TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  36’ncı Birleşim

                                                                                             13 Aralık 2011 Salı

 

(TBMM Tutanak Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S.Sayısı: 88)

 

A) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI

1.- Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

B) SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI

1.- Sanayi ve Ticaret Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) MİLLÎ PRODÜKTİVİTE MERKEZİ

1.- Millî Prodüktivite Merkezî  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME

İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı  2012 Yılı

     Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı  2010 Yılı

     Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU

1.- Türk Akreditasyon Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türk Akreditasyon Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ

1.- Türk Standartları Enstitüsü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türk Standartları Enstitüsü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ

1.- Türk Patent Enstitüsü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türk Patent Enstitüsü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU

1.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim

     Bütçesi

2.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin

     Hesabı

 

I) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI

1.- Millî Savunma Bakanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî Savunma Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI

1.- Savunma Sanayi Müsteşarlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Savunma Sanayi Müsteşarlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) GENÇLİK VE SPOR BAKANLIĞI

1.- Gençlik ve Spor Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

L) SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Spor Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Büctçesi

 

M) GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

N) YÜKSEK ÖĞRENİM KREDİ VE YURTLAR KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI

1.- Kültür ve Turizm Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Kültür ve Turizm Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Devlet Opera  ve Balesi Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

P) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

R) TÜRKİYE YAZMA ESERLER KURUMU BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Trabzon Milletvekili Koray Aydın’ın Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, bütçe müzakerelerinde muhalefetin hükûmeti tenkit edeceğine, muhalefet milletvekillerinin konuşmalarını da grubun üzerine almayarak hükûmetin cevap vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

VI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Libya’da iş yapan müteahhitlerin mağduriyetlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/1020)

2.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, doğum sonrası verilen izin sürelerine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/1053)

3.- Ankara Milletvekili Zühal Topçu’nun, mevcut personel rejiminin eksikliklerine ve yeni personel rejimine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/1054)

4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, öğretmenlerin emeklilik işlemlerinde yaşanan mağduriyete ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/1058)

5.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, dış ticaret politikasına ve cari işlemler açığına karşı alınacak tedbirlere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/1227)

 

13 Aralık 2011 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 36’ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca bugün iki tur görüşme yapacağız.

Sekizinci turda, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Millî Prodüktivite Merkezi, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı, Türk Akreditasyon Kurumu, Türk Standartları Enstitüsü, Türk Patent Enstitüsü, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi, Millî Savunma Bakanlığı, Savunma Sanayii Müsteşarlığı bütçeleri yer almaktadır.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S.Sayısı: 88) (x)

 

A) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI

1.- Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

B) SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI

1.- Sanayi ve Ticaret Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) MİLLÎ PRODÜKTİVİTE MERKEZİ

1.- Millî Prodüktivite Merkezî  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME

İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı  2012 Yılı  Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU

1.- Türk Akreditasyon Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türk Akreditasyon Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ

1.- Türk Standartları Enstitüsü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türk Standartları Enstitüsü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ

1.- Türk Patent Enstitüsü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türk Patent Enstitüsü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU

1.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim

     Bütçesi

2.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin

     Hesabı

 

I) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI

1.- Millî Savunma Bakanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî Savunma Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI

1.- Savunma Sanayi Müsteşarlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Savunma Sanayi Müsteşarlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin konuşmaların bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir.

Bilgilerinize sunulur.

Sayın milletvekilleri, sekizinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Grupları adına: Cumhuriyet Halk Partisi: Hasan Ören, Manisa Milletvekili; Mehmet Ali Susam, İzmir Milletvekili; Rıza Türmen, İzmir Milletvekili; Ahmet Toptaş, Afyonkarahisar Milletvekili; Veli Ağbaba, Malatya Milletvekili.

Barış ve Demokrasi Partisi: İbrahim Binici, Şanlıurfa Milletvekili; Demir Çelik, Muş Milletvekili; Hüsamettin Zenderlioğlu, Bitlis Milletvekili; Sırrı Sakık, Muş Milletvekili.

AK PARTİ: Abdullah Nejat Koçer, Gaziantep Milletvekili; Orhan Karasayar, Hatay Milletvekili; Bülent Turan, İstanbul Milletvekili; Mehmet Ali Okur, Kocaeli Milletvekili; Nurdan Şanlı, Ankara Milletvekili; Ömer Selvi, Niğde Milletvekili; Pelin Gündeş Bakır, Kayseri Milletvekili; Gülay Dalyan, İstanbul Milletvekili; Fevai Arslan, Düzce Milletvekili; Murat Yıldırım, Çorum Milletvekili.

Milliyetçi Hareket Partisi: Ahmet Kenan Tanrıkulu, İzmir Milletvekili; Reşat Doğru, Tokat Milletvekili; Celal Adan, İstanbul Milletvekili; Koray Aydın, Trabzon Milletvekili.

Şahısları adına:

Lehinde Ahmet Berat Çonkar, İstanbul Milletvekili; aleyhinde Lütfü Türkkan, Kocaeli Milletvekili.

Sayın milletvekilleri, sekizinci turda ilk söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına  Hasan Ören’de, Manisa Milletvekili.

Buyurun Sayın Ören. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bütçeleri üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi açıklamak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Maliye Bakanının bütçe konuşmasını dikkatle izledim, bu kürsüden bize öyle bir pembe tablo çizdi ki biz aynı ülkede mi yaşıyoruz yoksa başka ülkede mi yaşıyoruz diye kendime soramadan edemedim. Sanki ekonomi tıkırında, işler yolunda, işsizlik azalmış, esnaf, sanatkâr mutlu, köylü mutlu, sanayici borçlarını ödemiş, emekliler verdiğiniz maaşlardan tasarruf yapar hâle gelmişler, asgari ücretli 599 lira ücretle geçinir hâlde! O zaman Maliye Bakanına sormak gerekli: Vatandaş neden ekonomik kriz içerisinde, gençler neden iş bulamıyorlar, öğretmenler neden atanamıyor, vergileri neden yükseltiyorsunuz? Eğer Türkiye’de ekonomi iyi gidiyor ise “torba yasa” adı altında iki yılda bir niçin SSK, BAĞ-KUR primlerini affeder durumdasınız?

Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanın konuşmasına tutanaklardan da baktım. Sayın Bakan bir buçuk saatlik konuşmasında “vergi” kelimesini tam 24 defa telaffuz etti, “euro”yu 14, “dolar”ı 15, “Türk lirası”nı ise 2 kez kullanmış. “bütçe açığı” kelimesi 20, “enflasyon” 18, “borç” 33, “cari açık” 4 kez kullanılmış. Bunlara karşın “sanayici”, “köylü”, “üretici”, “sanatkâr” kelimelerini ağzına almazken, “esnaf” ve “işçi” kelimelerini sadece 1’er kez kullanmıştır. Bu da gösteriyor ki, 2002 bütçesi borç, faiz ve vergi bütçesi olacak. Çünkü üretime, yatırıma, istihdama yönelik ifadelere hiç yer verilmemiştir.

2012 bütçesinde destekler; esnaf kredi faiz desteği, tarımsal kredi faiz desteği, ihracat desteği, KOBİ destekleri, teşvik ödemeleri ve işveren prim desteği için ayrılan kaynak 8,2 milyar liradır. Tüm bu kesimlere bütçenin sadece yüzde 2,4’ü ayrılmıştır. Bu kadar kaynakla yeni yatırım yapılması, istihdam yaratılması, çiftçinin, esnafın ayakta kalması mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, söylendiği gibi Türkiye’de ekonomi iyi gitmiyor. Buraya gelen arkadaşlarımızın hepsinin kafasına takılı bir sorun var. Dokuz yıllık AKP İktidarının dokuz yıl öncesindeki cumhuriyeti kötüleme alışkanlığı, Adalet ve Kalkınma Partisinin kürsüye gelen bakanında da alışkanlık hâline geldi, milletvekillerinde de alışkanlık hâline geldi ama 2002 ile dokuz yılınızı kıyaslamayla ilgili fırsatı yakalayamadığımız dönemlerde, televizyonların hepsi, gömleğini çıkarmış televizyonlar da yanınızda, gömleğini çıkarmamış televizyonlar da yanınızda. Eğer ileri demokrasi anlayışınız ile elinizdeki sopayla, birkaç televizyon da size karşı geliyor ise, onları da hizaya sokmayı becerdiniz.

Şimdi, ben rakamları hızlı olarak vermek istiyorum. Hani, o her zaman bu kürsüye çıkıp 2002’de iktidara geldiğiniz dönemin, geriye kalan cumhuriyetle ilgili söyledikleriniz var. Yani Aralık 2002, AKP iktidara geldiği dönemde devletin borcu 148,5 milyar dolar.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Gayrisafi millî hasılaya oranı ne?

HASAN ÖREN (Devamla) – Aralık 2011 yani dokuz yıllık iktidarınız döneminde 310 milyar dolara çıkarmışsınız. Kişi başına kamu borcu, beğenmediğiniz enflasyonlu dönemde 2.249 dolar. Kişi başına kamu borcunu 4.200 dolara çıkarmışsınız.

ADEM YEŞİLDAL (Hatay) – Kişi başına geliri de söyle.

HASAN ÖREN (Devamla) – İç borç stoku Aralık 2002 tarihi itibarıyla 149,9 yani 150 milyar lira. İç borç stokunu 2011 tarihi itibarıyla 362 milyar liraya çıkarmışsınız.

Özel sektörün dış borcu: Aldığınız tarihte özel sektörün dış borcu 43 milyar dolarmış. Dokuz yıl içerisinde özel sektörün dış borcu 202 milyar dolara çıkmış. “Evet, iyi yapmışlar. Dışarıdan para bulmuşlar, Türkiye’de yatırım yapmışlar, istihdamı azaltmışlar!” diyebilirsiniz ama bunu istihdam azaldıysa söyleyebilirsiniz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Artırmışlar.

HASAN ÖREN (Devamla) – Bakınız arkadaşlar, 1988’le 2002 arası ortalama işsizlik oranı, beğenmediğiniz o cumhuriyet döneminin işsizlik oranı yüzde 8. Dokuz yılda işsizlik oranı 11,2. 200 milyar dolar, dışarıdan özel sektör borç para bulup geldiyse, yatırım yaptıysa o zaman 11,2’lik işsizliği anlamak mümkün müdür?

Cari işlemler açığı 2002 yılı itibarıyla 0,6 milyar dolar yani 600 milyon dolar. O kadar başarılısınız ki ekonomide hayret etmemek mümkün değil! Yıl sonu itibarıyla, 2011 yılı sonu itibarıyla cari işlemler açığı 60 milyar dolar yani 100 katı. Elli iki yılda verilen cari açık, cumhuriyet tarihinin elli iki yılında verilen cari açık 43,7 milyar dolar, dokuz yılda verilen cari açık 290 milyar dolar.

Seksen yıllık dış ticaret açığı 247 milyar dolar, dokuz yılda başardığınız, becerdiğiniz -nasıl becerdiğinizi nasıl anlatacaksınız bilmiyorum- 499 milyar dolar.

Değerli arkadaşlarım, eğer ekonomi iyiyse, sanayicisinin, işçisinin, işvereninin çeklerini tıkır tıkır ödemesi gerekli. 2002 Aralık ayı itibarıyla Türkiye’de karşılıksız çek sayısı 743 bin adet. O kadar başarılısınız ki ekonomi tıkır tıkır gidiyor, 2009 sonu itibarıyla, 2010 yılı itibarıyla karşılıksız çek sayısı 1 milyon 911 bin.

Protestolu senet sayısı 0,8 yani 800 milyon iken, sizin başarınız ve becerinizle 5,8 milyara çıkmış.

En önemlisi de bu, yani 2002 yılında bu ülkede toplumun bütün bankalara olan borcu 6 katrilyon 600 milyar, yeni parayla 6 milyar 600 milyon. Tüketicilerin bankaya olan borcu 180 katrilyona çıkmıştır sizin sayenizde, yani 180 milyara çıkmıştır.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Herkes ev aldı, herkes araba aldı; eskiden alamıyordu.

HASAN ÖREN (Devamla) – Onun içindir insanlar mutsuz, onun için bankadan bankaya koşup, kredi kartlarını ödeme peşinde bütün vatandaşlarımız.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Herkes araba alıyor, ev alıyor…

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Ekonomi büyüdü.

HASAN ÖREN (Devamla) – 2002 yılında ailenin gelire oranı, yani aileye 100 lira para giriyor ise o gün için aile 100 liranın 4,7 lirasını borç olarak ödüyordu, yani yuvarlak hesap, 5 lirasını ödüyordu. Şimdi, başarınızla, her aileye geleni 100 lira olarak kabul eder isek, aile şu an o 100 liranın 43,5 lirasını borç olarak ödüyor.

Çiftçi, sizin döneminizde yüzü gülen çiftçi, sizin döneminizde para kazanan çiftçi… Ya alanlara inmiyorsunuz ya köylere gitmiyorsunuz veya Ankara’nın dışına çıkmıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

2002 yılı itibarıyla bu çiftçilerin bütün bankaya olan borçları 5 milyar lira. Dokuz yılda öyle becerikli işler yaptınız ki borcunu 5 kat artırarak çiftçiyi 24 milyar borca soktunuz. Artık çiftçinin tarladan ürününü kaldırdığında eline para geçip geçmeyeceğiyle ilgili düşüncesi yok. Hemen bankaya gidip borcunu ödeyebildiği kadarını ödemek istiyor.

Bugün de bütün televizyonlarda büyüme hızından bahsediyorsunuz yani yıllık büyüme hızı. Türkiye dokuz yıl içerisinde öyle bir büyümüş ki, bu televizyonlarla birlikte öyle şeyler söyleniyor ki inanmamak mümkün değil. 1946-2002 arası, beğenmediğiniz, her zaman onunla yarışmak istediğiniz cumhuriyet döneminin ortalama kalkınma hızı yüzde 5. Yanlış varsa çıkın, burada konuşun.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Cumhuriyet değişmedi. Bu dönem de cumhuriyet dönemi.

HASAN ÖREN (Devamla) - 2003-2009 arası yıllık, Türkiye’nin ortalama büyüme hızı 4,3. Siz düne yetişememişsiniz, bugün neyi söylüyorsunuz?

Türkiye gelişmekte olan ülkeler arasında, 150 ülke arasında 2002 yılında 49’uncu sırada. Sizin başarılı, ekonomiyi iyi yönettiğiniz dokuz yıllık dönem içerisinde Türkiye gelişmekte olan 150 ülke arasında büyüme sıralamasında 88’inci sırada.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Dünya 1’incisiyiz…

HASAN ÖREN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bir de çok konuştuğunuz bir konu var, yüzde 49. “2 kişinin 1’inin oyunu aldık, buraya geldik.” Evet, aldınız. Sizden önce de bu kürsülerde, bu sandalyelerde, bu koltuklarda oturan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ören, teşekkür ediyorum.

HASAN ÖREN (Devamla) – …2 kişiden 1’inin oyunu alan partiler vardı ama onların hepsi tarihin tozlu raflarında duruyor.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Bu söylediklerine inanıyor musun?

HASAN ÖREN (Devamla) - Eğer 2 kişiden 1’inin oyunu aldıysanız, Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği kanun teklifini destekleyin, yüzde 10 barajını kaldırın, gerçekten ilk seçimlerde alacağınız oy sizin oyunuzdur.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ören, teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Mehmet Ali Susam.

Sayın Susam, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bütçesinde KOSGEB, Türk Patent Enstitüsü ve Akreditasyon Kurumu üzerine görüşümü belirtmek üzere partim adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sanayi Bakanlığı bütçesinin görüşülmesine geçmeden önce bir şeyin altını çizmek istiyorum. Kanun hükmündeki kararnamelerle yeni oluşturulan bakanlıkların tam yerine oturmadığı ortaya çıkıyor. Üç gündür görüşmeleri izliyorum, bu görüşmelerde maalesef reel sektör burada konuşulma noktasına gelemedi. Yani iç ticareti konuşamadık, esnafı, sanatkârı konuşamadık, ticaret âlemini konuşamadık.

Bakınız, Sanayi Bakanlığı bütçesi önemlidir, üretmek önemlidir ama dünyada üretmenin ötesinde satmak, pazarlamak, pazarda etkin olmak, pay sahibi olmak bunun en önemli kısmıdır. Çok övündüğümüz büyüme rakamlarıyla ilgili olarak bir şey söyleyeyim. Örneğin ikinci çeyrekteki 9,5 büyümenin yüzde 14,5’i iç ticaretten, eksi 5’i dış ticaretten. Yani dışarıya mal satmada geriye düşüyoruz, iç ticaretimiz artıyor. Büyüme, iç pazardan kaynaklanan bir büyüme ve bu büyüme nasıl bir büyüme? İthalata dayalı bir büyüme, sıcak paraya dayalı bir büyüme ve bu anlamıyla cari açık veren bir bütçe ve küçük, orta boy işletmeler dâhil olmak üzere piyasada üretim yapan kesimlerin ciddi şekilde rahatsız olduğu bir ekonomik büyüme.

Böyle bir ekonomik büyümeyi tarif ettiğimiz Sanayi Bakanlığı bütçesinde, Sanayi ve Ticaret Bakanı olarak eskiden daha çok piyasanın ihtiyaçlarını konuşabilirken, bugün daha çok piyasanın ihtiyaçlarını konuşamadığımızı görüyorum. Ama sürem sınırlı olduğu için, hızla ilgili kurumun bütçesine gelmek istiyorum.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı döneminde de, bugün de KOSGEB çok önemli. Sanayi eğer az önce tanımladığım gibi dışa bağımlı, ithalata bağımlı bir sanayi ise, küçük ve orta boy işletmeleri bu anlamıyla çok önemli noktada destekleyen bir kurum olarak KOSGEB’in işlevi büyük. Bu noktada KOSGEB’in bütçesi de buna uygun olmalı. Maalesef KOSGEB’le ilgili olarak birinci söyleyeceğimiz eksiklik budur. KOSGEB bütçesi bugün 422 milyon lirayla bu bütçede yerini almaktadır. 2009’la 2012 arasındaki bütçe değerlendirmesine baktığınızda, yüzde 9’luk büyüme rakamlarıyla bu rakamı bulmuştur. KOSGEB’in üye sayısı 4 binlerden 620 bine çıkmış. KOBİ tanımı değişmiş. KOBİ tanımı, sadece sanayici olmaktan çıkıp hizmet ve ticaret kesimini de içine alınca 620 bine çıkan kesim… Özellikle bu rakama çıkmasında etkin olan şey, kredi faiz destekleridir. Çünkü toplumumuz maalesef KOSGEB’i tanımamaktadır. Kredi faiz destekleri KOSGEB’in tanınması anlamında önemli bir işlev görmüştür ama KOSGEB’in asıl işlevi kredi faiz desteği vermek değildir. KOSGEB’in asıl desteği, projelendirme, ARGE desteği, inovasyon, yüksek teknolojiye geçiş, yeni girişimciyi teşvik, fuarları teşvik, ihracatı teşvik noktasında olmalıdır.

Bakınız, bu 422 milyon bütçenin 100 milyonun üzerindeki kısmı personel giderine, 152 milyonu faiz desteğine, geri kalanı dediğim bu noktalara gitmektedir. Bu eksiklik sonucudur ki Türkiye ekonomisinin ihtiyacı olan KOSGEB destekleri sanayiciye, hizmet sektörüne, ticaret kesimine verilememektedir. Bu noktada önerim şudur: KOSGEB, faiz desteklerinden yavaş yavaş çıkarak; bir, bütçesi artırılmalı; iki, projeye yönelik desteklere ağırlık vermelidir.

Bu bütçe, bana göre KOSGEB İdaresi Başkanlığı tarafından bütçe tayin edilmemiştir. Bu bütçe, büyük oranda Maliye Bakanlığı bürokratlarının kes-kopyala-yapıştır şeklinde her yıl bütçe üzerine yüzde 9’luk fark koyarak oluşturduğu bir bütçedir. Böyle olduğunu niye söylüyorum? Çünkü Türkiye'nin ihtiyacı, KOSGEB bütçesinin milyarlarca liraya çıkmasını gerektirmektedir. Eğer sanayinizde dışa bağımlılığı azaltacaksanız, eğer sanayinizde cari açığı, ihracat ithalat dengesinde cari açığı azaltacaksanız firmaların KOSGEB destekleri artmalıdır.

Kredi Garanti Fonu bir noktaya gelmiştir ancak Kredi Garanti Fonu’nun desteğini alabilme, KOSGEB desteklerinden yararlanabilme noktasında Kredi Garanti Fonu daha iyi noktalara taşınmalıdır.

Değerli arkadaşlar, bu Kredi Garanti Fonu olayı niye ihtiyaçtır? Çünkü bugün KOSGEB desteklerinde teminat en büyük sorundur. KOSGEB faiz desteklerinde yirmi altı bankayı seçmiş, yirmi altı bankaya demiş ki: “Sizin faizlerinizin yüzde 75’ini ben ödeyeceğim, siz kredi verebilirsiniz.“ Böyle bir noktada krediler, büyük oranda, gücü olanlara gitmiştir. Bunu bu kürsüde bundan önceki yıllarda da söyledim, söylediğimde karşı çıkan Sayın Bakanım daha sonra bunu anladı ve dedi ki: “Faiz destekleri düğün yapmaya, araba almaya, ev almaya gitti.” Gerçekten böyledir, bunun için KOSGEB desteklerini proje bazlı desteklere dönüştürmeye ihtiyacımız var. Bugün Türkiye’de ciddi bir şekilde sanayimizin kendini dönüştürmeye ihtiyacı var. Düşük teknolojiyle üretimden yavaş yavaş orta teknolojisiyle üretime geçmeye çalışıyoruz, daha yüksek teknolojiye geçemedik. Türkiye eğer 2023’te kendisine 500 milyar ihracat hedefi koymuşsa öncelikle küçük, orta boy işletmelerinin bu konumda hem teknolojisini yükseltmeye hem ARGE desteklerini yükseltmeye hem onların finansmana ulaşmada önlerini açmaya ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı yerine getirebilmekte KOSGEB’in çok önemli işlevi vardır. Bunun için KOSGEB’in personeli artırılmalıdır. Bakınız, İzmir’de 30 bin işletme var, 30 tane KOSGEB elemanı var. 30 elemanın bir kısmını da şoför veya başka şey olarak alırsanız 1.500 kişiye 1 tane eleman düşüyor. Firmalar KOSGEB’i bilmiyorlar. Onun için, başta sanayi odalarıyla, esnaf odaları birlikleriyle, ticaret odalarıyla koordineli bir çalışmayla, eğitimde, KOSGEB desteklerinin neler olduğunu topluma, sanayiciye, ticaret âlemine anlatacak çalışmalara ihtiyaç vardır ama bu kadroyla, bu bütçeyle bunları yapma şansı yoktur. Eğer sizin 2023 vizyonunuz bu dediğiniz rakamlarsa bu bütçeyle, bu KOSGEB destekleriyle buna gitmeniz mümkün değildir. Biz burada size yeni bir vizyon veriyoruz. Eğer sanayi stratejisini bu anlamıyla belirli alanlarda koyduysanız, bu alanlara gidecek yolda KOSGEB desteklerinin önemi çok fazladır. Bu anlamıyla, bugün, KOSGEB bütçesinin bir kez daha Bakanlık tarafından gözden geçirilmesine ihtiyaç vardır.

Değerli arkadaşlarım, bu vesileyle, konuşmamın sonlarına gelirken bir şeyin daha altını çizmek istiyorum: Gerçekten, sanayicimiz kendisini şöyle tanımlamaktadır: “Biz sıcak paraya dayalı, ithalata dayalı, kendi üretimimizi yapmaktan daha çok lojistikçi bir sanayi yapısına geldik. Bunun önüne geçmek için yerli üretimi teşvik eden, girdileri ucuzlatan, ARGE ve teknolojiye destek veren ve ihracata yönelik vizyonumuza katkı veren bir sanayi anlayışına ihtiyacımız var.” demektedirler.

Bizim, bu ihtiyacı hayata geçiren bir sanayileşme politikasının şu an Bakanlıkta yeteri kadar olmadığını bu rakamlardan da gördüğümüz açıktır. Bu anlayışla hem sanayinin hem bilimin hem teknolojinin gelişmesi doğrultusunda yeni bir vizyona ve 2023 hedeflerine varabilecek bir iktidara ihtiyaç vardır. Bu iktidar,  Cumhuriyet Halk Partisinin yerel yönetimlerde ve genel seçimlerde söylediği anlayıştır. (CHP sıralarından alkışlar) Üretimi seven, üretim dostu, teknolojiyi, ARGE’yi, bilimi önderlik olarak kabul etmiş bir anlayışı hayata geçirmek için Cumhuriyet Halk Partisinin programından şimdiki iktidarın yararlanmasına ihtiyaç vardır.

Bu duygularla, bütçenin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Susam.

Üçüncü konuşmacı, İzmir Milletvekili Sayın Rıza Türmen.

Buyurun Sayın Türmen. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA RIZA TÜRMEN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz ağustos ayında Hükûmet bir kanun hükmünde kararname çıkardı. Bu kanun hükmünde kararnameyi, Meclise -Anayasa’ya aykırı bir biçimde- hiçbir zaman getirilmediği için, Meclisten saklandığı için, burada müzakere etme imkânı bulamadık. Bu 651 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye baktığınızda sanırsınız ki, bu Kanun Hükmünde Kararname Gıda, Tarım ve Hayvanlılık Bakanlığının teşkilatıyla iştigal ediyor. Oysa, Gıda, Tarım ve Hayvanlık Bakanlığının teşkilatı içine iki şey saklandı: Bir tanesi TÜBİTAK, bir tanesi de TÜBA, Türkiye Bilimler Akademisi. Bu Kanun Hükmünde Kararnameyle TÜBİTAK ve TÜBA’nın özerklikleri kaldırıldı ve iki kurum da Hükûmete bağlandılar.

TÜBİTAK bakımından üye sayısı 13’ten 17’ye çıkarıldı ve bu üyelerin çoğunluğunun, başkan ve başkan yardımcısı dâhil olmak üzere, Başbakan ve YÖK tarafından atanması öngörüldü. TÜBA bakımından, Türkiye Bilimler Akademisi bakımından 150’den 300’e çıkarıldı üye sayısı ve bu 300 üyeden üçte 1’inin Bakanlar Kurulu, üçte 1’inin YÖK, üçte 1’inin de kendileri tarafından seçilmesi öngörüldü. Gelen tepkilerin yoğunluğu karşısında bu sonradan değiştirildi. Üçte 1’inin Bakanlar Kurulu tarafından değil, TÜBİTAK tarafından atanması öngörüldü ama TÜBİTAK zaten Hükûmete bağlandığından ikisi de aynı kapıya çıktı.

Değerli milletvekilleri, bu yapılan işlemlerle, 651 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin yaptığı işlemlerle her iki kurumun da bilimsel özerkliğine son verildi -sadece bu değil tabii- bilimsel özerklik yanında Türkiye’de özgür bilimsel düşünceye, özgür bilimsel araştırmaya da son verildi; zaten bu ikisi birbirini tamamlayan unsurlardır. Eğer özerk kurumlar olmazsa özgür bilimsel araştırma, özgür bilimsel düşünce de olmaz. Bu ikisi, birbirini tamamlayan unsurlar ortadan kaldırılınca Türkiye, Avrupa’da ilk defa özgür bilimsel düşünceye yer vermeyen ülke hâline geldi. Bilimsel özerkliğin temeli kurumların kendi üyelerini kendilerinin seçmesidir, bu aynı zamanda liyakat esasının da bir gereğidir. Kendileri seçerlerse o zaman o alanda uzman bilim adamları eserleri okurlar, değerlendirirler, bilime ne katkı yapmış, buna karar verirler. Böyle bir liyakat esasına göre seçim yapılması imkânı da ortadan kalkmıştır, bundan sonra yapılacak seçimler       birçok başka kurumda da gördüğümüz gibi yandaşlık esasına göre olacaktır. Bu alınan önlemlerle her iki kurum bilimsel kimliklerini kaybetmişlerdir, Türkiye Bilimler Akademisi bir bilim akademisi olmaktan çıkmıştır. Zaten bütün dünyadan, bütün Avrupa’dan alınan çok yoğun tepkiler de bunun böyle olduğunu göstermektedir ve bundan sonra Türkiye Bilimler Akademisinin uluslararası bilim dünyasından dışlanacağını göstermektedir. Çok önemli bir bilim dergisi olan Nature dergisi bununla ilgili olarak şunu söylemektedir: TÜBA’nın özgürlüğüne son verilmesini “Türkiye’de yaşanan genel antidemokratik dönüşümün bir simgesidir.” şeklinde nitelemektedir.

Değerli milletvekilleri, bunun örneği, böyle bir bilimsel kurumun, bilimsel akademinin özerkliğinin ortadan kaldırılması dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Bunun tek istisnası Mussolini’nin faşist İtalyası’dır. Mussolini’nin faşist İtalyası, oradaki meşhur Accademia Dei Lincei kurumu, bilimsel akademik kurumu ki bu çok eski, Galilei’nin de üyesi olduğu, mensubu olduğu bir kurumdur. Faşist Mussolini İtalyası döneminde, 1934’te bir kanun hükmünde kararname çıkarılmıştır, aynen bizde olduğu gibi. Tek farkı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının teşkilatı yoktur İtalya’da çıkarılan kanun hükmünde kararnamenin içinde ve bu kanun hükmünde kararnameyle hükûmete yeni üyeleri atama yetkisi verilmiştir Mussolini İtalyası’nda. 1934’te gene hükûmet başkanı bu Accademia Dei Lincei’in Başkan ve Başkan Yardımcısını atama yetkisini eline almıştır ve 1939’da da  Accademia Dei Lincei ortadan kaldırılmıştır. Ne zamanki 1943’te hükûmet değişmiştir, Mussolini Hükûmeti düşmüştür, o zaman Accademia Dei Lincei’in özerkliği yeniden ihdas edilmiştir. Yani bizde de Türkiye Bilimler Akademisinin özerkliğinin yeniden ihdas edilmesi için herhâlde bir hükûmet değişikliğinin beklenmesi gerekecektir. (CHP sıralarından alkışlar)

Tabii ki bu bilimsel özerkliğin kaldırılması büyük tepkiler doğurmuştur hem Türkiye’de hem yurt dışında, 67 üye istifa etmiştir Türkiye Bilimler Akademisinden. Yani şu akla geliyor: Demokratik, demokrasiyi benimsemiş bir hükûmet niye şöyle diyemiyor? Türkiye Bilimler Akademisi Başkanını çağırıp “Bakın, biz sizin bilimsel özerkliğinize saygı gösteriyoruz fakat daha iyi çalışmasını istiyoruz sizin kurumunuzun, daha doğru dürüst çalışmasını istiyoruz. O nedenle, birtakım önerilerimiz var. Gelin, bunu birlikte konuşalım, birlikte danışalım, tartışalım ve sizi daha iyi bir çalışma sistemine kavuşturalım.” bunu niye diyemiyor? Bunu diyemez Hükûmet, sayın milletvekilleri çünkü bu bir yönetim felsefesi meselesidir, Hükûmetin yönetim felsefesi, çoğulculuktan çok çoğunlukçuluğa dayanan, her türlü gücü kendinde temerküz ettiren, özerk kurumlara meydan vermeyen bir yönetim felsefesidir. Oysa demokrasi, kurumsal çoğulculuğa dayanır. Kurumsal çoğulculuğun olmadığı, özerk, bağımsız kurumların olmadığı yerde demokrasiden söz etmek çok güçtür ama Hükûmetin yönetim felsefesinin böyle bir özerkliği zedelemeden Türkiye Bilimler Akademisini daha iyi çalıştırmak gibi bir düşünceyi kabul etmesine imkân yoktur.

Bu böyle giderse değerli milletvekilleri, korkarım ki Türkiye’de üyeleri Hükûmet tarafından atanmayan tek kurum Türk Futbol Millî Takımıyla, Türk Basketbol Millî Takımı olacaktır. Onun dışında, bütün Türkiye’de kurumlar Hükûmete bağlanmış, üyeleri Hükûmet tarafından atanmış kurumlar olmaktadır. Bu, demokrasi bakımından çok tehlikeli bir gidiştir.

Değerli milletvekilleri, korkarım ki demokrasi ve özgürlük bakımından Türkiye karanlık bir dönemden geçiyor. Bu karanlık dönemin daha da ileri gitmesine, daha karanlıklaşmasına, kara bulutların daha yoğunlaşmasına imkân vermeden geri dönebilmeliyiz. Onun için, Türkiye Bilimler Akademisi ve TÜBİTAK’ın yeniden özerkliklerine kavuşturulması, Türkiye’de özgür düşüncenin, bilimsel düşüncenin yeniden kurulması, Türkiye’de bilimsel özerkliğin yeniden sağlanması Türk demokrasisi bakımından vazgeçilmez, çok önemli bir koşuldur, bunun önemini sizin de idrak edeceğinizi ve hep birlikte bu yanlışın düzeltileceğini ümit ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türmen.

Cumhuriyet Halk Partisi adına…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Konuşmacı yaptığı konuşmada Türkiye Bilimler Akademisinden bahsetti. Türkiye Bilimler akademisi 1993 yılında kanun hükmünde kararnameyle kurulmuştur ve üyeleri de o dönemin Başbakanı Tansu Çiller tarafından atanmıştır ve Başbakanlığa bağlı bir kurumdur. Dolayısıyla, buradan yola çıkarak bir faşist iması yapmasını doğru bulmuyorum Sayın Konuşmacının. Kayıtlara geçmesini istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bir dakika alacağımız var.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, dördüncü konuşmacı…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, mademki Sayın Grup Başkan Vekilimiz kayıtlara geçmek üzere bir açıklamada bulundu, ben de izninizle kayıtlara geçmek üzere bir açıklamada bulunmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Evet, 93 yılında bir kanun hükmünde kararnameyle kurulan Bilimler Akademisi özerk bir yapıda kuruldu. Dünyanın gelişmiş demokrasilerinde olduğu gibi, bilim adamlarının konulara, işlemlere karar verdiği bir kuruluş olarak yapılandırıldı. Ondan, o günlerden bugüne, tam on sekiz yıl sonra, bir başka kanun hükmünde kararnameyle, TÜBA’nın, Bilimler Akademisinin özerkliği yok edildi, Bilim Genel Kuruluna Hükûmet müdahale etti. Dünyada gelişmiş demokrasilerde, hatta Pakistan’da dahi olmayan bir uygulamadır bu. Ben de bunu kayıtlara geçmek üzere ifade ediyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Burada bir TÜBA tartışması başlatmayalım, o yüzden susuyorum. Her şey milletin gözü önünde cereyan ediyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, dördüncü konuşmacı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Ahmet Toptaş. (CHP sıralarından alkışlar)

Kendisinin konuşma süresi on bir dakikaydı, bir dakika da öbür taraftan ilave ediyoruz, on iki dakika.

Buyurun Sayın Toptaş.

CHP GRUBU ADINA AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın milletvekilleri, Millî Savunma Bakanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, sözlerime başlarken Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde görev yapan bir kısım personelin hemen çözülmesi gereken ve hemen çözülmesi mümkün olan birkaç sorunundan bahsetmek istiyorum. Ülkemizde görev yapan asker, sivil tüm memurlar, eğitim seviyelerine göre memuriyete başlatılıp yine eğitim seviyelerine göre emekli edilmektedirler ancak uzman jandarmalar fakülte ve yüksekokul mezunu olmalarına bakılmaksızın 3’üncü derecenin 8’inci kademesinden emekli edilmektedirler. Bunların da diğer memurlar gibi eğitim seviyelerine göre 1’inci dereceye kadar emekli haklarından yararlanması zorunlu diye düşünüyorum. Bu kanunun hakkaniyete uygun düzenlenmesiyle bunların malul ve gazileri ile şehitlerin geride bıraktıkları ailelerinin de mağduriyetleri giderilecektir.

Yine, astsubayların zorunlu hizmet süreleri de adil değildir. Subayların ve astsubayların zorunlu hizmet süreleri on beş yıl olarak belirlenmiştir. Hâlbuki aldıkları eğitim süreleri dikkate alındığında, bir subay çok uzun bir eğitimden sonra subaylığa nasbedilmekte, ancak bir yıllık bir eğitimden sonra astsubaylığa nasbedilenler de onlarla birlikte yine on beş yıl gibi bir zorunlu hizmete tabi tutulmaktadırlar ki bu da adil değildir diye düşünüyorum.

Yine, uzman erbaşların çok ciddi bir sorunu vardır. Uzman erbaşlar bir yılda üç ayı geçen bir süre için istirahat ya da hava değişimi almaları hâlinde Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilişkileri kesilmektedir. O zaman, hiç kimse uzman erbaş olmak için müracaat etmemektedir. Dolayısıyla, geçenlerde yapılan uzman erbaşlık sınav çağrılarına katılım da yüzde 50’nin altında olmuştur. Bu haksızlığın da daha adil bir düzenlemeyle giderilmesi, uzman erbaşların da hiç olmazsa yaptıkları işin sorumluluğu kadar bir güvenceye kavuşturulması gerektiğini düşünüyorum.

Bu düzenlemeler yapılmadığı zaman astsubaylar on beş yıllık mecburi hizmet süresini doldurmadan istifa edemedikleri için yabancı uyruklu kadınlarla evlenerek, istemedikleri hâlde siyasi partilerden aday olarak, kanunu arkadan dolaşarak bu haklarını bu yollarla elde etmeye çalışmaktadırlar. Bunun da önüne geçilmelidir.

Sayın milletvekilleri, bu saptamalardan sonra, konumuz Millî Savunma Bakanlığının bütçesi olduğuna göre, savunma ve güvenlik politikalarımızın, AKP İktidarı döneminde, cumhuriyet tarihinden bu yana uygulanan yöntemlerden nerelere evrildiğine bir bakmak lazım.

Türkiye, AKP İktidarına kadar, dış politikada “Yurtta barış, dünyada barış.” anlayışının hâkim olduğu bir savunma ve güvenlik ve dış politika anlayışına sahipti. Türkiye, bu bakış açısıyla, kendisine herhangi bir tehdit ya da saldırı olmadığı takdirde hiçbir ülkeyle savaşmak gibi bir kaygısının olmadığını göstermiş ve dünyada barışın egemen olmasına katkıda bulunmanın gereğini yapmıştır ve bu politika gereği, zaman zaman kendi ulusal çıkarlarına aykırı talep ve girişimlere de karşı durmuştur. Bu cümleden olarak, Amerika Birleşik Devletleri’nin yalanlar, uydurma kanıtlar ve kara propaganda yöntemleriyle komşumuz ve kardeşimiz Irak’a saldırılarına alet olmayacağını göstermiştir. İşte, tam bu noktada ABD, emperyalist politikalarına ve yeni dünya düzeni projelerine destek olmayacağını anladığı Ecevit liderliğindeki koalisyon hükûmetini ve koalisyon partilerini saf dışı bırakıp kendisiyle iş birliği yapacak bir iktidarın başarısı için düğmeye basmış ve gereği yapılmıştır. ABD’nin yeni dünya düzeni projesinin en önemli ayağı olan Orta Doğu coğrafyasını yeniden dizayn etme politikasını uygulayabilmesi için Türkiye’de siyasi kuruluşlar müsait hâle getirilmiş ve Irak’ın işgali için düğmeye basılmıştır. Ne var ki bu yüce Meclis, ABD’nin Irak’ı Türkiye üzerinden işgaline ve ülkemizin güneyinin Amerika’nın kontrolüne girmesine izin veren tezkereyi 1 Martta reddetmiştir. Tezkerenin reddiyle ABD’yi kızdırdığı kadar, henüz yasaklı olduğu bir dönemde Ekselans Bush’a tezkereyi geçirme sözü veren Sayın Erdoğan’ı da kızdırmıştır yüce Meclis. Bu durumu içine sindiremeyen Sayın Erdoğan, askerlerin tezkerenin geçmesi için yeterli destek vermediklerini söylemiş ve Türk askerini ABD’ye hedef göstermiştir. İşte kırılma noktası burasıdır.

Tarih 4 Temmuz 2003, henüz AKP İktidarı bir yılını doldurmamıştır. 4 Temmuz kırılma noktasında 11 Türk askerinin başına çuval geçirilmiş ve bu insafsız infaz sırasında Talabani’nin 3 peşmergesi de hazır bulunmuştur. Elli yedi saat esir tutulan askerler, serbest bırakıldıktan sonra üstüne üstlük bir de yargılanmışlardır. 1 Mart tezkeresinin geçmesine güçlü destek vermediği söylenen TSK’ya balans ayarı yapılmıştır.

AKP Hükûmeti, Türk askerine, Türkiye tarihinde, Türk tarihinde ilk kez çuval geçiren ABD ilişkilerini bozmamıştır ama çuval geçiren ABD askerlerinin komutanıyla ilişkilerini de bozmamıştır. Çuvalcı general, daha sonra CIA Başkanlığına atanmış, 18 Temmuz 2011’de de Türkiye’ye -iki günlük ziyaretin ilk ziyareti Türkiye’dir- iki günlük ziyarette bulunmuş ve Türkiye’yle görüş alışverişinde bulunmuştur yani ne kadar utanç verici olduğunu düşünmek istemiyorum.

Devam edelim… 2004 yılında Sayın Erdoğan artık ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi’nin eş başkanlığına getirilmiştir.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Yapma gözünü seveyim!

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Benim bildiğim…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Yapma ya, bu eski, günü geçmiş şeyleri tekrar tekrar konuşma!

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Dinlerseniz gününün nasıl geldiğini öğreneceksiniz.

Benim bildiğim, Başbakanlık bir makamdır, Cumhurbaşkanlığı bir makamdır, bakanlık bir makamdır ve nerelerden nasıl seçileceği tarif edilmiştir, yasalarla düzenlenmiştir ama bu eş başkanlık, Türk yasalarında nasıl seçildiği, nasıl seçileceği düzenlenmiş bir makam değildir, bir Amerikan makamıdır.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Her şeyi Amerika’ya bağladınız ha! Bu kadar Amerikan korkusu niye böyle ya, niye bu kadar korkuyorsunuz? 

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Sizin Amerikan sevdanızdan belki.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biz güçlüyüz, kendimize güveniyoruz. Niye bu kadar korkuyorsunuz?

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Bu Büyük Orta Doğu Projesi, değerli arkadaşlar, Akdeniz’den Afganistan’a uzanan yirmi iki büyük Orta Doğu devletinin yeniden dizayn edilmesi projesidir. Bu proje Irak’ı üçe bölmüştür. Bu proje Libya’yı üç parçaya ayırmıştır. Bu proje Türkiye vasıtasıyla Suriye’yi halletme projesidir. Ondan sonra sıra İran’a gelecektir, sıra Türkiye’ye geldiğinde kapıyı çalanın sütçü olmadığı anlaşılacak ancak zaman ve vakit geçmiş olacaktır. Şu manzaraya bakın ki bu eş başkanlığı bu manzarayla daha iyi anlaşılacaktır. Türkiye, Amerika’yla birlikte Suriye’ye demokrasi getirecekmiş. Kiminle? Libya’da insan hakları ödülü alırken Libya’da demokrasi mi vardı? Suriye de ortak bakanlar kurulu toplarken, Şamgen varken Suriye’de demokrasi vardı, kayboldu da, onu mu getirip Suriye’de yeniden –demokrasiyi- inşa edeceksiniz? Suudi Arabistan’da kadınların araba kullanma hakkı bile olmadığı bir ülkenin anlayışıyla mı demokrasi getireceksiniz? Halkını katleden El Beşir’le mi demokrasi getireceksiniz Suriye’ye?

Değerli arkadaşlar, Libya’da Kaddafi iktidardayken, 1974 yılında Türkiye’ye bugün Libya’yı işgal edenler benzin vermezken, silahına, aracına, gerecine ambargo koyarken Libya bütün kapıları açtığında demokrasi var mıydı Libya’da? Siz insan haklarını aldığınız zaman Libya’da demokrasi mi vardı? Libya’da Kaddafi’nin öldürülüş sahnesini izlediğiniz zaman öldürenlerin mi demokrasiyi getireceğini düşündünüz? O faciayı bir insan olarak izlemek mümkün müydü? Gönlünüz razı oldu mu?

Değerli arkadaşlar, sürem kısıtlı, siz cumhuriyet dönemini eleştirerek, cumhuriyet dönemiyle hesaplaşarak bugüne kadar geldiniz. Bugüne kadar yaptığınız yanlışların cumhuriyet döneniyle karşılaştırmasını yaparsanız bakın…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sizin konuşmacı sabahtan yaptı ama.

AHMET TOPTAŞ (Devamla) - Dinle dostum, öğreneceğiniz çok şey var.

Siz her hareketinizde Orta Doğu’ya Avrupa ve Amerika’nın emperyalizminin çöreklenmesine fırsat verirken ve bunu Türkiye’nin dış politikası anlayışı hâline getirirken, 1937 yılında tarihini eleştirdiğiniz cumhuriyetin kurucusu, lideri Mustafa Kemal ne diyor, dinlerseniz bir ders alacaksınız: “Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz vakıa birkaç sene Araplardan uzak kaldık. Fakat şimdi kendilerine kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet’in mukaddes yerlerini Musevilerin ve Hristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyorum ki buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz.” Sizin hesaplaşmaya çalıştığınız cumhuriyetin kurucusu bunu söylüyor.

“Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslâmiyet’e lakayıt olmakla itham edildik. Fakat bu ithamlara rağmen Peygamber’in son arzusunu yani mukaddes toprakların daima İslam hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız.

Cedlerimizin, Selâhaddin’in idaresi altında, uğrunda Hristiyanlarla mücadele ettikleri topraklarda yabancı hâkimiyet ve nüfuzunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün Allah’ın inayetiyle kuvvetliyiz.

Avrupa’nın bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda bütün İslâm âleminin ayaklanıp icraata geçeceğine şüphemiz yoktur.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET TOPTAŞ (Devamla) - Mustafa Kemal bunu söylüyor, siz Batılılarla Orta Doğu’ya işgal kuvvetleri olarak giriyorsunuz.

Selam. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Toptaş.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına son konuşmacı Veli Ağbaba, Malatya Milletvekilimiz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz dokuz dakika.

CHP GRUBU ADINA VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi adına Savunma Sanayii Müsteşarlığı hakkında söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Savunma sanayisiyle ilgili 1’inci madde oldukça açık bir hüküm içeriyor, ne diyor: “Bu kanunun amacı, modern savunma sanayiinin geliştirilmesi ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin modernizasyonunun sağlanmasıdır.” Bu kadar açık bir hükme rağmen, siz Savunma Sanayii Destekleme Fonu’ndan MİT’e ve emniyete pay ayrılması için kanun hükmünde kararname çıkarttınız. Peki neden? 6 milyar doları MİT ve emniyete aktarmanın yolunu mu arıyorsunuz? Eğer bu bütçe Türk Silahlı Kuvvetlerine fazla geliyorsa payı eğitime kaydırın, 81 vilayete asmakla övündüğümüz tabelaların üniversite olması için kullanın. MİT’in ve emniyetin bütçesi mi yetmiyor? O zaman bu kurumların bütçesini artırın. Burada bir bityeniği var, burnumuza kötü kokular geliyor, çıkıp bu durumun gerekçesini açıklayın. Savunma Sanayii Müsteşarlığıyla ilgili olarak çıkardığınız karar AKP politikalarını iyi özetliyor, bu politikaları da en iyi deve örneği anlatıyor: Neyiniz doğru ki burada almış olduğunuz karar da doğru olsun.

İnsansız hava araçlarıyla ilgili olarak İsrail’le yaptığınız anlaşma ne oldu? İsrail ne kadar kazandı? Maliyeti milyonlarca doları bulan kazalar yaşandı mı? Halkımızın paraları yanıp kül mü oldu? Önce insansız hava araçları satın almak için para ödüyorsunuz, sonra da milyonlarca dolar verip aynı araçları kiralıyorsunuz. İsrail’e para musluğu bağlamaya yemin mi ettiniz? O kadar çok cevapsız soru var ki, bu sorular biz bilmediğimiz için değil siz açıklayamadığınız için cevapsız. Aynı cevapsız sorular, aynı dumanlı hava füze kalkanı projesinde de mevcuttur.

Değerli arkadaşlar, AKP bu ülkeye halktan ve Meclisten habersiz bir ateş gömleği giydiriyor. Bu projeyle ABD’nin uşağı, İsrail’in kalkanı oluyoruz, komşularımızın hedefi hâline geliyoruz. Malatya’ya füze kalkanı kurulması için müsteşar ile büyükelçi mutabakat zaptı imzaladı. Neden bir anlaşma değil de mutabakat zaptı? Çünkü, anlaşma olursa Meclis gündemine gelmek zorunda. Mecliste bunu tartışmaya yüzü olmayan AKP kalemi müsteşarın eline tutuşturdu, sinsice imza attırdı, imza gece yarısı bülteniyle Türkiye’ye duyuruldu.

Başbakan Lizbon Zirvesi öncesinde şöyle diyor: “Topraklarımızın genelinde böyle bir şey düşünülüyorsa zaten komuta kesinlikle bize verilmeli. Aksi takdirde böyle bir şeyin kabulü mümkün değil.” Peki, aynı Başbakan çok değil, bir hafta sonra ne diyor: “Komuta sisteminin tamamen NATO’da olması gerektiğini söyledik.” Bu iki cümle arasındaki amansız çelişki yürek burkan bir durumdur. Başbakanın da bu duruma düşmesi gerçekten üzücüdür.

Şöyle böyle derken altyapı, donanım gibi gerekçelerle komuta ABD’ye teslim edildi. Bana inanmıyorsanız Beyaz Saray’ın açıklamalarını okuyunuz, çıplak gerçeği orada göreceksiniz.

Proje kimin? ABD’nin. Kime karşı kimi koruyacak? İran’a karşı İsrail’i koruyacak. Yazan ABD, oynayan AKP. Senaryo çok basit: Davul Türkiye'nin boynunda, tokmak ABD’nin elinde olacak.

Tarihe bakınız, orada emperyal güçlerin kanlı sayfalarını göreceksiniz. O kanlı sayfalarda bu ülkenin egemenlerinin, iktidarlarının payını da göreceksiniz. Irak istilacılarına bu ülke topraklarını açanlar, onlar için dua edenler, bir koyup beş alsalar bile tarihin önünde suçlu olmaktan kurtulamayacaklardır. Yoksulların kanını akıtacak, mazlumların ahını alacak bu emperyalist projeye “Hayır.” demeliyiz. Yoksa akacak kanın her damlasında, toprağa düşecek her canda, anaların gözyaşlarında, yetimlerin bakışlarında bugün sorumluluğunu yerine getirmeyen herkesin payı olacaktır.

Aylar öncesinden “Bu kılıç kalkan oyununa girmeyelim, ülkemizi hedef hâline getirmeyelim.” dedik. Kürecik’in dağlarına çıktık, Malatya’dan “Hayır.” dedik ama dinletemedik. Kısa bir süre sonra Suriye, füzelerini Türkiye’ye çevirdi. İran ilk olarak Malatya’yı vuracağını bangır bangır bağırmaya başladı.

Çok değil, bir gün önce İran Meclis Başkanı Vekili Hüseyin İbrahimi şöyle dedi: “Herhangi bir saldırıya uğramamız hâlinde Kürecik’teki füze kalkanını hedef alacağız ve bu bizim en doğal hakkımızdır.” Yine Rusya Devlet Başkanı da füze kalkanına karşı gerekli önlemleri alacaklarını belirtti. Hedef hâline geldiğimiz, bu bilgilerle somutlaşmış oldu. Maalesef biz haklı çıktık.

Peki, bizi cazgırlık yapmakla suçlayan, füze kalkanını masumlaştırmaya çalışan kişiler, çıkıp yanlışlarını düzeltti mi, halktan özür  diledi mi, kamuoyuna yanlış bilgi vermenin üzüntüsünü yaşadı mı? Hayır, bunların hiçbiri olmadı. Kalkana karşı olmayı bizim solculuğumuza bağlayan bu kişiler şunu iyi bilsinler ki:

Bir: Ben solcu olmaktan gurur duyuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş)  - Solculukla ne alakası var ya?

VELİ AĞBABA (Devamla) - İsrail kalkanına karşı Deniz Gezmişlerin yolunda yürüyorum.

İki: Bu mesele siyasi duruş kadar vicdanla da alakalıdır. Sağ gelenekten gelen Saadet Partisi, HAS Parti, MAZLUMDER, MHP bu kalkana karşı bizimle beraber yürüyor. Adalet duygusu çürümemiş, vicdanı kararmamış herkes bu kalkana karşı çıkıyor. Zikzaklar çizerek, emperyalistlerin peşinden giderek doğru yolu bulamazsınız, insani değerleri çıkarlara feda ederek doğru iş yapmış olamazsınız. Irak’a özgürlük ve demokrasi vaadiyle girenlerin neler yaptığını gördük. 100 binlerce ölü, milyonlarca dul, yetim, ırzına geçilmiş kadınlar, hayatı yağmalanmış Iraklılar… İşte, emperyalizmin demokrasi ve özgürlük anlayışı. Ne Irak’taki Coni’leri unutacağız ne de onların duacılarını. Savaş vahşettir, savaş ölümdür. Savaş büyük patronların kendi çıkarlarını yoksulların kanıyla döndürdüğü bir kıyım makinesidir. Savaş tezkere satın alanların tezkere satın alamayanların başına ördüğü bir çoraptır. Asıl cesaret isteyen savaş değil barıştır. Biz savaşa karşı daima barışı savunuyoruz ve size bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Hiç değilse, yıllardır istismar ettiğiniz kesimleri düşünün. Dokuz yıllık iktidarınız boyunca kan gölüne dönen İslam coğrafyasına bir bakın. Eski günlerinizin hatırına, bir saniyeliğine mazlumlara kulak verin. Ne oldu? Yoksa iktidara gelince mücahitlikten emekli mi oldunuz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biz mazlumlara kulak veriyoruz.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Davos’da “One minute” diyorsunuz, Lizbon’da “Yes, okey.” diyorsunuz. Kamera karşısında hava atıyorsunuz, kapılar arkasında imza atıyorsunuz. Ne olacak sizin bu hâliniz? Güneşi balçıkla sıvayamazsınız, gerçeklerin üzerini örtemezsiniz. Eğer bu ayıptan kurtulmak istiyorsanız, bu yanlıştan dönmek istiyorsanız vakit çok geç olmadan harekete geçin, imzanızı çekin. Sonrasında ise izlenmesi gereken yol oldukça basit.

Bu füze kalkanı projesi derhâl durdurulmalıdır, sonra Meclise getirilmelidir. Burada gerekli bilgilendirmeler ve tartışmalar yapılmalı. Aksi durumda Anayasa’nın 92’nci maddesine uymamış ve dolayısıyla suç işlemiş olursunuz. Anayasal suç işlemekle kalmayacaksınız, mazlumların nazarında da suçlu sandalyesine oturmuş olacaksınız. Onun için bu kalkan projesinin Meclise getirilmesini istiyoruz.

Değerli arkadaşlar, Tanzanya’yla, Uganda’yla, Avusturya’yla ikili anlaşmaları Meclise getirip tartıştıran AKP, maalesef, Türkiye’yi savaşa sürükleyen bu önemli projeyi Mecliste tartışmamıştır, bunu da milletimizin bilgilerine sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, aksi takdirde, füze kalkanına karşı barış kalkanını kuracağız. Emperyalistlere ve iş birlikçilerine teslim olmayacağız, direneceğiz. Unutmayın, kandan kına yakılmaz, silahla barış sağlanmaz, emperyalistten dost olmaz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.

Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Sayın İbrahim Binici.

Buyurun Sayın Binici. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on beş dakika.

BDP GRUBU ADINA İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bütçesi hakkında Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, küçük ve orta büyüklükteki işletmeler gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ekonomilerde olduğu gibi Türkiye ekonomisinin de en temel taşlarını oluşturmaktadır. Türkiye'de faaliyet gösteren işletmelerin yüzde 99'undan fazlası KOBİ sınıflandırması kapsamında kalmaktadır.

KOBİ’lerimize ilişkin olarak Bakanlık tarafından hazırlanan KOBİ Stratejisi ve Eylem Planı’nda yer alan bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu bilgilerin tamamı, TÜİK yıllık iş istatistiklerinin 2009 yılı verilerine dayandırılmıştır. Strateji ve Eylem Planı’nda 250 kişiden az çalışanı olan işletmeler KOBİ tanımı içersinde sayılmıştır. Buna göre Türkiye'de bulunan KOBİ sayısı 3 milyon 222 bin 133’tür.

KOBİ’lerin yüzde 82’si hizmet ve ticaret, yüzde 13'ü ise imalat sanayi sektöründe faaliyet göstermektedir.

KOBİ’ler Türkiye'de toplam istihdamın yüzde 78'ini, toplam katma değerin yüzde 55'ini, toplam satışların yüzde 65’ini, toplam yatırımların ise yüzde 50'sini oluşturmaktadır.

Ayrıca, Türkiye'nin toplam ihracatının yüzde 60'ını gerçekleştiren KOBİ’lerin toplam krediler içerisindeki payı da yüzde 24'tür.

Sayın vekiller, KOSGEB, Türkiye ekonomisinde bu denli önemli yer tutan KOBİ'lerin etkinliğini artırmak, rekabet güçlerini ve düzeylerini yükseltmek, sanayide bütünleşmeyi ekonomik gelişmelere uygun bir şekilde gerçekleştirmek amacıyla 1990 yılında kurulmuştur. Yirmi bir yılını doldurmuş olan KOSGEB, ne yazık ki bu kuruluş kanununda belirtilmiş olan amacını yerine getirmekten bir hayli uzaktır.

Sayın Bakan, 23/11/2011 tarihli Plan ve Bütçe Komisyonundaki Bakanlığının sunuş konuşmasında, bugün için KOSGEB veri tabanına kayıtlı işletme sayısının 620 bin olduğunu ifade etti.

Sayın Bakanın bu açıklamasından, Türkiye'deki KOBİ sayısı 3 milyon 222 bin olduğuna göre, her beş KOBİ'den yalnızca birinin KOSGEB veri tabanına kayıtlı olduğu sonucu çıkmaktadır. Kendilerinden önce bu sayının 4 bin olduğu vurgusunu da keyifle yapan Sayın Bakan, Bakanlığınca açıklanan KOBİ Strateji Eylem Planı ve 2011-2014 yılları arasını hedefleyen 5 Ocak 2011 tarihli Türkiye Sanayi Strateji Belgesi’nde yer alan KOBİ’lere ilişkin verilerin, TÜİK'in 2008 ve 2009 yılı afakî verilerine dayandırıldığını unutuyor.

İktidarda dokuzuncu yılını doldurmuş olan AKP hükûmetleri sanayi bakanlarının bir türlü bitiremedikleri Sanayi Envanteri çalışmasından elde edecekleri veriler, TÜİK'in yalan yanlış bilgilerinden daha makbul ve daha güncel olacaktır.

Sayın Bakan aynı konuşmasında, 2003 yılına kadar 14 milyon 500 bin lira olan KOSGEB desteklerinin kendi iktidarları döneminin tamamında 400 milyon liraya ulaştığını ifade etmişti.

Şimdi, şöyle bir hesap yapalım:

2003 yılına kadar 4 bin kayıtlı KOBİ, 14 milyon 500 bin lira destek. Verilen desteği, kayıtlı KOBİ sayısına bölelim. Ne eder? KOBİ başına 3 bin 625 lira destek.

2003 yılından günümüze kadar 620 bin kayıtlı KOBİ, 420 milyon lira destek. Verilen desteği, kayıtlı KOBİ sayısına bölelim. Ne eder? KOBİ başına 645 lira. Ne diye öğünüyorsunuz? Ben bu rakamları verirken sizden önceki dönemi aklamaya çalışmıyorum, aksine "Tencere dibin kara." diyenlere "Seninki kapkara.” diyorum “Ama senin haberin yok.” demek istiyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri; KOBİ Stratejisi ve Eylem Planı’nda, 2003 ve 2008 yılları arasındaki seyri itibarıyla KOBİ’lerin ekonomi içindeki paylarına ilişkin bilgiler verilmiştir.

Bu bilgilere göre KOBİ’lerin toplam yatırım içindeki payı, 2003 yılında yüzde 61,3 iken 2008 yılına gelindiğinde yüzde 50'ye düşmüştür.

Bu düşüş bize bir durumu çok net ifade ediyor. AKP hükûmetleri döneminde KOBİ’lerimiz yatırım yapamaz duruma getirilmiş, zengin ve yoksul arasındaki makas giderek açılmış, gelir dağılımındaki dengesizlik artmıştır.

Bir diğer ifadeyle, AKP dönemlerinde sermaye, KOBİ tanımı dışında kalan ve oransal anlamda binde 1 olan kaymak tabakanın elinde yoğunlaşmıştır.

Saygıdeğer 2011-2014 yılları arasını hedefleyen 5 Ocak 2011 tarihli "Türkiye Sanayi Strateji Belgesi"nin 82'nci sayfasında “KOBİ’lerin Finansmana Erişim” başlığı altında şu bilgilere yer verilmektedir:

2008 yılı TÜİK verilerine göre, ülkemizde 3 milyon 449 bin 795 olan KOBİ’lerin, toplam kredilerden aldıkları payın yaklaşık yüzde 26 olduğu ifade edilmektedir.

Ayrıca, belgede BDDK verilerine göre, 2009 yılı sonu itibarıyla Türk bankacılık sistemi kredi toplamının 392 milyar 621 milyon TL olduğu ve bu kredilerin yüzde 21,4'ünün KOBİ kredileri olduğu belirtiliyor. AKP hükûmetlerinin elmayla armudu toplayıp aynı şeymiş gibi sunma kurnazlığı bu belgede bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

"Türkiye Sanayi Strateji Belgesi" başlığı altında yer alan bu bilgilere göre, kullandırılan kredilerin sanayici KOBİ’ler tarafından alınmış krediler gibi sunulması tamamen bir aldatmacadır. Çünkü KOBİ’lerin çok büyük bir bölümünün sanayici olmadığını hepimiz biliyoruz.

Kredilere ilişkin diğer bir husus da şudur: Türkiye Sanayi Strateji Belgesi’nde yer alan bilgilere göre, 2009'da KOSGEB desteklerinden yararlanan işletme sayısı 69 bin 47 olarak verilmiştir. Bu da demek oluyor ki toplam KOBİ’lerden ancak yüzde 2'si KOSGEB desteklerinden yararlanabilmiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, konuşmamın başında KOBİ Strateji Eylem Planı’na dayanarak KOBİ’lere ilişkin bilgileri sizlerle paylaşmıştım. 2009 yılı TÜİK verilerine dayanarak yapılan KOBİ Strateji Eylem Planı’nda KOBİ sayısı 3 milyon 222 bin olarak veriliyor. Şimdi ortada, aynı yıl ve aynı bakanlık tarafından hazırlanmış iki tane strateji belgesi var. Biri, Türkiye’nin Sanayi Strateji Belgesi, TÜİK 2008 yılı verilerini kullanmış ve KOBİ sayısını, -yuvarlıyorum- 3 milyon 450 bin olarak veriyor. Diğeri, KOBİ Strateji Eylem Planı, TÜİK 2009 yılı verilerini kullanmış ve KOBİ sayısını -yine, yuvarlıyorum- 3 milyon 222 bin olarak veriyor. İşte, bu iki veri arasındaki 228 bin fark, teğet geçen 2008 krizinin Türkiye'ye etkisidir.

Saygıdeğer milletvekilleri, KOBİ’lerin ve genel olarak sanayinin coğrafik olarak dağılımındaki dengesizliğin yol açtığı en büyük sorunlardan biriside bölgeler arası gelişmişlik farklarıdır. KOBİ’lerin yüzde 55'e yakını, İstanbul, Ege ve Akdeniz bölgelerinde yoğunlaşmış olarak faaliyet göstermektedir. Bu yoğunlaşma, iç göç hareketleri, gelir paylaşımında dengesizlikler ve kentsel sorunları beraberinde getirmektedir. Yıllardan beridir devam eden bu sorun, AKP hükûmetleri döneminde de katlanarak maalesef devam ediyor. Seçim beyannamesinde İstanbul'a iki uydu şehir, üçüncü köprü, yeni bir tüp geçit, Galata ve Haydarpaşa'da limanlar, yeni bir havaalanı vaatlerinin üstüne eklediği çılgın projelerle AKP Hükûmetinin bu soruna çözüm bulamayacağı ortadadır.

Sanayi Bakanlığının hazırladığı Türkiye Sanayi Strateji Belgesi’nde, bölgesel gelişmişlik farklarının giderilmesine yönelik inisiyatif, tamamen kalkınma ajanslarına, AB hibe programlarına ve bölgesel özelliklere duyarlı üniversitelere bırakılmıştır. Strateji Belgesi’nde GAP, DAP, DOKAP ve Zonguldak Bölgesel Kalkınma Planı gibi bölgesel kalkınma planlarına ilişkin tek bir kelime dahi edilmemiştir. Kuşkusuz bu projelerin hepsi de çok önemlidir. Ancak, Güneydoğu Anadolu Projesi kırk yılı aşkın bir süredir yılan hikâyesine dönüştürülmüş, “Bu günahın dokuz yılı da AKP hükûmetlerine aittir.” diyorum. Nüfus ve coğrafi bakımından Türkiye'nin yüzde 10'unu kapsayan bir alanda uygulanan GAP, garibanları aldatma projesine dönüşmüştür. Bunun en temel kanıtı da AKP İktidarının, işsiz kalmış yığınların güvencesi olan fondan bütçe açığına yama olsun diye 9 milyar lirayı hiç ederken GAP'ı gerekçe göstermesidir.

Saygıdeğer vekiller, otuz dört üyeli OECD ülkeleri arasında, Türkiye'nin bölgesel adaletsizlikteki yeri birinciliktir. TÜİK'in 2008'de yayınladığı millî gelirin illere göre dağılımı, bu birinciliği fazlasıyla hak ettiğimizi doğruluyor. 2008 itibarıyla aslan payını alan İstanbul'un Türkiye millî gelirindeki payı yüzde 28'e yaklaşmış, en yakınındaki Ankara'nın payı yüzde 8,5, Bursa ve çevresi ile İzmir'in payı da yüzde 6,5 olmuştur.

Van, Ağrı, Bitlis, Hakkâri, Mardin, Batman, Şırnak ve Siirt'in tamamı ise millî gelirden payına düşen yüzde 2'lik oranla yetinmeye mahkûm edilmiştir.

Millî gelirdeki bu uçurum, kişi başına gelir itibarıyla daha net olarak görülmektedir. TÜİK 2008 yılı verilerine göre Türkiye'de kişi başına gelir 9 bin 300 dolardır. Fert başına düşen gelir İstanbul'da 14 bin 500 dolar, Kocaeli ve Bursa çevrelerinde 13 bin dolar iken Van, Muş, Bitlis, Hakkâri, Ağrı, Diyarbakır, Mardin ve çevre illerinde ise 3 bin 500 doları bulmamaktadır.

Saygıdeğer vekillerim, ileri demokrasilerde, bölgelerarası eşitsizliği gidermek amacıyla az gelişmiş bölgeler lehine kayırmacılık ve pozitif ayrım politikaları uygulanmaktadır Teşvik sistemi de bunlardan birisidir. Türkiye’de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Binici, süreniz tamam efendim.

İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) – Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bir sonraki konuşmacımız Muş Milletvekili Sayın Demir Çelik.

Buyurun Sayın Çelik. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

BDP GRUBU ADINA DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın TÜBİTAK ve TÜBA bütçelerine ilişkin söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

TÜBİTAK, yani Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu ile Türkiye Bilimler Akademisi olarak ifade edilen TÜBA, yakın zamana kadar Türkiye’de ARGE, görevini gören, sanayiye gerekli olan ara eleman ve personeli sağlamaya dönük olduğu kadar aynı zamanda küçük ve orta ölçekli kuruluşların projelendirilmesi ve projelerinin hayata geçirilmesi konusunda önemli görev ve sorumluluklar alan kurumlarımızdı. Bu kurumlarımız, tırnak içerisinde, özerkti. Yani iktidardan, yürütmeden ve egemenden uzak, toplumsal dinamiklerin temel ihtiyaçlarına kendi özerk yapılarıyla karar veren, yürüten kurumlardı. Bu tırnak içerisindeki özerklikleri bile çok görülmüş olacak ki bir sabah vakti, alışageldiğimiz, her gün yeniden uyanırken karşılaştığımız muamelelerin bir benzeriyle 27 Ağustosta TÜBİTAK da, TÜBA da karşılaştı. Kanun hükmünde kararnamelerle bu yarı özerk yapılar yürütmeye tabi kurumlar ve kuruluşlar hâline getirildi. TÜBİTAK’ın 17 kişiden oluşan Bilim Kurulunun 2’sinin Kurul tarafından seçilme serbestisine sahip olması ama geri kalan 15’inin YÖK ve Başbakan tarafından tayin edileceği yani atanacağı, onların özerklik ruhuyla çelişen, günümüz dünyasının giderek daha demokratik, daha normatif ve ademimerkeziyetçi yapılara evrildiği günümüz dünyasıyla da bir paradokstur, bir çelişkidir.

Bu yetmezmiş gibi, bu özerk yapılar, yürütmenin tasarrufu ve inisiyatifine olduğu kadar icazetine ve iznine de tabi kurumlar durumuna getirilmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, doksan yıllık cumhuriyet tarihimizde olduğuna benzer merkeziyetçi yapılara tabi kılınan, tekleştirilen, aynılaştırılan bir zihniyet, bizi doksan yıl boyunca nasıl ki ileriye, daha iyiye, daha doğruya, güzele götürmediyse, yapılanın da onlardan farklı olmamasından hareketle de bu yolun doğru yol olmadığı, kullanılan yöntem ve araçların da bizi ileriye değil geriye götüreceği kesindir.

Biz, Barış ve Demokrasi Partisi olarak, hazineden yardım almayan, kendi öz güç, öz yeterliliğine dayalı siyaseti yürüten bir partiyken bu partinin, yani partimizin İstanbul, İzmir, Mersin, Adana, Şanlıurfa, Diyarbakır, Batman, Van illeri ve birçok ilçesinde bilim adına, bilimsel çalışmalar adına akademisyenlerimizin fedakârlığı, dayanışmacı ve paylaşımcı katkıları sayesinde yürüttüğümüz bilim akademileri siyaset üretiyordu, siyasetin tartışıldığı, konuşulduğu özgür mekânlar konumundayken terörize edilip, başta akademisyenler olmak üzere, o siyasal faaliyetlere katılan insanlar bugün cezaevlerinde.

Bakın, yetmiyor, milletvekilleri, belediye başkanları, siyasetçilerin cezaevine tıkıldığı 2011 Türkiyesi âdeta 1920’leri, 1980’leri yaşamaya mahkûm edilir bir noktada ileri demokrasiyle idare edildiğimiz söylemine rağmen yaşanıyor ve yaşatılıyorsa bunu Türkiye halkı ve halkları hak etmemiştir diye düşünüyorum.

Değerli Başkan, sevgili milletvekilleri; biz, medeniyetler çatışması yerine medeniyetler ittifakından, biz, “Yurtta barış, dünyada barış.” söylemini çokça dillendiren bir Meclis geleneğinden geliyoruz -bu Meclisin- her şeyden önce uluslararası küresel boyuttaki barıştan çok, bu ülke halklarının, bu ülke inançlarının ve kültürlerinin kendi içinde barışını sağlamakla mükellefiz. Bu mükellefiyeti yerine getirmediğimizde yürüttüğümüz çabalar, harcayacağımız enerji yarınlara savaş ve savaş tacirlerine fırsat tanımaktan öteye gitmeyecektir.

Değerli Başkan, sevgili milletvekilleri; bu yönüyle Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı başta olmak üzere, TÜBİTAK ve TÜBA her şeyden önce bilimsel araştırmaları yürütmekle mükellef olan kurumlar olarak özerkleştirilmelidir. Özerk yapılarının finans, personel, teknik altyapısı güçlü kılınmalıdır ki toplumsal aydınlanmayla birlikte demokratik, sivil toplumun önü açılabilmelidir. Toplumu sivilleştiremediğimiz, demokratikleştiremediğimiz sürece otoriter katı merkeziyetçilere mahkûm bir Türkiye gerçeğiyle, her gün acısını yaşayarak, içimizde bunu hissederek yaşamaya devam edeceğiz. Bu bize bir kader değil, bu halklarımıza vaat edebileceğimiz bir gelecek de değil. Bizim görevimiz ve sorumluluğumuz sadece mevcut, var olanı onaylayan, onu zaman kazanma amacına hizmet edecek bir kısım donelere, araçlara dönüştürmek değildir. Bizim görevimiz, aksine, değişen, dünya koşullarına bağlı olarak ülkemizin değişen, değişim ve dönüşüm faaliyetleri içerisinde bulunan dinamiklerini açığa çıkarmaktır. Onlardan açığa çıkan sinerjiyi bütüncül politikalarımızın ürünü olarak Türkiye'nin değişimine, dönüştürmesine fırsat vermektir. Biz, özgürlüklerin alanlarını genişletmek, özgürlüklere fırsat vermek yerine var olanı gasp eden, var olanı alıkoyan bir algı ve zihniyetle soruna yaklaştığımızda çözümden çok kangrenleşen, kaos ve krize neden olan yeni politikalarımızla yarının tarihi karşısında sanık sandalyesine oturabiliriz.

Değerli Başkan, sevgili milletvekilleri; 12 Haziran 2010’da referandumda biz 12 Eylül cuntasının, askerî diktatöryasının ya da faşist diktatörlüğünün anayasasıyla hesaplaşmak adına halkımıza, vatandaşımıza gitmiştik. Daha demokratik, daha özgürlükçü, daha yaşanabilinir bir ülkede eşit, özgürlükçü ve demokratik bir anayasa vaadiyle biz 12 Eylül 2010’dan bu yana da söz veren, buna dair 12 Haziran 2011 seçimlerini de fırsat bilerek kurucu meclis rolünü oynamayı vaat eden söylemini sokakta, meydanda, alanda dile getiren bir Meclis geleneğinden geliyoruz. Değerli milletvekilleri, bu nedenle, henüz yol yakınken yanlıştan geri dönmek, iyi ve doğruya doğru yol almak hepimizin görevidir. Bu görev herkesten çok da iktidar partisinin görevidir. Çünkü sistemin ötekileştirildiği bir gelenekten gelen yani -1920’leri hatırlayalım- dine inanan dindarı ötekileştirerek irticai tehlike olarak topluma lanse eden, Alevi’yi dinsiz olarak topluma pazarlayan, aydına, sosyaliste bir şekliyle tehlikeli ve öldürülmesi gereken bir algıyla yaklaşan ama başta Kürtler olmak üzere, farklı kimlik ve kültürlere sahip, haklarını dile getirenleri de bölücülük yaftasıyla ötekileştiren bir sistem demokratik değildir.

Gelin, bundan en çok mağduriyeti yaşayan bir geleneğin savunucusu olarak, ülkenin demokratikleştirilmesi ve özgürleştirilmesi açısından halkımızın bizden beklediği temel talepleri karşılamaya, vekil olma adına, Millet Meclisinin bir unsuru, üyesi olma adına, gelin, görevimizi ertelemeden yerine getirelim. Çünkü biz, ülke halklarına demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasa vaadinde bulunduk. Bu, ertelenemez bir görev olarak önümüzde, tarihin olmazsa olmazı noktasında bizi bekliyor.

Bu görevi yerine getirmeye dönüştüreceğimiz bir bütçe süreci, halklarımıza, ülkemize ve dünyaya barış getirmesi dileklerimle hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum, iyi günler diliyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çelik.

Üçüncü konuşmacı, Bitlis Milletvekili Sayın Hüsamettin Zenderlioğlu.

Buyurun Sayın Zenderlioğlu. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on beş dakika.

BDP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı Millî Savunma Bakanlığı bütçesiyle ilgili, Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

2012 bütçesini sosyal politik açısından sağlık, eğitimle ilgili değerlendirdiğimizde, bu bütçenin çok kabarık olduğunu söyleyebiliriz ve bu bütçe, Türkiye'nin refahı ve mutluluğunu gerçekleştirecek bir bütçe değildir. Genel olarak böyle söylemek zorundayım. Dolayısıyla, özel olarak da Millî Savunma bütçesinin çok fazla olduğunu da söyleme gereğini duyuyorum çünkü bu bütçe 18 milyar 300 milyon TL olarak belirlenmiştir. Bütün askerî harcamaların hiçbiri açık ve şeffaf değildir ve hiç kimse bu bütçeyi denetleyemiyor. Yapılanlar nereye gidiyor, bu harcamalar neyi hedeflemektedir?

Oysa çağımızda artık sınırların kalktığı, soğuk savaş döneminin sona erdiği bir dönemde yaşıyoruz. Böylesi bir bütçenin fazla oluşunu sanki bir felaketin işareti olarak algılıyorum.

İnsanoğlunun Habil ve Kabil’den bu yana gözyaşı ve kanı dinmemiştir. İkinci Dünya Savaşı’nda milyonlarca insanın öldüğünü siz de bilmektesiniz. Bu kadar savaşa harcanan para, eğer o ülkenin ekonomisinin gelişmesine, sanayisine, eğitimine, sağlığına harcanmış olsaydı, böylesi bir savaşın gereği olmayacaktı. İkinci Dünya Savaşı’nda 55 milyon insan yaşamını yitirmiştir, 20 milyon insan sakat kalmıştır, 15 milyon insan protezle yaşamaya başlamıştır.

Bu küresel kapitalist saldırganlık bugün insanlığın hâlâ korkulu rüyasıdır. Bugün dünyada gelişen bu ekonomik krize karşı saldırıların sürdürülmesi tabii ki bu felaketin de habercisidir. Özellikle bu baskıya karşı bir direnç de gelişmektedir. Bu direncin ana merkezi New York’ta, America emperyalizminin göbeğinde ona karşı tavır koymuştur. “Yeni dünya düzeni” adı altında Orta Doğu’da “Pax Americana” adıyla ülkeleri yeniden yapılandırmaya çalışmaktadır. Isıtılan yerleri soğutup, soğutulan yerleri de ısıtmaya çalışmaktadır. Yapılmak istenen sözüm ona barış projesidir. Bunun neresi bir barış projesidir? İşte, Abhazya-Gürcistan sorunu, Çeçenistan-Rusya sorunu, Afganistan sorunu, Pakistan-Hindistan sorunu, Keşmir sorunu, Orta Doğu’da Filistin sorunu ve dört parçaya bölünmüş Kürt sorunu bir hançer gibi Orta Doğu’nun sinesine saplanmış ve öyle duruyor.

Bu proje, ekonomik olarak da değerlendirdiğimizde tek bir amacı vardır: Verimli olan toprakları ele geçirmedir. Her şey Amerika içindir. Böl ve yönet politikası hâlen devam etmektedir. Orta Doğu’da yapmış olduğu bu zulme karşı direnenlerin birçoğunu tanklar ezmiştir, tanklarla ezmediklerini “gladyo” denilen bir örgütle darbeler vasıtasıyla istemediği rejimleri de yıkmıştır. Yıllardır Orta Doğu halklarına yapılan bu baskıları hiç kimse içine sindirmiyor, biz de içimize sindirmiyoruz. Birinci Dünya Savaşı’nda kazanmadıklarını, İkinci Dünya Savaşı’ndaki haritaları değiştirerek yeni bir savaş başlattılar. Şimdi de üçüncü bir dünya savaşını başlatmak için yeniden nükleer silahları üretmeye başladılar. İşte, Malatya’mızın Kürecik ilçesinde konumlandırmak istedikleri olay bununla ilgilidir. Tabii ki Kürtlerin yaşamış olduğu bu topraklarda böylesi bir baskı belki başkalarını ilgilendirmiyor ama bizi ilgilendirmektedir.

Türkiye’nin Kürtlerin bulunduğu bu dört devlete bölüşmesi, etrafı mayınlarla çevrilmesi ve şimdi de Kürecik’i hedef göstermesi çok ilginç ve manidardır. Savunma gerekçesiyle ilgili 800 kilometrelik alanları kara mayınlarla döşeyerek vatandaşın topraklarına, mülkiyetine el koyarak hiçbir hak ödemeden “Askerî tatbikatlar yapıyoruz.” adı altında vatandaş zarara  uğratılmaktadır ve bu dört parçadaki insanlar birbirinin akrabalarıdırlar. Gidiş gelişlerinde büyük olaylara, büyük acılara da neden olunmaktadır. Çünkü her gidişinde, gelişinde o insanlar mayına çarparak ya ayaklarını ya kollarını yani vücudunun bir parçasını o sınır kapılarında bırakmak zorunda kalıyorlar.

Türkiye 1 Mart 2008’e kadar imha etmesi gereken mayınları imha etmediği ve Mayın Yasağı Anlaşması’nı ihlal eden dört ülkeden biridir.  Kara mayınlarının yüzünden yüzlerce insanımız yaşamını yitirmiş ve yüzlercesi de sakat kalmıştır. Mağdur olan ailelere herhangi bir tazminat ödenmemiştir.

AKP Hükûmetine soruyorum: Köylünün tarım ve hayvancılık yaptığı bu arazilere siz yasal olarak el koyarak, baskıyla el koyarak, “yasalite” adı altında bunlara neden tazminat ödemiyorsunuz? Böyle adalet olur mu? Böyle bir devlet anlayışı olur mu? Oysa, bu sistem Türkiye ile ABD Hükûmeti arasında yapılan bir anlaşma sonucu karara bağlanmış. Böylelikle, tıkanan İsrail-Türkiye diplomatik gerginliğini gidermeyi amaçlayan radar savunma sistemi, başka bir ifadeyle İsrail’i koruma amaçlı bu füze sistemi kurulmaya çalışılıyor. Oysaki Sayın Bakanımız açıklamada bulunduklarında “Türkiye’ye bir füze yerleştirilmiyor, kurulacak olan sistem savunma amaçlıdır.” deniliyor. Oysaki Sayın Bakanımızın masumane bir şekilde ifade ettiği bu konu, komşu ülkelerde hiç de öyle iyi karşılanmadı. Oluşabilecek bir saldırıda ilk hedefinin Türkiye olacağı söylendi.

Bu gelişmeyle Türkiye tehlikenin farkında mıdır? AKP Hükûmetinin Kürecik’i askerî saldırıların hedefi hâline getirmesi doğru mudur? Bölge halkı şimdiden bu savaş tehdidi altında yaşayacağı için son derece tedirgindir. Bu füze rampalarının kurulması Türkiye halkına ne gibi bir fayda sağlayacaktır?

1 Mart tezkeresinde şu söyleniliyordu: “Müslüman bir Türkiye, Müslüman kardeşlerine silah çekmez.” Çıkacak bir savaşta Müslüman devletlere nasıl izah edecektir diye merak ediyorum şimdi.

Basına sızan haberlere göre şimdiden Savunma Bakanlığı alarma geçerek 13 batarya, 72 füze alma pazarlığındadır. Tabii ki tüccarlar boş dururlar mı? Sahnede cirit atmaktadırlar. Ruslar S-300’lerle, 400’lerle görücüye çıkmış bulunmaktadırlar. Amerikalıların ise Patriot sistemindeki batarya füzelerinden dolayı tercih edileceği söylenilmektedir.

Bu gereçlere, bu araçlara, ölüm makinelerine verilen fiyatlar belli değildir ancak belli olan bir şey vardır: Fakirden, fukaradan, emekçiden, dar gelirliden alınan vergilerin, silah tüccarlarının kasasına gideceği bir gerçektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP Hükûmeti Kürecik Üssü’ne karşı rafa kaldırdığı Kürt sorununun çözümü ile ilgili imha amaçlı planladığı askerî operasyonlara ABD’den destek sözü aldı. Oysa Kürt sorunu otuz yıldır geliştirilen askerî yöntemlerle çözülememiştir. Şimdi, Amerika Birleşik Devletleri’ne ve diğer NATO ülkelerine verilen tavizle mi çözeceksiniz bu sorunu?

Yaşanan küçük yoğunluklu savaş hepimizin yüreğini yakmıştır. Âdeta ülkenin bir başından bir başına acı izler bıraktığını siz de biliyorsunuz. Ne yazık ki bu operasyonların bitmesi yönünde demokratik tavır koyanlar hakkında davalar açılmış, yapılan kitlesel eylemlere katılan sayın milletvekillerimiz, parti yöneticilerimiz halkımıza karşı gaz bombası ve copla karşılanmıştır. Her demokratik eylemimiz böyle karşılanmaktadır. Hakkâri ili Çukurca ilçesinde barış anneleri inisiyatifinin gerçekleştirdiği “Savaşa hayır, operasyonlar dursun!” yürüyüşüne katılan Van BDP İl Genel Meclis Üyemiz Yıldırım Ayhan Arkadaşımız bu demokrasi yürüyüşünde gaz bombasıyla yaşamını yitirmiştir. Barış isteyenlere verilen cevap bu olmamalıdır. Yıldırım Ayhan’ın demokratik hakkını kullanarak gittiği barış yürüyüşünde yaşamını yitirmesi sizler için bir anlam ifade ediyor mu?

Yaşanılan bu uygulamalar, Kürt sorununun çözümünde 90’lı yılları hatırlatıyor yani Çillervari! Bu yöntem bu sorunu gittikçe derinleştirecek ve çözüm getirmeyecek bir anlayıştır.

AKP Hükûmetinin savaşa ayırdığı bu bütçe ile daha fazla gözyaşı, daha fazla acı getireceğinin bilinmesi gerekir. “Geçici güvenlik bölgesi” adı altında OHAL uygulaması kapsamına alınan Hakkâri, Siirt, Şırnak, Diyarbakır il sınırları on beş bölgeye ayrılarak, 3 Ekim 2011-15 Ocak 2012’ye kadar yasak bölge ilan edilmiştir. Bunun nedeni nedir, Sayın Savunma Bakanımıza sormak istiyorum?

Bu yöntem defalarca denenmiştir. Bundan önceki hükûmetler de denemişlerdi ama maalesef bir başarı ve bir sonuç alınmadığı ortadadır. OHAL’le bu hâlle daha ne zamana kadar bu halkı ezeceksiniz? İnsanların dolaşım özgürlüğünü yasaklıyorsunuz ve bazı yörelerde de mülkiyet hakkını ihlal ederek, göçerlerin, köylülerin yaylalarına ve meralarına çıkışlarını yasaklıyorsunuz. Böyle bir yasak olur mu? Demokratik bir ülkede, demokrasiyle idare edilen bir ülkede, her gün hukuktan söz edilen bir ülkede nasıl olur da hâlen yasaklı bölgeler, hâlen OHAL’le bu hâlle yürütülüyor?

Bizler diyoruz ki, bu yöntem yanlış bir yöntemdir. Seksen yıldır bu yöntem denendi ama sonuç alınmadı. Bu sorunun bir güvenlik sorunu olmadığını, bir ekonomik sorun olmadığını sizler de biliyorsunuz. Bu sorun siyasal bir sorundur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – Bunu çözmesi gereken yer bu Meclisin çatısı altıdır.

BAŞKAN – Sayın Zenderlioğlu, teşekkür ederim. Süreniz tamam efendim. (BDP sıralarından alkışlar)

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – Bir cümleyle ifade edeceğim.

BAŞKAN – Lütfen…

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – Bir cümleyle.

Seneca diyor ki: “İnsan doğanın kırık bir sazıdır. Bütün kainatın silahının onu öldürmesine gerek yoktur. Damağındaki iki damla su onu öldürmeye kâfidir.”

Teşekkür ederim, saygılar sunarım. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Zenderlioğlu.

Şimdi söz sırası Muş Milletvekili Sayın Sırrı Sakık’ta.

Buyurun Sayın Sakık. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika efendim.

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de Savunma Sanayii Bakanlığı bütçesi üzerinde grubum adına düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum ama keşke milletvekili arkadaşlarımız bu önemli bütçe görüşmelerine hassasiyet göstermiş olsaydılar, acaba ne konuşuyoruz, neyi tartışıyoruz… Ne yazık ki Parlamento böyle!

Ben, Vietnamlı bir gazinin, Vietnam’da yaşadığı o vahşetten bir alıntı yaparak sözlerime başlamak istiyorum. Diyor ki: “Üzerine bin kiloluk bir bombanın atıldığı bir köye girersiniz. Esir almak diye bir sorununuz yoktur çünkü esir alınacak kimse kalmamıştır. Öldürülenlerin Vietnamlı olup olmadıklarını bilemezsiniz, insanların parçalarını bir araya getiremezsiniz ki halkımızın anlaması gereken de budur. Bu ülkenin insanlarına napalm bombaları atıldı. Ne olduğunu anlatacak bir yol yoktu. Bir yere gelirsiniz, insanları eğri büğrü olmuşlardır, akıl dışı bir şey. Bir parçaya yaklaşırsınız, insan mıdır hayvan mıdır, anlayamazsınız. Şimdi ise evimizdeyiz, bir zaman yapılanların yanlış olduğunu da söyleyecek yürekliliği gösteremedik. Gösteremediğimiz için de bugün çoluk çocuklarımızın gözlerinin içine bakamıyoruz.” Savaş böyle bir vahşet.

Şimdi, bizim ülkemizde otuz yıldır -adına düşük yoğunluklu bir savaş mı dersiniz, adına savaş mı dersiniz- bir çatışma süreci yaşanıyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Silahları bırakın, silahları!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yani, savaş, insanlığa karşı bir vahşettir. Bu vahşeti ne yazık ki bütün…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Silahlar bırakılırsa bir şey olmaz. 

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ne diyorsunuz oradan? Ne bağırıyorsunuz? Sizin göreviniz sadece bağırmak mı? Geldiğiniz günden bugüne kadar kim ki bu kürsüye çıktı siz oradan laf atıyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne diyorsun ya!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Siz ne diyorsunuz? Ne diyorsunuz? Başka söyleyecek bir şeyiniz yok mu?

Sayın Başkan, niye…

BAŞKAN – Lütfen Genel Kurula… Lütfen… Haklısınız, Genel Kurula efendim, lütfen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bakın işinize, rahatsız olmayın! Bırakın savaşı, silahı!

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Vallahi bu Parlamentoda kabak tadı veriyorsun biliyor musun. Kabak tadı veriyorsun!

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ne hikmetse bu işte savaştan beslenenler savaş gündeme geldiğinde, kavga gündeme geldiğinde bunları söylerler. Şimdi, bu ülkede otuz yıla yakındır böyle bir çatışmalı ortamdan geçiyoruz. Yani adına ne derseniz deyin ama burada insanlar ölüyor. Biraz önce Vietnam’dan söylediğim o gazinin bugün bizim ülkemizde… Bakın, 24 Ekimde yani ekim öncesi 24 askerimizi kaybettik. Bunu onaylamıyoruz, her ölen insanı yüreğimizden bir parça olarak görüyoruz ama ondan sonraki operasyonlarda Kazan Ovası’nda 40’a yakın PKK’lı gerilla bu silahlarla katledildi ve şu an Malatya’da tam elli gün geçti, 19 tane ceset tanınmayacak hâldedir. Yani biraz önce Vietnam’da yaşananlar… İşte, gidin, Malatya Adli Tıp Kurumunda cesetlerin nasıl paramparça olduğunu, kimi cesetlerde sadece bir ayağın kaldığını görürsünüz. Siz parlamentersiniz, grubunuz var, buna karşı söyleyebilecek sözünüz var. İnsanlığa karşı suç işleniyorsa bunu laf atarak değil, bunu nasıl durdurabiliriz, bunu nasıl sağlayabiliriz…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Biraz sonra söyleyeceğim.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, burada Millî Savunma Bakanlığı bütçesi görüşülüyor. Bu bütçedeki bu askerler uzun süredir ülke içerisinde ülkeler yarattılar, şehir içerisinde şehircikler yarattılar ve sürekli halktan kopuk oldular ve sürekli ayrıcalıklı bir sınıf oldular.

Şimdi, bunları biliyoruz. Bakın, dünyanın en fazla ordusuna sahip olan, 2 milyon 300 bin kişiden oluşan Çin Ordusu var. Burada 191 tane general var. Bizim ülkemizde 120 bin askerimiz var, ordumuz var ama bizde de 365 tane general var. Bakın Çin’deki general sayısına, bizdeki general sayısına! Zaman zaman yine bu sıralardan laf atarsınız, “Efendim herkesi tutukladınız, generaller kalmadı” diyorsunuz, “Onun için ordunun morali bozuk.” Peki bu generaller ne yapıyor? Ne ediyor? Anadolu’da bir söz vardır, diyor ki: “Kızı başıboş bırakırsanız, ya davulcuya ya zurnacıya gider.” İşte bu generalleri de başıboş bıraktınız, ya Balyoz operasyonu yaptılar ya da Ergenekon’da, halkın iradesiyle seçilmişleri devirmeye kalkıştılar. Yani generallerin görevi bu mudur? Bakın, bizim ülkemizde bir general emekli olurken ne alıyor? 600-700 milyar arası bir para alıyor ama kırk yıl görev yapmış bir vali 70 milyar alıyor. Bir büyükelçi ne alıyor? 70 milyar alıyor. İşte aradaki ayrıcalık bu.

Siz de günahkârsınız. Sizinle ilgili 27 Nisan muhtırasını veren bir generale ne yaptınız? Gittiniz, onu ödüllendirdiniz, altına 1 trilyon liralık da araba aldınız. İşte siyaset dünyası onların önünde diz çöküyor. Şimdi, bizden rahatsızlar. Bizim niye diz çökmediğimizi... Valla biz size karşı diz çökmeyiz. Biz sizi eleştiririz. Görevini yapan her askerin bizim başımızın üzerinde yeri var ama haddini aşan her askeri de yerden yere vururuz.

Geçen dönemde burada bir konuşma yapmıştım. Bu sıralardan bize ters bakanlar olmuştu. Haddinizi  bileceksiniz, bize ters bakmayacaksınız, siz halkın emrinde olacaksınız. Onun için biz diyoruz ki, Genelkurmay Başkanlığı, Millî Savunma Bakanlığına bağlanmalıdır, derhal bağlanmalıdır ve geçen gün, demokrasi adına önemli bir sözünüz olmuştu Sayın Bakanım, sizi kutluyorum, size sorular sormuşlardı: “Genelkurmaydan talimat aldınız mı?” Siz: “Genelkurmay da kim oluyor, biz sivil iradeyiz.” demiştiniz. İşte, biz böyle bir irade istiyoruz. Halkın, Parlamentonun emrinde olan bir iradeyi istiyoruz, onun için diyoruz ki böyle bir dünya yaratıldığı içindir ki bu kavganın bitmesini istemiyorlar, saltanatlarının sona ereceğini bildikleri için çünkü yoksul Anadolu çocukları bunlara cumhuriyet kurulduğu günden bugüne kadar kölelik yapıyor, eşlerine, çocuklarına hizmetçilik yapıyor. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir keyfî uygulama yoktur ve dünyanın hiçbir yerinde savaşa katılmamış bir orduyu bu kadar gökyüzüne çıkaran bir halk da yoktur. Yani ordu halkın hizmetinde olmalıdır ama orduyu eleştirmek, bu tabuya dokunmak birçok insanı ürkütüyor. Vallahi biz ürkmüyoruz, bir tek canımız var, onu Allah alır, başka hiç kimse de alamaz. Biz ordunun da düşmanı değiliz, hiçbir kurumumuzun da düşmanı değiliz; düşmanı olduğumuz tek şey hukuksuzluktur, demokrasiye karşı suç işlemektir, biz bunu açıkça söylüyoruz. Onun için sizin de bir an önce… Bu Parlamento gerçekten iç barışımızı sağlamalıdır ki artık bizim çocuklarımız… Bakın, anneler ve babalar -tam elli gündür söylüyorum, elli gün- Malatya morgunun önünde çocuğunun bir parçasını almak üzere elli gündür orada. Siz anne, baba değil misiniz? Sizin hiç mi vicdanınız yok? Sizin çocuklarınız olsa ne yaparsınız? Savaşın da bir kuralı var, savaşın da bir ahlakı var. Ölüden bu kadar intikam alınır mı? Ölüye bu kadar eziyet yapılır mı? Öldürdüğünüz gerillanın ayağına ip asıp, götürüp “Ne mutlu Türk’üm.” sözünün altına koyduğunuzda siz zannediyor musunuz Kürt halkının yüreğini kazanıyorsunuz. Kürtlerin düşmanlığını kazanırsınız. Bizim çocuklarımızı öldürerek bizi kazandığınızı mı zannediyorsunuz? Bize zulüm ederken bizi kazanacağınızı mı zannediyorsunuz? Doksan yıldır bize bu zulüm politikaları uygulandı, doksan yıldır atalarımıza aynı şey uygulandı, bugün çocuklarımıza da uygulanıyor. Bu çocuklar keyiflerinden dağa gitmediler. Sayın Başbakanın dediği gibi, ret ve inkâr politikalarının sonucu gitmişse gereği de yapılmalıdır, bu gereğini de Parlamento yapmalıdır. Eğer ret ve inkâr olmasaydı bu gençler gidip ölüme bedenini yatırmayacaktı; ret ve inkâr olduğu içindir ki bu insanlar dağlardadır. Onun için bu Parlamentoya da bir görev düşüyor. Bu Parlamento, açıkça barışı sağlamalıdır. Voltaire’in dediği gibi: “Hiçbir ordu, zamanı gelmiş bir düşünceye karşı duramaz.”

Ben özellikle AKP’ye… Biz helalleşmek istiyoruz, siz bizimle hesaplaşmak istiyorsunuz. Doksan yıldır hesaplaşıyoruz. Gelin, helalleşmeyi hep birlikte yapalım. Gelin, demokratik zemini açalım, hep birlikte bu ülkeyi hepimizin… Yani Anadolu’yu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKIK (Devamla) -… bir ana yüreğiyle Kürt’ün, Türkün, tüm halkların coğrafyası olmasını sağlayalım.

Hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sakık.

Sayın milletvekilleri…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sataşma var, söz istiyorum efendim. Lütfen…

BAŞKAN – Nasıl sataşma?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biraz evvel, siz de duydunuz. “Mecliste bağıran…”

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Yahu sen sataştın!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) –  Sataşmadım arkadaşlar.

BAŞKAN – Bir saniye…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Mecliste sadece bağıran milletvekili sizsiniz.” dedi.

SIRRI SAKIK (Muş) – Siz bağırıyorsunuz!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siz benden daha çok bağırıyorsunuz, ortalığı da  yıktınız ayrıca.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ben, siz konuşurken her gün bağıracağım. Ne yapacağım?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Lütfen izin verir misiniz.

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sırrı, sen de her şeyi söylüyorsun.

BAŞKAN – Bir dakika içinde… Lütfen, tekrar sataşmaya lüzum kalmadan.

Buyurun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sataşma yapmayacağım.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, kendisi sataşıyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ne söz vereceksiniz? Sataştığı için ödüllendirecek misiniz?

SIRRI SAKIK (Muş) – Kendisi sataşıyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Sayın Başkan, sizin göreviniz sataşanı durdurmaktır.

BAŞKAN – Haklısınız. Bir saniye efendim. Doğru… Bir saniye… Dinleyelim efendim,  ne diyecek?

Buyurun.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; milletvekilleri; biraz evvel arkadaşa “Silahları bırakın.” dediğimde hoşuna gitmedi. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak ülkedeki kardeşlikten yanayız. Her kürsüye gelişinde, sadece bu ülkede Türkler ve Kürtler yaşıyormuşçasına Türkler ve Kürtlerden bahseden bir anlayışın ben demokratik bir anlayış olduğuna inanmıyorum. Bu ülkedeki tüm halkları kucaklayacak bir anlayışı hep beraber dile getirmek zorundayız. Bu ülkede sadece Kürtler ezilmiyor. Evet, bu ülkenin problemleri var. Getirin, bu silahları bıraktırın, bırakalım silahları bu problemlerin çözümü konusunda, bireysel hak ve özgürlükler, demokratikleşme konusunda eğer sizinle beraber savaşmazsak o zaman bize de her şeyi söyleme hakkına sahipsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Yasak bölgelere niye karşı çıkmıyorsunuz?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bırakın silahları, birlikte bu ülkeyi medeniyetler seviyesine ulaştıralım, Avrupa’nın en demokratik ülkesi ve bireysel özgürlük ve hakların kullanıldığı bir ülke hâline getirelim.

 Lütfen, eğer sadece bu ülkede, temelinde Kürt ve Türk diye düşünürseniz, burada kardeşliği ve barışı sağlayamazsınız. Varsanız kardeşlik ve barışı sağlamaya hep birlikte bunu başaralım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bırakın silahları, gelin burada… (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akar, teşekkür ederim, sağ olun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, bizim elimizde silah yok. Bu konuda bir açıklama yapmak istiyoruz.

BAŞKAN – Bir dakikayı geçmesin lütfen.

2.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Şunu bilin, bizim elimizde silah yok, biz de silaha sizin kadar karşıyız ama savaşanlar var. Dünyanın her yerinde, savaşanlar iki koşulda silah bırakır: Bir, müzakere sonucu silahı bırakır, bir de yenilir. Eğer dönüp diyorsanız: “PKK yenilmiş.” aha ordu burada, PKK yenilmemiştir, PKK orduyu da yenememiştir; biz bunu söylüyoruz ama silahlı güçler kendi koşullarını kendileri oluşturur. Benim elimde silah yok. Biz Türkiye’yi silahsızlandırmak için çaba sarf ediyoruz. Yani silahlı güçlerin silah bırakması için iki nedeni söylüyorum, dünyada başka bir örneği yoktur ama gelin, birlikte, hep birlikte bu silahları bırakmak için ortak bir akla, ortak bir vicdana sahip olalım, birlikte bunu yapalım, biz de buna hazırız ama siz zannediyorsunuz ki silah bizim elimizde. Ben yirmi yıldır demokratik zeminde siyaset yapıyorum ve silah ve şiddeti hiçbir dönemde bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKIK (Devamla) - Yani silaha ve şiddete başvurmadık ve vurmayacağız.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sakık.

Sayın Milletvekilleri…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, 63’e göre, usule göre tutumunuz hakkında söz istiyorum.

BAŞKAN – Tutumumun neresini beğenmiyorsunuz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sizin tutumunuzun, yönetme tarzınızın İç Tüzük’e ve usule aykırı olduğunu söylüyorum.

Burada bütçe görüşmesi yapıyoruz. Sayın Başkan, bütçe görüşmelerinde partiler hükûmeti eleştirir, hükûmetlerin bütçesini. Sataşma varsa hükûmete vardır, bakanlar söz alır. Biz, yürütmeyi eleştiririz. Yürütme eleştirildiği zaman yasamanın dört partisi, bir iktidardır, üç muhalefet… Yasamayla yürütme zaten aynı değildir, ayrıdır, özelliği bu. Oysaki buradan muhalefet partisi milletvekili konuşuyor, biri söz atıyor, laf atıyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kim, atan kim?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz de ona tutup sataşma nedeniyle söz veriyorsunuz. Eleştiri ve sataşmanın sınırını bilmiyorsunuz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Kaplan, bir saniyenizi alabilir miyim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, sataşmayla eleştirinin sınırını bilmediğiniz için…

BAŞKAN – Orada bir “kabak tadı” lafı geçti, ona cevap vermek istedi, biz de iki arkadaşı sulh ettik. Şu anda sizin tekrar bunu alevlendirmeniz için ben bir sebep görmüyorum yani.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Tamam efendim, aleyhinizde söz istiyorum.

BAŞKAN – Hayır, bir usul tartışması açmıyorum doğrusunu isterseniz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu kadar keyfî davranamazsınız ki.

BAŞKAN – Hayır, keyfî meselesi değil yani isterseniz Meclisin görüşüne de sorabilirim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sizin keyfiniz belirlemiyor, İç Tüzük belirliyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır, bir “kabak tadı” lafı geçti, arkadaşımız da kalktı, onu açıkladılar karşılıklı. Bunun benim tutumumla bir ilgisi yok yani.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ama, bir şey ifade ediyorum, diyorum ki, eleştirilen Hükûmettir, eleştirilen yürütmedir. Burada herkes laf atarsa, her laf atana da sataşmadan söz verirseniz, siz yanlış görev yapmış olursunuz, tarafsız bir görev olmamış olur.

BAŞKAN – Özür dilerim, arkadaşlarımız karşılıklı konuştular, ben usul tartışması açmak istemiyorum.

Buyurun lütfen.

Değerli milletvekilleri, şimdi…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ama, bu kadar keyfinize göre yönetemezsiniz.

BAŞKAN – Keyifle alakası yok, bu…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Nasıl olur bu?

         MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, izninizle bir konuyu açıklığa kavuşturmak istiyorum.

BAŞKAN – Tabii.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi, Sayın Kaplan 63’üncü maddeye göre usul tartışması açmak istiyor. Usul tartışmasına ihtiyaç olup olmaması yönünde 63’üncü madde bir düzenleme yapmış değil. Şunu söylemek istemiyorum: Bir usul tartışmasına ihtiyaç vardır anlamında bir yorum yapmıyorum ancak 63’üncü madde, Sayın Başkana bu konuda bir takdir hakkı vermiyor efendim. O nedenle, usul tartışması yönünde bir talep varsa 63’üncü maddeye göre bu karşılanmalıdır efendim. 63’üncü madde takdir hakkı vermiyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Şimdi efendim, bana verilen bilgi şu: Orada açıkça Başkana açıp açmama konusunda yetki verilmediğini söylediniz. Bugüne kadarki teamül de her usul tartışması teklifinin Başkan tarafından yerine getirilmesi şeklinde değil. Bana verilen bilgi bu ama gruplar istiyorsa usul tartışması da açarız.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ben usul tartışması açılsın anlamında bir talepte bulunmuyorum, sadece 63’üncü maddenin yorumunu yaptım efendim.

BAŞKAN – Evet, talebiniz varsa düşünebiliriz. Yalnız, bana verilen bilgide, Başkanın açma mecburiyeti konusunda da bir hüküm yok maddede.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bizim talebimiz var.

BAŞKAN – Teamül, Başkana diğer gruplardan da talep olduğu takdirde açılacağı şeklinde. Bana verilen bilgi bu.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ama talebimiz var. Sizin, muhalefetin her talebini reddetme hakkınız yok.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir yanlış anlamaya meydan vermemek için bir cümle daha etmek istiyorum.

BAŞKAN – Estağfurullah.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Usul tartışmasına ihtiyaç olduğu kanaatinde değilim. Ancak, 63’üncü maddenin size bu konuda bir takdir hakkı verdiği kanaatinde de değilim. Onu ifade etmek için söz aldım.

BAŞKAN – O da doğru ama nasıl hareket edeceğimiz o zaman teamüle kalıyor. Bana verilen bilgi: Teamüle göre, her istenildiği zaman açılması söz konusu değil.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teamül keyfîlik değil ki efendim.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, müsaade ederseniz, yemek arası vermek istiyorum, sonra teklifinizi getirdiğinizde bu konuyu tartışalım.

Şimdi birleşime bir saat ara veriyorum efendim, teşekkür ederim.

                                                                               Kapanma Saati: 13.01

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 36’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S.Sayısı: 88) (Devam)

 

A) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI (Devam)

1.- Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

B) SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI (Devam)

1.- Sanayi ve Ticaret Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) MİLLÎ PRODÜKTİVİTE MERKEZİ (Devam)

1.- Millî Prodüktivite Merkezî  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME

İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı  2012 Yılı     Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı  2010 Yılı  Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1.- Türk Akreditasyon Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türk Akreditasyon Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ (Devam)

1.- Türk Standartları Enstitüsü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türk Standartları Enstitüsü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ (Devam)

1.- Türk Patent Enstitüsü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türk Patent Enstitüsü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU (Devam)

1.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim

     Bütçesi

2.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin

     Hesabı

 

I) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI (Devam)

1.- Millî Savunma Bakanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî Savunma Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Savunma Sanayi Müsteşarlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Savunma Sanayi Müsteşarlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki sekizci tur görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası AK PARTİ Grubu adına Gaziantep Milletvekilimiz Abdullah Nejat Koçer’de.

Sayın Koçer, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye ekonomisi, sahip olduğu mali yapısıyla, uygulanan bütçe disiplini, bankacılık sistemi ve istikrarlı büyümesi ile bölgesinde örnek gösterilir bir ülke olmuştur. Son zamanlarda Avrupa’da, bilhassa Yunanistan’da ortaya çıkan son ekonomik durum, üretimin, katma değer yaratmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Bilim ve teknoloji kapasitemizi artırmak için  ARGE,  inovasyon, markalaşma ve üniversite-sanayi işbirliği gibi alanlara önem verilmesini, bilgi ve katma değer üretimini arttırmaya yönelik Bakanlığımızın gayretleri takdirle izliyoruz. Ürettiğimiz bu bilgileri ticarileştirdiğimiz takdirde, hedefimiz olan dünyadaki on büyük ekonomi arasında yerimizi alacağımızdan şüphe duymuyoruz.

Bu anlamda, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız tarafından bu yıl uygulamaya başlanan Sanayi Strateji Belgesini makroekonomik alanda sağlanan güven ve istikrarın yanında mikro alanda ihtiyaç duyulan reformların hayata geçmesi için bir yol haritası olarak görüyor ve çok önemli buluyorum.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bünyesindeki teknopark uygulamaları, SAN-TEZ Projesi, ARGE merkezlerinin kurulması ve teknogirişim sermayesi desteği gibi projeler başarıyla yürütülüyor. 2002 yılında kurulan teknopark sayısı sadece 2 iken, Türkiye'nin bugün 32'si faal olmak üzere 43 teknoparkı var. Patent destek programı, ARGE  yatırım destek programı ile tanıtım ve pazarlama destek programı gibi yeni programlar üzerinde çalışılıyor. KOSGEB’in, TÜBİTAK’ın destekleri her geçen yıl artırılıyor.

Sanayimizin  rekabet gücü arttığı takdirde neler başarabileceğimizi bugün çok daha iyi biliyoruz. Örneğin, artık, Türk girişimci ve sanayicisi için yerli marka otomobil, gemi ya da uçak imal etmek bir hayal değil.  Artık, bu imkân ve kabiliyet Türkiye'de var. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız bu konuda oluşabilecek bir Ulusal Odak Projesi'ne ne tür teşvikler ve destekler sağlanabileceğinin çalışmalarını yapıyor. Dolayısıyla, çok kısa zamanda Türkiye’de bu konularda çok önemli gelişmeleri hep birlikte yaşayacağız.

Değerli milletvekilleri, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin makine imalat sektöründe özel bir konumu vardır. Bu nedenle Bakanlığımız tarafından açıklanan ve yürürlüğe sokulan Türkiye Makine Sektörü Strateji Belgesi ve Eylem Planı’nı çok önemli buluyoruz. Bu plan sayesinde katma değeri ve marka değeri yüksek makine sanayine dönüşümünü sağlayacak hukuki düzenlemeler ve yapısal tedbirler hayata geçecek ve en önemli sorunumuz olan cari açığa çözüm olabilecektir.

Üretim ve istihdam denince girişimciye verilecek her türlü destek çok önem arz ediyor. Organize sanayi bölgelerinde bulunan boş parsellerin girişimcilerimize indirimli veya bedelsiz olarak tahsis ediliyor olmasını önemli bulduğumu özellikle vurgulamak istiyorum.

Son yıllarda Türkiye’de markalaşmayı, inovasyonu, nanoteknolojiyi ve akıllı sanayi ürünlerini konuşuyoruz. Anadolu şehirlerimiz markalaşmaya ve inovasyon vadilerini oluşturmaya başladılar. Bakanlığımızın destekleriyle birçok Anadolu şehrinde cazibe merkezleri oluştu.

Örneğin, Gaziantep, beş organize sanayi bölgesiyle Türkiye’nin en büyük OSB’sini kurarak marka şehir ve inovasyon vadisi projeleriyle yedi yıldan beri marka tescilinde rekor kırmayı başardı.

Değerli milletvekilleri, girişimci insan kaynağımız en önemli zenginliğimiz. Bakın, son yıllarda girişimci insanımızla neleri başardık? Marka tescilinde Avrupa birincisi olduk. ARGE projeleri için son beş yılda tarihimizin en büyük bütçesi ayrıldı. İnovasyon, nanoteknoloji, akıllı sanayi ürünlerini ve tasarımı konuşuyoruz artık ve bugün Türkiye, Avrupa’nın en büyük otobüs üreticisi, en büyük buzdolabı üreticisi, seramikte dünya 3’üncüsü, çelik üretiminde Avrupa 3’üncüsü, hazır giyimde Avrupa 2’ncisi, televizyon ihracatında Avrupa 1’incisi ve her üç televizyondan biri Avrupa’da Türk malı. Bütün bunlar Türkiye'nin sanayide başarısı.

2012 bütçesinin hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Koçer.

AK PARTİ Grubu adına ikinci konuşmacı Hatay Milletvekili Orhan Karasayar.

Sayın Karasayar, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığının 2012 yılı bütçesi üzerine Grubumuz adına söz almış bulunuyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Kalkınan Türkiye için KOBİ’ler büyük bir önem taşımaktadır. KOBİ’ler piyasa koşullarına hızlı uyum yetenekleri, bölgeler arasında dengeli büyüme, işsizliğin azaltılması ve yeni iş alanları açılması gibi bir dizi olumlu özellikler ile ülkelerin ekonomik ve sosyal kalkınmasının temel mihenk taşlarıdır. Ekonomimizdeki paylarıyla da bu durumu bir kez daha ortaya koyan KOBİ’ler toplam işletmelerin yüzde 99,8’ini oluşturmaktadırlar. Bunun yanında toplam istihdamın yüzde 77,9’unu sağlayan KOBİ’ler toplam katma değerin de yüzde 55,2’sini oluşturmaktadır. Toplam yatırımlarda ise yüzde 49,9 gibi bir oran ile ülkemizin kalkınmasında rol oynamaktadırlar. TÜİK’in 2010 verilerine göre ise KOBİ’ler toplam ihracatın yüzde 60,1’ini gerçekleştirerek ekonomimize büyük bir ivme kazandırmaktadırlar. Hükûmetimiz döneminde radikal bir karar alınarak KOBİ’nin hedef kitlesi hizmet ve ticaret sektöründeki KOBİ’leri de kapsayacak şekilde genişletilmiş ve KOSGEB ülkemizin KOBİ’lerden sorumlu ulusal kuruluşu niteliğine kavuşmuştur. Kanun değişikliğiyle birlikte KOSGEB’in hedef kitlesi 400’den 3,2 milyon KOBİ’ye çıkmıştır. Bu değişikliklerle birlikte KOSGEB destek mekanizmalarında ve kurumsal yapısında bir dizi değişikliğe gitmiştir. Bu doğrultuda KOSGEB, KOBİ’lerin bölge, sektör ve ölçek parametrelerine göre farklılaşan ihtiyaçlarını esas alan destek sistematiğini kurmuş ve çalışmalar sonucunda işletmelere, girişimcilere, KOBİ’lere yönelik projeler olan meslek kuruluşlarına ve işletici kuruluşlara yönelik Genel Destek Programı, KOBİ Proje Destek Programı, Tematik Proje Destek Programı, Girişimcilik Destek Programı, ARGE İnovasyon ve Endüstriyel Uygulama Destek Programı, İşbirliği-Güçbirliği Destek Programı, Gelişen İşletmeler Piyasası KOBİ Destek Programı olmak üzere yedi başlıkta yeni destek sistemini hizmete sunmuştur.

KOSGEB, bu destek programları içerisinde yer alan Girişimcilik Destek Programı ile girişimcilik kültürünün yaygınlaşmasında ve girişimcilik potansiyelinin artırılmasında önemli bir mesafe kaydetmiştir. Bu program kapsamında yürütülen uygulamalı girişimcilik eğitimleriyle, KOSGEB, çeşitli kurum ve kuruluşlarla iş birliği yaparak, kadınlara, gençlere, özürlü ve benzeri tüm gruplara yönelik eğitim faaliyetleri düzenlemektedir. Bu eğitimlerle, KOSGEB, 2010 yılında 12 bin girişimci adayını eğitmiştir ve 2011 yılında ise bu rakamın 50 bini aşmasını beklemekteyiz.

Tüm bu güzel gelişmelerin yanı sıra, KOSGEB, diğer destek programları ile de KOBİ’lerin küresel rekabet ortamında ayakta kalmasının temel unsuru olan yenilikçi ürünleri ve yeni teknolojileri geliştirme noktasında ARGE, İnovasyon ve Endüstriyel Uygulama Destek Programı yürütmektedir.

Yine KOSGEB’in, KOBİ’lerin güçlerine güç katmalarını teşvik etmek amacıyla uyguladığı “İşbirliği-Güçbirliği Destek Programı” mevcuttur. Bu program ile KOBİ’lerin ortak tedarik, tasarım, pazarlama, laboratuvar, imalat, hizmet sunumu ve bunun gibi konulardaki projeleri desteklenmektedir.

Ülkemizin strateji dokümanlarında yer verilen tematik alanlar başta olmak üzere, bölgesel ve sektörel ihtiyaçların karşılanması noktasında ve meslek kuruluşlarının KOBİ’lere yönelik projeleri yine KOSGEB’in tematik proje destek programları ile desteklenmektedir. Bu program, cari açığın kapatılmasına yönelik ve ülkemiz için önem taşıyan diğer tematik alanlardaki projelerin geliştirilmesi noktasında güzel bir zemin oluşturmaktadır.

Ülkemizin ekonomisinin can damarı olan KOBİ’lerimiz, girişimcilerimizi destekleyen, rekabet güçlerinin gelişmesini sağlayan, hiç şüphesiz bu değişim ve dönüşüm sürecinde dünya ile rekabet edebilen, yeni iş alanları yaratabilen ve yüksek katma değerli ürünler üretebilen bir Türkiye için KOSGEB’in önemi her geçen gün artmaya devam etmektedir. Bu gerekçeyle, Hükûmetimiz KOSGEB’i daha fazla güçlendirebilmek için her türlü desteği vermektedir.

Bu vesileyle, başta Bakanlığımız olmak üzere KOSGEB’in bütçesinin hayırlı olmasını diler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Karasayar.

Şimdi söz sırası İstanbul Milletvekili Sayın Bülent Turan’da.

Buyurun Sayın Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Akreditasyon Kurumu bütçesi için AK PARTİ’den söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizin kaliteli altyapısını oluşturan ve denetleyen önemli kurumlarından bir tanesi “TÜRKAK” diye ifade ettiğimiz, Türk Akreditasyon Kurumudur. Gelişmiş ülke olmanın önemli şartlarından biri yüksek standartlara sahip olmak ve bunların dünyadaki gelişmiş ekonomilerle uyumlu hâle getirilmesidir.

2001 yılında kurulan TÜRKAK esas çalışma ve gelişimini AK PARTİ döneminde, 2002’den sonra sağlamıştır. Bunu şöyle delillendirebiliriz: 2001 yılında TÜRKAK’a sadece 3 başvuru yapılırken 2010 yılında bu sayı 138’e kadar çıkmıştır. Daha önceleri ise şirketlerimiz yabancı değerlendirme kuruluşlarının binbir türlü engelleriyle karşılaşıyorlardı, Türkiye TÜRKAK aracılığıyla bu engelleri kaldırmıştır büyük oranda. Bu sayede girişimcilerimiz zaman ve para kaybetmekten önemli ölçüde kurtulmuşlardır.

Sadece uluslararası değil, TÜRKAK iç piyasaya da çekidüzen vermektedir. Piyasada bulunan mal ve hizmetlerin kalitesini gösteren çeşitli kalite kontrol belgeleri ve sertifikalar tüketiciler için satın almada yol gösterici rol almaktadır. Bu sertifikaların ve test raporlarının da usulüne uygun hazırlanması, ilmî ve teknik esaslara dayanması gerekmektedir. Şu an TÜRKAK bu işi en gelişmiş ve örnek şekilde yapmaktadır.

Ayrıca, mezkûr Kurum birçok alanda Avrupa Birliği ile çok taraflı tanıma anlaşmaları imzalamıştır. Bu sebeple geçmişteki uygunluk belgeleri de dâhil olmak üzere Kurumun tüm işlemleri uluslararası geçerlilik kazanmıştır. Aynı şekilde uluslararası alanda imzalanan karşılıklı tanıma anlaşmaları sayesinde uluslararası tanınırlık tüm dünyaya yayılmış ve üye ülke kuruluşlarıyla entegre hâle gelinmiştir.

Vakit sorunu nedeniyle çok kısaca özetlemeye çalıştığım uluslararası platformlardaki faaliyetleri yanında, TÜRKAK çeşitli bölgesel çalışmalarda da aktif hâle gelmiştir. Bu kapsamda, Özbekistan, Kazakistan, Azerbaycan, Kırgızistan, Moldova gibi ülkelerle iş birliği yaparak oraların personeline yönelik eğitimler yapmaya başlamışlardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok değil, on yıl önce, sabahtan akşama bankaların battığına şahit oldu bu ülke. Enflasyonun, faizin hesabının yapılamadığı bir ülke hâline gelmiştik, bugünden bakıp yarını görmek mümkün değildi ancak AK PARTİ İktidarı vizyonu ile yere sağlam basan, geleceğe güvenle bakabilen bir ülke konumuna erişti Türkiye. Sadece siyasette değil, ekonomiden sanata, toplum hayatını ilgilendiren hemen her alanda büyük bir ülkeye yakışan standart ve kalite getirmeye çalıştı.

İktidarımız döneminde ülkemizin vizyonu âdeta Edirne-Kars sınırlarını  aşan, dünyadaki değişimi algılayan, hatta ona yön verip daha müreffeh ve insani yeni bir dünya kurmaya çalışan yepyeni bir vizyona kavuştu.

Tabii, biz, yeni bir ülke dünya inşa etmekten söz ederken, öte yandan bütçe hakkında görüş beyan etmek için kürsüye gelen bazı arkadaşlarımızın oturduğu yerden, hatta zahmet edip kalkmadan, bizlere laf attığını, kısır tartışmanın içine çekmeye çalıştığını üzülerek görüyoruz. Gün geçmiyor ki  bu Mecliste üzüldüğümüz bir sahne yaşanmasın, kahrolduğumuz bir tablo yaşanmasın. 

Ülkenin gündemini sadece malum birkaç konudan ibaret zannedenler Türkiye'nin katettiği mesafeyi, ekonomiden sağlığa, dış politikadan eğitime neler yaşandığını anlamak bile istemiyorlar ama hakem millettir ve gereğini yapmaktadır. Oysa, bu üslup sahipleri, 10 yıldır girilen bütün seçimlerde hezimetlere uğramakta, aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar almak ise makul insan tavrı diye tanınamamaktadır.

Muhalefet bu tavrını değiştirmeden sataşma, hakaret etme, doğru bilinene bile destek olamama gibi tavırlarını değiştirmeden milletin de farklı bir takdiri olmayacaktır.

MUSA ÇAM (İzmir) – Bülent, bu konuşmalar sana yakışmıyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bülent...

BÜLENT TURAN (Devamla) - Biz evrensel kalite ölçütlerinden TÜRKAK'tan bahsederken gurur kaynağı olan bu kurumlardan bahsederken, onlar bizi AK PARTİ İktidarından önceki günlerin zorluğuna davet ediyorlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kavganın, ucuz siyasetin olduğu yerde üretim olmayacaktır. Daha özgür daha sivil daha demokratik bir siyasi atmosfer bahsettiğim örnek kurumların yaşaması için, üretilmesi için en güzel vesiledir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan bütçe tasarısının hepimize için hayırlı olmasını ümit ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

AK PARTİ Grubu adına dördüncü konuşmacı Kocaeli Milletvekili Sayın Mehmet Ali Okur.

Buyurun Sayın Okur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ALİ OKUR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Mali Yılı Bütçe Kanun Tasarısı’nın bugünkü görüşmelerinde yer alan Türk Standartları Enstitüsünün bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Standardizasyon kavramı, küreselleşen dünyada ülke sanayi ve ticaretinin gelişmesini, uluslararası pazarda rekabet şansının artırılmasını sağlayan en önemli stratejik araçlardan biridir. Günümüzde Amerika, Almanya, İngiltere, Fransa ve Japonya gibi gelişmiş ülkeler güçlü standardizasyon altyapıları sayesinde dünya ekonomisinde söz sahibi olmuşlardır.

TSE stratejik yönetim anlayışıyla küresel bir aktör olabilmek için başta Avrupa Birliği olmak üzere ürün ve hizmetlerin belgelendirilmesinde uyum çalışmalarına da ağırlık vermiştir. Özellikle Avrupa Birliğiyle olan entegrasyon sürecinde malların serbest dolaşımı kapsamında belgelendirme ve uygunluk değerlendirme alanları oldukça önemli bir hâle gelmiştir. Türk Standartları Enstitüsü son yıllarda göstermiş olduğu çalışma, faaliyetlerini başarıyla, yurt içinde ve yurt dışında kabul gören güçlü ve dinamik yapısıyla devlet bütçesinin herhangi bir tertibinden ödenek almadan, tamamen verdiği hizmetlerden elde ettiği gelirlerle sürdürmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimizin döneminde Türkiye ulusal ve uluslararası alanlarda etkinliğini artırmış, ülkemiz ekonomisini sağlam bir temel, sağlam bir zemin üzerinde inşa etmek için birçok reformu cesaretle ve kararlılıkla gerçekleştirmiştir. Türkiye’yi 2023 yılında dünyanın en güçlü ekonomisine sahip on ülkesi arasında görme hedefimize ulaşmak için millî bir standardizasyon ve kalite stratejisi izlememiz ve bu konuda da toplumsal duyarlılığı geliştirmemiz şarttır.

Değerli milletvekilleri, kanunla kendisine verilen temel görevleri, her türlü standartları hazırlamak, laboratuvar ve belgelendirme hizmetleri vermekte olan TSE faaliyetlerini kamu, özel sektör, üniversiteler ve tüketici kesimleriyle iş birliği içerisinde gerçekleştirmektedir. TSE temelde sanayimizin rekabet gücünün artırılması ve tüketicilerin korunmasına yönelik olarak daha kaliteli mal üretilmesi ve hizmet dolaşımının sağlanması için üzerine düşen görevleri mevzuat çerçevesinde yerine getirme çabası içerisindedir.

Diğer yandan, enstitünün önemli bir faaliyeti de: Kurulduğu günden itibaren uluslararası kurallara uygun olarak laboratuar hizmeti vermektedir. Standardizasyon uygulamalarında önemli bir teknik altyapı unsuru olan deney laboratuarları başta Ankara merkez olmak üzere Gebze Kalite Kampüsü, İzmir, Gaziantep, Çorum, Denizli, Kayseri, Balıkesir, Manisa ve Turgutlu’da faaliyetlerini sürdürmektedir. Son yıllarda ulusal ve uluslararası düzeyde çok başarılı çalışmalara imza atan Türk Standartları Enstitüsü ülkemizin vazgeçilmez bir değeridir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 bütçesi toplumsal duyarlılığı olan, sosyal yönü kuvvetli, dezavantajlı grupları gözeten, üretimi, yatırımı, ticareti, ihracatı destekleyen bir bütçedir. 2012 bütçesi işçi, esnaf, memur, çiftçi, emekli, öğrenci, yatırımcı ve sanayiciler gibi tüm kesimlerin ihtiyaçlarını, sorunlarını dikkate alan, özellikle ücretli kesimin alım gücünü arttıran bir bütçedir. Bu bütçemizde bölgesel kalkınmaya, sosyal katılımcılığa önem verilmiştir.

Değerli arkadaşlar, biz, sloganlar, içi boş vaatlerle, içi boşaltılmış kavramlarla hareket etmiyoruz; hayalleri gerçeğe dönüştürüyor, kavramlara anlam kazandırıyoruz; demokrasiye, milliyetçiliğe, halkçılığa en ideal anlamda somut karşılıklar bulmanın mücadelesini veriyoruz.

Bu çerçevede Türk sanayisinin dünyayla rekabet edebilmesinde anahtar bir rol üstlenen Türk Standartları Enstitüsünün başarılı çalışmaları sürdürmesini ve 2012 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Okur.

AK PARTİ Grubu adına bir sonraki konuşmacı Ankara Milletvekili Sayın Nurdan Şanlı.

Buyurun Sayın Şanlı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA NURDAN ŞANLI (Ankara) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlı olarak faaliyet gösteren Türk Patent Enstitüsü Başkanlığının 2012 yılı bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

1871 tarihli Alâmeti Farika Nizamnamesi Avrupa’nın en eski ikinci marka yasasıdır. Alâmeti farika, bugünkü anlamda markanın karşılığıdır. Benzer şekilde, 1879 tarihli İhtira Beratı Kanunu ise Avrupa’nın en eski patent yasalarından birisidir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında sınai mülkiyet haklarının korunmasına önem verilmiş ve ülkemiz dünyada fikrî mülkiyet sisteminin anayasası olarak kabul edilen Paris Sözleşmesi’ne 1925 yılında taraf olmuştur. 1965 yılında 551 sayılı Marka Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ve 1976 yılında ise Dünya Fikrî Mülkiyet Teşkilatı Kuruluş Anlaşması’na olan katılım ülkemizde sınai mülkiyet koruması alanındaki önemli adımlar arasında yer almaktadır.

1994 yılı, ülkemizde sınai mülkiyet alanı için dönüm noktası olarak değerlendirilebilir. Bu tarihte, 544 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle zamanın Sanayi ve Ticaret Bakanlığına bağlı, idari ve mali özerkliğe sahip Türk Patent Enstitüsü kurulmuştur. 544 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin günümüz koşullarına uyumlu hâle getirilmesi ve yasalaştırılması amacıyla 19 Kasım 2003 tarihinde 5000 sayılı Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun yürürlüğe girmiştir.

Sınai mülkiyet hakları uluslararası boyutu en geniş olan konuların başında gelmektedir. Nitekim, ülkemiz sınai mülkiyet alanında 13 uluslararası anlaşmaya taraf olmuştur.

Türk Patent Enstitüsü, ülkemizin teknolojik ve endüstriyel gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla koruma altına alınmış olan sınai mülkiyet haklarının tescilini ve hakların korunmasıyla ilgili işlemleri yapmaktadır.

Son dönem sınai mülkiyet verileri ise şöyledir.

Patentte: 2010 yılında Türk Patent Enstitüsüne toplam 8.343 patent başvurusu yapılmıştır. 2011 yılı dokuzuncu ayı itibarıyla yerli patent başvurularında bir önceki yılın aynı dönemine göre artış oranı yüzde 32 olarak gerçekleşmiştir.

Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı tarafından açıklanan 2010 yılı uluslararası başvuru istatistiklerine göre ülkemizden yapılan uluslararası patent başvuru sayısı, 2010 yılında bir önceki yıla göre yüzde 23 artış göstererek 477’ye yükselmiştir. Bu artış oranına bakarak, birkaç yıl içerisinde uluslararası başvuru sayılarının bine ulaşacağı söylenebilir.

Faydalı modelde: 2010 yılında Türk Patent Enstitüsünde toplam 3.033 faydalı model başvurusu yapılmıştır. 2011 yılı ilk dokuz ayı itibarıyla yerli faydalı model başvurularında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 10 oranında artış gerçekleştirilmiştir. Markaya baktığımızda, 2010 yılında Türk Patent Enstitüsünde toplam 85.466 marka başvurusu yapılmıştır. 2011 yılı sonu itibarıyla 115 binin üzerinde marka başvurusu beklenmektedir. Ülkemiz 2010 yılında Avrupa’da marka başvurusu sıralamasında 2’nci sırada yer alırken, 2011 yılı sonunda büyük bir olasılıkla Avrupa’da en fazla marka başvurusunun yapıldığı ülke konumuna gelecektir.

Endüstriyel tasarımlarda ise: 2010 yılında Türk Patent Enstitüsüne toplam 30.441 adet endüstriyel tasarım için başvuru yapılmıştır. On bir aylık verilere göre 2011 yılı sonunda 36 bin civarında tasarım başvurusunun yapılması beklenmektedir.

Ülkemiz, tasarım sayısı açısından Avrupa’da 3’üncü sırada yer almakta. Ülkemiz, tasarımların teşhirine ilişkin Lahey Anlaşması’nın en önemli kullanıcıları arasında da yer almaktadır.

Coğrafi işaret konusuna gelindiğinde: Ülkemizde şu anda 147 tescilli coğrafi işaret bulunmaktadır, 145 coğrafi işaret başvurusunun işlemleri ise devam etmektedir.

Ben burada sözlerime son verirken, Türk Patent Enstitüsü Başkanlığı çalışanlarının başarılarının sürekli olması temennisiyle 2012 yılı bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olması dileklerimle bir kez daha saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şanlı.

AK PARTİ Grubu adına bir sonraki konuşmacı Niğde Milletvekili Sayın Ömer Selvi.

Buyurun Sayın Selvi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ÖMER SELVİ (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kısa adı TÜBİTAK olan Türkiye Bilimsel ve Teknoloji Araştırma Kurumu Başkanlığı 2012 yılı mali bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Yoğun bir küresel rekabetin yaşandığı dünyamızda bir ülkenin söz sahibi olması, ürettiği bilgi, geliştirdiği teknoloji ve bulduğu yenilikler oranında mümkündür. Bilgi toplumu olma yolundaki kararlılığını ortaya koyan, bilgiye dayalı üretim, yönetim ve eğitim anlayışının yaygınlaştırılması amacıyla faaliyetlerini sürdüren Hükûmetimiz, aktarılan kaynaklar sayesinde yapılacak araştırmalara ve dolayısıyla TÜBİTAK’ın faaliyetlerine büyük önem vermektedir.

TÜBİTAK, toplumda bilim, teknoloji ve yenilik kültürünün oluşması için çalışan, ARGE politikalarının oluşmasında önemli katkılar sağlayan, üniversite, kamu kurumu ve özel sektör alanında bilimsel araştırmalara ve bilim insanlarına destek veren özerk bir kamu kurumudur. Söz konusu çalışmaların yapılması ve TÜBİTAK’ın etkinliğinin artırılması amacına yönelik olarak Hükûmetimizin döneminde sağlanan kaynak, Hükûmetimizden önceki dönemlere oranla önemli ölçüde artmıştır. Bilim ve teknoloji alanı için son dokuz yılda ayrılan kaynak, ondan önceki kırk yılda sağlanan kaynağın çok üzerindedir. TÜBİTAK bütçesinin 2002 yılındaki konsolide bütçeye oranı bugün 5 kat artmış ve 2012 yılı TÜBİTAK bütçesi yaklaşık 1 milyar 610 milyon Türk lirası olarak belirlenmiştir. Bu durum, Hükûmetimizin ARGE faaliyetlerine ve dolayısıyla TÜBİTAK’a verdiği önemin açık bir göstergesidir.

