik rakamlarının artmasının sebebini kadınların iş aramasına bağlaması; İzmir’de karakolda kadına atılan dayağın kamera görüntüleri ortaya çıkmasa örtbas edilmeye çalışılması zihniyeti açıkça ortaya çıkmaktadır.

Zihniyetler değişmeden kadın ve çocuk yine şiddet görecektir. İş arama süreçleri kısıtlanıp, güçsüzleştirme politikası devam edecektir. Her ne kadar yasal zeminde kadın ve çocuğumuzun hakları korunup, insanca yaşamak için gerekli düzenlemeler yapılsa da, uygulamada bunlar hayata geçmeden yine biz bu sorunları konuşup duracağız.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, toplumumuzun en zorlu yaşam koşullarına sahip kesimlerinin sorumluluğunu üstlenmektedir. Yaşlımızın, çocuğumuzun, kadınımızın, engellimizin, şehit yakınımızın, gazimizin, yoksulumuzun, madde bağımlımızın bu bakanlığın bütçesine göre hayat standartlarında iyileşme sağlanacaktır. Devlet yönetiminde en önemli politika aracı bütçedir, ancak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bütçesi ne yazık ki bu vatandaşlarımızın sorunlarını çözüm için yeterli değildir.

Nüfusumuzun yarısını oluşturan kadınlarımız, kendi adı olmasa da, kendisinden sorumlu bakanlık olarak bu bakanlığı görmektedir. Ancak, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün bakanlık payı içerisinde bütçe payı yüzde 0,06’dır. Yüzde 0,06’lık bütçe payıyla kadının, eşitlik içinde, sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasal alanlarda hak ettikleri statüsünün iyileştirilmesi imkânsızdır. Zaten birey olan kadın aile kavramının içine hapsedilmiştir. Aile ön plana çıkarken, ailesi olmayan kadın muhafazakâr anlayış içinde yok olmaya mahkûmdur.

Bakanlığın bütçesinde aslan payı yüzde 97’yle Aile ve Sosyal Politikalar il müdürlükleri ve Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü içerisinde sınıflamaya tabi tutulan sosyal güvenlik ve sosyal yardım hizmetlerine aittir.

Saygıdeğer milletvekilleri, bu kömür bütçesidir, kuru gıda bütçesidir; bu, gerçekte iktidarın sadaka bütçesidir. Sosyal yardımlarda eş güdüm yoktur, denetleme yoktur, mükerrer yardımlar vardır, yoksulluk teşhir edilmektedir, sosyal transfer sisteminin etkinliği ve verimliliği yüksek değildir. Sosyal transferlerin dünyada yoksulluk oranlarını azaltma üzerinde etkisi yüksek iken, ülkemizde zayıftır. Yoksullukla mücadele yöntemleri hem yetersizdir hem de yoksulluğu azaltmamaktadır. Sosyal yardım paralarını görevleri gereği kullanacağına faize yatıran vakıflar mevcuttur. Yoksullara yardımın tek elden izleneceği bir veri tabanı yoktur. Sosyal hizmet ve yardım harcamalarının toplumun en mağdur kesimine ulaştırılması, dağınık kurumsal yapı ile etkin ve verimli bir şekilde yapılamamaktadır. Sosyal koruma ve yardım politikası için farklı araçlar geliştirilmemiştir. Sosyal koruma ve yardımlar için ayrılan pay OECD  ortalamasının altındadır. İktidarın sosyal yardım politikası bireyi üretim ve istihdama yöneltecek, toplumla entegre olmasını sağlayacak nitelikten çok uzaktadır. CHP’nin önerdiği gibi aile sigortası uygulamasına geçilse vatandaşımız anayasal hakkı olan sosyal devletin gereği olan insanca yaşaması için gerekli geliri hakkı olduğu için alacaktır. Bu, yoksulların dışlanma sorununu çözecek, yoksullukla savaşı başaracak bir politikadır. Yardımlar, vatandaşın anayasal hakkının sigortası olarak ifade edilmeli, lütuf olarak da gösterilmemelidir.

Bütçede en az pay hiçbir sosyal güvencesi bulunmayan kesime aittir. Örneğin, tarım sektöründe, ev içi hizmet sektöründe ağır işçilik yapan kadının gelecek sigortası yoktur, sağlık sigortası yoktur, üstelik devlet de bu durumu görmezlikten gelmektedir. Hiçbir sosyal güvencesi olmayan kadın nasıl güçlendirilecektir, buna bütçede cevap yoktur.

Önemli problemlerden birisi de Bakanlığın eğitim ve iş gücüne olan ihtiyacıdır. Bu, kısa dönemli verilecek seminerlerle çözülecek bir problem değildir. Kadın, çocuk ve engelli vatandaşımızın düzenli olarak istatistiklerde görünür olmaması da diğer bir problemdir. Sosyal araştırmalara yeteri kadar önem mi verilmiyor yoksa sorunun büyüklüğü ortaya çıkmasın diye mi düzenli istatistiki bilgiler, incelemeler yapılmıyor? Kadınlarımız ve çocuklarımız, şiddet, taciz, istismar gibi her türlü sağlıklı yaşam hakkı ihlal edilerek hayatta kalma mücadelesine devam ediyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE NEDRET AKOVA (Devamla) – Hem yasaların çıkmasını hem de uygulanabilirliğini eğer ömürleri yeterse hâlâ bekliyorlar.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akova.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Candan Yüceer, Tekirdağ Milletvekili.

Buyurun Sayın Yüceer. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nda, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ile Özürlüler İdaresi Başkanlığı bütçeleri üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen tüm yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Elbette, sosyal hizmet veren bu kurumların bütçelerinin arttırılmasını, yeterli olmamakla beraber, olumlu buluyoruz. İnsanın, insani değerlerin olduğu her yerde sosyal hizmetlerin ve sosyal yardımın olması çok önemlidir, olmuştur, olmalıdır da.

Vatandaşın, yoksul da olsa, işsiz de olsa, engelli de olsa, kimsesiz de olsa, insanca yaşama hakkı vardır. Bu durumların hiçbirisinde vatandaşımız açlığa, sefalete itilmemelidir. Bu, sosyal hukuk devletinin ve sosyal adaletin bir gereğidir. Ne yazık ki ülkemizde, engellilerin eşit birer vatandaş olarak ekonomik, sosyal, siyasi hayata katılımlarının sağlanabilmesi için yapılması gereken hâlâ çok fazla şey vardır.

Yapılan harcamaların bileşiğine baktığımızda, engelliye ayrılan toplam kaynağın büyük bir kısmının sosyal yardım ve maaşlara, maaş ödemelerine aktarıldığı görülmektedir. Ancak, engellilere yönelik araştırma, engelliliği önleme, eğitim, istihdam, rehabilitasyon ve engellilerin toplumsal hayata katılması için ayrılan kaynağın hâlâ çok düşük olduğunu görüyoruz.

Kamuda 31 bine yakın engelli kadrosu, özel sektörde 23 bine yakın engelli kadrosu hâlâ boş tutulmaktadır. Bu kadrolar boş tutulurken, 110 bini aşan engelli kardeşimiz iş bulma umuduyla İŞKUR’un yolunu tutmuştur. Engelli kotasını dolduramayan özel sektördeki kurumlara ceza kesilebilirken kamu kurumlarına bir yaptırımın uygulanmaması da düşündürücüdür. Bu kadrolara engelli kardeşlerimizi yerleştirmeyi düşünüyor musunuz, merak ediyorum.

Değerli milletvekilleri, sağlık raporlarında yüzde 40’ın altında özürlü oranı olan yurttaşların, engellilere sağlanan tüm kamu hizmetinin dışında kalıyor olmaları, engelli yurttaşlarımızın arasında bir mağduriyet yaratmaktadır. Bu mağduriyetin giderilmesi için bu kesimi de kapsayacak şekilde kamu kurum bütçelerine ek ödemeler konulmalıdır.

Sosyal ve çalışma hayatına adapte olmak, insan onuruna yaraşır şekilde yaşamak, fiziksel ya da zihinsel engellere bakılmaksızın her yurttaşımızın hakkı değil midir? Toplu taşıma araçlarında, sinema, tiyatro gibi kültür merkezlerinde, iş yerlerinde, okullarda, bu teknoloji çağında engellilere ait bir düzenlemenin olmamasının bir açıklaması olabilir mi? “Dünyanın en büyük 16’ncı ekonomisine sahibiz.” diyeceksiniz ama engelli yurttaşlarımız için bu basit düzenlemeleri bile yapmayacaksınız. Engellinize, yaşlınıza verdiğiniz değer bu.

Değerli milletvekilleri, engellilerin, kadınların dört duvar arasına hapsedilmesinin, engelli yurttaşlarımızın oyunu kullanmak için bile sandığa gidememesinin mazereti olamaz. Taşeron olarak zor şartlarda çalıştığını söyleyen görme engelli bir yurttaşımıza “Görmediğin hâlde sana iş veriyoruz.” diyen, bu Hükûmetin Bakanı hem de Sağlık Bakanı değil miydi? (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Bakan, bu yaptıklarınız bir lütuf değil, sadaka da değil; anayasal bir haktır, vatandaşlık hakkıdır ve bunu sağlamak da sizin boynunuzun borcudur.

2005 yılında yerel yönetimleri de kapsayan 5378 sayılı Kanun’u çıkardınız. O günden bugüne ne yapıldı? Bu yasada ifade edilen tüm fiziksel alanların ve toplu taşıma araçlarının engellilere uygun hâle getirilmesi adına neler yapıldı? Bir şeylerin yapılmadığını, sizler de bizler de görüyoruz ve biliyoruz arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, bu ülkede kadın olmak başlı başına bir sorunken, hem kadın hem engelli olunca yaşam daha da zorlaşıyor. Nüfusumuzun yarısı olan kadınların aile içi şiddet gördüğünde gidebileceği sadece 65 tane sığınma evi varken bu az sayıdaki sığınma evinden şiddete uğrayan engelli kadınlar yararlanamıyor. Peki, bu kadınların evinde şiddet görmeye mahkûm edilmesi vicdana sığar mı? Ne yapsın engelli kadınlarımız? “Kaçınılmaz kader” deyip bu şiddete boyun mu eğsin?

Değerli arkadaşlar, dolayısıyla bütçesi üzerine konuştuğumuz kurumlar sadece ekonomik olarak bakacağımız kurumlar değildir, insani boyutu çok yüksek olan kurumlardır. Konuştuğumuz konu, bakıma muhtaç, mağdur çocuklar, kadınlar, engelliler, yaşlılar, bu yüzden daha hassas ve dikkatli olmamız ve doğru kararlar vermemiz gerekiyor. Nüfusumuzun yüzde 31’i çocuk olduğu hâlde çocuğa ayrılan bütçenin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 1,5 bile değil. Eğer biz çocuk haklarını gerçekleştirmek istiyorsak bu bütçenin bir an önce artırılması gerek.

Bakınız, ülkemizdeki resmî verilere göre 42 bin çocuk sokakta yaşamaktadır. Gayriresmî veriler bunun 80 bin olduğu yönündedir. Yaklaşık 3 milyon çocuk çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Kadınlarımızın yüzde 20’si çocuk yaşta evlendirilmektedir. Çocuklarımızın aile içi şiddete ve cinsel istismara maruz kalma riski bir hayli yüksektir. Geleceğimiz olan çocuklarımıza eğitimde fırsat eşitliği tanımak yerine ödeyebileceği para kadar eğitim verilmektedir. Okul öncesi eğitimden üniversiteye kadar her aşamada eğitim artan oranda paralı hâle gelmiştir. Parasız eğitim isteyen öğrenciler aylarca tutuklu kalmıştır. Deprem bölgesindeki çocuklarımız âdeta kaderine terk edilmiş durumdadır. İnsana yapılan yatırım en değerli ve en öncelikli olanıdır. Bu nedenle çocuklarımız için gerekli olan yatırımlar bir an önce yapılmalıdır ve bunu yaparken de hiçbir şekilde maliyet hesabı içinde olunulmamalıdır.

Değerli milletvekilleri, eskiden çocuk esirgeme kurumlarında yaşanan şiddet, dayak, taciz medya aracılığıyla gündeme gelirdi, kamuoyu da bu olaylardan haberdar olurdu. Sayın Bakan, bu kurumlarda iyileşme varsa biz de bilelim. Personelin niteliğinde artma, davranışlarında düzelme varsa, çocuklarımız mağdur olmuyorsa, sevgi, şefkat görüyorsa bundan çok büyük mutluluk duyarız; sizi takdir ederiz, “Helal olsun.” deriz. Ancak her alanda olduğu gibi bu yayınlara da sansür uygulanıyorsa, bunu da bilmek isteriz.

Çocuğa şiddet ve cinsel istismar temel sorunların en önemlisidir. Mahkemelerdeki iş yükü nedeniyle dava aşamasında bile çocuklar karakol ve adliye koridorlarında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yüceer, teşekkür ediyorum.

CANDAN YÜCEER (Devamla) -  …polis nezaretinde tekrar tekrar ifade vermek, suçluyla yüz yüze gelmek zorunda bırakılmakta; bu da, çocuğun mağduriyetini ve yaşadığı travmanın şiddetini artırmaktadır. Bu mağduriyete bir an önce son verilmelidir.

BAŞKAN – Sayın Yüceer, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Yüceer, kimse dinlemiyor şimdi.

CANDAN YÜCEER (Devamla) -  Aile içi şiddeti, kadın cinayetlerini önleyemeden, ifade özgürlüğünü, insan haklarını, adalette eşitliği sağlayamadan, engellini, kadınını, çocuğunu, yaşlını insanca yaşam kalitesine ulaştıramadan, ne ileri demokrasiden bahsedebilirsiniz ne de yaptıklarınızla övünebilirsiniz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – 2003’ten önce bunların hiçbiri yoktu!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bir bayana bağırılmaz!

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına 4’üncü konuşmacı Emre Köprülü, Tekirdağ Milletvekili.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Ben bağırmıyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bir bayana bu şekilde hareket edilmez. Ayıp!

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Senin her zaman yaptığın… Ayıp, ayıp!

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Ne alakası var?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bir milletvekiline bağırılmaz.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Köprülü.

CHP GRUBU ADINA EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sizlere çok yakından tanıdığınız bir belediye başkanının feryadını söylemek istiyorum. Başkan diyor ki: “Göreve geldiğimden bu yana bu derelerin önünün tıkanmasının problem yaratacağını, sahil yolunun hatalı yapıldığını, yağmur yağarsa şehri su basacağını defalarca söyledim. Bakanlar dâhil herkese söyledim ama dinleyen çıkmadı.”

Sayın milletvekilleri, bunu söyleyen kim? Bunu söyleyen AKP’li Rize Belediye Başkanı. Sonra, başkan bunu söyledikten sonra ne olmuş? Bir yağmur yağmış, yol hatalı yapıldığı için, derelerin denizle buluşması engellendiği için şehri su basmış, insanlarımız ölmüş, devlet ve vatandaşlarımız milyonlarca lira zarara girmiş.

Şimdi, bunun sorumlusu kim? Bunun sorumlusu, herhâlde bu yol böyle hatalı yapılırken iktidarı uyaran, sesini duyurmaya çalışan STK’lar, sivil toplum örgütleri, muhalefet partileri ya da o yörenin insanları değil. Çok açık olarak söylüyorum ki, bunun sorumlusu hiç kimseyi dinlemeyen, her zaman bildiğini okuyan AKP İktidarı.

Şimdi, biz bunu söylesek inanmazsınız ama bunu söyleyen kendi belediye başkanınız ve Sayın Başbakanın hemşehrilisi. Ha biz söylediğimiz zaman cevap dahi alamıyoruz. Ben bir milletvekili olarak -Sayın Bakan burada- bu konuyla ilgili bakana “Önlemler nedir?” diye iki buçuk ay önce bir önerge verdim ancak Sayın Bakanım, hâlen daha önergeme bir cevap alamadım.

Başka bir örnek daha vereyim. Şimdi, iktidarın HES projeleri var. Yapmak istediğiniz bölgelerde, o topraklarda yaşayan insanlar buna karşı. Yine sivil toplum kuruluşları karşı. İnsanlar seslerini duyurmak istiyorlar ama karşılarında bir muhatap bulamıyorlar. Daha da ötesi üzerlerine polisle, jandarmayla gidiliyor. İnsanlar, yaşlılar, çocuklar, gençler dayak yiyor. Bir dakika, bu insanlar bu ülkenin vatandaşları, bu topraklarda yaşayan insanlar, vatan haini değiller. On yedi yaşında bir kız çocuğuna HES eylemine katıldı diye mahkeme “şunlarla görüşme”, “bunlarla arkadaş olma”, “buralara gitme” şeklinde ceza veriyor.

