TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  22’nci Birleşim

                                                                                       23 Kasım 2011 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu’nun, Niğde ilinde meydana gelen don afetinden zarar gören patates üreticilerinin mağduriyetlerinin giderilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Niğde Milletvekili Doğan Şafak’ın, Niğde ilinde meydana gelen don afetinden zarar gören patates üreticilerinin mağduriyetlerinin giderilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 24 milletvekilinin toplumsal olaylarda kullanılan gaz bombasının insan sağlığına etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/62)

2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 24 milletvekilinin, yerel basın ve yayın kuruluşlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/63)

3.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin, futbol kulüplerinin yönetimini düzenleyen mevzuattan kaynaklanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/64)

 

B) Duyurular

1.- Avrupa Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek’in, 24 Kasım 2011 Perşembe günkü birleşimde Genel Kurula hitaben bir konuşma yapma isteğine ilişkin duyuru

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy ve arkadaşları tarafından cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlallerinin tespiti amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 23/11/2011 Çarşamba günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

2.- Hayvansal üretimimizdeki düşüşün asıl sebeplerinin ve uygulamaların toplumun bütününün çıkarına olup olmadığının ortaya konması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, 23/11/2011 Çarşamba günü Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

3.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu ve arkadaşları tarafından kadına yönelik şiddetin nedenlerinin araştırılması hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 23/11/2011 Çarşamba günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

4.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/423) (S. Sayısı: 21)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın; Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/138) (S. Sayısı: 80)

 

 

 

 

 

23 Kasım 2011 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22’nci Birleşimini açıyorum.

 

                                           III.- Y O K L A M A

 

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati : 14.07

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

 

                                           III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Yapılan ilk yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz Niğde ilinde meydana gelen don afetinin patates ürününe verdiği zararlar hakkında söz isteyen Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Kavaklıoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu’nun, Niğde ilinde meydana gelen don afetinden zarar gören patates üreticilerinin mağduriyetlerinin giderilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

 

ALPASLAN KAVAKLIOĞLU (Niğde) – Yüce Meclisin değerli üyeleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Niğde ilinde 8 Kasımdan itibaren hava sıcaklığının toprak altında sıfırın altına düşmesi neticesinde meydana gelen don afetinden zarar gören patates üreticisi çiftçilerimizin sorunları hakkında gündem dışı söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce, köylerini ziyaret ederek dertlerini dinlediğimiz patates üreticisi çiftçilerimize bir kez daha buradan geçmiş olsun dileklerimi sunmak istiyorum.

Niğde ülkemizde hem patates üretiminde hem de dikim alanlarında ilk sırada yer almaktadır, Türkiye'nin yıllık patates ihtiyacının yüzde 16’sını tek başına karşılamaktadır. İlimizde patates 70’e yakın köy ve beldede 5 binin üzerinde aile tarafından yetiştirilmektedir. Patates, bölgemizde, nisan ve mayıs aylarında dikilmekte, eylül ve ekim aylarında sökülmektedir. Ancak bu yıl bahar aylarında yağışın fazla olması nedeniyle patates dikimi geç yapıldığından söküm dönemi de kasım ayına uzamıştır. Ayrıca, uzayan hasat zamanının elma hasadına denk gelmesi işçi temininde de zorluklar yaşanmasına neden olmuştur. Kasım ayında hava sıcaklığının toprak altında sıfırın altına düşmesi nedeniyle sökümü yapılmamış patateslerde don zararı oluşmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü tarafından 10-11 Kasım tarihlerinde mahallî temsilcilerin de katılımıyla bizzat patates tarlalarına gidilerek zarar tespiti çalışmaları yapılmıştır. Buna göre, başta Orhanlı, Gölcük, Konaklı, Edikli, Elmalı, Yıldıztepe, Kiledere, Alay ve Çavdarlı beldeleri olmak üzere il merkezine bağlı 29 köy ve beldedeki patates üretim alanlarının dondan zarar gördüğü tespit edilmiştir. 1.453 patates üreticisine ait toplam 48.485 dekar alanda hasat işlemleri bitirilemediği için zarar oranının yüzde 40 ila 70 arasında olduğu belirlenmiştir. Tahminen 90 bin ton patates zarar görmüş, karşılığı da 30 milyon liradır. Hasat sonrası kazanacakları parayla ödemeyi planladıkları borçla patateslerini eken çiftçilerimiz pazarlama sorunlarıyla birlikte maruz kaldıkları don olayıyla büyük sıkıntıya düşmüşlerdir.

Sayın milletvekilleri, tarımsal üretim tabiat şartlarına bağlı olduğundan risk oranı yüksek bir sektördür. AK PARTİ İktidarı döneminde çiftçilerimize olan desteklerin yanı sıra risk yönetim araçları açısından da önemli gelişmeler olmuştur. 2005 yılında uygulamaya konulan Tarım Sigortaları Kanunu bunlardan biridir. Don afetinden zarar gören çiftçiler de gerek Tarım Sigortaları Kanunu gerekse de 2090 sayılı Kanun kapsamında destek görebilmektedirler.

Patates üreticilerimiz don afeti zararlarının karşılanması noktasında devletimizden destek beklemektedirler ancak afetzede patates üreticilerinin sigorta ve zararlarının karşılanması gibi resmî işlemlerde sıkıntı olabilecek bazı hususlar bulunmaktadır. Bunların başında da miras sisteminden kaynaklanan sorunlar ve Çiftçi Kayıt Sistemi’ne dâhil olan üretici sayısının düşüklüğü gelmektedir. Gerek arazilerin toplu kayıtlarının murisler üzerinde kalarak varislere intikalinin yaptırılmaması gerekse de çiftçilerimizin ÇKS’ye kayıt yaptırmamasının en büyük nedeni miras sistemimizdir. Çiftçilerimizin arazilerinin miras yoluyla paylaşılması neticesinde çok küçük parçalara bölünmesi üreticilerin ÇKS kaydı yaptırmalarını güçleştirmiştir. Ayrıca don zararı tespit edilen alanların bir kısmı hazine arazisi, bir kısmı da kiralama yoluyla kullanılan arazilerdir. Kiracılık sistemi ise büyük oranda karşılıklı iş birliği ve güvene dayalı olarak gerçekleştirilmektedir. Bu şekilde resmî sözleşme yapılmadan kullanılan arazilerin oldukça fazla olması da sorunun çözümünü zorlaştırmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ziyaretlerine gittiğimiz çiftçilerimiz emeklerinin zayi olmaması ve mağduriyetlerinin giderilmesi için devletimizin kendine uzatacağı yardım eline ihtiyaç duyduklarını ifade etmektedirler. Son ödeme tarihi kasım ayının sonu olan banka kredisi, kooperatif ve özellikle de elektrik borçlanmasının ertelenmesini acil olarak istemektedirler.

Değerli milletvekilleri, tarım sigortası ve 2090 sayılı Kanun’la olabilecek ihtilafların ve diğer resmî prosedürlerin aşılarak patates üreticilerimizin mağduriyetinin giderilmesi elzemdir. Afetzede çiftçilerimize telafi edici destekler verilmesi, banka kredisi, kooperatif ve elektrik borçlarının ertelenerek, patates üreticilerinin bir nebze olsun rahat bir nefes alması en büyük isteğimizdir.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın öncülüğünde afete maruz kalan çiftçilerimizin mağduriyetini önleyecek tüm çalışmaların yapıldığına inanıyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kavaklıoğlu.

Gündem dışı ikinci söz, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü münasebetiyle söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’a aittir.

Buyurun Sayın Aydoğan. (BDP sıralarından alkışlar)

 

2.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

NURSEL AYDOĞAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli üyeler; 25 Kasım kadına yönelik şiddetin önlenmesine yönelik Barış ve Demokrasi Partisi adına gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, dün, Türkiye'de 16 ilde eş zamanlı olarak, başta Asrın Hukuk Bürosu avukatları olmak üzere, partimizin il ve ilçe yöneticileri, belediye başkan yardımcıları ve meclis üyelerimize yönelik, parti çalışanlarımıza yönelik “KCK” adı altında bir operasyon daha yapıldı. Bu operasyonu şiddetle kınıyorum.

Yine operasyon sırasında Diyarbakır’da bir eve yapılan baskında, Gülşen Çelik adlı bir kadın arkadaşımız, kadına yönelik şiddeti protesto ettiğimiz bu hafta içerisinde, yine bir kadın polis tarafından dövülerek gözaltına alınmıştır. Devlet şiddetinin kadına yönelik şiddet bağlamında geldiği noktayı göstermesi açısından önemli olduğunu ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, 25 Kasım 1960’da, Mirabel kız kardeşler, Dominik Cumhuriyeti’nde diktatörlüğe karşı mücadele ederken tecavüze uğrayıp, katledildiler. Aradan otuz dokuz yıl geçtikten sonra Birleşmiş Milletler 25 Kasımı Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü olarak ilan etti.

Ben, bugün vesilesiyle, başta Mirabel kız kardeşler olmak üzere, özgürlük mücadelesinde, insan hakları ve demokrasi mücadelesinde devlet şiddeti nedeniyle yaşamlarını yitiren bütün kadın arkadaşlarımızı saygı ve minnetle anıyorum.

Değerli arkadaşlar, biz kadınlar tarihteki ilk sömürge ulusun kadınlar olduğunu, tarihimizin henüz kadınlar tarafından yazılmadığını, uygarlık tarihinin zorla yazılan sayfalarında kadına dayalı toplum, yaşam, sevgi ve adalet olgusunun kaybettirilmek istendiğini biliyoruz. Yine namus, mülkiyet, ayıp, günah, soy sürdürme kavramlarının arkasına gizlettirilen kadın gerçekliğinin bin yıllardır cinsiyetçi bir tercihle karşı karşıya bırakıldığını, her anlamda kırıma uğradığını da biliyoruz. Bu nedenle, beş bin yıldan beri erkek egemen sistemle biz kadınlar arasında süren bu savaşın adına bizler “Kadın cins kırımı” diyoruz. Bugün de tarihin bu en uzun süren ve tüm acımasızlığıyla arkasına kadın cinayetlerini, kırılmış kadın kişiliklerini ve uruğlarını bırakarak devam ettiğini görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, kadın sorunu gibi evrensel bir sorununun çözümünün zor olduğunun elbette ki bilincindeyiz fakat Türkiye siyasal tarihine baktığımızda AKP’nin iktidara geldiği 2002’den bu yana yani on yıldır kadına karşı kırım politikalarının genişleyerek ve derinleşerek gelişim gösterdiğini söylemek mümkündür. Son yıllarda kadın cinayetlerinde yüzde 1.400, kadına yönelik cinsel saldırılarda yüzde 30’luk artışın olması bunu göstermektedir.

Dünyada kadına yönelik şiddete karşı ciddi tedbirlerin alındığı bir dönemde elbette ki, ülkemizde de birtakım yasal değişiklikler yapıldıysa da zihniyette bir değişimin olmadığını da özellikle ifade etmek istiyorum. Zihniyette de yaşanmayan bu değişim nedeniyle kadın cinayetlerine, töre, namus, gelenek söylemleriyle meşruiyet kazandırılmaya çalışılmaktadır.

AKP iktidarı döneminde artan namus gerekçeli kadın katliamlarında AKP’nin topluma yayıp egemen kılmaya çalıştığı muhafazakârlaşma paradigmasının etkisi büyüktür. Bu paradigmayla aile kurumu cinsiyetçi bir yaklaşımla ele alınmakta, kadın aile kurumuyla özdeşleşen bir nesne olarak değerlendirilmekte, kadının yeri evidir algısı güçlendirilmekte ve en önemlisi de kadını özgür iradesi olan bir birey olarak görmeme yaklaşımı geliştirilmektedir. Bu yaklaşım nedeniyle kadınla ilgili bakanlığa da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ismi verilmiştir.

İşte, kadın erkek eşitliğine inanmayan ve kadınlara “En az üç çocuk doğurun.” talimatı verecek kadar kadın iradesine saygı duymayan Başbakan bu paradigmanın sürdürücüsüdür değerli arkadaşlar.

Bu zihniyete karşı kadın özgürlük mücadelesini sürdürenler kendileriyle birlikte erkeği de dönüştürmekte, erkeği evde egemen, devlete karşı köle olan gerçekliğiyle yüzleştirmektedir. Mücadele alanında bilinçleşen ve iradeleşen kadınla, erkeği demokratik bir çizgiye çekmektedir.

Bu nedenledir ki, özellikle Kürt kadınlarındaki gelişme düzeyi devletin ve Başbakanın son dönemde korkulu rüyası hâline gelmiştir. Onun içindir ki, Başbakan, başta milletvekillerimiz olmak üzere BDP’li kadınlara fütursuzca saldırmakta, âdeta psikolojik bir şiddet uygulamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURSEL AYDOĞAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bizler erkek egemen anlayışın tipik örneği olan ama kadın hakları edebiyatı yapmaya devam eden Başbakanı Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde bizlere uyguladığı psikolojik şiddet nedeniyle bir kez daha kınadığımızı buradan ifade etmek istiyor, kadın özgür olmadan toplumun özgür olmayacağını  bir kez daha sizinle paylaşmak istiyor, saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aydoğan, teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, Niğde ilinde meydana gelen don afeti ve patates üreticilerinin sorunları hakkında söz isteyen Niğde Milletvekili Doğan Şafak’a aittir.

Buyurun Sayın Şafak. (CHP sıralarından alkışlar)

 

3.- Niğde Milletvekili Doğan Şafak’ın, Niğde ilinde meydana gelen don afetinden zarar gören patates üreticilerinin mağduriyetlerinin giderilmesine ilişkin gündem dışı konuşması

 

DOĞAN ŞAFAK (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Niğde ilimizde yaşanan don felaketi ve patates üreticilerinin yaşadığı sorunlar hakkında şahsım adına gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisin değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’nin toplam patates üretiminde yüzde 19 ile birinci sırada yer alan Niğde ilimizde yaşanan don felaketinden dolayı çiftçilerimize geçmiş olsun diyorum.

Kurban Bayramı’nın üçüncü günü, Niğde’nin merkez köyleri, Hasaköy, Konaklı, Edikli, Orhanlı, Ağcaşar, Bağlama, İnli, Gölcük, Elmalı ve Çiftlik ilçesi, Divarlı, Bozköy ve Çardak köylerinde, patates üreticilerinin, mevsim koşullarından kaynaklanan nedenlerden dolayı ürünleri donmuştur. Niğde dışında, Nevşehir, Aksaray, Bitlis’in Ahlat ilçesinde de durum aynıdır. Muş’un Bulanık, Malazgirt ilçelerinde de pancar üreticileri dondan nasibini almıştır. Acaba, bu yaşananlardan Hükûmetin haberi var mı?

Sayın milletvekilleri, Tarım İl Müdürlüğünün ön tespitine göre, 1.400 üretici mağdur olup, yaklaşık 50 bin dekar ekili alanda patates ürünleri donmuştur. Bu da demek oluyor ki, çiftçinin dekar başı 4 ton ürün aldığı hesaplanırsa, 200 bin ton patates ürününü kaybetmiştir. Şu anda, patatesin kilo fiyatı 300 kuruştur. Bu rakam, öldüm ve yandım fiyatıdır. Bu öldüm ve yandım fiyatından hesaplandığında, yaklaşık olarak 60 trilyon ekonomik kayıp ve çiftçimizin zararı vardır. Patatesin üretim maliyeti kilo başına 600 kuruştur. Sadece üretim maliyetleriyle hesaplandığında, yalnızca Niğde’de, don olayından çiftçi 120 trilyon zarara uğramıştır. 2090 sayılı Yasa’ya göre, yüzde 40 mal varlığını ve gelirini kaybeden çiftçinin mağduriyetinin giderilmesi gerekmektedir.

Hükûmet, sömürücü güçlerle birlikte olup Suriye, Libya ve Mısır’da iç savaş çıkarmayı bırakıp Anadolu çiftçisinin sorunlarına bir an önce dönmelidir. Bu hususta bizim önerilerimiz vardır. Tarım Bakanı Sayın Eker çiftçiye gazel okumayı bırakacak ve önerilerimize kulak verecek.

1)   Çiftçinin MEDAŞ’a olan enerji borçlarının,

2)   Tarım kredi borçlarının,

3) Ziraat Bankası borçlarının bir yıl süreyle ertelenmesi gerekir. Bu erteleme sadece çiftçinin yirmi dört saat nefes almasını sağlar. Bunun dışında, çiftçilere, ön tespitleri yapılan don olayından dolayı ürün bedellerinin tamamının ödenmesi gerekmektedir. Don olayıyla karşılaşan bazı çiftçiler, Çiftçi Kayıt Sistemi, ÇKS’ye kayıtlı değildir, icar yoluyla başkalarının tarlalarına ekim dikim yapmaktadır. Ayrıca, ÇKS’ye kayıtlı olmayan çiftçilerin de mağduriyetlerinin giderilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, patates uzun yıllardır çiftçiye para kazandırmamıştır. Bu sebepten dolayı, çiftçinin MEDAŞ’a olan borçları sürüncemede kalmıştır. Bu kapsamda, patates, lahana ve pancar üreticisine teşvik verilmelidir. Türkiye genelinde AKP döneminde tarımda kullanılan enerji maliyetleri tahammül boyutlarını aşmıştır. Hâlen çiftçinin tarımda kullandığı elektrik nedeniyle TEDAŞ’a 2 milyar 200 milyon, özel sektöre 500 milyon lira borcu bulunmaktadır. Toplam çiftçinin elektrik borcu 2 milyar 700 milyon liradır. 161 bin tarımsal sulama abonesinin borcu vardır, bunların yüzde 30’unun elektriği kesik durumdadır. Sayın Tarım Bakanını ve Sayın Enerji Bakanını bu sorunları çözmeye davet ediyorum.

Sayın milletvekilleri, AKP döneminde Türkiye'nin, yüz ölçümü bakımından 2’nci büyük ili olan Ankara’nın yüz ölçümü kadar toprağı işlemekten vazgeçilmiştir. AKP’nin yanlış politikaları nedeniyle boş bırakılan tarım alanının büyüklüğü ise Yalova, Kilis, Bartın, Düzce, Osmaniye, Zonguldak, Iğdır ve Kocaeli olmak üzere sekiz ilimizin yüz ölçümlerinin toplamını geçmiştir. Siz bu rakamların gerçekliğine rağmen her fırsatta çiftçiyi desteklediğinizi söylüyorsunuz, bırakın çiftçiye destek olmayı, mazotu ve elektriği pahalandırarak köstek olmayın Hükûmetinizden başka ihsan istemezler.

Sözlerimi burada noktalıyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şafak.

Sayın Sakık ve Sayın Zeybekçi’nin söz talepleri var, ancak daha önce bu konuda açıklama yapmıştık. İç Tüzük’ün 59’uncu maddesi çok net, dolayısıyla söz veremiyorum.

Şimdi gündeme geçiyoruz…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, netse biz de sorunumuzu size iletelim ondan sonra “net” deyin. Bakın, Sayın Hatip, bu konuyla ilgili Parlamentoyu bilgilendirdi. Benim seçim bölgemle ilgili de don olayı olduğunu söyledi, doğrudur. Ben bu konuda bilgi sunmak istiyorum Parlamentoya.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sakık. Sözleriniz tutanaklara geçti. Daha önce bu konuda açıklamamız var ve dün de usul tartışması…

SIRRI SAKIK (Muş) – İki kalemde don olayı var; bir taraftan patates bir taraftan pancar üreticileri mağdur. Yani bu konuda iki kelime etsek ne olur?

BAŞKAN – Önümüzdeki hafta gündem dışı istersiniz veririz efendim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Peki.

BAŞKAN – Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 24 milletvekilinin toplumsal olaylarda kullanılan gaz bombasının insan sağlığına etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/62)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Toplumsal olaylarda gaz bombası kullanımı gündelik bir uygulama hâline dönüşmüştür. Günümüzde "Gösteri Kontrol Ajanları" olarak tanımlanan ve içerisinde insan sağlığını ciddi biçimde tehdit eden kimyasalların bulunduğu gaz bombaları, birer silah hâline gelmiştir. Yaygın olarak biber gazı ya da gaz bombası olarak bilinen gösteri kontrol ajanlarının 15'in üzerinde çeşidi bulunmaktadır. Gaz bombaları kanister adı verilen bir kap içerisinde bulunmaktadır. Bu kabın fırlatılmasıyla kullanılan gaz bombalarının patlaması sırasında ise ciddi travmatik yaralanmalar meydana gelmektedir. Son dönemde çok sayıda yurttaşımız, polisin hemen hemen her olayda yoğunca kullandığı ve özensiz bir şekilde kitlenin içerisine fırlattığı gaz bombaları kanisterleri nedeniyle ağır yaralanmış veya hayatlarını kaybetmişlerdir.

İçerisinde bulunan kimyasallar özellikle solunum ve dolaşım sistemine, cilde ve göze zarar vermektedir. Gözlerde ağrı, yanma hissi, aşırı göz yaşarması, gözkapaklarının kapanması, görme problemleri, deride kızarıklık, dermatit, baş ağrısı, baş dönmesi, kusma, akut solunum yetmezliği, hipotansiyon, göğüs ağrısı gaza maruz kalan insanlarda ortaya çıkan ve bilinen etkileridir. Bir de bu tür gazlar nedeniyle daha sonra ortaya çıkan hastalıklar vardır. Gaza maruz kalan kişilerin astım, akciğer hastalığı veya kardiyovasküler hastalığı varsa bu semptomlar çok daha belirginleşmektedir. Bu maddelerin, uzun dönemde kansere ve doğum defektlerine yol açabilecek kromozomal bozukluklara neden olabileceği de araştırmalar sonucu ortaya konmuştur. Gösteri Kontrol Ajanları; astım, amfizem, pnömoni gibi solunum sistemi hastalıkları olanlar, çocuk ve yaşlılar gibi vücut savunma sistemi zayıf olanlar, vücudun savunma mekanizmalarını zayıflatan kronik hastalıkları olan kişilerde de daha ağır etki gösterebilmektedir. Bu nedenle bu tür gazların daha kontrollü kullanılması hatta hiç kullanılmaması daha yerinde olacaktır.

Belirtilen tüm olumsuzluklarına rağmen hemen her gösteride gaz bombaları kullanılmakta ve kullanım alanı da giderek genişlemektedir. Ne yazık ki ölüme davetiye çıkaran bu silahların kullanımına herhangi bir kısıtlama getirilmemektedir. Güvenlik güçlerinin en küçük kitlesel gösteride bile kullanmayı alışkanlık haline getirdiği gösteri kontrol ajanlarının zararları yıllardır başta sağlık örgütleri ve hekimler olmak üzere pek çok çevre tarafından dile getirilmiş fakat konuyla ilgili kalıcı bir uygulamaya geçilmemiştir. Kolluk kuvvetlerinin toplumsal gösterilerde başvurduğu biber gazı kullanımı, hukuki olarak dünyada imzalanan çok sayıda sözleşmeye aykırı olduğu gibi bu gazların kullanımı ile Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen pek çok suç tipi de ihlal edilmektedir.

Yukarıda belirtilen hususlar göz önünde bulundurularak, "Gösteri Kontrol Ajanları" olarak bilinen gaz bombalarının insan sağlığı üzerindeki zararlarının tespit edilmesi, bu gazların kontrolsüz kullanımının önüne geçilmesi ve daha fazla yurttaşımızın zarar görmemesi için gerekli çalışmaların başlatılması amacıyla Anayasanın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Candan Yüceer                                    (Tekirdağ)

2) Veli Ağbaba                                         (Malatya)

3) Erdal Aksünger                                    (İzmir)

4) İhsan Özkes                                         (İstanbul)

5) Tufan Köse                                          (Çorum)

6) Atilla Kart                                            (Konya)

7) Mehmet Şeker                                      (Gaziantep)

8) Ramazan Kerim Özkan                         (Burdur)

9) Mehmet Ali Ediboğlu                            (Hatay)

10) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                        (İstanbul)

11) Sinan Aydın Aygün                             (Ankara)

12) Kazım Kurt                                         (Eskişehir)

13) Ali Rıza Öztürk                                   (Mersin)

14) Metin Lütfi Baydar                              (Aydın)

15) Salih Fırat                                         (Adıyaman)

16) Aytuğ Atıcı                                         (Mersin)

17) Özgür Özel                                        (Manisa)

18) Nurettin Demir                                   (Muğla)

19) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                   (İstanbul)

20) Ali Özgündüz                                     (İstanbul)

21) Rıza Türmen                                      (İzmir)

22) Kadir Gökmen Öğüt                            (İstanbul)

23) Celal Dinçer                                      (İstanbul)

24) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                    (Kayseri)

25) Malik Ecder Özdemir                          (Sivas)

 

2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 24 milletvekilinin, yerel basın ve yayın kuruluşlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/63)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Dünyada medya; yasama, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü kuvvet olarak görülmektedir. Özellikle iletişim teknolojilerinin artmasıyla birlikte; medyanın, demokrasinin yaşaması ve gelişmesi için ne derece önemli rol oynadığı daha iyi anlaşılmaktadır. Medyanın bu derece önemli bir konumda olması, bütün gözlerin de üzerine çevrilmesine neden olmaktadır. Siyasi iktidarların, medyaya hâkim olma ya da eleştirel görüşte yer alan medyayı sindirmeye dönük çabaları siyasi tarih içinde sık sık tanık olunan manzaralardır.

Medya denilince konunun çok farklı boyutları akla gelmektedir. Gazete, televizyon, radyo, internet gibi çok çeşitli araçların yanında; uluslararası, ulusal ve yerel düzeyde yaşamını sürdüren yazılı, görsel ve işitsel basın yayın organları tüm dünya hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlamaktadır. Medyanın görevi, yalnızca bilgi almanın ötesine geçmiştir. Bunun bilincinde olmak, medyaya gereken önemi vermekle sonuçlanacaktır.

Küreselleşmenin ve uluslararası tekelleşmenin yoğunlaştığı günümüzde, uluslararası ve ulusal medyanın yanında yerel basın çok daha özel bir anlam taşımaktadır. Yerel basın, sosyal devletin gereği ve özgürlüğün, demokrasinin savunulması amacıyla özel bir öneme sahiptir. Yerel basın ayakta kalmazsa ne özgürlükten ne de demokrasiden bahsetme olanağı vardır. Yerel basın, bütün basın ve yayın yaşamının kılcal damarları gibidir. Yerel basın olmadığı, susturulduğu ya da engellendiği takdirde demokrasi, özgürlük sekteye uğrar ve toplumun sesi kesilir.

Yerel basın yayın organları, bu denli büyük bir öneme sahip olmasına rağmen, çok çeşitli sorunlarla uğraşmaktadır. Çeşitli sorunlarla uğraşma nedeniyle bu kurumlar, asıl işlerine yoğunlaşamamakla karşı karşıya kalmaktadır. Bu sorunların en başında ekonomik koşulların zorluğu gelmektedir. Siyasi iktidar tarafından resmî ilanlarını da kaybetmenin eşiğinden dönen yerel medya organları, ekonomik olarak ayakta kalabilmek için mücadele etmektedir. Kimi zaman ve kimi yerlerde yerelde baskı gören basın yayın organları, yaşadıkları güçlükleri aşabilmek için devlet desteğine ihtiyaç duymaktadır.

Devletin ekonomik desteğine özellikle ihtiyacı olan yerel basın yayın organları, bağımsızlıklarını korumak için çeşitli yasal düzenlemelere de ihtiyaç duymaktadır. Örneğin; KÖYDES ilanları gibi, doğrudan yereli ilgilendiren ilanların, bu basın yayın organlarında yer bulması yerel basın yayın organlarını güçlendirecektir. Bunun gibi çeşitli yöntemlerle yerel basın yayın organlarının desteklenmesi, yerel basının yaşaması için gereklidir.

Yerelde yaşamını sürdüren; yazılı, görsel ve işitsel basın yayın organlarının sorunlarının ve bu sorunların çözüm yollarının araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98. ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

1) Ferit Mevlüt Aslanoğlu              (İstanbul)

2) Atilla Kart                                (Konya)

3) Candan Yüceer                         (Tekirdağ)

4) Erdal Aksünger                (İzmir)

5) Mehmet Şeker                           (Gaziantep)

6) Tufan Köse                               (Çorum)

7) Ramazan Kerim Özkan              (Burdur)

8) Kazım Kurt                              (Eskişehir)

9) Mehmet Ali Ediboğlu                  (Hatay)

10) İhsan Özkes                             (İstanbul)

11) Salih Fırat                                (Adıyaman)

12) Kadir Gökmen Öğüt                  (İstanbul)

13) Sinan Aydın Aygün                       (Ankara)

14) Aytuğ Atıcı                                   (Mersin)

15) Ali Rıza Öztürk                             (Mersin)

16)Metin Lütfi Baydar                         (Aydın)

17) Özgür Özel                                   (Manisa)

18) Nurettin Demir                             (Muğla)

19) Mustafa Sezgin Tanrıkulu             (İstanbul)

20) Ali Özgündüz                               (İstanbul)

21) Rıza Türmen                                (İzmir)

22) Sena Kaleli                                  (Bursa)

23) Celal Dinçer                                (İstanbul)

24) Mehmet Şevki Kulkuloğlu              (Kayseri)

25) Malik Ecder Özdemir                    (Sivas)           

 

3.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin, futbol kulüplerinin yönetimini düzenleyen mevzuattan kaynaklanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/64)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye futbol liglerinde mücadele veren 134 kulübümüz Dernekler Kanunu hükümleri uyarınca kurulmuştur. Özellikle Süper Lig'de yarışan kulüpler, Futbol Federasyonu tarafından yapılan maç yayın ihalesi sonucu elde edilen hasılat ve seyirci hasılatının yanında reklam ve sponsorluk anlaşmalarıyla elde edilen gelirlerle yaşamlarını devam ettirmektedir Ancak, Bank Asya Birinci Ligi, İkinci ve Üçüncü liglerde mücadele eden kulüplerimiz, yeterince gelire sahip olmadığından yaşamlarını zor koşullar altında devam ettirmeye çalışmaktadır.

134 futbol kulübümüz, Dernekler Kanunu'nun hükümleri uyarınca yönetilmektedir. Bir taraftan Süper Lig'de yer alan, çok önemli boyutta hasılat elde eden kulüplerle, diğer taraftan seyirci dahil, reklam ve sponsorluk geliri olmayan, Üçüncü Lig'deki bir kulübümüz, aynı kanun hükümleri uyarınca yönetilmektedir. Özellikle Süper Lig dışındaki kulüplerimiz, illerindeki birkaç iş adamının desteğini almaya çalışmaktadır. Son dönemlerde ise artık bu kulüplerimize yönetici bulmak olanaksız hale gelmiştir.

Dernekler Kanunu hükümleri uyarınca yönetilen kulüpler, mali açıdan 6183 sayılı Amme Alacakları Kanunu'na tabi tutulmaktadır. Özellikle kulüplerin vergi ve sigorta borçları nedeniyle görev yapan tüm yöneticiler haciz işlemleriyle karşı karşıya kalmaktadır. Kulübü yöneten bir veya birkaç yöneticinin yaptığı hatalı işlemlerden haberdar olmayan diğer yöneticiler de yine aynı şekilde cezalandırılmaktadır.

Futbol kulüplerimize uygulanan vergi ve sigorta primi tahakkuk ve tahsilatlarının mevcut uygulama ile çok büyük sorunlar yarattığı açıkça bilinmesine karşın, bu konuda hiçbir önlem alınmamaktadır Kamunun, mevcut uygulama ile tahsilat yapamadığı kulüpler üzerinde biriken vergi ve sigorta prim borçları ödenemez boyuta ulaşmıştır.

Sonuçta, biriken sigorta ve vergi alacakları, değişik dönemlerde görev yapan yöneticilerden 6183 sayılı yasa uyarınca tahsil edilmeye çalışılmaktadır. Süper lig dışındaki liglerde mücadele eden kulüplerimize yönetici bulunamaz duruma gelinmiştir.

Kulüplerimiz, genelde 15- 30 kişilik yönetime sahip olmasına karşın 3 veya 5 kişi tarafından yönetilmekte ve kulüplerimiz bu imzalarla temsil ve ilzam edilmektedir. Tüm sorumluluklar imza atan kişilere ait olmasına karşın, alınan kararda imzası olmayan ve hiçbir tasarrufta bulunmayan diğer yöneticilerin de 6183 sayılı Amme Alacakları Kanununa karşı aynı derecede sorumlu tutulmaları hak ve adalet açısından irdelenmelidir.

Türkiye futbol liglerinde, özellikle Süper Lig'deki mevcut 18 takım ile 3’üncü Lig'deki 53 takımı yönetenlerin aynı derece sorumluluk taşımasına karşın, tüm kulüpler Dernekler Kanunu hükümleri uyarınca yönetilmektedir.

Özellikle profesyonel futbol kulüplerinin yönetimlerinin oluşturulması açısından Dernekler Kanunu dışında yeni bir yapının oluşturulması ve kulüplerde görev yapan, sadece ilindeki kulübe maddi yardımda bulunan tüm yöneticilerin, yasalara karşı suç işleyen yöneticilerle birlikte 6183 sayılı Amme Alacakları Kanununa tabi olmasının ne derece adil olduğunun irdelenmesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci maddesi ile İç Tüzüğün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

1)Ferit Mevlüt Aslanoğlu              (İstanbul)

2) İhsan Özkes                            (İstanbul)

3) Candan Yüceer                       (Tekirdağ)

4) Erdal Aksünger              (İzmir)

5) Atilla Kart                     (Konya)

6) Mehmet Şeker                         (Gaziantep)

7)Tufan Köse                               (Çorum)

8)Celal Dinçer                            (İstanbul)

9)Salih Fırat                              (Adıyaman)

10)Haluk Ahmet Gümüş               (Balıkesir)

11)Bedii Süheyl Batum                (Eskişehir)

12) Mehmet Ali Ediboğlu               (Hatay)

13) Kazım Kurt                            (Eskişehir)

14) Özgür Özel                            (Manisa)

15) Nurettin Demir                        (Muğla)

16) Aytuğ Atıcı                             (Mersin)

17)Sinan Aydın Aygün                  (Ankara)

18)Ramazan Kerim Özkan     (Burdur)

19)Mustafa Sezgin Tanrıkulu  (İstanbul)

20)Rıza Türmen                              (İzmir)

21)Ali Rıza Öztürk                         (Mersin)

22)Mehmet Şevki Kulkuloğlu  (Kayseri)

23) Malik Ecder Özdemir                 (Sivas)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

 

B) Duyurular

1.- Avrupa Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek’in, 24 Kasım 2011 Perşembe günkü birleşimde Genel Kurula hitaben bir konuşma yapma isteğine ilişkin duyuru

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Cemil Çiçek’in resmî davetlisi olarak ülkemizi ziyaret etmekte olan Avrupa Parlamentosu Başkanı Sayın Jerzy Buzek, 24 Kasım 2011 Perşembe günkü birleşimde Genel Kurula hitaben bir konuşma yapmak istemişlerdir. Bu hususu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Avrupa Parlamentosu Başkanı Sayın Jerzy Buzek, 24 Kasım 2011 tarihli Perşembe günkü birleşimde Genel Kurula hitap edeceklerdir.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy ve arkadaşları tarafından cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlallerinin tespiti amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 23/11/2011 Çarşamba günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

 

                                                                                                   23.11.2011

              Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 23.11.2011 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                            

                                                                                                                                 Pervin BULDAN

                                                                                                                                          Iğdır

                                                                                                                               Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

20 Ekim 2011 tarihinde, Ağrı Milletvekili Halil Aksoy ve arkadaşları tarafından (100 sıra nolu), Cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlallerinin tespiti amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 23.11.2011 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisi lehinde söz isteyen Halil Aksoy, Ağrı Milletvekili.

Buyurun Sayın Aksoy. (BDP sıralarından alkışlar)

HALİL AKSOY (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vermiş olduğumuz araştırma önergesi üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Cezaevinde yaşanan sorunlara değinmeden önce, dün on altı ilde gerçekleştirilen operasyonlar neticesinde büyük çoğunluğunu avukatların oluşturduğu yaklaşık 120 kişiyi gözaltına alan zihniyeti ve bu zihniyetin temsilcisi durumundaki Hükûmeti kınayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Gerçekten Hükûmet ne yapmak istiyor, Başbakan Erdoğan neyin peşinde? Gerçekten bunu anlamakta zorluk çekiyoruz. Bilim insanlarını, akademisyenleri, gazetecileri, seçilmişleri, sendikacıları, yayıncıları, insan hakları savunucularını ve hukukçuları gözaltına alarak, onları tutuklayıp cezaevine doldurarak demokrasinin, barışın ve muhalif kesimin sesinin kısıtlanacağı mı sanılıyor? Eğer öyle düşünen varsa şimdiden söyleyeyim boşuna hayal kurmasınlar.

Van’da yaşanan felaketin yaralarını sarmak bir yana, açlıktan, soğuktan ve de çadırlarda yanarak can veren küçük yaştaki çocuklara seyirci kalan Hükûmet, tüm mesaisini ve ekonomik olanaklarını Kürt sorununu ve bu sorunun muhataplarını bastırmakta kullanıyor.

Bakınız, sadece işlerini yapmak için yani müvekkilleriyle görüştükleri için yaklaşık 72 avukat gözaltına alınabiliyor ve bu avukatlar ne ile suçlandıklarını dahi bilmiyorlar. Büroları yapılan baskınlarla saatlerce aranıyor ve birçok dokümana el konuluyor. Dosyalarına, gizlilik kararı artı kısıtlama kararı verilmiş. Bu ülkede eğer hukukçuların, avukatların temel hak ve özgürlükleri bu şekilde ihlal ediliyorsa gerisini siz değerli üyelerin düşünmesini rica ediyorum.

Açıkçası, Sayın İçişleri Bakanından yeni inciler bekliyoruz, ne de olsa alıştık buna. Şu an gözaltındaki tüm avukatların tek tek şecereleri herhâlde çıkarılıp önümüze serilecek.

Değerli milletvekilleri, avukatlar gözaltına alınırken ve bir halk savunmasız bırakılmaya çalışılırken bu operasyonlar…

BAŞKAN – Sayın Aksoy, lütfen gündeme gelelim. Söz aldığınız konuyla ilgili konuşalım lütfen.

HALİL AKSOY (Devamla) – Gündeme geliyorum efendim.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, lütfen müdahale etmeyin. Kürsüye çıkan hiçbir hatip gündemle ilgili konuşmamıştır. Bizim hatibimize de lütfen müdahale etmeyiniz.

BAŞKAN – Sayın Buldan, benim müdahale hakkım var efendim. Müdahale ederim İç Tüzük gereği. Burada kimse kendine göre hareket etmiyor.

Buyurun.

HALİL AKSOY (Devamla) – Zaten bir cümlem kaldı Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Lütfen, konuşmanızın yarısına yakın kısmını gündem dışı konuştunuz.

HALİL AKSOY (Devamla) – Kürt halkına yönelik bir saldırı, demokrasi güçlerine yönelik bir saldırı olarak kabul ediyorum. Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin savunmasını üstlenen, onların hak ve özgürlüklerini korumaya çalışan avukatlara yönelik bir saldırıdır diye düşünüyorum.

Avukatlara yönelik gerçekleştirilen bu operasyonların talimatlarını kimin verdiği de artık çok somut olarak bellidir. Zira, Başbakan adres de göstermiştir. Ne söylemiştir? "Asrın Hukuk Bürosu diye bir yer var. İmralı'nın avukatları buradadırlar ve bunlar sürekli yer değiştiriyorlar." Ve hemen bundan sonra yapılan bir toplantıdan –bir kriz toplantısıydı galiba- bir gün sonra da bu tutuklamalar gerçekleşmiştir.

Sayın milletvekilleri, cezaevleri bu ülkenin kanayan yarası olmaya devam ediyor. İnsanların hak ihlallerinin en çok yaşanan yerlerden birisi cezaevleridir. Cezaevleri bir ülkenin insan hak ve hukuku alanında yaşanan gelişmelerin aynası gibidir. Ne yazık ki, Türkiye geçmişten bugüne hak ihlalleri bakımından kötü bir karneye sahip olmuştur. Özellikle cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri, uluslararası alanlara da taşınmış ve son yıllarda ise ciddi bir artış göstermiştir.

AKP İktidarı ile birlikte ciddi bir artış bu cezaevlerinde kalanların sayısında da olmuştur. Cezaevleri artık dolup taşıyor. Mahkûmlar, yemekhanelerde, hatta bazı yataklarda çifter kişi olarak yatırılıyor. İstatistikler cumhuriyet tarihinin en yüksek sayısına ulaştığını gösteriyor tutuklu sayısının. 1980 darbesinde dahi bu doluluk oranı olmamıştır. Şu an 130 binin üzerinde tutuklu ve hükümlü cezaevlerinin olumsuz koşullarında yaşamaya çalışıyor. Ancak yaşanan bu olumsuz tabloya rağmen Hükûmet çareyi sadece yeni cezaevlerinin açılması ve inşa etmesi için tedbirler almakta görüyor.

Birçok cezaevinde on saat olması gereken sosyal faaliyet hakkı ayda altı yedi saate indirgenmiş. Yine, bu sosyal faaliyetlerin 9-10 kişilik gruplar hâlinde yapılması gerekirken, tutuklular bu haktan da yararlandırılmamaktadır.

Cezaevindeki tutuklu ve hükümlüler keyfî uygulamalar neticesinde haklarında toplatma ve yasaklama kararı olmayan gazete, dergi, kitap gibi kültür, sanat ve iletişim araçlarından dahi yararlanamıyor.

Yine, birçok cezaevinde -ki, benim kaldığım cezaevinde de öyleydi- Meclis TV yayınını yapan TRT 3 kanalı başvurulara rağmen tutuklu ve hükümlülere keyfî olarak izletilmemektedir.

Ayrıca, hâlâ yakınlarıyla telefonda Kürtçe konuşmaları engellenmektedir. Keza ana dilin yasaklanması en büyük insan hakları ihlallerinden biridir, bu sistemin de en büyük ayıplarındandır.

Değerli milletvekilleri, cezaevlerindeki koşullar, tutuklu ve hükümlülerin yaşam hakkını âdeta ortadan kaldırmıştır. İdarenin keyfî olarak verdiği disiplin cezaları, tutukluların hapis içinde hapis yaşamalarına neden olmaktadır.

Sürekli verilen hücre cezaları, iletişim cezası, sosyal faaliyetlere katılmama cezası, televizyon izlememe cezası gibi insanın en doğal hakları “disiplin cezası” adı altında geri alınmaktadır. Verilen disiplin cezaları cezaevlerinde kalanların yaşamsal tüm haklarını da ortadan kaldırmaktadır.

Ayrıca, sürekli verilen telefonla görüşmeme cezası neticede aileleri de cezalandırma anlamına gelmektedir.

Tutuklu ve hükümlülerin hekime erişimi de oldukça güçtür.

Tutuklular, mahkemeye veya hastaneye götürüldüklerinde ya da nakillerde keyfî olarak çorap çıkarma, ayakkabı çıkarma, kemer çıkarma gibi uygulamalara maruz bırakılmaktadır.

Ölüm noktasında bulunanların tedavileri ve hastalıkları uygun hastanelerde de yapılmamaktadır. Hasta tutuklular ring araçlarıyla hastaneye götürülürken, bu yolculuk onlar için ikinci bir işkenceye dönüşmektedir.

Tutuklu ve hükümlülerin ailelerinin bulunduğu kentteki cezaevlerine sevklerini istemleri de âdeta gerekçesiz bir şekilde reddedilmektedir. Bu da ailelere reva görülen bir ceza olsa gerek. Sırf bu nedenlerden dolayı yıllardır ailesini hiç görmeyen çok sayıda tutuklu ve hükümlü söz konusudur. Sürgün sevkleri ise keyfî bir şekilde devam etmektedir.

Cezaevi ring araçları da aslında başlı başına üzerlerinde durulması gereken bir konudur. Gerçekten de 21’inci yüzyılda nakillerin bu araçlarla yapılması insanlığa yakışmamaktadır. Özellikle yirmi saati aşkın süren yollarda yapılan nakiller, tutuklular için tam bir işkenceye dönüşmektedir. Herkes gibi tutuklular da genel ulaşım araçlarından yararlanma hakkına elbette ki sahip olmalıdırlar. 5 tutuklunun ring aracında yanarak can vermesinin hesabını kim verecek acaba?

Değerli milletvekilleri, halkın iradesi ile seçilen 9 milletvekili, ne yazık ki ve ne ayıp ki bugün hâlâ cezaevinde tutuklu bulunmaktadırlar. Bu ayıp, Hükûmetin ve ele geçirdiği yargının ayıbı olsa gerektir. Urfa Milletvekilimiz Sayın İbrahim Ayhan, tutuklu bulunduğu cezaevinden duruşmalara götürülürken, elleri kelepçelenerek onur kırıcı muamelelere maruz kalıyor. Bu kelepçe, halkın iradesine vurulmuş bir kelepçedir. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Milletvekili arkadaşlarımıza her türlü onur kırıcı ve hukuk dışı uygulamayı yapan zihniyeti kınıyor, Adalet Bakanını ve Meclis Başkanını gereği için göreve davet ediyorum.

Değerli arkadaşlar, anayasal güvence altına da alınan "sağlık ve yaşama hakkı" da keza bu anlamıyla yaşam boyutunda sağlanmamaktadır. Oysaki soysal devlet gereği olarak, tutuklu ve hükümlülerin tıbbi bakım alma hakları vardır ve bu uluslararası anlaşmaların da garantisi altındadır. Ne yazık ki Türkiye’de cezaevlerinde sağlanan tıbbi bakım hizmeti yok denecek kadar az, hatta bazı hastalar bilinçli olarak ölüme dahi terk edilmektedir.

İnfazlarının durdurulmasına ilişkin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aksoy.

HALİL AKSOY (Devamla) – …talepler, aylar geçmesine rağmen Adli Tıp Kurumuna sevkleri yapılmamakta, açıkça cezaevlerinde ölümü beklemektedir.

İnsan hakları kuruluşlarının edindiği bilgiye göre, başta kanser olmak üzere ağır hastalıklarla mücadele eden 50'nin üzerinde tutuklu vardır.

BAŞKAN – Sayın Aksoy, teşekkür ediyorum.

HALİL AKSOY (Devamla) – Bu tutuklu ve hükümlülerin derhâl tahliye edilerek tedavilerinin ailelerinin yanında yapılması sağlanmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Aksoy, lütfen…

HALİL AKSOY (Devamla) – İnsana insan değeri verilmesi dileğiyle araştırma önergemize destek vermenizi umuyor ve saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Yılmaz Tunç, Bartın Milletvekili.

Buyurun Sayın Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygılarımla selamlıyorum.

BDP grup önerisiyle cezaevlerinde yaşanan insan hakları ihlallerinin araştırılması amacıyla verilen önergenin bugünkü gündeme alınması talep edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, araştırma önergesinde iddia edilen, cezaevlerindeki şartların hükümlü ve tutuklular aleyhine giderek ağırlaştığı yönündeki eleştirilere katılmak mümkün değildir. Son yıllarda cezaevlerindeki fiziki yapıların iyileştirilmesi hususunda önemli çalışmalar yapılmıştır ve yapılmaktadır.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Rapor göndeririz size Sayın Hatip, raporumuzu göndeririz!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – 2003 yılından bugüne kadar uluslararası standartlara uygun, güvenlikli, mekanik, elektronik donanımlı ve rehabilitasyon işlemlerine uygun kırk adet ceza infaz kurumu inşa edilmiştir. Cezaevlerinde hükümlü ve tutukluların meslek sahibi olabilmeleri için iş yurtları kurulmuş, iş yurtları sayısı iki yüz sekize yükseltilmiştir. Hâlen 3.500 civarında hükümlü ve tutuklu iş yurtlarında sigortalı olarak çalışmaktadır. Hükümlülerin sosyalleşmesini sağlamak ve yeniden suç işlemelerini önlemek amacıyla Hükümlülerin Topluma Kazandırılması Projesi yürütülmeye başlanmıştır. Hükümlü ve tutukluların ana diliyle aileleriyle görüşebilmesi imkânı bu dönemde getirilmiş önemli bir düzenlemedir.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ve Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Tüzük’ün 94’üncü maddesinde hükümlü ve tutukluların sağlık hizmetlerinden nasıl faydalandırılacağı hususları ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu yasal düzenlemeler çerçevesinde hükümlü ve tutukluların sağlık hizmetlerinden yararlanması sağlanmaktadır. Hükümlü ve tutukluların sağlık sorunlarıyla ilgili gerekli tüm tetkik ve tedavilerin özenle yerine getirilmesi, özgürlüğünden yoksun olmayan her vatandaşın yararlanabildiği sağlık haklarından ve hizmetlerinden hükümlü ve tutukluların da yararlanması hususunda Adalet Bakanlığımız oldukça hassas davranmakta ve bu yönde gerekli tedbirleri alarak bu konuda tıbbi gereklilik ve mevzuata uygun hareket edilmesini özenle takip etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insan hakları ihlallerine ve işkenceye karşı her türlü yasal tedbir dokuz yıllık AK PARTİ İktidarında kararlılıkla ele alınmıştır. İnsan haklarının korunması ve geliştirilmesi, işkence ve kötü muamelenin önlenmesi amacıyla “işkence ve kötü muameleye sıfır tolerans” politikası bu dönemde uygulamaya konulmuştur. Yaşanan bu olumlu gelişmeler uluslararası bağımsız kuruluşların raporlarına da yansımıştır. Araştırma önergesinde bahsedilen olaylarla ilgili olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu tarafından alt komisyonlar oluşturularak, cezaevlerimiz insan hakları açısından millet adına denetlenmektedir. Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun bu konuda geniş yetkileri bulunmaktadır. Bu yetki herhangi bir süreyle de sınırlı değildir.

