TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

30’uncu Birleşim

7 Aralık 2011 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

                                                                                                            

İÇİNDEKİLER

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu ilinde yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, içinde bulunduğumuz muharrem ayına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, dış politikadaki gelişmelerin Türkiye’ye yansımalarına ilişkin gündem dışı konuşması

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, enerji sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/80)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 22 milletvekilinin, ataması yapılmayan öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/81)

3.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 21 milletvekilinin, esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/82)

 

 

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Manisa Milletvekili Hasan Ören ve arkadaşları tarafından, 26 Ekim 2011 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Turgutlu Çal Dağı bölgesinde nikel madeni çıkarılması sırasında çevreye vereceği zararların araştırılması hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 7/12/2011 Çarşamba günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

VII.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Avustralya Hükûmeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/425) (S. Sayısı: 22)

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Finlandiya Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması ile Anlaşmaya İlişkin Protokol ve Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/434) (S. Sayısı: 24)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Su İhtiyacının Karşılanmasına İlişkin Hükûmetlerarası Çerçeve Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu 1/446) (S. Sayısı: 26)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ve Rusya Federasyonu Hükûmeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/465) (S. Sayısı: 29)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında İkili Ticari ve Ekonomik İşbirliğinin Geliştirilmesi ve Derinleştirilmesine İlişkin Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/451) (S. Sayısı: 48)

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Senegal Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/435) (S. Sayısı: 38)

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşma ile 22 Ekim 2009 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşmaya Değişiklikler Getirilmesi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/440) (S. Sayısı: 32)

8.- Türkiye Cumhuriyeti ile Irak Cumhuriyeti Arasında Terörle Mücadele Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/379) (S. Sayısı: 3)

IX.- AÇIKLAMALAR

1.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a acil şifalar dilediğine ve Diyarbakır Araştırma ve Eğitim Hastanesinde yatan hastaların, refakatçilerinin ve sağlık personelinin sorunlarının giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, CHP’ye oy veren vatandaşa “hain” dediği iddia edilen AK PARTİ İlçe Başkanı ile haberin yayımlandığı gazete hakkında bir işlem yapılıp yapılmayacağına ilişkin açıklaması

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, partisine sataşması nedeniyle konuşması

XI.- OYLAMALAR

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Avustralya Hükûmeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Finlandiya Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması ile Anlaşmaya İlişkin Protokol ve Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

3.-  Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ve Rusya Federasyonu Hükûmeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Senegal Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

7 Aralık 2011 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati:14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Mustafa HAMARAT (Ordu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşimini açıyorum.

 

                                           III.- Y O K L A M A

 

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Beş dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Kastamonu ilinin sorunları hakkında söz isteyen Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’a aittir.

Buyurun Sayın Çınar. (MHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu ilinde yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

 

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; Kastamonu’nun sorunlarıyla alakalı gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, Kastamonu ili Batı Karadeniz Bölgesi’nde yer alan, merkez ilçeyle beraber 20 tane ilçeye sahip, 1.070 köyü bulunan, 2.620 yerleşime sahip bir ilimizdir.

Kastamonu’nun tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Kastamonu ilinin, bölge itibarıyla yüzde 75’e varan kısmı ormanlarla ve dağlarla kaplıdır.

Kastamonu ili, beylik düzeyinde olan bir ilimizdir ama maalesef, geçmişinden bugününe kadar Türk siyasi yaşantısında hak ettiği yeri hiçbir zaman bulamamıştır.

Saygıdeğer milletvekilleri, Kastamonu ilinin sorunları beş dakikalık süre içerisinde saymakla bitmeyecektir ama bölge insanımıza baktığımız zaman bölgemizin büyük çoğunluğu tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır.

20 tane ilçeye sahip ilimiz 1.070 köyüyle devletin hizmetlerine her zaman talip olmuş bir ilimizdir. Millî Mücadelede üzerine düşeni fazlasıyla yapmış, en fazla şehidi veren iller arasında yer almıştır. Bu yüzden, İnebolu ilçesine Kurtuluş Savaşı’nın nişanesi İstiklal Madalyası takdim edilmiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, yaklaşık dokuz yıldır ülkemizi tek başına yönetmekte olan Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı Kastamonu’dan da gerekli desteği almıştır ama maalesef, bu iktidar sürecinde yeterince Kastamonu’nun sorunlarına eğilim gösterilmemiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, özelleştirme kapsamı içerisinde, varlık yöntemiyle özelleştirilme yapılmış yakın bir tarih içerisinde ve buradan da Kastamonu Şeker Fabrikasının özelleştirilmesi gerçekleştirilmiştir.

Kastamonu Şeker Fabrikası, 12 bin çiftçinin, ekicinin bulunduğu bir kuruluştur. Bölge insanımıza ciddi manada destek sağlamaktadır. 100 bin ton küspe üretimi yapılmaktadır. Yine aynı şekilde, bölgemizin en büyük katma değeri nakliyecilik sisteminin içerisinde de en fazla katkıyı sağlayan kuruluşlarımızdan bir tanesidir.

Bu fabrikamız varlık sistemiyle maalesef özelleştirmeye alınmıştır. Fabrikamızın yıllık üretim kapasitesi 340 bin ton civarındadır. Bölgemizde üretilen 40 bin ton civarındaki şeker yine nakliyecilerimiz vasıtasıyla taşınmaktadır.

Sadece özelleştirme şartnamesinin içerisinde kotaların işletilmesi süreci vardır. Kastamonu halkının endişesi, bu kotaların işletilmesinin başka yerlerde değerlendirilip, fabrikanın yakın bir tarihte, maalesef Kastamonu’nda kapatılma endişesini yaşamaktır. Bölge üreticimiz, hayvancılıkla uğraşan insanımız bu konuda ciddi manada bir endişe yaşamaktadır ve Hükûmet bakanlık kuruluşlarının özellikle bölgemizdeki yaşanan bu olaydan duyduğu rahatsızlığı rahatlatacak bir şekilde gündeme getirmesidir.

Kastamonu ilinin yüzde 75’ine varan kısmı ormanlık bir arazidir. Ülkemiz kişi başına düşen millî gelir itibarıyla da orman ürünlerinden ciddi manada pay almaktadır. Ama maalesef son zamanlarda uygulanan dikili kesim vasıtasıyla da bölge ormanlık arazilerinde bulunan orman köylülerimiz de geçimini temin ettiği bu işletmelerden yeterince desteği alamamaktadır. Şu anda orman köylümüzün tamamen üretim kapasitesi, geçmişlerde beslendiği ana kaynağı, maalesef müteahhit firmalara teslim edilmiş durumdadır.

Saygıdeğer milletvekilleri, özellikle dokuz yıldır tek başına iktidar olan bu anlayışın Kastamonu’yu tekrardan gözetimi altına alması, göçün sebep olduğu 1980’li yıllarda 5 milletvekiliyle temsil edilen Kastamonu ilinin bugün itibarıyla 3 milletvekiline düşmesinin hesabını soracak ve yakın tarihte, mutlak surette Kastamonu halkı gereken cevabı verecektir.

Bu duygu ve düşüncelerle, iktidarın, “ustalık dönemi” diye arz ettiği bu dönemde gerekli ehemmiyeti vererek Kastamonu’nun sorunlarını gündeme alması duygusuyla yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çınar.

Gündem dışı ikinci söz muharrem ayı hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’e aittir.

Buyurun Sayın Özkes. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, içinde bulunduğumuz muharrem ayına ilişkin gündem dışı konuşması

 

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; muharrem ayının içindeyiz. Aşure mateminin 1372’nci yılındayız. Kerbelâ’da Hazreti Hüseyin ya Yezid’e biat edip onun halifeliğini kabul etmek ya da ölmek arasında bırakılmıştır. Yani Yezid, Hazreti Hüseyin’den ya biat ya da baş istemiştir. Hazreti Hüseyin, Yezid gibi melun birine biat etmektense, ölmeyi yeğlemiştir.

Hazreti Hüseyin, haksızlığa karşı dik duruşun simgesidir. Hakka ayna olmak için şehit olmuştur. Tüm zayıf ve savunmasızların sembolüdür. En zor anında bile “Üzerinde kul hakkı bulunanlar benim yanımda çarpışmasın.” demiştir.

Hazreti Hüseyin muharrem ayının 10’uncu günü hunharca şehit edilmiştir. Cesedinde yüzlerce ok yarasından başka, 33 mızrak, 34 de kılıç darbesi vardı. Kerbelâ’da, çocuklar bile oklarla ve kılıçlarla öldürülmüştür. Hazreti Hüseyin dâhil, şehit edilen 72 kişinin başı kesilmiştir. Bu vahşet, organizeli olarak iktidarın muhalefete hayat hakkı tanımamasıdır. Hazreti Ali evladı planlı olarak imha edilmiştir. Yezid elindeki değnekle Hazreti Hüseyin’in dişlerini itmiş ve “Hüseyin kendisinin benden üstün olduğunu, babası Ali’nin de babam Muaviye’den üstün olduğunu iddia ediyordu, Allah bizim onlardan daha üstün olduğumuzu gösterdi.” demiştir. İktidar hırsı için yüce Allah’ı kullanmayı kural hâline getiren Yezid, Hazreti Zeyneb’e “Allah’ın, senin ehlibeytini ne hâle getirdiğini görüyor musun? Onları Allah öldürdü.” demiştir.

Emeviler, halkın idarecilere itaat etmekle dinen yükümlü olduklarını anlatıyorlar, icraatları nedeniyle yöneticilere günah yazılmayacağını ve ahirette yargılanmayacağını inanç olarak yayıyorlardı. Böylece Allah, kitap, hilafet adına adam öldürmeyi meşrulaştırdılar. Emeviler, Kerbelâ hadisesini Allah’ın yaptığını söylüyorlardı, iktidarı Hak, karşıtlarını ise din dışı ilan ediyorlardı. Din ile bağdaşmayan icraatlarını Allah’ın takdiri olarak gösterip bunun faturasını da Allah’a kesme düşüncesi iktidarın belli başlı din politikasıydı.

Dindarlık adına Yezid’in vahşetlerine sessiz kalanlar, haksızlık karşısında susanlar dilsiz şeytandırlar. Hazreti Hüseyin ve yanındakileri Kerbelâ’da hunharca şehit ettiren “Harre olayı” diye bilinen peygamber şehri Medine’yi yağmalatıp, yüzlerce sahabeyi öldürtüp kadınların ırzlarına geçirten, Mekke’de Kâbe’yi yıktıran ve yaktıran Yezid, Müslümanlık şöyle dursun insan bile değildi. Yezid saltanat düşkünü, servet avcısı ve sultacıdır. Dini, Allah’ı, peygamberi ve Kur'an’ı iktidar için kullananlar, zulümlerini Allah ve din adına yasal gösterenler, halkı bin bir çeşit sindirme yöntemleriyle korkutanlar, muhalifleri her türlü bertaraf etme yolunu bulanlar Yezid zihniyetindendirler. (CHP sıralarından alkışlar) Muhalif olanları hizaya getirme, terbiye etme, imha etme, karalama, bertaraf etme yöntemleri günümüzde yok mudur? Kerbelâ faciası, iktidar hırsının neler yaptırabileceğinin en acı örneğidir. Dileğimiz odur ki, Sivas katliamı, Kahramanmaraş ve Çorum olayları gibi vahşetler bir daha olmaz, yeni Kerbelâlar yaşanmaz. İşte bu nedenle, Sünni-Alevi, Türk-Kürt, Abaza-Çerkez, Laz-Gürcü, Boşnak-Arap, istisnasız her yurttaşımız zarar görmesin istiyoruz. Sünni’siyle, Alevi’siyle fitne tohumları eken Yezid özentilerine prim vermemeliyiz. (CHP sıralarından alkışlar)

Kerbelâ vahşeti bin dört yüz yıldır tüm Müslümanların kalbini dağlayan bir acı, kapanmayan bir yara olmuştur. Kerbelâ, sadece bir kesimin matemi değil, Müslüman olan, insan olan herkesin matemidir; haksızlık karşısında susmayanların, hak ve hakkaniyete ayna olanların, dinin saltanata çevrilmesine karşı duranların matemidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İHSAN ÖZKES (Devamla) – Bu vesileyle, şehitlerin efendisi İmam Hazreti Hüseyin ve onunla Kerbelâ’da şehit olanlar başta olmak üzere, tüm şehitlerimizi rahmetle ve minnetle yâd ediyorum.

Saygılarımla, teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özkes.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, İç Tüzük 62’ye göre görüşmeleri sürdürmeniz mümkün değildir, Hükûmet adına hiçbir temsilci yoktur.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır efendim, Hükûmetle alakası yok bu işlerin.

BAŞKAN – Hükûmetin meselesi doğru.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ara vermeniz gerekir.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum sayın milletvekilleri.

                                                                               Kapanma Saati : 14.19

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati:14.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Tanju ÖZCAN (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, gündem dışı konuşmalarda, İç Tüzük’ün 62’nci maddesine göre hükûmetin bulunması zorunlu değildir; ancak, Hükûmet, İç Tüzük’ün 59’uncu maddesine göre konuşmalara cevap verebilir. İç Tüzük’ün 62’nci maddesi hükmü gündeme geçtikten sonra uygulanmaktadır.

Şimdi, gündem dışı üçüncü söz, dış politikadaki gelişmelerin Türkiye’ye yansımaları hakkında söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’a aittir.

Buyurun Sayın Tan. (BDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim, yani 62’nci maddeye göre “Hükûmetin bulunması zorunluluğu yoktur.” diye de bir hüküm yok ki!

BAŞKAN – Sayın Tan’a söz verdim efendim, Sayın Tan’ın konuşması bitsin.

Buyurun Sayın Tan.

3.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, dış politikadaki gelişmelerin Türkiye’ye yansımalarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum, esselamu aleyküm.

Sevgili arkadaşlar, bugün dış politika üzerine konuşacağım. Son dönemlerde Hükûmetimiz bütün bir Orta Doğu’da çok aktif bir çalışma ve ilgi içerisinde. Tabii ki bu, büyümekte olan, tarihî geçmişi olan, kültürel bir geçmişi olan, dinamikleri olan bir ülke için sevindirici bir şey; bu hepimizi memnun eder, Türkiye ne kadar etkili olursa, ne kadar müdahil olabilirse bunlar sevindirici şeyler. Ancak şunu söylüyorum: Bugün bütün bir Orta Doğu, bütün bir Kuzey Afrika, bütün bir bölge yeniden dizayn ediliyor; ekonomik olarak, kültürel olarak, siyasi olarak yeni bir yapılanma söz konusu. Acaba Hükûmetimizin, iktidarımızın ve topyekûn devletimizin bu konuda bir projesi var mı? Bu sorunların çözümüyle ilgili bir master plan yapıldı mı? Yapıldıysa bu konuda neden bizlere bir bilgi verilmiyor, başta Türkiye Büyük Millet Meclis olmak üzere neden kamuoyu bilgilendirilmiyor? Bugün Orta Doğu’da yüzlerce yıl geriye, hatta bir kısmı bin, 1400, 2000 yıl geriye kadar dayanan dinî, mezhebî, etnik ve ekonomik problemler var, sorunlar var. Mezhebî sorunlar Irak’ta, Suriye’de ve diğer bölgelerde can yakıcı, can alıcı bir noktada. Tüm bu konular çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni Orta Doğu projesi nedir? Sayın Dışişleri Bakanı 62 sefer sadece Suriye’ye gittiğini söylüyor. Peki, bu proje çerçevesinde siz Hama katliamıyla ilgili, on binlerce Müslüman’ın havadan bombalanarak öldürülmeleriyle ilgili bir girişimde, bir mütalaada, bir müzakerede bulundunuz mu? Suriye’de hâlâ kimlik cüzdanları ve vatandaşlık hakları bile olmayan Kürtlerle ilgili bir girişiminiz oldu mu? Olduysa neden bu son üç ayda bu işler bu kadar karmakarışık oldu? Bundan evvel hiçbir açıklama ve beyanatta bulunmadınız. Kısaca şunu söylemek istiyorum: Kendiniz adına mı Orta Doğu’da varsınız yoksa uluslararası güçler adına dün “Libya’da NATO’nun ne işi var?” dedikten on gün sonra gemilerinizi Libya’ya yolladığınız gibi bir başka rol içinde misiniz? Eğer böyle bir durum varsa bu bizi gerçekten üzer.

İkincisi: Orta Doğu’nun çok karmaşık, etnik, dinî, mezhebî ve ekonomik sorunlarına müdahale ederken kendi ülkenizle ilgili, Türkiye’yle ilgili projeniz ne? Ziya Paşa’nın çok meşhur bir sözü var: “Onlar ki laf ile verir dünyaya nizamat/Bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde.” Biz kendi hanemizdeki, Türkiye’deki ayıpları düzeltebildik mi, çözebildik mi?

Bir diğer konu: Orta Doğu’da bu çalışmaları yaparken Sayın Başbakan laiklik propagandası yaptı. Türkiye Cumhuriyeti de laik ve demokratik bir hukuk devleti olarak tarif ediliyor. Bunda yadırganacak bir şey yok. Ama yıllarca “Tekbir, Allahuekber!” diye siyaset sahnesinde boy göstereceksiniz, siyasete gireceksiniz, ondan sonra da, Kemalistlerin anlatamadığı, Baas Partisinin anlatamadığı, Cemal Abdülnasır’ın anlatamadığı laikliği anlatacaksınız! Peki, Türkiye’de dinin hâlâ devletin kontrolünde olduğunu, cemevlerinin açık olmadığını, Şafii mezhebiyle ilgili bir çalışmanın Diyanette yapılmadığını, yapılamadığını ve hâlâ orduevlerinde Sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakan da dâhil örtülü eşleriyle bir çay bile içilemediğini de Orta Doğu’da söylediniz mi?

Sevgili arkadaşlar, bu projeleri doğru düzgün, ciddi bir şekilde düşünmek lazım. Fransız jakobenliği mi, Anglosakson laikliği mi, Müslüman demokratlık mı, bütün bunların dört dörtlük bir proje içerisinde değerlendirilmesi lazım ve ondan sonra dünyaya örnek olacak, Türkiye’yi büyütecek, bölgesel bir güç hâline getirecek projelerin peşinde olmak lazım. Bunun için de önce demokratik bir Türkiye projesinin dört dörtlük ortaya konulması lazım; cemevlerinin açılmasından tutun Diyanetin yeniden yapılandırılmasından tutun, Şafii mezhebinin Diyanet bünyesinde Alevilikle beraber anlatılmasından ve uygulamalarından tutun, Kürt meselesinin çözümüne kadar bir demokratik projenizin olması lazım. Bu çerçevedeki bütün gelişmeler olumlu olur ama yoksa hiçbir anlamı yok.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tan.

Gündeme geçiyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, siz biraz önce dediniz ki: “Gündem dışı konuşmalarla ilgili Hükûmetin bulunması gerekmez.” Bu yanlış bir düşünce. Neden? Çünkü 62’nci maddede şunu der, aynen okuyorum: “Her görüşmenin başından sonuna kadar.” der. Dolayısıyla…

BAŞKAN – Sayın Tanal, işte orada kastedilen “Her görüşme.” gündeme geçtikten sonra.

Teşekkür ediyorum Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama bakın, onunla ilgili 59’uncu madde var Değerli Başkanım.

BAŞKAN – Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 59’uncu maddede yani burada “İstisnadır.” şeklinde bir olay yok.

BAŞKAN – Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır; ayrı ayrı okutuyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani, sizin bu şekildeki bir tavrınız yeni bir tüzük ihdasıdır. Bu Tüzük’ün de ihlalidir. Sizden istirhamım bu tür uygulamanın yerleşmemesi. Hukuka aykırı olur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, enerji sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/80)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Enerji alanında yaşanan sorunların tespiti ve alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98, İçtüzüğün 104 ve 105'inci Maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

                                                                               Hasip Kaplan

                                                                               Grup Başkanvekili

Gerekçe

Coğrafi stratejik konumunun Türkiye'yi pek çok açıdan önemli kılıyor. Dünyanın merkezinde, oldukça zengin kaynaklara sahip olması da stratejik konumunu arttırıyor. "Avrupa Enerji Güvenliğinde Türkiye'nin Rolü" yadsınamaz.

Türkiye'nin bu konumunun Dış Politikası'nda kullanılabilecek bir imkân yarattığı, Türkiye'nin yararına kullanılmasının olanaklı olduğu biliniyor. AB'nin neden Türkiye'den vazgeçemediğinin, aslında AB'nin gelecekteki politikalarını düşündüğünün bir kanıtıdır.

Türkiye, çevre ülkeler açısından da hayatidir. AB için bu önem, 'güvenilir bir sınır' - 'tehlikeli çanlarının çaldığı bir kapı'; İran için 'güvenilir bir yol ve dost' - 'kapalı bir dış politika; Rusya için 'potansiyeli yüksek bir pazar' - 'kaçırılan fırsatlar' arasında gidip gelirken Arap Dünyası için ise alternatifsiz bir güzergâhtır.

Türkiye, enerji koridorluğunu nasıl olumlu kullanabilir. Bu öncelikle Türkiye'nin enerji işbirlikleri konusunda stratejik bir plan geliştirilmesi yeni bir dış politika geliştirmesi zorunludur

21. yüzyılda Kafkaslar ve Ortadoğu da enerji koridorunun anahtarı Türkiye'dir. Burada yaşayan halklarla olan tarihi etnik ve kültürel bağlar nedeniyle istikrar sağlayacak bir ülkedir. Petrol okyanusları çevrili bir ada olmasına rağmen; enerjide dışa bağımlı, öz kaynaklarını kullanamayan, “kaynak enerji" yerine hala "geçiş enerjisine" odaklanmış durumda.

Enerjide dışa bağımlılık oranının % 73, yerli üretimin ise % 27 olduğu Türkiye'de yerli, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelim kamuoyunda tam da yankı bulmuş ve Sayıştay Raporlarında bile "nükleer enerji en pahalı yatırım" olarak tanımlanırken, "nükleer santraller" uluslararası lobilerin etkisiyle dışa bağımlı nükleer santral yatırımlarına yol açılmak istenmektedir.

Oysa nükleer santrallerin yatırım maliyetleri, alternatif enerji kaynaklarına göre daha yüksektir. Dünya birincil enerji tüketiminde nükleer enerjinin payı % 6, dünya elektrik üretimindeki payı da 2007 itibarıyla % 15'tir ve bu oranın gerilemesi beklenmektedir. Dolayısıyla bugün başlansa bile en erken 2015 yılından itibaren devreye girebilecek nükleer santral yatırımları, gerçekte dünyada işsiz kalan nükleer lobilerin kâr hırslarına dayalı olarak yaratılan baskılanmayla nükleer santrallere, yeni doğal gaz santrallerine ve özel sektörün elektrik üretimine ilave teşvikler verilmesine dayanak oluşturulmaya çalışılmaktadır.

1990 yılından başlayarak I. Körfez Harekâtı ve son yıllardaki Afganistan, Irak işgallerinin enerji için olduğu genel kanı olarak kabul edildi. Bir ülkenin ayakta kalabilmesi için gereken en önemli unsurlardan biri enerjidir. Fabrikaların çalışmasından evlerde ocakların yanmasına, ulaşımın sağlanabilmesinden iletişime, kısacası hayatın sürebilmesi için gerekli her şey enerjiye bağlıdır.

Enerji sorunu bir ülkenin bütün fonksiyonlarını olumsuz biçimde etkileyebilir. Bir ülkenin milli güvenliği ve refahı o ülkenin enerji gücü ile ölçülebilir. Enerji olmadan bir ülkenin kendini savunabilmesi imkânsızdır. Ülkemiz şu an özellikle petrol ve doğal gaz gibi temel enerji kaynakları itibarıyla dış kaynaklara bağımlıdır. Ülkelerin savunma, savunma sanayi ve enerji kaynakları kendi ulusal güçlerince keşif ve idare edilebildiği nispette, o ülkenin güvence ve konforu gelecek nesilleri için daha sürdürülebilir ve umut verici olur.

Bilimin bu sorunlarla ilgili önerdiği çözümleri siyasetin dikkate alması gerekir. Ülkede üretimle, güvenlikle, sağlıkla, uygarlıkla, çevreyle, ekolojik dengeyle, kültürel varlıklarla bir bütün olarak bakmak gerekiyor.

Enerji açığı var diye, Hasankeyf’i sular altında bırakmak, termik ve nükleer santralleri devreye koymak, Munzur vadisini, Ege'yi, Karadeniz’i, Akdeniz’i, güzellikleri heder etmek kabul edilemez. Bu nedenlerle;

Bir Meclis Araştırması açılması ve Araştırma Komisyonu kurulması yararlı olacaktır.

