TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  20’nci Birleşim

                                                                                        17 Kasım 2011 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Giresun Üniversitesinde rektörlük seçiminde yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün, 15 Kasım Ahıska Türklerinin yurtlarından sürgün edilişlerinin yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, 14-21 Kasım Dünya Diyabet Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 17 Kasım Uluslararası Öğrenciler Günü’ne ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Genel Kurulda bulunan kürsünün AK PARTİ sıralarına yakın mesafede olması nedeniyle istismar edildiğine ve kürsünün yerinin değiştirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Türkiye’de yapılan ilaç deneylerinde insanların kobay olarak kullanıldığı iddialarına ilişkin açıklaması

4.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Ahıska Türklerinin ana vatanları olan Gürcistan’a dönmeleri konusunda yardımcı olunmasına ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

5.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülere yapıldığı iddia olunan işkencelere tıbbi onay veren doktorların soruşturulmasına ilişkin açıklaması

6.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Ahıska Türklerinin sorunlarına çözüm bulunmasına ve diyabet hastalığının araştırılarak alınması gereken tedbirlere ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

7.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Van, Bitlis Muş ve çevresinde yaşanan kötü hava şartları nedeniyle pancar üreticilerinin mağduriyetlerinin giderilmesine ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

8.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Parlamentonun daha verimli çalışabilmesi için iktidar ve muhalefet partilerinin uzlaşması gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, ülkemizde nişasta bazlı şeker üretiminin her yıl kotasının arttırılmasının sağlığa ve çevreye verdiği zararlara ve mısır ithalatında kazanç sağlayan firmaların araştırılmasına ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

10.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, diyabet konusunda Sağlık Bakanı yerine niçin Orman ve Su İşleri Bakanının açıklama yaptığına ve ülkemizde geçim sıkıntısı çeken vatandaşların gönüllü kobay olarak bilimsel araştırmalarda kullanıldıkları iddialarına ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

11.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, terör örgütü ile Türk devleti arasında arabuluculuk talebinde bulunulduğuna dair basına yansıyan haberlere ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

12.- Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz’ın, terör örgütüne verildiği öne sürülen desteğin ülkemizin ulusal çıkarlarını ve güvenliğini tehdit ettiğine ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

13.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İç Tüzük’ün “yoklama” başlıklı 57’nci maddesindeki yoklama talebi kurallarının ihlal edildiği gerekçesiyle Başkanlık Divanını İç Tüzük’ü uygulamaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Romanya Senatosu Başkanı Mircea Geoana'nın, beraberinde bir Parlamento Heyeti ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu olarak ülkemize resmî ziyarette bulunmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/362)

2.- Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonunda açık bulunan üyeliğe İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun,

NATO Parlamenter Asamblesi Türk Grubundaki yedek üyeliğe Bursa Milletvekili Aykan Erdemir ile Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Türk Grubundaki yedek üyeliğe İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in,

Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi Türk Grubunda açık bulunan üyeliğe Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın getirildiklerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/363)

3.- Kazakistan Senato Başkanı Kairat Mami'nin, beraberinde bir Parlamento Heyeti ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu olarak ülkemize resmî ziyarette bulunmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/634)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 21 milletvekilinin, İstanbul’da depremle ilgili yapılan çalışmaların incelenerek alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/56)

2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 21 milletvekilinin, balıkçılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/57)

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 21 milletvekilinin, Alevilerin inanç ve kültürlerini yaşamakta karşılaştıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/58)

 

C) Gensoru Önergeleri

1.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Yalova Milletvekili Muharrem İnce, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın CHP’li Belediyelerin Alman Vakıflarından kredi alarak terör örgütüne yardım ettikleri iddiasında bulunduğu hâlde bunu ispatlamadığı ve böylelikle üstlendiği görevi yerine getirmediği iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/4)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve arkadaşları tarafından sağlıkta dönüşüm adı altında başlayan aile hekimliği uygulamasının başladığı günden bugüne kadar sonuçlarının değerlendirilmesi, yaşanan mevcut sorunların tespiti ve giderilmesi amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 17/11/2011 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

2.- 11 Ekim 2011 tarihli ve 244 sayılı, narenciye üreticilerimizin piyasada oluşan fiyat dalgalanmalarından korunması ve narenciye ihracatında ülkemizin potansiyelinin değerlendirilmesi ile ilgili sorunların tespiti ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 17/11/2011 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

3.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan ve arkadaşları tarafından, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan, Kocaeli ili Derince ilçesinde bulunan tehlikeli atıkların araştırılması hakkında Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 17/11/2011 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, İstanbul Milletvekili Türkan Dağoğlu’nun, şahsına sataşması nedeniyle konuşması.

2.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

6.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Adana Milletvekili Ümit Özgümüş’ün, şahsına, sataşması nedeniyle konuşması

9.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Denizcilik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/330) (S. Sayısı: 41)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/423) (S. Sayısı: 21)

 

X.- OYLAMALAR

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

17 Kasım 2011 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER:  Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Fatih ŞAHİN (Ankara)

------ 0 ------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 20’nci Birleşimini açıyorum.

 

III.- YOKLAMA

 

Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Sayın milletvekilleri, lütfen biraz sessiz olursanız…

Gündem dışı ilk söz, Giresun Üniversitesi hakkında söz isteyen Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’na aittir.

Buyurunuz Sayın Karaahmetoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Giresun Üniversitesinde rektörlük seçiminde yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

 

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Giresun Üniversitesinde yaşanan rektörlük seçimi ya da atamalarıyla ilgili yaşanan adaletsizliği, hukuksuzluğu, keyfiyeti, siyaseti, bir bilim kurumuyla nasıl oynandığını sizinle paylaşmak istiyorum.

1 Haziran 2010, Kurucu Rektör beklenmedik bir şekilde istifa ediyor, emekliye ayrılıyor. 2 Haziranda YÖK, Polis Akademisi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Halil İbrahim Bahar’ı Vekil Rektör olarak atıyor. 18 Haziran 2010, rektörlük seçimleri yapılıyor, Vekil Rektör Halil İbrahim Bahar 31 oyla 1’inci, 2’nci aday 29 oy, 3’üncü aday 21 oy, 4’üncü aday 4 oy, 5’inci aday Prof. Dr. Yılmaz Can 2 oy, 6’ncı aday 1 oy alıyor.

1 Temmuz 2010’da rektör adayları mülakata giriyor ve liste açıklanıyor. 3’üncü aday, 21 oyla 3’üncü olan aday 1’inci sıraya, 4 oyla 4’üncü olan aday 2’nci sıraya, 2 oyla 5’inci olan Prof. Dr. Yılmaz Can da 3’üncü sıraya yerleştiriliyor.

Bunun üzerine, en çok oy alan Rektör bir açıklama yapıyor basına: Rektör seçimlerinin Çukurambar’da kafelerde yapıldığını, milletvekillerinin ve il başkanlarının rektör seçimi yaptığını ifade etmesinden sonra görevinden alınıyor, yerine Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektör Başdanışmanı Profesör Doktor Ercan Bocutoğlu getiriliyor. 10 Temmuzda YÖK’ün Cumhurbaşkanına sunacağı listede üçüncü sırada olan Sayın Yılmaz Can listeden istifa ediyor. Basına, seçimlerin yenileneceğini, bir dahaki yapılacak olan seçimde daha çok oy alacağını, dolayısıyla da kendine güvenenleri mahcup etmeyeceğini ifade ediyor. 23 Eylül 2010’da da YÖK, rektörlük seçimini tekrar yapma kararı alarak Sayın Profesör Doktor Yılmaz Can’ı bu şekilde doğruluyor.

Bu süreçte Profesör Doktor Yılmaz Can, Giresun Üniversitesinde henüz adı olan, öğrencisi ve binası olmayan Güzel Sanatlar Fakültesinde görevlendiriliyor. 15 Ekim 2010’daki seçimlerde birinci gelen fakat elenen Profesör Doktor Halil İbrahim Bahar 21 Ekim 2010’da yapılması hedeflenen yeni rektörlük seçimleri için Ankara 4. Bölge İdare Mahkemesine dava açıyor. 18 Ekim 2010’da dava açıklanıyor ve yürütmeyi durdurma kararı çıkıyor.

Bu süreçte, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili ve Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli basına bir açıklama yapıyor. “Yılmaz Can imam hatipten arkadaşımdır, kendisini iyi tanırım, her yönüyle kendisine kefilim. Eğer kendisi rektör olursa bizimle uyumlu ve olumlu çalışmalar yapar.” diye bir açıklama yapıyor. Bu açıklamadan bir müddet sonra 2 Kasımda rektör vekili Ersan Bocutoğlu görevden alınıyor ve yerine Yılmaz Can rektör vekili olarak atanıyor ve Sayın Can’ın altı aylık rektörlük süresi 12 Mayıs 2011’de bitmesine rağmen 12 Kasımda ikinci devresini dolduruyor, 12 Kasımdan sonra da yeni üçüncü devreye girmiş durumda.

Şimdi, bu tablodan şu çıkıyor: Hukuki sürece uygun olmayan bir biçimde yaklaşık on yedi, on sekiz aydır vekaleten yürütülen başka bir üniversite var mıdır? Giresun kamuoyu bunu merak ediyor.

YÖK mevzuatının 13’üncü maddesinin (a) fıkrasına göre, vekil rektörlük süresi altı ay iken bu müddet uzatılıyor. Bunun bir hukuk ihlali olduğu konusunda Giresun kamuoyu soruyor. Hâlbuki 2547 sayılı Kanun’a göre listedeki rektör adaylarından biri veya birkaçı istifa etse dahi seçimin yenilenemeyeceğini ve bu konuda da bir mahkeme kararı olduğu bilindiği hâlde bu karar niye uygulanmıyor? 2547 sayılı Kanun niye uygulanmıyor? Burada yapılması gereken eksilen, elenen, istifa edenin yerine seçime giren adaylardan birinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözünüzü tamamlayınız.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Devamla) – Bir dakikanızı rica ediyorum, toparlıyorum.

…listeye yazılıp Cumhurbaşkanlığına sunulmasıdır.

Sürem sorularımı sormak için yeterli gelmeyecek. Giresun Üniversitesinde iki oyla bugün vekil rektörlük yapan Sayın Profesör Can Türkiye için bir örnektir. Bu, siyasi bir keyfiyetten kaynaklanmaktadır ve bu konuda hepinizin dikkatini çekmek istiyorum ve bu hukuksuzluğun ortadan kaldırılmasını diliyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Karaahmetoğlu.

Gündem dışı ikinci söz Ahıska Türkleri sürgününün yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Metin Külünk’e aittir.

Buyurunuz Sayın Külünk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

2.- İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün, 15 Kasım Ahıska Türklerinin yurtlarından sürgün edilişlerinin yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ahıska Türklerinin 15 Kasım 1944 yılında sürgünün üzerinden geçen bunca vakit ardından yıl dönümü münasebetiyle söz almış bulunmaktayım.

“Ahıska bir gül idi gitti./ Bir ehlî dil idi gitti./ Söyleyin Sultan Mahmud’a/ İstanbul’un anahtarı gitti.” diyen bir Ahıska ozanının sözleridir. Mısralar bu coğrafyada bırakacağımız her boşluğun bedelini bizlere nasıl ödediğimizi anlatmaktadır aslında. Türkiye'nin merkezinde bulunduğu çevre coğrafya son birkaç yüz yıldır acının, gözyaşının ve kanın hiç durmadığı bir hüviyete sahip olmuştur. Aynı zamanda da bu coğrafya bir göçler coğrafyasıdır. Osmanlının terk ettiği diyarlardaki boşluk sömürgeci güçler tarafından doldurulmuş, bu güçlerin Kafkasya’dan Balkanlara, Orta Doğu’dan Afrika’ya kadar oluşturdukları düzen milyonlarca can pahasına hayata geçmiştir. İşte bu acılardan biri de Ahıska Türklerinin tıpkı diğer Kafkas halkları gibi uğradıkları Rus mezalimidir. Rus Çarlığının Kafkaslara inmesiyle yaklaşık iki yüz yıl önce başlayan bu mezalim Stalin’in başında bulunduğu Sovyetler Birliği döneminde de artarak devam etmiştir. Özellikle 1943-44 yıllarında başlatılan sürgün politikası Stalin’in emriyle uygulanan zorunlu göç üzerinden Batı ülkelerinin de verdiği onayla Kafkas halklarının hatıralarında büyük bir dram, kocaman bir resim olarak, kötü bir resim olarak hafızalara kazınmıştır. Bu zulümden en çok etkilenenler arasında da Ahıska Türkleri bulunuyordu. 100 bine yakın Ahıska Türk’ü Kafkasya’dan Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’a nakledilmişlerdir ve yolda birçoğu hayatını kaybetmiştir. Dört ile altı hafta süren bu yolculukta 17 bin Ahıskalı hayatını kaybetmiştir. Hayatta kalmayı başaranlar ise ağır sıkıyönetim şartları altında yaşamaya devam etmiş ve 1991 yılına kadar ana yurtlarına dönüş imkânı bulamamışlardır.

Ahıska Türklerine Gürcistan’ın AGİT’e katılım sürecinde ana vatanlarına dönüş hakkı tanınmışsa da bu gerçekleşmemiştir. Bu minvalde vatan travması nesilden nesle aktarılmıştır. Bir Ahıska Türk’ünün şu hatırası yaşanılan travmayı gayet net özetlemektedir: “Dedem ve ninem ‘vatan vatan’ diye öldüler. Kanatları yoktu ki uçabilsinler. Dedem ‘Vatansız yaşanmaz.’ derdi.”

Günümüzde de bu insanların torunları Rusya Federasyonu, Özbekistan, Kazakistan, Türkiye, Ukrayna, Almanya, Fransa, İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde yaşamlarını sürdürmektedir.

Ahıska Türklerinin sürgünüyle boşaltılan bölge, Türkiye’nin bugün Kafkaslara açılmada daha dar ulaşım koridorlarını kullanmasını zorunlu kılmaktadır ve boşaltılan -Stalin’in boşalttığı- bu yerlere Ermeni nüfusu yerleştirilmiştir. Zira, Ahıska bölgesi uluslararası enerji nakillerinin geçiş güzergâhında yer almakta ve rekabet alanlarının merkezinde kalmaktadır.

Bu çerçevede uygulanan sürgün siyasetiyle Çarlık ve Stalin’in dönemlerinde Kafkasya’da yumuşak etnik temizliğin uygulandığına dair güçlü emareler bulunmaktadır. Bu acının giderilmesinin tek yolu, Ahıska Türklerinin vatanlarına geri dönüş hakkının ivedi olarak sağlanması ve bu anlamda alınan kararların uygulamaya geçirilmesidir. Bu, uluslararası camianın görevidir.

Türkiye’de yaşayan Ahıska Türklerinin en önemli taleplerinden birisi de vatandaşlık haklarının tanınması olmuştur. Hükûmetimiz de bu talebe kayıtsız kalmamış ve Şubat 2009 tarihinde AK PARTİ Hükûmetince çıkarılan 3835 sayılı Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Kabulü ve İskânına Dair Kanun ile bir nebze de olsa Ahıskalıların vatan hasreti, çifte vatandaşlık hakkı tanınarak giderilmiştir.

Açıktır ki Ahıskalı kardeşlerimizin duyduğu hüznü, çektiği acıyı derinden hissediyoruz ve o sürgün esnasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, Ahıskalı kardeşlerimizin her zaman yanında olduğumuzu ifade ediyor, Meclisimizi selam, saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Külünk.

Gündem dışı üçüncü söz Diyabet Haftası münasebetiyle söz isteyen Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’e aittir.

Buyurunuz Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

 

3.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, 14-21 Kasım Dünya Diyabet Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

 

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 14-21 Kasım Dünya Diyabet Haftası nedeniyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Sağlık planlamacıları, ilk kez dünya tarihinde bizden bir sonraki kuşağın, çocuklarımızın, torunlarımızın ömrünün önceki kuşaktan daha kısa olacağına dair hesaplar yapıyor. Nedeni açık. Yeni kuşak, ileri teknolojiyle sadece evde, kapalı ortamda, fast food ile besleniyor, spordan uzak, hareketsiz bir yaşam sürüyor.

Diyabet, bugün dünyadaki en yaygın hastalıklardan biri. Dünya Sağlık Örgütüne göre 300 milyondan fazla diyabetli var ve diyabetin artışı gittikçe hızlanmakta. Hastalığın son yıllardaki artışı o kadar yüksek bir safhaya geldi ki Dünya Sağlık Örgütü ilk kez bir salgından, diyabet salgınından, epidemiden bahsetmeye başladı. Yine, Birleşmiş Milletler diyabeti salgın bir hastalık olarak kabul edip, çok hızlı, acil önlemler alınması için çağrıda bulunmaya başladı.

Diyabet ülkemizde de son yıllarda yüzde 90’la yüzde 100 oranında artışlar göstermekte. 2000 yılında yapılan çalışmalarda 7,6 olan diyabet prevalans hızı bugün yüzde 14’e çıkmıştır arkadaşlar. Çalışmalar, ülkemizde 9 milyon diyabetli olduğunu göstermekte. Bu, şu demektir: 40 yaşın üstünde yüzde 25 kişi diyabet hastası olacak demektir.

Diyabet, kaynağını 21’inci Yüzyılın gündemimize getirdiği yeni hayat modelinden almaktadır. Hareketsiz bir yaşam tarzının yaygınlaşması, hazır gıdaların daha çok tüketilir olması, öğün zamanlamasının kısalması gibi faktörler bu yeni yaşam modelinin en çarpıcı özelliklerindendir.

Dünyada en önde gelen ölüm nedeni olan hastalıklar içinde ilk sıralarda olan kalp damar hastalıklarının, kronik böbrek yetmezliğinin, damar hastalıklarının ve felçlerin, yirmi yaş üstünde görülen körlüğün birinci nedeni diyabettir sevgili arkadaşlar.

Komplikasyonlar geliştikçe hastalığın tedavisi zorlaşmakta, normalde bin dolara bir yıllık maliyeti olan diyabet hastasının, eğer bu komplikasyonları gelişirse devlete maliyeti 15 bin dolar olmaktadır.

Diyabeti otlarla veya bitkisel karışımla tedavi ettiğini iddia eden ve tıp mensubu olmayan birçok kişi ve çeşitli görsel ve yazılı medyada sürekli yayınlara çıkarak hastalara yönelik bitki tarifleri ile tedavi reçeteleri öneren insanlar vardır. Diyabetli hastalardan, otlar veya bitkisel karışımlarla hazırlanan mamullerin “diyabetin kesin tedavi ilacı” diye ticari olarak pazarlandığı ve hastalara yüksek ücretler karşılığında satıldığı yönünde birçok şikâyet gelmektedir. Üzülerek belirtmek gerekir ki kontrol altına alınamadığı için bu kişilerin ve bu türden ürünlerin sayısı da her geçen gün artmaktadır. Bu tür bilimselliği kanıtlanmamış, Sağlık Bakanlığından resmî izin alınmamış mamullerin ilaç adı altında hastalıkları tedavi ettiğini iddia eden ilanlar hastaları yanıltmakta, hastalar hekimler tarafından verilen ilaçları bırakmakta, bu ilan ya da reklamlardan etkilenerek tedaviyi aksatmakta, bu ürünlere büyük paralar vererek satın almaktadırlar.

Diyabet gibi ciddi, komplike, iyi tedavi edilmediği zaman ağır organ kayıplarına neden olan, milyonlarca insanın hayatını ilgilendiren bir hastalığın tedavisinde, bu tür, etkinliği uluslararası kurallarla kanıtlanmamış bitkisel ürünlerin tedavide kullanılması birçok hasta için geri dönüşü mümkün olmayan ciddi sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Sağlık Bakanlığı, hasta tedavi yetkisi olmayan tıp dışı birtakım kişilerin hasta sağlığıyla oynamasını engelleyecek tedbirleri almalıdır. Radyo Televizyon Üst Kurulu bitkisel kökenli karışımların reklam ve ilanlarında hastaya tıbbi ilaç izlenimi verecek yazılar ve hasta ya da hastalıkları tedavi ettiğine dair ibareler kullanılmasını önleyecek önlemleri en kısa sürede almalıdırlar. Sağlık Bakanlığı bünyesinde bilimsel etik kurul oluşturulmalı, bu tedavi metotları ancak etik kurulun onayı alındıktan sonra açıklanmalı ve uygulamaya konulmalıdır.

Sevgili arkadaşlar, diyabet tanısı milattan önce 2500 yılında, yine bizim Kapadokya bölgemizde yaşayan Areteus isimli bir doktor tarafından konulmuş. Hastaların idrarlarını, genç yaşta ölen hastaların idrarlarını alarak güneşe koyup, üstüne arıların ve sineklerin geldiğini görünce buna “diabetes mellitus” yani “şekerli akıntı” adını vermiştir. O günden bugüne diyabette çok ciddi gelişmeler ve değişiklikler oldu. Ancak son yıllarda diyabetin hızında çok ciddi bir artış var. Bununla ilgili tabii ki bizim ülkemizde en büyük sıkıntı sevgili arkadaşlar, diyabetin tedavisine yönelik çok ciddi yatırımlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

MEHMET ŞEKER (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Diyabetin tedavisine yönelik, bütün hastalıkların tedavisine yönelik çok ciddi yatırımlar yapıyoruz ama koruyucu hekimliğe gerekli önemi vermiyoruz. Bunun için, sağ olsunlar, Cumhurbaşkanının himayesinde okullarda da artık diyabet eğitimiyle ilgili bir çalışma yapıyoruz. Bu konuda Türkiye Diyabet Vakfı’na da buradan teşekkürlerimi iletmek istiyorum.

Bir sorunumuz daha var, o da şu: Diyabette takip çok önemli. Kan şekeri takipleri yapılırken, Sağlık Bakanlığımız yurt dışından gelen oyuncakların zararlı olduğu gerekçesiyle ithaline izin verilmemesini isterken, aynı şekilde diyabetle ilgili ölçümleri yapan şeker ölçüm cihazlarımız ve malzemelerimiz Çin’den gelmekte, Uzak Doğu’dan gelmektedir. Bunlara da engel olmak lazım. Çünkü bizim insanlarımızın sağlıklı bir sonuca ulaşabilmesi için uluslararası kabul görmüş makinelerle bu ölçümleri yapması lazım.

Hepinize sağlıklı ve mutlu günler diliyor, saygılarımı sunuyorum. (CHP, AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Şeker.

Hükûmet adına Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Veysel Eroğlu cevap verecektir.

Buyurunuz Sayın Eroğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Herkese buradan, bütün milletimize, bütün insanlığa sağlıklı, güzel bir hayat diliyorum.

Esasen, ben, Sayın Mehmet Şeker Milletvekilimizin diyabetle alakalı konuşmasına cevap vermek üzere söz aldım. Esasen, görüşlerine ben de bir çevreci olarak iştirak ediyorum. Belki “Sağlık Bakanı yerine niye Orman ve Su İşleri Bakanı cevap verdi?” diye düşünebilirsiniz ama geçmişte çevre mühendisliği bölümü kurulduğu zaman halk sağlığıyla ilgili dersleri ben veriyordum. O bakımdan, ben de gerçekten konuya ilgi duyduğum için kısaca cevap vermeyi arzu ettim.

Esasen, yapılan ilmî çalışmalarla ülkemizde, az önce Sayın Vekilimizin de ifade ettiği gibi, aslında 6,5 milyon hakikaten diyabetli hasta var ama bir de diyabetli olup olmadığı bilinmeyen, tahminen belki 3 milyon kadar insanın olduğu Sağlık Bakanlığımız tarafından tahmin ediliyor. Sizin de ifade ettiğiniz gibi, 9 ile 9,5 milyon insan hakikaten diyabetli. Diyabet hastalığının görülme sıklığının esasen obezite yani şişmanlığa bağlı olarak daha da arttığı, hatta yirmi yaşın üzerindeki her 7 kişiden 1’inin özellikle diyabet hastası olduğu tahmin ediliyor. Bu gerçekten çok önemli. Bir artış söz konusu ama benim şahsi kanaatim de bu artışta bu fiziki hareketsizlik, spor yapma eksikliği, hatta her yere araçla gitme, yürüyüş eksikliği ve sizin de ifade ettiğiniz üzere koruyucu hekimlik hizmetlerine halkımızın yeteri kadar önem vermemesi bana göre bu artışta önemli etken olmaktadır.

Bu çerçevede Sağlık Bakanlığımız tarafından diyabetin önlenmesi ve kontrolü gayesiyle Türkiye Diyabet Önleme ve Kontrol Programı (DİAPTÜRK) yürütülmeye başlanmıştır.

Diyabet konusunda toplumda farkındalığın artırılması ve konunun öneminin vurgulanması gayesiyle Dünya Sağlık Teşkilatı ve Dünya Diyabet Federasyonunun öncülük ettiği, tıp tarihinde bugüne kadar üretilmiş olan en değerli molekülü yani insülin hormonunu bulan Frederic Banting’in doğum günü olan 14 Kasım Diyabet Günü etkinliklerinin bütün dünyada her yıl kutlanmasına karar verilmiştir. Ülkemizde de gerçekten bu hafta kutlanmaktadır.

İşte bu program kapsamında bu yıl, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nün, özellikle Tip 2 diyabet oluşumunda önemli bir risk faktörü olan obezitenin ülkemizde görülme sıklığında artış da göz önüne alınarak 14-21 Kasım 2011 tarihleri arasında ve Diyabet, Obezite Haftası olarak çeşitli etkinliklerle gerçekleştirilmesine bakanlıkça karar verilmiştir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ülkenin bir sağlık bakanı var mı Sayın Bakan?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bu etkinliklerden birisi de 14 Kasım 2011 tarihinde Ankara’da Hilton Oteli’nde gerçekleştirilmiş. Hakikaten, bu toplantıya bakanlık mensupları, bu konuda emeği geçen hocalarımız, tıp alanında isimleri gerçekten dünyaca tanınmış kişiler katılmıştır ve bir tören tertip edilmiş, emeği geçenlere takdirname verilmiştir. Değerli hocalarımız tarafından da ilk defa böyle büyük bir organizasyon ve geniş bir katılımla bir 14 Kasım etkinliğinin gerçekleştirildiği belirtilmiş ve Sağlık Bakanlığına da bu etkinlik için şükran dileklerini dile getirmişlerdir. Ayrıca program kapsamında, 27 Nisan 2010 tarihinde imzalanan protokol çerçevesinde, Sağlık Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı ve Çocuk Endokrinoloji ve Diyabet Derneği iş birliğinde okullarda diyabet programı işlenmeye başlanmıştır. Bu çerçevede, 81 il sağlık müdürlüğü ve il millî eğitim müdürlükleri iş birliğinde, 14 Kasım 2011 haftası içerisinde, ülkemizde yaklaşık 80 bin okulda, çocuklarda diyabet ve çocuklarda şişmanlık ve sağlıklı beslenme konularının işleneceği eğitimler gerçekleştirilmektedir.

Ayrıca, 81 il düzeyinde sağlık müdürlüklerince gerçekleştirilen çeşitli faaliyetler, kan şekerinin ücretsiz ölçümü, obezitenin önlenmesi ve diyabete ilişkin toplantılarda, gerek mahalli radyo ve televizyonlarda bu konunun yer almasının sağlanması, sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivitelerin önemi, okullarda birtakım etkinlikler, alışveriş merkezleri ve şehrin meydanlarında stantlar vesaire gibi, bu gibi konularla toplumun özellikle dikkatinin çekilmesi ve tedbirlerin alınması konusunda gerçekten ciddi çalışmalar yapılmaktadır.

Ancak şunu özellikle vurgulamam lazım: Sadece Sağlık Bakanlığının aldığı veya alacağı tedbirler yeterli değildir. Halkımızın bu konuda, bilhassa şişmanlığın önlenmesi ve hareketsizlik ve bilhassa sayın milletvekilimizin de işaret ettiği gibi koruyucu hekimlik, koruyucu sağlık hizmetlerine büyük önem verilmesi gerekir. Çünkü aslında, sağlıkla ilgili maliyetlere baktığımız zaman, bir insan hasta olduktan sonra onun tedavi masrafları çok fazladır ama hastalığı önlemek için gerekli koruyucu hekimlik hizmetlerinin maliyeti ise çok daha düşüktür. Bu bakımdan, bu koruyucu hekimlik çalışmalarına önem verilmesi, vatandaşlarımızın da bu konuda gereken alakayı göstermesi gerekiyor.

Ben tekrar, hakikaten, konuyu gündeme getirdiği için sayın milletvekillerimize teşekkür ediyorum ve inşallah, herkes için sağlıklı, hayırlı bir uzun ömür diliyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Eroğlu.

Sayın milletvekilleri, madde 60’a göre 10 sayın milletvekilimize söz vereceğim: Sayın Tanal, Sayın Özkes, Sayın Yeniçeri, Sayın Oğan, Sayın Aygün, Sayın Şandır, Sayın Sakık, Sayın Altay, Sayın Işık ve Sayın Atıcı.

Buyurunuz Sayın Tanal.

Bir dakika süreniz var.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 17 Kasım Uluslararası Öğrenciler Günü’ne ilişkin açıklaması

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; 17 Kasım, Uluslararası Öğrenciler Günü’dür. Uluslararası Öğrenciler Günü, 17 Kasım 1939 yılında Prag Üniversitesinde Nazilerin saldırısı ve Çekoslovakya’nın Naziler tarafından işgaline karşı yapılan gösteriler sonucu 9 öğrencinin ölümü, 1.200 öğrencinin toplama kamplarına gönderilmesi ve Prag Üniversitesinin tüm birimleriyle kapatılmasıyla sonuçlanmıştır.

Ülkemizde o döneme benzer anlayış devam etmektedir. Bir üniversitenin kadrosunu oluşturan öğretim üyeleri bugün cezaevindedir; aynı şekilde demokratik haklarını kullanan öğrenciler cezaevindedir, basın mensupları cezaevindedir, milletvekilleri cezaevindedir, muhalifler cezaevindedir. Demokratik hak ve özgürlüklerini kullanıp mağdur olan tüm öğretim üyelerine, öğrencilere, gazetecilere selam olsun!

Öğrencilerin, basın mensuplarının, öğretim üyelerinin ve demokratik hak ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tanal.

Sayın Özkes…

 

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Genel Kurulda bulunan kürsünün AK PARTİ sıralarına yakın mesafede olması nedeniyle istismar edildiğine ve kürsünün yerinin değiştirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Mecliste konuştuğumuz kürsü AKP sıralarına daha yakın mesafededir. Kürsünün kendilerine yakın olmasını istismar eden AKP’li milletvekilleri işlerine gelmeyen, muhalif konuşmacıları laf atarak, incitici sözler söyleyerek psikolojik baskı altına almaya ve susturmaya çalışıyorlar. Milletin sinesinden gelen, milletin sesini dile getiren milletvekillerinin AKP’nin baskısı ve gölgesi altına alınmaya çalışılması yüce Meclise yakışmıyor. Bu nedenle kürsünün yerinin değiştirilmesini öneriyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özkes.

Sayın Yeniçeri…

 

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Türkiye’de yapılan ilaç deneylerinde insanların kobay olarak kullanıldığı iddialarına ilişkin açıklaması

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce yabancı, sonra da Türkiye medyasına düşen bir habere göre Türkiye'de Ocak 2007 ile Aralık 2010 tarihleri arasında yapılan ilaç deneylerinde kobay olarak binlerce kişinin kullanıldığı, bunlardan da 893’ünün hayatını kaybettiği ifade ediliyor. Bu rakamın Hindistan’da 1.700’ü aşarken, Meksika’da da 1.500 civarında olduğu ifade ediliyor. Kobay insan olarak kullanılma bakımından Türkiye'nin altıncı sırada olduğu belirtilmiş. İlaç şirketleri binlerce Türk insanını kobay olarak kullanmış, 893 insanımız da bu olay sonucu ölmüş, sonra da bunu kendileri açıklamış. Yetkililer “En sıkı denetlenen ülkeyiz. Öyle bir şey olsa canlarınıza okuruz.” diyorlar. Herhâlde onlara bundan sonra ölenlerin ruhuna Fatiha okumak kalıyor! Dört yıldır binlerce insan kobay olarak kullanılacak ve 893 kişi de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – …bunun neticesinde hayatını kaybedecek, siz hâlâ can okumaktan bahsedeceksiniz!