BDP grup önerisiyle bu konuda araştırma komisyonu kurulmasını istemenin, daha geniş yetkilere sahip, uzmanlık alanı insan haklarını inceleme olan, ayrıca araştırma komisyonları gibi üç aylık kısa bir süreye tabi bulunmayan Meclis İnsan Hakları Komisyonunca zaten alt komisyonların kurulmuş bulunması nedeniyle gerekli olmadığını ve verilen önerinin Meclis çalışmalarını aksatmaya yönelik bir öneri olduğunu belirtiyor, önergenin aleyhinde olduğumu belirtiyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tunç.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisi lehinde söz isteyen Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cezaevinde olmak, cezaevinde ölme anlamına gelmemeli. Bu anlamda cezaevindeki sorunları ben detayına girmeden başlıklar şeklinde sayarsam, sorunlar:

Bir: Silivri Cezaevi yapıldı ancak yapılan şartnameye uygun bir vaziyette yapılmadığı için eksik bir vaziyette teslim alınmıştır. Bu anlamda yetkililer Kamu İhale Kanunu’nu ihlal etmişlerdir, bu anlamda suç işlemişlerdir. Neden? Çünkü -Silivri Cezaeviyle ilgili- şu anda bazı odalara kırk sefer tamirci gelmesine rağmen yağmur yağdığında odalar su almakta, pencerelerden sürekli rüzgâr gelmekte ve bu anlamda hakikaten devletin buradaki alacakları peşkeş çekilmiş olmakta. Yani bu anlamda gerçekten bir mağduriyet söz konusu.

İkinci bir hadise, sıcak su yeteri kadar kullanılmamakta tüm cezaevlerinde, bireysel anlamda bir cezaevine ait olan bir husus değil.

Cezaevlerinde demirbaş olarak sayılan bazı malzemeler var. Bu demirbaş olarak sayılan malzemelerden tutuklu ve mahkûmlar ücretli olarak yararlandırılmakta. Yani cezaevleri idaresi ticarethaneye dönüşmüş durumda.

Nedir? Cezaevlerinde aynı zamanda su parası, elektrik parası tahsil edilmekte. Devlet dışarıda elektrik parasını, su parasını tahsil edemez iken cezaevinde bulunan mahkûm ve tutuklularla ilgili böyle, hukuka aykırı işlemler yapmakta.

Burada sağlık sorunları var. Değerli bir önceki Hatip arkadaşımız sağlık sorunlarına değindi, yeteri kadar olduğunu söyledi.

Değerli arkadaşlar, aile hekimliği uygulamasında her 2.500 ve 3 bin kişiye bir doktor düşmesi gerekirken ve o doktordan da yirmi dört saat vatandaşın yararlanması gerekirken cezaevlerinde bulunan tutuklu ve mahkûm sayısıyla orantısız bir vaziyette doktor bulunmakta. Bu bir insan hakkı ihlalidir.

Tutukluların sevkiyle ilgili, sevk sırasında gidiş ve gelişlerle ilgili kötü muameleler, haberleşme hakkının kısıtlanması, disiplin cezaları var, daha önemlisi, zararlı yayın yapması nedeniyle radyolar cezaevine alınmamakta. Bu hakikaten temel bir insan hakkı ihlali. Bir kişinin tutuklu olması veya mahkûm olması, diğer haklarından mahrum edilmesinin gerekçesi ve dayanağı olmaması gerekir. Bu aynı zamanda bizim imzalamış olduğumuz Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesine de aykırılık teşkil etmekte.

Burada, Türkiye’deki genel tabloya baktığımız zaman değerli arkadaşlar, Türkiye bir yarı açık cezaevine dönüşmüş durumda. Nisan 2001 verilerine göre tutuklu sayısı 124.077, bu kişilerden bazıları hasta oldukları ve gerekli sağlık hizmetini alamadıkları için hapiste ölüyor.

Son yıllarda şöyle bir moda oldu: Cezaevi sayısının artmasıyla siyasal iktidar övünmekte. Arkadaşlar, cezaevi sayısının artması bir ayıptır. Neden ayıptır? Türkiye’de ülkenin iyi idare edilmediğinin bir göstergesidir. Eğer bir ülkede fabrika sayısı azalıyor ise, bunun tersine sürekli cezaevi sayısı artıyor ise, tutuklu sayısı artıyor ise, fabrikalarda çalışan insanların sayısı azalıyor ise burada bir hastalık söz konusu, yani kötü bir yönetim, kötü bir idare söz konusu. Eğer bir ülkede sürekli cezaevi sayısı artıyorsa, adaletli bir yönetim yok demektir, düzenli bir yönetim yok demektir. Bu anlamda bu hastalığı iyi teşhis etmek lazım değerli arkadaşlar. 2005 ile 2011 arasında altı yılda cezaevi nüfusu 2 katından fazla artmış ama çalışanların sayısı tam tersine azalmış durumda. Adalet Bakanlığının 2011 verilerine göre 2005’te 55 bin olan tutuklu nüfusu 2011’de 124.074e çıkmış, ancak bu 12 Eylül döneminde dahi görülmemiş olan bir artıştır değerli arkadaşlar. Bugünkü verilere göre toplam cezaevi sayısı 384 ancak Türkiye’de her cezaevinde bulunan kişi kadar, o kadar fabrika sayısı yok arkadaşlar. Fabrikalar kapanıyor, cezaevi sayıları artıyor; burada bir ters orantı söz konusu. Son açıklamalara göre, Adalet Bakanlığının kapasitede 2014 hedefi, cezaevi kapasitesini 114 binden 140 bin kişiye çıkarmak yani demek ki Adalet Bakanlığının hesaplamaları, şu anda hâlen 114 binken, 2014’e kadar 30 bin kişinin cezaevine konulması hedefleniyor. Korkunç ve kötü bir örnek. Yani Adalet Bakanlığının hedefinde, suç ve suçluyla mücadele edip, suç ve suçluyla mücadele kapsamında cezaevine girebilecek olanların sayısını azaltmakla mücadele etmek olması gerekir iken, tam tersine, ne kadar daha fazla insanı cezaevine gönderibiliriz, tutuklayabilirizin hesapları yapılmakta; bu, utanç verici bir hadise. Önümüzdeki üç yıl içinde binlerce insanı tutuklamayı hedefledikleri, resmen, Adalet Bakanlığının kendi İnternet sitesinde yayınlanmış durumda değerli arkadaşlar.

En son, tabii, bu, cezaevindeki insan haklarının ihlaliyle ilgili Silivri Cezaevindeki ölüm, Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüyle ilgili. Değerli arkadaşlar, burada açıkça bir insan hakkı ihlali söz konusu. Neden? Kişi rahatsız olduktan sonra… Orada yeteri kadar ekipman yok, doktor yok. Eğer cezaevinde doktor olmuş olsaydı belki o insan kurtarılabilir idi ve daha ötesi var. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 87’nci maddesinde deniliyor ki: Bu şekildeki şüpheli ölümlerde en azından ileride tartışılmaya mahal vermeyecek bir şekilde bağımsız hekimler tarafından veya ailenin temin edebileceği bağımsız hekimlerin de otopside bulunması gerekir. Aileye bu imkân verilmedi. Apar topar otopsi yapıldı. En azından İstanbul Adli Tıp Enstitüsünde veya Adana, Eskişehir adli tıp enstitülerinde de bağımsız adli tıp enstitülerinde de bu otopsi yapılabilirdi, hiç olmazsa bu otopsiden çıkan rapor tartışılmamış olurdu kamuoyu önünde. Neden diyeceksiniz, İstanbul’daki Adli Tıp’taki morgda bu tartışılsın? Çünkü İstanbul Adli Tıp’la ilgili bugüne kadar siyasi nedenlerden dolayı atanan, ismi şaibeli olan insanlar var. Yani bu anlamda, bu şaibeyi gerçekten örtmeye yetmez değerli arkadaşlar.

Tutuklu kişi özgür bir insanın tüm sağlık haklarına sahip yani tutuklanan kişinin diğer, tutuklu olmayan kişilerin sahip olduğu haklardan vazgeçmesi anlamını taşımamak lazım. Bu anlamda, insanlar hasta oldukları ve gerekli sağlık hizmetini alamadıkları için hapishanelerde ölüyor. Yetkili birimlere cezanın cezaevinde olmak olduğunun, cezaevinde ölmenin ise kabul edilemez bir insan hakkı ihlali olduğunun hatırlatılması gerekiyor. Bu anlamda, gerçekten, cezaevindeki koşullar kabul edilemez bir durumda. Bununla ilgili, 2010’da cezaevinde 413 kişi öldü, 162 hastalık sonucu ölüm, intihar iddiası 38, normal ölüm ise 213 kişi. Şimdi, burada cezaevinde bulunanlarla ilgili üçlü bir protokol var, yapılmış durumda. Bu üçlü protokol hukuka aykırı. Neden hukuka aykırı? Çünkü tutuklu ve hükümlünün muayene olduğu sırada mutlak surette orada bir jandarmanın bulunması gerekiyor, bu da mahremiyet ilkesine aykırı ve ayrıca, cezaevinde bulunan tutuklu ve mahkûmların en doğal hakkı olan hasta hakkı uyarınca doktorunu seçebilmesi ve sağlık hizmetini alabilmesi için doktora her an için ulaşabilmesi lazım. Saat beşten sonra, değerli arkadaşlar, cezaevlerinde doktor bulamazsınız. Yani bu anlamda, kişi “Ben saat beşten sonra hasta olmayacağım, rahatsız olmayacağım.” diye bunun hiçbir garantisini veremez, hiç kimse veremez.

Sorunlardan bir tanesi de değerli arkadaşlar, cezaevlerinde kalorifer tamiratlarının çoğu kış aylarında yapılır. Yani yaz aylarında bu tamiratlar niçin yapılmaz? Kış aylarında cezaevlerinde tamirat yapıldığı zaman da kaloriferler yanmaz ve bu anlamda cezaevlerinde bulunan tutuklu ve mahkûmlar, gerçekten büyük rahatsızlıklar kendilerinde meydana gelmiş durumda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) - Bu aynı zamanda bir insanlık hakkı.

Hepinize teşekkürler, saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanal.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisi aleyhinde söz isteyen Recep Özel, Isparta Milletvekili.

Buyurun Sayın Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisinde, cezaevlerindeki insan hakları ihlallerinin, hasta ve tedaviye muhtaç tutuklu ve hükümlülerin tahliye edilmemesi ve tedavisinde yaşanan sıkıntıların araştırılmasına dair Meclis araştırmasının bugünkü gündeme alınmasına dair grup önerisine katılmadığımı sözlerimin başında sizlerle paylaşmak istiyorum. Zira, cezaevlerindeki insan hakları ihlalleriyle ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisindeki İnsan Hakları Komisyonu hem geçen dönemde hem de bu dönemde aktif bir şekilde çok güzel çalışmalara imza atmış bulunmaktadırlar.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ölüm döşeğinde olan onlarca mahkûm var, ölüm döşeğinde yatan. Bunların başında Mehmet Aras, kanser hastası.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Geçen dönemlerdeki hazırlamış oldukları raporlara istinaden ana dilde konuşmaları sağlanmış, askerî cezaevlerindeki hükümlü ve tutukluların tek tip elbiselerine yönelik uygulamalara son verilmiş bulunmaktadır. Bu dönemde de cezaevlerindeki bu insan hakları ihlalleriyle ilgili olarak bir alt komisyon kurulmuş, bu alt komisyon çalışmalarına sayısal orantıda Barış ve Demokrasi Partisinden üye verilmesi amacıyla 5 olan alt komisyon üye sayısı 7’ye yükseltilmiş, 7 kişilik bir alt komisyon burada çalışmaya başlamıştır. Geçenlerde bir Sincan Cezaevi ziyaretleri olmuş fakat her ne kadarsa bu araştırma komisyonunu Meclis gündemine getirmeye çalışan Barış ve Demokrasi Partisi, insan hakları ihlallerinin olup olmadığına dair bu alt komisyon çalışmalarına katılmamaktadır. Eğer, bir itirazınız, bir görüşünüz, cezaevlerindeki insan hakları ihlalleriyle ilgili bir talebiniz, müşahhas bir olayı belirterek bir talebiniz varsa sıfır tolerans gösterilerek bunların üzerine gidilmekte ve bunların sorumluları kimse onlar hakkında en geniş manada işlemler yapılmaktadır. Hem İnsan Hakları Komisyonu bu çalışmayı yaparken buna paralel olarak bir araştırma komisyonunun çalışma yapmasının da pek uygun olmadığı kanaatindeyiz.

Araştırma komisyonu kurulmasını istediğiniz bir diğer konu da cezaevlerindeki hasta ve tedaviye muhtaç hükümlü ve tutukluların tahliye edilmediği ve bunlara gerekli tedavi imkânının sağlanmadığı yönünde. Biliyorsunuz, tahliye işlemlerini yapacak olan mekanizma, yargı sistemi içerisindeki, eğer, bir raporu, Ceza Kanunu, Ceza İnfaz Kanunu, bunlarla ilgili yönetmelikler, Adalet Bakanlığı tebliğleriyle ilgili, mahkemeler, tahliye edilmesi gerekiyorsa eder, eğer tedaviye muhtaç bir durumu varsa da gerekli sağlık kurumlarına intikalleri sağlanarak tedavileri yapılmaktadır. Ceza infaz kurumuna ilk defa giren bir hükümlü veya tutuklunun, kabul odasındaki geçen sürede tıbbi gizliliğe uygun olarak kendisinin ve çevresindekinin ruhsal ve bedensel iyiliği için ilk kabul muayenesi yapılarak sağlık bilgileri kaydedilmektedir.

30/4/2009 tarihinde yürürlüğe giren Sağlık Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı arasındaki Ceza İnfaz Kurumlarındaki Sağlık Hizmetlerinin Düzenlenmesi Hakkında Protokol hükümleri doğrultusunda aile hekimliği ve diş hekimliği hizmeti verilmektedir. Protokol kapsamında, Ankara Sincan, İstanbul Silivri, İstanbul Maltepe ve Kocaeli ceza infaz kurumları kampüsleri bünyesindeki sağlık birimleri, Sağlık Bakanlığınca durumu en uygun görülen devlet hastanelerine bağlanarak ceza infaz kurumu semt polikliniği şeklinde hizmet vermeye başlamış olup bu semt polikliniklerinde uzman hekimler vasıtasıyla sağlık hizmeti verilmektedir. Ankara ceza infaz kurumları kampüsü semt polikliniğinin yatak kapasitesi 16, Maltepe ceza infaz kurumları kampüsü semt polikliniğinin yatak kapasitesi 3, Silivri ceza infaz kurumları kampüsü semt polikliniğinin yatak kapasitesi ise 30’dur. Kocaeli ceza infaz kurumları kampüsü semt polikliniklerinde yatarak tedavi hizmeti verilmemektedir. Kurum hekimi, aile hekimi ve diş hekiminin uygun gördüğü durumlarda hastaneye sevkler yapılarak hükümlü ve tutuklulara gerekli sağlık hizmeti verilmektedir. Ayrıca, acil durumlarda derhâl 112 acil servisine haber verilerek gerekli tıbbi müdahalede bulunulmakta ve gerek görülmesi hâlinde ambulansla hastaneye sevkleri sağlanmaktadır.

19/8/2011 tarihinde yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetim, Dış Koruma, Hükümlü ve Tutukluların Sevk ve Nakilleriyle İlgili Sağlık Hizmetlerinin Yürütülmesi Hakkındaki Protokol’de hükümlü ve tutukluların muayene ve tedavileri için hastanelerde yapılması gereken fiziki düzenlemeler, tutuklu ve hükümlü koğuşları gibi hususlarda ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiş olup, Sağlık Bakanlığı 5/10/2011 tarihinde il valiliklerine, il sağlık müdürlüklerine göndermiş olduğu genel yazıda protokol hükümlerine göre hareket edilmesi, fiziki düzenlemelerin buna göre yapılması, tutuklu ve hükümlü koğuşlarının protokole göre düzenlenmesi konularında gerekli çalışmalara da başlanılmıştır.

Zaman zaman ceza infaz kurumlarında aile hekimliği uygulamalarında kapasiteye göre görevlendirilen doktor sayılarının ve çalışma sürelerinin az olması, görevlendirilen doktorun çeşitli nedenlerle izinli veya raporlu olması hâlinde yerine doktor görevlendirilmemesi nedeniyle muayene ve tedavilerde aksaklıklar yaşanmakta olup…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Cezaevinde dayak serbest mi?

RECEP ÖZEL (Devamla) –…söz konusu protokolün genel uygulamasında ortaya çıkan aksaklıkların ve sorunların Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığına, il sağlık müdürlükleriyle ilçe sağlık grup başkanlıklarına yazılı olarak bildirilmesi yönünde tüm cumhuriyet başsavcılıklarına bu protokol gereğince de talimatlar verilmiştir.

Kurumun sağlık koşullarının düzenlenmesi hekim tarafından yapılmaktadır. Hükümlü ve tutukluların beden ve ruh sağlığının korunması, hastalıklarının tanısı için ilk muayene ve tedavi hizmetleri kurumda verilmekte, ileri tetkik, tedavi ve rehabilitasyon gerekenler devlet hastanelerine, daha ileri sağlık hizmeti gerekenler ise üniversite hastanelerine sevk edilmekte, tüm muayene ve tedavi sonuçları kişinin sağlık dosyasına da kaydedilmektedir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Nerede oluyor bunlar?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Yasa gereği, gerekli olan her türlü muayene ve tedavi devletin teminatı altında ve ücretsizdir. Hastaneye sevkler, tıbbi gerekliliklerine uygun olarak doktorun takdirinde yapılmaktadır. Doktora ulaşılamadığı acil sağlık durumlarında o an kurumda bulunan en üst amir sevk işlemini yapabilmektedir. Hastaneye sevk edilen hükümlü ve tutuklulardan hastanede yatarak tedavi görmesi uzman hekim tarafından gerekli görülenler hastanelerin mahkûm koğuşuna alınarak tedavi ve takibi burada sürdürülmektedir.

Ceza infaz kurumlarında hastanelerdeki mahkûm koğuşu sayısının yetersizliği veya olumsuz fiziki şartlar nedeniyle yaşanan sıkıntıların ve hasta mağduriyetlerinin önlenebilmesi açısından ağır ceza merkezlerine göre illerde bulunan hastanelerde hasta mahkûm sayılarının düzenlenmesi gerektiği yönünde Sağlık Bakanlığımız da ayrıca çalışma yapmaktadır.

Ceza infaz sisteminin etkinliği kadar insancıllığı da önemli bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hangi ülke bu anlattığınız?

RECEP ÖZEL (Devamla) – Ceza infaz sistemine ilişkin yeni yaklaşımlarda, suçluların ıslahı, topluma kazandırılması ve tekrar suç işlemenin önlenmesi ön planda bulunmaktadır.

Ceza infaz sistemimizdeki dönüşümün önemli bir parçasını da modern, güvenli ceza infaz kurumlarının oluşturulması ve yetersiz, uluslararası standartlara uymayan kurumların kapatılması oluşturmaktadır. Bu kapsamda, 2002 yılından bu yana 59 kurum açılmış ve uluslararası standartlara uymayan 205 kurum ile birlikte kamuoyunda yakından bilinen Bayrampaşa ve Ulucanlar gibi ceza infaz kurumları kapatılmıştır. Kapatılan infaz kurumları yerine yüksek kapasiteli, modern kurumlar yapılması suretiyle cezaevlerindeki yoğunluğun büyük oranda azaltılması da sağlanmaktadır. Yapılan bu çalışmalar doğrultusunda cezaevlerimizde eğer insan haklarıyla ilgili gerçekten müşahhas, belirli bir insan hakkı ihlali varsa -yer, olay belirtin- onların üzerine sıfır toleransla gidileceği herkes tarafından ifade edilmektedir.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Diyarbakır F Tipi Cezaevi.

RECEP ÖZEL (Devamla) – Bu Meclis araştırma komisyonunun kurulmasıyla ilgili, şu anda Meclisimizde çalışmakta olan bir alt komisyon bulunduğundan, BDP’nin görüşüne katılmadığımızı belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                          Kapanma Saati: 15.28

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır ve kabul edilmemiştir.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

 

2.- Hayvansal üretimimizdeki düşüşün asıl sebeplerinin ve uygulamaların toplumun bütününün çıkarına olup olmadığının ortaya konması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, 23/11/2011 Çarşamba günü Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun 23.11.2011 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, Siyasi Parti Grupları arasında oybirliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu Maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                               Mehmet Şandır

                                                                                      Mersin

                                                                       MHP Grup Başkanvekili

Öneri:

20 Ekim 2011 tarih ve 475 sayı ile “Hayvansal üretimimizdeki düşüşün asıl sebeplerinin ve uygulamaların toplumun bütününün çıkarına olup olmadığının ortaya konması” amacıyla verdiğimiz Meclis Araştırma önergemizin 23.11.2011 Çarşamba (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü Birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Kemalettin Yılmaz, Afyonkarahisar Milletvekili.

Buyurun Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Takdir edersiniz ki gelişmiş ülkeler hayvancılık sektörünün stratejik önemini kavramış ve bu öneme uygun politikaları ile hayvancılığın tarım sektörü içindeki payını artırmışlardır çünkü hayvancılık, insanın yeterli ve dengeli beslenmesi, istihdama olan katkısı, hayvanların insan gıdası olarak tüketilmeyen bitki ve bitkisel artıkları yararlı besinlere dönüştürebilme yetenekleri ve çiftçiye günlük gelir sağlaması nedeniyle çok yönlü ve vazgeçilmez bir sektör olarak insan hayatı ve ülke ekonomisinde önemli bir konuma sahiptir.

AKP hükûmetlerinin yanlış tarım politikaları sonucu geniş yüzölçümü, farklı ekolojileri, değişik tür ve ırktan hayvan varlığıyla avantajlı bir konuma sahip olmasına rağmen ülkemiz, çalışkan insanlara ve verimli topraklarına, güneşine, suyuna sahip olmasına rağmen, ülkemiz ve ülke hayvancılığı ve hayvansal ürünler üretimi maalesef tehlikeye girmiştir.

Türkiye nüfusu 1980’den bu yana yüzde 38 artış gösterirken, hayvan varlığı ise maalesef yüzde 53 azalmıştır. Tarımdaki nüfusu hâlâ yüzde 26, yüzde 27’lerde olan Türkiye’de siyasi iktidarın canlı hayvan sayısındaki düşüşe acil çözüm üretmesi gerekmektedir. Türkiye’de 1980’deki 45 milyon nüfusa karşılık 80 milyon hayvan varlığı vardı ama bugün AKP hükûmetlerinin dokuz yıllık yanlış icraatları neticesinde, maalesef 74 milyon nüfusumuza karşılık 38 milyon hayvan varlığımız mevcuttur.

Bütün bu sorunlara karşı Hükûmet, Türkiye’de hayvan üretimini artırma seçeneğini bir kenara koyarak doğrudan canlı hayvan ithal etmeye yönelmiştir. Bugün her hayvancılık işletmesini bir fabrika olarak kabul edecek olursak, her gün birçok fabrika kapanmaktadır ve böyle gidecek olursa kapanmaya da devam edeceği ortadadır. Dolayısıyla pek çok insanımızın da işsiz kalması kaçınılmaz olacaktır. Doğdukları yerde karınları doymayan insanlarımız topraklarını terk edecekler ve pek çok ekonomik, sosyal ve kültürel sorunları da beraberinde getireceklerdir.

AKP İktidarı döneminde özellikle koyun ve keçi türü olmak üzere hayvan varlığımız azalmıştır. Et ve süt ürünleri spekülatörlerin insafına terk edilerek, suni fiyat dalgalanmalarıyla fiyatlar bazen yükselmiş, bazen düşmüş ama her iki durumda da maalesef üreticimiz kaybetmiştir.

Hayvancılık kayıt sistemi maalesef etkin çalıştırılamamıştır. Süt ve yem fiyatları regüle edilememiş, birçok damızlık hayvan kesime sevk edilmiştir. Özellikle son bir yıldır et fiyatları anormal olarak artmış, fakir fukara kurbandan kurbana eti görür hâle gelmiştir. Geçmiş yılların tersine, batı illerinden hayvancılığın en yoğun yapıldığı doğu illerine et sevkiyatı başlamıştır. Koyunculuk gözden çıkarılmış, siyasi amaçlarla bazı bölge illerine farklı hayvancılık destekleri uygulamaya konulmuştur. İllegal hayvan hareketleri ve kaçakçılık ile etkin mücadele edilememiştir. 2002 yılında bir tek kaçak hayvan ülkemize girmezken artık bugün, kulak küpeleri takılmış vaziyette hayvan kaçakçılığı başlamıştır. Bu kaçakçılık büyük oranda PKK’nın kontrolünde olduğundan, Türk çiftçisi ile birlikte devlet de büyük zarar görmüştür. PKK’nın bu sektörden kazandığı paralar maalesef Mehmetçiğe kurşun olarak geri dönmektedir. Canlı hayvan ve et kaçakçılığı ülke hayvancılığına ağır darbe vurmaktadır. Damızlık düve ve koyun ihtiyacına yurt içi kaynaklardan temin için hiçbir adım maalesef atılmamıştır. Dış ülkelerle özel görüşmeler yürütülerek, ulusal BSE (deli dana) Komisyonu kararları dahi göz ardı edilmiş, hayvan ithalatının önünde engel görüldüğü için bu Komisyonun çalışmalarına son verilerek on beş yıldır -dikkatinizi çekiyorum, on beş yıldır- 1 gram et ithal edilmeyen ülkemize et ithalatının yolu açılmıştır.

Değerli milletvekilleri, takdir edersiniz ki gerek et gerek süt gerekse tavuk eti ve yumurta üretiminde maliyetlerin en büyük girdisi yemdir. Süt sığırcılığının sürdürülebilmesi için 1 litre ham süt sattığımızda 2,5 kilo kesif yem alabilmeliyiz. Bugün, 1 litre süt 65 kuruş, 1 kilogram yem 80 kuruş, 1 çuval yem 40 liradır. 1 litre ham süt ile bugün, maalesef 2,5 kilo yerine sadece 810 gram kesif yem alınabiliyor. Bu sektör, sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır.

Üretimin diğer girdilerinden bir tanesi de mazottur. 2002 yılında yani AKP iktidarlarının başladığı dönemde, 1 litre mazot almak için çiftçimizin, süt üreticimizin 1,5 litre ham süt satması yeterliydi ama bugün gelinen noktada maalesef 1 litre mazot alabilmek için 5-6 litre ham süt satmak mecburiyetindedir.

Hayvancılığımızın geliştirilmesinde pancar ekiminin, pancar üretiminin de çok önemli bir payı vardır gerek melas gerekse küspe noktasında. Çiftçimizin 2002 yılında 1 litre mazot alabilmek için 10 kilogram pancar teslim etmesi yeterliyken bugün gelinen noktada 1 litre mazot alabilmek için 30 ila 35 kilogram pancar teslim etmesi gerekmektedir. Hani nereden nereye hikâyeleri var ya, bunlardan bir tanesi de hayvancılık sektöründe dram olarak yaşanmaktadır. Türkiye’de 2002 ve 2011 yılları arasında hayvansal üretimde ve hayvan ürünleri piyasasında genel durum asla üretici lehine olmayıp mağduriyeti yanında istikrarsızlık olarak da ortaya çıkmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hayvancılıkta yaşanan son durum ise AKP hükûmetlerinin yanlış politikaları sonucu tarım sektöründe patlayan bu krizlerle Türk tarımının nerelerden nerelere gelindiğinin en önemli göstergesidir. Dünyada ve Avrupa Birliğinde çok önemli üreticisi olduğumuz daha düne kadar canlı hayvan ve ürünlerini ihraç eden Türkiye'nin durumu, maalesef artık hayvan ihraç eden değil, hayvan ithal eden bir ülke olduğudur. Bütün dünyada ülkeler bazında hayvan sayısı artarken son yedi yılda ülkemizde özellikle büyükbaş hayvan sayısı düşmüştür. Son yedi yıl içerisinde küçükbaş hayvan sayısında da 5 milyon düşüş vardır. Bunun sonucu, 2009 yılı ikinci yarısından itibaren et fiyatları aşırı derecede artmıştır. Bu artışın nedenlerini iyi analiz edemeyen AKP İktidarı çareyi bir başka yanlış yaparak et ithal etmekte bulmuştur. Hâlbuki bu noktaya gelineceği takdir edersiniz ki daha 2006 yılında belliydi.

Evet, değerli milletvekilleri, bilim adamları ve sivil toplum örgütleri bunu, bu ülkemizin hayvancılıkla ilgili sıkıntılarını daha 2006 yılında söylemişlerdi. Bunlardan bir örnek vermek gerekirse Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği tarafından Kasım 2006’da yayınlanan “Cumhuriyetimizin 100. Yılında Türkiye'nin Hayvansal Üretimi” adlı kitabın yüz on birinci sayfasında “Türkiye için özellikle kırmızı et üretimi kritik görülmektedir. Hayvan popülasyonlarından sağlanacak süt üretimi ile et üretimi uygun bir noktada dengelenmelidir. Aksi takdirde, özellikle kırmızı et açığı oluşacak ve Türkiye et ithalatına zorlanacaktır. Eğer Türkiye, kırmızı et açığını ithalatla karşılamaya kalkışır ve bunu uzun süre devam ettirirse süt ithalatının da yolu açılmış olacaktır.” denilmektedir.

Yani AKP İktidarı, bu ülkede et meselesinin süt meselesi, süt meselesinin et meselesi olduğunu anlayamamış, yıllarca sütün sudan ucuza satılmasına göz yummuş ve süt üreticisinin feryatlarına kulaklarını tıkamıştır. 2007 yılında yem fiyatlarında yaşanan anormal artış, süt tozu ithalatının artması, süt fiyatlarının maliyetin altında kalması ve bunun sonucu damızlık ineklerin kesime gönderilmesi, sonraki yıllarda da et arzında açığa yol açmış ve et fiyatlarının artmasına neden olmuştur. Daha sonradan üreticiler muhtelif zamanlarda ve ortamlarda, muhtelif platformlarda Hükûmeti uyarmaya devam etmiştir. Ancak AKP İktidarı bu feryatları, çiftçimizin feryatlarını, sivil toplum örgütlerinin feryatlarını duymamış ve hiçbir tedbir almamıştır.

AKP İktidarının bu yanlış politika tercihi ve kötü yönetimi sonucu büyükbaş hayvan sayısı 2008 yılında yüzde 2, 2009 yılında ise yüzde 1 azalmış, 2007 yılında damızlık hayvanların kesimi nedeniyle artan kırmızı et üretimi ise 2008 yılında yüzde 16, 2009 yılında yüzde 14 oranında düşmüş ve ortaya çıkan kırmızı et açığından dolayı et fiyatları artmaya başlamıştır. Sonucunda Avrupa Birliğine verilen sözler nedeniyle ithalat senaryosu gerçekleşmiş ve et ithalatı için ortam oluşturulmuş ve ithalata izin verilmiştir. Et ithalat izni, et fiyatlarını düşürmek için geçici bir çözüm olabilir. Taşıma suyla değirmen dönmez. Ancak bu yanlış politik tercihin bundan böyle ülkemizi ithal ete mahkûm edeceği maalesef açıktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMALETTİN YILMAZ (Devamla) – AKP İktidarı ülkemiz insanını, ülkemiz çiftçisini desteklemek yerine AB çiftçisini desteklemeyi yeğlemiştir.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yılmaz.

Milliyetçi Hareket Partisi Grup önerisi aleyhinde söz isteyen Bedrettin Yıldırım, Bursa Milletvekili.

Buyurun Sayın Yıldırım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hayvancılık konusuyla ilgili olarak 2000’li yıllara döndüğümüzde, oraya baktığımızda, AK PARTİ döneminde tarım sektöründe ve hayvancılıkta nelerin başarılı olduğunu, nereye gelindiğini açıkça görmek mümkün.

Hükûmetimiz döneminde, sektörün gelişmesi ve güçlenmesi için uygulanan kararlı politikalar, sağlanan destekler, iç ve dış gıda taleplerini karşılayabilecek nitelikte bir yapıyı kazandırmaya yönelik çalışmalar neticesinde tarım, son on yıllık dönemde büyük bir çıkış yapan ve ülke ekonomisini dinç tutan bir sektör konumuna gelmiştir.

Tabiat şartlarına, iklim ve çevre koşullarına bağlı değişmeler ve dalgalanmalara rağmen pazarlama alanındaki taşıdığı riskler ortadayken, hızlı nüfus artışı, turizmdeki gelişmeler, bu sektörün bütün bunları karşılamasında önemli bir payı olmuştur.

Kalıcı ve etken politikalar ve sektördeki temel sorunlara yönelik başlatılan önemli projelerle, küresel finans krizi süresince 2008 ve 2009 yıllarında büyüme göstermiş, sektör 2010 yılını da yüzde 2,4 büyümeyle tamamlamıştır. 2011 yılının ilk altı aylık döneminde yüzde 6,8 büyüme göstermiştir.

Sayın milletvekilleri, yakalanan bu büyüme, ivme ile tarım sektörü, 2004-2011 yılları arasında sekiz yılın yedisinde büyüyerek son elli yılın en istikrarlı dönemini yaşamaktadır.

Tarımsal gayrisafi millî hasıla 2002 yılında 23 milyar dolar iken, 2010 yılına gelindiğinde yüzde 21 büyümeyle yüzde 161 artarak 62 milyar dolara yaklaşmıştır. Tarım sektörü, tüm bu olumlu gelişmeler ile ülkemiz ekonomisinin yüz akı olurken, aynı zamanda önemli uluslararası kuruluşların açıkladığı raporlarda da her geçen yıl yükselen bir değer olmuştur. Dünyanın en önemli uluslararası ekonomik organizasyonlarından birisi olan İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı tarafından 1994 yılından sonra ilk defa 2011 yılında, Türk tarımıyla ilgili “Tarımsal Politika Reformlarının Değerlendirilmesi Türkiye Raporu” yayınlanmıştır. Raporda Türkiye'nin son sekiz yılda tarımsal ekonomik büyüklük açısından Fransa, İspanya ve İtalya gibi tarıma ciddi destekler sağlayan ülkeleri geride bırakarak Avrupa’da 1’inci sıraya, dünyada ise 4 sıra atlayarak 11’inci sıradan 7’nci sıraya yükseldiği belirtilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tarımsal destekler, Hükûmetimiz döneminde özellikle kalite, sağlık, verimlilik ve kırsal kalkınmayı esas alacak şekilde yeniden düzenlenmiştir. Bu çerçevede 61 kalemde destekleme yapılmakta olup, bunun 52’si Hükûmetimiz döneminde başlatılmıştır. Hatırlayınız, daha önceleri doğrudan gelir desteği varken bugün üretime destek ön sıraya çıkmıştır. Desteklemelerin üretim sezonundan önce açıklanması ve bu kapsamda üreticilerimizin üretim planlaması yapması da AK PARTİ hükûmetleri döneminde başlatılmıştır. Bunun yanında, 2009 yılından bugüne kadar 2011 yılında da destek ödemelerinin büyük bir bölümü yılın ilk yarısında ödenmeye başlanmıştır, 2011 yılının desteklerinin de tümü ödenmiştir. Bu kapsamda 2011 yılı Ekim ayı sonu itibarıyla 5 milyar 958 milyon TL, 2011 yılının destekleri, çiftçilerimize ulaştırılmıştır. Yıl sonuna kadar bu rakam 6 milyar 590 milyona ulaşacaktır.

2011 yılı sonu ödemeleri dikkate alındığında 2003 yılı ile 2011 yılı döneminde tarım sektörüne Bakanlığımız cari transfer bütçesinden aktarılan nakit tarımsal destek miktarı -fiyat desteği, faiz sübvansiyonu, ihracat desteği gibi kaynaklar hariç olmak üzere- 43 milyar TL’yi aşmış olacaktır. 2012 yılında ise tarımsal destekleme bütçemiz geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 20 artmış olacaktır ve takriben 7,2 milyar TL’ye çıkacaktır.

Sayın milletvekillerimiz, et ithalatı konusunda da Türkiye’de esasen 2000’li yıllara gelindiğinde başta terör olmak üzere ciddi şekilde hayvancılığın zarar gördüğünü bilmekteyiz. Buna, et kombinalarının ve Süt Endüstrisi Kurumunun da özelleştirilmesi eklenince, özellikle hayvancılık ciddi bir yara almıştır.

Hükûmetimiz döneminde, ilk kez et kombinalarıyla ilgili bir çalışma başlatılmış, elde kalan et kombinaları tekrar kamuya kazandırılmış ve bugün hayvancılık sektörüne hizmet vermeye başlamıştır. Bunların sayıları her gün artmak durumundadır.

Sayın milletvekillerimiz, ithalattaki vergi indiriminden sonra, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından günlük olarak fiyat takibi yapılmakta olup, buna göre 26 Nisan 2010’da ortalama 16,13 TL olan dana karkas fiyatı, 22/11/2011’e geldiğinde yani geçtiğimiz günlere geldiğinde 15,4 TL. Vergi indiriminden sonra daha da aşağı ineceği muhakkaktır. Elbette, et konusunda üreticimizle tüketicimizin dengesini de iyi korumak durumundayız.

Değerli milletvekillerimiz, hayvancılığın geliştirilmesine yönelik de AK PARTİ döneminde önemli destekler yapılmaktadır. Özellikle, tarım sektöründe önemli bir yere sahip olan hayvancılık sektörünün geliştirilmesi amacıyla Hükûmetimizce verilen hayvancılık destekleri önemli oranda artmıştır. Şimdi rakamları vereceğim.

Bu kapsamda, hayvansal üretimin artırılması, hayvan hastalıklarıyla mücadele ve hayvansal üretimin kayıt altına alınması amacıyla anaç sığır ve manda, anaç koyun ve keçi, koruyucu aşılama, büyükbaş ve küçükbaş, süt, suni tohumlamadan doğan buzağı, çiğ süt regülasyonu, yem bitkileri, tiftik keçisi gibi konularda üreticilerimiz desteklenmektedir.

Ayrıca, GAP ve DAP projeleri de bu anlamda önemli bir destek vermektedir.

Et üretimini artırmak için ilk defa 2011 yılında etçi ırklardan çevirme melezden doğan buzağılara da buzağı başı 150 TL destek verilecektir.

Hayvancılık destekleri 2011 yılında 2002 yılına oranla rekor artış göstermiştir, yüzde 18 artmıştır. Özellikle 2002 yılında sadece 83 milyon TL hayvancılığa destek verilirken 2010 yılında bu 1 milyar 193 milyon TL’ye çıkmıştır. 2011 yılında hayvancılığa verilen destek ekim ayı itibarıyla 1 milyar 498 milyona ulaşmıştır. Bu da 2000’li yıllara göre ne kadar bir desteğin verildiğinin açık bir göstergesidir.

Yine, 2000’li yıllara göre yem bitkilerine verilen destek 2010 yılında 232 milyonken 2011 yılında bu 257 milyona çıkmış, Hükûmetimiz döneminde toplam yem bitkilerine verilen destek 2,4 milyara ulaşmıştır.

Buzağı desteği 2000’li yıllarda, 2010 yılında 42 milyon, 2011 yılında bu 46 milyona çıkmış.

Yine, aşı desteği 8,8 milyonken bugün 8,9 milyona çıkmış, toplamda 24 milyonluk bir buzağı desteği ve aşı desteği verilmiştir.

Sayın milletvekillerimiz, hayvancılık, Hükûmetimizce öncelikli sektör olarak ele alınmış olup bu kapsamda hayvancılık destekleri, sektörün gelişmesi ve verimliliğinin artmasına yönelik olarak etkinleştirilmiştir.

Biraz önce ifade ettiğim gibi, et balık kurumları etkin hâle getirilmiş, bugün özellikle Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki et balık kombinaları üreticilerimizin, hayvan yetiştiricilerimizin önemli ölçüde ihtiyacını karşılama konusunda gayret göstermektedir.

Hayvancılık desteklemelerinin tarımsal destekler içerisindeki payı önemli seviyede artmıştır. 2002 yılında tarımsal destek bütçesi içerisinde hayvancılığa verilen pay 4,4 iken, 2011 yılında bu yüzde 26’ya çıkarılmıştır.

Aynı şekilde, hayvancılıkta destek kalemi sayısı da 2002 yılında sadece 4 kalemde destek verilirken bugün 27 kaleme çıkarılmıştır.

Hayvancılıkta yine asıl önemli bir destek de sıfır faizli kredi uygulaması, yine AK PARTİ hükûmetleri döneminde başlamıştır. Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerinin öncülüğünde tarım kesimine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, teşekkür ediyorum.

BEDRETTİN YILDIRIM (Devamla) - …kullandırılan kredilerle faizler, hayvancılık sektörü için yüzde 100 sübvanse edilerek ciddi şekilde artırılmıştır.

Ben sözlerimi bitirirken hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Ensar Öğüt, Ardahan Milletvekili.

Buyurun Sayın Öğüt. (CHP sıralarından alkışlar)

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; Milliyetçi Hareket Partisi önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN – Öneri Sayın Öğüt.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Öneri üzerine. Önergesi değil öneri, düzeltiyorum.

Değerli arkadaşlar, 3 Kasım 2002’de Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldi ve dokuz yıldır iktidardasınız. Maşallah, kimsenin beceremediğini siz becerdiniz. İlk defa, cumhuriyet tarihinde, kurbanlıklar dışarıdan ithal edildi ve bu ithal edilen kurbanlıkları insanlara yedirdiniz. Siz de kestiniz mi bilemiyorum ama içinizde hoca vardır veya ilahiyatçı arkadaşlarınız da vardır, soracağım: Şimdi, Anadolu ismiyle buruk hayvan veya kısırlaştırılmış hayvan kurban olur mu, olmaz mı? Onu bana bir söyleyin bakayım.

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Sizde hoca var ya bir tane, ona sorun.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Olmaz değil mi? Bizim hocalarımız var, bunu da araştırdık. Olmaz değil mi?

Evet, şimdi değerli arkadaşlar… Bakın, sırayla konuşalım.

BAŞKAN – Sayın Öğüt, lütfen, karşılıklı konuşmayalım. Genel Kurula hitap edin.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – İlk defa cumhuriyet tarihinde kısırlaştırılmış hayvan kurban kestirdiniz. Kısırlaştırılmış hayvan kusurlu hayvandır. Kusurlu hayvan kurbana caiz değildir. Bütün din aydınları, fetva, herkes böyle veriyor ama ne yazık ki… Bunu, maazallah, başka bir parti yaptırsaydı yemin ediyorum kıyameti kopartacaktınız. İşte, Lüleburgaz’da hayvanlar orada. Hepsi buruk, hepsi kısırlaştırılmış ve o hayvanları satabilmek için, köprüden, Anadolu’dan gelen insanların hayvanlarını ortalıkta götürüp sattırmamak için, o hayvanlar satılsın diye orada kardeşim bir baraka koydunuz.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Kredi kartıyla da caiz değil, kredi kartıyla da!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Şimdi değerli arkadaşlar, Anadolu’nun çeşitli illerinde, köylerinde, ahırlarda insanlar binbir güçlükle hayvan besliyor ve bu hayvanlarını yılda bir defa kurbana getirip kesmek için gayret gösteriyor ama Anadolu yakasından Avrupa yakasından geçirip adam hayvanını kurban edemedi. Niye? Kısırlaştırılmış, dışarıdan gelen hayvanları kessinler diye bunu yaptırmadı bu Hükûmet.

Bakın, şunu söyledim değerli arkadaşlar: Ben oraya gittim. Arabayla da geçirdim ve buna müdahale ettiler. Diyorum ki: “Kardeşim, niye göndermiyorsun Trakya’ya?” Diyor ki: “Trakya’ya göndermeyiz. Trakya’da şap yok, Anadolu’da şap var.” Peki, Anadolu yakasında şap varsa hastalıklı hayvanları niçin kurban ettiriyorsunuz? Anadolu’dan gelmiş hayvan, veteriner kontrolünden geçmişse bunun belgesi var, sağlık belgesi; pasaportu var, nüfus kaydı var. Bırakın, gitsin. “Olmaz…” Yahu, nasıl olmaz? Peki, bu vatandaşa niye zulüm ediyorsunuz?

Niye olmaz biliyor musunuz arkadaşlar? Ürdünlü –bakın, bunu not alın- Hicazi firması var. Ürdünlü Hicazi firması şu anda Et ve Balık Kurumunun et ve karkas et ve hayvanlarının ithalatını yapan tek firmadır. Et ve Balık Kurumunun yüzde 90’ını bu firma yapmış. Bu firma Ürdünlü firma. Ben gözlemci olarak gittim. Nasıl yapıyorlar biliyor musunuz? Diyelim ki 8 tane firma katıldı. “Efendim, o yok, bu yok.” Çekiliyorlar, 3 tane kalıyorlar. 3 tanesi de “Efendim, bir müsaade verelim.” diyorlar, dışarıda anlaşıyor, geliyorlar, tek firma! Bütün ihaleleri Ürdünlü Hicazi firması aldı.

Şimdi, bakın, daha önemlisini söylüyorum arkadaşlar…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – O zaman caiz!

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Başkası alamaz zaten!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Zaten başkası alamaz dediğin gibi de. Bunlar aldılar.

Şimdi, Ürdünlü Hicazi firması getirdiği hayvanları kaç paraya getirdi, Türk köylüsü kaç paraya satıyor? Bakın, bu çok önemli, bunu not alın. Ürdünlü Hicazi firmasına ihale yaptılar, kurbanlık hayvanları 18.250 liraya Türkiye’ye karkası satıyorlar, 18.250 liraya. Peki, tamam, kurbanda bu kadar hayvan kaldı bizim kendi köylümüzün. Bu hayvanları da normalde bu fiyattan almaları lazım değil mi Et Balık Kurumunun?Adalet bu değil mi, kalkınma bu değil mi, hak bu değil mi, yetim hakkı yememek bu değil mi kardeşim? Ama almadılar. Kaç paraya aldılar? 14 lira! İnternetinde var Et Balık Kurumunun.

Değerli arkadaşlar, bizim kendi köylümüze yazık değil mi? Yani siz Ürdün’lü Hicazi firmasını zengin etmek için 18.250’den alıyorsunuz, kendi köylümüze gelince 14 lira. Yazıktır, günahtır, haramdır. Bu tamamen kul hakkı yemektir. (CHP sıralarından alkışlar) Sayın Başbakana buradan sesleniyorum. Böyle bir zulüm olabilir mi!

Değerli arkadaşlar, yani biz parlamenteriz, milletvekiliyiz. Bunları biz dile getirmeyeceğiz de kim dile getirecek?

Siz kusurlu hayvanı getiriyorsunuz, kısırlaştırılmış hayvanı kurban yapmak, o hayvanı Ürdünlü Hicazi firmasının malını satmak için kendi vatandaşının malını almamak için formül üretiyorsunuz ve ben bunu yakaladım. Eğer bu hayvanlarda hastalık varsa… Buradan söylüyorum şimdi. Bunu da belgeli söyleyeceğim. Adapazarı’nda, Sakarya’da, -milletvekilimiz buradaydı biraz önce- Sakarya Pamukova’da bir firma –firmanın ismini söylemeyeceğim- hayvan aldı Sayın Başkanım, ithal hayvan aldı. Hayvanların hepsi mavi dil hastalığı çıktı, mavi dil hastalığı. Bunu kim tespit etti? Yine bizim İstanbul Pendik’teki veteriner kliniğimiz tespit etti arkadaşlar. Bu hayvanlarda mavi dil hastalığı var. Bu hayvanlar üzerine ben gittim. “Bu hayvanların eğer bulaşıcı hastalığı varsa -sinekten geçiyor- diğer hayvanlara geçerse Türkiye’de hayvan hastalığı başlayacak, lütfen, derhâl bunların itlaf edilmesi lazım.” dedim ama “tamam” dediler, bilmem ne dediler. Firmanın sahibi, Pamukova’daki firmanın sahibi dava açtı bunlara, protesto çekti noterden, “Benim zararımı ödeyin.” dedi Tarım Bakanlığına. Tarım Bakanı dedi ki: “Aman sen sesini çıkartma, al sana paranı kardeşim bize hayvanları ver, biz itlaf edeceğiz.” Yani hayvanlar imha edilecekti.

Ne oldu biliyor musunuz? O hayvanlar itlaf edilmedi, hastalıklı hayvanlar, duyumuma göre, Gaziantep’e götürülüp orada kestirildi kardeşim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Duyum mu, gerçek mi?

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Evet, ben Büyük Millet Meclisinin kürsüsünden konuşuyorum. Bunlar da doğrudur ve ispatlıdır. Kimse inkâr edemez, edemediler de.

Değerli arkadaşlar, hastalıklıysa bize mavi dil hastalıklı hayvanı niye yedirdiniz? Bizim kendi öz Türk köylüsünün malını niye sattırmıyorsunuz? Müslümanlığı kimse bırakmıyorsunuz, gâvurun malını daha pahalıya alıyorsunuz, Müslüman’ın malını daha ucuza alıyorsunuz. Böyle bir zulüm olabilir mi?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ensar Bey, bu işlere de mi başladın, fetva işlerine?

