TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

               TUTANAK DERGİSİ

 

                                                    33’üncü Birleşim

                                            10 Aralık 2011 Cumartesi

 

(TBMM Tutanak Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                     İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88)

 

A) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI

    1.- Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI

     1.- Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

1.-   Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-   Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI

1.- Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI

1.- Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI

1.-   Hazine Müsteşarlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-   Hazine Müsteşarlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU

1.-  Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) SERMAYE PİYASASI KURULU

1.-  Sermaye Piyasası Kurulu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Sermaye Piyasası Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) ADALET BAKANLIĞI

1.-   Adalet Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-   Adalet Bakanlığı2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU

1.-   Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim

        Bütçesi 

2.-   Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin

        Hesabı

 

K) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU

1.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

M) İÇİŞLERİ  BAKANLIĞI

1.- İçişleri Bakanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- İçişleri Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

N)  EMNİYET  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI

1.- Jandarma Genel Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Jandarma Genel Komutanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI

1.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş’in, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun, partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, partisine

sataşması nedeniyle konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Genel Kurul çalışmaları sırasında foto muhabirlerine yönelik sarf etmiş olduğu sözlere ilişkin açıklaması

2.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, şahsına yönelik olarak “Mahalle karısı gibi car car konuşuyor.” şeklinde günlük bir gazetede çıkan haber üzerine, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin böyle bir söz söyleyip söylemediği konusunda açıklama yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in konuşmasına istinaden Meclis tutanaklarında söz konusu ifadenin olmadığına ilişkin açıklaması

4.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’a konuşması sırasında attığı laf nedeniyle kastını aştığına ve sözünü geri aldığına ilişkin açıklaması

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, konuşan hatiplerin “cumhuriyet dönemiyle hesaplaşma derdine” girmemeleri ve 2012 bütçesini tartışmaları gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, cumhuriyetle bir sorunu olmadıklarına ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun, sözlerini yanlış anladığına ilişkin açıklaması

10 Aralık 2011 Cumartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati:13.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca bugün iki tur görüşme yapacağız.

Üçüncü turda, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu bütçeleri yer almaktadır.

 

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (x)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S. Sayısı: 88) (x)

 

A) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI

    1.- Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI

     1.- Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

1.-   Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-   Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI

1.- Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI

1.- Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI

1.-   Hazine Müsteşarlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-   Hazine Müsteşarlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU

1.-  Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) SERMAYE PİYASASI KURULU

1.-  Sermaye Piyasası Kurulu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Sermaye Piyasası Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, 06/12/2011 tarihli 29’uncu Birleşimde, bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin yirmi dakika olması kararlaştırılmıştır. Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin, konuşmalarının bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıklar yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.

Tur üzerindeki konuşmalar bittikten sonra soru sahipleri ekrandaki sıraya göre sorularını yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi on dakika içinde tamamlanacaktır, cevap verme için de on dakika süre verilecektir. Cevap işlemi on dakikadan önce bitirildiği takdirde geri kalan süre için sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir.

Bilgilerinize sunulur.

Üçüncü turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına: Ayla Akat Ata, Batman Milletvekili, süresi on beş dakika; Adil Kurt, Hakkâri Milletvekili, on dakika; Altan Tan, Diyarbakır Milletvekili, on beş dakika.

AK PARTİ Grubu adına: Muammer Güler, Mardin Milletvekili, beş dakika; Mustafa Bilici, Van Milletvekili, beş dakika; Hasan Karal, Rize Milletvekili, beş dakika; Mustafa Kabakcı, Konya Milletvekili, beş dakika; Rıfat Sait, İzmir Milletvekili, beş dakika; Ahmet Tevfik Uzun, Mersin Milletvekili, beş dakika; Ahmet Yeni, Samsun Milletvekili, beş dakika; Recai Berber, Manisa Milletvekili, beş dakika.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına: Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili, on dakika; Sinan Oğan, Iğdır Milletvekili, on beş dakika; Sümer Oral, Manisa Milletvekili, on beş dakika.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına: Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili, yedi dakika; Haluk Eyidoğan, İstanbul Milletvekili, on dakika; İhsan Özkes, İstanbul Milletvekili, yedi dakika; Haluk Ahmet Gümüş, Balıkesir Milletvekili, yedi dakika; Hurşit Güneş, Kocaeli Milletvekili, dokuz dakika.

Şahısları adına: Lehinde olmak üzere Ali Küçükaydın, Adana Milletvekili, beş dakika; aleyhinde olmak üzere Alim Işık, Kütahya Milletvekili, beş dakika.

Soru-cevap işlemi yirmi dakika.

Şimdi, ilk söz sırası Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Ayla Akat Ata’da.

Buyurun Sayın Ata. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı bütçesi hakkında konuşmak üzere Barış ve Demokrasi Partisi adına söz hakkı almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, 2010 yılının ilk aylarında 5292 sayılı Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile İçişleri Bakanlığına bağlı olarak kurulmuştur, 31 Mayıs 2010 tarihi itibarıyla da faaliyetlerine başlamıştır. “Terörle mücadeleye ilişkin politika ve stratejiler geliştirmek, bu konuda ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak.” görev tanımlarıyla kurulan Müsteşarlık, 8/7/2011 tarihinde yapılan değişiklikle Başbakanlığa bağlanmıştır.

Ülke kamuoyunda “Süper Müsteşarlık” adıyla da tartışılan bu Müsteşarlık, Genelkurmay İkinci Başkanı, Jandarma Genel Komutanı, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı, Adalet, Dışişleri ve İçişleri Bakanlığı Müsteşarları, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve Sahil Güvenlik Komutanlığından oluşan Bakanlığa bağlı Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulunun da sekreterya görevini yürütmektedir. En önemli görevlerinden biri MİT-emniyet-jandarma kurumları arasındaki istihbarat bilgilerini bir merkezde toplayıp koordine etmektir. Bağımsız bir istihbarat birimi olmamıştır, değildir ve yine güvenlikle ilgili operasyonel bir faaliyeti de bulunmamaktadır ki buna da gerek yoktur çünkü aynı zamanda koordinasyonun sekreterya görevini de gerçekleştirmektedir.

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının görev tanımına baktığımızda saygıdeğer milletvekilleri, terörle mücadele alanında araştırma, analiz, izleme ve değerlendirme çalışmaları yaparak, politika ve stratejiler üretmek gibi bir görevinin olduğunu da görmekteyiz.

Şimdi, değerli milletvekilleri, peki, toplumsal alana nasıl yansıyor bu görev? Toplumsal alana “KCK” adı altında yürütülen operasyonlarla yansıyor. Peki, bu konuda Hükûmetin bir başarısından söz edebilmek mümkün müdür? Bizce değildir ve görünen odur ki bu ülkeyi takip eden ulusal ve ulusal üstü kamuoyu tarafından da bir başarı olarak görülmemektedir.

Avrupa Parlamentosunun araştırmasına göre 11 Eylülden bu yana tüm ülkelerde 119.044 kişi tutuklanmış, 35.117 kişi de terörist olarak hüküm giymiştir. Bu süre içerisinde Türkiye’de ise 12.897 kişi terörist olarak hüküm giymiş ve Türkiye bu performansıyla bütün ülkeler içerisinde ilk sırayı almıştır. Listenin 2’nci sırasında ise 7 bin kişi ile 1,5 milyar nüfusu olan Çin yer almaktadır. Üstelik bu sayı Türkiye'nin ileri demokrasiye geçtiği yıllar olarak gösterilen 2006’dan sonra birdenbire fırlamıştır. Nitekim, aynı rapora göre 2005’te 273 olan terörizmden mahkûmiyet alanların sayısı 2009’da 6.345’e çıkmıştır, son sekiz ayda ise 4.815 gözaltı, 2.057 tutuklama gerçekleştirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, bugün ifade edebileceğimiz KCK soruşturmalarına dair şudur ki: “KCK” adı altında açılan dava ve sürdürülen yargılamalar stratejik amaçları olan bir planın konjonktürel sonucudur. Hukuki hiçbir altyapısı yoktur; AKP, siyasal, demokratik çözümün önünü tıkamayı tercih etmiştir. BDP’ye, DTK’ya ve diğer sivil organizasyonlara yönelirken “KCK operasyonu” adını bilinçli olarak kullanmış ve yönelimlerin yaratacağı ağır örgütlenme problemleri altında ezerek, uğraştırarak Kürt sorununun çözümünde muhataplık işlevini göremez hâle getirmeyi hedeflemiştir.

Biliyoruz ki korkulan, Kürtlerin siyasal olarak örgütlenmesi değildir, Kürtlerin mevcut, egemen, tekçi, asimilasyoncu sistemin dışında örgütlenmesidir. Kürtlerin “KCK” adı altında terörize edilmeye çalışılan ancak yaşamsal olarak gördüğü demokratik yönetim anlayışı hem ulus devlet statükoları için hem de küresel sermayenin bölgesel çıkarları için bir tehdit olarak görülmüştür. Bu algı değişmediği sürece siyasal anlamda bir başarı ve çözüm de mümkün görünmemektedir.

Yine, yürütülen yani yapılan araştırma, analiz ve izleme, değerlendirme sonucu üretilen politika ve stratejilere baktığımızda din olgusunun ciddi bir şekilde kullanıldığını görmekteyiz ama unutulmamalıdır ki gerek Osmanlı döneminde gerekse cumhuriyet tarihi boyunca Türk ve Kürt halklarını bir arada tutan en önemli değer manevi değerlerdir. Bu değerler üzerinden yapılacak bir yıpratma, bu değerler üzerinden yapılabilecek bir siyasetsiz ve iradesiz bırakma girişimi ne yazık ki tam ters etkiyi gösterecektir. Bugün için bu çalışmayı yürüten, bunun politikalarını din adamlarını da bu işin içine katarak sürdürmeyi hedefleyen devletin ve ilgili birimlerin dikkatini bu konuda çekmekte yarar görüyoruz. Manevi değerler, üzerinde siyaset yapılamayacak kadar önemlidir, Hükûmetin de bu konuda gerekli hassasiyeti göstermesi gerekmektedir.

Yine, değerli milletvekilleri, ikinci görevine baktığımızda, güvenlik kuruluşları ve istihbarat birimlerinden gelen stratejik istihbaratın analizi, paylaşımı ve etkin kullanımını sağlamak olduğunu görüyoruz. Şimdi, istihbarat bilgilerinin tek elde toplanarak siyasi iktidarın hizmetine sunulması gibi bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Peki, bunun bir faydası oluyor mu? Siyasi iktidar bugüne kadar her biri kendi açısından istihbarat değerlendirmesi yapmış ve dosyalamış olan birimlerin hepsinin elde etmiş olduğu bilgileri kullanınca, siyaseten kullanınca, ülkemizde bugün olduğu gibi, içerisinden çıkılmaz birtakım sorunlarla karşılaşma durumu yaşanmıştır. Sayın Başbakan istihbarat birimlerinin ortaklaşarak kendisine ulaştırmış olduğu bilgiler üzerinden henüz soruşturma açılmayan, henüz yargının karar vermediği konularda birtakım ifadelerde bulunma özgürlüğünü ve cesaretini göstermiştir. Bu, ülkenin içinde bulunmuş olduğu vizyona da, tartıştığı değerlere de, ki Sayın Başbakan bunu son olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye Kararları, Sorunlar ve Çözüm Önerileri Konferansında 15 Kasım 2011’de gerçekleştirilen Konferansta şu ifadeleri kullanarak belirtmiştir: “İnsanların fikirlerini özgürce ifade edebildiği, özgürce yazabildiği, çizebildiği, söyleyebildiği, özgürce yayın hakkını kullanabildiği bir Türkiye inşa ediyoruz. İdeal seviyeye henüz ulaştığımız iddiasında değiliz.” Şimdi, Sayın Başbakanın eğer bu amaca ulaşma aracı kendisine ulaştırılan istihbarat bilgilerini siyaseten kullanmaksa yanlış bir yoldadır. Niye? Çünkü verilen istihbarat bilgilerinin her zaman için doğru ve siyaseti doğru kanalize edebilecek bir yönde kendisine ulaşacağının garantisi yoktur.

Bugüne kadar, evet, iktidar partisinin ifade ettiği darbelerle, yargı yoluyla bir şekilde siyasetsiz bırakma arayışı vardır. Bu konuda henüz bir yargı kararı yoktur. Ama şu unutulmamalıdır ki her zaman dışarıdaki nedenlere bakılmamalıdır. Kürt sorununun çözümü noktasında kendisine ulaştırılan istihbarat bilgilerinin doğruluğu ve yönelimi noktasında oluşturulacak politika konusunda doğru bir stratejinin belirlenmesi de en az darbe girişimleri kadar tehlikelidir. Sayın Başbakan bu konuda da, siyasi iktidar bu konuda da, Kürt sorununun çözümü noktasında karşı karşıya olduğu tehditle ve tehlikeyle bir şekilde yüzleşmek ve bunun önlemlerini almak durumundadır.

Ortaya çıkan tablo, kimsenin tasvip etmediği, bugün itibarıyla çözüm üretmeyen ve geçmişte denenmiş, sonuç alınamamış, çürümüş yöntemlerin tekrarından ibarettir. Bu noktada bu Müsteşarlığın görevini bir bütün yerine getirebildiğini belirtmek ya da ifade etmek mümkün değildir. Öyle ki değerli milletvekilleri, bugün dünyada hiçbir ülke çok büyük orduya sahip olduğu için güçlü sayılmıyor. Büyük bir ordunuz varsa güçlü değilsiniz ama bilgiye sahipseniz güçlü bir ülkesiniz. Ama bunun bir koşulu var, bu bilgiyi doğru kullanmak kaydıyla. Eğer bilgi sahibi olmak isteniyorsa Başbakanın ve siyasi iktidarın yapabileceği, bu konuda yapması gereken tek şey vardır, o da, kendisine bu konuda çözüm yolunu gösteren tüm muhalif kesimleri susturmak, yargıyı kıskacı altında bastırmak yerine bu kesimlerin söylem ve taleplerine dikkat çekerek, kulak vererek, çözümü hep beraber, Türkiye'nin bütün dinamiklerini içine katarak bulmaktan geçmektedir. Bu konuda biz yine üzerimize düşen sorumluluk gereği uyarı yapmayı gerekli gördük.

Yine bir diğer görev, ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonun sağlanarak etkinlik ve verimliliğini sağlamak. Değerli milletvekilleri, size pratikten bir örnek verelim. Biz hâlâ yaptığımız basın açıklamalarında, yaptığımız eylem ve etkinliklerde en az beş kamera tarafından çekiliyoruz, çok basit bir basın açıklamasında bile. Yani MİT’in, jandarmanın, emniyet güçlerinin, emniyet güçleri içerisindeki değişik birimlerin ayrı ayrı kameraları tarafından takip ediliyoruz. Şimdi, burada bu koordinasyonun sağlanması için bir bütçeden bahsediyoruz. Ama bu ilgili birimlerden kişilerin ellerindeki teknik donanımla o eylemlerde, o etkinliklerde bulunması birer kadro ve ekonomi demektir. Kadrosu ve ekonomisi her birim tarafından ayrı ayrı tespit edilen bir birimin tekrar aynı çatı altında toplanarak ayrı bir bütçe hazırlanması bizler açısından kaygı vericidir.

Kaldı ki Sayın Atalay da burada, kendisi bu teşkilatın kurulması sırasında yapmış olduğu açıklamada yani Güvenlik Müsteşarlığının kurulması sırasında şu ifadeyi kullanmıştır: “Bu kuruluş etkili olacak, etkili kılacağız, bu konuda belki her şey yasa metnine geçirilmiyor, biraz da çok bağlayıcı olmayalım, biraz esnek çalışalım.” diye tarif etmiştir.

Şimdi, bağlayıcı olmayan yani kanunla bağlı olmayan ve esnek çalışma, bizim aklımıza, geçmişte yaşadığımız ve ders çıkarmamız gereken birçok olguyu beraberinde getiriyor. Eğer, geçmişte hukuk dışı yapılanmaların bu ülkeye ne getirdiğini ne götürdüğünü tahlil edemiyorsak, geçmişte esnek çalışma koşullarının bu ülkeye ne getirip ne götürdüğünü tahlil edemiyorsak ve bunu, bu teşkilat yasası geçerken, kurulması noktasında yasa geçerken tekrar ifade etme gereğini duyduysak, bu ciddi bir problemdir. Bu, geçmişteki politikanın bugün resmî bir şekilde ifade edilmesi ve bunun savunulması anlamına gelir ki oldukça tehlikeli görmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, eğer bu kadar ayrı birim tarafından bu işlem yerine getiriliyorsa, bir araya geldiğinde çok doğaldır ki herkesin bir talep ve beklentisi olacaktır koordinasyonun sağlanması noktasında. Peki, amaç eğer koordinasyonu sağlamaksa, neden koordinasyon sağlama tartışmaları yürütürken, terörle mücadele konusundaki yetkinin askerden alınarak polise verilmesi gibi bir tartışma, suni bir tartışma yürütülmüştür?

Deneyim yok mudur, bilgi yok mudur, birikim yok mudur? Süreç, bu bilgi, birikimin kullanılması dönemi değil midir? Amaç, eğer -bunu tekrar belirtiyorum, Sayın Bakan da cevap verebilirler- bu ad altında yürütülen       -kendisine sağlanan fon, kadro, ekonomi hepsi- bu amaç adında yürütülen faaliyetlerin bir iktidar elinden alınıp diğer bir iktidar aygıtına verilmesi değilse, başka hangi anlamı ifade eder? Amaç eğer koordinasyonun sağlanmasıysa, yetkinin bir birimden alınıp diğerine verilmesi değil, çok etkin ve etkili yöntemlerle, bugüne kadar sonuç alınan ya da sonuç alınmamış olanların ayıklanarak kalınan yerden devam edileceği bir sürecin örgütlenmesi olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, bir diğer görev de ulusal ve uluslararası alanda yapılan çalışmaların kamuoyunu bilgilendirmek ve toplumsal desteği sağlamak amacıyla kullanılmasıdır. Şimdi, bu görev tam da psikolojik harbin ve propagandanın üretilip, toplumun ve kamuoyunun maniple edilmesini amaçlamaktadır.

1990’lı yıllarda medya Genelkurmay tarafından andıçlanırdı, askerî kaynaklarla üretilmiş haberler zorla yayınlatılırdı. Bugün de durum çok farklı değildir. Yandaş basın, yargılamayı yapan hâkimin elinde olmayan bilgileri kullanma durumundadır ve yine gözaltına alınan ve tutuklanan şahsiyetlerin aile şeceresi, etnik kökeni, dinî inancı, tarihi, akrabaları, eniştesi, dayısı, kimliği polisler aracılığıyla gazetelere verilmektedir. Medya patronları “brifing” adı altında bir araya getirilip hassasiyete davet edilerek genel yayın yönetmenlerinin kulakları çekilmektedir. Yazarlar uyarılmakta, bu politikaya uymayanların yaptırımı da vergi cezası, işsizlik ve tutukluluk olmaktadır.

Bunların dışında bir de son görev var ki mevzuat ile verilen görevlerin hukukun üstünlüğü, insan hakları ve saygı ilkeleri çerçevesinde yerine getirilmesidir. Sayılan bu görevlerin hepsinin uygulamadaki pratiklerinden, süre elverdiğince bir iki örnek vermek durumunda oldum. Peki bunların hangisi insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayanan bir temelde ele alınmıştır? Kişi güvenliğinin kalmadığı, bu ülkede hiç kimsenin kendisini güvende hissetmediği, özel hayatın gizliliğinin kalmadığı ve bunların bir koordine etrafında ve siyasi iktidarın bilgisi dahilinde gerçekleştiğinin bu Müsteşarlık tarafından tespitte olduğu bir dönemde, bunun gerçekleştiğini ifade etmek çok da mümkün değildir.

Türkiye’nin böyle bir Müsteşarlığa ihtiyacı yoktur ama Türkiye’nin tam da bu Müsteşarlığın görevleri arasında sayılan insan hakları ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde yönetilme gereği vardır. Bunun tabii ki bir ana sözleşmesini yapmak gerekiyor bir anayasa çalışmasıyla ama alt hukuk normlarında bir iyileştirme yapılmadan, ne yazık ki Anayasa’da sayılan herhangi bir hakkın ve ödevin yerine getirilmesi mümkün değildir.

Biz, iyi bir anayasa yapmak durumundayız ama aynı zamanda bu anayasanın, yasalarla nasıl, Meclis çatısı altından hangi yasalarla çıkarılacağı konusunda kafa yormak durumundayız ve yine bu yasaların yürütme tarafından nasıl uygulanacağını denetlemek, yargının yorumunda da tarafsız ve bağımsız olmasını sağlamak durumundayız.

Bugün gerçekleşen bu değildir. Bu Müsteşarlığın, bugün itibarıyla aradan geçen iki yıla yakın zaman dilimi içerisinde, ülkenin menfaatine, çıkarına herhangi bir icraatı söz konusu olmamıştır.

Bu nedenle, bu Müsteşarlık için ayrılan bütçe kaleminin, biz konunun, ilgili alanın, düzenlendiği alanla ilgili diğer birimlere aktarılması gerektiğini ifade ediyoruz ve ülkenin içinde bulunmuş olduğu sıkıntılı durumundan çıkışının operasyonel yöntemlerle değil, aksine, diyalog ve müzakerenin egemen olduğu, tarafların birbirini dinlediği ve hak verdiği, hoşgörü değil, saygının egemen olduğu bir süreçten geçeceğine inanıyoruz.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ata.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Adil Kurt, Hakkâri Milletvekili.

Buyurun Sayın Kurt. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA ADİL KURT (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı bütçesi üzerine grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz üzere, ülkemiz çok yakın dönemde, yakın tarihlerde büyük afetler yaşadı. Ülkemiz aktif deprem kuşağı üzerinde kabul gören bir ülke ve sıkça depremlerle yüz yüze kalıyoruz. 99 depreminden bugüne kadar ülkemizde muhtelif zamanlarda çok sıkça depremler oldu ve bu depremlerde maalesef insanlarımız yaşamlarını yitirdiler.

Tabii ki 1970’li yıllarda Lice’de meydana gelen depremi, aslında bizim depremler karşısında, sonraki müdahalelerde ne kadar adaletli, ne kadar insancıl yaklaştığımızın bir göstergesidir diye düşünüyorum.

Tarihi yanlış hatırlamıyorsam 1976’da Lice’de meydana gelen deprem sonrasında, o günden bugüne kadar, Lice’de yaşayan insanlar geçici konutlarda yaşıyorlar. O günler Lice’de yapılan geçici konutlar -yaklaşık otuz küsur yıl geçti- hâlâ geçici olmaktan çıkmadı, Lice’nin mağduriyeti ortadan kaldırılmadı.

Lice örneğini niye veriyorum biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? Lice örneği, o dönem, o dönemin siyasal mülahazaları açısından çok önemli bir dönemdir. Lice’ye dönemin iktidarı -ki dönemin Başbakanı Sayın Süleyman Demirel’dir- Liceliler kendisine oy vermediği için, Sayın Ecevit’e oy verdikleri için cezalandırılmak şartıyla o günden bugüne kadar geçici konutlarda yaşıyorlar.

99’da ülkemizde meydana gelen depremde biz elbette ki olumlu bir sınav vermedik. 99’da meydana gelen depremde de biz aynı tabloyu yaşadık; enkaz altında insanlarımız can verdi, biz yine siyasi mülahazaları konuşmak durumunda kaldık. Bolu’da, Gölcük’te, Sakarya’da deprem felaketini yaşayan bu ülkenin vatandaşlarının yaraları hâlâ sarılmış değil.

23 Ekim 2011’de Van’da bildiğiniz üzere bir deprem meydana geldi. Bu depremde, bugüne kadar… “Yaklaşık rakam” diyoruz çünkü ne yazık ki 23 Ekimden bugüne kadar, hâlâ, Van depreminde -peş peşe meydana gelen iki depremde- kaç vatandaşımızın yaşamını yitirdiği konusunda net bir rakama sahip değiliz. O nedenle diyoruz ki yaklaşık 700 civarında Vanlı yaşamını yitirdi bu depremde. Cenazeler karıştırıldı, insani bir durumdur, olabilir diyoruz ama Van depreminde hâlâ kaç vatandaşımızın yaşamını yitirdiğini bilmiyorsak yaşayan Vanlıların durumunu düşünmek gerekir.

Değerli arkadaşlarımız, Van depreminden sonra biz, bariz bir bölücülük vakasıyla karşı karşıya kaldık, bariz bir ayrımcılık vakasıyla karşı karşıya kaldık. Van depreminden iki gün sonra bu Meclis kürsüsünde gerçekleştirilen konuşmaları hepiniz hatırlarsınız, hep birlikte buradaydık. Bakınız, arkadaşlar, biz kırk sekiz saat sonra bazı köylere ulaşılabildiği bilgisini burada verirken Sayın Bakan: “Abartıyorsunuz, siz Van’a gitmediniz.” dediler bize. Olabilir, kürsüden bu tarz siyasi atışmalar olur, hoş karşılarız. Bir gün sonra Van Valisinin açıklaması oldu: “Efendim, ulaşamadığımız köyler var.” dedi. Biz de çıkıp Sayın Bakana sorduk: “Sayın Bakan, biz sizin sözünüze güveniyoruz, sizin sözünüze inanıyoruz ama Valinin yaptığı açıklama neyin nesi?”

Şimdi, polemik konusu edilen birçok sorun var ama hakikaten biz onun polemik konusu olmaktan çıkarılmasını istiyoruz. Van -maazallah, Allah göstermesin- “İstanbul’da bir deprem olursa müdahale kabiliyetimiz ne kadardır?” diye onun ölçümü için kobay kent olarak orada uygulama baş gösterildi. Sayın Bakan kendisi ifade etti: “Kapasitemizi görmek için.” Kapasitenizi niye görecektiniz? Van depreminde niye ihtiyaç duydunuz o kapasite ölçümüne? “Maazallah, İstanbul’da bir deprem olursa reflekslerimiz nelerdir onu bilelim.” diye.

Değerli arkadaşlarım, bugün bile Van’da yardım eden yardım kuruluşlarıyla ilgili Valilik raporlar yayınlıyor, Barış ve Demokrasi Partisinin, ki mevcut durumda Van’ın her mahallesinde kümeler hâlinde belediyelerimiz acil durum çadırları kurmuş, acil müdahale çadırları kurmuş ve orada insanlara yardım ediyor, Van Valiliği yayınladığı raporda hâl⠓Barış ve Demokrasi Partili belediyeler de buraya yardımda bulunmuştur.” demeyi kendine yediremiyor. Böyle bir ifadeden imtina ediyor.

Değerli arkadaşlarım, Van üzerine çok tartışmalar yapılacak. Sayın Bakan da çıktığında eminim ki bu konuya değinecek ve Van’ın durumuna ilişkin gerçek tablo bugün nedir bizimle paylaşacak. Öğreneceğiz, hakikaten de öğrenmek istiyoruz ama iki önemli şeye dikkat çekmek istiyoruz: Değerli arkadaşlar, Erciş’in il olması Van’ın sorunlarını çözmez. Dolayısıyla bu teklife, bu öneriye sıcak bakmadığımızı ilk günden itibaren ifade ettik. Bu tablo içerisinde Van’ın büyükşehir olacağını ilan etmek de gerçekçi değildir. Yine soruna çözüm olmaz, buna da mesafeliyiz. Van’ın sorununu gerçekçi bir zeminde tartışmamız gerekir diye düşünüyoruz.

Sayın Atalay için Meclis gündemine getirilen gensoru önergesine karşı olduğumuzu da ifade ettik çünkü Van’ın politik mülahazaların malzemesi yapılmasını da istemiyoruz, arzulamıyoruz. Farklı zeminlerde birbirimizle tartışırız, varsa eleştirimizi de sonuna kadar yaparız ama insani bir durumu politik mülahazanın malzemesi yapmayız, buna taraf olmayız en azından. Dolayısıyla, eğer bugüne kadar Van afet bölgesi ilan edilmemişse, bu Hükûmetin ayıbıdır. Yasal olarak, 7 üstü depremlerde deprem felaketi yaşayan bölgeler afet bölgesidir değerli arkadaşlarım ama afet bölgesi ilan edilmedi. Hadi, her söylenen sözden nem kapmayalım ama Sayın Başbakan çok açık, net söyledi: “Afet bölgesi ilan etmemizi istiyorlar. Nedenini size söyleyeyim değerli vatandaşlarım çünkü belediyelere çok para vermek durumunda kalacağız, onlar da malum yerlere aktaracaklar.” diyor. Yenilir, yutulur cinsten laflar değil değerli arkadaşlarım, yenilir, yutulur cinsten laflar değil bunlar. Evet, siyaset yapıyoruz, birbirimizi eleştireceğiz, rekabet edeceğiz ama bu lafları da, insani durumlar üzerine, sarf etmememiz gerekiyor. Herhangi bir belediyemiz bir yere tek kuruş para göndermişse -ki her gün inceliyorsunuz- cezasını kesersiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL KURT (Devamla) – Sayın Başkan, sanırım süreler bitti. Bu konuyu herhâlde çok tartışmak durumunda kalacağız.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kurt.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Altan Tan, Diyarbakır Milletvekili.

Buyurun Sayın Tan.

BDP GRUBU ADINA ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bugün diyanet işleriyle ilgili bir sunumda bulunacağım.

Sevgili arkadaşlar, din-devlet ilişkileri tarihin ilk dönemlerinden beri en fazla tartışılan, iktidarları belirleyen, toplumda büyük çalkantılar meydana getiren meselelerin başında yer alıyor. Çok kısa olarak bir tarifle başlayacağım. Bir ilkokul talebesine bile sorsanız “Teokrasi nedir?” “Teokrasi, devletin dinin emrinde olmasıdır.” diyecek. Yine aynı ilkokul öğrencisi “Laiklik nedir?” sorusuna ise şu cevabı verecek: “Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması.” Peki, dinin devletin emrinde olmasıyla ilgili bir izahat var mı? Maalesef yok. Ama tarih boyunca en büyük tartışma ve dinlerin felaketi -bunun altını çizerek tekrar ifade edilmesi gerektiğini söylüyorum- dinin, devletin veya statükonun, güçlerin emrine girmesi olmuştur. Çok uzun uzadıya bir dünya tarihi anlatacak değilim, hızla bugüne geleceğim.

İlk büyük felaket Yahudilikte olmuştur. Yahudi hahamlar faizcilikten, bankerlikten, kendi yargı yetkilerini kötüye kullanmaya kadar her türlü ilişkileri azıtma noktasına getirdiklerinde Hazreti İsa gelmiştir ve Hazreti İsa’nın esas görevi Yahudi şeriatını aslına döndürmektir. Ama maalesef aynı felaket Hristiyanlığın da başına gelmiştir. Milattan sonra 313 yılında Milano fermanıyla Hristiyanlık din olarak kabul edilmiştir Roma İmparatorluğu tarafından, tanınmıştır ama o güne kadar gladyatörlere parçalatılan Hristiyanlar ve Hristiyanlık akidesi maalesef Roma’nın putperest, pagan inancı içerisinde orijinalitesini kaybetmiştir.

İslam tarihinde ise bu acı tecrübeler Emeviler döneminde başlar. İlk olarak düzenli orduların kurulması, dinin devletin emrine girmesi, iktidarın, sultanın, padişahın, kralın görüşleri doğrultusunda bir formata girmesi Muaviye’den itibaren Yezid dönemi ve ondan sonra Abbasi döneminde de devam eder. Buna bütün İslam âlimleri karşı çıkarlar. İmamıazam resmî görevi kabul etmez Abbasi halifesinin, “Bu haramdır.” der ve işkence altında ölür. İmamı Şafii’nin başına gelen aynı şeydir, İmamı Hanbel’in başına gelen aynı şeydir, İmamı Malik yine aynı şekilde “Zorla alınan biat biat değildir.” fetvasını verince mevcut kendine halife diyen padişah gayrimeşru duruma düşer ve İmamı Malik’in bir kolu sakatlanır işkencede.

İmamı Gazali Selçuklu Sultanı Sencer’in davetine katılmaz ve saraya sultanların sofrasına oturmaz. Caferi Sadık ve 12 imam da yine Şii akidesinde ve fıkhında aynı yolu takip ederler.

Dinin imparatorun emrinde olduğu en önemli örneklerden birisi Bizans modelidir ve Selçuklu dönemi de dâhil resmî devletin emrinde bir şeyhülislamlık makamı yok iken, Fatih Sultan Mehmet’ten sonra Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde tam kurumlaşarak devletin emrinde bir şeyhülislamlık kurumu meydana getirilir ve bu şeyhülislam sadrazamın da altında bir statüye tabidir; yani padişah vardır, sadrazam, başbakan vardır ve onun altında üçüncü sırada, onlara bağlı şeyhülislam vardır. Padişah ve sadrazam onu atar, istediği zaman azleder istediği zaman şeyhülislamın da kellesi gidebilir.

“Dinin felaketi.” dedim. Niye dinin felaketi? Çünkü bağımsız, hür, devletten, iktidardan, paradan, güçten ve mevkiden azade bir inanç olmayınca egemenlerin istedikleri noktasında bir din ve fetva dönemi devreye girer. Bir Osmanlı padişahı III. Mehmet 19 kardeşini katleder, buna da fetva alabilir.

Yine, aynı şekilde cumhuriyetten sonraki dönemde de cumhuriyet Osmanlının bu şeyhülislamlık makamını önce Evkaf Vekaleti, bakanlığı olarak kurar sonra ise diyanet işleri teşkilatı kurulur. Bu, dinin emrinde bir devlet anlayışıdır. Öyle bir din ki 1932’de ezan Türkçeleştirilir. Dersim, Şeyh Sait, Ağrı olayları olur, on binlerce insan öldürülür, İskilipli Atıf Hoca, Maşallah Ali Efendi idam edilir ama o dönemdeki Diyanet İşleri Başkanından çıt çıkmaz, çıkamaz.

Peki…

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Dinle alakası yok, şahıslarla ilgili.

ALTAN TAN (Devamla) – Neyle alakası var? Şahıslarla alakası. Bir de AK PARTİ sıralarından söyleniyor. Çok ayıp.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Din bunu emretmiyor.

ALTAN TAN (Devamla) – Din özgür olmazsa, devletin emrinde olursa, işte Pir Sultan’ın başına gelen de gelir, Hızır paşalar gelir kendi hocasını asar. Bu, Alevilikte de böyle, Şiilikte de böyle, Hristiyanlıkta da böyle, Müslümanlıkta da böyle. Sizin alkışlamanız lazım beni. Bunları sizin için söylüyorum.

Dini devletin elinden çıkarınız. Diyanet İşleri Başkanlığı özerk olsun çünkü Şeyh Edebali, İmam Gazeli, Şahı Nakşibendi, Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Muhiddin Arabi, mevlitin yazarı Süleyman Çelebi, bunların hiçbirisi devletin emrinde çalışmadılar. Âlimin hür olması lazım. Dinin özgür olması lazım. Onun içindir ki bugün bizim ısrarla savunduğumuz ve söylediğimiz, bugüne gelirsek, Diyanet İşleri Başkanlığı yeni düzenlemelerde mutlaka din hizmetleri devletin herkese, bütün din, mezhep ve kurumlara, cemaatlere eşit mesafede olduğu eğer laiklik savunuluyorsa, gerçek laiklik ve nötr anlamında olmalıdır. Din hizmeti sivil alana bırakılmalıdır. Bu hizmeti görecek cemaatler, gruplar, kuruluşlar, mezhepler özgürce çalışmalıdır ve bu noktada devlet bütün dinlere, mezheplere, inançlara aynı mesafede olmalıdır.

Bugün bir düzenlemeye gidilirse, eğer Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılarak doğru bir şekilde yeni bir modelin ihdas edilmesi eğer çok zor geliyorsa, o hâlde bugünkü diyanet işleri yeniden düzenlenmelidir. Bu yeniden düzenlenmede diyanet işlerini mutlaka din âlimlerinin… Bakın, din adamı da demiyorum çünkü İslam’da bir ruhban sınıfı yok, tamamı seçmelidir. Diyanette Şiilik, Alevilik, Şafiilikle ilgili hizmetler, bölümler olmalıdır çünkü bizim Iğdır’da Şii kardeşlerimiz var Kars yöresinde, Kürt kardeşlerimizin büyük bir kısmı Şafii, aynı şekilde ciddi bir Alevi nüfusumuz var. Diyanet bunların tamamına hizmet vermelidir. Sadece bir mezhebin ve bir düşüncenin hizmetinde kesinlikle olmamalıdır. Eğer bütçeden bir aktarım olacaksa -ki, doğru olan birinci modelde tamamen sivil alana bırakılmasıdır- ama bütçeden bir destek olacaksa bu destek de yine cemaatlerin ve inançların, dinlerin nüfus ve temsil oranlarına göre eşit oranda olmalıdır, şahıs başına olmalıdır.

Din eğitiminin önü açılmalıdır. Şimdi, cumhuriyetin en netameli konularından birisi budur. Din eğitiminin önünün açılması ne demek? Çok açık şunu söylüyorum: Cemevleri de açılmalıdır, Heybeliada Ruhban Okulu da açılmalıdır; diğer Sünni bütün tarikatların ve cemaatlerin çalışmaları da yine -bugün illegal, gayriresmî, iç içe olan- legal bir şekilde olmalı ve serbest bırakılmalıdır.

Hiçbir devletin, bir dinin kendi eğitimini, YÖK’e göre, Millî Eğitim Bakanlığına göre müfredatını belirleme yetkisi yoktur. Yani isteyen istediği tefsiri, hadisi, fıkhı, istediği kitabı okutur, isteyen Hristiyan, Yahudi, Alevi, Şii veya başka bir inanca mensup bir cemaatte yine kendi müfredatını kendisi belirler çünkü bu bir özel alandır.

Şafiilikle ilgili mevzuda da yine en önemli noktalardan birisi, bugün, Türkiye’nin yaklaşık yüzde 20’si, 25’i Şafii iken bu konuda ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. En büyük Şafii âlimlerinden büyük din âlimi Saidi Kürdi, Saidi Nursi uzunca bir dönem cuma namazlarına gitmemiştir. Yani çok az kimsenin bildiği bir konudur belki. Bazen gitmiştir cuma namazlarına, hayatının bu son dönemlerini kastediyorum, kırk yıllık dönemi kastediyorum. Sorulmuştur: “Niye gitmiyorsun?” Şunu söylemiştir: “Ben Şafii’yim. Kırk kişinin cuma namazında Fatiha Suresini okuması lazım. Hanefi mezhebine göre camilerde kıldırılıyor. Ben, o Fatiha’yı imamdan sonra yetiştiremiyorum.” Bu kendi eserlerinde var. Bir başka örnek: Yine kendi arkadaşlarıyla ayrı cuma namazı kılmak istemiştir, jandarmalar, polisler basmıştır. Bu olaylarla ilgili takibatı vardır. Mektubat adlı kitabına da başvurabilirsiniz. Bunlar tevatür veya dedikodu değil.

Dolayısıyla, özet olarak konuyu toparlarsak, bugün, dinin tamamen kendi asli mecrasında, hangi din olursa olsun -tekrar söylüyorum- hangi mezhep olursa olsun, devletten ayrı, özgür, kendi inancına, akidesine göre serbest olması lazım, kendi eğitimini, müfredatını kendisinin belirlemesi lazım, kendi ibadetlerini ve ritüellerini de kendi inancına ve geleneklerine göre kendisi uygulaması lazım. Ki Saidi Nursi, kendisine yapılan bu müdahaleyi, yine kendi tabiriyle bir cinayet olarak tabir ediyor, arkadaşlarıyla kıldığı cuma namazına yapılan müdahaleyi. Aynı şeyler Hristiyanlar ve Yahudiler için de tabii ki uygulanmalıdır. Dediğimiz gibi, devlet nötr bir durumda kalmalıdır.

Bugünle alakalı olarak da, bugün en büyük sorunlardan birisi, dinî, İslami hiçbir engel yok iken Kürtçe vaaz verilememektir camilerde. Hâlbuki bin dört yüz yıllık İslam tarihi boyunca Kürtçe, Zazaca, Arapça, Çerkezce, Çeçence, Boşnakça, Arnavutça kim hangi dili ne kadar anlıyorsa o bölgelerde o dille vaaz verilmiştir. Bunun önünde dinen hiçbir engel yoktur. Diyanet İşleri Başkanlığını da eğer böyle bir engel varsa fetvasını açıklamaya davet ediyorum.

Diyanet İşleri Başkanlığı, devletin emrinde bir kurum olduğu müddetçe tabii ki serbest olarak konuşamamakta, İslam dininden anladığını tam olarak ifade edememekte; çok büyük bir kadrosu, Türkiye’nin en büyük kadrosu ve en büyük bütçesine sahip olmasına rağmen de yeteri kadar hizmet maalesef verememektedir.

Yayınlar konusunda ciddi sıkıntılar vardır. İslam tarihi boyunca on binlerce cilt klasiğin, maalesef bu kadar büyük bütçeye rağmen, çok az bir kısmı henüz İslam toplumunun, Müslüman kardeşlerimizin hizmetine sunulabilmiştir. Zaten Şii kaynaklarıyla ilgili neredeyse yok mesabesinde bir çalışma vardır. Çünkü Şiilerin de kendine göre çok ciddi kaynakları, hadiste, tefsirde, kelamda ciddi eserleri vardır.

Yine aynı şekilde, İslam dininin temsilcisi olduğunu söyleyen din âlimleri, hiçbir toplumsal, hiçbir ekonomik, hiçbir ciddi meselede tarafsız kalamazlar çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem’in ifadesiyle, bir hadisiyle âlimler enbiyaların varisleridir. Bugün memleketimizin en büyük sorunlarından biri olan Kürt sorunuyla da ilgili bütün İslam âlimlerinin kavimlerin haklarıyla ilgili söyledikleri üçtür. Bütün kavimler, Arnavut, Boşnak, Kürt, Arap, Türk, Laz, Çeçen, Gürcü, Pomak üç hakkını kullanabilir.

1)  Ana dille eğitimin önünde hiçbir engel olmaz.

2)  Bu dili kamusal alanda kullanabilir.

3)   Yönetime katılma iradesi vardır. Müslüman Müslüman’ın zimmisi yani ayrıcalıklı bir unsuru -gayrimüslimler gibi- olmaz, olamaz. Hiçbir Müslüman diğer bir Müslüman’ın zimmisi olamaz; siyasi olarak eşit haklara sahiptir, yönetime katılmada eşit haklara sahiptir. Eğer bu konuda da söylediklerimde bir ihtilaf, çarpıtma veya yanlışlık varsa yine Diyanet İşleri Başkanlığının bu tashihi yapmasını talep ediyorum.

Sevgili arkadaşlar, son olarak da Diyarbakır’la, bölgemizle ilgili birkaç talebim var. Burada da sekiz aylık Kur’an kursunu veren kadın arkadaşlarımıza ve fahri imamlara kadro verilmesi lazım. Bir de Diyarbakır’da Diyanetin hiçbir ciddi kurumu yok. Şafiilikle ilgili bir enstitü kurulmasını, ciddi ve büyük bir enstitü kurulmasını talep ediyorum.

Hepinize saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tan.

AK PARTİ Grubu adına birinci konuşmacı Muammer Güler.

Buyurun Sayın Güler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Kamu Düzeni Ve Güvenliği Müsteşarlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına görüşlerimi belirtmek üzere huzurlarınızdayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Terörle mücadelede koordinasyonu güçlendirmek üzere yeni bir kurumsal yapılanmaya gidilmesi zorunluluğu göz önünde bulundurularak 17 Şubat 2010 tarihinde 5952 sayılı Kanun’la İçişleri Bakanlığının bağlı kuruluşu olarak Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı kurulmuştur. Kurucu Müsteşarı olarak görev yapmaktan onur duyduğum Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 8 Temmuz 2011 tarihinde Başbakanlığa bağlanmıştır. Müsteşarlığın kuruluş amacının daha etkin bir şekilde yerine getirilmesi ve koordinasyonun en üst seviyede gerçekleşebilmesi açısından söz konusu bağlılık değişikliliğinin yararlı sonuçlar getireceğine inanıyoruz.

Kuruluş çalışmalarını tamamladığımız dönemi takiben Müsteşar Vekilliğini yürüten Vali Niyazi Tanılır'a ve Müsteşarlık personeline değerli çalışmaları ve katkıları nedeniyle teşekkür ediyor ve Müsteşarlığa, geçtiğimiz günlerde asaleten atanan Büyükelçi Murat Özçelik'in, engin devlet deneyimi ve kariyeri itibarıyla bu görevi en iyi şekilde yürüteceğine olan inancımızı belirterek çalışmalarında başarılar diliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kuruluş döneminde teşkilat kanununun 6’ncı maddesine göre Terörle Mücadele Strateji Belgesi hazırlanmıştır. Kanaatimizce Müsteşarlığın bu dönemdeki en önemli faaliyetlerinden birisi bu olmuştur. Belge hazırlanırken ulusal ve uluslararası strateji belgeleri ve eylem planlarından, sivil toplum örgütlerince hazırlanan raporlardan, bilimsel araştırmalardan ve uzman değerlendirmelerinden yararlanılmıştır. Bu belge doğrultusunda hazırlanacak eylem planı çalışmaları da devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin bu bölümünde Müsteşarlığın yapısı ve çalışmaları hakkındaki önerilerimizi de dile getirmek istiyorum.

Kurumun ismi ve faaliyet alanı görsel medyada, dizilerde ve özellikle sanal dünyada, sosyal paylaşım sitelerinde farklı örgütlerle ve yapılanmalarla benzeştirilmekte ve olumsuz bir imaj yaratılmaktadır. Bu nedenle kurumun gerçek görev ve misyonunun kamuoyuna doğru bir biçimde anlatılması önem arz etmektedir.

Müsteşarlık daha sivil bir görünümle ve yeni bir yaklaşımla sorunlara odaklanmalıdır.

Kanuni dayanağa sahip Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulu periyodik olarak toplanmalı ve daha işler hâle getirilmelidir. Bu meyanda, henüz yasal bir zemini olmayan Terörle Mücadele Yüksek Kurulunun sekreteryası da Müsteşarlıkça yürütülmelidir.

Müsteşarlığın görev alanı ile ilgili araştırma ve geliştirme projeleri ile sosyal destek projelerine fon desteği verilmesine yönelik yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Ayrıca Müsteşarlık uzmanlarına kariyer olarak meslek memurluğu statüsü verilmeli ve kurumun geleceği açısından uzman yardımcısı olarak alınıp yetiştirilmeleri sağlanmalıdır.

Terörle mücadele konusunda fikir üretmesi gereken bir yer olan Müsteşarlıkta nitelikli ve yeterli uzman sayısının artırılması gerekir. Bu arada, geçici statüdeki uzmanlar kadroya geçirilmeli ve kurumun asli elemanı hâline getirilmelidir. Müsteşarlık, terör ve güvenlik konularında çalışan üniversite, enstitü ve düşünce kuruluşlarıyla daha etkin bir iş birliği sağlamalı ve terör konusunda devletin bir düşünce kuruluşu gibi çalışmalıdır. Yine kanunda öngörülen İstihbarat Değerlendirme Merkezine süratle işlerlik kazandırılmalıdır. Müsteşarlık bünyesinde mülki idare amiri kökenli personelden daha yoğun bir şekilde istifade edilmeli ve uygulamadan gelen idarecilerin özellikle terörle mücadele alanındaki tecrübelerinden mutlaka yararlanılmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak ifade etmek istediğim konu, Müsteşarlıkta kurulması öngörülen arşiv ve dokümantasyon merkeziyle ilgilidir. Türkiye terörle uzun yıllardan beri meşguldür. Terörle ilgili her türlü tespit ve çalışmaların, bu konudaki araştırmaların, önerilerin, raporların, farklı kurumlardaki bilgilerin toplanacağı bir hafıza merkezine, yani veri depolama ve yönetim merkezine ihtiyaç vardır. Bu merkezden hem resmî kurumların hem de araştırmacıların yararlanacağı düşünüldüğünde, merkezin önümüzdeki dönemde mutlaka hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının 2012 yılı bütçesinin hayırlı olmasını ve Müsteşarlığın başarılı çalışmalara imza atmasını diliyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Güler.

AK PARTİ Grubu adına ikinci konuşmacı, Mustafa Bilici, Van Milletvekili.

Buyurun Sayın Bilici. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA BİLİCİ (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı bütçesi üzerinde grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde meydana gelen büyük depremler Türkiye’de afet yönetim sisteminin gözden geçirilmesi ihtiyacını ortaya çıkarmış, yapılan araştırma ve etütlerde dile getirilen öneriler ile 2003 Yılı Hükûmet Acil Eylem Planı’nda yer almıştır. 5902 sayılı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’la, Başbakanlık Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı Sivil Savunma Genel Müdürlüğü ile Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü kapatılarak merkezde Başbakanlığa bağlı olarak Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı kurulmuş ve nihayet ülkemizde yeni bir afet yönetim modeli uygulanmaya konulmuştur.

23 Kasım 2011 tarihinde Van’da meydana gelen deprem felaketinde AFAD’ın hızlı ve etkin müdahalesi, deprem sonrası aldığı tedbirler, kurum ve kuruluşlar arasında sağladığı koordinasyonla, kuruluş gerekçesinin ne kadar haklı ve önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.

Bir kez daha acı gerçeğiyle yüzleştiğimiz deprem Van’da yıkıma, can ve mal kaybına yol açmış, vatandaşlarımız için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplara neden olmuş, normal yaşamı ve insan faaliyetlerini kesintiye uğratarak toplumu derinden etkilemiştir. Yaşadığımız deprem felaketinden etkilenen vatandaşlarımızın hayatlarını kolaylaştıracak ve sıkıntılarını hafifletecek bir dizi tedbirler alınmış ve bunlar Sayın Başbakanımız tarafından kamuoyuyla paylaşılmıştır.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Prefabrik ev yaptınız mı?

MUSTAFA BİLİCİ (Devamla) – Aynı şekilde, Van’ın yeniden inşa edilmesi süreci süratle başlatılmış…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Van’ın barınmasından biraz bahsedin.

MUSTAFA BİLİCİ (Devamla) – … yeni yapılaşma alanları deprem riski göz önüne alınarak belirlenmiştir. Yaşadığımız bu zor ve acı günleri, inanıyoruz ki ülkemizin bütün dinamikleriyle en kısa süre içerisinde geride bırakacağız. Önemli olan husus ise, ülkemizin değişmez gerçeği olan deprem riskinin farkında olarak yaşamak ve yaşam alanlarını bu gerçeklerle yeniden inşa etmektir.

Deprem sonrası bugüne kadar görülmemiş bir şekilde bölgeye hızlı bir müdahale gerçekleşmiştir. Eksikler olsa da bunlar kısa süre içerisinde tespit edilerek süratle müdahale edilmiştir. Sayın Başbakanımız Van halkını yalnız bırakmayarak deprem bölgesini iki kez ziyaret etmiş, vatandaşların sıkıntılarını kendilerinden dinlemiş, çalışmaları bizzat yerinde incelemiştir.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Kaç tane prefabrik ev yaptınız? Onu bir söyleyin bize. Van Milletvekilisiniz, onu bir söyleyin.

MUSTAFA BİLİCİ (Devamla) – Söyleyeyim, söyleyeyim.

Bu kürsüden, bir kez daha, depremde hayatını kaybetmiş vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Van halkı adına, sizlerin huzurunda, bu soğuk kış günlerinde sıcak kalpleriyle yardıma koşan aziz milletimize de teşekkür ediyorum.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Gerçek sayısını söyleyin.

MUSTAFA BİLİCİ (Devamla) - Şu ana kadar deprem bölgesine barınma amaçlı olarak 73.679 çadır, 7.907 yaşam konteyneri, 480 genel maksat çadırı, 260 prefabrik ev, 3.794 Mevlânâ evi gönderilmiş ve kurulumu tamamlanmıştır, toplamda 22 bin konteyner kurulacaktır.

Yine, Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay sürekli Van’da hazır bulunmuş, çalışmaları gözlemleyerek koordinasyon akışını hızlandırmıştır. Aynı şekilde diğer kabine üyesi bakanlarımız da bizleri hiç yalnız bırakmamış, sürekli deprem bölgesinde halkımızla beraber olmuşlardır. Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bulunan tüm milletvekillerine ilgi ve katkılarından dolayı Van halkı adına teşekkürlerimi sunuyorum. Afet bilinci yüksek bir millet olma yolunda herkesin, hepimizin yapacağı bir şeyler olduğuna inanıyorum.

Bu vesileyle, görüşmekte olduğumuz 2012 yılı bütçesinin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bilici.

AK PARTİ adına üçüncü konuşmacı Hasan Karal, Rize Milletvekili.

Buyurun Sayın Karal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HASAN KARAL (Rize) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 yılı bütçesi ile ilgili grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığı, Anayasa, kanun ve diğer mevzuatla kendisine verilen görev ve yetkiler doğrultusunda, İslam dininin inanç, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürüten, toplumu din konusunda aydınlatan ve ibadet yerlerini yöneten bir kurumdur.

Diyanet İşleri Başkanlığının yurt içi ve yurt dışındaki vatandaşlarımıza, soydaşlarımıza ve dindaşlarımıza yönelik irşat ve eğitim hizmetleri, sadece dinî açıdan değil, millî, tarihî, sosyal ve kültürel değerler açısından da önem arz etmektedir.

AK PARTİ İktidarı süreci ile Hükûmetimiz döneminde, kurum sadece ülke içinde değil, dünya genelinde de görünür bir prestije kavuşmuştur. Yurt içinde halkımızın, aydınlarımızın ve bilim insanlarımızın kuruma olan teveccühleri somut bir şekilde görülmektedir. Atama veya görevlendirme yoluyla yurt dışında vazife icra eden personelimize yönelik, ilgili ülkelerin siyasi ve bürokratik temsilcilerinin, dinî idare başkanlarının, sivil toplum kuruluşlarının, aynı şekilde üniversite çevrelerinin gösterdiği ilgi ve alaka bu itibarın açık bir göstergesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet işleri Başkanlığına verilen asli görevlerden birisi de yaygın din eğitimi konusudur. Bu alanda Kur'an kursları ve eğitim merkezleri fiziki ve eğitsel açıdan yeniden gözden geçirilerek iyileştirme çalışmaları devam etmekte olup, gerek Kur'an kurslarında gerekse hizmet içi eğitimlerde uygulanan programlar Hükûmetimiz döneminde güncellenmiştir.

Kur'an kursları, toplumsal talepler sonucu ortaya çıkan hizmet çeşitliliği göz önünde bulundurularak eğitim, öğretim ve sosyal etkinlikler açısından geçmişte uygulanan yasaklar Hükûmetimiz döneminde kaldırılarak yeniden yapılandırılmış ve daha da işlevsel hâle getirilmiştir

Başkanlığın yurt dışı hizmetlerini koordine etmek üzere hâlen 22 ülkede büyükelçiliklerin bünyesinde din hizmetleri müşavirliği ve 24 başkonsolosluk bünyesinde din hizmetleri ataşeliği bulunmaktadır.

Bugün Avrupa, Amerika ve Avustralya gibi ülkelerde yoğun olarak karşılaştığımız insan profilini, 60'lı, 70'li, 80'li ve 90'!ı yıllarda bu ülkelere yerleşmiş birinci ve ikinci kuşak orta yaş ve üstü vatandaşlarımız değil, bulunduğu ülkeye daha fazla entegre olmuş, Batı dillerini iyi bilen, kendi akranları ile meslek ve eğitim konusunda yakın düzeyde bulunan üçüncü ve dördüncü kuşak gençler oluşturmaktadır. Kabul etmek gerekir ki bu kitleye etkili bir din hizmeti sunabilmek öncekilere göre daha zor ve karmaşıktır. Önceki kuşakların karşılaşmadığı problemlerle üçüncü ve dördüncü kuşak soydaşlarımız karşılaşmaktadır. Bu aşamada bilgiye dayalı, evrensel değerleri içselleştirmiş, hedef kitle ile sağlıklı iletişim yollarını kullanan, donanımlı din görevlilerine ihtiyaç vardır. Bu nedenle Diyanet İşleri Başkanlığı, yurt dışına gönderilecek personel için kriterlerini yükseltmiş, mesela ilgili ülkenin şartlarına göre kısmen yüksek lisans yapmış olma şartı getirilmiştir.

Hükûmetimiz olarak hedefimiz, soydaşlarımız ve insanlığın ihtiyaç duyduğu her ülkeye din hizmeti sunmak ve çağlar üstü olan İslam'ı bütün insanlığın doğru algılamasına vesile olacak çalışmalara destek olmaktır.

633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun'da 6002 sayılı Kanun'la yapılan değişikliklerle Diyanet İşleri Başkanlığı yeniden yapılandırılmıştır. Parlamentoda grubu bulunan bütün siyasi partilerin desteğiyle bu Kanun çıkmıştır. Ben bu vesileyle 23'üncü Dönem Parlamentosunda bu Kanun'a destek veren bütün gruplarımıza huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Diyanet İşleri Başkanlığının asli görevlerinden birisi de hac ve umre organizasyonlarını gerçekleştirmektir. Hükûmetimiz bu konudaki yoğun talebi, ticari kazanç ve çıkar ilişkisine feda etmeksizin şeffaf ve objektif ölçüler içinde karşılanması için azami özen göstermekte, büyük bir titizlikle düzenleme ve planlama yapılmasına özen göstermektedir. AK PARTİ İktidarı süreç içerisinde bu hizmetlerin önünü açarken birçok Müslüman ülke tarafından izlenmekte ve takdir edilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığının 2012 yılı bütçesi, 2011 yılına göre yüzde 22,40 artırılarak 3 milyar 891 milyon 166 bin TL'ye yükseltilmiştir. 2012 yılı bütçe tasarısına baktığımızda, tasarının yüzde 95,42'sini personel giderleri ile sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderleri oluşturmaktadır.

Son olarak, iktidar-muhalefet bütün siyasi partilerimizin üstüne titrediği, zarar görmesini istemediği toplumumuzun mozaiği olan Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 yılı bütçesinin, milletimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karal.

AK PARTİ Grubu adına dördüncü konuşmacı Mustafa Kabakcı, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Kabakcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA KABAKCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nda Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

TİKA, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Orta Asya cumhuriyetlerinin değişim, uyum ve kalkınma ihtiyaçlarına cevap vermek üzere 1992’de Ulusal Teknik Yardım Teşkilatı olarak kurulmuştur. Özellikle 2002 yılından sonra artan bir ivmeyle Türkiye'nin yurt dışında hayata geçirdiği kalkınma, iş birliği ve acil insani yardımlar hamlesi ile TİKA etkinliğini ve yaygınlığını arttırarak çalışmalarına devam etmektedir.

TİKA, kuruluşunun ilk yıllarında Kafkaslar ve Orta Asya ağırlıklı bir çalışma alanına sahipken 2002’den sonra faaliyet coğrafyasını kardeş devletler başta olmak üzere Balkanlar, Orta Asya ve Afrika’ya, kalkınma yolundaki tüm ülkeleri kapsayacak şekilde genişletmiştir.

İktidarımız döneminde Türk dış politikası büyük gelişme ve ivme kazanmış, uluslararası platformda dikkatle izlenir hâle gelmiştir. Küresel gelişmelere ve ulusal önceliklerimize paralel olarak Orta Asya, Kafkaslar, Orta Doğu, Balkanlar ve Afrika’da yeni açılımlar gerçekleştirilmiştir. Dünyanın her noktasını dikkatle izleyen kuşatıcı, bütünleştirici ve kardeş bir yaklaşım benimsenmiştir.

2004-2010 yılları arasında yapılan çalışmalar neticesinde Türkiye'nin resmî kalkınma yardımlarının tutarı yaklaşık 1 milyar dolar civarında gerçekleşmiştir. TİKA’nın bütçesi 2002 yılında 15 milyon dolar iken 2010 yılında genel bütçeden tahsis edilen ödeneklere ilaveten Başbakanlık ve diğer kurumların bütçelerinden yapılan aktarımlarla birlikte 100 milyon doları aşmaktadır. 2002 yılında TİKA program koordinasyon ofislerinin sayısı 12 iken 2010 yılında bu sayı yirmi beş ülkede 28 büroya ulaşmıştır.

Değerli milletvekilleri, TİKA’nın yürütmüş olduğu projelere beraberce göz atarsak, TİKA’nın Somali’de gıda krizine yönelik çalışmalarını, Libya’da yeniden inşaat süreciyle ilgili katkılarını, Almatı’daki Talgar Kazak Türk Lisesi'nin açılışını, Sudan Suakin Adası Osmanlı Dönemi tarihî eserler restorasyonu, Bulgaristan’da Razgrad Makbul İbrahim Paşa Camisi restorasyonu, Afganistan’da Hoca Bahaeddin Veled, Mevlânâ Evi Medresesi restorasyonu bunlardan sadece birkaçıdır.

Faaliyet alanı olarak baktığımız zaman, sosyal altyapıların genişlettirilmesi, ekonomik altyapıların geliştirilmesi, insani acil yardımlarını, enformasyon, tanıtım ve yayın faaliyetlerini başlıca alanlar olarak sayabiliriz.

Bu projeler kapsamında 2010 yılında TİKA’nın çalışma yaptığı bölgelerde gerçekleştirdiği proje sayısı 1.673’e ulaşmıştır. Bu projelerin önemli bir kısmı ortak tarihî ve kültürel geçmişe sahibi olduğumuz Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya, Orta Doğu bölgelerinde gerçekleştirilmiştir.

Yükselen ülke Türkiye, kültür coğrafyasının bütün noktalarında faaliyetine, girişimlerine devam etmektedir. Biz, yaşadığımız daha önceki dönemlerde yabancıların ülkemizin çeşitli bölgelerinde faaliyetlerde bulunduğuna, kütüphaneler kurduğuna, sağlık ocakları açtığına şahit olduk. Bunların o zamanki niyetlerini insani amaçlar olarak açıklarken sonradan kardeşi kardeşe kırdırmak gibi bir niyetlerinin olduğunu fark ettik. TİKA, şu anda kardeşi kardeşle buluşturma amacı doğrultusunda yoluna devam ediyor, gelişmeye de, güçlenmeye de devam edecek. TİKA’nın bu seviyeye gelmesinde emeği geçen başta Sayın Başbakanımıza, Dışişleri ve Devlet Bakanlarımıza, TİKA Başkanımıza ve tüm çalışanlarına milletimiz adına teşekkür ediyorum.

Afganistan’a uzanarak Mevlânâ Evi’nin restorasyonunu gerçekleştirmiş olan TİKA’nın Mevlânâ’ya yaptığı bu katkıyla bir başka şeyi de gündeminize taşımak istiyorum: “Akıl aydınlık bir kandile benzer. Elbette 20 kandilin aydınlığı 1 kandilin aydınlığından daha fazladır.” diyerek âdeta milletimizin ortak aklı olan yüce Meclisimizi işaret eden, bizlere seslenen Hazreti Mevlânâ’nın 738’inci vuslat yıl dönümü törenleri vardır. Konya adına, bütün vekillerimizi Konya’ya davet etmekten de şeref duyarım.

Sözlerime son verirken 2012 mali yılı bütçesinin hayırlı olmasını diler, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kabakcı.

AK PARTİ Grubu adına beşinci konuşmacı Rıfat Sait, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Sait. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RIFAT SAİT (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı çerçevesinde Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Ülkemiz, medeniyetlerin kesişim bölgesinde stratejik açıdan önemli bir coğrafyada bulunmaktadır. Çoğunluğu bu coğrafyada olmak üzere, dünyanın dört bir yanında 200 milyona yakın soydaş ve akraba topluluğumuz bulunmaktadır. Bu konunun önemine binaen yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız ve soydaşlarımız ile ilgili konularda koordinasyon görevi yapmak üzere, her dönemde bir devlet bakanlığı kurulmuştur.

Değerli  milletvekilleri, Başkanlık kurulmadan  önce, bu konu ile ilgili çalışan, sayıları onu aşan, farklı bakanlıklara bağlı kamu kurum ve kuruluşları bulunmaktaydı. Soydaşlarımız, kurumların sunduğu hizmetlerin farklılık arz etmesinden dolayı çeşitli sorunlarla karşılaşmaktaydılar. Bu sorunların çözümüne yönelik, tek bir çatı altında toplanmış merkezî  bir  yapılanmanın    olmayışı kurumsal hafızanın oluşmasını ve hizmetlerin etkin bir şekilde sürdürülmesini engellemekteydi.

Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızla ilgili çalışmalar yapmak ve sorunlarına çözüm üretmek, sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkilerin bir plan dâhilinde geliştirilmesini sağlamak, ülkemize gelen yabancı öğrencilerin sorunlarına çözüm bulmak amacıyla, 24 Mart 2010 tarihinde kabul edilen 5978 sayılı Kanun’la Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı kurulmuştur.

Ailesi 1956 yılında Kosova’dan Türkiye’ye göç etmiş bir Rumeli Türk’ü olarak Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığına özel önem veren bir milletvekiliyim. Bir gazeteci olarak da bu konuda birçok makalemiz yayınlanmıştır.

Aslında Başkanlığın ilk temelleri Şubat 2010’da Sayın Başbakanımızın da katılımıyla İstanbul'da 1.700 Türk dünyası sivil toplum kuruluşu temsilcisi ve dünyanın çeşitli bölgelerinden katılan farklı temsilcilerle yapılan toplantıda atılmıştır. Bu toplantıya ben de katılmıştım.

Başkanlık kurulduktan sonra, Ocak 2011 tarihinde İzmir’de, bizim de organizasyonunun içinde olduğumuz Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi ve 9 Eylül Üniversitesinin ortak çalışmasıyla Başkanlık İzmir'de ilgili STK'lara tanıtılmıştır.

Gelecekte Başkanlığın başlı başına bir bakanlığa dönüşebilecek kadar önemli olduğunu düşünüyorum.

Başkanlığın kurulması ile birlikte, başta Avrupa olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri'nden Avustralya'ya kadar geniş bir coğrafyada yaşayan soydaşlarımızın beklentilerini karşılama adına son derece önemli adımlar atılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluğu Başkanlığı 2010 ve 2011 yılında, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza yönelik anket uygulamaları, Almanya'ya göçün 50. yılı etkinlikleri kapsamında Sayın Başbakanımızın Almanya'daki vatandaş buluşmaları, Türk-Alman gençleri müzik topluluğu konseri, seçimlerde yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın oy kullanabilmelerini sağlamak  amacıyla gerekli yasa tasarılarının hazırlanması, Türk vatandaşlarının  özel  araçları ile Türkiye'de bulunma sürelerinin altı aydan iki yıla çıkarılmaları, Avrasya'da İnşa Edilen Kimlikler ve Türkiye Projesi, 1. İngiltere-Türk Eğitim Çalıştayı, Yurtdışında Yaşayan Vatandaşımızın El Kitabı’nın basımı, yurt dışında görevlendirilen din görevlileriyle ilgili seminer, yurt dışında yaşayan  vatandaşlarımızın Okul Öncesi Eğitimde Çift Dillilik ve Çok Kültürlülük Projesi çalışmaları ve bu kapsamda oluşturulan eylem planı taslağı, Türkiye Cumhuriyeti ile Türk Akraba Toplulukları Sınavı hazırlık kursları, sınavın Başkanlığımız koordinasyonunda yurt içinde yedi ilde, yurt dışında ise on dört ülkede toplam on sekiz merkezde gerçekleştirilmesi, Başkanlığın görev alanı ile ilgili bölgelerde kurulan sivil toplum kuruluşlarının tespit edilmesi ve envanterlerinin çıkarılması, bunların irtibat bilgilerinin oluşturulması  çalışmaları yapılmıştır.

Başkanlığın 2012 ve daha sonrası için kısa, orta ve uzun vadede yapılmasını düşündüğü birçok faaliyeti vardır. Ben süremin kısıtlılığı nedeniyle onlardan bahsetmek istemiyorum. Ancak özetle şunu söylemek istiyorum: Başkanlığın TİKA ve Yunus Emre Enstitüsü ile birlikte yurt dışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ve soydaşlarımıza yaptıkları ve yapacakları güzel hizmetlerden dolayı kendilerini tebrik ediyor, başarılar diliyorum.

Özellikle Başkanlığın evladı fatihan için çok değerli çalışmalar yapacağını düşünüyorum.

Yurt dışında yaşayan akraba ve soydaşlarımız açısından çok önemli olan bu kurumun bütçesi vesilesiyle yaptığım konuşmama son verirken, yüce heyetinizi ve dünyanın dört bir yanında bulunan Türk dünyası mensuplarını saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sait.

AK PARTİ Grubu adına altıncı konuşmacı Ahmet Tevfik Uzun, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Uzun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET TEVFİK UZUN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Mali Yılı Bütçe Tasarısı görüşmelerinin üçüncü turunda, Hazine Müsteşarlığı bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kurumsal kökleri Osmanlı Devleti’nde Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar uzanan Hazine Müsteşarlığı, ekonomik kalkınmanın sağlanmasında öncü kurumlarımızdan biridir. Ekonominin tüm aktörleriyle iş birliği içerisinde, şeffaf, hesap verebilir ve etkin bir şekilde kamu mali varlık ve yükümlülüklerini yönetme, ekonomik, finansal ve sektörel politikalar ile düzenlemeleri oluşturma, uygulama, denetleme ve uluslararası ekonomik ilişkilerin koordinasyonunu sağlama gibi fonksiyon ve görevleri vardır.

Değerli arkadaşlar, küresel finansal piyasalar son dört yıldır dünyayı hem mali hem de sosyoekonomik açıdan ağır şekilde sarsan ciddi bir kriz ile karşı karşıya kalmıştır.

Hatırlarsınız, bu kriz IMF tarafından 1929 bunalımından sonraki en büyük, Birleşmiş Milletler tarafından ise yüzyılın en büyük ekonomik krizi olarak görülmüştür. Küresel ekonomide likidite şartları olumsuz bir çizgiye girmiş ve risk algılamaları bozulmuştur. Risk algısında meydana gelen bu bozulma doğal olarak kredi piyasalarında ciddi bir daralma yaşanmasına sebep olmuştur. Türkiye bu küresel belirsizlik ortamında sağlam mali duruşu ile birçok ülkeden olumlu yönde ayrışmıştır. 2002 yılından bu yana uygulanmakta olan yapısal politikaların bir sonucu olarak kamu dengeleri Türkiye'de bir sorun teşkil etmekten, kamu borcunun sürdürülebilirliği bir endişe kaynağı olmaktan çıkmıştır. Bütçe göstergelerinde belirgin bir iyileşme sağlanmış, borçlanma azalmıştır.

Kamu dengelerindeki iyileşmeye paralel olarak, AB tanımlı genel borç yönetim stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 2010 yılında yüzde 42,2 olmuştur. Bu oran 2002 yılında iktidara geldiğimizde yüzde 73,7’dir. Pek çok Avrupa ülkesinde borçların sürdürülebilirliği konusunda endişeler artarken ve borç stokunda orta vadede artışın devam etmesi beklenirken, Türkiye'de AB tanımlı genel yönetim borç stokunun 2011 yılında yüzde 39,8; 2014 yılına kadar kademeli olarak düşerek yüzde 32 olması tahmin edilmektedir.

Değerli milletvekilleri; ülkemizin dış borçlanma koşullarında da olumlu gelişmeler yaşanmaktadır. 2011 yılı başında yapılan ABD doları cinsinden otuz yıl vadeli tahvil ihracı bu vadede şimdiye kadar gerçekleştirdiğimiz en düşük maliyetli işlem olmuştur. Ayrıca on yıl aradan sonra, 2011 yılında Japon yeni piyasasında 180 milyar yen tutarında on yıl vadeli bir tahvil ihraç edilmiştir.

Değerli Başkan ve değerli milletvekilleri; Türkiye-Avrupa Birliği Mali İşbirliği, 2007 yılında yürürlüğe konulan Katılım Öncesi Mali Yardım Aracıyla yeni bir safhaya girmiştir. Söz konusu iş birliği kapsamında 2007-2013 dönemi için ülkemize tahsis edilen toplam fon miktarı 4,9 milyar avrodur.

