TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 35’inci Birleşim

                                                                                         12 Aralık 2011 Pazartesi

 

(TBMM Tutanak Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88)

 

A) SAĞLIK BAKANLIĞI

1.-  Sağlık Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Sağlık Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-  Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

C) HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-  Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

D) KALKINMA BAKANLIĞI

1.-  Kalkınma Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

E) DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI  MÜSTEŞARLIĞI

1.-  Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.-  GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖ LGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

I) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

İ) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

J) GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI

1.- Gümrük ve Ticaret Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

K) GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI

1.-  Gümrük Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) REKABET KURUMU

1.- Rekabet Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Rekabet Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

M) EKONOMİ BAKANLIĞI

1.- Ekonomi Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

N)  DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI

1.- Dış Ticaret Müsteşarlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) İHRACATI GELİŞTİRME ETÜD MERKEZİ

1.- İhracatı Geliştirme Etüd Merkezî 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI

1.- Avrupa Birliği Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

P) AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ

1.- Avrupa Birliği Genel Sekreterliği  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

R) ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR  BAKANLIĞI

1.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

S) ENERJİ PİYASASI DÜZENLEME KURUMU

1.- Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ş) ULUSAL BOR ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ

1.- Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

T) ELEKTRİK İŞLERİ ETÜT İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğü  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

U) TÜRKİYE ATOM ENERJİSİ KURUMU

1.- Türkiye Atom Enerjisi Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Atom Enerjisi Kurumu  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ü) MADEN TETKİK VE ARAMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

V) PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Görüşmeleri izlemek üzere Genel Kurulu teşrif eden Karadağ Devlet Bakanı Rafet Husovıc, Müftü Rıfat Fejzıc, Milletvekilleri Suljo Mustafıc ve Amer Halılovıc; Sırbistan Devlet Bakanı Suleyman Ugljanın, Milletvekilleri Bajro Omeragic ve Esad Dudevic; Kosova Kamu Yönetimi Bakanı Mahir Yağcılar, Milletvekilleri Fikrim Damka ve Muferra Sınık; Makedonya Devlet Bakanı Hadi Nezir; Bulgaristan Milletvekilleri Kasım Dal ve Korman İsmaılof; Yunanistan Milletvekilleri Ahmet Hacı Osman ve Çetin Mandacı’ya Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

8.- İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’in, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş’in, Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, partisine yakışmayacak bir söylemde bulunmadığına ilişkin açıklaması

 

VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Niğde Milletvekili Doğan Şafak’ın, elektriğe yapılan zamların çiftçilere olan etkilerine ve ek ödeme bedellerinin elektrik faturalarına yansımasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/1070)

2.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, uzman yardımcılığı mülakat sınavlarına ve bu sınavlara yapılan itirazlara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı   (7/1224)

3.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, uzman yardımcılığı mülakat sınavlarına ve bu sınavlara yapılan itirazlara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı  (7/1261)

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Ankara-Çayyolu’nda yapılan bir kazı çalışmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/1262)

5.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, büyükşehir belediyeleri ile bunlara bağlı kuruluş ve şirketlerin denetimlerine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/1265)

6.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, Mustafakemalpaşa’ya bağlı bir köyde maden arama ruhsatı verilen işletmelere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/1322)

7.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, elektrik üretimine ve yenilenebilir enerji kaynaklarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/1390)

8.- Gaziantep Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın, kaçak elektrik kullanımı ve kayıp-kaçak bedeline ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/1391)

9.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, memurların çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine yönelik çalışmalara ve bu çalışmaların sonuçlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/1392)

10.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, İzmir’e yönelik yatırım ve harcamalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/1493)

11.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, elektrik faturalarına yansıtılan bazı bedellere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/1494)

12.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, TKİ tarafından toz kömür satışlarının yapılmaması nedeniyle yaşanan mağduriyete ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı   (7/1495)

12 Aralık 2011 Pazartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

---0---

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşimini açıyorum.

 

III. - YOKLAMA

 

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 11.05

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

---0---

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

 

III.- YOKLAMA

 

BAŞKAN - Yapılan ilk yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca bugün iki tur görüşme yapacağız.

Altıncı turda, Sağlık Bakanlığı, Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, Kalkınma Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı, GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Gümrük Müsteşarlığı, Rekabet Kurumu bütçeleri yer almaktadır.

 

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88)(x)

 

A) SAĞLIK BAKANLIĞI

1.-  Sağlık Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Sağlık Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-  Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

C) HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.-  Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) KALKINMA BAKANLIĞI

1.-  Kalkınma Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

E) DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI  MÜSTEŞARLIĞI

1.-  Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.-  GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖ LGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

I) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

İ) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

J) GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI

1.- Gümrük ve Ticaret Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

K) GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI

1.-  Gümrük Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) REKABET KURUMU

1.- Rekabet Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Rekabet Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Sayın milletvekilleri, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin konuşmaların bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir.

Bilgilerinize sunulur.

Altıncı turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum.

Gruplar adına:

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına: Kayseri Milletvekili Sayın İsmail Tamer, beş dakika; Kahramanmaraş Milletvekili Yıldırım Mehmet Ramazanoğlu, beş dakika; Tokat Milletvekili Sayın Şükrü Ayalan, beş dakika; Kilis Milletvekili Sayın Fuat Karakuş, beş dakika; Şanlıurfa Milletvekili Sayın Abdulkerim Gök, beş dakika; Bursa Milletvekili Sayın Canan Candemir Çelik, beş dakika; Mardin Milletvekili Sayın Abdurrahim Akdağ, beş dakika; Konya Milletvekili Sayın Hüseyin Üzülmez, beş dakika; Denizli Milletvekili Sayın Nihat Zeybekci, beş dakika; Adıyaman Milletvekili Sayın Muhammed Murtaza Yetiş, beş dakika.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına: Mersin Milletvekili Sayın Ali Öz, on üç dakika; Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal, on üç dakika; Hatay Milletvekili Sayın Adnan Şefik Çirkin, on iki dakika; Aydın Milletvekili Sayın Ali Uzunırmak, on iki dakika.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına: Muğla Milletvekili Sayın Nurettin Demir, dokuz dakika; İzmir Milletvekili Sayın Aytun Çıray, dokuz dakika; İzmir Milletvekili Sayın Rahmi Aşkın Türeli, on dakika; Adıyaman Milletvekili Sayın Salih Fırat, altı dakika; Trabzon Milletvekili Sayın Mehmet Volkan Canalioğlu, altı dakika; İstanbul Milletvekili Sayın Aykut Erdoğdu, on dakika.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına: Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken, yirmi dakika; Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan, yirmi dakika; Şanlıurfa Milletvekili Sayın İbrahim Binici, on dakika.

Şahısları adına: Lehinde Diyarbakır Milletvekili Sayın Mehmet Süleyman Hamzaoğulları, beş dakika; aleyhinde Iğdır Milletvekili Sayın Pervin Buldan, beş dakika.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın İsmail Tamer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biliyorsunuz, hafızayı beşer nisyan ile maluldür.

Bugün size, dokuz yıldır uygulamakta olduğumuz Türkiye’de Sağlıkta Dönüşüm Programı ile yaptıklarımızı kısa olarak, kronolojik bir sıralama yapacağım. Daha sonra da, artık sağlıktaki bu yapmış olduğumuz değişimleri de ifade etmeye çalışacağım.

2003 yılında “Hastanelerde rehin kalmaya son verdik.” diyoruz. 112 Acil hizmetlerini ücretsiz hâle getirdik. Vatandaşlarımızın sağlık sigortaları ile özel hastanelerden, tıp merkezlerinden hizmet almasını sağladık. Performansa dayalı ek ödeme sistemlerini getirdik. Ücretsiz kanser eğitim KETEM’i açtık. Yeşil kartlıları artık ayaktan tedavi kapsamına aldık. Hekim seçme hakkını getirdik. İlaçta referans sistemlerini getirdik. Tabii, Türkiye’de, herhâlde, aile hekimliğini ilk defa getirmenin de mutluluğunu yaşadık. Bakanlığımıza bağlı tüm hastanelerde hasta hakları birimlerini kurduk. Sağlık Bakanlığı hastaneleri içinde global bütçe uygulamasına başladık. Kamu-özel ortaklığı çok önemli bir kanundu, bu kanunu Meclisten geçirdik. Verem hastalarının ilaçlarını evlerinde vermeye çalıştık. Tüm vatandaşlarımızın birinci basamak sağlık hizmetlerini ücretsiz almasını sağladık. Tabii, yine ambulans hizmetlerinden uçak ambulansları hizmete soktuk ve daha sonra helikopter ambulanslarla birlikte uçak ambulanslar, yine ulaşılamayan yerlere paletli ambulansların hizmetini yapmaya başladık.

Acil yoğun bakımları, yoğun bakım tedavilerini kamu-özel hastanelerinde tüm hastalara ücretsiz hâle getirdik. Bu da çok önemliydi.

Özel hastanelerde yanık, kanser, yeni doğan, organ nakilleri, doğumsal anomaliler, diyaliz, kalp damar cerrahisi ve buna benzer hastalıkların ücretsiz alınmasını sağladık.

Açık ve kapalı kamu alanlarında sigara içilmesini yasakladık.

Yine misafir anne projelerini başlatarak önemli bir gelişmeye imza attık.

İlaç takip sistemiyle pilot uygulamalara başladık, merkezî hastane randevu sistemlerini yaptık, tam gün yasasını oluşturduk, en önemli şey, evde sağlık hizmetini başlattık, ilaç takip sistemlerini yaygınlaştırdık, aile hekimliğini tüm yurda yaydık, hava ambulansını uçak filolarımızla beraber yine devamını sağladık.

Yine önemli bir gelişme, Türkiye’de obeziteyle mücadeleyi yaptık, Diyabet Önleme ve Kontrol Programı’nı uygulamaya başladık. Türkiye Kalp ve Damar Hastalıklarını Önleme ve Kontrol Programı’nı uygulamaya başladık. Tüm bunların yanında da artık kamu hastanelerini etkili hâle getirdik.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, artık sağlıkta yapılanları saymak öyle kolay kolay beş dakikalara sığacak bir olay değildir.

Ben Kayseri’de görev yaptığım sürede yedi tane ilin koordinatör başhekimliğini yaptım. Sağ olsun Sağlık Bakanımız bana bu görevi verdiği zaman oradaki hastaların, Kayseri’deki hastaların ne şekilde olduklarını… Devlet hastanesiyle beraber SSK hastanesi yanımızda bulunuyordu. Burada ortada bir duvar vardı. Bu duvar öyle bir duvardı ki 1,5 metre duvar, üzerine de 1,5 metre yüksekliğinde yine ikinci bir tel örgü çekilmişti. İşte bunları, Sayın Başbakanımızın, sonra Sağlık Bakanımızın özellikle vermiş oldukları direktiflerle bu Berlin duvarlarını ilk defa Kayseri’de yıktık ve uygulamaya başladık arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Balyozla mı yıktınız, dozerle mi, ne ile yıktınız?

İSMAİL TAMER (Devamla) – Kolay bir şey olmadı, sağlıkta yapılanları yok saymak hiçbir zaman olmayacaktır, devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, kamu özel ortaklığı ile şehir hastanelerinin temeli ilk defa Kayseri’de atıldı. Bu bakımdan önce Sayın Başbakanımıza, sonra emeği geçen milletvekillerimize, Sayın Bakanımıza, mutfağında çalışan Sağlık Bakanlığımızın değerli bürokratlarına teşekkür etmek istiyorum.

Tabii, biz Berlin duvarlarını yıktığımız zaman bir yerel televizyon bana mikrofon uzatmıştı, aynen şöyle diyordu: “Değerli Başhekimim, tamam, siz duvarları yıktınız ama bu duvarları yıkmak değil, bizim oralara gitmemiz, oradan hizmet almamız önemlidir.” Allah’a şükürler olsun ki sağlıkta dönüşüm yasasıyla SSK hastanelerinin, 37 milyona yakın SSK’lının tüm hastanelerden, özel hastanelerden ve kamu hastaneleriyle beraber üniversite hastanelerinden hizmet alımını sağlamış olduk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL TAMER (Devamla) - Bunlar öyle kolay kolay ifade edilecek şeyler değildir.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tamer.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Yıldırım Mehmet Ramazanoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YILDIRIM M. RAMAZANOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, ülkemizdeki tüm Diyarbakırlı kardeşlerimizi, Meclisimizdeki tüm Diyarbakırlı milletvekillerimizi tebrik etmek suretiyle sözlerime başlamak istiyorum çünkü Diyarbakır’ımızı ben olumlu manada kıskanıyorum yani gıpta ediyorum. Çünkü bir tıp doktoru olarak nasıl gıpta etmeyeyim ki arkadaşlar, 167 bin metrekare… Bu nedir biliyor musunuz? Bir futbol sahasının 42 katı büyüklüğünde bir hastaneden bahsediyoruz, 167 bin metrekare Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Bu hastanemiz büyüklüğünde, bu ölçekte bir hastaneyi ben dünya literatürüne de baktım bulamadım. Açıkçası, bu hastanemizin gerçekleştirilmesinde, ben, özellikle hem Sayın Başbakanımıza hem de Değerli Sağlık Bakanımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Kaloriferleri yanmıyor, suyu akmıyor.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Kaloriferlerini yakın, kaloriferlerini.

YILDIRIM M. RAMAZANOĞLU  (Devamla) - Bu arada özellikle bir şeyi daha ifade etmek istiyorum arkadaşlar: Bu hastanemizin başhekimi Profesör Doktor. Yusuf Yağmur Bey, değerli bir meslektaşımız. Dikkat ediniz, kendisi Gaziantep’te doğmuş, İstanbul’da okumuş ve Diyarbakır’da hizmet veriyor. Şu mozaiğimizdeki güzelliği bakın, şu gönül ve toplumsal zenginliğimizin çeşitliliğine bakın arkadaşlar.

Bu güzellikleri bir iki örnekle daha artırmak istiyorum: Profesör Doktor. Yusuf Yağmur kardeşimiz diyor ki, kendisinin beyanına göre, ekipler oluşturulmuş doktor ve hemşirelerden müteşekkil, bunlar hastaneye gelemeyecek durumda olan felçli, kronik hasta veya diyabetli ve benzeri ağır hastalıkları olan vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerinin evlerinde gerçekleştirilmesi adına, kanları dahi evlerinde alınıp laboratuvarda tetkik edilmek suretiyle sonuçlarına göre reçeteleri yazılmaktadır.

Ben bu suretle, başta Diyarbakır olmak üzere ülkemizde vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine erişim kolaylığının ne kadar arttığını sizlerle paylaşmak için bir örnek yaşadım dün: Gece saat iki buçukta arkadaşlar, ben Alo 182’yi aradım, bu Alo 182 randevu hattıdır, Alo 184’ü zaman zaman arıyorum Sağlık Bakanlığının sorularla ilgili bu hattının sağlıklı çalışıp çalışmadığını zaman zaman test ediyorum ve çok memnun kalıyorum ama dün gece iki buçukta Alo 182’yi aradım 5 saniyelik bir kalite mesajından sonra karşıma isminin “Muhammet” olduğunu beyan eden çok iyi yetiştirilmiş bir personel çıktı, bu personelle görüşmem toplam 45 saniye sürdü, 45 saniyelik zaman zarfında arkadaşlar -dikkat, gece arıyorum- yarın 13 Aralık 2012 Salı günü sabah dokuzda dahiliye polikliniğinden randevumu aldım telefon marifetiyle ve beni muayene edecek doktorun da Doktor Fahri Akgün olduğu bana bildirildi. Şimdi, bu konuşmam bittikten sonra ben aynı servisi tekrar aramak suretiyle kendilerine hem teşekkür edeceğim hem de randevumu iptal ettireceğim.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Niye meşgul ediyorsun boşuna, acil bir iş varsa ne olacak?

YILDIRIM M. RAMAZANOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, açıkçası ben Sayın Bakanımdan da özür diliyorum, Sayın Bakanım beni lütfen bağışlasınlar: Bu tabii 167 bin metrekarelik Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi yapıldıktan sonra, o zamana kadar birinci konumda olan Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi 160 bin metrekarelik kapalı alanıyla ikinci sıraya düştü Sayın Bakanım. Dolayısıyla, bu iş hepimizi aştı, açıkçası, bükemediğimiz eli öpüyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Diyarbakır hastanesinde insanlar üzerinde deney amaçlı ilaç kullanılıyor mu, kullanılmıyor mu?

YILDIRIM M. RAMAZANOĞLU (Devamla) – Arkadaşlar, peki bu rekorları Diyarbakır kırıyor da bizim de herhâlde Kahramanmaraş olarak bunun altında kalacak hâlimiz yok. Bizim önemli bir rekorumuz var: Seçimlerde oy rekoru kırdık, bu bir. İkinci rekorumuza geliyorum: Kahramanmaraş Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi 81 bin 500 metrekare, üniversite hastanesi arkadaşlar 112 bin metrekare, ikisinin toplamı 193 bin 500 metrekareyle bu iki hastanenin toplam kapalı alanıyla Diyarbakır’ı geçiyoruz inşallah. Biri bu yıl, biri gelecek yıl hizmete açılacak.

Asıl bir başka şey söylemek istiyorum: Arkadaşlar, Kahramanmaraş Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesinin -Sayın Bakanım, hoşgörünüze sığınarak ismi bu şekilde kullanıyorum, size verdiğimiz sözü inşallah yerine getireceğiz- bir Türkiye rekoru olacak, o da nedir? Burada Diyarbakır’ı geçiyoruz, dikkat!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Diyarbakır’ı geçme! Orada hastalar üzerinde deneme amacıyla ilaç kullanılıyor mu, kullanılmıyor mu?

YILDIRIM M. RAMAZANOĞLU (Devamla) - 2.300 metrekare net, 2.800 metrekare brüt acil servis alanı. Arkadaşlar, biz tarla ölçüsü vermiyoruz; 2.800 metrekare net, kapalı, tek parçada, tek katta, girişte bir acil servis alanından bahsediyoruz, bu gerçekten Türkiye’de bir rekor. 18 tane ameliyathanesi olduğunu düşünün; her bir ameliyathanede 360 derece döner mobil kameralarla on-line ve eş zamanlı olarak 500 kişilik konferans salonunda tıp öğrencilerine, doktorlara, sağlık personeline eş zamanlı ameliyat yayını yapıldığını düşünün. Bitmedi, yurt dışındaki doktorların da bu ameliyat yayınını izlediğini düşünebiliyor musunuz? Bitmedi, yurt dışındaki bir Amerikalı doktorun, bir başka doktor meslektaşımızın robotik cerrahiyle Kahramanmaraş’ta ameliyatlar yapabildiğini -uzaktan kumandalar düşünün- bütün bunlar çok yakın zamanda gerçekleşecek inşallah.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya siz rüyanızda görmezken Kocaeli Üniversitesinde bunların hepsi yapıldı.

YILDIRIM M. RAMAZANOĞLU (Devamla) - Açıkçası bu güzellikleri bundan sonra da sizlerle, Sayın Bakanımızla, Sayın Başbakanımızla, Hükûmet üyelerimizle ve tüm milletimizle birlikte paylaşmaya devam edeceğiz.

Beni dikkatle dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ramazanoğlu.

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Görüşmeleri izlemek üzere Genel Kurulu teşrif eden Karadağ Devlet Bakanı Rafet Husovıc, Müftü Rıfat Fejzıc, Milletvekilleri Suljo Mustafıc ve Amer Halılovıc; Sırbistan Devlet Bakanı Suleyman Ugljanın, Milletvekilleri Bajro Omeragic ve Esad Dudevic; Kosova Kamu Yönetimi Bakanı Mahir Yağcılar, Milletvekilleri Fikrim Damka ve Muferra Sınık; Makedonya Devlet Bakanı Hadi Nezir; Bulgaristan Milletvekilleri Kasım Dal ve Korman İsmaılof; Yunanistan Milletvekilleri Ahmet Hacı Osman ve Çetin Mandacı’ya Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ülkemizi ziyaret etmekte olan;

Karadağ: Rafet Husovıc, Devlet Bakanı; Rıfat Fejzıc, Müftü; Suljo Mustafıc, Milletvekili; Amer Halılovıc, Milletvekili;

Sırbistan: Suleyman Ugljanın, Devlet Bakanı; Bajro Omeragic, Milletvekili; Esad Dudevic, Milletvekili;

Kosova: Mahir Yağcılar, Kamu Yönetimi Bakanı; Fikrim Damka, Milletvekili; Muferra Sınık, Milletvekili;

Makedonya: Hadi Nezir, Devlet Bakanı;

Bulgaristan: Kasım Dal, Milletvekili; Korman İsmaılof, Milletvekili;

Yunanistan: Ahmet Hacı Osman, Milletvekili; Çetin Mandacı, Milletvekili. (Alkışlar)

Şu anda Meclisimizi teşrif etmişlerdir. Kendilerine yüce heyetiniz adına hoş geldiniz diyorum. (Alkışlar)

Şimdi, devam ediyoruz.

 

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88)  (Devam)

 

A) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1.-  Sağlık Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Sağlık Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-  Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

C) HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-  Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

D) KALKINMA BAKANLIĞI (Devam)

1.-  Kalkınma Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

E) DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI  MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.-  Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.-  GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖ LGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

I) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

İ) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

J) GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI (Devam)

1.- Gümrük ve Ticaret Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

K) GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.-  Gümrük Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) REKABET KURUMU (Devam)

1.- Rekabet Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Rekabet Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Tokat Milletvekili Sayın Şükrü Ayalan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ŞÜKRÜ AYALAN (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidara geldiğimiz ilk günden itibaren, ülkemizin sorunu olan pek çok konuda olduğu gibi, sorun yumaklarından bir tanesi olan sağlık alanında da dönüşüm programını başlattık. Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın temel ilkesi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının eşit haklara sahip bireyler olarak kolay erişebildiği ve tüm sağlık hizmetlerinden eşit oranda yararlanabildiği bir ortam hazırlamaktı.

Sağlıkta Dönüşüm Programı’nda, hepimizin bildiği gibi, AK PARTİ, bin yıllık tarihinden aldığı destekle ve bu desteğin altında yatan felsefeden esinlenerek merkeze insanı koydu “Önce insan.” dedi, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” dedi. Bu felsefeyle yola çıktıktan sonra çözülemeyecek sorunlar yoktu, şükürler olsun ki bugün geldiğimiz noktada her türlü sağlık sorununu çözmüş bir ülkenin vatandaşı olarak göğsümüzü açarak, başımız dik, alnımız ak olarak gezebiliyoruz.

Elbette, değerli kardeşlerim, değerli milletvekili arkadaşlarım, sağlıkla ilgili pek çok klasik haberler vardı hatırlarsınız AK PARTİ’den önce. Yazılı ve görsel medyada, kızak üzerinde doğum yapan insanlarımız, hastanede rehin kalan hastalarımız, hatta cenazelerimiz, bıçak parasını ödemek için sarıkızını satan insanlarımız, hemen her gün gazetelerimizde ve görsel medyada yer alıyordu. Şükürler olsun, AK PARTİ’den sonra böylesi haberleri artık göremez olduk, dünyanın gelişmiş ülkelerinde var olan sağlık hizmetleriyle ilgili herkesle yarışır ve belki de gelişmiş Batı standartlarının üzerindeki sağlık hizmetlerine kavuşmanın gururunu yaşar olduk. Değişen fiziksel koşullardan, hastanelerimizin iyileşmesinden ya da aile hekimliğinden ya da aldığınız üst düzeydeki sağlık hizmetlerinden bahsederek vaktinizi almak istemiyorum. Asıl bilmemiz gereken konu, bu felsefenin, sağlıktaki değişim ve dönüşüm felsefesinin herkes tarafından takdir edildiğinin hem muhalefet milletvekili arkadaşlarımız hem de dost, düşman herkes tarafından bilinmesi gerektiğidir.

Değerli arkadaşlar, koruyucu temel sağlık hizmetlerinde de teşhis ve tedaviye yönelik hizmetlerde de gelişmiş ülkelerdeki standartları yakaladık ve hatta üzerine çıktık. Bunu hem yaptığımız alan çalışmaları hem de yaşadığımız seçimlerde çok kolay bir biçimde hepimiz gördük ve test ettik kaldı ki uluslararası gruplar da bütün dünyada Türkiye'nin sağlıkta dönüşüm politikasının başarılı olduğunu katıldığımız bütün uluslararası toplantılarda teyit ediyor ve takdir ediyorlar.

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Tokat’taki Kırım Kongo’dan bahsedecek misiniz?

ŞÜKRÜ AYALAN (Devamla) - Değerli kardeşlerim, değerli milletvekillerim; Tokat’ta da yaptığımız sağlık hizmetleri onlarca yıldır konuşulan ve yapılamayan hastaneler ve yapılamayan sağlık ocakları ve götürülemeyen hizmetlerdi. Tokat’ta da bütün Türkiye’de olduğu gibi, ülkemizin her tarafında olduğu gibi en üst düzeyde sağlık hizmetlerini verir hâle geldik bunu gururla buradan ifade ediyorum.

2009’un baharında sabah erken saatlerde telefonuma gelen bir mesajın karşılığında mesaj atan kişiyi aradım. Hollanda’dan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, bir hemşehrimizdi. Bir hastası vardı, kızı, Hollanda’da Amsterdam’da yatırmış ve hastasının durumunun ağır olduğunu, Türkiye’ye getirmek istediğini, oradaki doktorların da ancak özel bir uçakla, ambulans uçakla bunu götürebileceğini kendisine müstehzi bir tavırla ifade ettiklerini söylediler. Ben, Sağlık Bakanlığımızdan gerekli arkadaşları, yetkili arkadaşları aradım, hasta yakınının telefonunu aldıktan sonra, bir saat kadar sonra bana geri döndüler, hasta yakınıyla, hastanın doktorlarıyla görüştüklerini, ambulans uçağın havada olduğunu, yaklaşık birkaç saat sonra hastayı alarak ülkemize geri döneceğini söylediler. Akşam saatlerinde, hasta yakını mutlu bir şeklide, Ankara’da bir hastane odasından, tedavisi yapılmakta olan kızının yanından beni arayarak dedi ki: “Sayın milletvekilim, çok teşekkür ediyorum, devletimin ne kadar güçlü olduğunu burada sayenizde tekrar görmüş oldum. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan gurur duydum.”

Ben de AK PARTİ milletvekili olarak, AK PARTİ’nin bir müntesibi olarak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, yaptığımız hizmetlerden ve geldiğimiz noktadan gurur duydum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞÜKRÜ AYALAN (Devamla) – Eminim ki milletvekili arkadaşlarım da bundan gurur duyacaklardır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayalan.

Kilis Milletvekili Sayın Fuat Karakuş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FUAT KARAKUŞ (Kilis) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğünün 2012 yılı bütçesi üzerine grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle aziz milletimizi ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; malumları olduğu üzere Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, Sağlık Bakanlığına bağlı özel bütçeli bir kurumdur. Başlıca görevi bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önlemek temeline dayanan Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, 1924 yılında bu adı almasına ve çalışmalarını bu ad altında sürdürmesine rağmen bulaşıcı hastalıkların önlenmesi konusunda ülkemizde yapılan mücadeleyle yaşıttır. Bu mücadelenin başlangıcı, 1838 yılında II. Mahmut’un emriyle kurulan Karantina Meclisidir. Genel Müdürlük, kuruluşundan itibaren birtakım görev ve isim değişikliklerini takiben Lozan Anlaşması’ndan sonra Hudut ve Sevahil Sıhhiyesi Müdüriyeti Umumiyesi yani Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü olarak değiştirilmiştir.

Ülkemiz ve dünya sağlığının korunmasına katkıda bulunmak amacıyla uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yetki ve gelirleri kullanarak Türk Boğazları ile hudut ve sahillerde sağlık denetimlerini yapmak, uluslararası geçerliliği olan sertifikalar düzenlemek ve küresel yayılım gösteren bulaşıcı ve salgın hastalıkların ülkemize girmesini önlemek misyonuna sahip olan bu Genel Müdürlüğün görevlerinden bazılarını sıralayacak olursak, uluslararası tüm gemi ve uçakların denetimi pratik uygulaması, uluslararası sağlık belgelerinin düzenlenmesi, gemi adamlarının sağlık raporlarının verilmesi, gemi ve uçakların vektörlerden arındırılması, cenaze nakilleri, uluslararası gemilere Tele Sağlık hizmetinin sunulması, seyahat sağlığı hizmetleri, Türk Boğazlarından geçen gemilerin denetimi, görevlerinden bazılarıdır.

Tüm dünyanın sorunu olan bulaşıcı hastalıkların temeline doğru inildiğinde çağların değişmesine, ülkelerin ve imparatorlukların son bulmasına, hatta savaşların son bulmasına neden olmuştur.

Dünyadaki kitlesel ölümlerin en önemli nedeni olan bulaşıcı hastalıklar sadece insan sağlığını etkilemeyip ülkelerin ekonomi ve turizmine de büyük darbeler vurmaktadır.

AIDS, pandemik grip, şarbon, sıtma, sarı humma, SARS, tip A H1N1 gibi birçok hastalıkla dünya bugün mücadele etmekte ve büyük sorunlar yaşanmaktadır. Bu hastalıkların hem ülkemize girmesini engellemek hem de bu hastalıkların bulunduğu ülkelere gidecek vatandaşlarımızın korunması için gerekli aşı ve ilaçların ücretsiz olarak uygulandığı sağlık denetleme ve seyahat sağlığı merkezleri Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğünün birimleridir.

İş veya seyahat amaçlı yurt dışına çıkmamız takdirinde, bir telefonla veya İnternet  aracılığıyla gideceğimiz ülkeyle ilgili tüm sağlık bilgilerini almamız, gereken önlemleri uygulamamız, gereken aşı ve ilaçları anında öğrenebilmemiz ve bu merkezlere giderek seyahat sağlığı danışmanlığı alıp aşı ve ilaçlarımızı ücretsiz temin edebilmekteyiz.

Yapılan işlemlerde 2009’dan bu yana e-devlet sistemi etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Gelirlerin toplanması ve harcanmasında personel eli değmemektedir. Eski yıllarda olan, kurum hakkındaki kötü intibalar yok edilmiş ve itibar kazandırılmıştır.

2 adet tıbbi müdahaleye hazır motor bot ihalesi yapılarak sözleşme imzalanmıştır. Uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan görevler etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Türk Boğazları ve limanlarında yıllık yaklaşık 55 bin civarında sağlık denetimi yapılmaktadır. Personel eğitimine önem verilmektedir.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 2012 yılı bütçesinin ülkemize ve aziz milletimize hayırlar getirmesini temenni eder, Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğünün tüm çalışanlarına başarılar diler ve yüce heyetinize saygılarımı sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karakuş.

Şanlıurfa Milletvekili Sayın Abdulkerim Gök. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Efendim, tabii ki Kalkınma Bakanlığının bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Burada şunu dile getirmekte fayda vardır: Özellikle, beş dakika içerisinde “kalkınma” kavramı içerisindeki gelişmeleri ne kadar anlatabilirim diye düşündüm. Gerçekten, bugün, ülkenin her noktasında ciddi bir kalkınma vardır.

Ben spontane olsun düşüncesiyle bir iki duygu ve düşüncemi açık ifadelerimle sizinle paylaşmak istiyorum. Milletvekili arkadaşlarıma cevap olsun diye herhangi bir niyet taşımadığımı özellikle belirtmek istiyorum.

Burada özellikle “Demokrasi yok, özgürlük yok, ilerleme yok, kalkınma yok.” diye bahsediliyor ama gönül arzu eder ki… “Vardır fakat yeterli değildir.” derseniz onu anlayacağım ve gerçekten, biz de yeterli olmadığı noktasında, daha çok, ileri bir demokrasi… Çünkü burada tartışmalar ve konuşmalar yapılırken dün, Kürtçe anekdotlardan bahsedildi. Bunlar on yıl önce yoktu, bunlar hayal bile edilemezdi. Bu kürsüden, çok şükür ki Türkiye Büyük Millet Meclisinden artık insanlar müdahalesiz ve özgür bir şekilde duygularını ve düşüncelerini ifade ediyorlar. Dolayısıyla demokrasi de vardır, kalkınma da vardır, büyüme de vardır, gelişme de vardır. İşte onun için diyoruz ki bu ülkede… Ama “Yeterli midir?” derseniz, yeterli değildir, elbette ki yeterli değildir. Yeterli olmadığını özellikle bizler de biliyoruz, ondan dolayı da tüm bakanlıklar olarak, var gücümüzle, AK PARTİ hükûmetleri çerçevesinde bütün çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kalkınma Bakanlığı, özellikle seçim bölgem olan Şanlıurfa’da çok önemli gelişmeleri, çok önemli projeleri sürdürmektedir. GAP kapsamı içerisinde Şanlıurfa’da çok önemli gelişmeler söz konusudur. Buradan sizlerle GAP kapsamındaki gelişmeleri kısa da olsa paylaşmak istiyorum:

Bunlar, özellikle GAP tamamlandığında  ve 1 milyon 786 bin hektarıyla en büyük alanı teşkil eden Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliğindeki gelişmeler tam kapasiteyle devreyle konulduğunda, Şanlıurfa-Suruç ilçesindeki sulama projesi tam kapasiteyle devreye girdiğinde ve 2012’de tamamlandığında elbette ki bölgede istihdamın had safhada gerçekleşeceği kaçınılmazdır. Burada özellikle Kalkınma Bakanlığının GAP kapsamındaki yapmış olduğu çalışmalardan dolayı bürokratlara ve çalışma arkadaşlarına, Sayın Bakanımıza sonsuz teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum.

Tabii ki Meclis çatısı altında güne nasıl başlarsanız öyle devam eder. Ben de beş dakika içerisinde Kalkınma Bakanlığıyla ilgili Bakanlığın ülkedeki GAP, DAP, KOP, DOKAP gibi gelişmelerden uzun uzun bahsetmek isterdim. Önümüzdeki süreçte de -inşallah- bunları sizlere anlatma fırsatı buldukça daha detaylı bir çalışma içerisinde aktarmaya çalışacağım.

Sayın Başkan, özellikle sizlerin de müsaadesiyle ben bu sabah istiyorum ki güne hep beraber pozitif başlama adına da olsa Şeyh Edebali’nin “Bak Dostum” diye bahsettiği nasihati sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Cahil ile dost olma:

İlim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez; üzülürsün.

Saygısızla dost olma:

Usul bilmez, adap bilmez, sınır bilmez; üzülürsün.

Aç gözlü ile dost olma:

İkram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez; üzülürsün.”

OKTAY VURAL (İzmir) – O tarafa bak, o tarafa!

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – “Görgüsüzle dost olma:

Yol bilmez, yordam bilmez, kural bilmez; üzülürsün.

Kibirliyle dost olma:

Hal bilmez, ahval bilmez, gönül bilmez; üzülürsün.

Ukalayla dost olma:

Çok konuşur, boş konuşur, kem konuşur; üzülürsün.

Namertle dost olma:

Mertlik bilmez, yürek bilmez, dost bilmez; üzülürsün.

İlim bil, irfan bil, söz bil.

İkram bil, kural bil, doyum bil.

Usul bil, adap bil, sınır bil.

Yol bil, yordam bil.

Hal bil, ahval bil, gönül bil.

Çok konuşma, boş konuşma, kem konuşma.

Mert ol, yürekli ol.

Kimsenin umudunu kırma.

Sen seni bil; ömrünce bu yeter sana.”

Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

Bursa Milletvekili Sayın Canan Candemir Çelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA CANAN CANDEMİR ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye İstatistik Kurumu 2012 yılı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

İstatistiki veriler, geçmişteki durumumuzu, bugünü objektif ve doğru bir şekilde kavramayı, geleceği ise öngörerek planlamayı sağlayan bilgilerdir. Kalkınma sürecini yönetirken istatistiklerimizi son derece önemsiyor ve kalkınma fikriyle istatistik üretimini de birbirini tamamlayan unsurlar olarak görüyoruz.

Güvenilir ve zamanında üretilmiş bilgi, kamu için olduğu kadar özel sektör ve sivil toplum için de stratejik bir kaynaktır. Sağlıklı istatistikler, aynı zamanda demokratik bir ortamda halkın hesap sorma hakkını kullanması açısından da vazgeçilmez önemdedir.

Ülkemizde güncel ve güvenilir veri üretilmesi sorumluluğunun ana kurumu TÜİK’tir. Bu Kurumumuz, resmî istatistiklerin üretiminden ve diğer kurum ve kuruluşlar tarafından yürütülen resmî istatistik faaliyetlerinin koordinasyonundan sorumludur. 1389 yılında kurulan Defterhane, bugünkü İstatistik Kurumumuzun nüvesini oluşturmaktadır.

TÜİK, kurulduğu 1926 yılından beri karar alıcıların ve vatandaşların kullanımı için veriler üretmekte, ürettiği resmî istatistikler ile geleceğin planlanmasına, doğru stratejilerin belirlenebilmesi çabalarına destek sağlamaktadır.

İstatistiklerin güvenilir olmasının en önemli kriterlerinden birisi de üretim ve yayın sürecinin her aşamasının uluslararası normlara uygun olmasıdır. Bu, aynı zamanda, uluslararası karşılaştırılabilirliğinin de yegâne şartıdır. Avrupa Birliği istatistik sistemine uyum 1999 yılında sağlanmıştır. 2005 yılında planlı istatistik üretim süreci başlamış, diğer kurumların istatistik üretim sürecindeki yeri tanımlanarak bu kurumların tek bir merkezden koordinasyonu ile istatistiki verilerin zamanlılığı ve kalitesi yükselmiş, mükerrer veri üretimine son verilmiştir. İstatistik üretiminde uluslararası mesleki ve ahlaki kurallar ülkemizde de geçerlidir ve uygulanmaktadır.

Ulusal ve uluslararası ihtiyaçlar doğrultusunda TÜİK bir yandan istatistik üretim yelpazesini genişletmekte ve mevcut verileri detaylandırmakta, öte yandan Resmî İstatistik Programı’nda sorumluluğu bulunan bütün kamu kurum ve kuruluşları ile yakın iş birliği içinde çalışmalarına devam etmektedir. Resmî İstatistik Programı’nın, 2012-2016 yıllarını kapsayacak ikinci beş yıllık plan hazırlıkları kapsamında bir taslak oluşturulmuştur. Çalışmalarda ilgili kurumlarla yoğun bir koordinasyon faaliyeti yürütülmüştür. 2012 yılında yürürlüğe girecek olan Program’ın şimdiden ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilgi stratejik bir kaynaktır. Tarımdan sanayi toplumuna geçen toplumsal süreçte artık bilgi toplumuna doğru gidilmektedir. Ancak şu var ki istatistik evrensel bir konuşma dili konumuna gelmiştir.

Yeni devlet anlayışında hizmetlerin sunulabilmesi için, bilginin öncelikle hizmet sunmakla görevli kamu kuruluşları arasında güvenli ve maliyet etkin olarak derlenmesi, işlenmesi ve süratle dağıtılmasının sağlanması gerekmektedir. Bu nedenle, kamu kurumları arasında veri bilginin kullanılması e-devlete giden yolda çok önemli ve öncelikli bir adım olmaktadır. Bu yönüyle TÜİK’in yaptığı görev, özellikle içinde bulunduğumuz çağda daha da değer kazanmaktadır. TÜİK, üstlendiği görev ve fonksiyonları ile ülkemizde ulusal bilgi sistemi ve bilgi işlem altyapısının oluşturulmasında temel bir işlev görmektedir.

TÜİK, ülkemizin her alanda küresel rekabet koşullarına kendisini zamanında uyarlayabilmesi için çağın gerektirdiği en yeni bilgi teknolojisi ürünlerini kullanarak faaliyetlerinde etkinliğini amaçlamaktadır. Bu nedenledir ki TÜİK için, dünyayı devamlı izlemek, istatistik bilgi sistemini ve bilişim altyapısını gözden geçirmek, atılımları hızlandırarak sürdürmek ayrı bir önem kazanmaktadır. TÜİK, uluslararası düzeyde çağdaş ve saygın bir istatistik kuruluşu olarak bugüne kadar yaptığı yasal teknik altyapı ve ürün kalitesini artırma yönündeki atılımlarına hiç kuşkusuz ki devam edecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; güçlü, sürdürülebilir  bir istatistik sistemi kurma vizyonu ile hareket eden TÜİK’in 2012 yılı bütçesinin hayırlı olmasını temenni ediyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelik.

Mardin Milletvekili Sayın Abdurrahim Akdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDURRAHİM AKDAĞ (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; GAP ve DAP bölge kalkınma idareleri başkanlıklarının bütçeleri üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bölge kalkınma idarelerinin asıl işlevi, yerel düzeyde planlama, projelendirme, araştırma, izleme, değerlendirme ve koordinasyon  hizmetlerinin etkili bir şekilde yerine getirilmesini sağlamak ve gerekli yönlendirmeyi gerçekleştirmektir.

Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ve Doğu Anadolu Projesi (DAP) bölge insanının gelir düzeyini ve yaşam kalitesini yükseltmeyi, bölgeler arası farklılıkları gidermeyi amaçlamaktadır.

Değerli milletvekilleri, DAP’a ayrılan yatırımlar 2006’dan itibaren büyük bir ivme kazanmıştır. Yapılan harcamalar, 2006’da 868 milyon TL, 2010 yılında 2,4 milyon TL’dir, 2011 sonu itibarıyla 2,1 milyar TL harcama planlanmıştır. On dört ili kapsayan Doğu Anadolu Projesi’nin 2013 yılına kadar bitirilmesi hedeflenmektedir.

GAP kapsamında yirmi iki baraj ve on iki hidroelektrik santral ile sulama şebekelerinin yapımı öngörülmüştür. GAP’ın tamamlanmasıyla 1,8 milyon hektar alan sulamaya açılacak, yılda 27 milyar kilovatsaat hidroelektrik enerji üretimi gerçekleştirilecektir. Bölgede toplam 3,8 milyon kişiye istihdam olanağı sağlanacaktır.

Bu hedeflere ulaşmak için gereken kamu yatırımlarının finansman ihtiyacı 2010 yılı fiyatlarıyla 42 milyar TL’dir. 1990-2007 dönemi GAP bölgesindeki projelere kamu yatırımlarından yılda ortalama yüzde 7 oranında pay ayrılırken Sayın Başbakanın bölgenin kalkınmasına verdiği önem sonucu GAP Eylem Planı’nın yürürlüğe konmasıyla ayrılan pay 2 katına çıkarılmıştır. Bölgedeki yatırımlar için 2008-2011 döneminde kümülatif olarak 13,3 milyar TL kaynak tahsis edilmiştir. Proje genelinde 2010 yılı sonuna kadar 33,7 milyar TL harcama yapılmış ve nakdî gerçekleşme oranı yüzde 80 düzeyine ulaşmıştır.

Yerel inisiyatifler dikkate alınarak hazırlanan GAP Eylem Planı 73 ana eylem altında 300’den fazla projeden oluşmaktadır. 2010 yılında GAP Eylem Planı kapsamında proje ve faaliyetlerine toplam 3,8 milyar TL harcama yapılmıştır. 2011 yılında GAP bölgesindeki yatırımlara ayrılan kaynak ise yaklaşık 4,3 milyar TL’dir.

Eylem Planı ile gerekli finansman sağlanarak yapımı devam eden sulama şebekeleri hızla tamamlanmaktadır. 2011 yılı yatırımı sulama projelerinin 2016 yılında tamamlanması öngörülmektedir.

GAP kapsamında 2011 yılı itibarıyla on hidroelektrik santrali tamamlanmış ve GAP enerji yatırımlarının yüzde 74’ü gerçekleştirilmiştir. Hidroelektrik santralinin işletmeye alınışından 2011 yılı Ekim sonuna kadar

351,5 milyar kilovatsaat elektrik enerjisi üretimi ve ülkemizin hidroelektrik enerji ihtiyacının önemli bir bölümü GAP’tan karşılanmıştır. Üretilen bu enerjinin parasal değeri 21,1 milyar dolardır.

Değerli milletvekilleri, toplam uzunluğu 639 kilometre olan ve 498.728 hektar alana hizmet edecek 7 ana kanalın inşaatına başlanmış olup çalışmalar devam etmektedir.

Mardin’i de kapsayan Aşağı Fırat 2’nci Merhale Projesi’nde Atatürk Barajı ve Şanlıurfa tünelleriyle saniyede 328 metreküp kapasiteli su Urfa’ya getirilmiştir.

Mardin Kızıltepe Ovası’nı içine alan ve Çılgın Proje olarak nitelendirdiğim 2009 yılında yapımına başlanan 136 kilometrelik iletim kanalının 2012 yılında bitmesi hedeflenmektedir.

Cazibe sulama şebekesi proje yapımları olan 67 bin hektar, 30 bin hektar Mardin ili sınırları içinde olmak üzere iş programına göre proje ve yapımları devam etmektedir.

Mardin Pompaj Sulama Projesi’yle yörede 160 bin kişi istihdam edilecektir, yılda 240 milyon TL ekonomiye katkı sağlayacaktır.

Ayrıca Nusaybin, Cizre, İdil, Silopi sulama alanları ihaleleri gerçekleştirilmiştir, 2012 yılında bitmesi planlanmıştır.

Fiziksel altyapı çalışmaları kapsamında 2011 yılında başlayan Mardin ve Adıyaman…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akdağ.

ABDURRAHİM AKDAĞ (Devamla) – Bu bağlamda, 2012 bütçemizin ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Konya Milletvekili Sayın Hüseyin Üzülmez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı bütçesi üzerinde Kalkınma Bakanlığına ait KOP İdaresi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Uzun yıllar kamuoyunun yakından takip ettiği Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, yani KOP, 8 Haziran 2011 tarihinde yayınlanan 642 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle merkezi Konya’da kurulmuştur. Kalkınma Bakanlığına bağlı olarak faaliyet gösterecek olan İdarenin bölge alanı ise Konya, Karaman, Niğde ve Aksaray illerini kapsamaktadır. Toplam 65 bin kilometrekare tüm kırsal ve kentsel alanı kapsamaktadır. Bölgede yüzde 70’i Konya iline ait olmak üzere 3,5 milyon nüfus yaşamaktadır. Türkiye'de kırsal alanda yaşayan nüfus oranı yüzde 32 iken, bölgede kırsal alanda yaşayanların oranı ise yüzde 42 seviyesindedir, yani kırsal alan bu bölgede Türkiye ortalamasının oldukça üzerindedir.

Değerli arkadaşlar, KOP projesinin biraz tarihinden bahsetmek istiyorum sizlere. Bu proje, Konya’nın ve Konya bölgesinin yüz yılı aşan iki projesinden bir tanesidir. 1890’lı yıllarda Avlonyalı Ferit Paşa zamanında Konya Ovası’nı sulamak gerektiğine inanan ve suyun kıymeti her zaman takdir edilen Konya’da, Beyşehir Gölü’yle Konya Ovası’nın sulaması projelendirilir. Hatta o dönemde çılgın projesi olan insanlar da vardır, bunlardan bir tanesi de Kurukafa Mehmet Efendi’dir. O, Beyşehir Gölü’nden su getirme yerine, Göksu Nehri’nin Konya Ovası’na akıtılması çalışmasının yapılmasını ister ve bu projeler Konya Ticaret Odasının meclisinde 1900’lü yıllarda tartışılır ve zabıt altına alınır ve 1900 yıllarının başında Konya-Bağdat Anadolu demiryolu hattı ihale edilirken, dönemin sultanı Abdülhamit Han projeyi Almanlara ihale eder ve der ki: “Hiçbir karşılık almadan Konya Ovası’na su akıtacak Beyşehir kanalını da gerçekleştireceksiniz.” Ve ilk defa Konya Ovası’nın sulama projesi bu kanalla başlar. Bu projeyle beraber Konya’da iki proje tartışılır hâle gelir. Bir, Konya Ovası’nı sulama projesi ve Göksu’dan Konya Ovası’na su akıtılmasıdır. İkincisi ise -yine yüzyıllık proje olarak kayıtlara geçmiştir- Konya-Ankara arası demir yolu hattının kurulmasıdır.

İşte böyle bir tarihî süreçte gelinen nokta şudur: Uzun yıllar, bu projeler değişik hükûmetler tarafından gündeme getirilir ve her seçimde seçim vaadi olarak bizlerin önüne konulur, seçimden sonra da unutulur. Ancak 2002 yılında AK PARTİ hükûmetlerinin olmasından itibaren, bizim hükûmetlerimiz ise bunun önemini kavrar ve Başbakanımızın önderliğinde iki projeyi de yürürlüğe koyar.

Bir anekdotu da burada ifade etmek istiyorum değerli arkadaşlar. Uzun yıllar Konya Ticaret Odası Başkanlığı yapmış bir arkadaşınız olarak, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığının değerli uzmanları bunu bilirler, yol etmişizdir bu projelerle ilgili ve bu projelerle ilgili bize verilen cevap: “Hayallerle uğraşmayın lütfen, bunlar hayaldir.” Hatta KOP ihale edilir, KOP projesinin bir önemli ayağı olan Mavi Tünel ihale edilir. İhale neticesinde, bu ödeneklerle yetmiş yılda yapılacağı ifade edilir.

Değerli arkadaşlar, Konya’nın bu iki önemli projesi Başbakanımızın önderliğinde, AK PARTİ hükûmetleri döneminde gerçekleştirilir. Hızlı tren çalışmaya başladı; şu anda, Türkiye'nin önemli bir projesi hâline geldi. Diğer projede ise en önemli ayağı olan Mavi Tünel ihale edildi, inşallah bir ay içerisinde su akıtılacaktır.

Ben, bu iki projeyi gerçekleştiren Sayın Başbakanımıza ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Devamla) - … AK PARTİ hükûmetlerimize huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Üzülmez.

Denizli Milletvekili Sayın Nihat Zeybekci; buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşülmekte olan Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bütçesi hakkında grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün ayrıca, yüce milletimin değerli Meclisinin değerli Divanını da, üç saygıdeğer hanımefendi milletvekilinden oluşan Divanı da ayrıca selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) – Üzerinde yaşadığımız cennet vatanımız insanlıkla başlayan tarihi boyunca daima dünyanın en önemli politik ve stratejik merkezi olmanın yanında, yine dünyanın en önemli ticaret, ham madde, enerji, kültür transferlerinin geçtiği ve yapıldığı alan olmuştur. Onun içindir ki insanlığın tüm güçlerinin gözü hep bu topraklar üzerinde olmuştur. Ancak hiçbir millet bu vatan için bizim kadar bedel ödememiş, bizim kadar hak etmemiş ve bizim kadar sevmemiştir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’mizin egemen olduğu bu topraklar, bilinen tarihi boyunca etkinliği ve değeri hiç azalmadan artan İpek Yolu ile Büyük Okyanus’a sınırı olan Hint ve Çin’i yeni dünyaya kapı olan Atlas Okyanusu’nun bir limanı sayılan Akdeniz’e bağlamaktadır. Bugün bu imkân, önemi artık “Dünya da düzdür” denilen globalleşen dünyada daha da artarak dikkatleri üzerine toplamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işte bu avantajlarla çıkmış olduğumuz kutlu yolculuğumuzda bugün ülkemizin gelmiş olduğu süreç 2002 ile kıyaslandığında hayal bile edilemeyecek seviyelere ulaşmıştır. Ancak gelinen nokta ve 2023 hedeflerimize geçmeden önce, vefa ve minnet duygularıyla anmamız gereken, bu millete iradesini ilk defa hatırlatan, Anadolu’yu “Yeter, söz milletindir.” diyerek harekete geçiren merhum demokrasi şehidi Adnan Menderes’i, Anadolu’ya ihracat yapmayı öğreten, ticaretin önemini kavratan merhum Turgut Özal’ı minnetle anmamız gerektiğine inanıyoruz ve Allah’tan rahmet diliyorum. Diğer taraftan “Onlar ne veriyorsa beş fazlasını veriyorum.” diyerek insanımızı otuz beş – otuz sekiz yaşında emekli ederek gelecek nesillerin geleceğini ipotek altına alan siyasi anlayışları da hiç unutmamamız gerektiğini, altını çizerek hatırlatıyorum.

Sayın Başkan, yüce milletimin saygıdeğer vekilleri; bugün Türkiye’mizin gelmiş olduğu noktayı en güzel özetleyen örneklerden birisi Denizli ilimizdir. 1980 yılındaki Türkiye'nin toplam ihracatı olan 3 milyar dolar ihracatı bugün tek başına yapan ilimiz, 2001 yılında 60 bin olan sigortalı çalışanını bugün 168 bine çıkararak, sadece Pamukkale’ye giriş yapan 2 milyon turist sayısıyla 2023 hedefini 10 milyon turist sayısı olarak koyan… Başbakanımızın cumhuriyetimizin 100’üncü yılında 500 milyar dolar ihracat hedefini tutturacak olan ülkemizde, sadece Denizli’miz 15 milyar dolar dış ticaret ve turizm gelirine ulaşarak, sigortalı çalışan sayısında 400 bine ulaşmayı hedeflemiştir. 2002 yılındaki ihracatı 35 milyar dolardan bugün 135 milyar dolara getiren bu yönetim anlayışının 500 milyar dolar ihracat hedefini tutturacağına, 2002 yılındaki 85 milyar dolar dış ticaret hacmini bugün 330 milyar dolara getiren evlatlarının 1 trilyon doların üzerine çıkacağına, 2002 yılında dünyanın 26’ncı ekonomisi olan ülkemizi bugün 16’ncı sıraya getiren hizmetkârlarının ülkemizi dünyanın ilk 10, Avrupa’nın da 3’üncü büyük ekonomisi yapacağına bu milletin inancı tamdır. Türkiye’miz bundan sonraki süreçte, bugüne kadar olduğu gibi, sadece ülkesi sınırlarıyla sınırlı bir anlayıştan, dünyanın her yerinde üretim yapan, ticaret yapan, ihracat yapan, kültür ve tarih coğrafyamıza egemen olan bir anlayışla, önce, demokrasi, özgürlükler, evrensel hukuk ve barış ülkesi olarak, marka ülke olduktan sonra, çıkardığı markalarıyla dünya ticaretinde hak ettiği yeri alacaktır.

Saygıdeğer milletvekilleri, 2002 yılından bu yana ticaret erbabına güvenen bir anlayışla hizmet eden hükûmetlerimiz, 8 Haziran 2011 tarihinde Bakanlığımızın yeni yapılandırılmasıyla Türkiye’yi 2023’e taşıyacak yapıyı oluşturmuştur. “Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden rahat yaşamanın yollarını aramayı alışkanlık hâline getirmiş milletler; evvela hassasiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra istikballerini kaybetmeye mahkûmdur.” diyerek bizlere muasır medeniyeti hedef gösteren Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleri kulağımızda olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) - Bu anlayışla, Türkiye’mizi 2023 dünyası hedeflerine doğru yola çıkaran gümrüklerimiz ve ticaret dünyamızdaki değişim mimarlarını, başta Bakanımız olmak üzere canıgönülden kutluyor, başarılarının devamını diliyor, bu vesile ile 2012 yılı bütçemizin hayırlara vesilesi olmasını dileyerek yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zeybekci.

Adıyaman Milletvekili Sayın Muhammed Murtaza Yetiş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUHAMMED MURTAZA YETİŞ (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 mali yılı Rekabet Kurumu bütçesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’u uygulamakla yükümlü olan Rekabet Kurumu ülkemiz ekonomisi açısından önemli görevler ifa etmektedir. Kurumun uygulama alanında iki temel fonksiyonu var:

Birincisi, karteller gibi teşebbüsler arası rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar, uyumlu eylemler ve kararlarla hâkim durumun kötüye kullanılmasının önlenmesi şeklinde ortaya çıkan rekabet ihlallerini önleme; diğeri ise birleşme, devralmaların kontrolü yoluyla ekonomi piyasalarındaki yoğunlaşmanın denetim altında tutulmasıdır.

2011 yılı içerisindeki faaliyetlerine baktığımızda, Rekabet Kurumunun önemli kararların altına imza attığını görmekteyiz. Nitekim bu dönemde özellikle mobil telefon işletmeciliği, bankacılık hizmetleri, günlük gazete reklam yeri ve otomotiv gibi sektörlere yönelik tamamladığı soruşturmalarla adından sıklıkla bahsettirmiştir. Kendisine intikal ettirilen mevzuat taslaklarına dair görüş verme, piyasaların daha iyi anlaşılabilmesi, piyasalardaki aksaklıkların ve çözüm önerilerinin daha iyi ortaya konabilmesi gibi amaçlarla çeşitli sektörlere yönelik araştırmalar yapma ve buna benzer bazı hususlar da Rekabet Kurumunun önemli faaliyet alanları arasındadır. Rekabet savunuculuğu kapsamında yapılan bu faaliyetler yoluyla, Kurum, salt bir denetim işlevi görmenin ötesine geçerek kamuoyunu daha rekabetçi bir ülke ekonomisine doğru yönlendirmekte ve olası rekabet ihlallerini önceden engelleme gibi önemli bir vazife üstlenmiş olmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere, Avrupa Birliğiyle olan müzakere sürecimizdeki fasıllardan biri de rekabet politikası faslıdır. Rekabet politikası faslının önemli bir ayağını oluşturan rekabet kuralları da bu fasıl kapsamında ele alınmaktadır. Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan ve ülkemizin fasıllar itibarıyla mevzuat uyumu, mevzuatın uygulanması ve mevzuatı uygulayacak birimlerin kapasiteleri gibi birçok unsurun değerlendirildiği ilerleme raporlarında, genel olarak rekabet mevzuatı ve bu mevzuatı uygulamakla yükümlü olan Rekabet Kurumu açısından oldukça olumlu değerlendirmelere yer verilmektedir. Nitekim, bu yılki İlerleme Raporu’nda da Rekabet Kurumunun rekabet kurallarına uyum konusundaki sicilinin iyi durumda olduğu, Rekabet Kurumunun idari kapasitesinin yüksek olduğu ve Kurumun rekabet kurallarını etkili şekilde ve tatminkâr bir bağımsızlıkla uyguladığı değerlendirmeleri bu alanda gelinen noktayı net olarak ortaya koymaktadır.

Yaklaşık on dört yıl önce faaliyetine başlayan Rekabet Kurumunun kısa sayılabilecek bir zaman diliminde hem ülke içinde hem de özellikle Avrupa Birliği uyum süreci bağlamında bu başarıyı yakalamış olmasının gurur verici ve ülke ekonomisinin istikrarı açısından da önemli olduğunu belirtmek isterim.

Ayrıca Rekabet Kurumu, sahip olduğu bilgi ve tecrübeleri ihtiyaç duyan ülkelerle paylaşmaktan da kaçınmamaktadır. Bu noktada, Moğolistan’dan Mısır’a kadar geniş bir coğrafyada yer alan farklı ülkelere değişik formatlarda teknik destekte bulunmaktadır. Ayrıca son dönemde, İslam İşbirliği Teşkilatı ülkelerinde rekabet hukuku ve politikası alanında kapasite inşası için çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Kısa bir süre önce yeniden yapılanmasını da hayata geçirmiş olan Rekabet Kurumunun etkinliğini artırmasının önemli olduğunu düşünüyor, AK PARTİ olarak bu yöndeki desteğimizin tam olduğunu ifade etmek istiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yetiş.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ali Öz; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİ ÖZ (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı Sağlık Bakanlığı mali bütçe yılı görüşmeleri üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Bu arada, Sayın Doktor Ahmet İhsan Kırımlı’nın vefatını üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak merhuma rahmet, Kırım Türklerine de Allah’tan sabır diliyoruz.

Bu vesileyle, bütçenin ülkemize, milletimize, Meclisimize, tüm sağlık çalışanlarına hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Üç dönemdir Sağlık Bakanlığımızın yaptığı uygulamaların, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın getirdikleri ve götürdüklerini ifade etmek durumundayım.

Sağlık hizmetlerinin, her vatandaşımızın eşit biçimde ulaşma hakkının olduğu, bireyin yararına planlanması gereken, hizmeti alan kadar hizmeti verenin de memnuniyetini hedef alan bir planlamayla yürütülmesi gerekmektedir. İstatistiki verileri esas alacak olursak, sorunların büyük kısmı çözülmüş gibi görünüyor.

Sağlıkta Dönüşüm Programı öncesi, hasta-hekim mağduriyeti olduğu kabul ediliyor, sağlık finansmanı çoklu ve parçalı yapıdan tek çatı altında toplanmış gibi görünüyor.

Sağlıkta Dönüşüm Projesi öncesi, nitelik ve nicelik aranmaksızın, sabit ödeme, kayıt dışılık, israf, uzun bekleme süresi, gereksiz sevkler, bıçak parası, acil hizmetlerde aksama, koruyucu hizmetlerde yetersizlik, bölgesel hizmet açığı ve dengesizlik, yaygın muayenehanecilik, bakımsız hastaneler ve yaygın koğuş tipi odalar ve tıbbi cihaz fakirliği ülkemizin önemli sorunları gibi görülüyor.

Bu arada, sağlık hizmetlerinin sunumunda özel sektör payının yetersizliği, ilaç fiyatlarının sistemsiz bir şekilde belirlenmesi, çalışanların motivasyon eksikliği, muayenelerde öncelikle hastane tercihi önemli sorunlar olarak görülmekteyken, Sağlık Bakanlığı uygulamalarıyla bu sorunların dokuz yılda aşılmasını beklemek hem Meclisimizin hem de milletimizin en doğal hakkı olduğunu düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, her gün kamu hastanelerine başvuran 1 milyon civarında vatandaşımızı, 700 bin civarındaki sağlık çalışanını ve ülkemizde yaşayan 74 milyon insanımızı direkt olarak etkileyen 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle sağlık sistemimizde köklü bir anlayış değişikliği ortaya çıkmıştır. Cumhuriyet döneminin toplumcu anlayışa ve koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik veren sağlık politikası terk edilmiştir.  663 sayılı Kararname’nin tamamına kâr-zarar hesabına öncelik veren tüccar mantığı ile sağlık hizmetlerinin organizasyonunu oluşturan bir anlayış hâkimdir. İdari yapılanma açısından çerçevesi belli olmayan bir yönetim anlayışı getirilmiş, kâr hedefiyle görev yapan sözleşmeli yöneticilerin emrinde çalışan devlet memuru personelin istihdamının önü açılmıştır.

Bu Kararname’yle yabancı doktor ve yabancı hemşire çalıştırmanın da yolu açılmıştır. Bu uygulama ülkemizin sosyokültürel yapısına uygun olmayacaktır. Yabancı bir doktorun toplumsal gerçekleri ve koşulları bilmeden sağlık alanında hizmet vermesi nitelikli hizmet üretmesi açısından sakıncalıdır. Bu yasal düzenleme doktorlarımız ve hemşirelerimizin istihdamlarına da zarar verecek ve bunun faturası vatandaşa çıkacaktır. Kendi öz kaynaklarımız planlı bir şekilde kullanılmalıdır. Tıp fakültelerindeki kontenjanlar artırılmalı ve hekim dağılımındaki dengesizlikler giderilmelidir, aksi hâlde halk sağlığına büyük zarar verilecektir.

Bu Kararname’yle birlikte Sağlık Bakanlığı uhdesinde görev yapan 461 şube müdürü, 149 klinik şef ve şef yardımcısı, 444 hastane müdürü, 904 hastane müdür yardımcısı, 152 il sağlık müdür yardımcısı, 28 il sağlık müdürü, 40 APK uzmanı, 3 genel müdür, 21 genel müdür yardımcısı ve 42 daire başkanı kadroları iptal edilmiştir. Söz konusu iptal edilen kadroların yerine ihdas edilecek yeni kadroların tespitinde hangi objektif kriterlerin esas alınacağı, araştırmacı kadrosuna atanacak olan ilgili personellerin maaş ve döner sermaye ek ödemelerinde meydana gelecek ortalama 500 ile 1.500 TL arasındaki kaybın nasıl telafi edileceği ve bu durumların yeni bir kadrolaşma süreci oluşturacağı konusunda endişelerimiz bulunmaktadır.

663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle, ebe ve hemşirelerin sözleşmeli statüye geçirilmelerinde “En az bir yıldan beri çalışmaları.” hükmü getirilmiş ve bu hüküm pek çok ebe ve hemşirenin bu haktan faydalanamamasına ve mağduriyetine yol açmıştır. Bu durum kanun önündeki eşitlik ilkesine de aykırıdır.

Başlatılan aile hekimliği uygulaması insanlarımıza başta cazip gelmiş, birinci basamak müracaatta muayene katılım paylarının alınmaması hastaları bu noktada aile hekimlerine yöneltmiştir. Hekimlerimiz ilk uygulamalarda aile hekimliği statüsüne kavuşmakla motive olmuşlar ancak geçen süre içerisinde uygulamalardaki yeni yaptırımlar hem gelirlerini azaltmış hem de motivasyonlarını bozmuştur. Aile hekimleri iş yeri kirasını kendi ödeyen, tıbbi cihazlarını kendi temin eden, elektrik, su, iletişim ve muhasebe ücretlerini bütçesinden karşılayan devletle sözleşmeli özel muayenehaneler statüsüne dönüşmüştür. Her aile hekiminin çalışma ofisinin yakınına bir eczane açılmış ve bu da ilaç sarfiyatını artırıp bütçeye ek yük getirmiştir.

112 Acil hizmetlerinde çalışan hekimlerimizin maaşları düşük kalmıştır. İstasyonlar, donanım, araç ve personel yetersizliğinden vakaya ulaşmakta sorun yaşamaktadırlar.

 “Özel sağlık kuruluşları fark ödenmeden vatandaşlarımıza hizmet sunuyor.” iddiası pek doğruyu yansıtmamaktadır. Sahada baktığımızda özel hastaneler muayene katılım payı dışında laboratuvar, radyoloji ve cerrahi girişimlerde fark talep etmektedir. Bu arada Sağlık Uygulama Tebliği’nde özel hastanelerin kazançlarında uzun süredir -üç beş yıldır- artış yapılmaması bu işletmeleri de sıkıntıya sokmaktadır. Sağlık politikalarından özel hastaneler de memnun değildir, yük vatandaşa binmiştir.

Değerli milletvekilleri, Sağlık Bakanlığının “İlaç fiyatlarını ucuzlattık, ilaç erişimini kolaylaştırdık.” iddiası, son alınan kararlar eczacılar ile vatandaşların karşı karşıya geldiği bir sürece doğru adım adım ilerlediğimizi göstermektedir. Basından da takip ettiğimize göre iki üç gündür özellikle diyabet ve kanser hastaları ilaçlarını bulamamaktan yakınmaktadırlar. Eczacılar ilaç fiyatlarının düşmesinden değil, en büyük müşterisi devlet olan ancak depodan aldığı ilacı kuruma yüksek iskontoyla zararına vermekten dolayı rahatsızdır. Oysaki eczacılar sektörde sadece ilaç satan dükkânlar değil, toplum sağlığı ve hastaların aydınlanmasına da katkı sağlayan birer psikolog durumundadırlar. Bu kesimin mağduriyetini gidermek hem vatandaşımıza hem de eczacılara karşı Hükûmetimizin görevidir.

Eczacı işletim maliyetleri rasyonel bir şekilde güncellenmelidir. Eczacılarımızın özlük hakları iyileştirilmelidir. Medula sistemindeki sıkıntılar giderilmeli, yerli imalatçılar korunmalı, millî ilaç politikasına acilen geri dönülmelidir. Ulusal ilaç fabrikaları ARGE çalışmalarını artırmalı ve ürün yelpazesini geliştirmelidir. Ulusal ilaç üreticileri birtakım teşvik ve kolaylıklarla desteklenmelidir.

Savaş, ambargo, deprem gibi afet dönemlerinde ihtiyaç duyulacak ilaç kalemlerinin yeterli seviyede üretilebilmesi için gerekli planlamalar yapılmalı, devlet bu tür ilaçların üretiminde aktif rol oynamalıdır.

İthal ilaçların pazarlanması konusunda sıkı yaptırımlar getirilmeli, ARGE çalışmaları teşvik edilmelidir. Rasyonel bir ilaç politikasıyla gereksiz ilaç kullanımının önüne geçilmelidir.

Son zamanlarda ilaç politikasında yapılan uygulamalarla, aynen geçen yıllarda yaşandığı gibi, ilaç firmaları tarafından ilaç ürün tanıtıcılarının da görevleri sonlandırılmakta, yeni işsizler ordusuna onlar da katılmaktadır.

Hekimlik mesleğinin, sağlıklı bir yaşam sürdürülmesinde yeri tartışmasız çok önemlidir. Hekimlerimizin statülerinin diğer kamu görevlileri ile bu yönden farklılığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Aylık maaşları düşük olan hekimler, performans uygulaması nedeniyle daha çok hasta bakmak zorunda kalmakta ve hastaya ayırdığı zaman azalmaktadır. Hastayı dinlemek, muayene etmek, tetkik istemek, sonuçlarını değerlendirmek ve hastayı bilgilendirmek için zaman bulamamaktadırlar. Bu durum, hekimin motivasyonunu bozmakta, hastanın da memnuniyetini azaltmakta, maliyeti de artırmaktadır, sonra da hasta şikâyetleri doğal olarak artış göstermektedir.

Diğer yandan, hastanelerde zor ve meşakkatli hastaların sevk edildiği görülmekte, endikasyonsuz işlemler yapılmakta, zahmetli cerrahi işlemlerden kaçınılmaktadır. Sigorta şirketleri malpractice oranı yüksek olan hekimleri sigortalamak istemeyecekler, bu durumda doktorlar da riskli hastalara hizmet vermekten kaçınacaklardır.

Çıkarılan yasalarda temel hedefin hastane gelirlerinin artırılması olduğu görülmektedir. Kaliteli hizmet ve araştırma-geliştirme, bugün düne göre önemsiz hâle gelmiştir. Hastanelerde döner sermaye dağıtılması, performans indeksli hekim kazancı, çok ciddi sorunları beraberinde getirmiştir. Hekim görevlendirmekte zorlanılan bölgelerde çalışanlar, daha düşük döner sermaye geliri almaktadırlar. Bu adaletsizlikler giderilmelidir, döner sermaye dağıtım şekli yeniden düzenlenmelidir, hasta memnuniyeti dikkate alınmalıdır.

Sağlıkta, ekonomik kazancı düşünmeden kalitenin artırılması yönünde bir uygulamanın tercih edilmesi çok daha uygun olacaktır. Yapılan ihmal ve hataların, yanlış planlamaların telafisinin olmadığı tek alan sağlıktır. Burada bin düşünüp bir karar vermek durumundayız.

İddia edildiğinin aksine, bugün insanlar sağlığa ceplerinden daha fazla katılım payı ödemek durumunda kalmaktadırlar. Özellikle kronik hastalığı olanlar, sık hastaneye müracaat edenler emekli paralarının çoğunu muayene katılım payına veya reçetede yazılı ilaçların farkına ödemek zorunda kalmaktadırlar.

Sağlıkta personel dağılımı dengesizliği hâlen devam etmektedir. Mecburi hizmet alanlarında yeni düzenlemeler yapılmasına ihtiyaç vardır. Personelin hastane içi görev alanlarının belirlenmesinde beceri, liyakat yerine belli sendikal kuruluşlara üyelik, kadrolaşma gayreti de olduğu gözle görülmektedir. Bu uygulamalardan da bir an önce vazgeçilmelidir.