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın -sürem bitiyor- ben bir milletvekili olarak bundan utanç duyuyorum. Mavi dil hastalıklı olan hayvanları itlaf edilmişse, buradan sesleniyorum Tarım Bakanına, nerede itlaf edilmiş, nerede gömülmüşse bize kemikleri göstersinler kardeşim. Kemiklerini göstersinler. Gösteremiyorlarsa bu Tarım Bakanı derhâl istifa etsin, derhâl. Ayıptır, yazıktır! Türk köylüsüne beş kuruş para vermiyorsun, öteki adama gelince her türlü şey serbest diyorsun. Bu ne hikmeti âlemdir ki bu Ürdünlü Hicazi firmasında ne var arkadaşlar? Hele bunu bir araştırsanıza.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – O da ihaleyle almıştır.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – İhaleyle! Bütün ihalelerin yüzde 90’ını bu adam nasıl alıyor arkadaş?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İhalesiz olmaz.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Değerli Başkanım, yapmayın! Peki, aldı, o da olabilir, diyelim ki o da doğru. 18,5 liraya ondan alıyorsun da bizim kendi köylümüzden niye almıyorsun? Onu bir sorun.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Onu demiyorum, ben ihaleyi diyorum, ihaleyi.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Tamam, ihale öyle de ben de diyorum ki Türk köylüsünün elinde mal kaldı, zarar etti, millet perişan oldu, araba parası yok, kamyon parası yok, geri gidecek parası yok, satamamış, perişan durumda, Et Balık Kurumuna verecek, Et Balık Kurumu diyor ki: “14 liradan alırım.” Hem de nasıl? “12, 13, 14 lira” diyor. Birinci, ikinci, üçüncü kalite. Yani 14 lira da değil, senin hayvanın biraz zayıfsa diyor ki ikinci kalitedir, hemen 13’e istiyor. Bu nedenle, değerli arkadaşlar, hayvancılığı öyle bir duruma getirdiniz ki perişan ettiniz. Bakın, kaçak hayvan nereden geldi, biliyor musunuz? Geçen dönem -resimler vardı, keşke o resimleri getirseydim- Hindistan’dan ve Afganistan’dan kaçak hayvan geldi, hörgüçlü, deve hörgücü var ya. Hindistan’ın ineklerini biliyorsunuz. Nereye geldi? Kars’a gelmiş, bizim memleketimize ya. Hayvancılık bölgesi Kars’a gelmiş.

Şimdi, değerli arkadaşlar, biraz önce Bursa Milletvekili dedi ki, ya biz şunu yaptık, bunu yaptık. Bursa Milletvekili Tarım Kredi Genel Müdürüyken kendi döneminde Bursa’da Büyükorhan ve Harmancık ilçelerinin Tarım Kredi Kooperatifini kapattı. Hiç konuşmaya hakkın yok kardeşim! Bak, Büyükorhan ve Harmancık. Yalan mı? Şimdi, bunu sen kapatıyorsun, geliyorsun, burada diyorsun ki: Hayvancılık böyle, tarım böyle.

Değerli arkadaşlar, her neyse, ne olursa olsun bizim köylümüze lütfen kredide kolaylık tanıyın, teşvikte kolaylık tanıyın ve bizim köylümüz kalkınsın, Türkiye kalkınsın. Niye biz dışarı veriyoruz? Şu anda dışarıdan et aldığınız ülkelerin yüzde 30, yüzde 40 kırmızı et açığı var. O kırmızı et açığını da domuzla kapatıyorlar. Şimdi, bu hayvanlara domuz artıklarını yedirip yedirmediğini ben nereden bileyim? “Müslüman mahallesinde salyangoz satmayın.” diyorum ve Türk köylüsüne sahip çıkın.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öğüt.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mehmet Erdoğan, Adıyaman Milletvekili.

Buyurun Sayın Erdoğan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MHP’nin verdiği araştırma önergesinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, hayvancılık ülke ekonomisini geliştiren, birim yatırıma en yüksek katma değeri oluşturan ve en düşük maliyetle istihdam imkânı sağlayan bir sektördür. Gerek dünyada gerekse ülkemizde nüfusun ve refahın artması, hayvansal ürünlere olan talebi de artırmaktadır. Dolayısıyla Tarım Bakanlığımız da bu noktada tedbirler almış, hayvancılığa gereken önem nasıl verilirmiş bunu göstermeye başlamış. Hayvancılıkta yapılan çalışmalarımız ne noktaya gelmiş onları da sizlerle paylaşmak isterim.

Değerli milletvekilleri, hayvancılık üvey evlat olmaktan ilk defa AK PARTİ döneminde çıkarılmıştır. Hak ettiği seviyeye bu sektör AK PARTİ İktidarıyla gelmiştir. Ne yapılmış? Tabii, bizler fırsat buldukça AK PARTİ İktidarında yapılan çalışmalardan, bunlardan bahsetmek istiyoruz ama bir hakkı da teslim edelim, sizin yaptığınız dönemde verilen desteklemelerden de bahsetmek isteriz.

2002, AK PARTİ İktidarından önce hayvancılığa verdiğiniz destek 83 milyon TL sadece.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sonucu konuş.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – 1,5 milyar TL 2011 yılında hayvancılık sektörüne yapılan destek. Tarımsal desteklemelerde hayvancılığın payı 2002 yılında yüzde 4’ten, İktidarımız döneminde artan bir seviyeyle, yüzde 27’ye çıkartılmıştır.

Şimdi, MHP’nin verdiği bir grup önerisi var. Birazdan söyleyeceğim, ona nasıl bir gerekçe yazmışlar, nerelerde kalmışlar, çağın ne kadar gerisinde kalmışlar, oturup düşünmeleri lazımdı diyeceğim ama biraz meraklansınlar. Hayvancılıkta yapılan çalışmalardan biraz daha bahsedeyim.

Öyle 50 baş, 10 baş değil, damızlık birlikleri veya tarım müdürlüklerinde kaydı olan besicilerimize 5 hayvanı olmak üzere hayvan başına 225 lira, soy kütüğü olursa 50 lira, buzağı doğduğunda 25 lira, sütün litresine büyükbaşta 80 kuruş, küçükbaşta tam 2,5 katına varan bir artış, 150 kuruş; yem bitkisi ekerse dekara 80 lira, aşı yaptırırsa 25 lira destekleme veriyoruz. İlk defa 2011 yılında etçi ırklarda çevirme melezi buzağılara 150 TL destek verilmekte.

Tarımsal kalkınma kooperatiflerine tam destek veriliyor. 1999-2002 arası 287 kooperatif sadece 87 milyon TL ile desteklenir iken, AK PARTİ İktidarında tam 1.800 kooperatif 1,5 milyar TL’lik bir destekleme almıştır. Kooperatif ortaklarına 179 bin baş damızlık düve, 338 bin baş damızlık koyun ve keçi dağıtılmıştır. 2010 yılında başlatılan faizsiz hayvancılık kredileri 5,7 milyar TL’ye ulaştırılmıştır. Talep eden üretici sayısı 105 bindir. Bunun 85 bini, sadece 50 başın altındaki işletme kapasitesine sahip olan çiftlik sahiplerine yapılan ödemedir. 2002 yılında 50 başın üzerinde çiftlik sayımız 4 bin iken AK PARTİ İktidarında yapılan bu desteklemelerle 24 bine çıkartılmıştır. GAP kapsamında ve DAP kapsamındaki illerde damızlık süt işletmesi ya da kombine ve etçi ırklarla damızlık işletmeleri kuranlara inşaata yüzde 30, makine ekipmana ve düve alımına yüzde 40 destek vermişiz.

Ülkemiz hayvancılığının kaliteli kaba yeme ihtiyacı var. Meraları ıslah etmişiz. 6.800 hektarlık mera ıslahı yapılırken AK PARTİ İktidarından önce, bizim dönemimizde 400 bin hektar alanda mera ıslahı yapmışız. Yem bitkileri üretim alanını 1,2 milyon hektardan 2,2 milyon hektara çıkarmışız. Kaba yem üretimimiz 25 milyon tondan 37 milyon tona çıkartılmış, ihtiyacımızın yüzde 75’ini karşılar seviyeye gelmişiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğer biz bu çalışmaları yapmış olmasaydık, bu başarıları milletimizin hanesine kazandırmamış olsaydık bugün bunları konuşabilir miydik? Eğer biz muhalefetin bu vizyonsuzluğuna takılıp kalsaydık tarımsal gayrisafi yurt içi hasılamız 23,7 milyar dolardan 62,4 milyar dolara çıkar mıydı? Eğer biz muhalefetin çapsızlığına takılıp kalsaydık ülkemizi tarımsal üretim değeri açısından dünyada 11’inci sıradan 7’nci sıraya yükseltebilir miydik?

SİNAN AYDIN AYGÜN (Ankara) – Doğru konuş, doğru! “Vizyonsuz, çapsız” ne demek?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Eğer biz muhalefetin çıkardığı krizlere, kavgalara aldırış etseydik dünyanın takdir ettiği ekonomik başarılara imza atamazdık.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bugünkü rapordan haberin var mı, bugünkü rapordan?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Tarım ürünleri ihracatımızı 4 milyar dolardan 12 milyar dolara çıkartabilir miydik? Eğer biz muhalefetin bu üslubuna karşılık verseydik 74 milyonu kucaklayan bir siyaset tarzını tabii ki ortaya koyamazdık ama AK PARTİ milletimizin gönül dünyasını okuyor, milletimizin nabzını dinliyor ve adımlarını ona göre atıyor.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Telefonlarını da dinliyor, telefonlarını da!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Hangi dille konuşursanız konuşun biz Yunus’un diliyle, Mevlânâ’nın diliyle, Hacı Bektaş Veli’nin gönül zenginliğiyle, halkın, milletin diliyle konuşmaya devam edeceğiz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Angus diliyle, angus dili! Yeni bir dil var artık, angus dili!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, işte bu yaptığımız çalışmalarla Türkiye'nin itibarı arttı, Türkiye'nin refahı, mutluluğu, umudu, heyecanı arttı. Türkiye’nin Avrupa’daki, dünyadaki konumunu güçlendirdik. Mutluluğun resmini yapamayacağımız gibi, harita üzerinde de gösteremeyiz ama biz, bu ülkenin gönül haritası üzerinde kardeşliğin resmini çizmenin, dayanışmanın, paylaşmanın resmini çizmenin mücadelesini veriyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Korumalarla dolaşıyorsunuz.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Türkiye için, millet için hizmet üretmeye, eser üretmeye gayret ediyoruz.

Değerli MHP yetkilileri, şimdi soracağım, şu gerekçe elimde, bakın gerekçede, yeni dönemde milletvekili olan arkadaşlar imzalarını atmışlar araştırma önergesine, çeviriyorum gerekçeyi okuyorum, ne kadar gerilerde kalmışsınız, herhâlde şaşırmışsınız, geçen dönemde verilen önergeleri koyup gündeme getirmişsiniz. İnşallah, bu bir dalgınlık alameti olsa gerekir diye düşünüyorum, bu yeni dönemde daha fazla dikkat edileceği ümidi içerisindeyim.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sorun devam ediyor.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Bunları tekrar araştırırsanız, daha doğru, daha güzel imza atılmış olur.

MHP’nin araştırma önerisi aleyhinde olduğumu ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdoğan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Konuşmacı, konuşmasında “muhalefetin çapsızlığı” diyerek partiler arasında da herhangi bir ayrım yapmayarak Cumhuriyet Halk Partisini kastetmek suretiyle sataşmada bulunmuştur, 69’uncu maddeye göre söz istiyorum efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Metiner’in görev sahasına girmiştir, çap konusuna girmiştir!

BAŞKAN - Sayın Şandır, sizin talebiniz yine aynı şekilde…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Evet, aynı konuda efendim, bizim ismimizi de kastetti.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, Sayın Öğüt’ün konuşmasıyla…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Metiner’in iştigal sahasına girdi!

Çapı kaptırdın,haberin olsun Sayın Metiner!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Metiner kadar taş düşsün… Senin Metiner korkun…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bir çap vardı elinde, o da gitti!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

İki dakika süre veriyorum Sayın Hamzaçebi.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Sayın Konuşmacı, bütçe rakamlarından habersiz! Sayın Konuşmacıya benim tavsiyem, gitsin Hükûmetin 2012 Bütçe Tasarısı’nı incelesin, önceki yılların bütçe kanunlarını, bütçe uygulamalarını incelesin, bir de o beğenmedikleri 2002 yılının bütçesini incelesin. Hayvancılığı değerlendirebilmek için bu rakamlara ihtiyaç var. 2002 yılı bütçesinin, o beğenilmeyen 2002 yılının, o kötü yılın… Öyle takdim ediliyor. Evet, kriz sonrası bir yıldır, Türkiye'nin iyi yıllarının örneği değildir ama o beğenilmeyen yılda tarım sektörüne bütçeden yapılan desteklerin millî gelire oranı binde 53’tür. Siz dört yıldır bu oranın altındasınız. Siz 2007 yılından itibaren 2002 yılının gerisinde tarıma destek veriyorsunuz.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Gelirimiz arttı da ondan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Siz tarım sektörüne, çiftçiye destek vermek yerine, iki kamu bankasından Başbakanın hatırlı kişilerine destek veriyorsunuz. Önce oralara gelin, o destekleri değerlendirin; ondan sonra gelin, burada laf edin.

Hayvancılıkta tablo farklı değildir, tarım sektöründe farklı değildir, ekonomide farklı değildir, işsizlikte farklı değildir. Ekonominin tasarruf oranına bakın. Tasarruf etmeyen ekonomi yatırım yapamaz. Tarihin en düşük seviyesindedir tasarruf oranı Türkiye’de şu anda. Bunları yükseltemeyen bir ekonomi yatırım yapamaz, yatırım yapamayan ekonomide işsizlik azalmaz. İşsizlikte daha sizden önceki dönemleri yakalayabilmiş değilsiniz. Önce bunları öğrenin, ondan sonra bu kürsüye çıkıp konuşun. Tavsiyem budur.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, Sayın Hamzaçebi, Başbakanımızın da ismini zikrederek…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Canikli, önce Sayın Şandır’a iki dakika söz vereceğim İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince sataşmadan dolayı, sonra size soracağım.

Buyurun Sayın Şandır.

 

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim.

Çok talihsiz bir konuşma oldu. Ne ismine ne iline ne tecrübesine yakışmaz bir konuşma. Sayın Erdoğan, siz muhalefetin ne çapını ne vizyonunu ölçmek durumunda değilsiniz, böyle bir hak yok. Meseleniz kavga etmekse… Bir de çatışmacı üslupla suçladınız muhalefeti, e siz çatışma istiyorsunuz.

Aziz dostum, ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. Bir sonuç olarak, Türkiye’yi on yıldır yönetiyorsunuz. Bugün hayvancılığa iyi diyebilmek mümkün mü? İyi olsaydı dışarıdan canlı hayvan ithal etmek gibi bir mecburiyete düşer miydi bu ülke? Canlı hayvandan vazgeçtik, karkas et ithal eder hâle geldiniz. Yani utanmak gerekir diyeceğim ama üzerinize almayın lütfen. Gerçekten, çiftçimiz çok zor durumda. Yani her dört çiftçiden biri tarımdan çıkmış, karnını doyurabilse, doğduğu toprakta çocuklarının karnını doyurabilse çiftçilikten vazgeçebilir mi? Hepiniz Anadolu’dan geliyorsunuz. Birçoğunuz tarımın içinden geliyorsunuz. Hangi alanda çiftçimiz dünden daha iyi diyebiliyorsunuz? Mersin milletvekilleri, limonu kaça satıyor bugün çiftçimiz?

Yani şimdi bir başka şey daha söyleyeceğim: İktidar, özellikle siyaset konuşmalı ama iktidar konuşmamalı, iktidar yapmalı. Yaptığıyla övünen bir siyaseti alkışlamak mümkün mü? Yapamadığını konuşmak, toplumdan helallik dilemek mecburiyetinde değil mi? Ben tabii bir şey söylemiyorum, Sayın Hamzaçebi söyledi: Bir ekonominin iyiliğini belirleyen temel faktörlerden biri tasarruf miktarıdır. Açın, kayıtlarınıza bakın, bugün ülke 2002’nin yarısı oranında tasarruf etmektedir. Bu demektir ki ne kadar iyi olursanız olunuz, bir kenara para koyamıyorsunuz. İyi durumda değilsiniz, iyiyiz diye övünmeniz hak değil, doğru değil, yakışık değil.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – IMF borçları azaldı…

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Merkez Bankası…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, biraz önce Sayın Hamzaçebi konuşmasında ithamda bulundu.

BAŞKAN – Efendim?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Hamzaçebi biraz önceki konuşmasında Sayın Başbakanımızın da ismini zikrederek banka ve kredi, usulsüz alındığı şeklinde bir ithamda bulundu. Sataşmadan söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

İki dakika süre veriyorum, Yine 69’uncu maddesine gereğince. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

3.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Hamzaçebi’nin bahsettiği olayla ilgili geçen dönem bir gensoru önergesi verildi  ve bu konuşuldu. Yani muhtemelen kastedilen o.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Siz hangisini kastediyorsunuz? Ben öyle bir şey söylemedim ki!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Vakıflar Bankası ve Halk Bankasından geçen yıllarda bir medya grubunun kullandığı kredilerle ilgili.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ne malum konuşulduğu?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Gensorunun aleyhinde grup adına ben yapmıştım konuşmayı. Bakın, o zaman da belgeleriyle, rakamlarıyla -Meclis kayıtlarından rahatlıkla bulunabilir- çok net bir şekilde ortaya koymuştuk. Faiz oranı benzerlerinden yüksek, alınan teminat benzer proje kredilerinden kat kat daha fazla. İnanılmaz bir şekilde her açıdan, esasında krediyi alanın tamamen aleyhine bir şekilde işlemiş. Yani tabi, tartışma açmak istemiyorum ama bu konuşulmuş o zaman, belgeleriyle ortaya konulmuş, en ufak bir sıkıntı, en ufak bir bankacılık kuralları dışında uygulamanın olmadığı bütün belgeleriyle ortaya konulmuş. Dolayısıyla, onun dışında var ise bir bildiğiniz açık olarak gelin, konuşalım, gelin, söyleyin konuşalım.

Değerli arkadaşlar, bakın, ölçü nasıl olmalı tarımda? Yani işte herkes bir şeyler söylüyor “Şöyle öldü, şöyle bitti.” Bakın, biraz önce rakamlar da verildi 2002’de, bizden önce olduğu için söylüyorum…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ya, geç 2002’yi kardeşim, bugüne bak, bugüne.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …tarım sektöründe yaratılan millî gelir 23 milyar dolar, şimdi 60 milyar dolar.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Niye ithalat yapıyorsunuz, niye?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Allah aşkına, bu nasıl küçülme, bu nasıl yok olma? Ayrıca, tarımdan geçinen insanların da sayısında azalma olmasına rağmen, bakın, çalışanların sayısı yüzde 36’dan yüzde 24’e düştü, buna rağmen, millî geliri ikiye katlanmış döviz bazında, reel olarak. Allah aşkına, bundan daha bir ölçü var mı?

Değerli arkadaşlarım, biraz önce Sayın Öğüt çok yanıltıcı ve yanlış bilgi verdi. Bakın, 60 kişi o et ihalelerine çağrıldı -kendisi de ihaleler yapılırken oradaydı- 8 firma girdi ve ne kadar rakam biliyor musunuz, ihale rakamı, onun söylediği gibi değil, 12,4; karkas etin Türkiye’ye, Et Balık Kurumuna maliyeti 12,4 lira. Sayın Ensar Öğüt’ün söylediği kurbanlık koyun, kurbanlık hayvan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …onun da ihale rakamı yine aynı şekilde –kendisi oradaydı- 5 dolar…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Canikli.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hep aynı adamlar ihaleleri alıyor, bunları söyleyin.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …en düşük fiyatlar ve bunun bir başka fiyatı da 14,4 lira.

BAŞKAN – Sayın Canikli, lütfen…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bütün bunların hepsi gerçek dışıdır. Hiçbir şekilde çiftçilerimize, hayvancılıktan geçinen vatandaşlarımıza en ufak aykırı, olumsuz uygulama söz konusu değildir…

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Sayın Canikli, fındıkta fon paraları ne oldu?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …buna rağmen, bu rakamların düzeltilmesi gerekiyor.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Canikli, teşekkür ediyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İğdiş edilmiş hayvanları niye sattınız?

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama istiyorsunuz, yerine getireceğim.

Önce 20 kişiyi tespit edelim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Tarhan, Sayın Tezcan, Sayın Altay, Sayın Canalioğlu, Sayın Tayan, Sayın Öğüt, Sayın Gök, Sayın Toptaş, Sayın Aygün, Sayın Tanal, Sayın Özcan, Sayın Yüceer, Sayın Eyidoğan, Sayın Aksünger, Sayın Baydar, Sayın Bilgehan, Sayın Özbolat, Sayın Çetin, Sayın Özgündüz.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- Hayvansal üretimimizdeki düşüşün asıl sebeplerinin ve uygulamaların toplumun bütününün çıkarına olup olmadığının ortaya konması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, 23/11/2011 Çarşamba günü Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun…

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkanım, özür dilerim, ben demin konuşurken… Sayın Başkan farklı konuştu, sözlerim çarpıtıldı, onunla ilgili bir dakikalık açıklama yapmak istiyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Çarpıtmadım, aynen rakamları kullandım.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Bir dakika…

BAŞKAN – Eleştiri sınırları içerisinde Sayın Öğüt. Zaten konuyu oyladık, konu kapanmıştır.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Hayır, hayır… “Kurbanlıkları -Et Balık Kurumunun İnternet sitesinde- 5 dolar 7 sente almış.” diyor.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ben de onu söyledim zaten.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Bunu da çarptığın zaman 1.800’le 9 bin küsur yapıyor, onu da çarptığın zaman 18.252 yapıyor.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öğüt, sözleriniz tutanaklara geçti.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – 18.252 lira yapar, 12 bin lira değil.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – 14,4.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) –12 bin lira daha önce alınan şeydir.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır, kurbanlık 14,4.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Nebati ve Sayın Önder, söz talebiniz var.

İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilen önerileri, getirilen önerileri, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine göre usul hakkındaki konuşma çerçevesi içerisinde değerlendiriyoruz. Söz hakkınız söz konusu değil efendim. Onun için, eğer herhangi bir sataşma veya başka bir konu olduğunda değerlendiririz.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Başkanım, sadece küçük bir açıklama yapacaktım.

BAŞKAN - Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkanım, sadece küçük bir şey, bütün Genel Kurulun dikkatine sunacağım küçük bir şey.

BAŞKAN – Efendim?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Önemli bir şey, basit bir açıklama sadece. Önergeyle ilgili değil, üslupla ilgili buradan bir dakikalık bir şey söyleyeceğim.

BAŞKAN – Anladım Sayın Önder de bir usulü olması lazım, yani İç Tüzük’te bir yeri olması lazım ki size söz verebilelim veya Sayın Nebati’ye söz verebilelim.

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Sayın Başkanım, Grubumuza yönelik bir soru sormuştu, onun için ben…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Efendim, madem 2 tane var, verebilirsiniz. Ne olacak ki, bir dakika yani?

BAŞKAN – Lütfen Sayın Önder… Teşekkür ediyorum.

 

3.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu ve arkadaşları tarafından kadına yönelik şiddetin nedenlerinin araştırılması hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 23/11/2011 Çarşamba günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

 

Sayı: 95                                                                               23.11.2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun, 23.11.2011 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

                                                                                                                   M. Akif Hamzaçebi

                                                                                           İstanbul Milletvekili

                                                                                            Grup Başkanvekili

Öneri:

İzmir Milletvekili Mustafa MOROĞLU ve arkadaşları tarafından, 27 Ekim 2011 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Kadına yönelik şiddetin nedenlerinin araştırılması" hakkında verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, (95 sıra nolu) Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 23.11.2011 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN –  Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisi lehinde söz isteyen Ayşe Gülsün Bilgehan, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Bilgehan. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE GÜLSÜN BİLGEHAN (Ankara) – Sayın Başkan teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisi adına söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, eminim kürsüye çıktığım şu anda Türkiye’nin pek çok yerinde birçok kadın şiddete uğruyor. Bunlardan 5 tanesi büyük ihtimalle öldürülecektir ve biz de haberlerini yarın gazetelerden okuyacağız. Dünyanın her yerinde kadına yönelik şiddet, en yaygın, en sıradan insan hakları ihlali olarak görülüyor. Bu yüzden 25 Kasım Birleşmiş Milletler tarafından Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü olarak belirlenmiş.  O gün, sadece kadınlara değil hepimize, kadınların şiddet nedeniyle ölmemesi, şiddete uğramadan yaşayabilmesi için ciddi bir mücadele vermemiz gerektiğini, şiddetten uzak bir dünya yaratmanın görevimiz olduğunu hatırlatıyor.

Sayın milletvekilleri, Adalet Bakanının yaptığı açıklamaya göre Türkiye’de son yıllarda kadına karşı şiddet -hepinizin bildiği gibi- yüzde 1.400 arttı. Bu, sadece sorunun görünür olmasından kaynaklanmıyor çünkü bu veriler adalete yansıyan olaylara dayanıyor. Traktörlü trafik kazalarında ölen gencecik kadınların, intihara mahkûm edilerek hayatına son veren kızların gerçekte cinayet kurbanı olup olmadıklarını çoğu kez bilmiyoruz.

Türkiye’nin milletvekilleri olarak kadın cinayetlerine her gün bir anlamda tanıklık ediyoruz. Bu cinayetleri daha ne kadar seyredeceğiz? Bu cinayetleri durdurmak mümkün değil mi? Elbette mümkün. Başka ülkeler, yıllardır gündemde olan bu sorunu çözmek için etkileyici önlemler aldılar ve başarılı oluyorlar.

Dünyada her 5 kadından biri hayatı boyunca bir kere fiziki şiddete maruz kalırken, bu sayı ne yazık ki ülkemizde 3 kadından biri. Demek ki biz bu konuda başarılı olamadık. Zaten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu konuda mahkûm ettiği tek ülkeyiz, hatta şöyle çelişkili bir gerçekle de karşı karşıyayız. Kadın haklarından konuştukça, eşitliği gündeme getirdikçe, hatta her yasal iyileştirmeden sonra, adeta bunların acısı kadınlardan çıkarılıyor.

Profesör Doktor Yılmaz Esmer’in araştırmasına göre “Bazı kadınlar kocalarından dayak yemeyi hak ediyor.“ diyenlerin oranı 1996’da yüzde 19 iken, 2011’de bu oran yüzde 30 olmuştur.

Aynı araştırma çerçevesinde, bir erkeğin birden fazla eşi olmasının kabul edilebilirliğine dair oranlar 1996’da yüzde 10, 2011 yılında yüzde 23. Üstelik bu rakamın yüzde 19’unu da kadınlar oluşturmaktadır. Yani burada çok açık bir şekilde şunu görüyoruz: Yasalarda ilerlemeler oluyor, bunu kabul ediyoruz, ama zihniyette çok ciddi bir geriye gidiş var. Zaten Dünya Ekonomik Forumu eşitsizlik listesinde 135 ülke arasında 122’nciyiz. Evet, dünyanın 16’ncı büyük ekonomisiyiz, ama gelişmişlik endeksinde de 92’nci sıradayız.

Erken ve zorla evliliklerin oranı yüzde 24. Her 4 kadından biri erken ya da zorla evlendirilmiş. Bu oran birçok bölgede yüzde 45, yani neredeyse evliliklerin yarısı. İnsan istemediği bir eşle, karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı bir aile düzeni kurabilir mi? Tabii ki kurulamıyor ve sonuçları da gördüğümüz gibi çok vahim oluyor.

Sonuçları 2009’da açıklanan Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması’nda, kadınların yüzde 7’sinin aile içinde cinsel taciz ve tecavüze maruz kalmış oldukları anlaşılmıştır. Gerçek, çok daha derin bir yaranın varlığına işaret etmektedir.

Bu şartlardaki hanelerde, sokaklarda biz kimin güvenliğinden söz ediyoruz? Hangi suçluların suçlarının cezasını çektiğinden söz ediyoruz? Toplumun yarısını oluşturan kadınların yüzde 40’ının korkuyla yaşadığı bir toplum ileri demokrasi örneği olabilir mi? 

2004-2005 yıllarında bu çatının altında bir araştırma yapıldı. Töre ve Namus Cinayetleri, Kadına ve Çocuğa Karşı Şiddet Meclis Araştırması Raporu hazırlandı. Bu araştırmanın ulaştığı sonuçlar bir Başbakanlık Genelgesiyle uygulamaya kondu. İzleme görevi de bir kamu kuruluşuna, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğüne verildi. İzleme Raporları sonuçları ne yazık ki, yetersizliğini gösteriyor. Ben, daha önce de bu kurulda birçok kereler, ayrıca dün de zaten gündeme geldi, bu konunun bu Mecliste görüşüldüğünü biliyorum. Hatta, bir 8 Martta yine bir özel oturum düzenlenmişti, ben yine kürsüde konuşurken arka sıralarda o zamanın Bakanı Nimet Çubukçu’nun tek başına oturduğunu hatırlıyorum.

Daha sonra, 23’üncü Dönemde Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu kuruldu. Bu da olumlu bir gelişmeydi ama yine onların da uygulamada yetersiz kaldığını gösteren raporları var. 

Bugün, artık Meclis araştırmasını yenilemenin, yeni bir komisyon oluşturarak yeniden durumu görmenin ve uygulamayı araştırmanın günüdür. Biz Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri olarak bir komisyon kurulmasına, hemen yeni bir komisyon kurulmasına imza vermeye hazırız.

Değerli milletvekilleri, Şiddetle mücadele tesadüfen iyi şeyler yapmakla olmuyor. Elimize geçen her fırsatı değerlendirmek bu anlamda önemlidir. Ama kadına yönelik şiddetle mücadele, mutlaka sistematik olmalıdır.

Bugün 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’un yenilenmesi gündemde, baştan düzenlenecek. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin’in yürüttüğü çalışmayı dikkatle izliyoruz ve destekliyoruz. Ancak şunları da unutmamak gerekiyor: Kadına yönelik şiddetle ve aile içi şiddetle mücadele tek bir kanunla gerçekleştirilemeyecek kadar önemlidir.  “Bir kanun yaparım, meseleyi bitiririm” diyebilecek durumda değiliz. Ayrıca, 1.Aile içi Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı 2010’da sona erdi. Zaten hiçbir bütçesi, bir programı, doğru dürüst bir programı, projesi yoktu. Ama yeni bir mücadele eylem planının, ulusal eylem planının da olmadığını görüyoruz.

Ayrıca, 4320 sayılı Kanun yürürlüğe girdikten yedi yıl sonra yapılan bütün araştırmalar, aradan geçen yedi yılda bu konudan hiç haberi olmayan birçok avukatın, hukukçuların, polislerin olduğunu gösteriyor. Yani meselenin özü her zaman uygulamadır. Siz hiç şiddete uğrayan bir kadına vermesi gereken hizmeti vermediği için soruşturma geçiren bir kamu görevlisi haberi okudunuz mu? Yoktur.

Kadınların korunmasını, öldürülmemesini, bedenlerinin ve ruhlarının sağlıklı olmasını istiyorsak, çocuklarımızın temiz aile düzenleri içinde büyümesini istiyorsak bir kanun çıkarmakla yetinemeyiz. Politik mesajlarımız da birbiriyle tutarlı olmalı.

Örneğin, kadının adını devletin bakanlığından silmemek gerekirdi. Kadın, aile ve sosyal hizmetlerden sorumlu Devlet Bakanlığını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı hâline getirirken kadının adı yok edilmemeliydi. Sayın Başbakanın ustalık dönemi icraatı kadını sadece aile üyesi saymakla yetinmemeliydi; insan, birey olarak da kadına olan saygıyı yansıtmalıydı.

Şimdi, buna rağmen ben ümidimi korumaya devam ediyorum. Biraz önce Dışişleri Komisyonunda Avrupa Konseyinin çok önemli bir uluslararası sözleşmesi oy birliğiyle geçti. Daha önce, Eşitlik Komisyonunda da oy birliğiyle kabul edildiğini biliyorum. Bunun çok olumlu bir gelişme olduğunu görüyorum.

Ayrıca, samimiyetle söyleyeyim: Ders kitaplarına baktım. O kitaplarda da bir iyileştirme var. Birtakım eleştirileri vardı sivil toplum kuruluşlarının. Oralara baktım.

Ayrıca Sayın Bakana da bir soru önergesi verdim; cevabını da aldım. O cevaptan da ben açıkça söyleyeyim, memnun olduğumu söyleyebilirim.

Şimdi, sonuç olarak; hiç olmazsa bir konuda bu Mecliste bulunan bütün grupların birleşmesini gönülden diliyorum ve bütün kadın derneklerinin de bunu dilediğine eminim. Hiç olmazsa bir konuda Meclis olarak birlikte hareket edebileceğimizi gösteren bir iyi niyet mesajı olarak yurttaşlarımıza, en azından bu konuda, kadına şiddetle ilgili mücadelede bir olduğumuzu ve bir konuda da anlaşabileceğimizi göstermenin çok yararlı olacağına inanıyorum.

Hepinizi en iyi dileklerimle selamlıyorum ve hepinize başarılar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bilgehan.

Cumhuriyet Halk Partisi grubu önerisi aleyhinde söz isteyen Kemalettin Aydın, Gümüşhane Milletvekili.

Buyurun Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu araştırma önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum ve bu süre içerisinde, partimizin iktidarda olduğu süre içerisinde kadın erkek fırsat eşitliği konusunda yapılanlar hakkında bir miktar bilgi vererek görüşlerimi de bildirmek istiyorum.

İki yıl önce kurulan Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkan Vekili olarak -geçtiğimiz 23’üncü Dönemde çalıştım- 23’üncü Dönemde çalışmış olduğumuz süre içerisinde fırsat eşitliğinin kurulmuş olması, ülkemiz adına oldukça olumlu ve anlamlı bir Meclis hareketiydi. Bunu da Başbakanımızın tavsiyesiyle kurmuş olmaktan dolayı da özellikle Avrupa Birliği görüşmelerinde Türkiye'nin bir eksikliği tamamlanmıştı. Tamamlanan bu Komisyonun da birçok çalışması oldu.

Benden önceki konuşmacı arkadaşımızın belirtmiş olduğu, şiddete yönelik bir araştırma yapılmıştır ve araştırma bugün, Meclis araştırma hadiselerinde… Bütün, kütüphanede vardır,  Fırsat Eşitliği Komisyonunda da herkese dağıtıldı. Burada, birçok veriler elde edildi ve elde edilen veriler doğrultusunda da yeni çalışmalar sürdürüldü. Bu çalışmalar doğrultusunda da ilk imzayı Sayın Dışişleri Bakanımızın atmış olduğu Avrupa Konseyi Sözleşmesi -ilk imzayı da Türkiye attı- bu da önceki gün Fırsat Eşitliği Komisyonundan geçti, bugün de bildiğim kadarıyla Dışişleri Komisyonundan geçti, Meclisin Genel Kuruluna geliyor.

Burada, incelediğimiz zaman ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın hazırlamakta olduğu kanun taslağını da incelediğimiz zaman, 23’üncü Dönemde tespit etmiş olduğumuz bütün eksikliklerin giderildiğini görüyoruz. Yani kısacası, 23’üncü Dönemdeki yapılan çalışmada, hukuki alana yönelik 21 maddelik öneri vardı, sığınma evlerinde kalan kadınların durumlarına ve sığınma evlerine ilişkin 18 maddelik öneri vardı, medyayla ilgili 12 maddelik öneri ve kamu kurumlarının görevleri ve koordinasyonuyla ilgili, genel politikalarla ilgili 31 öneri vardı. Bu önerilerden topluca şöyle bir sonuç çıkıyor: Ülkemizde ana problemlerimizden birisi bu. Meclisten sizlerin iyi niyet duygularıyla çıkarmış olduğunuz kanunların sahada uygulanma problemleri olduğunu biliyoruz. Özellikle kadına karşı şiddeti hiç kimsenin onaylamayacağı bir dünyada, hiçbirimizin bunun tartışmasını dahi yapmayacağımız bir dünyada burada bütün yasal altyapı sağlanmasına rağmen sahada bu yasal altyapının gereklerinin yerine getirilmemiş olduğunu görüyoruz. Bunun için de bir kültürel dönüşüme ihtiyaç olduğunu biliyoruz ve bugün burada belki Mecliste bir zaman kaybı gibi de düşünülebiliyor birçok insan tarafından, birkaç zamandır tartışılıyor “Ne gerek varmış?” gibi ama bugünkü tartışmanın dahi toplumsal dönüşümde bir etkisi olacağına inandığım için anlamlı buldum bu Meclis araştırma önergesini. Ama Meclis araştırma önergesinden elde edilecek sonuçlar yüce Meclisin bugüne kadarki çalışmalarında zaten elde edilmiş ve bununla ilgili yönetmelikler yapılmış, 4320’deki eksiklikler de hem Avrupa Konseyi sözleşmesi doğrultusunda hem de Hükûmetimizin kurmuş olduğu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı aracılığıyla da hazırlanan kanun teklifleriyle gideriliyor.

Kısacası, bunlardan şunu söylemek istiyoruz: Bir sorun var, bu sorun cahiliye dönemlerinden kalma bir sorun, maalesef son yıllarda da devam etmekte olan bir sorun. Bu sorunun bilincinde olan bir siyasi hareketiz ve bu siyasi hareket kurulduğundan ve hükûmet ettiğinden beri de kadın erkek fırsat eşitliği konusunda, kadının toplumdaki yeri konusunda ve kadının istihdamdaki oranını artırma konusunda birçok çalışmalar ve Başbakanlık genelgeleri yayınlamıştır ve genelgeler doğrultusunda da çalışmalar hızla sürmektedir. Özellikle bu ayın 25’inde yani yarın 25 Kasım Dünya Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Günü var, o gün doğrultusunda da Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonumuz ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının ortak çalışması oldu. Bu çalışmada kanuni boyutların tamamlanmasının yanında, zaten üzerine düşen görevi yerine getiren bir Hükûmet ve çalışma arkadaşlarımız erkekler olarak, erkek milletvekilleri olarak şunu söylemek istiyoruz topluma ve toplumda bu dönüşümün oluşmasını istiyoruz, diyoruz ki: “Biz de varız erkek milletvekilleri olarak.” Ve “Biz de varız.” dediğimiz bugün başlatmış olduğumuz bildirgede ve kampanyada ilk imzayı Sayın Başbakanımız kendisi imzaladı ve onun arkasından da grubumuzdaki tüm erkek milletvekillerimiz bunu şu anda imzalıyor. Diyoruz ki biz: “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde, biz erkekler olarak kadına yönelik her türlü şiddetin, acı ve ıstırap veren, yaşam hakkını tehdit eden temel insan hakkı ihlali olduğuna, toplumu derinden yaralayıp zayıflattığına, aile birliğini zedeleyip anne ve çocuk sağlığını bozan son derece önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna, kadına yönelik şiddetin katı töre, gelenek gibi hiçbir gerekçeyle asla meşrulaştırılamayacağına inanıyoruz. Hayat arkadaşlarımız, kardeşlerimiz, annemiz, geleceğimizi emanet ettiğimiz evlatlarımız kadınlar, bu toplumun yarısını oluşturan erkeklerle aynı haklara sahip bireylerdir. Bu nedenle, kadına yönelik şiddete ortak olmayacağız, seyirci kalmayacağız. Kadına yönelik şiddete son vermek için el ele verelim, kadına karşı şiddetle mücadelede erkekler olarak üzerimize düşen görevi yapmak üzere kararlıyız, biz de varız.”

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kurun komisyonu o zaman.

KEMALETTİN AYDIN (Devamla) – Ve bu bildirgenin ilk imzasını Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan attı ve inanın ki tüm AK PARTİ Grubuna mensup erkek milletvekilleri buna imza atacak ve bunun sahibi olacaktır. Buna inandığımız için de bu yoldayız.

Ve kısacası, zaten eksik olanların daha önceki çalışmalarda tespit edildiğini -23’üncü Dönemden olmayan arkadalar belki onları takip edemediler- ve bununla ilgili çalışmaların başlatıldığını, bütün eksiklikleri yakinen takip ettiğim kanun çalışmalarının da tamamlanmış olduğunu görüyoruz. Ama sözün özünde, kanunlarda her şey var olmasına rağmen, yaşam dünyamızda bunları uygulamakta zorluk çekilen bir toplumdayız. Bu toplumsal dönüşüm içerisinde, biz erkeklerin de bunun fikirsel dönüşümü içerisinde var olacağımızı ve kadına şiddetin kabullenilemez bir hadise olduğunu biliyor ve kabul ediyoruz. Meclisin yoğun çalışma gündemi içerisinde, zaten çalışılmakta olan ve yürütülmekte olan çalışmaların yeteri düzeyde kadına karşı şiddeti kınadığını düşünüyoruz ve yeni bir kanuni çalışmanın altyapısını oluşturacak Meclis araştırmasının gerekli olmadığını düşünüyor, o nedenle de Meclis çalışmalarının acil ihtiyaçlar doğrultusunda sürdürülmesine taraf olduğumu bildiriyor; bir erkek olarak, bir baba olarak kadına karşı şiddetin karşısında olduğumuzu, bununla ilgili çalışmaların yerinde olduğunu ve bu doğrultuda da Mecliste yeni bir çalışma başlatılmasının gerekli olmadığını söyleyip; sahada hepimizin bulunduğumuz her ortamda sosyal sorumluluğumuz gereği bu çalışmamızı yürütmemiz gerekli olduğunu söylüyorum ve bu yüce Mecliste grubu bulunan tüm siyasi partilerdeki erkek milletvekilleri arkadaşların, kendilerine verilecek bu bildirgeye imza atmasını da yürekten temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Pervin Buldan, Iğdır Milletvekili.

Buyurun Sayın Buldan. (BDP sıralarından alkışlar)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, dün on altı ilde eşzamanlı olarak gerçekleştirilen operasyonlarda gözaltına alınan başta Asrın Hukuk Bürosu avukatları olmak üzere, il başkanlarımız ve belediye meclis üyelerimizin derhal serbest bırakılmalarını istiyor ve bu konuda yapılan operasyonu şiddetle kınadığımı ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kadına yönelik şiddet, toplum içinde ya da özel hayatta, cinsiyete dayalı olarak kadının fiziksel, cinsel ve psikolojik zarar görmesi ve acı çekmesiyle sonuçlanan ya da bu tür sonuçlara yol açabilecek olan tehdit, baskı ve özgürlüğün keyfî olarak engellenmesini kapsamaktadır. Şiddet hareketleri ve tehditleri, ister ev içinde ister toplumda meydana gelsin veya devlet tarafından uygulanmış, yapılmış ya da göz yumulmuş olsun, kadınların hayatına korku ve güvensizliği sokmaktadır. Taciz dâhil, şiddet korkusu, kadının hareketliliğine sürekli baskı yapmakta ve haklarına erişimini kısıtlamaktadır. Gelişen kadın hareketine ve insan hakları savunucularına rağmen dünya devletleri ve toplumları kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması konusunda başarısız kalmaktadırlar. Dünya ölçeğinde her 3 kadından 1’i bugün şiddetin değişik biçimlerine hâlen maruz kalmaktadır. Kadınlar, yaşamın her alanında, evlerinde, iş yerlerinde, kamusal alanlarda mücadelelerinde şiddetin çeşitli biçimlerine maruz kalmaya devam etmektedir. Dünyanın çeşitli yerlerinde sürmekte olan savaşlarda ve iç çatışmalarda kadınlar ve kız çocukları tecavüze uğruyor, öldürülüyor ya da insan ticaretinin öznesi hâline getiriliyor. Avrupa ölçeğinde her yıl 200 bin kadının insan ticareti ağlarında cinsel sömürüye uğradığını bildiriyor araştırmacılar.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de her gün dizinden vurulan, taşlanarak öldürülen, namus cinayetine kurban giden, tecavüze uğrayan, nedeni belirsiz bir biçimde intihar eden kadınlara ilişkin haberleri izlemeye devam ediyoruz. Bu haberler kadın örgütlerinin yaptığı araştırmalarda ortaya çıkan sayılarda kadına yönelik şiddet, buz dağının görünen kısmının yalnızca bir kısmını oluşturuyor. Aile içi şiddet konusunda izlenebilen istatistiksel rakamların düşüklüğüne rağmen, Türkiye, sıralamanın en üstlerinde yer alıyor. Kamusal alanda yaşanan şiddeti ortaya çıkarmaya yönelik çalışmalar ve bu çalışmaları yapanlar da şiddete maruz kalıyorlar bizim ülkemizde. Gözaltında taciz ve tecavüz vakalarının üstü örtülmeye çalışılıyor.

Değerli milletvekilleri, namus adına işlenen cinayetler bu şiddet türünün en önemlilerindendir. Kadına yönelik şiddet Türkiye’de yaşayan milyonlarca kadının bedensel ve ruhsal bütünlüğünü tehdit etmektedir. Yapılan araştırmalarda Türkiye’de her 3 kadından 1’i şiddet görmektedir. Kadına yönelik şiddetin en görünür olanı aile içi şiddet ve erkek şiddetidir. Aile içi şiddet, özellikle koca şiddeti kadınların yaşamlarının belirleyici bir boyutunu oluşturmaktadır.

İstatistiksel veriler, aile içinde yaşanan şiddetin ağırlıklı olarak erkek şiddeti olduğunu; erkeklerin, egemenliklerini ve kadınlar üzerindeki denetimlerini hayata geçirmenin bir yolu olarak şiddete yöneldiklerini; fiziksel şiddetin ancak bu iktidar çelişkisi ve ilişkisi çerçevesinde anlaşılabileceğini ortaya koymaktadır.

Erkek şiddetinin sebeplerinden en önemli olanı, kadınlar ile erkekler arasındaki iktidar ilişkisidir. Kadın üzerinde güç kurma eğilimindeki erkek, kadına karşı şiddeti bir araç olarak kullanmaktadır.

“Ataerkil” veya “Erkek egemenliği” olarak ifade edilen bu iktidar ilişkisini ciddiye almadan, aile içinde yaşanan şiddetin özelliklerini, sebeplerini ve sonuçlarını tespit etmenin mümkün olmayacağını düşünmekteyiz.

Kadınların aileye eşlerinden daha çok gelir getirmesi, dayak riskini en az 2 misli artırmaktadır. Bu durumda olan her 3 kadından 2’si fiziksel şiddete maruz kalmaktadır.

Ekonomik gücünü kaybeden erkeklerin ataerkil otoritelerini fiziksel güce başvurarak perçinlemeye çalışmaları, bu şiddetin altında yatan nedendir.

Kadının üretimde yer alarak aile bütçesine kazanç sağlaması bile erkek egemen kültür açısından “Gücün sarsılması” olarak kabul edilmekte ve sonucunda, destekleneceği yerde kadın yine şiddete maruz kalmaktadır.

Değerli milletvekilleri, öğrenim durumu arttıkça fiziksel şiddet gören kadınların sayısı azalmaktadır. Eğitime erişim konusunda, Türkiye’nin doğusu ile orta ve batısı arasındaki derin uçurum ve devletin doğudaki başlıca illere yaptığı kişi başına düşen eğitim yatırımlarının Türkiye ortalamasının yarısı düzeyince olması, acilen el alınması gereken bir sorun olmaktadır.

Bugün, ülkemizin orta ve batısında okuryazar olmayan kadınların oranı yüzde 16 iken, bu oran doğuda, neredeyse 3 misline çıkarak, yüzde 42’ye ulaşmaktadır. Doğuda ortaokul, lise ve üniversite okumuş kadınların toplam oranı da Türkiye’nin kalanının üçte 1’i kadardır.

Zira, eğitimsiz kadın, şiddeti kaderi olarak görmekte ve şiddetle mücadelede pasif rol almaktadır.

Yasaların kendisine tanıdığı koruma imkânlarından bihaber, yaşadığı şiddete sessiz kalmaktadır. Şu an ülkemizde kadınların yarıya yakını Medeni Kanun’da yapılan olumlu düzenlemelerden, Ailenin Korunması Hakkındaki Kanun’dan ve Türk Ceza Kanunu’ndaki gelişmelerden habersizdir. Bu nedenle de şiddete uğradığında buna sebep olanlar hakkında bir yaptırım olmayacağını, karakola gidip şikâyetçi olması hâlinde barıştırılıp eve gönderileceğini, ardından tekrar şiddete maruz kalacağını düşünmektedir.

Değerli milletvekilleri, Temmuz 2006’da bir Başbakanlık genelgesi yayınlanmıştır. Bu genelgeye göre, töre ve namus cinayetleri ile kadınlar ve çocuklara yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması komisyonu kurulmuştur. Komisyonun hazırladığı rapor doğrultusunda da Başbakanlık genelgesi yayınlanmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisinden Kadının Statüsü Genel Müdürlüğüne, çeşitli hizmet kurumlarına görev veren, eğitim, sağlık ve hukuk alanında yapılması gerekenleri detaylı bir biçimde açıklayan bu genelge acilen etkili bir biçimde işleme konulmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama son verirken, şu anda KCK’den tutuklu bulunan 400 kadın siyasetçinin ve bunların başında, Milletvekilimiz Sayın Selma Irmak’ın derhâl serbest bırakılmasını buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Ayrıca, kadına yönelik şiddetle mücadelede hem devlet hem sivil toplum kuruluşları tarafından birlikte mücadele verilmeli, bağımsız kadın örgütlenmelerinin çabaları desteklenmeli ve Temmuz 2006 tarihli Başbakanlık genelgesi uygulamaya konmalıdır.

Eğitime daha fazla bütçe ayrılarak, kadınların eğitimine daha çok önem verilerek haklarını bilmeleri için projeler üretilmelidir.

Bekâret kontrolü, istem dışı kısırlaştırma gibi uygulamaların sona erdirilmesine yönelik olarak bir an önce etkin tedbirler alınmalıdır.

