TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  32’nci Birleşim

                                                                                            9 Aralık 2011 Cuma

 

(TBMM Tutanak Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve arkadaşları tarafından, uygulanmakta olan HES projesinin, insanlarımız, doğal çevremiz ve su kaynaklarımız üzerindeki olumsuz etkilerinin incelenmesi ve alınması gereken tedbirlerin bütün yönleriyle araştırılması amacıyla, verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 9/12/2011 Cuma günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı  birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

2.- 103 sıra sayılı Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun gündemin 1’inci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun 9/12/2011 Cuma günü, bütçe görüşme programına göre kamu idareleri bütçeleri üzerindeki II. tur görüşmelerin tamamlanmasından sonra, 103 sıra sayılı Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine devam edilmesine ve tümünün oylamasının tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin AK PARTİ, CHP ve MHP Grupları müşterek önerisi

 

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Genel Kurulun 10/12/2011 Cumartesi günü saat 13.00’te toplanmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88)

 

A) CUMHURBAŞKANLIĞI

1.- Cumhurbaşkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Cumhurbaşkanlığı   2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI

1.-  Sayıştay Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Sayıştay Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) ANAYASA MAHKEMESİ  BAŞKANLIĞI

1.-  Anayasa Mahkemesi Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Anayasa Mahkemesi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) YARGITAY

1.- Yargıtay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Yargıtay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) DANIŞTAY

1.-  Danıştay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Danıştay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) BAŞBAKANLIK

1.- Başbakanlık 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Başbakanlık 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU

1.- Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI

1.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ

1.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU

1.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Vakıflar Genel Müdürlüğü  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Vakıflar Genel Müdürlüğü  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

M) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI

1.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim

     Bütçesi

2.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim

          Kesin Hesabı

 

N) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ

1.- Atatürk Araştırma Merkezî 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Atatürk Araştırma Merkezî 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ

1.- Atatürk Kültür Merkezi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Atatürk Kültür Merkezi  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) TÜRK DİL KURUMU

1.- Türk Dil Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türk Dil Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

P) TÜRK TARİH KURUMU

1.- Türk Tarih Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türk Tarih Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

3.- 24.11.2011 Tarihli ve 6250 Sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile Adalet Komisyonu Raporu (1/535) (S. Sayısı: 103)

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adana Milletvekili Murat Bozlak’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz’ün, partisine sataşması nedeniyle konuşması

10.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz’ün, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

12.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, partisine sataşması nedeniyle konuşması

13.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

14.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın, şahsına sataşması nedeniyle  konuşması

 

VI.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

2.- Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

 

VII.- OYLAMALAR

1.- 24.11.2011 Tarihli ve 6250 Sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile Adalet Komisyonu Raporu’nun oylaması

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

09 Aralık 2011 Cuma

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati:11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

 

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır, okutuyorum:

 

III.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve arkadaşları tarafından, uygulanmakta olan HES projesinin, insanlarımız, doğal çevremiz ve su kaynaklarımız üzerindeki olumsuz etkilerinin incelenmesi ve alınması gereken tedbirlerin bütün yönleriyle araştırılması amacıyla, verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 9/12/2011 Cuma günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı  birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 09.12.2011 Cuma günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları  arasında oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                               Hasip Kaplan

                                                                                    Şırnak

                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

21 Ekim 2011 tarihinde, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve arkadaşları tarafından (108 sıra nolu), uygulanmakta olan HES projesinin, insanlarımız, doğal çevremiz ve su kaynaklarımız üzerindeki olumsuz etkilerinin incelenmesi ve alınması gereken tedbirlerin bütün yönleriyle araştırılması amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 09.12.2011 Cuma günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, grup önerisi üzerinde, lehinde, Sayın Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun efendim.

Süreniz on dakika.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8 Aralık tarihinde bütçe görüşmeleri başladı. Bütçe görüşmeleri başladıktan sonra bitimine kadar çünkü Danışma Kurulu, dört parti grubunun birlikte karar altına aldığı, Meclis Başkanlığının da içinde olduğu, Genel Sekreterliğin de içinde olduğu, gündemin belli olduğu, konuşmacıların belli olduğu bir takvim.

Şimdi, bu takvimi, bu çalışma düzenini üç parti bir önergeyle bozmak istiyor. AK PARTİ ve MHP’nin, CHP’nin de imzaladığı bir önerge şu an elimde. Bu önergeye göre, bütçe görüşme düzeninin değiştirilmesi ve bütçe düzeninin değiştirilmesinden başka, bütçe görüşmelerinin arasına kamuoyunda “Şike Yasası” olarak bilinen yasayı kırk sekiz saat geçmeden hemen Genel Kurula indirip, gece birde, ikide de millet uyurken, uymuşken, uyutulmuşken bu bütçe görüşmeleri arasında, kaşla göz arasında bu yasayı geçirmek.

Bu, hangi etik kurallarla bağdaşıyor arkadaşlar, hangi İç Tüzük’le bağdaşıyor? Hangi bütçe görüşmesi döneminde üç tane parti kendi başlarına önerge verip bütçe görüşmelerinin arasına böyle korsan yasa önerileri koymuşlar bugüne kadar? Cumhuriyet tarihine bakınız bütçe görüşmelerinin içine korsan olarak önerge verip korsan bir şekilde yasa görüşmesini sağlayan 24’üncü Dönemden başka bir dönem göremezsiniz.

Şimdi, burada bu Yasa konusunda Cumhurbaşkanının vetosu var, biz de Barış ve Demokrasi Partisi olarak komisyon aşamasında Meclis Genel Kurulunda ve dünkü komisyon aşamasında da buna “Hayır.” dediğimizi çok açık ifade ettik. Peki, dün gece görüşülen, imamın yatsı namazını kıldığı saatlerden sonra görüşülen bu önergeyi sabah ezanından sonra, sabah ezanıyla beraber kalkıp üç parti grubunun bu aşk ve şevkle bu Meclise getirmesinin hikmeti sebebi nedir? Önerge sahibi olarak çıkar burada konuşurlar. Bakın bütçe döneminde, bütçe görüşmeleri döneminde, çok açık söylüyorum hiçbir bütçe görüşmesi döneminde bu ayıbı parti grupları işlememiştir. Kardeşim, Cumhurbaşkanı bizim gerekçelerimizin bir kısmına katılarak veto etti. AK PARTİ’nin içinde muhalif olan sesler vardı, o doğaldır, 350 milletvekili, 340 milletvekilinin içinde herkesin mutlaka aynı düşünmesi diye bir şey olur mu? CHP’nin içinde de aykırı sesler var, biliyorum; MHP’nin içinde de var. Bir taraftan grup kararı alıyorsunuz, gruplarınıza tahakküm ediyorsunuz, Meclisin iradesini de tek tek milletvekillerinin iradesine tahakküm ediyorsunuz, sonra -Allah şifalar versin- Başbakan rahatsız, evde talimat veriyor. Sayın Bozdağ burada Meclis’ten sorumlu Başbakan Yardımcısı ve açıklanıyor buradan, Sayın AKP grup başkan vekilleri diyor ki: “Bu yasanın arkasındayız.” Cumhurbaşkanına karşı! Olabilirsiniz, bu sizin bileceğiniz bir iş. Cumhurbaşkanına da karşı olabilirsiniz, Yasa’nın yanında da olabilirsiniz, cezaları indirebilirsiniz, mafya ilişkilerini, bilmem ne zorbalıklarını, dönen trilyonları, hepsini konuşabiliriz bu Mecliste ama bu ayıp yapılmayacak. Milletvekilinin iradesine hiçbir lider sultası hükmetmemeli bu Mecliste. Maalesef ana muhalefet de, MHP de, buna katkı sunmuştur. Bunu yapmayacaktınız arkadaşlar.

Zaten ben dikkat ediyorum, şurada, muhalefet tarafında namaz kılıyorlar AK PARTİ’liler 2 rekât fazladan: 1 rekât AKP, CHP’ye kılıyor, 1 rekât da MHP’ye; diyor ki: Allah bu iki muhalefeti başımızdan eksik etmesin.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hasip Bey, bütün konuşmalarınız namaz, ezan üzerine kurulu, hayrola, bu değişikliğin sebebi ne ya?

HASİP KAPLAN (Devamla) - Yani arkadaşlar, gerçekten bunu, şimdi...

Bakın, arkadaşlar, bu önerge üzerine biz de Barış ve Demokrasi Partisi Grubu olarak bütçe görüşmelerinde bir ilki gerçekleştirdik, HES’lerle ilgili araştırma önergemizi indirdik buraya. Niye? Siz bu yanlışı yaptınız, biz de bu mutabakat bozulduğu için, bütçe görüşmelerine bundan sonra her sabah bir araştırma önergesiyle geleceğim. Burada pösteki saydırtacağım. Mademki bu mutabakat zihniyeti var bu Mecliste her sabah ezanıyla beraber ben de bir araştırma önergesiyle geleceğim. Bunu mu istiyorsunuz? İstediğiniz bu mu arkadaşlar? Hoşunuza gidecek mi bu? Her gün sabah 11.00’den önce saat 10.00’da Danışma Kurulu isteyeceğim, her gün bir tane önergeyle geleceğim. Bunu mu istiyorsunuz? Bu şikenin cezasını ben de size böyle çektireceğim Mecliste. Bu Şike Yasası’nı Mecliste... 21 Aralığın sonuna kadar her gün bir önerge getireceğim, bir de enteresan önergeler. Her gün bütçe görüşmelerinden önce bunu konuşacaksınız, konuşacağız arkadaşlar.

Bakın, HES’ler var ya, sizi ilgilendirmiyor olabilir, hidroelektrik santralleri... Başbakanın memleketi Rize’de, Karadeniz’de dere kalmadı arkadaşlar. Güneysu’dan İkizdere’ye, İkizdere’den tutun Şavşat’a, Artvin’e, Hopa’ya, her tarafa kadar o maden ruhsatları, HES ruhsatları, çantalarla dağıtılan kırk sekiz bin maden ruhsatıyla bu ülke talan ediliyor. Doğasına kıyılıyor, tabiat yıkılıyor, bütün ekolojik dengeleri altüst oluyor ve her yerde vatandaş buna karşı direniyor, demokratik tepkisini koyuyor. O köylerde yaşayanlar, o bölgede yaşayanlar, bütün insanlarımız direniyor.

Hopa’da, Artvin’de, Karadeniz’de mahkemeler karar veriyor, 16 yaşındaki eyleme katılan kızların, kız çocuklarının aileleriyle konuşmamasına karar veriyor.

Bir yandan hukuk böyle çalışıyor, bir yandan ÇED raporları tamamen yasaya aykırı olarak düzenleniyor; diğer yandan devletin malı olarak gördüğü dereler yani Şevval Sam’ın türkülerindeki dereler yani Kazım Koyuncu’nun türkülerinde o pırıl pırıl, şırıl şırıl akan dereler, o güzelim doğa, tabiat tahrip ediliyor ve o bölgede 2 kişinin cebine para olarak aksın diye. Siz de buna diyorsunuz ki: “Enerji ihtiyacımız var, dışarı bağlıyız, bu kaynak enerjisi.”

Bu kaynak enerjisi değil arkadaşlar, bu kaynak enerjisi değil, bu çok kötü bir sömürü enerjisi. Sömürge ülkelerin, gelişmemiş ve az gelişmiş ülkelere uyguladıkları, zorbalıkla sömürdükleri madenlerini, derelerini, ırmaklarını sömürdükleri yöntemin Türkiye’de tekerrürüdür.

Avrupa Birliği müktesebatı için de daha bir buçuk sene var. Bu kurallar imzalandıktan sonra hiçbir yabancı şirket gelip burada ne altın arar ne HES barajı kurar ne başka barajlar kurar. Hasankeyf’i sular altında bırakıyoruz.

E, Ilısu Barajı, GAP projesi... Kırk yıldır kardeşim, kırk yıldır teknik gelişti, dünya değişti. HES olarak düşünürseniz Hasankeyf’i sular altında bırakmadan, Hasankeyf’in Ilısu Barajı’nda beş-altı tane HES kurup kotasını indirip hem Hasankeyf’i kurtarabilirsiniz hem oradaki tarihî yerleşim yerlerinin sular altında kalmasını kurtarabilirsiniz hem de ekonomik olarak onun 2 katı enerji sağlayacak bir proje geliştirebilirsiniz. Ama Başbakan da karşıydı başında, bir gün baktık, Başbakan da Batman’da Hasankeyf’in sular altında kalmasını, Zeynel Abidin Türbesi’nin, o camilerin, o hanların, o güzelim köprülerin sular altında kalmasını savunuyor.

Sayın Maliye Bakanı da söz vermişti -para basıyorlardı o zamanlar Maliye Bakanlığı- Hasankeyf’in resminin üstünde olduğu para basacaktı ki Hasankeyf sular altında kalsa da çocuklarımız o resme baksa, o sözünü de yerine getirmedi.

Şimdi, biz, bu konuda bir araştırma istiyoruz arkadaşlar. Tarihimize, kültürümüze, doğamıza sahip çıkmak istiyoruz. Bundan sonra güzel şeylerle uğraşmak istiyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Önergenin aleyhinde Sayın Nurdan Şanlı, Ankara Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

NURDAN ŞANLI (Ankara) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygılarımla selamlıyorum.

Genel Kurul gündeminin değiştirilmesine yönelik Barış ve Demokrasi Partisinin getirmiş olduğu grup önerisine 2012 bütçe görüşmeleri programı nedeniyle katılmıyoruz.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şanlı.

Önerinin lehinde Sayın Muharrem İnce, Yalova Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, Sayın Hasip Kaplan, toplumda bir tartışma var. Sayın Cumhurbaşkanı veto etmiş “Arkasında duruyoruz.” diyen grup başkan vekilleri var, milletvekilleri var, siyasi partiler var, bu tartışma son bulsun istenmiş. Yani bu bir ilk değil, daha önce de bütçe görüşmeleri sırasında Parlamento tarihine bakarsanız siyasi partilerin, İktidar Partisinin ivedi gördüğü konularla ilgili tasarılar, teklifler görüşülmüştür. Bunlar hep olmuştur.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bizim için ivedi değil ama, halk için değil.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bu Meclisin iki ana görevi var: Yasama faaliyetlerinde bulunmak, denetim faaliyetlerinde bulunmak. Belki de bu Meclisin, Büyük Millet Meclisinin en önemli görevi bütçe yapmaktır. Meclisin en önemli görevidir, varoluş sebebimizdir bütçenin görüşülmesi.

Şimdi, bütçeyle ilgili iki önemli gelenek var. İç Tüzük’te yazılı değil bunlar, istese yapmaz muhalefet. Bir: Bütçe görüşmelerinde muhalefet grup önerisi getirmez, programa aynen uyulur; nezaketi böyledir siyasetin, geleneği böyledir, eğilimi böyledir. İkincisi de: Muhalefet bütçe görüşmelerinde yoklama istemez. İstenmez. Bu böyle. Dokuz yıldır milletvekiliyim, böyleydi, eski milletvekillerine sordum, onlar da aynısını söylediler. Zaman zaman sert tartışmalar da yaşansa yoklama istemez muhalefet, bu yapılmaz. Meclisin gelenekleri böyle oturmuş. En sert tartışmaların ortasında dahi, muhalefet grup önerisi getirerek programı aksatma, yoklama isteyerek bütçeyi engelleme yoluna hiçbir zaman girmemiştir. Bu ilk kez sizin tarafınızdan deneniyor. Bu, sizin takdiriniz, grubunuzun takdiri…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu ne? Bu ne?

MUHARREM İNCE (Devamla) – …ama bunun üzerinden Cumhuriyet Halk Partisine laf söylerseniz size cevabım var.

Bu iki aydır değişikliğinizi anlamıyorum, bütün konuşmalarınızı dinî ritüellerle süslüyorsunuz. Her konuşmanızın içinde “namaz”, “ezan”, “kitap”, “Allah”, “cami” var, bunu anlayamıyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Rahatsız mı ediyor? Bugün Cuma ya!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Yani özel bir proje mi, bu bir özel proje mi, bu bir özel seçim propagandası mı, bu bir özel talimat mı, bunu anlamış değilim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kandil’den belki talimat aldık!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Evet, ben de dokuz yıldır ilk defa AKP tarafından alkışlandım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu yakıştı sana işte.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Yani Sayın Hasip Kaplan, siz Cumhuriyet Halk Partisine söz söyleme konumunda değilsiniz. Siz Meclisin geleneklerine uymayabilirsiniz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz uydunuz mu?

MUHARREM İNCE (Devamla) - Yani dersiniz ki: Ben grup önerisi de getiririm, yoklama da isterim. Dersiniz, bunları söyleyebilirsiniz ama bunun üzerinden Cumhuriyet Halk Partisine söz söylemeye başlarsanız, size söyleyecek çok fazla sözüm vardır ve ben zamanın da tümümü kullanmak istemiyorum, böyle anlaşmıştık çünkü.

Sözünde durmak, geleneklere uymak siyasetin en temel tabanı olmalıdır, siyasetin birinci koşulu olmalıdır diye düşünüyorum.

Sayın milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (CHP, AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İnce.

Önerinin aleyhinde, son söz Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisinin Anayasanın 98, Meclis İç Tüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddesi gereğince vermiş olduğu grup önerisine katılamıyoruz, grup önerilerindeki gerekçelerine itiraz ediyoruz.

Gereğini takdirlerinize sunuyor, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Can.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi gruplarının İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş müşterek bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

2.- 103 sıra sayılı Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun gündemin 1’inci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun 9/12/2011 Cuma günü, bütçe görüşme programına göre kamu idareleri bütçeleri üzerindeki II. tur görüşmelerin tamamlanmasından sonra, 103 sıra sayılı Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine devam edilmesine ve tümünün oylamasının tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin AK PARTİ, CHP ve MHP Grupları müşterek önerisi

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 09.12.2011 Cuma günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Gruplarımızın aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederiz.

Ahmet Aydın                                                             Emine Ülker Tarhan

AK PARTİ Grup Başkan Vekili                         CHP Grup Başkan Vekili

                                                       Mehmet Şandır

                                                 MHP Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

Bastırılarak Dağıtılan ve Gelen Kağıtlar Listesinde yayımlanan 103 Sıra Sayılı Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporunun, 48 saat geçmeden gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmının 1 nci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun; 09/12/2011 Cuma günü, Bütçe görüşme programına göre Kamu idareleri Bütçeleri üzerindeki II. Tur görüşmelerin tamamlanmasından sonra Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmındaki işlerin görüşülmesi ve bu kısımda yer alan 103 sıra sayılı işin tümünün oylamasının tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılması,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önerinin lehinde Sayın Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili.

Süreniz on dakika.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Grup önerimizle, daha doğrusu Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve AK PARTİ Grubunun önerisiyle, biliyorsunuz sporda şiddetin önlenmesine dair Teklif gelmişti 80 sıra sayılı. Bu teklifte AK PARTİ Grup Başkan Vekili, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili ve Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkan Vekilinin imzalarıyla gelmişti Adalet Komisyonuna. Adalet Komisyonunda Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkan Vekili teklifini geri çekti. Bu, teklif olarak geldi ve kanunlaştı oylarınızla. Kanunlaştıktan sonra da 6250 sayılı Kanun oldu. Cumhurbaşkanımıza gitti, Cumhurbaşkanımız da bu Kanunu veto etti. Cumhurbaşkanımızın takdiridir, takdirlerini de saygıyla kabul ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanının geri gönderme tezkeresi Adalet Komisyonunda dün görüşüldü ve Adalet Komisyonunda tartışıldı. Adalet Komisyonunda tekrar aynı metin kabul edilerek Genel Kurula indi. Kırk sekiz saat geçmeden Genel Kurulun gündemine getirilerek bugün görüşülmesini talep ediyoruz. Bu da ittifakla alındı; Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi de grup önerisine aynen katılıyorlar.

Gündem bu şekilde, bütçenin bugünkü konuşmaları tamamlandıktan sonra inşallah bunu görüşeceğiz. Tabii ki, oylarınızla olacak bu. Gereğini takdirlerinize sunuyoruz.

Grup önerimizin kabul edilmesini diliyor, hepinizi tekrar saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Can.

Önerinin aleyhinde Ferit Mevlüt Aslanoğlu, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Aslanoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bütçe geleneğinde, Sayın İnce’nin söylediği gibi, dokuz yıldır ilk defa karşılaşıyorum. Genelde bütçe hepimizin bütçesidir, komisyonlarda tartışılır, her türlü görüşlerimizi söyler, bütçede gelir söyleriz. Meclis iradesi her şeyin üstündedir, hepimiz buna inanmalıyız, Meclis iradesi ve millet iradesi. Ama bu tür olaylarda beklerdim ki bir de Sayın Bakan, şu tutuklu milletvekilleri için de bir şekilde Meclis iradesi ve halk iradesine, millet iradesine hep beraber saygılı olalım.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu.

Önerinin lehinde İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural.

Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederiz Sayın Başkan.

Tabii, daha önce çıkarılmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmiş bir kanun teklifi kanunlaşmıştı ancak Sayın Cumhurbaşkanı Anayasa gereğince yetkisini kullanmıştır. Şimdi, Komisyonda dün akşam görüşüldü, dolayısıyla çok yoğun tartışmaların yaşandığı böyle bir kanun teklifi hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun iradesinin bir an önce tecelli etmesinde fayda mülahaza edilmektedir. Bu bakımdan, üç grubun grup başkan vekilleri imzalarıyla bugün görüşülmesi öngörülen bu kanun teklifinin bugün görüşülmesi bence isabetli olacaktır.

Bu bakımdan, bu kanun teklifinin bugün görüşülmesine amir ortak grup önerisini desteklediğimi ifade ediyorum.

Hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

Önerinin aleyhinde Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.

Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Şimdi, arkadaşlar, çok sabırsızlanıyorsunuz. Bu kadar kısa konuşan bu üç parti grubunu görünce gözleriniz yaşardı değil mi? Ama şimdi bu bütçe görüşmelerine şike yasasını maydanoz edeceksiniz ve biz bir kelime konuşacağız, bir dakika konuşacağız; olur mu arkadaşlar?

Cumaya gideceğinizi de biliyorum ama vakti var, hiç o konuda da acele etmeyiniz. (AK PARTİ sıralarından gülüşmeler)

Şimdi, zaten bu birleşmeniz, bu dayanışmanız, bu şeyiniz karşısında şikeciler de, bu spor mafyası da, bu cezadan kurtulacaklar da hepsi takdir gözyaşlarını hüngür hüngür döküyorlar şu an ve hasretle bekliyorlar tabii bu yasanın bir an önce çıkmasını.

Şimdi, bakıyorum, Allah aşkına, kırk sekiz saat niye beklemediniz ya? İç Tüzük’te… Komisyondan çıkan yasa gece on ikide çıkıyor, sabah ezanıyla Meclise iniyor. Sonra diyorsunuz: “Dün yatsıda çıktı, bugün yatsı namazında tekrar şike yasasını çıkaralım.” Bakın, inanın yüz rekât sünnet yapsanız, sizi günahlarınızdan arındırmaz. Açık söyleyeyim, yapmayın bunu. Bakın, Başbakan hasta; ona takdirleriniz, bağlılıklarınız var. Lider, otoriter, örgütçüdür de Başbakan, biliyorum dediğini de yapar. Fakat Cumhurbaşkanı da bizim gerekçemize katıldı, bir veto yazdı diye köşkü de bu kadar sallamayınız; ayıp oluyor.

Bakın, bir şey daha söyleyeceğim. AK PARTİ ne zaman dese ki: “Şu kanun çıkmaz.” Eliniz kulağınızda, tetikte olsun, yirmi gün en fazla… “Bedelli çıkmaz.” dedi Başbakan, pat haftaya çıktı. Şike Yasası’nı da Başbakan “Çıkmaz.” dedi, Suat Kılıç “Çıkmaz.” dedi, Sayın Arınç “Hiç çıkmaz.” dedi; Hayati Yazıcı da “Valla veto iyi oldu.” dedi.

Şamil Bey nerede? Hiç sesi çıkmıyor bu ara. Şamil Bey niye kürsüye gelip aleyhe önerge konusunda konuşmuyor? Ben ona da şaşıyorum. Hep televizyonları tercih ediyor; bitti televizyonculuk, gazetecilik. Burada artık kürsücülük, kürsü önemli; kürsüye geleceksiniz. Bunlar bitti artık, ekranda değil… Meclisin, milletin ekranı bu kürsü.

Şimdi bakın “Çıkmadı.” dediniz. Aceleniz ne, yangından niye mal kaçırıyorsunuz? Niye yirmi dört saatte olsun bu ya, kırk sekiz saat niye beklemiyorsunuz? Niye bütçe görüşmelerinden sonra olmasın? Aceleniz ne, yani bir durum mu var, yani size süre mi tanındı? İlle, “Bu bugün çıkacak, çıkmazsa görürsünüz” diyen mi oldu size?

Bakın, zaten bu yasanın Meclise iniş biçimi de kaptıkaçtı usulü bir şey gibi geldi. Bir baktık pat indi. Hemen uyardık, teklifi çekin. Birileri dedi ki “Ya biz imzamızın arkasındayız.” Vay, vay, vay göz yaşartıyorsunuz! Sizin imzanızın arkasında ne kadar olduğunuzu İç Tüzük pantolon yasasında gördük. Danışma Kurulunda imza verdik buraya geldi, yarım saat sonra görüşülecek; teklifinizi çektiniz Genel Kuruldan.

Biz, daha komisyon başlamadan bunu uyardık, Cumhurbaşkanı uyarılarımıza katıldı.

Bakın, tabii, bu patenti Şike Yasası’nın AK PARTİ’ye ait, marka da Bakan Suat Kılıç; CHP de, MHP de size bonuslar dağıtıyorlar bu yasada ve çok popüler ve pragmatik bir yaklaşım içindesiniz.

Şimdi, vatandaş niye tırlatmadı diyorsunuz? Bu bütçe görüşmelerinde de bu anlaşılıyor. Ne yapıyorsunuz? Zamlıyorsunuz ses yok, sürüyorsunuz ses yok, süründürüyorsunuz ses yok, kelepçeliyorsunuz ses yok, gazlıyorsunuz ses yok; yürümek yasak, konuşmak yasak, düşünmek yasak, kitap yazmak yasak, örgütlenmek yasak, sendika kurmak yasak, dernek kurmak yasak, karikatür de yasak, havada bulut demek de yasak. Ondan sonra vatandaş bize yüzde 49,8 verdi. Yahu yüzde 49,8 verdi de şirketin çoğunluğunu size vermedi kardeşim, şirkette bile yüzde 51 lazım ya! El insaf! Şirkette bile 51 lazım. Şimdi, CHP ve MHP’yi yanınıza alıp bunu tamamlamaya çalışıyorsunuz.

Şimdi bakın, bu şike affını Meclis şikesine dönüştürdünüz, dönüştü artık bu böyle, çıkaracaksınız kafaya koydunuz. Bilmiyorum, Başbakan öyle dedi de, diğer partiler de bu konuda çok istekli gözüküyor.

Şimdi, kısa dönem bu konudaki aflara bakalım: Bu yasa çıkalı altı ay olmadı. Bu Meclisin 8 milletvekili içeride. 8 milletvekili içerideyken ve CHP’nin 2 milletvekili, MHP’nin 1 milletvekili, bizim 5 milletvekilimiz tutukluyken bu konuda iktidar partisinin kılı kıpırdamıyor, bir gıkı çıkmıyor; kendi üyesine sahip çıkmayan bir Meclis. Seçilmiş belediye başkanları ayrı bir konu, gazeteciler düşünceden, basın…

Bakın, bu ülkede aflar nasıl gelişiyor? Şimdi, AK PARTİ hükûmetleri döneminde vergi afları yapıldı, bir değil, iki değil, üç değil, bilmem kaç tane; sigorta affı yapıldı, prim affı yapıldı, BAĞ-KUR affı yapıldı, kaçak inşaat affı yapıldı, cezalar affedildi, TCK 240 görevi kötüye kullanmak, yüz kızartıcı suçların cezası indirildi; seçilme, bürokraside yükselmenin yolları açıldı; disiplin cezaları affedildi, imar afları çıkarıldı, orman suçları affedildi, madenciye af çıkarıldı, HES’çiye af çıkarıldı ama şu an Hopa davasında saçlarını kestiren çocuklar tutuklu yargılanıyor. Vicdanınız nasıl? Teneke vicdan mı bu ya? Bu teneke vicdan mı arkadaşlar ya? Bu vicdan vicdandır. Hopalı çocuklar, üniversite, Hopa’daki olayları protesto eden öğrenciler saçlarını kestirdi diye örgüt üyeliğinden şu an Ankara Adliyesinde yargılanıyorlar özel mahkemede. Vicdanınız kabul ediyor mu? Puşi taktı diye üç sene yatıyor; halay çekti diye, türkü söyledi diye, Ape Musa’nın dediği gibi ıslık çaldı diye insanları içeri alıyorsunuz hâlâ terör suçundan, diyorsunuz ki: “Terör, terörist” Şarkı söyleyeni de, türkü söyleyeni de, saçını kestireni de, puşi takanı da, kitap yazanı da yazmayanı da, kafasında düşüncesini açıklayanı da açıklamayanı da potansiyel suçlu gören bir alışkanlık ve ortamda cezaevlerinde bir koğuşta 5 kişi yerine 25 kişi yatarken, bir ranzada vardiya sistemiyle üçer sırayla yatarken, tutuklular ve hükümlülere cezaevlerinde yer kalmazken, çek mağdurlarından siyasi tutuklulara, siyasi tutuklulardan tutun farklı haksızlığa uğramış mağdurlar, cezaevinde hepsi gözlerini Meclise dikerken bu şikedeki becerinize şaşıyorum ve bu aflarınıza bakıyorum, devam ediyorum: İmardan sonra ormana, madenciye, yüz kızartıcı suçlara, ihaleye… Şimdi de şikeye af çıkaracaksınız, aceleniz bu.

Bakın, tek bir şey söyleyebilirim: Artık, Allah da sizi affetsin! Allah da sizi affetsin! Bu gece yatsı namazından sonra bu yasa geldiği zaman… (Gülüşmeler)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Teheccüd namazından sonra!

HASİP KAPLAN (Devamla) - …eğer sizi sabah namazına kadar da talim ettirmezsem bu Mecliste bana “Hasip Kaplan” demesinler.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Sayın milletvekilleri, müşterek grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, bir saat ara veriyorum.

                                                           Kapanma Saati: 11.34

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati:12.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündemimize göre 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca bugün iki tur görüşme yapacağız.

Birinci turda Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Başbakanlık, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bütçeleri yer almaktadır.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88)(x)

 

A) CUMHURBAŞKANLIĞI

1.- Cumhurbaşkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Cumhurbaşkanlığı   2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI

1.-  Sayıştay Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Sayıştay Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) ANAYASA MAHKEMESİ  BAŞKANLIĞI

1.-  Anayasa Mahkemesi Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Anayasa Mahkemesi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) YARGITAY

1.- Yargıtay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Yargıtay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) DANIŞTAY

1.-  Danıştay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Danıştay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) BAŞBAKANLIK

1.- Başbakanlık 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Başbakanlık 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU

1.- Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI

1.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ

1.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, 6/12/2011 tarihli 29’uncu Birleşimde, bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin yirmi dakika olması kararlaştırılmıştır. Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin, konuşmaların bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıklar yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.

Tur üzerindeki konuşmalar bittikten sonra soru sahipleri ekrandaki sıraya göre sorularını yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi on dakika içinde tamamlanacaktır, cevap işlemi için de on dakika süre verilecektir. Cevap işlemi on dakikadan önce bitirildiği takdirde geri kalan süre için sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir.

Bilgilerinize arz ediyorum.

Birinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum.

Gruplar:

Milliyetçi Hareket Partisi:

Atila Kaya, İstanbul Milletvekili , on iki dakika; Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili, on üç dakika; Oktay Öztürk, Erzurum Milletvekili, on üç dakika; Özcan Yeniçeri, Ankara Milletvekili, on iki dakika.

Cumhuriyet Halk Partisi:

Bedii Süheyl Batum, Eskişehir Milletvekili, sekiz dakika; Bülent Tezcan, Aydın Milletvekili, sekiz dakika; Sezgin Tanrıkulu, İstanbul Milletvekili, sekiz dakika; Dilek Akagün Yılmaz, Uşak Milletvekili, sekiz dakika; Turgut Dibek, Kırklareli Milletvekili, sekiz dakika; Atilla Kart, Konya Milletvekili, on dakika.

Barış ve Demokrasi Partisi:

Sırrı Sakık, Muş Milletvekili, yirmi dakika; Murat Bozlak, Adana Milletvekili, on beş dakika; Sırrı Süreyya Önder, İstanbul Milletvekili, on beş dakika.

AK PARTİ:

Ekrem Çelebi, Ağrı Milletvekili, beş dakika; Nevzat Pakdil, Kahramanmaraş Milletvekili, beş dakika; Fatih Şahin, Ankara Milletvekili, beş dakika; Şuay Alpay, Elâzığ Milletvekili, beş dakika; İdris Şahin, Çankırı Milletvekili, beş dakika; Yılmaz Tunç, Bartın Milletvekili, beş dakika; Hilmi Bilgin, Sivas Milletvekili, beş dakika; Akif Çağatay Kılıç, Samsun Milletvekili, beş dakika; Mehmet Kasım Gülpınar, Şanlıurfa Milletvekili beş dakika; Oğuz Kaan Köksal, Kırıkkale Milletvekili, beş dakika.

Şahıslar adına:

Lehinde, Bayram Özçelik, Burdur Milletvekili, beş dakika.

Aleyhinde, Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili, beş dakika

Soru-cevap işlemi, yirmi dakika.

Şimdi, ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubundan Atila Kaya, İstanbul Milletvekili.

Süreniz on iki dakika. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ATİLA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 mali yılı Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, söz aldığım konuyla ilgili görüşlerimi dile getirirken Sayın Cumhurbaşkanını Adalet ve Kalkınma Partisinden ayrı tutmayacağımı, hatta onun bir parçası olarak değerlendireceğimi öncelikle ve açıkça belirtmek isterim. Biliyorum ki Sayın Cumhurbaşkanının taraftarları da, karşıtları da bu tavrımı yadırgamayacaktır. Bunun neden böyle olduğunun cevabını ise takdir edersiniz ki benden önce Sayın Cumhurbaşkanı ve AKP vermelidir. Sizleri temin ederim ki örgütlü muhalefet dışında kalan toplum kesimleri bile Cumhurbaşkanının tarafsızlığı konusunda mutmain olmuş olsalardı böyle bir tavır sergilemeyi aklımın ucundan dahi geçirmezdim. Ne var ki Anayasa’mızın 103’üncü maddesi gereğince, görevini tarafsızlıkla yerine getirmek için namusu ve şerefi üzerine ant içen Cumhurbaşkanının 2014 sonrası için AKP Genel Başkanlığına yakıştırılması ve bu doğrultuda kamuoyu oluşturulmaya çalışılmasının hiçbir kesim tarafından yadırganmaması tavrımın haklılığını teyit etmektedir. Türkiye gündemini uzun süre meşgul etmiş olan cumhurbaşkanlığı tartışmalarını yok sayarak makamında AKP zihniyetinin en üst düzeydeki bir temsilcisiymiş gibi oturmayı tercih eden Sayın Cumhurbaşkanı da bilinen ve anlaşılan nedenlerden dolayı kamuoyunun tarafsız cumhurbaşkanı konusundaki şüphelerini sineye çekmek durumundadır.

Değerli milletvekilleri, bir cumhurbaşkanından beklenen nedir? Gelin, bu sorunun yanıtını ararken kişisel yorumlarımızı işin içine karıştırmamızı engelleyecek bir ölçüt üzerinde uzlaşalım. Aradığımız ölçütü bize sunacak olan, Cumhurbaşkanının da, bizlerin de ettiğimiz yemini içinde barındıran Anayasa’mız olsun. Anayasa’mızın Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen 104’üncü maddesi uyarınca Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk milletinin birliğini temsil eder. 103’üncü madde ise Cumhurbaşkanının göreve başlarken yapacağı yeminin metnini içerir. Bu yemin metninin sonunda belki çoğunluğun bir ayrıntı olarak dahi görmediği hayati önemde bir vurgu vardır. Anayasa’mızın 81’inci maddesindeki yemin metnine göre milletvekilleri büyük Türk milleti önünde ant içerken, Cumhurbaşkanı büyük Türk milleti ve tarih huzurunda ant içmektedir. Cumhurbaşkanının yeminini milletin yanı sıra tarihin de huzurunda etmesinin anlamı üzerinde özellikle durulmalıdır. Devleti temsil eden bir makam sahibine tarih huzurunda bulunduğunu hatırlatmak devlet geleneğini öne çıkartmak içindir.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’mızın çizdiği çerçeve içinde Cumhurbaşkanından beklentilerimizi belirleyecek ve onu değerlendirmemizde ölçüt olabilecek üç ana kavram öne çıkmaktadır: Devlet, millet ve tarih. Demek ki en üst temsil makamında  bulunan kişinin taşıması elzem olan özellikler devlet, millet ve tarih şuuruna sahip olmakmış. Bunu kavradığımız şu anda yapılması gereken Sayın Cumhurbaşkanının bu kavramlar karşısındaki tutumunu gözden geçirmek olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, “Dindar Cumhurbaşkanı” nidalarıyla ve Sayın Erdoğan’ın takdiriyle göreve gelen Sayın Cumhurbaşkanı Türk siyasi hayatında görece uzun zamandır yer işgal eden bir figürdür. Bununla birlikte siyaset hafızasında iki resim olarak saklanmaktadır ve öyle de olacaktır. Bu resimlerden biri şimdi yerinde yeller esen bir bedevi çadırında çekilmiştir, diğeri ise görmemiş bir krala tahsis edilmiş bir otel odasında. Hatırlarsınız, 2007 yılında Türkiye’ye gelmeden birkaç gün önce İngiltere’de bulunan ve Londra Belediye Başkanıyla görüşmek için onun ayağına giden Suudi Arabistan Kralı Abdullah dokuz uçağı dolduran görmemişliğiyle ve altın tahtıyla birlikte Türkiye’ye gelmişti. Otel odasına tahtını kurdurtan ve bayrağını astırtan Kral, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını ayağına çağırmıştı ve maalesef Sayın Cumhurbaşkanı bir otel odasında altın tahtında oturan Kralın huzuruna çıkmıştır. Damarlarında kan yerine petrol akan görmemiş bir kralın küstahlığına ad koymak kolaydır. Ne var ki muhtaç olduğu kudreti damarlarındaki asil kanda araması gereken Cumhurbaşkanının tavrını adlandırmak o kadar kolay değildir. Bu eylemi meşrulaştırmak için başvurulan argümanların en öne çıkanı ise, Kralın Türkiye’de yatırıma dönüşmesi arzulanan emsalsiz servetine atıfta bulunanı olmuştu. Anayasa’mıza göre devletin başı olan Cumhurbaşkanı, sadece başkomutan değil, başöğretmendir de. Milletin geleceğinin teminatı olan nesillerin ahlaki sorumluluğu öncelikle onun omuzlarındadır. Cumhurbaşkanının dile getirdiğim örnekle gelecek nesillere verdiği ahlak dersi ise, maddi çıkarların ulusal onura tercih edilmesi gerektiğidir. Cumhurbaşkanı, yemin ederek üstlendiği sorumlulukla bu derece bağdaşmaz ve bu kadar gurur kırıcı bir tavır sergilemekle, Türk devlet geleneğinin değil, “ben ülkemi pazarlamakla mükellefim” diyen bir zihniyetin temsilcisi gibi davranmıştır; aynen “Çok güzel şeyler olacak” müjdesinin ardından terör örgütü elebaşlarıyla yapılan seviyesiz pazarlıkların çıkması gibi.

Sayın milletvekilleri, bir kişide tarih bilincinin olup olmaması onun devlet ve millet anlayışlarını da doğrudan belirler. Anayasa’mız Cumhurbaşkanını tarih önünde görmek ister çünkü bilir ki devlet, geleneğiyle vardır ve bu gelenek de tarihtedir. Millet de bu tarihsel sürecin bir sonucudur.

Sayın milletvekilleri, ister Cumhurbaşkanınca isterse Sayın Başbakanca temsil ediliyor olsun AKP zihniyetinin içinden çıktığı gelenekte felsefi anlamda bir devlet kavrayışına rastlanmaz, böyle bir kavrayışı bağrından çıkaracak olan tarih şuuru da yoktur. Bu kavramlarla olan ilgileri, sultanların veya halifelerin fazilet kıssalarının ötesine geçmez. Bu gelenekten gelen kadroların hiçbiri daha fazlasını edinmiş değildir. Gömleklerini çıkarıp liberallerle halvet olduktan sonra buldukları ise şirket olarak tasarlanmış bir devlet anlayışıdır. Bu zihniyetin gözünde devlet bir şirkettir. Böyle olunca, siyasetlerinin amacı da hisse senetlerini kendi adamlarının arasında dağıtmanın ötesine geçemez.

Değerli milletvekilleri, binlerce yıllık tarihinde millet olarak farklı kültür çevrelerinde, hatta medeniyet dairelerinde bulunmuş ve aynı zamanda büyük medeniyetler kurmuş bir milletin yani Türk milletinin mensuplarıyız. İlk günden bugüne kesintisizce izleyebileceğimiz yegâne hat devlet geleneğimizdir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim sorunumuz, bu geleneğin taşıdığı devlet kavrayışına yabancı kalıp da kâr-zarar hesaplarıyla devlet kavramına yönelmeye çalışan zihniyetledir. Bu zihniyeti Sayın Cumhurbaşkanının veya Başbakanın temsil ediyor oluşu ise bizim açımızdan sadece bir teferruattır.

Değerli milletvekilleri, son olarak, kamuoyunda kabul gören ve yerleşmiş bir algıya dönüşen “taraflı cumhurbaşkanı” kanaatini gidermek amacıyla Sayın Cumhurbaşkanının ortaya koymuş olduğu ve adına “Futbolda Şike Yasası” denilen hususla ilgili veto tavrını değerlendirmek istiyorum. Elbette verilen karar Sayın Cumhurbaşkanının şahsi görüşü ve takdiridir ancak şu kadarını söylemeliyim ki: Partimiz bu kanun değişikliğine destek verirken ne adalet duygusunun zedelenmesini ne de kişiye özel bir düzenleme olmasını asla istemediği gibi aklından dahi geçirmemiştir. Bizim anlayamadığımız taraf, Sayın Cumhurbaşkanının adalet duygusunun kimler tarafından saldırıya uğradığını ve kimler için kişiye özel yasalar çıkarıldığını unutmuş ya da unutur gibi görünmeye tevessül etmesidir. Bu veto konusunda Sayın Cumhurbaşkanının yaklaşımı son derece ikircikli ve çifte standartlıdır. Mademki Sayın Cumhurbaşkanı adil ve hakkaniyete uygun cezalar belirlenmesi konusunda dikkatlidir, suç ve ceza arasında adalete uygun bir oranın bulunması gerektiğine atıf yapmaktadır, o hâlde Türklüğe hakareti düzenleyen 301’inci maddenin değiştirilmesinde neden aynı feraseti ve hassasiyeti göstermemiştir? Söz konusu kanun hükmü değiştirilmeden önce “Türklüğü, cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişiler altı aydan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.” ibarelerini kapsarken, Sayın Gül’ün 7 Mayıs 2008 tarihindeki onayıyla tam anlamıyla içi boşaltılmıştır. Dileriz ki Sayın Cumhurbaşkanı her meselede gözü kapalı onay makamı gibi davranmasın, dikkatle, kararlılıkla ve itinayla önüne gelenleri derinlemesine ve objektif olarak incelesin. Ancak geçmişte Sayın Cumhurbaşkanının gerek yüksek yargıya gerekse üniversitelere yaptığı atamaları dikkate aldığımızda, Sayın Cumhurbaşkanının, bundan sonraki uygulamalarında da objektiflik veyahut da liyakat gibi birtakım ölçütleri esas almak yerine başka ölçütlerle hareket edeceğini bizlere göstermektedir.

Bu anlayış içerisinde, ben, bütçenin milletimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaya.

İkinci söz, Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz’ın.

Süreniz on üç dakika.

Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, Atila Bey’den kalan bir dakikayı arkadaşımıza ilave edebilir misiniz?

BAŞKAN – Hayhay, on dört dakika olsun.

MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Temsilî demokrasinin kalbi, millî iradenin tecelligâhı Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Bu temsilin yüksek bir oranda gerçekleşmesi ve Meclisin yasama ve denetim işlevlerinin etkin ve sorunsuz bir şekilde yürütülmesi, kalbi sağlam bir bünyeye delalettir. Meclisin yasama ve denetim işlevlerini layıkıyla yerine getirdiğini söylememiz güçtür. Bunun sebebi, çalışma ilke ve prensiplerini belirleyen İç Tüzük’ün günün ihtiyaçlarına cevap veremeyecek kadar eskimiş olması ve AKP’nin demokratik teamül ve çoğulculuk anlayışına uygun düşmeyen tekçi ve dayatmacı uygulamalarıdır. 1973 yılında yapılmış İç Tüzük, bir felsefeye uygun düşmeyen günübirlik değişikliklerle, otuz yedi yılda sistematiğini ve ruhunu kaybetmiştir. Bu süreçte tüm siyasi partiler eğer iktidarda ise yasama sürecinin yavaşlığından, muhalefette ise de denetim mekanizmasının etkisizliğinden şikâyet etmiştir. Ancak bilinen bir gerçeklik vardır ki Meclis çalışmalarında milletvekilinin katılımcı hür iradesi ortaya çıkmamakta, Genel Kurul ve komisyonlar verimli ve milletin gerçek gündemiyle çalışmamakta, çoğulcu, eşitlikçi, kaliteli bir yasama ve kısa sürede sonuç veren etkili bir denetim görevi icra edilememektedir.

Parlamenter demokrasinin işleyişi açısından en az anayasalar kadar önemi olan İç Tüzük’ün değiştirilmesi bir türlü gerçekleştirilememiştir. Bağımsız ve çoğulcu bir anlayışla çalışmayan Meclisin sivil, demokratik bir anayasa yapması mümkün mü değerli arkadaşlar? Otuz yedi yılın on yılında tek başına iktidar olan AKP’nin Sayın Toptan zamanında yaptığı ve bir daha da arkasını aramadığı İç Tüzük değişikliği girişimi dışında bir çözüm üretememesi doğrusu Türkiye Büyük Millet Meclisinin çoğulcu ve katılımcı çalışması gerektiği prensibine ne kadar inandığının da bir göstergesidir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak verimli, öngörülebilir, yeterli siyasi müzakerenin yapıldığı bir yasama, sonuç odaklı, sürelere bağlanan bir denetim mekanizması getiren, uzlaşma ile yapılacak yeni bir iç tüzük gerekliliğini bir kez daha vurguluyor, bu konudaki çalışmalara dün olduğu gibi bugün de destek vereceğimizi ifade ediyorum.

Değerli milletvekilleri, içinde halkın olmadığı hiçbir rejimin adı demokrasi olamaz. Demokratik rejimlerin devamı da halkın siyaset kurumuna yegâne çözüm aracı olarak bakmasını temin etmekle mümkündür. Bazen milletine yabancılaşan gençlerimizden, siyasete mesafeli duran insanlarımızdan bahseder, dert yanarız. Öyleyse bir sorumluluğumuz da insanlarımıza, özellikle gençlere siyaseti sevdirmek ve çevrelerine ilgi göstermelerini sağlamak olmalıdır. Öte yandan, bizlere oy vermiş insanlarımızın da bu vekâleti nasıl kullandığımızı bilmeleri ve buna göre değerlendirme yapmaları en tabii hakları olsa gerektir. Bu iletişimin en önemli aracı Meclis televizyonudur. Mecliste liderlerin ve milletvekili konuşmalarının naklen yayınlanması sonucunda insanlarımız ülke gidişatını ve siyaset kurumunu takip etme imkânı bulmuştur. Bütün televizyonların sansür uyguladığı bir dönemde muhalefetin görüşleri Meclis TV ile halka ulaşabilmiştir. Ancak biliyoruz ki bu kanal farklı sesleri ve görüşleri yayınladığı için ta en başından beri AKP için rahatsızlık kaynağıydı, bu yayınları sınırlandırmayı uzun zamandır hayal ediyorlardı. Bu yayının kesilmesi Meclisin milletiyle olan en önemli iletişim kanalının kopmasına sebep olmuştur; bu doğru olmamıştır.

“Efendim, yayını kapatmıyoruz, sınırlandırıyoruz.” diyenlere de şunu sormamız lazımdır: Şayet sınırlandırma müeyyidesi getirilecek kadar zararlı ise neden tamamıyla kapatmıyorsunuz ya da Meclis televizyonunu gündüz yayında tutma gerekçeniz akşam saat yediden sonra ortadan mı kalkıyor? Hiç kimsenin adının önüne “yasakçı” tanımlamasının yakışmayacağını ve Meclis televizyon yayınlarının serbest bırakılarak Meclisi ile milletin irtibatının yeniden tesis edilmesi gerektiğini bir kez daha ifade ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, klasik parlamenter sistemin ayırt edici bir özelliği de güçler ayrılığı prensibidir. Bu prensibe rağmen 2002’de başlayan AKP’li yıllar, tek başına iktidar olmuş bir partinin hem Meclis hem de mahkemeler üzerinde baskı kurarak diğer erkleri kontrole soyunduğu ve maalesef bunda da büyük oranda başarı sağladığı yıllar olarak hatırlanacaktır. Hiçbir dönemde muhalefeti ortadan kaldırma, muhalefeti yok sayma gayretleri bu kadar ayyuka çıkmamış, farklı görüşler arz eden kişi ve kurumlar bu kadar baskı ve tehdide maruz kalmamışlardır. Meclis gergin bir atmosferde çalıştırılmış, muhalefetin sesinin kısılması için Meclis Televizyonu yayınları sınırlandırılmış, milletvekillerinin iradesi yok sayılarak parmak demokrasisi egemen kılınmaya çalışılmıştır. Muhalefetin en küçük bir eleştirisine dahi tahammül göstermeyen AKP, sonunda Meclisi tamamen devre dışı bırakma yolunu seçmiştir, kanun hükmünde kararnameler ile kadrolaşma ve devleti yeniden yapılandırma içerisine girmiştir. Kanun hükmünde kararnameler istisna olması gerekirken genelleştirilerek yasa yapma yetkisi, Meclisin elinden gasbedilerek alınmıştır.

Yeni teşkilatlanmalardan, ihdas edilen kadrolardan muhalefet habersizdir. İktidar, Meclisin devre dışı bırakıldığı iddialarına tatmin edici cevaplar vermek yerine, “Geçmişte bu yöntem daha çok kullanılıyordu, biz az bile kullandık.” diyebilmekte, 1999 depreminden sonra çıkarılan ve daha çok deprem yaralarının sarılmasının amaçlandığı kanun hükmünde kararnameleri işaret ederek, bu yola devam edeceğini söyleyebilmektedir.

Meclisi uyumlu çalıştırmak, Meclis çoğunluğunun yani AKP’nin sorumluluğudur. Meclisin kanun hükmünde kararnamelerle devre dışı bırakılması bir sistem krizine yol açma riskini içinde barındırmaktadır. Bir taraftan Mecliste uzlaşma çağrıları yapan AKP, öte taraftan ikiyüzlü bir tavır sergileyerek muhalefeti devre dışı bırakmak için her türlü yola başvurmaktadır. Bu tekçi ve dayatmacı yaklaşım toplumdaki kutuplaşmaya hizmet etmekte, Mecliste uyumlu çalışma ve uzlaşma zeminini ortadan kaldırmaktadır.

Meclisin yasa yapma yetkisi böylece işlevsiz bırakılırken siyasi denetim yolları da işlemez hâle getirilmektedir. Muhalefetin verdiği tüm önergeler, zaman zaman gerekçeleri AKP tarafından da paylaşılmasına rağmen reddedilmekte, verilen sözlü ve yazılı sorular ya aylar sonra cevaplandırılmakta ya da yuvarlak cevaplarla yetinilmesi istenmektedir. Kamu kaynağı kullanan Hükûmetin muhalefetçe denetlenmesi böylece bir türlü mümkün olmamaktadır.

Denetim mekanizması iktidar çoğunluğunca felç edilirken Meclis Başkanlığı muhalefetin sorularını denetleme sevdasına düşmüş, Meclis uzmanlarından oluşturduğu bir komisyonla milletvekillerinin soruları İç Tüzük’e uygun bulunmayarak iade edilmeye başlanmıştır. Meclis Başkanının sorumluluğu, esas olarak muhalefetin soru cümlelerini düzeltmek değil, iktidarın makul süreler içerisinde tatmin edici cevaplar vermesini sağlamak noktasında kendini göstermelidir.

Sayın Başkan, soruları denetlediğiniz kadar cevaplarının da doyurucu olup olmadığını denetlemeniz ve milletvekillerini uyardığınız kadar sorunun muhatabı ilgili kurumları da uyarmanız gerekmez mi? Size sadece AKP’nin değil, tüm grupların başkanı olduğunuzu hatırlatmak istiyorum.

Bir hatırlatmam da Meclis personeli ile ilgili olacak. Bir müddet önce Genel Kuruldan geçirdiğiniz Meclis Teşkilat Kanunu, arkada, haksızlığa uğradığını düşünen, gönlü kırık yüzlerce personel bırakmıştır. “Eşitsizlikleri, adaletsizlikleri düzelteceğim.” diye gelen Kanun birçok haksızlığa sebep olmuş, birçok müktesebi de sıfırlamıştır. Personel sormaktadır: Kendi çalışanı arasında adaleti ve eşitliği tesis edemeyen Meclisin, ülke insanına karşı nasıl bir iddiası olabilir?

Sayın Çiçek, siz bu kurumda çalışan insanların da Başkanısınız. Personelin, Adalet Bakanlığı yapmış bir Başkandan beklentileri vardır. Nedir bunlar? 4/C’liler diye bilinen personel, statü farklılığından kaynaklanan, bin liraya kadar varan ücret eşitsizliğinin ortadan kaldırılmasını, nöbet ve mesai ücreti verilmesini, Meclise kadrolu personel alımında kendilerine öncelik verilmesini, sözleşme yenilenmesi dolayısıyla verilen ve 300 ila 400 lirayı bulan pul parasının kesilmemesini istiyorlar. Milletvekili danışmanları, kıdem tazminatı hakkı ve belirli bir hizmet süresi sonunda da kadro hakkı talep ediyorlar. Milletvekili yardımcı personeli ve ikinci danışmanlar, maaşlarının öğrenim durumlarına göre belirlenmesini, bazı kurumların Mecliste görevlendirilmelerine muvafakat vermediğinden bahisle bunun kolaylaştırılmasını istiyorlar. Bir de Meclisin kadrolu personeli var; idari kadro, uzman, uzman yardımcısı, teknik personeli ve memurlar. Bu arkadaşların bir kısmı sınavla Meclise girmiş, bir kısmı da sınavsız. Şimdi, deniliyor ki “Norm kadro çalışması başlatacağım, personel fazlalığı var.” İyi de son dokuz yılda yani AKP döneminde binden fazla kişi alınmış Meclise, fazla ise bunlar fazla. Sınavla girmiş personele, kadrolara doldurduğunuz kendi yeğenleriniz, kuzenleriniz ile aynı muameleyi yapmanız büyük haksızlık olmuyor mu? Sınavla Meclise girmiş personele öncelik vermeniz gerekiyor. Bir hukukçu olan Sayın Çiçek’in kimsenin ekmeğiyle oynamadan bu soruna bir çözüm bulacağına inanıyor, bunu da Milliyetçi Hareket Partisi olarak takip edeceğimizi ifade ediyorum.

Değerli milletvekilleri, dokuz yıllık iktidarı boyunca milletin milyarlarca dolarını kullanan AKP Hükûmeti, her ne hikmetse, bu kaynakların hesabını vermekten kaçıyor, hatta kendisine soru bile sorulmasını istemiyor. Bunun için, bütçe dışı kaynak kullanımını, ihale sistemi dışında alım satımı teşvik ediyor, bedelli askerlik, 2/B gibi bir kereye mahsus gelirleri de bütçeleştirmeden nasıl kullanacağının hesabını yapıyor. Elbette, bu zihniyet denetim kurumlarına da mesafeli olacaktır. Teftiş kurullarını ortadan kaldırıp denetimin içini boşaltan, dış denetim kurumlarının en önemlisi asırlık Sayıştayın âdeta teftiş alanını genişletiyor gözüküp yetkilerini kısıtlayan uygulamalarını hep birlikte gördük. Asırlık Sayıştay, içi boşaltılarak âdeta bir vitrin malzemesine çevrilmiştir. Verimlilik, etkinlik, tutumluluk denetimi olan performans denetimi ölçme işlemi hâline getirilmiştir. Sayıştay, kanunun ek geçici 10’uncu maddesine göre göndermesi gereken denetim raporlarını üç yıldır Meclise göndermemektedir. Hiçbir takdir hakkı verilmemiş olmasına rağmen, Sayıştay Başkanlığı denetim raporlarını  sümen altında tutmaktadır, etkili denetim görevinden epeyce uzak düşürülmüş, sadece yönetmeliklere görüş bildiren kurum hâline getirilmiştir; AKP baskıları sonucu görüntü var, ses yok bir hâldedir. Yüzlerce denetim elemanı da hiçbir görev verilmeksizin boş boş oturtulmaktadır.

659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 9 ila 12’nci maddeleri adli uyuşmazlıklarda sulh kurumunu getirmiştir sistemimize. Mahkemelerin yetkilerinin önemli bir kısmı idareye geçmektedir. Bu mekanizmanın özeti şudur: İdare, uyuşmazlıklarda taraf konumundaki kişiyi mahkemeden önce sulha davet edecektir, sulh sözleşmesi imzalandıktan sonra mahkeme yolu kapatılmaktadır. Bu düzenlemenin pratikte iki sonucu olacaktır: Bir: İnsanların hak arama hürriyetleri sınırlandırılacaktır. İki: AKP’nin etkisi ve baskısı altındaki kurumlar AKP yandaşlarına farklı, diğer insanlarla farklı pazarlıklar yapacaktır. Bir diğer sonucu da idarenin dış denetimini yapan Sayıştayın tamamen sembolik bir hâle gelecek olmasıdır. AKP’ye Sayıştay üzerinden elini çekmesi çağırısında bulunuyoruz. Bu ısrar, devletin tamamen keyfîlik ve yolsuzluk batağına batması sonucunu doğurur ki bu sonuç kimseye hayır getirmeyecektir.

Sözlerime son verirken Meclisin bir an önce kendi üyelerinin, milletvekillerinin statü, hak ve sorumlulukları ile özlük haklarını belirleyen kanunun bir an önce Meclis gündemine getirilmesini aciliyet ve önem açısından bir kez daha hatırlatmak istiyorum. “Terzi kendi söküğünü dikemez.” derler, bu düzenleme çok gecikmiştir ancak kendi meselelerini düzenleyemeyen Meclisin toplum meselelerini nasıl düzenleyeceği de tartışmalı hâle gelmektedir.

2012 bütçesinin hayırlı olması dileklerimle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Şimdi söz sırası Erzurum Milletvekili Sayın Oktay Öztürk’te.

Buyurun Sayın Öztürk. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on üç dakika.

MHP GRUBU ADINA OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, insanlık tarihini kaos ortamından düzen ortamına geçirişinin miladı hukuktur. Roma İmparatorluk döneminde bireyin toplum içinde hakları, vazifeleri, toplumun bireye karşı hak ve yükümlülükleri hukuk düzenini oluşturmuştur. Hukuk zaman içerisinde evrensel boyut kazanmıştır. Yasalar coğrafyaya, milletlere, kültürlere göre değişmiş ve fakat düzen temelini oluşturduğumuz hukukun genel ilkesi yani tarafsız oluşu, adil oluşu, devlet-birey eşitliğini temel almış olması değişmemiştir, değişmemelidir de. Türkiye bu konuda bir yandan istikrarsız bir geçmiş yaşarken diğer yandan dönem dönem siyasal iktidarların hukuku kendilerine yâr etme sevdası depreşmekte, bu da hukuk devleti ilkesinin yerine siyasal iktidar devleti sonucunu doğurmaktadır. Bugün de hukuk devletinin siyasal iktidar ve onun arkasındaki güç kadrolarının, hukukun yerini alma çabasıyla nasıl tahrip olmakta olduğunu ibretle izlemekteyiz.

İktidarın ilk yıllarında hukuku, haddini bilmemekle suçlarken bugün yapılan her zulmü hukukun bağımsızlığına bağlayan İktidar, bir yandan yüksek yargıyı yapılandırma maskesi altında arka bahçesi yapmakta, diğer yandan hedefledikleri adliye mahkemelerde hızla yargıç, savcı kadrolarında değişiklik yapmaktadır.

Yargıtay yapısal değişikliği için çok gerekçeler duyduk bu sıralardan. O değişikliklerin yapıldığı gün gördük ki atamalar bir saat bile sürmeden halledilivermiş. Önce Başbakan bir dava için “Ben o davanın savcısıyım.” derken dönemin Adalet Bakanı “Yargı yargıçlara bırakılmayacak kadar önemlidir.” diyerek yargı dünyasına ilk kazmaları vurmuşlardır. Hemen ardından, hukuk Türkiyesi’nde Başbakan “Çeteleri ben içeriye tıktım.” diyerek savcılıkla yetinmediğini ve tutuklama kararlarını veren yargıcın da kendisi olduğunu dünyaya haykırdı. Bakıldı ki bu mesajların içeriği tam anlaşılmadı, hemen Yargıtayın mezhebine girildi. “Dosya çok, mahkeme az.” denildi, “Dosyalar birikiyor.” denildi, “Ara mahkeme kuracağız.” denildi.

Şimdi ise mahkeme sayısı arttı, yargıç sayısı arttı. Bu değişikliklerin üzerinden zaman geçti. “Bakın, şimdi Yargıtay kendisine gelen dosyayı bir ayda iade ediyor, artık dosyalar Yargıtayda raflarda tozlanmıyor.” diyor Sayın Bakanımız. İşin gerçekte böyle olmadığını da hepimiz biliyoruz.

Sınır kapısında portatif mahkeme kuran Hükûmet, artık “Aç-kapa Artema” reklamına döndürdü yargıyı. İşin ilginç yanı ise bu kürsüden bu konular dile getirildiğinde ses HSYK’dan geliyor “Bizden özür dilesin.” diye.

Niye? Arka bahçe olmadınız mı? Farklı sanıklara -dikkat edin, farklı dava değil, farklı sanıklara- farklı davranmıyor musunuz?

Niye? Başbakan “Ben falanca davanın savcısıyım.” dediğinde “Savcılardan özür dile.” dediniz de biz mi duymadık?

Niye? Başbakan “Ben çeteleri içeri tıktım.” dediğinde “Bağımsız mahkemelerin yargıçlarının tutuklama kararlarına şaibe bulaştırma, özür dile.” dediniz de biz mi duymadık?

Niye? Adalet Bakanı “Yargı yalnızca yargıçlara bırakılmayacak kadar önemlidir.” dediğinde “Yargı yalnızca yargıçlara ve yasaya bırakılması gerekecek kadar önemlidir, özür dile.” dediniz de sesinizi biz mi duymadık?

Bugün bu bir realitedir, inkâr edilemeyecek kadar önemli bir realite: Yargı maalesef İktidarın arka bahçesine çevrilmiş, şimdi ise ayrık sesleri temizlemekle meşguldür. Meclise, onun çatısı altında bulunan parti ve milletvekili görüşlerine İktidar adına cevap verecek kadar gözü dönmüş bir arka bahçe olmuştur.

HSYK Başkanı, o bir saatte nasıl atamaların tamamlandığının cevabını versin önce. HSYK Başkanı, HSYK seçimlerinde yargıçlar üzerinde nasıl baskı kurulduğunun savunmasını yapabilecek mi, ona baksın önce. HSYK Başkanı, ta Almanya’dan sesini duyuran, Türkiye’deki yanar söner fenerlere başka, siyaseten yargılananlara başka davranan yargıçların yasaları nasıl okudukları, nasıl anladıklarını yorumlasın hele bir önce; savcılar soruşturma baskısıyla davalardan alınıyor, bunu anlayabileceğimiz bir şekilde anlatmayı denesin önce. Ama bu, yukarıda bahsettiğimiz tehlikenin doğal sonucudur. Artık, HSYK, Adalet Bakanlığı Müsteşarlığı kadar İktidarın kadrosu olmuştur. İktidar adına görüşlere cevap verme hakkının olması bu açıdan bakıldığında normal gözükmektedir ama siyasal iktidarın normali, doğru hukuk devleti kriterlerine göre ise ne yazık ki bu bir faciadır.

Bakın, facia lafı zorunuza gitmesin. Meclis yasada değişiklik yapıyor. O da ne? Değişikliğe göre yapılan tutuklu itirazlarına bakan mahkeme “Hayır, yasa kesinleşmedi.” diyor. Hemen ertesi gün ne görelim? İddianame yasanın eski metnine göre çıkıyor. Beş altı aydır bekleyen iddianame Meclis sürecini bekleyemiyor, üstelik Meclisin değiştirdiği metne göre iddianame yazıyor. Cumhurbaşkanı galiba Başbakanın eski “Ben savcıyım.” çıkışına nazire yapmak istiyor. “Cezalar bireylere göre değiştirilemez. Suça göre ceza az.” diyor. Bu nasıl bir mantıktır, anlayamıyoruz. Bakıyorum da iktidar partisi hâl⠓Hayır, bireylere göre değişiklik değil.” demekle meşgul.

Bakın, ben söyleyeyim: Sayın Cumhurbaşkanı, bireyler önemlidir. Bir bireye yapılan haksızlık toplum vicdanında açılmış büyük bir yara, hukuk devletinin ise iflasıdır. Onun içindir ki milletimizin bir tek evladına dahi yapılan haksızlığın karşısında durmak ve o haksızlığı gidermek görevimizdir. Biz yasama Meclisiyiz, bireylerin yasanın zulme dönüştüğü yerde bu zulümle inlemesini, hapislerde yatırılmasını izleyemeyiz, müdahale ederiz, yanlışı bu Meclis yapmışsa düzeltiriz ama “bireye göre” diye suçlanmayı da kabul edemeyiz. Döner sorarız: Sayın Cumhurbaşkanı, siz, bahsettiğiniz soruşturmanın şike yasası çıkmadan başlatıldığını biliyor musunuz? Ya bu dönemde size sesiyle mihmandarlık yapan ve hatta partisini “Yasayı bu hâliyle geçirirseniz istifa ederim.” diye tehdit eden milletvekili bunu biliyor mu? Çankaya 1.000 rakımlıdır Sayın Cumhurbaşkanı, imzası paha eder. Bu kadar ucuz, parti içi söylemlere müdahale, siyasi hesap, haksız operasyonu destekleme kokmamalıdır.

Şimdi, iktidar, bu yolda ülkenin gittikçe içinden çıkılamaz bir hukuk faciasına, hukukla yapılan zulüm ülkesine gidişi ya görmemekte ya da kaos üzerine hesap yapmaktadır. Bu, sağlaması olmayan bir hesaptır; iki kere iki hep dört eder. Rakamlarla oynasanız da bu değişmez. Adalet, bu devletin temel müessesesidir. Adalete el atmakla, devlet temeline saldırı yapmaktasınız. Devleti yıkmaksa hedef -ki öyle görünüyor- bırakın bu hesaplaşmayı. Sevr’i dayatamayanların ekmeğine yağ sürmeyin. Bu ülke bir daha Sevr'i yaşamayacak; buna engel oluruz, biz MHP olarak engel oluruz, millet olarak engel oluruz. (MHP sıralarından alkışlar) Bu çatı altında büyük Türk milletinin saadetini, refahını hedef alalım.

Yargıtayda, Danıştayda, Anayasa Mahkemesinde  yanlış yapılanmayı, Anayasa Mahkemesine seçilişlerde yapılan ince çalımları bırakın. Yargıç kadrolaşmasında hesaplarınız yanlıştır. Buna inanın ki bu yapılanma size zarar olarak dönecektir. Bu yapılanma size dayatılan bir durumdur. İktidarınızı arka bahçesi yapmak isteyenlerin planlarını görün, engel olun. Basit bir yasa değişikliğinde çıkarılan gürültünün hedefinin adını doğru koyun. Basit bir eş başkanlık değildir bu durum. Lütfen, dönün eş başkanınıza, onun faaliyetlerine dikkatli bakın. Uhdesinde alıkoyduğu güçleri, hesapları görün ve bu oyunu bozun.

Hukuka saldırı hâlini alan reform çalışmalarınızı doğru olanlarla bilim adamlarımızın, hukuk adamlarımızın ve hatta demokrasinin geliştiği ülkelerdeki hukuk sistemlerinin ışığında yapın. Anayasa için komisyon kurduk, işbirliği hâlinde çalışıyoruz. Birlikte mutabakatla yasa çıkardık, bunu da yaparız. Ortak paydamız bu aziz Türk milletinin evlatları oluşumuzdur. Çok şeyi başarırız. Silivri’de kurduğunuz mahkeme yargıcının bir bakanınızın tutukluluk süreleriyle ilgili açıklamasına yazdırdığı gerekçeyi görmüşsünüzdür. Size tehlikenin farkında olma uyarımın en temel gerekçesi o duruşmada o mahkemenin yargıcı tarafından söylenmiştir. Arka bahçe yapmak istediğiniz yargı, dikkat etmezseniz sizi bir kısım güçlerin arka bahçesi yapma tehlikesini taşıyor.