Değerli milletvekilleri, hastanelerimizde hizmet birimlerine temizlik, güvenlik elemanları alımında aşırı siyasal tercih söz konusudur. Bu çalışanlar sürekli tehdit altındadırlar. Seçimlerde de zoraki Hükûmet adına çalışmaları talep edilmektedir. Sosyal hakları da engellenmekte ve taşeron firmaların vicdanlarına bırakılmakta, emekleri sömürülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; toplum sağlığı açısından, OECD verilerine göre bebek ölüm hızı ve anne ölüm hızında geçmişten günümüze kadarki dönemde görülen düşme sevindiricidir. Özellikle çocuklarda çoklu yeni doğan hastalık araştırmaları ve aşılamadaki bu gayret devam etmelidir.

Uçak ambulansı, helikopter ambulansı, deniz ambulansı, paletli ambulans sayılarının arttırılması önemli gerekliliklerdir.

Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi daha fazla desteklenmelidir.

Sağlık çalışanlarının atamaları kolaylaştırılmalı, iş bulmakta zorlanan ebe, hemşire, röntgen ve diş teknisyenleri işe yerleştirilmelidir.

TÜİK verilerine göre toplum sağlık harcamalarında kamunun payı yüzde 67,8, özel sektör payı yüzde 32,2 ve cepten sağlık harcamaları yüzde 21,8’dir.

Sağlık tesislerine yıllık başvuru sayıları 1994’te 1,7 iken, 2000’li yıllara geldiğimizde 7,7 civarına yükselmiştir.

2002’de muayene olan hasta sayısı 184 milyon iken, 2011’de 492 milyona yükselmiştir. Sadece 2011’de yıllık diş hekimi muayene sayısı 7 milyon civarında olmuştur.

Bu rakamlar bizi şu sonuçlara götürmektedir: Sağlık hizmeti sunumunda devletin payı azaldıkça veya özel sektörün payı arttıkça kişi başı sağlık harcamaları artmakta ve devletin sağlığı finanse etmesi zorlaşmaktadır. Bu durumda vatandaşın kaktı payı vermesi kaçınılmaz hâle gelmektedir.

Sonuçta, başvuru sayısı arttıkça daha rasyonel sağlık politikalarına ihtiyaç artmakta, rasyonel ilaç kullanımı ve koruyucu hekimlik hizmetleri daha fazla önem kazanmaktadır.

Bu nedenle, devlet sağlık hizmeti sunmaya devam etmelidir. Bu aynı zamanda sosyal devlet olmanın da gereğidir. Hastane birlikleri ve akabinde gelecek olan hastane özelleştirme çalışmalarından kesinlikle vazgeçilmelidir. Aksi takdirde vatandaşın sağlık harcamalarına iştirak payı daha da artacak ve parası olmayan "ne yaparsa yapsın" mantığına gelinecektir.

Sosyal güvenlik kurumlarından özel hastanelere 2008 yılında 4,3 milyar lira ödeme yapılmıştır. 2002-2009 yılları mukayese edildiğinde özel hastanelere yapılan sağlık ödemeleri 9,4 kat artmıştır. Özel hastanelerin yıllık büyüme oranı yüzde 12’dir. Bu oran, diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda ülkemiz için gerçekten anlamlı risk ifade etmektedir. Bu uygulama özel hastane fiyatlarının incelenmesinde de özel mali müşavirlere denetim getirilmiştir. Bu uygulama, özel hastane faturalarından kurum incelemeleri neticesinde yapılan kesinti oranlarını düşürecek, haksız ödemelere ve kurumsal zararlara yol açacak hatta özel hastane-özel mali müşavir arasında iş birliği ve usulsüzlükler bile görülebilecektir.

Değerli arkadaşlarım, özellikle bizleri yetiştiren hekimlere minnet ve teşekkürlerimi tekrar ifade ediyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZ (Devamla) – …üniversitelerimizdeki öğretim görevlilerinin tam gün yasasından farklı bir şekilde istifade etmeleri, onların insan onuruna yakışan şekilde ücretlendirilmelerinin en azından yapılmasını ciddi bir şekilde talep ediyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Kalkınma Bakanlığı ve TÜİK bütçesi üzerine grubumuz adına söz almış bulunuyorum.

Konuşmama başlamadan önce, bugün bütçesini görüştüğümüz Kalkınma Bakanlığının eski ismi olan Devlet Planlama Teşkilatımızın kurucusu olan ve aynı zamanda TÜBİTAK, TSE, OYAK, Türk Kültür Ocakları gibi birçok kurumun o dönemde kurulmasına vesile olmuş olan, partimizin de kurucusu Alparslan Türkeş’i rahmet ve minnetle anıyorum. Tabii, bu arada, DPT’yi de kaybettiğimiz için, Kalkınma Bakanlığı olduğu için, DPT’yi de rahmetle anmak durumundayız, Allah rahmet eylesin.

Şimdi, değerli arkadaşlar, burada ciddi bir şuur kaybıyla karşı karşıyayız. Devlet Planlama Teşkilatı çok köklü bir kuruluştu. Şu anda sadece adı değişmiş olmadı. Ben tekrar kayıtlarıma baktım. 2009 bütçesinde de, 2010 bütçesinde -özellikle 2009’da- “DPT’yi kapatacak mısınız?” diye sormuşum. Sayın Meclis Başkanımız Cemil Çiçek, o zaman Başbakan Yardımcısı olarak yine o tartışmalara katılmış. Sonra yine bütçe görüşmelerinde Sayın Nazım Ekren, eski bakanımız, DPT’nin stratejik planını tartıştığımız zaman yine konuşmuşuz. Ekonomi Koordinasyon Kurulu kurulurken yine konuşmuşuz. Başbakanlıkta Ekonomik İşler Genel Müdürlüğü kurulması tartışılırken yine konuşmuşuz. Sonunda söylediklerimiz olmuş ve DPT’den böylece AKP İktidarı kurtulmuş oldu. Neden öyle söylüyoruz, o tartışmalarda ne vardı, kısaca hatırlatayım size.

“Zaman zaman milletvekillerimiz geliyor, ödenek talebinde bulunuyorlar. Efendim, yatırım bütçesine bazı katkılar istiyorlar. O olmadığı için de arkadaşlarımız kızıyor.” demişlerdi. Biz de, tabii ki Devlet Planlama Teşkilatının yeniden yapılandırılmasını,  stratejik plan çerçevesinde Türkiye’ye gerçekten strateji üreten, fikir geliştiren, politika geliştiren bir kurum hâline gelmesini, bu çerçevede yeniden yapılanmasını talep ediyorduk. Ama bu yapılanla maalesef bakanlık hâline getirilmeyle hafızası ortadan kaldırılmış olacak çünkü sizler zaten 666 sayılı KHK’yla bütün kariyer uzmanlıklarını da yerle bir ettiniz. Sadece DPT değil, Hazinede de diğer kurumlarda da onun da altyapısı hazırlanmış oldu. Böylece, herkes normal bakanlık hâline geldi.

Tabii, burada başka hususlar da var, sadece bu kurumun ölmesi söz konusu değil. Bununla beraber bazı şeyler gidiyor. Ne yapardı DPT? Planı hazırlardı, programı hazırlardı, yatırım programını hazırlardı.

Şimdi, bakıyoruz, biz bütçe tartışmaları sırasında bir şeyi fark ettik -Maliye Bakanımız burada değil ama- kesin hesapla ilgili. 2010 yılı Kesin Hesabında yedek ödeneklerle ilgili bir rakam var. Biz normalde 500 milyon öngörmüşüz. Dönem sonu gerçekleşmesi ne kadar hiç bilen var mı, haberiniz var mı? Yok. Biz de sonra ararken bulduk çünkü. 20,9 gözüküyor 21 milyar toplam yedek ödenek kapsamında bütçeden başka yatırımlara aktarılan.

Bunu niye söylüyorum? Sayın Bakana sordum -süreç içerisinde geldi- ne kadarı, bunun ayrıntısı nedir diye. Maddelerde görüşürken bunun ayrıntısına değineceğim ama burada neden önemli? Bizim Meclis olarak, Plan ve Bütçe Komisyonu olarak kendilerine vermiş olduğumuz ve DPT’nin yapmış olduğu yatırım tahsislerine aykırı olarak burada Maliye Bakanlığı kendi bütçesinin üçte 1’inden fazlasını başka ödeneklere, başka yatırımlara, başka giderlere aktarıyor.

Şimdi, burada, herhangi bir yatırım tahsisinden veya bütçe hakkından bahsetmek mümkün mü? Siz burada rakam onaylıyorsunuz, orada birtakım siyasi mülahazalarla falancaya şu kadar aktaralım, filancaya bu kadar aktaralım diye kurumlara ve bakanlıklara maalesef aktarma yapılıyor. Gerçekten bu çok vahim bir durum.

İsterseniz bir rakam daha vereyim, mukayese edin Meclisin hakkı nasıl gasp ediliyor. 2010 yılında cari fiyatlarla toplam yatırım ne kadar? 44,5 milyar. Yani üçte 1’i kadar, toplam kamu yatırımlarının üçte 1’i kadarını Maliye Bakanı kendi takdiriyle dağıtıyor. Burada bir bütçe hakkının gaspına ilave olarak verilen yetkinin de kötüye kullanılması söz konusu. Maalesef, Meclisin zaten bir parmak kaldırma hakkı vardı demiştim, onu da kanun hükmünde kararnamelerle gasp ettiniz. Size parmak kaldırmayı dahi sormuyor. Sayın Başbakan imzayı atıp gönderiyor. Biz de burada Plan Bütçe Komisyonu olarak etkisiz hâle geldik. Biz burada bütçe yapıyoruz, DPT program hazırlıyor, yatırım programı hazırlıyor ama Maliye Bakanı bir imzayla o bütçenin üçte 1’ini, toplam kamu yatırımlarının üçte 1’ini oradan aktarabiliyor. Böyle bir şey olmaz. 2011’i bilemiyoruz, o rakamları da sorduk, ayrıntısı henüz gelmedi -ama 2010 rakamları- ki ayrıntılı olarak kamuoyuna bunların açıklanması gerekiyor, Sayıştaya hesap verilmesi gerekiyor. Sayıştayın uygunluk bildirimine bakıyoruz, Sayıştay zaten çoğu kurumları denetlememiş, hesap üzerinden uygunluk bildirimi vermiş. Yeniden yapılanma var orada da. Bu yeniden yapılanma bize çok pahalıya mal oluyor, kurumlar arasındaki koordinasyonsuzluğa mal oluyor.

Değerli arkadaşlar, bu arada başka bir şey daha söylemiştik: Orta Vadeli Plan’ın hazırlanması. Arkadaşlarımız dile getirdi. Biz şakayla karışık söylüyorduk “Bari, bunu ekimde yapıyorsunuz, kanunu buraya uyduralım.” diye. Yine kanun hükmünde kararnamenin birinin arasına arkadaşlarımız eklemişler. Şimdi eylül sonuna… Eylül başında, ortasında, en geç eylül sonunda olacak. Yani fiilî durumu, kanunu biz kendimize uydurmuşuz ve alakasız bir şekilde, Maliyeyle ilgisi olmayan, bütün Maliyenin elemanlarının, kontrolörlerinin, denetmenlerinin de içinde olduğu bir şeye, hukuk işlemlerine ait bir kararnamenin içerisine bunları da sokuşturmuşuz, araya araya zor buldum. O da hemen, eylül olmuş. E, şimdi, bakıyorsunuz, mayısta DPT’nin KHK’sı çıkmış, orada hâl⠓mayıs” yazıyor. Yani haziran ayında çıkarılan, daha henüz KHK döneminde çıkarılan herhangi bir şey yok; bütçenin başında, ekim sonunda Maliye Bakanına soruyoruz, o da bir şey söylemiyor; iki gün sonra, 2 Kasımda herhangi bir şeyin arasına sokuşturulmuş.

Şimdi, burada, DPT’nin anlamı kalmadığı için kapatmış oldunuz. Hakikaten de eğer bizim yaptığımız şeyler, burada çıkardığımız kanunlar bir işe yaramayacaksa, sizin kendi çıkardığınız kanunlar… 5018 sayılı Kanun burada. Bütçe hakkı var maddelerde, ödeneklerin nasıl aktarılacağı var, 23’üncü maddesinde yedek ödeneklerden bahsediyor, 21’de aktarmalardan bahsediyor, 11’de ilkelerden bahsediyor. Meclisin bütçe hakkı en önemli hak. E, dolayısıyla bizim burada bu yapıyla bu sorunları çözme şansımız yok.

Tabii ki, burada, ekonomideki sorunları peki nasıl çözeceksiniz? Kendi çıkardığınız kanuna, yönetmeliğe, hazırlanan tüzüklere uymazsanız bunu nasıl yapacağız? “Ekonomide yeniden yapılanma” diye diye dilimizde tüy bitti. Bizde, bütün beyannamelerimizde, Parti Programı’mızda var. E, şimdi bir yeniden yapılanma yaptınız. Bu yapıyla koordinasyonu sağlamak mümkün mü? Ekonomi Koordinasyon Kurulu kurmuşsunuz.

Şimdi, bakıyoruz, Kalkınma Bakanlığı burada, Sayın Bakanım da gelmiş, Gümrük Ticaret de burada. İkisi geldiler. İlave olarak Ekonomi Bakanlığı var, Bilim, Sanayi ve Teknolojinin sanayi kısmı var, bir de Başbakan yardımcılığı var, ekonomiden sorumlu.

Şimdi, böyle çok başlı bir yeniden yapılanma olur mu? Milliyetçi Hareket Partisi de “Ekonomi bakanlığı” kurulsun dedi. Bizim de o konuda önerilerimiz var, yeni de değil. Ama buradaki Ekonomi Bakanlığının, değerli arkadaşlar, farklı yapıda olması gerekiyor. Buradaki Ekonomi Bakanlığı o şekliyle bizim bir işimize yaramaz. Ekonomi Bakanlığının içinde ekonomi yok, dış ticaret bile yok, sadece ihracat var kısmen, Eximbank yok, gümrük burada Sayın Yazıcı’da. Şahsa göre bir bakanlık yapılandırması oluşturmuşsunuz. Evet, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, 2011 Seçim Beyanname’mizde de yer aldığı şekilde “Ekonomi yönetiminde yeniden yapılanma.” dedik, “Ekonomi bakanlığı kurulsun.” dedik. Ama nasıl olması gerekiyordu? Burada bütçenin gelir ve harcamalara ilişkin uygulama kısmı Maliye Bakanlığında. Sanayi ve iç ticaret ile dış ticaretin geliştirilmesine ilişkin uygulama, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ayrı olacaktı. Onun dışında, ekonomik politikaların uygulanması, borç yönetimi, özelleştirme, kamu bankaları, SPK, BDDK, Merkez Bankası, diğer kurumların Ekonomi Bakanlığında olması lazım. Bir de Başbakan yardımcılığı var. Hepsinin üzerinde her kafadan bir ses çıkıyor. Birisi “Harcayalım.” diyor, öbürü “Harcamayalım” diyor, birisi “Faizleri düşürelim.” diyor, öbürü “Düşürmeyelim.” diyor. Bunun üstüne Merkez Bankası Başkanı çıkıyor, başka bir şey söylüyor.

Bu kafayla bizim ekonomiyi yönetmemiz ve bu krizin etkilerini en aza indirmemiz maalesef mümkün değildir değerli arkadaşlarım. Bu dağınıkla yapısal reformlar gerçekleştirilemez. Bu yönetim anlayışıyla, kafa karışıklığıyla yapısal sorun demeye başladığınız cari açık çözülemez. Bu anlayışla istihdamı artıracak, işsizliği azaltacak “istihdam dostu, yüksek teknoloji tabanlı” dediğiniz “istihdam odaklı büyüme stratejisi” uygulanamaz. Çünkü herkesin bakışı farklı, bakanların ilgi alanları farklı ve maalesef koordinasyonsuzluk var. Alınan kararlardan bunlar anlaşılıyor, alınamayan kararlardan da anlaşılıyor. Çünkü bir uzlaşma sağlanamıyor veya alınan bir karar bir süre sonra hemen başka bir kararnameyle, başka bir kanun teklifiyle değiştirilme yoluna gidiliyor. Maalesef burada bizim adımıza denetim yapması gereken Sayıştayca da bu yıl da, -önümüzdeki yıl içerisinde ancak herhâlde başlayacaklar- 2011’de de geçiş dönemi diye bazı denetimler yapılmadı, eğitimlerle geçiştiriyorlar.

Birkaç cümle de Türkiye İstatistik Kurumuyla ilgili söylemek istiyorum, vaktim daralıyor. Sayın Başkan burada, Komisyonda da söyledik, istatistik anlamında ciddi sıkıntımız var. Öncelikle hemen belirteyim, az önce söylediğim bakanlıkların yeniden yapılandırılması… Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi arkadaşlarımız burada. Bakıyoruz şimdi, Bakanlığın ismi değişmiş. Önümüzdeki yıl biz yan yana o bütçeleri göremeyeceğiz. Bu yıl da şimdi göremiyoruz, kesin hesaptan bakarak görüyoruz. Bakanlığın adı değişmiş: Gümrük ve Ticaret Bakanlığı. Ee, iyi. Peki, geçen sefer neredeydi? Gümrük Müsteşarlığında. Şimdi ben o bütçeleri nasıl mukayese edeceğim? Sayın TÜİK Başkanımız bu bakanlıkların kurumlarını Maliyeyle beraber en azından bakabilirse geçmişe yönelik bir mukayese…

İki: Bütün kamu kurumlarında bir veri kargaşası var, bunların bir tekdüze hâle getirilmesi lazım. Kamu kurumları arasında, şimdi anlatacaklar, yok anlaşma var, yok veri paylaşımı var ama uygulamada maalesef sıkıntı görüyoruz. Bunların bir tekdüze hâle getirilmesi, mukayese edilebilir hâle getirilmesi ve şeffaf bir şekilde bilgilerin kamuoyuyla paylaşılması gerekiyor.

Diğer bir husus, yine GAP’la ilgili de bir iki cümle söylemek istiyorum. Arkadaşlarım ayrıntısına değinecekler ama çok yavaş ilerlediğini rakamlardan gördük. Maalesef 2013’e, planlandığı gibi, bitirilme şansı yok. Yapılan ödenekler yetersiz kalıyor ne kadar aktarsak da. Bu konuda da bir siyasi irade gösterilmesi ve eksik projelerin bir an önce tamamlanması gerekiyor. Ayrıca bununla bağlantılı kalkınma ajansları da maalesef başlangıçtaki o kuruluş felsefesi amacına uygun çalışmıyor. Şu anda beklenen sonuçlar, bölgeler arası gelişmişlik farklarını gidermek üzere yapılacak çalışmalar yetersiz kalıyor. Bu ajansların yapısının ve işleyişinin de yeniden gözden geçirilerek bölgeler arası gelişme farklarını azaltması gerekiyor.

Kısacası, bu anlayışla, bu kafa karışıklığıyla, bu dağınıklıkla Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin yapısal sorunları çözmesi, Türkiye'nin temel sorunları olan cari açık sorununu, işsizlik sorununu ve özel kesim borç sorununu ve riskini önlemesi mümkün değildir diyorum ve bütçenin hayırlı olması dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Günal.

Birleşime 13.30’a kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati: 12.50

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 13.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi, altıncı tur üzerinde söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Adnan Şefik Çirkin’de.

Buyurun Sayın Çirkin. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı Merkezi Bütçe Kanunu’nun GAP, DAP, KOP ve DOKAP Başkanlıklarının bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, GAP, DAP, KOP ve DOKAP, gerçekten adları itibarıyla sanki kafiyeli ve şiirsel uyum gibi deyimler, terimler. Tabii, bu projelerin anası olan ve diğer kalkınma projelerine ışık tutma manasında büyük örnek olan GAP projesini, bu projenin mimarını, bu proje üzerinde kırkyıllık emek veren büyük devlet adamı Sayın Süleyman Demirel’i de hürmetle, minnetle ve saygıyla anıyorum çünkü GAP, hazırlanışı ve hedefleri münasebetiyle gerçekten Türkiye ve dünyada bir inci konumunda olan, çok büyük hedefleri olan çok muazzam bir projedir. Umarız, diğer projelerimiz de bu projeye benzer ve onun eşiti hâline gelir ilerleyen zaman içerisinde ancak bilindiği gibi, bölgeler arası dengesizlikleri, gelir dağılımını eşitleme noktasında çalışmaları, yaşam düzeyini yükseltmeyi ve refah seviyesini yükseltmeyi, ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmeyi hedefleyen bu projeler, aynı zamanda ülkemizin ilerleyen dönemlerinde her birisi bir mihenk taşı olacak ve daha sonraki on yıllarda diğer projelere de örnek olacak.

Şimdi, GAP’ın haricinde diğer projelere geçmeden önce GAP hakkında birkaç cümle söylemek isteriz. Bilindiği gibi, GAP, çıkışı itibarıyla, Güneydoğu Anadolu’da sayısız barajı ihtiva eden ve bu barajların bitiminde enerji üretiminin önemli bir bölümünü karşılamayı hedefleyen ve aynı zamanda enerji üretimiyle beraber de sulama konusunda ülkemizin tarımsal sulamada büyük eksiğini kapatmak suretiyle tarımsal ürün desenlerini çeşitlendirecek ve aynı zamanda tarımsal kalkınmayı, Güneydoğu’nun asıl kalkınma modeli olması gereken tarımsal kalkınmayı destekleme amacıyla yapılmış muhteşem bir proje. Aradan geçen yıllar içerisinde, baktığımız zaman, enerjinin yüzde 80’lere varan bölümü bitmiş yani enerji konusunda gelen geçen tüm hükûmetler görevini yapmış ve dolayısıyla ülke enerjisinin de önemli bir bölümünü karşılayan bir proje hâline gelmiş, enerji bölümündeki hedefini de tamamlamak üzere olmuş.

Değerli Meclis, elbette, “GAP” denilince akla gelen nedir? Tarımsal sulamadır. Bunun tarımsal sulama ayağının maalesef eksik kaldığını ve bu konuda neredeyse hiç ilerleme sağlanamadığını müşahede ediyoruz. Ne yapılmış? 200 küsur bin hektarlık tarımsal sulama alanı 3 Kasım 2002 seçimlerine kadar tamamlanmış ve aynı zamanda da 125 bin hektar civarında bir tarımsal sulama alanının inşaatı başlamış, devam ediyor ve şu an içinde bulunduğumuz 2011 yılı itibarıyla muhtemelen 300 küsur bin, yani sadece bunu ihtiva eden bir tarımsal sulama alanı söz konusu, 300 küsur bin hektar. GAP’ın kuruluş aşamasında, planlamasında sulaması hesaplanan hektar ne kadar? Yaklaşık 1,8 milyon hektar. Şu ana kadar tamamlanan hedef ne? 300 küsur bin hektar ve bakıldığında bunun neredeyse tamamına yakını da geçmiş hükûmetlerin hizmeti gibi görünüyor ve Sayın Başbakanımızın, GAP Eylem Planı’yla birlikte açıkladığı hedeflerde en başta, orada -bir ziraatçı olarak da- en mahzurlu gördüğüm tarafı ifade etmek istiyorum: 1,8 milyon hektar sulama alanı, eğer biz yanlış okumadıysak, yanlış anlamadıysak, 1,60 milyon hektar sulama alanı olarak revize ediliyor. Yani şimdi yaklaşık 800 bin hektar sulama alanı devletimizin, hükûmetlerimizin bundan sonraki hedeflerinden çıkmış durumda. Bu çok kötü bir şey. Verimsiz arazi olmaz. Hatay’ın dağlarında, Altınözü’nde, Yayladağı’nda milletimiz taşların arasına, o taşları ayıklayarak zeytin ağacı ekiyor ve yıllar içerisinde ondan büyük verim alıyor ve onunla geçimini sağlıyor. Dolayısıyla, Güneydoğu Anadolu’da 800 bin hektar alanın verimsiz olduğunu kabul etmek, çağdaşlaşma, modernleşme, dünya devleti, G20 gibi hedefleri daima önümüze koyan ve bununla da övünen bir hükûmete yaraşmıyor olsa gerek. İsrail’e bakıyoruz, 200 bin hektar alanda çok pahalı bir sulama metoduyla ve su için âdeta büyük paralar harcayarak ve su için savaşarak –bu da bir Orta Doğu gerçeği- aldığı suyla 200 bin hektarda bir ziraat yapıyor, halkını doyuruyor ve aynı zamanda dünyanın en önemli tarımsal üretim ihracatçıları arasında yer alıyor. Böyle bir ortamda, GAP’ın sulama alanında 800 bin hektar alanını yok saymak, bunu GAP Eylem Planı’nın dışına çıkarmak olayı çok basitleştirmektir; bu projede uzun yıllardır emeği olan devletin tüm bürokratlarına, tüm hükûmetlere karşı bir vefasızlıktır ve aynı zamanda bunların yaptığı emeklere de saygısızlıktır.

Değerli Meclis, kıymetli milletvekilleri; şimdi, bu aşamadan sonra, DAP, KOP ve DOKAP konusunda da bir iki cümle söylemek istiyoruz. Şimdi bunlar, kuruluş dönemi ve kuruluş felsefesi itibarıyla maalesef… Öncelikle, bunları kurduğunuz için değerli Hükûmete teşekkür ediyoruz fakat böyle önemli, birisi Doğu Anadolu’nun, birisi Konya Ovası’nın, birisi Doğu Karadeniz’in kalkınmalarını hedefleyen projeler, yani Allah aşkına, seçime beş kala mı kurulmalıydı? Böyle bir anlayış olabilir mi? Bu anlayış, daha baştan bu projenin ciddiyetine darbe vuruyor ve bu projenin bir seçim yatırımı olduğu noktasında insanların vehme kapılmasına sebep oluyor. Kanun hükmünde kararnameyle kurulması çok önemli değil yani kanun hükmünde kararnameyle de kurarsınız ama daha sonra bunu geliştirirsiniz. Fakat bu kanun hükmünde kararnameyi siz yılların iktidarıyken seçime beş kala çıkarmak, elbette ki daha baştan “Acaba bunlar bir seçim yatırımı mı?” diye vatandaşın kafasında vehim bırakıyor. Daha sonra da mesela bu projeden…

KOP kısa adıyla adlandırdığımız Konya Ovası Projesi’ne baktığımızda, biraz evvel, bir müddet evvel iktidar partisine mensup bir milletvekili bu kürsüden, benim yerimde yaptığı konuşmada 1900’lü yıllardan, Konya Ovası’nın susuzluğundan, ticaret odasındaki Konya Ovası’yla ilgili su konusundaki görüşmelerden, o zamanın hayallerinden ve iktidar partisinin bu hayalleri gerçekleştirme noktasında ortaya koyduğu iradeden memnuniyetle söz etti. Bu doğru olsa bundan bizim de memnun olmamamız mümkün değil. Neticede biz de muhalefet partisi olarak bu memleketin, bu milletin evlatlarıyız ve bu memleketin nasıl ki iktidar tamamına ve tamamının dertlerine yönelmek ve herkesin, her kesimin dertleriyle, sıkıntılarıyla ilgilenmek zorundaysa muhalefet de herkesin, her kesimin dertleriyle ilgilenmek zorunda, durumunda ve bu konuda yapılan icraatları takip etmek durumundadır.

Şimdi, hâl böyleyken yani bakınız, biraz evvelki konuşmacı arkadaşımız da KOP’un Konya Ovası’nın sulama problemini halledebilir bir proje olduğunu ifade etti. E, doğrusu, 70 milyon da ve en başta Konya Ovası’ndaki Konyalı çiftçimiz de böyle görüyor, böyle anlıyor. İcraata baktığımızda, eylem planına baktığımızda, bırakın Konya Ovası’nı sulamayı, Konya’daki hâlihazırda sulanabilir arazinin 510 bin hektar olduğunu görüyoruz ve bu büyük projenin sadece 50 bin hektarlık bir sulama alanına hitap ettiğini üzülerek müşahede ediyoruz.

Şimdi, böyle bir hedef olabilir mi? Yani kocaman, Anadolu’nun ortasında, yüz ölçümü birçok büyük devletten yüksek bir ilin sulama problemini çözüyorum diye davulla zurnayla bir proje, bir eylem planı ortaya koyacaksınız; hâlihazırda sulanan alanın yüzde 10’unu ancak sulayabilecek, yani “Dağ fare doğurmuş.” tabirinin tam yerine oturduğu bir projeyle ortaya çıkacaksınız.

Tabii -konuşma sürem bitiyor- GAP konusunda daha söyleyecek çok şey var. GAP’a ayrılan yatırımların orada bir otoyol projesine dönüştüğü, GAP’taki insanların, GAP bölgesindeki insanların hâlâ Anadolu’nun çeşitli yörelerinde pamuk, fındık, fıstık, soğan topladığı bir dönemde, on yıl içerisinde bunların dertlerine de çözüm getirecek hiçbir çarenin, ciddi bir eylem planının ortaya konmadığını ifade ediyorum.

Yüce Meclisi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Sayın Başkan, sizleri de saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Çirkin.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Ali Uzunırmak, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2012 yılı Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Gümrük Müsteşarlığı ve Rekabet Kurumumuzun oluşturduğu bütçeler üzerinde söz aldım. Hepinizi grubum adına en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hemen, akıllarda kalması için, sözümün başında öncelikli olarak bir deyişi sizlerle paylaşmak istiyorum: “Söz adamı bağlar. Adam olan, sözünü bağlar.” Söz adamı bağlar çünkü eğer yaptığınız eylemlerle sözleriniz örtüşmüyorsa söz sizi bağlamıyor demektir ve eğer söz sizi bağlamıyorsa, o zaman, bazı iddiaların ortaya adam gibi çıkıyorum noktasında olması mümkün değildir.

Bugün iktidarımızın, yürütmemizin -maalesef- bazı temsilcileri sözün bağladığı insanlarımız olmamaktadır, sözler onları bağlamamaktadır.

 “Gardiyanın kötüsü mahkûma dert yanarmış.” Bugün Türkiye’deki yönetim de aynen bunu yapıyor. Milleti hapse tıkmış, esir almış, başında gardiyan olmuş ama mahkûma dert yanmaya devam ediyor. Dokuz yılda eğer söyledikleriyle yaptıklarını dünden bugüne bir sistematik içerisinde düşündüğünüzde ne gibi farklılıklar olduğunu millet ortaya çıkaracak ve görecektir. Tabii ki toplum hafızası bunları günü gününe takip edemiyor çünkü o kadar hızlı şekilde gündem değiştiriliyor ve o kadar haber alma kaynakları kuşatılmış ki, algı yönetimi o kadar gerçeklerden uzaklaşarak halka sunuluyor ki bunu toplum hafızasıyla anlamak, anlatabilmek mümkün değil ancak dikkatle takip edilmesiyle mümkün ve laf olduğunda hemen Türkiye'nin cumhuriyet tarihinden bugüne olan meseleleri, yönetim tarzları, yöneten kişiler gündeme getiriliyor.

Değerli milletvekilleri, inançlarımızda babanın günahı evlattan sorulmaz, evladın günahı babadan sorulmaz. Yani AKP’yi bütün geçmişinden kurtarıyor olması bir hizip olarak kopup 2002 yılında yeni kurulmuş olması mı? Bazı siyasi partilerimizin geçmişteki şartlar içerisinde ancak o günkü şartlarda yarıştırılması mümkünken aklıselim olarak o günkü şartlar düşünülmeden, kıyas yapılmadan, bugün o günler eleştirilerek babaların günahlarının haksız bir şekilde evlatlardan, evlatların günahlarının  babalara yüklenmesi haksız bir şekilde, acaba bir siyasi argüman olarak bizi, Türkiye’yi doğru yönetim tarzına götürür mü?

Şimdi bunlar üzerinde aslında çok geniş söz edilebilir. Gümrükler hudutlarda olur, deniz ve havada, karada ve bir noktada egemenlik haklarımızın başladığı yerlerdir. Dolayısıyla ilk girenin ve ülkemizi terk edenin, hem gelişinde ve gidişinde ülkemiz hakkındaki kanaatlerinin en önemli oluştuğu anlardır ülkemiz için. Dolayısıyla imaj açısından ve yönetim karakterimiz, kabiliyetlerimiz açısından çok önemlidir çünkü gümrükler aynı zamanda insan, mal, sermaye hareketleri gibi yönetimin en birincil kontrol etmesi gereken alanları burada kontrol etmeye başlar. Ülkemize giren ve çıkan insan hareketleri, mal hareketleri, sermaye hareketleri, bütün bunlar ülkemiz için her açıdan önemli alanlardır.

Buralara baktığımızda, değerli milletvekilleri, 13 Şubat 2007 tarihli grup toplantısında ve 28 Şubat 2007 tarihli “Ulusa Sesleniş” konuşmasında Sayın Başbakan aynı gardiyanın mahkûma dert yandığı gibi bakın nasıl dert yanıyor: “Dış Ticaret Müsteşarlığı, petrol ithal ettiğimiz 48 ülkeden kayıtları istedi. Bu ülkelerin 31’inden cevap geldi -17’sinden gelmemiş- bu cevapların geldiği 31 ülke diyor ki ‘Türkiye, bizden son iki buçuk yıl içinde 28 milyar dolarlık petrol ithal etti.’ Buradaki kayıtlara göre ise bu 31 ülkeden aynı dönemde ithal edilen akaryakıt miktarı sadece 9,3 milyar dolar. Arada tam 18,7 milyar dolarlık fark var.” Bunu Sayın Başbakan söylüyor.

Şimdi, ben, Sayın Bakana soruyorum: Acaba bu 2007 yılından bugüne kadar bunun müsebbipleri bulundu mu? Kimler, bunu nasıl getirmişler ülkeye? Bu kadar büyük miktar bu kadar büyük paralara mal oluyor. Bu müsebbipler kim? Eğer devlet yetkisini kullananlar varsa, aynı zamanda bunun ticaretini yapan kişiler varsa bu kişiler ortaya çıktı mı? Bunlara ne gibi işlemler yapıldı ve daha on yedi ülkeden de gelmemiş, onlar geldi mi? 2007 yılında bu. 2011 yılında acaba ne durumdayız? Aynı şekilde, Maliye Bakanlığı tarafından 27 Ekim 2011 tarihinde açıklanan Tütün ve Tütün Mamûlleri Kaçakçılığıyla Mücadele Eylem Planı’nda da Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yakalanan kaçak sigara miktarını dikkatinize sunuyorum. 2008 ve 2009 yıllarında 10 milyon adet iken 2010 yılında 44 milyon adet, 2011 yılının ilk dokuz ayında 50 milyon pakete ulaştığı, söz konusu kaçakçılığın terör örgütüyle bağlantılı olduğu ifade edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, yürütmenin başındasınız. Bunlar ele geçirilenler ve ele geçirilenlerde artış var. Peki acaba 2008-2009 yılından 2011 yılına gelirken tedbir alınmadı da mı bunlar artıyor? Acaba bunun mesulleri kim? Bunun failleri kim? Bunlar tabii ki basının kuşatılmışlığı içerisinde halkın haber alma kaynaklarının halka doğru ulaşmamasından dolayı bilgi sahibi edinmek ve kontrol etmek mümkün değil.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de tabii ki ekonomi rakamlarla oynanarak, oynatılarak çok farklı bir şekilde halka yansıtılıyor. Büyümeden bahsediliyor. Elbette ki büyüme var ama büyümedeki bu rakamlara hâkim olan unsur ne? Bankalarda krediler kullanılıyor. Sayın Başbakan diyor ki: “Kredi kullanım oranları arttı. Kredilerin geri dönüş oranları da arttı, sağlıklı bir şekilde yürüyor.” Ben Sayın Başbakana bir şey sormak istiyorum: Krediler artmış olabilir, doğrudur ama kredi kullanım oranlarındaki artışta yerli tasarruf oranı nedir? Eğer yerli tasarruf oranı artmadıysa bu ne anlama gelir? Yabancı kredilerle bu ülkede bir büyüme temin ediliyor. E o zaman değerli arkadaşlar, el atına binen çabuk iner. Hele ki bu el atında hep mahmuzu kullanıyorsanız hiç dizgini kullanmıyorsanız bu at bir gün sırtından sizi atar.

İşte, bugün, Türkiye’nin rakamlarına baktığımızda, özel sektör dış borcu 2002’de 42 milyar dolar civarında, bugün 200 milyar doların üstüne çıkmış. Devletin özel sektörle beraber borcu -iç ve dış borç olarak- toplam 220 milyar dolardan 510 milyar dolara çıkmış. Bunun 200 milyar dolarını düştüğünüzde, devletin de, kamunun da iç ve dış borç toplamında 310 milyar dolarlık bir çıkış var ki bu 90 milyar dolarlık AKP İktidarı döneminde artıştır. “Özelleştirmelerden 35 milyar dolar özelleştirme yaparak IMF’in 27 milyar dolarını 3 milyar dolara düşürdük.” diye övünmek pek akıl kârı bir iş değil, değerli milletvekilleri. 35 milyar dolarlık satmışsınız, IMF’ye 24 milyar dolar para ödemişsiniz. Bunun neticesinde, eğer, gayrisafi yurt içi hasılayı hâlen daha gayrisafi millî hasılayla karıştırıp tarif eden saygıdeğer milletvekilleri buralarda konuşmalar yapıyor. Gayrisafi yurt içi hasılayı, özel sektör borçlarını gayrisafi yurt içi hasılaya dâhil eder -gayrisafi yurt içi hasılada tabii ki dahil edilmesi lazım- ama ondan sonra da gayrisafi yurt içi hasılanın kamu borcuna oranında eğer onları, özel sektörün borçlarını borç saymazsanız, bu oran tabii ki sizin döneminizde düşmüş gibi görünecektir. Oysaki bu oranlar yani yabancı krediler, borçlanmalar, farklı konumdaki para girişleri, Türkiye’de gayrisafi yurt içi hasılayı, elbette ki devlet harcamalarından özel sektör büyümesi harcamalarına kadar gayrisafi yurt içi hasılayı arttırmıştır. Ama buradaki yerli kaynaklarımız, yerlilik oranı ne derecede artmıştır gayrisafi yurt içi hasılada?

Sayın Cumhurbaşkanı da açıkladı: “1 dolarlık ihracat yapmamız için 83 sentlik ithalat yapmamız gerekiyor.” diyor. Geçenlerde bir iş adamımız söylüyor “100 liraya yaptığım ticarette, yaptığım faaliyette direkt ve dolaylı olarak 65 lirasını devlete ödüyorum.” diyor. Değerli milletvekilleri, Türkiye’deki kriz alışkanlığı değişmiştir yani kriz beklentisinde kamu finansmanı krizini beklemek ekonomik olarak doğru değildir. Hükûmet de zaten özel sektörün krizde olduğunu kabul ediyor. Bunu nereden anlıyoruz? Dokuz yıllık, on yıllık iktidarda eğer vergi, sigorta gibi sektörün, ticaret erbabının borçlarını 4 defa yapılandırıyorsanız, siz zaten özel sektörün, ülkenin krizde olduğunu kabul ediyorsunuz demektir. Yani, eskiden kamu borca girerdi, yatırım yapardı, dolayısıyla kamu finansmanı sıkışırdı, bugün özel sektör sıkışıyor ki vergisini, sigortasını 4 defa yapılandırma ihtiyacını duyuyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Bu şartlarda ekonomi düzgün gitmemektedir. Gümrüklere çok büyük önem düşmektedir ve sorduğumuz bu soruların mutlaka iktidar tarafından doğru sorulup doğru cevaplanması gerekir.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzunırmak.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Sayın Nurettin Demir. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA NURETTİN DEMİR (Muğla) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Sağlık Bakanlığı Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğünün 2012 yılı bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Ekranları başında bizi izleyen başta sağlık emekçileri olmak üzere tüm yurttaşlarımı ve yüce heyetimizi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına selamlıyorum.

Türkiye’de son yıllarda göreceli olarak sağlık hizmetlerinde bir iyileşme görülse de aslında sağlık politikalarındaki çarpıklık ve kaos gün geçtikçe artmaktadır. Son aylarda çıkarılan kanun hükmündeki kararnameler sağlık sistemini âdeta bohçacı kadının bohçasına dönüştürmüştür. Sizin anlayacağınız, Sağlık Bakanlığının görev ve hizmetleri içinde artık yok yok. Bu kanun hükmündeki kararnamelerle üniversite hastanelerine iş birliği adı altında Sağlık Bakanlığınca el konulmasından tutun da serbest sağlık bölgeleri, sözleşmeli çalışma yani taşeronlaşmanın daha moderni, yabancı hekim, hemşire ithalatı, kamu görevinde yabancı uyruklu uzman istihdamı yani yeni CEO’lar, devlet hastanelerinin özel hastaneler gibi sınıflandırılması yani zengin-fakir hastaneleri, ilaç reklamının serbest bırakılmasına kadar, daha neler neler var.

Bu bohçada ayrıca, hastane, sağlık kuruluşu belirli bir alanda sağlık hizmeti sunumu lisanslarının açık artırmayla satılmasına kadar, tüm sağlık meslek mensuplarının üzerinde mesleki yeterliliği denetlemek, etik ilkeleri belirlemekten meslekten çıkarma yaptırımının uygulanmasına kadar bütün yetkilerin Bakanlıkta toplanması, kısaca engizisyon mahkemelerinin yeniden kurulması geliyor.

Uzun emek ve sınavlarla kazanılmış mevcut klinik şef, şef yardımcılığının iptali, eğitimin ve eğitim sorunlarının siyaseten belirlenmesinden, kazanılmış temel insan haklarından, kişisel hakların gaspına kadar, hepsi ve daha neler neler... Süpermarketler zengini Türkiye artık yeni bir çağa atlıyor, süper sağlık holdinglerine ve sağlık şirketlerine doğru yelken açıyor.

Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye’de kişi başına sağlık harcaması yıllık 500 dolar civarında, bu açıdan Türkiye Avrupa’da en son sıradadır. Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre, 2008’de satın alma gücü Polonya, hatta Romanya’dan da geridedir. 2009’da gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 5 olan sağlık harcamasının içinden sadece binde 5’i koruyucu hizmetlere ayrılmaktadır, yüzde 4,5 ise ilaç ve tedavi hizmetlerine gitmektedir. Bu dağılım, sağlık harcamalarında önemli bir çarpıklığı işaret etmektedir.

Bakanlık uygulamaları ve 2012 yılı bütçesi değerlendirildiğinde, koruyucu sağlık hizmetlerinin kötüye gidişatının işaretlerini görüyoruz. Hükûmet koruyucu hekimliği unutmuştur. Örnek olarak, yılların Hıfzısıhha Enstitüsünün yok edilmeye çalışıldığı günlerdeyiz. Verem dispanserleri ve göğüs hastaneleri, artık, genel sağlık hizmetlerine dönüştürüldüğünden verem hastalarının sahipsiz ve başıboş kaldığına tanık oluyoruz. Artık, veremli hastalar sokakta, metroda aramızda dolaşıyorlar. Bu alanda hizmet veren hekimler aile hekimliğine dönüştürüldüğü için reçetelerini hemşireler yazıyor.

Türkiye'nin sağlık sisteminde bir diğer önemli eksiklik bakım hizmetlerinin çok yetersiz olmasıdır.

Özellikle eczacılık alanında, ilaç alanında da çok büyük sıkıntılar var. Son günlerde eczacılarımızın sorunları giderek artmakta ve sistem ciddi bir tıkanma yaşamaktadır. Eczanelerdeki ve depodaki ilaçlar tükenmektedir. Şeker ilacı, kanser gibi birçok ilaç kaleminde ciddi sıkıntılar söz konusudur. Bugün üç yüz dolayında ilacı vatandaş bulamamaktadır ve bunlar gazetelerde haber olmakta hatta bizlerden de telefonla ilaç istemektedirler. Belirli bir süre sonra eğer Türkiye’de ilaç bulamazsak şaşırmayalım. Son dokuz yılda ilaç fiyatlandırma sisteminde düzeltmeler yapıldı. Ancak bunlar zaten dünyanın uyguladığı benzer sistemlerdi. Ama bugün hiçbir ülkede eczacının durumu Türkiye’deki gibi değil. Bakınız, 2011’de Medula sistemi çöktü, ilaç takip sisteminde hâlâ sorunlar yaşanıyor. AKP’nin ilaç politikaları yüzünden ilaç almaya gücü kalmamış olan eczacılarımız dünya devi Novartis, Pfizer, Sanofi- Aventis gibi nice çok uluslu şirketlerin ve Basel gibi iktidardan güç alan sözde yerli ilaç firmalarının devlete olan borcunu kendi alın teriyle ödemeye çalışıyor. Son süreçte, kamunun talep ettiği yeni iskontolarda mutabakatı olmadığını belirten ilaç sanayinin vermediği iskontoların yarattığı zarar taşınmaz bir yük olarak eczaneleri iflasa sürüklemektedir.

Sayın milletvekilleri, Anayasa gereği sağlık hizmetinin ücretsiz olması gerekirken 4 Kasım 2011 günü SGK tarafından sessiz sedasız yaptığı düzenlemeyle on gün içinde aynı branşa müracaatta muayene katılım ücreti 5 lira birden artırılmıştır; kamu hastanelerinde 13, özel hastanelerde 20 liraya çıkmıştır. Hükûmet önümüzdeki günlerde aile hekimliğinden, acil servislerde başvurulardan katılım payı alacaktır. Ayrıca -bugün belki sizler de gazetelerde görmüşsünüzdür, Meclisimize de kanun teklifi olarak geldi- her kutu ilaç için ayrıca 3 lira istenmektedir.

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Türkiye’de kişi başına sağlık harcamasını gerçekten artırılma çabası göstermek gerekiyor.

Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü dergisi başyazısında Bakan, bir annenin Kenya’da ikiz bebeklerinden birinin ölmesi üzerine sakladığını ve diğer bebek için daha çok yardım alma konusunda çaba gösterdiğini, dünyanın gözü önünde bu insanlık dramını anlatıyor. Bu konuda kendisine ben de katılıyorum, gerçekten bir insanlık dramı ama Van’da da Afete Müdahale Asgari Standartlar ve İnsani Yardım Sözleşmesi’ne göre standartlara uygun çadır kentler kurulmadığından yani Sphere standartlarına uygun yapılanmaya gidilmediği için 6 bebek yangın, soğuk ve açlıktan ölmüştür ama Sayın Bakandan bu konuda hiçbir açıklama gelmemiştir. Van’da sağlıkta durum vahimdir sevgili dostlar. Aşılar yapılmamaktadır ve oradaki hizmetler, kamu hizmetleri maalesef depremzedeler tarafından verilmektedir. Koordinasyonsuzluk hâlâ giderilememiştir.

Sağlık, kişinin ve toplumun gelirine, varlığı ve konumuna bakılmaksızın herkesin ulaşabileceği temel bir insan hakkıdır. Anayasa’mızın 56’ncı ve diğer ilgili maddeleri de bunu söylüyor. Tutuklu için de böyle hükümlü için de Başbakan için de benim için de böyle. Birleşmiş Milletlerin ölçütlerine göre en temel hak olan yaşama hakkı en birinci insanlık hakkıdır, sonra ardından sağlıklı yaşam hakkı gelir.

Sayın Başbakana geçmiş olsun diyor, acil şifalar diliyorum. Sayın Başbakan benim gibi, sizin gibi bir insan, tabii ki hastalanacak, doktora gidecek, muayene olacak, ameliyat olacak, hepsi doğal. Atatürk’ün “Beni Türk hekimlerine emanet edin.” söylemine uygun davrandığı, Türk doktorlarını tercih ettiği için kendisine teşekkür ediyorum. Kendisini tedavi edecek hekim ve uzmanları seçmesi en yüce insanlık hakkıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN DEMİR (Devamla) – Yani Başbakan hekim seçme hakkını kullanmıştır, doğru yapmıştır ama yanlış yapan Sağlık Bakanıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demir.

İzmir Milletvekili Sayın Aytun Çıray. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dokuz dakikada tabii bu kadar çok önemli bir konuyu ne kadar özetleyebiliriz bilmiyorum, doksan dokuz tane sorunu olan bir konuyu dokuz dakikaya sığdırmak gerçekten kolay değil. Onun için, önce bir Sayın Bakana duyuru yapmakla başlamak istiyorum.

Şimdi, bundan birkaç gün önce bana bir haber geldi. Bu habere göre Ankara’nın sularında yine problem var.

Değerli arkadaşlar, 1994 yılında Türkiye'de bir kolera salgını olmuştu. O zaman ben bürokraside henüz göreve başlamıştım ve hakikaten 21’inci yüzyılda, 20’nci yüzyılda ülkemizde kolera salgınının olması utanç verici bir durumdur. O dönemde de Ankara Belediyesine ve dönemin Belediye Başkanı Sayın Gökçek’e uyarı yazısı yazılmıştı Ankara’nın sularıyla ilgili.

Aradan on bir yıl geçti, 2005 yılında, Sayın Bakanın görevde olduğu bir dönemde, yine Ankara’da kolera salgını görüldü. Bu, tabii, Türkiye'nin o dönemki turizm çıkarlarıyla ilgili olarak saklanmaya çalışılmış olabilir, ancak birkaç turistin kendi ülkesine gidip “Kolera” tanısı almasıyla ve adını vermek istemeyen, bu konuda teşhis koymuş bazı hekimlerin konuşmalarıyla, ne yazık ki, Türkiye'nin de 2005 yılında kolera salgını yaşadığı kamuoyu tarafından öğrenilmiş oldu. Aradan uzun yıllar geçtikten sonra, Ankara’nın Kızılırmak suyunu kullanmaya başlamasıyla birlikte arsenik meselesi tartışmaya girdi. Yine muhtemelen o dönemdeki Sağlık Bakanlığı yetkilileri Ankara Belediyesi uyarmışlardır ama bundan yaklaşık bir hafta önce aldığım bir habere göre, şu anda Ankara sularında tekrar arsenik miktarının olması gereken değerlerin üzerine çıktığı ve sağlığı tehdit ettiği ortaya çıkmıştır.

Doğrusu, ben bu konuşmayı yapmadan önce, eski bir bürokrat, müsteşar olarak, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı olarak bu işi teknik yetkilileriyle konuşmak istedim. Sağlık Bakanlığı Hıfzıssıhha Başkanlığını aradım. Sağlık Bakanlığı Hıfzıssıhha Başkanının şu anda görevden alınmış olduğunu, boş olduğunu öğrendim. İsmini vermek istemediğim, onun yerine bakan yetkili arkadaşla konuştum, o beni teknik bir kişiye yönlendirdi. Konuştuğum teknik kişi, önce bana bu konuda bilgi vereceğini, arayacağını, gerekli raporları fakslayacağını söyledi ancak daha sonra özel kalemimi aramış ve oradaki yetkili arkadaşıma bu konuda bilgi veremeyeceğini ancak Bakanın isterse bu konuda bilgi verebileceğini söylemiş. Ben, gayri resmî olarak aldığım bu bilginin doğruluğundan aşağı yukarı eminim.

Değerli arkadaşlar, bu tür şeyleri kamuoyuna açıklamak bir hekim, bir sağlık personeli olarak bizim görevimizdir. Eğer bu doğruysa gerekli tedbiri almak da bizim görevimizdir. Onun için, burada bu konuyu Türkiye'nin, kamuoyunun ve Sayın Sağlık Bakanlığının dikkatlerine getirmek istedim.

Değerli arkadaşlar, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak iyi yapılana iyi, kötü yapılana kötü deme kararındayız yani iyi yapılan işlerin tamamını kötüleyerek bir yere varamayacağımızı biliyoruz, böyle bir muhalefet anlayışımız var.

Dolayısıyla, Sayın Sağlık Bakanı 2002’den sonra göreve geldiğinde tüm hastaneleri tek çatı altında toplamasını ve hastanelerden verilen ilaçların özel eczanelerden verilerek hasta sıralarının, kuyrukların ortadan kaldırılmasını takdirle karşıladık. O zaman da bunu yazdığım yazılarla, köşe yazılarıyla, tıp dergilerine yazdığım yazılarımda belirttim.

Ayrıca, doğrusu Sayın Bakan ilk göreve geldiği zaman söylemleriyle de bana büyük ümit verdi çünkü Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’na soktuğumuz, benim başında bulunduğum teknik heyetin çalışmaları doğrultusunda beyanlar verdi. “Ulaşılabilirlik” diyordu “hakkaniyet” diyordu ve sağlıkta kalitenin artırılmasından, rekabetin artırılmasından söz ediyordu fakat zaman içinde olaylar böyle gelişmedi. Ne yazık ki, önce aile hekimliğinden başlaması gereken Sağlık Bakanlığı bir Amerikanvari siyasetle özelleştirme politikalarına yöneldi ve tabii ki, bu dört beş dakika içerisinde detaylarına giremeyeceğim bu politikalar yüzünden Türkiye’de büyük bir israf ekonomisi ortaya çıktı. Önce, tek çatı altında topladıkları hastaneleri son çıkan Kanun Hükmündeki Kararnameyle, şimdi Kamu Hastane Birlikleri adı altında onlarca parçaya ayırdılar önce, sonra da eczaneleri, biraz önce bahsettiğim o olumlu görüntüsünün yanında, âdeta devlet tahsilatçısı hâline getirdiler ve bugünlerde bu yapılan yanlış siyasetlerle Türkiye’de yaklaşık 360 tane ilaç piyasadan çekildi ve bulunamaz hâle geldi.

Değerli arkadaşlar, Hükûmet, maliyet etkinliğini iyi kullanamadığı için, başlangıçta özel sağlık sektörünü, sektörün özelliğini göz önüne almadan aşırı teşvik ettiği için yaklaşık 16 milyar dolar civarında aldığı sağlık harcamalarını bugün 50 milyar dolar civarına çıkarmıştır. Biz, sağlık konusunda halka verilen parayı kıskanmayız. Eğer 50 milyar dolar verilmesi gerekiyorsa 50 milyar dolar verilmesinin yanındayız ancak 50 milyar dolar harcayıp 30 milyar dolarlık hizmet verirseniz, o zaman buna muhalefet ederiz. Biz iddia ediyoruz: Bu Hükûmetin bugün için sunduğu sağlık hizmetini, 50 milyara sunduğu sağlık hizmetini, biz gelir, daha iyisini 30 milyar dolara sunarız bu millete.

Diğer taraftan, peki bu siyaset, bu sağlık politikaları neden bu kadar başarılı gözüküyor?

Değerli arkadaşlar, buna “bir illüzyon” demek istemiyorum çünkü illüzyon ciddi bir iş, onu yaratmak kolay bir iş değil. Bu, olsa olsa panayırlara gelen cambaz gösterilerine benziyor. Bir yandan “Cambaza bak, cambaza.” derken diğer yandan milletin arka cebinden para çekilmeye başlandı. Bu israfların sonucunda AKP sağlık politikaları iflas etti ve şu anda, bu iflasının teyidini de vatandaştan “katkı payı” adı altında aldığı paralarla ortaya koydu. İlk defa, Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk defa, önümüzdeki günlerde, koruyucu sağlık hizmetleri verilen sağlık aile hekimlerine muayene olan vatandaşlarımızdan katkı payı alınmaya başlanacak. Hangi birisinin üstünde duralım? “Aile hekimi” dedikleri, televizyonlara reklam verdikleri konular, sadece sağlık ocağı tabelasını çevirip arkasına “aile hekimi” yazmaktan ibarettir. Burada da uygulanan yanlış siyasetlerle 750 bin kutu olan ilaç tüketimini -herhâlde ilaç sanayisi bundan çok mutludur- 1,5 milyon kutuya çıkarmışlardır.

Değerli arkadaşlar, halkı çok koruduğunu söyleyen bu Hükûmet zamanında Türk milletinin cebinden harcadığı para inanılmaz derecede artmıştır. Hani “Fakir fukarayı koruyoruz.” filan diyorsunuz ya, 2002 yılında 2,7 milyar dolar olan cepten sağlık harcamaları bugün itibarıyla 9,6 milyar doları aşmış, 10 milyar dolarlar civarına gelmiştir. Eğer halktan yana sağlık politikalarınız buysa halktan olmayanları düşünmek dahi istemem.

Değerli arkadaşlar, insan sağlığının faturası yoktur ama bu kısa sürede söyleyebileceklerim ne yazık ki bunlardır.

Keşke burada aşı sorunlarını konuşabilseydik. Bir şey daha söyleyeyim size: Bu Hükûmetin yaptığı aşı ithalatıyla biz üç tane aşı fabrikası kuracağız iktidara geldiğimizde, buna söz veriyorum buradan, aşı ithalatıyla sadece. Türkiye’de böyle, israf, sağlıkta israf ve peşkeş dönemi yaşanmıştır. Domuz gribi aşısı tam bir trajikomik hadisedir. Buraya, detaylarına giremiyoruz ve benzeri olaylar... İnşallah, önümüzdeki günlerde, bu ve buna benzer olayları Türkiye kamuoyu önünde, medeni bir şekilde, teknik detaylarıyla tartışacağız. Benim, şimdilik, bu kısa zamanda anlatmak istediğim bu.

Son olarak bir şey göstermek istiyorum, bu sağlık politikaları hakkında: “Senet Yoksa Nefes De Yok.” Van’daki hemodiyaliz olması gereken bir vatandaşımız, senet vermeden hemodiyaliz olamamış. Bu bir gazete haberi, bugüne kadar da yalanlanmamış.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Hangi gazete?

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum değerli arkadaşlar.

Teşekkür ederim Sayın Çıray. (CHP sıralarından alkışlar)

İzmir Milletvekili Sayın Rahmi Aşkın Türeli.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kalkınma Bakanlığının ve Türkiye İstatistik Kurumunun 2012 yılı bütçesi üzerinde görüşlerimi belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle Devlet Planlama Teşkilatının Kalkınma Bakanlığına dönüştürülmesi üzerine düşüncelerimi belirtmek istiyorum. Biliyorsunuz kanun hükmünde kararnamelerle -tam da seçim sürecine denk gelen bir süreçti bu- Türkiye kamu bürokrasisi ve bunun içinde de özellikle ekonomi bürokrasisi yeniden yapılandırılmıştır. Haziran ayında çıkan 641 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle Devlet Planlama Teşkilatı kapatılmış, yerine Kalkınma Bakanlığı kurulmuştur.

Şimdi, değerli arkadaşlar, “bürokrasi” demek “gelenek” demektir, “bürokrasi” demek “hafıza” demektir. Devlet Planlama Teşkilatı kurulduğu 1960 yılından bugüne kadar, kapatıldığı zamana kadar Türkiye’de, Türkiye kalkınmasında çok önemli işlevler görmüştür. Gerek Türkiye'nin ithal ikameci sanayileşme modelini uyguladığı 1960 ve 1970’li yıllarda gerek de 1980 sonrası ihracata dönük sanayileşme modelinde Devlet Planlama Teşkilatının çok büyük payı olmuştur piyasa mekanizmasını ihmal etmeden bir kaynak tahsis aracı olarak ama onu tamamlayan bir yapı içinde “planlama” kavramı kullanılmıştır.

Şimdi, tam da 50’nci yılının kutlandığı bir dönemde Devlet Planlama Teşkilatının neden kapatıldığını anlayamıyoruz. Tabii, bunun görev ve yetkileriyle birlikte Kalkınma Bakanlığına dönüştürüldüğü söylenmektir ancak Kalkınma Bakanlığı… Bildiğiniz gibi, bakanlıklar hizmet bakanlıklarıdır; kendilerine verilmiş olan yetkileri, görevleri, belli sorumlulukları yerine getirmek için çalışırlar. Oysa Devlet Planlama Teşkilatının kuruluşu öyle değildi. Devlet Planlama Teşkilatı, Başbakanlığa bağlı bir kurum olarak yapılandırılmıştır 1960 yılında ve gerek hükûmete müşavirlik yapmak gerek kalkınma planlarını, yıllık programları, son dönemde orta vadeli programları hazırlamak ve aynı zamanda bakanlıklar arasındaki koordinasyonu sağlamak görevlerini üstlenmiştir. Bu açıdan, Devlet Planlama Teşkilatının bu yeni yapılanmasıyla, kanunda kendisine verilmiş olan görev ve yetkileri layıkıyla yerine getiremeyeceğini düşünmekteyiz. Bu açıdan da sormak istiyorum, Sayın Bakandan bu konuda açıklık istiyoruz: Neden böyle bir şeye gerek duyulmuştur? Çünkü, biz, kanun hükmündeki kararnamenin gerek genel gerekçesine gerekse madde gerekçesine baktığımızda buna ilişkin herhangi bir açıklama görmedik. Bu konuda bir ayrıntılı açıklamaya ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

İkinci bir konu: Biliyorsunuz Hükûmet tarafından sıklıkla söylenen bir söz var; Türkiye'nin 2023 yılında dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer alacağı. Değerli arkadaşlar, böyle bir iddia elbette güzel bir şey, belli iddiaları da koymak zorundayız ama bunun uygulanabilmesi, bunun yapılabilmesi çok mümkün gibi gözükmüyor. Bunu nasıl yapacaksınız? Bir kere, isterseniz önce bir portreyi ortaya koyalım. Yani dünyanın 16’ncı, bazen 17’nci ekonomisi diye söyleniyor. Bir kere, bu, nüfusla bağlantılı bir tanımlamadır, bir sıralamadır, yani buna dayalı olarak nüfusu yüksek olan ülkeler otomatikman daha üst sıralarda yer almaktadır. Hâlbuki, daha doğru olan, eğer gelir açısından bakacaksak kişi başına gelir ölçeğinde bakmaktır. Nitekim, Birleşmiş Milletlerin verilerine göre, Türkiye, satın alma gücüne göre kişi başına gelir açısından dünyada 67’nci sıradadır. Yine Birleşmiş Milletler verilerine göre eğitim ve sağlığı da dâhil ettiğimizde, yani Birleşmiş Milletlerin hesaplamış olduğu insani gelişme endeksinde de 92’nci sıradadır. Bir kere bunları bilmeye ihtiyacımız var.

Diğer taraftan şu önemli: Siz, 2023 yılına kadar önümüzdeki dönemde neler yapacağınızı planlayabilirsiniz ama rakiplerin ne yapacaklarını nereden bilebilirsiniz? Bu açıdan sizin 10’uncu ekonomi olmanız demek, ilk 10’a girmeniz demek, yani 6 veya 7 basamak birden yükselmeniz demek bazı ülkeleri geçmeniz demektir. Ben şimdi merak ediyorum, bu iddianın altında hangi projeksiyonlar vardır, hangi ülkeleri geçmeyi planlıyorsunuz? Bu ülkelerin gelecek projeksiyonlarını, 2023’e kadar nasıl gelişeceklerini, kaynaklarını nasıl artıracaklarını nereden biliyorsunuz? Bunun bilinmediği bir ortamda oturup da, “Biz 2023 yılında onuncu büyük ekonomi hâline geleceğiz” dediğiniz iddia, açıkçası boş bir iddia olmaktan öteye gitmez. Yani, statik bir analiz değil dinamik bir analiz yapmaktayız. Bunun altında yatan varsayımları da açıklarsanız çok sevinirim.

Diğer taraftan, AKP dönemi, 2001 krizi sonrası dönem, dünya ekonomilerinin canlı olduğu bir dönemdi, talebin canlı olduğu bir dönem, dünyada likiditenin bol olduğu bir dönem ve bu likiditenin de, fazla likiditenin, özellikle yüksek reel faizden yararlanmak için gelişmekte olan ülkelere aktığı bir dönemdi. Bu dönem, yani bu kadar dünya ekonomisinde şartların iyi gittiği bir dönem ve konjonktür AKP Hükûmeti tarafından ıskalanmıştır. Baktığınız zaman bir büyüme hızı gözüküyor. Büyüme hızını vereyim isterseniz: 2003-2011 döneminin ortalama gayrisafi yurt içi hasıla büyüme hızı yüzde 5,2’dir değerli arkadaşlar; fakat, Türkiye ekonomisinin uzun dönem, 1923’ten itibaren gayrisafi yurt içi hasıla büyüme hızı yüzde 5’ler civarındadır. O yüzden çok yüksek bir büyüme gözükmemektedir.

Diğer taraftan da artan cari açıklar çok önemli bir sorun hâline gelmiştir. Ekonomide, özellikle reel kesimde hane halklarında ve firmalarda çok ciddi bir borçlanma eğilimi oluşmuştur. Ekonomi istihdam yaratamamaktadır. Ekonominin 2003-2007 gibi en hızlı büyüdüğü döneme baktığınızda, istihdam artışı, daha önceki yıllardaki, 80’li, 90’lı yıllardaki istihdam artışlarının gerisinde kalmıştır.

İsterseniz, buradan biraz da tasarruf-yatırım dengesine geçelim, kalan vaktimi değerlendirmek istiyorum bu açıdan da ve Türkiye ekonomisinin makro dengeleri üzerine birkaç söz söylemek istiyorum.

Bunların bir tanesi, Türkiye’de -zaten biz biliyoruz- bir yapısal sorun vardır, Türkiye’de yurt içi tasarrufların düzeyi düşüktür; fakat, AKP döneminde yurt içi tasarrufların düzeyi hızlı bir biçimde gerilemeye devam etmiştir. Toplam yurt içi tasarrufların millî gelir içindeki payı 90’lı yıllarda yüzde 23’tür, 2003-2011 döneminde ortalama yüzde 15’lere, hatta bazı yıllar itibarıyla -bildiğiniz gibi- yüzde 13’ler seviyesine düşmüştür ve bu, kamu kesimi tasarrufları iyileşmesine rağmen gerçekleşmiştir. Yani uyguladığınız, kriz sonrası uygulanan faiz dışı fazla politikaları nedeniyle kamu kesimi açıkları daralmıştır fakat özel kesim ciddi anlamda açık vermeye başlamıştır.

Nitekim, 90’lı yıllarda kamu tasarruflarının millî gelir içindeki payı negatif yüzde 1 iken, bu, 2003-2011 döneminde pozitif yüzde 1’e dönmüştür ancak aynı dönemde özel tasarruflar yüzde 24’lerden yüzde 14’lere düşmüş, yaklaşık 10 puan birden azalmıştır. Çünkü Türkiye ekonomisini sıcak paranın egemenliğine, kısa vadeli sermaye hareketlerinin girişine bağlayan bir ekonomik yapının böyle bir sonucu ortaya çıkarması kaçınılmazdır. Türkiye ekonomisine giren sermaye hareketleri, sıcak para Türkiye ekonomisi içinde bir taraftan cari açığı artırmıştır. Bu mekanizma nasıl olmuştur? Döviz girişi dövizin fiyatını düşük tutmuş yani başka bir anlamda Türk lirasını değerli hâle getirmiştir, bunun sonucunda Türkiye ekonomisinde cari işlemler açığı hızlı bir biçimde artmıştır, aynı şekilde ithalatın artmasına dayalı olarak bu dönemde de ihracatın ara malı ithalatına olan bağımlılığı hızlı bir biçimde yükselmiştir.

Tabii, tasarruflar ne işe yarar? Bir ekonomide tasarruf-yatırım dengesi vardır yani ekonomiyi büyütebilmek için, gerekli yatırımları yapabilmek için tasarruflara ihtiyacınız vardır. Bu dönemde tasarruflar çok ciddi anlamda düşmüştür. Peki, yatırımlar artmış mıdır? Hayır, 1990’lı yıllarda toplam yatırımların millî gelir içindeki payı yüzde 23’tür, 2003-2011 döneminde yüzde 20’ye gerilemiştir ve bunun sonucunda dış tasarruf, dış kaynak yani başka bir anlamda cari işlemler açığı 1990’lı yıllardaki sıfır seviyesinden 2003-2011 döneminde yüzde 5’lere yükselmiştir.

Bu şu demek arkadaşlar: Türkiye ekonomisinde sorunları bir yerde giderirken başka yerde çok daha ciddi sorunlar yarattık yani yalnızca kamu maliyesine, kamu disiplinine odaklanan bir maliye politikasının Türkiye ekonomisinde bir başarı şansı yoktur. Bunun sonucunda ne olmuştur? Türkiye ekonomisi üçüz açık vermeye başlamıştır. Yani hem kamu kesimi açık vermektedir hem özel kesim açık vermektedir hem de dış açık gerçekleşmektedir. Bu da gerçekten dikkate alınması gereken bir olaydır.

Son olarak da cari açık üzerine düşüncelerimi belirtmek istiyorum. Gene 1990’lı yıllarda Türkiye ekonomisi yüksek büyüme hızlarına hiç cari açık vermeden ulaşmıştır. 2003-2011 dönemine baktığınızda Türkiye ekonomisinde büyüme vardır ama cari açık hızlı bir biçimde yükselmiştir. Elbette bunun içinde petrol fiyatlarındaki artışın da ciddi bir etkisi vardır ancak petrol fiyatlarındaki artıştan arındırdığımızda dahi Türkiye’de cari açığın hızlı bir biçimde yükselmeye başladığını görüyoruz. Ve şimdi uyarıyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (Devamla) – Evet, son bir noktayı belirteceğim, o da şudur: 2012-2014 dönemini kapsayan OVP döneminde Türkiye ekonomisi düşük büyüme hızları ve yüksek cari açıklarla karşı karşıya kalacaktır. Bu yeni bir safhadır ve çok dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum, 2012 yılı bütçesinin Bakanlığımıza ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türeli.

Adıyaman Milletvekili Sayın Salih Fırat. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; GAP, DAP, KOP Kalkınma İdaresi Başkanlıkları bütçeleri üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Sözlerime başlamadan önce GAP’la ilgili bir anımı hatırlatmak istiyorum ki, burada bizi izleyen vatandaşlarımız ve sevgili milletvekili arkadaşlarım bu konuda bir yoruma varsınlar. 1965 ile 1970 yılları arasında -ben o zaman beş yaşındaydım- rahmetli dedem bana “Oğlum Salih, şu Karababa Dağı’nın orada Atatürk Barajı yapılacak, baraj gölünde su birikecek, bizim ovalar, bizim köyler sulanacak, hepimiz rahat edeceğiz.” diyordu. Aradan kırk beş yıl geçti, Atatürk Barajı bitti, yirmi yıl oldu, yirmi iki yıl oldu, o baraj gölünde su birikmiş ama hâlâ o ovalarda, Turuş Ovası’nda, Bebek Ovası’nda, Akpınar Ovası’nda sulanan tarla yok.

Ben, o zaman o şantiye mühendislerine peynir götürüp veriyordum ki “Baraj çabuk bitsin de biz bu suya kavuşalım.” diye. İşte, GAP projesinin bitmemesinin nedeni budur.

Urfa Milletvekilimiz dedi ki: “GAP projesi tamamlanırsa şöyle şöyle olacak.” Evet, çok güzel hayaller kuruyoruz “Proje biterse Türkiye böyle olacak, şöyle olacak.” Ama işte, gördüğünüz gibi, kırk beş yıldır hâlâ bitirilemedi. Sulama da yüzde 15-16 tamamlandı, yüzde 85’i hâlâ sulanamadı.

Tarım desen öyle, hayvancılık desen öyle, turizm desen öyle. Enerji kısmı tamamlandı yüzde 80 oranında ama enerjiyi de diğer hükûmetler yaptı, AKP Hükûmeti yapmadı.