Namus cinayetleri ve buna bağlı olarak son zamanlarda geliştirilen intihara zorla teşvik etmeyi ortadan kaldırmak üzere feodal uygulamalara karşı eylem planları geliştirilmeli, toplumsal ve kültürel tutum değişikliği yaratacak toplum temelli yaygın eğitsel ve hukuksal faaliyetler geliştirilmelidir. Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik danışma merkezleri ve sığınmaevlerinin sayıları artırılmalıdır. Kadın örgütlerinin bu yöndeki girişimleri desteklenmelidir. Henüz onaylanmamış olan Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmeleri bir an önce onaylanmalıdır diyorum.

CHP’nin vermiş olduğu araştırma önergesine olumlu yönde oy kullanacağımızı ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Buldan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhinde söz isteyen Azize Sibel Gönül, Kocaeli Milletvekili.

Buyurun Sayın Gönül. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AZİZE SİBEL GÖNÜL (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin kadına yönelik şiddetin nedenleriyle bu nedenlerin ortadan kaldırılması için yapılacakların tespiti amacıyla vermiş olduğu grup önerisinin üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyeti saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, kadına yönelik şiddet dünyanın her bölgesinde olduğu gibi Türkiye’de de bir sorun olarak varlığını devam ettirmektedir. Kadına yönelik şiddet, kadınları en temel insan haklarından mahrum etmektedir, kadınlarla erkekler arasında eşit olmayan güç ilişkilerinin sonucu ortaya çıkan toplumsal bir sorun ve önemli bir halk sağlığı problemidir. Uluslararası kamuoyunda kadına yönelik şiddetin bir insan hakları ihlali olarak ele alınmasının en önemli sonucu bu konuda devletin sorumlu kılınmasıdır. Kadına yönelik şiddet artık sadece kadın meselesi değil, kadın ya da erkek tüm insan hakları savunucularının üzerinde çalıştıkları bir konudur. Bu nedenle kadına yönelik şiddet konusu bütüncül bir yaklaşımla ve tüm sektörlerin iş birliğiyle ele alınması gerekmektedir. Bu konu özellikle 1980’li yıllardan itibaren kamuoyunun ve devletin gündeminde olmuştur. Ancak son yıllarda özellikle yasal anlamda birçok çalışma yürütülmüş ve olumlu gelişmeler izlenmeye başlanmıştır.

Kısaca bahsedersek, aile içinde şiddete maruz kalan kadınların korunması amacıyla 1998 yılında yürürlüğe giren ve 2007 yılında yeniden düzenlenen 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun önemli bir dönüm noktasıdır. Söz konusu Kanun ile aile içinde şiddete maruz kalan bireylerin korunmasına yönelik olarak aile mahkemesi hâkimleri tarafından alınabilecek tedbirler düzenlenmiştir ve dört maddeden oluşmaktaydı.

Geçen dönem, öncelikle bu dönem başkanlığını yaptığım Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun alt komisyon olarak çalıştığı ve kadına  yönelik  şiddetin önlenmesinde mevzuattaki ve uygulamadaki noksanların tespitine ilişkin rapor bulunmaktadır. Bu rapor ile Komisyonumuz alanında uzman, başta aile mahkemesi hâkimleri olmak üzere sivil toplum kuruluşları temsilcileri, öğretim üyeleri, bakanlık temsilcileri dinlenmiş, sorunu yerinde görmek üzere  kadın sığınma evlerine çalışma ve inceleme ziyaretleri gerçekleştirilmiştir. Çok ses getiren bu çalışmamızın sonuçlarını değerlendirmek üzere  Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı  başta olmak üzere ilgili tüm kurum ve kuruluşlara dağıtmış bulunmaktayız.

Yine, bu dönem, İnsan Hakları Komisyonumuz kadına yönelik şiddet ile ilgili alt komisyon kurmuş ve söz konusu komisyona da Komisyonumuz üyelerimizden bir milletvekili arkadaşımızı görevlendirmiş bulunmaktayız ve bu komisyon şu anda çalışmalarına devam etmektedir.

Bu çalışmalar neticesinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın hazırlamış olduğu tasarı  artık ihtiyaçlara cevap vermediği görülen 4320 sayılı  Ailenin Korunmasına Dair  Kanun’un yerine geçecek önemli bir tasarıdır. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın bu ihtiyaca cevaben çok geniş bir konsensüs sonucu hazırlamış olduğu ve tüm tarafların takdirini kazanan kanun tasarısı  yirmi altı maddeden oluşmuş olup 4320 sayılı Kanun’dan oldukça farklı ve önemli düzenlemeler getirmektedir.

Kısaca bahsedersek, tasarıyla korunan bireylerin kapsamı bir kere genişletilmiştir. Cumhuriyet başsavcılıkları ve kolluk bünyesinde şiddetten korunma birimleri kurulmuştur.

Tasarı kapsamında denetimli serbestlik ve yardım merkezi şube müdürlükleri oluşturulmuş ve bu müdürlüklere, korunan bireylerin hakları, destek alabilecekleri kurumlar, iş bulma, psikososyal ve ekonomik sorunların çözümü hakkında danışmanlık ve yardımcı olma görevleri yüklenmiştir.

Bununla birlikte tasarının getirdiği en önemli yeniliklerden iki tanesi de erteleme ve seçenek yaptırımlara hükmedilemeyeceği ve davaların acele işlerden sayılarak adli tatilde de görüşülebileceği hususlarıdır. Koruyucu tedbir kararlarının daha etkin uygulanması amacıyla elektronik izleme yöntemiyle takip sistemi geliştirilmiştir.

Bununla beraber komisyonumuzun dün yapmış olduğu toplantıda tali komisyon olarak görüştüğümüz kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nı uygun görüşle esas komisyon olan Dışişleri Komisyonuna göndermiştir. İstanbul’da imzalanmış olması sebebiyle “İstanbul Sözleşmesi” olarak anılan bu sözleşme, kadına yönelik şiddetle ilgili ilk uluslararası sözleşmedir.

81 maddeden oluşan, ayrıntılı bir uluslararası anlaşma olan bu anlaşma kanun hâline gelecek ve kadına yönelik aile içi şiddet konusunda onaylayan ülkeler çok detaylı ve ağır yükümlülükler altına girecektir. İşte bu denli ayrıntılı bir sözleşmeyi ilk onaylayan ülke olmak için olağanüstü bir çalışma yürüten değerli milletvekili arkadaşlarımı kutluyorum. Bugün, esas komisyon, Dışişleri Komisyonunda görüşülüp ivedi bir şekilde Genel Kurula gelecek olan bu uluslararası anlaşmanın hayırlı olmasını diliyorum.

Yapılan yasal düzenlemenin dışında, demin konuşmacı arkadaşımın da bahsettiği gibi 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü münasebetiyle başlattığımız, Sayın Başbakanımızın da imzaladığı “Biz de varız.” imza kampanyasını buradan sizlere duyuruyor ve hepinizin desteğini bekliyoruz.

Her nerede olursa olsun sporda, trafikte, Mecliste, ailede kadına, çocuğa şiddete her zaman hayır diyoruz.

Ve şöyle söylemek istiyorum: Kavgayı ağacın yaprağına yazmak isterdim, sonbahar gelsin, yaprak dökülsün diye. Nefreti bulutların üstüne yazmak isterdim, yağmur yağsın, bulutlar yok olsun diye.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İnsanların üstüne yağıyor yağmur, tabiata yağıyor, aman üstüne yağmasın.

AZİZE SİBEL GÖNÜL (Devamla) – Öfkeyi karların üstüne yazmak isterdim, güneş açsın, karlar erisin diye. Sevgiyi ve dostluğu yeni doğmuş tüm bebeklerin kalbine yazmak isterdim, onlar büyüsün, tüm dünyayı sarsın diye.

Sevgiyle, dostlukla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Bir de Başbakana söyleseniz, Başbakana.

SIRRI SAKIK (Muş) – Kendi kalbinize bunu yazsanız.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gönül.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum ancak karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                                                                             Kapanma Saati: 17.09

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır ve kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

 

4.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi

23/11/2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 23.11.2011 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                  Nurettin Canikli

                                                                                                       Giresun

                                                                                     AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan ve Gelen Kâğıtlar listesinde yayımlanan 80 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 48 saat geçmeden gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmının 2 nci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun; haftalık çalışma günlerinin dışında 25 Kasım 2011 Cuma günü saat 14.00'te 11/4 ve 11/5 esas numaralı gensoru önergelerini görüşmek üzere toplanması ve bu birleşimde 11/4 ve 11/5 esas numaralı gensoru önergelerinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

17.11.2011 tarihinde dağıtılan ve Genel Kurulun 17.11.2011 tarihli 20 nci Birleşiminde okunan (11/4) ve 22.11.2011 tarihinde dağıtılan ve Genel Kurulun 22.11.2011 tarihli 21 inci Birleşiminde okunan (11/5) esas numaralı gensoru önergelerinin Genel Kurulun 25.11.2011 Cuma günkü gündeminin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına alınması, Anayasanın 99 uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin aynı günkü Birleşimde yapılması,

Genel Kurulun; 24 Kasım 2011 Perşembe günkü birleşiminde 22 Sıra sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Nurettin Canikli, Giresun Milletvekili.

Buyurun Sayın Canikli (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Grup önerimizin lehinde söz aldım.

Grup önerimiz ile Meclis gündeminin çalışma takvimine ilişkin önerilerimiz ve taleplerimiz var. Bunlardan bir tanesi şu: Eğer grup önerimiz yüce Meclis tarafından kabul edildiği takdirde 80 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin 2’nci sırasına alınmasını öneriyoruz, talep ediyoruz. Bu 80 sıra sayılı Kanun Teklifi, bildiğiniz gibi, sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair kanun teklifi.

Ayrıca haftalık çalışma günleri dışında cuma gününün de çalışma kapsamına alınmasını, yani bu önümüzdeki cuma gününün -bu hafta için söylüyoruz- çalışma kapsamına alınmasını ve o gün yani cuma günü daha önce verilmiş olan 11/4 ve 11/5 esas numaralı gensoru önergelerinin bu günde yani cuma günü görüşülmesini, ön görüşmelerinin bugün yapılmasını öneriyoruz ve önergemizde son olarak perşembe günü Meclis çalışma saatlerinin 22 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar sürmesini ve bu Kanun Tasarısı’nın görüşmeleri tamamlandıktan sonra Meclisin o günkü çalışma sürecini nihayete erdirmesini öneriyoruz. Getirdiğimiz Danışma Kurulu önerisi bu değişiklikleri ve talepleri içeriyor.

Değerli arkadaşlar, biraz önce gündeme gelen birkaç konuya da izniniz olursa kısaca değinmek istiyorum bir düzeltme çerçevesinde, başka bir amaç söz konusu değil.

Bunlardan bir tanesi, tarım kesimine aktarılan kaynakların oranı. Tamamen teknik çerçevede bu tartışma. Gayrisafi yurt içi hasılaya oranı itibarıyla bakıldığında yani Hükûmetimizin devraldığı dönemle bugünü kıyasladığınızda tarım kesimine aktarılan kaynakların gayrisafi hasıla yurt içi oranının düştüğü şeklinde bir ifade kullanıldı ve rakamlar verildi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, önce şunun çok açık olarak ortaya konulması gerekiyor: Kamunun ekonomideki payı hızla azalıyor. 2002 yılında toplam kamu harcamalarının konsolide bütçe büyüklüğünün gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 34,1 iken 2011 bütçesinde bu oran yüzde 24’e düşmüştür yani bunun anlamı şudur: Kamu yani devlet ekonomiden daha az kaynak çekiyor, daha az müdahale ediyor, dolayısıyla ekonomide üretilen tüm toplam mal ve hizmetlerin içinde kamunun payı azalıyor. Bunun anlamı bu. Dolayısıyla, yaklaşık 10 puan bir düşüş söz konusu; bu gerçekten çok ciddi bir düşüş.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – O kadar özelleştirmeden sonra, normal. 35 milyar dolarlık özelleştirmede öyle olur.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İzin verin…

Bu sadece kamunun ekonomideki payının azalmasını net, kesin rakamlarla ifade ediyorum. Yüzde 34’ten yüzde 24’e düşüyor. Bu ne için önemli? Şunun için önemli: Eğer, tarımın gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki payını bu oranda 2002 ve 2011’le karşılaştırdığımız zaman bu elma ile armudun karşılaştırılması olur. Neden? Çünkü, kamunun yani bütçenin, bütçe büyüklüğünün ekonomi içindeki payı azalıyor. Gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı azalıyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – O argüman yanlış.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Rakam yanlış.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Dolayısıyla, böyle bir karşılaştırma çok anlamlı değil. Anlamlı olan şu: Tarıma ayrılan kaynakların bütçe içerisindeki payı 2002’de neymiş, şimdi ne olmuş? Doğrusu bu. Çünkü millî gelir içerisindeki payı azalıyor. Ayrıca orada da azalma yok, yani gayrisafi yurt içi hasıla içinde de azalma yok. Bakın söylüyorum: Hükûmet neyi kontrol ediyor? Hükûmet bütçeyi kontrol ediyor, yani bütçe yoluyla hayata geçiriyor politikalarını; dolayısıyla, Hükûmetin herhangi bir kesime verdiği önemi anlamak için bütçedeki uygulamasına bakmak lazım. Bütçede nasıl davranmış, nasıl tavır almış, ne kadar pay ayırmış, ne kadar kaynak ayırmış o kesime? Şimdi, bakın, tabii iki tane tanım var yani bir, dar tanım dediğimiz, tarıma ayrılan kaynakların bütçe içerisine doğrudan aktarılan rakamlar var, bir de dolaylı aktarılan rakamlar var, ikisini de vereceğim. 2002 yılında, dar tanımda, bütçe içerisindeki payı yüzde 1,9 yani bütçenin yüzde 1,9’u tarıma aktarılmış, tarım kesimine aktarılmış, rakamlar bunlar. Mutlak rakam olarak da vereyim: 1 milyar 867 milyon lira.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Çiftçi memnun mu değil mi? Ölçü o. Üretici hakkını alıyor mu, almıyor mu?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - İzin verin.

Yani, bu tamamen rakamlar, hiçbir spekülasyon yapmıyorum. Bakın, çok net olarak, hiçbir spekülasyon yapmıyorum, sadece kesin rakamları veriyorum. Konuşulduğu için, bunlar önemli, düzeltilmesi gerekiyor yani kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi çerçevesinde.

2011 bütçesinde tarım için ayrılan ödenek bütçenin ne kadarı? Yüzde 2,25’i, dar tanım…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hangi yıl?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - 2002 1,9; 2011 2,25; rakam da 2 milyar 987 milyon lira ayrılan rakam.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Faiz dâhil bütçe büyüklüğü, değil mi?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Tamamı, bütçe harcamalarının toplamı, toplam bütçe büyüklüğü olarak.

Dolayısıyla tarıma ayrılan oranın bütçe içerisindeki payı yüzde 1,9’dan yüzde 2,25’e çıkmış. Kesin, net rakam. İster mutlak rakam olarak bakın, ister oran olarak bakın. Doğru tespit için, doğru rakamı ortaya koymak için orana bakmak lazım, orana baktığınız zaman da bu. Demek ki AK PARTİ hükûmetlerinin… Çünkü hükûmetler bütçeleriyle konuşulur, rakamlarla konuşulur yani sözlerin falan belli bir noktaya kadar önemi anlamı var; rakamlarla teyit edilmiyorsa anlamı yok. Dolayısıyla AK PARTİ hükûmetleri şunu söylüyor: 2002, bizden önce diyelim, tarıma bütçeden yüzde 1,9’luk önem veriliyordu, biz yüzde 2,25’lik önem veriyoruz; daha fazla yani, olay bu kadar net. Biraz önce, tarım kesiminde üretilen millî gelir rakamlarını da söylemiştim, 23 milyar dolar 60 milyar dolara çıktı diye. Geniş tanıma baktığınız zaman orada da geçerli.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Tarım Kanunu 21’inci madde sizi doğrulamıyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Aynı şekilde, 2002 yılında yüzde 3,04 kaynak aktarılırken… Yani doğrudan ve dolaylı olarak, sübvanse edilen rakamlar dâhil, düşük faizle verilen kredilerin hazineden karşılığı dâhil olmak üzere toplam tarım kesimine aktarılan kaynağın bütçeye oranı yüzde 3,4 2002 yılında, 2011 yılında yüzde 3,33 değerli arkadaşlar. Rakamlar çok açık ve net tartışmasız.

ENVER ERDEM (Elâzığ) – Ne olmuş yani? Konuş, ne olmuş?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Tekrar söylüyorum, bir tartışma açmak için söylemiyorum ama doğru değerlendirme budur; biz tarıma önem veriyoruz, biz çiftçilerimize önem veriyoruz…

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Tarımsal destek rakamları.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - …önemsiyoruz ama lafla değil.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Adamların anası ağlıyor ya, anası!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Aramızdaki tek fark şu: Biz hayata geçiriyoruz, rakamlara yansıtıyoruz ve bu rakamları da aktarıyoruz.

Bakın, 2011 yılı içerisinde geniş tanımlı olarak bütün çiftçilerimize aktaracağımız rakam bütçeden 10 milyar 437 milyon lira; bu rakam 2002 bütçesinde 2 milyar 987 milyon liraydı.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Canikli.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Levent Gök, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önerisinin aleyhinde söz aldım. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, bugün Kocatepe Camisi’nden son yolculuğuna uğurladığımız Mardin Nusaybin’de şehit olan Ankara Haymana ilçesi Yukarı Sebili Bala köyünden Oktay Aydoğan’a Allah’tan rahmet, ailesine ve ulusumuza başsağlığı diliyorum. Şehidimiz Kürt kökenli bir yurttaşımız idi ve acılı babası yanına gelen, acısını paylaşan herkese “Vatan sağ olsun.” dedi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önerisinde bir çalışma düzeni öneriliyor ve Cumhuriyet Halk Partisinin bir önerisiyle gündeme gelen Başbakan hakkındaki gensorunun da cuma günü görüşülmesi öngörülüyor. Niçin cuma günü seçilmiştir? Nedir bu telaş? Neler saklanmak isteniyor? Meclisimizin salı, çarşamba ve perşembe günkü olağan düzenlerinde ve özellikle Meclis Televizyonunun yayında olduğu bir dönemde bunları niçin görüşmekten kaçınıyorsunuz değerli arkadaşlarım?

Geçtiğimiz hafta, bir başka partimizin İçişleri Bakanı hakkında verdiği gensoru önergesini Meclis Televizyonunun çalışma saatinin sonuna getirdiniz ve Türk halkından o günkü görüşmeleri sakladınız. Şimdi aynısını, söylediği her cümle yalan olan ve arkasında duramayan, bu konudaki sözleri yalan olan Başbakanın Cumhuriyet Halk Partisinin hakkında verdiği önergesi görüşülecek ve Cumhuriyet Halk Partisi hakkında, belediyeler hakkında söylediği o çirkin sözler burada tartışılacak ama cuma gününü seçiyorsunuz! Nedir bu telaş?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Doğru konuş.

LEVENT GÖK (Devamla) – Nedir bu korku? Neyi gizlemek istiyorsunuz?

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Başbakan hakkında en son konuşacak olan parti sizsiniz.

LEVENT GÖK (Devamla) – Bakın, Başbakan diyor ki Güney Afrika ziyaretinden önce, belediyelerimiz hakkında: “Şu anda muhalefet partisi kendi belediyelerini bir araştırsın, hangi Alman vakıflarından neler alınıyor ve nerelere gidiliyor?” Bunları söylüyor. Genel Başkanımız “Açıkla, hodri meydan! Arkasındayım. Ben yapışacağım o belediye başkanlarının yakasına.” dedi. Ses yok. Şimdi, cuma günü bunu konuşacağız, parti sözcülerimiz bunu anlatacak, Başbakan acaba, bilmiyoruz, ne diyecek ve cuma gününe alıyorsunuz bunu Türk halkı görmesin diye, sansür yapıyorsunuz. Sansürlüyorsunuz, sansürlüyorsunuz ama bunlardan kaçış yok. Çok kötü bir noktaya doğru gidiyorsunuz.

Bakın, kanun hükmündeki kararnamelerle Meclisi baypas ettiniz, yasama yetkisini yürütme eline aldı. Öyle oldu mu? Oldu. Çıkarttığınız kararnamelerle Meclisi devre dışı bıraktınız, AKP’li milletvekilleri de devre dışı. Şu anda bir çadır tiyatrosu oynuyoruz ve Hükûmetin aldığı yetkiyle çıkarttığı kanun hükmündeki kararnameler daha Meclise gelmedi, bunları görüşmedik; pek çok yanlış var, bunları konuşamıyoruz. Denetim yapacağız, denetimi engelliyorsunuz; muhalefet sözcülerini Meclisten itiyorsunuz, şiddet uyguluyorsunuz. Denetim yapacağız, konuşmalar yapıyoruz; Meclis kürsüsünden yine ittiğiniz gibi seslerimizi kesiyorsunuz, bir dakikalık konuşmaları çok görüyorsunuz. Yazıklar olsun size!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ne biçim konuşuyorsun!

LEVENT GÖK (Devamla) - Yine son olarak, Meclisin tüzel kişiliğini temsil eden bir Meclis Başkan Vekili bir muhalefet partisi sözcüsüne ağza alınmayacak küfürler ediyor. Yakışıyor mu değerli arkadaşlarım bunlar size? Nasıl bir yönetimdir bu? Tam bir diktaya doğru gidiyorsunuz sizleri uyarıyorum, diktaya doğru gidiyorsunuz.

Bu arada bunlar yetmiyor, Meclisi çalıştırmıyorsunuz, denetim mekanizmalarını engelliyorsunuz, bunlar da yetmiyor size, doymuyorsunuz ve muhalefetteki belediyeleri sindirmek istiyorsunuz, bütün belediyeler üzerinde baskı uyguluyorsunuz, Cumhuriyet Halk Partisi ve diğer başka partilerdeki belediyeler üzerine. İzmir Belediye Başkanı Paris’te ta 2020 tarihindeki EXPO için mücadele ediyor, 2020; daha 2011’deyiz, 2020 tarihi için mücadele ediyor ama bir anda bütün bürokratları görevden alınıyor. Nedir bu korku? Şu anda İzmir Belediyesinde tam 52 vergi denetmeni, 5 Sayıştay denetçisi, 2 mülkiye müfettişi ve tam da 20 tane bilirkişi heyeti var değerli arkadaşlarım. Bu baskı nedir böyle? Başbakan bıraksın Orta Doğu’daki başka ülkelerdeki diktatörleri eleştirmeyi, bizler kendi içimize bakalım, kendi hâlimize bakalım. Diktatör içimizde, Türkiye’de diktatör. O Türkiye'nin adını koyalım. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Niye korkuyorsunuz?

LEVENT GÖK (Devamla) - Siz, belediyelerimize saldırırken kendi belediyelerinize ne yapıyorsunuz? Hiçbir şey yapmıyorsunuz.

Bakın Ankara Büyükşehir Belediyesi… Bir şey yapıyor musunuz? Yok. İstanbul’a yapıyor musunuz? Yok. Var mı orada öyle belediyelere yönelik saldırılar, müfettişler? Hiçbirine yok. Peki, nasıl kolluyorsunuz belediyelerinizi? Örnekleriyle gösteriyorum: İki yıl önce, Ankara Büyükşehir Belediyesini, değerli milletvekilleri, şikâyet ettim Cumhuriyet Başsavcılığına, görevini kötüye kullanıyor diye. Ben, partimin il başkanlığını yapmış bir arkadaşınızım. “Metroyu yapamadı, Ankara’nın kaynaklarını kötü kullanıyor.” diye şikâyet ettim. Cumhuriyet Başsavcılığı, benim verdiğim dilekçeyi İçişleri Bakanlığına gönderdi, hakkında soruşturma izni istedi. İçişleri Bakanı aldı benim dilekçemi, Ankara Valiliğine gönderdi. Ankara Valiliği de aldı dilekçemi, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanına gönderdi.

Şimdi, Ankara Büyükşehir Belediyesinin Teftiş Kurulu Başkanının Ankara Büyükşehir Belediye Başkanından aldığı “Olur.” Şikâyet ettiğim kişiyi yani Ankara Büyükşehir Belediye Başkanını kim denetledi biliyor musunuz, Büyükşehir Belediye Başkanının memuru olan müfettişi. Teftiş Kurulu Başkanı diyor ki “Sayın Başkanım, Levent Gök hakkınızda şikâyette bulundu, sizi şu müfettişimiz denetleyebilir mi?” Büyükşehir Belediye Başkanı da buna “Olur.” diyor. Melih Gökçek’in imzası, Teftiş Kurulu Başkanının imzası, şikâyet eden ben, denetleyen Büyükşehir Belediyesinin Teftiş Kurulu, denetleyen Büyükşehir Belediyesindeki bir müfettiş.

Değerli arkadaşlarım, sonuçta ne çıktı? Sonuçta ne çıktığını söylemeye gerek yok. Sonuçta, bu müfettişin verdiği raporla Melih Gökçek hakkında Ankara Valiliği dedi ki “Soruşturmaya gerek yok.”, İçişleri Bakanlığı dedi ki “Soruşturmaya gerek yok.” İşte sizin belediyecilere yaptığınız koruma ve kollama burada yatıyor. Peki, niçin böyle oluyor? Onu da göstereceğim.

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Çankaya Belediyesini de söyle.

LEVENT GÖK (Devamla) - Şimdi, sayın milletvekilleri, siz AKP’li belediyeleri bir araştırsanız altından kim bilir neler çıkar biliyor musunuz. Bakın, önceki dönemde bir sayın milletvekilimiz, Ankara Büyükşehir Belediyesinin kötü yönetildiğini ve belediye şirketlerinin de halkın kanını emdiğini söyledi. Gerçekten de öyledir, belediye şirketleri halkın kanını emmektedir. İhale Yasası’na göre ihaleleri şirketler almakta, emanet usulüne göre dağıtmaktadırlar. Bu sözler basında çıkınca Ankara Büyükşehir Belediyesinin Belko isimli şirketi o sayın milletvekili hakkında dava açtı. “Bizim ticari itibarımızı zarara uğrattınız. Bizi zor durumda bıraktınız, ekonomik faaliyetlerimizi zarara uğrattınız.” diye dava açtı. Ben de orada sayın milletvekilinin avukatıydım. Dedim ki sayın mahkemeye deliller toplanma aşamasında: “Efendim, bu konuları incelemek için Belko’nun yaptığı ihale dosyalarını bir getirtelim ve tarafsız ve objektif bilirkişilere verelim.” Haksız mıyım değerli arkadaşlar, konunun böyle aydınlanması gerekmez mi? Mahkeme talebimi kabul etti ve Belko şirketinden yapmış olduğu ihale dosyalarını istedi değerli milletvekillerim. Duruşma günü geldiğinde duruşmaya gittik, mahkemeye girdik. Mahkeme hâkimi bana dedi ki: “Levent Bey, dün Belko’nun avukatı geldi, davalarından feragat etti.” İyi mi? Neden feragat ediyor? Çünkü ihale dosyaları gelecek, o ihale dosyaları mahkemenin saptayacağı bilirkişilere gidecek. Ne çıkacak o dosyalardan dersiniz ve sizce niçin vazgeçmiştir acaba Belko kendi açtığı davasından değerli arkadaşlarım? Bana gerekçeli bir şekilde açıklayabilir misiniz bunu? Bence AKP’li sözcüler, AKP’nin elinde bulunan Ankara Büyükşehir Belediyesinin açtığı bir davadan niçin ihale dosyaları istenildiğinde feragat ettiğini bana şuradan açıklamak zorunda.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Siz devam etseydiniz davaya, kabul etmeseydiniz feragati.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Siz devam edebilirdiniz.

LEVENT GÖK (Devamla) – Sayın İşler, biliyorsunuz ki feragat tek taraflı bir beyandır, maalesef mahkemeye devam edemiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Gök, lütfen karşılıklı konuşmayın. Genel Kurula hitap edin Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Devamla) – Feragatle dava sonuçlanıyor yani öyle bir şansımız yok. Keşke o olanağı bulsaydık biz o davaya devam ederdik, tüm gerçekleri ortaya çıkarırdık.

Değerli arkadaşlarım, yanlış yoldasınız. Keşke başka ülkelerdeki diktatörleri örnek göstereceğinize kendi içimizdeki diktatörlere bir çekidüzen verebilseydik ülkemizin demokrasisi daha gelişirdi, daha güzelleşirdi ama o niyetin sizde olmadığını görüyorum. Cuma günü, her şeye rağmen, gerçekleri Cumhuriyet Halk Partisi sözcüleri sizlere haykıracaklardır.

Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gök.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Konuşmacı biraz önce yaptığı konuşmada “Yazıklar olsun!” buna benzer ifadelerle doğrudan grubumuza yönelerek hakaret amaçlı ifadede bulunmuştur. Sataşmadan söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Canikli, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince iki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle. Yalnız, yeni bir sataşmaya mahal vermeden, lütfen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten, son günlerde çok sert tartışmalar yaşanıyor ve bu görüntülerin de hiç kimse tarafından benimsendiğini düşünmüyoruz. Milletimizin de hoşuna gitmiyor, kimsenin hoşuna gitmiyor. Biz AK PARTİ Grubu olarak  yapılan eleştirileri sonuna kadar dinliyoruz ve ağır da olsa eleştiriler, müdahale etmemek için gereken her türlü çabayı sarf ediyoruz ama maalesef, bazı arkadaşlarımız, ısrarlı bir şekilde, hakaretin dışında bir yaklaşım tarzı göstermiyorlar.

Yani elbette bir insan, söyleyeceği şeyler varsa; düşüncesi, dağarcığı doluysa; sevgi var ise kalbinde o zaman konuşur ve paylaşır bunları ama bunlar yoksa, söyleyeceği bir şey yoksa, paylaşabileceği herhangi bir şey yoksa, dağarcığı boş ise o zaman hakaret başlıyor.

Yani şu kelime uygun mu? Dönüyorsunuz, Meclise yönelik olarak “Yazıklar olsun!” diyorsunuz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben size söylüyorum onu Canikli, belge de gösteriyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Uygun mu, doğru mu bu?

LEVENT GÖK (Ankara) – Son derece uygun. Siz bana onun cevabını verin, niçin davadan vazgeçildi, bana bir anlatın bunu.

BAŞKAN – Sayın Gök, lütfen… Sayın Gök…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani, bir insan…

LEVENT GÖK (Ankara) – Ben belgeyi gösteriyorum size.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Elinizde belge varsa -onların dokunulmazlığı filan yok, belediyenin, oradaki memurların dokunulmazlığı yok- gidersiniz cumhuriyet savcısına, talepte bulunursunuz. Burası yeri değil ki onun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 4483 sayılı Yasa’ya göre dokunulmazlığı vardır.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Varsa öyle bir şey…

LEVENT GÖK (Ankara) – Bak, belgeyi gösteriyorum size.

BAŞKAN – Sayın Gök… Sayın Gök, lütfen…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Böyle olsa bile, ispat edilmemiş bir iddiadan yola çıkarak böyle bir ifade kullanamazsınız.

LEVENT GÖK (Ankara) – 80 tane müfettişle İzmir’i sindirmeye çalışıyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bu ifadeyi katıyla size iade ediyoruz, misliyle iade ediyoruz!

LEVENT GÖK (Ankara) – 80 tane müfettişle İzmir’i sindirmeye çalışıyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ayıptır! Ayıptır! Gerçekten çok ayıptır! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Yazıklar olsun size, tekrar söylüyorum!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şimdi, bakın, bilmiyorum “diktatör”le neyi kastettiniz, kimi kastettiniz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, bilmediğiniz konuyu konuşuyorsunuz. Belediye Başkanının 4483 sayılı Yasa’ya göre dokunulmazlığı vardır.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Herkes kendi tarihine baksın. Herkes kendi siyasi partisinin tarihine baksın, ondan sonra konuşsun, ondan sonra konuşun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Baksın, baksın.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Herkes kendi siyasi…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bizde kin yok, bizde kin yok.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ben kimseye bir şey söylemiyorum, ortaya konuşuyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bizde kin yok, kan da yok. Kan da yok, kin de yok bizde.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Herkes önce kendi siyasi partisinin geçmişine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …baksın bu tanıma uygun bir kişi var mı, ondan sonra karar versin.

LEVENT GÖK (Ankara) – Gösterdiğim belgeleri söyle, belgeleri söyle, belgeleri konuş. Böyle konuşma var mı ya?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Canikli, teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben kürsüye çıkıp tarım sektörüne ilişkin çeşitli rakamlar verdim. Bana bir arkadaşımızın sataşması nedeniyle kürsüye çıktığımda tarım sektörünün desteklenmesine ilişkin olarak bütçeden yapılan transferlerin AKP Hükûmeti döneminde 2002 yılına kıyasla azaldığını söyledim. Sayın Canikli -bu konuşmasında değil- bundan önceki konuşmasında kürsüye çıkarak benim rakamlarımın doğru olmadığını kastedecek şekilde farklı rakamlar verdi. Benim rakamlarım doğrudur devletin rakamlarına dayalı olarak.

 Sataşma nedeniyle kürsüden söz istiyorum efendim.

NURETTİN CANİKLİ  (Giresun) –  Netleşene kadar konuşalım yani önemli bir konu, sorun yok.

BAŞKAN –  İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince buyurun Sayın Hamzaçebi.

İki dakika süre veriyorum.

 

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tabii ki herkes kendi geçmişine bakmalı. Eğer herkes kendi geçmişine bakarsa o “çıkardık” dediğiniz gömleğin öncesindeki dönemdeki tutumunuzun ne kadar vahim bir tutum olduğunu siz kendiniz görürsünüz. Öyle gördünüz ki “Gömleği çıkardık.” diyerek oradan kurtulmaya çalışıyorsunuz ama kurtulamıyorsunuz. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar.)

NURETTİN CANİKLİ  (Giresun) –  Bizim tarihimiz belli, herkes kendi tarihine baksın.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Şimdi ben şunu söyledim, kürsüye çıktım şunu söyledim: Bu Hükûmet döneminde tarım sektörüne bütçeden yapılan yardımlar düşmüştür. Evet, iddia ediyorum düşmüştür.

Sayın Canikli rakamları aldı, çevirdi; doğrudan, direkt, dolaylı bir şeyler söyledi. Rakamlar burada arkadaşlar, devletin rakamları, Devlet Planlama Teşkilatının rakamı yıllık program olarak yayınlandı, Bakanlar Kurulunun bunun altında imzası var.

2012 yılı için öngörülen toplam bütçe desteğinin tutarı 7,1 milyar TL’dir. Bunun millî gelire oranı, millî gelire…

NURETTİN CANİKLİ  (Giresun) –  Hangi yıl? Hangi yıl?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – 2012. Yani şimdi bütçe getirdi, bir süre sonra görüşeceğiz, tarım sektörüne olağanüstü destek verdiklerini söyleyecekler. Bunun millî gelire yani gayrisafi yurt içi hasılaya oranı -söylüyorum- binde 50’dir, yüzde yarım yani yüzde 0,50.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yüzde 1 olması lazım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Yüzde 0,50…

NURETTİN CANİKLİ  (Giresun) –  Bütçe içindeki payı ne kadar?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – 2002 yılı desteklerinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 0,53’tür. Bu 0,50 ile 0,53 arasındaki fark yüzlerce milyon TL ediyor tabii. Rakam düşmüştür.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bütçe payına bak.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Canikli diyor ki: “Bütçe payına bak.” Bütçe payına bakarsak 2002 yüzde 2,8’dir, faiz dışı harcamalar 2012 yüzde 2,5’tir. Siz fındık üreticisinin 2004 yılındaki 169 milyon TL alacağını daha ödemediniz, önce onun hesabını verin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, Sayın Canikli az önce…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Gök, tamam.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama bir cümle…

BAŞKAN – Hayır, Grup Başkan Vekiliniz cevap verdi. Lütfen… Lütfen Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir dakika rica edeceğim sizden.

BAŞKAN – Hayır, hayır...

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir dakika…

 

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Gök.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; AK PARTİ grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Benden önce Grup Başkan Vekilimiz çıktı, ondan önce çıkan Cumhuriyet Halk Partili Hatip burada AK PARTİ’nin yanlış yolda olduğunu… Bizleri uyardı, teşekkür ediyorum ama aziz Türk milleti onları devamlı uyarıyor. 3 Kasım yüzde 34,5; yetmemiş, 22 Temmuz yüzde 46,7; yetmemiş, 12 Haziran yüzde 50…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hep bunun arkasına sığınıyorsunuz, yeter kardeşim ya!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Aziz Türk milleti sizi devamlı uyarıyor ama uyarıdan anlamıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cuma günü -Grup Başkan Vekilimiz de söyledi- Meclisi çalıştırmayı düşünüyoruz. Grup önerimizle 80 sıra sayılı Kanun Teklifi’ni… Bu Kanun Teklifi’ni Mecliste grubu bulunan başkan vekilleri birlikte hazırladılar, bu teklifi verdiler ve bu teklif Adalet Komisyonunda tartışıldı, ceza hukuku açısından teknik düzeltmeler yapıldı ve Meclis Genel Kuruluna indirildi. Burada, tabii ki oylarınızla, tartışılacak, görüşülecek, inşallah kanunlaşacak.

Malum olduğu üzere, bu kanun teklifi… Biliyorsunuz 6222 sayılı bir Yasa vardı sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair. Bu Yasa’da maalesef zamanı itibarıyla sporda şiddetin gündemde olduğu bir ortamda hazırlandığından bahisle ceza hukuku açısından suça verilecek cezada ceza lehine kantarın topuzu kaçırılmıştır. Kanun koyucu ceza tayin ederken fiil ile ceza arasında orantılı bir eşitlik, adalet ve hakkaniyeti gözetir. Emsal kararlar, emsal kanun metinlerine bakıldığında cezalarda adalet olması gerekmektedir. 6222 sayılı Yasa’yı incelediğimizde maalesef bu ölçü ceza lehine aşılmıştır. Grup Başkan Vekillerimiz ittifakla bu teklifi verdiler.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – İttifak yok!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – İttifak yok!

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Ayıp, ayıp!

SIRRI SAKIK (Muş) – Şikeye özgürlük, düşünceye idam; nasıl ittifak veririz!

RAMAZAN CAN (Devamla) – BDP Grup Başkan Vekili Komisyonda teklifini geri aldı.

Bu Grup Başkan Vekillerimizin ittifakla hazırlamış olduğu metni inşallah ikinci önerimiz olarak gündemin 2’nci maddesine getireceğiz.

Diğer taraftan, 22 sıra sayılı Avusturya Hükûmeti ile Türkiye Hükûmeti arasında daha önceden imzalanmış uluslararası sözleşmenin de burada uygun bulunduğuna dair tasarıyı görüşeceğiz. Bu tasarı kanunlaştığında, Avusturya Hükûmeti ile Türkiye Hükûmeti arasında uçuş güvenliğinin sağlanması ve doğrudan uçuşun ya da dolaylı yönden uçuşun sağlanması iki ülke arasında mümkün olacaktır.

Diğer taraftan, cuma günü 11/4 ve 11/5 esas numaralı gensoru önergelerini görüşeceğiz. Bu gensoru önergelerini muhalefet partileri verdi, bizler de Meclisi çalıştırarak burada ön görüşmeleri inşallah yapacağız.

Haftalık çalışma günlerinin dışında Genel Kurulun 25/11/2011 Cuma günü gündemin bitimiyle kapatılmasını öneriyoruz. Teklifimizin, grup önerimizin kabul olacağını umuyor, hepinizi saygıyla tekrar selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, bu aradaki boş süreyi kullanabilir miyiz? Bizim Grubumuzla ilgili hile yaptılar.

BAŞKAN – Düzeltti ama.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Bugün, daha önce de ifade ettiğimiz gibi, Meclisin çalışma günleri ve saatleri yeniden belirleniyor. İktidar Partisi Grubunun yeniden kendi kararını değiştirdiği bir oturumdayız, bir birleşimdeyiz. Daha önce biliyorsunuz on birinci ayın 2’sinde Genel Kurulun kararıyla Meclisin çalışma saatleri ve gündemi belirlenmişti. Bu karar Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisi üzerine alınmıştı, bugün bunu değiştiriyorsunuz.

Daha önce de ifade ettiğim gibi Meclisin gündemini belirlemek siyasi iktidarın tasarrufundadır, takdirindedir çünkü ülkenin yönetim sorumluluğu milletimiz tarafından iktidara verilmiştir, buna hiç itirazımız yok ancak sizler de takdir edersiniz ki birkaç gündür Meclisimizde, hatta birkaç haftadır Meclisimizde hiçbirinize yakışmaz, bu Meclise yakışmaz, siyasi partilere yakışmaz, siyaset kurumuna yakışmaz olaylar yaşanıyor. Bunları kabul edebilmemiz, bunları tasvip edebilmemiz mümkün  değil.

Değerli arkadaşlar, el birliğiyle siyaseti itibarsızlaştırmak, siyaset kurumunun millet nezdinde güvenilirliğini bitirmek ve Türkiye Büyük Millet Meclisine olan saygıyı sıfırlamak gibi bir gayretin içinde olduğumuzu           -kendimizi ayrı tutmadan söylüyorum- maalesef üzülerek seyrediyoruz ve ifade etmek durumundayız; kendi adıma, sizler adına milletten özür dilemek durumundayız.

Değerli arkadaşlar, bir sonraki kanunda arkadaşım uzun anlatacak ama müsaade ederse ben de söyleyeyim. Seçimler yapılalı yüz altmış bir gün oldu, 1 Ekimden bu yana da elli günü geçtik, elli günden fazla oldu. Henüz bu Genel Kurulda toplumsal karşılığı olan; milletin, halkın beklentisi olan, sorunlarına çözüm olan bir tek yasa tasarısı geçmedi. Buna hakkımız yok.

Ben buradan tekrar ifade ediyorum. Meclisi çalıştırmak, komisyonları ve Genel Kurulu çalıştırmak siyasi iktidarın sorumluluğundadır. Hasıl gündemi belirlemek onun takdirindeyse, burada uzlaşmayı da temin ederek, ısrar ederek, sabrederek, belki de yutkunarak… Ben Sayın Canikli’nin dediğine katılıyorum: “Eyvallah, ama hakaret olmasın.” Tabii ki hakaret olmasın.

Bu kürsüden hakaret yapan, hakaret cümleleri kuran insanlar bana göre yanlış yapıyorlardır. Hakaret etmek zayıf insanların işi, hakaretle hiçbir şekilde rakibinizi ortadan kaldıramazsınız, alt edemezsiniz, ama İktidar Partisi Grubunun -ben üç dönemdir grup başkan vekilliği yapıyorum- inanınız ki bu dönemdeki hoşgörüsüzlüğü, bu dönemdeki sabırsızlığı beni endişelere sevk ediyor ve diyorum ki acaba iktidar…

İki sebebi olabilir: Biri bu Meclisin çalışmamasında fayda mı görüyor? İki, bu Meclisin itibarsızlaşması, işlevinin dışında millet nezdindeki itibarını kaybetmesi işine mi geliyor? Ya da çok endişe ettiğim -dostça da bir hatırlatmada bulunuyorum, lütfen kendinizi bu teraziye çekin- öz güveniniz yani milletin size verdiği oy kibre mi dönüştü arkadaşlar? Yani bu sabırsızlığınız…

Değerli milletvekilleri, önde olanı taşlarlar. Bu böyledir. Eğer önde olan kendisine atılan taşlara dönüp kendisi de taş atmaya kalkarsa kavga çıkar. Ee, siz kavga çıkartmak mı istiyorsunuz, yoksa milletin size yüklediği görevi yerine getirmek mi istiyorsunuz?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bir tek hakaret istemiyoruz. Başka bir şey istemiyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Gözünüzü severim. Yani şu Mecliste, şu Genel Kurulda yaşananları kabul edebilmek mümkün değil değerli arkadaşlar.

Bir başka şey daha: Evet, siyaset konuşma sanatıdır, ama iktidar değil. İktidar konuşmak makamı değil, yapmak makamı. Yaptıklarınızı konuşarak, geçmişe atıfta bulunup geçmişi suçlayarak, nutuk atarak olmaz bu iş değerli arkadaşlar. Bu doğru değil. Milletin aklıyla alay mı ediyoruz? Bu doğru değil. Böyle yaparak bu Meclisi çalıştıramazsınız. Bakın, geçen dönem daha iyi çalışıyorduk. Bu dönem çok kötü bir başlangıç yaptık. Dostça uyarıyorum. Daha önümüze devasa kanunlar gelecek. Bu Mecliste geçen dönemde bulunan milletvekili arkadaşlarımız var. Ben inanıyorum ki, onlar da aynı endişeyi duyuyorlar. Tekrar ediyorum: Uzlaşmayı temin etmek siyasi iktidarın görevidir, önde olanın, büyük olanın sorumluluğundadır. Biri yanlış yapıyor diye aynı yanlışa aynı yanlışla cevap vermek hakkı yok. Bakın, şimdi şu tartışmalar -Allah’tan devam etmedi, belki de devam edecek- iktidar partisinin bir üyesinin tarımla ilgili konuşurken muhalefeti çapsızlıkla, vizyonsuzlukla ve gerginliklerden beslenmekle suçlayan üslubuyla başladı. Şimdi ne yapacağız? Yani kavga yapmak zayıf insanların işi. Millet bizi kavga yapmak için değil burada sorunlara çözüm üretmek için seçti, gönderdi, seçimler bunun için yapıldı. Millet takdiri, sorunları çözmek için iktidar ve muhalefeti belirledi. Muhalefet olarak bizim görevimiz sizi denetlemek. Tabii denetlerken canınızı acıtacak, belki de rakamları ters yönden gösterip, takla attırarak konuşacak bir sunum ortaya koyabilir muhalefet ama iktidar kendisine taş atana kendisi de taş atmaya kalkarsa yanlış olur.

Değerli milletvekilleri, İktidar Partisi Grubunun getirdiği öneride iki hususu dikkatinize sunmak istiyorum: Biri, gensoru önergelerinin görüşmesini cumaya almak doğru olmamıştır yani bunun halk dilindeki ifadesi kurnazlıktır. Nedir yani? Basının gözünden saklayarak, milletin gözünden saklayarak Sayın Başbakan hakkında verilen gensoruyu cumaya almanın ne anlamı var?

Bir diğer husus…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Meclis çalışmıyor ki, çalıştıramıyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Gece çalışalım, saat onda başlayalım, pazar günü çalışalım. Hiçbir muhalefet partisi çalışmaktan kaçmıyor. Sabahlara kadar çalışalım ama gelin, şu görüşmeleri toplumun gözünün önünden saklamayın. Niye cuma?

İki, Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği gensoruyu da cumaya aldınız. Bu doğru değil. Şimdi, biz bu gensoruyu çekeriz. Niye? Çünkü, biz deprem olayını toplumun nezdinde canlı tutmak istiyoruz.

Değerli arkadaşlar, deprem, oldu bitti değil; deprem yaşanıyor, hâlâ o deprem yaşanıyor, acılar yaşanıyor, çadırların altı su, insanlar soğuktan ölüyor. Yani bu acıyı yaşamak, bu acıyı gündemde tutmak bir sorumluluk değil mi? Bu amaçla biz, bu önergeyi verdik ve bunun milletin gözü önünde tartışılması… Darağacı asıp da kimseyi asmayacağız ama deprem gerçeğini tartışalım; arzumuz bu. Bunun için önerge veriyoruz ve diyoruz ki: “Bugünkü acıyı doğru tartışmazsak muhtemel acıyı öngöremeyiz.” İşte “İstanbul depremi geliyor, Hatay depremi geliyor” deniliyor. Ama getiriyorsunuz, bir böyle hesap içinde cumaya getiriyorsunuz “İki önergeyi aynı günde tartışalım.” diyorsunuz. Yapmayın! Buna tenezzül etmeyin. Buna muhtaç değilsiniz. Eğer birtakım açmazlarınız, sıkıntılarınız varsa, gelin muhalefetle birlikte çözüm üretelim. Bu tavır doğru değil değerli milletvekilleri. Grup yöneticileriniz böyle karar veriyor, eyvallah ama bu Meclisin huzuru çok önemli, bu Meclisin itibarı çok önemli.

Bir diğer hadise: Yeniden, bitime kadar usulünü getirdiniz. Sayın Canikli, angarya yasaktır.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ama bakın Sayın Şandır, sorumluluk bizde, Meclisin çalıştırılması sorumluluğu bizde.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Angarya yasaktır. Bitime kadar çalışma usulü bu Meclise hakarettir değerli arkadaşlar. Bitime kadar... Siz angarya mı yüklüyorsunuz Meclise?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Biraz önce “Bu Meclis sabaha kadar çalışır.” dediniz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sabaha kadar çalışalım saat koyun. Ama yani bu angarya. Kabala derler Anadolu’da, kabala; şu işi bitir de git. Siz de bize diyorsunuz ki, şu sıra sayılı kanunu bitirinceye kadar çalışacaksınız. Ya bu, Meclise hakaret ya bu. Gözünüzü severim, böyle bir şey yok. Siz bize deyin ki, gelin şu kırk tane uluslararası sözleşmeyi çıkartalım. Çıkartalım; geçmişte örneğini koyduk bunun.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bir günde bir tane çıkarabiliyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Ama gözünüzü seveyim, yani böyle kavga yaparak…

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Bizimle paylaştığınız, birlikte imza attığımız şeyleri bize sormadan değiştirerek gündem belirlemeye kalkarsanız olmaz. Yolun başındayız. Bu usul usul değil. Bundan vazgeçiniz değerli arkadaşlar.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grup önerisini oylarınıza sunacağım ancak karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır ve kabul edilmiştir.

Sayın Tanal, söz talebiniz var ama İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine göre işlem yapıyoruz. Bir saniye…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Tanal, bir saniye dinler misiniz.