Bilim ve teknoloji alanında bugün geldiğimiz nokta, verilere bakıldığında, oldukça sevindiricidir. Bu kapsamda, TÜBİTAK’ın başarılı faaliyetleri hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum: TÜBİTAK, bilim insanı adaylarını olabildiğince erken bulup çalışmalarını destekleyerek yetişmelerini sağlamayı, yetişmiş insan gücüne katkı yapmayı ve bilim insanlarının ülkeye daha yararlı olabilmeleri için gelişme yolundaki çabalarını desteklemeyi amaçlamaktadır. Nitekim yürütülen 28 burs ve destek programı kapsamında bugün itibarıyla 2011 yılı için desteklenen kişi sayısı 18 bini aşmıştır.

TÜBİTAK’ın proje bazında sağladığı kaynak desteği ve bilimsel yayınlara verdiği teşviklere bakacak olduğumuzda ise 1964 yılından 2003 yılına kadar yaklaşık 16 bin projenin önerildiğini, bunların içinden 7 bin civarında projenin desteklendiğini görüyoruz; bu projelerin destek bütçesi 2010 yılı sabit fiyatlarıyla 153 milyon Türk lirasıdır. Buna karşılık 2004-2011 yılları arasında yaklaşık 34 bin proje önerilmiş, 9 bine yakın proje desteklenmiştir. Bu projelerin destek bütçesi ise yine 2010 yılı sabit fiyatlarıyla 1 milyar 69 milyon Türk lirasıdır.

TÜBİTAK, araştırma projelerinin yanı sıra bilimsel toplantılara ve yayınlara teşvik vermektedir. Uluslararası Bilimsel Yayınlar Teşvik Programı aracılığıyla uluslararası yayınlara teşvik vermekte olup 2011 yılı Kasım ayı itibarıyla 17 bin 286 başvuruya teşvik verilmiştir. Bu sayede, Türkiye, uluslararası atıf indekslerinde yer alan Türkiye kaynaklı bilimsel yayın sayısı bakımından 2002 yılında 10.807 yayınla dünya sıralamasında 22’nci sırada iken 2010 yılında 28.194 yayınla 18’inci sıraya yükselmiştir.

TÜBİTAK, uluslararası alanda da başarılı faaliyetlerini sürdürmüştür. Bu kapsamda, Türk araştırmacıların yabancı meslektaşlarıyla ortak bilimsel projeler yürütebilmeleri için ikili ve çok taraflı anlaşmalar imzalanmış ve araştırmacılarımızın uluslararası platformda rekabet gücünün artması sağlanmıştır.

Özel sektör ARGE çalışmalarının ülkemizin ekonomik ve sosyal refahının artırılmasına büyük katkı sağlayacağı noktasından hareketle çalışmalarını sürdüren TÜBİTAK’ın, özel sektöre yönelik yürüttüğü tüm destek programları kapsamında 2011 yılı Ekim ayı itibarıyla 1.163 firmaya 1.558 proje için yaklaşık 172 milyon Türk lirası hibe destek sağlanmıştır. Bunun neticesinde firmaların yeni üretim alanları ve yeni teknolojiler geliştirilmesinin önü açılmıştır. Hükûmetimizin verdiği önem sonucu olarak bilim ve teknolojide bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda büyük başarılara imza attığımızı görmekteyiz.

Etkin ve verimli kullanılarak bu başarının sürdürülmesi temennisiyle, TÜBİTAK’a ayrılan 2012 yılı mali bütçesinin hayırlı olmasını diler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Selvi.

AK PARTİ Grubu adına bir sonraki konuşmacı, Kayseri Milletvekilimiz Pelin Gündeş Bakır.

Buyurun Sayın Bakır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA PELİN GÜNDEŞ BAKIR (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Türkiye Bilimler Akademisinin, kısaca TÜBA’nın bütçesi için AK PARTİ adına söz almış bulunuyorum. Değerli heyetinizi en derin saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

Ben de 2011 yılı Ocak ayında Türkiye Bilimler Akademisi asosiye üyeliğine 3 TÜBA üyesi tarafından aday gösterilmiş bir bilim insanıyım, konunun içinde biri olarak bu konuşmayı yapıyorum.

Çok iyi bilindiği gibi, bilim akademileri ülkelerin en üst düzey bilimsel akademik kuruluşlarıdır. Bu kuruluşlar çok sıkı kurallar ve çok aşamalı değerlendirmelerden geçerek akademiye seçilmiş, yüksek bilimsel liyakat kriterlerini sağlayan, uluslararası saygınlığı olan bilim insanlarından oluşurlar. Türkiye Bilimler Akademisine üye olabilmek için de ulusal veya uluslararası saygın kuruluşlardan ödül veya madalya almış olmak, kendi adıyla anılan keşif, icat, teori ve modellere sahip olmak ve adı klasik kitaplara veya değerlendirme makalelerine geçmiş, uluslararası bilim atıfları kataloglarında genel kabul görmüş, yüksek sayıda atıf almış olmak gerekmektedir. TÜBA’ya şahsi olarak başvurulamamakta, en az 3 TÜBA üyesi bilim insanı tarafından aday gösterilmek gerekmektedir.

TÜBA’nın Türkiye çapında toplamda 82 asli üyesi, 17 de asosiye üyesi bulunmaktadır. Ancak bu sayı çok azdır ve üstün bilimsel vasıflarıyla akademiye girmeyi uzun süredir hak edip bekleyen çok sayıda bilim insanı bulunmaktadır. Bu yüzden yeni düzenlemeyle TÜBA’nın asli ve asosiye üye sayısı, her birinden 150 olmak üzere, 300’e çıkarılmıştır.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz her ne kadar 1995 ve 2007 yılları arasında gayrisafi millî hasılasından araştırma ve geliştirmeye ayırdığı payı 3 kat artırarak yüzde 0,85’e çıkarmışsa da, daha katedilecek çok mesafemiz vardır. Güney Kore, gayrisafi millî hasılasının yüzde 3,36’sını, Finlandiya yüzde 3,84’ünü, İsrail ise yüzde 4,25’ini araştırma ve geliştirmeye ayırmaktadır.

2002’deki Barselona Zirvesi’nde, Avrupa Birliği Komisyonu, uzun vadedeki hedefinin bilgiye dayalı rekabetçi ekonomi olduğunu vurgulamış, 2010’da araştırma ve geliştirmenin gayrisafi millî hasılaya oranı için Avrupa Birliği bünyesinde yüzde 3 hedefi koyulmuştur.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin araştırma geliştirmeye ayırdığı bu artan finansal desteğin en verimli bir şekilde değerlendirilebilmesi için yenilikçiliği ve üretkenliği teşvik eden, mükemmelliğiyse ödüllendiren bir bilimsel atmosferi oluşturabilmemiz şarttır. Türkiye’nin bugün uygulayacağı bilim politikaları geleceğini dramatik biçimde etkileyecektir. Modern ekonomilerin lokomotifi, liyakate dayalı bilimsel ve teknolojik araştırmalardır. 21’inci yüzyılın yüksek rekabete dayalı dünyasında ülkemizin ayakta kalabilmesi için Türk bilim insanlarını desteklemekten başka yolumuz bulunmamaktadır.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; üniversitelerde öğretim üyeliğinin sürdürülmesi, bilimsel üretime ve iyi belirlenmiş performans kriterlerine dayanmalıdır. Performans değerlendirilmesinde başlıca kriter ise bilimsel araştırma yapılması ve bu çalışmaların sonuçlarının, saygınlığı kanıtlanmış, yani Science Citation Index’teki bilimsel dergilerde basılmasıdır.

Son yıllarda Hükûmetimizin verdiği olumlu desteklerle bilimsel araştırmalarında kaliteyi hedefleyen bilim insanı sayımızın artması çok sevindirici olmuştur. Türkiye, Science Citation Index’te yayınlanmış Türk bilim insanı adresli yayınlarda 1995’te dünya otuz 34’üncüsüyken 2008 yılında dünya 19’unculuğuna yükselmiştir. Bu başarıda Hükûmetimizin maddi destekleri ve Türkiye Bilimler Akademisinin seçkin bilim insanlarına yönelik araştırma, destek ve burslarının, bütünleştirilmiş doktora programının, doktora sonrası araştırma programının da büyük payı vardır.

Değerli milletvekilleri, bilim, bildiğiniz gibi çok ciddi bir iştir. Bir ülkenin ekonomisinden cari açığına kadar her şeyini etkiler. Eğer bir ülke, bilim, araştırma ve geliştirmede geri kaldıysa, o zaman düşük katma değerli ürünler üretir, dünyayla rekabet edemez, bilimde, araştırma ve geliştirmede atılım yapan bir ülkenin ürettiği yüksek katma değerli ürünleri ithal etmek zorunda kalır, bu da cari açığı artırır. Ülkemizi küresel ekonomide daha rekabetçi hâle getirebilmemiz için eğitime, bilim ve teknolojiye yatırım yapmamız kaçınılmazdır. Türkiye, içinden Apple veya Nokia gibi şirketler çıkan, tüm dünyadan talep görecek katma değerlerin üretildiği bir inovasyon ekonomisine sahip olmayı hedeflemektedir. Bu hedefe ulaşabilmenin yolu yenilikçi beyinlere, araştırma ve geliştirmeye daha çok yatırım yapmaktan ve daha fazla sayıda mühendis ve bilim insanı yetiştirmekten geçiyor.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği ülkelerinde görülen kriz bittiğinde rekabet daha da yüksek olacak, sadece en iyiler ayakta kalacaktır. Tabii ki liyakate dayalı bir bilimler akademisi bir ülkede bilimin gelişmesi için tek yol değildir ancak en azından bu hedefe ulaşabilmek için…

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakır, süreniz doldu, çok teşekkür ederiz efendim.

PELİN GÜNDEŞ BAKIR (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler ederim efendim.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Bu övülen TÜBA’dan 70 saygın bilim adamı istifa etmek zorunda kaldı. Bilgilerinize sunarım.

BAŞKAN – Şimdi, bir sonraki konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Gülay Dalyan.

Buyurun Sayın Dalyan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Savunma Bakanlığının 2012 mali yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz, Asya, Avrupa ve bir ölçüde Afrika kıtalarına ulaşım yollarının merkezindedir yani ülkemiz Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu toprakları üzerinde etki sahibidir. Aynı zamanda jeopolitik ve jeostratejik olarak dünyanın en karışık ve istikrarsız bölgesinin kilit noktasında bulunmaktadır. Bu nedenle Hükûmetimiz, güvenlik ve savunma konusunda duyarlı olup, güvenliğimiz ve savunmamız için hiçbir fedakârlıktan kaçınmamaktadır. Türk savunma sanayisi tarafından başarıyla yürütülen projeler Türk Silahlı Kuvvetlerimizi  teknoloji üreten ve en üst düzeyde kullanan bir konuma getirmiştir. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyacı olan savunma sistemlerimizin yurt içinden karşılanma oranı 2003’te yüzde 25 iken 2010 yılında yüzde 52,1 seviyesine ulaşarak uluslararası alanda rekabet edebilecek konuma gelmiştir. Ayrıca, 2010 yılı toplam savunma ve havacılık ihracatımız 853 milyon  500 bin dolar olarak gerçekleşmiştir.

Türkiye’nin bölgesinde liderlik iddiasını artıracak ve terörle mücadelede ordumuzun gücünü katlayacak ana projelerden bazılarını sizlere hatırlatmak istiyorum.

Askerî gücü, NATO üyesi ülkeler içerisinde Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra sayısal olarak en büyük olan, eğitim, organizasyon ve kurumlaşma olarak da dünyanın gıpta ettiği bir ülkeyiz. Ancak, tek başına askerî gücün yeterli olmadığının bilincindeyiz. Elektroniğe dayanan bugünkü savunma ve silah teknolojisi beş senede demode olabilmektedir. Örneğin, geçmişte çok ileri teknoloji ürünü olan Leopard A1, A3 tanklarının bugünkü teknolojik gelişmelerden geri kalmaması için modernizasyonu ülkemizde yapılmaktadır.

Millî tank projemiz olan ALTAY Projesi’nin prototipleri 2012 yılından itibaren üretilerek test faaliyetlerine başlanılacaktır.

Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra en fazla F-16 savaş uçaklarına sahip olan hava kuvvetlerimiz, personel mevcudu, disiplin, eğitim, imkân ve yetenekleriyle hakiki mühimmatla eğitim yapma olanakları bakımından Avrupa’daki tek hava kuvvetidir. Uçaklarının montajının yanında, yine F-16 uçaklarının elektronik savaş kapasitelerinin modernizasyonu projesi başarıyla yürütülmektedir.

Ayrıca, Hükûmetimizin 2008 yılında başlattığı ATAK Helikopter Projesi ile ülkemizde yüzde 100’ü yerli helikopter yapım sanayi kurulmuştur. İlk helikopterlerin 2012 yılı Nisan ayında teslim edilmesini hedeflemekteyiz. ATAK Projesi kapsamında aviyonik ve silah sistemlerinin büyük çoğunluğu ile elektronik yazılımlarımız, savunma sanayimizin özgün teknolojileri ile geliştirilmektedir.

Türk Silahlı Kuvvetlerimizin istekleri esas alınarak, piyade tüfeklerinin en iyi özelliklerinden bir araya getirildiği piyade tüfeğimizin test ve atışları başarıyla tamamlanarak seri üretime hazır hâle gelmiştir.

Ayrıca, Denizaltı Savunma Harbi ve Karakol Gemisi Projesi olarak başlatılan MİLGEM Projesi, ilk kez 1996 yılında ele alınmış olup, Hükûmetimiz döneminde hayata geçirilen bu projenin birinci gemisi Heybeliada’nın inşasına Ocak 2007 tarihinde başlanılmış, 2008’de de denize indirilmiştir. İkinci gemimiz Büyükada’yı da 27 Eylül 2011’de denize indirdik. Ülkemizde bu projeyle ilk kez, bir savaş gemisinin, yerli olarak geliştirilen savaş sistemi GENESİS entegrasyonu da dâhil olmak üzere tüm tasarım ve analiz aşamaları millî olarak gerçekleştirilmiştir.

ASELSAN, ROKETSAN, Makina Kimya Endüstrisi kuruluşlarımız dünya çapında önemli bir savunma sanayi markası olma yolunda hızla ilerlemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kaynaklarımızın etkin kullanımı ve maksimum tasarrufu hedefleyen genel bütçe anlayışından vazgeçmeden güvenlik stratejimizden ödün vermeyeceğimizi de belirtmek istiyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin katkısıyla bölgesel güç konumuna gelen ülkemizin, bölgesel çıkarlarının korunması için yeni bir savunma stratejilerini kararlılıkla gerçekleştireceğine inanıyorum. Unutulmamalıdır ki barışın yolu, caydırıcı gücünüz varsa kalıcıdır. Dünyanın en eski ordularından biri olan Türk ordusu, gücüyle bölge barışı ve istikrarın da teminatıdır, olmaya da devam edecektir.

Bu vesileyle, vatan savunmasında terörle mücadelede hayatlarını kaybetmiş şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimizi şükranla anarken, Millî Savunma Bakanlığımızın 2012 yılı bütçesinin Türk Silahlı Kuvvetlerimize, ülkemize ve Bakanlığımıza hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dalyan.

AK PARTİ Grubu adına bir sonraki konuşmacı Düzce Milletvekilimiz Fevai Arslan.

Buyurun Sayın Arslan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FEVAİ ARSLAN (Düzce) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Savunma Bakanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Savunma ve güvenlik, partimizin vazgeçilmez öncelikleri arasında yer almaktadır. 2001 yılından sonra ülkelerin tehdit tanımları ve tehdit algılamaları değişmiştir. Tüm dünyada “savunma” kavramından çok “güvenlik” kavramı ön plana çıkmıştır. Bu değişime paralel olarak NATO yeni bir stratejik konsept hazırladı ve kabul etti.

Savunma harcamalarında Amerika Birleşik Devletleri’ni 114 milyar dolarla Çin, 61 milyar dolarla Fransa takip etmektedir. Stockholm Enstitüsü verilerine göre 2010 yılı Türkiye savunma harcamaları 15,6 milyar dolardır. Bu rakam Türkiye'nin gayrisafi millî hasılasının yüzde 2,7’sine tekabül etmektedir ki dünya ortalaması da 2,7’dir. Yani Türkiye'nin savunma harcamalarının dünya savunma harcamaları ortalamasının üstünde olduğu görüşü doğru değildir. Sadece rakamsal olarak baktığımızda bu dönemde savunma harcamalarında yüzde 18'lik bir azalma olduğu söylenebilir. Gerçekte bu bir azalma değil bizden önceki dönemlerdeki kaynak israfına bizim dönemimizde son verilmesi, AK PARTİ döneminde kaynakların etkin ve verimli kullanılmasıdır.

Partimizin on yıllık iktidar dönemi cumhuriyet tarihinde birçok ilklerin gerçekleştirildiği bir dönem olmuştur. İlk millî piyade tüfeğimiz bu dönemde tasarlanarak üretilmiştir. İlk millî gemimiz MİLGEM bu dönemde tasarlanmış, inşa edilmiş ve 27 Eylül 2011 tarihinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığımıza teslim edilmiştir. MİLGEM Heybeliada bugün Ege sularında Türk Bayrağı’nı dalgalandırmaktadır. İlk millî tankımız “Altay”ın tasarım ve üretimi, ilk millî insansız hava aracımız “Anka”nın tasarım ve üretimi yine bu dönemde gerçekleşmiştir. Yine bu dönemde, ilk defa helikopterlerimiz için millî elektronik harp sistemlerinin tasarım ve üretimi gerçekleşmiştir.

2002’de 19 milyar dolar savunma harcaması yapan Türkiye'nin o yıllarda bir piyade tüfeğini bile tasarlayıp üretemediğine dikkatlerinizi çekmek isterim. Yaklaşık on yıl içerisinde Türk Silahlı Kuvvetleri ihtiyaçları çerçevesinde toplam bedeli 20 milyar doları bulan modernizasyon projesi yürürlüğe konulmuş olup bu projelerin yüzde 90'ı ülkemiz sanayisinin katılımıyla hayata geçirilmiştir. Kendi kendimize yetmek ve muhtaç olmamak adına başlatılan tüm bu çalışmalarla yetinilmemiş ve Türk savunma sanayisi birçok alanda ürününü ihraç edebilir hâle gelmeye başlamıştır.

Tüm bunların yanında, yüzlerce KOBİ şirketimiz savunma sanayisine üretim yapabilir standartlara ulaştırılmıştır. Üniversite ve ARGE potansiyeli de büyük oranda hayata geçirilmiştir.

Türkiye, teknoloji savaşını kazanma ehliyetine sahiptir. Önümüzdeki dönemde hedefimiz, büyük başarılara imza atmış olan savunma sanayisi sektörüne süreklilik kazandırmak ve temellerini sağlam kılmak yönünde faaliyetlerine ağırlık kazandırmaktır.

Savunma sanayimiz ihtiyaç duyduğu teknolojileri kendi üreten, altyapısı güçlü ve ürettiği sistemlerin arkasında durabilen bir yapıya kavuşturulacaktır. Bu çalışmaları yürütmek üzere, Savunma Sanayii Müsteşarlığı teşkilat yapısında yeni bir düzenleme de yapılmıştır.

Gelinen tüm bu aşamalardan sonra, ülkemizin dünyada savunma sanayisi en gelişmiş ilk on ülke arasına girmesi ana hedefimizdir.

Bu çerçevede, tüm kara ve deniz araçları ile insansız hava araçlarının ülkemizde üretimi sağlanacaktır.

Milli Savunma Bakanlığı 2012 yılı bütçesinin Sayın Başbakanımızın liderliğinde, Sayın Bakanımız ve ekibinin gayretleriyle, Türkiye'nin 2023 vizyon ve hedefine ulaşmasına önemli katkılar sağlayacağı düşüncesi ile ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Arslan.

AK PARTİ Grubu adına son konuşmacı, Çorum Milletvekili Murat Yıldırım.

Buyurun Sayın Yıldırım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MURAT YILDIRIM (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Savunma Sanayii Müsteşarlığının 2012 bütçesi hakkında AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Sizleri ve milletimi saygıyla selamlarım.

Savunma Sanayii Müsteşarlığımız Türk Silahlı Kuvvetlerinin modernizasyon ihtiyaçlarını karşılamak ve modern savunma sanayisini geliştirmek gibi iki önemli görevi yerine getirmektedir. Tehdit algısı bu yüzyılda evrim geçirmiş, savunma, güvenlik konularında konsept değişmiştir.

Ülkemiz çeyrek asrı aşkın bir süredir terörizmle karşı karşıyadır. Türkiye dünyanın her bölgesinde insan haklarından ve barıştan yana bir duruş sergilemektedir.

Hükûmetimiz, milletler arası münasebetlerde adaleti ve demokrasiyi ön plana çıkartmaktadır. İktidarımız her zaman millî güvenliği geniş açıdan ele almış, güvenliğin askerî, diplomatik, kültürel, siyasi ve toplumsal boyutlarını bir bütün içerisinde değerlendirmiştir.

Savunma ve güvenlik dediğimizde öne çıkan konulardan biri meşruluğun terk edilmemesi, demokratik kazanımlar ve insan hakları gibi konuların ikinci plana itilmemesidir. Savunma ve güvenlik ihtiyaçları demokratikleşme ve özgürlüklerin geliştirilmesi ve korunmasıyla uyum içerisinde yürütülmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; savunma ve güvenliğin en önemli ayaklarından biri de ekonomik gerçeklerdir. Stratejisini akılcı, dinamik, asgari maliyetle azami faydayı elde etme perspektifli şekillendiren İktidarımız yaptığı çalışmalarla ülkemizi birçok alanda dışa bağımlılıktan kurtarmıştır.

Ülkemiz dünyada savunma sanayisi en gelişmiş ilk on ülke arasına girme hedefine hızlı adımlarla ilerlemektedir. Bu doğrultuda Savunma Sanayii Müsteşarlığımız gelecek adına güven verici adımlar atmaktadır. Örneğin helikopter üretimlerine önümüzdeki beş yıllık dönemde başlanacak olup, gerek ülkemizin gerekse bölge ülkelerinin ihtiyaçlarını karşılayacak duruma gelecektir.

Müsteşarlığın planlaması çerçevesinde bir savaş uçağı ile bir jet eğitim uçağının tasarım ve geliştirilmesi önümüzdeki on yıllık dönemde tamamlanacaktır.

Alçak ve orta irtifa hava savunma sistemleri ülkemiz sanayisi tarafından tasarlanarak önümüzdeki beş yıllık dönemlerde üretime geçilecektir.

Yine, radar teknolojisine dayalı bir gözlem uydusunun millî teknolojilerle geliştirilmesi için çalışmalar yürütülmektedir.

Savunma sanayimizin ülkemizin ekonomik gelişmesine de etkisi büyüktür. Özellikle ülkemizde küçük esnafın, sanayimizin kalkınması, işsizliğin azaltılması açısından savunma sanayi lokomotif rol üstlenebilecek bir alandır. Bu sebeple, ülkemiz KOBİ’lerine savunma sanayi ihalelerinde pozitif ayrımcılık sağlanmalıdır. KOBİ’lerimizi bu yönde destekleyecek projeler geliştirilmelidir.

Bu noktada, Eylül 2011 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kamu satın alımlarında ihtiyaçların yerli ürünlerle karşılanmasını salık veren 2011/13 sayılı Genelge büyük önemi haizdir. Bu Genelge ile Türkiye’de üretilen ürünlerin dışarıdan teminin önüne de geçilmektedir. Bu, dış ticaret açığını azaltırken, ülkemiz sanayisinin, KOBİ’lerimizin büyümesini ve rekabet gücünü artıracaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seçim bölgem Çorum da yıllardır oluşturduğu sanayi altyapısı ile savunma projesinin gerçekleştirilmesinde aday bir ildir. Bu konuda 2008 yılından itibaren girişimlere de başladık. Bu dönem Savunma Sanayii Müsteşarımız ve savunma sanayisinde iş yapan dev firmaların üst düzey yetkililerini Çorum’da ağırladık, fabrikalarımızı inceledik. Süreç içerisinde TSO ve diğer sanayi kuruluşlarımız öncülüğünde farklı çalışmalar yapıldı. Geçtiğimiz günlerde milletvekili arkadaşlarımızla birlikte Ticaret Sanayi Odamız ve iş adamlarımızla Sayın Bakanımızı ziyaret ettik. Kendisine teşekkür ediyorum yakın ilgisinden dolayı.

Çorum’un kalkınma ruhunu hepiniz duymuşsunuzdur. Çorum kendi yağı ile kalkınan, yıllarca devletten yardım almadan büyüyen bir il olmuştur. Yıllarca hasret kaldığı yüzlerce yatırıma İktidarımız döneminde kavuşmuştur. Bugün Çorum’un gündeminde öncelikli iki konu vardır: Birisi demir yoludur, birisi de savunma sanayisidir. Çorum, savunma sanayisinde kullanılan altı yüze yakın ürünün tamamını üretebilecek kapasiteye sahiptir. Biz Çorumlu olarak da Çorumlu iş adamları olarak da buna talibiz. Ben inanıyorum ki, inşallah, yüzde 40’ına sahip olan bu sanayi sitemiz gelecekte savunmayı Çorum’da itibarlı bir bölge hâline getirip ve savunma sanayisine büyük katkı sağlayacağımıza inanıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, teşekkür ediyoruz.

MURAT YILDIRIM (Devamla) – Bütçemizin hayırlı olmasını diliyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Kenan Tanrıkulu. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on üç dakika.

MHP GRUBU ADINA AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Öncelikle, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

8 Haziran 2011 tarihinde yayımlanan kanun hükmünde kararnameyle, eski adı Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, yeni adı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı oluşturularak bazı birimler Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bünyesinde adı da değiştirilerek oluşturulmuş, bazı birimler de, ticaretle ilgili olanlar da Gümrük ve Ticaret Bakanlığına aktarılmıştır.

Değerli milletvekilleri, bu kararnamenin yayımlandığı tarih itibarıyla Bakanlık merkez teşkilatında daire başkanı ve daha üst görevde olanlar, taşrada da il müdürleri ve il müdür yardımcıları öncelikle müşavir kadrosuna atanmış, il müdür yardımcıları da araştırmacı kadrosuna geçirilmiştir. Bakanlık bünyesine o tarihten sonra asaleten sadece Bakan Yardımcısı ve Müsteşar ataması yapılmıştır.

Ciddi miktarda bütçe tahsisi öngörülen ve ülkenin bilim, sanayi ve teknoloji politikasını belirleyip uygulama durumunda olan Bakanlığın, yaklaşık altı aydır, belki de daha uzun süredir üst düzey görevlerinin vekâletle yürütülmesi gerçekten ciddi bir handikap teşkil etmektedir. Yönetim boşluğu doğurabilecek bir durumdur. Aslına bakarsanız, bu tür uygulama o kararnamenin çıkışından sonra birçok bakanlıkta aynı şekilde devam edegelmektedir.

Değerli milletvekilleri, üreten ekonominin temelinde kendi girişimcimizi iç ve dış pazarlarda aşırı rekabete karşı koruyacak ve onlarla aynı şartları sağlayabilecek olan ortamın temin edilmesi gerekmektedir. Bu ortamı sağlayamadığınız zaman, hâlen mevcut durumda olduğu gibi, girişimcimize şunu da söyleyebilirsiniz: “Pahalıya üret, ucuza sat. Eğer yapamıyorsan bırak çünkü nasıl olsa ithalat yapılıyor, ithalat daha ucuza gelmekte.” Bu farklı ve yanlış bakış açısı, tahmin ediyorum, girişimcimizin bugün karşı karşıya kaldığı en önemli problemdir. Çıktı fiyatları söz konusu olduğu zaman küresel rekabeti ve dünya fiyatlarını öne sürebilirsiniz ancak girdi fiyatları söz konusu olduğu zaman ne rekabetten ne de yine dünya fiyatlarından bahsetmez durumda kalırsınız.

Değerli milletvekilleri, ekonomimizin kırılganlığının azaltılması ve muhtemel krizlere karşı daha dayanıklı hâle gelmesi için de daha önceki konuşmalarımızda da belirttiğimiz cari işlemler açığına mutlaka bir çözüm bulunması gerekmektedir. Unutmayalım ki her bir verilen bir birim cari açık başka bir ülkenin istihdamına ek bir katkı yapmakta ve ayrıca oralarda yatırım olarak üretim ekonomisine dönüşmektedir. Burada esas olan, Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarına çözüm getirilmesidir. En temel mesele de Türk sanayisinin kendi yapısıdır. Türk sanayisi artık büyük oranda dinamiklerini ithalatla yapar hâle gelmiştir. Bu, şu demektir: Üretim ve ihracat ithalata dayalı bir yapı hâline gelmiştir ve siz ne kadar fazla ihracat yaparsanız neredeyse o oranda ithalat da eder duruma gelirsiniz. Bu ortamda reel sektörümüzün dış borçlanmasının, borcunun artmasının en önemli etkenlerinden bir tanesi de kendi öz ve işletme sermayelerinin yetersiz duruma gelmesi kaygısıyla, sermayelerinin erimesi nedeniyle artık reel sektörümüz dış kaynağa, dış borçlanmaya gider hâle gelmiştir ve dış borçlanma reel sektör eliyle yapılır duruma gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, var olan sorunları aşabilmek, bir hedef koymak ve bu hedeflere ulaşabilmek için tabii ki üretim gücünü artırmamız gerekir. İşte, bu noktada KOBİ’ler devreye girer. KOBİ’ler yeni küreselleşme olgusunda büyük işletmelere karşı korunur hâle gelmiştir. Bütün dünya bunu yapmıştır, bütün dünyada küçük ve orta ölçekli işletmeler en önemli yapılar, yapı taşları hâline gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, ülkedeki istihdamı artırmak, krizleri bir ölçüde aşabilmek ve bunlara daha dayanıklı hâle gelebilmek için küçük girişimciliği teşvik etmemiz lazım, yoksa bugünkü gibi neredeyse yaklaşık yüzde 20’lere varan kredi oranlarıyla, faiz oranlarıyla bu işletmelerimizi ne teşvik edebiliriz ne de bunları ekonomiye kazandırabiliriz.

Girişimcilerin belki de en önemli şikâyetlerinden biri de teşvik sistemidir. Bugün teşvik sistemi değişik bakanlıklardan alınmıştır, dün hazinedeyken Ekonomi Bakanlığı bünyesine verilmiştir ve bunun uygulamadaki aksaklıkları da ortadadır değerli milletvekilleri. Eğer yeni bir vizyona sahip olmak istiyorsak, mutlaka, Bakanlığın bu teşvik mekanizmasına sahip çıkması gerekir. Teknolojik ürünleri üretilebilmemiz, kimlerden ne kadar pay alındığını bilmemiz işte, bu noktada öne çıkmaktadır.

Değerli milletvekilleri, sanayi politikamıza baktığımız zaman, sanayi politikamızın stratejik sektörlerin ve teknoloji politikaları ile hedeflerinin doğru tespitinde kullanılması gerekir. Bunun için de sonuç almak önemlidir ve bu sonucu alabilmek için birtakım belgelere de ihtiyaç duyulur. İşte Türkiye Sanayi Stratejisi Belgesi aslında böyle olması gereken bir belgedir ama maalesef, yayınlandığından bugüne bir heyecan, bir etki yaratamamış, dar çaplı olarak yerini muhafaza etmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu belgenin belki birçok noktası eleştirilebilir bu kürsüden ama ben size esas olarak vizyonunu ön plana getirmek istiyorum: Bu belgenin vizyonunda “Orta ve yüksek teknolojili ürünlerde Avrasya’nın üretim üssü olmak.” ifadesi yer alıyor.

Şimdi, Türkiye açısından, burada, bu ürünün üretim üssü olmak mı, yoksa bu teknolojiyi ve bu teknolojiye dayalı ürünleri üretmek mi daha önemlidir? Şüphesiz, teknolojiyi üretmek ve bu teknolojiye dayalı ürünleri dünya çapında dağıtmak ve pazarlamak ülkemize yakışan bir vizyon olması gerekir. İşte burada da bu vizyon değişikliğinin belki de yapılması gerekir diye düşünüyorum çünkü teknolojik ürünlerin satışlarında kimlerin ne pay aldığı ortadadır. Teknolojiyi asıl üreten kişi neredeyse yaklaşık yüzde 50’sini alır, ama onu imal eden, imalatta bulunanlar yüzde 1 ila 5’ini alırlar, kalanı ise dağıtım, ham madde ve buna benzer diğer ürünlerin sektörel paylarını alan firmalara gider. Esas payı kimin aldığı ortadadır değerli milletvekilleri.

Sayın milletvekilleri, teknoloji deyince önemli olan, teknoloji geliştirme bölgeleridir. Bu kanun 57’nci Hükûmet döneminde 26 Haziran 2001 tarihinde çıkarılmıştır ve yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla, ülkede mantar gibi teknopark üretmek mesele değildir, önemli olan bunların işlevselliğini artırmak, burada teknoloji üretir hâle getirmek ve buralardan istenen faydayı sağlamaktır. Bugün teknopark işletmeciliği tamamen ticari bir yapıya dönüşmüştür. Buralarda yer almanın maliyetleri teşviklerden çok daha yüksek durumdadır.

Bu şekilde, yine yatırım ortamının iyileştirilmesi meselesine gelinir. Yatırım ortamının iyileştirilmesi de, yine 57’nci Hükûmet döneminde 11 Aralık 2001 tarihinde Bakanlar Kurulunun prensip kararıyla oluşturulmuştur. Çok önemli bir karardır. Bugün yatırım ve ekonomik iklimin daha iyi hâle getirilmesi noktasındaki adımlar, 2001 tarihinde atılmıştır ama maalesef bugün Dünya Bankasının Doing Business 2011  Raporu’na baktığımız zaman Türkiye iş yapma kolaylığı sırasında 183 ülke arasında 65’inci sıradadır. Geçen sene, 2010’da bu 60’tı. Yani her geçen yıl daha iyiye gitmemiz gerekirken maalesef bu daha da bozulur  hâle gelmektedir.

Kâr marjlarının bu kadar azaldığı bir ortamda tabii ki, üretimi her aşamada ciddi bir şekilde düşünmemiz lazım. Üretimin nerede yapıldığı da bu bakımdan önemlidir. İşte, organize sanayi bölgelerinin yasal statüye kavuşturulması da 15 Nisan 2000 tarihinde yapılmıştır değerli milletvekilleri. Orada OSB’lerimizin güncel ihtiyaçlarına cevap verilebilecek bir yasal düzenleme getirildi ancak onları Güney Kore örneğinde olduğu gibi, daha yüksek seviyelere götürebilecek çalışmalara da bir an önce gitmemiz lazım. OSB’lerin çok ciddi sorunları var. Bu sorunlar tabii ki, onların gelirleriyle ilgili; idari, hukuki, birtakım sıkıntıları, problemleri var ama en başta OSB’lerde arsa tahsisinde metrekare fiyatlar hâlen daha çok yüksek gözükmektedir.

Değerli milletvekilleri, o yüzden yatırımcılar buralara yatırım yapmaktan, ellerinde kaynak olanlar buralara tahsis etmekten de kaçınmaktadır. Diğer yandan, OSB’lerimizi kentsel dönüşüm modellerinde de kullanabiliriz. Bu tip modelleme çalışmaları ülkemizde mevcuttur, bunu yapan çok ciddi bilim adamları ve uygulamacılar vardır. Bunlardan faydalanmak gerekir diye Sayın Bakana duyurmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, hem OSB’lerle ilgili hem sanayi politikamızla ilgili Milliyetçi Hareket Partisinin Meclis araştırma önergesi vardır. Eğer bu konularla ilgili çok ciddi çalışmalar yapma imkânı bulabilirsek bu önergemiz, bu teklifimiz desteklenir ve biz burada bu bahsettiğimiz konuları daha ciddi ve derinden inceleme fırsatı bulmuş oluruz.

Değerli milletvekilleri, şimdi, sizlerle bir tespiti paylaşmak istiyorum. Bu tespit, elimde gördüğünüz 2012 Yılı Programı. Bu program ilgili kamu kuruluşları tarafından hazırlandıktan sonra devletimizin, Hükûmetimizin yetkili organlarında yani Yüksek Planlama Kurulunda ve akabinde de Bakanlar Kurulunda görüşülerek yayımlanıyor ve yürürlüğe giriyor. Değerli milletvekilleri, bu programda sayfa 164’te çok ilginç tespitler var. Bakın, bu tespitler aslında yeni tespitler de değil, bu tespitler geçtiğimiz yılların Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bütçelerinde de Milliyetçi Hareket Partisinin sözcüleri tarafından dile getirildi. Burada Çin ve Hindistan’daki ucuz emeğe atıf yapılarak, bazı sektörlerde üretimin darboğaza girdiğini, rekabetin güçleştiğini ve 2002 yılından itibaren bu üretimdeki darboğazların arttığından bahsediliyor ve devam ederek sanayinin kredi maliyetlerinin yüksekliğinden bahsediliyor. Bu tespiti, kendi yayın organlarında, kendi kurumlarında tespit edilmiş bu tespiti tekrar Sayın Bakanlığa getirmek istiyorum ve önümüzdeki yılın bütçelerinde, önümüzdeki dönemlerde bu tespitlere daha ciddi bir şekilde el atıp, burada çözüm yollarının da görüşülmesi gerekir diyorum.

Değerli milletvekilleri, girişimcilik ekonominin kaynağıdır ve bu kaynağı sürekli canlı tutmak zorundayız, bu kaynağın kurumasına mâni olmamız gerekir diye düşünüyorum.

Bu düşüncelerle, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının bütçesinin hayırlara vesile olmasını tekrar diliyorum, hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanrıkulu.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru.

Süreniz on dakika.

Buyurun Sayın Doğru. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; TÜBİTAK ve TÜBA bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye'nin kalkınması, gelişmesi, önüne koyduğu hedeflere ulaşmasında bilim, teknoloji, araştırma ve geliştirmenin çok büyük bir önemi ve katkısı vardır. Ülkenin ve milletlerin geleceklerinin şekillenmesi teknolojideki gelişmelere bağlıdır. Zenginleşme, gelişme ve kalkınmanın itici gücü hep teknolojideki gelişmeler ve çalışmalarla olmuştur. Bu çalışmaların başında da ARGE faaliyetleri ve bunlara verilen destekler gelmektedir.

Sayın milletvekilleri, ARGE destekleri bütçe içinde her yıl arttı deniyor ancak ayrılan pay acaba yeterli midir veya ayrılan pay bütçe içerisinde nasıl kullanılmaktadır? Ancak buradan sormak istiyoruz: “ARGE desteklerini yükselttik.” derken bu desteklerin sanayiye, ihracata, üretimlerin kalitesine veyahut da üniversitelerin gelişme sıralamasında bir etkisi olmuş mudur? Ayrıca, tabii bunun tespit edilmesi gerekmektedir. Bunun da tespitinin ilmî yöntemleri vardır. Bunu etki analiziyle yapabiliriz. TÜBİTAK’ta da bir etki analizi tespiti yapılmış mıdır? Bir araştırma yapılmışsa bunu da öğrenmek istiyoruz. Ayrıca, TÜBİTAK tarafından verilen desteklerin ne kadarı üniversiteler tarafından kullanılmaktadır? TÜBİTAK’ın faaliyet alanları içerisinde hep fen bilimleri vardır ancak sosyal alanlarda da faaliyetini artırması gerekmektedir.

Türkiye genç bir nüfusa sahiptir. Genç nüfusun önünü açabilecek, ona aş ve iş temin edebilecek ARGE faaliyetlerine mutlaka destek verilmeli, önem verilmelidir. Kısaca, bilime, teknolojiye, ARGE’ye innovasyona önem verilmelidir.

Türk insanı çok çalışkandır. Ülkemizde çok geniş kaynaklar vardır. Örneğin, ülkemiz geniş enerji potansiyeli noktasında çok zengindir. Her yıl, değişik branşlar dışında sadece bir sektör, mesela enerji sektöründeki bütün ARGE faaliyetleri desteklenebilir mi?

Sayın milletvekilleri, Bakanlık olarak çok önemli olan Sanayi Strateji Belgesi ortaya koydunuz. Hangi firmalara teknoloji gelişimi sağlanmaktadır? Hangi sektörlerde strateji belgelerini uygulamaya koyuyorsunuz?

Elli yıldan beri otomotiv sektöründe üretim ve montaj yapıyoruz. On yıldan beri iktidardasınız, yeni tasarımlar yaparak ne zaman kendi otomobilimizi yapacağız?

Ülkemizde ne zaman, kamu olsun özel sektör olsun, yerli makinelerin, yerli elektrikli araçların, kimyasal ürünlerin üretim ve kullanımı ARGE faaliyetleriyle desteklenip teşvik edilecektir? İthal etmeden üreterek kullanabilir hâle geleceğiz?

Sayın milletvekilleri, bilim ve teknoloji alanında ülkemiz arzu ettiğimiz yer ve konumda değildir. Bu durum, ülke yöneticilerinin yanlış politikalarından kaynaklanmaktadır. ARGE’ye ayrılan payın miktarı bilime, teknolojiye, büyüme ve rekabete ülkenin verdiği değeri gösterir. Bilim alanında OECD ülkeleriyle karşılaştırma yapılınca ARGE harcamalarında çok gerilerdeyiz. TÜBİTAK ve TÜBA’ya ayrılan bütçe çok azdır. Bu az para ile bilimde ilerleme nasıl olacak? Gelin, bütçeyi artıralım, daha fazla kaynakları buraya aktaralım.

635 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlanmış olan TÜBA Başkanlığı, şu andaki organizasyon şeması ile TSE, Türk Akreditasyon Kurumu, KOSGEB, TÜBİTAK ile beraber bir müsteşar yardımcısına bağlı görünüyor. Ancak TÜBA alelade bir devlet dairesi değildir. Bu şekilde çalışmalardan hiçbir fayda doğmaz, verim alınmaz diye düşünüyoruz. TÜBA'nın ülkemizin bilimde daha aktif ve etkili bir rol oynamasını sağlaması gerekir. Sosyal ve temel bilimlerde, araştırma enstitüleri konusunda katkı vermesi görevidir. Ancak böyle bir çalışma için TÜBA’nın siyaset üstü, özerk olması gerekir ancak siyasetin gücünün altında kalmakta olduğunu da görüyoruz.

TÜBA’nın devlet kurumları ve hükümete danışmanlık yapması gerekir. Ancak bugüne kadar bunun tam yapıldığını söyleyemiyoruz. Mesela, MAM, Marmara Araştırma Merkezi, Uluslararası Gıda ve Beslenme Kongresi yapıyor. Bu tip kongrelerin yapılması çok önemlidir ancak kongre sonucu ortaya çıkan bilimsel gelişmelerin ülkemizde uygulanması gerekmez mi? Bu kongreler büyük paralarla yapılıyor, emek sarf ediliyor. Bunlar sadece ilmî çevrelerde kalmamalı, uygulamaya da geçmelidir.

Bakın, ülkemizde şu sıralar şeker fabrikaları özelleştirmesi vardır. Devlet elindeki fabrikalar satılıyor. TÜBİTAK olarak, tabii şeker olan şeker pancarı şekerinin kullanılması, pancar üretiminin devam etmesi, üretimin korunması noktasında görüşleriniz yok mudur? Bu konuda sağlıkla ilgili çalışmalar yaptıramaz mısınız? Ülkemizde hazır gıdalar, GDO’lu üretimler var. Bunların insan vücudundaki etkileri araştırılamaz mı? Kısa, orta, uzun vadede ne tür organik bozukluklara sebep oluyor, bunlar tespit edilebilir. Ayrıca önerileriniz varsa acaba Hükûmet bunun ne kadarına cevap vermiştir veyahut da verilen önerilerden acaba hangileri uygulamaya girmiştir?

Sayın milletvekilleri, görüldüğü kadarıyla işler iyi gitmiyor. Esas sorun akademik üyeliklerin seçiminde yapılmaktadır. Akademi üyeleri bilime katkıları ve yayınları ile seçilmelidir ancak yaşlanmış, yapacak çok fazla bir şeyi kalmamış insanlar da burada koltukları işgal etmemelidir. Bugün neredeyse 2/3 üye Hükûmetin ve YÖK'ün kontenjanı ile belirlenmektedir. Bu da üniversite camiasında, maalesef, huzursuzluğa sebep olmaktadır.

Siyasallaşma oluyor, siyaset müdahale edip kadrolaşıyor ancak unutulmamalıdır ki buralar ülke ekonomisine katkı verecek yerlerdir. İstihdam, yatırım, üretim istiyoruz. Bırakın, ilim adamları önerilerini ortaya koysunlar; güvenli, gelecek kaygısı olmadan, huzur içerisinde çalışmalarını yapsınlar. Ancak görünen odur ki kanun hükmünde kararname ile yükseköğretim ile ilgili tüm kurum ve kuruluşlar -YÖK,  üniversiteler,  ÖSYM, TÜBİTAK, TÜBA- siyasi erkin tam yönetimindedir.

Türkiye uluslararası bilimsel yayın sayısında 2004 öncesi yıllık yüzde 14 düzeyinde artış gösterir iken son beş yıl verilerine göre maalesef gerileme göstermektedir. 1997 yılında 27’nci sırada iken hızlı yükselişle 2004 yılında 20’nci sıraya gelinmiştir. Aynı hızı gösterseydik 2009’da 13’üncü sıraya yükselmemiz gerekirdi ancak olmamıştır. Son altı yılda ciddi olarak durakladığı çeşitli çevrelerce ifade ediliyor. Siyası erkin, YÖK ve üniversitelerin bunun nedenlerini inceleyip önlem alması gerekir. Ancak siyasi erkin -enteresandır- kadrolaşmayla meşgul olduğunu da görüyoruz.

Sayın milletvekilleri, illerde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bilim ve sanat merkezleri vardır. Buraya üstün yetenekli öğrenciler kendilerini geliştirmek için sınavla alınır. Ancak bu okullar sahipsizdir. TÜBİTAK bu bilim ve sanat merkezlerine sahip çıkabilir. Öğrenciler özel seçildiği için ülkemizin çok önemli kaynağıdır. Buraya mutlaka destek olunmalıdır. TÜBİTAK olarak bu öğrencilere projeler yaptırılıp, yurt içi ve dışı destekler verilip, ilim dünyasına  kazandırılabilir.

Milliyetçi Hareket Partisi  olarak, bilim ve teknoloji politikasının esasını, bilim insanına, bilimsel düşünceye, yenilikçiliğe, teknolojinin üretimde kullanılmasına önem verilmesinde görüyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi  olarak, toplumun refah düzeyini yükseltmek için bilim ve teknoloji üretme yeteneği ve kapasitenin arttırılmasının gerekli olduğuna inanıyoruz.

Sayın milletvekilleri, ülkemizde sosyal ve fen bilimleri ile fikir ve sanat alanında bilimsel düşüncenin hayat bulacağı ve itibar göreceği bir iklim oluşturulmalıdır. Alanlarında önemli görevler yapmış, başarılı olmuş, yurt dışındaki Türk araştırmacılar TÜBİTAK vasıtasıyla desteklenmeli, sahip çıkılmalıdır.

TÜBİTAK, Türk dünyasına da açılmalıdır. Türkiye, Türk dünyasında bir çekim merkezi hâline gelebilir. Ülkemizde TÜBİTAK'a bağlı Türk dünyası bilimsel araştırmalar merkezi mutlaka kurulmalıdır. Türk ve yabancı araştırmacıların ülkemizde istihdamı cazip hale getirilmelidir. Kamu kaynaklarından ARGE  yatırımlarına daha fazla kaynak aktarılarak bunlar gerçekleştirilebilir.

Özel sektörün ARGE ve teknoloji üretimi yatırımları, ciddi manada desteklenmelidir. ARGE harcamaları, gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payları yüzde 2,5’lara çıkarılmalıdır, şu anda yüzde 1’in altındadır.

TÜBİTAK destekleri ile üniversitelerimizi, bilgi ve teknoloji üretim merkezi hâline getirmek için çalışmalar yapılmalıdır.

Her ilde üniversite sanayi ortak merkezleri, teknokentler, teknoloji serbest bölgeleri kurulması teşvik edilmelidir.

Bilimsel ve teknolojik araştırmaların, yeniliklerin ve buna bağlı olarak verilecek patentlerin üretime ve toplumsal faydaya dönüşmesini sağlamak amacıyla milli yenilik sistemi mutlaka kurulmalıdır, teknoloji transfer merkezleri oluşturulmalıdır.

Ayrıca TÜBİTAK tarafından “Bilim Çocuk” dergisi ve “Meraklı Minik” dergisi yayınlanıyor. Bu yayınlarda Türkçe isimlerle beraber Türk milletinin millî ve manevi değerleri çocuklarımıza anlatılmalıdır. Atatürk, bayrak, vatan, tarih sevgisi yayınlarda tema olarak işlenmelidir. Ayrıca bu yayınlar ücretsiz şekilde okullara gönderilmeli, öğrencilere dağıtılmalıdır diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Doğru, çok teşekkür ediyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Celal Adan.

Buyurun Sayın Adan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on üç dakika.

MHP GRUBU ADINA CELAL ADAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kısa adı KOSGEB olan Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresinin 2012 yılı bütçesine ilişkin görüşlerimizi sizlerle paylaşmak için huzurlarınızdayım. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün burada vaktimiz kısıtlı olsa da konuşacağımız konu Türk ekonomisinin belkemiği olan küçük ve orta boy işletmeler yani KOBİ’lerdir. KOBİ’ler, sadece Türkiye'nin değil, dünyanın bütün ekonomilerinin belkemiğidir. Ekonomik kalkınmışlık düzeyi ne olursa olsun tüm ülkelerde KOBİ’ler, gerek sayısal gerekse de istihdam yaratma gücü açısından ekonomik ve toplumsal düzenin öncü kuvvetleridir. Adalet ve Kalkınma Partisinin dilinden düşürmediği ama sadece dilinde bıraktığı demokrasinin toplumsal zemini KOBİ’lerdir. Türkiye’de toplam işletmeler içinde KOBİ’lerin payı yüzde 99,5’tur. Ülkemizdeki toplam istihdamın yüzde 70’i KOBİ kaynaklıdır. Katma değerin yüzde 38’ini KOBİ’lerimiz üretmektedir. Dolayısıyla, Türk ekonomisi, bir KOBİ ekonomisi demek yanlış olmayacaktır.

Dikkatinize sunduğum bu rakamlar Avrupa ülkelerinin ortalamalarına yakındır ancak gelişmiş ülkelerde KOBİ’ler ihracatın yüzde 35-40’ını karşılarken Türk KOBİ’lerin ihracattaki payı 13-16 ağırlığındadır. KOBİ’ler, sadece ekonomik hayatta değil, aynı zamanda sosyal ve demokratik hayatta da önemli roller üstlenmektedir. KOBİ’ler Türkiye’de geniş bir alana yayıldıkları için bölgesel gelişmişlik farklılıklarının giderilmesi, mülkiyetin geniş bir tabana yayılması, istihdamı meydana getirmesi, gelir dağılımında adaletin sağlanması ve bunların devam ettirilmesiyle demokratik hayatı canlı tutmada önemli bir güçtür. Anadolu’nun en dinamik unsurları KOBİ’lerdir. KOBİ’ler Türk ekonomisinin üretim yükünü çekmektedir. Bunun yanı sıra krizlerin toplum hayatını tahripkâr biçimde etkilemesini engelleyen tampon işlevi de görmektedir. Bununla birlikte KOBİ’ler 2007’den bu yana kademeli olarak derinleşen krizin etkisiyle âdeta bir çöküş sürecine girmiştir. KOBİ’ler mutsuz ve borçludurlar. Türkiye’nin gerçek anlamda üretici olan ve millî kimliğine hakkıyla layık KOBİ’lerde sabırlar taşmaktadır. Sesleri çıkmayan KOBİ’ler sahipsizlik duygusuna kapılma noktasındadır. Mevcut işyerlerini kendi varlıklarını satarak ayakta tutmak zorunda kalmışlardır. KOSGEB kredilerinde olduğu gibi göstermelik kredilerle birçok KOBİ oyalanmaktadır. KOSGEB bugünkü asli görevinden yani KOBİ’lerin rekabet güçlerini ve düzeylerini yükseltmek amacından uzaklaşarak finans kuruluşlarının rolünü üstlenmeye başlamış, bankaların KOBİ’lere vermiş olduğu kredilerin kredi faizlerini karşılayan bir kurum hâline gelmiştir. Bu durum Sayın Bakanın Plan ve Bütçe Komisyonunda yapmış olduğu Bakanlığının bütçe sunuş konuşmasından kolaylıkla çıkarmak mümkündür. Sayın Bakan konuşmasında, KOSGEB kredileri kendilerinden önceki yıllarda bir anlam ifade etmediğini, 2002’den sonra iktidara geldikten sonra büyük miktarda krediler temin ettiklerini ancak hepimizin dikkatini çeken -bir hatibin de ifade ettiği gibi- kendileri şöyle bir şey söylüyorlar: 203 bine yakın işletme için sağladığımız kredilerle KOBİ’lerin ödemeleri gereken 1 milyar lira faizi karşıladıklarını ifade ediyor. KOSGEB’in esas olarak kredi faizi karşılayan bir kurum hâline geldiğini ifade etmekte, finansman odaklı bir yapının oluşmasına en hafif tabirle göz yummaktadır. Bu, doğru değildir. Hükûmetin iddia ettiğinin tersine, Hükûmetin oyuncağı olan TÜİK’in uydurma rakamlarının tersine Türkiye’de işsizlik azalmamakta aksine artmaktadır. İşsizliğin artmasının temel nedeni KOBİ’lerin ihmal edilmesi ve kapanmasıdır. Anadolu’da küçük sanayi siteleri, organize sanayi bölgelerinde üretim daralması ve küçülme döngüsü istihdamı da fevkalade olumsuz etkilemektedir. Çeşitli örnekleri kamuoyuna yansıyan iflas ve kapanmalar devam etmektedir. İşsizliğin artışının temeli burada aranmalıdır.

Değerli milletvekilleri, AKP iktidara geldiği günden bu yana ülkeyi cari açıkla fakirleştirmiş, özelleştirmelerle millî serveti yok etmiş, iktisadi taraflarla kavga etmiş, iyi olan şeyleri kendisinden, iyi olmayanları ise geçmişin üzerine ya da yurt dışına atmıştır. Ağustos böceği gibi davranmaktadır. İçinde bulunulan ortamda halkımızın dikkatini ekonomiden başka yerlere çekmek için elinden geleni yapmaktadır ancak milletimizin bir numaralı gündemi ekonomidir.

Türk ekonomisinin dinamosu olan KOBİ’lerimizin büyümesi için KOSGEB yeterli değildir, yeterli olamaz. KOSGEB’in verdiği göstermelik destekler yerine, daha radikal, uygulanabilir destekler sağlanmalıdır ve Milliyetçi Hareket Partisinin geçmişte dile getirdiği, bugün de bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkan esnaf ve KOBİ bakanlığı kurulmalıdır.

Halk Bankası, KOBİ’lere hizmet edecek şekilde yapılandırılmalıdır. Bu bankaya, KOBİ’lere tahsis edilmek üzere düşük faizli fon sağlanmalıdır.

KOBİ’lerin toplam kredilerden aldığı pay dünya ortalamasının yarısı kadardır. Dünya ortalamasında KOBİ’lere yüzde 38 oranında kredi payı düşmektedir. Bu payın ülkemize de belli bir program dâhilinde yüzde 40’lara çıkarılması gerekmektedir.

Mevcut ARGE Yasası KOBİ’ler lehine değildir. KOBİ’lerin de yararlanabileceği yepyeni bir yasa yapılmalıdır. Mevcut yasa ve yönetmelikler emredici hüküm ve cezalar içermektedir. Bunun yerine, kamu ve KOBİ temsilcilerinin iş birliğinde çözümler üretilmelidir.

Doğru ve güvenilir sanayi envanteri çıkarılmalıdır ve sürekli güncelleştirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, 1960 yılında kurulan Türk Standartları Enstitüsü, geçen elli bir yıllık süreçte ülkemizin rekabet gücüne katkıda bulunmak, özellikle ticari faaliyetlerde belli standartları gözetmek, milletimizin yaşam düzeyini yükseltmek adına çok önemli işlevler yerine getirmiş bir kurumdur. Ticaretin küreselleştiği, rekabetin sınır tanımadığı, insanların kaliteli tüketime yöneldiği bir dünyada Türk Standartları Enstitüsünün sorumluluğu çok daha büyük bir önem arz etmektedir.

            Binlerce üretime kefil olan Türk Standartlar, bu ağırlığın altında ezilmektedir. Özellikle dış ticaret alanında TSE uygulamaları nedeniyle ciddi sorunlar yaşamaktadır. İthalat işlemlerinde TSE’ye tabi ürünlere ilişkin gümrükleme esnasında zaman ve maliyet yaratıcı nitelikte önemli sorunlar vardır. İthalat esnasında gümrükler tarafından TSE kontrolü için alınan numunelere ilişkin cevabi yazılar oldukça gecikmeli olarak gelmektedir. Bu gecikme ithalatçı firmalarımızın işlemlerini yavaşlatmakta ve ticari hayatın yavaşlamasına sebep olmaktadır. Diğer önemli bir sorun ise standartlara ilişkin belgelerin sürelerinin kısa olması, çoğunun ait olduğu takvim yıl içinde geçerli olmasından dolayı yaşanan bürokrasidir.

            Avrupa Birliği iddiasındaki Türkiye'nin dış ticarette söz sahibi olabilmesinin yolu standartlardan geçer. Türk malının, “Made in Türkiye” damgasının dünyada saygın bir yer edinmesinin yolunun standartlardan geçtiği muhakkaktır. Bize göre asıl TSE'nin bir standarda ihtiyacı vardır.

             Değerli milletvekilleri, TSE, birçok kurumda olduğu gibi, ne yazık ki AKP hükûmetlerinin elinde yozlaşmış, esas işlevini ve varlık nedenini unutmuştur. Mallarına, ürünlerine dünya ölçeğinde saygın bir standart getirmeyen bir zihniyetle Türkiye'nin ilerlemesi, gelişmesi mümkün değildir.

Sınai mülkiyetin işleyişini sağlamakla görevli tek sorumlu kuruluş olan Türk Patent Enstitüsü, 57'nci Hükûmet döneminde temeli atılan, 2003 yılında tamamlanan binasındaki teknik ve fiziki altyapısıyla son derece modern koşullarda çalışan bir kurumdur. Ancak, 2002 yılında iş başına gelen AKP Hükûmeti, birçok kurumda olduğu gibi burada da hızlı bir kadrolaşmaya gitmiş, tecrübeli çalışanlar görevden alınmış, yerlerine AKP yandaşı üyeler atanmıştır.

Bilim ve teknolojiye dönüşümünün bir göstergesi olan patent üretimine baktığımızda dünya sıralamasında Türkiye 80’inci sıralarda kalmaktadır. Bu gösterge resmen bilimin Türkiye'nin kalkınmasında ve gelişmesinde yer almadığının açık bir göstergesidir. Adalet ve Kalkınma Partisinin uygulamaları sayesinde Türkiye'de bilim, aksesuar hâline gelmiştir. Bilimsel gelişmeye, araştırmaya, uluslararası standartlara, ARGE'ye hizmet etmesi gereken bilimsel kurumlar ne yazık ki iktidarın elinde birer yandaş deposu olmuştur. Bu kurumlar, bilimsel niteliklerini kaybederek aksesuar haline gelmiştir.

Değerli Milletvekilleri; bir ülkenin kalkınmışlığı ve gelişmişliği bilimsel yayın sayısı ile değil, bilimin teknolojiye dönüşmesi ile ölçülür. Bir ülkenin insanı, üniversiteleri ile yenilik ve patent üretebiliyor ve bunu bir fikrî mülkiyet yönetimi ile ticarette kullanabiliyorsa o ülke kalkınabilmektedir.

Adalet ve Kalkınma Partisinin bilimden anladığı tek şey yenilik ve teknoloji lazım olunca parayı bastırıp teknoloji satın almaktan ibarettir. Teknoloji transferleri ile lisans ve patent satın almakla yetinen ülkelerin bir adım bile ileri gidemeyecekleri bellidir. Türkiye'yi teknoloji, askeri teçhizat ve sınai donanım konusunda başka devletlere bağımlı hâlden kurtarmanın yegane yolu, ısrarla takip edilen, doğru bir şekilde belirlenmiş araştırma politikalarıdır.

Bilimsel ve teknoloji alanında gelişmiş ülkelerin örnekleri önümüzde duruyor. Tank, uçak, helikopter, füze teknolojisi, biyoteknolojik ürünler için kapısını aşındırdığımız ülkelere bakalım. Örneğin İsrail'in yayın sayısı Türkiye'den daha geride olduğu hâlde patent üretiminde Türkiye'den 50 kat daha ileride bulunmaktadır. Nüfusu Türkiye'nin onda 1’i olan İsrail, teknoloji üretebiliyor, gücünü bilimden alıyor. İsrail'in yapabildiğini biz neden yapamıyoruz?

Değerli Milletvekilleri, Türk Akreditasyon Kurumu, Türkiye'nin hem ulusal hem uluslararası platformda ürettiği malları denetleyen, ürünlerin belli bir standarda getirilmesini amaçlayan çok önemli bir kurumdur. İthalatın ve ihracatımızın belli bir kalitede sürdürülmesini sağlarken, Türk malının da dünya piyasalarında saygınlığını artırmaktadır ancak diğer birçok kurum gibi buraya da hak ettiği önem ve değer verilmemektedir.

Bugün, burada bütçelerini konuştuğumuz kurumların tümü, Türkiye'nin millî ve küresel ölçekte üretim kabiliyetinin artırılması için vardır ancak gelin görün ki göz bebeğimiz bu kurumlar, AKP İktidarının elinde işlevsiz ve etkisizdirler.

Küresel pazarda kendi standartlarıyla, kendi patentleriyle yer alamayan ülkelerin rekabet etmeleri de mümkün değildir. Bir ülke düşünün ki çalışabilir nüfusunun beşte 1’i işsiz, böyle bir ülkenin küresel pazarda ve acımasız rekabet piyasasında yükselebilmesi mümkün olabilir mi?

Değerli milletvekilleri, bizler Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türk ekonomisinin temel direkleri olan kurumların sorunlarının takipçisi olmaya devam edeceğiz. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetini de bir an önce ekonomiyi faizden, dövizden, borsadan ibaret bir alan olarak görmekten vazgeçmeye davet ediyoruz.

Türk ekonomisiyle ilgili konuşacak çok şey var aslında. Bizler Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bütçe görüşmeleri boyunca eleştirilerimizi ve çözüm önerilerimizi dile getirmeye devam edeceğiz. Bu bütçeye “Hayır.” diyeceğiz çünkü, başta da belirttiğim gibi, kefili AKP olan bir bütçeye, yanlış politikaların odağı hâline gelmiş bir iktidar anlayışına biz kefil değiliz.

Bugün buraya gelmeden evvel İstanbul Esnaf Birliğinden bir heyet beni ziyaret etti. Gerçi bakanların çalışma alanları çok farklı olmasına rağmen bana 2 bakanımızın da bulunduğu bu ortamda kendileriyle ilgili hayati konu taşıyan birkaç konuyu dile getirmemi söylediler. Onları da dile getirerek sözlerime son vereceğim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vergi Usul Kanunu’nun 176’ncı maddesindeki “I inci sınıf tüccar, II nci sınıf tüccar” ayrımına “esnaf ve sanatkâr” diye bir derecelendirme daha eklenmelidir. Çünkü mevcut haliyle esnaf ve sanatkârlar vergisel ve diğer mali yükümlülüklerde ikinci sınıf tüccar olarak değerlendirilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Adan, çok teşekkür ediyoruz, süreniz doldu.

CELAL ADAN (Devamla) – Ben bunu size, kendinize vereyim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına son konuşmacı Trabzon Milletvekili Sayın Koray Aydın.

Buyurun Sayın Aydın. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dört dakika.

MHP GRUBU ADINA KORAY AYDIN (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayi Müsteşarlığının 2012 yılı bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sözlerime, bundan yaklaşık yüzyıl önce bu topraklarda yakılan bir türkünün sözleriyle başlamak istiyorum:

“Yemen yolu çamurdandır,

 Karavanam bakırdandır,

 Zenginimiz bedel verir,

 Askerimiz fakirdendir.”

Bu mısralar aslında fakir Anadolu çocuklarının hazin öykülerinin yüz yılı aşkın bir süredir aynen devam ettiğini gösteriyor. Çıkarılan Bedelli Yasası’nın da zaten özeti budur, toplum tarafından da böyle algılanmaktadır.

Değerli arkadaşlar, Bedelli Yasası’nı çok güzel ifade eden başka görüşler de var. Görüştüğüm çok sayıda genç, yirmi bir günlük temel eğitimin kaldırılmasıyla birlikte “bedelli askerlik” ibaresinden “askerlik” ibaresinin düştüğünü belirterek şöyle diyor: “Bedelli askerlik ibaresini artık kullanmamak gerekiyor. Bunun neresi askerlik? Buna olsa olsa “bedelli muafiyet” denilmesi gerekir.” Daha sert görüşler de var. “Bazıları 30 bin lirası olana vicdani ret hakkı verdiler.” diyorlar. Habertürk’ten Sayın Fatih Altaylı da köşesinde şöyle yazmış: “Bedelli Askerlik Yasası bu hâliyle tam olarak “Zenginler askerlik yapmasın.” eleştirilerinin haklılığını kanıtlayacak şekilde hayata geçmiştir. Toplumun alt veya orta katmanlarında bu sorunu yaşayanların sorununu çözmek gibi bir iddiası yoktur.” Aynen de öyledir. Evet, alt ve orta katmanlarda bu sıkıntıları yaşayanların sorununu çözmeye yönelik bir niyet ve arzu ortaya konulmamıştır.

Değerli arkadaşlar, muhalefet tekliflerini reddettiğiniz bu Kanun’a halkımız böyle bakıyor. Bu Kanun’u daha mükemmel hâle getirmek için buradaki muhalefet grupları olarak özellikle dar gelirli insanların da bu Kanun’dan adaletli bir şekilde yararlanmasını sağlayacak muhalefet önerilerini dikkate almayarak, elinizin tersiyle iterek ve mutlak çoğunluğunuza dayanarak çıkarmış olduğunuz bu Yasa’nın halk tarafından bakıldığında görüntüsü budur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Türk milletinin eşit, saygın ve onurlu fertlerden oluştuğuna yürekten inanmaktadır. Vatan hizmetini ise herkesin manevi sorumluluğu olarak değerlendirmekte ve millet olmanın doğal bir sonucu olarak görmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi, askerlik konusundaki dört maddelik görüşünü daha önce kamuoyuyla paylaştığından burada tekrar etmeyeceğim ancak bir hususu özellikle vurgulamakta fayda görüyorum: Her Türk vatandaşı görevi, kökeni, mesleği ve durumu ne olursa olsun tam bir eşitlik içinde, gerektiğinde silah altına alındığında askerlik hizmetinin yürütülmesini sağlayacak niteliklere kavuşacağı makul bir süre temel askerlik eğitimine tabi tutulmalıdır. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu temel konuya özellikle dikkati çekerek bu konudaki yapıcı eleştirilerimizi yaptık ama iktidarın bunu yok farz ederek çıkardığı bu Kanun, bu ayıp taraflarıyla beraber iktidarın da toplum nezdindeki yeni imajının oluşmasına katkı sağlayacaktır diye düşünüyorum.