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 22 milletvekilinin, ataması yapılmayan öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/81)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

“Ataması yapılmayan öğretmenlerin yaşadığı sorunların araştırılarak alınacak ünlemlerin belirlenmesi” amacıyla Anayasamızın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğünün 104 üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini saygılarımızla arz ederiz. 06.10.2011

Gerekçe:

Bilindiği gibi, 2011 Genel Seçimleri öncesinde zamanın Milli Eğitim Bakanı tarafından bu yıl için 55.000 yeni öğretmen ataması yapılacağı açıklanarak 300.000 dolayında atama bekleyen öğretmen adayının oylarının büyük ölçüde AKP’ye yönelmesi sağlanmıştır. Ancak, seçimlerden sonra toplumun diğer kesimlerinde de olduğu gibi verilen bu söz unutularak ancak 11.000 dolayında öğretmenin ataması yapılabilmiştir. Bu gerçek, 2011-2012 eğitim öğretim yılı açılışında Sayın Bakan Ömer Dinçer tarafından dile getirilerek söz verildiği halde Maliye Bakanlığı tarafından izin verilmediği gerekçesiyle kullanılamayan 44.000 dolayındaki kadro için öğretmen adaylarından özür dilenmiştir. Sayın Bakanın bu davranışı bir erdemlilik örneği olmakla birlikte sorunun çözümüne bir katkısı bulunmamaktadır. Atama bekleyen yüz binlerce öğretmen adayı, T.C. Devletinin Milli Eğitim Bakanı tarafından seçimler öncesinde kendilerine verilmiş sözün tutulmasını beklemektedir.

Üniversite mezunu diğer gençlerimizde de olduğu gibi, öğretmenlik diploması veya formasyon sertifikası olduğu halde Hükümet tarafından yeterli kadro tahsis edilmediği için yıllarca atama bekleyen öğretmenlere her geçen gün yenileri eklenmekte ve sorun daha da büyümektedir. AKP iktidara gelmeden önce Sayın Başbakan tarafından, iktidara geldikten sonra ise Sayın Bakanlar tarafından verilen sözlerin hiçbiri yerine getirilmemiştir.

Sayın Başbakan’ın dokuz yıl önce meydanlarda verdiği sözler, üniversite mezunu yüz binlerce gencimizin oyları alındıktan sonra iktidara gelir gelmez unutulmuştur. Örneğin, Sayın Başbakan’ın 2002 yılında İzmit mitinginde söylediği; "... Şu sisteme bakın hele ülkede 72.000 öğretmen açığı var. Sen sınavla öğretmen seçiyorsun, hangi akla hizmet ediyorsunuz. Bırak da öğretmenlerimiz okul seçsin göreve başlasın, önüne neden engel koyuyorsunuz! İnşallah biz hükûmetimizi kurduğumuzda bütün öğretmenleri göreve başlatacağız ve öncelikli olarak eğitim sorununu çözeceğiz."; aynı yıl Samsun mitinginde söylediği "Buradan sözüm tüm genç öğretmen adaylarına; siz merak etmeyin biz geldiğimizde üniversiteyi bitirdiğinizde 'Ne yapacağım, sınavı ya kazanamazsam' korkun olmayacak, çünkü sınav olmayacak."; Gaziantep mitinginde söylediği; "... Ama bakın ki işe bunlar bir de sınavla öğretmen alıyor. O zaman niye okutuyorsun bu öğrencileri yazık değil mi?! Öğretmen almıyorum de. Bu evlatlarım okumasın boşuna. Ama biz iktidar olunca inşallah boşta öğretmen adayı olmayacak."; İstanbul mitinginde söylediği, "... Birçok gencimiz, özellikle öğretmen adaylarımız işsiz kaldı. Ülkede eğitim çökmüş, köy okulları kapanmış, merkezdeki okullar bile öğretmen diye can çekişiyorken sen sınavla öğretmen seçmeye kalkıyorsun. Bıraksana genç öğretmenlerimiz gitsin çalışsın. O kadar sene beklet sonra al, adamda artık heves kalır mı, öğretmenlik yapabilir mi? Ama inşallah biz iktidar olunca öğretmenler okulun bittiği gün hazırlıklarını yapacak, ertesi gün görev aşkıyla okuluna gidecek, hiç merak etmeyin." sözlerinden hiçbiri bugüne kadar uygulamaya geçirilememiştir.

Dokuz yıldır ülkeyi tek başına yöneten AKP iktidarının; bizzat Sayın Başbakan tarafından verilen tüm bu sözlere rağmen bu sorunu çözemediği gibi, atama bekleyen öğretmen sayısını 60.000'den 300.000 dolayına yükseltmiş olması, uyguladığı politikanın yanlış bir politika olduğunun en önemli göstergesi olmuştur. Ülkemiz genelinde 200.000 dolayında öğretmen açığı varken, her yıl bu açığın ve atanamayan öğretmen sayısının birlikte artıyor olması çok önemli bir çelişkidir. Öğretmen adayları her gün maddi ve manevi sorunlar yaşarken, verilen sözlere rağmen atamalarının yapılmaması, AKP'nin üniversite mezunlarını da "kula kul etme" anlayışının bir sonucudur.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, ataması yapılmayan öğretmenlerin yaşadıkları sorunlarının araştırılarak alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla "Meclis Araştırması açılması" gerekli görülmektedir.

1)        Alim Işık                                                                      (Kütahya)

2)        Mehmet Şandır                                                         (Mersin)

3)        Oktay Vural                                                                (İzmir)

4)        Ali Öz                                                                          (Mersin)

5)        Sinan Oğan                                                               (Iğdır)

6)        Oktay Öztürk                                                              (Erzurum)

7)        Koray Aydın                                                               (Trabzon)

8)        Kemalettin Yılmaz              (Afyonkarahisar)

9)        Bülent Belen                                                              (Tekirdağ)

10)     Ali Halaman                                                              (Adana)

11)     Mehmet Erdoğan                (Muğla)

12)     Celal Adan                                                                 (İstanbul)

13)     Enver Erdem                                                             (Elazığ)

14)     Mesut Dedeoğlu                 (Kahramanmaraş)

15)     Özcan Yeniçeri                                                          (Ankara)

16)     Adnan Şefik Çirkin             (Hatay)

17)     Emin Çınar                                                                (Kastamonu)

18)     Durmuşali Torlak                (İstanbul)

19)     Zühal Topçu                                                              (Ankara)

20)     Murat Başesgioğlu             (İstanbul)

21)     Ahmet Duran Bulut             (Balıkesir)

22)     Süleyman Nevzat Korkmaz                                   (Isparta)

23)     Emin Haluk Ayhan                                                   (Denizli)

 

3.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 21 milletvekilinin, esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/82)

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Anayasamızın 173'üncü maddesinde "Devlet esnaf ve sanatkârı koruyucu ve destekleyici tedbirleri alır" hükmü bulunmasına rağmen, esnaf ve sanatkârlarımızın yeterli destek ve koruyucu tedbirden yararlandırıldığını söylemek olanaksızdır. Beş yüze yakın meslek dalında iki milyonu aşkın esnaf ve sanatkâr, özellikle son on yıl içinde büyük oranda sermaye, gelir ve çalışma alanı kaybetmiştir.

Yaşanan haksız rekabet esnafı vergi veremez, prim ve borçlarını ödeyemez hale getirmiştir. Zamanında önlem alınmadığı için bu sorunlar kronikleşmiş, birçok esnaf ve sanatkârımız borç içinde yaşamak zorunda bırakılmıştır. Pek çok küçük esnaf ve sanatkârımız karşılıksız çek, protestolu senet ve geri ödenemeyen kredi nedeniyle zor durumda kalmıştır. Bu konuda şikâyetlerini dile getiren esnaf kuruluşlarının etkinliğinin azaltılmak istendiği gözlenmektedir.

Bu nedenlerle esnaf ve sanatkârlarımızın yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunlarının saptanması ve alınacak tedbirlerin Yüce Meclisimizce belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci İç Tüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması saygılarımla arz ederim.

1) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                          (İstanbul)

2) Candan Yüceer                                                     (Tekirdağ)

3) Atilla Kart                                                            (Konya)

4) Erdal Aksünger                                                     (İzmir)

5) Kamer Genç                                                         (Tunceli)

6) İhsan Özkes                                                         (İstanbul)

7) Sinan Aydın Aygün                                               (Ankara)

8) Tufan Köse                                                          (Çorum)

9) Mehmet Şeker                                                      (Gaziantep)

10) Nurettin Demir                                                    (Muğla)

11) Mehmet Ali Ediboğlu                                           (Hatay)

12) Kazım Kurt                                                         (Eskişehir)

13) Salih Fırat                                                          (Adıyaman)

14) Aytuğ Atıcı                                                         (Mersin)

15) Ramazan Kerim Özkan                                        (Burdur)

16) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                    (İstanbul)

17) Ali Rıza Öztürk                                                   (Mersin)

18) Celal Dinçer                                                       (İstanbul)

19) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                                    (Kayseri)

20) Malik Ecder Özdemir                                           (Sivas)

21) Turgut Dibek                                                      (Kırklareli)

22) Kadir Gökmen Öğüt                                             (İstanbul)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Manisa Milletvekili Hasan Ören ve arkadaşları tarafından, 26 Ekim 2011 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Turgutlu Çal Dağı bölgesinde nikel madeni çıkarılması sırasında çevreye vereceği zararların araştırılması hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 7/12/2011 Çarşamba günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

                                                        

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 07.12.2011 Çarşamba günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                     Muharrem İnce

                                                                                                          Yalova

                                                                                                   Grup Başkanvekili

Öneri:

Manisa Milletvekili Hasan Ören ve arkadaşları tarafından, 26 Ekim 2011 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına “Turgutlu Çal Dağı bölgesinde nikel madeni çıkarılması sırasında çevreye vereceği zararların araştırılması” hakkında verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, (97 sıra nolu) Genel Kurul’un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 07.12.2011 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Hasan Ören, Manisa Milletvekili.

Buyurun Sayın Ören. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seçim bölgem Manisa’da önemli bir soruna ve yaşanacak çevre felaketlerine dikkat çekmek için Meclis araştırması önergem üzerinde söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, Çal Dağı Manisa’ya 28 kilometre, nüfusu 120 bin olan Turgutlu’ya 5 kilometre ve dünyanın yedi harikasından biri olarak belirlenen Gediz Nehri’ne de 500 metredir. Burada nikel madeni çıkarılmasıyla ilgili bir proje geliştirilmiştir. 2005 yılından bu yana, bu projenin Manisa bölgesine, Gediz havzasına zararlı olacağı düşüncesiyle kamuoyu aydınlatılmıştır. Birçok bilim adamı bu konuyla ilgili, bu proje burada uygulanır ise birinci sınıf tarım arazilerinin yok olacağını, çevrenin büyük bir felaketle karşı karşıya kalacağını ve ekonomik yönden de Türkiye’ye hiçbir şey kazandırmayacağını defalarca söylemesine rağmen proje sanki bir siyasi destekli devam etmektedir. Bununla ilgili Çal Dağı’nda nikel arama yöntemi dünyanın hiçbir yerinde uygulanmayan açık liç usulüyle yapılmak istenmektedir. Defalarca şirketin yöneticileriyle görüşmemize rağmen, açık liç usulüyle dünyanın hiçbir yerinde maden araştırmasının, nikel madeninin çıkarılmasının mümkün olmadığını, eğer bir örneği var ise bizi de oraya götürmelerini veya biz kendimiz nerede var ise oraya gidip araştırma yapmamız gerektiğini söylememize rağmen ne yazık ki dünyanın hiçbir ülkesi açık liç usulüyle nikel madeni çıkarmaya izin vermemiştir.

Açık liç usulüyle nikel madeni çıkarmak ne demektir? Kayalar dağdan inecek, kırılacak, istif hâline getirilecek, üzerine damlama sulamayla sülfürik asit akıtılacak, sülfürik asidin akımıyla beraber on sekiz ay sürecek olan devridaimle nikel madeni çıkarılacak.

Değerli arkadaşlarım, üç yönüyle konuyu ele almak istiyorum. Burada birincisi çevre, ikincisi Türkiye'nin yüzde 7 birinci sınıf toprağa sahip olan bir ülkenin bulunduğu Gediz havzası, üçüncüsü ise ekonomiyle ilgili bölümü. Eğer ülkenin madenlerinin çıkarılması ülkeye kâr ve menfaat sağlıyor ise tabii ki bu madenler çıkmalıdır ama buradan çıkacak maden ülkenin değerlerini alıp götürüyor ise, birinci sınıf topraklarını yok edecek ise bu maliyetin kâr-zarar hesapları analiz edilmelidir. Bu maden orada çalışmaya başlar ise 250 bin yirmi ile otuz yaş arası ağaç kesilecektir, bu maden orada çalışmaya başlar ise on ila on beş yaşında 1,5 milyon ağaç kesilecektir, bir çevre katliamı yapılacaktır. Bazen şöyle “Evet, çevre katliamı olur, ağaç yerine dikilir ama ülkenin de madene ihtiyacı olduğu için bu madenleri de çıkarmak zorunda kalabiliriz.” diye düşünmek de gereklidir ama bunun ekonomik boyutuna bakmak gerekli. Burada on beş yıl içerisinde 18 milyon ton sülfürik asit kullanılacak, 800 bin kamyon toprak aşağıya indirilecek ve 18 milyon tonluk sülfürik asit bu topraktan geçirilecek. Bunu da bir kenara bırakalım, Gediz havzasında bulunan birinci sınıf toprakların hepsi çoraklaşacak.

Bosphorus adı altında başlayan bu maden, Sardes Nikel’le devam etmiştir ve birçok ülkeden de bu işlemi yapmak için talepleri olmuş, başlamışlar ve kovulmuşlardır. Arnavutluk’ta ruhsat almışlar, Arnavutluk’ta bu işi yapmak ister iken oradan kovulmuşlar. Sırbistan’da açık liç usulüyle nikel madeni çıkarmak istemişler, oradan da kovulmuşlar. Papua Yeni Gine’de bir fırsatını bulmuşlar, bu madeni işletmişler, ama çok kısa bir sürede bütün köylülerle mahkemelik olmuşlar, nehirlerde yaşayan balıkların hepsi ölmüş ve orada yine bunlar, şirketi farklı kişilere devrederek bu işten sıyrılmışlar ve orada o şirketin sahibi gibi görünen ve üzerinde hiçbir mal varlığı bulunmayan insanlar mahkemelerde devam ediyorlar.

Değerli arkadaşlarım, Sardes Nikel Madeni Şirketinin raporuna göre, on beş yılda çıkacak madenden elde edilecek gelir 5 milyar dolar ile 6 milyar dolardır. Raporda yazan 6 milyar ve 5 milyar dolarlık rakamın Türkiye’ye sadece 900 milyon doları kalacaktır. Bu topraklara baktığınızda Gediz havzasındaki topraklar şu an yılda 3 milyar dolarlık ürün vermektedir. Geçenlerde bütçe konuşmasında Enerji Bakanı Taner Bey’in bir cümlesi vardı, hoşuma giden bir cümleydi, demişti ki: “Biz madenleri ve toprakları değerlendirir iken eğer toprağın üzeri altından daha değerliyse toprağın üzerini düşünürüz; toprağın altı üzerinden daha değerliyse toprağın altını düşünürüz. “

Rakamları verdim: On beş yılda milyonlarca ton sülfürik asit, on beş yılda ağaç katliamı; on beş yıl içerisinde dünyanın birinci sınıf toprakları olan Gediz havzası yok olacak. Bize kalacak miktar on beş yıl sonunda 900 milyon dolar ama bu topraklar her yıl 3 milyar dolar bize ürün veriyor; bu 3 milyar dolar ürünün de yüzde 80’i ihracat yani hepimizin söylediği gibi yüzde yüz yerli olan, yüzde yüz katma değer koyan bu topraklardan gelirimiz bu. On beş yıla uyarladığınız zaman -her yıl 3 milyar dolar- 45 milyar dolarlık bir gelir elde edeceğiz.

Benim istirhamım şu, burada Manisa milletvekillerime sesleniyorum: Recai Berber bu konuda buraya gidip görmüştür, araştırma da yapmıştır. İkili konuşmalarımızda açık liç usulüyle buradan maden çıkarılmasının Ege’ye yapılacak, Manisa’ya yapılacak, Gediz havzasına yapılacak büyük bir zarar olduğunu söylemektedir. Bunun tartışması olmaz.

Araştırma komisyonu kurulmasını talep ediyoruz. Bu söylediklerim doğru değil ise rapor gelir; o işletme Türkiye’ye fayda sağlayacak ise, çıkacak madenin Türkiye’ye faydası var ise devam ederler çalışmaya ama gerçekten söylediklerim doğru ise, bu havzaya yarar getirmeyecek ise, bir avuç birinci sınıf toprağımız yok olacak ise, insanlarımız kanser tehlikesi ile karşı karşıya kalacak ise bunu dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Benim burada sizlerden bir istediğim var: Manisa milletvekillerimiz çıksın, bu madenle ilgili yararlı olup olmadığını söylesin. Bu kürsüden söylesin ki Manisa’daki insanlarımız da bunu duysun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Recai Bey söyleyecektir herhâlde!

HASAN ÖREN (Devamla) - Açık liç usulüyle dünyanın hiçbir tarafında, hiçbir ülke maden çıkarılmasına izin vermemektedir. Bunun siyasi bir polemiği yok. Bunun siyasetle ilgili bir tarafı yok.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Manisa milletvekillerine sataştınız Hasan Bey, söz alsınlar!

HASAN ÖREN (Devamla) – Manisa milletvekilleriyle biz anlaşıyoruz. Hepimiz oturuyoruz, konuşuyoruz. Bu, Manisa’nın önemli bir meselesi. Başka meselelerde farklı şekilde konuşabiliriz. Eğer biz, 10 milletvekili olarak buraya söz verip geldiysek, Manisa’nın değerleri, Manisa’nın çıkarı için birlik ve beraberliğimizi yürüteceğimizi söylediysek bununla ilgili ben AKP Grubunun Manisa milletvekillerinden araştırma önergemizle ilgili destek istiyorum. Eğer bizim araştırma önergemiz kabul edilmeyecekse Adalet ve Kalkınma Partisinin Manisa milletvekilleri Çal Dağı’ndaki nikel madeniyle ilgili bir araştırma önergesi versin, biz onları destekleyelim.

Değerli arkadaşlarım, konu önemlidir, konunun siyaseten kullanılacak bir tarafı yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN ÖREN (Devamla) - Eğer uygun görür iseniz bir araştırma komisyonuyla Çal Dağı’ndaki nikel madeni araştırılabilir ve sonuçlarını yine Parlamentoya getirir, hep beraber tartışırız.

Hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ören teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde söz isteyen Recai Berber, Manisa Milletvekili.

Buyurun Sayın Berber. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECAİ BERBER (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok Değerli Milletvekilimiz Hasan Ören Bey’in gündeme getirdiği Çal Dağı nikel madeniyle ilgili olarak bu konu bu Mecliste ilk defa görüşülmüyor. Geçen dönem, 23’üncü Dönem Milletvekili olarak da biz bunu -bazı milletvekili arkadaşlarımız da hatırlayacaklardır- gündeme getirdik ve tartışıldı.

Ben, tabii özellikle Turgutlulu olması hasebiyle Hasan Ören Bey’in kendi yöresindeki hassasiyeti özel bir hassasiyet olarak düşünmüyorum. Biz, Manisa’nın her köşesinde, sadece Manisa’nın değil, Türkiye'nin her köşesinde meydana gelebilecek olumsuzluklara karşı tabii ki el birliğiyle iş birliği yapabileceğimizi o zaman da söyledik.

Şimdi, değerli arkadaşlar, ben -kendileri tabii, detaya girmediler- şunu belirtmek istiyorum: Bu maden aşağı yukarı 2003 yılından beri, hatta benim hasbelkader demir çelik sektöründe de bir yönetim kurulu başkanlığım olduğu için o dönemde bu maden sahası Ereğli Demir Çelik Fabrikaları için de bir kaynak olabileceği düşüncesiyle bize gelmişti. Tabii, henüz Türkiye’de paslanmaz çelik üretimi olmadığı için bizim gündemimizde Ereğli Demir Çelikte o zaman nikel madenini değerlendirmek gibi bir husus yoktu. Tabii, bu maden sahası yabancıların elinde ruhsatı olan bir şirketti, daha doğrusu, yerli bir şirket ama yüzde 100’ü de yabancı sermayeli olan bir şirketti. Burada şunu belirtmek gerekir, yaklaşık 2004 yılından 2011 yılına kadar altı yedi yıllık bir geçmişi olan ve bu süreç içinde de burada uygulanacak olan çalışmaların her aşamasıyla ilgili olarak verilen izinlerin   -ÇED raporları dâhil, Orman Bakanlığının vermiş olduğu izinler dâhil- her aşaması ayrı ayrı idare mahkemesine ya yürütmeyi durdurma amacıyla dava açılmış ya da iptali amacıyla dava açılmış, ben burada hepsini tek tek sunabilirim. Bu davaların hepsi hem dava açanlara hem de temyizde de onanmak suretiyle reddedilmiş. Bunu şunun için belirtiyorum: Yani Türkiye’de özellikle nikel madeni başta olmak üzere -altında da biliyorsunuz Bergama’da aynı sorunları yaşamıştık- sülfürik asit kullanılması ya da başka birtakım malzemelerin kullanılması nedeniyle çevreye zararı olacağı endişesiyle bunlar gündeme getirildi ve bu gündeme getirenlerin haklı talepleri konusunda biz de yakından takipçisi olduk. Sadece, biraz önce söylediğim gibi, Hasan Bey değil, bölge milletvekilleri olarak hepimiz bunun yakın takipçisi olduk ancak burada özellikle Çevre Bakanlığımızın sadece değil, ÇED raporlarına dava açılması ve sonrasında Manisa İdare Mahkemesine açılan davada bilirkişi olarak değişik okullardan, özellikle Ege Üniversitesinden, burada isimlerini tek tek zikretmeyeceğim, maden yüksek mühendisi olan hocalarımızdan, profesörlerimizden oluşan bir bilirkişi heyeti tarafından incelenmiş bu proses ve bu inceleme sonucunda da bilirkişi raporunda, ÇED raporuna ilişkin olarak herhangi bir sakınca olmadığı belirtilmiş. Zaten yargının da bu konularda çok fazla detay bilmesi mümkün olmadığı için, özellikle üniversitelerimizden, hocalarımızdan bilirkişi olarak, teknik bir heyet olarak yararlandığını hep birlikte biliyoruz. Burada tabii, bu teknolojinin dünyanın başka yerinde kullanılıp kullanılmadığı konusunda…

HASAN ÖREN (Manisa) – Var bilginiz canım, “Yok.” dersen…

RECAİ BERBER (Devamla) - …şunu söylediler: Bu konuda dünyanın başka yerinde kullanıldığını, Çevre Bakanlığından ve ben tabii şirket yetkilileriyle bu konuları konuşmuyorum, onlar tabii ki “Var.” diyecekler, tabii ki “Dünyanın başka yerinde var.” diyecekler…

HASAN ÖREN (Manisa) – Recai Bey, olmadığını siz biliyorsunuz.

RECAİ BERBER (Devamla) - …ancak, Çevre Bakanlığından aldığımız bilgiyi söylüyorum ve bizzat da Çevre Bakanlığı uzmanları, yerinde incelemek suretiyle, yığın liçi yöntemiyle dünyanın başka yerlerinde de üretim yapıldığını bize gösterdiler, söylediler.

Şimdi, bunu ben şunun için söylüyorum: Tabii bu şu anlama gelmiyor yani sülfürik asit burada kullanıldığı takdirde, yığın liçi yöntemiyle kullanıldığı takdirde çevreye zararı sıfır olacak, hiç olmayacak. Bu konu benim uzmanlık alanım değil ancak biraz önce çok güzel bir alıntı yaptı Sayın Milletvekilimiz, özellikle madenlerden ve enerjiden sorumlu Bakanımız, Plan ve Bütçe Komisyonunda gerçekten bu sözü söyledi. Bu, tamamen teknik ve ekonomik bir olgudur, eğer yerin üstündeki değerleriniz yerin altındaki değerlerinizden daha kıymetliyse dünyanın hiçbir gücü, Türkiye’de, ne Hükûmete ne sizlere ne bizlere ne de idaremize o yerin üstündeki değeri yok etme imkânı da vermez, yetkisi de vermez ancak yer altındaki zenginlik…

HASAN ÖREN (Manisa) – Sizce Manisa’da hangisi daha değerli?