Son dokuz yılda, seçim meydanlarında hep söylenir “İşte, iktidara geldiğimizde Adıyaman’da sulamayı bitireceğiz, Koçali Barajı’nı bitireceğiz, Çamyurdu Barajı’nı bitireceğiz, Bebek Sulama Projesi’ni bitireceğiz, Aslanlı sulama…” Hiçbiri bitirilemedi, hâlâ başlanamadı; bitirmeyi boşverin, projeleri bile daha yok ama insanlarımız bununla avutuluyor, bununla kandırılıyor.

Biz diyorduk seçim propagandasında… Adıyaman bölgesinde, Güneydoğu’nun bazı bölgelerinde vatandaşlarımız tütünle geçimini sağlıyordu. Tütün o bölgenin can damarıydı baraj gölündeki su gibi ama ne oldu? Tütün yasaklandı, yerine sulama projesi de gerçekleşmeyince, insanlarımız aç kaldı.

Bakın, Adıyaman’dan GAP’a bir ilçe verildi baraja, yetmiş tane köy verildi ama karşılığında Adıyaman’a ne verildi biliyor musunuz? Irgat ihraç eden kent oldu Adıyaman; Türkiye’nin her bölgesine ırgat ihraç eden bir kent hâline gelmiştir. Irgatlık verilmiştir, işsizlik verilmiştir, yoksulluk verilmiştir. Adıyaman’ın kaderi bu olmamalıdır, Güneydoğu’nun kaderi bu olmamalıdır.

Bakın, orada daha önce yapılan yatırımlar vardı, Tekel fabrikası vardı, Sümerbank vardı, Et-Balık kombinaları vardı. Bırakın yenisini yapmayı, bunlar satıldı, bunlar özelleştirildi, bunlar bitti. Yeni fabrika yok, demir yolu ulaşımı yok, duble yol ulaşımı yok. Hiçbir şey yapılmadı o bölgeye ama buna rağmen, o bölgede yüksek oranda bu Hükûmete defalarca oy verildi. Fakirleştikçe vatandaş AKP’ye oy verdi “Belki bize bir şeyler yapar.” diye. Ama olmadı.

Bakın, bunun çözümü nedir biliyor musunuz? Güneydoğu’da eğer yatırım yapılsaydı, fabrika yapılsaydı, bu bahsettiğimiz projeler bitmiş olsaydı bugün bu sorunlar olmayacaktı. Ama Güneydoğu’ya ne götürüldü biliyor musunuz? Güneydoğu’ya silah götürüldü, savaş ekonomisi götürüldü, savaş bütçesi götürüldü. Bir bölgeye fabrika götürürsen, bir bölgeye sanayi götürürsen orada işçi görürsün, fabrikatör görürsün, sanayici görürsün, evine ekmek götüren işçi görürsün ama bir bölgeye silah götürürsen orada ölüm görürsün, annelerin gözyaşlarını görürsün, kin ve nefret görürsün. Adıyaman’da ve Güneydoğu’da öyle olmuştur. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar) İnsanlarımız iki tercih arasında bırakılmıştır: “Ya silah ekonomisine destek vereceksiniz ya korucu olacaksınız ya askeri destekleyeceksiniz ya da dağa çıkacaksınız ya da Türkiye'nin her bölgesinde göçe gidip orada ırgatlık yapacaksınız”a bırakılmıştır.

Güneydoğu Anadolu Projesi’nin, DAP projesinin, KOP’un, Doğu Karadeniz projelerinin bitmesinin püf noktası burada yatmaktadır. Savaş ekonomisine dur diyeceğiz, silaha dur diyeceğiz. Türkiye’de iç barışı sağlamak zorundayız. Komşu ülkelerle barışı sağlamak zorundayız.

Bakın, bugün gazetelerde okuduk, İran diyor ki: “Ben Kürecik Radar Üssü’nü hedefe koydum, gerektiği zaman oraya ateş açacağım.” Ne demektir biliyor musunuz bu? Yine Güneydoğu ateş altında kalacaktır, yine Güneydoğu’da kan dökülecektir, yine Güneydoğu’da insanlar ölecektir ama biz hâlâ GAP projesinin bitmesi için bekleyeceğiz, “GAP projesi ne zaman bitecek?” diye hayal edeceğiz.

Atatürk Barajı’na gidenler olmuştur. Oraya gittiğinizde bir anıt görürsünüz, o anıtta şunu yazar: “İş kazasında öldük. Ölmesek ne iyi olurdu.”

Evet, baraj gölü yapılırken Adıyaman’dan, Şanlıurfa’dan, o bölgeden çalışan işçilerimizin çoğu iş kazasından, trafik kazasından ve baraj gölünde boğularak canlarını vermişlerdir, ölmüşlerdir ama karşılığında, hayal ettikleri dünyayı bulamamışlardır, hayal ettikleri GAP’ı bulamamışlardır.

Biz artık ölmek istemiyoruz, hizmet istiyoruz.

Teşekkür ederim efendim. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Fırat.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Trabzon Milletvekili Sayın Mehmet Volkan Canalioğlu.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kalkınma Bakanlığının 2012 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerinde DOKAP bölümüyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Ülkemizde gelir dağılımının iyileştirilmesi, ülkemizin ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal yaşamına katkı sağlayacak, bölgeler arasında eşit, dengeli bir kalkınmayı hedefleyen bölgesel gelişme politikaları uygulaması gerektiği amacı ile bölgesel plan–proje hazırlatılmıştır.

Bu bölgesel planlardan birisi de Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Gümüşhane ve Bayburt illerini kapsayan -kısa adı DOKAP olan- Doğu Karadeniz Kalkınma Projesi‘dir. Bu plan teknik yardım olanaklarını kullanmak üzere Japon Hükûmetinden talep edilmiş, Japon Hükûmeti de bu konuda yetkili olarak kısa adı JICA olan Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansını görevlendirmiştir. Yapılacak çalışmaların içeriği iki hükûmet yetkilileri arasında yapılan görüşmelerde belirlenmiş ve anlaşma 17 Aralık 1998 tarihinde imzalanmıştır. Bu çerçevede başlatılan çalışmalar 2000 yılında tamamlanmış, çalışmalar sonucunda sekiz ciltten oluşan DOKAP Ana Planı hazırlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, bu planın asıl amacı, Türkiye’nin az gelişmiş bir bölgesi olan Doğu Karadeniz Bölgesi’nin ekonomik yapısını güçlendirerek ortalama gelir düzeyini yükseltmek ve bölge içi gelir dağılımını iyileştirmek, bölgenin doğal kaynaklarını ve çevre kapasitesini koruyarak uzun dönemli sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak ve bu amaçla da bölgeden göçü önlemekti. Ama bakınız aradan on bir yıl geçti, bu geçen süre içinde, değil bölgenin kalkınmasını sağlamak ekonomisini güçlendirerek göçü önlemek şöyle dursun toplam 2.509.579 nüfusa sahip bölgeden sürekli göçler başlamış, TÜİK’in son raporunda belirtilen 2010 yılı nüfus hareketlerine göre de son yıllar bölge illerinden 131.016 kişi göç etmiştir.

Göç nedeni ile nüfusları azalan DOKAP bölgesi, yeni tanımı ile “TR90” başlıklı illerimizin milletvekili sayıları da azalmıştır. Örneğin, Giresun ilimizde 5 olan milletvekili sayısı 1 azalarak 4’e, Ordu ilimizde 7 olan milletvekili sayımız 1 azalarak 6‘ya, Trabzon ilinde 8 olan milletvekili sayımız 2 azalarak 6‘ya ve Bayburt ilinde 2 olan milletvekili sayımız da 1 azalarak 1’e inmiştir.

DOKAP kapsamındaki illerimizin sosyoekonomik gelişmişlik sıralamaları da ilk 35‘in altında kalmıştır. Buna göre Trabzon 36’ncı, Rize 37’nci, Artvin 40’ıncı, Giresun 50’nci , Ordu 60’ıncı , Gümüşhane 64’üncü , Bayburt ise 65’inci sıradadır. Bölgedeki işsizlik oranı ise yüzde 6,1’dir.

Bunun anlamı, bu geçen süre içerisinde DOKAP bölgesi için belirlenen hedefler doğrultusunda yatırımlar gerçekleşmemiş, bölge insanı yatırımlardan yeterli desteği ve teşviki alamamıştır. Bunun sonucunda da bölgede, gerek tarımsal ve hayvancılık  anlamında gerekse diğer sektörel anlamda gereken etkin ilerleme sağlanamadığından, ortaya çıkan ekonomik sıkıntılar sonucu bölge halkının göç etmesinin de önüne geçilememiştir. Kısa adı “DOKA” olan Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı kapsamında yapılan pansuman tedbirler de istenen, beklenen sonucu verememiştir. Kalkınma Bakanlığının 2012 Bütçe Kanunu Tasarısı’nın, gerek Bütçe Komisyonunda ve gerekse 2012 mali yılı bütçeleri sunuş konuşmasında Sayın Bakanın kırk iki sayfalık bir konuşma metni var. Bu kırk iki sayfalık konuşma metnine baktığınız zaman burada  “DOKAP” sözcüğü de 3 kez geçmektedir.

Ve yine, 2000 yılında tamamlanan DOKAP Ana Planı’nda yatırım gereksinimleri ve tahsisler için aşamalı olarak toplam 17 milyon 772 bin dolar önerilirken, Kalkınma Bakanlığının 2012 yılı bütçe teklifinde ise 4 milyon 108 bin Türk lirası önerilmektedir. Yani bunun anlamı, demek ki AKP Hükûmeti bölgenin kalkınmasına önemli katkılar sağlayacak olan Doğu Karadeniz Kalkınma Planı’nı askıya almış ve DOKAP tozlu raflarda beklemeye devam edecektir.

Sayın milletvekilleri, denizimizin adı “Karadeniz” ama Karadeniz’de yaşayan, vatanını seven, millî birlik ve beraberliğine bağlı güzel insanların bahtı kara olmasın çünkü bölgede işsizlik her geçen gün artmakta, ticaret durma noktasında, icralık olan esnaflar iş yerlerini siftah etmeden açıp kapatmakta, memur, işçi, emekli borç batağında, tarım ve hayvancılık can çekişmekte, üretici ürününün değerini alamamaktadır.

Bu nedenle, bölgenin iktidardan beklediği ve hak ettiği payı alması dileğiyle, yüce heyetinize saygılarımı ve sevgilerimi sunarım.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canalioğlu.

İstanbul Milletvekili Sayın Aykut Erdoğdu.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Rekabet Kurumu Başkanlığının bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Rekabet Kurumunun görevi, mal ve hizmet piyasalarında rekabeti engelleyici, bozucu, kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamalar ile piyasaya hâkim olan teşebbüslerin bu hâkimiyetlerini kötüye kullanmalarını engellemektir. Özü itibarıyla Rekabet Kurumu, güçlü ve egemenlerin yani büyük sermaye sahiplerinin kendi aralarında anlaşarak zayıfı ezmelerini ve sömürmelerini engellemekle sorumlu kurumdur. Rekabeti koruma kurumları dünyanın her tarafında vardır ve son derece önemli kurumlardır.

Peki, bu ezme ve sömürme nasıl olur? Bu sömürünün basit bir ekonomik mantığı vardır. Bu durum ekonomi literatüründe “azalan maliyetler kuralı” ile açıklanır yani piyasa deyimiyle “sürümden kazanma.” Şirketler tekelleştikçe ortalama maliyetler düşer ve piyasaya yeni şirketlerin girmesi engellenir. Piyasada tekel olunduktan sonra fiyatlar çok artırılarak fahiş kârlar elde edilir yani tekel sahibi halkı sömürür.

Normal bir ekonomik düzen içerisinde, ki bu düzen liberal veya sosyal demokrat ekonomik düzen olabilir, azalan maliyetler kuralı faydalı bir şeydir çünkü maliyetlerin azalması fiyatların düşmesine, bu da tüketicilerin aynı parayla daha fazla tüketmesine imkân tanır. Ancak bu fiyat düşüşünün rekabet ortamı içerisinde tüketiciye yansıtılması gerekir.

Bugünün ekonomik anlayışı ne liberal ne de muhafazakâr bir ekonomi anlayışıdır. Bugün Türkiye’deki ekonomik düzenin tam adı “din soslu vahşi kapitalizm”dir yani güçlünün zayıfı, zenginin fakiri, polisin öğrenciyi, savcının gazeteciyi, Deniz Fenerinin dindarı ezdiği ve bu sömürünün inançlarımız kullanılarak gizlendiği vahşi kapitalizm. (CHP sıralarından alkışlar) Bu vahşi kapitalizm öyle bir uyuşturucudur ki katı olan her şeyi buharlaştırır, kutsal olanı her şeyi dünyevileştirir, mücahitleri müteahhit yapar. Ve her gün, geçmişin mücahitleri Irak’ta, İran’da, Mısır’da, Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’de, zavallı insanların tek varlıkları olan petrol ve doğal gazı sömürmek için emperyalizm ve siyonizmle iş birliği yapar. Bu vahşi kapitalizm öyle acımasızdır ki, en güvendiklerinizi sermayenin kölesi, siyonizmin iş birlikçisi yapar. Ve bu iş birlikçiler lüks evlerinde, pahalı arabalarında, beş yıldızlı otellerin balo salonlarında aksırıncaya kadar, tıksırıncaya kadar yerler ve içerler. (CHP sıralarından alkışlar) Ve Irak’ta bir zavallı kadın, çocuklarının gözü önünde Amerikalı askerlerin tecavüzüne uğrar. Kundaktaki bebelerin yüreği 1.500 kilometre uzaktan atılan füzelerin şarapnelleriyle parçalanır. Ağlayamadan ölür çocuklar. Bunlar bizim çocuklarımız. Ve içim yanarak söylüyorum ki: Sayın Başbakan çıkar ve sonunu hiç hesap etmeden kendisini bu zulüm projesinin eş başkanı ilan eder. Ve bizim atalarımızın Anadolu’da, Rumeli’de kan vererek, can vererek kurduğu bu cumhuriyetin bağrından bu zalimleri geçirmek için birileri tezkere çıkarmaya çalışırlar. Bunların gözünde bizim onurumuzun bedeli 8 milyar dolar kredi veya 1 milyar dolar hibedir. Iraklı kardeşlerimizi katletmeye gelen Haçlı ordularının Anadolu’nun bağrından geçmesinin bedeli 1 milyar dolar.

Sonra, bunları yapanlar meydanlarda Allah’ın emrini bilen Müslümanlar olurlar; haşa, biz de cami yıkan Kemalistler.  Ezilen halklar için direnen, namuslu, onurlu Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Cemiyeti köklerinden gelen bizler, Çanakkale’de, Hicaz’da, Yemen’de, Süveyş’te kefensiz yatanların torunları olan bizler, cami yıkan darbeciler oluruz; siz de dindar kardeşler. (CHP sıralarından alkışlar) 

Siz seçim meydanlarında üç beş oy için iftiralar atarak bizi dinimize düşman gösterdiğinizde bizim yüreğimize kaç kere hançer soktuğunuzun farkında mısınız? Siz seçim meydanlarında insanları kafataslarına, soylarına soplarına göre ayırırken bir insanlık suçu işlediğinizin farkında mısınız? (CHP sıralarından alkışlar)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Aykut, ayrımcılık yapmayın! Ayrımcılık yapmayın! Ayrımcılık yapmayın!

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – İşte feryat bu acıdandır ve bu feryat size kendinizi görmeniz için bir ayna tutmaktır.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Toplumu böyle “siz, biz” diye bölmeyin!

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Bu feryat, Suriye’de yaşanan ve yaşanacak olaylardandır.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bu, siyasi sorumluluğa yakışmıyor.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) – Suriye’de kardeş kavgası kan ırmaklarına dönüşür. Gözlerinizi kapatmayın. Emperyalistlerin yarattığı cehennemde, hemen yanı başımızda, bin yıldır beraber yaşadığımız kardeşlerimiz kan gölünde boğuluyor. Irak’ta Ebu Garip Hapishanesinde emperyalistler Iraklı kardeşlerimizin ırzına geçerken, iktidarın temsilcileri Washington’da “Bizi deliğe süpürmeyin.” diye yalvarıyordu. Bütün bunlardan sonra siz seçim meydanlarında dindar kardeşlerimiz oluyorsunuz, bizi de “cami yıkan darbeciler” olarak sunuyorsunuz. Bu nasıl haksızlıktır, bu nasıl vicdandır? İşte bu, dini siyasete bulaştırmanın en haksız yoludur. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, işte Rekabet Kurumu, bütün bu kötülüklerin anası olan vahşi kapitalizmin bu sömürü düzenini engellemekle sorumlu kurumdur. Devri iktidarınızda yabancıların eline geçmiş bankaların dağıttığı kredi kartlarıyla köylüyü, işçiyi, emekçiyi, öğrenciyi ezmesini, sömürmesini engellemekle görevli kurumdur. Siz, dokuz yıldır, bu bankaların enflasyonun çok üzerinde faiz oranlarıyla, yani tefeci faiziyle halkımızı ezmesine sessiz kaldıktan sonra bankalar hakkında kerhen bir inceleme başlattınız. Öyle korkak, öyle ürkek bir inceleme başlattınız ki daha incelemeye başlamadan Rekabet Kurumu Başkanı “Soruşturma, ceza verilecek anlamına gelmemektedir.” şeklinde açıklama yaptı. BDDK Başkanı ise kendilerinin bankacılık sektörüne ilişkin böyle bir gözlemi bulunmadığını belirtti daha incelemenin başında. Peki, siz niye bu kadar vahşi sermayeden korkuyorsunuz?  Siz ki Türk ordusunun yarısını hapse attınız, siz ki yargıyı tarumar ettiniz.

Siz ki Allah’tan başka kimseden korkmadığını söyleyenler, tekelci sermayeden neden bu kadar korkuyorsunuz? Bunun iki sebebi var: Birincisi, siz artık yeni sermaye sahiplerisiniz. İkinci olarak, yarattığınız sahte cenneti sıcak parayla, yani emperyalizmin kan emici sermayesiyle finanse ediyorsunuz. Seksen yıllık cumhuriyet tarihinde verilenden daha fazla cari açık verdiniz. Siz iktidara gelene kadar cumhuriyet tarihi boyunca, 1923-2002 yılları arasında toplam cari açığımız 57 milyar dolardı. Siz iktidara geldikten sonra yani 2003-2011 yılları arasında yani sekiz yıl içerisinde, cumhuriyet tarihinde verilen cari açığın yaklaşık 5 katı yani 280 milyar dolar cari açık verdiniz.

Peki, ne demek bu cari açık? Neden ülke ekonomisi için çok tehlikeli? Cari açık, en basit anlamıyla bir ülkenin gelirinin üzerinde harcaması ve başka ülkelerin tasarruflarını tüketmesidir, kendisi üreteceğine ithal etmesidir, kendi üreticisine kazandıracağına başka ülkelerin üreticisine kazandırmasıdır, kendi ülkesinde iş yaratacağına başka ülkelerde iş yaratmasıdır, kendi fabrikalarına kilit vurup başka ülkelerin fabrikalarını çalıştırmasıdır ve hovardaca yapılan bu harcamaların sıcak parayla veya kamu varlıklarının satılmasıyla finanse edilmesidir.

Siz bu cari açığı kapatmak ve sahte bir cennet yaratmak için seksen yıllık cumhuriyet tarihinde yapılmış kamu varlıklarını sekiz yılda sattınız. Bu yetmedi, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan 10 milyar lira aldınız. Deprem vergilerini buharlaştırdınız. Bunların toplamı yaklaşık 100 milyar dolar eder. Bir 100 milyar dolar da ek borç yaptınız, 200 milyar dolar.

Bunun karşılığında ne yaptınız? Cumhuriyetin yokluk yıllarında kazma kürekle yapılan yolların yanına bir şerit daha koydunuz, oldu duble yol. Hızlı tren diye yutturduğunuz projede yüzlerce yurttaşımız can verdi. “Toplu konut projeleri” adı altında büyükşehirlerin en değerli yerlerindeki arsaları “hasılat paylaşımı” adı altında yandaşlarınıza peşkeş çektiniz. Türk çiftçilerini Cargill’e, Hijazi’ye ezdirdiniz. Tekel, Telekom, Eti Maden, SEKA yok fiyatına satıldı. Fakir ailelere kömür dağıtılırken yapılan yolsuzlukları yasa çıkararak akladınız.

Peki, sonucunda ne oldu? Çalık zengin oldu, Çelikler zengin oldu, Kiler zengin oldu, Albayrak zengin oldu. İşte bu şirketlerin sahiplerine sorarsanız “Mülk Allah’ındır.” derler ama tapularda kendi adlarını yazarlar. 

Peki, Rekabet Kurumu, enerji devi hâline gelen Çalık’a, gıda devi hâline gelen Ülker’e bir kör kuruş ceza kesti mi? Benim bildiğim kesmedi. (CHP sıralarından alkışlar)

Rekabet Kurumunun üyeleriyle ilgili Sayın Aydın Ayaydın’ın özellikle danışmanlık ve hukuk firmaları üzerinden çok ciddi iddiaları oldu, buna herhangi bir cevap verilmedi. Ben Sayın Bakandan bu iddialara da cevap vermesini istiyorum ama süre az kaldığı için girmeyeceğim.

Değerli milletvekilleri, işte bütün bu şirketlere karşı olan Rekabet Kurumu bütün bu şirketlere karga gibi davrandı ama kendi personeline şahin gibi davrandı. Piyasada rekabeti koruyamayan, telekomünikasyonda, enerjide, bankacılıkta kartelleşmeye göz yuman, halkımızın sömürülmesine sesini çıkarmayan bu Kurum kendi personelini perişan etti. Uzmanları arasında rekabet yaratarak ehliyet sahiplerine görev ve yetki vereceğine kendi yandaşları lehine haksız rekabet yaptı.

İşte bu tespit ve düşüncelerle, AKP’nin hazırladığı bu bütçeyle birlikte cari açığı patlatan Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile kartelleşmeye ve tröstleşmeye yol açan Rekabet Kurumuna aktarılan her kuruşa karşı çıkacağımızı bildirir, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğdu.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünal.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, 69’a göre, grubumuza sataşma var, söz hakkı istiyorum efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkanım…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hükûmet cevap versin.

BAŞKAN – Buyurun.

Siz de başka bir sataşmaya mahal vermeyin.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Yok efendim.

BAŞKAN – Süreniz üç dakika.

Buyurun.

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kelimelerin arkasına sığındığınızda, kelimelerle bir sahne kurduğunuzda ve kelimelerin arkasına sığınıp hakikate ateş ettiğinizde hakikat değerini kaybetmez. Bu hakikatin belirleyicisi bu aziz millettir ve bunlar seçim meydanlarında defalarca konuşulmuş, defalarca gündeme getirilmiştir ve aziz millet buna cevabını vermiştir. O yüzden Sayın Erdoğdu’yu milletime havale ediyorum.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, şimdi, Sayın Grup Başkan Vekili 69’uncu maddeye göre sataşmadan dolayı söz istedi.

Ben konuşmayı dikkatle izledim, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna herhangi bir sataşma görmedim.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Grup Başkanımız için kullandığı ifade “eş başkan” ifadesidir, cevap verme gereği duymadım efendim.

BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye…

Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ortada bir hükûmet eleştirisi vardır. Hükûmet eleştirisi bütçe görüşmelerinin en doğal sonucudur. Buna cevap verecek olanlar, eğer Hükûmete yönelik bir sataşma var ise, sayın bakanlardır efendim. Yani doğru bir usul değil, bunu dikkatinize sunuyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

 

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88)  (Devam)

 

A) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1.-  Sağlık Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Sağlık Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-  Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

C) HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-  Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

D) KALKINMA BAKANLIĞI (Devam)

1.-  Kalkınma Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

E) DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI  MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.-  Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.-  GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖ LGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

I) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

İ) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

J) GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI (Devam)

1.- Gümrük ve Ticaret Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

K) GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.-  Gümrük Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) REKABET KURUMU (Devam)

1.- Rekabet Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Rekabet Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken.

BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlık Bakanlığının 2012 bütçesiyle ilgili grup görüşlerimizi belirtmek üzere söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sağlığın herkes için doğuştan gelen bir insan hakkı olduğu ve bu hakkın insanlar arasında hiçbir ayrım yapmadan devlet tarafından kamusal güvence altına alınmak zorunda olan bir alan olduğu genel geçerli evrensel bir kuraldır. Yine Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2’nci maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin bir sosyal devlet olduğu açık bir şekilde belirtilmektedir. 56’ncı maddesinde de herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı olduğu net bir şekilde Anayasa’da belirtilmektedir ancak özellikle AKP döneminde, 2003 yılından beri devreye sokulan Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin gerek Anayasa’nın bu sosyal devlet ilkesine gerekse insani yaşamın gelişmişlik düzeyine aykırı olan bazı çelişkilerini sizlerle birlikte paylaşmak istiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, devreye konan bu Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla ilgili koruyucu sağlık hizmetlerinin ötelendiği, eğitim ve bilimsel araştırmaların önemsizleştirildiği, bunun yerine tüketimi önceleyen, tıbbi tetkik ve ilaç tüketiminde belirgin artışlara yol açan uygulamaları hep birlikte gördük. Özellikle, AKP’nin iktidara geldiği günden bugüne kadar kararlılıkla yürüttüğü bu Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin artık toplumun aleyhine, sermayenin lehine işleyen bir süreç olarak şekillendiği günümüzde açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Burada 2012 yılı bütçesiyle ilgili birkaç veri sunmak istiyorum. Bu veriler bile 2012 yılında hangi uygulamalarla karşılaşacağımız hakkında bize bir ipucu verir diye düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, 2011 yılında Sağlık Bakanlığının bütçesi 17 milyar 241 milyon TL iken 2012 yılında yüzde 16,7 gerileyerek 14 milyar 358 milyon TL seviyesine inmiştir. Sağlık Bakanlığı bütçesindeki bu azalış, 2012 yılındaki sağlık harcamalarının büyük bölümünün vatandaş tarafından, halkımız tarafından karşılanacağının âdeta bir ispatı niteliğindedir.

Yine, 2012 bütçesinde gördüğümüz gibi özellikle mal ve hizmet alımı noktasında neredeyse yüzde 50’lere varan bir bütçe planlamasını görüyoruz. Bu, mal ve hizmet alımının büyük bir bölümünün özel sektörden olacağını göz önünde bulundurursak bu bütçe aktarımının büyük bir bölümünün özel sermayeye bir transfer anlamı taşıdığı gerçeğiyle karşı karşıya kalacağız.

Değerli milletvekilleri, zaman zaman bu platformlarda paylaşma imkânımız oldu, burada Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin uygulamalarıyla ilgili birkaç paylaşımı tekrar sizlere aktarmak istiyoruz. Sağlıkta Dönüşüm Projesi Genel Sağlık Sigortası’yla devreye sokulmuştu. Genel Sağlık Sigortası’nın özü “Paran kadar sağlık.” anlayışını getiren ve prim ödeme sistemine dayanan bir anlayışı esas almaktaydı. Aslında, AKP Hükûmeti iktidara geldiği dönemde “Herkese ücretsiz sağlık hizmeti.” gibi birtakım vaatleri öncelemiş ancak daha sonraki uygulamalarda “Paran kadar sağlık.” anlayışını sağlık politikasının temel eksenine sokmuştu. Şimdi, gelmiş olduğumuz aşamada Genel Sağlık Sigortası’nın acı reçetesinin halkın önüne getirileceği bir süreci hep beraber göreceğiz. 2012 yılının Ocak ayından itibaren yeşil kartlıların    -ki bu sayı 9,5 milyonluk bir halk kitlesini temsil ediyor- gelir testine tabi tutulmak suretiyle sağlık hizmetlerinden yararlanması için prim ödeme sistemine tabi tutulacağı gerçeği önümüze gelecek. Buna göre, 2012 Ocak ayından itibaren asgari ücretin üçte 1’inden daha az gelir beyanı olan yeşil kartlıların, yani 279 TL’den az bir gelir beyanı olan yeşil kartlıların primleri devlet tarafından karşılanacak ancak 279’un üzerinde gelir beyanı olan vatandaşların sağlık hizmetlerinden yararlanması için de ödedikleri prim miktarları baz alınacaktı.

Şimdi, biz buradan bazı eleştiriler getirirken aslında biraz yapıcı olmaya ve biraz halkımızın sıkıntılarını giderme noktasında ön açıcı olmaya çalışıyoruz. Buradan Sayın Bakanımızdan biz bu şekilde bir çağrıyı önemsiyoruz. Aslında, biz, sağlık politikasının, genel olarak sağlık hizmetinin bütün vatandaşlara, bütün halka ulaşılabilir, nitelikli, eşit ve ücretsiz bir şekilde verilmesini temel ilke olarak alıyoruz ama biliyoruz ki Sağlık Bakanlığı, bu bahsetmiş olduğumuz ilkeler çerçevesinde bir pratiği 2012’de ortaya koymayacaktır. Bu nedenle en azından bu yeşil kartlıların gelir tespitiyle ilgili düzenlemeler yapılırken ülkedeki hiç olmazsa yoksulluk sınırı ve açlık sınırının baz alınması gerektiğini düşünüyoruz. Bütün sivil toplum örgütleri, sendikalar ve kamu kurumları tarafından yapılan araştırmalarda, Türkiye’deki yoksulluk sınırı 1.650 TL, Türkiye’deki açlık sınırı da 1.231 TL civarında belirtilmektedir. Dolayısıyla, eğer yeşil kartla ilgili bir düzenleme yapıyorsanız hiç olmazsa bu yoksulluk veya açlık sınırı yani 1.231 TL’nin altında gelir beyanı olan vatandaşların bütün sağlık hizmetlerinin sorumluluğunun devlet tarafından alınmasını öncelemeniz gerekiyor diye düşünüyoruz.

Şimdi, biz, bu çağrılarımızın çok dikkate alınmadığını biliyoruz çünkü bizler buraya araştırma önergeleri getirdiğimizde sizler sayısal çoğunluğunuza güvenerek bu bahsetmiş olduğumuz araştırma önergelerini hiçbir şekilde dikkate almıyorsunuz, Meclisin belirli konularda muhalefetin sesini bir şekilde dikkate almasının önündeki süreçleri işletmiyorsunuz. Bu nedenle, dikkate alacağınız, yeşil kartla ilgili birkaç veriyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bakın, sizin en fazla dikkate aldığınız şey, genellikle seçim meydanları, seçim sonuçları ve seçmen sayılarıdır. Bu yeşil kart kıyasını ben de seçmen sayısı üzerinden vereyim: Bakınız, 2010’daki seçmen sayısına göre, Bitlis’te seçmen sayısı 173.856, yeşil kartlı sayısı 168.586; Van’da seçmen sayısı 530.750, yeşil kartlı sayısı 515.609; Bingöl’de seçmen sayısı 153.935, yeşil kartlı sayısı 128.560; Diyarbakır’da seçmen sayısı 849 bin, yeşil kartlı sayısı 573 bin ve bu yeşil kartlıların pek çoğunun seçmen olarak size oy verdiği gibi bir gerçeklik var karşımızda. Aslında biz sizi siyaseten de rahatlatan birtakım süreçlerin ipuçlarını veriyoruz yani sizler bu yeşil kartlıları, size oy vermiş bir çoğunluğu oluşturan bu yeşil kartlıları dikkate alarak, baz aldığımız açlık sınırını ya da yoksulluk sınırını devreye sokarsanız, o çok önemsediğiniz, her şeyin üstünde tuttuğunuz seçim açısından da önemli birtakım avantajları yakalamış olacaksınız. Böylesi bir uygulama, ülkenin her tarafında bu yeşil kart gelir testiyle ilgili kaygılı bekleyişi bir oranda rahatlatacaktır.

Değerli milletvekilleri, Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin ikinci ayağını, bildiğimiz gibi, aile hekimliği oluşturmaktadır. Burada aile hekimliğinin sonuçlarını araştırmayı isteyen önergelerle gelip birtakım bilgilendirmeler yapmıştık ama dediğim gibi, bu araştırma önergelerini sayısal çoğunluğunuzla, maalesef, devreye sokmamıştınız. Aile hekimliğiyle ilgili, genel olarak, aile sağlık merkezlerinin ticarethane mantığıyla çalıştırıldığını, aile hekiminin su ve elektrik faturalarından tutalım da personel maaşlarına kadar ticari birtakım harcamaları karşılayacak şekilde bir yoğunlaşma içerisine girdiğini daha önce burada belirtmiştik, bunları detaylandırmayacağım. Ancak burada Sayın Bakanımızın özellikle aile sağlık merkezlerinin sınıflandırılmasıyla ilgili birkaç soruya cevap vermesini istiyoruz.

Bildiğimiz gibi, aile sağlık merkezleri tıbbi donanımları, çalıştırdıkları personel sayısı ve fiziki koşullarına göre A, B, C, D olarak sınıflandırılıyor. Burada, A sınıfı en kaliteli hizmeti, D sınıfı ise en düşük seviyedeki hizmeti gösteriyor. Burada, A ve D grubunda yer alan, çalışan aile hekimlerinin maaşı bile birbirinden farklılık gösteriyor. Yani A sınıfında çalışan bir aile hekimi, D sınıfında çalışan bir aile hekiminden daha fazla ücret alıyor.

Şimdi, Sayın Bakanımıza sormak istediğimiz şudur: Bu sınıflandırma ile aslında siz vatandaşı ve sağlık emekçilerini sınıflandırmış olmuyor musunuz? Sağlık hizmetlerinde bir sınıf ayrımı olur mu? Siz sağlık politikalarını genel olarak tarif ederken eşit olarak her vatandaşa sağlık hizmeti götürülmesinin altını defalarca çizdiniz. Dolayısıyla, bu bahsetmiş olduğumuz sınıf ayrımı bu eşitlik ilkesine ne kadar uyuyor? Veya soruyu şöyle alalım: Kırsal bölgelerde veya yoksul kesimlerde A sınıfı aile sağlık merkezi yüzdesi ne kadardır? Bütün bunların cevaplandırılmasını biz son derece önemsiyoruz.

Değerli milletvekilleri, zamanımız dar olduğu için ana başlıklar hâlinde değinerek geçeceğim.

AKP tarafından Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin bir ayağı olarak -biliyorsunuz- Tam Gün Yasası getirildi. Özellikle hekimlerin, öğretim görevlilerinin, sağlık çalışanlarının büyük bir beklenti içerisinde beklediği Tam Gün Yasası tam bir hayal kırıklığı yarattı. Performansa dayalı bir çalışma ücretlendirmesini esas alarak sağlığı meta, hastayı da müşteri olarak gören bir zihniyeti devreye soktu. Bu Yasa ile hastalara yapılan gereksiz tıbbi müdahaleler ve girişimsel işlemlerin sayısında çok önemli oranda artışlar meydana geldi.

Yine, performans puanı kazanma kaygısıyla hekimlerin bu fazla müdahale ve girişimsel işlemleri birtakım kronik yorgunluklar ve dikkat dağınıklıkları ve bununla birlikte de malpraktisleri beraberinde getirdi.

Biz burada temel olarak Tam Gün Yasası’nın şu şekilde olması gerektiğini hep söyledik: Yani burada hekime, öğretim görevlisine veya sağlık çalışanına, muayenehane açmaya muhtaç etmeyecek, başka bir işte çalışmaya muhtaç etmeyecek bir şekilde, bilgi üretebilecek, eğitim ve araştırma çalışmalarına devam edebilecek onurlu bir yaşamı idame ettirebilecek ve emekliliğe yansıtacak net bir gelirin sağlanmasını öncelemenizi söylemiştik, belirtmiştik ve bu çağrıları yapmıştık.

Değerli milletvekilleri, Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin final aşamasını da en son 2  Kasım 2011 tarihinde gece yarısı operasyonlarıyla Meclisten, halktan, sivil toplum örgütlerinden, siyasi partilerden saklayarak geçirdikleri kamu hastane birlikleri olarak bilinen kararnameyle devreyle soktular. Bu kararname ile hedeflenen bu kamu hastanelerinin önce özerkleştirilmesi, sonra da özelleştirilmesi sürecinin hızla bitirilmesidir. Burada genel olarak bir ildeki kamu hastane  birliğinin başına holding anlayışıyla bakan bir genel sekreter, bununla beraber çalışan bir yönetim kuruluyla beraber şekillenen bir birliği görüyoruz. Bu yönetim kurulunda sağlığın siyasete açılmasının bir göstergesi olarak il genel meclisinden üyeler var, sağlığın piyasaya açılmasının göstergesi olarak ticaret ve sanayi odasından üyeler var ancak sağlığın direkt muhatabı olan tabip odalarından veya iş kolu sendikalarından herhangi bir üyenin bu yönetim mekanizmalarında yer almadığını görüyoruz. Bu genel sekreter ve yönetimin sağlıkla ilgili başarısının temel çıtası ise işletmenin kâr edip etmemesi üzerine konmuş. Dolayısıyla kendi performansının da işletmenin kârı üzerinden konulan bu genel sekreterin, sağlık çalışanlarına, hekimlere bakış açısının da kâr üzerinden, ekonomik getiri üzerinden olacağı aşikârdır. Biz oysaki sağlık hizmetlerinin genel olarak niteliğinin ekonomik ölçütlerle değerlendirilemeyecek kadar insani yönünün ön plana çıkarılması gerektiğini sürekli söylüyoruz.

Bakınız, bu kamu hastane birliklerine sağlık çalışanlarının iş güvencelerinin ve sözleşmelerinin feshi dâhil sağlık çalışanlarının içinde bulundukları kliniğin demirbaşlarıyla birlikte satılmasına kadar çok geniş bir yelpazede yetkilendirildiğini görüyoruz. Biz, sağlık çalışanlarının bir sabah uyandıklarında kendi çalışmış oldukları kliniklerde demirbaşlarla birlikte yandaş bir sermaye sahibine satılacağı süreçlerin önümüze geleceğini biliyoruz. Gerçi bu uygulamaları bu yasadan önce de yaptınız. Bunun en somut örneğini Diyarbakır’da yaptınız. Bir vekil arkadaşımız burada Diyarbakır’la ilgili süreci anlattığı için ben de size Diyarbakır’la ilgili süreci biraz detaylandırayım.

Diyarbakır Göğüs Hastanesini hastane başhekiminin ve hastane yönetiminin hiçbir haberi olmadan, bir sabah, Sağlık Bakanlığıyla ilgili istatistiki bilgileri girerken kapatılacak şekilde bir süreci işlettiniz. Diyarbakır Göğüs Hastanesini kapatırken bölgedeki 5 milyon insana göğüs hastalıkları alanında hizmet veren tek göğüs hastanesini kapattınız. Bu bölgedeki tüberküloz hastalarına hizmet veren tek göğüs hastanesini kapattınız. Şu anda bölgedeki tüm tüberküloz hastaları pimi çekilmiş bombalar gibi tedavisiz olarak, bulaştırıcılığı  kırılmadan, sokakta, trende, metroda, otobüste halkın arasında hem kendi sağlıklarını hem de halk sağlığını tehdit edecek şekilde dolaşıyorlar.

Bakınız, Diyarbakır’da yarattığınız bilançoyu ben size söyleyeyim. Diyarbakır’da son beş yılda 350 yataklı eski Çocuk Hastanesini kapattınız, 141 yataklı Göğüs Hastanesini kapattınız, 120 yataklı eski Kadın Doğum Hastanesini kapattınız, 625 yataklı Devlet Hastanesini 300 yatağa düşürecek şekilde bir işleyişi esas aldınız. Toplamda 936 olarak yatak sayısını azalttınız. Buna karşılık, 537 yataklı Eğitim ve Araştırma Hastanesini ve 320 yataklı Kadın Çocuk Hastanesini yani toplamda 857 yataklı hastaneleri devreye soktunuz.

Sadece Diyarbakır’da 100’ün üzerinde bir yatak kaybı var. Peki, bu yatak kaybının sebebi ne? Kamusal alandaki yatak kaybının sebebi özel sektöre alan yaratmak. Diyarbakır’daki özel hastanelerin AKP’yle olan ilişkilerini biraz irdelerseniz, bizim söylemek istediğimiz bu tablonun ne anlama geldiğini çok iyi göreceksiniz.

Bakınız, bunu sadece Diyarbakır’da yapmadınız. Kastamonu’da, Eskişehir’de, İstanbul’da, Ankara’da, Türkiye’nin her tarafında sağlık çalışanları bir sabah uyandıklarında hastanelerinin kapatıldığı gibi gerçekliklerle yüz yüze geldiler.

Bakın, bu Diyarbakır Göğüs Hastanesinin kapatılması sürecini biraz detaylandırmak istiyorum. Bu kapatılma sürecine Diyarbakır AKP İl Teşkilatı ve İl Başkanı dâhil olmak üzere Diyarbakır’daki bütün siyasi partiler, bütün sivil toplum örgütleri, bütün meslek örgütleri, bütün sendikalar karşı çıktılar. Diyarbakır halkı, sadece bir hafta içerisinde “Hastaneme dokunma.” diye 50 bin imza topladı. Siz, siyaseten, Diyarbakır’da 85 bin oy alan bir arkadaşımızın milletvekilliğini düşürerek, o hakkı bir başkasına, hak etmeyen birisine verecek şekilde gasbederken sağlık alanında da Diyarbakır halkının topladığı 50 bin imzayı tanımadığınızı bir şekilde ortaya koydunuz. Dolayısıyla, burada bu resmin iyi görülmesi gerekiyor.

Peki bunu niye yaptınız? Bunu, üç yıldır hizmete açamadığınız Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesini, Diyarbakır Göğüs Hastanesinin personel ve tıbbi, teknik donanımı üzerinden, bu rezerv üzerinden açmak üzere yaptınız.

Bakınız, Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesiyle ilgili bahsetti. Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesini açarken Türkiye tarihinde rekorlara imza attınız. Yolu olmayan bir hastaneyi hizmete açtınız. Eğitim ve Araştırma Hastanesi hasta yatırmaya başladığında yolu, kantini, sosyal donatısı olmayan bir hastane niteliğindeydi. Sadece hastasına su almak için insanlar 25 kilometre öteye gidip kendi cebindeki son parayla ulaşım ücretini verip    -ki toplu ulaşım araçları da yoktu- suyu alıp o şekilde geliyorlardı.

Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesinde hastalar yatırılıyorken   -bunların hepsi raporludur, hem sağlık müdürlüğünde hem Sağlık Bakanlığının ilgili birimlerinde vardır- ilgili kliniklerde defibrilatör olmadan, kardiyopulmoner resüsitasyon ilaçları olmadan hasta yatırdınız ve siz “Biz yeni hastane açtık.” diye ortalıkta böbürlenerek dolaşırken hastalar defibrilatörü olmayan, gerekli ilaçları, acil ilaçları olmayan kliniklerde can veriyorlardı.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Başka ülkede mi yaşıyorsunuz?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Aynı ülkede yaşıyoruz, bununla ilgili bizim yazmış olduğumuz raporları, meslek örgütlerinin yazmış olduğu raporları Tedavi Hizmetlerinizden, Temel Sağlık Hizmetlerinizden alabilirsiniz, Diyarbakır Sağlık Müdürlüğünden alabilirsiniz.

Bakınız, bu yeni araştırma hastanelerinin açılmasıyla ilgili sürekli ortaya çıkarılan bir tablo var, bununla ilgili en son örnek Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinin durumu. Daha teslim alınanı bir yıl olmayan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi şu anda hizmet veremiyor, sadece acil bölümünde küçük müdahaleleri içerecek şekilde şu anda hizmet veriyor. Dolayısıyla, sizin açmış olduğunuz yeni hastanelerin hangi doğal afete ne kadar dayandığını da doğrusu çok merak ediyoruz.

Burada zamanımız kısıtlı olduğu için hızlıca geçmek istiyoruz, belki daha sonraki dönemde yeniden bahsedeceğiz. Ben genel olarak şunu belirtmek istiyorum: Biz herkese eşit nitelikli, ulaşılabilir, ücretsiz ve ana dilinde sağlık eğitiminin kamusal bir görev olarak devlet tarafından yerine getirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Sağlık çalışanlarının tümünün toplu sözleşmeli, grevli sendika hakkına sahip olması gerektiğini düşünüyoruz.

Sağlık politikalarının ve bununla ilgili Sağlık Bakanlığı uygulamalarının bu bahsetmiş olduğumuz perspektiften son derece uzak olduğunu düşündüğümüz için bu bütçeye ret oyu vereceğimizi belirtir, hepinize saygılarımı sunarım.

Teşekkürler. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan.

Buyurun Sayın Tan. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün Kalkınma Bakanlığıyla ilgili bir konuşma yapacağım. Konuşmamı iki ana eksen üzerinde yapmaya çalışacağım. Bunlardan birincisi GAP yani Güneydoğu Anadolu Projesi’yle ilgili, ikincisi ise topyekûn, Kalkınma Bakanlığının bölgelerle ilgili planları ve kalkınma politikasıyla ilgili konuşacağım.

Sevgili arkadaşlar, isterseniz, belirttiğim gibi, GAP’tan konuşmaya başlayalım. Güneydoğu Anadolu Projesi, bu projeyi yıllarca siyasette kendine bir ikbal vasıtası ve yolu olarak gören, yıllarca Başbakanlık yapan Süleyman Demirel’in ifadesiyle, bölgenin makûs talihinin yenilmesi olarak ifade edilmiştir ve yine bu ifadede şunlar söylenmiştir: Toplam yirmi iki baraj ve on dokuz hidroelektrik santral 1 milyon 800 bin hektar alanı sulayacak yani halkımızın anlayacağı dille, 18 milyon dönüm bir arazi sulanacak ve bunun neticesinde meydana gelecek ekonomik neticeler sonucunda da 3 milyon 800 bin kişiye iş imkânı sağlanacak. Bu 3 milyon 800 bin kişiye iş sağlanmasıyla ilgili rakamlar devletin bu son otuz beş-kırk yılda yüzlerce, binlerce sefer dile getirdiği rakamdır ve eğer doğru ise gerçekten mükemmel ve muhteşem bir rakamdır çünkü şu an GAP bölgesine giren illerin mevcut nüfusları 7 milyon civarındadır. 3 milyon 800 bin kişinin, ortalama 5 kişilik aile yapısı göz önüne alındığında, bölgede en az 20 milyon bir nüfusu ekonomik yönden rahatlatacağı, rahata kavuşturacağı öngörülmektedir. Bu gerçekten muhteşem bir rakamdır çünkü 13 milyon insanın tekrar ilave olarak, mevcut nüfusa ilaveten bölgede istihdamı manasına gelmektedir. Peki, neler olmuştur? Hakikaten bu iş böyle midir, böyle mi cereyan etmiştir, bölgenin makûs talihinin yıkılması için mi bir proje ortaya konulmuştur? Geliniz, isterseniz rakamlarla ve tarihî süreç içerisinde bunlara bir göz atalım.

Yine, rakamların cambazı olarak adlandırılan eski Başbakan sürekli rakam verirdi, sürekli, sürekli rakam ve biz daha üniversite öğrencisiydik. Bir arkadaşımız da latife olsun diye derdi ki: “Yahu, bu rakamları bilen var mı, anlayan var mı? Söylüyor, zaten gerçek mi, yalan mı, doğru mu, bunu tetkik etme ve tahlil etme imkânı da yok.” Ben sizi böyle rakamlara boğmayacağım, çok net, elle tutulur, gözle görülür rakamlar vereceğim.

Birincisi: Bu yapılan yatırımların ilk ana basamakta ekonomiye katkısı olarak iki ana nokta var. Bunlardan birisi enerji üretimi yani elektrik üretimi, ikincisi ise bu sulama kanalları vasıtasıyla bölgede iki ürün hatta üç ürün alabilmenin yolunun açılması yani ilk iki ana nokta bu. Ben otuz bir yıllık inşaat mühendisiyim. Rakamları, yatırımları, hidroelektrik santralleri, sulama kanallarını, içme sularını, yolları, köprüleri çok iyi bildiğim kanaatindeyim.

Sevgili arkadaşlar, ne hikmetse, bu geçtiğimiz otuz beş -kırk yıl müddetince ve son dokuz yıldır, AK PARTİ İktidarı da dâhil olmak üzere bu enerji üreten kanalların, enerji üreten baraj ve hidroelektrik santrallerin yaklaşık olarak yüzde 84’ü-85’i tamamlanmıştır. Devlet bugüne kadar bu elektrik üretimi yapacak işletmelere -dikkatinizi çekiyorum- 19 milyar dolar yatırım yapmıştır, yine devletin kendi rakamlarıyla 21 milyar doların üzerinde elektrik tahsilatında bulunmuştur yani elektrik üretimi için yapılan yatırımlardan fazlası tahsil edilmiştir.

Peki, sulama kanalları hangi noktadadır? Sulama kanallarına baktığımız vakit, maalesef, şu an tarlaya su verme noktasında oran yüzde 15’ler, yüzde 16’lar noktasındadır. Tekrar söylüyorum, burada rakamlara boğarak sizleri meşgul etmek istemiyorum, vakıa budur.

Çıkıp söylenmektedir “Efendim, bu barajlar 2013’te bütün sulama kanallarıyla bitecektir, 2014’in sonunda bitecektir.” Şunu soruyoruz: Bu dokuz yıl boyunca bu kanallar niçin bitmemiştir, bitirilememiştir? Bir soru daha soruyorum, çok net soru, böyle, rakamlara boğmadan yine. Su kaç yıldır hazırdır? Halk tabiriyle, Atatürk Barajı’nda, Kralkızı Barajı’nda, Dicle Barajı’nda, bütün o bölgedeki barajlarda, irili ufaklı barajlarda kaç yıldır su hazırdır yani tutulmuştur ve kaç yıldır bu barajlardan köylüye su verilememektedir, yüzde 85’ine? Bana bunu söyleyin.

“Şunu yaptık.”, “Bu kadar yatırım yaptık.”, “Bu sene bitiriyoruz.”, “Öbür sene bitiyor.”, “Bizden önceki iktidarlar bu işi savsakladı.” lütfen demeyin, lütfen. Dokuz yıldır iktidar devam ediyor ve şu an bu sular kaç yıldır bekliyor? Tarlalara gitmek için kaç yıldır bekliyor?

Bu mesleğin birinci sınıfında, inşaat mühendisliğinde bize şu öğretilir: Bu barajlar yapılırken, hatta belki baraja başlamadan önce sulama kanallarının inşaatına başlanır. Yıllardır bu su atıl bir vaziyette durmaktadır ve maalesef, şu an, tekrar verdiğim rakamlar gibi çok az bir kısmı henüz toprakla kavuşabilmiş durumdadır.

Burada derin bir politikanın hâkim olduğu kanaatindeyiz çünkü Kürt meselesinin yıllar içerisinde asimilasyonla çözülebileceğini düşünen çevreler önce bu barajlarla bölgedeki köyleri boşaltmış, diğer siyasi ve ekonomik nedenler üst üste binince Kürtlerin yarıdan fazlası ülkenin diğer bölgelerine göç etmek mecburiyetinde kalmış ve şu an Kürtlerin yarıdan fazlası kendi anadillerini konuşamaz bir hâle gelmiştir.

Derin bir akıl, uğursuz bir akıl, derin ve uğursuz bir akıl, bu işi ne kadar geciktirebilirsem geciktireyim, ne kadar bu süreç uzarsa uzasın demiştir ve bölgeye şu anki 7 milyon nüfusa ilaveten 13 milyonluk bir nüfusun daha gelmesini veya en azından bu nüfusun ülkenin diğer illerine göç etmemesini, yirmi sene evvel, otuz sene evvel, on sene evvel istememiştir. Bunun aksini iddia eden varsa gelsin, mühendis olarak, mimar olarak, elektrik mühendisi olarak desin ki: “Ben barajları yaptım, 19 milyar yatırdım, 21 milyar da elektrik aldım ama kanalları hâlâ daha yüzde 15, yüzde 16 seviyesinde tuttum.” On beş senedir su tutulan barajlar var, tarlaya su gitmiyor. Niye gitmiyor gelsin bunu izah etsin. Yine bu işlerin cambazı Başbakanın tabiriyle “Va mı bunun bi başka izah tazı?” gelsin anlatsın.

Mevcut iktidar da kendini bu politikalardan soyutlayamaz. Sevgili arkadaşlar, dokuz yıl çok uzun bir süredir. Ben, ilgili bütün kurumlarla seçimden önce de seçimden sonra milletvekili olarak da görüşüyorum, brifingler alıyorum, yazılı bütün metinleri okuyorum ve bu metinlerden çıkardığım netice, mevcut sulama kanallarının tam anlamıyla bitebilmesi için 12 milyar dolarlık bir yatırıma ihtiyaç var. Bölgedeki bütün sulama kanalları en az yüzde 50 indirimle, kırımla gidiyor; 55’le, 60’la giden kanallar var. Mesela Diyarbakır’daki sulama kanalları buna örnek olarak gösterilebilir, yüzde 60 tenzilatta gitti bunlar, yaklaşık 1 trilyonluk kanal yatırımı. Bu 12 milyarın gerçek karşılığı yani devletin bütçesinden çıkacak karşılığı 5 milyardır ve bu 5 milyar sadece Karadeniz Otoyoluna harcanan bir rakamdır, devlet için bir rakam değildir. Yani eğer bütçe, imkânlar, para, kredi gerekçe gösteriliyorsa bu gerekçelerin de hiçbirisi maalesef doğru değildir. Gerçek rakam yani devletin cebinden çıkacak… Sulama kanallarıyla ilgili söylüyorum, geri kalan kısmıyla ilgili söylüyorum, öbür baraj ve yatırımları söylemiyorum, burada da bir ayrıntı olsun çünkü polemik yapmak istemiyorum.

Sevgili arkadaşlar, tüm bunları söyledikten sonra konuşmamın ikinci kısmında, ikinci on dakikalık kısmında da Kalkınma Bakanlığının genel felsefesi ve çerçevesiyle ilgili konuşmak istiyorum.

Sayın Bakanımız bölgeden, Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek bölgeden ve yine Tarım Bakanımız Sayın Mehdi Eker bölgeden. Bunlar, bölge için bir fırsattır yani yatırımların doğru düzgün yapılabilmesi için, bizim birbirimize meramımızı doğru olarak anlatabilmemiz için birer fırsattır ve bölgede, mesela, benim görüştüğüm Karayolları Teşkilatı, Devlet Su İşleri Teşkilatı ve benzeri birkaç teşkilat gerçekten ciddi çalışmalar yapmaktadır. Olumlu bir bakış açısına sahiptir. Biz olumlu şeylere olumlu, olumsuz şeylere de olumsuz deme durumundayız. Körü körüne bir eleştiri peşinde değiliz.

Bu doğrultuda şunu soruyorum Sayın Bakanımıza: Topyekûn Karadeniz Bölgesi, Doğu Anadolu, Konya Ovası Bölge Kalkınma İdaresi ve GAP dâhil olmak üzere genel, Türkiye ile ilgili bir master kalkınma projeniz var mıdır? Lütfen bunu açık ve seçik bir şekilde izah ediniz.

Cazibe bölgeleri yaratılmasıyla ilgili bir proje geldi geçen dönem, bence doğru bir projeydi ama hemen arkasından İstanbul’a ikinci bir boğaz projesi geldi. 13 milyon 222 bin nüfusu var İstanbul’un 2010 31 Aralık itibarıyla, adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre. Bunu 20 milyona çıkarırsanız nasıl olacak? Cazibe bölgeleri nerede? Sizin bugün Türkiye’nin, sanayisiyle, turizmiyle, ithalat ve ihracatıyla, sınır ticaretiyle, eğitim ve sağlık politikalarıyla belirlediğiniz cazibe merkezleri nerelerdir?

Yine Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile ilgili ciddi bir etüt var mıdır? Soru soruyorum: Diyarbakır’ı nasıl bir şehir olarak planlıyorsunuz? Mardin’i, Urfa’yı, Batman’ı, Şırnak’ı nasıl planlıyorsunuz? Bir turizm şehri olarak mı? Sağlık şehri olarak mı? Sanayi şehri olarak mı? Tarım veya hayvancılık şehri olarak mı? Eğitim merkezi mi, sağlık merkezi mi, bunların biri, birkaçı veya tamamı mı, hangisi? Bugün, bölgenin bütün illerinin bir Gaziantep olması mümkün değil.

Hatta biz şunu söylüyoruz bazen, şok tesir yapsın diye, diyoruz ki: Gelin, bizdeki bütün fabrikaları sökün,  Diyarbakır’da fabrika istemiyoruz. Peki, ne istiyorsunuz? Ben kendi vatandaşımın asgari ücretle çalışmasını istemiyorum. Çok şeyler istiyoruz, söyleyeceğim, çok dikkatli konuşuyorum.

1) Turizm şehri olmasını istiyoruz.

2) Tarım şehri olmasını istiyoruz. 4,5 milyon dönüm sulanabilir arazimiz var, 4,5 milyon dönüm.

3) Hayvancılık şehri olmasını istiyoruz.

4)   Eğitim merkezi olmasını istiyoruz.

5) Sağlık merkezi olmasını istiyoruz.

6) Uluslararası bir havaalanıyla bir ulaşım merkezi olmasını istiyoruz.

Bütün şehirlerin sanayi şehri, bütün şehirlerin turizm şehri olmasının imkânı yok. Eğer siz bugün Bodrum’a sanayi götürürseniz Bodrum’u öldürürsünüz, Antalya’yı öldürürsünüz. Bu konuda, Kalkınma Bakanlığının, bölgedeki iller, hatta kasabalarla ilgili, doğru düzgün hazırlanmış, beş yıllık, on yıllık, yirmi yıllık hedefler ortaya koyduğu etütler, projeler var mıdır? Ben görmedim varsa. Diyarbakır’ın kuzeyi, Çüngüş, Çermik, Ergani, Dicle, Eğil, Hani, Lice, Kulp, Kocaköy, Hazro, Silvan ekonomik olarak ölmüştür. Mardin’in dağlık kesimleri, Midyat, Dargeçit, Ömerli, Mazıdağı, Derik, Savur; Şırnak’ın İdil, Uludere, Beytüşşebap ekonomik olarak ölmüştür. Buralara sanayi de yapamazsınız, başka bir şey de yapamazsınız. Fıstıkçılık, badem, üzüm, bununla ilgili, bütün dağlar boş. Bugün, Siirt’te bir tarihte yapılan fıstıkçılık mükemmel neticeler vermiştir. Projeleriniz nelerdir?

Diyarbakır’a bir bölge havalimanı yapılacaktı, maalesef yine siyasi gayelerle Urfa’ya gitti. Bugün, Urfa’ya günde beş uçak iniyor, Diyarbakır’a yirmi bir uçak iniyor; inecek, imkânı yok, yurt dışı seferler yapılacak, imkân yok. Yeni bir sivil havalimanı da devre dışına çıkarıldı. Şu an, yeni bir terminal binası yapılması kararı alındı. Havalimanı yok. Bölgenin yine master planında Diyarbakır’dan Mersin’e, İskenderun’a demir yolu hatlarınız nerede? Diyarbakır Organize Bölgesinin doğal gazı yok, Diyarbakır’a bu 3’üncü yıldır doğal gaz geldi. Yine organize bölgeden demir yolu bağlantısı yok. Peki, nasıl ithalat olacak, nasıl ihracat olacak?

Bugün en önemli yatırım kaynaklarımızdan birisi mermercilik. Diyarbakır ciddi bir mermer merkezi oldu ama Diyarbakır’dan Mersin’e mermer blokları gidiyor, Mersin’den Çin’e gemilerle gidiyor ve Çin bizden daha ucuza o mermerleri satıyor. Diyarbakır-Mersin arasının navlunu, Mersin-Çin arasının navlunundan daha fazla. Bunlarla ilgili bir rakam var mı? Somut şeyler söylüyorum, çok somut.

Ankara Büyükşehir Belediyesi 4 milyar dolar dış kredi kullanmış, 4 milyar dolar; toplam kullandığı kredi, iç, dış borcu. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin henüz 80 milyon dolar değil, 50 misli fark var. Ankara Diyarbakır’ın 4 misli, kullandığı imkânlar 50 misli. Bunları söylüyor musunuz?

Sevgili arkadaşlar, dediğim gibi bizim mevzumuz bağcıyı dövmek değil. 3 tane bakanımızın, bir de Urfa’dan Sayın Faruk Çelik’in Bakan olması, 4 bakanın olması bir fırsattır. Gelin, bunları beraber konuşalım, değerlendirelim. Bütün otobanlar bitti, Urfa-Habur otobanı henüz başlamadı. Kavga, gürültü, tartışma bir buçuk sene evvel projesi ihaleye çıkarıldı -yani önce bir proje çizilecek, ondan sonra ihalesi yapılacak- ve mevcut yola paralel bir etüt çıkarıldı, ipek yola. Hemen yanında otoban standardında bir ipek yolu var yani Urfa-Viranşehir-Kızıltepe-Nusaybin-Çizre bağlantısını yapan, ona paralel bir etüt yapıldı. Bugün yine görüşeceğim nasip olursa, saat beş buçukta, Karayolları Genel Müdürüyle. Aynı yola paralel bir etüdün anlamı ne, mantığı ne? Diyarbakır’a 40 kilometre, Batman’a 40 kilometre, Siverek’e 30 kilometre bağlantılı alternatif projemiz var. Bölgedeki sayın bakanlara ilettik, olumlu bakıyorlar, destekliyorlar; teşekkür ediyoruz. Dediğim gibi olumlu şeylere teşekkür edeceğiz. Bunların da düzeltilmesi lazım.

Sevgili arkadaşlar, bir diğer konu da bölgedeki gümrük kapılarıdır; Suriye’yle, Irak’la ilgili. Başıma gelen bir şeyi anlatayım size: Daha yeni, milletvekili seçiminden birkaç ay evvel Irak’a gittim. Giderken bir saatte hududu geçtim. Dönerken yirmi beş saatte girebiliyorsunuz. Bakın, kamyonla, tırla değil. Burada Şırnak milletvekillerimiz de var, Mardin milletvekillerimiz de var, hepimiz bölgenin insanıyız. Yirmi iki tane polis bankosu var, bir tanesi çalışıyor, tek bir tanesi. Bazen tırlar bir haftada giriş çıkış yapamıyor. Orada, dönerken bu duruma karşılık Türkiye tarafında köprünün başına kadar geldim gece yarısı saat on ikide, dört saat köprünün başında bekledim, dört saat, yürüyüp geçebilmek için, geçmene de izin vermiyorlar, dört saat. Başıma geleni söylüyorum. Oradaki memurlara dedim ki: “Bunun muhatabı siz değilsiniz, biliyorum. Peki, niye böyle yapıyorsunuz, yani kim bu entegrasyonu engelliyor?” Ve şu an bizim Irak’la toplam dış ticaret hacmimiz 6 milyar dolar; hızla artıyor, önümüzdeki beş yıl içerisinde 20 milyar dolara çıkması öngörülüyor.

Sevgili arkadaşlar, lütfen, hiç olmazsa bir sefer bu kapılara gidin ve bunların durumunu görün. Aynı şekilde, Ermenistan kapısıyla, Nahçıvan kapısıyla, Gürcistan kapısıyla, Batum kapısıyla da ilgili eğer bu düzenlemeler olmazsa Karadeniz Bölgesi’nin ve Doğu Anadolu Bölgesi’nin de bir atılım sağlaması, ilerlemesi mümkün değil.

Son olarak, Bingöl’le ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Bingöl havaalanı üç yıldır revize ediliyor, bitirilme tarihi, maalesef bir türlü bitirilemiyor. Yine…

AHMET ARSLAN (Kars) – Çalışmaya izin vermiyorlar da onun için.

ALTAN TAN (Devamla) – Havaalanının çalışmasıyla ilgili bir sorun yok efendim, tek tek biliyorum.

AHMET ARSLAN (Kars) – Var, var.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Diğer karayolunda sorun oldu, yanlış biliyorsunuz, karayolunda sorun oldu. 

Sevgili arkadaşlar, güvenliği sağlamak da devletin görevidir. Yani devlet kendi hudutları dâhilinde “Bu yol yapılamıyor, ben güvenliğini sağlayamıyorum.” diyorsa bu da bir acziyet ifadesidir.

AHMET ARSLAN (Kars) – Güvenliği sağlıyor, iş yavaşlıyor.

ALTAN TAN (Devamla) - Genç’te bir tabur var, tabur… Genç’te bir tabur var.

Bu yolların da bir an evvel bitmesi lazım.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tan.

Şanlıurfa Milletvekili Sayın İbrahim Binici, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bütçesi üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, AKP İktidarının seçim öncesi çıkardığı Yetki Yasası’na dayanarak yaptığı otuz beş kanun hükmünde kararnamelerden biri olan 640 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle Gümrük ve Ticaret Bakanlığını kurmuşlardır.

Bu kararnameyle, ne hikmetse dış ticaret alanında olan ve tüm işlemleri gümrüklerde yapılan ihracat ve ithalat müdürlükleri ile serbest bölgeler bakanlığı dışında tutulmuş, sanayinin alanında olan esnaf ve sanatkârlar kooperatiflerinin yanı sıra iç ticaret tüketicisinin kurulması ve piyasa denetimleri de dâhil edilerek garip bir bakanlık oluşturulmuştur.

Garabet bununla da bitmemiş, AKP ustaları, 8 Haziran 2011 tarihli Bakanlığın kuruluş kararnamesinden tam kırk gün sonra 17 Ağustos 2011 tarihli 649 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle kuruluş kararnamesinde değişiklik yapmıştır. Yapılan bu değişiklikle Bakanlığa alınacak memur ve sözleşmeli personel alımı, ÖSYM tarafından yürütülen merkezî yerleştirme işlemlerinden çıkarılarak Bakanlığın tasarrufuna bırakılmıştır. Buna göre, Bakanlık, personel ihtiyacını ilan edecek, KPSS sınavından 70 ve üzeri puan alanlar başvuru yapabilecek ve sözlü sınav ile personel alınacaktır. Ayrıca, değişiklik kararnamesiyle gümrüklerde çalışan 200 civarında başkontrolör, kontrolör ve stajyer kontrolörler bir gecede müfettiş kadrolarına atanmışlardır. Anlaşılan o ki AKP Hükûmeti “Ben yaptım, oldu.” anlayışıyla icraatlarına ve yandaşlarına ulufe dağıtmaya ustalık döneminde de hız kesmeden devam edecektir.

Saygıdeğer milletvekilleri, hatırlayanlarınız vardır, Sayın Erdoğan’ın imzasıyla 4 Ekim 2006 tarihli Resmî Gazete’de 2006/28 sayılı Başbakanlık Genelgesi yayımlanmıştı. Kayıt Dışı İstihdamla Mücadele (KADİM) Projesi’yle ilgili bu Genelge’de Türkiye’de kayıt dışı ekonominin gayrisafi millî hasılanın yüzde 50’sinden fazla olduğu tahminine yer verilmişti. Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu bu oranı yüzde 30, bazı uluslararası kuruluşlar ise yüzde 34 olarak hesaplamıştır. Kayıt dışı ekonomi, dâhilî ticari faaliyetlerde vergi kaçırmanın yanı sıra, gümrük ihlalleri ve kaçakçılık suçları için olağanüstü bir zemin yaratmaktadır. Kaçakçılık, ekonomi ve toplumu büyük zararlara uğratan, kayıt altında faaliyet gösterenlere, kimi zaman da sağlığa ve çevreye büyük zararlar veren çok önemli toplumsal ve ekonomik sorunlardır.

Saygıdeğer milletvekilleri, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Türkiye’de toplam tutuklu ve hükümlü sayısı 59.429’dur. Adalet Bakanlığı tarafından 17 Kasım 2011 tarihinde Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılan açıklamaya göre bu sayı 31 Ekim 2011 tarihi itibarıyla 127.074 kişiye ulaşmıştır. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Türkiye nüfusu 66 milyondan biraz fazladır. 2011 yılında ise nüfusumuz 74 milyonu aşmış bulunmaktadır. AKP hükûmetleri döneminde nüfus artışı yüzde 13 civarında gerçekleşirken, tutuklu ve hükümlü toplamında artış ise yüzde 114 olmuştur. Buradan çıkarılacak sonuçlardan birisi de AKP hükûmetleri döneminde suç işleme oranlarında ciddi artışların olması ve suç ekonomisinin katlanarak büyümesidir.

Değerli vekiller, geçtiğimiz temmuz ayında İstanbul Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odasının “Suç Ekonomisinin Türkiye Bilançosu” adlı araştırması basına yansıdı. Bu araştırmaya göre suç ekonomisi asıl olarak doğrudan suçla elde edilen kriminal sektör ve kaçakçılığa dayanan illegal sektörden oluşuyor. İllegal sektörde kastedilen, yasalara aykırı olarak yapılan üretim ve dağıtım faaliyetlerinin bir bütünüdür. Emniyet kaynakları, uluslararası suç trafiği ve dünya suç ortalamaları resmî istatistiklerine göre yakalanan miktarın en az 5 katı, çoğunlukla da 10 katı kaçakçılık olduğu kabul edilmektedir. Bunun anlamı, kaçakçılığa konu olan maldan bir birim yakalamışsanız, bu malın sekiz veya dokuz birimi piyasada sizden gizli olarak çoktan el değiştirmiş demektir.

İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odasının araştırmasında, bu oran en düşük ortalama olarak kabul edilenin 5 kat üzerinde yapılmıştır. Raporda, suç ekonomisinin 2010 yılında on gözde kalemlerinden bazıları yaklaşık ciroları şu şekilde veriliyor: Uyuşturucu maddelerden 3 milyar 50 milyon, insan kaçakçılığından 742 milyon 500 bin, kaçak sigaradan 652 milyon 500 bin, korsan kitap ve DVD’den 451 milyon 605 bin, kaçak çaydan 205 milyon 740 bin.

Rapora göre, uyuşturucu, insan ticareti, hırsızlık gibi klasik suç kalemlerinin yanı sıra -buraya özellikle de dikkatinizi çekmek istiyorum- yüksek oranlı özel tüketim vergisi ve gümrük vergileri yüzünden cazip hâle gelen içki, sigara, çay gibi ürünler de yasa dışı ticaret pazarının beşte 1’ine kadar ulaşmıştır. Tekrar ediyorum: Pazarın beşte 1’ine ulaşıyor. Bunun anlamı, her beş paket sigaradan, her beş bardak çaydan, her beş şişe içkiden birisi kaçaktır.

Raporda, özellikle kaçakçılığın, yüksek getirisi sayesinde giderek büyüyen bir faaliyet alanına dönüştüğü de vurgulanır.

Saygıdeğer milletvekilleri, AKP iktidarlarının uyguladığı ekonomi politikalarıyla bitme noktasına getirdiği her sektörü âdeta altın tepside sunarak kaçakçıların ve fırsatçıların eline bırakmış, ülkeyi kaçak cennetine çevirmiştir.

Hayvancılığı bitirdiniz, et fiyatları tavan yaptı. Yediğimiz etin yarısı kaçak, Türkiye’yi kaçak hayvan cennetine çevirdiniz. Şekerpancarı tarımını bitirdiniz, fabrikaları sattınız, tüketilen şekerin üçte 1’i kaçak.