İçinde bulunduğumuz coğrafyada Türk Silahlı Kuvvetlerinin caydırıcı vasfını kaybetmeyeceği şekilde teknolojik imkânlarla donatılması temin edilmelidir. Bu bakımdan, millî savunma alanında yerli yatırım ve teknoloji öncelikle teşvik edilmelidir. Millî savunma sanayisinin gelişmesini olumsuz etkileyen en önemli faktör ihtiyaçların ARGE’ye dayalı olarak yapılanmamasıdır. Kritik öneme sahip ama sistem ihtiyaçlarının mutlaka ARGE’ye dayalı ve millî şirketlerden karşılanması zarureti vardır. Yabancı ortakların baş çektiği bir yöntemle millî bir savunma sanayisi kurulamaz.

Bilindiği üzere, yakın bir tarihte Sayın Başbakan Heron’ların zamanında tamir edilmediğinden yakınarak İsrail tarafını suçladı. Evet, Başbakanımız İsrail’den şikâyetçi oldu. Anlaşma yapmış, karşılıklı akitleşmeler oluşmuş, her anlaşmanın karşı tarafa verdiği haklar var. Ne yaparsınız? Anlaşmayı askıya alırsınız ya da iptal edersiniz. Bu irade anlaşmalarla size verildiği hâlde bu hakkı kullanmak gibi bir niyeti ortaya sergilemeyip bundan şikâyetçi olmak bir ülkenin Başbakanına yakışmaz değerli arkadaşlar.

Bakın, Hükûmetin zaten öyle bir niyetinin olmadığını Sayın Bakanımız Plan ve Bütçe Komisyonunda bunun bilgisini veriyor. Diyor ki: “İsrail ile olan anlaşmaların hiçbirinde askıya alma ve iptal söz konusu değildir. Bu durum Heron Anlaşması için de, 2007 yılında size imzaladığımız Taktik Keşif Sensörleri Projesi için de geçerlidir.” diyor. Yani söz konusu İsrail olunca, konular da ciddi olunca AKP İktidarının sesi soluğu çıkmıyor, eli kolu bağlanıyor. Çünkü sırtını dayadığı tek hegemonik gücün kendisine dayatma olarak, partner olarak AKP’nin yanına verdiği İsrail ile ancak AKP İktidarı göstermelik çıkış yapar. Konu ciddiye binerse ve Türkiye’nin menfaatiyle İsrail’in, Amerika’nın menfaatleri kesiştiğinde bu konuda tavır alan bir Hükûmeti görememek Türk milleti olarak hepimizi üzmekte, muhalefet olarak da, AKP’nin içine düştüğü bu durumu biz milletvekilleri olarak içimize sindirememekteyiz.

Değerli arkadaşlar, bu sıralarda oturan çok AKP’li milletvekili arkadaşımın da böyle düşündüğünü biliyorum. Kulislerde hepiniz bunları dile getiriyor, söylüyorsunuz ama bazen mecburiyetler insanları ister istemez böyle durumlara da düşürebiliyor.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Kendi adına konuş, bizim adımıza konuşma.

KORAY AYDIN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Malatya Kürecik’te kurulan radar sistemiyle ilgili de bazı şeyler söylemek istiyorum çünkü bu konu yeteri kadar kamuoyuna anlatılan bir konu değil ve bu konu da AKP tarafından tam bir karartma ve bilgi kirliliğinin hâkim sürdüğü bir alan olarak gözüküyor.

Bakın, Plan ve Bütçe Komisyonunda Sayın Bakanımız ne diyor Malatya Kürecik radar üssü ile ilgili olarak: “NATO’ya verilmek üzere, NATO tesisi olmak üzere Amerika’yla yapılmış bir sözleşme, o kadar.” diyor. Yani, işi hafife alıyor, olduğundan küçük gösteriyor. Devam ediyor, diyor ki: “Amerika NATO ülkesi değil mi? Türkiye NATO ülkesi değil mi? Radar, aldığı bilgileri bir Türk generalin de görev alacağı NATO Hava Komutanlığına iletecek, merkezde işlenen bilgi de önce Eskişehir’e daha sonra da Doğu Akdeniz’deki gemiye iletilecek ve böylece sistem oluşmuş olacak.” diyor.

Değerli arkadaşlar, bunun böyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Böyle önemli konularda, gerçekleri Türk milletiyle paylaşmak gibi bir sorumluluğumuz var. Bakın, İran Meclis Başkan Vekili Hüseyin İbrahimi, daha üç gün önce bir açıklama yaptı, tıpkı on gün önce açıklama yapan bir İran generali gibi, diyor ki: “Malatya’yı vururuz.” diyor, “Malatya’yı vururuz.” diyor. “Biz bu konuda Türkiye’yi uyardık.” diyor. “Başından beri bu konuyu Türk yetkilileriyle müzakere ettik. Böyle yapmayın, bunu getirip burnumuzun dibine yerleştirmeyin. ‘Siyonizmi Koruma Projesi’ olarak takdim ettiğimiz bu konuda, özellikle Türk yetkililerinin daha önceki pozisyonlarını dikkate alarak bu konuda hassas olacaklarını düşünmüştük, yanıldık.” diyor, “Yanıldık.” ve “Gerekirse kendi menfaatlerimizi korumak için Malatya’yı vururuz.” diyor.

Değerli arkadaşlar, bir düğme var; düğme sizin elinizde, bastınız, füzeyi gönderdiniz; sistem algıladı, Sayın Bakanın söylediği merkeze iletti, karşı füze harekete geçti. Siz o ilk düğmeyi elinde tutan ülkesiniz. Allah aşkına bir düşünün, bu sistemin yok edeceği yer olan yere ilk saldırıyı yapmaz mısınız? Oraya yaparsınız. Zaten İran da onu söylüyor, diyor ki: “Affetmem, ilk saldırıyı Malatya’ya yaparım.”

Değerli arkadaşlar, bu, sıfır sorunla geldiğimiz komşu ülkeler politikasında Türkiye'nin hazin durumunu gösteren enfes bir örnektir. “Ermeni meselesi” dediniz, boğuldunuz, burnumuzun dibinde Irak bataklığını oluşturdunuz; 1,5 milyon Müslüman’ın katledilmesine sesiniz sedasız çıkmadı, aynı politikayı şimdi Suriye’de yönetiyorsunuz, sanki bir Amerikan muhibbi gibi hareket ediyorsunuz. (MHP sıralarından alkışlar) Türkiye'nin menfaatlerini gözetmeyen böyle bir yaklaşımı, böyle bir anlayışı bizim kabul etmemiz mümkün değildir çünkü Türkiye'nin bir felakete AKP eliyle gönderildiğini görüyoruz, bundan da büyük bir üzüntü duyuyoruz.

Değerli arkadaşlar, söz konusu hegemonik güç Amerika olunca AKP’nin sesi soluğu kesiliyor, her şeyden vazgeçiyorsunuz, her şeyden.

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Haksızlık yapma.

KORAY AYDIN (Devamla) - Yirmi iki tane İslam ülkesi Amerika eliyle BOP kapsamında dönüştürülüyor. Daha önce Irak’ta eli kirlenmiş olan Amerika akıllanmış, şimdi kendine yeni bir taşeron alıyor, yeni bir maşa alıyor, siz de gönüllü olarak Amerikan maşalığına imreniyorsunuz; bu millete bu yakışmıyor, bundan büyük bir üzüntü duyuyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sözlerine dikkat et Sayın Konuşmacı.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Türkiye hiçbir zaman taşeron olmamıştır, olamaz da.

KORAY AYDIN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, hiç bağırmayın. Hepiniz bundan rahatsızsınız biliyorum, hiçbirinizin içine sinmiyor, hiçbiriniz bunu kabul etmiyorsunuz ve size oy veren kitleler de bunu tasvip etmiyor ve bu durumunuzdan hepsi mustarip, hepsi bu yanlış politikalardan dönmenizi bekliyor. Bu kafayla giderseniz Türkiye'nin başını belaya sokarsınız. Bizim muhalefet olarak görevimiz sizi uyarmak ve sizleri bu konularda içinde bulunduğunuz yanlışlardan geri döndürmektir.

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – İftira etmeyin.

KORAY AYDIN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Sayın Başbakanımız medeniyetler ittifakı toplantılarına bir mesaj gönderdi, aynen şöyle diyor: “Diktatörler yıkılmadan bölgemize huzur yok.” Sayın Başbakan, onların diktatör olduğunu yeni mi anladın? Amerika sırtınızı pışpışlar, “aslanım, kaplanım” derse böyle konuşursun ama şunu unutma, gerçek şu: O bölgeden Amerika ve Amerikan muhipleri elini çekmeden o bölgede huzur olmaz, ancak bölgeye huzur o şartlar altında gelir ve bölge huzura ancak o şartlar altında kavuşur.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Türkiye orada huzuru sağlar, merak etme.

KORAY AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, her konuda sürdürdüğünüz bu aldatma ve kandırma üzerine kurulu düzen, bir gün gelip yıkılacaktır, göreceksiniz; o zaman sizin elini verip, gemisine binip yürüdüğünüz o hegemonik güç sizi böyle silkeleyip yere bırakacak.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Size öyle mi yaptı?

KORAY AYDIN (Devamla) – O zaman sırf iktidarda kalmak uğruna verdiğiniz bu tavizlerden siz de utanacaksınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

KORAY AYDIN (Devamla) – Çünkü milletler tarihi yazılırken değerli arkadaşlar, tarih süreci içerisinde yaşanan bu olaylar çevremizdeki bütün Müslüman âleminde, onların tarihlerinde bir kara sayfa olarak atlattırılacak. Çünkü dönüştürülmeye çalışılan İslam dünyasında taşeronluk görevini, geçmişte İslami hassasiyetleri olan veya öyle görünerek milletin oyunu almış sizlerin yapıyor olması milletimizin geleceği açısından da bir utanç vesilesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydın, teşekkür ediyorum; süreniz doldu. (MHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünal.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Konuşmacı konuşmasında Grup Başkanımıza, Genel Başkanımıza sataşmıştır. (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – 69’a göre iki dakika söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ne diye sataşmış Sayın Başkan, ne diye sataşmış?

BAŞKAN – Size de vereceğim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, eğer eleştirilere Bakan cevap verecek ise, eleştiridir bunlar, bu eleştirilere cevap verilir. Lütfen, sataşmanın hangi noktada olduğunu sorunuz, ondan sonra söz veriniz.

BAŞKAN – Sordum.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Trabzon Milletvekili Koray Aydın’ın Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, “maşa”, “taşeron” bunlar ne zamandan beri eleştiri oldu? Türk siyasetinde bunlar ne zamandan beri eleştiri olarak görülüyor?

OKTAY VURAL (İzmir) – Tabii, Cengiz Çandar size “Subcontractor.” dedi, hiç gıkınız çıkmadı be!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Siz adaletle mi siyaset yapıyorsunuz, nefretle mi siyaset yapıyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – “Subcontractor.” dedi size, gıkınız çıkmadı.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Siyaset adaletle yapılır.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Haddini bil, haddini bil!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Burada haysiyet cellatlığı yapmayınız. (MHP sıralarından gürültüler)

Eğer Sayın Bakan, geçmişte bakanlık yaptı, eğer bu kürsüye geldiğinde kendisini 1999 yılında sanıyorsa yanılıyor. Türkiye 2011 yılındadır, Türkiye haysiyetlidir, Türkiye itibarına ve onuruna hiçbir zaman olmadığı kadar daha çok sahip çıkmaktadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – 99’da Türkiye’nin dostları vardı etrafında. Şimdi kim var?

MAHİR ÜNAL (Devamla) - Siz, evhamlarınıza ve korkularınıza bakarak siyaset yapıyorsanız bu bizim sorunumuz değil, bu sizin sorununuz. Nereden baktığınıza bağlı. Bizim baktığımız yerden biz Türkiye’nin 2023’ünü görüyoruz ama sizin baktığınız yerden görünen, eğer biz yönetemiyorsak yönetemediğimiz yer işgal altındadır zihniyeti yanlış bir zihniyettir. Türkiye’nin demokratikleştiği, Türkiye’nin hukukun üstünlüğüne kavuştuğu, milletin iradesiyle gelmiş 327 kişinin burada bulunması bunun tescilidir. (MHP sıralarından gürültüler)

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, neye cevap verdi Sayın Başkan? Ortada kaldı. Ben şimdi soruyorum, BOP eş başkanlığı görevini kim verdi?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Meclis mi verdi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Meclis mi verdi, sen mi verdin, kanun mu verdi? ABD Başkanı Bush verdi. (MHP ve AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Tamam, zapta geçti arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, zapta geçti, lütfen… Lütfen… Lütfen…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bakın, siyaset dedikoduyla yapılmaz. Siz neye dayanarak siyaset yapıyorsunuz?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, lütfen…

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim biz İsrail’e vuruyoruz, Mahir Bey bizim İsrail’e karşı tutumumuzdan rahatsız oluyor. Niye öyle bir şey yapıyorsunuz?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ben sizin üslubunuzdan rahatsız oluyorum, bu üslup size yakışmıyor. Milliyetçi Hareket Partisine bu üslup yakışmıyor, Milliyetçi Hareket Partisinin üslubu bu değildir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – 1,5 milyon Müslüman’ı kim katletti?

MAHİR ÜNAL (Devamla) - Bugün Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı açıklamayla sizin tavrınız birbirine uymuyor. (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, müsaade ederseniz, şahsı adına…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İndir o parmağını! Hâlâ parmağını sallıyorsun be! Otur yerine konuşacaksan… Üstümüze mi yürüyeceksin? Parmak sallama buraya! Hâlâ sallıyorsun, indir elini.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Yerinizden yapar mısınız lütfen…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İndir elini! Oturduğun yerden konuş.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sizden izin alarak mı oturacağız?

BAŞKAN – Bir dakika efendim, bir dakika… Sayın Şandır, yerinizden lütfen…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Orada grup başkan vekilin var, benim muhatabım grup başkan vekilin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Mehmet, ayıp oluyor!

BAŞKAN – Sayın Ünal, lütfen oturun, oturun. Arkadaşlar oturun.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Parmak sallama buraya!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sallarım! Senden mi izin alacağım oturup kalkarken!

OKTAY VURAL (İzmir) – Hanımefendi, oturur musunuz yerinize.

BAŞKAN – Sayın Bahçekapılı oturun lütfen. Lütfen… Lütfen…

Sayın Şandır lütfen…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bak, benim muhatabım grup başkan vekilin.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Tamam, sallama, otur; konuşacaksan konuş şimdi.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sizden izin almayacağız herhâlde! (AK PARTİ ve MHP sıralarından karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…

Buyurun Sayın Şandır.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, bütçe müzakerelerinde muhalefetin hükûmeti tenkit edeceğine, muhalefet milletvekillerinin konuşmalarını da grubun üzerine almayarak hükûmetin cevap vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Değerli arkadaşlar, bütçe müzakerelerindeyiz, muhalefet tenkit edecek ki Hükûmet cevap verecek.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Hakaret etmeyecek.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hakaret edilmiyor.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ediliyor, “maşa”, “taşeron”, bunlar hakaret değil mi?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Değerli arkadaşlar, hakaret edilmiyor, tenkit ediliyor, cevabı Hükûmet verecek.

RECEP ÖZEL (Isparta) – “Maşa” ve “taşeron” kelimesi hakaret değil mi?

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – O bir tespit, hakaret değil. Tespit ile taşeronluğu ayır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani böyle bağırıp çağırarak nereye varırsınız arkadaşlar?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Çok doğru.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Değerli arkadaşlar, Sayın Grup Başkan Vekilinin hassasiyeti, duygusallığı anlaşılıyor ki suçüstü yakalanmanın, bunun ifade edilmesinin dışa vurumudur. (MHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ya demagoji yapmayın, şurada demagoji yapmayın. Neyin suçüstü ya?  Taşeronluğun suçüstü mü olur? Taşeron suçüstü mü olur?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Müsaade et. Sayın Grup Başkan Vekili, biz Türkiye'nin kavgasındayız. İsrail’e karşı 9 vatandaşımızın katline karşı ne yapabildiniz? Bunun hesabını sormayacak mıyız Allah aşkına?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Yaptıklarımız ortada.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Füze sistemini kurdular.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, siz-biz meselesi değil, sayın milletvekilleri, siz-biz meselesi değil, söz konusu olan Türkiye. Türkiye'nin onurunu koruyabildik mi? Sayın Başbakan demedi mi ki “Eğer bir daha yardım gemilerimize bir saldırı olursa donanmamızı göndeririz.” demedi mi? Gönderebildik mi? Gönderebildik mi değerli arkadaşlar?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Oldu mu saldırı?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Oldu mu saldırı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Tabii oldu, gemiler başka bir limana gönderildi, haberiniz yok sizin.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Alıkoydular. Haberiniz yok mu?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İki tane gemiyi alıp götürmediler mi?

Şimdi Sayın Koray Aydın’ın burada dile getirdiği hususlar yüreğinin yangısıdır, Hükûmeti yanlış yoldan geri döndürme gayretidir.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, lütfen oradan konuşsun, yerinden bu kadar konuşma yok ki.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerçekten Irak’ta 1,5 milyon Müslüman’ın katline karşı AKP Hükûmeti olarak hangi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - …tavrı ortaya koydunuz ki bugün Suriye’yle ilgili tavrınızı biz umutla karşılayalım.

BAŞKAN – Sayın Şandır, çok teşekkür ediyorum, zabıtlara geçti efendim, sağ olun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Onun için tekrar söylüyorum: Efendim, Sayın Başkanım, burada muhalefet milletvekillerinin konuşmasını bir daha grup üzerine almasın. Sayın Hükûmete saygısızlıktır. Hükûmet çıkıp cevabını verecektir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bizim adımıza sen ne karışıyorsun?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hükûmet sadece sizin değil, bizim de Hükûmetimiz, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yoksa suçüstü yakalanmış olmanın dışa vurumudur.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şandır, teşekkürler.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, ben Grup Başkanımın onurunu korumak zorundayım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Grup Başkanı Hükûmet Başkanı değil. Burada Hükûmet var, Grup Başkanınızı temsil eden Hükûmet üyeleri var.

BAŞKAN – Teşekkürler.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER  (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S.Sayısı: 88) (Devam)

 

A) BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANLIĞI (Devam)

1.- Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

B) SANAYİ VE TİCARET BAKANLIĞI (Devam)

1.- Sanayi ve Ticaret Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) MİLLÎ PRODÜKTİVİTE MERKEZİ (Devam)

1.- Millî Prodüktivite Merkezî  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME

İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı  2012 Yılı  Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) TÜRK AKREDİTASYON KURUMU (Devam)

1.- Türk Akreditasyon Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türk Akreditasyon Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ (Devam)

1.- Türk Standartları Enstitüsü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türk Standartları Enstitüsü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ (Devam)

1.- Türk Patent Enstitüsü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türk Patent Enstitüsü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU (Devam)

1.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim

     Bütçesi

2.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin

     Hesabı

 

I) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI (Devam)

1.- Millî Savunma Bakanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî Savunma Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Savunma Sanayi Müsteşarlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Savunma Sanayi Müsteşarlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

BAŞKAN - Şimdi, şahısları adına, lehinde olmak suretiyle Ahmet Berat Çonkar, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Mali Yılı Bütçe Kanun Tasarısı’nın sekizinci turu üzerinde lehte konuşmak üzere şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkelerin ekonomik kalkınmasını ve refah düzeylerini belirleyen en önemli etkenlerin başında, hiç kuşkusuz, teknolojik gelişmeler ve bilimsel alandaki ilerlemeler gelmektedir. Küreselleşen dünyada artan rekabet, teknolojiye ve bilgiye dayalı üretimi kaçınılmaz hâle getirmiştir.

Kendi teknolojilerini üreten, ürettikleri teknolojiyi ticarileştirip uluslararası pazarlara sunabilen toplumlar, dünya ekonomisine damgalarını vurmaktadırlar. Bu çerçevede büyük hedef ve idealleri olan ülkemizin, bilim ve teknoloji üretiminde de lider ülkeler arasına girme zarureti vardır ve ülkemiz bu yolda kararlılıkla ilerlemektedir.

Son otuz yılda siyasi ve ekonomik güç dengelerinde küresel ve bölgesel ölçekte meydana gelen değişiklikler uluslararası ilişkileri, ittifakları, stratejik düşünceleri, tehdit ve güvenlik gibi kavramların algılanışını temelden etkilemiş, yeni bölgesel ve uluslararası dengelerin oluşmasına yol açmıştır.

Mevcut uluslararası sistemde güvenlik ortamının belirsizliği ve istikrarsızlığı, özellikle yakın coğrafyamızda meydana gelen anlaşmazlıklar ve çatışmalar ile kendini göstermektedir. Bölgesinde istikrar ve güvenliğe katkıda bulunmayı, çevresinde bir barış ve güvenlik havzası oluşturmayı ve komşularıyla iş birlikleri geliştirmeyi hedefleyen ülkemiz, gerek bölgesel bir güç olarak gerekse mensubu olduğu uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla iş birliği süreçlerinde aktif rol oynamaktadır.

Ülkemiz, iyi komşuluk ilişkilerinin ve ekonomik iş birliğinin teşviki, zor şartlar altında bulunanlara insani yardım, barışı koruma operasyonlarına katılım, yeniden yapılandırma gayretlerine katkı gibi geniş bir yelpazede barışçı, ilkeli ve etkin bir güvenlik politikası izlemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2023 yılında 500 milyar dolar ihracata erişmeyi hedefleyen ülkemiz bu hedefini bilim ve teknoloji kapasitesini artırarak, hâlen ihracatımız içerisinde yüzde 5 olan katma değeri yüksek ürünlerin payını yüzde 20’lere çıkartarak; sahip olduğu genç nüfus potansiyelini, doğal kaynaklarını, coğrafyamızın ve tarihimizin bize sunduğu fırsatları en iyi biçimde değerlendirerek gerçekleştirecektir.

Ülkemiz, AK PARTİ hükûmetleri döneminde bilim ve teknoloji alanında, ARGE, tasarım, markalaşma, üniversite-sanayi iş birliği gibi hususlarda da önemli mesafeler katetmiştir.

2002 yılında yalnızca 12 milyon lira ödeneği olan TÜBİTAK bütçesi 2011 yılında 800 milyon liraya ulaşmıştır.

Yine, 2002 yılında sadece 2 olan teknopark sayımız bugün 43’e çıkmış ve katma değer üretmeye başlamıştır.

Sadece son üç yılda kurulan 108 yeni ARGE merkezinde bugün 15 bin ARGE elemanı çalışmakta ve milyarlarca liralık bütçe araştırma ve geliştirme için kullanılmaktadır.

2011 yılında 100 binin üzerinde marka başvurusuyla Avrupa’da ilk sıraya yükselişimiz, 2002 yılında KOSGEB veri tabanında bulunan işletme sayısının 4 binlerden bugün 620 binlere çıkması, sanayi ve ihracatımızın bel kemiği olan KOBİ’lerimize aktarılan destekler katettiğimiz yol açısından önemli göstergelerdir.

Değerli milletvekilleri, dünyanın en büyük on ekonomisi içinde olma hedefine ilerleyen ülkemiz, millî savunma sanayisine verdiği büyük önem sayesinde uzak-yakın tüm dünya ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmekte, çok sayıda ülkeye savunma sanayi ürünleri ihraç etmektedir. Hükûmetimizin yaptığı reformlarla daha güçlü bir yapıya kavuşan savunma sanayimiz, silahlı kuvvetlerimizin modernizasyon ihtiyaçlarının karşılanmasında, yerli ve millî imkân ve kabiliyetleri kullanarak ekonomimize büyük katkıda bulunmanın yanında ülkemizin stratejik gücünü de artırmaktadır. 80’li yıllarda savunma projelerini hazır alıyorduk, 90’lı yıllarda ortak üretim noktasına geldik, bugün ise birçok savunma projesini artık biz geliştiriyoruz. Bu çerçevede, 2010 yılı verileriyle Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyaçlarının yurt içinden karşılanma oranı yüzde 52’ye ulaşmıştır. Hâlen Savunma Bakanlığımız, TÜBİTAK, üniversitelerimiz ve sanayi kuruluşlarımız müşterek çalışmalarıyla yetmiş civarında çok önemli silah, savunma ve uzay projesi yürütmektedir. Hükûmetimiz, milletçe gurur duyduğumuz millî savunma sanayimizin geliştirilmesi hususundaki politikalarına aynı kararlılıkla devam edecektir.

Sözlerimi tamamlarken Bakanlık bütçelerimizin milletimiz için hayırlı olmasını temenni ediyor, tüm kurum çalışanlarımıza teşekkürlerimi sunuyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi sıra Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Nihat Ergün’de.

Sayın Ergün, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi beş dakika.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Bakanlığımız ile bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarımızın 2012 yılı bütçesini görüşmek üzere huzurlarınızdayız. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyor, hepinize hürmetlerimi arz ediyorum.

Türkiye, gerçekten son on yıl içerisinde hayatın her alanında çok büyük değişimler yaşadı ve bulunduğu coğrafyada önemli bir güç ve cazibe merkezi hâline geldi. Türkiye’nin bu başarılarının kalıcı olması ve 2023 yılında dünyanın lider ülkelerinden birisi olması için hep birlikte yapmamız gereken çok daha fazla işler var. Dünyada birçok parametrenin değiştiği bu dinamik süreçte, bugün atacağımız her adım yarın neleri tecrübe edeceğimizi de belirleyecektir. Ülkemizin ekonomik ve sosyal kalkınmasını temin etmemiz için üzerinde en fazla durmamız gereken alan hiç şüphesiz bilim ve teknoloji alanıdır. Bilim ve teknoloji kapasitesindeki her artış sanayiden ticarete, eğitimden sağlığa, enerjiden tarıma, ulaşımdan iletişime kadar hayatın tüm alanlarına da olumlu bir şekilde yansıyacaktır. Genç ve büyük nüfusumuzun bizim için bir avantaja dönüşmesi ancak ve ancak bilim ve teknoloji alanında gerçekleştireceğimiz dönüşümle mümkün olacaktır.

Türkiye gibi güçlü bir geleneğe sahip olan bir ülkenin muhakkak surette bilgi üreten bir toplum olması, ikinci aşamada ise ürettiğimiz bilginin insanlığın faydasına olacak şekilde nihai ürünlere dönüşmesi gerekiyor. Bu nedenle, ülkemiz için bilim, sanayi ve teknoloji konularını aynı perspektiften incelemek ve ortak politikalarla üretmek zorunlu hâle gelmiştir.

Bu yıl Bakanlığımızın “Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı” olarak yeniden yapılandırılması işte bu ihtiyaca cevap üretme gayretinin bir sonucudur. Zira makroekonomik reformların ağırlıklı olduğu bir dönemden sonra artık mikro reformların ağırlıklı olacağı bir sürecin eşiğinde bulunuyoruz. Gerçekleştireceğimiz mikro reformlar, yakaladığımız güven ve istikrar ortamının değerini artıracak, sanayimize, sektörlerimize ve işletmelerimize rekabet gücü kazandıracaktır.

Bugün, Türkiye, yıllık 140 milyar dolara yakın ihracat yapan ve bu ihracatının yüzde 95’i de sanayi ürünlerinden oluşan bir ülkedir. Bizim ülke olarak rekabet gücümüzü, ucuz ham madde, ucuz iş gücü veya ucuz enerjide aramak gibi bir şansımız yoktur. Böyle bir tavır, Nasreddin Hoca’nın yaptığı gibi, bodrumda kaybetmiş olduğu anahtarı aydınlık diye dışarıda aramasına benzer. Bizim rekabet gücünü, bilimde, teknolojide, ARGE ve inovasyonda, marka ve tasarımda, üniversite-sanayi iş birliğinde aramamız ve bulmamız gerekiyor. Bakanlığımız yeni isim ve yapılanmasıyla bu alanlara özel bir motivasyonla yaklaşacak, ülkemizin rekabet gücünün artmasına doğrudan katkı sağlayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yıl uygulamaya başladığımız Sanayi Strateji Belgesi, KOBİ stratejisi ve sektörel strateji belgelerini bu açıdan çok önemsiyoruz. Bu belgeler, Türkiye’nin, artık kısa dönem hesaplarla ve karanlıkta el yordamıyla değil, önünü gören bir ülke olarak orta ve uzun vadeli plan ve stratejilerle hareket ettiğini göstermektedir.

Bu belgelerde, reel sektörün ihtiyaçlarını ve bu ihtiyaçlara çözüm üretecek eylemleri belirledik. Eylemlerin hangi kurumlar tarafından ve ne zaman gerçekleştirileceğini de bir takvime bağladık. Bugün farklı alanlarda uygulanan bu stratejilerin birbiriyle uyum içinde olması siyasi istikrarın ne kadar değerli bir unsur olduğunu da bize göstermektedir. Mesela 2011-2016 dönemini kapsayan ulusal bilim, teknoloji ve yenilik stratejimiz de, 2011-2014 yıllarını kapsayan sanayi stratejimiz büyük bir uyum içinde gerçekleşecektir.

Bu belgelerin nihai hedefi ülkemizi Avrupa’nın üretim ve teknoloji üssü hâline getirmektir. Burada bir hususa dikkatiniz çekmek istiyorum. Türkiye’nin hedefi artık sadece üretmek, çok üretmek değil, Türkiye artık nitelikli üretmeye ve teknoloji üssü olmaya odaklanmış bir ülkedir. Sanayi stratejimizde bulunan 72 eylemden 23 tanesinin firmaların teknolojik kapasitesini artırmak üzere hazırlanmış olduğu da bu gerçeği teyit etmektedir.

Otomotiv sektörü bu açıdan çok güzel bir örnek teşkil ediyor. Yarım asırdan fazla bir süredir faaliyet gösterdiğimiz bu sektörde üretim ve montaj konusunda son derece başarılıyız ancak biz bu başarıyla yetinmek istemiyoruz. Türkiye’nin otomotivde tasarım merkezi hâline gelmesi, daha fazla katma değer üretmesi, kendi marka ve modellerini oluşturması ve geleceğin yeni nesil çevre dostu teknolojilerde de bir merkez olması için çalışıyoruz.

Bu açıdan baktığımızda önümüzdeki sürecin iki temel özelliği olacaktır: Bunlardan birisi, geleneksel sektörlerde yüksek katma değerli bir üretim geçişini sağlamak; ikincisi ise bilişim, yazılım, nanoteknoloji ve biyoteknoloji gibi alanlarda da önemli bir ivme yakalamaktır.

         Biz Hükûmet olarak insanımıza her zaman güvendik. Başka ülkelerdeki insanların sahip olduğu imkânları bizim insanımıza da sunabildiğimizde bu milletin ne büyük işler başardığına da inandık. Özellikle de sanayicilerimiz kendilerine gerekli şartlar hazırlandığında neler başarabileceklerini son dokuz yılda yaptıkları üretim ve ihracatla kanıtlamış oldular. Bu nedenle, insanımızın önündeki engelleri kaldırmaya, özellikle genç nüfusumuza her türlü fırsatları sunmaya büyük önem veriyoruz.

  Kasım ayının ortalarında yapmış olduğumuz Amerika Birleşik Devletleri ziyaretinde ve başka ülkelere yaptığımız ziyaretlerde genç arkadaşlarımızın gerek üniversitelerde gerekse önemli firmalarda yaptıkları çalışmaları görerek bir kere daha onlarla ve milletimizle gurur duyduk. Önümüzdeki yıldan itibaren her yıl yurt dışında yaşayan bilim adamlarımızı bir araya getiren bir kurultay düzenliyoruz. Oluşturacağımız bir network ile bir yandan ülkemizin bu insanlarımıza daha fazla destek olmasını sağlarken aynı zamanda bu bilim insanlarımızın bilgi ve tecrübelerinden de daha fazla istifade edeceğiz.

Türkiye'de yaşayan çocuklarımızın, gençlerimizin de aynı büyük potansiyele sahip olduklarını biliyoruz. İşte bu nedenle bundan sonra bütün çocuklarımıza okullarda tablet bilgisayarlar dağıtacağız ve sınıflarda akıllı tahta dönemini başlatıyoruz. Bu tablet bilgisayarların ve akıllı tahtaların Türkiye'de üretilmelerini sağlayarak da bu sektörlerde üretim ve istihdam imkânlarını genişletmiş, bu teknolojinin ülkemizde güçlenmesini sağlamış olacağız.

Önümüzdeki dönemde Bakanlığımızın önem vereceği konulardan birisi bütün şehirlerimizde bilim merkezleri kurmak olacaktır. Çocuklarımız ve gençlerimiz bu merkezler sayesinde âdeta bilimle iç içe olacaklar, bilime dokunacaklar. Bilim merkezleri çocuklarımızın hem öğrenmelerini hem araştırma ve merak duygularını geliştirmelerini hem de eğlenmelerini sağlayacaktır.

Bakanlık olarak son yıllarda ülkemizin bilim ve teknoloji kapasitesini artırmak için önemli programlar yürüttük. On yıl önce hem mevzuatı yoktu hem de sadece iki tane teknoparkımız vardı. 2001 yılında mevzuatı hazırlandı ve bugün 43 tane teknoparkımız var, 32 tanesi faal ve şirketler teknoloji üretmeye başlamış durumdalar.

SAN-TEZ Programı, ARGE merkezlerinin kurulması, teknogirişim sermayesi desteği gibi çalışmalarımızın yanında TÜBİTAK ve KOSGEB gibi kurumlarımızın sağladığı önemli destekler bulunuyor. Bütün bu çalışmaların meyvelerini de artık toplamaya başlıyoruz. 2010 yılında ARGE harcamalarımız 2002 yılına göre 3 kat artarak 9 milyar Türk lirasını geçmiş bulunuyor. 2011 sonunda yüz binin üzerinde marka başvurusuyla Avrupa’da ilk sıraya yerleşeceğiz. Ancak biz bu başarılarla da yetinmiyor, hedeflerimizi yüksek tutmaya devam ediyoruz. Bu nedenle hem mevcut desteklerimizi iyileştirecek hem de yeni destek modelleri oluşturacağız.

Mesela, bu yıldan itibaren teknogirişim sermayesi desteğinden yararlanan kişi sayısını 100 kişiden 500 kişiye çıkartıyoruz. Ayrıca birinci fazda başarılı olmuş teknogirişimcilerimizin ikinci fazdan da yararlanmaları için, yeni, 500 bin Türk liralık, o firmalarımıza destek modelleri oluşturuyoruz. Çalışmalarına devam ettiğimiz Bilişim Vadisi’nde genç bilişimcilerimiz ve girişimcilerimiz ve küresel markalar için özel cazibe merkezleri oluşturuyoruz.

Bu çalışmalarla ARGE harcamalarının millî gelir içerisindeki payını 2017’de yüzde 2’ye, 2023’te ise yüzde 3’e çıkarmayı hedefliyoruz. On yıl önce Türkiye’de ARGE harcamalarının millî gelir içindeki payı binde 35’lerdeydi, bugün binde 85’lere ulaştı, yani yüzde 1’e yaklaştı. 230 milyar dolar olan millî gelirin binde 35’i, binde 40’ı ayrılıyordu ARGE’ye, şimdi 740 milyar dolar olan millî gelirin yüzde 1’i ayrılıyor. Sadece kendisi 2 kat, 2,5 kat artmadı, millî gelirin artışıyla beraber aslında ARGE’ye ayrılan pay 6, 7 kat artmış oldu son on yıl içerisinde. Böylece, üretim ve ihracatımız içinde ileri teknolojili ve yüksek katma değerli ürünlerin payını yüzde 20’ler seviyesine çıkartmış olacağız. Bugün yüzde 5’ler seviyesindedir. Bu oranlarla ülkemiz teknoloji ithalatını azaltan bir ülke hâline geleceği gibi, aynı zamanda teknoloji ihraç eden bir ülke hâline de gelmiş olacaktır.

Bu noktaya gelmişken TÜBİTAK ve TÜBA’yla ilgili çok şeyler söylendi, o konuda da birkaç şey ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, TÜBİTAK Hükûmetin bilim, teknoloji ve inovasyon politikalarını en etkili bir şekilde uygulayan kurumu ve vasıtasıdır. Hükûmet politikalarını uygulayan bir kurumdur. Kendi kendine politika geliştiren ve o politikalar için bilimsel araştırma yapan bir kurum değildir, teknolojik araştırma yapan bir kurum değildir. Hükûmetin bilim, teknoloji ve inovasyon politikalarının en etkili vasıtasıdır. Bu nedenle bilimsel araştırmaların artık, teknolojiye dönüşmesi, teknolojik ürüne dönüşmesi, ticarileşmesi konseptine uygun bir yeniden yapılanma ihtiyacı ortaya çıkmıştır.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Temel bilimsiz olmaz Sayın Bakan, matematik, fizik olmadan olmaz.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) – Bu nedenle de TÜBİTAK’ta aynı zamanda ticarileşmeyi, bilimsel araştırmaların teknolojik ürünlere ve ticarileşmeye dönüşmesini sağlayan bir yönetim anlayışıyla hareket eden, bu konuda son derece birikimli ve tecrübeli olan yeni bir yönetimle yeni dönemin konseptine uygun bir yapılanmaya gidilmiştir.

Bilim Kurulunun zaten değişik kurumlardan gelen bilim adamlarından, bürokratlardan ve teknokratlardan oluştuğunu biliyor olmanız lazımdı yani bunda bir değişiklik olmamıştır. TÜBİTAK Bilim Kurulu 13 kişiydi, zaten Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinden veya YÖK’ten veya TÜBA’dan veya Hükûmetten, başka bakanlıklardan bilim adamlarının oraya atandığı bir bilim kurulu vardı ama Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile irtibatlanınca 4 tane bilim adamı ve akademisyen yanında, 1 iş adamı da buraya atandı. 4 kişi Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının kontenjanı olarak şimdi Bilim Kuruluna ilave oldu. 3’ü profesör düzeyinde bilim adamıdır atananların, 1’i de ARGE’ye son derece yatkın iş adamlarımızdan birisidir, Türkiye İhracatçılar Meclisinde çalışan bir arkadaşımızdır.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Bakanım, “bilim adamı” diyorsunuz ama fizik enstitüsünü kapattınız, Feza Gürsey Fizik Enstitüsünü yok ettiniz. Bilimden bahsediyorsunuz, fizik enstitüsünü kapattınız.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) – Dolayısıyla, buraya atanan kişiler aynı özellikleri devam ettirmektedir.

Değerli arkadaşlar -TÜBA’ya gelince- şimdi, bilgiden yararlanmak için önce elimizdeki bilginin doğru bilgi olması lazım, sonra tam bilgi olması lazım, eksiksiz bilgi olması lazım, sonra bir de temiz bilgi olması lazım. Eğer bilgi doğruysa, tamsa ve temiz bilgi ise çok istifade edilir, değilse istifade etmemiz zor olur. Şimdi, ben size, doğru, tam ve temiz bilgi sunmaya gayret edeceğim.

TÜBA 1993 yılında bir kanun hükmünde kararnameyle kuruldu. İşte, kanun hükmünde kararname burada.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Okuduk, okuduk…

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) – Yine, hükûmet kurdu TÜBA’yı, Tansu Çiller’in Başbakanlığında ve Sayın Erdal İnönü’nün Başbakan Yardımcılığında. Buradaki sembol isim Erdal İnönü’dür. Kendisini rahmetle anıyorum, Türkiye’de bilime yapmış olduğu, siyasete yapmış olduğu katkılar nedeniyle rahmetle anıyorum. Eminim TÜBA’nın kurulmasında da öncülüğü kendisi yapmıştır. Onun öncülüğünde, fikrî öncülüğünde kurulmuş olan bir kurum olduğuna inanıyorum. İyi de yapmış.

Yalnız, kurulurken nasıl kurulduğuna bakalım: Amaçları sayılıyor, “…bilim adamlarını onurlandırmak…” ve benzeri amaçlar. “Başbakana bağlı.” Bakın, “Başbakana bağlı…”

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Ama özerk olmalı…

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) - “…tüzel kişiliğe, bilimsel, idari ve mali özerkliğe sahip Türkiye Bilimler Akademisi kurulmuştur.” “Başbakan akademi yönetimiyle ilgili yetkilerini gerektiğinde bir bakan eliyle yürütür.” Şimdi, bu kalktı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlı hâle geldi.

Şimdi, Başbakana bağlı olmak bilimsel, idari ve mali özerkliğe aykırı bir durum değilse, o zaman da olmadığı gibi bugün de değildir.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Bizi kandıramazsın Sayın Bakan.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) - Bugün Başbakana bağlı olması bilimsel, mali ve idari özerkliğini ortadan kaldırmadı dolayısıyla “Bilimsel, idari ve mali özerklik.” ifadesi yeni kararnamede de durmaktadır.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sorun orada değil Sayın Bakan, Bilim Genel Kuruluna gelin, Bilim Genel Kuruluna.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, oraya geliyorum. On sekiz yıl önce kanun hükmünde kararnameyle, başarılı buluş, patent sahibi, ödül sahibi bilim adamlarının asli üye ve şeref üyesi olarak onore edilmesi amacıyla bir yetki verildi. Ne kadar olacaktı bu sayı? Türkiye’deki profesör kadrosunun yüzde 2’si kadar. 15 bin profesör kadrosu var bugün Türkiye’de, yüzde 2’si 300 eder. On sekiz yıl boyunca sadece bugün 82 tane asli üyesi vardır. Hâlbuki, akademi üyeliğine ulusal veya uluslararası saygın kuruluşlardan ödül ve madalya almış olmak; kendi adıyla anılan keşif, icat ve teori ve modellere sahip olmak; klasik kitaplarda veya dergilerde makalelerde adı geçmiş olmak; Uluslararası Bilim Atıfları Katalogu’nda genel kabul görmüş olmak ve çok sayıda atıf olmuş olmak gibi özellikler sayıyor. Bu özellikler bugünkü kararnamede de var ama bu özelliklere sahip TÜBA Bilim Kurulu üyesi, TÜBA üyesi olmayı hak eden çok sayıda akademisyenimizin olduğunu…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – O sizin görüşünüz Sayın Bakan, ona TÜBA karar verir, TÜBA, siz değil.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) -  Onların da büyük bir beklenti ve serzeniş içinde olduğunu biz görerek hareket ettik. Bu sayıdaki bilim adamlarının da TÜBA üyesi olabilmesine imkân vermek lazımdı.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Özerklikte TÜBA karar verir. TÜBA kalıcıdır, siz bir gün gidersiniz, başka bir bakan gelir.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) -  Müsaade edin oraya da geliyorum.

TÜBA’nın asosiye üyeleri genç akademisyenlerden oluşur. Teşvik edilmesi gereken gençler, sayı ne olması lazım, on sekiz yıl önceki kararnameye göre? TÜBA, asli üyelerinin 3 katı kadar asosiye üye seçebilir. 300 olması gerekirken asıl üyeler, 900’e kadar asosiye üye seçilmesi imkânı varken on sekiz yılda bugün TÜBA’nın sadece on yedi tane asosiye üyesi vardır 17 tane. Taltif edilmeyi, teşvik edilmeyi bekleyen o kadar genç akademisyenimiz var ki…17 tane…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Ne güzel!

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) – Şeref üyesi ise asıl üye olamayacak, yaşı ilerlemiş, kendini ispat etmiş bilim adamlarımızdan. Bu bilim adamlarımızdan da 39 tane, 40’a yakın bilim adamımız var.

En önemli konulardan birisi, yabancı bilim adamlarının TÜBA’ya kazandırılması konusudur. Yabancı bilim adamları, on sekiz yılda sadece 2 bilim adamı TÜBA’ya üye yapılabilmiştir -2 bilim adamı, on sekiz yıl boyunca- birisi Bernard Lewis’tir, birisi de bir Alman profesördür.

Değerli arkadaşlar, bütün bu tablo bize şunu göstermektedir ki Türkiye’deki bu gelişmeler TÜBA’da bir yeniden yapılanma ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Nasıl TÜBA kurulurken Hükûmet bu konuda öncülük etmişse bugün TÜBA yeniden yapılandırılırken de Hükûmet öncülük etmektedir. Hükûmetin amacı TÜBA’yı idare etmek değildir; dokunmak ve çekilmektir.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – İkna olmadık Sayın Bakan.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) - Dokunmuştur ve TÜBA’nın kendi idari, mali, bilimsel özerkliğine göre çalışmaları devam edecektir.

Değerli arkadaşlar, bugün, üye seçiminin tek bir kanaldan olması bize göre TÜBA’daki bu tıkanıklığı meydana getirmiştir. Dar bir kadronun oluşmasına tek bir kanaldan seçilmesi gerçeğinin neden olduğunu tespit ederek bugün şöyle bir noktaya geldik: 1993 yılında 10 tane üye TÜBİTAK’ın önerisiyle Başbakan tarafından atanmıştır. O 10 üyeye bir 10 üye daha kendisi atamıştır, 20 üye olmuştur. İşte bugüne kadar ki bütün oluşumu Hükûmetin atamış olduğu o 10 üye ve onların atadıklarıyla 20 üye oluşturmuştur.

Değerli arkadaşlar, ben oluşuma itiraz etmiyorum, önemli olan TÜBA’nın, Bilimler Akademimizin bundan sonraki süreçte çok daha etkin, verimli çalışmalar yapabilmesidir.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Bir örnek gösterebilir misiniz?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) - Eğer biz TÜBA’ya dokunmasaydık TÜBA’dan haberi olan bile yoktu. “TÜBA” diye bir yer var mıydı, yok muydu diye haberi olan bile yoktu da şimdi Allah’tan birçok insanın TÜBA’dan haberi oldu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Ne istediniz de TÜBA yapmadı? Hangi araştırma için bilgi istediniz de TÜBA yapmadı?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) - Daha da çok insanın TÜBA’dan çalışmalarla haberi olacaktır eminim.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Ne istediniz de yapmadı TÜBA?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) - Kanun Hükmünde Kararname’yle ne yaptık?

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Sayın Bakan, bir örnek gösterebilir misiniz, bir örnek?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) -

TÜBA üyeliğine seçimi üç kanala ayırdık: Birinci, mevcut kanal, TÜBA’nın kendisinin seçeceği üyeler, TÜBA Genel Kurulunun seçeceği üyeler. Nitelikler aynı, yukarıda saydığım niteliklerle üye seçilecek. İkinci kanal, TÜBİTAK Bilim Kurulunun seçeceği üyeler, TÜBİTAK Bilim Kurulu. Üçüncü kanal, YÖK Genel Kurulunun seçeceği üyeler.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – TÜBİTAK’a kim atıyor Sayın Bakan? YÖK’e kim atıyor Sayın Bakan?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, TÜBA Genel Kurulu da, TÜBİTAK Bilim Kurulu da, YÖK Genel Kurulu da aynı nitelikteki üyeler arasından, üç ayrı kanaldan TÜBA üyesi seçeceklerdir. Nitelikler değişmeyecektir, aynı nitelikteki üyeler.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Başbakan atayacak Başkanı.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) –, Birisi belediye otobüsü şoförünü getirip TÜBA üyesi yapacak hâli yok. Yukarıda saydığımız niteliklerdeki üyelerden seçilecektir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – YÖK kime bağlı Sayın Bakan?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) – İkinci yaptığımız değişiklik Başkan seçimi konusundadır. Başkan, TÜBA Genel Kurulunun 1 adayı seçip Başbakana göndermesiyle ve Başbakanın onu atamasıyla oluyordu. Biz, TÜBA üyelerinin önüne şunu koyduk: 3 üye seçin, 3 aday belirleyin, Başbakanın önünde de 3 adaydan 1’sini TÜBA Başkanı olarak atama inisiyatifi bulunsun.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Şimdi anladık Sayın Bakan.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) – Eğer Başbakanın onayı önemli değilse niye o zaman Başbakana gidiyor 1 üyenin atanması? Başbakanın onayı önemliyse 3 tane adayın Başbakanın önüne gitmesi daha doğru bir yaklaşım olmaz mı?

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Özerkliği deldiniz Sayın Bakan. Tebrik ederim.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) – Hayır.

Üçüncü konu: Asil üyelerin yaşını yetmişten altmış yediye indirdik. Niye? Değişim biraz daha hızlansın diye. Bir sürü genç akademisyen aşağıdan yetişiyor.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – “Sürü” demeyin lütfen. 

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) –  TÜBA üyesi olmaya aday bir sürü akademisyen araştırmalar yapıyor, dünyanın her yerinde ciddi çalışmalar yapıyor. Değişimin hızlanması için, yetmişten altmış yediye indirildi ki altmış yedi yaş üniversitelerdeki emeklilik yaşıdır.

Bir de asil ve asosiye üye sayısını 150’şer olarak belirlemiş olduk. 150 asil, 150 asosiye üyeyle çalışmış olacak.

TÜBA’nın mevcut Başkanına, TÜBA’nın mevcut üyelerine ne asil ne asosiye ne de şeref üyelerine…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – “Asosiye” ne demek Sayın Bakan?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) – … ne de TÜBA’nın mevcut Konseyine yani yönetim kurulu olan Konseyine bugüne kadar yaptığı çalışmalardan dolayı herhangi bir laf söylemedik, hiçbir polemiğe girmedik. Bilim adamlarımız çok hoşumuza gitmeyen eleştiriler de yapabilirler, önemli değil, yapsınlar, bu ülkenin değeridir onlar, ben onlara değer vermeye devam edeceğim. Onlarla asla bir polemiğe girecek de değilim. Benim Bakan olarak görevim, bilim adamlarımızın önünü açmaktır, onlara yapacakları araştırmalarda nihayetsiz imkânlar temin etmeye çalışmaktır. Biz de Bakanlık olarak hem TÜBA vasıtasıyla hem TÜBİTAK vasıtasıyla bu bilim adamlarımıza nihayetsiz imkânlar sunacağımızı…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – TÜBA bilimsel araştırma yapmaz, TÜBA enstitü kurmaz.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) – …önümüzdeki süreçte TÜBA bilim adamlarımız göreceklerdir, istifalarını veren TÜBA üyelerimiz de göreceklerdir. Ben “Acele etmeyin.” diyorum bilim adamlarımıza.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Kendimize göre bilim akademisi kurabiliriz.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) – Bekleyin, sabırlı olun, göreceksiniz ki sizin içinde bulunduğunuz bugüne kadarki TÜBA’dan daha iyi performans gösteren Bilimler Akademisi ortaya çıkmazsa o zaman gelin. Zaten bu bir kararnamedir, Parlamentoda bu kararnameyi hızlı bir şekilde yasalaştırarak…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hemen görüşelim, hemen tartışalım.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Devamla) –  …yeni şekli tartışalım ve o yeni şeklin nasıl bir şekil olacağına hep birlikte karar verelim diyor, bu duygu ve düşüncelerle, eleştirileriyle ve önerileriyle bütçemize katkıda bulunan bütün milletvekili arkadaşlarımı saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Birkaç konu daha vardı, o konular zaten soru-cevap bölümünde de cevaplandırabileceğimiz nitelikteki konular, onlara da orada temas etmek üzere hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Şimdi, söz sırası…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, Sayın Bakanı dikkatle dinledim, verdiği bilgiler için teşekkür ediyorum.

TÜBA, 1993 yılında bir kanun hükmünde kararnameyle kuruldu, ondan on sekiz yıl sonra bir başka kanun hükmünde kararnameyle TÜBA’da farklı birtakım düzenlemeler yapıldı. 93 yılında kurulduğunda, Sayın Bakanın açıkladığı gibi, bilimsel, idari ve mali özerkliğe sahip bir kurum olarak kuruldu ancak bunun bir aracı var, o araç da TÜBA bünyesinde bir bilim kurulunun olması ve bu bilim kurulunun akademisyenlerin, bilim adamlarının kendi yaptıkları seçim sonucunda oluşmasıydı, özerkliği sağlayan buydu. Şimdi, on sekiz yıl sonra Hükûmet, TÜBA’ya müdahale ederek bir kanun hükmünde kararnameyle Bilim Kurulunun yapısını değiştirdi. 150 kişilik Bilim Kurulu 300 kişiye çıkarıldı, üçte 1’ini YÖK atayacak, üçte 1’ini TÜBİTAK atayacak, kalan üçte 1’ini de bilim adamları kendi aralarından seçecek.

Şimdi, YÖK ve TÜBİTAK, Hükûmetin kontrolünde olan kurumlar. Dolayısıyla, doğrudan doğruya Bilim Kurulunu Hükûmetin emrine vermiş olmakla TÜBA’nın bilimsel özerkliği yok edilmiş olmaktadır yani “Bunu ileri götürdük.” demek doğru değil. Ayrıca, 93 yılında, ilk kuruluş yılında çekirdek bilim adamı kadrosunu, Bilim Kurulu kadrosunu Hükûmetin oluşturması kadar doğal bir şey yoktur. Önemli olan, ondan sonraki sürece Hükûmetin müdahale edip etmediğidir. Böyle bir müdahale de yoktur.

Bu bilgiyi Genel Kurulun dikkatine sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Zabıtlara geçti Sayın Başkan, teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, aslında Sayın Bakanın verdiği bilgilere teşekkür ediyoruz. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Komisyonu Başkanımız bunu dikkate alarak o kanun hükmünde kararnamenin bir an önce Mecliste görüşülmesini temin ederse bu konuda biz de muhalefet partileri olarak o sürece katkı sağlamış oluruz. Dolayısıyla, Sayın Bakanın bu ifadesini bir söz olarak görüyoruz ve hemen bütçeden sonra da bununla ilgili kanun hükmünde kararnameyi görüşebileceğimizi umut ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, şimdi sıra Millî Savunma Bakanımız Sayın İsmet Yılmaz’da. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi beş dakika Sayın Yılmaz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Millî Savunma Bakanlığının 2012 yılı bütçesiyle ilgili açıklamalarıma geçmeden önce şahsım ve Bakanlığım adına sizleri saygıyla selamlıyorum.

Huzurlarınıza getirilen 18 milyar 229 milyon Türk liralık, Millî Savunma Bakanlığının 2012 yılı bütçesi, millî güvenlik politikamız çerçevesinde üstlendiğimiz görevleri yüksek bir etkinlikle yerine getirme ve savunma gücümüzü çağın gereklerine göre artırma hedefleri doğrultusunda hazırlanmıştır. Türkiye'nin millî savunma politikasını yönlendiren temel ilke, cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ün “Yurtta sulh cihanda sulh.” ilkesidir. Bu doğrultuda, bir yandan ülkenin birliği, ulusal bağımsızlığı, egemenliği, toprak bütünlüğü ve hayati çıkarları korunurken, diğer yandan Birleşmiş Milletler, NATO ve Avrupa Birliği öncülüğünde uluslararası ilişkiler ikili ve çok taraflı olarak sürdürülmektedir. Ülkemizin içinde bulunduğu küresel ve güvenlik ortamı hızlı bir değişime uğramaktadır, bu da Türkiye'nin üstlendiği sorumlulukları da artırmaktadır. Geçmişte olduğu gibi bugün de bölgesinde barış ve istikrara müspet katkı yapmaya devam eden Türkiye, dünya barışının muhafazasında önemli bir aktör durumundadır. Gelişen ihtiyaçlar çerçevesinde bir yandan Türk Silahlı Kuvvetlerimizin modernizasyonu için yatırım yaparken, diğer yandan millî ve uluslararası görevlerimizi etkinlikle yerine getirmek için gereken her türlü tedbirleri almaktayız.

Hâlihazırda askerî güç unsurlarımızın geniş bir yelpazede üstlendikleri sorumlulukları başlıklar hâlinde dikkatlerinize sunmak istiyorum. Denizlerimizde millî menfaatlerimizin korunması, kara ve hava unsurlarımız tarafından teknolojinin etkin kullanımıyla icra edilen terörle mücadele, bölgesel istikrarsızlıklara karşı alınan ulusal tedbirler ve uluslararası önlemlere katılım, uluslararası sorumluluk kapsamında Balkanlardan Orta Asya’ya, Orta Doğu’dan Afrika’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada barışı ve güvenliği sağlamak çalışmalarına aktif katılımdır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sayın milletvekillerimizin Bakanlığımız bütçesiyle ilgili görüşlerine ilave açıklamalar yapmak istiyorum bu noktada. Öncelikle, bir sayın milletvekilimiz söyledi, doğru bir söz dedi: “Siyasetçinin muhatabı siyasetçidir. Bir eleştiri de getirilecekse siyasilere getirilmelidir. Askerlikle ilgili bir eleştiri varsa o da Millî Savunma Bakanlığına yapılmalıdır.”

Bu ordu “Bu ülke benim.” diyen herkesin ordusudur. Bu kurumumuzu zedelemek mümkün değil ama zedelemek kimseye bir fayda sağlamaz, bunun açıkça bilinmesini isterim. Biz, her geçen gün daha da güçlenen silahlı kuvvetlerimizle gurur duyuyoruz. Bu coğrafyada güçlü olabilmek için, özgürlüklerimizi kullanabilmek için, varlığımızı devam ettirebilmemiz için güçlü bir ordumuzun olması gereklidir. Bu gerçeğin “Türkiye ortak paydamız.” diyebilen herkes tarafından görülmesi gerekir. Ordumuzu yaralayacak her söz bizi yaralar, ona yapılacak her türlü haksız ve maksatlı eleştiriyi kendimize yapılmış sayarız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bizim Bakanlık silahlı kuvvetlerin hak ve menfaatlerini korumak için vardır. Silahlı kuvvetlerimizi Genelkurmay Başkanlığımızın öncelikleri ve önerilerini dikkate alarak savaşa hazır tutmak bizim asli vazifemizdir. Asli vazifesi bu olan bir bakanlık, hassas bir coğrafyada yer alan ülkemizin en temel kurumlarından biri olan silahlı kuvvetlerin harp sanatının ve savunmanın uzmanı olduğu bilincinde olarak görüşü alır; Genelkurmay Başkanlığımız da kendisine bağlı ilgili birimlerden görüş alır, oluşturduktan sonra Bakanlığımıza gönderir; biz bu görüşleri Bakanlar Kurulumuzda değerlendiririz ve Meclise getiririz. Bedelli askerlikte de bunu yaptık, bu bütçede de bunu yaptık. Dolayısıyla da her ikisine de bir eleştiri varsa, bu metin Hükûmetin metnidir, bu metne yöneltilecek eleştirinin Hükûmete yapılması gereklidir.

Muhataplar siyasidir ancak bir yandan “Siyasilerin muhatabının siyasiler olması gerekir.” derken ondan sonra da benim arkadaşlarıma yönelik olarak sözler söylenmesi doğru değildir, yakışık almamıştır.

Yine, bir sayın vekilimiz belirtti: “Eleştirilerimiz Hükûmete, yürütmeyedir.” Çok doğru, biz de bunu bekliyoruz. Eleştirileriniz bizedir, biz buna da hazırız, bunun için huzurlarınızdayız ancak burada söz hakkı olmayan arkadaşlarıma eleştiri getirilmesi apaçık bir haksızlıktır.

Yine, birtakım ayrıcalıklardan bahsedip de onların cevap veremeyeceği görüşleri ileri sürmek de bir başka haksızlıktır. Bizim genel bir ilkemiz var “Et kokarsa tuzlarsın, tuz kokarsa ne yaparsın?” diye.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz cevaplayın Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Bu Meclis bütün haksızlıkları giderme mercisidir, hiç kimseye haksızlık yapmaması lazımdır.  Eğer bu Meclis de bir haksızlık yaparsa artık düzeltecek bir başka merci kalmamıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, onlara siz cevap verin.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Bir ayrıcalık olup olmadığı hakkında farklı görüşler var ancak şunu açıkça belirteyim ki varsa bir ayrıcalık, o da yasayla verilmiştir; milletvekillerimiz vermiştir, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından verilmiştir, kendiliğinden bir şey alınmamıştır. Milletvekillerine imtiyaz verilmiş midir verilmemiştir, tartışmalı. Biz milletvekilleri olarak deriz ki: “Milletvekillerine bir ayrıcalık verilmemiştir.” Ancak dışarıdan bakan böyle düşünmüyor, bir ayrıcalık verildiği şeklinde bir algılaması var. Bilin ki OYAK’a da bir ayrıcalık verilip verilmediği konusunda bir görüş farklılığı var. İçinde olanlar bir ayrıcalık verilmediği fikrindedir, dışarıdan bakanlar da bir ayrıcalık verildiği fikrindedir. Ancak şunu söylüyoruz: Kendilerine yasayla bir ayrıcalık verildiğinde bunu çok doğal kabul edenlerin, bir başka yasayla bir başka gruba bir ayrıcalık verildiğinde itiraz etmesi doğru bir şey değildir. Kanunu beğenmiyorsak teklif verebiliriz, kabul edilmesi için elimizden geleni yaparız, eğer kabul edilmemişse gideriz millete deriz ki: “Biz istediğimiz değişikliği yapmak için çalıştık ancak kabul ettiremedik.” Halka şikâyet edebilirsiniz. Bu doğrultuda daha önce de pek çok düzenlemeler yapıldı. MEYAK, İLKSAN, Polis Sandığı, OYAK da bunlardan bazılarıdır. Diğerlerinden farkı daha iyi yönetilmiş olmasıdır. Kaldı ki her ay aylığından yüzde 10 kestirerek gönüllü, isteğe bağlı bir sigorta poliçesi alan kimseye de benzer haklar sağlanır diye düşünüyorum.

Burada söz hakkı olmayanlar aleyhinde burada konuşmak adil değildir. Yargılamada güzel bir ilke vardır, silahların eşitliği ilkesi. Silahların eşitliği ilkesini sağlayamadığınız sürece vermiş olduğunuz her karar adil değildir. Adil karar vermemek de bu Meclise yakışmaz.

Geçen gün de yine bu silahların eşitsizliği ilkesine aykırı bir uygulama yargı mensupları aleyhine yapıldı. Onların kişisel haklarını ihlal eden konuşmalar yapıldı. Hem güçler ayrılığı var diyeceksin, yasama, yargı, yürütmeden bahsedeceksin hem de burada olmayan yargıyı gıyabında eleştireceksin, onların şahsi haklarını ihlal edeceksin. Bunun adil olduğunu, bunun Meclisimize yakıştığını söyleyebilmek mümkün değildir. Yargıya varsa bir eleştiri Hükûmete yapılması lazım, Adalet Bakanına yöneltilmesi lazım.

Siyaset şikâyet etme yeri değildir, problemleri çözme yeridir. Çözemiyorsanız o zaman iktidara geleceksiniz, o zaman da yapar mısınız Allah bilir. Tabii, iktidara da gelebilir misiniz onu da Allah bilir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bir başka açıklama da, bu ülkede terörle mücadeleyle ilgili olarak yapıldı. Hep şunu söylüyoruz: Bu ülkede silah taşıma yetkisi yasayla kendisine yetki verilenlere aittir, bunun dışında hiç kimsenin silah elinde bulundurma yetkisi yoktur, bulundurursa yasaya, hukuka aykırı davranmış olur, onun da müeyyidesi neyse onun karşılığını alması gerekir. Hukuk devleti bunu gerektirir. Bizim mücadelemiz, terörle mücadelemizdir ve bu terörle mücadeleyi hukuk çerçevesinde yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz. Burada esas eleştirilmesi gereken birileri var ise bu, insanları ölüme gönderenler, eline silah verenler, hukuka aykırı davranmasını teşvik edenler bu ölümlerden sorumludurlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bölge insanına en büyük zararı veren de onlardır.

Bakın, gazetelerde de görmüşsünüzdür, en son 10 Aralık 2011 tarihinde Cudi Dağı’nda Şırnak 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığının yaptığı bir operasyonda 7 katlı bir mağarada bulunan 3 terörist, iki saatlik bir ikna çabasıyla teslim alınmışlardır. “Biz, yaşatmak için varız.” diyoruz ve bu noktada diyoruz ki Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir.”

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; füze kalkanıyla ilgili olarak da birçok eleştiri yapıldı. Onunla ilgili olarak da -bu konuyla- bir bilgi arz etmek isterim. Füze Kalkanı Projesi, Amerika Birleşik Devletleri’nin tek başına yürüttüğü bir proje değildir ancak Amerika da bu projenin dışında değildir. NATO ittifakı çerçevesinde yürütülen savunmaya yönelik ortak bir projedir. Projeden maksat, üçüncü ülkelerin savunması değil, NATO üyesi ülkelerin savunmasıdır. Bu kapsamda Malatya Kürecik’te tesis edilen sistem de sadece radar sistemidir ve NATO’nun müşterek savunma sistemine katkı sağlaması maksadıyla tesis edilmektedir.

2002 yılında NATO Prag Zirvesi’nde başlatılan bu çalışmalar, 19-20 Kasım 2010 tarihinde icra edilen Lizbon Zirvesi’nde müttefik ülkelerin katılımıyla müşterek olarak hazırlanan füze savunma raporunun onaylanmasıyla yürürlüğe girmiştir.

Söz konusu sistemin herhangi bir ülkeyi hedef almadığı, füze savunmasına ilişkin temel NATO belgelerinde açıkça belirtilmiştir. Ayrıca NATO, hâlihazırda Rusya Federasyonu ile de ortak füze savunmasıyla ilgili de çalışmalar yapmaktadır.

NATO füze savunma sistemine katkı sağlayacak erken uyarı radarının Türkiye’de konuşlandırılmasına ilişkin iki taraflı anlaşma 14 Eylül  2000 tarihinde imzalanmıştır. 244 sayılı Milletlerarası Anlaşmaların Yapılması Yürürlüğü ve Yayınlanmasıyla Bazı Anlaşmaların Yapılması İçin Bakanlar Kuruluna Yetki Verilmesi Hakkında Kanun’un 6’ncı maddesine göre NATO çerçevesindeki anlaşmaları imzalama yetkisi Bakanlar Kuruluna verilmiştir. Söz konusu anlaşma da bu kanun kapsamında Bakanlar Kurulu onayıyla yürürlüğe konulmuştur. Sistemle ilgili komuta merkezi Almanya’da konuşlu bulunan Ramstein NATO üssünde tesis edilmektedir. Burada tesis edilecek komuta merkezinde ittifak subaylarıyla beraber Türk subaylarımız da görev yapacaktır.