Değerli milletvekilleri, böyle ceza olmaz, böyle proje idaresi de olmaz, devletin vatandaşına bu şekilde kötü muamelesi de olmaz. Olursa ne olur? Olursa ne olur, biliyor musunuz? Bu olaylar olduktan sonra AKP’nin Erzurum Bağbaşı Belediye Başkanı ve 9 AKP’li meclis üyesi dedi ki: “HES projeleri karşısında sorunlarımızı paylaşan partili bulamıyoruz ve bu nedenle de AKP’den istifa ediyoruz.” Şimdi o bölgeye gidildiği zaman insanlar diyorlar ki, bu bölgeler Rus işgalinde bile böyle zulüm görmedi.

Şimdi örnekler ortada. AKP’nin, iktidarın bu huyundan vazgeçmesi lazım. Bunun sonuçları maalesef ki toplum için çok acı oluyor. Rize’de bunun örneğini yaşadık. Böyle giderse HES uygulamalarında da bunun örneğini yaşayacağız. AKP’nin tahribata ve ranta dayalı su politikasından derhâl vazgeçmesi lazım.

Değerli milletvekilleri, Ergene konusuna da değinmek istiyorum. Biliyorsunuz, Ergene, özellikle son zamanlarda ülkemizin ve tabii ki Meclisin de gündemini önemli ölçüde teşkil ediyor. Ergene gerçekten acilen çözülmesi gereken bir sorun, bir kanayan yara. Sorun sadece Trakya’nın değil, sorun tüm Türkiye'nin sorunu. Konu siyasetin de dışında. Oradaki belediyeler Cumhuriyet Halk Partili diye konuya yaklaşmak bir siyasetçiye, bir devlet adamına yakışan bir hareket değil. Daha da önemlisi konuya bu açıdan yaklaşmak soruna ne kadar uzak olduğunuzu ve soruna uzak olduğunuz için çözümden de bihaber olduğunuzu kanıtlayan bir hadise.

Şimdi, değerli milletvekilleri, sizlere soruyorum: Ergene Nehri’nin kıyısında yaşayan bir insanın, kanser olan bir insanın, sağlığından olan, hayatından olan bir insanın AKP’li mi, Cumhuriyet Halk Partili mi, MHP’li mi, herhangi bir partili mi olduğunun bir önemi var mı? Bu, siyaset malzemesi yapılabilecek bir konu mu? İşte, İktidarın bu bakış açısından ve bu zihniyetten kurtulması gerek. Ergene için somut adımlar atılmalı.

Ergene’nin asıl sorunu belediyelerin atıkları değil, kontrolsüz sanayi ve bu sanayinin yer altı sularını kullanarak kontrolsüz bir biçimde derelere deşarj etmesi. Ergene bölgesindeki sanayi boya ve tekstil sektörüdür. Bu sektör de gerçekten yer altı suyunu kullanmaktadır.

Ben Çevre Komisyonu Üyesiyim ve Bakanlığın Ergene’yle ilgili nasıl bir çalışma yaptığını sorduğum zaman karşımıza Ergene için hazırlanmış bir Havza Koruma Planı çıktı.

Değerli milletvekilleri, o planı incelediğimde bir hususla karşılaştım, bunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Şimdi, biliyorsunuz Ergene toprakları birinci sınıf tarım arazileri ve bu tarım arazilerinin ancak ve ancak tarımsal amacın dışında kullanımı 5403 sayılı Toprak Koruma Kanunu’nun 13’üncü maddesinde yer alan yinelenebilir enerji. Bu enerjiler de rüzgâr ve güneş enerjisi. Şimdi, EPDK bir (X) firmasına, Ergene’nin ortasında tarım toprağından çöp gazı çıkarmak için lisans vermiş, çöp gazı üretmek için lisans vermiş, çöp gazından elektrik üretecek. Nereden çıktı bu çöp gazı, nereden çıktı Ergene’nin ortasında bu şekilde bir tesis demeye kalmadan, tarımsal amaçlı olabilecek bu faaliyet, birdenbire, Ergene’nin ortasında, akü, pil, kablo, tıbbi atık, bilumum tehlikeli atıkları toplayıp toprağa gömecek, kırk bin tehlikeli varili yıkayacak bir tesise dönüşmüş. Biz Bakanlığımızdan bu tesise karşı çıkmasını beklerken de, birdenbire, Ergene’yi kurtarma projesinin sanki bir faaliyetiymiş gibi bunu kitapçıkta bulduk. Şimdi, bizim üzüldüğümüz nokta samimi olabilmek, ciddi olabilmek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMRE KÖPRÜLÜ (Devamla) – Maalesef ki bu projeyle karşılaştığımızda Ergene konusunda ciddi olunmadığını…

BAŞKAN – Sayın Köprülü, teşekkür ediyorum.

EMRE KÖPRÜLÜ (Devamla) – … ve bundan sonra da olunamayacağını gördüm.

Ben -tabii konu çok uzun- bu kapsamda bizi dinleyen değerli milletvekillerine teşekkür ediyor ve bütçenin yine de hayırlı olmasını diliyorum.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına beşinci konuşmacı Mehmet Hilal Kaplan, Kocaeli Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çevre ve Orman Bakanlığının kesin hesap bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve tüm tutuklu milletvekillerini saygıyla selamlarım. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

Teknolojik gelişmenin yaşamımıza getirdiği konforun yanı sıra, bu gelişmenin doğada ve çevrede meydana getirdiği kirliliğin her geçen gün hızla arttığı bir süreçteyiz. İnsanlık olarak doğaya ve yaşadığımız çevreye verdiğimiz tahribat, küresel ısınma, iklim değişiklikleri, kuraklık ve açlık olarak bizlere geri dönüyor. Artan nüfusun gereksinimlerini, çocuklarımızın geleceğini etkin ve verimli bir şekilde karşılamak gerekliliğini düşününce doğal kaynaklarımızı ve yaşadığımız çevreyi korumak konusunda her zamankinden daha çok duyarlı olmaya gerek duymaktayız.

Türkiye nüfusunun üçte 2'si kentlerde yaşayan bir sanayi ülkesidir. Bu nedenledir ki çevresel sorunları görmemezlikten gelme lüksü yoktur. Çevre sorunu artık bir bölge, ülke sorunu olmaktan çıkmış küresel bir sorundur. Rusya ve Japonya'da yaşanan nükleer felaketlerin etkileri ne yazıktır ki hâlâ devam etmektedir.

Gelişmiş ülkeler bu durum karşısında doğaya, çevreye ve insana daha az zarar veren yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelirken biz hâlâ tersini yapıyoruz. Bu ülkeler Japonya'daki nükleer felaket sonrası santrallerden vazgeçerken Türkiye ne yazıktır ki Adalet ve Kalkınma Partisinin anlayışıyla nükleer santrallerin kurulmasını teşvik ediyor. Bu anlayıştır ki nükleer tehlike ile tüp gaz patlamasının tehlikesini aynı kabul etmiş, oluşturduğu Çevre ve Şehircilik Bakanlığını bir buçuk ay gibi bir sürede 2 kez kanun hükmünde kararname ile düzenlemiştir.

Sayın milletvekilleri, iktidarda olduğunuz on yıl içerisinde çevre ile ilgili yaptıklarınıza bir göz atmak istiyorum.

Sanayinin en yoğun olduğu kentle, benim de bu kentli olmam nedeniyle, izin verirseniz, Kocaeli’den başlamak istiyorum.

Kocaeli tarım arazileri yok pahasına köylülerden alınarak OSB'lere çevriliyor, sonrasında bu alanlar sanayicilere yüksek fiyatlarla veriliyor. Sahiller iskele ve limanlarla işgal edilmiş durumda. Kanayan bir yaramız var: Dilovası. 2006 yılında Meclis araştırması ile burada yaşayan insanların hava ve çevre kirliliği yüzünden yaşamlarını yitirdikleri tespit edildiği hâlde iktidarınız döneminde buraya dört yeni organize sanayi bölgesi ve iki yeni liman kurulmasına izin verilmiştir.

Çarpık sanayileşme ve kentleşme bu ilçede Yeni Yıldız Mahallesi sakinlerinin taşınmasına sebep oluyor. Burada yaşayan insanların evleri, arsaları gerçek bedellerinin altında alınıyor, insanlara barınacak yer gösterilmeden gönderiliyor, “Sen bu parayı al, ne yaparsan yap.” mantığıyla. Bu insanlar evlerinden, yurtlarından neden göçe zorlanıyor hiç düşündünüz mü?

Kocaeli’nde tüm yerel basına da yansıdı, bir sanayici şöyle söylüyor: “Bir bürokrat bana geldi. ‘Haydarpaşa Limanı Marmaray Projesi nedeniyle uzun bir süre çalışmayacak. Senin Dilovası’ndaki bu limanın değer kazanacak. Bu limanı 300-400 dönüm büyüt, gerekirse denizi doldur.’ Ben de denizi dolduracağım. Bu benim fikrim değil, devlet yetkilisinin fikri.”

Sayın Bakanım, şimdi soruyorum: Bu adam bu cesareti kimden alıyor? Yıllardır kirlettiği Dilovası’nda vatandaşı yerinden ediyor, sağlıklarını kaybetmelerine sebep oluyor, yetmiyor, devletin arazisini babasının çiftliği gibi kullanmak istiyor. Yok öyle yağma! Sayın Bakanım, ya bu bürokrat için gereğini yapın ya da bu sanayiciye haddini bildirin. Ben hiçbir Kocaeli milletvekilinin bu çevre katliamcılarına, bu rantiyecilere izin vermeyecekleri inancındayım. Bu anlayıştakilerle de sonuna kadar mücadele edeceğimi bilmenizi isterim.

Sayın Bakanım, size bir önerim var: Gelin, yirmi yıl öncesinin ve şimdiki Kocaeli’nin, Körfez’in ve Dilovası’nın havadan çekilmiş fotoğraflarını karşılaştırın, çevrenin nasıl tahrip edildiğini, tarım alanlarının nasıl talan edildiğini, denizlerin ne kadar doldurulduğunu göreceksiniz.

Enerji açığını kapatmak gerekçesiyle Artvin’de, Hopa’da, Dersim’de, Erzurum’da nehirlerin suyunun kullanım hakkını özel şirketlere veren, ekosistemi bozan, doğaya zarar veren ve bu anlayışa karşı direnen, yaşam alanlarının korunmasından başka bir isteği olmayan bu insanları çoluk çocuk, yaşlı-genç, kadın-erkek ayırt etmeksizin baskıyla, şiddetle, copla, biber gazı ile susturmaya çalışan anlayışınıza ne demek gerekiyor?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakanlığın programını dikkatlice okudum. 2009'da, taraf olduğumuz Kyoto Protokolü gereği iklim değişikliği konusunda oluşturulmuş bir stratejik plan yok. Ozon tabakasını incelten gazların salımının sonlandırılmasına yönelik bir eylem planı maalesef yok.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak sanayiye karşı değiliz. Sanayinin, kalkınmanın ve gelişmenin vazgeçilmezlerinden olduğunun bilincindeyiz. Ancak kirleticileri ile insan yaşamını tehlikeye atmayan, doğayı tahrip etmeyen, ekolojik dengeyi bozmayan bir sanayiye evet diyoruz ve her zaman destekleyeceğiz.

Şu temel anlayışın herkes tarafından bilinmesini istiyorum: "Hiçbir yatırım insan yaşamından daha değerli değildir."

Yüce Meclisinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum sayın Kaplan.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına son konuşmacı, İlhan Demiröz, Bursa milletvekili.

Buyurun Sayın Demiröz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve Meteoroloji Genel Müdürlüğü bütçeleri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve ekranları başında bizi izleyen yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçesi görüşmeleri hatırasına binaen Atatürk Orman Çiftliğinde tesis edilen ağaçlandırma sahasına adıma bir fidan dikilmesi sebebiyle Sayın Bakana teşekkür etmek istiyorum. Bu vesileyle benim de dünyada bir dikili ağacım oldu. Dilerim ki, bu dikilen fidanlar Atatürk Orman Çiftliği üzerindeki gökteki kara bulutların dağılmasına da neden olur.

Değerli milletvekilleri, çok kısa da olsa kanun hükmünde kararname ile yapılan yanlışlığa da vurgu yapmak isterim. Ne oldu da çok kısa aralıklarla Orman ve Su İşleri Bakanlığına dönüldü? Çevre neden sizden alındı? ÇED raporu veren, planlama ve plan değişiklikleri yapan Çevre, niçin Şehircilik Bakanlığıyla birleştirildi? Yoksa, “HES’ler çevreyi kirletmiyor, nehirde nokta gibi taşkınlıkları önlüyor, fazla suyun enerjisini alıyor.” dediğiniz için mi? Vatandaşlarımız, bilim adamları, meslek odaları, sivil toplum örgütleri yapılanlara çevre adına karşı çıktıkları için mi? İnsanların yaşadıkları topraklarda yapılmak istenen HES’leri, bu santrallerin nehirleri kurutması, balıkları öldürmesi ve çevreye zarar vermesi nedeniyle istemedikleri için mi? Yoksa, Enerji Bakanı gibi davrandığınız için mi? Bu konuda son olarak “Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü” isminin “Meteoroloji Genel Müdürlüğü” olarak değişimindeki amaç ve anlamı da merak etmiyor değilim.

Değerli milletvekilleri, yatırımcı bir kuruluş olan DSİ, kuraklık zamanlarda yaşadığımız susuzluk, yağışların bol olduğu zamanlarda ise yaşadığımız sel ve doğal çevresel felaketlerin yarattığı tahribatlar yerine, bu koşullarda çevremize, tarımımıza ve dolayısıyla milletimize yararlı hâle getirebilmek için çalışmalar yürütmelidir. Ülkemizin dereleri, akarsuları firmaların çıkarları için değil halkımızın ihtiyacını karşılamak için yönetilmelidir, oysa maden arama şirketlerinden tutun da turizm şirketlerine kadar ilgisizler tarafından kullanıldığını görmekteyiz. Bu durum hem çevremizi hem insan sağlığımızı hem de tarımımızı tehdit eden bir talanın söz konusu olduğunu göstermektedir. Örneğin, Türkiye'nin 4’üncü büyük ili olan Bursa’nın Nilüfer ilçesine de adını veren Nilüfer Çayı’nda yapılan çeşitli çalışmalar Nilüfer Çayı’nın kendisinin ve yan kollarının başta sanayi ve evsel kökenli kirleticilerle kirlendiğini göstermektedir. Bu su kaynağı, aynı zamanda tarımsal üretim açısından önemli olup ovada geçtiği güzergâh boyunca sulama amaçlı kullanılmaktadır. O nedenle, yapılan sulamanın zamanına ve suyun içinde barındırdığı ağır metal miktarlarına bağlı olarak sulanan tarım alanlarında ağır metal kirliliğini ortaya çıkarmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu nedenle, çevre kirliliğinin önlenmesi, bitki ve hayvan varlıklarının korunması, tarım arazilerinde sağlıklı sulama yapılması ve vazgeçilmez su kaynaklarımızın korunması için, Bakanlığınızın ve DSİ Genel Müdürlüğünün su yönetimindeki etkisinin her geçen gün ekonomik çıkarlar peşinde sürüklenen değil, su kaynaklarının planlanması, yönetimi, geliştirilmesi ve yer üstü, yer altı sularının değerlendirilmesinden sorumlu olduğunu unutmamasını isterim.

Tarım arazilerinin sulanması konusuna baktığımızda, Sayın Bakan, sulanabilir arazi varlığımızın Türkiye’de 25,8 milyon hektar olduğunu, ekonomik sulanabilir arazi varlığının 8,5 milyon hektar olduğunu hepimiz biliyoruz. Sizin rakamlarınıza göre söylüyorum: Ekonomik sulanabilir arazilerden sulamaya açılan 5,5 milyon hektarın 3,2 milyon hektarı DSİ tarafından, geri kalanı çiftçiler, Köy Hizmetleri ve il özel idaresi tarafından sulamaya açıldı. 1954 yılından beri oluşan bu rakamlar dikkate alındığında 8,5 milyon hektar ekonomik sulanabilir tarım alanlarının sulanması için elli yıl daha beklememiz gerekir.

Bu İktidarın tarımı yok ettiğini, tarımın devlet eliyle bitirildiğini söylediğimizde kızıyorlar. Hâlbuki Köy Hizmetleri kapatıldı, il özel idaresine devredildi. Rakamlarla sizi yormak istemem ama merkezî yönetimden yardım almayan Köy Hizmetlerinin yapmış olduğu tarımsal sulama, drenaj, toprak muhafaza, arazi tesviyesi gibi küçük su hizmetlerini kim yapacak? Bununla ilgili bir kurum olduğunu biliyor musunuz? Buradan hemen şuna da süratli bir şekilde, zamanım yetmediği için, devam etmek istiyorum.