Bunlar samimi olarak bu çatı altındaki değerli milletvekili arkadaşlarımın hepsine uyarımdır. Burada bulunuş amacımızı çok iyi süzmeliyiz. Sürekli çok hassas davranan sadrazama “Padişah korkusuyla mı bu kadar hassasiyet?” diye sorduklarında “Hayır, tarihe karşı.” diye cevap vermiştir. Ben de tarihe karşı bu uyarımı yaptım.

Bir içinize dönün. Yapılanları yüzde 50 oyun getirdiği güç ve başarı olarak değil, ülkeye, millete, devlete hizmet kriterinden geçirin. Sonra ne kadar yanlış içinde olduğunuzu göreceksiniz sayın iktidar partisi milletvekilleri.

Bu konuşmamın hepinizi ilgilendirmesi gerekir, en çok da Adalet Bakanını ilgilendirmelidir. Siz dün alkışlarınızla dediniz ki: ”Ey mutlak sayısal iktidarımızın Sevgili Adalet Bakanı, HSYK Başkanı sana müsteşar hizmeti vermelidir.” Çift müsteşar daha yakışır. Ne diyebilirim ki?

Muhterem milletvekilleri, değerli Türk milleti; ben tarihe karşı sorumluluğumu yerine getirdim ve tekrar ediyorum: Siz “Üstünlerin hukukunu yıkacağız.” derken neyi yıktığınızın farkında olmadınız. Hukukun gücü yerine gücün hukukunu getirdiniz ve getirdiğiniz bu hukuk sizi güç durumda bırakacaktır.

Uzun tutukluluk hâllerinden uzun uzun konuşmak istemedim fakat bu konuda bu kürsüden o kadar çok şey söylendi ki, yine de elinizi oynatmadınız. Bu yüzden sadece düşüncelerimi belirtiyorum.

Biraz önce cuma namazındaydık, her zaman olduğu gibi imam “Allah adaleti emrediyor.” diye buyurdu. Siz de bu konuda Hazreti Ömer’in adaletini çok dilinize dolarsınız. Hazreti Ömer’in “Fırat’ın kenarındaki kuzuyu kurt yerse hesabı benden sorulur.” adalet anlayışını öylesine rayından çıkardınız ki artık Fırat’ın kenarını bırakın şehirlerin göbeğinde kuzuları çakalların elinden alamıyoruz.

Son söz olarak, adaletsizliğinizin hesabını huzuru mahşere bırakmayacağız.

Yüce Türk milleti önünde açıkça söylüyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Şimdi söz sırası Ankara Milletvekili Sayın Özcan Yeniçeri’de.

Buyurun Sayın Yeniçeri. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı bağlamında Başbakanlık, Millî İstihbarat Teşkilatı ve Millî Güvenlik Kurulu hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu vesileyle, Sayın Başbakanımızın hastalığı dolayısıyla kendisine acil şifalar diliyorum.

İstihbarat devletin duyu organlarına, Millî Güvenlik Kurulu ise stratejik beynine benzetilebilir. Beynin sağlıklı karar verebilmesi için doğru bilgilere ve doğru istihbaratlara ihtiyacı vardır. Doğru bilgi, doğru istihbarat ürünü olur. İstihbaratın yanlış ve eksik olduğu bir yerde hiçbir karar isabetli ve tutarlı olamaz. İstihbarat örgütlerinin görevi, aysbergin görünmeyen yüzlerini karar alıcılar için görünür hâle getirmektir.

Millî İstihbarat, milletin varlığına musallat olan emelleri ve tehditleri deşifre eder, tespit eder ve ortaya çıkarır; istihbarat sayesinde, kurgulanan oyunu görünür kılar. Kurgulanan oyunu gördüğünü hissettirmek, düşman emellerini caydırmanın en etkili yoludur. İstihbaratta esas olan, düşmanı değil, savaşı yenmektir. Gerçek zaferler savaşmadan kazanılırlar. İstihbaratı olmayan bir yönetim, el yordamıyla iş görmeye çalışan bir âmâya benzer, başarısı da rastlantılara bağlıdır. Siyasi karar alıcılar, uluslarının karşı karşıya oldukları fırsatları ve tehditleri öngörmek durumundadır. İstihbarat bu bakımdan millî güvenlik politikasının temel unsurudur. İstihbarat toplayarak muhtemelen rakiplerin ve dostların amaçlarını, planlarını, niyetlerini ve  kapasitelerini öğrenmek ne kadar önemliyse, rakiplerin ve dostların bizim amaçlarımızı, planlarımızı ve kapasitelerimizi öğrenmelerini engellemek de o kadar önemlidir. Karşı istihbarat bir ulusun ulusal güvenliğinin sağlanabilmesi için vazgeçilmez bir faktördür. İstihbarat hayati bir olgudur, ciddiyetsizlik kaldırmaz. Bunun şartı nedir? Bunun şartı da şudur: Yattığı toprak, tuttuğu bayrak, döndüğü kıble belli olan bir istihbaratın biraz önce söylediğim manada millîlik vasfını içerebileceği ancak ifade edilebilir. Türkiye’de bu böyle midir? Bunun üzerine özellikle girmeden hemen bir hususu hatırlatmak istiyorum. 1971 yılında CIA direktörlerinden Richard Helms “Biz bir ülkeye mal satmadan önce değer satarız. Biz kendi değerlerimizi pazarlamak suretiyle halkımızın güvenliğini garanti altına alırız.” diyordu. Demek ki istihbarat yalnızca sözü edilen birtakım haberlerin ulaşılması ve onların değerlendirilmesi, analizinden ibaret değil, aynı zamanda yine biraz önce ifade ettiğim gibi bazı değerlerin de pazarlanmasıyla yakından ilişkilidir.

Peki, bizim istihbarat böyle midir, şimdi oraya geliyorum. Türkiye’de demokrasi telekulak, ortam dinleme, takip edilme, kayıt altına alınma, şantaj gibi kavramların tehdidi altındadır. Özellikle siyasi partilerin liderlerine, siyasi partilerin mensuplarına yönelik komplolar düzenlemektedir. Siyasette siyasi ve ahlaki olmayan yöntemlerle siyaset dizayn edilmeye çalışılmaktadır. Özellikle muhalefet partilerinin, komploların hedefi olması düşündürücüdür. Siyasi partilerin genel merkezlerini izleyen araçlar, dinleyen merkezler söz konusudur. Çok açıktır ki yaşananlar partilerle ilgili olmaktan daha çok demokrasiyle ilgilidir. Siyasi partilere yapılan tehdit ve şantajlar, gerçekte demokrasiyi ve demokratik rejimi tehdit etmektedir. Sorun, muhalefet partilerinin komplo için izlenmesi, gözlenmesiyle de sınırlı değildir. Yasa dışı dinlenen yüksek yargı mensuplarının, üst bürokratların, gazetecilerin, diplomatların ve siyasetçilerin haddi hesabı yoktur. Komplo, muhalif siyasi partilere değil, gerçekte devlete ve demokrasiye karşı yapılmaktadır.

Türkiye’de istihbaratın içinde bulunduğu durumu göstermesi bakımından, yalnızca Çeçen suikastları yeterli kanıttır. Dört yıldır İstanbul’un göbeğinde, Ruslara karşı savaşmış Çeçen komutanlar birer birer avlanmaktadır âdeta ve bu suikastlar sonucu 8 Çeçen komutan öldürülmüş ve bunları öldüren istihbarat unsurları ise ellerini kollarını sallayarak ülkeyi terk etmişlerdir.

Daha da bundan vahimi, Genelkurmay eski başkanlarından Işık Koşaner’in ses kaydının İnternet’e düşmesiyle ortaya çıkmıştır. Servislerin, Genelkurmay Başkanının gizli konuşmalarını dinlediği bir ülkede, devletin ve demokrasinin ne kadar güvenli olduğunu takdirlerinize bırakıyorum. Genelkurmay eski Başkanı Koşaner’in gizli bir platformda yaptığı konuşmaların kaydedilip servis edilmesini hiç kimse izah edemez, zaten edemedi de. Dahası, Başbakan bile bizzat kendisinin dinlendiğinden söz etti. Sayın Başbakan icranın başında değilmiş gibi durumdan yalnızca yakınıyor. Türkiye’de zaten kendisini muhalefet sanan bir iktidar var, sorun da buradan kaynaklanıyor.

Olgu bununla da bitmiyor. Bizzat MİT’in kendisinin, PKK’lı terörist unsurlarla Oslo’da yaptığı görüşmelere ait olduğu iddia edilen ve yalanlanmayan kayıtlar, kritik bir zaman diliminde medyaya sızdırıldı. Bazıları bunun Alman istihbaratının, bazıları da İsrail istihbaratının ürünü olduğunu söylediler. Burada, çeşitli davaların soruşturma sürecinde, MİT’in en gizli belgeleri bile bazı basın kuruluşlarında pehlivan tefrikası gibi günlerce yayınlanmıştır. Bu gizli belgeler nasıl dışarıya çıkarıldı ve kim sızdırdı?

Yukarıda saydığımız bütün istihbarat vakalarının faili meçhuldür. Bu durum MİT’in varlık nedenini sorgulatacak kadar önemlidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu noktada cevaplandırılması gereken soru şudur: Bütün bu sızma ve sızdırma işleri olup biterken MİT ne iş yapar, iktidar ne iş yapar ve Anayasa, özgürlükler ne anlam ifade eder?

İsterseniz bu süreç içinde MİT’in ne iş yaptığına da kısaca değinelim. MİT ve MİT’e ait olduğu ifade edilen istihbarat elemanları Oslo’da yaptığı görüşmelerde oradaki PKK’lı unsurlara şunları söylüyor: “Devlet size çok büyük bir fırsat yarattı. Sizin karşılıklı olarak birbirinizle iletişim sağlamanızı, dolaylı dahi olsa fikirlerinizi birbirinize yansıtmanızı, yazışmanızı, çizişmenizi, onlar üzerinden karşılıklı görüş teatisinde bulunmanızı sağlıyor.”

Şimdi bu sözler cevaplanması gereken bazı soruları akla getiriyor: Kim, neden içerideki eli kanlı terör örgütünün liderine dışarıdaki teröristlerle iletişim kurmak için fırsat veriyor, karşılıklı görüş teatisinde bulunmasını sağlıyor? Bunun sonucu olarak İmralı’dan verilen talimatlarla 132 güvenlik görevlisi şehit ediliyor. Şimdi bunun katili kimdir?

Daha da vahim olan da şudur: Bölücü örgüt temsilcilerine “Geliştirilen bir özgürlük alanı açıldı. Bu açılan özgürlük alanı içerisinde örgütün alt birimleri eski alışkanlıklarından daha fazla örgütleniyorlar. Bir noktaya kadar tolere edebiliyoruz. İsim vererek şikayet edebileceğiniz ‘Şu adam düşmandır.’ diyebileceğiniz vali ve emniyet müdürü var mıdır?” diye soruyor MİT Temsilcisi.

Bugünün MİT Müsteşarı olan zatın ağzından terör örgütünün mensupları için geliştirildiğini iddia ettiği özgürlük alanı hangi konularda açılmıştır? Terör örgütü mensupları için açıldığı iddia edilen bu özgürlük alanı hangi noktaya kadar tolere edilmiştir? Yine malum istihbarat görevlisinin terör örgütü mensuplarına karşı “Şu adam düşmandır ya da şikâyet edeceğiniz vali ve emniyet müdürü var mıdır?” sorusu karşı bir soruyu da gündeme getiriyor, o da bölgeye atanan bürokratların hangilerinin PKK dostu olduğu sorusudur, bunların özellikle mi atandığıdır.

Yine MİT mensubu olan hanımefendi “Gerek devletin hazırlanmasında gerekse toplumun hazırlanmasında, örgütün hazırlanmasında şu masada yürüttüğümüz çalışmaların çok büyük katkısı olmuştur.” diyor. Bu sözler MİT görevlilerinin PKK ile birlikte devlete ve topluma karşı psikolojik harekât yürüttüklerinin tipik bir kanıtıdır.

Yapılan son KCK operasyonlarında ele geçen belgeler, Öcalan’ın İmralı’dan verdiği yüz otuz eylem talimatı sonucunda 132 güvenlik görevlisinin şehit olduğu basından izlendi ve bir türlü engellenemedi bu içeriden dışarıya bilgi aktarımı, talimat verme, tehdit gönderme, blöf yapma harekâtı ama anlıyoruz ki bu planlı, projeli bir olgu sonucunda gerçekleşmiş. Nitekim, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, birkaç gün önce KCK operasyonları sonucunda tutuklananlarla ilgili olarak “Terörün kafasıyla gövdesi arası kopartılıyor. İmralı’yla Kandil ilişkisi ortadan kaldırılıyor.” diyor, “Talimatlar artık gitmiyor.” diyor. “PKK’nın başıyla gövdesini ayırmak için on sene beklemek mi gerekiyordu?” diye bu soruyu sormak lazım. “132 vatandaşın ölümünü mü beklediniz PKK’nın başıyla gövdesini ayırmak için?” sorusunu da burada, yüce Meclisin huzurunda, yüce milletin huzurunda, bu yetkililere, Sayın Başbakana, Sayın Başbakan Yardımcısına soruyorum.

MİT, kontrol altında tutulan Öcalan’ın verdiği talimatları ve bu talimatların sonucu olarak gerçekleştirilen eylemleri görmezlikten mi gelmiştir? Bu temel bir sorudur ve bu sorunun cevabını millet beklemektedir. Son gelişmeler MİT’in millîlikten uzaklaşıp siyasallaştığı, AKP’nin ideolojik çıkar aygıtına dönüştüğünü göstermektedir. Bu bağlamda MİT Personel Daire Başkanlığında iki birime, dışarıdan 2 kaymakam atanıyor. MİT kendi içinde bu makamlara atanacak şahıs bulamadı mı? Bu atanan şahısların özelliği nedir? Türk Silahlı Kuvvetlerinin sancak garnizonu yani elektronik istihbaratının MİT’e bağlanması söz konusu. Bunun hangi ihtiyaçtan doğduğu malum değildir. MİT’in giderek askerî personelden soyutlandığı da gelen haberler arasındadır. İktidar, işini yapanları değil, kendisine kayıtsız şartsız biat edenleri kuruma doldurmaktadır.

Bir süre önce, Millî Güvenlik Kurulunun devlet boyutunun psikolojik savaştan sorumlu Toplumla İlişkiler Başkanlığı kapatıldı. AKP, bundan sonra Başbakanlığa bağlı bir psikolojik savaş merkezi kurdu, başına AKP’li yarı bürokrat bir kişi getirildi. Bütün bunlar istihbaratın millîliğinin yerini AKP’liliğin aldığını göstermektedir. MİT AKP’lileşmiştir, AKP neredeyse MİT’leşmiştir.

Bilgi toplama amacıyla yapılan teknik istihbaratın yurttaşların temel özgürlüklerini yok etmesine izin verilmemesi gerekir. İstihbarat servisleri kendi halklarına, yurttaşlarına karşı örtülü operasyon düzenleyerek anayasal haklarını çiğnememelidir. Demokrasilerde vazgeçilmez olan istihbaratın üstün bir anayasal bilinç ile gerçekleştirilmesi çok büyük önem arz etmektedir. Dünyanın her yerinde, bütün istihbarat teşkilatları, ülkesindeki demokrasinin, ülkesindeki insan haklarının ve hukukun tam teşekkül edebilmesi için gayret sarf ederler. Bizde çok başka bir boyuta geldi.

Bu vesileyle 2012 yılı bütçesinin ülkemize, vatanımıza ve milletimize hayırlar getirmesini diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeniçeri. 

Şimdi sıra Cumhuriyet Halk Partisi Grubunda.

Birinci konuşmacı Sayın Süheyl Batum, Eskişehir Milletvekili.

Sayın Batum, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, parlamentoları parlamento yapan en temel işlevlerinden biri hiç kuşkusuz bütçenin yapılması işlevidir; iktidarın bir vizyon çizmesi ve buna göre devletin gelirlerinin, giderlerinin öngörülmesi, hesaplanması ve karara bağlanması işlevi. Ancak parlamentoları parlamento yapan bir diğer işlevi daha var: Yasaları yapma işlevi. Bizim Türkiye Büyük Millet Meclisimizin de en temel işlevi bu. Üstelik bu Türkiye Büyük Millet Meclisi Kurtuluş Savaşı’nı yürütmüş ve işgal altındaki bir ülkede bir taraftan Kurtuluş Savaşı’nı yürütürken diğer taraftan yasalarını yapabilmiş ve aynı zamanda ilk kez bir sivil anayasa yapabilmiş bir parlamentodur.

Bugün değerli arkadaşlar, bu Meclis, en önemli, en temel işlevini yerine getiremiyor, denetim de yapmıyor. Maalesef, değerli milletvekilleri, bunu bu hâle sokan siz çoğunluk partisi oldunuz.

Değerli arkadaşlarım, 1 Ekim 2011’de toplanan bu Meclisin ben Anayasa Komisyonu üyesiyim. Anayasa Komisyonu bir kez toplandı ve bir daha hiç toplanmadı. Emin olun bu, Komisyon Başkanının şahsi kusuru, Sayın Burhan Kuzu’nun kusuru değil; bu, maalesef, sizlerin Türkiye Büyük Millet Meclisine bakışınızın bir sonucu, bu bir zihniyetin sonucu.

Değerli arkadaşlar, bu Meclisi maalesef kanun hükmünde kararnamelere teslim ettiniz. Hepimiz biliyoruz bunu. 35 tane kanun hükmünde kararname çıkardınız. Hem de Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’yle TÜBA’yı TÜBİTAK’ı düzenlediniz, daha doğrusu mahvettiniz; Ekonomi Bakanlığına İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’yle Diyaneti, Kur'an kurslarını düzenlediniz ve yasa yapmayı bıraktınız ve Anayasa Komisyonu hiç toplanamadı.

Değerli arkadaşlar, bir anayasa yaptınız 2010 yılında tek başınıza, halk oyundan da geçirdiniz. Memurlara toplu sözleşme, grev hakkı getirdiğinizi, bireysel başvuruyu getirdiğinizi söylediniz. On beş ay geçti, hiçbiri gerçekleşmedi ama sayenizde, bırakın yeni hakları, Anayasa’da yazılı olan haklar bile anlamsız hâle geldi. Ne kişi dokunulmazlığı ne haberleşme özgürlüğü ne basın özgürlüğü hiçbir tanesini maalesef değerli dostlar bırakmadınız. Sayenizde 4/C’li, 4/B’li sözleşmeli memurların, taşeron işçilerin, işçilerin, öğrencilerin, çiftçilerin, gazetecilerin hatta iş adamlarının hiçbir gerçek hakkı kalmadı, Anayasa’da yazılı hakları bile hayal oldu. Öyle bir ortam yarattınız ki sizin çoğunluğunuzdan çıkan Adalet Bakanı burada çıkıp “Tutuklu gazeteci 69 değildir, 63’tür.” dedi, “Onlar da teröristtir.” dedi.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Öyle demedi.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Gerekçelerini de söyledi ama.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – “Onlar da adam öldürdüler.” dedi ve iki tane örnek verdi ve değerli dostlar, kusura bakmayın ama o iki örneği 63 gazeteciye teşmil ederek sizler çılgınca alkışladınız.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yine alkışlarız.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Değerli arkadaşlar, tabii, bazen bu İktidar, bu çoğunluk iyi ki yasa yapmıyor diye düşündüğümüz de olmuyor değil. Neden mi? Çünkü çoğunluğunuzla 2007’de bir anayasa yaptınız hatırlayın, anayasa değişikliği. Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev süresini beş yıldan dört yıla düşürdünüz ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının görev süresini unuttunuz, beş yıl bıraktınız; üç yıl sonra aklınıza geldi, değiştirdiniz. İyi ki fazla yasa yapmıyorsunuz.

Cumhurbaşkanının süresini beş yıla indirdiniz, hâlen hiç kimse bugünkü Cumhurbaşkanının görev süresinin ne olduğunu bilmiyor. Hani, insanın, bu İktidar, bu çoğunluk işlevini yerine böyle getiriyorsa, bırakın yürütmeye devretsin, işlevsiz kalsın diyeceği geliyor.

Değerli arkadaşlar, Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeleri takip ettim. Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri Mustafa İsen aynen şöyle dedi Cumhurbaşkanı için: “Güçlenen ve büyüyen Türkiye'yi iyi, en yüksek düzeyde temsil eden makamdır.” dedi. Doğru. Bizim Anayasa’mızın 104’üncü maddesi de diyor ki: “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.” Bunu yapacak kurum Cumhurbaşkanlığı makamı ve bütçe görüşmelerinden öğrendik, bu Sayın Cumhurbaşkanı 89 tane yurt dışı gezisi yapmış, bu gezilere 700 tane basın mensubu katılmış, 183 tane akademisyen katılmış ve bu Cumhurbaşkanlığının bu geziler nedeniyle bütçesi için, 2012 bütçesi için 138 milyon 700 bin TL bütçede öngörülmüş.

Bu geziler için… Gerçi Sayın İsen çok ilginç bir ifade kullandı Plan ve Bütçe Komisyonunda. Bu gezilere katılanların, akademisyenlerin ve basın mensuplarının, 700 artı 183 kişinin çoğu masraflarını kendileri karşılamaktaymış. Çoğu... Harika bir kavram: “Çoğu.” Cumhurbaşkanlığı bütçesi sayesinde böyle bir kavramı bütçe literatürüne soktunuz. “Çoğu kendileri ödemektedir.” Soruyorlar: Vergiler nereye gidiyor? Çoğu ihtiyaçlara gidiyor, çoğu. Gelirler ne oluyor? Çoğu giderleri karşılamaya…“Çoğu” diye bir kavram soktunuz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bir şey öğrendiniz işte.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) - Plan ve Bütçe Komisyonunda Almanya gezisinden, Mısır gezisinden söz etmiş. Bu gezilerin dış politikamıza nasıl yön verdiği anlatılmış, dış politikamızı nasıl biçimlendirdiği... Ama unutulanlar da var.

Sayın Cumhurbaşkanının “Habur’da güzel şeyler oluyor.” diye başlayıp “İntikam alacağız.” ile sonuçlanan o muhteşem süreç unutulmuş, o sürecin dış ve iç politikamıza katkıları unutulmuş, Ermenistan ilişkilerimizi yeniden biçimlendiren, bölgemizde tek güç olmayı sağlayan o ünlü Ermenistan maçı unutulmuş, hani hiç kimsenin giremediği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Batum, süreniz bitti efendim. Toparlar mısınız.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Bitti mi?

BAŞKAN – Süreniz sekiz dakika efendim.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Peki.

O zaman, bu nedenlerle bu bütçeye biz ret oyu kullanmanın gerekli olduğunu düşünüyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Batum.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sana cevap vermedim Metiner; veremeyeceğimden değil, Türkiye’yi dolaşmak zorunda kalma diye cevap vermedim sana, öyle 81 ili Başbakanın arkasında dolaşmak zorunda kalma diye cevap vermedim sana.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ben seni çok iyi bilirim. (CHP sıralarından “Metiner, sen karışma.” sesleri) 

BAŞKAN - İkinci konuşmacı Aydın Milletvekili Sayın Bülent Tezcan.

Buyurun Sayın Tezcan. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Tezcan, süreniz sekiz dakika.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sayın milletvekilleri, bütçe kanunu görüşmeleri çerçevesinde Sayıştay bütçesi ve Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun kesin hesabıyla ilgili söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, Sayıştay, Anayasa’nın 160’ıncı maddesinde düzenlenmiş bir anayasal kuruluş. Anayasa’nın 160’ncı maddesinde aynen şöyle söylüyor: Sayıştay, kamu idarelerini -özetle söylüyorum- ve yerel yönetimleri Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemekle yetkilidir. Yani bizim adımıza denetim yapan bir kuruluş ve şu çok açık bilinen bir gerçektir ki Sayıştayın Meclis adına bütün kamu harcamalarını denetleyebilme yetkisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkının bir uzantısıdır. Bütçe yapma hakkı Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir, yaptığı bütçenin nasıl harcandığını da Sayıştay eliyle denetleyecektir.

Değerli arkadaşlar, bu denetim nasıl yapılmalı? Bu denetimde temel yaklaşım, bütün uluslararası çağdaş hukuk sistemlerinde temel yaklaşım şudur: Sayıştay ve benzeri örgütler bağımsız kuruluşlardır, bağımsız anayasal kuruluşlardır. Bakın, bizim Sayıştayımızın da bağlı olduğu (INTOSAI) Uluslararası Yüksek Denetim Kurumları Teşkilatı diye bir örgüt var. Bu örgüt meslek ilkelerini belirlemiş, demiş ki “Bu tip kuruluşlar şu esaslar üzerine çalışır: Bağımsızlık -dikkatinizi çekiyorum, bağımsızlık- tarafsızlık, dürüstlük, güvenilirlik ve yeterlilik esasları üzerine kurulmuştur.”

Değerli arkadaşlar, şunun herkes tarafından çok net bilinmesi lazım: Sayıştay, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapar ama Türkiye Büyük Millet Meclisine bağımlı değildir. Bağımlı olmak başka bir şey, onun adına denetim yapmak başka bir şey. Ancak maalesef, AKP iktidarı bugüne kadarki bütün uygulamalarında olduğu gibi ve AKP’nin Meclis çoğunluğu bugüne kadar devletin yönetimindeki bütün sisteme baktığı gibi burayı da kontrol etme mantığıyla hareket etmiş ve Sayıştayın uluslararası standartlara göre sahip olması gereken bağımsızlığını maalesef ortadan kaldırmıştır.

Değerli arkadaşlar, bakın, bundan önce 832 sayılı Sayıştay Kanunu vardı. 832 sayılı Sayıştay Kanunu’na göre denetimler yapılırdı ve o denetim sırasında bazı yerel yöneticilerle ilgili ya da kamu idareleriyle ilgili yapılan denetim sonuçları AKP İktidarını rahatsız etmeye başladı. Şimdi soruyorum: O denetleme raporlarını hazırlayan Sayıştay denetçileri nerede? Ne yaptınız onlara? Onların başına ne geldi? AKP’li büyükşehir belediye başkanlıklarında ortaya çıkan kamu zararını tespit eden raporların altında imzası olan Sayıştay denetçileri nerede?

Değerli arkadaşlar, bakın, Sayıştayın, tabii, o yapısı sizleri rahatsız ettiği için, AKP anlayışı, önce, eski Sayıştay Kanunu’nda, kendine yakın kadroları nasıl seçerim diye bir uygulama başlattı. 2009 yılında, şubat ayında bir sözlü sınav yapıldı ve iktidara yakın, yandaş denetçi yardımcıları alındı. Danıştay bu sınavı iptal etti, “Olmaz böyle bir şey. Objektif değil bu.” dedi. Ne yapıldı? Ne yaptınız? AKP Meclis çoğunluğu ne yaptı? Alelacele bir yasa değişikliği getirdiniz. 832 sayılı Yasa’da sözlüyü kaldırıp “mülakat” dediniz, “Mülakatlar da kayda alınmayacak.” dediniz. Ona dayanarak bütün yeni gelen denetçi yardımcılarının iktidara yakın, sadakate dayalı esaslarla atamalarını yaptınız. Bu da yetmedi. 832 sayılı Sayıştay Yasası’nı değiştirme ihtiyacı hissettiniz. Geçen sene bu aylarda, 3 Aralık 2010’da 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nu buraya getirdiniz ve getirdiğiniz yeni sistemle, AKP anlayışının getirdiği yeni sistemle burada, doğrudan doğruya denetim fonksiyonu zayıflamış, yandaş bir Sayıştay yaratma anlayışının yasal altyapısını oturttunuz.

Değerli arkadaşlar, bu yapının sonunda, Sayıştayın bugün, günümüzdeki durumu içler acısıdır. Bugüne kadar görevini layıkıyla yerine getiren Sayıştay denetçilerine, Ankara Büyükşehir Belediyesindeki kamu zararını ortaya çıkaran Sayıştay denetçilerine, İstanbul Büyükşehir Belediyesindeki kamu zararını ortaya çıkaran Sayıştay denetçilerine yol göründü ama bunun yerine iktidara yakın kadrolar adım adım Sayıştayın köşe başlarına yerleştirildi.

Değerli arkadaşlar, bir Sayıştay başkanı seçimi yapıldı bir buçuk sene önce. Bu nasıl bir seçimdir, nasıl bir hızlı yükseliştir? Bakın, Sayıştay Başkanının geçmişine bir bakalım. 2001-2003 yılları arasında Albayraklar Grubunun personeli, Albayraklar’ın personeli. Albayraklar’ın nerelerle nasıl ilişkileri olduğunu, nerelerle sıhri, ticari, siyasi ilişkileri olduğunu herkes biliyor. 2001-2003 Albayraklar personeli, 2007 Elbistan Kaymakamı, 2007 Tokat Valisi, 2009 Sayıştay Başkanı. Hayırlı uğurlu olsun. Böyle bir Sayıştay yarattınız, böyle bir denetim sistemi. Bakın, şunu soruyorum, bunun cevabını vermek zorundadır Sayıştayı bu hâle getiren iktidar çoğunluğu: Bir bakanın, Kabinedeki bir bakanın Sayıştayda denetçi olan akrabası iş takibi yapmak ve rüşvet almak suçundan soruşturma geçiriyor, hakkında soruşturma var. Bulun çıkarın, hangi bakanın, hangi Sayıştay denetçisi akrabası yolsuzluk yapmak, rüşvet almak, iş takibinde bulunmaktan dolayı soruşturuluyor, takip edin.

Değerli arkadaşlar, böyle bir kurum yaratacaksınız ve bu kurumun Anayasa’da tarif edilen bağımsız denetim görevi yapacağını söyleyeceksiniz, kamuoyu da buna inanacak. Yok öyle şey! İstanbul Büyükşehir Belediyesinde 3 milyon liralık itfaiye yiyeceği için 16 milyon lira ödeme yapıldığını tespit eden Sayıştay denetçilerine ne oldu? O raporun altındaki Sayıştay denetçilerini ne yaptınız, nereye gönderdiniz?

Değerli arkadaşlar, AKP İktidarı denetlenmekten korkan ama bütün devlet kurumlarını kontrol etmekten hoşlanan bir anlayışla Sayıştayı da yeniden dizayn etmiştir. Böyle bir kurumun bütçesini bugün önümüze getirdiniz ve burada bunu oylayacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Biz, sizin bu anlayışınızın bir parçası olmayacağız ve bütçeye bu sebeple ret oyu vereceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tezcan.

Şimdi, sıra…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, izin verir misiniz?

BAŞKAN – Buyurun.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, biraz önce Sayın Konuşmacı, Sayıştay sınavlarında alınan denetçilerin…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Burada kanunu kabul etmedik mi, ne ediyorsun Canikli?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – …iktidar yandaşı olarak alındığını ifade etti ve Grubumuza hakarette bulundu Sayın Başkanım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Orada keyfî bir sözlü yapmıştınız.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bu çerçevede söz istiyorum efendim, sataşmadan söz istiyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika, lütfen.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Bütçede de yeni âdet çıktı bu sataşma, bugüne kadar yoktu böyle bir şey. Nereden çıktı bu âdet?

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayıştayın kuruluş tarihine bakarsak herhâlde en eski kamu kurumlarından bir tanesidir ve o tarihten biraz önce burada zikredilen Danıştay kararına kadar sınavlar hep o şekilde yapılagelmiştir. Yani önce bir yazılı sınav yapılır, altmış, yetmiş yıldır önce bir yazılı sınav yapılır, sonra bir mülakat yapılır. Bugüne kadar, bahsedilen tarihe kadar yapılan tüm Sayıştay sınavları bu şekilde gerçekleştirilmiştir, ve biraz önce bahsedilen Danıştay kararında, Danıştay o güne kadar yapılan teamülü değiştirerek mülakatlarda kamera zorunluluğu getirmiştir. Şimdi buradan sormak lazım: Bu tarihten önceki yapılan mülakatlarda o sınavı yapan iktidarlar kendilerine yandaş mı aldılar değerli arkadaşlar? Eğer bu sorunun cevabı “Evet.” ise bizim dönemdekilere “Evet.” diyoruz. Eğer bu sorunuzun cevabı “Hayır.” ise böyle bir iddiada bulunmak tek kelimeyle bir iftiradır değerli arkadaşlar, iftiradır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bir kez sınav yapılmış… Daha önce o güne kadar, yıllardan beri yapılan yöntemle denetçi alınmış ve onlar hiç eleştirilmiyor, onlar normal kabul ediliyor, doğal kabul ediliyor ama bir kez sınav yapılıyor AK PARTİ döneminde… Doğal olarak yapılacak -hiçbir belge de yok- orada partimize yakın, iktidarımıza yakın kişilerin de alındığı noktasında da en ufak bir bilgi, belge yok. Bu şekilde olmaması gerekir, daha ciddi eleştiriler yapılması gerekir. Son derece gayri ciddi. Aslında siz kendi döneminizde yapılan sınavların yandaş sınav olduğunu burada iddia ettiniz, söylediğinizin anlamı budur.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Hangi dönem?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Çünkü, o yöntemle eğer yandaş kişiler alınıyorsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - …o zaman sizin iktidarınız döneminde belki onlarca sınav yapıldı ve bu yöntemle alındı. Onu ifade etmek istiyorum.

Saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canikli.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hangi dönem, o dönemini de bir söyler misin?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bütün dönemler.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekili, biraz önce benim iftira attığımı ifade ederek sataşmada bulundu. Ayrıca, söylediklerimin içeriğini değiştirerek açıklamalarda bulundu. 69’uncu maddeye göre açıklama ve sataşma nedeniyle söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun efendim, iki dakika. Lütfen tekrar bir sataşmaya meydan vermeden.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Tekrar bir sataşmaya mahal vermeyeceğim.

 

2.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sayın milletvekilleri, değerli arkadaşlar; biraz önce AKP Grup Başkan Vekili Sayın Nurettin Canikli, benim söylediklerimden duyduğu rahatsızlıkla bir açıklama yapma ihtiyacı hissetti.

Şimdi, en son sözünden başlıyorum: “Sizin döneminizde yapılan atamalar, sizin döneminizde Sayıştaya yapılan atamalar da mı böyleydi?” Hangi dönemdi merak ediyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – 1978…

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Dokuz yıldan bu yana AKP…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – 1978-1979, CHP’nin tek başına iktidar olduğu dönem.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sözünü ettiğim Danıştayın iptal kararı 2009 yılında, dikkat edin.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – 1978-79, söylüyorum.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – AKP İktidarı 2002 yılında kuruldu. Sözünü ettiğim Danıştay kararı 2009 tarihinde. 2002 yılından 2009 tarihine kadar yedi yıl AKP İktidarı Türkiye’deydi, bu bir.

İkincisi…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – 1978-1979…

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Evet, evet, o sözlü sınavları nesnellik ölçütlerine uymadığı için iptal etti Danıştay, kamera zorunluluğunu şart koştu. Şunun için şart koştu: Bir yüksek yargı organı sözlünün nasıl yapılacağını kendisi belirlemez. Ancak devri iktidarınızda 80 alan, 90 alan adayları, denetçi adaylarını “Sınavı kazanamadın sözlüde.” deyip keyfî uygulamaya tabi tutarsan, 50 alan, 40 alan, 60 alan, yazılı, objektif sınavda 50 alanlara da “Buyur geç sen, benim yandaşım.” dersen Yargıtay da Danıştay da sana döner “Kamera koyacaksın kardeşim.” der, denetleme imkânını sağlamak için.

Değerli arkadaşlar, Sayıştayı, bu düşüncelerle, bakın, burada 832 sayılı Kanun’u değiştirdiniz, sözlünün adını “mülakat”a çevirdiniz, bu da yetmedi “Kamera kaydı ya da herhangi bir kayıt alınmaz.” diye Kanun’a derç ettiniz, ifade etmek zorunda kaldınız. Yargı dün buna “Dur.” diyordu, bugün “Dur.” diyecek yargı da bırakmadınız.

Hepinize teşekkür ediyorum. Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tezcan.

Şimdi…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, Sayın Konuşmacı bir soru sordu.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Soru sormadım.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Dedi ki: “Hangi dönemi kastediyorsunuz yani otuz yıldan beri siz iktidarsınız, hangi dönem?” Kastettiğim dönemlerden bir tanesi Cumhuriyet Halk Partisinin tek başına iktidar olduğu dönem yani 1978-1979 dönemi.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Kamera mı vardı o zaman?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kamera mı vardı o zaman?

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Dolayısıyla, o dönemde de aynı yöntemle,  bunların ifadesiyle, tırnak içinde söylüyorum, onlarca, yüzlerce yandaş denetçi alınmıştır o yöntemle. Eğer o yöntem yandaş denetçi üretiyorsa en çok kullanan onlardır, en çok yandaş denetçiyi onlar almışlardır Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Canikli, zabıtlara geçti.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bunlar kamerayı niye kaldırdılar? İstedikleri adamları oraya sokmak için.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88) (Devam)

 

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Cumhurbaşkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Cumhurbaşkanlığı   2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)

1.-  Sayıştay Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Sayıştay Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) ANAYASA MAHKEMESİ  BAŞKANLIĞI (Devam)

1.-  Anayasa Mahkemesi Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Anayasa Mahkemesi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) YARGITAY (Devam)

1.- Yargıtay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Yargıtay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) DANIŞTAY (Devam)

1.-  Danıştay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Danıştay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1.- Başbakanlık 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Başbakanlık 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU (Devam)

1.- Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

BAŞKAN - Efendim, şimdi söz sırası İstanbul Milletvekili Sayın Sezgin Tanrıkulu’nun.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakika, lütfen...

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; anayasa mahkemeleri, demokrasi anlayışının İkinci Dünya Savaşı sonrasında ulaştığı yeni aşamanın kurumsallaşmış temsilcileridir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında insanlık demokrasinin sadece seçimden ibaret olmadığını anladı. Bir ülkenin seçilmişler tarafından yönetiliyor olmasının o ülkenin demokratik ve özgürlükçü olarak addedilmesi için yeterli olmadığı görüldü. İşte bu siyasi ve felsefi anlayış içinde şekillenen anayasa mahkemeleri hukukun üstünlüğünü sağlamanın ana araçları olarak öne çıktılar. Çoğunluğun muhtemel baskıcı eğilimlerine karşı her bir vatandaşın hak ve özgürlüklerini koruması beklenen kurumlar olarak şekillendiler. İşte bu yüzden anayasa mahkemelerinin başarı ölçütü hukukun üstünlüğünü ve birey hak ve özgürlüklerini ne ölçüde koruyabildikleridir. Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını koruyan anayasa mahkemelerinin meşruiyeti artar, bu işlerden uzaklaştıkça da mahkemelerin meşruiyeti ve inanılırlığı azalır. Bu çerçeveden bakıldığında mevcut Anayasa Mahkemesinin durumu maalesef içler acısıdır. Geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen referandumla çoğulcu, özgürlükçü ve demokratik hâle getirileceği iddia edilen Anayasa Mahkemesi 12 Eylül 1980 zihniyetini aynen ve hatta daha da koyulaştırarak devam ettirmektedir.

Nedir 12 Eylül zihniyeti? 12 Eylül zihniyeti insan haklarını gereksiz bir teferruat olarak gören zihniyettir. 12 Eylül insan haklarını uluslararası standartlara uygun olarak değil de “Burası Türkiye, burada olmaz öyle.” diye kısıtlı olarak yorumlayan zihniyettir. Bakınız, Anayasa Mahkemesinin son zamanlarda kadınların evlilik öncesi soyadlarını korumalarına ilişkin verdiği karara. Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadının tam tersi yönde karar vermiştir. Avrupa Mahkemesi “Kadınların evlilik öncesi soyadlarını koruyabilmeleri bir insan hakkıdır, özel hayata saygının gereğidir.” derken, bizim mahkememiz tam tersini söylemiştir. İleri demokrasinin ileri mahkemesinin insan hakları anlayışı budur!

Nedir 12 Eylül zihniyeti? 12 Eylül tek tipleştirici politika demektir. 12 Eylül etnik, dinî, kültürel farklılıkları göz ardı etmek, tüm vatandaşları tek bir elbiseye sokmaya çalışmak demektir. Bakınız, Anayasa Mahkemesinin yine son zamanlarda aldığı Süryani vatandaşlarımızın soyadlarıyla ilgili karara. Mahkeme ayrımcı ve dışlayıcı, yok sayıcı bir yorumla çoğulculuğun önüne set çekmiştir, Süryani vatandaşa açıkça “Senin adına da ben karar veririm.” demiştir. İşte ileri demokrasinin Anayasa Mahkemesinin çoğulculuk anlayışı budur!

Nedir 12 Eylül zihniyeti? 12 Eylül, güvencesiz çalışmadır; 12 Eylül, işçi sınıfı karşıtlığıdır, sermaye karşısında emeği hakir görme, baskılama ve ezmedir.

Bakınız, Anayasa Mahkemesinin sözleşmeli öğretmenler ve “4/C’li” diye bilinen kamu çalışanlarıyla ilgili kararlarına. Kamu personel rejiminin tüm ilkelerine aykırı olarak, iş güvenliği kaygılarını tamamen göz ardı ederek 4/C’lileri ve sözleşmeli öğretmenleri kaderleriyle baş başa bırakan bu Anayasa Mahkemesidir. İşçiye, memura karşı güçlüden yana taraf alan, güçlünün sesi hâline gelen de bu Anayasa Mahkemesidir. İşte, ileri demokrasinin Anayasa Mahkemesinin sosyal devlet anlayışı da budur!

Nedir 12 Eylül zihniyeti? 12 Eylül, kurumsal özerklik ve çoğulculuğun karşıtıdır. 12 Eylül, tüm kurumları zapturapta almanın, hepsini otoriter bir anlayışa hapsetmenin adıdır.

Bakınız, Anayasa Mahkemesinin TRT ve TÜBİTAK ile ilgili kararlarına. Anayasa Mahkemesi, çok açık bir şekilde bu kurumların özerkliklerinin yok edilmesine göz yummuştur. TRT’nin halkın değil Hükûmetin sesi olmasına, TÜBİTAK’ın bilimin değil iktidar politikalarının aracı olmasına Anayasa Mahkemesi onay damgası vurmuştur. İşte, ileri demokrasinin Anayasa Mahkemesinin özerklik anlayışı da budur!

Nedir 12 Eylül zihniyeti? 12 Eylül, parlamenterizme güvenmeme, yasamaya karşı yürütmeyi güçlendirmek demektir. 12 Eylül, şu içinde bulunduğumuz Meclisi yok gören zihniyettir.

Bakınız, Anayasa Mahkemesinin daha yeni çıkardığı kanun hükmünde kararnamelerle ilgili kararına. Anayasa Mahkemesi, devletin tüm temel kurumlarının kanun hükmünde kararnameler ile şekillendirilmesine izin vermiştir. Anayasa Mahkemesi, otuz dört adet kanun hükmünde kararnameyle Meclisin yasama işlevinin kuşa çevrilmesine cevaz vermiştir. Bu Mahkeme, Anayasa’ya aykırı olarak, temel hak ve özgürlüklere ilişkin alanların dahi kanun hükmünde kararnameler ile düzenlenmesine yol açmıştır. İşte, ileri demokrasinin Anayasa Mahkemesinin demokrasi ve parlamenterizm anlayışı da budur!

Nedir 12 Eylül zihniyeti? 12 Eylül zihniyeti, hukuk, kanun, kural tanımazlıktır. Bakınız, demin bahsettiğim bu karara, Anayasa ne diyor? Açıkça “Mahkeme, kararlarını salt çoğunlukla alır.” diyor, altını çiziyorum “Salt çoğunlukla alır.” diyor. Ama mahkeme kararını nasıl aldı? 7’ye7; Başkanın oyunu daha üstün sayarak. Böyle bir mahkeme düzeni var mı? Açıkça, Anayasa’nın 149’uncu maddesine aykırı. Anayasa Mahkemesinin bu kararı yok hükmündedir. Dolayısıyla, çıkarılan bütün kanun hükmünde kararnameler yok hükmündedir, on tane bakanlık yok hükmündedir.

Bir avukat olarak, insan hakları hukukunu iyi bilen bir avukat olarak da buradan tüm vatandaşlarıma sesleniyorum: On bakanlığın yaptığı bütün işlemler hukuka aykırıdır. Herkes, bu işlemlerden dolayı Anayasa Mahkemesinin kararı yok hükmünde olduğu için mahkemeye de başvurabilirler, tazminat alabilirler.

O nedenle size tavsiyem, bir an önce Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Kanunu’nu değiştirmeniz, 65’inci maddeye “Anayasa Mahkemesi tek sayılı üyelerle toplanır.” hükmünü eklemeniz. Yoksa, hiçbir biçimde bu Anayasa Mahkemesinin kararı altından kalkamazsınız çünkü verdiği karar yok hükmündedir. “7’ye 7 eşitlik hâlinde Başkanın oyu üstün sayılır.” diye bir kural dünya hukuk literatüründe yoktur. Bunu da siz başardınız, sizlere helal olsun!

Daha bir sene içinde büyük başarılara imza atmış olan Anayasa Mahkemesini ne kadar kutlasak azdır. 12 Eylül 2010 sonrasında oluşturulan Anayasa Mahkemesinin daha bir yıl geçmeden verdiği kararlar ile artık tamamen Hükûmetin emrine girdiği, Hükûmet politikalarını onaylayan bir noter dairesi hâline geldiği açıkça ortaya çıkmıştır.

Uzun lafın kısası, Anayasa Mahkemesi, 12 Eylül zihniyetini daha da koyulaştırarak, güçlendirerek devam ettirmektedir. Mahkeme, her geçen gün hukukun üstünlüğünün ve insan hakkını koruması işlevinden uzaklaşmaktadır.

Bir şey daha söyleyeceğim burada. Mahkeme, 12 Eylül zihniyetinin ve uygulamalarının gasbettiği DİSK’in, GENEL-İŞ Sendikasının binasında yıllarca hizmet vermiştir. Böyle bir Anayasa Mahkemesi dünyanın hiçbir yerinde yoktur.

O nedenle, yine sizlere önerim, DİSK/GENEL-İŞ Sendikasının gasp edilen bu binasının DİSK’e ve GENEL-İŞ’e iadesinin sağlanmasıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Yine bu Anayasa Mahkemesi, çok yakın bir zamanda bu Meclisin seçilmiş milletvekilini gasbetmiştir verdiği kararla. Dolayısıyla, bu Anayasa Mahkemesinden hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve adaleti beklemek mümkün değildir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin işlevinin yerine geçecek bir zihniyeti de bu Anayasa Mahkemesinden beklemek mümkün değildir. Bu zihin dünyasıyla insan hakları ortamı gelişmez, geliştiremezsiniz. Yine sizlere önerim, bu zihin dünyasını değiştirecek değişiklikleri birlikte yapmaya davet ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Yeni anayasa sürecinde Anayasa Mahkemesinin bu işlevini de gözden geçirelim.

Bu düşüncelerle Anayasa Mahkemesinin bütçesine ret oyu vereceğimi saygılarımla arz ederim. Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz efendim.

Şimdi sıra Uşak Milletvekili Sayın Dilek Akagün Yılmaz’da.

Buyurun Sayın Yılmaz.

Süreniz sekiz dakika. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın milletvekilleri, bu yılki bütçe görüşmelerinde Yargıtay bütçesi üzerinde CHP Grubu adına görüşlerimi bildirmek üzere söz almış bulunuyorum.

Sözlerime Yargıtaydan yükselen bir sesle, Yargıtaydan istifa eden hâkim Celal Çelik’in sözleri ile başlamak istiyorum. Hâkim Celal Çelik diyor ki: “Mensubu bulunmaktan yakın bir tarihe kadar onur duyduğum Türk yargısının; hukukun üstünlüğü ve halka adalet dağıtmak ülküsünden uzaklaşması, halkımızın beklemekte olduğu ve bu dünyada var olduğuna inandığımız adaletten, Adalet Bakanının idaresi altındaki Kurul eliyle her gün biraz daha uzaklaşması nedeniyle bu oyunun ve sürecin bir parçası olmamak yolundaki kişisel tercihimi kullanıyor ve sevgili mesleğim yargıçlıktan istifa ediyorum.”

Bu sözler ki Türk yargısının, Yargıtayın içinde bulunduğu durumu çok net bir şekilde özetliyor. Bu nedenlerle Celal Çelik gibi pek çok yargıç Yargıtaydan ayrılmak zorunda kalmıştır. İşte bu nedenlerle pek çok Yargıtay savcısı başka yerlere sürülmüşlerdir. Artık bu ülkede hukukun üstünlüğü yok, yargı bağımsızlığı yok, adalet duygusu yok; hiç kimsenin can güvenliği ve özgürlüğünün güvencesi de yok.

12 Eylül 2010 Anayasa referandumu bu ülkede bir kırılma noktasıdır çünkü bu referandum sonucunda Anayasa Mahkemesinin, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı tamamen değiştirilmiş, yargı bağımsızlığı sona ermiş, yürütmenin etki alanına girmiş, yargı siyasallaşmıştır. Siyasallaşan ve âdeta Bakanlığa bağlı bir genel müdürlük konumuna indirgenen HSYK yaptığı tüm yargıç atamaları ve kararnameleri ile iktidara yakın görünen yargıç ve savcıları ödüllendirmiş ancak bağımsız ve tarafsız, gerçekten yargıçlık ve savcılık yapanları ise hallaç pamuğu gibi atmış, dağıtmıştır. HSYK bugün yargıç ve savcıların üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanmaktadır. Bırakın tarafsız ve bağımsız karar vermeyi, korku imparatorluğu ne yazık ki tüm yargı camiasını da sarmıştır.

Özel yetkili mahkemelerde hiçbir baskıya boyun eğmeden hukuksuz tutuklamalara karşı çıkan yargıçlar duruşma gününden birkaç gün önce başka yerlere atanmış, cezalandırılmışlardır. Buna karşı her türlü yasayı çiğneyerek Türkan Saylan, Sabih Kanadoğlu gibi bu ülkenin değerli aydınlarının evlerinin aranması kararını veren yargıç ve savcılar ödüllendirilmişlerdir.

İzmir Belediyesine yapılan operasyonda görüldüğü gibi, emir ve talimatla iş yapacak yargıç ve savcıların özel amaçlı atamaları yapılmıştır. Bu savcılar, Habur’da verilen görevleri yapmışlar, teröristleri karşılamışlar, can güvenliklerini ve tutuklanmadan ülkeye girmelerini sağlamışlardır; İzmir Belediyesinde ise baskı ve zulmün en ileri örneklerini göstermişlerdir.

HSYK’nın yeni oluşumuyla birlikte Yargıtaya yeni atanan 160 yargıç  Yargıtay tarihinde ilk kez  tüm seçimlerde blok oy kullanarak siyasal tercihlerini göstermişler, Yargıtay Başkanından daire başkanlarına, divan oluşumuna kadar, hatta Yüksek Seçim Kuruluna üye seçimlerine kadar her türlü konuda iktidara yakınlık ölçütü dikkate alınarak seçimlerini yapmışlardır. Artık Sayın Başbakan mutlu olabilir, yargı ayağında pranga olmayacaktır. Aksine iktidarın tüm hukuk dışı  işlemleri ve diktatörlük  heveslerinin yolunu açacaktır. Ancak bu durumda Türkiye Cumhuriyeti hukuk devleti değil, diktatörlükle yönetilen bir devlet niteliğinde olacaktır. Artık önümüzdeki seçimlerde de seçim güvenliğini sağlayan, seçimlerin doğru yapılmasını, dürüst ilkeler içinde yapılmasını sağlayan Yüksek  Seçim Kurulunun yaptığı seçimlerden de şüphe duyar hâle geleceğimizi buradan bildirmek istiyorum.

Meclis iradesi hiçe sayılarak son çıkartılan 650 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Yargıtaya seçilecek tetkik hâkimleri için kıdem süresi kaldırılmış, başkan ve daire başkanları için ise hizmet süreleri üç ve dört yıla indirilerek Yargıtayda iktidar yanlısı örgütlenmenin kısa bir süre içinde tamamlanması amaçlanmıştır. Hatta tüm kurumlarda olduğu gibi memurlarda dahi sınırlama kaldırılarak 582 memur atanması kararı verilmiş, baştan aşağıya partizanca kadrolaşma Yargıtayda gerçekleştirilmiştir. Yani artık Yargıtay da iktidarca ele geçirilmiş olup, dikensiz gül bahçesi yaratılmıştır.

Bunun yanında, yüksek mahkemeler arasında ast-üst ilişkisi varmış gibi bir hava yaratılarak Anayasa Mahkemesine “en üst mahkeme” unvanı verilmeye çalışılmakta; yüksek yargı arasında bu nedenle de çelişkiler yaratılmaktadır. Anayasa Mahkemesi üyeleri hatta raportörleri çok daha iyi özlük haklarıyla çalışmakta iken, Yargıtay ve Danıştay yargıçlarının özlük hakları geriletilmektedir. Oysaki bu yargıçlar korkunç bir iş yükü altında çalışmaktadırlar. Bu bütçe kanununda bu haksız uygulamaya son verilmelidir.

Sayın milletvekilleri, hafızalarımızı tazeleyecek olursak HSYK, Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesindeki tüm bu operasyonlar, görünürde yargı reformu ve yargının hızlandırılması gerekçeleriyle yapılmıştır. Bir an için bu gerekçelerin doğru olduğunu düşünelim. Yargıtaya atanan yeni 160 yargıçla birlikte Yargıtayda işler hızlandı mı, daha çok karar mı çıktı? Ne yazık ki hayır. Çünkü yeni gelen yargıçların ne odası ne de masası vardı ne de mesleki deneyimleri yeterliydi. Yeni atanan yargıçlar değişik dairelerde görevlendirilmelerine rağmen müzakere ve karar çıkmasında bir katkılarının olmadığını öğrenmiş bulunuyoruz. Acaba iktidar için önemli olan kararlarda mı varlıklarını gösterecekler, işlevleri bu mu yeni atanan yargıçların? Bunu merak ediyoruz.

Bir başka önemli soruna da dikkatinizi çekmek istiyorum. 9 Şubat 2011 tarihinde Yargıtay Kanunu’nda yapılan değişiklikle Yargıtayda yeni dairelerin kurulması ve bu nedenle de 137 yeni yargıcın atanması sonucunda, yeterli birikim ve donanıma sahip olmayan bu yargıçlar eliyle çelişkili Yargıtay içtihatları çıkabileceğinden bu durum da hukuka olan güveni zedeleyecektir düşüncesindeyim.

Hepimizin bildiği gibi Yargıtayda dosyaların çok fazla beklemesi, hatta bazı ceza davalarının zaman aşımına uğraması gibi kanayan bir yara var bu ülkede. Ancak yine biliyoruz ki bunun nedenlerinden en önemlisi, özellikle ceza davalarında Ceza Yasası’ndaki ve Ceza Muhakemeleri Kanunu’ndaki sıkça yapılan değişikliklerdir. 5237 sayılı Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte lehte ve aleyhteki yasa uygulamalarının gözden geçirilmesi  amacıyla dosyalar ilk derece mahkemelerine geri gönderilmek zorunda kalınmıştır. Aynı şekilde CMK madde 231 uyarınca hükmün açıklanmasının ertelenmesine yönelik yapılan değişiklikler nedeniyle dosyalar mahkemelerine geri gönderilmiş, bu işleyiş ceza dosyalarının kesinleşmesini engellemiştir.

Yine referandum öncesinde Adalet Bakanı HSYK toplantılarına katılmayarak boş olan yerler için Yargıtaya yeni yargıçların atanmasını engellemiştir. Yargıtayın iş yükü nedeniyle de çalışmalar daha az yargıçla yapılmış ve karar çıkması bu yolla engellenmiştir. Yani Adalet Bakanı yargı üzerinde yapacakları operasyonu haklı göstermek için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, süreniz bitti efendim.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Efendim, ek bir süre…

BAŞKAN – Lütfen…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Evet arkadaşlar, sözlerim yarım kaldı ama bu nedenle Yargıtay bütçesine ret vereceğimizi CHP Grubu adına bildiriyorum.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yılmaz.

Şimdi söz sırası Sayın Turgut Dibek’te, Kırklareli Milletvekilimiz.

Buyurun Sayın Dibek. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Değerli milletvekili arkadaşlarım, Danıştay bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Öncelikle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Danıştay bugün hangi aşamada, ne hâle geldi? Aslında muradınıza ermek üzeresiniz öncelikle onu söyleyeyim. Çok değil, birkaç ay sonra, yılbaşından sonra, ocak ayından sonra, herhâlde, düşünülen, planlanan her şey hayata geçecek diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz dönem yani 23’üncü Dönemde referandum sonrası hem Danıştay hem Yargıtayla ilgili kanun tasarıları burada görüşülürken de bunları uzun uzun anlatmıştık aslında. Yani görünen köy kılavuz istemiyor, niyetinizin ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Burada çıkıp AKP sözcüleri, Bakan, Adalet Bakanı hep şunu söylediler: “Ya dosyalar yığıldı Yargıtayda, Danıştayda. Vatandaşımız mağdur oldu. Yüz binlerce dosya, 1,5 milyon dosya Yargıtayda var, 200 bin dosya Danıştayda var. Dosyalar zaman aşımına uğruyor. Bir an evvel bu dosyaları eritmemiz lazım. O nedenle de Danıştayın ve Yargıtayın üye sayılarını artırmamız gerekiyor.” gibi bildik, bilinen gerekçeler sıralamıştınız ama bunların gerçek olmadığını hepimiz biliyorduk, sizler de biliyordunuz, bizler de biliyorduk.

Arkadaşlar, Danıştay, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay sizler için, Sayın Başbakan için, AKP sözcüleri için uzun zamandır zaten dertti. Yani burada Sayın Başbakanın konuşmaları var, değişik zamanlarda. Danıştay için neler söylemiş geçtiğimiz dönemde: “Bizi çıldırtmıştı verdiği kararlar.” diyor, “İdeolojik kararlar veriyor.” diyor. Danıştaydaki tüm verilen kararlarla ilgili eleştiriler burada çok açık bir şekilde yapılıyordu.

Bakın, kısa kısa -çünkü zamanım da fazla değil- şunu söyleyeyim: Geçen yıl, yani Danıştayda 95 tane üye vardı, buna 61 tane ilave yapıldı ve 156 tane üyesi oldu Danıştayın. Buna gerekçe olarak da şunu söylemiştiniz: “Danıştayın bir önceki yıldan yaklaşık yüz doksan dört bin dosyası var, birikmiş dosyası var. Bu dosyaları eritmemiz lazım. İki tane yeni daire kuracağız. Daireleri çift heyetle çalıştıracağız ve bu dosyaları bir an önce eriteceğiz; vatandaş hak kaybına uğramasın.” Bir de bu zaman aşımı meselesi var, yani davalar görülürken sanki idari yargıda, Danıştayda zaman aşımı varmış, hatta yüz yıl süre varmış gibi bunları da burada dinlemiştik. Ben de aslında çıkıp söylemiştim, yani adli yargıda bunlar olur da idari yargıda böyle bir şey olmaz. Dava açarken süreler vardır ama yargılama aşamasında dava ne kadar sürerse sürsün idari yargıda, öyle bir şey olmaz.

Değerli arkadaşlar, 61 tane üye atandı, iki tane yeni daire ilave edildi, çift heyet oldu Danıştay. Bakıyorum, işte, geçen gün Danıştaydan son durumu aldım, sizler de almışsınızdır mutlaka, ekim ayı itibarıyla Danıştaydaki dosya sayısı, yani birikmiş olan, bekleyen dosya sayısı 224 bin -yuvarlıyorum- on ayda, daha iki ay var. Ayda yaklaşık 23 bin, 24 bin geldiğine göre bu 270 bine çıkacak. Bakın, 61 tane ilave yaptınız, çift daire olarak çalıştırıyorsunuz. Yaklaşık 270 bin dosya bu yıl bir sonraki yıla yani 2012’ye devredecek. 2010’dan 2011’e ne kadar devretmişti? 194 bin. Aslında işin gerçek yüzünün bu olmadığı ortaya çıkıyor. Nedir gerçeği biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Bakın, yasa yetmedi yani çıkardığınız bu kanunlar yetmedi, bir de kalktınız 26 Ağustosta bir kanun hükmünde kararname çıkardınız. Kanun hükmünde kararname ile -işte, işin özü o yani o yüzden diyorum ocak ayına az kaldı, operasyonu orada tamamlayacaksınız herhâlde- ne yaptınız? Orada, Danıştay Başkanı -aynı şey Yargıtay için de geçerli- Danıştay başsavcısı için aday olabilecek olanların üyelik sürelerini yarıya indirdiniz. Gerçi hepsini yarıya indirdiniz de yani sekiz yılı dört yıla indirdiniz. Danıştayda daire başkanlarının da aday olabilmesi için Danıştay üyelik süresini de altı yıldan üç yıla indirdiniz.

Şimdi, bu da yetmedi, aynı kararnameyle… Normalde bunların her birini burada bizlerin tartışarak, konuşarak, yasayla düzenlememiz gerekirken Danıştay Başkanlık Kurulunu da kanun hükmünde kararnameyle yeniden düzenlediniz arkadaşlar. O Kurulun bir çalışması var, daha doğrusu bir toplanma şekli vardı, başkan, iki tane başkan vekili, savcı, daire başkanları, 15 kişi toplanıyordu. Birdenbire, hayır, o sayıyı 7’ye indirdiniz yani 3 tane daire başkanı, 3 tane Danıştay üyesi, başkan, işte, başsavcı, öyle toplanacak; 7 kişiye indi. Bir de o da yetmedi, o Başkanlık Kurulu her şeye kadir hâle getirildi, onlara yeni görevler verildi. Daha doğrusu, Başkanlık Kuruluna ne görevler verilmiş biliyor musunuz arkadaşlar? Şimdi, bu Başkanlık Kurulu üyelerin görev yerlerini, daire başkanlarının yerlerini, her birini değiştirebilir, tetkik hâkimlerinin görevlerini… Zaten yeni Danıştay Başkanı seçildikten sonra Danıştayda çaycısına kadar, bakın, çaycısına kadar tüm idari kadroyu değiştirdi Sayın Başkan. Ne varsa onu da ben de merak ediyorum, Sayın Başkan burada mı bilemiyorum ama nedir yani? Danıştayın Başkanı değişiyor, Danıştaydaki çaycılar dahi değişiyor değerli arkadaşlar. Böyle bir şey olabilir mi?

Şimdi, bu yeni düzenleme ile Başkanlık Kurulu bence yılbaşını bekliyor. Yılbaşından sonra ne yapacak? İstediği gibi, daire başkanlarını, Danıştayın dairelerindeki üyelerini istediği gibi dağıtacak. Zaten, bakın, 61 tane yeni üye atandıktan sonra baktım Danıştaydaki dairelerin yapısına, üç ayrı dairede eski üyeler hâlâ çoğunlukta, bir tanesinde de bir tane fazlayla çoğunlukta yani bir üye fazlasıyla çoğunlukta.

Şimdi, iki tane yeni daire kuruldu. Tabii, daire başkanlarının eski üye olması zorunlu olduğundan onlar eski ama iki tane yeni dairede yani kurulan iki dairede, geçtiğimiz yasama döneminde, aslında bu yıl içerisinde yapılan düzenlemeyle kurulan iki dairede arkadaşlar bir tek eski üye var, Danıştayın önceki döneminden o 91 kişiden 1 kişi var, tamamı yeni. Bu üç dairede, numaralarını biliyorum burada da söylemeyeyim, hâlâ eski üyeler öyle veya böyle biraz fazlalıkta. Arkadaşlar, onların dışındaki tüm dairelerde 61 tane atanan şu yeni üyeler, hepsi çoğunluğa geçmişler. Şimdi, böyle bir yapı kuruldu. Yani ben bu yapının, daha doğrusu bu tablonun Danıştayda müthiş bir huzursuzluk yarattığını da biliyorum, görüyorum. Hem bunları da…

Değerli arkadaşlar, burada çok sayıda hukukçu arkadaşımız var. Danıştay bizim Danıştayımız, görev yapıyor. Yani bu sayılardan bahsettim, yüz binlerce dosyadan bahsettim, aslında onun diğer bir yanı da var yani sürem yok ama onu da belirteyim: Niye bu kadar çok dava açıyor bu vatandaş? 270 bin tane dosya. Niye açıyor arkadaş?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hak arama özgürlüğü geliştiği için.

TURGUT DİBEK (Devamla) – Yani şimdi davalar idari yargıda vatandaşlar arasında görülmüyor, bir tarafta idare var, bir tarafta devlet var. Niçin devlet vatandaşına bu kadar çok dava açtırır?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hak arama özgürlüğü genişledi, herkes hakkını arayabiliyor.

TURGUT DİBEK (Devamla) – Hak arama özgürlüğü…

Bence şu var: Devlet hukuksuz, idare hukuksuz, vatandaşın hakkını, vatandaşın hukukunu tanımıyorsunuz. Yani bu kadar çok dava açılmasına arkadaşlar nasıl neden olabiliyoruz?

Bakın, şeyde de var, bunu da söyleyeyim: Şimdi, Maraş’ta bir karar vermiş. Biliyorsunuz bu elektrik faturalarında kayıp ve kaçak enerji bedelini de elektrik faturalarını ödeyenlere ilave ediyorlar, öyle bir hüküm var. Vatandaş demiş ki: “Yahu, ben kaçak elektrik kullanmıyorum, kayıp elektrik de yani burada niye bunu bana ödettiriyorsunuz?”

Değerli arkadaşlar, devlet olarak diyorsunuz ki: Vatandaş başvuruyor yargıya, işte hakkını arıyor, kazanıyor. Yüz binlerce vatandaş var. Tek tek dava açacaksınız diyorsunuz vatandaşa.

Yahu, arkadaşlar, tek tek niye dava açtırıyorsunuz? Bir tane karar verilmişse tüm vatandaşları kapsayacak şekilde olması lazım.

Tabii, sürem bitti, değerli arkadaşlar söylenecek çok şey var, sanıyorum daha sonraki soru-cevapta da eksik kalanları tamamlayacağım.

Danıştay, değerli arkadaşlar bu hâliyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURGUT DİBEK (Devamla) – Bakın, sürem bitti ama şunu söyleyeyim: Yasama ve yürütmeyi elinizde bulunduruyorsunuz, tek başınıza.

BAŞKAN – Sayın Dibek, teşekkür ediyorum.

TURGUT DİBEK (Devamla) – Bir de yargıyı biz kontrol edeceğiz derseniz, bu çok açık bir şekilde totaliter rejime geçişin kanıtı olur. Gelin şunu sağlıklı bir şekilde düşünün, değerlendirin.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Evet, teşekkür ederiz; süreniz doldu efendim, teşekkürler.

Şimdi, söz sırası Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart’ta. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Kart, buyurun.

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) – Değerli milletvekilleri, Başbakanlık bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, Türkiye’yi on yıldan bu yana yönetiyor. Üstelik, demokrasi tarihimizde hiçbir siyasi iktidara nasip olmayan bir çoğunlukla yönetiyor. Böyle bir dönemin sonunda, Türkiye’nin demokrasi, refah, temel hak ve özgürlükler, insani yaşam endeksi gibi temel konularda ciddi bir atılım yapması beklenirken, ülkemizde giderek artan bir nefret söyleminin iktidar eliyle etkili hâle getirildiğini görüyoruz. Toplumda ayrışma ve ayrımcılığın bariz bir hâl aldığını görüyoruz. Kadına şiddetin, aile içi şiddetin katlanarak arttığını görüyoruz. Korkunun egemen olduğu, basın özgürlüğünün, iletişim ve özel hayatın güvenliğinin yaygın bir şekilde ihlal edildiği yasa dışı izleme, dinleme ve görüntülemenin önünün alınamadığı bir Türkiye’yi görüyoruz.

Evet, zaman zaman AKP sözcülerinin ifade ettikleri gibi, görünürde bir Hükûmet istikrarı var ancak siyasi ve sosyal anlamda toplumsal bir istikrarın olmadığını, bir kaosun olduğunu görüyoruz. Bakın değerli milletvekilleri, on beş yıldan bu yana ilk kez TRT 3 yayınları kısıtlanıyor, kanun hükmünde kararnameler yoluyla yasama organı askıya alınıyor, işlevini yitiriyor.

Türkiye’de merkezî Hükûmet, AKP’li belediyeleri, belli sermaye gruplarını ve çıkar ilişkisi içindeki bir bölüm medyayı, büyük çoğunluğunu denetlemiyor. AKP’li belediyelerin yolsuzlukları araştırılmıyor, araştırılması devlet gücüyle, iktidarın nüfuz suistimaliyle engelleniyor. Buna mukabil, başta Cumhuriyet Halk Partili belediyeler olmak üzere muhalefet belediyelerine yönelik olarak terör estiriliyor. Görünürde demokratikleşme adına yeni Anayasa çalışmalarına istekli olan bir iktidar var, ne güzel ancak bakıyorsunuz, 12 Eylül 1980, 6 Aralık 1983, yani ihtilal hukukunun en ağır olduğu dönem, bu dönemdeki yüz beş temel kanuna dokunmak istemeyen bir iktidarla karşı karşıya geliyoruz.