Yine bir başka sayın vekilimizin açıklamasıyla “İsrail’e Heron’ları gönderdin, niçin ilişkileri askıya almadın da motorları talep ettin?” diye bir eleştiri getirildi. İsrail’den Türk Silahlı Kuvvetlerimizin acil ihtiyaçları çerçevesinde tedarik edilen on adet Heron’un başta motor olmak üzere bazı aksamı sözleşmenin garanti hükümleri çerçevesinde süreli bakımlar için ilgili firmaya gönderilmiştir. Haziran, temmuz aylarında bakım süresi gelen beş adet motorun bakımları tamamlanarak ekim, kasım aylarında yeniden Türkiye’ye gönderilmiştir. Şimdi, ücretini verdiğiniz bir hizmeti “almayın” diyor. Bir yandan terörle mücadele vereceksiniz eğer ki o hizmeti almazsanız bu sefer de “Terörle mücadelede zafiyet oluştu.” diyeceksiniz. Ne yapsak ikisi... Ancak biz iktidarız, biz böyle yaptık, siz de iktidara gelirseniz parasını ödediğiniz hizmeti satın almazsınız! (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz her zaman ülkemizin zararına olacak hiçbir şeye evet demedik “Ülkemiz kazanacaksa biz de kaybetmeye razıyız.” dedik.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; savunma sanayi ülkemizin yüz akı durumundadır. İleri teknoloji askerî tesisatın temini alanında Hükûmetimizin temel politika ve hedefi her türlü ihtiyacımızın ülkemizden karşılanmasıdır. Ana ilkemiz savunma sanayini her ne ihtiyacımız varsa bunun hepsini yerli olarak yüzde yüz ülkemizden sağlayalım.

Başlangıçta yerli katkıyı artırma yönünde başlattığımız çalışmalar bugün itibarıyla Türk Silahlı Kuvvetlerini millî olarak tasarlayıp ürettiğimiz teçhizatla donatma ve bu alanda yüksek teknolojiye sahip olmaya odaklanmıştır. Geldiğimiz aşamada özel sektör üretimiyle askerî zırhlı araçlarımızın tamamı ülkemizden karşılanmaktadır. Türkiye bu alanda sadece kendi ihtiyaçlarını karşılamamakta, ihracat yoluyla birçok ülkenin de ihtiyacını karşılamaktadır.Kara araçlarında, teknolojik olarak en ileri platform olan ana muharebe tankının geliştirilmesi çalışmalarına, bir diğer özel şirketimizin katkılarıyla devam edilmektedir. Altay tankımızın prototipleri de 2012 yılından itibaren üretilerek test faaliyetlerine başlanacaktır.

Deniz araçlarında, bildiğiniz gibi, yine bir başka gururumuz, MİLGEM Projesi kapsamında birinci gemi olan Heybeliada korvetimiz 27 Eylül 2011 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Başbakanımızın katıldıkları bir törenle Deniz Kuvvetleri Komutanlığımıza teslim edilmiştir.

Bu hususta bir hususu daha açıklamak isterim. Türk dış politikasının… Yıllar öncesi, herkes, yurt dışına çıkan bunu görür, gözlerini kapatan kendisine gece yapar. Türkiye’nin itibarı geçmiş yıllardan çok daha fazladır ve bu duruma gelmişse, Türkiye’nin gücünden dolayı gelmiştir. Türkiye’yi bu güce de AK PARTİ İktidarı ve onun lideri Tayyip Erdoğan getirmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bütün dünyada kabul edilmiştir; bu Türkiye, bu Türkiye… Bunun üzerine Sayın Başbakanımızı eleştirmekle bir yere varılmaz, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanıdır, kendisi bir dünya lideridir.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Millî Savunma Bakanı siyaset üstüdür.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) - Bugün savunmada da Türkiye’nin silahları tercih ediliyorsa bize sorulan husus şu: “Türk ordusu bu silahları kullanıyor mu”, “Evet, kullanıyor.” yeterli bir itibardır. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin kullandığı silahları yabancı ülkelerin orduları da satın almaktadır.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Bakanlığınız başında “Millî kelimesi var, siyaset üstü olmalısın.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) - Türkiye’yi güçlü yapmak bizi her alanda güçlendirmektedir.

MİLGEM’deki, ilk millî savaş gemisindeki yerlilik payı yüzde 65; 50’den fazla alt yüklenicinin katkısıyla üretilmiş ve millî savaş yönetim sistemleriyle donatılmıştır.

Bugün Tuzla’da özel sektör tersanelerinde yürütülmekte olan, toplam bedeli 2 milyar dolar tutarında hücumbotlar, çıkarma gemileri ve arama kurtarma gemileriyle birlikte su üstü askerî gemiler alanında dışa bağımlılığımız tamamen sona ermiştir. Türkiye bu alanda dünyanın ilk 10 ülkesi arasındadır.

Kompozit ve çelik tekne hücumbotlarımız birçok dünya ülkesinin donanmalarında da hizmete girmiş bulunmaktadır.

Askerî elektronik alanında uzmanlaşan ASELSAN, dünyadaki en büyük 100 savunma sanayi şirketi arasındadır. Askerî haberleşme, komuta kontrol sistemleri ve elektrooptik sistemlerin üretiminde Türkiye dünyada sayılı ülkeler arasında yer almaktadır. Üretilen haberleşme sistemleri birçok ülkeye de ihraç edilmektedir.

Bakanlığıma bağlı Makine Kimya Endüstrisi Kurumu, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve güvenlik güçlerinin her türlü silah, mühimmat, roket ve patlayıcı madde ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Kurum 2010 yılında gerçekleştirdiği 650 milyon Türk lirası cirosuyla İstanbul Sanayi Odasının “ISO 500 Şirket” sıralamasında 90’ıncı sırada yer almıştır. Kurumun önümüzdeki dönemdeki hedefi kendi teknolojisi ve özgün ürünlerini üreten, dünya pazarında tanınan bir şirket olmaktır. Bu çerçevede, en ileri teknolojiler kullanılarak askerimizin kullanımına tamamen bir millî silah vermek amacıyla başlattığımız millî piyade tüfeği de her türlü tasarımı ve testinden başarıyla geçmiş ve 2012 yılında millî piyade tüfeğimizin seri üretimine başlanacaktır.

Teknolojinin uç noktasını oluşturan havacılık alanında mühendislerimiz tarafından tasarlanan insansız hava aracımız Anka’nın uçuş testlerine de artan bir performans ile devam edilmektedir. Test uçuşlarının 2012 yılı ortasına kadar tamamlanmasını müteakip Türk Silahlı Kuvvetlerine hizmet vermesini hedefliyoruz. Anka uçaklarımızın seri üretimine geçilmesiyle birlikte ülkemiz dünyada operatif kategoride, yani yirmi dört saat süresince 30 bin fit irtifada görev yapabilecek insansız hava araçlarını üretebilen dünyadaki üç ülkeden biri olacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Diğer bir stratejik havacılık projemiz olan ATAK Helikopteri Projesi çalışmaları devam etmektedir. Bu kapsamda TUSAŞ’ta üretilen ilk helikopterimizin uçuş ve silah atış testlerine devam edilmektedir. İlk ATAK helikopterimizin 2012 yılı nisan ayında silahlı kuvvetlerimize teslim edilmesini hedeflemekteyiz. ATAK Projesi kapsamında aviyonik silah sistemlerinin büyük çoğunluğu, görev bilgisayarı ve yazılımları Savunma Sanayimizin millî, özgün teknolojileri kullanılarak geliştirilmektedir.

Bu çerçevede, uzay alanında ülkemizde üretilen ilk askerî gözlem uydumuz Göktürk’ün üretimi TUSAŞ ve TÜBİTAK iş birliğinde tamamlanmak üzere olup 2012 yılında fırlatılması da hedeflenmektedir. TUSAŞ bünyesinde Türkiye'nin ihtiyaç duyacağı tüm askerî ve sivil uyduların üretim, entegrasyon ve testlerinin yapılacağı bir merkezin inşasına da başlanılmış bulunmaktadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; son dönemde tasarım ve geliştirme çalışmalarına verilen önem çerçevesinde ARGE faaliyetlerimizde büyük bir artış ortaya çıkmıştır. 20’den fazla üniversitemizde savunma sanayisine yönelik araştırma projelerine başlanılmıştır.

Ülkemizin bilim ve teknoloji altyapısı, savunma sanayisi projeleri için yoğun olarak kullanılmaktadır. Savunma sanayisi projelerine yan sanayinin katılımı yönünde de önemli mesafe katedilmiş durumdadır. Bugün, sadece Ankara Ostim’de 70’den fazla KOBİ savunma sanayisine alt yüklenici olarak üretim yapmaktadır.

Bütün bu çalışmaların neticesinde, 2010 yılı verileriyle Türk Silahlı Kuvvetleri ihtiyaçlarının yurt içinden karşılanma oranı yüzde 52’ye, sektör cirosu 2,7 milyar dolara, ülke içinden karşılanma oranı yüzde 52’ye, savunma ve havacılık ihracatı 853 milyon dolara, ARGE harcamaları ise 666 milyon dolara çıkmıştır. Savunma sanayisi sektörü, bugün itibarıyla Türkiye’de en fazla ARGE harcaması yapan sektör konumundadır.

Hükûmetimizin 2023 vizyonu doğrultusunda savunma sanayisinde hedefimiz, savunma sanayisi gelişmiş dünyadaki ilk 10 ülke arasında yer almaktır. Bu çerçevede tüm kara ve deniz araçlarıyla insansız hava araçlarının ülkemizde üretimi sağlanacak ve hâlihazırda başlatılan çalışmalara ilave olarak, havacılıkta hızla gelişen helikopter alanında hafif ve orta sınıf ulaştırma helikopterlerinin sanayimiz tarafından üretilmesine ilişkin kapsamlı bir altyapı oluşturulacaktır. Helikopter üretimlerine başlanacak olup gerek ülkemizin gerekse civar ülkelerin ihtiyaçları da karşılanacaktır.

Mevcut F-16 uçaklarımızın ömürlerini tamamlaması sonrasında kullanıma alınmak üzere hava sınıfı bir savaş uçağı ile bir jet eğitim uçağının kavramsal tasarım çalışmalarına bu yıl içinde başlanılmıştır. İki sene sürecek kavramsal tasarım çalışmaları sonucunda verilecek karara göre tasarım geliştirme ve prototip üretimine geçilecektir.

Alçak ve orta irtifa hava savunma sistemleri, ülkemiz sanayisi tarafından tasarlanarak önümüzdeki beş yıllık dönem içerisinde üretime geçilecektir. Radar teknolojilerine dayalı bir gözlem uydusunun millî teknolojilerle geliştirilmesi için çalışmalara önümüzdeki dönemde başlanılacaktır.

Millî Savunma Sanayimiz tarafından geliştirilen teknolojiler ve teçhizat, bir yandan Silahlı Kuvvetlerimize güç katarken, diğer yandan ülkemiz sanayi ve teknoloji gelişiminin itici unsurları hâline gelmektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; konuşmamın bu bölümünde uluslararası kuruluşlarla olan ilişkilerimize ve birlikte icra edilen faaliyetlere değineceğim.

Türkiye altmış altı yıldır Birleşmiş Milletlerin, elli dokuz yıldır NATO’nun üyesidir. 2009-2010 dönemi için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğini yürütmüş olan Türkiye, 1-30 Eylül 2010 tarihleri arasında Güvenlik Konseyinin dönem başkanlığını yerine getirmiştir. Ülkemiz Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2015-2016 dönemi geçici üyeliği için de, 18 Mayıs 2011 tarihinde, üye olduğunu açıklamıştır.

Hâlen silahlı kuvvetlerimizin Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında Doğu Akdeniz’e Lübnan ve Sudan’da: NATO kapsamında Kosova’da, Afganistan’da ve Akdeniz’de; Avrupa Birliği şemsiyesi altında Bosna-Hersek’te yürütülen barışı destekleme görevlerine katkısı devam etmektedir. Ayrıca, Aden Körfezi ve Somali açıklarında yoğunlaşan deniz haydutluğu ve korsanlık faaliyetlerine karşı yürütülen deniz operasyonlarına da katkı sağlanmaktadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye, NATO ve Avrupa Birliği çerçevesinde yürüttüğü güvenlik iş birliğine paralel olarak, Balkanlarda barış ve istikrarın sağlanması amacıyla Güneydoğu Avrupa Savunma Bakanları sürecine de aktif katkı sağlamaktadır. 1998 yılında kuruluşuna öncülük ettiğimiz ve 2007 yılı temmuz ayından bu yana ev sahipliğini yaptığımız SEEBRIG olarak adlandırılan Güneydoğu Avrupa Barış Tugayı’nın ev sahipliği görevini Haziran 2011 ayından itibaren dört yıllığına Yunanistan’a devretmiş bulunmaktayız. SEDM’in 2011 yılı toplantısı 2-3 Ekim tarihlerinde Antalya’da yapılmıştır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bölgesel ve küresel önceliklerin yanı sıra, askerî anlamda diğer ülkelerle ikili ilişkilerin geliştirilmesine büyük önem vermekteyiz. Bugüne kadar 62 ülkeyle askerî alanda eğitim, teknik ve bilimsel iş birliği anlaşması, 43 ülkeyle savunma sanayi iş birliği anlaşması, 47 ülkeyle de askerî eğitim iş birliği anlaşması imzalanmıştır. Orta Asya, Kafkasya ve Balkanlarda çoğu ile tarih, kültür ve dil birliğimiz olan dost ve müttefik ülkelere 1992 yılından itibaren askerî yardım faaliyetlerimizi de sürdürmekteyiz.

Dış yardımlarda, 2010 yılından itibaren hibe yerine ilgili ülke tarafından alınacak malzemeye katkıda bulunulması uygulanmasına geçilmiştir. 2010 yılında 10 ülkeyle anlaşma sağlanmış ve anlaşma kapsamında ilk tedarik Moğolistan’a yapılmıştır. 2011 yılında ise 15 ülke dış askerî yardım kapsamındadır.

Sayın  Başkan, sayın milletvekilleri; bu arada, konuşmamın sonuna geliyorum. Asker alma faaliyetleri de yine Bakanlığım tarafından üstlenilmektedir, yürütülmektedir.

Huzurlarınızda Türk Hava Yollarına teşekkür etmek durumundayım çünkü askerlerimizin ulaşımını biz yapılan bir yönetmenlikle…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yönetmenlik değil, yönetmelik.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – …askerlik şubelerinden acemi eğitim merkezlerinde sevk muhtırası verilmesine son verilerek ulaşım bedelinin otobüs rayici üzerinden nakit olarak verilmesi uygulamasına başlanmıştır.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Can güvenlikleri olmadığı için değil mi Sayın Bakan?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Türk Hava Yolları er ve erbaşlara yüzde 25 indirim uygulamasına pazartesi gününden itibaren başlamıştır.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Askerlerimizin can güvenliği olmadığı için yapıyorsunuz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Bundan dolayı da Türk Hava Yollarına teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Can güvenliğini sağlamak sizin göreviniz Sayın Bakan. Otobüslerle gönderemiyorsunuz askerlerimizi, Mehmetçiklerimizi.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Millî Savunma Bakanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumu arasında yapılan anlaşma gereği Gülhane Askerî Tıp Akademisinden de siviller faydalanabilmektedir.

2012 yılı Bakanlığımın bütçesi 18 milyar 229 milyon TL olarak huzurlarınıza getirilmiş bulunmaktadır.

Yine, Savunma Sanayii Müsteşarlığının bütçesi de 33 milyon 919 bin TL’dir. Bu, personelin giderleri ile yönetim faaliyetlerini karşılamaya yeterlidir. Hazırlanışı sırasında azami tasarruf ve kaynakların etkin kullanımını temel ilke edindik.

2012 yılı bütçemizin Bakanlığımıza, silahlı kuvvetlerimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor, tüm eleştirileriniz için sonsuz teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, “Son söz milletvekilinindir.” kuralı gereğince bütçenin aleyhinde Sayın Lütfü Türkkan, Kocaeli Milletvekilli.

Sayın Türkkan, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bilim, Sanayi, Teknoloji Bakanlığının bütçesi üzerinde şahsım adına aleyhte söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, dün, Sayın Bakanın yüce Mecliste yaptığı konuşmalardan duyduğum üzüntüyü belirtmek istiyorum. Bizler muhalefet milletvekilleriyiz, Hükûmetin programını, bütçeyi eleştirmek üzere varız. Eğer bu hakkı bizim elimizden alırsanız, bu Mecliste tartışılamayan konular sokaklarda başka türlü tartışılır, o zaman da Türkiye'de demokrasiden bahsetmek çok zor olur. Bırakın, müsaade edin, burada bakanlıkları eleştirsinler, bütçeleri eleştirsinler, icraatları eleştirsinler.

Sayın Bakanın uzun süre Amerika’da kaldığını biliyorum. Dünkü kullandığı üslup da Amerika’da “street joke” dedikleri, yani sokak şakası. Daha önceki ifadeleri Vinci’nin, Leonardo da Vinci, daha başka dün burada da birkaç şaka yapmaya kalktı.

Bakın, burası Harlem değil. Yani o şakaları Amerika’da yapıyorlar ama, zenciler yapıyorlar, Harlem’de yapıyorlar. Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi. Sayın Bakan da Harlem’de dolaşan bir zenci değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanı. O koltuk çok önemli, orayı iyi doldurmak lazım. Sözlerinin içini iyi doldurmakla beraber, o koltuğu iyi doldurmak lazım. Sayın Bakana “O koltuğa yakışmıyorsun.” derken, bundan dolayı söylüyordum. Yoksa kılık kıyafetiyle, uyumlu olup olmaması beni çok ilgilendirmiyor. Dolayısıyla, dünkü olaylardan duyduğum üzüntüyü belirtmek istedim.

Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, burada yapılan her türlü Türkiye aleyhine olan davanın, davranışın peşinde oluruz, bundan hiçbir zaman vazgeçmeyiz. Burada çoğunluk olmanız, 325 kişi olmanız, sesinizin çok çıkması, emin olun bizi hiçbir şekilde yıldırmaz. Bundan emin olun. Bu Bozkurtların nefesini ta gidene kadar ensenizde hissedeceksiniz, ondan emin olun. Sayımız 52 de olsa, 42 de olsa, 22 de olsa bozkurtlar sizi hep takip edecek. O konuyu da bildirmek istedim. (MHP sıralarından alkışlar)

Sanayi Bakanının Kocaeli’den olması, Kocaeli’den çıkması, Kocaeli kentimiz için çok önemli bir şans. Gerçekten Kocaeli bir sanayi kenti, Sayın Bakanın da böyle bir kentten çıkması çok önemli bir şans ilim için. Aynı bölgenin milletvekili olarak, Sayın Bakanın bugüne kadar yaptığı hayırlı hizmetler için kendisine şükranlarımı ifade ediyorum.

Yalnız son uygulamalarla beraber Sayın Bakanlığın yapısal birtakım değişikliklere uğradığını görüyorum. Yani Sanayi Bakanlığına bağlı olan kuruluşların çok önemli bir kısmı Bakanlıktan alınmış. Sanayicinin desteklenmesi gereken, sanayi üretiminin çok olması gereken bir dönemde Sanayi Bakanlığının içinin boşaltılması… Sayın Bakan da teknolojiden benim kadar anlar, telefonu açıp kapatırız biz yani teknolojiyi illa Sanayi Bakanlığına bağlamanın ne anlamı vardı bilmiyorum. Türkiye'nin en çok üretmeye ihtiyacı olduğu bir dönemde Sayın Bakanı bu kadar naçar bırakmayı gerektiren sebepleri ben bilmiyorum. Eğer Sayın Bakan bu konuda bizi de aydınlatırsa çok mutlu olurum.

Ben, size Türkiye’de ekonomiyle ilgili, sanayiyle ilgili, üretimle ilgili yapılan bunca konuşmadan sonra bir gazetenin köşe yazarının bir yazısından alıntı yapmak istiyorum: Bir gazete köşe yazarı bir yıl evvel markete gidiyor, bakkaldan gıda maddesi alıyor, temizlik maddesi alıyor, fişlerini saklıyor. Bir yıl sonra, tekrar aynı markete gidiyor, aynı gıda maddelerini, aynı temizlik maddelerini alıyor, aradaki fark yüzde 50. Yani enflasyon rakamlarını filan veriyoruz ya. Belki bu TÜİK’in yaptığı rakamlar sizi mutlu ediyor olabilir ama halkın gözünde enflasyon bu yani marketten bir yıl evvel aldığı malzemelere, gıda malzemesine, temizlik malzemesine bir yıl sonra verdiği para ne kadar fazlaysa halkın gözündeki enflasyon o. O diğer rakamlar, teknik rakamlar halkın gözünde çok itibar kazanmıyor. Yani bu gazeteci soruyor sonra, ben de size soruyorum: Bir yıl sonra yüzde 50 farkla aldığım bu ihtiyaç maddelerine karşılık devlet işçiye, emekliye, memura yüzde 4 zam verdiği zaman bu adaletli bir sistem mi?

Bakın, ben çok samimi bir itirafta bulunacağım size. Bu milletin, vergisini aldığımız bu milletin yaşadığı ızdırabı anlatmak açısından bunu da itiraf etmek istiyorum: Millet çok naçar durumda. Pazara çıkın, çarşıya çıkın, insanların yüzü gülmüyor, sıkıntıda. Çocuk başka bir problem, evin geçimi başka bir problem. Gelir adaletsizliği o kadar uçurum olmuş ki. Yani çok kazananlar var, onların sayısı belirli; bir de hakikaten hiç kazanamayanlar var, fukaralık diz boyu. 12 Eylül öncesi bizler komünizmle mücadele etmiş gençleriz. 12 Eylül öncesi, ben komünist bir memleketten gelen bir ailenin çocuğu olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Türkkan, teşekkür ediyorum, süreniz doldu efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Şimdi soruyorum: Bu memleket hâlâ niye komünist değil bu kadar gelir adaletsizliğine rağmen.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap kısmına geçiyoruz.

Yirmi dakika soru-cevap olacak; on dakikası sorular için, on dakikası cevaplar için.

İlk konuşmacı, Isparta Milletvekili Sayın Korkmaz.

Buyurun Sayın Korkmaz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Millî Savunma Bakanına sorum: 2009-2010 yılında uzmanlık sınavını kazanan ve sayıları 350’yi bulan sivil memurların ataması ne zaman gerçekleştirilecektir?

İkinci sorum: Sivil personelin tıpkı askerî personel gibi fiilî hizmet hakkından faydalanabilmesi için herhangi bir çalışmanız var mıdır?

Üçüncü sorum: Aynı odada aynı işi yapan sivil ve askerî personel farklı maaşlar alıyorlar, farklı özlük haklarına sahipler. Ancak cezai sorumlulukları aynı; her ikisi de 926 sayılı Kanun’a tabi. Bu eşitsizliği, ayrımcılığı kaldırmak üzere bir çalışmanız var mıdır?

Dördüncü soru: Lojman hak sahipliği arasında da eşitsizlikler var. Lojmanların yüzde 50’si subaylara, yüzde 40’ı astsubaylara, yüzde 5’i uzman çavuşlara, yüzde 5’i de sivil memur kadrosuna tahsis ediliyor. Zaten ücretleri düşük olan uzman çavuş ve sivil memurlara tahsis edilen lojman sayısı artırılamaz mı?

Son sorum: Ayrıca Isparta Gelendost Askerlik Şubesinin kapatılıp kapatılmayacağını da vatandaşlarımız merak ediyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

İkinci soru Artvin Milletvekilimiz Sayın Bayraktutan’ın.

Buyurun Sayın Bayraktutan.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum Sayın Millî Savunma Bakanına: Artvin ili Ardanuç ilçesinde daha önce mevcut olan Askerlik Şubesi daha sonra kapatılmıştır. Ardanuç ilçesine Artvin merkezdeki şube hizmet vermektedir.

Deriner Barajı’nın yapılması nedeniyle eski yol güzergâhı baraj havzasında kaldığından ulaşım yolu eskiye göre kilometre olarak daha uzamıştır. Bu konunun da Ardanuç’ta askerlik işlemi yaptıranları mağdur ettiği ortaya çıkmıştır.

Bu nedenle, Ardanuç ilçesinde yaşayan vatandaşlarımızın askerlik şubesi açılmasına ilişkin yoğun bir talebi vardır. Bu talebi karşılamayı ve baraj kapsamında uzaması ve Artvin merkeze ulaşımın zor olması nedeniyle Ardanuç ilçemizde yeni bir askerlik şubesi açmayı düşünüyor musunuz? Bu konuda bir çalışmanız var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Şimdi, Kütahya Milletvekilimiz Sayın Alim Işık.

Buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İlk sorularım Sayın Millî Savunma Bakanına:

1) Terörle mücadelede şehit ya da gazi olanların ailelerinden ikinci bir kişiye daha kamuda iş verilmesi çalışmaları ne aşamadadır? Bu konuda verilen sözler nerededir?

2) Uzman erbaşların özlük ve sosyal haklarının iyileştirilmesine yönelik bir çalışmanız var mıdır? Varsa ne aşamadadır?

3) Hâlen İsrail’le hangi anlaşmalar devam etmektedir?

Sayın Sanayi Bakanına soruyorum:

1) Kütahya ili Simav Organize Sanayi Bölgesi arazisinin sera organize sanayi bölgesine dönüştürülmesine yönelik çalışmalar ne aşamadadır?

2) KOSGEB kredilerine sicilleri bozuk olduğu gerekçesiyle başvuruda bulunamayan işletmelerin sorununu nasıl çözeceksiniz?

Son sorum: Millî Prodüktivite Merkezinin bir kanun hükmünde kararnameyle kaldırılmasının gerekçeleri nelerdir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Erzincan Milletvekilimiz Sayın Işık.

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanına ilk sorum: TÜBA Bilimler Akademisi için “Yaşını başını almış ünlü bilim adamlarımızın bir araya geldiği, âdeta fonksiyonsuz bir yer konumundaydı.” demekle neyi kastettiniz? Bilim insanının tecrübeli olması daha faydalı, daha yararlı olmaz mı?

İkinci sorum: Bilim akademileri özerk olmalıdırlar. Neden kendi üyelerini, başkanlarını kendilerinin seçmesinden rahatsız oluyorsunuz?

Sayın Millî Savunma Bakanıma: Dört yıllık üniversite bitiren astsubayların derece olarak 1’in 4’üne düşmesi yönünde bir çalışmanız var mı?

Son sorum yine Savunma Bakanıma: 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun ek 17’nci maddesine göre diş tabibi ve tabipler sağlık tazminatı alırken veteriner, eczacı, sağlık astsubayı yüksek hemşireleri de bundan yararlandırmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Sayın Demiröz, Bursa Milletvekilimiz.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanıma sormak istiyorum: 2012 yılı bütçe sunuşunun 43’üncü sayfasında, son on yılın en yüksek miktarı olan 18 milyon ton pancar üretimine ulaştığınızı ifade ediyorsunuz. Doğrudur ancak 1998 yılında 490 bin çiftçi ailesiyle 22 milyon ton pancar üretildiğini, 2003 yılında 450 bin çiftçi ailesine ve 13 milyon tona düştüğünü, 2010 yılında 197 bin çiftçi ailesiyle 18 milyon ton pancar üretildiğini söylemek isterim. Ayrıca, 300 bin çiftçi ailesi de pancar üretiminden uzaklaşmıştır.

Sayın Bakanım, yüzde 10 olan nişasta bazlı şeker üretim kotasını Bakanlar Kurulu yüzde 50 artırmaktadır. Bu kotayı, 2012 pazarlama yılı için nişasta bazlı şeker üretim kotasını yüzde 10 olarak yapmayı düşünüyor musunuz?

Şeker Kurulunda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tokat Milletvekilimiz Sayın Doğru.

Buyurun efendim.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sanayi Bakanımıza sormak istiyorum: Tokat il ve ilçelerinde bitirilmemiş organize sanayi bölgeleri ve küçük sanayi siteleri vardır, bunlar ne zaman tamamlanacaktır?

İkinci sorum: KOSGEB’de dış uzmanlık kadrolarında çalışan insanlar vardır, KOSGEB’in yükünü bu çalışanlar çekmektedir, ancak bunların hiçbir çalışma güvencesi yoktur. Bu insanların çalışmalarına rağmen, çok çalışmalarına rağmen gelecek güvencesi olmamasından dolayı da çok büyük sıkıntı içerisinde oldukları görülmektedir. KOSGEB’deki bu insanlara bir asil kadro vermeyi düşünüyor musunuz?

Diğer sorum: 2010 yılı içerisinde kaç tane buluş için patent alınmıştır? Alınan patentlerin kaç tanesi uygulamaya, üretime geçmiştir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Adana Milletvekilimiz Sayın Halaman.

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkan, Millî Savunma Bakanına soruyorum: Parası olanlar için bir iyilik yaptınız, parası olmayanlar için de bir iyilik yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – İstanbul Milletvekilimiz Sayın Dinçer.

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim, Millî Savunma Bakanına iki sorum olacak:

Haklarında mahkûmiyet kararı olmadan yasa dışı görüş ve inanç edinmek suçlamasıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenlerin mağduriyetini telafi etmek için 6191 sayılı Yasa çıktı ve Personel Kanunu’na 32’nci madde eklendi, ancak hak başlangıcı 1971 olarak belirlendiği hâlde, 12 Mart 1971 Muhtırası’ndan sonra başlayan dönemde görüş ve inançlarından dolayı hukuksuz olarak mağduriyete uğratılan askerlerin başvuruları reddedilmiştir. 12 Mart darbesi mağdurlarına ret yanıtı verilmesi yasanın ruhuna aykırı değil midir?

İkinci sorum: Türk istihbarat görevlilerinden 42 tanesinin Suriye’de yakalandığı yönünde ulusal ve uluslararası basında haberler yer almıştır, bu haberler doğru mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Kocaeli Milletvekili Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sorularım Millî Savunma Bakanına. Sayın Bakan, Türkiye Büyük Millet Meclisi, haklarında mahkûmiyet kararı olmadan yasa dışı görüş ve inanç edinmek suçlamasıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenlerin mağduriyetini telafi etmek için 6191 sayılı Yasa ile Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na geçici madde 32’nin eklenmesini kabul etmiştir.

Soru 1) Geçici madde 32 hak başlangıcını 12 Mart 1971 olarak belirlediği hâlde, Sayın Bakanlık 12 Mart 1971 Muhtırası’ndan sonra başlayan dönemde görüş ve inançlarından dolayı ilişiği kesilen askerlerin başvurularını reddetmiştir. 12 Mart darbesi mağdurlarına ret yanıtı verilmesi yasanın ruhuna aykırı değil midir?

2) 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 darbelerinde resen emekli edilen askerî darbelerin mağdurlarına Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından özlük hakları iade edilmiştir. İki darbe arasındaki 12 Mart 1971 darbesinde resen emekli edilenlere özlük hakları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Muğla Milletvekili Sayın Erdoğan.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Millî Savunma Bakanımıza sormak istiyorum: Kürecik’te kurulmakta olan füze kalkanı anlaşmasını kiminle yaptınız; ABD ile mi, NATO ile mi? Oluşturduğunuz bilgi kirliliğini lütfen ortadan kaldırınız.

İkincisi: Davos süreciyle başlayıp Mavi Marmara gemisi baskınıyla devam eden Türkiye-İsrail gerginliğinden sonra İsrail’le olan askerî ve ticari ilişkilerimizde değişen bir şey var mıdır? İptal edilen herhangi bir askerî ya da ticari sözleşme var mıdır? Davos’tan sonra İsrail ile herhangi bir askerî proje başlatılmış mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Adana Milletvekili Sayın Varlı.

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Sanayi Bakanına soruyorum: Adana Ceyhan organize sanayi yıllardan beridir sürüncemede kalan bir organize sanayi. Buranın bir an önce hayatiyete geçmesi için bir kanun değişikliği yapılması gerekiyor Sayın Bakan, bundan da sizin bilginiz var. Bu organize sanayiyi hayatiyete geçirmek için bir çalışmanız var mıdır?

İkinci soru Millî Savunma Bakanına: Sayın Bakan, bu uzman erbaşların emeklilikle alakalı yaşadıkları birçok sıkıntı var. Bu konuda bunların sıkıntılarını gidermek açısından bir çalışmanız var mıdır? Örnek veriyorum; hastalandıklarında bir ay rapor aldıklarında bunların iş akitleri sonlandırılmaktadır. Bu konuda bir çalışmanız olacak mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Mersin Milletvekili Sayın Atıcı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim birinci sorum Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanına: TÜBA’ya yaptığınız atamalar gibi aynı mantıkla Hükûmetiniz millî takıma da futbolcu atamayı düşünüyor mu?

İkinci sorum Millî Savunma Bakanına: Suriye yönetimine karşı muhaliflerin Türkiye’de örgütlendiğini defalarca ifade ettiniz. Bunun için ayrılan bütçe ne kadardır? Suriye’de hiç istemememize rağmen bir askerî müdahale olacaksa buna bir bütçe ayrılmış mıdır?

Üçüncü sorum: ABD Irak’tan çekiliyor. Kendileri giderken bize bazı görevler verdiler mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Şimdi, ilk önce, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sayın Nihat Ergün.

Buyurun efendim.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum arkadaşlarımızın sorularına.

Sayın Alim Işık’a: Simav Organize Sanayi Bölgesi seracılıkla ilgili bir organize sanayi bölgesi olduğu için tarım ve hayvancılıkla ilgili sanayi bölgeleri konusu Tarım Bakanlığına devredilmiş bir konu. Organize sanayi bölgeleri mevzuatından yararlanarak bundan sonra hem hayvancılıkla hem de tarımsal üretimle ilgili bölge kurulmasını Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yürütecektir. Dolayısıyla, bu konuyu kendilerine devrettik ama biz de yakından takip ederiz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Şu anda size ait, yani organize sanayi bölgesi dönüştürülmesi gerekiyor.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – KOSGEB, sicili bozuk işletmelerle ilgili araştırmayı kendisi yapmıyor, biz proje bazlı destek veriyoruz. Eğer işletmenin sicilinde bir sorun varsa, bu araştırmayı banka yapmaktadır.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Banka vermiyor.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Dolayısıyla, eğer teminat sorunu olan bir küçük KOBİ niteliğindeki işletmeyse, biz bunu Kredi Garanti Fonu üzerinden teminatlandırma imkânına sahibiz. Dolayısıyla, Kredi Garanti Fonu üzerinden teminatlandırma imkânları var.

Öbür taraftan, Millî Prodüktivite Merkezi, yani verimlilik üzerine çalışması gereken fakat eski kanundan kaynaklanan nedenlerle maalesef Türkiye’nin en verimsiz kurumlarından bir tanesi hâline gelmiş bir kurumdu. Yönetim biçimi nedeniyle, yani her yıl kongre yapan, her yıl yönetimi değişen, yönetim sorumlulukları çok farklı olan bir kurumdu. Çalışanların birikimini, tecrübesini dikkate alarak, biz bütün arkadaşlarımızın haklarını koruyarak burayı bir genel müdürlüğe dönüştürdük ve bugün, Millî Prodüktivite Merkezi, Verimlilik Genel Müdürlüğü olarak Bakanlığımız bünyesinde uzman kadrolarıyla çalışmalarına devam etmektedir.

Erzincan Milletvekilimiz: Ben, TÜBA üyeleri için “Yaşını başını almış, orada boş boş gezen adamlar.” diye bir ifade kullanmadım, asla böyle bir ifadem olmadı, sanırım siz bunu yanlış anladınız. Dolayısıyla, TÜBA’nın şeref üyeleri asli üye olma yaşını geçmiş olan üyelerden oluştuğu için o şekilde değerlendirmek mümkün. Şeref üyeleri altmış yedi yaşın üzerinde -önceden yetmiş yaşına kadar asli üye olabiliyordu, şimdi altmış yedi yaşına kadar- ama taltif edilmesi, takdir edilmesi gereken bir bilim adamımız tespit edildiyse şeref üyesi yapılabiliyor, yoksa ben TÜBA üyeleriyle ilgili “Yaşını başını almış hiçbir işe yaramayan adamlar.” manasına gelebilecek asla bir cümle kullanmadım. Başkan seçimi konusunda TÜBA üyelerinin yine rolleri devam edebilecektir. TÜBA Başkanlığı için 3 adayı TÜBA üyeleri kendi asli üyeleri arasından seçme imkânına sahiptirler, kanun hükmünde kararname bu şekilde düzenlenmiştir.

Pancar üretiminde geçmiş yıllarda 22 milyon tonluk pancar üretimleri yapılmış olabilir ama Türkiye, Şeker Kurumunun oluşturulmasıyla şeker politikalarını belirlerken şu noktaya geldi: Türkiye'nin şeker ihtiyacı ile şeker pancarı üretim kotaları arasında doğrudan bir ilişki kurulmuş oldu. Dolayısıyla, şeker ihtiyacımız ne kadarsa şeker pancarı üretimimizin o kadar olması icap etmektedir. Şimdi, bizim, akaryakıtta da şeker pancarı bazlı kimyasalları kullanma noktasındaki 2013’ten itibaren yürürlüğe girecek olan düzenlemeyle belki şeker pancarı üretim alanlarının da genişletilmesine imkân verilebilecektir. Nişasta bazlı şekerle ilgili kota ise yüzde 50 ihtiyaca göre artırma imkânına sahip olduğumuz bir alandır. Eğer sanayinin ihtiyacı söz konusuysa sanayinin de bu ihtiyacını dikkate alan uygulamayı bazen artırmıyoruz, bazen yüzde 25 artırıyoruz ama zaten maksimum artırabileceğimiz miktar yüzde 50’dir yani nişasta bazlı şeker dediğimiz mısırdan ve benzer ürünlerden elde edilen şekerin, o da nihayetinde bir tarım ürününden, bir başka tarım ürününden elde edilen şekerdir.

Tokat’ta bitirilmemiş organize sanayi bölgeleri konusu: Tabii, organize sanayi bölgelerinin bitirilmesi tek  taraflı bize ait bir konu değil. Organize sanayi bölgesinin müteşebbis heyeti, eğer gereken proje çalışmasını yapıp bizden çok ciddi manada destekler alma hazırlığını bitirirse, bizim organize sanayi bölgelerini bitirmemek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakanım, vaktiniz tamam.

Şimdi, Millî Savunma Bakanımız Sayın Yılmaz.

Buyurun Sayın Bakanım.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bir sayın milletvekilimiz “Astsubaylara 1’inci derecenin 4’üncü kademesinin verilmesi yolunda bir çalışmanız var mı?” diye sordu. Konuya ilişkin taslak Başbakanlığa gönderilmiş olup, inşallah Meclisin gündemine gelecektir; hep beraber yasalaştırırız diye düşünüyorum.

Bir başka sayın vekilimiz, uzman erbaşların emeklilikleriyle ilgili bir soru sordu. Kırk beş yaşını tamamladıkları gerekçesiyle sözleşmeleri feshedilen uzman erbaşların, emeklilik yaş haddine kadar Türk Silahlı Kuvvetleri ve Millî Savunma Bakanlığı kadrolarında sivil memur olarak istihdam edilmelerine ilişkin tasarı geçen yasama döneminde yasalaşmış olup emeklilik sorunları çözümlenmiştir.

Bir başka soru: “6191 sayılı Yasa’yla, 12 Mart döneminde askeriyeden atılan insanların bu yasa çerçevesinde dönmesi mümkün değil miydi? Niye ‘Hayır.’ görüşü verdiniz?” Yasa’nın maddesi çok açık: “Yargı yolu kapatılan işlemler suretiyle askeriyeden ilişiği kesilmiş olan kimseler hakkında uygulanır.” diyor. Bu atılan arkadaşlarımız -yargı yolu kapalı değildi- o zaman bizim karşımıza şununla geliyorlar, diyorlar ki: “Yargı yolu kapalı değildi ama o zamanki yargı da yargı değildi.” Aynen tabiri bu.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Doğru, aynen öyle.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ancak, bu Yasa’nın kapsamında, Yasa’da böyle yazmaz. Eğer yüce Meclis, bunlara da   -Yasa kapsamına kesinlikle girmiyor- yani yargı denetimine açık olan işlemlere de af yolunu açarsa, bir şekilde Silahlı Kuvvetlere dönme yolunu açarsa o zaman bir şey diyemeyiz ancak bilin ki yargı yoluyla askeriyeden ilişiği kesilenler, sadece siyasi düşüncelerinden dolayı değil, Mehmetçiğe silah sıkmış, soyguna katışmış, çatışmaya girişmiş; dolayısıyla da o zaman tek tek saymak lazım. Kişiye yönelik kanun, esas o zaman olur diye düşünüyorum.

Bir başka husus: “Füze kalkanı Amerika’yla mı yapıldı?” Evet, sözleşme Amerika’yla yapıldı, imzalandı ancak içindeki maddede bunun NATO’ya devrine ilişkin hükümler var.

Şunu çok net olarak söylemem gerekir ki Kürecik’teki radarın bir benzeri 2010 yılında İsrail’de kullanılmaktadır. Dolayısıyla da bizim, bunun NATO’nun amaçları doğrultusunda kullanılacağı yolunda hiçbir şüphemiz yoktur. Kaldı ki o sözleşmedeki maddelere aykırı bir uygulamaya geçildiğinden dolayı pekâlâ bu sözleşmeyi iptal edebilme hakkımız da var.

Bir başka sayın milletvekilimiz…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, hangi sözleşmeyi?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bu Kürecik’e radar sözleşmesi eğer ki bizim orada yazılan kurallara aykırı kullanılırsa, çok net olarak, NATO ülkelerinin dışında bir başka ülkenin savunması doğrultusunda kullanılırsa biz bu sözleşmeyi iptal edebiliriz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bizi İran’a vurdurmayın.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hiç merak etmeyin.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bizi İran’a vurdurmayın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sorulara cevap verilirken…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Bu ülkeyi hep beraber seviyoruz. Bu ülkede yaşayıp da bu ülkeyi sevmeyen hiç kimse yok.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, Kayseri’ye kurun, Kayseri’ye. (Gülüşmeler)

BAŞKAN – Lütfen…

Sayın Bakan, devam edin lütfen.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bir başka sayın vekilimiz de “Isparta’da bir askerlik şubesinin kapatılması düşünülüyor mu, bir çalışma var mı?” diye sordu.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Gelendost…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Isparta kesinlikle yok.

Isparta Gelendost’la ilgili de o zaman şöyle bir bilgi vermek durumundayım: Şimdi biz askerlik işlemlerini kolaylaştırmak istiyoruz. Yedeklik yoklamasını kaldıracağız, ilk yoklamayı kaldıracağız, askerlik meclisini kaldıracağız. Şu anda sadece günde 2 kişinin geldiği askerlik şubelerimiz var, -2 kişi- yıllık 700’ün altında gelenler var ve mesafe de kırk beş dakikadan az ise –zaten İnternet üzerinden yapılacak da- o zaman bu askerlik şubelerini açık tutmanın, Allah için, bu ülkeye bir faydası olmadığını düşünüyoruz.

Ülke genelinde ilçe askerlik şubeleri, 6 Temmuz 2009’da yürürlüğe giren Millî Savunma Bakanlığı Bilgi Sistemi Projesi’nin getirdiği kolaylıklar ile verimlilik, etkinlik ve tasarruf prensipleri çerçevesinde değerlendirildiğinde, büyük şehirlerde daha geniş kadro ve imkânlara sahip askerlik şubelerine olan ihtiyacın arttığı… Artık nüfus göçüyor, büyük illere geliyor. Dolayısıyla, küçük ilçelerde insan kalmıyor, büyük illerimizde de sayı artıyor. Hizmetin oradan verilmesi gerekli. Nüfusu düşük olan ve göç veren illerdeki askerlik şubelerine olan ihtiyacın ise -bu bir somut tespit, 2 kişi gelen var diyorum- azaldığı görülmüştür. Nüfusu düşük olan ve göç veren ilçelerdeki askerlik şubelerine olan ihtiyacın azalması nedeniyle düşük işlem hacmine sahip…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakanım, süreniz tamam efendim.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – …şu anda 181 tane ilçemiz var.

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, sivil memurlarla ilgili bir çalışmanız var mı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Yerinden söz talebi var.

BAŞKAN – Hayır, soru-cevap diye bir şey yok.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkanım, cevap verilmeyen sorulara yazılı cevap verecekler mi?

BAŞKAN - Yazılı cevap vereceklerdir.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yazılı cevap vereceğim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Şimdi, sırasıyla sekizinci turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

26 – BİLİM, SANAYİ ve TEKNOLOJİ BAKANLIĞI

1.– Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

1.683.566.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02

Savunma Hizmetleri

1.974.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

300.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

04

Ekonomik İşler ve Hizmetleri

550.221.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

07

Sağlık Hizmetleri

70.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

TOPLAM

2.236.131.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Sanayi ve Ticaret Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

              (TL)

- Toplam Ödenek

:

676.932.745,14

- Bütçe Gideri

:

552.283.659,22

- İptal Edilen Ödenek

:

124.649.085,92

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

17.520.942,56

BAŞKAN– (A) cetvelini Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Millî Prodüktivite Merkezi 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Millî Prodüktivite Merkezi 2010 Yılı MerkezÎ Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

              (TL)

- Toplam Ödenek

:

14.771.320,00

- Bütçe Gideri

:

14.046.931,23

- İptal Edilen Ödenek

:

724.388,77

BAŞKAN– (A) cetvelini Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B - CETVELİ

 

 

          (TL)

- Bütçe Gelir Tahmini

:

11.113.000,00

- Yılı Net Tahsilatı

:

15.556.080,37

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Millî Prodüktivite Merkezi 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.30 – Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme idaresi Başkanlığı

1.– Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

17.942.500

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

2.450.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Ekonomik İşler ve Hizmetleri

401.645.500

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

TOPLAM

422.038.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

3.090.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

272.038.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

78.904.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

06

Sermaye Gelirleri

6.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

08

Alacaklardan Tahsilat

8.000.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

362.038.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

              (TL)

- Toplam Ödenek

:

373.545.500,00

- Bütçe Gideri

:

277.075.315,95

- İptal Edilen Ödenek

:

89.880.716,03

-Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

6.589.468,02

BAŞKAN– (A) cetvelini Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B - CETVELİ

 

 

(TL)

- Bütçe Gelir Tahmini

:

304.074.000,00

- Yılı Net Tahsilatı

:

347.803.774,44

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

 

Türk Akreditasyon Kurumu 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.21 – TÜRK AKREDİTASYON KURUMU

1.– Türk Akreditasyon Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

04

Ekonomik İşler ve Hizmetleri

7.665.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

TOPLAM

7.665.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türk Akreditasyon Kurumu 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

8.975.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

10.025.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

19.000.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

Türk Akreditasyon Kurumu 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2 - Türk Akreditasyon Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

              (TL)

- Toplam Ödenek

:

18.039.000,00

- Bütçe Gideri

:

6.616.051,02

- İptal Edilen Ödenek

:

11.422.948,98

BAŞKAN– (A) cetvelini Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B - CETVELİ

 

 

          (TL)

- Bütçe Geliri Tahmini

:

8.052.000,00

- Yılı Net Tahsilatı

:

16.670.855,95

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türk Akreditasyon Kurumu 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

 

Türk Standartları Enstitüsü  2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.22 – TÜRK STANDARTLARI ENSTİTÜSÜ

1.– Türk Standartları Enstitüsü  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

33.619.500

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

2.325.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

04

Ekonomik İşler ve Hizmetleri

184.891.500

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

TOPLAM

220.836.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türk Standartları Enstitüsü  2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

189.752.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

73.900.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

09

Red ve İadeler (-)

-652.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

263.000.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

Türk Standartları Enstitüsü  2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2- Türk Standartları Enstitüsü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

              (TL)

- Toplam Ödenek

:

193.335.000,00

- Bütçe Gideri

:

166.631.356,04

- İptal Edilen Ödenek

:

26.703.643,96

BAŞKAN– (A) cetvelini Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B - CETVELİ

 

 

          (TL)

- Bütçe Geliri Tahmini

:

250.000.000,00

- Yılı Net Tahsilatı

:

227.228.426,57

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türk Standartları Enstitüsü  2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

 

Türk Patent Enstitüsü 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.24 – TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ

1.– Türk Patent Enstitüsü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

15.602.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

02

Savuma Hizmetleri

4.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

695.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

04

Ekonomik İşler ve Hizmetleri

24.655.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

TOPLAM

40.956.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türk Patent Enstitüsü 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

80.984.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

39.016.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

120.000.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

Türk Patent Enstitüsü 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2- Türk Patent Enstitüsü 2010 Yılı Merkezî        Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

              (TL)

- Toplam Ödenek

:

37.113.000,00

- Bütçe Gideri

:

29.267.255,22

- İptal Edilen Ödenek

:

7.845.744,78

BAŞKAN– (A) cetvelini Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B - CETVELİ

 

 

(TL)

- Bütçe Geliri Tahmini

:

105.000.000,00

- Yılı Net Tahsilatı

:

86.948.168,21

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türk Patent Enstitüsü 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.08 – TÜRKİYE BİLİMSEL ve teknolojik araştırma kurumu

1.– Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

1.548.546.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

590.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

07

Sağlık Hizmetleri

484.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

09

Eğitim Hizmetleri

59.774.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

TOPLAM

1.609.394.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

174.403.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

1.390.894.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

44.097.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

1.609.394.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

              (TL)

- Toplam Ödenek

:

1.625.082.713,43

- Bütçe Gideri

:

1.324.401.142,22

- İptal Edilen Ödenek

:

300.681.571,21

-Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

10.208.479,07

BAŞKAN– (A) cetvelini Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B - CETVELİ

 

 

(TL)

- Bütçe Geliri Tahmini

:

1.307.251.000,00

- Yılı Net Tahsilatı

:

1.565.128.980,36

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.09 – TÜRKiye bilimler akademisi başkanlığı

1.– Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

8.591.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

TOPLAM

8.591.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

85.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

8.391.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

15.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

8.491.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.-Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

              (TL)

- Toplam Ödenek

:

10.816.377,50

- Bütçe Gideri

:

8.359.907,25

- İptal Edilen Ödenek

:

2.456.470,25

BAŞKAN– (A) cetvelini Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B - CETVELİ

 

 

(TL)

- Bütçe Geliri Tahmini

:

9.858.000,00

- Yılı Net Tahsilatı

:

7.770.608,34

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

Sayın milletvekilleri, şimdi de Millî Savunma Bakanlığının bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

09- MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI

1.– Millî Savunma Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

185.500.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02

Savunma Hizmetleri

18.020.672.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

06

İskan ve Toplum Refahı Hizmetleri

7.500.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

10

Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri

16.000.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

18.229.672.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Millî Savunma Bakanlığının kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Millî Savunma Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

                 (TL)

- Toplam Ödenek

:

21.387.876.623,79

- Bütçe Gideri

:

15.101.650.720,88

- İptal Edilen Ödenek

:

6.257.921.416,10

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

6.204.293.673,26

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Savunma Sanayi Müsteşarlığının bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.28- SAVUNMA SANAYİ MÜSTEŞARLIĞI

1.– Savunma Sanayi Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

02

Savunma Hizmetleri

33.919.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

33.919.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum

GELİR CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

106.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

5.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

05

Diğer Gelirler

33.757.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

06

Sermaye Gelirleri

1.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

08

Alacaklardan Tahsilatı

50.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

33.919.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Savunma Sanayi Müsteşarlığının kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Savunma Sanayi Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

38.948.550,00

- Bütçe Gideri

:

31.891.978,52

- İptal Edilen Ödenek

:

7.056.571,48

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 (B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B  –  C E T V E L İ

 

 

      (TL)

- Bütçe Tahmini

:

29.252.000,00

- Yılı Net Tahsilatı

:

23.713.570,60

BAŞKAN– (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Böylece, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 2012 yılı merkezî yönetim bütçesi ile Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı, Türk Akreditasyon Kurumu, Türk Standartları Enstitüsü, Türk Patent Enstitüsü, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi, Millî Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayii Müsteşarlığının 2012 yılı merkezî yönetim bütçeleri ve 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesapları ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Millî Prodüktivite Merkezinin 2010 yılı merkezî yönetim hesapları kabul edilmiştir.

Hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 17.38

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati:17.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Tanju ÖZCAN (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 36’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Şimdi dokuzuncu tur görüşmelere başlayacağız.

Bu turda Gençlik ve Spor Bakanlığı, Spor Genel Müdürlüğü, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ve Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı bütçeleri yer almaktadır.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu Raporu (1/278, 3/538) (S.Sayısı: 88) (Devam)

 

K) GENÇLİK VE SPOR BAKANLIĞI

1.- Gençlik ve Spor Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

L) SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Spor Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

M) GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

N) YÜKSEK ÖĞRENİM KREDİ VE YURTLAR KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI

1.- Kültür ve Turizm Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Kültür ve Turizm Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Devlet Opera  ve Balesi Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

P) DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

R) TÜRKİYE YAZMA ESERLER KURUMU BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin, konuşmaların bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir.

Bilgilerinize sunulur.

Dokuzuncu turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Milliyetçi Hareket Partisi: Bahattin Şeker, Bilecik Milletvekili; Mustafa Erdem, Ankara Milletvekili; İsmet Büyükataman, Bursa Milletvekili.

Cumhuriyet Halk Partisi: Engin Özkoç, Sakarya Milletvekili; Hülya Güven, İzmir Milletvekili; Doğan Şafak, Niğde Milletvekili; Tolga Çandar, Muğla Milletvekili; Sedef Küçük, İstanbul Milletvekili.

Barış ve Demokrasi Partisi: Özdal Üçer, Van Milletvekili; Erol Dora, Mardin Milletvekili; Esat Canan, Hakkâri Milletvekili.

AK PARTİ: Mehmet Muş, İstanbul Milletvekili; Hüseyin Şahin, Bursa Milletvekili; Osman Aşkın Bak, İstanbul Milletvekili; Mustafa Akış, Konya Milletvekili; Zeynep Armağan Uslu, Şanlıurfa Milletvekili; Ayşenur İslam, Sakarya Milletvekili; Halide İncekara, İstanbul Milletvekili; Cem Zorlu, Konya Milletvekili.

Şahısları adına: Lehinde Ebu Bekir Gizligider, Nevşehir Milletvekili; aleyhinde Ali Uzunırmak, Aydın Milletvekili.

Sayın milletvekilleri, ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker.

Buyurun Sayın Şeker. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA BAHATTİN ŞEKER (Bilecik) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi adına Gençlik ve Spor Bakanlığı bütçesini görüşmek üzere buradayım. Sözlerimin başında hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yeni bir anlayışla yapılandırılan Gençlik ve Spor Bakanlığını kutluyorum. Keşke bu yapılandırma kanun hükmünde kararname ile değil de Mecliste tartışılarak kurulsaydı. Gençliği ve sporu her zaman partiler üstü gördüğümüzden bu yapılandırmanın hayırlı olmasını diliyorum. Sporumuzu, gençliği ve özellikle üniversite gençliğinin barınma sorunlarını ilgilendiren yurt konusunu da içine alacak şekilde düzenlenen Bakanlığımızın sorumluluğunu üstlenen genç ve dinamik Bakanımıza, yeni genel müdürlerimize ve tüm personeline başarılar diliyorum.

Hepinizin bildiği gibi spor, sevgi, barış, hoşgörü, kardeşlik ve birlikteliği hedeflemektedir. Bu anlamda sporu yaymak, kitlelere yaygınlaştırmak, spor yapma alışkanlığını kazandırmak, yeni sporcuları yetiştirmek için bilhassa amatör sporu desteklemek ve bu alandaki faaliyetleri ödüllendirmek ve neticede sporu toplumun her kesimine ulaştırmak Bakanlığımızın başlıca hedefi olmalıdır.

Nüfusumuzun büyük çoğunluğunun genç olması, özellikle Bakanlığımıza büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Gençlerimizi seviyoruz ve önem veriyoruz. Gençliği ülkenin teminatı ve geleceği olarak görüyoruz. Bu noktada, gençlerimizi yetiştirmek, kişisel ve sosyal gelişimlerine destek vermek, projeler sunmak ülke geleceği için önemlidir.

Günümüzün gelişen ve değişen şartlarında artık, tesisleşme anlayışı, yerini gençlik gelişim merkezlerine bırakmaktadır. Bu gençlik gelişim merkezleri belli noktalardan başlamak üzere bütün ülke sathında kurulmalı, gençlik potansiyelinin tamamını kapsayacak ve yetiştirecek şekilde planlanmalıdır.

Genç kuşak, iyi yönetildiğinde büyük bir potansiyel, iyi yönetilmediğinde mutsuz ve umutsuz bir gelecek vaat eder. Yeni bir sporcu kimliği ve kavramı üzerinde durulmalı, altyapı geliştirilerek küçük yaşlardan itibaren kayıt altında olan, performansı takip edilen, yetiştiği branşa göre yönlendirilen bir sporcu mantığı ile hareket edilmelidir. Bu alanda geliştirilen, uygulanan ve sonuç alınan modeller incelenmelidir. On beş yirmi senelik bir plan yapılmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; buna bir örnek olarak Almanya’nın Eintracht Frankfurt takımının altyapı antrenörlüğünü yapan bir hemşehrimin, 2026 Futbol Şampiyonası’nı hedef alarak yapmış olduğu çalışmalar elimizde mevcuttur. Konuşmanın sonunda bu çalışmaları, dört-altı yaşından başlayarak bugünden yapılan çalışmayı Sayın Bakanıma da vereceğim.

Bu gelişme içerisinde yetişen sporcu, takım ruhu, inanç, coşku, doğruluk, motivasyon, uyum, disiplin, saygı ve centilmenlik gibi temel değerler ekseninde bu sporcular yetiştirilmelidir.

Ne yazık ki okul öncesi, ortaöğretim ve liselerde faaliyet gösteren okul sporları hâlâ sistemsiz ve yetersizdir, buna üniversitelerimiz de dâhildir. Unutmamalıdır ki sadece iyi organizasyonlar düzenlemek yetmez, bu organizasyonlara katılımı ve başarıyı yükseltmek gerçek hedefimiz olmalıdır.

Bu yüzden okullarımızda çeşitli branşlarda yeni çalışmalar yapılıp okullar arası yeni ligler kurulmalı, 2020 olimpiyatlarına talip olduğumuz şu günlerde, sporun temel taşları olan amatör sporculara ve amatör kulüplere gereken değer verilmelidir.

Amatör spor kuruluşunun amacı il, ilçe, mahalle ve köylerimizdeki gençleri kötü alışkanlıklardan kurtarmaktır. Topluma faydalı gençler yetiştirmek için dernekleşerek kurdukları bir toplum kuruluşudur. Amaç ve hedef olarak kapsamı bu denli geniş olan amatör kulüplerin, maalesef, en büyük sorunu ilgisizliktir.

Türkiye’nin en ücra köşesinde bile spor yapılıyorsa, gençlerimize spor kültürü aşılanıyorsa bunu amatör spor kulüplerine borçluyuz. Bu yüzden amatör spor kulüplerine yönelik politikalar yeniden ele alınmalıdır. Yeni bir Genel Müdürümüz var, amatör spor kulüplerinin içinden gelen. İnşallah bu konuyu başarır.

Değerli arkadaşlar, köyümüzde, beldemizde veya kasabamızda bir amatör spor kulübünün -hepinize geliyordur- kuruluşunda ilk baştan 5 milyar lira Futbol Federasyonuna yatırıyorsunuz; 100 lira her bir tane lisanslı futbolcu için, arkadan, başka bir takımdan transfer yapmak için 750 lira, lisansları tasdik ettirmek 100 lira, her sene lige girmek 400 lira yani bir küçük amatör spor kulübünün kurulması 12 milyar lira. Buna futbol topu ve diğer spor malzemelerini de kattığınız zaman -ayakkabısı, eşofmanını- yani bir amatör kulübü 20 milyar liraya mal ediyorsunuz. Bakın, son zamanlarda köylerde ve küçük yerlerde, şehirlerde amatör spor kulüplerinin ne kadar geri kaldığını ve azaldığını hep beraber görmekteyiz.

Bu konudaki mağduriyeti gidermek için gelir sağlayacak tedbirler alınmalıdır. Spor Toto amatör kulüplere daha fazla yardım etmeli ve amatör kulüplerin tesisleşmesine yardımcı olmalıdır. Köklü ve kalıcı bir yapılanmanın zamanı gelmiştir. Günümüzde yaşadığımız sorunlara bakıldığında, nasıl bir yapısal ve zihinsel dönüşüme ihtiyacımızın olduğu görülmektedir. Neticede Türk sporu yara almakta, gerilemekte ve imkânlarını kaybetmektedir.  Profesyonelleşen sporun ve sporcunun altyapısında onu var eden temel değerler olmazsa bugün yaşadığımız süreçlerin daha ağırını da hep beraber yaşayabiliriz. O yüzden artık işin temeline inilmeli, bu taşın altında hepimizin eli olmalıdır.

Yıllara varan, hepimizi ilgilendiren bir diğer mesele de olimpiyatlardır.  Malumunuz, Milli Olimpiyat Komitesinin çalışmaları vardır ancak yeterli değildir çünkü sadece olimpiyat düzenlemek üzere görev yapmak yeterli görülmemektedir. Temel gaye öne çıkan ve derece alan sporcular yetiştirmek, her branşı desteklemek ve federasyonlarla daha fazla birlikte çalışma yapmak olmalıdır.

Elbette, olimpiyatta hedefimiz bu büyük spor organizasyonunu almaktır. Dünyada, malum, bununla ilgili büyük bir yarış var, büyük paralar harcanıyor, lobi faaliyetleri yapılıyor ancak ne yazık ki bu konuda diğer ülkeler Türkiye’ye -maalesef ki- çifte standart uygulamaktadır.

Olimpiyatla ilgili İstanbul’da spor tesislerini bitirmek, ulaştırmayı kolaylaştırmak ve çeşitlendirmek, konaklama tesisleri, kongre merkezlerini bitirmek ve güvenliği sağlamak bu yarışmada çok önemlidir. İstanbul Büyükşehir Belediyesine bu konuda çok iş düşmektedir.

Değerli arkadaşlarım, zaman kısalığından diğer önemli maddeleri de kısa geçmek istiyorum.

Ödül Yönetmeliği’ndeki eksiklikler giderilmelidir. Sporcuların ödüllendirilmesi büyük bir teşviktir, ödüller en kısa zamanda verilmelidir.                     Spor yüksekokullarında hakemlik müessesesine destek verilmelidir. Spor hekimliği konusunda çalışmalar yapılmalıdır. Spor Bakanlığı tesislerinde ve okulların ders saatleri dışında okul spor salonları halka ve amatör sporculara açılmalıdır. Büyükşehir belediyeleri özellikle profesyonel kulüpleri bırakıp amatör spora ve federasyonlara kaynak aktarmalıdır.

Sayın Başbakanımızın bazı illere stadyum yapılması yönünde sözü vardır. Bunlar yerine getirilmelidir, mesela benim komşu ilim Eskişehir’de olduğu gibi.

Yeni müdürlük kadroları verildi Sayın Bakanım, eski müdürler araştırma görevlisi yapıldı ama bazı illerde hâlâ kafa karışıklığı var. Beden eğitimi bölümü mezunlarının çoğu işsiz, bunların Bakanlığımızda ve diğer spor alanlarında iş bulmaları sağlanmalı.

Organizasyon harcamaları aceleye getirilmekte ve büyük paralar harcanmakta, bunlara dikkat edilmelidir; örneğin, Trabzon ve Erzurum’da düzenlenen oyunlar gibi. Emsal organizasyonlara harcanan paralar mukayese edilirse aradaki fark çok güzel bir şekilde görülecektir.

Olimpiyatlar için federasyonların ve çalışmaların bütçeleri fazlalaştırılıyor. 2004 ve 2008 olimpiyatlarına bakarsak federasyona verilen bütçeler çoğaltılmış ama, maalesef ki madalya sayıları azalmıştır. 

Değerli milletvekilleri, son zamanlarda saldırganlık ve şiddet olaylarına çok sıkça rastlanmaktadır. Taraftarların heyecan ile gerginliği birbirinden ayıramaması, performans hedefinden ziyade sonuç hedefini tercih etmeleri, galibiyet kadar mağlubiyeti de kabul edememeleri, centilmenlik ve nezaket duygularından uzaklaşma gibi sebepler sporda şiddetin artmasına yol açmaktadır. Mevcut Kanun vardır fakat yeterli, etkin, köklü ve kalıcı mücadeleyi sağlayamamıştır.

Milyonlarca gencimizi ilgilendiren Bakanlığımızın bütçesini arttırmak gerekir. Spor tesisleri ve yurtlarımızın yapımı ve çoğaltılması için yeni bir teşvik mevzuatı geliştirilmelidir.

Yurtlarımız yetersizdir. Yurt sayımız bir an önce arttırılmalıdır. Şu an gördüğümüz kadarıyla yurtlarda yüzde 99’luk bir doluluk oranı vardır. Özel sektöre yap-işlet-devret modeli ile yurtlar yaptırılabilir. Yurtlar, üniversite kampüsü içerisinde veya kampüse yakın yerlerde yapılmalıdır. Yurtların güvenliği sağlanmalı, sosyal aktivite alanları geliştirilmelidir.

Burs ve krediden yararlanan öğrenci sayısı ve bunlara sunulan maddi imkânlar arttırılmalıdır.

Sayın Bakanım, kendi ilim olan Bilecik’te ve Bozüyük ve Pazaryeri ilçelerinde doğa sporlarının gelişmesine yönelik projeler ve kayak merkezi yapılması konusunda  çalışmalar hızlandırılmalıdır.

Sporun gelişmesi, sporcunun yetişmesi, spor kültürünün toplumun her kesimine ulaşması, ülkemizin sporun hemen her branşında liderliğe oynamasını sağlayacak olan temel değerlerin ve hedeflerin hayata geçirilmesi temennisiyle sözlerime son verirken bütçemizin hayırlara vesile olmasını diler, yüce heyetinize ve hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şeker.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci söz, Ankara Milletvekili Sayın Mustafa Erdem’e ait.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika, üç dakika daha ekliyoruz; on üç dakika. 

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA ERDEM (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe görüşmeleri içerisinde Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Kredi ve Yurtlar Kurumu, 351 sayılı Kanun’la kurulmuş yasal bir kuruluştur. Ancak bu yasal Kuruluş, bugün pek çok sıkıntılar, pek çok problemlerle iç içe bulunmaktadır. Anayasa’mızın 42’nci maddesine göre “Kimse eğitim ve öğretim haklarından mahrum bırakılamaz.” sözüne rağmen bugün Kredi ve Yurtlar Kurumundaki bazı yetersizlikler ve imkânsızlıklar dolayısıyla öğrencilerimiz büyük bir mağduriyet yaşamaktadırlar. Şu anda, 1961 yılında kurulmuş olan bu Kuruluşun 50’nci yılını kutluyoruz. Bu vesileyle orada çalışanları da tebrik ediyor, başarılı olmalarını diliyorum.

Kredi ve Yurtlar Kurumu, 2009-2010 yılı içerisinde üniversitelerimize giren yükseköğrenim öğrencilerinin yurt taleplerinin yüzde 30’unu ancak karşılayabilmişti ama 2010-2011 öğretim yılında ise bu sayı daha da azalarak maalesef yüzde 16’lara düşmüştür. Dolayısıyla, zor şartlarda, güç şartlarda üniversite öğrenimini yapmak üzere Anadolu’nun çeşitli yerlerinden gelen veya Anadolu’nun çeşitli yerlerine öğrenim yapmak için giden öğrencilerimizin pek çoğu devlet imkânlarından anayasal bir hak olmasına rağmen yararlanamamakta ve bundan dolayı da büyük bir mağduriyet yaşamaktadır. Bunun çeşitli sebepleri vardır ama özellikle bir iki hususun altını çizmekte yarar görüyorum.