Hazine Müsteşarlığının önemli bir görevi de portföyünde bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu işletmelerinin pay sahipliğinin gerektirdiği görev ve sorumlulukları yerine getirmektir. 2010 yılında 5,8 milyar olarak gerçekleşen KİT yatırım harcamalarının 2011 yılı sonu itibarıyla 6,9 milyar TL'ye, 2012 yılında ise 9,1 milyar TL'ye ulaşması öngörülmektedir. Bu artışta özellikle yüksek hızlı tren projesi yatırımları ve derin deniz petrol arama ve sondaj yatırımlarının hız kazanması rol oynayacaktır.

Çiftçilerimize yüzde sıfır ila yüzde 5 arasında verdiğimiz düşük faizli kredilerle 2011 yılı Kasım ayı sonuna kadar yaklaşık 1 milyon 200 bin çiftçimiz 19,8 milyar TL dolayında kredi kullanmışlardır.

Halk Bankası üzerinden yine esnaf ve sanatkarlarımıza verilen düşük faizli krediler neticesinde de 5,5 milyar TL kredi kullandırılmış, bunun neticesinde de bu 2011 yılının ilk on bir ayında da 245 bin esnafımız yararlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dokuz senelik AK PARTİ İktidarı döneminde tesis edilen güven, inşa edilen istikrar, büyük azim ve gayretlerle elde edilen demokratik itibar, ülkemizin tüm meselelerini cesaretle çözme iradesini gösteren bir siyasetin eseridir.

Ülkemizde bugün bir demokratik düzen kökleşmeye başlamışsa, ekonomimiz dünyanın en istikrarlı büyüyen ekonomileri arasında yer aldıysa, global kriz karşısında şaşırtıcı bir mukavemet sergilediyse, gelecek vizyonumuz sağlam adımlarla netleşmişse, bu başarının ana dinamiği hiç şüphesiz, millet adına, milletle beraber ortaya konan ak siyasettir.

Hazine Müsteşarlığı bütçesinin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, hepinizi saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uzun.

AK PARTİ Grubu adına yedinci konuşmacı Ahmet Yeni, Samsun Milletvekilli.

Buyurun Sayın Yeni. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun 2012 yılı bütçesi üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi ve şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlarken bütçenin hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkürlerimi arz ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002 sonrasında Türk bankacılık sektörü ciddi bir yeniden yapılanma döneminden geçmiştir. Bu dönemde kamu bankaları yeniden yapılandırılmış, düzenleyici ve denetleyici çerçeve sağlamlaştırılmıştır. Sektörün sermaye tabanı güçlendirilmiş, problemli bankaların sistemden çeşitli yöntemlerle uzaklaştırılması gibi yapısal değişiklikler yapılmıştır.

Bu itibarla, 2005 yılında çıkarılan 5411 sayılı Bankacılık Kanunu finansal istikrarın sağlanması, sektörün geliştirilmesi, tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunması açısından son derece önemli bir dönüm noktasını teşkil etmektedir. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’na dayanılarak yapılan düzenlemelerle sektörün düzenleme çerçevesi uluslararası alandaki en iyi uygulamalarla uyumlaştırılmış ve Basel ilkeleri çerçevesinde belirlenen standartlara uygun hâle getirilmiştir.

Tüm bunlar sayesinde bankacılık sektörü büyümeye başlamış, krizlere karşı bağışıklık kazanmış bir duruma gelmiştir. Günümüzde pek çok gelişmiş ülkelerin bankacılık sektörünün karşı karşıya kalmış olduğu zafiyetler, AK PARTİ hükûmetlerinin vaktinde aldığı tedbir ve düzenlemeler sayesinde Türk bankacılık sektörü için söz konusu olmamıştır. Bugün Türk bankacılık sektörü dünyadaki birçok ülkeyle karşılaştırılamayacak kadar önemlidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ hükûmetleri döneminde bankacılık sektörümüzün öz kaynakları, net kârları, mevduat miktarları, personel ve şube sayıları, kullandırılan bireysel, tarımsal ve ticari krediler ve reel sektöre verilen destek sürekli artış göstermiş, takipteki kredi oranları sürekli düşüş göstermiştir.

Şimdi sizlerle paylaşacağım rakamlar, Türk bankacılık sektörünün kaydettiği büyümeyi net olarak ortaya koymaktadır.

2002 yılında 6.321 olan şube sayısı bugün 10.546'ya, 140 bin 879 olan personel sayısı 195 bin 250'ye yükselmiştir. 2002’den bugüne kadar 4.255 yeni şube açılmış, 54.371 kişiye iş imkânı sağlanmıştır bankacılık sektöründe.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Bankaların yüzde 56’sı yabancılara ait. Bu nasıl iş ya!

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ahmet Bey, kitapları merak ettik ya!

AHMET YENİ (Devamla) – Bankacılık sektörünün 2002 yılında 129 milyar dolar olan aktif toplamı Ekim 2011 itibariyle 697 milyar dolar düzeyine ilerlemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kullandırılan bireysel, tarımsal ve ticari kredilere baktığımızda da çok büyük artışların olduğunu görüyoruz. 2011 yılında kredi artışı 2010 yılına göre yüzde 27 olmuştur. Bu artış Halk Bankasında yüzde 30,3 tür.

Kredi miktarları artış göstermesine rağmen, 2002 yılında ortalama yüzde 17 olan takipteki kredi miktarı, bugün itibarıyla yüzde 2'ye düşmüştür. Bu miktar Ziraat Bankasında yüzde 1,3'tür. Takibe düşen krediler Avrupa ülkelerinde çok daha yüksektir.

Yine sermaye yeterliliği rasyosuna baktığımızda, yasal sınır yüzde 8, hedef yüzde 12 olmasına rağmen, bugünkü yüzde 16,6 seviyelerine ulaşmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünya çeşitli krizlerle sarsıldı. Bu krizler dünya bankacılık sektöründe yıkıcı etkiler oluşturmuştur. Amerika Birleşik Devletleri’nde 400’ün üzerinde banka batmış, Avrupa ülkeleri bu süreçte finans kesimine kaynak aktarmak zorunda kalmışlardır ve bütçelerine ilave rakamlar gelmiştir. OECD ülkeleri arasında bankacılık sektörüne kaynak aktarmayan tek ülke, evet, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetidir.

Değerli milletvekilleri, dokuz yıldır bu bankaların denetimlerini yapıyorum KİT Komisyonu alt komisyon başkanı olarak. Bugüne kadar çok şükürler olsun hiç banka batmamış ve fona devredilmemiştir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Vatandaş batırılmıştır.

AHMET YENİ (Devamla) – Benim size şimdi bu kitapları anlatmaya vaktim yok, nasıl anlatayım? (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

2002 öncesi batırılan bankaların kitaplarını her milletvekilinin okumasını istirham ediyorum. Bir bakın, ülke 2002 öncesinde nasıl soyulmuştur. İmar Bankası, Marmarabank, Bayındırbank, saymaya… (CHP sıralarından gürültüler)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – O kitaptakileri 57’nci Hükûmete borçlusunuz!

AHMET YENİ (Devamla) – Evet, 2000 öncesi, 2002 öncesi bu bankalar batırılmıştır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Vatandaş batırılmış, bankalar satılmıştır.

AHMET YENİ (Devamla) – Bizim dönemimizde hiçbir banka batmamış ve fona devredilmemiştir. Onun için, yüce Türk milleti Adalet ve Kalkınma Partisine “Yoluna devam.” diyor, her seçimde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YENİ (Devamla) - …oylarını artırarak devam ediyor.

İşte, siyasi ve ekonomik istikrar devam ettikçe hem bankalarımız hem milletimiz kazanmaya devam edecek.

BAŞKAN – Sayın Yeni, lütfen… Lütfen…

AHMET YENİ (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – O kitaplar ne içindi?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ama bak, fotoğraf çektirmek okumuş adam imajı veriyor! Tahsilli adam, okumuş adam!

BAŞKAN – AK PARTİ Grubu adına sekizinci konuşmacı Recai Berber, Manisa Milletvekili.

Buyurun Sayın Berber. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RECAİ BERBER (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Sermaye Piyasası Kurulunun 2012 yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sermaye Piyasası Kurulu, tasarrufların menkul kıymetlere yatırılarak iktisadi kalkınmaya etkin ve yaygın bir şekilde aktarılmasını sağlamak ve sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışmasını, tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunmasını düzenlemek ve denetlemek amacıyla 1981 yılında çıkarılan 2499 sayılı Kanun’la kurulan bağımsız, idari ve mali özerkliğe sahip ilk kuruldur.

Değerli milletvekilleri, SPK, sermaye piyasasının gerek arz gerekse talep tarafını genişleterek piyasalarda araç çeşitliliğini ve halka açık şirketlerin sayısını artırmaya, özel sektör borçlanma araçlarını, piyasalarını geliştirmeye yönelik olarak birçok çalışma gerçekleştirmiştir.

Piyasalardaki büyüklükleri ve çeşitliliği artırmanın yanında, yatırımcıların haklarını korumaya ve piyasalardaki şeffaflığı da artırmaya yönelik çeşitli yeni düzenlemeler getirmiştir. Son dönemde, özellikle ikinci el piyasalarda manipülasyonu önlemeye yönelik olarak birçok yeni tedbir alınmıştır.

Halka açılma süreçlerinin daha hızlı ve kolay hâle getirilmesine yönelik olarak alınan tedbirlerle hem Türkiye'nin önde gelen şirketlerinin hem de KOBİ’lerin halka açılmaya teşvik edilmesi amaçlanmıştır. SPK ve İMKB tarafından sürdürülen halka arz seferberliği kapsamında borsamıza gelen şirketlerde ciddi bir artış yaşanmıştır. Dünyadaki finansal krize rağmen, halka açılan şirket sayısı 2010 yılında 22; 2011 yılında 25 olarak gerçekleşmiştir. Öte yandan, şu anda yatırım fonlarımızın büyüklüğü yaklaşık olarak 31 milyar TL, emekli yatırım fonları ise 11 milyar TL civarında bir büyüklüğe ulaşmıştır.

Değerli milletvekilleri, nominal ve reel faizlerin oranlarındaki düşüş sebebiyle sermaye piyasalarına yerli yatırımcı ilgisi her geçen gün artmaktadır. Hisse senedi, yatırım fonu ve benzeri sermaye araçlarının toplam bakiyeli yatırımcı sayısı kasım ayında 2 milyon 470 bin iken, yaklaşık olarak 200 bin artarak Kasım 2011’de 3 milyon 670 bin civarına yükselmiştir. Son bir yıl içinde özel sektör tahvillerine yatırım yapan kişi sayısı 100 bin, hisse senetlerine yatırım yapan yerli yatırımcı sayısı 60 bindir.

Ülkemiz, sermaye piyasaları, yaşanan dünya çapında krize rağmen, İstanbul Uluslararası Finans Merkezi hedefi doğrultusunda doğru rotada ilerleyişini sürdürmektedir. Son yıllarda artan halka arzlarla beraber İMKB’de işlem gören şirket sayısının 360’ı aştığını ve bu şirketlerin piyasa değerinin 300 milyar dolara yaklaştığını görmek memnuniyet verici olsa da bu durum ülkemiz açısından yeterli değildir. Daha çok şirketimizin sermaye piyasası aracılığıyla kaynak temin etmesini ve sermayenin daha geniş bir tabana yayılmasını arzu ediyoruz.

Son yıllarda sermaye piyasası mevzuatında yapılan değişikliklerle piyasamıza aracı kuruluş varantı, kira sertifikası gibi birçok yeni enstrüman da kazandırılmıştır. Bilindiği üzere, İMKB’de işlem gören hisse senetlerinin yüzde 60’ından fazlası yabancı elindedir. Bu rakam, bir yandan yabancı yatırımcıların ülkemize ilişkin güvenini ve olumlu beklentilerini yansıtırken, diğer yandan sermaye piyasamıza olan iç talepteki darlığa da işaret etmektedir.

Ülkemiz sermaye piyasalarının küresel piyasalara entegrasyonunu hızlandırmaya yönelik olarak özellikle küresel piyasalarda güvenirliği yüksek şirketler ve kurumlarca İMKB’de yabancı sermaye piyasa araçlarının ihraç edilmesini teminen SPK tarafından yeni bir tebliğ yayımlanmış ve bu tebliğin yürürlüğe girmesinin ardından, ilk kez yabancı bir şirketin hisse senetleri borsamızda işlem görmeye başlamıştır.

Sermaye Piyasası Kurulunun, Uluslararası Menkul Kıymetler Örgütü (IOSCO) çalışmaları çerçevesinde gerek bölge coğrafyasında yer alan ülkelerde gerekse gelişmekte olan piyasalarda önümüzdeki dönemde çok daha sıkı iş birliği gerçekleştirmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Ayrıca, ülkemizin üyesi bulunduğu ve çalışmalarına katkı sağladığı uluslararası oluşumların benimsediği uluslararası standartların uygulanmasında öncü olunması Kurulun önümüzdeki dönem planları arasındadır. Bu çerçevede, özelikle OECD ve Dünya Bankasıyla ortak projeler gerçekleştirilmesi hedeflenmektedir.

Değerli milletvekilleri, son olarak bu yıl İMKB’de kotasyon şartlarını sağlayamayan ancak gelişme ve büyüme potansiyeline sahip şirketlerin sermaye piyasalarından fon sağlamak amacıyla ihraç edecekleri menkul kıymetlerin işlem göreceği yeni bir piyasa kuruldu. İMKB bünyesinde ayrı bir piyasa olarak kurulan Gelişen İşletmeler Piyasasında KOBİ’ler bu yıl işlem görmeye başlamıştır.

Değerli milletvekilleri, SPK Kanunu’yla ilgili de çok ciddi bir çalışma var, temennimiz bir an önce Sermaye Piyasası Kanunu’nun da yüce Meclisimize gelmesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECAİ BERBER (Devamla) – Sözlerime son verirken, 2012 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, sizleri ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Berber.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ilk konuşmacı Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili.

Buyurun Sayın Türkoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) - Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı görüşmeleri kapsamında Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı bütçe ve kesin hesabı üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

İçişleri Bakanlığı bağlı kuruluşlarına ilave olarak 5952 sayılı Kanun’la Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı kurulmakla beraber,  08/07/2011 tarihinde yapılan değişiklikle bu kuruluşun bağlılığı Başbakanlık olarak değiştirilmiştir.

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının amacı, terörle mücadeleye ilişkin strateji ve politikayı geliştirmek ve bu konuda ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamaktır. Kurum bünyesinde Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulu, İstihbarat Değerlendirme Merkezi gibi Türk devletinde son otuz yılda büyük acılara sebep olmuş terör belasını ortadan kaldırmaya yönelik mekanizmalar getirilmiştir.

AKP tarafından kurulmuş bütün hükûmet programlarında, devletin hacim olarak küçültüleceği, merkezî yönetimlerdeki gereksiz kuruluşların eleneceği, benzer işlevleri gören yapıların birleştirileceği ifade edilmiştir. Ancak dokuz yılı aşan AKP hükûmetlerinde gördük ki devletin hacimsel olarak küçülmesini bırakın, yeni kurumlar ihdas edilmek suretiyle şişkinlik daha da arttırılmıştır.

Örneğin, Başbakanlıkta iç güvenlik, dış güvenlik, terörle mücadele gibi konularda araştırmalar, toplantılar yapmak görevini ve bu konularda koordinasyonu sağlamak fonksiyonunu icra etmek üzere Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü ihdas edilmiştir. Bugün bütçesi hakkında görüşlerimizi arz ettiğimiz Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı da sözüm ona benzer işleri yapan kurumların birleştirilmesi yerine, tersine ortaya çıkan bir kurumdur.

Bu çerçevede ifade edebilirim ki AKP hükûmetleri öncesinde var olan, benzer ya da aynı görevleri yapan kurumlarda bir azalma olmamış, bilakis artış olmuştur.

Söz konusu Müsteşarlıkla ilgili ifade edebilirim ki henüz terörle mücadele konusunda herhangi bir koordinasyon başarısı ya da kanunda öngörülen İstihbarat Değerlendirme Merkezinin işlev kazandığına dair herhangi bir bilgi, belge de mevcut değildir.

Bunlara ilave olarak Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının başına iç güvenlikle ilgili bilgi birikimi olan, terörle mücadeleyi ve mücadele eden kurumları tanıyan valiler yerine bir büyükelçinin atanması da şaşkınlığımıza vesile olmuştur.

AKP hükûmetleri bugüne kadar yaptığı plansız, hesapsız, deneme yanılma yöntemiyle ya da el yordamıyla devlete şekil verme ve kadrolaşma niyetleri yerine, gerçekten hizmeti ve Türk milletinin çıkarlarını hedefleyen yapılanmaya yönelmelidirler.

Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi görüşlerini aktaracağım bir diğer kurum da Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığıdır.

2009 yılında AKP İktidarı tarafından Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, Başbakanlık Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, mülga Bayındırlık ve İskân Bakanlığına bağlı Afet İşleri Genel Müdürlüğü kapatılarak, afetlerle mücadele amacıyla oluşturulan Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 5902 sayılı Kanun’la ihdas edilmiştir.

Bu Kanun’un görüşülmesi sırasında Mecliste gurubumuzca ifade edilen bütün öneriler, maalesef kabul görmemiştir. Afetler gibi toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren bir konuda siyasi amaç güdülerek gurubumuz görüş ve önerileri dikkate alınmaksızın oluşturulan bu kurum, yaklaşık olarak geçen üç yıllık zaman dilimi içerisinde Rize ve Giresun’da meydana gelen sel felaketleriyle, Elâzığ, Kütahya-Simav ve son olarak Van depremlerinde ilk yardım, müdahale, sevk, idare ve koordinasyonda gösterdiği zafiyet, Hükûmetin bu konuda gösterdiği aymazlığı hepinizin takdirlerine bırakıyorum.

Bugün AKP İktidarı tarafından uygulanan politikalar sonucu ülkemiz planlama, kentleşme, yapılaşma ve denetim konularında bilim ve mühendisliğe aykırı uygulamalar ve rant politikaları nedeniyle bir afet ülkesine dönüşmüştür. Gerçekte hepsi birer doğa olayı olan deprem, heyelan, çığ, kaya düşmesi, su baskını gibi olaylar, bilinçsizce verilmiş yer seçimi kararları, mühendislik verilerinden yoksun imar planları,  mühendislik hizmeti görmemiş düşük standartlardaki yapı üretimi ve denetimi süreciyle uygulanan sosyoekonomik politikalar sonucu insani, sosyal ve ekonomik yıkımlara dönüşmektedir.

Ülkemizde her depremden sonra olduğu gibi Van’da meydana gelen depremden sonra da benzer olaylar tekrar yaşanmaya başlanmış, tartışmalar çoğunlukla depreme kaynaklık eden fayların niteliği, büyüklüğü, merkez üssü, konumu, oluşum mekanizması, odak derinliği, şiddeti ve şiddet dağılımı gibi konular üzerinde yoğunlaşmıştır. Tüm bu tartışmaların yanı sıra ilk yardım, müdahale, sevk, idare ve koordinasyon konularında da önemli sorunlar ve zafiyet yaşanmıştır. Yıllardan beri yaşanan bu olumsuzlukların çözümü konusunda AKP İktidarı sorumluluklarını yerine getirme yerine laf üretmeye devam etmiş, düzenlenen onca şûralara, hazırlanan onca raporlara karşın maalesef ülkenin planlama, kentleşme, yapılaşma ve yapı denetimine ilişkin konuların da herhangi bir düzenleme yapmamıştır.

Bu sorunların çözümü için AKP İktidarı laf üretmeyi bırakmalı, toplumsal, sosyal, kurumsal altyapımızın afetlere karşı dirençli hâle  getirilmesi için afet, imar, yapılaşma, kentleşme, yapı denetimi ve iskân kanunlarında gerekli değişiklikleri hızlı bir şekilde yapmalıdır. Ayrıca, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Başbakanın efelenmeleri sonucu oluşan krizlerin finansmanını sağlama yerine, önceliğini afetlerle mücadeleye vermelidir.

Yaşanan her deprem sonucunda halkı korku ve paniğe sevk etmeden bilgilendirmenin çok önemli olduğu hepimizin bildiği ve önem verdiği bir konudur. Ancak, son Van depreminde bir sayın bakanın yaptığı açıklamalar ve sonucunda yaşanan depremin neden olduğu can kayıpları hepimizi derinden üzmüştür.

Kanun hükmünde kararnameler ile devleti dönüştürüp AKP’lileştiren mevcut siyasi erk, TÜBİTAK’ın, üniversitelerin, kamu kurumlarının içini boşaltmış, öyle ki depremin yeri, mekanizması, büyüklüğü, derinliği gibi konularda halka doğru bilgi aktarması beklenen kurumlar ancak Amerikalı bir kurumun büyüklüğü değiştirmesiyle, toplumun tüm kesimlerini hayal kırıklığına uğratmıştır. Bu kurumların içinde bulunduğu durumun müsebbibi AKP hükûmetleridir.

Öncelikle yapılması gereken işlerden birisi, AFAD’ın, görevi koordinasyon olan Başbakanlıktan alınarak, acilen, icracı bir bakanlığa, en uygunu olan İçişleri Bakanlığına bağlanması uygun olacaktır.

Van’da meydana gelen depremde de görüldüğü üzere, bir deprem anında, 80-100 binanın göçmesi durumunda bile ülkemizdeki acil müdahale ekip sayısının az ve yetersiz olduğu görülmüştür. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığında, arama-kurtarma ve müdahale ekip sayısı arttırılmalıdır.

Van depremi sonucunda yaşanmış, hasar tespiti konusunda tecrübe sahibi olmayan, sadece mühendis unvanıyla bulunan kişilerin  sahada görevlendirilmesi maalesef isabetsiz hasar tespitlerine sebep olmuş ve bunun sonucunda da 5,6’lık bir dereceyle ortaya çıkan deprem sonucunda 40 civarında insanımız hayatını kaybetmiştir.  Bu sorunun çözümü için de Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı bünyesinde mutlaka hasar tespit dairesi başkanlığı kurulmalıdır.

Son yıllarda, başta büyük şehirlerimiz olmak üzere, ülke genelinde yaşanan sıkıntıların temelinde imar rantları gelmektedir. Hatta son yirmi yıl içinde İstanbul’da oluşan imar rantının 500 milyar dolara ulaştığı ifade edilmekte ve belediye meclisinin bu rantı yaratmak için kişilere yönelik olarak 5 binin üzerinde imar ve parselasyon değişikliğine neden olduğu söylenmektedir. Ülkesel, bölgesel ve yerel kalkınma planları ile bu planlar çerçevesinde oluşturulmuş kentsel gelişim ve yerleşim stratejileri dikkate alınarak belediyeler, il özel idareleri ile Millî Emlak Genel Müdürlüğü iş birliği  içinde, her yıl belirli sayıda arsa üretme zorunluluğu getirilmeli ve arsa ve arazi rantı engellenmelidir.

1999 yılında yaşanan Marmara depremlerinden sonra afetlerle mücadele ve yeniden yapılanma amacıyla partimizin de içinde yer aldığı hükûmet tarafından bazı mal ve hizmetlere getirilen özel tüketim vergisi, zaman ve süreç içinde AKP Hükûmeti tarafından hem zorunlu hâle getirilmiş hem de elde edilen kaynak çoğunlukla kamu maliyesinin finansmanında kullanılmıştır. Afetlerle mücadele ve yeniden yapılanmanın sağlanması için, ÖTV’den elde edilen kaynağın belli bir oranı, daha önce var olan ancak mevcut Hükûmet tarafından kaldırılan fona aktarılmalı, Maliye Bakanlığı, TÜBİTAK, yeniden yapılandırılacak Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığının koordinasyonunda, afetlerle mücadeleye yönelik projelerde kullanılmalıdır.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca hızlı bir şekilde 5543 sayılı İskân Kanunu’nda değişiklik yapılarak kırsal yerleşim birimlerinin altyapısı ve üstyapısı uygun finansal araçlar yaratılarak yenilenmelidir.

TOKİ son yıllarda amacından uzaklaşarak devlet müteahhitliği ve rant projeleri ihaleleri yapan bir kuruluş hâline gelmiştir. TOKİ, kuruluş felsefesine dönmeli, zaman ve süreç içinde kentsel yerleşim birimleri içinde kalan çöküntü alanları ile yerleşime açılmış jeolojik riskli alanlarda kurulu yapılar bertaraf edilmeli ve bu alanlarda yerleşen vatandaşlar için, kent yoksulları için sosyal konutlar üreten bir yapıya kavuşturulmalıdır.

Bunlar ve burada zaman yetersizliği sebebiyle sayamadığım önerilerimizin dikkate alınmasını arzu etmekteyim.

Bu vesileyle yüce Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlar, bütçenin hayırlı uğurlu olmasını dilerim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkoğlu.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Iğdır Milletvekili Sinan Oğan.

Buyurun Sayın Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığının 2012 yılı bütçeleriyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizin yurt dışında faaliyet gösteren kuruluşlarıyla Diyanet İşleri Başkanlığımızın bütçesine ilişkin görüşlerimi arz etmeden önce görevini ifa etmekte iken vefat eden Kuveyt Büyükelçimiz Mehmet Hilmi Dedeoğlu’na Allah’tan rahmet diliyorum, acılı yakınlarına ve Dışişleri camiamıza da sabır diliyorum.

Ayrıca, konuşmama başlamadan önce yine dün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nü de kutluyorum. Haksız yere hapiste tutuklu bulunan gazeteciler, milletvekilleri ve ordumuzun kahraman generali ve partimizin de İstanbul Milletvekili Engin Alan’ın da insan hakkının, seçilme hakkının hâlâ gasp edilmeye devam ettiğini de bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir hususa daha vurgu yapmak durumundayım. Hükûmeti buradan milletin iradesine saygılı olmaya davet ediyorum. Dün Cumhurbaşkanlığı bütçesi görüşülürken hem İç Tüzük’ten olan hakkımız sebebiyle hem Meclis çalışmaları sebebiyle bize verilen yetkiden dolayı soru sorduk ve bu sorunun Hükûmet tarafından cevaplandırılmasını bekledik. Bırakınız sorumuzun cevaplandırılmasını, Sayın Başbakan Yardımcısı lütfedip “Sorunuza yazılı cevap vereceğim.” deme nezaketinde dahi bulunmuyor. Sizin, muhalefeti bu anlamda görmeye gözünüz yok, bunu biliyoruz, Meclisi kanun hükmünde kararnameyle yönetme sevdanızı da biliyoruz ama biz buraya milletimizin reyiyle geldik ve siz milletimizin reyine saygı göstermek, milletimizin iradesine saygı göstermek zorundasınız. Burada milletvekilleri soruları millet adına soruyor ve siz de buna cevap vermek zorundasınız.

Değerli milletvekilleri, dünkü sorumu buradan tekrar ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanının bir futbol diplomasisi, bir Ermenistan açılımı vardı. Hatırlarsanız o günlerde Bursa’da Azerbaycan Bayrağı çöpe atılmış, Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan’a ise ev yapımı özel dolmalar ikram edilmişti. Bundan bir süre sonra Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan bir konuşmasında dedi ki: “Dağlık Karabağ’ı biz aldık, biz işgal ettik, Ağrı Dağı’nı almayı Ermeni gençlerine havale ediyorum.” Sorumu tekrar ediyorum: Sayın Cumhurbaşkanı hâlâ bu Ermeni açılımının arkasında mıdır?

Değerli milletvekilleri, eski ismi “Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı” olan ve şimdi “Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı”na çevrilen ama içerisindeki “Türk” kelimesi artık sadece isimde kalan kurumumuzla ilgili konuşmak istiyorum. Bu kurumumuz kuruluş alanlarını genişletirken eş zamanlı olarak da özellikle Türk coğrafyasında etkisizleşmeye devam etmektedir. Hükûmetin “Türk” kelimesinden duyduğu rahatsızlığın biz farkındayız. Anayasa’dan “Türk” kelimesini çıkarmak için nasıl bir çaba içerisinde olduğunuzu bizim gibi milletimiz de görüyor.

AHMET YENİ (Samsun) – Nereden biliyorsun?

SİNAN OĞAN (Devamla) – Nasıl ki Millî Eğitim Bakanlığının “millî” kelimesinin içini boşalttıysanız Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansının da “Türk” kelimesinin içi boşaltılmaktadır. Dolayısıyla da TİKA’nın kuruluş amacı “Başta Türk dilinin konuşulduğu ülkeler ve topluluklar olmak üzere…” diye başlar. Dolayısıyla da TİKA, çalışmalarının ağırlığını buralara vermek durumundadır değerli milletvekilleri.

Ayrıca TİKA’nın bu coğrafyalardan ne kadar uzaklaştığını da yaptığı çalışmalardan görmekteyiz. TİKA, artık Türk cumhuriyetlerine, akraba topluluklarına destek olan bir kurum olmaktan uzaklaşmıştır. TİKA, Hükûmetin kendisine Türk coğrafyasından çok daha yakın hissettiği Arap coğrafyasına yönelmiştir, Orta Doğu coğrafyasına yönelmiştir. Hani o devrimcilik hevesinde olduğu coğrafyalara yönelmiştir. Bugün TİKA’nın Ahıska Türklerine, Kırım Türklerine, Irak Türkmenlerine, Gagavuz Türklerine, Uygur Türklerine, Bulgaristan Türklerine, Batı Trakya Türklerine öncelikli destek olması gerekirken TİKA’nın öncelikle Somali’de, Filistin’de, Afrika’da faaliyet gösterdiğini görmekteyiz. Sakın yanlış anlaşılmasın; “Buralarda olmayalım.” demiyoruz, elbette buralarda olacağız. Bizim iddiamız büyüktür, Türkiye büyük bir devlettir, coğrafyası, misyon coğrafyası büyüktür, buralarda da olacağız ama bir şeyi unutmayacağız: TİKA’nın kuruluş faaliyetleri, kuruluş felsefesi Türk cumhuriyetleri, Türk akraba topluluklarıdır. Sıklet merkezimiz, ağırlık merkezimiz burası olacaktır ama diğer yerlerle de ilgili olacağız. Şimdi ifade ediliyor, deniliyor ki: “Efendim, Türk cumhuriyetleri zenginleşmiştir. Bu sebeple Türk cumhuriyetlerinin olduğu coğrafyalara ilgimiz azalmıştır.“ Eğer hakikaten böyle düşünüyorsanız siz teknik yardımın mantığını hâlâ anlamamışsınız, çözememişsiniz demektir.

Bendeniz, TİKA’nın ilk yurt dışı koordinatörlüğünü açan bir kardeşinizim burada. Yıllarca bu şerefli kurumun, şerefli bir üyesi olarak çalıştım. Maalesef, TİKA’nın son dönemlerde hizmet ettiği coğrafya açısından ciddi bir sıkıntı içerisinde olduğunu görmekteyiz.

Değerli arkadaşlar, TİKA bir yardım kuruluşu değildir. Bu manada TİKA, Kızılay değildir, insani yardım dernekleri değildir. TİKA’nın bunlardan farkını bilmeniz lazım, farkını ortaya koymanız lazımdır. Basit bir örnek vereyim, 2010 yılı TİKA faaliyetlerinden çıkardık bunu. Örneğin, Sırbistan’ın kuzeyinde Voyvodina bölgesinde Novi Sad’da bulunan 4 Temmuz Meslek Lisesine TİKA tarafından bir yardım yapılmış. Bu yardımın içeriği nedir biliyor musunuz? Boya badana yapılmış oraya. Değerli arkadaşlar, TİKA, boya badana yapan bir kuruluş hâline sokulmamalıdır.

Yine TİKA, aynı zamanda bu coğrafyalarda Amerikan dolarıyla Japon bilgisayarını alıp hibe eden bir kuruluş hâline de gelmemelidir. TİKA, bu coğrafyalarda yabancı ülkelerden dövizle satın aldığımız malzemeleri de hibe edecek bir kuruluş hâline gelmemelidir. Siz eğer TİKA’ya bu mantıkla bakarsanız TİKA’nın mantığını, dış yardımın mantığını bu manada daha çözememişsiniz demektir.

TİKA, aynı zamanda 50 milyon dolar harcayıp Bağdat Al Razi Hastanesini yapacak bir kurum da olmamalıdır. TİKA’nın işi bu değildir. TİKA, bu coğrafyalarda Türkiye'nin altyapısının hazırlanmasına, ihracatçımızın altyapısının hazırlamasına, bu ülkelerin kalkınmasının altyapısının hazırlanmasına yönelik çalışmalar yapmalıdır. Oysa TİKA bu işin kolayını bulmuş. Dövizle, dolarla, euroyla Amerika’dan, Avrupa’dan, Japonya’dan malzemeyi alıyor -kimin parasıyla alıyor? Bu milletin parasıyla- bu ülkelere hibe ediyor. Soruyorum size değerli milletvekilleri: Bunun bir izahını bana kim yapar acaba?

TİKA’nın 2010 yılı faaliyetlerinden birisi, Suriye’de estetik cerrahi merkezî yapmak. Allah aşkına Suriye’de estetik cerrahi merkeziyle teknik yardım mantığının ne alakası var? O estetik cerrahi merkezînin bugün Suriye’de oynadığınız o devrimcilikle bir alakası olsa gerek.

Bir başka husus daha var değerli milletvekilleri: Zaman gazetesinde birkaç gün önce çıktı. Şimdiye kadar 500 milyar lira harcamışız. Kimler harcamış? TİKA. Kimler harcamış? AFAD. Kimler harcamış? DSİ. 500 milyar lirayı, siz bu milletin parasını harcıyorsunuz, tam bir beceriksizlik örneği. Bir kuyu dahi açamamışsınız, Zaman gazetesine de manşet olmuşsunuz. 500 milyar lirayı harcayıp bir su kuyusu dahi açamayanların hesabını bu Meclis sormayacak mı? Ne yaptınız bu beceriksizlerle ilgili? Sayın Başbakan Yardımcısı, Sayın TİKA Başkanı, nasıl bir beceriksizliktir bu Allah aşkına?

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Başkaları Kıbrıs’ta sondaj yapıyor petrol ve doğal gaz için.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Evet, başkaları Kıbrıs’ta burnumuzun dibinde sondaj yapıyor, siz üç kurum bir araya geliyor, üç kafadar bir araya geliyorsunuz bir kuyu dahi açamıyorsunuz ve 500 milyar lira da bu milletin parasını harcıyorsunuz. Dolayısıyla da TİKA maalesef son dönemlerde tam bir beceriksizlik örneği sergilemektedir.

Son dönemlerde Filistin’e yapılan yardımların ciddi bir oranda arttığını görmekteyiz. Şunu ifade edeyim: Filistin bizim Osmanlı’nın oradaki bakiyesidir. Bizim için Filistin önemlidir, ancak TİKA’nın yapması gereken şeyler farklıdır. TİKA Filistin’de hastane yapacak kuruluş değildir. Kızılay yapsın, Sağlık Bakanlığı yapsın, başka bir kuruluş yapsın. TİKA bir kalkınma ajansıdır. Bunu anlamanız lazım, bunu algılamanız lazım. Ama TİKA ne yapıyor? Oraya gidiyor, hastane yapıyor.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ne yapsın?

SİNAN OĞAN (Devamla) – Ne yapıyor? Kalkınmasına yardımcı olacaksınız.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kalkınması için ne yapsın, onu söyle.

SİNAN OĞAN (Devamla) – TİKA orada helva dağıtan bir kuruluş değil.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ne yapsın?

SİNAN OĞAN (Devamla) – Anlamıyorsunuz işte, sorun orada. TİKA helva yapmasını öğretecektir. TİKA ilk defa yurt içinde de yardımlar yapmaya başlamış. Ne yapmış merak ediyorsunuz, söyleyeyim: Kavurma dağıtmış. Allah aşkına TİKA kavurma dağıtan bir kurum mudur?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Ya söyle, ne yapsın?

SİNAN OĞAN (Devamla) – TİKA kavurma dağıtan bir kurum değildir.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Somut bir şey söyle ya!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

SİNAN OĞAN (Devamla) – Sayın Başkan, müdahale eder misiniz.

BAŞKAN - Müdahil olmayın lütfen.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Somut bir şey söyle.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Arkadaşlar, öğreneceksiniz dış yardımın mantığını.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Onların zamanında ne yapılmış?

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekili, lütfen…

SİNAN OĞAN (Devamla) – Japonya’da bunlar yapılıyor, Danimarka’da bunlar yapılıyor. Başka ülkelerin dış yardım kuruluşları neyi yapıyorsa onu yapacaksınız.

Şimdi, TİKA’da yeni bir yönetim işbaşına geldi ve bu yeni yönetim bütün tecrübeli personelleri aldı bir kenara koydu. Neden? Daha yandaşlara yer açmak için. Kurumun hafızasını silerseniz, tecrübeli memurları alır bir tarafa koyarsanız üç ayda 500 milyar lira harcayarak işte sudan çıkmış balık gibi bir kuyu dahi açamazsınız. Bu sebeple nane, limon işlerine girmeyeceksiniz. (AK PARTİ sıralarından “Anlayamadık.” sesi)

Anlayan anlıyor ne dediğimi.

Nane, limon işlerine girmeyeceksiniz. TİKA’yı yandaş STK’lara kaynak aktaran bir kurum hâline getirmeyeceksiniz. Bu milletin parasıyla Bilkent’teki TİKA konutuna 100 milyarlarca lira civarında -eski parayla diyorum- tadilat, yeniden tefrişat işleri yapamazsınız, bu milletin parasını böyle çarçur edemezsiniz, zevküsefanıza harcayamazsınız.

TİKA, ayrıca örtülü ödenekten para harcayan da bir kurumdur değerli milletvekilleri. Bunun da hesabının verilmesi lazım. TİKA, hangi gerekçelerle örtülü ödenekten para kullanır hâle gelmiştir? Nerelere harcamıştır örtülü ödenek parasını TİKA? Bunun da hesabını vermek durumundasınız. 9 vatandaşımızı haince, hunharca götürüp İsrail kurşunlarına hedef eden İHH’nın masraflarını TİKA ne amaçla karşılıyor? Deniz Fenerinin masraflarını TİKA neden karşılıyor? Bunun hesabını da vermek durumundasınız.

Değerli milletvekilleri…

MUHARREM VARLI (Adana) – “Deniz Feneri” deme seni de atarlar içeriye ha, Sinan!

SİNAN OĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, milletimiz her şeyi görüyor.

Değerli milletvekilleri…

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Türki cumhuriyetlere gideceksiniz.

SİNAN OĞAN (Devamla) – “Türki cumhuriyetler” değil onun adı, “Türk cumhuriyetleri”dir, doğru kullanacaksınız, öğrenip geleceksiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Amerikan ağzıyla konuşuyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın Oğan, Genel Kurula hitap edin lütfen.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığımıza da şunu tavsiye ediyorum: Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığımız “Yandaş Yurtdışı Türkler Başkanlığı” değildir. Yıllardır Almanya’da bütün Türklerin iyi gününde, kötü gününde yanında olmuş, en köklü, en kucaklayıcı kurum olan Türk Federasyonunu siz nasıl çağırmazsınız? Almanya’da göçün 50’nci yılıyla ilgili toplantı yapacaksınız ama Türk Federasyonunu çağırmayacaksınız. Kimleri çağıracaksınız? Yurt dışındaki “yandaş” gördüğünüz vatandaşlarımızı.

AHMET YENİ (Samsun) – Bizim bileceğimiz iş!

SİNAN OĞAN (Devamla) - Siz vatandaşları bu şekilde ayıramazsınız. Bunun adı “Yurtdışı Türkler Başkanlığı”dır, “yurt dışı yandaş Türkler başkanlığı” değildir.

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığımızın da bu manada siyasetin dışına çıkarılması lazım. Vaktimin sonuna geldiğim için sadece bir cümle şunu ifade etmek istiyorum: Türkiye’de hangi kuruma siyaset bulaştırırsanız bulaştırın, Diyanete bulaştırmayın. (MHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİNAN OĞAN (Devamla) – Diyanet bizim ortak harcımızdır. Diyanet İşleri Başkanlığımıza lütfen siyaset bulaştırmayın.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum ve biz yeterli bulmadığımız için hem Yurtdışı Türkler Başkanlığının hem TİKA Başkanlığının hem de Diyanet Başkanlığının bütçesini yeterli bulmadığımız için maalesef biz “hayır” oyu kullanacağız.

AHMET YENİ (Samsun) – Başka ne yapabilirsiniz ki zaten!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Oğan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Ahmet Kenan Tanrıkulu, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı Hazine Müsteşarlığı, Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hükûmet program ve bütçeleri ülkelerin doğal olarak geleceğini belirleyen en önemli siyasi belgelerdir ve bütün gelişmiş ülkelerde bu belgeler iki analiz yönteminden ve bunun sonucunda da bir sentezlemeden meydana gelen uygulamaya tabi tutulurlar. Birinci analiz yönteminde dünyadaki değişimler, ülkelerin gelişimi, talep ve kaynak öncelikleri ele alınır ve buradan teknolojik ve bilimsel bütünlemelere gidilir.

İkinci analiz yönteminde ise bu kaynak ve talepler, sorunlar, bir öncelikler silsilesine tabi tutulur. Doğal olarak bunların uygulamasında, bunların sentezinde ise hepsi bütünsel olarak bir stratejik hedefe dönüştürülür. İşte o stratejik hedef, o ülkenin program ve bütçesi ve ona bağlı olan bütün ekonomik, sosyal planlarıdır.

Değerli arkadaşlarım, tespit edilen bütün hedefler net ve öncelikli olmak zorundadır. Eğer burada netleşip önceliğinizi doğru tespit ederseniz, o ülkedeki toplumsal güveni, istikrarı ve uzlaşmayı da sağlayarak bütçenizin hedeflerine bütün toplumu peşiniz sıra koşturabilir, bütün toplumu bu hedefe doğru yönetebilir, yürütebilirsiniz.

Değerli arkadaşlarım, bugüne kadarki yaklaşık on yıllık süre içerisindeki bütün bütçelere ve geçtiğimiz yasama döneminden bugünkü yasama dönemine kadar burada değerlendirdiğimiz bütçelere baktığımız zaman, her seferinde Hükûmet tarafından getirilen plan, program ve bütçelerin yıl ortasında dahi revize edildiğini, yıl sonunda âdeta yüzde 100 bütün başlangıç hedeflerinden olumsuz anlamda sapmalar olduğunu da görüyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bütçe görüşmeleri bitmeden revize edildi.

AHMET KENAN TANRIKULU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bu görüşmekte olduğumuz 2012 bütçesinin de biraz önce bahsettiğim analiz ve sentezden maalesef yoksun olduğunu görüyoruz. En önemlisi, ilerleyen dönemlerde karşımıza çıkabilecek olan herhangi bir ekonomik olumsuzluğa karşı da maalesef bu bütçede gerekli tedbirler getirilmemiş ve bu esneklik de gösterilememiştir. Dolayısıyla, toplumsal güveni ve gelişmeyi tesis edebileceğini bugün itibarıyla bu bütçenin sağlayacağından parti olarak kuşkuluyuz.

Diğer yandan, bu bütçede -geçtiğimiz yıl bütçelerinde olduğu gibi- 5018 sayılı Kanun hükümleriyle performans esaslı bütçeleme kriterlerinin de yerine getirilmediğini görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, bugün küresel ekonomi, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin genel ekonomik ve finansal politikalarını belirgin olarak birbirinden ayrıştırmaktadır ve ona göre ortaya koymaktadır.

Finansal politikalar, bu belirgin ayrışmanın sonucunda doğal olarak makroekonomik dengesizlikleri de tetikleyen finansal bir istikrarsızlığın da ortaya koyduğu bir sürecin içerisine bizi itmektedir. İşte, böyle bir süreç içerisinde Türkiye ekonomisi de makroekonomik göstergelerde ifade edildiğinin aksine, maalesef oldukça kırılgan da bir yapı göstermektedir.

Ekonomi politikaları yatırımları, üretimi ve kalkınmayı destekler bir biçimde oluşmamakta, sıcak para akımları, dış borçlanmayla gelen, kısa vadeli sermaye akımlarıyla gelen birtakım kaynaklarla günler geçiştirilmekte ve dolayısıyla, durum âdeta idare edilir bir hâle getirilmektedir.

Esas önemlisi, ekonominin can damarını teşkil eden işletmeler bir taraftan o küresel rekabetin acımasız ortamıyla karşı karşıya kalmakta, öbür taraftan da devletten gerekli teşvik ve desteği alamamanın ıstırabını yaşamaktadırlar.

Türkiye İstatistik Kurumunun bir verisini sizlerle paylaşmak istiyorum değerli milletvekilleri. Gelir ve yaşam şartlarına göre hâlen şu anda Türkiye’de en zengin yüzde 20’nin millî gelirden aldığı pay yüzde 47,6’dır, en fakir yüzde 20’nin aldığı pay ise yüzde 5,6’dır.

Gelir dağılımıyla ilgili bütçe sunuşunda burada birtakım düzeltilmiş rakamlardan bahsedildi. Bu da devletimizin bir başka kurumunun ortaya koyduğu gerçek tablodur.

İç talep borçlanarak yaratılabilirken gerek özel işletmeler gerekse hane halkı bazında bu borcun nasıl ödeneceğine dair, nasıl döndürüleceğine dair, herhangi bir çalkantı esnasında, ekonomik bir sıkıntı esnasında da geri nasıl ödenebileceğine ve risklerin nasıl karşılanabileceğine dair belirsizlikler hâlen gündemini korumaktadır.

Değerli milletvekilleri, 2003 yılından bugüne kadar düşük kura dayalı bir ithalat sistemi büyümeyi finanse etmektedir. Büyümenin alt kaynaklarına baktığımız zaman daha çok ithalatla büyümenin oluştuğunu görüyoruz. Bunun doğal sonucu olarak ithalat yapılan ülkelerin üretim ve istihdamının da arttığını görüyoruz, bu dolaylı bir sonuç. Ortaya konulan çarpık büyümenin veya genel olarak halk arasında söylendiği gibi hormonlu veya sanal büyümenin ortaya getirdiği bir gerçek ve yapı bozukluğudur bu. Neticede düşük kur üzerinden gayrisafi millî hasılayı artırabilirsiniz, kişi başına millî geliri de 10 bin dolarlara kadar çıkarabilirsiniz ancak bunun halka ve vatandaşa yansıyan kısmına, geri planına baktığımız zaman maalesef tablo farklı çıkmaktadır. Ne yazık ki bu söylenilen ekonomik büyüme, sonuç itibarıyla, bir ekonomik kalkınmaya dönüşememiştir. Bunların ikisi farklı kavramlardır. Büyüme ve kalkınma arasındaki ilişki maalesef doğru bir şekilde ve yerinde kurulamamıştır. Ülkede, bunun sonucunda, biraz önce belirttiğim gelir dengesi bozukluğu, iç ve dış borç artışı tablosuyla da karşı karşıyayız. Önemli olan nedir? Bu büyümenin ithalat sonucunda dış ticaret ve cari işlemler açığını da getirmesi ve bu açıkların artık sürdürülemez boyutlara ulaşmasıdır.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz 2000’li yıllara kadar yaklaşık 2 milyar dolar civarında bir cari açık seyriyle süregelmiştir. Fakat 2002’den sonra müthiş bir sıçrama yaparak, bu cari açık, 2011’in bu çeyreği itibarıyla baktığımız zaman veyahut Merkez Bankası gibi resmî kurumların beklenti anketlerine göre değerlendirdiğimiz zaman 75-80 milyar dolar civarında bir cari açık beklentisiyle karşı karşıyadır. Müthiş bir gelişme ve müthiş bir sıçramadır. Buna bağlı olarak ekonomi dünyasındaki genel kanaat ise, bu cari açığın gayrisafi millî hasılanın yüzde 5’ini geçmesi durumu ise artık alarm zillerinin, tehlike çanlarının çaldığını bize gösterir. Türkiye’ye baktığımız zaman; Türkiye’de şu anda gayrisafi millî hasılamızın neredeyse yüzde 10’una gelecek şekilde bir cari açık problemiyle karşı karşıyayız. Demek ki gelecekte Türkiye’yi bu anlamda da büyük bir kriz bekliyor demektir. Üstelik cari açık para bulunduğu sürece, döviz bulunduğu sürece açık değildir. “Ne olabilir?” de denebilir, “Sürdürülebilir.” de denebilir. Ancak cari açığın finansmanına ve kalitesine de baktığımız zaman orada da birtakım problemlerle karşı karşıyayız. Burada uzun vadeli borçlanma ve doğrudan sermaye yatırımları yerine daha çok Merkez Bankası rezervleri, kısa vadeli birtakım sermaye hareketleri, portföy yatırımları bir başka deyişle ve daha da ilginci son yıllarda bir türlü analistlerin bulamadığı, ne olduğunu çözemediği, herhâlde Merkez Bankası kaynaklarında biraz daha derinlemesine bakılırsa bulunabilecek olan net hata noksan kalemi. Artık cari açık net hata noksan kalemiyle finanse edilir hâle gelmiş.

Değerli milletvekilleri, bugün bazı ilgililer Türkiye’nin ihracat rekorlarından bahsetmektedir. Hiç kimse ithalatı masaya yatırıp ciddi bir şekilde analiz yapmamaktadır. 100 milyar dolar ihracat için neredeyse 190 milyar dolar ithalat yapıyoruz ve büyük bir rakam, giderek de sıkıntı yaratabilecek bir noktaya geliyor. Bunun sonucu korkunç bir dış ticaret açığı ve doğal olarak cari işlemler açığı. Bizi gelecekte eğer bir küresel krizden ayrıştıracak unsur olacaksa işte bu ihracat-ithalat arasındaki dengesizliğin ve yapısal bozukluğun bir şekilde düzeltilmesi olacaktır diye düşünüyorum. Bu anlamda portföy yatırımlarına baktığımız zaman da sıkıntı var değerli milletvekilleri. Son altı buçuk ayda ciddi bir azalma olmuş. Özellikle Ağustos 2011’ten sonra neredeyse bıçak gibi kesilir bir portföy yatırımı görüyoruz ve 29 milyardan fazla bir gerileme var. Geçtiğimiz dönemsel itibarıyla baktığımız zaman 100 milyar doların da altına inmiş görünüyor.

Sayın milletvekilleri, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak 2008 yılında Küresel Krizi İzleme ve Değerlendirme Komisyonu kurduk ve burada, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bu komisyonumuz hem ekonomi yönetimine hem Hükûmet yetkililerine gayet samimi ve içten bir şekilde önerilerini ve tedbirlerini getirdi. Ancak o dönem ekonomi yönetimi ve iktidar partisinin yetkilileri bizi kriz tellallığıyla suçlamıştı ancak görüyoruz ki geçen süre zarfında, ne ilginçtir ki, hem ekonomi yönetiminden sorumlu siyasi kadrolar hem de partinin yönetiminden sorumlu, iktidar partisinin yönetiminden sorumlu siyasi kadrolar şu anda geçmişte bizi suçladıkları tanımlamalar içerisine girmiş durumda ve 2012 için birbiri ardı sıra demeçler verilerek olumsuz tablolar çizilmektedir; ancak, kimse, alınması gereken gerçek tedbirlerden ve bu tedbirlerin etkilerinden bahsetmemektedir. Bu tedbirler yetersiz olduğu için bugünlerde enflasyonla ilgili uyarılar gelmektedir, hatta bu uyarıları Merkez Bankası değişik dokümanlarında da ifade etmek gereği duymuştur değerli milletvekilleri. Bu anlamda da, yani enflasyon hedeflemesinde de Hükûmet yüzde 100 hedefinden sapmış görünmektedir.

Geriye doğru baktığımız zaman 1923-2002 yılları arasında sayın milletvekilleri, Türkiye, yani yaklaşık yetmiş dokuz yıllık bir süre içerisinde 130 milyar dolar civarında bir dış borç yapmış, dış borç stokumuz bu kadar ancak o günden bugüne geldiğimiz zaman, 2011’in ikinci çeyreği itibarıyla bunun üzerine, AKP hükûmetleri büyük bir başarıyla 180 milyar dolarlık bir borç eklemiş ve olmuş bu borç 310 milyar dolar yaklaşık. Ancak burada dikkat çekilmesi gereken -borç yiğidin kamçısıdır deyip geçebilirsiniz, o değil- borçlanma artık kamu sektöründen özel sektöre geçmiş ve özel sektör eliyle yapılan bu borçlanma hem kısa vadeli oranlarında artış göstermiş hem de daha ilginci, dikkatinizi çekmek istiyorum, doğrudan finansal olmayan kuruluşlar tarafından bu borçlar yapılmaya başlanmış. Bu ne demek? Reel sektör artık borçlanıyor. Reel sektörün borçlanma sebeplerinin arkasındaki bir sebep de kendi yurt içi üretim yetersizliğinin ve Hükûmet tarafından bu konularda uygun makroekonomik şartların girişimcimize sağlanamaması sebebiyle girişimcimiz hem işletme hem öz sermayesini kaybetmemek için artık dış kaynağa başvurmak zorunda kalıyor. Bunun anlamı bu.

Değerli milletvekilleri, bugün görüştüğümüz Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu ve Sermaye Piyasası Kurulu da faaliyetleri itibarıyla, zaman zaman Hükûmet yetkililerine haklı olarak övünç kaynağı olan kurumlardır. Bunlar güzide kurumlardır; ancak geriye baktığımız zaman bu kurumlar 2001 yılındaki bir dizi yapısal reformlar sonucunda oluşmuş bazı kurumlardır. Özellikle BDDK’yı kastediyorum. SPK da gene o dönemde, Mayıs 2001’de açıklanan Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programı’nın sonucunda kendini revize etmiş, geliştirmiş ve bugünkü İstanbul Finans Merkezi Projesi’ni yapar hâle, sunabilir hâle gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, bankacılıkla ilgili analizler şube sayısının azlığı ve çokluğuyla da yapılabilir. Tabii böyle bir değerlendirme de vardır ancak finans sektörünü değerlendirirken başka rasyolara da bakmak lazım. Yani bu bankalar kime kredi veriyor? Esnafa, KOBİ’ye, ihtiyaç sahibi olan kimlere, reel sektörün hangi kesimine ne miktarda kredi veriyor? Bunlara da doğru bir şekilde bakmak lazım. Ayrıca burada sürekli söylenen bu batan bankalar meselesine de değinmek istiyorum. Bakın, BDDK 2005 yılında kurulan bir kurum değil değerli milletvekilleri. Hafıza kaybına uğrayan bazı sayın milletvekilleri olabilir ancak bu kurum bizim dönemimizde, yani Milliyetçi Hareket Partisinin de içinde bulunduğu 57’nci Hükûmet döneminde 2001 yılından itibaren yapılanmış ve bugün bu güzide yapı daha güçlü hâle gelerek finans sektöründe dünyadan ayrışmamıza katkı yapmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET KENAN TANRIKULU (Devamla) – İyi şeyleri de söylemekte fayda vardır diyor, bütçenin hayırlı olmasını temenni ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanrıkulu.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 15.12

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.27

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Şimdi üçüncü tur üzerinde söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, kitapçılar çoğaldı.

CHP GRUBU ADINA MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kitaplar çoğaldı ama bendeki kitap bütçe değerli arkadaşlar, başka bir kurumun değil, bugün ve bundan sonra üzerinde tartışacağımız konular.

Bütçe derken, değerli arkadaşlar, bize dağıtılan kitapların sayfalarına biz baktığımız zaman rakamların hiçbirisi…. Gider kısmında, harcama kısmında gösterilenler çok küçük ve ufak yazılmış, okunmuyor, gelirler kısmı gerçekten büyük yazılmış, bunlar okunuyor. Yani bu bütçe kitaplarını, bize dağıtılan bu kitapları okuyabilmek için büyüteç şart değerli arkadaşlar, büyüteçsiz bunu okuma şansınız yok. Bunu gerçekten söylerken, ben size tek tek sayfa numaralarını söyleyeyim, en azından bilginiz olması açısından: 2’nci cildin sayfa 23 ile 32 arasını büyüteçsiz okuyamazsınız değerli arkadaşlar. Geliyoruz, yine sayfa 249 ile 259 arası hiç okunmuyor. Yani biz gidip bir buzdolabını, çamaşır makinesini krediyle alırken, bir kredi sözleşmesini yaparken Tüketici Kanunu diyor ki: “12 puntoyla bunun yazılı olması gerekir.” 12 puntoyla yazılı olması bir buzdolabı kredisi almak için bu kadar önemli iken, ülkemizin bütçesi için bu kadar, 12 puntoyla yazma zahmetine niçin girmediler? Gerçekten bu büyük bir eksiklik. Bu sadece bu yıla özgü değil değerli arkadaşlar. Önceki yılları getirdim, önceki yıllar da aynı şekilde. Yani bu anlamda benim hem Maliyeden hem Hazineden hem Meclis Başkanlığından istirhamım, lütfen, bundan sonra düzenlenecek olan bu şekilde bütçeyle ilgili kitapların, bize dağıtılacak bilgilerin okunacak bir vaziyette yazılması gerekiyor, bize dağıtılması gerekiyor, yanımızda büyüteçle Meclise gelip bunu okumayalım. Bu gerçekten büyük bir sıkıntı.

İkinci bir hadise, yine dağıtılan bu kitaplarda bugüne kadar… Ben Sayıştaya teşekkür ediyorum. Gerçekten geçmiş yıllarda ve bu sene mesela 29 tane öneri var. 29 tane önerisinin, bir önceki yıllarda da aynı öneriler… Bir: “Kapanış, tasdik anlamında, sıra sayı numara anlamında, faturaların düzenli işleyişi anlamında usulüne uygun yapılmamıştır.” deniliyor. Önceki yıllar da aynı şekilde, bu sene de aynı şekilde.

Peki, normal bir tacir, bir işletme sahibi bunu yapınca ne olur? Hemen vergi dairesi denetmenleri gönderir, “Sen şaibeli ticaret yapıyorsun, defterlerin şaibelidir, bütçen şaibelidir.” der, hemen incelemeye alınır ve gerçekten inceleme sonucunda büyük para cezaları o esnafa kesilir. Bu açıdan baktığımız zaman basiretli, özenli bir tacirin göstermesi gereken özen ve ihtimam bu bütçe hazırlanırken gösterilmemiştir. Bu açıdan bu bütçenin tamamı, görebildiğim kadarıyla, bir önceki yıllar ve şimdiki Sayıştayın düzenlediği o 29 önerinin birebir aynı olması nedeniyle şaibeli olduğunu gösteriyor.

Konuya giriyorum değerli arkadaşlar:

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığıyla ilgili 5952 sayılı Yasa’nın, önemli mesela, 13’üncü maddesinde “Yabancı uzman çalıştırılabilir.” deniyor.

Değerli arkadaşlar, bu bizim hukukumuza ilk olarak giren bir hadise. Yabancı uzman demek, MOSSAD’ın, CIA’in elemanlarının en üst bir kuruma yerleşmesi demek. Bunun da sayısı 81 tane, şu anda bulunan 71 kişi.

AK PARTİ adına söz alan Değerli Sayın Güler şunu söyledi: Bunların bu geçici kadroya… Aslında kanun diyor, bu geçici kadronun kadroya alınması şeklinde bir önerileri oldu. Yani CIA’in ve MOSSAD’ın kadrolu olmasını önerdiler.

MUAMMER GÜLER (Mardin) – Onlar uzman değil Sayın Tanal, uzmanlık o değil.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Ama burada uzman… Neticede bu ajanların, yabancı ajanların en üst kuruma girmesinin adı teknik ibaresiyle yapıştırılabiliyor. Başka türlü gelmesi zaten imkânsız, teknik kavramı kullanılarak ajanlar bizim en üst kuruma yerleştiriliyor.

Peki, niye ihtiyaç duyuldu? İlk önce İçişleri Bakanlığına bağlandı. 3046 Yasa diyor ki: Bakanlık ancak bir tane müsteşarlık kurabilir, ikinci müsteşarlık kuramaz. Aa, baktılar, hakikaten bir hata yaptılar. Cumhuriyet Halk Partisi Anayasa Mahkemesine gidince bunun farkına vardılar, aldılar onu Başbakanlığa bağladılar, 3056 sayılı Yasa’ya.

Arkadaşlar, hukukla oynamak ateşle oynamaktır. Ateşle oynayanın eli yanar. Burada AKP Hükûmeti resmen hukukla oynuyor değerli arkadaşlar. Niye? İlk önce İçişleri Bakanlığına bağladınız Müsteşarlığı, hata yaptınız, kalktınız, Başbakanlığa bağladınız. Başbakanlığa bağlı özel bir ekip, özel bir ajan, özel bir örgüt kurulmuş durumda. Bunların içerisinde kimlerin olacağı belli değil.

Daha ötesine geliyorum, 16’ncı maddede bunun bütçesi, maaşları örtülü ödenekten… Arkadaşlar, suç karanlıkta işlenilir, suç kapalılıkta işlenilir. Denetlenebilir, şeffaf, açık olan toplumlarda örtülü ödenek bu kadar olmaz.

Peki, bunun görevi bizim yasalarımızda yok mu? Var, bunun görevi gayet rahat… Yine bunun içerisinde, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının içerisinde Terörle Mücadele Koordinasyon Kurulu var. Peki, Anayasa’nın 118’inci maddesinde Millî Güvenlik Kurulu zaten bu görevi yapıyor idi. Millî Güvenlik Kuruluna inanmadınız, güvenmediniz, kendinize bağlı bir örgüt kurdunuz.

Geliyoruz, bunun içerisinde, yine aynı şekilde bu Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının görevini gören bir yasal boşluk mu vardır? Yok. 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Yasası vardı. Aynı görevleri yapıyor değerli arkadaşlar, aynı görevler orada var ama burada neler yapıldı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Özür diliyorum, hemen bitiriyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Yasama organının nasıl tüm yetkileri kanun hükmünde kararnameyle yürütmeye geçtiyse, HSYK’nın üyesi buranın da doğal, müsteşar olarak üyesidir, yargıyı da bu şekilde yine yürütmeye bağladılar.

Saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Haluk Eyidoğan, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Eyidoğan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) 2012 bütçesi üzerinde CHP Grubu adına görüş bildirmek üzere söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, 17 Ağustos 1999 depreminden alınan önemli derslerden bir tanesi de, deprem öncesi, anı ve sonrası koordinasyonu sağlayacak, çok başlılığı giderecek bir üst afet yönetim sisteminin kurulması gerekliliği idi. Bu çerçevede çeşitli tartışmalar yapıldı ve bu afet yönetim sistemini oluşturmakla ilgili olarak özellikle 2004 Deprem Şûrası’nda ayrıntılı analizler yapıldı. Depremden bir müddet sonra, bu eksiklik çerçevesinde, Dünya Bankasının birkaç yüz milyon dolar desteğiyle, Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğünün ihdas edilmesiyle ilgili bir girişimde bulunuldu ve “TAY” adıyla belirlenen bu Genel Müdürlük Türkiye’de afet yönetim sistemini temsil etmeye başladı. Ancak bunun işlerliğinin olmadığı görüldü çeşitli nedenlerden ve daha sonra oldukça fazla bir gecikmeyle, 2009 yılında AFAD kuruldu.

AFAD’ın yasasına baktığımız zaman “Afet ve acil durumlar ile sivil savunmaya ilişkin hizmetlerin ülke düzeyinde etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi için gerekli önlemlerin alınması ve olayların meydana gelmesinden önce hazırlık ve zarar azaltma, olay sırasında yapılacak müdahale ve olay sonrasında gerçekleştirilecek iyileştirme çalışmalarını yürüten kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonun sağlanması ve bu konularda politikaların üretilmesi ve uygulanması hususlarını kapsar.” paragrafı altında amacını görüyoruz.

Şimdi, gerçekten, AFAD, bu afetlerle ilgili hazırlık ve zarar azaltma    -Ki “zarar azaltma” yerine aslında “risk yönetimi”, “risk azaltma” kullanılması lazım- müdahale ve olay sonrasında gerçekleştirilecek iyileştirme çalışmalarını gereği gibi yapıyor mu?

Şimdi, bütçe önemlidir ama ilgili kurumun yasası bu bütçenin randımanlı kullanılması açısından daha da önemlidir. Bütçenin hangi amaçla ve nasıl harcanacağını kurumun yasası belirleyecektir.

Bütçesini onaya sunduğunuz bu kurumun yasasının öncelikle dünyadaki afet risklerini azaltma anlayışı, teşkilatı ve kültürü açısından yeniden düzenlenmesi gerekliliği ortaya çıkıyor özellikle Van depremiyle ilgili uygulamalardan sonra. Yasa, bugünkü hâliyle hazırlık ve risk azaltma içeriği oldukça zayıf, bir afet sonrası müdahale yasası hüviyetine bürünmüş vaziyette. Ne kadar para harcarsanız harcayın bu anlayışla afet risklerini azaltamazsınız.

AFAD yasasında dikkat çeken birçok eksiklikler var. Afet öncesi risk azaltma -Zarar azaltma değil, risk azaltma- acil durum ve afet sonrası iyileştirme işlerine ilişkin çalışma kapsamları okuduğunuz zaman kafa karıştırıcı ve yeteri kadar anlaşılamamaktadır. Bu kavramlar anlaşılabilir olmalı.

Nedeni ve hedefleri açık belirlenmeden her ölçekte planlama yetkilerine kifayetsiz bir ihtiras ile el koyma çabası gözlenmektedir.

Yürürlükteki İmar Kanunu ve yerel yönetimlere ilişkin mevcut yasaların verdiği yetki ve sorumluluklar, KENTGES ve bununla ilgili Yüksek Planlama Kurulu (YPK) kararları yok sayılmaktadır. Yasa, afetler politikasında 10-15 yıldır yer alan uluslararası gelişmeleri ve çabaları göz ardı etmektedir. Uluslararası gelişmelere ve Türkiye’de yürütülen çalışmalara uyumlu bir kavramsal yapı ve dil geliştirilmesi ve güncelleştirilmesi gerekmektedir. Yasadaki tanımlar afet sonrası uzmanlık konularıyla ilgili görünmektedir. Afet öncesi risk azaltma ve sakınım konularını ve kavramlarını içselleştirmeyen bu yasa, ancak afet sırası ve sonrası çalışmalara yarayacaktır.

Değerli milletvekilleri, bu yasada afet çalışmalarıyla ilgili kaç plan türü olduğu, bunların neleri kapsadığı, sistemin hangi noktasında ve hangi ölçekte yer alıp hangi işlevleri göreceği, bunların hazırlanmasında kimlerin yetkili olacağı belirsizdir. AFAD teşkilat şemasında afet öncesi, anı ve sonrası işlerle ilgilenecek daire başkanlıkları vardır, son düzenlemelerle sanıyorum sayısı 9’a çıktı. Şu ana kadar yapılanlara bakıldığında personel uzmanlık ve eğitim düzeyleriyle bu daire başkanlıklarının görevlerinin yürütülmesinin mümkün olmayacağı anlaşılmaktadır. Lağvedilen afet işleri uzman personeli Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile valilikler emrindeki diğer illere gönderdiler. Mülga TAY ve Afet İşleri Genel Müdürlüğünün işleyen yapı ve kadrosunu AFAD’a entegre edemediler. AFAD il müdürlüklerine eski sivil savunma müdürlerini atadılar ve hâlâ bu il müdürlükleri istenen düzeyde teşkilatlanamadı. Risk azaltma planını müdahale planı sandılar ama müdahaleyi de, Van’da gördüğünüz gibi, tam olarak yerine getiremediler.

AFAD’a katılan TAY’a altı yıl önce alınan Başbakanlık uzman yardımcılarının şu anda hiçbiri yok. Dünya Bankasından önemli miktarda para alınmasına karşın 2002’den bu yana TAY’ın bu personeli neden afet uzmanı olarak yetiştirilip AFAD’a aktarılmadı? Şimdi ben merak ediyorum: Van’daki krizi gerçekten afet uzmanı diploması olan kaç kişiyle yönetiyorsunuz? Kanun Hükmünde Kararname’yle uzman yapılanlar ama afet uzmanlık diploması olmayan kaç kişi var? Bakınız sayın vekiller, AFAD’ın kanununda ve kadrolaşmasında adı geçen afet uzmanının resmî tanımı yok ama kadrosu var! Afet uzmanı nedir, hangi üniversite bölümünden mezun olur? Mühendis midir, sosyolog mudur, peyzajcı mıdır, doktor mudur, jeolog mudur, jeofizikçi midir, arama-kurtarmacı mıdır? AFAD’ın şu an bir yıllık asıl memurlar listesinde peyzaj mimarlığı, bahçe bitkileri, Türk halk müziği, ilahiyat mezunları var. Liste burada, ayrıntısını inceleyebilirsiniz. Şu anlayışa bakınız bu anlayışla afet  risklerinin azaltılması, müdahale ve iyileştirme çalışmaları olması gereken gibi nasıl yapılacaktır? En ilginci ise bahçe bitkileri uzmanıdır. Deprem enkazlarının kaldırıldığı yere bahçe mi yapacaksınız?

Van depreminden sonra tabii durumu görünce Hükûmet tutuştu. AFAD Van depreminden hemen sonra alelacele 25 Kasım 2011 tarihinde uzman eğitim semineri başlattı. Güzel, olması gereken de budur ama 2009’da kurulan bir kurum, bu eğitimi neden bu kadar geciktirdi? Bu açıklarını kapatmak için Van depreminin mi olması gerekiyordu? Bu, iyi yönetememe durumunun göstergesidir. Size bir katkım olsun: Hemen hasar tespiti uzmanı yetiştirme kursu da açınız. Burası Türkiye ne zaman deprem olacağı belli olmaz.

Değerli milletvekilleri, bölgeye gittik, çok enteresan gözlemler, ilginç gözlemler yaptık: Valimize göre bölgeden 40 bin kişi göç etmiş, Sanayi ve Ticaret Odası, belediyelere göre 400 bin kişi göç etmiş! Bilgi mi yok, yoksa bilgi kirliliği mi yaratılıyor? Gerçekten sayılar nedir? Medya bununla neden ilgilenmiyor? Van’da ortaya çıkan, sorunu değil, afetleri yönetememe sorunudur. Şu anda hiçbir Vanlı, düştüğü durum nedeniyle, size inanmıyor. Çadırlara düşen her kar tanesinde Vanlının umutları giderek sönüyor. Van’dan göç edemeyenlerin, şimdi konteynır bulma ve kapma mücadelesi başladı. Soğuk ve kar arttıkça çadırlar işlevsiz kalıyor.

AKP’nin değerli milletvekilleri, sayı itibarıyla sizler bu bütçeyi muhtemelen buradan geçireceksiniz ama biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak yasası ve uygulamaya yetersiz olan bu kurumun bütçesini onaylamıyoruz ama lütfen bir değil iki kere düşünün. Yanlış afet yönetimi için kullanılan bütçenin her kuruşunda afetlerde kaybettiğimiz vatandaşlarımızdan aldığımız vergiler vardır, yetimin hakkı vardır. Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün afet risklerinin azaltılmasında bize öncü olan ve ne güzel ki AFAD’ın web sayfasında yer alan şu sözüyle konuşmamı bitirmek istiyorum: “Felaket başa gelmeden evvel önleyici ve koruyucu tedbirleri düşünmek lazımdır. Geldikten sonra dövünmenin yararı yoktur.”

Yüce Meclise saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Eyidoğan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı, İhsan Özkes, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Özkes. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesiyle ilgili söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, kışlanın, yargının, okulun ve caminin siyaset üstü olmasına özen gösteriyoruz. Saygın din görevlilerimizin Mevlânâ gibi herkesi kucaklamasını önemsiyoruz çünkü İslam ilahî bir dindir, evrenseldir ve tüm insanlığa gelmiştir. Partiler üstüdür, hiçbir partinin tekelinde olamaz, siyasi vesayet altına alınamaz.

Anayasa’nın 136’ncı maddesi şöyledir: “Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.” Ancak Diyanetin uygulamalarına baktığımızda, bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalıp kalmadığı, milletçe dayanışma ve bütünleşme amacını taşıyıp taşımadığı tartışılır hâle gelmiştir.