Telekom özelleştirmesi yoluyla Türkiye'nin iletişim ve güvenlik bakımından kuşatıldığını görüyorsunuz. Telekomun taşınmazlarının satılmasına ve içinin boşaltılmasına seyirci kalan Başbakanlık Müsteşarı, TRT Genel Müdürü, Sivil Havacılık Genel Müdürü, Mohammed Haririler, Abdullah Tivnikliler… Kimden söz ediyorum? Yönetim ve Denetim Kurulundan söz ediyorum değerli milletvekilleri. Peki, yaygın hâle gelen bütün bu uygulamalar tesadüf kavramıyla ya da münferit uygulamalar kavramıyla izah edilebilir mi, geçiştirilebilir mi? Elbette bu kadar tesadüf bir arada olamayacağına göre bu şekilde bir açıklamayı yapmak mümkün değil.

Bakın, değerli milletvekilleri, bu tabloyu, bu sonucu yaratan sebepleri irdelememizin, sorgulamamızın ve Türkiye gerçekleriyle yüzleşmemizin zamanı gelmiştir. Fiilî duruma, Türkiye gerçeklerine bir kez daha ve başka boyutlarıyla bakmak gereğini duyuyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de savunma avukatları görevlerinden dolayı tutuklanıyorlar, mesleklerinden uzaklaştırılıyorlar, men ediliyorlar. Doktorlar düzenledikleri raporlardan dolayı tutuklanıyor. Dünyada tutuklu gazetecilerin yüzde 10’u Türkiye’de. Yayımcılar tutuklanıyor, taslak kitaplar imha ediliyor. Milletvekilleri tutuklu. Tutuklu sayısı hükümlü sayısını yakalıyor. Cumhuriyet başsavcılarının önemli bir bölümü artık Hükûmetin ajanı hâline gelmiş. Saç kesme eyleminden suç unsuru yaratan cumhuriyet savcılarıyla karşı karşıyayız. Cezaevlerinde son bir yıl içinde 30 kişi şüpheli bir şekilde ölüyor, cezaevi araçlarında insanlar ölüyor. Hopa’daki demokratik gösteri, iktidar için devlet eliyle intikam ve takibe dönüşüyor. Hükûmet ne yapıyor biliyor musunuz? Bilimler Akademisine atama yapıyor, yapmak istiyor. Hükûmet aslında bilimden korkuyor, akıldan korkuyor. Bakıyorsunuz, Anayasa görüşmelerine gelen sivil toplum temsilcileri kaygı, eleştiri ve önerilerini bizlere anlatıyorlar ama açık alanlarda dillendiremiyorlar. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının -bunu gerçekten kaygıyla ifade ediyorum- tümünün temel hak ve özgürlüklerinin tehdit altında olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Türkiye 17’nci büyük ekonomi. Ne güzel! Peki, insani gelişmişlik endeksinde neden 93’üncü sıradayız? Demokrasi endeksinde neden 89’uncu sıradayız? İş kazaları neden iş cinayetlerine dönüşüyor? Somali’ye uzanmış görünen eller neden Van’a uzanamıyor değerli milletvekilleri? Türkiye bu noktaya nasıl geldi? Temel sorun budur. Size büyük fotoğrafı anlatmak istiyorum.

Bakın, değerli milletvekilleri, Türkiye bu noktaya merkezî bir yönlendirmeyle, legal ve illegal yönetim unsurlarının iş birliğiyle geldi. Türkiye’de 2005 yılından bu yana, istihbarata dayalı, istihbarat ağırlıklı bir yönetim yapılanması söz konusudur. İstihbarat eliyle Türkiye’de yargı ve siyaset gündemi belirleniyor. Demokratik açılım yapmak iddiasındaki Hükûmet bu açılımı ne yapıyor? Polis Akademisinin önderliğine ve İçişleri Bakanına tevdi ediyor, demokrasiyi istihbarat üzerinden şekillendireceğini zannediyor; aslında, demokratik çözümü bizzat engelliyor. Esasen, bu yönetim anlayışına sahip bir siyasi iktidarın da demokratikleşme hedefi söz konusu olamazdı.

Bu tabloyu, bu sonucu yaratan yasal ve fiilî unsurları da ana başlıklarıyla ifade etmek istiyorum: 3 Temmuz 2005 tarihinde kabul edilen Telekomünikasyon Yasası, 4 Mayıs Dolmabahçe görüşmesi sivil-asker iş birliğinde gerçekleştirilen postmodern bir darbedir; 5 Kasım 2007 tarihinde gerçekleştirilen Erdoğan-Bush görüşmesi, Aralık 2007’de çıkarılan Gizli Tanık Kanunu, jandarmanın pasifize edilerek emniyet üzerinden yasa dışı olarak gerçekleştirilen kurumsal dinleme, izleme ve görüntüleme mekanizmaları, Başbakanlık örtülü ödeneğinin bu süreçlerde keyfî ve denetlenemez bir şekilde kullanılması, örtülü ödenekte kritik gündemlerle bağlantılı olarak olağanüstü ve kontrol edilemeyen artışlar ve Türkiye’yi bölgenin süpermarketi yapmak isteyen bir Başbakan; kendi ifadesiyle söylüyorum ve nihayet bu tabloyu sürdürmek ve kalıcı hâle getirmek amacıyla oluşturulan Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı polis devletinin temel taşı değerli milletvekilleri.

Değerli arkadaşlarım, on yıllık iktidarı döneminde birtakım vesayetleri etkisiz kılmayı başaran Adalet ve Kalkınma Partisi bu dönemin sonunda sivil görünüm altında faşizan bir yapıyı oluşturmuştur, parti devleti ve polis devletini oluşturmuştur. Başbakanın yönetim anlayışının eseri olan bir tablodan söz ediyoruz, pazar ve sömürü ülkesi hâline getirilmenin kaçınılmaz sonuçlarından söz ediyoruz, Başbakanlığın kurumsal olarak kullanıldığı ve yol açtığı vahim sonuçlardan söz ediyoruz, demokrasi ve hak kavramlarını sahiplenir görünürken bile siyasi muhataplarının inançlarını, etnik yapılarını sorgulayan, ayrımcı bir anlayıştan söz ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin iç sorunlarını kamufle etmek için dış politikada kurgu ve hamaset yoluyla rol üstlenen, İsrail’e görünürde efelenen, Orta Doğu halklarının inançlarını istismar ederken Türkiye'nin savunma güvenliğini İsrail’e mahkûm eden ve bütün bunların devamında da Suriye’ye karşı öncü kuvvet rolünü üstlenen, Türkiye’yi İran ve Suriye’yle savaşın eşiğine getirme başarısını gösteren -tırnak içinde elbette söylüyorum- bir Hükûmet yapısından söz ediyoruz. Bu fotoğraftan demokrasi çıkmaz, hukuk çıkmaz, adalet çıkmaz, toplumsal barış çıkmaz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarına mahkûm değildir. Türkiye, emperyalizme teslim olmayacaktır. Türkiye, cumhuriyetin kazanımlarını demokrasiyle taçlandırarak yoluna devam edecektir. Bu tarih yakındır.

Bu değerlendirmelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın Kart.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Efendim, konuşmacı hitabını sürdürürken Adalet ve Kalkınma Partisinin faşizan bir yönetim sergilediğini, parti devleti olduğunu ifade etti. 69’a göre açıklama istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, grup zaten söz almayacak mı?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Açıklamak istiyorum efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu bütçe eleştirisi, bunların hepsi cevap verilecek konular yani her türlü eleştiri için sataşmadan dolayı cevap hakkı verirseniz bu bitmez yani.

BAŞKAN – İsterseniz…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Efendim, ben iki dakikalık bir açıklama istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Anlamsız bir talep Sayın Başkan, olmadığını söylerler biraz sonra.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bütçe görüşüyoruz ya.

BAŞKAN – Yerinizden söyleyebilir misiniz, zabıtlara geçsin; lütfen…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Konuşmacı, burada konuşmasını sürdürürken AK PARTİ İktidarının faşizan bir yönetim sergilediği, parti devlet olduğu yolunda ifadeler kullandı.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, bütçe görüşmeleri bitmez, bu yolu açarsanız bütçe görüşmeleri bitmez.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, bitmez efendim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok ağır ifadeler bunlar, sataşmadan dolayı söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Şimdi, bu eleştiriler hakaret şekline gelmiş değil. Müsaade ederseniz…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “Faşist bir yönetim.” diyor efendim, nasıl Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Müsaade ederseniz, Sayın Hükûmetin ve arkadaşlarımızın buna cevap verme hakları da var. Buna başlarsak bunun sonu gelmez.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bizim de grup adına cevap verme hakkımız var efendim, grup adına.

BAŞKAN – Buyurun efendim, iki dakika, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bunun sonu yok ama yani.

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Burada söylenen sözler, öyle yenilir yutulur cinsinden sözler değil arkadaşlar, kusura bakmayın. Biz her şeyi, çok rahat, gönül rahatlığıyla, hoşgörü içerisinde dinliyoruz ancak parti devleti konumuna gelirsek Sayın Konuşmacı, mensup olduğu partinin geçmişine bir baksın ve Türkiye’de bir tek parti devleti…

HASAN ÖREN (Manisa) – Bu yenilir yutulur mu? Bu söylediğin yenilir yutulur mu?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bir tek parti devleti, CHP’nin tek başına iktidar olduğu dönemde olmuştur. Başka da parti devleti olmamıştır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O parti olmasa sen olmayacaktın.

AHMET AYDIN (Devamla) – Sizin tek başınıza iktidar olduğunuz, CHP zihniyetinin tek başına devam ettiği dönemde iktidar olmuştur.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kurucu partidir o.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Cumhuriyetin kurulduğu dönem diyorsunuz yani. Cumhuriyetle hesaplaşmak istiyorsunuz çünkü.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bir başka husus: Kadrolaşma ifadelerine gelirsek değerli arkadaşlar, kadrolaşmayı dile getirenler yine öncelikle kendilerine baksınlar. Kendilerine baksınlar, bir Sayın Adalet Bakanının, aynı partiye mensup bir Sayın Adalet Bakanının daha önceki ifadelerine baksınlar. “Ben 5 bin tane kadro çıkardım. Tabii ki bu kadroları örgütüme vereceğim. MHP’ye mi verecektim?” diyen bir sayın bakanın sayın partisi burada kalkıp AK PARTİ’yi haksız bir yerde kadrolaşmayla isnat ediyor, haksız ifadeler kullanıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – MHP’nin ikide bir adını ağzına alma. Sana mı düştü MHP’yi savunmak?

AHMET AYDIN (Devamla) – Yine, “12 Eylül zihniyetini devam ettiriyorsunuz.” diyor ama kusura bakmayın, 12 Eylül zihniyetini ortadan kaldırmaya yönelik Anayasa referandumunda gene “Hayır.”ı veren sizlerdiniz.

Tekrar teşekkür ediyorum. Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, evet…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye, vereceğim size.

Sayın İnce…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Efendim, partimizin tüzel kişiliğine sataşmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi adına söz istiyorum.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Gerçeklikten bahsetti.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce, iki dakika, lütfen.

 

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Grup Başkan Vekili, Ahmet Bey, önce size şunu söyleyeyim: Cumhuriyet Halk Partisi 7 kişinin bir araya gelerek damga puluyla, dilekçeyle İçişleri Bakanlığına müracaatla kurulmamıştır. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Kanunlar böyle.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Dünyanın en eski on partisinden birisidir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – AK PARTİ’yi de halk kurmuştur.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Kurtuluş Savaşı, Kuvayımilliye ruhunun partisidir, devrimin ve direnişin partisidir. Bu parti beş yıldızlı otellerin lobilerinde kurulmamıştır, savaş meydanlarında kurulmuştur.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Savaş meydanlarında Halk Partisi yoktu.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Beş yıldızlı otellerin lobilerinde kurulan partilerle Cumhuriyet Halk Partisini karşılaştırma, karşılaştırma bunu.

Şimdi, bakın, değerli arkadaşlarım, Türkiye’de 1923’ten 1950’ye kadar bir tek Cumhuriyet Halk Partisi vardı. Yani işinize geldiği zaman orası Cumhuriyet Halk Partisiydi, sonra, işinize geldiği zaman devlet-hükûmet farkı yapıyorsunuz.

Bak, aslında, sizin o dönemle ilgili kendinizin de pay çıkarması lazım. Bak, mirasçısı saydığınız Celal Bayar o partinin içinde yok muydu? E, asıyorsunuz; Özal’la, Menderes’le Tayyip Erdoğan’ın resmini yan yana asıp o mirastan yararlanmak istiyorsunuz seçim dönemi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Celal Bayar’ın resmini asmadık.

MUHARREM İNCE (Devamla) – E, o partinin içinde değil miydi onlar? Onlar değil miydi o partinin içinde?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Celal Bayar’ın resmini asmadık.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bakın, buradan size ekmek çıkmaz. Bir kere, yetmiş yıl, seksen yıl öncesine takılı kalmayın. Yanlışlar, eksiklikler; bunları geçelim, biz bugüne bakalım.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – 1990’a gel, 1990’a.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Siz Kenan Evren’le aynı kafadasınız, Kenan Evren’in anayasası ile sizin anayasa mantığınız aynı.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Seyfi Oktay’ın yaptıklarını anlat. Geçmişi değil, on yıl öncesini anlat. 

MUHARREM İNCE (Devamla) - Günümüze gelelim, günümüze. Bırakın, yanlışlar da olmuş olabilir, eksikler de olmuş olabilir, onları bir kenara bırakın, günümüze gelin, burayla uğraşın diyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın İnce.

Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bütçe görüşmeleri, eleştirilerin yoğunlaştığı… Her konuda kalkıp “Bunda sataşıldı.” filan… Zaten, bütçenin amacı ve hedefi sorgulamaktır. Yani bu gidişle “Yağmur yağıyor.” desek “Bana şunu dedin.” diye sataşmadan dolayı söz istenecek.

Şimdi, Sayın Başkanım, bütçe yapma hakkı bu milletin hakkıdır ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin hakkıdır. Herkes gelir, bu bütçeyle ilgili hesabını verir. Şimdi, bakın, burada Cumhurbaşkanlığı makamı Genel Sekreter tarafından temsil ediliyor, Sayıştay Başkanı vardı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Sekreteri burada. Başbakanlık Müsteşarı nerede? MİT Müsteşarı nerede? Yargıtaydan temsilci yok.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Var, var.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Başbakan Yardımcısı orada.

OKTAY VURAL (İzmir) - Eğer hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin ise bu bürokratlar da burada hiç olmazsa yılda bir defa milletvekillerinin huzuruna çıkmayı öğrensinler, burada olsun. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Öyle bir şey olur mu? Görebilen yok, sadece gazetelerde görebiliyorlar. Dolayısıyla, eğer MİT Müsteşarı Oslo’da değilse, görüşmelerde, hiç olmazsa Türkiye Büyük Millet Meclisine gelsin. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarım, şimdi sıra…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, bakın, bu Meclisin çalışmalarının belli bir centilmenlik içerisinde yürütülmesi için biz ilk günden bugüne üzerimize düşeni yaptık. Bizim bir sayın milletvekilimiz geçmişte CHP’li arkadaşlarımıza karşı bir “faşist” ifadesi kullandı, grup başkan vekilleriyle görüştük ve sözünü geri aldı. Biz bunu bir centilmenlik adına yaptık ve şimdi Sayın Kart partimize karşı “faşizan” ifadesini kullanmıştır.

ATİLLA KART (Konya) – Öyle, fotoğraf öyle.

MAHİR ÜNAL  (Kahramanmaraş) –  Bu ifadeyi kabul etmiyoruz ve kendisini özür dilemeye davet ediyoruz.

 ATİLLA KART (Konya) – Gerçek böyle. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MAHİR ÜNAL  (Kahramanmaraş) –   Kendilerinin baktığı yerden öyle gözükebilir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Kendilerinin nereden baktıklarını bilmiyoruz ama bizim baktığımız yerden milletin iradesi bugün burada hâkimdir ve AK PARTİ milletin iradesiyle buraya gelmiştir… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ATİLLA KART (Konya) – Keşke öyle olsa, keşke öyle olsa.

MAHİR ÜNAL  (Kahramanmaraş) – …ve milletin siyasetini burada yürütmektedir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sözleriniz zabıtlara geçti.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Eğer milletin siyasetini faşizan olarak görüyorlarsa dönsün, kendilerine baksınlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun. İfadeniz zabıtlara geçti.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88) (Devam)

 

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Cumhurbaşkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Cumhurbaşkanlığı   2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)

1.-  Sayıştay Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Sayıştay Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) ANAYASA MAHKEMESİ  BAŞKANLIĞI (Devam)

1.-  Anayasa Mahkemesi Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Anayasa Mahkemesi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) YARGITAY (Devam)

1.- Yargıtay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Yargıtay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) DANIŞTAY (Devam)

1.-  Danıştay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Danıştay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1.- Başbakanlık 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Başbakanlık 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU (Devam)

1.- Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Şimdi sıra Barış ve Demokrasi Partisi temsilcisi arkadaşımızda. Muş Milletvekili Sayın Sırrı Sakık.

Buyurun Sayın Sakık.

Süreniz yirmi dakika efendim. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 2012 yılı bütçesi, Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Başbakanlık, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bütçeleri üzerinde Barış ve Demokrasi Partisinin düşüncelerini sizlerle paylaşmak üzere buradayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Peşinen söyleyeyim, Mili Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin lağvedilmesi gerekir. Bu konuda tek söz söylemeyiz, partimizin düşüncesi bu kadar net. İki gündür burada bütçe görüşmeleri yapılıyor ama iç barışımızla ilgili bütün siyasi partilerden bir program, bir proje bekliyorduk ama ne yazık ki böyle küçük hesaplar uğruna bir tartışmaya tanıklık ettik. Oysaki zamanımızı, bütçemizi bunlara heba etmemeliyiz.

Parlamento yeni bir seçimden çıktı, bu Parlamentoda seçilip de hâlâ görev başına gelemeyen meslektaşlarımız var. Bu, Parlamentonun bir ayıbıdır. Eğer egemenlik kayıtsız şartsız milletinse milletin iradesiyle seçilenlerin cezaevinde değil burada olması gerekir. Ya bu söze uygun davranacak Parlamento veyahut da bu sözleri, burada sözde olan sözü Parlamento indirmelidir. Biz, Parlamentoyu göreve davet ediyoruz.

Parlamento, toplanır toplanmaz önemli bir şey yaptı. Ne yaptı? Yeni bir anayasa için bir çalışma grubu oluşturdu. Burada bütün siyasi partiler buluştu ve bütün kesimlerle diyalog ve müzakereye başladılar. Yeni bir anayasa, yeni bir toplumsal sözleşme, bunu önemsiyoruz. Meclis Başkanımızın bu konudaki çabalarını da önemsiyoruz ve bu Komisyon üyelerinin de kurmuş oldukları alt komisyonlarla toplumun diğer kesimleriyle diyalog oluşturmaları, sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşları, üniversitelerle, inanç gruplarıyla, bireylerle oluşturdukları diyaloğu da çok önemsiyoruz ama bu çalışmalar sürerken bizim daha önce toplumla paylaştığımız “Bir yol temizliği.” dediğimiz bir yol haritası vardı. Bu, bir, 12 Eylülün ürünü olan Anayasa’yı değiştiriyoruz ama 12 Eylülün ürünü olan, Kenan Evren’in size bahşettiği Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu’nu tartışmıyorsunuz, yüzde 10’luk barajı tartışmıyorsunuz.

Bakın, bir ülkede hem Anayasa’ya karşı olacaksınız “İhtilalciler yaptı.” diyeceksiniz hem de ihtilalcilerin yaptığı Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu’ndan nemalanıp iktidar olacaksınız. Böyle bir çifte standart olmaz, böyle bir demokratlık yoktur. Ya toptan karşı olursunuz veyahut da birini değiştirip, bu bizim lehimizdedir, bunu da kullanalım anlayışı yoktur. Onun için, Parlamento derhâl bu Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu’nu değiştirmelidir yani Parlamentoyu diktatörlerden korumalıdır, halkın iradesine Parlamentoyu sunmalıdır. Hiçbir partinin genel başkanı tek başına veyahut da iki yandaşıyla Parlamentoyu oluşturmamalıdır, grubunu oluşturmamalıdır. Dünyada böyle örnekleri yoktur. Nerede var? Efendim, Orta Doğu’da var ama yeri ve zamanı gelince siz demokrasimizle övünürsünüz ama hâlen 12 Eylülün rejimiyle de yönetiliyoruz.

Sevgili arkadaşlar, bakın bir ülkede… Dünyada 30 binin üzerinde terörle, terör yasasından dolayı cezaevinde olan insan var, 13 bini bizim ülkemizde, üçte 1’i Türkiye’de ve 13 bin insan cezaevinde ve Türkiye 1’inci, dünyada yani üçte 1’i bizim ülkemizde. Onun için yol haritası dediğimiz bu değişim dönüşümü bir an önce yapmalıyız. Bunun için bir anayasal değişikliğe de gerek yok. Oturur… Zaten Cumhuriyet Halk Partisiyle Barış ve Demokrasi Partisinin bu konuda kanun teklifleri var. Bunları hayata geçirirsiniz. O zaman Anayasa değişikliğine toplum inanır, biz de inanırız.

Bunun dışında, burada Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığından da diliyorum arkadaşlar vardır. Oslo’da görüşmeler yaptınız, iyi ettiniz, Allah sizden razı olsun. Siyaset dünyasına bakmayın, kıskançtır, yapamadıkları şeyi başkaları yaptığında kıyametleri koparırlar. Ne yaptınız? Bu ülkede kanı ve şiddeti durdurmak için bu hükûmetler yıllardır bu halka zulmediyor, kan ve şiddet politikaları uyguluyor. Siz gittiniz, görüştünüz, ne oldu? Görüşmelerden  sonra görüşmeler askıya alındı. Korkmayın, halk sizin arkanızdadır. Toplum artık bu ülkede kanın ve şiddetin durmasını istiyor. Siyaset dünyası buradan nemalanıyor. Eğer kan ve şiddet durursa birçok siyasi parti de Türkiye’de misyonunu bitirecek. Onun için bu çatışmaların bitmesini istemiyorlar. Siz yolunuza devam edin. Burada sizin iktidar hesabınız yok. Bu çalışmaları Oslo’da mı, Kandil’de mi, Süleymaniye’de mi, Avrupa’nın başka ülkelerinde nerede yaptıysanız tekrar o irade bu çalışmaları sürdürmelidir, Türkiye’nin ihtiyacı olan tek şey budur.

Sayın milletvekilleri, son günlerde Sayın Başbakanımızın kendisinin de seslendirdiği –kendisine buradan geçmiş olsun diliyorum, kendisine ve ailesine, acil şifalar diliyorum- “Geçmişimizle yüzleşmek, Dersim’le yüzleşmek.” Hemen arkasından Sayın Cumhurbaşkanı da “Büyük devletler geçmişiyle yüzleşen devletlerdir.” Biz buna katılıyoruz. Geçmişimiz sadece Dersim değildir, geçmişimiz 1920’lerden 2011’lere kadar uzanan bir süreçtir. Ben bugün sizi bir miktar tarihî bir yolculuğa çıkarmak istiyorum.

1920’lerde bu cumhuriyet kurulurken biz o cumhuriyetin ilk Meclisini özlüyoruz, 1920’lerin ilk Meclisini özlüyoruz çünkü orada halkın iradesi var. Biz ilk Anayasa’yı özlüyoruz, çünkü orada farklılıklar var. Bakın, o ilk dönemde, 1924’e kadar burada halkın iradesi var, 24’ten sonra ret ve inkâr var; İşte, kavganın nedeni de bu.

Mesela, 1920’lerde Dersim’den 6 tane mebus var, bunlardan biri Hasan Hayri. Hasan Hayri Parlamentoda, Mustafa Kemal’le de iyi görüşen biri. İsmet Paşa Lozan’a gidiyor. Lozan’daki görüşmeleri sürdürürken İngilizler hemen karşısına Kürt sorununu ve azınlıklar sorununu koyuyor. İsmet Paşa dönüyor, Mustafa Kemal’i arıyor: “Eğer siz Kürtlerden onay almazsanız, Kürt milletvekilleri bizi desteklemezse Lozan’da işimiz yaş.” Mustafa Kemal, Hasan Hayri ve Kürt milletvekillerini çağırıyor, Dersim Mebusu. Bir deklarasyon hazırlanıyor, bir metin hazırlanıyor ve bu metni… Kürt milletvekilleri kapıdan giriyor, Kürt ulusal giysileriyle geliyorlar, Mustafa Kemal’in talebi üzerine. Hasan Hayri kürsüye çıkıyor. Mustafa Kemal’in oturduğu alanda Lozan’a sesleniyor: “İsmet Paşa, Kürtlerin ve Türklerin ortak temsilcisidir, bizi de temsil ediyor.” diyor. Bu konuşmayı yaparken Kürt ulusal giysileriyle yapıyor. Mustafa Kemal ve arkadaşları oturmuşlar, alkışlıyorlar, ayağa kalkıyorlar, alkış yetmiyor, ayaklarıyla yeri dövüyorlar ve dönüyor, Hasan Hayri’yi kucaklıyorlar ve orada bir grup milletvekili, Avrupa’dan gelenler buna tanıklık ediyor ve Lozan öyle hayata geçiyor. Aradan iki yıl geçtikten sonra, Hasan Hayri, Kürt giysileri giydiği için ve Lozan’a burada Kürtçe yaptığı konuşmadan dolayı Elâzığ’da istiklal mahkemelerinde idam ediliyor. İşte, geçmişle yüzleşmek budur ve sonra, arkasından, ben istiklal mahkemesinden iki örnek daha vereceğim.

Diyarbakır’da Savcı Süreyya Bey anlatıyor anılarında “İsmet Paşa’nın görevi üzerine Diyarbakır’a gittim” diyor. “Gittim, mahkeme salonuna, oturduk. Kara yağız bir Kürt delikanlısı geldi içeri, askerlerle aldılar. Hâkim sordu: ‘Adın ne?’ Türkçe bilmiyordu. ‘Alın, asın.’ Tek sözcük. Aldılar, astılar. Akşam otele gittim, Diyar Otelinde kalıyorum, yattım. Sonra o Kürt delikanlı geldi, yakama yapıştı: ‘Siz hâkim misiniz, cellat mısınız? Benim Türkçe bilmemem benim günahım mı?’ dedi ve yakama yapıştı. Sabaha kadar uyuyamadım. Kalktım İsmet Paşa’ya bir telgraf çektim. Eğer bu ülkede Türkçe bilmeyenleri asarsak tek insan kalmaz...” diyor.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Kim kuruyor istiklal mahkemesini Sırrı Sakık, onu da söyle.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bunu hepimiz biliyoruz, hepimiz biliyoruz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Söyle, söyle.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yıl yine 1926. Atıf Hoca, Şapka Kanunu… Alıyor yargıçlar, Kel Ali idama mahkûm ediyor. Bu yetmiyor, idam sehpasına götürdüğünde başındaki sarığı çıkarıp kafasına şapkayı takıyor ve Atıf Hoca dönüp diyor ki: “Biz siz zalimlerle mahkemei kübrada hesaplaşacağız.”

İstiklal mahkemeleri bu. Bu istiklal mahkemeleri, Kürtlere, Müslümanlara, sosyalistlere bu cumhuriyet zulmetti. İşte, yüzleşeceksek böyle yüzleşmeliyiz ve Sayın Başbakan o gün seslendirdi, döndü dedi ki: ”Efendim, Sason…” Sason’u böyle mülayim bir geçişle geçiştirmeye çalıştı. Sason’da isyan yok. Dersim’de, nasıl Dersim’in mağaralarında insanlar fare gibi zehirlenip öldürüldüyse Sason’da da aynı şey oldu.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Zilan’da da…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Zilan’da da aynı şey oldu. Tarihte o kadar çok yer var ki… Ben Sason’da… İşte, Sason’da bir kaymakam vekili ve güvenlik güçleri bir köye giderler. Köye vergi toplama adı altında gidilir. Köy halkı bunları karşılar, devlet buraya gelmiş, vergilerini bir araya getirip bir an önce bu belayı başlarından defetmek için ama bir de konukseverliğin evrensel yasaları var. Köyde koyunlar kesilir, mutfakta yemekler hazırlanır, tandırda ekmekler pişirilir ama yüzbaşı evin gelinini kafasına koymuş, bir yolunu bulup tandırda gelini sıkıştırmaya başlar ve orada kavga çıkar, askerlerden de ölen olur, oradaki Sasonlulardan da. Ondan sonra Sason’da yüzlerce, binlerce insan ölür ve sonra Sason’da bir mahkeme daha kurulur ve ne olur biliyor musunuz? Yine böyle içeri dolu. Hâkim gelir bu kürsüye, oturur. İlk söz, ilk sırada oturanlar, hani bu ilk sıranın müdavimleri olanlar var ya, idam, “İlkten 15’e kadar idam.” diyor. 15’ten 90’a kadar on beş yıl, 90’dan sonrası beraat. İşte Sason bu. Kürtlerin yaşadığı zulüm bu. Bu coğrafyada bu halka, bu kadar zulmedildi. Eğer bugün, insanlar gidip bedenlerini ölüme yatırıyorsa -terör, merörle geçiştiremezsiniz- atalarına uygulanan zulmün bir bedelidir. Eğer Dersim’de her çocuk bir sosyalist olarak doğuyorsa, bedenini ölüme yatırıyorsa atalarına uygulanan zulmün bir göstergesidir. Bu değil, bu, hayatımızın her alanında var.

Bakın, 1924 Anayasası’yla bütün kimlikleri Türkleştirdiniz, yetmedi 1942’de tek parti döneminde bir yasa, varlık vergisi. Gayrimüslimlerin mallarını mülklerini talan ettiniz, el koydunuz ve sonra yetmedi, bütün mal, mülklerine el koydunuz, atalarınız el koydu, yetmedi, sonra hepsini toplayıp Aşkale’ye gönderdiler. Aşkale’de binlercesi öldü, geri kalan 900 kişi döndü, Eskişehir’e kadar geldi ve hiçbirinin sağlığı yerinde değildi; kimi çıldırmıştı kimi sakat kalmıştı ve büyük bir trajediyle bu insanların aileleri hâlâ yüz yüzedir.

İşte, bugün, Mecliste yeni bir yasa çıkarıyorsunuz, “Terörün finans kaynağı.” diyorsunuz. Avrupa’dan böyle dolanarak ama asıl yapmak istediğiniz ne? Açıkça söylüyorum: Muhaliflerinizi yok etmek istiyorsunuz, Kürt iş adamlarını yok etmeye çalışıyorsunuz. Bu yasa hepinizi vurur, bu yasa… Bir tek itirafçı çıkar, bir beyanda bulunur, sizin atalarınızdan da kalan mal varlığınızı bir gün elinizden alırlar. Çıkar, biri çıkar der ki: “Sinan Aygün’ün mal varlığı Ergenekon’dan kaynaklıdır.” Bir gecede alınır. Zaten Kürtlerin bu konuda hiçbir güvencesi yoktur.

Onun için diyoruz ki: Sevgili arkadaşlar, bu yasa gelmeden… Önemli bir yasadır. Bu yasayı 1942’de çıkaran atalarınız. Hani, atalarınız size bu tortuyu mu bıraktı ya? Allah rızası için hiç mi vicdanlarınız sızlamıyor? Yani atalarınızın 1942’de çıkardığı yasayı, bugün siz de aynı yasayı çıkarmak için birbirinizle çabalıyorsunuz ve birbirinizle de yarışıyorsunuz. Ben İçişleri Komisyonunda gittim, gördüm. Bizim dışımızda buna muhalif olan bir kimse yok çünkü sorun Kürtler, Kürtlerin mallarını da millîleştirmeye çalışıyorsunuz.

Şimdi, sevgili arkadaşlar, kandan kanunlar bu ülkede barışı ve kardeşliği sağlayamaz. Bu ülkenin geçmişinden bugüne kadar geçmiş zift karanlık kadar karanlıktır. Başta da söylediğim gibi, Müslümanlara da, Kürtlere de, sosyalistlere de zulmeden bir sistem var. Siz bu sistemin taklitçisi olmayınız. Gelin, ülkemizin hep birlikte barışa, demokrasiye, kardeşliğe ihtiyacı vardır. Bizim zaman zaman sert eleştirilerimiz oluyor, size hoş gelmeyen şeyler de söyleyebiliriz ama biz bu ülkenin barışı için gerçekten bedel ödemek istiyoruz. Böyle bir gelenekten geldik. Yani bizim bölgemizde, yani hâlâ bölgede uygulanan politikalar 1920’lerde uygulanan politikalarla eş değerdedir.

Şimdi, bakın “uzlaşma.” diyorsunuz. Uzlaşma sadece benim saydığım üç beş kalem değil. Bizim Sivas’la, Çorum’la, efendim, Kahramanmaraş’la, Gazi olaylarıyla, Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde bir gecede Kulp’u ateşe veren anlayışla, Şırnak’ı yerle bir eden -bir gecede- o anlayışla yüzleşmeliyiz. Bizim “17.500 faili meçhul cinayet” dediğimiz ve son günlerde alın, bakın, artık faili belli, bunlarla yüzleşmeliyiz. 3.500 köy yakılıp yıkılmıştır, milyonlarca insan mağdur olmuştur, bunlarla yüzleşmemiz gerekir. Eğer bunlarla yüzleşebilirsek gerçekten sorunu çözebiliriz ama biz bunlarla yüzleşmek yerine bunları öteliyoruz.

Bugün, işte, KCK operasyonu adı altında operasyonlar düzenliyoruz. Demokratik zemine gem vuruyoruz. Peki, siz demokratik zeminde siyaset yapanların eline kelepçe vurursanız bu ülkede kimlerle konuşacaksınız, kimlerle barışacaksınız? Yani bizim isyanımız, bizim kavgamız yani bedenlerini ölüme yatıran insanların kavgası bu cumhuriyetin uyguladığı zulümden değil midir? Ret ve inkârdan değil midir? Eğer ret ve inkâr bitmişse sizin dönüp bir şey yapmanız lazım. Bunlar ret ve inkârın yansımasıdır Kandil’e, Cudi’ye, hayatın her alanına. Onun için toplumsal bir sözleşmeye, yeniden bir toplumsal sözleşmeye hepimizin ihtiyacı var.

Ben, bu noktada, herkesin vicdanıyla baş başa kaldığında… Aslında söyleyebilecek o kadar çok konularımız var ki ve… Mesela yarın Adalet Bakanlığı bütçesi görüşülecek, bizim taleplerimiz geldiğinde hâlâ diyor ki: “Biz yeni cezaevleri yapıyoruz.” Ayıptır be! Hâlen bu ülkede cezaevleriyle insanları terbiye etmeye çalışıyorsanız bu bir başka günahtır. O kadar oldu ki neredeyse -29 harf var- 29 tane farklı isimde cezaevi yaptınız ama bu halkı susturmaya gücünüz yetti mi? Hayır. Onun için cezaevleri yapacağınıza, kavgaları geliştireceğinize, sürekli sortilerle, farklı alanlara sortiler düzenleyerek bu işin olmadığını hepimiz biliyoruz, hayat hepimize bunları gösterdi.

Eğer gerçekten atalarımızın geçmişte darağacına giderken zalimlere söylediği şu sözü: “Biz sizinle mahkemei kübrada hesaplaşacağız.” sözünü duymak istemiyorsanız, gelin bu sorunu çözün.

Sayın Başbakan, Sayın Cumhurbaşkanı, değerli milletvekilleri, biz sizinle mahkemei kübrada değil, burada helalleşmek istiyoruz. Biz iki cihanda da başınızın dik olmasını istiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanının da, Sayın Başbakanın da, sayın milletvekillerinin de, yani sorunu çözecek mekanizmanın da başının dik olmasını istiyoruz iki cihanda da, hem bu cihanda hem o cihanda da.

Bakın, şimdi dönüyoruz geçmişle yüzleşirken, hani cumhuriyetin kahramanlarının ne kadar halka karşı suç işlediğini hepimiz görüyoruz, biz de dönüp size bunları söylemeyelim. Eğer bunları duymak istemiyorsanız, bir tek yol vardır; müzakere ve diyalogdur, Kürtlerin diline, kimliğine, kültürüne vurulan gemlerin kırılmasıdır. Kürtleri de bu ülkede söz ve karar sahibi yapmak… Türklerin sahip olduğu bütün haklara bu ülkede Kürtler de, diğer halklar da sahip olmalıdır.

Bu duygularla hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sakık.

Şimdi söz sırası Adana Milletvekili Sayın Murat Bozlak’ın.

Sayın Bozlak, buyurun.

Süreniz on beş dakika.

BDP GRUBU ADINA MURAT BOZLAK (Adana) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; birinci tur görüşmeler içerisinde yer alan kurumların 2012 yılı bütçeleri üzerinde konuşmak üzere Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Dün bütçenin geneli üzerine yapılan görüşmelerde grubumuz adına söz alan sayın milletvekili arkadaşlarım, bütçe tasarısında yer alan konularda grubumuzun düşüncelerini dile getirdiler. Tekrar olmaması açısından ben de birkaç noktaya değinmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, dün, Sayın Bakan açıkça altını çizerek “Bu bütçe, AKP Hükûmetinin 10’uncu bütçesidir.” dedi. Bu bütçe AKP Hükûmetinin bütçesi olduğuna göre, Hükûmette yer almayan BDP, MHP ve CHP’nin ortaklaştığı bir bütçe de değildir. Kaldı ki, Hükûmetin Parlamentodaki muhalefet partilerinin görüşlerini de alarak bütçeye ortak etme niyeti de yoktur. Tamamen AKP Hükûmetine ait bir bütçedir. Bundan önceki dokuz bütçede olduğu gibi, bu bütçeyi de tüm eksikliklerine ve yanlışlıklarına rağmen, AKP, sayısal çoğunluğu ile kabul edecektir, muhalefet partilerinin söylemi dikkate alınmayacaktır. Bizler de bunu bile bile sadece önümüzdeki süreçte işsizleri, yoksulları, emekçileri, işçileri, çiftçileri diğer bir deyimle, en geniş halk kesimlerini zora sokacak AKP Hükûmetinin 2012 yılı bütçesinin suç ortağı olmamak için düşünce ve eleştirilerimizi kayıt altına aldırmakla yetinmek durumunda kalacağız.

Bu bütçede milyonlarca işsizin sorununa çözüm yok. Bu bütçeyle gençliğin ve özellikle de üniversite öğrencilerinin sorunlarına çözüm getirilmemiştir. Bu bütçede sokak çocuklarının, kimsesiz yavruların, yaşlıların, bakıma muhtaç olanların sorunlarına çözüm yok. Bu bütçeyle yoksul köylünün, işçinin, emekçinin sorunlarına çözüm getirilmemiştir. Bu bütçe, çiftçiye 1 verip 3 alan bütçedir. Uzatmadan, kısaca şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Bu bütçe, yoksuldan, işçiden, emekçiden, çiftçiden, köylüden alan bir bütçedir, fakir fukaranın boğazına yapışan bir bütçedir, yoksulun sofrasına el uzatan bir bütçedir.

Şimdiden 2012 bütçesinin AKP’ye ve AKP Hükûmetine hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Ancak, şunu da AKP’li arkadaşlarımız unutmasınlar: Bu şekilde kafanızın dikine giderseniz, muhalefet partilerini yok sayar, bildiğim bildik çaldığım düdük derseniz bu ülkeyi iflasın eşiğine götürürsünüz, Türkiye’yi Yunanistan’dan da beter hâle getirirsiniz. Yunanistan’a tüm Avrupa ülkeleri yardım etti. Size kim yardım edecek? Unutmayın, ekonomide çanlar çalmaya başladı.

Değerli milletvekilleri, bütçe, barışa hizmet edecek bir bütçe olmadığı gibi, bütçe üzerinde yapılan konuşmalarda da barış ve kardeşlik yoktur. AKP Türkiye’nin temel sorunları konusunda artık netleşmiştir; AKP ustalık döneminde “Demokratik açılım”dan da, Kürt açılımından da vazgeçmiştir, geçmiş hükûmetleri taklide yönelmiştir, çözüme değil, çözümsüzlüğe yönelmiştir; örgütlenme özgürlüğünün de, düşünce ve ifade özgürlüğünün de üstüne kırmızı kalemle çizgi çekmiştir. “Ben de BDP’liyim, buradayım “….”(x)” diyen siyasetçilere tahammül edemez duruma gelmiştir. AKP’nin  bu durumunu bildiğimiz için dünkü konuşmalarda AKP’den barışa ve kardeşliğe ilişkin güzel sözler beklediğimizi doğrusu söyleyemeyiz. Ancak bu konuda Ana Muhalefet Partisinin Sayın Genel Başkanının düşüncelerini gerçekten merak ediyordum. Dün, Ana Muhalefet Partisinin Sayın Genel Başkanını dikkatlice dinledim. Libya’dan, Libya lideri Kaddafi’ye karşı Türkiye’nin olması gereken vefa borcundan, özgürlük talep eden Libya halkından, Libya’daki ölümlerden, Fas, Mısır, Suriye’deki halkların özgürlük taleplerinden, bu ülkelerde yaşayan halkların hak ve özgürlüklerinden yana olduğunu, bu ülkelerin halklarının barış içerisinde yaşamalarını istediğini özellikle belirtirken, konuşmasının son otuz saniyesine kadar beklediğim hâlde Türkiye’nin iç barışından, demokratik hak talepleri şiddet ve baskıyla ertelenmek istenen Kürt halkından ve Kürt halkının özgürlük taleplerinden hiç bahsetmemesi birey olarak, bu ülke adına, beni üzmüştür. Öyle anlaşılıyor ki Sayın Genel Başkan, kendisini, alabildiğince CHP’nin klasik politikasına kaptırmıştır.

Bu noktada, Dersim ve Seyit Rıza olayını gündeme getiren CHP’li Sayın Milletvekiline küçük bir hatırlatmada bulunmak istiyorum: Değerli arkadaşım, CHP üzerinden Dersim katliamının hesabını devletten soracağını düşünüyorsan, özür dilerim ama, bana göre yanılıyorsun. CHP, Şükrü Kaya’nın, Fethi Okyar’ın, Celal Bayar’ın, İsmet Paşa’nın, Mustafa Kemal’in partisidir. Dersim katliamının yaşandığı 1937-1938’li yılların tek partisidir. Devletin yönettiği parti değil, devleti tek başına yöneten partidir. Dikkatli ol, Paris’te düzenlenen Kürt konferansına katıldılar diye partiden ihraç edilen 7 milletvekili arkadaşınızın durumuna sonra düşmeyesin.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; birinci tur görüşmeler içerisinde, Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, yüksek mahkemelerin, Başbakanlık, Millî İstihbarat Teşkilatı ve Millî Güvenlik Kurulu bütçeleri yer almaktadır. Bu kurumlara 2012 yılı bütçesinden hatırı sayılır bir para da ayrılmış durumdadır. Bütçeden bu kurumlara ayrılan paranın azlığı veya çokluğundan, gereksiz harcanıp harcanmayacağından ziyade, devletin en tepe noktalarında yer alan bu kurumların başında bulunanların ne yaptıkları, demokratikleşmeye, özgürlüklere, toplumsal barışa, toplumun huzur ve güvenine, adalete katkı sunup sunmadıkları bizim için daha ön plandadır. Siyasi partileri kapatmakla meşhurlaşan, verdiği karar ile yüzde 47 oy almış iktidar partisini kapatmaktan beter eden, seçilmiş milletvekili arkadaşımızın milletvekilliğinin gasbına onay veren, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmiş Cumhurbaşkanının Cumhurbaşkanlığını iptal eden Anayasa Mahkemesinin demokrasimize, örgütlenme özgürlüğüne ciddi katkılar sunduğunu, ciddi katkılar yaptığını söylemek mümkün değildir. Umuyor ve diliyorum ki Anayasa Mahkemesi bundan sonra demokratikleşmeye, özgürlüklere katkı sunar.

Yüksek yargı organları içerisinde yer alan Yargıtayın hâlini benim anlatmama gerek yok. Sayın Adalet Bakanı, Yargıtayın perişan hâlini dün çok açık bir biçimde anlattı. Yargıtayın elinde hâlihazırda 130 bin dosyanın incelenmek üzere bulunduğunu, en iyimser şekliyle dahi Yargıtaya temyiz için giden dava dosyalarının dört beş yıldan önce dönmeyeceğini Sayın Bakanın bizzat kendisi söylüyor. Şimdi, sizlere soruyorum: Bu iş gücü altında ezilmiş, perişan hâldeki Yargıtaydan doğru karar vermesi beklenebilir mi; hakka, hukuka, adalete dayalı doğru kararlar beklenebilir mi? Bunun olmayacağının en somut ve en son örneği N.Ç. davasıyla ilgili Yargıtayın verdiği onama kararıdır. On üç yaşındaki çocuğa tecavüz edildiği zaman “Rızası vardır.” demek adalet duygusuyla açıklanabilir mi, hangi vicdana sığar, dünyanın hangi çağdaş, demokratik ülkesinde böyle bir karar kabul görebilir? Bu haksız, adaletsiz, yanlış kararın nedeni Yargıtaydaki iş yükü ağırlığı ise o takdirde bu kararın sorumlusu Yargıtayın iş gücünü hafifletmeyen Adalet Bakanıdır, Hükûmettir, Sayın Başbakanın bizzat kendisidir. İş gücü yoğunluğu değil ise o takdirde de çağdaş hukuk içerisine yerleştirilmeye çalışılan ulemaya sorma mantığıdır.

Değerli milletvekilleri, bir dönem, AKP, yüksek yargının CHP’nin arka bahçesi olduğunu söylüyordu. Geldiğimiz bu günde AKP bu söyleminden vazgeçmiş durumdadır. Bu kez CHP, AKP’nin arka bahçesinden bahsediyor. Yargısı bağımsız olmayan, yargısı siyasi iktidarın yönlendirmesiyle hareket eden ülkelerde toplumsal barış olmaz, adalet olmaz, hak hukuk olmaz, devlete güven olmaz; orada rejim demokratikleşmez, totaliterleşir. Adalet, hak, hukuk, bağımsız yargı herkese lazımdır. Gün olur, devran döner, iktidar sahiplerine de adalet lazım olur. Onun için yargıdan eller çekilmelidir. Kimse yargıyı kendisinin arka bahçesi hâline getirmeye çalışmamalıdır.

Dün şahsı adına söz alan bir milletvekili arkadaşımız, zaman zaman kimi partiler tarafından da dile getirilen Habur’daki mobil mahkemeden bahsetti. Bu “mobil” tabiri bana ait değil, söyleyenlere ait bir tabir. Bu arkadaşımıza şunu söylemek istiyorum: Velev ki dediğiniz doğru, kabul ettik; Habur’da kurulan mahkeme mobil bir mahkemeydi. Bu mahkeme ne yapmıştır; kelle mi almıştır, idam kararı mı vermiştir; barışa katkı sunmak için barışa ön ayak olacak bir karardan başka hangi kararı vermiştir?

Değerli arkadaşım, CHP’nin iktidar olduğu tek parti döneminde kurulan istiklal mahkemelerinden niye bahsetmiyorsunuz? O mahkemeler değil midir ki suçsuz, günahsız insanların kellesini alan? “Sanığın idamına, şahitlerin bilahare dinlenmesine.” diyen o mahkemeler değil miydi? O mahkemeler değil midir ki Şeyh Sait’in kellesini alan? O mahkemeler değil midir ki “Evladı Kerbelâ’yım; suçsuzum, günahsızım.” diyen Seyit Rıza’nın kellesini alan? On yedi yaşındaki çocuğunun önce yaşını büyütüp sonrası kellesini alan? Habur’daki mobil mahkemenin hâkimlerinden bahsedeceğinize, niye istiklal mahkemelerinin meşhur hâkimlerinden bahsetmiyorsunuz? Niye, CHP’nin tek parti olduğu dönemde aynı zamanda milletvekili olan istiklal mahkemelerinin meşhur yargıcı Kılıç Ali’den, Kel Ali’den, Ali Çetinkaya’dan, üç Alilerden bahsetmiyorsunuz?

Tüm bu olumsuzluklardan, yapılan yanlışlıklardan hep birlikte dönmemiz dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum; bütçeye de ret oyu vereceğimizi belirtmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bozlak.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yine Cumhuriyet Halk Partisinin köklerine, geçmişine ağır hakaretlerde bulunuldu; son kez cevap vermek istiyorum, bir daha cevap vermeyeceğim.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakikada lütfen…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, sonra usule dair bir konuşmam olacak.

 

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adana Milletvekili Murat Bozlak’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.

Önce şunu bilelim: İstiklal mahkemeleri 1920’de kurulmuştur, Cumhuriyet Halk Partisi 1923’te kurulmuştur. Yani böyle bir mantık yok. Birincisi bu.

MURAT BOZLAK (Adana) – İstiklal mahkemesi hâkimleri CHP milletvekili miydi değil miydi?

MUHARREM İNCE (Devamla) – İkincisi: Son günlerde tarihî tersinden yazmak… Ege savaşı olmadı, Yunan tarihînde böyle bir şey yok. İşte, altı üst düzey Yunan’ın, Başbakanın, Genelkurmay Başkanının idam edildiğini dahi bilmeden, kahramanları sorgulamak bir moda oldu. Tarihî tersinden yazma modası başladı. Kervanı tersine yürütmek isteği bu.

Bakın, size son sözüm şudur: Siz tarihî tersinden yazmak isterseniz, kervanı tersine çevirmek isterseniz, kahramanları sorgularsanız başınıza şu gelir…

SIRRI SAKIK (Muş) – Kime göre?

MUHARREM İNCE (Devamla) - Bir kervan böyle giderken ters çevirirseniz kervanı, uyuz eşek başa geçer. Uyuz eşek başa ancak kervanı ters çevirirseniz geçer. Kahramanları sorgulamayın. Cumhuriyet Halk Partisini sorgulamak hiç birinizin haddi değil zaten. (CHP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Hadi be, sen de onu bilirsin!

 

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88) (Devam)

 

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Cumhurbaşkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Cumhurbaşkanlığı   2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)

1.-  Sayıştay Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Sayıştay Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) ANAYASA MAHKEMESİ  BAŞKANLIĞI (Devam)

1.-  Anayasa Mahkemesi Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Anayasa Mahkemesi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) YARGITAY (Devam)

1.- Yargıtay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Yargıtay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) DANIŞTAY (Devam)

1.-  Danıştay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Danıştay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1.- Başbakanlık 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Başbakanlık 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU (Devam)

1.- Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, şimdi söz sırası İstanbul Milletvekili Sayın Sırrı Süreyya Önder’de.

Buyurun.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, mobil mahkemelerle alakalı da bir sataşma oldu, eğer müsaadeniz olursa iki dakika…

BAŞKAN – Grup Başkan Vekiliniz cevap verdi efendim, lütfen yerinize…

BDP GRUBU ADINA SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Niye, mahkeme reisi misin kardeşim mobil mahkemenin?

Sayın Başkan, değerli üyeler…

Başlayayım mı? Sürem başladı mı?

BAŞKAN – Efendim, affedersiniz, süreniz on beş dakika.

Buyurun efendim.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Sayın İnce, nasıl olsa “Bir daha konuşmayacağım.” dedi, bu sözünü hatırlatarak deve-eşek metaforuna bir katkıda bulunmak istiyorum. Devede de boy var ama 40’ı birden bir eşeğin arkasından giderler.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ama uyuz eşeğin değil.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Uyuz muyuz, artık onu içinizdeki baytarlara sorun.

Şimdi, burada görüyoruz, iktidar muhalefete, muhalefet iktidara demedik laf bırakmıyor. Grup olarak bu konudaki görüşümüzü açıklıyorum: İkiniz de haklısınız birbiriniz hakkında söylediklerinizde, ikiniz de sonuna kadar doğrusunuz, biz grup olarak ikinizin de söylediğine katılıyoruz, birbirinize söylediğinize.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Size de söylüyoruz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sen iktidar ortağı mısın yoksa değil misin?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Bize söylediğine şimdi cevap vereceğim.

İZZET ÇETİN (Ankara) – İktidar ortağı mısın sen?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Yanıldığınız nokta şurası…

İZZET ÇETİN (Ankara) – İktidar olduğunu bilelim senin.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – CHP’liler hele durun, hele. Bildiğiniz yanıldığınıza yetmiyor.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sen iktidar ortağı mısın, onu bir söyle?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Ben şimdi size bir sosyoloji dersi vereceğim, kafanız berraklaşacak.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Kendine sakla onu.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) - Buna denir statüko. O zaman CHP vardı, tek parti vardı, Bayar içindeydi, Menderes dışındaydı, kel Ali vardı, kör Ali vardı, bunlarla sosyoloji yürümez. Bunun adı statükodur. O gün CHP vardı, bugünkü CHP’nin adı neokemalist bir parti olarak AK PARTİ İktidarıdır.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sen kendi partinden bahset, bizi bırak, bizim geçmişimizi.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) - Buna denir statüko. Siz bunu kavramsallaştırmadığınız zaman birbirinize ha bire laf atar durursunuz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – İşine bak sen.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Size de söylüyoruz, onlarda da; haklıyız.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Ya biz şerbetliyiz Sayın Canikli, bize söylesinler; sade söylemekle kalsa iyi, gülden yumuşak bize yapılan başka şeyler var, onları dile getireceğim.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Sıhhatler olsun, tıraş olmuşsun.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Tıraş oldum evet, çünkü saçını kesmeyi örgüt üyeliğine delil sayan bir absürt, çok değil bir iki sene içinde şebeklik olarak anılacak polis fezlekelerine ve iddianamelere dikkat çekmek için tıraş oldum. Senin pek ihtiyacın da yok, Allah tarafından tıraş edilmişsin sen.

Şimdi, Habur meselesi bir dile dolanmış gidiyor. Çok samimi bir şey söyleyeceğim şu kadar feraset olsa ne giydikleriyle değil, neyi çıkardıklarıyla ilgilenirdiniz. Neyi çıkardıklarını hiç düşünmediniz. Bunu, bu ülkenin toplumsal barışına yapılmış en büyük haksızlık olarak görüyorum.

Biraz şöyle bir örnekleme, modelleme yapalım. Bundan on sene sonra çocuklarınız “Yahu baba o zaman bir fırsat yakalanmış, bu niye ıskalandı?” dediğinde bu hamasetler bitecek ve geriye şu izahı yapmak zorunda kalacaksınız -bunu Başbakan da böyle diyordu. Sayın Başbakana bu vesileyle acil şifa dileklerimi iletiyorum- “Çok sevindiler, o yüzden biz bu açılımı durdurduk.” Bugüne kadar Habur için Hükûmet kanadından yapılan başka bir tek açıklama yok. Niye durdurdunuz? “Çok sevindiler.” Erenler, insan savaşı bırakınca sevinir. Savaş insan fıtratına uygun bir şey değildir. Onun için, tekrar, bu neyi giydikleri, üzerindeki elbiseler değil de, neyi çıkardıklarıyla ilgilenin. Onlar silahlarını bırakıp gelmişlerdi. Bir fırsattı bu, değerlendiremediniz. Tarih bu tür fırsatları değerlendiremeyen zihniyetlere ne der? Söyleyip de yeni bir sataşma hakkı vermeyeyim.

Konumuz Anayasa Mahkemesi. Ben partimizin Anayasa Mahkemesi adına cevap vermek üzere buradayım, bu seferlik affediyorum.

Şimdi, Anayasa Mahkemesi bu ülkeye darbeci geleneğin bir hediyesidir. Buna “hediye” derken lafın gelişi söylüyorum, bir belasıdır, Allah’ın bir hışmı, afatıdır. Niye? Bu ülkede darbe niye yapılır? Devletin hâkim, egemen güçleri siyaseti kötülerler. Bundan en fazla Sayın Meclisin kendisine sonuç çıkarması lazım. Bunun en aleni ve legal yapıldığı yer olan Meclis de bundan nasibini alır. Ondan sonra her on yılda bir rutin olmak üzere -daha sonra bu sıra bozuldu- darbeler yapılır. 1960 darbesiyle birlikte başlayan ve ondan sonra her gelen darbe, kendi meşruiyetini sağlamak üzere bu Anayasa Mahkemesine -burada yine böyle terbiye sınırını aşmayacak bir şey bulmaya çalışıyorum- bir şey muamelesi yapar diyeyim, arif olan anlasın.

Bunun örneği 1949’da kurulan Alman Anayasa Mahkemesidir ve orada sayın vekiller bireyi, yurttaşı yargıya, bürokrasiye ve devlete karşı korumak üzere dizayn edilir. Bizim ülkemizde, bir utanç vesilesi olarak… Sadece suizanda bulunmuyorum bunu yaparken, istatistiki konuşuyorum; açın, bakın, girin Anayasa Mahkemesinin sitesine, kararlarına bakın; ne kadarında yurttaşın hukukunu gözetmiş, ne kadarında Parlamentoya karşı devleti, bürokrasiyi, vesayeti korumuş; bu dediklerimin ne kadar yerinde olduğunu, ne kadar doğru olduğunu göreceksiniz. Niye? Darbeciler kurmuş da ondan, bu kadar basit.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Afiyet olsun.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Allah razı olsun. Sen su bile vermeyen zihniyetin adamısın İnce, biliyorsun. (Gülüşmeler)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Olmadı ama bak, iyi niyetle “Su gibi aziz ol.” diyor.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Ben onun niyetini biliyorum.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Süreyya… Süreyya…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yine sataştı.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Sataşma var ama baktım hele…

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Hakaret etmedi.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – “Su gibi aziz ol.” dedi.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Peki, sözümü geri alıyorum, tamam, “Su gibi aziz ol.” tamam.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Bravo! Bravo!

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Hem su gibi aziz ol hem Partindeki Kürtlere biraz daha fazla söz ver, bak arkadan sıkıştırıyorlardı seni. Bundan söz alabilirsin.

Şimdi, bu ülkede sadece… Bunu, tamam, darbeci rejim getirdi ama AK PARTİ buna nasıl bir kuş kondurdu ya da bu zihniyet, milliyetçi muhafazakâr zihniyet? Bir dar görüşlülük başka bir dar görüşlülükle yer değiştirdi sadece. Gitti Kemalizm, geldi yeni bu sığ zihniyet. Al birini, vur ötekine. Gerçekten adlandırmak gerekirse “neokemalizm” diyebiliriz buna; postkemalizm değil, neokemalizm. Yüzyılın icadı. “Ne icap ederse biz yaparız.” diyorlar, “Kemalizm lazımsa onu da biz yaparız.” diyorlar ve gerçekten de Kemalistlerden daha mahirler bu konuda.

Şimdi, 2011 yılında bu Anayasa Mahkemesine bir üye atandı fakat bu atanan üye daha önce raportördü, şartları üyeliğe haiz değildi. Tuttular, bir aylığına Denizcilik Bakanlığı Müsteşarlığında bir göreve getirdiler. Otuz bir gün sonra Sayın Cumhurbaşkanı bunu üye olarak atadı, sanırım şimdi de, yanılmıyorsam Başkan Vekili.

Arkadaşlar, eski bir siyasetçinin dediği gibi, bir ayda kabak bile yetişmez. Böyle bir hukuksuz Anayasa Mahkemesine bir ayda Başkan Vekili yetiştiriyorsunuz. Fakat bakıyorsunuz, Başkanı da aynı süreçten geçmiş, o da –Allah amelince rahmet etsin- Sayın Özal tarafından, Sayıştay kanunları hiçe sayılarak yapılan bir düzenlemeyle getirilmiştir. Daha sonra bu Kanun iptal edildi fakat geriye yürütülemediği için Başkan olarak kaldı.

Peki, şimdi bu hukuksuzluğa bakın, bugünden başladık, geriye doğru gidiyoruz. Sayın Tanrıkulu burada dile getirdi. Bu ülkedeki en yüksek organ bu anlamda Anayasa Mahkemesi, bir gasp ile bir binaya oturmaya tenezzül eder mi  yahu? Yere girsin o oturacağınız bina. Bina mı yok size, bu devletin yeri mi yok? Gittiniz, işçilerin alın teriyle, emeğiyle, dirhem dirhem artırdıklarıyla aldığı binaya… Önce -darbe böyledir- kayyum atadılar, o kayyum sattı bunlara. Ondan sonra, bunlar bunu başka bir kamu kurumuyla değiştirdiler. DİSK şu anda -ironi buna denmezse hiçbir şeye denmez- iç hukuk yollarının tüketilmesini bekliyor ki AİHM’deki yargılamadan bir netice almaya çalışsın. Peki, 23/09/2012’de ne olacak? Artık, iç hukuk meselesini AİHM’den önce Anayasa’ya bireysel başvuru hakkı tanınacak yani gidip diyecekler ki: “Ağa, sen bizim malımızı aldın. Şimdi bu teraziyi hele bir düzelt, bir adil karar ver.” Yani bilmem neyimi soran kadı, kimi kime şikâyet edeyim durumu. Böyle Anayasa Mahkemesi olur mu ya? Vel hayâ vel iman!

Bak, geriye doğru gittiğinizde bu kadar hukuksuzluğa tenezzül edilmiş bir mahkeme. Bir gün, hatırlayın…

Şimdi, ben gece dersime iyi çalıştım, söylenenleri ikiye ayırdım, milattan önce ve sonra diyebilirsiniz. Dün AK PARTİ ne diyorsa Anayasa Mahkemesi hakkında, bugün CHP onu diyor. İşte, onun için arkadaşlar, sosyolojik dersimize geri dönersek bunun adı statükodur; bunun adı AK PARTİ, CHP, MHP, BDP değildir. Aslolan da dolayısıyla bu yönü itibarıyla sınıfsaldır. Sınıfsal olduğunun en büyük delili, hatırlayın, bir sürü emekten yana kararlarda şaşmaz bir şekilde sermayeden yana duruşudur. Daha daha ötesine gittiğimiz zaman, bu ülkede genellikle onu getirenlerin hesap edemediği… Mesela Sayın Ahmet Necdet Sezer’in getirdiği üye beklenenin tam tersinde milliyetçi muhafazakâr reflekslerle oy kullanmış, Turgut Özal’ın getirdiği üye tam tersine reflekslerle oy kullanmış. Onun için elimizde “statüko” kavramından başka açıklayıcı bir kavram yok, birbirinize eziyet edip durmayın.

Şimdi, “2012’de bireysel başvuru hakkı doğacak.” dedik. AİHM Yargıcı Sayın Işıl Karakaş’ın bir demecine atıf yapmak istiyorum, onun verdiği bir bilgiye, şu an ülkemizi AİHM’de temsil eden Sayın Yargıcımız: 6.500 olan bireysel başvuru ülkemizle ilgili -bundan önceki dönemde, bundan bir iki ay önce- daha yıl bitmeden 9 bine ulaşmış. İnsanda hayâ olsa oturur, üzülür ya. Benim ülkemin 9 bin yurttaşı -o da oraya gidebilenler- gitmiş, beni şikâyet etmiş. Bu, bir şekilde burada mutsuz.

Şimdi, Anayasa Mahkemesini, bu bireysel başvuru hakkıyla yaptığınız Anayasa referandumunda böyle bir düzenleme yaptınız. Peki, bu 9 bin olan başvuruya kim bakacak biliyor musunuz? 7 kişilik  iki birim. Sayın Haşim Kılıç ikinci defa seçildiğinde dedi ki: “Elimizde 100 tane dosya kaldı, beş ay içinde bunu bitirmenin sözünü veriyorum.” Şimdi, 9 bin başvurunun 7 kişiden oluşan iki ekiple görülmesine ne denir biliyor musunuz? Ben biliyorum, yine söylemeye terbiyem mâni ama bu şudur: AİHM’e müracaatların önüne bir engel daha çıkarmaktır. Yani üzüm yemek de değil, bağcı dövmek de değil; bütün bağı, üzümü, üzümcüyü tarumar etmektir; insan hakkından bihaber olmak demektir. Dolayısıyla, vesayet kurumlarını tartışırken “Bizden yana karar alıyor, sizden yana karar alıyor.” diye düşünmeyin…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Referandumda ne dediniz? Referandumda “Evet.” mi verdiniz, “Hayır.” mı? Bir tavır koydunuz mu?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Ben referandumda oyumu BDP’nin iradesine bağladığımı açık olarak deklare ettim Sayın İnce. Boykotçuydum dolayısıyla.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ama olmadı şimdi.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Niye olmasın?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tabii, hem Anayasa Mahkemesini böyle eleştirip hem de orada tavır koymamanız…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Seninle yan yana durmayı içime sindiremedim, o yüzden “boykot” dedim Sayın İnce.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bunları tekrar bir gözden geçirin. (BDP sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ama bu cevap yakışmadı.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar,  oturuma on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 15.35

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati:15.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Şimdi söz sırası AK PARTİ Grubunda.

Birinci konuşmacı Ağrı Milletvekilimiz Sayın Ekrem Çelebi.

Sayın Çelebi, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığının 2012 yılı bütçesine ilişkin görüşlerimi sizlerle paylaşmadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hiç şüphesiz Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı devletin temsil makamı olarak her zaman milletimizin ve devletimizin gözbebeği bir kurum olmuştur. İlk Cumhurbaşkanımızdan şu anki Cumhurbaşkanımıza kadar makam olarak ve devleti temsil kabiliyetini haiz olma bakımından her zaman gündelik siyasi tartışma ve değerlendirmelerin ötesinde yer almıştır. Gelecek cumhurbaşkanlarımız için de aynı durum geçerli olacaktır. Zira, nasıl ki bu yüce Meclis milletin en yüksek temsil makamı olduğu için aziz ve değerli ise Cumhurbaşkanlığı makamı da devletin en yüksek temsil makamı olması hasebiyle aziz ve değerlidir. Üstelik, bir sonraki cumhurbaşkanımız bizzat halkın doğrudan seçeceği bir cumhurbaşkanı olacaktır. Bu da demokrasimize değer katacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığının 2012 mali yılı bütçesini Plan ve Bütçe Komisyonumuzda kapsamlı bir şekilde görüştük. Bazı milletvekili arkadaşlarımızın bütçeye ilişkin yorumları da oldu. Ben burada bir milletvekili olarak şunu açıkça dile getirmek isterim: Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, gerek yurt içi ziyaretlerinde halkla bütünleşme gerekse yurt dışı ziyaretlerinde ülkemizi tüm dünyada temsil etme noktasında son derece başarılı bir performans sergilemiştir. Bunu sadece biz değil, hem içeride hem de dışarıda biraz objektif olan herkes dile getirmektedir. Cumhurbaşkanlığı kurumuna ilişkin değerlendirmelerimizi bu durumun hakkını teslim ederek yapmamız gerekmektedir.

Cumhurbaşkanlığının 2012 yılı bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonunda takdim edilirken de belirtildi. Sayın Cumhurbaşkanı her yıl artan bir performansla yurt içi ve yurt dışı ziyaretlerine devam etmektedir. Bu ziyaretlerin yurdumuzda birlik ve beraberliğimize, dışarıda da ülkemizin etkinlik ve vizyonuna sağladığı çok büyük katkılar hepimizin malumudur. Milletiyle bütünleşme sorunu olmadan, acıları paylaşma -en son Van ve Erciş depremi konusunda olduğu gibi- moral ve motivasyon değerlerinin yükseltilmesi anlamında önemli bir misyon yüklenmiş durumdadır. Halkımıza örnek yaşantısı, geniş vizyonu ile önemli bir devlet adamı, güvenilir bir insan olarak misyonunu sürdürmektedir. Bizler de milletin vekilleri olarak, seçim bölgelerimize gittiğimizde, Sayın Cumhurbaşkanımızın içeride birleştirici, ılımlı, yapıcı, dışarıda ise Türkiye'nin hak ve hukukunu özenle koruyan, kararlı ve gayretli tutumunun vatandaşlarımız nezdinde çok olumlu karşılık bulduğuna şahitlik etmekteyiz. Bunda Sayın Cumhurbaşkanımızın halktan biri olarak cumhur ile devleti bütünleştirme, makamının kapılarını cumhura açma çabalarının önemli getirileri olmuştur.

Bölgemizdeki tarihî dönüşümleri, Avrupa’nın büyük ekonomik krizi ve yine aynı şekilde ABD’nin ve avro bölgesi merkezli olmak üzere bölgenin içinde bulunduğu ekonomik durumu göz önüne alırsak Türkiye'nin çok hassas bir dönemden güçlenerek çıkmakta olduğunu daha iyi anlarız. Dünya sarsılırken Türkiye kendini yeniliyor, gelişimini ve kalkınmasını artırıyor. Ülke olarak ciddi atılımlar yaptığımız dönemleri yaşadık ve bu süreci şimdi ustalıkla sürdürme çabasındayız. Bunda başarılı olacağımıza dair düşüncemi ve inancımı bir kez daha buradan sizlerle paylaşmak isterim. Elbette ki bunda Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün, Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ve çok değerli bakanlarımızın başta olmak üzere ahengi ve ritmini bulmuş bir yönetim anlayışına sahip kadroların da ciddi bir katkısı bulunmaktadır.