Tütün tarımını bitirdiniz, Tekeli sattınız, vergileri bindirdikçe bindirdiniz. 5 paket sigaranın 1’i kaçak. Karadeniz Bölgesi’nde önemli geçim kaynağı olan çaya 2010 yılında 24 bin ton kaçak çay karıştırılıp çayın tadını da kaçırdınız.

Toplam vergi gelirleri içindeki dolaylı vergi oranları şampiyonluğunu kimseye kaptırmadınız, helal olsun size!

Türkiye'nin en pahalı akaryakıtını satmaya devam ettiniz. Nakliyecilerimizi 10 numara yağa mahkûm ettiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) - Kullandığınız her 5 litre akaryakıtın 1 litresi kaçak, 5 şişe içkiden 1’i kaçak, binlerce cep telefonu kaçak, zayıflama hapı kaçak. Bu kaçak cennetinde milyarlarca lira vurgun yapanlar ellerini kollarını sallayarak gezerken Irak, İran sınırında iki teneke akaryakıt için yargısız infaz edilen gencecik bedenler içimi acıtıyor, AKP Hükûmetinin ve Parlamentonun bu sessizliği zoruma gidiyor.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Binici.

Şahıslar adına lehte ilk söz Diyarbakır Milletvekili Sayın Mehmet Süleyman Hamzaoğulları’na aittir.

Buyurun Sayın Hamzaoğulları. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MEHMET SÜLEYMAN HAMZAOĞULLARI (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 2012 Mali Yılı Bütçe Kanun Tasarısı’nın altıncı tur bütçesi üzerinde lehte söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

2002 yılında AK PARTİ iktidara geldiğinde vatandaşlarımız sağlık konusunda çok büyük mağduriyetler yaşıyorlardı. Acil hizmetlerdeki aksamalar, koruyucu hizmetlerdeki yetersizlikler, bakımsız hastaneler, yaygın koğuş tipi odalar, özellikle ülkenin doğu ve güneydoğusu başta olmak üzere yüksek hizmet açığı, yaygın muayenehanecilik, tıbbi cihaz eksikliği, atama ve nakillerdeki dengesiz dağılım, ilaç fiyatlarının yüksek olması, bütün bunlar sistemin çok ciddi problemleriydi.

2003’ten itibaren Türkiye’de Sağlıkta Dönüşüm Programı uygulanmaya başlanmış, ilklerin ve ilkelerin partisi olan AK PARTİ İktidarıyla vatandaşlarımızın acil durumlarında imdadına yetişecek 112 acil servislerinde devrim niteliğinde yeniliklere imza atılmış, personel sayısı, ambulans sayısı ve acil müdahale istasyon sayısı arttırılmış, Türkiye genelinde hem kara hem de hava yoluyla bütün köylerimize ücretsiz ambulans hizmeti verilmeye başlanmış, vatandaşlarımıza yoğun bakım ve acil bakım gerektiren durumlarda özel hastaneler dâhil tüm hastanelere hiçbir ücret ödemeden tedavi olma imkânı sağlanmış, yeşil kartlı vatandaşlarımıza tüm sağlık hizmetleri ücretsiz hâle getirilmiş, aile hekimliği sistemine geçilerek vatandaşlarımızın birinci basamak sağlık hizmetlerini ücretsiz alması sağlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002 yılından önce doğu illerimizde binlerce çocuk, araç, benzin ve personel yok diye kâğıt üzerinde aşı yapılmış gösteriliyorken AK PARTİ İktidarında aşılama programımız dünyanın en gelişmiş aşılama programlarından biri hâline getirilerek aşılama oranı yüzde 70’ten yüzde 97’ye çıkarılmış, 11 antijenle dünyanın en iyi aşıları çocuklarımıza ücretsiz olarak yapılmaktadır. Olumsuz hava koşullarında risk altında olan anne adayları için Misafir Anne Projesi başlatılmış, doğum hastanelerimizin yüzde 93’ü bebek dostu hastaneler olarak düzenlenmiş, hastanelerde koğuş sisteminden banyosu tuvaleti içinde olan oda sistemine geçilmiş, yatak sayısı arttırılmış, yatağa bağlı vatandaşlarımıza evde ücretsiz sağlık hizmeti verilmesine başlanmıştır. 81 ilimizde 84 kanser tarama merkezi açılarak ücretsiz kanser taraması yapılmasına başlanmıştır. Tütünlü mamuller ile mücadele kapsamında “Dumansız Hava Sahası” kampanyasını başlatan dünyanın 6’ncı ülkesi olduk. Tam donanımlı yoğun bakım yatak sayısı 10 kattan fazla arttırılarak, 869’dan, 8.100’e çıkartılmış, vatandaşlarımızın kuyruklarda muayene sırası beklememesi için hekim hizmet odası sayısı 6.643’ten 21.273’e çıkarılmış, vatandaşlarımıza en temel hasta haklarından biri olan hekim seçme hakkı verilmiştir. 1 milyon 300 bin metrekare kapalı sağlık alanı dokuz yılda 4 kat arttırılarak 5 milyon 300 bin metrekareye ulaşmış ve bu yapılan çalışmalar ile vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerinden memnuniyeti yüzde 39,5’lardan yüzde 73’e yükselmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde sağlık hizmetlerindeki gelişmelerden seçim bölgem olan sahabeler şehri Diyarbakır’da da 2002 yılında 147 olan uzman hekim sayısı 459’a, 401 olan pratisyen hekim sayısı 614’e, 46 olan diş hekimi sayısı 128’e, 3,7 milyon TL olan onarım harcamaları 174 milyon TL’ye, yatak sayısı 1.150’den 2.313’e, nitelikli yatak sayısı 20’den 836’ya, 112 acil istasyon sayısı 2’den 25’e, 112 ambulans sayısı 3’ten 57’ye, 112 ambulans ile taşınan vaka sayısı 3.260’tan 69.809’a çıkartılmış; uçak ambulans ile 66 hastamız, helikopter ambulans ile 197 hastamızın nakli gerçekleştirilmiştir.

Ayrıca, ilimizde 2003 yılında devralınıp tamamlanan ve 2003 yılından sonra başlanıp bitirilen 23 adet sağlık ocağı ve 8 adet hastane halkımızın hizmetine sunulmuştur.

Bu duygu ve düşüncelerle, 2012 Mali Yılı Merkezî Bütçe Kanunu Tasarısı’nın hayırlı olmasını diler, emeği geçen herkese teşekkür ederken heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim sayın Hamzaoğulları.

Hükûmet adına ilk söz, Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ’a ait.

Buyurun Sayın Akdağ.

Süreniz on yedi dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hükûmetimizin 2012 bütçesiyle alakalı olarak Sağlık Bakanlığı bütçesi üzerinde görüşlerimi ifade etmeye çalışacağım.

Değerli milletvekilleri, Türkiye önemli bir süreçten geçti son dokuz sene içerisinde. Türkiye’de birçok şeyin tarihi değişti, kavramlar değişti, insana bakış tarzımız değişti. Bu minval üzere Türkiye’de sağlığa bakış açımız da elbette değişti.

Bütün bu dokuz yıl boyunca Sağlıkta Dönüşüm Programı’na büyük destek veren bütün milletvekillerimize teşekkür ederek konuşmama başlamak istiyorum. Sağlık çalışanlarımıza da büyük bir teşekkür borcumuz var. Milletimizin ihtiyaç duyduğu her yerde hizmete hazır olan fedakâr sağlık çalışanları, yaşadığımız son Van depreminde de olağanüstü gayret ve başarılarıyla bir kez daha insanımızın, vatandaşımızın gönlünü fethettiler. Yürüttüğümüz dönüşüm programının gerçek kahramanının bu sağlık ailesi olduğunu bir kere de yüce huzurunuzda tekrarlamak isterim.

Bu büyük dönüşüm programının ruhunu ve gereklerini sağlık çalışanlarımız içselleştirememiş olsalardı, biz bu büyük dönüşümü gerçekleştiremezdik. Bu sebeple, bütün sağlık çalışanlarına, fedakârlıkla bu hizmet bayrağını taşıyan sağlık yöneticilerine hem taşrada hem bakanlık merkezinde huzurunuzda şükranlarımı sunuyorum.

Elbette bu süreçte en büyük teşekkürü halkımız hak ediyor. Türk milleti kendisine sunulan hizmeti büyük bir kadirşinaslıkla değerlendirdi, her seçimde arkamızda durarak bize güç verdi. Bu sayede de bu büyük dönüşümü gerçekleştirmemiz mümkün oldu.

Kuşkusuz AK PARTİ hükûmetlerinden önce de özellikle Refik Saydam döneminde, Behçet Uz döneminde, 60’tan sonraki dönemde sosyalizasyonla yapılan çok hayırlı işler var ancak son çeyrek asırlık sağlık tarihimiz maalesef yapılmak istenen işler ve yapılamayan işlerle doluydu biz iktidara geldiğimiz zaman. Dolayısıyla önemli bir dönüşüm gerçekleştirmek gerekiyordu.

Peki, biz bu dönüşümü nasıl gerçekleştirdik? Bir defa herkes için sağlık prensibini esas alarak insanı burada meselenin özüne, odağına koymak suretiyle insan odaklı ahlaki anlayışımızla, AK PARTİ’nin her hizmete yansımış olan insan odaklı ahlaki anlayışıyla bu işleri bugüne kadar getirdik.

Tabii, dokuz sene öncesine geri dönüp çok detaylı olarak nerelerdeydik, doğrusu bunlara girmek istemiyorum çünkü vaktim sınırlı. Ancak vatandaşlarımızın bir ambulansa hastasını koyabilmek için cebinden para vermek zorunda kaldığı, köyünde ise onu bile bulamadığı, kızakla hastasını bir ilçeye indirmek zorunda kaldığı günler, ülkenin kırsalına ambulans hizmetlerinin verilmediği günler, bu ülkenin emekçilerine “Sen işçisin, şu hastaneye giremezsin.”, bu ülkenin memuruna “Sen memursun, şu hastaneye gidemezsin.” dendiği günler o günlerdi. Vatandaşın büyük bir kısmınca özel hastaneler, serbest eczaneler sadece uzaktan bakabildikleri, hizmet almayı hayal bile edemedikleri bir çile dönemini hatırlatıyordu. Doktorların yüzde 90’ının sistemden dolayı muayenehane çalıştırmak zorunda olduğu günlerdi onlar. Eğer hastaysanız ya da bir hasta yakınıysanız hastanızı alacaksınız, sırtınıza koyacaksınız, bir muayenehane merdivenlerinden eciş bücüş, üç kat, beş kat, yedi kat yukarıya çıkaracaksınız, orada para ödeyeceksiniz; ancak böyle hizmet alabilirdiniz. Başka türlü, önemli bir hastalık için, önemli bir ameliyat için değerli milletvekilleri, bu ülkede hizmet almak mümkün müydü?

Bugün performans sistemine karşı çıkanlar, bugün Tam Gün Yasası’na karşı çıkanlar bu gerçekleri unutmuşa benziyorlar. Şunu tartışabiliriz, bu yüce Mecliste de bunu tartışalım, başka ortamlarda da tartışalım: Evet, tam gün çalışma olsun, devletin doktoru devletin hastanesinde çalışırken, devletin üniversite hastanesinde çalışırken ayrıca muayenehanesi olmasın; bunda hemfikir olalım, ondan sonraki kısmını tartışabiliriz. Performansı nasıl dağıtacağız? Nasıl adaletli dağıtacağız? Ama bazı dostlar “Performans da olmasın, biz parayı peşinen verelim, herkes dilediğince çalışırsa da çalışmazsa da o parayı versin.” diyorsa biz bunda da yokuz açık söyleyeyim.

AHMET İHSAN KALKAVAN (Samsun) – Hayır hayır, “Özlük hakları verilsin.” diyoruz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Kim diyor öyle Sayın Bakan?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Çünkü değerli arkadaşlar, biz burada adaletli bir performans sistemiyle hekimlerin ve sağlık çalışanlarının, sağlık emekçilerinin haklarının kendilerine verildiği, vatandaşın da cebinden para harcamak zorunda kalmadığı, mağdur olmadığı bir sistem oluşturduk. Elbette bu sistemin eksik yönleri olabilir, elbette bu sistemin aksayan yönleri olabilir. Ama değerli milletvekilleri, muhalefet sıralarında oturan değerli milletvekili kardeşlerim unutmasınlar ki bu yeni sistem geçmiş dönemlerdeki zulüm döneminin kaldırılmasıyla ortaya kondu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Artık bu zulüm dönemi bir daha geriye de gelmeyecek, açık söyleyeyim. Bu zulüm döneminin bir kere daha geriye dönmesi de değerli milletvekilleri, asla ve asla mümkün görünmüyor.

Bakınız, şimdi burada, koruyucu sağlık hizmetlerine yeteri kadar kaynak ayırmadığımızdan ya da önem vermediğimizden bahsedildi. Değerli milletvekilleri, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın belki de en ziyade iftihar edilecek yanı, koruyucu sağlık hizmetlerine verdiğimiz önemdir.

Şimdi, elimde rakamlar var. Göreve geldiğimizde 928 milyon Türk lirası koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılırken, 2011’de 6 milyar 425 milyon Türk lirası koruyucu sağlık hizmetlerine para ayırmışız.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Tedaviye ne kadar ayırdınız, ilaca ne kadar ayırdınız Sayın Bakan?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Dikkat ediniz, bunu reel olarak hesap ettiğiniz zaman, değerli arkadaşlar, 2002’ye kıyasla reel olarak ifade ettiğimiz zaman 3 misli daha fazla para ayırmışız. Tabii ki ancak bu paraları ayırırsanız, biraz önce söylediğim gibi, ahlaki anlamda odağına insanı koyduğunuz bir sistemde bu paralarla birlikte personeli, organizasyonu, yeni düzenlemeleri yaparsanız bugün ulaşılabilen sonuçlara ulaşabilirsiniz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sisteme parayı koydunuz Sayın Bakan, insanı değil!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Değerli kardeşlerim, sistemde paranın olduğu günler vardı, evet. Sistemde insanların para vermeden diyaliz hizmeti alamadığı, sistemde insanların para vermeden organ nakli yaptıramadığı, sistemde insanların acile götürdüğü hastasını yoğun bakıma yatırmak için para vermeden hastasını hastanenin kapısından içeri sokamadığı günler vardı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sizde mi öyle yaptınız hekimken?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Ama bugün AK PARTİ İktidarıyla geldiğimiz nokta şudur: Ben buradan, yüce Meclisin huzurunda değerli vatandaşlarımızı da bütçe görüşmeleri sebebiyle bir kere daha bilgilendirmek istiyorum.

Değerli vatandaşlarım, Türkiye'nin neresinde olursanız olun, metropol kentlerde ya da başka bir yerde, acil bir hastanız olduğu zaman, yoğun bakımlık bir hastanız olduğu zaman hastanızı hangi hastaneye götürürseniz götürün sizden bir para talep edilmez, ister bir üniversite hastanesi ister kamuya ait, Sağlık Bakanlığına ait olan bir hastane isterse özel sektöre ait bir hastane olsun. Dikkat ediniz, burada özel sektörün bir mecburiyeti var, Türkiye’de özel sektör olarak hastanecilik yapıyorsanız kapınıza gelen ya da getirilen acil hastayı almak, bu hastaya hizmet vermek zorundasınız.

Şimdi, bazı milletvekilleri birtakım beyanatlar veriyorlar kamuoyuna. Neyle alakalı? Alınan katkı paylarıyla alakalı.

Değerli milletvekilleri, katkı payları diye bugün bir bardak suda fırtına koparılmaya çalışılan rakamlar 10 liranın altında, 2 lira, 3 lira, 5 lira diye tartıştığımız rakamlardır.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Kaldırın o zaman, kaldırın gitsin, Sayın Bakan!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Bakın, 100 liradan, 500 liradan, 10 bin liradan bahsetmiyoruz, insaf kardeşim ya, insaf! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Milyonlarca insandan alıyorsunuz bu parayı, kaldırın gitsin, yiğitseniz kaldırın!

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Toplam ne kadar efendim, onu söyleyin!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Burada 112 Acil hizmetlerinin yetersizliğinden bahsetme talihsizliğinde bile bulunuldu.

Değerli milletvekilleri, 618 ambulansla aldığımız sistemde bugün 2.782 ambulans var.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – İçinde doktor var mı, onu söyleyin Sayın Bakan!

 SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – 350 bin kişi taşınmış görevi devraldığımızda, yılda ambulanslarla 350 bin kişi taşınmış. Bu sene ambulanslarla 2 milyon 700 bin kişi taşımışız. Herhâlde bu 2 milyon 700 bin kişiyi doktorlar taşıdı, paramedikler taşıdı, acil tıp teknisyenleri ve onlarla birlikte şoförlerimiz taşıdı.

Değerli kardeşlerim, şundan bahsedildi: Performans daha çok hastaya bakmaya zorluyor.

Değerli milletvekilleri, yaptığımız araştırmalar şunu gösteriyor: Performans sistemi getirilmeden önce Türkiye’de bir hekimin hastasına ayırdığı ortalama zaman 4,5 dakikaydı, bu zaman şu anda 9 dakikaya çıkmış durumdadır. Hem muayene edilen vatandaş sayısında 3 misli artış var, 2,5 misli artış var hem vatandaşa ayrılan zamanda 2 misli artış var. Evet, biz biliyoruz, bu zamanlar da yetmez, vatandaşa ayırdığımız bu zamanı da daha fazla artırmamız lazım, vatandaşa daha fazla zaman ayırmamız lazım ama yine bundan yakınanlar, Türkiye’de yıllarca doktor sayısının artırılmasına karşı çıktılar. Bu Meclis kürsüsü dokuz sene içerisinde nelere şahit oldu. Dokuz sene içerisinde muhalefet partilerinden buraya çıkıp ısrarla “Türkiye’de doktor sayısı yeterlidir. Neden tıp fakültelerinde öğrenci sayısını artırmaya çalışıyorsunuz?” dediler.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kaliteli eğitimden bahsedildi. “Yeterli” diyen kimse olmadı bugüne kadar, kaliteli tıp eğitiminin verilmesinden bahsedildi.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Hatta “Öğrenci sayısını azaltın.” diyenler bile oldu.

Değerli milletvekilleri, muhalefet kürsülerinden söz atan milletvekilleri seslerinin millet tarafından oradan laf atıldığında duyulmadığını bilmiyorlar. Ama onlar, o gür sesleriyle bütün seçim dönemlerde, 2002 seçimlerinde, 2007 seçimlerinde, 2011 seçimlerinde vatandaşın karşısına çıktılar, şikâyet ettiler, bizi vatandaşa şikâyet ettiler, kendilerince, kendi bakış açılarından haklılıklarını anlatmaya çalıştılar ama arkamızdaki halk desteği yüzde 34’ten yüzde 47’ye, 47’den 49’a, bugün anketlerde de yüzde 50’nin üstüne çıkmış durumda. İşte onun için ben kadirşinas milletimize huzurunuzda bir kere daha şükranlarımı arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Bakan, sayının üstünlüğü insanları hikmet sahibi yapmaz!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz!”

Türkiye İstatistik Enstitüsünün yaptığı anketlerde Türkiye’de sağlıktan memnuniyet oranı 2003 yılında yüzde 39,5 idi. Bu oran şimdi yüzde 73’e çıkmış durumda.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sağlık çalışanları ne diyor bu işe?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Yüksek bir çıta. Biz bu çıtayı yüksekte tutmak ve vatandaşımızın memnuniyetini daha da artırmak için önümüzdeki dönemde de, yüce Meclisimizin takdir ettiği bütçeyle hayırlı hizmetlerimize AK PARTİ olarak devam edeceğiz.

Saygıdeğer milletvekilleri, bakınız, elimde, yanımda uluslararası kaynaklar var. Buraya gazetelerle, 2 bin, 3 bin satan gazetelerle çıkan milletvekilleri oluyor bazen. “British Medical Journal” diye dünyanın en seçkin, en değerli tıp dergilerinden birindeki başlığı size okuyorum: “Türkiye sağlık sistemi: Geri kalmışlıktan liderliğe” Evet, bunu AK PARTİ olarak biz söylemiyoruz. Bakınız, OECD çalışması, 2008’de OECD’nin yayınladığı bir rapor; bu rapor Türkiye’deki sağlık sisteminin bütün ülkelere çok şey öğretebileceğinden ve Türkiye’deki mali durumun, sağlığın mali durumunun mükemmel biçimde işlediğinden, vatandaşları koruyucu özelliğinden bahsetmektedir. Buna benzer birçok uluslararası rapordan bahsedebiliriz.

Değerli milletvekilleri, bugün insanlar acaba ceplerinden daha mı fazla para harcıyor? Bakınız, ilaç ve tedavi masraflarını kendi ceplerinden karşılayanların oranı 2003 yılında yüzde 32 iken, 2010 yılında yüzde 11,7’ye düşmüştür.

ALİ ÖZ (Mersin) – 21,8!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) -  Değerli milletvekilleri, 1999 yılında… Burada bu kürsüden konuşurken kendi dönemlerini unutanlar var, dört sene boyunca kamuda çalışıp, sağlık sektöründe çalışıp daha sonra o dönemi belli rakamlarla bırakarak ayrılanlar var şimdi? Bu rakamlar insanın hatırına getirildiğinde insanı utandırabilir.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Onların hesabını vermeye hazırız Sayın Bakan!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) -  Bakınız, 1999 yılında cepten yapılan sağlık harcamaları bütün yapılan sağlık harcamalarının yüzde 29’unu oluşturuyor, tekrar ifade ediyorum. 1999 yılında toplam sağlık harcamaları içinde cepten yapılanların oranı yüzde 29’unu oluşturuyor. 2008 yılında -daha 2011’in sonuçları çıkmadı, orada daha da azaldığını göreceğiz- yüzde 17’ye düşmüş durumda. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İyi saatte olsunlardan haber alanlara şimdi haber veriyorum: Ankara’da bugüne kadar şebeke suyunda hiçbir kere arsenik seviyesi normal değerler olarak kabul edilen 10 mikrogram/litre normal değerin üstüne çıkmamıştır, değerler 1,8 ile 2,5 mikrogramın arasında değişmektedir. Evet bir dönemde İzmir’in suyunda önemli ölçüde arsenik vardı, İzmir Belediyesinin yanlış politikaları sonucunda. Ancak Hükûmet olarak İzmir’in suyuna verdiğimiz katkılarla bu problem de ortadan büyük ölçüde kalkmış durumdadır.

Şimdi, değerli milletvekilleri, zamanımız çok olmadığı için bir iki rakamla da konuşmamı inşallah tamamlayacağım. Yıllardan 1998 -bu 1998’i neden zikrettiğimi muhalefetten çok iyi bilen arkadaşlar var- Türkiye’de kayıtlı tifo vakası 30.264 -kayıt sistemlerinin de çok arızalı olduğunu biliyoruz o yıllarda, biz kayıtın kendisini söyleyelim- yıl 2011, kayıtlı tifo vakası 26; sıtma vakası 1998’de 36.842, sıtma vakası 2011’de sıfır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bebek ölümleri 1998 yılında binde 43; 2011 yılında binde 9; anne ölümleri 1998 yılında yüz binde 70; 2011’de yüz binde 14,5.

Belki siz kürsüde konuşurken cambazlık yapabilirsiniz, illüzyon da yapabilirsiniz ama rakamlar gerçeği söyler, doğruyu söyler ve gerçek, yüzünüze çarpılır, söylediklerinizden utanırsınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, ülkemizin sağlığına, insanımızın sağlığına hizmet etmeye doymayacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - AK PARTİ hükûmetleri olarak bizim en büyük… Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN – Yok öyle, yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakanım, hiç yakışıyor mu “Cambaz” demek size?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – AK PARTİ hükûmetleri olarak milletimiz bize dua etsin, milletimiz bizim arkamızda dursun; bu bize yeter.

AHMET YENİ (Samsun) – Size demedi ki niye rahatsız oldunuz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bana diyemez zaten, diyemez de; Bakana yakışmıyor “Cambaz” lafı.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Bakan, eleştirileri cevapladı ancak bir konu eksik kaldı sanıyorum. Türkiye'nin sağlık sistemine ilişkin olarak British Medical Journal dergisinde yayımlanan bir yazıdan söz etti. O yazıyı Enis Barış, Salih Mollahaliloğlu ve Sabahattin Aydın yazmışlardır. Olabilir tabii ki onların gözüyle sağlık sisteminde olumlu veriler olabilir ve o değerlendirilmiş olabilir ancak o yazının yayınlanmasından sonra, aynı dergide Türkiye'nin sağlık sistemindeki sorunlarla ilgili olarak daha önce yayınlanan yazıda gerçeğe aykırı olan hususlarla ilgili olarak toplam 7 tane yazı yazılmıştır. Bunu da Genel Kurulun dikkatine sunuyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan şahsen beni cambazlıkla suçlayarak sataşmada bulunmuştur.

AHMET YENİ (Samsun) – Size söylemedi be!

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – İsim vermedi.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Siz de bir sataşmaya mahal vermeden, buyurun Sayın Çıray. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın milletvekilleri, sağlık sistemi iyi olursa biz sizlerden çok seviniriz çünkü ben hekimim, önce insan, sonra hekimim. Baştan da söylemiştik, biz iyi olan şeylere “iyi”, kötü olanlara da “kötü” demek zorundayız. Eğer hep sizin istediğiniz gibi konuşacaksak o zaman muhalefete ihtiyaç yok demektir.

Bakınız, Sayın Bakan performans sisteminden bahsetti, iyiliğinden bahsetti, performans sisteminin gelmesiyle sezaryenlerde yüzde 45,5 artış olmuştur, ameliyatlarda yüzde 81 artış olmuştur. Şimdi, ben buradan soruyorum: Bu yüzde 81 ve yüzde 45,5 vatandaşımız boşuna mı kesildi, yoksa eskiden ölüyorlar mıydı da kimsenin haberi yoktu? Bu, performans sisteminin getirdiği bir sonuçtur.

Diğer yandan, Türkiye’de acil servislere gidiş tüm sağlık tarihi boyunca hep bedavaydı. Sadece özel sağlık hastaneleriyle ilgili bir genelge yayımlamışlardır ama özel sağlık sektörünün nereden nereye geldiğini vermek için bu Hükûmette, bir rakam vermek istiyorum: 2002’de 260 milyon lira geliri olan özel sağlık hastanelerinin geliri bugün 3,5 milyar dolar civarındadır.

Değerli arkadaşlar, bir başka konu var. Sayın Bakan suyla ilgili beni suçladı. Ben sadece görevimi yerine getirmeye çalıştım çünkü daha önce bir sabıka var, su değerleriyle ilgili doğru söylenmemiş sözler var. Bakınız,    11 Haziran 2008 tarihinde, ODTÜ Rektörü Profesör Doktor Ural Akbulut Ankara Büyükşehir Belediyesinin, Kızılırmak suyu için “O rapor bize ait değil. Bizim analizlerimize göre Kızılırmak’ta limitinin 2 katı oranında arsenik tehlikesi var.” diyerek bir yalanlama yapmıştı. Dolayısıyla, ben halkın sağlığını korumak için burada bir uyarıda ve çağrıda bulundum, yaptığım budur.

Değerli arkadaşlar, bu performans sisteminin, dediğim gibi, savunulacak hiçbir tarafı yoktur, Türk milletine çok pahalıya patlamıştır. Bugün, İngilizlerin yaptığı araştırmalara göre yaklaşık 50 milyar dolar civarındadır Türkiye’deki toplam sağlık harcamaları. Eğer bunlar yerli yerine harcanmış olsaydı bugün Türkiye'nin dış borcu daha az olurdu.

220 milyon avroluk domuz gribi aşısı anlaşması yapıldı. Çıktık, dedik ki: “Bu aşı da palavradır, bu hastalık da palavradır.” Sayın Başbakan da bu konuda, aşı yaptırmayarak tavrını ortaya koydu. Ne oldu sonra? 60 milyon avroluk ithalattan sonra ithalatı durdurdunuz. Nerede domuz gribi hastalığı? Nerede domuz gribi aşısı? Bunları biz sormayacak mıyız?

Değerli arkadaşlar, benim dönemimde hazırlanmış olan sağlık reformlarını okumuşlar ama tam anlayamamışlar, öyle anlaşılıyor. Tersten başladılar, önce özel sektörü kalkındırarak başladılar, şimdi de vatandaşın cebine elini attılar. Bizim söylediğimiz bundan ibarettir.

Saygılarımı sunuyorum değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından akışlar)

 

 

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88)  (Devam)

 

A) SAĞLIK BAKANLIĞI (Devam)

1.-  Sağlık Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Sağlık Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-  Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

C) HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.-  Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) KALKINMA BAKANLIĞI (Devam)

1.-  Kalkınma Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

E) DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI  MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.-  Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.-  GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖ LGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

I) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

İ) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

J) GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI (Devam)

1.- Gümrük ve Ticaret Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

K) GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.-  Gümrük Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) REKABET KURUMU (Devam)

1.- Rekabet Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Rekabet Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Hükûmet adına Kalkınma Bakanı Sayın Cevdet Yılmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Yılmaz.

Süreniz on yedi dakika.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığım ve bağlı kuruluşlarla ilgili bütçe görüşmeleri nedeniyle huzurunuzdayım. Bu vesileyle hepinize saygılar sunuyorum.

Öncelikle, değerli milletvekillerimizin görüş, fikir, eleştiri ve önerilerine teşekkür ediyorum. Çeşitli düşünceler ifade edildi, onları tabii ki not ettik, bir kısmına katılmakla birlikte, bir kısmına katılmamakla birlikte buradan gerekli, tabii, sonuçları çıkarmaya gayret edeceğiz. Gerek Plan ve Bütçe Komisyonundaki gerek Meclisimizdeki bu tartışmalar bizler için son derece önemli, gelecekte yapacağımız çalışmalar, belirleyeceğimiz öncelikler açısından da değerli konuşmalar, tartışmalar. Bu bakımdan teşekkür ediyorum.

Eskiden ismi Devlet Planlama Teşkilatı olan kurumumuz şu anda Kalkınma Bakanlığına dönüştürülmüş durumda. Bununla ilgili çeşitli yorumlar yapıldı. O konularda kısaca bir şeyler söylemek istiyorum. Öncelikle, Devlet Planlama Teşkilatımızın bu ülkeye büyük hizmetler yaptığının altını çizmek isterim. Çok önemli çalışmalar yapmış, önemli bir kurum kültürü, uzmanlık kültürü geliştirmiş, çok çeşitli alanlarda ülkemize hizmet eden insanlar yetiştirmiş bir kurumumuz. Bu vesileyle, bu kurumumuza ve bu tecrübe birikimine çok değer verdiğimizin altını çizmek isterim.

Bir genel düzenleme çerçevesinde, birçok kurum gibi Devlet Planlama Teşkilatımızda da bir dönüşüm oldu. Bir anlamda, misyonu, adı hâline geldi. Devlet Planlama Teşkilatının kurulduğundan beri misyonu kalkınmadır. Planlama dediğimiz şey bir araçtır sonuçta. Asıl amaç, vatandaşımızın refah düzeyini yükseltmek, ülkemizin kalkınmasını sağlamaktır. Bu anlamda, misyonunu adı hâline getirdik diyebilirim. Görevlerinde bir geriye gidiş söz konusu olmamıştır, tam aksine genişleme olmuştur. Gerek merkez teşkilatında kurduğumuz ve önemli projeleri, 2023 vizyonumuz çerçevesinde gerçekleştireceğimiz önemli projeleri izleyecek, değerlendirecek yeni bir genel müdürlük kurduk. Diğer taraftan, Türkiye'nin kalkınma tecrübesini bölgedeki komşu ülkelerimiz başta olmak üzere dünyayla paylaşacağımız, bu tecrübeyi daha da derinleştireceğimiz bir Kalkınma Araştırmaları Merkezi oluşturduk.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Bakan, adını değiştireceğinize orta vadeli programı vaktinde yapsaydınız!

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Taşradaysa DAP, KOP, DOKAP gibi yeni bölgesel birimler, yapılar oluşturduk. Bunların da kurumsallaşmasını önümüzdeki dönemde tamamlayacağız.

“Kalkınma” dediğimiz kavramı da bu vesileyle tekrar tartışmak istiyorum. Geçmişte belki daha çok büyüme, daha çok ekonomi anlaşıldı kalkınmadan. Bu da elbette önemli. “Kalkınma” dediğimiz kavram tabii ki “ekonomi” kavramıyla çok yakından ilişkili ancak kalkınmayı ekonomiden ibaret görmek son derece yanlış ve dar bir anlayış olur.

“Kalkınma” dediğimiz kavram sosyal boyutu görmek durumunda çünkü bütün bunları biz insan için yapıyoruz, insan odaklı bir kalkınma anlayışıyla yapıyoruz. Kalkınma çevreyi görmek durumunda. Sürdürülebilir bir kalkınma süreci oluşturmak durumundayız. Kaynaklarımızı uzun vadeli planlamak durumundayız. Diğer taraftan, kalkınma, giderek bugünkü dünyada demokrasiyi, hukuk devletini, temel hak ve hürriyetleri de içeren bir kavram. Yani topyekûn vatandaşımızın ekonomik olarak, sosyal olarak uygun bir çevrede, demokratik standartlarda yüksek bir yaşam kalitesini yakalaması demek.

Biz de kurum olarak işte bu kalkınma anlayışına, geniş kalkınma anlayışına hizmet etmeye çalışıyoruz. Bunun için de yine bölgesel boyut giderek önem kazanıyor. Geçmişte de bölgelerle ilgili, bölgesel politikayla ilgili çeşitli çalışmalar yapılmış, çeşitli dokümanlar, fikirler, programlar üretilmiş fakat bu alanda çok da başarılı olmadığımız ortada. Geçmiş elli yıllık, yüz yıllık bir süreç içinde baktığımız zaman, maalesef, Türkiye bölgeler arası dengesizliklerini yeterince azaltmış bir ülke görüntüsünde değil.

Bu çerçevede, son yıllarda, son on yıl içinde aslında yeni bir bölgesel gelişme politikasını da şekillendirdik. Bu politika iki tane temel kavrama oturuyor; biri hakkaniyet, diğeri de rekabet. Bir taraftan bölgeler arası dengesizlikleri azaltmak durumundayız, daha dengeli, daha adil, daha kabul edilebilir bir düzeye getirmek durumundayız ama diğer taraftan, bölgesel politikayı bütün bölgelerimizde, bütün yörelerimizde uygulamak durumundayız. Sadece geri kalmış yörelerde değil, bütün bölgelerde uygulanması gereken bir politika. Özellikle küresel rekabet ortamının bu ölçeklere ulaştığı bir ortamda, bırakın Türkiye’yi veya başka birtakım ülkeleri, Avrupa Birliğinin de bugün en önem verdiği ve tartıştığı konuların başında bölgesel politikalar geliyor. Bu elbette ki tesadüf değil. Bir tek örnek söyleyeyim size “Yenilik” dediğimiz şey, işte “İnovasyon” diyoruz ya, yenilik, bunlar merkezde, sadece Ankara’da, sadece bir iki ilde olabilecek şeyler değil. Yerele inmediğiniz sürece, bölgelere inmediğiniz sürece, yerel aktörleri, üniversitesiyle, sanayisiyle, sivil toplumuyla sürece dâhil etmediğiniz sürece gerçek anlamda yenilik yapamazsınız, rekabet gücünü geliştiremezsiniz ve hakikaten bu küresel ortamda ülkemizi hak ettiği yere taşıyamazsınız. Dolayısıyla, biz, yeni bir bölgesel politika geliştirdik ve bunun için de yeni enstrümanlar, yeni kurumsal yapılar oluşturduk.

Bakın, bir çırpıda sayabileceğimiz şeyler, “KÖYDES” diye bir program, kırsal alana dönük bir program. Bakanlığımız, bunun iller bazında dağılımını gerçekleştiriyor, temel esaslarını ortaya koyuyor. Bu programla kırsal alanda çok önemli bir dönüşüm sağladık. Diğer taraftan baktığınızda, kalkınma ajanslarımız. İlk defa 26 tane bölge bazında, 81 ilimizi kapsar şekilde bölgesel, yerel aktörleri işin içine sokabilecek yeni bir kurumsal yapı oluşturduk ve kısa sürede kurumsallaştırdık. 26 bölgemizde de şu anda faal durumda, 81 ilimizde de bunların yatırım destek ofisleri var. Bu kolay değil öyle, nitelikli elemanlar, bunları alacaksınız, eğiteceksiniz, kurallarını koyacaksınız. İşte binasından, tefrişatından, programlarına kadar çok kısa sürede bunlar belli bir yere geldiler ve çalışmaya başladılar. Önümüzdeki dönemde çok daha etkili bir şekilde bunları kullanacağız.

Bazı vekillerimiz özellikle “Falanca ile nasıl bir rol biçiyorsunuz, filanca yöre ne olsun?” gibi sorular sordular. İşte, biz artık diyoruz ki: Ankara olarak biz genel vizyonu belirleyeceğiz, biz 2023’ü söyleyeceğiz, temel 500 milyar dolar hedefimizi koyacağız, 25 bin dolar kişi başına gelir diyeceğiz, ARGE’yi millî hasılanın yüzde 3’üne çıkaracağımızı söyleyeceğiz, bunun makro politikalarını, çerçevesini ortaya koyacağız, temel ilkelerini ortaya koyacağız ama her yöre de kendisini düşünecek, kendisinin mukayeseli avantajı neyse o avantajları tespit edip yerel aktörleri de devreye sokarak onları harekete geçirecek. Aksi takdirde 2023 vizyonuna ulaşamayız. Bir taraftan yukarıdan aşağıya bir planlama, bir taraftan da aşağıdan yukarıya bir planlamayla ikisini mezcederek, ikisinin de artısını değerlendirerek işte bu hedeflerimize yürüyeceğiz. Dolayısıyla Diyarbakır nerede uzmanlaşmalı, Mersin ne yapmalı, Edirne’nin mukayeseli avantajı nedir? Bunu Ankara’da bir iki kişinin oturup masa başında belirlememesi lazım. Bunu işte Edirnelinin belirlemesi lazım, Diyarbakırlının, Mersinlinin oturup tartışması lazım.

SIRRI SAKIK (Muş) – İşte buna biz “Demokratik özerklik” diyoruz.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) - Bizim üstünlüğümüz nedir? Bu da dinamik bir süreçtir. Bir defa belirleyip ondan sonra bırakalım demekle de olmaz. Bu dinamik bir süreçtir. Katılımcı platformlar oluşturursunuz, ilgili tüm aktörleri sürece dahil edersiniz, sürekli bir tartışmayla, sürekli dünyayı, ülkeyi ve kendi yörenizi değerlendirerek bu mukayeseli avantajlarınızdan kendinize bir vizyon oluşturursunuz. Şu anda Kalkınma Ajanslarımız yirmi altı bölge için bu vizyonların ilk taslaklarını oluşturmuş durumdalar ama biz bunu yeterli görmüyoruz. Bunu sadece bir ilk çalışma olarak görüyoruz. Ben, Kalkınma Ajansı genel sekreterlerimizi birkaç ayda bir topluyorum. Buradaki amacım da şu: Birbirlerinden öğrensinler. Bir yörenin yaptığı güzel bir şeyi bir başka yöre görsün. Ortak yapabilecekleri işleri görsünler yani bizim işimiz bu network’ü idare etmek. Tek tek ajanslar da kendi işlerini yapacaklar. Burada da yine görüyoruz ki ajanslarımızın önümüzdeki dönem temel önceliklerinden bir tanesi daha derinlemesine analizler yapmak olacak. İçinde bulundukları yörenin ekonomik avantajlarını, üstünlüklerini saptayacaklar. Bir milletvekilimiz söyledi, ben de katılıyorum; her şehrin sanayi şehri olması gerekmiyor, her şehrin turizm şehri olması gerekmiyor, her şehrin tarım şehri olması gerekmiyor. Tabii ki her şehirde bir miktar tarım, bir miktar turizm, bir miktar sanayi olacaktır ama her şehrin bir alanda da uzmanlaşması lazım, belli bir ölçek ekonomisi oluşturması lazım, küresel rekabette bunu değerlendirmesi lazım diye düşünüyorum.

Yine “cazibe merkezleri” dediğimiz yeni bir program oluşturduk. Bununla da belli illerimize daha özel birtakım programlar uyguluyoruz.

“SUKAP” dediğimiz, şehir altyapılarını geliştiren Su Kanalizasyon Altyapı Programı oluşturduk. Bunları çoğaltabiliriz. İŞKUR’un meslek kurslarından Tarım Bakanlığımızın kırsal kalkınma fonlarına kadar şu anda bölgesel politikamızın çok çeşitli unsurları var.

Bu sayededir ki bugün Türkiye’miz gerçekten çok önemli bir ivme yakalamış durumda. Bir taraftan makroekonomik istikrarımız var, güçlü bir siyasi yönetimimiz var; bütçe dengelerine, bütçe disiplinine uyan bir yönetim anlayışımız var; sağlam bir bankacılık yapımız var ve bütün bunlarla topluma, piyasalara ve dünyaya güven veriyoruz. Diğer taraftan, işte bu mikro düzeye inen yapısal reformlarımız, yerel düzeye inen mekânsal politikalarımızla da bu makro politikalarımızı bütünleştiriyoruz. Sadece makro istikrarla gitmiyoruz, aynı zamanda mikro reformlarla, mikro çalışmalarla da bunu, dediğim gibi tamamlıyoruz.

İşte, bütün bu çalışmaların bir sonucudur ki bugün gerçekten çok güzel bir noktaya gelmiş durumda ülkemiz, gıptayla bakılan bir noktaya gelmiş durumda. Bir taraftan küresel bir kriz yaşıyoruz, dünya âdeta bir yangın yeri. Avrupa Birliği geleceğini tartışıyor, euronun ne olacağını tartışıyor, hepimiz takip ediyoruz. Diğer taraftan, bölgemizde siyasi çalkantılar, birçok siyasi dönüşümler, değişimler yaşanıyor. Bütün bunlara rağmen, bütün bu olumsuzluklara rağmen, bakın, bugün daha Türkiye İstatistik Kurumumuz üçüncü çeyrek büyüme rakamımızı yayımladı: 8,2 bir büyüme sağladı Türkiye, üçüncü çeyrekte. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu, Çin’den sonra dünyada ikinci büyüme hızı yani en yüksek ikinci büyüme hızı üçüncü çeyrek itibarıyla. Üç çeyreğe toplu olarak baktığınızda da yine 9,6 gibi bir büyüme görüyoruz ilk dokuz ayda. Bu bize, orta vadeli programımızda öngördüğümüz 7,5’lik büyümenin de üzerinde bir büyümeyle bu yılı tamamlayabileceğimizi gösteriyor.

Burada yine önemli bir unsur, bunu biz kamu harcamalarıyla değil, özel tüketim ve özel yatırımlarla gerçekleştiriyoruz ve burada da gerçekten çok ciddi artışlar sağlıyoruz.

Yine çok olumlu bir durum cari açık biliyorsunuz. Dikkatle izlediğimiz, bizim de orta vadeli olarak aşağıya çekmeyi hedeflediğimiz cari açık meselesi konusunda da yine olumlu bir sürecin başlangıç işaretlerini görüyoruz bu üçüncü çeyrekte. İhracattaki artış yüzde 10,8; ithalattaki artış yüzde 7,3 ve dolayısıyla net mal ve hizmet ihracatının büyümeye katkısı bu dönemde 0,6 puan, yani yedi çeyrekten sonra ilk defa bu çeyrekte, sekiz çeyrektir üst üste büyüme sağlıyoruz ama ilk defa bu çeyrekte ihracatımızın büyümemize pozitif bir katkı yaptığını görüyoruz. Bu da cari açık meselesi açısından önemli bir sinyal diye düşünüyorum.

Yine, ithalatımıza baktığınızda yatırım malı ithalatının yüzde 30’a yakın arttığını görüyoruz, tüketim mallarında bu yüzde 15’ler seviyesinde. Yani daha çok yatırım ağırlıklı bir süreç yaşıyoruz, bu da geleceğe dönük büyüme perspektifimizi çok güçlendiren bir hadise. Geçen sene yüzde 33 civarında bir artış olmuştu özel yatırımlarda, bu sene işte yüzde 25’i muhtemelen aşacak bir yatırımımız olacak. Bunlar geleceğe dönük üretim kapasitesi demek. Dolayısıyla, büyüme hızımız da yukarıya doğru gidiyor.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kamuda ne kadar Sayın Bakan? Yüzde 0,8; 2012…

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – İsterseniz buradan size hemen kamuyla ilgili de bilgi vereyim: Bakın, kamu yatırımlarında -sabit sermaye yatırımları olarak söylüyorum- 2011’de 57 milyar 111 milyon olmuş, millî gelirimizin yüzde 2,4’ü yanlış hatırlamıyorsam. 2007 yılında bu 1,5’ti -bütçe kısmını söylüyorum- bu 2,4’e kadar çıktı, toplamsa 57 milyar; işçilikleri de dâhil ederseniz -“yatırım işçiliği” dediğimiz bir kalem vardır- bu 60 milyar TL’yi aşıyor, dolar olarak da bu 34 milyar dolara tekabül ediyor.

Geçmişe baktığınızda…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – 2012’de ne kadar?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – 2012’yi de söyleyeyim, 2012’de 60,7 milyara çıkıyor toplam yatırımlarımız, işçilik hariç. Bu, reel olarak başlangıç ödeneğine göre baktığınızda oldukça önemli bir artış var, başlangıç ödeneğine göre. Gerçekleşmeye göre baktığınızda aşağı yukarı aynı seviyede.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – O zaman hesap kitap bilmiyorsunuz Sayın Bakan.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Devamla) – Sıfır virgüllü bir şey var ama başlangıcı başlangıçla mukayese etmek gerekir -bunu da siz takdir edersiniz- gerçekleşmeyi de gerçekleşmeyle mukayese etmek lazım.

Son yıllarda tek seferlik, özellikle, elde ettiğimiz gelirleri biz, yatırımlara tahsis ediyoruz. Önümüzdeki yıl da yine tek seferlik birtakım gelirlerimiz olduğu zaman, bir seferliğine bir gelirimiz olduğu zaman yatırım da bir seferlik bir harcama olduğu için yine yatırımlarımıza yıl içinde tahsisatları yapmaya devam edeceğiz. Bunu da belirtmek isterim. Bu büyümeler yatırım olmadan zaten sağlanmaz. Bu yatırımlar, bu büyümeler sonuçta...

Bu arada, tabii, genel şeylerden bazı illerle ilgili, KOP’la, DOKAP’la ilgili konulara çok ayrıntılı giremedim yalnız o konularda da sayın vekillerimizin talebi olması hâlinde yazılı olarak detaylı açıklamalar yapabiliriz. Süre maalesef kısıtlı, belki İç Tüzük’ü de bu anlamda biraz gözden geçirmek lazım. Bu kadar yorum yapılıyor ama bizim cevap verecek süremiz maalesef çok kısıtlı.

Ben kurum bütçelerimizin hem kurumlarımıza hem ülkemize hayırlı uğurlu olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Hükûmet adına Gümrük ve Ticaret Bakanı Sayın Hayati Yazıcı.

Süreniz on altı dakika.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 mali yılı bütçe kanunu kapsamında Bakanlığımın bütçesiyle alakalı yapılan müzakereler vesilesiyle söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, buradaki konuşmalardan, gerçekten katkı verenler oldu ama bizim yaptığımızı dokuz yıldan bu yana anlamayacak içerikte beyanlar da oldu.

Bir defa özellikle şunun altını çizmek isterim: Türkiye dokuz yıldan bu yana her alanda muazzam bir değişim ve dönüşümü yaşamaktadır. Bizim bu iş görme usulümüzün temelinde devlet-birey ilişkilerine bakışımız yer almaktadır. Gerçekten biz, devleti bireylerin oluşturduğu bir hizmet ünitesi olarak görüyor ve algılıyoruz. Devletin hakları yok, devletin görevleri var, bireylerin hakları var. Dolayısıyla bütün faaliyetlerimizin merkezinde insan var, insanın huzuru, güvenliği, esenliği var. Bu perspektifle icraatımızı gerçekleştiriyor, yolumuza devam ediyoruz.

Bakanlığım Gümrük ve Ticaret Bakanlığının çalışmaları da bu kapsamda ve gerçekten Türkiye'nin bütün ticari faaliyetleri açısından son derece önemli bir yeri bulunan, kamu kurum ve kuruluşları içerisinde önemli bir yere sahip Gümrük ve Ticaret Bakanlığı kara, deniz ve hava hudut kapılarında eşya ve insan trafiğini gerçekleştiren önemli bir kuruluş. Türk tüccarının, sanayicisinin ülkemize sağlayacağı katma değeri oransal olarak büyütmek, rekabet gücünü arttırmak için gerçekten Gümrük ve Ticaret Bakanlığı son derece çağdaş teknolojileri devreye sokmakta ve gümrükle alakalı bütün deneyimleri Avrupa Birliği anlaşmaları kapsamında mevzuatımıza kazandırmakta ve uygulama süreçlerini seri bir şekilde işletmektedir.

Bu açıdan baktığımız zaman, gümrükler öncelikle eşyanın beklemeksizin gümrük kapılarında çok seri şekilde maliyete yük getirmeden müşteriye erişimini sağlamak, aynı şekilde gümrük kapılarında her türlü kaçağı önlemek, uyuşturucu, esrar hatta insan tacirliğine kadar her türlü kaçağı da önlemek gümrüklerin görevi. Bu anlamda da ortaya koyduğumuz verilere bakıldığında gerçekten Bakanlığımızın önemli sonuçları elde ettiğini görmek ve sizlerle paylaşmak mümkün.

Değerli milletvekilleri, öncelikle Gümrük ve Ticaret Bakanlığında beşerî kaynak eksiğimizi özellikle 2011 yılı içerisinde giderdik. Buradan, yüce Meclisten geçen kanunlarla Bakanlığımızın kadro sorunu çözülmüş durumda. Bu sene 1.400 dolayında yeni eleman alma imkânımız oldu, inşallah, önümüzdeki iki yıl içerisinde de 4-5 bin dolayında eleman istihdam etmek suretiyle, personel açığımız açısından Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bir sorun yaşamayacak. Bunu inşallah gerçekleştireceğiz.

Bunun yanında, değerli milletvekilleri, mevzuatımızı her gün yeniliyoruz. 2009 yılında yüce Mecliste, burada, el birliği içerisinde 84 maddelik bir değişikliği gerçekleştirdik, ama Avrupa Birliği’yle Gümrük Birliği Anlaşması imzalayan tek ülke olan Türkiye, elbette ki Avrupa Birliği gümrük kodlarına uyumu sağlamakta, bu, gümrük anlaşmasının gereği. Dolayısıyla, değişen gümrük anlayışları, gümrük tarife pozisyonları çerçevesinde mevzuatımızda doğmuş eksiklikleri de inşallah, sevk edeceğimiz tasarılarla Mecliste gidermeyi sağlayacağız.

Değerli milletvekilleri, gümrüklerle ilgili ve ticaretle alakalı yaptığımız çalışmalardan sizlere örnek vermek istiyorum. İlk defa, Türkiye, Ortak Transit Sözleşmesi’nin tarafı olmuştur ve Avrupa Birliği üyesi ülkeler topraklarında hareket edecek olan tır taşımacıları, tır karneleriyle, varış noktasından çıkış noktasına kadar sadece karneyle hareket etmek üzere, başka bir işleme tabi tutulmaksızın mal hareketini gerçekleştirme imkânına kavuşacak. Bu bir yenilik, bu uygulamayla alakalı ikincil mevzuat düzenlemelerimizi sürdürüyoruz.

Gene gümrüklerimizle alakalı antrepolarımızı lojistik merkez hâline getirdik. Türkiye'de üretim yapacak tüccarımız, sanayicimiz, üretiminde kullanacağı bazı hammaddeleri doğrudan doğruya yurtdışından antreposuna gümrüksüz olarak getirmeyi sağlayacak, Türkiye’de kullanacağı hammaddeyle birlikte bu ürünü mamul hâle getirip satışını yapma imkânına erişecektir. Bu projeyi biz İhracatçılar Meclisiyle birlikte ortak proje olarak hayata geçirdik, uygulama süreçleri devam ediyor.

Gümrüklerde en önemli yeniliklerden bir tanesi, yetkilendirilmiş gümrük müşavirliğini devreye koyduk ve gümrük antrepoları artık yetki verilmiş, güven kazanmış gümrük müşavirleri tarafından denetlenmekte ve böylece personel tasarrufu sağlamaktayız. Şunun altını özellikle çizmek istiyorum: Elbette ki, biz antrepoları gümrük müşavirlerine terk etmiş değiliz. Aynı zamanda, bu gümrük müşavirlerinin yaptığı iş ve işlemler antrepo düzeyinde her yıl periyodik olarak, şikâyet olması hâlinde de doğrudan doğruya kovuşturma ve incelemeleri sürdürülmektedir.

Yine gümrüklerle alakalı çok önemli vizyonumuzdan bir tanesi, küresel dünya olarak nitelediğimiz bu dünyada ilişkilerin çok yoğunluk arz ettiği ticari çerçevede İpek Yolu Gümrük İdareleri Projesi’ni 2008 yılında devreye koyduk ve bunu, her yıl belli bir ülkede toplantıları yapmak, içeriğini derinleştirmek suretiyle sürdürüyoruz. Bu seneki toplantıyı Gürcistan’da gerçekleştirdik. Türkiye'nin hazırladığı Kervansaray Projesi olarak nitelediğimiz proje, bu faaliyetin somut projesi hâline geldi. Çalışmalar bu çerçeve sürüyor.

640 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle Gümrük ve Ticaret Konseyi oluşturuyoruz. Artık ticaretle alakalı, gümrükle alakalı bütün paydaşlar bu konsey içerisinde yer alacak, politikalar burada belirlenecek ve Hükûmet olarak icra aşamasına koyacağız.

Yine bir yenilik olarak, bu senenin başına kadar, hatta ortasına kadar Maliye Bakanlığında Uzlaştırma Kurulu vardı, bütün vergi ihtilaflarında Maliye Bakanlığı mükelleflerle birlikte masaya oturuyor, tartışıyor, bir çözüm buluyor, ona göre yol haritasını belirliyordu. Gümrük idareleri vergi toplamasına rağmen, bundan mahrumdu ve ilk defa, torba olarak nitelenen kanunla uzlaşma müessesesini Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bünyesinde oluşturduk.

Kapılarımızı yeniliyoruz; bunların üzerinde durmayacağım…

Değerli milletvekilleri, kaçakçılıkla son derece etkin bir mücadele sürdürüyoruz ve kaçakçılık olaylarıyla ilişkin olarak, özellikle akaryakıt kaçakçılığı, çay kaçakçılığı, tütün ve tütün mamulleri kaçakçılığı gibi alanlarda son derece etkin yol haritası belirlenmiş, çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sigara kaçakçılığı her gün büyüyor Sayın Bakan. Ankara’da, İstanbul’da kaçak sigara satılıyor; bu nasıl oluyor?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Bu konularla alakalı oluşturulmuş özel komisyonlar vardır. Bu komisyonların hazırladığı eylem planları icra aşamasına konulmuş. Örneğin, akaryakıt kaçakçılığıyla alakalı 10 numaralı yağın vergi oranlarını artırdık; o mücadele yöntemlerinden bir tanesi. Bununla ilgili 16 tane eylemimiz var. Bunları da gerek olması hâlinde ilgili arkadaşlara gönderme imkânım olacak.

Keza ilk defa, tütün ve çay kaçakçılığıyla mücadele etme kapsamında eğitilmiş köpekleri devreye koyduk. 32 tane eğitilmiş köpeğimiz var. Bunlar uyuşturucuyla mücadele ve ilk defa 6 adet köpeği tütün ve kaçak çayla mücadele etmek üzere devreye koymuş bulunuyoruz.

Değerli milletvekilleri, gümrük kapılarında özellikle bazı grupların oluşturduğu güvenliği bozucu ve gümrüklü yer ve sahalarda hareket kabiliyetini azaltıcı eylemlerin varlığını içinizde bilenleriniz var. 640 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin verdiği yetki kapsamında bu şekilde olayların yaşandığı gümrük kapılarında acil müdahale timleri oluşturduk ve bu timler devrede. Bunlar işte, Habur’da var, Gürbulak’ta var, Sarp’ta var. Bu timler, silahlı olan bu timler gümrüklü yer ve sahalarda polisin yanında, jandarmanın yanında güvenliği sağlamakla görevli bulunmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, sizlere şimdi bazı özgün projelerimizden de söz etmek istiyorum. Kâğıtsız gümrük işlemi hedeflerimizden bir tanesi. Gümrüklerimizdeki bütün işlemleri, mükellefin, herhangi bir yazılı evrak sunmadan, İnternet ortamında, elektronik ortamda beyanda bulunmak suretiyle işlemlerini icra eder hâle gelmesi hedefimiz. Bununla ilgili pilot uygulamaları başlattık ve bu uygulamayı “yetkilendirilmiş yükümlü” olarak nitelediğimiz yani ticari erbaplar arasında güven sağlamış, güven duyulan kişiler nezdinde uygulayacağız. Onlar açısından, bir anlamda, VİP uygulaması olacak ve bu uygulama, inşallah 2012 yılı sonunda, bütün Türkiye’de, yetkilendirilmiş yükümlüler açısından uygulanır hâle getireceğiz.

Hal kayıt sistemi, biliyorsunuz, 1 Ocak 2012’de devreye girecek ve hal kayıt sistemiyle Türkiye’de kayıt dışı milyonlarca ton meyve ve sebze kayıt altına alınacak ve bu sistemin devreye girmesiyle hem üretici hem tüketici… Ve hem de kayıt dışılık ortadan kalkacak. Dolayısıyla hal kayıt sisteminin 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren devreye girmesiyle kayıt dışılık sona erecek, vergi ödemeksizin seyreden Türkiye genelindeki meyve ve sebzenin vergiyle ilişiği sağlanacak ve ürünlerle ilgili kimlik kodları oluşturulacak, ürün zayiatları da asgariye indirilecektir.

Lisanslı depoculuk ve ürün ihtisas borsacılığını devreye koyduk. Bunun ilk uygulamasını Polatlı’da gerçekleştirdik ve bu uygulamanın da geliştirilmesiyle gerçekten, ürününü depolama imkânı bulunmayan müstahsilimiz ürününü depolama imkânına kavuşacak ve ürününü depolama imkânı olmayan müstahsil, uygun olmayan zamanlarda ürününü elden çıkartma gibi bir zorlukla karşılaşmayacak. Depoya bıraktığı ürününe karşılık elinde kıymetli evrak niteliğinde taşıyacağı bir belge olacak ve onu bankalara ibraz etmek suretiyle kredi kullanma imkânına erişecek.

Yerinde gümrükleme uygulamasını devreye sokacağız. Gene, yetkilendirilmiş yükümlüler iş yerlerinde, depolarında, antrepolarında gümrük işlemlerini doğrudan doğruya yapacaklar ve bunu aydan aya beyan edecekler ve bunun kontrolünü sağlamak üzere beyannamelerine eklemeleri gerektiği evrakları kendi ofislerinde muhafaza edecekler, kontrol edilmesi hâlinde bunu göstereceklerdir.

Diğer bir yeniliğimiz değerli milletvekilleri: Biliyorsunuz 1 Temmuz 2012 tarihinde Türk Ticaret Kanunu yürürlüğe girecek, bu, ticari hayatımızda son derece önemli yenilikler getirmektedir. Bu Kanun’un tabii detaylarına burada girecek zamanım yok ama bu Kanun’un uygulamasıyla alakalı olarak Merkezî Sicil Kayıt Sistemi çalışmamız sürüyor. Nasıl ki gerçek kişilerin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası varsa ticari faaliyette bulunan her gerçek kişinin ve tüzel kişinin de bir ticari kayıt sistemi olacak, bütün iş ve işlemlerin bu “MERSİS” olarak nitelediğimiz bu sistem üzerinden kontrolü mümkün olacak.

Bir diğer önemli alan tüketici alanı. Sayın milletvekilleri, Türkiye’de 74 milyon insan kimi tacir kimi sanayici kimi serbest meslek erbabı ama 74 milyonun hepsi, hepimiz tüketiciyiz. Dolayısıyla Bakanlığımızın özellikle tüketici haklarına ilişkin alanına daha fazla önem vereceğiz. “M-tüketici” dediğimiz mobil cihazlarla tüketiciler haklarını nerede, nasıl arayacaklarını öğrenme ve erişim imkânına kavuşacaklar.

Çok önemli yeniliklerden veya projelerden bir tanesi de hedefimizde gümrüklerde tek pencere sistemini devreye koymak. Gümrük kapılarında iş gören vatandaşlarımız evraklarını, pasaport işlemlerini, kayıt işlemlerini, laboratuvar işlemlerini çok değişik yerlerde dolaşarak değil, bir yerde, bir noktada, bir merkezde -buna “tek pencere sistemi” diyoruz- yapacak hâle gelmek de hedeflerimizden bir tanesi.

Burada birtakım sorular yöneltti arkadaşlarımız, özellikle bir tanesi… Söz adamı bağlar, biz öyleyiz. Biz, bakın, hiçbir zaman yapamayacağımız bir işin sözünü vermedik, ama ne söylediysek onu yaptık.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Habur’dan haberiniz var mı Sayın Bakan?

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Ne söylediysek onu yaptık. Yapamayacağımız hiçbir…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Habur’a gidin Sayın Bakan, Habur’a.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Ve biz sözümüzün adamıyız; bunun altını özellikle çizmek istiyorum.

Yine burada, Habur’la ilgili kapıdaki sıkıntılardan söz ettiniz. Doğrudur, bazen sıkıntı yaşanıyor; herhâlde siz o sıkıntının çok yoğun olduğu bir evreye rast gelmişsiniz. Ama Habur’la ilgili verileri bugün itibarıyla değerlendirdiğimizde Habur’daki bekleme süreleri Türkiye tarafında bir günü geçmemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bütçemizin ulusumuza hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Birlikte gidelim Sayın Bakan, birlikte gidelim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Aleyhte son söz, Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken’e aittir.

Buyurun Sayın Baluken.

Süreniz beş dakika.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tekrar heyetinizi selamlayarak konuşmama başlamak istiyorum.

Şimdi, sayın bakanlar tarafından teorik çerçevesi iyi çizilmiş ama pratik hayatta, toplumsal hayatta çok fazla karşılığı olmayan konuşmalar yapıldı.

Özellikle Kalkınma Bakanı arkadaşımıza, benim alanım değil ama hemşehrim olduğu için, bir konuyu hatırlatmak istiyorum. Burada uyguladığı teorik çerçeveyle ilgili bazı yaklaşımları kendi seçim bölgesi olan Bingöl’e yönelik pratik bazı adımlara dönüştürürse belki Bingöl ilinin 81 il arasındaki sondan 5’inci sırada bulunan ekonomik gösterge değerlerini ve ideal yaşama kriterlerini değiştirme fırsatı olacak.

Yine Sağlık Bakanımız da anladığım kadarıyla bizim verdiğimiz somut örneklere çok fazla inanmıyor. Ancak birlikte çalıştığı çok değerli, halkımızın da önemsediği Bingöllü bürokratlar var. Ben de kendisine yine şehrimizden birkaç somut örnek vermek istiyorum. İsterse o bürokrat arkadaşlarımızdan da bu bilgileri doğrulatabilir. Bakın, dokuz yıllık AKP Hükûmeti döneminde Bingöl’de üç yüz yataklı Bingöl Devlet Hastanesinin kapasitesine bir yatak bile eklenmemiştir. Bingöllü hastalar, şu anda bu saat itibarıyla, civar illerde, Diyarbakır’da, Malatya’da, Erzurum’da ve diğer, daha uzak olan, kilometrelerce ötede olan illerde kendi dertlerine çare arayışları içerisindedirler ve bu insanların çoğu, hasta ve hasta yakınlarının çoğu çok büyük maddi sıkıntılar içerisinde olan insanlardır. Sadece Bingöl için bu geçerli değildir, bu bahsetmiş olduğumuz durum, Muş için, Bitlis için, Hakkâri için de geçerli olan bir durumdur. Bakın, Bingöl’le ilgili somut örnek; Bingöl’ün yedi ilçesi var, şu anda bu yedi ilçeden dördünde hastaların yatarak tedavi göreceği hastane yoktur. Kiğı, Yedisu, Yayladere, Adaklı’da, bu saat itibarıyla yatması gereken bir hastalığı olan hasta, kış koşullarında yolların açık olması için dua etmek dışında hiçbir imkâna sahip değildir.

Yine, Bingöl’ün ilçesi olan Genç ilçesinde, üç yıldır elli yataklı bir hastaneyi bitiremediniz ve Genç ilçesinde, depremden etkilenmiş hastanede hizmet vermeye çalışan başhekimi bir yıl içerisinde üç defa siyasi baskılar nedeniyle çalışamaz duruma getirdiniz. Böylesi gerçeklikler ülkenin her tarafı için geçerli, somut olsun diye kendi seçim bölgemden veriyorum.

Sağlık Bakanımızın buradan duyarlılık göstermesini istediğimiz bir başka konu var: Özellikle bu cezaevlerinde hasta olan tutuklu ve hükümlülerin içerisinde bulunduğu kötü sağlık koşullarıyla ilgili gerçekten tam bir trajedi yaşanıyor. Bununla ilgili Adalet Bakanlığının sorumluluğu ne kadarsa Sağlık Bakanlığının da o düzeyde olduğunu düşünüyoruz. Özellikle 2010 yılında hastalıktan dolayı cezaevinde hayatını kaybeden tutuklu ve hükümlü sayısının 161 olduğunu belirtmek istiyorum, 2011 yılında bugün itibarıyla bu sayı 30’dur. Hâlen 263 ağır hastalığı olan tutuklu ve hükümlü vardır ve bunların içerisinden 19 tutuklu gırtlak kanseri, akciğer kanseri, son dönem kemik kanseri, kan kanseri hastalıklarıyla âdeta ölümü bekler bir durumdadır. Bu hastalar, gitmiş oldukları hastanelerde kemoterapi ilaçları verildikten sonra bağışıklık sistemi felce uğramış bir şekilde tekrar cezaevlerine geri gönderiliyorlar. Normalde bu hastaların, kemoterapiyi aldıktan sonra hastanelerde de normal hastaların yattığı hasta koğuşlarında, hasta odalarında yatmamaları gerekir ama bu konuyla ilgili özellikle Sağlık Bakanımızın ilgili kurumlara ve meslektaşlarımıza gerekli uyarıları yapmasını istiyoruz. Bu konuyla ilgili adli tıpla, Adalet Bakanlığıyla koordineli, eş güdümlü çalışmaların yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

Yine, cezaevinde sağlık hizmetleri konusunda çok ciddi yetersizlikler var. Bakın, Bingöl M Tipi Kapalı Cezaevinde doktor ya da sağlık çalışanı yok, Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevinde bir röntgen cihazı ya da bir laboratuvar testi bile yok. Şu anda Diyarbakır’da ameliyat olması gereken bir tutuklunun Diyarbakır’da yatacağı bir klinik yok hatta doktor muayenesi için bekleyebileceği bir bekleme odası yok. Bu şekildeki koşulların mutlaka düzeltilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Ayrıca, bölgede adli tıpla ilgili çok önemli bir sıkıntı var, belki Bakanımız bu konuda kendisi duyarlılık gösterip çözüme katkıda bulunabilir. Sadece Malatya’da işlevsel olan bir adli tıp var, bu, -özellikle bölgede çatışmalı sürecin de getirdiği yoğun cenazelerin olduğu bir dönemden geçiyoruz- çok ciddi, çok önemli ailelere mağduriyetler getiriyor. Bunun Sayın Bakan tarafından duyarlılık gösterilmesi gereken bir konu olduğunu düşünüyorum.

Sağlık Bakanlığından sadece hastalığın tanı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) - ve tedavisiyle ilgili organizasyonları yapmasını beklemiyoruz, aynı zamanda bölgede yaşanan savaşın getirdiği posttravmatik stres sendromlarıyla ilgili bilimsel birtakım rehabilitasyon programlarını da devreye koymak lazım.

Teşekkürler ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, altıncı turdaki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Sağlık Bakanına soruyorum: Hâlen Kütahya ilinin dört ilçesinde devlet hastanesi yok; Altıntaş ve Çavdarhisar ilçelerinde hastane var, uzman doktor yok. Bu konuda Dumlupınarlı Mustafa Köse isimli bir hastamızın Bakanlığınıza iletilmiş dilekçesi de olduğu söyleniyor. Devlet hastaneleri ve sağlık personeli eksikliği konusunda Kütahya için ne yapmayı düşünüyorsunuz? Bu sıkıntı ne zaman bitirilecek?

2012 yılında Sağlık Bakanlığına kaç biyolog atanması planlanmakta?

Sayın Kalkınma Bakanına: Eski DPT’de bulunan makam odanız yapılırken binanın iki taşıyıcı kolonunun kesildiği ve TOKİ tarafından yapılan Park Oran Sitesi’nden Bakanlık adına bir konut alındığı iddiaları doğru mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Dedeoğlu? Yok.

Sayın Özdemir…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Sayın Sağlık Bakanımıza: Sayın Bakan, Sivas bölge hastanesi iki defa ya da üç defa en az ihaleye çıktığı hâlde bir türlü yapılamadı. En son yeniden ihale edildiği söyleniyor. Bu hastane ne zaman yapılacak?

Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi bir taraftan teknik eleman ve bir taraftan da cihaz yokluğu nedeniyle kan kaybetmeye devam ediyor. Sivas’taki hemşehrilerimiz ya Kayseri’ye ya Ankara-İstanbul’a gidiyorlar. Sayın Bakanım, Türkiye için çizdiğiniz tozpembe tablonun tam tersi özellikle Sivas’ta Kangal, Divriği, İmranlı ve Gemerek ilçelerindeki devlet hastanelerinde yeterince uzman doktor yoktur. Kangal Devlet Hastanesinde kaloriferler zaman zaman yanmıyor. Yani Türkiye üzerine çizdiğiniz bu tozpembe tablo Anadolu’yu yansıtmıyor ne yazık ki. İlçe devlet hastanelerinin çoğunda yeterince eleman yoktur.

Yurt dışından ithal hemşire getirmeyi düşünüyorsunuz. Türkiye’de yeterince hemşire yok mu? Türkiye’deki hemşirelere güvenmediğiniz için mi ithal hemşire planlamayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaçar? Yok.

Sayın Ören…

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, sorum Sağlık Bakanına: Hastanelerde hekim seçme özgürlüğünün yüzde 97 seviyesine geldiğini söylüyorsunuz. Yüzden fazla ilçemizde uzman doktor yok. O hastanelerde hasta hangi doktoru seçecek?

İki: Sağlık hizmeti alanlardan alınan katkı paylarını kaldırmayı düşünüyor musunuz?

Üç: Trafik kazası geçiren insanların hastane masraflarını Sosyal Güvenlik Kurumu ödemiyor. “Trafik sigortaları ödesin.” deniyor. Bu durum trafik kazalarında yaralananların tedavilerini güçleştirmektedir. Çünkü kaza raporları ve sigorta şirketleri arasındaki uyuşmazlık sorun olarak vatandaşın karşısına çıkmaktadır. Bu sorunun çözümü için bir çalışmanız var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Fırat…

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İlk sorum Kalkınma Bakanına: Adıyaman Bebek Sulama Pompaj İstasyonu Projesi’yle ilgili çalışmalar ne aşamadadır? Ne zaman bitecektir? Tarlalar su ile ne zaman buluşacaktır?