Diyanet İşleri Başkanı Sayın Görmez "Yüz bin insanın din görevlisi olduğu bir memlekette din konusunda cehalet olur mu? Olmaması lazım. Yüz bin insanın görev yaptığı bir memlekette kardeş kavgası olur mu? Olmaması lazım. Öyleyse biz görevimizi henüz tam yapamıyoruz." demiştir. Sayın Görmez, doğru söylüyor, görevini tam yapamıyor. Diyanet, siyasetten ve ticaretten uzak olursa ancak o zaman görevini tam yapabilir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Doğru Hocam, bravo! (CHP sıralarından alkışlar)

İHSAN ÖZKES (Devamla) - İktidarın 23’üncü Dönem bir milletvekili bir il müftüsüne “Bak, beni sinirlendirme. ‘Yap’ diyorsam, yapacaksın. Yoksa, gelip seni o müftülüğün penceresinden aşağı atarım.” diyor. Bir diğer milletvekili bir başka müftüye “Bir saat seni orada bıraktırmam ha, bir saniye bıraktırmam. Bütün Beşiri’yi senin başına musallat ettiririm, seni kepaze ettiririm ha. Nokta nokta ol git.” diyor.

12 Haziran seçimleri öncesi bazı müftülerin görev yerleri değiştirildi. İktidar, müftülerin birer il başkanı gibi siyaset yapmasını istiyor. Müftü seçiminde âdeta AKP'ye bağlılık andı içenler tercih ediliyor.

Diyanet, iktidarın bir kurumu, arka bahçesi, arpalığı, camiler de siyasi bürosu değildir. İslam bir partinin flaması altına girecek kadar küçüklükte asla olamaz. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Allah, bu yüce dini insanların dünya ve ahiret mutluluğu için göndermiştir; birileri iktidar hırsı için kullansın diye göndermemiştir.

İktidar, Diyaneti açılımlar koordinatörü olarak görüyor. Sayın Görmez, tüm bunları görmezlik edemez. Diyanet iktidara değil, Allah'a yakın olmaya çalışmalıdır. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Diyanet, iktidarın koltuk değneği değildir…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Senin gibi…

İHSAN ÖZKES (Devamla) - …iktidarın siyasi ihaleleri altında asli görevini unutmamalıdır. Atatürk'ün, makamına gelince ayağa kalktığı Diyanet İşleri Başkanı ancak siyaset üstü kalmakla saygınlığını koruyabilir. Diyanet, siyaset, ticaret sacayağının kurulması, öncelikle Allah'ın yüce dinine ve bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülük olur. İktidarın toplum mühendisliği projesinin taşeronluğu için Diyaneti seçmesi İslam tarihinin en büyük yanılgılarından birisi olacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

Bidat ve hurafeler, batıl inanışlar ülkeyi kasıp kavurmaktadır. Falcılar, muskacılar, medyumlar, cinciler, üfürükçüler kol geziyor.

İnsan Hakları Haftası’ndayız. Hak, hukuk, adalet, eşitlik, insan hakları, kul hakkı, yetim hakkı, rüşvet, devlet malını aşırma, kula kulluk etmek, iftira etmek, özel hayatın gizliliği gibi, baskı, şiddet, muhaliflere hayat hakkı tanımamak gibi konularda Diyanet suskun kalmaktadır.

Diyanet, Allah ile manevi bağ kurulacak yer olan camilerde baz istasyonları kurdurup, başka bağlantılardan, frekanslardan para kazanma çabasında olmamalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Ayyuka çıkan tarihî camilerin tamiratlarındaki yolsuzluklar karşısında derin bir sessizliğe bürünenler layüsel davranamazlar çünkü sorgulanamaz olan ve dokunulamaz olan sadece Yüce Allah'tır. (CHP sıralarından alkışlar)

Diyanet fakir fukaranın, garip gurebanın vergilerinden oluşan bütçe paralarını lüks otellerde düzenlediği etkinliklerle yememelidir. Haram olan israfı anlatmakla mükellef olan Diyanet, israf batağında yüzmemelidir.

Dişinden tırnağından artıran insanımıza, dünyanın en pahalı haccını yaptıran Diyanet, ibadeti ticarete dönüştürmekten vazgeçmelidir, hacıları sermaye ve kazanç kapısı olarak görmemelidir. (CHP sıralarından alkışlar)

Diyanet denetlenemeyen para kasası olmamalıdır, kötü kokuların geldiği yer asla olmamalıdır, aksine böyle kokulara tuz olmalıdır.

İnsan hakları ve inanç özgürlüğü temelinde Alevilerin hakları tanınmalıdır. Evrensel değerlerin gerisinde kalmış ve ilkelleşmiş siyaset argümanlarıyla Aleviler oyalanamaz. Dinler arası diyalogdan önce kendi insanımızla diyalog olmalıdır. Diyanetin sayın başkanları yıllardır sarık ve cübbeleriyle Yahudi hahamları ve Hristiyan papazlarıyla sarmaş dolaş oluyorlar fakat aynı sevgiyi ve saygıyı Alevi dedelerine göstermiyorlar. (CHP sıralarından alkışlar)

AKP İktidarı döneminde kilise evler çığ gibi yayıldı. Misyonerler cirit atıyor ancak cemevi söz konusu olunca, iktidarın ve Diyanetin kimyası değişiyor. Herkese şapur şupur, Alevilere gelince Yarabbi şükür!  (CHP sıralarından alkışlar) Cemevlerinin ibadet yeri sayılması için bir an önce gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

İktidarın Hacı Bektaşi Veli'yi belli saatlerde ziyaret etmeyi zorunlu kılan uygulaması yanlıştır. Camilerde olduğu gibi, cemevlerinin de elektrik, su gibi giderleri devlet tarafından karşılanmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özkes.

İHSAN ÖZKES (Devamla) - Diyanet kendi çalışanlarına torpilli olup olmamalarına göre öz veya üvey evlat muamelesi yapmamalıdır. Yurt dışı ve hac görevlendirmelerinde adaletli davranmalıdır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – 28 Şubatta arkadaşlarının ne çektiğini en iyi sen biliyorsun. AK PARTİ’den önce…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Lütfen, sayın milletvekilleri… Lütfen…

İHSAN ÖZKES (Devamla) - Dinî hizmette asıl yükü çeken din görevlileri ihmal edilmemelidir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hocam, hutbe bitti, zaman doldu.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, bütçe görüşülüyor. Sayın hatipler eleştirecekler, tenkit yapacaklar, önerilerde bulunacaklar.

Sayın Özkes, lütfen…

İHSAN ÖZKES (Devamla) - Bayram ve resmî tatili olmayan, mesai mefhumu bulunmayan, her an görevi başında olan din görevlilerinin özlük hakları iyileştirilmelidir.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – 28 Şubatta ne olduğunu…

İHSAN ÖZKES (Devamla) - Sen önce, Başbakan Erdoğan’a dokunmak ibadet midir, onu açıklar mısın? (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Özkes, lütfen kürsüyü terk ediniz. Sayın Özkes…

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Otur yerine! Yürü hadi!

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Otur yerine!

BAŞKAN – Sayın Özkes, lütfen…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, kürsüyü işgal ediyor.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, Meclisi geriyor, lütfen… Lütfen… (CHP sıralarından “Bravo Hocam” sesleri, alkışlar)

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Sen dini saptırıyorsun ve satıyorsun.

BAŞKAN – Sayın Özkes, lütfen…

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Senin yüreğin yok, yüreğin. Önce yürek lazım, yürek. Ben yüreksizlerle konuşmam. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı Haluk Ahmet Gümüş, Balıkesir Milletvekili.

Buyurun Sayın Gümüş. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli üyeler; CHP adına söz almış bulunuyorum.

Konuşmam 2012 Merkezî Yönetim  Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Türk İşbirliği ve Koordinasyon Başkanlığı -kesin hesap- Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon  Ajansı Başkanlığı üzerinedir.

Öncelikle belirtelim ki TİKA, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı iken sonra Türk İşbirliği ve Koordinasyon Başkanlığına dönüştürülmüştür. Bütçe, TİKA’nın eski hâline göre, yani 4668 sayılı Yasa’ya göre hazırlanmıştır. TİKA'nın bu eski hâlinde 100 civarında kadro varken bu kadrolar 400 civarına çıkarılmıştır. Dolayısıyla, önümüzdeki bütçenin bugünkü kadroyu kaldırmayacağı açıktır.

Son çıkarılan kararname ile TİKA'nın faaliyet alanı genişletilmiştir. Faaliyet konuları Dış Türkler ve Akraba Toplulukları ile sınırlı iken son değişikliklerle bu sınırlama kaldırılıp kapsama alanı genişletilmiştir.

Değerli arkadaşlar, Dünyamız yeniden kaos ve değişim dönemine girmektedir. Ülkeler arası ilişkilerin yeniden düzenlenmesi ve dengelenmesini gerektirecek düzensizlik ve belirsizlik ortamı tüm ülkeleri ilgilendirmektedir. Çoğu dünya ülkesi, gelecekte nasıl ilişki ve etkileşim ortamında olabileceklerini kestirmeye çalışmakta ve bu yönde hazırlıklar yapmaktadır. Sermayenin ve ekonomik gücün bir coğrafyadan başka bir coğrafyaya hızla göç etmesi diğer coğrafyaların bu değişime göre yeniden pozisyon almalarını gerektirmektedir. Bu ülkelerin çoğunluğu söz konusu değişimi yıkıcı değil, yeni iş birlikleri ve önlemler ile olumlu bir sürece çevirmek arzusunda olacaklardır. Dünyanın gelişmiş ülkeleri ekonomik gücünü sürdürebilme sıkıntısı yaşarken diğer sınırlı bir kaç bölgenin olağanüstü ve durmayan hızda büyümesi değişim ve endişelerin ana kaynağıdır.

Bu yeni gelişmeler sonucunda dünyanın bir bölgesinden gelen olağanüstü büyümenin ve yıkıcı rekabetin dengelenebilmesi için ülkeleri yeni gelişme fırsatlarına kavuşturabilecek kalıcı çözümlere ihtiyaç vardır. Bu şartlarda ülkeler arası bölgesel ekonomik iş birliklerinin oluşturulması ve bunların güçlendirilmesini en temel çözümler arasında saymamız gerekmektedir. Ülkeler arası bölgesel entegrasyonlar bizler ve diğer ülkeler tarafından yapılmadığı takdirde Dünyamız giderek daha tehlikeli çözümsüzlüklerin içine girecektir. İşte bu noktada Türkiye, ilişki kurup geliştirebileceği, tarihsel, kültürel açıdan ortak noktalarımız bulunan ve iktisadi olarak uygun şartlarda dayanışma ve iş birliği sağlayabileceği ülkelerle ilişkilerini geliştirmelidir. Bu ülkeler tespit edilirken Balkanlar, Karadeniz ülkeleri, Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri doğal olarak öncelikli alanları oluşturmalıdırlar ancak tabii ki bölgesel yakınlığı olan her ülke potansiyel entegrasyon özelliği taşımayacaktır.

Şimdi bir bakalım, ülkemiz için önemli olan Orta Asya ülkelerinde durum nedir? Hemen kısaca girelim: Orta Asya ülkeleri yapılmakta olan yatırım hazırlıkları ve 2015-2020’de bitirilmesi planlanan ulaşım projeleri sonucunda -bu projelerle tüm Orta Asya hem Çin’e hem de Avrupa’ya doğru bağlanıyor arkadaşlar- Orta Asya ülkeleri, bunun sonucunda Çin'in ekonomik hegemonyasına girme ve Çin'in arka bahçesi olma durumuyla karşı karşıyadır, bu önemli bir meseledir.

Çin'in Orta Asya politikasının özeti şöyledir: Çin, Orta Asya ülkeleri ile sıkı ilişkiler kurmak, bölgeye yatırım yapmak ve bölgeyi enerji kaynakları konusunda tedarik alanı olarak değerlendirmek istemektedir. Daha önemlisi, Çin, Orta Asya ülkeleri ile serbest ticaret alanı oluşturmak hedefindedir. Çin'in yumuşak karnı olarak kabul edilen Uygur meselesinin Çin açısından çözümlenmesi Çin'in Orta Asya ülkeleriyle entegrasyonundan ve bölgede hâkim devlet olmasından geçmektedir.

Sonuç olarak Türkiye için çok az zaman kalmıştır, bu projelerin bitmesi çok yaklaşmıştır. Bu projeler bitene kadar bizim bölge ile ekonomik entegrasyon şartlarını Rusya'yı da dahil ederek görüşmemiz ve sonuçlandırmamız gerekmektedir.

Oysa ki durum nedir? Hükûmet, Orta Doğu ülkelerinde laiklik çağrıları yaparken Orta Asya ülkelerinde faaliyetlerini yoğunlaştıranlar Türkiye çıkışlı dinî cemaatler olmuştur.

Sonuçta, Orta Asya ülkelerinde ve hatta Rusya'da, Türkiye kaynaklı sosyal ve kültürel organizasyonlara tepki duyulan bir ortam oluşmuştur. İşte, Türkiye Büyük Millet Meclisi-Özbekistan ile parlamentolar arası dostluk grupları artık yoktur. Sorunlar diğer Orta Asya ülkelerinde hızla ilerlemektedir. Bazı yerlerde çok önemli yanlışlıklar yapıldığı anlaşılmaktadır. Türk cumhuriyetleri ile yakınlaşacağımıza aramızdaki mesafeler açılmıştır.

Dost ve akraba topluluklar ile ilişkilerimiz, karşılıklı güven ortamını artırıcı şekilde geliştirilmeliydi. Muhataplarımızın hassasiyetlerine önem verilmeliydi, hassasiyetlere önem verilmedi, çeşitli işler yapıldı orada. Hükûmet bu konularda önemli özensizlik ve yanlış politikalar izlemiştir. Tabii ki dost ve akraba topluluklar derken milletimizi oluşturan tüm unsur ve topluluklar bu kavramın içerisine girmelidir, bunun böyle anlaşılmasında yarar vardır.

Yine de burada altını çizmemiz gerekiyor ki, Balkanlar, Karadeniz ve Kafkasya ülkelerinin siyasal ve ekonomik özellikleri, güneyimizdeki ülkelere göre bize daha dengeli ve hızlı entegrasyon potansiyelleri vaat etmektedir. Türkiye'nin kaynaklarının kullanılarak Orta Afrika ülkelerinde yapılan çalışmaların, gelişmiş ülkelerin global hesaplarına paralellik gösterdiğini bizler çok iyi bilmekteyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gümüş.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Devamla) - Buradan Hükûmeti uyarmak isteriz ki, Doğu Akdeniz'de güçlenmek hevesiyle…

BAŞKAN – Sayın Gümüş, lütfen…

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Devamla) - …müdahaleci anlayışla yapılan davranışlar, sonunda sıkıntılı sonuçlar doğurmaya mahkûmdur.

Ayrıca, şu noktaya dikkat ediniz: Siyah Afrika, farklı ve öfkesi nüfusuyla giderek büyüyecek bir coğrafyadır.

BAŞKAN – Sayın Gümüş…

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Devamla) - Yanlışlıkların izleri Güney Afrika’da uzun zaman kalabilecektir.

Teşekkür ederim Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına beşinci konuşmacı Hurşit Güneş, Kocaeli Milletvekili.

Buyurun Sayın Güneş.

CHP GRUBU ADINA HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

SPK ve BDDK hakkında benden önceki muhalefet milletvekillerinden konuşanlar oldu. Bunlar özerk kurumlar, bunlara fazlasıyla değinmeyeceğim ancak Hazine çok önemli çünkü bildiğiniz üzere Hazine devletin kasası. Hazine devletin kasası ve bildiğiniz üzere devletin kasası demek, ekonominin tam odağını, yüreğini görebilmek demektir. Dolayısıyla, Hazineyi değerlendirmek için ekonominin tümüne bakmakta yarar vardır.

Şimdi, 2012 bütçesi çok zorlu bir dönemde yürürlüğe giriyor. Ben metinlere baktım, 2012 bütçesinin hazırlığında 2012’nin küresel konjonktürü değerlendirilmiş yani Avrupa Birliğinin ve avronun bir borç krizinde olduğu ve bu borç krizinin küresel konjonktürü etkileyeceği ve 2012’nin de makroekonomik hedeflerini etkileyeceği söyleniyor, belirtiliyor. Bununla beraber, iki şeyin altını çizmem gerekiyor: Bunlardan bir tanesi, Avrupa’daki krizin ne kadar süreceği ve ne kadar derin olacağı açıklıkla belirtilmemiş. Bu çok önemli çünkü 1993’ten bu yana Avrupa Birliği ülkelerinin önemli bir kısmı Maastricht Kriterlerine uymadılar. Uymadıkları için yani yirmi yıla yakın süredir uymayan bu ülkelerin birdenbire bir uyum sağlaması beklenemez. Nitekim önceki gün gördünüz, İngiltere uyum sağlamadı.

Şimdi, 2012 bütçesine baktığım zaman, bu küresel krizin etkilerinin de tam anlamıyla temel hedeflere konulmadığını görüyorum. Örneğin bir şey söyleyeyim, yüzde 4 civarında büyüme bekleniyor ama uluslararası kuruluşlar, örneğin IMF, Türkiye'nin ekonomik büyümesinin yüzde 2 civarında olacağını düşünüyor. Bu son derece önemli.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisinin Hükûmet programlarında ve söylemlerinde ne yazık ki bazı hayaller öteden beri var. Mesela, hepiniz şöyle biliyorsunuz çünkü biz de zamanla medyada duya duya inanıyoruz. AKP’nin iktidarı olan dokuz yıllık dönemde ekonomik büyüme çok yüksektir sanıyoruz. Oysa bu doğru değil yani 1980 sonrası ekonomik büyümenin ortalamasının altında bir ekonomik büyüme olmuştur. Tekrarla söylüyorum… (AK PARTİ sıralarından “Allah Allah!” sesi)

Beyefendi, hesaplarsınız, öğrenirsiniz.

Dolayısıyla, 1980 sonrasının ortalama büyümesinin altındadır, üstünde değildir; bunu bilmek gerekir.

İkincisi: 2002’den bu yana olan, gelişmekte olan ülkelerin ortalama büyüme hızı bu dönemden yüksektir.

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Avrupa Birliğiyle kıyaslayın Hocam.

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Üçüncüsü: Bu dönemde, gelişmekte olan ülkelerin ekonomik daralması -ki 2009’da ve bu yıl olacak- Türkiye'nin ekonomik daralmasından çok daha az olmuştur, onlar etkilenmemiştir. Kaldı ki bu ülkeler cari işlemler açığı da vermemiştir. Kaldı ki o ülkeler işsizliğini azaltabilmiştir.

Bakınız, bir başka nokta da şu sayın milletvekilleri: Önceki gün buraya geldi AKP’nin Grup Başkan Vekili ve aynı zamanda Maliye Bakanı dedi ki: “Biz işsizliği azaltıyoruz.” 2000 yılında Türkiye'nin işsizlik oranı yüzde kaçtı biliyor musunuz? Yüzde 6,5. Bu yıl ne kadara indi? Yani yüzde 11,4’e kadar çıktı, kabul. 2002 yılında yüzde 11,4’e kadar çıktı. Bu yılın ortalaması kaç? Bu yılın ortalaması yüzde 11.

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Yüzde 9,6.

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – O son, mevsimsel etkileri geç kardeşim, yılın ortalamasına bak, yüzde 10’a kadar indirdin. Topu topu 1 puan indirmişsiniz işsizliği, kalkıp burada diyorsunuz ki: “Biz işsizliği indirdik.” Yüzde 6,5 nerede, yüzde 10 nerede? Kaldı ki bu yıl ne olacak? 2012 yılında ekonomi daha yavaş büyüyünce -ki hedefiniz o yönde- daha yüksek bir işsizlik oranı ortaya çıkacak.

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Avrupa Birliğiyle kıyaslayalım Hocam.

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Nereyle kıyaslarsan kıyasla kardeşim, rakam ortada.

Bakın, ben size bir şey söyleyeyim: Bu yılın millî geliri dolar bazında ne kadar olacak geçen yıla göre? Ben kaba bir hesap yaptım, 60 milyar dolara yakın daha düşük olacak.

MEHMET ÖNTÜRK (Hatay) – Büyümeyi de biraz açalım Hocam.

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Ekonomi yüzde 7,5 civarında büyüyecek; var, metinlerinizde var. Gerçekten o civarda reel olarak ekonomi yüzde 7,5 civarında büyüyecek ama dolar bazında ekonomi küçülmüş olacak.

Siz şimdi baştan itibaren kişi başına düşen geliri, dolar bazında millî geliri ifade edip Türkiye ekonomisinin ne kadar büyüdüğünü söylüyordunuz. Şimdi bu sene ne diyeceksiniz? Ekonomi büyüdü mü diyeceksiniz, küçüldü mü diyeceksiniz? Eğer büyüdü diyecekseniz şimdiye kadar ifade ettiğiniz rakamların tamamının yanlış olduğu ortaya çıkar.

YUNUS KILIÇ (Kars) – Dolar yükseldi.

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Evet, bu yıl kişi başına gelir, ne yazık ki, bin dolara yakın düşecek ekonominin büyümesine rağmen.

Sayın milletvekilleri, bu yıl çok büyük bir rekor ortaya çıkacak, onu itiraf etmeliyim. Olağanüstü bir rekor ve bir dünya rekorunu Türkiye başarmış olacak. Bakınız, dünyanın en büyük dış açığını, cari işlemler açığını veren ülke Amerika Birleşik Devletleri’dir. Ama bu Amerika Birleşik Devletleri’nde herhangi bir risk yaratmaz çünkü niye? Amerika bu açığı kendi parasını basarak karşılar. Oysa dünyanın 2’nci büyük cari işlemler açığını veren Türkiye’nin -ki bu yıl 80 milyar doların üzerinde dış açık verecektir- bunu kendi parasını basarak karşılaması olanaklı değildir. Dolayısıyla, aslında Türkiye dünyanın en büyük dış açığını veren ülkesi hâline gelecektir 2011 yılında, 80 milyar doları aşan rakamla. Millî gelire oranı da bir dünya rekoru olacaktır, yüzde 10’u aşmış olacaktır.

Şimdi, öteden beri biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak söylüyoruz, “Bu dış açık büyük sorun.” diye. Ne yaptınız? AKP iktidara geldiğinde 230 milyon dolardı dış açık, bugün 80 milyar dolar. Dün bir hesap yapayım dedim kaç misli artmış diye, 10, 20, 30, 40, 400 kat. Bu ciddi bir sorundur ve bu sorunu ne yazık ki çözemediniz.

Çözemediniz ve bir şey daha söyleyeyim: Öylesi bir hâle geldi ki son aylarda döviz kuru yükselmesin diye Merkez Bankası satabildiği kadar satıyor. 10 milyar dolara yakın döviz sattı, dövizde harareti durduramadı. Döviz rezervleri düştü, kısa vadeli borçlar döviz rezervlerinin üstüne çıktı. Sonra ne yaptılar? Sonra dediler ki: “Türk lirası mevduatların bir kısmını Merkez Bankasına döviz olarak yatırsınlar.” Biraz da altın makyajı, rakamlar birbirine denk gelsin yapıldı. Ortada olağanüstü bir risk duruyor.

Şimdi gelelim bu bütçenin tutup tutamayacağına. 21 milyar TL… 22 milyar TL’lik bütçe açığı, 21 milyar TL’ye inecekmiş. İnebilir ama bu rakamlarla zordur. Neden zordur, onu ifade edeyim. Çünkü eğer ekonomi yüzde 4 büyüyecekse -ki bence yüzde 2 civarında büyüyecektir- siz oturup vergi gelirlerini yüzde 12-13 artıramazsınız. Ancak öylesi bir ortamı elde etmek istiyorsanız da yüzde 5’lik bir enflasyon hedefini tutturamazsınız. Dolayısıyla enflasyon hedefleriniz, yüzde 5 koyarsınız bu yıl olduğu gibi veya 5,5 koyarsınız, 10 çıkar; iki haneli enflasyon ortaya çıkmış olur.

Dünyadan alırken, 150 milyar dolarlık ihracatı 2012 yılında yapabilir misiniz? Bu mümkün değil. Bu da afaki ve hayalî.

Şimdi, deniyor ki: “Biz kamu açığını daralttık ve kamu borcunu, yüzde 70’lerden aldık, yüzde 40’lara indirdik.” Bu doğru mu? Doğru. Peki, nasıl yaptınız? Nasıl yaptığınızı ben size söyleyeyim. Dünyanın en pahalı benzinini Türk halkına sattınız, dünyanın en pahalı mazotunu Türk halkına sattınız…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Eskiden en ucuzu muydu?

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – …34 milyar dolarlık özelleştirmeyi yaptınız -dolayısıyla kamu serveti erimiş oldu- bununla yetinmediniz -bakın, bir şey daha söyleyeyim- muazzam bir ithalat yaptınız, o muazzam bir ithalatla muazzam bir ithalden alınan KDV elde ettiniz ve onunla kapattınız. Dolayısıyla biz, dış açık vermeden bütçe açığını kapatamaz hâle geldik. Oysa doğrusu ne? Dış açık vermeden kamu açığını kapatabilmektir.

Şimdi ben soruyorum: 2012 yılında Türkiye dış açığını kapatabilecek mi? Hiç sanmıyorum.

Şimdi, son olarak -vaktim daraldı, kapatmak üzereyiz- şunu söyleyeyim: Sayın Bakan, Başbakan Yardımcısı, çok yetenekli bir başbakan yardımcısıdır. Bürokraside öyle, uzun yıllardır tanırım, kendisinin yeteneğinden hiç kuşkum yoktur fakat ne yazık ki elindeki metinleri biraz şaşırtmışlar. Deniyor ki: “Biz enerjide dışa bağımlılığı engellemeye çalışıyoruz.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Güneş.

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Müsaade edin, kapatayım efendim.

“Enerjide dışa bağımlılığı kapatmaya çalışıyoruz.” Oysa 5 puan enerjide dışa bağımlılığımız artmış, bu bir.

İkincisi: Tarımla ilgili veriler yanlış. Tarımda ne yazık ki artışımız öyle yüzde 230 değil, ne yazık ki tarımdaki artış kişi başına yüzde 13 civarındadır.

Dolayısıyla, afaki bir bütçe, afaki bir hazine rakamı, afaki bir 2012 yılı ekonomisi gözükmektedir.

BAŞKAN – Sayın Güneş, lütfen…

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Efendim, ya süre verin ya da konuşmasın.

BAŞKAN – Şimdi söz sırası, şahsı adına ve bütçenin lehinde söz isteyen Adana Milletvekili Ali Küçükaydın’da.

Buyurun Sayın Küçükaydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ KÜÇÜKAYDIN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 bütçe kanun tasarısı üzerinde üçüncü tur kurumlar bütçesiyle ilgili olarak şahsım adına lehte söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu bölümde Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının bütçesi görüşülüyor. Şüphesiz, bu Müsteşarlık yeni kurulmuş bir müsteşarlık. Kuruluş sebebi de: Başta kamu düzenini, kamu güvenliğini bozan birtakım terör örgütleriyle mücadele etmek üzere kurulmuş ve ona göre de teşkilatlanmış.  Buradan maksadımız şu: Bütün istihbari bilgilerin bir çatı altında toplanması, analizinin yapılarak ilgili olan birimlere sunulmasından ibaret.

İkinci sırada Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı var. “AFAD” da diyoruz buna kısaca. Bizim ülkemiz yüzde 90’ı itibarıyla afete maruz bölgede. Dolayısıyla bu afetler arasında, başta deprem, sonra sel felaketleri ve heyelan geliyor.

Şimdi, burada, tabii, bu kısa süremde söyleyebileceğim şu: Aslında, risk azaltıcı bazı tedbirlerin afetten önce alınması gerekiyor. Bu tedbirleri alacak kurumların başında da şüphesiz yerel yönetimlerimiz geliyor. Ama maalesef, bir asırdan beri belediyecilik sistemi bu ülkede olduğu hâlde, belediyelerimizin tedbir niteliğindeki bu riski azaltıcı faaliyeti yeterince yapamadığını görüyoruz. Bu üzücü. Neden üzücü? Belediyelerimizin yapamadığını ya da yıkarak yapamadığını afet geliyor yıkıyor ama oradan çığlıkların, feryatların yükseldiğini görüyoruz. Bu acı tablolarla mütemadiyen, gerçekten karşılaşıyoruz. İnşallah, bu felaketlerden sonra, işte bu AFAD’ın da koyacağı katkılarla belediyelerimiz ya da kırsalda özel idarelerimiz artık bu görevini yapar da bu acı çığlıkları, bu feryatları biteviye duyup durmayız diyorum ben.

Bir başka husus da benim… Diyanet İşleri Başkanlığımızın bütçesi de görüşülüyor.

Değerli arkadaşlarım, Diyanet İşleri Başkanlığımız Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından ta 1924’lerde  kurulan bir Başkanlık, teşkilat. Bu teşkilatın da uzun bir geçmişi var. Bana göre bu teşkilat hep böyle mezhebi ve meşrebi duyguların da üstünde ve siyasetin de hepten üstünde kalarak bu kadar uzun zamandan beri köklü geçmişi itibarıyla Anadolu’nun en ücra köşelerinde, kılcal damarlarının en uç noktasında ve diğer taraftan da dünyanın gelişmiş değişik ülkelerinde ve özellikle Türk soylu vatandaşlarımızın bulunduğu ya da akraba topluluklarının bulunduğu yerlerde çok ayrıntılı hizmet veren bir kuruluş olarak ben tanıyorum şahsen, öyle biliyorum.

Elbette bu kuruluş, bu hizmetini yaparken kuruluşun bünyesinde de ufak tefek arızalar da belki olabilir diye düşünüyorum ama kurumun aynı zamanda bu coğrafyada bir yaygın eğitim verdiği kanaatini de  ben taşıyorum dolayısıyla. Yani Diyanet İşleri Teşkilatımız her hafta, her cumada milyonlara hitap ediyor. Dolayısıyla milyonları irşat ediyor. İrşat etmekle kalmıyor sosyal, beşerî birtakım faaliyetleri de organize ediyor, yapıyor diye düşünüyorum. Ama benim de mesela tenkit ettiğim -ufakça- tenkit değil belki düzeltilmesini arzu ettiğim ya da bana öyle gelen- mesela bu tek merkezden vaaz, tek merkezden ezan okuma gibi, bu biraz da din adamlarımızı pasifize edecek ya da onların yetişmesinin önünde engel olacak birtakım durumların da ben kaldırılmasını doğrusu arzu ediyorum.

Bir başka husus, bizim kısaca TİKA dediğimiz örgüt… Ben TİKA’nın faaliyetlerini, bütün Türk dünyasında, Türk cumhuriyetlerinde yapmakla beraber bazı dostlarımıza, mesela Balkanlara doğru gidip TİKA’nın orada, Türkiye’den yani bu coğrafyada tanındığından daha fazla tanınacağını göreceklerine inanıyorum. Mesela, Balkanlara doğru bir uzanmak lazım. Orada TİKA’yı bir sormak lazım. Bu kuruluşu orada herkesin tanıyacağına ben inanıyorum. Ama TİKA bununla kalmıyor Afrika’da da faaliyetini yapıyor, Orta Doğu’da da yapıyor, efendim bizim Balkanlar’da da yapıyor, Kafkaslar’da da yapıyor, dünyanın bütün bu  değişik ülkelerinde de bu tür faaliyetlerini yapıyor, organize ediyor.

Bu duygularla ben diğer söyleyemediğim kuruluşların da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ KÜÇÜKAYDIN (Devamla) – …bütçelerinin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum Sayın Küçükaydın.

Şimdi söz sırası, Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’da.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Bakan, sürenin kaç dakikasını kullanacaksınız?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ  BABACAN (Ankara) –  Yirmi dakika…

BAŞKAN –  Peki, yirmi dakika, buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ  BABACAN (Ankara) –  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı bütçe ve 2010 yılı kesin hesap tasarısının tartışıldığı, görüşüldüğü bu Genel Kurul oturumunun hayırlı olmasını diliyorum. Hepinize saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum.

Biliyorsunuz, dünya ekonomisi ve özellikle de Avrupa ekonomisi son derece sıkıntılı bir dönemden geçmekte ve son yüz yıllık döneme baktığımız zaman aslında bu nitelikte, bu özellikte bir kriz de dünya yaşamış değil. Krizin ilk başlangıcı bankacılık sektörüyle oldu fakat hemen arkasından devletlerin kredibilitesinin sorgulandığı bir kriz hâline dönüştü. 2008-2009’da bankalar sarsıldığında devletler: “Biz bu bankaların arkasındayız, biz bu bankaların batmasına izin vermeyiz, korkmayın.” deyip, bankaların imzasının yanına kendi imzalarını atarak krizin daha derinleşmesini geçici olarak önlediler fakat içinde bulunduğumuz bugün maalesef artık o devletlerin imzasının da değerini yitirdiği, gücünü yitirdiği bir döneme girmiş durumdayız. Yani hem bankaların hem de devletlerin aynı anda sallantılı olduğu bir dönem geçmiş yakın tarihimizde pek görülmüş bir konu değil.

Burada problemin iki temel  unsuru var: Birisi bankacılık, birisi de kamu maliyesi. Yani sorunun kaynağı bu iki temel alan. Kamu maliyesi dediğimizde yüksek borçlar ve yüksek bütçe açıkları.

Türkiye’ye baktığımızda, çok şükür, Türkiye her iki alanda da güçlü. Zamanında, Türkiye, hem kamu borç sorununu hem bütçe açığını oldukça düşük seviyelere indirdi, 2008-2009 krizine güçlü bir kamu maliyesi yapısıyla girdi, aynı zamanda yine bankalarını da güçlendirmiş bir ülke olarak bu kriz dönemine girdi. Dolayısıyla bizim nispeten az etkilenmemizin ve krizden hızlı bir şekilde çıkmamızın temelinde de bu iki alandaki gücümüz bulunmakta.

Bu sorunlar var ama “Nasıl çözülecek?” diye baktığımızda da aslında sorunların çözümü için yapılacaklar belli. Böyle çok detaylı, çok uzmanlık gerektiren, uzun uzun çalışılması, akademisyenlerin yıllarca uğraşıp da yeni bir şeyler icat etmesine gerek yok, çok açık yapılacak işler var  fakat bu çözüm için yapılacaklar belli olduğu hâlde özellikle Avrupa’da bu çözüm için irade koyabilen hükûmet sayısı maalesef çok çok az. Gerekenleri bildikleri hâlde, yapılacakları gördükleri hâlde adım atamama ve bir bakıma kendilerinden korkarak, kendi şahsi ya da partilerinin bekasından korkarak doğruları yapamama. İşte bugünlerde en önemlisi, özellikle Avrupa’da, çözüm için güçlü bir siyasi liderlik ortaya koymak.

Yine Türkiye’ye bakacak olursak, sorunların çözümü için madem özellikle güçlü bir siyasi karar alma mekanizması gerekiyor, çok şükür, Türkiye’de güçlü bir iktidar var, halkın güvenini tam olarak sağlamış, hatta daha yeni, haziran seçimleriyle bu güveni tekrar teyit etmiş bir Hükûmet var ve gerektiği zaman korkmadan adım atabilen, o gün için doğru neyse bunları yapabilen bir iktidar, çok şükür, iş başında. Yani hem sorunların özüne baktığımızda hem de çözüm şekline baktığımızda Türkiye çok çok farklı bir konumda ve bunun da olumlu sonuçlarını zaten görüyoruz, alıyoruz.

2009 yılında, krizin o en derin döneminde Türkiye, pek çok Avrupa ülkesinin yaptığından farklı şeyler yaptı. Avrupa’da pek çok ülke ekonomiyi canlandırma adına harcama artışına giderken ki o günleri şöyle bir hatırlayalım: İspanya Başbakanı, Portekiz Başbakanı, İtalya Başbakanı, Yunanistan Başbakanı, İrlanda Başbakanı, şu anda sorun yaşayan ne kadar ülke varsa bu ülkelerin başbakanları, o günkü başbakanları çıktılar dediler ki “Biz tedbir alıyoruz.” Ne yapacaksınız? “İşte, vatandaşlarımıza harcama çeki dağıtacağız.” Ne yapacaksınız? “Biz, vergileri düşüreceğiz.” Ne yapacaksınız? “Daha çok kamu yatırımına para harcayacağız ki ekonomi büyüsün.” İşte o gün o yanlış tezleri savunan ülkelerin tümü, bugün çok ciddi bir borç kriziyle karşı karşıya.

Burada önemli olan devlete güvendir. Kamu borcu, eğer bir ülkenin kamu borcu piyasalar açısından bir risk unsuru olarak görülüyorsa, bir tehdit olarak görülüyorsa, bir tehlike kaynağı olarak görülüyorsa o ülkenin daha fazla para harcayarak, daha fazla bütçe açığı vererek, daha fazla kamu borcuna girerek toparlaması, ekonomik büyümeyi sağlaması mümkün değildir.

İşte, biz, 2009 yılında ortaya koyduğumuz orta vadeli programla bu açıklarımızı nasıl daha da düşük seviyeye çekeceğimizi –ki söylemiştim, zaten düşük bir açıkla girdik- ve borç stokumuzu da daha nasıl aşağı seviyelere çekeceğimizi ortaya koyduk ve büyüme Türkiye’de özel sektör eliyle gerçekleşti. Türkiye’de büyümenin temel kaynağı özel sektör yatırımlarıdır ve özel sektör harcamalarıdır. Kamu harcamalarının Türkiye’deki büyümeye etkisi yoktur. Dolayısıyla böyle bir yapıda devletin görevi zemini güçlendirmek, güven ortamını sağlamak ve o sağlam güven ortamının üzerine özel sektörün aktivitesiyle, çabalarıyla büyümeyi elde etmektir ve bizim uyguladığımız politikaların sonuçları da, çok şükür, ortada. Geçtiğimiz yıl yüzde 9 bir büyüme, bu sene yüzde 7-8 arası bir büyüme ve gelecek sene, Avrupa’daki bunca olumsuz beklentiye rağmen gelecek yıl için yüzde 4 civarında bir büyüme.

Krizin o en derin dönemiyle bugünü karşılaştıracak olursak, toplam istihdam Türkiye’de 3,5 milyon arttı, işsizlik oranımız yüzde 5,3 düştü ve Uluslararası Çalışma Örgütü verilerine bakacak olursanız tüm üye ülkeler içerisinde işsizliği en hızlı düşüren birkaç ülkeden birisi Türkiye oldu.

Bütçe açığımız, inşallah bu sene millî gelirimizin sadece yüzde 1,7’si olacak, 2014’te de bunu yüzde 1’e düşüreceğimizi zaten orta vadeli programla ilan etmiş durumdayız. Yüzde 39,8 olacak borcumuzun millî gelire oranını -bu yıl sonu itibarıyla- 2014 sonunda inşallah yüzde 32’ye indiriyoruz. Orta vadeli programımızın hedefleri bu.

Kuşkusuz, Türkiye'nin bunca olumlu gelişmelerine rağmen, bu hızlı büyüme ve olumlu gelişmelere rağmen cari açık rakamları da yükselmiştir ve bu bizim dikkatle takip ettiğimiz, önem verdiğimiz bir konudur.

Cari açığın konjonktürel sebepleri vardır, yapısal sebepleri vardır. Konjonktürel sebepleriyle ilgili neler yaptık diye bakacak olursak, öncelikle kamu maliyesindeki sıkı duruşumuzu devam ettireceğiz, bunu açık bir şekilde ortaya koymuş durumdayız. Makro ihtiyati tedbirleri gerektiği zaman, gerektiği yönde kullanacağız ki, özellikle bankacılık sektörü üzerinden tedbirlerdir. Geçtiğimiz bir yıl, bir buçuk yıl içerisinde çok aktif bir şekilde bu politikalar uygulanmıştır. Para politikalarında yine şartlara göre, günün gereğine göre Merkez Bankamız uygulamaya devam edecek. Burada dikkat etmemiz gereken konu bir yandan cari açığın kontrol altında tutulması ama öte yandan da Türkiye’nin bir resesyon dönemine düşmesini önlemektir. İşte bu iki riskli alan arasında doğru politikaları tercih etmek ve bu iki alan arasında dengeli bir tutum izlemek son derece önemli olacaktır.

Kati çözüm dediğim gibi yapısal reformlarda. Özellikle iş gücü piyasasıyla ilgili reformlar, Türkiye’de verimliliği artıracak reformlar, enerjide mutlaka daha çok yenilenebilir enerji ve daha çok nükleer enerji kullanabilmek, yatırım ortamının iyileştirilmesi, Türkiye’nin yatırımcılar için daha kolay iş yapılan bir ülke hâline gelmesi, teşvik sistemimizin Türkiye’nin özellikle yüksek miktarda ithal ettiği ürünlerin üretileceği bir ülke olması yönünde revize edilmesi -ki, birkaç aya kadar bu teşvik sistemimizi de tamamlayıp açıklayacağız- ihracat pazarlarımızı mutlaka çeşitlendirmemiz gerekecek, Avrupa’ya olan bağımlığımızı ihracat konusunda azaltmamız gerekecek, tasarrufu artırıcı adımlar şart olacak, İstanbul’un uluslararası bir küresel finans merkezi olması için yoğun çabamıza devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; enflasyonla ilgili bu sene rakam hedefin bir miktar üzerinde gerçekleşecek. Ancak sebebine inip bakacak olursak burada küresel emtia fiyatlarındaki artış rol oynamıştır, kurdaki artış rol oynamıştır, vergi ve fiyat ayarlamaları rol oynamıştır, özellikle son ayda işlenmemiş gıda fiyatlarında, bu bazı bölgelerimizde meydana gelen sel sebebiyle üretimin hızlı bir şekilde düşmesi yine bu enflasyonun yüksek seyretmesine yol açmıştır ancak bunların her birisi tek tek geçici ve bir defalık etkilerdir. Dolayısıyla biz, 2012 yılında enflasyon rakamının yıl sonu hedefi olan yüzde 5’le uyumlu bir patika içerisinde devam etmesini bekliyoruz. Özellikle 2012’nin ikinci yarısından itibaren enflasyonda daha olumlu rakamlar, hedefe daha uyumlu rakamlar göreceğimizi bekliyoruz.

Nereden bakarsak bakalım Türkiye’nin şu anda risk primi ki, kredi temerrüt takas oranlarından biz buraya bakıyoruz yani Türkiye’nin kamu borcunu sigorta ettirmek için ne kadarlık sigorta primi ödüyor insanlar? Piyasada bunun değeri nedir diye bakıyoruz. Bunlara baktığımızda şu anda Türkiye on beş Avrupa Birliği üyesinden daha düşük bir risk primine sahiptir yani Avrupa Birliği’ne üye on beş ülke Türkiye’den daha riskli görünmektedir. Üstelik bu risk göstergeleri yabancı para cinsinden, borçlanmayla alakalıdır. Avrupalıların kendi parasıdır, bizim için yabancı bir paradır. Onlar sıkıştığı zaman bu parayı basıp ödeyebilmektedirler ki, son aylarda yoğun bir şekilde bunu yapıyorlar, Avrupa Merkez Bankası para basıyor, borç ödemede bu paralar kullanılıyor, hatta son operasyonda Alman Merkez Bankası Alman Hazinesine doğrudan kredi açtı ki, bizde kanunen yasaktır, bizde bu mümkün değildir. Bütün bu olağanüstü uygulamalar Avrupa Birliği’nde olduğu hâlde, biz, onların parasıyla borçlanırken kendilerinden daha düşük risk primi ödüyoruz ki, o da bütün bu göstergelerin aslında piyasalar tarafından nasıl değerlendirildiğini, ekonomik aktörler tarafından nasıl ölçüldüğünü gösteriyor ve nereden bakarsak bakalım Türkiye’nin gerçekten güvenilir bir liman olduğunu bize gösteriyor.

Sayın Güneş’in bu seneki millî gelirimizle alakalı bazı yorumları oldu. Biliyorsunuz bir yılın toplam millî geliri, gayrisafi yurt içi hasılası dolar cinsinden hesaplanırken yıllık ortalama kura bakılıyor, yıl sonu kuruna bakılmıyor. Yıllık ortalama kura baktığımızda da bizim bu yıl millî gelirimiz dolar olarak geçen yıldan daha düşük olmayacaktır, bir miktar artış yine orada da sağlanacaktır. Belki Sayın Güneş yıl sonu rakamlarına bakmış olabilir ama tekniği biliyorsunuz -ki, dört ayda inşallah unutmamışsınızdır diye düşünüyorum bunları- ortalama kur baz alındığı için bir problem olacağını orada beklemiyoruz.

Yine, bu mali disiplinin ağırlıklı olarak vergi artışlarından kaynaklandığıyla ilgili bir yorum vardı. Ben sadece OECD’nin tablolarından size iki rakam okumak istiyorum, takdiri size bırakıyorum.

Yıl 2002. Türkiye’nin toplam vergi tahsilatı yani -doğrudan vergiler, dolaylı vergiler, hepsi- bunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 24,6. 2009 en son OECD’nin verileri çünkü 2009’a kadar yayınlanmış durumda. 2009 yılına gelmişiz, yine yüzde 24,6. Yani Türkiye’de vergi yükü, Türkiye’de devletin vatandaşlarından aldığı toplam vergi, millî gelire oran olarak yüzde 24,6’ymış, yine yüzde 24,6. Tabii, aralarda küçük küçük değişiklikler var; yüzde 24,1’e düşüyor, yüzde 25’e çıkıyor, ara ara inişler çıkışlar var ama baktığımızda aşağı yukarı sabit bir seyir var.

Peki “OECD ortalamasında bu rakam kaç?” diye bakacak olursak, tüm OECD ülkelerinin ortalaması ancak yüzde 34,1. Yani Türkiye, vatandaşlarından, gayrisafi yurt içi hasılasına oranla yüzde 24,6 vergi toplarken, OECD ülkelerinin ortalaması yüzde 34,1’dir. Dolayısıyla biz bu mali disiplini sağladıysak, daha çok vergi alarak değil, harcamalarımıza dikkat ederek, daha verimli bir kaynak kullanımını planlayarak ve güveni sağlayıp faizleri düşürerek ve faiz ödemelerini düşürerek bu bütçe disiplinini sağlamış durumdayız. Türkiye’nin daha önceki dönemlerde ödediği faizle bugünkü ödediği faizi mukayese edecek olursak -ki ben dün ve evvelsi gün verdiğim rakamlarda da bunu ifade ettim- bir zamanlar yüzde 14’e çıkan faiz ödemelerinin millî gelire oranı, bu yıl yaklaşık yüzde 3 küsurlara inmiş durumdadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Beşir Atalay, Başbakan Yardımcımızın -daha önceden yurt dışında ki Doha’da yapılan bir toplantıdır, uluslararası bir konferanstır ve Medeniyetler İttifakıyla ilgili bir konferanstır- konferans için ayrılması sebebiyle, ben Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığıyla ilgili, burada yapılan görüşmelerle ilgili ortaya konulan sorulara ve eleştirilere kısa kısa da olsa cevap vermeye çalışacağım.

Öncelikle “Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığımızın temel görevleri nedir?” diye bakmamız gerekiyor. Terörle mücadelede ve ilgili konularda koordinasyonu sağlamak ve strateji belirlemektir, temel görevi budur Müsteşarlığımızın. Yeni bir birimdir ve özellikle terörle ilgili stratejik istihbarat da burada toplanmaktadır, bu da yeni bir konudur. Biliyorsunuz, bizim farklı farklı istihbarat birimlerimizin farklı farklı çalışmaları varken ilk defa bu kurumla bu stratejik istihbarat tek bir kurumda toplanmakta, değerlendirilmekte ve teröre karşı daha etkili bir mücadele için hazırlık böylece yapılabilmektedir.

İlgili kurumların temsilcilerinin olduğu bir koordinasyon kurulu bu kurum içerisinde teşkil edilmiştir. Ayrıca, Sayın Atalay Terörle Mücadele Yüksek Kurulunun da Başkanıdır. Gerçek anlamda ve genel anlamda güvenlik meselelerinin ötesinde ve özelinde terörle mücadelede de en yüksek seviyede, Başbakan Yardımcısı seviyesinde güzel bir eş güdüm oluşmuştur. Bu çalışmalarımız belki sessiz ama çok etkin bir şekilde yürümektedir.

Terörle mücadelede, değerli milletvekilleri, entegre bir strateji uygulamak, kapsamlı ve çok boyutlu bir yaklaşım temel esastır. Terörle mücadelede sadece tek bir yönden baktığınızda, sadece tek bir perspektiften konulara yaklaştığınızda başarıyı elde etmek de mümkün değildir. Güvenlik birimlerimizin operasyonları en etkili şekilde yürümektedir ve yürütülecektir de. Burada asla bir zafiyet, asla bir rehavet söz konusu değildir, olmayacaktır.

Öte yandan, terörle mücadelenin diplomatik boyutunu da asla ihmal etmemek zorundayız çünkü burada temel hedeflerden birisi de terör örgütünü yalnızlaştırmaktır; uluslararası kamuoyu önünde, komşu devletler önünde örgütü artık desteğini kaybetmiş, yalnızlaşmış bir örgüt olarak ortada bırakabilmektir. Bu, bizim hükûmetlerimiz döneminde çok etkili bir dış politikayla ve diplomasiyle önemli ölçüde gerçekleştirilmiştir.

Bütün bunlar bir yana, öte yandan bizim devlet olarak, Hükûmet olarak en önemli görevlerimizden birisi de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin hakkı olan temel hak ve özgürlüklerin alanını hızla genişletmeye devam etmektir. Terör olsun ya da olmasın bu zaten bizim temel bir görevimizdir ve bu konudaki çalışmalarımızı da aynı kararlılıkla devam ettireceğiz.

İnsanımızın özgürlüklerini doyasıya yaşaması, bu konularda dünyanın en ileri standartlarına ulaşmamız bizim temel hedeflerimizden birisidir. Yine, ülkemizde demokrasinin daha da ilerlemesi için her türlü gayreti göstermeye devam edeceğiz. Türkiye'nin gerçek anlamda bir hukuk devleti olması için reformlarımıza devam edeceğiz. Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgemizde altyapı yatırımlarına devam edeceğiz, bölgede refahın artması için özel sektörün yatırımlarını ve tarımı desteklemeye devam edeceğiz. Tüm bunlar, örgütün istismar zeminini zayıflatan, istismar zeminini ortadan kaldıracak çok önemli adımlardır.

“Müsteşarlığımızın başına neden bir büyükelçi getirildi?” gibi bir soru sordu Sayın Türkoğlu. Terörle boyutun eğer iç boyutuyla dış boyutunu beraber, aynı anda, kapsamlı bir şekilde ve bütünleşik bir şekilde ele almazsak burada başarı mümkün değildir. Kaldı ki Dışişleri Bakanlığımız ve özellikle eskiden Irak, son görevi Irak Büyükelçiliği olan yeni Müsteşarımız bu konuya gerçekten hâkim olan, konunun iç ve dış boyutlarına derinlemesine vâkıf olan bir arkadaşımızdır ve bu konuda bizim en ufak bir soru işaretimiz yoktur. En başarılı bir şekilde bu Müsteşarlığımızın görevini yapacağını, devam edeceğini düşünmekteyiz.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – İnşallah yanılırız efendim, inşallah.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Devamla) – Yine, Sayın Tanal’ın bir sorusu vardı, daha doğrusu konuşmasında değindiği bir konu: “Yabancı uzman çalıştırılmasına neden ihtiyaç duyuluyor?” diye. Şimdi, değerli milletvekilleri, bu konuda gerçekten işin özüne yönelik, sonuç almaya yönelik çalışmak zorundayız. Kuruluş Kanunu’nun 13’üncü maddesi ne diyor, önce onu dikkatle bir okumamız gerekiyor. “Belli bir konu veya proje bazında,  konu veya projenin süresiyle sınırlı olmak şartıyla yabancı uzman çalıştırılabilir.” diyor. Bu personelin daimî kadrolara atanması söz konusu değil. Görüleceği gibi, bir yabancı uzman çalıştırılması araştırma faaliyetlerinde ve projeyle sınırlı olarak mümkün olacak. Kaldı ki bugüne kadar da Kanun izin verdiği hâlde tek bir kişi henüz çalıştırılmış değil ama bu opsiyonun da açık olması, bu kapının da açık olması özellikle -içeride olsun, dışarıda olsun- yapılacak bazı çalışmalarda katkı verebilir, bundan istifade edilebilir. Dolayısıyla, biz terörle mücadelede ne gerekiyorsa yapmalıyız. Terörle mücadelede ne gerekiyorsa yapmalıyız, kendimizi dar kalıplardan ve basmakalıp düşüncelerden uzak tutmalıyız, gerekeni gerektiği zaman yapabilecek esnekliğe ve güce de mutlaka sahip olmalıyız.

Terörle mücadele gerçekten Hükûmetimizin en önemli konularından bir tanesi. Hükûmetimizin kurulduğu ilk günden bu yana çok boyutlu ve çok yönlü bir strateji yürüttük ve burada da önemli başarılar elde ettik. Bugün örgütün içine düşmüş olduğu durum, kendi içinde yaşadığı sıkıntılar, artık, içeride ve dışarıda destek zemininin hızla eriyip yok olması, bir çaresizlik, bir bıkkınlığa da hızla sürüklenmekte ve dediğim gibi, artık, varlık sebebi, iddia ettiği şeyler her neyse, meşruiyet zemini, dış destek, bunlar tamamen eriyip gitmekte. Biz bu mücadelede kararlıyız ve en iyi şekilde mücadelemize devam edeceğiz. Bu mücadelede de her türlü enstrümanı ve her türlü politika alanını etkin bir şekilde kullanmaya devam edeceğiz.

Ben hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince söz istiyorum çünkü Sayın Başbakan Yardımcısı benim yaptığım konuşmaya atfen bir iddiada bulundu, onu açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Nasıl bir iddiada bulundu Sayın Güneş?

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Yanlış söylediğimi söyledi, oysa… Ben onu düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Ne söyledi de yanlış söyledi yani? Onu sormak istiyorum. 

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Millî gelir hesabıyla ilgili…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yanlış söylemesi yeter Başkanım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

Sayın milletvekilleri, o zaman benim şunu açıklamam gerekiyor tekrar.

Sayın Güneş, siz kusura kalmayın.

Önce, açın, lütfen ama, İç Tüzük’e bakın. Ben burada Başkan Vekili olarak sormak zorundayım.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tamam.

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Ben de yanıtlıyorum.

BAŞKAN – Hayır Sayın Güneş, size söylemiyorum, tepki koyan arkadaşlara söylüyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tepki koyan yok.

BAŞKAN – Niye hemen alınıyorsunuz?

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Alınmadım.

BAŞKAN – Size demiyorum Sayın Güneş, lütfen.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tamam Başkanım, germeyelim.

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Siz beni muhatap alın.

BAŞKAN – Sizi muhatap almıyorum, onu öncelikle belirttim zaten.

Buyurun.

İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince iki dakika söz veriyorum.

 

III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş’in, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

 

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Evet, konuşmamda, değerli milletvekilleri, söylemiştim, Sayın Başbakan Yardımcısı yetenekli birisidir, ben kendisini eskiden tanıyorum. Bürokratları da öyledir, onlara da güvenim tamdır, onu da söylemek isterim.

Tabii, bir siyasi partinin, bir iktidarın bütün icraatlarına katılmak zorunda değilsiniz. Bizim görevimiz muhalefet, dolayısıyla, doğruları söylemek.

Sayın Başbakan Yardımcısı, tabii, doğru söyledi, dedi ki: “Millî geliri biz yıl sonunun döviz kuruyla değil, yılın ortalaması döviz kuruyla hesaplarız.” dedi. Zaten benim söylemek istediğim de şuydu: Bu döviz kuruyla hesapları bir kenara bırakın demek istiyordum.

Şimdi, bakınız, Sayın Başbakan Yardımcısının konuşmasının 34’üncü sayfasında Türkiye'nin  tarımsal hasılası var. O tarımsal hasılada diyor ki: “2002 yılında tarımsal hasılamız 23,7 milyar dolar, bugün 61,8 milyar dolar.” Şimdi, bunu neyle hesaplıyorsunuz? Döviz kuruyla hesaplıyorsunuz. Ben bunu deflate etmeye çalıştım. Deflate edip de kişi başına getirdiğim zaman Türkiye'nin tarımsal hasılası -kişi başına- yüzde 13 artmış. Oysa bu kitapçıkta yazan yüzde 160 artmış gözüküyor.

Burada söylemek istediğim hadise şuydu: Eğer döviz bazında hesaplarsanız yanıltıcı şeyler ortaya çıkabilir, dolayısıyla onları bir tarafa bırakın, dövizle hesap yanlıştır demek istemiştim. Kişi başına düşen gelirde olsun millî gelirde olsun deflate edin, reel rakam çıksın. Kaldı ki bu senenin büyüme hızı kendisinin de ifade ettiği gibi yüzde 7,5 civarında çıkacak. Oysa kendisi ifade etmedi, sanıyorum Sayın Hazine Müsteşarı not etmiştir, belki kendisi de biliyordur. Döviz bazında millî gelirimizi hesapladığınız zaman yüzde 7,5 çıkmayacaktır.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın İnce, bir söz talebiniz var İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi gereğince.

Buyurun.

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Genel Kurul çalışmaları sırasında foto muhabirlerine yönelik sarf etmiş olduğu sözlere ilişkin açıklaması

 

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu sabaha karşı, on sekiz saatlik çalışmadan sonra, kürsüde “Biz çalışıyoruz, personel çalışıyor ama bu on sekiz saatlik çalışmanın sonucunda foto muhabirleri de bizim uyuklarken resmimizi çekiyorlar, esniyoruz. Esnemeyecek miyiz, yorulmayacak mıyız? Bunu da sonra haber yapıyorlar.” dediğim için foto muhabiri arkadaşlarım bundan bir alınganlık göstermişler.

Şöyle bir düzeltme yapalım: Onun altına şöyle yazılsa “On sekiz saatin sonunda yoruldular.” deyip uyuklayan bir fotoğrafı koysalar daha güzel olur ama “Uyudular.” diye yazınca hoş olmuyor gerçekten. Belki de foto muhabirlerinin suçu değil bu, o yazanların suçu. Onlar da çalışıyordu çünkü, biz on sekiz saat sabahın dördünde buradayken foto muhabirleri de buradaydı, onlar da çalışıyordu. Çalışanların arasına onları dâhil etmedim, onların da bir gönlünü almak istedim.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.

 

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S. Sayısı: 88) (Devam)

 

A) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

    1.- Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI (Devam)

     1.- Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.-   Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-   Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.-   Hazine Müsteşarlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-   Hazine Müsteşarlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU (Devam)

1.-  Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) SERMAYE PİYASASI KURULU (Devam)

1.-  Sermaye Piyasası Kurulu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Sermaye Piyasası Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

BAŞKAN – Şimdi, Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Bozdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığı, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ile Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı bütçesi üzerinde görüşlerimi açıklamak ve burada serdedilen görüşlere ve eleştirilere cevap vermek üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığı ülkemizin çimento kuruluşlarından bir tanesidir. Birliğimizin, beraberliğimizin, kardeşlik hukukumuzun güçlenmesi adına en önemli görevlerden birini ifa etmektedir. O nedenle, cumhuriyetin başında rahmetli Atatürk kurumları kurarken, bir kanunla, hem Genelkurmay Başkanlığını hem Diyanet İşleri Başkanlığını eş zamanlı ve aynı kanunla kurmuş. İkisinin de önemi ortada. Ülkenin bekası için ordunun ne kadar önemi varsa, Diyanet İşleri Başkanlığının da o kadar büyük önemi vardır.

Bu nedenle, Diyanet İşleri Başkanlığının Türkiye'de yaşanan sorunlarla ilgili toplumu din konusunda aydınlatırken, elbette ki dinin o konudaki kanaatlerini paylaşması zaten Anayasa’yla kendisine verilmiş görevlerden bir tanesi.

Diyanet İşleri Başkanlığı çimento kurum dedim. Diyanet İşleri Başkanlığını mezheplere veya tarikatlara veya başka yapılara göre yapılandırdığınız takdirde, o zaman çok parçalı bir yapının ortaya çıkacağı da aşikârdır. O zaman birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize ne kadar hizmet edeceği ayrı bir tartışma konusu olabilir, ama bugün herkes şunu açıklıkla ifade ediyor ki Diyanet İşleri Başkanlığı, mezheplerin ve tarikatların üzerinde İslam’ı Kur’an ve sünnete ve İslam’ın temel kaynaklarına göre inanç, kültür ve ahlakıyla ilgili toplumu aydınlatmak, bilgilendirmek ve ibadet yerlerini yönetmekle önemli görevlerini ifa ediyorlar. Bu görevlerinden dolayı, görev yapan bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Tabii, burada çok talihsiz bir açıklama yapıldı. Diyanet İşleri Başkanlığının taşeron olarak nitelendirilmesinin, ben bu kürsüden söylenmiş talihsiz bir ifade olduğunu düşüyorum.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – O zaman, taşeron yapmayın Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Çünkü, şimdiye kadar, hatırladığım kadarıyla…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – O zaman Diyanete taşeron gibi bakmayın, taşeron yapmayın.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Diyanet İşleri Başkanlığıyla alakalı bugüne kadar bu kürsüden hiç kimse böyle bir beyanda bulunmadı. Ben üzüntümü ifade etmek isterim.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Talihsizliği siz yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Özkes, lütfen…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) - En büyük talihsizliği siz yapıyorsunuz. O zaman, Diyanete taşeron gibi bakmayın.

BAŞKAN – Sayın Özkes…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Tabii, Diyanet İşleri Başkanlığı, toplum mühendisliği de yapmaz.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Lütfen… Taşeron gibi bakmayın Diyanete. Talihsizliği siz yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Özkes…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Yapması da mümkün değildir.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – En büyük talihsizliği siz yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Özkes, lütfen… Sayın Bakan icraatları anlatıyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Diyanet İşleri Başkanlığının vazifesi toplumumuzda İslam esasları çerçevesinde, Anayasa ve kanunla verilen görevleri ifa etmektir; onu yapıyor.

Biz de Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığının hizmetlerini daha etkin, verimli yapabilmesi için önemli adımlar attık.

1935 yılında çıkan teşkilat kanunu, daha sonra 1965 yılında yenilenen yeni teşkilat kanunu, 1979’da Anayasa Mahkemesinin iptali nedeniyle yaklaşık otuz yıldır ağır aksak yürüyen bir yapıyı 2010 yılında Parlamentoda değiştirdiğimiz yeni bir teşkilat kanunuyla çağın gereklerine ve ihtiyaçlara göre yeniden donattık, önemli bir adımı attık; hizmetlerin daha etkin, daha verimli sağlanması için katkı sunduk.

Öte yandan, çıkarılan kanun hükmünde kararnameyle, görülen bazı eksiklikleri de orada giderme imkânı bulduk.

Peki, neler oldu bu değişmeler içerisinde diye baktığınızda, önemli olan birkaç tanesini ifade etmek isterim.

Örneğin, Diyanet İşleri Başkanlığında görev yapan vaizler, imam hatipler veya başka bazı görevliler herhangi bir suç isnadı olduğu zaman diğer devlet memurları gibi ceza hukuku anlamında memur kabul edilmiyorlardı. Onlarla ilgili doğrudan inceleme, soruşturma, yargılama yapılabiliyordu. Eşitlik ilkesine aykırı bir durum ve bunu Anayasa’nın eşitlik ilkesi ve hukuk devletinin gereklerine uygun yeniden düzenledik.

On iki yaş sınırıyla alakalı, Kanunda yer alan ve insan hakları ve eşitlik ilkesiyle bağdaşmayan bir yapı vardı. Çocuklar Kur’an öğrenmeye gittiği zaman on iki yaş engeli yaz Kur’an kursları için söz konusuydu. Onunla ilgili adım attık, böylesi bir yasağı ortadan kaldırdık.

Başka pek çok konularda Diyanet İşleri Başkanlığıyla ilgili önemli gelişmeler sağlandı. Bir tanesi de şu: Vekil görevlendirme durumu Diyanette sadece köy ve kasaba imamlığı için söz konusu idi. Ama Kur’an kursu öğreticiliği veya şehirdeki görevlilerle alakalı böyle bir uygulamanın imkânı yoktu. Yapılan değişiklikle Kur’an kursu öğreticiliği, vaizlik, imam hatiplik, müezzin, kayyımlık gibi her alanda vekil görevlendirmenin yolu açıldı. Çünkü toplumun ihtiyacı var. Biz oraya sözleşmeli veya kadrolu imam hatip veya bir din görevlisi görevlendiremediğimiz zaman sorunlar çıkıyor. Bu sorunları gidermek, hizmetlerin aksamasını ortadan kaldırmak için atılmış önemli adımlardan bir tanesi de bu oldu.

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Öğretmenlere de ihtiyacı var. Sayın Bakan, öğretmenlere de ihtiyacı var bu toplumun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Öte yandan, değerli milletvekilleri, hem din eğitimi konusunda hem ibadethanelerin yönetimi konusunda hem diğer pek çok konularda Diyanet İşleri Başkanlığımız çok önemli fonksiyonları yerine getiriyor. Burada Diyanet İşleriyle alakalı genel ve soyut ifadeler kullanırken veya birtakım sözler söylerken onun altının somut şeylerle doldurulması lazım.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Müsaade edin anlatayım. Sen yirmi dakika konuştun, ben beş dakika. Müsaade et anlatayım.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Diyanet İşleri Başkanlığının genel ve soyut ifadelerle itham edilmesi gerçekten büyük bir haksızlık, büyük bir yanlışlık.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Ben altını çok iyi doldururum.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Diyanet İşleri Başkanlığımız, sadece yurt içinde değil, yurt dışında da önemli görevleri ifa ediyor. Bugün 22 ülkede büyükelçiliklerin bünyesinde din hizmetleri müşavirlikleri, 28 ülkede başkonsolosluklarda din hizmetleri ataşelikleri …

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Atanamayan öğretmenleri de atayalım Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Pek çok ülkede, Kanada, Japonya, Avustralya, Türk cumhuriyetleri, Balkanlar ve pek çok ülkede, 39 ülkede vatandaşlarımıza hizmet veriyor. Bugün, Azerbaycan’da ilahiyat fakültesi, Türk lisesi; Kırgızistan’da ilahiyat fakültesi, Kazakistan’da ilahiyat fakültesi, Romanya’da yüksek İslam enstitüsü ve pedagoji lisesi, Bulgaristan’da yüksek İslam enstitüsü, ilahiyat koleji; Rusçuk, Şumlu ve Mestanlı’da üç tane imam hatip lisesi, Diyanet Vakfı tarafından bütün ihtiyaçları karşılanmakta. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza daha iyi hizmet sunmak maksadıyla, oradaki vatandaş olanların çocuklarını Türkiye’de eğiterek, orada daha kaliteli hizmet vermek için de önemli adımları attı, atmaya da devam edecektir.

Diyanet İşleri Başkanımızın cemevleriyle hiç bir araya gelmediği, birtakım başka dinlerin, işte, Yahudilik, Hristiyanlık dinlerinin önde gelenleriyle fotoğrafı olduğu hâlde, hiçbir cemevine gitmediği söylendi.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Öyle demedim.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Diyanet İşleri Başkanlığımızın…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Bak, o cümleyi o şekilde kullanmadım!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Diyanet İşleri Başkanlığımızın…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) - Yalan konuşmayın Sayın Bakan!

BAŞKAN – Sayın Özkes… Lütfen ama…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – O cümleyi o şekilde kullanmadım.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …cemevlerine de gittiği ve onlarla görüştüğü…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – O şekilde kullanmadım o cümleyi.

BAŞKAN – Sayın Özkes…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Ama olmaz… Söylemediğim bir şeyi söylüyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …çok açık, çok net bir biçimde ortada. Bakın, Türkiye’de Alevi inanışına sahip kardeşlerimizin sorunlarıyla biz ciddi olarak ilgilendik.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) - Söylemedim.

BAŞKAN – Sayın Özkes, Sayın Bakanı konuşturmayalım mı?

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Konuşsun ama benim söylemediğim sözü söylüyor.

BAŞKAN – Lütfen ama…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – İlk defa, ülkemiz, hükûmet düzeyinde, bu sorunla, muhataplarını bir araya getirerek hem kendi aralarında hem de hükûmetin temsilcisinin olduğu bir ortamda yüz yüze gelip konuşma imkânı buldular. Yedi tane çalıştay yapıldı, nihai rapor yayınlandı. Alevi Bektaşi Klasikleri ilk defa Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Türkçeye kazandırıldı. Ortaöğretimde okutulan din kültürü ve ahlak bilgisi derslerindeki Alevi inanışına ilişkin bölümler o konunun saygın insanları tarafından, onların kabulüne göre yeniden yazıldı ve şu anda okutuluyor. Üniversitelerimizde Alevilik ve Bektaşilikle ilgili merkezler oluşturuldu. Hazreti Hüseyin Efendimizin şehit edilişinin yıl dönümü ve aşure günü münasebetiyle, ilk defa, Diyanet İşleri Başkanlığı mevlidi şerif düzenledi ve bunu bütün Türkiye’de yaygınlaştırmak için talimat gönderdi ve…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Cemevinde mi yaptılar?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …TRT de bu çerçevede yayınlar yaptı ve bunlar çok çok önemli adımlar. Biz ilk defa bunları yapıyoruz. Bugüne kadar pek çok hükûmetler geldi, bunları biz hayata geçirdik ve doğru adımlar attık, daha atılması gereken adımlar varsa onları da biz yapacağız.

Madımak Oteli ile ilgili Alevi kardeşlerimizin dile getirdiği talepleri de herkes dinledi, hayata geçiren, onu uygulayan da biz olduk ve Madımak Oteli onların talepleri doğrultusunda yeniden yapılandırıldı.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sivas katliamının failleri nerede?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Faillerini de milletvekili yaptınız, onu da söyleyin.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, TİKA ve Yurtdışı Türkler Akraba Topluluklar Başkanlığı da bizim yüz akı kurumlarımızdan bir tanesi. Nereye giderseniz gidin yurt dışına, sizin karşınızda TİKA’nın eserleri ay yıldızlı al bayrakla sizi saygıyla selamlayacaklardır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Gittiğiniz her ülkede insanlar sizi takdirle karşılayacaklardır. Ülke yöneticileri, oradaki soydaşlarımız, vatandaşlarımız, akrabalarımızın hepsinin minnet ve şükranla sizi alkışladıklarını, ağırladıklarını göreceksiniz. Bakın, biz hem Türk dünyasında hem akraba topluluklarla ilgili hem de ilgimiz olan her yerle alakalı önemli adımlar attık. Bizim dönemimizde Türk Konseyi kuruldu, önemli bir adım gerçekleştirilmiş oldu. Bizim dönemimizde TÜRKPA kuruldu, Türk Parlamenterler Asamblesi, önemli bir adımı yine beraber attık. Türk kültürüne hizmet için Yunus Emre Vakfını hayata geçirdik, şu anda Yunus Emre Türk Kültür Merkezleri dünyanın dört bir yanında insanlara hizmet veriyor. Bugün on beş ülkede on sekiz tane Yunus Emre Türk Kültür Merkezini açtık, orada hizmet veriyor, bunu bütün Türklerin olduğu yerlere ve olmadığı yerlere de Türk kültürünü yaymak, dilini öğretmek, kendimize ait değerleri oraya taşımak için yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz; ilk defa bunu biz yaptık, ilk defa biz hayata geçirdik. Bugün Bosna-Hersek’te, Arnavutluk’ta, Mısır’da, Makedonya’da, Kazakistan’da, İngiltere, Belçika, Suriye, Kosova, Romanya, Lübnan, Ürdün ve İran’da var; yakında Almanya’da açıyoruz, başka yerlerde de çalışmalarımız devam ediyor. Yine Yunus Emre Vakfıyla beraber Türkoloji Projesi devam ediyor, daha önce TİKA tarafından devam edilen bu proje şimdi Yunus Emre Vakfı tarafından devam ettiriliyor ve önemli adımlar atılıyor. Türk dilini dünyanın dört bir yanında öğretmek için adımlarımızı atıyoruz, çalışmalarımızı yapıyoruz. Şu anda binlerce öğrenci buralarda okuyorlar. Türklüğün altını doldurmak böyle olur; bir kurum kurarak ve bunları kurumsallaştırarak, bu millete ve değerlerine hizmet edecek yapıları ayağa kaldırarak olur. Yunus Emre Vakfını da biz kurduk, şimdi daha önemlisini yaptık.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığını kurduk. Müsteşarlık düzeyinde yapılan bir yapı ve bu yapıyla beraber yurt dışında bulunan ne kadar vatandaş, ne kadar soydaş, ne kadar akraba varsa orada olmayı, onlara hizmet etmeyi bir vazife bildik ve orada alanında uzman, dünyanın hemen hemen her dilini bilecek, Türklerin olduğu yerdeki dilleri bilecek uzman kardeşlerimizle, görevlilerimizle beraber hizmet ediyoruz, hizmet etmeye de devam edeceğiz.