Bu tarihî günlerde Sayın Cumhurbaşkanımızın yurt dışı ziyaretleri, Türkiye'nin uluslararası vizyon ve siyasal gücüne doğrudan katkı yapmaktadır. Hiç şüphesiz tüm bunlar çok önemlidir. Dinamik, tarafsız, yapıcı ve aktif bir cumhurbaşkanı, büyümekte ve gelişmekte olan bu Türkiye'nin bayrağını Sayın Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere Hükûmetimiz, Meclisimiz daha ilerilere taşımaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği gibi, Sayın Cumhurbaşkanımız gerek siyasi hayatı gerekse akademik ve diğer ilişkilerinde de her zaman yapıcı ve uyumlu kişiliğiyle öne çıkan sorumluluk sahibi bir devlet adamıdır.

Ben bu vesileyle başta Cumhurbaşkanlığı bütçesi olmak üzere tüm devlet kurumlarımızın 2012 yılı bütçelerinin milletimiz ve devletimiz için hayırlı ve uğurlu olmasını temenni eder, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelebi.

İkinci söz Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Nevzat Pakdil’in.

Buyurun Sayın Pakdil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesi üzerinde şahsım ve AK PARTİ Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. 2012 yılı bütçesinin ülkemize ve aziz milletimize hayırlar getirmesini temenni ederek yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletimiz adına yasama, denetim ve temsil görevini yerine getirmektedir. Millet iradesinin tecelli ettiği bu yüce çatının anlamı hepimizi için çok büyüktür. Demokrasilerin vazgeçilmez unsuru olan millet iradesinin tam olarak Meclise yansıtılması, millet temsilcilerinin bu iradeyi aldıkları kararlara tam olarak yansıtmalarıyla mümkündür.

Son yıllarda dünya genelinde yaşanan hızlı değişimler paralelinde bu değişimlere gerek ayak uydurmak gerekse öncü olmak adına bu çatı altında yoğun bir çalışma sergiledik, önemli yasalar çıkardık. Bu yasalar sayesinde son yılların en büyük reformları, yenilikleri ve değişimleri yapıldı.

Millî iradeden ilham ve güç alan Meclisimiz, ülkemizin gelişmesi, demokrasimizin güçlenmesi, insan hak ve özgürlükleri standartlarının yükseltilmesi için azimle çalışmış ve ülkemizi daha ileri bir seviyeye ulaştırmak için büyük gayret göstermiştir. 22, 23 ve 24’üncü yasama dönemlerinde yüce Meclisimizin yaptığı kanunlar, Anayasa değişiklikleri ve en son 12 Eylül referandumu ile ülkemiz demokrasi ve özgürlüklerin alanını genişleten yepyeni bir döneme adım atmıştır. Demokratikleşme ve sivil Türkiye’nin yolunu açan birçok yeni düzenleme hayatımıza girmiştir.

Bu dönemde millî iradeye, milletin sesine, his ve hissiyatına daha açık bir parlamento oluşturulmuştur. Millet iradesinin üstünde hiçbir güç kabul etmeyen Meclisimiz, bundan sonra da millî irade doğrultusunda çalışmalarına devam edecektir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının koordinesinde çalışmalarına başlanan ve önümüzdeki süreç içerisinde tamamlanması planlanan yeni anayasanın toplumun her kesimini kucaklayıp Türkiye’nin önünü tam manasıyla açacağına canı gönülden inanıyorum.

Aynı şekilde, Meclis çalışmalarını daha verimli hâle getirecek İç Tüzük değişikliklerinin de bir an önce ele alınmasını temenni ediyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, dikkatinizi çekmek istediğim diğer bir husus, siyaset kurumunun saygınlığının, bizlerin ortak çabasıyla yukarı çekilebileceğidir. Bu çatı altındaki davranış ve konuşmalarımızla, birbirimizin hukukuna ve saygınlığına halel getirecek davranışlardan özellikle sakınmamız gerektiğini düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, milletvekillerimize gerek Genel Kurul gerekse komisyon çalışmaları sırasında ihtiyaç duyduğu bilgi ve teknik desteği sunabilecek bir uzmanlaşma ve daha aktif ve daha etkin bir idari teşkilat yapısını hedefleyen Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanunu’nu geçtiğimiz hafta yasalaştırdık. İdari teşkilat ve uzmanlık desteğinin yanı sıra Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, milletvekillerine gerekli çalışma ortamını ve ihtiyaç duydukları altyapı hizmetlerini sunması da sağlanacaktır. Çalışma şartları bakımından büyük önem taşıyan ve teknolojinin imkânlarından en iyi şekilde yararlanmak üzere inşasına başlanan, içinde 522 milletvekili için çalışma ofisi ve toplantı salonları, sosyal donatı alanları bulunan yeni halkla ilişkiler binasının 2013 yılında hizmete girmesiyle birlikte daha iyi hizmet verebilecek duruma gelebileceğimizi umuyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, milletvekilleri olarak son yıllarda karşı karşıya kaldığımız önemli bir konu da parlamenter diplomasi olgusudur. İletişim ve ulaşım imkânlarının artmasıyla birlikte yaşanan değişim, uluslararası ilişkileri de etkilemiş, parlamentolar ve milletvekilleri çok yönlü dış politikanın birer aktörü hâline gelmişlerdir. Millet temsilcilerinin milletler arasında da köprü kurması, devlet düzeyinde üretilen politika ve görüşmelere milletvekillerinin halkın temsilcileri ve halkın sesi olarak katılmaları elbette daha barışçı, daha demokratik bir dünyanın oluşturulmasına, muhafazasına katkıda bulunacaktır.

Bu çerçevede yüce Meclisimiz de aktif bir rol benimsemiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi 11 uluslararası asamblenin üyesi, 3 asamblenin aynı zamanda kurucu üyesidir. Geçtiğimiz yasama dönemi, Türk milletvekillerinin uluslararası asambleler ve forumlarda söz sahibi oldukları ve önemli görevlere seçildikleri bir dönem olmuştur. Benzer bir durum dostluk gruplarında da söz konusudur. Türkiye Büyük Millet Meclisinin başta ihtisas komisyonları olmak üzere uluslararası komisyonlar ile şimdiden kurulan 102 dostluk grubu vasıtasıyla parlamenter diplomasi faaliyetlerini 20’nci Dönemde de aynı hızla sürdürmeye devam edeceğine inancım tamdır.

Saygıdeğer milletvekilleri, bu vesileyle bütçenin milletimize hayırlar getirmesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Pakdil.

Şimdi söz sırası Ankara Milletvekili Sayın Fatih Şahin’de.

Buyurun Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA FATİH ŞAHİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli Meclisin yüce üyeleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi 2012 Mali Yılı Bütçe Yasa Tasarısı üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinize saygı ve hürmetlerimi sunarım.

Malum olunduğu üzere, parlamentolar, modern ulus devletlerle birlikte ortaya çıkan temsilî demokrasinin zorunlu şartları içerisinde ilk öncelikli kurumlar arasında yer almaktadır. Halkın temsil kurumları olarak parlamentolar, egemenliğin belirli bir zümre ya da kişiye değil tüm vatandaşlara ait olduğunun en açık göstergesi ve temel aygıtıdırlar. Parlamentolar toplumsal tercihlerin siyaset kurumu aracılığıyla siyasi tercihlere, siyasi kararlara dönüştüğü organlardır; bu yönüyle parlamentolar halkın iradesinin hayat bulduğu platformlardır. Parlamentolar birer temsil, vekâlet ve emanet kurumlarıdırlar. Temsil kurumlarıdırlar çünkü halkın seçtiği temsilcilerden oluşmaktadırlar; vekâlet kurumlarıdırlar çünkü halk kendi kaderini tayin için belirli bir süreyle buradaki seçilmişlere vekâlet vermektedir; emanet kurumlarıdırlar çünkü parlamentolar halkın iradesini emanet almakta ve halkın kaynakları ile halka hizmet sunmakla memur kılınmaktadırlar.

Modern temsilî demokrasilerin temel şartı, kamusal politikalara dönüşen siyasal kararların halkın seçtiği temsilciler eliyle ve aracılığıyla alınmasıdır yani kamu adına karar verme ve kamu kaynaklarını kullanma yetkisi yalnızca ve yalnızca seçilmişlerde olmalıdır.

Dünyada demokrasilerde aşınma olurken, parlamentolar güç ve itibar kaybederken, temsilî kurumlar teknokratik kurumlarla piyasa güçleri arasında gerilerken Türkiye’de nelerin olduğuna bakmak gerekmektedir. Böylece, olaya mukayeseli olarak bakıldığında, son on yılda Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibar ve etkinliğinin nasıl arttığı açıkça görülecektir.

Türkiye’deki her kesimi temsil eden, çoğulcu niteliği üst düzeyde olan bu Meclis Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu organıdır. Cumhuriyeti bu Meclis kurdu, orduyu bu Meclis kurdu ve Kurtuluş Savaşı’nı bu Meclis verdi. Yani Türkiye Cumhuriyeti bir bürokratik cumhuriyet olarak değil, bir askerî cumhuriyet olarak değil, bir parlamenter demokrasi olarak kuruldu fakat gazi Meclis 1923’te dağıtılırken 1950’ye kadar Meclisi müntehibi saniler oluşturdu, millet iradesini temsil Türkiye Büyük Millet Meclisinden alınıp Cumhuriyet Halk Partisine verildi. Bu, kurucu iradeye karşı yapılmış fiilî ve hukuki bir darbeydi ve millet bu darbeye cevabını 1950’de beyaz devrim ile verdi. Millet iradesini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu doktrinini hiçe sayanlar 27 Mayıs 1960’ta, Atatürkçülük adına Atatürk’ün “En büyük eserimdir.” dediği Türkiye Büyük Millet Meclisinin kapısına kilit vurdular. Eğer parti devletinin izleri aranacaksa işte buralarda aranmalıdır.

1960’tan 12 Eylül 2010’a kadar Türkiye fiilen bürokratik oligarşinin egemen olduğu bir dönem yaşamıştır. Bu dönemde, Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece ve sadece bürokratik oligarşinin kararlarını meşrulaştıran bir merci olarak işlev gördü veya böyle davranmaya zorlandı. On yılda bir tatil ettirilen, sıklıkla muhtıralarla tehdit edilen Türkiye Büyük Millet Meclisi, âdeta bürokrasinin tasdik mercisi konumuna indirgenmişti, Anayasa’da “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” yazdığı hâlde, egemenliği yetkili organlar eliyle kullanacağı belirtilmişti. Bu yetkili organlar zaman zaman yüksek yargı organları, zaman zaman da zırhlı tugaylar olabiliyordu. Türk milletinin adına karar verdiğini iddia eden yargı organları Türk milletinin yüzde 58’le desteklediği bir Başbakanı maalesef darağacına gönderebilmekteydi. Meclis, ne yazık ki eşitler arasında bile birinci değildi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ 3 Kasım 2002 erken genel seçimlerini müteakip iktidara geldiğinde yapılan anketlerde  Türkiye Büyük Millet Meclisinin güvenilirliği en alt sıralardaydı ve siyasetçilere güven kalmamıştı. Siyaset bir rant yaratma ve dağıtma mekanizması, Meclis de maalesef bunun bir platformu hâline gelmişti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FATİH ŞAHİN (Devamla) – AK PARTİ her şeyden önce yüksek bir liderlik marifetiyle…

BAŞKAN – Sayın Şahin, süreniz tamam efendim.

FATİH ŞAHİN (Devamla) – …siyasal alanı genişletmiş, siyaset kurumuna yeni bakış açısıyla Meclisi karar alma sürecinin merkezine yerleştirmiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şahin.

FATİH ŞAHİN (Devamla) – Bu nedenle, AK PARTİ Grubu olarak…

BAŞKAN – Evet, Sayın Şahin, lütfen…

FATİH ŞAHİN (Devamla) – Meclisin 2012 mali yılı bütçe tasarısı lehinde oy kullanacağımızı ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum, sağ olun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben, bu Mecliste 10’uncu bütçe görüşmelerine katılıyorum. Bütçe görüşmelerinin geleneği şudur: Muhalefet yoklama istemez, o bütçe görüşmeleri sırasında Danışma Kurulu istemez, grup önerisi getirmez, bunun karşılığında da muhalefet milletvekilleri kürsüden bütçeyi eleştirir, iktidarı eleştirir, iktidar da –bu gelenektir, yazılı İç Tüzük maddesi değildir- bunun karşılığında cevaplarını verir ama her kürsüye çıkan Cumhuriyet Halk Partisinin köklerine, tarihî geçmişine, yani 1920’lerden başlayarak sürekli bu eleştirilerle, bu hakaretlerle devam ederlerse –iktidar partisini uyarıyorum- yapmamız gereken iş, o Meclisin geleneklerini terk etmektir. Bunları terk ederiz, biz de her gün grup önerisi getiririz, bütün programlar aksar. Arkadaşlarımız kararlarını versinler, bunu mu istiyorlar yoksa geleneklere uygun görüşme mi istiyorlar? Bu kararı kendileri versinler önce, ona göre devam edelim görüşmelere.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, Sayın İnce, Meclisi tehdit ediyor, böyle bir şey olur mu?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bizim bu tur konuşmaları esnasında ikinci milletvekilimiz konuştu ve bu konuşmasında siyasi bir tahlil yaptı, bir analiz yaptı. Buna sosyolojik ve toplumsal bir analiz de diyebilirsiniz. Ben hayret ediyorum, Cumhuriyet Halk Partisi sıralarındaki arkadaşlar bu tahlili anlayışla veya hoşgörüyle karşılamıyorlar mı? Bu arkadaşımızın görüşmesi budur. Bunu bu Mecliste ortaya koydu.

Biz, AK PARTİ olarak, iktidar partisi olarak eleştiriye açığız ama eleştiri adı altında yapılan hakaretlere de izin vermeyeceğiz. Sayın Grup Başkan Vekilimiz, AK PARTİ’yi, iktidar partisini lütfen tehdit etmesin. Biz teamüllere saygılıyız ama tehdide de asla izin vermeyiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben, iktidar partisini tehdit etmedim, tehdit etmek aklımın kenarından bile geçmez, böyle bir şeyi hiçbir zaman yapmam, yapmadım, yapmayacağım da. Ben sadece bir uyarıda bulundum, görüşmeleri geleneklere uygun şekilde mi yürüteceğiz yoksa gelenekleri terk mi edeceğiz? Bu konuda bir uyarı yaptım, tehdit aklımdan bile geçmedi.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Efendim, teamüllere uyup uymamak, CHP’yi eleştirip eleştirmemekten geçmiyor, bunu da bilsinler. Bizim de eleştiri yapma hakkımız var.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Eleştirmek ayrı, tarihi tahrif etmek ayrı.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Onlar da buna saygı göstersinler lütfen.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Bahçekapılı’dan Meclis tecrübem daha fazladır, gelenekleri yeterince öğrenememiş olabilir, ona bir şey diyemeyeceğim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Teamülün daha fazla olmasına saygı duyarım, saygı duymadığım bir tek konu vardır, bildiğini zannedip ortaya birtakım cümleler söylemektir bilmediği hâlde. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, eğer uygun olursa AKP ve CHP grup başkan vekillerinin kürsüde bu atışmayı yapmalarını önerseniz daha iyi olur yani sürekli olarak bunları bu şekilde gündeme getirerek yani…

BAŞKAN – Böylesi daha az zamanımızı aldığı için Sayın Vural… Ben, grup başkan vekillerinden rica ediyorum, aslında hem İç Tüzük’e uygun davranalım hem de Meclisin teamüllerine de uyalım karşılıklı. Gayet güzel gidiyoruz, bu atmosferin devamıyla herhâlde önümüzdeki görevi daha kolay yapacağımızı umuyorum.

Dolayısıyla, şimdi söz sırası Sayın Şuay Alpay’da, Elâzığ Milletvekilimiz.

Sayın Alpay, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Mali Yılı Bütçe Kanunu görüşmeleriyle ilgili, Sayıştay bütçesi üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Şahsım ve grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Parlamentolar denetim konusunda profesyonel bir desteğe ihtiyaç duyduklarından, bu, denetim ve gözetim yükümlülüğü olarak ortaya çıkar ve bu yükümlülüğü de Parlamento adına denetim yapan yüksek denetim kurumları tarafından yerine getirilir. Dolayısıyla, bu yükümlülük Türk Sayıştayının da varlık nedenini oluşturmaktadır. Sayıştayın, Osmanlı döneminde 1862 yılında kurulmuş, köklü geçmişe sahip bir kurum olduğu da dikkate değer bir hadise olarak önümüzde durmaktadır.

Sayıştay Anayasa’da “Cumhuriyetin Temel Organları” başlıklı kısmın “Yargı” başlıklı Üçüncü Bölüm’ünde düzenlenmiş anayasal bir kurumdur. Çağdaş dünyada devlet ve kamu yönetimi anlayışı saydamlık, hesap verme, yönetime katılma ilkelerine üzerine oturtulmaktadır. Hesap verebilirlik ve saydamlık, kamu yönetiminin amacına hizmet etmesi -bir başka deyişle halkın ihtiyaçları, talepleri ve beklentileri- ve bu doğrultuda verimli, etkin, hukuka uygun, dürüst ve katılımcı bir tarzda hizmet sunabilmesi için olmazsa olmaz ilkelerdir. Hesap verebilir ve saydam bir yönetimin teminatı ise hiç şüphesiz Meclisimiz adına denetim yapan Sayıştaydadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk kamu mali yönetiminde de 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile bu ilkeler benimsenmiştir. Kamu mali yönetiminde 5018 sayılı Kanun ile gelen anlayış değişikliği denetimin de yeniden yapılandırılmasını bir ihtiyaç olarak ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle 6085 sayılı Sayıştay Kanunu yasalaşarak yürürlüğe girmiştir. 6085 sayılı Kanun’la Sayıştaya mevcut görevlerine ek olarak yeni görevler verilmiş, Sayıştayın denetim alanı tüm kamu kaynaklarını ihata edecek şekilde genişletilmiştir. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Sayıştaya devredilerek anayasal yüksek denetim tek çatı altında toplanmıştır. Ayrıca, dış denetimin uluslararası genel kabul görmüş denetim standartlarına uygun hâle getirilmesinin de önü açılmıştır. Sadece kamu zararlarını bulmaya yönelik denetim yaklaşımıyla yetinilmemiş, uluslararası standartlara uygun olarak kamu yönetiminin gelişmesine katkı sağlayan ve bu konularda başta Türkiye Büyük Millet Meclisi olmak üzere tüm kamuoyunu bilgilendiren raporlar üretmeyi hedefleyen denetim yaklaşımı da bu yolla önem kazanmıştır.

Yargısal bakımdan ise Sayıştay, yasalara uygun gerçekleştirilmeyen ve muhasebeleştirilmeyen işlemlerde hata ve kusuru olanların sorumluluklarının tespit edilmesini ve kamu zararlarının tazmin edilmesini sağlamakta, kamu kaynaklarını yasal çerçeveler içerisinde kullanmayan sorumlular hakkında kesin hüküm tesis etmektedir. Bu önemli bir faaliyettir.

Sayıştay raporlarının Parlamento ve ilgili kamu idarelerine sunulmasının yanı sıra kamuoyuna da sunulması ve duyurulması yeni yasayla zorunlu hâle getirilmiş ve kamuoyu beklentilerinin artmasına yol açmıştır. Bu da kamuoyu denetimiyle sağlanan önemli bir yenilik ve gelişmedir.

Bu yöntemler kamu harcamalarında verimliliği sağlayıp israfı önleyerek bu yolla kalkınmanın hızlanmasının ve sürdürülebilir bir kalkınmanın gerçekleşmesinin önünü açmaktadır. Halkımızın beklentileri de bu yoldadır ve bu yolda talepler yükselmektedir.

Sayıştayın, ülkemizde temiz yönetimin tesisinde, hukukun egemen kılınmasında, kamu yönetiminin daha kaliteli ve etkin hizmet sağlamasında ve bu yolda üreten bir yapıya kavuşmasında önemli rolleri bulunmaktadır. Gelişen Türkiye’de Sayıştayın rol ve sorumlulukları da sürekli olarak artmaktadır.

Meclisimiz adına, dolayısıyla millî irade adına denetim yapan Sayıştaydan beklentimiz, bilimsel ve teknolojik gelişmeleri en iyi şekilde içselleştirerek uluslararası standartlar çerçevesinde dünyaya örnek olacak bir denetim kapasitesine ulaşması ve bu sayede bizim de yasamadan sonra en önemli işlevimiz olan denetim çalışmalarımıza güç vermesidir.

Bu düşüncelerle, Sayıştayımızın ve 2012 mali yılı merkezî yönetim bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Sözlerimi bitirirken Sayıştay ve mensuplarına başarılar diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim Sayın Alpay.

Şimdi söz sırası Çankırı Milletvekili Sayın İdris Şahin’de.

Buyurun Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesinin 2012 mali yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ grubu adına söz almış bulunmaktayım. Şahsım ve grubum adına hepinizi saygıyla selamlarım.

Anayasa mahkemeleri temsili demokrasilerde, siyasal iktidarları temel hak ve özgürlükler açısından denetleme amacıyla kurulmuş kurumlardır. Fren denge sistemine uygun olarak yasama organının temel toplumsal sözleşme hükmündeki anayasalara uygun davranmasını sağlamak amacıyla ihdas edilen üst mahkemeler her zaman için tartışma konusu olmuşlardır. Doğrudan millet iradesiyle belirlenen yasama organları ile bu organın yasama işlevlerini denetleyen yargısal kurum ilişkisi üzerinde önemle durulması gereken bir husustur.

Modern dünyada varlık nedeni çoğunluğun azınlığa tahakkümünü engellemek ve temel hak ve özgürlükleri korumak olan Anayasa Mahkemesi tipi yargı kurumları Türk hukuk sistemine maalesef darbe ürünü olarak monte edilmişlerdir. İlk defa kamu hukuk sistemimize 27 Mayıs darbesini müteakip 61 Anayasası ile giren Anayasa Mahkemesi kurucu üyelerinin Yassıada Yüksek Adalet Divanı üyeleri olması dikkate şayan bir durumdur.

Bizde anayasa mahkemeleri milli iradeyi denetlemek, sınırlamak ve başkalaştırmak amacıyla var edilmiş vesayet düzeneklerinin başında gelmektedir. İleri demokrasilerde çoğunluğun azınlığa tahakkümünü engelleme amaçlı olarak tasarlanan anayasa mahkemelerinin tersine bizdeki Anayasa Mahkemesi, dar bir bürokratik oligarşik elitin millete ve millet iradesine karşı kalesi olarak tahkim edilmiştir.

Türkiye’de 1961’den 2010 Anayasa referandumuna kadar gelinen süreçte Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlar ve geliştirdiği içtihatlara baktığımızda yasama fonksiyonunu gasbetmeye varacak düzeyde Türkiye Büyük Millet Meclisi iradesine müdahale ettiği, anayasal olarak görevli ve yetkili olmadığı halde norm denetimi yaparken norm ihdasına gittiği, bazen kendisini Türkiye Büyük Millet Meclisi yerine koyarak bağlayıcı kararlar almak yoluyla bir şekilde kanun yapmaya kalkıştığı, 367 vakasında görüldüğü gibi Meclisin kararlarını iptal edebildiği görülmüştür.

Parti kapatmaları, siyasal liderlere siyasi yasak getirmeleri, anayasa değişikliklerini iptal etmeleri gibi uygulamalarıyla Anayasa Mahkemesi yıllarca siyaset kurumu içerisinde en belirleyici aktör olmayı sürdürmüş ve bürokratik oligarşi bu şekilde siyaseti dizayn etme ve siyasete müdahil olma imkânına sahip olmuştur.

Anayasa Mahkemesi, Türk hukuk tarihine çok tartışmalı kararlarıyla geçerken bazen aritmetiğin temel kurallarını da altüst etmeyi başarmış ve 7’nin 411’den büyük olduğuna dahi karar verebilmiştir.

Anayasa Mahkemesi “Türk milleti adına” diyerek verdiği kararlarla siyaset alanını daraltan ve siyaset kurumunun içini boşaltarak Türkiye Büyük Millet Meclisini yetkisiz ve bağımlı bir organ haline getiren Anayasa Mahkemesi, bürokratik oligarşinin halka ve halk iradesine karşı bir nevi kalkanı ve kılıcı olmuştur.

Dünyanın her yerinde meşruiyetini millet iradesine dayandıran yüksek mahkemelerden farklı olarak Anayasa Mahkemesi, Türkiye’nin derin ekonomik ve siyasi krizlere düşmesine katkı sunmuş ve hiç olmadığı kadar tartışmaların odağına girerek meşruiyetini tamamen kaybetmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 12 Eylül 2010’da halkoyuna sunulan Anayasa değişiklik paketinin en önemli düzenlemelerinden biri de Anayasa Mahkemesinin asli görevi olan hukuk devleti ve temel hak ve özgürlükleri ile demokratik sistemi koruma ve gözetleme görevine döndürme olmuştur. Anayasa Mahkemesi görev, yetki ve yapısında yapılan değişikliklerle birlikte, Anayasa Mahkemesinin günlük siyasi tartışmaların dışına çıkartılarak yüksek yargı organı kimliğine kavuşturulması hedeflenmiştir. Yapılan değişikliklerle Anayasa Mahkemesi belirli bir siyasi düşüncenin halk ve halk iradesine karşı duran cephesi olmaktan çıkartılmış ve hukuk devletine yakışır bir şekilde düzenlenmiştir.

Cumhuriyet tarihinin en önemli referandumlarından olan 12 Eylül referandumuyla vesayetçi siyasal sistem tasfiye edilmiş ve özgürlükçü, demokratik hukuk devletinin işlerliği için gerekli anayasal düzenlemeler yapılmıştır. Bundan sonra Anayasa Mahkemesi siyaset kurumunu işlevsiz hâle getiren, siyaseti daraltan ve halk iradesini geçersiz kılan bir merci olmaktan çıkartılarak temel hak ve özgürlükleri ve hukuk devletini koruyan ve kollayan bir üst yargı kurumu hâline gelmiştir. Nitekim, Anayasa Mahkemesinin artık gündelik tartışmaların dışına çıktığı ve daha önce kaybettiği meşruiyetini kazandığını memnuniyetle müşahede etmekteyiz. Anayasa Mahkemesi Türk demokrasisinin ve hukuk devletinin temel bir aktörü olarak yoluna devam edecek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şahin.

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - …ve vereceği özgürlükçü ve çoğulcu kararlar ve geliştireceği içtihatlarla başta yasama olmak üzere yürütme ve diğer yargı organlarına yol göstermeye devam edecektir.

Bu vesileyle 2012 malî yılı Anayasa Mahkemesi bütçesine “Evet.” oyu vereceğimizi ve çalışmalarında başarılar dilediğimizi bir kez daha ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Şimdi söz sırası, Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç’un.

Buyurun Sayın Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yargıtayın 2012 bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Ölümünün 150’nci yıl dönümünde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından anma programı düzenlenen reformcu padişah Sultan Abdülaziz’in iradesiyle…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Abdülmecit; Abdülaziz değil, Abdülaziz değil.              

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - …1868 tarihinde Divanı Ahkâmı Adliye adıyla kurulan Yargıtay 143 yıldan bu yana temyiz mahkemesi olarak görev yapmaktadır. Adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercisi olan Yargıtay adli uyuşmazlıkları toplumun adalet duygusunu tatmin edecek şekilde nihai olarak çözümleyerek içtihat birliğini gerçekleştirmekle görevli olan yüksek bir yargı kurumumuzdur.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ Hükûmetleri herkesin güven duyduğu bir adalet sistemini oluşturmayı hedef olarak almış, bu amaçla adalet hizmetleri alanında önemli atılımlar gerçekleştirmiştir. Öncelikle hukuk sistemimizde güncelliğini kaybeden temel kanunlarımızın tamamına yakını Meclisimizin iradesiyle yenilenmiş, bilişim teknolojisiyle donatılmış modern adalet sarayları inşa edilerek adliyeler bodrum katlarından kurtarılmıştır.

Son dokuz yılda hâkim ve cumhuriyet savcısı sayısı yüzde 25, diğer yargı çalışanlarının sayıları ise yüzde 55 oranında artırılmıştır. Adalet sisteminin güçlü ve sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi, toplumda adalete güven duygusunun sağlanması için “Yargı Reformu Stratejisi” belgesi hazırlanarak yüksek yargıda da ilk defa planlı reform uygulamasına gidilmiştir.

Yargı hizmetlerinin hızlandırılmasıyla ilgili yasal düzenleme Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilerek yürürlüğe girmiş, Yargıtaydaki iş yükünün azaltılması ve yargılamaların çabuklaştırılması için Yargıtayda hukuk dairelerinin sayısı 21’den 23’e, ceza dairelerinin sayısı 11’den 15’e çıkarılmış, üye sayısı 250’den 387’ye çıkarılmıştır. Yargıtayın 2012 bütçesi 2011 yılına göre yüzde 35 artırılarak 76 milyondan 103 milyon liraya çıkarılmıştır.

Anayasa Mahkemesi ve Danıştay için yeni hizmet binaları yapılmış ancak Yargıtaya yeni hizmet binasının yapılacağı yerle ilgili idare mahkemesi kararı nedeniyle gecikme olmuştur. Sayın Başbakanımızın talimatıyla yeni bina yapımı süreci hızlandırılmış, önümüzdeki süreçte Yargıtayın saygınlığına uygun yeni bir hizmet binasına da kavuşucaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her uyuşmazlığın mahkemelere gitmesini önlemek amacıyla alternatif çözüm yollarından olan “Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanun Tasarısı”nın Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilmiş olması, 2005 yılında yürürlüğe girmiş bulunan ceza yargılamalarında uzlaşma müessesesinin daha da etkinleştirilmesine dönük çalışmalar, kamu denetçiliği kurumunun Anayasa’mızda yerini alması ve bu kurumun faaliyete geçecek olması, ilk derece mahkemelerinde yargının hızlanmasında büyük rolü olan UYAP’ın yüksek yargı organlarında da yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalar, istinaf mahkemelerinin faaliyete geçirilmesi yönündeki çalışmalar, yüksek yargının ilk derece mahkemesi olarak baktıkları davaları asgariye indirecek düzenlemelerin yapılması, yargılamanın hızlandırılması ve güven veren bir adalet sisteminin oluşturulmasını sağlayacak önemli çalışmalardır.

12 Eylül 2010 referandumundan sonra yargılama faaliyetini yürüten bütün kurumların inisiyatif alması ve etkili sonuçları hedefleyen yapıcı bir iş birliği içinde olması da ülkemiz adına memnuniyet vericidir. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, hukukun üstünlüğü ilkeleri güçlendikçe bu durumdan rahatsız olanlar olsa da milletimiz olup bitenleri çok iyi gözlemlemektedir.

Bugün ülkemizde yanlış iş yapanlardan, milletin aleyhinde karanlık planlar üretenlerden hesap soran, sıfatı ne olursa olsun herkesin kanun önünde eşit olduğunu gösteren bir yargıdan hiç kimsenin rahatsız olmaması gerekir. Ülkemiz her alanda olduğu gibi adaletin tesisi, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanmasında da ilerlemeye devam edecektir. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmaması lazım.

Bu duygu ve düşüncelerle Yargıtayın 2012 bütçesinin milletimize, Yargıtayımıza hayırlı uğurlu olmasını diliyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tunç.

Şimdi söz sırası, Sivas Milletvekili Sayın Hilmi Bilgin’in.

Buyurun Sayın Bilgin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Danıştay bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle grubum ve şahsım adına sizleri ve aziz milletimi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde kuruluşu 1868 yılına dayanan ve o zamanki adıyla Şûrayı Devlet olan Danıştay, imparatorluk döneminde belli bir dönem görev yaptıktan sonra cumhuriyet döneminde yeniden kurulmuş önemli bir yargı organımızdır.

Danıştay Anayasa’mızın 155’inci maddesine göre yürütme organına yardımcı bir inceleme, danışma ve karar organı olmasının yanı sıra yönetimin yargı yoluyla denetlenmesinde etkin ve önemli görev yapmaktadır. Ayrıca, Danıştay idare mahkemesince verilen kararların son inceleme mercisi ve kanunla gösterilen belli davalara da bakan ilk ve son derece mahkemesidir.

İdari yargının en üst birimi olan Danıştayın hukuk devletinin korunmasında ve etkinlik alanının genişletilmesinde çok önemli görevleri vardır. Hukuk devleti, yönetenlerin keyfî eylem ve işlemlerine karşı yönetilenlere hukuki güvenceler sağlayan, hukukun üstünlüğüne dayanan devlettir. Hukuka uymak yalnızca vatandaş için değil, devlet için de bir zorunluluktur. Bu manada Danıştay, Anayasa’nın 155’inci maddesi gereği yüksek yargı organı olarak, Anayasa’nın 125’inci maddesi uyarınca idarenin tüm işlem ve eylemlerinin hukuka uygunluk denetimini Anayasa çerçevesinde gerçekleştirmektedir ancak bu denetim yapılırken yargı organlarının yerindelik denetimi yapamayacağı, yine Anayasa’mız ile düzenlenmiştir ancak ülkemizde yargı, yıllarca yerindelik denetimi yaparak kamu hukukun önemli bir kuralını ihlal ettiği gibi, âdeta yürütmenin yerine geçerek, ona ait yetkileri kullanmaya çalışmıştır. Yargı, yerindelik denetimi gibi, siyasi sorumluluk alanına girmeden, sadece hukuka uygunluk denetimi yapmalıdır. Aksi bir durum, kuvvetler ayrılığı ilkesini zedeler ve bu durum hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.

Yaşanan bu sıkıntılar nedeniyle, 12 Eylül tarihinde yapılan halk oylamasıyla Anayasa’da yapılan değişiklikle idari yargıda yerindelik denetimi yapılamayacağı şeklindeki temel kamu hukuku kuralı açıkça ve kuvvetli bir şekilde vurgulanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçmişten bugüne, devletlerin en önemli amaçlarından biri adalet sisteminin etkin bir biçimde işleyişi olmuştur. AK PARTİ hükûmetlerinin en önemli gayreti, iyi işleyen yani vatandaşına güven veren bir adalet sistemi oluşturmak olmuştur. İyi işleyen bir adalet sistemi, adaletin ancak zamanında ve gecikmeksizin tecellisiyle mümkün olacaktır.

Bugün itibarıyla, adalet sistemimizin temel sorunu, yargılamanın makul sürede bitirilememesidir. Uzayan her bir işlem, her bir dava, taraflar üzerindeki etkisinin yanı sıra, toplumsal, siyasal ve ekonomik sonuçları olmaktadır. Bu sorunu çözmek için Hükûmetimiz, insan kaynaklarının geliştirilmesi, mevzuatın yenilenmesi, altyapı sorunlarının çözülmesi, bilişim teknolojilerinden faydalanılması gibi çalışmalarda ciddi mesafeler almış ve ayrıca, son yıllarda yapılan anayasal ve yasal değişikliklerle önemli yapısal ve kalıcı gelişmeler yaşanmıştır.

Danıştayın da içinde bulunduğu yüksek mahkemelerimizin, karşı karşıya bulundukları iş yüküyle orantılı kurumsal yapıya sahip olmadıkları hepimizin malumudur. Yıllarca daire ve üye sayıları artan iş yüküne oranla artırılmamış ve yüksek yargı emsali görülmemiş bir iş yüküyle baş başa bırakılmıştır. Bu sorunun çözümü için Danıştayın ve Yargıtayın üye sayıları artırılmış ve dairelerin birden fazla heyetle çalışması imkânı getirilmiştir. Yine bu düzenlemelerle birlikte yüksek mahkemelerin savcı ve tetkik hâkim ihtiyacı da Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu tarafından giderilmiş ve ayrıca, yardımcı personel sorunu da bugün itibarıyla çözülmüştür.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ, iktidara geldiği 2002 yılından bu yana, toplumsal düzenin teminatı olan adalet sistemimizde önemli adımlar atmıştır. Mevzuatımız, önemli temel kanunlarımız çağın gerekleri esas alınarak yenilenmiş, teknoloji adaletin hizmetine sunulmuş, adalet hizmetlerinin yürütüldüğü fiziki mekânlar iyileştirilmiştir. Bu kapsamda, ülkemizin dört bir yanında illerimiz, ilçelerimiz yeni ve modern adalet saraylarına kavuşmuştur. Bu güzel mekânlardan ilk derece mahkemelerinin yanı sıra, başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere yüksek yargı organlarımız da nasibini almıştır. Bu manada, Danıştay için de Ankara-Eskişehir yolu üzerinde, toplam kapalı alanı 72 bin metrekare olan hizmet binası inşaatı başlamış ve inşallah 2012 yılı başında hizmete başlaması planlanmaktadır. Bu bina tamamlandığında Danıştayımız da modern bir hizmet binasına kavuşacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimi tamamlarken Danıştayımızın 2002 mali yılı bütçesinin ülkemiz, milletimiz için hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bilgin.

Şimdi söz sırası Samsun Milletvekili Sayın Akif Çağatay Kılıç’ın.

Buyurun Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı Başbakanlık bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarla selamlıyorum.

Bu vesileyle, Genel Kurulda Başbakanlık bütçesi görüşülürken, Değerli Genel Başkanımız, Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, acil şifalar diliyorum.

AK PARTİ, kuruluşundan itibaren siyasete yeni bir soluk getirirken Sayın Başbakanımız da göreve geldiği andan itibaren Başbakanlık makamına ve Başbakanlık kurumuna gerçekten farklı bir soluk getirdi. Başbakanlık, AK PARTİ hükûmetleri döneminde, halktan kopuk, milletten uzak bir kurum olmaktan çıktı, sorun çözen, proje üreten, Türkiye adına, Türkiye'nin geleceği adına vizyon oluşturan bir kurum hâline geldi. Uzun süre çalışma fırsatını bulduğum ve iç işlerini yakından müşahede ettiğim Başbakanlık, hızlı, enerjik ve dinamik bir yapıyla meselelere en hızlı şekilde müdahale eden, koordinasyonu sağlayan, devlet teşkilatının uyum içinde çalışmasını temin eden bir kuruluşa dönüştü. Bakanlar Kurulunun aylarca toplanamadığı bir dönemden Bakanlar Kurulunun her hafta toplandığı bir döneme geçildi. Açıkçası, Ankara hemen yanı başındaki Kırıkkale’ye, Çankırı’ya, Eskişehir’e bile âdeta saatlerce uzaklıktayken bugün Samsun’a, Van’a, Ağrı’ya, Edirne’ye, Muğla’ya dakikalar içinde ulaşabilecek bir konuma yükseldi. Ankara ile sadece seksen vilayetimiz arasındaki mesafe azalmadı, Ankara Kabil’e, Gazze’ye, Kahire’ye, Bağdat’a, Melbourne’e, Toronto’ya, Brüksel’e de daha yakın bir konuma ulaştı.

Değerli milletvekilleri, Başbakanlık kurumunun önemli vazifelerinden birisi Resmî Gazete’nin yayımlanmasıdır. Dönemimizde Resmî Gazete’nin elektronik ortamda yayımlanması projesine hız verilmiş, bu kapsamda   1921-2000’li yıllar arasında yayımlanan toplam 24.819 sayıda Resmî Gazete   -ki bu yaklaşık 950 bin sayfaya tekabül eder- elektronik ortama aktarılmıştır. Yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla kodifiye edilen mevzuat Başbakanlık İnternet  sitesinde yer alan Mevzuat Bilgi Sistemi’ne aktarılmaktadır. MBS ücretsiz olarak kullanıcıların hizmetine sunulacaktır.

Başbakanlığın uhdesinde olan bir başka sorumluluk alanı da arşivlerdir. Arşiv, bir ülkenin, bir toplumun en değerli hazinesi, devraldığı en büyük mirastır. Arşiv, ülkelerin geçmişi ile geleceği arasındaki en önemli bağlardır. Köklü ve oldukça uzun bir devlet tarihimiz ve geleneğimiz bulunmasına rağmen ne yazık ki arşivlerimiz sağlıklı şekilde korunmamış, tasnif edilmemiş ve kullanıcının hizmetine sunulmamıştır. Bu kadar köklü ve kadim bir geleneği olan devletin mirasına yani arşivlerine sahip çıkmaması anlaşılabilir ve affedilebilir bir  durum değildir. İşte, bu durumu düzeltmek adına İstanbul’da beş ayrı alanda dağınık hâlde bulunan arşiv ünitelerini bir araya toplamak ve arşivcilik ihtiyaçlarını tam olarak karşılayabilmek maksadıyla İstanbul ili Kâğıthane ilçesinde toplam 133.132 metrekare kapalı alana sahip modern  bir millî arşiv sitesi inşa edilmektedir. Bu sitenin 2012 yılı sonuna kadar tamamlanması planlanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlığa bağlı 2012 mali yılı bütçe tasarısında teklif edilen toplam ödenek tutarı 861 milyon 757 bin TL’dir. Bu 2011 yılı toplam ödeneğine göre yüzde 83 oranında azalmış bulunmaktadır. Bunun nedeni, Başbakanlığa bağlı ilgili ve ilişkili kuruluşların doğrudan ilgili hizmet bakanlıklarına bağlanmasıdır.

Başbakanlık bütçesinden hâlen transfer almakta olan kuruluşlar, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığıdır.

Bu kuruluşlara ayrılan transfer miktarı 132 milyon 544 bin lira olup, bütçenin yüzde 15’ine tekabül etmektedir. Millî arşiv sitesi inşaatı için yatırım bütçesine 120 milyon TL ödenek ayrılmış olmasından dolayı da Başbakanlık merkez teşkilatı bütçesi geçen yıla oranla yüzde 11,2 artmıştır.

2012 yılında Başbakanlık yeni ve dinamik yapısıyla Türkiye'nin meselelerine daha fazla yoğunlaşacak, sorunların çözümünü daha da hızlandıracaktır.

Sözlerime son verirken, 2012 yılı Başbakanlık bütçesinin devletimize ve millet hizmeti için hayırlara vesile olmasını diler, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kılıç.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, biraz önce Hatip, tabii, işte, aylarca toplanamayan Bakanlar Kurulu döneminden, bugün her hafta toplanan Bakanlar Kuruluna gelindiğini ifade ediyor ama, tabii, toplanamadığı dönemde, o zaman rahmetli Bülent Ecevit Beyin hastalığı olduğu dönemlerde toplanamamasını… Siyaset yapanlar, bugün de Sayın Başbakanın hastalığı döneminde Bakanlar Kurulunun toplanmamasını bir sorun olarak buraya getirebilir. Dolayısıyla, yaptığınız eleştirinin aynı zamanda kendinize yönelik bir eleştiri olduğunu da hatırlayınız, Bakanlar Kurulu toplanmıyor şu anda.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Ne ilgisi var?

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Çok ilgisi var.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural, zabıtlara geçti.

Şimdi söz sırası Şanlıurfa Milletvekili Sayın Mehmet Kasım Gülpınar’da.

Sayın Gülpınar, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET KASIM GÜLPINAR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz aldım.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Oslo’dan başla Sayın Hatip.

MEHMET KASIM GÜLPINAR (Devamla) - Millî İstihbarat Teşkilatı, devletin istihbarat ihtiyacının karşılanması amacıyla 2937 sayılı Kanun’la kurulmuştur. Millî İstihbarat Teşkilatının temel görevi millî güvenliğimize yönelik iç ve dış mevcut ve muhtemel tehditleri tespit ederek ilgili makamlara zamanında bildirmektir. 2937 sayılı Kuruluş Kanunu’nda ifade ediliş biçimiyle, Millî İstihbarat Teşkilatı, Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına ve güvenliğine, ayrıca anayasal düzenine ve millî gücünü meydana getiren unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen faaliyetler hakkında millî güvenlik istihbaratını oluşturmaktadır. Teşkilat, elde ettiği istihbaratı Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ve diğer ilgili kuruluşlara ulaştırmaktadır.

Millî İstihbarat Teşkilatı, vatandaşın ve kamunun güvenliğine, ülkemizin varlığına ve millî menfaatlerine yönelebilecek her türlü iç ve dış tehdidi önceden haber alarak ilgili kuruluşlarca gereken tedbirlerin alınmasını sağlamaktadır.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Yani pazarlık yapmaz mı MİT?

MEHMET KASIM GÜLPINAR (Devamla) - Bu doğrultuda, gereken faaliyetin yürütülebilmesi için Millî İstihbarat Teşkilatı iyi eğitim görmüş uzman insan gücünden ve en son teknolojik imkânlardan istifade etmektedir.

Günümüzde ülkemizin bulunduğu coğrafya birçok güvenlik riskini içinde bulundurmaktadır. Başta terör olmak üzere, komşu ülkelerde meydana gelen ekonomik ve politik huzursuzluklar ülkemizin güvenliği için ciddi bir tehdittir.

Millî İstihbarat Teşkilatının da aralarında bulunduğu güvenlik kuruluşlarımız ülkemizin özellikle nifaka yol açan terör tehdidinden kurtulması noktasında gereken adımları atmaya devam etmektedir.

Öte yandan, Suriye’de yaşanan iç karışıklıklar ve buna bağlı olarak Türkiye’ye yönelik mülteci akını ülkemiz için başka bir güncel güvenlik riskidir. Bu bağlamda, Suriye’deki gelişmeler hassasiyetle takip edilmekte, alınan kararlar devletimizin yetkili kurumlarınca kararlılıkla uygulanmaktadır. Bu noktada, başta Millî İstihbarat Teşkilatı olmak üzere ilgili güvenlik kuruluşlarımız herhangi bir güvenlik zafiyetinin oluşmasına meydan vermemek için Suriye’deki gelişmeleri dikkatle izlemektedir.

Bu hususların yanı sıra, yabancı devletlerin ülkemiz sınırları içerisinde yapabileceği casusluk faaliyetleri ile ülkemizin Avrupa ve Asya arasında bulunan coğrafi konumundan istifade eden organize suç gruplarının faaliyetlerinin engellenmesi de Millî İstihbarat Teşkilatı tarafından yerine getirilen görevlerdendir.

Günümüzde ülkemizin millî menfaatlerine zarar vermek isteyen yerli ve yabancı odaklar, gizli faaliyetlerini sürdürmek için gün geçtikçe farklı yöntemler geliştirmektedir. Buna karşın ülkemizin gözde kurumlarından Millî İstihbarat Teşkilatı, görevini yerine getirirken diğer gelişmiş ülkelerde faaliyet gösteren benzer kurumlar gibi en son teknik imkânlardan istifade etmekte, istihbarat temini için gelişmiş teknolojik cihazlar kullanmaktadır.

Ayrıca, Millî İstihbarat Teşkilatı bünyesinde istihbarat görevlileri, bilgi işlem uzmanları, yabancı dil bilir personel, teknisyenler ve muhtelif destekleyici personel istihdam edilmektedir.

Neticede, Millî İstihbarat Teşkilatı içerisinde en üst yönetiminden en alt birimine kadar görev alan bu personel, devlet istihbaratının zamanında ve doğru şekilde elde edilerek, ilgili makamlara iletilmesi için gayret sarf etmektedir.

Son yıllarda ülkemizin uluslararası alanda artan önemine paralel şekilde Millî İstihbarat Teşkilatı vizyonunu yenilemektedir. Ülkemizin istihbarat ihtiyaçlarının tam ve doğru şekilde karşılanabilmesi için Teşkilat tarafından insan kaynakları kalitesi artırılmakta, yüksek sayıda, dil bilen personel alınmaktadır. Buna paralel şekilde MİT, teknik ve fiziksel anlamda da kapasitesini artırmaktadır.

Yenilenen vizyonu, nitelikli personel profili ve gelişmiş teknik imkânlarıyla Millî İstihbarat Teşkilatı, uluslararası alanda emsalleri arasında muteber konuma yükselmiş, kendi alanında ülkemizin dışa açılan penceresi durumuna gelmiştir.

Millî menfaatlerimizin korunması noktasında Millî İstihbarat Teşkilatının gizli faaliyetlerini verimli şekilde sürdürmesi ve teknik imkânlarını günün şartlarına uygun şekilde artırmaya devam etmesi için yeterli bütçe imkânlarının tanınması bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. İyi yetişmiş insan gücünden ve gelişmiş teknik imkânlardan faydalanma doğru ve zamanında istihbaratın elde edilmesi sonucunu doğurmaktadır. Çağın gerisinde kalan teknik yöntemler ve yeterli uzman personel olmaksızın yürütülecek bir faaliyetin günün değişen şartlarına ve yeni uluslararası tehditlere karşı ülkemizin ihtiyaçlarını karşılayamayacağı hepimizin malumudur.

Konuşmama son verirken, 2012 yılı bütçesinin ve Millî İstihbarat Teşkilatı bütçesinin hayırlı hizmetlere vesile olmasını temenni eder, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gülpınar.

Şimdi söz sırası Kırıkkale Milletvekili Sayın Oğuz Kağan Köksal’da.

Buyurun Sayın Köksal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ  GRUBU ADINA OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu’nda yer alan Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyadaki küreselleşme olgusunun etkileri ile teknolojideki hızlı gelişmeler, ülkelerin güvenliğine yönelik risk ve tehditlerin kapsamının da sürekli genişlemesine neden olmaktadır. Bu itibarla, ülkemizin millî güvenliğinin sağlanması her zamankinden daha fazla önem kazanmış bulunmaktadır. Bu çerçevede, Millî Güvenlik Kurulu ve Kurula bağlı Genel Sekreterlik teşkilatı önemli bir fonksiyon icra etmektedir.

2945 sayılı Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu’nda, “Millî güvenlik; Devletin anayasal düzeninin, millî varlığının, bütünlüğünün, milletlerarası alanda siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik dâhil bütün menfaatlerinin ve ahdî hukukun her türlü dış ve iç tehlikelere karşı korunması.” şeklinde tanımlanmıştır. Kanun’la, Millî Güvenlik Kurulunun, devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili konularda tavsiye kararı alacağı ve gerekli koordinasyonun sağlanması için görüş tespit edeceği, bu tavsiye kararlarını ve görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildireceği ve kanunla verilen görevleri yerine getireceği ifade edilmiştir. Kısacası Kurul, Bakanlar Kuruluna tavsiye niteliğinde karar vermek suretiyle millî güvenlik, iç ve dış güvenlik ile savunma konularından oluşan güvenliğin en üst yapısı olarak öngörülmüştür. Bu Kurulun faaliyetlerini yürütmek üzere de bir Genel Sekreterlik teşkilatı kurulmuştur.

Sayın Başkan, değerli üyeler; ülkemizde Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin ilk ortaya çıkışı, 24 Nisan 1933 tarihli 14443 sayılı Kararname’yle kurulan Yüksek Müdafaa Meclisi Umumi Kâtipliğinin kurulmasıyla olmuştur. Bu Kurul, 1949 yılında Millî Savunma Kurulu olarak düzenlenmiş ve Kurulun çalışmaları genel sekreterliğe çevrilmiştir. 61 Anayasası’yla da anayasal bir teşkilat hâline gelerek 129 sayılı Kanun ile görevleri yeniden düzenlenmiştir.

Soğuk savaşın olabildiğince yoğunlaştığı yıllarda ülkeler millî menfaatlerini sağlamak üzere askerî güçlerinin yanında politik, ekonomik ve kültürel güçlerini de aktif ve etkili bir şekilde kullanmaya başlamışlardır. Bu çerçevede, millî güvenliğe yönelik tehditlerin nicelik ve niteliği artmıştır. Ülkemizin bekası yanında, milletin ve bireylerin refahını da doğrudan ilgilendiren tehditlere karşı alınması gereken tedbirler bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmış ve bu, millî güvenliğin yeniden tanımlanması gereğini duyurmuştur. Bu kapsamda, 1982 Anayasası’yla tekrar düzenlenen Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, 2945 sayılı Kanun’la da ayrıntılı olarak düzenlenmiştir ve bu Kanun’da millî güvenliğin sağlanması için yürüteceği geniş yelpazede faaliyetleri, koordinasyonu ve Başbakan adına görev yapan koordinasyon kurulu hâline gelmiştir. Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, millî güvenliğin sağlanmasında Bakanlar Kuruluna yardımcı bir kuruluş olarak görev yapmaktadır. Ancak burada Millî Güvenlik Kuruluyla ilgili birkaç kelimeyi geçtiğimiz zamandaki hafızaları tazelemek adına bazı şeylerde de ifade etmek istiyorum. Millî Güvenlik Kurulu kendisine verilen bu ulvi görevi yaparken maalesef bazı zamanlarda anayasal bir kuruluş olduğunu unutarak, görev tanımını aşarak icranın yerine geçen ve tartışmalara yol açan kararları verdiği toplantıları yaptığı dönemleri ve olmayan vesayet yetkisini kullanmaya çalıştı ki 28 Şubat süreci hepimizin hafızalarında hâlâ canlılığını sürdürmektedir.

ENGİN ALTAY (Sinop) - 27 Nisanı da söyle.

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Atılan Anayasa kitapçığının ülkenin ekonomisini çökerttiği Millî Güvenlik Kurulu toplantıları, yine Millî Güvenlik Kurulu toplantılarında bürokratların, valilerin, kaymakamların fişlenme talimatlarını verdiği toplantılar da hâlâ milletimizin hafızalarında sürdürülmektedir. Ancak bugün, 2003 yılında yapılan değişikliklerle Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterlik Teşkilatı mevcut hâlini almış ve asli görevini en iyi şekilde yetiştirir hâle gelmiştir. Bu noktada baktığımızda, Millî Güvenlik Kurulu, orgeneral rütbesine alınarak sivil bir genel sekretere teslim edilmiş ve dolayısıyla sivilleşme sağlanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sen çok sivilsin, sen!

OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Devamla) – Özellikle bir şeyi ifade etmek istiyorum: Son zamanlardaki bu güzel çalışmalarından dolayı Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterine ve çalışan arkadaşlara huzurlarınızda teşekkür ederken, Millî Güvenlik Kurulu bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Köksal.

Sayın milletvekilleri, birinci tur gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi şahsı adına, Burdur Milletvekili Sayın Bayram Özçelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçesi Tasarısı birinci tur görüşmeleri üzerinde şahsım adına, lehte söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisi, ülkemizin gelişmesi, cumhuriyetimizin kuruluşunda belirlenen muasır medeniyet düzeyinin üzerine çıkması için çalışmaktadır. Çalışmaları yaparken en büyük güç kaynağımız, milletimizin umutları, cumhuriyeti geleceğe daha güçlü bir şekilde taşıyabilme azmi, heyecanı ve ülkemizin gelişmekte gösterdiği başarısıdır. Bilindiği üzere, cumhuriyetimiz kurulmadan Meclisimiz açılmış, millî iradenin tecelligâhı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi modern Türkiye'nin temel kurumlarını ve altyapısını oluşturmuştur. Ülkemizin gelişmesi ve kalkınması için gerekli adımları atmış, cumhuriyetimizin bugüne gelmesinde büyük katkılar ve hizmetler sunmuştur. Meclisimizin bundan sonra da eksilmeyen ve artan bir heyecanla çalışmalarını sürdürmeye, milletimizin özlemlerini gerçekleştirmeye devam edeceğine hepimiz yürekten inanmaktayız.

Milletimizin temel beklentilerinden bugünün Türkiye'sine yakışır yeni bir anayasa konusu da Meclisin bu dönem yürütmeye çalıştığı en önemli çalışmalardandır. Meclisimiz, milletimizin büyük umudu olan yeni anayasayı bu dönemde yapabilecek güçtedir, o iradeyi halktan almış durumdadır. Vatandaşlarımız yeni anayasayla ilgili görüşlerini ve düşüncelerini Meclisimize süratle iletmektedir. Demokratik katılımla yapacağımız yeni anayasayla ülkemiz, anayasadan kaynaklı birçok tartışma ve problemlerden kurtulma imkânı bulacaktır.

Geçmişten bugüne sorunlarımızın çözüm yeri, demokrasimizin tecelli yeri Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi ortak aklı, uzlaşma ve bir araya gelerek ülkemizin demokratik birikimini harekete geçirerek sorunlarımızı çözecektir. Meclisimizin gücü, ülkemizin ve işleyen bir demokrasimizin gücü ülkemizi geleceğe taşımaya yeterlidir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzüncü yılında Türkiye’yi mevcut hâlinden daha ileri bir noktaya götürmek, hazırlık çalışmalarını yürüttüğümüz anayasa ile doğrudan ilgilidir. Parlamentoda yürüttüğümüz bu çalışmaların bilincinde olduğunu görüyoruz.

Meclisimizi hem yasama faaliyeti açısından hem de etkin denetim açısından daha verimli çalıştırabilmek bakımından Anayasa’ya paralel bir Meclis İçtüzüğü çalışmasını mutlaka gerçekleştirmemiz gerekiyor. Meclisimizin beklentileri karşılayabilmesi noktasında yeni bir İç Tüzük’ün faydalı olacağını herkes ifade etmektedir.

Sayın milletvekilleri, sizlerin büyük özlemle beklediği yeni halkla ilişkiler binası inşaatı hızla devam etmekte olup, üç bodrum, iki zemin ve altı normal kattan oluşan yaklaşık 100 bin metrekare kapalı alana sahip inşaatın bitim süresi 2013 yılı ortası olmasına rağmen, görüşmelerle 2012 yılı sonuna kadar planlanmıştır.

Türkiye’nin göz bebeği bir kurum olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevini en iyi şekilde yapması için her türlü gayretin içinde birlikte olacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Cumhurbaşkanımızın bütün illeri ziyaret etmiş olması çok önemlidir. İllerde, valilikle birlikte belediyelere, üniversitelere de uğraması, halkı yakından görmesi, iş adamlarıyla toplantılar yapıp onların dertlerini dinlemesi büyük moral vermektedir. Yurt dışı gezilerine katılan iş adamlarımızın da, Sayın Cumhurbaşkanımızın kendileriyle yakından ilgilendiğini ve tüm sorunlarını ilgili kurumlara ilettiğini görüyoruz, biliyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımızın otuz dokuz yıl sonra Burdur’a ziyarette bulunan Cumhurbaşkanımız olması, kadirşinas Burdur halkı Cumhurbaşkanımızın Burdur ziyaretinde unutulmayacak tarihî bir gün yaşamış, sevgisini sokaklara çıkarak gülen yüzlerle göstermiştir.

Burdur Milletvekili ve Millî Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy, Mehmet Âkif Ersoy Üniversitesinde yaptığımız çeşitli etkinliklerle anılmıştır. Buradan Sayın Cumhurbaşkanımıza şükranlarımızı sunuyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özçelik.

Şimdi, Hükûmet adına Başbakan Yardımcımız Sayın Bekir Bozdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 bütçesinin birinci turunda yer alan Cumhurbaşkanlığı, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Başbakanlık, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, Millî İstihbarat Teşkilatı ve Millî Güvenlik Kurulu bütçeleri üzerinde gruplar ve milletvekilleri tarafından yapılan eleştirileri cevaplandırmak ve Hükûmetimizin görüşlerini yüce Parlamentoyla paylaşmak üzere huzurlarınızdayım. Bu vesileyle, saygıdeğer Genel Kurulun değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, görüşmelerin başlamasından bu vakte kadar geçen süre içerisinde eleştirerek, öneriler sunarak bütçe hakkında görüşlerini dile getiren ve katkı sunan bütün iktidar, muhalefet milletvekillerine huzurlarınızda ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık olarak güçlü bir ülke olma yolunda değişime ve dönüşüme öncülük eden bir kurum olma vizyonu ile hareket ediyoruz. Başbakanlığın görevi Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde Başbakan ve Bakanlar Kuruluna hükûmetin genel siyasetinin yürütülmesinde her türlü desteği sunmak, bakanlıklar arasında etkili bir iş birliği ve koordinasyon sağlamak ve devlet teşkilatının düzenli ve uyumlu bir şekilde işlemesine önderlik etmektir.

Ekonomi başta olmak üzere bütün alanlarda reform süreci devam etmektedir. Bu kapsamda yapısal reformları mali disiplini destekleyici bir araç olarak da kullanıyor, Türkiye ekonomisini dirençli ve şoklara karşı dayanıklı ekonomilerden biri hâline getirmenin vermiş olduğu öz güven sayesinde uzun vadeli planlar yapabiliyor, geleceğe daha güvenle bakabiliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin rekabet gücünü artırmak suretiyle ekonomimizi güçlendirmeyi, istikrarlı büyümeyi sürdürmeyi, “2023 Stratejik Vizyonu” olarak belirlediğimiz dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girmeyi ve burada kalıcı olmayı hedefliyoruz. Hâlen devam etmekte olan küresel krizde Türkiye ekonomisi istihdam yaratan güçlü büyümesi, sürekli bir şekilde iyileşen kamu finansman dengeleri, sağlam bankacılık sektörü ve kredibilitesi yüksek Orta Vadeli Programı’yla birçok ülkeden pozitif yönde ayrışmıştır. Türkiye global büyüme liginde en üst sıralarda yerini almıştır. Birçok gelişmiş ülkenin kamu borçları sürdürülemez bir noktaya ulaşmışken Türkiye'nin kamu borçları millî gelire oran olarak hızla düşmeye devam etmektedir. Küresel kriz yılı olan 2009’u hariç tutarsak hem bütçe açığını hem de borç stokunu sürekli azalış trendinde tutmayı başaran ender ülkelerden birisiyiz. Avro bölgesini oluşturan on yedi ülkede kamu borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı ortalama yüzde 90’a dayanmışken, Türkiye'nin AB tanımlı genel devlet borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranının yüzde 39,8 civarına ineceğini tahmin ediyoruz. 2014 yılı sonunda borç stokumuzu daha da azaltarak yüzde 32 seviyelerine indirmeyi hedefliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugünün dünyasında, her ülkenin çok boyutlu ve çok yönlü bir dış politikasının olması artık kaçınılmaz hâle gelmiştir. Türkiye’nin hedefi, aktif ve gerçekçi bir dış politika çizgisini yakalamak ve sürdürmektir. Türkiye, hiçbir ülkenin, hiçbir toplumun, hiçbir inanç ve kültürün karşısında değildir, olması da düşünülemez. Bugün izlenen dış politikanın istikameti de budur. Türkiye’nin, belli bir bölgeye, belli bir meseleye saplanıp kalmış bir dış politika anlayışı yoktur. Türkiye olarak, her bölgeye, her ülkeye, her soruna barış ve dostluk zemininde aynı sıcak ve akılcı yaklaşım içindeyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vatandaş ve sonuç odaklı yönetim anlayışımız önümüzdeki dönemde de hız kesmeden devam edecektir. Merkezî idarenin strateji geliştirme, standart koyma, izleme ve denetleme fonksiyonlarını da geliştireceğiz. Bu çerçevede, Başbakanlığa bağlı kuruluşların sayısını azalttık ve Başbakanlığın asli görevi olan koordinasyon işlevini güçlendirdik, devlet bakanlıklarını kaldırarak bazı bakanlıkları yeniden yapılandırdık. Oluşturduğumuz bu yeni yapıyla, devlet, vatandaşa daha iyi hizmet sunacak kurumlara kavuştu. İktidarlarımız döneminde, Türkiye’nin pek çok alanında önemli reformları birlikte hayata geçirdik. Eğitimde, sağlıkta, ulaşımda, adalette, her alanda Türkiye, 2002’nin öncesine göre mukayese edilemeyecek derecede değişti, gelişti, farklılaştı.

Bugün, herkes, farklı bir Türkiye’de olduğunun, düne göre daha iyi şartları olan, daha iyi bir noktada bulunan bir Türkiye’de yaşadığının farkında ve bunu kabul ediyor. Bugün dünyanın pek çok ülkesi krizlerle boğuşurken, kendi içerisinde sıkıntıları varken Türkiye'nin bu noktada imrenilen, gıpta edilen bir ülke olması da yapılan bu çalışmaların doğal sonucudur.

Yapılan seçimlerde, bu dönem içerisinde yaptığımız hizmetlerin hesabını her defasında milletimize verdik. 3 Kasım 2002’de milletimizin bize verdiği yetkiyle iktidar olduk ve iktidar dönemimizde hem 2004’te gerçekleştirilen mahallî seçimlerde hesabını verdik hem de 2007’de gerçekleştirilen milletvekili seçimlerinde milletimize hesabımızı verdik ve milletimiz bizi ibra etti, hem mahallî idarelerde hem de genel seçimde yeniden gücümüzü de artırarak iktidar olmanın yolunu açtı.

Biz, milletimizden aldığımız dua ve destekle yolumuza ve hizmetlerimize devam ettik. Bu çerçevede 2009’da gerçekleştirilen mahallî seçimler, 2011’de gerçekleştirilen milletvekilliği seçimleriyle yine yaptıklarımızla, hem mahallî idarelerde hem de merkezî hükûmette yaptıklarımızla milletimizin huzuruna çıktık. Milletimiz bu noktada da değerlendirmelerini yaptı, mahallî idarelerde de merkezî yönetimde de partimize olan güvenini, dua ve desteğini sürdürdüğünü ortaya koydu, desteğini genel seçimde artırmak suretiyle bunu göstermiş oldu.

Ayrıca, bu dönem içerisinde iki tane de halk oylaması oldu. 21 Ekim 2007’de gerçekleştirilen halk oylaması ve 12 Eylül 2010’da gerçekleştirilen halk oylamasında da milletimiz bir değerlendirme yaptı ve bu değerlendirmede de bizim görüşlerimiz doğrultusunda bir “Kabul” oyuyla, yapılan Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesi ve yürürlüğe girmesinin yolunu açtı.

Bütün bunların hepsi, bizim demokrasiye olan inancımızın, millet iradesine verdiğimiz değerin, milletimizin görüşlerine verdiğimiz kıymetin ve onlarla aynı istikamette yürüdüğümüzün bizzat milletimiz tarafından tescilidir, bizzat milletimiz tarafından onaylanmasıdır. Her icraatında milletin gözüne bakan, milletin kendine tevdi ettiği emanetlere sahip çıkma gayretiyle gece gündüz demeden çalışan Hükûmetimizi veya Hükûmetimizin içinden çıktığı grubu faşizanlıkla suçlamak en hafif ifadesiyle büyük bir insafsızlıktır, büyük bir haksızlıktır. Zira milletimiz bütün bunların değerlendirmesini yaptı. Biz bu süreç içerisinde, Türkiye’de sıkıntı olan bütün alanlarda sıkıntıları ortadan kaldırmak, demokrasimizi güçlendirmek, milletin sözünün daha kıymetli olduğunu ortaya koymak, hukukun üstünlüğünü temin etmek için önemli adımlar attık. Bu adımları atan bir iktidarı, bu adımları atan iktidarın çıktığı grubu bu şekilde itham etmeyi ben doğrusu büyük bir insafsızlık olarak değerlendiriyorum ve takdiri milletimize bırakıyorum. Milletimiz bunun takdirini elbette ki layığıyla yapacaktır.

Bakın, neler değişti: Şimdi, bu süreç içerisinde en önemli sorunlarımızdan bir tanesi Cumhurbaşkanlığı seçimiydi. Türkiye, ne zaman ki Cumhurbaşkanlığı seçimi olacak, Parlamentosuyla, medyasıyla, siyaset kurumuyla, sokaktaki insanıyla, kahvedeki insanıyla herkesin büyük bir sıkıntı içine düştüğünü hep beraber müşahede ettik. Zaman zaman arzu etmediğimiz olaylar gerçekleşti. Maalesef her seçim bir kördüğüme, o düğüm başka bir düğüme dönüştü ama seçimlerin çoğunda milletin dediği değil, “millete rağmen” diyenlerin dediği oldu, hem de Parlamentoda milletvekillerinin oyuyla oldu. Ama biz milletimizden 2003’te aldığımız yetkinin içerisinde 2007’de Cumhurbaşkanı seçimi yetkisini de aldığımızı kabul ettik ve Cumhurbaşkanı seçimi sürecinde yapılan hiçbir dayatmaya boyun eğmedik. Milletimiz bu yetkiyi bize verdi, bu emaneti bize verdi. Biz, bu yetkiyi ve emaneti milletimizin dediği istikamette kullanacağız dedik.

Yaşananları hatırlıyorsunuz. İşte, 27 Nisan e-muhtırası oldu, arkasından Anayasa Mahkemesi 367 kararı verdi ama bizim tutumumuz, bizim tavrımız değişmedi. Herkes şunu beklemiş olabilir: Geçmişte siyasilere birileri birtakım hukuk dışı müdahaleler yaptığında siyasiler “Emredersiniz.” diyebilir veya “Şapkası olan şapkasını alıp gidebilir.” diye düşünmüş olabilirler. Ama bir şeyi unutuyorlar: O da, bizim şapkamız da yok, fötrümüz de yok, alıp gidecek hâlimiz de yok. Biz buradayız. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ayıp yahu, ayıp!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Biz buradayız ve milletimizin emanetine sahip çıktık. Parlamento kilitlendi.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – O adam daha sonra Cumhurbaşkanı oldu.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Anayasa Mahkemesinin kararından sonra Cumhurbaşkanını seçemez hâle geldi Parlamento. O zaman seçim kararı aldık yüce heyetinizin oylarıyla. Milletimize gittik. Demokrasinin yolu kapandı, hukukun yolu kapandı. “Bu yolu açacak güç bizde yok.” dedik, milletten yetki istedik.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ayağını kaldırmadan konuş.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Milletimizin verdiği yetkiyle ve Milliyetçi Hareket Partisinin de -ben burada bir kez daha sayın grup başkan vekiline ve gruba teşekkür ediyorum huzurlarınızda- milletimiz adına onların da desteğiyle milletin istediği bir cumhurbaşkanını bu Parlamentoyla beraber Çankaya’ya seçmiş olduk. Bu, önemli bir adımdır. Bu, Türkiye’nin…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yok, biz desteklemedik. Yalan söyleme, desteklemedik biz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Efendim, düzeltiyorum, düzeltiyorum…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Parlamentoya girdik, görevimizi yerine getirdik.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Ayağını kaldırıyorsun.” dedim Sayın Bekir Bozdağ. İki ayağın yere değsin.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Düzeltiyorum, bakın…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, böyle bir yanlış beyan olmaz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Şimdi, burada Milliyetçi Hareket Partisi Parlamentoya girerek bu sürecin işlemesine imkân vermiştir.  O açıdan, ben desteğini ifade ediyorum. Tamam mı? 