Size söz vermem usulsüz olur çünkü Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup önerisi üzerinde iki lehte, iki aleyhte söz talebi vardı. Onları verdik, işlem tamamlandı.

Teşekkür ediyorum.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/423) (S. Sayısı: 21)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yok.

Ertelenmiştir.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.09

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2’nci sıraya alınan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın; Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın; Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/138) (S. Sayısı: 80)(X)

 

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, bizim Grup Başkan Vekilimiz imzasını geri çekti.

BAŞKAN – İfade edersiniz efendim. Görüşmeye başladım. İfade edersiniz, edeceksiniz zaten.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 80 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Adana Milletvekili Murat Bozlak.

Sayın Bozlak şimdi ifade eder efendim sizin geri çektiğinizi.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır Sayın Bozlak.

BDP GRUBU ADINA MURAT BOZLAK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifi’nin geneli üzerinde konuşmak üzere Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, siz de belirttiniz, her ne kadar daha önce Grup Başkan Vekili Arkadaşımız bu yasa teklifine imza vermiş ise de daha sonra yasa teklifinden grubumuz adına imzasını geri çekmiştir.

Değerli milletvekilleri, konuşmama başlamadan önce bugün yine hepimizin izlediği, özellikle de BDP’yi hedef alan, AKP’nin de arkasında durduğu yeni bir operasyon yaşandı. Bu sefer operasyonun hedefi BDP’liler değil, avukatlar. Sayın Başbakan bundan kısa bir süre önce Asrın Hukuk Bürosunu işaret ederek, operasyonların avukatlara yönelik işleyeceğini söylemişti. Geçmiş dönemlerde, daha önceki başbakanlar da benzer operasyonların yapılacağını işaret etmişlerdi, “Kürt iş adamlarının listesi cebimde.” diyebilmişlerdi. Ama şimdi o başbakanlar yok burada, koca partilerini de yok ettiler beraber. Bu durumu özellikle AKP’li arkadaşlarımızın dikkatine sunmak istiyorum. AKP’nin demokratik açılımdan geldiği nokta siyasette baskıyla, şiddetle sonuç alma yöntemidir ki bundan sonuç almak asla mümkün olmayacaktır. Kürt demokratik siyasetini hedefleyip “Dağdakini imha edelim, ovadakini de bulduğumuz yerde alalım, cezaevine atalım.” mantığıyla bu ülkeyi biz bir yere götüremeyiz. Bu mantık, bu ülkeye sadece zarar vermektedir.

Değerli arkadaşlar, bundan derhâl AKP’lilerin vazgeçmesi gerektiği düşüncesindeyim. Kürt halkına demokratik siyaseti yasakladığınız zaman, o halka siz dağın yolunu göstermiş olursunuz. Eğer Kürt halkını dağa yönlendirirseniz dönüşü biraz zor olur. Oysa Kürt halkı, barış içerisinde Türkiye’deki Kürt kardeşleriyle, Türk kardeşleriyle, Çerkezlerle, Araplarla hep birlikte eşit ve özgür koşullarda yaşamak istiyor. Bunu belirttikten sonra yapılan operasyonu bir kez daha kınadığımı belirtmek istiyorum.

AKP’li bir milletvekili arkadaşımız, dün, yasa tasarısı değişikliği komisyonda görüşülürken “Ben köydeyken kahvede oturduğum sırada bir seçmenimiz, köylümüz geldi “Siz Aziz Yıldırım’ı kurtaracak mısınız? Bu yasayı çıkaracak mısınız” dedi. “Ben, ondan dolayı reddedeceğim” demişti. Son derece doğru bir karar almıştı, ben kendisini kutluyorum ama ne yazık ki, şimdi bu arkadaşımız köyüne gittiği zaman şunu söyleyecek: Ey arkadaşlarım, ey seçmenlerim, ben Aziz Yıldırım’ın tutukluluğunun kalkmasına engel olmadım ama, onun yerine 70 avukatı içeri soktuk arkadaşlarımızın sayesinde diyecektir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, Parlamentoya yeni gelmişiz. Ben, geldiğim gün itibarıyla özellikle gündem dışı sözlerin dışında bir de lehte, aleyhte söz alındığını gördüm. Lehte söz alan arkadaşlarımız, bakıyorum aleyhe konuşuyor, aleyhte söz alanlar lehte konuşuyor; gerçekten bu bana son derece sıkıcı gelmeye başlamıştı, ama gördüm ki, Parlamentoya AKP Hükûmeti yasama görevini yapma şansı tanımamış. Yasama görevini AKP bizzat Hükûmete devretmiş ve çıkarılan kanun kuvvetindeki kararnamelerle de yasama görevi Hükûmet tarafından yürütülüyor. Demin bir arkadaşımız da bahsetti, Parlamentonun açıldığı 1 Ekimden bu yana elli gün geçmiş durumda, ilk defa bir kanun teklifi geliyor. Bir de, bundan önce bir savaş tezkeresi çıkardı bu Meclis, bu ikincisi olacak. Şimdi, eğer bunlar başka türlü olsaydı getirilmeyecekti diye düşünüyorum.

Savaş tezkeresi ile yine bu şike zanlılarının örtülü affını öngören bu yasayı getirerek aslında AKP, muhalefet partilerini de bu yanlışına ortak etmeye çalışıyor. Bunu görmemiz lazım arkadaşlar.

Bunu belirttikten sonra şunu da söyleyeyim: Ben, yine bu Mecliste ilk defa tanık olduğum iki olaya şahit oldum: Birisi, zannediyordum ki gruplar hiç anlaşmaz ama baktım ki bir noktada anlaşabiliyorlar. İşte, dün görüşülen yasa teklifi üzerinde konuşurken grup başkan vekili arkadaşlarımız çok rahatlıkla anlaştılar. Ha, ben bunun devam etmesini dilerim, bunun Türkiye'nin gerçek ihtiyacı olan sorunların giderilmesinde de devam etmesi gerektiğini düşünüyorum.

Dün yine başka bir şeye şahit oldum, son derece olumsuz bir şey, bu da: Zanlıların gözetiminde bir yasa teklifinin Adalet Komisyonunda görüşülmesine tanık oldum. Zanlılar Adalet Komisyonunun bulunduğu odada ve bizler onların gözetiminde, Sayın Başkanımız da burada, o zanlıları esasen dışarı çıkarması gerekirdi, zannedersem Başkanın izniyle böyle bir çalışmayı yürüttük.

Değerli arkadaşlar, spor dallarında Türkiye’de, dünyada öne çıkan spor dalı futboldur. Milyonlarca taraftarı olan bir spor dalı, kulüplerimizin milyonları bulan üyeleri var ve özellikle futbol maçları bütün dünyada olduğu gibi bizde, ülkemizde de keyifle izleniyor iken bu arada futbolda gelişen fanatizm nedeniyle birçok olumsuz harekete de spor sahalarında tanık olduk. Kavgalar, bariz küfürler, ırkçı söylemler, hepsi kulağımızın duymak istemeyip de kulaklarımızla duyduğumuz şeylerdi. Bunun yanı başında şiddet de başını aldı yürüdü. Bıçaklara, satırlara hep birlikte tanık olduk. Bu da yetmiyor gibi, kimi maçlarda da maalesef maçı izleyen insanlar bıçaklanarak öldürüldü.

Bu şiddetin yükseldiği dönemde diğer taraftan spor kulüplerinin yöneticilerinin kimileri ne yazık ki hak etmedikleri şeyleri maddi güçleriyle elde etmeye çalıştılar ve şike ve teşvik primi söylentileri ayyuka çıktı. Bunun üzerine spor kulüplerinin yöneticileri Türkiye Büyük Millet Meclisine gelip parti grup başkan vekilleriyle görüşüyorlar, sorunlarını, dertlerini anlatıyorlar ve onların sorunlarını, dertlerini dinleyen Meclisimiz 31/3/2011 tarihli, 6222 sayılı sporda şiddeti ve düzensizliği engelleyen yasayı, yani şu an için değiştirmek istediğimiz yasayı çıkarıyor. Bu istemde bulunan ve yasa teklifi hazırlanmasına da katkı sunan yöneticiler aleyhine yasa dönüşünce, yani kimi kulüplerin değerli yöneticileri bu yasadan dolayı soruşturmaya uğrayıp gözaltına alınınca dün gene aynı yöneticilerin dışarıda kalanlarını burada Mecliste çalışırken gördük, gezerken gördük. Onlar da gene gelmişler. Diyorlar ki açıkçası: “Yasa, sağ olun, çıkardınız. Ama bu yasada öngörülen cezaları biz fark etmedik.” Daha doğrusu, aslında kendilerine uygulanacağını düşünmemişler. Herhâlde gene o maça gelen gariban, bıçaklanan, dövülenlere uygulanır zannetmişler. Yasa dönüp kendilerine yönelik uygulamaya kalkışılınca, bu sefer gelmişler cezaların indirilmesini istiyorlar.

Yasa teklifinde yasanın özüne ilişkin bir değişiklik istenilmiyor; istenilen, cezaların indirilmesidir.

Şimdi, önümüze gelen yasa teklifinde de belirtiliyor, 11’inci maddede beş yıl olan cezanın alt sınırı bir yıla indiriliyor. Kaç aydır tutuklular? Altı ay filan oldu herhâlde tutuklanalı, temmuz başında tutuklanmışlar.

Şimdi, cezayı bir yıla indirdiğimizde, bir de iyi hâlinden dolayı indirim uygularsa mahkeme -ki mahkemelerde genelde alt sınırdan ceza veriliyor- büyük ihtimalle burada da bir yıl olarak kabul edilecek. Alt sınırdan verildi, bir de iyi hâlinden dolayı 59’a göre indirime tabi tuttuğunuz zaman yattığı süre yeterli kalıyor.

Onun için, teklifi getirenler diyorlar ki Komisyon üyesi arkadaşlarımıza: “Şey yapmayın ertelemeye gerek yok.” Niye yok? Ceza genel hükümleri dâhilinde ertelenebilir bir miktardaysa suç ertelenir. Hayır, istediğimiz sonuç tutuklamaya son verilmesidir.

Bu sonuç ceza bir yıla indiği için elde edildiğinden herhangi bir itirazları da olmuyor.

Neticede, bu yasada öngörülen beş yıllık cezayı, biz, bir yıla Meclisimiz indirdiği noktada, tutuklu olan teşvik zanlılarının hepsini mahkemeler bırakmak zorundadır. Niye? Ceza infaz edildi onun için bırakmak zorundadır. Bu nedir? Bu, örtülü bir aftır.

Şimdi, bu teklif kabul edildiği zaman örtülü af yapıyoruz. Gerek yok ki genel bir af çıkaralım. Bu, yargıya müdahaledir. Hani yargıya müdahale edilmiyordu? Soruşturma başladı, Sayın Adalet Bakanı diyor ki: “KCK davasıyla ilgili soruşturma başlamıştır, ben bir şey diyemem.” Burada, soruşturma devam ediyor, yasayı değiştiriyorsun. Bu, yargıya da müdahaledir artı “Kişiye özel ceza yasası yapılamaz.” ilkesine de açık, bariz müdahaledir.

Şimdi, değerli milletvekilleri, Türkiye'nin temel sorunu bu değil. Biz cezadan yana değiliz. Hatta ben, cezalardan, bir yıllık süre ceza verilirken alt sınırı bir yıl, üst sınırı üç yıl olan bir ceza düzenlemesine de karşıyım. “Bir yıldan üç yıla kadar.” dediğin zaman iki yıllık bir makas farkı çok bariz, hâkimlere, mahkemelere tanınan takdir hakkıdır, bir yerde, yasama görevinin de onlara devredilmesidir. Bu, kimi suistimallere de sebebiyet verecek bir düzenlemedir.

Biz cezadan yana değiliz ama geneli ilgilendiren, gerçekten kamuoyunun vicdanını rahatsız etmeyen düzenlemeler yapalım. Bu Parlamentonun şu an için 8 sayın üyesi cezaevinde değiller mi? Üç muhalefet partisinin milletvekilleri değil mi bunlar? Muhalefet partileri, niye biz bir araya gelip bu arkadaşlarımızın tutukluluğunun kaldırılması için bir çalışma yapmıyoruz da şike zanlılarının tutuklanması için bir araya gelebiliyoruz?

Gene, Anayasa çalışması yapılıyor, yürütülüyor. Partimiz tarafından “Yol temizliği” adı altında, gerçekten herkesin şu an için rahatsız olduğu kimi düzenlemelerin öncelikle Parlamento tarafından yapılması istenilmiş iken onlara değinmiyoruz da özel, kişiye mahsus yasa çıkarabiliyoruz.

Onun için diyorum değerli milletvekilleri yapmamız gereken, şahıslara özel, örtülü affı öngören bir düzenleme yerine -kamuoyunun da vicdanen rahatsız olduğu- toplumsal barışımıza da ön ayak olabilecek yasal düzenlemeleri yapmalıyız, önümüze koymalıyız. Bunu muhakkak Meclisin gündemine getirmeliyiz, özellikle muhalefet partilerine bu görev düşüyor çünkü gördüğüm kadarıyla AKP’nin böyle bir niyeti gözükmüyor. AKP “Dediğim dedik.” diyor. Yasama görevinden, yasamada çoğunluğu var, sayısal çoğunluğuyla yürütme zaten AKP’de. Şimdi de yargı konusuna da bu denli müdahaleler olursa kuvvetler ayrılığı ilkesini biz kendi elimizle ortadan kaldırmış olacağız. Üç erkin, üç devlet erkinin tek elde birleşmesi demek faşizm demektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bozlak.

Tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Turgut Dibek, Kırklareli Milletvekili.

Buyurun Sayın Dibek. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, evet, çok hızlı bir şekilde gelmiş olan 80 sıra sayılı yasanın tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Öncelikle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu yasa teklifi Meclisteki dört siyasi partinin grup başkan vekillerinin imzasıyla Meclise sunulmuştu, biliyorsunuz, geçtiğimiz günlerde. Az önce BDP’li arkadaşımız Sayın Bozlak’ın belirttiği gibi onlar imzalarını geri çektiler, dün Komisyonda görüşüldü yasa ama uzlaşmayla gelen bir yasa teklifiydi. Tabii, bizim gönlümüzden şu geçiyordu aslında arkadaşlar: Yani Meclis olarak 24’üncü Dönemin başında, daha ilk kanunu çıkarıyoruz yani gerçek anlamda böyle bir kanun çıkarıyoruz, bütün siyasi partilerin uzlaşarak çıkaracağı yasa bu olmamalıydı aslında. Yani bir yasa, bir düzenleme yapılacaksa, buna bir ihtiyaç varsa, gerçekten böyle bir düzenlemeyi çıkaracaksak değerli arkadaşlar, bu Parlamentonun 8 milletvekili şu anda tutuklu, cezaevinde. Onlarla ilgili bir düzenleme yapılması gerekiyorsa bu mutabakatla yapılmalıydı. Yani bu mutabakatı niye orada gösteremedik? Aslında onunla ilgili biraz sonra konuşacağım. Yani bir mutabakat yaptık aslında iktidar partisiyle, niye o sözler tutulmadı? Sadece Cumhuriyet Halk Partisinin değil, bizim 2 milletvekili arkadaşımız tutuklu ama Milliyetçi Hareket Partisinden de 1 milletvekili arkadaş tutuklu ve BDP üyesi olan 5 milletvekili de, halkın oylarıyla seçilmiş olan milletvekili de tutuklu arkadaşlar, cezaevinde.

Şimdi, bu yasa, doğru, toplumda konuşuluyor, Türkiye’nin gündeminde konuşuluyor yani bahsetmiş olduğum şu Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun. Yapılan bir operasyon vardı temmuz ayında. Sporu çok seviyoruz, her birimiz seviyoruz. Az önce arkadaşımız da belirtti, futbol kulüplerinin birlik başkanı, Kulüpler Birliği Başkanı buradaydı, Sayın Yıldırım Demirören, Futbol Federasyonundan yöneticiler buradaydı, Fenerbahçenin başkan vekili buradaydı dünkü komisyondaki görüşmelerde.

Değerli arkadaşlar, Türkiye bunu konuşuyor ama Türkiye’nin halkımızın duyarlılığını taşıyan çok önemli konular da vardı, çok önemli davalar da var yani konunun dışına çıkmak istemiyorum, hukuksal zeminde yargılamalardan bahsederek biraz düşüncelerimizi sizlerle paylaşalım. Bu kanuna geleceğim, yani bu kanunla ilgili olarak hangi noktaya geldiğini de belirteceğim ama değerli arkadaşlar, kolaycılığa da bizim kaçmamamız gerekir.

Dün ben komisyonda da söyledim, bugün ülke gündeminde vicdanları yaralayan öyle önemli hukuksal –hukuksal da demeyelim de- siyasal davalar var ki. Şimdi, onları görmezden gelirsek tribünlere oynamış oluruz, futbol terimiyle, dün bunu söyledim.

Değerli arkadaşlar, dün değil evvelsi gün yani pazartesi günü Meclisin basın toplantı odasında, salonunda tutuklu milletvekili arkadaşlarımızın yakınları ve yine Sayın Tuncay Özkan, onun da kızı bir basın toplantısı düzenlediler, sizler de izlemişsinizdir basından, televizyonlardan. Sayın Haberal’ın kardeşi Ali Bey, Ali Haberal orada söz aldı, Sayın Balbay’ın kardeşi Suat Bey söz aldı ve düşüncelerini, duygularını, hissettiklerini anlattılar, hangi noktaya geldiklerini anlattılar. Bin gün geçmiş arkadaşlar, bin gün… Yani dile kolay. Tek tek sayarsak dahi çok, gerçekten vahim bir süreç yaşanmış.

Bakın, ülke gündeminde öyle davalar var ki artık hukuksal zeminini kaybetmiş yani siyasal içerikte olduğu herkes tarafından kabul edilen yani oraya düşen insanı “Allah kurtarsın, yani buraya düştünüz artık, üç yıl mı, beş yıl mı içeride kalırsınız.” diyerek insanların düşüncelerinde yer eden davalar var ama insanlar o davalarda şu anda hayat mücadelesi, yaşam mücadelesi veriyorlar. Bugün biz onları erteliyoruz, öteliyoruz, iteliyoruz bir tarafa o davaları; bu davayı, bu olayı, ülkenin gündeminde gerçekten yer tutan bu olayı, hep birlikte, tüm siyasi partiler olarak konuşuyoruz. Konuşmayalım mı diyebilirsiniz, konuşalım ama bilmiyorum, yani bizim de duygularımızı anlıyor musunuz ya da o tutuklu milletvekili arkadaşlarımızın veya diğer tutukluların? Sayın Hurşit Tolon bir şey söyledi arkadaşlar, hep beraber, burada hukukçu arkadaşlarımız da var, “Üç yıl iki ay sonra ifadem alındı.” dedi, yani o sürelerde olabilir. “İfadem alındı.” dedi. Kendisi tutuklu değildi. Bir de tutuklananlara bakalım. Yani iki yıl, bir buçuk yıl önce, bir yıl evvel ifadesini vermiş. Mahkeme heyeti ifadesini almış, dinlemiş ama hâl⠓Sen burada kalacaksın.” diyor değerli arkadaşlar. Böyle bir yargılama var Türkiye’de, böyle vicdanları sızlatan bir süreç var.

Şimdi, umudumuz o ki veya düşüncemiz o ki, isteğimiz o ki, değerli arkadaşlar, siyasal partiler olarak en kısa süre içerisinde bu güzel tabloyu, bu kanunda gösterilen bu tabloyu bu davalar için de gösterelim.

Bu arada, değerli arkadaşlar, başka bir hukuksal, yine gündemi meşgul eden bir dava daha var -dı, yani “dı” da diyebiliriz ama devam ediyor şu anda. O da sürekli gündemi meşgul ediyordu, o da konuşuluyordu, basın takip ediyordu, bizler takip ediyorduk. Onu ben söyleyince rahatsız oluyorsunuz, dün komisyonda da arkadaşlar “Ne yeri var, falan?” dediler, Deniz Feneri davası. O da ülke gündeminde olan bir dava, orada da arkadaşlar, insanlar tutuklandı, orada da hâkimler var, orada da savcılar var, insanlar şüpheli olarak işte gözaltına alındı, sorguya davet edildi, savcılar tutuklamaya sevk etti, hâkimler tutukladı. Orada da bir süreç devam ediyor. Yani iki tane yan yana koyun, yani bu olaya gelmeden evvel. Arkadaşlar, üç ay, doksan gün Deniz Feneri’ndeki şüpheli olan kişiler, sanıklar tutuklu kaldılar; doksan gün sonra tahliye edildiler Türkiye’de. Benim önümde -şu anda sizlere okuyacağım, tutanaklara geçmesini istiyorum çünkü- o davada tahliye kararını veren hâkimin gerekçesi var. Artı bir de sizin içinizden, AKP’nin kurmuş olduğu Bakanlar Kurulunun içerisindeki çok önemli bir isim, şahsiyet Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç’ın o karar üzerine yaptığı bir değerlendirme var. Sizler de okumuşsunuzdur o değerlendirmeyi.

Şimdi, orada nelere oluyor? Silivri’de neler oluyor? Balyoz’da neler oluyor? Sporla ilgili olan bu yargılamada neler oluyor? Hep beraber, bunları birlikte değerlendirelim çünkü hepsi bir bütün bence.

Bakın arkadaşlar, üç ay sonra, davaya bakan hâkim, 13. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi Hasan Akçam uzun süredir devam eden ve daha da sürebilecek bir soruşturma olduğunu belirtiyor ve bu soruşturmada bütün delillerin toplandığını ve şüphelilerin ifadesinin alındığını belirtiyor kararında ve devam ediyor, şüphelilerin kontrollerinin sadece tutuklama yoluyla değil, adli denetimle de yerine getirilebileceğini, üç ay on gündür tutuklu olduklarını ve daha uzun süreli bir tutuklamanın cezaya dönüşebileceğini vurguluyor.

Ne diyor biliyor musunuz? “Ben delilleri topladım.” diyor, “Bu insanların ifadelerini aldım.” diyor, “Yani bunları daha fazla tutmak artık onlara ceza vermek anlamına gelir.” diyor, “Tutuklamanın amacını, mahiyetini, niteliğini aşar.” diyor. Aynen katılıyorum ben bu hâkim arkadaşımıza yani bu hâkim arkadaşımız doğruyu yapmıştır bana göre de, eğer öyleyse yani o dosyayı o biliyor, ben dosyayı bilmiyorum ama gerekçesine baktığımızda gerekçesi bana göre doğru hâkimin.

Değerli arkadaşlar, “Tutuklama elzem değil, başka tedbirler var.” diyor, “Bu insanlar kaçmaz bir yere.” diyor, “Onların hepsi saygın insanlar.” diyor, öyle değerlendiriyor kararında ama bir tarafta da Silivri’deki davaya bakan hâkimler var. Halkın oyuyla seçilmiş, yüz binlerce oy almış, milletvekili olmuş, daha önce uygulaması olan… Burada BDP sıralarında hâlâ da ikinci dönem, yine bu dönem milletvekilliği yapan Sebahat Hanım var arkadaşlar. Kendisi cezaevinde tutukluyken seçilmişti geçen dönem. Ona bir uygulama yapıldı. O uygulamanın da dışında “Hayır, biz şimdi salarsak kaçarsınız. Üç buçuk yıl geçti ama delilleri toplamadık.” denen bir de bir yargılama var. Yani, lütfen bunları bir tarafa koyun, ondan sonra da bu dosyaya da, daha doğrusu bu davaya da bakalım değerli arkadaşlar.

Tabii, bu yaşanan süreçten sonra, Sayın Arınç’ın da, her hukukçunun olduğu gibi, hepimizin olduğu gibi, vicdanı daha fazla susmaya el vermemiş değerli arkadaşlar. Bakın, Sayın Arınç ne demiş: “Tahliye edilmiş olmaları, kim olursa olsun, bizim için sevinç doğurur. Bir insanın hürriyetinin bağlayıcı hâle gelmesi, tutukluluk ya da hükümlülük hoş değildir.” demiş. Ama devamı çok önemli, diyor ki: “Bunları tahliye eden hâkimin verdiği kararın başka davalardaki hâkimlere örnek olmasını diliyorum. Kalben inanıyorum ki yakın zamanda diğer mahkemeler, heyetler veya hâkimler tahliye kararlarını vermeye herhâlde başlayacaklardır.” Böyle bir beklentisi var kendisinin. Devam ediyor “Başlamaları gerekir diye söylemek istiyorum. Yoksa bunun izahı olamaz. Buradaki mahkeme hâkimi, oradaki de mahkeme hâkimi. Buradaki de tutuklu, oradaki de tutuklu.” diyor. Devam ediyor “Sebahat Tuncel isimli bir bayan parlamentere tanınan bir imkânın, bugün, milletvekili seçilmiş Mustafa Balbay, Haberal ve Engin Alan’a uygulanmamasını benim vicdanım kabul etmiyor. Bunu doğru bulmuyorum.” diyor ve son olarak da “Deniz Feneri sanıklarıyla ilgili tahliye kararının bütün davalarda yargılananlar için emsal teşkil ettiğine inanıyorum.” diyor.

Arkadaşlar, bence çok önemli bir açıklama bu. Yani baktığımızda, bir hukukçunun yapması gereken açıklama, sonuna kadar ben de bu açıklamaya katılıyorum ama değerli arkadaşlar, şu ana kadar bir şey değişmedi. Yani yargıçlar tabii ki görevlerini yapıyor. İşte onlarla ilgili bir şey konuşmaya kalktığımızda burada hemen şu söyleniyor sizler tarafından da: “Anayasa’mızın 138’inci maddesi var, ikinci fıkrası var. Yargılamaya kimse müdahale edemez, hâkimlere talimat verilemez, hâkimlere telkin ve tavsiyede bulunamaz. Hâkimler bağımsızdır.” Acaba öyle mi? Dün de söyledim, bunu söylemek zorundayım, öyle olmadığını bizzat gördük. Yani bu davayla ilgili konuşmuyorum.

Bakın değerli arkadaşlar, PKK’yla yapılan görüşmede, devletin yetkililerinin yaptığı görüşmede çok açık bir itiraf vardı Habur’daki yaşanan olayla ilgili olarak. Ne dedi biliyor musunuz Afet Güneş basına da sızan ve hiçbir şekilde de yalanlanmayan bu açıklamalarda: “Habur’da hukuk yerle bir edildi, hiçe sayıldı.” dedi. “Hukuku yok ettik. Bir söz vermiştik, tutuklamayacağız.” dedi yani onu derken bu ülkede Başbakana “Parasız eğitim istiyoruz.” diye pankart açan öğrenciler  -10’larca- içerdeydiler, onları tutuklayan hâkimler de vardı.

Şimdi ben şunu sormak istiyorum: O hâkim ve savcılar Habur’a giden… Biri Diyarbakır’dan sanıyorum, Silopi’den gittiler, öyle alındılar, helikopterle götürüldüler, yani teröristler Habur’da bekledi, biz hâkim ve savcıyı aldık, helikoptere koyduk Habur’a götürdük. Onlara kim ne dedi? 138/2 var, unutmayın yani “138/2’ye göre kimse müdahale edemez.” diyoruz ama o hâkim ve savcılar çıksın konuşsun istiyorum ben. Birileri onlara dedi ki: “Arkadaşlar, bir söz verdik, bir anlaşma yaptık, bunları tutuklamayacaksınız, salacaksınız, bunlar ne derse desin ‘Pişman değiliz.’ de deseler ‘Pişmanız.’ yazacaksınız, bunlara gereğini yapacaksınız.” Demek ki bu yapılıyormuş, yapılmış zamanında. Şimdi ben şu açıklamaları, bu olayları gördükten sonra üzülerek belirtmek istiyorum yani Deniz Fenerinde yaşanan gerçek, doğru bir süreç varsa eğer -öyledir, deliller toplanmışsa tutuklamanın, tutuklu kalmalarının bir mantığı yok ama- diğer tarafta, değerli arkadaşlar, bin günleri aşan ve milletvekili sıfatını taşıyan insanlar tutukluysa ben açıkça tüm içtenliğimle söylüyorum -belki birileri telefon açmamıştır, söylememiştir çünkü “Telefon açmadık.” da diyemezsiniz. Adalet bakanları, zamanında, burada milletvekilimiz şu anda, telefon açtığını da biliyoruz ama- o hâkim ve savcılar durumdan vazife çıkararak gereğini yapıyorlar şu anda. Bunu da, değerli arkadaşlar, burada belirtmeyi bir görev biliyorum.

Bakın, elimde benim de imzamın olduğu şu mutabakat metni var. 11 Temmuz’da biz AKP Grubundaki grup başkan vekilleri ile -Sayın Aydın burada, onun da imzası var; Sayın Canikli de var, onun da imzası var ve Genel Başkan Yardımcıları Sayın Haluk İpek var; bizden de Sayın Akif Hamzaçebi, ben ve Aydın Ayaydın vardı- şu protokolü yaptık... Bu protokol hangi amaçla yapılmıştı? Tutuklu milletvekillerimizin Mecliste, Parlamentoda bulunmaları gerekir, bunun için düşüncelerimizi açıkladık, aynı noktada olduğumuzu kamuoyuyla paylaştık ve bir şey daha söyledik, Türkiye’de yargılamayı yapan hâkim ve savcılara da aslında buradan Parlamentonun iki grubu olarak bir şey söyledik: Bu ülkede bir Anayasa var, Anayasa’nın 90’ıncı maddesi var, uluslararası unlaşmalar var, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı var, bizim bu mahkeme kararlarına uymamızı gerektiren imzamız var, o kararları açıp baktığınızda değerli arkadaşlar, hiç kimse milletvekillerinin tutuklu kalmasını öngörmüyor. Şimdi, bir de bizim mevzuatımız var: Türk Ceza Kanunu var, Ceza Muhakemeleri Kanunu var ama şunu diyoruz orada da: Bütün milletvekilleri, seçilmiş milletvekilleri burada bulunsun ama mevcut devam eden yargılamalar ki önemlidir, beşinci paragrafta… Hukukun üstünlüğü çerçevesinde bütün bu mevzuatı dikkate alın arkadaşlar ve en önemlisi de şunu belirttik: Özgürlükleri genişletici bir şekilde yorumlayın. Bakın Anayasa’ya, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına, sözleşmelere bakın, sonra deyin ki: “Bu kadar süre tutuklu kalmaları doğru mudur? Dünya ne yapıyor, Avrupa ne yapıyor, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tutukluluk süreleriyle ilgili ne demiş?” E bağlayıcı, bunlar bizi de bağlıyor, “Bunları da dikkate alın.” dedik. Burada da diyoruz. Şu ana kadar dikkate alan yok. Bir de imza atmıştık “Bunlar alınsın.” diye. Alınmıyorsa o zaman değerli arkadaşlar, burası, yasa koyucu, Parlamento bakın şu an kanunu burada getirdik, çıkaracağız biraz sonra, belki yarın, öbür gün, bilemiyorum Cumhurbaşkanımız hangi gün imzalayacak, Resmî Gazete’de yayımlanacak ve belki de duruşma gününü beklemeden ilgili hâkimler, sanıkların, bu davada şu anki bu şike soruşturmasında yargılanması beklenen sanıkların tutuklu kaldıkları süreleri dikkate alarak tahliye edecekler, yani Şubat, Mart ayındaki duruşmayı beklemeden bunu yapacaklar ama arkadaşlar bu protokolün gereği şu ana kadar yapılmamıştır. Bazen söylediğiniz çok güzel söz var, sıkıştıkça söylüyorsunuz: Gözler kör oluyor, işte ağızlar kilitleniyor, kulaklar duymuyor diye. Değerli arkadaşlar, burada imzanız var, bak burada arkadaşlar bakmıyorlar da, yani buna imza atan arkadaşlarımız. Ben tüm siyasi partilere bu ayıbı temizlememiz gerektiğini, değerli arkadaşlar, buradan bir kez daha dile getirmek istiyorum. Bu ayıp, Türkiye’nin tarihsel bir ayıbı olarak sayfalarına geçer. Bu kadar daha sessiz kalmamız mümkün değildir. Gelin, hep beraber, bak burada yapıyoruz, bu işe mutlaka çözüm getirelim diye düşünüyorum.

Şimdi, yasayla ilgili de şunu söyleyeyim değerli arkadaşlar: Yasa, Meclise geldiğinde uzlaşılmış hâlde gelmişti ama gördüğümüz şuydu: Kulüpler Birliği böyle bir yasa hazırlığı yapmış yani böyle bir taslak hazırlamış. Biliyorsunuz, bununla ilgili Levent Bıçakçı da bir çalışma yapmış. Buraya getirmişler, getirdikten sonra tüm grup başkan vekilleri de “Madem siz uzlaşmışsınız, uzlaştıysanız biz de bu yasa üzerinde…” Mutabakata da varılmış, doğrudur. Türkiye’de konuşulan bir konu, şu anda gerçekten sorun hâline gelmiştir ve açıkça şunu da söyleyeyim: Ben geçen dönem de Parlamentoda milletvekiliydim. 23’üncü Dönemde biz Adalet Komisyonundan bu yasa geçerken… Mart ayında geçti değerli arkadaşlar, martın sonunda geçti yani nisan ayının başlarında geçti. Birçoğumuz seçim çalışmalarına başlamıştık; bizim ön seçimlerimiz vardı, burada yoktuk. Bu, Komisyondan geçerken inanın çok incelenmedi, 6222 sayılı Kanun için bahsediyorum. Ben bir hukukçu olarak cezaların çok ağır olduğunu görüyorum yani böyle bir şey olmaz. Biz geçen yılın sonunda, yani 2010’un Aralık ayında, yine AKP’nin getirdiği görevi kötüye kullanma suçunun cezasını indirdik, Komisyonda da indirdik. Sipariş bir kanundu. Bir yıldan üç yıla kadardı biliyorsunuz. Görevi kötüye kim kullanıyor? Memurlar kullanıyor, kamu görevlileri kullanıyor yolsuzluk yaparken, yani elindeki yetkiyi kullanıyorlar. Onu altı aydan iki yıla kadar indirdik, tecil sınırının içerisine çektik onu. Onu Komisyonda da görüştük, burada da geldi, getirdik ama karşılaştırmanız için söylüyorum: Burada beş yıldan on iki yıla kadar olan çok yüksek bir ceza, nasıl gözden kaçmış? Kaçmış. Ben öyle görüyorum, vur deyince öldürmüş yasa koyucu bana göre ama uygulamaya geldiğinde bunun yanlış olduğu ortaya çıktı. Bu yanlışı düzeltmek adına da bu teklif veriliyor.

Tabii, ilk geldiği şeklinde bizim sakıncalı gördüğümüz, diğer siyasi partilerin de, AKP’nin de, MHP’nin de sakıncalı gördüğü, BDP’nin de aslında sakıncalı gördüğü bir iki nokta vardı, onları Komisyonda düzelttik arkadaşlar. En önemlisi şuydu: Bir maddesi var zaten bunun; 11’inci madde. Yani 1’inci madde olarak gelen, mevcut kanundaki 11’inci maddede yapılan değişiklik, kamuoyunda da tartışılan. Yöneticiler, Federasyon yöneticileri, kulüp başkanları, kulüp yöneticileri, teknik heyettekiler, futbolcular, oradaki bu kişiler, bu suçla ilgili herhangi bir soruşturma kapsamında soruşturuluyorsa veya yargılanıyorsa savcıya, hâkimden bu kişilerin yaptığı görevlerle ilgili olarak yasaklama kararı… Yani bunlar görevlerini yapamaz, başkanlık ellerinden alınsın, yönetim kurulu üyeliği ellerinden alınsın, yönetim kurulu üyeliği ellerinden alınsın, teknik direktörlük ellerinden alınsın. Hangi aşamada? Daha savcılık artı yargılama aşamasında bunların ellerinden alınsın, buna mahkeme karar versin şeklinde bir düzenleme vardı, çok yanlış bir şeydi. Bunlar dernek arkadaşlar. İdari bir olay. Bunlar kamu yararına dernekler. Mahkemenin gelip de… Daha masumiyet karinesi dediğimiz, insanlar ancak mahkûmiyet kararıyla mahkûm olurlar, ondan evvel herkes masumdur biliyorsunuz. “Böyle bir şey nasıl olur?” dedik. Arkadaşlar, her birimiz, AKP de, MHP de “Evet böyle bir şey olmaz.” dedi, önergeyle onu kaldırdık ancak mahkûm olduktan sonra, kişiyle ilgili, zaten Türk Ceza Kanunu’nun 53’üncü maddesi var, o madde uygulanacak ve gereği yapılacak.

Bir diğer önergeyle düzelttiğimiz konu şuydu: Bu verilen cezalar herhâlde biraz yüksekti, aşağıya indirildi gibi düşünülüyor. Bunlar zincirleme, birden çok işlenirse nasıl bir artırım uygulanacak hükmü vardı. O da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Dibek, teşekkür ediyorum.

TURGUT DİBEK (Devamla) – Bir dakika Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen…

TURGUT DİBEK (Devamla) – Daha önceki uygulamalarda veriliyordu Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır. Başka uygulamamız yok efendim.

TURGUT DİBEK (Devamla) – Teşekkür ediyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dibek.

Sayın milletvekilleri, birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.56

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 19.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

80 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Teklifin tümü üzerinde şimdi söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk’e aittir.

Buyurun Sayın Öztürk.

MHP GRUBU ADINA OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Komisyon Raporu’nun tümü hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 12 Haziran seçimlerinden bugüne yaklaşık beş ay geçti, 1 Ekimden itibaren de elli üç gündür Meclis açık. Tabii, biz bu arada 550 milletvekili, 27.500 lira maaşımızı da aldık. Ancak ne hikmettir ki henüz daha toplumsal karşılığı olan bir kanunu bugün görüşme imkânı bulduk. Hâlbuki bu Meclis milletin sorunlarının çözümü için, hukuk kurmak için seçildi, seçimler onun için yapıldı ve iktidarın görevi de Meclisi çalıştırmaktır. Şu ana kadar 35 tane kanun hükmünde kararname çıktı. Endişe ediyoruz ki bu, Meclisi devre dışı bırakmanın bir yolu mudur? İnşallah, bu endişelerimizde haklı çıkmayız.

Değerli milletvekilleri, gerek ülkemizde ve gerekse dünyada spor, çok büyük bütçeleri ve elbette ki doğal uzantısı olarak da rant ve rantiyeyi beraberinde getirmiştir. Rantın olduğu yerde ciddi çekişmeler, ciddi kavgalar olduğu da tarihsel bir gerçektir. Yasama organı olarak da ülkemizde açık olan bu alanda yeni düzenlemeler kaçınılmazdı. Ne var ki kantarın topuzu fazla kaçmış ve şimdi huzurlarınıza getirilen bu değişiklik çalışmasıyla suç-ceza karşılaştırmasında denge sağlanmaya çalışılmaktadır. Özellikle bu alanda işlenecek suçlarda verilecek cezalarda paraya çevirme, hükmün açıklanmasının ertelenmesi, tecil gibi uygulamaların önüne geçilerek bu konunun ne kadar önemli olduğu vurgulanmıştır.

Ülkemizde spor kaynaklı suçlarda -ki bu ister şiddet olsun ister şike olsun- bu konuda taviz vermeme kararlılığımız bilinmelidir ancak yasama olarak bizim bu görevi tamamlamış olmamız olayın halli için yeterli olmamaktadır. Olay yargı aşamasında ciddi, kararlı ve ısrarlı uygulanmalı ve ülkemiz spor suçları için bir cehennem olmalıdır. Ne var ki günümüz yargı camiası bize bu noktada tam bir güven vermemektedir. Bu konuyu Meclis Genel Kurulu huzurunda tarihe not düşmesi anlamında arz etmek istiyorum.

İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı 2010 yılında TCK 220 anlamında bir örgütlü suç soruşturması başlatıyor. Yasama Meclisi ise 2011 Nisan ayında, “Sporda Şiddet Yasası” olarak bilinen düzenlemeleri yapıyor. Birden, ne hikmetse soruşturma şike soruşturmasına dönüyor. Elbette ki nisan ayı sonrası bu yasaya muhalefet varsa o soruşturma konusu olacaktır ama o zaman ilgili savcılık fizik ve teknik takip izinlerini bu suç soruşturmasından kaynaklanan sebeplerle talep edecektir. O zaman “demokratik açılım” dersiniz ve fakat bir savcının görevini yaparkenki niyetiyle kapanır kalırsınız. Bu metotla herkes her şekilde soruşturulur.

Bakın, İstanbul Özel Yetkili Savcısı, bu gündemdeki soruşturmasında gizlilik kararı da almıştır ve ne yazık ki bu gizlilik talebi kabul edilmiş olan Özel Yetkili Savcı bu gizliliği dilediği yerlerde kullanmıştır. Futbol Federasyonuna dosyalardan örnek vermekte sakınca görmemiştir. Avrupa’dan gelen UEFA görevlisine bilgi vermekte sakınca görmemiştir ama dosya sanıkları, sanık avukatları ve kamuoyu gizliliğe takılmışlardır. Futbol Federasyonu maalesef bu noktada doğru bir duruş sergileyememiştir. UEFA görevlilerine karşı sorumluluğunun abartılı teslimcisi olurken ülkesinin sporcu ve kulüplerine karşı peşin hükümlü olmuştur, merhametsiz davranmıştır. Federasyon Başkanı, soruşturma konusunun baskısından bunalan bir teknik direktörümüzün feryadına karşı gayet lakayıt bir şekilde ülke futbolunda bir sorun olmadığını ifade edebilmektedir. Bu olayların binde biri acaba Federasyon Başkanının şirketlerinde gerçekleşseydi bu kadar vurdumduymaz davranır mıydı, merak etmiyor değilim.

UEFA görevlileri, özel yetkili savcıyı ziyaretlerinde, yanında Federasyon görevlileri de olduğu hâlde savcı beyle doksan dakika görüştüler. Görüşmede bir yabancı olduğuna göre konuşmalar tercüme edildi. O zaman, bu süre net kırk beş dakikadır. Bu sürede her iki taraf da konuştuğuna göre, UEFA görevlisine anlatımın süresi yirmi dakikaya düşmektedir. Bu yirmi dakikalık dinleme ilgiliye o kadar yetmiştir ki UEFA Başkanı Platini toplantılarda ahkâm kesebilmiş ve tüm planlamalarını Şampiyonlar Ligi’ne göre yapan kulübümüzü yarış dışına atabilmiştir. Ne yirmi dakikaymış, ne bilgilendirmeymiş ki bırakın ülkemize gelen görevliye, Başkanına bile bu bilgiler yetmiş.

Ben şimdi bu bilgileri soruşturma penceresinden irdelemek istiyorum. Kolluk kuvvetleri özel yetkili savcıdan talimatını aldı ve CMK’ya göre fiziki ve teknik takibi başlattı, şike konuşmalarını da duydu, alışverişleri de resimledi ve kayda aldı. Anlamakta zorlanıyorum, kardeşim, eliniz pancar mı topluyor, neden alışverişi suçüstü yapmazsınız? Maksadınız suçu önlemek mi, suçun işlenmesini temin edip birilerine baskı uygulamak mı? Eğer bunu yapmazsanız, netice itibarıyla kamuoyunda “Acaba suçlu hazırdı, suçluyu suçlayabilmek için deliller, belgeler mi hazırlanıyordu?” diye bir kanının, algının oluşmasına sebebiyet verirsiniz. Futbolcunun avukatı haykırıyor: “Resimdeki kutu saat kutusu ama özel yetkili savcıya göre para kutusu. Bu durum hiçbir şüpheye yer vermeyecek kesinlikte kabul mü görecek? Hangi nokta kadar şüphe varsa bundan sanık yararlanacaktı?”

Kamuoyunda bir kısım eleştiriler yapılıyor “Meclis cezaları azaltıp birilerini kurtaracak.” diye. Biz de şu cevabı veriyoruz: “Ceza ve suç arasında adil bir kıyas olmalıdır. Bir yandan milletin paralarını dolandıranların tahliyesine en yetkili ağızlar ‘Adalet budur, fazla tutukluluk adaletsizliktir.’ diye demeçler verecek ve diğer yandan benden olmayandan bana ne diyen bir tavır sergileyeceksiniz.” Bu olmaz, bu adalet değil zulümdür, mazlum oluşturur, mazlumun ahı da yerde kalmaz. Adalet zulüm yapmaz, devlet zulüm yapmaz.

Takımına sahip çıkmayan, gizli soruşturma dosyası ile etik kurulu kurup raporları hazırlayan federasyon, soruşturmada suçu önleme değil işlettirme üzerine strateji kuran kolluk, gizliliği istediğine göre uygulayıp 2010 yılında iken 2011 Nisanda çıkacak yasaya göre soruşturma başlatan özel yetkili savcı ile oluşturulmuş bu cephe -kusura bakmayın- bana çok iyi niyetli de gelmemektedir.  Hatta bırakın iyi niyeti kasıt aramak mecburiyetinde kalıyoruz. Bugünlerde bir emekli paşa “Dokunulmazlara dokunuldu.” diye  demeçler vermektedir. Hedef  buysa başarılı olunmuştur. “Dokunulmaza dokunacağız.” diye Avrupa’nın ilk 10’una giren bütçeyi yapan ve üstelik bunu yaparken hiçbir devlet kurumundan yardım almayan kulübü mağdur etmeyi başardık. Başkanları ve üst düzey yöneticileri kaçma şüphesiyle tutuklu, takımı dağıtmak zorunda kaldık, oyuncularını kaybettiler ve -bravo bize- başardık bunu!

Gizlilik kararlı soruşturma dosyası gizli değil gizli kapaklı olmuştur ve hangi neticeyi açıklarsa açıklasın, hangi delili ibraz ederse etsin daha açıklanmadan şaibe bulaşmış bir iddianame oluşmuştur.

Bakın, Futbol Federasyonu Etik Kurulu Talimatından madde 6. “İnceleme, Araştırma ve İtiraz” başlıklı kısmın 4’üncü maddesi diyor ki: “İnceleme sırasında yargı yoluna gidildiği veya Disiplin Kurulları ile Tahkim Kurulu’nca işleme alındığı anlaşılan başvuruların inceleme işlemleri durdurulur.” Ama bu olayda durduramıyorlar. Fren sistemi mi bozuk, yoksa başka bir talimat bu talimatı geçti mi, anlayamıyoruz.

FIFA Başkanı açık ve seçik bir şekilde ülkesinin hem millî takımına    –hatırlayacaksınız- Türkiye’yle yapılan maç ile alakalı olarak hem de kulüp takımına -yine hatırlayacaksınız- Sion kulübü-UEFA çekişmesinde sahip çıkarken az önce bahsettiğim cephe, ülkenin iftiharı kulübünü mağdur etmeyi başarmıştır.

Bu konuşmamdan elbette ki şikecilerin avukatlığına soyunduğum sonucu çıkarılmamalı. Eğer bu düşüncede olanlar var ise peşinen söylemek isterim bir hukukçu olarak ve hele de milletimden yetki almış bir millet evladı olarak elbette ki feryatları duyacağız. Eski Adalet Bakanlarımızdan birisinin dediği gibi: “Cumhuriyet savcıları, Meriç kıyısında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanından tutunuz da bu vatanda yaşayanların uğrayacağı en ufak bir haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafakasını bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından siz mesulsünüz.” Ne oldu bu söze, hükmünü mü yitirdi, boşlukta mı kaldı, yoksa savcıların görevleri mi değişti?

Suç soruşturması linçe dönüşmüştür. Bu linç artık durmalıdır. Bu yasa vesiledir, suçlu takibi suç işleme gerekçesi yaptırılmamalıdır.

Bu vesileyle bir husustaki görüşlerimi daha Genel Kurula arz etmek istiyorum. Futbol Federasyonu özerkleştirilme çalışmaları belli bir yasa ile şekil bulmuştur. Ne var ki bu yasa Futbol Federasyonunu baskı gruplarına karşı özerkleştirememiştir. Futbol Federasyonu seçimlerinde seksen bir il beden terbiyesi il müdürü delege olarak oy kullanmakta iken siyasal iktidarın Futbol Federasyonu üzerinde baskısının olmadığından bahsedebilmek mümkün değildir. Yine çalışma dönemlerinde ücret karşılığı futbola hizmet etmiş olan ya da hâlâ hizmet etmekte olan profesyonel hakem, eski hakem, futbolcu veya eski futbolcu gibi kişilerin Futbol Genel Kurulunda oy kullanması ne kadar doğrudur? Üstelik bu işi ücret karşılığı değil gönül işi gören, cebinden para harcayan amatör küme üçüncü lig yöneticilerinin çoğu Genel Kurulu seyirci olarak dahi izleyebilme imkânına sahip değildir. Gerçek anlamda özerk futbol için yasa yeniden ele alınmalı, tıpkı bugün olduğu gibi iş birliğiyle birlikte yeniden hazırlanmalı. Hatta kulüp yöneticileri futbolu da yönetmeli çünkü futbolun amatör sorunlarını da, profesyonel getirilerini de en iyi onlar bilmektedir. Devlet gerçek özerk futbolun üzerinde bir Demokles’in kılıcı olmaktan kaçınmalıdır.

Bir gün, temennim odur ki, bu kutsal çatı altında inşallah “Organize suç soruşturuyoruz.” diye komplo kuran organize suçluları da konuşma imkânı buluruz. Devlet çatısı altında legal pozisyonda illegal yapılanmalar, eylemler, faaliyetler, soruşturmalar inşallah burada konuşulur, konuşma imkânını buluruz. Bu konuda umutlarımızı muhafaza ediyoruz. Şimdi güzel bir iş birliğiyle yüce Meclisimiz olayı yasama yetkisi kapsamında ele almış ve düzenlemiştir. Dilerim uygulama da adalet duygusuyla, adalet teşkilatının güzel bir iş birliğiyle olur ve bundan ülkemiz, milletimiz ve adalet kazanır.

Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

Şimdi, AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Hakkı Köylü, Kastamonu Milletvekili.

Buyurun Sayın Köylü. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 80 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerinde AK PARTİ Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızda bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan kanun teklifinin esasına geçmeden önce bu kanun teklifinin verilmesine sebep olan, daha doğrusu hâlen yürürlükte bulunan 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun hakkında birkaç bilgi sunmak istiyorum.

Gene, bu Mecliste 2004 yılında çıkarmış olduğumuz 5149 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’umuz vardı. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra tekrar yeni bir kanun çıkarılması gerçeği ortaya çıktı. Neydi bunun gerekçesi? O zaman Gençlik Spor Genel Müdürlüğü ile gene Futbol Federasyonu ve diğer federasyonlar tarafından hazırlanan ve çıkarılması istenen kanunda idari para cezaları vardı. Bu idari para cezaları ya uygulanamıyordu ya da para cezası verilse dahi tahsil edilemiyordu. Müsabaka yasağı genellikle konulamıyor ama müsabaka yasağı konulmuş olan kişilerin stadyumlara alınmasına engel olunamıyordu. Taraftarların stadyum dışındaki eylemlerine hiçbir çare bulunamadı ve o eylemler devam etti.

Dolayısıyla kanun istenen amaca ulaşamadı, gereği gibi uygulanamadı ve yeni bir kanuna ihtiyaç doğdu. İşte, bu sebepten dolayı 6222 sayılı Kanun gündeme geldi. Bu Kanun’da neler yapılmıştı, kısaca onlardan bahsetmek istiyorum.

Taraftarların bulundukları ilden başka bir ile spor müsabakası için gitmeye başladıkları zaman, ta kendi illerinden çıktıkları andan itibaren diğer ile varıncaya kadar yolda, diğer ile vardıkları şehir içinde, stadyumun çevresinde ve bütün taraftarların gidiş-geliş güzergâhlarında birtakım tedbirler alınmasını, orada yapmış oldukları şiddet eylemlerinden dolayı bir müeyyideye tabi tutulmasını, bunun akabinde de spor müsabakalarına girmekten belirli bir süre yasaklanmasını öngörüyor.

Bunun dışında, stadyumlar tamamen güvenliği sağlamak için kameralarla donatılıyor. Daha önce de vardı ama uygulanamadı. Bu kameraların izlendiği iki tane bölüm var, bu bölümlerde güvenlik güçleri kamera başında bulunuyor, ayrıca spor kulübünün temsilcisi de bu kameranın bulunduğu yerde, stadyumdaki bütün olaylar kameralara kaydediliyor, bu kamera kayıtları da eğer bir olay çıkmış ise, bir suç işlenmiş ise, bu Kanun’da sayılan eylemlerden birisi gerçekleşmiş ise, bu kayıtlar hem spor kulübüne hem cumhuriyet savcılığına tevdi ediliyor.

Bir başka özelliği, müsabaka esnasında özellikle tribünlerde bulunan kişilerden herhangi birisinin spor düzenini, müsabaka düzenini bozması söz konusu olursa, bu takdirde bu kişiler veya bozmaya yönelik eylemlerde bulunan kişiler, güvenlik güçleri tarafından alınarak stadyumda hazırlanmış olan iki tane, iki kulüp için ayrı ayrı hazırlanmış olan ve 20’şer kişilik kapasiteli iki tane bölüme getiriliyor ve burada güvenlik altında tutuluyor.

Bunun dışında, stadyuma girebilmek için artık bundan sonra futbolda en üst lig ve bir alt lig ile basketbol ve voleyboldaki en üst liglerde elektronik bilet uygulaması getiriliyor. Bu bilet uygulamasıyla, maça gitmek isteyenler, spor müsabakasına gitmek isteyenler kulüplerin bulunduğu yerde, stadyumlarda veya önceden gösterilen yerlerde kurulan sisteme gitmek suretiyle çok kısa bir süre içerisinde bir kart alıyorlar, aynı banka kartı gibi, bu karta gidecekleri maçlarla ilgili konu işleniyor, bu kişi elindeki kartla beraber maça gidebiliyor. Eğer kendisinin bir yasağı varsa, yasaklanmış ise kapıya geldiği zaman kart sinyal veriyor ve içeri geçişi yasaklanıyor. Şöyle veya böyle geçmiş ise tekrar tespit ediliyor ve dışarı çıkarılıyor. Ayrıca herkesin yeri önceden belli ediliyor, bir başkasının yerine kesinlikle oturmak yasak, biletsiz olarak gene spor müsabakasına girmek yasak. Bunlar şu anda da yasak fakat bu yeni düzenlemeyle bu yasaklar uygulanmaya başlanacak.

Bunun dışında, müsabaka alanına getirilmesi, taşınması, stadyumun etrafında bulundurulması ve stadyuma sokulması yasak olan bazı maddeler var. Zaten bizatihi taşınması, bulundurulması suç teşkil eden ateşli silah veya patlayıcı maddelerle ilgili hüküm 6136 sayılı Kanun’da ve Ceza Kanunu’nda var. Buradaki suçlar artırılarak hükmediliyor ama bunun dışında, en çok şikâyet ettiğimiz kesici aletler, hatta özellikle döner bıçağı diye tabir edilen bıçak da dâhil olmak üzere çeşitli kesici, delici, bereleyici, ezici aletler ile patlayıcı maddelerin de stadyumlara girmesi yasaklanıyor ve bu yasağa uymayanlara önemli cezalar getiriliyor. Ayrıca, bu saydığımız maddeleri spor alanına sokup da başkalarına temin edenler için daha da ağır bir ceza getiriliyor.

Bunun dışında, en çok rastladığımız, stadyumlarda, karşı taraftarlara, hakemlere, futbolculara veya diğer kişilere çok ağır hakaretler yapılıyordu. Bu hakaretlere elbette ki Ceza Kanunu’muzda suç öngörülmüş ama bir de uluorta hakaret edenler var yani dinleyenler, görenler, duyanlar tarafından bunun bir hakaret olduğu net bir şekilde anlaşılan bazı fiiller var ama karşısında bunun bir muhatabı yok, o zaman kimse bir şey yapmıyordu. İşte bu kanunda buna da önemli bir ceza getirildi ve bu saydığımız cezaların hepsinin sonunda spor müsabakalarına gitmekten yasaklama cezası verildi.

Ayrıca, spor müsabakalarında özel güvenlik görevlilerinin ve resmî görevlilerin hangi şartlarda, nasıl bulundurulacağına dair hükümler getirildi.

Bunun dışında, işte bugün görüşmekte olduğumuz şike ve teşvik primine ilişkin bir düzenleme de yapıldı. Hepinizin bildiği gibi, bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç veya sair menfaat temin eden bir kişi şike suçundan dolayı cezalandırılıyor. Bundan dolayı bir menfaat alan kişi de aynı şekilde bu suçun ortağı olarak cezalandırılıyor.

Bu suçun oluşması için iki tarafın birbirine para vermesi şart değil, müsabakanın bu şekilde oynanması da şart değil. Eğer taraflar şike konusunda anlaşmışlarsa, belirtilen menfaat, kazanç yerine getirilmiş olsun olmasın, müsabaka yapılmış olsun olmasın ve müsabaka istenilen anlaşmaya uygun olarak isterse yapılmasın, sadece şike anlaşmasının yapılması hâlinde dahi suç teşekkül ediyor ve tamamlanmış sayılıyor. Dolayısıyla tamamlanmış olarak cezaya hükmediliyor.

Ancak bir taraf şike teklifinde bulunur, karşı taraf kabul etmezse; bu takdirde suç teşebbüs derecesinde kalmış sayılıyor ve teşebbüsten ceza kuruluyor.

Peki, buraya nereden geldik, bu teklife? Şimdi, herkesin düşündüğü ve karşımıza çıkan mevcut Kanundaki şikeye verilen cezanın alt ve üst sınırlarının yüksek olduğu; yani beş yıldan on iki yıla kadar bir ceza bu fiilden dolayı yüksek bir ceza, adil olmayan bir ceza olarak kabul edildi. Dolayısıyla…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sadece şike değil, öteki cezaları da düşürün.

HAKKI KÖYLÜ (Devamla) – Teşvik primi de var.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Seyircilerle ilgili cezalar da yüksek.

HAKKI KÖYLÜ (Devamla) - Onları da söyleyeceğim tabii ki. Onlar için ne yaptığımızı, onu da izah edeceğim.

Şimdi, teşvik primi ve şikeyle ilgili ceza, zaten teşvik primi şikenin yarısı olarak değerlendirilmiş ceza açısından.

Bu kanun düzenlenirken rüşvet suçuyla mukayese edildi. Esasında Futbol Federasyonu ile Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü yetkililerinin birlikte hazırlamış olduğu, özellikle Federasyonun ağırlıklı olarak içinde olduğu kanun taslağında bu cezalar çok daha yüksekti. Yani o günlerde belki bazı maçlarda meydana gelen olayların, yani kamuoyunu bayağı rencide edecek tarzda, rahatsız edecek tarzda meydana gelen olayların da belki etkisiyle çok daha yüksek hazırlanmıştı. Ama biz, sonradan bu kanun görüşmeleri sırasında hatta tasarının son şekli verilirken buna müdahil olduk ve cezayı buraya kadar getirdik ama buna rağmen, bu ceza yüksek görüldü.

Cezanın bu şekilde olmasının asıl sebebi, bu suçun rüşvet suçuna benzer bir suç olmasıydı. Rüşvetin Ceza Kanunu’muzdaki karşılığının alt sınırı dört yıldan başlamaktadır. Rüşvet suçunda 2 kişi vardır, bazen 3 kişi olur, bazen bundan mağdur olan birisi de olmayabilir ama 2 kişi arasında kanunsuz bir iş yapılmıştır. Burada ne vardır? Buradaki taraflar, bu şike anlaşmasından zarar gören taraflar kimlerdir? Şike anlaşmasından, bu şike ile maçın şikeye uygun olarak sonuçlanmasından dolayı zarar gören karşıda başka bir futbol kulübü vardır, bu kulübün yöneticileri, futbolcuları vardır, bu kulübün binlerce, on binlerce taraftarı vardır, Toto oynayanlar vardır, İddaa, bahis oynayanlar vardır. Bunların hepsi bundan mağdur olmuştur, zarar görmüştür. İşte bundan dolayıdır ki, bu suçun mağdurlarının, zarar görenlerinin çok daha fazla olmasından dolayı şike suçunun cezası daha yüksek tutulmuştur.

Ama görünen o ki kamuoyunda veya siyasi parti gruplarının nezdinde ve futbol camiasında, bunun cezasının bu kadar da çok olması anormal olarak kabul edilmiştir; olabilir, ona bir şey demiyorum. Bu ceza düzenlemesi belki bizim tarafımızdan yapıldığı sırada fazla olmuş olabilir, bunu tabii ki takdirle karşılıyorum. Dolayısıyla, ceza “beş yıldan on iki yıla kadar” olan ceza, “bir yıldan üç yıla kadar” olarak değiştirilmiştir. Başka ne yapılmıştır? 

Tabii ki kamuoyunda şöyle bir algı var şu anda, onun da olmamasını istiyoruz: Beş yıllık ceza bir yıla inince, bu sanki bir afmış gibi değerlendirmeler olabilir. “Hemen hapisten çıkar, ceza da paraya çevrilir, tecil eder.” diye düşünenler olabilir ama şunu da gözden uzak tutmamak lazım: Ceza miktarı aşağıya inmiştir, bir yıllık ceza paraya da çevrilebilir, seçenek yaptırımlara da çevrilebilir, hükmün açıklanması da geri bırakılabilir ama işte bu algıyı ortadan kaldırmak için de burada bir denge kurulmaya çalışılmış. Dolayısıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, seçenek yaptırımlara çevrilmesine ve paraya çevrilmesine, ertelenmesine imkân tanınmamıştır. Dolayısıyla bu suçtan ceza alan kişiler hapis cezasını fiilen cezaevinde üçte 2’sini yatmak suretiyle çekecekler, ondan sonra tahliye olacaklardır yani mahkûm olanlar.

Ayrıca, bu suçlar art arda işlendiğinde Ceza Kanunu’nun 43’üncü maddesindeki zincirleme suça bağlanmıştır, birden fazla ise bu takdirde tek suç olarak kabul edilecek ancak cezası dörtte 1’den dörtte 3’e kadar artırılacaktır. Bunun yanında, başka bir artırma hükmü vardır, zaten Kanun’da da vardı fakat o genişletilmiştir, sadece spor kulübünün yöneticileri özellikle buna tabi iken burada kulüplerin teknik heyeti, menajerler veya temsilciler de buna dâhil edilmek suretiyle bu kişiler tarafından eğer bu suç işlenirse ceza buna ilaveten ayrıca yarı oranında daha artırılacaktır. Dolayısıyla bu şekilde dengeli bir yere gelecektir. Bir suç örgütü tarafından, eğer çıkar amaçlı suç işlemeye yönelik kurulmuş bir örgüt tarafından işlenmiş ise ceza yine yarı oranında artırılacaktır, iddia ve bahis olaylarını etkilemek amacıyla yapılmış ise yine ceza yarı oranında artırılacaktır.

ALTAN TAN (Diyarbakır) - Bunu nasıl tespit edeceksiniz?

HAKKI KÖYLÜ (Devamla) - Dolayısıyla yani biraz işin içine girdiğimiz zaman o kadar da çok basite indirgenmemiş ve yine de önemli bir ceza bu suçu işleyenler için kalmıştır.

Şimdi, bir şey daha burada söylemek istiyorum. Bu Kanun yani şu anda yürürlükte olan Kanun bugün Avrupa’da bu konuda düzenlenmiş en iyi kanunlardan birisidir ama henüz biz bunun uygulamasını görmedik. Eğer bunun uygulamasını görürsek özellikle ağırlıklı olarak sporda şiddetin önlenmesiyle ilgili.

Demin Sayın Uzunırmak bir şey söyledi, ona cevap vermek istiyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - Cevap değil, ben sana yardımcı olmak için söyledim.

HAKKI KÖYLÜ (Devamla) - Diğer cezalar da şikenin cezasına paralel olarak düzenlenmişti bu Kanun’da. Beş yıldan on iki yıla kadar olan ceza esas alınarak, diğer şiddete ve önceden saydığım yasaklara uymayanlarla ilgili cezalar da buna uygun düzenlenmişti. Ama bunun cezası aşağıya indiğine göre, diğer maddelerde de ister istemez buna paralel olarak bir ceza indirimi sağlanmıştır. Yani o ceza indirimi de ister istemez şu anda dengeye gelmiş denilebilir. Daha önce bu yüksek olduğuna göre o da ona paralel olarak yapıldığı için…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Eleştirmek için söylemedim, hatırlatmak için söyledim.

HAKKI KÖYLÜ (Devamla) – …o cezalar da yüksek olarak ister istemez kabul edilmiştir buna paralel düzenlendiği için. Şimdi bunun cezasını aşağıya indirdiğimize göre diğerleri de bir miktar aşağıya çekilmiş ve hapis cezalarından bazıları adli para cezasına çevrilmekle birlikte, önemli bir kısmı da yine hapis cezası olarak muhafaza edilmiştir.

Mahkemelerin yetkisinde bir değişiklik olmuş, ağır ceza mahkemesinin görevinden çıkmış, asliye ceza mahkemesinin görevine girmiştir. Şu hâlde bu suçları soruşturmakla görevli olan savcılar ve mahkemeler, Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından özel olarak belirlenen ihtisas mahkemeleri olarak çalışmaya da başlamıştır. Bundan maksat, bu suçların çok çabuk soruşturulması ve kovuşturulması ve uzamaya, gecikmeye sebebiyet verilmemesi olarak düşünülmüştür.

Avrupa Konseyi, şu anda Avrupa Konseyine üye ülkelerin bir kısmında sporda şiddetin önlenmesine dair yeterli kanun bulunmadığını, bir kısmındakilerin de eksik olduğunu tespit etmiş ve Türkiye’deki bu kanunun mart ayında Avrupa Konseyinin yapacağı bir toplantıda diğer ülkelere emsal kanun olarak gösterilmesine karar vermiştir. Bu hususu da gözden uzak tutmamak gerektiğini düşünüyorum.

Bu düşüncelerle de yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar )

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Köylü.

Şahsı adına söz isteyen Muammer Güler, Mardin Milletvekili.

Buyurun Sayın Güler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 80 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesi konusu son yıllarda en çok tartışılan ve kamuoyunun, özellikle de spor kamuoyunun gündemini meşgul eden bir konu olmuştur. Bu spor faaliyetlerindeki şiddet olaylarının giderek artması o dönemdeki yönetimi alelacele bir kanunla bunu düzenleme zorunda bırakmış ve hepiniz biliyorsunuz, 28 Nisan 2004 tarihinde 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun yürürlüğe girmiştir. Ben bu Kanun’un uygulandığı, en çok uygulama alanı bulduğu bir dönemde İstanbul Valiliği görevinde bulundum ve şunu da ifade etmek istiyorum: Göreve ilk başladığım hafta İstanbul’un en önemli konusu iki büyük kulübümüzün karşılaşmasında saha dışına çıkarılan seyirciler nedeniyle bir sonraki maçta hangi tedbirlerin alınacağına yönelik düzenlemeydi. Büyük bir ilgi gördü ve orada alınan tedbirlerle de görüldü ki bir kanun ihtiyacı var.

Şimdi, raporda da belirtildiği üzere, bu kanun düzenlenirken kapsamlı incelemeler ve mukayeseli hukuk verileri yeterince incelenemedi. Ayrıca bu tedbirlerle ilgili uygulamalarda çok eksiklikler görüldü. Tabii, bir uygulama yapılmadan da bir kanunun nasıl verimli sonuçlar, nasıl sonuçlar getireceğini anlamak mümkün değildir. Burada idareci arkadaşlarım var, spor yöneticileri de var. Özellikle, hemen ifade ediyorum, o zaman da biz bunu dile getirdik, hatta spor yöneticileriyle, üst yöneticileriyle de aramızda bazı ihtilaflar da oldu yani “İl spor güvenlik kurulları niçin yeterince çalışmıyor, cesaretli davranmıyor?” şeklinde bazı tarizlere de maruz kaldık ama bakın, o 5149 sayılı Kanun’da taraftar temsilciliği konusu, müsabakalardan men, para cezaları, para cezalarının tahsili, özellikle de basına bilgi ve demeç veren gerek spor muhabirleri, basın ve televizyon mensupları ve spor yöneticileri, yöneticiler dâhil, teknik direktörler dâhil, hatta sporcular dâhil, bunlarla ilgili cezaların biz il spor güvenlik kurullarınca verilmesinin mümkün bulunmadığını, esasen bunların özel bir hukuka tabi olduğunu, bunlarla ilgili disiplin hükümlerinin, idari hükümlerin ilgili ihtisas kurullarında, özerk kurumlarında olması gerektiğini söyledik. RTÜK varken, Türkiye Futbol Federasyonu varken, bunların ayrı hukuk kurulları, ayrı ihtisas elemanları varken, sadece bir spor güvenlik kurulunun vereceği kararla böyle bir uygulamanın yapılmasının mümkün olmadığını söyledik, kimseyi inandıramadık ama sonuçta, bırakın bu tip kararların verilmesini, taraftarlara dahi bunu uygulayamadık. Taraftarlarla ilgili bir ceza veriyorsunuz “Müsabakaya girme.” diyorsunuz, kim kontrol edecek bunu? Göz kamerası var mı? Yok. Daha hâlâ Sayın Bakanım, konuşmamda süre kalırsa ifade edeceğim, bundan sonrası için de hem Futbol Federasyonunun hem de Gençlik ve Spor Bakanlığının müsabakalarda zoom’lu kamera sisteminin, girişlerde kontrolü sıklaştıracak, ciddi hâle getirecek düzenlemelerin yapılması elzemdir, yoksa bunu yapamazsınız. Ayrıca, İnternet ortamında bilet alınması zorunludur. Kimin nereye oturduğunu bir anda tespit etmek zorunludur. Ayakta bulunmamaları zorunludur. Bunun gibi daha değişik şeyler vardır.

Bakın enteresandır…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Valim, mesela bize bunları uyguluyorsunuz yürüyüş yaparken, basın açıklaması yaparken.

MUAMMER GÜLER (Devamla) – Onları da müsaade ederseniz ayrıca konuşalım Sayın Sakık ama müsaade ederseniz çok vaktimiz olacak.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Bizim kameraların yarısını maçlara gönderin Sayın Valim.

MUAMMER GÜLER (Devamla) – Peki, hayhay efendim.

Şimdi, bu tedbirlerin mutlaka etkin biçimde alınması lazım. Bakın, biz o zaman, taraftarların maçlara gelip gelmemesi konusunu gündeme getirdiğimiz zaman çok oldu. Bugün gelinen noktayı üzülerek görüyoruz ki dört büyük spor kulübü, Futbol Federasyonuyla bu taraftarlarının maça gelmemesi noktasında birleşmek zorunda kalmışlar. Bunun haklı olan yönleri var, tabii etik olmayan yönleri de var. Esasen insanları maçlara getirmektir önemli olan ama taraftarlar da bu konuda gerekli duyarlılığı gösterememişlerdir maalesef. Bunu da bir tarafa koymak lazım.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başkanım; şimdi burada, cezaların ertelenemeyeceğine ilişkin hükümlerin bulunması, bana göre bu tasarının en önemli yönlerinden bir tanesidir çünkü burada hem ertelenemeyeceğine hem de alternatif seçenekli cezaların verilemeyeceğine ilişkin düzenleme, şike ve teşvik priminin en azından teşvik edilmemesi anlamında önemli bir düzenlemedir, bu tasarının en iyi taraflarından birisi budur. Ayrıca, suçtan mahkûmiyet hâlinde yöneticilikten alınması konusu da çok önemli bir düzenlemedir değerli arkadaşlarım. Bana göre bu kanunun da en önemli yönlerinden bir tanesi bu düzenlemedir.

Bir de tabii ki, değerli arkadaşlarım, bana göre en önemli konu, Türkiye Futbol Federasyonunun yani spor ihtisas kurullarının, özerk kurulların bu konudaki yetkilerini kullanmaları cezaların verilmesinden çok daha önemlidir çünkü müsabakalardan veya ligden düşürülme, mali yönden verilecek hükümler, bunun saklı kalması da burada önemlidir.

Şimdi, kamuoyunda tabii bu teklif değerlendirilirken yürütülmekte olan bir davayla ilişkili olarak hep gündeme getirildi. Bunun baskısı altında belki hepimiz, bu rahatsızlığı belki de hisseden arkadaşlarımız var. Şimdi, değerli arkadaşlarım, ben şahsen bunu bu davayla ilgili olarak görmüyorum. Ben de bir kulübün taraftarıyım. Açık söyleyeyim, ben Fenerbahçe Kulübünün kongre üyesiyim. Hepinizin belirli mensubiyetleri de vardır. Ben bunu bir davayla ilgili olarak görmüyorum.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Allah başka keder vermesin.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Valim, delikanlı adam renkli takım tutmaz.

MUAMMER GÜLER (Devamla) – Sizin pek sporla ilginiz olmadığını bana biraz önce söylediniz Sayın Önder, onu ayrıca görüşelim ama sizi ben isterseniz Fenerbahçeli yapmaya çalışayım bundan sonra.

 Şimdi, değerli arkadaşlarım, son operasyon gerçekten de spor kamuoyu için bir milat niteliğini taşıdı. Yani bu operasyondan öncesiyle bu operasyondan sonrası gerçekten kamuoyunun duyarlılıkları, hassasiyetleri bakımından çok önemli bir hâle geldi.

Şimdi, biz, hepiniz illerinizde, ilçelerinizde spor kulüpleriyle ister istemez ilgilenmek durumunda kalıyorsunuz. Spor yöneticilerinin nitelikleri de çok önemli. Spor kulüplerine nitelikli insanların gelmesi de çok önemli. Onları böylesine, böyle çok ağır cezalarla korkutacak, sindirecek, onları görev yapmaktan alıkoyacak bir ceza düzenlemesi bana göre zaten uygun değildi. İfratla tefrit arasında bir yerdeyiz şu anda. İfrat çok ağır cezaların gelmiş olmasıdır. Tefrit de böyle sanki hiç uygulanamayacak bir kanun uygulaması ortamıdır. Bu ikisinin arasındaki şeyin ben bundan sonra sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesinde daha yararlı olacağına inanıyorum.

Şimdi, düşünüyorum ki esasen bu, cezadan da öte değerli arkadaşlarım. Spor yöneticileri için, spor kulüpleri için uğranılan bu disiplin veya ligden düşürülme gibi sonuçlar prestij bakımından gerçekten çok insanları etkileyecek konulardır. Kulüpler için onların spor geçmişlerine, onların misyonlarına hiç yakışmayan hareketlerdir ve özellikle mali yönden de çok önemli sonuçlar doğurur. Yani bence bu konudaki etkiler cezalardan da daha etkili olabiliyor.

Şimdi, bilinen bir söz vardır. Biliyorsunuz, bir musibet bin nasihatten evladır. Şimdi, bu operasyondan sonra da kamuoyunda öyle bir duyarlılık oluştu ki ben bundan sonra -yani bir söz daha var, hani “Bu abdestle epey namaz kılınır.” diye bir söz var- bu operasyondan sonra, bu olaylardan sonra kamuoyunda öyle bir dikkat, öyle bir takip var ki bundan sonra spor yöneticileri için de, herkes için de esasen bir caydırıcılık ortamı kendiliğinden gelmiştir diye düşünüyorum ve bu operasyonla da ilgili görmüyorum.

Tabii, bundan sonraki uygulamalarda… Bu kanunun, 6222 sayılı Kanun’un da nasıl uygulanacağını göreceğiz. Bakalım, 5149 sayılı Kanun’dan belki biraz daha etkin, daha sonuç alıcı uygulamalar da gelebilecektir gündeme ama hem Türkiye Futbol Federasyonunun hem de Gençlik ve Spor Bakanlığımızın bu statlardaki şiddet ve düzensizliğin önlenmesine ilişkin tedbirlerde daha takipçi, bu yaptırımları gerçekten sonuç olabilecek bir şekilde… Yani en çok kararları, yaptırım kararlarını biz verdik İstanbul olarak ama bunların uygulama sonuçlarına baktığımız zaman, hiçbir sonucun, hiçbir caydırıcılığın, hiçbir ıslah amacının sağlanmadığını da bu şekilde görmüş olduk. İnşallah, bundan sonra alınacak tedbirlerle de hem sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesi mümkün olacaktır hem de bunun doğal sonucu olarak şike gibi, teşvik primi gibi olayların da önüne geçilmiş olacaktır.

Ben teklifin kanunlaşması hâlinde bu amaca hizmet edeceğini düşünüyorum ve sporda şiddet ve düzensizliğin bizim diğer alanlardaki düzensizliklere de çok önemli ölçüde etki yaptığını da söylemek istiyorum çünkü eğitim seviyemizle spordaki seviye birbirleriyle tabii tutarlı. Bu anlamda, inşallah bu teklif şiddet ve düzensizliğin daha olumlu şekilde, giderilecek biçimde oluşmasına fırsat verir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUAMMER GÜLER (Devamla) – Bu teklif yasalaşırsa hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Güler.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN –  Buyurun Sayın Önder.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, “Beşiktaşlı” diyerek sataştı bana.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ  (Samsun) –  “Beşiktaşlı” demek  sataşma sayılmaz.

BAŞKAN – Sözünüz tutanaklara geçti Sayın Önder, teşekkür ediyorum.

Şahsı adına söz isteyen Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 80 sıra sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun Teklifi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle heyetinizi saygıyla selamlarım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bu teklif, AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Nurettin Canikli, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Emine Ülker Tarhan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Mehmet Şandır ve Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Hasip Kaplan tarafından verilmiştir. Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkan Vekili, Adalet Komisyonuna gelerek teklifini geri çekmiştir.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ  (Samsun) – İmzasını…

RAMAZAN CAN (Devamla) – İmzasını geri çekmiştir. Adalet Komisyonunda  dün görüşülerek bu teklif, ceza hukukunun genel ilkeleri açısından yeniden düzenlenerek bugün Genel Kurula indirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesi elzem bir konudur, evleviyetle ele alınması gerekli bir konudur. 5149 sayılı Yasa’yla sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair bir yasa mevcut iken bu Yasa’nın uluslararası mevzuat açısından yetersiz olduğu, sporda şiddeti önlemenin bu Yasa’yla mümkün olmadığı anlaşılmış ve 6222 sayılı Yasa düzenlenmiştir.

6222 sayılı Yasa, 3 Mart 2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Şöyle bir soru sorulacaktır muhakkak ki: Bu Yasa’nın yürürlükte sıkıntıları nedir, uygulamada problemleri nedir, bu sıkıntıları çözer mi çözmez mi, araştırılmadı. “Uygulamadaki sıkıntılar olmadan bu Yasa niçin değiştiriliyor?” diye bir soru sorulacaktır tabii ki. Bu soruya verilecek cevap ise: Yasa koyucu -biliyorsunuz- Anayasa’nın 2’nci, 7’nci ve 38’inci maddesine göre, herhangi bir zamanda herhangi bir eylemin, herhangi bir fiilin suç teşkil edip etmeyeceğini, suç teşkil edecekse ne tür bir ceza verileceği, ne miktarda bir ceza verileceğini tayin etme yetkisine sahiptir ve bu yetki mutlak bir yetkidir, devredilemeyecek bir yetkidir. Yani suç konusu kanun hükmünde kararnameyle de düzenlenemeyecek Meclisin mutlak yetkilerinden biridir. Buna rağmen eğer uygulamada problem varsa, yasa koyucu bunu öngörmeye çalışarak yasayı buna göre hazırlayacaktır fakat uygulamaya geçmeden önce de sıkıntılar olabilecektir.

Bu yasanın hazırlandığı gündeki atmosfer, şiddetin, sporda şiddetin aktüel olması, milletvekillerimizi de etkilemiştir ve ceza hukuku açısından suçta ve verilecek cezada orantı olması, cezada adalet ilkesinin aşılması, ceza yönüne, ceza lehine kantarın topuzunun kaçırıldığını görmekteyiz.

Verilecek cezalar ağır olmuştur, fahiş olmuştur. Bunların yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Bu manada, kanun koyucu, bunu yeniden düzenlemelidir. Bu noktada kanun teklifi değerlendirilmiş ancak sporda şiddeti önleme açısından da gerekli tedbirler korunmuştur. Şöyle ki: 6222 sayılı Yasa’da şikeyle ilgili hükümlerde verilecek ceza indirilmiş olsa bile burada bu cezanın ertelenemeyeceği, para cezasına çevrilemeyeceği ve hükmün açıklanmasının geriye bırakılmayacağına dair kurum muhafaza edilmiştir. Bu muhafaza edildiğinde bu maddeden bir gün dahi ceza alan kişinin cezası infaz edilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ceza hukukunun genel prensiplerinden biri de ceza adaletinin sağlanmasıdır. Ceza adaletinin sağlanmasında öncelik ise uygulamadır. Tabii ki kanun koyucu yasa metnini hazırlayacaktır ama uygulayıcılar bunu adaletli bir şekilde uygulamak durumundadır. Her şeyi yasa koyucunun düzenine bırakmak, yasa koyucunun bu kanun maddelerini düzenlemesi uygulamadaki problemleri gidermeyecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet Komisyonu, grup başkan vekillerinin ortaklaşa verdiği bu teklifte verilen önergeyle de düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemelerden biri de Adalet Komisyonunda Sayın Milletvekilimizin vermiş olduğu önergeyle zincirleme suçta verilecek ceza mevcut metinde yarısından 2 katına kadar artırma şeklinde idi. Verilen önergeyle bu, ceza hukukunun genel prensiplerinden 43’üncü maddeye atıf yapılarak 43’üncü madde düzenlemesinde zincirleme suçta ¼’ünden ¾’üne  kadar artırma şeklinde düzenlenmiştir.

Yine, verilen bir önergeyle de Adalet Komisyonunda bu tartışıldı da Adalet Komisyonunda dendi ki: Yasama, yürütme, yargı alanında yasamanın idari bir işlem olan tedbir kararı vermesi öngörülemez. Her ne kadar bunun istisnaları da olmuş olsa da burada bir denge unsuruna dikkat edilerek burada verilen önergeyle ilgili de soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcısı tarafından talep üzerine, kovuşturma evresinde de savcının talebi resen hâkim tarafından mahkemece tedbir kararı verilebilecek idi. Ceza hukukunun genel prensipleri açısından değerlendirdiğimizde mahkûmiyet kararının kesinleşmesi gerekmektedir. Verilen önergeyle buradaki genel kuraldan özele geçişin de önüne geçilerek ceza hukukunun 53’üncü maddesiyle de uyum sağlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun koyucu herhangi bir zamanda herhangi bir eylemin suç teşkil edip etmemesini değerlendirirken tamamen takdir keyfiyeti kendisinde değildir. İlgili Anayasa ve ceza hukukunun genel prensipleri ve evrensel hukuk kuralları yasa koyucuyu bağlamaktadır. Yasa koyucunun yasayı çıkarırken suçta ve cezada adalet prensibine dikkat etmesi gerekmektedir. Öncelikle sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair çıkarmış olduğumuz ve çıkaracağımız ilerideki kuralların gerek düzenlenmesi açısından gerek uygulaması açısından tabii ki önem arz etmekte ancak kanaatimce en önemli unsur ise önleyici tedbirlerin alınması. Sayın Valim de burada konuşurken bu konu üzerinde durdu. Eğer önleyici tedbirleri biz artırırsak önleyici tedbirler anlamında kişilerin suç işleme eğilimini azaltırsak bu kanunlara da bir nebze olsun gerek kalmayacaktır diye düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sporda şiddetin ve düzensizliğin önlenmesi önemlidir ve bu kanun caydırıcı olmak durumundadır. Fakat öyle bir madde var ki görüyoruz, sporda seyir ve güvenliğin sağlanması noktasında, sporun izlenmesi anlamında ve güvenliğin sağlanması anlamında yapılan bir fiil ile karşılaşacak cezayı, ceza hukukunu ve ceza genel prensiplerini diğer maddelerinde karşılaştırdığımızda adaletsizliğin olduğu açıktır.

Tabii ki biz burada kimseye herhangi bir özel ayrıcalık ve iltimas tanımak istemiyoruz. Bunlar tabii ki konuşulacaktır ancak şu da bir gerçektir ki birilerine imtiyaz sağlanması ne kadar yersiz ise, sporda şiddet ve düzensizliği önlemek adına bazı ceza hukuku değerlerinin de ihlal edilmesi o derece yersizdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin yasalaşacağını umuyorum. İnşallah, toplumumuzda spor ve şiddette düzensizliği önleyecek bir yasa olur. İnşallah, bir daha kısa bir zamanda böyle bir yasa metniyle karşılaşmayız diyor, hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Can.

Şimdi, İç Tüzük’ün 81 ve 60’ıncı maddelerine göre yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Işık, Sayın Türkoğlu, Sayın Sakık, Sayın Önder, Sayın Şandır, Sayın Erdoğan, Sayın Halaçoğlu ve Sayın Özensoy sisteme girmişlerdir.

Birer dakikalık süre veriyorum.

Sayın Işık, buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, sporda şiddet, şike, rüşvet ve haksız rekabet iddiaları üzerine kurulan Meclis araştırma komisyonunun 10 Haziran 2005 tarihli raporunda birçok şike ve rüşvet iddiaları olmasına rağmen ve bu dönemde ülkeyi tek başına yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi işbaşındayken, aradan geçen tam altı yıl sonra, 31/3/2011’de çıkartılan 6222 sayılı Yasa’da şimdi değişiklik yapma ihtiyacı doğmuştur. Bu değişikliğe neden ihtiyaç duyuldu?

İkincisi: Bu kadar iddiaya rağmen 12 Haziran seçimlerinden önce niçin böyle bir şike soruşturması veya tutuklaması altı yıl boyunca gerçekleşmedi de son iki-üç ayda bu hızlı olaylar yaşandı. Bundan yana vicdanınız rahat mıdır?

İkincisi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bizim kanun yapmayla ilgili herhâlde bir sıkıntımız var. Bugün değişikliğini düşündüğümüz kanun henüz sekiz ay olmuş yürürlüğe gireli ve ilk uygulamasından dolayı önemli, köklü değişiklikler yapmak durumundayız. Bugün de bir hata yaptığımızı düşünüyorum ben. Mesela, Sayın Bakana soruyorum: Şu anda şike iddiası sebebiyle oynatılmayan futbolculardan dolayı şike yaptığı düşünülen bazı spor adamları cezaevinde tutuklu olarak devam ediyorlar. Futbol Federasyonu da bir yandan statüyü değiştirmek suretiyle play-off sistemini getiriyor. Play-off sistemine kalması garanti olan bir takım son birkaç haftada yedek oyuncularıyla sahaya çıksa ve bazı kulüpler bundan faydalansa, puan alsa ya da şans oyunlarında birileri sürpriz paralar kazansa bu da şike kapsamında değerlendirilmeyecek mi? Yani hâlâ hata yapmaya devam ediyoruz diye düşünüyorum. Sayın Bakan da bu konuda bilgi verirse memnun olurum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Sakık…

SIRRI SAKIK (Muş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanıma sormak istiyorum: Bu yasa sahibi olanların yasası, yani sırtı kalın olanların yasasıdır. Bakın, dünyada, yani iki yüz yirmi iki ülkede 645 tutuklu gazeteci, yazar var, bunların 70 tanesi bizim ülkemizde. Ülkemiz böyle bir ayıpla karşı karşıya iken ve bunlar Terörle Mücadele Yasası’ndan mahkûm olmuşlar, dünyada birinciyiz. Sayın Bakan da hukukçudur. Şimdi insanlar düşüncelerini ifade etti diye içeride ve biz bugün burada şike yapanları aklamaya çalışıyoruz. Bu vicdani midir, değil midir? Onu sormak istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Önder…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Şimdi size bir alıntı yapacağım, kimden olduğunu sonra söyleyeceğim. “Bundan önceki yasa tasarısını kendileri getirdiler, yalvar yakar. Yine de kendilerine nedir, görelim ama bizim kanun yapma anlayışımıza yakışmıyor dedik. Böyle yaz boz olmaz, kişiye dönük yasa düzenleme mantığına döner ki olmaz.” Bunu Sayın Başbakan söyledi.

Yine bir alıntı: “Şike olaylarının soruşturulduğu zamanda bu kanunu değiştirin taleplerini -altını çizerek söylüyorum- şahsen olumlu bulmam. Biz bu kanunun altından kalkamayız düşüncesi kulüp yöneticilerinin acziyetini gösterir.” Bu da Sayın Bülent Arınç’ın bu konudaki beyanı.

Sayın Bakanınki biraz daha mahcup: “Bu, Hükûmetin yaptığı bir teklif değildir, kanun tasarısıdır.”

Şimdi soruyorum Sayın Bakana: Ne değişti? Kısaca, iki kelime. Ne değişti? Daha bunların mürekkebi kurumadı, bu beyanatların.

Teşekkür ederim.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Kapalı kapılar arkasında neler konuşuluyor?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, ben havayı değiştireyim.

BAŞKAN – Devam edin, devam edin lütfen.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Bakan kırk yıldan sonra Akdeniz Oyunları’nı bu sene, 2013 yılında ülkemiz organize edecek ve benim ilim Mersin’de organize edilecek. Tabii, bunun onurunu duyuyorum, sevincini duyuyorum. Ancak bir endişem var, tesisleri yetiştirmekte geç kaldığımız gibi bir endişe konuşulmaktadır. Bu konuda hangi tedbirleri aldınız? Bu konuda bilgi verir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdoğan.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Şimdi, AKP İktidarı döneminde sporda şiddetin, şikenin önlenmesiyle ilgili üçüncü kanun tasarısını şu anda görüşmekteyiz. Şimdi, bu tasarıları yeterince tartışmadan, taraflarla yeterince görüşmeden alelacele Meclis gündemine getirip ondan sonra altı ayda bir defa değiştiriyoruz. Şu anda görüştüğümüz kanun tasarısı spor camiasının sorunlarını çözebilecek mi? Yoksa birkaç ay sonra başka işlerimizi bırakıp yeniden bu tasarıyı görüşecek miyiz? Sayın Bakana sormak istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kamuoyunda bu kanunun Başkan Aziz Yıldırım’ı kurtarma yasası olduğu konusunda bir kanaat oluşmuş durumda. Gerçekten tam da tutukluluk hâlinin devam ettiği bir zamanda bu yasanın çıkarılması hukuka müdahale şeklinde değerlendirilemez mi, değerlendirilmesi gerekmez mi? Sayın Bakandan bunu cevaplamasını talep ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Özensoy…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, Bursa’da ikinci stadyum projesi başladı. Mevcut stadyumu ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Sayın Başbakan Bursa’ya geldiğinde sanki bir müjde gibi 350 milyonluk bir projeye merkezî Hükûmetten 50 milyon katkı sağlanacağını söyledi. Sayın Büyükşehir Belediye Başkanı ve Sayın Arınç da konuşmalarında Bursa’da kazananların Bursa’ya hizmet etmeleri gerektiğini, âdeta bazen de tehdide dönüşen ifadelerde bulundular. Bursa bu yıllarda 7,5-8 milyar merkezî Hükûmete katkı sağlayan bir il ve bütçe fazlası veren bir il, merkezî Hükûmetten de yatırımlarına ciddi anlamda en az seviyede katkı alan bir il.

Dolayısıyla stadyumun yapılmasında bu haksızlığı gidermek için herhangi bir tedbir veya katkı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Özensoy, Bursa Milletvekilimiz, stadyumla ilgili görüşlerini açıkladığı için ben sorumu şu şekilde Sayın Bakana sormak istiyorum: Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifi yasalaştığında yıllardan beri aralarında husumet olan Bursaspor’umuzla Beşiktaş arasındaki -ki daha çok stat dışındaki olayların Bursaspor’umuza mal edilmesiyle ilgili- bu husumetin kalkmasında bu yasanın ne gibi bir faydası olacağı konusunda görüşlerinizi öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Havutça…

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz bırakınız bugün hukuk devleti olmayı kanun devleti seviyesinin de altına giderek polis devletine dönüşmektedir. Bugün ülkede tüm kurumların yöneticileri, akademi dünyası, basın, şirketler, sivil toplum kurulları, politikacılar, yargıçlar ve vatandaşlar, telefon ve İnternet haberleşmenin dinlenmesi ve kasıtlı vergi denetimleri nedeniyle fevkalade huzursuz ve şikâyetçidir. Kamuoyunu yakından ilgilendiren ve sıklıkla tartışılan Ergenekon, Balyoz, KCK, futbolda şike cezai soruşturma ve kovuşturmaları sırasında, malumları olduğu üzere bir taraftan dosyada gizlilik kararları alınarak savunma hakkı kısıtlanırken, diğer tarafta yandaş medyada bu bilgiler çarşaf çarşaf sergilenmektedir. Acaba Hükûmetiniz, bugün bu kanunla ilgili almış olduğu tutuklama kararlarının gözden geçirilmesiyle ilgili, bu davalarla ilgili de tutuklu sürelerini gözden geçirmeyi düşünüyor mu?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Son soru Sayın Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Görüşmüş olduğumuz teklifte, biraz önce de arkadaşlarımızın açıkladıkları gibi verilen cezanın seçenekli yaptırımlara dönüştürülmemesi, ayrıca 231’inci maddeyle belirlendiği şekilde hükmün açıklanmasının ertelenmesine başvurulamayacağı şeklinde düzenlemeler bulunmaktadır. Bu Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı tasarrufta bulunan bir maddedir. Bu konuda Anayasa Mahkemesine başvurulduğu takdirde oradan geri dönebilir.

Şimdi, eşitlik ilkesine aykırı böyle bir düzenlemeyi yaparken nasıl bir düşünceleri oldu? Ve cezaların da çok fazla indirildiği kanaatindeyim ben. Cezaların normal bir düzeyde bırakılması, ancak diğer konularda eşitlik ilkesine aykırı davranılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bakandan bu konuda görüş istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Bakan, futbolu yakından takip eden tüm izleyicilerin, tüm seyircilerin malumu olduğu üzere, Türkiye'de sporda, ama özellikle futbolda bir kast sistemi var, yani eşitler ve daha eşitler arasında bir ayrım var. Bir Bursa milletvekili olarak bunu yakından izleme şansına sahip olduk. Örneğin polisin futbolda şiddete müdahalesi söz konusu olduğunda, bu müdahaleden en ağır bir şekilde etkilenenin hep Bursaspor taraftarları olduğunu gördük.

Yine aynı şekilde Avrupa liglerindeki maçlarımızın naklen yayınları söz konusu olduğunda, Bursaspor’un UEFA Avrupa ligindeki maçının TRT tarafından naklen yayınlanmadığına tanık olduk. Bugün, Başbakan Yardımcımız Sayın Bülent Arınç, kendisine daha önce yönelttiğim bir yazılı soru önergesini yanıtlama lütfunda bulundular. Burada, TRT’nin uygulamasını eleştiriyor ve gerekçesini soruyordum. Ne yazık ki şöyle bir yanıt geldi: “Bursaspor’un maçının naklen yayını ile…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun mikrofon sizin.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

 Sayın Işık’ın sorusu bu kanun değişikliğine neden ihtiyaç duyulduğu noktasındadır. Doğrusunu isterseniz, burada bir Hükûmet tasarısını görüşmüyoruz; bu, esasında konu da edildi sorular arasında. Görüşülmekte olan bir kanun teklifidir ve bu kanun teklifinin altında Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan dört siyasi partimizin dördünden de birer grup başkan vekilinin imzası vardır. Her ne kadar Sayın Kaplan Komisyonda bu imzasını geri çekmiş olsa bile, eğer ki, o imzayı başta bu metin altına atmış olmasaydı muhtemeldir ki, bu kanun teklifi Adalet Komisyonunda gündem yapılmayacak, diğer partiler de tereddüde düşecek ve bu kanun teklifi Adalet Komisyonunda görüşülmeyecek, Genel Kurula da indirilmeyecekti.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Vakit geçmiş değil.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Dolayısıyla, kanun teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesiyle şekillenen bir husustur. Burada, Hükûmet olarak bizim bu değişikliğe neden ihtiyaç duyulduğu noktasında söyleyebilecek çok fazla bir beyanımız söz konusu değil.

Seçimden aylar önce bu çerçevede bir soruşturmanın niye yürütülmediği noktasında yine Sayın Işık’ın bir sorusu var.

Sayın Işık, bu soruşturma zaten 6222 sayılı Kanun çerçevesinde, bu kanunla ihdas edilen yeni hükümler mukabilinde başlatılmış olan bir soruşturmadır. Takdir edersiniz ki, burada çıkan bir kanun Resmî Gazetede yayımlanacak, yürürlüğe girecek, savcılar, hâkimler tarafından fark edilecek, idrakine varıldıktan sonra uygulama safahatı başlatılacak. Pek tabiidir ki, seçimlerden sonraya kalması son derece doğal ve hukuki bir süreçtir.

Sayın Türkoğlu’nun play-off sistemiyle alakalı bir sorusu var. “Play-off sistemi çerçevesinde soruşturmaya konu olan oyuncuların akıbeti netice üzerinde müessir olur mu?” Doğrudur, müessir olması kuvvetle muhtemeldir ama bu, takdir edersiniz ki, tamamen yargı makamlarının meselesidir; bir. İki, play-off arkasında siyasi inisiyatif olan bir konu değil. Play-off, bugün, Federasyon içinde de Kulüpler Birliğinde de tartışılması devam eden bir konu, uygulayan ülkeler var, uygulamaktan sonra vazgeçen ülkeler var. Türkiye’de uygulama sonuçları ne şekilde alınır? Ne zamana kadar devam eder veya kalıcı bir sistem hâline gelir mi? Şu aşamada bunu bilebilmek mümkün değildir.

Sayın Sakık’ın “Sırtı kalın olanlar için bu kanun değişikliği yapılıyor.” şeklinde bir eleştirisi oldu. Eğer ki, öyle bir irade varsa, yine bu Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun müşterek iradesidir. Kabulü Genel Kurulun himayesinde olan bir konudur. Türkiye Büyük Millet Meclisi kendi gündemine hâkimdir. Bu gündem üzerinde bizim yürütme organı olarak herhangi bir inisiyatif kullanabilmemiz söz konusu değil. Ama Türkiye’de tutukluluk süreleriyle alakalı sadece muhalefetten değil, zaman zaman bizim tarafımızdan da seslendirilen eleştiriler söz konusudur. Bu konular ne şekilde değerlendirilir, hangi çerçeve içerisinde metne dönüştürülebilir? Bu, elbette ki, zamanın takdirine bırakılması gereken bir konudur.

Sayın Önder’in belli alıntıları oldu; iktibas yoluyla bir soru sormuş oldu esasında. Benden, Sayın Başbakanımızdan ve Sayın Arınç’tan alıntılarına cevaben, müştereken söyleyecek olduğumuz şey şudur: Biz bir kanun değişikliğini Hükûmet tasarısı olarak buraya sevk etmiş değiliz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, sizin haberiniz yok mu bundan hiç?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) - Yine aynı cümleyi söylemek durumundayım. Yüce Parlamentonun müşterek iradesiyle bir kanun teklifi gündeme gelmiştir. Birazdan oylamaları yapılacak. Takdir, tamamen Genel Kurulun takdiri olarak gelişecektir. Ama burada şunu da görmek lazım: Bu Kanunun ilk çıktığı hâliyle -Komisyon Başkan Vekili Hakkı Bey burada; Hakkı Bey bilir.- Adalet Bakanımız değişmedi, Sayın Sadullah Ergin bu Kanunun ilk geliş biçimine itirazı olanlardan biridir. Grup başkan vekilleri olarak, o dönemki Grup Başkan Vekili olarak şahsım, yine grup başkan vekillerimizden, şimdiki Başbakan Yardımcısı Sayın Bekir Bozdağ bu Kanun’un getirdiği hükümlerin uluslararası normlara ve AB çerçevesine uygun olmadığını bizler o dönem Federasyon yetkililerine ısrarla ifade etmemize rağmen, maalesef bu noktadaki iradelerini farklılaştırma imkânını bulamadık. Şu an bir normale dönüş imkânı var ise şayet, iradi olarak bunun arkasında durmakta fayda olduğu kanaatindeyim.