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Oğan…

 

4.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Ahıska Türklerinin ana vatanları olan Gürcistan’a dönmeleri konusunda yardımcı olunmasına ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

 

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün gündem dışı söz alarak konuşan Sayın Külünk Ahıska Türlerinin acılarını dile getirdi. Ayın on beşinde bu konuda ben de bir konuşma yapmıştım ve iktidar partisinden beklerdik ki bir muhalefet milletvekili gibi Ahıska Türklerinin acılarını dile getirmek yerine, Ahıska Türklerinin Türkiye’deki sorunlarını dile getirsinler, çözüm yollarını önersinler. Ahıska Türkleri bugün maalesef hâlâ ana vatanları Ahıska’ya dönebilmiş değil, ana vatanları Ahıska hâlâ oradaki Ermenilerin kontrolündedir. Gürcistan Cumhurbaşkanı’nın Ahıska Türklerine “Soy isimlerinizi değiştirmeden gelemezsiniz.” baskısı altındadır. Türkiye’de biz güçlü bir Gürcü lobisi olduğunu biliyoruz. Bu lobiden bizim beklediğimiz, Gürcistan’a bu anlamda baskı yaparak, Ahıska Türklerinin tarihî ana vatanlarına dönmelerine yardımcı olmalarıdır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİNAN OĞAN (Iğdır) –  …Türkiye’deki Ahıska Türklerinin de sorunlarına çare bulmalarıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Aygün…

 

5.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülere yapıldığı iddia olunan işkencelere tıbbi onay veren doktorların soruşturulmasına ilişkin açıklaması

 

HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 12 Eylül 1980 askerî darbesinden sonra 650 bin kişi işkence gördü. Geçen hafta Radikal gazetesinde yer alan bir habere göre, Mamak Cezaevinde solcu tutuklulara, hükümlülere yapılan işkenceleri “tretman” adı altında psikolojik testlere tabi tutan ve Türkiye’de önemli ödüller kazanmış, burada ismini zikredemeyeceğim bir profesör de işkencecileri destekleyen bilim adamları adına Hipokrat yeminine ihanet eden bir profesörün de adı verildi ve bu tip doktorların Mamak, Metris ve Diyarbakır zindanlarında çokça görev yaptığı bilgisi yer aldı. 12 Eylül’le hesaplaşmanın bir boyutu işkencecileri yargılamak ise -bugüne kadar hiç kimse yargılanmadı, dava açılmadı, bir kez daha dikkatinizi çekiyorum- bir boyutu da işkenceye tıbbi onay veren doktorların soruşturulmasıdır.

Yüce Meclisi, Hükûmet üyelerini bilgilendiririm, saygılarımı sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aygün.

Sayın Şandır…

 

6.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Ahıska Türklerinin sorunlarına çözüm bulunmasına ve diyabet hastalığının araştırılarak alınması gereken tedbirlere ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Ahıska Türklerinin tarihte yaşadıkları o zulmü şiddetle, nefretle kınıyoruz, acılarını paylaşıyoruz. O sürgünde hayatını kaybeden kardeşlerimize rahmetler diliyorum. Sayın Sinan Oğan’ın ifade ettiği sorunlar hâlâ devam ediyor. Bu sorunların da en kısa sürede aşılmasını talep ediyor, aşılacağını ümit ediyoruz.

Bir diğer husus diyabet konusu. Gerçekten ülkemizde hızla artan, özellikle de diyabetli hastaların yaş sınırı aşağıya doğru… Artık çocuklarımız, üç yaşında, dört yaşında çocuklarımız diyabet hastası olmaktadırlar. Bu sonucu oluşturan sebeplerin doğru araştırılıp tedbirlerinin alınmasını Hükûmetten talep ediyor, teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Şandır.

Sayın Sakık…

 

7.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Van, Bitlis Muş ve çevresinde yaşanan kötü hava şartları nedeniyle pancar üreticilerinin mağduriyetlerinin giderilmesine ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

 

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

İlgili bakan yok ama çok önemli bir konu olduğu için diliyorum not tutarsınız.

Şimdi, Van’ın Erciş bölgesinde, Bitlis’in Güroymak, Muş’un Bulanık, Malazgirt ve merkezde kısmen, bu yıl erken kış geldi. Pancarların büyük bir çoğunluğu tarlalarda kaldı. Hiçbir araç tarlalara giremiyor ve vatandaş perişan. Bir de kota var, yani bunlar pancarlarını teslim etmedikleri zaman bir yasal yaptırım da var ve üretici perişan. Bu konuda bir katkınız olursa çok sevinirim, özellikle Erciş’le ilgili.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sakık.

Sayın Altay…

 

8.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Parlamentonun daha verimli çalışabilmesi için iktidar ve muhalefet partilerinin uzlaşması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1 Ekimde açılan Parlamento yaklaşık bir buçuk ayını ikmal etti, üç beş tane uluslararası anlaşma dışında Parlamentonun ortaya koyduğu hiçbir şey olmadı. Bu Parlamentonun bu şekilde çalışması hem zaman israfıdır hem de millî servete büyük bir yanlıştır. Parlamentonun çalışması için de iktidarın muhalefetle uzlaşması şarttır. İktidarın muhalefetle uzlaşmadan Parlamentoyu çalıştıramayacağını artık görmüş olması lazım. Millet bizi izliyor, bu Parlamentodan beklenen çok şey var fakat kanun hükmünde kararnamelerle yetinen bir Hükûmet var ortada. Kanun hükmünde kararnamelerin de Meclis açık olduğu hâlde hâlâ Meclise gelmemesi yürütme organının, yasama organının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Altay.

Sayın Işık…

 

9.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, ülkemizde nişasta bazlı şeker üretiminin her yıl kotasının arttırılmasının sağlığa ve çevreye verdiği zararlara ve mısır ithalatında kazanç sağlayan firmaların araştırılmasına ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

 

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Üç beyazdan uzak duralım”, “Obeziteyle mücadele edelim” diye Sağlık Bakanlığı kampanyalar açarken nişasta bazlı şeker üretiminin ülkemizde her yıl kotasının artırılması, nişasta bazlı şekerin diyabetten kemik erimesine, kansızlığa, gut hastalığına, karın tipi şişmanlığa, karaciğer yağlanmasına, kansere neden olduğu bilinirken bunun kullanılmasına izin verilmesi, ayrıca şeker fabrikasının kapatılması, şeker üretiminin azalması, sağlığa ve çevreye verdiği faydaların göz önüne alınmaması bir çelişki değil midir?

Diyabet Haftası’nda böyle bir konu görüşülürken şekerin, özellikle nişasta bazlı şekerlerin üretiminin artırılması ve mısır ithalatında hangi firmaların kazanç sağladığının araştırılması gerekiyor.

Saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Işık.

Sayın Atıcı…

 

10.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, diyabet konusunda Sağlık Bakanı yerine niçin Orman ve Su İşleri Bakanının açıklama yaptığına ve ülkemizde geçim sıkıntısı çeken vatandaşların gönüllü kobay olarak bilimsel araştırmalarda kullanıldıkları iddialarına ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

 

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Orman ve Su İşleri Bakanından diyabet dinlemek gerçekten çok ilginçti. Acaba diyabet orman işlerine mi giriyor, su işlerine mi giriyor, ben bir hekim olarak anlayamadım! Ama bir şeyi anladım ki Hükûmetin sağlığa verdiği önem bu kadardır. Bu ülkenin bir Sağlık Bakanı yok mudur? Bu konuyu, dün bizi eleştirmeye çalışan AKP Grup Başkan Vekilinin dikkatine ayrıca sunuyorum.

Bir de sorum olacak: 16’ncı büyük ekonomiye sahip olduğumuzu iddia edenler, kişi başına düşen millî gelirin 10 bin dolar olduğunu iddia edenler geçim sıkıntısı nedeniyle bilimsel araştırmalara -tırnak içinde- gönüllü olarak kobay olan ve ölen vatandaşların varlığından utanıyorlar mı?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Atıcı.

Sayın Türkoğlu ve Sayın Eryılmaz’a da tekrar söz veriyorum, bundan sonra söz talebi almayacağımı belirtiyorum.

Sayın Türkoğlu, buyurunuz.

 

11.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, terör örgütü ile Türk devleti arasında arabuluculuk talebinde bulunulduğuna dair basına yansıyan haberlere ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

 

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz, parmakları değiştiremeyeceğimize göre, sistemde arıza var, lütfen sistemi değiştirin. Çünkü girmekte zorlandık, onu öncelikle arz edeyim. Söz hakkı için de teşekkür ediyorum nezaketinize.

Benim bahsetmek istediğim husus, dün gazetelere yansıyan ve Sayın Başbakanımızın bayram öncesi Türkiye’yi ziyaret eden Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin başkanından terör örgütü PKK’yla arabuluculuk talebine ilişkin. Bu nasıl bir iştir? Afrika’yı dizayn ediyorsunuz, Libya’yı, Mısır’ı, Cezayir’i, Fas’ı neyse, Suriye’ye efeleniyorsunuz ama ülkemize her gün terörist gönderen bir bölgenin yöneticisi ki, bir aşiret reisidir, ondan Türk devleti, koskoca Türk devleti arabuluculuk istiyor? Bunu çok garipsediğimi, yadırgadığımı ve ayıpladığımı ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Türkoğlu.

Sayın Eryılmaz.

 

12.- Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz’ın, terör örgütüne verildiği öne sürülen desteğin ülkemizin ulusal çıkarlarını ve güvenliğini tehdit ettiğine ilişkin açıklaması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

 

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başbakan, her fırsatta terörün dini, dili, ırkı ve milletinin olmadığını ve nereden gelirse gelsin kınanması gerektiğini söylemektedir. Ancak komşu, kardeş ve dost bir ülkenin yönetimini silahlı güç kullanmak suretiyle devirmeye çalışan, Müslüman kanı döken, polis ve asker öldüren muhalif gruplara silahlı eğitim, lojistik destek ve koruma-kollama dâhil her türlü destek verilmektedir. Bu silahlı gruba verilen destek, teröre destek vermek anlamına gelmiyor mu? Tarih, Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan ve Davutoğlu’nu Müslüman kanı döken silahlı gruba destek veren politikacılar olarak kaydedecektir. Bu silahlı gruba verilen destek ülkenin ulusal çıkarlarına hizmet etmediği gibi, ülkemizin ulusal güvenliğini de tehdit etmektedir. Bu konuda sayın AKP Grubunun da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz, Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, özür dilerim, yani usul açısından şöyle bir sorun doğdu: Burada sorular soruldu. Bu soruların sorulması birer yasama faaliyetidir. Yasama faaliyeti olması nedeniyle ilgili bakanın cevap vermesi gerekir. Eğer ilgili bakan… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) - O anlamda yasama faaliyetinin işidir…

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yasama faaliyetle ilgili…

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanın sözünü kesiyorsunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Lütfen saygılı olur musunuz. Sözünü ben kesmiyorum, meramımı anlatıyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal, ben İç Tüzük’ün 60’ncı maddesine göre kısa bir açıklama isteyen milletvekillerine söz verdim. Bu soru-cevap işlemi değildir. Ona göre, İç Tüzük’e göre tekrar bakarsanız sizi…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama maalesef hep soru soruldu.

BAŞKAN – Teşekkür ederim bu konuda.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama Sayın Bakan cevap vermek istiyor efendim.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, böyle bir itham oldu.

BAŞKAN – Sayın Eroğlu, böyle bir usul yok biliyorsunuz. Lütfen…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Müsaade ederseniz…

BAŞKAN - Soru-cevap bölümünde değiliz. 60’a göre bir şey var.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Kısa bir açıklama yapacağım.

BAŞKAN – Sizin mikrofonunuzu açayım. Sayın Eroğlu, siz de eğer 60’a göre bir açıklama yapmak istiyorsanız yerinizden siz de aynı şekilde bir açıklamada bulunabilirsiniz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; evvela bir milletvekilimiz işte “Artık, diyabetle alakalı konu Orman ve Su İşleri Bakanlığına mı geçti?” şeklinde bir beyanda bulundu. Esasen bu hakikaten çirkin bir ifade. Benim acaba bu konuda ne kadar bilgili olup olmadığımı siz takdir edecek durumda mısınız ki! Bir kere ben Hükûmet adına bilgi vermek üzere çıkıyorum. Burada nöbetçi benim dolayısıyla Sağlık Bakanlığımızla da görüştük. Diyabetle ilgili çalışmaları aldım. Kaldı ki ben sağlıkla, koruyucu hekimlikle ilgili bizzat ders vermiş, ilgilenmiş bir kişiyim. Ben bir çevre profesörüyüm. Dolayısıyla bundan tabii bir şey olamaz.

İkinci husus da bir milletvekilimiz, Suriye’deki muhaliflere Hükûmetin silah sağladığı şeklinde, böyle bir beyanatta bulundu. Bu fevkalade yanlıştır, bu çok çirkin bir şeydir. Dış siyasetle alakalı bir konuda böyle alelusul bir şekilde söz söylemek de fevkalade yanlıştır, bakın… Çünkü Türkiye büyük bir devlettir, ona göre karar veriliyor, ne yapılacağını belirliyoruz ama bizim böyle bir silah desteği falan verdiğimiz yok. Hatta biz şu anda birtakım yaptırımlar bile uygulamıyoruz. Suyu kesebiliriz, Dolayısıyla orada insanlar yaşıyor, ne gerekiyorsa… Biz insani açıdan bakıyoruz. Bunu özellikle vurgulamak istiyoruz.

Bir diğer husus da Ahıska Türkleri. Bu konuda Hükûmetimiz gerekeni yapıyor, yapmıyor değil yani bizzat bu işi takip eden bakanlarımız var. Yani ben de ta Kazakistan’da Ahıska Türklerinin ne büyük zulme uğradıklarını giderek görmüş bir kişiyim, yıllarca önce, 1990’lı yıllarda. Hakikaten, çok zulme uğradılar, mağdur oldular. Hükûmetimizle, hep  birlikte onlara sahip çıkmamız gerektiğine inanıyorum.

Bir diğer husus da şekerle ilgili konuşuldu. Tabii ki şekerle ilgili, zaten, ben ayrıca pancarla ilgili Erciş’te, Malazgirt’te ve Güroymak’taki sayın vekillerimizin ifade ettiği hususları ilgili bakana aktaracağım.

Özetle bunları vurgulamak istiyorum. Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. 

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Eroğlu.

Konuşmanızın başında zaten açıklamıştınız neden burada bulunduğunuzu. Bu, gayet net ve açıktı.

Şimdi, Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır…

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Sayın Başkan, bir dakikalık söz hakkı istemiştik, verdiniz, sağ olun, Sayın Bakanımız da cevap verdi.

Eğer izin verirseniz Sayın Bakanımızın söylediğine iki kelime bir şey eklemek istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan bu taraf “Bağımsızlar” heyeti mi?

BAŞKAN -  Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Burada “Bağımsızlar” diye yazmıyor tahmin ediyorum.

BAŞKAN – Çok rica edeceğim…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, şuraya “Bağımsızlar” diye yazalım.

BAŞKAN – Lütfen…

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Bizim herhangi bir suçlamamız yoktur. Burada, Türkiye'nin koruyup kolladığı iddia edilen bir albayın yaptığı açıklamalar ulusal ve uluslararası basında…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, böyle usul var mı? Her seferinde çıkıp böyle konuşuyor. Böyle şey olmaz ya!

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, siz bunu gayet açık ve net bir şekilde ifade ettiniz zaten, Sayın Bakan da buna karşılık bir açıklamada bulundu. Lütfen, gündemimize geçelim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının üç tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup bilgilerinize sunacağım.

 

 

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Romanya Senatosu Başkanı Mircea Geoana'nın, beraberinde bir Parlamento Heyeti ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu olarak ülkemize resmî ziyarette bulunmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/362)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Romanya Senatosu Başkanı Mircea Geoana'nın beraberinde bir Parlamento Heyeti ile birlikte ülkemizi ziyaret etmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı'nın 2 Kasım 2011 tarih ve 8 sayılı Kararı ile uygun bulunmuştur.

Söz konusu heyetin ülkemizi ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun'un 7. Maddesi gereğince Genel Kurul'un bilgilerine sunulur.

                                                                                                                                    Cemil Çiçek

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

2.- Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonunda açık bulunan üyeliğe İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun,

NATO Parlamenter Asamblesi Türk Grubundaki yedek üyeliğe Bursa Milletvekili Aykan Erdemir ile Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Türk Grubundaki yedek üyeliğe İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in,

Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi Türk Grubunda açık bulunan üyeliğe Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın getirildiklerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/363)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Antalya Milletvekili Yusuf Ziya İrbeç'in Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu'ndaki üyeliğinin sona ermesiyle boşalan üyelik için, MHP Grup Başkanlığınca aday gösterilen İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu'nun üyeliği,

CHP Grup Başkanlığınca aday gösterilen Bursa Milletvekili Aykan Erdemir'in NATO Parlamenter Asamblesi Türk Grubundaki yedek üyeliği ile İstanbul Milletvekili Celal Dinçer'in Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Türk Grubundaki yedek üyeliği,

Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi Türk Grubunda boş bulunan üyelik için, BDP Grup Başkanlığınca aday gösterilen Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın üyeliği,

TBMM Başkanlık Divanı'nın 14 Kasım 2011 tarih ve 9 sayılı Kararı'nı müteakiben, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 2. maddesinin (a) fıkrası uyarınca Genel Kurul'un bilgisine sunulur.

                                                                                                                                    Cemil Çiçek

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

3.- Kazakistan Senato Başkanı Kairat Mami'nin, beraberinde bir Parlamento Heyeti ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının konuğu olarak ülkemize resmî ziyarette bulunmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/634)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Kazakistan Senato Başkanı Kairat Mami'nin beraberinde bir heyetle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'nın konuğu olarak ülkemize resmi ziyaret etmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı'nın 12 Ekim 2011 tarih ve 5 sayılı Kararı ile uygun bulunmuştur.

Söz konusu heyetin ülkemizi ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun'un 7. Maddesi gereğince Genel Kurul'un bilgilerine sunulur.

                                                                                                                                    Cemil Çiçek

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 21 milletvekilinin, İstanbul’da depremle ilgili yapılan çalışmaların incelenerek alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/56)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'nin büyük bir bölümü deprem kuşağı içinde yer almaktadır. 1999 yılında, 17 Ağustos'ta Gölcük'te ve 12 Kasım'da Düzce'de meydana gelen depremlerin ardından İstanbul'daki deprem olasılığı yoğun bir şekilde tartışılmıştır.

1999'da Gölcük'te meydana gelen depremde, resmi rakamlara göre 17.480 kişi ölmüş, 43.953 kişi yaralanmıştır. Resmi olmayan bilgilere göre ise yaklaşık 50.000 kişi hayatını kaybetmiş, yine 100.000'e yakın kişi yaralanmıştır. Düzce depreminde ise Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi'nin açıklamalarına göre 845 kişi ölmüş, 4.948 kişi de yaralanmıştır. Bunun yanında her iki depremde de birçok bina yıkılmış, bu nedenle birçok kişi evsiz kalmıştır. O dönemde deprem kamuoyunda yoğun bir şekilde tartışılmış, uzmanlarca konunun ayrıntıları aktarılmıştır. Depremin yaşandığı bölgelerde, binaların depreme dayanıklı olmadığı görülmüştür. İstanbul'da olması beklenen depremle ilgili çeşitli uyarılar yapılmış, ivedi bir şekilde önlem alınması gerektiği ortaya konulmuştur.

Ancak İstanbul'da bina denetimleri, halkın bilinçlendirilmesi, kamu alanlarının elden geçirilmesi gibi hayati öneme sahip konularda ciddi adımlar atılmamıştır. Her işi son ana bırakma zihniyetiyle hareket eden iktidar ve yerel yönetim, milyonlarca insanın hayatını kaybetme riskinin olduğu, böylesine önemli bir konuda son derece pervasız davranmaktadır.

Son günlerde konunun uzmanları tarafından yapılan açıklamalar deprem riskini ve kötü sonuçlarını bir kez daha hatırlamamızı sağlamıştır. Konuyla ilgili yeterli araştırma ve belirleme yapılması için yerel yönetimlerin gereken kaynağı ayırmadığını belirten uzmanlarca, Marmara Denizi'nin altında yapılan çalışmalar sonucunda, 1999 depremi öncesindeki belirtilerin görüldüğünü açıklamıştır.

İstanbul'daki hızlı nüfus artışı, plansız ve denetimsiz şehirleşme göz önüne alındığında depremin neden olacağı yıkım tahmin edilenden yüksek olacaktır. Bu nedenle acil olarak önlemlerin alınması gerekmektedir.

Öncelikle halkın konuyla ilgili olarak bilinçlendirilmesi, bu yönde çalışmaların yapılması gerekmektedir. Bu konuda eğitim almış arama kurtarma ekiplerinin sayısının arttırılması zorunludur. Kamu binalarının elden geçirilmesi, konuyla ilgili gerekli araştırma ve belirlemelerin yapılabilmesi amacıyla gerekli kaynağın ayrılması ve ivedi çözümlerin derhâl uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir. İnsan hayatını önemsemeyen, bilim ve akademik çalışmaları hiçe sayan bir anlayışla İstanbul'un depreme hazırlanması söz konusu olamaz.

İstanbul'da depremle ilgili yapılan çalışmaların incelenmesi ve alınacak tedbirlerin tespiti amacıyla, Anayasa’nın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü‘nün 104. ve 105. maddeleri gereğince meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

1) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                          (İstanbul)

2) İhsan Özkes                                                          (İstanbul)

3) Candan Yüceer                                                     (Tekirdağ)

4) Atilla Kart                                                             (Konya)

5) Erdal Aksünger                                                     (İzmir)

6) Kamer Genç                                                          (Tunceli)

7) Mehmet Şeker                                                       (Gaziantep)

8) Tufan Köse                                                           (Çorum)

9) Kazım Kurt                                                           (Eskişehir)

10) Mehmet Ali Ediboğlu                                           (Hatay)

11) Ali Rıza Öztürk                             (Mersin)

12) Salih Fırat                                                          (Adıyaman)

13) Metin Lütfi Baydar                        (Aydın)

14) Aytuğ Atıcı                                                          (Mersin)

15) Özgür Özel                                                         (Manisa)

16) Nurettin Demir                                                    (Muğla)

17) Sinan Aydın Aygün                       (Ankara)

18) Ramazan Kerim Özkan                                        (Burdur)

19) Mustafa Sezgin Tanrukulu                                   (İstanbul)

20) Celal Dinçer                                                       (İstanbul)

21) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                                    (Kayseri)

22) Malik Ecder Özdemir                                           (Sivas)

 

2.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 21 milletvekilinin, balıkçılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/57)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemiz; farklı ekolojik özellikteki Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz'e kıyısı olan, 178 bin km. kıyı uzunluğundaki akarsu, toplam yüzey alanları 1 milyon hektarın üzerinde 200 adet doğal gölleri ve 3 bin 442 km'lik baraj gölleriyle hem denizel hem de iç sular bakımından zengin balıkçılık kaynaklarına sahip bir ülkedir.

Türkiye denizlerinin bağlı bulunduğu Akdeniz'de 5 bin, Karadeniz'de bin 700 civarında canlı türünün yaşadığı bilinmektedir. Karadeniz'de 247, Marmara Denizi'nde 200, Ege Denizi'nde 300 ve Akdeniz'de 500 balık türü bulunmaktadır. Tüm bu zenginliklere rağmen ülkemizde balıkçılıkla ilgili çağdaş, etkin politikaların geliştirilememesi, dünya balıkçılık teknolojisindeki hızlı gelişmeye rağmen bu gelişime ayak uydurabilecek yeni uygulamaların hayata geçirilememesi, bilimsel bir kurumun böylesine önemli bir sektöre destek ve yön verememesi sonucunda balıkçılık sektörü çıkmaza girmiştir.

Dünyada nüfus artışı, insanların beslenme ihtiyacını gün geçtikçe arttırmakta, gıda yetersizliği yaşamalarına neden olmaktadır. Gelişmekte olan ülkeler gıda gereksinimlerini karşılayabilecek ve ulusal kaynak gelirlerini arttıracak önlemleri almakta; ekonomik, sosyal ve diğer koruyucu hizmetlerle bireylerin uygarca yaşamalarına çaba göstermektedir. Bu nedenle balıkçılığın önemi ekonomik kaynak sağlamasının yanı sıra insan beslenmesine olan yüksek düzeydeki protein katkısı nedeniyle de değerlendirilmelidir.

Dünya balıkçılığında avcılıkla büyüyen ürün açığı yetiştiricilikle karşılanmaya çalışılmaktadır. Ülkemizde özellikle denizlerde yapılan yetiştiriciliğin yoğun çevre kirliliği yarattığı tartışmaları gündemdedir. Aslında yetiştiriciliğin sürdürülebilir gelişimi birinci derecede kaliteli çevreye ve suya bağlıdır. Bu nedenle yetiştiricilik yatırımları çevreyle uyumlu olmalı ve olumsuz etkilerinin minimum düzeyde olması gereklidir. Çünkü yetiştiricilik sadece bir gıda üreticisi değil, aynı zamanda sınırlı kaynaklar için rekabet eden bir tüketici ve atık üreticisidir. Bu nedenle yetiştiricilik ve doğal sistemler arasındaki etkileşimlerle ilgili bilgiyi arttırabilecek programlar ve etkileri azaltacak teknolojilerin de desteklenmesi gerekmektedir. Söz konusu sıkıntıların giderilmesi için hem devletin hem de yetiştiricilik sektörünün öncelikli rollerinin belirlenmesi ve üstlenilmesi gerekmektedir.

Avrupa ülkelerinde balıkçılık alanındaki ilk uygulamalar, balıkçılık sahalarına girişin pazar ve yapıların düzenlenmesi amacıyla 1970'li yılların başında gündeme gelmiştir. Yapılan düzenlemelerle balıkçıların av sahalarına eşit haklarla girebilmelerine olanak sağlanmış, uluslararası antlaşmalarla haklarının korunması için ortak bir politika belirlenmesi yönünde karar alınmıştır. Su ürünleri ve su alanları bakımından pek çok ülkeden daha avantajlı olan Türkiye'de Avrupa'daki düzenlemelerin yapıldığı tarihten 37 yıl sonra bile halen balıkçılık sektörü üvey evlat muamelesi görmektedir.

Ülkemizde balıkçılık alanında kaynak kullanımı, denetim ve kontrol, yapısal eylemler, pazar politikası, devlet yardımları ve balıkçılarımızın sosyal sorunları konusunda büyük bir yetersizlik ve boşluk yaşanmaktadır. Bu ilgisizlik, balıkçılık araştırmaları konusunda da kendini göstermektedir. OECD ülkelerinin 2000 yılında balıkçılık yönetimi ile ilgili harcamalarına bakıldığında Türkiye'de balıkçılık için ayrılan parasal ödeneklerle diğer ülkelerin harcamaları arasında ciddi bir uçurum söz konusudur. OECD'nin yayımladığı raporda Türkiye'nin balıkçılık yönetimi ile ilgili harcamalarını içeren ödenek hanesi 'bilgi alınamadı' şeklinde gösterilmiştir. Oysa Türkiye, ispanya dışında Akdeniz'e kıyısı olan tüm ülkelerden daha fazla balık üretmekte ve bu konuda dünyada söz sahibi olması gereken bir ülkedir.

Balıkçılığımızın ulusal sorunlarına çıkış yolu bulabilmek ve konuyu Parlamento çatısı altında tartışmaya açabilmek amacıyla ülkemizde balıkçılığın sorunları ve çözüm yollarının belirlenmesi için Anayasanın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104. ve 105. maddeleri gereğince meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

 

1)Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                  (İstanbul)

2) Mehmet Şeker                                             (Gaziantep)

3) İhsan Özkes                                                (İstanbul)

4) Kamer Genç                                                (Tunceli)

5) Candan Yüceer                                            (Tekirdağ)

6) Erdal Aksünger                                           (İzmir)

7) Mevlüt Dudu                                                (Hatay)

8) Metin Lütfi Baydar                                       (Aydın)

9) Mehmet Ali Ediboğlu                                   (Hatay)

10) Kazım Kurt                                                (Eskişehir)

11) Salih Fırat                                                 (Adıyaman)

12) Aytuğ Atıcı                                                (Mersin)

13) Özgür Özel                                                (Manisa)

14) Nurettin Demir                                          (Muğla)

15) Atilla Kart                                                 (Konya)

16) Ramazan Kerim Özkan                               (Burdur)

17) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                           (İstanbul)

18) Ali Rıza Öztürk                                          (Mersin)

19) Sena Kaleli                                               (Bursa)

20) Celal Dinçer                                              (İstanbul)

21)Mehmet Şevki Kulkuloğlu                            (Kayseri)

22 )Malik Ecder Özdemir                                  (Sivas)

 

3.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 21 milletvekilinin, Alevilerin inanç ve kültürlerini yaşamakta karşılaştıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/58)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sayıları 20 milyondan fazla olduğu tahmin edilen Alevi İslam inancına sahip vatandaşlarımızın, inanç ve kültürlerini yaşamak ve yaşatmakta önemli ve ciddi sorunları vardır. Aleviler, tarihte çeşitli kıyımlar ve iftiralara uğramış, inanç ve kültürleri aşağılanmış, dışlanmıştır. Bugün dahi bazıları kasıtlı, bazıları bilgisizlikten kaynaklanan haksız söz, davranış ve yakıştırmalara muhatap olmaktadırlar. Toplumu doğru bilgilendirmesi gereken kişi ve kurumların bile, zaman zaman bu haksız söz ve yakıştırmalara katılması üzücüdür.

Ulusun aslî unsuru olan ve Laik Cumhuriyete, Atatürk ilkelerine, devrimlerine ve Devletin üniter yapısına son derecede bağlı olan Alevi vatandaşlarımızın, inanç ve kültürleri ile ilgili, kırıp dökmeden ve yasal sınırlar içinde, yıllardan beri dile getirdikleri talepleri görmezden gelinmektedir. Devletin ilgili kurumları inkarcı anlayışla, İslamın farklı yorumu olan Aleviliği kabul etmeyerek, Alevi vatandaşlarımızı Sünni İslam inancının kurallarını ve geleneklerini kabul etmeye zorlamaktadır. Bu durum hem Anayasa ve hem de insan haklarına aykırıdır.

Alevilerin, eşit yurttaşlık hakkına dayanarak talep ettikleri eşitlik ve hak talepleri; 10 yıldır AB ilerleme raporlarına yansımasına ve AİHM'nin kararlarına rağmen gerçekleştirilmemiştir. Ve sorun giderek uluslararası boyut kazanmaktadır.

Cemevlerinin ibadethane sayılması, Sünni İslam inancını ifade eden zorunlu din dersinin kaldırılması veya seçimli olması, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yeniden yapılandırılması, Alevi köylerine cami yapılmasına son verilmesi ve Alevi toplumunun kendilerini ifade etmelerinin önündeki engellerin kaldırılmasına ilişkin başlıca talepler, yıllardan beri bir türlü olumlu karşılanmamış, hak ettiği ilgiyi görmemiştir. Yani, Alevi İslam inancına sahip vatandaşlarımızın, en temel hakları olan inanç ve kültürleri ile ilgili, karşılaştıkları engeller ve sorunlar giderilmediği gibi, tersine gayretler olduğu görülmektedir.

Sonuç olarak, Alevi İslam inancına sahip vatandaşlarımızın, inanç ve kültürlerini yaşamak yaşatmak ve kendilerini ifade etmeleri ile ilgili yakınmalarına neden olan sorunların ve bu sorunların giderilmesi için alınması gereken önlemlerin tespiti için, Anayasa'nın 98. ve İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereği, bir Meclis Araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim. 26.07.2011

1) Ensar Öğüt                                                                             (Ardahan)

2) Candan Yüceer                                                                      (Tekirdağ)

3) Sinan Aydın Aygün                                    (Ankara)

4) Erdal Aksünger                                                                      (İzmir)

5) Celal Dinçer                                                                           (İstanbul)

6) Tufan Köse                                                                            (Çorum)

7) Atilla Kart                                                                               (Konya)

8) Mehmet Şeker                                                                        (Gaziantep)

9) İhsan Özkes                                                                           (İstanbul)

10) Metin Lütfi Baydar                                   (Aydın)

11) Mehmet Ali Ediboğlu                               (Hatay)

12) Kazım Kurt                                                                           (Eskişehir)

13) Salih Fırat                                                                            (Adıyaman)

14) Özgür Özel                                                                           (Manisa)

15) Aytuğ Atıcı                                                                            (Mersin)

16) Nurettin Demir                                                                     (Muğla)

17) Ramazan Kerim Özkan                                                        (Burdur)

18) Ali Özgündüz                                                                       (İstanbul)

19) Rıza Mahmut Türmen                              (İzmir)

20) Ali Rıza Öztürk                                                                     (Mersin)

21) Sena Kaleli                                                                          (Bursa)

22) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                                                    (Kayseri)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Bir gensoru önergesi vardır. Önerge daha önce bastırılıp sayın üyelere bugün dağıtılmıştır.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

C) Gensoru Önergeleri

1.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Yalova Milletvekili Muharrem İnce, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın CHP’li Belediyelerin Alman Vakıflarından kredi alarak terör örgütüne yardım ettikleri iddiasında bulunduğu hâlde bunu ispatlamadığı ve böylelikle üstlendiği görevi yerine getirmediği iddiasıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/4)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Cumhuriyet Halk Partili Belediyelerin Alman Vakıflarından kredi alarak terör örgütü PKK'ya yardım ettikleri iddiasında bulunan ancak bu iddiasını kanıtlama yerine açıkça yalan ve hedef gösterici beyanlarda bulunan, Anayasanın 112. maddesinde belirtilen "bakanların görevlerinin Anayasa ve kanunlara uygun olarak yerine getirilmesini gözetmek ve düzeltici önlemleri almakla yükümlüdür" görevini yerine getirmeyen Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkında Anayasanın 98 ve 99'uncu, TBMM İçtüzüğünün 106'ncı maddeleri gereğince gensoru açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

                Muharrem İnce                              M. Akif Hamzaçebi                          Emine Ülker Tarhan

         CHP Grup Başkanvekili                    CHP Grup Başkanvekili                    CHP Grup Başkanvekili

                      Yalova                                             İstanbul                                             Ankara

Gerekçe:

 

29 Eylül 2011 tarihinde Makedonya Cumhuriyetine resmî ziyarette bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan iki günlük bu ziyaretinin dönüş aşamasında “CHP'li belediyelerin Almanya'daki bir vakıfla kredi sözleşmesi yaptıkları ve bu yolla PKK'ya para aktardıklarını” iddia etmiştir.