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Aferin…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bizim kendi adayımız vardı.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) -  O yüzden… Ama teşekkürü kabul etmiyorsanız o sizin bileceğiniz iş.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yahu, senden bunun iznini almayacağız Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ama takdir edilecek her davranışı takdir etmek bizim vazifemizdir. Biz o davranışı demokrasiye ve millî iradeye saygı anlamında önemli bir davranış olarak gördüğümüz için takdir ediyoruz. Ben takdirlerimi iletiyorum Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna ve onlara oy verenlere. Burada yanlış bir şey yok, eksik bir şey de yok. Ama bu arada önemli bir şey daha yaptık. O da nedir? O da, bundan sonra Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı seçimini tartışma konusu olmaktan çıkaran adımı önce Parlamentoda sağlanan uzlaşmayla, daha sonra da milletimizin kabulüyle atmış olduk. Nedir o? Artık Cumhurbaşkanını Türkiye’de Parlamentoda olan vekiller değil, Parlamentoya vekilleri gönderen, asıl olan milletin doğrudan kendisi seçecek. Bundan sonra hiç kimse Parlamentonun üzerinde birtakım baskılar oluşturmak veya başka tür hesaplarla şunu Cumhurbaşkanı, bunu Cumhurbaşkanı yapın demeyecek; Türkiye’de demokrasi de millî irade de sıkıntıya girmeyecek. Herkes, niyeti olan, gönlünde olan veya partiler istediklerini aday gösterecekler, milletin huzuruna çıkacaklar ve milletimiz buna destek verecek, milletimizin iradesiyle Cumhurbaşkanı seçilmiş olacak.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne zaman?

UMUT ORAN (İstanbul) – Sayın Bozdağ, ne zaman oluyor? Tarihi belli mi?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Önemli bir adımı böylelikle atmış olduk, demokrasiyi güçlendirdik.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ne zaman?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Hani faşizan diye itham ediliyor ya, bizim yaptığımız bu. Millete Cumhurbaşkanını seçtirmek faşizanlık mıdır, yoksa demokrasiye ve milletin iradesine sahip çıkmak mıdır? Bunu, ben yüce heyetinizin takdirlerine bırakıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

UMUT ORAN (İstanbul) – Tarihini kim belirliyor? Tarihini kim belirleyecek?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanı, göreve geldiği günden bugüne kadar ülkemize ve milletimize hizmetine devam ediyor. Eleştirenleri olabilir, takdir edenleri olabilir. Elbette olacaktır. Burası demokratik bir ülke. Bir kişinin yaptığı her şeyi eğer herkes onaylarsa, herkes takdir ederse o zaman başka şeyler var demektir ama eleştiri de varsa orada demokrasi var demektir. Ben, bunu, eleştirileri Türkiye’deki demokrasinin sağlıklı yürüyüşü açısından önemli bir gösterge olarak görüyorum. Eleştiren arkadaşlarıma da huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Darbe yapana araba alarak teşekkür ettiğiniz gibi. Darbe yapana madalya vererek, değil mi?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Şimdi, Sayın Özçelik ifade etti. Burdur’a otuz dokuz senedir ilk defa bir cumhurbaşkanı geldi. Cumhurbaşkanı, Çankaya’da sadece oturacak, gelen kanunları veya kararnameleri imzalayacak gibi bakarsanız o zaman Cumhurbaşkanının Çankaya’nın dışına çıkmasını eleştiri konusu yapabilirsiniz. Burdur’a gitmesini eleştirebilirsiniz, Yozgat’a gitmesini eleştirebilirsiniz…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hayır mı diyeceksin oylamaya?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Kayseri’ye, Bayburt’a gitmesini eleştirebilirsiniz…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hayır, hayır, biz darbe yapana madalya vermeyi eleştiriyoruz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ama bu Cumhurbaşkanı, milletin Cumhurbaşkanı; milletin içinde olacak, milletin derdiyle dertlenecek, onlarla konuşacak, hâlleşecek. Bunda eleştirilecek bir şey yok.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Nerede 28 Şubatı yapan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Kaldı ki sadece Türkiye’nin içinde değil, yurt dışına da Sayın Cumhurbaşkanı seyahatlerde bulunabilir. Yurt dışına gittiği zaman, bugün, dünyanın 155 ülkesinde 6,5 milyon vatandaşımız var, yüzlerce milyon soydaşımız var, akrabamız var. Türkiye’nin Cumhurbaşkanı geldiği zaman Almanya’daki vatandaşlarımızın, Avusturya’daki vatandaşlarımızın, Hollanda’daki vatandaşlarımızın, Makedonya’daki soydaş ve akrabalarımızın, vatandaşlarımızın gözlerindeki sevincin nasıl olduğunu o gezilere katılanlar, bu gezilerin oradaki sağladığı havayı görenler bilir ama katılmaz, görmezsek o zaman farklı şey olur.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Tarihte ilk defa olmuyor bu, tarihte.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Onun için, Türkiye'nin bugün içeride ve dışarıda artan nüfuzu elbette ki bu ziyaretlerle önemli anlam kazanmakta, Türkiye'nin gücü her tarafta farklı bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Bugün Türkiye'nin ihracatı -daha 2011 rakamları netleşmedi ama bir rekora gideceği gözüküyor- bu noktaya geliyorsa Başbakanımız veya Cumhurbaşkanımız Ankara’nın sınırları içerisine kendisini hapsettiği için değil, hem Türkiye'yi fellik fellik hem de dünyayı iş adamlarıyla, akademisyenlerle, her tür yetkili insanlarla birlikte koştuğu, onların derdini kendi derdi olarak gördüğü içindir. Bu, övünülecek bir şey, eleştirilecek bir şey değil.

Cumhurbaşkanımız gitsin, gittiği yerde ay yıldızlı al bayrağımız dalgalanıyor. Başbakanımız gitsin, gittiği yerde ay yıldızlı al bayrağımız dalgalanıyor. Ben bundan gurur duyarım. Hatırlar mısınız, geçmişte “Türkiye” dendiği zaman Galatasarayın ismi, bizim şimdi Değerli Vekilimiz Hakan Şükür’ün ismi çıkıyordu; başka, Türkiye'nin yerinden, Başbakanından kimsenin haberi yoktu ama bugün Türkiye'nin bayrağını görünce, Türkiye'nin Başbakanını, Cumhurbaşkanını dünya biliyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Nasıl öğrettik bunu; yatarak mı, çalışarak mı? Biz çalışarak bunu gerçekleştirdik.

Tabii, Sayın Cumhurbaşkanımızın, Kralı ziyareti eleştiri konusu yapıldı. İşin doğrusu üzüldüm. Neden? Kralın uzun zamandır, sadece bir iki aydır değil, uzun yıllardır hasta olduğu ve çok ağır bir tedavi geçirdiği herkesin malumu. Resmî ziyaretlerde bile hekim kontrolünde ve o şeyle gittiği zorunlu ziyaretlerde bile aynı durumda olduğu herkesin malumu. Böylesi bir durumda bir başbakanın veya cumhurbaşkanının nezaketen gitmesi, böyle bir görüşme yapması insani olarak da eleştirilmez, törelerimiz açısından da eleştirilmez.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hasta yatağında mıydı yani, Allah’ını seversen! Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı ya, nasıl küçük görebilirsin? Şuna bak ya! Kralı methediyor da bizim Cumhurbaşkanı sanki şey…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Hasta ziyareti ve onlarla görüşmek böyle bir durumda bizim medeniyetimizin de bir ölçüsüdür.

Bakın, şimdi, Sayın Vural, Sayın Başbakanımız tedavi görüyor…

OKTAY VURAL (İzmir) – Doğru düzgün konuşun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ben doğru konuşuyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Burada Türkiye Cumhurbaşkanına hakaret etmiş oluyorsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Doğru konuşuyorum. Hiçbir tane benim söylediğimde eksik yok, yanlış yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen Kralın temsilcisi değilsin! Arabistan Kralının temsilcisi değilsin!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, Sayın Başbakanımız tedavi görüyor, rahatsız, şu anda evinde, istirahatta değil mi? Amerika Birleşik Devletleri’nin Başkan Yardımcısı Türkiye’ye geldi. Sayın Başbakanımızın da görüşmeleri vardı ama görüşemedi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gelecek tabii, tabii gelecek.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Başkan Yardımcısı!

OKTAY VURAL (İzmir) – Muavin, gelecek tabii, ne olacak?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Peki, Biden geldi, Sayın Başbakanı evinde ziyaret etti, görüştü. Sayın Başbakanımız Katar’a gidecekti.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, siz diplomasiden hiç anlamıyorsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Katar Emir’i geldi, Sayın Başbakanımızla evinde görüştü. Bu bir nezakettir, bu bir medeniyet kuralıdır. Bu eleştirilmez ancak alkış alan bir şeydir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz de yapıyoruz, zamanı geldiği zaman başkaları da yapıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen Kralın sözcüsü müsün ya! Allah’ını seversen, Cumhurbaşkanını nasıl… Şuna bak ya!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Tabii, bu çok önemli bir husus, ben bunu bir kez daha huzurlarınızda ifade etmek istedim.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Arabistan’a demokrasi ne zaman gelecek Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir başka konu, kanun hükmünde kararname çıkarmak Türkiye Büyük Millet Meclisini baypas etmek değildir. Neden değildir?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Devleti teşkilatlandırdınız yeniden ya!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Şimdi, güleceğiz ama ben derim ki Türkiye…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Cehaletinize gülüyorum Sayın Bakan!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Tabii, tabii, bu eleştirileri cehalet kaldırmaz ama bilgi, bu eleştirilere verilecek bilgi bunu ortaya koyar.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sizin cehaletinize gülüyoruz, kanun hükmünde kararnameyi bilmiyorsunuz! Onu şube müdürleri yazar.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, Anayasa’nın 91’inci maddesi “Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verme.” Bu bizim Anayasa’mız mı?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Olağanüstü hâllerde.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Yürürlükte mi ve bu Anayasa’ya göre kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi veren kanun Türkiye Büyük Millet Meclisinde ve komisyonlarda görüşüldü mü? Meclisten ne kaçırıldı?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yetki kanunu be!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Görüşüldü, konuşuldu, süre verildi, hangi sürede, ne kadar çıkartılacağı ifade edildi.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Hangi mecliste görüşüldü?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – O çerçevede kanun hükmünde kararnameler çıkartıldı. Sadece bizim dönemimizde de değil…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, bu nasıl cehalettir ya!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ben burada gündem dışı bir konuşmaya cevabımda da söyledim. Bakın, Rahmetli Ecevit’in 1974 Hükûmet döneminde, Birinci Hükûmet döneminde 3 tane, CHP o zaman iktidar.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ya, beşinci defadır anlatıyorsun bunları Sayın Bakan, geç bunları ya.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Yine Rahmetli Ecevit’in Üçüncü Hükûmet döneminde 21 tane, hem de kaç gün içerisinde, rakamlarla baktığınızda o kadar uzun zamanlar da değil.

Şimdi, bir başka konu: DYP-SHP’nin koalisyon iktidarı olduğu dönemde, Demirel’in Başbakanlığı zamanında 14 tane kanun hükmünde kararname. Daha sonra Sayın Demirel Cumhurbaşkanı seçilince Tansu Çiller Başbakan oluyor ve onun Başbakanlığı döneminde, bunun bir kısmında da daha sonra SHP-CHP birleşmesinden sonra…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya, bu hükûmetler koalisyon hükûmeti!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …CHP’yle birleşiliyor ama toplama baktığınızda Tansu Çiller’in Başbakanlığı döneminde…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hani sizin döneminiz ileri demokrasi dönemiydi? Allah Allah…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …DYP-SHP, azıcık bir kısmında da CHP’nin iktidarı var, tam 75 tane kanun hükmünde kararname çıkartılmış.

DSP, Anavatan Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisinin iktidar olduğu dönem içerisinde de 51 tane kanun hükmünde kararname çıkartılmış. (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Neyle ilgili?

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Deprem oldu deprem, olağanüstü hâl vardı o zaman.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bizim iktidarımız döneminde de dokuz sene içerisinde çıkardığımız kanun hükmünde kararname sayısı 35’tir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bir kerede 11 tane çıkardınız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tüm devlet teşkilatını değiştirdiniz ya.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bunlar bir yetkidir, Anayasa’nın verdiği yetki çerçevesinde bizim bunu kullanmamız Anayasa’ya uygundur, Meclisi de baypas etmek değildir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hani 12 Eylül Anayasası gerici bir anayasaydı, niye kullanıyorsun ya?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Tek başınıza iktidarsınız ya, utanmıyor musunuz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, Meclise sunduk…

OKTAY VURAL (İzmir) – Türkiye Büyük Millet Meclisini baypas ediyorsun. Kanun hükmünde kararnameler doğru değil.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …bunların hepsi şu anda Parlamentoda çünkü Anayasa’nın hükmü gereği kanun hükmünde kararnameler Resmî Gazete’de yayımlandığı gün Meclise sunulur.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ah, Sayın Bakan, söylediğine sen de inanmıyorsun ya!

OKTAY VURAL (İzmir) – Hani Evren Anayasası’na karşıydın sen?

İZZET ÇETİN (Ankara) – Meclise niye getirmiyorsun?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Şu anda da hepsi Türkiye Büyük Millet Meclisinde. (CHP sıralarından gürültüler)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Senden bakan olacak!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Tabii, bir başka konu, Anayasa Mahkemesi yüksek mahkemelerimizden bir tanesi. Tabii, hem Anayasa’da yapılan değişiklikler hem de Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanun’un yeniden yapılmasıyla Anayasa Mahkemesi farklı bir yapılanmaya gitmiştir.

Şimdi, “Ne var yeni olarak?” diye baktığınızda, Anayasa Mahkemesinde yeni olarak en önemli adımlardan bir tanesi bireysel başvuru yoluyla atıldı. Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde aleyhinde en fazla dava olan ülkelerin başında yer almasının en önemli nedenlerinden bir tanesi bireysel başvuru hakkının iç hukuk içerisinde tanınmamış olmasıdır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Öyle değil, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını Türkçeye çevirmemenizden kaynaklanıyor, başka bir şey değil.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Şimdi, Anayasa Mahkemesine biz bu imkânı verdik. Bundan sonra, Anayasa Mahkemesine, vatandaşlarımız, iç hukuk yollarını tükettikten sonra, hakları kamu gücü tarafından ihlal edilenler, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkını kullanarak müracaat edebileceklerdir.

Peki, Anayasa Mahkemesi bunun altından kalkar mı? Kalkar. Nasıl kalkar? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir tane, kendisinin dava…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Onu da ticarete dönüştürdünüz, 2 milyar para cezası getirdiniz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …yetkisini tanıyan onlarca ülkenin gelen dosyalarının hepsini karşılıyor. Peki, nasıl karşılıyor? İki mahkemenin sistemini bilirseniz bunu daha rahat değerlendirirsiniz.

Şimdi bakın, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelemesi…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Reddedilirse kaç para ceza verir vatandaş? 2 milyar para cezası ödüyor vatandaş. Onu da paraya çevirdiniz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 48’inci maddesi ve ilgili maddelerinde düzenleniyor. Hepsi önce bir kabul edilebilirlik değerlendirmesine tabi tutulacak ve bunun, tabii, sistemin oturması zaman alabilir ama bu kabul edilebilirlik şartlarını taşımayanları zaten görüşmeyecekler, onlar iade edilecek.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kaç para ceza verecek, onu da söyler misiniz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bundan memnun olmayan olursa onun AİHM’e zaten doğrudan gitme yolu açılacak.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – AİHM para cezası veriyor mu, siz veriyorsunuz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Ama diğerleri olursa onunla ilgili kararı da ne yapacak? Anayasa Mahkemesi verecektir. Ondan sonra AİHM’e müracaat edebilecektir.

Bakın bir başka konu: Bir milletvekili arkadaşımız dedi ki kanun hükmünde kararnamelerle alakalı... Anayasa Mahkemesiyle de ilgili olduğu için burada cevaplandırmak istiyorum. O da şu, dendi ki: “Yok hükmündedir bu kanun hükmündeki kararnameler.” Neden? Çünkü Başkan oy kullanmıştır, Başkanın oy kullandığı taraf farklı bir karar vermiştir.

Hatta dün de Sayın Başkanla ilgili eleştiri yapılırken de bir arkadaşımız söyledi: “İvedi, önemli, zorunlu şartları aranır, diyor kanun hükmündeki kararnamede, bunda aranmıyor.” İşte, “Dün Başkan başka karar verdi, bugün başka karar verdi.” diye eleştiriler de oldu.

Ben bu eleştirilerin hepsine saygı duyuyorum ama benim için yol gösterici olan Anayasa’dır. Anayasa’nın ben 91’inci maddesine bakıyorum: “İvedi, önemli, zorunlu şartları” kanun hükmünde kararnamenin şartı olarak var mı, yok mu? Böyle bir şart yok. Peki bunu kim koymuş? Anayasa Mahkemesi koymuş, 1990’lı yıllarda, 1991 yılında önüne gelen 27 esas sayılı bir dosyayla bunu koymuş. O zaman da -benim elimde şimdi karar- Haşim Kılıç’ın muhalefet gerekçesi var, diyor ki muhalefet gerekçesinde: “İvedi, önemli, zorunlu şartı Anayasa 91’de yok, Anayasa Mahkemesi yasa koyucu yerine geçerek ivedi, önemli, zorunlu şartını koyarak anayasa yapamaz.” diyor, “Ben buna muhalifim.” diyor. Daha sonraki süreçlerde buna dair muhalefet koymuyor, çünkü Anayasa Mahkemesi önüne gelen her konuda aynı kararı verdiği için koymuyor. Fakat uzunca bir aradan sonra konu yeniden önüne geldiğinde tekrar bir değerlendirme imkânı oluyor ve Anayasa Mahkemesi görüş değiştiriyor. Mahkemelerin içtihatları nas değil ki, bugün öyle diyebilir, yarın şartlar değişir, başka bir karar verebilir. Şimdi görüş, içtihat değişikliği var.

Peki, karar verme yeter sayısıyla ilgili sorun var mı? Şimdi, bakıyorum Anayasa Mahkemesiyle ilgili kanunun 65’inci maddesine, birinci fıkrasını okuyorum: “Genel Kurul ve bölümler kararlarını katılanların salt çoğunluğuyla alır. Oyların eşitliği hâlinde Başkanın bulunduğu tarafın görüşü doğrultusunda karar verilmiş olur.” Ben demiyorum, bakın burada kanun diyor. Hani yok hükmündeydi? Kanuna bakmazsanız, sadece işin bir kısmını görürseniz, o zaman farklı bir şey çıkabilir. O nedenle, ben Anayasa Mahkemesinin yeni dönemde de görevlerini yaparken insan haklarından yana, hukuk devletinden yana, demokrasiden yana, hukukun evrensel değerlerinden yana tavır koymasının Türkiye’nin demokrasisini geliştirmesi açısından önemli olduğunu her defasında ifade ettim. Başka ülkelerde baktığınızda demokrasi, insan haklarını geliştirme konusunda hem cezayla ilgili yüksek mahkemelerin hem de Anayasa Mahkemesi konumunda olan mahkemelerin, yürütme organlarını, yasama organlarını zorladığını ve onların zorlamasıyla önemli adımların atıldığını görüyoruz ama Türkiye örneğine baktığınız zaman, uzunca bir zamandır Türkiye’de -hâlâ da öyle- mahkemelerin, temel haklar konusunda, demokrasi konusunda, hukukun üstünlüğü konusunda, parlamentoları, siyaset kurumunu, yürütmeyi zorlayan kararlar vermek konusunda maalesef son derece tutucu kararlarına hep beraber şahit oluyoruz. Eğer öyle olmasaydı bu mahkemelerden, okumak isteyen insanların önüne şekil engelleri konmazdı. Hukuk devleti “Okumak istiyorum.” diyene “Sen şu kıyafeti giymezsen ben sana okumayı yasaklıyorum.” diyen bir karara herhangi bir mahkemenin onay vermesine izin vermezdi, veremezdi pek çok konuda. Ben bunu sıralayıp çoğaltabilirim, alt alta örneklerini koyabilirim. Türkiye’de pek çok alanda sorunlar var. Hem Ceza Genel Kurulu hem İçtihadı Birleştirme Büyük Hukuk Genel Kurulu hem Anayasa Mahkemesi hem de başkaca yüksek mahkemeler bu noktada demokrasiyi güçlendirici kararlar verebilirler çünkü 90’ıncı madde ortada, Türkiye'nin aldığı mesafe ortada. Öyleyse bizim bu mesafeyi hukukun evrensel değerleriyle beraber hareket ettirmemiz lazım ama maalesef bu noktalarda pek çok tutucu kararlara hep beraber şahit olduk.

Bir başka konu değerli arkadaşlar, yargıyla ilgili. 12 Eylülde kabul edilen Anayasa değişikliğiyle önemli adımlar attık. Burada pek çok değerli arkadaşım eleştirilerde bulundular: “Yargı AK PARTİ’nin arka bahçesi oldu.”, “Yargı AK PARTİ’nin tekeline girdi.” Dün de çok yakışık almayan, bu kürsüye yakışmayacak, maalesef bizim ahlakımızla da örtüşmeyen kelimelerle, cümlelerle anıldı. Ben ondan hicap duydum, bu hicabımı burada bir kez daha sizlerle paylaşmak isterim.

Peki, ne yaptık da biz yargıyı arka bahçesi yaptık, ben onu sizinle bir paylaşmak istiyorum, vicdan terazinizin üzerine bir kez daha bu hususu koymak istiyorum. Milletimiz de buna karar versin, yüce Parlamento bir kez daha buna karar versin.

Eskiden Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Yargıtay ve Danıştaydan seçilen üyelerden oluşuyordu. Onlar belli sayıda üyeyi seçiyor, Sayın Cumhurbaşkanı da onlardan 1’ini atıyordu, 2 tane de tabii üyesi vardı, Yargıtaya, Danıştaya üyeyi de onlar seçiyordu. Yani al gülüm, ver gülüm hesabı gibi. Onlar onu seçiyor, onlar onu seçiyor. Peki, bu seçilenler yargıyı tamamen temsil edebiliyor mu? Yok. Adli yargıda görev yapan binlerce hâkim, savcı var. İdari yargıda görev yapan binlerce hâkim, savcı var, bunların bir temsilcisi var mı? Yok. Peki, demokrasilerde milletin temsilcisi olur, milletin temsilcisi var mı? O da yok. Peki, ne yaptık biz? Yaptığımız şey şu: Üye sayısını 22’ye çıkardık. Dedik ki: “Bu üyelerden 3 tanesini Yargıtay Genel Kurulu doğrudan seçsin.” Eskiden doğrudan seçemiyordu, şimdi doğrudan seçme yetkisi verdik. Cumhurbaşkanı, Yargıtayın Genel Kurulunun aklı yetmez diye -12 Eylül öyle koymuş zannedersem- “Onlar iyisini seçemez de 3 tane göndersin, aradan ben seçeyim.” mantığıyla bina edilmiş, “Onlar da yanlış yapabilir. Yanlış Çankaya’dan dönsün.” diye konmuş bir anlayış. Biz ne dedik? “Yargıtay buna ehildir, ehliyet sahibidir, Genel Kurulun değerli üyeleri kendilerini temsil edecek kişiyi doğrudan seçsin. Danıştayın Genel Kurulunun değerli üyeleri kendilerini temsil edecek kişileri doğrudan seçsin.” Kürsüde olan hâkim ve savcıların hakkında hem disiplin…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Rektörleri nasıl seçtiniz Sayın Bakan?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sonra oraya 150’şer tane üye atayın!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …hem de başka pek çok karar veriliyor, tayin, atama, başka konularda yetkilendirme vesaire. Onların söz hakkı yok. Kendileri hakkında meslekten ihraca varana kadar çok ağır cezaları veren bir kurul var, o kurulun oluşumuna dair sözü yok. Dedik ki kürsüdeki hâkimlere, adli yargıya: “7’sini siz seçin, 3’ünü idari yargı seçsin.” Ama nasıl seçsin? Yargının denetim ve gözetimi altında seçsin. Gene yargıçların denetimi ve gözetimi altında seçiliyor. Şimdi, seçim oluyor, vatandaş oy verdiği zaman “Bunların aklı yetmez.” İşte, “Eğitim düzeyi yüksek olsa AK PARTİ iktidara gelmez.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu sefer eğitim düzeyi yüksek olanlar bir seçim yapıyor, bu ülkede hukuku bitirmiş, hâkim, savcılık sınavının tamamlamış, onlarca yıldır belki bu kürsülerde, hâkim, savcılık kürsülerinde hizmet veren insanlar oy kullandığında da bu sefer “Onlara baskı oldu, dayatma oldu.” Peki, “eğitimi olmayanlar” dediniz, anladık, eğitimi olanlar nasıl oluyor onu bir türlü anlamadık. Bakın, bunlar herkesi farklı kategoriye koyma anlayışıdır, milletin iradesine ve millete saygı duyan bir anlayış milletine böyle demez. Millet özgür iradesiyle sandıkta oyunu kullandığı gibi, bu milletin evlatları arasından çıkan hâkim ve savcılar da özgür iradesiyle sandıklarında oylarını kullanıyorlar, kullandılar ve seçim yaptılar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi, bundan rahatsız olmamak lazım. Cumhurbaşkanı da avukatlar arasından ve üniversitedeki hukukçu öğretim üyeleri arasından 4 kişi atıyor, onu da millet seçiyor Sayın Cumhurbaşkanını.

Ben isterdim ki demokratik bir ülkede biz eleştiriyi şurada yapalım: Neden Parlamento seçmiyor, milletin temsilcileri burada değil mi? Niye Parlamentoya bu yetkiyi vermedik? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) “Avrupa’da, ileri demokrasinin olduğu pek çok ülkede parlamentolar HSYK’ya üye seçerken Türkiye neden Parlamentosuna güvenip de bunun içine bunu niye koymadınız?” diye ben eleştiri beklerdim ama koyamadık, keşke onu da koysaydık iyi olurdu. İnşallah, yeni dönemde anayasa çalışmalarında böyle adımı birlikte atma imkânı doğar. Burada yargının ele geçme imkânı söz konusu değil, bir defa, oluşum buna izin vermiyor. Demokratik bir seçim var, demokratik bir seçimde yandaş bir yapının oluşturulmasının imkânının olmadığını, demokratik olan bir usulde isteyenin istediği şekilde iktidara gelme imkânının olmadığını, bu ülkede girdikleri her seçimde iktidarı bir türlü elde edemeyenlerin bizden daha iyi anlaması lazım ama bu maalesef farklı bir şekilde değerlendirilmeye devam ediliyor.

Bakın, bir başka şey söyleyeceğim: Hâkim ve savcılarla ilgili soruşturma, inceleme yetkisi eskiden kime aitti? Adalet müfettişlerine aitti. Adalet müfettişleri nereye bağlıydı? Adalet Bakanlığına bağlıydı. Bakan izin veriyordu, müfettişler araştırıyordu. Peki, şimdi ne oldu? Soruşturma ve inceleme yapma yetkisi artık HSYK’ya bağlı Teftiş Kuruluna geçti. İlgili bir daire var orada. O daireye şikâyetler geliyor, inceleniyor. Onlar, Kurulun Başkanı, Bakan, ona sunuyorlar. Eğer bunun için inceleme izni verilsin diye sunarlarsa veya soruşturma izni verilsin diye sunarlarsa, Bakan ancak o zaman müdahil olabiliyor. Onun dışında sunmazlarsa Bakanın bir yetkisi yok. Şimdi, peki, bir bakan veya bir hükûmet, yargıyı elinde tutmak ister de yargının üzerinde en etkili olan yapılardan birini böylece alıp başka birine verebilir mi?

Bir başka şey, hâkim ve savcıların ataması, terfileri, vesaireleri HSYK tarafından yapılıyor. Eskiden kurul hâlinde çalışıyordu, Adalet Bakanı Kurul’un Başkanı. İsterse bütün toplantılara katılıp “Şunu şuraya atayın, bunu buraya atayın.” deme hakkı var mı? Var. Ama şimdi var mı? Şimdi yok, biz onu kaldırdık. Orada bir daire buna bakıyor. O daireye de Adalet Bakanı başkanlık edemiyor, o dairenin üyeleri de doğrudan doğruya hâkimler, savcılar, Yargıtay, Danıştay, Adalet Akademisinden gelenlerden oluşuyor. Şimdi, yargıyı eline geçirmek isteyen bir iktidar, bütün hâkimleri, savcıları atama, disiplin vesaireyle alakalı bütün yetkileri devreder mi? Biz devrettik. Neden devrettik?

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Hepsini ele geçirdiğiniz için.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Çünkü bizim içimiz yandı, içimiz, yandaş yargıdan içimiz yandı, bu ülkenin yılları kayboldu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bir şeyi özellikle ifade etmek istiyorum, hem AK PARTİ açısından hem de bütün partiler açısından: Bir ülkede yargı yandaş olursa o ülkede felaket bir noktaya değil kıyamete dönüşmüş demektir. Böyle bir şey olmasın diye, yargı ne AK PARTİ tarafından ne CHP ne MHP ne BDP ne de başka bir güç tarafından ele geçirilmesin, yargıçların iradesiyle gelenler orada olsun, tarafsızlık ve bağımsızlık tam hayata geçsin diye biz bu adımları attık ve bugün, bundan sonra da hiçbir kimse bu yapı işlediği sürece yargıyı ön ve arka bahçesi olarak göremeyecektir.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Zaten sizin arka bahçeniz oldu yargı.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bugün yapılan eleştirilere baktığınız zaman, dün onlarca sene, on, yirmi sene önce bakanlık yapmış birilerinin Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluyla görüşmelerle Yargıtaya üye tespitinde nasıl tesirler olduğunu hep beraber dinledik, gördük. Bütün bunlar önemli şeyler ama bundan sonraki sistemde, yapıda buna izin verecek bir mekanizma yok, ortadan kalktı. Yargı bağımsız olacak, tarafsız olacak, herkes de buna alışacak çünkü artık yargı kimsenin ne ön bahçesi ne arka bahçesi.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – Senin arka bahçen, senin!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Eğer bir gün öyle bir şey olursa ona en fazla biz karşı çıkarız. Her zaman da karşı çıktık, bundan sonra da karşı çıkmaya devam edeceğiz.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Bu söylediğinize inanıyor musunuz Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Yargıtayda üye seçilenler, bunların hepsi bu ülkenin hukuk fakültelerinde okumuş…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yapma ya, Allah Allah!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …hâkimlik, savcılık sınavlarında başarılı olmuş ve birinci sınıf olmuş hâkim ve savcılar arasından seçiliyorlar. Bunlar bu ülkenin evlatları, burada yetişmiş insanlar. Onlara “militan” yakıştırmasını yapmak fevkalade yanlış olur. Bu doğru bir şey değil çünkü eğer siz istediğiniz gibi davrananlara bir yaklaşım, öteki tür davrananlara başka tür yaklaşım sergilerseniz burada çifte standart var demektir.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sizin gibi sürmek lazım Sayın Bakan değil mi? Sürdünüz siz onları.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Geçmişte, geçmiş HSYK döneminde Sayın Aykut Cengiz Engin Ergenekon soruşturmalarıyla görevli 2 tane savcının yetkilerini değiştirdiği zaman, aynı eleştiriyi o zaman yapsaydınız ben o zaman derdim ki: “Ya doğru bunlar bir şey söylüyor.” Ama ben yaptım.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Deniz Fenerinde de yaptın mı?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Sayın Öz’ün yetkisi kaldırıldığında da eleştirdim, daha önce birileri kaldırmaya çalıştığında da yine eleştirdim çünkü yanlış dedim, doğru bulmadım, o nedenle bunu eleştirdim. O zaman eleştirirseniz şimdi de eleştirme hakkınız olur ama bunlarla ilgili, Hükûmetle alakası olmayan bir tasarrufla Hükûmeti irtibatlandırmak fevkalade yanlış olur.

Yargıtay seçimlerinde dönen yapıyı hukukçu arkadaşlarım çok iyi bilirler, Yargıtaydan gelenler çok iyi bilirler. Aylarca turların devam ettiği olur bir daire başkanlığı seçimi için. Aylarca, altı ay, yedi ay, tur üstüne tur, tur üstüne tur. Orada blok boş oy kullanmaların ne kadar çok olduğunu herkes bilir. Dün de vardı, daha önceki zamanda da vardı, bundan sonra da olabilir çünkü hâkimlerin, savcıların veya Yüksek Mahkemenin değerli üyelerinin nasıl oy kullanacağını tayin etmek bizim yetkimiz değil, sizin de yetkiniz değil, başka bir kimsenin de yetkisi değil. Onlar kendileri bunu takdir edeceklerdir, bunu değerlendireceklerdir.

Bir başka husus: Kadrolaşmayla ilgili burada ifade edildi. Tabii, kadrolaşma konusunda bizim bir tecrübemiz yok ama tecrübesi olanlar, nasıl olduğunu iyi bildikleri için herhâlde, bol bol bir eleştiri yapıyorlar ama bizim yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakın, ben bir şey söyleyeceğim. Sadece bir tanesiyle değil, adli yargıyla ilgili. Aynısı Millî Eğitim Bakanlığıyla ilgili. Millî Eğitim Bakanımız belki açıklar.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başbakanla ilgili bilirkişi raporu veren kişiyi HSYK’ya geçirdiniz mi, geçirmediniz mi?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Yedi sekiz tane, Millî Eğitim Bakanlığı, tayin atama yönetmeliği çıkardı, hepsi mahkemeden döndü.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Somut örnek veriyorum size ben: Başbakanla ilgili bilirkişi raporunu veren kişiyi HSYK’nın üyesi yaptınız mı, yapmadınız mı?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Şimdi, bakın, hâkim, savcıların sınavlarıyla alakalı bir sistem var bizim yapımızda. Ne zamandan? 1983’ten 2007’ye kadar hâkim, savcılar aynı usulde alınıyor. Bir sıkıntı yok ve yapı aynı. İdare mahkemesine dava konusu oluyor konu, idare mahkemesi davayı reddediyor. Danıştaya gidiyor konu, Danıştay da bunun Anayasa ve hukuka uygun olduğuna, bir kez değil, defalarca karar veriyor.

Şimdi, Anayasa değişmedi, kanunlar değişmedi, 2007’den itibaren idare mahkemesinin kararları değişti, Danıştayın kararları değişti. Şimdi, “Bu Anayasa’ya aykırı, bu hukuk devletine aykırı…” Ben şimdi sorarım, eleştirmek hakkım: Peki, 2007’den önce Anayasa aynı Anayasa değil miydi, kanunlar aynı kanunlar değil miydi? O zaman neden aykırı kararlar verilmedi? Bakıyorsunuz, başka türlü kararlar ve sonuçta “Biz Hükûmete güvenmiyoruz anlamı çıkar, kamera koyacaksınız.” diye şart getirildi.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Size güvenmemekte haklı değiller mi Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bugüne kadar hangi hükûmete, hangi mahkeme, ne zaman “Siz personel alırken onlarla ilgili bütün sınavlarda kamera koyacaksınız.” diye bir kanun çıkardı? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hani şeffaflık vardı?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Böyle bir şey olur mu? Burası hukuk devleti.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Önceden hukuk devletiydi Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bu subjektif bir yaklaşımdır, “Kanun buna izin vermiyor ama ben sana güvenmiyorum.” demektir. Mahkemeler böyle bir karar veremez.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Devlet şeffaf olacaktı hani?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Onun için de ben eleştirdiğimde söylerim “Bu yanlıştır.” diye ama herkesin de eleştirdiğinde söylemesi lazım, yanlışları da, doğruları da.

Biz hukukun üstün olmasını istiyoruz. Yargının kararlarında hukuk neyse ona göre hareket etmesi bizim hepimizin ortak arzusudur çünkü yargının verdiği kararlar herkesi mutmain etmelidir. Eğer mutmain etmiyorsa sıkıntı var demektir. O nedenle de yargı da kararlarında buna özen gösterecektir. Göstermediği zaman iktidar da eleştirebilir, muhalefet de eleştirebilir çünkü yargı kararları da kutsal kararlar değildir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yargının kararlarını yerine getirmeyen, tazminata mahkûm olan ilk Başbakan kim?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ama istifa eden hâkimlerle alakalı değerlendirmeler yapıldı, ben bunu özellikle ifade etmek isterim: Pek çok memur istifa edebilir, hâkimlikten, öğretmenlikten, doktorluktan. Siz bunların hepsinin altında bir anlam ararsanız o zaman farklı sonuçlar ortaya çıkabilir.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Arkasındaki anlam baskı görmek Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Kimisi eş nedeniyle, kimisi başka bir iş nedeniyle, kimisi sağlık nedeniyle ayrılabilir. Hâkim ve savcılık mesleğinden de her yıl belli sayıda -bazen az, bazen çok- her dönemde istifa eden, görevden ayrılan insanlar var.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Onları nefes alamaz durumuna getirdiniz Sayın Bakan, onun için istifa ediyorlar.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ama hiçbiri hiçbir dönemde bunu siyasete alet ederek ayrılmamıştır. Mesela ben Militan Demokrasi kitabını yazan Sayın Vural Savaş var, istifa nedeni nedir diye… Biliyorum ama Sayın Vural Savaş’ın basında bu konuda açıklamalarını duymadım. O dönemde, HSYK üyesi olduğu dönemde HSYK’ya yapılan baskılar nedeniyle istifa etti ama çıkıp da bunlarla ilgili bir açıklama yapmadı. Fakat bir tetkik hâkimi veya herhangi bir savcı istifa ediyor, avukatlık bürosu açıyor, Yargıtayda yıllarca çalışmış -avukatlar bilir, bu büyük bir itibardır, avukatlık için iyi bir yapıdır- istifa ediyor veya başka şeylerle kullanıyor bunu.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – İstifa etmek zorunda bırakılıyor Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Kullananla bu işte istifa edip ayrılan onlarca hâkim ve savcı var. Hangisinden böyle bir açıklama var?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Pek çoğundan var bu açıklama son dönemde.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – O açıklamaya bakarsanız “Yirmi tane de arkadan geliyor.” diyor. Yirmi tane dediklerinin istifasını da duymadık.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) –  Savcıları sürdüğünüzü inkâr mı ediyorsunuz Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Yani ben onun için de siyaseti yapanlar bunu siyasetçilere bırakırlarsa daha isabetli olur diye düşünüyorum.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) –  Ömer Faruk Eminağoğlu’nu nereye gönderdiniz Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Öte yandan MİT Müsteşarlığıyla ilgili bir iki hususu paylaşmak istiyorum:

Bir tanesi, Genelkurmay Elektronik Sistemler yapısıyla MİT bünyesinde aynı görevi modern yöntemlerle yürüten Elektronik İstihbaratın birleştirilmesi yani aynı yapının tekleştirilmesi. Bunun neresi yanlış? İki kurum anlaşıyor, bir araya geliyorlar, Türkiye'nin lehine istihbaratı daha derli düzenli toplamak, ülkemizin, milletimizin hayrına, yararına kullanmak için bir protokol yapıyorlar, karşılıklı altına imza atıyorlar, ondan sonra da birleştiriyorlar. Bu işin tarafları, uzmanları, bu işi en iyi bilen insanlar bunu yapıyor. Ondan sonra da bunun altında başka anlamlar arıyoruz. İstihbaratın etkili olması, ülkemizin güvenliği açısından, hem içeride hem dışarıda huzuru açısından son derece önemli bir husustur ve bu konuda atılmış, ihtiyaçtan doğmuş bir adımdır. Bu yanlış bir adım değil, iki tarafın da kabul ettiği doğru bir adımdır.

Öte yandan, mesela “Millî İstihbarat Teşkilatına 2 tane kaymakam alındı.” diyor. Ben, değerli arkadaşımdan kaymakamların isimlerini verirlerse memnun olurum çünkü benim aldığım bilgide “Bir kaymakam ataması yok.” diyor. Eğer bu bilgiyi, kendisi kaymakamlarımızın isimlerini verirlerse ben yetkililere bunu soracağım. Herhangi böyle bir kaymakam ataması söz konusu değildir. Kaldı ki eğer ihtiyaç duyulursa, hizmetinden, niteliklerinden, böyle özelliklerde olan birisi olursa devletin kendi insanından, kendi vatandaşından istifade etmesinin neresi ayıp? İhtiyaç varsa istifade edilebilir ama böyle bir şey de kesinlikle söz konusu değildir, gerçek dışı bir beyandır.

MİT, bugüne kadar aldığı hiçbir istihbaratı iletmesi gereken makamlara iletmemezlik yapmamıştır.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Oslo görüşmelerini de iletmiş midir Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Analizler, değerlendirmeler yapılmış ve bu çerçevede iletilmesi gereken yerlere iletmeleri de yapılmıştır. Değerlendirmeler, takdirler… Tabii, iletilen makamlar da bunları değerlendirecek, adımlar atacaktır. Türkiye'nin güvenliğiyle ilgili konumlarda önemli görevler yapan bir kurum. Bu ülkenin güvenliği için yapılması gerekenler yasal çerçevede ne ise onları büyük fedakârlıklarla yapıyorlar, yapmaya da devam edecekler. Biz teşekkür ediyoruz milletimize yaptıkları hizmetlerden dolayı.

Sayın Sayıştay Başkanımızla ilgili bir şey söyledi. Tabii kendisi bürokrat olduğu için cevap veremiyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Verebilir, karar alırız konuşabilir.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Burada bütün bürokratlar da var. Sayın Vural söyledi, Başbakanlık Müsteşarı yok ama onu temsilen arkadaşlarımız var, başka kurumları temsilen arkadaşlarımız var. Mahkemeleri de kanunları gereği genel sekreterleri burada temsil ediyorlar. O nedenle burada bir sıkıntı yok.

Şimdi Sayın Recai Akyel bugün memur olmuş birisi değil. Baktığım zaman 1987’de mezun Ankara Siyasal Bilgilerden, 88’de kamu görevine başlıyor, Solhan, Gölyaka, İmamoğlu, Kızıltepe, Elbistan ve Çamoluk kaymakamlıkları yapıyor, Tokat valiliği yapıyor, işletme doktorası var, yabancı dili var ve 2009’da seçiliyor yirmi bir yıl kamu görevi var. Alnının akıyla, alnının teriyle özel sektörde birinin çalışması ayıp değil; haram yemesi, yanlış yapması, yolsuzluk yapması ayıptır, yanlış olan odur.  Alnının teriyle çalışmış kendinin, ailesinin rızkını kazanmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bir başka konu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bozdağ, süreniz doldu efendim, toparlar mısınız.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Sözlerimin burasında diğer kalan konuları sorular kısmında belki cevaplarım. Diğer hususlarla ilgili de ayrıca cevaplarımı sunacağım ama herhâlde bir altı dakikam var değil mi Başkan?

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) - Hayır hayır, süre bitti.

BAŞKAN – Hayır, elli dakika. Zamanınız tamam.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Birinci turda mı?

Peki o zaman. Değerli milletvekilleri, ben 2012 yılı bütçesinin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, katkı sunan, emek veren bütün milletvekillerine teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bozdağ.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan, Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisinin tutumu hakkında yanlış bir değerlendirme yaptı. Müsaadenizle o yanlış değerlendirmeyi düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Zannederim tavzih etti Sayın Vural yani “desteğiniz için” dedi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Edemedi efendim. Kürsüden konuştuğu için tabii o tashihi yapamadı. Dolayısıyla…

BAŞKAN – Peki, buyurun efendim.

İki dakika, buyurun lütfen. (MHP sıralarından alkışlar)

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, Milliyetçi Hareket Partisinin Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesindeki tavrı açık ve nettir, millet iradesinin işlemesi gerektiğini hep savunmuştur. Hatta Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce erken seçimin mart ayında yapılmak suretiyle yenilenmiş bir Meclis iradesiyle seçimin yapılmasını önermişti ama maalesef, 27 Nisan bildirisini bir nimet gibi savunarak onun ipiyle seçime gidenler, Cumhurbaşkanı krizi doğuranlar karşısında Milliyetçi Hareket Partisi demokrasinin üstündeki tıkacı çıkarttı ve Parlamento çalıştı. Biz de kendi adayımızı çıkarttık, Sabahattin Çakmakoğlu Bey’e oy verdik. Dolayısıyla, Milliyetçi Hareket Partisinin bu tavrı demokrasiye olan inancının bir gereğidir.

Tabii, Sayın Bakan biraz çok frensiz konuştu, kendi dönemini aklamak için hep geçmişi karaladı, “Cumhurbaşkanlığı seçimleri millete rağmen yapıldı.” Elinizi vicdanınıza koyun ya! Özal millete rağmen mi geldi? Demirel millete rağmen mi geldi? Yani Ahmet Necdet Sezer millete rağmen mi geldi? Bakın, 5 tane liderin imzası var. İlk sırada Bülent Arınç, millete rağmen mi? Millî Savunma Bakanınız Vecdi Gönül’ün imzası millete rağmen mi? Meclisi yöneten Sayın Meclis Başkan Vekili Mehmet Sağlam Bey’in imzası var burada. Sayın Başkan, millete rağmen mi bu imzanızı verdiniz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ama bu var ya Bekir Bey, kapak oldu yani kapak oldu! Herhâlde buna verecek cevabınız kalmadı yani.

OKTAY VURAL (Devamla) – Yani Allah’ınızı severseniz… Ya, frensiz kamyon gibi porselen dükkânına giriyorsun kardeşim. Yani dolayısıyla doğru bilgileri veriniz.

Hepinize saygılarımı arz ediyorum efendim. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ama bunun arkasına “Kapak olsun!” yazarlar herhâlde, “Kapak olsun!”

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, yanlış bir bilgiyi düzeltmek istiyorum ben.

BAŞKAN – Yerinizden lütfen.

Bir dakika, yerinizden.

Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Başbakan Yardımcısı diyor ki: “Biz kimseyi kayırmıyorduk.” Peki, Sayın Başbakan lehine bilirkişi raporu düzenleyen bir kişi şu anda HSYK üyesi. Bu konuda bilgileri var mı?

İkincisi: Geçmişte Başbakan hakkında tekrar yine verilen bir mahkûmiyet kararını temyiz etmeyen Ankara Cumhuriyet Başsavcısı şu anda nerede? Bu konuda bilgi verirlerse sevinirim.

Teşekkür ederim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Yanlış kullandı hakkını, 60’a göre söz istiyor, soru soruyor.

 

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88) (Devam)

 

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Cumhurbaşkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Cumhurbaşkanlığı   2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)

1.-  Sayıştay Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Sayıştay Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

D) ANAYASA MAHKEMESİ  BAŞKANLIĞI (Devam)

1.-  Anayasa Mahkemesi Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Anayasa Mahkemesi Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

E) YARGITAY (Devam)

1.- Yargıtay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Yargıtay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) DANIŞTAY (Devam)

1.-  Danıştay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.-  Danıştay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

G) BAŞBAKANLIK (Devam)

1.- Başbakanlık 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Başbakanlık 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

H) BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU (Devam)

1.- Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

I) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

İ) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, son söz milletvekilinindir kuralı gereğince, aleyhte söz isteyen Necati Özensoy, Bursa Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 merkezî yönetim bütçesinin birinci turuyla ilgili şahsım adına aleyhte söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Ben Sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakanın yurt dışına gitmemesi noktasında herhangi bir şey söylemeyeceğim. Ancak, Sayın Bozdağ, yurt dışına gitmekle ne devlet yücelir ne de büyük lider olunur. Bunun da en güzel örneği cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’tür. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) On beş yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde hiçbir kralın, hiçbir devlet başkanının ayağına gitmemiştir, krallar ve devlet başkanları Atatürk’ün ayağına gelmiştir ama 20’nci yüzyılın en büyük lideri de Mustafa Kemal Atatürk’tür. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, bütçeden bahsederken hep şeffaflıktan bahsedildi. Tabii, bütçenin şeffaf olması ne anlam taşıyor, onu da ortaya koymak lazım. Asıl şeffaf olması gereken denetimdir. Bakın, burada Meclis adına, millet adına denetim yapan Sayıştay ve Sayıştay bünyesine katılan Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunu da konuşuyoruz.

Geçtiğimiz dönem dört yıl ve bu dönemde yine ben KİT Komisyonu üyesi olarak görev yapıyorum. Bu denetimlerin sonucunda Mecliste raporlar tartışılırken nelerle karşılaştığımızın çelişkilerini buradan sizlerle paylaşmak istiyorum.

Şimdi, bu raporlar KİT Komisyonuna geldiğinde… Bakın, özellikle en büyük KİT kuruluşları olan Ziraat Bankası, Halk Bankası ve belediyelere kredi veren İller Bankası. Şimdi, bunlar geldiğinde soru soruyoruz. İşte şaibeli bir kredi var, bunu kime verdiniz? “Bankalar Kanunu’na göre bilgi veremem, yasak.” E peki, Yüksek Denetleme Kurulu üyelerine, bizim adımıza görev yapan üyelere veriyorsunuz, bize bu bilgileri vermiyorsunuz.

Şimdi, ben buradan Meclis Başkanlığına da seslenmek istiyorum: Bir denetim komisyonunda görev yapan milletvekillerine bu bilgilerin gizliliği doğru mudur, yanlış mıdır? Buna da bir çözüm bulunması lazım.

İller Bankası belediyelere kredi veriyor. Bu kredilerde yanlış, fazla, eksik verilenleri soruyoruz. Hangi belediyeye verdiniz, yandaş mı, muhalif mi, şu mu, bu mu? “Bilgi veremem, Bankalar Kanunu’na göre yasak.” Yani biz bu şartlarda...

OKTAY SARAL (İstanbul) – İller Bankası...

NECATİ ÖZENSOY (Devamla) – Beyefendi, ben dört yıldır İller Bankasını denetliyorum orada. Benim...

OKTAY SARAL (İstanbul) – Ben de on iki yıl Of’da Belediye Başkanlığı yaptım. O dönemde ne olduğunu gördüm orada.

NECATİ ÖZENSOY (Devamla) – KİT Komisyonunda nelerle karşılaştığımızı...

Ben denetimden bahsediyorum, denetimden. Gidin, tutanaklara bakın. Sayın Canikli iyi bilir KİT Komisyon Başkanı olarak.

OKTAY SARAL (İstanbul) – İller Bankasının ne olduğunu gördüm ben o dönemde.

NECATİ ÖZENSOY (Devamla) – Bakın, İller Bankasındaki yetkililerin bize verdikleri cevaplar bunlar. İşte denetimin şeffaflığı ortada.

Yine, bu kurumların en büyüklerinden BOTAŞ, Türkiye'nin bütün doğal gaz ihtiyacını karşılayan ve birçok da yolsuzlukların olduğu, işte birçok yöneticisinin cezaevinde olduğu bir kurum. TPAO, aynı şekilde en büyük kurumlardan bir tanesi. Bunların denetimlerini basına kapalı yapıyoruz ama yine orada birtakım şeyler sorduğumuzda, işte, “Doğal gazı kaça alıyorsunuz?” veyahut “İran’a al ya da öde kapsamında kaç para ödediniz?” gibi sorular sorduğumuzda, bize verilen cevap: Petrol Kanunu’na göre bu bilgileri size vermem yasak.

Şimdi, Sayıştay Kanunu’yla ilgili en son geçen kanundan sonra YDK da Sayıştay bünyesine katıldı ve oradaki “performans” kelimesinin içi de boşaltılarak, artık, performansı da bir şekilde daralttıklarından dolayı bunu da denetleyemez hâle geldik. Şimdi, bütçenin şeffaf olması mı önemli yoksa bütçeden ayrılan kaynakların kimlere, nerelere, nasıl harcandığının denetlenmesinin şeffaf olması mı önemli?

Değerli milletvekilleri, KİT Komisyonu tutanaklarına ifade ettiklerimi aynen, bire bir görebilirsiniz. Orada bilmeden, etmeden yerinizden laf atarak bunu savunamazsınız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birinci tur konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi soru-cevap kısmına geçiyoruz.

On dakika…

Soru sormak üzere arkadaşlarımız sisteme girmişler. Sırasıyla isimlerini okuyorum: Sayın Erdoğan, Muğla Milletvekili.

Buyurun efendim.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

2003’ten önce Başbakanlıkta ne kadar Başbakanlık müşaviri vardı, bugün bu sayı ne kadardır? Bunu öğrenmek istiyoruz.

Bir de 5018 sayılı Kamu Mali Denetimi Kanunu’yla bütün kamu kurumlarının mali denetimi konusunda Sayıştay tek yetkili kurum olarak belirlenmiştir. Sayıştay 2010-2011 yıllarında kaç tane belediyeyi denetlemiştir? Denetlenen belediyelerden kaç tanesi iktidar belediyesi, kaç tanesi muhalefet belediyesidir? Denetim sonucunda soruşturma açılan belediye var mıdır? Varsa bunların partilere göre dağılımı nedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – İkinci söz Sayın Vural’ın, İzmir Milletvekilimiz.

Buyurun efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, biraz önce Sayın Bekir Bozdağ “Cumhurbaşkanını halk seçecek.” dedi. Biz de burada kanunu çıkarttık, Mecliste, Anayasa’yı “Beş yıldır.” dedik. Şimdi, cumhurbaşkanı seçimi 2012’de mi, 2014’te mi?

İkincisi: Oslo’da Sayın Başbakanın özel temsilcisi ile PKK arasında yapılan görüşmelerle ilgili Hakan Fidan’ı hangi tarihlerde İmralı’ya gönderdiniz? İmralı’nın muhatap alınmasına yönelik yazılı bir emriniz var mıdır? Vaki ziyaret ve görüşme talebi İmralı’dan mı gelmiştir? İmralı’dan dönüşte Hakan Fidan size İmralı’dan hangi mesajları getirmiştir? İmralı canisi ve terör örgütüyle yüzde 90-95 oranında mutabakat sağlanan konular nelerdir? Bu mutabakat çerçevesinde terör örgütüyle birlikte yürütülen çalışmalar nelerdir? Kamuoyunun hazırlanması için yurt içine yönelik yürüttüğünüz kampanyanın sınırları nerede ve hangi seviyede tutulmuştur? Yüzde 95 mutabakat sağladınız konuların topluma, devlete benimsetilmesinde Parlamentoda, Hükûmette ne gibi faaliyetler yürütülmüştür?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Vural.

Sayın Korkmaz, Isparta Milletvekili.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Cumhurbaşkanı, açılım projesinin akim kalmasına hayıflanarak biraz da yeterli desteği vermediği için PKK’ya sitem ederek “Daha güzel şeyler olacaktı.” dedi. Bu süreçte neler olmuştur, bir bakalım. Demokratik özerklik, federasyon, ikinci bayrak, Anayasa’nın değiştirilemez hükümleri gibi millî birliğimizi zedeleyecek tartışmalar başlatılmış, terör şehitlerinin sayısı 100’lerle ifade edilmeye başlanmıştır. Hükûmet terör örgütüyle pazarlık masasına oturmuştur. Birçok ilimizde kalkışma provaları yapılmaktadır. PKK’nın talepleri siyasallaşmış, kitleselleşmiş ve derinlik kazanmıştır.

Sorum şudur: Bizlerin göremediği, Sayın Cumhurbaşkanının gördüğü güzel şeyler nelerdir? Bu kadarıyla bile Sayın Cumhurbaşkanını mesut ve bahtiyar eden gelişmelerin dahası neler olabilir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Korkmaz.

Sayın Akçay, Manisa Milletvekili.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Cumhurbaşkanı, 15 Ekimde Genelkurmay Başkanıyla birlikte Van ve Hakkâri’de askerî birliklerimizi ziyaret etti. Bu ziyaret medyadan ve kamuoyundan habersiz gerçekleşti. Türkiye Cumhuriyeti’nin başı ve başkomutanının kendi vatan topraklarındaki bu ziyaret neden gizli tutulmuştur?

Yine, Sayın Cumhurbaşkanı, İngiltere ziyaretinde İngiltere Başbakanını neden makamına giderek ziyaret etmiştir?

Yine, Sayın Cumhurbaşkanı, hâlen Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde oturmamaktadır. Ancak Çankaya Köşkü’ne dört yıldır masraf yapılmaya devam edilmektedir. Sayın Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanlığı Konutu’nda ikamet etmeyi düşünüyor mu? Ayrıca Dışişleri Bakanı için de aylığı 39 bin lira konut kiralanması yapılmıştır. Bu israf değil midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Yılmaz, Adana Milletvekili.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, beni atladınız.

BAŞKAN – Affedersiniz, haklısınız.

Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu, İstanbul Milletvekili.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Cumhurbaşkanlığı seçimi net olarak hangi tarihte olacaktır? Belki Cumhurbaşkanı adayı olacağım. (CHP sıralarından alkışlar) Bana hazırlanmam için bu süre lazım, bu süreyi bilmem lazım, aksi hâlde rekabet koşullarına uymuyorsunuz.

İki: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanım, Başkan Vekilim, daha geçen hafta burada bir yasa çıkardık, Teşkilat Yasası. Daha kanunlaşmadan, 10 kişi kadroya almışsınız, 10 kişi. Bunlar kimdir? Niçin aldınız? Burada etik değerlere aykırı davrandınız mı, davranmadınız mı?

Üç: Burada söz verdiniz “Bir tane Meclis çalışanın burnu kanamayacak.” dediniz. Meclis çalışanları moralsiz. Onlar sizin evlatlarınız. Lütfen herkesi toplayın “Kardeşim, namusuyla, şerefiyle, dürüst, becerikli çalışanın burnu kanamayacak.” deyin. Herkes moralsiz, Meclis, Meclisteki çalışanlar son derece üzüntülü Sayın Başkanım. Bunu yapacak mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Yılmaz, Adana Milletvekili.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, teröristbaşı Abdullah Öcalan ile avukatlarının İmralı görüşmeleri kayıtlara geçti. Bu görüşmeleri yaparken, talimatlar verirken, tehditler yaparken ve 132 güvenlik görevlisi şehit edilirken, Hükûmetin, MİT’in ya da diğer görevlilerin ne yaptığını Türk milleti merak etmektedir.

Şimdi, Sayın Başbakan Yardımcısına soruyorum: Öcalan ile avukatlarının yaptığı görüşmeler dinlenmiş midir? Kayıt altına alınmış mıdır? Eğer bunlar yapılmamışsa görevliler görevlerini yapmıyor demektir. Eğer konuşmalar ve görüşmeler kayıt altına alınıyorsa ve gereği yapılmıyorsa gözetim altında cinayet ve katliam…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Alim Işık, Kütahya Milletvekili.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İlk sorularım Sayın Başbakan Yardımcısına:

12 Eylül 2010 Anayasa Referandumunda her fırsatta dile getirdiğiniz “Darbecilerden hesap sorulacaktır.” sözü ne oldu? O günden bugüne kaç darbeciden hesap sordunuz?

İki, Başbakanlık bütçesinde (T) cetvelinde yer alan 4 adet 4x4 cip hangi amaçla alınmaktadır? Vatandaşa cipler haramken Başbakanlığa helal midir?

İkinci bölüm Sayın Meclis Başkan Vekilimize:

Geçen hafta çıkan İdari Teşkilat Kanunu’ndan sonra Mecliste çalışan kadrolu personelin mağdur edildiği, aynı işi yapan farklı personele farklı ücretlerin ödendiği ve maalesef bu yasayla çalışma huzurunun bozulduğu gerçektir. Bu konuda Meclis olarak ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Uzunırmak, Aydın Milletvekili.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

2622 sayılı Sporda Şiddet Kanunu, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından veto edilerek Meclise geri gönderildi ve gerekçelerden birisi de “Sürmekte olan davaların etkilenmesi.”

Şimdi, ben Sayın Cumhurbaşkanımıza sormak istiyorum eğer bu gerekçeyle kanun veto edildiyse: Daha önce de sürmekte olan davaları etkileyecek ve kamu vicdanı açısından çok önemli şeyler vardı. Görevi kötüye kullanmada biz cezaları düşürdük burada AKP çoğunluğuyla -ki 6222’deki düzenleme Meclisin mutabakatıyla yapılan bir düzenlemeydi- diğeri ise AKP çoğunluğuyla yapılan bir düzenlemeydi. Acaba, o düzenlemede kaç dava etkilenmiş? Görevi kötüye kullanmadan, memurlardan kaç kişi hakkında soruşturma ve mahkeme vardı? Bunlar kaç kişi? Devleti ne kadar zarara uğratıyordu? Bugün kişileri ilgilendiren bu düzenlemede kaç kişi bundan etkilendi?

Bunu bilmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Çınar, Kastamonu Milletvekili.

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2002 yılından bugüne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinde açıktan atama yoluyla, hiçbir sınava tabi olmaksızın kaç personel alınmıştır?

Personel servisleri hangi tarihte ve hangi gerekçeyle kaldırılmıştır?

Meclis Başkanlığının personel servislerini kaldırmasıyla personelin mağdur olması doğru bir davranış mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Oğan, Iğdır Milletvekili.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül hatırlarsanız “Futbol diplomasisi” adı altında bir Ermenistan açılımı başlatmıştı. Bursa’da Azerbaycan bayrakları çöpe atılırken, Sarkisyan’a ev yapımı özel dolmalar ikram edilmişti. En son, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan “Karabağ’ı biz aldık, Ağrı Dağı’nı da size bıraktık.” diye Ermenistan gençlerine Ağrı Dağı’nı hedef göstermişti.

Sayın Cumhurbaşkanı hâlâ bu açılımın arkasında mıdır onu merak ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Son olarak, Sayın Varlı, Adana.

Yok mu efendim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Onun yerine Oktay Öztürk.

BAŞKAN – Peki, şimdi sorulara cevap vermek üzere…

OKTAY VURAL (İzmir) – Otuz dört saniye var efendim; bir soru daha alabilirsiniz.

BAŞKAN – Hayır, bitti efendim; vakit doldu, maalesef doldu.

MUSA ÇAM (İzmir) – Yirmi yedi saniye var daha.

BAŞKAN –  Yirmi yedi saniye var ama süre on dakika Tüzük’e göre. Dolayısıyla, yapacağımız bir şey yok

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz beş saniyede soracaktık zaten.

BAŞKAN - 10 dakikasında da cevap verecekler.

Buyurun efendim.

TBMM BAŞKAN VEKİLİ SADIK YAKUT (Kayseri) – Evet, sayın milletvekilleri, hepinize iyi akşamlar diliyorum.

Sayın Mevlüt Aslanoğlu’nun sorusuyla ilgili: Herhangi bir alım yapılmamıştır Sayın Aslanoğlu.

Kurum teklifiyle hiçbir Meclis çalışanı mağdur edilmeyecektir.

Sayın Alim Işık’ın sorusuyla ilgili; Mecliste memur, 4/C, 4/B gibi çoklu istihdam modeline ilişkin: Meclisteki söz konusu çoklu istihdam modeli sadece Türkiye Büyük Millet Meclisine ait bir uygulama olmayıp 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4’üncü maddesinde öngörülen istihdam şekillerinin bir gereğidir.

Diğer bir ifadeyle, tüm kamu kurumlarında söz konusu istihdam modelleri uygulanmaktadır. Mecliste 4/C’li personel daha çok garson, hizmetli ve Millî Saraylarda usta, kalfa ve restorasyon işlerinde, diğer personel istihdamında uygulanma alanı bulmaktadır.

Şimdi, kanun teklifimiz mevcut çalışanların özlük haklarının tamamını muhafaza etmektedir. Kanun teklifinin yasalaşması hâlinde norm kadro çalışması yapılacaktır. Norm fazlası olarak tespit edilen birimlere yeni eleman alınmaması esas alınmıştır. İfade edildiği gibi, norm fazlası personelin mağduriyeti de söz konusu değildir.

Sözleşmeli personel de kamuda çalışan tüm sözleşmeli personelde olduğu gibi, genel vergi mevzuatı gereğidir. 4/C’li personele, diğer kamu kurumlarında olduğu gibi, mevzuat gereği fazla çalışma ücreti ödenmemektedir. Ancak, fazla çalışma yapan personele, işin niteliği, güçlüğü dikkate alınarak 1.746 TL ile 2.100 TL arasında farklı ücret ödenmektedir. Bu da Başkanlık Divanının kararıyla yapılmaktadır.

Mecliste istihdam edilen personele ilişkin soruyla ilgili: 2002 yılından bu tarafa, kadrolu ve 4/C’li sözleşmeli personel olmak üzere, toplam 1.502 personel istihdam edilmiştir. Öte yandan, yine, 2002 yılından bu yana 1.086 kişi emekli olmuş ya da çeşitli nedenlerden dolayı Meclisten ayrılmıştır. Sonuç olarak, on yıldan bu yana, personel sayısında 416 kişilik bir artış olmuştur ancak bu artış 4/C’li personeldeki artışlardan kaynaklanmaktadır, kadrolu personelde ise 90 kişilik azalma olmuştur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Bozdağ…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, milletvekili arkadaşlarımızın sorduğu sorulara sırasıyla cevap vermeye çalışacağım.

Sayın Erdoğan’ın sorusu vardı; 2003’ten bugüne, Başbakanlıkta kaç müşavir var? Bunlarla ilgili rakam sordu ama şu anda elimde net rakamlar yok. Onun için, birden söyleme imkânı yok. Yazılı cevap vereceğim, uygun görürlerse çünkü şu anda elimde rakam yok.

Sayıştaydan, 2010-2011’de kaç tane belediyenin denetlendiği ve onunla ilgili ayrıntılı bir soru soruldu. Tabii, bununla ilgili, şu anda bütün rakamları sağlıklı bir şekilde size verme imkânım yok. Uygun görürseniz, onu da yazılı olarak cevaplandıralım, hem bilgi doğru olmuş olsun hem de soru karşılığını bulmuş olsun.

Sayın Vural ve Sayın Aslanoğlu, Cumhurbaşkanı görev süresiyle ilgili bir soru sordu. Tabii, Anayasa’nın ilgili maddesinde yapılan değişiklikten sonra, Cumhurbaşkanı görev süresi beş yıl olarak belirlendi.

OKTAY VURAL (İzmir) – 2012’de yani…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Fakat şu anda, mevcut Cumhurbaşkanımız eski hukuka göre seçildi. Tabii, böyle bir durum olunca, görev süresine ilişkin tartışmaları ortadan kaldıracak…

OKTAY VURAL (İzmir) – Tartışma yok ki.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – … bir geçiş hükmü de konmadığı için bu konuda Anayasa hukukçularının bir kısmı beş yıl olduğu konusunda, diğer bir kısmı yedi yıl olduğu konusunda tartışmalar var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Beş yıl, beş yıl.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Her iki tarafın tartışmalarında da haklılık payları var ve bu konuyla alakalı…

OKTAY VURAL (İzmir) – Anayasa Mahkemesine mi başvuracaksınız beş yıl yaparsak?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Milletvekilleri kaç yıllığına seçilmişti, milletvekilleri?

OKTAY VURAL (İzmir) – Halkın Cumhurbaşkanını seçmesini engellemeyin.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Efendim, müsaade buyurun, ben cevabımı vereyim. Siz soru sordunuz, cevabını vereyim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bırakın halk seçsin, niye engelliyorsunuz? Halkın yetkisini elinden almayın.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Siz hukukçusunuz, şahsi görüşünüz nedir?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bakanlar Kurulunda bu konuyla ilgili herhangi bir görüşme kesinlikle yapılmamıştır, bu konuya dair Hükûmetin oluşturduğu bir görüşü söz konusu değildir ancak ben kendi şahsi görüşümü, eğer uygun görürseniz, Hükûmetin görüşü değil ama ben şahsi görüşümü daha önce de kamuoyuna ben…

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz Hükûmete söylüyoruz efendim, şahsi Bekir Bozdağ değilsiniz ki siz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bakın, o zaman bu konu Hükûmette görüşülerek “şudur budur” şeklinde bir görüşün oluşturulduğu konu değildir, bu konu Meclisin takdirinde olan bir konudur. Eğer Meclis çıkaracağı bir yasayla geçiş hükmü koyduğu takdirde ona göre hareket edilir, koymadığı takdirde yüksek…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakın beş yıl. Koydu, koydu Meclis beş yıl.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Hayır efendim o koymadı, sadece Cumhurbaşkanı eski hukuka göre seçildi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Milletvekili süresini de dört yıl dedin, bak dört yılda yaptık.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Böyle bir durumda bu geçiş hükmüyle bu belirlenebilir, bu konuda kanun çıkarma, hüküm koyma yetkisi Parlamentodadır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dört yılda yaptık.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Meclisin seçimleri dört yıla indiğinden ve dört yıl olduğundan değil, Mecliste vekil seçimlerini…

OKTAY VURAL (İzmir) – Dört yıl, dört yıl.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Müsaade buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Milletin seçme hakkını elinden almayın.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - … vekil seçimlerini öne alma yetkisi Parlamentoya ait bir yetkidir. Dolayısıyla, Parlamento karar alarak seçimleri öne alabilir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Abdullah Gül de beş yıl daha seçilmek ister, onun hakkını niye elinden alıyorsunuz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Doğru bilgi vermiyorsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Biz millete bunu dört yıla indireceğimize dair karar verdik ve bu çerçevede de öne alma imkânımız da olduğu için öne aldık.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Abdullah Gül’ün 2’nci defa seçilme hakkını elinden almayın. Olur mu ya? Beş yıl, beş yıl.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Ama bu konuda böyle bir yetki yok, bu tamamıyla Parlamentonun karar vereceği bir hükümdür. Benim görüşümü de ben söyleyeyim.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sizin iradeniz beş yıl.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Ne zaman Sayın Bakan, ne zaman?