Yine, Adıyaman Koçali ve Çamyurdu barajlarıyla ilgili çalışmalar ne durumdadır? Barajlar ne zaman tamamlanacaktır?

Diğer sorum Sağlık Bakanımıza. Kamu-özel ortaklığıyla yapılacak olan entegre sağlık kampüslerine devredilecek olan hastanelerin binaları ve taşınmazları nasıl değerlendirilecektir?

Yine, dikkatimi çeken başka bir şey var. Yıllara göre, kişi başı cepten yapılan sağlık harcamaları nedense hep 1999’da alınmış ama diğer çalışmaların tamamında 2002 örnek alınır. 2002’de yüzde 19,8 iken 2008’de 18’dir yani ciddi bir fark yoktur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Erdem…

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Birinci sorum Sayın Hayati Yazıcı Bakanımıza. Elâzığ ihracatını olumlu yönde etkileyecek gümrük müdürlüğünü Elâzığ’da açacak mısınız?

İkinci ve üçüm sorum Sağlık Bakanımıza. Yapımı sürdürülmekte olan Elâzığ Doğukent şehir hastanesi ihalesi sonuçlandı mı? İnşaata başlanacak mı? Ne zaman başlanacak?

Üçüncü sorum; Elâzığ Devlet Hastanesini Eğitim ve Araştırma Hastanesi yaptınız. Atadığınız klinik şeflerinin tamamı istifa etti, 3 klinik şefi daha atadınız. Bu kadroyu alıp istifa etmeyecek veya başka yerlere gitmeyecek birilerini atamayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Özkes…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP İktidarı zamanında domuz üretimi çoğaldı. Hatta domuz eti ihraç eden yandaşlarla ilgili basında yer alan haberlere rastlıyoruz. O kadar ki memleket domuz istilasına uğramış gibi, gün geçmiyor ki domuzlar insanımıza saldırıyor, öldürüyor veya yaralıyor. AKP İktidarında Müslüman halka domuz eti yediriliyor. Nitekim, bazı lokantalarda domuz eti yedirildiği tespit edilmiştir.

Sağlık Bakanına soruyorum, son yıllarda domuzculuğun artması ve domuz eti yenilmesinden dolayı sağlığı bozulan hasta sayısı kaçtır? Bu konuda hangi önlemleri alıyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Eczaneler bir ülkenin sağlık sisteminin kılcal damarlarıdır. Kimsenin ulaşamadığı yere eczacı ulaşır, şifa taşır, deva taşır. Maalesef bugün bu kılcal damarlar kurumaktadır. AKP’nin ilaç politikaları sonucunda 24 bin eczacı, eczanesine ilaç alamaz hâle gelmiştir. İlaç sanayisi “Mutabakatımız yok.” diyerek AKP’nin yönettiği devleti tanımamakta, yürütümünden sorumlu olduğunuz İlaç Fiyat Kararnamesi’nin gereğini yapmamaktadır. Kendi sorumluluğunu yerine getirmeyen sanayi eczacıları iflasa sürüklemektedir.

Maalesef, binalarının sağlamlığıyla değil, göçük altından canlı çıkarmakla övünen bir iktidarımız var. Politikalarınız sonucu 24 bin eczacı ve 100 bin çalışanı göçük altındadır Sayın Bakanım. “Orada birisi var mı, sesimizi duyan birisi var mı?” Göçük altında kalan eczacıları, o çok övündüğümüz ve başarılarını takdir ettiğimiz UMKE ekiplerini görevlendirecek misiniz göçük altından çıkarmak için. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Eronat… Oya Hanım yok mu?

Sayın Çandar…

TOLGA ÇANDAR (Muğla) – Benim sorularım, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlık Bakanımızadır.

Kara ambulanslarında çalışan doktorların sayısını azalttınız. Tüm kara ambulanslarının yüzde kaçında doktor bulunmaktadır?

İkinci sorum yine Sağlık Bakanımıza: “Aile hekimliği uzmanlığı uzaktan eğitimle yapılacaktır.” diye kulağımıza bilgiler geliyor. Bu doğru mudur?

Son sorum: Üniversite ve devlet hastanelerinin mali zorluklar altına sokulup daha sonra özelleştirileceği doğru mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim sorularım Sayın Sağlık Bakanına.

Sayın Bakan, “Cepten harcamalar azaldı.” diyorsunuz ancak lütfen halkımızı yanıltmayınız, doğru bilgiler veriniz. 2002’de cepten, halkımız 2,45 milyar dolar para harcamıştır. 2007’de bu rakam 8,5 milyar dolara çıkmıştır, TÜİK verisidir.

Ayrıca, 97’nci sayfadaki kendi tablonuza bakarsanız, 2003, 2004, 2005, 2006, 2007’de hep bu rakamların oransal olarak da arttığını görürsünüz.

Sorum şudur: Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun 1’inci maddesinde sayılan amaçlar arasındaki “Tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak.” ibaresinden neden rahatsız oldunuz ve çıkardınız?

İki, “Şiddete Sıfır Tolerans” adıyla bir program yürütüyorsunuz, teşekkür ederiz. Ben de şiddete neden olan olayları araştırmak üzere bir önerge vermiştim, samimiyet gösterip destekleyecek misiniz?

Üç, halkın sağlığını ilgilendiren çok önemli konuları neden kanun hükmünde kararname ile getiriyorsunuz? Muhalefetin görüşlerine ihtiyacınız yok mu?

Son olarak da, bir ay kadar önce Sayın Faruk Çelik, 4 milyar TL… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Sağlık Bakanına sormak istiyorum: AKP İktidarı döneminde bir sürü hastane yapıldı. Şimdiye kadar yapılanlar ve bundan sonra yapılacaklar arasında Muğla devlet hastanesini göremedik. En çok turist ağırlayan ikinci il olarak Muğla’ya, hem Muğlalı hemşehrilerimize hem de sezonda Muğla’ya gelen turistlere hizmet edebilecek nitelikte bir devlet hastanesi yapmayı düşünüyor musunuz?

Gene, biraz önce elimize gelen bir soru da, Erzurum’daki devlet hastanelerinin tamamını Van ilinde depremde mağdur olan vatandaşlarımıza tahsis ettiğiniz belirtilmekte. Ancak Kars’tan ve Erzurum’un çevresinden, diğer illerden Erzurum’a gelen vatandaşların mağduriyetlerini gidermek konusunda herhangi bir tedbir almayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakanlar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, on beş saniye var.

BAŞKAN – On beş saniye var da on beş saniyede…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir soru sorulabilir.

BAŞKAN - Sayın Akar, buyurun.

On beş saniyede kesiyorsunuz yalnız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, SSK emekli aylığının 814 TL, BAĞ-KUR emekli aylığının 667 TL; memur emekli aylığı 976 TL, muhtaç aylığı 110 TL, yüzde 60 özürlüler için 219 TL…

Devam edeyim mi Sayın Başkan?(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben size açtım, buyurun.

Evet, Sayın Bakanlar, buyurun.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bana yöneltilen bir tane soru vardı, Sayın Enver Erdem: “Elâzığ’da gümrük müdürlüğü kurulacak mı?” Bakanlığımın yapılanmasıyla alakalı kararname, o konuyu da içeren kararname bakanların imzasından geçmiş, Başbakanımıza arz edilmiştir ve oradan da Sayın Cumhurbaşkanımızın takdirine sunulacak. O kararname kapsamında gümrük müdürlüğünü kuruyoruz Elâzığ’a.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Evet, sayın bakanlar, kim önce?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Müsaade ederseniz ben…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yılmaz.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Öncelikle, bir milletvekili, Sayın Işık, bu makamla ilgili şeyleri dile getirdi. Bu bir makam odası değil, makam katı. Bakanlık olduktan sonra müşavir odalarıyla, toplantı odasıyla, bir makam katıyla ilgili bir çalışma. Burada çeşitli iddiaları ben de duydum, duyar duymaz da gereğini yaptım. Birincisi, bu deprem açısından yapılan işin bir zararı olup olmadığını incelemek üzere Bayındırlığa yazı yazdım ve incelemeler yapılıyor. Gereği neyse yapacağım.

İkincisi de, diğer bazı iddialar konusunda da yine Başbakanlık Teftiş Kuruluna resmî olarak müracaatta bulundum. Teftişin sonucu neyse, gereğini yapmakta en ufak bir tereddüdüm olmayacaktır.

Müsteşarın lojmanı… Bu tür konuları ben doğrusu tartışmayı çok abes görüyorum, siyaset olarak da ama kendi adıma söyleyeyim…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Bu bir iddia yani. Doğruysa doğrudur, doğru değilse değildir.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – …hiçbir şekilde bir lojman almış değilim, bir lojmanda da oturuyor değilim bir bakan olarak. Bunu çok net bir şekilde söylüyorum ama diğer birçok kurum gibi DPT Müsteşarının da lojmanı vardır. Yeni bir lojman alınmıştır. Bu da, devlete alınmıştır, devletimizin mal varlığına girmiştir. Değişik müsteşarlarımız da kullanacaktır bunu.

Adıyaman’la ilgili konuya da yazılı cevap vereyim müsaade ederseniz.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Değerli Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Işık’ın Kütahya’yla ilgili sorusunda dört ilçede hastane olmadığından bahsetti Değerli Milletvekilimiz. Şimdi, bu ilçelerin bu kısa süre içerisinde ben nüfuslarını ve en yakın hastanelere uzaklıklarına baktırdım. Aslanpaşa’nın toplam ilçe nüfusu 11 bindir…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Aslanapa…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Özür dilerim. Aslanapa’nın 11 bin, merkez nüfusu 1.500. Şaphane’nin 7.500 nüfusu var, Pazarlar’ın 5.958 nüfusu var, Dumlupınar’ın da 3 bin nüfusu var ve Dumlupınar dışındaki diğer ilçelerimiz yakın bir merkeze, yakınlarındaki bir hastaneye uzaklıkları 20, 30, 38 kilometre… Dolayısıyla ülke kaynaklarını doğru harcamak açısından, hele ülkemizde bu kadar uzman hekimin eksik olduğu yerlerde, bu ilçelerde hizmeti aile hekimliğiyle ve acil hizmetleri yürütmek daha doğru gözüküyor doğrusu.

Sayın Özdemir’in Sivas’taki bölge hastanesiyle ilgili…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, doktor yok, 120 kilometre gitmek zorunda. Yolda ölüyor vatandaş. Etmeyin Allah aşkına!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Değerli milletvekilleri, bu uzman konusundaki talepler o kadar doğru talepler ki. Sanki biz uzmanların bir kısmını ülkenin belli bir yerine gönderiyoruz, öbür yerine göndermiyormuşuz gibi bir düşünce hasıl olmasın.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İhtiyaç ifade ediyor Sayın Bakan. Dikkate almanız için.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Bir ihtiyaç var ve biz de elimizdeki mevcut uzmanları bu ihtiyaçlar çerçevesinde ülkenin çeşitli yerlerine dağıtıyoruz. Dolayısıyla eksiklikler Kütahya’da da olabiliyor, başka yerlerde de olabiliyor çünkü hakikaten ülkede doktor sayısı az. Şükürler olsun ki son yıllarda doktor sayısını artırıcı önlemleri almaya başladık, daha doğrusu bu görev kendisinin olan Yükseköğretim Kurumu, üniversiteler bu hususta hassasiyet göstermeye başladılar. İnşallah doktor sayımız arttıkça bu ilçelerimize de uzman doktor verebileceğiz.

Sivas’ta bir hastane yapıyoruz biliyorsunuz bütün bölgeye hitap edecek. Bunun ihalelerinde normal hukuki sebeplerden dolayı, TOKİ’nin yaptığı ihalelerde iptaller oldu. Doğrudur. Biz de takip ediyoruz. En kısa zamanda bu ihalenin başarılması ve Sivas’a, bölgeye bu hastanenin kazandırılması için gayret göstereceğiz.

Sayın Özdemir, bununla birlikte bir de “Türkiye’de hemşire yok mu ki dışarıdan hemşire getirtmek istiyorsunuz?” dedi. Evet, Türkiye’de şu anda Avrupa ortalamasıyla kıyasladığımızda, nüfusla Avrupa nüfusu, Türkiye nüfusu olarak kıyasladığımızda yoğunluk olarak Avrupa’nın dörtte 1’i kadar hemşire var maalesef. Yanlış işitmediniz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hemşire okulları niye kapatıldı Sayın Bakan?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Dolayısıyla bir taraftan kendi hemşire sayımızı artırmak üzere görevi devraldığımızda meslek liselerine ve üniversitelere alınan öğrenci sayısı 6 binlerdeyken bunu 20 binlere yaklaştırdık, öte yandan da elbette Türkiye'ye başka ülkelerden gelecek, denkliğini almış, Türkçe bilen hemşirelerden, doktorlardan da yararlanmanın önünü açmak gerekiyordu, onun da önünü açtık. Yani Türkiye'de hemşire var da bunların istihdam edilmediği gibi bir durum kesinlikle yok.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Peki, Sayın Bakanım, bu kadar işsizlik var bu memlekette, niye hemşire okulları açılmıyor, yurt içinden kendi insanlarımıza bu fırsat verilmiyor?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Hatta özel sektör ve üniversiteler ısrarla biz hemşire istihdamı için kadro açtığımızda “Bizim hemşirelerimiz Sağlık Bakanlığına geliyor, dolayısıyla biz hizmet veremez hâle geliyoruz.” diye de şikâyetleniyorlar.

Yüzden fazla ilçede uzman olmadığı söylendi. Doğru, işte bu ilçeler biraz önce ifade ettiğim gibi küçük ilçelerdir. Türkiye'de artık, doktor dağılımında olabildiğince hakkaniyetli bir biçimde vatandaşlarımıza hizmet götürmeye çalışıyoruz.

Bu trafik kazalarıyla ilgili bir problem vardı Sayın Milletvekilimizin söylediği gibi. Bu hususta uygulama değiştirildi Sayın Milletvekilim, şimdi Sosyal Güvenlik Kurumu bunları doğrudan ödemeye başladı.

Kamu-özel ortaklığında yeni bir bina yapıp ya da yeni bir kampüs yaptığımız zaman hastaneyi oraya taşıyacak olduğumuzda mevcut hastanelerin bulunduğu yerlerden ihtiyacımız olan alanları yine sağlık alanı olarak kullanacağız. İhtiyacımız olmayan alanları da yine ülkenin başka bir hizmeti için kullanıyoruz. Bazen TOKİ’ye devrediyoruz bunları, bazen o şehirdeki başka bir kamu hizmetine veriyoruz, yeri geldiğinde de yeni kampüs alanlarının oluşturulmasının finansmanında kullanılacak buralar. Tabii, son derece normal karşılamak lazım bu davranış tarzımızı.

Elâzığ’daki doğu kent şehir hastanesinin ihale hazırlıkları belli bir aşamaya geldi, süreç devam ediyor. Bunu 2012 yılında inşallah inşaya başlayacağız.

Evet, Anadolu’ya oluşturmaya çalıştığımız eğitim hastanelerine klinik şefi götürmekte gerçekten zorlanıyoruz. İşte, zaman zaman yaptığımız kanunlar, devlet hizmeti yükümlülüğü vesaire gibi kanunların sebebi değerli milletvekilleri, biraz da bu. Hakikaten bu, Türkiye'deki  sayı kısıtlılığı taşrayı, büyük şehirler, metropoller dışındaki hastaneleri, eğitim hastanelerini güçlendirmekte biraz bize zorluk çıkarıyor ama buraları canlandırmak için elimizden gelen gayreti göstereceğiz.

Sayın Özel eczacılarımızdan bahsetti. Sayın Özel’le milletvekilliğinden önce çok çalıştık, çok uzun zaman mesai sarf ettik. Kendisi de bilmektedir ki her sefer olduğu gibi bu sefer de Hükûmetimizle, Hükûmetimizin çeşitli bakanlıklarıyla, sektör ve bu arada eczacılar arasındaki görüşmeler mutlaka olumlu sonuçlanacak, bir orta yolu bulacağız, hem vatandaşımız ilaç almaya, ilaca kavuşmaya devam edecek hem de eczacılarımız vatandaşlarımıza, ülkemize hizmet etme imkânını mali açıdan da inşallah bulacaklar. Yani evet, bugünlerde bazı sorunlar var ama bunu görüşmelerle aşacağımıza ben inanıyorum.

Ambulanslardaki doktor sayısıyla ilgili bir soru vardı. 2002’de ambulanslarımızdaki doktor sayısı 1.477’ydi, toplam doktor sayısı, 2011’de bu sayıyı 2.043’e çıkarmış durumdayız. Toplam personel olarak da 2002’de 919 personelle hizmet ettiğimiz ambulans sisteminde bugün 10.767 personel var, yanlış işitmediniz.

Bu soru belki şunun için soruluyor: Her ambulansta acaba doktor olması gerekir mi? Hele doktor sayısının bu kadar kısıtlı olduğu bir ülkede bunun cevabı hayırdır. Hem Amerika Birleşik Devletleri’nde hem Kıta Avrupa’sında ambulanslar, genellikle “paramedik” dediğimiz yetişmiş personeller tarafından hizmete sunulur, yani oralarda onlar vatandaşa müdahale ederler. Biz de paramediklerle, acil tıp teknisyenleriyle ve imkân olduğu kadar da doktorlarımızla bu hizmeti vermeye bundan sonra da devam edeceğiz.

Bu cepten harcamalar konusu şöyle: Bir yanlış anlama var anladığım kadarıyla. Sayın milletvekillerimiz daha önce de bunu ifade ettiler konuşmalar sırasında da. Kamu dışı sağlık harcamalarının hepsi cepten harcama değildir sayın milletvekilleri. Özel sektörün yatırımları da var bunun içinde. Dolayısıyla, önemli olan, kişi başına yapılan cepten harcamayı geçmişle kıyaslamaktır. Yoksa, kamu dışı yapılan sağlık harcamalarının hepsi vatandaş tarafından yapılıyormuş gibi istatistikleri alıp burada zikredersek yanlışlık yapmış oluruz. Muhtemelen bundan dolayı bir yanlışlık oluyor.

BAŞKAN – Süremiz doldu.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Bitiriyorum efendim.

Bu kanun hükmünde kararnameler, malum, anayasal bir hukuk olarak yerine getiriliyor. Yani yarın Anayasa değiştirilirse biz de kanun hükmünde kararname yapmayız. Geçmişte yapıldığı gibi bugün de kanun hükmünde kararnamelerle yine yasalar yapılabilmektedir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Buraya getirin o zaman.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Müsaade ederseniz, vaktim kalmadığı için diğer soruları da yazılı olarak cevaplayayım.

Yüce heyetinize teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan, 60’a göre yerimden kısa bir söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Yok yani şu anda devamını getireceğim, daha sonra bakarım.

Şimdi sırasıyla altıncı turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Sağlık Bakanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

15- SAĞLIK BAKANLIĞI

1.– Sağlık Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

58.068.300

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02

Savunma Hizmetleri

104.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

3.309.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

07

Sağlık Hizmetleri

14.296.452.700

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

09

Eğitim Hizmetleri

4.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

GENEL TOPLAM

14.357.938.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sağlık Bakanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Sağlık Bakanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Sağlık Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

              (TL)

- Toplam Ödenek

:

13.671.002.813.11

- Bütçe Gideri

:

14.768.093.400.56

- Ödenek Üstü Gider

:

2.335.963.983.06

- İptal Edilen Ödenek

:

1.238.753.715.49

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

1.155.004.809.75

BAŞKAN – (A) cetvelini Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sağlık Bakanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğünün 2012 yılı bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.19- TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.– Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

7.998.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02

Savunma Hizmetleri

19.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

1.615.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

07

Sağlık Hizmetleri

111.771.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

121.403.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum

GELİR CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

01

Vergi Gelirleri

154.000.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

650.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

3.850.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

158.500.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğünün 2010 yılı kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Genel toplamları okutuyorum:

2.– Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

A – C E T V E L İ

 

 

                (TL)

- Toplam Ödenek

:

227.601.200,27

- Bütçe Gideri

:

171.110.173.14

- İptal Edilen Ödenek

:

56.491.027.13

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

41.178.555.32

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B - CETVELİ

 

 

(TL)

- Bütçe Tahmini

:

125.000.000.00

- Yılı Net Tahsilatı

:

124.432.946.63

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kalkınma Bakanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

32- KALKINMA BAKANLIĞI

1.– Kalkınma Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

1.026.800.500

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

650.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Ekonomik İşler ve Hizmetleri

200.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

09

Eğitim Hizmetleri

40.050.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

1.067.700.500

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kalkınma Bakanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Devlet Planlama Teşkilatı Müşteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

2.– Devlet Planlama Teşkilatı Müşteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN –.(A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Devlet Planlama Teşkilatı Müşteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

867.871.705,00

- Bütçe Gideri

:

839.035.384,73

- Ödenek Üstü Gider

:

3.384.311,89

- İptal Edilen Ödenek

 

32.220.632,16

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Devlet Planlama Teşkilatı Müşteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

 

32.75 – TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BAŞKANLIĞI

1.– Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

183.358.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

1.018.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

07

Sağlık Hizmetler

20.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

TOPLAM

184.396.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

2.– Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN –.(A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

113.439.156.00

- Bütçe Gideri

:

111.053.223.74

- İptal Edilen Ödenek

 

2.385.932.26

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.34- GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.– GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

4.865.800

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

06

İskan ve Toplum Refahı Hizmetleri

65.988.200

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

70.854.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum

GELİR  CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

70.654.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

200.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

70.854.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 yılı merkezî bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010  yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

A – C E T V E L İ

 

 

                (TL)

- Toplam Ödenek

:

59.876.000.00

- Bütçe Gideri

:

52.173.570.04

- Ödenek Üstü Gider

:

1.055.047.35

- İptal Edilen Ödenek

:

8.757.477.31

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B - CETVELİ

 

 

          (TL)

- Bütçe Tahmini

:

59.876.000.00

- Yılı Net Tahsilatı

:

46.425.528.17

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.54- DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.– Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

06

İskan ve Toplum Refahı Hizmetleri

4.108.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

4.108.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR  CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

4.108.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

4.108.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 yılı merkezî bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

 

Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.55- KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.– Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

06

İskan ve Toplum Refahı Hizmetleri

4.108.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

4.108.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum

GELİR  CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

4.108.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

4.108.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 yılı merkezî bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.56- DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.– Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

06

İskan ve Toplum Refahı Hizmetleri

4.108.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

4.108.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR  CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

4.108.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

4.108.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 yılı merkezî bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:                                                              

 

31 – GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI

1.– Gümrük ve Ticaret Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

338.075.800

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02

Savunma Hizmetleri

5.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

20.264.100

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Ekonomik İşler ve Hizmetler

26.331.100

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

GENEL TOPLAM

384.676.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Gümrük Müsteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Gümrük Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

304.791.285,98

- Bütçe Gideri

:

258.812.450,61

- İptal Edilen Ödenek

:

45.978.835,37

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gümrük Müsteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Rekabet Kurumu 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

42.07- REKABET KURUMU

1.– Rekabet Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

27.351.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Ekonomik işler ve Hizmetler

19.409.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

46.760.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

714.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

46.046.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

46.760.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Rekabet Kurumu 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Rekabet Kurumu 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Rekabet Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A – C E T V E L İ

 

 

           (TL)

- Toplam Ödenek

:

50.870.000.00

- Bütçe Gideri

:

39.622.076,34

- İptal Edilen Ödenek

:

11.247.923,66

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B - CETVELİ

 

 

(TL)

- Bütçe Geliri Tahmini

:

42.290.000,00

- Yılı Net Tahsilatı

:

43.323.139,05

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Rekabet Kurumu 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Böylece, Sağlık Bakanlığı, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı, GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı ve Rekabet Kurumunun 2012 yılı merkezî yönetim bütçeleri ile 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesapları; Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, Kalkınma Bakanlığı, Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçeleri ile Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı ve Gümrük Müsteşarlığının 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesapları kabul edilmiştir.

Hayırlı olmalarını temenni ederim.

Sayın milletvekilleri, altıncı tur görüşmeler tamamlanmıştır.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati : 17.32

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati:17.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

 

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88) (Devam)

 

M) EKONOMİ BAKANLIĞI

1.- Ekonomi Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

N)  DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI

1.- Dış Ticaret Müsteşarlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) İHRACATI GELİŞTİRME ETÜD MERKEZİ

1.- İhracatı Geliştirme Etüd Merkezî 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI

1.- Avrupa Birliği Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

P) AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ

1.- Avrupa Birliği Genel Sekreterliği  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

R) ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR  BAKANLIĞI

1.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

S) ENERJİ PİYASASI DÜZENLEME KURUMU

1.- Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ş) ULUSAL BOR ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ

1.- Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

T) ELEKTRİK İŞLERİ ETÜT İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğü  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

U) TÜRKİYE ATOM ENERJİSİ KURUMU

1.- Türkiye Atom Enerjisi Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Atom Enerjisi Kurumu  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ü) MADEN TETKİK VE ARAMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

V) PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi yedinci tur görüşmelere başlayacağız.

Yedinci turda, Ekonomi Bakanlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi, Avrupa Birliği Bakanlığı, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü, Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, Petrol İşleri Genel Müdürlüğü bütçeleri yer almaktadır.

Sayın milletvekilleri, turda yer alan bütçelerle ilgili olarak soru sormak isteyen milletvekillerinin konuşmaların bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir.

Bilgilerinize sunulur.

Yedinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına: Muş Milletvekili Sayın Demir Çelik, süresi on beş dakika; Mersin Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü, süresi on beş dakika; Diyarbakır Milletvekili Sayın Emine Ayna, yirmi dakika.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına: Muğla Milletvekili Sayın Ali Boğa, beş dakika; Isparta Milletvekili Sayın Süreyya Sadi Bilgiç, beş dakika; Ankara Milletvekili Sayın Nazmi Haluk Özdalga, beş dakika; Diyarbakır Milletvekili Sayın Mehmet Galip Ensarioğlu, beş dakika; Balıkesir Milletvekili Sayın Ahmet Edip Uğur, beş dakika; Kütahya Milletvekili Sayın Soner Aksoy, beş dakika; Gaziantep Milletvekili Sayın Halil Mazıcıoğlu, beş dakika; Kastamonu Milletvekili Sayın Mustafa Gökhan Gülşen, beş dakika; Siirt Milletvekili Sayın Afif Demirkıran, beş dakika; Aydın Milletvekili Sayın Mehmet Erdem, beş dakika.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına: Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan, on beş dakika; Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan, on dakika; Bursa Milletvekili Sayın Necati Özensoy, on beş dakika; Kastamonu Milletvekili Sayın Emin Çınar, on dakika.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına: İstanbul Milletvekili Sayın Müslim Sarı, on dakika; İstanbul Milletvekili Sayın Şafak Pavey, on dakika; Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Durdu Özbolat, on dakika; Adana Milletvekili Sayın Ümit Özgümüş, yedi dakika; Edirne Milletvekili Sayın Kemal Değirmendereli, altı dakika; Aydın Milletvekili Sayın Osman Aydın, yedi dakika.

Şahıslar: Lehinde Karaman Milletvekili Sayın Lütfi Elvan, beş dakika; aleyhinde Muş Milletvekili Sayın Demir Çelik, beş dakika.

Gruplar adına ilk söz, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Demir Çelik’e aittir.

Buyurun Sayın Çelik. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; Ekonomi Bakanlığının 2012 bütçesine ilişkin söz almış bulunmaktayım. Şahsım ve partim adına hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Ekonomi, tarih boyunca, insanlık için önemli bir bilim olagelmiştir. Sosyal bilim olan ekonomi, ekosistemimizin binlerce yıllık tarihî geçmişinde doğal serüveni içerisinde mal ve hizmetlerin üretilmesinden bağımsız insan yaşamının idamesi için temel teşkil etmiştir. Ancak ne zaman toplum hiyerarşik bir ilişkiye dönüşür, erk ve iktidar odaklarına hizmet edilmesi gereken diğer pozitif  bilimler gibi ekonomi de hegemonik ilişkiye tabi tutulur işte o zaman insan yaşamını idame ettirme ihtiyacından çok iktidarı, erki, sermayeyi sürdürebilmeye hizmet eden bir noktaya taşınır. Bu yönüyle de ister ilkel komünal toplum olsun ister feodal toplum isterse içinden geçtiğimiz kapitalist toplum olsun her bir sistemin bir ekonomi politiği olagelmiştir. Bugünün temel algısı ve yaklaşımı, toplumsallaşan üretim biçimine karşın  üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin varlığıdır. İşte bu paradoks, bu çelişki yüzyıllardır bir yanıyla zenginlik üretirken öbür yanıyla da yoksulluk, açlık ve sefalet de üretmeye devam eden bir çelişki olarak karşımızda durmaktadır.

2012 bütçesinin geneline ve özelde de Ekonomi Bakanlığının bütçesine yaklaştığımızda gördüğümüz olgu, insani olan, toplumsal temel ihtiyaçları karşılayan bir anlayıştan ve zihniyetten çok sermaye iktidarını ya da bir bütün olarak iktidar ve erki güçlendiren, bu anlamıyla da toplumsal olanı hiçleştiren, insani olanı görmezlikten gelen bir algı ve zihniyetle hazırlandığını çok kolay görebiliriz. Bu, bizce doğru değil. En nihayetinde devlet dediğimiz organizasyon bile insanın mutluluğu içindir, refahı içindir, zenginliği içindir. Devlet, insana hizmet ederin asli olması gerekirken insanın köle, insanın kul pozisyonuna düşürüldüğü, devletin kutsandığı, dolayısıyla kamu sermayesi ile özel sermayenin esas alındığı yani kârın, iktidarın esas alındığı ama emeğin, bilginin ve toplumun da önemsenmediği, hiçleştirildiği bir gerçekle karşı karşıya kalıyoruz değerli dostlar.

Sevgili milletvekilleri, Sayın Başkan; ekonomiye toprak, emek, sermaye ve bilgi kaynaklık eder. Biz, toprağı sürdürülebilinir bir ekonomik ilişki için mi kullanacağız; tüketilmesi, iktidar ve kâr hırsına hizmet edilebilinecek, sonsuz olmayan, bugün bile tüketilebilme riskiyle karşı karşıya kaldığımız bir kaynak olarak mı yaklaşacağız? Bu kaynaklardan emek üzerine artı değer üretmeye çalışacağız ama emeğin temel ihtiyaçlarını karşılamada, onun demokratik, özgürlükçü anlayışından yoksun kalmasına yol açacak bir kısım yasaklamalar ve kuşatmalarla mı soruna yaklaşacağız? İşte buna herkesten önce bu yüce Meclisin karar veriyor olması lazım.

Biz, toplumun milletvekilleri, toplumun yansıması ve aynasıysak, esasa alacağımız, dikkate alacağımız insanın kendisidir, toplumun kendisidir ama gelin görün ki bütçenin kendisinde insani ve toplumsal olan bu ihtiyaçların görülemeyeceği, aksine iktidarcı zihniyetlere hizmet edecek bir kısım anlayışlarla, bir yanıyla büyümeyi hedefleyen, büyürken de dünyanın sayılı ekonomik gücü olmayı esas alan ve bunu sağladığında da övünebildiğimiz bir ülke ama aynı ülkenin insani yaşam endeksi noktasındaki sıralamasında yani gayrisafi millî hasılada kişi başına düşen payda, eğitimde, sağlıkta ya da iş ve işlemlerde, mal ve hizmetlerin üretilmesindeki yaşam standardımız da tam bu anlatmaya çalıştığımız çelişkinin bir tezahürüdür.

Bir yanıyla on altıncı ekonomik güce sahip olacaksınız, diğer yanıyla da doksan ikinci sırada insanınıza refah, mutluluk vermek yerine işsizliği, açlığı ve sefaleti reva göreceksiniz. Tam da bu noktada sayın milletvekilleri, yüzde 7,5 öngörülen büyüme bugünün reel koşullarında yüzde 10’lar civarındaki işsizimiz TÜİK’in resmî kayıtlarında söz konusu olan bu işsizliğe rağmen gerek mevsimlik işçi gerekse geçici işçi pozisyonunda çalışanları da eklediğimizde 12,5 milyon civarında işsizimizin var olduğu ve insani yaşam endeksi noktasında 25 milyon civarında da yoksul vatandaşımızın olduğu bir ülke gerçeğiyle karşılaşacağız. Biz bu gerçekliği toplumumuzun ve insanlarımızın lehine değiştirip dönüştürecek bir anlayış ve algıyla mı yaklaşacağız yoksa mevcut var olanı kader bilip yoksulları daha da yoksullaştıran, zengini daha da zenginleştiren bir kısım argümanlar ve yöntemlerle mi soruna yaklaşacağız? Bu, herkesten çok yüce Meclisimizin karar vermesi gereken bir sorundur diye düşünüyorum. Bize düşen ve Meclisin yapması gereken olarak grup adına konuşmayı yapıyor olmamdan hareketle düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçenin kendisinden de, Ekonomi Bakanlığının bütçesine yaklaşımda da göreceğimiz ikinci temel paradoks, ithalatla ihracat arasındaki açmazdır. İthalat, öngörülen ihracatı ikiye katlar bir noktadadır. Bu ne demektir? Bu, üretimden koparılmış bir toplum, tüketilmeye mahkûm edilen bir toplum, meta yani ham madde ve ara ürünlerin satın alınıp ithale tabi tutulacağı, onlar üzerinden ürettiğinizi satabileceğiniz bir ilişki demektir.

Sayın milletvekilleri, üretimden yoksun bir toplum, sadece malın tüketilmesi noktasında bir sosyal travmayı yaşamayacaktır. Üretimden yoksun toplum, kültürü de, sanatı da, edebiyatı da, bir bütün olarak toplumsal aydınlanmayı da üreten değil, tüketen olacaktır. O yönüyle, tarihi değiştirip dönüştürecek bir dinamik olgudan kendisini alıkoyan, tarihin değişim ruhuna denk düşen bir algı ve pozisyonda olması gerekenin yerine, statükoyu savunan, statükodan beslenen, onu kutsayan bir toplum olmaya bizi mahkûm eden bir algıya kendi ellerimiz ve kendi oylarımızla yol açmış olacağız. İşte, bu risktir, bu tehlikedir. Bu tehlikeden hareketle de biz yoksulluk sınırının, işsizliğin giderilebilindiği, açlık ve sefaletin yok edildiği, istihdam ve üretim alanlarında genç nüfusun kendi emeğini özgürce kullanabilme fırsatının ve olanağının sağlandığı bir ülke yerine… Onların gelecek kaygısını taşımadıkları, geleceğe dair yeni şüphe ve kaygılardan uzak, bizatihi güvence içerisinde gördükleri bir ülkeyi yaratmak, oluşturmak durumundayız, asli görevimiz bu. Buna dair yoğunlaşmayı sağlayamadığınız takdirde, biz palyatif ve geçici çözümlerle toplumun temel taleplerini baskılamış, ertelemiş, ötelemiş olacağız. Ama sorun, dünyanın genelinde olduğu gibi de ülkemizde de çözülebilme, çözüme kavuşturabilme parametlerine sahiptir.

Değerli dostlar, ekonomi sadece ve tek başına bir sosyal bilim değil. Onu siyasetten, kültürden, toplumsal ve tarihsel dokusundan uzaklaştırdığınızda, malın alım satımına indirgediğinizde elbette ki kârlılıkla karşılaşırsınız. Ama ekonomi aynı zamanda siyasettir, kültürdür, tarihtir. Bu yönüyle de günümüz küresel dünyasının geldiği evrede, merkezî katı devletler yerine, yerindenlik ve yerellik ilkesine bağlı olarak ademimerkeziyetçi yapıları biz de esas almak durumundayız.

Elli yıldır katılabilme mücadelesi ve uğraşı verdiğimiz Avrupa Birliğinin bölgesel ve yerel yönetimler özerklik şartına çekince koyan bir ülke durumundan çıkabilmeliyiz. Biz bu çekinceleri kaldırarak yerel yönetimler üzerinde idari ve mali vesayeti kaldıran, yerel yönetimleri yani il genel meclislerini, belediye meclislerini ve belediyeyi bir bütün olarak idari ve mali özerkliğe kavuşturmak durumundayız ama yetmiyor, 780 milyon kilometrekarelik ülkemizin, 74 milyon civarındaki nüfusumuzun büyüklüğünü, ülkemizin jeostratejik ve jeopolitik konumunu, gelişen tarihsel doneleri de ele aldığımızda da, ülkemizin bir dönemdir başlatageldiği ama idari ve siyasi özerklikten yoksun olan bölgesel kalkınma ajansları, idari mekanizmaya, hiyerarşiye tabi kılmaktan bir şekliyle kurtulabilmeliyiz.

Düşününüz ki İstanbul gibi 15 milyona varan nüfus bugün Türkiye ekonomisinin de kalbi, siyasetinin de, kültür ve sanatının da kalbi durumundadır, onu Ankara’dan yönetmeye kalkışırsak; aynı şekilde Kocaeli ve Sakarya bir yanıyla sanayi, öbür yanıyla da tarım arazileriyle Türkiye'nin önemli bir dinamiği konumundayken Ankara’dan yönetmeye kalkışırsak; Bursa, Balıkesir ve Yalova’daki süt, süt entegre tesisleriyle besiciliği, nasıl olacağını, daha etkin, verimli ve sürdürülebilir bir ekonomik ilişkiye nasıl dönüştürebileceğimizi Ankara’da yönetmeye kalkışırsak; Çukurova, Adana, Mersin, Hatay, Osmaniye denizcilik, narenciyecilik, tarım ve zirai faaliyetleriyle buradan şekillendirmeye çalışırsak; Van’ı, Diyarbakır’ı, çoğaltabiliriz… Bütün bunları biz ülkenin de, ülkede yaşayan halkların da, kimliklerin de, kültürlerin de daha özgür, daha mutlu ve yaşanabilinir bir insan olabilme koşullarına erişebildiği bir geleceği yaratabiliriz. Çözüm kolay, artık kafamızın kuma gömmeye gerek yok. Gerçeği görmek, gerçeğe uygun yeni siyasal reformlara gitmekten başka çıkar yolumuz yok. Bunu başardığınızda bütçemizin yüzde 20’si güvenliğe, savunmaya gitmeyecek. Güvenliğe, savunmaya giden bütçe yüksek teknolojiye sahip silah ve şiddet araçları yerine eğitime, sağlığa, üretime, ekonomiye geçecektir. Bu, hepimizin yararına, çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceğine hizmet etmeyecek midir?

Bu anlamıyla, 2012 bütçesi bir kez daha mevcudun tekrarından öte bir görev, öte bir işlev görmeyeceği kaygısını taşıyor, çözümün bölgesel özerk yapılardan, yerel ve bölgesel yönetimlerin daha demokratik bir muhtevaya kavuşturulmasından geçtiğini belirtiyor, bir kez daha hepinizi saygı ve sevgiyle selamlayarak iyi akşamlar diliyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelik.

Mersin Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü.

Buyurun Sayın Kürkcü.

BDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; Avrupa Birliği Bakanlığı bütçesi hakkındaki görüşlerimizi açıklamak için buradayım.

Genel olarak grubumuzun görüşlerini açıklayacağım ama kişisel bir düşüncemi de ifade etmek isterim. Bana bugün sorsaydınız “En çok hangi bakanların yerinde olmak istersiniz?” diye. Sanırım yerinde olmak istemeyeceğim bakanlardan birisi İçişleri Bakanı, birisi de Avrupa Birliği Bakanı olurdu çünkü her iki bakanlık da imkânsız projelerle uğraşmak için görevlendirilmiştir. İçişleri Bakanlığı bir halkı hapishaneye sokmakla uğraşmaktadır, Avrupa Birliği Bakanlığımız ise Cumhurbaşkanının dediğine göre sefil bir birliğe Türkiye’yi sokmakla ilgilenmektedir. (BDP sıralarından alkışlar) Dolayısıyla ben Egemen Bağış’ın zaman zaman bu işi yürütürken kapıldığı öfke nöbetlerini de anlayışla karşılamak gerektiğini düşünüyorum fakat bu öfke nöbetleri bence semptomatik yani büyük sorunu ele veren küçük belirtiler.

Bunlardan bir tanesini 28 Kasım 2011 günü Avrupa Parlamentosunun ev sahipliğinde düzenlenen 67’nci Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonundaki icraatı oluşturuyor, burada ne olmuştu kısaca hatırlayalım. Hollanda’da faaliyette bulunan ırkçı Özgürlükler Partisinden Avrupa Parlamentosu üyesi Barry Madlener, KPK Eş Başkanı Afif Demirhan’a bir karikatür vermek istedi.

AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Demirkıran. Önce soyadımı düzgün söyle ki diğerleri de doğru olsun.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Efendim?

AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Soyadımı düzgün söyleyin ki diğer söyledikleriniz de doğru olsun. “Demirhan” dediniz, Demirkıran’dır soyadım.

(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Ya, bir dur be kardeşim ya!

AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Sayın Kürkcü, soyadımı doğru söylerseniz diğer söyledikleriniz de doğru olur, onu demek istiyorum.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Peki, Demirkıran. Güle ne ad verirsen ver, hep aynı kokar.

AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Hiç öyle değil! Bildiğin gibi değil, bildiğin gibi değil.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Tutanaklara geçmesi açısından söylüyor.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Evet, bu karikatür Penguen çizeri Bahadır Baruter’e aitti. Baruter bu karikatürü nedeniyle halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılama suçlamasıyla yargılanıyordu. Sayın Bakan, bu ısrarlı, bu karikatürü heyete iletme teşebbüslerine karşılık  -İngilizcesini söyleyelim, o öyle söylemiş- “…”(X) yanıtını verdi ve bu bir vecize olarak siyasi tarihimize geçti.

Şimdi, ben şöyle söylemek istiyorum. Bu karikatürün içeriği iyiydi, kötüydüden tamamen bağımsız olarak başka bir şeyle ilgiliyim burada. Birincisi: Bir faşist bile bozuk bir saat gibi günde 2 kez doğru zamanı gösterebilir. Söz konusu olan şey, bir karikatür dolayısıyla bir karikatüristin yargılandığıydı. Irkçı parlamenter bundan ötürü Türkiye'nin Avrupa’ya uymadığını ve alınmaması gerektiğini savunuyordu, ama somut ve mutlak hakikat yerli yerinde duruyordu. Bir karikatürist çizdiği bir karikatür dolayısıyla kendisini yargının önünde bulmuştu.

Şimdi, Bakanımız bu eleştirilere daha sonraki görüşmelerin devamında şu şekilde yanıt verdi, dedi ki: “Türkiye'de aslında düşüncelerinden ötürü yargılanan hiç kimse yoktur. Hiçbir gazeteci gazetecilik yaptığı için yargılanmamaktadır, tutuklu yatmamaktadır, hapiste değildir, hüküm giymemiştir.”

Bence asıl büyük problem, semptomatik olan bu; her eleştiri karşısında gerçekten kaçmak, saklanmak, bu gerçeğin tersini söyleyerek kendisine Avrupa'da ya da dünyada bir yer açabileceğini düşünmek. Oysa, bakın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki yargıcımız Işıl Karakaş, bize, Türkiye'nin Avrupa Birliği karşısındaki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki durumunu nasıl açıklıyor?

Işıl Karakaş Hükûmet tarafından tayin edildi biliyorsunuz. Türkiye'ye karşı herhangi bir ön yargısı olduğunu sanmam, görevi de o değil, önüne gelen dosyaları incelemek.

“2011’de Türkiye'den Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gelen başvurularda inanılmaz bir artış var. Geçen yıl -yani 2010’da- 6 bin-6.500 arası başvuru varken, bu yıl gelen başvuru sayısı 9 bine ulaştı. Görülen şu ki birtakım düzenlemelere, reformlara veya yargıda beklenen açılımlara rağmen, henüz Türkiye'de bazı şeyler yolunda gitmiyor. Başvuruların katlanarak artması demek, kişilerin hak ve özgürlüklerinin iç hukukta yeterli düzeyde garanti altında olmadığını gösteriyor. Türkiye'den gelen başvuruların başında tutukluluk ve yargılama sürelerinin uzunluğu geliyor, zaten bu iki konu birbiriyle bağlantılı.” ve devam ediyor Işıl Karakaş: “Türkiye ifade ve basın özgürlüğü konusunda en kötü durumda olan devlet, ifade ve basın özgürlüğü açısından hakkında en çok ihlal kararı verilen ülke. Türkiye'nin arkasından gelen Fransa hakkında 10 ihlal kararı varken, Türkiye için bu rakam 200’ün üstünde.”

Şimdi, bu tabloyu çizen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki yargıcımız Işıl Karakaş. Ben ya da herhangi bir Hükûmet muhalifi, bir münafık bunu söylemiyor; gerçek, somut rakamlar böyle.

Bütün bu koşullar altında, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği tartışması gitgide daha imkânsız bir tartışma hâline geliyor çünkü Türkiye'nin talepleri ile Avrupa’nın merkez güçleri arasında Türkiye'nin üyeliği bakımından hiçbir uzlaşma, anlaşma yok. Son krizle birlikte Avrupa Birliği yeniden kurulurken, yeniden tasarlanırken ve yeni bir anlaşma şartı ileri sürülürken Türkiye eski anlaşmanın eski koşullarına bile uymakta hayli zorlanıyor.

Türkiye, 2004’te Avrupa Birliğinden müzakere tarihi aldığında, biliyorsunuz, Türkiye’yi o zaman da Adalet ve Kalkınma Partisi yönetiyordu, çok büyük şenlikler yapıldı Türkiye’de “Nihayet! İşte Hükûmetimiz başardı; Avrupa Birliğine katılma günümüz, anımız geldi; kapılar bize açılıyor.” diye. O zaman, bu durumu değerlendirirken şöyle bir soru sormuştum: “Doğal ve tarihsel sınırlarına dayanmış olan dünya kapitalizmi Schröder, Blair, Bush ya da Putin’in sandıkları gibi krizi aşabilir mi? Bu kriz koşullarında Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya’nın meydan okumasıyla karşı karşıya kalan Avrupa Birliği 300 milyon şanslı insan için krizden arınmış bir coğrafya sağlayabilir mi? Türkiye, Tayyip Erdoğan’ın sandığı gibi, daha geniş çaplı bir kriz coğrafyasına katılarak bugünkü toplumsal düzenini sürdürebilir mi?”

Avrupa kalesinin duvarlarının gerisinde refah ve uyumun tesis edilmesi rüyasının insanlığı gayriinsani gerçekliğiyle yüzleşmekten alıkoymak dışında bir manası olmadığını bütün çıplaklığıyla gösterdiğinde çok geç kalmış olmayacağımızı umalım. Dünya, kapitalizmin anaforunda sürüklenirken, Avrupa Birliğinin içine binebilenleri Nuh’un Gemisi gibi selamete ulaştıracağını ileri sürenlere ve gemiye binmek için karaborsadan bilet bulmaya çalışan Tayyip Erdoğan’a söylenebilecek tek şey var: Tufan gerçekti, Nuh’un Gemisi ise sadece bir efsane.

Şimdi, bu efsanenin nasıl bir sorgulanma içerisinde olduğunu dünyanın bütün insani gerçekliği karşısında hepimiz görüyoruz. Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, sosyalizmin yenilgisinden sonra ortaya çıkmış Doğu Avrupa, Rusya ve Çin’deki yeni kapitalist uygulamaların tamamı insanlığın geleceğini temsil etmekten uzak, kâr amacıyla, kârın sürdürülmesi tutkusuyla sürdürülen bir üretim düzeninin insanlığı birleştirmek bir yana, böleceği, ayıracağı, onları derin, uzun süreli ve yıkıcı çatışmalar içerisine sokacağı apaçık bir gerçekken, Avrupa Birliği üyeliği için uğraşmanın nasıl bir anlamı olacağını ben Avrupa Birliği Bakanımıza sormak isterim.

Fakat öte yandan, Türkiye, Avrupa Birliğinin bütün bu yıkıcı, kapitalizmin kendi doğasından kaynaklanan sömürücü, yabancılaştırıcı tabiatıyla değil de, aslında Avrupa’nın insanlık tarihine armağan etmiş olduğu değerlerle çatışarak ilerlemeyi seçti. Örneğin, adil yargılanma bunlardan birisi. Örneğin, aydınlanma bunlardan birisi. Örneğin, insan hakları, feminizm, sosyalizm, eşitlikçilik, bütün bunlar Avrupa’nın insanlığa kattığı değerler. Fakat Türkiye, nedense Avrupa dendiğinde bunları değil, sadece ve sadece muhafazakâr Avrupa’nın, kapitalist Avrupa’nın değerlerini gördü ve bunların ebedî olabileceğini sandı.

Şimdi, geminin karaya oturduğu yerdeyiz. Şimdi ne yapılacak? Başbakan bize hep şunu söyledi; dedi ki: “Biz eğer bunlar bizi aralarına almazlarsa Ankara Kriterlerini ilan eder, onunla yürürüz.” Doğrusu “Kırk katır mı, kırk satır mı?” diye bir seçimle karşı karşıya kalacağımızı düşünmek de bir kâbus gibi. Çünkü, Ankara Kriterlerine baktığımızda gördüğümüz şey, herhangi bir makul gerekçesi olmayan yüzlerce, binlerce tutuklu ve hükümlü görüşlerinden ötürü, yüzde 10 seçim barajı, çocukların ve kadınların uğradıkları eşitsizlikler ve adaletsizlikler, eşitsiz gelir dağılımı ve bütün bunların sonucu olarak ortaya çıkan kabuller ve imparatorluk özlemi. Eğer Ankara Kriterleri buysa, bunları da hiç almayalım.

 “Ama çaresiz miyiz, başka bir çare yok mu, başka bir çıkış yolu yok mu insanlık için?” diye gözümüzü dünyaya çevirdiğimizde, her yerde aslında, yarın öbür gün Türkiye’ye de gelecek olan büyük kriz dalgaları karşısında, bütün emekçilerin, bütün çalışanların, bütün işçilerin, dünyanın her yerinde başlattıkları çağrıya kulaklarımızı kabartalım; Wall Street’te, Tahrir Meydanı’nda, Brüksel’de, Moskova’da ya da Ankara’da. Her yerde ayağa kalkan kitleler, eşitlikçi, özgürlükçü, adaletli yeni bir toplum düzeni, yeni bir insani düzen talep ediyorlar.

Türkiye Avrupa Birliğine girse de girmese de çözmek zorunda olduğu iki tane temel meselesi var: Bir tanesi Kürt meselesi, bir tanesi Kıbrıs meselesi. Bütün bunları bizim başımıza Avrupa Birliği ya da başkaları bela etmedi. Kendimiz gittik, Kıbrıs’ı işgal ettik; şimdi, oradan askerlerimizi nasıl çıkartacağımızı bilemiyoruz. Kürt halkının haklarını inkâr etmek için taburlarla asker soktuk, katliamlarla kana boyadık Kürdistan coğrafyasını; şimdi, bunun hesabını nasıl vereceğimizi kendimiz de bilemiyoruz. Kıbrıs halkı, Kıbrıs’ta yaşayan Türkler bu uygulamayı istemiyorlar; bırakın Avrupa’yı, Amerika’yı, Yunanistan’ı. Şimdi, o zaman, bu problemleri nasıl çözeceğimize dair yeni bir tartışma açmadan, ne Avrupa Birliği ne başka bir birlik bizim için önemli olamaz. Bizim için önemli olan, kendi sorunlarımızı çözmek.

Türkiye’de yaşayanlar, Avrupa Birliği tartışması başladığında şundan ümitlenmişlerdi: Acaba, Avrupa’da geçerli olan demokratik normlar Türkiye’ye de ithal edilebilir mi? Meğerse ithal edilemiyormuş, kendi demokrasinizi kendinizin kurması gerekiyormuş. Avrupa’nın zenginliği ithal edilebilir miymiş? O da kendiniz üretmezseniz ithal edilemiyormuş. On yıl içerisinde, acı gerçekle karşı karşıya kaldık.

Şimdi, eğer hakikaten Ankara Avrupa’ya üstünlük sağlamak istiyorsa bir tek şey yapacak. Avrupa’nınkinden daha yüksek bir uygarlığı temsil ettiğini gösterecek insan hakları bakımından, kadın hakları bakımından, Türkiye’de yaşayan halkların hakları bakımından. Çoğulcu, çok kültürlü, çok kimlikli bir toplum kurmak için Ankara Kürt halkına elini uzatacak mı? Ankara Kürtlerle birlikte bu Türkiye’yi yeniden kuracak mı? Türkiye’de yaşayan bütün halkların eşit ve özgür oldukları, hiçbirinin diğerinden üstün olmadığını gösteren bir yeni anayasa kurabilecek mi? Eğer bunu yapabilirse o zaman işte 21’inci yüzyıl hakikaten Türkiye'nin de içine bir şeyler kattığı bir yeni yüzyıl olabilecektir. Türkiye hakikaten o zaman bütün insanlık için bir umut kaynağı olabilecektir. Acaba olabilecek mi? Bu sorunun cevabını almak için önce Avrupa Birliğinin bir insanlık normu olduğu iddiasından vazgeçmek, böyle bütçelere para ayırmamak gerekiyor.

Çok teşekkür ederim dinlediğiniz için. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kürkcü.

Diyarbakır Milletvekili Sayın Emine Ayna…

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Türkiye işgalci değil yalnız, bunu yanlış söylediniz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir söz alabilir miyim efendim?

Sayın Kürkcü, konuşmasında 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekâtı sonucunda Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuzey Kıbrıs’a olan müdahalesini ve bu müdahale sonucunda Türk askerinin orada konuşlanmasını işgal olarak nitelendirmiştir. O dönemin Cumhuriyet Hükûmeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşayan Türklerin haklarını korumak amacıyla, orada meydana gelen zulüm ve haksızlıkları sona erdirmek, Rumların meydana gelmesine neden olduğu ölümleri ve cinayetleri önlemek amacıyla gitmiştir. Bunu Genel Kurulun bilgisine sunuyorum. (CHP, AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Ayna.

BDP GRUBU ADINA EMİNE AYNA (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün Barış ve Demokrasi Partisinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının bütçesiyle ilgili görüşlerini sizlerle paylaşmak üzere burada bulunuyorum.

Bu değerlendirmeme başlamadan önce, şu anda Diyarbakır’da bir mahkeme devam ediyor. “KCK davası” adı altında 104 Kürt siyasetçisi ve Türk siyasetçisi yargılanıyor. Yargılanma nedenleri, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Kürt sorununa ilişkin resmî ideolojisi dışında farklı düşünmeleri, farklı çözüm önerileri geliştirmeleri; Türkiye’de sadece Türklerin değil, diğer halkların da yaşadığını ve bu halkların da nasıl Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna ortak olmuşlarsa yönetimine de kendi kimlikleriyle ortak olabileceklerini söylemeleri, bunu örgütlemeye ve bunun siyasetini yapmaya çalışmalarıdır. Bugün orada yargılanan belki bu 104 siyasetçidir ama biz biliyoruz ki, tarih, yargılayanları yargılayacaktır.

SONER AKSOY (Kütahya) – Sizi de yargılayacak.

EMİNE AYNA (Devamla) – Arkadaşlar, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, sadece Türkiye ekonomisiyle ilgili değildir; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, sadece serbest piyasa ekonomisiyle, sadece rekabete dayalı bir sistemle alakalı değildir. Ben, Bakanlığın Komisyona sunumunu izlediğimde, takip ettiğimde birçok yerde şu kavramların geçtiğini gördüm, diyor ki: “Uluslararası projeleri yürütmek.”; “Enerji piyasalarının rekabete dayalı olarak yeniden yapılanması sürecini yönetmek.” yani özelleştirme; “İşleyen piyasa.” yani serbest piyasa; “Artan enerji talebinin karşılanması.” Genel anlamda yapması gerekenleri, 2012 yılı bütçesiyle önlerine koydukları programın altyapısını oluşturan temel kavramların bunlar olduğunu söylüyor. Tam da sorun burada. Enerjiyle ilgili yaşadığımız, bugün yaşadığımız sorunlar ve sıkıntıların, yine doğal kaynaklarla ilgili yaşadığımız sorunlar ve sıkıntıların temel kaynağı tam da burada, yaklaşımda. Bu yaklaşım değişmediği sürece de bununla ilgili yaşayacağımız sorunları çözme imkânı yok. Örneğin, artan enerji talebinin karşılanmasını söylerken parantez içinde şöyle bir şey de vurguluyor, diyor ki: “2002’den bu yana elektrik ve doğal gaza Çin’den sonra en fazla talep artışı olan ülkeyiz.” Bu iyi bir şey değil, bu kötü bir şey. Çin’in nüfusu 1,5 milyar, Türkiye’nin nüfusu 75 milyon ve enerji talebi artışı var. Bunun ne anlama geldiğini oturup iyi tartışmak zorundayız. 20 kat fazla nüfusu var, Çin’in Türkiye’den 20 kat fazla nüfusu var. Bu artış iyi bir şey değil, bu talep artışı iyi bir şey değil.

Bakın, Türkiye’deki tüketim çılgınlığının aslında nasıl serbest piyasa ekonomisiyle, yine rekabete dayalı sistemi yönetmekle alakalı olduğunu hepimiz iyi kavramak zorundayız. Enerji tüketimi çılgınlığının tam da bu sistemle alakası var. Artık ekonomiyi belirleyen ihtiyaçlar değil. Ekonomiyi öğrenirken, en temel bilgi, ilk başta öğretilen bilgi, temel ihtiyaçlar, ihtiyaçların sonsuzluğu, ama doğal kaynakların, kaynakların kıtlığıydı. Bugün ise ekonomiyi belirleyen bu temel ihtiyaçlar değil; bugün ekonomiyi belirleyen, ekonominin nasıl işleyeceğini belirleyen serbest piyasa ekonomisi sistemidir, bu sistemde insanların beynine kodlanan tüketim çılgınlığıdır. Artık bir aileye, bir eve bir araba yetmiyor, o ailenin nüfusunu oluşturan her bir bireye bir araba alınıyor. Bu, enerji tüketimi çılgınlığı değil midir aynı zamanda? Artık –günümüz için söylüyorum, cep telefonları üzerinden söylüyorum- bir kişinin bir cep telefonu yok, iki yok, üç cep telefonu var. Bu, enerji tüketimi çılgınlığı değil midir? Yine araba da yetmiyor, artık özel uçaklar alınıyor, o da yetmiyor gemi alınıyor. Bu, enerji tüketimi çılgınlığı değil midir? Bunun direkt serbest piyasa ekonomisiyle, rekabete dayalı sistemle alakası yok mudur? Bir ev yetmiyor, iki ev yetmiyor, üç ev yetmiyor yurt dışında da ev alıyor; yazlık ayrı, kışlık ayrı; yetmiyor, bir de baharlık ev alıyor. Bu, enerji tüketimi çılgınlığı değil midir bunların hepsi ve bunların, bu çılgınlığın dayandığı nokta serbest piyasa ekonomisi değil midir? Bunları tartışmadan, biz, enerji tüketiminin ne anlama geldiğini nasıl tartışacağız? Enerji tüketimi konusundaki artan talep artışını nasıl tartışacağız? Talep artışı bunlarla alakalı değil midir?

Yine, diğer bir nokta ve bence en önemlisi, Sağlık Bakanlığının çok sıklıkla insanlar için vurguladığı bir şey ama tam da bu enerji tüketimi için de vurgulanması gereken bir şey: Bunun adı obezitedir, açlık değildir, açlığı gidermek değildir, ihtiyacı gidermek değildir; ihtiyaçtan fazlasını tüketmek ve dünyayı, nasıl ki bir insan obezite olduğu zaman kalp sorunu yaşar, nefes darlığı sorunu yaşarsa dünyanın da artık nefes darlığı sorunu yaşaması, patlama noktasına doğru gitmesi demektir. Bunların hepsinin nedeni işte bu artan enerji talebidir, işte enerji tüketimi çılgınlığıdır.

Bu nedenle Bakanlığın konusunu sadece serbest piyasa ekonomisi ya da rekabete dayalı sistemi yönetmek vesaire üzerinden tartışmak yerine, tamamen insan sağlığı ve yaşamıyla, yine doğanın, dünyanın sağlığı ve yaşamıyla ilişkisini ve ilgisini kurarak programını ve planlamasını yapmak gerekir. Mesele bütçeden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına ne kadar ayrıldığı değildir, ayrılan bu bütçenin doğaya ve insana yararlı bir şekilde, doğanın sağlığına, insanın sağlığına, doğanın yaşamına, insanın yaşamına ne kadar uygun bir şekilde değerlendirileceğidir.

Burada bilinen şeyleri tekrar etmek hepimizi sıkıyor ama tekrar etmek zorunda kalıyoruz. Artan kanser vakalarının enerji tüketimiyle, enerji üretimiyle bağını kurmak zorundayız. Bu Mecliste geçen dönem sorulan bir soru üzerine Sağlık Bakanlığının verdiği cevaptır 2002-2010 yılları arasında kanser vakasının 3 kat arttığı.

Ben burada bu konuşmayı yapmaya gelmeden önce bir kez daha izledim, adapte olmak için izledim Çernobil patlamasını, Çernobil patlamasının sonuçlarını ve bugün biz Türkiye’de nükleer santralleri kurmaktan söz ediyoruz. Sayılara, rakamlara ben de boğmayacağım, şu kadar insan öldü vesaire demeyeceğim. 1986’da Çernobil patlaması olduğunda, bizim ülkemizde olmadı, başka bir ülkede oldu bu patlama ama biz hâlâ Türkiye’de bunun sonuçlarını yaşıyoruz, hâlâ çayın üretildiği Karadeniz topraklarında topraktaki radyasyon oranı normalin çok çok üstünde, hâlâ bu böyle. Bunu enerji üretiminden bağımsız tartışabilir miyiz, enerjinin nasıl üretileceğinden bağımsız tartışabilir miyiz?

Bugün Türkiye’de down sendromlu çocuk vakası geçmiş yılların çok çok üstünde. Nedeni tam da bu enerji tüketim çılgınlığıyla alakalı değil midir, hangi enerjiyi nasıl ürettiğimizle alakalı değil midir? Yine, geçmişte Mezopotamya, geçmişte bu coğrafya tarım zenginliğiyle ünlüyken, toprağı dünya ülkelerine göre çok daha değerliyken, çok daha verimliyken, bugün tarım ürünlerinin azalması ve toprağın verimliliğinin azalması söz konusudur. Bunların tümü tam da bu Bakanlığın konusu değil midir? Ayrılan bütçeyi tam da bu soruların cevabını vermek, bu sorunları çözmek üzerinden değerlendirmesi gerekmez mi?

Bakın, nükleer santral konusu önemlidir. Bizler sigaranın zararları üzerinden bir karar aldık. Sigaranın insanoğluna, insana verdiği zarar üzerinden sigara bırakma kampanyaları başlatıyoruz. Nükleer santraller, HES’ler dünyanın sigara içmesi anlamındadır ve birçok ülke nükleer santralleri kapatırken, bu uygulamadan, bu enerji üretme metodundan, yolundan, yönteminden vazgeçerken, ne yazık ki yine Bakanlığımız, söz konusu olan Bakanlık 2023 yılına kadar mevcut enerji üretimi içerisindeki nükleer enerji üretiminin yüzde 20’ye ulaşmasını hedeflediklerini söylüyor. Bu, hem insan sağlığına, yaşamına hem de doğa sağlığına, yaşamına ne kadar önem verildiğinin göstergesidir ya da Bakanlık bütçesi hazırlanırken, programı, planı, planlaması hazırlanırken bunun üzerinde ne kadar yoğunlaşıldığının göstergesidir.

Peki, nasıl yaklaşmak gerekir? Birincisi: Ekonominin diğer alanlarından bağımsız olarak, rekabete dayalı serbest piyasa yaklaşımından vazgeçilmelidir. İnsana ve doğaya dayalı kamusal sosyal devlet anlayışı ile yaklaşmak zorunludur. Çünkü burada söz konusu olanlar sadece buradaki iktidar, buradaki muhalefet ve bugün yaşayan bizler değiliz, geleceğimizdir, yarındır. Bugün uyguladığımız programlar, planlar, Türkiye’nin yarınını da belirleyecektir; değil çocuklarımızın, değil torunlarımızın, çok daha ötesindeki gelecek neslin nasıl yaşayacağını da belirleyecektir. Burada karar vereceğimiz, planlamalarımızla, programlarımızla karar vereceğimiz şey geleceğimizdir, sadece bugünümüz değildir. Bu nedenle, tartışılması gereken ya da oylanması gereken, bütçenin miktarı olmamalıdır; tartışılması ve oylanması gereken, bu bütçenin ne için ve nasıl değerlendirileceği olmalıdır.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayna.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Sayın Ali Boğa. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika, buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ BOĞA (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ekonomi Bakanlığının 2012 yılı bütçesi üzerine Grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

On sene önce birileri çıkıp enflasyonun ve faizin tek haneli rakamlara ineceğini, ihracatın 100 milyar dolar eşiğini aşacağını, turizm gelirlerinin 20 milyar doları geçeceğini, Türk müteahhitlik sektörünün dünyayı imar edeceğini ve yıllık en az 20 milyar dolar yurt dışında taahhüt işi alacağını, bir partinin kuruluşunun birinci yılında seçime giderek 365 milletvekiliyle iktidara geleceğini, iki dönemlik iktidarı sonunda da oyunu arttırarak, her dönemde arttırarak tekrar iktidara geleceğini, IMF’de bağımlılığın sona ereceğini ve Türk milletinin, ekonomiyle ilgili yazılmış reçeteleri bir kenara iterek kendi ekonomi reçetesini kendisinin yazacağını birileri söyleseydi -bu örnekleri daha da arttırmak mümkün- herhâlde bizler için inanmak zor olacaktı.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi 2008 yılında Amerika Birleşik Devletleri kaynaklı olmak üzere finans piyasalarında bir kriz ortaya çıktı. 2008 yılı krizinde Türkiye’de ne iktidarın ne muhalefetin bir kusuru yok. Bu bizim mutfağımızda çıkmış bir kriz değil, dünyanın finansal krizi ancak bu kriz dünyanın gelişmiş ülkelerini çok ciddi şekilde etkilerken, bizim sadece dışarıya açılmış olmamız nedeniyle, ihracatımızın 132 milyar dolara çıkmış olması nedeniyle, alıcı piyasalarında meydana gelen daralma sebebiyle 2009 yılında ihracatımız yüzde 23 oranında geriledi ve büyümemiz de bu ölçüde daraldı.

Ancak bu etkileri atlatır atlatmaz, 2009 yılının sonunda ve 2010 yılı itibarıyla Türkiye’nin yüzde 9 büyüyerek Çin’den sonra en hızlı büyümeyi gerçekleştiren ülke olduğu, 2011 yılının birinci çeyreğinde yüzde 12, ikinci çeyreğinde 8,8; üçüncü çeyreğinde hiç kimsenin beklemediği şekilde gene 8,2 büyüyerek toplamda 2011 yılının üç çeyreğini 9,6’yla kapattığımızı biliyoruz. Hem de öyle bir yılda büyümeyi gerçekleştiriyoruz ki arkadaşlar, eskiden seçime girildiği zaman seçim sonrası tamamen yıkım olurdu seçim ekonomisi uygulandığı için, seçime girilen bir dönemde seçimden önceki çeyrekte yüzde 12, seçim dönemini içine alan çeyrekte yüzde 8,8; seçimi takip eden üç ayda da 8,2 büyümeyi Türkiye yakalamış durumda. Buna kimse inansa da, inanmasa da bu böyle arkadaşlar.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – İthalatı da söyle, ithalatı.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Cari açık…

ALİ BOĞA (Devamla) – Oraya da geleceğim. Beş dakikanın müsaade ettiği sürede oraya da geleceğim.

Değerli milletvekilleri, bu hareket milletimizin kendine güven hareketidir arkadaşlar. Bu, Türk milletine ve Anadolu insanına güvenin hareketidir. Mehmet Çavuş’un Çanakkale’de 250 kilogram mermiyi kaldıracağına kimse inanmıyordu ama kaldırdı ve savaşın kaderini değiştirdi. (AK PARTİ sıralarında alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Mehmet Çavuş değil o. Seyit Onbaşı o.

ALİ BOĞA (Devamla) – Bugün, Anadolu insanı kendi yapmış olduğu makineyi, 250 kilogram gelen makineyi, vincin olmadığı, ulaşımın olmadığı, taşıma imkânlarının olmadığı ülkelerde kendi sırtlayarak götürmekte ve buna talim olmaktadır. Bu bir Anadolu hareketidir.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Daha ismini doğru bilmiyorsun be, Seyit Onbaşı o, Seyit Onbaşı! Mehmet Çavuş değil o.

ALİ BOĞA (Devamla) – Muhalefet sıralarından bana laf yetiştireceğinize muhalefetinizin genel politikasını ve stratejisini… Neden üç dönemdir hâlâ muhalefette olduğunuzu analiz yaparsanız daha yararlı olur diye düşünüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlar, cari açığa zaman kalmadı, ayrı bir zamanda o da şey yapılacak ama ekonomimizin 4, 5, 6 parametresinden bir tanesi cari açıktır ama cari açığın finansmanı önemlidir. Finansmanını sağladığınız sürece büyümenin de bir parametresidir cari açık. Finansmanını sağladığınız sürece iyiye doğru gitmekte.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Ali Babacan da öyle söylüyor…

BAŞKAN – Sayın Ayhan…

ALİ BOĞA (Devamla) –  Bugünden yarına cari açığı bitiremezsiniz.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Boğa.

Isparta Milletvekili Sayın Süreyya Sadi Bilgiç, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Ekonomi Bakanlığı 2012 yılı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşvik, yatırım, üretim, ihracat ve markalaşma zincirine bütüncül bir şekilde yaklaşmamıza imkân tanıyan Ekonomi Bakanlığımızın hayırlı olmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, Amerika Birleşik Devletleri konut piyasasında başlayıp finansman piyasalarına, oradan da reel ekonomilere yayılan finans krizinin ardından 2011 yılının ilk yarısında küresel mali krizin sona erdiğinin konuşulmaya, yazılmaya başlandığı bir süreçten küresel ekonomideki risklerin yeniden arttığı bir döneme girdik. Küresel finans kriziyle mücadele sürecinde gelişmiş ülkelerin uygulamış oldukları genişletici para ve maliye politikaları sonucunda bütçe açıkları ve kamu borç stoku oranları önemli seviyelere ulaşmış, borçların çevrilebilirliğine ilişkin endişeler artarak ekonomilerde önemli bir kırılganlık yaşanmıştır.

Yaşanan bu gelişmeler sonucunda bugün küresel ekonominin ana gündeminin Avrupa Birliği ve özellikle avro bölgesi ekonomilerinde yaşanan büyük oranda kamu maliyesi kaynaklı bu sıkıntılar oluşturmaktadır. Ayrıca, Libya, Mısır, Suriye başta olmak üzere, Tunus, Bahreyn, Yemen gibi Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde yaşanan siyasal çalkantılar petrol fiyatlarında da büyük yükselişe neden olmuştur. Bu durum ülkemiz açısından da, hem enerji ithalatımızda hem de ihracatımızda olumsuz etkileri olmuştur.  Gelişmiş ülkeler 2011 yılında son derece zayıf bir performans göstermiş, dünya ekonomisinin performansında gelişmekte olan ülkelerin rolü artmış ve gelişmekte olan ülkeler 2010 yılında yüzde 7,3 oranında büyümüşlerdir.