Hatırlayacağınız gibi ülkemizde bir şekilde mantar biter gibi üniversiteler açılmış, uygun olan olmayan yerlerde üniversiteler kurulmuştur. Bu açılan üniversitelerin realitesi tartışılmadan bir de kendilerine ilave olarak öğretim elemanı yetersizliğini buna eklediğinizde üniversiteler zaten tartışılmaya açık bir konumdadır. Bütün bunlar olmazmışçasına bir de popülist yaklaşımlarla üniversitelerin öğrencilerinin sayısının artırılması doğal olarak üniversitelerdeki Kredi ve Yurtlar Kurumu ihtiyaçlarını karşılayamaz hâle gelmesine sebebiyet vermiştir. Peki bu durumda üniversitelerimiz nasıl olacak? Nasıl, öğrencileri okutacak? Nasıl, öğrencileri barındıracak? Nasıl, anayasal haklarını kullanma imkânı bulabileceklerdir? Şimdi takdir edersiniz ki Ankara’dan çıkmış, atıyorum, Van’a gitmiş, Erzurum’a gitmiş veya Muğla’ya gitmiş çocuğunun üniversiteyi kazandığına mı sevinsin yoksa burs bulamadığı, yurt bulamadığı için orada barınamadığına ve bundan  dolayı da öğrenim haklarını bir şekilde gerçekleştiremediğine mi üzülsün? Dolayısıyla, burada bir şekilde bir mağduriyet yaşanmaktadır ve Kredi ve Yurtlar Kurumumuzun en azından bu ihtiyaçları ülke gerçeklerine uygun bir şekilde yüzde 50 nispetinde karşılayabilecek bir potansiyel güce sahip olması lazım.

Bununla ilgili olarak bazı hususların da altını çizmemizde yarar vardır. Üniversite yurtları yetersizdir. “Kredi Yurtlar bu konumda yeterince donanımlı değildir.” diye düşünebilirsiniz ancak bunun ötesinde, ülkede “TOKİ” diye bir kuruluşumuz vardır. Kime hizmet eder, neye hizmet eder, bunun uygulamalarından herkes anlayabiliyor. Fakire ev yapmak, fakirin barınağını sağlamak amacıyla açılmış olan bu kurumların, maalesef, kimleri zengin ettiği veya zenginlere nasıl imkânlar sağladığı da herkesin gözü önündedir. Hiç değilse, ülkemizin geleceğinde önemli katkıları olacak bu yavrularımıza bir yurt, bir barınak imkânı hazırlasa ve öğrencilerimiz bu barınaklarda insan onuruna yaraşır bir şekilde eğitim imkânı bulsa, spor kompleksleri elde edilse, gezinecek, düşünecek, oturacak, tartışacak, araştıracak fiziki şartlar bulunsa, bu öğrencilerimizi bundan mahrum etmek kime, ne kazandıracaktır? Dolayısıyla en azından, devletin, kendi insanına, hizmet çerçevesi içerisinde TOKİ imkânlarını devreye sokması ve bunlardan azami ölçüde yararlanması lazım gelecektir.

Sayın milletvekilleri, bir başka hususa daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Kredi Yurtlara müracaat edecek olan bir yavrumuz oraya bir formu doldurmak için gittiğinde, kendisine “Yüksek ücretli yurtlardan yararlanmak istiyor musunuz?” sorusu soruluyor. Şimdi soruyorum size: Türkiye’nin çeşitli yerlerinde farklı ekonomik kategorilere göre dizayn edilmiş bir öğrenim sistemi, bu çocuklar arasında, eğitim emekçileri arasında bir sınıflandırmaya, bir tasnife tabi tutmaya vesile olmaz mı veya bir şekilde birilerinin dışlanmasına, birilerinin farklı algılanmasına sebebiyet vermez mi? O zaman, ister istemez şöyle bir soruyu sormak, herhâlde herkesin en doğal hakkıdır diye düşünüyoruz: Elimizde bütün imkânlar var, devlet imkânlarımız var, TOKİ’miz var, arsamız var, Kredi ve Yurtlar Kurumu gibi tarihî tecrübeye sahip kurumumuz var ama buna mukabil öğrencilerimizin, sadece ve sadece üniversiteyi kazananlarının yüzde 16’sı bunlardan yararlanabiliyor. O zaman başka bir soru akla geliyor değerli milletvekilleri: Acaba devlet imkânlarıyla barınaklar azaltılıyor ve bu barınakların yerine başkaları tarafından açılan barınaklara öğrencilerimiz yönlendirilmek suretiyle oralarda farklı donanım veya farklı kazanımlara mı yönlendiriliyor sorusu herkesin zihnini kurcalamaktadır, bunun da özellikle altını çizmekte yarar var diye düşünüyorum.

Yine aynı şekilde, kredi yetersizliği ve ödeme şartlarıyla Kredi ve Yurtlar Kurumuna müracaat eden öğrencilerimiz bir mağduriyet yaşamaktadır. Takdir edersiniz ki 240 lira ücret alıyorlar, şu şartlarda Türkiye'nin ekonomik imkânları göz önünde bulundurulduğunda bu yavrularımızın insan onuruna yaraşır bir şekilde bu 240 lirayla barınabilmeleri veya bir şekilde eğitim imkânlarından doyasıya yararlanabilmeleri mümkün müdür? Bu açıdan düşünüldüğünde…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – 2002 öncesiyle kıyasla.

MUSTAFA ERDEM (Devamla) – Efendim, 2002’yle ilgili ve ondan öncesiyle ilgili de söyleyebiliriz. O zaman üniversitelere gidenlerin kaç tane olduğu ve o zaman devlet imkânları oranında bunlara yüzde kaç nispet ayrıldığı düşünüldüğünde bir rakam mugalatası yapmaya hiç gerek kalmayacağını görürsünüz.

Bir başka husus: Sizin o tenkit ettiğiniz dönemlerde üniversitelerdeki kredi alan yavrularımız, netice itibarıyla aldıkları kredileri en azından okul süresinin 2 katı bir sürede ödemeye bir şekilde teşvik edilirken, bugünkü dönemlerde öğrencilerimizin okul süresiyle sınırlı bir sürede bunları ödemek gibi bir durumla karşı karşıya kaldıklarını unutmamanız lazım geliyor.

Değerli dostlar, aziz milletvekilleri; şu anda Kredi ve Yurtlar Kurumunda merkezde 600, genel olarak 7.094 memur çalışıyor. Bir bütün olarak bunları düşündüğümüzde bu çalışanlarımız arasında da adil davranılmadığını, eşit davranılmadığını görüyorsunuz.

Şimdi, merkez yöneticileri, taşra yöneticileri, bir şekilde bölge müdürleri, yurt müdürleri ve çalışan elemanlar, özellikle de yönetim memurları… Şimdi burada Sayın Genel Müdürümüz var, biz onunla şu aşamada onur duyuyoruz, zira Kredi ve Yurtlar Kurumunda göreve başlamış ve Kredi ve Yurtlar Kurumunda bugüne kadar genel müdür olamamanın mağduriyetini ama şu anda o Kuruma başlayıp da genel müdür olmanın da mağruriyetini yaşayan bir konumdadır. Dolayısıyla, Kredi ve Yurtlar Kurumunun Sayın Genel Müdürü bu aşamada bir şekilde o Kurumun yetiştirdiği bir eleman ise arkasından kendilerinin de aynı Kurumda göreve başlayıp aynı şekilde terfi etmesine bir zemin hazırlanması lazımdı. Ancak bugünkü parti politikalarına uygun atama uygulamaları, netice itibarıyla akademik olmayan, reel olmayan, popülist yaklaşımlarla üst düzeydeki kaymak kadrolara hariçten eleman getirme ama buna mukabil altta çalışan garibanların haklarını gasbetme gibi fevkalade uygun olmayan bir davranışı yaşadığımızı düşünmek istemiyorum.

Dolayısıyla, burada şunun altını çizmekte fayda var: Özellikle yönetim memurları mağdur olan kesimlerdir. Bunlar, bütün bu sıkıntılarına rağmen bir de gece nöbet tutmaya kalktıklarında durum daha bir acı manzara ortaya koymaktadır. Zaten mağdurlar, doğru dürüst mesai alamıyorlar. Bir şekilde ocak ayında ikramiye alıyorlardı, bu ikramiyelerin de bu ocak ayından itibaren kesileceği ifade ediliyor. Şimdi, bunlar gece nöbet, gündüz memur, haftada 2 veya 3 kereyi, ayda 10 kereye, 15 kereye çıkardığınızda bütün Kurumun yükünü bunlar üzerine almış gibi görünüyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kredi ve Yurtlar Kurumu, tarihinde ilk defa işe başlayıp göreve geldikten sonra genel müdür olan birisinin Kurumun başında bulunmasından dolayı övünebilir. Öğrencinin, memurun ihtiyaçlarını, sıkıntılarını ve bu sorunlarının çözümünü de bilen Genel Müdürümüzden ve şu anda en genç bakan olma konumunda bulunan Sayın Bakanımızdan beklentilerimiz modern yurt sayısının yeterli seviyeye çıkartılmasını, aylık burs ve kredi miktarlarının artırılmasını, yurt personelinin durumlarının iyileştirilmesini, nöbetçi memur yerine mesai bitiminde görevi devralacak gece memurları sisteminin getirilmesini istiyor, yüce Meclisimize, yüce milletimize bütçenin hayırlı ve uğurlu olması temennisiyle hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.

Şimdi söz sırası Bursa Milletvekilimiz İsmet Büyükataman’ın. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on beş dakikaydı, bir dakika ilave ediyoruz, on altı dakika.

MHP GRUBU ADINA İSMET BÜYÜKATAMAN (Bursa) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 2012 yılı Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi adına görüşlerimi paylaşmak maksadıyla söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, heyetinizi en içten saygılarımla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye üretmeden tüketen, kazanmadan harcayan bir ülke hâline gelmiştir. Ekonomi üretimsizlik, üretimsizliğin getirdiği işsizlik ve yoksulluk sarmalıyla kaplanmıştır.

Son verilere göre, 30 milyondan fazla vatandaşımız kredi kartıyla yaşamaktadır. Bankalara tüketici kredisi borcu olanların sayısı 13,5 milyona ulaşmış, toplam 43,5 milyon vatandaşımız, ne yazık ki, bankaların tuzağına düşmüştür.

Ekonomiye yön veren şirketler istihdamını azaltıp kârını katlarken vatandaş işsizliğin ve borç batağının pençesinde yaşamaktadır. Anadolu kaplanları KOBİ’ler İstanbul şirketleri karşısında havlu atmakta, 412 bin KOBİ’nin ekonomideki payı her geçen gün daha da azalmaktadır.

En fazla ticaret yaptığımız beş ülkeyle dış ticaret açığımız artarken fazla verdiğimiz ülkelerle ne yazık ki münakaşalarımız artmaktadır.

Tarım her geçen gün daha da kötüye gitmektedir.

Bütçede personel giderleriyle ilgili tahminlere bakıldığında, çalışanların bu yıl da üzüleceği anlaşılmaktadır; yüzde 3 zam verilerek 3 kuruşa muhtaç edilme geleneğinin devam edeceği görülmektedir.

        Emekliler enflasyona ezdirilerek gıda, kira, ulaşım, su, elektrik ve gaz gibi giderlerin arkasında geçim sıkıntısı çekmeye devam edecektir. Dokuz yıldır tek başına Türkiye’yi yönetme sorumluluğunu taşıyan AKP, milleten aldığı yetkiyi huzura, kardeşliğe, ekonomik ve sosyal refaha harcayacağı yerde maalesef çatışmanın, kutuplaşmanın, krizlerin ve ele geçirme ihtiraslarının aracı hâline getirmiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, millî kültür mirasımız, oluşturduğumuz gönül köprüleriyle geçmişten günümüze taşıdıklarımızdır, değer yargılarımızdır, kazanım ve tecrübelerimizdir, inançlarımızdır, gelenek ve göreneklerimizidir, mimarimiz ve tarihimizdir. Tüm bu zenginliklerimizi geliştirmek, tanıtmak ve dünyaya sunmak için ortaya konulan bütçe turizmcilerin dediği gibi “Her şey dâhil sadece 2 milyar Türk lirasıdır.” 351 milyar liralık bir bütçeden Kültür ve Turizm Bakanlığına ayrılan 2 milyar Türk lirası Hükûmetin kültürümüze ve turizme ne kadar önem verdiğini göstermektedir. Bu durum üzülerek belirtmeliyim ki hazin bir durumdur. Maalesef, kültür mirasımızın içinde bulunduğu bu dışlanma, önemsememe ve ihmal edilme Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı döneminde kadere dönüşmüştür.

Küreselleşme olgusunun yaşandığı bu dönemde milletlerin kültürleri daha da önem kazanmıştır. Tarihî süreç içerisinde farklı medeniyetlerde buluşan Türk kültürü insanlık tarihinin en zengin kültürlerinden biri olarak günümüze kadar gelmiştir. Biz de sahip olduğumuz eşsiz kültürümüzün kıymetini bilmeli ve gelecek nesillere taşıyacak çalışmanın içerisinde olmalıyız. Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı döneminde ise Türk kültürüne, Türk tarihine karşı anlam verilmesi güç boyutlara varan yok sayma çalışmaları olmaktadır. Türk kültürünün, tarihinin öne çıkarılması gerekirken, Bizans ve Roma tarihine ait eserler allanıp pullanarak gün yüzüne çıkarılmakta, Osmanlı ve Selçuklu eserlerine hak ettikleri ilgi ve önem verilmemektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, “kültür” denildiğinde aklımıza ilk önce millî kültür gelmelidir. Bir milleti oluşturan, varlığının devamını sağlayan temel olgu millî kültürdür, ancak Kültür ve Turizm Bakanlığının çalışmalarına baktığımızda her şeye rastlıyoruz, ama millî kültür anlayışının devamını sağlayacak düzenli çalışmalara rastlayamıyoruz.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından, farklı nesiller karşısında özellikle yeni nesillerin kültür şokuna uğramasına ve kimlik bunalımına düşmesine mâni olacak kaliteli ve ihtiyaca cevap verecek millî kültür değerlerine sahip eserler verilmesi gerekmektedir.

Türk kültürü ve sanatının yaşatılması, geliştirilmesi, tanıtılması ve yaygınlaştırılması amacıyla millî kültür enstitüsü kurulmalıdır.

Türk diline değer verilmesi ve yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarılması gerekmektedir. Atatürk’ün “Türk demek Türkçe demektir. Milletin çok bariz vasıflarından birisi dildir. Türk milletindenim diyen insanlar her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır.” sözlerinde söylediği gibi soydaşlarımızın dillerini unutmaması, yeni yetişen nesillere de Türk dilinin öğretilmesi hususunda yapılan çalışmaların artırılması hayati önem taşımaktadır.

Bir başka konu ise, zengin mirasa sahip Anadolu’muzun var olan kültürel zenginliğinin tahrip edilmemesi, sular altında bırakılmamasıdır. Hasankeyf ve Allianoi, ülkemizin sahip olduğu nadide değerler arasındadır. Hangi amaçla olursa olsun bu değerlerin sular altında bırakılma bahtsızlığı içinde olacak çalışmalar yapılmamalıdır. Şimdiye kadar gerçekleştirilemeyen zengin Anadolu kültürünü korumak ve yaşatmak Kültür ve Turizm Bakanlığının öncelikli görevidir.

Sanata ve sanatçıya değer verilmeli, sanatın sanat için yapılması sağlanmalıdır. Sanatçının önüne baskı unsurları oluşturacak engeller çıkarılmamalı, sanatçıların birlik hâlinde hareket edebilecekleri sendikaların oluşumuna katkıda bulunulmalıdır.

Tarih bilimsel araştırmalar ışığında bilim adamlarınca incelenmeli, Türk tarihine ilişkin çarpıtma ve iftiraların önüne geçilmelidir. Bu uğurda yapılan çalışmalar hayati önem taşımaktadır.

Türk dünyasının tüm kütüphane, müze ve arşivlerindeki kültür eserleri tespit edilerek dijital ortama aktarılması şartıyla tüm halkımızın erişimine açılmalıdır. Ayrıca, tarihimizi, kültürümüzü anlatırken teknolojiden en iyi şekilde yararlanılmalıdır.

Çocuklarımızın hayatında yer eden çizgi filmlerde, bilgisayar oyunlarında tarihimizin ve kültürümüzün anlatılmasını sağlayacak çalışmalara ağırlık verilmelidir.

Devlet, tiyatrolara, yazma eserlere, güzel sanatlara değer vermelidir. Sanata ve sanatçıya yapılan yatırımlar artırılmalıdır. Arkeolojik eserlere “çömlek” heykellere “ucube” diyerek aşağılamak, içinde bulunulan endişe verici durumun ifadesidir. Siyasete yön verenlerin topluma örnek olması gerekmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, opera ve bale, cumhuriyetin ilk zamanlarında bir modernleşme girişimi ve o dönemin aktif sanatları olarak Batı’dan kopyalanmış ve ülkemize getirilmiştir. Bugün, gerek tiyatro ve gerekse opera ve bale, çağın değişmesi ve kitle iletişim araçlarının farklılaşmasıyla bütün dünyada belli bir oranda önemini yitirmiştir ancak yine de sosyal yapıda önemli bir biçimlendirme aracı ve önemli bir kültür faaliyeti olarak sürdürülegelmektedir. Biz de tiyatro, opera ve baleyi içselleştirmeli, kendi kültürümüzle birleştirmeliyiz. Kendi kültürümüzle yoğuramadığımız operayla ilerlememiz ve bir yere varmamız mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, turizm, ülkelere ekonomik açıdan büyük katkılar sağlayan bir sektör olduğundan alanı çeşitlenmiş ve gelişmiştir. Ülkemiz, tarihî, kültürel ve doğal değerleriyle büyük bir turizm potansiyeline sahiptir. Son yıllarda yapılan cüzi yatırımlarla ilerlemeler kaydedilmiş, ülkemize gelen turist sayısında önemli bir artış olmuştur. Ancak yapılan çalışmalarla gelinen nokta ülkemizin sahip olduğu değerlerle kıyas edilemeyecek düzeylerdedir. Türkiye ekonomisinin 40’a yakın sektörünü ilgilendiren ve 3,5 milyon vatandaşımıza istihdam sağlayan bu sektör dünya turizm pastasından ne yazık ki, hak ettiği payı alamamaktadır. Genel bütçenin binde 5’i kadar ancak pay alabilen turizm sektörüne hak ettiği yatırımların yapılması ve teşviklerin sağlanması gerekmektedir.

Dokuz yıllık iktidarları döneminde herhangi bir sektörde marka oluşturma başarısı gösteremeyen Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti, ülkemizin turizmini çeşitlendirecek dünyadaki turizm pazarında belirli bölgelerimizin markalaşmasını da ne yazık ki sağlayamamıştır.

Geleneksel pazarları açmayı düşünmeyen, yeni pazarlar açmayı ilke edinmeyen Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı, ülkemizin sahip olduğu değerlere de sahip çıkamamaktadır, bugün kültürümüzün en özgün değerlerinden Gaziantep’in baklavasını Yunan’a, Anadolu’nun keşkeğini Ermeni’ye kaptırmak üzeredir.

Sayın Başbakan 2004 yılında, 2010 yılına kadar turizmde hedefimizi belirleyerek, 25 milyar dolar turizm yatırımı yapmak ve her yıl için 30 milyar dolar turizm geliri elde etmek şeklinde ifade etmişti. Ancak 2010 yılına geldiğimizde Sayın Başbakanın söylediği ne turizm yatırımı yapılabilmiş ne de hedeflenen turizm geliri elde edilebilmiştir. 2012 yılında bile 1 milyar euroyu bulmayan Kültür ve Turizm Bakanlığının bütçesiyle hedeflenen yatırımlara ulaşılabilmesi de zaten mümkün değildir.

Turizm sektöründeki bir başka mesele ise, hâlâ bir turizm politikamızın olmamasıdır. Politikasızlığımız yüzünden, yıllar içinde ülkemize gelen turist sayısında artış olmasına rağmen, kişi başına sağlanan turizm geliri sürekli düşmektedir. 2002 yılında Türkiye’ye gelen turistin ortalama harcaması 640 dolarken günümüzde 550 dolar seviyesindedir. Maalesef turizmden sağladığımız kişi başına gelir sürekli azalmaktadır. Turist sayısındaki artıştan ziyade, kişi başına turizm gelirindeki artışı hedeflememiz ve buna göre çalışma yapmamız gerekmektedir.

İstediğimiz seviyeye ulaşamayışımızda önemli bir unsur da tanıtım eksikliğidir. Dokuz yıldır ülkemiz, doğru, etkin ve yaygın bir şekilde tanıtılamamıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığının… Her yıl, turizme katkıyı artırmak için tanıtım filmi çekileceği medyada yer almaktadır ancak dokuz yıldır, Türkiye’yi tanıtacak, kabul edilebilir bir reklam filmi çekilememiştir. Bu bile, turizm sektörünün ne kadar vahim bir durumda olduğunun kanıtıdır.

Saygıdeğer milletvekilleri, kıyı bölgelerimiz başta olmak üzere, tüm turizm bölgelerimizde çevre duyarlılığını hiçe sayan, imar planı değiştirmekten, inşaat yapmaktan başka hiçbir şey düşünmeyen Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı, “Türkiye'nin Davos’u olacak.” dediği Bursa Uludağ’da, üç yıldır, yeni oteller yapmak hususunda bırakın bir çivi çakmayı, var olan otelleri yıkarak mevcut kapasite bile düşürmüştür.

Dokuz yıllık iktidarları döneminde hâlâ bir tanıtım stratejisi oluşturamayan Adalet ve Kalkınma Partisi, elindeki turizm potansiyeline sahip değerleri kaçırmada da oldukça ustalaşmıştır. 2 milyar insan tarafından televizyonlardan izlenen, binlerce turisti ülkemize getiren Formula 1 yarışlarına sahip çıkamayarak büyük bir turizm potansiyelinin tanıtım fırsatının kaybedilmesinin de tek sorumlusudur. Bütün bu sorunların çözümünün temelinde ise turizm çerçeve yasa taslağının bir an önce tamamlanarak tasarı hâline gelmesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasalaşmasının sağlanması yatmaktadır. Ülkemizin turizm rotası, doğal tarihî ve kültürel zenginlikleri, çevreye duyarlı, tarihe saygılı, özgünlüğünü muhafaza eden ve sürdürülebilir bir anlayışla katma değer yaratacak şekilde değerlendirilmelidir. Turizm sektöründe üst gelir gruplarını hedef alan, doğal sermayeyi koruyan ve sürdürülebilir kılan Türk turizminin karşılaştırmalı rekabet üstünlüğüne uygun olarak golf, termal, kongre, kruvaziyer, sağlık turizmi ve ekoturizmini ön plana çıkaran bir yapının oluşturulması gerekmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, bu duygu ve düşüncelerle 2012 yılı Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçemizin ülkemize ve milletimize hayırlı olması dileklerimle hepinizi en derin saygı ve hürmetlerimle selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Büyükataman.

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) - Sayın Başkan, Gaziantep baklavasının tesciliyle ilgili yerimden kayıtlara geçmesi açısından bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) - Efendim, bundan iki sene önce, bu tartışmalar başladıktan sonra, marka patent enstitümüzden tescili Türkiye’de alınmıştır. Daha sonra, geçtiğimiz yıl Avrupa Birliği Komisyonunda Türkiye’den ilk coğrafi tescil işareti olarak başvuru yapılmış, bu başvuru kabul edilmiştir ve geçtiğimiz on beş gün önce Brüksel’de bu başvuruyla ilgili görüşmeler devam ediyor ve inşallah Türkiye’den yapılan bu başvuruyu da Avrupa’dan baklavanın tescilini alarak neticelendireceğiz. Bunu bilgi olarak sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum efendim.

Sayın milletvekilleri, şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sakarya Milletvekili Engin Özkoç.

Buyurun Sayın Özkoç. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakika.

CHP GRUBU ADINA ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tevfik Fikret:

“Kimseden bir fayda ummam ben, dilenmem kol kanat,

Kendi boşluk, kendi gökkubbemde kendim gezginim.

Bir eğik baş bir boyunduruktan ağırdır boynuma,

Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür şairim.” diyor.

Mustafa Kemal Atatürk, 25/08/1924’te Öğretmenler Günü’nde yaptığı bir konuşmada “Cumhuriyet sizden fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür gençler bekliyor.” diyor.

Sayın Bakan, cumhuriyetin gençlerinin sizden beklediği bu. Cumhuriyet, böyle bir gençliğin yetiştiği, ülkesini seven, geleceğe kaygı duymayan, sağlıklı, dinamik, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesillerin yetiştiği ve ülkenin geleceğinin bu nesillere teslim edileceği ideal bir rejimdir. Bahsettiğimiz gençlik için Gençlik ve Spor Bakanlığı, gençliğin kişisel ve sosyal gelişimini desteleyici politikaları tespit etmek, özürlü bireylerin spor yapabileceği olanaklara meydan vermek, gençliğin sosyal hayatın her alanına etkin katılımını sağlamak görevleri arasındadır.

Şimdi soruyorum sizlere: Hangi gençliğin bu imkânlardan yararlandırılmasını sağlamayı düşünüyorsunuz?

Hangi gençlik? Parayı ödeyemediği için askere gidip de şehit düşürmeyi göze aldığınız gençlik mi?

Hangi gençlik? Başlarına çuval geçirildikten sonra arkasında durmayı beceremediğiniz gençlik mi?

Hangi gençlik? Haklarını istedikleri için üzerlerine gaz sıkılan, copla dövülen, yerlerde süründürülen gençlik mi?

Hangi gençlik? Haklarını aradıkları için cezaevlerini dolduran yüzlerce gencimizden mi bahsediyorsunuz?

Hangi gençlik? Fındık toplamak, ailesini geçindirmek için doğudan, güneydoğudan gelip batıda yatacak yer dahi bulamayan gençlerimizden mi bahsediyorsunuz?

Hangi gençlik? Maden ocaklarında çalışmak zorunda kalıp, ocağın altında kaldıktan sonra Sayın Başbakanın “Bu onların kaderinde vardır.” dediği gençlikten mi bahsediyorsunuz?

Hangi gençlik? Daha çocuk yaşta çalışmaya mahkûm olmuş, sakat kalan, ölen gençlerimizden mi bahsediyorsunuz yoksa büyüyen Türkiye’nin azınlıkta kalan, beslediğiniz, beslendiğiniz, desteklediğiniz, desteklendiğiniz azınlığın çocuklarından mı bahsediyorsunuz?

Benim ülkemin çocukları çalışmak zorunda kaldıkları için, bırakın spor yapmayı, okuyamıyorlar. Acı ve ıstırapla okuyan çocuklar iş bulamıyorlar. Zar zor iş bulan, 30 milyarı ödeyemediği için askere gidip de her şeyi göze alanlar, ayda yılda bir halı sahada maça gidebiliyorlarsa kendilerini şanslı hissediyorlar.

Bunların boş laf olmadığını göstermek için size bir iki örnek vereyim: Şu an cezaevlerinde 500’den fazla tutuklu gencimiz var. Türkiye, tutuklu ve hükümlü sayıları bakımından Avrupa’nın en önde gelen ülkelerinden bir tanesi. Dönemin Çalışma Bakanının açıkladığına göre, 2009 yılında 56.095 iş yerinde 6.964 tane çocuk, genç işçi tespit edilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, biz, sizin spor politikanızı biliyoruz, “özerk federasyon” deyip de Başbakanın talimatıyla federasyon başkanı olanları biliyoruz. Federasyon seçimlerinde Hükûmete nasıl baskı yapıldığını biliyoruz. Sakaryaspor’un, borçları yüzünden transfer yapamayıp diğer spor kulüpleri gibi… Kentlerde TOKİ’ye peşkeş çektiğiniz kent meydanlarındaki “Spor alanı, stadyum yapacağız.” dediğiniz alanları biliyoruz. Sporu bir kamusal hizmet olmaktan çıkartıp getirdiği ranta bağlı olarak kazanan bir alan olarak gördüğünüzü de biliyoruz.

Sayın Hasip Kaplan, Sayın Oktay Vural, Sayın Akif Hamzaçebi, zaman zaman buraya çıkıp da, şöyle dönüp de, insanlara “Ya, bir kereye mahsus muhalefetin sesini dinleyin hiç olmazsa; bu ülke için, ülkemizin geleceği için biz de doğru şeyleri söylüyoruz; kaldırın başınızı, açın yüreklerinizi.” dediğinizi duyuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Ama ne oluyor, ne cevap alıyorsunuz? Alamazsınız çünkü onların gözleri kör, kalpleri mühürlü ve dilsizdirler. Çünkü “cumhuriyet” diyorlar onlar, ben inanmıyorum, “Atatürk” diyorlar, ben inanmıyorum, “Atatürk ilke ve inkılapları” diyorlar, ben inanmıyorum, “gençlik” diyorlar, “spor” diyorlar, “adalet” diyorlar, ben inanmıyorum.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Yüzde 50… Millete hakaret ediyorsun.

AHMET YENİ (Samsun) – Millete hakaret ediyorsunuz.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - Neden mi? Nedenini söylüyorum: Çünkü siz her fırsatta bu değerlere saldırıyorsunuz.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Yüzde 50.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - Sizin o “Yüzde 50” diyen ve genişçe gülümseyen suratlarınızda bu ülkenin gençlerinin mahkûmiyetini görüyorum. Onun için, kızartacağınız suratınızı gülümsemeyle aydınlatmaya çalışmayın. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Millet “yüzde 50” diyor.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Umarım gözünüzü açtığınızda, kalplerinizdeki mührü söktüğünüzde ve “Hayır, bu ülke, bu gençlik, bu millet emperyalizmin uşağı hâline gelmeyecek.” dediğiniz gün, gelin, bütçenizi onaylayalım. Umarım, benim ülkem o gün geç kalmamıştır.

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özkoç, teşekkür ederiz.

Şimdi sıra Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun ikinci sözcüsünde; İzmir Milletvekili Sayın Hülya Güven. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Güven.

CHP GRUBU ADINA HÜLYA GÜVEN (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü bütçeleri üzerindeki görüşleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına aktarmak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Sayın Başbakanımıza geçmiş olsun dileklerimle acil şifalar diliyorum.

         Hatırlarsınız, Sayın Başbakanımız, 2010 yılında üniversite öğrencilerinin burs ve kredi bedellerinin 40 liradan 200 liraya çıkardığını anlatıyordu. Doğru, öğrenci burs ve kredileri 2011 yılında da 240 lira olarak belirlenmiş ancak ben de üniversite yaşantım süresince burs aldım. O dönemlerde beslenme ve kitap dahil tüm ihtiyaçlarımızın karşılanmasının yanı sıra evlerine katkı gönderen, katkı koyan arkadaşlarımız da vardı. O günlerde öğrenciler asgari ücretin yaklaşık yüzde 50’sini alırlarken, bugün ancak yüzde 35’ini alabildikleri görülmektedir. Alım gücü ise… Onu kıyaslamıyorum.

Olması gereken bugün, Cumhuriyet Halk Partisinin parti programında da belirttiği gibi, en az asgari ücret düzeyidir. Kredi ve Yurtlar Kurumunun 2010 yılı için stratejik hedef olarak ortaya koyduğu yüzde 60 yeni burs, kredi modelinin gerçekleşme oranı ise ancak yüzde 30’larda kalmıştır.

İlk üniversitenin 1933 yılında kurulduğunu ve bu tarihten 2003 yılına kadar 76 üniversite açıldığını, 2003 yılından 2011 yılına kadar ise kurulan üniversite sayısının 102 olduğunu görüyoruz. Tabii, bunda vakıf üniversiteleri hariç.

Yaklaşık, açık öğretimi de dâhil edersek, 3,5 milyon öğrencimiz var. Öğrenci sayımız artmış ama altyapımız yetersiz, öğretim üyemiz eksik. Herhâlde yakında, hekimlerde olduğu gibi, avukatlarda olduğu gibi ithal öğretim üyeleri alırız.

Yurt durumuna baktığımızda, Kredi ve Yurtlar Kurumuna ait 2004 yılında 189.747 olan yatak kapasitesinin yedi yılda yani 2010 yılında 246.520 olduğunu görüyoruz. Yüzde 76’lık bir artış var. Ancak 2010 yılında başvuran yeni 263.541 öğrencinin ise ancak 106 bini alınabilmiştir.

2010 yılı için stratejik hedef olarak yine YURTKUR yüzde 60 olarak hedeflemiş barınma modelini gerçekleştirme oranını ancak yüzde 30 olarak yerine getirebilmiştir.

Bugün baktığımızda, TOKİ'nin birçok bakanlık binalarını yaptığını görürüz. Elbet onlar da gerekli ancak öncelik olan bakanlık binaları mı yoksa öğrenci yurtları mı?

Bugün öğrenciler her birimize -sizlere de mutlaka gelmiştir- torpil yapmak için başvurmaktalar, yurtta kalmak için. Eğer bu öğrencilerimiz kendilerine yurt sağlamak için milletvekillerinden umut arıyorlarsa Hükûmetimiz görevini yapmıyor demektir, öyle değil mi?

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Değil, öyle değil.

HÜLYA GÜVEN (Devamla) - Geçmiş günlerde öğrencilerden bazı şikâyetler geldi. 2011 ÖYS sonuçlarının arkasından sınavda başarılı olan öğrenciler, tanımadıkları kişiler tarafından ev ve cep telefonlarından arınarak barınma için birtakım özel öğrenci yurtlarını tercih etmeleri konusunda ikna edilmeye çalışıldığını belirttiler. Kişisel verilerin korunması ile ilgili yasal düzenlemelerimizle bu bilgilerin kimseye verilemeyeceği söz konusu iken öğrencilerin kişisel bilgilerinin yetkili olmayan kişilere geçtiği görülmektedir. Sayın Sağlık Bakanımız hekimlere, tam gün gerekçesi için, hastaların muayenehaneye yönlendirildiğini söylemişti. Gençlerimizin özel yurtlara yönlendirilmesi için ne diyeceğiz? Bütün bunlar yetmiyormuş gibi gençlerimiz, öğrencilerimiz, Hopa olaylarını protesto etmek üzere demokratik haklarını kullandıkları için, yine en doğal hakları olan parasız eğitim isteklerini belirttikleri ya da saçlarını kestirdikleri için, poşu giydikleri için suçlanıyor, haklarında soruşturma açılıyor hatta aylarca tutuklu kalıyorlar.

Değerli milletvekilleri, gördüğümüz gibi Hükûmetimiz adalet ve eğitimde olduğu kadar yurt ve burs konusunda da sınıfta kalmış, koydukları hedeflere ulaşamamışlardır. Gençlerimiz, ilköğretimden lise ve üniversite, hatta çalışan ya da işsizler dâhil düşmanımız değil geleceğimizdir. Onlara nefreti değil sevgiyi öğretmeliyiz.

Bir kısım haberler alıyoruz: TOKİ’nin YURTKUR’la anlaştığı, beş yıldızlı yurtlar oluşturulacağı. Ne zaman bitecek, kaç öğrenci başladı, kaç öğrenci yaşıyor, doğrusu merak ediyorum. Sayın Bakan, Türkiye’de yaklaşık 600 bin öğrencinin yurt beklediğini ve yapımı devam eden yurtlarla 310 bin öğrencinin barınabileceğini söylemişti. Sayın Bakan, dokuz yılda tamamlanamaz mıydı? Hâlâ yüzde 50 kapasiteden bahsediyoruz. Bir örnek vermek istiyorum, birçok ilimizde vardır ama Niğde çok çarpıcı: Burada, Niğde Üniversitesinde öğrenci sayısı 15 bin, yurt kapasitesi 3.850. Bugün yurt bulamadıkları için 1.200 öğrenci kayıtlarını dondurarak memleketlerine dönmüşlerdir.

Umudumuz, gençlerimize Anayasa’da belirtilen eğitim ve sağlık haklarının ücretsiz olarak sağlanması, onlara eğitimlerini rahat yapabilecekleri ortamın oluşturulmasıdır.

Ben, son olarak da Sayın Kültür Bakanımıza bir soru sormak istiyorum: 23’üncü Dönemdeki açıklamalardan ve ekim ayında Meclise gönderilen tasarıdan İzmir –ki eğitimde çok yeri olan bir kütüphanedir- Millî Kütüphanesinin Derleme Kanunu kapsamından çıkarılacağı doğru mu? Bunu da öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Güven.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi adına üçüncü konuşmacı Sayın Doğan Şafak, Niğde Milletvekili.

Sayın Şafak, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA DOĞAN ŞAFAK (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  2012 yılı Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, dağlarıyla, denizleriyle, doğal gölleriyle ve kültürel varlıklarıyla yerküreye muhteşem bir sunum yapmaktadır.

Sayın milletvekilleri, TÜİK’in verilerine göre 2010 yılında turizm sektörü Türkiye’ye yurt dışından gelen vatandaşlarımızın getirdiği gelirlerden bağımsız olarak 15 milyar doların üzerinde gelir sağlamaktadır. Yurt dışından gelen vatandaşlarımızın gelirini de eklersek bu miktar 20 milyar dolar civarındadır. Bu gelirlere rağmen Hükûmetin Kültür ve Turizm Bakanlığı turizm tanıtım bütçesine ayırdığı miktar sadece 138 milyon 400 bin liradır. Turizm sektörüne gereken önemin tam anlamıyla verildiği maalesef söylenemez. Ülkemizi dünyanın her yerinde etkin ve doğru bir biçimde tanıtabilmek için Maliye Bakanlığının, dış tanıtıma her yılki turizm sektörü gelirinin en az yüzde 2’si oranında bütçe ayırması gerekir.

Sayın milletvekilleri, 2002 yılında turizm gelirlerinin gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki oranı yüzde 6,6’iken bu oran 2010 yılında yüzde 2,6’ya kadar gerilemiştir. TÜİK’in verilerine göre 2002 yılında Türkiye’ye gelen bir turistin ortalama harcaması 640 dolarken, 2010 yılında bu tutar 550 dolara düşmüştür. Aynı dönemde ülkemize gelen turist sayısı 13 milyondan 28 milyona çıkmıştır. Bıraktığı döviz ise 15 milyar dolar civarıdır. Yani turist sayısı yükselirken ülkemize bıraktığı kişi başı döviz giderek azalmıştır.

Gürcistan, Azerbaycan, Roman’ya, Bulgaristan ve bazı Afrika ülkelerinden gelen turistlerin ülkemizde kaçak işçi olarak çalıştığı bilinmektedir. Örneğin 2010 yılında Gürcistan’dan gelen turist sayısı 1 milyon 112 bindir. Gelen Gürcü turistlerin bir kısmının Niğde’de tarlalarda çalışırken jandarma tarafından toplandığını ve sınır dışı edildiğini biliyoruz. 3,5-4 milyon kaçak çalışan turistlerin kayıt dışı olarak ülkemizden götürdüğü dövizin gelir olarak hesaplanmasını anlamak mümkün değildir. Bu kaçak işçilerin kayıt dışı olarak ülkelerine ne kadar döviz götürdükleri de ayrı bir konudur. En iyimser tahminle 3,5-4 milyar dolar civarıdır.

Sayın Hurşit Güneş’in de kaleme aldığı bir köşe yazısında gelen turistlerin bir bölümünün ülkemizde başka bir sektör oluşturarak 600 milyon dolara yakın miktarı kayıt dışı olarak tekrar ülkelerine geri götürdüğü de üzerinde durulması gereken önemli bir konudur.

Değerli milletvekilleri, konaklama sektöründe de sorunlar vardır. Yabancı tur operatörleri ve hotellerin, turizm acentelerinin ülkemize getirdiği turistler her şey dâhil sisteminden yararlanmaktadır. Bu sistemin esnafa ve halka faydası yoktur.

Değerli milletvekilleri, Afrika’da Kilimanjaro Dağı’na yılda 30 bin turist çıkış yaparken Türkiye'de “Nuh’un Gemisi” efsanesiyle anılan ve Avrupa’nın en yüksek zirvesi (5.165 metre) olan Ağrı Dağı’na yılda 2 bin turist çıkış yapmaktadır. Ağrı Dağı’na çıkış için vize konulmuştur. Ağrı Dağı’na vize istenmesi, sırf bunun için birkaç bakanlığın bir araya gelerek yaptığı uyduruk protokoller ve keyfî kuralların konulması turizm sektöründe uygulanabilecek en büyük rezalettir. 12 Eylül döneminde bile Ağrı Dağı’na çıkış için vize konulmamıştır.

2011 Temmuz ayında keyfî bir protokol daha eklenerek Çevre ve Orman Bakanlığı millî parklar alanına giren dağlarda 150 dolar günlükle alan kılavuzu alma mecburiyeti getirmiştir. Alan kılavuzları ise yabancı dil bilmeyen, yöreden toplanan kişilerdir. Dağlarda trekking ve tırmanış turları riskler taşıyan bir faaliyettir.

Sayın Bakanım, şimdi size soruyorum: Türkiye dağlarında Türkiye Dağcılık Federasyonuna bağlı, dil bilmeyen mihmandarlar ile Orman Bakanlığının köylerden toplayıp yetiştirdiği yabancı dil bilmeyen ormancılar nasıl rehberlik yapacak? Bu konuda çözüm önerilerimiz vardır:

1) TÜRSAB ve Turizm Bakanlığı bir araya gelerek üniversite dağcılık kulüplerinde yetişen, yabancı dil bilen, bu işi yapmak isteyen öğrencileri sahada eğiterek dağ rehberliği belgesi vermelidir.

2) İsviçre’de olduğu gibi üniversitelere dağ rehberliği bölümü açılmalıdır, uygulama Niğde, Bursa, Van, Ankara’daki bazı üniversitelerde yürütülerek bu sorun kökten çözülmelidir.

Eğer doğa turizminin önündeki bürokratik engeller aşılırsa Türkiye dağlarına, Likya yollarına, Kapadokya vadilerine en az 100 bin, nitelikli turist gelecektir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde Erzurum ve Erciyes dışında kış turizmine yönelik yabancı turistlerin ilgisini çekecek kayda değer yatırımlar yapılmamıştır. Bu önemli turizm dalı ihmal edilmiştir. Bolkarlar kış turizmine en elverişli kış olimpiyatlarının, tur kayağı ve çeşitlerinin yapılabileceği, yatırım yapılması kaçınılmaz olan en önemli dağımızdır. Unutmayalım ki Avusturya Türkiye'nin yıllık turizm gelirinin yarısı kadarını sadece kış turizminden kazanmaktadır. Türkiye dağları neredeyse Avusturya’nın yüz ölçümü kadardır.

Sayın Turizm Bakanımız da hazır buradayken kendilerine turist rehberlerinin sorunlarından da söz etmek istiyorum. Hâlen mevcut bir rehberlik yasası yoktur. Şu anda komisyonumuza havale edilen yasa tasarısı rehberler birliği yasası değil, rehber birlikler yasasına dönüşmüştür. Kültür turu rehberlerinin yetiştirilmesinde de sorunlar vardır. Birçok üniversite İngilizce turist rehberliği bölümü açmıştır fakat Fransızca, Almanca, İtalyanca ve başka dillerden rehberlik bölümleri açılmamıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığının YÖK ile bağlantı kurarak bu sorunu çözmesi gerekmektedir.

Yerli turizm acentelerinin en zorlandığı konu sigortadır çünkü Türkiye’de turistleri seyahat kapsamı içine alacak, sigortalayacak bir sigorta şirketi yoktur. Kısmen sigorta yapan şirketler de tur kapsamı alanını çok dar tutmaktadır. Bunun için seyahat sigortası mevzuatında düzenlemeye ihtiyaç vardır.

Diğer önerilerimiz ise: Muğla’da Dalyan Nehri’ni tekne turları hızla kirletmektedir. Nehir’de toplam dört yüz doksan tekne günübirlik tur yapmaktadır. Bu Nehir’de mazotla çalışan tekneler yerine elektrikli ve güneş enerjisiyle çalışan teknelerin kullanılması zorunlu hâle getirilmelidir. Tekne sahiplerine derhâl teşvik verilerek Nehir’in kirletilmesi önlenmelidir.

Hasankeyf’i içine alan baraj derhâl durdurulmalı ve yıkılmalıdır. Hatta barajın inşaatı derhâl de bombalanmalıdır.

İngiltere ve Almanya Dışişleri Bakanlığı tarafından riskli bölge kapsamına alınan Siirt, Bitlis, Van gibi doğu illerimizdeki tur güzergâhlarının da bu kapsamdan çıkartılması için diplomatik temas kurulması gerekir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şafak.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı Muğla Milletvekili Sayın Tolga Çandar.

Buyurun Sayın Çandar. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TOLGA ÇANDAR (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın hemen başında bu yıl bizleri çok meşgul eden bir sorundan söz ederek başlayacağım.

Kredi ve Yurtlar Kurumu. Deniyor ki: Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğünün bir Genel Müdürlük kontenjanı vardır. Bu kontenjan da milletvekilleri arasında eşit olarak dağıtılır. Şimdi bu sene biz bunu duyduk. Hepinize geldiği gibi bize de çocuklarımız geldi, üniversiteyi kazanan çocuklar. Sıralamaya girmişler, işte araştırmaya girmişler, puan almışlar, o puanlara göre kendilerine belli bir sıralama verilmiş. Kimisi bu sıralamayı hak etmediğini düşündüğü için, daha iyi yerlerde olması gerektiğini düşündüğü için geldi. Kimisi gerçekten çok ihtiyacı olduğu için yani okulu bırakıp gidecek hâle gelmiş. Çünkü ben de ilk gençlik yıllarımda üniversiteye ilk geldiğimde yaşadım aynı sorunu. O çocukları çok iyi duyumsadığım için bu işe el koyduk, kendimiz de bir liste oluşturduk, verdik. O listeden 1 tane çocuğu yurda yerleştirene kadar çatladım. Ama daha sonra çeşitli duyumlar aldık “İktidar partisi milletvekillerinin verdiği listelerin büyük bir bölümü Kredi ve Yurtlar Kurumuna yerleştirildi.” diye. Umarım doğru değildir, umarım doğru değildir. (CHP sıralarından “Doğru” sesleri)

Değerli arkadaşlarım, Kredi ve Yurtlar Kurumunun bu kontenjanının, genel müdür kontenjanının kaldırılması lazım, kesinlikle bunun kaldırılması lazım. Bakın milletvekilleri olarak hepimiz, hangi siyasal görüşten olursak olalım, zan altında kalıyoruz. Yapamıyoruz, yapamadığımız zaman da insanların önünde… Bakın aynı şeyi benim komşum, AKP Milletvekili arkadaşım da yaşadı, aynı sorunu. Onun için gelin, bazı konularda anlaştığımızı biliyorum, bu konuda da anlaşalım ve kaldıralım. Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürünün kontenjanı olmamalı.

Bir başka söyleyeceğim şey: Bu bütçe konuşmaları sırasında gurur duydum, bu Mecliste olmaktan bir kere daha gurur duydum.

Değerli arkadaşlarım, emperyalizme karşı savaş verdikten sonra emperyalizme karşı savaşın arkasından kurulmuş bir Meclis burası. Bundan gurur duydum ve bazı arkadaşlarımın özellikle bu antiemperyalizm vurgusunu yapmalarına sonuna kadar… Gidip bunlar konuşurken “Hadi gideyim de -sahnede- şuna sarılıvereyim, bir öpüvereyim.” diye de düşünmediğim olmadı değil açıkçası. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bu kısa sürede yapabildiğim kadar ben de antiemperyalist vurgu yapacağım, emperyalizme vurgu yapacağım ama benim yapacağım emperyalizm kültür emperyalizmi. Yani emperyalizm bir ülkeyi sömürmeye giderken sadece topuyla tüfeğiyle gitmiyor, ekonomik emperyalizmle gitmiyor. En tehlikelisi, bakın, bizim için… Eminim, iktidar partisi grubunun içerisinde de bana katılacak arkadaşlarım var, biliyorum. Sokaklarında yoz ve yabancı kültür bombardımanına karşı koyamadığı için gözümüze batan o kadar çok şey var ki. Bu kültür emperyalizmi, ekonomik emperyalizmin algılanmasını güçleştirecek bir araçtır ve bence de bilerek ve isteyerek yapılıyordur. (CHP sıralarından alkışlar) Bunun için, emperyalizme karşı verilecek mücadelenin önemli bir parçası da kültür emperyalizmine karşı mücadele etmek olacaktır. Yarın yoksa çocuklarımız, gecenin bir saatinde eve girdiğimiz zaman –hadi biz yırttık diyelim- bizim kuşaktan sonra bizim çocuklarımızın çocukları babalarına eve geldiği zaman “Hey moruk, nasılsın?” diye girerse, bu savaşı bizim vermediğimiz içindir. Emperyalizme karşı verilecek, kültür emperyalizmine karşı verilecek en önemli mücadele de kendi öz değerlerimizden hareketle yaratılacak kültür ürünleridir. Ben bir sanatçı olarak yıllardır bu kültür ürünlerini vermeye çalışıyorum. Bunu verdiğim için devlet televizyonundan yasaklandım. Sadece ben değil, tiyatrocu arkadaşlarım, sinemacı arkadaşlarım, karikatüristler, yazarlar, çizerler, yıllarca, ne yazık ki bu mücadelenin bedelini cezaevlerinde işkence görerek, tutuklanarak, konserleri iptal edilerek, tiyatroları iptal edilerek ödediler. Bu reva mıdır? Yani bu ülkede antiemperyalist, kültür emperyalizmine karşı baş kaldıran bir sanatçı olmanın bedeli bu olmamalıdır değerli dostlarım.

Bir başka konuya hemen geçeceğim. Bilindiği üzere, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nda, 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle bir değişiklik yapıldı. Bu değişiklikle, doğal sitler, Koruma Kurulundan Çevre ve Şehircilik Bakanlığına devredildi. Şimdi, ben bundan son derece büyük bir endişe duyuyorum. Yıllardır… Önce ben tabii, 1.124 kilometre kıyı uzunluğu olan Muğla’nın bir milletvekili olarak kıyılarımın başına ne gelecek diye merak ediyorum açıkçası. Kisebükü’yle ilgili Bodrum’da verdiğimiz mücadeleyi biliyorsunuz, parti olarak verdik bu mücadeleyi, sadece parti değil, doğal çevreyi korumak isteyen… Yıllardır koruduğumuz, gözümüzün bebeği gibi baktığımız bu güzelim koyların emperyalizmle iş birliği yapmış, egemen güçlerle iş birliği yapmış insanlar tarafından yağlanmasını istemiyorum. Bu yasa yüzünden acaba bu koylar yağmalanacak mı diye endişe ediyorum doğrusu.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Hiçbir şey olmaz.

TOLGA ÇANDAR (Devamla) – İnşallah olmaz efendim, inşallah. Yani, siz de buradasınız, Allah uzun ömür versin hepimize. Yani inşallah böyle bir şey olmaz ama ben endişe duyuyorum.

Bakınız, bizim köylerde insanlar sit alanlarında yaşıyorlar, köylülerimiz çivi çakamaz evine. Aynı zamanda, çocuğunu evlendirecek, evinin bahçesine bir tane ev yapacak onu da yapmasına izin vermezler çünkü sit ama nasıl oluyorsa siyasal erkle ilişki kuran ya da onun da yardımıyla, birtakım güçlerin yardımıyla bazı insanlar, o sit alanlarını “Sen nasılsa buraya bir şey yapamazsın, biz onu alalım” deyip o köylünün elinden yok parasına satın aldığı o arazilerin üstüne çok yıldızlı oteller diktiler. Arazilerini yok parasına satın aldıkları köylüleri de o diktikleri beş yıldızlı otellerde erkeklerini gece bekçisi, kadınlarını da temizlik işçisi olarak çalıştırdılar.

Lütfen bölgede bir araştırma yaptırın, o yörede bu köylü kadınları arasındaki intihar oranlarını bir araştırın; bu, trajik boyutlardadır. Eskiden bizim köylerde tütün vardı -şimdi onu yok ettiniz ya- insanlar Folidol içerlerdi, tütün ilacı. Köylü kızlarının ölüm şekli, intihar şekilleri değişti, eskiden Folidol içerlerdi, kör kuyulara atarlardı, üstüne de iki tane türkü yakardık, hiç değilse halk edebiyatına bir şey… Şimdi “Beş yıldızlı otelin balkonundan attı.” diye ben nasıl türkü yapayım arkadaş? (CHP sıralarından alkışlar) Tövbe ya Rabbi!

Bakın, Pedasa Antik Kenti… Sayın Bakanımız Pedasa Antik Kenti’ni dolaştı, biliyorum. Sayın Bakanımızın kötü niyetli olduğuna da inanmıyorum, kendisini uzun yıllardan tanırız ama sistem içerisinde birtakım şeyler yanlış gidiyor. Pedasa Antik Kenti’nde Adnan Hocamız, Adnan Diler Hocamız olağanüstü bir şey yaptı. Bakın, Efes Antik Tiyatrosu kadar etki yaratacak muhteşem bir yer ve Bodrum’da… Şimdi “Bodrum, Bodrum” dediniz zaman illa gelip de böyle denize girilecek, iki güneşlenilecek bir yer aklınıza gelmesin, orası bir kültür beşiği, her tarafından kültür fışkırıyor.

Milas’ta biliyorsunuz soyulan Kral Mezarlığı’nı, yazık günah değil mi? Ondan sonra Bakanımız geliyor, bizim oradaki yerel yönetici arkadaşlara fırça atıyor. Ya, bunu yapacağınıza... Daha önce, sizden önce gelen AKP’li bakanlarımız vardı, uyudular biliyorsunuz gittiği yerlerde, uyuduktan sonra da uyandığı zaman da kalktı “Bunlar zaten Yunan eseri. Biz bunları Batı’ya verelim, İslam eserlerini de geri alalım.” türünden son derece cahil, son derece ırkçı laflar etti. E, bunu yapacağı yerde biz onları korusaydık, o şeylere şimdi olduğu gibi... Mesela Lagina, Yatağan’da Lagina Antik Kenti var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çandar, teşekkür  ediyorum efendim, süreniz doldu.

TOLGA ÇANDAR (Devamla) – Bitti.

Saygılar sunuyorum, iyi akşamlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına son konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Sedef Küçük.

Buyurun Sayın Küçük. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SEDEF KÜÇÜK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ile Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünün 2012 bütçeleri üzerine Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tiyatro, opera ve bale, cumhuriyetimizin modernleşme projeleridir, çağdaş uygarlık düzeyini amaçlayan bir kültürün yansımalarıdır. Onun için bu sanat dallarına destek vermek cumhuriyetin değerlerine sahip çıkmaktır.

Son on yılda tiyatro salonu sayımız 58’e ulaşmış, toplam koltuk sayısı 3 kattan fazla artırılmıştır. Ülkenin doğusu da dâhil olmak üzere her yere tiyatro ulaşmaktadır. Opera ve bale sanatçılarımız Anadolu’nun çeşitli yerlerinde temsiller vermektedir. Bunlar yadsınamaz gelişmelerdir. Bu nedenle, başta Sayın Bakan olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyor ancak kültür politikalarının bir bütün olarak değerlendirilmesi gereğini de ifade etmek istiyorum çünkü kültür politikaları sadece tiyatroyu, baleyi, operayı, sanat ve edebiyat alanlarını değil, bunlarla beraber yaşam biçimlerini, temel insan hak ve özgürlüklerini de kapsayan bir bütündür. Eğer bir ülkede arkeolojik buluntulara çanak çömlek muamelesi yapılıyorsa, tarihî miras çarpık şehirleşmeye veya hidroelektrik santrallerine, çimento fabrikalarının insafına bırakılıyorsa o ülkedeki kültür politikası, üzerinde enine boyuna tartışılması gereken bir kültür politikasıdır. Bunlar, bütçeden Devlet Tiyatrolarına ya da Devlet Opera ve Balesine ne kadar pay ayrıldığından daha önemli konulardır çünkü bunlar bir bakış açısını ifade etmektedir. Evet, tiyatro sayısı artmıştır, temsil sayısı artmıştır, seyirci sayısı da artmıştır, bunlar gerçekten önemli gelişmelerdir ama sanatçılar özgür değilse, sanata yaşam hakkı tanınmıyorsa, kitaplar daha basılmadan toplatılıyorsa, gazetecilerimiz, aydınlarımız düşünceleri nedeniyle hapse atılmışlarsa orada doğru bir kültür politikası olduğundan söz etmek mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, 2011 Türkiye’sinde gencecik çocuklar evinde şu kitap veya bu kitap bulunduğu için terörist muamelesi görmektedir. “Parasız Eğitim”+ pankartı açtıkları için öğrenciler on dokuz ay hapis yatmaktadır. Biz bunların 12 Martlarda, 12 Eylüllerde kaldığını düşünüyorduk, Türkiye'nin bu karanlık dönemleri geçmişte bıraktığını düşünüyorduk ama görünen o ki ileri demokrasimiz buraya kadarmış. Sorarım size bizim bir sonraki kuşağa miras bırakacağımız demokrasi kültürü bu mudur? Kitabı suç unsuru olarak gören bir anlayışı mı miras bırakacağız? Sayın Bakandan kitabı suç unsuru olarak gören  zihniyete karşı iki kelime etmesini beklerdim, isterdim ki Sayın Bakan çıksın, “Hangi çağda yaşıyoruz? Kitap suç unsuru olur muymuş?” desin, “Böyle demokrasi kültürü olmaz. Biz bu demokrasi kültürünü var etmeden ne yapsak boşuna.” desin ama Sayın Bakan sustu, başka konularda demokrasi şampiyonluğu yapanlar da sustu. Bu suskunluk demokrasi kültürümüzün ne kadar da olgunlaşmış olduğunu gösteriyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimiz ülkemizin tarihsel ve coğrafi bütün birikimlerini sahiplenen bir kültür politikası olması gerektiğinde hemfikiriz. Bu toprakların yarattığı Hitit’ten Osmanlı’ya tüm uygarlıklar, Yunus Emre’den Ahmet Arif’e tüm ozanlar, Mimar Sinan’dan Mevlânâ’ya kadar bu topraklar üzerinde yaşamış tüm sanatçılar, tüm düşünürler bizim birikimimizdir, ama heykeline “ucube” denilen Mehmet Aksoy da, konserleri iptal edilen Fazıl Say da bizim birikimimizdir, ülkemizin aydınlığıdır bu insanlar. Sanatlarıyla geleceğimize köprü kuran değerlerdir. Nazım Hikmet’i yok sayanların, onu yasaklayanların tarihe karışıp gittiğini, ama onun eserleriyle dimdik ayakta kaldığını hatırlatmak isterim.

Sanatı ve sanatçıyı korumak bir zorunluluk iken, bir heykele “ucube” yaftasını yapıştıran bir Başbakan ve buna tepki veremeyen bir Kültür Bakanıyla karşı karşıya kalmak ne kadar da hazindir. Bu yüzden sanatçılar kırgındır, bu yüzden insanlarımız kırgındır. Böylesi kırgınlıklar üzerine inşa edilen bir kültür de eksik kalmaya mahkûm bir kültürdür.

Sayın Bakana sormak istiyorum: O heykel parça parça kesilirken içiniz hiç mi acımadı? Hiç mi aklınızdan “Nereye gidiyoruz?” sorusu geçmedi? Benim için acıdı. Benim içim yalnızca dilim dilim kesilen İnsanlık Anıtı için acımadı, benim içim bu derin suskunluk için de acıdı. Benim aklımdan “Nereye gidiyoruz?” sorusu geçti. Bu soru, bu ülkede çağdaş uygarlığa inanan tüm yurttaşların aklından da geçti.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi olarak doğru yapılan her şeyin arkasında dururuz, ama yanlış yapılan, bu ülkeye zarar veren her şeyin de karşısında oluruz. İktidar tiyatro sayısını çoğaltırsa, sanatı halkımıza ulaştırırsa, kültürel etkinlikleri yaygınlaştırırsa ve bunu çok düşük bütçelerle başarırsa biz buna destek veririz, çünkü biliriz ki bunlar ülkemizin kazancıdır, ama sanatı ve sanatçıyı sindiren, demokrasi kültürünü zedeleyen her girişimin karşısında oluruz, çünkü bizim için sanat ve sanatçı bir sonraki kuşakla bağımızı kuran vazgeçilmezlerimizdir, çünkü bizim için demokrasi kültürü bu ülkenin olmazsa olmazıdır.

Bu nedenle, farklı düşüncelere, farklı yaklaşımlara, farklı anlayışlara tahammül gösterebildiğimiz sürece gelecek kuşaklara kalıcı bir kültürü miras bırakabileceğimizin altını bir kez daha çizmek ihtiyacı hissediyorum.

2012 yılı bütçesinin hepimize hayırlı olmasını diliyor ve yüce heyetinize bir kez daha saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Küçük.

Sayın milletvekilleri, birleşime saat 20.00’ye kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.16

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Tanju ÖZCAN (Bolu)

---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 36’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki dokuzuncu tur görüşmelere  kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Şimdi söz sırası, Barış ve Demokrasi Partisi Van Milletvekili Sayın Özdal Üçer’de.

Sayın Üçer, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on beş dakika.

BDP GRUBU ADINA ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gençlik Spor Genel Müdürlüğü ve Kredi Yurtlar Kurumunun bütçesi üzerine grubumuz adına söz almış bulunmaktayım.

Spor ve yurt deyince ilk akla gelen gençlik oluyor tabii. Genç nüfusu çok büyük bir yoğunlukta olan ülkemizde gençlerin genel anlamda yaşamış olduğu sorunları bütünlüklü olarak değerlendirdiğimizde hem bir ebeveyn olarak hem bir yurttaş olarak hem bir vekil olarak herkes kendi üzerine düşen eşit sorumluluğu almak durumundadır.

Ülkemiz, dünya ülkeleri arasında genç nüfusu itibarıyla en büyük genç nüfuslardan birine sahip olmasına rağmen gençliğe ve gençlere yönelik politikaları noktasında en geri ülkelerden biridir. Gençlerin katılmış olduğu sportif etkinlikler, gençler için hazırlanmış sosyal ortamlar veya bunlara ait istatistikler göz önünde bulundurulduğunda ülkemizin ne kadar geride olduğu açıkça görülen bir durumdur. 3,5 milyona varan üniversite öğrenci sayısı ama buna karşılık yurtların yetmezlik durumu. Tabii, Kredi Yurtlar Kurumunun yurt yapma işinin yanında, özel yurtların sayısının artışı.

Spor politikalarına baktığımızda da sporla ilgili etkinliklere, bireylerin çocukluk döneminden, ilk gençlik dönemlerinden, gençlik dönemlerinden itibaren katılım düzeylerine baktığımızda, aslında ülke olarak hem eğitim kurumları içerisinde hem de sosyal yaşam içerisinde gençliğin en iyi şekilde muhafaza edilebileceği, kötü alışkanlıklardan uzak tutulabileceği, sosyal kimliğini kazanabileceği ortam olarak tanımlayabileceğimiz sportif faaliyetler ortamını ne kadar ihmal ettiğimizi, bilinçli ya da bilinçsiz, politik ya da apolitik bir şekilde ne kadar ihmal ettiğimizi göreceğiz.

Spor bütçesi değerlendirildiğinde, yine bütün bütçede olduğu gibi, bölgesel ayrımların çok açık, net bir şekilde göze çarptığını belirtmek gerekiyor. Neden bölgeler arası sportif yatırımların hesaplanması yapılırken geçmişten bugüne olmayan yatırımların telafisi düşünülmemektedir? İllere göre yüzme havuzları tesislerini ya da kayak tesislerini ya da koşu pistlerini veyahut da sportif herhangi bir faaliyetin altyapı olanaklarının istatistiklerini değerlendirdiğimizde, tabii, bütün ülke istatistiklerinde olduğu gibi, Kürdistan bölgesindeki tüm illerin geri sırada yer aldığını görmekteyiz. Şimdi, bunun yüz yıllık bir politikanın sonucu olduğunu, bu istatistiklerin yüz yıllık politika sonucu bu hâlde olduğunu herkes biliyor. Peki, bunun çözümü için ne yapılmalıdır? Ortak düşüncesini geliştirmek için hangi politika izlenmelidir ki hem eğitimde fırsat eşitliği sağlanmış olsun hem ülkenin bütün genç nüfusu göz önünde bulundurularak, yaşamış olduğu çevrenin sosyal olanakları, yaşamış olduğu çevrenin kültürel pozisyonları da göz önünde bulundurularak sportif yatırımlar yapılsın?

Kış mevsiminin çok yoğun geçtiği ve kar yağışının çok büyük bir oranda gerçekleştiği bölgemizde kayak tesislerinin durumu gerçekten sıkıntılı. Tabii, spor ve gençler ya da yükseköğrenim gören gençlerin kredi ve yurt sorunu; bunlar, inanın üzerinde günlerce tartışsak ya da günlerce konuşsak bitiremeyeceğimiz sorunlardır.

Üniversite yurtlarında öğrenciler baskı altında tutuluyor, öğrenciler katı askerî disiplin altında tutuluyor. Kredi yurtlardaki yemeklerde öğrenciler sorun yaşıyor, hem ücretlerinde sorunlar yaşıyorlar hem de Kredi Yurtların kendilerine sağlamış olduğu imkânların yetersizliğinden. Kaldı ki bu ülkede üniversite sayısında yüzde 100’lük bir artış söz konusu ama üniversitelerde okuyan öğrencilerin barınacağı Kredi Yurtlar Kurumunun yapmakla yükümlü olduğu yurtların sayısında yüzde yarımlık bir artış bile söz konusu değil. Bu ne anlama geliyor? Tabela düzeyinde üniversiteyi açacaksın, taban puanıyla bile gelen insanların üniversite ortamına girmesini sağlayacaksın ama yurtta kalmayacaklar, özel yurtlara gidecekler, özel yurtlarda cemaatlerin ağına düşecekler, kredi yurtların böyle bir imkânı sağlama durumu olmayacak, metropollerde okuyan gençler kiralık ev bulma sorunu yaşayacaklar. Bu sorunlar içerisinde de üniversite öğrencilerinin bilimsel, özgür eğitim almasını sağlayacağız gibi bir iddia birbiriyle örtüşmeyen durumlardır.

Sayın Bakanımıza, Van’la ilgili… Van depreminden sonra biliyorsunuz binlerce artçı deprem yaşandı. 52’nci günündeyiz depremin ama Van depreminin yaraların henüz sarılabilmiş değil, binde 1’i bile sarılabilmiş değil. Bunu abartı olarak görenler, bunu yanlış bir söylem olarak görenler buyursunlar, Van’da üç gün misafirimiz olsunlar. Biz hiç konuşmayacağız, tek tek Van’da insanların yaşamış olduğu sokaklara, mahallelere, çadırlara gidip bakacağız.

Konteynerler kimlere verildi, kaç konteyner geldi? Neden federal Kürdistan bölgesinden gelen konteynerler şehrin uzağında bir yerde boş bir şekilde bekletiliyor? Çadırlar kime verildi, neden isim listesi açıklanmıyor? Karayollarının deposu neden yandı? O depoda hangi envanterler vardı? Acaba o depoda envanterleri kaybetme gibi bir sabotaj durumu mu söz konusuydu? Gelen yardımların miktarı nedir, kime, hangi yardım verilmiş? Bunlar halkın bilmesi gereken konular.