OKTAY VURAL (İzmir) – Arkasında durun.

BAŞKAN – Oturun lütfen.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Sayın Bakanım ne zaman getireceksiniz o zaman?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Benim kendi görüşüm olarak Cumhurbaşkanının görev süresi bana göre yedi yıldır, şahsi görüşümdür.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Sayın Bakan, bunu Parlamentoya kim getirecek?

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Çünkü eğer beş yıl kabul ederseniz, Cumhurbaşkanını görevden almanın yolunu açarsınız ki parlamentolar gelir, çoğunluk elinde olur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Abdullah Gül belki bir beş yıl daha yapmak ister, çok başarılı dediniz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Görev süresini indirerek Cumhurbaşkanının görevi süresini her zaman öne çekebilirler, görevden Cumhurbaşkanını alabilirler böylelikle.

OKTAY VURAL (İzmir) – Adaylığının önünü kesmek istiyorsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bu benim şahsi görüşüm; kabul edersiniz, etmezsiniz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Eski hukuka göre yeniden aday olmayacak o zaman.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – İmralı’yla alakalı MİT Müsteşarının görüşmeleriyle ilgili sorular oldu. Tabii, Millî İstihbarat Teşkilatı bu ülkenin güvenliğiyle ilgili, huzuruyla ilgili 2937 sayılı Yasa’nın verdiği görevleri yapmaktadır. Bu görevler çerçevesinde de gerektiği zaman ülke güvenliği için gerekli olan görüşmeleri her zaman yapabilir. Bu, Millî İstihbarat Teşkilatının görevleri arasındadır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Başbakanın özel temsilcisi yahu! “Ben gönderdim.” diyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Terörle mücadele edecesiniz terör örgütünün içerisinde…

OKTAY VURAL (İzmir) – Siyasi temsilcisi…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – …veya onunla ilgili alanlarda her şeyden haberiniz olacak, olandan bitenden haberiniz olacak. Öte yandan da “istihbarat teşkilatı şurada niye şunu yapıyor, burada niye bunu yapıyor?”

OKTAY VURAL (İzmir) – “Göğsümü gere gere gönderdim.” diyor. Hangi tarihte?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Ya, görevi o teşkilatın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi tarihte?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Onlar, ülke güvenliği açısından gerekli olanları yasanın çizdiği sınırlar içerisinde yapacaktır, yapmaya devam edecektir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kaç defa, hangi tarihte Başbakan siyasi görev verdi?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bir protokol kesinlikle yoktur. Bunu Sayın Başbakanımız da yalanlamıştır, Hükûmet defalarca bunu yalanlamıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Yüzde 95 mutabakat sağlandı.” diyen özel temsilciniz değil miydi?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Ama bu konuyu sürekli gündeme getiriyorlar.

Sayın Cumhurbaşkanıyla alakalı Sayın Korkmaz’ın sorusu oldu ama…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunlara cevap verin. Niye cevap vermiyorsunuz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Yani sorudan ziyade bir yorum oldu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya bilginiz yok ya yüreğiniz yok.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – O konuya ilişkin…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Güzel şeyler neler bizim göremediğimiz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – O konuya ilişkin bir cevap verme imkânım yok, yani bir soru gibi algılamadım ben onu; kusura bakmayın.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hayır, çok açık. Güzel şeyler neler bizim görmediğimiz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – İşte, yorum yapıyorsunuz, o yüzden ben bilgiye dayalı bir şey söylemek durumundayım. Onun için, sizin yorumunuza bir yorumla cevap verme durumum yok.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yazılı cevap verin o zaman.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Akçay’ın sorusu oldu Sayın Cumhurbaşkanının ziyaretiyle alakalı. Sayın Cumhurbaşkanımız illeri ziyaret ettiği zaman o illerde valilik, belediye, üniversite ve diğer kurumları ziyaret ediyor ve Sayın Cumhurbaşkanımız Van ve Hakkâri illerini de ziyaret etti. Bu ziyaretleri gizli bir ziyaret de değildi, kamuoyunun bilgisi dâhilindeydi. Ayrıca, askerî birlikle ilgili ziyareti, il ziyaret değildir, oradaki bir sancak devir teslim törenine katılma ziyaretidir, onu gerçekleştirmiştir. Onunla alakalı bir konu, onu ifade etmek istedim.

Bir de, tabii, Cumhurbaşkanlığı konutuyla alakalı bir şey ifade etti arkadaşlarımız. Sayın Cumhurbaşkanımız bugün o konutu kullanmıyor ve o konuta bugüne kadar yapılmış herhangi bir harcama da söz konusu değildir. Kaldı ki, Sayın Cumhurbaşkanımızın kaldığı konutla alakalı  harcama yapması gerekiyorsa yapılmasına da bir sakınca yoktur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye oturmuyor acaba?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Çünkü, Türkiye’nin en önemli yerlerinden bir tanesi, temsil yeri. Yabancı konuklar, misafirleri de ağırlayabilir ve onun için de Türkiye’ye yaraşır bir şekilde olması ve gereğinin yapılması da lazım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Cumhurbaşkanı konutu yakışır değil mi?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Dokuz yıldır devlete yakışır hale getiremedik mi daha?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bu, eleştiri konusu yapılması, soru konusu yapılması ayrı bir konu.

Sayın Işık, darbelerle ilgili hesap sorulacak mı diye bir şey söyledi. Tabii, 12 Eylül halk oylamasında kabul edilen geçici madde 15’le birlikte yargılama ve soruşturmanın önündeki engeller kaldırıldı ve şu anda soruşturmalar devam ediyor. Soruşturmalar ne aşamada bilmiyorum ama bu soruşturmalar devam ediyor, onu bilmenizi isterim.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Yargılayamayacağınızı biliyorsunuz tabii, insanları aldattınız.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Diğer pek çok soru var, onlara da ben, sürem de bitti, onlarla alakalı da…

ALİM IŞIK (Kütahya) – 4x4 cipler ne oldu, cipler 4x4’ler? Vatandaşa haram, size helal.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz, milletimiz adına soruyoruz ve kendisi de bu sorulara doğru cevap vermesi gerekir. Bakın, Oslo’yla yapılan görüşmelerde Hakan Fidan diyor ki: “Siyasi içerikli daha farklı bir boyuta taşınması ihtiyacı hasıl olunca Sayın Başbakanımız bu konuda beni görevlendirdi.”

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, soruyu sordu, İç Tüzük’ün hangi maddesine göre şu anda konuşuyor? Böyle bir usul var mı Sayın Başkan?

OKTAY VURAL (İzmir) – Görevlendirdiği zaman Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı, MİT’le ne alakası var? Ben diyorum ki, hangi tarihte görevlendirdi? Amacı, hedefi neydi?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, böyle bir yöntem var mı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Siyasi mahiyette bir görevlendirmedir, bunun cevabını vermesini istiyorum.

BAŞKAN – Zapta geçti efendim sözleriniz.

Değerli milletvekilleri, soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Şimdi, sırasıyla birinci turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Buyurun efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hiçbir soruya cevap vermediniz. Millete hesap vereceksin, yok öyle yağma! (AK PARTİ sıralarından “Verdik, verdik.” sesleri, gürültüler)

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Verdik, verdik; siz işinize bakın.

BAŞKAN – Tamam, tamam. Değerli milletvekilleri, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Doğru bilgi vereceksin. Ermeni konusuna da cevap vermedin, hiçbirine cevap vermiyorsun. Siz ancak krallarla, kraliçelerle olursunuz, milletle işiniz yok sizin.

 

BAŞKAN - Cumhurbaşkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

01 - CUMHURBAŞKANLIĞI

1.– Cumhurbaşkanlığı 2012 Yılı Merkezî  Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

KODU

Açıklama

(TL)

 

01

Genel Kamu Hizmetleri

138.700.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

138.700.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri  kabul edilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabınınn bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Cumhurbaşkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

112.099.000.00

- Bütçe Gideri

:

108.267.718.92

- İptal Edilen Ödenek

:

3.831.281.08

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

02- TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI

1.– Türkiye Büyük Millet Meclisi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

KODU

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

650.673.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02

Savunma Hizmetleri

37.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

88.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

07

Sağlık Hizmetleri

454.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

TOPLAM

651.252.000

 

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Türkiye Büyük Millet Meclisi 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

470.026.154.00

- Bütçe Gideri

:

418.113.361.52

- İptal Edilen Ödenek

:

37.364.251.64

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek  

:

15.815.501.32

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Sayıştay Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

06-  SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI

1.– Sayıştay Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

KODU

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

18.158.700

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02

Savunma Hizmetleri

35.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

122.068.430

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

09

Eğitim Hizmetleri

1.900.000

 

TOPLAM

142.162.130

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayıştay Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri  kabul edilmiştir.

Sayıştay Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Sayıştay Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

                   (TL)

- Toplam Ödenek

:

125.900.053.97

- Bütçe Gideri

:

94.475.057.64

- İptal Edilen Ödenek

:

31.424.996.33

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

1.819.428.37

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayıştay Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

 

Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:                                                                                                   

03 -  ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI

1.– Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

KODU

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

6.684.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

18.034.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

24.718.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

                (TL)

- Toplam Ödenek

:

16.311.503.00

- Bütçe Gideri

:

10.316.803.22

- İptal Edilen Ödenek

:

5.994.699.78

 

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

 

Yargıtay 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

04- YARGITAY

1.– Yargıtay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

21.897.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

81.233.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

103.130.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Yargıtay 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Yargıtay 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Yargıtay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

             (TL)

- Toplam Ödenek

:

57.744.138.00

- Bütçe Gideri

:

57.488.057.97

- Ödenek Üstü Gider

:

47.693.06

- İptal Edilen Ödenek

:

303.773.09

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Yargıtay 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Danıştay 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

 

05 - DANIŞTAY

1.– Danıştay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

9.449.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

61.213.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

09

Eğitim Hizmetleri

80.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

70.742.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Danıştay 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Danıştay 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Danıştay 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

           (TL)

- Toplam Ödenek

:

46.882.686.00

- Bütçe Gideri

:

46.476.782.05

- İptal Edilen Ödenek

:

405.903.95

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Danıştay 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Başbakanlık 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07 -  BAŞBAKANLIK

1.– Başbakanlık 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

KODU

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

761.701.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02

Savunma Hizmetleri

1.609.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

5.417.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04

Ekonomik İşler ve Hizmetler

64.631.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

06

İskan ve Toplum Refahı Hizmetleri

25.000.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

07

Sağlık Hizmetleri

902.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

08

Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri

2.497.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

861.757.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Başbakanlık 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri  kabul edilmiştir.

Başbakanlık 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Başbakanlık 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

4.908.578.220.82

- Bütçe Gideri

:

4.806.564.982.55

- İptal Edilen Ödenek

:

102.013.238.27

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Başbakanlık 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2010 Yılı Merkezî Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

10.219.178.00

- Bütçe Gideri

  :

10.219.159.80

- İptal Edilen Ödenek

:

18.20

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

 

Millî İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.75- MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜŞTEŞARLIĞI

1.– Millî İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

KODU

Açıklama

(TL)

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

750.942.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

750.942.000

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Millî İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Millî İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

518.485.499.00

- Bütçe Gideri

:

517.739.406.77

- İptal Edilen Ödenek

:

746.092.23

-Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

220.853.50

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Millî İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

 

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

 

07.76- MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ

1.– Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

KODU

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

14.376.500

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

TOPLAM

14.376.500

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri  kabul edilmiştir.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A  –  C E T V E L İ

 

 

(TL)

- Toplam Ödenek

:

12.546.001.00

- Bütçe Gideri

:

11.713.353.62

- İptal Edilen Ödenek

:

832.647.38

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Böylece, birinci turda yer alan tüm bütçelerin bölümlerine geçilmesi ve bölümleri ayrı ayrı oylandıktan sonra Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Başbakanlık, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin 2012 yılı merkezî yönetim bütçeleri ile 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesapları ve Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesabı kabul edilmiştir.

Hayırlı olmasını temenni ederim.

Sayın milletvekilleri, birinci tur görüşmeleri tamamlanmıştır.

İkinci turdan önce kırk beş dakika ara veriyoruz.

                                                                                                   Kapanma Saati: 18.29

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati:19.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Tanju ÖZCAN (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Şimdi ikinci tur görüşmelere başlayacağız.

İkinci turda Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Basın, Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu bütçeleri yer almaktadır.

 

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88) (Devam)

 

J) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU

1.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Vakıflar Genel Müdürlüğü  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Vakıflar Genel Müdürlüğü  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

M) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI

1.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim

     Bütçesi

2.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim

          Kesin Hesabı

 

N) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ

1.- Atatürk Araştırma Merkezî 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Atatürk Araştırma Merkezî 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ

1.- Atatürk Kültür Merkezi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Atatürk Kültür Merkezi  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) TÜRK DİL KURUMU

1.- Türk Dil Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türk Dil Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

P) TÜRK TARİH KURUMU

1.- Türk Tarih Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türk Tarih Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, turda yer alan bütçelerle ilgili olarak soru sormak isteyen milletvekillerinin, konuşmaların bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.

İkinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Gruplar:

AK PARTİ Grubu: İlhan Yerlikaya, Konya; Tülay Kaynarca, İstanbul; İsrafil Kışla, Artvin; Tülay Selamoğlu, Ankara; Özlem Yemişçi, Tekirdağ; Ülker Güzel, Ankara; Selçuk Özdağ, Manisa; Mehmet Naci Bostancı, Amasya; beşer dakika konuşacaklardır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu: Mesut Dedeoğlu, Kahramanmaraş Milletvekili, on dakika; Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili, on dakika; Yusuf Halaçoğlu, Kayseri Milletvekili, yirmi dakika.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu: Oğuz Oyan, İzmir Milletvekili, on dakika; Aylin Nazlıaka, Ankara Milletvekili, on dakika; Ali Haydar Öner, Isparta Milletvekili, on dakika, Gürkut Acar, Antalya Milletvekili, on dakika.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu: Adil Kurt, Hakkâri Milletvekili, on beş dakika; Erol Dora, Mardin Milletvekili, on dakika; Mülkiye Birtane, Kars Milletvekili, on beş dakika.

Şahıslar adına: Lehinde, Ömer Faruk Öz, Malatya Milletvekili, beş dakika; aleyhinde, Melda Onur, İstanbul Milletvekili, beş dakika.

Soru-cevap işlemi yirmi dakika.

Değerli milletvekilleri, şimdi AK PARTİ Grubu adına İlhan Yerlikaya, Konya Milletvekili.

Süreniz beş dakika, buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA İLHAN YERLİKAYA (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı Radyo ve Televizyon Üst Kurulu bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu vesileyle, Başbakanımıza da acil şifalar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm demokratik ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de radyo, televizyon yayınlarının düzenlenmesi ve denetlenmesi görevi, Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna verilmiştir. Biliyorsunuz, 1990’lı yıllarda özel radyo ve televizyonlar yaygınlaşmaya başladığı sıralarda henüz Radyo ve Televizyon Üst Kurulu yoktu, ancak 1994 yılında çıkan 3984 sayılı Yasa’yla kurulmuştu. O tarihten sonra da çok hızlı gelişmeler oldu, çok sayıda televizyon yayını hayata geçti, yayınlanmaya başladı ve bu arada teknoloji, biliyorsunuz, iletişim alanında  Türkiye’de de, dünyada da çok hızlı gelişti.

Günümüze gelindiğinde dünyada karasal yayıncılıktan sayısal yayıncılığa geçişler başladı. Birçok yerde tamamlandı, bizde de bu yasamızla birlikte önlemleri alındı, 2015’te inşallah geçecek. Onun dışında uydu yayıncılığı, kablo yayıncılığı, İnternet üzerinden IP TV yayıncılığı diye yeni mecralar ortaya çıkmaya başladı ve en son olarak da web TV gibi yayınlar hayata geçti. Dolayısıyla, hem mecra yönünden hem içerik yönünden, bu geçen süre içerisinde gerçekten yayıncılığımız çok gelişti ama bu gelişen teknolojiye, gelişen yayıncılığa mevzuatımız ayak uyduramadı.

Onun için 15 Şubat 2011 tarihinde, biliyorsunuz, yeni Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Yasası çıktı. Bu 6112 sayılı Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Yasası 3 Martta da Resmî Gazete’de yayımlandı. Bu yasa yeni birçok şey getirdi yayıncılık hayatımıza, birçok katkısı oldu. Çünkü daha önce yasada olmadığı için gönüllülük esasına dayalı olarak yapılan birtakım faaliyetler bu yasayla yerini buldu. Bunlar nelerdi? Akıllı işaretler gibi, Alo RTÜK hattı gibi birtakım gönüllülük esasına dayalı faaliyetlerdi.

Onun yanında frekans ihalesi yapılamıyordu ve frekans bedelleri alınamıyordu. Biliyorsunuz, frekans bir kamu malıdır. Yıllarca geçici izinle yayıncılarımız yayınlarını sürdürdüler. Onun için, kendilerini bir gecekonducu gibi hissediyorlardı. Yeni yasayla bu da giderilmiş oldu.

Sayın vekillerimiz, 1994 yılı hariç bugüne kadar Radyo Televizyon Üst Kurulu kendi gelirleriyle giderlerini karşılamış; gerçi yasada, hem şimdiki yasada hem de önceki yasada, “Gerektiğinde Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesinden takviye edilir.” diyor ama dediğim gibi 94’ten bugüne kadar hiçbir şekilde takviye edilmemiştir çünkü kendi gelirleri kendisine yetiyor. Bunu buradan hemen belirtelim.

Gelirleri nelerdir diye bakacak olursak, Radyo Televizyon Üst Kurulunun temel gelirleri: Birincisi, yayın lisans ücretleri. Bu önemli bir meblağ tutuyor, gelirler içerisinde önemli bir kısım. Şimdi, yeni yasa ile, 6112 sayılı Yasa ile de frekans yıllık kullanım ücretleri alınmaya başladı ki RTÜK’ten aldığımız bilgilere göre bu 28 milyon civarında şu andaki durum itibarıyla. Bu da önemli bir meblağ olarak karşımıza çıkıyor çünkü daha önceden yasada boşluk olduğu için böyle bir ücret alınamıyordu, yeni yasa ile RTÜK’ün gelirleri arasına bu da katıldı. Bir diğer gelir kaynağı, radyo, televizyonlardan yani yayıncılardan alınan bir gelir, o da yüzde 3 civarında bir gelirdir. Dolayısıyla, bu gelirler Radyo Televizyon Üst Kurulunun gelirleri olarak karşımıza çıkıyor, bunlar da önemli meblağlardır. 98 milyon gibi 2009 yılından itibaren geçen süreç içerisinde önemli rakamlar var. Yine 2009 yılından bu yana bu kapsamda aktarılan toplam tutar 131.448 TL’dir. Bu miktarların hepsini, tabii, RTÜK kendisi kullanmıyor, Maliyeye aktarıyor. Bunlardan 98 milyonu da doğrudan hazineye, 32 milyonu ise Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmaya aktarılıyor dolayısıyla RTÜK, Meclisten ve hazineden para almadığı gibi oraya para aktaran da bir kuruluş olarak karşımıza çıkıyor.

“Önceden frekans planlaması neden yapılamadı?” diye sorulabilir. Önceden yasada boşluklar vardı, iki üç tane kuruluş bir araya gelip…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLHAN YERLİKAYA (Devamla) - …frekans planlaması ve ihaleyi yapması gerekiyordu.

BAŞKAN – Sayın Yerlikaya, teşekkür ediyoruz efendim.

İLHAN YERLİKAYA (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İkinci konuşmacımız İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca.

Buyurun Sayın Kaynarca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı bütçe görüşmelerinde Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Genel Müdürlük 1920’de, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasından hemen sonra Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti Umumiyesi adıyla kurulmuştur ve 1984 yılındaki kanuni düzenlemeyle de adı Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü olmuştur. En son teşkilat yapısı genişletilmesi çalışması da bu yıl, yine 2011 yılı içerisinde 651 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile teşkilat yapısı genişletilmiş, yeni kadrolarla kurumda uzmanlaşmaya gidilmiştir.

Genel Müdürlük modern bir haber ve basın merkezi ile sanat galerisine sahiptir ve merkez teşkilatının yanı sıra 7 il müdürlüğü ve 22 basın müşavirliğiyle, yaklaşık 400 personelle hizmet vermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Müdürlük, ilgili makamlar ile kamuoyuna zamanında, doğru, tanıtıcı, aydınlatıcı bilgi akışını sağlamakla yükümlüdür, Devlet Enformasyon Sistemi’yle yerli ve yabancı medya kuruluşlarının yayınlarını takip etmektedir.

Genel Müdürlüğe günde yaklaşık 4 bin haber ulaşmakta, her gün dünyanın önde gelen yayın kuruluşlarından 40 yabancı televizyon, 18 dilde, 300’ün üzerinde yabancı haber sitesi, 3 yerli ve yabancı haber ajansıyla birlikte tam 92 ülkede, 48 dilde, 1.700’ün üzerinde yayın organının yer aldığı on-line gazete büfesinden 81 ilden 1.200 yerel gazete izlenmektedir.

Yabancı basın mensuplarının mesleki çalışmalarına yardımcı olmakta ve ülkemizin tanıtımında iller bazında programlar yapılmasına da yine müdürlükçe katkı sağlanmaktadır.

Ayrıca, yabancı devlet ve hükûmet başkanlarıyla birlikte gelen basın mensuplarının akreditasyonu, AGİT, NATO, HABITAT, İSEDAK gibi zirve toplantılarda basın düzenlemelerini yapmak da yine verilen hizmetler arasındadır.

Kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum örgütleri arasındaki koordinasyon için Başbakanlık genelgesiyle kurulan Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğünün sekreteryasını da yine Genel Müdürlük gerçekleştirmektedir.

Yine uluslararası programlara baktığımız zaman, farklı kıtalardaki ülkelerin medya kuruluşlarını Türkiye’de bir araya getirmektedir. Bu çok önemli çünkü 2010’da ilk Türk Dili Konuşan Ülkeler Medya Forumu gerçekleştirilmiş, yine 2011 yılının Mayıs ayında Balkan Ülkeleri Medya Forumu, geçtiğimiz günlerde biliyorsunuz basına da yansıdı, İstanbul’da 22 Arap ülkesinden 250 medya temsilcisinin katıldığı Türk Arap Medya Forumu gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, yine 2011 yılı içerisinde Şubat ayında Almanya-Köln, Belçika-Brüksel’de de yabancı, yani Türkiye dışında olan ama Türkçe yayın yapan medya kuruluşlarıyla da çalışmalar gerçekleştirmiştir.

Şu ana kadar ifade ettiklerim Genel Müdürlüğün eğitim ve tanıtım üzerindeki çalışmalarını anlatıyor ama bir taraftan da yayınlar yapabilmektedir. Bu anlamdaki en ciddi yayını “Türkiye” adını taşıyan kitaptır ve tanıtım kitabı sadece Türkçe değil, İngilizce, Fransızca, Almanca, Japonca, Çincenin de aralarında olduğu tam on bir farklı dilde yayın yapmakta ve ülkemizin bu anlamda, uluslararası anlamda tanıtımını sağlamaktadır ama aynı zamanda kitaplar da vardır yine gündemde; “Medya Etiği”, “Türkiye’de Basın Yayın ve Tanıtma”, “Fotoğraflarla Türk Demokrasisi Tarihi” adındaki kitaplar da yine Genel Müdürlükçe çıkartılmıştır.

Bu arada, Venedik Kulübüne üyelik var 2004’ten bu yana. 28 ülkeden 180 basın kuruluşunun üye olduğu bir Kulüp, 2010 toplantısını da İstanbul’da gerçekleştirmiştir.

Genel Müdürlüğün sosyal sorumluluk projeleri arasında her basın mensubuna fidan bağışı kampanyası 18 ilde 20 bin fidan dikimiyle gerçekleştirilmiştir.

Basın kartlarıyla ilgili bir çalışma var, onu hızla aktarayım çünkü basın kartlarının sekreteryasını yapan yine Genel Müdürlük. Basın kartının fonksiyonunu artırmış, gri pasaport, yani hizmet pasaportu sağlanmıştır. Bugün itibarıyla basın kartı sayısı 13.144 gazeteciye ulaşmıştır.

Genel Müdürlük ayrıca yerel basını güçlendirecek çalışmalar yapmıştır. Bana göre çok önemli, bunun altını dikkatle çiziyorum çünkü yerel basın çağdaş demokrasinin olmazsa olmazıdır, o anlamdaki yapılan çalışmalar çok önemli. Bu anlamda 21 kez medya eğitim semineri, 17 ilde bilgilendirme toplantıları, Anadolu basınını özendirme yarışmaları gibi birçok çalışmanın yanı sıra mesleki eğitimler de yine haber, fotoğraf, yayın eğitimleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaynarca.

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) – Ben bütçenin hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bir sonraki konuşmacımız Artvin Milletvekili Sayın İsrafil Kışla.

Buyurun Sayın Kışla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İSRAFİL KIŞLA (Artvin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin en köklü kurumlarından biri olan Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlarım.

Malumunuz olduğu üzere vakıf, insanlığın yardımlaşma ve dayanışma duygusunun kurumsallaşmış bir hâlidir. Diğer bir ifadeyle, kişilerin hiçbir karşılık beklemeksizin kendi mallarını ve haklarını Allah rızasını kazanmak maksadıyla ve hayırla yâd edilmek için insanlığın hizmetine tahsis etmesidir. Dolayısıyla, vakıf temelinde hoşgörü vardır, şefkat vardır; merhamet, cömertlik ve ibadet duygusu vardır. Vakıf medeniyetinin temsilcisi olan ecdadımız tüm dünya ülkelerine örnek olmuştur. Vakıflar aracılığı ile cumhuriyet öncesi dönemde altyapıdan şehirciliğe, çevreden sağlığa, eğitimden kültüre, ekonomiden ticarete pek çok alanda çok önemli hizmetler ifa etmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vakıflar Genel Müdürlüğü, asırlar önce kurulmuş ancak bugün yöneticisi kalmamış 41.800 vakfın hem idarecisi hem temsilcisi durumundadır ve yine, 4.500 civarında kurulmuş olan yeni vakıfların kuruluş çalışmaları, işleyişi, denetlenmesi ve dağılımlarıyla ilgili muameleleri sürdürmektedir. Bugün, Vakıflar Genel Müdürlüğü, bünyesinde binlerce vakfı barındıran ve her alanda faaliyet gösteren devasa bir kurum hâline gelmiştir. Vakıflar bünyesinde bulunan hayrat, vasıflı gayrimenkuller gerek Vakıflar Genel Müdürlüğünün ve gerekse de şartlı olarak kamu kurumlarına ve kamu yararına çalışan sivil toplum kuruluşlarına yapılan tahsisler sonucunda restore edilmekte ve milletimizin hizmetine sunulmaktadır.

2001 öncesi, yılda 3-5 eser dahi restore etme imkânı bulamazken 2003 yılından bugüne kadar, dokuz yıllık süre içerisinde 3.600 eser onarılmış, restore edilmiş ve milletin hizmetine sunulmuştur. Yine, Vakıflar Genel Müdürlüğü, akar vasfına sahip olan gayrimenkullerden daha fazla gelir elde etmek için ciddi çalışmalar içerisine girmiştir. 392 adet taşınmaz, kat karşılığı yönetimiyle veya yap-işlet-devret yöntemiyle değerlendirilmiş ve bu çalışmalar sonucunda 3 bine yakın muhtelif cins ve ebattaki gayrimenkuller Vakıflar Genel Müdürlüğüne kazandırılmıştır. Devam eden çalışmalarla hedef, el değmemiş, onarılmamış ve milletimizin hizmetine sunulmamış tek bir eser bırakmamaktır.

2003-2011 yıllarında gerçekleştirilen yatırım çalışmaları sonucunda Vakıflar Genel Müdürlüğü 2 milyar 500 milyon lira gibi bir yatırıma vesile olmuş, 70 bin kişinin istihdamına imkân sağlamıştır. Etkili yönetimle, atıl duran gayrimenkullerin verimli değerlendirilmesi sonucu, 2003 yılında 35 milyon lira bütçesi olan bir Vakıflar Genel Müdürlüğü, 2011 yılında 400 milyon TL bütçeye ulaşan bir kurum hâline gelmiştir.

Oluşturmuş olduğu Coğrafi Bilgi Sistemi ve Vakıf Taşınmazları Yönetim Sistemi ile kiracıları ve gayrimenkullerle ilgili imar değişikliği ve diğer muameleleri daha yakinen takip etme fırsatını yakalamışlardır. Yine, çok önemsediğimiz, Vakıf Arşiv Yönetim Sistemi’yle, 2011 yılında tamamlanan bu sistemle, geçmişimize ışık tutan, vakıflara ait vakfiye, berat, hüccet, ferman gibi 10 milyon belge dijital ortama aktarılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vakfiyelerde yer alan hayır şartlarının yerine getirilmesi maksadıyla 2011 yılında her ay seksen bir ilde 20 bin fakir aileye gıda yardımı, yine; muhtaç, engelli ve yetimlerden 5 bin kişiye aylık maaş ve 15 bin öğrenciye burs imkânı tahsis edilmiştir.

Vakıfların yaşatılması kadar vakıf bilincini de canlı tutmak son derece önemlidir. Bu anlamda, Vakıflar Haftası münasebetiyle pek çok etkinlikler yapılmakta, yeni vakıflarla birlikte projeler gerçekleştirilmektedir.

Ülkemizde müspet anlamda güzelliklerin artmasını istiyorsak, vâkıf insan sayısını artırmak ve vakıfların sayısını artırmak mecburiyetindeyiz.

Sayın Başkan, değerli üyeler; sözlerimin sonunda, hazineden hiçbir katkı almadan gelirinin yüzde 50’sini yatırıma ayıran…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSRAFİL KIŞLA (Devamla) – …ve devlete yük değil, devletin yükünü sırtlanan Vakıflar Genel Müdürlüğünün 2012 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kışla.

Bir sonraki konuşmacımız Ankara Milletvekili Sayın Tülay Selamoğlu.

Sayın Selamoğlu, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA TÜLAY SELAMOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisimizi saygıyla selamlarım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Anayasa’mızın 134’üncü maddesi gereği, 2876 sayılı Kanun’la, Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini, Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayımlar yapmak amacıyla kurulmuştur. Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi bağlı kurumlardır.

2011 yılı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu için, her açıdan yeniden yapılanma ve bilimsel araştırmalar için sağlam bir altyapı oluşturma yılı olmuştur.

Yeni yapılanma ve düzenlemeler sırasında Kurum geleneksel çalışmalarına devam etmiştir. 2011 yılında yapılan çalışmalar, projelerin etkin ve verimli bir şekilde yürütülebilmesi için proje önergesi, bilimsel araştırma ve özgün bilgi üretimini desteklemek amacıyla Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Telif Hakkı Yayın ve Satış Yönetmeliği yürürlüğe girmiştir.

Atatürk Yüksek Kurumu Yurt İçi ve Dışı Burs Yönergesi güncellenerek Kurumun lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine burs programı başlamıştır. 2011 yılında 112 lisans, 61 yüksek lisans, 23 doktora ve 2 doktora sonrası araştırmacı olmak üzere 198 öğrenciye burs verilmiştir.

Genel Ağ Burs Takip ve Yönetim Sistemi hazırlanmıştır. İlişkili veri tabanlarının hazırlanması projesi ile bilgi santrallerini kurma çalışmaları sürdürülmektedir.

Bilimsel araştırmaların İnternet üzerinden yürütülmesi temin edilecek, yirmi dört saat açık bilgi bankası olacaktır.

Etkileşimli bir iletişim sağlamak amacıyla sosyal ağ sayfaları oluşturulmuştur. Türk Dil Kurumu kütüphanesinde yazma eserler sanal ortamda bütün dünya araştırmacılarının hizmetine sunulmuştur. Atatürk Yüksek Kurumu Bilişim Altyapısı ve Bütünleşik Bilgi Sistemi yıl sonunda tamamlanacaktır.

Farklı Kültürlerin Temel Düşünce Bilim ve Sanat Eserlerini Türkçeye Çevirme Projesi 850 eser üzerinde başlamıştır. Türk İşaret Dili Eğitim Sistemi’nin oluşturulması Dil Bilgisi ve Sözlük Hazırlama Projesi ile 14. Yüzyılda işaret dilini kullanan millet olduğumuz hâlde, Türk işaret dili bu Hükümetle resmîleşecektir.

Türkiye Türkçesinin Köken Bilgisi Etimoloji Sözlüğü Projesi dil tarihimizi edebileştirecektir. Çünkü daha önceki yıllarda yapılan Türk Dil Kurumunun Türk Dili Dergisi Mart 1965 nüshasındaki bir başyazıda bir cümle Türk dili üzerindeki çalışmaların matematik ve bilimsellikten ne kadar uzak olduğunu o dönemde göstermektedir. Cümle şu: “Sözcük yaratmak için ille sanatçı ya da bilim adamı olmak gerekmez, en ummadığın kişi çok beğenilen sözcük yaratabilir.” yani uydurabilir.

Dilin artık, Türk Dil Kurumunun altında, matematiksel özellikleriyle ve bilim olarak kabul edilip çalışmaların bu şekilde devam etmesi, Türkiye Cumhuriyeti Türk dili, Türk tarihi ve Türk kültürü için çok önemli bir aşamadır.

Ayrıca Uzaktan Öğretim Yöntemiyle Yabancılara Türkçe Öğretimi Yazılım Projesi dilimizin yaygınlaşmasını, tanınmasını sağlayacaktır.

2011 yılında 2012-2016 dönemi için yeni bir izlem tasarımı çalışmaları tamamlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılında yapılan geleneksel çalışmalar da şunlardır: 43 eser yayınlanmış olup 83 eserin basım işleri sürmektedir. Daha önce basılmış olup mevcudu biten 18 eserin tıpkıbasımı tamamlanmış, 32 eserin tıpkıbasım işlemleri sürmektedir. Kurumun sürekli yayımlarından Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Türk Dili Dergisi, Türk Dili Araştırmaları Dergisi, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, Belleten, Belgeler, Erdem ve Arış 2011 yılı içinde çıkarılmıştır.

Türk Dil Kurumunun web sayfası, Güncel Türkçe Sözlük, Sesli Türkçe Sözlük, Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü, Büyük Türkçe Sözlük yoğun biçimde ziyaret edilmektedir. Ayrıca Sıkça Yapılan Yanlışlara Doğrular, Sıkça Karıştırılan Sözcükler Kılavuzu genel ağ sayfasında bulunmaktadır. Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanan Güzel Türkçe Bulmacaları, bölgesel ve yerel basın kuruluşlarına ücretsiz gönderilmektedir.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun 2012 bütçesinin hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Selamoğlu.

Bir sonraki konuşmacımız Tekirdağ Milletvekili Sayın Özlem Yemişçi.

Buyurun Sayın Yemişçi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ÖZLEM YEMİŞÇİ (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında Atatürk Araştırma Merkezi bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Atatürk Araştırma Merkezi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 134’üncü maddesi gereğince 1983’te 2876 sayılı Kanun ile kurulan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumuna bağlı kamu tüzelkişiliğine sahip dört kurumdan birisidir. Kurulduğundan bu yana kanunla kendine  verilen görevler çerçevesinde bilim ve kültür hayatına önemli katkılarda bulunan Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk ilkeleri, devrimleriyle Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş ve gelişim süreci hakkındaki konuları bilimsel faaliyetlerle destekleme amacı taşımaktadır. Atatürk Araştırma Merkezi 2001-2011 yılları arasında 138 kitap, 39 dergi, 4 uluslararası kongre, 18 sempozyum gerçekleştirip yayınlanan eserlerin edebiyat, halk kültürü ve bilim tercihiyle yoğunlaşmıştır. 2012 yılında yapılması planlanan faaliyetler arasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün eserlerinin dünyaya tanıtılması için merkez tarafından seçilen 16 eserin farklı dillere çevrilmesi ve merkez tarafından üzerinde çalışılan Atatürk ansiklopedisi çalışmaları bitmiş olup 2012 yılında yayınlanacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; düşünceleri kalıplaştırmamalıyız, özünü anlamalıyız. Fikirler, düşünceler ayrılsa bile zeminimizdeki samimiyeti kaybetmemeliyiz. Bu topraklar nice âlimler, nice liderler yetiştirmiştir ve yetiştirmeye devam edecektir. Bizi biz yapan tüm değerleri sahiplenmeli, onları iyisiyle kötüsüyle anlamalıyız. Ulu Önder Atatürk sadece bu toprakların evladı değil, tüm dünya için bir değer, insanoğlu için bir kazançtır. Onun fikirlerini, düşüncelerini anlamak, özümsemek ve gelecek nesillere aktarabilmek onun imzasını taklit etmekten daha önemlidir. “Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir; benim fikirlerimi, benim düşüncelerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.” demiş Gazi Mustafa Kemal Atatürk.

Saygıdeğer milletvekilleri, bu söz, aslında, bu ulusun yetiştirmiş olduğu tüm evlatlar için geçerlidir. Özünü, özümüzü bilmeliyiz, onları anlamalıyız. Onları anlamak, kendimizi anlamaktır. Onları oluşturan biz, bizleri ileriye taşıyacak olan onlardır. Aşık Veysel’iyle Evliya Çelebi’si, Dede Korkut’uyla Mimar Sinan’ı, Namık Kemal’iyle Hacı Bektaş’ı, Fatih Mehmet Sultan Mehmet’iyle Nene Hatun’u, Köroğlu ve Mevlânâ, Yunus Emre, hepsi, hepsi bu toprakların ürünü, bu ulusun mozaikleridir, geleceğe ayna tutan gerçeklerdir. İstikrarla yürüyoruz; cumhuriyetimizi, milletimizi seviyoruz. Onun için, 2023’te yüzüncü yılımıza yakışır hedefler koyduk.

Değerli milletvekilleri, iki yerel seçim, üç genel seçim, iki halk oylaması ve bir Cumhurbaşkanlığı seçimi halkın takdiridir. Seçim dönemlerinde mali disiplin bozulmamış, piyasaların güveni sarsılmamıştır. Bu teşekkür bu topluma, bu teşekkür milletin kayıtsız şartsız egemenliğine.

Atatürk’ün öngördüğü muasır medeniyetler seviyesine iktidarımız zamanında gerek ekonomik gerek siyasi gerek diplomasi alanında ulaşılmış, halkımız hak ettiği seviyeyi ve istikrarı elde etmiştir.

Atatürk Araştırma Merkezinin 2012 yılı bütçesi toplam 2 milyon 393 bin liradır.

Bu duygu ve düşüncelerle, 2012 yılı bütçesinin tüm kurumlarımıza ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyor, saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yemişçi.

Bir sonraki konuşmacımız, Ankara Milletvekili Sayın Ülker Güzel.

Buyurun Sayın Güzel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ÜLKER GÜZEL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24’üncü Dönem milletvekili olarak büyük Türk milletinin yüce Meclisinin önünde ilk defa söz almış olmanın gururunu taşıdığımı ifade ederek yüce Meclisin değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi adına Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunu oluşturan dört kuruluştan biri olan Atatürk Kültür Merkezinin bütçesi ve faaliyetleriyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum.

Atatürk Kültür Merkezi Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak üzere 1983 yılında kurulmuştur. Millî dayanışma ve bütünleşmede kültür, dil ve tarih değerlerini birleştirici bir güç olarak göz önünde tutmak, bu değerlere karşı girişilecek her türlü yabancı ve bölücü akımların bilimsel yoldan çürütülmesini esas almak gayesiyle kurulmuştur.

Millet olarak dünyanın sayılı kültür ve medeniyetlerinden birine sahip uygarlıkların beşiği bir coğrafyada yaşamaktayız. Toplumda yaratılan bütün maddi ve manevi değerlerin, büyük kültür ve mirasın korunması, değerlendirilmesi, tanıtılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasının ne kadar önem arz ettiği hepinizin malumudur. Bu sebeple, bilim ve kültür kurumlarımıza büyük sorumluluklar düşmektedir. Bir kültür akademisi niteliğinde olan Atatürk Kültür Merkezi bu sorumluluğun bilinciyle çalışmakta ve faaliyetlerini diğer kurumlarla birlikte sürdürmektedir.

Merkez, kuruluşundan bugüne kadar ulusal ve uluslararası düzeyde kongreler, sempozyumlar, konferanslar düzenlemiş, süreli ve süresiz yayınlar çıkarmıştır. Kültür araştırmalarını teşvik amacıyla araştırma bursları vermiş ve gerçekleştirdiği projelerle Türk kültürünün araştırılmasına ve tanıtılmasına yardımcı olmuştur.

Atatürk Kültür Merkezi, Dil ve Tarih Yüksek Kurumuna bağlı diğer kurumlar gibi 2001’den bu yana kuruluş kanununda bulunan hukuki boşluklara rağmen faaliyetlerini aksatmadan yürütmeye çalışmıştır. Hükûmetimiz Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile bu yasal boşluğu gidermeye çalışmış ve kurumların hizmetlerini daha etkin bir şekilde yerine getirmelerinin önünü açmıştır.

Atatürk Kültür Merkezi sınırlı bütçesine rağmen pek çok önemli projelere de destek vermiştir. Bu projelerden birisi, Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarının 20’nci yılı vesilesiyle desteklenen “Avrasya’da Yeniden Çizilen Sınırlar, İnşa Edilen Kimlikler ve Türkiye” başlıklı projedir. Atatürk Kültür Merkezi tarafından Türk Dil Kurumu, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının katkılarıyla yürütülen bu proje, bilim dünyasının, ortak tarihî ve kültürel değerlere sahip olduğumuz dost ve kardeş ülkelerin bağımsızlıklarının 20’nci yılında yapılabilecek anlamlı bir çalışma olmuştur.

2011 yılında yüksek lisans ve doktora öğrencileri için burslar tahsis edilmiş, üniversitelerle iş birliği içinde çalışmalar devam etmiştir.

Türk kültürünün farklı alanlarıyla ilgili pek çok kitaplar yayınlanmış ve özellikle Erdem ve Arış dergileri bu yıl içinde yeniden okuyucularıyla buluşturulmuştur. Bunların yanı sıra merkez, genç araştırmacıları teşvik amacıyla tümüyle gençlerden oluşan, Mehmet Akif Ersoy ve İstiklal Marşı’na Genç Bakışlar Ulusal Öğrenci Sempozyumu’nu düzenlemiş ve genç araştırmacıları desteklemiştir.

Cumhuriyet dönemi kültür hayatını bütün boyutlarıyla ele almayı ve modern Türkiye'nin kültürel birikimini dünya bilim ve kültür hayatına tanıtmayı amaçlayan, “Cumhuriyet Dönemi Türk Kültürü” adlı proje tamamlanmış ve ilk üç cildi yayınlanmıştır.

Atatürk Kültür Merkezinin bundan sonraki faaliyetlerinde Türk milletinin tarihinin kültürel, sosyal ve beşerî açılardan daha geniş bir bakış açısıyla ele alınmasını ve TÜBİTAK’a biçilen misyon gibi, özel bir misyonla değerlendirilmesini temenni ediyorum.

2012 bütçesinin hazırlanmasında emeği geçenlere teşekkür eder, bütçenin hayırlı ve uğurlu olmasını dileyerek hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Güzel.

Bir sonraki konuşmacımız Manisa Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ.

Buyurun Sayın Özdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Dil Kurumu bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

İnsan ve toplum hayatında dil, hayati değerlere önceliğiyle sahip bir kıymettir. Allah bütün canlıları dilleriyle yaratmıştır. Felsefenin, sanatın, siyasetin, düşüncenin kendi dili vardır; tıbbın, matematiğin, müziğin, meydanların, sokakların dili vardır. O nedenle “Önce söz vardır.” denilmiştir. Biz dille düşünürüz; dille konuşur, dille ağlar, dille ağıt yakar, şarkı söyler, dille barışır, dille kavga ederiz; dille doğar, dille büyür ve dille ölürüz. Dünya üzerinde yaklaşık 350 milyon insanın çeşitli lehçeleriyle konuştuğu Türk dili dünyanın en eski ve en yaygın beş dilinden birisidir. Yaşanmış muhkem bir mazimiz, yaşanacak muhayyel bir geleceğimiz var. Biz bu toprakları dilimizle fethettik.

Evet, Türkçemizin geliştirilmesi amacıyla 1932 yılında kurulan Türk Dili Tetkik Cemiyeti 1936’daki Türk Dili Kurultayı’nda Türk Dil Kurumu ismini almıştır. Yaptığı iş kadar tarihî mirası ve hatırasıyla da bizim için kıymetlidir. Siyasetle hemhâl olduğu dönemlerde Türk Dil Kurumu eliyle Türk dili medeniyet dili olmaktan uzaklaşmış, dünya dilleriyle ilişkisini koparmıştır. Tarih boyunca, başta Çince olmak üzere, tüm komşu dillerle kompleksiz bir şekilde ilişki kurabilen ve ilişki kurduğu her dilden kavram alabilme kabiliyeti olan Türkçe, sonrasında içine kapanık, tedirgin ve gelişim ufkundan mahrum bir dil hâline getirilmiştir. Önce Güneş Dil Teorisi’yle, daha sonra da tarihten kopma zihniyetinin tesiriyle Türk dili medeniyet dili olmaktan çıkmış, özleştirme ve arındırma çalışmaları sonucu maalesef Türkçe sözlükteki kelime sayısı 30 bine kadar düşmüştür. Yaşanan bu olumsuzluk Türkiye’yi tarihinden kopardığı gibi diğer Asya Türk topluluklarından ve yakın coğrafyasından da koparmıştır.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Onun için mi Arapçayı alıyorsunuz?

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) – Türk Dil Kurumu siyasetin etkisinden uzaklaştıkça ve özellikle son yıllarda Türk dili konusunda çalışmalar daha akademik düzeyde yapılmaya başlanmıştır. Türk Dil Kurumunun ve üniversitelerimizdeki bilim insanlarımızın üstün gayretleri sonucunda 30 bin kelimeden oluşan Türkçe Sözlük’ten 92 bin kelimeden oluşan Türkçe Sözlük’e ulaşmış bulunmaktayız.

Türk Dil Kurumunun 2011 yılı faaliyetleri ve 2012 projelerinden de bahsetmenin faydalı olacağı kanaatindeyim. 2011 yılının on bir aylık döneminde 40 kitap ve 21 dergi yayımlanmış, basım aşamasında ise 27 kitap bulunmaktadır. Türkçe sözlük’ün 11’inci baskısı 100 bin adet olarak yapılmıştır. Sanal mağaza faaliyete sokulmuş ve Türk Dil Kurumu yayınları İnternet  üzerinden satılmaya başlanmıştır. Türkçede Zıt Anlamlı Kelimeler Sözlüğü ve Türkçede Eş ve Yakın Anlamlı Kelimeler Sözlüğü’nün erişime açılmasıyla, erişime açılan sözlük sayısı 13 olmuştur.

Kurumun yayımladığı dergilerin bütün sayıları dijital ortama aktarılmış, böylece 29 bin makale, yazı ve deneme ücretsiz olarak sanal ortamda hizmete sunulmuştur.

Türk Dil Kurumu kütüphanesindeki 700 adet yazma eserin dijitalleri ücreti mukabilinde erişime açılmıştır.

Türk dili alanında lisans ve yüksek lisans düzeyinde eğitim gören 195 öğrenciye burs verilmiş, 2012 burs programına 10 doktora sonrası araştırma bursu eklenmiştir.

Türk İşaret Dili Sözlüğü ve dil bilgisinin hazırlanması ve Türkoloji alanında yabancıların eserlerinin Türkçeye çevrilmesi, 2012 yılı bütçesine dâhil edilen Türkiye Türkçesinin Etimoloji Sözlüğü ve uzaktan öğretim yöntemiyle yabancılara Türkçe öğretimi yazılımı projelerinin çalışmalarına devam edilecektir. Bu çalışmalarından dolayı Türk Dil Kurumu Başkanına ve Kurum çalışanlarına teşekkür ediyorum.

Her yönüyle zenginleşen, kalkınan bir milletin dili fakirleşemez. Türkçe, dünya dili olmak mecburiyetindedir. Türkçe, dünyanın dört bir yanında açılan Türk okullarının yaptığı gibi dünyaya açılmalı. Bu vesileyle Türkçe olimpiyatlarını düzenleyen Türkçe sevdalılarına da Türk milleti adına şükranlarımı arz ediyorum. Bu yüzden Türkçenin tekrar fatih dil olmasının önündeki zihniyet engelleri kaldırılmalıdır.

Türk Dil Kurumu yabancı kelimelere karşılık üreten bir kelime fabrikası değil, Türkçeyi dünyayla bütünleştirerek geliştirecek politikaların oluşturulmasına öncülük eden, Türkçeye ufuk açma projelerini destekleyen dil felsefesi de geliştiren bir kurum olmalıdır.

Türkçe bizim vatanımızdır. “Türkçe, benim ses bayrağımdır.” diye seslenen Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın deyimiyle “Türkçe, dil bayrağımızdır.”

Türkçeyi korumak, geliştirmek, yaşatmak, aynı zamanda Türkiye'yi korumak ve yaşatmak demektir. Türk Dil Kurumu ve bizler bu vatanı ve bu bayrağı korumakla mükellefiz.

Türk milleti içerisinden yeniden Yahya Kemal’leri çıkarmalı ve “Bu dil ağzımda annemin ak sütüdür.” demelidir.

Cemil Meriç, “Kamus namustur.” düsturunu yeniden koymalıdır.

Kelimelerin serdarı Süleyman Nazif, Türk dilinin kıymetlerinden vazgeçmeyen Tarık Buğra yeniden yazmalıdır.

Toplumumuza dayatılan uydurukçayı reddederek “kurbağa dili” diyen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) – …Necip Fazıl şiir yazmalıdır.

Osman Yüksel Serdengeçti’ye yeniden ruh üflenmeli, mabetsiz şehirlerde bir nesli nasıl mahvettiler diye sormalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkçe resmî dilimizdir ve bundan sonra da böyle olacaktır. Bu gerçeği hatırlatmakla beraber, bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin ana dilini öğrenme, konuşma hakkı ve özürlüğü olması gerektiğini vurguluyor, 2012 bütçesinin hayırlara vesile olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyoruz Sayın Özdağ, sağ olun.

Bir sonraki konuşmacımız, Amasya Milletvekili Sayın Mehmet Naci Bostancı.

Buyurun Sayın Bostancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, sayın üyeler; Türk Tarih Kurumu üzerine konuşacağım.

Tarih üzerine konuşmak zor, kolay değildir. Cemil Meriç, büyük tarihçi İbni Haldun’u anlatırken girişte şöyle bir cümle kurar: “Selame Kalesi’nin burçlarından sisler içindeki ovaya bakan İbni Haldun.” Tarih de böyledir hakikaten, sisler içindedir. Tarihçi, o sisler içindeki gerçekliğe, insanların yaşadıklarına hakikatin ışığını düşürmeye çalışır ama bunu yaparken muhakkak tarihçinin kendisinin de içinde yer aldığı bir ideoloji, dünyaya bir bakış tarzı vardır. Hem incelenen alanın sisler içinde oluşu hem de inceleyen kişinin kendine göre bir hakikatin içinde yer alarak bakışı tarihçiliği zorlaştırır ama tarih her zaman bütün toplumların temel iştigal alanlarından birisi olmuştur. Yazılı tarih, bakın, Heredot’un gözleri kör ama tarihçilik yapıyor, Tukidides Peleponnes Savaşlarını anlatıyor, İbni Haldun’un Mukaddime (giriş) eseri -benim konuşmam da giriş mahiyetinde kalacak galiba- tarihin metodolojisine ilişkin çok temel verileri sunuyor. Hiç okuryazar olmayan toplumlar bile geçmişte atalarının yapıp ettiklerini sürekli tekrarlayarak geleceğe bir ışık düşürmeye çalışıyorlar.

Bu çerçevede, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra paralel bir kurum olarak -biraz önce burada diğer kurumlar da sayıldı- 1930 yılında Türk Tarih Kurumu oluşturuluyor. Son derece önemli bir kurum. Türklüğün geçmişteki varlığını, tarihte yapıp ettiklerini inceleyen, buradan aynı zamanda geleceğe bir siyaset çıkarmaya çalışan bir yaklaşım. Esasen tarihin görevi de budur, sadece geçmişi anlatmak değildir; geçmişi anlatırken geleceğe konuşmaktır.

Türk Tarih Kurumu bu yönde çalışma gösterirken çok önemli faaliyetlerde bulundu. Uluslararası kongreler düzenledi, önemli dergiler yayınladı. Bugünlerde de kadrolarını tahkim ediyor, 115 uzman yardımcısı alacakmış; hayırlı olsun. Bu uzman yardımcılarının Türk Tarih Kurumunun çalışmalarını zenginleştirmesini diliyoruz.

Türkiye’de, özellikle yakın tarih bir çatışma alanı. Dikotomiler var, karşıtlıklar var; bütün bunları biliyoruz. Lozan’a ilişkin, Sevr’e ilişkin, Abdülhamit’e ilişkin. Bunlar, âdeta sembol konular. Lehte ve aleyhte son derece ateşli tartışmalar yapılıyor. Bu, aslında geçmişe yönelik bir tartışma değil, geleceğe yönelik bir tartışma. Esasen, soğukkanlı tarihçilerin yapması gereken, tarihin üzerindeki bu ateşli siyasal ilgiyi biraz azaltmak ve hakikaten geçmişte ne olup bittiğine ilişkin toplumun önüne mümkün olduğu ölçüde gerçek bir temsil koyabilmek. Türk Tarih Kurumunun bu yönde çalışmalar yapmasını temenni ediyorum.

Bir toplumda elbette resmî tarih olur. Türkiye’de de uzun yıllar boyunca resmî tarih vardı. Yanlış olan şudur: Resmî tarihi egemen tarih hâline getirirsiniz ve alternatif tarih çalışmalarına mani olursunuz. Bu, yanlıştır. Buna mani olduğunuzda, bu defa alternatif tarihçiliğin yerini şifahi tarihçilik alır; insanlar konuşmaya ve söylenmeye başlarlar. Esasen Türk Tarih Kurumunun ve alternatif tarihçiliği teşvik edecek yaklaşımların yapacağı çok önemli bir hizmet yalan yanlış, şifahi anlatıma dayalı tarihsel hikâyelere de mani olmaktır.

Türk Tarih Kurumunun bu manada, daha geniş bir perspektifle Türkiye’nin yakın dönemine ilişkin sosyal, politik çalışmalar yapmasını temenni ediyorum. Bu çalışmaları yaparken mutlak surette şu ilkenin de önemli olduğunu düşünüyorum: AK PARTİ kendisini ifade ederken “Kimsesizlerin kimsesi olmak.” meselesinin altını hassasiyetle çizen bir parti. Tarih ise Benjamin’in ifade ettiği gibi bir bakıma “Galiplerin tarihidir.”

Mağlup olanların tarihte de çok fazla yeri olmaz. Ümit ediyorum ki AK PARTİ, tarihçiliğe yeni bir soluk getirirken nasıl, bugün, kimsesizlerin kimsesi olmak için çalışıyorsa, tarihte de evet, hem egemenlerin hem galip gelenlerin hem de kimsesizlerin sesi olacak ve Türk toplumunun gerçek, toplumsal ve siyasi tarihini ortaya koyma yolunda güçlü bir irade gösterecektir.

Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bostancı, teşekkür ederiz.

Şimdi sıra Milliyetçi Hareket Partisi Grubu temsilcilerinde.

Birinci konuşmacı Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu.

Buyurun Sayın Dedeoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ve Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü bütçelerinin üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Tasarısı AKP Hükûmetinin 10’uncu, 61’inci AKP Hükûmetinin de 1’inci bütçesidir. Bütçeler, devletin hangi alanlara ne kadar kaynak ayırdığını ve hangi alanlardan ne kadar kaynak sağlayacağını göstermektedir. Yine vergiye dayalı kaynaklar üzerine hazırlanmış olan bu bütçede, işçi, memur, emekli, çiftçi, esnaf ve dar gelirli vatandaşlarımız yine düşük pay almışlardır.

Bu vesileyle, her  ilimizin olduğu gibi, Kahramanmaraş ilimizin de yeni kaynaklar bekleyen pek çok yatırımı beklemektedir. Yollar, okullar, hastane, sanayi, yeni teşvikler ve sulama kanalları gibi birçok yatırımlarımız 2012 bütçesini beklemektedir çünkü Kahramanmaraş’ın pek çok problemi bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’un 1994 yılında yürürlüğe girmesiyle Radyo ve Televizyon Üst Kurulu kurulmuştur. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, radyo ve televizyon yayıncılığını düzenlenmek ve denetlemekle görevlendirilmiştir. Kurum toplumumuz, gençlerimiz ve çocuklarımız açısından fevkalade önemli bir görevi üstlenmiştir. Bu nedenle, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu görevini titizlikle ve en iyi şekilde yapmak zorundadır.

Özel radyo ve televizyon yayınları ülkemizde ilk olarak 1990’lı yılların başından itibaren başlamıştır. 1993 yılında Anayasa değişikliği yapılarak özel radyo ve televizyon yayınlarının yapılmasına imkân sağlanmıştır. Bu değişiklik sonrası bugün ülkemizde karasal anlamda yayın yapan 25 adet ulusal, 15 adet bölgesel, 207 adet yerel olmak üzere toplam 247 adet televizyon kanalı ve 38 adet ulusal, 98 adet bölgesel, 922 adet yerel olmak üzere toplam 1.058 adet radyo kanalı bulunmaktadır.

İşte, bundan dolayıdır ki Radyo ve Televizyon Üst Kurulu radyo ve televizyon yayıncılığını iyi düzenlemeli ve ciddi denetimler yapmalıdır. Radyo ve televizyon yayınlarıyla ilgili olarak kamuoyunda oluşan tepki, beğeni ve hassasiyetler yakından izlenmelidir. Ölçüsüz yayın yapan ve toplumca benimsenmeyen ilkelere uymayan kurumlara dikkat edilmelidir. Radyo ve televizyon yayınları toplumun millî ve manevi değerlerine ve Türk aile yapısına aykırı olmamalıdır. Yayınlarda özel hayatın gizliliğine saygılı olunmalıdır. Son yıllarda televizyon yayınları konusunda genel bir memnuniyetsizlik yaşanmaktadır. Bugün toplumun hangi kesimine giderseniz gidin insanlarımız televizyondaki sorumsuz yayıncılıktan rahatsızdır. Pek çok yayında reyting uğruna bu ülkenin geleneklerini, millî ve manevi değerlerini, çocuklar ve gençlerimizin ruh sağlığını âdeta hiçe sayan bir yayıncılık anlayışıyla hareket edilmektedir. Özellikle çocukların ve ev hanımlarının televizyon izlediği saatlerde birbirinin benzeri niteliksiz, düzeysiz, insanların özel yaşamlarını konu edinen programlar yayınlanmaktadır.

Bugün, maalesef üzülerek belirtmeliyim ki, Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna gelen izleyici şikâyetleri, çocuklara ve gençlere zararlı, Türk aile yapısı ve ahlakına aykırı yayınlar yapıldığını ortaya koymaktadır. Bu, çok vahim bir durumdur. Çünkü izleyici şikâyetlerine konu olan değerler, toplumumuzun en kıymetli değerleridir. Türk aile yapısı ve ahlakına, çocuklarımıza ve gençlerimize zarar verecek yayınlara izin verilmemelidir.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu bu işler için vardır; düzenleme ve denetleme konusu, görevleri arasındadır. Ama gelen izleyici şikâyetlerine bakılacak olursa bu Kurumumuz kendisine verilen görevleri tam anlamıyla yerine getirememiştir. Radyo ve televizyon yayınları, çocuklarımızı ve gençlerimizi yeni ufuklara taşıyan, eğitimi ve öğrenimi ön plana çıkaran, kötü alışkanlıklardan uzak yayınlar olmalıdır. Bütün bunların yanında, Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlık ve bağımsızlığına, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayınlara da izin verilmemelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun görevini tam olarak yaptığından herkes emin olmalıdır. Bu Kurum sürekli tartışılır bir kurum olmaktan kurtarılarak yolsuzluk ve usulsüzlüklerle anılmamalıdır; iktidar partisinin siyasi baskılarından uzaklaşmalı ve gerçek özerk yapısına kavuşmalıdır. Bütün temennimiz bu yöndedir.

Değerli arkadaşlar, bu kurumlar hepimiz için vardır. Bu kurumların hepsinin ayrı ayrı hizmetleri ve görevleri vardır. Bir kurum görevini yapmadığı veya eksik yaptığı zaman o alanda sıkıntı ortaya çıkmaktadır. Onun için, gelin kurumlarımızın çalışmalarını engelleyecek ve siyasallaştıracak davranışlardan uzak duralım. Radyo ve Televizyon Üst Kurulumuzda da bugün buna benzer bir durum yaşanmaktadır. Kurum, bu görünümünden kurtulmalı ve beklentilere cevap verme konusunda çalışma başlatılmalıdır. Çünkü sabahları ve akşamları, hatta günün her saatinde ekran başına geçen insanlarımızın Radyo ve Televizyon Üst Kurulundan çok şey beklemektedir. Toplumu şiddete, teröre, etnik ayrımcılığa sevk eden veya halkı sınıf, ırk, dil, din, mezhep ve bölge farkı gözetecek, kin ve düşmanlığı tahrik eden veya toplumda nefret uyandıran yayınlara hiçbir zaman imkân vermemelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; radyo ve televizyon yayınlarında tarafsızlık yayıncılık ilkeleri açısından en önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle özellikle siyasi partilerle ilgili yayınlarda tamamen tarafsız ve objektif davranılmalıdır. Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun maalesef birçok konuda olduğu gibi bu konuda da eksiklikleri bulunmaktadır. Bu kurumun 12 Haziran milletvekilliği genel seçiminde göstermiş olduğu taraflı tutumu da hâlen tartışılmaktadır. Haberlerin yansımasında tarafsızlık, gerçekçilik ve doğruluk ilkelerine bağlı olunmalıdır, halkı aldatacak ve yanıltacak haberlerden kaçınılmalıdır. Kurul bütün düzenlemelerini bu doğrultuda yapmalıdır. Bu arada gençlerimize ve çocuklarımıza zarar verecek yayınlardan da kaçınılmalıdır.

Ülkemiz geçmişte pek çok kahramanlıklar yaşamış ve yaşatmıştır. Bu kahramanlık destanlarını küçük düşürecek veya zedeleyecek yayınlardan da uzak durulmalıdır.

Temennim şudur ki… Türkiye Büyük Millet Meclisinde çalışmalar esnasında naklen yayın yapılmakta ve akşam saat yedi olduğu zaman da kapatılmakta. Bu durum derhâl düzeltilmeli temennisinde bulunuyorum. Halkımızın haber alma özgürlüğü yok edilmemeli dileğinde bulunuyorum.

Ayrıca, yerel bölgelerde televizyon yayınları yapan bölgesel televizyonlarımıza teşvik ve destek verilmesi temennisiyle 2012 bütçesinin hayırlara vesile olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dedeoğlu.

İkinci konuşmacımız Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı.

Süreniz on dakika Sayın Kalaycı.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

İçinde bulunduğumuz 7-17 Aralık 2011 tarihleri arasında Konya’da “Hz. Mevlânâ’nın 738’inci Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Etniklikleri” gerçekleştirilmektedir. Bu vesileyle büyük Türk ve İslam düşünürü Mevlânâ Celâleddin Rûmî’yi minnet, şükran ve rahmetle anıyorum. Onun insan, tabiat ve Allah sevgisinin ve yüksek fikirlerinin insanlığı ilelebet aydınlatmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, bugünlerde “Şike Yasası” diye adlandırılan kanun konusunda Sayın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “Hiçbir milletvekilinin bu kanunu tekrar Meclis Genel Kuruluna getirmeye cesareti yetmeyecek.” diye tehdit içeren sözleri gündeme damgasını vurmuştur. Anılan Yasa dün Komisyondan aynen geçmiştir, Genel Kurula da geliyor, bakalım Sayın Arınç ne yapacak?

Aslında, Sayın Başbakan Yardımcısı başka bir konudaki düzenlemeyi Türkiye Büyük Millet Meclisine getirmeye cesaret edememiştir. Yetki Kanunu’nun amacı ve kapsamı dışında olmasına ve bir ivediliği de bulunmamasına rağmen 27 Ağustos 2011 günlü Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin içine bu konuyla hiç alakası olmayan gayrimüslim cemaat vakıflarıyla ilgili bir düzenleme yerleştirilmiştir.

Şimdi soruyorum: Hükûmete verilen yetkiyi de aşarak bu düzenlemeyi yapmak için niye acele ettiniz? Bu düzenlemeyi Türkiye Büyük Millet Meclisinden niye kaçırdınız? Cesaretiniz mi yetmedi?

AKP gayrimüslim cemaat vakıfları konusunda sürekli kanunlar çıkarmakta ancak yapılan her düzenleme sonrasında Hükûmetin sırtı sıvazlanırken bir taraftan da düzenlemeler yetersiz görülerek, yeni talepler gündeme getirilmektedir.

AKP döneminde gayrimüslim cemaat vakıfları konusunda ilk defa 2003 yılında AB uyum yasaları çerçevesinde düzenleme yapılmıştır. 2008 yılında çıkarılan 5737 sayılı Vakıflar Kanunu ile cemaat vakıfları istisnai statüden çıkarılmış, Medeni Kanun’a göre kurulan diğer vakıfların statüsüne getirilmiştir. Aslında, Anayasa’mız ve Türk Medeni Kanunu’muz “Belli bir cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz.” diyor. Buna karşın AKP’nin yaptığı düzenlemelerle Lozan Anlaşması’yla verilen sınırlı ve istisnai haklar bu anlaşmanın da hilafına genişletilerek ve mütekabiliyet şartı aranmaksızın gayrimüslim cemaat vakıfları diğer vakıflarla aynı statüye getirilmiştir. Dolayısıyla, ülkemizde çoğunluğu teşkil eden Müslüman kesimin dinî amaçlı, cemaat amaçlı vakfı yok iken gayrimüslim, Hıristiyan ve Yahudi vatandaşların cemaat amaçlı vakfı her türlü hakka sahip kılınmıştır. AKP Hükûmeti kilise vakıflarına, sinagog vakıflarına pozitif ayrımcılık getirmiştir.

27 Ağustos 2011 günlü düzenlemeyle de gayrimüslim cemaat vakıflarına 1936’da beyan etmiş oldukları ama şu an mülkiyetleri elleri olmayan tüm taşınmazları vakıflarının adlarına tescil etme yolu açılmıştır. Bu düzenleme de ilgili çevrelerce yeterli görülmemiş, gerek 2011 yılı Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nda gerekse yapılan açıklamalarda yüzlerce mazbut vakfın mallarının 1936 beyannamesine girmeyen malların iade edilmeyeceği ifade edilmekte ve eleştirilmektedir. Bu durum, AKP Hükûmetince yapılan yanlışların nereye kadar geldiğin göstermektedir. Ayasofya’ya kadar götürülebilecek bir sürecin önü açılmak istenmektedir. “Şu anki düzenleme bunu kapsamıyor.” dersiniz, doğrudur ama yarın niye 1936’da beyan edilenleri devrediyorsunuz da, beyan edilmemiş olanları vermiyorsunuz dendiği zaman bunu nasıl savunacaksınız? Nitekim denilmeye de başlanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde açılacak davalarla bu işin nereye kadar gideceği gerçekten meçhul.

Son yapılan düzenleme için Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “Gasbettiğimiz gayrimenkullerini cemaat vakıflarına aynen iade ediyoruz.” diyor. Bulunduğu mevkinin herhâlde farkında değil ki temsil ettiği devleti gaspçı olarak niteliyor ve bir anlamda gasbın karşılığı olacak tazminat davalarının da yolunu açıyor. Tarihî gerçeklerden bihaber olanlara gerçekten gasbedilen mallarını görmek istiyorsa Kıbrıs’ta, Yunanistan’da, Bulgaristan’da, Balkanlarda ata yadigârı olan vakıfların nasıl talan edildiğini, hangi gayrimenkulleri kimlerin gasbettiğini görmesini tavsiye ediyorum.