TİKA’nın yeniden yapılandırılması bir zaruretin gereğidir. TİKA dün öyle kurulmuş olabilir ama Türkiye'nin bugün artan itibarı, gelişen yapısı, ortaya koyduğu vizyon ve misyona 92’de biçilen bu gömlek dar geliyordu. Onun için de dar gelen gömleği değiştirdik.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Millî görüş müydü?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Şimdi yakışan elbiseyi diktik ve koyduk, o da yakışıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dar gelen millî görüş müydü?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bugün Türkiye, bölge devleti değil, dünya devleti. O yüzden, Orta Asya ve Kafkaslar Dairesi Başkanlığı, Balkanlar ve Doğu Avrupa Dairesi Başkanlığı, Orta Doğu ve Afrika Dairesi Başkanlığı, Doğu ve Güney Afrika Dairesi Başkanlığı, Dış İlişkiler ve Ortaklıklar Dairesi Başkanlığı, Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı kurduk ve dünyanın her yanında TİKA’nın olmasına özen gösteriyoruz. Bundan sonra da adımlarımızı atacağız. Bugün 25 ülkede tam 28 tane TİKA’nın koordinasyon ofisi var. Bunların 18 tanesi, Türk cumhuriyetlerinde ve akraba toplulukların yaşadığı yerlerdedir. Nerede ihmal var, nerede var? 28 tane, bunun 18 tanesini kurduğumuz yerler ortada. Biz  devraldığımızda da 1992’den 2003’e kadar -diyelim 1 Ocak’a kadar, bir iki ay var- toplam 12 taneydi; biz bunun üzerine 16 tane ofis kurduk ve her yerde ay yıldızlı al bayrağımızı dalgalandırıyoruz, dalgalandırmaya da devam edeceğiz.

Bugün dünyanın dört bir yanında ecdat yadigârı eserleri ayağa kaldırırken, onları yeniden insanların hizmetine sunarken biz TİKA’yla bunu yapıyoruz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Arabistan’da Osmanlı eserlerini yıkıyorlar, ne yaptınız?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, 1992’yle 2003 arasında TİKA’nın gerçekleştirdiği toplam proje sayısı 2.506 tane. Bizim, şu ana kadar gelen süre içerisinde -dokuzuncu yılımızı doldurduk- gerçekleştirdiğimiz proje sayısı 10 bini aştı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Allah aşkına, yaklaşık on senede 2.506 proje, şimdi dokuz senede bizim ortaya koyduğumuz 10 binden fazla proje. Türklüğün altını doldurmak böyle olur böyle, hamasetle olmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Öte yandan, 2010 yılında TİKA 1.673 tane proje gerçekleştiriyor. Baktığınız zaman, bu projelerin 862’sini Kafkaslar, Orta Asya ve Orta Doğu bölgelerinde gerçekleştirmişiz; ama 488’ini Balkanlarda, 314’ünü Orta Doğu ve Afrika bölgelerinde gerçekleştirmişiz. Bunu rakama döktüğünüzde ne çıkıyor ortaya: TİKA bütçesinin yüzde 36,55’ini Kafkasya ve Orta Asya, 29,79’unu Balkanlar bölgesinde, yani akraba toplulukların ve soydaşların olduğu yerde harcadığımız çıkıyor. Rakam ortada, neredeyse yüzde 70’ini biz buralara harcıyoruz. Nerede ihmal var?

Öte yandan, baktığınız zaman, her bir yanda eserlerimiz sizi selamlıyor ve oraya gittiğinizde de bunu yakından görme imkânınız var.

Bakın, bana büyükelçiler geliyorlar, soruyorlar “Bu TİKA ne yapıyor, iş birliği yapabilir miyiz” diye; çünkü TİKA’nın yaptığı hizmetler bütün dünyanın takdirinde, herkes övgüyle bahsediyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sizden başka takdir eden yok!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ama bakın, dünyada da TİKA benzeri örgütler var. Burada konuşuluyor; boya, badana yapıyor. Doğru, TİKA’nın boya, badana yaptığı yerler var, cam taktığı yerler var, su getirdiği yerler var, asfalt yaptığı yerler var, hastane yaptığı yerler var, okul yaptığı yerler var, yol yaptığı yerler var, ilaç malzemesi sunduğu yerler var. Niye var? Çünkü bu tip kuruluşların yaptığı işler bunlar. Japonya’nın JIKA’sına bakın aynısını görürsünüz, Amerika’daki ilgili kuruluşa bakın aynısını görürsünüz, Almanlarınkine bakın aynısını görürsünüz çünkü “kalkınma yardımı” derken gidip de ülkelere fabrikalar kurup bir şeyler yapmıyorlar, kalıcı yatırımlar yapıyorlar; ülkelerini görünür kılmak, yaptıkları yardımları orada göstermek de bu açıdan önemli, bir propaganda açısından da son derece önemli bir adım. Bir okulu düşünün, insanlar bulunduğu yerde çok fakir, kış da var ama camını takacak güçleri yok, onlar için en önemli yatırım o camın takılmasıdır. İşte TİKA, vakti geldi soğuktan donan çocukları kurtarmak için onların okulunda cam oldu…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Van’daki soğuktan ölen çocukları söyle.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …vakti geldi onların sobasını ısıtmak için odun oldu, orada onları ısıttı; vakti geldi orada ilaç oldu, hastane oldu. Biz şimdi Lübnan’da yapıyoruz. Doğru, yapıyoruz, bir bakarsanız Türkmenlerin olduğu yerde ne yaptığımızı görürsünüz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biliyoruz, sizi sokmuyorlar ülkelerine…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Sayın Başbakan oraya gitti, orada alkışlarla insanlar Sayın Başbakanımızı karşıladı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Okulları kapatıyorlar, görüyoruz onları. 

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bakın, Afganistan’da Özbekler var, Türk asıllı kardeşlerimiz var, başkaca… 87 tane okul yaptık biz Afganistan’da. Daha, ben kendim, geçenlerde Kazakistan’da Talgar bölgesinde Ahıska Türklerine yaptığımız okulun açılışını yaptık. Gidin sorun siz Ahıskalıların temsilcilerine; neler yapıldı, nasıl yapıldı, size onlar gayet iyi anlatacaklardır. Biz yaptığımız hizmetlerle hem Türk milletinin onurunu, haysiyetini yükseltiyoruz hem de milletimizin ay yıldızlı al bayrağını onurla dalgalandırıyoruz. O yüzden de her yerden destek, her yerden dua, her yerden alkış alıyoruz.

Somali’yle ilgili de bir şey söyleyeceğim. Somali’de biz 500 bin TL para bir yere harcamadık şu ana kadar, harcadığımız bütün para şu ana kadar Somali’de 87,4 milyon. O da ne için? Gıda göndermişiz, başka şeyler göndermişiz, Kızılay çadırı göndermişiz, aşhane göndermişiz, hastane açmışız, pek çok şeyler açmışız.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Önce demokrasi gönderseniz ya Amerika’yla, asıl orada ihtiyaç var.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Şimdi, bakın,  bizim topladığımız para burada. Ne kadar toplamışız paraya baktığınız zaman? Vatandaşlarımızdan değişik yollarla 433,5 milyon toplanmış.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Demokrasi var mı demokrasi Somali’de? Petrol mü yok yoksa orada!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - 102 milyon 100 bin TL de STK’lar toplamış. Biz bunlarla orada toplu konut yapacağız, biz bunlarla orada hastane yapıyoruz, biz bunlarla orada yetimhane işletiyoruz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …biz bunlarla orada Türk milletinin ay yıldızlı al bayrağını gururla, onurla dalgalandırıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ben sözlerime son verirken hepinizi saygıyla selamlıyor, bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Somali’ye ne zaman demokrasi geliyor?

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkes.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Bakan bana “talihsiz konuşma” diye sataşma yaptı. Ayrıca, cemevleriyle ilgili verdiğim bilgiyi yanlış şekilde söyleyerek yanlış bilgilendirme yaptı.

BAŞKAN – Sayın Özkes, bütçe görüşmeleri…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Olabilir efendim.

BAŞKAN – Bir saniye.

Barış ve Demokrasi Partisi, AK PARTİ, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi temsilcileri çıktılar tüm konuşmaları yaptılar, eleştirileri yaptılar, 2 Sayın Bakan da cevap verdi bunlara. Bütçe görüşmelerindeki her konuşmanın “sataşma” olarak değerlendirilmesi mümkün değil.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Ama bunların kimyasını ben bozuyorum, dolayısıyla bana laf atıyorlar. Rica ederim. (AK PARTİ sıralarından “Sen kendi kimyana bak!” sesleri)

BAŞKAN – Sayın Özkes, buyurun İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince. Yalnız lütfen sataşmaya mahal vermeyin, istirham ediyorum.

 

III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

 

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben Diyanet İşleri Başkanlığının taşeron olarak görülmemesini söyledim, yapılmamasını söyledim. Hem yapıyorlar, yapanlar “talihsizlik” olmuyor, “talihsiz” olmuyor, bunu söyleyen “talihsiz” oluyor. Allah’tan korkun be, Allah’tan korkun!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kim yapıyor kim?

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Siz yapıyorsunuz. Bu bir.

İkincisi: Cemevinde mi yapıldı aşure günü? Hacıbayram Camisi’nde yapıldı. Neden Sayın Diyanet İşleri Başkanımız madem bu kadar dedeleri seviyor, madem cemevleriyle bu kadar içli dışlı, onu cemevinde yapmıyor? Eğer samimiyseniz cemevlerini ibadet yeri açın. Niye açmıyorsunuz? Niye açmıyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Müftülüğün süresince kaç kere gittin cemevlerine? Kaç sefer cemevine gittin görevin esnasında? Söyle…

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Öte yandan, bakın elimde resimler var. Dört yüz elli üç yıllık Süleymaniye Camisi’ni Sayın Başbakan Recebiye Camisi gibi yeniden açmaya kalkıştı. (CHP sıralarından alkışlar)

Orada bayramlaşma var. Sayın Diyanet İşleri Başkanı gözüküyor mu Başbakanın arkasından? Gözükmüyor.

Hacı Bayram Camisi’nin onarım açılışı var; bakanlar açıyor, Diyanet İşleri Başkanı gözükmüyor. Ben, Diyanet İşleri Başkanının, istiyorum ki siyaset üstü kalarak saygınlığı olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – İşte, siyaset üstü, siyasetçilerle beraber…

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Ben, Diyanet İşleri Başkanlığından emekli olan, yirmi altı buçuk yıl üzerinden emekli olan bir müftüyüm. Diyaneti senin kadar mı biliyorum Sayın Bakan?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Maalesef öğrenememişsin.

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Siz öğrenememişsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özkes.

 

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538) (S. Sayısı: 88) (Devam)

 

A) KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

    1.- Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI (Devam)

     1.- Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.-   Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-   Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

E) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.-   Hazine Müsteşarlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-   Hazine Müsteşarlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU (Devam)

1.-  Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) SERMAYE PİYASASI KURULU (Devam)

1.-  Sermaye Piyasası Kurulu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Sermaye Piyasası Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN - Şimdi, şahsı adına…

ADİL KURT (Hakkâri) - Sayın Başkan, çok özür dilerim.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen, yok böyle bir usulümüz. Vermeyeceğim hiç…

ADİL KURT (Hakkâri) - Kayıtlara geçmesi açısından bir açıklamada bulunmak istiyorum, lütfen.

BAŞKAN - Hayır, öyle bir usulümüz yok Beyefendi, Sayın Milletvekili.

ADİL KURT (Hakkâri) - Burada muhalefet parti temsilcilerinin…

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen oturur musunuz yerinize.

ADİL KURT (Hakkâri) - …yaptığı konuşmalara Hükûmet adına cevap verilmesi gerekiyor.

BAŞKAN – Veriyor cevap, verdiler 2 Sayın Bakan.

ADİL KURT (Hakkâri) – Verilmedi.

Hükûmet temsilcisi kürsüden önceden hazırladığı metni bize okumuştur.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın bakanlara ne konuşacağını, ne anlatacağını biz söyleyemeyiz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen oturun.

ADİL KURT (Hakkâri) – Muhalefetin görüşlerine ön yargılı yaklaşmıştır. Van depremiyle ilgili biz söyledik, sorular sorduk. O sorularımızın hiçbirine cevap verilmemiştir. Bu sorulara cevap verilmesi gerekir.

BAŞKAN – Şahsı adına ve bütçenin aleyhinde söz isteyen Alim Işık, Kütahya Milletvekili.

Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, ama bakın bir dakika, özür diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal, yok böyle bir usulümüz, lütfen. Lütfen oturun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın 12 sayfalık bir kitapçık bize dağıtıldı, burada Sayın Bakanın 10 tane fotoğrafı var.

BAŞKAN - Sayın Işık, buyurun lütfen. Siz buyurun Sayın Işık.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Fotoğraf albümünü bize dağıttı.

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen oturur musun?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Olacak şey mi? 12 sayfada 10 tane fotoğraf var.

BAŞKAN – Sayın Işık, buyurun.

Sayın Tanal, lütfen yol verin.

Buyurun Sayın Işık.

ALİM IŞIK (Kütahya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi Kanun Tasarısı’nın aleyhine şahsım üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, genel olarak sosyal adaletten uzak, hastanın, yoksulun, işsizin, fakir fukaranın, çiftçinin, emeklinin, çalışanın, üretenin ve kısacası dürüst vatandaşın unutulduğu 2012 bütçesi, bir avuç mutlu azınlığın… (AK PARTİ ve CHP milletvekilleri arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

(CHP’li bir grup milletvekili TİKA tanıtım broşürünü CHP sıraları önüne bıraktı)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ayıptır ya, her sayfada Bakanın resmi var.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ay yıldız var…

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Ay yıldız var onun üstünde.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Geç… Geç…

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Ay yıldız var, yere attığınızın üzerinde ay yıldız var.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bayrağı yere attınız.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Saygısızlık yaptınız arkadaşlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siz Bayrak yaktırıyorsunuz Suriye’de. Geç onları, geç…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan… Sayın Başkan, lütfen sükûneti sağlayın.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gerçekten Meclisin mehabetine yakışmıyor yani. Lütfen…

ALİM IŞIK (Devamla) - Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sürenizi tekrarlarım. Bir saniye…

Lütfen sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri, istirham ediyorum, 75 milyonluk milletimiz seyrediyor, Türk cumhuriyetleri seyrediyor, tüm dünyada yaşayan vatandaşlarımız seyrediyor ve dünya bizi seyrediyor. (CHP sıralarından gürültüler)

Lütfen… Lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Dünyanın başka işi yok mu Sayın Başkan?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir de Bakanı seyrediyor, bir de Bakana bakıyor Sayın Başkan, onu da söyle.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Alkışlıyor Bakanı.

BAŞKAN – Herkes seyrediyor, tüm Genel Kurulu seyrediyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Devletin vergileriyle yapılan, vatandaşımızın vergileriyle yapılan bu kitapçığın her sayfasında resmi var. Ayıp ya!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Alkışlıyor Bakanı.

BAŞKAN – Sayın Işık, sürenizi yeniden başlatıyorum.

Buyurun.

ALİM IŞIK (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Genel olarak 2012 bütçesi sosyal adaletten uzak, hastanın, yoksulun, işsizin, fakir fukaranın, çiftçinin, emeklinin, çalışanın, üretenin, velhasıl, dürüst vatandaşın unutulduğu ancak buna karşın bir avuç mutlu azınlığın daha da mutlu edileceği, iktidar yandaşlarının servetlerine servet katacağı, ithalata dayalı bir büyümenin hedeflendiği ve her sayfasında âdeta tüccar zihniyetinin koktuğu bir bütçedir.

Millet iradesi hiçe sayılarak son altı ayda tam otuz beş adet kanun hükmünde kararnamenin çıkartılmasıyla devletin temelleri sarsılmış, birçok kurum yok edilmiş, egemen güçlerin ve terör örgütünün taleplerinin tek tek yerine getirilmiş olduğu bir dönemde hazırlanan bu bütçeyi, içinde bulunduğumuz bu sürecin birlikte değerlendirilmesiyle anlayabiliriz.

Süremin kısıtlılığı nedeniyle sadece bir kurumun, kısa adı “AFAD” olan Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının bütçesini örnek alarak görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu vesileyle, anılan kurum çalışanlarına da başarılar diliyorum. Afet ve acil durumlar ile sivil savunmaya ilişkin hizmetleri yürütmek üzere 5902 sayılı Kanun’la Başbakanlığa bağlı olarak kurulan bu kurumun görevleri ve teşkilat şeması kanunda açıklanmıştır. Ayrıca ilgili mevzuat ve kurumun faaliyetleri de kurumun resmî web sitesinden yayınlanmıştır. Ancak kurum sitesinin bir an önce güncellenerek Hükûmetin âdeta bir reklam sitesi olmasından çıkartılması gerekiyor.

Peki, bu önemli kurumumuz kanunda belirtilen görevleri yerine getirebilmiş midir? Bunu sadece son altı ayda yaşanan Simav depremi, Antalya ve Muğla sel baskınları ve Van depremi gibi üç büyük felakette yaşananlarla anlatmak mümkündür. Yaşanan bu afetlerde kurum, maalesef, kendi iradesiyle çalıştırılmamış, kurumun iç işlerine siyaset karıştırılmış, insan olarak hepimizi üzen ve utandıran görüntülerin yaşanmasına neden olunmuştur. Bunların en son yaşananı, “Depremzede reklam için gönderilen AKP battaniyesini yırttı.” başlığıyla on gün önce medyada çıkan bu görüntüdür. Bu görüntü, bir camiden dağıtılan, Van’daki depremzedelerin açtığı paketten çıkan AKP yazılı AK PARTİ reklamını veren battaniye görüntüsüdür. Bu utanç vericidir, bu çağda bu ülkede böyle bir görüntü hiç kimseye yakışmıyor.

Bir bakanının maalesef “Van ve Erciş en güvenilir bölgedir, az hasarlı binalara girilebilir.” diye ifade ettiği bir tavsiyenin ardından onlarca vatandaşımız göçük altında canını kaybetmiştir. Mayıs ayında Simav’da meydana gelen ve bölgedeki on dört bin dolayındaki konutun yüzde 55’inin hasar gördüğü bir deprem sonucu feryatlar duyulmamış, her türlü girişim ve başvurular sonuçsuz kalmış, vatandaşın mağduriyeti bugüne kadar çözülememiştir. Sayın Maliye Bakanının Van depreminden zarar gören depremzedelere Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na eklenen geçici maddeyle kurumca aylık bağlanacağı yönündeki bir kanun tasarısının hazırlandığı ve Van merkez ve Erciş’te görev yapan kamu çalışanlarına altı ay süreyle 300 TL tazminat ödeneceği yönündeki açıklamaları Van’daki depremzedeler için sevindiricidir, daha fazlası yapılmalıdır. Ancak aynı konuda Kütahya Valiliğinin 27/6/2011 tarih ve 521 sayılı resmî müracaatına rağmen Simav depreminde çalışan devlet memurlarının yok sayılması, bu açıklamalara dâhil edilmemesi zihniyetin ne olduğunu tüm milletimize açıkça göstermektedir. Bu ayrımcı zihniyetin derhâl bitirilmesi lazımdır.

Sayın bakanlara buradan soruyorum: Sayın bakanlar, Van’da yaşanan deprem de Simav da yaşanan deprem değil mi? Van’da çalışanlar devlet memuru da Simav’da çalışanlar, Kütahya’nın diğer ilçelerinde çalışanlar devlet memuru değil mi? Bu nasıl adalet? Bu nasıl kalkınma? Bu nasıl bir anlayış? Lütfen, derhâl bu ayrımcılığa son veriniz. Kafanızda insanları bölmek isteyebilirsiniz ama 75 milyon kardeştir, bunu bölemeyeceksiniz.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 11 dolayında artırılarak 768 milyon TL’ye çıkarılan bütçesi, maalesef bu kurum için son derece yetersizdir. Daha birçok acının ve kötü görüntünün yaşanmasına neden olacaktır.

Bu vesileyle, tekrar, ülkemizde bir afet daha yaşanmamasını diliyor, 2012 bütçesinin hayırlara vesile olması temennisiyle saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 17.14

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati:17.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 yılı Merkezî Yönetim Kesinhesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, üçüncü turda, tur üzerinde yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır. On dakika soru sorma süresi.

Sayın Işık, Sayın Varlı, Sayın Kuşoğlu, Sayın Yılmaz, Sayın Eyidoğan, Sayın Işık, Sayın Özgündüz, Sayın Dinçer, Sayın Canalioğlu, Sayın Çelebi, Sayın Özkes, Sayın Vural, Sayın Türkoğlu, Sayın Oğan, Sayın Gümüş, Sayın Şandır, Sayın Ata, Sayın Demiröz, Sayın Eryılmaz, Sayın Erdem, Sayın Çavuşoğlu sisteme girmişlerdir. On dakika içerisinde kaç sayın milletvekilimiz soru sorabilirse…

Sayın Işık, buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, son dönemde çıkartılan bir kanun hükmünde kararnameyle KPSS ve yeterlilik belgesi aranması şartı kaldırılarak sekiz aylık çalışma esasına bağlanan imam-hatip ve din görevlilerinin ataması bu konuda yıllarca hazırlık yapmış binlerce vatandaşı mağdur etmiştir. Bu son uygulamayla ilgili olarak ne düşünüyorsunuz? Bu mağdur olan vatandaşların mağduriyetini nasıl gidereceksiniz?

İkincisi, hac ve umre kontenjanlarının dağıtılmasında ve organizasyonunda yaşanan olumsuzlukların önlenmesi konusunda Bakanlığınızca veya Hükûmetinizce ne tür tedbirler alınmış ya da alınmaktadır?

Ekonomiden sorumlu Sayın Başbakan Yardımcısına: Son dokuz yılda ülkemizdeki milyarder sayısı kaç kişi olmuştur? Bu milyarderler hangi işleri yapmaktadırlar?

Son olarak da 100 milyar dolarlık cari açığın milyonlarca işsize ve vatandaşa yansıması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Varlı, buyurun.

MUHARREM VARLI (Adana)- Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Van depreminden sonra hayatını yitiren vatandaşlarımızın emeklilik şartlarını dolduramamış olanları için Sosyal Güvenlik Bakanının bir açıklaması olmuştu. Bunların emekli edileceğini, bununla ilgili kanuni düzenleme yapacaklarını söylemişti.

Birinci sorum: Bu kapsama kaç kişi girmektedir, bu mağduriyet sayısı kaçtır, kaç kişi faydalanacaktır bundan?

İkinci sorum: Sadece Van depremi mağdurları mı bundan faydalanacaktır, yoksa 17 Ağustos Marmara depremi ve 98 Adana-Ceyhan depreminde bu tip mağduriyeti yaşayan vatandaşlarımız da bundan faydalandırılacak mıdır?

Diğer sorum: Adana-Ceyhan depreminden sonra orta hasarlı ve çok hasarlı binalarda yapılan güçlendirmeden kaynaklı birçok insanımız hâlâ devlete borçludur. Tapu işlemlerinde hacizle karşılaşmaktadırlar. Bu konuda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kuşoğlu…

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim.

Sayın Bozdağ, son iki Genel Kurul konuşmanızda “Türk milletinin şeref ve haysiyetini yükseltiyoruz.” diye söylediniz özellikle. Çok yatırım yapmakla, para harcamakla şeref ve haysiyet yükselmez. Özellikle bu cümleleri lütfen kullanmayın. Görevlerinizi yapıyorsunuz. Şeref ve haysiyet farklı konudur.

Sayın Babacan’a sormak istiyorum. IMF’den yapılan açıklamada 30 Kasımda 4’üncü madde gözden geçirmeleri tamamlandı. IMF gözden geçirmelerinin ne anlama geldiğini kamuoyunun bilmesi açısından lütfen açıklayabilir misiniz?

Bir de afete maruz bölge ile tabii afete maruz yöre arasında ne fark vardır? Bununla ilgili bir açıklama yapabilir misiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Diyanet İşleri Başkanlığı, toplumumuzda her siyasi kesim tarafından saygı duyulan bir makamdır. Yeni Diyanet İşleri Başkanının “Kürt açılımı” denilen yıkım projesinde de siyasi bir ivme kazandırmaya yönelik çabaları ve siyasi konular hakkında fikir beyan etmesini Diyanet İşleri Başkanlığı makamının saygınlığına zarar verdiğini düşünüyor musunuz?

Trabzon Sümela Manastırı’nı ve Van Akdamar Kilisesi’ni açarken ve ayin izni verirken acaba Yunanistan’da veya Ermenistan’da bir cami açılması için girişimde bulunuyor musunuz?

Üçüncü sorum da: İktidarınız döneminde belediye İmar Kanunu’nda yapılan değişiklikle “Gereken yerlere cami yapılır.” ibaresi kaldırılıp “İbadethaneler yapılır.” cümlesi konmuştur. Bu değişiklik sonrasında ülkemizde başta büyük şehirler olmak üzere yüzlerce ev kilisesi açılmıştır. Bu misyonerlik faaliyetleriyle etkin bir mücadele yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Eyidoğan…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Başkan.

Bugün Van depreminin ellinci günü. Bölgede ön ve kesin hasar tespiti yapılmış, yıkık, ağır, orta ve hafif hasarlı bina sayısı nedir?

Bu yıl açılan beş yüz yataklı Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uzmanlar hasarsız raporu vermesine rağmen halk hastaneye girmemektedir, ameliyatlar yapılmamaktadır. Bu sorunu nasıl çözersiniz?

BAŞKAN – Sayın Işık…

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

“Deprem” deyince aklımıza ilk gelen şehir Erzincan’da en son 22 Eylül 2011 yılında 5,6 şiddetinde bir deprem meydana geldi. Köylerimizde orta ve hafif hasarlılar var. Yalnız, buradaki binaların toprak olması ve taş olan binaların da topraktan tutturulmasından dolayı yeni bir depremde tekrar yerle bir olacağı kesindir. Bu konuda bir çalışmanız var mı? Diğer köylerimiz ve 92 depreminde tadilat görmeyen binalarla ilgili bir çalışmanız var mı?

İkinci sorum: Yedi tane Alevi çalışması yaptığınızı söylüyorsunuz. Bu çalışmalarda alınan sonuçlar kimseyi tatmin etmemiştir. Cemevlerinin ibadethane yapılmasını düşünüyor musunuz?

Bir diğer sorum: Daha önceki TİKA Başkanıyla ilgili, bir gazetede çıkan bir röportajda “Fethullah Gülen’in okulları, iş yerleri ve fabrikalarıyla ilgili bir birliktelik, iş birliği var mı?” diye sorulduğunda “Evet.” cevabını vermişti. Bu iş birliği nasıl bir safhada? Parasal bir yardımlaşma var mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özgündüz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bozdağ, nüfusumuzun yaklaşık üçte 1’inin yüzyıllardır “Hak, Muhammed, Ali” diyerek ibadetlerini yaptıkları ve bugün yaklaşık iki bin adedi faaliyette olan cemevlerine yasal statü kazandırılması yolunda bir çalışmanız var mı?

Bir başka nokta: Cemevlerine ödenek ayrılması konusunda ne düşünüyorsunuz? Bu konuda bizim verdiğimiz bir yasa teklifi var, destek verecek misiniz?

İkinci bir sorum: Suriye’den gelen göçmenler için eksi 20 dereceye dayanıklı, altları halıfleks döşeli, katalitik sobalı çadırlar kurulduğu söylendi. Van’daki evlerini kaybeden yurttaşlarımız için bu yönde bir çalışma var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Dinçer…

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Benim iki sorum olacak Sayın Başbakan Yardımcısı ve Diyanetten sorumlu Bakanımız Bekir Bozdağ’a.

Soracağım birinci soruyu yazılı olarak da sormuştum ama cevabımı alamadım.

Sayın Bakanımız basına yansıyan bir konuşmasında, ilköğretimi bitirmeyen çocukların Kur'an kurslarına gidebilmesi için mevcut yasanın değiştirileceğini beyan etmiş ve “Bir baba, bir anne çocuğunu yazın her türlü kursa, etkinliğe rahatlıkla gönderirken kendi dininin kitabını öğretmek istediğinde engelle karşılaşıyor. Bu, demokrasi ayıbıdır, hukuk ayıbıdır, insan hakları ihlalidir. Türkiye’yi bu ayıptan kurtarmak için gerekeni yapacağız, bu uyduruk yasaları değiştireceğiz, bu sorunu çözeceğiz.” demiştir. Geçmişte Sayın Başbakan ve Sayın Faruk Çelik de buna benzer yorumlar yapmıştı.

Şimdi soruyorum: Bir Alevi babanın kendi çocuğuna, kendi inancını öğretmek istediğinde, kendi inancını yaşatmak istediğinde cemevi engeliyle karşılaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durumu da demokrasi ayıbı, hukuk ayıbı olarak görüyor musunuz, insan hakkı ihlali olarak görüyor musunuz? Türkiye’yi bu ayıptan kurtarmak için gerekeni yapacak mısınız?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Çelebi…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Bakan, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili heyeti olarak Van’dan geliyoruz. Halk donuyor, çocuklar zatürre oluyor. İktidarın adil davranmadığı, yandaşlara her türlü imkânın sağlandığı konusunda şikâyeti iletmemi istediler. Biraz önce burada TİKA’nın birçok faaliyeti sunulmaya çalışıldı. Esas sunulması gereken faaliyet sanıyorum Van’daki yurttaşlarımızadır. Orada yerel yönetimler baypas edilmiş durumda. Van halkı SOS veriyor, esnaf, çiftçi orada şikâyetlerini dile getiriyor. Halk barınma sorunu yaşıyor, beslenme sorunu yaşıyor, ısınma sorunu yaşıyor, eğitim sorunu yaşıyor. Laf değil, icraat istiyorlar. Bu nedenle bu konuda acil önlem alınması talebi konusunda ne düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Canalioğlu…

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Benim sorum Sayın Bozdağ’a.

Sayın Bakanım, bilindiği gibi camilerimizde iki türlü uygulama yapılıyor. Birincisi ısıtıcılar için para alınıyor, aydınlatma için para alınmıyor ve çifte saat uygulaması yapılıyor. Bu durumdan imam-hatiplerimiz çok mutsuz çünkü her cuma günü para toplamak durumunda kalıyorlar. Bunun çözümü için bir öneriniz olacak mı? Tek saat uygulamasına geçip bütün bu ısıtma, elektrik giderlerini tek elden devletçe karşılamayı düşünüyor musunuz?

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Aygün… Yok.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkan.

Sorum şu: Bu Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı bünyesinde terörle ilgili bir kurul var. Kurulun içerisinde Adalet Bakanlığı Müsteşarlığı var. Bu, kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı değil mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özkes…

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

“Allah katında yegâne din İslam’dır.” anlamındaki ayetin hutbelerde okunması geleneği vardı. AKP döneminde bu ayetin okunması uygulamasına son verildi. Bu ayetin kaldırılmasını Avrupa Birliği istedi, AKP de kaldırdı, tıpkı zinanın suç olmaktan çıkarılması gibi. İslami hükümlerden ve ayetlerden duyulan rahatsızlık nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özkes.

Sayın Bakan, buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Işık’ın sorduğu iki soru vardı. Birincisi, “Türkiye’de kaç tane milyarder var?” diye sordu.

Bunlar, ara ara, biliyorsunuz, bazı dergiler, basın kuruluşları tarafından yayınlanıyor ama bizim yaptığımız bir çalışma yok. Yani devlet olarak bu konuda bir servet araştırması, servet çalışması yapmıyoruz ama şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki bir Latin Amerika’yla mukayese ettiğinizde, bir Asya’yla mukayese ettiğinizde, gelişmekte olan ülkelere şöyle bir baktığınızda milyar doların üzerinde serveti olan iş adamının sayısı Türkiye’den çok daha fazladır. Türkiye’de bir rekabet ortamı vardır, Türkiye’de kıyasıya bir mücadeleyle iş hayatı yürümektedir dolayısıyla böyle bir ortamda aşırı zenginlerin sayısı da ancak sınırlı kalabilmektedir.

Dün ben konuşmamda da söylediğim gibi, OECD verilerine göre gelir dağılımı geçtiğimiz yıllarda düzelen iki ülkeden biridir Türkiye ve Gini katsayısına baktığımızda da benzer ülkelere göre en düzgün gelir dağılımına sahip ülke Türkiye’dir.

Sayın Işık cari açığın 100 milyar dolar olduğundan bahsetti. Yani rakam şu anda yaklaşık 75 milyar dolar civarında, biz bu senenin toplam olarak bunu bekliyoruz ama gelecek sene ve daha sonraki senelerde bunun tedricî olarak düşeceğini bekliyoruz.

Sayın Kuşoğlu’nun “4’üncü madde göz geçirmesi ne demek?” diye bir sorusu vardı.

O şu demek: Uluslararası Para Fonunun kuruluş anlaşmasının bir 4’üncü maddesi vardır ve kuruluşa üye 187 ülkenin tümü yılda bir defa olmak üzere bir gözden geçirme çalışması yapar. Bu çalışmada o ülkenin ekonomisiyle ilgili bir değerlendirme yapılır ve Uluslararası Para Fonunun teknik heyetinin yine bazı önerileri o raporda yer alır. 187 üyenin tümü bu çalışmayı yılda bir defa yapar. Türkiye de bu çalışma çerçevesinde Uluslararası Para Fonu heyetiyle bunu yapmıştır ve bununla ilgili raporun özeti de geçtiğimiz günlerde yayınlanmıştır.

“Yeni kurulan Müsteşarlıkta Adalet Bakanlığı Müsteşarı niye var? Bu güçler ayrılığı ilkesine ters değil mi?” gibi bir soru vardı.

Biliyorsunuz, Adalet Bakanlığımız bir yürütme birimidir. Adalet Bakanlığı Müsteşarı da bu yürütme biriminin bir görevlisidir. Dolayısıyla, bu Müsteşarlık bünyesinde yapılacak koordinasyon çalışmalarında yasal düzenlemeler gerektiğinde ya da hukukla ilgili bir konu gerektiğinde kuşkusuz Adalet Bakanlığının da mutlaka resmin içerisinde, çalışmaların içerisinde olması lazımdır ve burada olma sebebi de budur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bana sorulan sorular oldukça fazla, süre yetmezse kalanlarına yazılı cevap vereceğim, onu öncelikle ifade etmek istiyorum.

Tabii, Süleymaniye Camii’nin restorasyonu sonrası açılışı yapılmamıştır. Sadece restorasyon sonrası ibadete açıldığında Sayın Başbakanımız, Süleymaniye Camii’nde bayram namazı kılmıştır. Namazdan sonra da halkla bayramlaşmıştır. Herhangi bir açılış merasimi kesinlikle yapılmamıştır. Bunu öncelikle ifade etmek isterim.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Yapmayın ya, ilanlar verildi Sayın Bakan!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Işık’ın söylediği KPSS ve yeterlik sınavı şartı aranmaksızın Kur’an kursu öğreticilerinin kadroya geçirilmesiyle ilgili konu, doğrudur, kanun hükmünde kararnameyle bu yönde bir düzenleme yapıldı. Hatırlarsanız Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Parlamentoda görüşülürken de bu yönde MHP Grubunun bir önergesi vardı ama o dönemde bu önerge kabul görmedi, sadece imam-hatip ve müezzin kayyımlarla ilgili bir kabul oldu Parlamentomuz tarafından, orada bir eksiklik olmuştu. Biz bu eksikliği gidermiş olduk, eşitliği sağlamış olduk.

OKTAY VURAL (İzmir) – Vekil imamların hepsini atamadınız.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Tabii, diğerleriyle alakalı da sözleşmeli pek çok personele kadro verildiğini siz biliyorsunuz, diğer konularla ilgili elbette gönül arzu ediyor ki, imkânlar olsa, herkesle ilgili sorunları çözsek, bizim de arzumuz o, ancak tabii bu biraz da imkân meselesi.

Hac ve umreyle ilgili konu: Tabii, bu, milletimizin de büyük talebi, bizim de gerçekten büyük sıkıntımız, çok büyük bir organizasyon ama bütün problemleri çözdük dersek yanlış olur. Pek çok problem var, pek çok aksama var ama her geçen gün daha iyiye gidiyor. Umre konusunda kota sınırlaması yok. İsteyen vatandaşlarımız umreye gidebiliyorlar. Organizasyonda da bir sıkıntıya şu ana kadar rastlamadık ama hacla ilgili bir kota meselesi var. Türkiye’ye uygulanan kota 74 bin vatandaşımıza tekabül ediyor. Tabii, zaman zaman değişik görüşmelerle buna birtakım ilaveler yapılabiliyor ama bizim ana kotamıza baktığınız zaman 74 bin olduğunu görüyoruz.

Tabii, depremle alakalı, Van’la ilgili de, arkadaşlarımız, değişik arkadaşlarımız birtakım şeyler ifade ettiler. Benim elimdeki rakamlara göre, Van merkez ve Erciş ilçesinde 14 çadır kentte yaklaşık 17 bin vatandaşımız yaşamaktadır. 22 bin konteyner siparişi verildi, bunun 8 bini şu anda teslim edildi. Aralık sonuna kadar çadırda herhangi bir vatandaşımız kalmayacaktır. Vatandaşlarımızın 20 binden fazlası şu anda kamu kuruluşlarına nakledilmiş durumda. Bununla beraber, bakiyesinin 30 bini -nakil bekleyenler de var- geçeceğini tahmin ediyoruz.

Şu anda orada konut yapımıyla ilgili de önemli adımlar atılıyor. 3 bin konutun temeli atıldı, 12 bin konutun temel atılma çalışmaları sürüyor. Örnek köyler yapılacak orada. Ağustos ayı sonuna kadar da konutların yetişmesi planlanıyor.

Diğer çalışmaların hepsi de orada devam ediyor. Bizim vatandaşımıza şu ana kadar 73.679 tane çadırın dağıtıldığını görüyoruz.

Hasar tespitleriyle ilgili soru soruldu. Tabii, çok uzun rakamlar ama hasar tespitleri, kesin hasar tespitleri Van merkezin dışındaki bütün yerlerde yapılmış durumda. Yapılan tespitlere baktığımızda, Van ili merkez köylerinde toplam 10.890 konut incelenmiş; bunlardan 6.090’ı yıkık, ağır hasarlı, 294’ü orta hasarlı, 3.210’u az hasarlı, 1.296’sı ise hasarsız olarak tespit edilmiştir.

Van ili merkez ilçesinde toplam 1.250 iş yeri incelenmiş; bunlardan 295’i yıkık, ağır hasarlı, 480’i orta hasarlı, 352’si az hasarlı, 123’ü hasarsız olarak tespit edilmiş, ayrıca toplam 5.528 bina incelenmiş, bunlardan 979’u yıkık, ağır hasarlı, 996’sı orta hasarlı, 2.420’si az hasarlı, 1.333’ü ise hasarsız olarak tespit edilmiştir.

Yine, Erciş ilçesinde 13 mahalle ve 2 beldede kesin hasar tespit çalışmaları tamamlanmıştır. Yapılan kesin hasar tespit çalışmasında, Erciş ilçesinde toplam 3.110 iş yeri incelenmiş, bunlardan 1.080’i yıkık, ağır hasarlı, 443’ü orta hasarlı, 1.167’si az hasarlı, 420’si hasarsız olarak tespit edilmiştir. Ayrıca, toplam 16.614 konut incelenmiş, bunlardan 4.413’ü yıkık, ağır hasarlı, 1.326’sı orta hasarlı, 6.723’ü az hasarlı, 4.152’si hasarsız olarak tespit edilmiştir.

Erciş’e bağlı köylerde, 84 köyün tamamında hasar tespit çalışmaları tamamlanmıştır. Yapılan kesin hasar tespit çalışmalarında toplam 9.883 konut incelenmiş, bunlardan 3.287’si yıkık, ağır hasarlı, 299’u orta hasarlı, 4.750’si az hasarlı ve 1.617’si ise hasarsız olarak tespit edilmiştir.

Tabii emeklilikle ilgili bir soru sordu Değerli Milletvekilimiz. Bununla ilgili Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız bir çalışma yapıyor. İşin doğrusu, açıklamaya baktığımızda, benim aldığım bilgide, Van depremiyle ilgili ve sınırlı olmak üzere, otuz gün SGK’ya prim ödemiş veya oraya kaydı olan bütün vatandaşlarımızın bundan istifade etmesi öngörülüyor ama sizin sorunuz çevresinde, başka yerlerde olanlara teşmil edilebilir mi, şu anda bir bilgim yok ama ben Sayın Bakana, bu çalışmayı yapan Bakanımıza da bu konuyu hassaten iletmek istiyorum ve kendisine de ileteceğim, onlarla ilgili ne yapılabilir.

Cemevlerinin statüsüyle ilgili önemli bir soru. Tabii, her zaman burada da konuşuldu, dışarıda da konuşuldu. Biz, cemevlerimizin elbette belli bir statüye kavuşturulması taraftarıyız ve bu noktada da önemli çalışmaları, önemli adımları attık atmaya da özen gösterdik, sorunu konuştuk ama cemevlerinin ibadethane olarak tanınması konusunu siyasetin bir konusu olarak görmüyoruz. Bu, teolojik bir tartışmadır.

BAŞKAN – Sayın Bakan, süreniz tamamlandı, lütfen…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bitiriyorum.

Bir dinin ibadethanesiyle ilgili veya o dinin içerisindeki inanışlarla alakalı yerlerle, kutsal olan yerlerle ilgili, parlamentoların veya kanunların karar vermesinin doğru olmadığı kanaatindeyiz ama bu konuda karar verecek olan tabii, teolojik tartışmaları yapanlardır, onlar o noktada karar vereceklerdir ama biz, İslam dininin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Bakan, hiçbir mahzur yoktur, ibadet yeri olmasında hiçbir mahzur yoktur.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – …tartışmalarını biz siyasetçiler yapamayız, kanunla çözülemez.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Bir Budist eğer Budist tapınağına “ibadethane” diyorsa orası onun ibadethanesidir.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – İbadethanelere halk karar vermez.

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Cemevlerinin ibadethane, ibadet yeri olmasında hiçbir mahzur yoktur.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Bu tamamen yanlış Sayın Bakan, buna halk karar vermeli, tamamen yanlış.

BAŞKAN – Şimdi, sırasıyla üçüncü turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Bu sizin zihniyetiniz, devletçi bir zihniyet. Devlet nasıl kabul ediyorsa öyle…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Her dinin kutsal kitabında vardır, peygamberinin öğretisinde vardır.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Nasıl inanıyorsa öyle olur, tamamen yanlış bir bilgi. İlahiyat fakültesi mezunusun, tamamen yanlış.

BAŞKAN - Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

10-84  Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı

1.– Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

19.123.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

19.123.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

2.– Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

       (TL)

- Toplam Ödenek

:

6.671.000.00

- Bütçe Gideri

:

4.304.367.69

- İptal Edilen Ödenek

:

2.366.632.31

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.96 - Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı

1.– Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

              (TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

12.755.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02

Savunma Hizmetleri

176.516.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

1.150.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

10

Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri

577.440.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

767.861.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri  kabul edilmiştir.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

797.152.847.00

- Bütçe Gideri

  :

751.862.330.57

- İptal Edilen Ödenek

:

45.290.516.43

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.86 - DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

1.– Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

29.713.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02

Savunma Hizmetleri

170.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

6.150.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

07

Sağlık Hizmetleri

297.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

08

Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri

3.854.255.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

09

Eğitim Hizmetleri

580.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

3.891.166.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

                                                                                     A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

2.287.177.581.00

- Bütçe Gideri

:

2.733.107.932.55

- Ödenek Üstü Gider

:

464.571.483.42

- İptal Edilen Ödenek

:

18.641.131.87

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

42.32–TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KOORDİNASYON AJANSI BAŞKANLIĞI

1.– Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

85.902.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

341.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

TOPLAM

86.243.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR  CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirler

100.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Alınan Bağış ve Yardımlar İle Özel Gelirler

86.143.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

86.243.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim  kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

69.180.734.76

- Bütçe Gideri

:

47.361.928.12

- İptal Edilen Ödenek

:

17.870.986.73

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

3.947.819.91

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Bütçe Tahmini

:

64.351.000.00

- Yılı Net Tahsilatı

:

65.238.319.86

 

BAŞKAN–  (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim  kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.51 - YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLAR BAŞKANLIĞI

1.– Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

32.833.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

250.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

09

Eğitim Hizmetleri

200.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

33.283.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR  CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

25.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

33.208.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer  Gelirler

50.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

33.283.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim  kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

10.419.455.56

- Bütçe Gideri

:

3.943.832.34

- İptal Edilen Ödenek

:

6.475.623.22

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

 

 

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, kabul etmemek de bir haktır, bizim hakkımızı kullanmamıza saygı gösterin! 

 BAŞKAN – (B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B  –  C E T V E L İ

 

 

                        (TL)

- Bütçe Tahmini

:

 

- Yılı Net Tahsilatı

:

10.419.455.56

 

BAŞKAN–  (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, kabul etmemek de bir haktır. Bize bakmıyorsunuz, kimler kabul etmedi, görmüyorsunuz. Bu kadar ucuz değil bu iş! Lütfen, bizim hakkımızı kullanmamıza saygı gösterin.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Milletvekilim. Lütfen Sayın Milletvekili…

Sayın Milletvekilim, sizin bizi görüp görmediğinizi bilmiyorum ama biz sizi görüyoruz buradan, bakıyoruz size, merak etmeyin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Bakmıyorsunuz Sayın Başkan. Bu saygısızlıktır! Bize de bakın.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Milletvekilim… Benim bakıp bakmadığıma siz değil, herhâlde…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Biz de saygıdeğer bir iş yapıyoruz, muhalefet etmek de bir görevdir ve bir haktır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Hakkınıza riayet ediyorum, saygı duyuyorum, tabii ki hakkınız.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim  kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Hazine Müsteşarlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.82 - HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI

1.– Hazine  Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

51.838.133.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

907.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Ekonomik İşler ve Hizmetler

9.872.223.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

06

İskân ve Toplum Refahı Hizmetleri

1.165.938.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

10

Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri

1.828.000.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

64.705.201.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Hazine Müsteşarlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Hazine Müsteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim  kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Hazine Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

69.974.552.293.00

- Bütçe Gideri

:

60.746.551.638.64

- İptal Edilen Ödenek

:

9.228.000.654.36

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

18.201.220.00

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Hazine Müsteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim  kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

42.04–BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU

1.– Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

9.835.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Ekonomik İşler ve Hizmetler

155.165.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

TOPLAM

165.000.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR  CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

05

Diğer  Gelirler

165.000.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

165.000.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2010 yılı merkezî yönetim  kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

165.000.000.00

- Bütçe Gideri

:

141.759.273.35

- İptal Edilen Ödenek

:

23.240.726.65

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Bütçe Tahmini

:

90.000.000.00

- Yılı Net Tahsilatı

:

155.824.120.79

 

BAŞKAN–  (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu 2010 yılı merkezî yönetim  kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Sermaye Piyasası Kurulu 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

 

42.03–SERMAYE PİYASASI KURULU

1.– Sermaye Piyasası Kurulu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

30.483.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

7.042.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

04

Ekonomik İşler ve Hizmetler

45.257.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

TOPLAM

82.782.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

GELİR  CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirler

63.079.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

19.703.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

82.782.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sermaye Piyasası Kurulu 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Sermaye Piyasası Kurulu 2010 yılı merkezî yönetim  kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Sermaye Piyasası Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

69.426.000.00

- Bütçe Gideri

:

58.288.483.42

- İptal Edilen Ödenek

:

11.137.516.58

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

 

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Bütçe Tahmini

:

69.426.000.00

- Yılı Net Tahsilatı

:

69.381.081.23

 

BAŞKAN–  (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Böylece Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ve Sermaye Piyasası Kurulunun 2012 yılı Merkezî Yönetim bütçeleri ile 2010 yılı Merkezî Yönetim kesin hesapları ve Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığının 2010 yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı kabul edilmiştir, hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Sayın Metiner, bir söz talebiniz vardı İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre, yerinizden… Yerinizden lütfen…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Metiner, itiraz etmeyin, buyurun, yerinizden söz veriyorum İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi gereğince.  Niye itiraz ediyorsunuz her şeye?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Neye her şeye itiraz ediyoruz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Metiner, grupların anlaşması üzerine dünkü yapılan bir, aranızdaki, konuşmayı düzeltmek için söz verdim ve yerinizden vermem gerekiyor.

 

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, şahsına yönelik olarak “Mahalle karısı gibi car car konuşuyor.” şeklinde günlük bir gazetede çıkan haber üzerine, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin böyle bir söz söyleyip söylemediği konusunda açıklama yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

 

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Evet.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün günlük bir gazetede çıkan bir haber var. Bu haberin mahreci Anadolu Ajansı. Anadolu Ajansı biliyorsunuz bir devlet ajansı, saygınlığından hiçbirimizin kuşku duymayacağı bir haber ajansı. Burada CHP Grup Başkan Vekilinin şahsıma yönelik olarak “Mahalle karısı gibi car car konuşuyor.” dediği söyleniyor. Bu haberin doğru olup olmadığını, böyle bir ifadenin doğru olup olmadığını bilmiyorum ama bu son derece kaba, yaralayıcı, yakışıksız, ancak bir sokak çocuğunun söyleyebileceği tarzda terbiyesizce bir sözün bir grup başkan vekili tarafından söylenmiş olabileceğine ihtimal vermiyorum. Bu yüzden, Sayın İnce’yi…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – İhtimal vermiyorsan niye “Sokak çocuğu” diyorsun? Madem ihtimal vermiyorsun, niye diyorsun?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Bir saniye… Sayın İnce cevap verirler, lütfen…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hem “İhtimal vermedim.” diyor hem “sokak çocuğu” diyor!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – …böyle bir söz söyleyip söylemediği konusunda açıklamaya çağırıyorum.

Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bu Mecliste senin yaptığın ıstırap nedir ya?

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen yerinizden cevap vereceksiniz.

Buyurun.

 

3.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in konuşmasına istinaden Meclis tutanaklarında söz konusu ifadenin olmadığına ilişkin açıklaması

 

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.

Meclisin gelmiş geçmiş en büyük laf atıcısıyla, insanları sürekli rahatsız eden, ön sıraya kombine bilet almış, yerine oturup sürekli insanları rahatsız eden birisiyle değerli milletvekillerini meşgul ettiğim için, rahatsız ettiğim için gerçekten onlardan özür dilerim. Az önce de konuşması “Sokak çocuğu” falan... Kötü söz sahibine aittir. Şunu söyleyeyim: Bizim için esas olan…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Söylemişsen söylediğini söyleyeceksin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) - …milletvekilleri için esas olan gazete kupürü değil Meclis tutanaklarıdır. Meclis tutanaklarında böyle bir şey yok, dolayısıyla ben böyle bir şey demedim. Uzatacak bir şey yok.

Mehmet Metiner’le de muhatap olduğum için üzgünüm, keşke başka bir arkadaşımla söz dalaşına girişseydim. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Saygısızlık yapma! Saygısızlık yapma!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.

Gündemimize göre, 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yüreğini varsa söylediğinin arkasında dur!

BAŞKAN – Lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Senin yüzünden Meclise gelmek istemiyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ses kayıtları var, ses kayıtları… Bunun hesabını soracağım senden!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoğurt kesesi ağzından eskir!

BAŞKAN - Sayın İnce, lütfen… Sayın Metiner… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Salim Uslu’yu göreve çağırın.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben adamım.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ses kayıtları var, ses kayıtları!

BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sen tutanaklara bak… Sen tutanaklara bak…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Senin yüreğin varsa söylersin. Sende o yürek yok.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Benim yüreğimin zekâtını sana versem cesur olursun.

BAŞKAN – Görüşmelere devam edeceğiz, lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sen kimsin? Otur yerine!

BAŞKAN – Sayın İnce…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Açıklıyorum bu ses kayıtlarını.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Beni niye bununla muhatap ediyorsunuz? Bak, kabahat grup başkan vekillerinin, bana “Şunu yumuşatalım.” dediniz. Yaptım, adamınızı gördünüz mü?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.11

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati:18.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Gündemimize göre, 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Dördüncü turda Adalet Bakanlığı, Ceza ve İnfaz Kurumları İle Tutukevleri İş Yurtları Kurumu, Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçeleri yer almaktadır.

 

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S. Sayısı: 88) (Devam)

 

İ) ADALET BAKANLIĞI

1.-   Adalet Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-   Adalet Bakanlığı2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU

1.-   Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim

        Bütçesi 

2.-   Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin

        Hesabı

 

K) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU

1.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

M) İÇİŞLERİ  BAKANLIĞI

1.- İçişleri Bakanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- İçişleri Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

N)  EMNİYET  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI

1.- Jandarma Genel Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Jandarma Genel Komutanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI

1.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince tur üzerindeki görüşmeler bittikten sonra yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız. Soru sorma işlemiyle ilgili açıklamalar daha öncelerde yapıldığı için tekrarlamıyorum. Soru sormak isteyen milletvekilleri görüşmelerin bitimine kadar yerlerinden soru için giriş yapabilirler.

Soru sorma işlemini başlatıyorum.

Bilgilerinize sunulur.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi gruplarının ortak talepleri üzerine iki grubun konuşma sırası, bu tura münhasır olmak üzere yer değiştirilmiştir.

Dördüncü turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin söz taleplerini bu sıraya göre okuyorum:

Milliyetçi Hareket Partisi adına Faruk Bal, Konya Milletvekili; Mehmet Erdoğan, Muğla Milletvekili; Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili; Enver Erdem, Elâzığ Milletvekili.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Murat Bozlak, Adana Milletvekili, süresi on beş dakika; Ertuğrul Kürkcü, Mersin Milletvekili, on beş dakika; Sırrı Süreyya Önder, İstanbul Milletvekili, yirmi dakika.

AK PARTİ Grubu adına Mehmet Doğan Kubat, beş dakika -AK PARTİ konuşmacılarının tümü beş dakika- Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili; Fehmi Küpçü, Bolu Milletvekili; Ali Aşlık, İzmir Milletvekili; Yusuf Başer, Yozgat Milletvekili; Feyzullah Kıyıklık, İstanbul Milletvekili; Hüseyin Bürge, İstanbul Milletvekili; Mehmet Ersoy, Sinop Milletvekili; Şirin Ünal, İstanbul Milletvekili ve İhsan Şener, Ordu Milletvekili.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ali Özgündüz, İstanbul Milletvekili, dokuz dakika; Malik Ecder Özdemir, Sivas Milletvekili, sekiz dakika; Ömer Süha Aldan, Muğla Milletvekili, sekiz dakika; Ali Serindağ, Gaziantep Milletvekili, dokuz dakika; Mehmet Siyam Kesimoğlu, Kırklareli Milletvekili, sekiz dakika; Celal Dinçer, İstanbul Milletvekili.

Şahıslar adına lehinde söz isteyen Hüseyin Cemal Akın, beş dakika; aleyhinde Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili, beş dakika.

Şimdi söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adalet Bakanlığı, ceza infaz kurumları, Türkiye Adalet Akademisi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bütçeleri hakkında görüşlerimi arz etmek üzere huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bu vesileyle, adalete hizmeti şerefli bir hayat tarzı olarak benimsemiş olan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, salonda uğultu var, lütfen…

FARUK BAL (Devamla) - …yüksek mahkemelerimizin değerli başkanlarını, üyelerini, hâkimlerimizi, savcılarımızı, yazı işleri müdürlerimizi, kâtiplerimizi, infaz koruma memurlarımızı, mübaşirlerimizi saygıyla selamlıyorum. Zor şartlar altında görev yapan yargı çalışanlarına sağlık ve mutluluk diliyorum.

Değerli milletvekilleri, yargının sorunları madalyon gibidir ve iki yüzlüdür, bir yüzüne baktığımızda yargının ve yargı mensuplarının sorunu, diğer yüzüne baktığımızda ise adalet hizmeti bekleyen, adaletle yüzleşmek isteyen ve adalet arayan insanların sorunları olarak karşımıza çıkmaktadır. Meselenin cesametini ve vahametini sizlerle paylaşabilmem için bir kısım rakamları takdirlerinize sunmak istiyorum.

2009 yılı rakamlarına göre, tabii 2010 ve 2011 rakamlarına ulaşmamız mümkün değil çünkü Adalet Bakanlığının verileri ancak iki yıllık bir gecikmeyle yansıyabilmekte ve bundan dolayı da iki yıl geriden  başlamak zorundayız. İşte, bu 2009 yılının rakamlarını 2011 yılına yüzdelik artış oranları itibarıyla taşıyarak ifade ettiğimizde ceza mahkemelerine, hukuk mahkemelerine, Yargıtaya, Yargıtay Başsavcılığına, Yargıtay hukuk ve ceza genel kurullarına, idare mahkemelerine, bölge idare mahkemelerine, Danıştaya ve icra dairelerine gelen iş sayısı yaklaşık olarak 10 milyona yaklaşmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bu 10 milyonun -yargıya, mahkemelere, icra dairelerine, savcılıklara intikal eden, 2011 rakamlarına taşınarak ölçüldüğünde, 10 milyona yakın iş bulunmaktadır- alacaklısı vardır, borçlusu vardır, davalısı vardır, davacısı vardır, müştekisi vardır, şüphelisi vardır, mağduru vardır, müdahili vardır, şahidi vardır, avukatı vardır ve bunlardan alacaklı olanlar ya da borçlu olanlar vardır. Bunları değerlendirdiğimiz zaman ve ortalama en asgari rakam olan 3’le çarptığımız zaman, 30 milyon insan yargıdan iyi hizmet, yargıdan iyi adalet ve yargıyla ilgili işlerinde verimli ve kaliteli hizmet beklemektedir. 30 milyon nüfusumuzun yarısıdır ve yargıyla ilgili görüştüğümüz bugünkü bütçe, demek ki nüfusumuzun yarısından fazlasını ilgilendiren bir cesamete ve yargı hizmetlerindeki zafiyet itibarıyla da o nispette bir vahamete sahiptir.

Değerli arkadaşlarım, yargıdan hizmet bekleyenlerin boyutunu bu şekilde izah ettikten sonra, madalyonun ikinci yüzünde bulunan yargının ve yargı mensuplarının sorunlarına değinmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, 10 milyona yakın dosya ya da adli işin büyük bir fedakârlıkla altından kalkmaya çalışan Yargıtay üyesinden Danıştay üyesine, hâkiminden savcısına, yazı işleri müdüründen, icra müdüründen, cezaevi müdüründen, seçim müdüründen, kâtibinden mübaşirine, infaz memuruna kadar herkes ama herkes hayat standardından şikâyetçidir.

Yargı mensupları yapmış oldukları işin mehabetiyle bulundukları hayat standardının birbirleriyle örtüşmediğinden şikâyet etmektedirler, açıkça maaşlarından şikâyet etmektedirler, bunların emeklileri emekli maaşlarının yetersizliğinden şikâyet etmektedirler. Yargı mensupları, pek çok diğer benzer kamu görevlilerinin almış olduğu, kendilerinin henüz ulaşamadığı nöbet ücretinden, fazla mesai ücretinden, yargı ödeneğinden, iş riski tazminatından, adalet hizmeti tazminatından, ek göstergeden, teknik destek hizmetinden, kreşten, servisten, yiyecek ve giyecek yardımından talepte bulunmaktadırlar, bunların kendilerine bir hizmet olarak sunulması gerektiğini ifade etmekte ve sunulamamasından dolayı da şikâyet etmektedirler.

Yargının ayrı bir sorunu, yargıda 4/B ve 4/C kapsamında çalışan personelin sorunları çözüm beklemektedir.

Yargının personel olarak yaşadığı bu sorunların yanı sıra, bir kısım iyileştirmeler yapılmasına rağmen -sadece bina açısından- araç gereç ve altyapı ve teknoloji hizmetlerinde çok büyük zafiyet bulunmaktadır. Övünülen UYAP yetersizdir, teknolojisi kifayetsizdir, yargıya teknolojik yardım yerine çoğu yerde yargının önünde ciddi bir engel olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bilirkişilik müessesesi tefessüh etmiştir. Bilirkişilik müessesesi yargının önüne geçmiştir. Bilirkişilik müessesesi artık kendi hakkını kendi alma gayreti içerisinde bulunan insanların yargı dışında sorunlarını çözüm aracı hâline getirilmiştir.

Hazine avukatlığı, hukuk müşavirliği, sorunlarının çözümünü beklemektedir.

Avukatlar, delil toplama yetkisini beklemekte ve yargının üç unsurunu teşkil eden iddia, karar ve savunma üçgeninde delil toplama yetkisinin kendisine verilmesini beklemektedir.

Adli hizmetler içerisinde tutukluluk süresi artık mahkûmiyete dönüşmüş bulunmaktadır. Çok uzun olan tutukluluk süresi aynı zamanda ceza ve infaz kurumlarında da ayrı bir sorunun temelini teşkil etmektedir.

Cezaevi kapasitelerinin çok üzerinde tutuklu ve hükümlü bulunmakta ve bunların hayat standardı cezaevinde bulunmalarını gerektiren suçlardan daha büyük cezaya çarptırılması gibi bir sonucu doğurmaktadır.

İcra ve iflas dairelerinde takip sayısı patlamıştır. Vatandaşın adalete ulaşımı engellenmiştir.

136 ilçede adalet binaları kapatılmış, pek çok ilçede ceza ve infaz kurumları kapatılmıştır. Bu kapsam içerisinde Konya’nın Çeltik, Tuzlukçu, Emirgazi, Akören, Güneysınır, Taşkent, Ahırlı, Derebucak ve Yalıhüyük ilçelerinde artık adliye binası bulunmamaktadır. Vatandaşlar adaleti başka ilçelere giderek aramak durumunda ve dolayısıyla zulüm ile ifade edilebilecek bir sorunla karşı karşıya bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, özetlemeye çalıştığım tüm bu sorunlar herkesin bildiği, herkesçe malumumuz olan sorunlardır. Bu sorunların tümünün muhatabı Adalet ve Kalkınma Partisidir. Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi on yıldır bu ülkede tek başına iktidardır. Bu sorunların çözümü için önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Dolayısıyla demokratik parlamenter sistemde, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında bu sorunların diğer muhatabı doğrudan Sayın Adalet Bakanıdır.

Değerli arkadaşlarım, on yıl geçmesine rağmen adaletin bu sorunları bütün haşmetiyle karşımızda bulunmaktadır. Haşmet cesametindeki yargıyı ve yargıdan hizmet bekleyenleri memnun edecek hizmet kalitesi ve sorunlarını çözebilmek için Adalet Bakanlığına ayrılmış olan 5 milyar 277 milyon 312 bin liralık ödenek yeterli değildir.

Değerli arkadaşlarım, bu ödeneğin -devasa boyuta ulaşmış olan adli sorunlara çözüm bulabilmek için- artırılmasında fayda bulunmaktadır.

Diğer taraftan, ceza ve tevkif evleriyle ilgili takdir edilen, 2012 yılı bütçesinden ayrılan 772 milyon 457 bin liralık bütçe de yeterli değildir. Çünkü cezaevlerinde hâlen 53.913’ü tutuklu, 73 bin hükümlü olmak üzere; 120 bin küsur insan bulunmaktadır.

Dolayısıyla bu insanların birinci olarak insani şartlar içerisinde cezaevlerinde barındırılması, ikinci olarak da hükümlülerin ıslah edilerek, rehabilite edilerek topluma tekrar kazandırılabilmesi için, onların bu hizmetlerden yararlandırılabilmesi için bütçenin artırılmasında fayda olduğunu mülahaza etmekteyiz.

Değerli arkadaşlarım, bu kapsamda iş yurtlarıyla ilgili bazı sorunlara temas etmek istiyorum. İş yurtları on yıllık AKP İktidarı boyunca müflis bir KİT hâline dönüştürülmüştür ya da iflas etme eğiliminde olan bir KİT hâline dönüştürülmüştür. Buradan çıkarılarak, iş yurtlarının, Adalet Bakanlığına kaynak aktaran bir kurum hâline dönüştürülebilmesi için haksız rekabet hükümlerini doğurabilecek birtakım teşebbüsleri duymaktayız. Yani iş yurtlarına, un fabrikası kurmak, ekmek fabrikası kurmak, yem fabrikası kurmak ya da temizlik işçiliği ile birtakım kamu kurumlarının hizmetine talip olmak gibi faaliyetlerin tasarlandığını ya da yapıldığını duymaktayız. Bütün bunlar, değerli arkadaşlarım, KİT özentisinin Adalet Bakanlığına yansımasının ürünüdür. Dolayısıyla iş yurtları, kader mahkûmu olan, cezaevine girmiş hükümlü olan insanlara meslek edindirerek, kurslar düzenleyerek bunları birer eğitilmiş insan olarak topluma iade amacını taşımaktadır. Onun yerine, piyasada, devlet gücünü arkasına alarak haksız bir rekabet neticesinde piyasaya müdahale yapma aracı değil, aynı zamanda da Adalet Bakanlığına bir kaynak yaratan, fon yaratan bir kurum hâlinde de değildir.

Değerli arkadaşlarım, kısaca ve hepimizin bildiği, yargıyla ilgili sorunları, hem yargının kendi içerisinde şikâyet mevzusu olan sorunlarını hem de yargıdan hizmet bekleyen vatandaşlarımızın sorunlarını sizlerle paylaşmaya çalıştım. Bu süre içerisinde de, on yıl içerisinde Adalet ve Kalkınma Partisinin tek başına iktidarında yargının bu sorunlarını çözemediğini ifade ettim.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi on yıl içerisinde bunlarda başarısız olurken başardığı hiç olmadı mı? Başardığı çok şey oldu. Bunlardan üç tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum:

AKP’nin başardığı birinci iş, yandaş sermaye yaratmaktır. AKP bunu kâmilen başarmıştır ve bir ekonomik ihtilal anlamına gelen sermaye transferini gerçekleştirmiştir.

İkinci olarak AKP, devleti partileştirmiştir. Devlet içerisinde partizan uygulamalarla temayüz etmiş ve bunda da kâmilen başarılı olmuştur.

Üçüncü olarak da AKP, basını siyasallaştırmıştır ve basının siyasallaştıramadığı cüzi bir kısmını da korkutmuştur. İşte, AKP, on yıllık iktidarı boyunca, siyasallaştırdığı ve yandaş hâle getirdiği sermayeye, siyasallaştırdığı devlet organlarına, siyasallaştırdığı basına ya da korkuttuğu basına bir şey arıyor. Aradığı nedir? Bunları koruyacak hukuk. Oysa parlamenter demokratik sistemde bu insanların arasında bir farklılık gözetilmez, herkes diline, dinine, felsefesine, soyuna, geçmişine ve bu arada siyasi düşüncesine bakılmaksızın eşittir. Bu, hukukun üstünlüğünün ve hukuk devletinin temel prensibidir. Adalet ve Kalkınma Partisi, işte bu on yıllık iktidarında hukukun üstünlüğü yerine üstünlere bir hukuk yaratmıştır. Şimdi, üstünlere hukuk yaratan bu on yıllık iktidarın gerisine de bir bakmak gerekmektedir. AKP İktidarından önce yargıda siyasallaşma sorunu yok muydu? Evet, vardı. AKP’den önce yargının ideolojik tavrı yok muydu? Evet, vardı. AKP’den önce yargının vesayet makamı gibi davrandığı hâller yok muydu? Evet, vardı. Hatta yargının da üzerinde vesayet makamı gibi davrananlar yok muydu, 28 Şubat örneğinde olduğu gibi? Evet, vardı. Bütün bunların çaresi yargıyı bağımsızlaştırmak, yargıyı tarafsızlaştırmak ve yargıyı peygamber postunda oturan herkesin günü geldiğinde, bir haksızlığa uğradığında, bir itham altında kaldığında güvenle sığınabileceği bir liman hâline getirmek gerekir iken Adalet ve Kalkınma Partisi on yıllık iktidarı sürecinde yapmış olduğu uygulamalarla kanı kanla yıkadı, yargıyı bağımsızlaştırmak, yargıyı tarafsızlaştırmak ve yargıyı herkesin günü geldiğinde sığınabileceği güvenli bir liman hâline getirmek yerine yargıyı kendi yandaşı kurumu hâline getirebilmek için çaba sarf etti.

Değerli arkadaşlarım, AKP’den önce yargıda güven sorunu yok muydu? Evet, vardı. “Vicdan ile cüzdanı arasına sıkıştırılan hâkim” sözü bir Yargıtay başkanına aittir. Diğer taraftan “Avukat tutma, hâkim tut.” şeklindeki güvensizliğin şahikasına ulaşmış olan söz de halkımızın güven duyusunu ifade eden bir hissiyatını ortaya koymaktadır.

İşte bu iki dönem arasında ortaya çıkması gereken bağımsız ve tarafsız yargı, tahterevalli siyasetine kurban edilmiştir. Bazı siyasi tartışma mevzusu olan davalar, tahterevalli siyasetinde araç olarak kullanılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, “Ümraniye” diye bildiğimiz birilerinin “Ergenekon” olarak adını koyduğu davada bir taraf savcı, bir taraf avukatlığı üstlenmiş ve yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı işte böyle örselenmiştir.

Değerli arkadaşlarım, “Yargıyı 28 Şubatın ve daha öncekilerin vesayet makamından kurtaracağım.” derken yeni bir vesayet makamı yaratılmıştır. Yargının üzerindeki vesayet makamının yerine de Adalet ve Kalkınma Partisinin siyasi baskısı ve yandaşlarını etkin mevkilere getiren, yandaşı olmayanları da korkutan yapısıyla yeniden tecelli etmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bunlara birkaç tane örnek vermek istiyorum:

2007 yılında Yargıtay üyelerinin ve dairelerinin sayısının azaltılmasına ilişkin bir kanun tasarısı verdi AKP, yani Yargıtayı küçültmek istedi. Yine 2007 yılında Danıştayı küçültmek istedi. Ancak 2010 yılına geldiğimizde, Danıştaya 80, Yargıtaya da 160 hâkim atamak suretiyle dünyanın en obez mahkemesi yaratıldı. Değerli arkadaşlarım, 387 üyeli bir mahkeme dünyanın hiçbir ülkesinde yoktur ve bunun yargıyla da hiçbir alakası yoktur. Sadece yargının siyasallaştırılması için, yandaş yargıya eleman temini için başvurulmuş bir metottur.

Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesinde raportörlükten hülle yoluyla müsteşar muavinliğine, arkasından bir ay sonra Anayasa Mahkemesi üyeliğine ve altı ay sonra da başkan vekilliğine getirilen insanları gördük.

Kayseri il başkanının referandumda evet çalışması nedeniyle tebrik ettiği, siyasi rengini ortaya koyduğu bir şahsiyetin de HSYK üyeliğine getirilmiş olduğunu gördük. Balyoz davasında, Dink davasında, Deniz Feneri davasında ve süre yetmediği için isimlerini sıralayamayacağım pek çok kamunun ilgilendirdiği davada bir kısım hâkimlerin ve savcıların yerlerinden edilmesi, zülfüyâra dokunan karar veren hâkimlerin tenzilirütbeyle küçük değerdeki mahkemelere sürülmesi ama yandaşlık görevini yerine getiren insanların ise önemli mevkilere getirilmesi bunun en çarpıcı örnekleridir.

Değerli arkadaşlarım, Deniz Feneri skandalı dünya hukuk tarihine geçebilecek cesamette bir skandaldır. Özellikle seçilmiş belediye başkanlarına ve bilhassa Milliyetçi Hareket Partisi belediye başkanlarına, Adana’da, Erdemli’de, Konya Ereğli’de, Isparta’da, son olarak İlkadım Belediyesinde yapılan zulümler, yargının artık yandaş hâlden çıkarıldığını ve silah hâline getirildiğini ortaya koymaktadır.