RECAİ BERBER (Devamla) - Bakın burada, Orman Bakanlığından… Şimdi, şunu da göz ardı etmeyelim, madenin çıkarılması ayrı bir iş, çünkü madenin nerede olduğuna biz karar vermiyoruz. Mesela, şu anda TTK, biliyorsunuz geçenlerde taş kömürüyle ilgili bir ihale yaptı, özel sektör maden çıkaracak. Nerede çıkaracak? Zonguldak şehrinin, şu andaki şehrin altında yani Zonguldak’taki Vilayet Konağı dâhil, şu andaki şehrin altında maden çıkaracak yani siz madeni “Ya burası çok uygun değil, alayım, götüreyim, başka yerde işleteyim, orada çıkarayım.” diyemiyorsunuz. İki yönü var…

HASAN ÖREN (Manisa) – Recai Bey, nikele gel, nikele! Manisa’ya gel, bırak Zonguldak’ı!

RECAİ BERBER (Devamla) – Hasan Bey, iki yönü var: Bir, burada ormandan alınan izinle madenin çıkarılması. Bu konuda, kesinlikle, başka yerlerde olduğu gibi, özellikle Orman Bakanlığımızın şu anda Orman ve Su Bakanlığımız olarak yaptığı çalışmaları herhâlde takdirle görüyoruz. Dünyanın hiçbir yerinde orman varlığı bu dönemdeki kadar artmadı. Bu dönemdeki kadar ağaçlandırma seferberliği yapılmadı. Burada madenin çıkarılması için feda edilecek ağacın 10 katından daha fazla bir ağaçlandırmayı hem bu madeni çıkaracak olan firma tekeffül ediyor, taahhüt ediyor hem de Orman ve Su Bakanlığımız bu konunun takipçisi.

Diğer konuya gelince, özellikle çıkarılan madenin… Değerli arkadaşlar, burada nikel oranı çok düşük olduğu için yani zaten yüzde 1’in üzerinde; 1,5’un üzerindekileri işlemeden -maalesef, Türkiye’mizin bir realitesi- bu cevherin yüzde 99’u, yüzde 98’i toprak olmasına rağmen ekonomik olduğu için maden toprağıyla beraber alınıp götürülüyor ve bizim ülkemize katma değer olarak da bunun, işte, ne kadar tenörü varsa, yüzde 1,5’sa yüzde 1,5 bir katma değerle siz bunu başka ülkelere verip orada bunun zenginleştirilmesini, orada sanayi hâline gelmesini ve orada katma değer yaratılmasını sağlamış oluyorsunuz. Niçin? Burada işletme ve zenginleştirmeye izin vermediğiniz için. Peki, bu madeni buradan alıp başka ülkelere götürüp orada işletiliyorsa o zaman o ülkeler kendi ülkelerine… Ki bu ülkelerin başında Yunanistan geliyor, yanı başımıza, komşumuza gidiyor.

HASAN ÖREN (Manisa) – Kapalı sistem, söyle, söyle! Yapma gözünü seveyim, bildiğin hâlde söylemiyorsun ya!

RECAİ BERBER (Devamla) – Bu ülkelere gidiyorsa demek ki bu ülkelerde bu katma değer yaratılması için…

HASAN ÖREN (Manisa) – Oturuyoruz, ikili konuşmada söylüyorsun, burada söylemiyorsun!

RECAİ BERBER (Devamla) – Şimdi geliyorum, bir saniye. Hasan Bey, çok heyecanlısın ya.

HASAN ÖREN (Manisa) – Yapma gözünü seveyim ya!

RECAİ BERBER (Devamla) – Ben de sizin kadar bu konuda heyecan duyuyorum.

HASAN ÖREN (Manisa) – Manisa’da diyorsun ki “Zararlıdır bu maden.” Buraya geliyorsun madenin savunuculuğunu yapıyorsun!

RECAİ BERBER (Devamla) – Madenin zararlı olduğunu hiçbir yerde söylemedim. Ben Türkiye’deki madenlerin, tam tersine,  yeterince değerlendirilmediği ve işletilmediği kanaatindeyim.

HASAN ÖREN (Manisa) – Açık liç usulü doğru mudur?

RECAİ BERBER (Devamla) – Ancak buradaki zenginleştirme ve madenin çıkarıldıktan sonraki prosesiyle ilgili olarak da bize verilen garantiler bu yöntemle de çevreye zarar verilmeyeceği şeklinde. Hele hele burada “3 milyar dolar üretim yapan bütün Gediz Ovası yok olacak.” filan gibi bir yaklaşım, aslında, tabii, işin abartı kısmı ama…

HASAN ÖREN (Manisa) – Kendi raporlarında yazıyor.

RECAİ BERBER (Devamla) – Burada bende de var raporlar.

HASAN ÖREN (Manisa) – 5 ila 6 milyar dolar gelir yazıyor.

RECAİ BERBER (Devamla) –  Ancak şunu belirtmek istiyorum: Eğer gerçekten teknoloji olarak başka yöntemlerle… Ki burada altını çizerek, siz örnek vermediniz, ben vereyim: Şu anda yine bir başka şirketimiz Manisa’nın Gördes ilçesinde nikel sahasıyla ilgili yatırım yapıyor. Burada yapılan yatırım tamamen kapalı sistemle ve…

HASAN ÖREN (Manisa) – Niye açık yapmıyorlar?

RECAİ BERBER (Devamla) – Yine sülfürik asit kullanılacak ancak kapalı bir sistemle, “autoclave” sistemiyle orada üretim yapılacak.

Tabii ki ben istiyorum onlar daha ilave yatırım yapsınlar da nikeli yüzde 99 saflıkta ve nikel olarak artık üretsinler. Onlar da zenginleştirecek, onu da biliyorum, o teknoloji de en fazla yüzde 30-35 zenginleştirecek.

Bizim ülke olarak, geldiğimiz aşamada, madenlerimizin, böyle yüzde 1, yüzde 2 tenörlü madenlerimizin çarçur edilip -dünyanın başka gelişmemiş, az gelişmiş ülkelerinde sömürüldüğü gibi- alınıp götürülmesine asla müsaade etmememiz lazım. Bir kere, bunda ittifak sağlayalım. Bu madenler Türkiye’nin malıdır, bu toplumun malıdır, bunların en yüksek katma değerle üretilmesi lazım. Onun için de teknoloji konusunda haklısınız ancak bu konuda bizim, Meclis araştırma önergesiyle, bilirkişi raporları dışında, yani mühendislerden oluşan… Bu prosesi, burada araştırma komisyonu kurarak prosesi öğrenip…

HASAN ÖREN (Manisa) – Gidip görmekte ne zarar var?

RECAİ BERBER (Devamla) – Ne zararı var, ne şeyi var…

HASAN ÖREN (Manisa) – Gidip görmekte ne zarar var Recai Bey?

RECAİ BERBER (Devamla) – Bakın, ben size bir örnek daha vereyim: Şu anda Ege Bölgemizde zeytincilik var. Değil mi Hasan Bey, siz çok iyi biliyorsunuz?

HASAN ÖREN (Manisa) – Biliyorum.

RECAİ BERBER (Devamla) – Manisa dâhil, bütün çevremizde iki binden fazla zeytinyağı fabrikasının biz beş yıldır atık sularını, kara sularını nasıl arıtarak çevreye vereceğiz… Onların verdiği zarar şu anda bundan daha fazla, bunu biliyor musunuz?

HASAN ÖREN (Manisa) – Değil, değil, değil…

RECAİ BERBER (Devamla) – Fazla. Bunun toplantılarına gelirseniz görürsünüz.

HASAN ÖREN (Manisa) – 3 milyon ton su kullanılacak madende, 3 milyon ton.

RECAİ BERBER (Devamla) – Ha şunu söyleyeyim: Ben de katılıyorum, burada eğer daha iyi bir teknolojiyle daha fazla… Burada yapılan yatırım az değil, 300 milyon dolarlık yatırım yapacak yatırımcı.

HASAN ÖREN (Manisa) – 2005’ten beri söyleniyor bu.

RECAİ BERBER (Devamla) – İlk etapta 300 milyon dolar yatırım yapacak, 600’den fazla insan çalışacak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Berber.

RECAİ BERBER (Devamla) – Ben açıkçası şunu söylüyorum Sayın Başkanım, izninizle: Tabii ki bu konuda bir araştırma önergesine gerek yoktur ama üzerinde takip etmeye bölge milletvekili olarak her türlü sorumlulukla devam edeceğiz.

Çok teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Geç! Geç!

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi lehinde söz isteyen Demir Çelik, Muş Milletvekili.

Buyurun Sayın Çelik.

DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisinin Manisa-Turgutlu-Çal Dağı nikel madenlerinin işletilmesine dair verdiği araştırma önergesine ilişkin lehte söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; nikel, maden olarak sanayi, iletişim, telekomünikasyon ve tıp alanında geniş kullanılabilme sahasına sahip  olan bir madde. Her maden gibi bu maddenin de insan yaşamında katettiği ve sahip olduğu öneme binaen günümüz ve gelecekte yaşamımızda önemli yer almaya devam edeceği kesindir.

Sanayi ve endüstri insan yaşamını kolaylaştırma, daha sağlıklı, daha verimli ve etkin yaşamı sürdürebilmek açısından önemlidir. Ancak  endüstriyalizm kabul edilebilinir bir şey değildir. Buradan kastetmek istediğim, maden de olsa, emtia ya da herhangi bir eşya da olsa esas olan toplum yararına olması, sürdürülebilir olması, verimli olması, doğayla barışık, doğaya zarar vermeyen bir noktada  olması öncelememiz gereken, hassasiyetle üstünde durmamız gereken bir yaklaşım olmalıdır.

Bu nedenle 2003 yılından bu yana Turgutlu ilçemizin Çal Dağı mevkisinde yürütülen nikel açık liç yöntemiyle yani milyon tonlarca sülfürik asidin kullanılıyor olması başlı başına bir sorundur. Bu hem yer altı ve yer üstü su kaynaklarının olumsuz etkilenmesi dolayısıyla günümüz küresel problemlerinden biri olan küresel ısınmanın yol açtığına benzer sorun ve problemlerle bir kez daha yöre insanını, ülke halklarını karşı karşıya bırakabileceği bir risktir ama aynı zamanda bu madenin çıkarılabilmesi için milyonlarca ağacın kullanılıyor olması, tonlarca kayanın yerinden ediliyor olması, keza toprağın taşınıyor olmasının açığa çıkaracağı erozyon, toprak kayması ve benzeri felaketler bir yana, ağacın insan yaşamına, doğaya olan katkısını unutmamak gerekiyor. Bir yanıyla oksijen ve karbondioksit dengesi üzerindeki etkisi ama aynı zamanda birçok canlıya yaşam kaynağı teşkil ediyor olması unutulmamalıdır.

Keza, Gediz Ovası, Türkiye'nin, ülkemizin önemli bir ovası olmasının yanı sıra, uluslararası standartları haiz bir sulak alandır. Bu sulak alanda kuşların, börtü böceklerin, sürüngenlerin yaşam buldukları dikkate alındığında da onların doğa dengesindeki önemi herkesten önce yasama organımızın, Meclisimizin hassasiyetle üstünde ve üzerinde durması gereken bir durumdur.

Biz, sadece ekonomik, rantabl meselesinden hareketle, işletmenin kârlılığını esas alacak bir yaklaşımla soruna yaklaştığımızda toplum yararını hiçe saymış oluruz. Kaldı ki bu işletmenin ömrünün on beş yıl olduğu, on beş yıl sonrasında yıktığınız, yaktığınız, ortadan kaldırdığınız bu başta ağaç, kaya ve toprak olmak üzere ama aynı zamanda doğaya saldığınız sülfürik asitle verdiğiniz zararın geriye dönüşümü mümkün olmayacaktır. Gergiye dönüşümü mümkün olmayan bu doğayı biz torunlarımızdan emanet aldıysak bugün onu tüketebilme, yok edebilme hakkına sahip olmadığımız gibi, günümüz problemi olan küresel sermayenin var olan meteoroloji, coğrafya, flora ve fauna üzerindeki tasarruf hakkını da kullanabilmesine fırsat verebilecek bir araç değiliz, bir organ değiliz.

Her şeyden önce toplumun çıkarını esas alan, ülkenin menfaatlerini ve ülke halklarının geleceğini, tarihî mirası ve kültürünü korumakla görevli olduğumuzu unutmadan soruna yaklaşmamız gerekiyor. Yol açacağımız sadece ve tek başına doğa katliamı değil, aynı zamanda tarihî mirasın da, kültürel mirasın da katliamıdır. Gediz Ovası birçok medeniyete beşiklik teşkil etmiş, tarihin milattan önce 3000’li yıllarından beri yaşam alanlarına mekânlık etmiş bir ova olması özelliğiyle de hassasiyetle üzerinde durmamız, korumamız ve kollamamız gerektiği de tarafınızdan unutulmaması gerekiyor. Bütün bu gerekçelerden hareketle biz nikel madeninin var olan öneminin başka ve bilimsel olan noktada başka yöntemlerle açığa çıkarılıp toplumun yararına, sanayinin yararına kullanabilme olanağı varken, birileri daha fazla kâr etsin, daha büyük kazançlar sahibi olsun noktasında doğayı hiçe sayan, toplumu hiçe sayan, geleceğimizi ve yarınlarımızı riske eden anlayışına dur demek zorundayız. Bu, herkesten önce de ve her kurumdan önce de Meclisin görevidir. Meclis bu ve benzeri sorunlarını sadece bilirkişinin raporuna havale ederek, ÇED raporlarının varlığını esas alarak var olan şikâyeti, rahatsızlığı vatandaşımızdan, seçmenlerimizden bize yansıyan sorunlarını dikkate almayacaksak, kulak asmayacaksak, gereğini yapmayacaksak zaten sivil bürokrasiler bize rağmen bu işi şu ya da bu şekilde yürütüyor ama bizim denetim gibi bir görevimiz, sorumluluğumuz varsa, bunu işletme gibi bir tarihî görevle biz vatandaştan var olan yetkiyi alabildiysek kullanabilmeliyiz.

Bu açıdan da Barış ve Demokrasi Partisi olarak biz bu araştırma önergesine hem evet diyeceğiz hem bu yönünü, bir komisyonun kurulması gerektiğinin zaruretinin altını çiziyor, gerekli desteği vereceğimizi huzurlarınızda ifade ederek teşekkürlerimi, saygılarımı sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelik.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhinde söz isteyen Afif Demirkıran, Siirt Milletvekili.

Buyurun Sayın Demirkıran. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Afif Bey, Manisalıların arasına girme! Afif Bey girme, girme Afif Bey!

AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; gerçekten Manisalı arkadaşların arasına girme gibi bir niyetim yok, öyle bir niyetim yok.

Ancak, gerçekten ben Hasan Bey’in de, Recai Bey’in de “Aman ne kadar güzel. Böyle bir tesisi, böyle bir yatırımı biz Manisa’ya kazandıralım, bilakis destek verelim.” demelerini beklerken, sanki kendilerini bilirkişinin yerine koydular, kendilerini Orman Bakanlığının yerine koydular, kendilerini Maden İşleri Genel Müdürlüğünün yerine koydular, kendilerini Enerji Bakanlığının yerine koydular. Bu işin uzmanı olarak buradan her şeyi, bütün ilmî çalışmaları altüst eder bir konuşma yaptılar.

Değerli arkadaşlar, şimdi, tabii öncelikle konuya, nikele gelmeden önce, bir defa Türkiye madencilikte nerede birkaç cümleyle müsaade ederseniz ona değineyim; ondan sonra Manisa’ya, Turgutlu’ya ve nikele geleyim, sülfürik asitle liç meselesine.

Değerli arkadaşlar, Türkiye maden açısından çeşitlilik, maden çeşitliliği açısından zengin bir ülkedir. 60 çeşit maden üretmekteyiz, 100 çeşit madenimiz var, 90 çeşit madenimiz var ve Türkiye maden çeşitliliği itibarıyla dünyanın 10’uncu ülkesi ama üretim değeri itibarıyla 28’inci ülke. Demek ki biz madenlerimizi yeteri kadar üretemiyoruz. Gayrisafi millî hasıla içindeki payına baktığımız zaman yüzde 1,5 civarında madenciliğin bir yeri var. Amerika Birleşik Devletleri’ne, Almanya’ya bakıyoruz, yüzde 4; Kanada’ya bakıyoruz, yüzde 7,5; Avustralya’ya bakıyoruz, yüzde 8,7. Demek ki biz, gerçekten var olan kaynaklarımızı yeterince değerlendiremiyoruz.

Peki, nedir madenciliğin önemi, bu kadar üzerinde duruyoruz? Çünkü madencilik ekonominin lokomotifidir, sanayinin lokomotifidir. Nereye bakarsan bak, mutlaka orada madenciliğin bir izi vardır ve ülkelerin gelişmesi, kalkınması, sürdürülebilir bir ekonomi için madenciliğin, maden kaynaklarının olması gerektiği şekilde değerlendirilmesi şarttır. Yeni maden kaynakları bulacaksınız, mevcut maden kaynaklarını da mutlaka ekonomiye bir an önce kazandıracaksınız. Bunun için ne yapmak lazım? Sondaj yapmak lazım, arama yapmak lazım. Bakın, 2002 yılında Türkiye’de özel sektör ve kamunun yapmış olduğu sondaj miktarı sadece 100 bin metredir ama 2010 yılına geldiğimizde 1 milyon 300 bin metre sondaj yapmışız. Teşekkür ediyorum hem özel sektöre ve hem kamu kurum, kuruluşlarına, özellikle MTA’ya. Bunun sonucunda birçok madenimizin rezervinde artış olmuştur.

Eğer dünyanın mermerinin yüzde 40’ı Türkiye’de ise bunu bizim üretip dünya pazarına satmamız lazım. Eğer dünya borunun yüzde 72’si Türkiye’de ise bunu biz üretip daha fazla katma değerle uç ürünlere kadar gidip dünyaya pazarlamamız lazım ve ihracatına baktığımız zaman, 700 milyon olan, 2002 yılında sadece 700 milyon dolar olan maden ihracatı bugün 3,7 milyar dolara çıkmış ise bu gerek mevzuattaki çalışmalar gerekse yapılan aramaların ve dünya pazarlarıyla yapılan irtibatların sonucunda olmuştur.

Metalik madenlerde dünyanın yüzde 0,5’i; endüstriyel ham maddelerde yüzde 1,5’i Türkiye’dedir. Dünya kömürünün yüzde 1’i Türkiye’dedir. Bu, istatistiklere geçen değer, ama baktığımız zaman 2002… Benim çocukluğumdan beri, üniversite çağlarımdan beri sadece -her zaman burada söylüyorum, bir daha söyleyeyim- 8 küsur milyar ton olarak öngörülen -hep öyle denirdi, eski kitaplara baktığımız zaman öyle görünüyor- kömür, linyit madeni bugün yüzde 50’nin üzerinde bir artışla 12,5 milyar tona çıkmıştır hem Elbistan’da hem başka sahalarda. Bu neyin sonucudur? Aramanın sonucudur, sondajın sonucudur, ilginin sonucudur, alakanın sonucudur. Çünkü gerçekten madencilik hem istihdam yaratıyor hem bölgesel kalkınmaya katkıda bulunuyor hem sanayinin gelişmesine yardımcı oluyor hem yan sanayinin, hizmet sektörünün gelişimine yardımcı oluyor ama bir şanssızlığı var madenciliğin, neredeyse orada yapmak mecburiyetindesiniz. Biraz önce Recai Bey söyledi, neredeyse maden, orada işletmek mecburiyetindesiniz, alıp taşıyamıyorsunuz çünkü maliyeti yüksek.

Şimdi, Manisa’ya baktığımız zaman, geçmişte hepimiz hatırlıyoruz, bakın, yıllarca Bergama’daki altın madeniyle ilgili Asteriksler, vesaire, birçok eylemler, efendim protestolar, demonstrasyonlar yapıldı. Sonra ne oldu? Birdenbire bıçak keser gibi kesildi. Bakın, değerli arkadaşlar, Türkiye'nin altın madeni vardır, aramalar devam edecekse işletme devam etmek mecburiyetindedir çünkü Türkiye, altın maden...

HASAN ÖREN (Manisa) – Yine Manisa’ya gelmedin. Kalmadı, süren kalmadı.

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Geleceğim, Manisa’ya da geleceğim. Örnek olarak şey ediyorum.

Evet, altın madenini de katma değer olarak ülkemize kazandıracağız. Şimdi nikele geldiğimizde. Dünyanın her yerinde...

HASAN ÖREN (Manisa) – Bir yerinde göster.

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – ...işletme sistemi aynıdır ancak önemli olan burada nedir? ÇED raporu alabilmiş mi, alamamış mı?

 HASAN ÖREN (Manisa) – ÇED raporu aldığı profesör danışmanlık yapıyor şirkette.

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Davalar açıldı, malumunuzdur, Danıştaya da gitti, temyize gitti, orada da yürütmeyi durdurmalar reddedildi ve bunun kararını biz değil, bilirkişi verecek. Ben değil, Hasan Bey siz değil, Recai Bey siz değil, bunu, bilirkişi kararını verecek çünkü onlardır işin ustası. Peki, kimdir bu bilirkişiler? İsmini söylemedi Recai Bey ben söyleyeyim. Efendim, Profesör Doktor Üner İpekoğlu, Maden Yüksek Mühendisi; Çevre Yüksek Mühendisi Profesör Doktor Ayşegül Pala, Jeoloji Yüksek Mühendisi Profesör Doktor Gültekin Tarcan. Bu 3 bilirkişi heyeti aynen şunu diyor: “Maden işletmesinin her aşaması ve işletme faaliyetinin sona ermesinden sonra da çevreye zarar vermeden gerçekleşmesi ve olumsuz olabilecek etkilerin en aza indirilmesi konusunda en son teknolojilerin ve uluslararası standartların gerektirdiği bütün tedbirlerin alınarak sağlanacağı belirtilerek hazırlanan ÇED raporu bilirkişi heyeti tarafından olumlu karşılanmıştır.” Burada önemli olan, ÇED raporu almak ve önemli olan, en ileri teknolojiyi buraya uygulamak.

Şimdi, çevreyle ilgili hassasiyetler çok önemlidir, doğrudur ama sizin araştırma önergesinde söylediğiniz gibi, şu kadar milyon metrekarelik bir alanda liç yapılmıyor, sadece ve sadece 90 hektarlık bir alanda liç yapılıyor. 40 metre yüksekliğinde, 90 hektarlık...

HASAN ÖREN (Manisa) – Durmadan konuşuyorsun, bilmiyorsun, gerçekten bilmiyorsun. Sizi götürmek istiyorum oraya, görün istiyorum, benim talebim bu. Görseniz siz de bana hak vereceksiniz.

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Gidelim inşallah gidelim.

...bir alanda liç yapılıyor ve ondan sonra da bunun ömrü sonunda üstü kapatılarak, gerekli şevler yapılarak tekrar doğaya kazandırılıyor ve bu süreç içinde, etkilenen orman sahasının -ne kadar misli size söyleyeyim- etkilenen orman sahasının 30 katı ağaçlandırma yapılacak ve fakat 100 katı, yani 15 milyon adet fidan dikilecek.

Siz “200 bin” demişsiniz ya araştırma önergenizde, demek ki doğru, 150 bin tane ağaç kesiliyor on beş yıllık süre boyunca…

HASAN ÖREN (Manisa) – Kürsüden gözükmüyor orası, sizi götürmemiz lazım.

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – …bunun yerine 15 milyon adet, yanlış duymadınız, 15 milyon adet ağaç dikiliyor.

HASAN ÖREN (Manisa) – Kim yapacak bunu? Şirket yine başkasına devredildi. Kim yapacak bunu? Karşılığında Bakanlık ne almış?

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Müsaade edin.

Şu anda bir defa;

Bir: Ormana bir bedel ödüyorsunuz,

İki: Ormana bir proje veriyorsunuz. O proje de verilmiş Orman Genel Müdürlüğüne ve onaylanmış. İşletmenin ikinci yılından itibaren zarar gören sahaların ağaçlandırılması başlayacak.

HASAN ÖREN (Manisa) – Sekizinci yılı, bir tane ağaç yok.

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Ve bu Maden Kanunu’nda da böyledir, Çevre Kanunu’nda da bu şekildedir. Yani bunları biz yazmıyoruz. Amerika’yı yeniden keşfetmenin bir anlamı yok.

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Vekilim, görelim diyorum. Sekizinci yılı, bir tane ağaç yok, gidip görelim bir.

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Şimdi gelelim şeye. Biraz önce söylediğim o liç sahası… 36 milyon ton bir maden var. Senede 1.850 bin ton maden üretilecek. Demek ki yirmi yıllık bir işletme ömrü. Zaten ruhsat da bu şekilde verilmiş. Katma değeri nedir? Bu yirmi yıllık süre içinde…

HASAN ÖREN (Manisa) – On beş yıl.

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – …bu faaliyetten elde edilecek olan gelir 40 milyon TL’dir ve bu 40 milyon TL’den 3 küsur milyon TL’si, 3,5 milyon TL’si devlet hakkı olarak devlete ödeniyor, 18 milyon TL’si de Kurumlar Vergisi olarak ödeniyor. E şimdi bu kadar bir getirisi varken, 400 tane istihdam oluşturacakken ve işin sosyal ve ekonomik, diğer boyutlarını, göçü tersine… Keşke bu maden Siirt’te olsaydı da, ben o arkadaşları bağrıma bassaydım da “Buyurun, bir an önce bu yatırımı yapın.” deseydim.