Sayın Bakan, seçim zamanı “Bin Köy Bin Gölet” sloganı ile çıkıldı, bu zamana kadar ne kadarının gerçekleştiğini öğrenmek istiyorum. Ayrıca, Plan Bütçe Komisyonunda yapılan görüşmelerde verilen bir gösterişli kitabınız var "111 Tesis 11/11/2011’de hizmete hazır." diyor ancak bu gösterişli kitabı lütfen iyi incelediğinizde bu tesislerin büyük bir kısmının "özel sektör HES projeleri" olduğunu görmekteyiz. Orman ve Su İşleri Bakanlığının böyle bir açılıma ihtiyacı olmadığını düşünüyorum. On yıllık AKP Hükûmeti her işin olduğu gibi, su meselesinin de ne yazık ki suyunu çıkarmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimi burada bitirirken Orman ve Su İşleri Bakanlığının bütçesinin hayırlı olması diliyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Demiröz.

Şimdi şahsı adına lehinde söz isteyen Öznur Çalık, Malatya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Çalık.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bütçesi üzerine şahsım adına lehte söz almış bulunuyorum ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bütçe üzerine konuşan özellikle muhalefetteki milletvekillerimin bilmesi gereken birkaç konuya değinmek istiyorum.

Dünyada meydana gelen ekonomik krizin doğal sonucu olarak birçok ülkenin bütçelerindeki açığı kapatabilmek için sosyal politikalardan taviz verdiklerini hepinizin çok iyi bilmesi gerekiyor. Bunların hepsi teknoloji ve dolar zengini ülkeler olmasına rağmen, insan için, sosyal politikalar için, yaptıkları bütçeden çok ciddi tavizler verdiler. Neticede, bu ülkelerin halkları çok acı reçeteler ödedi. Bunlar öyle acı reçetelerdi ki 1 milyar insanın temiz suya ulaşamadığı, 100 bin çocuktan 5’inin beş yaşına gelemeden öldüğü, 101 milyon çocuğun ilkokul çağına gelemediği bir dünyada insanların yaşam standartları her geçen daha da kötüleşti.

İşte değerli arkadaşlarım, AK PARTİ hükûmetlerinin farkı da tam da burada ortaya çıkıyor. Yine muhalefetteki arkadaşlarımın dikkatle dinlemesini istiyorum ki Türkiye Cumhuriyeti devleti, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti. Bu kavramların hepsinin içini dolduran yegâne hükûmet AK PARTİ Hükûmetidir. Son dokuz yılda yaptığımız sosyal, yapısal reformlar ve uyguladığımız doğru politikalar neticesinde sosyal devletin ne demek olduğunu tüm dünyaya gösterdik. Krizi halkımıza fatura etmedik. Sosyal politikalarımızla ayni ve nakdî yardımlarımızdan asla taviz vermedik. Bunun en önemli kanıtlarından biri de devlet bakanlığımızın icracı bakanlıklar hâline gelmesidir. Bu hâliyle pek çok farklı birimin tek çatı altında toplandığı bir bakanlığımız var. Müsteşarı, müsteşar yardımcıları, genel müdür ve daire başkanlarıyla birlikte çok daha önemli hâle gelen icracı bir bakanlığımız var. Her zamankinden daha çok emek, daha hızlı uygulama gerektiren bir bakanlığa dönüştü. Neden? Çünkü içinde aile var, ailenin içinde kadın var. Eğer bir ailede kadın mutsuzsa o toplum hastalık sinyalini vermiş demektir. Mutsuz annenin evladı da mutsuz eşin kocası da mutsuzdur. Devletçe ve milletçe kadına söz hakkı vermek demek, toplumda huzuru tesis etmek demektir.

Bu vesileyle, kadın erkek fırsat eşitliğinden bahsederken bütün kadınlarımıza kendi içlerinde de eşit fırsatlar verilmesi gerektiğini çok net ifade etmek istiyorum. Bingöl’de patlamada evlatlarını korumak için canlı bombanın üzerine atlayan Hatice annenin de bindiği otobüse molotofkokteyli atılınca yanarak can veren Serap kızımızın da Diyarbakır’ın Lice ilçesinde hayvan otlatırken ölen on dört yaşındaki Ceylan’ımızın da üniversitelerdeki uygulanan baş örtüsü yasağı nedeniyle eğitim göremeyen Leyla Şahin’in de, eşi tarafından vahşice katledilen Ayşe Paşalı’nın da eşit haklara kavuşması gerektiğine inanıyoruz. Kadının susturulması ve haklarının elinden alınması toplumsal bir felaketin davetiyesini çıkarmak demektir.

Sosyal yardım musluğunun sosyal yardıma muhtaç aileye, engelli çocuklarımıza, kadınlarımızın eğitimlerine açıldığını çok net biliyoruz. Biz cümlenin öznesinin insan olduğuna inanıyoruz ve diyoruz ki: İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Sorunlarla tek tek ilgilenen, resmin tamamını da gözden kaçırmadan, gerçekçi bir bilinçle; teorik değil, pratik olarak, örnekleriyle, sayılarıyla, sonuçlarıyla yaşama dokunarak, yarayı sararak, çözüm üreterek çalışan usta bir Bakanımız var.

2012 yılında Bakanlığımızın bütçesi 8,8 milyar TL’ye ulaşmıştır ve Aile Sosyal Destek Projemizle, danışma ve toplum merkezlerimizle, sevgi evlerimizle bambaşka bir noktadayız. Ve son on yılda kadınlarımızla ilgili çok önemli yasal düzenlemeler yaptık ve bu yasal düzenlerimizin içerisinde en son yaptığımız, Avrupa Konseyinin İstanbul Sözleşmesi’dir.

Bu vesileyle ben Dışişleri Bakanımıza ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız Sayın Fatma Şahin’e çok teşekkür ediyorum.

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Veysel Eroğlu’na etmiyor musunuz?

ÖZNUR ÇALIK (Devamla) – Ve şunu herkes çok iyi bilmeli ki değerli arkadaşlarım, biz ağaçlarla tek tek ilgilenirken ormanı asla gözden kaçırmıyoruz.

2012 yılı bütçemizin tüm memleketimiz için hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çalık.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 21.32

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 37’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası Hükûmet adına Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nda.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Bakan, süreniz on yedi dakika.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığımın 2012 Mali Yılı Bütçe Tasarısı’nın yüce Meclisin onayına sunulması vesilesiyle huzurunuzda bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Nihai meşruiyet kaynağı ve denetim mercisi olan yüce Meclisimize bütçe görüşmeleri vesilesiyle dış politikamız hakkında bilgi sunmaktan onur duyuyorum.

Süre sınırlaması dolayısıyla, çok daha kapsamlı bir değerlendirmemizi kitapçık hâlinde sizlere birazdan takdim edeceğiz. Bu nedenle, sunuşumu, detaylara fazla girmeksizin, özellikle uluslararası sistemdeki temel dönüşüm unsurları ve bu konudaki dış politika anlayışımızı aktararak yapmaya çalışacağım:

Değerli milletvekilleri, bugün 2011 yılında uluslararası sistemin parametrelerinin temelden değiştiği, dünya politikasında kartların âdeta yeniden karıldığı bir yeni dönem başladı. Aslında on yılda bir biz bu dönemleri yaşıyoruz. 1991 yılında Sovyetler Birliğinin çözülmesiyle jeopolitik bir deprem yaşanmıştı ve uluslararası sistem yeniden bir yapılanma sürecine girmişti.

2001 yılında 11 Eylülde bu sefer bir güvenlik depremi yaşandı ve güvenlik ağırlıklı politikalarla yeni bir uluslararası sistem dili, yeni bir uluslararası politika anlayışı ortaya konuldu.

2011 yılında ise iki eksende yoğun bir ekonomik politik deprem yaşanıyor ve bu iki eksen, bu iki alan Türkiye'nin doğrudan kaderinin belirlendiği iki alan. Birisi, Avrupa Birliği havzası, Avrupa’daki gelişmeler ve bu çerçevede yaşanan ekonomik politik deprem ve bunun sonuçları. Diğeri ise  Orta Doğu’da soğuk savaş şartlarından çıkışla birlikte soğuk savaş yapılarının çözüldüğü bir siyasi deprem yaşanıyor. Bu iki deprem havzasının ortasında bizim sağlam bir zeminde bu dinamik değişimi yorumlamamız ve dinamik bir seyir takip etmemiz gerekiyor. Gerçekten  bugün alacağımız tutum ve tavırlar, politikalar geleceğimizi, önümüzdeki on, yirmi yılı belirleyecek.

Avrupa açısından bakıldığında bir borç kriziyle başlayan küresel ekonomi politik krizin etkisiyle yaygınlaşan ve zamanla bir ekonomik krize, finansal krizden ekonomik krize, ekonomik krizden ekonomi  politik krize dönüşerek Hükûmetlerin değişmesine yol açan bir deprem yaşanıyor Yunanistan’dan Portekiz’e kadar. Lizbon sonrası Avrupa’da yeni bir anlayış, Lizbon’da derinleşen Avrupa yerine kademeli, katmanlı bir Avrupa anlayışının gelişmekte olduğunu görüyoruz.

Türkiye bir Avrupa devletidir ve Avrupa’daki her gelişmenin nabzını tutmak zorundadır.  Diğer taraftan Orta Doğu’da otokratik yapılar çözülüyor, yeni yatay ve dikey anlamda yeni etkileşim alanları ortaya çıkıyor.

Son derece kritik, son derecek kritik bir dönemden geçiyoruz. Bunun için geçtiğimiz günlerde Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Bahçeli’nin yaptığı değerlendirmeye çok büyük bir önem atfediyorum. Gerçekten de Sayın Bahçeli devlet adamlığı olgunluğuyla bu içinden geçilen kritik dönemde tek başına iktidara gelmiş AK PARTİ’de yaşanacak bir kaosun ülkeye büyük zarar vereceğini belirtti.

Ancak bunu pozitif bir dille kullanırsak bu şu demektir: Güçlü bir AK PARTİ, Türkiye’de istikrarın, gücün ve geleceğin teminatıdır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunu demek istemedi.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Bu, gerçekten çok önemli bir tespit çünkü AK PARTİ’nin kaderiyle artık Türkiye'nin kaderi iç içe geçmiştir, bütünleşmiştir. Güçlü bir AK PARTİ İktidarı, süregelen ve geçmişteki başarılarını devam ettirecek bir AK PARTİ İktidarı, Türkiye'nin geleceğinin teminatıdır. Bunun olabilmesi için değerlerinizin sağlam, coğrafi ve tarihî zemininizin güçlü ve derinlikli olması lazım. AK PARTİ kadroları, milletimizin iradesinin asırlardır süren ideallerinin, değerlerinin gerçek temsilcileridir. AK PARTİ Grubu da bu kutsal çatı altında bu değerlerin mücessem hâlidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Bahçeli’nin bir tek tespitine katılamayacağım, AK PARTİ’de ne dün vardı ne bugün olacak ne de yarın olacak, AK PARTİ’de hiçbir zaman kaos olmayacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Sayın Bahçeli müsterih olsunlar, hiç merak buyurmasınlar. Hakk’ın ve halkın rızası için yola çıkmış mahviyet sahibi AK PARTİ kadroları, hiçbir fitneye, kaosa izin vermeyecektir ve dokuz yıl içinde gerçekleştirdiğimiz başarılara Sayın Başbakanımızın liderliğinde yeni başarılar ekleyeceğiz ve bu uluslararası değişim sürecinin Türkiye'nin aktörlüğünde gerçekleşmesini teminat altına alacağız.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Getirdiğiniz durum ortada, dış politika ortada, her şey ortada!

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Önümüzdeki on yıl içinde, yirmi yıl içinde Türkiye'nin belirlediği bir Avrupa, Türkiye'nin etkilediği bir Orta Doğu, Kuzey Afrika coğrafyası olacak. Bu tarihî bir zarurettir ve biz, bu zarureti gerçekleştireceğiz. Bundan kimsenin şüphesi olmamalı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Avrupa’daki dönüşümde iki önemli risk alanı görüyoruz. Bütün bu dönüşümlerde riskler avantajlarla birlikte gelir. İki önemli risk alanı var. Aynen 1929’daki büyük ekonomik buhrandan sonra olduğu gibi, Avrupa’da ırkçılık ve yabancı düşmanlığının toplumsal ve sosyal barışı baltalayacak ve günlük hayatı sarsacak boyutlara ulaşması gerçek bir kaygı nedenidir.

2001-2006 yıllarında 8 vatandaşımızın öldürülmesiyle, katledilmesiyle sonuçlanan ırkçı saldırıları bu sebeple çok yakından takip ettik ve geçtiğimiz dönemde bu konuda çok yoğun bir girişimde bulunduk. Önümüzdeki dönemde çok kültürlü bir Avrupa, bizim için de, küresel toplum için de bir zarurettir ve bunun korunması için elimizden geleni yapacağız.

Avrupa Birliğinin içinde bulunduğu krizin oluşturacağı ikinci risk alanı, Avrupa Birliği ülkelerindeki liderlerin Avrupa Birliğinin geleceğini ve küresel düzendeki konumunu planlamak yerine, yeni bir vizyonla Avrupa’yı planlamak yerine, sadece iktidarını sürdürmek saikine dayanan basit bir siyasi hesaba hapsolmuş bir anlayışa yönelmeleridir. Bunun maalesef son çarpıcı örneğini Fransa’da görüyoruz. Fransa liderliğinin Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini yıllardır iç politika kurgularına alet etmelerine esasen alışmıştık, ama bu kez Fransa, Ermeni iddiaları konusunda soykırım iddialarının reddedilmesini yasaklamak suretiyle düşünce ve ifade özgürlüğünü tamamen ortadan kaldıracak bir girişim başlatmış ve bu girişimle aslında kendi değerlerine savaş açmıştır. Buradan, dogmalara karşı verilen özgürlük ve demokrasi mücadelesinin timsali hâline gelen Fransız devriminin mirasını devralan Fransız meclisine seslenmek istiyorum. “Sizin görüşlerinize katılmıyorum, ama bu görüşlerinizi savunma hakkınızı sonuna kadar savunacağım” diyen Voltaire Fransa’sının meclisine seslenmek istiyorum: Bu yapılmak istenen şey, tarihi anlamak konusunda yeni bir dogma inşa etmektir ve alternatif düşünceleri yasaklamaktır. Bu Orta Çağ zihniyetidir, bu Orta Çağ zihniyetinin Fransa’da yeşermesi Avrupa için en büyük tehlikedir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Fransa kendisini Avrupa kültürünün merkezi addeder, Avrupa aydınlanmasının merkezi addeder. Eğer böyle bir kanun yasalaşırsa, Avrupa’da Orta Çağ zihniyetinin geri gelişinin öncüsü de Fransa olacaktır. Özgür tartışma ortamını bertaraf etmeye, düşünce ve ifade özgürlüğüne set vurmaya, dogmatik bir yasa yoluyla tarihi susturmaya dönük bu girişimle her şeyden önce Fransa’nın temsil ettiği değerler çiğnenmektedir.

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Fransa sizi Suriye’ye karşı kışkırttı Sayın Bakan.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Üstelik de çarpıcı bir şekilde, bunu bir Türk diplomatının, rahmetli Yılmaz Çolpan’ın Paris’te Ermeni terör örgütü ASALA tarafından şehit edildiği 22 Aralık tarihinde mecliste bunu görüşecek olması da gerçekten tarihi bir işarettir, Fransa’nın ne derece büyük bir hata içinde olduğunu ortaya koymaktadır.

MUHARREM VARLI (Adana) – Libya’da kime hizmet ettiniz Sayın Bakan?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Daha önce Fransız muhataplarımıza ve dünyaya birçok vesileyle ilan ettik; Türkiye tarihiyle adil bir hafıza üzerinden yüzleşmeye hazırdır, ancak bu tür yasalarla savunma hakkımızın elimizden alınmasına boyun eğeceğimizi kimse düşünmemelidir, hayal bile etmemelidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hiçbir ülke liderinin, hükûmetinin ya da parlamentosunun ülkemizin ve milletimizin alnına kara leke sürme girişimini karşılıksız bırakmamız söz konusu değildir, olmayacaktır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ermeni protokollerini imzalayan sensin, hem de Fransa’nın baskısıyla.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Bu yasa kabul edildiği takdirde Fransa’ya yanıtımız gerektiği gibi, kararlı, sonuçları da net olacaktır. Bu çalışmalarımızı iktidar ve muhalefet partileri olarak birlikte dün başlattık, ben dünkü toplantımıza katılan muhalefet partisi temsilcilerine de teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, önümüzdeki dönemde dış politika gündemimizi meşgul edecek ikinci büyük alan ve dalga 2011’de Orta Doğu’da baş gösteren halk hareketlerinin yol açtığı büyük siyasi dönüşüm ve otoriter rejimlerin tasfiyesi süreci olacaktır. “Arap uyanışı” olarak nitelendirilen bu süreçle ilgili olarak izlediğimiz dış politika hakkında Hükûmetimize çeşitli eleştiriler yöneltildi, demokratik işleyiş çerçevesinde saygıyla karşıladığım bu eleştirileri de vaktimiz elverdiği ölçüde bu kürsüden cevaplandırmak istiyorum.