Tabii ki bütün bunların bir hesabı olacaktır. Nasıl Sayın Başbakan, Çanakkale toplantısında ayağa kalkmayan Sayın Engin Alan’ın “Şimdi gittiği yeri görüyorsunuz.” şeklinde tutuklanması sonucunu doğuran bir muameleye tabi olduğu gibi, siz de günü geldiğinde bir yargıdan geçeceksiniz. Siz de günü geldiğinde en azından Cenabıallah’ın mahkemei kübrâsında ama burada da Yüce Divandan geçeceksiniz. Yargıyı siyasallaştırmanın, yargı içerisinde böyle oynamanın hiçbir anlamanın olmadığını işte o zaman fark edeceksiniz.

Değerli arkadaşlarım, zaman yetmediği için kısaca ifade ediyorum ve milliyetçi hareketin gözünde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bal.

FARUK BAL (Devamla) – Ek sürem yok mu Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Buyurun. Aslında ek süre verecek bir şey yok ama bir dakika veriyorum.

FARUK BAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

…aynen Mecellede geçtiği gibi biz, hâkimin, hakim, fehim, müstakim, emin, mekin ve metin olduğu günleri görmek istiyoruz.

Diğer taraftan, sizin, geçen defa da okumuştum, şimdi yine sizlere okuyarak, hali pür melalinizi ifade edecek bir Osmanlı valisinin bir Osmanlı hâkimine yazmış olduğu şiiri de hatırlatmak istiyorum. O şiirde yargının siyasallaştırılmasının ve baskı altına alınmasının vahametini hep birlikte görmüştük, belki bugünlerde alınacak ders vardır.

Osmanlı valisi diyor ki Silivri’deki naibe, tesadüfen bugün de bir Silivri var ama o zamanki de Silivri: “Silivri Naibi, şeriat haini/İlamını okudum, kahkaha ile güldüm/Meali hezeyan, hükmü hilâfı Kur’an/Mührü müeyyidemi basarım/Gelir seni mahkeme kapısına asarım.”

İşte, hâkimlerin korkutulmadığı, hâkimlerin dışlanmadığı…

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) – …ötekileştirilmediği günleri hep birlikte yaşamak arzusuyla Adalet Bakanlığı bütçesinin hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Mehmet Erdoğan, Muğla Milletvekili.

Buyurun Sayın Erdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İçişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sözlerime İçişleri Bakanlığının görev ve yetkilerini hatırlatarak başlamak istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı, bağlı ve ilgili kuruluşları aracılığıyla, ülke sathına yayılmış teşkilat yapısıyla birlikte yurdun iç güvenliğinin ve asayişinin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, Anayasa’da yazılı hak ve hürriyetlerinin, kamu düzeninin ve genel ahlakın korunması, sınır, kıyı ve kara sularımızın muhafaza ve emniyetinin sağlanması, yurdun iç politikası, mülki idare bölümlerinin kurulması ve kaldırılması ile ilgili çalışmaların yapılması, mahallî idarelerin merkezî idareyle olan alaka ve münasebetlerinin düzenlenmesi, yönlendirilmesi, koordinasyonu ve denetimi, kaçakçılığın men ve takibi, dernekler, nüfus ve vatandaşlık ile ilgili görev ve hizmetlerini ifa eder.

Değerli milletvekilleri, bu hatırlatma üzerine İçişleri Bakanlığının ülkemizin her yerinde bütün vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini temin etmesi gerektiği açıktır. 13 Ağustos 2011 tarihinde terör örgütü PKK tarafından kaçırılan bir kaymakam adayımızın akıbetinden bugüne kadar haber alınamamıştır. Kendi memurunun, hele bir de bu bir kaymakam ise, can güvenliğini temin edemiyorsa bu Bakanlık, kenar mahalledeki, Fırat’ın kenarındaki, ücra köylerdeki vatandaşlarımızın akıbeti nasıl olacak, bunu yüce heyetinizin takdirlerine sunuyorum. Bunu da varın siz sorun.

Değerli milletvekilleri, elbette ki terörü şımartan bir iktidar, kardeşlik duygusunu zedeleyen bir açılım projesiyle terörü ziyadesiyle azdırmış, bu da bin yıllık kardeşlik duygularımızı zedelemekten başka bir işe yaramamıştır. Bu ihanet projesinin bütün tahribatını en kısa zamanda ortadan kaldıracak çalışmalar bir an önce başlatılmalı, bu yanlıştan dönülmeli ve milletimizden süratle özür dilenmelidir. Aksi takdirde ülkemiz karanlık günlere doğru gitmeye devam edecektir. İleride daha nice kaymakamların, kamu görevlilerinin, vatandaşlarımızın akıbetini merak etmeye devam etmeyeceksek bunun süratle yerine getirilmesi gerekmektedir.

Bu açılım saçmalığından cesaret alan terör örgütü dağdaki kanlı eylemleriyle yetinmemiş, kamuoyunda “KCK” diye bilinen şehir yapılanması örgütlenmesine de başlamıştır. Yıllardır faaliyet gösteren alternatif devlet yapılanması KCK, terör örgütünden ve İmralı’dan talimat alarak ülkemizin bölünmez bütünlüğünü, bin yıllık kardeşlik duygularını zedelemeyi amaçlamış, bu hususta da maalesef çok mesafe almıştır. Bugünlerde terör örgütünün şehir yapılanmasına karşı yürütülen operasyonlar ve tutuklamalar yandaş medya tarafından kamuoyunu memnun etmiş gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Ama tecrübelerimiz bundan önceki dönemlerde İmralı canisiyle yapılmakta olan pazarlıklardan dolayı bizi ister istemez kuşkuya sevk etmektedir.

Bu yapılanlar, gerçekten teröre ve terörizme karşı bir mücadele mi yoksa iktidarın önümüzdeki günlerde yeniden başlamayı düşündüğü pazarlıklar için bir altyapı mı oluşturmaktadır? Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konuda ciddi endişelerimiz vardır.

Kıymetli milletvekilleri, konuşmamın başında yaptığım İçişleri Bakanlığının görev tanımı içinde yer alan kaçakçılıkla mücadele konusunda, Bakanlığımızın iyi bir sınav verdiği kanaatinde değilim. Otuz yıla yakındır milletimizin huzurunu, refahını bozan terör ve terörizmin kaçakçılıktan beslendiğini cümle âlem bilmektedir. Ancak kaçakçılıkla mücadele konusunda, Ankara’nın göbeğinde, ülkemize kaçak yollardan gelen sigara, akaryakıt ve bunun gibi emtialar da maalesef satılmaya devam etmektedir.

İdare merkezi Ankara’da olan bir bakanlık, kendisinden otuz-kırk kilometre uzaklıktaki akaryakıt istasyonlarında hem de ucuz mazot levhalarıyla reklamı yapılan bu açık kaçakçılığı görmüyorsa, göremiyorsa, Allah aşkına size soruyorum, neyi, nereyi, ne zaman görecek?

Gözünün önündeki kaçakçılığı göremeyen iktidar, suçlulara müsamaha gösterirken, suçsuz ve masum insanları dinlemekten imtina etmiyor.

Değerli milletvekilleri, mahremiyet çok önemlidir. Özel hayata saygı, hem yüce dinimizin hem millî kültürümüzün hem de evrensel insanlık değerlerinin bir gereğidir, sonucudur. Bundan dolayıdır ki dün de, bugün de bütün devletler, kişi mahremiyetini ve özel hayatını kanunla koruma altına almıştır. Bu konu ülkemizde de kanunlarla teminat altına alınmışken, kolluk kuvvetleri ve mahkemeler tarafından tam tersi bir uygulamaya şahit olmaktayız.

Kişilerin özel hayatına müdahale AKP İktidarı döneminde sanki meşru bir hâl almıştır. Kamuoyunda “telekulak” olarak bilinen dinlemeler, ilgili birimlerin vurdumduymazlığından cesaret alınarak, özel hayatlar İnternet sitelerinden gazete köşelerine kadar tefrikalar hâlinde yayınlanmaya başlanmıştır. Toplumda hemen herkes “Ben de izleniyorum, ben de dinleniyorum.” paranoyasına kapılmıştır. Son derece istisnai hâllerde başvurulması gereken bu yöntem, AKP İktidarı döneminde genel bir uygulama hâline gelmiş, kurumsallaşmıştır.

Yasaların en kısa zamanda uygulanması, kişi hak ve özgürlüklerinin en üst saygıyı görmesi elzemdir. AKP İktidarının bu yasa dışı ve gayriahlaki metotlardan beslenmeye son vermesi şarttır. Eğer bu meselelerde iktidarın dahli yoksa, kanunları uygulayarak suçluların cezalandırılmasını sağlamalı ve toplumda yeniden huzur ortamı oluşturmalıdır.

İnanıyoruz ve biliyoruz ki siz ne kadar uğraşırsanız uğraşın herkesi dinleyemiyor ve kaydedemiyorsunuz ama siz de biliniz ki yüce Mevla’m kainatta olan her şeyi görüyor, duyuyor ve kaydediyor. Buna sizin yaptıklarınız da dâhil. (MHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, İçişleri Bakanlığının yerel yönetimler üzerindeki mali denetimle ilgili görevi 5018 sayılı Kanun’la Sayıştay Başkanlığına devredilmiştir ancak bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten bu yana Sayıştay Başkanlığı bu görevini bihakkın yerine getirmeyi hâlihazırda becerememiştir.

İktidar, Kanun’un istisnai hükümlerinden istifade ederek muhalefet belediyeleri üzerinde baskı oluşturmakta ve özel denetim yaptırmaktadır. Bu denetim, ya tekrar İçişleri Bakanlığına yeniden devredilmeli ya da muhalefeti sindirme amaçlı özel denetimlerden bir an önce vazgeçilmelidir.

Ayrıca, taşrada vatandaşın teveccühünü kazanan ve her birisi birer hizmet abidesi olan Milliyetçi Hareket Partili belediyelerimiz ve değerli başkanları partimizin göz bebeğidir. Bu başkanlarımızı ve onların hizmetlerini engellemekle iktidar, sadece Milliyetçi Hareket Partili belediyeleri değil, onların görev yaptığı beldelerdeki vatandaşlarımızı da cezalandırmaktadır.

Sayın Bakan, bu hizmet gasbını, asil Türk milletine ve Milliyetçi Hareket Partisine oy veren seçmenlerimizin vicdanına şikâyet ediyorum. Size tekrar sesleniyorum: Vakit geçmeden, Milliyetçi Hareket Partili belediyelerin üzerinden elinizi çekin. Sebep ne olursa olsun belediye başkanlarımız en adil ve en doğru hizmeti vermeye devam edecektir. İktidarın baskısı, ülkücü belediye başkanlarımızı asla sindiremeyecektir.

İktidar, vali yardımcısı ve kaymakamların üstün çabalarıyla uygulanan KÖYDES ve BELDES projesinin gerçek kahramanlarını yok saymıştır.

Değerli milletvekilleri, ben de mülki idare amiri mesleğinden gelen bir arkadaşınızım. Kendisi de mesleğin içinden gelen Sayın İçişleri Bakanının bakanlığı döneminde çıkartılan kanun hükmünde kararname ile vali yardımcısı ve kaymakamlarımızın özlük haklarının geriye götürülmesi beni ve bütün meslek camiasını derinden üzmüştür. Zaman kaybetmeden birinci sınıf mülki idare amirleriyle birinci sınıf hâkimlerin özlük haklarının eşit hâle getirilmesi taşrada benzer şartlarda görev yapan iki meslek grubu arasındaki adaletsizliğin ortadan kalkmasını sağlayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demokrasimizin en temel noktasında, vatandaşlarımıza en yakın mesafede görev yapan mahalle ve köy muhtarlarımızın özlük hakları hakkında bugüne kadar ciddi bir adım atılmamıştır. Hem vatandaşlarımızın hem de kamu görevlilerimizin gece gündüz hizmetinde olan muhtarlarımız acilen sosyal güvenceye kavuşturulmalıdır. Emeklilik kesenekleri bütçeden karşılanmak kaydıyla muhtarımıza en az asgari ücret kadar maaş ödenmelidir. Gene demokrasimizin temel taşlarından olan il genel meclis üyelerinin özlük haklarında görevlerine mütenasip bir düzenlemenin süratle yapılması elzemdir.

Değerli milletvekilleri, önümüzdeki günlerde Meclis gündeminde yer alacak olan yeni büyükşehir belediye yasası hakkında Milliyetçi Hareket Partisi olarak ciddi endişelerimiz vardır. Umut ediyoruz ki bu tasarı terör örgütünün yerel özerklik talebinin altyapısını hazırlayıcı nitelikte olmasın.

Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Saygıyla selamlıyorum yüce heyetinizi. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdoğan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bütçe görüşmeleri Türkiye Büyük Millet Meclisinin en önemli görüşmelerinden biridir. Buraya siyasal sorumluluğu olan bakanlar gelmeli ve sorulara cevap vermelidir ama Sayın Bakan, maalesef, bakın grubumuzun konuşmaları sırasında daha yeni geliyor. Dün Sayın Bülent Arınç yoktu, bugün de Beşir Atalay bir göründü sonra kayboldu. Türkiye Büyük Millet Meclisine gereken saygıyı göstermelerini sayın bakanlardan özellikle istirham ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural, tutanaklara geçti.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; Emniyet Genel Müdürlüğü 2010 yılı kesin hesabı, 2012 yılı bütçe kanun tasarısı için Milliyetçi Hareket Partisi görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızdayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Emniyet Genel Müdürlüğü 1845 yılından bu yana bugünkü yaklaşık sayısıyla 230 bin civarında personeli ve 1.300’ün üzerinde polis merkeziyle vatandaşın huzuru, can ve mal emniyeti için hizmet vermektedir.

Bugün, AKP Hükûmeti tarafından hazırlanan bütçesi üzerinde değerlendirme yapacağımız Emniyet Genel Müdürlüğünün kurumsal ve mesleki olarak çeşitli sorunları vardır. Emniyet teşkilatı çalışma şartları itibarıyla maalesef ulusal ve uluslararası standartların dışında hizmet vermektedir. Bir emniyet mensubu için çalışma saati, mesai belli bir saatte başlamakta ama ne zaman biteceği bilinmemektedir. Dolayısıyla ulusal ve uluslararası standartların dışında bulunan bu çalışma saatleri herhangi bir fazla ödemeyle de, ilave ödemeyle de karşılık bulunamamaktadır. Bu açıdan, Emniyet Genel Müdürlüğü çalışanlarının, ya ilave ödemelerle ya da çalışma saatlerinin düzenlenmesiyle bir huzura, bir düzene kavuşturulması gerekmektedir.

Özlük hakları açısından da emniyet personelimiz maalesef çok da iyi durumda değildir.  Ek göstergeleri  2200 civarında olan emniyet amirinden polis memuruna kadar olan kesim diğer mesleklerdeki muadilleri 3600 ek gösterge almakta iken buna razı durumdadırlar. 

Yüzde 85’i yüksekokul mezunu olduğu söylenen ve bununla övündüğümüz emniyet mensuplarının ek göstergelerinin en az 3600 olarak düzenlenmesi, diğer rütbelerin de buna göre teselsül ettirilmesi hakkaniyet açısından doğru bir yaklaşım olacaktır. 

Bu arada, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile özlük haklarında yapılan düzenlemelerde polis başmüfettişleri ve merkez emniyet müdürlerinin hariç tutulmasını da anlamak mümkün değil. İktidar partisi isminde bulunan “adalet” kelimesiyle ilgili en ufak bir fikir sahibi ise lütfen bu adaletsizliği düzeltsin.

Diğer yandan, son dönemde  emniyet teşkilatına terörle ilgili yapılan ödemelerde  adı  terör olaylarıyla daha çok zikredilmeye çalışan illerin de dâhil edilmesinin, özellikle Osmaniye gibi illerin, oradaki personelin  terör tazminatıyla  ödüllendirilmesinin ya da hizmetlerinin karşılığının verilmesinin uygun olacağını düşünüyorum.

Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışan sivil memurların da durumları pek iç açıcı değildir. Muadilleri olan diğer kurumlarda çalışan personele göre çok daha zor ve adaletsiz çalışma şartları vardır.

Çarşı ve mahalle bekçilerimiz hâlâ iltifat beklemektedirler.

Özel kuruluşlarda çalışan özel güvenlik personeli sosyal güvenlik açısından ciddi sıkıntılara sahiptirler.

Emniyet personelinin hemen yanı başında bulunan ve benden önceki hatibin de ifade ettiği gibi, mülki idare amirlerinin 6400 ek göstergesi konusunda da Sayın Bakana ve Hükûmete olan inancımı muhafaza etmek istiyorum.

Polis meslek yüksekokullarında geçmiş yıllarda yaşamış olduğumuz hırsızlık, soru hırsızlığı, belli grupların bu soruları alıp yandaşlarına vermesine ilişkin olaylarla bir daha karşılaşmak istemediğimizi ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; iç güvenlikle ilgili en önemli kurumlardan birisi olan emniyet teşkilatı şüphesiz ki terörle mücadelede devletin en önemli organlarından birisidir. Türk devleti ve Türk milleti yirmi sekiz yıldır terörle geçen bir sıkıntıya muhatap olmuştur ve bu yirmi sekiz yılın on yılı AKP hükûmetleri tarafından Türk devletinin yönetilmesiyle geçirilmiştir fakat bu terörle ilgili sıkıntılarımız maalesef hâlâ devam etmektedir. Burada en önemli sorunun ben Hükûmetin terörü teşhis etmede büyük bir hata yaptığı kanaatindeyim. Terörün etnik temelli bir sorun mu, bir insan hakları ve demokrasi sorunu mu, yoksa bir terör sorunu mu olduğu konusunda seçenekler arasında bocalayan Hükûmet, maalesef doğru bir teşhis koyamamış, dolayısıyla tedaviyle ilgili de ciddi programlar ortaya koyamamıştır.

2002 yılından bu yana iktidar ile başlayan millî değerler ve anayasal kurumlar üzerinden yürütülen gerilimden beslenen siyaset üretme modeli, bugün toplumumuzun barış ve huzurunu tehdit eden bir seviyeye ulaşmıştır.

Hükûmetin iktidar hırsının tahrik ettiği seçim kaybetme endişesi, Türkiye’nin güvenlik kaygılarını ikinci plana itmesine neden olmuştur. Her seçim öncesi artan terör eylemleri Hükûmetin geçici bir rahatlama sağlama adına terör örgütü ve İmralı’ya tavizler vermesine neden olmuştur. 2005 terör, hükûmete terör sorununun siyasal bir sorun olduğunu ve güvenlik merkezli tedbirlerin bir tarafa bırakılarak siyasi çözüme yönelmesini dayatmıştır. Terör karşısında acze düşen Hükûmet bu dayatmaya “eyvallah” demiş ve PKK’nın dayattığı bölücü siyasi çözümü bir hükûmet projesi haline getirmiştir.

Sayın Başbakanın, Anayasa’da yer alan “Türk vatandaşlığı” kavramını basit bir etnik kimlik olarak kabul edip, bunun yerine Türklüğü tasfiye edecek olan “Türkiye vatandaşlığı” tanımını yüceltmesi, Hükûmetin teröre teslim oluşunun bizzat Sayın Başbakanın ağzından kabul ve ilan edilmesidir.

Hükûmetin teslimiyetini Türk devletine karşı kazanılmış bir zafer olarak ilan eden PKK, Habur’da düzenlediği terörist karşılama törenlerine eli kanlı, üniformalı teröristlerini göndermiş ve bütün Türk milletine açıkça meydan okumuştur. Hiçbir pişmanlık duymadığını ve PKK’nın sözde mütareke ve barış şartlarını getirdiğini söyleyen teröristler için mobil mahkemeler kurulmuş ve birer birer hepsi serbest bırakılmıştır. Bu durumun Sayın Başbakan tarafından memnuniyetle karşılanması, Hükûmetin içerisinde bulunduğu âciz, çaresiz ve teslimiyetçi durumun açıkça ilanı olmuştur.

Başbakan, İmralı canisi ve PKK ile müzakerelere başladığını artık saklamamaktadır. Hükûmetle müzakere yürüttüğü yolunda -İmralı ve Kandil’in- ileri sürülen iddialar, bizzat Sayın Başbakanın ağzından ikrar edilmiş, görüşme tutanakları medyaya yansımıştır. KCK soruşturmalarının neden dört beş yıl bekletildiği bu şekilde anlaşılmıştır. Artık merak edilen şey, Oslo görüşmelerinde varılan mutabakatın içinde daha neler olduğudur.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; devletlerin temel görevi, terör tehdidine karşı vatandaşlarının can ve mal emniyetini sağlamaktır. İster dağda olsun ister şehirlerde yaşasın, vatandaşını koruyamayan devlet varlık nedenini kaybetmiş olan bir devlettir. Devleti yönetme hak ve yetkisini elinde tutan hükûmetler, terör örgütlerinin yarattığı tehdit ortamını defetmek için, bir yandan güvenlik kuvvetleri eliyle teröristi imha etmek, bir yandan da ekonomik, sosyal ve psikolojik tedbirlerle terörün istismar ettiği sorun alanlarını ortadan kaldırmak durumundadırlar. Teröristle mücadele silahla yapılırken, terörizmle mücadele ekonomik ve sosyal enstrümanlarla birlikte yürütülmek zorundadır. Buna karşılık, güvenlik ve diğer sosyal tedbirleri bir yana bırakarak sadece terörle siyasi müzakere yöntemini benimseyen çözümler yenilmişlerin, âcizlerin ve güçsüzlerin çözümüdür. Terör örgütünün silahlı güçlerini imha etmeden, şiddetin pazarlık gücünü ortadan kaldırmadan müzakereleri başlatma anlayışı, terörü bitirme değil, terörle silahlı mücadelenin kaybedildiğini itiraf eden ve tek çarenin teröristle anlaşmak olduğunu kabul eden bir anlayıştır. Türk milleti böyle bir anlayışı kabul ve tasvip edemez.

Türk devleti ve emniyet güçlerimiz PKK karşısında yirmi sekiz yıldır şerefli ve fedakâr bir mücadele yürütmektedir. Bu mücadelede terör örgütü defalarca mağlup edilmiş, liderleri yargılanmış ve cezalandırılmıştır. Dağda eli silahlı terörist, bölücü tehditlerine ve cinayetlerine devam ederken, terörist silahlarının gölgesinde eşkıya başlarıyla müzakere yürütme yöntemi Türkiye devletinin kabul edebileceği bir yöntem değildir.

Buradan yüce Meclise soruyorum: Binyıllık coşkuların ve kederlerin, ortak sevinçlerin, hüzünlerin mayaladığı büyük Türk milleti ailesini etnik kalıntılara, kabilelere, kabile artıklarına, aşiret bozmalarına ve ilkel topluluklara ayrıştıracak, ülkemizde suni azınlıklar yaratacak ve bu sözde azınlıkları anayasal statüye kavuşturacak etnik menşeli siyasal bombaları patlatan bu Hükûmet değil midir? Devletimize adını, karakterini, kokusunu veren, köklerimizin, kökenlerimizin, ana dillerimizin ve mezheplerimizin üstünde bir maddi-manevi bağ ile bizi birleştiren, hepimizi bu ülkenin eşit ve onurlu bireyleri yapan “Türk vatandaşlığı” anlayışımızı, “Türkiyelilik” tezi gibi bölücü ve ayrıştırıcı mayınlarla tahrip eden bu Hükûmet değil midir?

Terör örgütü bu ülkede yirmi sekiz yıldır bomba patlatmakta, yirmi sekiz yıldır milletimize ve devletimize kurşun sıkmaktadır. Ancak hiçbir dönemde Türk milleti ve Türkiye devleti bu kadar yaralanmamış, bu kadar hırpalanmamıştır. Hiçbir terörist bomba Türk milletinin millî ve manevi varlığı üzerinde bu kadar tahribata yol açamamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkoğlu.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Sayın Başbakanın ve Hükûmetinin açılım süreci ile milletimiz ve devletimiz üzerinde yarattığı tahribat yirmi sekiz yıldır PKK’nın patlattığı bomba ve mayınlardan daha büyük millî hasarlara sebep olmuştur.

Bu duygu ve düşüncelerle 2012 bütçesinin hayırlı olmasını diler, yüce Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı Enver Erdem, Elâzığ Milletvekili.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Jandarma Genel  Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının bütçelerinin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Jandarma Genel Komutanlığının bütçesi üzerinde konuşurken, öncelikli olarak terörle mücadele hususu üzerinde hassasiyetle durmakta fayda olduğunu düşünüyorum. Bu vesileyle de, yılmadan ve usanmadan, canları pahasına terörle mücadele eden Jandarma teşkilatının erinden Jandarma Genel Komutanına kadar bütün mensuplarını saygıyla selamlıyorum.

Terörle mücadele öncelikle beyinlerde kazanılması gereken psikolojik bir savaştır. “Terörle mücadelede askerî yoldan sonuç alınamaz.”, “Demokratik haklar verilmelidir.”, “Siyasi çözüm bulunmalıdır.” gibi ifadeler, PKK’nın askerî yollardan elde edemediği sonuçları siyasi yollardan elde etmesini, muhatap alınmasını, pazarlık yapılmasını amaçlayan ifadelerdir. Terörle mücadelenin beyinlerde kazanılabilmesi için PKK ve Kürdistan fikri beyinlerden silinmeli, bunun için de Türkiye, Kuzey Irak’ta kurulmuş ve diğer parçaları ile bütünleştirilmek istenen bu hayali, yani Büyük Kürdistan hayalini bitirip bu rüyadan herkesin uyanmasını sağlamalıdır.

Türkiye’nin terörle mücadelede yeni politikalar ve stratejiler uygulama zamanı gelmiştir. Bu politikaların başında Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nin dümen suyundan giderek terörle mücadele edilemeyeceğini kabul edip kendi çıkarlarına, kendi gücüne ve kaynaklarına dayanarak hareket etmek gerekmektedir. Kimse bizim için terörist yok etmez, bize doğru bilgi vermez, bize terör konusunda yardım etmez, hele hele o teröristler kendilerinin o bölgede kalmalarına ve çıkarlarına hizmet ediyorsa veya o terörist örgütü kendileri kurmuş veya hâlâ destekliyorlarsa.

Türkiye’nin önündeki en büyük tehlike ve tehdit sanıldığı gibi sadece PKK değil aynı zamanda Barzani ve onun bağımsız devlet kurma hayalidir. Türkiye, gerek Irak gerekse Kuzey Irak’taki menfaatlerini Amerika Birleşik Devletleriyle uyum içerisinde gerçekleştirme şansı olmadığını artık görmelidir. Bugün PKK’nın ve uzantılarının hedef ve söylemleri netleşmiştir. Önce kültürel hakların elde edilmesi, ikinci olarak özerklik, üçüncü olarak federasyon ve son aşamada dört ülkeden ayrılan parçalardan kurulacak olan bağımsız bir Kürdistan’ın kurulmasıdır. Bu stratejik hedefler karşısında Hükûmetin de tavrını net  olarak ortaya koyması gerekmektedir. Bizim de vazgeçilmezlerimiz bellidir. Biz de Türkiye Cumhuriyeti’nin tek dil, tek devlet, tek millet ve tek bayrak ve üniter yapısını elbette pazarlık konusu yapmıyoruz. Bu hususta AKP iktidarları çok sayıda hatalar yapmışlardır. Bu hatalar da milletimize çok pahalıya mâl olmuştur. “İyi şeyler olacak.” diye başlatılan açılım projesinin bir yılı aşan seyri maalesef kan, gözyaşı, eylem, ihanet ve şehadet olarak geri dönmüştür. Açılımdan itibaren geçen süre içinde şehit olan güvenlik görevlilerimizin sayısı maalesef 300’e yaklaşmıştır. Terör saldırılarında şehit olan askerlerimize ve polislerimize bir kere daha Allah’tan rahmet diliyorum.

Açılım hatasının bir sonucu da 25 Mayıs 2007’de KONGRA-GEL tarafından onaylanıp yürürlüğe konulan KCK sözleşmesinin ve KCK yapılanmasının uygulanmasına müsaade edilmiştir. Devlet içinde başka bir devlet yapılanmasına zamanında müdahale edilmemiştir. Bu KCK yapılanması, terör örgütünün köklerinin, sahiplerinin ve fikir babalarının da Amerika'da olduğunu göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Çünkü bu KCK modeli, Amerikalı sosyalist Murray Bookchin’in “Toplumsal Ekoloji” felsefesinin terör örgütünce keşfedilip çevirisi yapılmak suretiyle hayata geçirilmesinden ibarettir. Bu çeviri, düşünce temelinde ve ideoloji üretmede çıkmaza giren terör örgütüne de sıkı sıkıya sarılacağı bir can simidi olmuştur.

Değerli milletvekilleri, AKP iktidarlarının terörle ilgili yapmış olduğu en büyük hatalardan birisi de teröristlerin yuvalandığı Kuzey Irak bölgesinde bulunan Peşmerge yapısına müsaade etmesidir.

Dikkatinizi çekmek istediğim diğer bir husus da küresel güçler tarafından Türkiye‘ye “Siz büyüdünüz, güçlendiniz hatta bölgesel güç oldunuz.” denilirken, diğer taraftan Büyük Orta Doğu Projesi’nde bölgesel aktör olma vizyonları biçilirken, bir diğer taraftan da ülkemizin bölünmesi ve parçalanması sonuçlarını doğuracak açılım, yeni anayasa ve Kuzey Irak politikası da ne yazık ki adım adım uygulamaya konulmuştur.

Kuzey Irak’tan ülkemize yönlendirilen, esas adı savaş olan terörist saldırıları karşısında Hükûmetimiz tarafından Suriye’ye gösterilen tepkiler Barzani'ye gösterilmemiştir. Habur Sınır Kapısı kapatılmıyor, Ovaköy Sınır Kapısı açılarak o bölgedeki Türkmenler rahatlatılamıyor. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti avuç kadar Peşmerge’nin güneyde Türkmenlere, kuzeyde Türk milletine kan, gözyaşı ve acı çektirmesine seyirci kalıyor.

Bundan daha elim ve daha vahimi de PKK terör örgütünün sona erdirilmesi için PKK'yı Bekaa vadisinden çıkarıp 1980’li yıllarda topraklarına yerleştiren Mesut Barzani’den yardım isteniyor.

Yeri gelmişken Türkiye'nin uluslararası güç ve bölgesel güç olduğu, küresel güçlerle beraber veya onların projelerinin hayata geçirilmesi için ortaya konan politikalara katılmadığımızı da belirtmek istiyorum.

Bölgesel güç olabilmek için önemli iki şartın birlikte mevcut olması gerekir. Bunlardan birincisi askerî güç, ikincisi ekonomik güç. “Askerî güç” denince bölgesinde her türlü askerî operasyonları yapabilecek kara, hava ve deniz kuvvetlerine sahip, her türlü modern konvansiyonel silahlara, aynı zamanda nükleer silahlara sahip bir askerî güçten bahsedilmelidir. Türkiye'nin askerî gücünden bahsedilirken son nesil savaş uçaklarından, tanklardan ve nükleer silahlardan bahsetmek pek de mümkün görünmüyor.

Bir de Türkiye'nin Ortadoğu, Balkanlar, Orta Asya ve Kafkasya bölgesindeki hinterlantta böyle bir operasyonel yeteneğe sahip olduğunu söylemek de pek mümkün görünmüyor. Ayrıca, Türkiye askerî operasyonlar yapan değil, maalesef ülkesi üzerinde askerî operasyonlar yapılan bir ülke konumunda.

Bölgesel güç olmanın ikinci şartı da bölgesel ekonomik güç olmaktır. Dünya ekonomik büyüklüğü içerisinde Türkiye ekonomisinin büyüklüğü maalesef istenen büyüklükte değildir. Dünya ekonomisi içerisinde yüzde 0,5’lik bir büyüklüğe sahiptir. Gayrisafi millî hasılası 15 trilyon dolar olan Amerika Birleşik Devletleri, 6 trilyon dolar olan Çin, 5,5 trilyon dolar olan Japonya, 3,5 trilyon dolar olan Almanya, 2,5 trilyon dolar olan İtalya, İngiltere… Bunların yanında henüz 1 trilyon dolara varmamış ekonomik büyüklüğüyle Türkiye’nin bölgesinde ekonomik bir güç olduğundan da bahsetmek maalesef mümkün değildir. Ekonomik açıdan bölgesel güç olmanın diğer şartları da bölgesinde ortak pazar konumunda bir ülke olmak gerekmektedir. Türkiye’nin bölgesel güç olması, elbette ki Türk milliyetçileri olarak en çok bizim istediğimiz, bizim arzuladığımız bir konudur.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, terörle mücadeleye yönelik her ciddi ve kararlı tutumun yanında Hükûmete geçmişte destek verdik, bundan sonra da ciddi ve kararlı olmak kaydıyla getirilecek her projeye destek vereceğimizi bir kere daha buradan hatırlatmak istiyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdem.

Sayın milletvekilleri, birleşime saat 20.00’ye kadar ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.13

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, dördüncü tur üzerinde söz sırası Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Murat Bozlak, Adana Milletvekili.

Buyurun Sayın Bozlak. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA MURAT BOZLAK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet Bakanlığının 2012 yılı bütçesi üzerine, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Demokratik ülkelerde adalet her şeyin üstündedir. Toplumun huzuru ve güveni için adaletin etkin bir biçimde işlemesi gerekir. Demokratik hukuk devletlerinde adalet, bağımsız, tarafsız, adil yargıyla sağlanır.

Ülkemizde yargının içinde bulunduğu durumu, fiziki koşulları, yargı personelinin durumu, yargı mensuplarının tayin, terfi, atama durumlarının düzenleniş tarzı, bağımsız yargı açısından ciddi olumsuzluklar yaratmaktadır.

Bugüne kadar çoktan giderilmiş olması gereken yargının sorunlarının giderilmemesinin temelinde, mevcut bugünkü Hükûmet de dâhil olmak üzere gelip geçen tüm hükûmetlerin yargıyı biraz da olsa arka bahçeleri olarak görmek istemelerinden kaynaklanmaktadır. Bundan derhâl vazgeçilmesi gerekir. Bağımsız yargı herkes için gereklidir. Yargının asla ve katiyetle siyasal iktidarların yönlendirmesine açık bırakılmaması gerekir.

2012 bütçesinden Adalet Bakanlığına önemli bir pay ayrılmış durumdadır. Birçok il ve ilçede hâlâ mahkemeler çalışma koşulları açısından müsait olmayan binalarda bulunmaktadırlar. Bunlardan bir tanesi de Adana Adliyesidir. Umarım Adalet Bakanlığı, bütçesinin belli bir kısmını bina problemlerinin çözümüne ayırır ve bina sorununa kısa sürede çözüm getirilir.

Sayın Bakan, sizden ayrıca, birey olarak bir ricam var. Birkaç tane de ring aracı alırsanız, belki cezaevi nakilleri sırasında insanlar ring araçlarının içinde cayır cayır yanmaktan kurtulurlar. Fiziki koşulların öyle veya böyle düzeltileceği, bina probleminin kısa sürede çözüleceği kanaatindeyim, ancak yargıdaki personel probleminin, özellikle hâkim ve savcıların mesleğe kabullerinden tutun tayin ve terfi işlerine kadar kolay kolay düzeleceği kanaatinde değilim. Zira, buradan hareketle yargı bağımlı hâle getirilmek istenmektedir. Bu yolla yargı üzerinde baskı ve hâkimiyet sağlanmaktadır.

Tam bu noktada da Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşum tarzı Hükûmete bu imkânı sunmaktadır. Bir hukukçu olarak dışarıdan izlediğim kadarıyla, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin seçiminde, daha doğrusu belirlenmesinde Adalet Bakanlığı tarafgir, titiz bir çalışma yapmıştır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna seçilen üyelerin AKP ile ideolojik yandaşlık içerisinde oldukları konusunda toplumda oluşmuş genel bir algı vardır. Yargının en tepesinde yer alan, hâkim ve savcıların tayin, terfi, atama ve özlük işlerine bakan kurum tarafsız değilse böylesi bir durumda yargı bağımsızlığından bahsetmek asla mümkün değildir. Balık baştan kokar misali, tepe bağımsız değilse alt kademede bağımsızlık aramak beyhudedir.

Tayin ve terfi işlerinde HSYK tarafsız ve eşit davranmayıp kendi anlayışlarına yakın olanları korur, kollarsa “Bizim bölük” hesabı, aynı bölüğe dâhil olan yargıçlarla adil ve tarafsız yargılama yapılabilinir mi? Yapılamayacağını AKP’li sayın milletvekilleri bizden daha iyi bilirler. “Yok böyle bir şey, hakîm ve savcı atamalarında asla ayrım yapılmıyor.” diyenler için bir örnek vermek istiyorum, özellikle Sayın Adalet Bakanının olaydan haberi yok ise duyup düzeltmesi için örnek vermek istiyorum:

Bundan kısa bir süre önce yol boyundaki bir mola yerinde on beş yıldır hiç görmediğim tanıdık bir savcıyla rastlaştık. Bu savcı birçok il ve ilçede görev yaptıktan sonra Ankara’ya tayin olmuş. Uzun yıllar Ankara’da görev yaptıktan sonra, Refahyol Hükûmeti döneminde rızası dışında Afyon’a tayin ediliyor. Nedenini merak ediyor, soruyor ve kendisinin Afyon’a gönderilmesinin isminden kaynaklandığını öğreniyor. İsim ve soyadı Sünnilerin çok kullandığı bir isim değilmiş; oysa kendisi Sünni ve Karadenizli. Epey uğraştan sonra tekrar Ankara’ya dönüyor. Bundan üç dört ay önce de bu kez Adana’ya tayin ediliyor. Savcının evi Ankara’da. Çocukları Ankara’da ve meslekte de otuz altı yılını doldurmuş bir savcı. “Gideceksin” deniliyor kendisine ve mecburen Adana’ya gidip, görevine o da başlıyor. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun hışmına uğradığını bu arkadaşımız düşünüyor. Bu savcının ismini de Sayın Bakan vaki haksızlığı gidermesi için kendisine vereceğim.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yandaş oluşturmak kurulu değildir. Bu savcıya yapılan haksızlıktır, keyfîliktir. Umuyorum, Sayın Bakan bu haksızlığın üzerine gidecektir.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana iktidara gelen siyasi partiler her ne hikmetse özel mahkemeler sevdasından hiç vazgeçmediler. 1920 yılından itibaren istiklal mahkemeleriyle başlayan özel mahkemelerin tamamı statükoyu korumak amacıyla kurulan, resmî devlet ideolojisi doğrultusunda karar veren, statükoya ve resmî devlet ideolojisine muhalif olan herkesi cezalandırma amacı güden mahkemelerdir. Statükocuların oluşturduğu mahkemelerdir. Bu mahkemeleri koruyan, bu mahkemelerin varlığına son vermeyen hükûmetler de statükoyu savunan hükûmetlerdir. Bu anlamda, özel görevli mahkemeleri oluşturan AKP Hükûmeti de maalesef statükocudur.

Özel mahkemeler demokrasiye, hukuk devletine, düşünce ve ifade özgürlüğüne, örgütlenme özgürlüğüne katkı sunan mahkemeler değildir; tam tersi bunları darbeleyen, bağımsız ve tarafsız yargıyı zedeleyen mahkemelerdir.

İstiklal mahkemeleriyle başlayan özel mahkemeler uygulamasına sıkıyönetim mahkemeleri, devlet güvenlik mahkemeleri ve günümüzde de “özel görevli mahkemeler” adı altında devam edip, gelinmiştir. İstiklal mahkemeleri muhalif olan yurttaşların kellesini koparmaktan, sıkıyönetim mahkemeleri ile devlet güvenlik mahkemeleri gencecik insanların ölüm fermanlarını yazmaktan başka hangi işe yaramışlardır? Şimdiki özel görevli mahkemeler de tekçi zihniyete dayalı resmî devlet ideolojisine, diğer bir deyimle statükoya muhalif olan on binlerce insanı cezaevine atmaktan başka hangi işe yaramaktadırlar? Demokrasimize katkı sunmuşlar mıdır? Yargı bağımsızlığına mı katkı sunmuşlardır? Muhalifleri susturmaktan başka hangi işe bu mahkemeler yaramışlardır? Bu mahkemeler için, halkın sırtından, boğazından çekip aldığınız vergi paralarıyla oluşan bütçeden pay ayırmak bana göre günahtır, yazıktır. Yapılacak tek şey, bu mahkemeleri derhâl kapatmaktır. Ziya Paşa der ki: “Kadının davacı olduğu, mübaşirin de şahit olduğu mahkemenin adaletinden kuşku duyulmaz mı?” Tam da Ziya Paşa’nın dediği gibi, özel görevli mahkemeler, hâkimin davacı, mübaşirin şahit olduğu türden mahkemelerdir. Bu mahkemeler var olduğu sürece toplumsal barışı sağlamamız asla ve asla mümkün olmadığı gibi, adalet ekseninde devletin güvenilirliğini de sağlayamayız.

Değerli milletvekilleri, bu mahkemeler üzerinden, AKP Hükûmeti, muhalif siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, sendikalar, aydınlar, gazeteciler, yayıncılar, bilim adamları, üniversite gençliği üzerinde terör estirmektedir. Demokratik yollarla susturamadığı muhalefeti bu mahkemeler üzerinden susturmaya, baskı altında tutmaya çalışmaktadır. Yüz binlerce oy almış, seçilmiş milletvekillerinin tutukluluklarının devamında ısrar eden, ne yazık ki bu mahkemelerdir. Seçilmiş belediye başkanlarını, belediye meclis üyelerini, il genel meclis üyelerini, siyasi parti üst düzey yönetici ve üyelerini, gözünü kırpmadan topluca tutuklayan yine bu mahkemelerdir. Saçını kesen üniversite öğrencilerini, poşu takan üniversite öğrencilerini, üniversite profesörlerini, bilim adamlarını, yazarları, yayıncıları, gazetecileri tutuklayan işte bu mahkemelerdir.

Değerli milletvekilleri, adaletsizliğin alabildiğince yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Yargılamanın her aşamasında adaletsizlik, hukuksuzluk diz boyudur. Öyle bir ülke hâline getirildik ki takip edilmeyen, gizlice dinlenilmeyen, mahremiyetine kadar izlenmeyen tek kişi kalmadı. Bunun hesabını yarın AKP nasıl verecek, işin doğrusu anlamış değilim. Toplum giderek adaletsiz ve karanlık bir ortama doğru sürüklenmektedir. Soruşturması gizli, takibi gizli, dinlenmesi gizli, tanığı gizli kovuşturma ve soruşturmalara uğramayan neredeyse tek muhalif kişi bu ülkede kalmamıştır. Yargılamada taraf olan, savunma görevi yapan, mesleklerini ifa eden avukatların topluca suçlanıp tutuklandığı, savunma haklarının ortadan kaldırıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Hazırlık soruşturmaları toplu gözaltılarından dolayı çok uzun sürüyor, iddianameler geç hazırlanıyor, davalar geç açılıyor. Pratikte ne yazık ki önce sanık veya sanıklar bulunuyor, sonra deliller toplanıyor, insanlar mağdur ediliyor. Cezaevlerine konan tutuklular cezaevi koşullarından dolayı âdeta işkence görmektedirler. Cezaevleri kapasitelerinin çok üstünde tutuklu veya hükümlerle doldurulmuştur, 6 kişilik koğuşta 18 kişi kalıyor, bu bile tek başına işkencedir. Adana Kürkçüler Cezaevinden, Osmaniye Cezaevinden, Gaziantep ve Pozantı cezaevlerinden yüzlerce mektup geliyor, deniliyor ki: “Bize dışarıdan eşya alma yasağı konulmuş, 1 liraya, 1,5 liraya dışarıdan aldığımız bir diş fırçasını, diş macununu biz burada 6 liraya alıyoruz, 4 misli, 5 misli daha pahalısına alıyoruz.” Ben soruyorum: Bu cezaevleri kantinlerine hangi yandaşın firması mal veriyor, kantine hangi yandaşın firmasından mal alınıyor?

TRT 3 yayınlarının da özellikle Meclis yayınlarını verdiği için cezaevlerinde izlenmesi yasaklanmıştır.

Tüm bu olup bitenlere Meclis seyirci kalmamalı. Bu duruma isyan etmeliyiz. Bu durumu düzeltecek yasal düzenlemeleri derhâl yapmalıyız. Hak ve özgürlüklerden dem vuran Sayın Başbakan ve partisi AKP, başta örgütlenme özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü olmak üzere tüm özgürlüklerin rafa kaldırıldığını görmüyorlar mı? Mevcut Terörle Mücadele Yasası’nın 7’nci maddesi ile Türk Ceza Kanunu’nun içine serptirilmiş onlarca madde varken hak ve özgürlüklerin olamayacağını bilmiyorlar mı? Şiddet unsurunun varlığını dahi aramayan Terörle Mücadele Yasası’ndan muzdarip on binlerce insanın var olduğunu görmüyor muyuz?

Özel görevli ağır ceza mahkemelerinin Türkiye'nin de imzacıları arasında yer aldığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde Avrupa Birliğinin istemi üzerine ortadan kaldırmak zorunda kaldığımız devlet güvenlik mahkemelerinin yerine, AKP tarafından, hülleyle, özel görevli ağır ceza mahkemelerinin ikame edildiğini de hepimiz çok iyi biliyoruz. Devlet güvenlik mahkemeleri ile özel görevli ağır ceza mahkemeleri arasındaki tek farkın isim değişikliği olduğunu; görev, yetki, yargılama usulleri açısından aralarında hiçbir farkın olmadığını bilmeyen tek Allah’ın kulu var mıdır?

AKP’nin totaliter bir rejimi savunduğu veya savunacağı düşüncesinde değilim ancak son dönemlerde işlerlik kazandırılan yasalar, güvenlik güçlerinin aşırı derecede öne çıkarılması, ne yazık ki, polis devleti görüntüsü verdiği gibi “Totaliter bir rejime doğru mu gidiyoruz?” düşüncesine katkı sunmaktadır. Bu ülke böyle bir görüntüyü hak etmiyor. Gelin, demokratik bir Türkiye için, daha demokratik bir cumhuriyet için el ele verelim, bin yıldır birlikte yaşadığımız, burada…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bozlak.

MURAT BOZLAK (Devamla) – Bir dakika süre verirseniz…

BAŞKAN – Öyle bir usulümüz yok, lütfen Sayın Bozlak.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Var Sayın Başkanım, herkese kullandırdınız. Bir dakikadan ne olur? Kesenizden ne çıkar?

BAŞKAN – Evet, sözünü kesmiştim, onun için efendim.

Lütfen Sayın Bozlak.

MURAT BOZLAK (Devamla) – Peki Sayın Başkan.

Teşekkürler Sayın Başkanım. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Ertuğrul Kürkcü, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Kürkcü. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; her şeyden önce bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü. Bu günde, hakları ellerinden alınan, insan hakları ihlal edilen mağdurlarla dünyanın her yerinde dayanışma içinde olduğumuzu belirtmek isterim. Tıpkı bunun gibi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin girişinin üçüncü paragrafında bütün insanlığa tanınmış olan zulme karşı isyan hakkını dünyanın dört bir tarafında beş kıtada kullanarak kendi kurtuluşları ve özgürlükleri için mücadele eden halkların da yanında olduğumuzun bilinmesini isterim.

Sevgili arkadaşlar, bugün Dünya İnsan Hakları Günü’ne girerken ne yazık ki Türkiye’deki tablo, her ne kadar Hükûmetimiz, bu Anayasa oylamasından ve seçimlerden sonra Türkiye’nin demokrasi alanının genişlediğini söylemeye devam etse de, işkence yasağı ihlallerinin sürdüğü, işkence yasağını ihlal edenlerin cezasızlığının sürdüğü, özel yetkili mahkemelerinin adil yargılanma hakkını sürekli olarak ve sistematik olarak ihlal ettiği, keyfî ve uzun tutuklamalarla düşünenlerin, mücadele edenlerin, siyaset yapanların haklarının baltalandığı bir yıl oldu.

Bu yıl içerisinde cezaevlerinde toplam 384 ceza ve infaz kurumunda 124.074 tutuklu ve hükümlü var. Bu rakam tek başına hiçbir anlam ifade etmeyebilir eğer bir kıyaslama yapmazsak. 2001’de Türkiye’de 55.209 tutuklu ve hükümlü vardı, on yılda Türkiye’nin nüfusu sadece yüzde 4,2 artarken cezaevi nüfusu yüzde 250 arttı yani Adalet Bakanlığı çalıştıkça suçlu üreten bir Bakanlık hâlindedir. Adalet Bakanlığının bütçesinin artışı kadardır Türkiye’deki tutuklu ve hükümlü sayısındaki artış. 2001’deki Adalet Bakanlığı bütçesine nazaran 2012’de teklif edilen bütçe 2,5 kat artış göstermektedir. Demek ki Adalet Bakanlığı bütçesini reddetmek gerekmektedir ki tutuklu ve hükümlü sayısındaki artış dursun. Bir ülkede hem demokratik haklar ve özgürlükler gelişmeye devam edecek hem de tutuklu ve hükümlü sayısı on yılda 2,5 kat artacak, nüfus artışına oranla tamamen orantısız bir artışla karşılaşacağız; bu ülkede demokrasi ve özgürlüklerin geliştiğini söylemek sadece eğer kanan birisi bulunursa kandırma olacaktır.

Bu tutuklu ve hükümlülerden 6.850’si terör tutuklu ve hükümlüsü olarak tasnif edilmiştir. Bunlardan sadece 3.558’si KCK davası gerekçe gösterilerek tutuklanmıştır, 15’i belediye başkanı olan 442 seçilmiş il genel meclisi üyesi, belediye meclisi üyesi, muhtarlar ve diğer seçilmişlerle birlikte bu 3.552 kişinin yanında gazeteci ve yazar tutukluların sayısı 70, 500’ü aşkın öğrenci de hapistedir.

11 Eylül 2001’den bu yana tüm dünyada, Associated Press ajansının yaptığı araştırmaya göre -ki bunu yetkili hükûmetlerle görüşerek, yazışarak elde etmiştir- 35.117 kişi terörden suçlanmıştır ve hüküm giymiştir. Bunların 12.089’u Türkiye’dedir. Türkiye’de 2005’te 273, 2009’da 6.345, 2011’de ise 6.850 kişi terörden tutuklu ve hükümlüdür.

Şimdi, gözümüzün önüne getirelim, bu Adalet Bakanlığının çalışmaları sonucu yargıçların durmaksızın insanları siyasi kanaatlerinden ötürü tutukladığı, cezaevlerinin kapasitesinin de buna yetmediği bir bakanlığın bütçesinin 2,5 kat artırılmasının Türkiye'nin gelişmesi bakımından nasıl bir önemi olduğunu hepinizin sorgulamasını istiyorum.

Adalet Bakanlığı ya da Türkiye adaleti esasen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu eliyle bu fiilleri işlemektedir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu aslında bu Kurul üyelerinin, bu Kurul seçimlerine katılanların açıkça itiraf ettikleri gibi, Adalet Bakanlığı bürokrasisinin gösterdiği listeyle oluşmuştur. Özellikle özel yetkili mahkemelere yapılan tayinler, kritik denilen davalara yapılan tayinler doğrudan doğruya Hükûmetin kontrolündedir.

Aslında bu tutuklamaların Hükûmetin doğrudan işe karışmasıyla yapıldığına Başbakan hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde açık beyanlarıyla katkıda bulunmaktadır. Şöyle demiştir Kurban Bayramı’nda: “Son KCK operasyonlarının durmasını kimse bizden beklemesin.” Yani demek ki KCK operasyonlarına doğrudan doğruya Başbakan nezaret etmektedir. “Biz” derken Hükûmetini kastetmektedir. Yani tutuklama gibi, operasyon gibi doğrudan doğruya savcılıkların yetkisinde olan bir yetkiyi Başbakan kullandığını, kullandıklarını ve kullanmaya devam edeceklerini açıkça söylemektedir. Ve aynı Başbakan bunları eleştirenlere şunu demektedir: “Yaptığınız açıklamalar teröre destektir. Devletin içinde paralel bir devlet anlayışına müsaade edemeyiz.” Bana sorarsanız sevgili arkadaşlar, evet, Türkiye'nin 2007 4 Mayısından beri bir paralel devleti vardır. Bu paralel devlet doğrudan doğruya Adalet ve Kalkınma Partisi ile askerî vesayetin temsilcileri arasında kurulmuştur. Yaşar Büyükanıt ile Tayyip Erdoğan arasında Dolmabahçe’de kurulan anlaşma, mutabakat, paktla Türkiye’de bir paralel devlet kurulmuştur. Eski devletin bütün anahtarlarını Tayyip Erdoğan’a Yaşar Büyükanıt devretmiştir. O günden beri Türkiye’de bir paralel devlet inşa edilmektedir. Türkiye’de geçmişte askerî vesayetten yakınırken, askerin bütün yapı üzerindeki hâkimiyetinden yakınılırken, şimdi polis, yargıç, Hükûmet arasında kurulan, askerin bunun tamamlayıcı bir parçası olduğu, bütünüyle Meclis dışı bir yeni yönetim kurulmuştur.

Bakınız şu Meclise; Hükûmet, bu Meclise açıldığı günden beri gelmemektedir. Başbakan, bir tek gün bu Meclise ayak basmamıştır. Meclis ile Hükûmet, Meclis ile yürütme arasında hiçbir ilişki kalmamıştır. Adalet ve Kalkınma Partisinin il başkanları, cemaat örgütleri, iş çevreleri bunlar arasında kurulan ittifaklarla bu devlet yürütülmektedir. Bu devletin Meclisten kaçırıldığı yepyeni paralel bir devlet ile yönetilmekteyiz; bunun aksini ispat edemezsiniz. Aksini ispat edecek olan, bize, şu tutuklamalarla ilgili Başbakanın beyanlarının yalan olduğunu söylemelidir.

Ne zamandan beri yargı işleri başbakanlar tarafından yürütülmektedir? Ne zamandan beri insanlar başbakan emirleriyle tutuklanmaktadır? Ne zamandan beri öğrenciler, gençler, kadınlar başbakanı protesto ettikleri için onun emirleriyle sürülmektedir?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hâkim, savcı ne iş yapar bu ülkede?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Buyurun.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hâkim, savcı ne iş yapar bu ülkede?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Evet, hâkimleri ve savcıları Hükûmetiniz tayin ettiği nispette siz de suça ortaksınız, yargıçlar da suça ortak. Hepiniz aynı kaptasınız!

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Hadi ordan!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Hepiniz aynı kaptasınız!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Siz hangi kaptasınız?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - Biz ordayız.

BAŞKAN – Sayın Kürkcü, lütfen.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Bugün Türkiye’de, özellikle özel yetkili ağır ceza mahkemeleri, yargının tesis edildiği, adaletin tesis edildiği yerler olmaktan çıkartılmıştır. Bu mahkemeler, şimdiye kadar düzenledikleri iddianameler ve verdikleri kararlarla, Türkiye’de eğer vardıysa bir gün adalet, bu adaletin yüz karası olmuşlardır.

Daha dün, Hopa davası, Hopa’daki olayları protesto ettikleri için olmayacak iddialarla hapse tıkılmış, aylarca hapis yatırılmış olan gençler, artık tutunulacak dal bulunmadığı için bir anda serbest bırakıldılar.

Bundan birkaç ay önce İstanbul’da “Devrimci Karargâh operasyonu.” denilerek Hanefi Avcı’yı hapse atmak üzere düzenlenmiş tezgâhın yanı sıra hapse konulmuş sosyalistler, yapılacak başka iş bulunamadığı için serbest bırakıldılar. Bu örnekler sürüyor.

Bugün Türkiye’de aslında yargının alanı mahkemeler olmaktan çıkmıştır. Yargı, medyada başlamakta ve medyada bitmektedir, savunma da sokakta yapılmaktadır. Şimdi bu yeni düzen… Eğer Hükûmet bu ısrarını sürdürecek olursa sokaktaki mücadeleyle, halkın mücadelesiyle layık olduğu yere gömülecektir.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sandıktaki gibi mi?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Layık olduğunuz yere gömeceğiz arkadaşlar, hiç merak etmeyin.

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Hadi oradan, kendi işine bak sen.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Evet, şimdi sevgili arkadaşlar…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Üç seçimdir gömüldünüz, üç seçimdir…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Üç seçimdir yükselerek geliyoruz, geleceğiz.

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Nereye geleceksiniz?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Sizin yüzde 10 barajlarınızı yıkarak geldik, gelmeye devam edeceğiz.

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Çok beklersin.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Adalet değil mi? Yüzde 10 barajıyla adalet kuruyorsunuz. Bravo! Bravo!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Şimdi, sevgili arkadaşlar, bu Adalet Bakanlığı bütçesinin desteklenmesi demek, kanun hükmünde kararnamelerle yönetilen bir ülkede…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Yeni bir şey söyle.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – …Savcılar ve Hâkimler Yüksek Kurulunun Hükûmet tarafından tayin edilmiş üyeleriyle, bunlar tarafından tayin edilmiş özel yetkili ağır ceza mahkemeleri reis ve savcıları ile bir adaletsizlik okyanusu içerisine sokulmamız demektir.

Buna karşı partimiz mücadele edecektir, buna karşı insanlar mücadele edecektir. Hiç kimse, hiçbir yerde “Kanunsuz bir suç ve ceza olmaz.” ilkesi çiğnenerek hapse atılamayacaktır, atılmaması gerekir. Eğer adalet olacaksa bütün bunların gerçekleştiğini görmemiz gerekir.

Sevgili arkadaşlar, gerçekte ne kadar reform yaparsanız yapın, ne kadar düzenleme yaparsanız yapın, suç ve ceza yalnız ve ancak özel mülkiyetin olmadığı yerde ortadan kalkar. İnsanlar başkalarının mülküne, başkalarının çalışmasına, başkalarının alın terine el koymaya yasal olarak haklı oldukları sürece, buna haklı görüldükleri sürece, asla ve asla ne adalet ne gerçekten suç ve cezanın ortadan kalkması söz konusu olabilir.

Bugün Türkiye’de cezaevlerine yatanlara bakınız. Bunların yüzde 99,9’unun yoksul insanlar olduğunu göreceksiniz. Bu yoksul insanlar ya hakları için ayağa kalktıkları ya da hakları için ayağa kalkmasını bilmedikleri için bugün cezaevlerindedirler ve onları cezaevinde tutmak için gene yoksullar istihdam edilmektedir. Adalet piramidinin en altında binlerce cezaevi görevlisi son derece düşük ücretlerle 4/C faslından istihdam ile açlık ve yoksullukla yoksulları hapsetmek için mecbur kılınmaktadırlar.

Bu ceza düzeni, bu adalet düzeni bir reformla düzelemez ama adaletin, yargının, yasallığın evrensel kurallarının da Türkiye için geçerli olabileceği bir dönem gelecektir. Bu dönem Adalet ve Kalkınma Partisi dönemi olmayacaktır. Bu dönemin ufkunda daha çok adalet yoktur, bu dönemin ufkunda daha çok adaletsizlik, daha çok baskı vardır çünkü bütün dünyayı saran büyük kriz, kapitalizmin büyük krizi eninde sonunda Türkiye’nin kapısını çalacaktır. Bu krizin kapıyı çalacağını bütün iktisatçılar, Adalet ve Kalkınma Partisinin iktisatçıları da söylemektedir. Bu kriz Türkiye’nin kapısını çaldığında devletin ve Hükûmetin, çalışanların direnişlerini, başkaldırılarını, itirazlarını bastırmak için daha çok hapishaneye, daha çok polise, daha çok güvenlik görevlisine ihtiyacı olacaktır. Ama dünyanın her tarafında gördüğünüz gibi, dünyanın her tarafında göreceğimiz gibi hiçbir baskı, hiçbir zor yoksulluğun çaresi değildir. Yoksulluğun çaresi gelirin adil bölüşümü, gelirin adaletli bölüşümü, yoksulların kayırılması, yoksulları kayıran iktisat politikaları, kadınları ve çocukları kayıran iktisat politikalarıyla mümkün olabilir. O nedenle, bu politikaların olmadığı yerde istediğiniz adalet reformunu yapın sadece ve sadece daha çok suç, daha çok ceza, daha çok özel yetkili mahkeme, daha çok bastırma mekanizması kurarsınız.

O nedenle ben, heyetinizin, Meclisimizin bu Adalet Bakanlığı bütçesini reddetmesini, bu adalet anlayışını reddetmesini, Hükûmetin, Başbakanın doğrudan doğruya elinin girdiği bütün bu özel yetkili davalar, mahkemeler, yargılamalar sürecinin son bulması için Meclisimizin harekete geçmesini sizlerden talep ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlar, size de söylüyorum, yerinizden çok bağırıyorsunuz ama: Adalet size de lazım olabilir, olacaktır; çok oldu, bunu biliyorsunuz. Sizin partiniz kapatılmaya kalkışıldığı zaman yanınızda bizleri gördünüz, başkalarını değil.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ne yaptınız?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Kimseye bardak atmadık, kimseye kızmadık.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - Yanınızda şimdi el sıkıştıklarınızı görmediniz.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Geç onları, geç!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ne yaptınız o zaman?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - Yanınızda onları görmediniz. Ama biz adaleti karşılıksız savunuyoruz. Kendine Müslüman değiliz sizin gibi.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Kapatma davasında ne yaptınız?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - Biz kendine Müslüman değiliz. Biz, bütün yoksulların hakkı için, bütün ezilenlerin hakkı için mücadele etmeye devam edeceğiz bu ezilenlerin arasında siz de olsanız. Adalet size de lazım olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Şehit aileleri için ne yaptınız?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kürkcü.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Sırrı Süreyya Önder, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Önder.

BDP GRUBU ADINA SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli üyeler; İçişleri Bakanlığı ile ilgili konuşacağım fakat bunu hem Plan ve Bütçe Komisyonunda hem İçişleri Komisyonunda hem de değişik vesilelerle yeterince yaptığımızı düşünüyorum. Biraz daha derde derman olması kabilinden bugüne kadar içinde yaşadığımız bu haksız savaş, bu kardeşliğin hukukunun kaybolması bahsine dair herkesin ama herkesin her yöntemin ama her yöntemin kullanıldığı, bir tek bir yerin kullanılmadığı bir şey var. Bir tek Meclis bu işlerde devreye girmedi. Savaş tezkeresi onaylamaktan başka pek bir iş gördüğü söylenemez. Onun için, yüce Meclis bu konuda ne yapabilir? Bir şey yapabilir miyiz, yapmalı mıyız? Bu ülkenin en mühim sorunu bir yerde dururken biz yokmuş gibi davranabilir miyiz? Buna dair biraz hasbihâl edeceğim polemik havasından uzak.

Satrancın nasıl icat edildiğine dair bir Hint efsanesi vardır. Denir ki, bir bey iki çocuğuna hükümranlığı altındaki toprakları devretmiş. Sonra bunlar, bu iki kardeş birbirlerine düşmüşler. Birisi diğerini öldürmüş. Kardeş katli orada ağır bir suçmuş. Baba çağırmış, hayatta kalan kardeşe yani kardeşini öldürdüğü savlanan kardeşe ceza verecek. Onun üzerine demiş ki: “Ben öldürmedim.” Ve bugün bildiğimiz satranç tahtasını çizerek orduları konuşlandırmış. “Bak” demiş, “Biz böyleydik, o şu hamleyi yaptı, ardından ben şöyle geriye çekildim. O şunları sürdü. Ben şöyle kuşattım. En sonunda öyle bir açmaza geldi ki ‘şah mat’ dediğimiz mesele gerçekleşti.” Biraz bugün yaşanan durum da artık kimin gerçekten kimi öldürdüğü tıpkı bu efsanedeki gibi belirsizlikler içermektedir.

19’uncu yüzyıl, Batı’daki, biraz tarihsel olarak bakarsak, Batılı bütün tarihçilerin dediği gibi, imparatorluğumuzun en uzun yüzyılı olmuştur. İkinci Viyana kuşatmasından sonra gerileyen Osmanlı bunun sebeplerini araştırmaya koyulmuş ve -vaktimiz yok, fazlaca tarihine girmeyeyim, özetleyerek geçeyim- biz bu savaşı ya da bu ülkeyi, bu sınırları savaş meydanlarında kaybettik, orayı toparlarsak tekrar eski günlere döneriz düşüncesi hâkim olmuş. Bunun üzerine hepinizin bildiği reform çabaları başlamış ama bu reform sadece orduyu ve askerî alanı düzenlemekle sınırlı kalmış. Oysa bunun içsel, dışsal bir sürü sebebi vardı. Bugün yaşanan da meseleye salt güvenlik konseptiyle bakmanın tarih boyunca, salt bir güvenlik meselesiymiş gibi bakmanın bizi getirdiği yeniymiş gibi duran bir yol. Biz, bu savaşı… Otuz yıldır yürütülen bir savaş, kaybedilmiş bir savaştır. Bunun kendi kendimize istediğimiz kadar propagandasını yapabiliriz. Otuz yıl sürmüşse, böyle bir devlet için bu kaybedilmiş bir savaş anlamına gelir. Şimdi yapılmakta olan, yeniden bir güvenlik konseptine dönmek ve sanki cepheyi tahkim edersek bu meseleyi tasfiye edermişiz yanılgısına kapılmak. Oysa, derinlerde bu meselenin sosyal, kültürel, demokratik haklardan kaynaklanan sorunlar gibi birçok önemli başlığı var.

Size, sayın üyeler, çok önemli bir şey anlatmak istiyorum. 1922’de bugün Musul civarı, Kuzey Irak diye sizin andığınız coğrafyada, Derbent ve Revanlı’da Türk Yarbay Özdemir Bey’in komutasında 80 kişilik bir milis, İngilizleri 3 kez yenilgiye uğratmıştır, 3 kez. 80 kişilik bir Türk milisinden bahsediyorum. O kadar İngilizler çıldırmışlardır ki savaş hukukunu bile yok sayarak, bu kentleri 3 kere uçakla tepeden bombalamak zorunda kalmışlardır. Peki, Yarbay Özdemir Bey, sadece bu 80 kişiyle mi bu bozgunu yaşatmıştır? Hayır, oradaki Kürt milisler, yaklaşık 15’e yakın Kürt aşireti ve onların milisleri Yarbay Özdemir Bey’in komutasında bu bozgunu yaşatmışlardır.

Aynı coğrafyaya 1925’te bakıyoruz; bir Kürt isyanı var. Peki, ne oldu da bu üç sene? Üstelik bu Kürt isyanı İngiliz iş birlikçiliğiyle itham ediliyor bugün tarih önünde. Peki, ne oldu da bu… Bir an için İngiliz iş birliğini de olmuş varsayarsak bile sormamız gereken soru bugüne çok ışık tutuyor. Üç senede ne oldu İngiliz’le savaşan bu Kürt döndü bu tarafa yöneldi? Bunun bir tek cevabı var, bugünün bütün sorunu da orada yatıyor. Bunun anlamı kıymetli arkadaşlar, “biz” kavramının içini ne kadar geniş ya da dar tutmamızla alakalıdır. Bizler son yüzyılımızda bu “biz” kavramının içini en dar anlamıyla kullanarak neredeyse “ben”e indirdik, tekçil bir anlayışa. Oysa “biz” kavramı geniş tutulduğu zaman tarihte neler yapılabildiğinin yüzlerce örneği var.

Size başka bir fotoğraftan daha bahsedeceğim. Konuşmamın sonunda da vakit kalırsa bir fotoğraf daha anlatacağım size.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Kalırsa bir tane daha, keyifle dinliyoruz.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Olur.

Adapazarı’nda “Birol Elmas” diye bir jandarma vardı sevgili arkadaşlar, Hakkâri Çukurca’daki çatışmada hayatını kaybetti. Bu vesileyle, hayatını kaybeden herkese Allah’tan rahmet diliyorum, Kürt, Türk, gerilla, asker, polis, imam, kim olursa. “Biz” kavramının içini geniş tutmak biraz böyle düşünmekten geçer.

Bu Birol Elmas öldüğünde ortaya çıktı ki bunun evinin, bu Jandarma Çavuşumuzun evinin elektriği borcundan dolayı kesik. Annesi engelli bir çocukla beraber, kocasını çoktan yitirmiş, hayata tutunmaya çalışıyor. Ana borcu bin liradan az, icraya verilmiş, 2.200 lira olmuş. “SEDAŞ” denilen özelleştirme belasıyla, sermayeye peşkeş çekilen dağıtım şirketlerinin, ne yaptığı belirsiz, ne ürettikleri belirsiz, ekonomiye ne kattıkları belirsiz. (AK PARTİ sıralarından “cık, cık, cık” sesleri)

“Cık”lamayın, böyledir. Üretim yapılmayan bir alana siz bu halkın kaynaklarını peşkeş çekemezsiniz. Sattığınız, çocuklarınızın geleceğidir. Neoliberal vahşi kapitalist sistem böyle bir şeydir. İnsanlığı alır. Ne oldu müminin celadetine? Siz vaktinde bunlara çok itiraz ederdiniz, şimdi neredeyse imanın şartı sayacaksınız. (BDP sıralarından alkışlar) Onun için, tekrar Birol Elmas kardeşimize dönelim. Yok, ben bir ajitasyon yapma derdinde değilim. Eğer kalbinizi açarsanız, önemli şeyler söylediğimi düşünüyorum.

Bu borç, ölüm haberi geldiğinde -şehitlik meselesine nasıl baktığımı bildiğiniz için o kavramı kullanmıyorum- kim tarafından ödeniyor biliyor musunuz? SEDAŞ çalışanları tarafından. Sizin çoluk çocuğumuzun kaynaklarını verip özelleştirdiğiniz, trilyonlarca, bir şey katmadan aldığı gelirle satın alma bedelini ödeyen firma, şu fukara çocuğun ödeyemediği -hayatını da bu vatan uğruna vermiş- “Bu 2.200 liranın da üstünü çizelim.” dememiş. Siz sosyal yardım meselesini, efendi, sosyal yardım meselesini inayete bağladınız. Bu hamiyet değildir. Hamiyet, bunu yasal güvence ve çerçeveye bağlamaktır. Yani “Geliri şu kadar liranın altında olan herkes, insani şu kadar elektrik tüketimini ücretsiz olarak yapar, şu kadar suyu ücretsiz olarak kullanır…” Bunun adına “sosyalizm” diyorlar. İnsanlığın bugüne kadar kurduğu en güzel düşlerden birisi.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Sosyalizm mi?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Sosyalizm ya! (AK PARTİ sıralarından “Çöktü” sesleri)

MÜSİAD’dan gelince bunu kavramak mümkün değil tabii ki! (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bu askerimizin parasını…

Bana laf atarken dikkatli olun. Bakın, ben çok seviyeli bir üslup tutturmaya gayret ediyorum, raydan çıkartmayın, şu bardağı da şuradan atmayayım. (Gülüşmeler)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ne güzel söyledin ya!

 

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – E, siz de gruba biraz bence telkinde bulunun.

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) - Siz bunu yapmazsınız.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Espri yapılacak konu değil.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Evet, evet, espri... Espri yok zaten ortada, kendinizi bilseniz oturup ağlarsınız. (CHP sıralarından gülüşmeler)

BAŞKAN – Sayın Önder, lütfen, Genel Kurula hitap edin. Karşılıklı konuşmayın lütfen.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Bu SEDAŞ’ın gariban işçileri bu askerin elektrik borcunu kapatıp ondan sonra gelen taziyeleri kabul etmek zorunda kalmışlar. Bu fotoğraf bu ülkedeki savaşı en iyi anlatan fotoğraftır arkadaşlar. Yoksul çocuklarını bilmedikleri, sebebi olmadıkları, dahillerinin olmadığı, istense, yeterli gayret sarf edilse şu Meclis “Ben Meclisim yahu ülkemde bu kadar kan gölü, bir inisiyatif de ben koyayım.” dese, “Şurada 3 genel başkandan ibaret değil, ben de şahsi bir adamım buradaki en mütevazı vekilin arkasında 40-50 bin seçmenin oyu var, işte geldik gidiyoruz bir devreye girelim, Allah için, insanlık için bir feraset, bir akıl, ortak akıl devreye sokalım.” diye düşünseydi ölmeyecek olan gençlerden birinin küçük bir hikâyesi.