Başbakanlık makamı iddiada bulunmaktan öte açıkça suç sayılan bu fiillerin ortaya çıkarılması ve yargıya taşınmasını gerektirir.

Başbakan Erdoğan bunu yapmadığı gibi 3 Ekim 2011 tarihinde Güney Afrika ziyareti öncesinde yaptığı açıklamada “Şu anda ana muhalefet partisi lideri kendi belediyelerini bir araştırsın. 'Sizin hanginiz Alman vakıflarından herhangi biriyle bir kredi görüşmesi içindesin diye bir sorsun'. Bunlar ufak belde belediyesi de değil, ilçe belediyesi de değil, bir araştırırsa, bak ben bu kadarını kenara koyuyorum. Çalışma zeminini daha da daralttım.” ifadelerini kullanarak, iddiasını karalama boyutuna taşımıştır.

Belediyeler birer yürütme kurumlarıdır ve yaptıkları iş ve işlemlerin tümü denetime tabiidir. Bunu yapmakla sorumlu olan makamın bunu yapmadan terör örgütüne yardım etmek gibi açıkça suç sayılan bir ithamda bulunmasının kendisi yasalarımız açısından suç sayılan fiiller arasında yer almaktadır.

Başbakan Erdoğan, Cumhuriyet Halk Partili hangi Belediyelerin Alman Vakıflarından yasal olmayan biçimde para aldığını ve PKK adlı terör örgütüne para aktardığını bütün belgeleriyle açıklamak zorundadır.

Başbakanlık makamı her türlü yolsuzluğun, hukuksuzluğun ortadan kaldırılmasını, bütün iş ve işlemlerin hukuka uygun biçimde yürütülmesini gözeten bir makamdır. Yalan, iftira gibi hem ahlaki hem de hukuki açıdan kabul edilemez söz ve eylemlerin gerçekleştirildiği bir yer olamaz.

Oysa Başbakan Erdoğan, Cumhuriyet Halk Partili Belediyelere iftira atmada tereddüt etmezken, AKP'li bazı belediyelerin yolsuzluklarını, gerçekleştirdikleri ihalelerdeki usulsüzlükleri görmezden gelmekte, açıkça bu fiillerin araştırılmasını, yargıya taşınmasını engelleyici söz ve eylemlerde bulunmaktadır. Örneğin Başbakan Erdoğan'ın bilgisi dâhilinde İçişleri Bakanlığı AKP'li belediyelerin gerçekleştirdiği yolsuzlukların yargıya taşınması için yasal soruşturma izinlerini vermemektedir.

Başta CHP olmak üzere diğer muhalefet partilerine ait Belediye yönetimlerinde gerçekleştirilen denetimler, soruşturmalar nerede ise denetim ve soruşturma faaliyeti olmaktan çıkıp açıkça Belediyelerin kamu hizmetlerini yürütmelerinin engellenmesine, Belediye Başkanlarının hak ve hukuklarına tecavüze dönüşmüştür..

Bu gelişmeler Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan üstlendiği görevi yerine getirmenin uzağına düştüğünü, yalan ve iftirayı siyaset yapma biçimine dönüştürmesinden dolayı kendisine güvensizlik durumunun oluştuğunu gösterdiğinden Anayasanın 98 ve 99'uncu, TBMM İçtüzüğünün 106'ncı maddelerinin gereği gensoru açılması uygun olacaktır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Gensorunun gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmenin gününü kapsayan Danışma Kurulu önerisi daha sonra oylarınıza sunulacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup, işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve arkadaşları tarafından sağlıkta dönüşüm adı altında başlayan aile hekimliği uygulamasının başladığı günden bugüne kadar sonuçlarının değerlendirilmesi, yaşanan mevcut sorunların tespiti ve giderilmesi amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 17/11/2011 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

 

17.11.2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 17.11.2011 Perşembe günü (Bugün) yaptığı toplantısında oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                            

                                                                                                                                  Pervin Buldan

                                                                                                                                          Iğdır

                                                                                                                               Grup Başkanvekili

Öneri:

01 Kasım 2011 tarihinde, Bingöl Milletvekili İdris BALUKEN ve arkadaşları taraflıdan (139 sıra nolu), Sağlıkta dönüşüm adı altında başlayan Aile Hekimliği uygulamasının başlandığı günden bugüne kadar sonuçlarının değerlendirilmesi, yaşanan mevcut sorunların tespiti ve giderilmesi amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 17.11.2011 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehine Bingöl Milletvekili İdris Baluken.

Buyurunuz Sayın Baluken. (BDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; heyetinizi saygıyla selamlayarak konuşmama başlamak istiyorum. Bugün 2005 yılında uygulamaya giren aile hekimliği sisteminin sonuçlarıyla ilgili vermiş olduğumuz araştırma önergesiyle ilgili bazı saptamalar yapmak üzere söz almış bulunmaktayım. Ancak konuşmamı aile hekimliği sisteminin de bir parçası olduğu Sağlıkta Dönüşüm Projesi’yle ilgili genel bir çerçeve etrafında yapmaya çalışacağım.

Değerli milletvekilleri, 2003 yılında devreye sokulan Sağlıkta Dönüşüm Projesi’yle ilgili uygulamalar kamuoyunun yoğun eleştirilerine rağmen aynı şekilde devam etmektedir. Açığa çıkmıştır ki, bu uygulamalarda temel amaç sağlığın sosyal devlet anlayışının vermesi gereken bir kamusal hizmet olmaktan çıkarılarak piyasa koşullarına açılmasıdır. Piyasa koşullarına uyumlu hâle getirilmeye çalışılan sağlık sistemi sermaye grupları için kârlı bir sektör hâline getirilmiştir. Tüm bu uygulamalar özel sektör için alan yaratma şeklinde planlanmış olup, özel sektör içerisinde de büyük tekel gruplarının hâkimiyet sağlaması amaçlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nin ilk basamağı genel sağlık sigortasıyla hayata geçmişti. Genel sağlık sigortasıyla ilgili uygulamalar parça parça devreye sokulduğu için asıl sonuçlarla yeni yüzleşmeye başlıyoruz. Genel sağlık sigortasının bugün için gelmiş olduğu aşamada prim sistemi öngörülmekte olup “paran kadar sağlık” anlayışı yerleştirilmeye başlanmıştır. Bu bağlamda, 2012 Ocak ayında yeşil kartlı vatandaşlarımız için de aynı uygulamalar devreye sokulacaktır.

Hükûmetin “Yeşil Kartlıları gelir testine tabi tutacağız.” şeklinde kamuoyunun gözünden kaçırmaya çalıştığı uygulamayı burada biraz detaylandırmakta fayda görüyoruz. Hâlen ülkemizde yaklaşık 9,5 milyon yeşil kartlı vatandaşımız bulunmaktadır. Genel sağlık sigortasında, yeşil kart gelir testine göre, asgari ücretin üçte 1’inden daha az gelir beyanı olan vatandaşlarımızın primleri devlet tarafından ödenecektir. Bu miktar 279 TL’ye tekabül etmektedir. 279 TL ile 887 TL arasında aylık geliri olan vatandaşlarımızdan ayda 34 TL sağlık hizmeti alabilmek için prim ödeme zorunluluğu getirilmektedir. Yine 887 ile 1.674 TL arasında geliri olan yeşil kartlılar aylık 100 lira prim ödemek zorunda kalacaklardır. 1.674 TL’nin üzerinde aylık geliri olan yeşil kartlılar için bu miktar 201 TL olarak belirlenmiştir.

Değerli milletvekilleri, burada bir somut örnekle detaylandırmak istiyorum. Örneğin ayda 280 TL geliri olan bir yeşil kartlı vatandaşımız sağlık hizmetinden faydalanmak için ayda 34 lirayı prim olarak, genel sağlık sigortasından faydalanma primi olarak ödeyecektir. Bunun dışında hastaneye gittiğinde her başvuruda 8 lira muayene katkı payı, eczaneye gittiği zaman ilaç alırken de yüzde 20’lik ilaç katılım payını ödemek zorunda kalacaktır. Koah, hipertansiyon, diyabet gibi kronik hastalıklarda hastaneye başvuru sıklığının da fazla olması göz önünde bulundurursak ayda 300 TL geliri olan bir vatandaşın bu sağlık harcamalarını bu gelir seviyesiyle karşılaması mümkün görünmemektedir.

Bu uygulama yeşil kartın yaygın olduğu bütün bölgelerde etkili olmaktadır. Özellikle kendi seçim bölgemizden örnek vermek gerekirse örneğin Bingöl’de halkımızın yüzde 50’den fazlası şu anda yeşil kartla sağlık hizmetlerinden yararlanmaktadır ve bu yeşil karttan yararlanan büyük halk kitlesinin çoğunluğunun bu sigorta primini ödeme gücü yoktur. Biz şunu çok iyi biliyoruz ki ayda 34 lira vererek sağlık hizmetinden yararlanma şeklinde bir zorunluluğun getirilmesi bu vatandaşlarımızın çoğunun sağlık hizmetlerinden faydalanmaması gibi bir sonucu da beraberinde getirecektir.

Yani özcesi, Sağlıkta Dönüşüm Projesi ve genel sağlık sigortasında balayı dönemi bitmiş, halkın önüne artık acı reçeteler gelmeye başlamıştır çünkü özellikle AKP Hükûmetinin 2007-2009 ve 2011 seçimlerinde kendi kurumsal, devletteki kurumsal örgütlenmesini sağlama süreci tamamlanmıştır. Artık acı reçeteler bir şekilde toplum önüne gelmeye başlamıştır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, sağlığın piyasa koşullarına açılmasının ikinci basamağı ise aile hekimliği sistemine geçiş olarak şekillenmiştir.

Koruyucu sağlık hizmetlerini geri plana atan, tedavi edici sağlık hizmetlerini, dolayısıyla da kontrolsüz ilaç tüketimini önceleyen aile hekimliği sisteminin sonuçlarını toplum olarak merak ediyoruz.

Aile hekimliği uygulamalarında aile sağlık merkezlerinin işleyişi tamamen küçük, özel muayenehaneler şeklinde şekillenmiştir. Hekim ve yardımcı sağlık personeli, bu muayenehanede bulunan elektrik ve su parasından tutalım da çalıştırılan yardımcı sağlık personelinin aylık maaşına kadar tüm harcamalardan sorumlu bırakılmıştır. Böylesi bir ortamda hastayı iyileştirmeye yönelik zihinsel faaliyetler ve tıbbi hizmetlerden çok, bir nevi ticarethane olan bu iş yerinin ticari faaliyetlerinin devamlılığının önceleneceği kesin bir gerçeklik olarak önümüzde durmaktadır. Baktığı hasta sayısına göre ücret alan aile hekimi, yaptığı sevk sayısına göre de yaptırımlara, ücrette ve maaşta yaptırımlara tabi tutulmaktadır.

Aile hekimliğinin getirmiş olduğu handikapları ana başlıklar altında şöyle sıralayabiliriz: Birinci basamak sağlık hizmetleri kurumsal yapıdan muayenehane düzeyine indirgenmektedir. Sağlıkta bölge kavramı ortadan kaldırılmakta ve kayıtlı kişi sayısını esas alan koruyucu sağlık hizmetleri parçalanmaktadır. Aile hekimlikleri teknik donanım, yaptığı işler ve terfi şartına göre sınıflandırılmaktadır. Bu durum almak istedikleri katkı payını kademelendirecektir.

Aile hekimliği sistemine geçerken, birinci basamak sağlık hizmetlerinin sunumunda dikkate alınmayan durumlar şunlardır: Sağlık gereksinimleri, nüfusun demografik durumu, sosyoekonomik, kültürel durum, sağlık emekçilerinin sayısı, çeşitliliği, niteliği ve mekânın coğrafik özellikleri.

Bütün bunları burada detaylandırmaya ve bilimsel bir izahat yapmaya süremiz yetmeyeceği için, sadece anlaşılması açısından pratik bir örnek vermek istiyorum. Konunun anlaşılması açısından yapılan sağlık planlamasının, İstanbul’da, Nişantaşı ve Etiler’deki sağlık planlamasının Bingöl’deki Mirzan Mahallesi ve Yenimahalle’deki sağlık planlamasıyla aynı olmasının mantığını anlamakta güçlük çekiyoruz.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, altyapı hazırlığı olmadan geçilen bu aile hekimliği sisteminde mevcut sayıda aile hekimi olmadığı için bu düzeydeki hekim açığı pratisyen hekimler üzerinden sağlanmaya çalışılmıştır. Özellikle, bu durum hastane acil servislerinde çok ciddi sıkıntıları beraberinde getirmiştir. Örneğin, çalışmış olduğum Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesinde hâlen devam etmekte olan sorunları şu şekilde pratik örnekler vererek burada detaylandırabiliriz:

Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, şu anda, acil serviste acil deneyimi olan pratisyen hekimler veya uzman doktorlar, acil tıp uzmanları nöbet tutmamaktadır. Şu anda, bir göz uzmanı ve bir psikiyatristin birlikte on iki saat nöbet tuttuğu vardiyalar söz konusudur. Burada, acil servise başvuran bir kalp krizi hastası ya da trafik kazasında multipl organ yaralanmasıyla mustarip olan bir yaralı ya da bir beyin kanamasına bir göz hastalıkları uzmanının bakması istenmektedir. Bahsetmiş olduğumuz hastanede on iki saat içerisinde 700’ü aşkın hasta başvurusu vardır. Bu durumda, her hasta için ayrılan süreyi hesapladığımız zaman bir dakikadan daha az bir sürenin burada karşımıza çıktığını görüyoruz yani bir dakikadan daha az olan bir süre içerisinde bir göz uzmanı deneyimi olmadan acile başvuran hastanın anamnezini almakta, muayenesini yapmakta, tetkiklerini ve röntgenlerini istemekte, gelen sonuçları değerlendirip teşhis koymakta ve bu teşhise göre de hastayı tedavi etmeye çalışmaktadır. Tabii ki, bu durum çok ciddi birtakım sağlık problemlerini beraberinde getirmektedir. Ancak burada, hasta ve hasta yakınları tarafından yaşanan sıkıntıların faturası sağlık sistemi yerine hekim ve sağlık çalışanlarına çıkarılmaktadır.

Böylesi sıkıntıların olduğu acil servislerle ilgili Sayın Bakanımızın medyaya yansıyan demeçlerinde ise “Acil serviste uzman hekim muayene dönemi başlamıştır.” şeklinde kamuoyunu yanıltıcı birtakım bilgiler söz konusudur. Bu kısa süre içerisinde bu kadar fazla hasta bakmanın adı, bırakın uzman hekim muayenesi olmayı, hekim muayenesi olarak adlandırılmayı bile hak etmemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Değerli milletvekili arkadaşlarım, 2 Kasım tarihinde bir gece yarısı operasyonu şeklinde devreyi sokulan Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı’yla ilgili kamuoyunda, meslek örgütlerinde, sendikalarda ve demokratik muhalefette çok ciddi kaygılar vardır. Bu kaygılarla ilgili bizler hem soru önergeleri hazırlayarak hem de konuyu sürekli gündemleştirerek sizlerle birlikte paylaşmak istiyoruz.

Özellikle sağlıkta özelleştirme uygulamalarının final aşaması, bu geçmekte olan Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı’nı içeren Kanun Hükmünde Kararnamedir. Biz, hastanelerin önce özerkleştirilip, sonra özelleştirileceğini çok net bir şekilde daha önce yaşanan pratiklerde de biliyoruz.

Bu Kanun Hükmündeki Kararnamenin detaylarını daha sonra sizlerle paylaşacağımızı belirterek, hepinize saygılarımı sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz sayın Baluken.

Önerinin aleyhine İstanbul Milletvekili Türkan Dağoğlu.

Buyurunuz Sayın Dağoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaşam hakkı, doğanın insana verdiği en tabii haktır ve sağlık, yaşamın da en temel taşlarından biridir.

Sağlıkta yapılmak istenen dönüşümlerle amaç, Türkiye’de yaşayan her vatandaşın yaşam kalitesini yükseltmek, bunun için ülkenin imkânlarını en akılcı biçimde kullanmak ve kaynakların hakkaniyete uygun bir şekilde dağılımını sağlamaktır.

Bu nedenle, Hükûmetimiz, yıllardır halkımızın ertelenmiş ve artık sağlık alanında beklemeye tahammülü olmadığına inandığımız taleplerini yerine getirmek için bilimsel, dünya standartlarına uygun, aynı zamanda ülke gerçeklerini de gözeterek önemli adımlar atmaya karar vermiştir. Bu çerçevede Sağlıkta Dönüşüm Programı, kamuoyunu yeniden yapılandırma anlayışına uygun olarak atılmış çok önemli bir adımdır. Bilindiği gibi, ilk iş olarak devlet hastaneleri, sigorta hastaneleri ve kurum hastaneleri birleştirilip tüm vatandaşlarımızın ortak hizmetine açılarak sağlıkta dönüşümün ilk adımı atılmıştır.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, bakanlar nerede? Sayın milletvekiline saygısızlıkta bulunuyorlar. Bakan yok, kavaslar mı bakanlıklara vekâlet ediyorlar!

TÜRKAN DAĞOĞLU (Devamla) – Sayın milletvekilleri, bu, şüphesiz ki diğer hükûmetler tarafından da düşünülmüştür; ancak bu konuda söylenen öyle bir durum vardır ki, o zaman hep denmiştir; “Bunlara elini dokunan yanar.” Ancak, bizim AK PARTİ Hükûmeti hiçbir zaman oy kaygısı düşünmeden bu konulara elini atmış ve bu üç kurumu bir şemsiye altında birleştirme başarısını elde etmiştir. Bu, gerçekten bugün Türkiye’nin sağlık sistemi içinde çok büyük bir başarıdır.

Bunu takiben, aile hekimliği uygulamasıyla birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi hedeflenmiştir. Hastaların büyük çoğunluğunun sorunlarının birinci basamakta çözülebilir olduğu ve hastane polikliniklerinin bu tür hastalarla dolu olduğunu biliyoruz. Sistemin etkin hâle getirilmesi ve hastanelerimizdeki gereksiz yığılmalar bu aile hekimi uygulamasıyla azaltılmıştır. Böyle bir amacı gerçekleştirme yolunda farklı kesimlerce sürdürülen -biraz evvel sayın milletvekilinin de dile getirdiği gibi- aile hekimi veya genel pratisyenlik tartışmalarının yersiz olduğu kanaatindeyiz. Bir uzmanlık dalı olarak aile hekimleri ülkemizde sayıca yetersizdir, bu herkes tarafından da çok iyi bilinmektedir. Uygulamaya, mevcut pratisyen hekimlerin kısa süreli bir eğitimden geçirilerek başlanması uygun görülmüştür ve böylece sürekli eğitim ile desteklenmesi en pratik çözüm olarak uygulanmıştır. Böyle bir başlangıç ülkemizde kimlik ve prestij kaybına uğramış pratisyen hekimlerin yeniden itibar kazanmasını da sağlamıştır. Üçüncü olarak da nüfusun genelini kapsayacak bir genel sağlık sigortası sistemi hayata geçirilmiştir.

Sayın milletvekilleri, dönüşüm ve değişimler her zaman zor ve sancılıdır, yerleşik olanı rahatsız eder, bu da zor ve güçlüklerle dolu bir atılım yapmayı göze almakla ancak ve ancak mümkündür. Bugün sıfır ve on sekiz yaş arası çocuklar doğar doğmaz zaten sigortalanmaktadır. Ben bir akademisyen ve bir hekim olarak hastanelerde yıllarca bunun sancısını ve sıkıntısını yaşayan bir milletvekiliyim ve biz, orada ne acıdır ki parası yok diye, çocuğunun parasını yatıramıyor diye sevk ettiğimiz birçok hasta olmuş ve yollarda  ölmüştür. Bunların sorumlusu acaba kimdir bugüne kadar? Ancak AK PARTİ Hükûmetinin ortaya koyduğu ve yerleştirdiği sıfır-on sekiz yaş arası sigorta sistemi hastanelerde bu rahatlığı getirmiş ve hekimlerin de elini güçlendirmiştir. Düzensiz nüfus artışı, köyden kente sürekli göç ile gittikçe büyüyen ve âdeta karakteristiğine damgasını vuran varoşlar ve gelir dağılımındaki korkunç uçurumlar geçmişi aynen kabul etmek yerine, günümüze uyarlamak zorunda olduğumuzu bize her zaman göstermiştir. Bugün bize düşen, 1960’ların mantık kapısını 21’inci Yüzyıl Türkiye’sinin değişmiş olan şartlarına uyarlamaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlıkta Dönüşüm Programı, bugüne kadar yapılmış bütün çalışmaları dikkate alan katılımcı ve demokratik karar süreçleriyle en uygun çözümler üretmeyi amaçlayan kapsamlı bir programdır.

Bugün Türkiye’de bir toplumun gelişmişliğinin en güzel göstergesi olan yeni doğan bebek ölümleri binde 60’lardan binde 10’lara düşmüştür. Her şeyin çocuklar için olduğu İsveç’te ve ondan sonra gelen Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya’da bu değerler binde 4 ila 7 arasında değişmektedir. Türkiye’de bugün bu değerler binde 10’lar civarındadır ve toplantılarda bu değerlerle biz hekimler olarak gurur duymaktayız. Çünkü toplumun da gelişmişliğinin bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bugün Program’ın başarısı halkın sağlık alanındaki memnuniyetinden bellidir. Memnuniyet oranı yüzde 39’dan yüzde 79’lara çıkmıştır ve bu alanda yaptığımız ulusal sinerji, halkımızın güveni ve desteği, arkamıza aldığımız moral rüzgârı bizi başarıya taşımıştır.

Ben bu nedenle, bu konuşma fırsatını bana verdiğiniz için Sayın Başkan ve değerli milletvekillerine çok teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Dağoğlu.

Önerinin lehine Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı…

Buyurunuz Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum. BDP grup önerisinin lehine söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün aile hekimliği sistemini, birinci basamak sağlık hizmetlerini konuşuyoruz. Aile hekimliği sisteminin “Sağlıkta dönüşüm” denen, biz hekimlerin “Sağlıkta yıkım” dediği programın bir parçası olduğunu söylemek istiyorum. “Sağlıkta dönüşüm nedir?” diye soracak olursanız, sağlıkta dönüşüm ise sağlığın piyasalaştırılması, yani özelleştirilmesini getiren bir kanundur. Sayın Sağlık Bakanı her zamanki gibi süslü laflar kullanarak kavramların içini boşaltmaya devam etmektedir.

Değerli arkadaşlar, Sağlık Bakanı diyor ki: “Genel sağlık sigortası uygulayacağız.” Şöyle bir içine bakarsanız içinde genel var, sağlık var, sigorta var; her şey kulağa hoş geliyor. Herkes zannediyor ki bu kanun herkesi kapsayacak, herkes zevkle bu kanunun kapsamından yararlanacak.

Bir yandan da bakıyorsunuz ki bu yılın sonunda yeşil kart uygulamasına son verileceğini söylüyor Sayın Bakan. Hemen arkasından, sağlıkta dönüşüm programının bir diğer basamağı olan tam gün yasasını getiriyor bu Hükûmet; bakıyorsunuz çok güzel. Cumhuriyet Halk Partisi de tam gün istiyor; güzel. Türk Tabipleri Birliği de tam gün istiyor, bütün sendikalar tam gün çalışmayı istiyor. “Harika.” diyorsunuz. Yasaya bir bakıyorsunuz ki her tarafından performans fışkırıyor, her tarafından para fışkırıyor. “Olmaz.” diyoruz ve bunu Anayasa Mahkemesine götürüyoruz ama Cumhuriyet Halk Partisinin ne istediğini bildiren de çok güzel sosyal sağlık politikalarıyla ilgili bir kanun tasarısını hazırlayıp Meclise veriyoruz; verdik bile.

Hemen arkasından, sağlıkta dönüşüm programının bir diğer bacağı olan kamu hastane birlikleri kavramı geliyor, yasası geliyor. Tıpkı, bunun da diğerleri gibi içinin boşaltıldığını görüyorsunuz. Buradan da bakıyorsunuz ki artık hastaneler birer ticarethane, bütün personel olmuş birer sözleşmeli personel.

Dönelim gelelim aile hekimliğine. Aile hekimliği de diğer kavramlardan hiç farklı değil. Kulağa çok hoş geliyor “Aile hekimliği.” İçinde aile var, içinde hekim var. Yani toplumda pozitif algı, olumlu algı yaratan kavramları çok güzel bir şekilde koymuşsunuz. Allah aşkına ne anlarsınız aile hekimliğinden?

Herkes zannediyor ki her ailenin bir hekimi olacak. Tıpkı diğer, az önceki konuşmacının bahsettiği gibi herkes zannediyor ki birinci basamak sağlık hizmetleri güçlenecek. Dönüp bakıyorsunuz bir ailenin hekimlerine; kadının hekimi başka bir merkezde, kocanın hekimi başka bir merkezde, çocuğun hekimi başka bir merkezde. İşte aile hekimliğinden anlaşılan kavram budur.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Öyle bir şey yok. Biz aynı hekime gidiyoruz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Hiç öyle el hareketi yapmayın, gidin sorgulayın bakalım, benim mahallemde kaç kişinin kaydının farklı hekimlerde olduğunu göreceksiniz. Aile hekimliğini bilmeden de kimse konuşmasın.

Ne yaptınız biliyor musunuz?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Alakası yok.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Hiç “Alakasız” demeyin. Ne yaptınız biliyor musunuz? Portakal bahçesini kabalaya verir gibi insanları kabalaya verdiniz. Aynen de yaptığınız budur. 1 hekime 3 bin kişi bağladınız. Döndünüz, dolaştınız, ondan sonra, bu 3 bin kişi için de doktora bir miktar para verdiniz ve bu paradan da kamuoyuna dediniz ki: “Doktora çok para veriyoruz.”

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Millet görüyor sağlıkta yapılanları.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Dönüp baktık, doktora ne kadar para veriliyor? Eh, hadi 6 bin lira para verdiniz. Sonra döndünüz bu doktora dediniz ki: “Bir dakika, sen oturduğun masanın kirasını vereceksin, sen hizmet verdiğin binanın kirasını...” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Yahu, eğer itirazınız varsa söyleyin, gidin kanununuza bakın Allah aşkına.

Oturduğu masanın kirasını istediniz o doktordan. O doktora dediniz ki: “İçinde hizmet verdiğin binanın kirasını vereceksin.” O da yetmedi, sadece bir aile sağlığı elemanı verdiniz, ikinci aile sağlığı elemanının parasını hekimden istediniz. “Yerleri kim temizleyecek?” diye sordular, onun da parasını, sigortasını, her şeyini hekime yüklediniz. Sonra dönüp diyorsunuz ki: “Biz birinci basamağı güçlendiriyoruz.” Birinci basamağı ticarethane hâline getirdiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Sizin sayenizde hekimler işveren hâline geldi. Aile hekimliği uygulaması hekimleri işveren hâline getirdi, sağlık kurumlarını işletme hâline getirdi, doğal olarak da hastalar müşteri hâline geldi.

Az önceki hatip dedi ki: “Hastanelerdeki gereksiz yığılmalar önlenmiştir aile hekimliğinin güçlendirilmesiyle.” Allah aşkına, yolunuz düştüğünde, hasta olmasanız da herhangi bir kamu hastanesinin aciline gidin, bakın bakalım, bir hasta ortalama kaç saat bekliyor? Biz Mersin’de bir araştırma yaptık; Mersin’de Toros Devlet Hastanesinde veya diğer devlet hastanelerinde ortalama olarak bir hastanın acil serviste bekleme süresi iki buçuk saattir.

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Randevu…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Nerede?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Devlet hastanelerinde.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Randevu ne işe yarıyor?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Acil servislerden bahsediyorum. Acil servisteki muayene süresi ne kadar biliyor musun Sayın Milletvekili? İki buçuk dakikadır ve…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sırada ölen hasta var mı?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Onu da söyleyeceğim, ölen hastaları da söyleyeceğim, hiç merak etme… Hiç merak etme…

İki buçuk dakikada muayene oluyor çocuklarımız. Bundan haberiniz var mı?

Ve bir doktorun 170’inci hastası olmayı kim ister Allah aşkına bu salonda? Siz kendinize reva görmediğinizi halka nasıl reva görürsünüz. İki buçuk dakikada 170’inci hasta olmayı ben isterim diyorsanız buyurun, hadi gelin bakalım bunu halkın önünde açıkça söyleyin ama siz bunu halka reva görüyorsunuz. Bir de kalkıp diyorsunuz ki: “Pratisyen hekimlere itibar sağladık.” Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyun.

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Yüzde 50 oy verdi.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Hekime yönelik şiddetler giderek artıyor. Hekimleri değersizleştirdiniz, hekimlerin yaptığı işleri anlamsızlaştırdınız. Ondan sonra kalkmışsınız diyorsunuz ki: “Pratisyen… Madem pratisyen hekim bu kadar önemliydi, niçin uzaktan eğitimle bütün pratisyen hekimleri aile sağlığı uzmanı hâline getirmeye çalışıyorsunuz? Hani pratisyen hekim değerliydi. Pratisyen hekim gerçekten değerlidir. Hepimiz pratisyen hekimiz ama öncelikle pratisyen hekimlerin hakkını iade edeceksiniz. Ondan sonra kalkacaksınız diyeceksiniz ki: “Hekimler gerçekten değerlidir, özellikle de pratisyen hekimler değerlidir.”

Yalnız, Sayın Hocam Türkan Dağoğlu’nun bir söylemine çok…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hekimlerin hepsi değerli, hem pratisyenler hem uzman hekimler değerli.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Efendim, bir dakika dinleyin ya. Yani dinlerseniz hepsini anlatacağım. Çok biliyorsan sen gel konuş.

Sayın Hocama bir konuda katılıyorum, dedi ki: “Sağlıklı yaşam en temel insan hakkıdır.” Doğru söyledi. Sağlıklı yaşam en temel insan hakkıdır. Anayasa devlete ve dolayısıyla devleti yöneten hükûmete vatandaşlarının sağlığını koruma görevini vermiştir. Koruyamadığı yerde de tedavi etme vazifesini vermiştir. Bu nedenle siz sağlığı özelleştiremezsiniz. Bu görevi başka birisine, hekim dahi olsa devredemezsiniz arkadaşlar. Sizler sağlık hizmetlerini ücretsiz, ulaşılabilir, kaliteli ve eşit olarak sunmak mecburiyetindesiniz. Diyorsunuz ki: “Sağlıkta Dönüşüm Programı katılımcı ve demokratik.” Ya Allah aşkına, ya ne olur bir dönüp bakın yaptıklarınıza. Demokrasi neymiş bir anlayın. Allah aşkına soruyorum, siz -Dövmeye gelmedi değil mi kimse beni? Kürsüye tecavüzlerden çok artık bunaldım da…- Allah aşkına bir dönüp bakın, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın uygulaması sırasında kime sordunuz? Hekim örgütlerine mi sordunuz, sendikalara mı sordunuz, hekimlere mi sordunuz, eczacılara mı sordunuz, hemşirelere mi sordunuz? Hadi hiçbirisine sormadınız, kalkıp bunu Meclise mi getirdiniz? Meclise getirmeden kanun hükmünde kararname çıkarmayı hangi biriniz kendinize yediriyorsunuz? Allah aşkına, yahu, bu milletvekilliğinin de bir onuru var. Hadi hekimleri onursuzlaştırdınız, milletvekilliğini de mi onursuzlaştırdınız? (CHP sıralarından alkışlar) Kalkın, getirin, burada adam gibi konuşalım, dertlerimizi anlatalım, buradan geçirelim. Tam günü biz istemiyor muyuz? Getirin, geçirelim. Bakın, bir kanun teklifi verdik. İstemesek böyle bir şeyi yapmayız.