Öncelikle bu konuya değer bağlamında bakmamız lazım ve içinde bulunduğumuz bu yüce Meclisin içinden bakmamız lazım. Biz, yüce Meclisin çatısı altında demokratik yöntemlerle, halk tarafından, halk için ve halkın iradesini temsil etmek üzere seçilmiş temsilciler olarak bulunmaktayız. Bu, son derece önemlidir çünkü bugün Arap sokağında yola çıkanlar herhangi bir yerden talimat aldıkları için değil, aynen bu yüce Mecliste olduğu gibi halk tarafından oluşturulan bir meclis kurmak üzere harekete geçmişlerdir.

MUHARREM VARLI (Adana) – Sen inanıyor musun buna ya, bırak Allah aşkına!

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Her şeyden önce bizim Meclisimizin o halklara dönüp “Sizin bu talebinizi anlıyoruz çünkü biz de seçildik ve halkımızı temsil ediyoruz.” diyerek bu Meclisin değerleri etrafında buna bakması gerekirdi.

Türkiye, Arap halklarının demokrasi uğruna başlattıkları ve bugün yüce çatısı altında bulunduğumuz gibi bir Meclise sahip olmak üzere yürüttükleri bu süreçte nasıl hareket edebilirdi? Teorik olarak önümüzde üç seçenek vardı. Bunlardan birincisi statükoyu desteklemek ve kendi halkına karşı acımasızca şiddet uygulayan rejimlerle hiçbir şey olmamış gibi ilişkileri devam ettirmekti. Biz, bu seçeneği hiçbir zaman makul bulmadık, benimsemedik.

MUHARREM VARLI (Adana) – Suudi Arabistan!..  İnanmadığın şeyleri söyleme Bakanım. 

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Bu seçeneği savunanlara ve bizi özellikle Suriye’de ve “Arap uyanışı” sürecinde yaşanan olaylara fazla müdahil olmakla, taraf tutmakla eleştirenlere sormak istiyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Mısır’da, Libya’da ne oldu?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) -  Bu sorular bu yüce Meclisin çatısı altında özellikle anlamlıdır. Orta Doğu’da kitleler yüzyıllarca beraber yaşadığımız kardeşlerimiz,  tarihdaşlarımız, onurlu bir yaşam için baskıcı dikta rejimlerine başkaldırırken, gözlerimiz önünde bir demokrasi mücadelesi verirken, Türkiye sizce kimin yanında yer almalıydı?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Bizim gençlerimiz çıkınca…

OKTAY VURAL (İzmir) – Milyonlarca insan ölürken değil mi?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Suriye’nin birçok şehrinde her gün savaşta dahi korunması gereken onlarca sivil öldürülürken…

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz ayaklarının altına kırmızı halı mı sereceksiniz?

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri, lütfen.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – …insanlar sorgusuz sualsiz evlerinden alınırken, gözlerimizi yummamız, sırtımızı dönmemiz mi gerekiyordu?

Sizce “İçişlerine karışmamak.” ilkesine sığınarak, bizim gibi seçme ve seçilme hakkı talep edenlere karşı statükoyu mu desteklemeliydik? Türkiye’nin kendi demokrasi tecrübesi ve duruşu, böylesine ilkesiz bir politikaya izin vermezdi ve biz de kendi ilkelerimize döndük. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Olaylar karşısında teorik olarak ikinci muhtemel hareket tarzı, Türkiye’nin eski alışılmış refleksleriyle de uyumlu olarak “bekle gör” politikası izlemek ki bugün o kastedildi, Sayın Korutürk “Bekleseydik, gelişmeleri görseydik.” dedi ve bölge dışı aktörlerin “bekle gör” politikasıyla bölge dışı aktörlerin peşinden sürüklenmek olabilirdi.

Ancak, biz “bekle gör” politikası izlemedik, izlemeyeceğiz. Hiçbir zaman da bu bölgenin kaderini bölge dışı aktörlere teslim etmeyeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Irak’ta kime teslim ettiniz tapu dairelerini? Kime teslim ettiniz Sayın Bakan? Orada niye sesiniz çıkmadı hiç?

BAŞKAN – Sayın milletvekili, lütfen Sayın Hatibe müdahale etmeyelim.

MUHARREM VARLI (Adana) – Suriye’de siz değil misiniz ortak bakanlar kurulu toplantısı yapan? Neyi anlatıyorsun burada sen?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Üçüncü hareket tarzı ise bu ülkelerle ve halklarla tarihe dayanan dostluk bağlarımızın bilinci içinde, sürecin en hızlı ve barışçıl şekilde başarıya ulaşması için aktif çaba gösterilmesidir.

MUHARREM VARLI (Adana) – İnanmadığın şeyleri sen niye anlatıyorsun?

BAŞKAN – Sayın Varlı, lütfen.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Bizim benimsediğimiz ve doğru olan da bu hareket tarzıdır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu Meclisi unuttunuz. Bu Meclisten kaçtınız.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Zira, bu hareket tarzı insan odaklıdır. Hep söyleyegeldiğimiz gibi, hiçbir ilke, insanın en kutsal hakkı olan yaşam hakkından evla değildir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu Meclisten kaçtınız Sayın Bakan kaçtınız. Ne füze kalkanı ne Suriye hiçbir şey tartışılmadı kaçtınız

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Hayır, geçen sene, biz, geçen sene New York’ta…

BAŞKAN – Sayın Vural… Sayın Vural, lütfen.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – …İran’a yönelik ambargolara karşı gür bir sesle “Hayır.” derken ne kadar bağımsız hareket ettiysek…

OKTAY VURAL (İzmir) – Kaçtınız… Kaçtınız… Milletten kaçtınız.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – …bugün Orta Doğu’da da aynı şekilde bağımsız hareket ediyoruz. Bize kimse talimat veremez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Geçen sene, siz, bu Mecliste bizi eksen kaymasıyla suçladınız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Milletten kaçtınız, Türkiye Büyük Millet Meclisinde ne Suriye’yi ne füze kalkanını tartıştınız  milletvekilleriyle, sırça köşkte oturdunuz. Şimdi gelip bütçe için konuşma yapıyorsunuz

BAŞKAN – Sayın Vural, böyle bir usulümüz yok, lütfen.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – İran oylamasında İran’ın yanında yer aldığımız için eksen kaymasıyla suçladınız. Şimdi, aynı şeyi söylüyoruz. O gün ne kadar bağımsız davrandıysak bugün de o kadar bağımsız davrandık ve halkın yanındayız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Milletten kaçtınız, Türkiye Büyük Millet Meclisinde ne Suriye’yi ne füze kalkanını tartıştınız  milletvekilleriyle, sırça köşkte oturdunuz. Şimdi gelip bütçe için konuşma yapıyorsunuz

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Biz, hiçbir zaman zulme sessiz kalmadık, hiçbir zaman.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Evet, gururla şunu söylüyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Demokrasiye inanıyorsanız, Meclise inanıyorsanız, İsrail’in kalkanı…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bakan, siz devam edin.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Gururla şunu söylüyorum…

VELİ AĞBABA (Malatya) – İsrail’e kalkan oluyorsunuz.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Otoriter ve baskı rejimlerinin değil…

VELİ AĞBABA (Malatya) - Türkiye’yi İsrail’e kalkan yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – …bugün İsrail’i yalnızlaştıran da bizim politikamızdır, İsrail’i bölgede önümüzde diz çöktüren de bizim politikamızdır. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Her gün İsrail’in kaç mesajla tekrar temas kurmak istediğini biz biliyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Fransa ve Rusya’nın İçişleri Bakanlığı gözetiminde siz Ermeni protokolleri imzaladınız.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Yüce milletimiz “Bekle gör”cü, ulusal çıkarlarını başkalarının telkiniyle ve güdümüyle belirleyen zihniyeti dokuz yıldır sandığa gömmüştür. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan…

BAŞKAN – Sayın Akar…

MUHARREM VARLI (Adana) – Ermeni Protokolü’nü kim imzaladı Sayın Bakan?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Nitekim, biz tercihimizi ilk andan itibaren net bir şekilde ortaya koyduk.

MUHARREM VARLI (Adana) – “Libya’da NATO’nun ne işi var?” diyen kim?

BAŞKAN – Sayın Varlı, lütfen…

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Demokratik bir ülkenin Hükûmeti olarak otoriter ve baskıcı rejimlerin yanında değil, demokrasi isteyen halkların yanında yer aldık.

MUHARREM VARLI (Adana) – Dün beyaz dediğinize bugün siyah diyorsunuz ya!

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Bunu da özellikle sosyal demokratlar atfediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar; CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Tunus’ta halkın meşru demokrasi taleplerine destek verdik, vermeye devam edeceğiz.

MUHARREM VARLI (Adana) – Ya, masal anlatıyorsun, masal!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, başarısızsınız!

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Tunus’ta El Nahda hareketi iktidara  geldi dendi… El Nahda hareketi, evet, çoğunluğu aldı ama hükûmeti El Nahda kurdu, bugün Cumhurbaşkanlığına sol eğilimli El Marzuki Cumhurbaşkanlığına geldi. İşte, demokrasi böyle bir uzlaşı kültürü oluşturur.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, söylediklerine kendin inanıyor musun?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Mısır’da Mübarek’e açıkça “Ya değişime önderlik et, ya çekil.” çağrısını yapan da ilk olarak Sayın Başbakanımız oldu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yapma ya.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Libya’da da Kaddafi’ye doğru yolu göstermek için sayısız girişimlerde bulunduk. Sayın Kılıçdaroğlu burada ahde vefadan bahsetti. Bizim ahde vefamız, Trablusgarp’ta beraber savaştığımız Misurata halkıyladır, Bingazi halkıyladır, Derne halkıyladır ve o halk, Başbakanımızı binlerce Türk Bayrağı’yla karşıladı. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz Meclisten kaçarsınız.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Gidin, videolarını tekrar seyredin ve Trablus’a, Trablusgarp’a Türk’ün muhteşem dönüşünü görün. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Dış politikamıza bir eleştiri de komşularla sıfır sorundan geliyor. Ne güzel, geçen sene komşularla sıfır sorun politikasını… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Sayın Bakan cevap veriyor sorularınıza.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – …hayalperestlik olarak nitelendirenler, bu sene ona sahip çıkıyorlar. Bu, çok güzel bir gelişme, çok iyi bir gelişme ama şunu bilin, biz komşularla sıfır sorun politikasını kararlı bir şekilde uygulamaya devam ediyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – İsrail’e kalkan oldunuz.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Eğer bir komşumuz halkına zulmederse ona karşı çıkarız, elini tutarız, ona uyum göstermeyiz (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Komşularla ilişkilerimizi siz sorun hâline getirdiniz.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) –…ama halkıyla barışık her komşumuzla geleceği beraber inşa ederiz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Duvara tosladınız, duvara.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Bugün Bulgaristan, Yunanistan, Ukrayna, Rusya, Gürcistan, Azerbaycan, İran ve Irak’la ilişkilerimizin bizim hükûmetlerimiz düzeyinde ulaştığı seviye çok açık ve bellidir.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Barzani Ağabey’inizle beraber mi inşa edeceksiniz? Barzani’ye niçin “Ağabey” diyorsunuz. Akrabalığınız nereden Barzani’yle. (MHP ve CHP sıralarından gürültüler)

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Bu konuda… İran konusunda da aynı şekilde… Bugün Sayın Salihi’nin demecini okumanızı tavsiye ederim. Sayın Salihi bugün, dünkü telefon görüşmemiz üzerine bugün çok açık bir ifade kullanmıştır. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Lütfen… Bakın ne diyor Sayın Salihi? “Aziz Türk halkı, başta Sayın Gül, Erdoğan ve Davutoğlu olmak üzere Türk devlet adamları bilsin ki İran İslam Cumhuriyeti’nin Türkiye’ye resmî bakışı derin kardeşlik ve dostluk esasına dayalıdır.”

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İran öyle bakıyor da siz öyle bakmıyorsunuz.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) -  “…Bu yüzden bilinçsiz açıklama ve görüşler İran’ın dış politikası açısından geçersizdir. Sorumsuzca ve bilinçsizce açıklama yapanlara gereken uyarıda bulunduk.” diyor Sayın Salihi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Bizim muhatabımız dışişleri bakanlarıdır, devlet başkanlarıdır. İran’la dostluğumuz ezelîdir, ebediyete kadar da sürecektir.

MUHARREM VARLI (Adana) – Sizin yerinizde olsam istifa ederim Sayın Bakan.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Biz bugüne kadar hiçbir ülkenin rejimini zorla değiştirmeye kalkmadık.

MUHARREM VARLI (Adana) – Bunları konuşurken yüzüm kızarır.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Hiçbir ülkeye nasıl yönetilmesi gerektiğini söylemedik, yine söylemiyoruz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Amerika söylüyor, siz söylemiyorsunuz, uyguluyorsunuz.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Ama bir ülkenin halkı kendi insanlık onuru için, vatandaşlık onuru için ayağa kalkarsa ve o ülkenin idarecileri ona silah yöneltirse o halkın yanında yer alırız. Bunu Sayın Beşar Esad’a da söyledik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Size yabancı bir müdahale olursa yanınızda yer alırız ama bizi halkınızla sizin aranızda tercihe…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) -  …zorlamayın, bir dakika bile tereddüt etmez halkınızı tercih ederiz dedik…

MUHARREM VARLI (Adana) – İstifa edin, istifa Sayın Bakan. (MHP ve CHP sıralarından gürültüler)

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sizin yapacağınız en doğru hareket istifa etmektir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kalkanı Malatya istemiyor, kalkanı Kürecik istemiyor Sayın Bakan.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, buyurun bir şey mi söylüyorsunuz?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Korutürk… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Anladım da alkış bitsin, ondan sonra. Tamam.

MUSA ÇAM (İzmir) – Irak’ta tecavüze uğrayan kadınlardan niye bahsetmiyorsunuz Sayın Bakan?

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir saniye Sayın Korutürk söz istiyor. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MUHARREM VARLI (Adana) – İnsanın yüzü biraz kızarır Sayın Bakan. Hiç yüzünüz kızarmıyor mu? Dün “siyah” dediğinize bugün “beyaz” diyorsunuz, “beyaz” dediğinize bugün “siyah” diyorsunuz. Vallahi, helal olsun!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sayın Korutürk söz istiyor.

MUHARREM VARLI (Adana) – Bizim orada “Cıncıkla sıyrılma!” derler, “Cıncıkla sıyrılma!”

BAŞKAN - Buyurun Sayın Korutürk.

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Bakan benim ismimi kullanmak suretiyle bana yanlış bir atıfta bulundu. Onu düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Ne söyledi peki?

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) – Sayın Bakan “Sayın Korutürk bekle ve gör.” dedi. Ben öyle bir şey söylemedim. Bunu düzelteceğim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Korutürk.

İki dakika süre veriyorum İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince. (CHP sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk’ün, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakan muhtemelen heyecanından anlamamış benim söylediğimi. Ben “Bekle ve gör.” diye bir şey söylemedim. Ayrıca, Türk dış politikasına da kimsenin bühtan etmeye hakkı yoktur. Türk dış politikası şimdiye kadar “Bekle ve gör.” böyle, sessiz, sakin bir politika izlemiyordu. Türk dış politikası her zaman sağlam bir politika götürmüştür. Benim söylediğim şu… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

OSMAN TANEY KORUTÜRK (Devamla) – Mademki aramızda stratejik ilişki vardı, biz bu stratejik ilişkiyi son bir ara buluculuk denemesi için kullanabilirdik ama biz öyle yapmadık. Biz kalkıyoruz, herkesin iç işine müdahale ediyoruz. Bize ederlerse ne yapacağız? Yarın öbür gün birisi Bükreş’te bir toplantı yapar da “Türkiye temas grubu” derse, “Türkiye’de şu hükûmet yetkilidir, bu hükûmet yetkisizdir.” derse ne yapacağız? Başkasının bize yapmasını istemediğimiz konuyu kimseye yapmayalım. Kimsenin de sözünü çarpıtmayalım.

Benim söylediğim söz çok açıktır. Türk dış politikası çok köklü, çok sağlam, çok eski ve çok güçlü bir politikadır. Aynı şekilde devam etmesi gerekir. Maceralara girmeyelim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Korutürk.