Şimdi, devlet ne yaptı? Devlet yeni bir güvenlik konseptine itibar etti, mimarları da aramızda. Bu da Türkiye’deki sağcılığın geleneksel hastalığı olan enstrümantalizm ile malûl bir anlayış yani eldeki belgeye, bilgiye, istihbarata lüzumundan ve gereğinden fazla önem atfetmek. Kim kiminle konuşuyor biliyoruz. O, öyleyse tamam, biz bu meseleyi çözeriz. Kim, kime, neyi demiş farkındayız. Peki, mesela merak ediyorum hiç şunu düşünüyor musunuz: Bu AK PARTİ İktidarı yüzde 50’yi nasıl aldı? Yüzde 50 bu iktidara nasıl sağlandı? Bu güvenlik enstrümanı yani bunun üzerine bina edilen politika birazcık şöyle gelişti: Milliyetçi Hareket Partisine büyük bir operasyon yapıldı, Cumhuriyet Halk Partisine de hakeza. Cumhuriyet Halk Partisinin başına gelen Genel Başkanının aidiyeti geleneksel muhafazakâr kitleye öyle bir sunuldu ki “Bakın, aman Allah korusun, Aleviler geliyor.” diye. Diğer partinin elinden milliyetçilik silahı olduğu gibi alındı. Bu böyle olunca, çok basit bir matematik denklem. Gelip BDP’ye oy verecek hâlleri de olmadığı için, bu seçmen AK PARTİ’de ağırlıklı olarak toplandı.

Bunu yapan AK PARTİ değil arkadaşlar, bunu yapan dünyanın kaderine hükmeden daha büyük güçler. Belki AK PARTİ’nin haberi bile yoktur. Şimdi, bu yüzde 50… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Dinlerseniz, anlayacaksınız. Bugüne kadar dünyanın patronu İran, Lübnan, Suriye “versus” İsrail denkleminin yani bu tahterevallinin artık dünyaya nizâmât vermeye muktedir olmadığını gördü. Siz, bu denklem üzerine keşke biraz kafa yormuş olsaydınız. Bunlara dediler ki: Siz birer adım geri çekileceksiniz, Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Davutoğlu, Sayın Davutoğlu ikilisi de birer adım öne çıkacak.

Orta Doğu’da 300 milyon kredi kartı kullanmayan insan var, alışveriş merkezlerine gitmeyen insan var ve dünyadaki fonlar artık dağlar gibi, bunu satacak yer lazım. Bunu satmanın en etkili yolu insanları tüketici yapmak. Burada da böyle bir potansiyel var. Onun için, yeni dünya, yeni dünya konsepti, artık bunlarla savaşmaktan çok bunları sistemin içine çekme telaşında. Bunun için de siz, Allah bilir, bizim Afgan ordusunda bağbanlık yaptığımızı da düşünüyorsunuzdur. Onun için, bunları Türk askerini… Amerikalının dediği gibi “Sizin tek ihraç malınız var, ordunuzdur.” dedi. Türk askerini, Orta Doğu’daki emperyalist çıkarların bir enstrümanı olarak, bir boynuzu olarak kullanma projesidir bu. AK PARTİ bunun farkında bile değildir belki. Ama resme biraz daha geri çekilip baktığımızda olan biten bundan ibarettir, yoksa bu tutarsızlıkları açıklamanın başkaca bir yolu yoktur.

Şimdi, peki, niye bu güçler Kürtleri kurban ettiler? Sizin bilip bilmeden tekrarladığınız bir söz var: “Paralel devlet kurmak istiyorlar. KCK dediğiniz proje, bir paralel devlet projesidir.” Bunu duyunca da neuzübillah, sanki böyle bir ateşe basmış gibi… Aslında doğru söylüyorlar, yani bu teşhis yanlış değil. “Paralel bir sistem” desek tam yerine oturacak fakat bu sistem…

Bakın, Kürtlerden federasyonu isteyen Kürdü devlet töreniyle karşılayıp Türk Bayrağı’nın önünde Kur'an-ı Kerim hediye etti bu devlet, çok önemlidir. Onu Diyarbakır’da karşılamaya bir KCK operasyonunda tutuklananların yarısı kadar adam gitmedi.

Şimdi, o arkadaşımız federasyonu savunuyordu, bağımsızlığı savunanlar var. Devlet bunlara hiçbir şey demiyor. “Biz bu toprağın içinde kalacağız.” diyen yapılanmaya “Kaderimiz bir.” diyen yapılanmaya çok öfkeli, niye? Sistemi reddediyor da ondan. Egemenler sistemin reddedilmesine tahammül edemezler, aha bu 300 milyonun kredi kartı müşterisi yapılması gibi bir zaruret vardır.

Cumhuriyet dediğimiz rejim arkadaşlar, bundan yaklaşık yüz yıl önce kendi zorunluluklarımıza yarattığımız imkânın adıdır. Siz bu zorunluluğu -bu toprakların hastalığıdır- bir iman hâline getirdiniz. Onun için, sadece yetiştirilme tarzı, eğitimi düşman ve dost, suçlu ve devlet konseptine göre konuşlanmış olan ordu ve polisle bu işi çözeceğinizi zannettiniz. Oysa -vakit oldukça konuşacağız- kökeninde böyle çok büyük bir mesele var. Büyüklüğü büyük ama bu iradenin üstünde değil, bu iradeden daha fazla değil. Bir kez gönlümüzü yatırsak, “Ya, biz ne yapabiliriz bu konuda?” desek, Meclis olarak inisiyatif alsak... Bir tek biz inisiyatif almadık. Aldıysa bu Meclis ve ben bilmiyorsam, birisi söylesin. Bu Meclis inisiyatif alırsa, yaylacı vekiller de buna dâhil olursa... Adnan Ağabey sana bir kere sataştım, hakkını kullanamadın, onun için sataşmam artık. Bir kez gönlümüzü buna yatırırsak bu sorunun bir haftalık ömrü vardır.

“Peki, niye bu meseleye, bu kadar bigâne kalınıyor?”un cevabı bizim tıpkı dünkü şike oylamasında olduğu gibi, kendi benliğimizi, vicdanımızı, kendi siyasi aklımızı seferber etme ihtiyacı hissetmememizden kaynaklanıyor.

Bakın, ne polise değindim ne askere değindim, hiç kimseye bir şey söylemedim. Bir tarihî konsept ortaya koymaya çalıştım sürenin elverdiğince.

Sözlerimi bitirirken bu işi güvenlikçilerin elinden alalım, Meclis olarak biz bu işe müdahil olalım diyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Önder.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Ben de size teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – AK PARTİ Grubu adına birinci konuşmacı Mehmet Doğan Kubat, İstanbul Milletvekili.

Süre beş dakikadır tüm konuşmacılar için.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Biz içmek için kullanıyoruz.

Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; 2012 yılı mali yılı bütçe tasarısı görüşmelerinin dördüncü turunda Adalet Bakanlığı bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kamu hizmeti olan adalet hizmetlerinin aksamadan ve gecikmeden işlemesi niteliğinin bir gereğidir zira geciken adalet, adalet değildir. Adalet hizmetlerinin etkili, verimli ve hızlı işlemediğinde görünürde şeklen bir adalet olsa da gerçekte, aslında bir adaletsizlik söz konusudur. Adalet ve yargı hizmetlerinin etkin ve verimli biçimde yürütülebilmesi için yargının bağımsızlık, tarafsızlık ve şeffaflığının tam olarak temini, mevzuat altyapısının güncelliğinin sağlanması, mahkemeler teşkilatının etkin biçimde oluşturulması, hâkim ve savcılarla yargı personeli altyapısının nitelik ve nicelik yönünden geliştirilmesi, bilgi teknolojilerinin tam olarak kullanılması, yargının mali kaynaklarının güçlendirilmesi, dava yığılmasının önlenmesi, uluslararası adli yardımlaşma sisteminin güçlendirilmesi, adli yardım sisteminin oluşturulması, sanık ve mağdur haklarının korunması, insancıl bir infaz sisteminin kurulması, icra ve iflas sisteminin etkinliğinin sağlanması, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin geliştirilmesi, hukuk eğitiminin güçlendirilmesi, avukatların yargısal iş ve işlemlere etkin katılımının da sağlanması gerekmektedir.

Bu hedeflere yönelik olarak geçmişte, İktidarımız döneminde -2001’de de gerçi yapılan anayasa değişikliği de buna katkı sağlamıştır- önemli yasal ve anayasal değişiklikler yapılmıştır ve şu an Adalet Bakanlığının 2009 yılında bütün yargı üst düzey kuruluşlarıyla, barolarla, üniversitelerle ve bütün ilgili kurumlarla istişareler ve tartışmalar sonucu hazırladığı Yargı Reformu Stratejisi ile 2010-2014 yıllarını kapsayan stratejik planda bu konularda, bu alanlardaki eksikliklerin de önümüzdeki kısa süre içerisinde tamamlanması hedeflenmiştir.

Değerli milletvekilleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin başlangıcında insan hakları ile temel özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesinin dünyada barış ve adaletin temelini oluşturduğu, bu hak ve özgürlüklerin sağlanıp korunabilmesinin ise her şeyden önce gerçek demokratik bir siyasal rejimin varlığı, öte yandan insan hakları konusunda üyelerin ortak bir anlayış ve ortaklığa saygı esasına bağlı olduğu belirtilmiştir. Bu anlayış, esasen bizim kültürümüzde “Adalet mülkün temelidir.” anlayışının da bir ifadesidir aslında yani adalet, devlet ve toplum düzeninin temelidir, hukuk devletinin özüdür. Yasa koyucunun temel görevi de adaleti gözeten hukuku oluşturmaktır.

Alman hukukçu G. Radbruch “Hukuk adalete hizmetle yükümlü bir düzen ve düzenlemeden başka bir şey olarak asla tanımlanamaz.” demektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de hukuk devletinin tanımında, hukuk devletinin bir unsuru olarak her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup, bunu geliştirerek sürdüren devlet olarak tanımlamıştır.

Değerli milletvekilleri, hukuk devletinin öncelikle eşitlik ve adaleti esas alan bir yapılanmayı öngördüğü kuşkusuzdur. Yasa koyucu hukuk devletinin bu niteliklerini yaşama geçirmekle yükümlüdür. Bu bağlamda, hukuk devletinde yasa koyucu yalnız yasaların Anayasa’ya değil, evrensel hukuk ilkelerine uygun olmasını da sağlamakla yükümlüdür. Temel hak ve özgürlüklerin anayasal güvencelere bağlanmasının yanı sıra bunların etkin ve amacına uygun olarak kullanılmasını sağlayacak olanakların geliştirilmesi de hukuk devletinin bir gereğidir.

Nitekim ülkemizde Kopenhag Siyasi Kriterleri çerçevesinde demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanında son yıllarda çok önemli reformlar yapılmıştır. En son 2010 12 Eylül referandumuyla, Anayasa’da pozitif ayrımcılıktan çocuk haklarına, sendikal özgürlüklerin genişletilmesinden Kamu Denetçiliği Kurumunun kurulmasına, askerî yargının görev alanının daraltılmasına, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruya, YAŞ ve HSYK kararlarına yargı yolunun açılması, HSYK ve Anayasa Mahkemesinin yapılarının değiştirilmesi, daha demokratik usuller oluşturulmasına yönelik adımlar atılmıştır.

Adalet, hak ve hukuku gözeterek insancıl duyguları rahatlatan soyut ve evrensel bir kavramdır. Hakların çiğnenmemesi, haklıya hakkının teslimini gerekli kılar. Adaleti sağlamakla görevli bilinen yargı gücünün bağımsızlığı da bu anlamda önemlidir. Yapılan reformlarla yargının bağımsızlığı noktasında çok ciddi garantiler getirilmiştir, yargı bağımsızlığı adil yargılanmanın temel unsuru olarak anayasal düzeyde garanti altına alınmıştır.

Sürem yetmediği için hepinizi saygıyla selamlıyor, bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kubat.

AK PARTİ Grubu adına Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Adalet Bakanlığı bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum.

3 Kasım 2002 öncesinde her şeyi geriden izleyen, kendisinin üretip devletleştirdiği yazılı hukuka göre milletiyle mahkemelerinde sürtüşen, millete güvenmeyen, hep içe doğru patlayan, yayılan, genişleyen, hastalık irisi hantal bir devlet vardı. Artık dünya dünkü dünya, Türkiye ise dünkü Türkiye değildir. Dünya küçülürken büyüyen yepyeni bir Türkiye vardır. Artık demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, adaleti arzulayan bir millet var ve bu talebe cevap veren güçlü bir AK PARTİ Hükûmeti var.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yıl 1936, İktisat Vekili Celal Bayar bütçe konuşmasında diyor ki: “Hükûmet binaları perişan, adliye binaları perişan, ben burada çalışanların muhakemesini kaybedeceklerinden korkuyorum.” Altmış dört yıl sonra, Yargıtay Başkanı 2000 yılında yaptığı konuşmada, kendisine gelen bir mektuba atfen diyor ki: “Bir hâkim mektubunda ‘Ben bir yıl önce çürük raporu verilen adliye binasında duruşma yapıyorum, tavandan yağmurlar yağıyor ve kovalar duruyor -böyle bir ortamda duruşma yapıyor- ancak bu adliyede görev yapmaktan bile… Mesleğimi çok seviyorum.’ diyor.” Bugün ise, 145 modern adliye binası tamamlanmış, cumhuriyet tarihinde yapılanların 5 misli adliye binası yapılmış, toplam kapalı alan…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Çüş!

RAMAZAN CAN (Devamla) - Sayın Başkanım “çüş” diye bir hitap geldi.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Cumhuriyet tarihiyle uğraşılmaz bu Mecliste. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) 

BAŞKAN – Hangi sayın milletvekili söylediyse lütfen gelsin burada özür dilesin. Lütfen…

Hiç yakışıyor mu şu Meclisin mehabetine!

Aynı açık yüreklilikle ortaya çıksın “Ben söyledim.” desin ve özür dilesin.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bu kürsüde konuşana “çüş” denmez.

BAŞKAN – Lütfen… (AK PARTİ sıralarından “Sayın Başkan, ceza verin.” sesleri)

Sayın Can, lütfen oturur musunuz.

Sayın milletvekili…

Hangi milletvekiliyse açık yüreklilikle çıksın ortaya ve özür dilesin.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Benim, ben.

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Geliyorum.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Özür dile.

BAŞKAN – Lütfen ama…

 

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’a konuşması sırasında attığı laf nedeniyle kastını aştığına ve sözünü geri aldığına ilişkin açıklaması

 

 

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Parlamento…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Yuh be!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Kim o “Yuh” diyen?

BAŞKAN – Hayret bir şey! Hayret bir şey!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Parlamento, cumhuriyet tarihiyle hiç bu dönemki kadar uğraşmadı.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne alakası var?

ENGİN ALTAY (Devamla) - Sizin bu cumhuriyet tarihiyle, sizin bu cumhuriyet tarihiyle derdiniz nedir bilmiyorum.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Özür dile!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Otur, konuşma sen!

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Özür dile!

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bir milletvekilinin, bir milletvekilinin…

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri, dinleyeceğim özrünü. Bir saniye…

Buyurun.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bir milletvekilinin bu kürsüye gelip “Cumhuriyet tarihinde yapılanların 5 katı kadar adliye binası yaptık.” ifadesi benim garipsediğim bir ifadedir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Doğru.

BAŞKAN – Bir saniye…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Doğru… Niye dokunuyor?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Doğru da değildir. Sarf ettiğim kelime kastı aşmış olabilir…

BAŞKAN – Lütfen özür dileyin Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Devamla) – …ama bir AKP milletvekilinin her vesileyle bu kürsüye gelip cumhuriyet tarihiyle uğraşmalarını da kınıyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen Sayın Altay, lütfen…

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Böyle bir şey olmaz efendim! Özür dilesin!

BAŞKAN – Sayın İnce, Sayın İnce, lütfen… Özür dileyecek Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Başkanım, kastı aştığımı söyledim ya!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, lütfen milletvekili özür dilesin.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, özür dilesin!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Kastı aştığımı söyledim. Daha ne söyleyeceğim?

BAŞKAN -  Hayır, kullandığınız kelimeden dolayı özür dileyeceksiniz Sayın Altay. Lütfen ama…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Özür dile!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, bana bir söz verir misiniz?

BAŞKAN – Lütfen… Özür dileyeceksiniz Sayın Altay, lütfen.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Tekrar altını çiziyorum: Bu kürsüde cumhuriyet tarihiyle uğraşılmasına tahammül edemiyorum.

BAŞKAN – Sayın Altay, o ayrı bir konu.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Tahammül edemiyorum kardeşim.

Söylediğim kelime kastı aşmıştır; geri alıyorum.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Böyle terbiyesizlik olur mu? Özür dile!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sana mı soracağım be!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye...

ENGİN ALTAY (Sinop) – Uğraşmayın bu cumhuriyet tarihiyle daha fazla.

BAŞKAN - Buyurun Sayın İnce, yerinizden lütfen.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kürsüden…

BAŞKAN – Hayır, oradan, kürsüden yer verecek bir konu yok sizinle ilgili. Yerinizden söz veriyorum; oturun lütfen.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, özür dilesin. “Sahte cumhuriyetçiler” diyemez. Arkadaşımıza “sahte cumhuriyetçi” diyemez. Lütfen aynı tavrı göstermenizi istirham ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, konuşamıyorum. Süremi yeniden başlatın.

BAŞKAN – Anlaşılıyor, buyurun.

Sayın milletvekilleri, lütfen…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Lütfen Başkanım bu olaya müdahale edin. Olacak şey değil bu!

BAŞKAN – Söylediğini anlamadım Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, lütfen… Bu olacak iş değil.

BAŞKAN - Tutanakları getirtip, aynı şeyi yaptıysa özür dilettiririm.

Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Değerli arkadaşlarım… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler) Bir dakika oturur musunuz. Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri, Refik Bey, Refik Bey… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.06

 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.12

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Mustafa HAMARAT (Ordu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi dördüncü tur görüşmelerine devam edeceğiz ancak Sayın İnce’nin bir söz talebi vardı.

Buyurun Sayın İnce.

 

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, konuşan hatiplerin “cumhuriyet dönemiyle hesaplaşma derdine” girmemeleri ve 2012 bütçesini tartışmaları gerektiğine ilişkin açıklaması

 

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, biz burada 2012 bütçesini görüşüyoruz, cumhuriyet tarihi bütçesini görüşmüyoruz. Cumhuriyet tarihi ile sadece asker kaçaklarının torunlarının hesabı olabilir, başka kimin hesabı olabilir? 1923 bütçesinde devletin 10 lira parası varsa Osmanlıdan kalan borç 70 liradır, bütçenin 7 katıdır. Bu insanlar yokluklarla Sümerbank’ı, Etibank’ı yapmışlar, demir yollarını kurmuşlar, modern bir cumhuriyet yaratmışlar. Onlara dua edelim, şükredelim, teşekkür edelim. Biz şimdi 2012 bütçesini tartışalım. İkide birde her kürsüye çıkan cumhuriyet dönemiyle hesaplaşma derdine girerse insanlar ağır tahrik altına girer ve bazen de şık olmayan sözler ağzından kaçabilir. Bundan vazgeçelim ve biz 2012 bütçesini tartışalım diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Yalnız, lütfen sözle ilgili de iki kelime edin Sayın İnce. Yani burada söylenecek söz değil. Lütfen, arkadaşınız Sayın Milletvekili özür dilemedi hiç olmazsa siz dileyin. Bu büyüklüktür, bu erdemdir.

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Sözünü geri aldı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, sözünü geri aldı.

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri…

Lütfen Sayın Tanal, oturunuz yerinize. Grup Başkan Vekiliniz konuşuyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.

Sayın Arkadaşım, Değerli Milletvekilimiz sözünü geri aldığını söyledi. Dolayısıyla, ben cumhuriyet dönemi…

BAŞKAN – Sayın İnce, anlaşıldı.

Teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir dakika, bir dakika… Bir dakika Sayın Başkanım, bir dakika…

Arkadaşım çıksın “Ben cumhuriyet tarihine yanlış bir şey söylediysem özür dilerim.” desin, hemen ben de çıkayım Engin Altay adına özür dileyeyim; söz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Hayır efendim, hayır.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünal.

 

6.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, cumhuriyetle bir sorunu olmadıklarına ilişkin açıklaması

 

 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyet tarihi hiç kimsenin tekelinde değildir. Hepimiz cumhuriyetin çocuklarıyız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve bir siyasi parti, cumhuriyeti tekeline alamaz ve maalesef, 2011 seçim beyannamesinde Cumhuriyet Halk Partisinin “Biz cumhuriyeti kurduk ve egemenliği millete verdik.” ifadesi şunu açık bir şekilde ortaya koyuyor. Arkadaşlar, şundan vazgeçin: Biz, hepimiz cumhuriyetin çocuklarıyız. Bizim, cumhuriyetle bir sorunumuz yok ama maalesef cumhuriyetin Cumhuriyet Halk Partisi diye bir sorunu var ve artık bunu buradan çıkmak zorundayız.

Biz burada konuşurken bir kıyas yapıyoruz, diyoruz ki; şu, şu, şu tarihlerde şu kadar şu olmuştur, bizim dönemimizde de bu olmuştur. Bizim ne Osmanlı’yla ne cumhuriyetle ne dünle ne bugünle hiçbir sorunumuz yok ve bu Mecliste de böyle ifadeler bugüne kadar kullanılmamıştır, zeka eseri olan hicivler belki olmuştur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ünal.

 

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S. Sayısı: 88) (Devam)

 

İ) ADALET BAKANLIĞI (Devam)

1.-   Adalet Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-   Adalet Bakanlığı2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU (Devam)

1.-   Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim

        Bütçesi 

2.-   Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin

        Hesabı

 

K) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU (Devam)

1.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

M) İÇİŞLERİ  BAKANLIĞI (Devam)

1.- İçişleri Bakanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- İçişleri Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

N)  EMNİYET  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1.- Jandarma Genel Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Jandarma Genel Komutanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

BAŞKAN – Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Benim cumhuriyetle hiçbir problemim yok, mukayese etmek açısından söyledim bunları. Cumhuriyete saygım var, hele demokrasiyle taçlandırılan cumhuriyetin başım üstünde yeri var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demokrasinin biricik sigortası yine ve ille de demokrasidir. Demokraside hukuk, adalet süzgecinden, devlet de adil hukuk süzgecinden geçirilirse ortaya hukukun üstünlüğü çıkar. Hukukun idesi de adalettir. Hukukun kimliği, adaletin muhtevası evrenseldir, ülkelere göre değişmez. Hukuk kurumsal adalettir. Demokraside devletin dokunduğu her şey hukuka dönüşmelidir. Devlet, çok hukuk az devlet formülünde hukukun üstünlüğünü yaşama geçirirse devleşmez ama gerçek devlet olur. Devlet hukuka saygılı olduğu oranda, hukuk da insanları özgürleştiği oranda güç kazanır. Hukuku demokrasilerde milletin kendisi veya temsilcileri düzenler, yürütme uygular, yargı da denetimi yapar. Denetimi yapan yargının bağımsız ve tarafsız olması gerekir. Hukukta kimse kendi kendisinin yargıcı olamaz. Bağımsız ve tarafsız yargı, yasama ve yürütme ayrılığının en önemli teminatıdır. Türk geleneğinde yargının bağımsızlığı hep tartışma konusu olmuştur. Nitekim yüzyıllar önce Serasker Bedrettin “Divan bağımsız, hüküm yasal olmalıdır” demiştir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; maalesef siyasete bulanmış ya da politize olmuş, adaleti siyaset terazisinde tarttığı izlenimini uyandıran yargı, Cumhurbaşkanlığı seçiminde 367 ucubesini icat etmiştir. Gazete kupürlerinden iktidar partisine kapatma davası ikame eden bir Yargıtay Başsavcısı, şekilden esasa girerek kendi Anayasa’sını ihlal eden Anayasa yargısı siyasetin ta göbeğine düşmüştür.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kara Avrupası ve özellikle Fransa’dan etkilenen ülkemizde devlet merkezli cumhuriyet rejimi vardır, devlet her yerde hazır ve nazırdır. Bu ülkelerde hukuku üreten temel güç devlettir. O yüzden hukuk hep devletten yanadır, hukuk taraftır, bu nedenle özel hukuk-kamu hukuku ayrımı çıkmıştır. Burada hukuk edilgen, devlet etkendir, vesayetçi devletin yukarıdan aşağıya tanzim ettiği bir anayasa vardır. Bu anayasayla devlet sınırlanmak istenmişse de bu mümkün değildir. Her ne suretle olursa olsun hukuk ve adalet hiçbir zaman hiçbir nedenle hikmeti hükûmete kurban edilmemelidir. İşte, bu nedenlerle AK PARTİ hükûmetleri güven veren bir adalet sistemini ve insan haklarına dayalı, hukukun üstünlüğüne inanan, çağdaş ve eksiksiz tam demokrasiyi inşa ediyor.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; artık Türkiye’de, Türkiye'nin en ücra ve en ıssız köşelerine kadar en ucuz, en hızlı adaleti dağıtan, kürsülerinde siyaseti değil, hukuku referans alan, yasalara ve Anayasa’ya, hukukun genel ilkelerine, AİHM kararlarına bağlı, tarafsız, tam bağımsız, hukukun üstünlüğüne inanan, kürsüye çıkarken ideolojisini mahkemenin eşiğinde bırakan hâkimler vardır, var olacaktır. Artık Türkiye’de darbeciler karşısında postala selam çakan, brifing alan, “Vicdanımız ile cüzdanımız arasında sıkıştık.” diyen, kendi Anayasa’sını kendi ihlal eden yüksek anayasa yargıcı da yoktur. Artık Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı seçiminde siyasetin göbeğine düşmüş, 367 ucubesine imza atan Yüksek Mahkeme yargıcı da yoktur. Artık Türkiye’de hukuk var, adalet var, tam bağımsız ve tarafsız yargı var. Artık Türkiye’de milletin iradesine, siyasetin vatandaşla yapılmasına engel oluşturan, sivil iradeye baskı kuran, her türlü apoletli anlayışa, sivil postalcılara, muhtıracılara karşı duran, meydan okuyan bir milletin iktidarı AK PARTİ var.

Artık Türkiye değişmiştir. Artık Türkiye’yi yöneten…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAMAZAN CAN (Devamla) – Hayırlı uğurlu olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Can.

AK PARTİ Grubu adına üçüncü konuşmacı Fehmi Küpçü, Bolu Milletvekili.

Buyurun Sayın Küpçü. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FEHMİ KÜPÇÜ (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 mali yılı bütçesinin Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu bütçesi üzerinde grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Günümüz infaz anlayışı suç işleyen kişilerin rehabilitasyonunu sağlayarak yeniden suç işlemelerinin önlenmesi ve topluma kazandırılması temeli üzerine inşa edilmiş, aynı zamanda “onarıcı adalet” kapsamında mağdurun zararının giderilmesi ve mağdura destek olunmasında önem arz etmektedir. Bu kapsamda Adalet Bakanlığınca ceza infaz kurumları ile denetimli serbestlik ve yardım merkezli şube müdürlüklerinde, suç işleyen kişilerin eğitilmesi ve rehabilitasyonu yönünde yoğun çalışılmaktadır.

Bugün itibarıyla 371 ceza infaz kurumunda toplam 127.510 kişi bulunmakta, buna karşılık infaz hizmetlerinde 37 bin personel bulunmaktadır. Bu kapsamda son on yılda çağdaş infaz anlayışına uygun olarak 68 ceza infaz kurumu hizmete girmiştir. Ayrıca, 2012 yılından 2016 yılına kadar da 24 ceza infaz kurumu hizmete girecektir. Yine yeni bütçe kanununda son yıllardaki en yüksek sayıda olan ve ihtiyaç duyulan ring aracı alımı da yer almaktadır.

Ceza infaz kurumlarında yürütülen eğitim ve iyileştirme çalışmalarının etkin bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için son iki yıl içerisinde 11.255 personel alımı yapılmış, 2012 yılının ilk yarısında da yaklaşık 6 bin personel alımı yapılacaktır.

Değerli milletvekilleri, personel sayısının yeterliliğinin sağlanmasının yanında eğitime de önem verilmiş, son beş yılda takribî 50 bin personel, yine 2012 yılında da yaklaşık 10 bin personelin eğitimi planlanmıştır.

Yeniden suç işlemenin önlenmesi ve topluma kazandırmada en önemli araç eğitim ve iyileştirmedir. Sadece 2010  yılında toplam 30.850, ilköğretimden üniversite seviyesine kadar eğitime devam etmiş ve KPSS’den TUS sınavına kadar değişik alanlarda birçok sınavlara hükümlü ve tutuklular girmiştir.

Rehabilitasyon çalışmaları kapsamında yapılan bu faaliyetlere ilave olarak sivil toplum desteğinden istifade edilmiş ve bu kapsamda 2010 yılında yirmi dört sivil toplum örgütüyle sportif, sosyal, kültürel, iş ve meslek alanlarında çeşitli faaliyetler gerçekleştirilmiştir.

Ceza infaz kurumlarında yürütülen infaz hizmetleri kapsamında, başta bakanlıklarımız olmak üzere, birçok kurum ve kuruluşla çok sayıda protokol imzalanmış; Sincan, Silivri, Maltepe ceza infaz kurumları kampüsleri bünyesinde semt poliklinikleri açılmış; diğer ceza infaz kurumlarında da belirli süreler dahilinde doktor ve diş hekimi görevlendirilerek aile hekimliği sistemine geçilmiştir.

Hükümlü ve tutukluların meslek ve sanatlarını koruyup geliştirmek veya bir meslek ve sanat öğrenerek, atıl durumdaki iş gücünün ülke ekonomisine dâhil edilerek katma değer yaratmak, hükümlü ve tutukluların kendilerini değerli hissetmelerini sağlamak amacıyla da toplam 216 ceza infaz kurumunda iş yurdu müdürlüğü bulunmaktadır.

İş yurtlarında yılda ortalama 6.426 hükümlü sürekli sigortalı, 14.012 hükümlü ise kısmi zamanlı sigortalı olarak çalışmaktadır.

İnfaz hizmetlerinin geliştirilmesi amacıyla uluslararası projelere önem verilmekte ve bütçesi 2010 yılı itibarıyla 9 milyon 300 bin euro olan üç ayrı proje yürütülmektedir. Yine, 2012 yılına ve çocuklara yönelik 3 milyon 750 bin euro bütçeli bir proje de başlayacaktır.

Tabii, yeri gelmişken, bu konuyla bağlantılı olarak, benim de seçim çevrem olan Bolu ilinde T tipi cezaevi yapımına başlanmış, inşallah 20 Haziran 2012 tarihinde bitecektir. Tabii, bu vesileyle, 2012 yılında bu taşıma süreci tamamlanırken de hem aziz milletimizle hem Bolulu hemşehrilerimizle paylaşmak muradıyla, mevcut cezaevi, metruk durumda olan cezaevi de inşallah taşınacak; şu an Adalet Bakanlığımız bünyesinde projeleri çizilmiş adalet binamız da mevcut, şehir içerisindeki, yine Bolu’nun otantiğine, kültürel ve tarihî dokusuna yakışır bir şekilde yeni adalet sarayının yapımına da inşallah önümüzdeki süre içerisinde başlanacaktır.

Ben bu vesileyle, Uşak Cezaevine giren bir zamanlar, on günlük mal beyanı hapsinden şu an gelinen noktaya netice itibarıyla dikkatinizi çekmek istiyorum.

Dolayısıyla bu vesileyle, ben bütçenin bu milletin birlik ve beraberliğine, kardeşlik hukukuna ve bu ülke insanlarına umutlar yeşertmesini yürekten murat ediyor, hepinizi bu vesileyle tekraren saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Küpçü.

AK PARTİ Grubu adına dördüncü konuşmacı Ali Aşlık, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Aşlık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ AŞLIK (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Adalet Akademisinin bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

“Gecikmiş adalet adalet değildir.” anlayışıyla birçok alanda reformlar, iyileştirmeler yaptık. Adliyeleri güneş görmeyen zemin katlardan alıp adalet saraylarına taşıdık. Toplumun ihtiyaçlarını karşılayamayan birçok temel kanunu yeniledik, ihtiyaçlara cevap verir hâle getirdik.

Fiziki yargı reformu çalışmalarının yanında, uygulayıcılardan kaynaklanan sorunları minimize etmek adına yıllardır konuşulan fakat bir türlü hayata geçirilemeyen Türkiye Adalet Akademisi Kanunu’nu çıkardık. 23/7/2003 tarihinde 4954 sayılı Yasa’yla idari, mali ve bilimsel özerkliği olan Adalet Akademisini kurduk.

Değerli milletvekilleri, iyi yasa yapmak yetmez, iyi uygulayıcılara ihtiyaç vardır. Kötü bir yasa iyi uygulayıcılar elinde güzel neticeler verebileceği gibi, iyi bir yasa kötü uygulayıcılar elinde sağlıklı olmayan neticeler verebilir. Yani insan unsuru diğer unsurlardan daha önemlidir. İnsan unsurunun daha verimli çalışması adına Türkiye Adalet Akademisi kurulmuştur; 25.424 metrekaresi kapalı, 109.587 metrekaresi açık alan olmak üzere Etlik Dışkapı’da 135 bin metrekare alana kurulmuştur. Bu çerçevede, kurulduğundan bu yana 18.211 katılımcıyı eğitimden geçirmiştir. 278 hâkim ve savcı, farklı üniversiteler ile yapılan anlaşma gereğince yabancı dil eğitimi almıştır. Türkiye Adalet Akademisi sayesinde hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim çalışmalarının sayısı artırılmıştır. Yargı mensuplarının uluslararası eğitim almalarının, yabancı dil öğrenmelerinin ve akademik kariyer yapmalarının önü açılmıştır. Bu çalışmalar sayesinde yargı mensuplarının uluslararası kurumlarda görev alması sağlanmış olup her geçen gün sayıları artmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Adalet Akademisinde yetişen üst düzey yargı mensupları milletin önünü tıkayacak hiçbir kararın altına imza atmayacakları gibi, millete zarar verecek hiçbir baskıya boyun eğmeyeceklerdir yani millet adına vicdanlarının gereğini yerine getireceklerdir. Diğer iyileştirmelerle birlikte Adalet Akademisinde yetişen yargı mensuplarının milletin adalete olan güvenini pekiştirmeye katkı sağlayacakları açıktır. Yapageldiğimiz iyileştirmeler tamamen hayata geçtiğinde toplumun bütün kesimleri “İşte benim yargım.” diyecek duruma geleceklerdir.

Değerli milletvekilleri, yargıçlar karar verirlerken “Türk milleti adına” diye karar verirler. Fakat bizden önceki süreçlerde, bu, çoğu zaman devlet adına karar verilmiştir ve hâkimlerimiz dünyayı doğru okuyamadıkları için milletin önünü birçok hususta kesmişlerdir. Rahmetli Özal zamanında yapılan özelleştirmeler yüksek yargıca kesilmemiş olsaydı bugün Türkiye’nin dış borcu olmayacaktı belki, belki işsizlik sıfır olacaktı.

Onun için, yargıda eğitim çok önemlidir. Ben, 2003’te bu kanunu çıkaran bütün arkadaşlara teşekkür etmek istiyorum ve burada Adalet Akademisi Başkanımız var. Bundan sonraki süreçte de dünyayı doğru okuyan, toplumun vicdanına hitap eden, toplumun vicdanını kucaklayan insanlar yetiştirmelerini talep ediyor, sayın Meclisimize  saygılar sunuyorum. Hayırlı olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aşlık.

AK PARTİ Grubu adına beşinci konuşmacı Yusuf Başer, Yozgat Milletvekili.

Buyurun Sayın Başer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YUSUF BAŞER (Yozgat) - Sayın Başkan değerli milletvekilleri; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi  saygıyla selamlıyorum.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı, tarafsızlığı ve hâkimlik teminatı esasına göre kurulan ve görev yapan anayasal bir kurumdur. Anayasa’nın 159’uncu maddesinde düzenlenen ve teminat altına alınan hâkim ve savcılar, geçmişte tam manasıyla bağımsız ve tarafsız olamamışlardı.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun önceki yapısı ve işleyişi ile ilgili gerek yargı camiasından ve gerekse bilimsel çevrelerden getirilen eleştiriler vardı:

Tarafsız, objektif ve şeffaf olmamaları,

Özel bütçe ve sekretaryasının olmaması,

İlk derece hâkim ve savcılar ile avukatların HSYK’da temsil edilmemeleri,

Kurul kararlarına karşı iç itiraz sisteminin olmayışı ve  yargı denetimine tamamen kapalı olması,

Hâkim ve savcıların denetlenmesinden sorumlu teftiş kurulunun ve müfettişlerin Adalet Bakanına bağlı olması,

Bakan ve Müsteşarın Kurulda etkin olması, Müsteşarın bulunmadığı toplantıların yapılmaması,

Kurulun Yargıtay ve Danıştay Genel Kurulunun kendi üyeleri arasından seçtikleri üyelerin Cumhurbaşkanınca  atanması ve üye  sayısının az olması. Yani birbirini doğuran, birbirini besleyen, dışa kapalı, kast sistemi mevcuttu.

Haklarında cezai ve hukuki işlemler yapıp kararlar verdiği, hâkim ve savcıların talep ve düşüncelerine duyarsız, demokratik meşruiyet temelinden yoksun bir yapılanma söz konusu idi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ olarak, Türkiye’de yargı bağımsızlığının, tarafsızlığının, hâkimlik teminatının ve hukuk devletinin güçlenmesinin yolunun Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu ve Anayasa Mahkemesinin yapısıyla ilgili rasyonel değişiklikler gerektirdiği düşüncesinde olduğumuz için milletimizin teveccühüyle bunları hayata geçirdik.

12 Eylül halk oylamasıyla birlikte Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu demokratik meşruiyet, şeffaf ve geniş tabanlı bir yapıya kavuşturulmuştur. Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunda ilk derece hâkimler ve savcılar ile avukatların temsili sağlanmıştır. Kendi içinde kapalı sistem değiştirilmiş, yargının temsil kabiliyeti artırılmıştır.

Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunun genel kurul ve üç daire olarak çalışması benimsenmiş, kendi sekreteryasına, kendi bağımsız bütçesine kavuşturulmuştur. Sadece bu bile hâkim ve savcıların bağımsızlığının teminatını biraz daha artırmıştır. [CHP sıralarından alkışlar(!)]

Meslekten çıkarma kararlarına karşı yargı yoluna gidilmiştir.

Hâkim ve savcıların denetlenmesinden sorumlu teftiş kurulu, Adalet Bakanından alınmış Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna verilmiştir.

Demokratik gereklere ve standartlara uygun bir şekilde meydana getirilmiş bulunan Kurul, kendi içinden seçilerek geldiği geniş tabanın, beklenti, sorun ve ihtiyaçlarına karşı daha duyarlı hâle gelmiştir. Bu husus kuvvetler ayrılığı bakımından da yargı erkinin bağımsızlığının en büyük teminatlarından birisidir.

Bakan ve müsteşarın Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda bulunması 22 üyeli bir kurulda bağımsızlığı ortadan kaldıracak bir etki meydana getirmeyecektir. Geçen bir yıllık uygulama içerisinde müsteşarın genel kurul toplantılarına birkaç defa katılması, Sayın Bakanın ise sadece ilk toplantı hariç, hiçbir toplantıya katılmamış olması ayrı bir demokratik nezaket olarak algılanmalıdır. [CHP sıralarından alkışlar(!)]

Hâkim ve savcılara tanınan teminat, gerçekte onların önünde adalet arayan 74 milyon insanın teminatıdır diye düşünüyoruz.

Yargı üzerinden siyaset yapmak ve bu şekilde muhataplarını yıpratmaya çalışmak, muhatap alınan siyasi partiden çok, bağımsız ve tarafsız Türk yargısının yıpranmasına neden olmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; halkın teveccühlerine itibar etmeyen partiler, her seçimde halkın teveccühüyle iktidara gelen AK PARTİ üzerinden, 11 bin hâkim ve savcının oyuyla seçilen Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu üyelerine ve onların seçmiş olduğu Yargıtay üyelerine ağır ithamda bulunuyorlar. Bilim adamlarının kendi başkanlarını seçmesini demokrasinin gereği olarak düşüneceksin, ardından da 11 bin hâkim ve savcının özgür iradeleriyle seçmiş olduğu hâkim ve savcılara ve Yargıtay üyelerine karşı çıkacaksın. AK PARTİ olarak bizim literatürümüzde kadrolaşma yoktur. [CHP sıralarından alkışlar(!)]

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ olarak temel hedefimiz, hiç kimsenin emrinde, hizmetinde olmayan, hukuku, hukukun temel ilkelerini, hukukun evrensel kurallarını ve hukukun üstünlüğünü benimsemiş olan insanların bağımsız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUSUF BAŞER (Devamla) – …bağlantısız, hiç kimsenin emrinde olmayan yargının oluşturulmasıdır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Başer.

AK PARTİ Grubu adına 6’ncı konuşmacı Feyzullah Kıyıklık, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Kıyıklık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli üyeler; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Aslında bir konuşma hazırlamıştım ama hazırladığım konuşmayı konuşmak istemiyorum. Niye biliyor musunuz? Biz iyi bir araç sürücüsüyüz. Başbakanımızdan bakanlarımıza kadar, milletvekillerimizden belediye başkanlarımıza kadar gerçekten çok güzel araç kullanıyoruz. Araç kullanırken biz hep öne doğru bakıyoruz, ileriye doğru bakıyoruz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – 4x4 mü?

FEYZULLAH KIYIKLIK (Devamla) – Kaç olursa olsun, bizim için fark etmiyor, o sizin için fark eder.

OKTAY VURAL (İzmir) – Porsche, Porsche!

FEYZULLAH KIYIKLIK (Devamla) – Evet, hep ileriye bakıyoruz ama arada sırada dikiz aynasından baktığımız zaman da gördüğümüz şeyler maalesef hiç güzel şeyler değil.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hayal görüyorsunuz.

FEYZULLAH KIYIKLIK (Devamla) – Yanımızdakine diyoruz ki ya bunlar da ne kadar berbat şeyler görünüyor arkadan. Müsaade edin de dikiz aynasına bakalım çünkü geriyi de gözetlemek gerekiyor. Baktığımız zaman da yıkıntılarınızı görüyoruz. Suç bizim değil ki! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, bakın, aslında ben ne isterdim biliyor musunuz? Çok iyi rakipler isterdim. Rakipler insanı kuvvetlendirir. Güreş yapanlar çok iyi bilirler, ne kadar kuvvetli biriyle güreş yaparsanız o kadar siz ustalıkta ilerlersiniz ama maalesef rakip yok. Ele bile gelmiyor. Gelmeyince de biz ne yapıyoruz? Biz de bu sefer kendi… (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Çatlaklar mı çıkıyor?

FEYZULLAH KIYIKLIK (Devamla) – Hayır efendim.

Kendi örf ve âdetlerimize dönüyoruz ve orada bakıyoruz ki bize örnek aldığımız Peygamberimiz diyor ki: “İki anı birbirine eşit olan aldanmıştır. İki asrı birbirine eşit olan aldanmıştır. İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır.” Onun için hiç üzülmeyin, şimdi ben kıyaslar yaparken kendi kendimizle kıyaslayacağım çünkü sizinle kıyaslayınca sıkıntı doğuyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne kadar çok büyümüşsünüz yahu! Ne kadar enaniyetiniz yüksek yahu!

FEYZULLAH KIYIKLIK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, siz şimdiye kadar hiç bir başbakanın, bir bakanın kaymakamlarını, valilerini toplayıp da…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sen bu tarafa bak, bize niye…

FEYZULLAH KIYIKLIK (Devamla) – Yok, hayır efendim, size söylemek istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen kendine söyle, boşver!

FEYZULLAH KIYIKLIK (Devamla) –…“Arkadaşlar, biz sizi makamlarınızda oturmak için değil, sokak sokak, cadde cadde, köy köy, kasaba kasaba gezin…” (MHP sıralarından gürültüler)

FARUK BAL (Konya) – AKP’ye oy toplayın!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kömür kamyonuyla kömür dağıtan vali istiyorsunuz siz!

FEYZULLAH KIYIKLIK (Devamla) – “…oradaki fakirleri fukaraları, işsizleri, sanatkârları, iş arayanları bulun ve dertlerine deva olun.” diyor. Şu anda bizim kaymakamlıklarımız, valiliklerimiz, arkadaşlar, meslek kursları açmakla, insanları eğitmekle, kendileri eğitilmekle meşguller. Ne kadar güzel bir şey. Türkiye'de çok şeyler değişti. Siz, tabii, birçok şeyin farkına varmıyorsunuz. Bu da normaldir. Normaldir çünkü siz hep arkanıza bakıyorsunuz, önünüze baksanız bizi göreceksiniz, önünüze baksanız bizi göreceksiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sola bakıyoruz biz sola!

FEYZULLAH KIYIKLIK (Devamla) – Önünüze bakın biraz ne olur! En azından örnek almak için, hiç olmazsa sizin 2050’lerde, 2060’larda yüzde 25’leri aşabilmeniz için. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Samimi olarak söylüyorum. Bakın, bizim Başbakanımız 2023’ü hedefledi. Yalnız arkadaşlar, ben dikiz aynasından bir yere bakacağım. Belediye Başkanıydım. Bir büyükşehir belediye başkanımız vardı, 2050’yi hedef olarak gösterdi. Ne diye biliyor musunuz? Arkadaşlar, planladık, programladık “İstanbul’un su meselesini 2050’de bitireceğiz.” demişti. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ama 94’te İstanbul’a bir adam geldi, şu anda Başbakanınız. Onu çok iyi izleyin. Arkadaşlar… (AK PARTİ sıralarından “adam gibi adam” sesleri) Evet, adam gibi adam. 2050 değil, 1995’te işi bitirdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, biz Türkiye’de çok güzel şeyler yapıyoruz. Eksiklerimiz olabilir, hatalarımız olabilir. Gidin, valilikleri, kaymakamlıkları şimdi gezin. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

HASAN ÖREN (Manisa) – Buzdolabı dağıtıyor valilikleriniz!

FEYZULLAH KIYIKLIK (Devamla) – Emniyeti şimdi gezin. Orada emniyetin nasıl çalıştığını, halkın emniyete giderken nasıl, hiç korkmadan gittiğini, gidip çok rahat geri çıktığını görün, görün ne olur. Biraz etrafı gezin. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen…

FEYZULLAH KIYIKLIK (Devamla) – Ben, arkadaşlar, iktidara…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FEYZULLAH KIYIKLIK (Devamla) – Ama en azından…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kıyıklık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FEYZULLAH KIYIKLIK (Devamla) – Bizim emniyetimiz, valiliklerimiz, kaymakamlıklarımız… (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Kıyıklık, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Salim Uslu’yu çağırın!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Salim Uslu, Salim Uslu! Salim Uslu geliyor.

FEYZULLAH KIYIKLIK (Devamla) – …Sahil Güvenliğimiz çok güzel çalışıyor. Niye biliyor musunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye? Niye?

BAŞKAN – Sayın Kıyıklık, teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Salim Uslu geliyor, Salim Uslu geliyor!

OKTAY VURAL (İzmir) – Anlatın, anlatın, dinliyoruz. Devam, devam…

BAŞKAN – Sayın Kıyıklık, lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, idare amirleri göreve!

BAŞKAN – Ne yapmam gerekiyor? Her sayın milletvekili yapıyor. Söyledim yani.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İdare amirini çağırın.

OKTAY VURAL (İzmir) - Anlatsın, anlatsın. Devam edin.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Geldi, geldi, Salim Uslu geldi.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 21.43

 

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, milletvekilleri kürsüden ayrılmazsa ara vermeniz güzel bir yöntem, yani hatırlamanıza sevindim.

BAŞKAN - Şimdi dördüncü tur üzerinde söz sırası, AK PARTİ Grubu adına Hüseyin Bürge, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Bürge. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı İçişleri Bakanlığı bütçe görüşmeleri dolayısıyla AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Konu İçişleri Bakanlığı olunca, polislerimizden, askerlerimizden, ayrıca öğretmenlerimizden bu vatan uğruna can vermiş şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığımız, Anayasa ve yasalarımıza uygun olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, güvenlik ve asayişi, kamu düzeni ve genel ahlakı, Anayasa’mızda yazılı hak ve hürriyetleri korumak, suç işlenmesini önlemek ve suçluları takip etmek, yakalamak, her türlü terörle, kaçakçılıkla ve organize suçlarla mücadele etmek durumundadır.

Sayın milletvekilleri, mahallin en büyük mülki idare amiri olan vali ve kaymakamlarımız aracılığıyla il ve ilçelerdeki belediyeler, belediye başkanları, kamu kurum ve kuruluşlarının koordinasyon içinde devlet hizmetlerini yerine getirmelerini sağlama durumundadırlar.

Tarihten bahsedince muhalefetin kızacağını, bağıracağını hesaba katarak, fi tarihinde Türkiye nüfusunun yüzde 85’i köylerde, yüzde 15’i şehirlerde yaşamakta iken günümüzde nüfusun yüzde 83,5’i belediye sınırları içerisinde, yüzde 16,5’i ise belediye sınırları dışında, yani köylerde yaşamaktadır. Bu, Türkiye’deki büyük bir değişimin ve dönüşümün göstergesidir.

Bu değişime bağlı olarak AK PARTİ İktidarlarıyla birlikte Türkiye’de kamu yönetiminde kapsamlı bir reform çalışması başlatılmış ve bu çalışmalar kapsamında -uzun yıllar belediye başkanlığı yapmış bir milletvekili olarak- yerelleşme adına bu yüce çatının altında yerel yönetimlere, yani valilerimize, kaymakamlarımıza işinin kolaylaşması, vatandaşa ulaşabilmesi adına 5216, 5393, 5302, 5355, 5779 sayılı kanunlarla yerelin, yani bu yasal düzenlemelerle demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hak ve özgürlüklerine önem verme, katılımcılık ve sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği ön plana çıkmıştır; saydamlık, açıklık, hesap verme sorumluluğu, yerinden yönetim, yetki devri ve yerindelik prensipleri esas olmuştur. Özetle, mahallî idareler alanında yapılan bu değişikliklerle hem bu alanı düzenleyen temel mevzuat çağdaş esaslara göre yenilenmiş hem de mahallî idare sistemimizin uluslararası normlara ve özellikle de Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na uyumu sağlanmıştır.

Saygıdeğer milletvekilleri, İçişleri Bakanlığımızın AK PARTİ’nin markasına, AK PARTİ İktidarı markasına uygun olan KÖYDES Projesi için benim bir beş dakika konuşmam lazım. BELDES için konuşmamız gerekiyor. MERNİS Projesi için gerçekten konuşulması gereken en önemli özellikler olduğunu düşünüyorum. Kimlik Paylaşım Sistemi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kimlik numarası uygulaması ve Adres Kayıt Sistemi başarıyla yürütülmüştür. Böylece, bütün belediyeler, bütün Türkiye şahittir ki vatandaşlar evlerine hapsedilerek yapılan nüfus sayımları artık tarihin raflarında yerini almıştır.

Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasıyla birden çok numara kullanılmasına son verilmiş, kurumlar arasında mükerrer işlem yapılmasının önüne geçilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı Projesi uygulaması ise bir başka projenin ta kendisidir.

Saygıdeğer milletvekillerimiz, eski tarihle alakalı sadece nostalji olsun diye söylüyorum, yani bütün kaymakamlarımız, valilerimiz, belediye başkanlarımız, kimsesizlerin kimi olabilmesi adına bütün sokakları geziyorlarken elimde çok eski olmamakla beraber, sizin için nostalji olacağını düşündüğüm bir tamimden, bir genelgeden bahsediyorum. Kaloriferli yapılarda kullanılmayan bina ve bölümler donmayı önleyecek kadar yakılacak. Donma tehlikesi bulunmayan bölümlerin kaloriferleri ise tamamen kapatılacaktır. Isının muhafazası için pencere ve kapı kenarları çok fazla maliyet getirmeyecek malzemelerle yalıtılarak gerekli önlemler alınacaktır.

Türkiye hakikaten nereden nereye geldi? AK PARTİ’ye, Kıymetli Başbakanımıza ve Hükûmetimize teşekkürlerimi sunuyorum ve 2012 bütçesinin hayırlar getirmesini Cenabıhak’tan niyaz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bürge.

AK PARTİ Grubu adına sekizinci konuşmacı Mehmet Ersoy Sinop Milletvekili.

Buyurun Sayın Ersoy. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ERSOY (Sinop) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; ben de AK PARTİ Grubumuz adına Emniyet Genel Müdürlüğünün 2012 yılı bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bilindiği gibi, devletlerin en önemli görevlerinden biri Anayasa ve yasalarla güvence altına alınan can ve mal güvenliği başta olmak üzere bütün vatandaşlarının temel hak ve özgürlüklerden güven içinde, her türlü endişe, tehdit, baskı ve korkulardan uzak olarak yararlanmasını sağlamaktır. Bu da etkin ve caydırıcı güvenlik hizmetleriyle mümkün olabilir. Nüfusumuzun hemen hemen yüzde 85’ine bu önemli hizmeti Emniyet Genel Müdürlüğümüz vermektedir.

Memnuniyetle müşahede etmekteyiz ki AK PARTİ’nin iktidar olduğu dönemde bir yandan suç işlenmesini önleyici tedbirlerin geliştirilmesine, diğer taraftan güvenlik güçlerimizin nitelik ve niceliğinin arttırılmasına önem verilmiştir. Bu bağlamda yasal olarak yapılan düzenlemelerle, vatandaş odaklı hizmet anlayışının hâkim kılınmasıyla, vatandaş katılımının sağlanmasıyla, teknolojik imkânların en iyi şekilde kullanılmasıyla hem güvenlik güçlerinin etkinliği arttırılmış hem de hizmet kalitesinin çok ileri seviyelere yükseltilmesi sağlanmıştır. Son yıllarda, özellikle bazı alanlarda suç işlenme oranlarında sağlanan yüzde 66’lara varan düşüşler bunun en güzel göstergelerinden biridir. Yine, özellikle büro hizmetlerinde yaşadığımız çağdaş gelişmeler hepimize gurur vermektedir, yirmi dört saatte adrese teslim pasaport hizmetleri gibi.

Diğer önemli uygulamalardan bir  tanesi de değerli milletvekillerimiz, Toplum Destekli Polis uygulamasıdır. Bu uygulama sayesinde gerçekten polis ile vatandaşımız kaynaşmış, dayanışması sağlanmış, vatandaşımız kendi güvenliği için verilen hizmetlerden haberdar olmuş ve katkı ve destek sağlamaya başlamıştır.

Değerli milletvekillerimiz, hiç şüphesiz etkin kamu hizmeti ancak nitelikli ve yeterli sayıda personelle verilebilir. Bu amaçla, yine memnuniyetle müşahede ediyoruz ki İktidarımız döneminde hem polis meslek yüksekokullarımızın sayısı artırılmış hem de üniversite mezunu gençlerimizin polis olmasının yolu açılmıştır.

Yine, görevlilerimizin, hem yeni teknolojilere uyumu konusunda hem de özellikle hukuk ve insan hakları boyutlu eğitimleri yoğunlaştırılmıştır. Gerek görev alanına giren konularda gösterilen başarılar gerekse personelin niteliğine katkı sağlayan uygulamalar gerekse teknolojik gelişmelerden en iyi şekilde faydalanılması, toplum destekli polis hizmetlerinin halkla sağladığı bütünleşme, personelin sorumluluklarını yerine getirirken işkence ve kötü muameleye sıfır tolerans anlayışıyla yanlış yapan bütün personelin mutlaka cezalandırılması gibi mücadeleler sayesinde, emniyet teşkilatımız bugün yapılan anketlerde en güvenli kurumlardan biri hâline gelmiştir. Şüphesiz gelinen nokta yeterli değildir. Yüce heyetinizin vereceği destekle güvenlik güçlerimiz çok daha başarılı, etkin ve verimli hizmetler vermeye devam edecektir.

Ülkemizin birliği, düzeni, bekası için canla başla mücadele eden bütün teşkilat mensuplarımıza teşekkür ediyorum. Şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi ve şehitlerimizin yakınlarını saygı, minnet ve şükranla yad ediyorum.

Daha etkili bir hizmet için, benden önceki konuşmacıların da ifade ettiği gibi, hem mülki idare amirliği sınıfındaki arkadaşlarımızın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ERSOY (Devamla) – …hem de emniyet mensuplarının dile getirilen sorunlarının bir an evvel çözülmesi dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ersoy.

AK PARTİ Grubu adına 9’uncu konuşmacı Şirin Ünal, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Ünal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Jandarma Genel Komutanlığımızın bütçesi hakkında görüşlerimi sizlerle paylaşmak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Sorumluluk alanı vatanımızın yüzde 92’si olan Türkiye Cumhuriyeti Jandarması emniyet ve asayiş ile kamu düzeninin korunmasını sağlayan, diğer kanun ve nizamların verdiği görevleri yerine getiren, silahlı askerî bir güvenlik ve kolluk kuvvetidir.

1839 yılından itibaren jandarma adına ve muhtelif jandarma tayin kararnamelerine rastlanmış olduğundan, Türk Jandarma teşkilatının kuruluşu 1839 olarak kabul edilmiştir.

Dünya milletleriyle karşılaştırıldığında düzenli ve uzun ömürlü devletler kurma yeteneğini ve gücünü göstermiş olan Türkler, tarih sahnesinde göründükleri günden bu yana, düzenli devlet anlayışlarının yanı sıra, ülkelerinde emniyet ve asayişin sağlanması yolunda koydukları yasalarla da dikkat çeken bir millet olmuştur.

10 Haziran 1930 tarihinde 1706 sayılı Kanun çıkarılmış ve Jandarma teşkilatı bugünkü hukuki statüsünü kazanmıştır. Günümüzde de geçerli olacak şekilde, 10 Mart 1983 tarihinde 2803 sayılı Kanun’la Jandarmanın teşkilat, görev ve yetkileri tekrar düzenlenmiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, bu yıl yüz yetmiş ikinci yaşını kutlayan Jandarmamızın suç işlenmeden önce alınan önleyici nitelikteki kolluk tedbirlerini ve bu çerçevede icra edilen faaliyetleri kapsamakta olan mülki görevlerinin yanı sıra, suç işlendikten sonra kanunlarda belirtilen tüm adli faaliyetleri icra etmek, cumhuriyet savcılarının talimatı doğrultusunda suçlarla ilgili delilleri aramak, bulmak, toplamak ve yetkili makamlara göndermek, suçları ortaya çıkarmak ve suçluları yakalayıp adalete teslim etmek gibi adli görevleri, askerî kanun ve nizamlar ile Genelkurmay Başkanlığı tarafından verilen askerî görevleri mevcuttur.

Sayın milletvekilleri, Jandarma birliklerimiz, 1984 yılından günümüze kadar geçen süre içerisinde ülkemizin bölünmez bütünlüğüne kasteden başta PKK olmak üzere tüm terör örgütlerine karşı özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde, ülke sathında terörle mücadelenin en önemli unsurlarından birisidir. Bu uğurda binlerce şehit ve gazi veren Jandarmamız, bundan sonra da her ne pahasına olursa olsun ülkemizin birlik ve beraberliğini korumaya devam edecektir. Zira Jandarmamız, bilhassa kırsal bölgelerimizde terörle mücadelede en tecrübeli birim olup, yöre halkıyla iç içe olduğundan dolayı bölgenin arazi yapısını, bölge insanının psikolojisini, inancını, yaşam tarzını, hassasiyetlerini, gelenek ve göreneklerini en iyi bilen güvenlik güçlerimizden birisidir.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün de dile getirdiği gibi “Jandarma, her zaman yurt, ulus ve cumhuriyete aşık ve sadakatle bağlı, tevazu, fedakârlık ve feragat örneği bir kanun ordusudur.”

Sayın milletvekilleri, ülkemizin iç güvenliğinin sağlanmasında bu denli önemli bir rol üstlenen Jandarmanın görevlerini daha etkin bir şekilde yerine getirebilmesi, günümüz şartlarına uygun modern araç, silah, teçhizat ve özel malzemeyle donatılması, özellikle çok iyi eğitilmiş personel yetiştirebilmesi gerekli kaynağın sağlanmasıyla mümkün olabilecektir.

Şu an Jandarma Genel Komutanlığımız yaklaşık 250 bin personel, 1.524 muhtelif taşıt, 57 helikopter ile görevlerini sürdürmektedir.

Bu bağlamda, 2011 yılında tahsis edilen bütçemize enflasyon oranları dikkate alınarak, 2012 yılı için 4 milyar 913 milyon 982 bin liralık bir planlama yapılmıştır.

Saygıdeğer milletvekilleri, yurdumuzun dört bir köşesinde çok zor şartlar altında görev yapan, mücadele eden tüm Jandarma personelimize şükranlarımızı sunuyor, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, gazilerimizi minnetle anıyor, bütçenin ülkemiz adına hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ünal.

Son konuşmacı, AK PARTİ Grubu adına İhsan Şener, Ordu Milletvekili.

Buyurun Sayın Şener. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İHSAN ŞENER (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın başında -bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü- insan hakları ihlallerinin en aza indiği bir dünya temennisiyle hepinizin İnsan Hakları Günü’nü tebrik ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığımız bünyesinde olan Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Günümüzde denizler, canlı kaynakları, deniz dibi ekonomik varlıkları ve kolay ulaşım imkânlarıyla ülke ekonomisine önemli katkı sağlayan yerlerdir. Son yıllarda, enerji ve su ihtiyaçlarının karşılanması için denizlerde yapılan araştırmalar artmış, bu enerjinin elde edilmesinde ve ihtiyaç duyulan yerlere, gerek boru hatlarıyla gerekse gemilerle ulaştırılmasında, denizler, artan oranda kullanılmaya başlanmıştır.

Ülkemizin jeostratejik konumu, uluslararası ticaretimizin yüzde 86’sının denizlerden yapılması ve denizlerimizdeki hareketliliğin her geçen gün artması da dikkate alındığında, 1982 yılında Sahil Güvenlik Komutanlığı kurulmuştur. Ulusal ve uluslararası kurallar çerçevesinde, “mavi vatan” olarak adlandırdığımız Türkiye yüz ölçümünün yaklaşık yarısı büyüklüğündeki denizlerimizin can ve mal güvenliği açısından kontrol altına alınabilmesi için, Hopa’dan İğneada’ya, Enez’den Çevlik’e kadar 64 üs, liman ve yerleşim yerinde konuşlanmış muhtelif büyüklükteki sahil güvenlik botu, mobil radarlar, helikopterler ve uçaklar ile çevremizdeki veya Avrupa Birliği üyesi çoğu ülke donanmasına eş değer büyüklükte bir deniz Sahil Güvenlik Komutanlığı kurulmuştur. Burada şunu belirtmek istiyorum: Sahil güvenlik komutanlıklarının konuşlandığı yerler -özelikle ben Fatsa’yı biliyorum- bazen ticareti engelleyecek biçimde liman kıyılarına yerleşmiş durumdalar. Buradan Sayın Bakanımıza da hatırlatıyorum, inşallah Fatsa’mızdaki limanın rahat ticarete kavuşması için buradan başka bir yere, daha uygun bir yere taşınmasını arzu ediyorum. Tabii, Sahil Güvenlik Komutanlığının görev alanı Türkiye yüz ölçümünün yarısı büyüklüğünde bir alan olduğu için bu alanda ciddi denetimler yapılmış. Özellikle son Kartepe feribotunu hatırlıyoruz İzmit’te, burada Sayın Bakanımızın da koordinesinde çok başarılı bir operasyonla kaçırılan feribot kurtarılmıştır, kendilerini buradan tebrik ediyorum. Ayrıca, kendi güvenliğinin dışında deniz kirliliğine neden olan pek çok olaya müdahale edilmiş, ilgililere para cezaları uygulanmıştır. Yasa dışı göçmen meselesi yine en önemli uğraş alanlarından birisidir Sahil Güvenlik Komutanlığının. Bununla ilgili olarak 544 yasa dışı göçmenin sadece 2011 yılında, 24 organizatörün -bunun yanında akaryakıt kaçakçılığıyla ilgili de çok ciddi başarılara imza atmış- ve 746.617 litre civarında akaryakıtın yakalanmasını sağlamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin ve çevre denizlerine ilişkin sorunları ve münhasır ekonomik bölge kullanımı konusunda artan ihtiyaçlar, enerji nakil hatları ve enerji ihtiyacının karşılanmasında alternatif yolların araştırılması, küresel deniz ticaretindeki gelişmeler, uluslar ötesi tehditler ile denizde terör olaylarının ortaya çıkması, doğal felaketlerdeki artış potansiyeli gibi konular Sahil Güvenlik Komutanlığının mevcut görevlerinin kapsamını da büyük ölçüde genişletmiş ve bir çerçeveye oturtmuştur. Bu nedenle, 2006 yılında Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanan Ulusal Eylem Planı’nda belirtildiği gibi, Avrupa ülkeleri içinde en büyük sahil güvenlik tedbiri ülkemizde alınmış ve gelişmesi devam ettirilmektedir.

Ben buradan 2012 yılı bütçesinin hayırlar getirmesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar )

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şener.

Şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ilk konuşmacı Ali Özgündüz, İstanbul milletvekili.

Buyurun Sayın Özgündüz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Adalet Bakanlığı bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım.

Bugün, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü bildiğiniz gibi. İnsan hakları ancak bir hukuk devletinde korunabilir. Hukuk devleti için de mutlaka yasama ve yürütmenin bağımsız yargı tarafından denetlenmesi gerekir. Böyle olmadığı takdirde çoğunluğu elinde bulunduran siyasi iktidar, temel insan hak ve hürriyetlerini ortadan kaldırmaya dönük düzenlemeler yapabilir. Bu durumda belki devletin kanun devleti olduğu söylenebilir ama hukuk devleti olduğundan bahsedilemez.

Yine bağımsız yargı olmadan demokrasiden de bahsedilemez. Arkadaşlar hep demokrasiyle taçlandırılmış cumhuriyetten bahsediyorlar. Onun için de mutlaka bağımsız yargı zorunludur.

Bağımsız yargı için özellikle hâkimlerin ataması, terfisi, nakli ve disiplin işlemlerinde yürütmenin etkisinin olmadığı bir yargı düzeni gerekmektedir. Bugün HSYK’nın, övündüğünüz, yeni yapılandırdığınız HSYK’nın Başkanı hâlen Adalet Bakanıdır. Müsteşar bu HSYK’nın doğal üyesidir.

Yine, HSYK’nın genel sekreterini ve teftiş kurulu başkanını Adalet Bakanı atamaktadır. Dolayısıyla, böyle bir yargı sisteminde, böyle bir HSYK yapılanmasında bağımsız yargıdan bahsedilemez.

Ben, 1982 yılında hukuk fakültesine girdiğim zaman hocalarımız şunu derdi: “Yürütmeden birileri hâkim ve savcıların atamasında, naklinde, terfisinde etkinse, orada bağımsız yargıdan bahsedilemez.”

Dolayısıyla arkadaşlar, bugün geldiğimiz noktada özellikle 2010 anayasa değişikliğinden sonra HSYK yeniden yapılandırılmış ve bu yeniden yapılandırılan HSYK, bütün teamüllere, kurallara aykırı olarak, bölge süresi, liyakat ve kıdem esasına bağlı kalmaksızın, talepleri olmadan, bir yıl içinde yaklaşık 4 bin hâkim ve savcının yerini değiştirmiştir.

Bu HSYK örgütlenmeden de rahatsız olduğu için, YARSAV’ın, Demokrat Yargı’nın ve hâkim ve savcıların kurduğu ilk sendika olan YARGI-SEN’in yönetim kurulu üyelerini dernek ve sendika merkezinden uzaklaştırarak görevlerini yerine getirmesine engel olmuştur.

25 Ekim 2010’da göreve başlayan 22 üyeli HSYK’nın başkanlığını hâlen Adalet Bakanı yapmaktadır. Şu anda atanan müsteşar da önce HSYK’ya üye seçilmiş, oradan yeniden Adalet Bakanlığına müsteşar yapılmıştır.

“Seçimle geldi, oluştu” deniyor bu HSYK. Doğru, Adalet Bakanlığı bir liste çıkardı, bütün gücünü kullandı, bürokratlarını kullandı. Bağımsız olarak aday olmak isteyen hâkim, savcılar Ankaya’ya çağırılıp tehdit edildi -bizzat bildiğim, şahit olduğum olaydır- bu şekilde bir seçimle 10-0, bu seçimler, bu şekilde alındı.

Bugün bu seçilen HSYK üyelerinin tümü, hâkim ve savcılar tarafından seçilen tümü, Adalet Bakanlığı listesi olarak belirtilen, söylenen listeden seçilen kişilerdir. Bu HSYK Yargıtay ve Danıştay kanunlarını değiştirerek, yargının hızlandırılmasını gerekçe göstererek toplam 250 üyeli Yargıtaya 160 tane yeni üye seçmiştir. Yine, 156 üyeli Danıştaya 51 üye seçmiştir. Ortalama kırk yaşında olan bu kişiler altmış beş yaşına kadar görev yapacaklar biliyorsunuz, dolayısıyla yargının önümüzdeki yirmi beş yılı da bu şekilde yeniden şekillendirilmiş ve siyasi iktidar kendisine uygun bir yargı oluşturmuştur. Böylelikle, özel yetkili mahkemelerden sonra özel yetkili, özel görevli Yargıtay daireleri oluşturulmuştur. “Yargıyı dedelerden kurtardık.” diyen siyasi iktidar, bu şekilde yargıyı ne yazık ki imamlara teslim etmiştir. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Hakaret etmeyin!

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Ne diyorsun ya!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Arkadaşlar, bakın, o zaman bir dinleyin göreceksiniz. Bugün dünyada yaklaşık 37 bin insan terör suçuyla şüpheli durumunda, sanık durumunda, tutuklu durumda; yaklaşık 37 bin kişinin üçte 1’i, yaklaşık 12 bin kişisi Türkiye’de terör suçundan dolayı şüpheli sanık konumundadır. Bu neyi göstermektedir? Üç ihtimal var: Ya insanlar kurduğunuz baskı düzeni yüzünden meşru yollardan, hukuk içerisinde hak arayamadıkları için, sizin deyiminizle, terörist olmaktadırlar ya Hükûmetin uyguladığı yanlış sosyoekonomik politikalar yüzünden bu toplumun ruh sağlığı bozulmuş ki bu toplum dünyadaki teröristlerin üçte 1’ini yetiştirmektedir ya da gerçekten bu insanlar terörist değil, sırf size muhalif oldukları için, sırf iktidarı eleştirdikleri için terör yaftasıyla suçlanıp cezaevine tıkılmaktadır. Nitekim Oda TV iddianamesinde bunu görmekteyiz. Oda TV iddianamesinde Hükûmetin yanlış politikalarını eleştiren hatta bu yönde Meclis içinde faaliyette bulunan başta Grup Başkan Vekilimiz Sayın Muharrem İnce, Ali İhsan Köktürk, Oğuz Oyan, Atilla Kart’ın Meclis çalışmaları bile, Hükûmet hakkında yaptıkları çalışmalar bile…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Seçim yasasıyla alakalı bir şey bu.

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Dinlemiyorsun ki, bir dinlesen ne dediğimi anlayacaksın.

Bakın, Ali İhsan Köktürk, Oğuz Oyan’ın burada yaptığı çalışmalar, sordukları soru önergeleri, yazdıkları makaleler Oda TV iddianamesinde delil olarak gösterilmektedir. Neden bahsediyorsun, seçimle ne alakası var, Seçim Kanunu’yla. Sabretmiyorsun ki.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Muharrem Bey’i niye…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) - Muharrem Bey de aynı şekilde, Oda TV’de konuşmaları delil olarak gösterilmiştir.

Arkadaşlar, bakın, biz muhalefetiz. Yani, lütfen… Yani millet size nasıl iktidar görevi verdiyse, bize muhalefet görevi vermiştir. Muhalefetin görevi eleştirmektir. Ya tahammül edin. Yani muhalefet görevini de siz yapacaksanız, yani o zaman burada…

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Yalan söylüyorsun.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) - Ya muhalefet edeceğiz, eleştireceğiz, sizin yanlış yaptığınıza… Buna tahammül… Ne biçim demokrasi anlayışınız! Yani muhalefete bile tahammül göstermiyorsunuz.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Ağzınıza gelen her şeyi söyleme hakkınız yok herhâlde.