Ama öyle bir vali var ki, öyle bir vali var ki tek derdi bir şeylerden ekonomik çıkar sağlayabilmek, siyasi rant sağlayabilmek. Muhtarları dinlemez, sivil toplum örgütlerini dinlemez. Kim bir talepte bulunursa onu derhâl emniyet güçleriyle sıkıştırmaya çalışır, darp eder, cebir kullanır ama bu vali, her ne hikmetse, hâlâ görevinin başında. Bu vali sadece muhtarları darp ettirmedi, bizleri de darp ettirdi. Milletvekili olarak biz de Van’da güvenlik güçlerinin darbına uğradık ama sağ olsun medyanın öyle bir marifeti var ki, sanki bizi darp eden emniyet güçleri haklı da, oraya, “Siz bizi niye darp ediyorsunuz? Darp edemezsiniz, kadınları dövemezsiniz, çocukları dövemezsiniz.” diyen bizler haksızmışız gibi gösteriyorlar. Söylenecek o kadar çok şey var ki.

Sporla ilgili, depremin açmış olduğu yaraları… Üniversitelerin hiçbir spor tesisi çalışmıyor, hatta üniversitenin kendisi eğitim veremiyor. Hiçbir okul eğitim verebilir bir durumda değilken “Aman oranın ekonomisini canlandıralım, öğretmenler gelsin” diye bir an önce eğitim başlatılmaya çalışılıyor. Evet, eğitim başlasın istiyoruz, biz, ticaret başlasın istiyoruz, yaşam sürsün istiyoruz; çünkü orası bizim yaşadığımız yer. Biz orada yaşam dursun istemiyoruz. Hastanelerde neden hizmet verilmiyor, hastaneler neden hizmet veremez boyutta, bunun sorgusunu ilkin biz yapıyoruz. Bugün, başı ağrıyan bir insan bile, depremle ilgisi olmadığı hâlde Diyarbakır’a, Bitlis’e, farklı illere sevk edilmek zorunda. Neden? Orada sağlık hizmeti yürütülemiyor. Peki, hani sosyal devlet? Oradaki doktorun barınma ihtiyacını giderebilmiş mi? Hayır. Hemşirenin? Hayır. Sağlık personelinin? Hayır. Öğretmenin? Hayır. Öğrencinin? Hayır. Öğrencinin velisinin? Hayır. Ama, “Biz ticareti canlandıracağız, orada hayatı canlandırmak için okulu açacağız…” Okullar açılsa bile, ben bir veliyim aynı zamanda, bu koşullarda açılacak hiçbir okula kendi çocuğumu göndermem ve bu halka da açıkça sesleniyorum, hiç kimse de çocuğunu okula göndermesin. Bizim dediğimizi de harfiyen uygulayacak on binlerce, yüz binlerce de insan var.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Normal şartlarda gönderiyor muydunuz?

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Normal şartlarda gönderiyorum ama ana dilde eğitim almayan bir okula da göndermek istemiyorum. Bunlar daha farklı, teferruatlı konuşulacak şeyler. Çocuğumuzu  okula gönderip göndermeyeceğimizi size mi soracağız? Sizin lütfunuzla mı çocuklar okulda okuyacak? Sizin lütfunuzla mı insanlar hastanelerde tedavi görecekler?

Bir vali var ki o vali Edremit’in en görkemli, en manzaralı yerinde trilyonlar harcamış, depreme dayanıklı bir binası var, AKP’li temsilcilerden başka kimseyle görüşmez; görüşmezse görüşmesin, bundan sonra da halkın tepkisinin de olmamasını beklemeyin. Bir çadır için havaalanına giden insanları coplayan vali görevde tutuluyorsa bu şu demektir: “Bu halkı kır, bu halkı kırımdan geçir, Allah vurmuş, deprem vurmuş, yıkmış, evlerini yıkmış, sen de başına vur, kafasını kır.” talimatıdır. Eğer bu konuyla ilgili Hükûmetin zerre kadar samimiyeti olmuş olsaydı, o vali ve Erciş Kaymakamı derhâl görevden alınırdı. (AK PARTİ sıralarından “Nereye bakıyorsun?” sesi)

Nereye bakacağımızı da mı size soracağız? Ben buraya bakıyorum, istediğim yere bakarım. Eğer bakışlarımdan çok rahatsız oluyorsan diğer tarafta ara salonu var, dinlenirsin.

MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Sana mı soracak?

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Sataşan odur, sen oturduğun yerde otur.

MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Sana mı soracağız?

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Sorma zaten. Ben mi sana soracağım. El, kol hareketi yapma; zaten öyle şey yapmışsınız, artık kimsenin şey yapmıyorsunuz…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Başkanım, şunları ben susturmak zorunda kalmayayım, lütfen…

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Hadi gel!

BAŞKAN – Siz de Meclise hitap edin lütfen.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – İsterseniz deneyelim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Konuşmanızı tamamlayın Özdal Bey.

BAŞKAN – Tamam arkadaşlar, lütfen.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Biz, zulümler gördük ve ben otuz beş yaşındayım, ben ömrümü hatırladığım her zaman bu zulümle büyüdüm, benim çocuklarım da bu zulümle büyüyor, benden sonraki nesiller de bu zulümle büyüyorsa direnişler de olacak. Bu zulmü yapan kim olursa olsun direnişler olacak. Nasıl ki Erdal Eren yaşı büyütülerek katledildi idam edilerek -ama o idam sehpasına giderken dimdikti, onurluydu- bugün de idam sehpasına bile gitsek dimdik olacağız, onurlu olacağız ve Erdal Eren’leri unutmayacağız. (BDP sıralarından alkışlar) Üniversite yurtlarında bizzat devlet güçleri tarafından katledilen Şerzan Kurt’ları unutmayacağız.

Burada oturduğu yerden halka, halkın temsilcilerine ahkâm kesmek, el kol hareketi yapıp ahkâm kesmek kolay ama… (AKP sıralarından “Bardağı kır.” sesleri)

Aslında sürahiyi hak ediyorsunuz ama gerek yok.

MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Ayıp ediyorsun, yakışmıyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Özdal Bey, tamam.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Ama yapılan şeyi görüyorsunuz değil mi? (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Üçer.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı, Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora.

Buyurun Sayın Dora. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dünyada Rönesans ile başlayan çok seslilik ve daha sonra opera ve bale, feodal düzen çözüldükçe gelişmesini sürdürmüş ve demokrasinin yerleşmesi oranında ve onun gelişmesi doğrultusunda varlığını daha işlevsel kılmıştır. Opera, bale, bugün dünyada çağdaşlığın ölçüsünü de vurgulayan önemli sanat dallarıdır.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Avrupa ülkelerine gönderilen elçilerin, ülkemize döndüklerinde padişaha hazırlayıp sundukları raporlarda, opera sanatından bahsettikleri görülüyor. Uzun uzun, bu seyrettikleri operaları anlatan elçiler, sarayda operalara karşı bir ilginin oluşmasına neden oldular.

          Türkiye’de de cumhuriyet ile birlikte çağdaşlaşma hızla gelişmesini sürdürmüş, müzik alanında da Atatürk devrimlerine paralel atılımlar yapılmıştır.

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuştur.” sözüyle, sanata ve sanatçıya verdiği önemi dile getiren Atatürk, bütün devrimleri içinde en önemlisini “müzik devrimi” olarak nitelendirmiştir. Yeni kurulan cumhuriyette müzik kurumlarının işlerlik kazanmasıyla ilgili çalışmalarda bizzat ilgilenmiş, bütün sanatların bileşkesi olan opera ve bale sanatına ise çok ayrı bir önem vermiştir.

Bu nedenle, opera, çok sesli müzikle başlayan çağdaşlaşma çabalarının öncüsü olmuştur, 1934 yılında Ankara Halkevinde ilk Türk operası sergilenmiştir.

Devlet Opera ve Balesi, 1309 sayılı Kanun ile kurulmuş, ulusal opera ve bale topluluklarını bünyesinde barındıran Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir genel müdürlüktür, altı taşra müdürlüğünde faaliyetlerini sürdürmektedir.

Asıl amacı, opera, bale ve müzik sanatlarını halka tanıtmak ve yaymak gayesiyle opera, operet, bale temsilleriyle konserler vermek, yurt içi ve yurt dışı turneler ile millî ve milletlerarası festivaller düzenlemek olan bu kurum, sıkıntılarla da olsa çalışmalarına devam etmektedir.

Devlet Opera ve Balesi altmış yıldır gerek Türkiye’de gerekse tüm dünyada Türk kültürünün ve sanatçısının yaratılarını sergilemek amacıyla faaliyetlerini sürdürmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kültür, bir ülkenin çağdaş anlamda uluslararası değişimdeki saygınlığına kavuşabilmesi için kültürlü bir toplum olmanın anlamı demektir. Sanat ve kültür, toplumsal gelişim açısından büyük önem taşımaktadır. Bu anlamda toplumsal dayanakları demokratik bir açılımla ideolojik ve politik olarak etkilemek ve ilerici değerlerle besleyerek eğitmek ve dönüştürerek sosyalleştirmek gerekir.

Sanat, yaşamdan ayrı ve soyut bir olgu olmamasına karşın, ne yazık ki ülkemizde dar bir kesimin özel ilgisi ve çabası gibi görünmektedir. Bu görüntü, temel fizyolojik ihtiyaçlarını yeterince karşılayamayan ülkemiz insanı için sanatın lüks ihtiyaçlar arasında kendine yer bulması nedeniyledir. Oysa sanat, insanın var oluşuyla birlikte başlayan kültürel geçmişini, bugününü ve geleceğini birleştirici ve bütünleyici bağları sağlayan işlevlere ve etkinliklere sahiptir. Bu anlamda da bireysel olduğu kadar toplumsal bir ihtiyaçtır da. İnsan sanat aracılığıyla kültürüne ulaşır, onu benimser ve saklar. Sanat ile ilgili olmak çevreyi zenginleştirmenin, kendine güveni sağlamanın, estetik beğeni sahibi olmanın, empati yeteneğine kavuşmanın, ruhsal dinginliği bulabilmenin, sağlıklı kişiler olarak yetişmenin, bu anlamda da duyarlı olmanın, insanca davranma ve insanca yaşama için çaba gösterme becerisi oluşturmanın da en etkin yoludur.

Kültür ve sanat, toplumları birbirine yaklaştıran, kaynaştıran bir niteliğe sahip olması hasebiyle son derece önemli bir yerde durmaktadır. Bir toplumu tanımanın en iyi yolu o toplumun kültür ve sanat faaliyetlerinde hangi noktada olduğunu görmekten geçer. Aynı şekilde, kendi ülkesinde yaşayan vatandaşların farklılığını göremeyen bir ülke sanatsal açıdan yoksul olmayı kabullenmiş demektir. Ülkemizin içinde bulunduğu durum tam da bu değil midir? Kültür ve Turizm Bakanlığınca basılan, meşhur bir Kürt destanı olan “Mem-u Zin” adlı eser hepimizi sevindirdi, mutlu etti. Ülkesinde yaşayan vatandaşlarının dillerinde kitap basmak Bakanlığın yapacağı işlerin başında gelmelidir. Bakanlık, sadece Türk kültürünü değil bu ülkede yaşayan ve ülkemizin zenginliğini temsil eden bütün kültürlerin korunması ve gelişimi için hareket etmelidir. Sadece “Kürtçe türkü söylemek istiyorum.” dediği için Ahmet Kaya’nın linç edilmeye çalışılması veya son olarak Hasankeyf kültür katliamına karşı görüş belirten ve karşı çıkan Tarkan’ın başına gelenler maalesef Türkiye’de sanata ve sanatçıya verilen değeri göstermektedir. Bunları unutmak mümkün değil.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sahne sanatları kültürel dokuyu en iyi ifade edebilen araçlardan birisidir. Bu bakımdan, tüm ülkelerin kendi değerlerinden yola çıkarak yarattıkları evrensel dil ve mesajlar içeren eserleri, onların uygarlık tarihindeki yerlerini belirleyen yapı taşlarıdır.

Gerek Devlet Tiyatrolarının gerekse de Devlet Opera ve Balesinin sahne eksiği olduğu sıkça gündeme gelmektedir. Bu eksiklik çalışanların oyun çıkartmalarını olumsuz bir yönde etkilemekte, halkın bu türden sanat dallarıyla buluşmasını engellemektedir.

Devlet Tiyatrolarında yoğun iş yükü mevcuttur ve çalışanlar bu yüzden yeterince performans sergileyemedikleri için bundan şikayetçidir. 

Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesi mensupları meslek tanımları yapılmadığı için 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun komşu haklarla ilgili telif haklarından yararlanamamaktadırlar. Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesi kendi kuruluş kanunları, özerk bir yapıları olduğu hâlde hükûmetler, 657 sayılı Kanunu bu kurumlara müdahale edebilmek için benimsemektedir. Hem sözleşmeli personel hem de memur statüsünde olan kurum çalışanlarının özlük haklarıyla ilgili yasal düzenlemelerinin yapılması gerekmektedir. 

Bu senenin bütçe paylarında da Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinin oldukça az olduğunu, bu durumun âdeta bir gelenek hâline geldiğini görüyoruz. Gelişmiş ülkelerde sanata yatırım bu ülkelerin genel bütçelerinin yüzde 1’idir. Bizde ise bu oran çok daha azdır. Hem kültür hem turizm konularında çalışma yapması beklenen bir bakanlığın bütçesinin daha çok olması gerektiğini düşünüyoruz. Hükûmet sanata, eğitime, kültüre yatırım yapmalı, insan kalitesinin gelişmesine önem vererek demokratik ve hoşgörülü bir ülke yaratmak için çabalamalıdır. 

Ülkemizdeki bütün kültürlerin kendilerini özgürce ifade edebileceği temennisiyle 2012 yılı bütçesinin hayırlara vesile olmasını diliyor, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Hakkâri Milletvekili Sayın Esat Canan.

Buyurun Sayın Canan. (BDP sıralarından alkışlar)

ADİL KURT (Hakkâri) – Sayın Başkan, bir dakikamız kalmıştı.

BAŞKAN – İlave ederiz efendim.

Süreniz on altı dakika.

BDP GRUBU ADINA ESAT CANAN (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kültür ve Turizm Bakanlığı 2012 yılı bütçesi üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına görüş ve değerlendirmelerimi sizinle paylaşmak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bütçesini görüştüğümüz Bakanlık, aslında ülkemizin hem kültür hem de turizm gibi çok geniş alanında hizmet vermesi gereken bir bakanlıktır ancak bu kadar geniş bir alanda hizmet veren bu Bakanlığa genel bütçeden çok cüzi bir payın aktarılması, bu Bakanlığın bu bütçeyle beklentilere cevap vermeyeceğini açıkça göstermektedir.

Bu durum, Hükûmetin kültüre, sanata ve turizme verdiği önemin açık bir göstergesidir. Bu durum, aslında Hükûmetin bu yaklaşımı, sadece mevcut Hükûmete mahsus olmayıp geçmiş bütün hükûmetlerin bütçelerinde de aynı durum görülmektedir. Medeniyetin beşiği sayılan Anadolu’nun zengin kültürlerine yönelik bu yaklaşımın bir sorun olarak hâlen devam ettiğini üzülerek belirtmeliyim.

Değerli milletvekilleri, kültür bir toplumun tarihsel süreç içinde ürettiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı her türlü maddi ve manevi özelliklerin bir bütünüdür. Ancak her toplum kendi kültür ve sanatını icra ederken kendi kültürel gerçekliği üzerinden yola çıkar. Ülkemizde ise üzülerek belirtmeliyim ki mevcut durum bu anlamda hiç de iç açıcı değildir. Tek ırk, tek dil, tek din, tek mezhep anlayışına dayanan devletin kültür politikası ülkenin farklı kültürlerini inkâr ettiği için ne yazık ki yanlış olmuştur. Bu kanalla topluma hep yanlış, gerçeğin dışında farklı şeyler anlatılmıştır. Victor Hugo’nun çok güzel bir sözü var: “Hakikatler zincirlenemez. Zincirlenip denize atılsa bile zincirler paslanır, bir gün hakikatler yeryüzüne ve su yüzüne çıkar.” der. Onun için, çoğulcu kültür ülkemizin bir sosyal olgusudur, bir gerçeğidir. Bu yüzden, tek dile, tek renge mahkûm edilmiş bir kültür anlayışının artık zamanı geçmiştir. Bu nedenle, yapılacak yasal değişimlerle çoğulcu kültür anlayışının hızla hayata geçirilmesi ülkenin bütünlüğünün güçlendirilmesi için önem arz etmektedir.

Değerli milletvekilleri, dilin yasaklandığı bir ortamda kültürün gelişmesi beklenemez çünkü kültürün temel taşıyıcılarından biri dildir. Dil, kültüre muhtaç olduğu ortamı hazırlar ve besler.

1949 yılında, özel bir kanunla, kültür ve sanatı en geniş toplum kesimlerine yayma amacıyla kurulmuş olan Devlet Tiyatroları da, kendi özgünlüğü içinde dünyada yer edinme çabası güderken, maalesef, ülkemizin gerçekliğinden uzak bir tutumun göstergesi olarak, kültürel çeşitliliğimizi yansıtmamaktadır. Farklı kültürlerin gelişmesi ve yaşayabilmesi için devlet sinemaya ve tiyatroya önem vererek, güzel sanatların bu dallarında farklı kültürlerin gelişmesine imkân sağlamalıdır.

Kültürel çeşitliliğiyle Türkiye coğrafyasında “Türk tiyatrosu” veya “devlet tiyatrosu” gibi tanımların çok kültürcü, çoğulcu bir toplum gerçekliğine gönderme yapmadığı aşikârdır. Zira, toplumsal ve hukuki belirlenimleriyle Türklük vurgusunun dışlayıcı nitelikleri bu alanda da kendisini açıkça göstermektedir. Bu anlamda, tiyatro sahneleri maalesef ülkemizin farklılıkları için perde açmamaktadır. Başta Kürtçe olmak üzere tüm dil, aksan ve lehçeleri yok sayan bu oyunculuk anlayışı artık günümüzde çağ dışı hâle gelmiştir. Gerçek bir kültür taşıyıcıları olan tiyatroyu, baleyi, müziği ve sinemayı yurt düzeyine yaymak, bunlardan herkesin yararlanmasını sağlamak devletin görevidir.

Sayın Başbakan Dünya Tiyatrolar Günü nedeniyle yayınladığı mesajında “Bir toplumun medeniyet tasavvurunu, kültürel kimliğine bakarak, özgürlüğünü ve farklılıklarını yansıttığı sanatla anlamak mümkündür.” demişti. Evrensel anlamda tiyatroya dair doğru bir tespit yapan Sayın Başbakana 2008’de yaptığı bu konuşmanın aradan geçen açılım sürecine rağmen pratikte bir karşılığının olmadığını bir kez daha hatırlatmak isterim.

Sanat dalları gerçek bir kültür taşıyıcılarıdır. Tiyatroyu, baleyi, müziği, folkloru yurt düzeyine yaymak, bunlardan herkesin yararlanmasını sağlamak devletin görevidir.

Değerli milletvekilleri, 1940 yılından itibaren asimilasyon politikası gereği olarak on iki binden fazla köyün ismi değiştirilmiştir. Köy isimleriyle yetinilmemiş aynı zamanda şehir, dağ ve nehir gibi coğrafi yerlerin de isimleri Türkçeye çevrilerek değiştirilmiştir. Bu değişikliklerin büyük bir çoğunluğu başta Kürt’ler olmak üzere diğer farklı ırkların yaşadığı bölgelerde yapılmıştır. Aynı şekilde, sürgüne gönderilen halklardan kalan tarihî eserler de ne yazık ki sistemli bir şekilde yıkımların hedefi hâline getirilmiştir. Öte yandan halkların kimlikleri, tarihsel gelişim süreçleri ve kültür, sanat değerleri Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu tarafından bilimsel dayanaktan yoksun bir şeklide çarpıtılarak, ait olduğu etnik yapıyı yok sayarak Türkçe icra edilmiş gibi gösterme yoluna gidilmiştir. Bununla amaçlanan tamamen kültürel asimilasyon politikalarıdır. Devletin bu tekçi politikaları nedeniyle şimdiye kadar hapsedilen tüm farklı kültürler ortaya çıkarılmalı ve gelişimleri de sağlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, diğer bir konu ise turizmdir. Doğu ve Güneydoğu Bölgemizin zengin bir kültür ve turizm potansiyeline sahip olduğu ve bunun değerlendirilmesi durumunda halkımıza ve ülkemizin ekonomisine ciddi katkılar sağlayacağı unutulmamalıdır. Ne yazık ki uzun bir süreden beri bu potansiyelin halktan ve ekonomiden esirgendiği görülmektedir. Bu potansiyelin değerlendirilememesinin gerekçesi olarak da güvenli bir ortamın bulunmadığı ileri sürülmektedir, ancak bu gerekçe mazur görülemez. Zira, devletin öncelikli görevi bölgede barışı tesis etmektir. Barışı tesis etmek için hiç adım atmayan bir devletin bu gerekçeye sığınması haklı ve gerçekçi görülemez.

Bu bağlamda, Hakkâri ili zengin bir tarihî varlığı ve turizm potansiyeline sahip bir ilimizdir. Ancak devletin yanlış politikaları ve ihmalleri sonucu birçok tarihî yapı ve alan kendi kaderine terk edilmiş, ilgisizlik ve bakımsızlık nedeniyle her geçen gün daha büyük bir hızla tahrip olmaktadır. Tarihî varlıklarımız, güvenlik politikalarının, iklim koşullarının ve bilinçsiz kullanım sonucunda kendi kaderine terk edilmiştir. Bölgede uygulanan güvenlik politikaları nedeniyle, ilimizin bu zengin kültür alanları ne yazık ki halktan kopartılarak birer güvenlik alanı hâline getirilmiştir. Bunlardan biri olan tarihî Hakkâri Kalesi Millî Savunma Bakanlığına tahsis edilerek hâlen askerlerin kullanımı altında bulunmaktadır.

Yine dört mevsimi bir arada yaşayan Sat Gölü, Berçelan Yaylası ve buna benzer tarihî ve turistik yaylalar da yasak bölge kapsamında bulunduğundan turizme kapatılmıştır.

Bunun yanında Hakkâri’nin tarihî Meydan Medresesi, Şemdinli’nin tarihî Nehri Köyü Sarayı ilgisizlik nedeniyle yine kaderlerine terk edilmiştir. Yüksekova ilçesinde ise 1993 yılında temeli atılan kültür merkezi, aradan on sekiz yıl geçmesine rağmen yapımı hâlen tamamlanmamış ve atıl durumda bırakılmıştır.

Askerler tarafından kullanılan Hakkâri Kalesi bugün sadece çıplak bir kayadan ibaret bırakılmış olsa bile etrafında yaşayan halkın en büyük kültürel miraslarından biridir. O mirası sahiplerinin kullanımına yeniden açmak bir insanlık ve bir uygarlık gereğidir. Hiçbir çağdaş ve demokratik bir hukuk devleti 21’inci yüzyılda bu doğal hakkı vatandaşlarından esirgemez, esirgememelidir.

Bir halkın kültürel ve tarihsel değerlerine el koymak var olan toplumsal gerilimi daha da artırır ve açılan yaraların sürekli kanamasına zemin hazırlar. Yöre halkını geçmişinden, tarihî, kültürel değerlerinden uzaklaştırmakta ısrarlı olmak, birlikte yaşama arzusunu zedeler, devlete olan güveni de sarsar.

Yine, Hakkâri’nin Meydan Medresesi 18’inci ve 19’uncu yüzyılda bölgenin en önemli eğitim kurumu olarak hizmet verirken 1925-1950 yılları arasında cezaevi olarak kullanılmış, 1950 yılından sonra da bina tamamen yıkıma terk edilmiştir.

Sayın Bakandan öncelikle Hakkâri Kalesi’nin restore edilerek yeniden halkın hizmetine sunulmasını bekliyoruz. Meydan Medresesi'nin de Hakkâri kültürel binasını yeni kuşaklara tanıtacak bir müzeye dönüştürülmesini ve Yüksekova ilçemizdeki atıl durumda bulunan kültür merkezi binasının da Yüksekova Belediyesine devredilerek bir an evvel hizmete açılmasının sağlanmasını özellikle Sayın Bakandan rica ediyoruz.

Buna benzer bir diğer konuysa ülkemizde hiç gündemden düşmeyen, ülkemizde ve dünyada bir tabiat harikası olarak görülen Hasankeyf’in bu tarihî varlığının kaybolmaması ve bir tarihî kesintiye uğramaması için Bakanlığın üstüne düşen görev ve sorumluluğu yerine getirmesini beklemekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada sözlerime son verirken, sosyal devlet gereği, ülkemizin gerçekliğine uygun, demokratik bir kültür sanat politikasına ihtiyaç olduğu inancındayız. Bütün kesimlerin kültürel değerlerinin korunup kollanması gerekliliğinin esas alınarak sanatın herkes için üretilmesi ve yurt genelinde toplumun bütün kesimlerinin faydalanabildiği alanlar hâline getirilmesi, farklılıklarımızla övünmemize gerçekçi bir boyut kazandıracaktır.

Bütçenin hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canan.

Süreniz tamam efendim.

Sayın milletvekilleri, AK PARTİ Grubu adına birinci konuşmacı İstanbul Milletvekili Mehmet Muş.

Buyurun Sayın Muş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gençlik ve Spor Bakanlığının 2012 yılı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Her toplumun ömrünü sürdürebilmesi, yarınlarda kendi varlığının mücadelesini verebilmesi ve idealinde kurmuş olduğu bir dünyayı gerçekleştirebilmesi için bazı dinamiklere ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaçlar temin edilmeden hayat ve gelecek adına bir düzenlemeye girişilemez. Bu dinamiklerden en önemlisi hiç şüphesiz ki gençliktir. Ülkenin idaresinde, sanatında, siyasetinde, ekonomisinde, çalışma hayatında söz sahibi olacak gençlerin önünü açmak, onlara güçlü bir demokrasi, güçlü bir ülke bırakmak için hayallerine ufuk katacak olanakları sağlamak durumundayız.

Bugün, tarihi doğru okuyan, bilgiyi günübirlik hesapların esaretinden kurtaran, memleketine hizmet etme sevdasını, aşkını, heyecanını bilgiyle harmanlayan gençlere ihtiyacımız var. Her on yılda bir yapılan darbeler ve muhtıralarla budanan gençlerimiz fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür olmak yerine, susturulan, konuşturulmayan bir nesil ortaya çıkartılmaya çalışıldı. Ülke gençlerinin yaşantısına, düşüncesine müdahaleler yapılarak tek tipleştirilmek istendi. Bu perspektifte bu ülke gençleri kışlaya girer gibi okullara alınmaya çalışıldı. Geçmişte gençlerimiz büyük acılar yaşadı. Ülkenin en iddialı gençleri birbirine kırdırılıp hapishanelerin hücrelerinde ruhsal ve fiziksel açıdan sakatlanıp pasif, edilgen duruma getirildi. Memleketimizin geleceği “ordu, gençlik el ele” diyerek 27 Mayıslar, 12 Martlar ve 12 Eylüllerle gençler talihsiz, fikirsiz ve ideallerinin tümünü kaybetmiş, köksüz bırakılıp susturulmuştur.

Bu ülkede katsayı zulmü yaşanmıştır. Daha da acısı, bu uygulama, üzülerek söylüyorum ki siyasi destek de bulmuştur kendisine. Bu ülkenin gençleri arasında ayrım yapılarak âdeta kendi evlatları mağdur edilmiştir. Bunun gibi, mantıksız, temelsiz, adaletsiz, Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı bir yaklaşımla gençlerin Türkiye’ye dair hayalleri, idealleri ellerinden alındı. Sırf meslek lisesi mezunu olmaktan dolayı bu uygulamanın adaletsizliğini yaşamış birisi olarak söylüyorum. Benim gibi binlerce genç kendi ülkelerinde okuma fırsatı bulamadı, eğitimlerine devam edebilmek için yurt dışında okullar aradılar, yabancı ülkelerde okuma mücadelesi verdiler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; herkesin, hatta bitkilerin bile canını yakan 28 Şubat sürecinin bir ürünü olan bu adaletsizlik, Allah’a hamdolsun yine AK PARTİ döneminde son bulmuştur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Katsayı uygulamalarının arkasına saklanarak gençler üzerinde kurgulanan senaryolar iflas etmiştir ve tarihin karanlık sayfalarında yerlerini almışlardır. Gençlerin önüne konulan vesayet ideolojileri yüzünden geçmişte yaşanmış çatışmaların yerini sivil ve demokratik tartışmaların, kavga etmeden, kırıp dökmeden yapılmasının yolunu açtık.

“Gençlere güvenilmez.” denildi, “Siyaset emanet edilmez.” denildi, artık AK PARTİ İktidarıyla bunların tümü tarihe karıştı. Seçilme yaşının yirmi beşe indirilmesinde gençlerimize güvenin mantığı yatmaktadır. Gençlerin birikimini, dinamizmini, ülke yönetimine taşıma anlayışı vardır.

Otuz yaşın altındaki nüfusumuz, değerli milletvekilleri, 40 milyona yaklaşmış durumda. Genç nüfus demek, üretim kapasitemiz, iş gücü enerjimiz değildir sadece, genç beynimiz, dinamik ruhumuz ve ufkumuz demektir aynı zamanda.

Başbakanımızın ifadesiyle, manevi ve ahlaki değerleri edinmemiş, temel millî değerlerinden arındırılmış bir gençlik, ne ülkenin geleceğini ne cumhuriyetimizin geleceğini ne de kendi geleceğini koruyabilir.

Bu anlamda Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Gençlik ve Spor Bakanlığına dönüştürülerek, ülke gençlerine yönelik daha fazla imkân sağlanmasına çalışılmıştır.

Üreten, fikrine güvenen, şiddetten yana olmayan, dinamik, risk alan, inandıklarını açıkça söyleyen, millî ve manevi değerlerine sahip bir gençlik; statükodan yana olmayan, edilgen değil etken bir gençlik için çalışmalarına, yeni kurulmasına rağmen büyük bir hızla Gençlik ve Spor Bakanlığımız devam ediyor.

Ülke gençleri, insan haklarının, hukuk ve demokrasinin ilkelerinden taviz vermeden, ülkemizi tırnaklarıyla geldiği bu noktadan daha da ileri taşıyacak Türkiye’nin 2023 vizyonunu gerçekleştirecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (Devamla) – Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

AK PARTİ Grubu adına ikinci konuşmacı Bursa Milletvekili Sayın Hüseyin Şahin.

Buyurun Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gençlik ve Spor Bakanlığının bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Şahsım ve grubum adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Gençlik ve Spor Bakanlığı, 3 Haziran 2011 tarihli ve 638 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle yeniden dizayn edilmiştir. Buna göre, gençliğin ihtiyaçları ile gençliğe sunulan hizmet ve imkânlar konusunda inceleme ve araştırmalar yapmak, geliştirmek, rehberlik ve danışmanlık sunmak, spor faaliyetlerinin gelişmesini ve yaygınlaşmasını teşvik edici tedbirler almak, bu konuda uygulanacak politikaları tespit etmek üzere kurulmuştur.

Ülkemizin en büyük değerlerinden biri, belki de en büyüğü olan gençlerimize hak ettiği önemi vermek üzere gençliğe yönelik hizmetlerin tek çatı altında toplanması ve koordinasyonunun sağlanması amaçlanmıştır.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre toplam nüfusumuzun yüzde 42’si yirmi dört yaşın altındadır ve ülkemiz açısından genç nüfusumuzun yüksek oluşu, sahip olunabilecek çok değerli bir kaynaktır.

On beş-yirmi dört yaş arası genç nüfusumuza bakıldığında ise 2010 yılı sonu itibarıyla, 12 milyon 545 bine ulaşmış olup toplam nüfusun yüzde 17’sini oluşturmaktadır. Ancak ülkemizde on beş-yirmi dört yaş aralığındaki gençler yetişkinliğe geçiş aşamasında iş bulmak, eğitimini tamamlamak, bir kimlik oluşturmak, kendi ailesini kurmak gibi güçlüklerle karşı karşıya görülmektedir. Atalarımızın da söylediği gibi “Ağaç yaşken eğilir.” atasözünde açıkça belirtildiği üzere, bizler gençlerimiz için gençlik politikalarımızı sağlıklı olarak belirlemeliyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığın faaliyet alanlarından spor günümüzde sosyal ve ekonomik olarak çok önemli bir noktada bulunmaktadır. Spor alanındaki başarılı ülkelerin ekonomik ve sosyal alanda da diğerlerinden daha gelişmiş oldukları bilinen bir gerçektir. Gelişmiş ülkelerde spor yapan insanların oranı toplam nüfusun yarısına ulaşırken, Türkiye’de bu oran ancak yüzde 2’ler seviyesindedir. Araştırmalar ülkemizde spor kulübü başına düşen kişi sayısının çok düşük olduğunu göstermektedir.

Genç nüfusumuzun doğru politikalar belirlenerek yapılacak yatırımlarla ülkemizi siyasi ve ekonomik alanda olduğu gibi spor alanında da hak ettiği noktaya taşıyacağı kaçınılmazdır. Bu amaçla, gençlik merkezlerimizin önemi ortaya çıkmaktadır. Bu merkezlerin sayısını artırmak, faaliyet ve türlerini çoğaltmak, müstakil binalar kazandırarak ailelerin çocuklarını bu merkezlere güvenle gönderecekleri ve topluma faydalı birer fert olarak yetiştirilecekleri ortamları hazır hâle getirmeliyiz.

Bu kapsamda, gençlik merkezlerinde her yıl deniz ve yayla kampları düzenlenmekte, gençlere serbest zamanlarını sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerle değerlendirme imkânı sunulmaktadır.

Gençlik kampları 2003 yılına kadar ücretli olarak gerçekleştirilmekte iken, 2004 yılından itibaren kısıtlı imkâna sahip gençlerimize ücretsiz olarak hizmet vermeye başlamıştır. Gençlerin bilim, sanat ve kültürel alanlara ilgisini artırmaya yönelik eğitici ve yönlendirici faaliyetler yürütülecek, bu kapsamda yürütülen faaliyetler desteklenecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığın 2011 yılında gerçekleştirilen gençlik hizmetlerinden bazılarından bahsetmek istiyorum: 3 bin 700 gencimiz Çanakkale-Bilecik tarih ve kültür gezisine katılarak geçmişimizi ve tarihimizi öğrenmekle ilgili faaliyette bulunmuşlardır. Yaklaşık 2 bin gencimiz “Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’da İstanbul Kültür Başkenti” buluşmasına katılmıştır. 2 bin 520 gencimiz gençlik merkezleri arası değişiklik programına katılmıştır. 8 bin 500 gencimiz kültürümüzü tanıtmak amacıyla Türk halk müziği yarışmaları ve Türk halk oyunları etkinliklerine katılmışlardır; bu kabil birçok faaliyet vardır.

Zamanım çok kısalıyor. Ülke olarak bu dönemde, AK PARTİ hükûmetleri döneminde çok başarılı faaliyetlere imza attığımızı da belirtmek istiyorum. Bunlardan 2011 Erzurum Universiade Kış Spor Oyunları, 2011 Trabzon Avrupa Gençlik Oyunları ve 2013 yılında yapılması düşünülen, Mersin ilimizde Akdeniz Oyunları ki Akdeniz Oyunları kapsamında Mersin’e spor salonu, olimpik kapalı yüzme havuzu, atış poligonu, tenis kompleksi, iki adet antrenman spor salonu, jimnastik spor salonu, tesislerin modernizasyonu 2011 yılında yapılarak gerçekleştirilecek ve ülkemize kazandırılacaktır.

Ben -zamanım daraldı- 2012 mali yılı bütçesinin Spor Bakanlığımıza hayırlı olmasını diliyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şahin.

AK PARTİ Grubu adına üçüncü konuşmacı Sayın Osman Aşkın Bak, İstanbul Milletvekilimiz.

Buyurun Sayın Bak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı Spor Genel Müdürlüğünün 2012 yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

6 Haziran 2011 tarihli ve 27986 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 638 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlanan Spor Genel Müdürlüğü, merkez ve taşrada toplam 5.690 personeliyle hizmet vermektedir.

Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi ülkemiz, 2005 yılında İzmir’de Universiade Oyunlarını, yine aynı yıl İstanbul’da UEFA Şampiyonlar Ligi finalini, yine 2010 yılında Dünya Basketbol Şampiyonası finallerini, 2011 yılında İstanbul’da Dünya Güreş Şampiyonasını, yine 2011 yılında Trabzon’da Avrupa Gençlik Olimpik Oyunlarını, yine 2011 yılında Erzurum’da 25’inci Dünya Üniversitelerarası Kış Oyunlarını ve İstanbul’da Formula 1 yarışlarını ve MotoGP gibi son derece önemli ve büyük spor organizasyonlarını başarıyla gerçekleştirmiştir.

2012 yılında, İstanbul’da yapılacak olan Dünya Salon Atletizm Şampiyonası ve Antalya’da yapılacak olan Büyükler Avrupa Halter Şampiyonası başta olmak üzere, yirmi bir tane, Avrupa ve dünya şampiyonası düzeyinde uluslararası organizasyonlar yine ülkemizde yapılacaktır. Ayrıca, 2013 yılında Mersin’de Akdeniz Oyunlarının organizasyonu gerçekleştirilecektir.

Değerli milletvekilleri, tüm bu organizasyonların yanı sıra İstanbul “2012 Avrupa Spor Başkenti” unvanını almıştır. Avrupa Birliği Bakanımız Sayın Egemen Bağış, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Kadir Topbaş ve AK PARTİ İstanbul Milletvekilimiz Sayın Hakan Şükür 30 Kasım 2011 tarihinde, Brüksel’de, İspanya’nın Valensiya şehrinden bayrağı devralmıştır. İstanbul’un Avrupa Spor Başkenti olması nedeniyle 2012 yılı boyunca ülkemizde birçok uluslararası spor organizasyonları düzenlenecektir. Bugün ülkemiz birbirinden görkemli spor tesislerine sahiptir. Şu anda spora bu kadar büyük yatırımlar yapan, sportif portföyünü bu kadar dinamik bir şekilde geliştiren bir ülke yoktur. Ülkemiz bugün her alanda olduğu gibi artık sporda da uluslararası arenada söz sahibidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı tüm ülkeler için olimpiyat yılı. Gençlik ve Spor Bakanlığımız bir yandan yeniden yapılanırken, diğer yandan 2012 yılında büyük bir sınavla karşı karşıya kalacaktır. Ben, Gençlik ve Spor Bakanımızın genç ve dinamik yapısıyla başarılı olacağına inanıyorum, kendisine ve ekibine başarılar diliyorum.

Londra’da yapılacak olan olimpiyat oyunlarına bugün itibarıyla iki yüz yirmi yedi gün kalmıştır. 2012 yılı Londra Olimpiyat Oyunları’na büyük bir sporcu kafilesiyle katılarak 1948 yılında Londra olimpiyatlarında elde ettiğimiz tarihî başarımızı tekrarlayacağımıza yürekten inanıyorum. Bu vesileyle 2012 Londra Yaz Olimpiyat Oyunları’nda mücadele edecek tüm sporcularımıza şimdiden başarılar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, dünyanın en büyük sportif organizasyonu olan olimpiyat oyunları dünyanın bütün renklerini ve kültürlerini buluşturan bir medeniyetler buluşmasıdır. Olimpiyat adaylığımız resmî olarak 13 Ağustos 2011 tarihinde Sayın Başbakanımız tarafından ilan edilmiştir. Sayın Başbakanımız Olimpiyatevi’nde düzenlenen toplantıda Türkiye'nin adaylığını şu sözlerle açıklamıştır: “Bugün ülkemiz ve insanımız için son derece önemli gördüğümüz 2020 Olimpiyat Oyunları adaylığımızı buradan bütün dünyaya ilan etmek üzere bir araya geldik. Heyecanlıyız, çünkü bu defa ulaşacağımıza samimiyetle inanıyoruz. Türkiye özünde bir olimpiyat ülkesidir. Meşale bu ülkeye çok yakışacaktır.”

Değerli milletvekilleri, bu noktada olimpiyatların İstanbul’a kazandırılması için başta Hükûmetimize, Türkiye Millî Olimpiyat Komitesine, tüm siyasi partilere, milletvekillerimize, sivil toplum kuruluşlarımıza, iş adamlarımıza, yazılı ve görsel basınımıza büyük görevler düşmektedir.

Değerli milletvekilleri, bir hayalim var, onu sizlerle paylaşmak istiyorum: 2023 yılında dünyanın 10 büyük ekonomisi arasına girmiş ve 2020 Olimpiyat Oyunları’nı İstanbul’da başarıyla organize etmiş bir Türkiye arzuluyorum. İstanbul hazır, Türkiye hazır.

Bu vesileyle, Gençlik ve Spor Bakanlığının 2012 yılı bütçesinin milletimize, özellikle de gençlerimize hayırlı olmasını temenni eder, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bak.

AK PARTİ Grubu adına dördüncü konuşmacı Konya Milletvekili Mustafa Akış.

Buyurun Sayın Akış. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA AKIŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Her an her kesimin dile getirdiği gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli gücü, genç nüfusudur. Türkiye'nin umudu olarak ifade edilen bu genç nüfus, aynı zamanda ciddi toplumsal sorunların kaynağı hâline dönüşme riskini de her zaman taşımıştır. Zira, yakın siyasi tarihimiz bunun örnekleriyle doludur. Bu potansiyel genç nüfus, kalkınmanın ve gelişmenin taşıyıcısı olacakken hep sorunlarla boğuşmuş ve ne kendini özgürce ifade edebilme olanağı bulmuş ne de ülkemize kendinden beklenen faydayı sunabilmiştir. Ancak AK PARTİ İktidarı, gençliğe yapılan her yatırımın geleceğimizin rotasını çizmekle eş değer olduğu bilinciyle hareket etmiş ve gençliğimizin fizyolojik, kişisel ve ruhsal gelişimine ciddi destekler sağlamıştır.

Bu destekleri sağlayan kurumların en başında da Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü gelmektedir. AK PARTİ 2002’den bugüne kadar bu kurum çatısı altında üniversite öğrencilerine destek noktasında da bir çığır açmıştır. 2002 yılında 45 TL olan öğrenim kredisi burs miktarı, AK PARTİ’yle yüzde 433 artmış ve bugün 240 TL’ye ulaşmıştır. Yüksek lisans öğrencilerimize bunun 2 katı, doktora öğrencilerine ise bu bedelin 3 katı ödenmektedir. Peki, verilen bu bedel yüzde 433 artırılmış da faydalananların sayısı düşmüş müdür? Elbette ki hayır. Yaşamın her alanında olduğu gibi, AK PARTİ İktidarı, bu hususla ilgili de gereğini yapmış, 2002’de öğrenim kredisi alan öğrenci sayısı 450 bin iken bugün bu rakam 1 milyon 100 bine ulaşmıştır.

Ayrıca, 22’nci ve 23’üncü dönemlerde görev yapan vekillerimizin de bildiği gibi, çıkarılan çeşitli yasalarla, bu kredinin alınması ve geri ödenmesi aşamalarında, burada zaman kifayet etmeyeceği için sayamayacağımız türlü kolaylıklar ve istisnalar getirilmiştir.

AK PARTİ iktidarları döneminde yurt hizmetlerinde de çok büyük gelişmeler sağlanmıştır. 2002 yılında 77 il, 59 ilçede 193 yurtla hizmet verilmekteyken bugün 81 il, 127 ilçede 304 yurtla üniversite öğrencilerine hizmete devam edilmektedir.

Bununla beraber, 2002’de yurtlarımızın yatak kapasitesi 190 bin iken bugün bu sayı 267 bindir. Bu kapasite artışı, AK PARTİ’den önce uygulanan ranza sisteminden vazgeçilmesine rağmen gerçekleşmiştir. Yani, yurtlarda bir yandan barınan öğrenci sayısı bakımından kapasite düşürülmüş, bir yandan da tüm Türkiye’de yeni modern yurt binalarıyla yatak kapasitesi artırılmıştır.

Beslenme yardımında da AK PARTİ’yle birlikte yüzde 900’lük bir artış gerçekleşmiştir.

Bütün bu anlattıklarımla, AK PARTİ iktidarları gençlere en büyük değeri atfetmiş ve gençliğin en önemli kesimlerinden olan üniversite öğrencilerimizin daha insanî şartlarda barınmasını sağlamıştır. Gençlik, AK PARTİ’den önce bir risk unsuru, bir tehlike olarak görülmüş, ancak bugün en büyük yatırım gençlere ve gençlerin eğitimine yapılmıştır. Bugün, gençleri ülkenin gelişiminde bir risk, bir engel olarak görmeyip en büyük avantaj olarak gören de yine partimiz olmuştur. Bugün, yine, benden önceki konuşmacı arkadaşlarımın da bahsettiği gibi, seçilme yaşı AK PARTİ’yle beraber yirmi beşe düşürülmüş ve gençlere siyasetin karar alma mekanizmalarında yer verilmiştir. Bizler AK PARTİ’nin gençleri olarak, partimizin kurulduğu günden bu yana zaten partimizin karar alma süreçlerinde yer alan gençler olarak seçilme yaşının yirmi beşe düşürülmesi en çok bizleri memnun etmiştir. Bu değişiklikle sadece AK PARTİ’ye gönül veren gençler değil, tüm Türk gençliğinin siyaseti en ulvi yerde milletin bağrından kopmuş bu çatı altında yapabilmesinin önü açılmıştır.

Değerli milletvekilleri, artık, edilgen değil, özgüveni yüksek, etken bir gençlik var; artık, eli silahlı, silahla donanmış değil, bilgiyle donanmış bir gençlik var. Bilgiyle donanmış gençliğe yapılan yatırımın, bu gençliğin eğitimine, barınmasına dönük yapılan yatırımın 2012 bütçesiyle ve bu bütçeye özellikle biz genç vekillerin vereceği kabul oylarıyla artarak devam edeceğini ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akış.

AK PARTİ Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Zeynep Armağan Uslu.

Sayın Uslu, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ZEYNEP ARMAĞAN USLU (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın dokuzuncu turunda Kültür ve Turizm Bakanlığının bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Kültür politikalarını yönetmek topluma, tarihe, geleceğe yönelik bir hizmet ve mesuliyet alanı olup tarih mirasımızı, ülkemizin sosyal yapısını ön yargısız bir şekilde değerlendirme sorumluluğudur. AK PARTİ Hükûmeti bu değerlendirmeyi yapmış, normalleşmeyi hızlandıran yeni bir kültür politikası benimsemiştir. Türkiye’de normalleşme toplumsal uzlaşı tablosunu ortaya koymaktan, kültürel çeşitliliği tanımaktan, devlet politikası düzeyinde taraf olmayı terk ederek kucaklayıcı ve destekleyici olmaktan geçmektedir.

Devletin işi, toplumsal kimlikler arasında taraf tutmak veya bizzat kendisi bir taraf olarak toplumun karşısına çıkmak değildir. Kimliklerinden ötürü toplum kesimlerinin neredeyse tamamının tehdit olarak görüldüğü dönemler çok şükür geride kalmıştır. Halkının değerlerini ve yaşam tarzını beğenmeyip toplumu devlet eliyle çağdaşlaştırma anlayışı da AK PARTİ politikaları sayesinde tarihte kalmıştır.

Bakanlığımızın Necip Fazıl kitabıyla Mem-u Zin kitabı, Ziya Gökalp’le Nazım Hikmet, Necip Fazıl kitapları yan yanadır. Olması gereken de budur, normalleşme de budur.

Kültür ve Turizm Bakanlığımız, ülkemizin çok kültürlü ve çok etnisiteli toplum yapısını ve kültür mirasını koruma sorumluluğuyla tutum almakta ve yetkin kültür ve turizm politikalarıyla büyük hamlelere imza atmaktadır. Bakanlığımız, bu bakışı somutlayan hizmetlerini çoklu alanlarda gerçekleştirmektedir.

2002 yılı bazında Bakanlığı değerlendirdiğimizde, 42 kültür merkezi olan bir Türkiye’den bugün 85 kültür merkezi olan bir Türkiye’ye ulaştık. Son beş yılda -sadece bir örnek olarak- tiyatro alanında 22 yeni tiyatro sahnesi açtık ve görevlerinden biri de halka tiyatro götürmek olan devlet tiyatroları aracılığıyla 370 yurt içi turne düzenleyerek 1 milyon 722 bin 294 seyirciye ulaştık.

Yenileme çalışmalarının tamamlanması neticesinde, ziyarete kapalı olan 16 müze ve bağlı birim halkımızın ve turizmin hizmetine açıldı.

Dünyanın dört bir yanında, yıllarca, başka ülkelerin benzeri çalışmalarını gördükçe hayıflandığımız, kültürümüzü, dilimizi tanıtan ve kamu diplomasisi anlamında ülke politikalarını destekleyen yapılarımız yakın zamana kadar yoktu ama bugün, Yunus Emre araştırma enstitülerinin sayısı 18’e ulaşmıştır.

Bakanlığımız, turizmi, bölgesel gelişmede, istihdamın arttırılmasında, döviz gelirlerimizin çoğalmasında ve ülkemizin sosyokültürel yapısına katkıda öncü bir sektör olarak görmektedir ve artık ülkemiz zengin potansiyeli, ürün çeşitliliği, dinamik turizm sektörüyle rakip ülkeler karşısında üstünlüklere sahip önemli bir turizm ülkesidir.

2011 yılı Ocak-Eylül döneminde ülkemizi ziyaret eden yabancı sayısı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 10,7’lik bir artış göstermiş, 25 milyon 625 bin 298 kişi ülkemizi ziyaret etmiştir.

2011 yılının Ocak-Eylül dönemi verilerine göre ise yabancı ve vatandaş ziyaretçilerden elde edilen turizm geliri de yine bir önceki yılın aynı dönemine göre 14,6’lık bir artışla 17,8 milyar dolara çıkmıştır.

Bir diğer veriyle de değerlendirdiğimizde turizmi, turist sayısı açısından bugün dünyada 7’nci, turizm geliri açısından da dünyada 10’uncu olan bir ülkeyiz.

2012 yılı bütçe ödenekleri toplamı 1 milyar 705 bin 76 lira olan Bakanlığımız bir önceki yıla göre de gelirlerini yüzde 13 oranında arttırmıştır. Turizm altyapısını geliştirmek amacıyla illere gönderilen ödenekler 2002 yılında 24,5 milyar iken 2010 yılında 203,7 milyon TL’ye ulaşmıştır. Bu bağlamda kültür turizmi açısından büyük potansiyele sahip olan Şanlıurfa’da kurulacak Edessa Arkeoloji Müzesi, Haleplibahçe Mozaik Müzesi ve arkeopark ile kültür merkezinin yapımlarının bir an önce tamamlanarak bu kadim ve zengin tarih mirasına sahip kentimizin potansiyelinin güçlendirilmesinin önemini de vurgulamak isterim.

Yine Bakanlığımızın aktif tutumuyla, Şanlıurfa’mızda bulunan ve dünya tarihinin akışını değiştiren Göbeklitepe’nin UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dâhil olması yönündeki gelişmelere de hız verilecektir.

Bakanlığımızın kültür ve turizm politikasını sonuçlarıyla değerlendirdiğimizde Türkiye'nin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Uslu, teşekkür ediyoruz, süreniz tamam.

ZEYNEP ARMAĞAN USLU (Devamla) – Hepinize teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – AK PARTİ Grubu adına Sakarya Milletvekili Ayşenur İslam.

Buyurun Sayın İslam. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü bütçesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisimizi, aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Modernleşme hareketleri sırasında tanıştığımız çok sesli müzik ve bu temele dayanan sanat dallarının ülkemizde kurumlaşması bir hayli eskiye dayanır. Ülkemizde opera ve balenin ilk nüvesi 1924’te kurulan Musiki Muallim Mektebidir. İlk opera temsilleri ise 1941-42 sezonunda, sonradan konservatuvar olan bu okulun öğrencileri tarafından verilmiştir. Çok sesli müziğin insan ruhunu, vicdanını, zihnini ve düşüncesini etkileyen bir gücü vardır. Bu bakımdan çok sesli müziğin kullanıldığı sanat dallarını bir eğitim aracı olarak da son derece de önemsemek gerekir. Böyle bir bilinçle çalışmalarına devam eden Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü toplumun üst kültür göstergeleri olan bu sanat dallarını hayatın geneline yaymak amacıyla toplumun her kesimine müzikli, danslı ve dramalı eserler götürmeye gayret göstermektedir.

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, bugün, altı ildeki müdürlükleri ile yerleşik sahne faaliyetlerini sürdürmektedir. 2008 yılında yapılan bazı düzenlemelerle Genel Müdürlük yapılanması daha işlevsel bir hâle getirilmiş, kurumun genel hedefleri güçlendirilmiş, büyük ve önemli projeler uygulanmaya koyulmuştur. Son on yılda bu konuda katedilen mesafeyi görmek için birkaç istatistiki veri vermek isterim size: Mesela sahnelenen temsil sayısı 2002 yılında 584’tür, 2010-2011 sanat sezonunda 752’ye çıkmıştır, artış oranı yüzde 30’dur yaklaşık olarak. Seyirci sayısı, keza, 232.760’tan 305 bine yükselmiştir, yine yükselme oranı yüzde 31’dir. Yurt içi turne sayısı 98’den 380’e yükselmiştir, oran yüzde 288’dir. Yurt dışı turne sayısı 11’den 31’e yükselmiştir, yine yükseliş oranı yüzde 182’dir. Yerli eser temsil sayısı -ki bunun altını önemle çizmek isterim- 169’dan 568’e yükselmiştir, bunun da yükselme oranı yüzde 236’dır. Uluslararası opera, bale festivalleri ise 2002 yılında 1 olan bu festivallerin sayısı günümüzde 6’ya yükselmiştir. Bu festival ve yarışmalar bir yandan sanat hayatını canlandırmakta, bir yandan da ülkemizin uluslararası alanda tanıtımına katkı sağlamaktadır.

Yine, geçtiğimiz yıllarda Ankara Leyla Gencer Sahnesi ülkemizde ilk defa çocuk opera ve balesi olarak düzenlenmiştir. Bu tür düzenlemeler ve etkinlikler bütün diğer il müdürlüklerinde de artarak devam etmektedir.

Anadolu turnelerine çok büyük önem veren Genel Müdürlük halka dönük temsil ve etkinlikleri çoğaltmaya devam etmektedir. Bu amaç doğrultusunda bu yıl uygulamaya koydukları bir yenilik var. 6 olan il müdürlük sayısını âdeta 12’ye çıkarmak üzereler çünkü 6 il, her biri kendisine bir pilot il seçerek yerleşik etkinliklerini 12 ilde devam ettirecek bu yıl. Dolayısıyla şunu söylemek istiyorum: Ankara Devlet Opera Balesi Müdürlüğü Sivas’ta, İstanbul Bursa’da, İzmir Denizli’de, Mersin Gaziantep’te, Antalya Konya’da, Samsun da Trabzon’da sürekli temsiller verecek.

Samsun Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğünün açılması çok önemli bir yenilik, Karadeniz Bölgesi için de çok önemli bir kazanım. Biraz önce sözünü ettiğim bu pilot uygulamalarının sonuçları değerlendirildikten sonra önümüzdeki dönemde Sivas’ta, Van’da ve Gaziantep’te de birer küçük sahnenin açılması söz konusu olabilecektir.

Son olarak, sanat kurumlarının daha iyi işleyebilmesi için sanatçıların özlük haklarına, özellikle de emekliliklerine yönelik düzenlemelerin yapılabilmesini dilediğimi belirtmek isterim.

Ayrıca, estetik ve kültürel ihtiyaçlara cevap vermek üzere modern tiyatro, konser ve opera binalarının da çoğaltılması gerekmektedir. Bunlar da inşallah önümüzdeki süreçte birer birer yapılacaktır.

Bu temennilerle bütçenin bütün kurumlarımıza hayırlı olmasını diler, yüce Meclisinize saygılarımı sunarım. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın İslam, teşekkür ediyoruz.

Şimdi sıra İstanbul Milletvekili Sayın Halide İncekara’da.

Buyurun Sayın İncekara. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HALİDE İNCEKARA (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum.

Büyüyen ülkemin işi, eş, aş kadar kültür, sanat faaliyetlerini de önemsiyor, diğer hizmetlerle yarışır olmasının ülkem ve gençliğimiz için önemine dikkat çekmek istiyorum.

Cumhuriyetimizin köklü kurumlarından biri olan Devlet Tiyatroları 47 yılında, Ankara’da, Küçük Sahne’de “Köşebaşı” adlı oyunla sanat misyonunu üstlenmiş, 49 yılında 5441 sayılı Yasa’yla kurulmuştur. Kurulurken birçok misyon üzerine yüklenmiş: Kültürel gelişmemize katkıda bulunmak, millî repertuarı oluşturmak, tiyatro sanatını geliştirmek vesaire vesaire. Bu kadar misyonla yüklenen Devlet Tiyatroları gelin görün ki milletle ve halkla çok barışık yaşamamış. Neredeyse ilk elli yılını çok ağır eleştirilerle muhatap olmuş. Ben yapmayacağım o eleştirileri. Çok yapmış idim araştırma komisyonları sırasında gördüğüm eksiklikle. Yine çok saygın birisinin ağzından yapacağım, Profesör Ayşegül Yüksel’in ağzından.

Diyor ki Ayşegül Hanım: “Kendi tiyatro kurumunu yeterli biçimde çalıştıramayan devlet, halka yaklaşmaya, tiyatroyu halkla birlikte oluşturmaya yönelik, denemeye açık, hevesli genç amatör topluluklara destek olmamış ve tiyatromuz, birkaç büyük kentin soylu eğlencesi olarak belirli değer ölçüleri ve sınırlı bir sanat anlayışı içinde gelişmiş, yazarını, oyuncusunu, eleştiricisini hep kentsoylu aydınlardan çıkarmış, sonuç olarak devlet eliyle sunulan tiyatro ülkemizde yalnızca bir azınlığa seslenen bir sanat tapınağı olmaktan öteye gidememiş.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Üzülerek söyleyeyim ki ben burada bazı arkadaşları dinlerken kültür faaliyetlerinde, o azınlık ve soylu kesimin uzantılarını görüyorum. Azınlık, kendine ait, halkla bütünleşmeyen ve bize her baktığında “çanak”, “çömlek”, “ucube” gibi sözlerle güya bizim kültür ve sanattan anlamadığımızı söyleyen.

Aha sizin elli yılda yaptıklarınızla, aha bizim on yılda yaptıklarımızı şöyle bir karşılaştırıverelim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Yok, yok, öyle gülme! Ayıp!

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Bakın, bir dakika…

23 ile bırakmışsınız, 58 yapmışız; 8 bin koltukla bırakmışsınız, 20 bin yapmışız. Yani üzülerek söylüyorum, hep biz yapmışız, hep iyisini yapmışız, hep çoğunu yapmışız. Öyle bir hızdayız ki artık durduramıyoruz arkadaşlar. Siz de üzmeyin kendinizi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakın, o dalga geçtiğiniz iktidar neler yapmış; 2010-2011’de üç yüz yetmiş turne düzenleyip sekiz yüz yetmiş temsil vermiş.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kime söylüyorsun? Mustafa Elitaş’a mı söylüyorsun, kime söylüyorsun? Anavatan iktidardaydı, onlara mı söylüyorsun? Adalet Partisi iktidardaydı, onlara mı söylüyorsun? Hadi cevap ver, kime söylüyorsun?

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Yurt dışında 13 turne, 18 temsil vermiş. Başka bir şey daha söyleyeyim: Altmış yaşını kutladığı 2009-2010 sezonunda bir şeyin altına imza atmış, 60 yeni oyunu repertuarına almıştır.

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; “Bütün çocuklar tiyatroya!”, “Her okul bir tiyatro!”, “Tiyatro seyretmeyen çocuk kalmasın!”, “Hiç tiyatro seyretmemiş kadınlar tiyatroya!” gibi projelerle sadece kadın ve çocuğu hedef alan değil, aynı zamanda katılımcı yaparak halkla bütünleşen bir on yıl geçirmişiz. Bunun yanında SHÇEK’le birlikte, suça itilen çocuklarımızla birlikte de sahneler paylaşmışız. (CHP sıralarından gürültüler)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Gereği var mı gecenin bu saatinde? Sayın Elitaş’a söylüyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Millete konuşuyor, millete! Millete konuşuyor alınmayın.

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Ya, kıskançlık kötü bir şey, değmeyin, gözünüzü seveyim ya, bir konuşalım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Tahammül edemiyorlar Sayın Başkan.

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Bakın, edemeyecek ama siz de biraz hoş görün arkadaşlar, bu kadar çok şey yapıp bu kadar çok şey konuşmayın bak, bırakın rakamlar konuşsun. Ben anlatacağım şimdi.

Bak, 23 sahne alıp 58’e çıkarmışsınız, 12 ilden alıp 25’e çıkarmışsınız, 8 bin koltuktan alıp 20 bine çıkarmışsınız, 4 festivalle alıp 7’ye çıkarmışsınız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hanımefendi, beceremediğiniz için transfer etmişsiniz bizden arkadaşı.

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Şimdi, doğal olarak hoş göreceksiniz. Zor bir şeydir kıskançlık.

Şimdi, başka bir güzel daha var yine bu hor gördükleri iktidar döneminde yapılan. Gidip görmenizi tavsiye ederim, çok güzel bir ihtisas kütüphanesi yapılmış. Bütün, bugüne kadar sahneye konulan eserler dijital ortama alınmış. Gidiyorsunuz, istediğiniz gibi izliyorsunuz. Afişler orada, broşürler orada.

Yalnız şunu söyleyeyim: Sayın Bakanım, şimdi dönüp size söylüyorum. Ben tiyatroların okullarla yarışmasını istiyorum. [CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar(!)]

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Ben bir sanatçının bir öğretmenle yarışmasını istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın İncekara, teşekkür ederiz efendim, süreniz doldu.

AK PARTİ Grubu adına son konuşmacı, Konya Milletvekili Cem Zorlu.

Sayın Zorlu, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA CEM ZORLU (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kültür Bakanlığı Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı bütçesi üzerinde görüşlerimi açıklamak üzere AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Öncelikle, bir Konyalı olarak hoşgörü timsali, yaşamını “Hamdım, piştim, yandım.” sözleriyle özetleyen Mevlânâ Hazretlerini hayırla yâd ederek konuşmama başlamak istiyorum.

Pir, her zaman insanlığı hakka ve hakikate çağırmış, muhabbet yolundan uzaklaşmadan yaptığı bu çağrı, dünyanın dört bir tarafından karşılık bulmuştur. 10-17 Aralık tarihleri arası Konya'da düzenlenen etkinlikler, Pir’in yaktığı aşk ve sevgi ateşini tekrar alevlendirmektedir. Yüce Meclisimizin çatısı altında Hazreti Mevlânâ hoşgörüsünün hâkim olmasını temenni ediyor ve siz değerli çalışma arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 30/12/2010 tarihli ve 27801 sayılı Resmî Gazete'de yayınlanan 6093 sayılı Kanun’a göre kurulmuş, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı tüzel kişiliği haiz, özel bütçeli bir kuruluştur.

Yazma eserlerle ilgili görevlerin yerine getirilmesi, nitelikli personel yetiştirilmesine ve istihdamına, uygun mekânların ve fiziki şartların hazırlanmasına, yönetim sorununun çözümlenmesine ve gerekli kaynakların sağlanmasına bağlıdır. Türkiye Yazma Eserler Başkanlığı, yazma eser açısından merkez niteliğindeki Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi esas alındığı için İstanbul'da kurulmuştur.

Büyük çoğunluğu Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait olan yazma eserler tarih, sanat, edebiyat, din, uygulamalı bilimler ve diğer pek çok alanda kaleme alınmış taşınır kültür varlıklarıdır. Bu eserlerin korunması  ve  gün yüzüne  çıkarılması  kültürümüzün dünyaya tanıtılması, gelecek kuşaklara aktarılması ve bilimsel çalışmalara kaynak teşkil etmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Yazma eserlerin bu özellikleri ve taşıdıkları değer, nitelikli personel istihdamını, farklı kütüphanecilik işlemlerine tabi tutulmalarını ve özellikle hizmete sunmada farklı yöntemlerin kullanılmasını gerektirmektedir.

Eserlerin orijinal hâliyle gelecek kuşaklara ulaştırılması için gerekli fiziki ortam ve güvenlik şartlarının sağlanması, konservasyon ve restorasyonlarının yapılması, bilimsel çalışmalara kaynak oluşturulabilmesi, kültürümüzün tanıtılması, yaygınlaştırılması adına gün yüzüne çıkarılmaları için gerekli kütüphanecilik işlemleriyle birlikte çeviri, sadeleştirme ve tahkik çalışmalarının da yapılması gerekmektedir.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğüne bağlı 28 kütüphanede 166,210 cilt yazma eser bulunmaktadır. Bu kütüphanelerden 14'ü yazma eser kütüphanesi olup 14'ü de halk kütüphanesidir.

Yazma eserler 106,174 adet eserle başta Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi olmak üzere büyük oranda İstanbul'daki kütüphanelerde yer almaktadır. Osmanlı padişahları ve diğer saray erkânı için meydana getirilmiş eserler, paha biçilmez minyatür, ebru ve tezhip sanatlarını içermektedir. Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi Koleksiyonu kendisine bağlı 5 yazma eser kütüphanesi ile birlikte 90 bin cilt el yazma eser ve bir o kadar da nadir basma eserden oluşmaktadır.

Koleksiyonu ve yerine getirdiği görevleri nedeniyle ülkemizde ve dünyada haklı bir üne sahip olan Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi eserlerin kataloglanması, sınıflandırılması, korunması, restorasyonları gibi görevleri yerine getirirken bu alanda bir okul hâline gelmiş olup kamu kurumlarından ve yurt dışından gelen teknik bilgi ile teorik ve pratik eğitim programları taleplerini de karşılamaya çalışmaktadır.

Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı uygulamada kolaylık sağlanması, yazma eserlerle ilgili hizmetin ülke geneline yaygınlaştırılması ve bürokrasinin azaltılması amacıyla Marmara Bölgesi’ndeki kütüphaneleri merkeze bağlı olarak teşkilatlandırmış, Anadolu'daki yazma eser kütüphanelerini ise kurulacak olan Ankara ve Konya bölge müdürlüklerine bağlı birimler olarak kendi yönetimi altında birleştirmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken Kültür Bakanlığı Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı bütçesinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyor, AK PARTİ Grubu ve şahsım adına hepinizi saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Zorlu.

Sayın milletvekilleri, grupları adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, şahsı adına, lehinde olmak üzere Sayın Ebu Bekir Gizligider, Nevşehir Milletvekili.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Nevşehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gençlik ve Spor Bakanlığı bütçesi içerisinde yer alan Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü 2012 mali yılı bütçesi üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından 2002 yılında 77 il ve 59 ilçede, sadece 193 yurtta, 188 bin öğrenciye hizmet verilirken 2011 yılı itibarıyla 81 il ve 127 ilçede, 304 yurtta, 267.080 yatak kapasitesiyle hizmet verilmektedir.