III.-  KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88) (Devam)

 

J) DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1.-   Dışişleri Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-    Dışişleri Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI (Devam)

1.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

L) SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-  Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü2010 Yılı Merkezî Yönetim

       Kesin Hesabı

     

M) ÖZÜRLÜLER İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.-   Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

N) AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-  Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-  Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-  Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

P) ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1.- Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

R) ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI (Devam)

1.-  Çevre ve Orman Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

S) ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-   Orman Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-   Orman Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ş) DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-   Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-    Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

T) METEOROLOJİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-  Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

U) DEVLET METEOROLOJİ İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-  Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Şimdi de, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on yedi dakikadır.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak 2012 bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Karakola gel, karakola…

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) – Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız 61’inci Hükûmette yeniden yapılandırıldı. Bu ihtiyaç daha önceki bütçede muhalefetin, milletvekillerinin artık bu bakanlığın bir devlet bakanlığı olmaması gerektiği, bir icracı bakanlığa dönüştürülmesi talebi haklı görülmüştür ve 5 genel müdürlük, 32 daire başkanlığıyla primsiz ödemelerin, sosyal yardımlaşmanın, şehit yakınlarının ve gazilerin tek çatı altında birleştirildiği sosyal yardımlaşmalarla, sosyal hizmetlerin bir bütün olarak kavuşturulduğu, bir araya getirildiği güçlü bir bakanlığa dönüştürülmüştür.

Neden bunu yapma ihtiyacı hissettik? Biliyoruz ki toplumsal huzur ve barış, toplumsal kalkınmadan geçmektedir. Toplumsal kalkınmayı başarabilmemiz de ekonomik kalkınmayla beraber toplumsal gelişmeyi takip etmek, sosyal sermayeyi güçlendirmek ve “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışıyla hareket etmektir. Sayın Tuncel’in söylediği “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışındaki muradımız statüko yaşasın değildir, karanlık güçler yaşasın değildir, çete ve mafyalar yaşasın değildir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Milletin, toplumun, insanın, engellinin, kadınıyla erkeğiyle 74 milyonun yaşadığı bir Türkiye muradıyla “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” diyoruz. Niçin söylediğimizi biliyoruz ve politikalarımızı da buna göre oluşturuyoruz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Kim söyledi, biliyor musunuz?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakanlığımın bütçesiyle alakalı sizlere bir tabloyu göstererek nereden nereye geldiğimizi sizlerle paylaşmak istiyorum. Ben mühendis kökenli bir milletvekiliyim. Tabloyu kullandığımız zaman Parlamentonun çok daha hızlı bir şekilde bakanlığımızın kaynaklarının nasıl yükseldiğini görmesine fırsat vereceğimiz talebiyle bu tabloları göstermek istiyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Şiddet yüzde 1.400 arttı Sayın Bakan.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – “İnsanı yaşat ki” değil, “İnsana değer ver ki.” Değer vermekle yaşatmak başka şeylerdir.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) – Sayın milletvekilleri, bu tabloya baktığınız zaman yüzde 50 oranında bir değişim ve bütçede 6 milyar TL’den 8,8 milyar TL’den 8,8 milyar TL’ye ulaşmış, hakikaten mali olarak güçlendirilmiş icracı bir Bakanlığa dönüştürüldüğünü çok net bir şekilde görüyorsunuz. Söylemeye çalıştığımız şey şudur ki: Finansı olmayan, bütçesi olmayan hiçbir icraatı gerçekleştirmemiz mümkün değildir.

Aynı şekilde, burada ikinci tablomuzda da 2012’deki yatırım bütçemizdeki yüzde 80 değişimi net bir şekilde sizlere göstermek istiyorum. Şuradaki değişime baktığınız zaman da mali olarak güçlendirilmenin ne anlama geldiği ve icraatlarımızla da bunun nasıl 2012’de insanın, kadının, engellinin ve ailenin yaşatıldığı, paranın insanın yaşam kalitesinin yükseltildiği bir bütçeye dönüştürüleceği hep beraber görülecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, burada, bu Bakanlıkla ilgili yapılanmaya bakarken Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğünü yeniden yapılandırdık. Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğü daha önce, bir araştırma yapan ve politika üretmekte icracı bir Bakanlık olmadığı için zayıf kalan bir Genel Müdürlüktü. Bugün için, eğitimleriyle, yaptığı araştırmalarla artık, aile ve toplum hizmetlerinde politika üreten ve “Nerede sorun var?” analizinin cevabını bilimsel bir şekilde araştıran güçlü bir Genel Müdürlüğe dönüştürülmüştür ve burada bu Genel Müdürlüğün yapısına baktığımız zaman, özellikle hepimizin kafasında “Nedir bu ailemizin durumu? Bu aileyi nasıl güçlendireceğiz? Aileyi güçlendirmek kadını zayıflatmak mıdır?” dediğimizde biz muhafazakâr demokrat bir parti olarak “Güçlü birey, güçlü aile ve güçlü millet!” diyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Demokratlıkla muhafazakârlık örtüşmez Sayın Bakan, farklı kavramlar onlar!

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) – Ailenin güçlenmesinin asla kadını zayıflatmayacağını, bunun birbirinin alternatifi olmadığını, bugün, parçalanmış ailelerde yaşanan sorundan dolayı kadını da çocuğu da erkeği de güçlü tutan politikaları ve aile politikalarımızı güçlendirmemiz gerektiğini biliyoruz. Ama hamdolsun, bugün, en son yapılan araştırmada da boşanmalarda ve aile birliğinde hâlâ dünyanın en güçlü ülkesi olduğumuzu ve Avrupa Birliği ortalamalarına baktığımız zaman, boşanmalarda binde 1,9 olan Avrupa Birliği ortalamasının kendi ülkemizde binde 1,4 olduğunu, evlenmelerde de Avrupa Birliği ortalaması binde 4,8 iken ülkemizde binde 8,2 olduğunu görmekteyiz.

Boşanmaların grafiksel olarak karşılığına baktığımız zaman, en çok ekonomik olarak sıkıntı yaşanan yıllarda boşanmaların arttığını, 2001 krizinde dibe vurduğunu, ondan sonra yeniden düzelmeye başladığını görüyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O dönem anlaşmalı boşanma geldiği için arttı, onu bilmiyorsunuz işte. Anlaşmalı boşanma geldiği için bu sayılar artmıştır. Onu bilmiyorsunuz, anlaşmalı boşanma geldi.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) –Boşanmaların nedeninde aldatmanın, dayağın ve ilgisizliğin neden olarak görüldüğü ve biz, bu çıkan anketler sonucunda, araştırmalar sonucunda da bu analizler üzerinde ne yapmamız gerektiği konusunda şu anda politika üreten bir Genel Müdürlüğüz.

Bir şeyi de burada, Genel Kurulda ve milletin Meclisinde sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kalkınmanın özü bireydir. Kaliteli nüfusu başaramadığınız zaman hiçbir kalkınmayı başaramazsınız. Eğer bugün dünyada yaşlanma büyük bir sorunsa, Avrupa Birliği 2012’yi “Aktif Yaşlanma Yılı” ilan ettiyse, ülkemizdeki nüfus da durağanlaştıysa, burada bizim elimizi başımızın arasına koyup nüfus politikalarımızı üretmemiz gerekiyor.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – En az 3 çocuk mu?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) – “En az 3 çocuk” denen anlayışın nasıl olsa muhafazakâr bir erkek anlayışı olmadığını ispatlamak için size bir tablo göstereceğim. Bu ülkenin nüfus planlamasında nereden nereye geldiğini ve buradan nasıl çıkmamız gerektiğini, ön yargılardan çıkıp bilimi ve aklı kullanarak politika üretmemiz gerektiğini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Sayın milletvekilleri, şu aralık bizim ülkemizin yaşlanmaya başladığını göstermektedir. Bu aralık genişledikçe genç nüfusumuz azalmakta ve altmış beş yaş üstü nüfusumuz şu anda yüzde 7 artmaktadır. Yaşlı nüfus başımızın tacıdır ama kaliteli genç nüfusu planlamak da bizim hepimizin, bütün partilerin görevidir.

Şimdi burada ben şunu öneriyorum: Bilim Kurulu…

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Kalsın Sayın Bakan, kalsın!

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) –Sayın Cumhuriyet Halk Partisinin sözcülerine de Milliyetçi Hareket Partisi ve bu konuda ne düşünen varsa bir öneri getiriyorum, Bilim Kurulunu siz oluşturun, bütçesini ben kendi Bakanlığımdan vereceğim. Siz şu eğriyi nasıl düzelteceksiniz, hane başına kaç çocukla bunu başaracaksınız, siz bize söyleyin, biz bunun arkasında duralım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) En az 3 çocuktaki söylediğimiz şeyin karşılığı budur. Bilim ve aklı kullanarak da politika üretmek biz siyasilerin en büyük görevidir diye düşünüyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hane başı vereceğiniz parayı da hesaplayın!

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) –Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada aile yapısı araştırmaları ve oluşturulan en büyük projemiz aile sosyal destek uzmanlığı projesidir. “Nedir bu proje?” diyecek olursanız bu proje hayata dokunmaktır. Bugün yaşadığımız birçok sorun, şiddet de dâhil, bir sonuçtur. Nasıl her ailenin bir aile hekimi varsa aile sosyal destek uzmanlığı sistemiyle her ailenin bir sosyal destek uzmanı olacaktır. Bu uzmanlar o ailede olan hukuki destek, ekonomik destek, psikolojik destek ne tür destek gerekiyorsa önceden analiz edecek ve bizim ara istasyonlarımızdan bunların analizi gelecek, buradan gelen geri bildirimlerle ailenin istediği olan, talep edilen, ihtiyacı olan, güçlü aile konusunda dağılmadan, toparlanmadan nasıl bir arada tutacaksak bunun çalışmasını başarmak zorundayız. Biz bu projeyi çok önemsiyoruz ve ilk uygulamasını da Van’da yaptık.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Sözcüsü Sayın Demirel, Van’la ilgili, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Van’da olmadığını söyledi. Ben Sayın Milletvekilime şunu söylüyorum: Siz Van’a gittiniz mi? Ankara’da oturarak Van’daki çadırlar hakkında yorum yapmanızı doğru bulmuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Nereden biliyorsunuz gitmediğimizi, nereden biliyorsunuz!

OKTAY VURAL (İzmir) – Gittim, Sayın Bakan, düzeltin onu, Milliyetçi Hareket Partisi olarak gittik.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) – Siz gittiniz Sayın Vural, Sayın Demirel gitmedi ama.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Siz ihale dağıtmaya gidiyorsunuz, biz bakmaya gidiyoruz!

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) –  Ben şunu teklif ediyorum: 150 çalışanıyla, müsteşarıyla, müsteşar vekiliyle benim Bakanlığımın bütün çalışanları depremzede olmuştur. İkinci depremde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı o depremi yaşamıştır.

Peki şimdi ne oldu? 40 bin aile tek tek ziyaret edildi, çadırlara gidildi, “Biz Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından geldik, nedir sizin ihtiyacınız?” denildi…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Van’da çöktünüz, çöktünüz!

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) - …ve 2.800 aileye psikososyal destek verildi.

Taşıma Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak bize görev olarak verildi ve biz 50 bin vatandaşımızın Van’dan diğer illere, sosyal hizmetlere ve oradaki kamu kuruluşlarına taşınmasını biz Bakanlık olarak takip ettik. Yalnız, belki eksiğimiz şuydu: Yaptığımızı size anlatmakta eksik kalmış olabiliriz ama Sayın Demirel benle gelmek isterse Van’a beraber gidelim, çadırları beraber dolaşalım, bir eksiğimiz varsa da yerinde takip edelim diyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yanar onlar, çadırlar yanar, biz gidemeyiz, korkarız! Yanıyor o çadırlar, çocuklar ölüyor!

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, burada, aile ve toplum hizmetleriyle ilgili kısmı güçlü bir şekilde takip ederken yoksullukla olan mücadeleyi çok önemsiyoruz çünkü bugün dünyanın gelişmiş ülkelerine baktığınız zaman toplumsal huzur ve barışın olmadığı yerlerde adaletin olmadığını, zenginlik ve fakirlik arasındaki farkın fazla olduğunu, o zaman zenginin de mutlu olamayacağını, huzurlu olamayacağını bildik. O yüzden 2002’de yola çıkarken bir taraftan istihdam odaklı ekonomik büyümeyi sağladık ama bir şey dedik: Bunu hakça paylaşacağız, adil bir şekilde paylaşacağız, milletin kaynaklarını millete ulaştıracağız. İşte o yüzden Sosyal Yardımlaşma Genel Müdürlüğümüz güçlü bir şekilde yeniden yapılandırıldı. Bir taraftan gıda yoksulluğunu azaltırken, bugün 1 doların altında milyonlarca insan dünyada yaşarken benim ülkemde, Yüce Mevla’ma milyonlarca defa şükrediyorum, 1 doların altında yaşayan hiç kimse kalmamıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Nerede ya, nerede?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) – Yüzde 4,3 bizim en kritik noktamızdır. “Hedefiniz yok.” diyen Sayın Vekilime hedefimizi açıklıyorum: Günlük 4 doların altında hiçbir vatandaş kalmayana kadar yoksullukla mücadelemiz de devam edecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sosyal yardımlaşmayla ilgili kısmı, zamanı iyi kullanma adına SOYBİS’ten de bahsederek Kadının Statüsü Genel Müdürlüğüne geçmek istiyorum. Sosyal yardımlaşma sistemimiz bilgi ve teknoloji altyapısıyla donatılmıştır ve bugün mükerrerliğin gittiği, 9 milyon kişinin kayıt altına alındığı, ekonomik ve sosyal destek olarak analiz edildiği ve doğal olarak da Sayın Tuncel’in söylediği gibi daha fakir olana daha fazla destek verildiği, Doğu ve Güneydoğu’dan arkadaşlarımıza, vatandaşlarımıza da daha çok eğitim, daha çok sağlık, daha çok barınma ihtiyacı, daha çok yakacak ihtiyacından dolayı oraya pozitif ayrımcılık yapılması doğru bir politikadır ve Sayın Tuncel’in de bizim o bölgeye daha çok fazla pozitif ayrımcılık yapmamızdan dolayı daha mutlu olmasını ve bundan dolayı Hükûmetin yaptığı programa minnettar olmasını bekliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Kadının adı yok.” dedikleri, “Kadının bakanlığı yok.” dedikleri yapıyı sizlerle paylaşmak istiyorum…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kadının adı var: N. Ç.!

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) - Biz kadın-erkek beraber 74 milyonun birinci sınıf vatandaş olduğu, nimetin ve külfetin eşit bir şekilde paylaşıldığı bir Türkiye hedefiyle yolumuza çıktık. Size iddiayla söylüyorum: On yıllık iktidarımız boyunca kadının yaşamına dair hiçbir rakamda geriye gitmedik. Kadının eğitiminde, bugün temel eğitimde kız çocuklarla erkek çocuklar eşitlenmiştir. Bu, uygulanan büyük kampanyaların, sivil toplumun, Türk toplumunun buradaki önemli bir duyarlılığının sonucudur ve yüzde 98,5 gibi bir oran yakalanmıştır. Kadının sağlık hizmetleriyle ilgili, Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu fırsat eşitliği ve özellikle Doğu ve Güneydoğu ağırlıklı kadının hastaneye ulaşmada, kadının hemşireye ulaşmada, doktora ulaşmada, doğuma ulaşırken -bu affedersiniz- hayvanlarla, kızaklarla taşınırken kadınlarımızın artık modern bir şekilde hava ambulanslarıyla hastaneye gittiği, hastanede on beş gün önceden misafir edildiği, hastanede doğum yapmayı teşvik için de mali destek verildiği bir dönemi yaşadık.

Yaşadık ne oldu? Rakamlar, 2015 rakamlarını 2011’de yakaladık. Bugün anne ve çocuk ölüm hızları oranlarında Avrupa Birliği standartlarını yakalamış ve bu konuda uluslararası toplumun ve uluslararası kuruluşların da desteğini almış bir durumdayız. Burada yüzde 48’lik bir iyileşme ve anne ve çocuk ölüm hızı oranlarında Avrupa Birliği standartlarını yakalamış bir eylem planıyla huzurlarınızdayız.

Bir taraftan hukuki olarak eksiklerimizi tamamladık. Anayasa başta olmak üzere İş Kanunu’nda, 4320’de, TCK’da birçok kanuni düzenlemeleri yaptık, en son Fırsat Eşitliği Komisyonunu kurduk. Şimdi, bizim hep beraber başarmamız gereken, dünyanın da sorunu olan kadına yönelik şiddetle ilgili mücadelede topyekûn bir seferberlik ilan ettik. Kadına yönelik şiddette olduğu gibi her türlü şiddete karşı “hayır” diyoruz, her türlü şiddete sıfır toleransla yolumuza devam ediyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bürokratlarınızda kaç tane kadın var, bakar mısınız!