Değerli arkadaşlar…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Hocam, kafanın üzerinden kırmızı helikopter geçiyor. O ambulans helikopter oluyor.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - O ambulansa inşallah bir gün muhtaç olmazsın. O ambulansa muhtaç olduğun zaman içinde doktor olmadığını göreceksin. Ambulansların içerisine doldurdunuz hemşireleri, çıkardınız doktorları.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) - Doktor var, doktor var…

AYTUĞ ATICI (Devamla) - O ambulansa ihtiyaç olduğu zaman artık çok şey değişmiş ve bitmiş olacak senin için. Şu anda sana burada bir şey olsa, biz yine kalkıp sana müdahale edeceğiz. Yine hekimlere muhtaç olacaksınız. Bunu hiçbir zaman unutmayın.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Hipokrat yemini ettin. Zaten yapacaksınız.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ettim. Evvelallah, ben yeminime sadığım. Başkaları gibi ettiğim yeminlere aykırı yalanlar söylemem. Sen de muhtaç olsan, sana da yardım ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – O hastanelerin eski hâlini hatırlıyor musun?

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bakın, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı yaptınız. Aile hekimliğini getirdiniz. Sayın Hocam, çok iyi bilir. Sevk zinciri olmadan bu işler mi işlemez mi Allah aşkına? Siz kalkıp sevk zincirini yapmadan, devlet hastanesine birinci basamaktan ikinci basamağa giderken sevk zincirini kurmazsanız bu sistem işler mi işlemez mi? İşlemedi, işlemeyecek de. Üç yerde denediniz, üç yerde… Korkudan hemen kaldırdınız. Niye? Çünkü halk gerçekten sizi topa tuttu o dönemlerde. O yüzden de artık hiçbir şekilde sizin aile hekimliğinden bahsetme şansınız yoktur. Öyle bir noktaya getirdiniz ki olayı, sağlığı, alınır satılır bir mal hâline getirdiniz. Resmen mal oldu.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Hocam, o bizim medarıiftiharımız, yüz akımız Hocam. O konuda konuşmayın. Bizim yüz akımız, yüz akımız…

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Senin yüz akını birazdan söyleyeceğim ne olduğunu, yüz karası mı, yüz akı mı?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Millet memnun, millet.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Sağlığı o kadar piyasaya düşürdünüz ki, sağlık alınır satılır mal hâline geldi sayın milletvekili. Hatta ve de hatta… Bakın, bir örnek vereyim size…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözünüzü tamamlayınız Sayın Atıcı.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Peki efendim.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Bıçak parasını kastediyorsun herhâlde.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Bıçak parasını getiren de götüren de bellidir. Sağlık bilgilerini o kadar cazip hâle getirdiniz ki sizin genel müdürünüzün şifresiyle sizin kurduğunuz sisteme girildi ve bütün mahrem dediğimiz, bizim namusumuzdan bile önce koruduğumuz bilgilerin hepsini peşkeş çektirdiniz. Hepsi ikinci ellere, ehil olmayan elle geçti.

Gülmeyin Sayın Hocam, gidin araştırın. Hangi genel müdürün şifresiyle girdiğini ben size daha sonra söyleyeyim. Hatta bu konuda Meclise bir soru önergesi verdim; dedim ki: “Kaç hastanın bilgisi yetkisiz kişilere geçti? Bu sistemde çalınan bilgiler ne hâle geldi?” Ondan sonra da bir tıs çıkmadı Sağlık Bakanlığından.

Diyorsunuz ki: “Memnunuz hâlimizden. Halk da memnun.”

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Halk memnun, halk.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Hayır efendim. Tıpkı Van’dakiler de memnundu, küçük bir depremde ne hâle geldiler. Bingöl’dekiler memnundu, ne hâle geldiler. Sağlıktaki küçük bir depremde de ne hâle geleceğiniz, yüz akı mı, yüz karası mı olduğunuzu göreceksiniz.

Sağlıkla geldiniz, sağlıkla gideceksiniz.

Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Atıcı.

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Dağoğlu.

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Ben bir cevap verebilir miyim?

BAŞKAN – Ne için?

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Sayın Milletvekili Aytuğ’a bir cevap verebilir miyim? Açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Sisteme giriniz lütfen. Ben size 60’a göre bir açıklama hakkı vereyim.

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; Aytuğ benim beraber çalıştığım, her zaman çalışmalarımıza beraber güç verdiğimiz Değerli Kardeşim. Ancak Değerli Kardeşim Aytuğ, ben seni çok evvelden… Biliyorsun hepimiz aynı camiada beraber çalıştık, ancak ben bir şeyi rica ediyorum. Kulakların var duymuyorsun, gözlerin var görmüyorsun, vicdanın var hissetmiyorsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Doktor üslubunu aştı bu.

BAŞKAN – Sayın Dağoğlu, katkı yapmak için söz istediniz ama bir sataşmaya mahal verdiniz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bu doktor üslubu değil, sokak üslubu oldu.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yani bu bir cevap mı? Bilimsel bir veri sunulmadı.

BAŞKAN – Sayın Dağoğlu, olmadı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkanım, sataşmayı kulaklarınızla duydunuz. Söz istiyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hem de ağır hakaret.

BAŞKAN – Buyurun.(AK PARTİ sıralarından “Yerinden” sesleri, gürültüler)

Sayın milletvekilleri, lütfen biraz izin verin.

Buyurun.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, İstanbul Milletvekili Türkan Dağoğlu’nun, şahsına sataşması nedeniyle konuşması.

 

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Hocam, size olan saygımdan dolayı size bir şey söylemeyeceğim yalnız benim kulaklarım var, duyuyorum. Bunu siz çok iyi bilirsiniz. Gözlerim de görüyor, gönül gözüm de açıktır.

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Ben öyle biliyordum.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Vicdanım da vardır, gönül gözüm de açıktır, bazılarınınki gibi kapalı değildir.

Sayın Hocam, sağlık, gerçekten önemli bir konudur. Sağlık, hepimize lazım olan bir konudur. Sağlığın piyasalaştırılması asla düşünülemez. Bunu, AKP’nin savunmasını anlarım ama sizin savunmanızı asla anlayamam, hiçbir şekilde. (CHP sıralarından alkışlar)

Sağlık, anayasal bir haktır. Sağlık, üstelik de bizim Anayasa’mızda değil sadece, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’yle tespit edilmiş en kutsal insan hakkıdır. Bizim istediğimiz ise, hekimlerin değerli bir şekilde, kafasında para olmadan, hiçbir şekilde para baskısı altında olmadan çalışmasıdır. Hocam “Doğru” diyorsunuz ama arkasından kalkıyorsunuz, ücretsiz olması gereken sağlık hizmetlerini ücretli hâle getiriyorsunuz. Ben mi koydum birinci basamağa yazar kasayı? Siz koymadınız mı? Biz kaldırmadık mı? Yapmayın Allah aşkına! Yani kalktı Başbakanınız, Sağlık Bakanınız dedi ki: “Herkes nüfus cüzdanını cebine koysun, istediği sağlık ocağına, istediği sağlık kuruluşuna gitsin, muayene olsun.” Çok güzel, alkışladık, dedik ki: “Herhâlde iyi bir iş yapacaklar.” Arkasından döndük baktık ki birinci basamağa 2 lira getirdiniz; döndük baktık, ikinci basamağa 8 lira getirdiniz, özel hastanelere de 15 lira para getirdiniz. Şimdi, ne oldu? Bir cebinize nüfus cüzdanını koyun diyorsunuz, öbür cebinize de para cüzdanını koyun diyorsunuz.

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Hayır.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Yapmayın Allah aşkına! Hiç olmazsa sağlıkla oynamayın.

Bakın, arkadaşlar, her şey düzelebilir. Burada çıkarılan politik yasalar, yanlış yasalar gün gelir döner ve daha iyisi yapılır ama sağlıkta yapılacak olan bozukluğu düzeltemezsiniz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Atıcı.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve arkadaşları tarafından sağlıkta dönüşüm adı altında başlayan aile hekimliği uygulamasının başladığı günden bugüne kadar sonuçlarının değerlendirilmesi, yaşanan mevcut sorunların tespiti ve giderilmesi amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 17/11/2011 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi (Devam)

 

Önerinin aleyhine, Karamanmaraş Milletvekili Yıldırım Mehmet Ramazanoğlu.

Buyurunuz Sayın Ramazanoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILDIRIM MEHMET RAMAZANOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, biraz tansiyon yükselir gibi oldu, onun için konuyla tam ilgisi olmayan bir başka konuyla kısa bir giriş yapmak istiyorum izin verirseniz.

Öncelikle, daha önce yerinden söz alan arkadaşlarımızdan biri demişti ki: “AK PARTİ’de hekim yok da mı diğer arkadaşlar cevap veriyor?” Biraz önce gördüğünüz gibi Sayın Türkan Dağoğlu Hocamız bu konuyla ilgili bir konuşma irat etti. Ben de bir doktor olarak, hem çocuk sağlığı, hastalıkları hem nöroloji uzmanı olarak sizlerin karşısındayım ve şundan eminim: Tüm diğer gruplarımızda, siyasi partilerimizin gruplarında hakikaten çok kıymetli meslektaşlarımız var, tabii, AK PARTİ Grubunda da değerli meslektaşlarımız var.

Açıkçası, burada bazı teknik konular konuşuldu, onun için bu teknik konulara ben de çok fazla detaya girmeden devam etmek ve bazı cevaplar vermek istiyorum fakat öncelikle şunu ifade edeyim arkadaşlar, yine biraz daha tansiyonu düşürmek adına: “Bilim, iletişim ve teknoloji” başlıklı bir sohbet grubu kurduk. Değerli milletvekillerimizin tümüne açıktır. Bu, tamamen ideolojiden, partiden, siyasetten bağımsız, kendi aramızda, belli saatlerde bilim, iletişim ve teknoloji sohbeti yapmak üzere… Böyle bir gruba ben sizleri şimdiden davet ediyorum. Bununla ilgili toplantı saatlerini bilahare deklare edeceğiz inşallah.

Değerli arkadaşlar, konumuza gelirsek… Bir önceki Konuşmacı Kardeşimin, Değerli Meslektaşımın sözlerine aynen katılıyorum. Sağlıkta Dönüşüm Projesi gerçekten tam bir yıkım projesi olmuştur. Neyi yıkmıştır? Doktorlarla hastalar arasındaki duvarları yıkmıştır. Doktorlarla hastalar arasındaki problemli ilişkileri yerle bir etmiştir. Dolayısıyla, şimdi aile hekimliği üzerinde çok duruldu, zaten verilen önerge de bu konuyu ilgilendirdiğinden dolayı onunla ilgili bazı bilgiler arz etmek istiyorum.

Açıkçası 2005 yılında yürürlüğe giren, uygulaması başlayan aile hekimliği ne zaman tamamlanmıştır, uygulama çerçevesi? 2010 yılında tamamlanmıştır. Değerli arkadaşlar, beş yılda böyle muhteşem bir projenin tamamlanması yani aile hekimliği müessesesinin tüm Türkiye sathına, 74 milyon nüfusumuza hitap eder hâle getirilebilmesi gerçekten kolay bir iş değildir. Tabii, bunlarla ilgili olarak bazı rakamlar vermek gerekirse, hep 2002 yılıyla karşılaştırmak istiyorum izin verirseniz.

Şimdi, 2002 yılıyla 2010 yılı verilerini birbiriyle karşılaştırdığımız zaman şunu görüyoruz: 2002 yılında sağlık ocaklarına müracaat eden toplam hasta sayısı 59 milyon iken, 2010 yılı sonu itibarıyla, bir yılda müracaat eden hasta sayısı 199 milyona ulaşmıştır. Yani hemen hemen 4 kat daha fazla poliklinik yapılmıştır.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Millet çok hasta olmuş yani!

YILDIRIM MEHMET RAMAZANOĞLU (Devamla) – Eğer sadece sağlık ocaklarını değil, tüm devlet hastanelerini, üniversite hastanelerini, tüm sağlık kurumlarını dikkate alırsak 280 milyon poliklinik yapılmıştır 2010 yılında. Bunu 2002’yle karşılaştırdığımız zaman yaklaşık 65 milyon poliklinikle karşılaştırıyoruz, yine aşağı yukarı 4 kat fazla bir poliklinik sayısıyla karşı karşıyayız.

112 Acil… Açıkçası arkadaşlar, 112 acil servisleri merkezlerinin sayısı 4 kat artırılmıştır. Yine 2002 ile 2010 yılı arasındaki rakamları karşılaştırıyoruz.

Bir başka önemli husus şu: Hastalar üzerinden muayene odası karşılaştırması yaptığımız zaman, bir muayene odası başına düşen hasta sayısı 4 kat azalmıştır, yani 10.786’dan 3.650’ye inmiştir bir muayene odası başına düşen hasta sayısı. Bu da hastalarımıza sunulan imkânların ne kadar arttığını, hastanın doktoruna, tedavisine ulaşabilme imkânlarının ne kadar çeşitlendirildiğini göstermektedir.

Şimdi, tabii buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkün. Özellikle sağlık ocaklarımızın daha sonra aile hekimliklerine dönüşmesi hem aile hekimliklerinin daha standart, daha kaliteli bir hizmet verme imkânını sağlamış. Çünkü aile hekimleri bir ekip hizmeti vermektedir arkadaşlar. Bu ekip hizmeti içerisindeki tüm paydaşlar ve katılımcılar, yani burada görev alan insanlar, hakikaten, bu ekip anlayışı içerisinde sağlık hizmetlerindeki memnuniyet oranını yüzde 43’ten yüzde 87’ye çıkarmıştır. 2002 yılındaki memnuniyet oranı yüzde 43’tür, 2010 yılı sonu itibarıyla yapılan memnuniyet oranı yüzde 87’dir. Tabii burada, bütün üniversite hastanelerinin, devlet hastanelerinin, sağlık merkezlerinin ve aile hekimliklerinin ortalamasını, gerek 2002 gerekse 2010 yılları arasını karşılaştırmak suretiyle söylüyorum.

Fakat, esas itibarıyla ben çok daha farklı bir şeyden bahsetmek istiyorum. Aile hekimliği müessesesinden bahsedildi ya arkadaşlar, biz yıllardan beri…

Ben Hacettepe Tıp Fakültesi mezunuyum. Hacettepe Tıp Fakültesinde bize verilen nosyon şudur: Nusret Fişek Hocamızı, rahmetliyi ben burada, hakikaten, sizlerin huzurunda, özellikle şükranla anmak istiyorum. Değerli Hocamız, biliyorsunuz, tam bir sosyal demokrattı fakat yıllardan beri hayal ettiği bir şey vardı Değerli Hocamızın. Ben kendisinin öğrencisi olmakla gurur duyan bir insanım. O zamanki buna verilen konsept adı “sağlık hizmetlerinin sosyalizasyonu” idi, daha sonra konsept değişti “tam gün yasası” oldu. Takdir edersiniz, rahmetli Sayın Ecevit zamanında da bu tam gün yasası yürürlüğe konulmaya çalışıldı ve çok değerli CHP’li milletvekillerimiz ve daha önceki SHP’li kardeşlerimiz de buna ciddi destek verdiler. Fakat çeşitli nedenlerden dolayı gerçekleştirilememiş olan bu proje AK PARTİ’ye nasip oldu. Netice itibarıyla Tam Gün Yasası daha önce tasarlandığından çok daha mükemmel bir şekilde gerçekleştirildi. Peki, bu daha mükemmel olmasını sağlayan nedir? İşte, 2010 yılı 31 Aralık sonu itibarıyla tamamlanmış olan, tüm Türkiye sathına yayılmış olan aile sağlığı, aile hekimliği projesidir.

Şimdi, bu aile hekimliği projesiyle ilgili hem değerli vatandaşlarımızı hem siz değerli milletvekillerimizi kısaca bilgilendirmek istiyorum.

Öncelikle şunu ifade edeyim arkadaşlar: Bu aile hekimliği projesinin altında çok önemli bir bilişim projesi yatmaktadır. Ben aynı zamanda bilgi işlem uzmanıyım, yani bilgisayar icat edildiği günden bu yana bu dünyanın içindeyim. O bakımdan bu bilişim projesinin temeli neye dayanmaktadır biliyor musunuz aile hekimliğinin kurgulanmasında? Yani gerçek hayattaki uygulamaların tamamen bilgisayar ortamına aktarılmış şeklidir. Bununla şunu demek istiyorum: Yani bir vatandaşımızın telefon açmasından tutunuz, telefon konuşmalarının kayda alınmasından tutunuz, randevu sisteminin gerçekleşmesinden tutunuz, hastamızın aile hekimine gelip, orada muayenesi yapılıp, reçetesi yazılıp, teşhisi gerçekleştikten sonra bunun raporlandırılıp, reçetesinin uygulaması tarif edilip, bilgilendirilip, ondan sonra evine uğurlanırken de bir sonraki kontrol tarihinin tespit edilip yine bilgisayara kayda geçilmek suretiyle vatandaşımızın tüm sağlık sorunlarının tek elden bir şekilde yönetilebilmesi kolay bir iş değil ve ben size şunu söyleyeyim, ileride bu ne olacak biliyor musunuz?

Ben değerli tıp doktoru arkadaşlarımızdan şunu rica ediyorum: Bir gün, vakit ayırsınlar, bu aile hekimliği bilgi sistemine girsinler. Bunun örnekleri Sağlık Bakanlığımızın web sitesinde vardır, orada örnek demo video sistemleri vardır. Oradan, videodan aynen sanki oraya, bir aile hekiminin yanına girmişsiniz gibi sürecin nasıl işlediğini adım adım göreceksiniz ve onu izlediğiniz zaman bunun altında ne kadar büyük bir tıbbi zekâ olduğunu ve ne kadar önemli bir organizasyonla hastaların tüm ihtiyaçlarının en etkin ve bilimsel bir şekilde karşılandığını göreceksiniz ve “ICD-10 kodifikasyonu”nun da buna eklendiğini düşünün. Bu bir teknik terim ama kısaca şöyle ifade edeyim: Bu “International Codification of Diseases” dediğimiz Hastalıkların Uluslararası Kodifikasyonu Sistemi bu sisteme entegre edildi ve bu suretle sistem tamamlandı.

Buradan şunu demek istiyorum: Benim aile hekimi arkadaşım oturuyor bilgisayarın başına, sadece tıklamak suretiyle, yazı yazmadan tüm “Pop-up menü” dediğimiz açılır menülerden işlem yapmak suretiyle yani normalde bizim eskiden hasta muayenesi sırasında çok uzun vakitler harcadığımız bir sistemi çok daha kısa vakitte harcamak suretiyle mükemmel bir bilgi işlem ortamında hastanın tüm sorunlarını çözebiliyor. Bitmedi, bu sorunları tüm paydaşlara açık hâle getirebiliyor. Oradaki bir hastanın bilgilerini, o doktor arkadaşımız, isterse, konsültasyon istediği bir başka hekime açmak suretiyle sistemin o bilgilerinden yararlanmasını sağlayabilir.

Bu bilgi paylaşımında, tabii ki, hastanın tetkikleri, tahlil sonuçları, filmleri de bir şekilde dikkate alınacak olursa gerçekten dünyada da çok önemli bir örnek olarak algılanan, Sayın Sağlık Bakanımızın da Dünya Sağlık Teşkilatı tarafından takdir ve tebrik edilmesine neden olan çok önemli bir proje gerçekleştirilmiştir. Bu projeye biz hekimler olarak ve toplum olarak ciddi bir şekilde destek vermek zorundayız.

Nitekim, toplum da bu desteği yüzde 50 ile verdiğini göstermiştir. Özellikle memnuniyet derecesinin istatistik rakamlarına bakmanızı özellikle rica ediyorum, 2002 yılında yüzde 43’lerde olan hastaların memnuniyet derecesi bugün yüzde 87’lere çıkmışsa bunun arkasında AK PARTİ Hükûmetimizin son derece etkin, hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan, başta Sayın Başbakanımızın ortaya koymuş olduğu bu önemli projeler ve destekler ve teşvikler olmak üzere, gerçekten bunun arkasındaki emekleri ve performansı mutlaka sizlerin de takdir edeceğinize inanıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ramazanoğlu.

Öneriyi oylarınıza…

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama talebimiz var.

BAŞKAN - Yoklama talebi vardır.

Sayın İnce, Sayın Tarhan, Sayın Tanal, Sayın Aygün, Sayın Canalioğlu, Sayın Serter, Sayın Acar, Sayın Özel, Sayın Akar, Sayın Atıcı, Sayın Genç, Sayın Değirmendereli, Sayın Köktürk, Sayın Özkoç, Sayın Susam, Sayın Ekşi, Sayın Dibek, Sayın Özdemir, Sayın Güneş, Sayın Öner; tamam.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum.

                                                                                                   Kapanma Saati:15.56

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER:  Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Fatih ŞAHİN (Ankara)

------ 0 ------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 20’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- 11 Ekim 2011 tarihli ve 244 sayılı, narenciye üreticilerimizin piyasada oluşan fiyat dalgalanmalarından korunması ve narenciye ihracatında ülkemizin potansiyelinin değerlendirilmesi ile ilgili sorunların tespiti ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 17/11/2011 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

 

                                                                               17/11/2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun 17.11.2011 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantıda oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu Maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                 Mehmet Şandır

                                                                                                                                          Mersin

                                                                                                                          MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

11 Ekim 2011 tarih ve 244 sayı ile “Narenciye üreticilerimizin piyasada oluşan fiyat dalgalanmalarından korunması ve narenciye ihracatında ülkemizin potansiyelinin değerlendirilmesi ile ilgili sorunların tespiti ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla” verdiğimiz Meclis Araştırma önergemizin 17.11.2011 Perşembe günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü Birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehinde Mersin Milletvekili Ali Öz.

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; narenciye üreticisinin sorunları hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisinin lehinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Hepinizin bildiği gibi, ülkemiz, narenciye üretiminde özellikle ihracatta dünya piyasasında önemli bir yer tutmaktadır. Türkiye yıllık 5 milyon tonluk narenciye üreten bir ülke. Özellikle bölgemizi içeren, kendi bölgemizde daha fazla yetiştiği için, Akdeniz Bölgesi ve Ege Bölgesi narenciye üreticilerinin ciddi sorunlarla boğuştuğu bölgelerimiz ve bu illerin başında da özellikle Mersin gelmekte. Bugünlerde çığlığı giderek daha fazla yükselen, seslerinin bir şekilde ifade edilerek tüm Türkiye’yle paylaşılmasını isteyen Erdemli halkı, yüce Meclisimizden özellikle narenciye konusunda daha önce gerek iktidarı gerekse muhalefetiyle gündeme getirilen, bu sorun hakkında net ifadeler, net çözüm önerileri beklemektedir. Muhalefet milletvekilleri olarak daha önceki sürede de özellikle gerek tarım alanında gerekse narenciyede ülkemizin sorunları sıkça dile getirilmiş ama her ne hikmetse iktidar tarafından çoğu göz ardı edilmiştir. Narenciyenin bir kısmı ülkemizde ihracatta, önemli bir kısmı iç piyasada kullanılmakla beraber, biraz belki garip gelebilir ama, narenciye üreticilerinin bir kısmı ürettikleri narenciyeyi ya dere kenarlarında -hasat zamanı geçtikten sonra- çöpe atmakta veya bölgesine gelen bir siyasetçi bulur ise şayet onu eleştirmek anlamında ya onun önüne dökmekte veya da başka eylemler içerisine girmektedir.

Sayın milletvekilleri, bugün için, limon üreticileri hâlâ ürünlerini dalında sadece 35-40 kuruşa kesim yaptırılabildiğini, 40 kuruştan satabildiklerini ifade etmektedirler. 2002 yılında da 1 kilo limonu 1 milyon civarında satabiliyorlardı bu insanlar. Oysa bugün tarımsal girdi maliyetlerinin giderek artmış olması bu üreticileri ciddi manada zor durumlara sokmaktadır.

İhracatta verilen teşvik, belki teşvik olarak verilmekte, teşvik olarak görülmekte ancak uygulama şu ki: 1 ton narenciyeyi 790 dolara eğer satabilirseniz 125 dolarlık bir teşvik verilebilmekte. Oysaki bugün gerek dünya gerçeğinde gerekse ülkemiz gerçeğinde 1 ton narenciyenin 790 dolardan ihracatta satılması mümkün değil. Bu şu anlama geliyor: 1 kilosunu ihracatta 1 milyon 400 bin liraya satacaksınız anlamına geliyor. Oysaki bugün gerçek rakamlar, ihracatçının 1 kilosunu sadece 700 bin veya 750 bin civarında satabildiği, dolayısıyla da alacağı teşvikin yüzde 50 oranında azaldığını bilmekteyiz. İhracatçıya verilecek olan teşvikler de zamanında verilmediğinden, bu, üreticiye de yansımamakta, üretici âdeta hasat mevsiminin bitiminde ağaçlarından, dallarından limonunu, portakalını, mandalinasını toplamamakta, âdeta dallarında yığılı olarak kalmaktadır.

Sayın milletvekilleri, değerli arkadaşlarım; tabii ki tarımı modern hâle getirmemizin gerekliliği hepimiz tarafından malumdur. Dünyada özellikle ekolojik dengenin değişmesi, tarımsal alanların daralması, ülkemizi de dışarıya tarımda bağımlı bir ülke hâle getireceği endişesini hepimiz taşımak zorundayız. Tarım alanında bu iyileştirmeleri, modernizasyonu yapmadığımız takdirde tarım üreticilerinin, çiftçilerin, narenciye üreticilerinin dertlerine merhem olmaya çalışmadığımız süre içerisinde bu sıkıntıyı sadece onlar değil, toplum olarak hepimizin çekeceği gerçeği de açıktır.

Ben muhalefet milletvekili olarak şunu sizlere açık bir şekilde öneriyorum ki narenciye üreticilerine desteklerin gerçekten erken, zamanında, özellikle hasat mevsimi başlamadan temmuz, ağustos ayları içerisinde miktarı ne olacaksa açıklanmalı, fiyat birimleri tespit edilmeli ve nakit olarak, direkt olarak verilmesi gerekmektedir. Narenciye ihracatına verilecek olan destekler, özellikle, mutlaka dış piyasalarda, bizim ihracatçılarımızı, rekabet edebilecek potansiyelde olmalıdır. İhracatçıya ton başına verilen destek, az önce de rakamlarını ifade ettiğim şekliyle, bugün için üreticiye yansımamakta, üreticiler bu konudan ciddi rahatsızlık çekmektedir. Erdemli’nin Lamas limonu hepinizin bildiği, hepinizin sofrasında yoğun olarak kullandığınız bir limon çeşidi ama gelin görün ki Lamas’ta bugün özellikle sahil kesiminde limon üreticileri limon ağaçlarını, büyük emeklerle beş, altı yıl içerisinde ürettikleri, hayata geçirdikleri, meyve alacak duruma getirdikleri ağaçlarından on beş, yirmi yıl boyunca ürün beklerken, narenciye üreticisinin düşmüş olduğu bu durum nedeniyle ağaçlarını çoğu kesmekte, yerine ya yeniden taşlaşan bir kent görüntüsünde başka bir şekilde arazisini kullanmakta veya tarım alanında özellikle bölgemizde muza doğru yönlenmektedir. Narenciye sıkıntımız giderek bu noktada üretimde de gün geçtikçe bir azalma eğilimi içerisine girmektedir.

Özelikle bölgemizde narenciye üretiminin miktar olarak azalması yanında narenciye üreticisinin çekmiş olduğu bu sıkıntının diğer bir nedeni de modern tesislerin kurulamaması, yerinde lokal bölgelerde sanayide ihracatın dışında limonun, portakalın, greyfurdun başka alanlarda kullanılacağı tesislerin yapılamamış olması ve bunlar tarafından, devletin öncü olarak teşvik vermemiş olması da narenciye çiftçisinin önemli sorunlarından bir tanesidir.

Özellikle dünyada narenciye ihracatında önemli bir yer tutan ülkemiz bu alanda ciddi ve acil çözümler almak zorundadır yoksa, gerçekten, yaş sebze ve meyve ihracatımızın önemli bir kısmını oluşturan narenciye üreticileri kendiliğinden narenciye alanından çekilip başka alanlara kayacaklardır.

Bu konuda özellikle Parlamentomuzu, ilgili bakanlarımızı duyarlı olmaya davet ediyorum. Teşviklerin zamanında verilmesi, özellikle çiftçi esnafının, ihracatçının beklediği en önemli haberlerden bir tanesi, bu müjdeyi iktidarın değerli bakanlarının narenciye üreticilerine, çiftçilerine vermesini ümit ediyorum.

Fiyatlardaki bu artış yıllar içerisinde üreticiyi sürekli olarak geriye götürmüştür. Dolayısıyla üretimde de gerçekten Akdeniz Bölgesi’nde ve Mersin Erdemli bölgesinde üretimde rekolte olarak giderek düşme olmuş olmasına rağmen ama maalesef ürünler yine de yeterli fiyata satılamamakta. Bugün tarımsal girdi maliyetlerinin arttığı gerçeği de göz önünde bulundurulduğunda gerçekten narenciye işçilerimizin, narenciye çalışanlarının ciddi mağduriyet içerisinde olduğu açık bir şekilde görülmektedir.

Narenciyede tabii ki bölgede özellikle Türkiye ve dış piyasaya ihracatta sunum için ulaşım da önemli kademelerden, aşamalardan bir tanesidir. Dolayısıyla bölgede bu sektörde soğuk zincirlerin kurulması, sera dönüşüm projesinin uygulanması, küçük arazilerin 200-400 metre rakımdaki büyük arazilerle birleştirilerek, devlet tarafından desteklenerek büyük sera arazilerinin oluşturulması, yayla meyve ve sebzeciliğinin geliştirilmesi, entegre tesislerinin kurulmasında da devletin öncülük etmesini bölgede insanlar acilen beklemektedir.

Tabii ki narenciye işçilerinin sorunları sadece bunlarla da kalmıyor. Özellikle Mersin Erdemli’de -Mersin, Tarsus, Silifke, Erdemli arasına- daha önce yapımı planlanan ve hâlâ faaliyette bir şey görünmeyen hava yolunun da bir an  önce işleme alınıp bunun da yapılabilmiş olması bölge narenciye üreticisinin özellikle Türkiye'nin diğer pazarlarına ve dünya pazarına ulaşmasına da vesile olacağını ümit etmekteyiz. Yıllardır yapımı ertelenen bu havaalanın da mutlak surette hızlı bir şekilde Ulaştırma Bakanımızın devreye girerek bir an önce yapılması noktasında emirlerini bekliyoruz.

Narenciye işçilerinin, çalışanlarının dertlerini hep gündeme getirdiğimizde Hükûmet tarafından narenciye işçilerine olurlu sözler her defasında verildi ama maalesef artan ve geçen yıllar içersinde baktığınız zaman ürün değerlerinde ciddi bir artışın olmaması Hükûmetin bu konuda tarım çalışanlarına yerinde, olayı gördüğünüz zaman tarım işçilerine verdiği sözde ne kadar samimi olduğunu da sizlerin vicdanına bırakıyorum. Tarım işçileri özellikle de narenciye çalışanları iktidarınızdan şunu kesinlikle beklemekte: Teşviklerin zamanında verilmesi, ürün fiyatlarının arttırılması, tarım girdi maliyetleri noktasında yeniden teşviklerin gözden geçirilip tarımsal girdilerde yardımcı olunmasını beklemektedir.

Hepinizi, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öz.

Önerinin aleyhinde Muş Milletvekili Sırrı Sakık.

Buyurunuz Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum ama ben sanki lehte söz istemiştim, aleyhte deyince bu araştırma önergesinin nasıl aleyhinde konuşurum onu da bilmiyorum yani merak da ediyorum, buraya gelip aleyhte konuşacak arkadaşlar ne diyecekler? Biz tabii diğer siyasi partiler gibi davranmayız yani Milliyetçi Hareket Partisi evet çok önemli bir konuyla ilgili bir Meclis araştırması önergesi verdi, biz bunu destekleyeceğiz. Eksik bulduğumuz yer, burada çalışanları dahil etmemişsiniz, keşke onları da dahil etseydiniz, oraya gelip çalışan işçilerle ilgili. 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ettik ettik, konuşmada yer verdik.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Ama size sitemimiz de var. Bak, biz sizin izdüşümünüzden hiç rahatsız da olmayız, iyi bir şey yaptığınız zaman destek de veririz ama o gün biz, mesela burada ciddi bir İçişleri Bakanıyla ilgili Meclis araştırması önergesi değil bir gensoru vermiştik ve bu İçişleri Bakanı, Allah adına bu ülkeye zulüm ediyor, sadece bizlere değil herkese zulüm ediyor ama sadece BDP’den geldiği için siz kalktınız dediniz ki: “Ya bizi BDP’yle izdüşümüne nasıl…” BDP bu ülkede gerçekleri söylediğinde siz “yok” mu diyeceksiniz? BDP “Her gün çocuklar günde üç kez dişini fırçalasın.” dediğinde siz “hayır” mı diyeceksiniz? Biz sizin gibi davranmayacağız.

Şimdi bakın bugün ben İçişleri Bakanının…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Doğruları doğru adamlar söylemeli.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Doğru.

Şimdi bakın, bu İçişleri Bakanımız geldiği günden bugüne kadar neler yaptı, bugün de bir açıklaması var. Aslında ben konuşmacı değildim, arkadaşlara geldim ve rica ettim, ben aldım.