“Azınlıklara haklarını vermek boynumuzun borcudur.” diyorsunuz, olmayan hakları zorlama yorumlarla veriyorsunuz. Peki, Müslamanların haklarını aramak kimin boynunun borcudur? Allah rızası için bu konuda ne yaptınız? Gasbedilen, talan edilen Müslüman vakıflarının milyarlarca dolarlık gayrimenkullerini niye iade ettirmiyorsunuz? Kilise vakıfları için bu kadar düzenleme yapıyorsunuz da ceddimizin kurduğu vakıfların haklarını niye aramıyorsunuz? Neden Lozan Anlaşması’nın gereği olan mütekabiliyet şartını aramadan tek taraflı tasarrufta bulunuyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, İstanbul’da Ortodoks dünyası için yeni bir Vatikan yaratmayı hedefleyen Patrikhane, aşamalı bir strateji izlemektedir. AKP İktidarında bu stratejinin birçok aşaması yürürlüğe konulmuştur. Anadolu topraklarındaki hayallerini yeniden ihya etme emellerinden vazgeçmeyen Patrikhane, Heybeliada Ruhban Okulunu eğitim sistemimizin dışına çıkararak açmak, Patrikhanenin mülk edinmesi ve Rum vakıflarının mal varlıklarının iadesini sağlamak, Türk Hükûmetinin Patrik seçimine ve Sen Sinod’un oluşumuna müdahale etmemesini temin etmek, Rum Patrikhanesinin ekümenikliğinin Türkiye tarafından tanınmasını sağlamak amacıyla Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliğinin de desteğiyle AKP Hükûmeti nezdinde baskı oluşturmuştur. Nitekim, başta Amerika Birleşik Devletleri başkanları ve dışişleri bakanları olmak üzere ABD yetkilileri, yapılan her görüşmede, Türkiye’ye yaptıkları her ziyarette bu konuları gündeme getirmişlerdir. Aynı konular AB tarafından da takip edilmekte ve ilerleme raporlarında bu taleplere yer verilmektedir, AKP hükûmetleri de bu talepleri bir bir yerine getirmektedir. Patrikhanenin mülk edinme konusu ve Rum vakıflarının mal varlıklarının iadesi konusunda önemli mesafe kaydedilmiştir. Heybeliada Ruhban Okulunun açılması konusunda AKP Hükûmeti tarafından olumlu yaklaşımlar ortaya konulmuş, bu konuda kamuoyu oluşturmaya çalışılmaktadır. Başbakan Yunanistan ziyaretinde Ruhban Okulunun açılması için çalışma yaptıklarını ve Patrik’in ekümenik sıfatını kullanmasının kendilerini rahatsız etmeyeceğini söyleyebilmiştir. Geçen yıl, Büyükada Rum Yetimhanesinin tapusu hukuk sistemimiz katledilerek Rum Patrikhanesine devredilmiş, böylece ilk kez vakıf yerine tüzel kişiliği olmayan dinî bir cemaate tapu devri yapılmıştır. Bu durum, Rum Patrikhanesine tüzel kişilik sağlamanın ve ekümeniklik iddiasının yolunu açacak bir nitelik arz etmektedir. Cumhuriyet tarihinde ilk kez ve Lozan Anlaşması’na aykırı olarak, Türk vatandaşları olmayan metropolitlerin Fener Rum Patrikhanesinin Yönetim Kurulu olan Sen Sinod’a üye olmasına AKP Hükûmeti döneminde izin verilmiştir. Daha sonra, bu Sen Sinodların hülleyle Türk vatandaşı yapılması suretiyle hukuksuzluk giderilmeye çalışılmıştır. Geçen yılki AB İlerleme Raporu’nda AKP Hükûmetince 14 Ortodoks papazın Türk vatandaşlığına alındığı ifade edilmektedir. Rum cemaatinin dinî ihtiyaçlarıyla ilgili olarak, hiçbir orantıya uymayan Yunan asıllı yabancı papazların Türk vatandaşı yapılması talepleri de bu arada devam etmektedir.

 

Yine, AKP Hükûmetince senelerdir ibadete kapalı olan tarihî kalıntı niteliğindeki Sümela Manastırı’nda ve Akdamar Kilisesi’nde ayin yapılmasına izin verilmiştir.

Sürem bitiyor.

Buradan AKP Hükûmetine soruyorum: Bu Ayasofya’da cuma namazı kılınması talebine niye ret cevabı verilmiştir? Bunun cevabını bekliyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Bir sonraki konuşmacımız Kayseri Milletvekili Sayın Yusuf Halaçoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Halaçoğlu.

Süreniz yirmi dakika.

MHP GRUBU ADINA YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve bağlı kuruluşlarının 2012 yılı bütçe görüşmeleri için Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Türk tarihini, kültürünü ve medeniyetini ilmî yoldan araştırmak, yayınlar yapmak ve yaymak için 15 Nisan 1931 tarihinde Atatürk’ün direktifleriyle Türk Tarih Kurumu ve bir yıl sonra Türk Dil Kurumu kurulmuştur. Dernek statüsünde çalışan bu iki kurumumuz kuruluş amaçları çerçevesinde önemli araştırmalara imza atmıştır. 1980 askerî darbesi sonrasında yapılan Anayasa’nın 134’üncü maddesi çerçevesinde meydana getirilen Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesine alınmıştır. Ayrıca, bu Kuruma ek olarak Atatürk Kültür ve Atatürk Araştırma Merkezleri de eklenmiştir. Ayrıca, Türk Tarih ve Dil Kurumlarının bu çerçeve içerisinde özellikleri korunarak Atatürk’ün İş Bankasındaki hisselerine ait gelirlerinin yarı yarıya sahibi konumunda bulunmalarıdır. Böyle bir gelirin bağlanmasının temel hedefi, ilmî araştırma yapan her iki kurumun devlet bütçesine bağlı olmasının önüne  geçmek ve hiçbir baskı altında kalkmaksızın çalışmalarını yerine getirmesidir.

Bu arada, Atatürk’ün İş Bankasındaki hissesiyle ilgili olarak da bilgi vermek istiyorum. Atatürk’ün İş Bankasındaki hissesi yüzde 28,09’dur. Bu hissenin vasiyete göre yönetimi kurum mülkiyeti olarak Cumhuriyet Halk Partisine bırakılmış ve her yılki gelirleri de Türk Tarih ve Türk Dil Kurumlarına yarı yarıya paylaştırılmıştır. Yani gelirlerden CHP herhangi bir pay almayacak ancak Atatürk adına bankanın yönetiminde bulunacaktır.

Fakat Yüksek Kurum bünyesine alınan bu iki kurum, 1980’den sonra çıkarılan 2876 Sayılı Yüksek Kurum Kanunu ile bağlı kurumlar hâline getirilmiş, ilmî çalışmalarında olmasa bile bilim kurulu üyelerinin tespiti ile personel alımında devletin kontrolü altına alınmıştır. Şimdi ise 2 Kasım 2011 tarihinde çıkarılan kanun hükmünde kararname ile askerî idareyle konulmuş devlet kontrolü daha da artırılmıştır. Gönül isterdi ki bu iki güzide kurumumuz Atatürk’ün 1936 yılı Meclis açış konuşmasında ifade ettiği gibi birer akademi olarak teşkilatlandırılsın.

Değerli milletvekilleri, hemen her ülkenin bu türden hizmet veren akademi ve enstitüleri, gerek yönetim olarak gerekse ilmî araştırma bakımından tamamen devletten bağımsız bir şekilde çalışmaktadır. Zira, objektif yapılmayan araştırmalar bir fayda sağlamazlar. Maalesef bu kurumlarımızla ilgili olarak yeni bir kanun hazırlanmasına rağmen bu kurala dikkat edilmemiş ve kurumlar tamamen devlet kontrolüne alınmıştır. Nitekim, kanun hükmünde kararnameyle çıkarılan yasada Yüksek Danışma Kurulu adı altında oluşturulan organ kimlerden oluşmaktadır bir bakalım. Yüksek Danışma Kurulu, Başbakanın veya ilgili bakanın başkanlığında, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı, Dışişleri Bakanı, Kültür ve Turizm Bakanı, Millî Eğitim Bakanı ile Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanlar, Yükseköğretim Kurulu Başkanı, Cumhurbaşkanınca Yüksek Kurumun görev alanına giren konularda özgün bilimsel araştırmalarıyla tanınan bilim adamları arasından üç yıllığına seçilen üç üye ile Yüksek Kurum Başkanı ve kurum başkanlarından oluşur. Cumhurbaşkanı ve Başbakan gerekli gördükleri hâllerde Yüksek Danışma Kuruluna başkanlık eder.

Vicdan sahibi her kim olursa olsun herkes, siyasi mülahazalardan uzak kalmak kaydıyla bilimsel araştırma yapan bir kurumun Danışma Kurulunda yukarıda adı geçen siyasi şahsiyetlerin ne işinin olduğunu sorgulayacaktır. Ayrıca, devlet yetkililerinden meydana geldiğini gören yabancı ilim kuruluşları bizim bu kurumlarımızın yaptığı ilmî çalışmalar hakkında ne düşünecektir?

Böyle bir yapılanma -hep örnek olarak aldığımız- ne Avrupa ülkelerinde ne ABD’de ve hatta ne de Rusya’da vardır. Kaldı ki bir bilimsel kurumun Danışma Kurulunun siyasilerden meydana geldiği ve hele bu Danışma Kurulunun görevi “Yüksek Kurumun ve kurumların bilim ve kültür alanındaki çalışmalarını ve etkinliklerini değerlendirir ve gerekli tavsiye kararlarını alarak, görüşlerini Yüksek Kuruma ve kurumlara bildirir. Bu kararlar Yüksek Kurum ve kurumlar tarafından öncelikle dikkate alınır.” şeklinde açıklanıyorsa, bilimsel veriler yerine siyasilerin görüşleri doğrultusunda yapılacak bir çalışmaya nasıl güven duyulur?

Ayrıca, yine, Yüksek Danışma Kurulunun görevlerinin sayıldığı ve dünyanın hiçbir yerinde olmayan ve olması da ihtimal dışı olan bir madde daha yer almaktadır ki bu madde bu kurumların bir ilmî kuruluş olmadığına tamamen açık delil teşkil eder. 5’inci maddenin altıncı fıkrasında “Yüksek Danışma Kurulunca gerekli görülen kararlar Resmî Gazete’de yayımlanır.” denilmektedir. Bunu nasıl yorumlayacaksınız? Dünya ülkeleri arasında hangi bilimsel araştırma kararları Resmî Gazete’de yer almaktadır? Dolayısıyla, bu şekilde bir yaptırım Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunu bir bilimsel kurum olmaktan tamamen çıkardığı gibi, askerî idare dönemini bile aratacak bir duruma düşürmektedir.

Değerli milletvekilleri, durum sadece Yüksek Danışma Kuruluyla da sınırlı kalmamaktadır. Kurumun en üst düzeydeki Yönetim Kurulunun da kimlerden oluştuğuna bir bakalım. Kanun maddesi aynen şöyle: “Yönetim Kurulu, Yüksek Kurum Başkanının başkanlığında, Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek iki üye ile Başbakan ve ilgili Bakan tarafından seçilecek birer üye ve Kurum Başkanlarından oluşur. Yönetim Kurulu, en az ayda bir kez olağan toplantısını yapar. Gerekli hâllerde Başbakan veya ilgili Bakan, Yönetim Kurulunu olağanüstü toplantıya çağırabilir.”

Daha önce de belirttiğim gibi, dünyanın hiçbir ülkesinde, bilimsel kuruluşların içinde devlet görevlileri yer almamaktadır. Kaldı ki yasada, Sayın Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakan tarafından seçilecek üyelerin herhangi bir şekilde bilim adamları arasından seçileceği de belirtilmemiştir yani burada bir bürokrat da atanabilecektir. Dolayısıyla, Yönetim Kuruluna kimler atanacaktır? Hangi sebeple Başbakan ve Bakan Yönetim Kurulunu olağanüstü toplantıya çağıracaktır? Geçmiş dönemde Askerî Konsey tarafından hazırlatılan kanunda bile böyle bir uygulama bulunmamaktadır.

Yine, Yönetim Kurulunun görevleri arasında sayılan “Yüksek Kurum ve kurumlarca hazırlanan idarî düzenlemeleri görüşerek Başbakan veya ilgili Bakanın onayına sunmak.” şeklindeki madde Yönetim Kurulunun sadece sembolik bir nitelik taşıdığını ortaya koymaktadır.

Kanundaki çarpıklıklardan bir diğeri de Yüksek Kurumun 2876 sayılı eski Kanun’da dört kurumun koordinasyonuyla görevlendirilmişken, bu defa bir icra kurumu olarak diğer kurumların asıl görevlerini üstlenmiş, bir yetki kargaşası yaratılmış olmasıdır. Esasen, Yüksek Kurum, bir araştırma kurumu olmadığı gibi, bilim heyetine de sahip değildir. Oysaki Yüksek Kurumun görevleri sayılırken ilk fıkrada “Türk dili, tarihi, kültürü ve bütün yönleriyle Atatürk ve eserleri üzerinde sosyal ve beşerî bilimler bütünlüğü içinde bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu konularda seminer, sempozyum, konferans ve benzeri ulusal ve uluslararası etkinlikler düzenlemek, yayınlar yapmak ve bu alandaki çalışmaları desteklemek.” denmektedir. Yine görevleri arasında “Milletimizin sosyal ve kültürel gelişmesine katkı sağlayacak alanlarda bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu alanda yapılan çalışmalara destek vermek.” olarak açıklanmıştır.  Mademki bütün bu işler Yüksek Kurum tarafından yapılacaktı, o halde diğer dört kurum neden kurulmuştur ve gereksiz yere neden personel istihdam edilmektedir? Hâlbuki asıl ilmî araştırma görevi her biri ayrı tüzel kişiliğe sahip kurumlara verilmiş olup, mesela Türk Tarih Kurumunun görevleri sayılırken aynen -yeni Kanun olarak söylüyorum- şu ifade edilmektedir: "Türk tarihi ve Türkiye tarihini tüm yönleriyle hakikatlere uygun biçimde ortaya koyacak çalışmalar yapmak, tarihimizle ilgili karalama ve çarpıtmalara karşı ulusal ve uluslararası kamuoyunu aydınlatmak."

Değerli milletvekilleri, bu yeni Kanun’da Türk Tarih Kurumunda dikkatimizi çeken en önemli husus "Hakikatlere uygun ve tarihimizle ilgili karalamalara ve çarpıtmalara karşı ulusal ve uluslararası kamuoyunu aydınlatmak." şeklinde bir ifade kullanılmış olmasıdır. Tarih ilminde kendinizi şartlandırarak objektif araştırma yapamazsınız. Hakikat kime göre olacaktır ve hakikatin ölçüsü nedir? Eski kanunda Türk Tarih Kurumunun amacı: "Türk tarihini ve Türkiye tarihini ve bunlarla ilgili konuları, Türklerin medeniyete hizmetlerini ilmî yoldan incelemek, araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayımlar yapmak ve bunlara dayanarak da Türk tarihini ve Türkiye tarihini yazmaktır." denilmek suretiyle daha objektif bir hedef ortaya konulmuştu. Ama yeni Kanun’da "Tarihimizle ilgili karalama ve çarpıtmalara" ifadesi kullanılmakta ve buna bağlı olarak hakikatleri kendinize göre belirlemektesiniz. Oysaki ilmî  araştırmalardaki hedef, ne olduğunu ve nasıl olduğunu araştırmaktır.

Yeni Yasa’da Türk Dil Kurumunun görevleri: "Türk dilinin kaynak eserlerini tespit ederek incelemek ve yayına hazırlamak, Türkçe ile ilgili yurt içinde ve yurt dışında yapılan araştırmaları takip etmek, Bütünleşik Bilgi Sistemi dâhilinde, arşiv ve dokümantasyon merkezi, bilgi bankaları ve veri tabanları oluşturmak" olarak gösterilmiştir. Halbuki, bu tür yabancı ülkelerdeki kuruluşların amaçları arasında dilin güzelliğini ortaya koymak ilkesi bulunmaktadır. Nitekim 2876 sayılı eski Yasa’da bu özellikle ifade edilmiştir. 

Görüldüğü gibi, 1932 yılında kurulan ve hedefleri belirlenen bir kurumun yeni Yasa’yla ne hale getirildiği ortadadır. Kurulduğu günden bugüne kadar çok değerli çalışmalarda bulunmuş bulunan Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlüğü çıkarmış ve geliştirmiş, Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü hazırlamış, Deyimler ve Terimler Sözlüğü yapmış, her şeyden önemlisi de bütün bunları İnternet aracılığıyla dünyanın hizmetine sunmuştur. Şayet Türk Dil Kurumunun İnternet sitesine girerseniz çok daha fazlasını görürsünüz.

Diğer bağlı kurumlar olarak belirtilen Atatürk Araştırma ve Atatürk Kültür merkezlerinin de görevlerinde aynı biçimde değişikliklere uğradığı görülmektedir

Öte yandan, tüzel kişilik verilmiş olan bu kurumların nasıl olup da başka bir tüzel kişiliğe bağlandığını izah etmemiz de mümkün değildir. Zira Yüksek Kuruma bağlı kurumların tanımı yapılırken Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi başkanlıkları, Yüksek Kurumun kuruluşuna dâhil olan kurumlardır. Kurumlar ayrı kamu tüzel kişiliğine sahip olup, hizmet ve görevlerini mevzuat hükümleri ile yönetim kurulunca belirlenen ilke, politika ve stratejiler doğrultusunda Yüksek Kurum Başkanlığının gözetim, denetim ve eş güdümünde yerine getirir.

Geliniz, böyle bir yasa yapıp kurumları etkisiz hâle  getirmek yerine, açık olunuz ve bütün bu kurumları kapatarak “Yüksek Kurum” adıyla tek kurum oluşturunuz  ama bunu yapmaya da cesaret edemezsiniz. Zira Türk Tarih ve Türk Dil kurumları, cumhuriyetin vasiyete bağlı en önemli iki kurumudur ve kapattığınız anda siyasi sorunlarla karşılaşırsınız.

Sayın milletvekilleri, bu konuda söyleyecek söz bulamıyorum ve bu yasayla nasıl bir ucube meydana getirildiğini takdirlerinize bırakıyorum.

Sayın milletvekilleri, bir de konuya başka bir pencereden bakalım ve geliniz ülke yararına en doğru olanı burada değerlendirelim. Zira hem “Tümüyle askerî darbe kanunlarından ve Anayasası’ndan kurtulalım.” diyeceksiniz  hem de o dönem kanunlarından daha kötü bir kanun hazırlayacaksınız. Aslında yapılması gereken, Atatürk'ün kurduğu Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil kurumlarının birer akademi hâlinde teşkilatlandırılmasıdır. Bunu yapacak olursak, bu iki güzide kurumumuzun geniş mali imkânlarını da göz önüne aldığımızda ne denli büyük hizmet vereceklerini tahmin edebilirsiniz. Bu iki kurumumuzun her yılki İş Bankası geliri aşağı yukarı 60-70 milyon Türk lirası  arasındadır. 2006'dan itibaren geçmiş dönemlere ait meblağın da alınmasıyla bugün her biri 400 milyondan fazla bir bütçeye sahip hâle gelmiştir.

1993 ila 2008 yılları arasında Türk Tarih Kurumu Başkanlığı yaptım. On beş yıllık bu dönem zarfında birçok proje uygulamaya konuldu. Bu projelerden hiçbirinin devam etmediğini belirtmeliyim. Yurt dışındaki kültür varlıkları envanteri acaba neden devam ettirilmemiştir? Özellikle Balkanlarda Osmanlı dönemi kültür varlıkları birer birer ortadan kaldırılırken, mevcutları da “restorasyon” adı altında mimari özelliklerini kaybetmeye mahkûm edilmişken, atalarımızın geriye bıraktıkları ve her biri dünya mirası olarak nitelendirilebilecek bu eserlerin yok olmasına nasıl razı olabiliyoruz?

Bugün işittiğimiz kadarıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yeniden bir envanter çalışması başlatılması düşünülmektedir. Hâlbuki Balkanlarda Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Kosova, Hırvatistan,  Sırbistan, Macaristan, Romanya, Kırım; Kafkasya'da Azerbaycan ve Gürcistan; Orta Doğu'da Suriye, Ürdün; Afrika'da Mısır, Tunus; Asya'da Kazakistan ve Kırgızistan'da envanter çalışmaları yapılmıştır.

Öte yandan ülkemizde kiliseleri onarırken ve hatta camileri kilise hâline getirirken, ecdat yadigârlarının tespitinin bile yapılmasını neden devam ettirmez ve yeniden yapmaya kalkışırsınız ve geciktirirsiniz? Balkanlarda Selanik Hamza Bey Camisi’nde olduğu gibi üç filmin bir arada oynatıldığı porno sinema salonu yapılan, kubbesi cinsel içerikli resimlerle kaplanmış Filibe Perşembe Pazarı Camisi gibi lokanta olarak kullanılan, Sakız Süleymaniye Camisi gibi kiliseye çevrilen, Ohri'deki “İmaret Camisi” olarak adlandırılan Fatih Sultan Mehmet Camisi gibi yıkılıp yerine Hazreti İsa'nın doğumunun 2000’inci yılı kutlamaları çerçevesinde kilise yapılan ecdat yadigârlarımız sizi mahzun bakışlarla seyretmektedir?

Keza Türk Tarih Kurumunda, milattan önce 1200 yılına ait Çin Han Hanedanlığı tarihlerinin çevirisi de yarım bırakılmıştır. Hâlbuki bu eserler, Türk tarihinin en eski yazılı kaynaklarıdır. Başkanlıktan alındığım 2008 yılına kadar bu eserlerden Hunlar ve Göktürkler dönemine ait iki kitap yayımlanmıştı. Eski Çince olan bu eserlerin Türkçeye kazandırılmasından kim rahatsız olmaktadır? Öte yandan, Ermenilerin soykırım iddialarıyla ilgili olarak yabancı arşivlerden yüz bin sayfadan fazla belge temin edilmişti. Unutulmasın ki bugün, Türkiye, tarih komisyonu kurulmasını teklif edebiliyorsa bu çalışmalar sebebiyledir.

Keza, Kıbrıs meselesi ülkemizin en önemli bir sorunu olmasına rağmen kurumlar sessiz kalmıştır. Mamafih, Dışişleri Bakanlığınca Kıbrıs’taki vakıflarla ilgili bir çalışma yaptırılmıştır.

Suriye meselesi gündemdeyken bunu araştıracak bir kurumumuzun varlığından haberiniz var mı? Dersim konusunda ise tamamen bir suskunluk içinde kalınmıştır. Oysaki Türk Tarih Kurumunun amacı, hani tarihimizi tüm yönleriyle hakikatlere uygun biçimde ortaya koyacak çalışmalar yapmak, tarihimizle ilgili karalama ve çarpıtmalara karşı ulusal ve uluslararası kamuoyunu aydınlatmak idi?

Geçmiş dönemde Kurumda yapılan Kıbrıs'la ilgili araştırmalar bile kamuoyuna yansıtılmamıştır. Bugün Kıbrıs'ta Rumların bıraktığı mallar konusu Türkiye'nin büyük tazminatlar ödemesine sebep olmaktadır. Oysaki Kıbrıs'ta 700 civarında vakıf olduğu ve bu vakıflardan özellikle Lala Mustafa Paşa ve Abdullah Paşa vakıflarının arazilerinin 1913 yılından 1930 yılına kadar İngilizler tarafından Rumlara mülk olarak verildiği, dolayısıyla Rum malları gibi görünen mülklerin asıl vakıf mülkü olduğu ve tazminat ödemek yerine onlardan bedel talep edileceğinin ortaya konulması gerekirdi.

Ayrıca mülhak vakıf olan, Maraş bölgesinden Lefkoşa'ya kadar Abdullah Paşa Vakfına ait 60 bin, Lala Mustafa Paşa Vakfı olarak da 30 bin dönüm arazi olduğu göz önüne alınırsa, kimin kime tazminat ödeyeceği görülecekti.

Keza, bugün Orta Doğu'da, yani bütünüyle Osmanlı coğrafyasında meydana gelen olayların temeline inmeden, bu bölgede yürütülen politikalarda hedefin de doğru tespit edilmesi mümkün olmayacak ve yanlışlıklar içinde maceraya sürüklenecektir.

Tarihte övgü dolu sayfalar olduğu gibi, tarih yanlış yapanların sebep olduğu acılarla da doludur. Bugün bizler tarihi ve tarihî şahsiyetleri nasıl acımasızca eleştirip suçluyorsak, yarın da birileri bizi aynı şekilde suçlayacaktır.

Değerli milletvekilleri, tarih bilgisi, insanların gerçekleştirdikleri fiiller ve bu filler arasındaki ilişkiler ağını anlamak için kaynakların tahlili sonucunda elde edilen sonuçlardır. Bunun neticesinde kazanılacak tarih şuuru topluma ortak değerler kazandırır. Bu ortak değerlerin ulaştığı son merhale kültürdür. Bunun için milletlerin bütün fertlerine bu şuuru kazandırması, yön ve hedefleri benimsetmesi gerekir. Bu anlamda tarih, sadece geçmiş zamanlar hakkında elde edilen bilgilerden ibaret bir bilim dalı olmaktan çıkar, yeni oluşumları programlayan, sosyal düzen içinde kısa ve uzun vadeli değişmeler meydana getiren fiiller hâlini alır.

Süremin azaldığının farkındayım, sadece şunu belirtmek istiyorum: Son günlerde Kültür Bakanlığımız tarafından bir dizi mübadil müzesi yapılmakta. Ne yazık ki mübadelenin hangi tarihte olduğunu bilmeyen görevliler, 1922 yılında Yunanistan'a giden Rumları da mübadil zannetmektedirler. Keza Zeytinbağı'nda yapılmakta olan bir müze bunun bir örneğidir.

Bilgisizliğin temeli tarihimizle ilgili ciddi araştırmaların yapılmamasından kaynaklanmaktadır. Boş yere “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” ayeti kerimesi inmemiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Bu kurumlarımızı hantal bir duruma sokan aksaklıkların Anayasa’nın hazırlanmasına bağlı olarak düzeltilmesi sanırım endişeleri ortadan kaldıracak ve kurumların gerçek kimliği ile araştırma yapmalarına imkân verilecektir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaçoğlu.

Değerli milletvekilleri, şimdi sıra Cumhuriyet Halk Partisi Grubunda.

Birinci konuşmacı Sayın Oğuz Oyan, İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Oyan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın milletvekilleri, RTÜK ve Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü bütçeleri üzerine konuşacağım.

Önce RTÜK’ün tarafsızlığına değinelim.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yanlış olmasın, taraflılığına mı, tarafsızlığına mı?

OĞUZ OYAN (Devamla) – Efendim söyleyeceğim.

Bu ilgili yasanın 34’üncü maddesi şöyle bir tanım veriyor: “Radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetleri sektörünü düzenlemek ve denetlemek amacıyla, idarî ve malî özerkliğe sahip, tarafsız -altını çiziyorum- bir kamu tüzel kişiliği niteliğinde RTÜK kurulmuştur.” İkinci fıkrası: ”Üst Kurul, bu Kanun ve mevzuatta kendisine verilen görev ve yetkileri kendi sorumluluğu altında bağımsız olarak -bağımsızın altını çiziyorum- yerine getirir ve kullanır.”

Şimdi, siz böyle bir RTÜK tanıyor musunuz? Böyle bir RTÜK var mı Türkiye’de? Yani, yoksa bu, hani bir güldürü nesnesi olarak mı kanun metnine konmuş?

Şimdi RTÜK’ün sözde tarafsızlığına aldığı yaptırım kararlarıyla bakalım: 2010 yılından bugüne televizyon yayınlarıyla ilgili olarak Üst Kurula sunulan raporların dağılımına baktığınızda ve Üst Kurulun bu raporlarla ilgili aldığı ihlal kararlarına baktığınızda nasıl bir taraflılık içinde olduğunu görüyorsunuz. Küçük bir örnek vereyim: Kanal 7, Samanyolu TV, Kanal 24, TV Net gibi özel olarak kollanan kanallar, burada çok bariz bir şekilde öne çıkıyor, yani daha doğrusu kayırıldığı, bunlarla ilgili çok az rapor, çok az ihlal kararı olduğu ortaya çıkıyor. Toplam 21 ihlal kararı var.

Buna karşılık izleyici grupları itibarıyla marjinal sayılan iki televizyon örneği vereyim: Ulusal Kanal ve Halk TV kanalları. Özellikle seçim dönemlerinde, geçen 2010 ve şimdi 2011 seçimi Ulusal  Kanal için toplam 25 kez, Halk TV için 36 kez program durdurma kararı alınmıştır. Üstelik dikkatinizi çekerim, bu adını biraz önce saydığım dört iktidar yandaşı kanal, Atatürk ve cumhuriyetin temel nitelikleriyle ilgili karalayıcı yayınlar içerdikleri ve bunlarla ilgili şikâyetler raporlara bağlandığı hâlde bunlar ifade özgürlüğü kapsamında nitelendirilip Kurulca herhangi bir yaptırım kararı alınmamıştır.

Bu arada, 3 Mart 2011’de bu, RTÜK’le ilgili kanun, değişikliğe uğradıktan sonra TRT de RTÜK denetimine tabi kılınmıştır ama burada ilginç bir şey var, TRT’nin bütün kanalları değil, sadece TRT 1 ve TRT Haber televizyonları. Bu, bir kere taraflı bir tutumdur; bu, yasa dışıdır ama şunu da söyleyelim: Bu iki kanalla ilgili 243 tane şikâyet var. Bu şikâyetlerden sadece 6’sı için  değerlendirme raporu düzenleniyor, sadece 3’ünde müeyyideye gerek görülmüyor sadece 1’inde müeyyide gerekiyor, 2’sinde de Yüksek Seçim Kuruluna bildirimde bulunuyor. Yani burada da TRT’nin sözde kapsama alınmasının sonuç doğurucu olmadığını görüyorsunuz. Yani TRT aslında RTÜK tarafından denetlenmiyor. Niye? Çünkü yandaş.

Şimdi, tabii, RTÜK’ü eleştirme gafletinde bulunan medya için böyle bir durum söz konusu değil. RTÜK’ün taraflı kararları, sansürcü anlayış sonucunda birçok haber programı, diziler ve müzik yayınları dahi uyarıya, ölçüsüz idari para cezalarına, program durdurmalarına, hatta karartmaya kadar giden cezalara konu olurken iktidara yakın olan medya için hiç de böyle bir karar mekanizmasının çalıştığını göremiyoruz. Yani aslında burada iktidarın sopasının dünya rekoru kıran vergi cezalarını da nasıl pekiştirdiğini, RTÜK’ün elinde olmayan araçların bu arada Maliye Bakanlığı da devreye sokularak nasıl kullanıldığını ayrıca biliyoruz.

Daha önemli bir şeyin altını çizelim: Burada Türkiye’de medya dünyasından tutuklu gazetecilerin, ki bunların sayısı konusunda burada tartışmalar oluyor… Bunlardan öte bir başka şey daha var, çok daha yaygın, aslında birçok gazeteci, birçok medya mensubu mesleklerini yapmaktan âdeta men edilmiş durumdalar. Bunlar ya işten çıkarılmışlardır ya geri plana çekilmişlerdir ve bunların sayısı öyle 10’larla değil 100’lerle ifade edilmektedir. Bunların kim olacağı Başbakanlık mutfağında kararlaştırılmaktadır. Yani bizzat Başbakanın gözetiminde bu mutfak çalışmakta, iktidarın eli her yere uzanmaktadır değerli arkadaşlarım.

Tabii, yani Başbakanın gazete patronlarını da toplayarak bir salonda, onlara nasıl tutum izleyeceklerini söylediği bir ülkenin hâlâ demokratik hatta ileri demokratik olarak tanımlanması herhâlde  bir mizah konusudur. Biz bunu aslında bir otokratik rejim inşası ve bir karşı devrim sürecinin ilmik ilmik örülmesi olarak tanımlamayı daha uygun görürüz.

RTÜK’ün görev ve yetkileri açısından da çok ilginç bir şey var. Bu RTÜK’le ilgili kanunun 37’nci maddesi şöyle bir görev tanımı veriyor: “Yayın hizmetleri alanında ifade ve haber alma özgürlüğünün, düşünce çeşitliliğinin, rekabet ortamının ve çoğulculuğun güvence altına alınması, yoğunlaşmanın önlenmesi -yani tekelleşmenin önlenmesi- ve kamu menfaatinin korunması amacıyla gerekli tedbirleri almak.” Böyle bir tedbir gören, hatırlayan, duyan var mı aranızda? RTÜK’ün böyle bir işlevi olduğuna dair herhangi bir fikri olan var mı?

RTÜK deyince ne anlıyorsunuz? Sadece polisiye önlemler, sadece yaptırım, denetim. Hâlbuki RTÜK’ün görev ve yetkilerinin 1’inci maddesi bu, 1’inci maddesi. Yani düşünce çeşitliliğini sağlamak, ifade ve haber alma özgürlüğünü sağlamak. Böyle bir RTÜK keşke olsa ve biz de o RTÜK’e burada övgülerimizi iletseydik.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de ATV-Sabah grubu siyasi ve finansal kayırmayla Başbakanın damadının CEO olduğu şirkete aktarılırken RTÜK neredeydi, duydunuz mu? Medya ve çalışanları üzerinde her türlü baskı kurulurken, düşünce çeşitliliği önlenirken RTÜK nerede? Tabii, RTÜK nerede, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü de nerede?

Türkiye'de muhalif gazeteciler tutuklanırken, Türkiye'de televizyon patronları Başkent TV, Ulusal Kanal, Kanal Biz, ART polis baskınlarına sahne olurken, Oda TV yönetici ve yazarları aynı kapsamda tutuklanırken, basılmamış kitabı için gazeteciler tutuklanırken nerede ifade ve haber alma özgürlüğü ve düşünce çeşitliliği? Bunu sadece Mecliste mi dile getireceğiz? Bunlar Türkiye'de bu konuyla ilgili kurumlar tarafından hiç dile getirilmeyecek mi?

Değerli arkadaşlarım, çok şey istiyor olabiliriz burada. Yani RTÜK bu görevlerini aslında yok saymaktadır ve sadece polisiye görev yaptığını düşünmektedir ama burada da, burada dahi tarafsız davranmamaktadır yani yandaş medya için farklı ölçütler, muhalif kabul ettiği medya için farklı ölçütler, yani tamamen subjektif ölçütler. Yani biz bir asgari meslek etiği bekliyoruz, Hükûmetin sopası olma rolünden utanan bir RTÜK bekliyoruz değerli arkadaşlarım.

Tabii, RTÜK’ün görevleri arasında TRT Kurumu Genel Müdürlüğü ve yönetim kurulu üyelerini belirlemek de var, adaylarını belirlemek de var. Ama nasıl belirliyor? Başbakanın talimatıyla, Başbakan kimi istemişse o geliyor TRT Başkanlığına oturuyor ve TRT de iktidarın borazanı oluyor.

Şimdi, RTÜK’ün bağımsızlığı konusunda, tabii bir de şöyle bir şeye gidelim, Meclis Televizyonuyla ilgili bir hatırlatma yapalım.

Bakınız değerli arkadaşlarım, Meclis Televizyonu yakın zamana kadar bu Mecliste konuşulan her şeyi aktaran, halkla parlamenterleri buluşturan bir yayın organı niteliğindeydi. Nitekim, bu arada Meclis Başkanı Sayın Cemil Çiçek de başka ülkelerde bu iş nasıl, bir rapora bağlayalım diye bir araştırma yaptırmıştı ve bu rapor şunu gösterdi ki, başka ülkelerde de esas itibarıyla gelişmiş ülkelerde, demokratik ülkelerde Meclis çalışmaları kesinlikle yayınlanmaktadır. Dolayısıyla, buradan aslında beklerdik ki, bu devam etsin. Hâlbuki ne oldu? TRT Genel Müdürü, daha önce bu yayınlara ilişkin geçmişte Meclis ile TRT arasında imzalanan bir protokolü bahane ederek Meclis TV yayınını kısıtladı. Tek başına mı kısıtladı? Bu kararı kim verdi? Başbakanlığa bakınız.

Peki, Meclis Başkanına buradan sormamız lazım: Siz Meclisi korumak için görevinizi niye yerine getirmediniz?

Değerli arkadaşlarım, RTÜK gerçi bağımsızlığını koruyamamıştır ama Sayın Zahid Akman’ın ne kadar kişisel bağımsızlığını koruduğunu da burada biliyoruz yani kendisini ancak bir savcı kararıyla RTÜK üyeliğinden alabildik.

Son olarak şunu söyleyeyim: Türkiye kanun hükmünde kararnamelerle yönetilen bir döneme gelmiştir. Bu, bir kuvvetler birliğine doğru gidiştir. Bu, bir AKP diktasına gidiştir. Askerî diktalar geçicidir ama bu tür sivil diktalar kalıcı özellikler taşırlar ama siyaset meydanını boş sananlar bu konuda yanıldıklarını yakın zamanda anlayacaklar diye düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Oyan.

İkinci konuşmacı Ankara Milletvekili Sayın Aylin Nazlıaka.

Buyurun Sayın Nazlıaka. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vakıflar Genel Müdürlüğü 2012 yılı bütçesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlar, vakıflar neden kurulur? Nedir vakıfların amacı? Vakıflar, insanların içinde bulunan yardımlaşma duygusu, ihtiyacı olanlara iyilik yapma duygusu nedeniyle kurulur değil mi? Normalde böyle olması gerekir. Aslında bir başka deyişle vakıflar, aslında bu yardımlaşmayı sürekli hâle getirmeyi de hedefleyen, birtakım hukuki statüsü olan tüzel kişiliklerdir. Bu topraklarda, üzerinde yaşadığımız bu topraklarda sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın en güzel örnekleri verilmiştir tarihimizde. Oysaki bugün “vakıflar” denildiğinde aklımıza ne geliyor arkadaşlar? Yolsuzluklar geliyor, Deniz Feneri geliyor değil mi?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bizim aklımıza öyle gelmiyor.

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Şimdi, ben on dakikalık süre içerisinde gerçekten size bu yolsuzlukları nasıl aktarabilirim, nasıl süreyi iyi kullanabilirim diye çok düşündüm; gerçekten epey zorlandım. Mümkün olduğunca süreye sığdırmaya çalışarak bazı konuları aktarmaya çalışacağım. 

Kamu kurum ve kuruluşlarında tasfiyeler yaparak kadrolaşan, ihalelerle yandaşlarını zenginleştiren AKP Hükûmeti, maalesef bu milletin yüzyıllardır biriktirdiği kaynaklarla oluşan kamu mallarına da göz dikmiştir.

Bu arada “kadrolaşma” deyince, az önce Sayın Bakan  kadrolaşma konusunda acemi olduklarından bahsetti. Sayın Başbakan da ustalık dönemini yaşadığınızı söylemişti. İsterseniz o konuda bir karar verin; ustalık dönemini mi yaşıyorsunuz, acemilik dönemini mi yaşıyorsunuz? Bunu da netleştirirseniz iyi olur. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET ARSLAN (Kars) – Sizin zamanınızdaki gibi değil.

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Evet değerli arkadaşlar, son yıllarda Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde kısa sürede çok sayıda restorasyon çalışması olmuştur. Bunlar ihalelerle gerçekleşmiştir ve her nedense bu ihaleleri de hep aynı firmalar kazanmıştır arkadaşlar. Bu nasıl bir tesadüf?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ad verin ad. Ad verin.

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Vakıfların değerinin çok üzerinde bir bedelle ihale edildiği, Vakıflar Genel Müdürlüğünün bütçesi dışında, geçmiş yıllarda Vakıflar Bankasından alınan yüksek miktarda temettünün bu ihalelere aktarıldığı iddiaları sık sık kamuoyunda da yer almaktadır. Konunun üzerine giden müfettişlerin soruşturmalardan alınması, yapılan restorasyonların sanatsal ve mali açıdan uygun olup olmadığını, gerçek değerleri üzerinde yapılıp yapılmadığını saptayan bilirkişi heyetlerinin değiştirilmesi ve bu yolla bilirkişilerin hazırlamakta oldukları raporlara etki edilmesi de bu iddiaları maalesef güçlendirmektedir.

Şimdi ben Sayın Bakana sormak istiyorum: Son bir yıl içerisinde görevden alınan müfettiş ve bilirkişi sayısı kaçtır? Son yıllarda restorasyon çalışmaları için ayrılan kaynak miktarı nedir? Bunlarla ilgili kaç ihale şikâyet konusu olmuştur? Kurum, restorasyon çalışması yapan kaç firmayla davalık durumdadır? Aslında bu soruların yanıtını tam olarak alacağımdan da emin değilim. “Neden?” diye soracak olursanız, Sayın Başbakan Yardımcısına bu konuda bir soru önergesi verdim. Kendisine, 4 Ağustos 2011 tarihinde, izin almadan yardım toplama yetkisi verilen vakıf ve kamu yararına çalışan derneklerin isimlerini ve sayılarını sormuştum. Ancak, maalesef kendisi, soru önergeme verdiği yanıtta, sadece izin almadan yardım toplama yetkisi verilen vakıfların isimlerini yazmış, dolayısıyla dernekleri yazmamış yani bizim meşhur Deniz Fenerinin de adı geçmiyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne alakası var vakıflarla? Vakıflarla ne alakası var? 

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) - Acaba neden, neden, yüzyılın yolsuzluk davası olan Deniz Feneri Derneğini saklama ihtiyacı duyuyor?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Vakıflarla onun ne alakası var?

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) - Neden? Ben, merak ettiğim soruların peşini bırakmayan birisiyim. O yüzden, Sayın Başbakan Yardımcısına yeni bir soru önergesi daha verdim ve bu soru önergesinde, özellikle spesifik olarak dernekleri sordum. Henüz kendisinden cevap gelmedi, bekliyorum, cevabı bekliyorum. Şimdi, millet iradesinin tecellisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden bir kez daha sormak istiyorum: Ey AKP İktidarı, neden bu Deniz Fenerinden bu kadar korkuyorsunuz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Korkmuyoruz.

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Hadi, köstebeğin kim olduğunu biliyoruz da başka kimlerin isimlerini saklıyorsunuz? Nedir bu korkunuz, söyleyin bize. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Açıklayın, açıklayın kimse. Açıklayın.

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) - Savcıları değiştirerek dava dosyasını, âdeta bir tırtılın etrafına koza örüp, daha sonrasında da kelebeğe dönüşüp uçurulabildiği gibi, dava dosyasının üzerini kapatıp böyle uçurabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Çok yanılıyorsunuz çünkü Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu davanın sonuna kadar takipçisi olacağız. Bu böyle biline. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hâkim misin, savcı mısın?

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de vakıfların hizmet verdikleri alan değişmiştir. Artık, vakıflar, AKP’li eski milletvekillerinin, eski belediye başkanlarının ve yakınlarının rant kapısı olmuştur.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) - Türkiye’deki vakıf arazilerini kim satın aldı?

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – AKP Hükûmetinin cemaat ve tarikat ilişkileriyle beslenen vakıflara verdiği arazilerle kamu mallarını yağmaladığı kamuoyunca bilinmektedir.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Türkiye’de vakıf arazilerini en çok kim sattı, en çok kim satın aldı?

BAŞKAN – Lütfen Sayın Milletvekili…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Ayıp, ayıp! Hanımefendi konuşuyor, hanımefendi.

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Vakıflar ve AKP Hükûmeti arasındaki ilişkileri gözler önüne serecek birkaç örneği de sizlerle paylaşmak istiyorum.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Hanımefendiye bir saygı gösterin ya. Hiç olmazsa bir hanımefendiye saygı göstermesini bilin.

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Aslında hiç önemli değil, daha iyi oluyor, benim daha hoşuma gidiyor, hiç önemli değil.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Hanımefendi gibi olursa.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Ayıp ediyorsunuz ya, ayıp ediyorsunuz. Sizde de hanımlar var.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen sayın milletvekilleri…

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Hiç önemli değil ama kendisine bir duygu kontrolü eğitimi versek, öfke kontrolü eğitimi versek iyi olur diye düşünüyorum.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Vakıf arazilerini kimin yediğini siz iyi bilirsiniz.

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Sayın Başkan, süre anlamında…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Osmanlıdan kalan vakıf arazilerinin ne olduğunu siz bilirsiniz.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen sayın milletvekilleri…

Siz de Genel Kurula hitap edin lütfen.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – O defteri açarsak görürsünüz.

BAŞKAN - Lütfen… Lütfen sakin olun.

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Şimdi, ben gerekli defterleri de birazdan açacağım.

Birkaç örnek vereceğim size. Örneğin, Cevizli’deki Tekel arazisi Ahmet Davutoğlu’nun kurucuları arasında olduğu Bilim Sanat Vakfına, Kavacık’taki Karayollarına ait arazi ve eski Tekel Müdürlüğü binası İskender Paşa cemaati üyesi Fahrettin Koca’nın Medipolitan Eğitim ve Sağlık Vakfına, Halkalı’daki Ziraat Okulunun bulunduğu arazi ise kurucuları arasında bizzat Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, Kemal Unakıtan’ın ve Ahmet Davutoğlu’nun yer aldığı İlim Yayma Vakfına tahsis edilmiştir. Bu arazilerin kullanım süresi, kullanım hakları da kırk dokuz yıl süreyle bu vakıflara verilmiştir. Kavacık’taki arazi için şu bilgiyi de hatırlatmak isterim…

AHMET YENİ (Samsun) – Üniversitelere verildi, üniversitelere.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Yeditepe, Kadir Has Üniversitesi…

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Sıranız geldiğinde konuşursunuz.

Park, çocuk bahçesi, kara yolları kenarı koruma kavşağı olarak geçen planda bu arazi vakfa devri sonrasında özel eğitim alanı olarak ilan edilmiştir. Ayrıca, belediye tarafından arazi için 1,5 kat emsal inşaat artışı ve 10 kata kadar da imar izni verilmiştir.

Bir başka örnek ise Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından kurulan Bezmiâlem Vakfıdır. Yoksullara ve sağlık güvencesinden yoksun olanlara hizmet vermekte olan Vakıf Gureba Eğitim ve Araştırma Hastanesi özel bir üniversiteye dönüştürülmüştür, paralı bir üniversiteye dönüştürülmüştür. Dolayısıyla bu dönüşüm aslında yoksulluğu çözmek yerine, yoksulluğu yönetmek isteyen AKP İktidarının zihin haritasını da bir kez daha bizlere göstermektedir arkadaşlar.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Siz yoksulluğu nereden biliyorsunuz?

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Değerli milletvekilleri, vakıflar fakir fukaranın, yetimin, öksüzün güvencesiydi bu topraklarda ama şimdi AKP’lilerin rant kapısı oldu. Dokuz yıldır gördüğümüz, yaşadığımız AKP Hükûmetinin kamu yararından anladığı, kamu mallarının AKP’li belediyelere, AKP yandaşı kurum ve vakıflara, eş, çocuk ve akrabalara tahsis edilmesiymiş meğerse.

Sözlerime son verirken “millet iradesi” sözünü dilinden düşürmeyen AKP’li milletvekillerine soruyorum: İnsanların inançlarını kullanarak cebinden parasını çalan Deniz Feneri yolsuzluğunun karşısındaki suskunluğunuzla mı temsil ediyorsunuz milleti? Halkın iradesiyle seçilmiş milletvekillerinin tutuklu kalması karşısındaki sessizliğinizle mi temsil ediyorsunuz milleti?

AHMET ARSLAN (Kars) – Bile bile aday gösterirseniz öyle olur.

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Bu ülkenin aydınlarını, bu ülkenin gazetecilerini, bu ülkenin öğrencilerini, milletvekillerini, öğretim üyelerini uzun tutukluluk sürelerine mahkûm ederken Deniz Feneri sanıklarının serbest bırakılması…

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Aklınız yeni mi başınıza geldi?

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – …ve muhalefeti kürsüden iterek susturma çabaları, bana İsmet İnönü’nün yıllar önce söylemiş olduğu bir sözü hatırlattı: Suçluların telaşı içindesiniz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Nazlıaka.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, yarım dakikayı Sayın Valime…

BAŞKAN – Bir sonraki konuşmacı, Isparta…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, konuşmacı konuşmasını sürdürürken her seferinde AK PARTİ’yi, yandaşlarıyla birlikte, bir şekilde Deniz Fenerine bulaştırmaya çalışıyor, yolsuzluklara bulaştırmaya çalışıyor. Açıklama istiyorum efendim sataşmadan dolayı.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, eleştiri yani. Eleştirmeyecek ne yapacak ya?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Neresi eleştiri ya?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Yolsuzlukla suçladı efendim, daha ne olsun?

SÜRREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sataşma değil çamur, çamur!

İZZET ÇETİN (Ankara) – Az bile!

BAŞKAN – Pekâlâ, buyurun Sayın Aydın. Lütfen tekrar bir sataşmaya meydan vermeyelim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında sataşmalardan ziyade çok ağır, çok haksız suçlamaları burada dinlemek zorunda kalıyoruz her seferinde.

Ben bir defa sizlere sormak istiyorum: Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin tek gündemi Deniz Feneri mi, tutuklu vekiller mi? Türkiye'nin başka hiçbir meselesi yok mu, hiçbir gündemi yok mu? (CHP sıralarından “Evet” sesleri, gürültüler)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Mesele değil mi?

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Demokrasi, demokrasi…

AHMET AYDIN (Devamla) – En önemli konuda, en büyük sıkıntılarda dahi gelip her konuyla ilgili konuştuğunuzda Deniz Feneri, tutuklu vekiller…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Türkiye'nin en büyük meselesi demokrasi meselesi. Yok ettiniz demokrasiyi.

AHMET AYDIN (Devamla) – Deniz Feneri yargıda, yargı ne gerekiyorsa yapar. Ne sizin ne bizim yargıya talimat verme yetkimiz, gücümüz, lüksümüz var. (CHP sıralarından gürültüler)

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Anayasa suçu işliyorlar, Anayasa suçu.

AHMET AYDIN (Devamla) – Yargı bağımsızdır, yargı gereğini yapacak. Her seferinde AK PARTİ’yi Deniz Feneriyle ilintilendirmeye… Kamuoyu zaten inanmıyor, güvenmiyor, siz de enerjinizi boşuna harcamayın.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Demokrasiyi bitiriyorsunuz, bitiriyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Biraz, bu ülkenin başka meseleleri de var, başka sorunları da var, onları dile getirin.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Orada insanlar aç, susuz, yoksul.

AHMET AYDIN (Devamla) – Kaldı ki vekillerin hiçbiri tutuklu değildi, siz tutukluları vekil yaparak salıvermeye çalışıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Millet yaptı, millet, millî irade yaptı.

AHMET AYDIN (Devamla) – Niye bunu düşünmüyorsunuz? Hangi vekil tutuklandı? Hiçbir vekil tutuklanmadı.

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Yakında bu yalana inanacaksınız.

AHMET AYDIN (Devamla) – Siz tutukluları vekil adayı yaptığınızda, Sayın Genel Başkanınıza sorduklarında “Yargının takdirine saygı duyarız…” Hani nerede saygınız kaldı? Dünden beri yargıya ha bire hakaret ediyorsunuz. Yazık be, yazık, yazık!

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Bağımsız yargıdan bahsediyor Genel Başkan.

AHMET AYDIN (Devamla) – Yargıya bu kadar hakaret etmenize hiçbir şekilde müsaade etmeyiz.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Gerçek yargıdan, bağımsız yargıdan bahsediyor; Genel Başkan taraf olan yargıdan değil, bağımsız yargıdan bahsediyor.

AHMET AYDIN (Devamla) – Yargı tam bağımsızdır, yargı işini yapacaktır. Aynı şekilde o bağımsız vekilleriniz aday edildiğinde…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Yandaş yargıyı yarattınız, şimdi ona dayanıyorsunuz.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sizin oluşturduğunuz yargıdan bahsetmiyor.

AHMET AYDIN (Devamla) – …daha doğrusu tutuklu vekilleriniz aday edildiğinde sizin değerli hukukçularınız da “Bunlar milletvekili olduğunda salıverilmeyebilir bu mevzuata göre.” demişti. O gün öyle dediniz, bugün niye hakaret ediyorsunuz yargıya? Yargıçlara niye bu kadar saldırıyorsunuz, anlayamadık gitti. (CHP sıralarından gürültüler)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ahmet Bey, Yüksek Seçim Kurulu ne işe yarıyor?

AHMET AYDIN (Devamla) – Yine, değerli arkadaşlar, vakıflar ilk kez bu dönemde gerçek hüviyetine kavuştu. Vakıflar vakıf malı bilinciyle bu halka hizmet sunmaya başladı. Bakın, 1933’te Konya’da Sahip Ata Külliyesi… Atatürk’ün İsmet Paşa’ya talimatıdır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydın…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Süre bitti Sayın Başkan, süre bitti;  bir dakika dediniz, beş dakika konuştu. 

 AHMET AYDIN (Devamla) - …”Bunu, vakfı onarın.” dedi, onu onarmak da AK PARTİ’ye nasip oldu. Teşekkür edin biraz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aydın, çok teşekkür ederim, sağ olun.

Sayın İnce, buyurun efendim.

8.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.

Şimdi, Sayın Aydın, bu arkadaşlarımızı parti aday gösterdi. Sonra onaydan geçti mi bu, Yüksek Seçim Kurulu bu adaylıkları kabul etti mi? Etti.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Salıvereceğini söylediler mi?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Anayasa 14’ü oku.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Peki, aday oldular mı? Yani Yüksek Seçim Kurulunun nezdinde aday oldular, milletin karşısına çıktılar. Bunları biz atamayla yapmadık, parti listeye koydu, Seçim Kurulu bunların adaylıklarını onayladı. Millet oy verirken bu partiye o tutuklu milletvekillerini gördü mü, adaylarını gördü mü orada? Gördü. Buna rağmen oy verdi mi?

SİNAN AYDIN AYGÜN (Ankara) – Verdi.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Verdi. İşte, bu, millet iradesidir. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bravo!

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Doğru… Daha ne istiyorsunuz siz?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Onun için, bu tutuklu olan milletin kendisidir, milletin kendisi tutukludur, milletin iradesi tutukludur; birincisi bu.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Merve Kavakcı’da öyle demiyordunuz. Milletin iradesiymiş!

MUHARREM İNCE (Devamla) – İkincisi: “Deniz Feneri ile konunun ne alakası var?” diyorsunuz.

Deniz Feneri ile konu kel alaka değil, alakanın ta ortasındadır. RTÜK Başkanı kim? Biz bugün burada RTÜK’ü konuşmuyor muyuz? RTÜK Başkanı kim? Deniz Fenerinden yargılanmıyor mu? (AK PARTİ sıralarından “Kimdi?” sesleri) Kimdi tabii.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – AK PARTİ’yle ne alakası var? Yargıyla alakası var.

MUHARREM İNCE (Devamla) – İşte, dolayısıyla bu…

Bakın arkadaşlar, yıllarca bu ülkede yargısız infazdan söz ettik. Herkes bu ülkede dedi ki: “Yargısız infaz var.” Şimdi yargıyla infaz var.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Siz milletvekillerini bu Meclisten attınız. Diktacılar!

İZZET ÇETİN (Ankara) – Ne oradan laf atıyorsun?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Önceden hiç ağzınızı açmadınız, hiç söylemediniz bunu, hiç. Hiç söylemediniz. Şimdi aklınıza geldi. Bugün aklınıza geldi.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Önceden yargısız infaz vardı, şimdi…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bir milletvekilini Meclisten dışarı attınız. Sizi diktacılar sizi!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bak Metiner… Kes sesini!

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Terör estirdiniz.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Kes sesini be!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen kes!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Kes sesini! Sen kimsin be?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen kimsin?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Kadrolu laf atıcı! Kadrolu… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Haydi oradan, sen kimsin?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sen kimsin orada ya?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Otur yerine!

BAŞKAN – Lütfen…

MUHARREM İNCE (Devamla) – Başkan, yani Sayın Başkan, bu adam buraya oturmuş…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – “Bu adam” dediğin sensin.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Evet, bu adamsın sen! Sen kimsin ya?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen kimsin?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sen kimsin?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen kimsin?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, şimdiden sonra Cumhuriyet Halk Partisine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Devamla) – …bu Metiner laf attığında hepimiz birlikte cevabını verelim. (CHP sıralarından “Verelim.” sesleri) Hep birlikte.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yüreğin yetiyorsa, hodri meydan!

BAŞKAN – Sayın İnce… Sayın İnce lütfen… Lütfen Sayın İnce…

 Evet, birleşime beş dakika ara veriyorum arkadaşlar.

                                                                   Kapanma Saati: 21.12

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati:21.22

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Tanju ÖZCAN (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/470) (S.Sayısı:87) (Devam)

2.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezî Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2010 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporların  Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve  Bütçe Komisyonu  Raporu ( 1/278, 3/538)  (S.Sayısı: 88) (Devam)

 

J) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU (Devam)

1.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

K) BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

L) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Vakıflar Genel Müdürlüğü  2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Vakıflar Genel Müdürlüğü  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

M) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı  2012 Yılı Merkezî Yönetim

     Bütçesi

2.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı  2010 Yılı Merkezî Yönetim

          Kesin Hesabı

 

N) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ (Devam)

1.- Atatürk Araştırma Merkezî 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Atatürk Araştırma Merkezî 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

O) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ (Devam)

1.- Atatürk Kültür Merkezi 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Atatürk Kültür Merkezi  2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

Ö) TÜRK DİL KURUMU (Devam)

1.- Türk Dil Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türk Dil Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

P) TÜRK TARİH KURUMU (Devam)

1.- Türk Tarih Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2.- Türk Tarih Kurumu 2010 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Şimdi söz sırası Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner’in. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bir dakika alacağımız var.

BAŞKAN – Bir dakika ekleyeceğim, tamam efendim.

Süreniz on bir dakika Ali Haydar Bey.

CHP GRUBU ADINA ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; bir an için oturumun tansiyonu yükseldi, yeniden bir araya geldik; hâlbuki bu sabah çok güzel esprilerle, hoşgörüyle başlamıştı, yapıcı eleştiriler hoşgörüyle karşılanıyordu, demokratik anlayış Meclisimizde egemendi. Bu anlayışın, bu barışçı anlayışın, bu demokratik anlayışın bundan sonra da sürmesini diliyorum.

Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; 2011 yılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve bağlı kuruluşların bütçesini değerlendirmek üzere huzurlarınızdayım. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, 11 Ağustos 1983’te 12 Eylül yönetimince aslına uygun olmayan bir tarzda şekillendirilmişti. Daha sonraki süreçte bazı ihtiyaçlar olduğu gerekçesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi açıkken ve -ilginç bir rastlantı- 11 Kasım 2011’de kanun hükmünde kararnameyle yeniden yapılandırılmaya çalışıldı. Bu çalışma 12 Eylül rejiminde yapılan düzenlemeden daha geri bir düzenleme oldu çünkü Büyük Atatürk’ün öngördüğü bilime aykırıydı, keyfîlikten uzaktı ve Büyük Atatürk’ün vasiyetine uygun değildi. Biraz önce, Sayın Nazlıaka vasiyet edenlerin vasiyetlerine uyulması çağrısı yaptı, bazı arkadaşlar alındılar. Kültürümüzde vasiyet edenlerin vasiyetlerine uyma çağrısı vardır, vakıf kültürünü bilenler bu çağrıya uymak, saygı göstermek durumundadırlar. Almanya’da Deniz Fenerine yardım yapanlar da bu kuruluşa yardım yaparken “Anadolu’nun yoksul insanlarına götürülsün.” dediler. O yardımlar Almanya’daki kurucuların mahkûmiyetine yol açtı, Türkiye’dekiler hâlen yargılanamıyorlar. Deniz Feneri, daha önce “Televizyon seyretmek günahtır.” diyenlerin kurduğu Kanal 7’nin mayasında vardır. Kanal 7 de AKP’nin kuruluşunda mayası olan bir televizyon kuruluşudur. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne biçim değerlendirme bu ya?

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – AK PARTİ’nin mayasında millet vardır.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Efendim, dinleyeceksiniz, dokunuyorsa gelir, konuşursunuz.

Deniz Fenerini savunmak, haram lokma yiyenleri savunmak, Peygamber Efendimizin dediği gibi “Haram yemek de, yenmesine müsaade etmek de haramdır.” (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – İsmet Paşa duymasın böyle konuştuğunu.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Haram yiyenleri savunmak da helal peşinde koşanların yapmayacağı bir davranıştır.

 RECEP ÖZEL (Isparta) – Haram yiyenleri savunan yok.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) - Burası Dırar Meclisi değildir, burası Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Biliyorsunuz, Peygamber Efendimizin yıktığı meclisin adı Dırar Meclisidir. Dırar Meclisinin münafıklarından olanların bu Meclise girmemesi lazım. (CHP sıralarından alkışlar)

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Atatürk Kültür Merkezinden oluşan bir nitelikli anayasal kurumdur. Bu kurumun görevi, Atatürk ve eseri olan Türk dili, tarihi, kültürü üzerinde bilimsel, özgün araştırmalar yapmak ve yaptırmak olarak tanımlanıyor ancak bu tanımlama Millî Eğitim Bakanlığının tanımlamasından çıkmış durumda çünkü Millî Eğitim Bakanımız burada Atatürk ilke ve inkılaplarına sadık kalacağına ant içmişti ancak çıkardığı kararnamede bu amaç yok, onun yerine ne var? Küresel rekabete uyumlu, tüccar anlayışlı gençlik yetiştirmek. Millîlik tanımlamasını ne zaman kaldıracak Sayın Millî Eğitim Bakanı onu merak ediyorum.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, AKP adına konuşan Hanımefendi Milletvekilimizin, Komisyonda, Sayın Başbakan Yardımcımız Bülent Arınç’ın konuşmasını tekrar ederek, aynen tekrar ederek vurguladığı gibi, öğrencilere burs veriyor, seminerler, sempozyumlar düzenliyor, çalıştaylar düzenliyor, ulusal politikaların oluşumuna katkı sağlıyor. Atatürk Kültür Merkezi o doğrultuda çalışmalar yapıyor ama Atatürk Dil Tarih Yüksek Kurumuna kimler atandı onu dikkatle Cumhuriyet Halk Partisi olarak izlemeyi sürdüreceğiz çünkü Atatürk Dil Tarih Yüksek Kurumuna o güne kadar Atatürk’le ilgili hiçbir bilimsel çalışma yapmayan kimseler, Sayın Başbakan veya görevlendirdiği bakan tarafından ne yazık ki atanmış durumdalar, Atatürkçülüğü Atatürk Kurumuna atandıktan sonra öğreniyorlar bir kısmı.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Seni de o Başbakan atadı.

AHMET YENİ (Samsun) – Size mi soracaktılar?

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Evet, ben bileğimin gücüyle geldim, bileğimin gücüyle geldim.

AHMET YENİ (Samsun) – Vay vay!

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Ödüllerimi saysan senin zekâtın olur.

AHMET YENİ (Samsun) – Helal olsun Vali!

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Evet, aç, oku arkadaş, Ali Haydar Öner sitesine gir, neler göreceksin karşında.

Değerli arkadaşlar, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, birtakım yapılanmalara girmiş, bütünleşik bilgi sistemi, benzeri çalışmalar sergiliyor. Kiralıkken satın almaya çalışmış, yeni yerini iyileştirmiş, kadrosunu güçlendirmiş ama Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ne yapmış? Atatürk’ün temel öğretilerini ne ölçüde hayata geçirebilmiş? Atatürkçü düşünce nerede? Atatürkçü düşünceyi paylaşanlar neredeler? Nedir Atatürkçü düşünce?

Değerli milletvekilleri, Atatürkçü düşünce, önce antiemperyalisttir. Atatürkçü düşünce, özgürlükçü ve tam bağımsızlıkçı düşüncedir. Atatürkçü düşünce, ulusal egemenlikten yanadır, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Atatürkçü düşünceye göre, adalet mülkün temelidir. Atatürkçü düşünceye göre “Yurtta barış, cihanda barış.” dış politikanın temel esası olmalıdır.

Vaktim yettiğince her birine temas edeceğim ama ne yazık ki ve ne kadar şanssızsınız ki vakit yeterli değil.

Atatürkçü düşünce antiemperyalisttir dedik. Bugün yönetimde olanlar, emperyalistlerle iş birliği hâlinde “Libya’da NATO’nun ne işi var.” derken Libya’ya saldırdılar. Atatürkçü düşünceye kurum tahsis edenler veya o doğrultuda Kurum’a eleman atayanlar, Time’a kapak oldular. Niye? Suriye’ye kılıç çekti, İsrail’e kalkan oldu diye. Aynı şekilde, Atatürkçü düşünceye sahip olanlar “Kahrolsun Amerika” derken bugün Obama’yla her gün görüşüyorlar, dün de Bush’la, Bush oğlu Bush’la görüşüyorlardı. Onların gazıyla Time’a kapak oldular. Bu Time’ın 2011 Kasım sayısı.

ADEM YEŞİLDAL (Hatay) – Biliyoruz biz, biliyoruz.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Acele etmeyin.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Kıskanma Sayın Valim, çalışın sizin de olsun.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Kıskanmıyorum.

Bu da Time’ın Kasım 11 kapak sayfası. Bu 2011 kapak sayfası, bu da 2011 kapak sayfası.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Çakma mı, biri çakma mı onların?

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Burada eli kolu bağlı bir insan resmi var, Sayın Başbakanın resmi var -kendilerine geçmiş olsun diyoruz- burada da bir şey resmi var.

SİNAN AYDIN AYGÜN (Ankara) – Kuş, kuş.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Bir bakın, inceleyin. Ne kuşu olduğunu size söylemeyeceğim. (CHP sıralarından gülüşmeler) Ama…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Gurur duyman lazım, gurur.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Siz okuyun, gurur duyarsınız.

Amerika’nın gazına gelenler Suriye’yi karıştırıyorlar. Düne kadar kardeştiler, “Yurtta barış, cihanda barış.” ilkesi çerçevesinde sıfır sorun peşindeydiler, şimdilerde kardeş kardeşe düşman hâle geliyor. Atatürkçü düşüncede adalet mülkün temeliydi, şimdilerde adalet İnternet’e girdiğinizde Ali Dibo adıyla anılan zatın emrindedir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Nereye gittin gene ya?

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Efendim, biz gerçekleri dile getirmek, sağduyunun sesi olmak için burada göreve geldik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Diğer konuları yeri geldiğinde dile getireceğim.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Düzgün konuş, düzgün. Yakışıyor mu?

BAŞKAN – Sayın Öner, süreniz bitti efendim.

Teşekkür ediyorum.

ADEM YEŞİLDAL (Hatay) – Onun döneminde valilik yaptın.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Onurumla yaptım, bileğimin gücüyle yaptım, dik durarak yaptım.

BAŞKAN – Şimdi söz sırası Gürkut Acar, Antalya Milletvekilinde.

Sayın Acar, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun 2012 yılı bütçeleri üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Sizleri biraz buruk bir şekilde selamlıyorum.

İçim buruk çünkü Atatürk’ün vasiyetinin çiğnenmesi nedeniyle burada konuşmak zorunda kalmaktan dolayı mutsuzum.

Bakınız, millet olmanın temel direkleri ortak bir tarih ve ortak bir dildir. Bunlar olmadan millet olunmaz, ulus olunmaz. Büyük Atatürk de bu bilinçle, bu iki kurumu, 1931 yılında Türk Tarihi Tetkik Cemiyetini, 1932 yılında da Türk Dili Tetkik Cemiyetini kurmuştur. Toplumun kültür açısından çağdaşlaşma hedefine götürülürken iki alanda özel çalışmalar yapmak gereğini düşündüğü için iki derneğin kurulmasına önayak olmuştur. Her iki alandaki çalışmalara da sonuna kadar yakın ilgi göstermiş Mustafa Kemal, ölmeden önce de vasiyetnamesiyle bu ilginin sonsuza kadar sürmesini istediğini belirtmiştir. Bu kurumlara faaliyetlerini sürdürebilmesi için de mirasından pay bırakmıştır.

Değerli arkadaşlar, Atatürk 5 Eylül 1938 tarihinde vasiyetini el yazısıyla hazırlamış, bu vasiyet İstanbul 6. Noteri İsmail Kunter’e teslim edilmiş, Atatürk’ün ölümünden sonra da bu vasiyetname mahkemece kesinleştirilmiştir. Atatürk, vasiyetnamede bu iki kurumu saymış ve bunların bağımsız bir şekilde çalışmalarını sürdürmesini istemiştir. Büyük Atatürk’ün vasiyeti budur.

Kendisi istese bunları bir kamu kurumu yapamaz mıydı? Yapabilirdi ama yapmamış. Demiş ki: “Bunlar devlet dairesi olmayacak. Bağımsız şekilde, gerçekten aklın ve bilimin aydınlığında faaliyetlerini sürdürsün.” Vasiyet böyle. Kaldı ki o dönem akademi önerileri de gündeme gelmiş. Atatürk, bu iki kurumun cemiyet yani dernek olarak kurulmasını istemiştir. Her iki kurum da resmî devlet örgütü içinde değil, özel hukuka göre oluşmuş, herkese açık tüzel kişiler olarak kurulmuştur. Atatürk de bu kurumların böyle devam etmesini istemiştir. Vasiyet budur. Bu vasiyet üzerine başkasının söz söyleme hakkı olur mu, olabilir mi? Olmamalıdır.