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen… Lütfen…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Her şey… Muhalefet etme hakkım vardır tabii. Tabii ki her şeyi söyleme hakkım var.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Doğru şeyleri söylemek zorundasınız.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Sen mi takdir edeceksin benim doğru söyleyip söylemediğimi! Sen kimsin? Takdir makamı mısın! Doğru şeyler!

BAŞKAN – Sayın Özgündüz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) - Bakın, siz ne yaparsanız yapın, buradaki bütün baskı ve sindirmelere rağmen, bizi Silivri’ye göndermekle tehdit etseniz bile, özel görevli savcılarınızı üstümüze salsanız bile biz bu yoldan dönmeyeceğiz arkadaşlar, tamam mı! Sonuna kadar burada muhalefet yapacağız, yasama ve denetim görevimizi kullanacağız. (CHP sıralarından alkışlar)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Adalet Bakanı Seyfi Oktay değil!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Öyle mi, Seyfi Oktay değil! Kim? Şimdi bir laf söyleyeceğim de ben kendime yakıştırmıyorum. Yani Bakanlığın o makamına yakıştırmıyorum. Bakanın lakabını söylemek…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Adalet Bakanı Seyfi Oktay değil, dikkat ediniz!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) - Seyfi Oktay değil!

BAŞKAN – Sayın Özgündüz, lütfen Genel Kurula hitap edin.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Müdahaleyi oraya da etsene Başkan.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Bir adalet bakanı kin ve nefretle konuşur mu? Bunu mu söyleteceksiniz bana?

Değerli arkadaşlar, yargının içinde bulunduğu duruma gelince. Bakın, yani “İşte bu kadar adliye yaptık.” falan filan! Nasıl adliyeler yaptınız biliyor musunuz? Gidin Bakırköy Adliyesini görün. Bodrum su dolu, batıyor. Plaza adliye yaptınız, Çağlayan’da adliye yaptınız, yüksek tavanlı cezaevi araçları giremiyordu. Sistemi yapamamışsınız. Yan tarafa kurdular. Yani şu anda hâkim-savcılar, benim görev yapan arkadaşlarım, bakın, yirmi beş yıllık ağır ceza reisi hiçbir gerekçe olmadan görevinden alınıyor, komisyon başkanlığından alınıyor. Otuz yıl görev yapan insanlar, arkadaşlar, yüzlerce insanımız emekliliğini istiyor. Emeklisi dolmayan arkadaşlarımız istifa ediyor. Yargıda bir baskı var. Az önce Kıyıklık dedi: “Efendim, işte önünüze bakın.” Önümüze bakıyoruz, ne görüyoruz biliyor musunuz? Tozu dumana katmış bir iktidar. Raydan çıkmış, freni patlamış kamyon gibi ortalığı toz dumana katmış bir iktidar. Ülkeyi uçuruma sürükleyen, savaşa sokmaya getiren bir iktidar görüyoruz.

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Size göre!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Yargı… Yargıyı çığırından çıkardınız arkadaşlar. Bakın, her şey düzelir ama yargıda oynamayın, yargıda yapmayın bunu. Bakın, insanların son umut kapısıdır yargı, hak aramada son umut kapısıdır yargı. Burayı siyasallaştırırsanız, burayı belli bir şekilde dizayn ederseniz siz de zarar görürsünüz. Yapmayın, etmeyin. Geçmişte yapılan yanlışları eleştiriyorsunuz, 28 Şubatta yapılanları eleştiriyorsunuz, aynısını yapıyorsunuz. Bakın, zulüm var bugün, hukuk aracılığıyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) - …zulmü baskı aracı olarak kullanıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Özgündüz, teşekkür ediyorum.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Zalim adamın imanından şüphem var kardeşim. Allah’a inanan adam zalim olmaz. Lütfen, yani kendinizi sorgulayın.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İdare amirlerini niye çağırmadınız?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Kendinizi sorgulayın.

BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Sayın Başkan, bakın az önce hatip üç dakika burayı işgal etti. Siz, bugün Adalet Bakanlığı bütçesi görüşülürken adaletli davranmak zorundasınız.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sen de işgal et. Allah Allah!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Daha önce Salim  Uslu’yu çağırdınız ama bu arkadaşa hiçbir şey demediniz ve ayrıca toplantıya ara verdiniz. Adalet Bakanlığı bütçesi konuşulurken adaletli olmadığınızı ifade etmek istiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Süreniz dokuz dakika Sayın Özgündüz, benim yapabileceğim bir şey yok ki.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Az önce üç dakika…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Özgündüz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İdare amirini niye çağırmadınız demin? İdare amirini niye çağırmadınız? Beş dakika…

BAŞKAN – Sayın Akar, o zaman isteseydiniz çağırırdım, söylemediniz. Haberdar etseydiniz çağırırdım ben.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben çağırttırırım size ama!

BAŞKAN - Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Malik Ecder Özdemir, Sivas Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Özdemir.

CHP GRUBU ADINA MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevlerinin bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinde adaleti, Adalet Bakanlığını, cezaevlerini görüştüğümüz tam da bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulü üzerinden altmış üç yıl geçmiş. Türkiye olarak biz de bu Beyanname’yi ilk imzalayan ülkeler arasındayız.

Aradan geçen sürede, Türkiye’de insan hakları ihlallerini engellemek, her türlü işkence ve kötü muameleyle mücadele etmek için ayrıca bir yığın uluslararası sözleşmelerin de altına imza atmışız ve uluslararası bu sözleşmelerin iç hukukumuzun da üstünde olduğunu Anayasa’mızın 90’ıncı maddesine yazmışız.

Bugün yeni bir anayasa yapmaktan bahsediyoruz. Bunun için Türkiye Büyük Millet Meclisinde komisyonlar kuruyoruz, alt komisyonlar kuruyoruz. Elbette, değerli arkadaşlarım, bir hukuk devletinde yasa yapmak, anayasa yapmak önemlidir ancak bundan daha önemlisi, var olan yasaları herkese eşit ve adil bir biçimde uygulamak olmalıdır. Bugün Avrupa insan Hakları Mahkemesi önünde en çok hakkında, aleyhinde dava açılmış ülkelerin başında ne yazık ki Türkiye geliyor ve yine bugünkü tarih itibarıyla cezaevlerinde 128 bin insan bulunuyor. Bunların hemen hemen yarısı hükümlü, geri kalan yarısı ise tutuklu sıfatıyla cezaevlerinde bulunuyorlar. Yani bir başka ifadeyle, yarısı hakkında hâlâ suçu sabit olmayan insanlar var. Belki bu insanlar adaletli bir mahkeme önünde yargılanma olanağı bulsalar, belki de berat edecek insanlar konumundalar.

Yine, cezaevinde bugün itibarıyla 8 milletvekili tutuklu, 70’in üzerinde gazeteci tutuklu. Her ne hikmetse bütçeyi sunuş konuşmasında Sayın Bakan, doğrudan -hem de Adalet Bakanı- bu gazetecileri terör örgütü üyesi olmakla baştan mahkûm ettiyse de 70’e yakın gazeteci var. “Parasız eğitim istiyoruz.” diyen 500’ün üzerinde öğrenci cezaevlerinde tutuklu ve yine Türk Silahlı Kuvvetlerinin komuta kademesinin neredeyse yüzde 20’si cezaevinde tutuklu.

Cezaevindeki bu yığılmaların iki sebebi var değerli arkadaşlarım. Bunlardan bir tanesi tutukluluğun süresinin uzaması, tutukluluğun artık giderek bir cezaya dönüşmüş olmasıdır. İkincisi de adaletin geç tecelli etmiş olmasıdır. Biraz önce konuşan AKP’li milletvekili arkadaşımız da söyledi, evet, çok klasik bir laf, gecikmiş adalet adaletten sayılmaz.

Değerli arkadaşlarım, Silivri’nin bir toplama kampına dönüştüğünü ısrarla söylemeye devam ediyoruz. Ben, geçen Parlamento döneminde bu kürsüden dedim ki AKP’li milletvekili arkadaşlarımıza: “Silivri’de aslında bir mahkeme yok. Orada bir çadır tiyatrosu kurulmuş vaziyette. Bu tiyatroda izlemek için bilet almaya da gerek yok, herkesin izlemesine açık bir tiyatro. Lütfen, bütün milletvekilleri, bir kere olsun, gitsin Silivri’de, adaletin, hukukun nasıl ayaklar altına alındığını izlesinler.” demiştim. Şimdi “Silivri bize uzak. İşimiz, gücümüz var.” diyen AKP’li milletvekili arkadaşlarıma buradan bir duyuruda bulunmak istiyorum: Siz gidemediyseniz tiyatro şimdi sizin ayağınıza gelmiş vaziyette. Türkiye Büyük Millet Meclisine 500 metre mesafede, uzaklıkta Ankara Adliyesinde aynı özel yetkili mahkemede iki ayrı duruşma var. Eğer birazcık, “Biz bu ülkenin milletvekiliyiz, gerçekten bu söylenenlerde haklılık payı var mı, gerçekten adalette bir aksama var mı?” diyorsanız ve gerçekten birazcık vicdan sahibiyseniz ve gerçekten eğer Tayyip Bey’in değil de size oy vermiş vatandaşlarımızın milletvekili olduğunuzu düşünüyorsanız bu duruşmaları hiç olmazsa birer kere izleyin.

Dün Hopa olaylarını protesto etmek için Ankara’daki bu davalardan birini 25-30’a yakın Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşlarımızla birlikte gittik izledik. Haklarında on beş-yirmi yıla kadar ağır hapis cezası istenen ve yaşları on beş-yirmiyi geçmeyen bu öğrenciler hakkında savcının düzenlediği iddianame burada. Sürem yok biliyorum ama… Bu öğrenciler üzerinde tutulan, üzerinde yakılan suç malzemelerini saymış: Bir adet 150 santimetre uzunluğunda, 2 santimetre çapında sert plastik boru, arkasında siyah plastik boru, arkasında sapı kırık şemsiye, bir adet 90 santime 90 santim ebadında siyah-beyaz kareli poşu. Suç delilleri bunlar ve bu öğrenciler hakkında bu iddianameyi yazan savcının iddiası bu çocukların yasa dışı terör örgütü olduğunu iddia ediyor. Gerçekten başka söz bulamıyorum ama bu iddianameyi yazan savcının eli kırılsın diyorum, eli. Böyle bir anlayış olmaz, böyle bir hukuk devleti olmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

Aynı mahkemede iki gün önce Sivas davası sanıklarından, firari sanıklardan 7 kişi hakkında on sekiz yıldan bu tarafa devam eden davanın zaman aşımı nedeniyle düşürülmesini aynı savcı, aynı mahkemede talep etti.

Değerli arkadaşlarım, insanlığa karşı işlenmiş suçların zaman aşımına uğramayacağını uluslararası hukuk belirlemişken, bu savcı, bu iddianameyi nasıl yazdı, anlamak mümkün değil.

Şimdi, çok fazla sürem yok ama Sayın Bakan buradayken üç soru sormak istiyorum hazır konu Sivas davasından açılmışken: Sayın Bakan, bu Sivas olaylarının 1 no.lu sanığı Cafer Erçakmak, her ne hikmetse, on sekiz yıl boyunca bulunamadı. Yurt dışına kaçtığı söylendi. En son Sivas’taki adresinde ölü olarak bulundu. Bu Cafer Erçakmak on sekiz yıl boyunca gerçekten yurt dışına kaçmış mıdır? Kaçtıysa ölümünden kaç gün önce Sivas’a gelmiştir ya da hiç kaçmamış, on sekiz yıl boyunca devletin aramasına rağmen Sivas’ta ikamet etmeye devam etmiştir.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Karakola 500 metre…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Devamla) – Bir ikinci sorum: Yine aynı davanın bir başka firari sanığı Vahit Kaynar Polonya sınırında yakalandı. Kırk günlük süreyi doldurdunuz, ayağınızı sürdünüz ve bir türlü Türkiye’ye iadesini sağlayamadınız. Ayağınızı sürümenizin, işi hafiften almanızın acaba içinde, bu davanın geçmişte avukatlığını yapmış, sanıkların avukatlığını yapmış ve beraber Bakanlar Kurulu sırasında oturan arkadaşınızın size karşı bir telkini mi oldu ki bu işi ipe un sererek takip ettiniz?

Cezaevleri giderek yol geçen hanına döndü. Kimileri elini kolunu sallayarak yurt dışına çıkıyor, kimileri cezaevinde ölmeye devam ediyor.

Soru çok ama Sayın Bakan… Cezaevinde ölen Kaşif Kozinoğlu kendi vadesiyle mi öldü, yoksa öldürüldü mü? Öldürülmeden önce avukatına gönderdiği mektupta Sayın Başbakanın yurt dışında 800 milyon dolar parasının olduğu söylendi. Bu iddia ne derece doğrudur? Bunu, bu Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden cevaplamanızı talep ediyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, herhâlde Hatibin söylediğini duydunuz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başbakanın yurt dışında 800 milyon doları olduğunu…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bakana sordu.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Bakan sordu, Bakana.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bakana sordum Sayın Elitaş. Bakan cevaplasın. Bu iddia benim değil. Avukatına yazdığı mektupta var ve ulusal basınlarda yer aldı, ulusal basında. Şimdiye kadar niye cevaplamıyorsunuz yoksa?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Çok cevap verdik ama siz burada olmadığınızdan duymuyorsunuz zaten.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hiç cevap vermediniz, hiç duymadım ben.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Ömer Süha Aldan, Muğla Milletvekili.

Buyurun Sayın Aldan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖMER SÜHA ALDAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Adalet Akademisi ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna ilişkin görüşlerimi açıklamak üzere huzurlarınızdayım.

Kuşkusuz yargıdaki siyasallaşma örnekleri geçmişte de bolca görülmüştür. Siyaset ya da ülkeye egemen olan güçler her zaman yargıyı yanında görmek istemişlerdir ancak 12 Eylül 2010 günü Türkiye Cumhuriyeti açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Bugünden itibaren Anayasa’daki kuvvetler ayrılığı ilkesi hiçe sayılmış ve yargı, yürütme gücünün emrine girmiştir. Aslında iktidar yargıyı elde etmeye niyetlenirken birtakım örneklerden de yola çıkmıştır. Bürokrasiyi ele geçirmiştir, özerk kurumları ele geçirmiştir, üniversiteleri susturmuştur ve özel yetkili mahkemeleri elde etmiştir ama bunu taçlandırmak gerekmektedir ve sonuçta da yüksek yargıya el atmıştır.

Bugün Adalet ve Kalkınma Partisinden konuşmacı arkadaşlar yüksek yargının bağımsızlığından söz ediyorlar. En tipik örnek Cargill olayıdır değerli arkadaşlarım. Anayasa Mahkemesinin 2 defa iptal ettiği ve Amerika Birleşik Devletleri Başkanının özellikle rica ettiği Cargill Yasası yeniden çıkarılmış, yeni oluşturulan Anayasa Mahkemesi kendi kararını hiçe sayarak iptal talebini reddetmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bugün Adalet Akademisinin 31 üyeli genel kurulunun büyük bir çoğunluğu, neredeyse tümü diyeceğim, Adalet Bakanlığı bürokratlarından ya da iktidar partisine yakın kişilerden oluşmaktadır. Sözde yasada özerk bir kurumdur ama bu kurum artık ne yazık ki tek tip yargıç ve savcı yetiştiren bir kurum hâline dönüşmüştür. Elbette eski Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun da pek çok yanlışı vardı. Ben, o eski HSYK’nın gazabına uğramış ve gerçekten meslekte çok acı çekmiş bir insanım ama şimdiki HSYK’ya baktığımda gerçekten eski HSYK’yı arıyorum. Keza, benim gibi pek çok hâkim, savcı da arıyor.

HSYK’nın 22 tane üyesi var. Adalet Bakanı, müsteşar, demin söylediğim Akademiden 1 üye, zaten geçmişte yaptığı atamalarla hâlen kurduğu partinin ceketini çıkarmadığı anlaşılan Cumhurbaşkanının seçtiği 4 üye var, Adalet Bakanlığının listesi var.

Değerli arkadaşlarım, İstanbul Milletvekilimiz Aydın Ayaydın, daha seçim olmadan, ortalıkta adaylar belirlenmeden, seçilecek 10 kişinin adını yazmıştı ve 10 kişi de seçildi.

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Siz seçtirdiniz.

ÖMER SÜHA ALDAN (Devamla) – Zaten şöyle düşünün: Bu seçilenlerin içerisindeki kişilere bakarsanız, 10 kişiyi bir yana bırakın…

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Siz seçtirdiniz.

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen… Sayın Kastal…

ÖMER SÜHA ALDAN (Devamla) – …Cumhurbaşkanının seçtiği 4 kişi, Adalet Bakanı, müsteşar ve Akademiden gelen kişiyle 7 ediyor. Yani kürsüden ya da Yargıtay, Danıştaydan gelen 4 kişi dahi olsa zaten Kurul otomatikman iktidarın eline geçiyor ve işin bir hazin tarafı var. Kurulun üç dairesi var. 1’inci ve 3’üncü dairelerinde dörder adamı olan yargıya egemen oluyor. Dünyanın hiçbir yerinde bürokrata bu kadar büyük bir güç verilmemiştir ve bunun çok tehlikeli sonuçları olacağını da asla unutmayınız.

Değerli arkadaşlarım, HSYK, 160 Yargıtaya, 60 da Danıştaya üye seçimi yaptı. İnceleme süresi altı gün. Seçim bir günde yapıldı. Toplam aday sayısı 5.532. Oturdum hesapladım: İnceleme süresi her aday için bir buçuk dakika, seçim ise iki saniye sürüyor. Kimseyi aldatmayalım. Burada ya seçimde özensizlik vardı ya da adaylar çok önceden belirlenmişti. Apar topar bu Yargıyat üyelerini, iş yükü yoğun, onu temizlesinler diye seçtiler, şu anda o üyeler sokakta geziyorlar çünkü odaları ve binaları hâlâ yok, aylardır yok.

Değerli arkadaşlarım, HSYK büyük bir ayıba imza atmıştır. Bu üye seçiminden sonra adayların, hâkim, savcılarının aldıkları oy oranlarını kendi İnternet  sitesinden açıklamıştır. Binlerce adaya yani hâkim, savcıya sıfır oyu verilmiştir, çoğu adayın aldığı oy sıfırdır. Yıllarca bu mesleğe hizmet etmiş, kelleyi koltuğa almış ve gecesini gündüzünü mesleğe adamış binlerce hâkim, savcıyı bu şekilde rencide etmeye kimsenin hakkı yoktur. Hele ki kendi başlarına seçime girseler bile belki 15-20 oy alacak kişilerin iktidarın sırtına binerek seçildikleri bir kurulda böyle bir tasarrufta bulunmaları gerçekten son derece yakışıksız bir davranıştır. Eğer bir özür varsa HSYK’nın o meslektaşlarımdan özür dilemesini bekliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakan sürekli olarak yeni HSYK’nın 21 tane YARSAV üyesini seçtiğini belirterek, güya HSYK’nın bağımsız seçim yaptığı yönünde bir izlenim yaratmaya çalışıyor. YARSAV bir meslek örgütlenmesidir, içinde sağcısı solcusu, hatta tarikat, cemaat ilişkisi olan pek çok insan bulunur. Dolayısıyla bu 21 kişi de muhafazakâr yapıya, iktidara yakın yapıya sahip insanlardır. Bunun kanıtı da şudur: Seçilen 160 üyeye bir sabah -a kişiden b üyeye- telefonla mesaj gönderilmiştir “Bugünkü ceza dairesi seçiminde boş oy atacaksınız.” diye ve bu 2 kez denenmiştir. 160 üye de boş oy atmışlardır değerli arkadaşlarım.

Dost-ahbap ilişkisine gelince, bugün hâlâ var, hiç değişen bir şey yok. Hemen apar topar ilk Yargıtay ve Danıştay seçimlerinde HSYK’nın yedek üyelerinin ikisinin eşlerinin biri Danıştaya, biri Yargıtaya atanmıştır.

Hâkim, savcılar huzursuzdur, bıkkındır. İnternet  sitesine bakın, yaş haddi dolmadan yüzlerce insan emekliliğini istiyorlar. Buna dikkatinizi çekmek isterim.

Değerli arkadaşlarım, burada şunu söyleyeyim: Polisi rejim muhafızı gören, yargıyı toplumsal muhalefeti sindirmede bir araç gibi kullanmaya çalışan anlayışın sonu vahimdir ve dünya bunun örnekleriyle doludur. Değerli Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarım, aslında kendi Frankenstein’ınızı yarattınız bu yargıdaki kadrolaşma girişiminizle. Kırk yaş düzeyinde bir gruba yargıyı teslim ettiniz. Güya yaptıklarıyla kendi iktidarınızı ayakta tutacaklardı! Ama şunu unutmayın: Bunlar bir gün gelip sizi de dinlemeyecekler, belki tasfiyenizi de onlar yapacaklar.

Size son olarak bir kişiyi hatırlatmak isterim, Hanefi Avcı’yı. Sizden biriydi. Belki içinizde pek çoğunuzun arkadaşıdır. Muhafazakârdı, sağcıydı, bir cemaate yakın olan bir insandı ve bu İktidarın en güvendiği bürokrattı. Şimdi Hanefi Avcı nerede? Bir sol örgüt üyesi olarak cezaevinde değerli arkadaşlarım.

Düşünün, belli bir anlayışa ses çıkaracaksınız ya da çıkarmayacaksınız. Ses çıkaracaksanız akıbetiniz bellidir.

Son olarak şöyle tamamlıyorum: Cumhuriyetin kazanımlarını o zor günlerde satanların cumhuriyet konusunda laf etmemesi lazım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aldan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı Ali Serindağ, Gaziantep Milletvekili.

Buyurun Sayın Serindağ. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Bazen Sayın Başkan konuşmaya başlamadan süreyi işletiyor, ona baktım ben.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Zaman azlığı nedeniyle sunumum sınırlı konulara ilişkin olacaktır.

Bilindiği gibi, Türk kamu yönetimi sistemi içinde köklü bir yeri olan İçişleri Bakanlığı, devlet ve toplum yaşamında önemli işlevler üstlenmiş bir bakanlıktır. Kısaca, devletin topluma dönük yüzüdür İçişleri Bakanlığı.

Başta mülki idare amirleri olmak üzere, Bakanlığın ve bağlı kuruluşların tüm personeline başarı, sağlık ve esenlik diliyorum.

Bakanlığa verilen görevler, il sistemi içerisinde, vali ve kaymakamlar tarafından ve bağlı kuruluşların personeli tarafından yerine getirilmektedir. Valilerimizin İl İdaresi Kanunu’nda belirtilen görev ve statü tanımına uygun olarak görevlerini yapmaları, iktidarın valisi değil devletin ve tüm halkın valisi olarak hizmet yürütmeleri, günlük siyasi rüzgârlara göre değil mevzuata uygun davranmaları, bakanın ve iktidarın geçici, devletin ve bakanlığın daimi olduğunu düşünmeleri ve ona göre davranmaları milletimizin temel beklentisidir. Biraz önce AKP Grubu adına konuşan bir konuşmacı burada mülki idare amirlerini âdeta rencide eder şekilde onların Sayın Başbakan tarafından yönlendirildiğini ve Sayın Başbakanın telkin ve tavsiyeleriyle nasıl davranacaklarını o şekilde ayarladıklarını, düzenlediklerini ifade etti ve ben bundan çok üzüntü duydum. Şöyle: Ben otuz üç yıl mülki idare amiri olarak görev yapan bir arkadaşınızım. Mülki idare amirleri, valilerimiz ve kaymakamlarımız nerede, nasıl ve ne şekilde davranacaklarını çok iyi bilirler, bunu bilmenizi isterim.

Sayın milletvekilleri, biraz evvel ifade ettim, çok önemli görevler ifa ediyor İçişleri Bakanlığı. Bunların en önemlisi de asayiş hizmetleridir, iç güvenliktir. Şimdi biraz geriye gidelim. AKP iktidara geldiğinde terör örgütünün başı yakalanmış, terör örgütü eylem yapma yeteneğini kaybetmiş ve Türkiye’de terör minimum seviyeye inmişti ancak şimdi bakıyoruz Hükûmet tarafından izlenen yanlış, tutarsız, zikzaklı politikalar, ikircikli politikalar neticesinde terör bugün ülkemizde en üst seviyeye gelmiştir.

 Hükûmet bir dönem terör olaylarının artması üzerine yeni bir konsepte geçileceğini ifade etmiş, profesyonel askerlerin bu görevde kullanılacağını ifade etmiştir. Bir süre geçmiş bu sefer emniyet teşkilatının, emniyet mensuplarının daha aktif kullanılacağını ifade etmiştir.

Sayın milletvekilleri, hem emniyet teşkilatının mensupları hem jandarmamız hem polisimiz hem de görev verildiği takdirde silahlı kuvvetlerin diğer unsurları elbette kullanılacaktır, biri diğerinin alternatifi değildir. Bunu böyle bilmemiz lazım.

Bir başka örnek, Sayın Başbakan terör örgütü yöneticileriyle görüşüldüğü söylendiği zaman, bu konunun basında yer almasından sonra bunu şiddetle eleştirmiş, dile getiren muhalefet liderlerini suçlamıştı. Sonra ne oldu? Sonra baktık ki çok önceden bu görüşmeler başlamış ve o tarihten sürdürülmeye başlanmıştır. Sayın Başbakan adına Başbakan Yardımcısı görüşmelere iştirak etmiştir ve Başbakan adına iştirak ettiğini orada ifade etmiştir. Zaten daha sonra Sayın Başbakan da bunu doğrulamıştır. Ama ne demiştir Sayın Başbakan? “Biz görüşmedik, devlet görevlileri görüştü.”demiştir. Şimdi, bu, inanılacak bir şey mi arkadaşlar? O zaman şunu demeyin: “Biz demir yolu yaptık” demeyin, “Biz kara yolu yaptık.” demeyin. Başında Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları var, onu devlet yapıyor, kara yollarını da devlet yapıyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Şimdiye kadar niye yapmadınız?

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Siz yapmıyorsunuz. Siz yapmıyorsunuz, devlet yapıyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Valim… Sayın Valim…

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) -  Dinleyin… Dinleyin… Dinleyin arkadaşlar.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Mülki amir yapıyor!

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Benim nasıl yaptığımı sor.

Yine deniyor ki: “Yüzde 90-95 oranında anlaşma sağlandı.” Millet merak ediyor, herkes merak ediyor, siz etmiyor musunuz? Yüzde 95 neydi anlaşılan, anlaşılamayan yüzde 5 neydi, siz merak etmiyor musunuz? Arkadaşlar, insanlar bunu merak ediyor.

Daha sonra bir de başka bir örnek vereyim: Biliyorsunuz “Kürt açılımı” adıyla başlatılan bir süreç var, adını henüz tam kararlaştıramadınız. Önce “Kürt açılımı” dediniz, sonra “demokratik açılım” dediniz, sonra “Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi” dediniz; değerli arkadaşlar, isminde anlaşamadınız. Sayın Başbakan, o zamanki İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay’la beraber toplumun değişik kesimlerini bir araya getirdi. Biz de zannettik ki o toplanan kişilere bilgiler verilecek -değerli arkadaşlarım zamanım az- ama sonra gördük ki bu kamuoyu oluşturma toplantısıdır, bu başka bir toplantı değildir. “Komisyonlar kuruldu.” denildi, onu millet bilmiyor. “Kamu kuruluşlarından görüş alındı.” denildi, onu millet bilmiyor.

Değerli arkadaşlarım -hızla geçiyorum- aslında AKP hiçbir sorunu çözmüyor, her sorunu kullanmak istiyor, terörü de öyle, yoksulluğu da öyle. AKP’nin terörü önleyecek basireti, cesareti, bilgisi yok. Bakıyoruz, terörle mücadele edeceğine bazı sayın bakanlar başka şeylerle ilgilenmişler. Ne yapmışlar? Deniz Fenerinin üstünün örtülmesi için çalışmışlar. Ne yapmışlar? Deniz Feneri yolsuzluğunu soruşturan savcıların görevden alınmasıyla uğraşmışlar. Daha ne yapmışlar? Bazı şüphelilere bilgi sızdırmakla uğraşmışlar.

Sayın milletvekilleri, iktidar, belediyeler üzerindeki denetim yetkisini çok kötü kullanmaktadır. Belediyelerde denetim ve inceleme muhalefete gözdağı vermek amacıyla kullanılmaktadır. Muhalefete mensup belediyelere operasyonlar yapılmakta, belediye başkanları ve çalışma arkadaşları sabahın köründe, kameralar eşliğinde evlerinden alınmakta, şeref ve haysiyetleriyle oynanmaktadır.

Biz yolsuzluk konusunda çok hassas bir partiyiz. Suç varsa soruşturulsun, suçlu varsa cezalandırılsın ama muhalif her hareketi bu şekilde sindirme yoluyla devre dışı bırakmak iktidarın yapacağı bir şey değildir. Denetim ve soruşturma yetkisi siyasi mülahazalarla değil, gereğinde kullanılmalıdır. İzmir Belediyesinde 52 vergi müfettişi, 20 civarında bilirkişi şu anda inceleme yapmaktadır, mülkiye müfettişleri ve Sayıştay denetçileri gelip gitmektedir. Neden İzmir? Çünkü İzmir Büyükşehir Belediyesini ve İzmir’in ilçelerini, 30 ilçenin 28’ini, CHP’li belediye başkanları yönetmektedir. İktidar bunu hazmedemiyor arkadaşlar, ancak tüm Türkiye’de olduğu gibi tüm İzmirlilerde iktidara günü geldiğinde gerekli cevabı vereceklerdir, hiç kuşkunuz olmasın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gün ne zaman gelecek?

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) - Ayrıca, şunu da söyleyeyim... Zamanı gelecek, söyleyeceğiz size.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biraz zor gelir. On senedir o gün gelmedi daha, on senedir.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) - Şunu da unutmayın, hiç kimse unutmasın: Keser döner sap döner, gün olur hesap döner. (CHP sıralarından alkışlar) Hiç kimse bunu unutmasın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Elli sene oldu.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, iktidara mensup belediye başkanlarına dokunmuyorsunuz, Kayseri Belediyesine dokunmuyorsunuz. Mülkiye müfettişlerinin soruşturma talep ettiği iktidara mensup belediye başkanları için soruşturma izni vermiyorsunuz. İşte, bu şekilde çiftçe standart uyguluyorsunuz arkadaşlar. Bu, yapıcı bir anlayış değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Serindağ.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum, hepinize iyi akşamlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Serindağ, süreyle ilgili söylediğiniz söz, ben dördüncü dönem Başkan Vekiliyim, ilk defa siz söylediniz, sözünüzü Genel Kurulun ve kamuoyunun vicdanına havale ediyorum.

Buyurun.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Sayın Başkan, ben de çok toplantı yönettim. Gördüğümü ifade ettim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi adına beşinci konuşmacı Mehmet Siyam Kesimoğlu, Kırklareli Milletvekili.

Buyurun Sayın Kesimoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET S. KESİMOĞLU (Kırklareli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini paylaşmak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, sözlerimin başlangıcında bu vatan topraklarını savunmak adına ve güvenliğimizi sağlamak adına canlarını veren şehitlerimizi şükran ve minnet duygularımla anmak istiyorum.

Yine, aynı şekilde, gazilerimize şükranlarımı ifade etmek istiyorum. Yakınlarına, mesai arkadaşlarına aynı dileklerimi iletiyorum ve aynı anlayışla ve  şuurla vatan topraklarını savunmak adına görev yapan bütün emniyet teşkilatımızın mensuplarını da sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, daha önce konuşan İçişleri Komisyonu Başkan Vekili Sayın Kıyıklık, Cumhuriyet Halk Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisiyle ilgili olarak bir kıyaslama yaptı. Arabayla giderken dikiz aynasına baktığında Cumhuriyet Halk Partisini göremediğini ifade etti. Doğrudur, göremez çünkü Cumhuriyet Halk Partisi bir dikiz aynasına sığmayacak kadar büyük ve köklü bir partidir. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Öyle bir şey demedi ki.

MEHMET S. KESİMOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, ben, sizlere bir Cumhuriyet Halk Partisini anlatayım. Bir gün bir çınar ağacının dibine bir kabak tohumu düşmüş -Sevgili Grup Başkan Vekilimiz geçenlerde anlatmıştı, ben yeniden paylaşmak istiyorum sizlerle- ve o kabak tohumu çok kısa bir zaman içerisinde serpilmiş, büyümüş, o çınar ağacını gölgede bırakmış ve dönmüş çınar ağacına demiş ki: “Sen yüz yıldır buradasın ama ben dün geldim, geldim ama büyüdüm, serpildim, seni de gölgede bıraktım, ne haber?” Kendinden emin, mağrur ama mağdur çınar ağacı “Güz gelsin görürüz.” demiş. Güz gelmiş, güz gelince o kabak tohumu, o kabak fidanı geldiği karanlıkta kaybolmuş gitmiş. O kabak tohumunun adı ne biliyor musunuz? Adalet ve Kalkınma Partisi; onda yalan var, onda talan var, yoksulluk var, yolsuzluk var. Çınar ağacına gelince, o çınar ağacının adı Cumhuriyet Halk Partisi; onda Çanakkale var, onda Kuvayımilliye var, onda Türkiye'nin bağımsızlık mücadelesi var, laiklik var, cumhuriyet var, Mustafa Kemal var. Güz gelecek, hiç merak etmeyin değerli Adalet ve Kalkınma Partisinin mensupları.

Değerli arkadaşlarım, Emniyet Genel Müdürlüğünün bütçesi hakkında düşüncelerimi bundan sonra paylaşmak istiyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Millet öyle demiyor ama, millet sandıkta başka bir şey söylüyor.

MEHMET S. KESİMOĞLU (Devamla) – Göreceksiniz, göreceksiniz merak etmeyin sevgili arkadaşlarım, göreceksiniz, güz gelecek, güz gelecek.

 OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Yedi seçimdir millet ne söylüyor sandıkta, dinlemiyor musun?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, sayın bakanlar cevap verecekler lütfen.

MEHMET S. KESİMOĞLU (Devamla) – Sayın milletvekilleri, emniyet teşkilatımız moralsizdir, morale ihtiyacı vardır çünkü emniyet teşkilatında görev yapan her arkadaşımızın ekonomik sıkıntıları var, çalışma koşullarının güçlüğüyle ilgili sıkıntıları var, kredi kartlarıyla ilgili sıkıntıları var.

Üç dönemdir söz veriyorsunuz, üniversiteyi bitiren emniyet teşkilatında görev yapan binlerce mensuba üç dönemdir söz veriyorsunuz 1’inci dereceye indireceksiniz diye, ama üç dönemdir sözlerinizi tutmuyorsunuz. Binlerce mağdur emniyet teşkilatı mensubu sizlerden bunun çözümünü bekliyor. 1’inci dereceye atama yapıyorsunuz, ama emekli olduklarında bu dereceyi mükteseben almadıkları için inemeyen ve mağdur olan birinci sınıf emniyet müdürleri sizlerden çözüm bekliyorlar.

Makam tazminatlarını rütbeye göre değil, makama göre veriyorsunuz, kendinize yakın olan insanları o makamlara atıyorsunuz, ama mağdur olan birinci sınıf emniyet müdürlerinin mağduriyetini gidermek için tek bir adım atmıyorsunuz değerli arkadaşlarım.

Plan ve Bütçe Komisyonunun görüşmelerinde Sayın Bakan büyük bir iddiayla “Çok şükür İçişleri Bakanlığında işkence yok.” dedi, “İşkence yok.” Ama günlerdir televizyonlarda ve gazetelerde izliyoruz, bir güvenlik biriminde bir kadın güvenlik görevlileri tarafından darp ediliyor, dayak yiyor, cinsel tacize uğratılıyor.

Sayın Bakan, ben bunları söylerken utanıyorum, iğreniyorum. Peki, sizin anlayışınızda kadın dövmek, insan dövmek işkence yapmak demek değil midir?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sizde var bir tane, sizde var!

MEHMET S. KESİMOĞLU (Devamla) – Sayın Bakan, siz diyebilirsiniz ki “Ben daha yeni bakanım, çiçeği burnunda bir bakanım.”

Evet, Sayın Bakan, bu Türk milleti sizi çok iyi tanıyor, yaptığınız gaflarla çok iyi tanıyor. Siz, terör saldırısında hayatını kaybeden yurttaşlarımızı bir masa, bir sandalye gibi görerek adetle değerlendiriyorsunuz. Siz, depremzedelerin çadırlarına gittiğiniz zaman saray gibi görüyorsunuz ve siz, terör saldırısında yaşamını kaybeden şehitlerimizi yok sayarak katırların hesabını soruyorsunuz.

Sayın Bakan, aslında basın büronuzun da sizden aşağı kalır bir tarafı yok. Basın sitesinden aynen okuyorum: “İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin Ünye Belediyesince yapılan içme suyu arıtma tesisinin temel atma törenine katıldı.” Kutluyorum, yaptırılan bir tesisin temel atma törenine katılmışsınız! Sayın Bakanım, Karadenizli hemşehrileriniz gücenmesinler ama tam Temel fıkrası gibi olmuş vallahi.

Değerli arkadaşlarım, MOBESE’den bahsediyor Sayın Bakan. 2007 yılından bu yana 150 trilyon lira harcandığını ve bir o kadar da il özel idaresi bütçesinden harcama yapıldığını ifade ediyor. İfade ediyor ama seksen ilde bunun yapıldığını ifade ediyor ama İstanbul’da hâlâ araçlar yakılıyor molotof kokteylleriyle, evler yakılmak isteniyor. Peki, bu suçun işlenmesi için bu MOBESE kameraları ihtiyaca cevap verebiliyor mu?

Bomba yüklü bir terörist polislerin en yoğun olduğu Taksim’deki noktaya gitti, polis otosunun yanında bombayı patlattı. Siz zannediyor musunuz ki, o MOBESE kameraları suçu ve suçluyu film gibi izlemek için oraya kondu!

Sayın Bakan, siz asayişten sorumlusunuz. Göreviniz, suçu işlenmeden ortaya çıkarmak. Behzat Ç.’lik yapmanın gereği yok. Siz görevinizi yapınız ve suçları işlenmeden önce önleyiniz. O çok güvendiğiniz istihbarat teşkilatına da verdiğiniz o görevlerden vazgeçiniz. Onlar AKP’ye eleştiri getiren muhalif avına çıkmaktan vazgeçsinler, asli görevlerine dönsünler değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Terörist sayısının arttığından bahsediliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET S. KESİMOĞLU (Devamla) - Arttı, artmadı bilmiyorum ama Sayın Bakan, gelip burada bahsedecektir.

Geçtiğimiz günlerde üniversite öğrencisi arkadaşlar saçlarını kestirdiler cezaevindeki arkadaşlarına destek çıkmak için. Her biri terörist diye algılandı.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kesimoğlu.

MEHMET S. KESİMOĞLU (Devamla) - Bazı milletvekili arkadaşlarımız da gittiler destek vermek amacıyla.

BAŞKAN – Sayın Kesimoğlu, lütfen…

MEHMET S. KESİMOĞLU (Devamla) - Sayın Sırrı Süreyya Önder’i bilmiyorum, o cezaevine alışkın ama bizim arkadaşlarımız alışkın değil.

BAŞKAN – Sayın Kesimoğlu…

MEHMET S. KESİMOĞLU (Devamla) - Bütçe, her ne kadar sizin o mübarek parmaklarınızda kabul edilecek olsa da İçişleri Bakanlığının bütçesinin milletimize hayırlı olmasını diliyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Karadenizlilerden özür dile!

MEHMET S. KESİMOĞLU (Kırklareli) – Ben özür dilenecek bir şey söylemedim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, sataşma var. Adımı söyleyerek “O cezaevine alışkın.” dedi.

BAŞKAN – Bir saniye… Sayın Aydın’ı dinleyeyim, sonra da sizi dinleyeceğim.

Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, Hatip konuşmasını yaparken AK PARTİ’ye bir benzetmede bulundu; 69’a göre açıklama talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydın, sayın bakanlar not aldılar. Biraz sonra söz vereceğiz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – AK PARTİ’ye, grubum adına Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ne söyledi AK PARTİ’ye?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – AK PARTİ kabak gibi…  Yalan, talan partisi olarak gösterdi AK PARTİ’yi kabak bitkisine benzeterek. Bir açıklama istiyorum.

HASAN ÖREN (Manisa) – Bakan mısın sen?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Duymuyoruz, lütfen… Sayın Aydın, bir saniye… Anlaşılmıyor.

Sayın milletvekilleri, dinlemeyelim mi Sayın Grup Başkan Vekilini?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yalanla talanla suçluyor bizi Sayın Başkanım, ufak bir suçlama değil bu.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hangi bakanın yerine göz diktin? Ya bakanın yerine niye göz dikiyorsun Sayın Grup Başkan Vekili?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince. Yalnız, yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hangi bakanın yerine göz diktin, onlar cevap verirdi. Niye onların yerine göz dikiyorsun?

 

III.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Grubum adına söz almış bulunuyorum Sayın İnce.

Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar, CHP yine karıştırdı her zamanki gibi, akşam başka, sabah başka.

Tabii, birtakım olaylardan hareket ederek birtakım yorumlara, birtakım sonuçlara varmaya çalışıyor ama bu sonuçlara varırken de hep yanlış yapıyor ve CHP artık kabak tadı vermeye başladı biliyor musunuz bu yorumlarıyla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bakın, ben bir yorum yapayım hangisi çınar, hangisi kabak? Çınar olan; Selçuklu, Osmanlı köküne dayanan, geçmişiyle, halkıyla barışık olan AK PARTİ’dir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Kabak bitkisi olup da artık kabak tadı vermeye başlayan ise tarihiyle, halkıyla, onun değerleriyle sorunları olan CHP’dir.

Şimdi, soruyorum size: Çok partili sisteme geçtikten sonra, Allah aşkına CHP tek başına hiç iktidara geldi mi? Çok partili demokratik rejime geçtikten sonra CHP tek başına iktidara gelebildi mi? Gelemedi.

MEHMET S. KESİMOĞLU (Kırklareli) – Siz neredeydiniz o zaman?

AHMET AYDIN (Devamla) – Ama halkın desteğiyle kurulan AK PARTİ, üç genel seçim, iki yerel seçim, iki referandumda da halkın büyük bir desteğiyle burada ve şu anda, artık çınar olan, kökü Orta Asya’ya, maziye kadar dayanan AK PARTİ’dir, bunu kabul edin lütfen. Yorumlarınızı da yaparken biraz daha insaflı davranın diyorum, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın İnce, sizden önce sıra Sayın Özden’de, önce onu bir dinleyeyim…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – “Önder”, Sayın Başkan.

BAŞKAN -  …çünkü daha önce söz istemişti, sonra sizi dinleyeceğim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ama o daha yeni milletvekili, ben dokuz senelik milletvekiliyim. Sayın Başkanım, onun kıdemi benden düşük.

BAŞKAN – Anladım da daha önce söz istedi.

Hayır, Sayın Özden, bir saniye, hayrola, ne için söz istiyorsunuz?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Vekil dedi ki: “Sayın Sırrı Süreyya Önder de saçlarını kesmiş, o cezaevine alışkındır.” Şimdi, adımı vererek “İtiyat kesbetmiş.” dedi. Kürsüden cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Sataşma bunun neresinde onu anlamış değilim.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sataşma… Size, “Suça mütemayil” deseler bunu sataşma kabul etmeyecek misiniz?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Önder.

 

4.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

 

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın CHP’li Vekil, sosyal demokrat bir vekilden insan biraz daha feraset bekliyor doğal olarak. (AK PARTİ sıralarından “Nerede” sesleri) Fakat, hep, bizi yanıltmaya devam ediyorsunuz. Bu konuda büyük bir istikrar içindesiniz.

MEHMET S. KESİMOĞLU (Kırklareli) – Sayın Süreyya Önder, sen, İçişleri Komisyonunda söylemedin mi cezaevine alışkın olduğunu?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Şöyledir: Sayın Kesimoğlu, normal ülkelerde, sanatçılar, bilim insanları, aydınlar okullardan yetişir, bizde cezaevlerinden yetişiyor. Bu bir ayıp değildir, bizim istediğimiz bir şey de değildir. Normal insan fıtratı özgürlüğe yatkındır, esarete, mahkûmluğa değil. Keyfimizden de girmedik. Sadece mesele şuradadır: Bu ülkenin daha güzel bir ülke olmasına, bundan daha iyi bir dünyanın mümkün olduğuna inanan insanlar, statüko tarafından -dün size anlatmıştım, aklınızda kaldıysa- cezaeviyle ödüllendirilirler. Canımız, başımız üzre fakat hiçbir zaman bu bizde bir alışkanlığa dönüşmez. Tutkunu değiliz, sevdalısı değiliz ama bu yolda icap ederse -kendi adıma konuşmayayım ayıp olur- boynunu bıçağa uzatan bir sürü aydın, sanatçı, yiğit, onurlu kadın ve erkek vardır, yılların altına giriyorlar, kelle koltukta geziyorlar, sürgünler, açlıklar, yoksulluklar ama hangisine sorsanız daha özgür, daha mutlu bir dünyayı düşlerler. Cezaevine belli ki hiç girmemişsiniz, Allah da nasip etmesin. Pek matah yerler değildir. Adalet Bakanı birazdan anlatacak.

F tipine bir film çekiyorum şimdi İzmit’te, maketini yaptık, yıllarca yattım, şimdi tekrar içine girdiğimde karabasanlar bastı. İnsana layık mekânlar değildir orası, insan onuruna layık yerler de değildir. Bir ironiyi bu şekilde ters yüz etmek hoş değil.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Önder.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Aydın konuşmasında “CHP sabah başka, akşam başka.” diyerek ağır hakaretlerde bulundu.

BAŞKAN – Başka ne söyledi Sayın İnce?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Sabah başka, akşam başka.” dedi bu hakaret mi?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yazılı mı yapacaksınız sınavı, sözlü mü, ona göre çalışacağım.

BAŞKAN – Hayır, sınav yaptığımdan değil Sayın İnce, bugün birkaç defa açıklama yaptım yine. Ben İç Tüzük gereği yani “Ne söyledi de sataştı?” diye…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Daha ne diyecek? Yani eğer bir siyasi partiyi “sabah başka akşam başka” diye birisi itham ediyorsa daha ne diyecek, bundan daha doğal bir şey olabilir mi?

BAŞKAN – Hayır, niye sesinizi yükseltiyorsunuz, niye kızıyorsunuz, anlaşılır gibi değil. Yani yapmak istediğiniz ne, onu anlamış değilim ben. Daha önce de açıkladım Sayın İnce. Bunda alınacak, bunda sesinizi yükseltecek hiçbir şey yok. Ben soracağım, siz de cevap vereceksiniz, sadece siz değil, her söz isteyen sayın milletvekiline sataşma nedenini soracağım, siz de cevap vereceksiniz; bu kadar basit yani.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama “sabah başka akşam başka” bu bir şey değil ki Sayın Başkan, her saat bambaşkalar o zaman.

BAŞKAN – Ben aslında kabak işini sormak istemiştim ama söylemedi.

Buyurun.

 

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, partisine

sataşması nedeniyle konuşması

 

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, bu kabak muhabbeti kabak tadı vermeden dikiz aynasına bir geleyim.

Şimdi Sayın Kıyıklık, doğru; dikiz aynasında bizi görememişsinizdir, doğrudur. Şimdi bir CHP’nin dikiz aynasına bakalım, CHP’nin geride bıraktıklarına bakalım, bir de AKP’nin dikiz aynasına bakalım.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Millet bakıyor, görüyor.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Şimdi, sizin dikiz aynanızda bakın neler var:

Ezdikleriniz, yıktıklarınız, fethettikleriniz ve kuşattığınız kurumlar var.

Ofer var.

Kalpazanlık iddiaları var.

Kayıp trilyon davası var.

Kenan Evren’i Çankaya’da ağırlamak var, maaşına zam yapmak var.

Sizin dikiz aynanızda olanlar bunlar.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hepsi bu mu?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Şimdi bakın, CHP’nin dikiz aynasında… CHP’yi görememişsin, ee yüzüne gözüne dursun! CHP’nin dikiz aynasında bu Meclis var, içinde olduğun Meclis var. Daha ne olsun? (CHP sıralarından alkışlar) Daha ne olsun?

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Türkiye Büyük Millet Meclisi ne zaman kuruldu, CHP ne zaman kuruldu? Meclis kurulduğunda CHP yoktu.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Daha ne olsun? CHP’nin dikiz aynasında çok partili yaşama geçiş var, cumhuriyet var, demokrasi var, köy enstitüleri var. CHP’nin dikiz aynasında, hani satıp satıp paralarını çarçur ettiğiniz Etibank var, Sümerbank var, demir yolları var, limanlar var, Anadolu’nun ortasında kurulmuş modern bir cumhuriyet var, SEKA var. Sata sata bitiremedikleriniz var ya, bugün o 34-35 milyar dolarlık yaptığınız özelleştirmeyle çarçur ettiğiniz paralar var ya; işte onlar CHP’nin dikiz aynasında var.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Milletin aynası önemli, milletin aynası.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sizin gözünüz görmüyorsa, kulağınız duymuyorsa, okuduğunuzdan öğrenememişseniz daha ne yapalım biz?

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S. Sayısı: 88) (Devam)

 

İ) ADALET BAKANLIĞI (Devam)

1.-   Adalet Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-   Adalet Bakanlığı2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU (Devam)

1.-   Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim

        Bütçesi 

2.-   Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin

        Hesabı

 

K) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU (Devam)

1.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

M) İÇİŞLERİ  BAKANLIĞI (Devam)

1.- İçişleri Bakanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- İçişleri Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

N)  EMNİYET  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1.- Jandarma Genel Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Jandarma Genel Komutanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Celal Dinçer, İstanbul milletvekili.

Buyurun Sayın Dinçer. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CELAL DİNÇER (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçeleri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği gibi, İçişleri Bakanlığımızın görevleri arasında en ağırlıklı olanını iç güvenlik hizmetleri oluşturmaktadır. Bakanlığın iç güvenlik hizmetleri, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı vasıtasıyla yerine getirilmektedir.

Gece gündüz büyük bir özveriyle görevlerini yapan tüm kolluk mensuplarına ve onlarla birlikte çalışan tüm mülki idare amirlerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Jandarmanın görev ve sorumluluklarının büyüklüğünü ve zorluğunu hepimiz biliyoruz. Sahil Güvenlik teşkilatı da, Türkiye’nin bütün sahillerinde ve boğazlarında, deniz alanlarında kanunların kendilerine verdiği yetkiyi büyük bir fedakârlıkla uygulamakta ve yerine getirmektedir.

Karadeniz, bugün içinde bulunduğu özellikle Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattıyla Ceyhan’ın Akdeniz’in Basra’sı olması, Karadeniz’e de ayrıca Bakü’den gelecek petrollerin olması ayrı bir özellik kazandırmış, ayrı bir stratejik konum kazandırmıştır. Bu nedenle, Sahil Güvenlik teşkilatının kaldırılacağı yönündeki basında çıkan haberler doğruysa, bu tam anlamıyla bir gaflettir.

Aynı şekilde, hem Sahil Güvenlik Komutanlığının hem de Jandarma teşkilatının bütün araç gereç ve bina sorunları bütçeye konulacak ödeneklerle çözülecek gibi gözükmemektedir, bu ödeneklerin artırılması gereklidir.

Değerli milletvekilleri, kamu hizmeti sunulurken hukukun üstünlüğü öncelikli olmak zorundadır. Güvenlik kavramıyla hukuk ve insan hakları arasında denge bozulursa görmek istemediğimiz görüntüler ortaya çıkar. Üzülerek söylemek istiyorum ki, bugün ülkemizde kolluk kuvvetlerinin toplumsal olaylara müdahale biçiminde büyük sorunlar vardır. Sorun, yalnızca bir eğitim sorunu değildir; sorun, aynı zamanda bir algı sorunudur. Kolluk kuvvetleri demokrasiyi içselleştirme sorunu yaşamaktadır. Kolluk kuvvetleri orantısız güç kullandığında buna karşı çıkabilecek, bunu cezalandırabilecek iradeyi göstermek gerekmektedir. İktidara muhalif olanlara şiddet uygulandığında, bunu kabullenmek, görmezden gelmek çifte standarttır.

Sayın milletvekilleri, İçişleri Bakanlığımızın 2012 yılı performans programını yayınladığı kitabında “Delilden sanığa ulaşma yöntemi güvenlik birimlerimizce başarıyla uygulanmaktadır.” diyor. Peki, ülkemizde pek çok soruşturmada insanlar önce suçlu ilan edilip sonra suçunun veya masumiyetinin ispatlanması istenmektedir. Bu mudur sizin delilden sanığa ulaşma yöntemi?

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu iktidar döneminde çok karşılaştığımız bir çifte standarttan bahsetmek istiyorum. Sayın Genel Başkanımız Hakkâri konuşmasında “Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekinceleri kaldıracağız.” demişti. O zaman başta Sayın Başbakan olmak üzere, Sayın Burhan Kuzu neredeyse bizi memleketi bölmekle suçladılar ama şimdi görüyorum ki bu elimdeki kitaplarda Sayın İçişleri Bakanlığı “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nda getirilen ilkeler dikkate alınacaktır.” diyor. Aynı kitabın başka bir sayfasında “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na uyum sağlanmıştır.” diyor. Peki, bizim Genel Başkanımız söylerken bu kadar eleştirdiniz aynı konularda, şimdi niçin bunları programınıza koydunuz? Umarım Sayın Başbakan sizin bu programınızı okumamıştır yoksa size çok kızabilir.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; iktidar her söyleminde katılım, demokrasi, insan haklarından bahsetmektedir. Sendikalarla olan tutumunuz insan haklarına yaklaşımınızı göstermektedir, sivil toplumla olan tutumunuz insan haklarına yaklaşımınızı göstermektedir, kapattığınız sendikalara yaklaşımınız insan haklarına yaklaşımınızı göstermektedir. İşte, kapattığınız sendikalara birkaç örnek: Emekli Sendikası kapatıldı, size yağcılık yapmadığı için. Gençlik Sendikasını kapattınız, Çiftçi Sendikasını kapattınız, YARGI-SEN’i kapattınız. Ankara’da, tüzüğünde sadece cemevi yaptırmak olan bir derneği kapatmak için suç duyurusunda bulunup savcılığa verdiniz. İşte sizin STK anlayışınız. Bu anlayışla mı STK’ları gerçekleştireceksiniz? Sizin uygulamalarınıza en güzel örneği Dünya İnsan Hakları Günü’nde İzmir’de yapılan, “İşkence yoktur.” dediğiniz, işte bu polislerimizin karakolda yaptığını, kelepçeli kadını dövdüğünü Sözcü gazetesi açıkça ortaya koymaktadır. Siz “Türkiye’de işkence yok.” diyorsunuz ama Adalet Bakanı işkence yapanların sayısını veriyor.

Diğer bir konu ise belediyelerimizde yaptığınız uygulamalar. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kim suçluysa, kimin yasalar karşısında suçu varsa herkes hesabını vermelidir, buna itirazımız yoktur. Ama insanların onuru, şerefi, haysiyeti yok mu? Bu insanları niye bu şekilde üzüyorsunuz? Niye bu şekilde yüzlerce polisle, hem de basın önünde şov yaparak mahkemelere çıkarıyorsunuz?

İşte size bir örnek: Maltepe Belediyesiyle ilgili olarak bir ihbar dilekçesi yüzünden belediyeye polisler gelmeden önce basın geliyor. “Biraz sonra polisler gelecek, burada bir operasyon yapılacak.” diyor. Başkan “Nedir bu?” deyince, “Efendim, Belediye Başkanı ve bazı görevliler gözaltına alınacak.” diyor. Polisi arıyor Belediye Başkanı. Belediye Başkanı bir profesör, saygın bir kişi. Diyor ki: “Bizi gözaltına alacakmışsınız.” Zaten o anda da ekipler kapıya gelmişler. “Ben istediğiniz yere istediğiniz şekilde gelirim, ifade vermeye hazırım.” “Hayır efendim, biz götüreceğiz.” Canlı yayın arabaları eşliğinde adliyeye götürülüyor. Sadece ve sadece bir ifadesi alınacak. Şimdi soruyorum size: Aynı uygulama Kandıra Belediyesine yapıldı mı? Kandıra Belediyesinde de suç işleyen veya işlediği iddia edilen belediye görevlileri karakola davet edildi, ifadeleri alındı, mahkemeye çıkarıldı ve tutuklandı. Bizim Belediye Başkanımız ise neredeyse davulla, zurnayla, şovlarla gösterişli bir şekilde adliyeye götürüldü. Bu adil değil. Yazıktır bu insanlara. Bu uygulamalar çağdaş değil. Bu uygulamanız bugünkü çağdaş demokrasilerde olmaması gereken uygulamalar. Bu şekilde sizler demokrasiyi tesis edemezsiniz bu ülkemizde.

Sayın Başkan, saygıdeğer üyeler; Gazi Mustafa Kemal’in karargâhında kurtuluş mücadelemizi izleyen gazetecilere İngiliz gizli servisi soruyor: “Türkiye’yi bir daha nasıl sömürge yaparız? Bize bir rapor yazın.” Yazdıkları rapor şu: “Anadolu’da dini siyasete alet etmeyi amaç edinen, dinî ögeleri kullanan fakat şahsi menfaatlerini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CELAL DİNÇER (Devamla) - …amaçlarının önüne koyabilen aç gözlü bir siyasi iktidar…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dinçer.

CELAL DİNÇER (Devamla) - …yapılmadıkça Anadolu’yu bir daha sömürgemiz hâline getirmemiz asla mümkün olmayacaktır.”

Biz Anadolu’yu asla sömürge yapmayacağız, buna kararlıyız.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, şahsı adına ve bütçenin lehinde söz isteyen Hüseyin Cemal Akın, Malatya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Akın.

HÜSEYİN CEMAL AKIN (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Adalet Bakanlığı bütçesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hukuk devleti, tüm bireylerin hukuki güvenliğinin sağlandığı, devletin bütün organlarının, bütün faaliyetlerinin hukuka bağlı olduğu devlettir.

Hukuk devleti, en başta insan merkezli, insan onurunu koruyan devlettir. Hukuk devletinde kanunlar önünde devletin vatandaşa karşı bir üstünlüğü yoktur. Kanun ve kurallara uymayan şahıs da olsa, devlet de olsa yargılanır. Hukuka uymak yalnızca vatandaş için değil, yürütme ve yargı için de bir zorunluluktur.

Yargı bağımsızlığı ilkesi, hukuk devleti olmanın temel koşuludur. Ancak bu bağımsızlık, yargıya devlet kurumlarından, her türlü baskı gruplarından ve yargının kendi içerisinden gelebilecek müdahalelere karşı yargıyı korumakla mümkün olabilir; aksi hâlde bir ülkede adil yargılanmadan söz edilemez. Bu sebeple, herkesin yargı bağımsızlığını zedeleyecek tutum ve davranışlardan kaçınması gerekmektedir.

Yargı sisteminin ve adalet mekanizmasının işlerlik kazanması için, uzun yıllar ihmal edilmiş olan altyapı çalışmaları üzerinde hükûmetlerimiz döneminde ciddi şekilde durulmuş, bu konudaki eksikliklerimiz ikmal edilmiş, ikmal edilmeye de devam edilmektedir.

Adalet hizmetlerinin olumsuz şartlarda gerçekleştirilmeye çalışıldığı dönemlere tanıklık ettik. Yargı için özel planlanmamış binalarda, hükûmet konaklarının alt katlarında, kiralık iş hanlarında mahkemeler adaleti tevzi etmeye çalışıyordu. Daktilo temininde bile türlü zorluklar yaşanıyordu. Diğer işlerde kullanılan evrakların arka yüzleri mahkeme tutanakları için kullanılıyordu. Geçmişte baro başkanlığı yapmış bir kişi olarak bunları ben yakinen yaşadım. Bu manzaraları ülkemize yaşatmamak için adalet hizmetlerine bütçeden ayrılan payı Hükûmetimiz 2 katına çıkartmıştır.

2003 yılından bu yana 145 adalet sarayı inşa edilmiş, şu anda hizmet vermektedir. Bunların yanı sıra hâlen 36 adet adalet sarayı inşa edilmekte, 77 adet adalet sarayımız da proje ve ihale aşamasındadır.

Bunun dışında yargı sistemimizin personel eksiklikleri de mevcuttur. Hâkim ve savcı sayıları, dosya sayılarını da düşündüğümüzde çağdaş standartlardan uzaktaydı. Gelişmiş ülkelerin hâkim ve savcılarının gördükleri iş sayısının 5 katı iş, hâkim ve savcılarımız tarafından görülmekteydi, görülmeye çalışılıyordu.

Hükûmetimiz döneminde hâkim ve savcılarımızın mesleki kapasitelerinin artırılması noktasında da önemli çalışmalar yapılmıştır. Hâkim ve savcılarımızın eğitimi için 1985 yılında kurulan merkez yeterli bulunmamış, kanunu çıkartılarak 2003 yılında Adalet Akademisi hizmete girmiş, adli personele eğitim vermeye başlamıştır. Bu arada, 5.578 hâkim ve savcı mesleğe kazandırılmıştır.

Yargının verimli çalışmasında hâkim ve savcılar kadar yardımcı personel de büyük öneme sahiptir. 2003 yılında 20.255 yardımcı personel varken, 2011 yılında yüzde 98,75’lik bir artışla 40.277 yardımcı personel sayısına ulaşılmıştır. Yargı sisteminin altyapı sorunlarının çözümünün işlerlik açısından ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Bunun yanı sıra, zaman içerisinde doğan toplumsal ihtiyaçlar için mevzuatın yenilenmesi gerektiğinin de farkındayız. Özellikle son yıllarda teknolojinin hızla ilerlemesi sonucunda ortaya çıkan problemlere çözüm üretilebilmesi amacıyla mevzuatımız tüm yönleriyle gözden geçirilmiş, yeni müesseselerin ihdası ya da bazı müesseselerin yenilenmesi gibi hususlarda çalışmalar yapılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN CEMAL AKIN (Devamla) - Bu mevzuat değişiklikleri yapılırken güçlünün hukuku yerine hukukun gücü anlayışı esas alınmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akın.

Şimdi, Hükûmet adına söz isteyen Adalet Bakanı Sadullah Ergin.

Buyurun Sayın Bakan.

Süreniz yirmi beş dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet Bakanlığının 2012 bütçesini sizlerle paylaşmak ve belli bilgileri değerli milletvekillerimize sunmak üzere huzurlarınızdayım. Genel Kurulu ve şahıslarınızı saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’nin yargıyla ilgili problemlerine beraberce bir göz atmak, gerektiğinde öz eleştiri yapabilmek, samimi bir atmosferde müşterek dertlerimizi konuşabilmek arzusuyla kürsüye geldim bu akşam. Bu problem, çok uzun yıllardır ülkemizin maalesef üstesinden gelemediği bir problem. Bu problemin birçok sebebi var. Geçmişten gelen bu problemin insan kaynağıyla ilgili dayanakları var; hâkim, savcı sayısı, idari personel sayısı, yardımcı hizmetli sayısı ve bunların nitelikleri, eğitim hususları. Bununla beraber fiziki altyapı konusunda problemlerimiz var. Bunun ötesinde, mevzuat altyapısından kaynaklı sorunlarımız var ve ceza infaz sistemimizden kaynaklanan problemlerimiz var. Bu problemler yıllar yılı hep konuşuldu, hep dertlenildi, şikâyet edildi. Her gelen bir önceki döneme atıflar yaparak “Biz teslim aldığımızda şöyleydi, böyleydi.” gibi mukayeseler yaptı.

Ne dersek diyelim, bu sorun bizim müşterek problemimiz ve her birimiz bu problemin yakıcı özelliğinden kendi payımıza düşeni alıyoruz. Derdimiz, amacımız 74 milyonluk bu büyük ülkeye, bu aziz millete arzu ettiği, ihtiyaç duyduğu noktada güven veren adalet hizmetinin sunulmasıdır. Bunu sağlayabilmek için yapılması gereken şeyler bilinmeyen şeyler değil aslında. Bütün dünyada, gelişmiş ülkelerde güven veren adaleti tesis etmiş olan ülkelere baktığınızda bu yapının kurulmuş olduğu yerlerde ekonomik kalkınmayı görürsünüz, sosyal refahı görürsünüz, insanların mutluluğunu görürsünüz. Olmazsa olmaz, adaletin tesisidir. Onun için, bu konuda ben değerli milletvekillerine çok içten şunu ifade etmek istiyorum: Geçmişte “Şu şöyle yaptı, bu böyle yaptı; biz şunu yaptık, sen şunu kattın.” gibi birtakım atışmalarla gidebileceğimiz bir fazla mesafe yok.

Değerli arkadaşlarım, bu problemlerin çözümü için geçmiş dönemlerde de Adalet Bakanlığı makamında hizmet üretmiş tüm bakanlara, emeği geçen tüm bürokratlara teşekkür ediyorum. Kim ki taş üstüne taş koymuştur, Allah ondan razı olsun; ellerine, kollarına sağlık. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

Geldiğimiz noktada Türkiye’de bu problemin çözümü için yapılan çalışmaların sonucunda yargının problemlerini oluşturan unsurları birer birer gündemden çıkartabilmek için fiziki altyapıyı tamamlama noktasında önemli mesafeler alınmıştır. Ciddi anlamda mekân sorunu çözülmüştür. Hâlâ yeni inşaatlar devam etmektedir. Ancak yapılan adalet saraylarının içerisinde vatandaşı memnun edecek adalet hizmeti üretilemiyorsa o sarayların çok fazla bir anlamı yoktur, onun da altını çiziyorum. Yapılan o sarayların içerisinde milletin beklentisi olan adalet hizmetini ürettiğimiz gün amacımıza ulaşmış olacağız ve ortaya çıkan kararın hem davacısına hem davalısına güven verdiği an mutlu hissedeceğiz kendimizi.

Değerli arkadaşlar, fiziki mekân sorunu belli bir istikamette çözüm noktasında ilerliyor, orada problemimiz yok. Ancak Türkiye’deki iş yüküne baktığımızda ciddi anlamda bütün uzlaşmazlıkların adliyelere oluk oluk aktığını göreceğiz. Kim arasında bir tartışma yaşamışsa, kim ticari bir ihtilafa düşmüşse, aile hukukuna dayalı en ufak bir sorunu doğrudan adliyeye taşıdığımız bir mekanizma var maalesef. Alternatif çözüm yolları maalesef geliştirilememiş şu ana kadar. Bunun dokuz yıllık süresindeki vebali de bize ait. Bu noktada kendimize de bir öz eleştiri yapmak durumundayım. Ama bizim mutlaka adliyelere gelen işin tolere edici sistemlerini öngörmemiz ve bu işi adliyeye düşmeden önce çözecek mekanizmaları kurmamız gerekiyor. Gelişmiş ülkeler bunu farklı yöntemlerle çözmüşler, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarını ihdas etmişler. Buna dönük olarak bizim de birtakım girişimlerimiz var. Parlamentoda, Adalet Komisyonunda bekleyen ara buluculuk yasa tasarısı bunlardan bir tanesi.

Ara buluculuk yasa tasarısı, zannedildiği gibi yargıya alternatif bir oluşum meydana getirmek için değil, gelişmiş, iyi uygulama örneklerine baktığımızda yargının iş yükünü tolere edici özelliği sebebiyle uzlaşmazlığı resmî makamlara düşürmeden önce çözmenin yolu ve burada da gene hukukçular büyük ölçüde inisiyatif alacaklar, bu işin çözümünü gene hukukçu ağırlıklı aktörler çözecek. Öngördüğümüz yapı bu.

Şu anda Barolar Birliğiyle beraber bir çalışma içerisindeyiz. Getirilen tasarıya birtakım eleştiriler var. Bu eleştirileri iyi niyetle dinliyoruz ve gerçekten sistemin daha iyi işlemesine hizmet edeceğini düşündüğümüz katkıları ve önerileri de bu eleştiriler sayesinde gündemimize alıp tasarıyı daha uygulanabilir hâle getirmek için elden gelen gayreti de sarf ediyoruz.

İnsan kaynakları noktasında, hâkim, savcı sayımızda maalesef arzu edilen noktada değiliz. Avrupa Birliği üyesi ülkelerde her 100 bin kişiye düşen hâkim, savcı sayısı ortalama 18 ile 20 arasında değişiyor. Türkiye’de bu henüz yeni, 10 rakamına ulaştı. Her 100 bin kişiye yaklaşık 10 hâkim, savcı düşüyor Türkiye’de.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, adli hizmetlerde idari personel ya da yardımcı hizmetli sınıflardaki personel noktasında çok önemli iyileştirmeler sağlandı. Çalışan sayısında yaklaşık yüzde 80’e varan, bir artış söz konusu oldu. Bugün itibarıyla adliyelerimizde yazı işleri müdürü, zabıt kâtibi noktasında eksiklikler tamamlanmış durumdadır ve bu iyileştirmeler süratle devam etmektedir. Sorunları giderme noktasında önemli unsurlardan bir tanesi mevzuat altyapısının düzenlenmesi idi, gene 2002 yılından bugüne kadar dokuz yıl içerisinde. 2004-2005 periyodunda ceza mevzuatımızı baştan aşağı yeniledik. Ceza Yasası, Ceza Usul Yasası, Ceza İnfaz Yasası gibi, Ceza Usul Yasası’yla beraber Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, bunların tamamı yenilendi ve 2005’te yürürlüğe girdi. Gene ondan sonra, geçtiğimiz yıl, Türk Borçlar Yasası, Türk Ticaret Yasası, Medeni Usul Yasası gibi temel yasalarımız yenilendi. Dolayısıyla, hukuk sistemimizin ana iskeletini oluşturan temel yasalarımızın tamamı yenilenmiş oldu ve çağımızın gerekleriyle uyumlu hâle getirildi. Bu yasalar yapılır iken de büyük ölçüde katılımcı yöntemlerle yapıldı. Barolar Birliğinin, akademilerin ve Meclisimizdeki siyasi parti gruplarımızın değerli katılımcılarının görüşleri de alınmak suretiyle büyük ölçüde mutabakata varan bir yöntemle bu temel yasalar yenilendi.

İnfaz sistemiyle ilgili ciddi sorunlarımız var idi ve bu sorunlar maalesef geçmişte –şöyle hafızalarımızı yoklarsak- cezaevi isyanları, büyük asayiş hadiseleri, maalesef büyük can kayıplarını yaşadığımız ve hatırlamak dahi istemediğimiz olaylar. Türkiye'de ceza infaz kurumlarımızı Birleşmiş Milletlerin öngördüğü uluslararası standartlara getirmek üzere yoğun ve ciddi bir çalışma içerisinde Türkiye şu anda. Birçok kurumumuzu yeniledik. İki yüzün üzerinde cezaevi kapatıldı, uygun şartlarda olmayan cezaevleri kapatıldı. Hâlâ bu dönüşüm ve yenilenme süreci devam ediyor ama ceza infaz kurumlarımız yenilenir iken ceza infaz yöntemleri mevzuatında modern birtakım çalışmaların da paralel yapılması lazım. Bununla ilgili çalışmalar yapıldı ama tam anlamıyla arzu edilen noktaya gelindiğini söylemek zor.

En son yaşadığımız vahim, üzücü bir hadiseyi bir milletvekili arkadaşımız bu kürsüden ifade ettiler. Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin nakli esnasında meydana gelen o elim kazadan, yangından sonra hepimizin ülke olarak, millet olarak gerçekten ciğerleri yandı. Hiçbir, insani özelliği olan kimse bu ızdırabı yüreğinde hissetmezlik edemezdi. Bu açıdan, uzun yıllardır benzer yöntemlerle yapılan bu nakli tekrar masaya yatırdık ve şu anda demir yolu ve hava yolu nakli alternatifleri gündemimizde.