Şimdi, ilk geldiği günden beri ne diyor? Silvan’da olan bir olayda “Yangın ya ateşle çıkar ya da bombayla çıkar ya roketle çıkar ya benzinle çıkar. Netice itibarıyla yanmıştır, yakılmıştır, sebebini araştırmak, sebebini söylemek bir şey ifade etmez.” diyor.

Hemen Kızılay’daki PKK saldırısından sonra diyor ki: “3 adet maalesef vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.”

Yani onlarcasını hep birlikte sayacağım ama asıl önemli olan bugün söyledikleridir.

Gaziler Derneğini ziyaret ediyor, diyor ki: “Bedel ağır ödendi, bu bedel çok, sayamayız, bu bedel çok, çocuk oyuncağı da değil. Bu işin şakası da olmaz, bu işin ciddisi de olamaz, hiçbir şey olmaz.” Şimdi, bunu söyleyen bir İçişleri Bakanı.

Van depremiyle ilgili söylüyor. “Tatlı da geldi,” diyor oradaki bir deprem mağduru. Bunun üzerine “Ne tatlısı?” diye soruyor. “Tulumba tatlısı, baklava, bülbül yuvası.” cevabı üzerine Diyanet İşleri Başkanına dönüyor: “Başkanımız, yani biz de burada bir çadırda mı kalalım.” diyor falan. Sonra dönüyor, bir çadırda diyor ki: “Saray gibi bir çadırda kalıyorsunuz.” Ben de buradan kendisine söylüyorum: Allah sana da nasip etsin o sarayı!

Sonra KCK tutuklularıyla ilgili dönüp ne diyor, Büşra Hanımla ilgili: “Türkiye'deki binlerce profesörden bir profesördür. Bu ülkede bütün profesörler tutuklanmış olsa merak eder sorabilirsiniz ama binlerce profesörden bir profesör tutuklanmış olabilir. Binlerce kaymakamdan bir tanesi tutuklanmış olabilir, binlerce esnaftan bir tanesi tutuklanmış olabilir.” Yine İdris Naim Şahin.

Kürt sorunu: “Öyle bir dönemde yaşıyoruz ki maalesef uzaktan Çankaya'dan, Nişantaşı'dan, Etiler'den boğaza bakarak, denizi seyrederek, yeşilliklere bakarak, gökyüzüne bakarak kağıdı kalemi eline almış, muhtemelen de saatine göre içeceğini yudumlayarak yazı yazan birileri benim yaşadığım gerçeği, benim gördüğüm Hakkâri'yi, Muş'u, oradaki gerçeği farklı yazıyor. ‘Kürt sorunu’ diyorlar. ‘Sorun, sorun’ diyorlar. Sorun ne? Ben anlamıyorum. Sorun nedir?” diyor. Şimdi böyle bir bela ve o gün de buraya çıktı -bakın, bir iddianame- 1930’lardaki Rus savcıların mantığıyla, 12 Eylül dönemindeki buradaki askerî yönetimin, savcıların mantığıyla Kürt sorununu anlatmaya başladı ve sırtını kaşıyordu, sırtını, başka yerini… Tam yirmi dakika izledim. Neresini kaşıdığını da bilmiyorum, ne konuştuğunu da bilmiyorum ama buradan yalan söylüyordu. Bizim okullarımızda, siyaset okullarımızda Öcalan’ın peygamber olarak ilan edildiğini… Oysaki biz, hepimizin son peygamber kim olduğunu da biliyoruz. Sizin buna tepki göstermeniz gerekirken ama onu alkışlıyordunuz, yüreklendiriyordunuz.

Biz eğer bu ülkede yaşayacaksak böyle Bakanlara bizim ihtiyacımız yok. Bakın, bugünkü açıklaması var: “Geçen hafta Kürt sorunu diyorlardı. Sorun sorun nedir? Yani ben arıyorum, bulamıyorum.” diyor ve sonra diyor ki: “Bir profesör tutuklanır mı? Bir kadın tutuklanır mı?” Cevap veriyor ve sonra geliyor diyor ki: “Dersimiz siyaset, konumuz ayaklanma eğitimini yapıyorsa birisi, yapmaya devam ediyorsa -Büşra Hanım’ı- Profesör Hanımefendi…” diyor ve 80 yılı öncesine doğru gidiyor. Diyor ki: “O yıllarda bunun ne yaptığını biliyor musunuz? Tutuklandı.” diyor. “Neden tutuklandı?” diyor. “Komünizan” diyor, siyasal alana yeni bir terim kazandırıyor. Bu faaliyetten mahkûm olduğunu söylüyor, cezaevinde yattığını. “Akrabalarının kim olduğunu biliyor musunuz?” diyor. “Eniştesi de siyasi davalardan yattı.” diyor.

Şimdi, AKP’den 12 Eylül döneminde yatan şahsiyetler yok mudur? CHP’de yatanlar yok mudur? MHP’de yatanlar yok mudur? BDP’den yatanlar yok mudur? Var. Şimdi, bu adam geçmişten bugüne kadar çetele tutuyor ve sorgulamayı, yargılamayı bunun üzerinden yapıyor ve diyor ki: “İşte, komünizan!” O gün de işte bir yeni feodalizm tarifi yaptı bu Sevgili Naim Şahin. Yani siyaset biliminde karşılığı olmayan bir şey.

Şimdi, sevgili arkadaşlar, bu, yıllarca Sayın Başbakanla birlikte bir kader birliği etmiş bir insan ve siyasette önemli bir aktör olan Sayın Başbakan, eğer çalışma arkadaşlarını yirmi yıl içerisinde hâlâ tanıyamıyorsa, hâlâ bununla ilgili gerçekten ciddi bir araştırma yapmadan ve bu ülkenin başına savaş lobilerinin başını çektiği bu İçişleri Bakanını getiriyorsa burada hepimizin oturup düşünmesi lazım.

Bu ülkeyi nereye doğru götürüyorsunuz? Ne yapmak istiyorsunuz? Son günlerde Sayın Başbakandan tutun bütün birimlerinize kadar, özellikle BDP’yi hedef alarak bunlara saldırmak ve başaktör de İçişleri Bakanı. Tutuklamaların nereden geldiğini, talimatların ne olduğunu bir bütün olarak biliyoruz. Başbakan dışarıdan BDP’yle ilgili açıklama yapınca hepiniz buradan BDP’nin sıralarına  kadar yürüyorsunuz, 100 kişi. O gün bunları yaşadık.

Şimdi, gerçekten siz sorunları çözmek istiyorsanız, bu dil, bu anlayış sorunları çözmez. Biz, sizinle ortaklaşmak istiyoruz, Parlamentoyla da ortaklaşmak istiyoruz. İşte bakın, önemli bir Meclis araştırma önergesi geldi, buna destek sunarız. Cumhuriyet Halk Partisinden de gelirse doğru bulduğumuz şeyin yanında yer alırız ama ne yazık ki BDP’yle ilgili böyle bir doğru tespit yapıldığı zaman da ne hikmetse bizimle yan yana gözükmekten bu kadar korkmanın, ürkmenin bir anlamı yoktur. Özellikle bu sözüm iki muhalefet partisinedir.

Yani burada o gün İçişleri Bakanını aklayan ellerin neye göre kalktığını da gerçekten anlamakta da zorluk çekiyorum. Yani bu konuda eminim ki, bu sıralarda oturan iktidar partisinin milletvekilleri de ellerini vicdanlarına koymuş olsalar... Çünkü ben birçok arkadaşla, birçok kabine üyeleriyle de görüştüğümde “Allah adına bir zulümdür.” diyor “başımıza geldi.” Ama ne hikmetse bu vicdanın oya yansımadığını görüyoruz.

Onun için, bir çağrımızdır, bu ülkenin selameti için, iç barışımız için buradan Başbakana, AKP’ye bir çağrımızdır: Derhâl bunu görevden alın. Eğer bir insanı “12 Eylülde tutuklandı.” diye bundan dolayı bugün suçluyorsa bunun derhâl görevden alınması gerekir ve istifa etmesi gerekir, ilk günden beri bizim tezimiz de budur. Diyoruz ki: Bunlar talimatla alındılar, bunlar gerçekten okullarda ders verildi; bu dersler, sizin okullarınızda hangi dersler veriliyorsa bizim siyasetimize uygun dersler de orada verildi. Yani, burada KCK operasyonu altında tutuklanan Büşra Hanım’la, Ragıp Bey’in ve diğer arkadaşlarımızın da geçmişten kalan, işte, 12 Eylülden bugüne kadar tutulan çeteleden dolayı eğer içerideyse bu ülkenin ayıbıdır diyorum ve ben tekrar bu İçişleri Bakanının görevden alınması gerektiğini düşünüyorum.

Keşke siz de cevap vermeseydiniz iyi olurdu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Söylediklerinize cevap vermesek hiç yakışık…

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sakık.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın konuşmacı hem Sayın Başbakanımızı hem de geçen hafta, bu hafta konuşan İçişleri Bakanımızı hem de Grubumuzu itham eden bir konuşma yaptı. İzin verirseniz cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir kere BDP’li milletvekili arkadaşlarımızın şu gerçeği çok iyi bilmesi lazım: Gensoruyla ilgili verdiğiniz konunun içeriği İçişleri Bakanlığının, İçişleri Bakanının KCK tutuklamalarındaki yaptığı tavırla ilgiliydi. KCK’nın ne olduğunu İçişleri Bakanı Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyelerine ve yüce milletimize birer birer anlattı. KCK bir taraftan yargısını kuran, bir taraftan infaz eden; kendi üyelerini dahi hunharca, gaddarca katleden, öldüren ve bunu da Türkiye Cumhuriyeti güvenlik görevlilerinin üstüne yıkan adi bir cinayet şebekesidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi, siz bu cinayet şebekesinin ne olduğunu kabul etmeyeceksiniz… Sayın Bakanın bütün söyledikleri “Kim caniyse, kim insan hayatına kastediyorsa, kim bu memleketin birliği ve beraberliğiyle ilgili meseleyi ortadan kaldırmaya çalışıyorsa biz onun karşısındayız.” dedi, siz zıpladınız. Ben buradan bağırdım, “Siz örgüt üyesi misiniz diye zıpladınız?” dedim ama örgüt üyesi değilseniz, cinayet şebekesinin olduğunu burada ifade etmeye çalışan bir bakanın söylemlerine itiraz etmeye kalkarsanız o şebekenin içerisinde var olduğunuzu göstermiş olursunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – 8 bin gözaltı sizin tarifiniz içinde mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, bugün Genel Başkanınız bir açıklama yapmış “Ben de KCK üyesiyim.” diye. Bir milletvekili arkadaşınız, sizin platform -platformunuz diyorsunuz, neyse o platform- içerisinden seçilen arkadaş -Sayın Bakan burada okudu- “KCK’nın içindeyim,  ben Kandil’in yanındayım, Kandil’in ta kendisiyim.” dedi ama hâlâ kendi özgür iradenizi şurada kullanıp konuşamıyorsunuz, ya Kandil’den talimat alıyorsunuz ya İmralı’dan talimat alıyorsunuz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Oslo’dan siz alıyor musunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bir kere şu gerçeği herkes çok iyi bir şekilde bilmek mecburiyetinde: Türkiye Cumhuriyeti devletinin birliği ve beraberliğine, bu milletin kardeşliğine kasteden herkes bu milletvekillerinin, bu milletin düşmanıdır, bunu iyi bilmemiz gerekir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) KCK…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Oslo’da niye düşünmediniz bunu ya? Oslo’da pazarlık yaparken neredeydiniz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sen şu sıralara geç istersen, sen bu sıralara geç istersen yani biraz… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ben ne o sıralara geçeyim, sen geç, sen pazarlık yapıyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, bakıyorum değerli arkadaşlar, yani Cumhuriyet Halk Partisi, şurada…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Artı, sen bir partiyi öyle suçlayamazsın, bir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmayınız lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …Cumhuriyet Halk Partisi diye yazıyor, herkes, oradan biri ayağa kalkıyor “Sayın Başkan” diyor, buradan biri ayağa kalkıyor “Sayın Başkan” diyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bir partiyi öyle suçlayamazsın, onlar da saygın milletvekilleri. Ama Oslo’da yaptığınız pazarlığı düşünün.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmayınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisinin önüne, teklif ediyorum, “Bağımsız Cumhuriyet Halk Partisi Grubu” diye yazsınlar çünkü kimin ne yaptığı belirsiz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Habur’da yaptığınızı düşünün, Oslo’da yaptığınızı düşünün, sonra konuşun. Üstelik onlar bir siyasal parti, böyle konuşamazsınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Genel başkanları bir şey söylüyor, milletvekili arkadaşları kalkıyor, farklı bir ifade kullanıyor, diyor ki: “Tekzip yazısı gitti.” Başka bir şey yok.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sevgili Başkan, ama sizin tutarsızlığınızı söylüyoruz biz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, Türkiye’de önemli bir sorun var.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sen parti değiştirmeyi iyi bilirsin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Türkiye’de Kürt kökenli vatandaşlarımızın KCK zulmüyle, PKK zulmüyle karşı karşıya olduğu durum var. Bizim görevimiz bu vatandaşlarımızı PKK zulmünden, KCK zulmünden kurtarmaktır.

Hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elitaş.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, parti Genel Başkanımızı ifade ederek grubumuza sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Lütfen yeni sataşmalara mahal vermeyiniz Sayın Kaplan.

Buyurunuz.

 

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, 8 binin üstünde gözaltı var, KCK’den 4 bini aşkın tutuklu var; bunun içinde elbette profesörler, parti başkanları, milletvekilleri, belediye başkanları ve burada bir tek kesinleşmiş mahkeme kararı olmamasına rağmen, bir bakan kalkıyor yargısız infaz yapıyor, diyor ki: “Bunlar şudur, şudur, şöyledir.” Ve onun Grup Başkan Vekili -o partinin- de çıkıyor, yüzümüze bakarak, bizi Kandil’den talimat almakla suçluyor.

Biz öyle Kandil’den değil, parti tüzük, programımızla sandıklardan seçilerek… Biz dükkândan almadık milletvekilliği belgesini. Siz kendinizi aynaya bakarsanız nasıl tarif ettiğinizi görürsünüz. Okyanus ötesinde Pensilvanya denen bir merkezden, FBI’ın ve CIA’nin kucağında olan bir merkezden talimat alanlar…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayal âleminde geziyorsun, hayal âleminde!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Yavaş, yavaş!

HASİP KAPLAN (Devamla) – …buradan, bize “Kandil’den talimat alıyorsunuz.” diyemez. Bunu bir kere bileceksiniz. Kimin kucağında Hoca Efendi? FBI’ın, CIA’in, Obama’nın. Obama’nın!

Bakın, bu kadar bağlısınız göbekten. Niye? Cumhurbaşkanlığı makamı sizde. Başbakansınız. Maşallah, dağ gibi bakanınız var.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biraz yavaş ol! Biraz yavaş ol sen!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sus be! İlla müdahale edeceksin her şeye!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Elinle öyle hareket yapma!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Senin başka işin mi yok burada! Sus bakayım!

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen Genel Kurula hitap ediniz, karşılıklı konuşmayınız. Lütfen…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sayın Başkan, lütfen sataşma başını uyarın.

BAŞKAN – Lütfen, lütfen…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Senin kimin kucağında oturduğunu sorarız o zaman!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, bu sataşma başının başka bir işi yok, oturmuş burada, hani gagası pislik içinde durmadan duranlar gibi, buraya gelen her hatibe muhalefet partilerinin, laf yetiştiriyor.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Terbiyeli olacaksın sen!

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Sayın Başkan, müdahale edin…

BAŞKAN – Lütfen, lütfen… Siz de yerinize geçiniz lütfen.

FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Görevinizi yapın.

BAŞKAN – Ben görevimi yapıyorum.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, bakın, burada mahkeme denen olay var, hukuk devletinde karar var, yargı diye bir şey var, savcı diye bir kurum var, hâkim diye bir kurum var; mahkeme olmadan, yargı olmadan ve de… Ben Bakanınıza burada söyledim Profesör Büşra Ersanlı’yla ilgili olarak: “Eğer söylediğinizi belgelerle ispatlayamıyorsanız istifa edin, ispatlıyorsanız ben istifa ederim. Yok, eğer bunu yapamıyorsan müfterisin.” dedim. Müfterisiniz, hâlâ müfterisiniz, çünkü bir belge ibraz edemediniz.

Şimdi, kalkıp burada cinayetleri konuşuyorsunuz. Günlerdir bombalar yağdırıyorsunuz. Gaz bombaları, fişekleriyle 190 tane çocuk öldürdünüz. Bugüne kadar iktidarınız dönemindeki faili meçhul cinayetlerin sayısı, haddi hesabı yok, 600’ü aştı. Asıl cinayet şebekesi ve bunun içinde olan bir iktidarla yüz yüzeyiz. Hukuksuzluk ve diktatörlükle yüz yüzeyiz. Bunun hesabını elbette ki hukuk içinde soracağız, bunu da size dar edeceğiz. Bunu bileceksiniz ve biz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Devamla) - … burada kendi özgür irademizle bunu yapacağız, kendi özgür irademizle.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sizin bir yeri bize dar etmeye gücünüz yetmez.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, teşekkür ediyoruz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Söz söylüyoruz. Sus!

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen yerinize geçiniz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkanım…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Konuşmacı Elitaş konuşurken bana ve grubuma yönelik “Beğenmiyorsan geç başka partiye.” şeklinde sataşmıştır. 69’a göre söz istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sizi de dinliyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Müsaade ederseniz, biraz önce konuşmacı etik dışı bir konuşmayla, Sayın Başbakanımızı, AK PARTİ Grubunu ve Hükûmeti, terbiye dışında “Kimin kucağındasınız belli.” diye ifade etti. O konuya açıklık getirmek istiyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz Hoca’nın nesisiniz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hoca’nın seveniyim.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen, çok rica ederim. Siz söyleyeceğinizi söylediniz. Lütfen yerinize oturunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kim adına konuştuğunuzu söyleyin.

BAŞKAN – Lütfen yerinize oturunuz. Lütfen…

Siz ne diyecekseniz söylediniz. Şimdi, onun karşılığını, sayın milletvekilleri ne söyleyeceklerse söyleyecekler. Lütfen, sözlerinizi de suhuletle söylerseniz çok memnun olacağım. Sakin bir şekilde ve sakin bir üslupla ne diyecekseniz deyiniz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, ben de sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu, buyurunuz, size iki dakika söz vereceğim, sonra da Sayın Elitaş size.

Sayın Erdoğdu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

 

4.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli üyeler; biraz önce Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili benim için “Bu sıralara geç.” dedi. Öncelikle şunu söyleyeyim: Ben Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili olarak hayatın en büyük onurunu yaşadım, en büyük gururunu yaşadım. Nerede olacağımı sizden öğrenecek değilim. Ben olduğum yerde çok mutlu ve gururluyum.

İkinci husus, konuştuğunuz yerde hakaret ediyorsunuz. Burası bir siyasal parti ve hakaret ettiğiniz insanlarla Oslo’da yaptığınız görüşmeleri biz bu millete söylemek zorundayız. Bu görüşmeleri biz yapmadık, siz yaptınız. Biz mi yaptık? Siz yaptınız. Habur’da yapılanları biz mi yaptık? Siz yaptınız. Onun için dengeli olmak zorundasınız. Bir ülke yönetiyorsunuz. Bu kadar zikzaklarla bir ülke yönetilmez. Sokaklar ne hâle geldi görmüyor musunuz? Söylemeyecek miyiz biz bunu?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Habur’u destekleyen Genel Başkan Yardımcınıza söyleyin!

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Çok teşekkür ediyorum efendim, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Buyurun Sayın Elitaş.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Çok rica edeceğim, yeniden sataşmalara mahal vermeyiniz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, müdahale edin. Yoksa biz de sataşmadan söz istemek zorunda kalırız.

BAŞKAN - Buyurunuz.

5.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Milletvekilinin o tarafta oturmasından ben de çok mutluyum; iyi ki bizim tarafımızda oturmuyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakın değerli milletvekilleri, şu konuyu iyi kavramamız lazım: Geçen yıl bir anayasa değişikliği yaptık. Bu milletin yüzde 58’i anayasa değişikliğine “evet” dedi. Şurada oturanların tamamının canhıraş bir şekilde “hayır” demelerine rağmen “evet” dedi.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Hüsnü Mübarek de yüzde 86 oy almıştı!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kenan Evren’e de yüzde 90 “evet” demişti!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ve bu milletin verdiği yetkiyle Adalet ve Kalkınma Partisi 12 Haziran seçimlerinde yüzde 50 oy aldı.

Şimdi “Kimden talimat alıyorsunuz?” diyor. Ha, Hoca Efendi’yi severiz, saygı duyarız. Bu milletin maneviyatına kim hizmet ediyorsa, bu milletin birliğine ve beraberliğine kim uğraşıyorsa, kim doğru yoldaysa hepsine saygı duyarız ve bundan da herkesin saygı duymasını severiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Vatanını seviyorsa gelsin buraya. Amerika’dan vatanına gelsin çok seviyorsa.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) -  Ama şunu iyi bilin: Biz hiç kimseden talimat almayız. Yüce Türk milletinden başka hiç kimseden talimat almayız. Türk milleti 12 Haziran seçimlerinde bize dedi ki. “Git, benim adıma Türkiye’yi idare et.” dedi. Biz o görevi yapıyoruz. Sizin nereden talimat aldığınızı, kimin kucağınıza oturduğunu bilmiyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yakışıyor mu?.. Kim kimin kucağında oturuyor? Ne biçim laf konuşuyorsun!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Ama biz, bu milletten aldığımız talimat çerçevesinde; onun söylediği, gösterdiği yolda; onun verdiği mesajlar çerçevesinde bu memleketi idare etmeye çalışıyoruz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yakışıyor mu bir grup başkan vekiline?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Otur sen yerine be!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ne demek “otur sen!”

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Otur! Otur yerine!

BAŞKAN – Lütfen karşılıklı konuşmayınız.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sen çok alıştın!.. Ne demek bu?

BAŞKAN - Siz Genel Kurula hitap ediniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ne kadar grup başkan vekili varmış, ne kadar sözcüsü varmış bu partinin! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Elitaş, lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla)  - Genel Başkanınız kim? Sözcünüz kim? Ne olduğu anlaşılmıyor. Burada konuşması gereken varsa grup başkan vekilin konuşur.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayınız. Sayın Elitaş, siz Genel Kurula hitap ediniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, polisin iki görevi vardır. Biri kolluk görevidir, biri adli görevidir. Kolluk görevi güvenlik görevidir. Öbür görevleri, adli görevleri savcıların verdiği talimat doğrultusunda yapabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Savcıların, bağımsız yargının yaptığı bir meseleyi İçişleri Bakanıyla, Hükûmetle birlikte özdeşleştirmek yanlıştır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Elitaş.

Sayın milletvekilleri… (Gürültüler)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Size ne söylediğini ben algılayamadım Sayın Metiner. (AK PARTİ sıralarından “’Fırıldak’ dedi” sesi)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Şahsıma yönelik sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Hayır, size yönelik ne söylediğini bilmiyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Şahsıma yönelik sataşmada bulundu.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ama tahrik ediyor Sayın Başkanım.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sokak kabadayısı gibi!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan “Sataşma başı mısın?” dedim. Herkese sataşıyor. Ondan çok sataşan var mı? Ondan fazla sataşan varsa burada sataşma başını ona verelim! En çok sataşan hatipleri o. Varsa başka sataşan devredelim görevi.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Söyleyecek sözlerden korkmayacaksınız! Korkmayacaksın, oturduğun yerden laf atmayacaksın!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bir tek doğru şey söyledin, onu da cahiliye döneminde söyledin!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Geç onu, siz hâlâ cahiliye özündesiniz!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Kimin cahiliye döneminde olduğu belli!

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, Anayasa çalışmalarında bizim farklı davrandığımızı, KCK tutuklularının örgüt üyesi olduğunu söyledi. Bu konuda açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, yeni sataşmaya mahal vermeyiniz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, söz hakkım ne oldu benim?

BAŞKAN – Bir dakika… Bir dakika…

6.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; özellikle AKP Grup Başkan Vekilleri bütün milletvekillerini emir kulu olarak görüyor. Konuşamazsınız! Hiçbir grubun milletvekilleri grubun… Ya grup başkan vekilleri konuşur ama milletvekili konuşamaz diye bir şey yok. Bu sizde işte, bu totaliter rejim sizde var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Konuşma orada yapılır!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın siz dönüp dolaşıp diyorsunuz ki; KCK tutukluları, bilmem Kandil, illegal örgütlenme…

Siz ne kadar meşruysanız KCK tutukluları da o kadar meşrudur.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – KCK de meşru mu?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sana söyleyeyim, siz milletvekilisiniz, o da milletvekili; 5 milletvekilimiz ondan dolayı içeride. Belediye başkanlarını halk seçti, KCK operasyonundan siz içeri aldınız. Şimdi halk seçtiği vekilleri Parlamentoda görmek istiyor ama siz “Hayır” diyorsunuz! Halk seçtiği belediye başkanlarını görev başında görmek istiyor, siz gece operasyon yapıyorsunuz!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Terör örgütüyle iş birliği yaparsa, terör örgütüne kaynak sağlarsa bunun da karşılığını alır.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sonra da dönüyorsunuz, bu… Siz ülkeyi bir polis devletine dönüştürdünüz. Aslında siz Anayasa değişikliği falan demeyin, sizin yüreğiniz yetmez.

Bakın, 2010 yılındaki Anayasa değişikliğinde bize geldiniz, oturduk, konuştuk da sizinle, buraya 5 tane arkadaşımız geldi, oy kullandı…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yeşil oy kullandı, yeşil.

SIRRI SAKIK (Devamla) – …ama yüreğiniz yetmedi bizimle birlikte hareket etmeye. Ne oldu? İşte, siz gerçekten yüreğiniz yetmedi.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Her şeye yeter yüreğimiz. Mangal gibi yüreğimiz var.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Konuşma, beni konuşturtma.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Mangal gibi yüreğimiz var. Sırrı, mangal gibi yüreğimiz var bizim.

BAŞKAN – Lütfen…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, eğer mangal gibi yüreğiniz olsaydı…

BAŞKAN – Sayın Sakık, lütfen Genel Kurula hitap ediniz, karşılıklı konuşmayınız.

SIRRI SAKIK (Devamla) - …o gün geldik birlikte burada oy kullandık ama sizin grup başkan vekilleriniz çıktı dedi ki: “BDP’liler geldi, aleyhte oy kullandılar.” Şimdi, ben o gün burada canlı tanığıyım; 5 kişi geldik, oy kullandık; sizin arkadaşlarınız, siz onlara söz geçiremediniz ve sonra döndünüz bizden korktunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ne renk oy kullandınız?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Nasıl?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ne renk oy kullandınız?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Biz mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Biz, bakın, arkasında duramayacağımız hiçbir şeyi yapmayız.

BAŞKAN – Konu netleşmiştir Sayın Sakık, lütfen yerinize geçiniz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sırrı Sakık, kaç madde vardı Anayasa paketinde?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, biz oyu nasıl kullandık? Biz oyu sizinle nasıl konuştuysak o şekilde…

BAŞKAN – Ama lütfen… Sayın Sakık, lütfen yerinize geçiniz.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Eğer farklı oy kullanan namert ve şerefsizdir, kim kullandıysa, sizler kullanmışsanız siz namertsiniz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Metiner, buyurun, iki dakika.

Yeni sataşmalara mahal vermeyiniz.

 

7.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün burada konuşurken BDP’nin Grup Başkan Vekili de laf attı, dün burada konuşurken gündem dışı konuştuğumuz iddia edildi ama bugün Sayın Sakık konu başlığıyla ilgili olmayan, sadece İçişleri Bakanımızla ilgili birtakım suçlamalarda bulundu.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sana ne!

MEHMET METİNER (Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri, partimizi, Başbakanımızı başkalarının kucağında olmakla suçladı, bu çok terbiyeyle bağdaşır bir suçlama değil. (CHP ve BDP sıralarından gürültüler)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Avukatı mısın sen!

MEHMET METİNER (Devamla) – Eğer başkalarının kucağında olmak tartışmasını yapacaksak, 1999 yılında Öcalan yakalandığında başka ülkeler tarafından Türkiye’ye karşı nasıl kullanıldığını anlatmıştı.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sen o zaman hangi görevdeydin? Sen HADEP’in Genel Başkan Yardımcısı değil miydin o zaman?

MEHMET METİNER (Devamla) – Söyleyecek sözün varsa seninle her platformda -yüreğim yeter, bilgim yeter- tartışırım. Otur orada sen!

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayınız.

MEHMET METİNER (Devamla) - Başka ülkeler tarafından Türkiye’ye karşı nasıl kullanıldıklarını anlatıyordu.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – O zaman HADEP’in Genel Başkan Yardımcısı. Utanma olmazsa böyle konuşur işte!

MEHMET METİNER (Devamla) - Bugün soruyoruz: Türkiye’ye karşı, tam da demokratikleşme süreci başlamışken terör eylemselliklerini devreye sokanlar bugün acaba hangi ülkelerin kucağındalar? Biz de bunun hesabını soruyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Grup Başkan Vekili dün bir şey söylemişler “Beraber görev yaptığınız Fırat Anlı’yı terörist mi kabul ediyorsunuz?” diye. Hayır, Fırat Anlı’yı tanırım, onu terörist kabul etmiyorum. Ama birilerinin terörün üzerinden siyaset yaparak toplumsal barışımıza ve demokratikleşme sürecimize sekte vurduğunu söylüyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İşte sen böyle konuşursun, Grup Başkanı böyle konuşur, İçişleri Bakanı da farklı konuşur! 3 kişi de ayrı şeyi konuşuyor!

MEHMET METİNER (Devamla) – Son bir şey daha. Siyaset akademisinden bir suikastçı çıkıyor. Mehmet Metiner’e suikast yapmakla görevlendirilen bir siyaset akademisinin öğrencisi çıkıyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hadi ya, kim sana tenezzül eder! Sen bu hikâyeyle milletvekili oldun. O hikâyeyle oldun milletvekili.

MEHMET METİNER (Devamla) - Evet, siz terörün siyasetini yapıyorsunuz. Siyaset akademiniz terör eğitimine dönüştürülmüşse bunun hesabını da siz vermek zorundasınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET METİNER (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Metiner.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Elitaş ile grubumuz üyeleri arasında…

BAŞKAN - Bir dakika sayın milletvekilleri, duyamıyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş ile grubumuz üyeleri arasında bir tartışmadır gidiyor. Sayın Elitaş grubumuz üyelerinin ne tarafta oturması gerektiğini söylüyor, hatta “Otur yerine!” talimatları veriyor. Bu konuda grubumuzun tüzel kişiliğine yapılmış bir hakaret vardır. Grup Başkan Vekili olarak söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Siz grup toplantısında “KCK’yı bildiriye ekleyelim.” demediniz mi, konuşmadınız mı bunu? Kendi grup toplantınızda konuşmadınız mı “KCK’yı bildiriye ekleyelim.” diye?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle Sayın Elitaş’ın benzetmesi doğru, referandumda bu millet yüzde 58 oy verdi. Bu taraf da muhalefet partilerinin olduğu yer diyelim. Doğru söylüyorsunuz. Aldığınız oy daha fazla. Bu da doğru. Bütün bunlar  doğru. Ama bu mantıkla bakarsak 12 Eylül Anayasası yüzde 92 evet almıştı. Bu mantık çok doğru bir mantık değil.

Bakın ben size çınar ağacı ile su kabağının hikâyesini anlatayım. Bir koca çınar ağacının dibine bir su kabağı tohumu düşmüş. Bir iki ay sonra güneş açınca, yağmurlar yağınca su kabağı hızla büyümüş ve bir anda o çınarın boyuna yetişmiş. Başlamış çınarla dalga geçmeye: “Çınar, sen kaç yıllık çınarsın? Ben şurada bir iki ayda, geldim seni geçtim, görüyor musun?” demiş. Çınar kıs kıs gülmüş, demiş ki: “Yakında sonbahar geliyor, hele bir kırağılar düşmeye başlasın seni göreceğim.” Kış gelince o su kabağı serilmiş yere, o koca çınar dimdik ayakta durmuş. (CHP sıralarından alkışlar)

Burada, hatırlarsanız bir Anavatan Partisi vardı 300 milletvekiliyle. Böyle bir parti kalmadı şimdi. Siz de kalmayacaksınız Sayın Elitaş ama o koca çınar burada olacak, o koca çınar burada! (CHP sıralarından alkışlar)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kaç kere iktidar oldunuz, onu söyle.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Tabii ki seçimin galibi övünmekte haklıdır. Kutluyoruz… Kutluyoruz… Kutluyoruz… Ama merak etmeyin, koca çınar dimdik ayaktadır; su kabağı kırağıyı görünce, kışı görünce başını yere eğecektir diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekili 12 Eylül darbe anayasasıyla 12 Eylül 2010 halk anayasasını karıştırdı. 12 Eylül darbe anayasası tıpkı 1946 seçimlerindeki gibi açık oy, gizli tasnif usulüyle yapılmıştı ama 12 Eylül halk anayasası gizli oy, açık tasnif şeklinde yapıldı.