Küresel ekonomiyle ileri düzeyde bütünleşmesinin doğal bir sonucu olarak Türkiye ekonomisi kriz döneminde birçok ülkede olduğu gibi daralma yaşamıştır. Ancak ekonomimiz güçlü bankacılık sistemi, düşük borç oranları, disiplinli bütçesi ve artan dış ticaretiyle ve 2010 yılındaki yüzde 9’luk büyüme oranıyla en hızlı büyüyen ekonomiler arasında yer alma başarısını göstermiştir. Ekonomik performanstaki iyileşme büyümenin yanı sıra istihdam oranlarıyla sanayi üretim endeksindeki iyileşmeden de görülmektedir. 2009 Şubat döneminde yüzde 16’ya kadar yükselen işsizlik oranı, ekonomideki hızlı toparlanma ve üretim artışı sonucunda 2010 yılında 11,9’a, 2011 yılı Ağustos dönemi itibarıyla da 9,2’ye kadar gerilemiştir. Türkiye’de istihdam hacmi tarihinin en yüksek düzeyine ulaşmıştır. Sanayi üretim endeksi de 2011 yılı Ocak-Ekim döneminde yüzde 9,7 oranında artmış bulunmaktadır.

Ülkemizin ekonomik performansına benzer bir şekilde krizin ardından da dış ticaretimiz de yeniden ivme kazanmıştır. 2008 yılında 132 milyar dolar ile rekor kıran, 2009 yılında küresel ekonomik krizin etkileriyle 102,1 milyar dolara kadar gerileyen ihracatımız, 2010 yılında 113,9 milyar dolara ulaşarak orta vadeli programda yer alan 111,7 milyar dolarlık ihracat hedefinin de üzerine çıkmıştır. 2011 yılı Ocak-Ekim döneminde geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre ihracatımız yüzde 20,2 artarak 111, 4 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.

Avrupa’da hükûmetler devrilirken Türkiye, bölgesinde bir istikrar abidesi olarak yükselmiştir. Ekonomi alanındaki bütün bu başarılar ve ihracattaki yüzde 20,2’lik artış en büyük ihracat pazarımız olan AB ile Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki krizlere rağmen yakalanmıştır. İhracatımızda katma değerin ve teknolojinin artırılması, kalıcı ihracat artışı için son derece önemlidir.

Türkiye son yıllarda marka ve endüstriyel tasarım başvurularında Avrupa’nın en çok başvuru yapılan ilk üç ülkesi arasına girmiştir. 2010 yılında patent ve faydalı model başvuru sayıları tarihimizde ilk defa 11 bini geçmiştir. Şirketlerimizin inovasyon alanındaki başarıları ve ilgili kurumların bu alandaki desteği ile ihracatımızdaki ileri teknoloji ürünlerinin payının artacağına inanıyorum.

Bu noktada, cari işlemler açığına yönelik kalıcı çözümler üretmek, plan ve stratejiler geliştirmek üzere Ekonomi Bakanlığı bünyesinde kurulmuş olan İhracata Dönük Üretim Stratejisi Değerlendirme Kurulu kapsamında girdi tedarik stratejisi çalışmaları yürütülmektedir. Uzun vadeli bu stratejiyle ihtiyaç duyulan girdilere en uygun şartlarda uygun fiyatlarla sürdürülebilir olarak erişim imkânının sağlanması, girdi tedarikinde mümkün olabildiğince atıl kalan iç kaynaklara yönelip ithalat bağımlılığının azaltılması ve kaynak verimliliğini sağlayacak ihracatçının rekabet gücünü artıracak çözümlerin üretilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca bu stratejinin, değişen dünya koşullarına ülkemizin göstereceği uyum yeteneğini artıracağına inanıyoruz.

Saygıdeğer arkadaşlarım, önümüzdeki dönemde de üretim ve ihracata dayalı büyüme modelinin gereklerine göre ekonomi politikaları ve tedbirleri geliştirerek ülkemizin refah seviyesini artırmaya devam edeceğiz.

Ekonomi Bakanlığının bütçesinin ülkemiz için hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ankara Milletvekili Sayın Nazmi Haluk Özdalga. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HALUK ÖZDALGA (Ankara) – Sayın Başkanımızı ve değerli milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. Avrupa Birliği Bakanlığı bütçesinin görüşülmesi vesilesiyle grubum adına söz almış bulunuyorum.

Sözlerime Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini öncelikli ve stratejik bir hedef olarak gördüğümüzü vurgulayarak başlamak istiyorum. Bu hedef ve üyelik süreci bir taraftan ülkemizin toplumsal ve ekonomik koşullarının iyileşmesine, demokrasimizin güçlenmesine, diğer taraftan da bölgemizde ve dünya sahnesinde daha etkili bir Türkiye'nin ortaya çıkmasına katkı sağlamaktadır.

Diğer taraftan, hepinizin bildiği gibi şu sıralarda Avrupa Birliği ve özelikle avro para birliği zor günler geçirmektedir. Bu krizin doğrudan nedeni bazı avro para birliği ülkelerinin yüksek kamu borçlarıdır ve bu borçlarının ödeme kapasiteleri konusunda uluslararası finans çevrelerinde duyulan ciddi endişelerdir, o nedenle borçlarını çeviremez hâle gelmiş olmalarıdır.

Geçtiğimiz perşembe ve cuma günü Brüksel’de yapılan kritik zirvede birlik ülkelerinin sıkı bir mali disiplin altına alınması kararlaştırılmıştır. Bu gecikmiş karar tamamen doğru istikamette atılmış bir adım olmakla beraber neticeleri daha çok uzun vadede görülecektir, az önce değindim acil endişeleri dağıtmakta ne kadar yeterli olacaktır henüz belli değildir ve avro para birliği hâlâ ciddi risklerle karşı karşıyadır. Bazı çevrelerin talep ettiği gibi Avrupa Merkez Bankası kaynakları geniş bir şekilde kullanılırsa tahrip edici aşırı bir enflasyon ihtimali vardır. Bir başka risk de avro para birliğinin dağılması ihtimalidir. Bu son derece ağır ve sıkıntılı başka sonuçlar doğurabilecektir. Temennimiz, Avrupa Birliğinin bu ağır krizi bir an önce geride bırakması, sağlıklı bir finansal ve ekonomik işleyişe dönmesidir. Avrupa Birliği Projesi, bizim de bir parçası olduğumuz Avrupa coğrafyasında tarihin en kapsamlı ve en büyük entegrasyon projesidir. Şimdi yaşadığı sıkıntılardan sonra da, tabii ki bu krizden önemli sonuçlar çıkarmış olarak bu büyük projenin devam edeceği muhakkaktır. Bu krizden çıkarılacak sonuçların bizi de oldukça yakından ilgilendirdiğine işaret etmek isterim.

Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinde sorunlar yaşıyoruz. Bunlardan biri Kıbrıs’la ilgilidir. En çok müzakere başlığı o nedenle bloke edilmektedir. Kıbrıs sorununun çok eskilere giden bir geçmişi vardır. Ancak Nisan 2004’ten bu yana yaşadığımız şekliyle Kıbrıs sorunu, Brüksel’de ve Avrupa Birliği tarafından yaratılmıştır. Çünkü otuz yıl süren müzakereler sonunda varılan barış anlaşmasının daha sonra Kıbrıs Rumları tarafından reddedilmesinin sorumluluğu Brüksel’dir, kendi ilkelerini çiğnemek pahasına “Referandum sonucu ne olursa olsun Kıbrıs’ı üye yapacağım.” diyen Avrupa Birliğidir. Ancak Avrupa Birliği üyeliği için Kıbrıs’ta Kıbrıs Türk topluluğunun veya Türkiye'nin çıkarlarından geri adım atmamız, bugüne kadar söz konusu olmadığı gibi bundan sonra da söz konusu olmayacaktır. Bugün dahi Avrupa Birliği içinde Türkiye'nin üyeliğine karşı bazı çevreler, o arada  bazı Avrupalı siyasi liderler Kıbrıs sorununun arkasına saklanarak, Rum yönetiminin arkasını sıvazlayarak Türkiye'nin üyeliğini engellemeye çalışıyorlar.

Türkiye'nin üyeliğine karşı olanlar dâhil herkesin, her düşüncesine fikir özgürlüğü çerçevesinde saygı göstermeye ve her görüşü dinlemeye hazırız. Ama Türkiye'nin üyeliğine karşı olduğu için Doğu Akdeniz’de bir ihtilafın sürmesine katkı veren, iki halk arasındaki barış ve iş birliğinin tesis edilmesini engelleyen bazı Avrupalı siyasetçilerin bu tutumu her şeyden önce ahlaken savunulabilir değildir. İkinci olarak, onların bu tutumu, en derin varlık nedeni Avrupa halkları arasında barış ve iş birliğinin tesis edilmesi olan Avrupa Birliğinin temel değerleriyle de uyum içinde değildir.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken Avrupa Birliği Bakanlığı bütçesinin hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum, 2012 bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Diyarbakır Milletvekili Sayın Mehmet Galip Ensarioğlu.

Buyurun Sayın Ensarioğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET GALİP ENSARİOĞLU (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı bütçesinin ülkemize hayırlı olması dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Elli yılı aşkın süredir devam eden Türkiye'nin Avrupa Birliği serüveni Türkiye'nin en büyük çağdaşlaşma ve modernleşme projesi olarak kabul edilir. Gerçi Türkiye'nin Avrupa Birliğine olan ilgisi, Avrupa’ya olan ilgisi elli yılla da sınırlı değil. Beş yüzyıl boyunca Osmanlı İstanbul’u başkent yaparak Avrupa’dan yönetmiştir bu ülkeyi. Daha sonra, bu cumhuriyetin kurucu kadrosu cumhuriyeti kurarken Avrupa’dan esinlenerek, gerek rejimlerinden gerek o günkü moda akımlarından esinlenerek birçok şeyi ülkemize olduğu gibi taşımıştır. Mevcut, bugünkü yasalarımız da dâhil olmak üzere neredeyse birçok yasamız Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden olduğu gibi kabul edilip bizim yasalarımız olarak hayata geçmiştir. Diğer taraftan, rejimi kurarken ulus devlet gibi, üniter yapı gibi o günün moda akımlarından da faydalanılmıştır ve Atatürk muasır medeniyetler seviyesini işaret ederek bu Batılılaşmanın ve modernleşmenin önemini göstermiştir.

Daha sonra -iki dünya savaşı ve sayısız iç savaş yaşayan, birçok dilin konuşulduğu, birçok dinin, hatta Hıristiyanlığın neredeyse bütün mezheplerinin ve bu mezheplerin farklı yorumlarının çeşitli sorunlar yaşadığı bir kıtadan bahsediyoruz- İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın akil adamları ve cesur siyasetçileri bir araya gelerek Avrupa Birliği projesini hayata geçirdiler.

Şimdi, geçmişte Avrupa Birliğinin sorunlu dönemlerinden devraldığımız sıkıntıları bizler de yaşayıp bugünlere kadar getirdik ama Avrupa bu sıkıntılarını terk ettiği zaman, Avrupa bunun olumsuz sonuçlarını görüp çözdükten sonra, bizlerin Avrupa’dan aldığımız ve hâlâ korumakta ısrar ettiğimiz sakıncalarını, maalesef, kendini o günkü çağdaşlaşma ve kurucu kadroların sahibi görenler, değişimi, dönüşümü, Türkiye’deki bu Avrupa Birliği sürecini istemeyip daima engellemeye çalışmışlardır, statükonun ve mevcudu korumanın peşine düşmüşlerdir.

Şimdi, tabii ki, elli yıllık süresi içindeki çeşitli hükûmetler döneminde, hükûmetlere göre zaman zaman hız kazanılarak bu Avrupa Birliği süreci ilerletilmiş, zaman zaman da bazı hükûmetlerin yapısına göre de bu işten geri durulmuştur. Özellikle AK PARTİ Hükûmeti bir Bakanlık tahsis ederek ve bu Bakanlığın başına da başmüzakerecilik yapmış tecrübeli birini getirerek bu süreci alabildiğine hızlı bir şekilde yürütmeye çalışıyor. Tabii ki, birçok sorunları yaşıyoruz ve benzer sorunları yaşayan Avrupa Birliği kriterleriyle de bu sorunları çözebileceğimizi biliyoruz. Örneğin, Kopenhag Kriterleri’yle temel hak ve özgürlükleri, Venedik Kriterleri’yle siyasi parti kapatma meselemizi, Amsterdam Sözleşmesi’yle ayrımcılığı, Maastricht Kriterleri’yle bölgesel eşitsizliği ve yoksullukla mücadeleyi, Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’yla insan hakları ve temel özgürlüklerin korunmasını, Avrupa Yerel Yönetimler Şartı’yla da yerel yönetimlerin güçlendirilmesi meselesini çok rahat çözebiliriz ama az önce sayın konuşmacılardan biri, “Bu işe para harcamayın.” gibi bir ifade kullandı, zannedersem BDP’li bir milletvekiliydi. Türkiye’nin bu işe ayırdığı para bu yıl itibarıyla 151 milyon liradır, eski parayla 151 katrilyon ama Avrupa’dan yedi yıl içinde alacağımız para ise 4 milyar avrodur. Yani biz buraya para harcamadığımız gibi, bu iyileşmeleri, çeşitli iyileşmeleri yapabilmek için Avrupa’dan çok ciddi kaynaklar kullanıyoruz ve bu kaynaklar sayesinde de Türkiye’nin ekonomisini, Türkiye’nin dış ilişkilerini, sanayi altyapısını ve insan kaynaklarını iyileştirmeye çalışıyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Balıkesir Milletvekili Sayın Ahmet Edip Uğur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA A. EDİP UĞUR (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, on yılı aşkın süredir elektrik, doğal gaz, petrol ve LPG piyasalarını düzenleyip denetlemektedir. EPDK tarafından bugüne kadar petrol, elektrik, doğal gaz ve LPG piyasalarında toplam 25.430 adet lisans verilmiştir.

Enerji sektörünün gündemini meşgul eden rüzgâr enerjisine dayalı lisans başvuruları konusunda 2011 yılında önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Doğal gaz dağıtımında lisanslı şirket sayısı 62’ye, gaz dağıtım bölgesi sayısı da 58’e ulaşmıştır. Böylece toplamda 9 milyon aboneye ulaşılmıştır. Bugüne kadarki çalışmalar sonucunda doğal gaz dağıtım ihalesine çıkılmayan 12 ilimiz kalmıştır. Ulaşımda kullanılan LPG miktarı ve LPG’li araç sayısı bakımından ülkemiz Avrupa’da 1’inci sırada yer almaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; enerjide bağımlılığın azaltılması, çeşitliliğin artırılması, tarım sektörünün geliştirilmesi gibi amaçlarla benzin ve motorin türlerine yerli üründe biyoyakıt harmanlaması zorunlu hâle getirilmiştir. Türkiye’de 16 milyon metreküp motorin tüketilmektedir. 16 milyon metreküp motorine yüzde 3 zorunlu biyodizel ilave edildiğinde 492 bin ton biyodizele, bunun için de 450 bin ton bitkisel yağa ihtiyaç vardır. Temel gıda maddesi olarak tükettiğimiz 1,5 milyon ton bitkisel yağın 1 milyon tonunu zaten ithal yoluyla karşılamaktayız yani bitkisel yağ açığımız var. Bu açığa biyodizel için gereken 500 bin ton bitkisel yağı da ilave edersek Türkiye'nin bitkisel yağ açığı 1,5 milyon tona yükselecektir.

Bugün ülkemizde 616 bin hektar tarımsal alanda 2,3 milyon ton yağlı tohum üretilmektedir; bunun 1 milyon tonu ayçiçeği, 1 milyon 150 bin tonu çiğit, 110 bin tonu kolza, 60 bin tonu soya ve diğer yağlı bitkilerdir. Biyodizele getirilen harmanlama zorunluluğu sonucunda dışa bağımlılığın azaltılması için, 1,5 milyon ton bitkisel yağ açığımız için gereken yağlı tohum miktarı 3,6 milyon tondur. Bunun üretilebilmesi için 616 bin hektarlık mevcut araziye ilaveten, en az 1 milyon 750 bin hektar tarım arazisi gerekmektedir. İki üç yıllık bir süreçte bu kadar alan üretmek ve istenen üretimi gerçekleştirmek imkânsızdır. Biyoyakıt üretilen ülkeler incelendiğinde, ham madde ithal etmeyip, kendilerinin ürettiği, üretimi yerli ürünle sağladıkları görülmektedir.

Dünyanın biyodizel ve biyoetanol politikalarına baktığımızda, Amerika Birleşik Devletleri mısır stoklarını değerlendirmeyi hedeflemiştir; Amerika Birleşik Devletleri’nde 300 milyon ton mısır üretiliyor, bunun 100 milyon tonunu biyoetanol için ayırıyor. Brezilya da şeker kamışı stoklarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır; 600 milyon ton şeker kamışı üretmektedir, 300 milyon ton şeker kamışını biyoetanolde değerlendiriyor. Avrupa Birliğinin kolza üretimi 21 milyon tondur ve bundan elde ettiği 8 milyon ton yağı biyodizelde kullanmaktadır. Malezya da palm yağı stoklarını değerlendirmek için biyodizel üretimine destek vermektedir. Çin, yağlı tohum bitkilerinde net ithalatçı olan bir ülkedir ve biyodizel sektörünü desteklemiyor çünkü tarımsal ham madde temininde arz açığı var, yağını ithal ediyor.

Öte yandan, benzinin biyoetanolle harmanlanma zorunluluğu da biyodizele göre farklı olup buğday, arpa, mısır ve şeker pancarından elde edilebiliyor. Ülkemizdeki benzin tüketimi 2,7 milyon metreküptür. Harmanlama zorunluluğu nedeniyle ihtiyacımız olan biyoetanol miktarı ise 80 bin tondur. Dolayısıyla bunun elde edilmesi için 225 bin ton mısıra, 261 bin ton buğdaya veyahut da 945 bin ton şeker pancarına ihtiyaç bulunmaktadır ancak şeker pancarı bol su isteyen bir bitki olduğundan, ayrıca ilave ekim alanları gerektiğinden ülkenin şartlarında biyoetanol için en uygun ham madde yine buğday veya arpadır. Buğday veya arpa kullanırsak etanolden artan yüzde 30'luk kısım yem ham maddesidir.

Sonuç olarak, ülkemiz şartları gereği biyoetanolün zorunlu kullanımına geçilebilir ancak biyodizelin zorunlu kullanımı için henüz erkendir. Zorunlu biyodizel kullanımı yağlı tohum üretimi belli bir seviyeye ulaştıktan sonra düşünülebilir.

Biyoyakıtlar, bugün, başta FAO, IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşların raporlarında 1 milyara yakın aç insanın var olduğu dünyamızda gıda fiyatlarını artırdığı, açlık sorununu körüklediği gerekçesiyle tartışılmaktadır. İthalata dayalı ve petrole göre daha pahalı olan ham bitkisel yağı biyodizelde kullanmak cari açığı azaltmaz, artırır. Uzun vadede motorinde zorunlu biyodizel kullanımı için yağlı tohum ekim alanlarının en az 3 kat artırılması zorunludur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

A. EDİP UĞUR (Devamla) - Bu vesileyle bütçenin ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Uğur.

Kütahya Milletvekili Sayın Soner Aksoy. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SONER AKSOY (Kütahya) - Muhterem Başkan, sayın milletvekilleri; bütçe müzakerelerine enerji ve tabii kaynaklar konusunda katılmak üzere huzurunuzdayım. Grup adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken hepinize saygılar sunarım.

Enerjiyle alakalı konulardan bahsetmek ve enerji politikaları hakkında bazı hususları çok kısa olarak arz etmek istiyorum.

 

Bildiğiniz gibi, dünyada en dinamik sektörlerden birisi enerji sektörüdür. Enerji sektöründe, sektörün dinamikliği nedeniyle büyüme süratle cereyan eder ve bu büyüklük içerisinde enerjiyle alakalı çeşitli yatırımların süratle yapılması gerekir. Özellikle, kalkınmak isteyen ülkeler kalkınmaya paralel bir enerji yatırımı gerçekleştirmelidirler. Kalkınmak bir noktada, bizim açımızdan baktığımızda, fazla enerji üretmek ve tüketmek demektir. Enerji fazla üretmek demek, kötü bir şey değildir. Aslında, kalkınmanın en önemli anahtarlarından biri enerji üretmektir ancak enerji üretirken bugün, yapılmış bazı yanlışlıkları örnek alarak enerji üretmenin yanlış olduğunu ifade etmek doğru bir düşünce tarzı olamaz. Bugün, yapılmış olan yanlışlıkların esası da enerji üretiminde dünyada yaklaşık yüzde 84 fosil enerjilerin hâkimiyetinin devam etmesidir, yani doğal gaz, kömür ve petrole dayalı enerjilerin enerji üretiminde en büyük kaynak olmasıdır ancak enerji, dinamik olan bir sektör olması nedeniyle çok ciddi bir şekilde piyasa oluşturmaktadır. Mesela, petrol piyasası ve türevleriyle ilgili piyasa 2002 yılında 25 milyar TL’lik bir piyasa ve 100 bin kişinin çalıştığı bir piyasa idi ama bugün, 75 milyar TL’lik bir piyasayı ve 250 bin kişinin çalıştığı bir sahayı oluşturmaktadır.

Enerjide, enerji politikalarını ciddi bir şekilde yürütebilmek için mutlaka rekabet esasını birinci olarak ön planda tutmamız gerekir, yani serbest pazar ekonomisini gerçekleştirmek lazımdır. Serbest pazar ekonomisinden korkmamak, çekinmemek gerekir çünkü o, hür teşebbüs demektir. Hür teşebbüs, insanların dinamik yapılarını ve gerçek kabiliyetlerini ortaya koyan bir ortamdır ama serbest pazar demek, tamamen başıboş bir pazar anlamına da gelmez. Serbest pazar ekonomisini gerçekleştirmek için altyapıyı temin etmeniz gerekir. Bunların başında, altyapıda gerekli yasalardır. Biz iktidar olmadan, 2002’den önce, zaten 4646 ve 4628 sayılı yasalarla yani Doğal Gaz Piyasası ve Elektrik Piyasası yasalarıyla serbest pazar ekonomisine göre pazarın oluşmasıyla ilgili temel yasalar çıkartılmış idi ama ondan sonra, biz, 2002’den sonra, bu istikamette, serbest pazar ekonomisini göz önüne alacak şekilde önemli yasalar çıkarttık. Bu yasaların içerisinde, Maden Yasası, Petrol Piyasası Yasası, LPG Piyasası Yasası, Yenilenebilir Enerji Yasası, Nükleer Enerji Yasası, Jeotermal Enerji ve Mineralli Sular Yasası, Enerji Verimliliği Yasası ve yarım kalan Türk Petrol Kanunu, ki bunun önümüzdeki günlerde yeniden çıkartılacağı kanaati içerisindeyiz.

Bu yasalar son derece önemli yasalardır. Bugünkü enerjide 2002 yılına nazaran meydana gelen gelişmeleri motive eden, heyecan veren ve bugünkü atmosferi meydana getiren esas yasalar bunlardır. Bu yasaların içerisinde özellikle Yenilenebilir Enerji Yasası’na dikkatlerinizi çekmek istiyorum çünkü dünya gittikçe fosil enerjilerin etkisi altında yaşanması zor olan bir ortam hâline gelmektedir. Özellikle 2017 yılına kadar çok önemli tedbirlerle yenilenebilir enerjiye imkân vererek düzenlemelerin yapılması gerekir.

Bu duygularla sözlerime son verir, hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aksoy.

Gaziantep Milletvekili Sayın Halil Mazıcıoğlu.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Mali Yılı Bütçe Tasarısı görüşmelerinin yedinci turunda, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış oluyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, 2012 mali bütçesinin hazırlanmasında emeği geçen başta Maliye Bakanımıza, bakanlarımıza ve bürokratlarına, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkan ve üyelerine ve tüm kamu bürokrasisine huzurlarınızda teşekkürlerimi sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, kuruluşundan bugüne on yılı aşkın bir süredir elektrik, doğal gaz, petrol ve LPG piyasalarını düzenleyip denetlemektedir. EPDK tarafından bugüne kadar petrol piyasasında 13.857, elektrik piyasasında 1.727, doğal gaz piyasasında 241 ve LPG piyasasında 9.605 olmak üzere toplam 25.430 adet lisans verilmiştir. Bu lisanslar kapsamındaki şirketlerin yatırım gerçekleşmelerinden tarifelerine kadar çok geniş bir alandaki piyasa faaliyetleri EPDK’nın düzenleme ve denetlemesi altındadır.

Elektrik sektöründe arz güvenliği ve sistemin geleceği açısından en çok önem verilen konu üretim yatırımlarının gerçekleşmesidir. Bundan sekiz dokuz yıl önce, özel sektörün ülkemizin elektrik enerjisi yatırımlarının tamamını karşılayacağını söylemek mümkün değildi. Elektrik talebini karşılamak için her yıl 2 bin megavatlara ulaşan yeni yatırımın işletmeye geçirilmesi gerekirken bu rakam geçmiş yıllarda maalesef, 300-400 megavatlarda olmuştur. Ancak AK PARTİ İktidarında siyasi ve ekonomik istikrarın tesis edilmesi ve piyasa odaklı yaklaşımlar sayesinde bu yatırımlar hızla hedeflenen rakamlara çıkarılmıştır. Son sekiz yılda EPDK’dan lisans alan projelerden yaklaşık 15 bin megavat kurulu gücündeki yeni kapasite sisteme dâhil edilmiştir. 15 Ekim tarihi itibarıyla, 2011 yılı içerisinde yaklaşık 2.795 megavat kurulu gücünde 93 adet özel sektör yatırımı devreye alınmıştır. 2011 yılında devreye alınan bu gücün 1.554 megavatının hidroelektrik, rüzgâr ve jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı olması memnuniyet verici başka bir gelişmedir.

Enerji sektörünün gündemini meşgul eden rüzgâr  enerjisine dayalı lisans başvuruları konusunda 2011 yılında da gerçekten önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Bu sürecin sonunda, tamamına yakını son üç yıl içerisinde sisteme ilave edilen yaklaşık 1.600 megavat kurulu gücündeki rüzgâr santrallerinin payı hızlı bir şekilde artmaktadır. Bu konuda son olarak Sanayi Komisyonu Başkan ve üyeleri olarak İzmir seyahatini gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Gerçekten, yapılan yatırımlar konusunda Türkiye’deki yatırımcılara teşekkür etmek istiyorum.

2011 yılı içinde elektrik tüketicilerine tedarikçilerini seçebilme imkânı veren serbest tüketim limitinin 30 bin kilovatsaat olarak uygulanmasına karar verilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilgili mevzuatla yer verilen talep birleştirme metoduyla daha küçük tüketicilerin de serbest tüketici niteliğine kavuşmaları neticesinde 2011 yılı içerisinde fiilî piyasa açıklandığında da kayda değer bir artış yaşanmıştır. Kanunun ilgili hükümleri ve öngörülen piyasa yapısının nihai hedefleri gereğince, tam piyasa açıklığına ulaşılana kadar serbest tüketici limitinin indirilmesine devam edilecektir.

Ben ayrıca şunu bildirmek istiyorum: Gaziantep ilimizde HES, ayrıca rüzgâr ve ayrıca güneş enerjisinde üretim ve yatırım yapan firmalarımıza da canıgönülden teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Mazıcıoğlu, sağ olun.

Kastamonu Milletvekili Sayın Mustafa Gökhan Gülşen, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA GÖKHAN GÜLŞEN (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü 2012 yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, ülkemiz dünya bor rezervinin yüzde 72’sine sahiptir. Uluslararası rekabetin yoğun olduğu, sınırlı ve dinamik bir pazar yapısına sahip olan bor sektöründe pazardan daha fazla pay alabilmek için pazarı büyütecek çalışmalar yapmak kaçınılmazdır. İktidara geldiği günden bu yana ülke kaynaklarını en etkin şekilde milletin hizmetine sunan AK PARTİ hükûmetleri henüz yolun başındayken 2003 yılında Ulusal Bor Araştırma Enstitüsünü kurmuştur.

Türkiye'de ve dünyada bor konusunda ürün ve teknoloji geliştirerek borun yaygın bir şekilde kullanımını sağlamak amacıyla kurulan Enstitü, o günden bu yana 148 projeyi yürütmüş veya desteklemiş bunlardan 104 tanesi sonuçlanmıştır. Sonuçlanan projeler kapsamında 17 ürün geliştirilmiş bu ürünlerden 7 tanesinin ticari üretimi gerçekleşmiştir.

Son yıllarda yapılan çalışmalarda, bor kullanımının tarımsal üretimde bitki verim ve kalitesi açısından önemli iyileşmeler sağladığı görülmüş, uygun dozda bor kullanılması durumunda bitki türüne bağlı olarak yüzde 5 ile yüzde 35 arasında değişen verim artışı tespit edilmiştir.

Tarımsal üretimde sistematik bor kullanımını sağlayabilmek için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Tarım-Bor Protokolü imzalanmıştır. Tarımsal üretim değerimizin büyüklüğü düşünüldüğünde bu projeyle verimde sağlanacak ortalama yüzde 1’lik bir artışın bile tarım kesimine ve ülke ekonomisine sağlayacağı katma değer daha net görülecektir.

Ayrıca, önemli sektörlerimizden ağaç sanayi ile ilgili ahşap ürünlerinde bor kullanımı ve bor kaplama konularında iki ayrı üniversite bünyesinde yetkinlik merkezi oluşturulmuştur. Borun biyoteknoloji alanında kullanımına yönelik 3’üncü yetkinlik merkezini kurma çalışmaları devam etmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, yapılan bu çalışmalarla, Türkiye, bor konusunda pazarın büyümesini bekleyen değil, pazarı büyüten aktör konumuna gelmiştir. Bunun sonucu olarak, 2010 yılı bor ihracatımız 647 milyon dolara yükselmiştir. 2011 yılı ihracat hedefimiz 850 milyon dolardır. Bor pazar payımız 2003 yılında yüzde 30'un altında bir seviyede iken bu gün yüzde 50’ye yanaşmıştır.

Uygulanan politikalar neticesinde, bor ihracatında katma değeri düşük olan konsantre ürün payı azalırken katma değeri yüksek olan bor kimyasallarının payı artmaktadır. Bu oran 2011 yılında yüzde 92’ye kadar yükselmiştir.

Yüce milletimizin saygıdeğer temsilcileri, borun dünyadaki ticari hacminin yılda 1,5 milyar dolar civarında olduğunu biliyoruz. Sahip olduğumuz rezervin ekonomik değerini düşünürsek, borun daha yaygın kullanımını gerçekleştirip pazarı arzuladığımız seviyeye getirdiğimizde, Rusya için doğal gaz, Arabistan için petrol neyse Türkiye için bor aynı konuma gelecektir. Yeni alanlar bularak pazarı genişletmek için kurulmuş olan Bor Enstitüsü, bu yolda ciddi mesafe kat etmiştir. Üstelik bu başarı, bazı lobilerin alternatif ürünlerin pazarını korumak için bor pazarını kısıtlama gayretlerine rağmen sağlanmıştır. Bu genişleme sayesinde hem üretimimiz hem de ihracatımız kat kat artmış, 2015 yılına kadar üretmeyi planladığımız borun bir kısmının bağlantıları şimdiden yapılmıştır. Tüm bunların elde edilen gelire oranla oldukça mütevazı bir bütçe ile gerçekleştiği düşünülürse, ayrıca takdir edilmesi gereken bir husustur.

Bu vesileyle zengin bor kaynaklarımızın hak ettiği değeri bulması ve ülkemizin yarınlarına katkı sağlaması için bu Enstitüyü kuran, çalışmalarını yakından takip eden Sayın Başbakanımıza, Türkiye'nin enerji ve maden kaynaklarını en verimli şekilde kullanmak için yoğun mesai harcayan Sayın Enerji Bakanımıza, Meclis çatısı altında bor konusundaki gelişmelere eleştiri ve tavsiyeleri ile katkı sağlayan değerli milletvekillerimize, bu çalışmaları büyük bir gayretle yürüten ve bugünkü noktaya getiren Enstitü Başkan ve yöneticilerine, üniversitelerimize, akademisyenlerimize, bilim adamlarımıza huzurlarınızda teşekkür ediyor, 2012 bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gülşen.

Siirt Milletvekili Sayın Afif Demirkıran. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Enerji Bakanlığının alt birimi olan Türkiye Atom Enerjisi Kurumu bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken - Emine Hanım burada değil- Sayın Ayna dedi ki: “Efendim, işte Türkiye ve Çin en fazla enerji tüketen iki ülke, bu yanlıştır.” Ama gelişmeye ve kalkınmaya da baktığımız zaman Türkiye ve Çin en fazla kalkınmayı da sağlayan ülke. Demek ki yanlış değildir. Kalkınmayla enerji tüketimi birbirini destekleyen, birbirine paralel, orantılı iki metadır. Dolayısıyla, bir ülke eğer dünyada rekabet edecekse, bir ülke sanayisini geliştirecekse, bir ülke vatandaşının huzurunu, refahını artıracaksa enerji tüketimini de ona göre artırmalı ve artan enerjiyi karşılayacak kadar da bir üretim sağlamalı. Eğer biz 2023 hedefinde Türkiye’yi 500 milyar dolar ihracat yapacak bir ülke hâline getireceksek, eğer biz 2023 yılında 2 trilyon dolar millî gelir oluşturacaksak, eğer biz 2023 yılında fert başına 25 bin dolar millî gelir oluşturacaksak, eğer biz 2023 yılında dünyanın en büyük on gelişmiş ekonomisi arasına gireceksek elektrik üretimini de ona göre planlamalıyız. Peki nedir bu? 2023 yılına, cumhuriyetimiz yüzüncü yılına geldiğimiz zaman 500 milyar kilovatsaat enerji tüketimi olacak. Peki, bu rakam fazla mıdır, düşük müdür diye baktığımız zaman, o günkü nüfusa böldüğümüz zaman, 5.500-6.000 kilovatsaat fert başına tüketim olacak ki bu da şu anki OECD ülkelerinin ortalamasının altındadır. Demek ki eğer, biz, gerçekten iddialı bir ülke olarak geleceğimizi dizayn edeceksek elektrik üretimini de ona göre planlamalıyız.

Peki, bunu planlarken nelere dikkat etmemiz lazım? Tabii ki öncelikle yerli kaynaklar ve yenilenebilir kaynaklar. Elimizdeki yerli ve yenilenebilir kaynaklar -hidrolik, rüzgâr, güneş, kömür- 2023’e geldiğimiz zaman, 500 milyar kilovatsaati karşılayacak miktarda mıdır? Maalesef hayır. Peki, ne yapmamız lazım? O zaman ithal, bağımlı bir elektrik üretiminden geliyor. Nedir bunlar? Doğal gaz, petrol. Bunlar da çok pahalı.

Bakın, geçen gün Maliye Bakanımız bütçe sunumunda “2002’den bugüne kadar 275 veya 276 milyar dolar bir cari açık verdik, 279 milyar dolar cari açık oldu, oluştu Türkiye’de.” dedi. Peki, buna mukabil, bizim enerji ithalatımız     -maalesef, yüzde 72 enerji ithalatı bağımlısı bizim enerjimiz- 275 milyar dolar. Eğer biz enerjimizi daha az ithal bağımlısı hâle getirebilir isek cari açığı da bir şekilde karşılamış oluyoruz. Bunun için nükleer santrallere -esas konuma geliyorum- mutlaka ve mutlaka, Türkiye bir an önce… Çok gecikmişiz. Bakın, dördüncü ihaleyi yaptık ama şimdi gelinmiş olan noktada, hükûmetler arası anlaşmayla, yüzde 100 Rus sermayesiyle, Akkuyu’da, Allah’ın izniyle, çok kısa bir zamanda nükleer santral ihalesine başlanacak. Sözleşme gereği yapılması gereken bütün çalışmalar yapıldı. Şu anda Türkiye Atom Enerjisi Kurumu bununla ilgili değerlendirmesini yapıyor.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Halk istemiyor.

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Nükleer santrale biz geçmediğimiz takdirde kesinlikle enerjimizi ucuzlatamayız ve kesinlikle güvenli enerji elde edemeyiz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Güvenli değil.

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Malumunuz, sürekli ve güvenli enerji olduğu zaman esasen sanayide arzu ettiğiniz gelişmeyi kaydedebilirsiniz.

Değerli arkadaşlar, süre çok az konu çok derin. Onun için ben Türkiye'nin nükleer enerji santrallerini bir an önce kurmasının yararını burada ifade ediyor ve bütçemizin hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demirkıran.

Aydın Milletvekili Sayın Mehmet Erdem.

Buyurun Sayın Erdem. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ERDEM (Aydın) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü bütçesi hakkında söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, yani MTA 1935 yılında kurulmuştur. Ülkemizin jeolojik yapısını aydınlatmak, endüstriyel ham madde, metalik maden ve enerji ham maddelerini tespit etmek, bu maden varlıklarının işletilmesine yönelik bilgiler üretmek ve teknolojik çalışmalar yapmak amacıyla kurulmuştur.

MTA 80’li yıllara kadar aktif olarak başarılı hizmetlere imza atmış olmakla birlikte, 1980 yılından sonra uzun bir duraklama dönemine girmiştir. Tabii ki AK PARTİ iktidar oluncaya kadar devam eden duraklama dönemi, 2003 yılından sonra MTA'nın arama, araştırma çalışmaları yeniden ivme kazanmıştır. Özellikle ülkemizin çok çeşitli maden ve kömür rezervlerinin artırılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının bulunması çalışmalarına ağırlık verilmiştir.

AK PARTİ İktidarı 2003'de 18 milyon 600 bin TL olan MTA'nın bütçesini 2011 yılında 5 kat artırarak 106 milyon TL'ye çıkarmıştır. MTA sondaj çalışmalarını hızlandırmak amacıyla jeotermal amaçlı üç adet, maden arama amaçlı on beş adet yeni sondaj makinesi alımını gerçekleştirmiştir. Örtülü ve gömülü madenlerin aranmasında jeofizik etütler için gerekli yeni makine teçhizatlar alınarak modern jeofizik yöntemler uygulanabilir hâle getirilmiştir.

AK PARTİ Hükûmetinin yerli kaynakları harekete geçirme politikaları doğrultusunda MTA, 2003 yılında yıllık 32 bin metrelerde sondajda arama metrajını devamlı artırarak 2011 yılında 300 bin metreye ulaştırmıştır yani yaklaşık 10 kat. Nereden nereye. Sondaj çalışmalarının katlanarak artırılması sonucunda yeni maden sahalarının varlığına yönelik bulgular elde edilmiştir. 300 bin ton bakır, 45 ton altın, 4,5 milyon ton dolomit, 2,4 milyar ton kalsit ve 40 milyon ton seramik ham maddesi rezervi tespit edilmiştir. Hâlen devam eden çalışmalar sonucunda 2 milyar ton olan bor rezervimiz, 3 milyar tonun üzerine çıkarılmış ve rezervlerimiz görünür hâle gelmiştir.

2010 yılı sonu itibarıyla, yaklaşık 620 bin metre sondajda arama yapılarak 8,3 milyar ton olarak bilinen linyit rezervimiz yüzde 50’den fazla artırılmış ve 13,2 milyar ton seviyelerine ulaşmıştır.

Yenilenebilir enerji kaynağı olan jeotermal enerjide ülkemiz, dünyada 7’nci, Avrupa'da 1’inci sırada yer almaktadır.

2003 yılına kadar durma noktasına gelen jeotermal enerji çalışmaları, AK PARTİ Hükûmeti ile birlikte şaha kalkmış, yıllık sondaj çalışmaları 2 bin metrelerden bugün 25 bin metrelere çıkarılmıştır yani 10 kattan fazla artış. İşte AK PARTİ  farkı bu.

MTA, 2005 yılında jeotermal envanterini hazırlamış ve yatırımcıların hizmetine sunmuştur. Jeotermal kaynakların harekete geçirilmesi için, özellikle 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu AK PARTİ döneminde çıkarılmıştır ve çok büyük bir hizmet vesilesi olmuştur.

Jeotermal elektrik santralleri elektrik üretimi 2002 yılında 15 megavat iken 2011 yılında 114,2 megavata çıkmış yani artış yüzde 690 olmuştur. Özellikle, seçim bölgem olan Aydın'da jeotermal elektrik santrali sayısı şimdiden üçe ulaşmıştır. Önümüzdeki iki üç yıl içerisinde JES'lerin sayısının hızla artacağı da gözükmektedir. Ülkemizde jeotermal enerjiyle sera ısıtması 2002 yılında 500 dönüm iken 2011 yılında 2.400 dönüme, konut ısıtması 2002 yılında 30 bin konuttan 86 bin konuta çıkarılmıştır.

5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar Kanunu’yla 56 adedi ısıtma, 14 adedi elektrik üretimi olan  jeotermal saha ihale edilmiş, 458 milyon TL gelir elde edilmiştir. İlimiz Aydın'ın özel idare bütçesi de bu gelirden büyük bir pay almış ve almakta, yol, su, eğitim ve sağlık hizmetlerinde çok önemli katkı sağlamaktadır.

MTA çalışanlarına “Durmak yok, sondaja devam.” temennilerimizle başarılar diliyorum.

Bütçemizin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on beş dakika.

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2012 yılı Ekonomi Bakanlığı bütçesi ile 2010 yılı Dış Ticaret Müsteşarlığı ve İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi kesin hesapları üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Önce Bakanlığın adıyla başlayalım, Ekonomi Bakanlığı. Sayın Bakanım, bu olmadı, bu olmadı. Şimdi, “Neden olmadı?” derseniz, böyle bir garabet dünyanın hiçbir yerinde yok. Yani Kalkınma Bakanlığı var, ekonominin takibini yapan birimler orada, Hazine, Başbakan Yardımcısına bağlı, orada. Şimdi, şundan mutluluk duyabilirsiniz: Teşvikle yabancı sermayenin bir kuruma bağlanması 80’li yıllarda ve daha sonra belirli bir süre o kurumu çok mutlu ederdi, kamuoyunda da prestijli hâle getirirdi.

Ben bunu şunun için söylüyorum: Ben Dış Ticarette çalıştım, yönetici olarak da emek verdim ama hakikaten üzüldüm. Şimdi, adı Ekonomi Bakanlığı, siz gidiyorsunuz bir yere ama size makro iktisattan bir şey sorulduğu zaman, bilseniz bile “O konuda ben sorumlu değilim.” deme şansınız yok.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Öyle demiyorum!

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Demiyorsunuz da ama burada böyle anlaşılıyor. Niye böyle bir garabete taraftar oldunuz, onu bilmiyorum ama bu AKP’ye -ben geçen seferlerde de söyledim- siz fazla uymayın, adamı yanıltıyorlar, gerçekten de sizin sıkıntınız da o burada.

Şimdi bakın, yeni teşvik düzenlemesi yapıldı, yine değiştirmeye çalışıyorsunuz, bir şeyler yapıyorsunuz. Kaç sene Denizli’yi idare ettiler, geldiler gittiler, yeni tasarıyla, yeni teşvik mevzuatıyla Denizli’yi idare edeceğiz diye. Olmadı, orada sıkıntı vardı. Bazı iller hakikaten sıkıntı çekti. Geçen hafta bir sayın başkanım da İzmir’deydi, teşvikli yatırımların Denizli’de azalması konusunda Ege Bölgesi Sanayi Odasında brifing verilirken gördüm, gerçekten sıkıntılı bir durum.

Bunun dışında, bu AKP hakikaten insanı sıkıştırıyor. Siz mesela Sanayi Bakanıyken, TİM Yasası’na, size karşı çıkardı, dış ticaretten sorumlu oldunuz, savunmak zorunda kaldınız. Siz aslında böyle bir tenakuza düşecek bir şahıs değilsiniz, bunu biliyorum, işinizi iyi yaptığınızı da biliyorum. Burada bir sıkıntı var. Ondan sonra bütçe…

Şimdi, Sayın Bakanım, Ekonomi Bakanlığı oldunuz. Bütün bütçeler için aynı da, şimdi şu Ekonomi Bakanlığı, şu da İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi ve Dış Ticaret Müsteşarlığının kesin hesabı.

Ya, ben bunu nasıl karşılaştıracağım? Siz bu değişikliği yaparken, bu düzenlemeyi yaparken hiç düşünmediniz mi? Bütün arkadaşlar, biz bütçeden biraz ucundan kenarından anlıyoruz diye gelip bize soruyorlar. Nasıl bir mukayese olabilecek? Nasıl gösterilecek? Böyle bir şeyin olması mümkün mü? Mümkün değil.

Kaldı ki Sayın Bakanım, siz hangi tasarıyı Dış Ticaret Müsteşarlığı veya Bakanlar Kurulundan getirdiniz, bu Mecliste muhalefetin hangi kanadı olursa olsun “hayır” dedi? Daha tasarının geldiği andan itibaren sizi gördük veya telefonla aradık. “Sayın Bakanım, buna katkı sağlayalım, şurasına da biraz ilave yapalım. Daha istediğiniz bir şey var mı? Hani fazla olur diye koyamadığınız bir şey var mı?” diye de sorduk. Bunu gerçekten ne yapmak lazımdı; iyi düşünmek lazımdı. Bu, buraya yakışmadı. Neden? Ben o kurumda görev aldım. Gerçekten üzülüyorum bu açıdan.

Dış ticaretin problemi büyük. Burada ihracattan bahsediyor, ithalattan kimse bahsetmiyor da, ihracat kadar neredeyse dış ticaret açığı oldu. 100 milyar doları buldu; öyle değil mi Sayın Bakanım? Yani, şimdi baktığımız zaman on iki aylık ihracatı ha bire söylüyoruz ama ithalatı söylemiyoruz, dış ticaret açığını söylemiyoruz, cari işlemler açığını söylemiyoruz. Konuşuyoruz bunları, vakıa. Bütün dünya bizi konuşuyor da cari işlemler açığından dolayı, onun için ne yapıyoruz; biz de konuşmak zorunda kalıyoruz.

Geçen, Başbakan Yardımcısı söyledi, hesap yapmışlar, bu krizde kolonları güçlendiriyorlarmış. Böyle bir şey olur mu? Kolonu nasıl güçlendirir? Güçlendirirsen o bina sakat demek zaten, orada problem var demek. Bunu iyi bir şeymiş gibi anlatmanın bir âlemi yok.

Vallahi Sayın Bakanım, Bakanlar Kurulunda bunları lütfen dile getirin. Cari açık zaten şişmiş, dövizde yanık kokusu, TIR kuyruğu Suriye’de baktığınız zaman, Hatay’da Orta Doğulu turist sayısı yüzde 1’e inmiş. Bunlar gazetelerden. Bunlar ne biliyor musunuz? Sıfır sorunlu dış politikanın ekonomiye etkileri. Şimdi, bunları ne yapmamız lazım; iyi düşünmemiz lazım.

Sayın Bakan, sayın milletvekilleri; bunun dışında, yaklaşık son otuz yıldır ortalama dünya mal üretimi yüzde 2,6 artıyor, mal ihracatı da yüzde 7,3 artıyor. Doğrudan yabancı sermaye girişi yıllık ortalama yüzde 14,8, doğrudan yabancı sermayeli şirketlerin satışları yüzde 10,2, doğrudan yabancı sermayeli şirketlerin ihracatı ise yüzde 9 civarında artıyor. Dünya genelinde üretim artışıyla kıyasla dış ticaret ve yabancı sermaye girişleri daha yüksek oranda artıyor. Buradan çıkan sonuç şu: İhracatta meydana gelen Türkiye’deki olumlu gelişmenin sadece AKP’yle ilişkilendirilmesi doğru değil, ithalatı da ilişkilendireceksiniz. Dünyadaki gelişmeleri de ilişkilendireceksiniz. Biz -biraz sonra vakit kalırsa değineceğim- yaklaşık 500 milyar dolar dış ticaret açığı verdik AKP döneminde. Ütüldük, Türk milletini AKP üttürdü. Ne kadar? 500 milyar dolar. Kaç senede? Bu en son açıklanan cari işlemler açığı da dâhil buna, 2003’ün başından buraya kadar geldiğiniz zaman.

MURAT YILDIRIM (Çorum) – Bankaları da söyle!

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Bankaları da söylerim. Gel dışarı çıkalım, beraber tartışılım basının önünde biliyorsan. Öyle laf atma!..

Şimdi, AKP Hükûmet Programında cari açık tehlikesi konusunda önemli tedbirler konulmamakla birlikte, ülkenin gelişmesi için en önemli makroekonomik araç ihracat görülüyor. Dengeli bir dış ticaret yapısının oluşturulması ve ithalata bağımlı bir büyüme ve ihracat yapısının değiştirilmesi için yeterince vizyon parti beyannamesinde ve Hükûmet Programında maalesef yer almamış. Cari açığın büyük oranda petrol ve türevlerindeki ithalatın aşırı artışına bağlandığı beyannamede, ara malı üreten sektörlerdeki üretimi destekleyecek tanımlanmış öneriler yeterince yer almamıştır.

2002 yılında 401 milyon dolar olan kâr transferi 2010 yılında 3 milyar dolar dövizi ülkemizden dışarıya çıkarmıştır. Hepimizin bildiği gibi cari açığın ana nedeni dış ticaret açığıdır. Ülkemizde dış ticaret açığı yapısal bir hâl almıştır. İthalatın önemli bir bölümü stratejik ithalattır ve ihracat da maalesef ithalata yüksek oranda bağımlıdır.

2010 ve 2011 yılının ilk yarısında gerçekleşen hızlı büyüme, başta cari açık ve artan özel sektör borçluluğu olmak üzere bazı makro finansal dengesizlikleri yaratmıştır. Harcamaların borçlanarak yapılması, artan cari açığın özellikle kısa vadeli sermaye hareketleriyle finanse edilmesi ekonomide maalesef kırılganlığı artırmıştır. Dış ticaret dengesi iyice bozulmuştur. 2009 yılında yüzde 72,5 olan ihracatın ithalatı karşılama oranı 2010 yılında yüzde 61,4’e, 2011 yılı Ekim ayında ise, geçmiş on iki aylık toplamlara göre, yüzde 55,4’e gerilemiş, yıllık dış ticaret açığı 107 milyar dolara yükselmiştir. Evet, ihracat ne kadardı? Aşağı yukarı o kadar da dış ticaret açığımız oluyor. 2009 yılında 14 milyar ABD doları olan cari açık, 2010 yılında 47 milyar ABD dolarına, 2011 yılı Eylül ayında, on iki aylık, 77,5 milyar ABD dolarına yükselmiştir. Millî gelirin yüzde 10’ları düzeyindedir. Portföy girişlerinin cari açığı finanse etme oranı 2009 yılında yüzde 1,6 iken 2010 yılında yüzde 34,2’ye yükselmiştir. Eylül ayında, 2011 yılında, girişlerin yıllık cari açığı finanse etme oranı yüzde 25’ler düzeyindedir.

Yüksek cari açık borçlanarak finanse edilmiş ve dış borçlar, özellikle kısa vadeliler artmıştır. 2009 yılında 268 milyar ABD doları olan dış borç stoku, 2010 yılında 289 milyar, 2011 yılında ise 310 milyar ABD dolarına yükselmiştir. 2009 yılında 50 milyar ABD doları olan kısa vadeli dış borç stoku, 2010 yılında 78 milyar, 2011 yılının ilk yarısında 85 milyar, eylül ayında da 85 milyar dolara yükselmiştir. Firmaların mali durumları, kur hareketlerine duyarlılığı artmıştır. 2009 yılında 73,1 milyar dolar olan firmaların açık pozisyonu, 2010 yılında 90,6 milyar dolara, 2011 yılının ilk yarısında 119,3 milyar dolara yükselmiştir. Cari açık sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır. Büyüyen cari açık ekonominin kırılganlığını görünür hâle açık ve net bir şekilde getirmiştir. “Dış açık, cari işlemler dengesi açığı finanse edilebildiği sürece problem değildir.” diyen başbakan yardımcıları bu söylediklerinden geri dönmelerine, çark etmelerine rağmen burada iktidar sözcülerinin hâlâ cari açığın finanse edilebildiği sürece -ama sağlam kaynaklardan değil- iyi olduğunu söylemeleri hakikaten ibretle dinlenecek hadiselerdir.

Kısa vadeli sermaye girişlerini caydırmak için haftalık repo faizi olan politika faizini Merkez Bankası indirmiş, gecelik borç alma faiz oranı düşürülmek suretiyle faiz koridoru genişletilmiş, kredi büyümesini sınırlamak için zorunlu karşılıklar artırılmıştır. Şimdi, Türk lirasının değer kaybına rağmen 2011 yılının üçüncü çeyreği sonu itibarıyla cari açıktaki iyileşme, sadece üçüncü çeyrekte biraz daha yavaşlamış gözükmektedir. Kısa vadeli önemli husus, dış borcun çevrilebilmesi ve portföy çıkışlarının engellenmesidir. Önümüzdeki bir yıl içinde ödememiz gereken 135 milyar dolar dış borcumuz vardır, 73 milyar dolara yakın yurt dışı yerleşiklerin portföy yatırım stoku vardır. Orta vadede dış finansmana ve ithalata bağlı büyüme yapımızı değiştirmemiz mutlaka gereklidir. 90-99 yılları arasında yüzde 21 olan tasarruf oranımız 2000-2009 yıllarında yüzde 16’lara gerilemiştir, hedef koyduğunuz 2012 de yüzde 12’ler düzeyindedir. Bunun neresi övünülecek meseledir, bunun neresi takdir edilecek meseledir? Bunun sonunun nereye varacağını orada oturan bürokrat arkadaşlara, sayın bakanlarım, dönüp sorsanız: ”Sizi önünde sonunda, hini hacette bizi bunlar çok büyük sıkıntıya sokacak.” diyeceklerdir. Başka ileri uzmanlara gitmeye, IMF’le konuşmaya, OECD, G-20 diye çok büyük görüşmeler yaparak bunları millete aksettirmenin bir anlamı yok. Bunlar bilinmeyen şeyler değil. Onlar bizim çalışma arkadaşlarımız, bu işleri bilirler, sorsanız da size aynı notu yazarlar.

Yüksek cari açığa yol açan düşük tasarruf sorunu çözülmedi, enerji ithalatına bağımlılık azaltılmadı. Dokuz yıldır  bu sorunları ortadan kaldırmaya yönelik herhangi bir temel yapısal reforma gidilmedi.

Şimdi, ben bir şey söylemek istiyorum. Biraz da espriyle ne yapmak lazım; bağlamak lazım. Geçen, gazeteye bakarken bir iş kadınının bir demecini gördüm, açıklamasını: Duygusal zekâ gerçekten neyi artırıyormuş; yüzde 20 iş verimini artırıyormuş. İhracatçıları duygusal zekâlılardan, ithalatçıları duygusal zekâlı olmayanlardan seçip bu işi biraz götürürsek bu işi biraz daha kolayca çözmüş oluruz.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. Bütçe de hayırlı olsun.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği Bakanlığının bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüş belirtmek üzere söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Avrupa Birliği Bakanlığının, Ulusal Ajansı da içeren 2012 yılı bütçe tasarısı toplam 151 milyon 171 bin TL olarak onayımıza sunulmuş bulunmakta. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak biz ne kadar görüşlerimizi dile getirsek de ve karşı oy kullansak da AKP Grubunun çoğunluk oylarıyla elbette bu tasarı da onaylanacaktır. Ancak konuştuğumuz konu, tek taraflı platonik bir aşk gibi AB üyeliği hayali yolunda kurulan Avrupa Birliği Bakanlığının bütçesidir. Evet, Aralık 2004’te müzakere tarihi almamızı, üye olmuşuz gibi gündüz vakti havai fişeklerle kutladığınız, sonrasında da müzakere yapıyormuş gibi davranıp uğrunda pek çok taviz verdiğiniz ama havanda su dövdüğünüz Avrupa Birliği sevdası için kurulan bir bakanlığın bütçesi.

2000 yılında kurulan Avrupa Birliği Genel Sekreterliğini yeterli görmeyip kapattığınız ve Haziran 2011 seçimlerinden sadece birkaç gün önce kanun hükmünde kararnameyle apar topar ihdas ettiğiniz bir bakanlığın bütçesi bu. Bu yüzden bütçe rakamlarını tek tek ele alıp eleştirmek, sorgulamak yerine bu Bakanlık neden kurulmuştur, bu bütçe ile dokuz yıllık iktidarınızda Avrupa Birliği üyeliği yolunda yapamadığınız neleri başarabileceksiniz sorularının cevabını istemek daha doğru olur. Zira, şu andaki Bakan zaten daha önceki hükûmetlerde de baş müzakerecilik görevini sürdüren Egemen Bağış’tır. Avrupa Birliği Genel Sekreterliği kapatılmış ancak tüm personeli her türlü borç, alacak ve yükümlülükleriyle bu Bakanlığı kuran kanun hükmünde kararname ile Avrupa Birliği Bakanlığına devredilmiştir.

Sayın Egemen Bağış Avrupa Birliği Bakanlığının bütçe sunuş konuşmasında, göreve geldiği günden itibaren Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine ilişkin haklı tezlerini ve beklentilerini anlatmak için 41 ülkeye tam 118 ziyaret gerçekleştirdiğini ifade etmiştir. O hâlde eksik olan nedir? Sayın Bakan, siz tezlerimizi yeterince anlatamıyor muydunuz? Avrupa Birliği Bakanlığı olmadığı için mi tezlerimiz kabul görmüyordu? Keza bu konuşmada “Ne arzu ettiğimiz ne de hak ettiğimiz noktadayız.” diyen Sayın Bakan şu itirafı da akabinde yapıyor: “Müzakerelere başlamamızın üzerinden altı yıl geçmesine ve Türkiye bu yolda gerekenleri yapmaya devam etmesine rağmen ne yazık ki Avrupa Birliğinde akıl tutulması yaşandığı bir dönemden geçiyoruz.” Sayın Bakan, yeni mi anladınız? Acaba akıl tutulması içinde olan elli yıldır bildiğimiz Avrupa Birliği midir yoksa müzakere bağı kurulmasını bir anlamda Avrupa Birliğinden alacağı siyasi meşruiyet güvencesi olarak görüp uğrunda her türlü tavize razı olan Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı mıdır?

Esasen, 12 Ekimde yayınlanan Türkiye-Avrupa Birliği İlerleme Raporu, altı yılda müzakerelerde ve Türkiye-AB ilişkilerinde ne kadar yol aldığımızın ve Türkiye’ye hangi koşulların dayatıldığının da en son göstergesidir.

Avrupa Birliği Bakanı Sayın Bağış, bütçe sunuş konuşmasında, AB’nin çifte standart uyguladığına, Türkiye’ye haksızlık yaptığına da değindi ancak siyasi kriterler alanında yürütülen çalışmalardan söz ederken Avrupa Birliğinin Türkiye’den en büyük beklentisinin yeni bir sivil anayasa hazırlanması olduğunu söyledi; hukukun üstünlüğü, demokrasinin, insan haklarının ileriye taşınması ve bu konuda yüzde yüz görüş birliği içinde olduğunu yansıttı.

Ben, Sayın Bağış’a, 67’nci Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu toplantılarına katılmak üzere 28-29 Kasım 2011 tarihlerinde ziyaret ettiğimiz Brüksel’de karşılaştığımız tabloyu hatırlatmak istiyorum: Eş başkanlığını Sayın Afif Demirkıran ve Fransız Helene Flautre’ın yaptığı oturumlarda başta Miss Flautre olmak üzere tüm Avrupalı parlamenterler sürekli hapisteki gazeteciler ve milletvekilleri konusunu gündeme getirdiler.

Demek ki işe sadece Anayasa ve yasaları değiştirmekle değil, önce kafalarınızı ve hatalı uygulamalarınızı değiştirmekle başlamanız gerekmekte.

Daha güncel bir örnek vereyim size: Fevziye Cengiz olayı. İzmir Karabağlar’da polis karakolunda polislerce nasıl dövüldüğünü hepimiz dehşet içinde televizyonlarda izledik. İzmir il emniyeti bu polisleri görüntüler ortaya çıkana dek görevde tuttu, üstelik kadının konsomatris olduğu gündeme getirildi. Yani olay kayıtlarıyla ortaya çıkmazsa ve hatta kadın konsomatris ise şiddete maruz kalabilir, öyle mi? Nerede sizin işkenceye karşı sıfır tolerans söyleminiz? Nerede kaldı Avrupa Birliği normlarınız? Oysa, Türkiye, kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni parlamentoda ilk onaylayan, 29 Kasımda yürürlüğe koyan bir ülke oldu.

Bir kez daha vurguluyorum: Göstermelik olarak Anayasa ya da yasaları değiştirmek, uluslararası sözleşmeler imzalamak değildir önemli olan. Önemli olan, bunları yorumlayan, uygulayan kafalardadır esas görev, esas sorumluluk.

Çoğu devlet görevlisi olan, babası, dedesi yaşındaki 26 kişinin 12-13 yaşındaki çocuğa tecavüzünü “rızasıyla olmuştur” diye hangi yasa aklar? Karar veren, bu karara müsamaha gösteren yöneticilerin çarpık kafalarındadır esas sorun, yasalarda değil. Siirt’te iki yıl boyunca 4 çocuğa tecavüz eden 35 sanıklı davada Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu uzmanları sanıkların daha az ceza almalarına imkân verecek şekilde 4 kızın tecavüzlerden önce psikososyal gelişmelerinin olumsuz olduğunu rapor ediyorsa, zaten tuz kokmuş demektir. Kaldı ki, bu davadaki sanıklardan biri, duruşmadan üç gün öncesine dek on dokuz ay boyunca polis tarafından yakalanamadı.

Kalemleri ve beyinlerinden başka suç aleti kullanmayan milletvekillerimiz, basın mensuplarımız, sözde suçlamalarla hapse tıkılıp aylardır, yıllardır peşinen cezalandırılırken, şiddet ve tecavüz zanlılarına bu ayrıcalık neden diye sormadan geçemiyor insan. Şiddetin insan bedenine ve ruhuna verdiği hasarın tespiti, önlenmesi ve cezalandırılması konusundaki tutumunuzun Van depremindeki tespit ve sözde çözümlerinizden de öteye gitmediğini maalesef görüyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türkiye-Avrupa ilişkilerinin niteliği, zemini ve çerçevesinin açıklığa ve yeni bir tanıma kavuşturulmasını gerekli görmekteyiz. Şu anda Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarının izlediği yöntem, bizi üyeliğe yaklaştırmak yerine uzaklaştırmaktadır ve ulusal gururumuzla oynamaktadır. “Sonuç önemli değil, süreç yararlıdır.” tezi geçerliliğini yitirmiştir artık. AB’nin siyasi ve ekonomik geleceğiyle bu tabloda Türkiye’ye biçilen rol acilen değerlendirilerek yeni bir Türkiye-AB vizyonu şekillendirilmelidir. AB Bakanlığından da en öncelikli beklentimiz budur. Umarım ve dilerim, yıllardır aynı görevi sürdüren eski bakan ve eski kadrolarla yeni bakanlık ihdası, yeni kadrolar eklenmesi ve daha büyük bir bütçeyle dokuz yılda yapamadıklarınızı bu dönemde başarabilir ve yaptığınız hataları anlayarak da telafi etme imkânı bulursunuz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkkan.

Birleşime kırk dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 19.58

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati:20.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet burada.

Şimdi, yedinci turda söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Necati Özensoy’da.

Buyurun Sayın Özensoy. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on beş dakika.

MHP GRUBU ADINA NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji Bakanlığı bütçesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Enerji Bakanlığının en önemli görevi Türkiye'nin enerji arz güvenliğini sağlamasıdır. Bu minvalde, bununla ilgili BOTAŞ, TPAO, TKİ, TTK gibi kurumlar hidrokarbon; EÜAŞ, TEİAŞ, TETAŞ, TEDAŞ gibi kurumlar da yenilenebilir enerjiler de dâhil olmak üzere hidrokarbonla birlikte elektrik ihtiyacını karşılamak üzere görev yapmaktadırlar. Tabii bu anlamda, bu kurumların içinde bulundukları durumu değerlendirmek de gerekmektedir. Bizim görevimiz bardağın boş tarafını göstermektir. Bu boşlukları doldurmak da İktidarın görevidir. BOTAŞ, şu anda Türkiye'nin doğal gaz ihtiyacının büyük bir bölümünü ithal eden bir kurumdur ama maalesef, içinde bulunduğu durum, gerçekten çıkmazın içerisindedir; 7,5 milyar alacağına karşılık 8,5 milyar borcu bulunmaktadır. Bunların 6 milyarı vergi dairelerine 2,5 milyarı da dış alımlardan kaynaklanan Azerbaycan, Rusya ve İran’a borçlardır.

Yine bu arz güvenliği konusunda batı hattı, Gazprom’a ait olan Rusya Batı Hattı’nın sözleşmesinin yenilenmeyeceğini, 5-6 milyar metreküplük bu sözleşmenin yenilenmeyeceğini düşünürsek ki şimdiden sanayide şöyle zamlar yapılmıştır: Geçtiğimiz yıllarda ve bu yıl indirimli doğal gaz kullanan sanayiciler şimdiden bu gazlarının, yüzde 7-8 indirim alan sanayicilerin önümüzdeki yıl bu indirimlerden istifade edemeyeceğini, hatta doların artmasıyla ve doğal gaz fiyatlarının, maliyetlerinin yükselmesiyle zamlarla da karşı karşıya kalacaklardır.

BOTAŞ kanun gereği, kontratlarını yüzde 20’ye düşüremediği için yine bu anlamda sözleşme noktasında sıkıntı içerisindedir. Yine, Azerbaycan’dan alınan doğal gaz, 2008 dâhil olmak üzere, 120 dolardan 250 dolara çıkartılıp ve 2008 dâhil, bu aradaki farkın, 1 milyar dolar civarındaki farkın da ödemesinden kaynaklanan sıkıntı içerisindedir.

Benim buradan naçizane tavsiyem, Türkmenistan’la 1999 yılında yapılan ama boru hattıyla oradan alınması gereken 16 milyar metreküplük otuz yıl süreyle yapılan bu anlaşmayı hayata geçirmek için bunun çalışmalarının yapılmasıdır.

BOTAŞ’ın yine “BOTAŞ International” diye yurt dışında kurulmuş bir firması vardır. BTC’yi işleten, Bakû-Tiflis-Ceyhan boru hattını işleten bu kurum da her yıl zarar etmekte ve maalesef şu anda başındaki bulunan Genel Müdür de usulsüz bir şekilde atanmıştır. Bu usulsüzlük tabii, Bakanlar Kurulu kararı ve Bakan tarafından bu anlamda talimatlandırılarak olmuştur ama BOTAŞ’ın bu 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 40’ıncı maddesinde belirtilen ilgili bakanlığın gözetim ve denetimi “İlgili bakanlık, teşebbüs, müessese ve bağlı ortaklık faaliyetlerinin kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak yürütülmesini gözetmekle görevlidir.” BOTAŞ Genel Müdürlüğüne doğrudan müdahale anlamına gelecek uygulama içine girmiştir. Çıkabilecek hukuki anlaşmazlıklarda BIL Genel Müdürünün ve Yönetim Kurulu üyelerinin atanmalarının hukuki olmadığına ve yaptıkları işlemlerin geçersiz olacağına ilişkin Yüksek Denetleme Kurulu, yani Sayıştay raporları mevcut bulunmaktadır. Bunları da dikkate almak lazım diye düşünüyorum.

Yine, BIL uzunca yıllardır petrol 18 dolar iken, 15-20 sentlere varil başına ücretlendirme olurken, yine 18 dolara petrolün varilini alması gerekirken, doğal gaza çevrildiğinden dolayı masrafların artmasına rağmen bu tahkimdeki süreç Azerbaycan’ın bize yıllık 150 milyon metreküplük 57 dolardan sağladığı bu doğal gazı da BTC tarafı önümüze koyarak şimdi tahkimden vazgeçmemizi istemektedir. Sayın Bakana soruyorum: Bu tahkimden vazgeçecek mi acaba? 20 milyon dolarlık da masraf yapılmıştır bu tahkimle ilgili.

En önemli kurumlardan bir tanesi Türkiye Petrolleri. Sayın Genel Müdürün 2023’te Türkiye'nin hidrokarbon ihtiyacını Türkiye Petrollerinin karşılama hedefi bizi son derece heyecanlandırmıştır ancak bu şartlarda Türkiye Petrollerinin 1996’da 51.500 varil yurt içinde üretim yapan ancak bugün 2009 itibarıyla 34 bin varile düşen Türkiye Petrolleri ve gelirlerinin büyük bir kısmını Azeri Çıralı petrol bölgesinden, petrol boru hattından kazanan ve maalesef yine çok önemli, Türkiye Petrollerinin Dışişlerindeki politikalara ihtiyacının olduğunu yani en son uygulamalarda Irak’ta açılan ilk ihalelere, büyük ihalelere Türkiye Petrolleri sokulmamıştır ve genel bölgede ihalelere giren Türkiye Petrollerine de kuzey bölgesinde de yine ihalelere sokulmama gibi hem de Dışişleri tarafından bir uyarı vardır. Dolayısıyla, bir tek önümüzde kalan Türkiye Petrolleriyle ilgili umudumuz Karadeniz petrolleridir. Karadeniz petrollerinde de eğer bu anlamda beklediğimiz gerçekleşmezse yine umudumuz başka baharlara kalacaktır diye düşünüyorum ve endişe ediyorum. Bu anlamda işte bütün konuşmacılar çıktığında Türkiye'nin dış ticaret açığının, cari açığının hep bu ithalatlardan kaynaklandığını söylediler ama Türkiye Petrolleriyle ilgili de bu anlamda, maalesef, Türkiye Petrollerini daha güçlü bir şirket hâline getirmek için de bir çaba yok. Dünyada günlük 100 bin varilin altında üreten firmaları dikkate almıyorlar. Dolayısıyla, Türkiye Petrollerinin bilançolarının ve hedeflerinin büyük olması gerekir ve böyle bakmamız gerekir diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, yine, elektrik üretimine gelince, tabii “2002’de bu kadardı, şimdi bu kadar.” gibi rakamlarla kendimizi kandırmamamız lazım. Şöyle ki -verdiğim rakamların tamamı resmî kaynaklardandır, hatta bu vereceğim rakam Enerji Bakanlığının yine bütçedeki Bakanlar Kurulu yayınındandır- 2000-2005 arası yıllık güç artışı yüzde 8,5 ama 2005-2011 arasındaki güç artışına baktığımızda, maalesef, yüzde 5,5’a düşmüşsünüz. Yani bütün projeksiyonlarda yıllık yüzde 7’lerde elektrik talebinin artmasına rağmen ki bu artışlarla eğer Türkiye’deki 2009 yılında yaşanan krizin etkileri elektrik tüketimini yüzde 2 geriye götürmeyip aynı artışla devam etseydi bugün maalesef Türkiye’de elektrik kesintilerini bile yaşayacaktık.