HASAN ÖREN (Manisa) – Milletvekiliniz sizin gibi niye savunmuyor? Orada yaşıyor, biliyor, görüyor o, sizin gibi savunmuyor bak. Sözünüzde dediniz ki… Her ikimize söylediniz. İkimiz de savunmayız onu biz. Ama gelin size gösterelim orada bir.

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, bu önerge… Tabii ki madencilik faaliyetlerini ülkemizde yapacağız, tabii ki çevreye uyumlu yapacağız. Hiçbir şeyi çevreyle değiştirmiyoruz bir defa. Çevreyle ilgili her türlü tedbiri almak kaydıyla Türkiye’de madencilik faaliyetlerini geliştireceğiz. Bu meyanda burada da gerek Enerji Bakanlığımız gerek Çevre Bakanlığımızın gözü bütün -sadece bunun değil- işletmelerin üzerinde olmak kaydıyla ben de bu araştırma önergesine şu safhada ihtiyaç olmadığını ifade eder, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama…

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım ancak bir yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın İnce, Sayın Aslanoğlu, Sayın Ören, Sayın Nazlıaka, Sayın Aksünger, Sayın Tanal, Sayın Öğüt, Sayın Canalioğlu, Sayın Tayan, Sayın Cihaner, Sayın Moroğlu, Sayın Değirmendereli, Sayın Öner, Sayın Demiröz, Sayın Çıray, Sayın Öz, Sayın Serindağ, Sayın Topal, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Bayraktutan. 

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- Manisa Milletvekili Hasan Ören ve arkadaşları tarafından, 26 Ekim 2011 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Turgutlu Çal Dağı bölgesinde nikel madeni çıkarılması sırasında çevreye vereceği zararların araştırılması hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 7/12/2011 Çarşamba günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Grup önerisi kabul edilmemiştir.

Gündemin seçim kısmına geçiyoruz.

VII.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

 

BAŞKAN – Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen bir üyelik için Gaziantep Milletvekili Ali Şahin aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’nci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Avustralya Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Avustralya Hükûmeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/425) (S. Sayısı: 22) (x)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 22 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Orhan Düzgün, Tokat Milletvekili.

Buyurun Sayın Düzgün. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Avustralya Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu hakkında Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, son yıllarda Türk havacılığındaki gelişmeleri olumlu bulduğumuzu belirterek başlamak istiyorum. Bu anlamda da Avustralya ile yapılan anlaşmanın da olumlu olduğunu belirterek başlamak istiyorum. Bu çalışmalar daha da ileri bir düzeye ulaştırılır diye umut ediyorum.

Ancak değerli arkadaşlarım, ben Tokat Milletvekili olarak, havacılıktan bahsedilince Tokat Havaalanından bahsetmeden geçemem. Bundan yaklaşık yirmi yıl önce yapılmış olan Tokat Havaalanı hâlen işlerlik kazanmış durumda değildir.

Değerli arkadaşlarım, bununla ilgili çok sayıda sıkıntımız oldu. Denildi ki: “Uçaklar caminin minaresi nedeniyle inemiyor.” Camiyi yıktık. Olmadı, dediler ki: “Köylülerin kavakları inişi engelliyor.” Kavakları kestik. Bunu da geçtikten sonra denildi ki: “Pistin boyu kısa.” Pistin boyu uzatıldı. Fakat hâlâ Tokat, hava ulaşımında bir yere varabilmiş değil. Uçak seferleri Ankara aktarmalı yapıldığı için şu an bomboş gidip gelmekte; herhâlde yakında, böyle giderse, o da kapanacak.

Değerli arkadaşlarım, tabii ki, Tokat’ın sadece havaalanı değil, ulaşım alanında çok ciddi sıkıntıları var. Çünkü Tokat, bildiğiniz üzere, etrafıyla bağlantıları zayıf olan bir il. Bu nedenledir ki, Tokat’ın ulaşım problemini mutlaka çözmek lazım. Eğer bunu çözemezsek Tokat’ın ekonomisinin kalkınmasını bekleyemeyiz; bu, mümkün değil.

Bunların başında da arkadaşlar, on yıldır söz verilip bir türlü yapılmayan Niksar-Ünye duble yolu var. Son öğrendiğim bilgilere göre bununla ilgili olumlu gelişmeler olduğunu duymuş bulunuyorum. Umarım bu çalışma tamamlanır, bu yol yapılır ve Tokat’ın ekonomisi de bu sayede biraz canlanmış olur.

Arkadaşlar, bu yolun önemi sadece Tokat açısından değil, bu yol, İç Anadolu ile Karadeniz’i birbirine bağlayan bir yol ve sadece 80 kilometre bir yol. Evet, çetin bir bölgeden geçmesi gereken bir yol ama bu yolun yapımı, dediğim gibi hem Tokat ekonomisine hem de ülkemiz ekonomisine ciddi yararlar sağlayacaktır diye düşünüyorum.

Arkadaşlar, son günlerde bu Meclisin gündeminde biliyorsunuz hep bir deprem konusu konuşuldu, fakat aldığımız sonuç da meydanda. Depremin öldüremedikleri soğuktan donarak öldüler; bir kısmı yanarak öldüler, bir kısmı açlıktan öldüler.

Arkadaşlar, Tokat ili Kuzey Anadolu fay hattının tam göbeğinde bulunan bir il ve 1939 yılındaki Erzincan depreminden beri bu fay hattının kırılmadığı da herkes tarafından biliniyor. Yani açıkçası şu an Tokat, deprem açısından Türkiye'nin en ciddi risk taşıyan alanlarından birisi fakat -ben mesleğimden dolayı da biliyorum ki- Tokat’ta depremle ilgili hiçbir tedbir alınmıyor. Arkadaşlar, biliyorsunuz deprem öldürmez. Depreme hazırlanılmayan, yanlış yapılan, doğru dürüst önlemler almayan tedbirler öldürür insanı. Şimdi Tokat’ta bir deprem olduğunu varsaysak, emin olun ki en ufak bir hazırlık yok. Umut ederim ki Hükûmetiniz, bu konuda, en yakın zamanda ciddi tedbirler alarak burada meydana gelecek bir depremin en azından can kaybını azaltma anlamında katkı sağlar diye düşünüyorum.

Gene, arkadaşlar -mutlaka sizler de duymuşsunuzdur- Tokat bölgesinde, aslında sadece Tokat’ta değil, Tokat, Sivas, Yozgat, Amasya illerinde bir Kırım Kongo Kanamalı Ateşi var. 2002 yılından beri insanlar, sadece ve sadece, kendilerini bir böcek soktuğu için ölüyorlar. “Bu kadar kalkındık, bu kadar ileri gittik, bu kadar güçlü bir ekonomiyiz.” diyoruz ama insanlar da bir böcek sokması nedeniyle Tokat’ta ölüyorlar. Bu konuyla ilgili bir Meclis araştırma önergesi verdik arkadaşlar. Umarım gündeme geldiğinde, sizlerin de desteğiyle bu önerge kabul edilir; onun sebepleri, sonuçları araştırılır, tedbir alınır ve artık, bu bölgedeki insanlar, kendilerini bir böcek soktu diye ölmezler.

Arkadaşlar, bu Kırım Kongo konusunda şunu da söylemek isterim ki, Bakanlığın çalışmaları son derece zayıf ve yetersizdir. Bakınız, Bakanlığın yaptığı uygulama şu: “Eğer sizi kene sokmasın istiyorsanız, üzerinize beyaz kıyafetler giyin.” diyor. Şimdi, arkadaşlar, düşünün, Tokat’taki, Yozgat’taki, Sivas’taki, Amasya’daki vatandaşların hepsi yazın gününde beyaz giymiş, geziyorlar. Böyle bir şeyin mümkün olmayacağını siz de biliyorsunuz. Bu, bir komedi zaten. Peki, başka ne yapıyor Bakanlık? Eğer sizi bir kene ısırırsa, sizi bedava muayene ediyor, bedava tedavi ediyor.

Arkadaşlar, “koruyucu sağlık hizmetleri” denen bir hizmet var. Bu hastalıklarda, özellikle parazitlerle bulaşan hastalıklarda hastalığı engellemenin tek yolu hastalığı bulaştırıcı etkeni ortadan kaldırmaktır. Fakat yaklaşık on yıllık bu süreçte Tokat’taki kenelerin nasıl eradicate edileceği, nasıl yok edileceğiyle ilgili en ufak bir çalışma yapılmıyor. Artık vatandaş kendi kedine çözümler üretme telaşında, güvencinler besleniyor, sülünler besleniyor ve doğaya salınıyor yani açıkçası Tokatlının sağlığı artık kuşlara emanet vaziyette. Söylediğim gibi, umarım ki önergemiz geldiğinde sizlerin desteğiyle bu işle ilgili kararlar alınır ve bu bölgenin insanı kendisini bir böcek sokması nedeniyle ölmekten kurtarır diye düşünüyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Tokat’ın çok ciddi ekonomik sorunları da var, bunların en başında gelen nedenlerden birisi şu: Tokat’ın bir sigara fabrikası vardı. O dönemki iktidar vekili arkadaşlarım da vatandaşa defalarca söz vermiş olmasına rağmen bu fabrika satıldı. Özelleştirmeye karşı değiliz değerli arkadaşlarım ancak bu fabrika satılırken bu fabrikanın kapatılmayacağı sözü verildi. Bakın, daha geçen haftaki Tokat’taki yerel gazetelerde sayın iktidar vekili arkadaşım şöyle bir şey söylüyor -bu cesaretini de takdirle karşıladığımı belirtmek isterim- diyor ki: “Tokatlıyı 2’nci kez kandıramazsınız.” Buradan, tabii, şu anlamda çıkıyor arkadaşlar: Demek ki Tokatlı 1 kere kandırılmış, “2’nci kez kandıramazsınız.” diyor çünkü. Tabii, arkadaşlar, bu fabrika kapatılınca burada çalışan insanlar perişan oldular, her birisinin bir yere tayini çıkarıldı, kimisi emekli edildi, maaşları düştü, özlük haklarını kaybettiler. Şimdi, bununla ilgili de arkadaşlar, bu insanlar şunu istiyorlar en azından: “Bizim prim günümüz doldu ama yaştan dolayı emekli olamıyoruz, hiç olmazsa Hükûmet bize bu kolaylığı sağlasın.” diyorlar. Ben de bu talebi size buradan iletiyorum, değerlendirip değerlendirmemek sizlerin vicdanına kalmış bir şey, bir şey söyleyemem o noktada.

Tokat’ta devletin iki tane yatırımı vardı. Birini söyledim; sigara fabrikasıydı, satıldı ve kapatıldı. Şu an sigara fabrikasının yerinde -affınıza sığınarak söylüyorum- inekler otluyorlar, tam bir harabeye dönmüş vaziyette.

Arkadaşlar, tabii bu yetmedi, Turhal’da bizim bir şeker fabrikamız var, şimdi o satılığa çıkarıldı. Geçen hafta TÜİK’in verilerinde Tokat, Türkiye'nin en çok göç veren 1’inci ili oldu. Arkadaşlar, bu Tokat’tan ne istiyor Hükûmet? Oy istiyorsunuz, veriyorlar; yüzde 50’nin üzerinde oy verdiler size. Sigara fabrikasını sattınız, sıra şeker fabrikasına geldi. Arkadaşlar, zaten çiftçilik ölmek üzere Tokat’ta. Şeker fabrikası, biliyorsunuz sadece şeker pancarı üreticisine değil, aynı zamanda besicilere veya bunun yan dallarıyla uğraşan herkese çok ciddi bir gelir kaynağı. Bakın, söylüyorum başka hiçbir sanayi kuruluşu yok Tokat’ın. Koskoca vilayette bir tek şeker fabrikası var, şimdi “Onu satacağız.” diyorsunuz. Ben de diyorum ki: “Tokatlıdan ne istiyorsunuz? İnsanlar Tokat’ı tamamen mi terk etsin istiyorsunuz?”

Arkadaşlar, hep zaman zaman söyleniliyor burada, seçim meydanlarında da çok söylediniz; “CHP’nin çakılı çivisi yok.” diyorsunuz. İşte, bu Turhal Şeker Fabrikası, bu memlekete CHP’nin çaktığı bir çividir. Siz şimdi “Onu satacağız.” diyorsunuz. Tabii, bu satılıp borç ödenecek, biz onu da biliyoruz. Ama hiç olmazsa insaf buyurun ki bir dahaki seçimde “CHP’nin çakılı çivisi yok.” demeyin, “Çakılı çivilerini biz sattık, borç ödedik.” deyin de hiç olmazsa CHP’nin hakkını da kendisine iade etmiş olun.

Arkadaşlar, yine HES projeleri var. Biliyorsunuz Tokat’tan geçen bir Kelkit Çayı var. Bizim üç tane ilçemizin içinden geçiyor bu Kelkit Çayı. Fakat verilen bu HES projeleriyle bu üç ilçe de harap edilmiş vaziyette. Eğer görmek isterseniz benim misafirim olarak, davetli olarak bir gün gideriz Tokat’a, oradaki doğanın nasıl katledildiğini hep beraber görürüz. Böyle bir doğa katliamı yok, böyle bir facia yok. Bu HES’lerden kimlerin, ne kadar çıkarı var, neden böyle bir şey yapılıyor? Gerçekten anlayabilmiş değilim. Çünkü, biliyorsunuz, bir tek çam ağacı bile yüz yıldan evvel yetişmiyor, ama buralarda orman bırakılmadı, ağaç bırakılmadı, her şey yerle bir edildi.

Daha geçen gün Erbaa’daki vatandaşlar buraya geldiler, Meclise geldiler, öyle zannediyorum ki sizin vekillerinize de uğramışlardır. “Umutlu Projesi adı altında yapılan HES projesi Erbaa’nın sonu olacaktır” diyorlar. Ama inşaat da bir taraftan devam ediyor, kimsenin vatandaşı ciddiye aldığı yok.

Değerli arkadaşlarım, bugün, aslında bizim için, Tokatlılar için çok da acı bir gün; çünkü, Reşadiye ilçemizde 7 askerimizin şehit edildiği günün yıl dönümü bugün. Bu nedenle, ben, kendilerine tekrar buradan bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. Fakat arkadaşlar, bu olayda bir şeyi çok önemsiyorum: Geçenlerde, biliyorsunuz, o meşhur Oslo görüşmelerinde devleti temsil ettiğini söyleyen kişi örgüt mensubuna “Ne oldu da birden bire aşka geldiniz Reşadiye’de eylem yaptınız” diyor.

Arkadaşlar, açıklıkla söylemek isterim ki, bu olayın canlı şahitlerinden birisiyim. O olay olduğunda hastaneye görevli olarak gittim. Burada öldürülen 7 asker asker değildi. Nasıl değildi arkadaşlar? Bu çocuklar izinden dönen askerlerdi, tamamen sivildiler, tamamen silahsızdılar.

Şimdi arkadaşlar, dünyanın hiçbir yerinde silahsız ve sivil insanları öldürmek “Aşka gelmek” olarak tanımlanamaz. Bunun tanımı, ancak kalleşlik, namertlik ve korkaklıktır. Kendinizi bir kere o şehit olan çocukların anne babalarının yerine koyun lütfen ve şöyle düşünün: Bu insanlar bu ülkenin vatandaşları, bu devlete vergi ödüyorlar, devlet de bu vergilerle memurlarına maaş ödüyor. Siz, kendi çocuklarınızı öldüren kişilere ödemiş olduğunuz vergiyle maaş ödenmesine razı olur musunuz arkadaşlar? O insanlar razı olmak zorundalar. Çünkü bu konuyla ilgili Sayın Başbakan ne dedi: “Sayın Fidan bizim iyi arkadaşımızdır, herkese yedirmeyiz.” dedi. Ben mutlaka ki bu Mecliste bulunan bütün arkadaşlarımın bir vicdan sahibi olduğunu düşünüyorum ve bu konuyla ilgili gereken girişimin yapılacağına inanıyorum, hâlâ bu umudumu koruyorum, açıkça söylemek isterim.

Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz çok yakın bir zamanda Sayın Başbakan bir ameliyat geçirdi. Şunu çok açıklıkla söylemek isterim bir hekim olarak: Sayın Başbakanın sağlığı için yapılan her şey doğrudur. Biz, Sayın Başbakanı beğeniriz beğenmeyiz, takdir ederiz etmeyiz ama Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanıdır ve bu vesileyle de kendisinin sağlığı konusunda gösterilen her türlü çabayı da takdirle karşılamak gerekir diye düşünürüm. Fakat arkadaşlar, şöyle bir şey var: Bu sağlık politikaları bu ülkede çok övüldü, çok methedildi ama bakın ne oldu? Tekrar tekrar söylüyorum, yapılan işler yanlış değildir, yapılan şey doğrudur fakat Sayın Başbakan ameliyat edilirken normalde devlet hastanesinde çalışması yasak olan insanlar o hastaneye getirilip ameliyata girdiler.

Arkadaşlar, bizim karşı olduğumuz şey Tam Gün Yasası falan değil, biz bunu her yerde söylüyoruz. Bu Tam Gün Yasası’nı oturalım, konuşalım, anlaşalım, daha doğru, daha dürüst bir şekilde çıkmasını sağlayalım. Bunun ülkeye bir zararı olmaz, insanlarımıza bir zararı olmaz, size bir zararı olmaz; konuşalım, bu olayın muhatabı olan herkesle karşılıklı konuşalım, diyelim ki: “Bu iş nasıl yapılırsa daha iyi olur?” Yani sizler daha iyi bir hizmet sunmak istemiyor musunuz arkadaşlar? Ben öyle olduğuna inanıyorum ama bu Tam Gün Yasası tam bir keşmekeşlik, kimseye sorulmadan, yangıdan mal kaçırır gibi çıkarıldı; biliyorsunuz kanun hükmünde kararnameyle çıktı. Hâlbuki şuraya gelseydi -burada çok sayıda hekim arkadaşımız var, bu konuyla ilgili arkadaşlar var, hukukçu arkadaşlarımız var- konuşsaydık, bunun daha doğru dürüst çıkmasını sağlamaya çalışsaydık…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Geçen dönem çok konuşuldu.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Geçen dönem buradan çıktı.

ORHAN DÜZGÜN (Devamla) – Efendim?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Geçen dönem çok konuşuldu, çok tartışıldı.

ORHAN DÜZGÜN (Devamla) – Biz duyduk mu? Duymadık.  Herhâlde siz kendi aranızda konuştunuz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Yok, hayır, Mecliste tartışıldı Sayın Vekilim. 

ORHAN DÜZGÜN (Devamla) – Peki.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Geçen dönem siz yoktunuz.

ORHAN DÜZGÜN (Devamla) - Siz o zaman bu konuda devam edeceksiniz ama bakın, ben de şunu söylemek istiyorum: Sayın Başbakana yapılan şeyden vatandaş da yararlansın arkadaşlar. Bunun kimseye bir zararı yok. Bunlar bizim ülkemizin vatandaşları, başka bir yerden gelmiyorlar. Söylemek istediğim konu buydu.

Şimdi, gene arkadaşlar, geçenlerde Vahit Kaynar isimli bir vatandaş Polonya’da yakalandı biliyorsunuz. Vahit Kaynar’ın kim olduğunu da biliyorsunuz hepiniz. Sivas katliamının bir numaralı sanığıydı kendisi. Biz olayı basından öğrendik, hemen ilgili bakana da bir soru önergesi verdik, dedik ki: “Sayın Bakan, bu adamın yakalandığından bilginiz var mı, bu doğru mudur? Doğru ise bu adamı teslim alacak mısınız Polonya’dan?” diye sorduk. Aslında bu soruyu sorarken de asıl amacımız, Sayın Bakanın gözünden böyle bir şey kaçtıysa biz de uyarmış olalım, katkı sağlayalım diye sorduk. Fakat ne oldu? Polonya Hükûmetinin tanıdığı kırk günlük süre doldu, Vahit Kaynar elini kolunu sallayarak çıktı gitti. Tabii, arkadaşlar, bu, bu ülkede yaşayan insanları çok ciddi şekilde rencide etti. Devletin hiçbir görevlisi, bırakın Bakanlığı, bu ülkede insanların ölümüne sebep olan kişinin elini kolunu sallayarak gitmesine göz yummamalıdır. Ancak, AKP’nin bu konudaki sicili maalesef bozuk.

Bakın arkadaşlar, geçen hafta Tokat’tan bir vatandaşım arıyor beni, diyor ki…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Çok temiz bir siciliniz var sizin!

ORHAN DÜZGÜN (Devamla) – “Sen bu işlere karışma Metinciğim.” demedi mi Başbakan sana!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Konuşma ikide bir! Sen ne anlarsın!

ORHAN DÜZGÜN (Devamla) – Peki!

Şimdi arkadaşlar, vatandaş ne istiyor bakın, vatandaş “Sayın Vekil, şu anda babamın tabutunu taşıyorum. İstanbul’dan getirdim, gömmeye gideceğiz, ama araç gitmiyor, yolumuz yok.” diyor.

Şimdi arkadaşlar…

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Geçen hafta oradaydım.

ORHAN DÜZGÜN (Devamla) – Sayın Vekilim, isterseniz beraber gideriz, görürsünüz. Davetlim olarak gelebilirsiniz, bütün samimiyetimle söylüyorum. O köylere gitmemişsinizdir siz.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Hangi köy?

ORHAN DÜZGÜN (Devamla) – O köylere gitmemişsinizdir. Almus’un Kızılelma köyü, gidelim beraber.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Adını söyle, araştıralım.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Milletvekili.

ORHAN DÜZGÜN (Devamla) – Şimdi arkadaşlar, bakın, adam babasının cenazesini köyüne götüremiyor. Bu işleri böyle yapmayın. Toplumun bir kısmını ötekileştirerek bir yere varamazsınız. Bu insanları kazanmaya çalışın.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Köyün adını söyle, adı ne?

ORHAN DÜZGÜN (Devamla) -  Söyledim ya, duymadın mı? Almus Kızılelma köyü.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir seferde anlayamıyor, tekrarla.

ORHAN DÜZGÜN (Devamla) – Arkadaşlar, bu insanları ötekileştirmekten vazgeçin, bu yanlış bir politikadır. Bu insanlar bu devlete vergilerini veriyorlar, bu insanlar vatandaş olarak üzerlerine düşen her türlü şeyi yapıyorlar fakat bu köylerin hiçbirisine hizmet gitmiyor. Eğer böyle yaparsanız, böyle yapmaya devam ederseniz, bir zaman sonra bu insanları kaybedersiniz. Bu insanlar bir yere kadar dayanırlar, bir yerden sonra bu iddiadan vazgeçerler, kendilerini bu devlete ait hissetmemeye başlarlar. Bu nedenle, ben, sizin bu konuyu daha ciddi değerlendirip, hizmeti verirken daha eşit davranmanızın daha doğru bir şey olacağını düşünüyorum. Umarım, sizler de bu görüşlerime katılırsınız.

Arkadaşlar, bugün Sivas davasının zaman aşımına girmesi gibi bir tehlikesi oluştu. Şunu açıklıkla söylemek isterim ki Sivas davası zaman aşımına uğrayabilir, düşebilir; hiçbir şey değişmez bizim açımızdan. Biz, Sivas’ın katillerini sonuna kadar takip edeceğiz arkadaşlar, mahkemeleriniz takip etmeyebilir ama biz edeceğiz, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Biz öldük ve acılarımızı gömdük, biz yandık ve acılarımızı gömdük. Onların elini kolunu sallayarak bu ülkede dolaşmalarına izin vermeyeceğiz. İster o dava düşer ister düşmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN DÜZGÜN (Devamla) -  Bu duygu ve düşüncelerle hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Düzgün, teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Dora.

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 22 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti ile Avustralya Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı Hakkında Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz ay ardı ardına meydana gelen ve yüreğimizde derin yaralar açan Van depremlerinde hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum. Bütün halkımızın başı sağ olsun.

Sayın milletvekilleri, öncelikle gündemden düşmüş gibi görünen ancak orada yaşayanlar ve bizler için acısı hâlâ taze olan Van depremi ile ilgili birkaç şey söylemenin önemli olduğunu düşünüyorum.