Bilgilerinize sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- 11 Ekim 2011 tarihli ve 244 sayılı, narenciye üreticilerimizin piyasada oluşan fiyat dalgalanmalarından korunması ve narenciye ihracatında ülkemizin potansiyelinin değerlendirilmesi ile ilgili sorunların tespiti ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 17/11/2011 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Önerinin lehinde, Adana Milletvekili Ümit Özgümüş.

Buyurun Sayın Özgümüş. (CHP sıralarından alkışlar)

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle sizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce Sayın Metiner’e bir çift lafım vardı, dışarı çıktı. Kimsenin arkasından konuşmak gibi bir huyum yoktur ama şu kürsü elime geçmişken bir söyleyeyim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Söyle, söyle…

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Allah kimseyi onun yerine düşürmesin. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Amin, amin…

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Bakın, daha önce kendi Başbakanına, kendi Genel Başkanına “Birikimsiz”, “Çapsız”, “Demokrasiden anlamaz.”, “Bu ülkeye demokrasiyi getiremez.” diyen bir şahıs…

SIRRI SAKIK (Muş) – O zaman neredeydi biliyor musun? O zaman bizim partinin genel başkan yardımcısıydı…

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – …konuşmaları teybe yakalandığı zaman daha sonra gelip Sayın Başbakanın eşiğinde takla atarak, reverans yaparak, gerdan kırarak -siyasi literatürden- Şark dansözlüğü yaparak…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, eleştiri bu kadar terbiyesizce olmaz.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Terbiyeyi sizden öğrenmeyeceğim ben.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Eleştirsin ama bu kadar terbiyesizce olmaz. Takla atmak, gerdan kırmak… Gitsin aynaya baksın…

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Siyasi literatürde aynen böyle denir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Eleştiri yapabilir ama böyle terbiyesizce olmaz.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Eğer istiyorsanız, dönün geriye, gerdan kırıp kırmadığını görürsünüz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Terbiyesizce olmaz. Yap eleştirini ama gerdan kırmak… Aynaya bak…

BAŞKAN – Sayın Özgümüş, lütfen, sözlerinizi daha düzgün seçiniz.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Basında var, dönüp geriye bakarsınız, gerdan kırıp kırmadığını görürsünüz, eğilip eğilmediğini görürsünüz.

BAŞKAN – Lütfen, daha düzgün seçiniz sözcüklerinizi.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Ben eğer Sayın Metiner’in yerinde olsam, biraz utanma olur bende ve gelip şuraya, ön tarafa oturup her gelene laf atmam, şu arkadaki, en arkadaki direğin arkasında otururum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, eleştiri haktır ama hakaret hak değildir.

BAŞKAN – Sayın Özgümüş, buyurunuz, lütfen konunuza geliniz.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin birçok sorunu var. (CHP sıralarından “Geldi.” sesleri)

BAŞKAN – Sayın Özgümüş, buyurunuz, lütfen…

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Kayıtlardan nasıl olsa öğrenecektir. Tutanaklardan alır, gelir burada cevap verir eğer yüreği varsa. Söylediklerimin arkasındayım.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin birçok sorunu var, çözülemeyen birçok sorunu var ama son on sene içerisinde özellikle gittikçe artan, kronikleşen ve çözülmesi gittikçe de zorlaşan bazı sorunları var.Temel olarak iki tane: Bir tanesi, burada portakal meselesi de gelse, sağlık meselesi de gelse, narenciye de gelse, dış ilişkiler de gelse, konuşulan ve konuşulması da gereken, güneydoğudaki çözülemeyen, uzayan savaş meselesi; bir tanesi de yine son on yılda çözülemeyen ve gittikçe ağırlaşan, gittikçe çözümü zorlaşan cari açık meselesi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –Güneydoğuda savaş yapmıyoruz, terörle mücadele ediyoruz.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Cari açık Türkiye'nin başına bela olmaya devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, bugün büyüyen, gittikçe büyüyen cari açığın temelinde, Türkiye'nin çözemediği, AKP İktidarı döneminde yanlış uygulanan ekonomi politikalarından dolayı gittikçe makası açılan dış ticaret açığı yatıyor. Dış ticaret açığından doğan döviz açığı diğer gelirlerle kapatılamadığı için ne yazık ki cari açık gittikçe tehlikeli boyutlara ulaşıyor. AKP İktidarı döneminde sürekli olarak dış ticaretten sorumlu devlet bakanları -daha önceki dönemde de yapılıyordu- ayda bir Türkiye’nin belirli bir kentinde oturup ihracat rakamlarını açıklıyorlardı ama ithalat rakamları sürekli olarak gizleniyordu. Seçim döneminde Sayın Başbakanı dinliyorduk. Sayın Başbakan diyordu ki: “Biz geldiğimiz zaman, 2002’de, Türkiye’nin ihracatı 36 milyar dolardı. Ne koyduk hamdolsun? 77 milyar dolar. Nereye geldik? 113 milyar dolara.” İthalat? Onu da ben söyleyeyim: İktidara geldiğinizde 51 milyar dolardı ithalat. Ne koydunuz üzerine hamdolsun? 134 milyar dolar. 2011 sonu itibarıyla geldiğimiz rakam 185 milyar dolar. Doğal olarak dış ticaret açığından doğan bu döviz açığı kapatılamadığı için cari açık gittikçe büyüyor.

Bakın, dış ticarette, ithalat-ihracat rakamlarında önemli olan uluslararası gösterge var. İhracatın ithalatı karşılama oranı eğer yüzde 70’in altına düşerse dikkat çekmek gerekir ama eğer yüzde 60’ın altına inerse artık kırmızı alarmdır. Dün açıklanan eylül sonu rakamlarına göre, geçen yılın aynı dönemine göre cari açığımız yüzde 100 artışa doğru gidiyor. Şu anda 70 milyar dolar civarında, yıl sonu itibarıyla 80 milyar doların üzerine çıkacak. Bildiğiniz gibi geçen yıl toplamı 48 milyar dolardı.

Şimdi, cari açığın ekonomik olarak tehlikesi var. Bir: Cari açık uyuşturucu gibidir. Cari açık verdiğiniz süre içerisinde eğer uluslararası kuruluşlardan borçlanamıyorsanız o zaman sıcak parayı çekmeye başlarsınız. Sıcak para döviz fiyatlarının düşüşünde etki yapar. Döviz fiyatları düşüp Türk lirası değerlendiği zaman cari açık vermeye devam edersiniz. İkincisi: Cari açık sürdürülemez. Eğer Türkiye’de 2007 krizi ve yine küresel kriz arka arkaya gelmeseydi, Türkiye, cari açık yüzünden 2001’de olduğu gibi nasıl duvara toslayacağını hep birlikte görecektik. Ama son dönemlerde yine küresel finanstan doğan sıkıntılardan dolayı dışarıdan gelen küresel kriz Türkiye’nin kendi içsel krizini örttü ve çaktırmadan, yaklaşık olarak yüzde 30, Türk parası devalüe edildi. Aksi takdirde, başka türlü sürdürülemez. Tabii, bunun siyasi tehlikesi de var, o da şu: Yine, uluslararası kuruluşlardan borçlanamadığınız zaman uluslararası tefeci kuruluşlardan çok yüksek faizlerle borçlanır ve bu defa onlara bağımlı hâle gelirsiniz. Demokles’in kılıcı gibi tepenizde sallanır ve bu kadar çok cari açığa bağımlı hâle geldiğiniz zaman da dışarıdan emir almaya ve siyasi boyunduruk altına girmeye başlarsınız. Nitekim, şu anda, AKP İktidarında Türkiye tamamıyla Batı’nın ve Amerika’nın boyunduruğuna girmiş ve siyasi emir alır hâle gelmiştir. Bundan daha üç ay öncesine kadar komşularla sıfır sorun politikası yürüten Türkiye Cumhuriyeti üç ay içerisinde Kanuni Sultan Süleymanlığa soyunarak bütün komşularıyla, evine gidip yemek yediği, çayını içtiği, kızının düğününe davet ettiği Suriye’yle şu anda savaş durumuna gelmiştir.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bayrağımızı yakmış, etmeyelim mi savaş?

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Bayrağı yakanların kim olduğunu çok dikkatlice inceleyin. O bayrakları yakmanın nasıl provokatif bir eylem olduğunu belki anlarsınız.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Niye? Ne yapacaksınız?

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Amerika Birleşik Devletleri o tür ülkelerde sizin “bahar” dediğiniz o ayaklanmaları yapmadan çok öncesinden oraya ajanlarını gönderir, yerleştirir. Ukrayna’da, Gürcistan’da yaptığını bugün Suriye’de yapıyor. Suriye’nin kendi içerisinde sorun yok. Olayları doğru okuyun.

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Hep komplo teorisi…

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, cari açığın çözülmesi için üretim ve ihracat gerekir. Üretim ve ihracat ya da ihracata yönelik üretim. Onun için, iktisatta mukayeseli üstünlükler teorisi vardır. Türkiye’nin mukayeseli üstün olduğu konulardan bir tanesi tarımdır ve daha çok benim de bölgemi ilgilendirdiği için bugün araştırma önergesi verilen konuda… Narenciye konusu bizim önemli, avantajlı konularımızdan bir tanesidir. Narenciye konusu Türkiye’de yaklaşık olarak 120 bin hektar alanda yapılmakta ve yaklaşık olarak da yine 30 bin çiftçi aileyi ilgilendirmektedir. Bu, doğrudan ilgilendiren. Bir de bunun yanında, girdi sağlayan, çıktıları işleyen aileleri, işletmeleri düşünürsek Türkiye’de ne kadar önemli olduğu ortaya çıkar.

Narenciye konusunda üretimde sorunlarımız var çünkü girdi maliyetleri çok yüksek. Onun için Cumhuriyet Halk Partisi seçim döneminde, bu nedenle çiftçiye mazotu 1,5 liradan vereceğini söylemişti. Bugünkü üretim maliyetleriyle rekabet ettiği İspanya gibi, Yunanistan gibi ülkelerle aynı girdi maliyetlerini kullanmayan çiftçi üretimde rekabet edemez. Onun için girdi maliyetlerinin düşürülmesi gerekir, ürün planlaması gerekir.

Bugün Türkiye’de narenciye bir iki aylık süre içerisinde hasat edilmekte ama rakip ülkeler altı aya bölmüş durumdadır. Onun için üretim planlaması devlet tarafından yapılmalı, bahçe düzenlemeleri de buna göre yapılmalıdır.

Bunun dışında, pazarlamaya destek verilmelidir, aksi takdirde narenciye üreticilerinin, bu kadar geniş kesimi ilgilendiren narenciye üreticilerinin rekabet etme şansı yoktur. Eğer kaynak arıyorsanız, kaynak var. Üstünüze vazife olmadığı şekilde Libya’ya çanta içerisinde 300 milyon dolar para gönderiyorsunuz, o 300 milyon doları Libya’ya göndermek yerine kendi narenciye üreticinize, kendi çiftçinize kullandırırsanız, küresel rekabet ortamında rekabet edebilir hâle gelebilirler.

Şimdi bütün bunları yapabilmek için öncelikle toprağımızın olması ve toprağımıza sahip çıkmamız gerekir. Ama AKP iktidarları döneminde cari açık verdikçe, dövize ihtiyaç oldukça önce bankalarımızı, şirketlerimizi, fabrikalarımızı sattık, şu anda topraklarımızı satmaya başladık ve bununla övünüyoruz. Biz övünmüyoruz, siz övünüyorsunuz.

Şimdi, devletin resmî rakamlarına göre, bugün 2011 rakamlarıyla yabancıya satılan toprak miktarı Antalya’da 5.600 dönüm, 5 milyon 600 bin metrekare; Muğla’da 5.500 dönüm, Ankara’da 4.500 dönüm, Hatay’da -metrekare olarak söyleyeyim- 3 milyon 400 bin metrekare, Aydın’da 3 milyon 300 bin metrekare, Adana’da 1 milyon 600 bin metrekare civarında verimli narenciye alanlarında.

Tabii, bunların yanında başka alanlar var. Onları başka zaman konuşuruz. Tunceli’de 373 bin dönüm, Çorum’da, Niğde’de yine hemen hemen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözünüzü tamamlayınız.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Buralarda yabancıların niye toprak aldığını önümüzdeki süreçte eğer oralarda maden çıkarsa hep birlikte göreceğiz. Öncelikle topraklarımıza sahip çıkmamız gerekir. Şimdi, bir bakanımız var -biraz önce buradaydı- halk arasında “İngiliz Mehmet” ya da “Sör Mehmet” diye bilinen. Neden İngiliz Mehmet? Çünkü daha önce, buraya gelmeden önce, İngiltere’de pasaport alabilmek için kraliçeye sadakat yemini etmiş, İngiltere’nin çıkarlarını savunmak üzere şeref, namus yemini etmiş, sonra gelip benim bulunduğum bu kürsüde bir kez de Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarlarını korumak üzerine şeref, namus yemini etmiş bir bakanımızdır. Bulunduğu makam dolayısıyla, verdiği kararlar dolayısıyla hem Türkiye’nin hem İngiltere’nin çıkarlarını koruyamaz. Sonuç olarak ikisinden bir tanesinde şeref ve namus yeminini yemek zorundadır. Diyor ki: “Havaalanında evini sırtına yüklemiş ülkeden çıkanı hiç görmedim.” Yani şimdi buna gülecek miyiz, espri mi bu yani? İngiltere kültüründe bir espri midir? Evet, doğrudur, topraklarımızı kimse alıp sırtına götüremez ama önümüzdeki süreçte petrolden daha öne çıkan bir kavram var ki gıda arzı güvenliği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özgümüş.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Dünyada şu anda petrolü biten birçok ülke bizim gibi ülkelerden toprak satın almaya çalışıyor. Çocuklarımızın geleceğini satıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Bunun için, açılan bu önergeye olumlu oy vereceğimizi açıklıyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özgümüş, teşekkür ediyoruz.

Buyurun Sayın Metiner.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Adana Milletvekili Ümit Özgümüş’ün, şahsına, sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Eskiler ne güzel demişler: “Üslubu beyan ayniyle insan.”

SONER AKSOY (Kütahya) – Aynen öyle.

MEHMET METİNER (Devamla) – “Allah kimseyi onun yerine koymasın.” diyor Sayın Milletvekili. Benim yerime geçebilmesi için başkaca hasletlerinin olması gerekiyor.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Şark dansözlüğü gibi mi, gerdan kırmak gibi, eğilmek gibi mi?

MEHMET METİNER (Devamla) – Şark dansözlüğü, takla atmak…

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri… Lütfen…

MEHMET METİNER (Devamla) – …takla atmak, ancak terbiyeden yoksun…

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Başbakanın eşinin önünde eğilmek gibi kendini affettirmek için? Git arkaya otur ya!

BAŞKAN – Lütfen Özgümüş…

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Yüzün kızarmıyor mu?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, lütfen müdahale ediniz.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Özgümüş. Lütfen düzgün konuşun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, ağız dolusu hakaretler yapıyor.

MEHMET METİNER (Devamla) – Söyleyecek…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Metiner.

MEHMET METİNER (Devamla) – Bu dakikalarımı sizden geri almak istiyorum, lütfen.

BAŞKAN – Siz devam ediniz.

MEHMET METİNER (Devamla) – Sözlerinizin hepsini fazlasıyla size iade edebilirim ama terbiyem elvermediği için bunu yapmayacağım. Mehmet Metiner, bugüne kadar hiç kimsenin karşısında, hele hele güç odaklarının karşısında asla gerdan kırmamıştır. Bu zalim, ceberut, BAAS’çı, rejime karşı arslanlar gibi direnmiştir, herkes için demokrasi, herkes için demokrasi, herkes için özgürlük istemiştir.

Sayın Başbakanla ilgili olarak söylediğim sözler on yıl öncesine aittir. Sadece orada şahsına yönelik, uygunsuz kaçtığına inandığım bir sözden dolayı özür diledim.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Cezan bitti mi cezan?

MEHMET METİNER (Devamla) – Siz ki, burada yapılan herhangi bir sözden dolayı özür dilemeyi erdemlilik kabul eden siz ki özür dileyen bir insanı gerdan kırmakla suçluyorsunuz. Yazıklar olsun size! O zaman, burada yapılan iş ve eylemlerimizden dolayı, söz ve eylemlerimden dolayı lütfen bir daha hiçbirimizden özür dileme talebinde bulunmayın, özür dilemenin de erdemlilik olduğunu söylemeyiniz lütfen. (CHP sıralarından gürültüler)

“Biraz utanma olsa…” diyor, “Milletvekilliğini buna borçlu.” diyor. Ben milletvekilliğini hiçbir şeye borçlu olan bir insan değilim. Ben milletvekili seçildikten sonra, Sayın Elitaş burada, Kayseri’de oğlunun düğününe gittim ve Sayın Emine Erdoğan’ı da yıllardan beri tanıyorum ve kalabalık bir tören esnasında sadece bana bir şey söylemek istediği için kulağına eğildim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Metiner…

MEHMET METİNER (Devamla) – Bir hanımefendinin sözünü dinlemek için eğilmeyi başka yöne çeken bir zihniyeti, Baas kardeşliğini de kınıyorum. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MEHMET METİNER (Devamla) – Suriye rejimine, Baas rejimine arka çıkan tutumunuzu da kınıyorum, kınıyorum, kınıyorum! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Metiner, teşekkür ederiz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, grubumuzun verdiği bir önerge üzerinde müzakere yapıyoruz. Bu konu çok başka yerlere taşındı. Müsaade ederseniz yerimden 60’a göre bir söz söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim efendim.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; çok iyi niyetlerle vermiş olduğumuz araştırma önergesi üzerinde yapılan konuşmalarla bana göre narenciye üreticisine haksızlık yapılıyor. Bakınız, narenciye üreticisiyle, tüccarıyla, ihracatçısıyla, depocusuyla, nakliyatçısıyla, işçisiyle, zirai ilaç ve gübre satıcılarıyla, aileleriyle, çocuklarıyla muhtemelen bu toplumun 10 milyon insanını ilgilendiren bir konu. Narenciye üreticilerinin sorunlarını tartışmak üzere verdiğimiz önerge üzerinde burada görüş ifade eden insanların bu sorunları yok sayarak, narenciye üreticilerinin sorunlarını yok sayarak başka konularda konuşmalarını üzüntüyle karşıladığımı ifade ediyorum. Lütfen herkes konuya gelsin, narenciye üreticilerin sorunlarını konuşsun.

Arz ederim efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- 11 Ekim 2011 tarihli ve 244 sayılı, narenciye üreticilerimizin piyasada oluşan fiyat dalgalanmalarından korunması ve narenciye ihracatında ülkemizin potansiyelinin değerlendirilmesi ile ilgili sorunların tespiti ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 17/11/2011 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Önerinin aleyhinde, Antalya Milletvekili Hüseyin Samani…

Buyurunuz Sayın Samani. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN SAMANİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün tüm dünyada stratejik bir sektör olarak algılanan tarım sektörü hakkında konuşuyoruz. Tüm insanlığın gıda ihtiyacı bu sektörde üretilen ürünlerle karşılanmakta. İnsanlık bugün elindeki bütün imkânları kullansa, seferber etse teknolojik imkânları, bir damla sütü, bir tane domatesi ve bir tane portakalı üretebilme imkânına sahip değildir. Dolayısıyla, bu sektörle ilgili konuşurken daha hassas olmalıyız. Sektörü ancak verilerle değerlendirmeliyiz.

“Narenciye, turunçgil” dediğimizde, bildiğiniz gibi, portakal, limon, mandalina, greyfurt ve altıntop gibi meyve türleri aklımıza gelmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün dünyada toplam yaş sebze ve meyve üretimi 1 milyar 858 milyon 376 bin tondur. Yine bunun içerisinde narenciye üretimi ise 124 milyon 414 bin tondur. Yani toplam yaş sebze ve meyve üretiminin içerisinde narenciye üretimi yüzde 6,9 gibi büyük bir pay almaktadır. Türkiye'nin narenciye üretimi ise 2002 yılında 2 milyon 500 bin ton iken bugün ise 3 milyon 513 bin tona yükselmiştir.

Ülkemizin 2002 yılında tarımsal ihracatı 4 milyar dolar iken bugün 12,7 milyar dolara çıkmıştır yani yaklaşık 3 kat artmıştır. Yine 2002 yılında yaş sebze ve meyve ihracatı 545 milyon dolar iken bugün bu rakam 2 milyar 174 milyon dolara yükselmiştir.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Reeksportlar var mı bunun içinde, reeksportlar?

HÜSEYİN SAMANİ (Devamla) – Türkiye bugün doksan altı ülkeye yaş sebze ve meyve ihracatı yapmaktadır.

 ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Reeksportlarla beraber olduğunu belirt, daha sağlıklı olur o zaman rakamlar.

HÜSEYİN SAMANİ (Devamla) – Bu sadece yaş sebze ve meyve alanında yapılan ihracat miktarıdır. Toplam tarım ürünleri ihracatından bahsetmiyoruz.

Yine narenciye ihracatına gelince, yıllara göre, 2002 yılında 811 bin ton ürettiğimiz narenciye miktarını ancak ihraç edebiliyor, bunun karşısında 257 milyon dolar gibi bir döviz girdisi elde edebiliyorduk. 2003 yılına geldiğinde 658 bin ton narenciye ihracatı gerçekleştirdik ve bunun karşısında 268 milyon 947 bin dolar gelir elde ettik. 2010 yılına geldiğinde ise 1 milyon 219 bin tona yükselttik narenciye ihracatımızı. Bunun karşısında ise 848 milyon dolar gibi bir ihracat geliri elde etti ülkemiz.

Narenciye ihracatında İspanya ve Güney Afrika’dan sonra bugün ülkemiz dünyada 3’üncü sırada yer almaktadır. Hiç şüphesiz bu gelişmeler geçtiğimiz süreler içerisinde tarım sektöründe atılan birtakım adımların neticesinde olmuştur. Bildiğiniz gibi, bugün tarım sektöründe dünyadaki yerimiz  7’nci sıraya yükselmiştir.

2002’de 36,1 milyar dolar olan gayrisafi yurt içi hasıla rakamı 2010 yılında 2 kattan fazla artış göstererek 78,8 milyar TL’ye ulaşmıştır. Sektör 2011 yılında da yakaladığı yüzde 4,1’lik artışla yükselişini sürdürmektedir.

70 milyon insanımızın ve 30 milyon turistimizin gıda ihtiyacını karşılayan tarım sektörümüz ile bugün 177 ülkeye ihracat yapmaktayız. Bu süreç içerisinde Hükûmetimiz tarafından tarım sektörüne toplam elli iki tarımsal destek uygulaması yapılmıştır. 2003-2010 yılları arasında sektöre verilen destek 36,6 milyar TL iken 2011 yılı için planlanan destek 6,5 milyar TL olmuştur. 2002 yılında çiftçilerimize 1,8 milyar TL destek verilirken bu rakamı 3 kat artırarak 2011 yılında 6 milyar TL’ye yükseltmiş bulunuyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu dönem içerisinde yapılan en önemli gelişmelerden bir tanesi, hiç şüphesiz ki, doğal afetlere karşı çiftçinin emeğini koruyan tarım sigortası uygulamasının başlamış olmasıdır ki çitçilerimiz, tarım sigortası çerçevesinde poliçe değerinin yarısını devletten geri almaktadırlar.

Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerinin verdiği kredi miktarı 2002 yılında yalnızca 529 milyon TL idi. Bu dönem içerisinde bu miktar tam 30 kat arttırılmıştır; 2010 yılında 16,1 milyar TL’ye, 2002 yılında ise 550 bin kişiye ilave olarak kredi kullandırılmıştır. 2011 yılında çiftçiye verilen kredi miktarının 20,5 milyar TL’ye çıktığını şu an itibarıyla söyleyebiliriz.

Ayrıca, bu dönem içerisindeki en çok dikkat etmemiz gereken hususlardan bir tanesi, 2002 yılında tarımsal kredi faizlerinin yüzde 59 iken, bu süreç içerisinde yüzde 5’lere kadar inmesidir. Biraz önceki öneride üreticilerin sahipsiz kaldığından bahsedilmişti bir yerinde. Üreticilere yüzde 59’la kredi kullandırılması mı onları sahipsiz mi bırakmaktır yoksa tarımsal kredileri yüzde 5’ler seviyesine indirmek mi üreticiyi sahipsiz ve yalnız bırakmaktır? Bunu elbette en iyi üreticilerimizin kendisi takdir edecektir.

Narenciye üretiminde bu süreç içerisinde birtakım destekler ilave olarak verilmektedir. Bunlardan en önemlisi, en çok dikkat çekeni, daha doğrusu, takdir toplaması gerekeni, özellikle, biyolojik mücadele yapan üreticilere yapılan desteklerdir. Bugün, biyolojik mücadeleyle üretim yapan çiftçiye dekar başına 20 TL ilave destek verilmektedir.

Yine, eğer çiftçimiz danışman kullanırsa, ziraat mühendisi gibi, bahçelerinde danışman kullanırsa veya tekniker gibi danışmanlar kullanırsa, çiftçi başına 500 TL danışman kullanılmasından dolayı destek verilmektedir. Eğer, üreticilerimiz iyi tarım uygulamaları çerçevesinde üretim yaparlarsa, dekar başına 20 TL ilave destek de bunun için verilmektedir. Yani, bir anlamda tohum aşamasından, fide aşamasından sofraya gelene kadar her şeyin kayıt altında tutulduğu ve kontrol edildiği bir üretim modelini eğer benimserler ve bu çerçevede üretim yaparlarsa buna da ilave olarak destek verildiğini ifade etmek istiyorum. Yeni bahçe kuran üreticilerimize sertifikalı fide kullanma kapsamında 250 TL dekar başına destek verilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bu süreç içerisinde yine bu öneride yer alan bir husus dikkatimi çekmişti: Özellikle ilaç kalıntılarıyla ilgili mücadeleden ve bu konudaki yeni uygulamalara dikkat çekilmişti. Evet, bu konuda sürekli daha ileriye gitmemiz gerektiği kanaatindeyiz ama bir şeyin altını çizmek istiyoruz, bir örnekle de bunu anlatmak istiyorum sizlere: 2002 Nisan ayında benim ilim olan Antalya’da ve Antalya’nın Kumluca ilçesinde biberlerde methamidophos aktif maddeli bir kalıntı çıkmış. O dönemki bakanlık bunu önce reddetmiş, daha sonra bu sorunun üzerine ivedilikle gidilmesi gerektiği hâlde bunu zamana yaymış ve Antalya’daki üreticilerimiz bundan çok ciddi zarar görmüşlerdi. Çünkü o dönemlerde destekler biyolojik mücadele yapanlara değil, kontrollü üretim yapanlara değil, daha fazla zirai ilaç kullananlara verilmekteydi ve hatırlarsınız o dönemlerde çiftçilerimiz fatura karşılığında kullanmış olduğu zirai ilacın yüzde 20’sini devletten almaktaydı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

HÜSEYİN SAMANİ (Devamla) – Dolayısıyla, daha fazla zirai ilaç kullanması bu anlamda teşvik edilmekteydi. Bugün geldiğimiz noktada ise iyi tarım uygulamalarıyla, zirai ilaçlardaki barkod sistemiyle, üretici kayıt defterleriyle, TARGEL kapsamında ülkemiz genelinde 7.500 ziraat mühendisi ve veteriner çalıştırmakla, izlenebilirliği ön plana çıkarmakla, bugün dünyadaki gelişmiş ülkelerin seviyesine kadar, zirai ilaç kalıntısı miktarları o seviyelere düşmüştür. Ama 2002 yılıyla kıyasladığımızda çok büyük bir gelişme kaydettiğimizi buradan ifade etmek istiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Samani.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, 60’a göre bir yanlışı düzeltmek ve yerimden katkıda bulunmak istiyorum.

BAŞKAN – Peki, buyurunuz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Tabii ki değerli arkadaşlar, yüce Meclis; rakamlar birçok şeyi ifade eder ama her şey değildir. Rakamları doğru okuduğumuz zaman biz doğru yaparız.

Bakın, Türkiye’de 2000’li yıllarda başlayan prim sistemiyle tarımsal ürünlerdeki birçok ürünümüz kayıt altına alınmaya başlamıştır. Ondan önce birçok tarımsal ürünümüzün kayıt altına alınış modeli sağlıklı değildi. Dolayısıyla, yıllara göre tarımsal rakamları kıyaslarken bu bilgiyi mutlaka göz önünde bulundurmalıyız. Eğer bunu göz önünde bulundurmazsak çok normal şartlar altında bir şeyi sizinle paylaşmak istiyorum.

Bundan belli bir süre önce, dünyada kendi kendine yeten yedi tarım ülkesinden birisi iken acaba bugün neden ithalat yapmak zorunda kaldık bu kadar üretim artmasına rağmen? Dolayısıyla, bu üretim artışı gibi görünen rakamları kayıt altına giren olarak algılamakta fayda vardır.

Bunun yanında, tarımsal ürünlerin ithalatında reeksportu da göz önünde tutmak lazım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Uzunırmak.

Öneriyi oylarınıza…

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) –Sayın Başkan yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama istiyorsunuz…

Buyurun.

Sayın İnce, Sayın Köse, Sayın Altay, Canalioğlu, Sayın Özcan…

Tamam, yazdınız.

Sayın milletvekilleri, yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, yazdınız mı arkadaşları?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hani 20 kişi var mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, isimleri yazdınız mı?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Altay, Sayın Canalioğlu, Sayın Ağbaba, Sayın Gürkan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, yoklama başladı mı?

BAŞKAN – Başladı efendim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Saymadınız efendim isimleri.

BAŞKAN – İsimleri saydık efendim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Hayır, saymadınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Saymadınız Sayın Başkan.

BAŞKAN – İsimleri saydık efendim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Aynı isimler…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Aynı isimler mi? Belki onlar yoktur burada, belki değişmiştir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Buradalar, sabaha kadar nöbetçiler.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biz de sabaha kadar nöbetçiyiz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İsim listesini alabilir miyim Sayın Başkan? Çünkü o arkadaşların girmemesi lazım.

BAŞKAN – Girmezler efendim, girmiyorlar, uyarıyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Görmeniz lazım arkadaşları…

BAŞKAN – Tamam, yazılıyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Nerede yazılıyor? Biz duymadık.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şu arkadaşları bir okursanız, buradalar mı bakalım.

BAŞKAN – Orada arkadaşlar…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Okuyalım efendim. Kâtip Üye okusun, burada olup olmadıklarını anlayalım.

BAŞKAN – Okusunlar…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Arkadaşlar buradalar mı? Okuyun isimlerini Sayın Başkan.

BAŞKAN – Arkadaşlar burada.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tamam okuyun. Eğer birisi yoksa onun yerine kabul edebilir. İç Tüzük’ü bir daha oku Elitaş.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- 11 Ekim 2011 tarihli ve 244 sayılı, narenciye üreticilerimizin piyasada oluşan fiyat dalgalanmalarından korunması ve narenciye ihracatında ülkemizin potansiyelinin değerlendirilmesi ile ilgili sorunların tespiti ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 17/11/2011 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi (Devam)

 

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Öneri  kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım, sonra da oylarınıza sunacağım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, 60’ıncı maddeye göre kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

13.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, İç Tüzük’ün “yoklama” başlıklı 57’nci maddesindeki yoklama talebi kurallarının ihlal edildiği gerekçesiyle Başkanlık Divanını İç Tüzük’ü uygulamaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, biraz önceki yaptığınız uygulama tamamen İç Tüzük’e aykırı bir uygulamadır. Yoklama talebiyle ilgili ya grup başkan vekili ve diğer milletvekillerinin, 20 milletvekilinin imzasıyla size bir kâğıt gelmesi gerekir ya da ayağa kalkmış milletvekillerinin tek tek orada olup olmadıklarını teyit etmeniz gerekir. Ama şimdi yoklama kâğıdını görüyorum ki siz nereden geldiği belirsiz bir yoklama kâğıdıyla işlem yaptınız. Grup başkan vekili ya da 20 milletvekili arkadaşımızın imzalı kâğıdını teker teker Türkiye Büyük Millet Meclisinin Genel Kurulunun bilgilerine sunmanız gerekirken, maalesef, İç Tüzük’ün 57’nci maddesi açık bir hüküm ifade etmesine rağmen, üçüncü fıkrada açık bir hüküm ifade etmesine rağmen, bunu ihlal ettiniz. Bakın, “Görüşmeler sırasında işaretle oylamaya geçilirken, yirmi milletvekili ayağa kalkmak veya önerge vermek suretiyle yoklama yapılmasını isteyebilir.” Siz, önerge verilmemiş, önerge verilmediği hâlde önerge var gibi işleme tabi tuttunuz. Artı önerge verilse dahi önergedeki milletvekillerinin burada olup olmadığını kontrol etmek mecburiyetindesiniz.