Dolayısıyla, elimizdeki lisans başvuruları, lisanslar hayata geçmeden, inşaatlar bitmeden bizleri teselli etmemeli diye düşünüyorum. Çünkü lisans başvurularının da büyük bir bölümü rüzgâr enerjisine, RES’lere dayanıyor. RES’leri de, bakın, puant saatleri yani elektriğin en fazla kullanıldığı saatlerdeki gücün yüzde 20’sinden fazlasını sisteme bağlayamazsınız. Yani bugünkü puant gücümüz nedir? Yaklaşık 36 bin megavattır. Yani dolayısıyla 7 bin megavatın üzerinde bugün RES sisteme bağlayamazsınız, teknik olarak bu böyledir.

Tabii, elektrik üretimini aynı zamanda da ucuza mal etmek durumundayız rekabet şartları içerisinde ama Türkiye’deki bu rekabet şartlarında, maalesef, PMUM denilen bu sistemde marjinal maliyet diye bir uygulama… Bunun detaylarına girersem çok uzun sürer, size bunun bir tane örneğini vereyim. Bu marjinal maliyet uygulanan dengesizlikteki uygulamalarda özel sektörün önü ciddi anlamda açıldı. Ben şimdi elektrik üretiminde özel sektörün teşvik edilmesini, hele hele yenilenebilir kaynaklarda elbette teşvik edilmesini ama ikili anlaşmalarla teşvik edilmesini… Buralarda bu rekabetin kime, ne şekilde yarayacağı belli olmayan yerlerde bunun düzeltilmesi noktasında beş yıldır dil döküyorum. Bakın, bu dengesizlikte EÜAŞ 2009 yılında yaklaşık 7,5 milyar kilovatsaat elektrik almış; 8,5 milyar kilovatsaat -yaklaşık söylüyorum- elektrik satmış. Yani yaklaşık 1 milyar kilovatsaat PMUM’a elektrik vermiş. Bunun karşılığında EÜAŞ’ın alacağı ne kadar biliyor musunuz? Borcu 435 milyon lira. Alacağı değil, borcu 435 milyon lira. Yani 22,67 kuruştan almış, 14 kuruştan satmış, dolayısıyla özel sektöre kâr transferi yapmıştır. Yani dolayısıyla bu tür uygulamalardan, böyle, birilerine yarayan, ne şekilde yaradığı belli olmayan uygulamalardan da kaçmamız lazım diye düşünüyorum.

Yine, bu fiyatlandırma ülkemizin gündeminde. TEDAŞ’ın yaptığı, işte üzerinde sekiz dokuz tane vergi veya vergi benzeri üzerine konulan rakamlar var. İşte, TEDAŞ’ın tarife bileşenleri. Bakın, burada vatandaşın ödediği rakamın sadece yüzde 59’u vatandaşa satılan elektriğin fiyatı. Yani üzerine yaklaşık yüzde 67 vergi ve benzeri rakamları bindiriyorlar. Bunun içerisine kayıp kaçak rakamları da var. Yani kayıp dünyada belli standartlarda, yüzde 7’ler civarında ama Türkiye’de yüzde 16 civarında. Şimdi, yüzde 9’luk kısmını ne yapıyoruz biz? Vatandaştan topluyoruz.

Yine, bölgesel fiyatlandırmaya geçilmeli, eğer oralarda elektrik dağıtımında ihtiyaç varsa bunu da yine devlet sübvanse ederek yapmalı, vatandaşın üzerine yıkmamalı diye düşünüyorum. İşte, OECD fiyatlarında -yine bütçe, Bakanlar Kurulunun bütçe rakamlarından söylemek gerekirse- 12 sentken Türkiye’de 2010’da 15,1 sente çıkmış. Dolayısıyla fiyatlarımız da bu anlamda yüksek. Ama bu uygulamalarla bir de üzerine biraz önce nükleer santral kurulursa ki bu nükleer santral ilk anda 25 sentlerden başlayacak bu ikili anlaşma gereği Türkiye’ye bu elektriği vermeye. Yaklaşık 40 milyar kilovatsaati 25 sent yani neredeyse 40 kuruştan devlet satın alarak paçal maliyetleriyle en az yüzde 15, yüzde 20’lere varan elektriğe zam yapmak durumundayız nükleer santralle. Yani nükleer santralin yapımında, anlaşmalarında sıkıntılar vardır.

Bakın, geçtiğimiz yıl da TKİ’yle ilgili fakirlere dağıtılan kömürdeki alımlardaki sıkıntılardan bahsettim ama Sayın Bakan sanki biz fakirlere dağıtıma karşıymışız gibi “Fakirlere dağıtımlar devam edecek.” dedi. Ben diyorum ki: Sayın Bakan 2 katına çıksın. Allah versin, devletimize Allah zeval vermesin, 2 katına çıksın ama bunlar temin edilirken yine birilerine birtakım rantlar aktarılmasın.

Bakın, 2003-2004 yılında TKİ tamamen kendi kaynaklarından karşılamış ama daha sonraki yıllarda tam 3 milyar 600 milyon tonu  doğrudan alım yoluyla -bakın doğrudan alım, ihale falan değil- temin etmiş.

Şimdi Sayın Bakan cevaben dedi ki: 22/a ve 22/b maddesine göre alınmış. 22/a ve 22/b maddesi Kamu İhale Kurumuna tabi kurumlarda yapılamaz yani ihale sayılmıyor zaten. Dolayısıyla bunu yapmak için bir sürü gerekçeler gerekiyor. Efendim bunun dışında Kamu İhale Kurumuyla alakalı bir sürü yanlışlıkları, bunların yapılmaması gerektiğini yine Yüksek Denetleme Kurumu, Sayıştay  bu anlamda uyarılarda  bulunmuş.

Bakın, şöyle söyleyeyim: TKİ’nin kendi mamul kömürünün satışlarından sağladığı faaliyet kârlılık oranı bu fakirlere kömür dağıtımında yüzde 46,3, rüçhan hakkı kullanarak temin edilen kömürden sağlanan faaliyet kârlılığı da yüzde 61,1. İhalesiz ve pazarlık usulü ilansız alınan ticari kömürden sağladığı faaliyet kârlılığı oranı ise sadece yüzde 4,1.

Değerli milletvekilleri, bunu ben söylemiyorum, bu Yüksek Denetleme Kurumu, Sayıştay üyelerinin tespiti ve iki senedir de TKİ’nin bu şekilde, doğrudan alım metoduyla bu kömürleri almaması gerektiğini, işte rekabet ortamının oluşması ve fakirlere gidenlerin bir kısmının da zenginlere dağıtılmaması noktasında Yüksek Denetlemenin önerileri var.

Bunlara da dikkat ederek, bu uygulamaları da yanlış bulduğumuzu ve bütçeye ret vereceğimizi ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özensoy.

Kastamonu Milletvekili Sayın Emin Çınar. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2012 yılı mali bütçesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Çağımızın en önemli sorunlarından biri olan enerji, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için büyük önem arz etmektedir. Ülkemizde enerji ihtiyacı, artan nüfus ve gelişen teknolojiyle orantılı olarak her geçen gün artmaktadır. Ülkemiz, ne yazık ki dünyada enerji ithal eden ülkeler arasındadır. Kullanılan enerjinin yüzde 75’ine yakını ithalat yoluyla karşılanmaktadır. Büyüyen, gelişen ve muasırlaşan bir ülke olmak istiyorsak özellikle enerji açısından kendi ayaklarımız üzerinde durabilmeli ve dışa bağımlılıktan kurtulmalıyız.

Peki, AKP İktidarında Türkiye dışa bağımlılıktan kurtulabilmiş midir? Bu soruya Hükûmet doğal olarak “Evet” diyecektir. Hükûmete göre, Türkiye son dokuz yılda her alanda müthiş bir büyüme kaydetmiştir. Peki, gerçek bu mudur? İşte rakamlarla Türkiye gerçeği: 2002 yılında 9,1 milyar dolar olan enerji ithalatı bugün 50 milyar doları aşmıştır. 2002 yılında 626 milyar dolar olan cari açık bugün 80 milyar dolar civarındadır. 2002 yılında 1,2 lira olan mazot bugün 4 liraya yaklaşmıştır. AKP iktidara geldiğinde 129 milyar dolar olan dış borcumuz bugün 300 milyar dolara ulaşmıştır. Madem büyüdük, madem zenginleştik, madem her türlü gelişmeyi sağladık maalesef vatandaşımızın cebine yansıyan hiçbir şey yoktur. Bugün sadece 2007 yılından bu yana vatandaşımızın kullandığı elektrik fiyatına yüzde 70 oranında zam yapılmıştır. Yine aynı şekilde doğalgaza yüzde 100’den fazla zam yapılmıştır. Bu rakamlar kendi ayakları üzerinde durabilen bir Türkiye’nin resmi midir? Hükûmet bunların hiçbirisinin kendisinden kaynaklanmadığını, Hükûmete göre her zam dünyadaki küresel fiyat artışlarından, krizlerden kaynaklanmakta ama her türlü olumlu gelişme kendilerinin maharetinden kaynaklanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP iktidara geldiği 2002 yılında seçim beyannamesinde enerjiyle alakalı şunları söylemiştir: “Geçmiş hükûmetler, son dönemde uyguladıkları politikalar ile enerji alanını Türkiye’nin içinden çıkılmaz, zor olan bir sürece sokmuştur. Ülkemizin öngörülebilen büyüme perspektifleriyle bağdaşmayan al ya da öde anlaşmaları, imtiyaz ve işletme hakkı devir sözleşmeleri Türkiye’yi taşınması giderek zorlaşan bir mali külfetle karşı karşıya bırakmaktadır.” Bugüne kadar ne yapılmıştır? Sözde “Şurada petrol var, burada şu madeni bulduk, şu bölgede doğalgaz bulduk.” gibi ümit veren sözlerle maalesef milletimiz uyutulmuştur. Karadeniz’de, benim de seçim bölgem olan Kastamonu ve Sinop açıklarında, dev petrol arama platformları yüz milyonlarca dolar harcanarak kuruldu. Hiçbir sonuç elde edilemeden bu platform oradan ayrıldı. Sonuç sıfır, elde var yine sıfır. Çiftçimiz traktörüne alacağı mazotun derdini düşüne dursun, zaten seçim dönemi geldiği zaman AKP onlara verecek cevabı bulacaktır.

Değerli milletvekilleri, ne yazık ki Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltmak yerine, AKP döneminde, dışa bağımlılık sorununu her yıl arttırmıştır. Bu Hükûmet, diğer ülkelerle alım garantili anlaşmalar imzalayarak ülkemizi milyarlarca dolar mali külfete sokmuştur. Bugüne gelinen noktada, OECD enerji endeksine göre dünya enerji fiyatları en çok artan ülke Türkiye’dir. Dokuz yıldır zenginleşen iktidar ve yandaşları, ezilen ve sömürülen, sıkıntıya düşen aziz Türk milletinin ta kendisidir.

Büyük devlet olmak, bölgesel ya da küresel güç olmak istiyorsak, enerji alanlarında dışa bağımlılıktan kurtulmalı, kendi enerji ihtiyacımızı karşılamak zorundayız. Bunun için de bir an evvel yerli, yenilenebilir enerji kaynaklarını desteklenmeli ve güvenli nükleer enerjiye geçmeliyiz. Bugün dünya üzerinde 440 nükleer santral bulunmaktadır. Bunların yüzde 23’ü Amerika Birleşik Devletleri’nin himayesindedir. Avrupa’daki santral sayısı 151’dir. Fransa elektrik üretiminin yüzde 78’ini nükleer santrallerden sağlamaktadır. Yine Avrupa Birliğinde nükleer enerjide elektrik üretimi payı Belçika’da yüzde 60, Almanya’da yüzde 35, İspanya ve Finlandiya’da yüzde 30, İngiltere’de yüzde 28,6’dır.

Peki, bizde durum nedir? 2004 yılı Kasım ayında dönemin Enerji Bakanı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, toplam 5 bin megavat gücündeki üç nükleer reaktörün inşasına 2007 yılında başlanıp 2012 yılında hizmete açılacağını ifade etmiştir. Bugün, burada, 2012 yılının bütçesini görüşmekteyiz, maalesef bundan bir eser yoktur. Şimdi diyecekler ki: “Biz ihaleyi yaptık, Danıştay bozdu.” Rusya ile anlaşma imzalayıp, bir kanunla Mersin Akkuyu Nükleer Santrali işi Ruslara verilmiştir. Bu konuda Atom Enerjisi Kurumunun resmî görüşünün ne olduğu bilinmemektedir. Yapılan bu anlaşmanın içeriğinde neler vardır, belli değildir. Ne aşamaya geldiğinden ne yüce Türkiye Büyük Millet Meclisinin ne de aziz Türk milletinin bir bilgisi vardır ancak bu işin ülkemize pahalıya mal olacağı bütün enerji çevreleri tarafından ifade edilmektedir.

Kilovat saati 12,5 avro sente anlaştığımız Rus şirketinin bize satacağı elektriğin yüzde 70’ini bu fiyattan, geri kalan yüzde 30’unu hangi fiyattan vereceği belli değildir. Bu konuda iddia şudur: İlk iki ünite için alınacak elektriğin yüzde 70’i 12,5 sente, geri kalan yüzde 30’unun fiyatı Rusların belirleyeceği fiyata. Biz iyimser olarak bunun ortalama 20 sent olacağını tahmin ediyoruz, tabii on beş yıllık sözleşme süresinin bitiminde bu fiyatın ne olacağı belli değildir. Vatandaşımızın sırtına yine bir külfet yüklenmiştir, vatandaşımıza hayırlı ve uğurlu olsun diyoruz.

Hükûmet enerji alanında maalesef sınıfta kalmıştır, söylediği ve vaat ettiği hiçbir şey gerçekleşmemiştir. Ülkemiz giderek enerjide dışa bağımlı olan bir ülke hâline gelmiştir, en önemlisi de maalesef enerjide tek bir bağlı olduğumuz ülke vardır, o da Rusya’dır. Yarın Ruslarla aramızda çıkacak bir problemde Türkiye'nin soğukta kalması kaçınılmaz olacaktır çünkü geçmiş dönemde Ukrayna örneği gözlerimizin önünde hâlâ canlı bir vaziyette durmaktadır.

Ülkemizin önemli sorunlarından biri de yer altı kaynaklarına yeterince iyi eğilmemektir. Sahip olduğumuz yer altı kaynakları maalesef AKP tarafından 2004 yılında çıkarılan 5117 sayılı yeni Maden Kanunu’yla yabancılara satılmaya başlanmıştır. Bugün gelinen noktada yabancıların Türkiye’de sahip oldukları maden alanı 150 bin kilometrekare alanı kapsamaktadır, bu da Türkiye yüzölçümünün yaklaşık yüzde 20’sini teşkil etmektedir.

Ülkemiz için önemli madenlerin başında bor madeni gelmektedir. Dünya bor rezervinin yüzde 70’inden fazlası ülkemizde bulunmaktadır, ancak AKP bu madene de gözünü dikmiş ve işletme hakkı elinde bulunan, giderek büyüyen Eti Maden İşletmesini de satma hazırlığını yapma aşamasındadır. AKP İktidarı yanlış ve karanlık bir yolda ilerlemektedir. Tarihe dönüp bakarsak yabancılara verilen imtiyazların ileride nasıl başımıza bela olduğunu açıkça göreceğiz.

Saygıdeğer milletvekilleri, büyük umutlarla kurulan Bor Araştırma Enstitüsü de şu anda bir fiyaskonun içerisindedir. Konularında uzman, liyakat sahibi başarılı uzmanlar tamamen siyasi gerekçelerle kadrolarından uzaklaştırılmış, yerine AKP sempatizanları getirilmiştir. Bununla alakalı nasıl bir çalışma yapılacaktır, merak konusudur.

Değerli milletvekilleri, işte bu tüm yaşananlardan bir an önce dönülmesi, ülkemize ait her değerli kaynağı satarak hiçbir yere varılamayacağının farkına vararak elimizdeki değerlere sahip çıkmalı, daha güçlü enerji politikaları üreterek bir an önce Türkiye'nin enerji problemini el birliğiyle çözmeliyiz.

Bu duygu ve düşüncelerle 2012 yılı bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlara vesile olmasını diliyor ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çınar.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Müslim Sarı.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MÜSLİM SARI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; Ekonomi Bakanlığı bütçesi vesilesiyle ekonomiye ilişkin değerlendirmeler yapmak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün gün boyu ekonomiyle ilgili birtakım değerlendirmeler yapıldı fakat birtakım gerçekler gözden kaçtı diye düşünüyorum ben ve bazı gerçeklerin altını çizmek istiyorum, özellikle belirtmek istiyorum.

Birincisi, AKP hükûmetleri boyunca Türkiye ekonomisi çok yüksek büyümemiştir değerli arkadaşlar. Önümüzdeki Orta Vadeli Program’da belirlenen hedeflerin tutturulduğunu kabul edersek eğer, 2012, 2013, 2014 döneminde Türkiye ekonomisinin ortalama büyüme hızı yüzde 5 olacaktır ve bu 5 rakamı Türkiye'nin potansiyel büyüme oranı kadardır yani geçmişteki serilerle karşılaştırdığınız zaman Türkiye ekonomisi yüzde 5 büyümüştür ve AKP hükûmetleri dönemi boyunca da sadece yüzde 5 büyüyecektir. Mesela, bir örnek vereyim: 1990’lı yılları kayıp yıllar olarak niteleriz, ciddi siyasal istikrarsızlığın olduğu yıllar olarak niteleriz ama 1990’lı yıllarda Türkiye'nin büyüme ortalaması yüzde 4’tür. AKP döneminde sadece 1 puan fazla bir büyüme söz konusudur. Bu çok önemli, bunu özellikle belirtmek istiyorum.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Krizi çıkarsana.

MÜSLİM SARI (Devamla) – İkinci gerçek: Türkiye, büyüme performansıyla kriz sonrasında dünyayla ayrışmış da değildir. Bu da bir yalan. Örneğin eğer siz kriz öncesi ilk çeyreği, 2008 yılının birinci çeyreğini 100 kabul eder, bir endeks oluşturursanız, 2011 yılının üçüncü çeyreğinde Türkiye'nin ulaştığı rakamı 110,5 olarak görürsünüz, gelişmekte olan ülkelerde aynı endeksi uyguladığınız zaman 118,3’e çıktığını görürsünüz. Yani kriz öncesi seviye ile kriz sonrası seviyeyi bir arada değerlendirdiğimiz zaman Türkiye ekonomisinin toparlanması gelişmekte olan ülkelerin toparlanma ortalamasının altındadır. Bunlar resmî rakamlar, IMF rakamları ve TÜİK rakamları.

Üçüncü bir gerçek: Tırnak içinde bu yüksek büyüme, döneminizde gerçekleştirilen bu yüksek büyüme işsizliği azaltamamaktadır, azaltamamıştır, azaltamayacaktır, bu istihdam yaratmayan bir büyümedir. Örneğin 1980-90 yılında Türkiye ekonomisinin işsizliği yüzde 8,3’tür, 90’lı yıllarda 8,2’dir, 2001 kriz yılında bile 10,8’dir ancak siz 2011 yılında işsizliğin orta vadeli programda yüzde 10,5 olacağını öngörmüşsünüz. Dolayısıyla bu yüksek büyüme dönemlerinde Türkiye ekonomisinin işsizlik oranı geçmiş dönem performanslarının çok altındadır. Bu büyüme modeli istihdam yaratamamaktadır, önümüzdeki dönem de yaratamayacaktır. Niye biliyor musunuz? 2005-2007 döneminde Türkiye ekonomisinin büyüme ortalaması 7’dir, yaratılan iş, istihdam 1 milyon 106 bindir. Şimdi, siz Orta Vadeli Program’a yüzde 4,7 ortalama büyüme koyuyorsunuz ve 1 milyon 300 bin istihdam yaratacağınızı öngörüyorsunuz, ki bu bir hayaldir, sadece işsizlik oranını psikolojik sınır olarak tek hanede tutmak yani 9,9’da tutmak için bu rakamı programınıza koymuşsunuz.

Üstelik bu işsizlik oranlarının artırılamayışı giderek daralan bir havuz içinde olmaktadır.

Ne demek istiyorum? Şunu demek istiyorum: İstihdam oranları Türkiye'de sürekli olarak azalmaktadır. Bakın, 1980’li yıllarda bizim istihdam oranımız yüzde 55,7’dir, bugün gelmiş olduğumuz noktada yüzde 44,7’dir. Yani giderek daha az insan istihdam piyasasının içindeyken, siz yüksek büyümelerinizle işsizliği azaltamamışsınız.

Yine buna bağlı olarak iş gücüne katılım oranı 1980’lerde yüzde 57’dir, sizin devri döneminizde, 2003-2011 döneminde yüzde 47’dir. Giderek daha az insan iş gücü piyasasına katılmaktadır ve daha az, giderek daha küçük olan bir havuz içerisinde siz işsizliği azaltamıyorsunuz.

Sayın Bakanım, ihracatla ilgili rakamlarla çok övünüyorsunuz, ama ithalattan hiç bahsetmiyorsunuz. Türkiye ekonomisinin rekabet gücü gerilemektedir.

Nereden mi biliyorum? Şuradan biliyorum: Kriz sonrası dönemde Türkiye ihracatının toplam dünya ticareti içindeki payı yüzde 0,92’den 0,83’e düşmüştür. Yani ihracatın dünya ihracatı ve dış ticareti içindeki payı düşüyor, ithalatınki ise artıyor. Aynı dönemde ithalat yüzde 1,35’ten 1,43’e çıkmış. Yani Türkiye artık uluslararası pazarlara, dünyanın diğer ülkelerine nazaran, dünyanın diğer ülkeleriyle karşılaştırdığınız zaman çok daha zor mal satabiliyor. Maalesef bu duruma geldik.

Ve bir başka rekor, devri Hükûmetiniz döneminde cari işlemler açığının millî gelire oranı neredeyse çift haneli rakamlara ulaşmıştır. En son Ekim rakamı, yıllık kümülatif baktığımız zaman 78 milyar dolarlık bir cari işlemler açığından söz ediyoruz ve cari işlemler açığının finansmanının kalitesi de bozulmaktadır. Cari işlemler açığını her geçen gün borç yaratıcı kalemlerden ya da kısa vadeli kaynak girişlerinden ya da net hata, noksan kalemlerinden finanse edebilen bir ekonomik durumla karşı karşıyayız ve bu Türkiye ekonomisinin kırılganlığını çok ciddi olarak artırmaktadır. Türkiye ekonomisi her zamankinden daha kırılgan bir noktadadır ve çok daha önemlisi, dünyada büyümek için cari işlemler açığı vermek zorunda olan belki de tek ülkedir Türkiye. Büyüyebilmek için dış ticaret açığı veriyorsunuz, çünkü üretiminizin üçte 2’si, ithalatınızın üçte 2’si ara malı ithalatı. Bu, aslında AKP dönemlerinde oluşturulmuş bir büyüme modeli değil, fakat 2001 krizi sonrasında giderek derinleşen bir büyüme durumu bu. Şunu söylemek istiyorum: Bir birim büyüme başına vermek zorunda olduğunuz cari işlemler açığı giderek büyümektedir yani Türkiye ekonomisi giderek daha derinleşen bir yapısal problemle karşı karşıyadır. Siz, cari işlemler açığınızı enerji faturasına bağlıyorsunuz ama enerjiyi dışarıda tuttuğunuz zaman bile cari işlemler açığının millî gelire oranı artmaktadır. Son rakam yüzde 4,2’dir, enerjiyi dâhil ettiğinizde bu 9,8’e çıkar.

Giderek finansman kalitesi bozulmuş cari işlemler açığını borç yaratıcı kalemlerle finanse ettiğiniz için ve mali disiplin sayesinde kamu sektörü borçlanmadığı için fakat ekonominin borç yaratma dinamiği devam ettiği için bunu özel sektör üstlenmiştir ve özel sektörün dış borcu, döneminizde 2 kattan fazla artmıştır. 2011 yılı Haziran ayı itibarıyla özel sektörün dış borcu 202 milyar dolara ulaşmıştır. Buna paralel bir biçimde özel sektörün döviz pozisyon açığı artmıştır. Bu rakam 120 milyar dolardır. Yani reel sektör firmalarının döviz yükümlülükleri döviz varlıklarından 120 milyar dolar fazladır. Bu ciddi bir kırılganlık yaratmaktadır. Ulusal para yabancı paralar karşısında değer yitirdiğinde reel sektör firmalarında iflaslar yaşanması mümkündür. Buradan, bu kürsüden herkesi ve ekonomi yetkililerini uyarıyorum.

Bir başka önemli nokta, enflasyondaki kazanımlar son bir yılda heba edilmiştir. Bakın, 2002 yılından bu yana enflasyon oranlarında ciddi düşüşler var. Bunları takdirle karşılıyorum. Ancak gelmiş olduğumuz noktada, Türkiye'nin enflasyon oranları gelişmekte olan ülkelerin enflasyon oranlarının çok üzerine çıkmıştır. Yüzde 5,5’lik enflasyon hedefi, öyle anlaşılıyor ki, 2’ye katlanacaktır. Gelişmekte olan ülkelerin 2011 yılı sonu ortalama enflasyon oranı yüzde 7’dir, bizde ise yüzde 10’dur yani Türkiye yeniden çift haneli enflasyon rakamlarıyla karşılaşmaktadır. Öyle görünüyor ki, Merkez Bankası enflasyon hedeflerini yenilemek zorundadır. Orta Vadeli Program’ınız, daha yeni yıla başlamadan hedefleri revize edilmesi gereken bir programa dönüşmüştür.

Sonuç itibarıyla, önümüzdeki dönemde büyüme oranlarının daha da düşeceği, işsizlik oranlarının artacağı, cari işlemler açığının millî gelire oranında beklenen iyileşmenin sağlanamayacağı ve fiyatlar genel seviyesinin, yani enflasyonun yükseleceği bir ekonomik patikayla karşı karşıyayız. Bunları göz önünde bulunduran bir bütçenin, dolayısıyla Türkiye ekonomisinin büyüme dinamiklerini göz önünde bulundurarak büyüme dinamiklerini kolaylaştıran, ona katkılar sağlayan bir bütçenin yapılmış olmasını dilerdik. Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerinde de bu bütçenin bu özelliklere sahip olmadığını, zira yatırım harcamalarının geçmiş yıl bütçelerine göre, geçmiş yıl gerçekleşmelerine göre düştüğünü, sabit, cari harcamaların ciddi şekilde düştüğünü gören bir bütçeyle karşı karşıya kaldık.

Dolayısıyla mevcut bütçenin Türkiye’nin ekonomik gerçeklerine göre hazırlanmadığını ve mevcut bütçenin Türkiye’nin ekonomik gerçeklerini ele alarak büyüme dinamiklerini kolaylaştıran, dünyanın içinden geçtiği konjonktüre uygun bir bütçeyle karşı karşıya kalmadığımızı görüyorum ama bütün bunlara rağmen bu bütçenin hayırlı olmasını diliyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sarı.

İstanbul Milletvekili Sayın Şafak Pavey.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ŞAFAK PAVEY (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; güçlü gelecek toplumun ortak hayalleriyle kurulur. Bizim de çağdaş ülkelerin vatandaşları gibi özgürleşmek ve zenginleşmek hayalimiz vardı. Dünyaya huzurla bakan, üretici meslekleri olan bireyler olarak bir diğerine özen gösteren, diğerinin varlığına kin gütmeyen vatandaşlar birliği; gerek Avrupa’da gerekse Türkiye’de bu birlik bir sosyal demokrasi projesiydi. AB ile süreç tamamlandığında bu rüya yerini daha yükseğine bırakacaktı. Fakat Hükûmet Avrupa Birliği pusulasını kaybetti. Çünkü insanlık değerleri üstünden dönüşmeyi değil, para üstünden ticareti hedeflemişti. Özgürlük ve hukuk nutukları çakma reformlardan ibaret kaldı. Hrant Dink duruşmalarını size utanç örneği olarak sunuyorum.

İnsanı siyasal değerler yüksek vatandaşlığa ulaştırıyor. Göç yönlerine bakın. Size, insanın kaliteli hayat için nereye aktığını doğrudan gösterecektir. İyi yönetilmeyen ülkelerin vatandaşlarının iyi yönetildiğini düşündükleri özgür ülkelere canları pahasına akması gerçeğine bakın. Gerçek her zaman hamasetten güçlüdür.

Askerî vesayeti azaltmak için AB değerlerini kullanan Hükûmet, niyetini gerçekleştirdikten sonra, kendi sultanlığı devam etsin diye, AB kurallarına uyum sağlamayı reddetti. Görüldü ki niyeti özgür bir toplum değil, efendisi değişmiş bir toplum inşa etmekmiş.

Hükûmet, insanlık değerlerinde AB ile buluşamıyor ama Kuzey Afrika’da Müslüman Kardeşler’i iktidara getirirken aralarından su sızmıyor; Kaddafi’nin hukuksuzca linç edilmesinin parçası olmakta sakınca görmüyor. (CHP sıralarından alkışlar) Böyle davranmak, AB buluşmasına insan ekseni üstünden değil, ideolojik çıkar üstünden baktığını gösteriyor çünkü insana ve doğaya değil, dine yatırım oy getiriyor. Hükûmetin dün pompaladığı Batı düşmanlığı ne kadar vahimse, bugün gösterdiği bahar dostluğu da o kadar vahimdir, vahamet sadece yön değiştirmiştir.

Krizi fırsat bilip aşağıladığınız Avrupa’nın bizimkinin 16 misli yani 12 trilyon euroluk, dünyanın en büyük ekonomilerden biri olduğunu, çok övündüğünüz ekonomimizin Avrupa olmadan geleceği olmadığını aklınızda tutmalısınız. Küçümsediğiniz Avrupa, dünyanın bilim ve buluş merkezidir. Başbakanın sağlığına kavuşmasında kullanılan araç ve ilaçların tamamının bu ekonominin buluşlarından kazanıldığını hatırlamalısınız. (CHP sıralarından alkışlar) Hepimizi dinleyen muhteşem teknolojiler de aynı kaynaktan.

Etnik köken, mezhep rekabeti ve öğrenci susturmasının barut fıçısına çevirdiği bir ülkede yaşıyoruz. Yarım yüzyıldır aynı sorunlarla boğuşan bir ülke. Türkiye, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Dünya İnsani Gelişme Raporu’nda 187 ülke arasında 92’nci sırada. Okula gitme süresi dört yıl, nüfusun yarısının sosyal güvencesi yok, çalışanların yüzde 60’ı mesleksiz, meslekli olanları da atanmıyor. Görülüyor ki beton tutkusu ve banka performansı insanın gelişmesi için yeterli olmuyor. (CHP sıralarından alkışlar) Hükûmet, AB’ye olduğumuz gibi katılmak yani hiç katılmamak istiyor. Toplumda karşılığını bulamamış kanunlar yapmak Rönesans değildir, toplumda gerçek reform kanunların toplumsal değerlere dönüşmesidir. Yaptığınız kanun toplum tarafından algılanmıyorsa o kanunu uygulatmak istemiyorsunuzdur. Ahlaksızlığı Batı’dan aldığımızı ilan edince geleneklerimizin Batı tarafından yozlaştırılacağı paranoyasını takviye ediyorsunuz. Böylece AB’nin güzelliğini anlattığınız sevimli röportajlar sözde kalıyor. Görüldüğü gibi ortada ters yönlere giden, birbirini yok eden paralel bir politika izleniyor. Devlet karakolda Fevziye Cengiz’i dövüyorsa, İrfan Tören’in hastane odasında Güldünya’yı öldürmesiyle nasıl mücadele edeceğiz? (CHP sıralarından alkışlar) Kadına karşı şiddet sözleşmesinin ilk imzacısı ülke olarak böbürlenirken, aynı gün rumuz N.Ç. kararı Yargıtay tarafından onaylanıyor, uygulanmayan insanlık değerleri arşivine bir yenisi daha konulmuş oluyor. Türkiye, açmaza giren AB sürecini “Kamu Alımları”, “Rekabet Politikası”, “Gıda Güvenliği”, “Sosyal Politika ve İstihdam” ve “Çevre” adlı başlıkları kıstaslarını yerine getirerek açabilir yani değerlerini değiştirerek.

Bütçe için temennilerim şunlar: Değerlerin dönüşmesini kuvvetle hatırlatmak isterim. Öğrencinin saçını kesmeyecek, poşusunu tutuklamayacak, parasız eğitim hakkı, su hakkı, barınma hakkı ya da doğa hakkı için gösteriye tahammül edeceksiniz. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar) Vatandaşlarınız madenlerde ve depremlerde aldırmazlıktan ölmeyecek, yağmur yağınca duble yollarda boğulmayacak. Uçurumdaki gelir dağılımının mağdurları, yoksulluk sınırında yaşayan insan sayısı nüfusun beşte 1’i olmayacak. Eş cinsel vatandaşlarınız toplumun en alt katına itilmeyecekler. Üniversiteyi devlet tarafından kontrol etmeyeceksiniz, bilim siyasetin tutsağı olmayacak. (CHP sıralarından alkışlar) İnançları sizin için makbul olmayan vatandaşlarınızı Zerdüştlükle, Alevilikle, gavurlukla suçlamayıp, Diyaneti devletin ayrıcalıklı kurumu yapmayacaksınız. (CHP sıralarından alkışlar)

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Bravo!

ŞAFAK PAVEY (Devamla) – Hukukumuz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde başvuru enflasyonuyla anılmayacak. Türkiye, hakkında “Fikir özgürlüğü yok.” kararına varılmış bir ülke olmayacak. Eğer derdimiz marka olmaksa ancak böyle marka olunur.

Demokraside en önemli kıstas soru sorabilme hakkıdır, öyle değil mi? Soranlar cezaevinde, o hâlde ben soruyorum: İçinde yaşadığımız bir demokrasi mi, demokrasinin illüzyonu mu? Uzun tutukluluk sürelerine AKP’li meslektaşlarım tarafından düşünülen çözümü hayretle tekrarlamak isterim, dünyada örneği görülmemiş “geçici mahkûmiyet” çözümü konuşuluyor. Böyle bir şey olabilir mi?

Rekabet faslının önünü tıkayan hiçbir şey yok ama belli ki devlet desteği verdiklerimizi ayrıcalıklarından mahrum etmemek için rekabet faslını açmıyoruz.

Her depremde binalar yerde, insanlar altında ama Kamu İhale Yasası açılmıyor. Çünkü Hükûmet, yoluna kendi müteahhidiyle devam etmek istiyor. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Türkiye, henüz sosyalist ülkeler için çıkarılan Kopenhag Kriterleri’ni bile yakalayabilmiş değil. Tam bir tıkanmanın eşiğindeyiz. Bu tıkanmada vergide, eğitimde, bilimsel araştırma sisteminde reform yapmayan Türkiye, kendi gelişmesini kendisi tıkıyor. AB’yle müzakerelerde sekiz faslı tıkayan Türkiye limanları konusu buzdolabında. Avrupa Birliği siyaseten kendini bağlamış olmasına rağmen, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne ekonomik yardım vaadini tutmuyor. Biz de hukuken yapmamız gerekirken limanları Rumlara açmıyoruz. Tutulmayan siyasal söz ile yapılmayan hukuksal yaptırım çarpışıyor. Oysa pazarlık için son derece elverişli bir dönemdeyiz. Kıbrıs, tıkanıklığımızı açacak en önemli anahtardır. Tayvan’ı model alabiliriz. Tayvan diplomatik yalnızlığına aldırmadı ve bir mucize gerçekleştirdi. Bugün tüm dünyayla ticaret yapıyor. Tayvan Adası 70 milyonluk nüfusunun geleceğini güvenceye aldı, biz 293 bin Kıbrıslı Türk’ün ve buna bağlı olarak 74 milyonluk vatandaşımızın geleceğini neden tıkıyoruz? (CHP sıralarından alkışlar) Tıkanmış sürece tekrar hayat vermek için olumlu gündem çağrısına samimiyetle katılmalıyız.

Müzakereler dinamik bir süreçtir ve dinamizm bir kez kaybedildiğinde yeniden kazanmak için çok enerji ve zaman gerekir. İnsan hayatında zamandan daha değerli ne olabilir? Düşünün ki yarım yüzyıl önce imzalanmış Ankara Anlaşması hâlen Avrupa’daki vatandaşlarımızın haklarını korumaya devam ediyor. Yani niyetiniz vatandaşımızın refahıysa her türlü koşulda başarmak mümkün. Hükûmeti tam da bu koşullar lehimize iken kabadayı özgüveniyle değil, gençlerinin geleceğini her şeyden çok önemseyen akıl adabıyla davranmaya davet ediyorum.

Penguen dergisine göre, şakacı AB Bakanımızın Leonardo Da Vinci esprisi Mona Lisa tablosundaki yarım tebessümü bile yok etti. Hükûmeti o tebessümü iade etmeye davet ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim. (CHP, MHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Pavey.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Durdu Özbolat…

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA DURDU ÖZBOLAT (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 2012 yılı bütçesi üzerinde partim adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Enerji, ülkemizin ve dünyanın en temel sorununu oluşturmaktadır. Ülkemiz, içinde bulunduğu jeopolitik durum itibarıyla avantajları kendi lehine çevirememiştir. Türkiye hem elektrik hem de petrol kaynakları anlamında dışa bağımlılığı her geçen gün artan bir ülke.

Bakınız, doğal gaz ve elektriğe geçtiğimiz aylarda fiyat eşitlemesi mekanizması nedeniyle uzunca bir aradan sonra zam yapıldı. Doğal gazda yüzde 15, elektrikte yüzde 20’ler civarındaki bu zam en çok sanayiyi etkilemiştir. Sanayimiz bu zamdan yüzde 20’ler düzeyinde etkilenerek çok büyük bir sıkıntıya girmiştir. Devletin dağıtım şirketlerini özelleştirmek için EDAŞ’ların mevcut tarifeleri çeşit çeşit teorilerle önce uzatıldı, sonra kimine kıyak, kimine dayak atılırcasına onaylandı, geçti. Kayseri ve Civarı, beş yıllık tarife döneminde ise, tarifesinde kayıp kaçak hedefinde değişiklik olmamasına rağmen ARGE ve altyapı yatırımları için milyonlar harcayacakları kalemleri onaylatmışlardır. Bu kadar yüksek yatırımlar yapılmasına rağmen, beş yılın sonunda kayıp kaçak oranı yine aynı hedefte kalacaktır.

Dağıtım tarifelerinde binde 1’lerin bile milyonlarca liraya karşılık geldiği tarife dönemlerinde bir de bakıyorsunuz 2-3 puan artırılıyor. İşte, elektrik zammının asıl nedeni bu ve bunun gibi nedenlerdir. Bu filmler nedeniyle elli çeşit fon ve paylar yüzünden elektrik fiyatları sürekli artıyor.

Aslında kayıp kaçağı “kayıp” ve “kaçak” diye ikiye ayırmak lazım. Kayıp bellidir, oranı da yüzde 3-5’ler düzeyinde ama bu iki kavram birlikte anılarak kafalar karıştırılıyor. Kaçak ise bambaşka bir şeydir. Siz eğer elektrik çalınmasına izin veriyorsanız, bu kadar yüksek ARGE ve altyapı bedellerini tanımlıyorsanız beş yıldan sonra 1 kilovat saati kimse kaçak kullanmamalıdır.

Burada devralınacak şirketlerde buna göre ihale bedeli oluşturuldu. Devredilen bölgelere bakın, tahsil edilemeyen alacaklar şirketin kasasına kalıyor zaten. Bu kalemin tüm bedeli devlet tarafından ödenmiş, özel sektör gelip öncelikle bunu tahsil ediyor.

Bu yıl yapılan tarife dönemlerinde kimi şirketler zengin ediliyor. Zaten 2,33 olan kâr marjı ile milyar dolarları çıkarmaları mümkün değil. Bakanlık da bilinçli olarak o şirketlerin usulsüz uygulamalarını temizleyecek düzenlemeler yapmaya çalışıyor. Buradan tüm enerji bürokratlarına sesleniyorum: Sakın yanlış yapmayın. Bu adamların almış olduğu bölgelerin yanlış işlemlerini sakın ola onaylamayın. Bu harcamalar devletin değil, doğrudan halkımızın cebinden çıkan bedellerdir. Bugünkü hataların bedelini, hesabını yarın vermek zorunda kalırsınız.

Geçtiğimiz günlerde basına yansıyan haberlerde tüketici mahkemesi tarafından alınan bir başvuru gündeme geldi. Elektrik faturalarının kayıp kaçak ve bir sürü fon ve pay nedeniyle bir yılda 13 faturaya karşılık geldiğini yazdılar. Sonuna kadar doğrudur. Çünkü, EDAŞ’ları satmak için şirketlerin tarifelerinde her payı ayrı ayrı yazdırdılar. Enerjinin çıplak fiyatının üstüne yüzde 5-6 kadar fon biniyor, yüzde 10’la 15 arasında da kayıp kaçak biniyor. “Buna yapılacak bir şey yok.” diyorlar. Değerli Hükûmetimiz de bununla ilgili 4628 sayılı Kanun’u ince ince değiştirdi. O zaman bu kötü niyeti kimse sezememişti. Şimdi uygulamaya başlayınca herkes bağırıyor.

Hükûmetin, bu abuk sabuk tarife uygulamasındaki koşulları derhal  düzeltmesi gerekmektedir. Getirin kanun değişikliğini, hep beraber düzeltelim. Elektrik faturaları, böyle giderse, dağıtım şirketlerinin vicdanına kalır. Hâlâ anlamakta güçlük çektiğimiz, ancak ne yazık ki elektrik faturalarımızın vazgeçilmezi olan TRT payı artık son bulmalıdır. Özel sektörün çatır çatır para kazandığı medya sektörü varken, neden bizler elektrik faturalarındaki fon ve paylarla TRT’yi finanse ediyoruz? Hâlâ anlamış değilim, zarar ediyorsa kapatalım ya da özelleştirelim. Elektrik faturalarımızla her ay fonluyoruz, gene zarar ediyorlar ve üstelik de TRT yayınları Hükûmetin borazanlığını yapıyor. TRT bedelinin en azından konutlardan kaldırılması konusunda derhal bir çalışma yapılması gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her insanımız için ucuz ve kaliteli enerjiye ulaşılacak imkânlar sunmamız başta Hükûmetin ve Enerji Bakanlığımızın asli görevidir, ama maalesef ülkemiz tüm uluslararası istatistiki verilere bakıldığında, son sıraları kimseye kaptırmıyor. Bu bizim kaderimiz olmamalıdır. Bizler enerjinin dünyada nasıl kullanıldığını, nasıl şekillendiğini görüyoruz. Türkiye, binlerce kilometrelik boru hatlarının ortasında olmasına rağmen hem petrolü hem de doğal gazı en pahalı kullanan ülkedir, bunu değiştirmemiz lazım. Geçtiğimiz haziran ayında 1986 yılında imzalanan Gazprom ile BOTAŞ arasındaki Boru Hattı Anlaşması’nın özel sektöre devri için lot lot ihale ilan edildi ancak Gazprom ihaleye katılmak için kimseye onay vermediği için ihale iptal edildi. Daha sonra eylül ayında Gazprom’la olan Batı Hattı Anlaşması’nın 31/12/2011 itibarıyla yenilenmeyeceği Sayın Bakanımız tarafından ilan edildi. Gazeteler çarşaf çarşaf gereksiz gerekli bir sürü yorum yaptı. Tabii, biz bilgilendirilmediğimiz için bu önemli gelişmeyi basından takip etmek zorunda kaldık. Peki, Gazprom ne yaptı? “Bizim muhatabımız Sayın Bakan değil, BOTAŞ’tır.” dedi. Sayın Bakanımız, olay büyümesin, dünya gaz alıyoruz, aramız bozulmasın diye Gazprom’la ilişkileri germedi. EPDK ise geçtiğimiz günlerde ilana çıktı. Batı hattından Gazprom’la anlaşıp gaz getirmek isteyen şirketlerin gaz ithalat lisans başvurusunu kabul etti ama lisans almak için gerekli olan Gazprom’la yapılacak Gaz Tedarik Anlaşması’nı 26 şirketten hiçbiri yerine getiremedi. Başvurular yönetmelik gereğince on iş günü içinde eksik evrak olan gaz sözleşmesini getirmek için uzadı, sanıyorum geçtiğimiz cuma günü de bitti. Büyük bir ihtimalle Gazprom’la anlaşan kimse yok.

Gazprom’un bir özel firmayla anlaşma yapması zaten olası değil. Gazprom bulmuş bizim gibi bir kazı, niye özel sektöre devretsin. Bu tarafta gaz faturalarına hazine kefil iken diğer tarafta Türk bankasından alınmış mektup var. Niye devretsin hazine güvencesi varken özel şirketlere? Niye gaz versin? Ayrıca özel sektöre gaz getirme hakkı tanınacaksa neden Batı hattı gibi stratejik bir hat masaya konuyor? Türk şirketleri, Gazprom gibi dünyayı sarsan, Putin’in eşrafıyla yönettiği bu şımarık tavırlara neden maruz bırakılsın?

Bakın, değerli arkadaşlar, Batı hattı, İstanbul ve Trakya’nın yani sanayinin başkentidir; ülkemizin yüzde 35’i bu bölgede yaşıyor. Bu hat çalışmazsa Gazprom biliyor ki hayat durur. Devletimiz müzakereyi kötü yönetip sonra da masadan kaçmakla, ardından da üstü kapalı mesajlarla bu işi çözemez. Daha dün bize bu oyunları çeviren Rusya’ya koca nükleer santral projesini altın tepside sunduk, şimdi bize “Gazı keserim.” tehdidinde bulunuluyor. Hadi, siz de “Ben de nükleeri durdurum.” deyin. Diyemezsiniz çünkü sizin kabul ettiğiniz tahkim hükmünü Gazprom şimdi gaz sözleşmesinde kabul etmiyor. Gazı fahiş bedellerle satmak için bizim şirketleri -tabiri caizse- tokatlayıp gönderiyor. BOTAŞ’ın Genel Müdürü ayrı, Bakanlığımız ayrı tavır alırsa Gazprom bunu yakalar ve tepemize biner. Şimdi, yarın kuzu kuzu anlaşmayı Rusların istediği fiyattan imzalarsınız ya da almadığınız gazın parasını ödersiniz. Dokuz yıldır Tuz Gölü depolama tesisi için eşelenip duruyoruz. Şimdi, Çinli bir firmayla sözleşme yaptınız, inşallah yedi sekiz yılda biter. Siz depo yapmak için bu kadar oyalanırsanız Gazprom’un da eli böyle güçlü olur. Azerbaycan’ın, Rusya’nın, Avusturya’nın, Fransa’nın enerji bakanlıkları şirket kuruyor; kendi ülkelerinde bitirmiş oldukları yatırımları gelip ülkemizde de devam ettirmek istiyorlar, biz de seyrediyoruz. Bu ülkeler kalkıyor, ülkemize geliyor ve devletten destekten çok köstek alarak milyarlarca yatırım yapıyorlar. Bu durum sizi hiç düşündürmüyor mu? Biz ne zaman bu seviyeye geleceğiz?

Değerli arkadaşlar, bizler dünyadaki değişiklikleri yakından takip ediyoruz. Dünya bizim gibi artan enerji fiyatlarını ve sera gazı salımını azaltmak için binlerce çalışma yapıyor, biz ise artan elektrik talebimizle övünüyoruz.  Ayakları yere basan hiçbir enerji politikamız yok. Sayın Bakanımız kafasını kaldıramıyor. Bir bakıyorsunuz, Kıbrıs’a araştırma teknesi gönderiyor, alay konusu olunca gidip Shell’in şefkatli ellerine bırakıyoruz kendimizi. Ufacık, üstelik ana ülkeleri ekonomik olarak batmış olan Güney Kıbrıs milyonlarca dolar para harcayarak dört büyük…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim. Çok sağ olun.

DURDU ÖZBOLAT (Devamla) – Peki, sözlerimi bitiremedim ama hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adana Milletvekili Sayın Ümit Özgümüş. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakika.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Enerji Piyasası Düzenleme Kurul ve Elektrik İşleri Etüt İdaresi bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Romalı Senatör Cato, Roma’da her Senatoda konuşmaya çıktığında -o günün konuşması ne olursa olsun, o günün konusu ne olursa olsun; sağlık, eğitim, savaş fark etmez- önce konuşmaya şöyle başlarmış: “Kartaca yıkılmalıdır.” Ben de bugünkü konuşmalarda, bütçe konuşmalarında, Maliye Bakanlığının, Ekonomi Bakanlığının konuşmalarında gördüm ki Türkiye'nin en büyük belası olan cari açık konusunda, sayın bakanlarımız da, sayın milletvekillerimiz de –bürokratlar konuşmadıkları için şu anda bilmiyorum- henüz daha cari açığın ciddiyetinin ve Türkiye ekonomisini nereye götürdüğünün farkına varmamışlar. AKP adına konuşan arkadaşımız, milletvekili arkadaşımız, daha önce İhracat Genel Müdürlüğü yaptığı hâlde şu lafı söyleyebilmektedir: “Cari açık finanse edildiği süre içerisinde sorun yoktur.” Türkiye’yi bu hâle getiren, cari açığı bu hâle getiren, cari açıktan dolayı topraklarını sattıran mantık budur. Bugün konum o değil, zamanım da çok az, başka bir gün uzun uzun cevap veririm Sayın Bakanıma da, sayın milletvekillerime de ama şunu söylemek istiyorum: “Finanse edildiği süre içerisinde cari açıkta sorun yoktur.” demek, sürekli zarar eden, batan bir işletmenin “Bankalardan veya tefeciden borç alabildiği süre içerisinde bir sorun yoktur.” demesinden başka bir şey değildir, sürdürülemez, bir süre sonra duvara toslar. (CHP sıralarından alkışlar) Cari açığı yaratan neden    –geçen gün bir konuşmamda daha söylemiştim- altında yatan neden dış ticaret açığı, dış ticaret açığını oluşturan ise son yıllarda Türkiye’deki rekabet gücü eksikliği.

Bakın, dünyada her yıl ülkeler arasında rekabet gücü sıralaması yapılır. Son olarak 58 ülke içerisinde yapılan araştırmada, 2010 yılı rakamlarıyla, Türkiye 58’inci sırada, rekabet gücünde 58’inci sırada. Burada, Batılı ülkeler, sanayisi gelişmiş ülkeler sıralamada ön sırada ama bizi ilgilendiren, rekabet ettiğimiz ülkelerden Çin 18’inci sırada, Kore 23, Çek Cumhuriyeti 29, Hindistan 31’inci sırada. Son beş yıl içerisinde Türkiye, rekabet gücü sıralamasında 39’uncu sıradan 48’inci sıraya düştü. Bugün burada akşama kadar anlatın bütçeleri ama AKP’nin yanlış ekonomi uygulamalarından dolayı 36’ncı sıradan 48’inci sıraya son beş sene içerisinde geldi. Bunun birçok nedeni var, istihdam üzerindeki yükler var; son yıllarda uygulanan yanlış para, kur politikaları var ama bizim kendi konumuza gelecek olursak bugün, sanayinin enerji girdi fiyatlarındaki yükseklik var. Bugün dünyada enerjiyi en pahalı kullanan ülkelerin başında gelmekteyiz, gerek doğal gazda gerek petrolde gerekse elektrikte. Sadece petrol ürünlerinde yani akaryakıtta, mazotta rafineri çıkış fiyatının 2,5 katı fiyatla sanayici bu mazotu kullanmaktadır. Yine aynı şekilde, benzinde rafineri çıkış fiyatının 3 katı fiyatla kullanmaktadır.

Bunların üzerinde, bunun pahalı olmasının üzerinde dolaylı vergilerin etkisi var. Maliye Bakanı, Maliye Bakanlığının bütçesini okurken oradaki rakamlara baktığınız zaman, Türkiye’deki vergi sisteminin de sağlıksız olduğunu, beceriksiz olduğunu görebiliyorsunuz çünkü şu anda Türkiye’de toplanan vergilerin yüzde 67’si işte bu doğal gaz, akaryakıt, elektriğin üzerindeki dolaylı vergilerden toplanmaktadır ve rekabet gücümüz de gittikçe geriye doğru düşmektedir. Bugün elektrik fiyatlarında, 1995 yılı ortalama 6 sent iken bugün yine değişik kademelere göre ortalama 10 sentin üzerindedir. ABD’de 6,6 sent, bizim rakiplerimiz olan ülkelerden Kore’de 5,9; asıl rakibimiz olan Çin’de ise 2,5 sent civarındadır.

Tabii, sadece bu zulüm sanayiciye değil, tüketiciye de zulüm bu dolaylı vergiler. Fatura üzerinde, elektrik faturası üzerinde, bugün söylendi, temel baz elektrik fiyatı üzerinde kayıp enerji bedeli var, dağıtım bedeli var, sayaç okuma var, personel satış hizmet bedeli var, iletişim var ve TRT payları var. Şimdi, bunların iki tanesine değineyim, zaman çok kısa. Bir tanesi, kayıp kaçak. Bir defa, kayıpla kaçağın ayrılması gerekir. Dünyanın her tarafında enerji dağıtım sisteminde kayıp olur. Ama kaçağın bedeli tüketiciye ya da sanayiciye neden yansıtılır? Mahallenizde hırsızlık olduğu zaman o hırsızlığın bedelini çevre temizlik vergisinin üzerine ekliyor musunuz? Gidin yakalayın hırsızları. (CHP sıralarından alkışlar) Bugün KOBİ’ler içerisinde özellikle cemaate yakın bazı sektörlerin yoğun olduğu sektörlerde -ben daha önce sanayi odası başkanlığı yaptım- kayıp kaçağın çok yüksek olduğunu biliyorum. Ama o hırsızlık, kayıp kaçağın bedelini niye tüketicinin üzerine yüklüyorsunuz? Enerjiyi özelleştirdiniz. Özelleştirmenin temel amaçlarından bir tanesi de kayıp kaçağı engellemekti. Gidin, yakalayın.

Şimdi, geçen gün tüketici hakem heyetine başvurdu Zonguldak’ta bir vatandaş, dedi ki: “Bu haksızlıktır. Hırsızları yakalayamıyorsunuz, bizim üzerimize bindiriyorsunuz.” Tüketici koruma hakem heyeti yasal bir kuruluştur, vilayetler bünyesinde veya kaymakamlıklar bünyesinde kurulur. Zonguldak’taki hakem heyeti bunun haksız olduğuna ve iade edilmesi gerektiğine karar verdi, onu iade ettiler. Ama EPDK şu anda hâl⠓Hayır, bunu ödeyeceksiniz.” diyor. Eğer Zonguldak’ta devlet bunu iade ediyorsa Türkiye'nin her tarafında iade etmek zorundadır.

Devlet otoriterdir, eyvallah. Ama devletin otoritesi eğer hukuka dayanıyorsa o zaman devletin otoritesinin bir geçerliliği vardır. Ama devletin elinde sadece silah var diye, güç var diye, bu şekilde olduğu gibi hukuka dayanmadan bir otorite kullanıyorsa, keyfî olarak kullanıyorsa bunun ismi faşizmdir. (CHP sıralarından alkışlar) Türkiye'nin her tarafında, Zonguldak’taki kararın geri alınması gerekir.

TRT payları var. TRT’yi izlemiyorum, yandaş oldu artık ama TRT payı var ve sürekli kaldırılacağı söylendiği hâlde kaldırılmıyor. Şu an TRT’de 8 bin kişi çalışıyor. 4 tane, 5 tane televizyon. Aynı şekildeki özel televizyonlarda yaklaşık olarak 300 kişi çalışıyor.

Bakın, size bir yazı okuyorum, bunu -2002 yılında- Kasım 2002’de Acil Eylem Planı’nı Sayın Başbakan okurken söylemiş, diyor ki: “Allah’a hamdolsun ki verdiğimiz sözlerin hepsinde durduk. Elektrik fiyatlarının ucuzlatılmasına yönelik üç ay içerisinde TRT payı kaldırılacaktır.” Üç ay da geçti, on üç ay da geçti, beş yüz tane ay da geçti, bugüne kadar kaldırılmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Elektrik İşleri Etüt İdaresini konuşmaya gerek yok, zaten kanun hükmünde kararnameyle bir gecede kaldırıldı. Yetmiş altı yıllık kuruluş, sanki iki ay daha kalır da, Meclise gelir de Mecliste tartışılırsa, gerekçeleri ortaya konursa savaş çıkacakmış gibi gecenin bir saatinde yetmiş altı yıllık kuruluş kapatıldı.

Sayın Bakandan, eğer kürsüye çıkacaksa, bunun açıklamasını rica ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Açıklar, açıklar şimdi.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Nedir bu? Yangından mal mı kaçırıyorsunuz?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Elektrik İşleri Etüt İdaresinin bir gecede kanun hükmünde kararnameyle kaldırılmasının altında yeni bir kadrolaşma mı yatıyor?

Saygılar sunuyorum hepinize. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Edirne Milletvekili Sayın Kemal Değirmendereli. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz altı dakika.

CHP GRUBU ADINA KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumlarının 2012 yılı bütçesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sözlerime Maliye Bakanı Sayın Şimşek’in 2012 yılı bütçe sunuş konuşmasından bir alıntıyla başlamak istiyorum. Sayın Bakan “Ekonomimizin en önemli sorunu olan cari açığı düşürmek için ülkemizin enerjide dışa bağımlılığını azaltması, katma değeri yüksek mal ve hizmet üretiminde yoğunlaşması gerekiyor.” dediler. Altı çizilen bu hususlara katılmamak mümkün değil ancak Hükûmet ve bakanlar tarafından doğru sözler sarf edilse de gerçekleştirme konusunda aynı heyecanı ve kararlılığı maalesef göremiyoruz.

Sayın milletvekilleri, dünya ham bor pazarı 1,5 milyar dolar iken bor uç ürün, bor türevleri pazarı 100 milyar doları aşan devasa bir pazardır. Ülkemizin 2010 yılı bor konsantresi ve kimyasalları satış hasılatı 647 milyon dolardır. Bunun yüzde 97’si ihracattan gelmektedir. Yani bor madenimizin sadece yüzde 3’lük miktarını Türkiye içinde kullanıyoruz ve işliyoruz. Oysa uç ürün üretebilsek çok daha büyük bir miktarı yurt içinde işleyerek pazar payımızı artırabiliriz. Peki, uç ürün geliştirmesi hedeflenerek iyi niyetlerle enerjide katma değeri yüksek mal ve hizmetlerin üretilmesini sağlamak üzere kurulan BOREN bugün kuruluş amacına uygun çalışabilmekte midir?

Sayın milletvekilleri, BOREN’e ayrılan bütçe sadece ve sadece 9,5 milyon TL’dir. Bu bütçeyle 100 milyar dolarlık bir pazara yönelik teknoloji ürünleri geliştirmek mümkün olabilir mi? Bu bütçeyle Türkiye, rafine bor ürünlerini ve bor kimyasallarını dışarıya ihraç etmeye devam eder. BOREN, uç ürün çeşitliliğini arttıramaz. Nasıl savunma sanayisindeki ARGE yatırımları sonucu dışa bağımlılığımız günbegün azalıyor ise başta hidrojen enerjisini üretmeye imkân verecek bor ürünleriyle de bu başarıyı sürdürmemiz mümkündür. Bunun için de BOREN'e daha yüksek bütçeyle güç verme gereği vardır. Bu olanak da vardır sayın milletvekilleri.

Eti Maden Genel Müdürlüğü 2010 yılında hazineye yıllık kârından 316 milyon lira senelik temettü aktarmıştır. Eti Madenin bu yüksek kârından BOREN'e ek kaynak imkânı yaratılabilir.

Değerli milletvekilleri, TAEK'le ilgili üzerinde durulması gereken en önemli konu ise ülkemizin dışa bağımlılığını arttıracak olan nükleer enerji santrali konusudur. Halbuki Sayın Bakan: “Cari açığın makul ölçülere çekilmesi için enerjide dışa bağımlılığın azaltılması gerekli.” demişti. Tükettiğimiz enerjinin 2000 yılında yüzde 67'sini ithalatla karşılıyor iken bu oranın 2010 yılında yüzde 72,4'e çıktığını görüyoruz.

Sayın milletvekilleri, doğal gaz, petrol, kömür konusunda en çok bağımlı olduğumuz ülke Rusya'dır.

Şimdi, bir de nükleer santral ihalesinin Ruslara verilmesi, doğal gaz ve ithal kömüre dayalı yeni sanayilerin devreye girmesiyle, ülkemizin enerjide dışa bağımlılığı yüzde 80'in üstüne çıkacak, Rus enerji kaynaklarına bağımlılığımız da yüzde 60'lardan yüzde 70'lere yükselecektir.

Enerjide tek bir ülkeye bu boyuttaki bağımlılık, sadece ekonomimizde değil, dış politikamızda da bizleri zor duruma sokacaktır. Doğal gazda yüzde 80 oranında bağımlı olduğumuz Rusya ve İran, füze kalkanını tehdit olarak görmektedir, Suriye ile mevcut gerginlikte Suriye'nin yanında yer almaktadırlar. Sadece bu iki konu bile enerji temin güvenliğimizi tehdit etmek için yeterlidir.

Bugün Suriye'de Esad iktidarının gitmesi için olağan dışı çaba gösteren AKP Hükûmetinin bu politikası sonucunda, Rusya ve İran tarafından bilinçli oluşturulabilecek arızalar, doğal gaz ve kömür sevkiyatındaki olası engellemeler nedeniyle Türkiye ekonomisi büyük darbe alabilir; sanayi enerjisiz, halkımız karanlıkta ve soğukta kalabilir. Hükûmet neye güvenmektedir, böyle bir durumu nasıl göz ardı etmektedir?

Sayın milletvekilleri, ekonomimizde ve dış politikamızda önemli yeri olan enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmak için öncelikle öz kaynaklarımızın etkin kullanımına; temiz, yeşil, yenilenebilir enerjiye; yeni yakma teknolojilerine, enerjide verimliliğe ve ARGE'ye yönelik özel politikalar ve destekler üretme zorunluluğumuz vardır. Bu politikaları göz önünde bulundurmayan bütçeye olumlu oy vermemiz mümkün değildir.

Yüce Meclisi tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Değirmendereli.

Aydın Milletvekili Sayın Osman Aydın. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakika.

CHP GRUBU ADINA OSMAN AYDIN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü bütçeleri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini dile getirmek üzere söz almış bulunuyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bakanlığımızın İnternet sayfasında “Enerji ve maden kaynaklarının verimli, etkin, güvenli, zamanında ve çevreye duyarlı şekilde değerlendirilerek dışa bağımlılığı azaltmayı ve ülke refahına en yüksek katkıyı sağlamayı görev edindik.” sözleri hakikaten insanı derinden etkilemektedir. Fakat dokuz yıllık AKP dönemindeki icraatların neticesine baktığımızda bu hayallerin gerçek olmadığını, bunların sadece sözde kaldığını görmekteyiz. Şöyle ki: Madenciliğimizin ithalattaki payı 2000 yılında yüzde 13 iken 2010 yılında yüzde 18’e yükselmiştir. Enerjideki dışa bağımlılık 2000 yılında yüzde 67’den 2010 yılında yüzde 72,4’e yükselmiştir. Ekonomimizin en önemli sorunu dış ticaret açığı olduğu Hükûmetimiz ve ilgili bakanların tamamı tarafından dile getirilmektedir. Bu sorunun çözümü için madencilikte ve enerjide dışa bağımlılığın azaltılması gerektiği ifade edilmektedir. AKP İktidarının uyguladığı yanlış politikalar sonucunda, yukarıda verilen rakamların da kanıtladığı gibi, hem madencilikte hem de enerji ithalatında dokuz yıldır önemli artışlar kaydedilmiştir. Bugünkü Hükûmet Programı’ndan anlaşılacağı gibi önümüzdeki yıllarda da ithalatın sürekli artacağı görülmektedir. Enerji çeşitliliğinin sağlanması ve ithalatın azaltılması gerekçeleriyle yapımına karar verilen ve inşaatından işletmesine, yakıt tedarikinden atık yönetimine kadar ihalesiz, rekabetsiz Rusya’ya verilen nükleer enerji üretim tesisi hem enerji ithalatındaki tek ülkeye olan bağımlılığımızı artıracak hem de dış ticaret açığımızı artıracaktır. Özellikle dış ticaret açığının düşürülmesi, istihdamın artırılarak işsizliğin çözümü için millî kaynaklarımızın devreye alınması, maden ve enerji kaynaklarımızın aranması, bulunması ve işletilmesi zorunludur.

Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizin deniz tabanında 2 bin metrenin altında var olduğu iddia edilen petrol ve doğal gaz yataklarının araştırılması için 1.200 metreden daha derine sismik araştırma yapamayan “Piri Reis” gemisinin gönderilmesi herhâlde iç siyasetin bir gereği ise de bu durumu bilen dış ülkeler, olayı tebessümle karşılamış olsa gerek.

Ülkemiz dünyadaki maden çeşitliliği açısından 10’uncu sırada yer almaktadır. Ne yazık ki madencilik faaliyetinin gayrisafi millî hasıla içindeki payı yüzde 1,4 civarındadır. Dünyadaki bazı ülkelere baktığımızda, madencilik faaliyetinin o ülkelerin gayrisafi millî hasıla içindeki paylarının Güney Afrika’da yüzde 6,5; Amerika Birleşik Devletleri’nde yüzde 5; Almanya’da yüzde 4; Kanada’da yüzde 3,7; Avustralya’da yüzde 6,5; Rusya’da yüzde 22; Şili’de yüzde 8,5 olduğu görülmektedir.

Madencilik faaliyetleri, istihdam ve katma değer yaratan emek yoğun, çevreye etkisi önlenebilen ya da kontrol edilebilen, genellikle kırsal kesimlerde yapıldığı için göçü önleyen, yapıldığı bölgeleri daha hızlı kalkındıran bir sektör olması nedeniyle, gayrisafi millî hasıla içindeki payının artırılmasının ne kadar önemli olduğu görülmektedir.

Madencilik sektörü risk taşıyan bir sektördür. Bu riskin ana nedeni, yüksek maliyetlerle yapılacak arama sonuçlarında ortaya çıkarılacak varlığın ekonomik değerinin bilinmemesidir. Bugüne kadar yoğun olarak MTA ve özel sektör tarafından yapılan arama ve sondaj çalışmaları, ülkemizdeki 300 metreye kadar olan maden ve enerji kaynaklarının varlığını belirlememize yaramıştır.

MTA Genel Müdürlüğünün asli görevi, ülkemizin jeolojik yapısını incelemek, bu jeolojik yapıya bağlı olarak oluşan maden ve enerji kaynaklarını araştırıp bulmak ve ekonomiye kazandırmaktır. MTA Genel Müdürlüğü kurulduğu 1935 yılından bu yana bu amaç doğrultusunda ekonomimize büyük katkı sağlamıştır fakat bu yeterli değildir.

Son yıllarda özellikle 1.500 metre ve üzeri sondajlarla jeotermal enerji sahaları üzerinde yoğunlaşılmış, bu konuda başarılar elde edilmiştir fakat maden ve enerji kaynaklarının aramalarında derin sondaj çalışmalarına yeterince önem verilmemiştir. Oysa son yıllarda maden fiyatlarındaki yükseliş daha düşük tenörlü cevherleri daha ekonomik hâle getirmiştir. Bu sonuç, maden rezervlerinin bilinmesi ve devreye alınması açısından ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Madenciliğin gayrisafi millî hasıla içindeki payının artırılması ve ülkemizin 1.500 metre ve daha derinde olan maden ve enerji kaynaklarının tespit edilebilmesi için MTA’ya yeterli bütçe verilmeli, yeterli donanım ve ekipmana sahip olması sağlanmalıdır.

Her aşaması çok riskli, yatırım geri dönüş süreci uzun olan madencilik faaliyetinin arama ve üretim aşamasındaki tüm yatırımları teşvik edilmelidir. Madencilik yatırımının yer seçme şansı yoktur, madenin bulunduğu yerde üretilmesi zorunludur. Bu nedenle bölgesel değil sektörel teşvik uygulanmalıdır. Maden Kanunu’nda da maden hakkı sahiplerinin mevzuata aykırı hareketlerini önlemek için mümkün olduğu kadar ruhsat iptallerinden ziyade para cezası uygulanmalıdır. Madencilik faaliyetleri konusunda toplumda gerçeklere dayalı bilinç oluşturulmalıdır.

Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü bütçelerinin yukarıda saydığım gerekçelerle yetersiz olması nedeniyle dış ticaret açığının kapatılmasında bir etki yaratmayacağı ve madencilik faaliyetlerinin gayrisafi millî hasıla içindeki payını yükseltmeyeceğini düşünüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN AYDIN (Devamla) – Bütçenin ülkemiz için hayırlı olmasını diler, hepinizi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

Şahıslar adına, lehinde olmak üzere, Karaman Milletvekili Sayın Lütfi Elvan.

Buyurun Sayın Elvan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’de yaşanan gelişmeleri dünyada yaşanan gelişmelerden bağımsız değerlendirmemiz mümkün değildir. Burada, Türkiye’ye yönelik değerlendirmeleri yaparken mutlaka ve mutlaka dünyadaki gelişmeleri de dikkate almamız gerekir diye düşünüyorum. Bu çerçevede dünyada yaşanan değişime baktığımızda beş temel hususun ön plana çıktığını görüyoruz.

Birincisi, Gelişmiş ülkelerin zenginliğini ve rekabet güçlerini yavaş yavaş kaybetmeye başladığını görüyoruz.

İkincisi, buna paralel olarak Batı’dan Doğu’ya doğru güç  dengesinin kaydığını görüyoruz.

Üçüncüsü ise, yumuşak gücün öneminin her geçen gün daha da arttığını görüyoruz.

Dördüncüsü, geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerdeki demokratikleşme yönündeki talebin yükselmekte olduğunu görüyoruz.

Son olarak da dünyanın, son seksen yılın en büyük krizi ile karşı karşıya kaldığını görüyoruz.

Böyle bir durumda, böyle bir ortamda dünyadaki yaşanan bu değişim ve dönüşüm sürecinde, Türkiye'nin bu gelişmeleri fırsata çevirdiğini düşünüyorum. Elbette şunu da söyleyebilirsiniz: Gelişmekte olan Çin gibi, Hindistan gibi başat rolü oynaya ülkeler de var. Ama Türkiye’yi de bu grupta telakki etmemiz son derece doğal ve normal diye düşünüyorum.

Bir diğer özellik: Türkiye çok yüksek büyüme performansına sahip olmasıyla birlikte Türkiye’yi Çin ve Hindistan gibi, gelişmekte olan ülkelerden ayıran en önemli özellik, demokratikleşme yönünde, bireysel hak ve özgürlükler yönünde, sosyal güvenlik alanında önemli ilerlemeler kaydetmiş olmasıdır. Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan diğer ülkelerde, özellikle sosyal adaletin, sosyal devlet anlayışının tesisi açısından ve demokratikleşme açısından önemli ilerlemeler olmadığını görüyoruz.