Yeryüzünde doğal afetlerin en korkuncu olan deprem felaketlerinde insanlık yüzyıllardan beri büyük kayıplar vermiştir. Türkiye ise oldukça güçlü deprem fay hatları üzerinde bulunan bir ülkedir ve tarihimiz büyük kayıpların yaşandığı çok sayıda depreme de tanıklık etmiştir. Bu depremlerden biri olan Gölcük depreminde binlerce insan hayatını kaybetti. Gölcük depreminde ülke olarak depreme karşı ne kadar hazırlıksız olduğumuzu,  arama kurtarma çalışmalarında yaşanan basiretsizlikten tutun da yapılan yardımlarda yaşanan koordinasyon eksikliğine kadar ne kadar kötü bir durumda olduğumuzu görmüştük. Peki, sonra ne oldu? Ders çıkarabildik mi? Aradan on iki yıl geçmesine rağmen maalesef hâlâ aynı noktada olduğumuzu görüyoruz. 

Deprem bölgesindeki koordinasyonsuzluk sürüyor. Bunun faturası Van halkına çıkarılıyor. Vanlılar hâlâ kar altında çadırlarda yaşamaya devam ediyor. Sayın Başbakan depremin ilk yirmi dört saatinde Hükûmet olarak başarısız olduklarını deklare etti.  Peki, sonrasında başarılı oldu mu Hükûmet? İlk depremden sonra “Hasarlı binalara girebilirsiniz.” denildikten sonra 5,6’lık depremde de 40 vatandaşımız hayatını kaybetti. 

Ne acıdır ki, Van halkı, şu anda hâlâ yaşanan koordinasyon eksikliğinin sancılarını çekiyor. Van Valiliği, belediye ile ortak çalışmaya ilişkin eş güdümden uzak bir şekilde hareket etti. Medyada defalarca gündeme geldi. 1999’da yaşanan Gölcük depreminden sonra geçici olarak çıkarılan ve AKP Hükûmetinin kalıcı hâle getirdiği “özel iletişim vergisi” altında toplanan paralara ne oldu? Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek toplanan paraların duble yollara harcandığını söyledi. Hükûmet şunu bilmeli ki, duble yollar da önemlidir ancak duble yollar hayat kurtarmıyor.  Özellikle Van’ın köylerinde, insanlar perişan bir şekilde yazlık çadırlarda sabahlamak zorunda kalıyor. Bu acıların hesabını kim verecek? Devletin birinci görevi vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlamak, felaket anlarında yurttaşlarının yanında olmak değilse nedir? Unutmayalım ki bu ülkede yaşayan 74 milyon insanın kaderi birbirine bağlıdır, buna inancımız tamdır. Temennimiz, Hükûmetin ve ilgili birimlerin bir an önce koordineli bir şekilde çalışmaya başlayıp insanların acısını azaltması, böyle felaketlerin bir daha yaşanmamasıdır. Van’da yaşananlar Van’ın bir an önce afet bölgesi ilan edilmesini gerektirmektedir. Biz Hükûmeti bu konuda bir an önce harekete geçmeye çağırıyoruz.

Bir İngiliz kolonisi olarak kurulan Avustralya’nın tarihi belki de her ülkenin tarihi gibi acılarla doludur. Yüzyılın başlarında adaya yoğun olarak yerleşmeye başlayan Batılılar ilk iş olarak Aborjinleri katletmeye, onların kültürlerini yok etmeye çalıştılar. Yerli çocukların ailelerinden alınıp devşirilmesi ve asimilasyona tabi tutulması bazı tarihçiler ve Avustralya yerlileri tarafından “çalınmış kayıp bir nesil” oluşturulması olarak adlandırılmaktadır. Huzurlu ve sorunsuz bir toplum yaratma amacıyla yapılan devşirme yöntemi günümüzde insan hakları ihlali olarak tanımlanmaktadır. Ancak tarihte yaşanan acılardan ders çıkarmasını bilen Avustralya Devleti, 1999’da Anayasa’nın değiştirilmesine karar verdi ve bu Anayasa’nın giriş bölümünde, Avustralya'da İngiliz yerleşiminden önce yerli Avustralyalıların kıtada yaşadığı kabul edildi. Aborjinlere yapılanlardan dolayı kendilerinden özür dilemeyi reddeden önceki hükûmetlerin aksine Avustralya Başbakanı Sayın Kevin Rudd'un tüm Avustralyalılar adına Aborjinlerden özür dilemesini öngören önerge oy birliğiyle kabul edildi. Rudd'un Parlamentoda okuduğu bu önergede “Avustralyalı yurttaşlarımıza ağır acı ve kayıplar verdiren bundan önceki hükûmetlerin politikalarından dolayı özür diliyoruz. Çalınan kuşakların, geride bıraktıkları aile ve torunlarının kayıpları için, ailelerin ve cemaatlerin parçalanmasından, anne babalardan, kardeşlerden özür diliyoruz.” ifadeleri yer almaktadır. Yaklaşık yirmi dakika süren konuşma Aborjinler tarafından ayakta alkışlanmıştır. Bu özür, dünya kamuoyunca Avustralya’da yaşayan egemen beyazlar ile Aborjinler arasında gerçekleşen tarihî uzlaşmanın bir sembolü olarak görüldü ve takdir edildi.

Aynı şekilde hatırlayacak olursanız, geçmişte yapılan hatalar nedeniyle halkından özür dileyen devlet başkanları arasında Kanada Başbakanı Stephen Harper da bulunmaktadır. 1998 yılında Başbakan Harper, Kanada'da 19’uncu yüzyıldan 1970'lere dek 150 binden fazla yerli çocuğun, Kanada toplumuna asimile edilmeleri amacıyla uygulanan bir program çerçevesinde devlet tarafından kurulan Hristiyan okullarına gönderilmesi nedeniyle yerli Kanadalılardan devlet adına resmen özür diledi. Batı Almanya Şansölyesi Willy Brandt'ın 1971'de başbakan olarak ziyaret ettiği Varşova'da, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilerin katlettiği Polonyalı Yahudiler anısına yapılmış anıt önünde diz çökmesi, dünya kamuoyunda bu türden özürlerin en yankı uyandıranıydı. Bilindiği gibi, birçok devlet özür dileme büyüklüğünü göstermiştir.

Dersim’le ilgili özür dileme tartışmalarının yaşandığı bugünlerde Sayın Kevin Rudd ve Avustralya Parlamentosunun davranışı bizlere bir şeyler anlatmalı. Tarihindeki kara lekeyi çıkarmaya çalışan Avustralya gibi ülkeler örnek alınmalı ve çok daha ağır sorunları ve tarihî acıları bünyesinde barındıran Türkiye’nin de yakın tarihiyle yüzleşmesi gerekmektedir.

Sayın Başbakanın Dersim’le ilgili olarak özür dilemesi önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir ancak yeterli değildir. Hükûmetin siyasi iradesi gerçekten varsa bu konuyla ilgili kanun çıkarılması gerekmektedir. Çıkarılacak kanunla kurulacak hakikatleri araştırma komisyonu, sadece Dersim değil, geçmişte ve yakın tarihimizde yaşanan diğer acılı olaylarla ilgili olarak da geçmişimizi aydınlatmalı; tarihle hakiki anlamda yüzleşme böyle olmalıdır. Bu yüzleşme, Anadolu’da yaşayan halkların birbirleriyle onurlu bir barış içinde yaşamalarını sağlayacaktır. Bu türden tarihsel acılar partiler üstü olarak görülmeli ve bu yüzden siyasetin malzemesi yapılarak karşılıklı birbirini sıkıştırma yarışına girilmemelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dost ülke olarak tanımlanan Avustralya ve Türkiye arasında 1967’de başlayan diplomatik ilişkiler görünürde bir sorun olmadan günümüze kadar gelmiştir. Bu anlaşmayla Avustralya ile Türkiye arasında ulaşım daha da rahatlayacak, ekonomik ilişkiler güçlenecektir.

Avustralya Hükûmeti ile malumunuz üzere daha önce de birtakım anlaşmalar imzalanmıştır.  Bu tür anlaşmalar, yurttaşlarımızın menfaati gözetilerek daha da çoğalmalıdır. Birçok uluslararası platformda birlikte yer aldığımız Avustralya’nın coğrafi olarak ülkemize uzak olması bu ülke ile olan ilişkilerde bir olumsuzluk yaratmamalıdır. Bilindiği üzere, globalleşen dünyada fiziksel mesafelerin bir önemi kalmamıştır. Unutulmamalıdır ki  ülkelerle yapılacak olan anlaşmalar ekonomik temelin güçlendirilmesinin yanı sıra insani ve siyasi ilişkilerin de gelişmesine vesile olacaktır. İnsani temelde geliştirilen ilişkiler karşılıklı olarak uzun vadeli dostlukların kurulmasını da beraberinde getirecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu döneminde Türkiye birçok ülke ile yakın temasa geçerek çeşitli anlaşmalar imzaladı. Birtakım ülkeler ile vize engelleri kaldırıldı. Bu bağlamda Avustralya ile vizelerin kaldırılması da Hükûmetin öncelikli hedefleri arasında elbette yer almalıdır.

Türkiye uluslararası yapı içinde kendi tarihi açısından önemli ve tarihî değişikliklere sahne olmaktadır. Soğuk savaş sonrası ülkelerin değişen iç ve dış politikalardan Türkiye de nasibini almaktadır. Önemli olan, değişim politikalarının ne yöne doğru nasıl bir şekilde ilerlediği ve bu değişimin sonuçlarının ülkemiz açısından neler getireceğidir.

Avustralya ile imzalanan Hava Ulaştırma Anlaşması ile birlikte akıllara gelen konu Türkiye’nin dış ilişkileri ve son süreçte yaşanan gelişmeler olmaktadır. Sayın Davutoğlu’nun ‘Stratejik Derinlik’ adlı kitabında belirttiği gibi, soğuk savaş sonrasında devletler dış politikalarını belirlerken dönemin dengelerini gözeterek kaygan ve hassas bir zeminde olduklarının farkında olarak esnek bir çizgide yol almak zorunda kalmışlardır. Artık gerek bölgesel gerekse de küresel düzlemde bir Balkanlar-Orta Doğu politikası değil, bir Orta Doğu-Balkanlar politikası ortadadır. Ancak Orta Doğu’da aktör olmak isteyen ve dış politikasını bu zeminde sürdüren Türkiye’nin yeni dönemde değişen politik yapının dengelerini gözeterek hareket etmesi gerekmektedir. Dolayısıyla komşu ülkelerle olan ilişkilerde o ülkenin iç dengeleri gözetilmeli, o ülkelerde yaşanan gelişmelerden ders çıkartılmalı ve ona göre hareket edilmelidir.  

Yaratıcı dış politika vizyonuyla hareket ederek dış ilişkilerinde atağa kalkan Türkiye’nin, Sayın Davutoğlu ile beraber gelişen “komşularla sıfır sorun” politikasının tasarlandığı gibi gitmediği net olarak ortadadır. Suriye ve İran ile ilişkiler giderek bozulmaktadır. “Komşularla sıfır sorun” politikası söylemiyle yola çıkan Hükûmet birçok komşusuyla sorunlu hâle gelmiş durumdadır. İsrail ile gelinen nokta ortadayken, Suriye ile savaş noktasına gelmiş bir hükûmet ile karşı karşıyayız. Dış politikanın temellerinde tutarlılık ve saygınlığın olması gerekmektedir. Kısa zaman öncesine kadar kardeş olduğumuz Suriye ile bir anda savaş söylemlerinin dile getirilmeye başlanması, dış politikada tutarlı bir siyasetin oluşturulamadığını ortaya koymaktadır. Türkiye, uluslararası aktör olma iddiasını yürütürken ve dış politikada etkin söz sahibi olmayı isterken, komşu ülkelerde yaşayan halkları düşünmek zorundadır. Politikalarını oluştururken kendi çıkarlarını gözetmenin yanı sıra, demokrasi ve insan haklarına yönelik çalışmalar içerisinde olmalı, buna gereken önemi vermelidir. Komşu ülkelerde yaşan halkların çıkarları öncelikli kaygımız olması gerekirken, yani dış politikanın temelinde barışçıl bir politika izlenmesi gerekirken ülkemiz için böyle bir durumdan maalesef söz edemiyoruz. Uzun vadeli olarak tasarlanmayan bir dış politika anlayışı hem ülkemizin hem de diğer ülkelerin halklarına zarar verecek, halkları birbirine düşman etmekten başka bir işe yaramayacaktır. Komşularla sıfır sorun politikasının bu bağlamda teoride kalmaması, pratikte de söyleme uygun bir şekilde uygulanması gerekmektedir ancak maalesef komşularla sıfır sorun politikası komşularla gerginlik politikasına dönüşmüş durumdadır. 

Bir diğer önemli nokta da, Orta Doğu’da uluslararası aktör olmaya çalışan Türkiye'nin, saygın bir konumda olması için öncelikle iç barışını tesis etmesi gerekmektedir. “Yurtta barış dünyada barış” ilkesini hatırlatmak istiyorum. Kendi yurdunda barışı tesis edemeyen bir hükûmetin komşularıyla barış içinde yaşayamayacağını da artık görmemiz gerekiyor. İç meselelerini çözememiş bir ülkenin dış politikada başarılı olması mümkün değildir. Kendi ülkesinde çatışmalı ortamı barışçıl yollarla halledemeyen bir ülkenin, komşularıyla sorun yaşamadan dış politika oluşturmasının imkânsız olduğunu hepimiz biliyoruz.

Bakınız, Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu geçtiğimiz hafta Köln’de “Devletimiz etnik, dinî, dilsel farklılık gözetmez, bu anlamda kördür.” dedi. Yine dış temsilcilik görevlilerine hitap ederken “Türkiye’den gelmiş herkesle aynı şekilde ilgileneceksiniz. Hangi din ve etnik kökenden gelirse gelsin hepsi bizim insanımızdır.” diyen Davutoğlu, Süryani kilisesini ziyaret ederken “Türkiye sizin eskimeyen vatanınızdır. Yani hâlâ vatanınızdır, hep de vatanınız olarak kalacaktır.” ifadesinde bulundu. Sayın Dışişleri Bakanının Mor Gabriel Vakfının arazisi ile ilgili ihtilafların çözüleceğine ilişkin beyanlarını da önemsiyor ve değerli buluyoruz ancak bu söylenenlerin yalnızca söylemde kalmaması gerektiğini, tüm bu söylenenlerin pratikte de somut anlamda gerçekleşmesini bekliyoruz.      

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son zamanlarda yapılan operasyonlar akademisyenleri, yazarları ve avukatları da içine alarak devam ediyor.  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalayan ve şu anda Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerinin devam ettiği bir süreçte ülkemizde insanların düşüncelerinden dolayı tutuklanması Türkiye’ye yakışmayan bir durumdur ve kabul edilmesi mümkün değildir. 

Karşılıklı diyalog temelinde barışçıl bir politikayla çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur. Âdeta bir kadere dönüşen çatışmalı ortam ülkenin birlik ve beraberlik duygularına zarar vermekte, insanlar arasında kin ve nefret duygularını beslemektedir. Dünya üzerinde bütün sorunlar ancak ve ancak diyalog zeminin sağlanmasıyla çözüme kavuşmuştur. Aksi durumun sorunları çözdüğü nerede görülmüştür?  Son günlerde giderek tırmanan şiddet ortamı ülkemizde yaşayan halkların kardeşlik duygusuna zarar vermektedir. Türkiye’nin dört bir yanından gelen deprem yardımlarında gördüğümüz kardeş kokusunu Hükûmetin sorunu çözerken uyguladığı yöntemlerde de görmek istiyoruz. Bu bağlamda Hükûmetin çatışmacı çözümsüzlük yöntemlerini acilen terk etmesi, eşitlik ve kardeşlik temelinde barışçıl politikaları devreye sokması gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ayrıca, bildiğiniz gibi, Birleşmiş Milletler Medeniyetler Arası İttifak Projesi Eş Başkanlığını İspanya Başbakanı Zapatero ile Sayın Başbakan Erdoğan birlikte yürütmektedir. Sayın Başbakan bu görevi çerçevesinde 10 Aralıkta Katar-Doha’da bir konuşma yapacak. Bu görevi üstlenen Sayın Başbakanın, Türkiye’de yaşayan farklı kimliklere ve inançlara aynı oranda özen göstermesi gerekmektedir. Farklı kültür ve inançlar bizim zenginliğimizdir. Bütün farklı grupların kardeşçe, barış içinde yaşamasını sağlamak Hükûmetin öncelikli görevleri arasında olmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; toparlayacak olursam: Gerek içeride gerek dışarıda barış içinde kardeşçe yaşamanın yolu diyalog kurmaktan ve karşılıklı olarak empati kurmaktan geçer. Bunun yerine, silahların konuşmaya devam etmesini son derece yanlış buluyoruz. Acıların daha fazla yaşanmaması için diyalog kapısının her zaman açık kalması gerekiyor. Bu bağlamda, Hükûmet gerekli siyasi cesareti gösterip çatışmalı ortama bir an önce son vermeli, daha çok kan ve gözyaşına engel olmalıdır. Şiddetin şiddeti doğurduğu gerçeğiyle yüzleşerek, kin ve intikam duygularıyla bir yere varamayacağımızı, geçmiş deneyimlerimiz bizlere yeterince göstermektedir. Bütün sorunlarımızı demokratik siyaset çerçevesinde empati ve vicdana dayalı adalet anlayışı ile çözebiliriz.

Evrensel hukuk ve evrensel insan hakları bizim için yol gösterici olacaktır. Yapacağımız yeni anayasa ile birlikte, diyalog kapısını açık tutarak iç barışı tesis edebilirsek, dış politikada da başarılı olabileceğimiz gerçeğini unutmayalım. Türkiye’nin büyük ülke olma isteği ancak o zaman hayata geçebilir, “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi ancak o zaman anlam kazanabilir.

Ülkemiz ile Avustralya arasında imzalanan Hava Ulaştırma Anlaşması‘nın ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyor, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dora.

Şahsı adına söz isteyen Ahmet Arslan, Kars milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET ARSLAN (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; ben de hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Avustralya Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nı görüşüyoruz. Yine görüyoruz ki birçok arkadaşımız… Aslında bu hava anlaşması bize ne getiriyor, havacılık bize ne getiriyor; bu anlamda bir ifade yok, onun yerine çok farklı konulara giriliyor, çok farklı boyutlar burada ifade ediliyor. Bir köyün yolu ifade ediliyor ancak ben biliyorum ki ambulans helikopter gönderiliyor oraya.

Ben biraz daha farklı bir boyutuyla; havacılık anlaşmaları bize ne getiriyor, bu havacılık anlaşmalarıyla biz sadece Avustralya’yla ilişkilerimizi mi güçlendiriyoruz yoksa dünyanın bütün ülkeleriyle mi ilişkilerimizi güçlendiriyoruz ve bu güçlenen ilişkiler sadece Türkiye'nin genel sivil havacılığına mı yoksa dönüp herhangi bir ilin havacılığına da mı etki ediyor; böyle bir ufuk turu yapacağım.

Malumunuz, özellikle küreselleşen dünyada hava yolu taşımacılığı, dünyada ekonominin, sanayinin, turizmin olmazsa olmazı. Zira, siz herhangi bir yere kolay erişebiliyorsanız, ulaşabiliyorsanız bu dediğim konularda ilişkilerinizi geliştirmek ve çok daha öne çıkma şansınız var. Belki bu pencereden bakmak lazım.

Ulu Önder Atatürk’ün “İstikbal göklerdedir.” sözü çerçevesinde sivil havacılığın gelişmesinin dünya çapında gelişmemiz anlamına geldiğini görüp bu çerçevede bakmak lazım.

Yine özellikle, havacılığın devlet politikası hâline dönüştürüldüğü, sektörün rekabete açıldığı ve “Hava yolu halkın yolu olacaktır.” veya “Uçmak imtiyaz olmaktan çıkıp bir ihtiyaç olacaktır.” diyen Sayın Başbakanımızın ve onun Hükûmetinin ortaya koyduğu politikalar, yatırımlar ve stratejileri belki konuşmak lazım.

Yine, hayata geçirilen bu düzenlemeler bize uluslararası arenada ne tür imkânlar getirmiştir, onlara bakmak lazım.

Biz sivil havacılık sektörünü rekabete açarak özellikle 81 ülkeyle olan uluslararası anlaşmalarımızı 121’e çıkararak ne yapmışız?

Değerli arkadaşlar, 2 merkezden 25 noktaya olan uçuş sayısını, 6 hava yolu şirketiyle 7 merkezden 46 noktaya çıkarmışız. 25 tane açık olan havaalanını 46’ya çıkarmışız. İç hatlarda 8,5 milyon yolcu olan kapasitemizi 52 milyona, dış hatlarda 25 milyon olan yolcu taşıma kapasitemizi 50 milyona ve toplamda 102 milyona çıkarmışız.

SIRRI SAKIK (Muş) – Keşke özgürlüklerde de öyle olsaydınız.

AHMET ARSLAN (Devamla) – Onlarda da attığımız adımları görürseniz geldiğimiz noktayı çok iyi fark edeceksiniz.

Dünyada 60 noktaya uçuyorken bugün 174 noktaya uçuyoruz. Arkadaşlar, bunlar ne getiriyor? Bunlar şunu getiriyor bize: Geçmişte, biz, birilerinin verdiği kararların arkasından gidiyorduk ve o kararları son gün öğreniyorduk. Öğrendiğimiz bu kararlara ayak uydurmak için de çırpınıyorduk, ne yazık ki geri kalıyorduk ancak şimdi, artık böyle değil. Artık, dünyada sivil havacılık otoritesi anlamında karar alma mekanizmalarının hepsinde ya yöneticiyiz ya yönetim kurulundayız ya başkanız ya başkan yardımcısıyız.

Avrupa Hava Seyrüsefer Emniyeti Teşkilatında (EUROCONTROL) Başkan Yardımcısıyız. Avrupa Sivil Havacılık Konferansında (ECAC) Koordinasyon Kurulu Üyesi ve Eğitim Başkanıyız. D-8 ülkeleri Sivil Havacılık Grup Başkanıyız. Türkiye Orta Doğu Havacılık Grubu Başkanıyız. Karadeniz-Hazar Denizi Bölgesi Emniyet Gözetim Örgütü Başkanıyız. İşte, bunlar, bu uluslararası anlaşmaları yaparsanız, bunlarla ilişkilerinizi geliştirirseniz ve süreçleri çok daha önceden bilirseniz hem bu tip makamlarda görev alıyorsunuz hem kararları siz veriyorsunuz. Ülkenizin aleyhine olan kararları karar hâline gelmeden engelliyorsunuz, karar hâline geldikten sonra da zaten hazırlıklı oluyorsunuz. Bütün bunları bilen Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti, onun için Avustralya’yla yaptığı havacılık anlaşmasına bu gözle bakmaktadır. Zira, bunun için, bugün sadece 26 tane değil 46 tane havaalanı işletilmekte. Yine, yaklaşık 10 milyar dolarlık yap-işlet-devret marifetiyle yapılan havaalanlarında Türkiye bugün, imtiyaz hakkı vererek işletmelerden böyle bir gelir elde etmekte ve yine bugün, Hakkâri Yüksekova’da, Şırnak’ta, Bingöl’de, Iğdır’da yeni havaalanları yapılmakta ve yine bugün, Kars Havaalanının terminali büyütülmekte; Sivas’ta, Erzincan’da, Erzurum’da, Mardin’de, Batman’da, Konya’da, Kayseri’de yeni, modern, büyük terminaller yapılmakta. Kütahya-Afyon-Uşak bölgesel havaalanı yapılmakta, Çukurova bölgesel havaalanının şu an ihale süreci devam etmekte. Bütün bunlar ne için yapılıyor? Bütün bunlar insanımızı havacılıkla tanıştırmak için, insanımızın daha kolay seyir yapabilmesi için. Bugün, eğer 30 milyon turistten bahsediyorsanız biliniz ki Hükûmetin sivil havacılıkta yaptığı atılımların ve açılımların sonucudur bu rakamlar ve yine eğer bugün, Kars’ta 3 bine 45 metrelik bir pist var ise, Kars’ta 2.600 metrekarelik terminal bugün, 35 bin metrekareye çıkarılıyorsa ve yılda 2 milyon yolcu taşıyacak bir kapasiteye bu terminal erişecekse biliniz ki bu sadece sivil havacılığı değil, Kars’ta, şehitler diyarı Sarıkamış’ta, Sarıkamış’ın kış turizminin geliştirilmesine katkı koyuyor. Bu, Kars’taki inanç ve kültür turizmi anlamında sahip olduğumuz çok sayıda değerimiz var, bu değerlerin sadece ülkemizde değil yurt dışında da insanlar tarafından ziyaret edilmesi anlamına geliyor. Bu insanların gelip bu tarihî varlıklarımızı gezmesi, inanç turizmi anlamında Hasan Harakani Hazretleri’nin ne anlama geldiğini gelip yerinde görmesi anlamına geliyor ve Kars’ın çok önemli olan balını, kaşarını, gravyer peynirini yerinden almak anlamına geliyor. Düşünün, Avustralya’yla yaptığınız bir hava ulaştırması anlaşmasını bir ufuk turuyla getirip Kars ölçeğine indirgerseniz Kars’ın esnafının da kalkınması anlamına geliyor, Kars’ın insanına istihdam yaratmak anlamına da geliyor. Dolayısıyla, havacılık anlaşmalarını böyle değerlendirmek lazım, bölgesel iş birliği projelerini böyle değerlendirmek lazım. Yerelden bölgesele, bölgeselden globale ulaşmak veya tersinden bakmak lazım. Bölgede ortak bir faaliyet alanı oluşturmak anlamına geliyor, böyle bakmak lazım.