Lütfen, Başkanlık Divanını İç Tüzük’ü uygulamaya davet ediyorum çünkü uygulamalarınız tamamen İç Tüzük’e aykırı bir durumdur. Başkanlık Divanı İç Tüzük’ü ihlal ederse buradaki milletvekili arkadaşlarımızın da ihlal etmesine fırsat vermiş olursunuz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Elitaş.

İç Tüzük’e uygun davranıyoruz, bundan önceki bütün yoklama taleplerinde yaptığımız gibi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bugüne kadar hiç olmayan örneği uyguluyorsunuz.

BAŞKAN – 20 sayın milletvekilimiz ayağa kalktığı zaman burada hızla adlarını yazıyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kim yazdı?

BAŞKAN –  Tek tek söylemedim, benim hatam. Bundan sonra tek tek söyleyeceğim, lütfen.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Tek tek söylenmesi lazım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, biz 20 sayın milletvekiliyle birlikte ayaktaydık. Grubumuzda 20’den fazla milletvekili şu anda var.

BAŞKAN – Sayın İnce tamam, konu kapanmıştır.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, bir şey daha söyleyeceğim.

BAŞKAN –  Evet…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tabii ki yoklama istemek muhalefetin hakkıdır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  Hakkınıza bir şey demiyoruz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İktidar milletvekilleri kuliste oturacaklarına burada oturacaklar.

MURAT YILDIRIM (Çorum) – Siz de ayağa kalkacaksınız Sayın Başkan.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ama AKP’den bir özür diliyorum  ve geçmiş olsun diyorum. Az önce bir milletvekili koşa koşa yoklamaya yetişeceğim derken döner kapıya sıkışmış, kendisine de geçmiş olsun diyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  Zavallı bir düşünce ve zavallı bir izah tarzı.

BAŞKAN –  Biz de geçmiş olsun diyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Elitaş, konu anlaşılmıştır, teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  Ama şimdi bu 20 milletvekili arkadaşımızın yoklamada var kabul edilmeleri gerekir. Nasıl yapacaksınız bunu?

BAŞKAN –  Hayır efendim, onları Tutanağa vereceğiz ve biz burada kontrol edeceğiz, merak etmeyin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  Ama bende kaldı kâğıt. Kâğıt bende kaldı ve…

BAŞKAN –  Kâğıdı buraya alırız efendim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutacağım, işlem yapacağım, sonra da oylarınıza sunacağım:

 

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan ve arkadaşları tarafından, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan, Kocaeli ili Derince ilçesinde bulunan tehlikeli atıkların araştırılması hakkında Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 17/11/2011 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

 

                                                                               17/11/2011

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 17.11.2011 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantıda oy birliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu Maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                 Muharrem İnce

                                                                                                                                         Yalova

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan ve arkadaşları tarafından, 14 Kasım 2011 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Kocaeli ili Derince ilçesinde bulunan tehlikeli atıkların araştırılması" hakkında verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, (124 sıra nolu) Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 17.11.2011 Perşembe günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehinde Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan.

Buyurunuz Sayın Kaplan. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi ve tutuklu bulunan 8 milletvekilini saygıyla selamlıyorum.

Kocaeli ilinin hızlı sanayileşmenin meydana getirdiği çevresel sıkıntılarla boğuştuğu ve insan yaşamını olumsuz etkilediği hepiniz tarafından bilinmektedir. Nüfusu yaklaşık 1,5 milyon olan bu kentin yıllık nüfus artışı Türkiye ortalamasının yaklaşık 2 katıdır. Ulusal gelire katkısı, İstanbul’dan sonra yüzde 17’lik gibi bir rakamla 2’nci sıradadır. Türkiye sanayisinin merkezidir. Türkiye'nin en zengin illerinden bir tanesidir. Buna rağmen işsizliğin ve yoksul sayısının Türkiye ortalamalarının üzerinde olduğu da bir çelişkidir. Türkiye’de ilk 500 büyük iş yerinin yaklaşık 127 tanesi bu ilimizdedir.

Kocaeli Sanayi Odasına bağlı 2.200 sanayi kuruluşu, 13 organize sanayi bölgesi, 3 teknopark, 45 liman ve iskele bulunmaktadır. Kocaeli’nin sanayileşmesinin özellikle kuzeybatı bölgesinde başlıyor olması dikkat çekicidir. “Kuzeybatı bölgesi” olarak adlandırılan Gebze bölgesinin yaklaşık nüfusu 600 bindir. 13 organize sanayi bölgesinin 9’u bu ilçededir 2 teknoparkıyla. Hızla göç almaya, hızla çarpık kentleşmeyle yerleşim yeri hâline gelen Gebze bölgesi, sorunların çözümü noktasında il olmayı beklerken, üniversitenin kurularak halkla ve sanayiyle entegre olmasını beklerken bir önceki Hükûmetiniz tarafından 2008 yılında nedenini hâlâ sizlerin de anlayamadığı bir gerekçeyle bu bölge dört ilçeye ayrılmıştır.

Şimdi, size bu dört ilçeye ayrılan Dilovası hakkında bilgi vereceğim. Geçen hafta içerisinde ulusal medyadan sıkça takip ettiğiniz bir konu: Dilovası’nın üzerine beyaz tozların, Hereke’nin üzerine beyaz tozların ve kimyasal içerikli tozların yağdığını hepiniz biliyorsunuz. Ne yazıktır ki Dilovası denince Türkiye’de artık “kanser ovası” olarak anılıyor. Bu Dilovası’nın üzerine yağan beyaz tozların İl Çevre Müdürlüğü tarafından numuneleri alınarak Sayın Vali’liğin kontrolünde TÜBİTAK ve bilirkişi tarafından raporize ediliyor. Raporun şu anda veya bir gün sonra Sayın Valinin elinde olacağını tahmin ediyorum. Sayın Valimiz bu konuda “Eğer bu kimyasal toza neden olan fabrikayı ben tespit edersem kapatırım.” dedi. Sayın Valinin bir gün sonra elinde olabilecek bu raporun Sayın Vali tarafından uygulanmasını bekliyorum.

Sabahları kalkınca pis bir kokuyla pencerenizi açamadığınız, dışarıya çamaşırlarınızı asamadığınız, çocukları dışarıya yollamadığınız bir ilçeden bahsediyorum.; 50 bin kişi yaşamaktadır. Anadolu’nun birçok yerinden göç almış, birçok ilinden, ilçesinden, köyünden göç almış; iş uğruna, aş uğruna, çocuklarını geleceği uğruna sanayinin yoğun olduğu bu bölgeye yerleşmişlerdir.

Sanayi, Dilovası’nda 1970’lerde başladı, 1990’larda ve 2000’lerde hızla sayısı arttı. Sayısının artmasının tek nedeni şu: Sanayiciler bağışlasınlar beni ama kârı ön planda tutuyorlar. Demir yolunun içinden geçtiği, iki tane ulusal ve uluslararası transit yolunun -E-5 ve TEM gibi- yaklaşık dokuz tane limanın bulunduğu, şimdi havaalanına da 25 kilometre gibi, yakınında da İstanbul gibi bir metropol pazarının olduğu bir Dilovası rantiyeciler için maalesef çok cezbedici bir noktadır.

Dilovası, 2002 yılında organize sanayi bölgesi olarak kuruldu. Bir bölgenin organize sanayi bölgesi olması için yönetmeliklerin, tüzüklerin belirlediği bazı kurallar var, zorunluluklar var. Örneğin, içinden demir yolunun geçmemesi gerekiyor, içinden uluslararası transit yollarının geçmemesi gerekiyor, akarsuyun geçmemesi gerekiyor, sit alanının bulunduğu bir yer olmaması gerekiyor ve her şeyden önce yakınında yerleşim alanının olmaması gerekiyor. Tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen Dilovası’ndaki sıkıntı gün geçtikçe büyüdü ve sizin iktidarda olduğunuz bir dönemde 2006 yılında Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu. Meclis Araştırma Komisyonunun tespitleri doğrultusunda, Kocaeli Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Gebze TÜBİTAK ve Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüleri tarafından buradaki çevre kirliliğinin, hava kirliliğinin insan yaşamını olumsuz etkileyip etkilemediğinin tespiti yapıldı, şu anda Meclisin raflarında bulunuyor.

Yapılan tespitte, Dilovası’ndaki akciğer hastalıklarının, özellikle kanser vakalarının Türkiye ortalamalarının 3 katı olduğu Bilim Kurulu tarafından tespit edilmiştir.

Şimdiye kadar varsayıyorum ki Dilovası’ndaki bu çarpık sanayileşme ve bu çarpık kentleşmede sizin bir kabahatiniz olmadı, sizin bu konuda bir eksikliğiniz yoktu, uzun süreden beri olan bir şeye göz yumdunuz diye kabul ediyorum. Ama, bakın, 2006’da Meclis Araştırma Komisyonu tarafından tespit edilmiş olmasına rağmen, Dilovası’nda hava kirliliği Avrupa Birliği parametrelerinin yaklaşık 30 kat üzerinde olmasına rağmen, çevre kirliliğinin insan yaşamını tehdit ettiğini, ölümlerin meydana geldiğini bilmenize rağmen, annelerin sütünde ağır metallerin olduğunu bilmenize rağmen, sizin Dilovası’na, Adalet ve Kalkınma Partisi anlayışının Dilovası’na bakışınızı hatırlatmak istiyorum.

Ne yaptınız? Yerel yöneticileriniz bilim adamlarını Dilovası halkını galeyana getirmek ve halkı olumsuz bir yönde teşvik etmek suçuyla, “Şarlatan” deme cesaretini gösterip mahkemeye veriyor. Birileri demez mi sayın yerel yöneticilerimize, sizin sorumluluğunuzda Dilovası’nda 50 bin kişinin olduğu yerde bir tiyatro, bir kültür merkezinin olmadığını, bir çocuk parkının olmadığını, bir hastanenin olmadığını? Demez mi sizin yüzünüzden bu insanların penceresini açıp çamaşırlarını asamadıklarını, çevre kirliliğinin had noktada olduğunu, fabrika yangınlarının sayısının her gün geçtikçe arttığını? Bölgede trafik kazasından ölen insanlarının sorumluluğunun kimde olduğunu birileri sormaz mı? Ama, üzülerek ifade edeyim ki, yerel yöneticilerin anlayışı ne yazıktır ki merkez yöneticilerinde de vardır.

Bakın, merkez olarak aldığınız kararı ben, size 2006’dan sonra, ifade edeyim. Dilovası çanak bir bölge, üç tepenin arasında, kuzey rüzgârlarına açık olmayan bir bölge. Hava kirliliğinin Meclis araştırmasıyla tespit edilmiş olmasına rağmen siz 2006’dan sonra -Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti- Dilovası’nın üzerinde 2 tanesi organize olmamak kaydıyla 4 tane organize sanayi bölgesi açtınız.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Doğru değil.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) – Söyleyeceğim, söyleyeceğim Sayın Işık, buraya gelir konuşursunuz.

Dilovası’nın üzerinde, hemen üzerinde katı atık depolama tesisi kurdunuz, diğer adıyla çöp tesisi. Hemen yanında kömürcüler sitesi kurdunuz. Hemen üstünde Çerkeşli ile Demirciler arasında kimya sanayi organize sanayi, İMES Organize Sanayi, makine ve makine imalatçıları organize sanayilerini kurdunuz. Bunların miktarını, dönümünü söylemek… Dilim varmıyor ama üzülerek bir şeyi ifade etmek istiyorum. Sizin, özellikle Sayın Başbakanın ifade ettiği bir şey var, diyor ki: “Biz Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi siyaseti her alanda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözünüzü tamamlayınız.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) – Adalet ve Kalkınma Partisinin Sayın Başbakanı, Sayın Başbakanımız diyor ki: “Biz, Türkiye'nin her tarafında siyaseti insan odaklı yapıyoruz.” Peki, siz Dilovası’nda bu kadar yeri yapılandırırken, master plan çıkarırken hiçbir Dilovalısına sordunuz mu? Üniversiteye sordunuz mu? Sivil toplum örgütlerine sordunuz mu? Meslek odalarına sordunuz mu? Hiçbirine sormuyorsunuz. Kim yapıyor Allah’ınızı severseniz bu master planları? Bu kadar köylünün arazisini alıp birilerine rant sağlama olayını kim sağlıyor?

Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Eğer siz bu konuda samimiyseniz –ki ben sanmıyorum- siz genel politikalar anlamında söylediğiniz bir uygulamayı yerelde de yapıyorsunuz. “Biz özgürlüklerden yanayız.” diyorsunuz, size karşı düşüncesini ifade eden, özgürce düşüncesini söyleyeni cezaevine yolluyorsunuz. “Biz milletin iradesinin hükmetmesinden yanayız.” diyorsunuz, milletin iradesini, tutuklu vekilleri içeriye atıyorsunuz.

Zamanımın sınırlı olması nedeniyle özür diliyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Aleyhine, Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker.

Buyurunuz Sayın Şeker. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi öncelikle saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Evet, Kocaeli, gerçekten Türkiye’de çok önemli kentlerden bir tanesi ve Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili arkadaşlarımızın da Kocaeli’yle ilgili bir önergeleri vardı. Ben çok detayına girmeyeceğim ama Sayın Doktorumuzun, Mehmet Hilal Kaplan Bey’in anlattığı konu üzerine ben de Kocaeli’de yapılanları anlatacağım ama asıl önergenin konusu o değildi bildiğim kadarıyla, tahmin ediyorum kendileri de unuttu.

Kendileri bir şeyi daha unutmuş, kendileri iyi bir doktordur, gerçekten, özellikle Gebze bölgesinde bu mesleki faaliyetlerini yürütmektedir ve oradan da iyi intibalar alıyoruz, mesleğiyle ilgili. Hastalarla çok haşir neşir olduğu için Kocaeli’de, özellikle çevre ile yapılan konular hakkında çok fazla bilgisi yok. Söyledikleri, çevreyle ilgili Kocaeli’de doğruydu ama on yıl önce doğruydu. Bugün Kocaeli’de çok şeyler yapıldı, derelerden çok sular aktı Sayın Milletvekilim.

Evet, Kocaeli önemli bir kent dedik, Avrupa’yı Asya’ya bağlayan ve Avrupa’dan Asya’ya, Asya’dan Avrupa’ya geçmek için mutlaka Kocaeli’ye selam vermek zorundasınız. Araçla geçin, neyle geçerseniz geçin, mutlaka Kocaeli’den geçmek zorundasınız. Sayın Milletvekilimin söyledikleri on yıl önce öyleydi, inanıyorum ki buradaki milletvekillerimizin birçoğu bir vesileyle Kocaeli’den geçmiştir veya Kocaeli’ye gelip bir misafir olmuş olabilir. Şimdi kendileri hatırlayacak, şöyle bir on yıl önce Kocaeli’den geçen tüm milletvekillerimiz, Kocaeli’den geçen, Kocaelili olmayan bütün vatandaşlarımız maalesef Kocaeli’den geçerken burnunu tıkayarak geçmek zorundaydı. Kocaeli’de o kadar pis kokular vardı ki çevreyle ilgili ama bunlarla ilgili son on yıla kadar hiçbir çalışma yapılmadı. Ne yerel yönetimler tarafından ne de Hükûmet tarafından maalesef hiçbir çalışma yapılmadı. Tabii, bunların en önemli nedenlerinden bir tanesi plansızlık. Bu maalesef Türkiye'nin başının belası plansızlık. Önceden Türkiye’deki anlayış şuydu: Sanayici gelsin fabrikasını yapsın istediği yere, vatandaş gelsin istediği yere binasını yapsın, gecekondusunu yapsın, sonra belediye ve devlet de bu yapılaşmalara göre plan yapmaya çalışsın. Yani günü kurtarmak amacıyla yapılan çalışmalardı. Hatırlayın, ne demişti devlet büyüklerimizden bir tanesi –işte bu plansızlığın bir sonucu- “Ben istersem Çankaya’nın Köşkü’ne bile fabrika yaptırırım.” İşte, Çankaya’nın Köşkü’ne fabrika yaptırılınca ülkede bu sıkıntılar oluyor. Bunlar hep geçmişte yapılan hatalar ama bugün, Allah’a şükür, bu konularda ciddi adımlar atıldı. Gerek belediyeler tarafından gerekse Hükûmetimiz tarafından çevreyle ilgili çok önemli çalışmalar yapıldı. Kocaeli’de önce il bazında planlama çalışmaları yapıldı.

Ben şunu da özellikle burada belirtmek istiyorum: Gerçekten özellikle başta Başbakanımız olmak üzere ve o dönemde burada milletvekili olarak görev yapan tüm milletvekili arkadaşlarıma çok çok teşekkür ediyorum. Niye teşekkür ediyorum? Kocaeli’yi İstanbul gibi il sınırlarında büyükşehir yaptığı için. Eğer il sınırlarında büyükşehir yapılmamış olsaydı bugün bu hizmetlerin hiçbirisi Kocaeli’de yapılamazdı. Bu anlamda ben tekrar Başbakanımıza ve o günkü milletvekillerimizin hepsine çok teşekkür ediyorum ve o Büyükşehir Yasası’na dayanarak, o yetkiye dayanarak Kocaeli’nin şu anda tamamı planlandı. Artık Kocaeli’de sanayici kendi kafasına göre gelip bir yere fabrika kuramıyor, vatandaş kendi kafasına göre gidip bir yeri işgal edemiyor. Kocaeli’de artık tüm 3.505 kilometrekarelik bir alanın tamamında, yani il sınırları itibarıyla tamamında sanayi alanları neresi, ticaret alanları neresi, konut alanları neresi, tarım alanları neresi, orman alanları neresi, bunların hepsi belirlenmiş durumda. Artık keyfî uygulamalara son verilmiş.

Milletvekilim anlattı Gebze bölgesini. Gerçekten geçmiş yıllarda Gebze’de o kadar çarpık bir yapılaşma olmuş ki büyükşehir olduğumuzda Gebze’yi şöyle bir masaya yatırdık, bir baktık ki Gebze, Dilovası, Çayırova, Darıca bölgelerinde o kadar çok imar planlarında sanayi alanı konulmuş ki bu sanayi alanları faaliyete geçtiği zaman burada çalışacak olan insanları ikamet ettirecek konut alanlarını bu bölgede bulamıyorsunuz ve planlamamızda biz burada çalışanların konut ihtiyacını ya İstanbul’dan karşılayacaksınız ya Kocaeli’den karşılayacaksınız -İzmit’ten- veya yeni yapılacak olan köprüyle geçerek Karamürsel’de karşılayacaksınız ve bunu yönlendirmek zorunda kaldık ve bununla birlikte Kocaeli’de bu çalışmalar bitti. Tabii, az önce söyledim, Avrupa’yı Asya’ya bağlayan önemli bir kentti.

Şu anda Kocaeli içerisinde D-100 ve otoyolu geçiyor ve bu Kocaeli’nin İstanbul sınırından Adapazarı ve Yalova sınırına kadar D-100 üzerinde yaklaşık 50 tane trafik ışığı var arkadaşlar ve bu yoldan, Karayollarının istatistik bilgilerine göre günde 100 bin araç geçiyor. Bir an için şöyle bir hesap yapın: 100 bin araçtan sadece ve sadece 1 tanesinin trafik ışıklarına takıldığını düşünün ve sadece yirmi saniye bu ışıklarda beklediğini düşünün, bu yirmi saniye boyunca o bütün araçların tamamının kente vermiş olduğu karbondioksit gazını düşünün, egzoz gazını düşünün. İşte, çevreyle ilgili…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yanlıştı!

İLYAS ŞEKER (Devamla) – Bunlar geçmişte yapıldı.

Şimdi Hükûmetimiz ne yaptı? Bu problemi ortadan kaldırmak için Kuzey Marmara otoyolunu gündeme getirdi. Planları yapıldı, projeleri yapıldı ve şu anda ihale aşamasında, yıl sonuna kadar teklifler alınıyor. Kuzey Anadolu otoyolu yapıldığı zaman, yani İzmit’in daha da kuzeyinden geçen otoyol yapıldığı zaman İzmit ciddi anlamda rahatlamış olacak.

Diğer taraftan, özellikle bu bölgede Marmara Denizi’miz vardı, denizimize giremiyorduk. Denizin her tarafına maalesef Kocaeli’nin lağımları akıyordu, arıtma tesisleri yoktu. Şu anda, burada, Kocaeli’de 13 tane arıtma tesisini Büyükşehir Belediyesi işletiyor. Hükûmetin yapmış olduğu önceki dönemlerde ve son dönemlerde Büyükşehrin yapmış olduğu arıtma tesislerinin 13 tanesi devrede, 5 tanesi de inşaat hâlinde. Kocaeli’de artık köylerde bile arıtma tesisi yapılmaya başlandı arkadaşlar. Şu anda 4 tane köyümüzde arıtma tesisi var ve diğer köylere de yapılıyor. Hedef 2012 yılı sonuna kadar bütün köylerde bunu bitirmek, amaç o. Bu arıtma tesislerinden günde 137 bin ton çamur çıkıyor arkadaşlar. Bu arıtma tesisleri olmasaydı, günde 137 bin ton çamur Körfez’e gidecekti. Düşünün Körfez’in gelecekteki hâlini. Ama bu AK PARTİ İktidarıyla birlikte, AK PARTİ yerel yönetimleriyle birlikte bunların hepsi ortadan kaldırıldı ve şu anda Kocaeli’deki nüfusun yüzde 93’ünün atık suları arıtıldıktan sonra artık deşarj edilmeye başladı. Bunlar gerçekten AK PARTİ İktidarının özellikle Kocaeli bölgesinde yapmış olduğu önemli çalışmalardan bir tanesidir.

Yine, bu bölgede eskiden yeşillik yoktu. Yine Kocaeli’den geçenler bilir, 1 metrekare yeşil alan yoktu. Kentlerimizde planlama yapılırken, normal standartlara göre kişi başına 10 metrekare yeşil alan olması gerekiyordu, maalesef 2002 yılında bu kişi başına 1 metrekareydi yeşil alan. Şu anda ne kadar oldu yeşil alan? Kişi başına 10 metrekareye çıktı. Yani AK PARTİ İktidarıyla birlikte kişi başına 9 metrekare yeşil alan artırıldı arkadaşlar.

Bununla birlikte, yine bu dönem içerisinde Kocaeli’de 5 milyon ağaç dikildi. Bu ne demektir biliyor musunuz? Kocaeli’de yaşayan herkesin artık en az 3,5 tane ağacı var yani Kocaeli’de yaşayan insanlar artık rahat. “Benim bir tane dikili ağacım yok” hiç kimse demiyor, bir tane değil, herkesin en az belediye tarafından ve Hükûmet tarafından yapılan çalışmalarla 3,5 tane dikili ağacı var.

Bununla birlikte, özellikle otoyoldan dolayı, egzoz gazından dolayı kenti zararlı gazlardan korumak için otoyolun tamamı, Adapazarı sınırından İstanbul sınırına kadar tamamının sağ ve sol şeritleri ağaçlandırıldı. Otoyoldan geçen arkadaşlarımız varsa mutlaka görmüşlerdir o yeni dikilen fidanları; 1 metre 1,5 metre boyunda. İnanıyorum ki, şöyle bir on yıl sonra en geç, otoyolla Ankara istikametinden İstanbul’a giderken Kocaeli’yi fark edemeyeceksiniz. Niçin? Ormanlık bir alan içerisinden geçiyor olacaksınız. İşte bunların hepsi AK PARTİ İktidarı sayesinde ve yerel yönetimler sayesinde oldu.

Deniz kullanılmıyordu, deniz kullanılmaya başlandı. 2002 yılında büyükşehir belediyesi göreve geldiği zaman 2 tane deniz aracı vardı. Çok üzülerek söylüyorum, birisinin adı Atatürk gemisiydi, birisinin adı İnönü gemisiydi ama 2 tane gemi de maalesef, o günkü parayla 50 milyar lira bulunamadığı için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

İLYAS ŞEKER (Devamla) - … ulaşımda kullanılamıyordu ve yatıyordu ama bugün, artık işte geçenlerde hepiniz de şahit oldunuz, Kocaeli’de 10 tane deniz aracıyla deniz ulaşım hizmetleri verilmeye başlandı. Kocaeli’de, Körfez’de, artık yunus balıkları geldi, oynaşmaya başladı. Körfez’de balık cinsi 40’ın üzerine çıktı. Bunlar, resmî kurumların vermiş olduğu sayısal rakamlar.

Evet, Kocaeli işte bu kadar güzel bir hâle geldi ama buna rağmen, geçmişle kıyaslanmayacak kadar gerçekten büyük bir çalışma yapıldı.

İlk defa, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi olarak uçak kiralandı ve denizin denetimi yapılmaya başlandı. Bu denetim sayesinde gerçekten artık denize sintine atıkları gemiler aracılığıyla dökülemiyor. Anında tepesine geliyor, görüntüsünü çekiyor, resmini çekiyor, kayıtlara alıyor ve karşı tarafın buna itiraz etme şansı da kalmıyor.

Bununla birlikte yine denizin üzerinde 4 tane gemi diğer atıkları toplamak üzere görevlendirilmiş ve çalışıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLYAS ŞEKER (Devamla) – Çevre bizim için her şey.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Körfez’in dibi çamur Sayın Vekilim!

İLYAS ŞEKER (Devamla) - Çevre için ne gerekiyorsa, her türlü fedakârlığı yaparız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Şeker.

Lehte, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan.

Buyurunuz Sayın Türkkan. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli üyeler; buraya huzurunuza çıkmadan evvel, biraz evvel konuşmasını yapan arkadaşın bahsettiği yunusların nerede olduğunu sorarak başlamak istiyorum. Ben Kocaeli’de yaşıyorum, yunus balığı hiç görmedim.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Var; telefonumda resmi var, isterseniz göstereyim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Bir tane Badem vardı yolunu kaybedip giden, acaba bir tane de Kocaeli’ye mi düştü bilmiyorum.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Hereke’de var!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Ola ki varsa, ola ki varsa mutlu oluruz.

Biraz evvel Adalet ve Kalkınma Partisi adına konuşma yapan arkadaşımız Belediyede Başkan Vekilliği görevini ifa eden, dolayısıyla burada huzurunuzda parlamenterden ziyade belediyenin hizmetlerini anlatan bir arkadaş görüntüsü verdi. Sebebi hikmeti de buydu, bunu anlatmak istedim.

Ben de Kocaeli’deki kirliliği yakından tanıyan, buraya gelene dek Kocaeli Sanayi Odası Meclisinde görev yapan, OSB yönetiminde görev yapan bir parlamenter arkadaşınızım.

Kocaeli, hakikaten Türkiye’de çok hızlı gelişen, Türkiye’nin ihracatının yüzde 25’ini gerçekleştiren bir il. Bu ihracatını gerçekleştirdiği ürünler arasında yaklaşık yüzde 65’i ile de imalat sektörüne hizmet eden bir il. Dolayısıyla hem sağladığı vergi katkısıyla hem istihdam katkısıyla çok önemli bir vilayet.

Burada 5 organize sanayi bölgesi var, 1 tane sanayi sitesi var, 200’ü aşkın sanayi kuruluşu var ve bunların çok önemli bir kısmı da ağır kimya sanayi ve ağır metal sanayi. 13 tane özel limanı var Dilovası’nın. Biraz evvel daha çok konusu edilen Dilovası’ndaki kirlilik meselesi olduğu için özellikle Dilovası’ndan bahsetmek istiyorum. Dilovası OSB’nin bir tane sıkıntısı var. Bakın, Türkiye’de organize sanayi bölgeleri genelde önceden planlanır, altyapısı organize sanayi bölgesi olarak organize edilir, imar ona göre tanzim edilir fakat Dilovası’nda böyle bir şanssızlığımız var, Dilovası mevcut fabrikaların bulunduğu bölge daha sonra OSB olarak ilan edildi. Bunun sebebi hikmeti çok daha farklı, burada değinmek istemiyorum. Doğru muydu değil mi, bu saatten sonra tartışmak doğru değil ama neticede bir organize sanayi bölgesi. Burada organize sanayi bölgesinin içinde bulunan fabrikaların kirlettikleri mecrada yaşamak çok zor.

Hakikaten Kocaeli önemli bir marka, bu markayı kirletmek adına söylemek istemiyorum ama bir gerçeği de reddetmemek lazım. Daha önceki bir konuşmamda da söyledim; kazanmak kutsal, vergi vermek kutsal, istihdam sağlamak kutsal ama bunlardan çok daha kutsal olan insan hakkı, insanın yaşamı. Yaşamayan insana hiçbir şey lazım değil üç metre kefen bezinden başka. Dolayısıyla, insanları yaşatacak önlemleri almak bugünkü Hükûmetin vazifesi öncelikle.

Altyapısı oluşturulmadan, sanayi için gerekli şartlar oluşturulmadan, çevre etki değerlendirilmeleri iyi yapılmadan bu sanayiler getirilip buraya kurulunca, bununla ilgili de uygun yasal düzenlemeler de maalesef doğru dürüst yapılamıyor.

Geçen hafta vuku bulan o beyaz toz bulutuyla ilgili çeşitli gelişmeler var. TÜBİTAK’ın çıkan raporlarında bir boya fabrikasıyla alakalı şüpheler doğrultusunda. Organize sanayi bölgesinin yaptırdığı, özel laboratuvarda da bu bir çimento artığı şeklinde değerlendirilmiş. İki tane farklı rapor var ortada. Burada Hükûmetin, yerel yönetimin, Valiliğin yapması gereken hadise şu: Buna hangi fabrika sebep oluyorsa, bununla ilgili yaptırımı gözünün yaşına bakmadan yapması lazım ama orada hem Valinin hem belediyenin bir sıkıntısı var, o sıkıntısını sizinle paylaşmak istiyorum. Her fabrikanın taşeron firması mutlaka ve mutlaka AKP teşkilatı tarafından tavsiye edilen bir firmadır.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Hayır, hayır, o yanlış, o haksızlık. Hiç alakası yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Ben sanayiciyim. Sayın Işık, lütfen müsaade eder misiniz? Ben isim de veririm, burada ayıp olur.

Bu fabrikalara yaptırımı uygulayacak olan yerel güçler teşkilatın iş yaptığı bir fabrikaya gerekli yaptırımı uygulayamıyorlar, böyle bir sıkıntımız var.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Lütfü Bey, lütfen isim ver.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Burada çok ciddi bir rant var. Bu fabrikaların çok ciddi ithalatı var, liman hizmetleri var, kamyonculuk hizmetleri var…

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Lütfü Bey, isim verir misin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - …sarf malzemeleri var, inşaat işleri var ve bütün bunların hepsi belli bir baskılarla AKP teşkilatına mensup taşeronlar tarafından yapılıyor. Hâl böyle olunca yerel yönetimlerin, Valililiğin yaptırım gücü ister istemez azalıyor, böyle bir sıkıntımız var.

Ben buradan seslenmek istiyorum, biraz evvel ifade ettim: Her insan rızkını kazanmak için birtakım işler yapmak zorundadır, bu da gayet doğal. Ticaret yapmak kadar kutsal bir şey yok ama insanları öldüren zehirleri kusan fabrikalara gerekli müeyyideleri uygulamak için birtakım güçlerin üzerinde pres yapmak para kazanmak demek değildir. Bundan biraz geri durmak lazım. Cenabı Allah insanların rızkını verirse mutlaka bir yerden bu arkadaşlarımız da ekmek paralarını kazanırlar, illa olması şart değildir.

Bakın, ben geçen hafta bir şey söyledim biraz evvelki konuşmacı arkadaşıma. Ben Kocaeli Milletvekiliyim. Bu işin bir, kendi içinde edebi var, edebi de şudur: Bir bölgenin milletvekili konuşurken aynı bölgenin milletvekili laf atmaz.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Haksızlık yaparsan atar.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Bu işin edebi budur ama atmaya kalkarsanız ben daha fazla atarım, bu bana yakışmaz. Bir daha söylüyorum.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Lütfü Bey, haksızlık yapma…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Haksızlık değil…

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Vermiyorsun, isim vereceksin. Bak, isim vereceksin “Şu fabrika” diye.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Benim söylediklerime itirazınız varsa gelirsiniz buraya değerlendirirsiniz. Ama, iddia ediyorum, bakın, buradan ben bir tane heyet kuracağım, CHP’den, AKP’den, MHP’den, BDP’den arkadaşları alacağım, fabrikaların yöneticileriyle sizin farkına varmadan konuşturacağım…

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – MHP’li mi daha çok çıkar, AK PARTİ’li mi? Hangisi daha çok çıkar?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - “Kime, niye, nasıl iş veriyorsunuz?” diye sorduracağım. Yahu, adamlar ekmek alacakları fırını bile tercih etmekte zorlanıyorlar. Zira, diyorlar ki: “Sen ekmeği bu fırından alacaksın.” Adam sanayici, çok yapacak bir şeyi de yok. Samimi söylüyorum. Bunları aşmak…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sanayiciye bu kadar çok laf yakışmaz yani sanayici bu kadar yalanı… Sanayici değilsin herhâlde sen.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Gerçek…Gerçek, Elitaş.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Ben tüccarım, Kayseri’den yetişmiş bir tüccarım.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Aynı şey her yerde var. Sadece Kocaeli’de değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kayseri’den ders alamamışsın! Kayserilinin her sözü doğrudur.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Kayserililer ders verebilseydi, buraya gönderdikleri mebusları konusunda biraz daha dikkatli olurlardı!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kayserilinin her sözü doğrudur.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Kayserililer bu konuda…

BAŞKAN – Sayın Türkkan, lütfen… Karşılıklı konuşmayınız.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Bakın, Dilovası’nda kirlilikle ilgili bahsediyorum. Bu kirliliği biraz daha geçin, bir yağmurda mutlaka ve mutlaka Gebze ile Hereke çıkışı arasında -Sayın Işık da bilir, sayın milletvekilleri de bilir- her yağmurdan sonra asgari otuz veya kırk tane trafik kazası olur. Sebebi nedir biliyor musunuz? Oradaki emisyon gazları, birtakım partikül artıklarının yola serilmesiyle beraber yol kayganlaşır. Her yağmurdan sonra, bilin ki, Kocaeli’de bizim, trafikte üç beş tane kaybımız oluyor.