Sayın Mehmet Şandır’ın Mersin ile alakalı sorusu var.

Sayın Şandır, Akdeniz Oyunları, bildiğiniz gibi Mersin’in de adaylığına rağmen evvelen Yunanistan’ın Başkenti Atina’ya verildi 2007 senesinde. Yunanistan, yaşadığı ekonomik kriz ve Avrupa bankalarına olan borçlarından dolayı Akdeniz Oyunlarını gerçekleştiremeyeceğini Akdeniz Oyunları Komitesine bildirdikten sonra, dört yıl gecikmeyle, 2011 yılının Şubat ayında, Akdeniz Oyunları Türkiye’ye tevdi edildi. Seçim kararı alındı, seçime gittik. Hükûmet kuruldu, güvenoyunu aldı, hemen projeler dizayn edildi.

Ben size, Mersin konusundaki yaklaşımınızı bildiğim için, hemen müjdeli haberi vereyim. En önemli ve en çok zaman alacak olan proje, Mersin’e yapılacak olan stadyum projesidir, dün itibarıyla ihalesi gerçekleştirildi. Yine, Bakanlığımıza bağlı Kredi ve Yurtlar Kurumu bünyesinde inşa edilecek olan 3.500 öğrenci kapasiteli olimpiyat köyü ihale sürecindedir, devam etmektedir. Bununla birlikte, 6.500 koltuk kapasiteli Mersin kapalı spor salonu, 3 bin kişi kapasiteli açık tenis kortu, yine 3 bin kapasiteli merkezî tenis kortu, ayrıca 8 açık kort, 2 kapalı kort, bin kişi oturma kapasiteli olimpik yüzme havuzu, yine bin kişi oturma kapasiteli antrenman spor salonu, atıcılık ve trap-skit tesisleri, bununla birlikte, atletizm sahası ve stadyumu ve ayrıca, restore edilecek 12 parça eski spor tesisisin restorasyonuyla ilgili ihale süreçleri tamamlanma aşamasına gelmiş bulunmaktadır. Bunları ben sizinle paylaşıyorum. Gerçekten burada, gerek Bakanlığımız gerek sermaye birikimimiz gerekse müteahhitlik sektörümüz ciddi bir sınavdan geçmektedir çünkü Mersin’de Akdeniz Oyunları’yla ilgili yapıların yetiştirilmesine yönelik performansımız, aynı zamanda, milletimizin 2020 İstanbul Olimpiyatları adaylığı noktasında yüz akı ve en önemli kozlarından biri olacaktır. Bir gecikme tereddüdü bizde yok, inşallah nihayetinde de mahcup olmayız.

Sayın Erdoğan’ın “Bu kanun alelacele Meclis gündemine getirildi. Bu doğru bir tavır mıdır?” sorusu oldu. Değişikliği kastederek zannediyorum bu soru tarafımıza tevcih edilmiş oldu. “Alelacele” denilebilir belki ama öncesinde Süper Toto, Süper Lig’deki on sekiz kulübün bizzat başkanları veya başkanları tarafından görevlendirilmiş olan, yetkilendirilmiş olan başkan vekilleri tarafından ıslak imzalı olarak tarafımıza intikal eden bir metin var, “6222’nin değiştirilmesini istiyoruz.” şeklinde. Bu metin benim çantamda. Bunun dışında, hazırlanan kanun teklifini, dört grubu dolaşarak geldiler, sizlerle paylaştılar, konuştular, tartıştılar. Dolayısıyla çok aceleci davranıldığı kanaati bende hasıl olmadı.

Sayın Halaçoğlu’nun, “Bu kanun, Aziz Yıldırım’ı kurtarma kanunu olarak değerlendirilebilir mi?” sorusu var. Sayın Halaçoğlu’nun iyi niyetinden zerrece tereddüt edecek değilim, kesinlikle iyi niyetli sorduğuna kaniyim, lakin gerek şahsımı gerek Adalet Komisyonu üyelerini gerekse Türkiye Büyük Millet Meclisinin çok saygıdeğer üyelerini herhangi bir şahsı kurtarmaya mahsus bir kanun yapma fikrinden ve düşüncesinden tenzih etmek isterim. Aziz Yıldırım, şahsen benim hayatım boyunca gördüğüm, karşılaştığım, yan yana geldiğim biri hiç olmadı. Dolayısıyla şahsa yönelik bir düzenleme kanaati bizde olmadı.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Kamuoyunda zaten.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Evet, kamuoyunda böyle bir algılama söz konusu olabilir, lakin eksik bilgilendirmeden kaynaklanıyor, az evvel söyledim. Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor, Bursaspor, Gaziantep, Kayserispor, Samsunspor dâhil Süper Toto Süper Lig’deki, Spor Toto Süper Lig’deki on sekiz kulübün başkan veya başkan vekilleri, bu kanunun değişmesiyle ilgili ıslak imzalı talebi bize intikal ettirdiler, bunu ben bilgilerinize sunmak isterim.

Sayın Özensoy’un Bursa stadyumunun akıbetinin ne olacağı konusunda ve Bursa’nın merkezî Hükûmetin yatırım performansından yeterince istifade edip edemediği hususuna yönelik soruları var.

Sayın Özensoy, duble yollardan hastane projelerine, toplu konut ve kentsel dönüşümlerden spor yatırımlarına kadar Bursa kenti çok özel hizmetleri almıştır.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Biliyorsunuz Sayın Bakan, öyle bir şey yok.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Bursa’nın ve Bursalıların Türk ekonomisine genel katkılarından dolayı daha fazlasını hak ettikleri düşüncesini hep birlikte seslendirebiliriz, inşallah daha fazlasını da yapmaya el birliği içerisinde muvaffak oluruz.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Stadyumu ne yapacağız, stadyumu?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Ama AK PARTİ hükûmetleri döneminde Bursa’nın ihmale uğradığını iddia etmek bize karşı en hafif ifadesiyle haksızlık olur diye düşünüyorum.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Rakamları vereyim Sayın Bakan, yüzde 2’ye geliyor, verdiğimizin yüzde 2’sini alıyoruz.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Demiröz’ün sorusu var. “Beşiktaş-Bursa husumetinin kalkmasına bu yasanın katkısı olur mu?” diye. Bu yasanın genel olarak sporda şiddet ve düzensizliğin ortadan kaldırılmasına katkısı olacağından dolayı Beşiktaş ve Bursaspor arasındaki husumetin telafisine de, başka kulüpler arasında ortaya çıkabilecek ihtilafların giderilmesine de ciddi katkıları olabileceği kanaatindeyim. Ben her zaman şunu ifade etmişimdir: Millî meselelerde, milletimizin tamamını ilgilendiren konularda Fenerbahçelinin, Trabzonsporludan, Galatasaraylının Beşiktaşlıdan veya -husumete vurgu yaptığınız için- Beşiktaşlının Bursaspor’dan ayrılması, ayrışması, farklı düşünmesi, farklı hareket edebilmesi mümkün olmadığına göre futbolda düzenin sağlanması da esas itibarıyla bir millî meseledir, bir imaj meselesidir. Dışarıdan bakıldığında ülkemizin toplam kalite idaresine dair bir görüntü meselesidir. Burada aynı yaklaşımın taraftarlarda da söz konusu olabileceği kanaatindeyim. Yönetimler daha özenli davranacak, Federasyon daha dikkatli davranacak, taraftar gruplarının liderleri daha özenli ve dikkatli bir performansla inşallah bu disiplinin, intizamın sağlanmasına katkı sunacaklar.

Bursa’yla alakalı stadyum konusunu atlamış oldum, tek cümleyle ifade edeyim. Bursa kamuoyunda da, Bursa siyasetinde de stadyumun akıbetiyle ilgili tartışmalar devam etmekte olduğundan, mülkiyeti uhdemizde olmakla birlikte Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak biz de doğrusu bir siyasi kararın önce Bursa nezdinde ortaya çıkmasını, şekillenmesini arzu ediyoruz. Buna ve Bursa’nın gereksinimlerine göre en doğru adımı atabileceğimiz kanaatindeyim.

Sayın Başkanım, toleransınıza sığınarak bir iki dakika içinde hızla bitirmeye gayret ediyorum, sağ olun.

Sayın Havutça’nın sorusu var, “Tutukluluk sürelerini düzenleyen bir tasarı Hükûmetin gündemine gelebilir mi?” noktasında. Gençlik ve Spor Bakanı olarak burada bulunuyorum, bu konunun içeriğine girecek olursam Adalet Bakanının sahasını işgal etmiş olurum. Bir başka kanun vesilesiyle bu soru Sayın Sadullah Ergin’e tevcih edilebilir diye düşünüyorum.

Sayın Yılmaz’ın “Cezalar çok indirildi kanaatindeyim.” şeklinde bir eleştirisi oldu. Burada esasında Sayın Hakkı Köylü’ye, Adalet Komisyonu Başkan Vekili olarak hususen teşekkür etmek istiyorum. Çünkü ceza pratiği sağlam bir isim olarak bu kanunun şekillendirilmesinde gerçekten özel ve önemli katkıları oldu. Ama biz sadece milletvekilleri olarak kendi hukuk bilgimize de itimaden, kendi hukuk bilgimizle mahdut bir değişiklik çalışması içerisinde olmadık. Adalet Komisyonunun her dört partiden çalışmalara katılan üyeleri dün çok iyi fark etmişlerdir, bu kanunun ilk düzenlenme sürecine de katkısı bulunan ceza hukukçularını da biz Komisyona davet ettik, onların da görüşlerine müracaat ettik. Aman Anayasa’ya bir aykırılık söz konusu olmasın, Türk Ceza Kanunu ve ceza muhakemesi usul sistemine bir aykırılık olmasın, uluslararası normlara bir aykırılık olmasın özeniyle bu düzenlemeyi bu şekle dönüştürdük. Kanaatimce normal bir hâle gelmiş oldu, ama yine Meclisin ve kamuoyunun takdirindedir cezaların çok indirilip indirilmediği konusu.

Son soru Sayın Erdemir’in sorusu, “Polis Bursaspor taraftarlarına farklı mı davranıyor? TRT Bursaspor’un maçlarının yayınlarına diğer takımlardan farklı mı yaklaşıyor?” şeklinde. Ben doğrusu gerek Bursa’yı gerekse Bursaspor camiasını hem polisin hem de TRT kurumunun davranışları açısından diğer kulüplere görece eşitsiz bir muameleye tabi tutulabilecek bir camia olarak görmüyorum, değerlendirmiyorum. Türkiye'nin neresinde olursa olsun illerin büyüklüğüne ya da nüfusunun fazlalığına göre değil, takımların, kulüplerin bulunduğu kategorilere göre yayın süreleri ve yayıncı kuruluşlar belirlenmektedir. Bursaspor Türkiye’de Trabzonspor’dan sonra şampiyonluk kupasını İstanbul dışına taşıyan ikinci takım olarak aslında özel ve önemli bir başarıya imza atmıştır. Bursaspor’un ve Bursa camiasının böyle bir haksızlığa maruz kaldığı kanısında hiç olmadım. Polise bakan yönüyle ise polisin, değerli arkadaşlar, Türkiye'nin herhangi bir yerinde herhangi bir şekilde kanunları ya da yetkileri farklı uygulamak ya da kullanmak gibi bir düşünce ya da tavır içerisinde olabileceğini hiç zannetmiyorum. Hele ki Bursaspor taraftarına sırf Bursasporlu olmalarından dolayı ayrıca ve özel ve de kötü muamelede bulunabilecekleri kanaatinde hiç değilim. Böyle bir şeyin yaşanmasını da arzu etmem.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Geçtiğimiz dönem Beşiktaş maçı var Sayın Bakan.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Sayın Muammer Güler 2002’de ilk milletvekili olduğumda tanıdığım ilk valiydi, Samsun Valisiydi çünkü o dönemde. O da işaret etti, burada idarenin uygulamalarında belli güçlükler var. O nedenle valiler ve emniyet müdürleri idari cezaları bu tür kanunlarda hiç görmek istemezler çünkü uygulanmasında pek çok güçlüklerle karşılaşılır.

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen sözlerinizi toparlayınız.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Devamla) – Son cümlem Sayın Başkanım.

Uygulayıcıların da zorlukları var ama hepimizin gerek taraftar camialarını gerekse taraftar gruplarının liderlerini kanaat önderi kişiler olarak siyasette bulunmamız hasebiyle doğru istikamette yönlendirmemize de ihtiyaç vardır.

Sorular için ve yasa çalışmasına sağlanan her türlü katkılar için hepinize teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır. Böylece teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

SPORDA ŞİDDET VE DÜZENSİZLİĞİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUNDA

DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ

 

MADDE 1- 31/3/2011 tarihli ve 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunun 11 inci maddesinin birinci fıkrasında geçen “beş yıldan oniki yıla kadar” ibaresi “bir yıldan üç yıla kadar” şeklinde, dördüncü fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“b) Federasyon veya spor kulüpleri ile spor alanında faaliyet gösteren tüzel kişilerin, genel kurul ve yönetim kurulu başkan veya üyeleri, teknik veya idari yöneticiler ile kulüplerin ve sporcuların menajerleri veya temsilciliğini yapan kişiler tarafından,”

“(9) Bu madde kapsamına giren suçlarla ilgili olarak 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemez; verilen hapis cezası seçenek yaptırımlara çevrilemez ve ertelenemez.

(10) Bu maddede tanımlanan suçların bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi halinde, bunlardan en ağır cezayı gerektiren fiilden dolayı verilecek ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılarak tek cezaya hükmolunur.

(11) Bu maddede tanımlanan suçlardan dolayı cezaya mahkûmiyet halinde, kişi hakkında ayrıca Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesi hükümlerine göre, spor kulüplerinin, federasyonların, bünyesinde sportif faaliyetler icra edilen tüzel kişilerin yönetim ve denetim organlarında görev yapmaktan yasaklanmasına hükmolunur.”

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ömer Süha Aldan, Muğla Milletvekili.

Buyurun Sayın Aldan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖMER SÜHA ALDAN (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 6222 sayılı Yasa’ya yönelik olarak yapılacak değişikliğin 1’inci maddesine ilişkin görüşlerimi sunacağım.

Şimdi aslında, bu yasa değişikliği tümüyle bir ceza indiriminden ibarettir. 6122 sayılı Yasa pek çok değişikliği de gerektirecek hükümler taşımaktadır. Öncelikle, bahse ilişkin özel bir düzenleme yapılmamıştır. Teşebbüse ilişkin düzenlemede muğlaklık vardır. Bu açıdan pek çok unsurda bundan sonra bu yasayla ilgili de değişiklikler gündeme gelirse hiç şaşırmam.

Değerli arkadaşlarım, neden bu yasaya ilişkin olarak ortak bir teklife gerek görüldü? İktidar çoğu zaman tasarı yoluyla yüce Meclisi aracı kılarak ya da kanun hükmünde kararnameler yoluyla yüce Meclisi baypas ederek düzenleme yapmakta alışkanlık hâline getirdiği bir usul vardı ama bu bir teklif olarak bugün karşımızdadır ve Meclisteki dört parti de imzalarıyla bu teklifi gündeme getirmişlerdir.

1’inci maddedeki temel düzenleme üç fıkrayı içeriyor aslında. Biraz önce arkadaşlarımız üzerinde durdular, cezaların ertelenmemesi, seçenek yaptırımlara çevrilmemesi ve de hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmemesi birinci unsur. İkinci unsur, Komisyonda düzeltilen ve Türk Ceza Kanunu’nun 43’üncü maddesinde yer alan zincirleme suçla uyumlaştırılan bir düzenleme ve son, on birinci fıkradaki düzenleme ise tümüyle mahkûmiyet hâlinde yargılanan kişilerin, mahkûm olan kişilerin sportif faaliyetlerde yönetici olarak yer almamasına ilişkin düzenlemedir.

Peki, bu noktaya geldik, bunun üzerinde uzun uzadıya durmayacağım, bir noktaya değineceğim. Bazı sorulara yanıt vermemiz gerekiyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bu düzenlemeye neden imza attık? Bunun yanıtını vermemiz lazım. Keza, neden ceza indirimine gidilme gereği duyuldu? Bunun yanında, şike operasyonu olarak bilinen operasyon neden yapıldı? Keza, neden 12 Hazirandaki seçim ve hemen akabindeki Federasyon seçimi beklendi? Aslında çok ayrıntısına girmeyeceğim süren bir yargılama söz konusu olduğu için ama ilginç şeyler var.

Bir: Bununla ilgili, mart ayında 6222 sayılı Yasa yürürlüğe giriyor. Yürürlüğe giren yasada “135’inci madde -Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135’inci maddesi- uygulanabilir.” dendiğine göre iletişimin tespiti işlemlerine başlanıyor ve lig bitiyor, şampiyonlar belirleniyor ve tescilleniyor. Dolayısıyla basına yansıdığı kadarıyla, Cumhuriyet Savcısının söylediği gibi, son beş maçın da sonucu biliniyor, o zaman bu soruşturma tamamlanmış. Takımlar transfere başlıyorlar, futbolcu transfer ediyorlar, milyonlarca dolar harcıyorlar, futbolcu satıyorlar belki fakat bu operasyonun gözaltı aşamasına geçilmiyor. 12 Haziranda seçim oluyor, seçimden sonra da bir soruşturma yok ama bir Federasyon Başkanlığı seçimi var. Federasyonun yönetimi değişiyor, kim geliyor? Mehmet Ali Aydınlar. Mehmet Ali Aydınlar daha çok hangi kimlikle bilinir? Fenerbahçeli olmakla. Onun göreve gelmesinden üç gün sonra da operasyon düğmesine basılıyor ve insanlar gözaltına alınıyorlar.

Şimdi, birine bir zehir içirmek istiyorsanız içinde zehir bulunan bardağı güvendiği bir kişiyle ikram edersiniz. Yani bir Fenerbahçelinin Federasyonun başında olduğu bir ortamda bu operasyon yapılıyor. Sonuçta gelinen noktada, bu, gerçekten sırtı kalınların buraya getirdiği bir değişikliktir değerli arkadaşlarım. Futbol lobisi yoğun bir şekilde baskı yapmıştır. Ama şunu da inkâr etmeyelim: Özellikle Fenerbahçeli taraftarlar takımına sahip çıkmışlardır ve iktidar kanadı önce “Ben bu değişiklikten yana değilim.” dese de sonuçta ortak bir teklife razı olmuştur. Ortak teklifle buraya gelinmesinin sebebi de budur. Aslında şuna da değinmek lazım: Poliganizmi önlemenin yolu cezaları artırmak değildir. Eğitim,  toplumsal hoşgörü, empati ve sağduyulu bir toplum yaratmak aslında olayların önlenmesinde en önemli etkendir. Bu noktada peki Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bu yasal düzenlemeye “Evet” diyoruz. Hangi nedenlerle? Onu da hemen açıklayayım: Bir kez gerçekten ceza çok ağırdır. Suç ile ceza oranı arasında bir orantısızlık söz  konusudur bu açıdan.

İkinci olarak: Bu Meclisteki partilerin gerektiğinde nasıl anlaşabildiklerinin bir örneğini ortaya koymaktır. Tutuklu olan insanlar var, özgürlükleri kısıtlananlar var, antidemokratik pek çok yasa var. Bu yasalarla da, bu yasalar gündeme geldiğinde de uzlaşmanın, anlaşmanın bir yol olduğunu kanıtlamak için bu düzenlemeye “Evet” diyoruz. Bunun yanında, baskı gruplarının Parlamentoyu gerektiğinde nasıl etkileyebildiğinin bir örneği göstermek amacıyla bu yasal düzenlemeye “Evet” diyoruz. Keşke Türkiye’deki insanlarımız, spor kulüplerine duydukları hayranlık ve arkalarında durmak kadar Türkiye’de özgürlükler konusunda, demokrasi konusunda, muhalefete yeterince yer ve anlayış verme konusunda da duyarlı olabilseler. Umarım bu düzenleme, bu ortak düzenleme bu açıdan da toplumumuza bir örnek olur ve sporun ticari bir meta hâline getirilmemesi amacıyla da bu yasaya “Evet” diyoruz. Tek tip insan yaratma niyetine de karşı olarak bu yasaya “Evet” diyoruz.

Değerli arkadaşlarım, aslında bu tip soruşturmalarda işin bu noktaya gelmesinin başka bir nedeni var. Yıllarca benzer soruşturmaları yapmış bir arkadaşınız olarak söyleyeyim: Toplumda etki yaratan soruşturmaların bir arka yüzü vardır yani bir halının altı vardır. Biraz sonra söyleyeceğim sözler, bu soruşturmada görev yapan cumhuriyet savcıları, kolluk güçleri, hatta iktidar kanadıyla ilgili değildir. Onları tenzih ederek söylemek istiyorum. Toplumsal yapıda belli alanlarda değişiklik yaratılmak isteniyorsa bir tetikleme gerçekleştirilir. Bunun küresel bir boyutu vardır yani bu şike operasyonunun uluslararası bir boyutu vardır. Onu kısaca özetleyerek sözlerimi tamamlayacağım.

Türkiye’de işlenecek suç mu arıyorsunuz? Her yerde bulursunuz. Hemen hemen her ihaleye fesat karıştırılır, çoğu futbol ya da spor karşılaştırmasında şike vardır, çoğu zaman mafyalaşma girişimleri Türkiye’de alışılmış bir olaydır, görevi kötüye kullanma sıradan bir olaydır. Böyle bir olgu vardır ve bir şey o kolluk güçlerini ya da savcıyı tetikler. O savcı ya da kolluk güçleri, Türkiye’yi kurtardıklarını, ülkenin belli bir sektörünün, belli bir bölümünün pislikten temizlendiğini düşünerek cansiparane bu soruşturmaya atlarlar.

Aslında bu spordaki şike olayının temelinde şu vardır: Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de taraftarı son derece fazla olan, basında çok önemli ilgi çeken, en önemli ilgiyi çeken, hatta adına “Fenerbahçe cumhuriyeti” denilen bir Fenerbahçe Spor Kulübü vardır. Eğer siz bu Spor Kulübü hakkında şikeden dolayı soruşturma yapar ve onu küme düşürürseniz Birinci Lig’i mahvedersiniz ve diğer takımlar da artık nefes alacak yer bulamazlar, parasal güçleri biter, naklen yayından aldıkları ücretler azalır, düşen takım tekrar çıkabilmek için çok büyük çaba içine girer. İşte burada uluslararası fonlar devreye girer, bizim bu renk aşkıyla bağlı olduğumuz takımları fonlar sağlayarak satın alır. Mesele budur.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aldan.

Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Ali Uzunırmak, Aydın Milletvekili.

Buyurun Sayın Uzunırmak. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 622 sayılı Kanun’daki değişiklik teklifiyle ilgili söz aldım, hepinizi  saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, eleştiri bir kültürdür. Eğer eleştiriye çamur atmak, iftira atmak, haksız ithamda bulunmak olarak ne kadar karşı isem haklı eleştiriden ders çıkarmamanın da ülkeyi doğru zemine götürmediğini sizlerle öncelikle paylaşmak istiyorum. Bu açıdan burada yapacağım eleştirileri de mutlaka bir mantık inşası açısından değerlendirmemiz gerektiği kanaatini taşıyorum. Bu bir AKP klasiği hâline geldi. Sakın bu eleştirilerim bu teklifteki oylarınızı menfi yönde etkileme mensubiyeti taassuba dönüştürmeye doğru da gitmemesi gerektiğini de başta ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, AKP klasiği nedir? Geçmişte eğer biz tarihi doğru okursak, doğru dersler çıkarırsak ülkeyi faydalı bir zemine götürürüz. Tarih de bunun için bir bilimdir. Ve AKP klasiğini ben bir İttihat Terakki klasiği olarak tanımlıyorum. İttihat Terakki de belki düşünce sistematiği niyet olarak çok iyi niyetlerle ülkeyi yönetmek istedi ama yaptığı icraatların neticesinde getirdiği nokta hele hele yasamada yaptığı “yok kanun, yap kanun” mantığı, güçlü bir kanun tekniği, ülke gerçekleri ve dünyanın geldiği noktadan uzak anlayışı içerisinde ülkeyi kaosa sürüklemiş ve bugün AKP’nin gittiği yol uygulamalarından kanun yapma tekniğine varıncaya kadar, dış politikadan ekonomiye varıncaya kadar “yok kanun, yap kanun”dan dış politikadaki uygulamalara varıncaya kadar aynı bir İttihat Terakki klasiği içerisinde gitmektedir. Ne olur bu sözlerimi mensubiyeti taassuba dönüştürerek değerlendirmeyin.

Değerli milletvekilleri, işte bu teklif nasıl ortaya çıkmıştır? 2001 yılında sporda şiddeti önleme düzensizliği önleme kulüplerin problemlerini araştırma komisyonu kurmuş olmasına rağmen Meclis. Bu komisyon raporu beklenmeden, 2005 yılında gene Meclisin aynı konuyla ilgili kurduğu komisyon raporundan dersler çıkarmadan, alelacele, 2011 yılında, Nisan ayında bir tasarı hazırlamış Hükûmet ve Meclise bir noter gibi onaylatarak bu tasarıyı, bizim o gün, bizzat benim de karşı çıkmalarıma rağmen, uyarılarıma rağmen ders çıkarmadan yasa geçmiş gitmiş, tasarı geçmiş gitmiş ve bugün, bunun, gerçekten, bir milletvekili ve sektörün içinden gelen birisi olarak inanarak söylüyorum ki düzeltilmesi gerektiği kanaatiyle, vaktimizi bununla ilgili olarak harcıyoruz.

Değerli milletvekilleri, tasarı sadece şike konusuyla ilgili değildir, teşvik konusuyla ilgili değildir, sporda düzensizliğin de önlenmesiyle ilgili bir tasarıdır, tekliftir veya tasarının, teklifin tasarıyı düzeltmesi yönünde bir oluşumdur.

Değerli milletvekilleri, sporda şiddet ve düzensizlik, spor kulüplerimizin içinde bulunduğu şartlar mutlaka ki dünyada direkt ve dolaylı olarak ekonomik büyüklüğü dördüncü, beşinci büyük sektör olarak tanımlanan bu sektörde rekabet gücümüzün artırılabilmesi için, mutlaka sektördeki bütün aktörlerin, antrenöründen, hakeminden, hocasına, seyircisine varıncaya kadar, kulüp yöneticisine varıncaya kadar hak ve ödevlerinin kanunlarla, yönetmeliklerle ve bütün aktörlerin hak ve ödevlerinin teminat altına alındığı kuralların yönettiği bir sektör hâline getirilmesi gerekmektedir. Eğer böyle olmazsa, sistemi kurallar yönetmezse, o zaman bizim rekabet gücümüzü artırarak dünyada direkt ve dolaylı dördüncü, beşinci büyük sektör durumuna gelmiş bu sektörden Türkiye olarak pay almamız ve rekabet edebilmemiz mümkün olmayacaktır.

Şike ve teşvik sadece belli bir kişiyi ilgilendirmiyor yani sadece şampiyonluklarda olmuyor değerli arkadaşlar, lider yarışmalarda olmuyor, düşmemek için de yapılıyor. Başka alanlarda da yapılıyor ve ben bütün bunları konuşurken sizlerle şunu paylaşmak istiyorum: Değerli milletvekilleri, bir defa bu yasa nisan ayında gelmiş, çıkmış ve mayıs ayında bitecek olan ligde hemen takipler başlamış ve soruşturmanın safahatı içerisinde inanın ki vicdanları kanatan ve iktidarı töhmet altında bırakacak gelişmeler vardır. Bu gelişmeler nelerdir?

Değerli milletvekilleri, burada zincirleme suçtan bahsediliyor ve emniyetin açıklamalarında o safahat içerisinde birtakım suçun oluştuğu ve delillerin yakalandığı o günkü basına da yansıdı. Şimdi Sayın Bakana sormak istiyorum: Eğer deliller yakalandı ise, o soruşturma açılmadı ve bu suçlular suç işlemeye devam etti ise acaba savcılar yeni suçların oluşmasında suçun bir noktada oluşmasına yardımcı olan durumuna düşmemiş midir? Niçin ilk başta bunlar tutuklanmamıştır? Suç oluşmaya devam ettiyse yeni mağdurlar meydana gelmemiş midir? Bu yeni mağdurların haklarını kim koruyacaktır?

Şimdi, bütün bunları düşündüğümüzde “zincirleme suç” tabirinde acaba savcılar da -Geçmişte bunu, geçen dönemde, Adalet Bakanımıza sordum- bu konuda bir denetimden geçirilmiyor mudur? Geçirilmesi gerekmez mi? Suç oluştuğunda eğer savcı zamanında bu suça müdahale etmiyorsa, zamanında bu suçu soruşturmuyor, kovuşturmuyorsa yeni oluşan suçlardan acaba savcı yardımcı durumuna düşmüyor mu? Suça sebep olan durumuna düşmüyor mu? Kolluk güçleri suçun sebebi durumuna düşmüyor mu?

Dolayısıyla biz burada birtakım tanımları getirirken inanıyorum ki yeniden düzenlenmesi gerektiği mutlaka hasıl olacaktır. Düşünün ki şikeyi yapmış, o şike yapıldığında siz o yöneticiyi, o futbolcuyu, o menajeri gözaltına alıp, sorgulayıp kovuşturmaya başlamadığınızda, yeni suç oluştuğunda, yeni mağdurlar ve onun suç dosyasının kabarmasında kim sorumlu? Dolayısıyla, bütün bunların yeniden gözden geçirilmesi gerektiği kanaatini taşıyorum.

Değerli milletvekilleri, biz sporla ilgili veya başka alanlarla ilgili birtakım yasama çalışmalarını yaparken, kuralları koyarken öncelikli olarak koyduğumuz kuralları altyapı olarak;

Bir: Zihinsel altyapı olarak, kültür olarak, düşünce olarak o altyapıyı oluşturmuş muyuz?

İki: Tesis altyapısını oluşturmuş muyuz?

Güvenlik tedbirleri olarak birçok güvenlik tedbirlerinden bahsedebiliriz ama siz eğer statları elektronik bilet okumayı, vatandaşın oturduğu adresi bilmeden, vatandaşlık numarasından insan hareketlerini kontrol edebilecek emniyet ağını kurmaktan, tesise geldiğinde seyircinin ilk kapıdaki girdiği alanda, oturduğu alanda, hatta ve hatta düzenleme olarak yurt dışına gittiğimizde gördüğümüz statlarda güvenlik güçlerinin gözden optik okumaya varıncaya kadar seyirciyi tespit edebildiği ama sadece o delilin o alanda kullanıldığı bir hukuki düzenlemeye varıncaya kadar yapmadan ve bu mantık ilişkisini, bu mantık inşasını kurmadan bu tedbirleri geliştirebilmeniz mümkün müdür? Dolayısıyla, bir, mantık inşası, iki, tesislerimizin de bu mantık ve yasalara uygun inşası çok önemlidir. Dolayısıyla, uluslararası rekabetin de her alanda, mantık inşasından tesis inşasına varıncaya kadar ancak mükemmelleştirildiğinde bizim doğru görevi yerine getirebildiğimiz kanaatinin hasıl olacağını ifade etmek istiyorum.

Düzenlemenin mutlaka lehinde olduğumuzu ifade ediyorum. Bu haksızlıkların giderilmesi gerektiği kanaatini taşıyorum. Suçlu olanlar bugün sadece içeride olanlar değildir. Hazreti İsa bir suç için bir kadının recmedilmesi cezasına çarptırılacağında diyor ki: “İçinizde bu günahı işlememiş olan ilk taşı atsın.” ve bütün o insanlar elindeki taşı yere atıyor, hiç kimse o kadına taş atamıyor.

Bugün, spor dünyasının içinde bulunduğu durum aynen budur. Bunun bir milat olması gerektiğini ve bu milatta alt liglerden üst lige varıncaya kadar bütün aktörlerin bu milattan faydalanması gerektiği kanaatini taşıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uzunırmak.

Madde üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Sırrı Süreyya Önder, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Önder.

BDP GRUBU ADINA SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli üyeler; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Devri Osmani’den günümüze gelen bir deyimle başlamak istiyorum. Bu deyimin adı “hamamın namusunu kurtarmak.” Bu deyim şuradan inkişaf ediyor: Bir hamamın şöhreti kötüye çıkıyor, orada temizlenmenin dışında birtakım cürümler işlendiği ayyuka çıkıyor, tutuyorlar rastgele o cürümü işleyenlerin birini yakalayıp iyice bir dövüyorlar -biraz cinsiyetçi bir söylem olsa da- hamamın namusunu kurtarmak deniyor. Bu yasayla yapılmak istenen tamamen hamamın namusunu kurtarmaktır. Peki, bakalım hamamın namusu ne durumda?

Şimdi, şike bu ülkede bir devlet politikasıdır arkadaşlar. 12 Eylülde Kenan Evren’in bir Ankara takımını Birinci Lig’e çıkarmasıyla başlamıştır. Çünkü şike büyük ahlaksızlıktır. Niye? Bir başkasının emeğine, bir başkasının hakkına tenezzül edersiniz de o sebepten. Büyük ayıptır ve siz müsabaka başladığı zaman -bir futbol terimiyle söyleyeyim- olmayan bir kuralı müsabaka devam ederken ihdas edemezsiniz. Böyle olduğu zaman birilerinin hakkı mutlaka ketmolunur, bu ayıptır, haksızlıktır.

Şimdi, bununla başladı. Ben sizden biraz önce sataşma gerekçesiyle söz istedim. Aslında bir Sayın Validen bir doğruya tekabül ediyordu. Ben ömrümde bir yeşil sahanın içini görmemişim, bir maçı başından sonuna kadar seyretmemişim. Herhangi bir takımla, millî takım dâhil bir aidiyet ilişkisi yoktur, sadece Beşiktaş Çarşı grubunu ve Lucescu’yu çok severim. Benim şeyim budur. Birisi çok kitap okur, futbolculara kitap okumasını telkin ederdi, Schopenhauer’ı hatırlattı futbolcularına, ondan dolayı severim, Çarşı grubunu da haysiyeti önde tuttuğu için, yoksa onun dışında bir takım mensubiyetim yoktur.

Şimdi, devam edelim. Sırf daha sonra bu şike devlet eliyle işlenmeye devam etti. Anlatıyorum. Buna şike değildir diyecek olan var mı? Oylarınızı değiştirmenizi rica ediyorum, neredeyse yakarıyorum, lütfen bu rikkatle, bu dikkatle dinleyin.

Sırf siyasal, kültürel taleplerde bulundular diye dillerine, ellerine kelepçe vurulan bir kentin, bir halkın takımı Diyarbakırspor’a, devlet nedense belli bir zaman diliminde büyük bir hamilik görevini üstlendi. Bir taraf tutmuyorum, ama asgari bir evrensel hukuk bağlılığım var, bir ahlaki normla bağlı sayıyorum kendimi, onun için takip ediyorum, onun için yüreğimizi incitiyor. Hırsızlık var çünkü. Diyarbakırspor küme düşmesin diye, üst liglere çıksın diye, Altay Sporlu oyuncuların odasına ziraat ilacı sıktırttı bu devlet. Yani bakın, devlet eliyle şike nasıl olur! Burada da bitmiyor.

Türkiye-İsveç millî maçına… Allah aşkına, iki dakika bir tefekkür edin, bu kadar insan dile getirdi, televizyon programlarında söylendi, devlet eliyle, örtülü fonlarla Türkiye-İsveç maçında hırsızlık yapılmıştır, ahlaksızlık yapılmıştır, bu da devletin bu konuyla ilgili bütün makamları tarafından bilinmektedir ve dahilleri vardır.

Şimdi, sorun ne? Önceden biliyorduk fakat bildiğimizi bilmiyorduk, bilmiyor gibi yapıyorduk. Artık bildiğimizi biliyorsak eski ağza yeni taamla bu iş geçiştirilemez.

Peki, çözüm ne? Burada çıkıp, yine gerçekten hiçbir politik mülahazayla söylemiyorum, kendi grubumda bütün açık yürekliliğimle bu yasa tasarısından imzamızı çekmemiz gerektiğini dile getiren benim. Bunu hepinizi tenzih ederek söylüyorum, böyle bir işte dahlimiz olmasını kendi adımıza ahlaksızlık sayarım. Niye? Yine maç sürerken kural değiştirmek. Ee, şimdi, elinizi vicdanınıza koyun. Burada, tabii ki alelusul cevaplar verilebilir: Hayır, bu falancayı kurtarma yasası değildir, filancayı kurtarma yasası değildir. Bence de değildir. Bu nedir biliyor musunuz? Aziz Yıldırım dedi ki: “Ben yanarsam bu yangın nerede durur hiç belli olmaz.” Bunu dikkatlerinize sunuyorum. Eğer bu bir gerçekse bırakalım bu yangın nereye gidecekse gitsin. Arınmak iyidir arkadaşlar, yanarak arınmak daha da iyidir. Bu yalansa bırakalım söyleyeni mahkûm etsin. Vicdanlarınıza sorun. Biz, yarın öbür gün halkın içine çıkacağız. X bir takımın taraftarı “Ya, bu falancayı kurtarma yasası.” dediğinde kaçımız hulusi kalple “Yok kardeşim, bunu biz evrensel hukuk ilkelerini gözetmek için yaptık.” diyeceğiz?

Şimdi, çözüm ne? Burada, işi tetikleyen süreç bu. Biraz önce Sayın Bakanı okudum. Başbakan gerçekten dirayetli duruyordu “Ya, böyle şey mi olur?” dedi. Sayın Bülent Arınç bu konuda itiraz etti. Ne oldu da… Kamuoyuna bunun cevabını vermeden bu kanunun, bu değişikliğin objektifliği konusunda kendi vicdanlarınızı bile ikna edemezsiniz bırakın başkalarını ikna etmeyi. Bu da…

Arkadaşlar, bu kadar rutine bağlamayalım. Kendi vicdanımız da çok kıymetli bir şeydir.

Sayın Vali’ye sataşma yapmadan bir göndermede bulunmak istiyorum. Eğer sataşma olarak söz isterse bana da sataşmasını diliyorum. 2004 yılında çıkan yasada, yasanın 17’nci maddesinde aynen bir diğer kulübün taraftarını ırk, din, dil söylemiyle, mezhep söylemiyle, cinsiyet söylemiyle tahrik edici şeylerin önlenmesine dair bir 17’nci madde hükmü vardı.

Ee, şimdi yine devlete dönelim. Evet, dedim “Taraftar değilim” ama gazete okuyoruz. Arşivleri karıştıran herkes bunu bulur. Ben ismini buradan beyan etmeyeceğim. Niyetim kimseyi zem etmek ya da kimsenin vebalini almak değil. İl yöneticileri, mülki erkan özellikle taşrada bulundukları takımın fahri banisiler; bunu bilmeyen var mı? Bakın, okuyun gazeteyi. Hakem, yan hakem ofsayt bayrağını kaldırıyor –İnşallah doğru söylüyorumdur- Emniyet Müdürü “İndir lan o bayrağı” diye başlıyor ve o bayrağı neresine ithal edeceğinin ayrıntılı tarifini yapıyor; haya ederim, buradan söyleyemem. Bunlar vardı.

Peki “Ayağı kalkmayan Ermeni olsun.” “Yunan dölü.” Bu sloganlar koro hâlinde tribünlerden atılmadı mı? Hangi kolluk 2004’te çıkan yasanın 17’nci maddesini uyguladı? Ayıptır, günahtır, yazıktır diye buna bir engel oldu? Onu bırakın. Gerçekten hicap duydum. Ben Sayın Başkandan söz istedim. Burada “Gavurlara şunu yapıyorsunuz, Müslüman’dan bunu esirgiyorsunuz.” diyorlar.

Şimdi “gavur” dediğinden, ondan sonraki konuşmacı onun Peygamberinden alıntı yapıyor. “Günahsız olan ilk taşı atsın.”

Şimdi, böyle gelişigüzel, ırkçı, tefrik edici, tekfir edici söylemleri biz burada yapıyoruz. Bu, yüz binlere dağılıyor; tribünlerde de aldığı hâli görüyorsunuz.

Bir geyik vardır; bugün bu geyiğe de değinmek istiyorum: “Camiye, kışlaya, spora siyaset sokulmaz.” denir. Üçünde de siyasetin dik âlâsı yapılır. Burada kastedilen, garip gurebanın orada siyaset yapmamasıdır. Emeğin, mazlumun, mağdurun orada siyaset yapmamasıdır.

“Sırtı kalınlar” dedik. 1 milyar dolara çıkmış sektörün büyüklüğü. Burada, halka düşen, seyirciye düşen, sadece bunu finanse etmek. Hacir altındadır. Burada üç beş tane zenginin ve -sadece yayın haklarına bir bakın, büyüklüğünü takdir edersiniz- onların yediği herzelerin vebalini biz temizlemek zorunda değiliz.

Bakın, hiç, KCK davasına girmedim; hiç, diğer tutuklamalardan bahsetmedim. İzzetinize sesleniyorum: Bu çok ayıp bir şeydir. Gerçekten bu konuda partiler de bağlayıcı karar almasın. Kim, izzetine bunun, nefsine bunun hesabına verebiliyorsa buna “evet” desin, gitsin çocuğunun gözüne bakarak “Ben bu konuda objektif davrandım evladım.” desin. Allah’a emanet olun. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Önder.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Recep Özel, Isparta Milletvekili.

Buyurun Sayın Özel.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teklifin 1’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Teklifin 1’inci maddesiyle, beş yıldan on iki yıla kadar olan hapis cezaları bir yıldan üç yıla kadar değiştirilmekte. Gerçekten, mart ayında yapılan değişiklikte, bu kanun çıkarken, o günkü şartlar içerisinde, çok afaki cezalar tayin edilmiş ve buraya dercedilmiş. O günkü stadyumlardaki şiddet, bunu bir baskı aracı olarak getirtilmiş ve buraya gerçekten de “suç ve ceza adaleti” anlamında, gerçekten yüksek miktarda cezalar buraya yazılmış. Şimdi makul düzeye, “suç ve ceza adaleti” anlamında bir seviyeye çekilmekte. Ne bu bir aftır, ne herhangi bir düzenleme burada yapılırken... Tabii ki de bundan birtakım kişiler faydalanacaktır. Düzenleme yapılırken, devam eden davalarla ilgili, mahkûm olanlarla ilgili de bundan istifade edecek olanlar olabilir. Burada “Hiç kimse istifade etmeyecek.” olacak bir düzenlemenin de herhâlde Meclisin gündeminde olmasının da bir anlamı yoktur diyorum. İnşallah, burada bir başka getirilen hükümle de, ilave edilen fıkralarla, bir yandan bu ceza indirimi getirilirken, diğer yandan bunların ertelenemeyeceği, bunların paraya çevrilemeyeceği gibi dengeleyici hükümler de ihdas edilerek kamu vicdanı bir adalet anlayışı içerisinde dengelenmeye çalışılmıştır.

Bu teklifin spor camiamıza, ülkemize hayırlı olmasını diliyorum, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özel.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç.

Buyurun Sayın Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sporda şiddet ve düzensizlik konusu uzun yıllardır kamuoyunu rahatsız etmiş, sporcularımız, taraftarlar, spor alanında faaliyet gösteren kişiler, sporda şiddetin önlenmesi ve bu konuda gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için taleplerde bulunmuşlar, bu önemli sorun da her konuda olduğu gibi yine AK PARTİ iktidarları döneminde ele alınmıştır. Spor alanında ortaya çıkan düzensizlik ve şiddet olaylarının önlenmesi basit bir asayiş sorununun ötesinde bir sorun olduğundan genel ceza hükümleriyle sporda şiddet ve düzensizlikler önlenememiş, bu alanın özel olarak ele alınmasına gerek duyularak 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun kabul edilerek yürürlüğe konulmuş, ancak bu Kanun’da muhtelif tarihlerde yapılan değişikliklere rağmen, spor müsabakalarında şiddet ve düzensizliğin önlenmesinde istenilen sonuç elde edilememiştir. 5149 sayılı Kanun’un uygulanması döneminde ortaya çıkan eksikliklerin giderilmesi için 23’üncü Dönem Parlamentosunda 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun yürürlüğe konulmuştur. Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığı ile orantılı ceza veya güvenlik tedbirine hükmolunması ceza hukukunun genel ilkelerindendir. Ceza Kanunu’nun 3’üncü maddesinde de suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığı ile orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunacağı belirtilmiştir. Bu ilke gereğince işlenen suça verilecek cezanın fiilin ağırlığıyla orantılı olmasının yanı sıra, diğer kanunlarda öngörülen suçlara verilen cezalar dikkate alınmak suretiyle adil ve hakkaniyete uygun olarak belirlenmesi gerekmektedir.

Teklifin 1’inci maddesiyle 6222 sayılı Kanun’un 11’inci maddesinin 1’inci fıkrasında geçen “beş yıldan on iki yıla kadar” olan ibaresi “bir yıldan üç yıla kadar” şeklinde değiştirilerek suç ve cezada orantılılık ilkesinin gereği yerine getirilmektedir.

Yine 11’inci maddenin 4’üncü fıkrasında yapılan değişikliğe göre de federasyon veya spor kulüpleri ile spor alanında faaliyet gösteren tüzelkişilerin genel kurul ve yönetim kurulu başkan ve üyeleri, teknik veya idari yöneticiler, kulüplerin ve sporcuların temsilciliğini yapan kişiler tarafından işlenmesi hâlinde, 1’inci fıkrada ceza bir yıldan üç yıla kadar hapis şeklinde değiştirildiği için Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231’inci maddesine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılmayacağı, verilen hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilemeyeceği ve ertelenemeyeceği yönünde değişiklik yapılmaktadır. Bu düzenleme, şike ve teşvik primi suçu bakımından netice ceza ne olursa olsun fail hakkında verilen hapis cezasının infaz edileceği anlamına gelmektedir. Netice ceza iki yıla kadar olan suçlarda hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya erteleme müessesesinin uygulanabildiği dikkate alındığında, yapılan yeni düzenlemenin şike ve teşvik primi suçuyla mücadele bakımından önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.

Bu maddede tanımlanan suçların bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda işlenmesi hâlinde, bunlardan en ağır cezayı gerektiren fiilden dolayı verilecek ceza dörtte 1’den dörtte 3’üne kadar artırılarak tek cezaya hükmolunacağı yönünde değişiklik yapılmaktadır.

Bu maddede tanımlanan suçlardan dolayı cezaya mahkûmiyet hâlinde, kişi hakkında ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 53’üncü maddesi hükümlerine göre güvenlik tedbirlerinin uygulanacağı, spor kulüplerinin, federasyonların bünyesinde sportif faaliyetler icra eden tüzelkişilerin yönetim ve denetim organlarında görev yapmaktan yasaklanmasına hükmolunacağı yönünde değişiklikler yapılmaktadır.

Teklif ile yapılması öngörülen değişiklikleri, örtülü bir af olarak nitelendirmemek gerekir. Soruşturması devam eden bazı suçlar bakımından böyle bir algı oluşmaktadır ancak 6222 sayılı Kanun’da belirtilen cezanın suçla orantılı olmadığı yönünde gerek kamuoyunda gerek hukukçular arasında gerekse siyasi partilerimiz arasında bir mutabakatın olduğu görülmektedir. Bu nedenle söz konusu suçlar hakkında belirlenmiş orantısız cezaların indirilmesi ve böylece kamu vicdanının rahatlatılması gerekmektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle kanun teklifinin hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Işık ve Sayın Demiröz’ün söz talepleri var.

Sayın Işık, buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biraz önce kanunun gerekçesiyle ilgili soruma gayet siyasi ve esnek bir cevapla cevap verdiniz, saygı duyuyorum; ama şimdi benzer bir sorum daha olacak.

Bu teklif dün itibarıyla Komisyonda görüşülmüş, dün rapor hazırlanmış, bugün Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önerisiyle Genel Kurula indiriliyor. Şimdi benzer soruyu soruyorum: Acaba bu kadar hızla kanun teklifinin görüşülmesinin gerekçesi nedir? Açıklarsanız sevinirim.

İkincisi, bu olaylardan sonra Fenerbahçe futbol takımının Şampiyonlar Ligi’ne gitmesinin engellenmesini kamuoyu vicdanı açısından değerlendirdiğinizde doğru buluyor musunuz? O zaman takımın ne suçu vardı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Bursa Atatürk Stadı Bursa’da herkesin hatırası olan, bayram törenleriyle Bursalılara duygularını yaşatan bir stat. Bursalıların Bursa Atatürk Stadyumunun yerinde kalması yönünde karar almasına karşın Sayın Başbakanımız helikopterle geçerken yeni stadyum yerini işaret etmiş ve Bursa Atatürk Stadyumunun Bursa Kültürpark’la birleştirileceği ifade edilmiştir. Yanlış anladıysam düzeltiniz, Sayın Özensoy’a cevap verirken stadyumla ilgili Bursalıların kararını beklediğinizi söylediniz. Sorumu şöyle tekrar sormak istiyorum:

Bursa Atatürk Stadyumu yıkılacak mı? Yıkılacaksa Kültürpark’la mı birleşecek, yoksa son zamanlarda konuşulan yeni bir çarşı yapılması söz konusu mudur?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Sakık…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Ben Sayın Bakanıma sormak istiyorum: “Gençlik politikası” diye bir politikalarının olduğunu ve bu politikada toplantı düzenleyeceklerini, Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolları, Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi… Acaba, 4’üncü partiyi yok mu sayıyor? Neden böyle bir uygulama içerisinde olduğunu öğrenmek istiyorum; bir.