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) – Yüzde 50… Yüzde 50…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sende kaç tane milletvekili var!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kaç tane kadın var bürokratlarınızda? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) –  Burada Dışişleri var, Orman var. Benim şu anda atadığımda…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İşte fırsat eşitliğiniz o sizin! Anlayışınız o sizin! Bakın işte!

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen... Lütfen…

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Yüzde 50!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın işte fırsat eşitliğine! (AK PARTİ sıralarından “Dinle” sesleri)

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) – …Sayın vekilim, benim atadığımda yüzde 50 kadın var, yüzde 50 erkek var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kaç tane bürokrat var orada?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Dinlemesini bir öğren ya! Bir bayan konuşuyor kardeşim!

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) – Türkiye Cumhuriyeti Meclisine çok büyük bir teşekkürüm var; Cumhuriyet Halk Partisine, Milliyetçi Hareket Partisine, Barış ve Demokrasi Partisine ve kendi partime.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Karakoldaki kadın ne oldu, karakoldaki kadın?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) –  Sizlerle beraber dünyada örnek bir davranış yaptık ve Avrupa Konseyinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kadına yönelik şiddetle ilgili İstanbul Anlaşması’nı ilk imzalayan Parlamento Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosu olmuştur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu önemlidir ama ikincisi arkasından gelecektir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakanım, bebeği düşen kadın ne oldu?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Devamla) –  Bütçeden sonra inşallah hızlı bir şekilde Bakanlar Kuruluna sevk ettiğimiz ve iki yüz yirmi sivil toplum kuruluşuyla görüşerek oluşturduğumuz, Parlamento içi desteği de çok önemsediğimiz… Çünkü şiddetle mücadeleyi ve kadın meselesini partiler üstü bir mesele olarak görüyoruz, kadının yaşam hakkını partiler üstü bir mesele olarak görüyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Sayın Bakan, Milliyetçi Hareket Partisi Sözcüsüne hitaben kürsüden Van’la ilgili bir şey söyledi. Müsaadenizle…

BAŞKAN – Ne söyledi?

OKTAY VURAL (İzmir) – “Van’a gittiniz mi?” diye sordu…

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Sen gittin mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır efendim, olur mu öyle şey!

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri, lütfen ama…

OKTAY VURAL (İzmir) - …dolayısıyla Van’a gidilip gidilmediğini kürsüden, müsaade ederseniz…

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince iki dakika süre veriyorum.

Buyurun Sayın Oktay. (MHP sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii Sayın Bakanın heyecanı var, o heyecan inşallah icraatına da yansır, yorgun bakanlar gibi olmazsınız inşallah. 

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – İnşallah.

OKTAY VURAL (Devamla) – Stratejik derinliklerde kaybolup vurgun yiyen bakanlar olmayın lütfen. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen, sataşmayla başladınız ama lütfen…

OKTAY VURAL (Devamla) – Biz Van’a gittik Sayın Bakan. Van’a gittik biz.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Sayın Demirel gitmedi, siz gittiniz.

OKTAY VURAL (Devamla) – Van’a gittik.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Beraber gidelim.

OKTAY VURAL (Devamla) – “Gitmek” diyor… Büyük zatlardan biri diyor ki: “Anlarsa uzağım yakınım, anlamazsa yakınım uzağım olur.” Siz gitmiş olabilirsiniz oraya ama anlamamışsanız onlara uzaksınız demektir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz hem gidiyoruz hem yakınız onlara hem de anlıyoruz onları.

Nüfus dengesi konusunda Sayın Bakanın söylediği önemli. Nüfus dengesi… Milliyetçi Hareket Partisine bir soru yöneltti. Evet 2,1 nüfus dengesi için çok önemli ama nüfusumuzun giderek yaşlandığını dikkate aldığımız zaman, özellikle bu nüfusun istikrarını korumak son derece önemlidir ama Sayın Bakan, bu nüfusun istikrarını korurken genç işsizleri artırdığınız zaman, bu nüfus istikrarını koruyabilecek nüfus politikasını uygulayamazsınız. Dolayısıyla makroekonomik politikanız işsizlik doğurduğu için, esas itibarıyla nüfus istikrarı da sağlayabilecek bir politika değil. Niyetiniz doğru olabilir ama Hükûmetinizin ekonomi politikasının bu nüfus istikrarını sağlayabilecek bir politika olmadığını da ifade etmek istiyorum. Bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi Araştırma Geliştirme Merkezinin yaptığı çalışmalar var. Eğer arzu ederseniz, o çalışmalardan da faydalandırmak isterim sizleri.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Cevap verme hakkı doğdu Sayın Başkan. “Stratejik Derinlik”le ilgili…

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Konya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Konya) – Hatip konuşurken “Stratejik Derinlik” isimli kitabımdan bahsederek bana sataştı, söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yalnız yeni bir sataşmaya mahal vermeden.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok, böyle bir müzakere yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bir dakika efendim. Neyle ilgili?

BAŞKAN – Sataşmanız nedeniyle Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Neyle ilgili?

BAŞKAN - Sataşmanız nedeniyle.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kime sataştım? Ne söyledim?

BAŞKAN - Bir saniye, Sayın Vural, ne demek istiyorsunuz yani? Hayır…

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz bana sordunuz ya ona da sorun bakalım.

BAŞKAN - Ona da sordum tabii, farkında…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne dedi?

BAŞKAN - Hayır, sordum, farkında olmadınız siz burada.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne dedi, ne söyledi? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sizin konuşmanızın başlangıcındaki sözleriniz nedeniyle “Yorgun bakanlar gibi, diğer bakanlar gibi yorulmayasınız…” diyerek.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kendisini yorgun addediyorsa evet, yorulmuş bir Bakana söz vermenizi doğru buluyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

6.- Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Konya) – Hayır, Sayın Başkanım, “yorgun bakanlar” ilgili kısmıyla değil, özellikle Stratejik Derinlik’e yaptığınız atıfla söz aldım çünkü bununla kastınız açıktır.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – On yıl önceydi o. Dünyada üç ayda dengeler değişiyor.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) –  Ben o eseri akademik hayatta iken yazdım ve…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Bakan, parmak sallıyorsunuz.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – …bugün o eseri pratik hayatta da uygulamaya çalışıyorum, bununla da iftihar ediyorum ancak…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Bakan, kitaba “ambargo” demişsiniz, bu ambargoyu ne zaman aşacağız biz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Anlaman için biraz daha gidip gelmen lazım buraya.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ben yorgun bakanlardan bahsettim Sayın Bakan.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Hayır, “Stratejik Derinlik” diyerek atıfta bulunduğunuz eserin sahibi olarak cevap veriyorum size. Öncelikle o eseri okumanızı rica ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bakan, siz buraya hitap edin.

BAŞKAN – Sayın Bakan, siz Genel Kurula hitap edin lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ben, dalgıçlarla ilgili söylemiştim, siz dalgıç mısınız?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Siz o zaman ne söylediğinizi bilmiyorsunuz ya da bu Meclisin…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Evet, evet, farkında değil zaten.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Ne söylediğinizin farkında değilsiniz ama ne kastedildiğini herkes biliyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – On sene geçti, dünyada dengeler değişti Sayın Bakan, dengeler değişti.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Evet “Stratejik Derinlik” kitabını, eserini 2001 yılında, hiçbir zaman böyle bir teorik çalışmayı pratiğe yansıtmak düşüncesinde olmadığım bir dönemde kaleme aldım, bununla gurur duyuyorum ve bugün de takip etmeye çalıştığımız politikada da herhangi bir şekilde…

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Sayın Bakan, yenisini yazmak lazım.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – …Türkiye'nin tarihî ve coğrafi derinliğiyle uyumlu bir tarzda bu küresel -biraz önce zikrettiğimiz- dinamik, küresel yapıda Türkiye’yi küresel bir aktör hâline getirmek için bu stratejik derinliği uygulamaya çalışıyoruz.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Sizin hiçbir iddianız gerçekleşmedi Sayın Bakan. Dışişleri stratejinizin hiç birisi gerçekleşmedi, hepsi çöpe gitti.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) –  Kastettiğimiz, Türkiye'nin tarihî ve coğrafi derinliğine uyumlu bir stratejidir, benim bir akademisyen olarak kastettiğim buydu ve bu da her gün gerçekleştirmeye çalıştığımız dış politikanın esasıdır.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Arap çıkmazına soktunuz ülkeyi.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Bu çerçevede, eğer akademik bir tartışma yapmak istiyorsanız buyurun yapalım ama akademik bir tartışma değil de siz dış politika tartışması yapacaksanız…

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, sizinle dış politika konusunda çıkalım televizyona, çıkalım.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – …onu da yapmaya hazırız ama imalı kelimelerin arkasına saklanmayın, mertçe çıkın, itirazınızı yapın bu kitaba ben de akademik olarak cevap vereyim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İmaların arkasına saklanmayın, dış politika itirazı yapacaksanız ona da cevap veririz. Yeter ki mertçe, açık ve yürekli şekilde tartışalım.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Sayın Bakan, bakanlıkta sınıfta kaldınız, hiçbir savınız gerçekleşmedi, hiçbir stratejiniz tutmadı.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Dış işlerinde iflas ettiniz.

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bizde, Sayın Bakanın politikalarını sorgulayacak yürek de var, bilgi de var, mertlik de var. Burada bunları söyleyen Bakanın Suriye politikasını, füze kalkanı politikasını başka merkezlerde oluşturmayıp da gelip Türkiye Büyük Millet Meclisinde burada feyz alsaydı daha millî olurdu.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Konya) – Nerede oluşturduğumuz belli.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural, tutanaklara geçti.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla, gayrimillî politikalar ama Sayın Bakanın stratejik derinliklerde vurgun yemiş olduğunu kendisi ifade etmiştir.

BAŞKAN – Sayın Vural, teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle konuşma hakkı var mı efendim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Vurgunlu bir bakan burada Türkiye’ye daha fazla hizmet edemez açıkçası.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, siz devam edin efendim, böyle şey mi olur?

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Başkanlık Divanı olarak Beşiktaş’ın UEFA Avrupa Ligi’ndeki bu akşamki maçında aldığı galibiyetle lider olmasını kutluyor, bir üst turda başarılar diliyoruz, yolu açık olsun diyoruz. (Alkışlar)

III.-  KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88) (Devam)

 

J) DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1.-   Dışişleri Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-    Dışişleri Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI (Devam)

 

1.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

L) SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-  Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü2010 Yılı Merkezî Yönetim

       Kesin Hesabı

     

M) ÖZÜRLÜLER İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.-   Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

N) AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-  Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-  Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-  Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

P) ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1.- Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

R) ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI (Devam)

1.-  Çevre ve Orman Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

S) ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-   Orman Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-   Orman Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ş) DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-   Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-    Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

T) METEOROLOJİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-  Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

U) DEVLET METEOROLOJİ İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-  Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Şimdi söz sırası Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nda.

Buyurun Sayın Eroğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Sayın Başkanım, çok kıymetli milletvekillerimiz; özellikle Bakanlığımın 2012 yılı bütçesiyle alakalı sunum yapmak üzere huzurunuzdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Tabii, bu arada iyi ki siyah beyaz kravat takmışım, hayırlı olsun.

Şimdi efendim, tabii ben Beşiktaşlı değilim ama…

MUHARREM VARLI (Adana) – Bunu bile kendinize mal ediyorsunuz, vallahi helal olsun, söyleyecek bir şey bulamıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Zaten siz olmasaydınız yenemezdik!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Sağ olun.

Efendim, bu vesileyle, ekranları başında bizi dinleyen bütün vatandaşlarımızı saygıyla sevgiyle selamlıyorum, su gibi aziz olsunlar efendim.

Değerli milletvekillerim, özellikle ben şunu ifade etmek istiyorum, zaman çok sınırlı olduğu için özellikle şunu ifade edeyim: 67 bin çalışanıyla Bakanlığımız, inşallah her zamanki gibi şevkle, heyecanla vatandaşlarımıza, milletimize, ormancılık, su işleri alanında ve meteoroloji alanında hizmet etmeye devam edecektir.

Özellikle, Bakanlığımızın yapısında bir değişiklik olmuştur, kısaca onu arz edeyim: Bakanlığımızda, daha önce Çevre ve Orman Bakanlığında, malum olduğu üzere, ORKÖY Genel Müdürlüğü ve Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü adıyla iki genel müdürlük vardı. Bunlar ilga edildi ama bu faaliyetlerin tamamı, çok köklü bir genel müdürlük olan Orman Genel Müdürlüğü bünyesinde toplandı. Bakanlığımızda ise sadece merkezdeki faaliyetleri planlamak üzere Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü ve Su Yönetimi Genel Müdürlüğü adıyla iki genel müdürlük kuruldu.

Ben, müsaade ederseniz, Orman Genel Müdürlüğünden başlayarak genel müdürlüklerimizin faaliyetlerini kısaca özetlemek istiyorum.

Efendim, Orman Genel Müdürlüğümüz Türkiye'nin en köklü genel müdürlüklerinden birisi. Bu yıl, inşallah, 173’üncü kuruluş yılını kutlayacağız. Esasen şunu gururla ifade edeyim: Bütün dünyada orman alanları veya odun servetleri azalırken Türkiye’de ormanlarımız hem alan itibarıyla hem de odun serveti itibarıyla artmaktadır.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – O zaman 2/B’yi niye çıkarıyorsunuz? Artıyorsa 2/B’yi niye çıkarıyorsunuz?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Şöyle ki geçmiş yıllarda 20,2 milyon hektar olan orman varlığımız bugün 21,6 milyon hektara yükselmiştir.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Gidin ölçün, inanmıyorsanız gidin ölçün, öyle mi?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Odun serveti açısından ise daha dikkat çekici bir durum vardır. Geçmişte 936 milyon metreküp odun serveti varken, bugün -Allah’a şükürler olsun- 1 milyar 400 milyon metreküpe ulaşmıştır. Gerçekten, ağaçlandırmada ve diğer orman faaliyetlerinde şu anda dünyada 3’üncülüğe yükselmiş bulunuyoruz.

Ben bundan dolayı, bundan önce çalışan herkese, bakanlarımıza, geçmiş hükûmetlere ve şu andaki bütün mensuplarımıza gönülden teşekkür ediyorum, başarılı çalışmalarının devamını diliyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Bakan, biraz da bize konuşun ya, biraz da bu tarafa bakın.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Özellikle, şunu gururla ifade etmek istiyorum: 1 Ocak 2008 tarihinden itibaren “Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrol Seferberliği” adıyla büyük bir seferberlik başladı. Aslında 2012 yılı sonuna kadar 2 milyon 300 bin hektarlık alanda çalışma yapılmasını planladık, her yıl için de bir hedef koyduk. Misal olarak, 2008 yılında yani seferberliğe başladığımız yılda hedefimiz 420 milyon hektarlık bir alanda çalışma yapmaktı ama bütün kurum ve kuruluşlar gerçekten çok çalıştı ve neticede, o yıl, 463 bin hektarla yılı tamamladık. 2009 yılına geldiğimizde orman teşkilatının 170’inci kuruluş yılıydı. Arkadaşlarıma ben teşekkür ediyorum, bütün mensuplarımıza, dediler ki: “Bir rekora imza atalım, 500 bin hektarı aşalım.” Bütün ekip hakikaten kilitlendi hedefe ve yıl sonuna baktığımız zaman, 2009 yılı sonunda, orman teşkilatımızın kuruluşunun 170’inci yılında 501 bin hektarla gerçekten bir rekora imza attı. Ben kurumumuzun bütün mensuplarını tebrik ediyorum. Neticede, 2009 yılında da 440 binken hedef 483 bin hektarla yılı tamamladık. İnşallah, bu yıl da herhâlde 480 bin hektara yaklaşacağız.

Yani bu, tabii, açık alanlarda ağaçlandırma, bozuk orman alanlarının ıslahı şeklinde yürüyor. Şu ana kadar, hesapladım, yaklaşık 1 milyon 900 bin hektarlık alanda çalışma yapılmış ve yaklaşık olarak da 1 milyar 400 milyon fidan toprakla buluşturulmuştur. İnşallah, 2012 yılının sonunda yani önümüzdeki yılın sonunda bu hedefi aşacağımıza ben inanıyorum.

Efendim, bunu paralel olarak fidan üretimi de arttı. Daha önceki yıllarda yılda 117 milyon adet fidan üretilirken fidanlıklarda, bu sene 460 milyona yükselttik. İnşallah, önümüzdeki yıl hedefimiz 500 milyon hedefini aşmaktır. Bunu da özellikle ifade etmek istiyorum.