ICAO’nun Başkanı birkaç gündür burada, Türkiye’de. Bu çok önemli bir olaydır. Dünyada sivil havacılık otoritesinin en başı olan insan, Dışişleri Bakanımızla görüşüyor, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanımızla görüşüyor, bunlarla görüşmeye çalışıyor çünkü geldiğimiz noktanın bir sonucudur, bu anlamda çok önemlidir.

Sivil havacılık endüstrisi gelişiyor. Uçak sayısı eğer bugün 110’dan 347’ye çıkmışsa, biz 2023 hedefi olarak 750 uçak hedefi ortaya koymuşsak ve de kendi uçağımızı artık kendimiz yapma hedefini ortaya koymuşsak ve de dünyanın belli başlı hava yolu şirketlerinin uçaklarının artık Türkiye’de bakımını, onarımını yapıyorsak, biliniz ki bu, bütün bu anlaşmaların sadece iki ülke arasındaki anlaşma boyutuyla değil dünya sivil havacılığının Türkiye’ye yansıması anlamında çok çok önemlidir.

Ben, dolayısıyla, anlaşmalara bu boyutuyla bir ufuk turu yaparak, nereden nereye gidiyor Türkiye, nereden nereye geldi, bu gözle bakılmasını ve böyle görülmesini temenni ediyorum, düşünüyorum ve bu anlaşmanın ülkemize, Avustralya’ya, sivil havacılığa, dünya sivil havacılığına hayırlı uğurlu olmasını diliyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Arslan.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, konuşmacı uluslararası anlaşmadan bala kadar, kaşara kadar geldi. Biz dersek “Tüzük’te yok böyle bir şey.” diyorsunuz.

BAŞKAN – Şahsı adına söz isteyen Ali Ercoşkun, Bolu Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Merak ediyorum, Bolu hakkında bir şey söyleyecek mi?

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Avustralya Hükûmeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi, 5 Haziran 1945 tarihinde onaylanan 4749 sayılı Kanun’la, 7 Aralık 1944 tarihli Chicago Milletlerarası Sivil Havacılık Anlaşması yürürlüğe girmiştir fakat yürürlüğe giren bu anlaşmada ticari hakların düzenlenmesi konusunda bir mutabakata varılamamış, dolayısıyla ticari hakların ikili sözleşmeler yoluyla düzenlenmesi gereği doğmuştur. Hükûmetimiz, bu çerçevede, 11 Şubat 1946’da Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere arasında imzalanan Bermuda Anlaşması’nı örnek alarak, ülkemizin konumunu ve uluslararası hava trafiğinin ülkemiz üzerinden gerçekleşmesinin sağlayacağı çıkarları göz önünde tutarak bugüne kadar birçok ülkeyle hava ulaştırma anlaşması imzalamıştır. Bu anlaşmalar aynı zamanda millî sivil havacılığımızı teşvik etmekte ve kalkındırmaktadırlar. Ülkemizin yaptığı bu anlaşmalar Bermuda tipine uygun olup esas olarak çerçeve anlaşması niteliğindedir ve karşılıklılık esasına dayanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana ülkemize, milletimize hizmet eden tüm hükûmetlere siyasi görüşü ne olursa olsun teşekkür ediyoruz. Bu hizmetleri inkâr etmiyoruz, yok da saymıyoruz fakat AK PARTİ hükûmetlerinin yapmış olduğu icraatları karşılaştırabilmek için bazı tespitlerde de bulunmamız gerekir. Bu anlaşmayla ilgili olduğunu düşündüğüm iki konuda rakamlar vererek bu tespitleri yapmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002 yılında ülkemizin toplam ihracatı 36 milyar dolar iken, 2010 yılı sonu toplam 114 milyar dolar olmuştur.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – İthalat? İthalat ne kadar?

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – 2011 yılı sonunda ise 136 milyar dolar olarak gerçekleşmesini bekliyoruz yani ihracatımız yaklaşık 4 kat artmıştır.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – İthalat ne kadar artmış? Cari açığı söyle!

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – Bu noktada 2001 yılı sonunda Avustralya’yla yapılan ihracat sadece 84 milyon dolarken, 2010 yılı sonunda bu rakam 336 milyon dolara çıkmıştır yani bu da 4 kat artmıştır. 2011 yılı sonu itibarıyla ise 400 milyon dolarları geçmeyi hedefliyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İthalatı da söyler misiniz.

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – Toplamdaki ihracatımızı on yıl içinde 5 kat fazla artırmayı başarmış durumdayız. Bu başarıyı daha da önemli kılan mesele ise aynı dönemde Avustralya’yla yaptığımız ithalat sadece 2 kat artmıştır. 2001 yılında Avustralya’dan yapılan ithalat 211 milyon dolar iken 2010 yılı sonu itibarıyla sadece 445 milyon dolara yani 2 katına çıkmıştır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 2010’da eksi 107.

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – Üstelik bu artışı Avustralya ile doğrudan bir uçuş yapmadan sağlamaktayız. Yani şu anda herhangi bir vatandaşımız veya herhangi bir iş adamımız Avustralya’ya gitmek istediğinde ve ülkemizin gururu olan Türk Hava Yollarını kullanmak istediğinde ilk önce Güney Kore’ye uçuluyor, Güney Kore’den bir başka ülkenin hava yolu şirketi kullanılarak Avustralya’ya gidiliyor. Dolayısıyla direkt bir uçuş sağlayamıyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bolu’daki orman köylülerinden bahset.

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – Yani 2010 yılı sonu itibarıyla dünyanın en fazla uçuş noktasına sahip ilk on hava yolu şirketi arasına giren Türk Hava Yolları, Amerika Birleşik Devletleri’nin birçok noktasına direkt gidebilirken veya Brezilya’ya direkt uçabilirken, sırf bu anlaşma yürürlüğe girmediği için, Avustralya’ya direkt veya endirekt bir uçuş yapamamaktadır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bolu’da sanayi yok, sanayi.

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – Tabii, söz Türk Hava Yollarına geldiğinde birkaç noktaya değinmek lazım. Çünkü 2001 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleşen 11 Eylül saldırılarından sonra tüm dünyada uluslararası hava yolu şirketleri iflas noktalarına gelmiş ve birçok kapanmalar yaşanmıştır. Türkiye’de ise AK PARTİ’den önce sadece toplumun belli bir kısmının faydalandığı bir şirkettir Türk Hava Yolları. 2002 yılında AK PARTİ'nin milletten aldığı yetkiyle tek başına iktidara gelmesiyle birlikte ülkemiz, birçok meselede olduğu gibi, ulusal havacılık sistemimizde de büyük bir değişim yaşamıştır ve Türk Hava Yolları, tüm dünyanın aksine, devamlı büyüyen bir başarı hikâyesi hâline gelmiştir. AK PARTİ’den önce hemen hemen yok hükmünde olan sivil havacılık şirketleri birbiri ardına kurulmuş ve gerek ülke içinde gerekse uluslararasında ülkemizi başarıyla temsil etmektedirler. Aslında, Türkiye’nin ve Türk milletinin bölgesinde lider, dünyada parlayan bir yıldız hâline gelmesinin neticesidir bu durum. Nasıl Türkiye sadece sekiz yılda dünyanın 26’ncı büyük ekonomisinden 17’nci sıraya yükselmişse Türk Hava Yolları da 2010 yılı sonu itibarıyla 2005 yılındaki yolcu payını beş yılda 2 katından fazla artırarak dünyada en fazla yolcu taşıyan 18 hava yolu şirketinden biri hâline gelmiştir.

Ülkemiz, Türkiye’miz, nasıl Avrupa Birliği ülkeleri bir bir sıkıntı yaşarken, Yunanistan yanı başımızda iflas noktasına gelmişken bu ülkelere ders verecek hâle geldiyse Türk Hava Yolları da 2023 yılında dünyada 1 numarayı hedeflemektedir.

Tabii biz burada, bu kürsüde Brezilya’yla yapılan ticari anlaşmalarda Bolu’nun sorunlarını, işte  Romanya’yla yapılan anlaşmalarda sağlık meselelerini duymaya alıştık. Ben bugün Avustralya’yla alakalı konuşurken ister istemez bu noktalara da değinmeden geçemeyeceğim. Çünkü bu kürsüde “rant, yandaş, peşkeş” laflarıyla gerçekten farklı noktalara vatandaşı çekmeye çalışmanın kimseye bir fayda sağlamayacağını düşünüyorum.

Daha dün Bolu Milletvekilimiz Sayın Tanju Özcan ormanla alakalı bir konuşma yaptı. Ne dedi? “2002 yılında neydi, şimdi ne oldu?” Ben size söylüyorum: 2002 yılında Bolu ili genelinde orman emvali üretimi 500 bin metreküp iken bugün 2011 yılı sonu itibarıyla bu rakam 1,5 milyon metreküpe çıkmış durumda.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kim yapıyor? Köylü mü yapıyor, müteahhitler mi yapıyor?

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Tanju Bey, doğruyu mu söylüyor? Doğru mu?

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – Bunların her biri resmî rakamlardır kontrol edebilirsiniz.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Arkadan doğru olmadığının tasdiki geldi.

BAŞKAN –  Sayın Ercoşkun, lütfen gündemle ilgili konuşalım.

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – 2002 yılında ortalama metreküp başına, köylümüz, vatandaşımız 20 lira alırken, bu yıl, 2011 yılında 55 lira ile 75 lira arasında rakamları almaktadır ve vatandaşın izni, rızası olmadan 1 metreküp bile dikili satışına izin verilmemektedir.

Şimdi, patates ekimiyle alakalı, tarımla ilgili konuşma yapıyor Sayın Milletvekilimiz, diyor ki: “Niye yasaklıyoruz bunu? Ne olacak, şu…”

BAŞKAN –  Sayın Ercoşkun, lütfen konuyla ilgili görüşelim.

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – Eğer, eğer… 

Konuyla ilgili zaten bunlar Sayın Başkanım.

BAŞKAN –  Lütfen… Dün dünde kaldı, o dündü Sayın Ercoşkun.

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – Evet, yeni şeyler söylemek lazım şimdi.

Şu anda eğer biz vatandaştan aldığımız şeyleri, köy köy dolaşarak bunları icraata geçirmezsek işte böyle yalan yanlış şeyleri burada ifade etmiş oluruz. Çünkü eğer on yıldan beri Dörtdivan’da patates hastalığından dolayı o bütün ovanın patates ekemediğini ve oradaki köylünün bu hastalıktan dolayı bu gelirden mahrum kaldığını bilmezsek şu anda bu köylüyü bu meseleden kurtarmak için alınan tedbirleri de yanlış yorumlarız, çıkarız, burada herkes bize güler.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne tedbir aldınız, onu söyle!

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – Aynı şekilde, AK PARTİ hükûmetlerinin en büyük başarısının sağlık alanında olduğunu gördüğümüz hâlde, Mengen’de yeni bir hastanenin inşaatının başlayacağını bildiğimiz hâlde oradaki sağlık hizmetlerini eleştirmeye kalkarsak vatandaş bize güler ve bu kürsünün de saygınlığı bu anlamda kalmaz diye düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; havacılık anlamındaki bu gelişmeler Bolu’da da ciddi manada kendisini göstermekte çünkü Bolu olarak, Ankara-İstanbul arasında, ciddi manada, turizmin desteklenmesi için bir havaalanına ihtiyacımız var.

Ben, buradan 22’nci ve 23’üncü Dönem milletvekillerimize ve Sayın Bolu Belediye Başkanına teşekkür ediyorum ve Bolulu hemşehrilerimize, Bolu’daki tugay komutanlığına ait pistteki havaalanının her türlü yazışmasının tamamlanmak üzere olduğunu ve önümüzdeki dönemde hizmete geçmeye başlayacağını da müjdelemek istiyorum.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – O yazışmaları vilayet yaptı!

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu anlaşmamızın, Avustralya’yla gerçekleştirilen bu anlaşmanın Türk Hava Yollarının ve ülkemize hizmet eden diğer hava yolu şirketlerinin havacılık faaliyetlerine katkıda bulunacağı ortadadır fakat asıl katkı ülkemiz ile Avustralya arasında ekonomik, sosyal ve hatta kültürel ilişkilerde olacaktır.

Türkiye ile Avustralya arasında gelişmekte olan tüm ilişkilere katkıda bulunmak amacıyla imzalanan bu anlaşmanın hayırlara vesile olmasını temenni eder, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ercoşkun.

Görüşmeler tamamlanmıştır.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

 

III.- YOKLAMA

 (CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır, yerine getireceğim.

Sayın İnce, Sayın Aslanoğlu, Sayın Özcan, Sayın Özkan, Sayın Tezcan, Sayın Aksünger, Sayın Gök, Sayın Genç, Sayın Tayan, Sayın Toptaş, Sayın Serindağ, Sayın Çıray, Sayın Akar, Sayın Acar, Sayın Soydan, Sayın Güneş, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Altay, Sayın Kaleli, Sayın Demiröz, Sayın Kaptan, Sayın Atıcı, Sayın Güven, Sayın Ekşi.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Avustralya Hükûmeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/425) (S. Sayısı: 22) (Devam)

 

BAŞKAN - Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın Moroğlu, bir söz talebiniz vardı.

Yok.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.47

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati:17.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Tanju ÖZCAN (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

22 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE AVUSTRALYA HÜKÜMETİ ARASINDA HAVA ULAŞTIRMA ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA

DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 28 Nisan 2010 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Avustralya Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi? 

OKTAY VURAL (İzmir) – Oktay Öztürk.

BAŞKAN – Oktay Öztürk, Erzurum Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztürk. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Avusturalya Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Elbette ki Türk Hava Yolları ağının genişlemesi ülkemiz açısından faydalıdır, okyanus ötesine gidemediği yerin kalmaması bizim temennimizdir. Ülkemizin coğrafi yapısını dikkate aldığımız vakit uluslararası hava servislerinin ülkemiz üzerinden geçmesiyle elde edeceğimiz ekonomik ve diğer faydaları dikkate aldığımızda, iki ülke arasındaki mesafenin kısalmasını dikkate aldığımızda bu anlaşmanın faydalı olacağına inanıyor ve olumlu baktığımızı ifade etmek istiyoruz.

Şimdi hepinizden özür dileyerek konunun dışına çıkacağım. Baştan özür diliyorum çünkü biz bir anlaşmanın uygunluğunu burada tartışırken ülkemizin bir ücra yerinde, aileler içerisinde, aile fertleri arasındaki anlaşmaların bozulmasına sebebiyet verecek birtakım gelişmeler cereyan etmektedir. Günlerdir insanlarımız feryat ediyorlar. Erzurum’un Pasinler ilçesinde -ki buna ilaveten diğer yerlerimizde de aynı şey söz konusu- erken kar yağması ve don vurması neticesinde patates toprak altında kaldı, üşüdü, pancar toprak altında kaldı, üşüdü. Bu arada, kurtarabildikleri de ambarlarda bekliyor.

Sayın milletvekilleri, bu insanlar çok kıt kanaat geçim şartlarına sahip insanlar. Buradan elde ettikleri ürünleri satmak suretiyle ekmek parasını temin ediyorlar çünkü tarım destekleme politikalarıyla buğday ekimi zaten bitirilmiş bir vaziyette. Dolayısıyla buradan aldıkları ürünleri pazarda satmak suretiyle ekmeklerini temin ediyorlar. Şu anda bütün bu imkânlardan yoksun, başka bir gelir kaynakları da olmadığından Hükûmetin tez elden bu meseleye el atmasını ve çare bulmasını istemektedirler. Biraz önce bir sayın milletvekilimiz yüreğimize su serpecek birtakım gelişmeler olduğundan bahsetti. Onu da umutla bekliyoruz ki inşallah bu konuda alınan kararlar varsa bunların vatandaşa bildirilmesinde fayda var.

On yıldır bu İktidarın belki de en büyük yanlışlarından birisi Türk tarımına bakışındaki yanlışlığı düzeltmemesi, şaşı bakmasıdır. Şöyle ki meseleye Avrupa Birliğinin direktifleri doğrultusunda bakmaktadır. Oysaki biz Türk üreticisinin gözüyle ve onun açısından bakıp Türk üreticisinin ekonomik prensipler  doğrultusunda üretimini devamlı kılmak ve böylece 70 milyon tüketicinin ekonomik alım gücü içerisinde sağlıklı gıda tüketiminin garanti altına alınmasını istiyoruz.

Bugün Pasinler’de patatesin, pancarın, lahananın tarlada kalması, başka yerlerde narenciyenin dalında kalması, besicinin tükenme noktasına gelmesi, süt üreticisinin iflasa sürüklenmesi, Müslüman Türk milletinin Kurban Bayramı’nda Avrupa’dan devlet eliyle ithal edilen geçmişi belli olmayan ithal hayvanlara mecbur bırakılması yanlışının sebebi bu bakış açısıdır bizce.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, geçmişte söylediğimiz gibi iki müessesenin oluşturulmasını önemsiyoruz. Mademki bütün meselelere Avrupa gözüyle bakıyoruz, Avrupa Birliği ülkelerinde de bunlar uygulanmakta. Bunlardan birisi, Et ve Balık Kurumunun yetkilerini artırarak hayvan ürünleri pazarlama regülasyon kurumunun kurulmasını önemsiyoruz. Toprak Mahsulleri Ofisinin yetkilerini artırarak tüm bitkisel ürünler pazarlama regülasyon kurumunun oluşturulmasını önemsiyoruz. Bunlar olunca, bunlar aynı zamanda üretici birlikleriyle de koordineli çalışarak neyi ne kadar üretecek, üretilenin pazarlanması garanti altına alınacak, sanayileri desteklenecek, halkımıza sağlıklı, kendi ürettiği gıdalar sunulduğu gibi ihracatın da önü açılacak, böylelikle Türkiye hem tarımda gelişecek hem de yabancı ülkelerin tarımsal ve gıda ürünlerinin açık pazarı olmaktan kurtulacak.

Biliyorum şu anda aklınızdan geçiyor, biz şu kadar destek veriyoruz, para veriyoruz diyeceksiniz. Bizce sonuç ortada. Türk milleti ne idüğü belirsiz ete mahkûm olmuş, et, süt ürünlerini zaten almaktan yoksun ama verdiğiniz destekler tarıma gitmiyor, bazı malum çevreler tarafından tarım dışı alanlarda kullanılıyor; bunu siz de biliyorsunuz, bütün Türkiye de biliyor.

Bu nedenle diyoruz ki mağdur olan bölge üreticisinin zararının giderilmesini önemsiyoruz, süratle bu konuda kararlar alınmasını istiyoruz. Bu üreticilerin kredi borçlarının bir yıl süreyle ertelenmesini istiyoruz. Patates üreticilerinin elinde kalan patateslerin Fakir Fukara Fonu’na ücret karşılığı verilmesini istiyoruz. Bölgede önemli bir patates üretim merkezi olan Pasinler ilçesinde en az 5 bin ton kapasiteli modern depolama tesislerinin bir an önce yapılarak işletime açılmasını istiyoruz.

Bu temennilerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

Sayın Demirel, söz talebiniz var.

Buyurun.

IX.- AÇIKLAMALAR

1.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a acil şifalar dilediğine ve Diyarbakır Araştırma ve Eğitim Hastanesinde yatan hastaların, refakatçilerinin ve sağlık personelinin sorunlarının giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben, öncelikle Sayın Başbakana acil şifalar temennisiyle geçmiş olsun demek istiyorum ama şunu bilmeli ki kendisinin dikkatini çekmek için bunu söyledim.

Türkiye'nin birçok yerinde sağlık sorunu olan insanlar Sayın Başbakan kadar şanslı değiller. 11 Milletvekili olan Diyarbakır ilimizde birkaç gündür sürmekte olan sağlık problemini, biz sabırla bekledik ki kendi milletvekilleri dile getirsin diye. Bir yıl önce TOKİ tarafından yapılıp hizmete açılan Diyarbakır Araştırma ve Eğitim Hastanesinde yatan hastaların, refakatçilerinin ve oradaki sağlık çalışanlarının sorunları, özellikle ısınma problemleri, fuel oil’le ilgili ödenek yetersizliği, sistem arızaları ve hastanenin yarısının hâlihazırda şantiye hâlinde olduğunu belirtmek istiyorum.

Bu konuya özellikle milletvekillerimiz, Sayın Sağlık Bakanı ve Sayın Başbakanımızın, kendi sağlık sorunları da olması itibarıyla empati göstereceğini ve ilgi göstereceklerini umuyorum.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Avustralya Hükûmeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/425) (S. Sayısı: 22) (Devam)

 

BAŞKAN - Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen, İlhan Demiröz, Bursa Milletvekili.

Buyurun Sayın Demiröz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Avustralya Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Güney yarım kürede yer alan, karadan komşusu olmayan Avustralya’da verimli ovaların yer aldığını biliyorum. Bu ifademden daha sonra tarım konusunda bahsedeceğimi belirtmek isterim.

İkili anlaşmaların, Tarım Komisyonumuza geldiğinde belirttiğimiz gibi, dilerim, neticeleri faydalı olmuştur.

Değerli milletvekilleri, Avustralya ile hava ulaşımını hazırlayan yetkililere Bursa Yenişehir Havaalanından bahsetmek istiyorum. Bursa bir tarım kenti, Bursa sanayi kenti, Bursa turizm kenti. Bursa, aynı zamanda göç alan bir ilimiz 2,5 milyon nüfusuyla, Artvin’den, Trabzon’dan, Erzurum’dan, göçmenlerden, Balkanlardan, Bulgaristan’dan göç alan bir ilimiz. Ancak değerli milletvekilleri, sorarsanız “Bursa Yenişehir Havaalanından herhangi bir ile direkt olarak kaç tane hava ulaşımı var?” derseniz, sadece Ankara’ya günde 2 defa ulaşım olduğunu söylemek isterim.

Peki, turizmde, sanayide, tarımda en önde gelen illerden olan Bursa’ya bunun niçin reva görüldüğünü öğrenmek istiyorum. Çünkü her iktidar döneminde çok değerli bakanlarımızın olduğunu da ifade etmek istiyorum. Hemen şunu söyleyebilir arkadaşlar: “Efendim, Ankara üzeri…” Ama Ankara üzeri… Bugün direkt olarak Bursa’dan Antalya, Trabzon, Erzurum, hiçbir ile direkt bir uçuşumuz yok. Ankara’ya geleceksiniz, iki saat bekleyeceksiniz, uçak değiştireceksiniz ve ondan sonra da başka bir uçakla bulunduğunuz ile gideceksiniz.

Değerli arkadaşlar, ayrıca dış hava ulaşımında da Bursa’nın sıfır çektiğini söylemek istiyorum. Uluslararası hava ulaşımına müsait olan Yenişehir Havaalanının bu şekilde kullanılmamasının bir amacı mı var diye düşünüyorum ve bu amacının da sakın ola, şehrin içerisindeki Yunuseli Havaalanını faaliyete geçirmek için bir anlam taşıdığının olmamasını diliyorum. Zira Yunuseli Havaalanı değerli arkadaşlar, şehrin içerisinde ve tamamen birinci sınıf tarım alanlarının bulunduğu bölgede.

Bu bakımdan, buradan az önce konuşan AKP’li arkadaşlarımıza şöyle seslenmek istiyorum: Uçak sayıları, havaalanı sayıları mutlaka artmıştır, zaman içerisinde de artması gerekir ama şunu da gayet iyi bilmemiz gerekir ki maalesef Bursa’mızdan hava ulaşımının tamamen Ankara olduğunu da belirtmek isterim ve buradan, yetkililerinden, bu konunun bir an önce çözülmesini istediğimizi ifade etmek isterim.

Arkadaşlar, konuya devam ediyorum ve yukarıda ifade etmiştim, ikili antlaşmalarda tarımla ilgili konuya değineceğimi söylemiştim. Evet, 18 Ocak 2007 tarihinde Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü ile Batı Avustralya Tarım ve Gıda Departmanı arasında bir anlaşma imzalanmış. Hangi noktada olduğunu gerçekten bilmiyorum ama bunu öğrenmek için çaba sarf edeceğim. Çünkü, değerli arkadaşlar, her gün gündeme gelen, belli zamanlarda konuşulan Somali, 1980’lere kadar, gıda üretimi bakımından kendine yeterliliğini koruyan, ihracat yapan ülkelerden birisiydi. Ancak, IMF ve Dünya Bankası kıskacında, kamuya ait çiftlikler Dünya Bankası kontrolünde kapatılmış veya özelleştirilmiş, en verimli tarım arazileri çiftçi olmayanların, çok uluslu şirketlerin eline geçmiştir, su ticaretleştirilmiş, mera ve otlak koruma hizmetleri ihmal edilmiş, kamuya yatırım yapılması âdeta yasaklanmış, tarım destekleri kaldırılmış ve tarım yok edilmiştir. Bugün gelinen nokta, yaşanan süreçte, işte, kıtlık ve açlıktır.