İkincisi de bir sitemdir bu da: Biz, İstanbul Gençlik İl Müdürlüğüne müracaat ettik, İstanbul İl Kongresi için anlaştık yer konusunda da ama sonradan bazı gözükmeyen ellerin devreye girerek o kongrenin tarihini iptal eden anlayışı gerçekten kınıyorum ve büyük üzüntülerimi Sayın Bakanımla da paylaşmak istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sakık.

Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, Sayın Bakana bir soru sormak istiyorum. Malatya’da hem seçimden önce Malatya’da yapılan bir propaganda vardı, Malatya’ya yeni bir şehir stadyumu yapılacağını, İnönü Üniversitesinin karşısına. 25 bin veya 35 bin kişi olacağı tartışıldı, bir türlü de karar verilemedi. Bu stadın, sizin açıklamanıza göre bu yıl yapılmayacağı söyleniyor. Bu doğru mu? Doğru ise bu Malatya’ya haksızlık değil mi? Malatya bölgenin en önemli kentlerinden birisi, en büyük kentlerinden birisi.

Bir diğer sorum ise, bu daha önce var olan İnönü Stadyumunun yıkılacağı söyleniyor. Bunun yıkılmamasını Malatyalılar istemektedir. Farklı bir inşaatın yapılmasını da istemiyoruz. Buranın ya eski hâliyle ya da farklı bir yeşil alan olarak değerlendirilmesini, Malatya’daki yoğunluğu düşünerek yeşil alan olarak değerlendirilmesini talep ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Bakan, sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesinin temeli sporda tüm takımlara adil ve eşit davranılmasından geçer. Türkiye’de elektrik faturalarından ödediği payla TRT’ye en büyük katkılardan birini sağlayan Bursa ilinin, Bursaspor’un UEFA Avrupa Ligi maçının naklen yayınlanmamasından büyük bir üzüntü duyduğunu belirtmek zorundayım. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gerçekten Avrupa kupa maçlarının naklen yayını söz konusu olduğunda bu şekilde mağdur edilen bir başka şehrimiz olduğunu zannetmiyorum. Bugüne kadar Türkiye’deki tüm futbol izleyicileri Avrupa liglerindeki maçlarımızı naklen seyredebilirken, söz konusu olan Bursaspor olduğunda nedense bu haktan mahrum bırakılmış durumdayız ve bana verilen yanıtta da, Sayın Başbakan Yardımcısının verdiği yanıtta da çok yüksek bir naklen yayın bedeli arzu edildiği belirtilmiştir. Bu naklen bedelinin ne kadar olduğunu merak ediyorum ve “Elektrik payından aktardığımız bedelin kaçta kaçına tekabül etmektedir acaba?” diye merak ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Işık’ın sorusu tümü üzerindeki sorusuyla aynı. “Bu teklifin bu kadar hızla görüşülmesinin nedeni nedir?” Aynı soruyu…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Benzer, benzer…

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Benzer soruyu diyelim, sizin dediğiniz istikamette olsun.

Değerli milletvekilleri, dört grubun aynı kanun teklifi üzerinde ittifak ettiklerine her zaman tanık olamıyoruz. Mademki dört grup aynı kanun teklifi üzerinde ittifak etmiştir, Komisyonda da bu birliktelik oy birliğiyle karara bağlanmıştır -Sayın Kaplan’ın imzasını geri çekmesi dışında- bu ahvalde kanunun burada ivedilikle görüşülmesine mâni bir hâl olmamalı diye düşünüyorum.

Sayın Demiröz’ün sorusu: Bursa stadyumunun meydan düzenlemesine dâhil edilmesiyle ilgili kanaatimi sormuşlar. Sayın Demiröz, bu konuda bir kanaat var ama henüz bu yönde hukuken bağlayıcılığı olan bir adım karar altına alınmış değil. Bildiğiniz gibi, Türkiye’de maalesef kentleşme süreçleri iyi işletilemediği için -Ankara’da buna dâhildir- maalesef pek çok Avrupa ülkesinde hatta Doğu bloku ülkelerinde gördüğümüz meydan düzenlemelerinden Türkiye büyük kentler bağlamında mahrum kalmaktadır. Kentlerin yeni gelişim alanlarında meydan düzenlemeleri yapılmakta belki ama eski kent merkezleri bu düzenlemelerden mahrum kalmaktadır. Bu anlamda Bursa’daki kültürparkla stadyum arazisinin birleştirilmesi ve Bursa halkının daha geniş bir, ilin büyüklüğüne paralel bir meydana kavuşması yönünde yaygın bir kanaat söz konusudur. Bu da elbette ki değerlendirilecek hususlar arasında yerini bulacaktır.

Sayın Sakık’ın iki sorusu oldu. Bunlardan bir tanesi Bağcılar Spor Salonu’nun kendilerine tahsis edilmemesiyle alakalı BDP kongre sürecine yönelik. O süreçte ben kendisini hem burada şifahi olarak yüz yüze hem de ayrıca telefonla bilgilendirdim. Bir sportif organizasyon nedeniyle anılan tarihte, kendilerinin talepte bulundukları tarihte Bağcılar Spor Salonu dolu olduğu için bu tahsis kendilerine yapılamadı.

SIRRI SAKIK (Muş) – Biz anlaştık bitti, ondan sonra gözükmeyen el iptal etti.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Gözükmeyen el yok ortada, el varsa mutlaka gözükür Sayın Sakık, el varsa gözükmemesi mümkün değil. Orada İstanbul İl Müdürlüğündeki değişimden dolayı vekâlet eden müdür arkadaşlarımızdan bir tanesi salonun müsait olduğunu ifade etmekle birlikte, konudan eksik bilgisi olduğundan dolayı bilahare salonun tahsise uygun olmadığı, rezerve edilmiş olduğu bilgisi bize intikal etti.

Gençlik politikaları üzerinde çalışıyoruz, bu doğru. Türkiye gençliğini her yönüyle ve bütün unsurlarıyla, bütün sorunlarıyla ele alacak bir kapsamlı gençlik araştırmasını da yürütüyoruz. Bu bağlamda siyasi partilerimizin Anayasa ve yasalara göre faaliyetlerini sürdürmekte olan nizami gençlik kolu unsurlarıyla, birimleriyle görüş alışverişinde bulunmayı da önemli buluyoruz. AK PARTİ Gençlik Kolları kadar CHP, MHP Gençlik Kollarıyla da görüşmeyi bu anlamda önemli ve değerli buluruz. Eğer ki BDP’nin aynı çerçevede gençlik kolları organizasyonu, faaliyeti var ise elbette ki BDP’nin Anayasa ve yasalar çerçevesinde faaliyetlerini sürdüren unsurlarıyla görüşmekten de imtina etmeyiz. Ama cezaevinde olduklarını söylediniz.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – İçeride, cezaevinde.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Eğer cezaevinde olanlar benim anladığım çerçeve içerisindeyse o ne kadar “gençlik kolu” olarak tanımlanabilecektir, onu kamuoyunun takdirlerine terk ediyorum.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Onu biz de anlamıyoruz, iddianame açıklanmadı çünkü.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Ağbaba’nın Malatya’ya ilgili bir sorusu var.

Ben Plan ve Bütçe Komisyonunda yeni dönemde stadyum yapacağımız illerin tam listesini saymadım, sadece, örnek verirken belli illerin isimlerini zikrettim. Mersin bunlardan en ivedi, en acil olanıdır çünkü Akdeniz Oyunları Mersin’de icra edilecek. Ankara da stadyum yapılacak iller arasındadır, Samsun da stadyum yapılacak iller arasındadır, Gaziantep de, Antalya da. Yine tamamını sayacak durumda değilim şu an için. Malatya da aynı şekilde stadyum yapılacak iller arasında yerini almaktadır, bu noktada ben ufak bir tereddüt söz konusu değildir. Konunun kamuoyunda farklı yönlere çekilmesinin de gereğini ben doğru görmüyorum. 

Seçimler öncesinden itibaren stadyum sözü verilen illerimizin  tamamında bu stadyumları gerçekleştirme arzusundayız fakat milletvekillerimizin de sorularında ifade ettikleri gibi mevcut stadyumların mevcut hâliyle muhafaza edilmesi, bunlar ilde mevcut hâlleriyle muhafaza edilirken aynı zamanda illerin yeni stadyumlara kavuşturulması arzu edilmektedir. Avrupa ekonomilerinin memur maaşlarını bile ödeyemediği dönemde -hamdolsun- Türk ekonomisi on dört stadyumu aynı yıl yatırım programına alacak ve ihalesini yapacak kadar kuvvetli ve sağlamdır. Ancak bunlar yapılırken gayrimenkul dönüşümleri, gayrimenkullerin değerlendirilmesi de kaçınılmaz zarurettir eğer ki bu tesislere, modern tesislere kavuşmayı gerçekten arzu ediyorsak.

Sayın Erdemir’in TRT ve Bursaspor konusundaki sorusu alanıma girmediğinden dolayı bu soruya yazılı cevap vermeyi tercih ediyorum. 

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati : 22.06

 

 

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.17

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

80 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- 6222  sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin ikinci fıkrasında geçen “üç aydan bir yıla kadar” ibaresi “bir yıla kadar” şeklinde, üçüncü fıkrasında geçen “iki yıldan beş yıla kadar” ibaresi “altı aydan iki yıla kadar” şeklinde ve dördüncü fıkrasında geçen “bir yıldan üç yıla kadar” ibaresi “üç aydan bir yıla kadar” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Bülent Tezcan, Aydın Milletvekili.

Buyurun Sayın Tezcan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz sporda şiddetin önlenmesine dair 6222 sayılı Yasa’da değişiklik yapılmasına ilişkin 80 sıra sayılı kanun teklifini görüşüyoruz. Teklifin 2’nci maddesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım.

Değerli arkadaşlar, biraz önce de ifade edildi, bu teklifin görüşüldüğü değişiklik yapılma ihtiyacı ortaya çıkan 6222 sayılı Yasa, 2011 yılı Mart ayında kabul edilerek, daha sonra yürürlüğe girmiş ancak, dün Adalet Komisyonunda yapılan görüşmelerde de ortaya çıktığı üzere, yasanın uygulama sürecinde ortaya çıkan bazı problemler, öncelikle kamu vicdanını rahatsız etme konusunda ciddi problemler yaratacağı görülmüş, ardından ceza adaleti noktasında ciddi sıkıntılar olduğu, ceza adaletini sağlamak fiille, suçla yaptırım arasındaki dengeyi koruma açısından beklenen ölçüde titizlikle hazırlanmadığı düşüncesi hâkim olmuş ve başlangıçta dört grubun ortak önerisiyle yasa teklifi olarak gelmiş, daha sonra gruplardan birisi komisyon aşamasında imzasını çektiğini söylemiş ve bu şekliyle Genel Kurulumuza gelmiş.

Değerli arkadaşlar, bu şekliyle, 6222 sayılı Yasa’da mutabakatla, kamu vicdanını rahatsız eden ve ceza adaleti konusunda sıkıntı yarattığı görülen bir konuda mutabakatla hareket ediliyor olması gerçekten önemli. Bu, sadece yapılacak bu değişiklik açısından önemli değil, aynı zamanda önümüzdeki Parlamento çalışması sürecinde genel olarak Türkiye’de karşımıza çıkan hukuksuzluklar ve adaletsizliklere  karşı alacağımız tavır açısından da önemli.

Değerli arkadaşlar, kamu vicdanını bunun gibi rahatsız edecek başka şeyler de var. Bakın, Meclis açıldığı günden bu yana, 24’üncü Yasama Döneminde, Türkiye Büyük Millet Meclisi, maalesef, bu yüce Meclis eksik temsil hâlindedir, eksik temsil hâlinde çalışıyoruz. 8 milletvekili tutuklu, henüz yemin etme imkânı bulamadılar ve o günden bu yana, görüştüğümüz kanunlarda milletin verdiği iradeyi kullanmaktan yoksunlar.

Burada bir mutabakat zaptı imzalanmıştı. Meclisin eksik temsilini, bu özrü giderme konusunda, o dönemde Cumhuriyet Halk Partisi grup başkan vekili ile Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekillerinin ve yine heyette başka milletvekillerimizin imzası bulunan bir mutabakat metni. Burada aynen şu söyleniyordu değerli milletvekilleri: “Tüm siyasi partilerin ve milletvekillerinin, milletimizin kendilerine verdiği bu onurlu görevi yerine getirmeleri için Türkiye Büyük Millet Meclisinde olmaları gerektiğine inanıyoruz. Anayasa dâhil tüm mevzuatın, hukukun üstünlüğü çerçevesinde ve kuvvetler ayrılığı ilkeleri dikkate alınarak özgürlükleri genişletici bir anlayışla yorumlanması ve uygulanması gerektiğine inanıyoruz.”

Değerli arkadaşlar, bu mutabakat metni imzalandıktan sonra, ne yazık ki bugüne kadar gereğinin yapılması konusunda herhangi bir adım atılmadı. Şimdi sormak lazım: Eğer bu metin hiçbir şey ifade etmiyorsa niye imzalandı? Neden böyle bir metni imzalama ihtiyacı duyuldu? Ne oldu? Vahiy mi geldi?

Değerli arkadaşlar, şunu isterdik: 6222 sayılı Yasa’daki bu değişikliği görüşürken, bu 8 tutuklu milletvekilimizin de iradelerinin bu Mecliste ifade edilebilmesini isterdik, sadece bunu söylüyorum, bunun için bu konuya girme gereği duydum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de maalesef uzun tutukluluk süreleri çok ciddi bir problem hâline geldi. Bakın, Türkiye öyle bir noktaya geldi ki bir evrensel hukuk var, o evrensel hukuk bütün dünyada çağdaş hukuk sistemlerinin uygulanması gereken hukuk anlayışı ve maalesef bir de Silivri hukuku var. Eğer Deniz Feneri davasından tutukluysanız evrensel hukukla muamele edilirsiniz ama iktidara muhalifseniz, karşınızda Silivri hukuku uygulanır, Silivri hukukuyla muamele görürsünüz.

İşte, bu yüce Meclisin, tıpkı 6222 sayılı Yasa’nın değişikliğine ilişkin kamu vicdanını ve ceza adaletini rahatsız eden bu hükümlerde uzlaştığı ve uyuştuğu gibi, uzun tutukluluklar, haksız tutuklamalarla ilgili de aynı mutabakatı sağlaması Türkiye’de hem demokrasinin hem de hukuk devletinin yerleşmesi açısından önemlidir diyoruz arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, bugün yasanın 2’nci maddesinde ceza adaletinden kaynaklanan sıkıntılar nedeniyle daha önce çok yüksek bulunan maddelerde indirime gidildi. Dün komisyonda görüştük ve mutabakata vardık. Bu mutabakatla, evet, ceza adaletini sağlama konusunda bu indirimlerin yapılması gerekir. İşte, iki yıldan beş yıla kadar olan cezaların altı aydan bir yıla, iki yıla kadar diye indirimler sağladık.

Şimdi, bu gerçekten de suç ve ceza arasındaki dengeyi sağlama açısından önemli. Böyle bir mutabakat sağlanmış ama Türkiye’de bütün eylemler konusunda, bütün faaliyetler konusunda neden böyle bir evrensel hukuk ölçütlerinde mutabakat sağlayamıyoruz?

Bakın, değerli arkadaşlar, öyle bir süreç yaşıyoruz ki Türkiye’de, şimdi önümüze gelecek -yine Adalet Komisyonunun gündeminde- terörizmin finansmanının önlenmesine dair bir kanun tasarısı görüşeceğiz, Hükûmet tasarısı; bu teklif, o tasarı.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de son yıllarda ilginç bir terör tarifi var,dikkat edin. HES’lere karşı mücadele ederseniz terör suçundan yargılanırsınız, parasız eğitim isterseniz terör suçundan yargılanırsınız, Başbakanı üniversitede protesto ederseniz terör suçundan yargılanırsınız, kitap yazarsanız terör suçundan yargılanırsınız. Bakın, daha dün bir gazetede çıkan haber: “Mahir Çayan, Hüseyin Cevahir ve Ulaş Bardakçı’yı andıkları için on iki yıla mahkûm edildi.” terör suçundan gençler on iki yıla mahkûm edildi.

Bakın arkadaşlar, suç delili kavramı değişti Türkiye’de. Suç delilleri neymiş? Tiyatro oyunu sahnelemek, müzik dinletisi sunmak, pankart açmak, Dev Genç marşı söylemek. Suç nasıl işlenmiş? “Kurtuluşa kadar savaş. Emperyalizme ve oligarşiye karşı mücadelede şehit düşenleri anıyor ve umudu selamlıyoruz.” dedikleri için, emperyalizme ve oligarşiye karşı çıktıkları için terör suçundan on iki yıl hapis cezasına çarptırılmışlar. İktidarın terör suçunu böylesine uygulamada yerleştirmeye çalıştığı bir süreçte, emperyalizme ve oligarşiye karşı mücadelenin hem de tam da bu zamanda en onurlu mücadele olarak kabul edilmesi gereken bir dönemde terör suçundan gençlerimiz yargılanmaya başlıyor. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Kararın gerekçesini oku, gazete haberi değil!

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, gerekçeleri biliyoruz, Oda Davası iddianamesinde bu dokunulmaz kürsüde söylenenlerin dahi iddianameye nasıl girdiğini biliyoruz, suç delili olarak nasıl sokulduğunu biliyoruz. Biliyoruz o gerekçeleri, nasıl hazırlandığını biliyoruz. O dosyaların nerede hazırlandığını ve hazırlatıldığını, o tezgâhların nasıl kurulduğunu biliyoruz ve hiç şüpheniz olmasın, onun nasıl boşa çıkarılacağını da biliyoruz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, lütfen Sayın Hatibe müdahale etmeyelim.

Buyurun.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Konuya dönüyorum.

Değerli arkadaşlar, şimdi şunu talep ediyorum, bütün milletin vekillerinden, sizlerden şunu talep ediyorum: Geldiğiniz yeri değil yetki aldığınız milleti düşünün, millete karşı sorumluluğunuzu düşünün.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Bu ülkenin geleceğiyle ilgili sizi bir yere taşıyanlarla değil bu ülkeyi nasıl nereye taşıdığınızın hesabını millete verecek iktidarın…

Hepinize teşekkür ediyorum, sağ olun.

(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tezcan.

Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Lütfü Türkkan, Kocaeli Milletvekili.

Buyurun Sayın Türkkan. (MHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Orada öyle hareket yapma, yanlış anlaşılır, yasak, yasak arkadaş.

MHP GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O hareketin sahibi orada.

Efendim, hepinize hayırlı akşamlar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli Meclis üyeleri; Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesiyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum.

Futbolla ilgili bu yasanın daha üzerinden bir yıl bile geçmeden yeniden düzenlenmiş olmasına dair konuşmaları izledim. Gerçekten öyle. Ben o dönemde Bursaspor Kulübü’nün Kulüpler Birliği’ndeki temsilcisiydim. O dönemde Kulüpler Birliği bu tasarıyı hazırladı. Hazırlayanların başında da Sayın Aziz Yıldırım geliyordu. Cenabıallah’ın takdiri ilahisi Aziz Yıldırım’ın hazırladığı bu yasaya ilk toslayan da Aziz Yıldırım oldu. Böyle bir takdiri ilahi.

Şimdi, Aziz Yıldırım’ı Mecliste nasıl kurtarırız diye bir hummalı çalışmaya başladık hep beraber.

 

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Niye?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Ben de soruyorum niye?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Grubuna sor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Grubuma da soruyorum, ben grubuma da soruyorum.

Bakın, ben size bir şey söyleyeyim mi niye? Türkiye'de hukuksuzluğun diz boyu devam ettiği günümüzde sanki Türkiye'nin bütün problemlerini çözmüşüz, aşmışız, gele gele gelmiş, Fenerbahçe Kulübünün Başkanını içeriden nasıl kurtarırız diye düşünmeye başlamışız. Eğer hakikaten bu Meclisin böyle bir iradesi varsa, çözümler konusunda bu kadar ciddiyetle çalışıyorsa, benim bir önerim var. Bakın, bu Mecliste seçilmiş olan, görev yapamayan milletvekilleri var. Bu milletvekillerinin hangisi Aziz Yıldırım’dan daha az değerli? (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

Gelin, bu yasadan sonra, eğer hukuki bir problemse, bu milletvekillerinin tutukluluğunun devam etmesi hukuki bir değişikliği gerektiriyorsa onlarla ilgili de kanun teklifini hazırlayalım, Engin Alan Paşa’yı da aramıza alalım, tabii ki diğer arkadaşlarımızı da.

Bakın, ben size bir şey söyleyeyim. Süper Lig’de görev yaptım, Bursaspor’un şampiyon olduğu dönem dâhil olmak üzere, futboldan sorumlu as başkanlık yaptım.

Ben futbolun spor olduğunu düşünen herkesin aklına şaşarım. Profesyonel futbolun spor olduğunu düşünen herkesin aklına şaşarım. Futbol bir endüstri, ciddi bir endüstri. Sadece Türkiye'de değil, dünyada da bir endüstri.

Bakın, Bursaspor şampiyon oldu, şampiyon takım ertesi yıl forma reklamı dahi bulamadı. Yani forma reklamı almadan sahaya çıktı. Digitürk aboneleri düştü, reklam gelirleri azaldı, Süper Lig’in marka değeri düştü.

Buradan ortaya çıkan sonuç ne biliyor musunuz? Türkiye'de Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray’ın dışında kim şampiyon olursa olsun bu endüstri para kazanmıyor, zarar ediyor. Dolayısıyla, bütün bu düzenlemeler sadece bu üç kulübün şampiyon olmasına dair düzenlemeler. Onun dışındaki kulüpler kazara şampiyon olursa, Bursaspor gibi, reklam almadan sahaya çıkar.

Sayın Başbakanın tenakuza düştüğü maddelerle ilgili konuşmak istemiyorum, birkaç defa dile getirildi. Yani bu Sayın Başbakanın ilk tenakuza düşüşü olmadığı için çok da üzerinde durmuyorum. Yani yakın bir zamanda umuyorum, öyle zannediyorum ki Başbakan, şu anda çok kritik ettiği Demirel gibi olacaktır, “Dün dündür, bugün bugündür.” dediği gibi, aynı, Başbakan da öyle olacaktır. “Dün öyle dedik, şartlar öyleydi; bugün şartlar farklı gelişti, bu içeriye attırdığımız adamların dışarı çıkması gerekiyor.” dedi, böyle bir yasa getirdi, bizden de destek bekleniyor.

Bakın, bir şey daha söyleyeceğim size: Kulüp başkanlarının nasıl gözaltına alındığını hep beraber televizyonlarda izledik. Bunların sağlık muayenelerine giderken elleri kelepçeli gittiğini de izledik. Bir de geçen hafta gözaltına alınan, İstanbul Büyükşehir Kulübünde Başkanlık yapan, şu anda da Futbol Federasyonunda Başkan Vekilliği yapan, Sayın Başbakanın Eşi Hanımefendinin Ağabeyinin Damadı bir arkadaşımızın hastaneye şoförüyle beraber rapor almaya gittiğini izledik. Böyle bir adalet var mı ya?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Polis nezaretinde.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Eğer hakikaten böyle bir şey mümkünse, hukuken mümkünse bundan öncekileri niye öyle millete teşhir ede ede yaka paça arabalara bindirdiniz? Kafasından bastırıp arabalara bindirdiniz? Nedir bu çifte standart? (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Niye Göksel Gümüşdağ’ı kafasına basıp arabaya bindirmediniz? Ben, doğru olanın Göksel Gümüşdağ’a yapılan olduğunu iddia ediyorum, doğru olan odur ama diğerleri sizden olmayana yapılan bir hukuk uygulamasıdır yani her şeyde olduğu gibi sporda da bizden olan ve bizden olmayanlar şeklinde bir ayrışıma gidiyorsunuz. Bunu hatırlatmak istiyorum size.

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – CHP’liler gayet memnun şu anda.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Ben AKP’yi veya CHP’yi memnun etmek üzere buraya çıkmış bulunmuyorum. Eğer memnun etmek isteyen arkadaşlar varsa onları nasıl memnun edeceklerini bilmem; gitsinler konuşsunlar, onlar nasıl arzu ediyorsa o şekilde memnun etsinler. Ben, burada grubum adına konuşuyorum. Dikkat edeceksiniz.

Size yanlış gelen çok doğru olan şeyler var. Bu memlekette, biraz evvel bahsettiğim hukuksuzluklara hâlâ siz doğru diyebiliyorsanız, size doğrularınızı bir kez daha gözden geçirmenizi tavsiye ediyorum.

Biraz evvel Sayın Celal Adan bana bir hikâye anlattı, Gümüşhane-Bayburt hikâyesi. Size çok benziyor yani bu memlekette o kadar çok adaletsizlik yapıyorsunuz ki, buradan farklı bir ses çıktığı zaman da asla ve kata kabul etmiyorsunuz, asla ve kata.

SIRRI SAKIK (Muş) – Anlat o hikâyeyi.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Gümüşhane’yle Bayburtlular maç ediyor. Gümüşhane Bayburtlulara 4 gol atıyor. Bayburtlular da 1 tane gol atıyorlar. Memlekete gidince soruyorlar. ” 4 tane yedik ama 1 tane bastuk” diyor. Yani sizinki de aynen o hâl.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Sayın Vekilim, bu size yakışmadı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Arkadaşlar, ben bunun mahrecini bilmem. Ben Sayın Celal Adan’dan duyduğum şekliyle naklediyorum.

Efendime söyleyeyim…

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Bir milletvekilinin kürsüden bu şekilde konuşması hiç yakışmadı. Hiç yakışmadı…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Bakın, ben daha iddia ediyorum size: Bu laf atma meselesini biraz evvel arz ettim, daha önce de arz ettim. Bitireceğim sözümü. Daha sonra beğenmediğiniz, itiraz ettiğiniz maddeler varsa buraya gelip konuşacaksınız.

Ben bu yasanın Türkiye Büyük Millet Meclisine çok önemli bir katkı sağlayacağına inanıyorum. Sayın Aziz Yıldırım Türkiye Cumhuriyeti’nde kendisi hakkında yasa çıkartılan bir Kulüp Başkanı olarak tarihe geçecektir. Bu Meclis de Aziz Yıldırım’ı cezaevinden çıkaran bir Meclis olarak tarihe geçecektir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sizin de imzanız yok mu?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Türkkan.

Madde üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Altan Tan, Diyarbakır Milletvekili.

Buyurun Sayın Tan. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; hepinize hayırlı çalışmalar diliyorum, hayırlı akşamlar.

Sevgili arkadaşlar, gönül isterdi ki, çok böyle derli toplu, dört başı mamur hazırlanıp geleyim ama inanın bu kadar ciddiyetsizlik karşısında şöyle hasbihâl etmek istedim. Allah’ınızı severseniz, bu yasayı niye çıkarıyorsunuz?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya sizin de imzanız var!

ALTAN TAN (Devamla) – Yani samimi bir şekilde çıkıp da birisi itiraf etse; dese ki, şundan, şundan, şundan dolayı ben bu yasayı çıkarmak istiyorum.

Birinci soru şu: Sekiz ay evvel bu yasa yürürlüğe girmiş; yani mevcut, değiştirmek istediğiniz yasa ve şu anda bu yasadan dolayı içeride olan arkadaşlar da bu yasanın hazırlanmasında aktif olarak rol almışlar. Yani önerilerini, tavsiyelerini Meclise iletmişler; bu doğrultuda, bu çerçevede bir yasa hazırlanmış gelmiş.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hasip Bey de imza atarken  görüşmüş mü o arkadaşlarla? Hasip Bey’in de imzası var.  Kendi arkadaşınıza hakaret ediyorsunuz ya!

ALTAN TAN (Devamla) – Peki, ne oldu da şu an, ne oldu da şu an…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kendi Grup Başkan Vekilinize hakaret ediyorsunuz.

ALTAN TAN (Devamla) – Şimdi, cevap vereyim size. Cevap vereyim.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Siz de yanlıştan dönün!

ALTAN TAN (Devamla) - Biz yanlıştan dönmeyi bir erdem olarak görüyoruz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yani Sayın Hasip Kaplan orada içerdekilerle gitti, konuştu…

ALTAN TAN (Devamla) - Sayın Canikli, benle polemik yapmayın, altında kalırsınız.

BAŞKAN – Sayın Canikli, niye müdahale ediyorsunuz? Lütfen dinleyin.

ALTAN TAN (Devamla) - Bakın, akıllı uslu, efendi konuşuyorum.

BAŞKAN – Sayın Canikli, niye müdahale ediyorsunuz? Lütfen…

ALTAN TAN (Devamla) – İstiyorsanız polemik yapayım. Çok açık yani tahrik etmek istiyorsanız hemen tahrik olurum yani, söyleyeyim ben, anında.

Şimdi, sekiz ay önce ne oldu? Yahu, çıkın anlatın.

İki: Çankırıspor ile Çorumspor şike yapsaydı yine bu kadar üzerine düşecek miydiniz? Kastamonuspor ile Sinopspor arasında bir şike tespit edilseydi bu Meclisi meşgul edecek miydi? Ayıptır. Yani, bu Meclisin ciddiyetine layık bir davranış içerisinde olması lazım bu Meclis.

Şahıslara göre, takımlara göre, kurumlara göre kanun çıkarılır mı? Ben size Hazreti Peygamber, Sallallahu ve Sellem’in bir hadisini okuyayım, diyor ki: “Siz kanunları yani cezaları daha doğrusu, kanun değil de cezaları zenginlere uygulayıp da fakirlere uygulamazsanız helak olursunuz. Yahudiler ve Hristiyanlar böyle helak oldu.” Yahudi hahamlar da o dönemde faizcilik yapıyorlardı, bankerlik yapıyorlardı, her türlü günahı işliyorlardı. Fakirlere cezaları, Tevrat’ın cezasını uyguluyorlardı ama zenginlere uygulamıyorlardı. İzah edin, niye bu kadar sizi meşgul etti bu? Ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk olarak belgeleriyle, evraklarıyla, delilleriyle bir şike olayı ortaya çıkarıldı. Güzel bir şey, helal olsun çıkaranlara.

Bir diğer iki soru daha: Bugüne kadar hiç şike olmadı mı Türkiye Cumhuriyeti’nde? Kimin ayağına bastı Aziz Yıldırım? Kimin ayağına bastı da, bu iş, böyle, bizim memleketin tabiriyle, faş oldu yani ortalığa döküldü.

İki, tekrar baştaki soruyu soruyorum: Ne oldu da tekrar tanrılar insafa geldi? Lütfen bunu izah edin, bu kadar basit, yani başka bir şey yok.

Bir diğer fasıl, şimdi ikinci fasıl, diyebilirsiniz ki: “Biz, vicdanlı, merhametli insanlarız. Bu kanun, şike mağduru bugüne kadar memlekette doğru düzgün kimse yokken hazırlandı, ondan sonra bu iş patladı. Baktık ki biz kantarın topunu kaçırmışız. Yani, bu verdiğimiz cezalar, hazırladığımız kanun tasarısı, kanunlar, kanunlaşan hazırlıklarımız bir haksızlığa sebebiyet veriyor. Ondan dolayı da biz oturduk, dedik ki: ‘Yanlış yaptık, biz bu yanlışı düzeltelim.’” Keşke böyle olsaydı. Yani böyle bir durum varsa ben şahsen bütün söylediklerimi geri alıyorum ve sizlerden özür diliyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen geri al, geri.

ALTAN TAN (Devamla) - Hayır, eğer böyleyse, bu kadar vicdanlıysanız, bu kadar yüreğiniz sızlıyorsa 8 tane milletvekili cezaevinde hiç aklınıza gelmiyor mu? Ceza versin mahkemeler üç sene, beş sene mi sürecek. On yıl içeride kalıp da ceza almadan çıkanlar var, Ahmet Kara var, geldi bu Mecliste milletvekili oldu 12 Eylülden sonra, on yıl sonra. Böyle bir yanlışlık olur mu? Hayır. Refah Partisinden oldu, benim arkadaşım.

Sevgili arkadaşlar, milletvekilleri cezaevinde, binlerce genç cezaevinde –biraz evvel anlatıldı- gelin bu memlekette yanlış olan, şu an haksızlığa sebebiyet veren ne kadar kanun varsa, vicdanımızın kaldırmadığı ne varsa beraber ittifak kuralım, kaldıralım. Yani bir tek şu an bu Meclis beş aydır açılmış, böyle alelacele… Memleketin en önemli meselesi şike meselesi mi?

Sevgili arkadaşlar, maalesef burada bir ciddiyet gözükmüyor, maalesef, keşke olsaydı -dediğim gibi- bizler de var kuvvetimizle destek verseydik. “Yanılıyorsun. Bizim vicdanımız bunu kaldırmıyor. Ne varsa düzelteceğiz.” diyorsanız, işte yarın sabahtan itibaren buyurun yine grup başkan vekilleri toplansınlar, aralarında anlaşsınlar, bu yol temizliği dâhil, yeni anayasa sürecinde bütün bu maddelerle ilgili acil olan düzenlemeleri hep birlikte yapalım. Aylardır avazımız çıktığı kadar bağırıyoruz, diyoruz ki: Bakın, en ufak fikrini beyan edenler bir şekilde KCK’yle, PKK’yle ilinti kurularak içeri alınıyor. Pankart asan gençler tutuklanıyor, ceza yiyor. Eline bir pankart aldı diye Midyat İlçe Başkanımızın annesi, okuma yazma bilmeyen kadın beş yıl ceza aldı, beş yıl, sadece bir pankart taşıdığından dolayı. “Ya bunları abartıyorsun, nerede çıkarıyorsun?” diyorsanız, ben karşınızdayım. Bir PKK’linin cenazesinde kitleyi teskin ettiğim, Fatiha okuduğum ve dağıttığımdan dolayı -aynen savunma dosyamda var- yirmi üç buçuk yılla yargılanıyorum şu an ve savcıya, Diyarbakır Savcısı Ahmet Karaca’ya şunu söyledim: “Sen savcı değilsin, ben de milletvekili değilim. Gel, otur sohbet edelim.” Bir buçuk saat konuştuk. “Devlet bana teşekkür etmesi gerekirken, hakkımda dava açıyor.” dedim. Dava dosyamda var, benim bu ifadem dava dosyasında var aynen; diyor ki: “Olayları engelledi, kitleyi teskin etti ama o cenazeye katıldı ve Fatiha okudu.”

Şimdi, arkadaşlar, çok önemli rahatsızlıklar var. Tekrar tekrar söylüyorum bütün bunlarda gelin ittifak kuralım; yeni Anayasa’yı daha rahat yapalım, yol temizliğinde bulunalım, tansiyonu düşürelim, ülkeyi rahatlatalım, yeni Anayasa’yı yapabilmeyi de daha kolay bir hâle getirelim. Ama bütün bunları bir yana bırakalım, ondan sonra Meclisteki partiler toplansın, desin ki: “Bizim en önemli mevzumuz şike meselesi. Bunlar mağdur oluyorlar, bunlara fazla ceza talep ediliyor, cezaevinde fazla kaldılar, biz bunları dışarı çıkaralım.” Hiçbir şekilde inandırıcı değil bu, hiçbir şekilde.

MEHMET GELDİ (Giresun) – Sizin vazgeçmeniz inandırıcı mı?

ALTAN TAN (Devamla) – Hangisi? Evet, buyurun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilim, lütfen…

ALTAN TAN (Devamla) – Siz de vazgeçin, buyurun erdemli davranın.

BAŞKAN – Sayın Tan, Genel Kurula hitap edin lütfen.

ALTAN TAN (Devamla) – Yani hatasız olan peygamberler. Siz de gelin deyin ki: “Vallahi bu işi yaptık ama içimize sinmedi.” Aynen bizim gibi deyin ki: “Kardeşim, biz bundan geri çekiliyoruz ve biz bu işi içimize sindiremiyoruz ve kabul etmiyoruz.”

Bütün arkadaşlara, AK PARTİ’li, MHP’li ve CHP’li arkadaşlara benim bir ricam var; ne olduysa oldu, bu çerçevede bu işe “Evet” derse Meclis bence zan altında kalacak diye düşünüyorum. Vicdanınız elveriyorsa “Evet” deyin. Biz grup olarak “Hayır” diyeceğiz, benim oyum da “Hayır” olacak. Tekrar tekrar söylüyorum, bütün olumlu işlerde ittifaka açığız; insani, İslami, vicdani, ahlaki ne varsa getirin “Evet” diyelim ama bu maddeye “Hayır” diyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tan.

CELAL ADAN (İstanbul) – Sayın Başkan, Lütfü Bey benden bahsetti, bir dakikalık bir söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Adan.

CELAL ADAN (İstanbul) – Lütfü Bey benim ismimden bahsederek Gümüşhane Bayburt ekseninde esprili bir şey anlattı. Onunla ilgili bir söz istiyorum.

BAŞKAN – Yerinizden lütfen ama ne diye açıklama yapacaksınız ki?

CELAL ADAN (İstanbul) – Bir dakika, sadece bir dakika.

BAŞKAN – Hayır, ne diye yapacaksınız? Sataşma mı oldu?

CELAL ADAN (İstanbul) – Konuyla ilgili.

BAŞKAN – Kendi arkadaşınız…

CELAL ADAN (İstanbul) – Hayır, hayır, bir şey söyleyeceğim, bir dakika.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Düzeltme, düzeltme.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Kendisine ait olmayan bir görüş açıkladığı için.

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince buyurun o zaman Sayın Adan.

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

CELAL ADAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidara geliş şartlarını yakinen takip eden bir arkadaşınızım. Fakirin, fukaranın, garibanın hakkının aranacağı noktasında gerçekten çok ciddi bir toplumsal sözleşmenin altına imza koydunuz.

Lütfü Bey benden bahsetti, bu vesileyle huzurunuzdayım.

Sizinle paylaşmak istediğim konu şu: Bu parayı veremeyeceklerin bedelliden istifade etmesini karar altına alalım. Gittiğiniz, gezdiğiniz, katıldığınız toplantılarınızı biliyorum, sistemi sorgulayarak iktidara geldiniz. Bu sistemde zaten bu parayı verenlerin çok rahat askerlik yaptığını biliyoruz hep birlikte. Ben bugünkü Meclisin bu parayı veremeyeceklerin de bedelliden istifade etmelerine vesile olmasını diliyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Sizden bahsettiği konu o değildi.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Biz hiçbir şey anlamadık.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adan ama konu anlaşılamadı.

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın; Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/138) (S. Sayısı: 80) (Devam)

 

BAŞKAN – Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Harun Tüfekci, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Tüfekci.

HARUN TÜFEKCİ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Günümüzde artık sporla ilgili ortaya çıkabilecek olan olaylar ya da hak kayıpları basit asayiş olayları olmaktan çıkarak bu alanın özel olarak düzenlenmesi ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Spor karşılaşmalarının ülke sınırları dışında da etkin bir şekilde gerçekleştirildiği göz önüne alındığında, bütün ülkelerde spor mevzuatının benzer bir biçimde düzenlenmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır.

Bilindiği üzere, suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza veya güvenlik tedbirlerine hükmolunması ceza hukukunun genel ilkelerindendir. Ceza yargılaması alanında temel kanun olan Türk Ceza Kanunu’nda da bu ilkeye yer verilmiştir. Bu ilke gereğince, işlenen suça verilecek cezanın fiilin ağırlığıyla orantılı olmasının yanı sıra diğer kanunlarda öngörülen suçlara verilen cezalar dikkate alınmak suretiyle adil ve hakkaniyete uygun olan bir ceza belirlemesi yapılması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, bu kanunun ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını temenni ediyor, siz değerli heyeti saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Nurettin Canikli, Giresun Milletvekili.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu teklifin Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelmesine ilişkin sürece yönelik olarak bir açıklama yapılması gerekiyor, netleştirilmesi gerekiyor. Gerçekten bazen şaşırıyoruz yani arkadaşlarımız bizi ve kamuoyunu birazcık yanıltıyorlar. Olay şu bakın: Önce bu teklif, üç grup başkan vekilinin altında imzalanmış hâliyle bize geldi yani Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve BDP’li grup başkan vekillerinin imzaladığı metin bize geldi. Sonra biz inceleme yaptık, arkadaşlarımızla istişare ettik, görüştük yani yetkili cezacı arkadaşlarla…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bak, öyle dersen olmaz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İzin verin bakın…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Öyle dersen olmaz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hayır bakın, bir şey demiyorum. Bak izin verin…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – “Diğer üç grup imzaladı, bize geldi, biz inceledik.”

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sizinle alakalı bir şey değil zaten Sayın Hamzaçebi, izin verin.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bak, bir saniye…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İzin verin lütfen… İzin verin…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Lütfen, hayır hayır… Ama olmuyor, olmuyor hayır.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, ama yanlış bilgi veriliyor buradan, yanlış bilgi veriliyor ve hiç kimse de böyle olmadığını söylemiyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Olmuyor, hayır.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, arkadaşlar, eğer orada bir imza eksik olsaydı, mutabakat olmasaydı, çok net olarak ifade ediyorum,     -sizin için de geçerli bizim için de geçerli, mutabakat olmasaydı…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ama sizin de mutabakatınız olmasaydı biz de imzalamazdık.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …herhangi bir grup imzalamamış olsaydı, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelmezdi bu teklif. Bu çok önemli. Yani dolayısıyla, Sayın Kaplan’ın imzası olmamış olsaydı bugün burada bu kanun teklifi görüşülüyor olmayacaktı.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sizin de imzanız olmasaydı gene gelmezdi yani hep beraber oldu bu iş.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Aynen öyle. Herhangi bir grup diye özellikle söylüyorum, bakın, altını çizerek söylüyorum ama Sayın Kaplan’ın da BDP grup adına…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yani üçü geldikten sonra siz attınız değil.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ali Bey söylüyorum, diyorum ki herhangi bir grubun imzası olmamış olsaydı, biz de imzalamamış olsaydık siz de getirmezdiniz. Aynısı söylüyorum, bakın, altını çizerek söylüyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İmzalamadan sözlü anlaşıldı, ondan sonra imzalandı.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Elbette mutabakat sağlandı ama Sayın Hasip Kaplan’ın ya da BDP Grubunun yetkilisinin imzası olmamış olsaydı yine gelmeyecekti. Dolayısıyla, bugün görüşülüyor ise bu teklif burada, BDP Grubunun da katkısıyla görüşülüyor. Doğru mu? Doğru.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Değil, öyle değil.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Elbette bizim hepimizin katkısı var. Mutabakata vardık, mutabakatla gelen bir metin, aynen öyle. O imza olmasaydı ne MHP imzalardı ne CHP ne de biz imzalardık. Dolayısıyla, şu anda görüşülüyorsa bu teklif burada, bütün gruplar kadar sizin grubun da katkısı vardır, desteği vardır, imzası vardır. Yani bunu görmezden gelerek çıkıp buraya başka şeyler söylemek doğru değil değerli arkadaşlar. Yani kamuoyunu yanlış bilgilendirmek olur.

Şimdi, burada bu teklif hazırlanmadan önce, biraz önce ifade edildiği gibi, iddia edildiği gibi daha doğrusu, gizli kapaklı işte birilerinin temsilcileriyle görüşülerek hazırlanmış bir teklif ise hazırlayanlar arasında sizin BDP Grubunun da Grup Başkan Vekili olduğu için bu töhmetle karşı karşıya olan da BDP Grubudur, onlardan bir tanesidir. Lütfen, yani mutabakatla getirilmiş olan bir tasarı var. Biz altındayız, diğer gruplar da imzasına sahip çıkıyor ama ondan sonra bütün süreci tamamlama aşamasına gelene kadar destek veriyorsunuz, onaylıyorsunuz, herhangi bir problem olmadığını söylüyorsunuz ve mutabakatın oluşmasına katkı sağlıyorsunuz. En önemlisi de bu, mutabakatın oluşmasına katkı sağlıyorsunuz, ondan sonra da diyorsunuz ki çıkıp işte “Şöyledir, böyledir, biz muhalifiz, biz buna ‘hayır’ diyoruz.” ya da çok sert eleştiriler getiriyorsunuz. Bu doğru değil, bu doğru değil. Yani imza attınız, sahip çıkacaksınız; iradeyi ortaya koydunuz, iradenize sahip çıkacaksınız, iradenizin peşinde olacaksınız. Sadece imza atan değil, gruptaki tüm arkadaşlar da. Bütün gruplar için söylüyorum, bizim için de söylüyorum. Yani olması gereken, yakışan davranış budur. Bu davranışı da doğal olarak bekliyoruz, herkesten bekliyoruz. Yani insanların kafasını karıştırmaya gerek yok.

Tabii, teknik konuya girmek istemiyorum ama şunu söyleyeyim: Bakın, çok net olarak ifade ediyorum, bizim yaklaşımımız… Daha önce verilen cezaların yüksekliği konusunda aşağı yukarı herkes hemfikir ve dünyadaki uygulamalara baktığımızda da beş, on iki yıl gibi bu fiillere uygulanan ceza yok, dünyanın hiçbir ülkesinde yok. O yanlıştı, kesinlikle yanlıştı, düzeltiliyor.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Savunmaya gerek yok ki.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Tartışılabilir, tartışılabilir yani şu kadardır, bu kadardır, tartışılabilir, daha az olabilirdi, daha çok olabilirdi ama makul, normal bir hâle getiriliyor. Fakat söylenildiği, iddia edildiği gibi, birilerini çıkarmaya yönelik olarak algılanabilecek bir düzenleme olmasın diye de çok güçlü güvenlik mekanizmaları konulmuştur teknik olarak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Son derece önemlidir. Oyladığımız 1’inci maddede de vardır bu. Dolayısıyla herkesin attığı imzanın sorumluluğu çerçevesinde konuşması gerekir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Canikli.

Buyurun Sayın Önder.

Hayır, ne için söz istiyorsunuz?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Gruba bir sürü laf söyledi.

BAŞKAN – Ne söyledi Sayın Önder, ne dedi yani?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Ne söylediğini oradan söyleyeceğim.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Önder…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sataşma nedeniyle söz istiyor.

BAŞKAN – Anladım da ben sormak zorundayım.

Grubunuza ne söyledi Sayın Canikli ki…

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Gruba sataştı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sataştı, biz de duyduk.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sataşma var, söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Önder, söylediklerinizi hiç anlamadım. Sayın Canikli Grubunuza ne söyledi ki sataştı?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – BDP Grubu…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sataşma…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Ağbaba… Lütfen!

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkanım, izin verirseniz, oradan siz de duyarsınız.

BAŞKAN – Ne diye söz istiyorsunuz?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ben sataşmadım Sayın Başkan.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Getirin tutanakları beraber bakalım.

BAŞKAN – Hayır Sayın Önder, lütfen yerinize geçiniz… (Gülüşmeler)

Şimdi Sayın Canikli grubunuza ne söylediyse ifade edin, ona göre takdir edeceğim.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Mutabakat öyle değil, bunu anlatacağım.

BAŞKAN – Buyurun, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince iki dakika söz veriyorum.

Buyurun.

SIRRI SÜREYYA  ÖNDER (İstanbul) –  Sayın Başkan, sataşmalarda niye…

BAŞKAN –  İki dakika efendim, iki dakika, lütfen… Bugün iki dakika verdim.

Buyurun.

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Canikli, doğruları söylemediniz, şöyle: Siz bu BDP Grubunu haşa kendi grubunuz mu zannediyorsunuz? Burada herkesin bağımsız, kendine özgü düşüncesi var; bir. Bir sataşmada size yapayım ben. (Gülüşmeler)

İki, AK PARTİ içinde ismini verip size ihbar etmeyeceğim bir sürü arkadaşıma baktım o konuşmadan sonra ellerini kaldırmadılar, hassaten teşekkür ediyorum.

Üç, biz bunu -merak ediyorsanız görüntüleri alır  bakarsınız- dün siz daha buraya getirmeden  bundan geri çektiğimizi size ve bütün kamuoyuna açıkladık. Siz de çekerdiniz eğer samimiyseniz. Biz bunu bugün ilan etmedik. İki gün önce bunu geri çektiğimizi beyan ettik. Niye? Çünkü bunda samimiyseniz Etik Kurul var, bu futbol suçları genel ceza hukuku ilkeleriyle yargılanmaz. Biraz önce yanlış bir bilgi de verdi Komisyon Başkanı “Avrupa Birliği bizi örnek alıyor” diye. Öyle değil, Avrupa Birliğinde Etik Kurul var, o karar verir, bunun sistemi farklıdır, zihniyeti farklıdır. Biz bunu iki gün önce size de, kamuoyuna da beyan ettik. Eğer ihlas sahibiyseniz iki gün önce siz de çekerdiniz.

NURETTİN CANİKLİ  (Giresun) –  Bakın kamuoyu hazırlanmış, kamuoyu bekliyor.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Diyelim ki böyle değil, diyelim ki böyle değil, o zaman tutuklu vekiller için de bu hamiyetinizi gösterin de görelim ne kadar riyakârsınız, ne kadar samimisiniz. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Önder.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, yani anlıyorum ki tutuklu vekillerle ilgili de bir şey gelse bu uygun olacak Sayın BDP’liler için.

BAŞKAN –  Sayın milletvekilleri, çalışma süremizin tamamlanmış olması sebebiyle kanun tasarı ve teklifler ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 24 Kasım 2011 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                                          Kapanma Saati : 22.58

 



(X)80 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.