AK PARTİ’yle birlikte koğuş sisteminden karyola sistemine geçilmesine rağmen, dokuz yılda yatak kapasitesini yüzde 42 artırmış bulunuyoruz. Yapılan yeniliklerle geçmişteki uygulamalara son verilmiş, koğuş sistemi yurtlar terk edilerek duşlarda hamam sistemi tamamen ortadan kaldırılmıştır. Hükûmetimiz öncesinde inşa edilen yurt binalarında da değişikliğe gidilerek en kalabalık öğrenci odaları 4 ila 6 öğrencinin barınabileceği hâle getirilmiştir. Hâlihazır yurtlarımızdaki öğrencilerimizin yüzde 60’ı kız, yüzde 40’ı erkek öğrencilerden oluşmaktadır. 2012 yılı Mart ayı sonuna kadar açılacak olan öğrenci yurtlarıyla birlikte kapasitenin 300 bini geçmesi hedeflenmektedir.

1 Ocak 2006 tarihinden itibaren Hükûmetimiz öğrencilerimize ilk defa sabah kahvaltısı uygulamasını başlatmıştır. Öğrencilerimize kahvaltı için 1 lira 75 kuruş, akşam yemeği için 3 lira 25 kuruş yardım yapılmaktadır. Beslenme yardımı yüzde 900’lük bir artışla 5 liraya yükseltilmiştir.

2004 yılından itibaren Kredi ve Yurtlar Kurumuna müracaat eden başarılı ve ihtiyaç sahibi öğrencilere burs, talep eden tüm -tekrarlıyorum- tüm öğrencilere de öğrenim kredisi ve katkı kredisi verilmektedir. Oysa benim öğrenciliğimde yani 1997 ila 2001 yıllarında burs kazanan öğrenci sanki cennetle müjdelenmiş gibiydi.

2002 yılında öğrencilere ödenen aylık kredi miktarı 45 lirayken 2011 yılında bu rakam yüzde 433 oranında artırılarak 240 liraya yükseltilmiştir. Ayrıca bizden önce başarısızlığı nedeniyle bursu kesilen öğrencilerimizi göz ardı etmeden, öğrenimine devam edebilsin diye öğrenim kredisi vererek destekte bulunuyoruz. 2002 yılında 451.550 öğrenciye öğrenim kredisi verilirken 2011 yılında burs ve öğrenim kredisi alan öğrenci sayısı 1 milyon 24 bin 991’e ulaşmıştır.

6 Mart 2004 tarih ve 5102 sayılı Kanun’la öğrenci bursları haczedilmekten kurtarılmıştır. Yine, 10/12/2010 tarih ve 6082 sayılı Kanun’la öğrencinin öğrenim ve katkı kredisi borçlarına dönük geri ödeme süresi 2 katına çıkarılmıştır. Yine, en son 6111 sayılı Kanun’la kredi borçları ertelenmiş, 5917 sayılı Kanun’la takipteki kredi borçlarının yeniden yapılandırılması, uzun vadeye yayılması ve bu vesileyle öğrencilerimizle devletin barıştırılması sağlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesindeki Kredi ve Yurtlar Kurumunun 2011 yılı yatırım programında 192 adet 111.230 kapasiteli toplamda yurt projesi yer almaktadır. Aslında burada devam eden ve bitmiş projelerin dökümü var ancak sizleri sayılarla sıkmak istemiyorum.

Bu vesileyle seçim bölgem Nevşehir ilimizde yapılan hizmetlerden de çok kısa bahsedeceğim. Nevşehir ilimiz, 2002 yılına kadar sadece 150 kapasiteli erkek öğrenci yurduna sahipken bugün 726 öğrenci kapasiteli kız yurdu eklenerek toplamda 876 sayısına ulaşmıştır.

Yine, devam eden 500 öğrenci kapasiteli bir yurt inşaatımız ve ikinci 500 öğrenci kapasiteli yurt inşaatımız ise Sayın Bakanımızın ve Sayın Genel Müdürümüzün takdirleriyle 750’ye yükseltilmiştir.

Burada, Nevşehir adına, Sayın Bakanımıza, emeği geçen bürokratlara ve Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürü şahsında tüm Kurum çalışanlarına teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir tarafta öğrencilere hizmetlerini saymakla bitiremediğimiz İktidarımız, bir tarafta ise muhalefet etme alışkanlığını öğrencilere de devam ettirerek belediyelerin verdiği bursları içgüdüsel bir refleksle Anayasa Mahkemesine iptal ettiren bir muhalefet.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gizligider, süreniz bitti.

Sayın milletvekilleri şimdi sıra Hükûmette.

Gençlik ve Spor Bakanımız Sayın Suat Kılıç.

Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; Gençlik ve Spor Bakanlığı 2012 mali yılı bütçe sunumunu gerçekleştirmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle çok değerli heyetinizi en kalbî saygılarımla sevgilerimle selamlıyorum.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, gerçekten saatlerdir devam eden müzakerelere tanıklık ediyoruz. Çok önemli katkı sağlayan milletvekillerimiz oldu. Gerek iktidar gerekse muhalefet partilerinden görüşmelere katkı sağlayan milletvekili arkadaşlarımın tamamına teşekkür ediyorum. Zira bu bütçe, Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak 638 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle kurulduktan sonra Bakanlığımızın ilk kendine özgü bütçesi. Daha önce devlet bakanlığına bağlı kurumlar hâlinde bütçelerin sunumu gerçekleştirilirken, ilk defa olarak Gençlik ve Spor Bakanlığı bütçesi Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna getirilmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla, bu bütçenin öncesinde, bütçenin hazırlanma safahatı sırasında gerek Kalkınma Bakanlığında gerekse Maliye Bakanlığında bütçemize mali olanakların kaydırılması noktasında emek ve katkı sağlayan başta ilgili Bakan arkadaşlarım olmak üzere tüm bürokratlarıma ben de sizler adına ve sizlerin  temsilcisi olduğunuz çok değerli Türk milleti adına teşekkürlerimi sözlerimin en başında ifade ediyorum. Çünkü Gençlik ve Spor Bakanlığının bu sene ortaya koyacağı bütçe performansı, yatırım performansı, yatırım programındaki inşaat süreçlerinin tamamlanmasına yönelik performansımız, aynı zamanda takip eden yılın bütçe rakamlarına, performansına, yatırım rakamlarına da aynı şekilde sirayet edecektir. Bu nedenle burada konuşan milletvekili arkadaşlarımızın da çok önemli ve değerli katkıları oldu, onlara da emeği geçen diğer kamu görevlisi arkadaşlarıma da tekraren teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bir kıyaslama ortaya koymak durumundayım. Bundan dolayı bizden önceki koalisyon Hükûmetinin ortakları kesinlikle bir alınganlık göstermesinler çünkü elbette ki Türkiye’de artan bir millî gelir potansiyeli var, Türkiye'nin artan dış ticareti var, Türkiye'nin toplam millî gelirinde ciddi yükselmeler var, Türkiye borçlarını önemli ölçüde kapatan bir ülke görünümünde. 2002’den değil 2001 yılından örnek vereceğim. 2001 yılında Spor Genel Müdürlüğünün toplam yatırım başlangıç ödeneği 25,3 milyon TL, eski rakamla 25,3 trilyon, yıllara sari olarak önemli artışlar gösterdi. En son 2010 yılında 196 trilyon eski rakamla, 196 milyon TL, 2011 yılında 201 milyon TL başlangıç ödeneğiyle Spor Genel Müdürlüğü yatırım performansını Türkiye’de hayata geçirmeye gayret gösterdi. 2012 yılı yani şu an görüşmekte olduğumuz yatırım bütçesinin ilk başlangıç ödeneğinde yüzde 70’lik bir artış sağlamaya muvaffak olduk, bundan dolayı idi baştaki teşekkürüm. 2001 yılı başlangıç ödeneği 201 milyon TL iken 2012 yılına ilk başlangıç ödeneği noktasında 332 milyon TL, eski rakamla 332 trilyon Türk lirasıyla bir başlangıç yapma imkânını buluyoruz.

Değerli milletvekilleri, gerek benden önceki Bakan Sayın Faruk Nafiz Özak, gerekse dokuz yıllık süreç içerisinde AK PARTİ adına gençlik ve spordan sorumlu Devlet Bakanlığı görevini deruhte eden sayın bakanlarımız döneminde başlanmış olan ve hâlihazır inşaatına devam etmekte olduğumuz proje stokumuz 154’ten ibarettir. 154 tane şu an Türkiye'nin muhtelif yerlerinde yapımına devam eden projelerimiz var.

Bütün bunlara ilaveten, artan rakamlar paralelinde 2012 yılı yatırım bütçesine dâhil ettiğimiz projelerin toplam adedi 130 olarak şekillenmiştir. Bunlardan 24 tanesi spor salonu, 14 tanesi yüzme havuzu, 14 tanesi atletizm pisti ve tribünleri, 4 tanesi Türkiye'nin muhtelif bölgelerinde kayak merkezleri, 68 tanesi de özellikle bu yıldan itibaren ciddi bir ivmelendirme kazandırmayı hedeflediğimiz gençlik ve kültür merkezleri. Bütün bunların proje yekûnu 130 adet. Bunların bir kısmı proje aşamasında yeni yatırım programı olmasından dolayı, önemli bir kısmına yönelik arsa ve yer temini çalışmalarına hızlı bir şekilde devam ediyoruz.

2012 yılı yatırım programıyla birlikte hedefimiz, AK PARTİ Hükûmeti olarak, 2011 yılında başlanmış olanları da dâhil etmek suretiyle, 2011, 2012, 2013 ve 2014 yılının sonuna kadar, Türkiye genelinde kapalı yüzme havuzu olmayan bir tek il bırakmamaktır.

Bu çerçevede yeni yüzme havuzu yapılacak illeri sizlerle isimler bağlamında paylaşmak istiyorum: Aksaray, Aydın, Bayburt, Bingöl, Erzincan, Gümüşhane, Hakkâri, Karabük, Kars, Samsun, Mardin, Mersin, Niğde, Ordu, Osmaniye, Rize, Van, Malatya.

Bunların bir kısmı kaba inşaat aşamasında yapımına devam edilen projeler, bir kısmı tamamen 2012 yılı yatırım programıyla birlikte başlayacağımız projeler. Buraya Gaziantep’i de şimdi ilave ediyoruz, özel idarenin valilik himayesinde başlamış olduğu bir proje orada mevzubahis, onu da inşallah Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak devralıp bizler tamamlayacağız.

Çok değerli milletvekilleri, yatırım programına teklif edilen, yatırım programında yer alan hususları sizlerle iller bazında paylaşmıyorum, çünkü biliyorsunuz bütçe görüşmelerinde vakit nakittir, zaman bir hayli çabuk geçiyor, kürsüdekiler de geçen zamanı çok kolay fark edemeyebiliyor.

Gençlik merkezlerinin yapılacağı illeri sizlerle tek tek paylaşmıyorum. Spor salonlarını, aynı şekilde sizlerle tek tek paylaşmıyorum.

Ancak burada, bir Mersin vurgusu yapma gereği var. Mersin’de, bildiğiniz gibi, Akdeniz Oyunları’nı gerçekleştireceğiz. Bu sene Temmuz ayında Trabzon’da 11’inci Avrupa Gençlik Olimpik Oyunları’nı gerçekleştirdik ve bu oyunlar sayesinde, aynı zamanda, Trabzon ilimiz büyük ölçüde spor altyapısını tamamlayan iller arasında yerine aldı.

Yine 2011 yılının Şubat ayında Erzurum’da Universiade Kış Oyunları’nı gerçekleştirdik. Erzurum ilimiz de doğuda spor altyapısını tamamen tamamlayan, eksikliklerini büyük ölçüde gideren illerimiz arasında yerini aldı.

Şimdi, Akdeniz’de, Mersin’de yeni bir vizyonla hareket ediyoruz. Birkaç konuyu burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Mersin’e bir yeni stadyum kazandırıyoruz. Bunun ihalesi yapıldı. Mersin’e 6 bin kişilik bir yeni spor salonu kazandıracağız. 1 adet yüzme havuzu, 1 atış poligonu, 2 adet kapalı küçük ölçekli spor salonu, 1 adet atletizm pisti ve atletizm salonunu yine Mersin’e kazandırıyoruz. Toplam 12 parça yeni eser, 40 civarında da eski eserin onarımı yoluyla Mersin ilimizde de spor yatırımları tamamen günün gereklerine paralel bir şekilde tamamlanmış olacak.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Antalya Stadyumu ne oldu?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Antalya’ya da geleceğim. Orada biraz sabır göstermenizi bekliyorum.

Çok değerli milletvekilleri, şu anda Türkiye genelinde…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Tarsus dâhil mi Sayın Bakan, Tarsus?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Tarsus ilçemize bir stadyum var. O stadyumu Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak restorasyon kapsamına alıyoruz. Burada tahminî bir maliyetten size söz edebilirim. Mersin İdmanyurdu’nun Bank Asya’dan Süper Lig’e çıkması nedeniyle Mersin Stadyumu’nu restore etme maliyeti 7,5 trilyona ulaştı; 7,5 milyon TL. Tahminen, Tarsus ilçemizdeki stadyumun restorasyonu ve yeniden yapılandırılması da yaklaşık 6-7 milyon TL’ye mal olacaktır.

Değerli milletvekilleri, yine iller ve ilçeler bazında rakamların detayına girmiyorum. Türkiye genelinde şu an 176 ayrı yerleşim yerinde sentetik çim yüzeyli futbol sahalarının yapımını planlamış bulunuyoruz. Bunları yalnız bir rakamdan ayırt ederek ifade ediyorum, hâlen ihalesi yapılan, ödeneği konulan ya da ihale aşamasında olan veyahut yer teminine çalışılan ayrıca 121 tane sentetik çim yüzeyli futbol sahasının yapım ve projelendirme safahatı devam etmektedir. Buna ilaveten “175” rakamını sizlerle paylaşıyorum.

Şimdi, iller bazında -milletvekillerimizin en çok beklediği konulardan bir tanesi- hangi illerde stadyum yapılacak? Bunların yapım süreci ve safahatı ne olacak?

Değerli milletvekilleri, hemen, peşinen, en son söylenmesi gereken cümleyi belki en başta ifade edeyim: Sayın Başbakanımızın 12 Haziran 2011 seçimleri öncesinde açılışlar sürecinde, temel atmalar sürecinde gittiği illerdeki tespitleri paralelinde stadyum yapılacağına yönelik söz verdiği bütün illerimize stadyum projeleri şu an devam ettirilmektedir.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sivas’a 5 defa söz verdi, 5 defa!

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Afyon’la, Afyon’la başlıyorum. Afyon ilimizde stadyumun temelini attık. Şu an Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Afyon’da stadyumun inşaatını devam ettiriyor.

Protokolü imzalanan diğer iller, hemen ifade ediyorum: Batman; protokolünü TOKİ’yle, Başbakanlık Toplu Konut İdaresi ile imzaladık. Batman’da da yakında ihale yapılacak ve temel atma aşamasına geleceğiz.

Gaziantep’te yer tespitini Gaziantep milletvekillerimiz, belediye başkanımız, Valimizle birlikte yaptık. Gaziantep ilimizde de yeni ve Spor oto Süper Lig’deki bir takımın oynaması için gereken bir stadyumu Gaziantep’e kazandıracağız.

Yine protokolü imzalanan illerimizden bir diğeri Hatay, bunu da burada ifade ediyorum.

İstanbul var listemde ama İstanbul’daki stadyum Türk Telekom Arena Stadyumu. 52 bin 600 oturma kapasiteli stadyumu zaten tamamladık ve hizmet vermeye devam ediyor.

Malatya ilimizin stadyumu biliyorum ki, Malatya’da da çok konuşuldu. Doğrusu, konuşulmasından dolayı da fevkalade memnunum. Malatya’da stadyum ihale sürecine girmiş bulunmaktadır. Çok yakında ihalesi gerçekleştirilecek.

Mersin’i az evvel ifade ettim ama listeden devam ederek, tekraren söylüyorum. Mersin ilimize yapılacak stadyumun ihalesi yine Başbakanlık Toplu Konut İdaresiyle yaptığımız protokol çerçevesinde gerçekleştirildi. Bunu da buradan ifade edeyim.

Sivas ilimiz Malatya’dan hemen sonra stadyumu ihale edilecek olan ilimiz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Bakan, 5 defa söyledi Sayın Başbakan.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Ben ilk defa söylüyorum. Sayın Başbakanımızın sözü yeni yılın ilk ayları itibarıyla tahakkuk edecek. Şu an Sivas… Mersin ihale edildi, Malatya ihale sürecinde, akabinde ihale edilecek olan stadyum Sivas ilimizdeki stadyum olacaktır.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – İnşallah.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Listemde Trabzon var. Trabzon ilindeki -Sayın Özak da çok iyi bilecektir, görevi kendisinden devraldığım Değerli Bakanımız olarak- Trabzon’daki sorun, Hükûmetten kaynaklanan bir sorun kesinlikle değil. Trabzon’da, Akyazı dolgu sahasındaki projenin tamamlanmasını bekliyoruz. Akyazı projesi tamamlanır ve yer teslimine uygun hâle getirilebilirse, Trabzon için de         -protokolü imzalanmış durumda Trabzon’un- Trabzon’da da hemen ilk adımı atacağız.

Protokol hazırlıkları tamamlanan, benim, Maliye Bakanının ve TOKİ Başkanının bir araya gelmesi dışında hiçbir eksiği kalmayan yedi ilimiz var. Onları da sizlerle paylaşıyorum: Adana, Antalya, Diyarbakır, Eskişehir, Kocaeli, Sakarya ve Samsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Samsun’u niye sonunda söyledin Sayın Bakan?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Esas vurguyu üzerinde yoğunlaştırmak için Samsun’u en son okudum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama İzmir’i unuttunuz!

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin geldiği yer noktasında, iktidarıyla muhalefetiyle, polemiğe girmeye hiç gerek yok, emin olun, Gençlik ve Spor Bakanı olarak 2012 yılında 16 ayrı stadyum projesine başlayacağımızı bu kadar rahat bir şekilde ifade edebiliyorsam, siz şuna inanın, bu stadyumların ihale sonrası yaklaşık maliyeti en az 1,2 veya 1,3 katrilyon TL civarında olacaktır, 1,2 veya 1,3 katrilyon.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Olsun, alırsınız, borç alırsınız, borç!

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Bir Yunanistan’ın emekli maaşlarını ödeyemediği, bir İtalya’da Hükûmetin ekonomiyi yönetemediğinden dolayı istifa ettiği bir küresel ekonomik kriz döneminde 16 tane stadyumun ihalesini bir takvim yılı içerisinde yapabilecek kadar sağlam bir ülkenin yurttaşları, bu kadar dik duran bir milletin vekilleri olduğumuz için kendimizle gurur duymalıyız, iftihar etmeliyiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - O borçları çocuklarımız ödeyecek.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu eserler bizim, buna inanın, bu eserler bizim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğru, doğru ama çocuklarımıza borç bırakmayalım.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Bu işleri yaparkenki kaynağı hiçbirimiz babamızın evinden getirmedik.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Torunlarımıza borç bırakmayalım. Bizim, doğru…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Çok çalıştık, bu toprakların kaynağını, bu toprakların kaynağını paraya dönüştürdük, imkâna dönüştürdük, fırsata dönüştürdük.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bütün eserleri sattınız, o da doğru!

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) –  Bu projeleri yapabilecek bir dirayeti, istikrarı ortaya koyabildik, bundan dolayı kendimizle, “kendimizle” derken kendimi ya da AK PARTİ Hükûmetini kastetmiyorum sadece, Türk milleti olarak topyekûn, hepimiz kendimizle ne kadar gurur duysak azdır diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, biraz Spor Toto’dan size söz edecektim ama zaman dediğim gibi hızla akıp gidiyor. Kredi Yurtlar Kurumundan biraz sizlere söz etmek istiyorum.

Çok saygıdeğer milletvekilleri…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Spor Toto, Spor Toto… Sayın Bakan, Spor Toto… Kulüplerin hakkını ver. Kulüplerin hakkını ver Sayın Bakan.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Çok saygıdeğer milletvekilleri, madem kulüplerin hakkında o kadar ısrarcısınız Mevlüt Bey, hemen ifade edeyim.

Spor Toto Teşkilat Başkanlığı üzerinden Bakanlığımıza bağlı futbola aktardığımız kaynak 1 katrilyon 17 trilyon Türk lirası.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kaç para aldın İddaa’dan? İddaa’dan kaç para aldın Sayın Bakan?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Futbola 1 katrilyon 17 trilyon. Toplam kulüplere -Türkiye Futbol Federasyonu dâhil, Basketbol Federasyonu dâhil- aktardığımız kaynak 1,27 katrilyon.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – 15 trilyon para aldı, 15 trilyon.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Yani 1 katrilyon 270 trilyon Türk lirası. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bununla beraber sadece altmış bir federasyona ve sadece 2011 yılında aktardığımız kaynak 137 trilyon.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Yetmez.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Federasyonlara 2010 yılında aktardığımız kaynak 195 trilyon, Bank Asya kulüplerine, Birinci Lig, İkinci Lig, Üçüncü Lig kulüplerine aynı şekilde Bakanlığımız imkânlarından, Spor Toto üzerinden çok önemli kaynaklar aktarıyoruz, bunu bilmenizi isterim. O paranın kalanı da yatırımlara takviye bütçesi olarak geliyor, rahatsız olmayın.

Çok değerli milletvekilleri, gerçekten iktidarıyla muhalefetiyle gurur duyacağınız, duymamız gereken bir rakamı daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Cumhuriyet Türkiye'si hepimizin ortak değeri, bir milletvekilimiz konuşurken ben oturduğum yerde gerçekten çok üzüldüm “’Atatürk’ diyenlerin ‘Atatürk’ derkenki samimiyetine inanmıyorum.” dedi, “’cumhuriyet’ diyenlerin ‘cumhuriyet’ derkenki samimiyetine inanmıyorum dedi. Sayın milletvekilim, art niyetli olduğunuzu düşünmek istemiyorum, iyi niyetli olunuz, müsterih olunuz. Eğer “Atatürk” diyen, “cumhuriyet” diyen, “hukuk” diyen, “insan hakları ve özgürlükler” diyen benim arkadaşlarım ise benim zerre kadar tereddüdüm yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Muhalefetteki arkadaşlarımın bu konudaki yaklaşımlarından da benim zerre kadar bir tereddüt duymam asla söz konusu değildir. Kullandığımız imkânlar Cumhuriyet Türkiye'sinin imkânlarıdır, bunu böyle bilmeliyiz. Her birimiz geldiğimiz yeri çok iyi bilmeliyiz. Bulunduğumuz yerde, cumhuriyet idaresinin ve demokratik rejimin bize sunduğu imkânlar ve fırsatlar sayesinde bulunuyoruz. Dolayısıyla, herkes bulunduğu yerin kıymetini bilmeli, çok iyi anlamalı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dedelerimizin eserlerini sattınız, torunlarımıza borç bıraktınız.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bizim yakın dönem tarihimizde bir takvim yılı içerisinde 192  adet yurt projesinin aynı takvim yılına tarihlenebildiği başka bir dönem yaşanmış değildir. 2011 yılında yapımına başladığımız, 2012 yılında yeni yatırım programına dâhil edeceğimiz Kredi ve Yurtlar Kurumu bünyesindeki yurtlarımızın adedi 192. Bu 192 yurt üzerinden ortaya çıkaracağımız yeni yatak kapasitesi tam 110 bin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 110 bin yeni yatak kapasitesini, iki yıl gibi bir zaman içerisinde, 192 proje kapsamında ortaya çıkaracağız. Bu çok önemli bir rakam. Bu rakamı hafife alamazsınız, bu rakamı çok önemsemelisiniz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Özak’a teşekkür ederiz.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Burada sabrınıza, tahammülünüze sığınıp sizlerle bu rakamları paylaşacağım. Yeni 192 yurt projesi:

Adana bin, Adana-Kozan 500, Adıyaman-Besni 300, Afyon-Bolvadin 500, Afyon-Sultandağı 300, Amasya 500, Ardahan 750, Aydın-Nazilli 500, Balıkesir-Ayvalık 300, Balıkesir-Bandırma 500, Bursa-Karacabey 300, Denizli bin, Denizli-Honaz 300, Düzce 500; Edirne-Havsa, Edirne-İpsala 300’er; Erzincan 500, Eskişehir 1.500, Giresun bin, Hatay bin, Hatay-Antakya bin, Hatay-Dörtyol 500, Hatay-Kırıkhan 400, Hatay-Reyhanlı 400, Hakkâri 500, Isparta bin, Isparta-Keçiborlu 400, Isparta-Uluborlu 400, İstanbul bin, İzmir-Bergama 500, Karabük-Safranbolu 400, Kars-Sarıkamış 300, Kayseri-Pınarbaşı 250, Bünyan 250, Kırıkkale 750, Kırklareli-Babaeski 300, Kırşehir-Mucur 300, Kocaeli bin, Kocaeli-Derbent 300, Kocaeli-Gölcük 300, Konya-Akören 300, Konya-Kulu 300, Mersin-Anamur 300, Mersin-Erdemli 400, Nevşehir 500, Niğde-Ulukışla 300, Ordu-Perşembe 400, Osmaniye-Kadirli 300, Rize-Ardeşen 250, Pazar 250, Güneysu 300, Rize-Çayeli 500, Sakarya-Akyazı 400, Sakarya-Karasu 300, Sakarya-Pamukova 350, Sapanca 500, Samsun 2.000, Sivas 500, Şanlıurfa-Birecik 300, Şırnak 500, Tekirdağ 750, Trabzon-Akçaabat 650, Tokat-Erbaa, Tokat-Zile 300’er, Trabzon-Vakfıkebir 400, Zonguldak-Ereğli 300 ve devam ediyorum bu rakamları sizlerle paylaşmaya çok değerli milletvekilleri.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Samsun 2 bin dediniz değil mi Sayın Bakanım?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Samsun’daki rakamı toplayarak söyledim ilçelere bölmeden, ondan dolayı ama dikkatinizi çekebildiğim için minnettarım, teşekkür ediyorum.

Antalya 1.500, Çankırı bin, İstanbul 500, Manisa-Gördes 300, Ordu-Ünye 500, Trabzon-Sürmene 300, Kahramanmaraş-Göksun 300, Malatya-Arapkir 300, Burdur-Gölhisar 500, Kütahya-Gediz 500, Mardin 750, Tekirdağ 500, Antalya 300, Tunceli 500, Çanakkale 300, Mersin 3.500 Akdeniz Oyunları Olimpiyat Köyü kapsamında.

Devam ediyorum değerli milletvekilleri. Van 750, Manisa 500, Gümüşhane 750, Zonguldak ve Aydın 500’er…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Kocaeli’nde 60 bin öğrenci var, 5 bin yurt kapasitesi var.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Niğde 500, İzmir bin, Erciş 600, Afyon 300, İstanbul 500, Bayburt 750. Daha bitmedi, Allah bereket versin daha ne diyeyim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Devamı gelecek, daha devamı var.

Burada az evvel üzüldüğüm bir konuşma oldu. Bir arkadaşımız, belki sehven, “Kürdistan bölgesi yatırımlardan mahrum bırakılıyor” dedi; üzüntüyle izledim.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin yedi tane coğrafi bölgesi vardır; Akdeniz, Karadeniz, Marmara, Ege, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi. Türkiye’de “Kürdistan” diye bir bölge yoktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ama Kürt kardeşlerimizi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Türk kardeşlerimizi, Arap kardeşlerimizi tek vatan, tek devlet, tek bayrak, tek millet…

Sayın Başkanım bitiriyorum.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, hepimizin coğrafyamızın her parçasında birlikte hayat sürdüğümüz bir ülkemiz var. Bu ülkeyle gurur duymamız lazım. Bu ülkede yeni bölgeler inşa etmenin, ihdas etmenin hiç kimseye sağlayacağı en ufak bir katkı, en ufak bir rütbe, en ufak bir paye söz konusu değildir. Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Arnavut’uyla etle tırnak olmuş bir tek milletiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunu tartışmanın, tartışmanın artık bir gereği yoktur ama eğer illa belgeyle, bilgiyle konuşmamız isteniyorsa, değerli milletvekilleri…

NURSEL AYDOĞAN (Diyarbakır) – Sayın Bakan, mahkemeler bile, yargıçlar bile kabul etti “Kürdistan” diye bir coğrafya olduğunu.

BAŞKAN – Sayın Milletvekili…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – …zaman olsa emin olun,  saymakla bitiremeyeceğim.

Diyarbakır Spor Salonu, 5 bin oturma kapasiteli; Diyarbakır Bismil Spor Salonu; Diyarbakır Çınar; Batman Beşirli Spor Salonu; Bitlis Adilcevaz, Bitlis Güroymak spor salonları;  Bingöl Spor Salonu, Bingöl Kayak Merkezi; Adıyaman Spor Salonu, Adıyaman Gençlik Merkezi; Kâhta Gençlik Merkezi; Gerger Spor Salonu; Ağrı Tutak Spor Salonu; Muş Gençlik Merkezi; Muş Atletizm Stadyumu, Muş Bulanık Spor Salonu; Şanlıurfa Spor Salonu, Şanlıurfa Gençlik Merkezi; Siverek Gençlik Merkezi; Van… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, on yılda bunlar marifet değil ya!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, verin, beş dakika daha verin, dinleyelim, bilelim nerede ne oluyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bakan, çok teşekkür ediyoruz verdiğiniz bilgiler için. Seksen yılda yapılmayanları dokuz yılda yapmışız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, konuşsun Sayın Bakan.

BAŞKAN – Sağ olun efendim, çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, konuşsun, daha var. Kırk dakika değil mi efendim?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyor, bütçemizin hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Hükûmet adına konuşuyor.

BAŞKAN – Efendim, müsaade edin, lütfen, tamam.

OKTAY VURAL (İzmir) - Ama Hükûmet adına konuşuyor efendim.

BAŞKAN – Evet, Hükûmet adına konuştu, öbür Bakandan keseceğiz, merak etmeyin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ertuğrul Bey verir süresinden. Veriyor efendim, veriyor. Ertuğrul Bey veriyor, konuşsun Suat Bey.

BAŞKAN – Müsaade edin.

Çok teşekkür ederim Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim… Allah, Allah!

BAŞKAN – Teşekkür ederiz efendim, sağ olun.

Müsaade edin, ben yöneteyim Sayın Başkan.

Evet, Sayın Günay, buyurun efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, siz taksimatı yapmayın, Hükûmet yapar kendisi.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bir dakika, bir dakika.

BAŞKAN – Böyle bir usul yok ama müsaade edin Bakan konuşsun, soruya sonra gelin.

Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Sayın Başkan, Sayın Bakan konuşması esnasında sataşmıştır.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sataşma yok.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Özkoç, 69’uncu maddeye göre sataşma nedeniyle söz istiyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, neyle sataştı, isim vermedi, bir şey söylemedi.

BAŞKAN – Kim sataştı efendim?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Özkoç’un söylediği sözleri Sayın Başkan bir başka anlama çevirmek suretiyle…

BAŞKAN – Affedersiniz, tutanakları getirelim, kim sataştıysa ona göre söz verelim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ne diye sataştı, kimi söyledi? Hiç isim zikretmedi, niye alınganlık gösteriyor?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, Sayın Bakan, Sayın Özkoç’un sözlerini bir başka anlama gelecek şekilde değerlendirdi.

BAŞKAN – İsim vermedi, kusura bakmayın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, isim falan vermedi.

OKTAY VURAL (İzmir) – İsim vermedi ama kimi konuştuğu biliyoruz biz efendim. İsmini versin o zaman.

BAŞKAN – Getirtelim, ben de bakayım, ben de bilmiyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, kimin konuştuğunu biliyoruz.

Sayın Başkan, lütfen, İç Tüzük gayet açık efendim.

BAŞKAN – Efendim, tutanakları getirelim, ben isim zikrini hatırlamıyorum.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Bir şey demedim ki.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, isim falan vermedi.

BAŞKAN – Sayın Bakan da öyle diyor. Varsa, vereyim söz.

OKTAY VURAL (İzmir) – İsim vermedi ama kimin konuştuğunu biliyoruz biz efendim. İsmini versin o zaman.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, kimin konuştuğunu biliyoruz.

BAŞKAN – Getirtelim efendim, sataşma varsa vereceğim. Ben duymadım, isim zikretmedi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir saniye…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama neye sataştığını söylesin.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, tutanakları mı alıyorsunuz efendim?

BAŞKAN – Beyefendi, müsaade eder misiniz birimiz konuşsak.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, hayır, konuşmanız sona ermedi. Ben en son ne söylediğinizi anlayamadım. Tutanakları mı getirtiyorsunuz efendim?

BAŞKAN – Evet efendim, getirtip bakalım; varsa, vereceğiz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Peki efendim.

BAŞKAN – Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on sekiz dakikaya indi efendim.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bugünün son bütçe görüşmesinde ben de hepinizi sevgiyle saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Bizim Bakanlığımızın bütçesi üzerinde, iktidardan ve muhalefetten 10 arkadaşım söz almış benim notlarıma göre, çok teşekkür ederim hepsine. Birkaç sınırlı örneğin ya da cümlenin dışında, arkadaşlarımız herhangi bir polemikle ya da hamasetle zamanı ziyan etmemeye özen gösterdiler. Şahsen ben ve arkadaşlarım, Bakanlıktan arkadaşlarım, konuşmacı arkadaşlarımızı dinlerken yararlandık, notlar aldık, eksiklerimizi de görmeye çalıştık.

Değerli arkadaşlarım, önce hepinize çok teşekkür ederim. İktidar ve muhalefet, çalıştığımız alanın önemli olduğuna işaret etti ve bütçemizin de yetersiz olduğuna işaret etti. Bunun biz de farkındayız ama -galiba bir arkadaşım işaret etti- geçmiş yıllardan beri, ne yazık ki, çalıştığımız önemli alanın önemine uygun bir bütçe ayrımını Türkiye yaşamadı.

Ben göreve başladığımda, 2008 bütçesi, 2007 sonunda 800 küsur milyon idi bütçemiz, bu yıl 1.700’lere çıktı. Bu, aslında kendi içinde baktığınız zaman önemli bir artış ama bütçenin ana büyüklüğü içinde oranımız binde 38’den binde 50’ye gelebildi. Elbette, Türkiye’nin imkânları arttıkça biz de bu bütçeyi arttıracağız.

Bunun yanı sıra, 2005 yılında çıkmış bulunan emlak vergisine yüzde 10 ilaveler de bizim, kültür varlıklarının iyileşmesi için kullandığımız bir kaynaktır ve son yıllarda hızla artan kendi döner sermaye imkânlarımızda yine bizim çalışma alanımızı oldukça rahatlatmaktadır.

Şunu herkes bilsin ki milletin hakkı olan, kamunun bir tek kuruşunu amacın dışında kullanmamaya, her kuruşun milletin yararı için kullanılmasına bütün gücümüzle özen göstermeye çalışıyoruz. O yüzden de son yıllarda hem turizm alanında hem de kültür alanında performansımız yüzümüzü ağartacak düzeye gelmiştir. Bunu arkadaşlarımız, muhalefet mensubu arkadaşlarımız da belli ölçülerde ifade ettiler çünkü açıkça bu yükseliş, hem turizmdeki hem kültürdeki yükseliş gözüküyor.

İki alanda çalışıyoruz, bunlardan birisi araçsal. Turizm araçsal bir alan ama kültür bence, bizim “kültür” deyince algıladığımızdan daha geniş bir alan. “Kültür” deyince, daha çok biz kitap, edebiyat, şiir, güzel sanatlar, bunları algılıyoruz ama hayatın bütünü aslında kültür. O yüzden kültür, toplam yaşam kalitemizin ne olduğuyla ilgili ve kültür alanında çalışmalar da toplam yaşam kalitemizi yükseltmekle ilgili. Turizm de bunların araçlarından birisi. Bizim ülkemizi dünyadan insanlar gelsinler, görsünler; evet, bundan gelir edelim ama bizim insanımız da dünyanın başka yerlerini görebilsin, ülkemizin güzelliklerini görebilsin, farkına varabilsin ve bütünüyle yaşam kalitesi, bizden sonra gelenlerin yaşam kalitesi, bizim ülkemizin genç kuşaklarının yaşam kalitesi her alanda, sadece edebiyatta, şiirde, güzel sanatlarda değil, demokraside, insan haklarında, birbirimizle ilişki alanlarının hepsinde bizim yaşadıklarımızdan daha iyi olsun, Türkiye iyi bir yere, iyi bir yöne gidebilsin. Böyle bir alanda çalışıyoruz.

Turizmde biz 13 milyonlarla -2003 rakamları ortada, bunlar resmî rakamlar, sizlere küçük bir kitapçık dağıttım- almışız Türkiye’yi. Geçen yıl 28,6’ydı ki 2008, 2009, 2010’da dünya krizi artıyor ve dünya 2009’da geriye gitti, buna rağmen Türkiye artışını sürdürdü. Bu yıl 30 milyonun üzerinde bir rakamı göreceğiz. Bu, Türkiye için şimdiye kadar yaşanmamış bir rekor.

Gelirimiz de -TÜİK hesapları son yıllarda bir miktar revize ediliyor- buraya yansıyan, bu resmî rakamlara yansıyanların daha üzerinde bir yerde. Turizm alanında çalışan herkes kabul ediyor ki bu yansıyan resmî rakamlarda kuyumcu alışverişleri, halıcı alışverişleri buraya intikal etmediği için Türkiye turizmden daha yüksek bir gelir elde ediyor ama biz istiyoruz ki daha da fazlasını elde etsin. 30 milyon insan gelirken gelirimiz gelen sayısından çok daha yukarılara çıksın. Onun için ne yapıyoruz? Geçmiş yıllardaki kolaycılıktan bir ölçüde daha kendimizi başka alanlarda çalışmaya zorluyoruz. Sıcak iklim ülkesi olmanın bize getirdiği imkânların ötesinde, kış sporları imkânlarımızı, kongre turizmi imkânlarımızı, termal turizmi imkânlarımızı, yayla turizmi imkânlarımızı, arkeoloji imkânlarımızı, tarih, yemek, geleneksel sanatlar imkânlarımızı da turizmin sunumu içine katmaya çalışıyoruz.

Türkiye’nin bütün varlığına -Türkiye’nin bütün tarihsel ve toplam yaşam kalitesi çerçevesinde söz ediyorum- bütün kültür varlığına ayrımsız sahip çıkmaya çalışıyoruz. Biz, dünyada uygarlıkların beşiği olmuş olan bir alanda yaşıyoruz gerçekten. “Beşikler vermişim Nuh’a, salıncaklar, hamaklar. Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır, Anadolu’yum ben tanıyor musun?” diyor şair. “Hava Ana’n dünkü çocuk sayılır, Anadolu’yum ben tanıyor musun?” Dünyada böyle bir toprak yok, dünyada bu kadar engin, bu kadar zengin, bu kadar derin bir toprak yok ve bu toprağın zenginlikleri arasında bizim ayrım yapma hakkımız yok. Onun için, hangi dönemden, hangi çağdan, hangi uygarlıktan, hangi kültürden, hangi etnik kökenden, hangi inançtan kalmış olursa olsun Anadolu’da bir tek çiçeği, bir tek rengi soldurmamaya çalışıyoruz. Bu yeni bir bakış açısı. Burada bizim zihin altı ipoteklerimiz var. Biz geçen yıl bir kitap bastık Anadolu’nun yaygın yerli dillerinden birisiyle. Benim Bakanlığımda o kitabın basılamayacağına ilişkin şu kadar, kocaman bir dosya var. Biz engelleri aşarak geliyoruz. Yani birbirimizi anlamaya çalışalım burada. Biraz önceki tartışmaya dönmek istemiyorum, birimizin söylediği sözden yargılamaya, niyet okumaya çalışmayalım. Türkiye darboğazlardan geldi. Türkiye 27 Mayıslardan, 12 Martlardan, 12 Eylüllerden, 28 Şubatlardan geldi.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - AKP diktasına geldi.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - Bunlardan geldi ve şimdi bütün bu zihin altı tortularımızı bir tarafa bırakarak kardeşçe, barış içinde, bir arada yaşayan, gönüllü yurttaşlık temelinde birbirini seven, sayan, birbirinin hakkına, hukukuna, zenginliğine, derinliğine, inancına, felsefesine saygı duyan bir yurttaşlık anlayışı nasıl yaratabiliriz, nasıl oluşturabiliriz?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yok işte, yok, olsa Sayın Bakan, yok…

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - Kültürün çalıştığı alanlardan bir tanesi bu. Bunu yapmaya çalışıyoruz. O yüzden, hiç ayrım yapmıyoruz Anadolu toprağında.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Çok ayrım yapılıyor Sayın Bakan, çok ayrım yapılıyor.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - Bir pagan tapınağı mıdır, bir Hristiyan eseri midir, bir Musevi eseri midir? Selçukludan, Osmanlıdan, İslam’ın bir anıtından mı geliyor? Mademki bu topraklarda var “hepsi bizim” anlayışıyla bakıyoruz. Ama bu konuda bir ön yargı var. Onun için, birkaç küçük örnek vermek istiyorum. Genellikle, tabii, önemli arkeoloji çalışmaları yapıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bizans medeniyetini ihya mı ediyorsunuz?

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – 50’lerden almışız arkeoloji kazıları biz, 2003’lerde, şu anda 120 kadar Türk kazısı yapıyoruz, 40’dan fazla yabancı kazı yapıyoruz. Türkiye’de en fazla kazı yapılan, dünyada en fazla kazı yapılan ülkelerden birisi Türkiye.

Tabii, kazınca Hitit çıkıyor, Likya çıkıyor, Lidya çıkıyor, Roma çıkıyor…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – İnsan cesetleri de çıkıyor Sayın Bakan.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Efendim?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – İnsan cesetleri de çıkıyor toprağın altından Sayın Bakan, o da var.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – İsterseniz, benim söylediğimi anlamaya çalışın, olur mu? Yani polemik yapmayın.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Polemik değil, gerçek Sayın Bakanım. Bitlis’te toprağın altından insan cesetleri çıkıyor.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - Beni de herhangi bir cevaba zorlamayın. Şurada çok medeni bir görüşme yaptık. Konuştuğumuz alanla ilgili çalışalım. O söylediğiniz alanlardaki benim duyarlılığımı herkes biliyor. Birbirimizi lütfen gereksiz cevaplara yönlendirmeye çalışmayalım.

Daha çok tabii antik çağların eserleri çıkıyor. “Hep buna mı çalışıyorsunuz?” diyorlar. Arkadaşlarım, bizim kendi kültürümüz, bizim öz kültürümüz, Anadolu’nun şu andaki kültürü ya da Selçuklu, Osmanlı, İslam kültürü üzerinde de sayısız çalışmalar yapıyoruz. Bir tek hatırlatma yapmak istiyorum: Ayasofya’nın haziresi içindeki türbeler belki elli yıldan fazla kapalıydı. Bu geçen dönemde, son birkaç yıllık dönemde ortaya çıkardık. Yetmiş yıl kadar önce girişe yapılmış bir beton estetikle bağdaşmaz, tarihle bağdaşmaz, oradaki dokuyla bağdaşmaz bir beton, müdüriyet yapısı vardı; kaldırdık, arkasından bir tarih olduğu, bir zenginlik ve bir derinlik olduğu ortaya çıktı.

Nevşehir Hacı Bektaş Külliyesi’ni pırıl pırıl yaptık, tıpkı Mevlânâ da çalıştığımız gibi, tıpkı Hacı Bayram çevresinde çalıştığımız gibi. Ayırmıyoruz. Ayrım, Hacı Bayram ile Hacı Bektaş’ı, Mevlânâ ile Yunus’u karşı karşıya koymuyoruz. Bunların hepsini Anadolu’nun zenginliği sayıyoruz ve çalışıyoruz. Galata Mevlevihanesi’ni, Edirne Türk İslam Eserleri Müzesi’ni, Erzurum Türk İslam Eserleri Müzesi’ni, Yakutiye Medresesi’ni, Bitlis-Ahlat Selçuklu Mezarlığını, Edirne Selimiye Camii…. Edirne Selimiye Camii UNESCO Dünya Mirası Listesine girdi. On beş yıldan beri Türkiye’den herhangi bir eser Dünya Mirası Listesine girmemişti, Edirne Selimiye Camii bir Türk İslam eseri olarak 2011 yılının Haziran ayında, Temmuz ayında Dünya Mirası Listesine girdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Dünya Mirası Listesinde 2007 sonunda biz devraldığımız zaman 18 eserimiz vardı, şu anda Türkiye’den 26 eserimiz oldu, 9 yeni alan. Bunun içinde Beyşehir’deki Eşrefoğlu Camii de var, bunun içinde Afrodisias’taki Roma Mermer Atölyesi de var ama hepsi, bunlar, yeni olarak Dünya Mirası Listesine Türkiye’nin eserleri olarak kaydedildi.

Divriği Ulu Camii’ni, Konya Beyşehir Eşrefoğlu Camii’ni, Edirne Hıdırlı Tabyalarını… Hasankeyf’te şu anda ne olacağını benim de gerçekten büyük bir kaygıyla, yüreğimde her zaman yaşattığım eserleri, su altında kalmasın, mümkün olduğu kadar koruyalım, geleceğe taşıyalım diye özenle sahiplenmeye çalışıyoruz ve onlarla ilgili rölöve, restitüsyon, taşıma önlemlerini almaya çalışıyoruz. Edirne Hıdırlık Tabyalarını, Erzurum Tabyalarını, Topkapı Sarayı’nda sayısız mekânı, Yıldız Sarayı’nda sayısız mekânı çalışıyoruz. İstanbul Beyazıt Kütüphanesi’ni çalışıyoruz, Koca Ragıp Paşa Kütüphanesi’ni çalışıyoruz, Çanakkale, Gelibolu, Namazgah, Mecidiye ve Ertuğrul Tabyalarını çalışıyoruz, Ağrı İshak Paşa Sarayı’nı bitiriyoruz ama şimdi Ahmedi Hani Türbesini çalışıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi, yeni bir alanı çalışıyoruz.

Safranbolu’yu, Göynük’ü, Kula’yı, Zile’yi, Van Erciş Çelebibağ Selçuklu Mezarlığı’nı, Ayasofya Türbelerini -demin söyledim- İstanbul Nuruosmaniye Türbesi’ni, Sultan Reşat Türbesi’ni, Alanya Kalesi’ni çalışıyoruz ve şimdi Selimiye Camii’nden sonra Alanya’yı, Efes’i, Bergama’yı, Diyarbakır Surlarını dünya mirası asıl listesine aldırmak için uğraşıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bunlar bir bakanlığın, kültür ve turizm alanında çalışan bakanlığın doğal olarak yapması gerekenler ama yeni, ilk defa Türkiye’nin gündemine soktuğumuz yeni alanlar var bu geçen dönem içinde. Bakın, bizim çok önemli bir hazinemiz vardı elimizde. Şimdiye kadar çok farkında değildik, yazma eserler. Türkiye’nin çeşitli kütüphanelerine dağıtılmıştı. Geçen dönem, hatırlayacaksınız, 2010 yılında bir yeni yasa çıkardık. İstanbul’da bir merkez kurduk ve Türkiye'deki  bütün yazma eserleri on beş kütüphanede topluyoruz ve bunlarla ilgili iki tane rehabilitasyon merkezi kuruyoruz. Yazma eserleri dünya çapından toplayacak olan yeni birimler oluşturduk ve yazma eserlere bu yıl bütçeden ilk defa kaynak ayırıyoruz ve bu teşkilatı ilk defa Türkiye'de gündeme getirdik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bundan daha önemli, 2007’de Yunus Emre enstitülerinin kurulması konusunda bir yasa çıkmıştı. Bakınız, hep söylüyorum, Türkiye'de Cervantes Enstitüsü vardı, Goethe vardı, İngiliz Kültür vardı, Amerikan Kültür vardı, Fransız Kültür vardı. Ne zamandan beri? Şu Mecliste bulunan herkes kendisini bildiğinden beri neredeyse. Ama bizim elli yıldan beri Avrupa’da yurttaşlarımız vardı, Avrupa’da bir Türk kültür merkezi yoktu. Türk kültürünü öğretecek, dilini öğretecek, oradaki, Türkiye'deki  gelişmeleri anlatacak, hem oradaki Türk’e hem Türkiye'yi öğrenmek isteyenlere, yoktu. Şimdi, şu anda, ben en son geçen ay Bükreş ve Köstence Yunus Emre Kültür Merkezlerini açtım, on sekiz oldu. Dünyada, Avrupa toprağında, Afrika toprağında, Asya toprağında on sekiz tane Yunus Emre Kültür Merkezi açtık ve 2012 yılı sonuna kadar Berlin dâhil olmak üzere, Paris dâhil olmak üzere, Moskova dâhil olmak üzere inşallah bu sayıyı yirmi beşe çıkaracağız. Dünyada yirmi beş tane en az, bu yılın sonuna kadar Yunus Emre Kültür Merkezi olacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Tiyatro açmak kolay. Yani açılmamış tabii, demin Arkadaşımız söyledi, biraz arkadaşlarım nedense alınganlık gösterdi. 1948 yılında Devlet Tiyatroları kurulmuş fakat Devlet Tiyatroları elli yıl içinde İstanbul’da Anadolu yakasına geçmemiş; bırakın Kocaeli’yi, Sakarya’yı, bırakın Eskişehir’i, bırakın Malatya’yı, Çorum’u, Anadolu yakasına geçmemişti. 2003’ten bu yana 25’le aldığımız devlet tiyatrosu sayısı üzerine 35 ilave ettik. Şu anda 33 ilave ettik, bu yıl içinde, yıl sonuna kadar Manisa, Kayseri ve Ordu’yu açmaya çalışıyoruz, 35 ilave ediyoruz on yıl içinde. Bakın, elli yıl içinde 25 tane. Sanata, kültüre daha fazla önem ve değer verdiğini söyleyen arkadaşlarımızın açtığı sahne sayısı 25’ti, on yılda 35 tane yeni devlet tiyatrosu sahnesi açıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Biz kültürü, sanatı, tarihi, barışı, kardeşliği, güzel sanatları Anadolu’nun her tarafına yaymaya çalışıyoruz, Anadolu’nun her tarafının bu hizmetlerden yararlanmasını sağlamaya çalışıyoruz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – İnşallah, inşallah. Barış gelsin, kardeşlik gelsin.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – 2012 yılı içinde Hakkâri Yüksekova Kültür Merkezini bitirmeye çalışıyorum Allah izin verirse, yapacağız.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de bizim barışa ihtiyacımız var ve birbirimizi dinlemeye ve anlamaya ihtiyacımız var. İnanın bana, yurtta barış ve dünyada barış olursa başaramayacağımız hiçbir şey yoktur, ama bu şart. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Temel şartımız yurtta barış ve dünyada barıştır gerçekten. Ben Türkiye'nin güneydoğusunun, doğusunun barış ortamında, herhangi bir başka yatırıma ihtiyacı olmadan, sadece şehir turizmi, sadece kültür turizmi potansiyeliyle ayağı kalkacağını size taahhüt ederim, gerçekten. Diyarbakır’da, Hatay’da, Gaziantep’te, Urfa’da, Mardin’de, Van’da, Bitlis’te, Ahlat’ta, Doğu Beyazıt’ta inanılmaz tarihî eserler var, inanılmaz kültür merkezleri var. Dünyanın en büyük mozaik müzelerinden birini Gaziantep’te açtık. Şimdi Urfa’da benzerini yapmaya çalışıyoruz, şimdi Hatay’da benzerini yapmaya çalışıyoruz. Diyarbakır Surlarını -bunu daha önce söyledim- Diyarbakır İçkale’yi, 12 Eylül döneminde benim biraz da ayaklarım titreyerek dosya okumaya gittiğim ama oradaki ürküntüyü, hukukçu olmama rağmen ve avukat olmama rağmen, hissettiğim Diyarbakır İçkale’yi şu anda bölgenin en büyük arkeoloji müzesi yapmaya çalışıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, 1880’lerin sonunda ilk defa Türkçeden 1 kitap İngilizceye çevrilmiş ve aradan geçen yüz küsur yılda galiba 200 küsur kitabımız İngilizceye çevrilmiş bizim, 225 falan sanıyorum. 2005’te Türk Edebiyatını Dışa Açma Projesi başladı. Şu ana kadar biz bine yakın kitaba destek verdik ve şu anda 700 kadar kitap dünyanın kırka yakın diline çevrildi. Edebiyatımızı dışa açmaya çalışıyoruz. Edebiyatımızı dışarıya açarken ayrım yapmıyoruz, Akif’le Nazım’ı karşı karşıya, Nazım’la Necip Fazıl’ı karşı karşıya, Fikret’le Akif’i karşı karşıya getirmeye çalışmıyoruz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Onlar karşı karşıya olmalıdır zaten.  Karşı karşıya olmasalardı gelişmezlerdi o kadar.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Geçmiş dönemlerde bunlar, o günkü konjonktür içinde, o günkü dünya koşulları içinde karşıt fikirler ileri sürmüş olabilirler birbirlerine ama derinde bir yerde baktığınız  zaman hepsi vatanın iyiliğini ve daha ileri gitmesini belki farklı yöntemlerle arzu etmişler.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - Karşıt olmasalardı o kadar büyümezlerdi.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Şimdi barıştırmaya çalışıyoruz. Şimdi bütün bu tarih zenginliğinden bir barış ortamı ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Onun Türkiye’nin raflarını, kitapçı raflarını, Türkiye’nin kütüphanelerini onların isimleriyle, resimleriyle donatmaya, Türkiye’nin nasıl bir edebiyat, tarih, kültür, köken zenginliği içinde olduğunu dünyaya anlatmaya çalışıyoruz. Şu anda kırka yakın ülkede bizim Bakanlık olarak desteklediğimiz bine yakın projeyle -değerli arkadaşlarım- basılmış kitap yer alıyor.

Yeni bir şey geliştirdik, yeni bir konu, alan. Kütüphanelerimiz bizim birkaç sınırlı örnek dışında tematik değildi. Şimdi bir edebiyat müze kütüphanesi konsepti geliştiriyoruz. Bu geçen yıldan bu yana sürdürdüğümüz bir çalışma. Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşı’nın kabul yıldönümünde adıyla Ankara’da bir edebiyat müze kütüphanesi açtık önce. Sonra Erzurumlu Emrah ismiyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – …şimdi Erzurum’da açıyoruz.

Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan, lütfen toparlayın.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Adana’da Karacaoğlan ismiyle, İstanbul’da Ahmet Hamdi Tanpınar ismiyle, Diyarbakır’da…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, Salim Uslu Bey bekliyor.

BAŞKAN – Tamam efendim, tamam.

Sayın Bakanım, süreniz doldu. Teşekkür ederim.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, aleyhte olmak üzere  Sayın Ali Uzunırmak, buyurun.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, ben bütün toplamdaki saliselerin bana eklenmesini istiyorum konuşulmayan, saliselerin bile.

BAŞKAN – Anlayamadım…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bütün konuşulmayan saliselerin bile eklenmesini istiyorum.

BAŞKAN – Ekleyelim, buyurun. Buyurun efendim, buyurun. 

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gençlik ve Spor Bakanlığı bütçesi hakkında söz aldım, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Hemen konuşmamın başında ifade etmek istiyorum ki iktidarıyla muhalefetiyle bu ülke bizim ve hepimiz sorumluyuz. Dolayısıyla, eleştirdiğim zihniyette olmayan arkadaşlarımın bu eleştirilerden müstesna olduğunu hemen ifade etmek istiyorum.

Sayın Gençlik ve Spor Bakanımız kürsüye çıktı. Ben, tabii ki her şeyden önce sporda tesisin çok önemli olduğunu bilen birisiyim ama sporda tesisten önce, spor mantığı, spor kültürü, spor bilinci ve spor felsefesi önemlidir. Çok değerli arkadaşlar, eğer biz onu inşa etmezsek o tesisler fare yuvasına döner. Eğer spor bilincini, spor kültürünü geliştirmezsek ve buna bir vizyon, bir misyon ve bir projeksiyon olarak bakmazsak o tesislerin hiçbir anlamı kalmaz. Tabii ki AKP’nin çekirdeği olan arkadaşlarımız mücahitlik iddiasıyla, felsefi bir derinlikle işe başladılar, daha sonra müteahhit oldular ve bunun bir adım sonrası da her şeye müsait olmaya doğru gidiyorlar Türkiye’de. Dolayısıyla bu müsaitlik fazla düşündürücü. Ben, zannediyorum ki Sayın Gençlik ve Spor Bakanımız bir dahaki kabinede Bayındırlık Bakanı falan olmaya aday, o kadar tesisten bahsedince burada.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Yapmayalım mı tesis?

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Spor kültüründen, spor felsefesinden hiçbir şey bahsedilmeyince burada tabii ki çok bir sıkıntı oldu. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Değerli milletvekilleri, laf atmanıza hiç gerek yok, yani söylediklerimi biraz anlamaya çalışırsanız daha akıllıca bir iş yaparsınız.

Değerli milletvekilleri, sporun temeli, sporların, bütün dalların anası jimnastiktir. Dolayısıyla Sayın Bakanıma şunu ifade etmek istiyorum: Jimnastiğin de belli yaşta mutlaka başlaması gerekir. Bütün dallarda bugün başarılı olan sporcuların altyapısına baktığınızda, çok çocuk yaşta jimnastikle uğraşanların daha başarılı olduğunu görürsünüz. Dolayısıyla, insan kaynakları olarak öncelikle anaokullarından başlayan bir jimnastik eğitimiyle -Millî Eğitimle- daha fazla ders ve daha doğru programlarla çocuklarımızın yönlendirilmesini temin etmeliyiz insan kaynakları olarak. Daha sonra okullarımız ve okullarımızla bir iletişim içerisinde, organizasyon içerisinde kulüplerimize iş düşmektedir. Spor dallarına baktığımızda, yapılış amacı olarak, amatör spor ve profesyonel olarak spor yapan insanlar vardır ve yapılan oyunlara dikkat ettiğimizde takım oyunları ve bireysel sporlar vardır. Bütün bunları, amatörleri profesyonele, yarışmacı zirve sporlarına zemin hazırlayacak şekilde bir alan olarak görürsek, buna göre imkân ve kabiliyetlerimizi organize edersek sağlıklı olur.

Burada, şu ile bu yatırım, bu ile bu yatırım, bu ile bu yatırım mantığı içerisinde tesisleşme, doğru bir tesisleşme değildir Sayın Bakan. Doğru tesisleşme şudur: İklimin, kültürün, geleneklerin çevre insanının üzerinde fiziki olarak ve genetik olarak tesirleri olur. Düşünün ki yüksek rakımlı yerlerde yaşayan insanların damar yapısı ve yapabilecekleri spor dalları ile deniz seviyesinde yaşayan insanların damar yapıları, adale yapıları ve hele hele bunların içerisine folklorik özellikleri, kültürü, birtakım şeyleri kattığınızda bu insanların spor dallarında daha organize olabilmesi için Türkiye'nin bu coğrafyasının mutlaka çıkarılması lazım ve bu coğrafya doğrultusunda o spor dallarının tesislerinin oralara öncelik verilerek yapılması gerekir. Hatta ve hatta bunun daha ilerisinde bir adım olarak Millî Eğitimle temas içerisinde -örneğin Erzurum tarafında, Ağrı’da uzun koşucularımız vardır bizim, maratoncularımız- o dallardaki öğretmenlerimizi Millî Eğitimin beden eğitimi öğretmeni olarak oralara göndermesi, Gençlik Spor Bakanlığımızın o dallardaki uzmanlarımızı o illerde görevlendirmesi ve o illere uygun tesislerin oralarda öncelikli yapılması mantığı içerisinde eğer spora vizyon kazandırırsak, biz o zaman Türk sporunu -dünyada ekonomik olarak, direkt ve dolaylı, beşinci büyük sektör durumuna gelmiş sporu- dünyada daha vizyon sahibi ve daha güçlü rekabet gücüne ulaştırırız ve mutlaka Türkiye o sektörden daha büyük pay alır.

İşte, bir müteahhit zihniyeti içerisinde değil, böyle bir spor mantığı ve kültürü, bilinci içerisinde Türk sporunu organize etmeyi diliyorum, bütçenin yetersiz olduğunu bu mantıktan dolayı söylüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum, hayırlı olsun diyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzunırmak.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Sayın Konuşması konuşmasında “Şimdi her şeye müsait oldunuz.” ifadesini kullandı. Bu ifadeden maksadının ne olduğunu açıklamasını istiyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkanım, muradım şu: Her şeye müsait... Yok ben, böyle terbiye... Burası Türkiye Büyük Millet Meclisidir, mehabeti sadece ezbere söyleyen bir milletvekili değilim. Bunu bir ahlaki manada söylemiş değilim.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – O zaman lütfen maksadını aşan bir ifade kullandığını ifade et.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Her şeye müsait demek, iktidarda kalabilmek için her türlü yola başvurma anlamındadır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Zabıtlara geçti efendim, iki tarafın sözü de.

Çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ne demek? Özrü kabahatinden büyük.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, sataşmadan dolayı Mahir Bey’e söz verin o zaman.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum efendim.

Kapanma Saati: 22.23

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Fatih ŞAHİN (Ankara)

---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 36’ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki dokuzuncu tur görüşmelere  kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Birinci söz Mersin Milletvekili Sayın Öz’ün.

Buyurun Sayın Öz.

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Birinci sorum Gençlik ve Spor Bakanımıza olacak. Ana spor dallarımız olan atletizm, jimnastik ve yüzme dallarına 2012 yılı için ne kadar ödenek ayrılmıştır?

İkinci sorum: Artistik jimnastik dalında Mersin il 1’incisi ve Türkiye 45’incisi olan sekiz yaşındaki Ezgi Yeşil isimli yavrumuzun Millî Takım alt kadrosuna davet edildiğini biliyoruz ancak Gençlik Spor İl Müdürlüğünde antrenör olmasına rağmen, jimnastik aletleri olmadığından çalışma yapamamaktadır. Bu sorunu çözebilir misiniz?

Bir diğer sorum, malumunuz 2013’te Mersin’de yapılacak olan Akdeniz Olimpiyatları için sportif sahaların yoğunlukla Yenişehir ilçemizde yapılması yerine, Tarsus’tan Silifke’ye kadar geniş bir alana kaydırılması sağlanabilir mi? Bu konudaki düşünceniz nedir?

Bir diğer sorum da Kültür ve Turizm Bakanımıza olacak. Akdeniz’in incisi durumundaki Mersin iline Bakanlığınız döneminde hangi turizm yatırımları yapılmıştır? Akyazı nükleer santralini turizme bir engel olarak görüyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu, İstanbul Milletvekilimiz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, Spor Bakanım, Türkiye'deki profesyonel kulüpler Dernekler Kanunu’na tabi yönetiliyor. İki üç kişi kulübü yönetiyor ama, tüm yöneticiler müşterek borçlara müteselsil kefil.

Bir bu nedenle kulüplerin vergi ve sigorta borçlarını stopaj yaparak payları ödenirken keserek yaparsanız devlete karşı borç doğmaz artı yöneticiler bir icrayla, hacizle karşı karşıya gelmez.

İki: Kulüplere Dernekler Kanunu yerine başka bir farklı düzenleme yapacak mısınız?

Üç: Sayın Bakan, 15 katrilyon para aldınız, “1,1 katrilyon verdik.” diyorsunuz. 15 katrilyon para topluyorsunuz, kulüplerin üzerinden, kulüplerin hakkını yiyorsunuz. Kulüplerin payını yüzde 7’den yüzde 15’e çıkaracak mısınız? Yüzde 15’e çıkarın, kulüpler özgür olsun.

Dört…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu.

Sayın Vural, İzmir Milletvekilimiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Kültür ve Turizm Bakanına sorularım. Doğrusu Sayın Bakan, Salim Uslu’nun namı yürümüş galiba, hemen ismini söyleyince terk ettiniz kürsüyü.

Sorum şu: Geçen sene 28 Aralık 2010 tarihinde Mehmet Âkif Ersoy’un öldüğü yerin müze yapılmasına ilişkin bir sual tevcih etmiştim, sizin de gerekli girişiminiz, kamulaştırılmasıyla ilgili başlatılmış girişiminiz var. 2011 yılı -ki Mehmet Âkif Ersoy yılı- inşallah bu girişimi sonuçlandıracağız ve hatırasına hürmeten bir müze düzenleyeceğiz.

Bugün gazetelerin birinde “Mehmet Âkif müzesi bu yıl değilse ne zaman?” diye soruyor ve Bakanlığınız hâlen hangi dairede kaldığını araştırıyorsunuz. Bir yıldan beri bulamadınız ama bir yıl önce söylediğiniz de “Kamulaştırılmasıyla ilgili işlem başlattık.” diyorsunuz. Dolayısıyla, bu yıla bunu yetiştirebilecek misiniz?

Suallerimden bir diğeri de bu dağıttığınız kitapçıkta, 13’üncü sayfada 2009 yılında illere aktarılan ödeneklerde 74,9’dan 209,6’ya bir fırlama var. Bu neden olmuş acaba? Böyle birdenbire pik yapıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) - Bu konuda bilgi verir misiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

Kırklareli Milletvekilimiz Sayın Dibek…

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. 

Birinci sorum Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Kılıç’a.

Sayın Bakan, kürsüde gerçekten çok hızlı bir şekilde yatırımları, spor yatırımlarını, statları belirttiniz. Benim ilim, seçim bölgem olan Kırklareli’ni belki o arada yoğunluktan atlamış olabilirsiniz. Kırklareli için ayrılmış olan önümüzdeki yıl spor yatırımları için ne kadar bir kaynak vardır? Bu, yurt için de geçerli. Babaeski’yi söylediniz gerçi, diğer ilçelerimizde yurt projesi var mı?

Sayın Kültür Bakanımıza da bir sorum var. Ben iki tane soru önergesi verdim Sayın Bakanım size, ikisine de yanıt vermediniz.

Bir tanesi, Topkapı Müzesi’ndeki III. Selim’in tahtının taşınması olayından sonraki süreçti. Müdür Sayın Yusuf Bey’in, ben yine basından oradan başka yere gönderildiğini öğrendim ama siz yanıt vermediniz. Sorduğum bir soru vardı orada. O emri yerine getiren 2 tane bayan personelin de cezalandırıldığı ve başka yerlerde görevlendirildiği ya da haklarında soruşturma açıldığıydı. Ne oldu onlara? Yusuf Bey’e ne oldu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Muğla Milletvekili Sayın Demir.

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, yurt dışından gelen yabancılar Fethiye, Didim gibi Ege, Akdeniz sahillerinde, turistik bölgelerde evler, konutlar alıyorlar. Kendi ülkelerinden getirdikleri, gerçekte turist olan insanlara “Yakınım, arkadaşım.” deyip, vergisiz haksız kazanç sağlıyorlar. Sayıları artan bu yabancı butik evlere ve yalan akrabalara bir önlem almayı düşünüyor musunuz?

İkinci sorum, kültürel varlıklarımızı, özellikle ören yerlerimizi gerçekçi koruma politikalarını ne zaman getireceksiniz? Dedektörleri