Değerli milletvekilleri, ülkemize gelirsek, 1980’lere kadar kendi kendine yeten bir ülkeydik ancak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının en üst düzey yöneticileri, Bakan, Müsteşar ve diğerlerinin, kendi kendine yeterliliği bir palavra olarak nitelendirmelerini, ülkemizdeki tarımın gözden çıkarılışının ilk işaretleri olarak tespit edebiliriz. Üreticiler üretimden çıktıklarını açıkladıkları zaman Tarım Bakanı “Kârdan zarar ediyorlar.”, “Süt mitingleri ideolojik mitingler.”, bir bakan “Gözünüzü toprak doyursun.”, “Artistlik yapma lan!”, “Ananı da al git!” diyen, “Artistlik yapma!”, “Sesini yükseltme!” diyen bakanlarımızın olduğunu ifade etmek istiyorum. Hâlbuki, değerli milletvekilleri, ülkemiz coğrafi konumu, toprak ve su varlığı, iklim koşulları ve ekolojik zenginliği nedeniyle oldukça yüksek bir tarım potansiyeline sahiptir. Sahip olduğu üretim potansiyeli, geniş ürün deseni ve önemli pazarlara yakınlığı dikkate alındığında Türkiye'nin dünya tarımında önemli bir konuma sahip olması gerektiği ortaya çıkar. Ancak uygulanan yanlış politikalarla bir yönden çiftçi tarımdan uzaklaşmış, öte yandan da ihracat kısıtlanmış, üstelik ithalat yoluyla döviz kaybı yaşanmıştır, ayrıca, sübvansiyonlarla desteklendiği için dışarıdan ucuza alınan ürünler yerli üreticilere rakip olmuş, onların ürünleri ucuza satmasına ve yoksullaşmasına neden olmuştur. Kısacası, Türkiye toprağı aç, insanı aç, hayvanı aç bir ülke hâline gelmiştir. Bunun baş nedeni ülkemiz tarımının 1980’li yıllardan bu yana IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar tarafından biçimlendirilmesidir. Bu kuruluşların denetiminde uygulanan tarım politikalarının özü bir yandan çok uluslu tarım gıda şirketleri için yeni ve geniş pazarlar açmak, öte yandan çiftçileri topraktan kopartmak, ucuz iş gücü olarak kentlere göçlere zorlamak olmuştur.

Değerli milletvekilleri, tarımı destekleyen, girdi ve teknoloji sağlayan kurumlar özelleştirilmiş veya tasfiye edilmiş, tarım birlikleri zayıflamış, işlevsiz hâle getirilmiş ve tasfiye koşulları yaratılmıştır. Kısacası, çiftçi örgütsüz, desteksiz, çaresiz kılınmıştır. Bugün gelinen noktada IMF ve Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü destekli tarım politikaları ile tarım toprakları amaç dışı kullanılmış, girdi maliyetleri yükseltilmiş, tarımsal destekler kaldırılmış, tarımsal kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi gerçekleşmiştir.

Değerli milletvekilleri, netice olarak şunları ifade edebiliriz: Tarımda ithalatçı ülkeler içerisinde yer aldık. Tarım alanlarını amaç dışı kullandık. Tarımsal kamu kuruluşlarını yok pahasına özelleştirdik. Meraları azalttık, amaç dışı kullandık meraları. Çiftçi girdi fiyatları yükseldi. 2,5 milyon hektar tarım alanı ekilmiyor. İnsanlar tarımdan, köylerinden uzaklaştırıldı. Yine 2,5 milyon hektar tarım alanının boş bırakıldığını ifade etmek istiyorum.

Ve bu Kurban Bayramı’nda gördüğümüz gibi, ithalatla hayvan açığını kapatmak isteyen Hükûmet döneminde, yani bu dokuz yıllık dönemde hayvan varlığının 4 milyon azaldığını ifade etmek isterim.

2006 yılında kendi çıkardığı Tarım Kanunu’nu dikkate almadığını ve bu Kanun’a uymadığını ifade etmek isterim.

Çiftçilerimizin, Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatifine olan borçlarının katlanarak arttığını ifade etmek isterim.

Özel bankaların tarım alanlarına sahip olma yönünde hızla ilerlediğini ifade etmek isterim.

Ve son olarak tarımsal alanların sulanmasında önemli bir adım atılmadığını söyleyerek, hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.

Sağ olun, var olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Demiröz.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

Madde 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Tufan Köse, Çorum Milletvekili.

Buyurun Sayın Köse. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye bilim dünyasının ne mutlu ki Server Tanilli Hoca gibi bir onur abidesi vardır. Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz hafta Server Tanilli Hocamızı kaybettik. O, salt bir akademisyen değildi. O, içinde yaşadığı çağa ve topluma karşı bir bilim adamı olarak sorumluluğunu yerine getiren, emekten yana, haksızlıklara karşı olmanın sorumluluğunu hayatının her alanında ve her döneminde yerine getiren toplumcu bir aydındı.

Değerli arkadaşlarım, eserleri ve fikirleri yolumuzu aydınlatan, bundan sonra da hem bizim hem de gelecek kuşakların yolunu aydınlatacak olan Server Tanilli Hoca ile aynı topraklarda doğmuş ve yaşamış ve aynı idealleri paylaşmış olmanın onurunu sizlerle ve yoksul halkımla paylaşmak istedim, ışıklar içinde yatsın. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avustralya ile yapılan bu anlaşma dolayısıyla, ülkemizin Adalet ve Kalkınma Partisinin on yıllık iktidarı dönemindeki dış politikasına da kısaca değinmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, dış politikada ideal olan, olması gereken, barışçı ve bağımsız bir politika yürütmektir. Yani dış politikamız hem barışçı olacak hem de bağımsız olacak, yani yalnızca ulusal çıkarlarımız savunulacak. Bugün ülkemizin dış politikası bağımsız mı? Bunun kadar önemlisi, ülkemizin dış politikası barışçı mı? Dış politikada sınır komşularımızla, yakın komşularımızla ilişkilerimize özel önem vermek gerekmez mi? Peki biz bu önemi verebiliyor muyuz? Maalesef veremiyoruz, maalesef vermiyoruz. Peki niye vermiyoruz, niye veremiyoruz değerli arkadaşlarım?

Değerli arkadaşlarım, on yıldır siz de izliyorsunuz, bizim dış politikamızı, silah ve petrol şirketlerinin, gıda tröstlerinin yönettiği, kartellerin yönettiği Amerika Birleşik Devletleri şekillendiriyor da ondan veremiyoruz.

Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; ekonomik bağımsızlığı olmayan ulusların siyasi bağımsızlıkları da olamaz. Osmanlının son dönemlerini hatırlarsanız, kapitülasyonlar nedeniyle dış politikamızı İngiltere’nin, Fransa’nın, Almanya’nın, Amerika’nın büyükelçilikleri yönetir hâle gelmişti. Maalesef on yıla yaklaşan Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde de ülkemizin, halkımızın elinden üretim gücü alınmış, yardımla geçinen ve yardım gözleyen bir halk hâline getirmiştir. Yani ekonomik bağımsızlığımız kalmamıştır. Ekonomik bağımsızlığı kalmayan ulusların da dış politikada da bağımsızlıklarından söz edilemez.

Değerli arkadaşlarım, üretmeyen milletler ya ırgat olacaklar ya hizmetli olacaklar ya da emperyalist devletlerin paralı askerleri olacaklar. Yapılan özelleştirmeler ile Tekelin özelleştirilmesiyle tütün üreticimiz maalesef üretimden çekilmek zorunda kaldı. Ne oldu tütün üreticimiz? Bitlis ne oldu, Tatvan ne oldu, güneydoğudaki, Karadeniz’deki tütün üreticimiz ne oldu?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Malatya, Adıyaman.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Malatya’daki tütün üreticimiz ne oldu? İstanbul’da, İzmir’de, büyük metropollerde maalesef çalışanların karşısına “Bak, bunlar sizi bekliyor, bu fiyatlara, bu paralara, bu ücretlere razı olmazsanız kapıda sizin yerinizde gözü olan milyonlar vardır.” denilen işsizler yığını hâline getirildi. Et ve Balık Kurumunu özelleştirdik hayvan üreticisini bitirdik. Bugün de gündemde olan, geçtiğimiz haftalarda özelleştirmesi yapılan şeker fabrikaları… Çok önemli, çok stratejik bir ürün değerli arkadaşlarım, 10 milyona yakın insanı ilgilendiriyor. 10 tane şeker fabrikası özelleştirildi -lütfen dikkatlice dinleyin- 922 milyon dolara zannedersem. Sadece bu fabrikaların kotaları ve arazilerinin değeri bile bunun üzerinde. Bu da önemli değil, ucuza satalım, ucuza satalım ama yeter ki üretim devam etsin, yeter ki şekerde de dışa bağımlı hâle gelmeyelim. Önemli olan budur. Dışa bağımlı hâle gelirsek ekonomide, siyasette de bağımsız tavır almamız, komşularımızla iyi geçinmemiz mümkün değildir. Komşularımızla iyi geçinmemiz için ulusal çıkarlarımızı savunacak barışçıl ve bağımsız bir dış politika izlemek zorundayız.

Bu vesileyle ben hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Köse.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3'üncü maddeyi okutuyorum:

Madde 3-  Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Mevlüt Aslanoğlu, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

 CHP GRUBU ADINA FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; tabii, biliyorum gideceksiniz, huzurunuzu bozmak istemiyorum. Ama siyaset bir erdemliliktir, ilke ister, dürüstlük ister; siyasette ağızdan çıkan her kelime bana göre o kişinin namusu, şerefi, haysiyetidir. Siyasette erdemli olunmalı, ilkeli olunmalı. Bu bir namus anlayışıdır, kişinin kişilik anlayışıdır.

Bu ülkede kurulmuş herhangi bir siyasi partiye oy veren kişilere “vatan haini” demek benim için bir şerefsizlik, bir namussuzluktur. Bu ülkede yasal olarak kurulmuş herhangi bir siyasi partiye oy veren kişilere ben “vatan haini” dersem, ben o zaman demokrasiye, ben o zaman insan haklarına, ben o zaman bu ülkedeki kişilik haklarına karşı suç işlerim. Benim anlayışım budur, benim bildiğim siyaset budur. Benim bildiğim siyaset, bu ülkede herhangi bir siyasi partiye mensup herhangi bir kişiyi vatan haini ilan etmek, hakikaten… Bilemiyorum…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Öyle bir şey yok.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bir dakika, bir dakika! Öyle bir şey var mı yok mu, göstereceğim.

Bir partimizin ilçe başkanı… Benim bir ilçe başkanım sizin partinize oy veren kişilere “vatan haini” dese ben kıyamet koparırım. Bu bir ilkesizliktir, bu siyaset değildir, bunun adı gammazlıktır. Hele o yöredeki insanları, filanca ilçedeki insanları, herhangi, sizin partinize oy veren kişileri kastetsem o insanlara karşı en büyük saygısızlığı yapmış olurum.

Çatalca, İstanbul’un hemen yanı başında, 62 bin nüfusu, 27 köyü, 9 mahallesi olan bir yerimiz. Yıllarca bu ülkeye canını vermiş orada yaşayan insanlar. Kardeşçe, şereflice, namusluca birbirlerine sarılmış Türkiye'nin örnek bir ilçesidir. Her zaman bu ülkenin birlik beraberliği için her zaman Çatalca örnek bir ilçemizdir ama her ne hikmetse orada 45 bin seçmen olan Çatalca’da birinci parti Cumhuriyet Halk Partisi, daha sonra Adalet ve Kalkınma Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ama her ne hikmetse Adalet ve Kalkınma Partisi İlçe Başkanı çıkıp diyor ki: “CHP’ye oy verenler vatan hainidir.”

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Nerede diyor?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Nerede demiş?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – O gazete hangisi?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Buyurun… Buyurun… Dünkü haber. Dün…

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – 20 milyon insan oy vermiş, vatan haini mi?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gazete haberlerini getirmeyin buraya.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Kardeşim, Çatalca’da bölgesel bir gazete. Buyurun… Ben utanıyorum, siyaset adına utanıyorum.

Eğer Çatalca’da benim partimin bir ilçe başkanı bunu söylerse, biz anında, dakikasında eylem yaparız. Buyurun, gazeteyi Sayın Bakana takdim edeceğim. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gazete haberleri doğru olmayabilir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ben anlamam. Çıksın… dünden beri ben bekledim… Ben bekledim…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biraz daha bekle. Gazete haberi doğru olmayabilir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Hayır arkadaş, biraz daha bekleme yok. Birisini vatan haini ilan etmek beklenmez. Onur, şeref, haysiyettir bu Ahmet Bey.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Doğru söylüyorsun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Evet, birisini  vatan haini ne demek biliyor musun?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gazete haberi doğru olmayabilir.

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Bizim ilçe başkanımız İsmet Öztürk.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) –  Vatan hainliği ne demek Ahmet Bey?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gazete haberi doğru olmayabilir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Gazete haberi ben bilmem.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, karşılıklı konuşmayalım lütfen.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bu gazete böyle yazıyorsa… Bu gazete dün İstanbul’un her tarafına dağıtıldı. Bu gazete yerel bir gazete.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – İlçe başkanı kim? Kim ilçe başkanı?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Buyurun, vereceğim. Vereceğim… Vereceğim…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – İsmi ne o ilçe başkanının?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – “Güçbilmez” diye bir arkadaş…

NUREDDİN NEBATİ  (İstanbul) – Bizim ilçe başkanı o değil, İsmet Öztürk bizim ilçe başkanımız.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Öyle bir ilçe başkanımız  yok.

BAŞKAN – Sayın Aydın, lütfen… Karşılıklı konuşmayalım Sayın Aslanoğlu.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Öyle bir ilçe başkanı yok.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ben bilmiyorum, buyurun. Ben bilmem.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Doğru değil o.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Başlangıçta söylediğin ahlaki vasıflara uymuyor. (AK PARTİ sıralarından “Özür dile” sesi)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Özür dilemem kardeşim. Burada… Burada… Bak burada, burada.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bilerek konuşun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Buyurun kardeşim… Ne yazıyorsa bakın. Buyurun…

 BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Beyler, size bir tek görev düşer…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Size bir tek görev düşer…

Bu ülkede demokrasiye inanmış hiçbir siyasi partiye oy veren insanlara “Vatan haini” demek bizim için şerefsizliktir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu… Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Aynı şeyi siz de çıkın…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ama yanlış yapıyorsunuz. Mevlüt Bey, öyle bir ilçe başkanımız yok bizim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Buyurun Hanımefendi, buyurun, gazeteyi veriyorum size… Gazeteyi veriyorum, buyurun.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Mevlüt Bey, öyle bir ilçe başkanımız yok.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) - Ben sizin yerinizde olsam, gelir böyle bir şeyden özür dilerim, özür! O dilemiyorsa siz dileyin. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın… Ne söylüyorsunuz Sayın Aydın, buyurun. Ne için söz istiyorsunuz, bir yerinize geçin.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, basın açıklaması yaptığından… Şimdi görüştüm, ilçe başkanına farklı ifadelerde bulundu. 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Ama sataşmaya mahal vermeden, lütfen.

İki dakika söz veriyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – “İlçe başkanı değil.” diyorlar ya, ilçe başkanı.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Görüştüm şu anda.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – İlçe başkanı değil mi? “İlçe başkanı değil.” diyorlar.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Mevlüt Bey, bir dakika… Mevlüt Bey…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – “Ben öyle bir şey söylemedim.” diyor.

BAŞKAN - Buyurun.

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Evet, değerli arkadaşlar, Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından gürültüler)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – “İlçe başkanı değil.” diyorsunuz değil mi?

AHMET AYDIN (Devamla) - Bir saniye… Bir saniye…

Bakın, değerli arkadaşlar, tabii gazete haberleriyle biz burada eğer siyaset yapacaksak, yarının nereye varacağı, sizden de kimin ne söylediğini burada manşetlerle açıklarsak bu çok doğru olmaz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ahmet Bey...

AHMET AYDIN (Devamla) - Bir defa, öncelikle şunu söyleyeyim: Senin baştaki bütün ifadelerine katılıyorum Mevlüt Bey. Siyaset bir erdemliktir, siyaset doğrular üzerine yapılır. Burada, bu kürsüde doğruları konuşmak zorundayız.

Gazetede çıkan bir haberin nedenini, sonucunu, gerçekten böyle olup olmadığını araştırmadan kalkıp burada böyleymişcesine gibi ifade etmek, bence bir milletvekiline de yakışmaz, çok doğru bir ifade de değil çünkü biz gazete haberleriyle değil, biz işin aslıyla ilgileniyoruz, aslında böyle bir şey var mı yok mu. Bunun böyle olmadığını İlçe Başkanımız zaten basın açıklamasıyla duyurmuş. O ikinci basın açıklamasını da eğer almış olsaydınız, bunun böyle olmadığını bütün kamuoyu gibi sizler de öğrenmiş olacaktınız.

O yüzden, değerli arkadaşlar, lütfen, böyle olur olmadık haberlerle ilgili kalkıp burada kimseyi zan altında bırakmayalım, kimseyi hiçbir şekilde itham etmeyelim, doğru bir şekilde araştıralım. Doğruluğundan eminseniz, gelin burada konuşun bunu. Bizim de gerçekten buradaki bu manşete hiçbir zaman katılmamız mümkün değil, katılmıyoruz. Doğru bir şey değil, Başkanımız da böyle bir ifade kullanmamıştır. Bunun böyle olmadığına dair yeni bir açıklama da yapmıştır.

Teşekkür ediyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydın.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Avustralya Hükûmeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/425) (S. Sayısı: 22) (Devam)

 

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir ancak ondan önce İç Tüzük 86 madde gereğince oyunun rengini belirtmek üzere ve aleyhte olmak üzere söz isteyen Kamer Genç, Tunceli Milletvekili.

Buyurun Sayın Genç. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kamer Bey, dikkat edin Salim Uslu’ya! Saldırıya uğramayasınız.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

Gel, araya gir, gir bakalım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kamer Bey, içeride olabilir!

KAMER GENÇ (Devamla) - AKP’liler söz atıyorlar, araya girmem.

Şimdi, Sayın Başkan, geçen gün ben burada Danışma Kurulu raporu üzerinde konuşurken bana “Gündeme gel...” Daha dördüncü dakikada on dakika konuşma hakkım varken sözümü kesti. Bir AKP’li milletvekili geldi yanıma -ben tabii geçen sene bir beyin ameliyatı da geçirdiğim için- şiddetle beni itti, ben fark etmedim buraya çarpıldım.

BAŞKAN – Sayın Genç, dün dünde kaldı.

KAMER GENÇ (Devamla) - Bir dakika, bir dakika… Konuşma!

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Ne demek o ya!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Biraz nazik ol, nazik!

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Kürsüye yakışmıyor.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, ondan sonra arkadaşlar, şunu vurgulamak istiyorum: Bakın, eğer o beyin kanaması tekrar…

BAŞKAN – Burada kimin konuşup konuşmayacağını siz belirleyemezsiniz.

KAMER GENÇ (Devamla) - …tekerrür ederse onun sorumlusu sensin ve Salim Uslu’dur. Bunu da millete ilan ediyorum.

BAŞKAN – Tarzınız zaten ahlakınızı, edebinizi gösteriyor sizin.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ayrıca da Salim Uslu’nun beni niye ittiğini sonradan fark ettim. Ben geçen sene KİT Komisyonunda Halk Bankası hesapları incelenirken -meğer bu Hak-İş’e verilen 400 milyar liralık bir kredi vardı Halk Bankasının, sonradan onun faizini indirdiler- ondan bahsettiğim için bana bu husumeti beslediğini anladım. Ondan sonra… Neyse, ben bunu kamuoyuna söyleyeyim.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bu Mecliste tabii, Sadık Bey yani tam bir Sadık Bey kimliğiyle AKP’ye yaranmak için şey ediyor ama bakın burada devamlı takip ediyoruz Meclisi, bizim dışımızda kimseye müdahale etmiyor, benim dışımda kimseye müdahale etmiyor.

Şimdi, arkadaşlar, ben niye bu şeyin aleyhinde aldım. AKP zamanında Türkiye dış politikası karanlıklara çevrildi. Şimdi, AKP’nin Türkiye’yi karanlıklara ittiği kesin. Şimdi, Amerika Cumhurbaşkanı Vekili geldi. Niye geldi bu kişi? Bizim kara gözümüze mi aşıktı? Hayır. Türkiye’ye bir görev vermeye geldi. Türkiye’ye hangi görevi vermeye geldi? Bir süre sonra yine Amerikan Savunma Bakanı gelecek. Bize ne görev veriyor? Karanlık bir durum. Siz Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri olarak niçin geldiğini biliyor musunuz?

Bakın, bizim geleneklerde devletin başbakanları, bakanları yabancı bir devlet adamıyla görüştüğü zaman yanında Dışişleri mensubu olur. Tayyip Erdoğan’la Amerikan Cumhurbaşkanı konuşurken yanında kimse var mıydı? Yok.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Sen var mıydın?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ne konuştular, bilmiyoruz. Türkiye’ye hangi görevi verdiler, bilmiyoruz. Böyle karanlık bir dış politika olur mu değerli arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar)

Bir “Ahmet Davutoğlu” diye bir kişi var, Dışişleri Bakanı. Yahu, bir bakıyorsunuz, gidiyor, Libya’ya 300 milyon dolar veriyor o ile Ali Babacan. “Biz paraları uçaklarla göndermedik, iki uçakla gönderdik.” diyor.  Yahu, arkadaşlar, muz cumhuriyetinde dahi devletin 300 milyon doları getirilip de birilerine verilir mi? Verilir mi, söyleyin! Bu, devlet ciddiyetiyle bağdaşır mı? Bu paralar kimin cebine gitti? Hakikaten, 300 milyon dolar verildi mi, verilmedi mi veya kime verildi veya o verilen paraların bir kısmı tekrar cebe geldi mi, gelmedi mi? Yahu, arkadaşlar, devlette bir ciddiyet olması lazım. Bu devletin ciddiyetine bu kadar darbe vurulur mu? “Ben, efendim, falanca devlete 300 milyon dolar para verdim.” Kimin parasını verdin? Babanın parasını mı verdin? Fakir fukaranın, aç kalan insanların, bugün Van’da soğukta donan insanların hayatı pahasına sen o parayı verdin. Senin hakkın mıdır bu parayı vermek? (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Şimdi, Suriye’nin rejim muhaliflerini getiriyorlar, Türkiye’de para veriyorlar, eğitiyorlar. Ondan sonra “Suriye’de tampon bölge yaratacağız.” diyor. Yahu, şimdi, bizim Suriye’yle… Arkadaş, sen Tayyip Bey, sen bundan iki ay önce, üç ay önce gidip de Esat’ın koluna girdiğin zaman yine o Esat, o Esat, o Esat değil miydi? Yine o aynı yönetimi yok muydu? Peki, niye gittin? Ondan sonra birdenbire Obama’dan size talimat geldi, ondan sonra tuttun Suriye’ye cephe aldın! Peki, Suriye’ye sen ne kadar para veriyorsun? Hangi ödenekten veriyorsun?

Arkadaşlar, bakın, dış politika millî bir politikadır. Eğer Tayyip Erdoğan’la Abdullah Gül Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesi dışında eğer Suriye’ye harp açarlarsa bunun altında kalırlar. Onu kendilerine ikaz ediyorum. Devletin dış politikasında Meclisin söz birliği gerekir. Eğer birilerinin hesabına birilerine gidip de, sırf bunlar kahraman olmak için, o kahraman da olmazlar, burunları yere sürter ama milletinin burnunu sürmeye onların hakkı yetmez, gücü de yetmez. Biz burada ona karşı en sert şekilde mücadelemizi yaparız.

Bizim dış politikamız millî bir davadır. Hangi devlete karşı savaş açılması gerektiğine Meclisçe karar veririz. Millî duygularımız o zaman galeyana gelir ama birilerinin emperyalist uşaklarının uşağı olmak için bu işlere girmeyiz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarı’nın tümü açık oylamaya tabidir.

Yalnız Sayın Kaleli’nin söz talebi var.

Buyurun Sayın Kaleli.

IX.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, CHP’ye oy veren vatandaşa “hain” dediği iddia edilen AK PARTİ İlçe Başkanı ile haberin yayımlandığı gazete hakkında bir işlem yapılıp yapılmayacağına ilişkin açıklaması

 

SENA KALELİ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce Sayın Milletvekilimiz Mevlüt Aslanoğlu’nun sözlerine karşılık bir hatırlatma yapmak istiyorum.