Değerli milletvekilleri, mülkiyet ve miras en temel insan haklarındandır. Bu vasiyetname, en temel insan hakkı olan mülkiyet ve miras hakkı, 12 Eylül darbesinin generalleri tarafından Atatürk adına ihlal edilmiş, hiçe sayılmıştır. Bunu yapanları kınıyorum! Atatürk’ün mirasına dokunanları kınıyorum! Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu, en temel hak olan miras hakkına yapılan darbeyle kamu kurumu hâline getirilmiştir. Bunun altını bir kez daha çizmek istiyorum değerli arkadaşlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; darbeciler, Anayasa ve yasayla hukuk cinayeti işleyerek Atatürk’ün vasiyetini çiğnemiştir. Peki, bugünkü iktidar, AKP İktidarı ne yapmıştır? Bugünkü iktidarın da tavrı farklı olmamıştır. 

Değerli arkadaşlar, bakın, 2 Kasım 2011 tarih ve 664 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle yine bu sefer AKP İktidarı diyor ki: “Türk Dil Kurumu ve  Türk  Tarih Kurumu Başbakanlığa bağlı devlet kurumudur.” AKP İktidarının da Atatürk’ün vasiyetini yaşama geçirmek gibi bir niyeti yoktur ama darbecilerden bir farkı var -şimdi hakkını teslim etmek lazım- AKP’nin bu farkını dikkatinize sunmak istiyorum: Darbeciler kanun yaparken demişler ki: “Ulu Önder Atatürk’ün kutlu eliyle ve O’nun yüce kurucu ve koruyucu Genel Başkanlığı altında kurulmuş olan Türk Dil Kurumu...” 2876 sayılı Kanun’da Türk Tarih Kurumu için -1983’te hazırlanmış- ne deniyor? “Atatürk’ün emir ve isteği üzerine yüksek koruyuculuğu altında kurulmuş olan Türk Tarih Kurumu...” Darbeciler Atatürk’ün vasiyetini çiğnemişler ama bu kurumların Atatürk’ün kurumları olduğunu kanun metnine yazmaya çalışmışlar ve yazmışlar. AKP ne yaptı? Değerli arkadaşlar -hepinizin dikkatini çekiyorum- darbecilerle aynı zihniyetle Atatürk’ün vasiyetini çiğnemeye devam etti, bunun üzerine bir şey daha yaptı, Kanun’dan Atatürk’ün adını da sildi. Önceki kanunda en azından bu kurumların Atatürk tarafından kurulduğu yazıyor, AKP’nin kanun hükmünde kararnamesinde bu yok. Kanun hükmünde kararnamede deniliyor ki: Türk Dil Kurumu Başkanlığı, Yüksek Kuruma bağlı özel bütçeli ve kamu tüzel kişiliğine sahip, görev alanında bilimsel hizmet ve faaliyette bulunan bir kurumdur. Başkan, başkan yardımcısı ve bilim kurulundan oluşur. Merkezi Ankara’dadır.” Yani oldu olacak “Başbakan Tayyip  tarafından da kurulmuştur.” yazsaydınız çok daha güzel olacaktı değerli arkadaşlarım. Türk Tarih Kurumu için de benzer bir tanım var.

AHMET YENİ (Samsun) – Başbakana saygı göster.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Sayın Başbakan özür diliyorum.

Yani Atatürk’ün olmadığı bir Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu yaptınız, siz yaptınız. Bunu anlamak, bunu kabul etmek mümkün mü?

Değerli milletvekilleri, iki kurumun tanımında da Atatürk yok ama Atatürk bir yerde geçiyor. Nerede geçiyor? Para işinde geçiyor. Kurumların gelirleri sayılmış, orada deniyor ki: “Atatürk’ün vasiyetine dayalı gelirler.” Orada yazmışlar. Siz bu kurumlardan Atatürk’ün adını sileceksiniz ama Atatürk’ün vasiyetinden gelir almaya devam edeceksiniz. Bunu darbeciler yaptı, AKP zihniyeti de devam ettiriyor. Bu tutumun, bu Kanun Hükmünde Kararname’nin de hukuki geçerliliği yoktur. Darbecilerin zihniyetinin devam ettiğinin açık göstergesidir. Zaten artık bu kurumlar Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu da değildir.

Kanunla insanların vasiyeti değiştirilemez değerli arkadaşlar, otuz dokuz yıllık bir hukukçu olarak söylüyorum, kanun hükmünde kararnamelerle hiç değiştirilemez. Şimdi, buradan bir kanun çıksa, benim adımı “Recep Tayyip Erdoğan” yapsak ben “Başbakan oldum.” diyebilir miyim? “Sayın Bülent Arınç, sizi azlediyorum.” desem buradan kalkıp gider mi? Sayın Arınç, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumuna İş Bankasından verilecek temettü gelirleri için Plan ve Bütçe Komisyonunda diyor ki: “Cumhuriyet Halk Partisi vermek istemediği için mahkeme kararıyla alındı.”

Sayın Arınç’a tekrar sormak istiyorum: Birisi gitse ve mahkemede isminin “Recep Tayyip Erdoğan” olarak düzeltilmesini istese, mahkeme de kabul etse, gelip burada Başbakanlık yapabilir mi? Yani siz iki tane derneği kalkıp da kamu kurumu hâline getirip Mustafa Kemal’in paralarını onlara vermeye nasıl devam ediyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Paradan Atatürk’ün resmini kaldırdınız.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, kanun hükmünde kararnameyle oluşturulan bu kurumlar, Atatürk’ün kurduğu dernekler değildir artık. Siz darbecilerden bir adım öteye geçeceksiniz, iki kurumdan da Atatürk’ün adını sileceksiniz, bu kurumların Atatürk tarafından kurulduğunu anlatan ifadeleri dahi kanun metninden çıkaracaksınız ama Atatürk’ün mirasını almaya devam edeceksiniz. Böyle bir şey olur mu?

AHMET YENİ (Samsun) – Paradan Atatürk’ün resmini kaldırdınız.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Mahkeme kararıyla olsa da kimsenin başka birinin vasiyetini değiştirmeye hakkı yok. Bu konuda ne mahkemelerin yetkisi var ne de Büyük Millet Meclisinin yetkisi var. “Büyük Millet Meclisi, her şeyi yapar, bir erkeği kadın yapamaz.” derler ama bir de bir vasiyeti değiştiremez değerli arkadaşlarım.

Şimdi, gelelim bütçeye…

AHMET YENİ (Samsun) – Paradan Atatürk’ün resmini kaldırdınız.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Bütçeye baktığımızda, Türk Dil Kurumu için 13 milyon 825 bin lira, Türk Tarih Kurumu için 6 milyon 811 bin lira ödenek ayrıldığını görmekteyiz. Her iki kuruma Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasından gelen gelirin miktarı ne? Sayın Bülent Arınç tarafından bildirilen miktara göre, yalnızca Türk Dil Kurumunu bildirmiş, aktarılan İş Bankası geliri 82 milyon 657 bin lira. Eşit miktarda olduğuna göre Türk Tarih Kurumuna da bu miktarın düştüğü kabul edilirse toplam miktar yaklaşık 165 milyon TL’dir. Bu kadar büyük miktar nereye harcanmıştır? Bunu bilmediğimiz gibi, bu miktarın tamamının harcanıp harcanmadığını da bilmiyoruz. Atatürk bu geliri Hazineye yük olmadan, kendi yağıyla kavrulan iki dernek oluşturmak amacıyla tahsis etmiştir, oysa bütçeye yük olan iki kurumla karşı karşıyayız. Kurumun genel bütçeden gelen ödeneklerinin yanında Atatürk’ün vasiyetinden zorla akıtılan gelirleri de verimli ve yararlı biçimde kullandığını denetlemek zorundayız Büyük Millet Meclisi olarak ancak Hükûmet tarafından bu harcamalara ilişkin hiçbir bilgi verilmemiştir.

Değerli milletvekilleri, vasiyetname bir kimsenin istencinin son belgesidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün bir yurttaş olarak Beyoğlu 6. Noterine onaylattığı vasiyetnamesine göre taşınır ve taşınmaz mallarını bıraktığı mirasçısı CHP’dir, Cumhuriyet Halk Partisi ancak Cumhuriyet Halk Partisine İş Bankasındaki payların yönetimini vermiş, gelirini ise bu iki kuruma vermiştir. CHP’nin İş Bankasındaki 11 kişilik yönetimde 4 yönetim  kurulu üyesi vardır.

AHMET YENİ (Samsun) - Helal olsun be!

GÜRKUT ACAR (Devamla) - Ancak bu payların gelirinden bir kuruşu CHP’ye verilmemektedir. (CHP sıralarından alkışlar) Yüce Atatürk CHP’yi payların yöneticisi, koruyucusu, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunu da payların gelirini alan kurum olarak tayin etmiştir. Cumhuriyet Halk Partisine İş Bankasından bir kuruş gelmemektedir.

AHMET YENİ (Samsun) – Atatürk’ün resmini çıkardınız paradan.

GÜRKUT ACAR (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakınız bir hukuk cinayetine son verelim. Bugün Atatürk’ün vasiyetnamesinde belirlediği iki cemiyet özel hukuk kurallarına göre kurulmuş iki dernektir. Vasiyetnameden sağlanan gelir ise iki kamu…

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Acar, süreniz doldu efendim.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – …kurumuna verilmektedir. Bunun iç hukukta yeri yoktur. Mustafa Kemal’in vasiyeti ihlal edilmiştir. Geliniz bu ayıbı ortadan kaldıralım ve biz bunu düzeltme yoluna gideceğiz, onu destekleyin, bu hukuki hilkat garibesini ortadan kaldıralım.

Yüce kurulunuzu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Acar.

AHMET YENİ (Samsun) – Türk parasından Atatürk’ün resmini kaldırdınız.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta)- Ne laf atıyorsun? Çık, konuş oraya.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi sıra Barış ve Demokrasi Partisinin birinci konuşmacısı Hakkâri Milletvekili Sayın Adil Kurt’un.

Buyurun Sayın Kurt. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on beş dakika.

BDP GRUBU ADINA ADİL KURT (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; RTÜK, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün bütçeleri üzerine grubumuz adına söz almış bulunuyorum.

Müsaadenizle, basını konuşacağımız bu saatte değerli milletvekilleriyle bir centilmenlik anlaşması yapmak istiyorum. Lütfen sataşmayın çünkü ben size bir haber bülteni okuyacağım. Mademki konumuz basın, bir haber bültenini sizinle paylaşacağım. Sizler nasıl televizyona sataşamıyorsanız, radyoya sataşamıyorsanız bana da sataşmayın, on beş dakika sabredin lütfen.

Ama öncelikle buradan, Meclis TV ekranından, cezaevindeki gazeteci arkadaşlarıma yeşil soğan göndermek istiyorum; biliyorum, sigaraları karanfil kokuyor. Ama şunu da bilmeleri gerekiyor…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Daha bahar gelmedi, karanfil kokamaz daha.

ADİL KURT (Devamla) – Evet, bahar gelmedi, hâlâ memleketimiz kış. O baharı oluşturmak, o baharı getirmek bizlerin elinde, o baharı getirebiliriz; o azmi, o cesareti, o ısrarı gösterebilirsek biz bu memlekete baharı getirebiliriz; o duyguları paylaşıyorum sizinle.

AHMET YENİ (Samsun) – PKK’ya karşı durun.

ADİL KURT (Devamla) - Birinci haberi sizinle paylaşıyorum: Birinci haber, basın özgürlüğü. Basın Kanunu’nun 3’üncü maddesi diyor ki: “Basın özgürdür. Bu özgürlük bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.” Bakınız arkadaşlar, sadece kâğıt üzerinde kalmış bir haktan söz ediyoruz. Bu ülkede basın hiç de özgür değildir.

Bakın, aynı Basın Kanunu… Özellikle sataşma olmasın diye Hükûmetin adını hiç anmayacağım bu akşamki konuşmamda ama Haziran 2004’te yayınlanan, Haziran 2004’te bu Meclisin onayladığı Basın Kanunu’nun 25’inci maddesinden bir hatırlatmada bulunacağım size, diyor ki: Bu ülkede yapılacak basın yayın faaliyeti -özellikle yazılı basın açısından söylüyor- Anayasa’nın 174’üncü maddesine aykırı olamaz, bu bir. Bu ülkede yapılacak basın yayın faaliyeti Terörle Mücadele Yasası’nın 7’nci maddesine aykırı olamaz diyor.

Bu iki madde ne anlama geliyor? Bu iki madde Kürt dilinin yasaklanması anlamına geliyor, özellikle Anayasa’nın 174’üncü maddesi. Bir dilin alfabesini, sembollerini yasaklarsanız o dili yasaklamış olursunuz. Bir dili başka bir dilin alfabesiyle konuşmaya ve yazmaya zorlarsanız o dili yasaklamış olursunuz. Haziran 2004 tarihinde çıkardığınız Basın Kanunu Kürtçeyi resmen yasaklamıştır. Eğer bu ülkede hâlen Kürtçe şiir yayınlanabiliyorsa biliniz ki savcılar görevsizlik yapıyorlardır, görevlerini yerine getirmiyorlardır çünkü sizin çıkardığınız bu yasaya göre bir Kürtçe şiir bile bu ülkede yayınlanamaz, yasaktır.

Diyarbakır’da savcılarla muhatap olduğum bir dönemde bu yasaya göre ceza almış bir arkadaşınız olarak sizin karşınızdayım. Hatırlattım: “Azadiya Welat gazetesinde yazdığım bir yazıdan dolayı lütfen beni yargılamaktan vazgeçin, gazetenin tamamı yasaya göre aykırıdır, suçtur, yasaktır. Niye gazeteyi kapatmıyorsunuz?” Savcının bana söylediği sözü sizinle paylaşıyorum, hiç iftira değil: “Ona da sıra gelecek. Şimdi konjonktür ona uygun değil.” dedi. Konjonktür ne zaman uygun olacak? Dün akşam da kısmen üzerinde durdum, herhâlde adım adım o konjonktürü hazırlamaya çalışan birileri var.

Değerli arkadaşlar, bu ülkede yayınlanan tek günlük Kürtçe gazete olan Azadiya Welat gazetesi. Bu ülkenin Dışişleri Bakanı -ki şimdi Cumhurbaşkanımız bir tanesi- Sayın Abdullah Gül, Azadiya Welat gazetesini uluslararası ilişkilere giderken, görüşmelere giderken insanların önüne koyarlardı, diplomatik ilişkilerde insanların önüne koyardı, bakın, siz “Kürtlerin hakları yok.” diyorsunuz ama gazeteleri Türkiye’de yayınlanıyor, bu gazete Türkiye’de yayınlanıyor. Bu gazete, son dört yıl içerisinde, son beş yıl içerisinde 9 defa tutuklanmış. Bu gazetenin yazı işleri müdürlerine bugün, bu ülke mahkemelerinin verdiği cezalar kaç yıl biliyor musunuz? Kesinleşmiş cezaları söylüyorum, devam eden cezaları söylemiyorum, beş yüz yılın üstünde. Bir arkadaşım, mesai arkadaşım şimdi cezaevinde, yüz altmış altı buçuk yıl Vedat Kurşun ceza yedi, bu Yasa’dan dolayı ama buna rağmen “Bu ülkede basın özgürlüğü vardır.” diyorsanız doğrusu söylenecek çok laf kalmıyor.

Adalet Bakanlığının bilgisidir, diyor ki: “Bu ülkede 301’inci maddeye göre dava açılması koşuluyla yapılan müracaat sayısı doksandır. Bunların hiçbirine izin verilmemiştir.” Doğrudur. Peki, Terörle Mücadele Yasası’nın 7’nci maddesinin ikinci bendine göre yargılanan gazeteciler için ne yaptınız? Burada beyanda bulunuyor, “Bunlar teröristtir.” diyorlar. Ayıptır, günahtır, evladı Kerbela’yız, yazıktır, günahtır derler insana. Bunların hepsi gazetecidir, bunların arkadaşı olmaktan da büyük onur duydum, bu onuru da sürekli taşıyacağım.

Evet, bizim sarı basın kartımız hiçbir zaman olmadı. Basın Enformasyon Genel Müdürlüğünün sitesine de girdim. Bunların hiçbiri burada geçmiyor, isimleri bile gazete olarak da geçmiyor, ajans olarak da geçmiyor, kabul edilmiyor ama DGM’lerde, ağır ceza mahkemelerinde aldığımız o suçlar, o iddianameler bizim evlatlarımıza, çocuklarımıza hediye edeceğimiz onur madalyalarımızdır bunu bilesiniz.

Değerli arkadaşlar, Terörle Mücadele Yasası’ndan sözü açmışken devam edeceğim. Her laf açıldığında burada, iktidar muhalefet herkes bölücülükten söz eder, bölücülükten söz eder, başka da bir laf yoktur Kürt sorunu hakkında konuşulacak.

Bakın, arkadaşlar, ben Musa Anter’in sözüyle, bu kitabın yazarının sözüyle bu konuya cevap vermek istiyorum. Ne diyor Musa Anter biliyor musunuz? “Kürtler Antalya’yı terk edecek kadar enayi değiller.” diyor. Evet, Kürtler, İstanbul’u, İzmir’i, Çanakkale’deki ataları orada kanları akıtmıştır, sizlere terk edecek kadar enayi değiller, oraları da sahiplenecek kadar akıllı insanlardır. Bu bölücülük yaftasından vazgeçin, hiç oradan size ekmek yok. Bu ülkede bölücülük eğer varsa bir halkı dışlamaktır, bir halkın dilini demin söylediğim yasa maddeleriyle inkâr etmektir.

Bakın, arkadaşlar, dünyanın hiçbir yerinde devletin resmî televizyonları korsan yayıncılık yapmaz, bizim ülkemizde yapıyor. TRT, TRT 6 kanalıyla bu ülkede korsan yayıncılık yapıyor, yasal altyapısı olmayan bir yayıncılık yapıyor. Bir Kürt olarak, bir Kürt gazeteci olarak, bir Kürt yazar olarak bunu size söylüyorum, korsan yayıncılıktır çünkü yönetmelikle yapılacak bir iş değil bu.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yasaya da kondu.

ADİL KURT (Devamla) – Hiç yasayla alakası yok bu yönetmeliğin. Bu yönetmelik dört yıl içerisinde 3 defa değiştirilmiş. Bir genel müdür, yarın öbür gün, pekâlâ RTÜK bu yönetmeliği yok hükmünde sayabilir ve çıkardığınız, övündüğümüz TRT 6 ki ben ısrarla, özellikle TRT 6 diyorum çünkü ruhu Kürtçe olmayanın sözü de Kürtçe olamaz diye düşünüyorum, tamam mı? Ruhu Türkçe olanın özü de Türkçedir. Hiç öyle o lafların arkasına da sığınmayın, o doğru değil.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Ruh nasıl olacak?

ADİL KURT (Devamla) – Devam edeceğim, daha birinci aşamadaki haberlerdi, devam edeceğim arkadaşlar.

Yönetmelikle, RTÜK yönetmeliğiyle kurulmuş bir televizyon kanalıdır TRT 6 ve mevcut durumda korsan yayın yapıyor. Bu ayıptan bu Meclisin kurtulması gerekiyor.

ADEM YEŞİLDAL (Hatay) – Ama rahatsız mısınız bundan?

ADİL KURT (Devamla) – Ben, bu ülkede bir televizyonun, devlet televizyonunun korsan yayıncılık yapmasından, evet, rahatsızım. Evet, rahatsızım. Getirin yasal altyapısını kuralım birlikte. Yasal altyapısını kuralım. Bu televizyon niye yasal altyapıya dayanmasın? Kanuna dayanmasın? Niye bundan kaçınıyorsunuz? Kaçınmanız için bir sebep var, yasaya Kürt kavramını koymamak için kaçınıyorsunuz, Kürtçe dememek için kaçınıyorsunuz. Bu hikâyeyi kime anlatacaksınız? Devam edeceğim.

Eskiden askerî vesayet ve sizin çokça üzerinde durduğunuz andıç sorunu vardı. Evet, bu ülkede basın sürekli andıçlandı, sürekli birileri televizyonları, gazeteleri dizayn etme arayışı içerisinde oldu, ama eskinin askerî vesayeti yerine şimdi sivil siyaset vesayeti geldi.

Bir örnekle size açıklayacağım arkadaşlar, çok eskilere gitmeyeceğim. Müsaade edin, ben size bir haber okuyacağım, daha doğrusu özetleyeceğim, çünkü çok zamanım yok.

Bu haber 23 Kasım 2011’de ajanslara düşen bir haberdir. Haberin önce bir bilgilerini vereceğim, sonra kaynağını da sizinle paylaşacağım ki gazeteciler kaynak açıklamak durumunda değil, ama açıklayacağım. Özgürüm bu noktada, açıklayacağım ben.

Şimdi diyor ki: “Bugün İstanbul polisi gazetecilere KCK operasyonlarına ilişkin üç haber servis etti. PKK lideri…”

YILDIRIM M. RAMAZANOĞLU (Kahramanmaraş) – Haberin tarihi ne?

ADİL KURT (Devamla) – 23 Kasım 2011.

“PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın görüşme notlarından cımbızlanarak alınan ifadeler tek tek paragraf hâline getirilerek ‘Kurucusundan KCK dersi’, ‘Öcalan cezaevinden talimat yağdırdıkça örgüt saldırıyı artırdı.’, ‘Öcalan’dan Selahattin Demirtaş’a talimat.’”

Bu haber, 23 Kasım 2011 tarihinde İstanbul Emniyetinden gazetecilere servis edildi. Bildik gazetecilere servis edildi ama yanlışlıkla, bu haber, aynı zamanda onların servis etmek istemediği bir başka gazetecinin e-mail’ine de gitti, e-mail adresine de gitti. 23 Kasımda bu haber televizyonlarda, ajanslarda yayınlandı. 24 Kasım gazete başlıklarını sizinle paylaşıyorum, aynen burada geçen ifadeler: “Apo’dan Esad’a mektup.” İfadede var çünkü polisler yazmışlar, ara başlık, spot, kullanılacak resim, malzeme, hepsi bir bir sayılmış.

Bir, Zaman Gazetesi: “Öcalan’dan kaos talimatı: KCK on binleri ayaklandırsın.” Burada, haberde geçiyor, Zaman Gazetesi.

Akit Gazetesi: “Apo emretti, BDP uyguladı.” Bu başlıklar haberde geçiyor, bir gün öncesinden. Yani utanıp bakmamışlar bile. Yani, bu ayıp yarın öbür gün karşımıza çıkacak bile dememişler.

Star Gazetesi: “KCK silahlı bir yapılanma.” Haberde geçiyor.

“İşte ölüm talimatları, Öcalan: KCK silahlı illegal örgüttür.” Haberde geçiyor, bu sözlerin hepsi geçiyor. “İşte o talimatlar.” Bu haber de bir gün önce yayınlanan haberlerde geçiyor. Söyleyeyim, devam edeyim.

Yeni Şafak Gazetesi: “Okul boykotu İmralı talimatı.” Haberde geçiyor. Daha var, pek çok gazete vardı.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Dersinizi iyi çalışmışsınız.

ADİL KURT (Devamla) - Dersimizi iyi çalıştık, evet. Siz buralara çalışmamıştınız.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Yalan mı?

ADİL KURT (Devamla) - Bunların hepsi var. Buna rağmen “Bu ülkede basın özgürdür.” diyebiliyorsak “Basın üzerinde vesayet yoktur.” diyorsanız “Yandaş, candaş basın yoktur.” diyorsanız, kargalar bile size güler, kargalar bile güler. Bu yüzden, bu ülkede basın yayın faaliyeti hiçbir zaman iktidarların egemenliğinden, tahakkümünden kurtulamadı. Evet, sadece bu Hükûmetin sorunu değil. Yirmi yıllık bir gazeteci olarak ben sürekli bu sorunu yaşadım.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Biz de çok zulüm yaşadık.

ADİL KURT (Devamla) - Doğru söylüyorsunuz, aslında bu lafınız üzerine sözü bitirmek isterim. Gerçekten, gerçekten çok istiyorum.

Ey Meclis, bir AKP Milletvekili ön sıradan bu laf üzerine bana ne diyor biliyor musunuz? Tutanaklara da bu şekilde geçsin. Diyor ki: “Daha çok yaşarsınız.”

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Hayır, hayır, “Biz de çok zülüm yaşadık.” dedim.

ADİL KURT (Devamla) – Neyse; ben o şekilde anladım. Öyleyse özür dilerim.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım efendim.

ADİL KURT (Devamla) – Öyleyse özür dilerim.

BAŞKAN – Lütfen, Meclise hitap edin.

ADİL KURT (Devamla) – Ama bu ayıp hepimizin ayıbıdır. Bu ayıplardan kurtulmamız gerekiyor.

ADEM YEŞİLDAL (Hatay) – Hayır, düzelt onu.

ADİL KURT (Devamla) – Tamam, düzelttim, düzelttim. Ben öyle anladığım için özür dilerim o zaman.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL KURT (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu ayıptır. Bu ayıptan hepimizin kurtulması gerekiyor.

BAŞKAN – Sayın Kurt, vaktiniz tamam efendim.

Teşekkür ediyoruz.

ADİL KURT (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlarım. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bir sonraki konuşmacı Mardin Milletvekili Erol Dora.

Buyurun Sayın Dora. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesi hakkında söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce, Sayın Başbakanımıza acil şifalar diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teknik olarak vakfedilen mal olarak geçen vakıf, Türk Medeni Kanunu’nda gerçek ve tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan, tüzel kişiliğe sahip olan mal ve topluluklar olarak tanımlanmıştır.

Tarihi çok eskilere dayanan vakıflar işlevsel olarak Selçuklular döneminde oldukça yaygınlaşmış, Osmanlılar döneminde ise zirve noktasına ulaşmıştır.

Vakıfların zengin ve fakir arasındaki gelir farkını azaltmanın bir biçimi olarak toplumun gelişmesinde önemli bir rol oynadığı söylenebilir. Bu anlamda vakıflar, genel anlamda yoksulluğu ortadan kaldırmayı, zenginden fakire gönüllü servet transferini ve dikey, sosyal ekonomik hareketliliği artırmayı hedefleyen politikalar ve kâr etmeyen kurumlar olarak anlaşılabilir.

İslam dünyasında ve daha özel olarak Osmanlı topraklarında bu amaçlara hizmet eden en önemli kurum vakıflardı. Çünkü beşeri sermayenin en önemli unsurları olan sağlık ve eğitime yönelik harcamaların büyük bir kısmı vakıflar tarafından sağlanmaktaydı. Gerçekten de İslam tarihi boyunca vakıflar; okullar, üniversiteler, hastaneler ve aşevlerinin yanı sıra, ekonomik kalkınmaya katkıda bulunan sayısız başka hizmetleri de örgütlemiş ve finanse etmiştir. Osmanlı Döneminde Müslüman vakıfların yanı sıra çok sayıda cemaat vakfı da vardı ve bu vakıfların, padişah fermanıyla kurulmuş olmaları nedeniyle, vakfedeni ve vakfiyesi bulunmamaktaydı. Bu dönemde vakıflarla ilgili olarak uygulamada birtakım sorunlar olsa da gayrimüslimlere bu vesileyle tanınan haklar, Avrupa’da Hristiyan olmayanlara dönük uygulamalara oranla çok daha üstün ve ileri seviyedeydi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiyeli gayrimüslimler Lozan Antlaşması’yla beraber ulusal hukukta azınlık statüsü kazanmışlardır. Lozan Antlaşması, gayrimüslim vatandaşlara, kendi hayır, dinî ve sosyal kurumlarını kurma ve yönetme hakkı tanımıştır. Ancak, 1926 tarihli Medeni Kanun’dan sonra, tasarruflar ve bir dizi yasa ve uygulamayla Lozan’da verilen haklar, çeşitli istisnalara, sınırlandırmalara ve koşullara tabi tutularak budanmış, verilen haklar çoğu zaman da defakto olarak yararlanılamaz hâle getirilmiştir.

“1936 Beyannamesi” diye bilinen, bizce hukuk dışı bir uygulamayı sizlere hatırlatmak istiyorum. Bu uygulama çerçevesinde gayrimüslim vakıflara sistematik bir şekilde el konulmuştur. Yargıtay tarafından onanan bu uygulamalar maalesef azınlıkları fiilî olarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı dışına itmiştir. Cemaat vakıfları, yasal olarak edindikleri ve tapuda kendi üzerlerine kayıtlı olan mülkleri ellerinden alınınca büyük bir gelir kaybına uğramıştır. Bu durum, azınlıkların, kendi kültürlerini yaşatma konusunda ciddi sıkıntılara düşmelerine yol açmıştır. Bu durumun doğal bir sonucu olarak Türkiye'nin en büyük zenginliklerinden birisi olan azınlıklar her geçen yıl ciddi nüfus kayıpları yaşamış, birçok vatandaşımız yaşadıkları toprakları terk edip Avrupa ülkelerine göç etmek zorunda kalmışlardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yıllarda azınlık vakıflarının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde açtığı davaların da etkisiyle, 2002 yılında, bir önceki koalisyon hükûmeti döneminde ve 2004, 2008 ve 2011 yılında AK PARTİ Hükûmeti döneminde azınlık vakıflarıyla ilgili olarak yapılan düzenlemeler olumludur. Azınlıkların ve sahip oldukları vakıfların sorunlarını çözmede ileri adımlar olarak görülen bu düzenlemeler azınlık ve inanç grupları arasında takdirle karşılanmıştır, ancak hemen ifade etmek gerekir ki atılan bu olumlu adımlar azınlık vakıflarının sorunlarını çözmede yetersizdir. 2008 yılında çıkarılan Vakıflar Yasası’nın 7’nci maddesinin ikinci fıkrasında getirilen düzenlemeyle bırakın mazbutaya alınan vakıfların iade edilmesini, aksine bu Kanun’un yürürlüğünden önce mazbut vakıf statüsüne alınmış olan vakıflara yasal meşruluk kazandırılmaktadır. Yeni kanunda mazbut vakıf statüsüne alınan cemaat vakıflarının yönetiminin ve taşınmazlarının iadesi yönünde herhangi bir düzenleme getirilmemiştir. Ayrıca, cemaat vakıflarının cemaati kalmadığı gerekçesiyle mazbut statüye alınmasını engelleyecek yeni bir düzenleme yeni yasayla getirilmemiştir. 2011 yılında çıkarılan kanun hükmündeki kararnamede de bu durum devam etmektedir. 2008‘deki aynı Yasa’nın 5’inci maddesinde “Yabancılar, Türkiye’de, hukuki ve fiili mütekabiliyet esasına göre yeni vakıf kurabilirler.” ancak 5’inci maddenin birinci fıkrasına “Yeni vakıflar; Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kurulur ve faaliyet gösterirler.” şeklinde bir hüküm getirilmiştir. Medeni Kanun’un 101’inci maddesinin son fıkrasında “Belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz.” hükmü vardır. Medeni Kanun’un 101/4 maddesinde yer alan “Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasa’nın temel ilkelerine, hukuka, ahlaka, millî birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz.” hükmü göz önünde tutulduğunda yeni cemaat vakıflarının kurulması da engellenmiş bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 27 Ağustos 2011 günü Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve 2008 yılı 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’na kanun hükmündeki kararname ile eklenen 11’inci geçici madde kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Bazı gereksinimlerin giderilmesi için siyasi iradenin ortaya koyduğu olumlu bir tavır olarak görülen kanun hükmündeki kararname metni incelendiğinde, düzenlemenin bazı olumlu değişiklikler sağlasa da mevcut sorunlara kökten bir çözüm getirmediği, el konan pek çok mülkün iadesini kapsamadığı ortaya çıkmaktadır. Yapılan değişikliğin, öncelikle 1936 Beyannamesi’ne kayıtlı taşınmazlar ile mülk iadesini sınırlı tutması, bir mal beyannamesi olarak hazırlanan ve akabinde cemaat vakıflarının mal varlığını sınırlayan hukuk dışılığı devam ettirmektedir. Beyannamenin hak gasp eden ve hukuka aykırı bir forma sokulan içeriği korunarak, beyanname dışında kalan mülklere ilişkin haklar konusunda atılacak adımlara da bazı sınırlamalar getirmektedir. 1936 Beyannamesi uyarınca eski sahibine iade edilen mülklerin tazmin edilmesini öngörmemektedir.

Kanun hükmündeki kararname uyarınca kamulaştırmaların uygulama dışında bırakılması da önemli bir eksikliktir. Çünkü Türkiye’de kamulaştırmalar hakkaniyetli bir zemine oturmamaktadır.

Kanun hükmündeki kararname, mezarlık tecillerini beyannamede bulunma koşuluna bağladığı için, bu durumda olan mezarlıklar, vakıflar adına tecil edilmeme tehlikesiyle karşı karşıyadırlar.

Aynı şekilde, kanun hükmündeki kararnamede yer alan “Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü, belediye ve il özel idaresi adına kayıtlı taşınmazlar” ifadesi yeterli değildir. Çünkü mazbut vakıflar adına kayıtlı mülklerle ilgili pek çok hukuksuz uygulama söz konusudur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de azınlık ve inanç gruplarının çok sayıda sorunu vardır ve devletin bu sorunlara acil olarak çözüm bulması gerekmektedir. Alevilere ait vakıf mülklerine, mallarına el konulmuştur. Bugün birçok ibadethanesi Vakıflar Genel Müdürlüğü mülkiyetindedir. Alevi vatandaşlarımız ibadethaneleri fahiş fiyatlarla kiralamak zorunda kalmaktadırlar. Avrupa Birliği ilerleme raporlarında azınlıklar ve inanç grupları konusu sıkça gündeme gelmektedir. Komisyon raporuna göre, Türkiye'nin azınlık haklarına yönelik yaklaşımı kısıtlayıcı olmaya devam etmektedir. Türkiye, Avrupa Birliği Konseyi Ulusal Azınlıkların Korunması İçin Çerçeve Sözleşme’yi imzalamış olmasına rağmen, ülkemizde ırkçılık, yabancı düşmanlığı, antisemitizm ve hoşgörüsüzlükle mücadele edecek herhangi bir mekanizma veya belirli organlar bulunmamaktadır. Avrupa Birliği 2011 İlerleme Raporu’na göre, dile, kültüre ve temel haklara tam olarak saygı gösterilmesi ve bunların korunması henüz Avrupa standartlarına uygun değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken ifade etmek isterim ki yapılan bütün bu pozitif yasal değişikleri önemsiyor ve değer biçiyoruz ancak temennimiz bu türden değişiklik ve düzenlemelerin genişletilerek devam ettirilmesi ve bu tür sorunların gündemden tamamen çıkarılmasıdır. Büyük devlet olma iddiası taşıyan bir ülkeye yakışan da budur.

2012 bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu son konuşmacısı Sayın Mülkiye Birtane, Kars Milletvekili.

Buyurun Sayın Birtane. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve bünyesindeki Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun 2012 yılı bütçeleri hakkında Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına görüşlerimizi paylaşmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, yukarıda ismini saymış olduğum kurumlar anayasal kurumlar olup Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumuna bağlı kamu tüzel kişiliğine sahip kurumlardır. 1930’larda kurulmuş olan Kurumun ismi zamanla değişmiş, kuruluş felsefesi ve ilkeleri, millî dayanışma ve bütünleşmede Atatürkçü düşünce, Atatürk ilke ve inkılaplarını, kültür, dil ve tarih değerlerini birleştirici bir güç olarak göz önünde tutmak, bu değerlere karşı girişilecek her türlü yabancı ve bölücü akımların bilimsel yoldan çürütülmesini esas almak olarak verilmiştir.

Evet, sayın milletvekilleri, Kurum, kuruluş felsefesine uygun olarak işlevini sürdürmektedir ancak bu ilkelerin evrensel bilim kurallarına ve Türkiye'nin toplumsal, tarihsel gerçekliğine uygun olup olmadığı hiç kuşkusuz tartışma konusudur.

Şu an bu kurumların ülke olarak yaşamakta olduğumuz acıların kaynağını oluşturan tekçi zihniyetin yaşayan kurumlarından bazıları olduğunu söylemek abartı olmasa gerek.

Sayın milletvekilleri, bu kurumlar, aslında, bu ülkenin tek bir ırktan oluştuğu, bu ülkede yaşayan başkaca bir etnik gurubun kendi dilini ve kültürünü yaşatmasına gerek olmadığı, buna değer görülmediği anlayışının bir ürünüdürler.

İttihat ve Terakkicilerin, geliştirdikleri milliyetçi anlayışın, cumhuriyet döneminde de geliştirilerek bütün topluma yayma ve benimsetme amaçlı bir projesidir.

Türk’ü ve Türk dilini dünyanın bütün milletleri ve dillerinden üstün gören, dünya üzerindeki bütün uygarlıkların Türklerden etkilendiğinin, “Bir Türk dünyaya bedeldir.” sözünün bir abartı olmadığının ısrarcı tezini besleyen kurumlardır.

Bütün kaba ırkçı belirlemeleri ders kitaplarına geçirmiş, Türkiye ve dünya tarihini bu ırkçı ve gerçek tarihle ilgisi olmayan bakış açısıyla yazmış, sorgulamaya kapatarak kafalara kazıtmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ders kitapları resmî olarak düzenlenmiş söylemlerin taşıyıcıları olmuştur. Militarist, cinsiyetçi söylemlere göre bireyi ve toplumu şekillendirmek öncelikli hedef hâline getirilmiştir.

Ayrıca, siyasal ve sosyal düzenin nasıl biçimleneceği bu kitaplarda veriliyor. Bu kitaplara göre bütün ülkeler ve halklar düşman, ülkede yaşayan bütün azınlıklar potansiyel tehlikedirler. Osmanlıdan tutun da Türkiye Cumhuriyeti dâhil tarih boyunca mağdur edilen her halk, her etnik grup ihanetçi, göçe zorlanan da, yerinden edilen de, katliamdan geçirilen de hep suçlu olarak gösterilmiştir. Bu ülkede vatandaşlar, Kürtleri, Ermenileri ve diğer bütün ulusları kendilerine düşman, devleti bölmeye çalışan ötekiler olarak bildiler. Bu ideoloji ve paradigmalar, hâlâ şu an Mecliste bulunan BDP dışındaki partiler tarafından da ısrarla savunulmaktadır.

Kutsanan ve herkesin uymak zorunda bırakıldığı resmî ideoloji devletin her yaptığını doğru ve gerekli bulmuştur. Devleti eleştirilmeyecek kadar ilahileştiren bu anlayış, bugün bu halkın kendi gerçekliğinden habersiz yaşamasının da sorumlusudur. Düşünmeyi, araştırmayı, sorgulamayı yasaklayan bu anlayış, devlet için katliamları, asimilasyonu ve en insani haklardan mahrum bırakılmayı da mubah görmektedir.

Sayın milletvekilleri, resmî ideolojinin dayandığı bu tez, Türk’ten başka kimseye de yaşam hakkı tanımaz. Bu anlayışa göre, bu ülkede olan herkes Türk’tür. Bırakın diğer etnik grupları, bugün sayıları 25 milyonu aşkın Kürt  halkından bile söz edilmemektedir.

Cumhuriyet tarihi, cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar, Kürtlerin ellerinden alınan haklarını geri almak için verdiği her mücadeleye başka bir kılıf uydurmuş, ülkeyi bölme planları olarak göstermiştir. Bu coğrafyanın kadim halkı ve binlerce yıl geçmişi bulunan Kürtlerden resmî tarih kitaplarında sadece bir satırda söz edilmiş, zararlı görülen ve ortadan kaldırılmış bir cemiyetin mensupları olarak. İlk bakışta komik olarak görülen bu bilgiler, aslında Kürtlere yaşatılan trajedilerin temel kaynağıdır. Kürtlerin bugün yüz yüze kaldıkları haksızlık, baskı ve zulmün sorumluları tarihi bu şekilde çarpıtanlardır. Defalarca katliamdan geçirilmiş bu halk, resmî tarihin bu kafatasçı anlayışı nedeniyle bugün bile yok sayılmaktadır. Kürtlerin tarihi, edebiyatı, dili, müziği hakkında hiçbir belge Kürtler adına Türk Dil ve Tarih Kurumunun kaynaklarında mevcut değildir. Bugün hiçbir ders kitabında Dersim, Zilan, Agiri katliamlarından bahsedilmemektedir.

Değerli milletvekilleri, bu kurumlar siyasileşmiş kurumlardır. Türk Tarih Kurumunun bilimsel hiçbir kaygısı yoktur her ne kadar bilimsel çalışma yaptıklarını söyleseler de. Bilimsellikten uzak, gerçekle bir ilgisi olmayan bu kuruma ayrılacak bütçe, artık, yeni bir tarihin yazılması, bu ülkede yaşayan diğer unsurların tarihteki gerçek yerlerinin anlatılması için ayrılmalıdır, ders kitapları yeniden yazılmalıdır.

Türk tarihinin yanında bu ülkede Kürt tarihinin ve diğer tüm etnik grupların da varlığı kabul edilerek, kitaplar baştan sona yenilenmelidir. Ders kitapları öyle masa başında oturularak anlı şanlı tarihin kusursuz geçmişi uydurmacası ile değil objektif ölçülere göre yazılmalıdır diyoruz.

Kitaplarda ötekileştirme, azınlıkları düşman, herkesi Türk, halkların hak talepleri ülkeyi bölme, parçalama arzusu olarak gösterilmekten vazgeçilmelidir. Osmanlı Dönemini, cumhuriyet Dönemini her yönüyle anlatan güvenilir tarih kitaplarına ihtiyaç vardır. Türk tarihi bugün ders kitaplarında yer aldığı gibi anlatılmaya devam ederse, tarih bilinci bu temelde oluşturulursa ötekinin varlığını kabul etmek ve ettirmek çok zor olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugüne kadar Türk Dil Kurumu da yukarıda kısaca belirtmiş olduğum resmî ideolojiye hizmet etmiştir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde Kürtçeden alındığı belirtilen bir tek kelime bile bulunmamaktadır. Oysa asırlardır bir arada yaşamış olmanın getirdiği sosyolojik bir gerçeklik olarak, bu halkların dili ve kültürleri birbirlerinden etkilenmişlerdir. Bu durumun bir sonucu olarak Kürtçeden Türkçeye geçen yüzlerce kelime olmasına rağmen, Türk Dil Kurumu sözlüklerinde bu kelimelerin ya Farsça kökenli olduğunu ifade etmiştir veya doğu ve güneydoğu bölge ağızlarında kullanılan sözcükler olarak yer vermiştir. Yalnız, eğer Türk Dil Kurumunun bir projesi -ki bu projeyi çok önemli buluyorum- tarafsız ve bilimsel gerçeklere dayandırılarak hayat bulursa, işin sevindirici bir boyutunu da sizlerle paylaşmak isterim: Türk Dil Kurumu, Türkçe dilindeki sözcüklerin etimolojik çalışmaları projesini 2013 yılında tamamlayacaktır. O zaman, Kürtçe ve Türkiye'de asimile edilmiş diğer dil kökenli sözcükler de belirtilirse gerçek bir çalışma olduğu kabul edilecektir. Bugün, bütçeden -her dönem olduğu gibi- bu kurumların tümüne pay ayrılmaktadır. Bilimsel ve tarafsız olduğu sürece bu payın ayrılması son derece normaldir diyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu kurum bu ülkede yaşayan sadece bir halkın dil çalışmalarını yürütmektedir ancak ülkemizde bir de baskısız, insanların “Ötekileştirilirim” korkusu olmaksızın yapılacak objektif bir nüfus sayımı olduğu takdirde, Türk nüfusu kadar Kürt ve başka halkların nüfusunun da var olduğu gerçeği ortaya çıkacaktır. Peki, bu halklar dillerini nasıl öğrenecekler, sadece konuşarak mı? Biliyoruz ki bilimsel olarak bir dilin yaşayabilmesi için ancak ve ancak eğitim dili olması gerekiyor; aksi takdirde, resmî istatistiklere göre bugün, Türkiye’de konuşulan yirmi sekiz tane dilden birçoğunun da önümüzdeki yirmi-yirmi beş yıl içerisinde yok olması kaçınılmaz olacaktır. Resmî ideoloji uyguladığı politikalarla milyonlarca Kürt’ün ve diğer halkların dillerini kendilerine unutturdu. Türkçe dili geliştirilmeye, diğer diller unutturulmaya çalışıldı. Şimdi soruyorum: Bir dili yüceltmek ötekini değersizleştirmeyi gerektirir mi? Buna sessiz kalınabilir mi? Bu, eşitsizliğin açık bir göstergesi değil midir? Bugün, burada bile içimizde Kürtçeyi bir dil olarak görmeyenler var. Mahkemelerde insanlar kendi ana dilleriyle savunma yapamamakta, mahkemelerde bu dil, bilinmeyen veya anlaşılmayan dil olarak kabul edilmekte. Bu eşitsizliğin bir an önce giderilmesi, bu ayıbın bir an önce ortadan kaldırılması için bütçeden, Kürtçenin eğitim dili olması için yapılacak çalışmalara ödenek ayrılmalıdır. Kürt dilinin eğitim dili olarak kabul edilmesinin yanında, bu kurumlara ayrılacak ödeneklerin bir bölümü de en kalabalık halk olması itibarıyla Kürt dili çalışmaları için ayrılmalı, her zaman övündüğümüz ve dillendirdiğimiz, ülkemizin zenginliği olarak gördüğümüz tüm halkların dillerinin de yok olmaması için bu bütçenin kullanılması sağlanmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, Hindistan'da 20, İsviçre’de 4, Belçika'da 3, Avusturya'da 4 dil ve daha sayamayacağım onlarca ülkede 2’den, 3’ten fazla resmî dil kullanılmaktadır, Bulgaristan'da da Türkçe ve Romanca bölgesel diller olarak kullanılmaktadır. Görüyoruz ki birden fazla resmî dil şimdiye kadar hiçbir ülkeyi bölmedi. Bizi de bölmez, bundan korkulmamalıdır. Çünkü ne kadar yok sayılır ve değersizleştirilirseniz, çevrenizde de o kadar çok sorun yaratırsınız.

Umuyor ve diliyoruz ki ülkemizde yapılacak yeni anayasada bu yönlü, dillere ve kültürlere özgürlük ve güvence sağlayacak düzenlemeler yapılarak eşit yurttaşlık temelinde bir yaşam sağlanmış olsun.

Bu ülkede yaşayan diğer etnik grupların da bu ülkenin vatandaşı olduğunu ve devlete her türlü vergiyi ödedikleri gerçeğini de göz önünde bulundurduğumuzda, bu bütçeden de pay sahibi olduklarını kabul etmek durumundayız. Bütün bu değerlendirmelerden sonra bu Kurum’un isminin Anadolu ve Mezopotamya Dil, Tarih ve Kültürleri Araştırma Kurumu olarak değiştirilmesini öneriyoruz.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Birtane.

Değerli milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar burada tamamlanmıştır.

On dakika ara veriyorum birleşime.

                                                                               Kapanma Saati: 22.26

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati:22.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Tanju ÖZCAN (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 32’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Şimdi söz sırası lehte olmak suretiyle Ömer Faruk Öz, Malatya Milletvekilinde.

Sayın Öz… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ikinci tur bütçe görüşmelerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Farklı bir konuşma yapmayı arzu etmiştim ama benden önceki konuşmacıların Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesiyle ilgili konuşmaları sonucunda bazı hakikatleri sizlerle paylaşmak istedim.

Şimdi, Vakıflar Genel Müdürlüğü nereden nereye gelmiş, bunları tek tek siz sayın vekillerin ve kamuoyunun önünde açıklamak istiyorum.

2002 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünün bütçesi 37 milyon TL iken 2012 bütçesi 394 milyon TL.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yıl 2012 Faruk Bey, yıl 2012, biraz buradan başla.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Geliyorum, geliyorum, hepsine geliyorum.

1997-2002 arası toplam 46 eser onarılmışken şu anda onarılan eser sayısı 3.560.

Kat karşılığı, yap-işlet-devret, restore et-işlet-devret… Hiçbir eser bu şekilde değerlendirilmemişken kat karşılığı 2011 yılına kadar 369 taşınmaz değerlendirilmiştir. Yine, yap-işlet-devret modeliyle 16 gayrimenkul değerlendirilmiştir. Yine, restore et-işlet-devret ile 18 adet gayrimenkul değerlendirilmiştir.

Bunların içinde neler var? Kayseri Park Alışveriş Merkezi, İpek İş Merkezi, Ordu İş Merkezi, Gaziantep’te bir alışveriş merkezi, İstanbul Sirkeci’de beş yıldızlı bir otel, İstanbul Maltepe’de rezidans, İstanbul Sahrayıcedit’te alışveriş merkezi ve rezidans.

Şimdi, şunu özellikle belirtmek istiyorum: Yine, kat karşılığı, Üsküdar ve Başakşehir’de, yapılan gayrimenkul değerlendirmeleri sonucunda 740 adet daire sahibi olmuş Vakıflar Genel Müdürlüğü. Yine, Samsun, Tokat, Amasya, Gaziantep, Kayseri gibi büyük şehirlerde çok sayıda gayrimenkul kat karşılığı verilmek suretiyle Vakıfların geliri artırılmıştır.

Yine, Bezmiâlem Valide Sultan Vakıf Gureba Hastanesinden bahsedildi. Bezmiâlem Valide Sultan Vakıf Gureba bir eğitim üniversitesi olmuştur, hiçbir gayrimenkulü de hiç kimseye peşkeş çekilmemiştir. Şu anda orada, Türkiye’de en çok yayımlanmış yayınları olan öğretim görevlilerinden çok önemli ekip oluşmuştur ve bu öğretim görevlileri vasıtasıyla fakir fukaraya, garip gurebaya bilabedel sağlık hizmeti verilmeye devam etmektedir.

Şimdi, bir diğer konu: Üniversitelere, üç dört üniversiteye tahsis edilen arazilerden bahsedildi. Evet, doğrudur, verilmiştir. Bizden önceki dönemlerde de vakıf üniversitelerine, onlarca vakıf üniversitesine aynı usulde gerek Millî Emlâkin gerekse de Vakıflar Genel Müdürlüğünün gayrimenkulleri verilmiştir.

Aynı şekilde benim seçim bölgeme baktığımda 46 adet vakıf kültür varlığı bulunuyor, bunlardan 23 tane cami AK PARTİ Hükûmeti döneminde onarılmıştır. Özellikle belirtiyorum, AK PARTİ Hükûmeti döneminde 23 tane caminin restorasyon işlemi tamamlanmıştır.

Şimdi değerli dostlar, burada şunu belirteceğim: 1926-1949 yılları arasında Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarda olduğu dönemde -buraya özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum- toplam 6.552 adet tarihî eser satılmıştır. Bunlardan 920’si cami…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Ne zaman?

ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) – 1926-1949 yılları arasında, evet.

…1.846 mescit, 20 medrese, 2 kervansaray; 191 tekke, zaviye; 62 türbe… Çıkayım mı, daha devam edeyim mi? Evet, toplam… O zaman vakıf müessesesini bu ülkede yok etmek için özel bir gayret sarf edilmiş.

Geçenlerde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu güzel bir örnek verdi, hani ciğer-kedi meselesi. Hani bir gün bir vatandaş gitmiş eve 2 kilo ciğer götürmüş ve bu ciğeri üç gün sonra yemek istediğinde, hanımı tabii bu arada bu ciğeri arkadaşlarıyla güzelce yemiş bitirmiş.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Nasreddin Hoca, Nasreddin Hoca.

ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) –  “Hanım, o ciğeri pişir de yiyelim.” demiş. Hocaya ne diyecek hanım, demiş ki: “Ciğeri ha bu kedi yedi.”  “Teraziyi getir buraya.” demiş. Teraziyi getirmiş ki terazide kedi 2 kilo çıkıyor. Demiş ki: “Hanım, ciğeri kedi yemişse kedi nerede, kedi buradaysa ciğer nerede?” 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Çocuklara anlat bunu.

ÖMER FARUK ÖZ (Devamla) – Şimdi, bu kadar hizmet edilmişse, 37 milyonluk bütçe 392 milyona çıkarılmışsa durup düşünmek gerekiyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyor, bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Öz, teşekkür ederiz, sağ olun.

Sayın milletvekilleri, şimdi sıra Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Sayın Babacan’da.

Buyurun Sayın Babacan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum ve 2012 mali yılı bütçe kanunu görüşmelerinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Ülkemizde radyo ve televizyon yayınlarının düzenlenmesi ve denetlenmesi görevini ifa eden Radyo ve Televizyon Üst Kurulu için 2011 yılı bir milat yılı olmuştur. 3 Mart 2011 tarihinde yürürlüğe giren 6112 sayılı Kanun’la yayıncılık sektörü için yeni tanımlara yer verilmiş ve yayıncı kuruluşlar tarafından gönüllü olarak yürütülen uygulamalara yasal altyapı oluşturulmuştur.

Söz konusu yeni Yasa’yla birlikte hazırlanan takvim çerçevesinde, dünyanın pek çok ülkesinde kullanılan görüntü ve ses kalitesi açısından yüksek standartlara sahip sayısal yayıncılık teknolojisine 2015 yılında geçmeyi planlıyoruz.

Yine bu Yasa’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte yayın kuruluşlarının kullandıkları kanal ve frekanslar için ilk kez yıllık kullanım bedeli tahsil etmeye de başlamış bulunmaktayız.

Yayıncılık alanında rekabet koşullarının bozulmaması ve yoğunlaşmanın önüne geçilmesi için de oldukça önemli bir adım attık. Bu kapsamda, medya hizmet sağlayıcı kuruluşlarının yıllık toplam ticari iletişim gelirinin sektörün toplam ticari iletişim gelirine göre yüzde 30’unu geçmemesini hüküm altına bağlamış olduk. Yeni yasayla siyasi reklamlar serbest bırakıldı, böylelikle 12 Haziran seçimleri öncesinde siyasi partilerimiz hep beraber yoğun bir şekilde her türlü reklam mecrasını kullanma imkânına sahip oldular. Seçim döneminde siyasi reklamların yayımının sorunsuz şekilde yapılması alınan kararın son derece yerinde olduğunu göstermiştir.

Kamuoyunda “akıllı işaretler”  olarak bilinen koruyucu sembol sistemi yeni yasayla yayıncı kuruluşlar için zorunlu bir uygulama hâline getirildi. 2006 yılında başlatılan bu uygulama yayıncılar tarafından gönüllülük esasına dayalı şekilde yürütülmekteydi ancak zaman zaman bazı yayınlarda uygunluk işaretlerinin kullanılmadığı da görülmekteydi. Yeni yasa ve yönetmelikle birlikte akıllı işaretlerin kendi sistematiği içerisinde doğru şekilde uygulanması sağlanmış olacak.

RTÜK, her zaman olduğu gibi yayınları dikkatli şekilde izlemeye ve denetlemeye devam etmektedir. Üst kurulun Ankara’daki merkezinde kurulan izleme sistemiyle 110 adet ulusal yayın ve uydu yayını, 145 adet yerel televizyon yayını, 80 adet radyo yayını kaydedilmektedir. Sayısal uydu yayın platformları yayın buketleri içinde yer alan yaklaşık 25 yayıncı kuruluşun yayınlarında görevli uzmanlar tarafından kanal bazında düzenli olarak izlenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizle yaşıt bir kuruluş olan Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü yurt içinde ve yurt dışında devlet enformasyonu alanında ülkemizin en köklü kurumlarından biridir. Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ülke dışında yaşanan bütün gelişmelerin kamuoyuna zamanında ve doğru bir şekilde yansıtılması, Türkiye’nin dünyaya daha iyi tanıtılması, yerli ve yabancı basın mensuplarının ülke içerisindeki gelişmeleri daha etkin bir şekilde takip edebilmesi bakımından son derece önemli görevler ifa etmektedir. Öte yandan yürüttüğü hizmetlerle Türkiye’de basın sektörünün sağlıklı bir yapıya sahip olmasında da önemli bir katkısı bulunmaktadır. Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü haber hizmetleri kapsamında her gün 18 dilde haber taraması yapmakta ve günde yaklaşık 4 bin haber toplanmakta ve işlenmektedir.

Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü mevcut donanım ve sistemlerini çağın gerekleriyle uyumlu hâle getirmiştir. “Devlet Enformasyon Sistemi Projesi” kapsamında her gün dünyanın önde gelen yayın kuruluşlarından Türkçe yayın yapan 4 önemli radyo ile 40 yabancı televizyon kanalının yayını kaydedilip deşifre edilmektedir. Ayrıca 3 yerli, 25 yabancı haber ajansı sürekli izlenmekte, 250 İnternet haber sitesi ile 92 ülkeden 1.700’ü aşkın gazetenin ilk baskılarının yer aldığı bir İnternet sitesi günlük olarak takip edilmektedir. Böylece, daha geniş bir coğrafyadan sürekli haberdar olma imkânına da sahip olmuş bulunmaktayız.

Türkiye’nin gerek ekonomi gerek dış politika gerekse de enerji alanında artan rolü ve önemine paralel olarak, yerleşik ve geçici olarak görevlendirilen yabancı basın mensubu sayısında da ciddi bir artış kaydedilmiştir. 2000’li yıllarda sadece 30-40 kadar yerleşik yabancı basın mensubu ülkemizde bulunurken 2011 yılında bu rakam 287’ye ulaşmıştır. Öte yandan, kendi imkânlarıyla gelen ve ağırlanan basın mensubu sayısı ise 2011 yılının ilk dokuz ayında 878’e ulaşmıştır.

Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, iç ve dış kamuoyuna yönelik çeşitli yayınlar da çıkartmaktadır. Bunlardan en önemlisi, her yıl güncelleştirilen ve Türkçenin yanı sıra İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça, Farsça, Rusça, Japonca, İspanyolca, Çince ve Portekizce olmak üzere 11 ayrı dilde yayımlanan “Türkiye” adlı tanıtım kitabıdır.

Değerli milletvekilleri, vakıflar kültür dokumuzun, tarihimizin önemli bir parçası, hayır ve yardımseverliğimizin de nişanesidir. Binlerce yıl önce kurulmuş ve yöneticisi kalmamış vakıflarımız bugün Vakıflar Genel Müdürlüğümüz kanalıyla faaliyetlerini sürdürebilmektedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü, 41.800 adet mazbut, 284 adet mülhak, 4.594 adet yeni ve 162 cemaat vakfının iş ve işlemleriyle denetimi, ecdat yadigârı vakıf kültürü varlıklarının bakımı, onarımı ve yaşatılması gibi görevlerini yerine getirmektedir.

Hedefimiz, ülkemizde tespit, tescil ve projesi yapılmamış hiçbir vakıf eserinin kalmaması, kötü durumda bir tek vakıf eserinin dahi bırakılmamasıdır. Bunun için 2003 yılından bu yana tam 3.600 eserin proje ve onarımı tamamlanmıştır. Önümüzdeki dönemde de eski projelerimizin özellikle onarımlarının yapılması öncelik taşımaktadır ve bu çalışmalar devam edecektir.

Vakfiyelerde yer alan hayır şartlarının yerine getirilmesi amacıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü her ay on beş kalemden oluşan kuru gıda paketlerini seksen bir il merkezinde ihtiyaç sahibi ailelerin adresine teslim etmektedir. Ekim ayında Van ve çevresinde meydana gelen depremden etkilenen vatandaşlarımızın acılarını bir nebze olsun azaltabilmek için 6 ton kavurma ile on bin adet kuru gıda paketi ve giyim malzemeleri Afet Kriz Merkezi yetkililerine Vakıflar Genel Müdürlüğümüz tarafından teslim edilmiştir.

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı kapsamında olmayan, geçimini temin edecek menkul ve gayrimenkul mal varlığı bulunmayan, çalışma gücünü yüzde 40’ın üzerinde kaybeden muhtaç engelliler ile yetim çocuklara vakfiyeler gereği aylık bağlanmaktadır. Yine, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğrenim okullarında öğrenim göre öğrencilere de burs verilmektedir.

Vakıflar Genel Müdürlüğü akar nitelikli taşınmazları üzerinde verimli projeler üretebilmek için Coğrafi Bilgi Sistemi Projesi’ni hayata geçirmiştir. Bu proje ile Vakıflar Genel Müdürlüğünün ülkemiz genelinde sahip olduğu taşınmazlara ilişkin her türlü bilgi ve belge elektronik ortama alınmıştır. Ayrıca, tapu kayıtlarından güncel kullanım biçimlerine, taşınmazların uydu görüntülerinden kadastral planlarına kadar tüm bilgiler sisteme işlenmiştir.

Vakıflara ait vakfiye, berat, hüccet, ferman gibi tüm belgeler vakıf medeniyetinin arşivini oluşturan çok önemli unsurlardır. Bütün bu verileri içeren belgelerin taranmasını, çevirilerinin yapılmasını, dijital kopyalarının oluşturulmasını ve bu belgelerin korunmasını kapsayan “Vakıf Arşiv Yönetim Sistemi Projesi” adı altındaki tarihî çalışma 2011 yılı itibarıyla tamamlanmıştır. Proje kapsamında on milyon belge sayısal ortama aktarılmıştır.

Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün kültür alanındaki çalışmaları yalnızca ülkemiz sınırları ile de sınırlı değildir. Bosna-Hersek Vakıflar Müdürlüğü ile Vakıflar Genel Müdürlüğü arasında yapılan protokol çerçevesinde Bosna-Hersek vakıflarıyla ilgili belge, bilgi ve transkript çalışmaları tamamlanmıştır. Bununla birlikte, diğer Balkan ülkeleriyle, Kırım ile ilgili ortak çalışmaların hazırlığının sürdüğünü de buradan özellikle vurgulamak istiyorum.

Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; anayasal bir kuruluş olan Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun 2011 yılındaki en önemli faaliyetlerinden birisi, Kurumu daha işlevsel bir hâle getirecek olan Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin yürürlüğe girmesi olmuştur. Bu yasal düzenlemeyle 2876 sayılı mevcut Kanun’daki bu boşluklar giderilebilecektir.

Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, üniversitelerde ilgili enstitülerle iş birliği yaparak yüksek lisans ve doktora öğrencilerini öncelikli konular üzerine ortak araştırmalara yönlendirecek ve böylece online veri tabanları kurulmasını sağlayacak bir sistem tasarlamıştır. Bu sistemi işletecek olan Atatürk Yüksek Kurumu yurt içi ve yurt dışı burs yönergesi de güncellenmiştir.

Yüksek Kurum, burs projesiyle bağlantılı olarak araştırma gruplarının derledikleri verilerin toplanacağı ilişkili veri tabanlarının hazırlanması projesiyle bilgi santrallerini kurma çalışmaları da sürmektedir. Bu sistem ile yüksek lisans ve doktora öğrencilerinden oluşturulacak araştırma gruplarının bilimsel araştırmalarını İnternet üzerinden yürütmelerine imkân sağlanacaktır. Yıldan yıla geliştirilecek bu sistem ile Kurum, altı yedi sene içinde yüzlerce bilimsel, özgün kitap neşredebileceği gibi, web sayfasından kesintisiz olarak sunabileceği zengin bir bilgi bankasına da sahip olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1983 yılında kurulan Atatürk Araştırma Merkezi, sizlerin de bildiği gibi, bilimsel bir araştırma kurumudur. Merkez, Atatürkçü düşünce, Atatürk ilke ve inkılapları ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ve gelişme sürecinin bütün unsurlarıyla anlaşılmasına, açıklanmasına yönelik araştırmalar yürütmektedir. Bununla birlikte, yürütmüş olduğu tüm faaliyetlerden elde ettiği bilimsel veriler doğrultusunda ulusal politikaların oluşumuna katkı sağlamaya çalışmaktadır. Merkezin 2011 yılında yürüttüğü faaliyetlere bakacak olursak, 2011 yılında 9 adet araştırma projesi yürütülmüştür, bunların dışında kamu kurum ve kuruluşlarınca istenen konularda araştırma raporları hazırlanarak ilgililere ulaştırılmıştır. Merkez, amaç ve görevleri doğrultusunda 2011 yılında Kasım sonu itibarıyla 14 eğitim programı, 6 adet aydınlatma konferansı, 2 çalıştay ve 1 uluslararası toplantı düzenlemiştir.

79’uncu Dil Bayramı etkinlikleri kapsamında “Evliya Çelebi’nin Doğumunun 400’üncü Yıl Dönümü Etkinlikleri” konulu uluslararası toplantıya da destek sağlanmıştır.

Yerli ve 23 ülkeden yabancı toplam 222 bilim insanının bildirileriyle katıldığı 7’nci Uluslararası Atatürk Kongresi Makedonya’da düzenlenmiştir.

Bilimsel araştırma faaliyeti kapsamında önceki yıllarda başlayan projelere 2012 yılında da devam edilecektir.

Ayrıca Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve eserlerinin tüm dünyaya tanıtılabilmesi için merkezin yayınlarından seçilen 16 adet eserin farklı dillere tercümesi projesine de başlanacaktır. Atatürk Ansiklopedisi çalışmaları tamamlanmak üzere olup 2012 yılı içerisinde basımı gerçekleştirilecektir.

Millî Mücadele Tarihi belgeseli çalışmalarının ilk etabı olarak kitabı yayınlanacak ve belgesel hâline getirmek üzere TRT’yle görüşmeler yapılacaktır.

Bilimsel etkinlikler kapsamında Balkan savaşlarının 100’üncü yıl dönümü vesilesiyle çeşitli kurum ve kuruluşlarla iş birliği hâlinde yurt içinde ve ilgili Balkan ülkeleri bilim kurumlarıyla iş birliğiyle bilimsel toplantılar düzenlenecektir.

İzmir’in düşman işgalinden kurtarılışının 90’ıncı yıl dönümü dolayısıyla Ege Üniversitesiyle iş birliği hâlinde uluslararası toplantılar düzenlenecektir.

Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; Atatürk Kültür Merkezi, sahip olduğumuz büyük kültürel mirasın araştırılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasında üzerine düşen sorumluluğun bilinciyle faaliyetlerini Türk kültürünün bütün unsurlarını içine alacak şekilde yürütmektedir. Merkez, kuruluşundan 2010 yılı sonuna kadar 542 yayın gerçekleştirmiştir.

Türk Dünyası Ortak Edebiyatı Projesi’nin 2012 yılından itibaren gözden geçirilmiş 2’nci baskısına da başlanacaktır. Cumhuriyet Dönemi Türk Kültürü adlı projenin ise Atatürk dönemini içeren ilk kısmı 2010 yılında tamamlanmıştır ve üç cilt olarak yayınlanmıştır.

Avrasya’da Yeniden Çizilen Sınırlar ve İnşa Edilen Kimlikler Projesi, 2011 yılı sonunda tamamlanmak üzere baskıya verilecektir ve bu projenin yanı sıra Osmanlılarda Bilim Projesi ise 2010 yılında tamamlanmış ve projenin ilk cildi 2011 yılında baskıya verilmiştir.

Atatürk Kültür Merkezi, yazılı kültür tarihinin yanında sözlü kültür tarihi çalışmaları ve bununla ilgili zengin bir arşiv oluşturulmasına da önem vermektedir. Bu amaçla 2007 yılında başlatılan Türk Kültür Tarihinin Canlı Tanıkları Projesi’yle, Türk kültürünün tanıtımına ulusal ve uluslararası düzeyde katkıda bulunan seçkin bilim ve sanat adamlarıyla ilgili kısa belgeseller hazırlanmaktadır.

Merkez, 2011 yılında üniversitelerle işbirliğiyle 6 ulusal, 4 uluslararası, toplam 10 bilimsel toplantı düzenlemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk dili üzerine bilimsel araştırmalar yapan, dilimizin söz varlığına yeni sözler ve terimler kazandıran Türk Dil Kurumu, Türkçenin yaygınlaştırılması, geliştirilmesi, zenginleştirilmesi ve özleştirilmesiyle ilgili çalışmalarını sürdürmektedir.

Türk Dil Kurumu, 2011 yılında on bir aylık sürede 32 kitap ve 16 adet dergi yayınlamıştır. Baskı aşamasındaki kitapların da yayınlanmasıyla bu yıl basılan toplam kitap sayısının 104’e ulaşacağını öngörmekteyiz.

Türk Dil Kurumu, 2011 yılının Kasım sonu itibarıyla, yerli ve yabancı bine yakın bilim insanının katılımıyla 9’u ulusal, 14’ü uluslararası olmak üzere 23 bilimsel toplantı gerçekleştirmiştir.

Bunlara ilaveten Evliya Çelebi, Türk Dil Kurumu ve TRT’nin ortak yapımı bir belgeselle tanıtılacaktır. Belgeselin bu ay sonunda gösterime girmesi hedeflenmiştir, belgesel İngilizce olarak da ayrıca seslendirilecektir.

Türk Dil Kurumu, 2011 yılı içerisinde Türkçede Zıt Anlamlı Kelimeler Sözlüğü’nü erişime açmıştır.

Atatürk’ün büyük eseri “Nutuk”ta istenilen her sözcüğü tam metin içerisinde bulma özelliğine sahip arama motoru da geçen ay kullanıma sunulmuştur.

Türk Dil Kurumu kütüphanesindeki yazma eserler bu yıl kuruluş yıl dönümü töreninde sanal ortamda araştırmacıların hizmetine açılmıştır. Dünyanın her yerinden araştırmacılar Türk dilinin yazma eserlerine tam metin olarak ulaşabilmektedirler artık. Yakın bir zamanda da nadir basma eserlerle b