Bu arada tabii ki çok değerli milletvekillerimize teşekkür ediyorum, katkıda bulunan bütün milletvekillerimize şükranlarımı sunuyorum. Onların tenkit, tavsiye ve teklifleri bizim için çok önemlidir, onları dikkatle takip ediyoruz.

Bu arada, bütün milletvekillerimiz için Atatürk Orman Çiftliğinde birer fidan diktik. Hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar) Bundan sonra herhâlde “Ankara’da dikili ağacım yoktur.” demeyesiniz.

Efendim sadece fidan üretimi değil…

OKTAY VURAL (İzmir) – İnşallah sanal değildir onlar. Adresini verin de gidip görelim fidanları.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU  (Devamla) –  Efendim sizlere verdik, arkasında da nereye diktiğimizin işareti var.

Şimdi efendim, orman ürünü açısından gerçekten 17,9 milyon metreküpe ulaştık. Ayrıca odun dışı ürünler konusunda bilhassa orman köylülerimizi geliştirmek, onların daha da geçim seviyelerini, hayat standartlarını artırmak gayesiyle odun dışı ürünlerde büyük bir hamle yapıyoruz. Defne, adaçayı, kekik gibi hatta fıstık çamı gibi ürünlerde orman köylümüze büyük bir imkân sağlayacağız. Biz geçen sene 120 milyon dolarlık bir ihracat yaptık ama bu ihracat hedefi çok küçük. İnşallah önümüzdeki yıllarda bu konuda defne için, fıstık çamı için, kekik ve tıbbi aromatik bitkiler için bir eylem planı hazırladık, ceviz eylem planı hazırladık. İnşallah 1 milyar doları aşmak şeklinde 2015 yılında bir hedefimiz vardır, bunu arz ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – İstanbul Belediyesine bahşettiğiniz orman arazisinden de bahsedecek misin?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU  (Devamla) –  Ayrıca, 101 adet kent ormanı kurduk, 102 adet bal ormanı… Efendim bal ormanı deyince “Nedir?” diye merak edebilirsiniz. Biz -az önce de ifade edildi-bilhassa  “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” mantığı ile bütün arıcılara ormanlarımızı açtık, onlara özel birtakım şifalı bitkiler dikmek suretiyle ister kestane balı, ister çam balı ve suyu da kenarında, korunmuş bir alanda, organik bal üretecek şekilde şu anda tam 102 adet bal ormanı kurmuş bulunuyoruz. İnşallah, Türkiye’yi bal üretim ve ihracat üssü hâline getirmek hedefimizdir, bunu gerçekleştireceğimize ben inanıyorum.

Ayrıca orman köylümüz… Bakın şunu da ifade edeyim: Orman köylümüze çok büyük destek veriyoruz. Sadece 710 milyon TL’lik bir üretim desteği olmuştur orman köylüsüne. Ayrıca 299 milyon TL’lik de diğer desteklerle beraber 1 milyar  TL’den fazla bir destek olmuştur, onu da özetle vurgulamak istiyorum.

Kadastro çalışmaları yürüyor. Şu ana kadar 18,5 milyon hektarlık alanda kadastro çalışmaları tamamlandı. 2/B ile alakalı çalışmalar hemen hemen tamamlandı, hatta 2/B’yle ilgili kanun tasarısını Bakanlar Kuruluna sevk ettik. İnşallah, yüce Meclis karar vererek onunla ilgili de kangren olan bu mesele tamamen çözülecektir.

Tabii, efendim, yangınla alakalı hususlara gelince, gerçekten başarılıyız yani Akdeniz ülkeleri içinde en başarılı ülke bizim ülkemizdir. Ben, orman teşkilatında göğüslerini âdeta yangına karşı siper eden bu kahramanlara şükran borçluyum.

2011 yılında, bakın, 1.848 adet yangın çıkmış ve 3.500 hektar alan yanmıştır ama diğer ülkeler, Yunanistan, İspanya, Portekiz, İtalya, Fransa’yı dikkate aldığımız zaman, onlarda yanan alanlar bizim 10 ila 20 katımızdır. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Bunu tabii çok yüksek teknolojiye borçluyuz yani ben, yangın mevsiminde, odamdan, yangına giden helikopterin veya uçağın havadaki koordinatlarını ve o andaki hızını görecek teknolojiye sahibim. Gerçekten bu konuda da büyük başarıya imza attık. Ayrıca, 1.500 tane havuz inşa ettik, helikopterler kolayca suyu alıp yangın mahalline gidebilsin diye. Bunu da belirtmek istiyorum.

Çölleşme ve erozyonla ilgili de Genel Müdürlüğümüz yeni kuruldu ama şu anda çölleşme ve erozyona tabi olarak, ülkemizde gerçekten erozyona bağlı olarak… Yüzde 60’ı ülkemizin erozyon açısından riskli bölgeler.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Gazi yerleşkesini bir açıklayın Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Onu özellikle…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Bir açıklar mısınız Gazi yerleşkesini.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, lütfen…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Mini parkları 33’ten 41’e yükselttik.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Genel merkezi bir açıklayın.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Sulak alanları ihya ediyoruz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Onları biliyoruz zaten.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Yazılı cevap verdim.

Kanatlılar…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Yazılı cevap olur mu, açıklayın milletin huzurunda.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, lütfen, böyle bir usulümüz yok.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – 238 bin adet, efendim, Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğümüz 238 bin adet kanatlı yani keklik ve sülünü doğaya bıraktı.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Bakan, bunları Türk ormancısı yaptı.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Sokak hayvanları…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ormancıların elinden Gazi yerleşkesini alıyor musunuz, almıyor musunuz? (AK PARTİ sıralarından “Bağırma” sesleri)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, lütfen…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Sokak hayvanları ve barınaklar için…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Türk ormancıların kemiklerini sızlatıyorsun.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Değerli milletvekili, ben sizi dinledim…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Cevap verin ama, cevap verin!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – …lütfen oturarak siz de beni dinleyin.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Cevap verin ama Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ben sizi dinledim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sözlü sınavda yazılı cevap olur mu ya! Söyleyin, sözlü sınav yapıyoruz!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Efendim, sözlü soru sorduğunuz zaman cevap veririz. Şimdi müsaade ederseniz anlatacak çok şey var, müsaade edin.

Bakın, sokak hayvanları için ilk defa ormanlarda barınak için yer tahsisine imkân sağladık.

Su yönetimi konusunda, bakın, Ergene havzasıyla ilgili konuşma yapıldı, ancak şunu ifade edeyim: Ergene havzasıyla ilgili, sanayi atık sularını arıtıyor, yeterli veya değil; ama oradaki hiçbir belediyenin atık su arıtma tesisi yok. Onu, Sayın Başbakanımızın talimatıyla, tamamen belediyelerin mükellefiyetinde olan bu faaliyeti, kanunda bir değişiklik yaparak DSİ Genel Müdürlüğü tarafından yapılmasına imkân sağlayacak bir çözüm bulduk ve on yedi tane büyük paketten oluşan Ergene eylem planını hazırladık ve bunu da ilan ettim ben Edirne’de, Kırklareli’nde ve Tekirdağ’da. Bunu da göreceklerdir, inşallah bunu da, nasıl ki Haliç’i temizlemişsek onu da temizleyeceğiz. Ama bunun da mükellefiyetinin oradaki belediyeye ait olduğunu, atık su arıtma tesislerini inşa etme ve alıcı ortama verme mükellefiyeti tamamen belediyelerin kanunla mesuliyeti altındadır. Ama onlar yapamıyor, biz yapacağız, çünkü biz milletimize inanıyoruz, milletimizi seviyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Parasını almıyor musunuz onun, bedava mı yapıyorsunuz?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Onun için ne gerekiyorsa yapmak bizim boynumuzun borcudur.

Efendim, özellikle suyla ilgili kısaca bilgi vereceğim çünkü sürem çok az. Ancak şunu da ifade edeyim: Bakın, suyla ilgili, şu anda 112 milyar metreküp kullanılabilir suyumuz var yılda. Bunun 32 milyar metreküpü sulamada kullanılıyor, 7 milyar metreküpü yılda içme ve kullanma suyu, 5 milyar metreküpü de sanayi için kullanılıyor. Dolayısıyla şu anda 44 milyar metreküplük suyu kullanıyoruz.

Sulanan araziyi şu anda 5,5 milyon hektara yükselttik.

Enerjide 290 HES’imiz var ve yılda 61 milyar kilovat saat elektrik üretiyoruz. Özel sektörü de devreye soktuk, gerçekten bu gurur duyacağımız bir husustur. Şu anda özel sektörün 1.484 adet HES’e müracaatı var, toplam 30 bin megavat, bir başka ifadeyle bunlar tamamlandığı zaman 110 milyar kilovatsaatlik elektrik üretecek. Bunlar temiz, yenilenebilir enerji, onu özellikle vurgulamak istiyorum.

İçme suyuna gelince, efendim, içme suyunda destan yazdık. Tabii, bu su evlerde akınca bir şikâyet yok ama bu su olmayınca -su gibi aziz olun efendim- suyun yokluğu hissediliyor ama varlığı hissedilmiyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Su yok, su yok Bakanım, bakın, Şanlıurfa’nın Hilvan ilçesinin içme suyu yok.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Bakın, şu anda biz tam 32 milyon vatandaşımıza -İstanbul hariç- su verdik, 32 milyon.

Bakın, Kars, Erzurum, Muş, Siirt, Hakkâri, Şemdinli, Şırnak, Mardin Kilis, Gaziantep, Adıyaman, Kahramanmaraş…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hilvan’a gelin, Hilvan’ın suyu var mı, yok mu, Hilvan’a gelin.  Hilvan’ın içme suyu yok Sayın Bakan.

 ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - …Şanlıurfa, Sivas, Trabzon, Zonguldak, Karabük, Çorum, Çankırı -Ankara için çalışma yapıyoruz- Mersin, Konya, Karaman, Afyonkarahisar, Isparta, Uşak, Aydın, İzmir, İstanbul, Bodrum yarımadası…

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Sular arsenikli Sayın Bakan, sular arsenikli.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - …Bursa, Balıkesir, Edirne, Tekirdağ ve hatta bu yetmiyor… (AK PARTİ sıralarından alkışlar) …daha varsa söyleyin, nereye su götürmek gerekiyorsa her yere su vermek bizim boynumuzun borcudur.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Arsenikli sulara ne yapacaksınız Sayın Bakan? Kanser tehlikesi var vatandaşın.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Hatta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’miz de su istedi, inşallah, ona da başladık… (AK PARTİ sıralarından alkışlar) …Allah nasip ederse, Alaköprü Barajı’ndan, 107 kilometre mesafeden, denizde 80 kilometre, 1,60 metre çapında dev isale hattıyla hatta dünyada ilk defa kullanılan bir teknolojiyle 250 metre deniz seviyesinden aşağıda bir boru hattıyla Kıbrıs’ımıza, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne de su vereceğiz, bunu da özellikle vurgulamak istiyorum.

Tabii, şu ana kadar, biz, 2011 yılı sonuna kadar 1.035 adet tesis açtık. Bakın, dile kolay -vaktimiz yok- 165’i baraj, 60 gölet yani biz hatta bunları açarken toplu açıyoruz; geçen yıl 10/12/2010 tarihinde 110 tesisi, işte bu sene Sayın Başbakanımızın teşrifiyle 11/11/2011’de 111 tane dev tesisi açtık. Bunların toplam maliyeti de 8 milyar 365 milyon TL. Farkımız bu işte. 

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Süremiz bitti, anlatacak çok şey var ancak.

Bu bütçenin hayırlı olmasını diliyorum hepinize. (AKP sıralarından alkışlar)

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Arsenikli sulara ne yaptın Sayın Bakan? Arsenik demek kanser demek.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Aleyhte söz isteyen Mehmet Ali Ediboğlu, Hatay Milletvekili.

Buyurun Sayın Ediboğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ EDİBOĞLU (Hatay) – Sayın  Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ulusal çıkarlarımız yerine egemenlerin çıkarlarını önceleyen, Meclisi dışlayan, dış politikayı hükûmet politikasına indirgeyen anlayışı eleştirmek üzere söz aldım.

Değerli milletvekilleri, ocak ayında Orta Doğu’da, Arap halkları, daha fazla özgürlük ve demokrasi talepleri ile sokaklara döküldü. Bu talepler, ilk başta devrimci ve haklı taleplerdi. Arkalarında güçlü halk desteği varsa ya bu talepler karşılanacak ya da tarihte onlarca örneği olduğu gibi, halklar kendi iktidarlarını kuracaklardı ama bu böyle olmadı. Orta Doğu coğrafyası, emperyal güçlerin ağır saldırılarına maruz kaldı. Şu an Arap baharı kışa dönmüş ve egemen güçlerin nüfuz alanı yaratma mücadelesine dönüşmüştür.

Orta Doğu’da bugün bölge içi çatışmalara, güç kaymalarına, bölge dışı müdahalelere, etnik ve mezhepsel gerilimlere tanık olmaktayız. Örneğin, Türkiye-Suriye ilişkilerinin geldiği son noktayı değerlendirecek olursak, iki ülke arasında neredeyse birleşme aşamasına gelinen bir noktada iken, ne oldu da ilişkiler hızla bozuldu? Hem de iki günde. Bunun tek bir cevabı var: Emperyal güçler böyle istedi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Suriye yönetimi diğer ülkelerden ders çıkarmış olacak ki halkın meşru taleplerini bir bir karşılamaya çalıştı ve halk sokaktan çekildi ancak dış politikada yeni bir terim ile tanıştık: “Geç kalındı.”

Aslında bu ifade reformların yapıldığının kabulüydü. Bu ifadeyi sık kullanan egemen güçler ve maalesef Türkiye, Suriye’de derdi reform değil, Esad’ın gitmesi olan silahlı gruplara açık destek verdi. Bunu, Sayın Başbakanımızın “Suriye bizim iç meselemiz.” diyen talihsiz açıklaması izledi. Silahlı gruplar eylemlerini arttırdılar, güvenlik güçleri silahla karşılık verdi. Sivil, terörist, asker, polis, toplam 4 bin kişi hayatını kaybetti Suriye’de.

Değerli milletvekilleri, kanın bir an önce durması hepimizin ortak talebidir ancak bir tarafa “Silahı bırak.” derken, diğerlerine silah verip arka çıkarsanız bu kan durmaz. Her iki tarafa silahlarını bırakması yönünde baskı yapılmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işgal ile demokrasinin gelmediğini, gelemeyeceğini Libya’da gördük. NATO saldırılarında, kanı durdurma bahanesiyle 65 bin Libyalı öldürüldü. Libya’da yönetim değişti ancak kargaşa ve kan akmaya devam ediyor ama değişen bir şeyler var Libya’da; petrol emperyal devletler arasında paylaştırıldı ve kırk üç yıl sonra Libya’da İsrail Büyükelçiliği açılıyor.

Değerli milletvekilleri, bu nedenle, demokrasi Suriye’ye seçimle gelmeli, buna katkı sağlayalım.

Suriye’yle ilişkilerin bozulmasından sonra sınır illerimizde ekonomi hızla kötüleşiyor. Özellikle Hatay, Gaziantep, Kilis ve Urfa’dan gelen feryatları Hükûmet duymazlıktan geliyor. Artık sınır illerimizde işsizlik ve kaçakçılığın arttığını gözlemliyoruz. Daha dün bir İngiliz gazetesi, Hatay’dan Suriye’ye kaçakçıların günde 3 kez, külliyetli miktarda sınırdan silah geçirdiğini yazdı. Gaziantep Belediye Başkanının Akşam gazetesine düşen açıklaması, Hatay’daki iş adamlarının ve bavul ticareti yapan halkın ve Kilis Ticaret Odası Başkanının feryatları var. Bunlara daha ne kadar kulak tıkayacaksınız?

Sayın Bakan, soruyorum size: Nerede İsrail’in Mavi Marmara ile ilgili özrü? Hani Doğu Akdeniz’deki doğal gaz sondajlarındaki kırmızı çizgilerimiz? Nerede Piri Reis gemisi? Kürecik’te kurulacak füze kalkanı Türkiye’yi mi yoksa İsrail’i mi koruyacak? İran’ın “Türkiye’yi vururuz.” açıklaması ortadayken kim kimi koruyacak? “Stratejik Derinlik” kitabınızda yazılanlar Mavi Marmara trajedisiyle Doğu Akdeniz’in derin sularına mı gömüldü?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Suriye’yi işgal görevinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ediboğlu.

MEHMET ALİ EDİBOĞLU (Devamla) – İnadına barış, inadına yurtta barış dünyada barış diyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, on birinci turdaki konuşmalar tamamlanmıştır.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 22.54

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati:23.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 37’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın milletvekilleri, şimdi sorulara geçiyoruz.