Aydınlık gazetesini basıyorsunuz, AKP’yi eleştiren milletvekili için fezleke düzenliyorsunuz, Oda TV’yi basıyorsunuz, gazeteci arkadaşlarımızı tutukluyorsunuz ama CHP’ye oy veren vatandaşa “Hain” diyen gazeteyi veya “hain” diyen ilçe başkanını eleştirmiyor, koruyorsunuz. Peki, bu gazete için ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Ayrıca, Başbakan, dışarıda muayenehanesi olan bir profesöre üniversite hastanesinde ameliyat oldu. Üstelik, herhâlde olanaksızlıklar nedeniyle profesör kendi aletleriyle ameliyat etmek istedi. Üniversite hastanelerinin durumu malum. Başbakan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaleli.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Avustralya Hükûmeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/425) (S. Sayısı: 22) (Devam)

 

BAŞKAN – Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Avustralya Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

211

 

 

Kabul

:

209

 

 

Ret

:

2

(x)

 

Kâtip Üye

Özlem Yemişçi

Tekirdağ

Kâtip Üye

Tanju Özcan

Bolu”

 

Böylece tasarı kanunlaşmıştır.

2’nci sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti ile Finlandiya Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması ile Anlaşmaya İlişkin Protokol ve Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Türkiye Cumhuriyeti ile Finlandiya Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması ile Anlaşmaya İlişkin Protokol ve Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/434) (S. Sayısı: 24) (xx)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 24 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Lütfü Türkkan, Kocaeli Milletvekili.

Buyurun Sayın Türkkan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti ile Finlandiya Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması ile Anlaşmaya İlişkin Protokol ve Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında MHP Grubu adına görüş belirtmek üzere huzurlarınızda buluyorum.

Biraz evvel Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşan Sayın Mevlüt Aslanoğlu’nun ifadeleri üzerine, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Ahmet Aydın’ın cevabı manidardır. Söyledikleri bir ifade: Burada gazete haberlerini konu alıp Mecliste konuşma yapmanın çok uygun olmadığını söylediler. Kendisi her ne kadar haklı gibi görünse de, Türkiye’de gazete haberleriyle insanlar cezaevinde yatarken, Başbakan stadyuma geldiği zaman ayağa kalkmadı diye bir paşa cezaevinde yatarken…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Hiç öyle bir şey olmadı.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hiç alakası yok, hiç alakası yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – … Mevlüt Aslanoğlu’nun gazete başlığı üzerine konuşma yapmasını hoş görmeye çalışacaksınız.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – İyi araştırın.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Bu, ileri sürdüğünüz ileri demokrasi değil ama gerçek bir demokrasinin gereğidir. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – İyi araştırın, öyle gelin. İyi okuyun, iyi araştırın.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Sayın Engin Alan’ın cezaevinde bulunuş sebebi neydi?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Terörden yargılanıyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Başbakan geldiğinde ayağa kalkmadı diye. Doğru mu?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Terör örgütüne üyelikten yargılanıyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Siz ne zamandan beri, Türkiye’de, Başbakan geldiğinde ayağa kalkmadı diye generalleri cezaevine atacaksınız? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ergenekon’dan yargılanıyor, Ergenekon’dan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Atmadığınız gün, bu Mecliste “demokrat” olarak isminiz geçecektir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ergenekon’dan yargılanıyor. O da yargının işi, bizim problemimiz değil.

BAŞKAN – Sayın Türkkan, lütfen konuya gelelim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yargının işi o, bizim problemimiz değil. Yargıya müdahale etmeyin!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Bu çifte vergilendirme anlaşmalarına geleyim Sayın Ahmet Aydın, dinleyin.

Elbette, gayet gerekli ve faydalıdır. Ayrıca, diğer ülkelerle imzalanan bu anlaşmaların üç aşağı beş yukarı içerikleri aynıdır. Yani Finlandiya’yla ilgili veya bir başka ülkeyle ilgili yapılan anlaşmaların detayları arasında hiçbir fark yoktur. 1986’da yani yirmi beş yıl önce böyle bir anlaşma imzalamışız. Bu sürenin on altı yılında Finlandiya Avrupa Birliği üyesi bir ülke, Türkiye ise son altı yılında Avrupa Birliği ile üyelik müzakereleri yürüten bir ülke konumunda ise ve şimdi bu anlaşmayı revize etmeye ihtiyaç duyuyorsak bazı noktalar üzerinde durmamız gerekir.

Türkiye son dokuz yıldır büyük çoğunlukla tek başına iktidar olan bir AKP Hükûmetiyle yönetiliyor. Finlandiya ile son birkaç yıllık ithalat-ihracat rakamlarımıza bakarsak hangi tarafın bu anlaşmalardan en fazla fayda elde ettiği rahatlıkla ortaya çıkıyor. 2005 yılında ithalat-ihracat dengesi Finlandiya ile eksi 666 milyon dolar Türkiye aleyhine iken, 2007’de bu eksi 1 milyar 168 milyon dolara, 2010’da ise eksi 819 milyon dolara çıkıyor. Yani bizim bir birim ihracatımıza karşılık Finlandiya’dan dört birim ithal etmişiz. Umarım ve dilerim ki Finlandiya ile 6 Ekim 2009’de revize edilerek yeniden imzaladığımız çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması sonrasında Hükûmet bu tabloyu iyi değerlendirerek durumu lehimize çevirecek yapısal önlemleri alır.

Ancak yalnız Finlandiya değil, ithalat-ihracat ilişkisi içerisinde bulunduğumuz tüm ülkelerde genel duruma baktığımızda maalesef geleceğe yönelik iyimser beklentiler içerisinde olamıyoruz. Zira cari açık ve dış ticaret açığı rakamlarımıza şöyle bir göz attığımızda bunun nedenleri gayet iyi ortaya çıkıyor. Onar yıllık dönemler itibarıyla baktığınızda 1980-1990 yılları arasında cari açığımız 13,6 milyar dolar, 1991-2000 yılları arasında 17,6 milyar dolar, 2001-2011 arasında 300,3 milyar dolar. Yani Türkiye'nin gayrisafi yurt içi hasılasının 2002’de sadece binde 3’üyken cari açığımız, şu anda yani iktidarı devir aldığınız günden dokuz yıl sonra yüzde 9,4’e çıkmış, 30 misli artmış cari açık. Siz bu rakamlarla istediğiniz ülkeyle, istediğiniz anlaşmayı yapın, bu ülkenin bayır aşağı giden ekonomisini durdurmanız, kötüye gidişi durdurmanız mümkün olmayacak.

Türkiye’de son bir yıldır, iki yıldır gazeteleri açtığınızda inşaat şirketlerinin reklamlarından geçilmiyor. Hakikaten çok önemli. Türkiye’nin en önemli lokomotif sektörlerinden birisi inşaat sektörü ama mevcut durumda size bir ikazda bulunuyorum bu sözlerimle beraber: Bankaların kredi bacağında frene basmasıyla beraber, talepteki azalmayla beraber o sizin TOKİ’den ihale vererek kolladığınız inşaat şirketleri dâhil olmak üzere birçoğu batış noktasına geliyor. Yani bir dönem kolladıklarınızın daha sonra batışını seyretmek sizlere nasip olacak, bize bile yetişemeyecekler.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Türkiye’de Kamu İhale Kurumu diye bir kurum var biliyorsunuz Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Bu bir temenni değil, bu size bir uyarı. İnşaat sektörünün bu duruma gelmesiyle Türkiye’de çok ciddi katma değer yaratan bu sektörün bu duruma gelmesiyle beraber Türkiye’de Avrupa’da hep o hava attığımız 16 büyük içerisinde yer alan ekonomimiz çok ciddi sekteye uğrayacaktır.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Siz de biraz hava atsanız ya, övünseniz ya!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - İsimlerini vermek istemiyorum firmaların, aralarında sizin çok ciddi kolladığınız firmalar da var. Maalesef.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Hazine arazilerinde müteahhitlik yapıyor!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Şimdi, belki 2/B yasasıyla beraber cari açığı düzeltmek üzere getirdiğiniz, hazırladığımız bu yasa tasarısıyla beraber bu inşaat şirketlerini tekrar kollamaya kalkacaksınız ama onlara dahi nefesi yetecek durumda değiller. Yakında kokusu çıkar, göreceksiniz hep beraber.

AKP’nin iktidarda olduğu son dokuz yıllık dönemde tahminî değerle, 2011 yılını da işin içerisine katarsak, toplam cari açığımız 293.6 milyar dolar olmuş. Oysa bir önceki, 1994-2002 yıllarını kapsayan dokuz yıllık dönemde cari açık 14,3 milyar dolar. Biraz daha geriye gidersek bu, 1985-1993 yılları arasında 13,7 milyar dolar. Yani AKP iktidarında kendinden önceki on sekiz yılın toplamının 10 katından fazla cari açık verilmiş. Bakın, her konuda yalan söyleyebilirsiniz, bu milleti kandırabilirsiniz ama matematik denilen müspet bir ilim var. İlimde rakamları çarpıtırsınız ama neticelerini değiştirmeniz çok kabil olmaz, bu rakamlar karşınıza böyle gelebilir.

Türkiye, 2011 yılı Ocak-Eylül döneminde toplam 99 milyar 502 milyon dolarlık ihracata karşılık 181 milyar 661 milyon dolarlık ithalat gerçekleştirmiş yani 82 milyar dolar yine dış ticaret açığı vermişiz. Ben kendi milletvekili olduğum Kocaeli’nden biliyorum, beş yıla yakın da orada Sanayi Odasında Meclis üyeliği yaptım, yöneticilik yaptım. Daha önce ziyaret ettiğimiz çok ciddi istihdam sağlayan fabrikaların hepsinin teker teker lojistik depo hâline geldiğini görüyorum. Son beş yılda bir tek fabrika açılışı yapılmadı Kocaeli’nde, sanayi kenti Kocaeli’nde. Kocaeli milletvekili arkadaşlarım da var burada, bir tek fabrika açılışı yapılmadı. Üretmeyen toplumun geldikleri son nihai merhaleyi -en son Yunanistan’ın- Yunanistan Başbakanının Merkel önünde geldiği konumla size hatırlatmak istiyorum.

Türkiye’de verilen bu açığın önemli bir kısmını Çin, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri karşısında vermişiz. Ben, şimdi, dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi olmakla övünen Hükûmete şu soruları soruyorum: Büyüyoruz ama nasıl büyüyoruz? Dış açık makro dengesizliğin nedeni değildir; dış açık makro dengesizliğin göstergesidir yani dış açığın nedeni yüksek ithalat ve onu mümkün kılan makro çerçevededir. Hükûmet bunu ya göremiyor veya görmek istemiyor. Önce, dokuz yıllık iktidarınız dönemindeki ithalat ihracat rakamlarımızı, cari açık rakamlarımızı, dış ticaret açıklarımızı hiçbir yalana dolana başvurmadan düzgünce açıklayalım. Cari işlemler açığı nasıl finanse ediyor, onu açıklayın. Bir tanesi, işte bedelli askerlik yasasıydı, şimdi bir tane 2/B yasası geliyor, arkasından da yabancılara mülk satışı yasasıyla beraber bu cari açığı finanse etmeye çalışıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bedellinin parası nereye gitti, kanunda açık. Ne alakası var?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Deprem paralarıyla yol yaptığınız gibi bunu da cari açıkta yapmayacaksınız, o zaman ne diyeceksiniz bilmiyorum. Deprem paralarında Sayın Unakıtan demişti ya “IMF taksiti geldi, ödedik; ödemeyip de ne yapacaktık?” diye. Bunda da ne yapacağınızı bilmiyorum. İnşallah, bunu da tarih dönemi içerisinde öğreneceğiz.

Kısa vadeli yabancı sermaye hareketlerinin durumu, yabancı sermayenin kompozisyonunu da öğrenmek istiyoruz. Yabancı sermaye diye gelen paralar var ya, çok övünüyorsunuz, bunlar istihdam hacmi yaratmayan ve pozitif olmayan, spekülatif alanlara gidiyor.

MAHİR GÜNAL (Kahramanmaraş) – On dakika doldu, on dakika.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – On dakika doldu mu Sayın Başkan? Dolmamış daha. Biraz daha söylemem lazım.

BAŞKAN – Doldu Sayın Türkkan.

Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Özel sektörün ve kamunun ayrı ayrı borçları nedir? 2002 yılından beri ne kadar artış göstermiştir? Bu açıkların ve borçların İktidarınız dönemindeki yıllar içinde gayrisafi millî hasılamıza oranı nedir?

Yapılan centilmenlik anlaşması gereği ben de sözlerimi burada bitiriyorum. Bu vesileyle, hazır kürsüye çıkmışken şu anda evinde nekahet dönemini geçiren Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a Cenabıallah’tan acil şifalar diliyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. Sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkkan.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE FİNLANDİYA CUMHURİYETİ ARASINDA GELİR ÜZERİNDEN ALINAN VERGİLERDE ÇİFTE VERGİLENDİRMEYİ ÖNLEME ANLAŞMASI İLE ANLAŞMAYA İLİŞKİN PROTOKOL VE NOTALARIN ONAYLANMASININ UYGUN  BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 6 Ekim 2009 tarihinde İstanbul’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Finlandiya Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması” ile Anlaşmaya ilişkin Protokol ve notaların onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN -  Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN -  Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...  Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti ile Finlandiya Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması ile Anlaşmaya İlişkin Protokol ve Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı        : 208

Kabul                             : 207

Ret                                 :    1 (*)

                Kâtip Üye                                              Kâtip Üye

            Özlem Yemişçi                                         Tanju Özcan

                Tekirdağ                                                  Bolu”

Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

3’üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Su İhtiyacının Karşılanmasına İlişkin Hükümetlerarası Çerçeve Andlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Su İhtiyacının Karşılanmasına İlişkin Hükûmetlerarası Çerçeve Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu 1/446) (S. Sayısı: 26)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ve Rusya Federasyonu Hükûmeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/465) (S. Sayısı: 29) (*)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu, 29 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Demir Çelik, Muş Milletvekili.

Buyurun Sayın Çelik. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; hepinizi şahsım ve Barış ve Demokrasi Partisi adına saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu’nun hava yolu anlaşmasına ilişkin grubumuz adına söz almış bulunmaktayım.

Günümüz dünyasının giderek ulusal üniter devletlerden ulus devletlere, ulus üstü birliklere dönüştüğü, ulusal sınırların ortadan kalktığı, küreselleşmenin hat safhada, ulus üniter devletlerin içine kadar oynamaya başladığı tarihî ve önemli bir süreçten geçiyoruz. Elbette ki bu sürecin karakteristiğine bağlı olarak ilişkileri ulusal ve uluslararası çapta ve çerçevede ele almak, buna dair bir ilişkiyi bugünden yarına ertelemeden, dönemin görev ve sorumlulukları nezdinde soruna yaklaşmak Türkiye Cumhuriyeti’nin de, onun Meclisinin de görevi olsa gerek. Ancak gerek Çarlık Rusyası döneminde gerek Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler döneminde gerekse günümüz Rusya Federasyonu açısından soruna yaklaştığımızda, Türkiye Cumhuriyeti’nin Rusya’yla olan ilişkileri tarihsel geçmişine bağlı olarak, hem niteliksel noktada hem tarihsel ve kültürel gerekçelerle irdelenmeli, ele alınmalı, soruna böyle yaklaşılmalıdır diye düşünüyorum.

Tarih boyunca Karadeniz üzerinden İstanbul, Çanakkale Boğazı ve dolayısıyla Akdeniz’e, okyanuslara inme ihtiyacı duyan Rusya’yla Osmanlı İmparatorluğu ve nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti arasında zaman zaman gerilimler, gerginlikler, savaşı gerekçelendiren problemler hep yaşanmıştır. Görünen o ki değişen dünya koşullarına bağlı olarak, sorunu şiddet ve savaş metotlarıyla çözmek yerine uluslararası ilişkilerin hukuka bağlı, evrensel hukuk çerçevesinde diyalog ve müzakereyi esas alan bir zihinle soruna yaklaşmak gerektiği açıktır.

Biz de hem ülkeler arası hem halklar arası demokrasiyi savunan siyasal parti olarak hem dünya genelinde hem de ülkemiz halkları arasında da barışın tesis edilmesini her şeyden çok önemsiyoruz. Dolayısıyla, uluslararası ilişkiler devleti hegemonik ilişkiye eviren bir noktada olmamalı, devleti güçlendiren, devletin hükümranlığını ve onun baskıcı bir aygıta dönüşmesini sağlayan olmamalı. Aksine, az devlet, çok toplumlu ya da devletlerin küçültülüp toplumsal taleplerin ve gerekçelerin öne çıktığı günümüz dünyasında toplumun çıkarlarını esas alan bir ilişki önemlidir. Buna dair de Meclisin soruna yaklaşıp imzaladığı anlaşmalara da bu çerçevede yaklaşmalıdır diye düşünüyorum. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” veciz sözünden de anlaşılması gereken budur.

O anlamıyla cari açığımızın 300 milyar dolar olduğu günümüz Türkiye’sinde savaş ve savaşı çağrıştıran teknolojik aygıt ve araçlara, ülkemiz gelirini, vergisini, halklarımızın göz nurunu oraya aktarmak ve akıtmak yerine, ruhsal ve bedensel noktada her birimizin, halklarımızın ve toplumun ihtiyaç duyduğu temel gereksinim araçlarının satın alınmasına ya da ihracına dönük bir ilişki… Ama aynı zamanda tarihsel ve kültürel geçmişimizi dikkate aldığımızda da kültürlerin değişimi ve ilişkisi de önemlidir.

Bakınız sayın milletvekilleri, “bereketli hilal” olarak bilinen Mezopotamya, çok dilli, çok kültürlü, çok kimlikli geçmişiyle bugünün dünyasına önemli fırsatlar, olanaklar sunuyor. Dünyanın yeniden şekillendiği, dünyanın şekillenmesiyle birlikte Orta Doğu otoriter ve totaliter devletlerinin demokratikleştirilmesi mücadelesinin günbegün ihtiyaç olmaya başladığı günümüzde Türkiye, hem bölgesel hem uluslararası önemli bir aktördür, önemli bir devlettir. Aynı zamanda G-20’ler içerisinde yer alacak kadar ekonomik güce sahip, 16’ncı sıraya oturabilmeyi hak edebilen bir ekonomik potansiyele sahip. Aynı şekilde, Rusya, çok dinli, çok kimlikli, çok kültürlü özellikleriyle G-8’lerde Birleşmiş Milletler daimî üyesi olması noktasında da gelecekte önemli potansiyel güç olmaya aday hinterlandlardan biridir. Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Çin, Latin Amerika ve Orta Doğu yarının dünyasında önemli değişim dinamiklerini harekete geçirebilecek potansiyel gücüne sahip önemli hinterlandlardır. Bu açıdan Rusya ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişki Orta Doğu’nun demokratikleşmesi açısından olduğu kadar Türkiye'nin de demokratikleştirilmesi, Türkiye halklarının barış içerisinde bir arada, dillerinin ve kimliklerinin barış içerisinde bir arada yaşamasına fırsat verebilecek bir zihnî algıyla soruna yaklaşmak ve yürütülecek çalışmaların bu çerçevede ele alınması gerektiğine inanıyoruz.

Barış ve Demokrasi Partisi olarak Hükûmetin bu yönlü ilişkilerini esas aldığı ulusal ilişkilerde yanında olacağız ama hiçbir zaman halklarımıza refahı öngörmeyen, mutsuzluğu getiren, barış yerine savaş ve şiddeti çağrıştıran uluslararası ilişkiler de tarafımızdan reddedilecektir.

Yine, saygıdeğer milletvekilleri, 16’ncı ekonomik güce sahip olan ülkemiz insanî yaşam standardı noktasında 92’nci sıradadır. Ne demek? Cari açığı 300 milyar dolar, gayrisafi millî hasıladan kişi başına düşen pay 10 bin dolarlar civarında olan bir ülke demektir. Yani, ekonomik potansiyel nüfusumuzun azınlığının kontrolündeyken zenginliğin adilane bir şekilde dağıtılamadığı bir ülke gerçeğiyle yüzleştiğimiz anlamında yorumlanmalıdır, böyle okunmalıdır. Bu anlamıyla da soruna yaklaştığımızda her türlü uluslararası ilişkiler topluma, kesimlere, kültürlere, bireylere mutluluk huzur getirmelidir, buna hizmet etmelidir. Bunu sağladığımızda bölgesel ve uluslararası önemli aktör olma rolüne sahip bir ülke yani Kürtleri, Türkleri, Hristiyan, İslam dinini, farklı kimlik ve kültürleri potansiyel olarak soruna yaklaşıp barış içerisinde bir arada tutmayı beceren, demokratik ortak vatanda demokratik cumhuriyet algısıyla soruna yaklaşıp sorunu çözmeyi başardığımızda göreceğiz ki işlerimiz çok daha kolay, halklarımız ve halkımız çok daha mutlu bir noktaya gelmiş olacaktır. Biz, Rusya Federasyonu ile havacılık alanında yürütülen bu ve benzeri çalışmaları bu açıdan önemsiyoruz, soruna bu algıyla yaklaşıyoruz.

Yine Rusya, görünen o ki Amerika Birleşik Devletlerinin başını çektiği, yanında Avrupa Birliğiyle birlikte Orta Doğu’ya yeni bir düzen ve dizayn vermeye çalıştığı bir süreçte çıkarları zedelendiğinden ve zedeleneceğinden dolayı da karşıt bir argüman ve karşıt bir politik duruşla Türkiye’yle de karşı karşıya gelme riskine de sahip. Bu yönüyle, devletlerin çıkarı yerine, devletlerin gelecekteki bir kısım pozitif yaklaşımları yerine halkların çıkarını, toplumun geleceğini esas alan bir yaklaşım bizim savunmamız gereken, üstesinden gelmemiz gereken yaklaşımdır diyor, bu çerçevede soruna yaklaştığımızın bir kez daha altını çizerek hepinize saygılar sunuyorum.

Bu anlaşmanın hayırlara vesile olması dileklerimle iyi akşamlar diliyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelik.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE RUSYA FEDERASYONU HÜKÜMETİ ARASINDA HAVA ULAŞTIRMA ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 12 Mayıs 2010 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...  Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Hava Ulaştırma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı        : 215

Kabul                             : 215(x)

                Kâtip Üye                                              Kâtip Üye

            Özlem Yemişçi                              Muhammet Rıza Yalçınkaya

                Tekirdağ                                                 Bartın”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

5’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İkili Ticari ve Ekonomik İşbirliğinin Geliştirilmesi ve Derinleştirilmesine İlişkin Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında İkili Ticari ve Ekonomik İşbirliğinin Geliştirilmesi ve Derinleştirilmesine İlişkin Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/451) (S. Sayısı: 48)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

6’ncı sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Senegal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Senegal Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/435) (S. Sayısı: 38) (x)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 38 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE SENEGAL CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA YATIRIMLARIN KARŞILIKLI TEŞVİKİ VE KORUNMASI  ANLAŞMA-SININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 15 Haziran 2010 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Senegal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bugün UEFA kupasında karşılaşacak olan Trabzonspor’a başarılar diliyor, yolunun açık olmasını temenni ediyoruz.

Galatasaray ve Fenerbahçe’ye de Spor Toto’nun Süper Lig mücadelesinden başarılar diliyoruz. Oynayan kazansın, futbol kazansın, dostluk kazansın diyoruz. (Alkışlar)

CEVDET ERDÖL (Ankara) – Sayın Başkan, “UEFA Ligi”ni “Şampiyonlar Ligi” olarak düzeltelim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Fenerbahçe’ye ayrıca başarılar dilemeyecek misiniz?

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Senegal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

233

 

 

Kabul

:

233

 

(x)

 

 

 

 

 

Kâtip Üye

Özlem Yemişçi

Tekirdağ

  Kâtip Üye

Muhammet Rıza Yalçınkaya

Bartın”

 

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

7’nci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşma ile 22 Ekim 2009 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşmaya Değişiklikler Getirilmesi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ve Kazakistan Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşma ile 22 Ekim 2009 Tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesinin İşleyişine Dair Anlaşmaya Değişiklikler Getirilmesi Hakkında Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/440) (S. Sayısı: 32)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

8’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti ile Irak Cumhuriyeti Arasında Terörle Mücadele Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

8.- Türkiye Cumhuriyeti ile Irak Cumhuriyeti Arasında Terörle Mücadele Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/379) (S. Sayısı: 3)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Böylece komisyon almadığı anlaşıldığından, alınan karar gereğince 2012 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nı görüşmek için 8 Aralık 2011 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 18.29

 



(x) 22 S. Sayılı Basmayazı Tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 24 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(*) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(*) 29 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 38. S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.