Bununla beraber, tutuklu ve hükümlülerin başka merkezlerde sorgulanması, ifadelerinin alınması, savunmalarının alınmasıyla ilgili olarak teknolojinin imkânlarından istifade ederek uydu sistemiyle ve UYAP Sistemi üzerinden kurulan mekanizmayla ifade alma hususu geliştirildi ve şu anda kullanılmaya başlandı. Bunu daha da geliştirmek ve bu nakilleri en aza indirmek için bütün imkânları zorlamaktayız.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Türkiye’de yargının en önemli problemi uzun yargılamalardan kaynaklanmaktadır. Maalesef, gelişmiş ülkelerdekinin aksine, ülkemizde yargılamalar gerçekten uzun sürmekte. Bu uzun süren yargılamaların çözülmesi, sürelerin daha aza indirilebilmesi için çok önemli çalışmalar yapıldı, yapılmaya devam ediyor. 2011 yılı içerisinde iki tane yasal düzenleme yapıldı. Bu düzenlemelerde, birçok ihtilafın adliyelerde çözülmesi yerine idari para cezalarıyla suç olmaktan çıkartılarak ve bir kısım davaların da, çekişmesiz yargı işlerinin de noterlere devredilmek suretiyle, adliyelere gelen davaların azaltılması formülünü devreye soktuk. Bu yöntemlerle, yaklaşık iki buçuk milyon dosya adliyelere gelecek iken, alternatif yöntemlerle, adliyelerin gündeminden çıkmış oldu. Şimdi önümüzde Ara Buluculuk yasa tasarısı var. Bunu hayata geçirebilir isek, gerçekten, adliyelere iş gelmezden önce ihtilafları çözecek yeni kurumlar oluşturabilir isek, adliyelerin yükünü önemli ölçüde hafifletebileceğiz.

Aslında Türkiye’deki temel sorun ilk derece mahkemelerinden çok yüksek mahkemelerde. Şu anda ilk derece mahkemelerinde davaların görülme süresi ortalama altı ile sekiz ay arasında değişiyor, hukukla ceza davalarında bu fark var. Ama problem, mahkemelerden çıkan kararların önemli bir kısmı, tamamına yakını Yargıtaya, Danıştaya, temyiz mahkemesine gidiyor. Dolayısıyla burada bir filtrasyon sistemi araya koymak gerekiyor.

İki: Yüksek yargıdaki kapasiteyi ilk derece mahkemelerinden gelen dava yükünü kaldıracak şekilde revize etmek gerekiyordu.

2011 yılı içerisinde yapılan düzenlemelerle Yargıtay ve Danıştayda hem daire sayıları artırıldı hem üye sayıları artırıldı. Bu şekilde -geçen akşam da burada ifade etmeye çalıştım- Yargıtayda şu an itibarıyla ilk defa sevindirici bir noktaya gelindi ve “Yılda 650 bin dosya geliyor Yargıtaya” demiştim. Bir önceki yıldan da bir o kadar devrediyor idi ve Yargıtayın bir yıl içerisinde bakmak zorunda kaldığı dosya sayısı 1 milyon 300 bin, önündeki hazır yük, her yıl 650 bin geliyor ama 550 bin dosya karara çıkabiliyor idi. Bu şu demekti: Her yıl yükün üzerine bir 100 bin dosya ilave edilerek çığ gibi büyüyen bir devasa yapı.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bir de tutukluluk süreleri Sayın Bakan, bekleyenlerden bir tanesi de o.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - Değerli arkadaşlar… Oraya da geleceğim Sayın Vekilim.

Bu yapılanlarla beraber Yargıtayda seri bir işleyiş başladı. Bakınız, taşradan gelen dosyalar çuvallarla, büyük poşetlerle geliyor Yargıtaya. O poşetler, o çuvallar açılamadan altı ay bekliyordu Yargıtay Savcılığında ve altı ay sonra çuvallar açılıyor, dosyalar hangi savcıya gidecek, mütalaa için kime gönderilecek bunlar tevzi ediliyordu. Bunların içerisinde tutuklu dosyaları da var. Onlar da ayrıştırılamıyor idi ama hem personel sayısında artma hem üye sayısında artışla beraber çok önemli destekler de verildi yüksek yargıya. Şu anda bekleyen 100 bin dosyanın tasnifi yapıldı, dağıtımı yapıldı ve Yargıtay Başsavcılığında şu anda bekleyen dosya yok değerli milletvekilleri. Gelen dosyalar aynı gün veya ertesi gün tasnifi yapılmak suretiyle ilgili savcılıklara, ilgili dairelere tevzi ediliyor. Bu önemli idi ve ilk defa, Yargıtaya gelen dosyadan daha fazlası karara bağlanarak geldiği bölgelere sevk edilmeye başlandı. Bu da şu demek: Artık stokta bekleyen, depolarda bekleyen dava yükü, temyizden davasını bekleyen vatandaşın beklentisi daha çabuk gerçekleşecek. Ve…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Bakan, bin on gündür yargılanmayı bekleyen Mustafa Balbay hakkında ne düşünüyorsunuz, bir söyler misiniz?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ona da geleceğim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bin on gün… Bin on gün…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın burada polemik yapmaya çıkmadığımı söyledim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır polemik değil, merak ediyorum.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Bu polemiğe girersem benim de dosyamda çok polemik yapacak konular var ama şurada, gecenin şu saatinde…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır, bin on gün… Polemik değil.

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - …gerçekten hepimizin problemi olan yargının…

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Bakan, bin gün… Ne düşünüyorsun bu bin  gün için? 

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - …nasıl bu hâlden kurtulacağına dair görüşlerimi paylaşıyorum, önerilerimi söylüyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ne düşünüyorsun bu bin gün için?

BAŞKAN – Sayın İnce, biraz sonra soru sorma hakkınız var.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Ama siz kendi görüşlerinizi ayrı platformlarda değerlendirebilirsiniz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Bakan, yorum istedim, bin gün…

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, şimdi yüksek yargıdaki bu bekleme sürelerini kısalttığımızda, gerçekten ilk derece mahkemelerinde altı ila sekiz ayda biten davalar yüksek yargıda iki ila üç ayda dönme durumu da olduğunda, bir ila en fazla bir buçuk yıl arasında çözüme kavuşmuş, sonuçlanmış olacak. Bu, Türkiye açısından çok önemli bir gelişmedir, adalet açısından önemli bir sonuç ortaya koyacak.

Şimdi, uzun tutukluluk süreleri… Değerli milletvekilleri, uzun tutukluluk uzun yargılamanın sonucudur, kendisi bizatihi bir sebep değildir. Bugün yasalarımıza baktığınızda, Ceza Usul Yasası’nın 102’nci maddesine bakınız.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Bakan, tutuklamanın en son ceza olması gerekiyor, en son yöntem olması gerekiyor.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - Ağır ceza mahkemesinde görülen davalarda tutukluğun üst sınırı iki yıldır, ağır cezalık olmayanlarda bir yıldır ama istisna hükümleriyle bir yıl olan bir buçuk yıla, iki yıl olan da beş yıla çıkabiliyor, 250 ve devamı maddeler devreye girdiğinde on yıla kadar çıkabiliyor. Alt sınırı yedi yıl ve daha yüksek olan davalarda 2004’e kadar üst sınır da yoktu, sınırsız bir tutukluluk imkânı vardı. 2004’te yapılan düzenlemelerle bir sınır da getirilmiş oldu.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ama şimdiye kadar hiç kimse üç bin, dört bin gün tutuklu kalmıyordu Sayın Bakan. 12 Eylül döneminde bile bu kadar uzun tutukluluk yoktu.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - Şimdi, ben şu bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum: Değerli milletvekilleri, Türkiye’deki cezaevlerinde bulunanların tutukluluk ve hükümlülük oranlarını sizlerle paylaşmak istiyorum.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – En az yüzde 50…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, her şeyde Avrupa’dan örnek veriyorsunuz, bunda da bir örnek verir misiniz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Yarı yarıya Sayın Bakan, yarısı tutuklu, yarısı hükümlü.

BAŞKAN – Sayın Özdemir, lütfen… Müsaade buyurun Sayın Özdemir.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - Bakınız, yıl 2006. Cezaevinde bulunanlardan yüzde 37,5’i hükümlü, kalan yüzde 62,5’i tutuklu ve hükmen tutuklu. Bizde iki tane statü var: İlk derece mahkemesi kararını vermişse ama temyiz mahkemesinde bekliyorsa buna hükmen tutuklu diyoruz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararından sonraki bölümü hükümlülük kabul ediyor. Ama ben eski yöntemle ve yeni yöntemle iki ayrı rakam vereceğim: 2006’da yüzde 62,5 tutuklu var, hükmen tutukluyla beraber. 2007’de yüzde 58 tutuklu var, 2008’de yüzde 60 tutuklu var ama alınan tedbirlerle -bugünkü rakamı söylüyorum- tutuklu ve hükmen tutuklu toplamı yüzde 42,4, hükümlü sayısı yüzde 57,6. Hükümlüler artıyor, tutuklu oranları düşüyor cezaevlerinde bulunanların. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin baz aldığı kritere bakarsanız orada ilk derece mahkemesi kararını verdiği anda artık tutukluluk söz konusu değil, hükümlü safına geçiyor ve bu kritere göre de şu anda Türkiye’de cezaevinde bulunanların yüzde 70’i hükümlü, yüzde 30’u tutuklu sıfatındadır.

Değerli milletvekilleri, bu gelişme pozitiftir, hükümlülerin oranı artarken tutukluların oranı düşmektedir. Ancak bu, elimizde bulunan tutuklu ve hükümlülerin problemi yok anlamına gelmiyor. Uzun yargılamalar devam ettiği sürece bu uzun tutukluluk sorunu da bizimle beraber yürüyecektir.

Değerli milletvekilleri, sürelerle oynayarak uzun tutukluluk sorununu çözmeye kalkarsak arzu etmediğimiz sorunlarla karşılaşacağız maalesef.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Bakan, cumhuriyet tarihinde şimdiye kadar tutuklu milletvekili var mıydı?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Bakınız, 2011 yılının başında Yargıtaydan tahliye olan Hizbullah sanıkları olayı olduktan sonra yapılan değerlendirmelere bir göz atınız. Şimdi, bir siyasetçimiz şunu söylüyor: “Bir kanun çıkardılar, bir baktık insanları domuz bağıyla öldürenlerin hepsi dışarıda. Hizbullahın neler yaptığı toplumun belleğinde duruyor. ” Şimdi, bunu diyen Sayın Kılıçdaroğlu ve bunu eleştiriyor.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Şimdi de yurt dışında onlar, şimdi de yurt dışında. Önce cezaevinden çıkardınız, şimdi de yurt dışına kaçtılar.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Bakınız, Hizbullah davasından tahliye olanların tutukluluk süresi on yıldı.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – On yılda niye bitirmediniz davayı?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye bitirmediniz davayı, biz mi bitireceğiz Sayın Bakan?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Şimdi, CHP’li milletvekilli arkadaşlarımızın verdiği teklife geliyorum. O teklif gerçekten yargılamaları kısalttığımız zaman dilimi içerisinde karşılanabilecek bir tekliftir ama bugünkü şartlarda varsayın ki o teklifi getirdik burada yasalaştırdık, bu teklifin yasalaşmasıyla beraber, değerli milletvekillerimiz, 2.427’ye yakın tutuklu tahliye olma durumuyla karşı karşıyadır. Bu 2.427 kişi içerisinde terör örgütüne üye olanlar, terör suçu işleyenler...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Coplanan öğrenciler gibi mi!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - ...asker, polis öldürenler, çocuklara karşı cinsel tacizde bulunanlar, tecavüzde bulunanlar, her türlü, toplumu irite edecek sanıklar da var.

Bakınız, 2011 yılı başında sınırlı sayıda tutuklunun tahliye olması Türkiye’yi ne kadar gerdi, ne kadar sıkıntıya soktu.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) - Sayın Bakan, o söylediğiniz tutuklular şimdi  yurt dışına kaçtı, yurt dışına.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - Dolayısıyla, şunu ifade ediyorum: Sadece tutukluluk süreleriyle oynayarak...

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hem de kendi pasaportlarını kullanarak Hollanda’ya kaçtılar.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - ...Türkiye’deki uzun tutukluluk problemlerini çözme şansımızın olmadığını düşünüyorum.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Önce onları bir hallet onları. Yurt dışına kaçışlarına mâni olsaydın keşke.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - Buna yeltendiğimiz anda çok sayıda, arzu etmediğimiz sıfattaki tutukluların tahliye olduğunu görecek ve toplumdan gelen baskıları maalesef karşılayamayacak duruma geleceğiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Peki, Sayın Bakan, Hizbullahçılarla ilgili karar verildi de peşine bir adam takıp yakalayamadınız mı?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, ben, bütün bunları ifade ederken, biraz önce bu kürsüde söz alan değerli milletvekillerimizin birtakım tespitlerini de sürem kaldığı ölçüde paylaşmak istiyorum.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Yurt dışına kaçacakları belliydi, ayan beyan ortadaydı. Cezaevinden çıktıktan sonra yurt dışına kaçacakları belliydi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hadi diyelim ondan dolayı tahliye oldular da bu devlet adamların peşini nasıl bıraktı? Kim talimat verdi?

BAŞKAN – Sayın Milletvekili lütfen..

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakınız, burada birçok değerlendirme yapıldı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yeni yapısıyla ilgili...

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, siz de... Allah Allah!..

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - ...seçimlerle ilgili, hâkimlerin emeklilik talep ettiğiyle ilgili, gazetecilerle ilgili.

Bakınız, bu tutuklu gazeteciler meselesi, önceki gün Genel Kurulda da çok sayıda arkadaşımızın dile getirdiği...

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Haklarında karar yokken bunları terör örgütü üyesi yaptınız, siz Adalet Bakanı olarak yaptınız bunu.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - ...Sayın Kılıçdaroğlu’nun da dile getirdiği bir konu. Ama bakınız, Sayın Kılıçdaroğu “70’in üzerinde gazeteci.” dedi ve dünyada en fazla gazeteci tutuklusu bulunan ülke olarak takdim etti Türkiye’yi ama dünkü Milliyet gazetesinde Gazetecileri Koruma Komitesinin bir bülteni yayınlandı.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Tutuklu sayısında dünyada kaçıncıyız, onu söyle?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - O bültende Türkiye’den 8 gazeteciyi koymuşlar. Bir tarafta 70 gazeteci, bir tarafta 8 gazeteci.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ya, bir tane olsun, ne fark eder? Sen onun hesabını ver. Bir tane olsun, ne olacak? Bu kadar hâkim atadınız, yargı niye hızlanmadı peki?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) - Milliyet gazetesi diyor ki... Bunun kaynağını sorduk, nedir? SPJ şu açıklamayı yapıyor: “Rapor için yapılan araştırma sırasında...”

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Beceremediniz mi Sayın Bakan?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – “...sadece listedeki isimlerin gazetecilik faaliyetleri ve tutuklanmaları arasında güvenilir bir bağ kurabildik.” diyor yani “Sadece bu 8 kişinin gazetecilik mesleği ile tutuklanma sebebi arasında güvenilir bir bağ kurabildik, onun dışındakileri kuramadık.” diyor.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Bakan, öğrenciler terör örgütü üyesi, gazeteciler terör örgütü üyesi. Ayıp ya, olur mu böyle bir şey!

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, yanlış rakamları tartışarak doğru sonuçlara ulaşamayız.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Size karşı çıkan herkes terör örgütü üyesi.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Bakınız, “500 tutuklu öğrenci” diye birkaç arkadaşımız dile getirdi. Bu rakamlar yanlış. Bu rakamları dile getiren Sayın Hüseyin Aygün’e rica ettik, “Şu 500 tane tutuklu öğrencinin bize isimlerini verir misin?” dedik.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Berna’yı on dokuz ay kim tutuklu bıraktı?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Kendisi listede 500 değil, 227 isim verdi. Bu 227 ismi kontrol ettik. 40 kişisi hiçbir surette cezaevine girmemiş, 24’ü tahliye olmuş, 163 kişi farklı cezaevlerinde, bu 163 kişinin 25’i ise üniversite öğrencisi değil.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sadece sayılardan ibaretsiniz, insan yok sizde.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Elimizde kalan rakam 138. Ben şunu ifade etmiyorum, 138 az bir rakamdır demiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biraz daha fazla yapın da icraatınız artsın bari hadi.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Ancak lütfen bu kürsüden dile getirdiğimiz hususlar doğruları yansıtsın, gerçekleri yansıtsın, birbirimizi anlamaya çalışalım. Şu anda 138 üniversite öğrencisi 500’ü aşkın olarak takdim ediliyor.

Onun dışında…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Öğrenciler niye tutuklu o zaman, onu söyle.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Söylediğimiz sözler, yaptığımız tespitler doğru olsun lütfen.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Fikret Kozinoğlu’yla ilgili soru sordum.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Devamla) – Sivas davası sanığı -şimdi, biraz sonra soru-cevap bölümünde de bunları konuşacağız- Vahit Kaynar’ın, Adalet Bakanlığının ayağını sürümesinden kaynaklı Polonya makamlarınca serbest bırakıldığını söylediniz. Sayın Kılıçdaroğlu daha da ileriye giderek Milliyet’te Sayın Aslı Aydıntaşbaş’la yaptığı röportajda Adalet Bakanlığının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Nereye kaçırdınız?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Soru-cevap kısmında cevaplandırırsınız.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Bakana müsaade edin de bu sorunun cevabını almak istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.00

 

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 33’üncü Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, dördüncü tur üzerinde söz sırası İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’e aittir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi beş dakikadır Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; İçişleri Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarımızın 2010 yılı kesin hesabı ile 2012 yılı bütçe kanunu tasarılarının Genel Kurulumuzda görüşülmesi için bir aradayız. Bu vesileyle, yüce heyetinizi şahsım ve Bakanlığım adına en içten duygularla selamlıyorum.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığı, devlet ve toplum hayatımızda çok önemli görevler üstlenmiş bakanlıklarımızdan birisidir. Ülkemizin her köşesinde geniş bir şekilde örgütlenerek hayatın farklı alanlarında vatandaşlarımıza hizmet sunmaktayız.

Bakanlığımız, Anayasa ve yasalarımızla kendisine tevdi edilen cumhuriyetimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü, güvenlik ve asayişi, kamu düzenini ve genel ahlakı, Anayasa’mızda yazılı hak ve hürriyetleri korumak, suç işlenmesini önlemek ve suçluları takip ederek yakalamak, her türlü terörle, kaçakçılıkla ve organize suçlarla mücadele etmek görevlerini icra etmektedir. Yine Bakanlığımız, sınırlarımızın, kıyı ve deniz yetki alanlarımızın muhafaza ve emniyetini sağlamaktadır.

Mahallin en büyük mülki idare amiri olan vali ve kaymakamlarımız aracılığıyla il ve ilçelerdeki kamu kurum ve kuruluşlarının koordinasyon içinde devlet hizmetlerini yerine getirmelerini sağlamaktadır.

Bakanlık olarak görevli ve sorumlu olduğumuz alanlarda yaptığımız çalışmalar ve aldığımız sonuçlar hakkında siz saygıdeğer milletvekili arkadaşlarımı daha ayrıntılı bir şekilde bilgilendirmek isterim.

Bakanlığımızın en önemli ve ağırlıklı hizmetini iç güvenlik hizmetleri oluşturmaktadır. Bakanlığımız, güvenlik hizmetlerini bünyesinde bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı birimleri vasıtasıyla yerine getirmektedir. Polisimiz nüfus ağırlıklı, Jandarmamız ise alan ağırlıklı olarak görev yapmaktadır. Ülkemizin toplam 8.500 kilometre uzunluğundaki kıyı ve kara suları ile 377 bin kilometrekarelik deniz alanlarımızın güvenliği ise Sahil Güvenlik Komutanlığımız tarafından sağlanmaktadır. Toplam 2.949 kilometre olan kara sınırlarımızın 174 kilometrelik kısmı Jandarma Genel Komutanlığımız tarafından korunmaktadır.

Bugün itibarıyla, Jandarma Genel Komutanlığımızın 213 bin, Emniyet Genel Müdürlüğümüzün 245 bin, Sahil Güvenlik Komutanlığımızın ise 5 bin 500 personel mevcudu bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, güvenlik hizmetlerinde ve suçların önlenmesinde, son dönemde, vatandaş odaklı hizmet anlayışıyla, vatandaş katılımını ve teknolojik imkânları da kullanarak hizmet kalitesini ön plana çıkaran çalışmalar yapmaktayız.

Bu yaklaşım çerçevesinde, güvenliğin yasal altyapısının oluşturulması ve güvenlik güçlerinin etkinliğinin artırılmasına yönelik önemli adımlar atılmıştır. Her şeyden önce, suçla mücadelede önleyici tedbirlere ağırlık verilmekte ve verilmeye de devam edilecektir.

Suç soruşturmasına ilişkin teknik ve idari kapasiteyi geliştirdik. Her türlü teknolojik imkâna sahip, modern kriminal laboratuvarları oluşturduk. Suçla mücadelede oldukça önemli katkı sağlayan mobil iletişim teknolojisinden, halk arasında MOBESE olarak tanınan sistemden azami ölçüde yararlanmaktayız.

Organize suç örgütlerine yönelik planlı operasyonlarda, toplumsal huzuru derinden etkileyerek bozan suç örgütleri etkisiz hâle getirilerek vatandaşın devlete olan güvenini pekiştirmeye çalışmaktayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlık olarak suçla mücadelede önceliğimiz, suç işlenmesini önleyecek mekanizmaları geliştirmeye yöneliktir. Suçu önlemek suçu soruşturmaktan çok daha az maliyetlidir ama işlenmiş suçların toplumsal maliyetinin parasal değerle ifade edilmesinin de mümkün olmadığını belirtmek isterim.

Bu yaklaşımımız doğrultusunda, suçu önlemeye yönelik mekanizmaları asayiş alanına uyarlamak, vatandaşla yakın irtibata girilerek toplum destekli polis ve jandarma anlayışını yurt düzeyinde yaygınlaştırmak, delilden sanığa gidilecek teknoloji destekli bilgi sistem altyapısına dayanan yeni bir model oluşturmak, devriyeleri artırarak sokağa daha çok güvenlik görevlisi çıkarmak, teknolojiyi etkin kullanmak, güvenlik personelinin sayısını ve niteliğini artırmak, istihbarat destekli projeli çalışma anlayışını hâkim kılmak için, önemli çalışmalar gerçekleştirilmektedir. Suçun önlenmesini esas alan anlayış çerçevesinde, sosyal içerikli suç önleme projeleri hayata geçirilmiş, bu kapsamda, geçmiş yıllardan bugüne kadar, çok sayıda proje, uygulamaya konulmuştur.

Hükûmet olarak güvenlik personelinin eğitimini son derece önemsemekteyiz. Son yıllarda bu konuda çok önemli adımlar attık, atmaya da devam ediyoruz. Bu çabalarımız sonucunda, 2002 yılında emniyet teşkilatımızda yüzde 21 olan yüksekokul ve üniversite mezunu polis oranı, bugün, yüzde 85’e çıkarılmıştır.

Jandarma Genel Komutanlığımız da bu kapsamda, eğitim çalışmalarını çok etkin bir şekilde sürdürmektedir. Jandarma personelimizin eğitim seviyesinin asgari ön lisans düzeyine yükseltilmesi kapsamında, jandarma meslek eğitimi ön lisans programından bugüne kadar 18 bin personel mezun olmuş, hâlen 4.300 personelimizin de eğitimi devam etmektedir.

Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından, denizlerimizde suç işlenmesini önlemek maksadıyla, gerek komşu ülkeler gerekse denizlerimizdeki sektör temsilcileriyle toplantılar icra edilmektedir. Karadeniz’de suçun önlenmesi amacıyla Sahil Güvenlik Komutanlığımızın öncülüğünde kurulan ve her türlü yasa dışı faaliyetle mücadelede önemli bir işlevi olan Karadeniz’e Sahildar Ülkeler Sınır ve Sahil Güvenlik Teşkilatları İşbirliği Forumu sayesinde Karadeniz, yasa dışı suçlarla mücadelede dünyanın diğer bölgelerine örnek olmaktadır. Söz konusu forumun dönem başkanlığı 1 Aralık 2011 tarihinden itibaren Türkiye’ye geçmiştir.

Hükûmet olarak güvenlik hizmetlerimizin daha etkin ve verimli sunulması amacıyla, iç güvenlik birimlerimizin her türlü bina, araç, gereç ve diğer ihtiyaçlarının zamanında karşılanmasına büyük önem vermekteyiz. Gelişmiş ülkelerde güvenlik güçleri hangi fiziki şartlarda, hangi imkânlara sahiplerse bizde de, Türkiye’de de aynı imkânları güvenlik güçlerine sağlamak konusunda azimli ve kararlı bir şekilde çalışmaktayız.

2011 yılında, Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde mevcut 3.500 hizmet binasının 490’ı yenilenmiş, bakım ve onarımdan geçirilmiştir. Polis noktalarının iyileştirilmesi, zırhlı nöbet kulübeleri, Çevik Kuvvet ve Özel Harekât birimlerinde görev yapan personelin faydalanabilecekleri barınma merkezlerinin yapımı için gerekli çalışmalara başlanmış ve devam edilmektedir. Jandarma hizmet binalarının yenilenmesi doğrultusunda 2011 yılında toplam 15 inşaat tamamlanarak hizmete açılmış, hâlen inşaatı devam eden 186 inşaat değişik seviyelerde yürütülmektedir. Kasım 2011 sonu itibarıyla toplam 29 adet yeni bina inşaatı tamamlanarak hizmete açılmıştır. Sahil Güvenlik Komutanlığımız bünyesine 2011 yılında 2 adet 80 sınıfı sahil güvenlik botu ve 1 adet arama kurtarma gemisinin girişi yapılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; polis merkezleri ve jandarma karakollarımızın yeniden yapılandırılarak modernize edilmesi, sunulan hizmet kalitesinin artırılması ve vatandaş memnuniyetinin sağlanması amacıyla 2009 yılında başlatılan iyileştirme ve yeniden yapılandırmaya yönelik çalışmalar 2011 yılında da devam etmiştir. Bakanlık olarak iç güvenlik birimlerimizin en yeni teknolojiyle donatılmasına ve çalışmasına büyük önem vermekteyiz. Bu bağlamda, MOBESE sistemini bütün ülkeye yaygınlaştırmak amacıyla 80 il merkezinde ve 35 ilçede MOBESE kurulumu tamamlanmıştır. Hâlen 21 ilçede de sistem kurulum çalışmaları devam etmektedir. İlerleyen süreçte nüfus ve asayiş durumu gibi bazı kriterler de dikkate alınarak bu sistem tüm ilçelerimizde yaygınlaştırılacaktır. Jandarma Genel Komutanlığımız bünyesinde de kısa adı “JEMUS” olan Jandarma Entegre Muhabere ve Bilgi Sistemi çalışmaları da yürütülmektedir.

Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekilleri; insan hakları ihlallerinin ortadan kaldırılması, bilimsel metot ve tekniklerle delilden sanığa ulaşılarak meydana gelen suçların hızlı bir şekilde aydınlatılmasının sağlanması, üzerinde önemle durduğumuz bir soruşturma yöntemidir. Suç ve sanık arasındaki ilişkinin kurulmasında ve irtibatın modern yaklaşımlar ekseninde ortaya konulmasında, özellikle delillerin incelenmesi ve adli makamların kararlarına esas teşkil etmesi bakımından kriminal laboratuvarlar ve olay yeri inceleme birimlerinin teknik çalışmaları büyük önem taşımaktadır. Hâlen ülkemiz genelinde Emniyet Genel Müdürlüğümüze ait 11, Jandarmaya ait 4 kriminal laboratuvar bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmet olarak göreve geldiğimiz günden bugüne bütün karanlık odakların üstüne hiç çekinmeden gidilmiştir. Her türlü organize suç örgütlerinin ortaya çıkarılması ve bunlarla kararlı bir şekilde mücadele edilmesi gerektiğine kesinlikle inanmaktayız. Her zaman olduğu gibi son günlerde de bu mücadelemizin ilginç örneklerini yine hep birlikte izlemekteyiz. Bütün gayret ve çalışmalarımız, karanlık odakların ve alanların olmadığı, şeffaf, demokratik bir toplum ve devlet yapısı, aydınlık bir ülke olmamız içindir. Bu çerçevede yaptığımız çalışmalarla, toplum yapısını çürüten her türlü illegal yapılanmaların cesareti kırılmış, kamu düzenini bozmaya yönelik pek çok suç yapılan operasyonlar sayesinde işlenmeden önlenmiştir.

Uyuşturucu kaçakçılığı çalışmalarını yürüten uyuşturucu kaçakçılığı için oluşmuş örgütlerle mücadeleye özel bir önem ve öncelik vermekteyiz. Son yıllarda polisimiz, jandarmamız ve sahil güvenlik teşkilatımız özellikle uyuşturucu kaçakçılığı konusunda faaliyet gösteren suç şebekelerine karşı çok önemli başarılar elde etmişlerdir. Aynı şekilde, gençlerimizi uyuşturucu kullanımına yönelten okul çevrelerinde yuvalanan uyuşturucu şebekelerine karşı da özel mücadele yöntemleri geliştirilmiş ve uygulamaya konulmuştur.

Birleşmiş Milletler 2011 Dünya Uyuşturucu Raporu’nda, 2009 yılında Avrupa genelinde gerçekleştirilen eroin yakalamalarının dünya geneli yakalamalarının yüzde 38’ini teşkil ettiği, bu rakamların Türkiye'nin etkin mücadelesi sonucu elde edilen başarı olduğu hususu özellikle yer almıştır. Türkiye, bu alanda bütün Avrupa ülkelerinin toplamından fazla yakalama gerçekleştirmiştir. Uyuşturucuyla yapılan yoğun mücadele sonucunda doğudan batıya, batıdan doğuya olan uyuşturucu trafiği değişmiş, Türkiye artık transit ülke olma konumundan çıkmıştır.

Hükûmetimizin en başarılı olduğu alanlardan birisinin, devlet ve vatandaş arasındaki güven bağını zedeleyen organize suç örgütleri, çeteler ve her türlü kaçakçılık suçlarıyla mücadele olduğunu belirtmek isterim.

Uluslararası istatistik verilerine baktığınızda, Türkiye’nin, güvenlik alanında gelişmiş birçok ülkeden ve Avrupa Birliği ülkelerinin çoğundan daha iyi seviyede olduğu rahatlıkla görülmektedir.

Avrupa Birliği İstatistik Kurumu tarafından en son verilere göre, uluslararası standart olan 100 bin kişiye düşen yıllık suç miktarı, İsveç’te 14.400, İngiltere’de 8.100, Almanya’da 7.600, Fransa’da 5.600 iken Türkiye’de 1.400’dür. Bu veriler ışığında, ülkemiz, suçların nüfusa oranı yönüyle birçok dünya ülkesinden daha güvenli bir ülke konumundadır.

Yine ülkemiz, suç aydınlatma oranları bakımından Avrupa’nın en önde gelen birkaç ülkesinden birisidir. Örneğin, şahsa karşı işlenen suçlarda aydınlatma oranımız yüzde 95’ler seviyesindedir.

Ülkemizde bir yıl içinde ele geçirilen uyuşturucu miktarı, bütün Avrupa ülkelerinde ele geçirilen uyuşturucu miktarının toplamından daha fazladır.

Son dönemde verilen büyük mücadele sayesinde kentlerimizde toplumun ve bireyin huzur ve güvenliğini tehdit eden organize suç örgütleri çökertilmiş; gasp, kapkaç gibi asayiş ve sokak suçları toplumun gündeminden düşürülmüştür.

TÜİK’in yaptığı yaşam memnuniyeti araştırmasında, vatandaşlarımızın en memnun olduğu hizmetlerin başında asayiş hizmetleri gelmektedir. Bu başarı, Hükûmetimizin, Bakanlığımızın, vali ve kaymakamlarımızla birlikte bütün mülki idare amirlerimizin, en önemlisi, gece gündüz demeden fedakârca çalışan polisimizin, jandarmamızın ve sahil güvenlik personelimizin ortak başarısıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz, yıllardan beri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Anayasal düzenine kasteden iç ve dış destekli terör örgütleriyle mücadele etmek durumundadır. AK PARTİ İktidarı olarak millî birlik ve beraberliğimizi, ülkemizin bölünmez bütünlüğünü, devletimizin bekasını ve üniter yapımızın korunmasını en büyük öncelik olarak görüyoruz. Biz, hiçbir şiddet ve terör odağının nüfuz edemeyeceği en büyük gücün milletimizin birlik, beraberlik ve dayanışma ruhu olduğuna inanıyoruz. Huzur ve istikrarımıza hep birlikte sahip çıkarak ortak ideal ve hedeflerimiz etrafında kenetlenmek durumunda olduğumuzun inancındayız.

Demokrasi talebi de, kalkınma talebi de bütün milletimizin ortak talebidir. Sorunlarımız için çare daha çok demokrasi, daha çok özgürlüktür. Çare, daha çok yatırım, daha çok üretim, hakça bölüşüm, güven ve istikrardır. Güven ve istikrarın olmadığı hiçbir yerde gelişmenin olmayacağı aşikârdır. Terör ve şiddetin var olduğu hiçbir yerde de kalkınmanın olmayacağı, huzur ve refahın olmayacağı bir başka aşikâr gerçektir. Terörün beslendiği ortam ve koşullar ortadan kaldırılmadan terörle mücadelede kesin sonuca ulaşmanın mümkün olmadığı bilinciyle, bir taraftan devletimizin çok yönlü ve kararlı politikaları, diğer taraftan güvenlik güçlerimizin özverili çalışmaları doğrultusunda terörle mücadeleye büyük bir kararlılıkla devam edilmektedir.

Terörle mücadelede vizyonumuz insan odaklı güvenliğin özgürlükler, haklar ve demokrasi ekseninde sağlanmasıdır. Bu bağlamda, demokrasiye ve insan haklarına çok büyük önem vermekteyiz. Vatandaşlarımızı kazanmak, devlete olan güvenlerini artırmak ve terörün yıllardır istismar ettiği, zulmettiği, canına, kanına kastettiği, malını gasbettiği, hürriyetlerini tehdit ettiği, namusuna tasallut ettiği, inancına saldırdığı insanlarımızın maruz kaldığı bu ortamı, bu zemini yok etmek için çaba göstermek durumundayız. Adil, güçlü, müşfik devlet olgusunu daha fazla yerleştirmek için her türlü sorunun çözümünde “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” yaklaşımı içerisindeyiz. Güvenlik için özgürlükten, özgürlük için de güvenlikten asla taviz verilmemesi gerektiği inancındayız ve güvenlik ile özgürlüğün birbirinin zıttı değil, birbirinin tezadı değil, birbirinin olmazsa olmazı iki önemli değer olduğuna inanmaktayız. Teröre karışmamış ve karşı olan vatandaşlarımız ile terörist ayrımının yapılması, vatandaşlarımızın gündelik yaşamlarının ve sivil toplumun önündeki engellerin kaldırılması bölücü terör örgütünün siyasal ve toplumsal zeminlerini ortadan kaldıracak en önemli hususlardır. Uluslararası hukuka uygun, temel hak ve özgürlüklere saygılı, hukukun üstünlüğüne inanan, demokrasi kültürünü benimsemiş, siyaseten müzakereye açık, çağdaş bir yönetim anlayışıyla teröre karşı yaptığımız mücadeleyi sürdürmek durumundayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; terörle mücadelede ekonomik ve sosyal tedbirler kapsamında terörden zarar gören vatandaşlarımızın bu zararlarının karşılanmasına yönelik çalışmalar kapsamında Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten Kasım 2011 sonuna kadar toplamda 2 milyar 610 milyon lira ödeme yapılmıştır. 2012 yılı içinde de 428 milyon ödenek ayrılmıştır. Yine, Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi kapsamında terör ve güvenlik kaygılarıyla yaşadıkları yerlerden göç etmek zorunda kalan vatandaşlarımızdan gönüllü olarak geri dönmek isteyenlerin geri dönüşlerinin kolaylaştırılması amacıyla 1999-2011 yılları arasında Bakanlığımız bütçesinden toplam 128 milyon 360 bin liralık bir ödenek aktarımı yapılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ hükûmetleri döneminde her türlü yol yapımına ve özellikle bölünmüş yol yapımına büyük önem verilmiştir. Bu çalışmalar sayesinde araç sayısında meydana gelen artışlara rağmen 2011 yılının ilk sekiz ayında 2007 yılının ilk sekiz ayına göre ölümlü kaza sayısında yüzde 23, kayıp sayısında ise yüzde 26 oranında azalma meydana gelmiştir. Trafik kontrol ve denetimlerinde kazaların önlenerek vatandaşlarımızın can ve mal kaybının asgariye indirilmesini hedeflemekteyiz. Trafik hizmetleri alanında e-Devlet hizmetleri kapsamında araç tescil ve sürücü belgesi işlemlerinin elektronik ortamda on-line olarak yapılması projesi başlatılmış ve daha önce araç satış, devir ve tescil işlemleri ortalama üç iş günü içerisinde tamamlanırken bu uygulamayla en fazla beş dakikada sonuçlanır hâle gelmiştir. Satılan araçların devir işlemlerinin kolaylaşması sonucunda daha önce aylık ortalama 140 bin araç satış ve tescili yapılırken, yeni uygulamada 304 bin aylık araç satış ve tescil işlemi yapılır hâle gelmiştir.

Bakanlığımız bünyesinde yürütülen önemli çalışmalardan birisi de okunabilir elektronik pasaport uygulamasıdır. Bu çalışma 1 Haziran 2010 tarihinde başlamış ve bu çalışmayla bugüne kadar 4 milyonu aşan yeni tip pasaport tanzim edilerek sahiplerine verilmiştir. Bu da, kullanımdaki mevcut pasaportların yaklaşık yüzde 70’inin e-pasaporta dönüştürüldüğünü göstermektedir. Artık, pasaportlar bir ila en geç üç gün içerisinde vatandaşımızın adresine ulaştırılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde idari yerel yönetim yapısı olarak 81 il özel idaresi, 2.950 belediye, 34.397 de köy bulunmaktadır.

1924 yılında Türkiye nüfusunun yüzde 85’i köylerde, yüzde 15’i şehirlerde yaşamaktayken, günümüzde nüfusun yüzde 83’ü belediye sınırları içinde, yüzde 17’si ise köy alanlarında yaşamaktadır. Bu durum, aynı zamanda, Türkiye’deki büyük değişimin ve dönüşümün de açık göstergesidir. Bu değişime bağlı olarak, AK PARTİ iktidarlarıyla birlikte, Türkiye’de kamu yönetiminde kapsamlı bir reform çalışması başlatılmış ve bu çalışmalar kapsamında da mahallî idarelerle ilgili olarak değişik yasal düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.

Yeni düzenlemelerle, merkezî idare tarafından yürütülen mahallî nitelikli bazı hizmetler yerel yönetimlere devredilmiştir. Yerel yönetimlere 2002 yılında 4,7 milyar lira kaynak aktarılırken, bu rakam 2010 yılında 20,5 milyar liraya yükselmiştir.

KÖYDES projesi, kırsal kesimin yol ve içme suyu gibi en temel ve medeni alt yapı ihtiyaçlarının karşılanmasına imkân sağlayan, devletimizin en kapsamlı ve en önemli kırsal kalkınma projesini oluşturmaktadır.

KÖYDES projesi kapsamında, 2005 ve 2011 yılları arasında, 40 bine yakın yerleşim birimimize içme suyu ve 68 bin kilometre stabilize yol yapımı gerçekleştirilmiş, 86 bin kilometre asfalt yol yapımı gerçekleştirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığımız tarafından nüfus hizmetleri, vatandaşlık hizmetleri konularında değişik, modern çalışmalar yapılmış, Bakanlık olarak MERNİS Kimlik Paylaşımı Sistemi’ni, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası uygulamasını ve Adres Kayıt Sistemi’ni başarıyla yürütmekteyiz.

Nüfus sayımı ve tespitlerinde kesin sonuçlar her an ve ilave maliyet gerektirmeksizin alınmaktadır. Böylece, vatandaşları evlerine hapsederek yapılan ve sonuncusu 2000 yılında yapılan nüfus sayımları artık tarih olmuştur.

Aile hekimliği uygulaması, tedavi hizmetleri ile okul kayıtları gibi hizmetler Bakanlığımızca yürütülen Kimlik Paylaşımı Sistemi’nden elde edilen veriler ışığında yapılmaktadır.

Yüksek Seçim Kurulu, seçmen kütüklerinin güncellenmesi ve listelerin oluşturulmasında bu sistemden yararlanmaktadır.

Muhtarların Kimlik Paylaşım Sistemi üzerinden belge üretebilmelerine ilişkin çalışmalar sonucunda 25 bine yakın muhtar sisteme dâhil edilmiş, teknik altyapısı uygun olanlar da dâhil olma aşamasındadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı Projesi, bir başka önemli uygulamamızdır. Bu konuda pilot il olarak Bolu ili seçilmiş ve üç aşamalı olarak yürütülen pilot uygulama 1 Kasım 2010 tarihi itibarıyla tamamlanmıştır. Bu çalışma, yaygınlaştırma kararı doğrultusunda hızla devam edecek ve yaklaşık üç sene içerisinde bütün ülkede tamamlanmış hâle gelecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığımızın yürüttüğü hizmetler ve bu hizmetlere ilişkin olarak faaliyetlerin finansman giderlerinin genel bütçe çerçevesinde karşılanmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bu noktada, İçişleri Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarımızın 2012 yılı bütçe tasarısında öngörülen rakamları hakkında da sizlere kısa bilgi arz etmek istiyorum.

2012 yılı kanun tasarısında Bakanlığımıza 2 milyar 585 milyon lira ödenek ayrılmıştır. Emniyet Genel Müdürlüğümüzün bütçesi 12 milyar 119 milyon 314 bin, Jandarma Genel Komutanlığımızın bütçesi 4 milyar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) - Bütçeye desteklerinizi arz eder, hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi söz sırası şahsı adına aleyhte söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün İnsan Hakları Günü. Gizli dinleme, gizli soruşturma, gizli tanık, gizli delil, gizli devlet sırrı, gizli ödenek, gizli Sayıştay genelgesi, gizli mahkeme arama, dinleme kararları, özel görevli savcı, özel görevli hâkim, özel görevli mahkeme, özel görevli cezaevi, özel görevli medya, özel görevli kolluk; transistörlü casus dinleyicilerden böcek dinlemeye, lazer casusluğu, İnternet, e-mail, SMS; GSM takibinden fiziki takibe, sahte yazılımdan casus yazılıma, bilişimden kes-kopyala-yapıştır iddianamelere, poşudan saç kestirmeye, pankarttan slogana, yazılmamış kitaptan KCK’lı diye seçilmiş siyasetçilere, basına, aydınlara, yazarlara vurulan kelepçelere, uzun tutukluluğa, adaletsiz yargıya, her gün işlenen kadın cinayetlerine, gazlanan, bombalanan muhalefete, partililere, sendikalara, derneklere, kışlaya dönen üniversitelere, işkence ve ölümün F tipine, dolu koğuşlara, bir yatakta üç vardiya yatan tutuklu ve mahpustakilere, kayıplara, faili meçhullere, terörist sayısıyla övünenlere, AHİM mahkûmiyetleriyle rekorları kıranlara, hepsine İnsan Hakları Günü kutlu olsun.

Yaşam hakkı ihlaline, işkenceye, kişi güvenliği ve özgürlüğünü yok edenlere, adil yargılamayı yok eden, taraflı bağımsız yargıyı yaratanlara, düşünce özgürlüğünü, örgütlenme özgürlüğünü, vicdan özgürlüğünü yok sayanlara, 12 Eylülü aratmayanlara, Kenan Evren’i yargılamayanlara, CHP’nin, MHP’nin kasetlerini ortaya çıkaramayanlara insan hakları kutlu olsun.

Baskıcı yönetime, ayrımcılık yapanlara, basını, bilimi, kültürü susturanlara, siyasi, etnik, mezhepsel, cinsel ayrımcılık yapanlara, kuvveti adaletin üstünde görenlere, TMK’ya, TCK’ya, muhalifleri susturmak için terörizm masalıyla sığınanlara, dünya rekoru kıranlara ve seçilmiş iradelere kelepçe vuranlara da insan hakları kutlu olsun.

Orantısız güç kullananlara, karakolda kadın dövenlere, yakalama, gözaltı, tutuklamalarda sınır tanımayanlara, hukuk devleti yerine güvenlik polis devletini kuranlara, demokrasi yerine çoğunluk diktasını kuranlara, savunanlara ve bunu sürdürenlere, insan haklarını, hukuku, demokrasiyi halkımıza çok görenlere de, bugün 10 Aralık, insan hakları kutlu olsun.

Dersim’in özründen çark edenlere, zamlayanların, sürenlerin, süründürenlerin, gazlayanların, kelepçeleyenlerin, “yürümek, konuşmak, düşünmek, yazmak, örgütlenmek yasak” diyenlerin, geçmişiyle yüzleşemeyenlerin, meçhulleri bulamayanların, işkencecileri, katilleri koruyanların da insan hakları kutlu olsun.

Hükûmet edenler, tutuklayanlar, yargılayanlar, görev yapanlar, vicdanların pası silinsin, insafları artsın, eşitlik, adalet, özgürlük duyguları yeşersin, onların da İnsan Hakları Günü kutlu olsun.

Ötekileştirilenlerin, fişlenenlerin, dışlananların, potansiyel suçlu görülenlerin, ırkı, dini, yaşı, cinsiyeti nedeniyle ayrıma uğrayanların, sevgi, saygı, dostluk duygularını geliştirenlerin, insanın insan olmak haysiyetine sahip çıkanların, herkesin insan hakları kutlu olsun.

İnsan hakları, eşitlik, özgürlük, adalet varsa vardır, gayrisi yalan, yalan, yalan.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sokakta insanları yakanlar…

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bugünün özeti bu kadar kısa arkadaşlar. Bu kadar, bu kadar kısa. Bu kadar net ve kendi devrindeki insan hakları ihlallerini görmeyip bugün bütçe boyunca tek kelime etmemek de yalan, yalan, yalan arkadaşlar. Bu kadar bizden.

Bak, dokunmadım. Çok konuşuyorsun. Dikkat et.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

Sayın Önder, söz talebiniz var.

İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesi gereğince kısa bir açıklama.

Bir dakikalık süre.

Buyurun.

 

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

7.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Kırklareli Milletvekili Mehmet S. Kesimoğlu’nun, sözlerini yanlış anladığına ilişkin açıklaması

 

 

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Kesimoğlu’nun sözlerini büyük bir yanlış anlamayla değerlendirdiğimin daha sonra farkına vardım. Şahsından özür diliyorum. Sözlerini yanlış anlamışım. Bunu beyan etmek istedim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Önder.

 

 

 

II.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S. Sayısı: 87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S. Sayısı: 88) (Devam)

 

İ) ADALET BAKANLIĞI (Devam)

1.-   Adalet Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-   Adalet Bakanlığı2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU (Devam)

1.-   Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim

        Bütçesi 

2.-   Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin

        Hesabı

 

K) TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) HÂKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU (Devam)

1.- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

M) İÇİŞLERİ  BAKANLIĞI (Devam)

1.- İçişleri Bakanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- İçişleri Bakanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

N)  EMNİYET  GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1.- Jandarma Genel Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Jandarma Genel Komutanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, dördüncü turdaki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi soru-cevap işlemine geçiyoruz.

On dakika soru sorma, on dakika cevap verme işlemi.

Sayın Tanal, Sayın Erdoğan, Sayın Vural, Sayın Özensoy, Sayın Kesimoğlu, Sayın Akçay, Sayın Dedeoğlu, Sayın Öz, Sayın Çınar, Sayın Öztürk, Sayın Erdem, Sayın Çelebi, Sayın Çetin, Sayın Kuşoğlu, Sayın Kürkcü, Sayın Özgündüz, Sayın Sarıbaş, Sayın Işık, Sayın Acar, Sayın Eryılmaz, Sayın Demiröz, Sayın Aydın, Sayın Kaleli, Sayın Atalay söz istemişlerdir.

Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

İyi akşamlar hepinize.

Adalet Bakanına sorum: 2002 yılında iktidara geldiğinizde ülkemizde toplam kaç tane hapishane vardı? 2002’den günümüze kadar kaç tane hapishane yapılmıştır? Bunlar nerelerde inşa edilmiştir? Yeni hapishane yatırımları programınızda mevcut mudur ve nerelerdedir?

İçişleri Bakanına sorum: Son bir yıl içerisinde kaç belediye soruşturma kapsamına alınmıştır? Bu belediyelerin partilere göre dağılımı nedir? Soruşturma istenip de izin vermediğiniz kaç AKP’li belediye, kaç tane muhalefet belediyesi vardır?

İçişleri Bakanlığı olarak belediyelere yapmış olduğunuz proje karşılığı karşılıksız hibelerden yararlanan muhalefet belediyeleri var mıdır, varsa bu hangi belediyeler, ne kadar yardım yapılmıştır?

Adalet Bakanına diğer sorum: Yargı hallolunmuş mudur? Sayın Bakan, yoksa yapılacak bir iki operasyonunuz var mı?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özdemir, buyurun.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Sayın Adalet Bakanına.

Sayın Bakan, biraz önceki konuşmamda sorduğum sorulara cevap vermediniz. Bir kere daha cevap vermeniz dileğiyle sorularımı yeniliyorum: Eski MİT Müsteşarı Kaşif Kozinoğlu, cezaevinde vadesiyle mi öldü, öldürüldü mü? Öldürüldüyse buna etkenlerden bir tanesi, acaba, avukatına yazmış olduğu mektupta iddia ettiği gibi Sayın Başbakanın yurt dışında sekiz ayrı hesapta 800 milyon dolar parası var mı, yok mu?

Bir soru daha: Hizbullah terör örgütü üyelerinin cezaevinden nasıl çıktığını sormuyorum Sayın Bakan. Bunlar müebbet hapse mahkûm olmuşlardı. Cezaevinden çıktıklarında yurt dışına kaçacakları belliyken bunların yurt dışına çıkışı engellenmedi ve 3’ü de Hollanda’ya iltica etmiş vaziyetteler.

Bir sorum daha: Van M tipi cezaevinde deprem sırasında bahçe duvarı yıkılmıştı, 200’e yakın tutuklu dışarı kaçmıştır. Bunlardan kaçı döndü, kaçı hâlâ şu anda firar hâlindedir?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Adalet Bakanı, adalet saraylarıyla cezaevlerinin sayısının ve büyüklüklerinin artmasıyla övünmektesiniz ama iktidarınız adalet sarayı açmakla da gene çok mutlu oluyor. İşin doğrusu, adalet sarayı ve cezaevi sayısının artması, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarının toplumu adaletle yönetmediğinin gerçek belgesidir. Bu bağlamda, Muğla ili Fethiye ilçesi Eşen Köyü’ne yapmayı planladığınız cezaevini ne zaman açacaksınız? Onu öğrenmek istiyorum.

Ayrıca on yıllık hâkim olan Anayasa Mahkemesi Raportörü 7.500 lira maaş alırken, birinci sınıf hâkim olan Yargıtay üyesi 6.160 TL maaş almaktadır. Bu adaletsizliği ne zaman çözeceksiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İçişleri Bakanına sormak istiyorum. Köy ve mahalle muhtarlarımız yaptıkları görevin karşılığını alamamaktadır. Muhtarlarımızın mağduriyetlerini gidermeyi düşünüyor musunuz?

İkinci sorum: Hükûmetinizin emniyet teşkilatı çalışanlarına yönelik olarak haklarının düzeltilmesi için 2007 ve 2011 seçimleri öncesinde verdikleri bazı sözler vardır. Bu sözleri yerine getirecek misiniz?

Üçüncü sorum: İl emniyet müdürlüklerinin akaryakıt ödenekleri 2012 bütçesinde yarıya indirilmiştir. Bunun gerekçesi nedir?

Yine, Adana’da bir İl Emniyet Müdürlüğü binası yaptırdınız. Ruhsatı veren Seyhan Belediyesi fakat Ulaştırma Bakanı “Bunun üst kısmını tıraşlayalım, bu işi çözelim.” diyor. Bu konudaki düşüncenizi almak istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın İçişleri Bakanına: Polislik mesleğine alınanlarla ilgili yaşın otuz beşe çıkarılması konusunda bir düzenlemeniz olacak mı? Ayrıca, kanun hükmünde kararnameyle “eşit işe eşit ücret” adı altında yaptığınız uygulama maalesef polisler arasında bir farklılık oluşturdu. Bu farklılığı gidermeyi düşünüyor musunuz?

Sayın Adalet Bakanına: İmralı ile avukatları arasındaki görüşmeler kanun gereğince tutanağa bağlanmış mıdır? Yapılan görüşmeler hangi tarihten itibaren tutanağa bağlanmıştır?

Bir de bu şike yasasında partiniz, Hükûmetiniz ve Cumhurbaşkanı arasında bir tartışma oldu. Tabii, bunları bir farklı görüş olarak değerlendirebiliriz ama Cumhurbaşkanı veto ettikten sonra iddianamenin gönderilmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kanun kabul edilecekken iddianamenin kabul edilmesi… Acaba partiniz içerisindeki güç paylaşımının ve rekabetin aracı olarak yargının kullanılmasından rahatsız oluyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özensoy…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, çokça yapılan adliye binalarından bahsedildi. Doğrusu kıskandım çünkü bu hizmetlerden zerre nasibini almayan Bursa Milletvekiliyim. En son, 130 dönüm Büyükşehir tarafından bir yer tahsis edildi. 2 milyon, merkezde yaşayan insanlara yetmeyen artık bu adliye binası ne zaman hayata geçecek? Ne zaman başlayıp ne zaman bitirmeyi düşünüyorsunuz? Bir ilçemizde bırakın adliye binasını, adliye dahi yoktur.

Bunun dışında, topyekûn dinlenme, dinleme, izleme ve fişleme ülkesine dönüştürdüğünüz ülkemizde anayasa değişikliği sırasında “Fişlemeye son!” demiştiniz ama hâlâ fişlenmeler devam ediyor, izlenmeler, dinlenmeler yasa dışı devam ediyor. Bunlarla ilgili, ne zaman vazgeçip ne zaman tedbirler geliştireceksiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kesimoğlu.

MEHMET S. KESİMOĞLU (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İlk sorum Sayın Adalet Bakanına: MİT-PKK görüşmelerinin tutanaklarında geçtiği şekliyle “Habur’da ayarlanan hâkimlere sınırda çadır mahkemesi kurma ve teröristleri salıverme” emrini siz mi verdiniz? O tarihte Diyarbakır Başsavcısı olan ve bu görevi layıkıyla yapan Durdu Kavak adlı kişiyi İzmir Başsavcılığına özel bir görevle, Cumhuriyet Halk Partili belediyelere operasyon emri ile mi gönderdiniz?

İkinci sorum Sayın İçişleri Bakanına: Sorum açık ve net, cevap da öyle olursa çok sevinirim. Emniyette fiilen Genel Müdürün de üstünde olduğu iddia edilen emniyet imamı var mıdır, yok mudur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sorum her iki Sayın Bakana.

“AKP Hükûmeti olarak etkili dış politikamız var.” diyorsunuz, “İtibarımız arttı, sözümüzü dinletiyoruz.” diyerek övünüyorsunuz. Eğer söyledikleriniz doğru ise, yapılan ikili anlaşmalar çerçevesinde, dokuz yıllık döneminizde Türkiye kaç suçluyu ülkelerine iade etmiştir? Hangi ülkelerden kaç suçlu veya teröristi Türkiye’ye iade talebiniz olmuş ve kaç terörist veya suçlu Türkiye’ye iade edilmiştir?

Polis memurları, öğrenim durumları ne olursa olsun, müktesep hak olarak birinci dereceyi alamamaktadırlar. Bu haksız durumla ilgili bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Dedeoğlu…

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Adalet Bakanına: Türkiye’de birçok ilçemizde adliye hizmet binamız yok. Hizmetler en yakın ilçe veya illerde verilmektedir. Kahramanmaraş’ın Çağlayancerit ve Ekinözü ilçelerinin adliye binaları 2005 yılında kapandı. Yeniden adliye binalarını açmayı düşünüyorlar mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Benim de sorum İçişleri Bakanımıza olacak. Yüksekokul mezunu polis memurlarının hâlihazırda üçüncü dereceden emekli olabildiklerini biliyoruz. Diğer kamu çalışanları gibi güvenlik mensuplarımızın birinci dereceye inmesi yönünde bir çalışmanız var mı?

Bir diğer sorum: Büyük bir özveriyle mesai mefhumu olmadan ne zaman neyle karşılaşacağı belli olmayan güvenlik mensuplarımıza fazla mesai için ek ödeme yapmayı düşünüyor musunuz?

Bir diğer sorum da: Sağlık raporu engeli olmayan şehit, polis ailesinden birinin polis olarak alınacağı sözünüzün kararlılıkla arkasında duruyor musunuz? Mülakatta elenmelerine engel olacak mısınız? Bugüne kadar bu durumda kaç müracaat olmuş ve ne kadar şehit ailesi çocuğu polis olarak alınmıştır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Çınar…

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum İçişleri Bakanına olacaktır.

Sayın Bakan Kastamonu’yu çok iyi tanımaktadır. Bu yıl içerisinde Kastamonu’da bir terör eylemi gerçekleşmiştir. Yine bölgemize yakın çevrelerde Tokat, Amasya, Çorum gibi iller emniyet mensupları terör tazminatı almaktadır. Kastamonu’nun da bu kapsamın içerisinde yer alması düşünülüyor mu?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Öztürk…

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sorum Sayın Adalet Bakanına.

Sayın Bakan, yargı hukukunun uygulanması adalet ve yasaların yorumlanması yönünden son derece hayati önemi haiz bir kuvvettir. Bu anlamda Yargıtay ve Danıştaya mevcut üye sayılarının hemen hemen yarısı kadar HSYK tarafından seçim yapılmıştır. Yeni seçilen üyelerin kamuoyuna yansıyan blok oy kullanmaları şeklindeki haberler hem bu kurumları hem tüm seçilenleri hem HSYK’yı ciddi zan altında bırakmaz mı?

İkinci sorum: Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanının HSYK Teftiş Kurulu Başkanı olarak Adalet Bakanlığı Başmüfettişlerinin de HSYK Müfettiş ve Başmüfettişi olarak atanmaları nasıl açıklanır? Normal bir prosedür müdür bu?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ENVER ERDEM (Elazığ) – Sayın Başkan, son soruyu ben sorayım.

BAŞKAN – Süre tamamlandı Sayın Erdem.

Sayın Bakanlardan süre kalırsa vereceğim efendim.

Buyurun Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; Bakanlığımıza soru yönelten arkadaşlarımızın sorularının bir kısmına süre ölçüsünde cevap vermek istiyorum.

Yoğunlaşan bir soru, beklediğimiz bir soru. Kürsüde söz alan Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşlarımızın da dile getirdikleri bir konu. Bakanlığımızca belediyelere yönelik, belediye başkanları ve çalışanlarına yönelik yürütülen soruşturma işlemleri konusundaki ayrımcılık iddiasına genel bir cevap vermek, geniş bir cevap vermek ve bu konuyu da bu gece gündemden düşürmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, 29 Mart 2009 tarihinden bugüne kadar mahallî idarelerle ilgili yapılan denetim ve soruşturmalarda siyasi partilere göre izin verilen, soruşturma izni verilen belediyelerin sayısı: AK PARTİ 406, Cumhuriyet Halk Partisi 271, Milliyetçi Hareket Partisi 131, BDP 50, diğerleri 123.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Oran kaç Sayın Bakan?

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Oranları söyleyin.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – İzin verilmeyenleri arz ediyorum: AK PARTİ 535, Cumhuriyet Halk Partisi 245, Milliyetçi Hareket Partisi 78, BDP 20, diğerleri 70.

Çok konuşulan, bilmeden konuşulan bu konuda her belediye için, her dönem için Bakanlığımızın açıklama yapması, bilgi vermesi mümkün. Ama son zamanlarda çokça dile getirilen, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun İzmir’de bir açık hava toplantısı yapmasına kadar götürülen, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığında, Bakanlığımız tarafından 2009 tarihinden yani şimdiki Sayın Başkanın seçildiği tarihten bugüne kadar yapılan inceleme ve soruşturmaların dökümünü veriyorum: Yapılan bütün incelemelerin toplamı 57, işleme konulmayanlar 25; 57’den 25’i işleme konulmamış, işleme konulup sonucunda ön inceleme kararı verilen 5, verilmeyen 11, kısmen verilen 3. Dolayısıyla, 57 ihbar ve şikâyet konusundan inceleme izni verilen kısmen 3, tamamen 5 olmak üzere, kısmı da tamama icra edersek 8.

Bugün itibarıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi ve bağlılarında Bakanlığımızın denetim elemanı -geçen hafta itibarıyla da bugün itibarıyla da- yok ama Sayın Kılıçdaroğlu 80, 380, 580 rakamlarını kimden alır, neye göre söyler onun bilemem.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ankara ve İstanbul’la karşılaştırır mısınız?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Değerli arkadaşlar, söz atarak…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Söz atarak değil… Bakın, sorunun sahibi benim, söz atmıyorum.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – …bu konuyu devam ettirmek istiyorsunuz, ben de devam ettiriyorum.

Ankara, veriyorum, 2010 yılı, onay sayısı 25…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – 2009’dan başla Sayın Bakan, onda da 2009’dan başla ki kıyaslama aynı olsun. Niye 2010’dan başlıyorsunuz?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – …soruşturma izni 3, soruşturma izni verilmeyen 17.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Maşallah, maşallah!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Van, onay sayısı 5     -Ankara 25, Van 5- soruşturma izni verilen 3, soruşturma izni verilmeyen 2.

Isparta, 2010 yılı -sadece 2010 yılı- tamamı 8, yani işleme konulan konu 8, izin verilen 2, izin verilmeyen 4, kısmen verilen kısmen verilmeyen 2.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Bir de İstanbul Sayın Bakan. Bakın, kitapta yazılmış.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) - İstanbul bu listede yok. Örnek olarak almışız. (CHP sıralarından alkışlar) Yani tamamı var bu listede.

Tamam, şimdi beni bütün bilgiler dolayısıyla alkışladınız.

Sürem bitti mi Sayın Başkan?

Evet, benim sürem bu kadar, bundan sonraki...

MEHMET S. KESİMOĞLU (Kırklareli) - Sayın Bakan benim sorularım ne oldu?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Diğer sorulara yazılı cevap vereceğiz.

MEHMET S. KESİMOĞLU (Kırklareli) – Bakın, benim burada bu kadar soru önergem var, bir tanesine yanıt vermediniz.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Siz, çok güzel soru önergeleri veriyorsunuz, biz de cevap veriyoruz.

MEHMET S. KESİMOĞLU (Kırklareli) – Hangisine? Bir tanesine vermediniz, bir tane. Nerede veriyorsunuz?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Bir tane olmaz çünkü çok veriyoruz.

MEHMET S. KESİMOĞLU (Kırklareli) – Siz milletvekilini önemsemiyorsunuz, siz Türkiye Büyük Millet Meclisini önemsemiyorsunuz çünkü sizin kendinize güveniniz yok.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Bir tane değil, çok cevap veriyoruz.

Evet, bundan sonraki süreyi Sayın Bakan kullanacaklar.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sizin adınıza soruyoruz.

BAŞKAN- Anladım da Sayın Vural, benim sorunum değil ki yani. Siz sordunuz, Sayın Bakan da “Yazılı cevap vereceğim.” diyor.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sizin aracılığınızla soruyoruz.

BAŞKAN – Benim yapmamı istiyorsanız yapayım Sayın Vural. Yani nasıl cevap verdireyim?

Sayın Bakan, Sayın Ergin, lütfen sorulara cevap verir misiniz?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

İlk soru Sayın Tanal’ın “2002’de toplam kaç cezaevi vardı, şimdi ne kadar cezaevi var, ne kadar yere açıldı?” 2002 tarihinde 516 cezaevi mevcut idi, kapasitesi de 73.769 idi. Bu arada standardı uygun olmayan 205 cezaevi kapatıldı, Sayın Tanal, 60 tane açıldı. 205 kapatıldı, 60 kurum açıldı. Yalnız bu kapatılanlar küçük ilçe cezaevleri ve standardı son derece kötü, barınma şartları son derece olumsuz olan cezaevleriydi. Şu an itibarıyla 371 adet kurumumuz var ama buradaki projeksiyonumuz da önemli. 2016’ya kadar 174 cezaevi yapımı, dönüşümü öngörülüyor, 2016’ya kadar kademeli olarak her yıl belli sayıda fakat kapatılacak daha fazla. 193 kurum kapatılacak, 174 tane yerine inşa edilecek.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Metrekareleri ne kadar ebat anlamında?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Metrekarelerini arzu ederseniz yazılı olarak vereyim ben size; ama şu an itibarıyla 371 ceza infaz kurumumuz var, 2016’ya kadar her yıl 2012’de 24; 2013’te 48; 2014’te 38; 2015’te 25 ve 2016’da 24 âdet olmak üzere toplam 174 yeni kurum inşa edeceğiz ama 193 tanesini de kapatacağız, yaptığımızdan daha fazlasını kapatıyoruz.

Değerli arkadaşlar, “Yargı hallolmuş mudur?” Sayın Tanal’ın ikinci sorusu. Sizin anladığınız anlamda almıyorum ben bunu, “Yargının sorunları çözülmüş müdür?” diye alıyorum.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sen soruya cevap ver Bakan, değiştirme.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Yargının sorunlarının çözümü noktasında önemli adımlar atılmıştır ama eksiklerimiz vardır, bu eksikleri tamamlamak için de gayret ediyoruz. Yargı Reformu Strateji Belgesi ve Eylem Planı çerçevesinde bir çalışma yapıyoruz ve 2009’da açıklamış olduğumuz Eylem Planı’nın yüzde 67’sini şu anda gerçekleştirmiş durumdayız, demek ki geriye yüzde 33’lük bir kısım kalmış. Sayın Tanal, o yüzde 33’ü tamamlarsak inşallah hallolmuş olacak.

Onun dışında Sayın Özdemir’in sorularına geliyorum. Sayın Özdemir Sivas olayları hükümlüsü Vahit Kaynar’ın Polonya’dan iadesine ilişkin olarak “Adalet Bakanlığı ayak mı sürüdü? Niçin iade alınamadı? Polonya Hükûmeti niçin serbest bıraktı?” dedi. 26 Eylül 2011 tarihinde İçişleri Bakanlığından bize bir bildiri geldi ve Polonya’da Vahit Kaynar’ın yakalandığı bilgisi ulaştı. 27 Eylül, yirmi dört saat içerisinde biz Polonya makamlarına hitaben, uluslararası sözleşmelerin verdiği yetkiye dayanarak kırk günlük tutuklama istedik, geçici tutuklama. Aynı gün Ankara Başsavcılığına bildirimde bulunduk, “İade evraklarını hazırlayın, mümkünse Lehçe, değilse İngilizce olarak bunların tercümesini hazırlayıp iade evraklarını bize gönderin.” dedik ve bu bizim talebimiz üzerine Polonya Gorzov Mahkemesi 28 Eylül günü yani bize bildirim geldikten iki tam gün sonra Vahit Kaynar’ı kırk günlük süreyle tutuklama kararı aldı. “4 Kasım 2011 tarihine kadar tutuklanmıştır.” diye bize bilgi gönderdiler ve dediler ki: “4 Kasıma kadar iade evraklarını ulaştırın.” Adalet Bakanlığı 13 Ekim 2011 günü Ankara Adliyesinden evraklar gelir gelmez hem İçişleri Bakanlığına hem Dışişleri Bakanlığına bunları iletmiştir ve ayrıca teyidini istemiştir, “Polonya makamlarına ulaşıp ulaşmadığını teyit edin.” demişizdir. Teyitleri de alınmıştır ve 17 Ekim günü Interpol aracılığıyla e-posta yoluyla Polonya makamlarına iletildiği bilgisi Bakanlığımıza gelmiştir. Evrakların fiziki ulaşması 26 Ekim tarihidir.

BAŞKAN – Sayın Bakan, süreniz tamamlandı, lütfen sorulara yazılı cevap verin.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Dolayısıyla, 4 Kasım 2011 tarihinden çok önce, bize verilen süreden çok önce evraklar ulaştırılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Başkan, hiç olmazsa Sayın Bakan iki sorumuza net cevap versin, bir lütfedin…

BAŞKAN – Sayın Özdemir, ama Sayın Erdem soru soracaktı, “Ben en soruyu soruyorum.” dedi, “Süre tamamlandı.” dedim. Hepiniz itiraz ediyorsunuz süreleri uzattığımız zaman.

Süre tamamlanmıştır, Sayın Bakan yazılı cevap verecektir.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Başkan, hiçbir arkadaşımızın itirazı yoktur. Sayın Bakanın hiç olmazsa üç tane, dört tane soruya yeterlice, açık şekilde cevap vermesine fırsat verin.

BAŞKAN – Sayın Özdemir, ben Sayın Bakana “Cevap verin.” diye söyledim, daha başka bir şey yapamam ki.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Soru önergemize cevap alamıyoruz, Meclisten soruyoruz, cevap alamıyoruz. Nasıl cevap alacağız? Nasıl bilgi sahibi olacağız?

BAŞKAN – Benim sorunum değil, Sayın Bakanın sorunu.

Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Adalet Bakanının sorulara cevap verme konusundaki hassasiyetine teşekkür ediyorum, ama Sayın İçişleri Bakanı herhâlde fıkra dinlemiş olacak ki katıla katıla gülmekten milletvekillerinin sorularına cevap vermemek için geçiştirme yolunu seçmiştir. Sayın Bakanı Türkiye Büyük Millet Meclisinin mehabetine uygun davranmaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, şimdi sırasıyla dördüncü turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Adalet Bakanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

08- ADALET BAKANLIĞI

1.– Adalet Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

858.137.650

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02

Savunma Hizmetleri

1.700.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

4.417.474.350

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

TOPLAM

5.277.312.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Adalet Bakanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Adalet Bakanlığı 2010  yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Adalet Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Adalet Bakanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

A – C E T V E L İ

 

 

                (TL)

- Toplam Ödenek

:

3.440.792.047.00

- Bütçe Gideri

:

3.925.562.258.74

- Ödenek Üstü Gider

:

520.574.852.76

- İptal Edilen Ödenek

:

35.804.641.02

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

17.629.200.00

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Ceza ve İnfaz Kurumu İle Tutukevleri İş Yurtları Kurumunun 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.41- CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU

1.– Ceza ve infaz kurumları İle tutukevleri İş yurtları Kurumu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

772.457.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

772.457.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, sanki mutabakatla kabul edilmiş gibi konuşuyorsunuz. “Ekseriyetle kabul edilmiştir.” diyeceksiniz. Biz kabul etmiyoruz, reddediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akar.

Gelir cetvelini okutuyorum.

GELİR  CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

01

Vergi Gelirleri

8.730.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

131.070.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

603.405.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

29.102.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

06

Sermaye Gelirleri

605.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

09

Ret ve İadeler (-)

455.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

772.457.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

Ceza ve İnfaz Kurumu İle Tutukevleri İş Yurtları 2010  yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Ceza ve İnfaz Kurumu İle Tutukevleri İş Yurtları 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Ceza ve İnfaz Kurumu İle Tutukevleri İş Yurtları 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

A – C E T V E L İ

 

 

                (TL)

- Toplam Ödenek

:

1.246.382.000.00

- Bütçe Gideri

:

1.027.351.986.53

- İptal Edilen Ödenek

:

219.030.013.47

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Bütçe Tahmini

:

729.332.000.00

- Yılı Net Tahsilatı

:

1.010.738.831.58

 

BAŞKAN–  (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Ceza ve İnfaz Kurumu İle Tutukevleri İş Yurtları 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.10- TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI

1.– Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

11.767.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

11.767.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum.

GELİR  CETVELİ

KOD

Açıklama

(TL)

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

510.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

11.097.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05

Diğer Gelirler

160.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

11.767.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2012 yılı merkezî bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı  2010  yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Türkiye Adalet Akademesi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

A – C E T V E L İ

 

 

                (TL)

- Toplam Ödenek

:

14.874.473.83

- Bütçe Gideri

:

11.175.701.45

- Ödenek Üstü Gider

:

 

- İptal Edilen Ödenek

:

3.698.305.59

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

466.79

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.