Sayın Havutça, Sayın Türkoğlu, Sayın Erdoğan, Sayın Işık, Sayın Varlı, Sayın Kuşoğlu -Sayın Aslanoğlu tekrar sistemden çıktı- Sayın Dibek, Sayın Akçay, Sayın Demir, Sayın Genç, Sayın Topcu, Sayın Tanal, Sayın Çınar, Sayın Demiröz, Sayın A. Yılmaz, Sayın S. Yılmaz, Sayın Eryılmaz, Sayın Acar ve Sayın Öz sisteme giren ilk sayın milletvekilleri.

Sayın Havutça, buyurun.

Soru sorma süresi on dakika.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Dışişleri Bakanına soruyorum:

Suriye Devlet Başkanı ve yönetimine beş altı yıldır demokratik adımlar atması konusunda telkinde bulunduğunuzu, en son da altı saat görüştüğünüzü ancak sonuç alamadığınızı, Esad’ın sözünde durmadığını, samimi davranmadığını, beklenen demokratik adımları atmadığını sürekli dile getiriyor ve ilişkilerin bozulmasını bu gerekçelere dayandırıyorsunuz. Beşar Esad ile altı saat ne görüştünüz? Bu görüşmenin içeriğiyle ilgili bugüne kadar neden kamuoyuna bir açıklamada bulunmadınız? Bu görüşmeye ilgili bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz? Esad hangi konularda size söz verdi de yerine getirmedi? Hangi konularda samimi davranmadı? Kendisinden hangi konularda demokratik adımların atılmasını bekliyorsunuz ve istediniz? Komşu ve kardeş bir ülkenin polis ve askerine silahlı saldırılar düzenlendiğini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İlk sorum Sayın Eroğlu’na.

Her seçimde söz verdiniz, özellikle Osmaniye’de yaylacıların orman arazisindeki yayla evlerinin çözümü için. Onlar partinizin genel merkezi gibi işgalden nemalanmıyorlar, para ve hapis cezasına maruz kalıyorlar. Bu sorun ne zaman çözülecek?

İkinci sorum Sayın Davutoğlu’na.

“Suriye’de insan hakları sorunu var.” deyip Suriye’nin iç işlerine karışıyoruz. Irak Türkleri, Batı Trakya Türkleri, Doğu Türkistan Türklerinin de sorunları var. Onlar için de o ülkelerin iç işlerine karışacak mısınız? Türk dünyasıyla ne zaman cidden ilgileneceksiniz?

İkinci sorum, Türkiye Cumhuriyeti’nin tezlerinin aksine Kıbrıs Rum kesimi AB dönem başkanlığını üstelenecek. Eminim ki İslam ve Hazreti Muhammed düşmanı Rasmussen’i NATO Genel Sekreteri yaptıktan sonraki pişkinliğinizi tekrarlayacaksınız. Rum kesiminin dönem başkanlığında nasıl bir strateji izleyeceksiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Eroğlu’na soruyorum sorularımı.

Seçim döneminde “Ege’nin GAP’ı” diyerek Akköprü Barajı’nı açtınız ama biraz önceki açıklamanızda Ege’nin GAP’ını kaptırdığımızı da açıkladınız. Bu bölgede Akköprü havzasındaki tarım arazilerinin sulanmasıyla ilgili herhangi bir sulama kanalı yapmayı düşünüyor musunuz? Gene bu barajı açarken köylülerin, oradaki beş-altı köyün ulaşımını sağlayan köprüyü yıktınız. Bu köylülerin ulaşım meselesini çözecek misiniz?

Yuvarlak Çayı üzerinde planlandığınız HES, yargı kararıyla durduruldu. Yuvarlak Çayı’na HES yapma konusundaki ısrarınız devam edecek mi? Eşen Çayı ve Kargı Çayı üzerinde planladığınız HES’ler yapılırsa bölgedeki tabii denge bozulacaktır. Bunları nasıl engelleyeceksiniz? Bölgede bu küçük HES’lerle zaman kaybedeceğinize güneş enerjisi ve rüzgâr enerjisini kullanmayı düşünüyor musunuz?

Bodrum Yarımadası’nda yapılacak olan katı atık projesine destek verecek misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Davutoğlu’na: 1) Suriye’ye yapılacak muhtemel bir uluslararası müdahale karşısında tutumunuz nasıl olacaktır?

2) Suriye’de el konan 183 adet Türk tırları için nasıl bir tedbir aldınız?

Sayın Şahin’e: Şehit ve gazi ailelerinden ikinci bir kişinin daha istihdam edilmesi konusunda Bakanlığınızca yürütülen bir çalışma var mı, varsa ne aşamada?

Sayın Eroğlu’na: 1) Bakanlığınızca mağdur edilen kıl keçisi üreticilerine verdiğiniz sözler unutulmuş mudur? Bu konuda Bakanlığınız ne yapacaktır?

2) Konya Bozkır’daki Çağlayan Göleti’nin 5 metre yükseltilmesi işi iki yıldır niçin yapılamamıştır? Sorun nedir?

3) Şehitler adına yapılmış ormanların metruk görüntüsü sizi rahatsız etmekte midir? Bu konuda ne yapacaksınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Varlı…

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Eroğlu’na soruyorum: 2006 yılında çıkan Bakanlar Kurulu kararı ile Adana’da çok önemli yerleşim alanlarından Güzelyalı, Karslı, Kurttepe, Kenan Evren Mahalleleri –ki bunlar Adana’nın merkezinde, en güzel yerleşim yerlerinden birisidir, kaymakamlık binasının ve güzel restoranların olduğu yerlerdir- buralar yaban hayatı kapsamına alınmıştır Sayın Bakan. On katlı apartmanların olduğu, kaymakamlık binasının olduğu, en güzel restoranların olduğu yer yaban hayatı kapsamına alınmıştır. Şu anda orada inşaatlar durmuş vaziyette, hiçbir iş yapılamıyor. Bu mağduriyeti bir an önce gidermenizi istiyor değerli hemşehrilerimiz. Bu konuda bir öneriniz, bir çalışmanız var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim.

İlk sorum Sayın Eroğlu’na: Yıllardır yapımı düşünülen Polatlı’daki Gökpınar barajıyla ilgili… Programa alınma durumu söz konusu mudur ya da hangi yılın programına Gökpınar barajı alınmıştır, hangi yıl yapımına başlanacaktır?

İkinci olarak, Sayın Dışişleri Bakanına sormak istiyorum: Sayın Bakanım, sizi her dinlediğimde hakikaten endişeye kapılıyorum, kitabınızı okuduğumda değil ama sizi dinlediğimde çünkü bugün İranlı meslektaşınızla ilgili de bir bilgi verdiniz ama İranlı meslektaşınızın verdiği bilgi, iyi niyet mesajları devlet ve Türk milletiyle ilgili, Hükûmetle ilgili hiçbir iyi niyet mesajı yok dikkat ederseniz. Bunun ne anlama geldiğini bilirsiniz. Şahsınızla ilgili var ama Hükûmetle ilgili yok. Bu proaktif politikanın somut sonuçlarını öğrenmek istiyorum. Bir kapalı oturumda veya bir şekilde bize anlatırsanız, bu millî bir mesele, sizi de destekleyelim ama gerçekten somut sonuçlarını göremiyoruz asla. Bunu lütfen bir şekilde bize de anlatabilirseniz çok mutlu olacağız, memnun olacağız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Dibek…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Eroğlu’na sormak istiyorum ilimle ilgili: Şimdi, Kırklareli’nde Sayın Eroğlu’nun da faaliyet alanı olan su ve ormanları tehdit eden çok önemli bir sorun var Sayın Bakan, taş ocakları. Özellikle bizim ormanlarımız Istrancalara doğru olan Vize, Pınarhisar, diğer ilçelerimiz de var ama bu ilçelerde çok sayıda taş ocağı var. Hem ormanlar şu anda yok ediliyor             -yukarıdan, helikopterle bir giderseniz görüyorsunuz zaten- hem de su kaynaklarını tehdit ediyorlar, patlamalı bir şekilde işlem yapıyorlar. Bunların ruhsatlarını siz vermiyorsunuz, Enerji Bakanlığı veriyor. Niye böyle bir olay oluyor? Yani ormanlar yok ediliyor, su kaynakları tehdit altında, sizinle hiç alakası yok. Niçin bu konuyu uhdenize, üzerinize almıyorsunuz? Bu konuda sizden bilgi istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sorum Sayın Dışişleri Bakanına: Hükûmetinizin Türk cumhuriyetleriyle ilişkilerinde ve komşu ülkelerdeki Türk nüfusunun sorunlarıyla ilgilenme konusunda yeterince aktif olmadığınızı görüyoruz. Bunu dağıttığınız kitapta da görmek mümkün. Bu konularda daha etkin ve aktif çalışmalar yapmayı düşünüyor musunuz?

Bir de, acaba sıfır sorun yaşadığımız bir komşumuz var mıdır, hangisidir?

Diğer sorum Sayın Eroğlu’na: Gediz Havzası Koruma Eylem Planı kapsamında kirliliğin önlenmesi konusunda ne tür tedbirler alınmıştır? Çalışmalar ne aşamadadır? Bu konuda 2012 yılında ayrılan kaynak ne kadardır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Sayın Şahin, Şanlıurfa’da kaç adet sığınma evi vardır?

İki: Nüfusu 50 bini geçen belediyeler sığınma evi yapmak zorundadır. Şimdiye kadar Türkiye’de kaç tane sığınma evi var? Bunun için belediyelere bir yaptırım yapmayı düşünüyor musunuz, yapmayan belediyeler için?

Orman Bakanına sorum: Sulama birlikleri özelleşiyor. Bu birlikleri alan firmalar sulama için köylüden para talep edecek mi, yani köylü sulama suyuna para ödeyecek mi?

Aydın, Muğla ili fıstık üreten köylülerin mülkiyet sorunu sizin Bakanlığınızda çözülebilecek mi?

Datça, Dalaman, Fethiye gibi turistik yerlerde orman kesim oranı yüzde 10’u geçmiştir. Acaba, buradaki kırk dokuz yıllığına verilen orman alanları da artmıştır, arasında bir ilişki var mı? Turizm bu konuda zarar görecek mi?

Dışişleri Bakanına sorum da:  “Suriye halkının yanındayız.” diyorsunuz, diğer bir yandan muhalifleri destekliyorsunuz ve örgütlüyorsunuz. Bu ikiyüzlü bir yaklaşım değil mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim.

İstanbul belediye sınırları içinde olup da maden çıkarılan çukurlar ormana ait olduğu hâlde bunlar İstanbul Belediye Başkanlığına hangi şartlarla devredilmiştir? Buraya dökülen topraklardan İstanbul Belediyesi ne kadar para almaktadır? Bu paraları nereye harcamaktadır?

İki, Dışişlerine soruyorum: Somali’ye ne kadar yardım toplanmıştır, ne kadar yardım yapılmıştır? Buraya yardımı getiren birçok gemiler sokulmamış, işçiler mağdur durumda.

İki: Libya’ya 300 milyon dolar verdiğinizi söylediniz basında. Kimin parasını kime veriyorsunuz? Kime nasıl verdiniz? Ben bu paranın kime verildiğine dair belgelerini istiyorum. Aksi takdirde zaten ciddi bir iktidar Türkiye’de iktidara geldiği zaman bunun hesabını soracaktır.

Suriye’de tutuklu güvenlik görevlileri var mıdır? Neden dolayı güvenlik görevlileri tutuklanmıştır?

Ayrıca da şunu da belirtmek istiyorum: Ahmet Bey, senin boyun ufak, senin Suriye’yle, İran’la Türkiye’yi savaşa sokmaya gücün yetmez. Onu da ayağını da denk al… (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Soru-cevap işlemi bitmiştir.

Buyurun Sayın Bakanım.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Havutça Beşar Esad’la yaptığımız görüşmenin detaylarını sordular. Ben her şeyden önce teşekkür ederim çünkü bunu hatırlattıkları için ve bu fırsatı verdikleri için.

Nisan ayında gittiğimizde dört saate yakın, ağustos ayında da gerçekten altı saate yakın görüştük. Daha önce Sayın Başbakanımız da görüştü. En azından bu, şunu gösteriyor: Sayın Başbakanımızın ocak ayında yaptığı görüşmeden bu yana uzun bir mesaiyi Sayın Beşar Esad’la görüşmelere ayırdık. Bu, şu demek: Sayın Kılıçdaroğlu’nun söylediği gibi bir sabah kalktığımızda Suriye’yle ilişkiler bozulmuş değil. Biz dokuz ay Suriye yönetimiyle bütün kanalları kullanarak, bütün imkânlarımızı kullanarak onları kendi halkını dinlemeye teşvik ettik. İstediğimiz tek şey vardı: Lütfen, kendi halkınızı dinleyin, sokaktaki halkla barışın, onları bir tehdit gibi görmeyin, kendi halkını tehdit gibi gören bir yönetim kalıcı olamaz.

Evet, orada bir yol haritasında anlaştık. Şiddeti derhâl durdurma sözünü verdiler. Üç gün içinde bütün Suriye şehirlerinden -Humus hariç- askerlerin çıkacağını ifade ettiler. Buraların basına açılacağını ifade ettiler, önce Hama’nın, arkasından Deyrizor’un, Lazkiye’nin. İlk gün çıktılar Hama’dan, hemen takdir ettiğimizi söyledik ancak ikinci günden sonra Deyrizor’da ve Lazkiye’de çok büyük bir bombardıman yaptıktan sonra Suriye rejimiyle bu meselelerin konuşulmasının bir fayda getirmeyeceğini gördük.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Eskiden demokrasi mi vardı Suriye’de?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Konya) - Anlaştığımız yol haritasında ise bu sene içinde, 2012 içinde parlamento seçimleri yapmak vardı. Bitiyor aralık ayı, yapmadılar, verdikleri sözü yerine getirmediler. Bütün bunlar… Beşar Esad’la gerek Sayın Başbakanımızın gerek benim yaptığım görüşmeler devlet arşivlerindedir. Bütün bu çabalarımıza, teknik yardımlarımıza rağmen mart ayından bu yana 5 bin kişi öldü Suriye’de, 5 bin kişi.

Birileri için bir sabah kalktığında “Niye Suriye ile ilişkilerimiz gerilime girdi?” diye bir soru doğru olabilir ama bizim için doğru değil, o 5 bin can kendi halkına silah doğrultan Suriye rejimi tarafından öldürüldü.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Irak’ta ne oldu?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Konya) – Bizim buna sessiz kalmamız mümkün değildi, dolayısıyla bundan sonra da Suriye halkıyla… (CHP sıralarından gürültüler)

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Amerika ve Fransa büyükelçilerini niye geri gönderdi?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – 1,5 milyon mu büyük, 5 bin mi?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, soru sordunuz, dinleyin lütfen, cevap veriyor Sayın Bakan.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Amerika ve Fransa büyükelçilerini niye geri gönderdi?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Konya) – Şimdi, bütün bu… Detayı sordunuz detay veriyorum Beşar Esad’la ne görüştüğümüzün.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya sordunuz cevap veriyor işte, cevabını alın.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Konya) – O zaman detayları dinlemek istemiyorsanız niye soruyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Sayın Beşar Esad’la hem güvenlik şartlarının iyileştirilmesi ve saldırıların durması hem de reformların uygulanması için bir eylem planında anlaştık. Daha dördüncü gününde bu eylem planından vazgeçmiş olduğu için de, ondan sonra Suriye halkını korumak adına ve Suriye halkıyla tarihî bağlarımız dolayısıyla Suriye rejimine uyarılarımızı artırdık.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Amerika ve Fransa büyükelçilerini geri gönderdi, biz de gönderecek miyiz?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Konya) – Daha sonra da uluslararası temaslarımızı artırdık.

Muhalefetle ilgili ise, onlar kendileri örgütlenmektedir; kendi zeminlerini, kendi çalışmalarını yapmaktadırlar.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Yarın gönderirsen büyükelçiyi soracağız Sayın Bakan.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Konya) – Bizim bu konuda herhangi bir ülkenin iç işlerine karışma geleneğimiz yok. Sayın Korutürk çok iyi bilir, Irak koordinatörü olarak Irak’taki muhalif gruplarla gidip görüşme görevi ona 2003 yılında verildiğinde, devlet görevi olarak bunu yapmıştır. Hiçbir itiraz da getirmemiştir. Biz,, Orta Doğu’daki bütün halklarla, bütün gruplarla görüşürüz, görüşmeye de devam edeceğiz. Onlar bizim için kader birliği yaptığımız halklardır.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Suriye işine körü körüne girdiniz. En çok sizin savlarınıza yazık oldu.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Konya) – Sayın Türkoğlu, Doğu Türkis