Kısacası, Türkiye'nin ekonomik alanda sağlamış olduğu gelişme, sosyal devlet anlayışının tesisi, demokratikleşme alanında atılan adımlar ve dış politikadaki etkinliğiyle perçinlenmiştir. Elbette Türkiye'nin sağlamış olduğu bu gelişmede Avrupa Birliği müzakere sürecinin ve Türkiye’de gerçekleştirilen yapısal reformların çok önemli bir rolü vardır.

Şunu da söylememiz mümkün: Evet, bugün, AB müzakere sürecinin yavaşladığı doğrudur ancak bunu Türkiye’ye bağlamak son derece yanlıştır. Türkiye, AB müzakere sürecinde son derece başarılı performans sergilemiştir ve müktesebata uyumda oldukça önemli bir ilerleme kaydetmiştir. Bugün Türkiye'nin sağlamış olduğu ilerlemeyi açılan ve kapanan fasıllarla kıyaslamak mümkün değildir.

Peki, sorun nedir? Sorun Avrupa Birliğindedir. Bunun nedenlerine baktığımızda, özellikle müzakere sonrasında bazı Avrupa Birliği ülkelerinde, Fransa, Almanya gibi ülkelerde hükûmetlerin değiştiğini görüyoruz. İkinci olarak, yine, AB içinde çok ciddi ekonomik ve siyasi sıkıntıların olduğunu görüyoruz. Üçüncü olarak, yine, Avrupa Birliği içerisinde milliyetçilik akımlarının güçlendiğini görüyoruz. Dördüncü olarak, yine, Avrupa Birliğine yeni üye olmuş olan ülkelerin üyeliğe tam hazır olmadan Avrupa Birliğine üye yapıldığını görüyoruz ve son olarak da Türkiye'nin güçlendiğini görüyoruz. Aslında Türkiye'nin güçlenmesi Avrupa Birliği müzakere sürecinin yavaşlamasına neden olmuştur. Eğer bugün Türkiye bu kadar güçlü olmasaydı Avrupa Birliği müzakere süreci daha hızlı işleyebilirdi.

Türkiye’den 100 milletvekilinin bulunduğu bir Avrupa Parlamentosu düşünün. Avrupa Birliği politikalarının Türkiye tarafından yönlendirildiği bir süreci düşünün. Elbette bunlar Fransa gibi, Almanya gibi ülkeleri rahatsız edecektir. Ancak unutmayalım ki Avrupa Birliğinin de sahip olduğu çok önemli değerler hâlen muhafaza edilmektedir. Her ne kadar Avrupa Birliği ekonomik açıdan ve kısmen de olsa siyasi açıdan krizler yaşamasına rağmen Avrupa Birliği demokrasi açısından, insan hakları açısından, bireysel hak ve özgürlükler açısından, sosyal devlet anlayışının tesisi açısından dünyanın en yüksek standartlarına sahip konumdadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Evet, çok teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elvan.

Şimdi Hükûmet adına Avrupa Birliği Bakanı Sayın Egemen Bağış. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on yedi dakika.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, 2012 Mali Yılı Bütçe Tasarısı’nın yüce Meclisimizin Genel Kurulunda görüşülmesi vesilesiyle, Avrupa Birliği Bakanlığı bütçesi üzerinde gruplar ve milletvekillerimiz tarafından yapılan yorumları cevaplandırmak ve Hükûmetimizin görüşlerini yüce Meclisimizle paylaşmak üzere huzurlarınızda bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, millet iradesinin tecelli ettiği bu yüce çatı altında Avrupa Birliği sürecimize katkı veren bütün milletvekillerimize teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum. Aramızda olmayan, bugün ebediyete göç etmiş bütün geçmiş milletvekillerimizi de rahmetle anıyorum.

“Avrupa Birliği üyeliği Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Kurulundan geçer.” ilkesiyle yürüttüğümüz çalışmalar, gerçekten Hükûmetimizin son dokuz yılda ortaya koyduğu kararlılıkla, Türkiye'nin ve milletimizin takdir ettiği bir noktaya gelmiştir.

Gazi Mustafa Kemal’in Meclisimizi açarken, 23 Nisan 1920’den itibaren bütün makamlarla, bütün milletin tek mercisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi olacağını ifade etmiş olması, bugün de aziz Meclisimizin aynı ruha uygun bir şekilde görevini ifa ediyor olması, milletimize büyük bir güven vermektedir. Türkiye'nin bütün meselelerinin konuşulacağı platform burasıdır, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruludur. Türkiye'nin her meselesinin cesaretle, samimiyetle, açık seçik konuşulacağı zemin bu Meclistir. Dolayısıyla, Avrupa Birliği katılım müzakereleri çerçevesinde gerçekleştirdiğimiz reform hamlelerinin her birini burada hep birlikte gerçekleştiriyor olmamız, milletimizin bu konuya verdiği hassasiyetin bir göstergesidir.

Şunu her fırsatta söylüyorum: Avrupa Birliği, Avrupa Birliğinin ve Avrupa Konseyinin sembolü olan lacivert zemin üzerindeki on iki yıldızdan ibaret değildir. Avrupa Birliği süreci sadece Ankara’da ya da Brüksel’de tartışılan bir konu olmaktan çıkmıştır. Artık Avrupa Birliği süreci hepimizin günlük hayatını etkileyen, 81 ilimizde de Avrupa Birliğinden sorumlu vali yardımcılarımızın koordinasyonunda yerinde yürütülen, gözlemlenen, değerlendirilen bir süreç hâline gelmiştir. Bu sürecin sonucunda, istisnasız her ülke müzakere sürecinde daha demokratik, daha şeffaf, daha müreffeh ülkeler hâline gelmiştir. Avrupa Birliği demek ileri demokrasi demektir. Avrupa Birliği, daha şeffaf, daha kalkınmış bir süreci simgelemektedir. Ülkemiz de bu süreçte çok önemli başarılar katetmiştir. Bu yüzden de milletimiz her zaman bu sürecin arkasında durmuştur.

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal “Muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma.” hedefini bizlere miras bırakırken aslında bugünün Avrupa Birliği standartlarını işaret ediyordu. 1959 yılında ilk süreci başlatan, nur içinde yatsın, rahmetli Menderes, Türkiye'nin Avrupa’ya ilk adımını attığını söylemişti. 1963 yılında rahmetli İsmet İnönü Ankara Anlaşmasını imzalarken, beşeriyet tarihi boyunca insan zekâsının vücuda getirdiği en cesur eser olarak Avrupa Birliğini bizlere göstermişti. Rahmetli Turgut Özal Avrupa Birliği üyeliğimizi “Uzun ince bir yol.” şeklinde ifade etmişti. Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, bu süreci cumhuriyetin ilanından sonraki en önemli çağdaşlaşma projemiz olarak bizlere belirtmiştir. Türkiye'nin dünyanın en çağdaş ülkeleri arasında yer alması için milletimizin hak ettiği bu süreci gerçekleştirmek hepimizin bir görevidir.

Avrupa Birliği hedefi doğrultusunda gerçekleştirdiğimiz reformlar Türkiye’yi daha güvenilir, daha öngörülebilir bir hâle getirmiştir.

Avrupa Birliği süreciyle her birimizin hayatının farklılaştığını görüyoruz. Avrupa Birliği süreci, fırından aldığımız ekmeğin gramından bakkalın terazisine, çocuklarımızın oynadığı oyuncakların standartlarından tükettiğimiz gıdanın hijyen standartlarına kadar, apartman yöneticilerimizin seçiminden tüketici haklarına kadar birçok konuyu kapsamaktadır. Köyümüzde sağılan ineğin sütünün standartlarından çiftçilerimizin aldığı teşvike kadar birçok konuda Avrupa Birliği sürecinde ülkemizin farklı reformları gerçekleştirdiğine hep beraber şahitlik ettik.

Maalesef, bugün, Avrupa Birliği üyesi bazı ülkelerde Türkiye'nin o ilk başvuruyu yaptığı 1959 ya da 1963’ün Türkiye’si ile karşılaştırıldığımızı ve hâlâ o günün Türkiye’si içerisinde yaşanıldığını zanneden zihniyetlerle mücadele ettiğimizi görüyoruz. Hâlbuki o günlerde Türkiye’nin kişi başına düşen geliri 400 dolardı, bugün hamdolsun 11 bin doları aştık ve inşallah 2023 hedefimizde 25 bin doları yakalayacağız. O yıllarda Türkiye’nin yıllık turizm gelirleri 8 milyon dolardı. Bugün yan gelirleriyle birlikte 30 milyar doların üzerine çıktı. 63’te 368 milyon dolar ihracat yapabilen Türkiye, şimdi 2023 yılında 500 milyar ihracat hedefine kitlenmiş durumda. Ama hepsinden önemlisi, o günlerde sokaklarda gözler tankları ararken, bugün artık bölgemizdeki ülkelere demokrasi konusunda, insan hakları konusunda, ifade özgürlüğü konusunda ilham kaynağı olan bir ülke hâline geldik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Karakolda kadına yapılan  işkenceyi daha dün akşam gösterdi televizyon. Ya siz televizyon falan da izlemiyorsunuz galiba! Ya kadını tartaklayan polisler hangi ülkedeydi?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Artık Türkiye, bir tabular ülkesi değildir. Artık Türkiye, bir tabular ülkesi değildir. Artık Türkiye, 70 sente muhtaç bir ülke hiç değildir.

Nitekim, o günlerde on iki saat ötesini göremeyen Türkiye, artık on iki yıl sonrasının, 2023’ün hedefleri için birlikte çalışan, birlikte ter döken bir yapıya kavuşmuştur.

Bu süreç Türkiye için her zaman bir millî mesele olmuştur. Avrupa Birliği sürecimizde ülkemizin standartlarını yükseltmek iktidarıyla muhalefetiyle hepimizin ortak görevidir. Ancak bu millî meselenin reform mutfağı olarak çalışan Bakanlığımızın bütçesi konuşulurken, burada bir milletvekilinin tutup da Türk askerini Kıbrıs’ta işgalci olarak ilan etmesi gerçekten çok vahim bir neticedir.

Arkadaşlar, görevim gereği Avrupa Parlamentosunda ya da Avrupa Birliği üyesi birçok ülkenin farklı platformlarında Türkiye’nin 1974 yılında gerçekleştirdiği barış operasyonunun adada bugüne kadar kimsenin burnu bile kanamadan huzuru sağladığı konusunda ikna etme konusunda çok önemli mücadeleler verdim, çok önemli tartışmalara girdim. Farklı parlamentolarda bunu yapmaktan da, ülkemi savunmaktan da her zaman onur duydum. Ama kendi Meclisimizde, burada, bu aziz Meclisin Genel Kurulunda Türk askerine “işgalci” diyenlere cevap vermeyi abesle iştigal buluyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onlara cevabı milletimiz sandıkta verecektir. Gerek ülkemiz içinde gerekse Avrupa Birliği üyesi bazı ülkelerde bazı dar vizyonlu zihinlerin Türkiye’ye karşı çıkması, Türkiye'nin reform sürecini engellemeye çalışması bizi sadece kamçılar. Belki müzakere sürecimize bazı engeller koyabilirler ama reform sürecimize hiçbir şekilde engel olamazlar çünkü bu bizim meselemizdir. Biz bu yüzden reformlara odaklanmış durumdayız. Şu anda, açık net söylüyorum, Avrupa Birliği üyesi ülkeler bir karar alıp Türkiye'nin on sekiz faslı üzerindeki son derece mantıksız, son derece gereksiz birtakım siyasi engelleri kaldırma kararını alsalar, biz, on iki ayda on yeni faslı, on sekiz ayda ise on beş yeni faslı açacak kadar, işi, sizlerle birlikte, bu Mecliste hep beraber göğüslemiş, gerçekleştirmiş, başarmış durumdayız.

Bakın, biraz geçmişe gidersek, 14 Nisan 1971 tarihinde, dönemin Başbakan Yardımcısı Atilla Karaosmanoğlu aynen şöyle söylüyor: “Ortak Pazar seviyesine ulaşmamız için 2359 yıl geçmesi gerekiyor.” Onu, bu cümleyi, o günlerin Başbakan Yardımcısı söylüyor. Daha sonra, DPT tarafından “Üçüncü Beş Yıllık Plan’ın Bazı Yönleri” adlı raporda da Türkiye'nin Ortak Pazara yetişmesi için seksen sekiz yıla ihtiyaç olduğu yazılıyor. Kırk yıl önce bunları konuşuyorduk ama 3 Kasım 2002’de iktidara geldik, hamdolsun, 17 Aralık 2004’te, Türkiye'nin kırk beş yıllık beklemesine son verdik, Avrupa Birliğiyle müzakereleri başlatma kararını aldırdık. 3 Ekim 2005’ten itibaren de on üç faslı müzakerelere açmış bulunmaktayız ve bu müzakere süreci devam ederken şunun da farkındayız.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Kaç fasıl kapatıldı Sayın Bakan?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Artık ülkemiz birçok AB üyesi ülkenin çok daha önündedir, yapmış olduğu reformlarla birçok ülkenin ilham kaynağı hâline gelmiştir.

Arkadaşlar, Bakanlığımız, Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin yeni Hükûmet yapılanmasında Avrupa Birliği Bakanlığı olarak şekillenmesiyle, görevinin bilinci içerisinde, Türkiye'nin reform mutfağı olarak görev yapmaktadır. Evet, Türkiye, bugüne kadar hiçbir ülkenin karşı karşıya kalmadığı engellerle karşı karşıya kalmıştır ama bu süreçte Türkiye'nin gerçekleştirdikleri, bugün, Orta Doğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında demokrasi ve özgürlük talepleriyle sokaklara dökülüp kendi hayatlarını riske eden insanlar için bir ilham kaynağı olmuştur ve bu, demokrasimiz, Avrupa Birliği sürecimizde attığımız reform adımları sadece biz değil, bölgemizdeki insanlar da son derece yakından izlemektedir. Biz, sanki yarın Avrupa Birliği üyesi olacakmışız gibi bir yandan reformlarımıza devam ediyoruz, öte yandan da Türkiye'nin haklı olduğu tezleri her vesileyle dile getirme konusunda da sizlerden aldığımız güçle görevimizi en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz. Biz Türkiye'nin AB üyeliğinin 21’inci yüzyılın en önemli barış projesi olacağını da her gittiğimiz platformda özellikle vurguluyoruz. Bu çabalarımız sayesinde bugün bulunduğumuz noktada sadece düşünce kuruluşları ve akademisyenlerle değil, bizzat Avrupa Birliği ülkelerinin devlet adamları tarafından Türkiye'nin öneminin artık ilan edildiğini görüyoruz. Bakın, geçen hafta AB üyesi on bir farklı ülkenin dışişleri bakanları ortak bir makale kaleme alıp Avrupa’nın önde gelen yayın organlarında yayınlattılar. Bunu biz söylemiyoruz. O makalenin içerisinde ülkemizin Avrupa Birliği için ne kadar kritik öneme sahip olduğunu, Türkiye'nin bölgede oynadığı rolü, Türkiye'nin ekonomik potansiyelinin ve pazarının Avrupa Birliği pazarı için ne kadar önemli olduğunu onlar vurguluyorlar. Onun için sizlerin huzurunda tekrarlamakta fayda görüyorum. Atılan bu reform adımları ve yapılan çalışmalar bizim milletimiz içindir. Biz hiçbir reformu Avrupalılar için yapmıyoruz, biz bütün reformları kendi vatandaşımızın yaşam standartlarını yükseltmek için gerçekleştiriyoruz.

İşte, bu yüzden Avrupa Birliği Komisyonu tarafından son dönemde ortaya atılan pozitif gündem sürecini yakından takip ediyoruz ama bu pozitif gündem sürecinin hiçbir şekilde müzakere sürecimizin bir alternatifi olmayacağını, tam tersine müzakere sürecimizi destekleyen bir çaba olacağını da hem biz hem Avrupa Birliği Komisyonu teyit etmektedir.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) - Sayın Bakan, Avrupa Birliği İlerleme Raporu insan hakları konusunda, yargı konusunda, tutuklu milletvekilleri konusunda ne diyor? İşine gelene bakıyorsun.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Gerçeklerin tehdit olarak algılanması sadece ve sadece o gerçeklerle yüzleşemeyenlerin bir acziyet ve siyasetsizlik itirafı olarak görülmelidir. Avrupa Birliği Hükûmet ve devlet başkanlarının bu mekanizmanın önemini Türkiye’ye anlatmak yerine, dönem başkanlığının geldiği noktayı biraz daha irdelemesi için onlara da fırsat tanımak durumundayız.

Kıbrıs konusunda hiçbir zaman “Çözümsüzlük çözümdür.” demedik, tam aksi Kıbrıs konusunda cesur adımlarla tek bir askerimizi adadan çekmeden, bir karış toprak vermeden uluslararası algıyı değiştirme konusunda hep beraber çok önemli adımlar attık ve bugün artık Kıbrıs meselesinin bir millî mesele olduğunu buradaki bütün siyasi partilerin ortak bir düşüncesi olarak gördüğümü özelikle vurgulamak istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği tarihinin en önemli ekonomik buhranlarından birini yaşıyor ama biz ülke olarak da geçmişte çok daha ağırlarını yaşadık. Bu ülkede bir Anayasa kitapçığı bir masanın ucundan havalanıp öbür ucuna düşene kadar yüzde 8 bin faizlerin ödendiğini unutmadık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu ülkede insanların bir gecede nasıl iflas ettiğini, borçlarının 3 katına nasıl çıktığını, nasıl mal varlıklarının yarı yarıya azaldığını millet olarak unutmadık. Hamdolsun bugün Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde belki de Avrupalıları en çok etkileyen başarısı, ekonomi yolunda atılan başarılardır.

Burada farklı eleştiriler gündeme getirildi. Onları saygıyla karşılıyoruz ama inanın bana Avrupa Birliğinin şu anda Türkiye için öneminin farkında olan bir Hükûmetiz. Evet, Türkiye gerçekten büyüme oranlarıyla, genç nüfusuyla, enerji kaynaklarına olan ulaşım imkânlarıyla çok farklı bir noktadadır. Ama Avrupa Birliği de, biraz sonra Ekonomi Bakanımız da açıklayacaktır, bizim dış ticaretimizin yüzde 50’sini yaptığımız önemli bir coğrafyadır ve içinden geçmekte olduğu ekonomik sıkıntılara rağmen, bugün dünya coğrafyasında kişi başına düşen refahın, demokrasinin, ifade özgürlüğünün, gıda güvenliğinin en üst standartlarda olduğu coğrafya yine Avrupa Birliği coğrafyasıdır. Bu yüzden, biz, Avrupa Birliği içerisinde yaşanan ekonomik krizin kalıcı olmayacağını, biz nasıl o süreci istikrar ve güvenle aştıysak Avrupalıların da en önemli değerleri olan demokrasiye bağlanarak bu süreci atlatacaklarına yürekten inanıyoruz. Avrupa ile biz birbirimizi yeni tanımıyoruz. Avrupa Birliğiyle ilişkimizin elli iki yıllık bir süreci var. Bu yüzden, milletimizin desteğiyle, sizlerin desteğiyle farklı bir noktaya geleceğimize yürekten inanıyoruz.

Burada farklı eleştiriler gündeme geldi. Ben, onların çok fazla detayına girmek istemiyorum ama gerçekten Sayın Kürkcü’nün Kıbrıs konusunda söyledikleri bizi üzdü. Onu özellikle vurgulamak istiyorum.

Sayın Türkkan’ın burada yaptığı birtakım eleştirilerin ben dozunu gerçekten kendisine yakıştıramadım. Kendisinin Grup Başkan Vekili Oktay Bey’den bir vuvuzela almasını tavsiye ediyorum. Kendisi o konuda daha başarılı olacaktır diye düşünüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Biz de size bunu yakıştıramadık.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Şafak Hanım’ın eleştirilerini saygıyla karşılıyorum ama orada teknik birtakım yanlış bilgiler vardı.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Biz de size yakıştıramadık.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Kendisi beş tane fasıl sayarak onların açılması gerektiğini söyledi.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Özrünüz kabahatinizden büyük Sayın Bakan.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Ben o faslın iki tanesinin hâlihazırda açılmış fasıllar olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bu memlekete nasıl getireceksiniz demokrasiyi? Siz inanmıyorsunuz demokrasiye!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Orada yüzümüze kara çalıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Dinleyin, dinleyin biraz!

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Enteresan tarafı, Şafak Hanım’ın burada dile getirdiği birtakım yorumların, hem pozitif gündemle ilgili olsun hem Kıbrıs konusunda…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Burada sesimizi çıkarmıyoruz diye bu yaptıklarınızı doğru kabul etmiyoruz.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – …hem de limanların açılması konusunda hem de dönem başkanlığıyla ilgili birtakım görüşlerinin…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Türkiye’de faşistçe davranıyorsunuz, faşistçe!

BAŞKAN – Sayın Türkkan, lütfen.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – …CHP’nin hiçbir belgesinde parti programında, seçim beyannamesinde olmamasını da çok düşündürücü buluyorum. Gönül isterdi ki bunlar CHP’nin gerçekten kurumsal fikirleri olsun.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Ne zaman eleştiriyi kabul edeceksiniz?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Arkadaşlar, bakın, bu Avrupa Birliği ne niyetle yerseniz o tadı veren bir muz değildir, Avrupa Birliği bir demokratikleşme sürecidir, Avrupa Birliği bir üstün hukuk sürecidir. Eğer CHP içinde “ama” kelimesi olmadan bir Avrupa Birliği cümlesi kuracaksa, “Avrupa Birliğini destekliyoruz ama…” demeden birtakım şeyler yapacaksa biz iş birliğine hazırız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – “Ama” diyen yok Sayın Bakan.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ayıp, Sayın Bakan ya, şu söylediğin ayıp ya!

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Ama bakın, Avrupa Birliği, kısa adıyla AB, iki harften oluşuyor, A ve B, içinde ama yok.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Şartsız teslimiyet bize göre bir şey değildir Sayın Bakan.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Biz CHP’nin “ama”larını gerçekten anlamakta zorlanıyoruz.

Değerli milletvekilleri, sözlerime burada son verirken siz değerli milletvekili arkadaşlarıma…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – CHP hiçbir zaman için Avrupa Birliğine “Hristiyan kulübü” dememiştir Sayın Bakan, senin geçmişinde bunlar var.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – …bütün kurumlarımıza, Türkiye'nin demokratikleşme sürecine, Türkiye'nin şeffaflaşma sürecine, Türkiye'nin kalkınma sürecine, özetle Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecine verdiğiniz destek için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – CHP’nin Avrupa Birliği politikası baştan beri belli. Senin gibi çark etmedi CHP.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Gerçekten bugün ülkemizin farklı bir noktaya gelmiş olması bizi umutlandırmaktadır ama Türkiye'nin varacağı hedef çok daha yüksek bir noktadadır çünkü biz 2023 yılında dünyanın en güçlü 10 ekonomisinden biri olmak, Avrupa Birliği içerisinde de gerçekten parmakla gösterilen, ilham kaynağı olan bir ülke olmak konusunda kararlıyız.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bu, seninle olmaz Sayın Bakan.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Bakın, cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk bir hedef göstermiş, “Çağdaş medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmak.” demiş, “Çağdaş medeniyetler seviyesini yakalamak.” dememiş. Demek ki bizim hedefimiz Avrupa Birliği standartlarının da üzerine çıkmak, Avrupa Birliği üyesi ülkelere de örnek olmak, ilham kaynağı olmaktır.

Ben bu duygu ve düşünceler içerisinde 2012 yılı bütçemizin ülkemize, milletimize, Avrupa Birliğine ve dünya barışına hayırlar getirmesini temenni ediyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Şimdi, beyefendi otursun, teker teker rica edeyim.

Buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, önce ben tutanaklara geçmesi için bir şey söylemek istiyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Şandır, izin verir misiniz, ben önce kalkmıştım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Affedersiniz, ben konuşmayacağım efendim, yerimden…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Peki, buyurun efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Bakan vuvuzela mı istiyor? Sayın Oktay Vural kendisine göndersin de Avrupalılara üflesin. “Sefil” dediğiniz o Avrupalılara nasıl anlatacaksınız Türkiye’yi, vuvuzelayla anlatırsınız.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Orada farklı, burada farklı konuşmayın Sayın Bakan.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Aslında zurna göndersek size daha iyi olur.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, önce Sayın Hamzaçebi… Sırayla hepinize, lütfen…

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ ((İstanbul) – Sayın Bakan konuşmasında Cumhuriyet Halk Partisinin Avrupa Birliği hedefine yönelik olarak birtakım cümleler kullandı. Kullanmış olduğu cümlelerin, söylediği ifadelerin Cumhuriyet Halk Partisi programıyla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bu nedenle, sataşma nedeniyle söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Yani hepinizi dinleyeceğim…

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bağış Avrupa Birliğinden sorumlu bakan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin “Başmüzakereci” sıfatını taşıyan ilk bakanı, Türkiye’yi Avrupa Birline taşıyacak olan süreci yönetmek gibi çok önemli bir görevi var.

Avrupa Birliği süreci AKP ile başlamış bir süreç değil, tarihi çok eski, Türkiye bu konuda çok da zaman kaybetmiştir, ta 1959 yılında Demokrat Partinin o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğuna yaptığı başvuruyla başlar. 1963 yılında Cumhuriyet Halk Partisi Hükûmeti zamanında kabul edilen, yürürlüğe giren Ankara Anlaşması’yla Türkiye-Avrupa Ekonomik Topluluğu ilişkilerinin hukuki çerçevesi çizilir.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben bunları anlattım zaten.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Bu ilişkinin, bugün Avrupa Birliğiyle yürütülen ilişkinin temelinde Cumhuriyet Halk Partisi vardır bir kere. Evet, Türkiye geçen, ilerleyen zaman içerisinde 1960’lı yıllardan sonra zaman kaybetmiştir. 1996 yılında gümrük birliğini imzalamıştır. 1999 yılında Helsinki Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesinde Türkiye Avrupa Birliğinin tam üye adayı olarak ilan edilmiştir. Sizin bugün AKP olarak övündüğünüz Avrupa Birliği süreci, 2004’te başlattığınız, o “Tam üyelik” adı altında başlattığınız, kamuoyuna sunduğunuz süreç aslında bir imtiyazlı üyelik süreciydi. AB’den 2004 Aralık ayında, 1999 yılında alınmış olan tam üyeliğin gerisine gitmek suretiyle bir sürece geldiniz siz, geriye gittiniz.

Şimdi, 2004 yılında siz o tam imtiyazlı üyeliğin üstünü örterek “tam üyelik” adı altında bir süreci topluma sundunuz. Büyük bir heyecan yarattı o zaman. İmtiyazlı üyelik fark edilmedi ama bugün geldiğimiz noktada Avrupa Birliğine üyelik, imtiyazlı üyelik artık topluma heyecan veren bir dinamik olmaktan çıktı. AKP kendi dinamikleriyle baş başa kaldı. Bugün AB’ye üyelik maalesef AKP hükûmetleri sayesinde, AKP hükûmetleri nedeniyle toplumda heyecan yaratan bir süreç değil, toplumda kırılma yaratan bir sürece dönüştü. 33 tane fasıl var, 13 tanesi açıldı ve kapanmadı tabii ki, Kıbrıs bir kapanış kriteri olarak önümüzde duruyor. Bakın, burada Avrupa Birliği Bakanlığının sayfasında hangi faslın hangi durumda olduğu belli. Süreç yürümüyor. Siz istediğiniz kadar söyleyin, “Fransa ve Almanya sözünde durmadı, Türkiye’nin tam üyeliğini referanduma götürme yönünde Anayasa değişiklikleri yaptı.” Sürecin sorumlusu Hükûmettir, mazeret Avrupa’da aranamaz. “Avrupa Birliği engel çıkarmasaydı biz bu işi aşardık.” demek Hükûmet etmek midir? Sayın Bakan, bunların hesabını versin önce.

Saygılar sunarım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Mikrofon kapandı ama, şunu da söyleyeyim: Biraz önce Sayın Şafak Pavey’in burada yaptığı konuşma, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına bir konuşmadır. Cumhuriyet Halk Partisi, imtiyazlı üyelik değil tam üyeliği savunan bir partidir. Bu bizim programımızdır.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Türkkan, buyurun, bir sataşmaya mahal vermeden.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Neden?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Efendim, 69’uncu maddeye göre söz istiyorum, ismimi zikrederek sataşmada bulundu.

BAŞKAN - Muhterem verdim zaten, buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hanımefendinin merakını gidermek için söyledim efendim.

BAŞKAN -  Buyurun.

 

4.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Efendim, demokrasinin birinci şartı, eleştirilere açık olmaktır. Eğer eleştirilere açık değilseniz, bırakın ülkeye demokrasi getirmeyi, siz demokrat olamazsınız. Avrupa Biriliği yolunda ilerlediğini söylediğiniz Türkiye’ye yakışan bir bakan hiç olamazsınız! Siz bu ülkeye yakışmıyorsunuz Sayın Bakan! (MHP sıralarından alkışlar) Bu ülkenin bakanlık koltuğuna yakışmıyorsunuz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Sen mi yakışıyorsun?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Sayın Başbakanın torpiliyle oturduğunuz o koltuğu bir an önce terk edin! Bu millete layık bir bakanı bekliyoruz o koltuğa! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Türkkan… Sayın Türkkan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, nasıl konuşuyor ya!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Ayıp ya! Otur yerine! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yerinden kahramanlıkları çok gördük biz. Buyurun gelin, bekliyorum.

BAŞKAN – Sayın Türkkan, lütfen…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kürkcü.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Kalem kabadayılığı yapmayın oradan.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Parmak sallayıp durma, ayıp!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Başka şey de sallarım gelirsem oraya, haberin olsun. Otur! Otur! Terbiyesiz adam!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, özür dilesin! Böyle terbiyesizlik olmaz ya! (AK PARTİ sıralarından “Özür dilesin” sesleri, gürültüler)

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Otur yerine!

BAŞKAN – Sayın Kürkcü, buyurun siz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen de otur! Sen de otur! Terbiyesiz! Otur yerine! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Sen de otur! Terbiyesiz!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yakışmıyor efendim, böyle şey olur mu!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Sayın Kürkcü, devam eder misiniz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Saygıyı hak etmeyene göstermiyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Sayın Bakan verir cevabını.

NURETTİN NEBATİ (İstanbul) – Kullandığı ifade çok ağır bir ifade.

BAŞKAN – Onu duymadım, hep beraber bir ağızdan… Bir saniye… Bir saniye… Allah aşkına…

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Özür dilesin, Sayın Başkan!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Bakanın avukatı mısın sen!

BAŞKAN – Sakinleşebilir misiniz… Şimdi, bakın, Grup Başkan Vekiliniz ister söz, o müdafaa eder ama bir arada konuştuğunuz zaman hiç kimsenin ne söylediğini gerçekten duymuyorum, anlamıyorum.

Sayın Kürkcü, lütfen, siz de bir sataşmaya mahal vermeden buyurun.

 

5.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Peki.

Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; Bakanımızı üzdüğüm için üzgünüm ama sadece benim sözlerimden bu kadar üzülmese iyi olur çünkü bu sözleri, bu kavramları karşı karşıya geldiği bütün uluslararası diplomatlarla, bütün uluslararası forumlarda dinliyor çünkü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 550 sayılı Kararı şöyle diyor: “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Türkiye tarafından işgal altında kalan kısmında yapılan karşılıklı büyükelçi atamaları ve anayasal referandum yapılması Kıbrıs’ın bölünmesi için yapılan ayrılıkçı hareketlerdir.” Şimdi, ben bu kararı tekrar ediyorum. Ben, bu kararın hakikate daha denk düştüğünü bakanınkinden düşünüyorum. Kıbrıs halkının belli bir bölümü de böyle düşünüyor. Şimdi burada gururlanarak konuşmak yerine, çoktandır yaptığımız tarih tartışmalarını hatırlamaya davet ediyorum herkesi. 1930’larda Dersim’de olanlar için kim bilir ne kadar gururlanıyordu o zamanın bakanları? Ama şimdi, bir Başbakan o zamanın bakanları adına özür diliyor. Gelecekte, Kıbrıs Harekâtı’nın ne anlama gelmiş olacağı Türkiye tarihi açısından, dünya tarihi açısından belki başka bir gözle değerlendirilecektir. O zaman, bu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararına ve benim gibi düşünenlerin görüşlerine de müracaat etmek ihtiyacı olacaktır. O nedenle, bu Meclisin altında söylenmezse esas ayıptır düşünceler. Bu Meclisten başka bir yerde, başka yerlerde Bakanımız her gün Birleşmiş Milletlerde, Avrupa Birliği kulislerinde ya da oturumlarında yüzüne karşı bunların söylendiğini dinlemektedir ama burada bir milletvekilinin “Böyledir” demesinden gocunmaktadır.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Orada ağrıma gitmiyor, burada ağrıma gidiyor.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Hiçbir şey ağrınıza gitmesin. Koskoca bir dünyada yaşıyoruz, tarih her gün yeniden yapılıyor, yeniden kuruluyor. Sizin tarih yorumunuz belki de birkaç yıl sonra hiç, geçersiz olacak. Eğer Annan Planı gerçekleşmiş olsaydı, başka türlü konuşacaktınız belki de. O nedenle, böyle, görüşlerini dürüstçe, açıkça açıkladığı için insanları kınamak, takbih etmek yerine onunkinin de sizinki gibi bir görüş olduğunu kabul edip bu görüşü beğenmeyebilirsiniz ama buradan değer hükümleri üretemezsiniz, buna izin vermeyiz. Biz de sizin kadar bu Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşıyız, istediğimiz gibi düşünmeye ve konuşmaya hak sahibiyiz. Özellikle bunu konuşacağımız yer Meclistir. Bundan ötürü kınanmamı kabul etmiyorum, aynen iade ediyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Kıbrıs kim tarafından işgal edildi? Avrupa tarafından…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, Sayın Türkkan konuşmasında …

BAŞKAN – Sayın Aydın, buyurun.

 

6.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii ki bu kürsü eleştiri kürsüsü olacak ve bu kürsüde her şey konuşulacak. Eleştiriye evet ama hakarete asla. Bakın, bugüne kadar, burada, grubumuzdaki bütün arkadaşlar olarak efendilikle yerimizde oturduk, her türlü ağır hakarete dahi “Bütçe görüşmeleridir, tamam, eleştiri.” dedik, mümkün mertebe sesimizi çıkarmamaya çalıştık ama bir sayın milletvekili burada Sayın Bakana o lafları söyleyemez. Burada bir sayın milletvekili parmağını sallayarak “İstersem başka bir şey de sallarım.” diyemez. Bunu diyen Sayın Milletvekilinin gelip burada özür dilemesi lazım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sözümün arkasındayım.

AHMET AYDIN (Devamla) - Bu millete hakarettir bu. Bu milletin kürsüsünde, bu millete, bu milletin vekillerine hakarettir. “Terbiyesizlik yapma.” diyeceksin, parmağını sallayacaksın “İstersem başka bir şey sallarım.” diyeceksin. Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, eğer “dağbaşı” diyorsan oraya da gideriz ama burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, burada hakaret etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur.

Sayın Başkanım, Sayın Milletvekilini buradan özür dilemeye davet ediyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Önce Bakana söyle, önce kendi arkadaşlarına söyle, ondan sonra buraya dön. Oraya bir söyle önce.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, grubumuz üyesi bir milletvekilinin konuşmasından sonra… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hakaret etmesin, söyle oraya, ondan sonra. Senin Bakanın hakaret etti önce.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hiç kimseye sövmedi.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Etti, hakaret etti.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hiç kimseye sövmedi, hakaret etmedi. O lafların hiç birini kullanmadı.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, grubumuz üyesi bir milletvekilinin konuşmasından sonra Sayın Grup Başkan Vekili grubumuzu ilzam edecek ağır sözler söyledi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Grubunuzu ilzam etmedim, Sayın Milletvekiline söyledim.

BAŞKAN – Yok, gruba bir şey söylemedi, onu söylemedi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gruba bir şey demedim.

BAŞKAN - Ben şimdi, bütün grup başkan vekillerini lütfen arkaya davet ediyorum, ara vereceğim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, ama Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Ondan sonra gerekirse söz vereceğim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, ama Sayın Başkanım, bir yanlış anlamadan…

BAŞKAN - Bir yanlış anlamayı düzeltecek, ondan sonra da ara vereceğim ve grup başkan vekillerini arkaya rica ediyorum.

Buyurun Sayın Şandır.

 

7.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Değerli arkadaşlar, tabii, burada sonuçlar üzerinden konuşmaya başlarsak doğruyu bulamayız. Burada milletvekilleri bazen maksadını aşan beyanlarda da bulunuyorlar… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Lütfen, müsaade edin.

…ama bunun değerlendirilmesinde bir Sayın Bakan, kalkar, burada… Yakıştı mı yani, ne diyorsunuz o, “Vuvuzela öttürsün.” demek? Yakışır mı Sayın Bakana bu? Yani Sayın Lütfü Türkkan’ın cevaben çıkıp burada sizi rahatsız eden beyanlarda bulunmasına sebep olan Sayın Bakana bir şey demeniz gerekmiyor mu? Yakışır mı Sayın Bakana? Meselenin aslı budur.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Hakaretin gerekçesi olmaz Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, her defasında söylüyorum, siz kendinizi büyük görmezseniz, sorumlu görmezseniz, her atılan lafa cevap vermek gibi bir mecburiyet içinde görürseniz bu tartışmalardan kurtulamayız.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Hakarete cevap veririz Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bu tartışmalara Sayın Bakan sebep olmuştur. Dolayısıyla, Lütfü Bey’in sözleri grubumuzu ilzam etmez, bağlamaz, o maksadını aşan sözler olabilir…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gelsin özür dilesin efendim.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – …ama bunun müsebbibi Sayın Bakandır.

Evet, Sayın Bakan, Türkiye’yi Avrupa Birliğine taşımakla görevli Sayın Bakan, üslubuyla, benim de şahsi kanaatim, Türkiye’ye yakışmamaktadır, işin özü budur. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Milletvekili çok mu yakışıyor? Sayın Şandır, olmadı.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Evet, işin özü budur arkadaşlar. Yoksa bu sonuçlardan biz de memnun değiliz, bu sonuçlardan biz de memnun değiliz.

Teşekkür ederim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, Sayın bakanları seçerken Sayın Başbakan, kabineyi belirlerken, MHP Grubuna mı soracaktı canım? Allah aşkına, böyle bir şey olur mu ya? Türkiye Cumhuriyeti’ne yakışmamış bir grup başkan vekili, kendi milletvekiline sözünü geri alması gerektiğini aslında ifade etti burada. Sizden ricamız, Sayın Milletvekilini buraya çağırıp özür dilemesi.

BAŞKAN – Birleşime on beş dakika ara veriyorum, grup başkan vekillerini de arkaya rica ediyorum.

                                                                               Kapanma Saati : 22.42

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati:23.12

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz bir açıklamam olacak.

BAŞKAN – Sayın Türkkan, açıyorum mikrofonunuzu.

HALUK ÖZDALGA (Ankara) – Sayın Başkan,  ben İç Tüzük 60’a göre kısaca yerimden söz istiyorum.

BAŞKAN – Yok, onu vermiyorum, kusura bakmayın.

HALUK ÖZDALGA (Ankara) – Ama İç Tüzük…

BAŞKAN – “Verebilir.” diye yazıyor o Tüzük’te, ben de vermiyorum bugün.

 

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, partisine yakışmayacak bir söylemde bulunmadığına ilişkin açıklaması

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, dervişe sormuşlar “Âlemi nasıl bilirsin?” diye, “Kendim gibi bilirim.” demiş. Ben, asla, kendime ve partime yakışmayacak bir söylemde bulunmadım. Algılandığı anlamda da bir beyanım olmamıştır. Öyle algılanmış olmasından dolayı da gerçekten üzgünüm.

Saygılar sunuyorum.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Özür dilemedi Sayın Başkan. “Özür” kelimesini kullanması lazım, çok ağır ifadeler kullandı.

BAŞKAN – Tutanakları getirdik, o tutanaklara beraber, grup başkan vekilleriyle baktık. Tutanaklar burada. Yani arıza çıkarmayı arzu ediyorsanız buyurun ama arkadaşlarımız beraber baktılar. Dolayısıyla bir yanlış anlaşılmanın düzeltilmesi de yapıldı. Şimdi, müsaade ederseniz…

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Böyle düzeltme olur mu?

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Sayın Başkan, böyle düzeltme olur mu?

BAŞKAN – Şimdi, tutanaklar burada.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Ne anlattın? Senin boyun bu, bu kadar!

HALUK ÖZDALGA (Ankara) – Sayın Başkan, ben, Kıbrıs’la ilgili, kısa, yerimden söz istirham ediyorum.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Özdalga, bakın, daha evvel Cumhuriyet Halk Partisinden de bir arkadaşımız 60’ıncı maddeye göre söz istedi ama bugün itibarıyla İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre söz vermiyorum çünkü İç Tüzük’te “Başkan verebilir.” diyor, ben de vermiyorum. Onun için, kusuruma bakmayın.

Şimdi, mümkünse, yedinci turun söz sıralarını halledeyim.

Sayın Pavey, buyurun.

ŞAFAK PAVEY (İstanbul) – Bana bir müdahalede bulunulmuştu.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir düzeltme yapacak efendim.

ŞAFAK PAVEY (İstanbul) – Bir düzeltme yapacağım.

BAŞKAN – 60’ncı maddeye göre olmaz. Buyurun, buraya gelin.

Siz sataşma yapmıyorsunuz zaten ama…

ŞAFAK PAVEY (İstanbul) – Bana da sataşan olmuyor zaten.

BAŞKAN – Yok, sataşan yoktu ama bir düzeltme yapıyorsunuz.

Buyurun.

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’in, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ŞAFAK PAVEY (İstanbul) – Bir düzeltme yapmak için geldim.

Sayın Bakan teknik iki tane hata olduğunu söyledi konuşmamda. Ben zannediyorum kendimi iyi ifade edemedim. “Gıda” ve “Çevre” başlıklarını biz de biliyoruz ama hiçbir değeri dönüştürmeden yapılmış başlıklar, açılmış başlıklardır. Ben orada değerlerin dönüştürülmesinden söz ettim, bir.

İkincisi -belki şöyle daha iyi ifade edebilirim- AKP Hükûmetinin AB başlıklarını açması, daha önce benim protez bacağımla gündeme elen kılık kıyafet, İç Tüzük durumuna benziyor. Bir şekilde pantolona ne oldu bilmiyorum ama ben hâlâ protez bacağımla buraya geliyorum. AB başlıkları buna benziyor AKP’nin açmaya çalıştığı ya da açtığı.

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88)  (Devam)

 

M) EKONOMİ BAKANLIĞI (Devam)

1.- Ekonomi Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

N) DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Dış Ticaret Müsteşarlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

O) İHRACATI GELİŞTİRME ETÜD MERKEZİ (Devam)

1.- İhracatı Geliştirme Etüd Merkezî 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI (Devam)

1.- Avrupa Birliği Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

P) AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1.- Avrupa Birliği Genel Sekreterliği  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

R) ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR  BAKANLIĞI (Devam)

1.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

S) ENERJİ PİYASASI DÜZENLEME KURUMU (Devam)

1.- Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ş) ULUSAL BOR ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ (Devam)

1.- Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

T) ELEKTRİK İŞLERİ ETÜT İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğü  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

U) TÜRKİYE ATOM ENERJİSİ KURUMU (Devam)

1.- Türkiye Atom Enerjisi Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Atom Enerjisi Kurumu  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ü) MADEN TETKİK VE ARAMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

V) PETROL İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN –  Şimdi yedinci turda söz sırası Ekonomi Bakanı Sayın Mehmet Zafer Çağlayan’da.   (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN  (Mersin) – Sağ olun.

BAŞKAN –  Siz de sağ olasınız.

Buyurun.

Süreniz on yedi dakika.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN  (Mersin) –  Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyor ve bütçemizin, bütçelerimizin ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Öncelikle bugün yüce Meclisimizin Türkiye'nin Avrupa Konseyine üyeliğini onaylamasının 62’nci yılı. Bu vesileyle huzurunuzda bugüne dek bu yolda çaba gösterenleri, Avrupa Konseyi Parlamenterleri Meclisi Başkanı Sayın Çavuşoğlu’nu, AB Bakanı Sayın Bağış’ı ve ülkemizin demokratik standartlarının yükseltilmesi, insan haklarının geliştirilmesi için çalışanların hepsini kutlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Evet değerli arkadaşlar, çeşitli görüşler ifade edildi, gerek muhalefet partilerimizden gerek iktidar partimizden birçok arkadaşımız ekonomiyle ilgili birçok şey söyledi. Ancak her ne söylenirse söylensin bunların yapıcı olanlarının Bakanlığımız tarafından mutlaka dikkate alınacağını ve bilhassa üzerinde yoğun çalışmış olduğumuz cari açığın azaltılması ve diğer taraftan ihracatımızın artırılması, hepinizin ve hepimizin şikâyet ettiği ithalatın azaltılması noktasında bunlardan faydalanacağımızı özellikle ifade etmek istiyorum ve her ne olursa olsun şunu belirterek sözlerime başlamak isterim ki: Türkiye ekonomisi, ister farklı pencereden görün ister başka yerden görün, görmüş olduğumuz şu anda dünyanın 17’nci büyük ekonomisi, Avrupa’nın 6’ncı büyük ekonomisi. Dünyada çok büyük kriz yaşanırken, Avrupa’da bilhassa birçok ülkelerde ciddi krizler yaşanırken bugün Türkiye'nin Avrupa’da bile örnek gösterilen ekonomik bir başarıya imza atmasıdır. Bunu biz söyleyince kendi kendimizi methetmiş olabiliriz ama bu, dünyanın bütün ülkelerinde ifade ediliyor.

Ben, iki buçuk yıllık bu Bakanlığım süresince yüz ona  yakın, yüz yirmiye yakın ülkeye seyahatte bulundum, iş adamlarıyla gittim, iş adamlarını ülkemize davet ettim ve bugüne kadar yapmış olduğumuz seyahatlerde, şunu çok net ifade etmek istiyorum ki Türkiye'nin bugün elde etmiş olduğu bu ekonomik başarı, bu performansın bütün dünya ülkeleri tarafından gıptayla izlendiğini ve Türkiye ekonomisinin bunu nasıl başardığının birçok yerde konuşulduğunu gururla, iftiharla izlediğimi ifade etmek istiyorum.

Evet, bugün Türkiye, 2008’de büyük bir testten geçmiştir. 2008 krizi, her sefer ifade edildi, 1929’dan sonraki dünyanın yaşamış olduğu en büyük ekonomik sıkıntı ve 2008’de bilhassa Avrupa’nın birçok ülkesinde başlamış olan krizin hâlen etkileri şiddetlenerek devam ederken, birbiri arkasına Avrupa’nın birçok büyük ekonomileri, birçok ülkeleri tespih tanesi gibi âdeta bir yerde, yoğun bakım çadırına alınırken, Türkiye bir taraftan ihracatını artırırken, bir taraftan eğitimde, sağlıkta, iletişimde, ulaşımda birçok önemli yatırımları gerçekleştirirken, bir taraftan da gerek bütçe disiplininde gerek mali disiplinde, bırakın yapılanları takdir etmeyi, birçok ülkeye, birçok ülke insanına parmak ısıttıracak kadar başarılar elde etmiş durumdadır. Bu Türkiye’de siyasi istikrarın, bu Türkiye’de ekonomik istikrarın ve Ekonomi Koordinasyon Kurulu, bakanların ve bürokratlarının ne kadar birlikte, diyalog içinde çalıştığının çok net bir göstergesidir.

Ben makine mühendisiyim, yirmi yedi yıl sanayicilik yaptım. Ben işin mektebinden geldim. Ekonomistlere saygım çoktur. Ben de burada size binlerce, yüzlerce grafik, binlerce, yüzlerce grafik, binlerce rakam verebilirim. Ancak ben işin içinden gelen, üretimi, yatırımı, istihdamı, ihracatı, ithalatı fiilen yapmış; bunu defter kitaplardan, televizyon programlarından, gazetelerden öğrenmemiş biri olarak şunu çok net ifade etmek istiyorum ki: Türkiye ekonomisi başarıdan başarıya giden ve bugün dünyanın birçok ülkesinde ciddi krizler yaşanırken son derece önemli başarılara imza atan bir ülke olmuştur.

Değerli arkadaşlarım dile getirdiler, Plan ve Bütçe Komisyonunda da dile getirildi. Benim bakanlığımın ister Ekonomi Bakanlığı olsun ister başka bir şey olsun ama ekonomiden ne anladığımızı eğer tartışacaksak bunu tartışmak isterim. Allaha şükürler olsun ki Türkiye geçmiş dönemlerde, benim Sanayi Odası Başkanı olduğum dönemlerde ifade ettiğim gibi, ben ekonomi diye ifade ettiğim zaman faizden, repodan anlamıyorum, benim ekonomi anlayışım reel sektördür yani yatırımdır yani üretimdir yani istihdamdır yani ihracattır. Ekonomi Bakanlığı da bunların hepsini bünyesinde kapsayan bir bakanlıktır ve Ekonomi Bakanlığı bana göre dört dörtlük olmuştur, gayet de yakışmıştır, Sayın Başbakanıma buradan teşekkür etmek istiyorum özellikle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, arkadaşlar, o günler şükürler olsun geride kaldı. Ekonomi Bakanlığı eskiden faizler, repolar… Çünkü Türkiye, maalesef, ekonomisi bunun üzerine oturtulmuştu ama bugün Türkiye yabancı sermaye açısından dünyanın en güvenli limanlarından biri olmuştur. Avrupa’ya yapmış olduğumuz ihracatımız, geçmiş yıllarda ihracatımız içindeki payı yüzde 50 iken bugün yüzde 47’ye düşmüş olmasına rağmen ve Avrupa’ya olan ihracatımız geçen yıl, bu yılla mukayese ettiğimizde şu anda yüzde 21’den fazla artmış olduğu bir ortamda bilhassa Kuzey Afrika’da, Arap baharıyla başlayan Afrika coğrafyasında görülen ve bizim önemli pazarlarımız olan ülkelerde yaşanan sıkıntılara rağmen iftihar ederek söylüyorum ki Türkiye’nin ihracatı yüzde 20 artmış ve seksen sekiz yıllık cumhuriyet tarihimizde Türkiye ilk defa 134 milyar dolar, son iki aylık, ihracatını yapmıştır, hayırlı olsun uğurlu olsun bu ihracat da Türkiye’mize. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi biraz sonra diyeceksiniz ki: “Sayın Bakan, ihracattan konuşuyorsun, ithalattan konuşmuyor musunuz?” diye.

Şimdi bunu diyenlere diyeceğim ki: “Açın, tutanakları okuyun, ara sıra televizyon programlarını izleyin, ara sıra da gazete haberlerine bakın. Eğer gelmiyorsa ben size gönderebilirim.” Ben ithalatla ilgili toplantı yapmış biriyim, ithalatla ilgili basın toplantısı yapmış biriyim. Kaldı ki ithalatı benim anlatmama gerek yok. İthalat rakamları her ayın sonunda, bir ay sonra olmak üzere TÜİK tarafından açıklanır. Cari ödemeler dengesini görürsünüz, ihracat rakamlarını görürsünüz. Evet, Türkiye bugün ithalat yapıyor. Türkiye’nin ithalat yapmasını, cari açık meselesini dile getirenlere soruyorum: Allah aşkına, siz cari açık diye ne anlıyorsunuz, cari açık diye ne kastediyorsunuz?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Siz ne anlıyorsunuz?

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Cari açığı söylemek çok kolay ama cari açığın niye olduğu, neden olduğu, neden bu hâle geldiği, nasıl önlenmesi gerektiği konusunda sizlerin desteklerini her zaman bekliyoruz. Ama biz, bakın, artık işi bıraktık.

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Biz anlayamadık, siz anlatın!

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Hocam, senin fikrine saygı duyuyorum ama ben sanayinin içinden geldim, aman ha!

HURŞİT GÜNEŞ(Kocaeli) – Ben de ekonominin içinden geldim.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Ama ben ders veririm o konuda size, o konuda ders veririm, ben size ders veririm o konuda. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bakın, bunları dinleyin, öğrenin -özel sektörden- bir daha bu fırsatı bulamazsınız. Bunları iyi öğrenin, bir daha kimse anlatmaz size bunu. Ama anlar mısınız, bilmem. Bakın, ben şimdi anlatıyorum.

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Sana doçentlik unvanı verdim, güle güle kullan!

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Şimdi, arkadaşlar, şunu çok net ifade etmek istiyorum ki evet, cari açıkla ilgili birkaç arkadaşım konuştu, finansman kalitesinden bahsettiler. Ben bu Bakanlık görevine geldiğim günden beri, hiçbir yerde -cari açığın finansman kalitesi- tek kelime etmedim çünkü cari açığın sorun olduğu konusunda hepimiz hemfikiriz ama cari açık bir sonuç. Cari açığı, ortaya çıkan sonuçları tespit etmek için de bir çalışma yapmak gerekiyordu.

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Dokuz yıl oldu, onuncu yıl…

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Bunun için, Başbakanımızın talimatıyla, Başbakanımızın imzasıyla, benim başkanlığımda “İhracata Dönük Üretim Stratejisi Kurulu” kurduk ve bu Kurulda konunun bütün taraflarını, karar vericileri, politika yapıcıları ve işin bizzat içindeki oyuncuları bir araya getirdik ve burada tek tek değerlendirdik. Arkasından “GİTES” dediğimiz bir çalışma yaptık. Bunları Değerli Hocama göndereceğim, belki faydası olacaktır. GİTES çalışmasında, girdi tedarik stratejisiyle ortaya çıkan sonuçları tek tek değerlendirdik ve demir çelik, otomotiv, makine, tekstil, kimya, tarım sektörü... Bu sektörler geçen yıl bizim 185,5 milyar dolarlık ithalatımız içinde 103 milyar dolar ithalat yapmış olduğumuz sektörler. Bu sektörler geçen yıl bizim 114 milyar dolarlık ihracatımız içinde 73 milyar dolar ihracat yapmış olduğumuz sektörler. Sadece altı sektördeki dış ticaret açığı 30 milyar dolar.

Bakın, geçen yıl 185,5 milyar dolar ithalatı yaparken Türkiye 38,5 milyar dolar enerji ithalatı yaptı. Bunu söylerken enerji hariç rakama bakın diye söylemiyorum ama şunu ifade etmek istiyorum ki bugün ithalat yükselmişse ithalatın yükselmesinin çeşitli sebepleri var. İthalatın yükselmesinin en büyük sebeplerinden biri 75 dolar olan petrolün 110 dolar fiyatlara çıkmasıdır, dünyadaki bütün emtia fiyatlarının yüzde 20, yüzde 30’lar mertebesinde artmasıdır, diğer taraftan Türk lirasının belli bir süre aşırı değerlenmesidir.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Diğer ülkeler kaçtan alıyor petrolü Sayın Bakan?

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Bunun yanı sıra, özellikle bir de şunu ifade etmem lazım ki, Türk sanayisinin çarpık yapısıdır ve Türk sanayisinin çarpık yapılaşmasında en büyük örneği demir çelik sektöründe görüyoruz. Demir çelik sektöründe bugün Türkiye dünyanın en büyük demir çelik hurda ithalatçısıdır ve dünyanın en pahalıya hurda ithalatı yapan ülkesidir.

Bunlar bugün olmadı, bunlar son beş senede, son sekiz senede olmadı. Türk demir çelik sektörü kurulurken onu yönlendirmemişseniz ne yapalım peki bugün bize siz hesap soracaksınız? Ama şimdi biz diyoruz ki: “İşte, Ekonomi Bakanlığı bakın burada.”

MÜSLİM SARI (İstanbul) – On yıldır ne yapıyorsunuz?

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Şimdi, Ekonomi Bakanlığı olarak tek tek seksen bir ili inceledik, bu kitapları tek tek sizlere göndereceğim. Ümit ediyorum ki bunlar mutlaka temsil etmiş olduğunuz illerle ilgili size önemli bilgiler verecek.

Diğer taraftan, yetmiş üç ülkenin tek tek ithalatlarını inceledik, seksen bir ilde yapmış olduğumuz çalışmada hangi ilin hangi sektörlerle rekabet gücü yapabileceğini tespit ettik. Evet, bunlar, şimdi gelip hepsi, yapılan tüm tedbirler yeni bir teşvik sisteminin altyapısını oluşturacak.

Şunu bilmenizi istiyorum ki yeni teşvik sistemi artık bundan böyle cari açığı hedef alan, Türkiye’de üretilmeyen sektörlerin artık Türkiye’de üretmesini sağlayacak olan bir yapıya dönüşecek.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – On yıldan sonra günaydın!

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Şükürler olsun ki bugün ülkemizde doğrudan yatırımlar konusunda gerekli ortam vardır.

Arkadaşlar, bakın, beni rakam konusunda konuşturmayın, benim hafızamda binlerce rakam var. Ben bu rakamları, kitap defterleri ezberlemedim. Bakın, işin içinden geldim diyorum, ben bu  işin mektebinden geldim, çıraklığından geldim bu işin.

Arkadaşlar, Türkiye’ye 2003’e kadar gelen toplam doğrudan yatırım 14,5 milyar dolardı. 2003’ten bugüne kadar gelen doğrudan yatırım miktarı, övünerek söylüyorum ki sekiz senede gelen, seksen senenin 7 katından fazla olmuş ve 105 milyar dolar sermaye gelmiştir Türkiye’ye (AK PARTİ sıralarından alkışlar) ve gelen bu 105 milyar dolar sermayenin yüzde 85’i Avrupa’dan gelmiştir. Avrupa’dan gelen sermaye de bizim kara kaşımıza, kara gözümüze gelmemiştir. Bu gelen sermaye, Türkiye'nin yatırım ortamına, siyasi istikrarına, ekonomik istikrarına ve yetişmiş insan gücüne gelmiştir ve bugün Türkiye, 105 milyar dolarla doğrudan yatırımları en fazla alan ülke olmuştur.

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Ne yapmış doğrudan yatırımlarla, Sayın Bakan?

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Ben, siyasi görüşü ne olursa olsun Türkiye’ye gelen böyle bir doğrudan sermayeden insanların, bu ülkeyi seven insanların, bu ülkede yaşayan insanların bundan iftihar etmesini beklerim ve şunu çok net ifade etmek istiyorum ki: Türkiye, evet, yoluna hızlı bir şekilde ilerliyor.

Bakın, bugün kamu borçlanmasında, diğer taraftan bütçe açıklarında, Avrupa Birliği bir yıldır kararlı bir lider olmadığı için karar alamıyor. Bugün Avrupa Birliği, ekonomik bir anayasa olan Maastricht kriterlerini yeniden gözden geçirip ülkeleri burada olmaya davet ediyor ve diyor ki: “Yüzde 60’ı geçmeyeceksin sen kamu borçlarında. Yüzde 3’ü geçmeyeceksin bütçe açıklarında.”

Arkadaşlarım, şunu size ifade etmek isterim: Türkiye, bugün kamu borçlarında eğer kalkıp, gayrisafi millî hasılasına, yüzde 38-yüzde39’a düşürmüşse buna ifadeler değil, buna ancak alkış yakışır ve bu alkışlanır (AK PARTİ sıralarından alkışlar) çünkü bu konuda Türkiye, Avrupa’nın 23 ülkesinden daha iyi konumdadır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Özel sektör...

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Bugün Türkiye, bütçe açıkları, bu yıl sonu itibarıyla yüzde 1,7’ye düşüyor arkadaşlar, yüzde 1,7.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Özel sektörün borcu bizim borcumuz değil mi?

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Şimdi, bu yüzde 1,7 bütçe açığı... Bakın Avrupa Birliği Maastricht kriterleri yüzde 3’tür. Yüzde 1,7’yle Türkiye, bugün Avrupa’nın 27 ülkesinin 20’sinden çok daha iyi konumdadır. Bugün Türkiye'nin son işsizlik rakamları...

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Özel sektörün borcu ne kadar?

 EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - ... Avrupa Birliği işsizlik ortalamasının daha altındadır ve bugün Türkiye’deki işsizlik rakamları…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – İş gücüne katılım oranı nasıl?

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – ...Avrupa’nın 12 ülkesinden daha iyi konumdadır.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – İstihdama katılım ne kadar, istihdama katılım? İstihdama katılımı söyle.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Bir arkadaşımız dedi ki: “Efendim, işsizlik, istihdam konusu, işte,  rakamlar şöyle olursa, böyle olur.” Yahu, arkadaşlar, gözünüzü seveyim.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Avrupa’da kaç?

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – 25 milyon istihdam, ilk defa Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 25 milyon kişi istihdam edilmiş. Bu yine alkışlanır, bunun üzerinde konuşulmaz; bu bir başarıdır, bu bir başarı hikâyesidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ve cari açık konusunda ifade edildi, denildi ki: “Efendim, işte, büyüme cari açığa bağlı, cari açık varsa büyüme var.”

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – TRT çekimlerini geçti Sayın Bakan.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Doğrudur, bakın, Türkiye'nin cari açığının, bırakın cari fazla verdiği yıllar    -Allah bir daha Türkiye’ye o yılları yaşatmasın- 1994-2001 yıllarıdır ve bu yıllarda ekonomi battığı için Türkiye cari fazla vermiştir. Biz böyle bir cari fazla istemiyoruz ama şunu ifade etmek istiyorum ki, bugün 183 ülkenin sadece 55’inde cari fazla vardır, geri kalan ülkelerin tamamında cari açık vardır ve 133 ülkede bugün cari açık… Türkiye de bunlardan biridir.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hangisinde yüzde 10, bir de onu söylesene Sayın Bakanım. Hangisinde yüzde 10 olmuş?

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Cari fazla verenlerin bakın, bilmeyenler için anlatıyorum, bilmeyenler için           -öğrensinler- şunu ifade edeyim ki, 133 ülkeye baktığınız zaman, 55 ülkeye baktığınız zaman bunların büyük bir çoğunluğu enerji üreten ülkelerdir.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hangi ülkede yüzde 10’a çıktı?

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Çin’de var mı, Çin’de? Hep Çin’i örnek gösteriyorsunuz.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Bunlar enerji üreten ülkeler olduğu için bu cari fazlayı verirler.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Çin enerji üretiyor mu, Çin? Çin’in enerjisi var mı?

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Birçok ülke de zaten sanayici ülkedir ama bugün Avrupa’nın… 31 ülkesi olan Avrupa’da, arkadaşlar, bugün 19 tanesinde cari açık vardır.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kaç, kaç? Gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde kaçı, bir söyle.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Cari açık meselesi Türkiye'nin problemi değil ve diyoruz ki, cari açığı şimdi halletmek…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yüzde kaçı, bir söyle bakalım. Söyle, söyle. Yüzde 10 olan var mı, bir söylesene Sayın Bakanım.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Bakın, çok şey hallettiğimiz için evvelallah Allah bize, cari açığı da halletmeyi bizim İktidarımıza nasip etti. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Söyle, sen bir söyle.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Siz ister söyleyin ister söylemeyin, biz cari açığı sonuna kadar, çözme konusunda sonuna kadar kararlıyız ve cari açık konusunda getireceğimiz teşvik sistemi, yapmış olduğumuz bu çalışmalar, cumhuriyet tarihinde olmayan bu çalışmalarla, teşvik sistemiyle nerede açığımız var, nerede sıkıntımız var, bunları yapıyoruz.

Enerji konusunda şikâyet edenler, soruyorum: Geçmişte neredeydiniz? Niye enerji stratejisini, niye enerji politikasını yapmadınız? Neden Türkiye’yi kalktınız doğal gaza boğdunuz? Şimdi, ben bunları size soruyorum. Enerji konusu geçmiş yılların ihmali sonucunda bugün Türkiye'nin yaşadığı sıkıntıdır.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Siz niye devam ettirdiniz? Siz niye devam ettirdiniz on yıldır?

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Ve bugün ilk on ayda Türkiye enerji olarak 45 milyar dolar enerji ithalatı yapmıştır. Bu demektir ki bu yılın sonuna kadar 55 milyar dolar…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Siz niye devam ettirdiniz?

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Niye devam edeceğiz, Meclisten kanunumuzu geçirdik.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Madem kötüydü de siz niye devam ettirdiniz?

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – …biz enerji bedeli ödeyeceğiz.

Arkadaşlar, bakın, ne olur kabul edelim ya! Dünyanın kabul ettiğini siz de kabul edin! Yani muhalefet etmek için doğruları da yanlış söylemeye gerek yok.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Siz kabul edin, biz de edelim!

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Bugün, Türkiye'de kamu borçlarında, işsizlikte ve diğer, ihracatta iyi bir seviyeye gelmişse, bunlar alkışlanır arkadaşlar. Dışarıdan bizi izliyorlar, gözünüzü seveyim ya! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir cevap verirsen kabul edeceğiz Sayın Bakan! Bir söylesene yüzde 10 nerede var? Bir tane örnek söyle!

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, tabii, söylenenlerin hepsine çok rahat cevap verecek donanıma sahibim ama tabii sürem yok, sürem de bitiyor.

Ben bütçemizin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum ve ümit ediyorum ki inşallah cari açık meselesini çözen de bu Hükûmet olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi hürmetle selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Sayın Başkan, cari açık oranıyla ilgili Sayın Bakan…

BAŞKAN – Hocam, bir saniye… Azıcık susar mısınız.

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Sayın Bakan cari açık oranıyla ilgili bana rakamları doğru öğretebileceğini söyledi. Müsaade edin, açıklayayım.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Efendim, sataşma yok ki orada!

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Sataşma var ama açık sataşma var. Müsaade edin, doğrusu nedir, kendi anladığımca söyleyeyim. Müsaade edin.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Efendim, sataşma yok, 60’a göre de söz vermediğinizi söylediniz.

BAŞKAN – Şimdi, bakın, Sayın Güneş, yani ben Sayın Pavey’e söz verdim bir düzeltme için. Allah rızası için şu işi bitirelim, yani ben de çok yoruldum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bir saniye… Bir saniye…

Şimdi, o ona dedi, bu buna dedi… Ben dikkatle izledim, siz benim hemşehrimsiniz, özellikle izledim. Dolayısıyla, yani ille de sataşma…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Aslında bize de sataştı, “Hocalara ben öğretirim.” dedi, ama…

BAŞKAN – Sayın Günal, lütfen…

Yani gerçekten şimdi buradan sataşma çıkmaz ama ben sizi kıramam, ama siz bir büyüklük yapın, şu işi uzatmayalım ne olur, burada söyleyin, düzeltin, şeylere geçsin.

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Ben kendisine sataşmayacağıma dair söz verebilirim. Açıklayacağım.

BAŞKAN – Hayır, siz sataşmayacaksınız da o böyle… Yani bakın, şimdi siz oradan söyleyin, kayıtlara geçsin, ne olur!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – O zaman Sayın Bakan bize bir ders ayarlasın da hocalar olarak bir gelelim.

BAŞKAN – Ya, Allah aşkına size ne oluyor? Ben şimdi Sayın Güneş’le konuşuyorum. Size ne oluyor? Ben Sayın Güneş’le görüşüyorum, tamam.

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Benim anladığım kadarıyla Sayın Bakan “Ekonomi hocalarına ben öğretirim.” dedi.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş’in, Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Değerli milletvekilleri, ben bir iktisat profesörüyüm. Evet, Kocaeli Milletvekiliyim ama bir iktisat profesörüyüm.

Şahsımın ötesinde, tüm bilim adamları namına bir savunma yapmak durumundayım. Çünkü eğer… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Müsaade edin, müsaade edin efendim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Eğer ki bütün ekonomi bölümlerindeki bütün hocalar ekonomiden anlamıyorsa Millî Eğitim Bakanına söyleyin, üniversiteleri kapatsın, çocuklarınızı niye yollayıp ekonomi öğretiyorsunuz.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Ben sana söyledim.

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – 80 milyar dolarlık cari işlemler açığının saklanabilir, savunulabilir bir tarafı yoktur. 80 milyar dolar, Amerika Birleşik Devletleri haricinde…

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Hangi 80 milyar…

BAŞKAN – Sayın Çağlayan, lütfen…

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – …2011 yılının rekor cari açığıdır...

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Nerede 80 milyar dolar?

BAŞKAN – Sayın Çağlayan, lütfen…

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – …ve bunu siz yarattınız.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Lafın gerisini de.

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – 400 misli iktidara geldiğinizden beri dış açığı büyüttünüz, 93 milyar dolar dış ticaret açığını bu yıl yaratmış olacaksınız yani bu ülkenin satın aldığı sattığından 93 milyar daha fazla olmuş olacak. Bu, ekonomide yanlıştır.

Bir başka yanlışınız da şudur: Dediniz ki:”Cari fazlası olan ülkeler enerji satıyor.” Almanya mı öyle? Japonya mı öyle? Çin mi öyle? Külliyen yanlış.

Eğer benim sınıfımda olsaydınız size uzaktan yolladığım doçentliği alır, birinci sınıf makroekonomi dersinden çaktırırdım.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Sayın Başkan, ben de söz istiyorum.

HALUK ÖZDALGA (Ankara) – Sayın Başkan, “Söz vermeyeceğim.” demiştiniz, ben de söz istiyorum.

BAŞKAN – Vermiyorum. Size sataşma yok.

HALUK ÖZDALGA (Ankara) – Ama verdiniz.

BAŞKAN – Size sataşma yok. Ona ben sataşmadan verdim.

HALUK ÖZDALGA (Ankara) - Ben de sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Sizinle ilgili bir konu konuşulmadı ki Sayın Özdalga. Sizinle ne alakası var? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HALUK ÖZDALGA (Ankara) – Sayın Başkan, şahsi konularda söz veriyorsunuz, şahsi savunma yapılıyor, ben Kıbrıs’la ilgili söz istiyorum, vermiyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Bahçekapılı’yla önce bir İç Tüzük’ü konuşun siz Sayın Özdalga.

HALUK ÖZDALGA (Ankara) – Sayın Başkan, sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Bakın, lütfen siz bir konuşun.

Bakın, siz bana akıl öğretmeye de kalkışmayın.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, bir şeyi düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bir istismarı düzeltmek istiyorum.

Konuşmacı arkadaşlar… Buradan söyleyebilirim. Konuşmacı arkadaşlar sataşma olmamasına rağmen bir düzeltme yapma adı altında 69’dan söz isteyip düzeltme yapıyorlar. Lütfen bu istismarı yapmayalım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sataşma var. daha ne desin, ”Öğretirim hocalara…” dedi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ben şimdi sizi dinleyip ondan sonra yirmi dakika ara veriyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, buradan bir şey…

BAŞKAN - Evet, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek için söz aldım.

Sayın Şafak Pavey düzeltme nedeniyle söz almadı. 69’uncu maddeye göre, sataşma nedeniyle söz almıştır, onu düzeltiyorum.

BAŞKAN – Tamam, teşekkür ederim.

Birleşime yarım saat ara veriyorum.

                                                                          Kapanma Saati: 23.38

                                                                                  

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati:00.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.