Deşarj atıkları konusunda Kocaeli çok ciddi mesafe kaydetti. Özellikle Dilovası’ndan bahsediyorum. Dilovası Organize Sanayi Bölgesinin sanayicileri kendileri 25 milyon euro yatırım yaparak bütün deşarj atıklarını alıp orada arıttıktan sonra denize veriyorlar. Buna evsel atıkları da dâhil ettiler. Ama buna hiçbir zaman ne yerel yönetimin ne de Valiliğin bir katkısı olmadı. Sadece şöyle bir ricası oldu: “Evsel atıkları da para almadan arıtın bari.” Sanayicinin kendi katkısıyla olan bir şeydir bu, yönetimin bir dahli yoktur. Yani sanayicinin parasıyla burada hava atmasın kimse. Sanayici yaptı. “Allah razı olsun parayı verenlerden.” de. O taksiti ödeyenlerden bir tanesi de benim. Allah herkesten, katkısı olanlardan razı olsun.

Bakın, Dilovası Belediyesi çevre koruma ve kontrol ekiplerinin yaptığı denetimlerde bölgeye yaklaşık bin ton endüstriyel nitelikli ve zehirli olabilecek arıtma çamuru döküldüğü ortaya çıkmış. Daha yeni bu rapor. Belediye her ne kadar “Gerekli cezayı kestik.” diyorsa, biraz evvel dediğim sebepten dolayı da fazla üzerine gidemiyorlar.

Sayın Valimizin bize bir sözü oldu. Hakikaten bu konuda çok duyarlı bir valimiz var. Çevre konusunda en az bizim kadar, sizin kadar duyarlı bir valimiz var. 262 bin lira ceza kesilmiş çevre konusunda.262 bin lira, böyle bir kirlilik için bir rakam mı, söyler misiniz. Yani böyle bir rakam olur mu?

Bakın, ben, burada herkesin samimiyet içerisinde bu vatanın insanlarına gösterdiği hassasiyeti benim kadar derinden hissettiğini biliyorum ama bizler -ben ülkücü kadrolardan yetişmiş bir milletvekiliyim- vatan aşkı için -hiç parlamenter olmak için demiyorum- bu vatanda yaşayan insanlar için, bu vatan aşkı için cezalar çektik, zindanlarda çürüdük, işkenceler gördük. Vatan aşkı bizim için önemli bir aşk, insan aşkı bizim için önemli bir aşk. Zira, biz aşkı Mekkeli bir yetimden öğrendik, bu aşkla da devam edeceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. Sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türkkan.

Önergenin aleyhinde, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık.

Buyurunuz Sayın Işık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun verdiği önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, konuşmama başlamadan önce hangi konu üzerinde konuşmam gerektiğini bir netleştirmek istiyorum. Zira, Cumhuriyet Halk Partisi dün akşam itibarıyla 122 numaralı bir önerge sundu. 122 numaralı önerge, Kocaeli’nin genel çevre sorunlarını içeren ve Meclis araştırması açılmasına ilişkin bir önerge. Daha sonra, sabah “Biz bundan vazgeçtik, BHC’yle ilgili önerge sunuyoruz.” dediler ve önergelerini çekip yeni bir önerge verdiler ama arada küçük bir karışıklık olmuş, Sayın Milletvekilimiz -ki değerli bir arkadaşımız- Mehmet Hilal Kaplan’a son önergeyi vermemişler. Yani Cumhuriyet Halk Partisi, Meclise kendi verdiği önergeyi arkadaşına vermeyi unutmuş. 

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Işık, elimde.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bunu herhâlde bir küçük hata olarak değerlendirelim ve Cumhuriyet Halk Partisinin Grubunun biraz daha dikkatli olmasını, milletvekilini burada mahcup duruma düşürmemesini tavsiye edelim. Şu anda daha ileri bir şey söylemek çok doğru değil.

Ben, arkadaşımızın düştüğü durumun doğru bir durum olmadığını söylüyorum. Çünkü bakın, biraz önce, emin olmak için arkadaşlarımıza sordum, Meclis kâtip üyelerine: “Önerge 122 numara mı, 124 numara mı?” “124 numara.” dediler. 124 numaralı önergede zaten BHC var. Şimdi, şu Mecliste 3 arkadaşımız konuştu, 2 tanesi lehte konuştu, “BHC” kelimesini söylediler mi? Söylemediler.

Ya, arkadaşlar, bakın geçen defa da oldu. Cumhuriyet Halk Partisi bir grup önergesi veriyor, önergenin içeriğiyle uzaktan yakından alakalı olmayan şeyleri konuşuyor.

Ha, konuştuğu arkadaşlarımızın… Gerek Cumhuriyet Halk Partisi Grubu gerekse MHP Grubu adına konuşan arkadaşlarımızın…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Milliyetçi Hareket Partisi…

FİKRİ IŞIK (Devamla) – MHP Grubu…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – “MHP” olmaz, Milliyetçi Hareket Partisi…

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Olmuyor mu?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Olmuyor…

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Peki, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olsun.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına yapılan konuşmalarla ilgili de söyleyecek çok şeyimiz var.

Öncelikle şunu söyleyeyim: Değerli arkadaşlarım, bakın, müsaade ederseniz, hem CHP Grubu adına konuşan arkadaşımız hem Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşan arkadaşlarımız konuyu getirdiler Dilovası özeline hapsettiler.

Evet, Kocaeli bir sanayi kenti. Kocaeli’nin sanayi kenti olmasıyla ilgili tercihi AK PARTİ İktidarı yapmadı. Bu tercih, 1950’li yıllarda yapılmış bir tercihtir. Maalesef, 70’lerde, 80’lerde ve 90’larda devlet toplumun hızına yetişemediği için, Türkiye bir çarpık sanayileşmeyle ve çarpık kentleşmeyle karşı karşıya kalmıştır. Bugün Türkiye olarak, bir bütün olarak ödediğimiz bedelin temeli budur.

Şimdi, biz AK PARTİ olarak bu bedeli asgariye indirmek ve bize miras kalan bu külfeti torunlarımıza da miras bırakmamak için gece gündüz çalışıyoruz.

Öncelikle, değerli arkadaşlarım, iktidara gelir gelmez yaptığımız ilk işlerden bir tanesi çevre konusunda ciddi bir envanter çalışması yapmak oldu ve Çevre Bakanlığımızı bu noktada çok ciddi derecede harekete geçirdik. Bugün, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu mensubu arkadaşımızın da çok iyi bildiği gibi, 2004’e, 2005’e kadar maalesef gelişigüzel üretim yapan, yaptığı üretimde çevreyi hiç dikkate almayan pek çok fabrika bugün filtre takmak zorunda kalmıştır. Çevreye etkisini minimize edecek tüm tedbirleri almak zorunda kalmıştır, eğer, bunu yapmayanlar da ciddi yaptırıma uğramıştır. Şurada, Çevre Orman Bakanlığı döneminde Kocaeli’de fabrikalara uygulanan yaptırımların sonucunda hangi fabrika hangi tedbiri almış bunlar tek tek yazılı, tek tek var.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Işık, son on günde 10 tane yazı getiririm bu konuyla ilgili.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Dinlerseniz cevap vereceğim.

Bizim, AK PARTİ İktidarı olarak kesinlikle hava kirliliğine, su kirliliğine ve toprak kirliliğine karşı toleransımız yoktur, bu konuda sıfır tolerans. Kim bu konuyla ilgili çevreyi kirletmeye yönelik bir faaliyete geçerse bedelini öder ve bugüne kadar da ödemiştir, bundan sonra ödeyecektir. Son olayda da şu anda Valiliğimiz TÜBİTAK’a incelemelerini yaptırıyor. Kendimiz de Valimizle bizzat görüştük ve kesinlikle gözünün yaşına bakılmaması, verilebilecek kanunen en ağır cezanın verilmesi konusunda mutabıkız ve burada şunu çok açık ve net söyleyeyim: Hiçbir AK PARTİ teşkilat mensubu böyle bir, göz yumma, görmezlikten gelme gibi bir talepte bulunmaz, bulunamaz. Asla böyle bir şey mümkün değildir. Ama arkadaşlar… İki görmeyen karşılıklı dolma yiyorlarmış. Bir tanesi diğerine demiş ki: “Ya, niye iki iki yiyorsun? Tek tek ye.” “Ya, sen de görmüyorsun, ben de görmüyorum. Nereden biliyorsun iki iki yediğimi?” demiş. “Ya, ben öyle yiyorum da seni de öyle yiyor zannediyorum.” demiş.

Şimdi, siz daha önceki iktidar dönemlerinde, daha önce, bugün AK PARTİ teşkilat mensuplarını suçlayan arkadaşlarımızın mensubu olduğu partiler döneminde hangi kriterlere göre işlerin verildiğini biz çok iyi biliyoruz, hele hele Kocaeli’de. Bunu depremden önce de, sonra da çok yaşadık.

Değerli arkadaşlarım, bugün Dilovası’ndaki ıslah organize sanayi bölgesine imza atan Milliyetçi Hareket Partisi iktidarıdır. Bu yanlıştır. Böyle bir OSB olmaz. Ama, o gün iktidarda olacaksınız, imza atacaksınız; bugün geleceksiniz, burada bunun yanlışlığını vurgulayacaksınız. Yani insanın…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Konuşalım…

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bak Haydar Bey, bak şimdi… Biraz önce BHC konusunu gündeme getirdiniz, sonra çektiniz geriye. Niye? Niye çektiniz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Onu da konuşalım.

FİKRİ IŞIK (Devamla) –  Çünkü siz orada -on beş yıl Cumhuriyet Halk Partili belediye iktidardaydı- kendiniz bir tek adım atmadınız Allah için, bir tek adım atmadınız. Ondan sonra, şimdi kalktınız, BHC’yi gündeme getiriyorsunuz. Son anda da fark ettiniz “Yahu, kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz.” Muhtemelen önergeyi çektiniz. Verdiğiniz önergeyi arkadaşınıza teslim etmediniz. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayınız lütfen Sayın Akar.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakın, bu kürsünün bir mehabeti var. Bu kürsü milletin kürsüsüdür. Bu kürsüde kimse gelip aklına esen şekilde konuşmayacak. Bu kürsü iftira kürsüsü değildir. Bu kürsüde söylenen her şey delillendirilmelidir, temellendirilmelidir. Arkadaşımızdan şu anda rica ediyorum: Hangi AK PARTİ teşkilat mensubundan dolayı hangi fabrika gereken cezaya çarptırılmadıysa lütfen açıklasın. Eğer açıklamazsa kendisini müfteri ilan edeceğim. Şahsını severim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bakın, şahsıyla hiçbir sorunum yoktur. Kendisi de Dilovası’nda o çarpık, ıslah organize sanayi bölgesinde sanayicidir. Yanında ekmek yiyen insanlar vardır. Saygı duyarım. Ama siz, kendi imzanızla bir garabeti, bir ucubeyi ortaya koyacaksınız, sonra geleceksiniz “Bunu kim yaptı ya?” diye burada, Mecliste nutuk atacaksınız. Bu kabul edilmez.

Bir başka şey… Sayın Mehmet Hilal Kaplan’a söylüyorum: Değerli arkadaşlar, AK PARTİ döneminde Dilovası’nda hiçbir OSB’ye müsaade edilmemiştir. Bugün OSB olarak Dilovası’nda kurulan tüm OSB’lerin izni AK PARTİ döneminden önce alınmıştır ama devlette devamlılık esastır. Eğer devlet, bir OSB’nin kuruluşuna önceki iktidar imza attıysa sizin onu iptal hakkınız yoktur ancak ne yaparsınız? Hukuka gidersiniz. Hukuk da verilmiş hakkı geri almaz. Ama biz bir şey yaptık.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yanlış olanı niye yaptınız?

FİKRİ IŞIK (Devamla) - Sayın Mehmet Hilal Kaplan, biz bir şey yaptık. Kömürcüler Organize Sanayi Bölgesinin genişleme alanıyla ilgili talebi vardı. Biz “Hayır kardeşim, burada birincisi yanlıştı, ikincisine müsaade etmeyiz.” dedik ve genişleme alanına müsaade etmedik.

Biz AK PARTİ…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İhaleyi…

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bir dakika…

Bugün, değerli arkadaşlar, biz geçmişten aldığımız bu kötü mirası geleceğe aktarmamak için gece gündüz çalışıyoruz. Şunda, hiçbir AK PARTİ’li milletvekili veya teşkilat mensubu veya iktidar mensubu çevre konusunda en küçük bir taviz vermez, veremez. Sayın Başbakanımızın bu konuda iradesi açık ve nettir.

Geldiler, çok gelen oldu. Dilovası’nı bir rant bölgesi olarak gören çok var. Her gelen de, değerli arkadaşlarım, bizden OSB, küçük sanayi yeri istedi. En son bir mermerciler geldi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözünüzü tamamlayınız.

Buyurunuz.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Nükleer santraller zarar vermiyor mu?

FİKRİ IŞIK (Devamla) - “Arkadaşlar, kusura bakmayın, Dilovası’nda biz artık hiçbir sanayiye müsaade etmiyoruz.” dedik ama o gün Dilovası’na organize müsaadesi verenlerin, iktidarları döneminde buna göz yumanların, müsaade edenlerin bugün gelip burada, millet unutmuştur nasıl olsa diyerek nutuk atmaları doğrusu beni rahatsız ediyor.

Bu noktada, değerli arkadaşlarım, herkes üzerine düşeni alsın.

Bir de Dilovası arıtma tesisi… Evet, Dilovası arıtma tesisi büyükşehir belediyesi ile Dilovası sanayicileri, OSB’nin ortak projesidir ve orada bir anlaşma vardır.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Para kimin?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Anlaşma nedir? OSB yapacak, belediye de evsel atıkları onlara verecek, tesislerin işletme giderlerine ortak olacak, hem ekonomik bir işletme olacak hem de Dilovası’nda artık suyu kirletme, toprağı kirletme dönemi kapanacak. Bu gayet güzeldir. Bu gayet güzeldir. Bunların neyinden gocunuyoruz ki?

Bu gerçeklerin bilinmesini, değerli arkadaşlarım, arz ettim ve BHC konusunu da, inşallah o önergeyi çekmezler üzerinde konuşuruz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Türkkan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Benim konuştuğum bir konunun hilafıhakikat beyanı oldu Sayın Konuşmacının, onu düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Oradan geçemezsin, oradan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ben gözü, gönlü geniş adamım, sığmam her yere, doğru diyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri)- O zaman sığmayacağın yere abanma.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Türkkan.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Evet, şu Parlamentoda 549 tane milletvekili var. Aranızda bidayette çok eski mücadele arkadaşlarım var, beraber çeşitli ziyaretler, önemli ziyaretler yaptığım arkadaşlarım var, çok da sevdiğim insanlar var ama ilk beşi sayarsanız, bunların ilk beşinin içerisinde de Fikri Işık gelir. Bunu da samimiyetle ifade ediyorum. Çok önemlidir. Bunu sadece burada değil, yerel basında, çeşitli yerlerde de söylerim. Dost olarak, arkadaş olarak çok önemli bir adamdır. Siyasetçi yönünü bilmem. Onu Adalet ve Kalkınma Partisi değerlendirir.

Bir kere, sayın dostuma şunu söyleyeceğim: “Ben OSB yönetiminden geliyorum.” dedim. Organize sanayi bölgesinin yöneticisiydim buraya gelirken. Dilovası Organize ve Sanayi Bölgesi, 2003 yılında Sanayi Bakanlığı tarafından OSB ilan edilmiştir.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Hayır.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Evet.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Hayır, yanlış. Yanlış söylüyorsun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Sayın Milletvekilim, lütfen iyi bakın.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Yanlış söylüyorsun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – 2003 yılında. Zira sebebi de neydi biliyor musunuz? Çok haklı da…

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – İzinler sizin iktidarınızın. İzinleri siz verdiniz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Bir saniye, bir şey söyleyeceğim.

Kötü bir şey de yapmamıştır, iyi bir şey yapmıştır.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – İzni siz verdiniz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Orada organize sanayi bölgesi, bir belde belediyesi şu anda organize sanayi bölgesinde olan, Türkiye için çok önem atfeden sanayi tesisleri bir belde belediye başkanının iki dudağı arasındaydı. Bu da çok hoş bir hadise değildi. Yani ben sayın Hükûmetin böyle bir şey yapmasını yadırgamıyorum, yermiyorum, aksine çok doğru bir harekettir. Yalnız, “Yani, siz yaptınız, şimdi kötüdür.” Hayır, ben kötü demiyorum. Doğru diyorum. Bu da çok doğru bir şeydir.

Bir şey daha söyleyeceğim. Burada yapılan bir yanlışlığı daha ifade ediyorum. Şimdi, Dilovası’nda, daha önce, biliyorsunuz, çevre kirliliğiyle ilgili bir komisyon kuruldu. O komisyon kararına göre “İki tane mahalleyi taşıyın buradan.” dediler. Biz OSB yönetimi olarak devamlı kamulaştırma yapıyoruz, yani insanların konutlarını alıp konut bölgesinden çıkartıyoruz sanayiyi. Yahu, biz bunları yaparken, geldiler, şu anda Kömürcüler Organize Sanayi Bölgesinin yanına, tam bu sanayi bacalarından çıkan dumanların gittiği yere altı tane okul projesi yaptılar. Ya, günah değil mi arkadaş ya? Orada kuzeye doğru genişlemesi gereken bir yer varken tam gidip Dilovası’nın en kirli bölgesine altı tane okul programladılar ve bu okullar, ben inanıyorum ki, çok geçmeden, eskimeden tekrar taşınacaktır.

Ben o zaman münferiden rica ettim, Fikri Bey’e de rica ettim, Vali Bey’e de rica ettim, Belediye Başkanına da söyledim, dedim ki: “Gelin, bu Dilovası’nı kuzeye doğru yani Şile’ye doğru olan kısmında, hava kirliliğinin daha az olduğu yerde, sanayiden, kuzey rüzgârlarının etkilemediği bölgeye çekelim.” Ama ne hikmetse, ben başka bir esbabımucibesini aramıyorum, bunun altında başka bir bityeniği aramıyorum, bu plansızlık ve bilinçsizlik, iş bilmezlikten kaynaklanan bir şeyle kalkıp hemen bu kuzey rüzgârlarına açık bir bölgede altı tane okul programı yaptılar. Geçenlerde ben de ilkinin temel atma törenine katıldım. “Niye böyle bir şey yaptılar?” diye şaşırdım.

Yani bir taraftan “Burada insanlar ölmesin. Bu sanayi artıkları bu insanları zehirlemesin.” diyeceğiz, diğer taraftan bu insanları bu zehrin ortasında okutacağız.

Teşekkür ediyorum. Sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Türkkan.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, Sayın Işık’ın konuşmama başka bir anlam katması nedeniyle 69’dan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen yerinizden söz vereyim, anlam değişikliğini -60’tan- düzeltiniz.

Bir dakika… Lütfen düzeltiniz.

 

10.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, zamanı iyi kullanmadığım için Sayın Işık’ın eleştirisinden dolayı BHC ile ilgili konuyu dile getirmediğim noktasında bir haklılığı var ancak son dönemde Dilovası’nda yaşanan hadiseyi görmezden gelmek söz konusu olamaz.

BHC ile ilgili söyleyeyim: 1985 yılına kadar yasaklanmayan DDT ve benzenhegzaklorür diye kullanılan insektisitler 1985’te yasaklandı. 1985’te yasaklanan, Derince’de bulunan bir fabrikanın deposunda zehirleyici madde olduğu bilinen, kanserojen madde olduğu bilinen bu maddeler -2 bin, 3 bin ton- yirmi altı yıldır Kocaeli tarafından maalesef bertaraf edilemiyor. Geçen dönem, sizin de bildiğiniz gibi, Kocaeli Sanayi Odası, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi beraber organize etmeye çalıştıkları, Avrupa’da bunun bertarafı noktasında, 2 bin, 3 bin tonun ancak 300 tonunun gittiğini biliyorsunuz. Şimdi, bir deprem bölgesi. Olası bir depremde bu zararlı maddelerin denize ve yakında bulunan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – …yerleşim yerlerine, toprağa geçmesinin sıkıntısıyla ilgili verdiğimiz önerge hakkında nasıl bir oy kullanacağınızı ben merak ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan katkınız için.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkanım, 60’a göre söz istiyorum, kısa bir açıklama.

BAŞKAN – Sayın Işık, buyurun.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Değerli arkadaşlar, biz sizin hassasiyetinizi takdir ediyoruz ama grubunuzun sizi yanıltmış olmasını vurguladık, bir.

BHC konusunu şurada bir keşke… Bakın, şu anda yüce Meclis de, milletimiz de “BHC” nedir bilmiyor. Yahu sizin önergeniz BHC hakkında, bunu konuşsaydınız da biz de BHC’yi konuşsaydık. Bu elbette bizim ortak problemimiz, bunlara biz “Hayır.” deme durumunda değiliz. Sizlerin bu konuyu gündeme getirmenizden dolayı müteşekkiriz. Onu aslında… Siz BHC’ye girseydiniz, sizin elinize yanlış bir araştırma önergesi verilmeseydi zaten bunları konuşacaktık.

İkincisi de: Bakın, çevre konusunda toleransımız yok, sıfır tolerans. Bunu vurguladık, vurgulamaya devam ediyoruz. Bizim bu noktalarda hiçbir şekilde taviz vermemiz mümkün değil. İnsandan daha önemli bir şey olamaz ve bunu biz tüm yaptıklarımızla gösteriyoruz. Keşke BHC’yi konuşabilseydik de, bugüne kadar ne yapıldığını biz -bu konuda- aktarabilseydik. Ama siz “BHC” demediniz, Sayın MHP Sözcüsü “BHC” demedi, sadece genel bir çerçeve çizildi, biz de ona göre cevap verdik. Şimdi sizler BHC’yi gündeme getirdiniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika Sayın İnce.

Sayın Işık, BHC’nin ne olduğunu açıklar mısınız lütfen, çok rica ediyorum.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Tabii.

BAŞKAN – Açık ismini söyleyiniz. Söyleyiniz şimdi, yani oradan duyarız.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Ben söyledim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sözlüğe baksın.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Eğer müsaade ederseniz iki üç dakika…

BAŞKAN – Yani, önergeyi tekrar okumak istiyorum bir yanlış anlaşma olmaması için. Buradaki önerge talebi, bize ulaştırılan, Kocaeli ili Derince ilçesinde bulunan tehlikeli atıkların araştırılması hakkında verilmiş.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Evet, BHC’yle ilgili.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sizin BHC’yi bilip bilmemeniz gerekmez. Sizin buna yorum yapmanız da gerekmez. (AK PARTİ sıralarından gülüşmeler, alkışlar)

BAŞKAN – Hayır, Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yani burada sözcü var, Sayın Başkan, siz kendinizi CHP Grubunun sözcüsü gibi görüyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, bir dakika…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, burada Kocaeli milletvekilleri biliyor.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, bir sayın milletvekilimiz “BHC’yi konuştuk, konuşmadık, ben konuştum, ben konuşmadım…” deyince ben onun ne olduğunu algılamak isterim. Lütfen…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Elitaş aydınlatsın bizi BHC konusunda. Bu konudaki uzman görüşlerini dinlemek isteriz Sayın Elitaş’ın!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Anlaşıldı Sayın Işık.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Işık Sayın Milletvekilimize şöyle dedi: “Grubunuz sizi yanıltmış, size yanlış bir önerge verdirtmişler.”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kayıtlara geçti.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Şimdi, Sayın Işık iki dönemdir milletvekili, daha bunu öğrenemediyse çok yazık.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Siz öğrenemediniz, siz!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir kere, araştırma önergesini grup vermez. O araştırma önergesini veren milletvekilimiz, birinci imza sahibi Sayın Milletvekilimizdir, o vermiştir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Muharrem, yanlış yola giriyorsun. Bak, burada senin imzan var.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Grup bunu onaylamıştır, Meclis Başkanlığına vermiştir, burada görüşülmüş. Yani biz Sayın Vekilimize, Sayın Hilal Kaplan’a bir önerge vermişiz, yanlış almış, böyle bir şey yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen uyarır mısınız biraz önce yaptığınız gibi. Burada Sayın İnce’nin imzası var herhâlde.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir dakika… Danışma Kurulu…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, herhâlde müdahale edeceksiniz, biraz önce arkadaşımıza BHC’nin ne olduğunu anlattırmak istediğiniz gibi.

BAŞKAN – Sayın Elitaş…

MUHARREM İNCE (Yalova) – O neyin imzası?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bugün ne görüşüleceğiyle ilgili.

BAŞKAN – Sayın Elitaş…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Evet!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama arkadaşlar farklı şeyler görüşüyor.

BAŞKAN – Sayın Elitaş…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır, bakın, önergeyi veren Sayın Hilal Kaplan değil mi?

BAŞKAN – Sayın Elitaş, bir grup başkan vekili konuşurken lütfen siz de dinleyiniz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben onu gündeme getirmişim, benim imzamla gelmesi, gündeme gelmesi… Önergeyi veren Mehmet Hilal Kaplan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Zaten onda mutabıkız.

BAŞKAN – Sözün bitmesini bekliyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bu kadar basit bir bilgiyi Sayın Işık’ın bilmemesi doğrusu şaşırtıcı.

BAŞKAN – Kayıtlara geçmiştir.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu konu netliğe kavuşmuştur.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan ve arkadaşları tarafından, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan, Kocaeli ili Derince ilçesinde bulunan tehlikeli atıkların araştırılması hakkında Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 17/11/2011 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

 

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

 

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama istiyorsanız yoklama... (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, oylamaya geçtiniz efendim.

BAŞKAN – İsimleri lütfen söyleyiniz, not edilsin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Oylamaya geçtikten sonra ayağa kalktılar efendim!

BAŞKAN –Sayın Yalçınkaya, Sayın Murat, Sayın Canalioğlu, Sayın İnce…

İsimlerinizi lütfen söylerseniz… (Gürültüler) Biz duyamıyoruz.

Sayın milletvekilleri, Sayın İnce, milletvekillerinizin isimlerini telaffuz edemeden oturmasınlar. Lütfen… (AK PARTİ sıralarından “Sayı yetmediği için oturuyorlar” sesi)

Sayı yetiyor efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Nerede kaldınız?

BAŞKAN – Gürültü yapmazsanız… (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Sayın milletvekilleri, gürültü yapmazsanız…

Siz tek tek isimleri söylerseniz… Lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan… Öncelikle, arkadaşlar neyi alkışlıyorsunuz? Kâtip üyelerin isimleri bilip söylemesi lazım. Bilemediklerini mi alkışlıyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Başkan bilemedi de onun için. Az önce hepsini ezbere biliyordu Başkan.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, çok rica edeceğim. Lütfen… Yani lütfen Genel Kurulda olan bir prosedürü yaparken bu şekilde davranılması hoş değil.

Sayın Sarıbaş, Sayın Serindağ, Sayın Çelebi, Sayın Tezcan, Sayın Toprak, Sayın Atıcı… (Gürültüler)

Sayın milletvekilleri…

Sayın Kaplan, Sayın Yalçınkaya, Sayın Canalioğlu, Sayın İnce, Sayın Tezcan, Sayın Sarıbaş, Sayın Serindağ, Sayın Çelebi, Sayın Düzgün, Sayın Toprak, Sayın Atıcı, Sayın Hamzaçebi, Sayın Kaleli, Sayın Loğoğlu, Sayın Korutürk, Sayın Güler, Sayın Öner, Sayın Akar, Sayın Özel, Sayın Ekinci.

Üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan ve arkadaşları tarafından, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan, Kocaeli ili Derince ilçesinde bulunan tehlikeli atıkların araştırılması hakkında Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun 17/11/2011 Perşembe günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun verdiği öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Denizcilik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Denizcilik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/330) (S. Sayısı: 41)(x)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Dünkü birleşimde 1’inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştı.

Şimdi madde üzerinde soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sisteme girecek olan varsa sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ya dünküleri söyleyeceksiniz ya da giren arkadaşlar…

BAŞKAN – Yok. Daha önce Sayın Vural vardı. Sayın Vural da burada yok.

Şimdi 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

Madde 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Bülent Tezcan. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Tezcan.

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) - Bu maddede ne konuşulur ki!

CHP GRUBU ADINA BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Bakarız, ne konuşulur şimdi. Herhâlde vardır söyleyecek bir şeyler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 41 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Denizcilik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunması Hakkında Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım.

Değerli arkadaşlar, biraz önce okunan maddeyi dinlediniz. “Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.” diyor madde.

Değerli arkadaşlar, milletlerarası sözleşmeler uygulanmak üzere yürürlüğe girer. Aynı sözleşmenin giriş maddesinde, bu uluslararası sözleşmeyi imzalarken bakın ne denmiş, ne için imzalanıyor bu uluslararası sözleşme. İki ülke arasındaki ticari ilişkileri geliştirmek amacıyla ve buna benzer diğer amaçlarla bir sözleşme imzalıyoruz Romanya’yla Türkiye arasında.

Değerli arkadaşlar, milletlerarası ticari ilişkiler söz konusu olduğunda o ülkenin dışarıyla ihracat ve ithalatı söz konusudur. Bu anlaşmaları niye imzalıyoruz? İthalat yapacağız, ihracat yapacağız. Siz, dokuz yıllık iktidar döneminizde bir ülkede sadece ve sadece ekonominin temelini ithalat üzerine dayandırırsanız ve dokuz yıllık iktidar döneminizde Türkiye’yi ithalat cenneti hâline getirirseniz istediğiniz kadar sözleşmenin yürürlük maddelerini yazın, istediğiniz kadar uluslararası sözleşmeleri imzalayın, o ülkede o uluslararası sözleşmeden beklediğiniz sonucu elde etmeniz mümkün mü?

Bakınız, değerli arkadaşlar, Türkiye'nin dış ticaret açığı daha yeni açıklandı, 83 milyar dolar. Türkiye'nin dış ticaret açığı 83 milyar dolar. Bayram tatilinde bayram ziyareti nedeniyle memleketimdeydim, Aydın’da. Aydın’ın köylerini gezdim. Aydın, dünyanın en güzel tarım ürünlerinin yetiştiği bir bölge. Aydın’da uzun zamandan bu yana çiftçi pamuk eker, yüzü gülerdi, incir çiftçisinin yüzü gülerdi ama AKP İktidarı döneminde 80 bin hektar pamuk ekim alanını dokuz sene içerisinde 40 bin hektara düşürdünüz. Pamukçu perişan.

Bugün Söke Ziraat odası hesabını çıkarmış: 1 kilo pamuğun maliyeti 1 lira 87 kuruş değerli arkadaşlar, 1 lira 87 kuruş. 1,5 lira, 1 lira 40 kuruşa piyasada pamuk satıyor çiftçi, 42 kuruş da prim veriyorsunuz, pamuk çiftçisini 5 kuruşa mahkûm ettiniz, 5 kuruşa çalıştırıyorsunuz pamuk çiftçisini.

Değerli arkadaşlar, dokuz sene içerisinde Türkiye’yi kendi üretebileceği ürünlerin ithal edildiği ve o ithalat üzerinden zenginler yarattığınız bir ülke hâline getirdiniz. Pamuktan kaçtı çiftçi, mısıra yöneldi, şimdi mısırı perişan ettiniz. Toprak Mahsulleri Ofisine mısırı 61 kuruşa verdiler. Toprak Mahsulleri Ofisinde mısır var, çiftçi tarladan mısırını kaldıramadı, arkasından 500 bin ton mısır ithalatı için Toprak Mahsulleri Ofisine yetki verdiniz.  40 kuruşa düştü mısır, şu anda mısır çiftçisi perişan.

İncir hakeza aynı. İncir çiftçisi, incir üreticisi derdini anlatacak kapı bulamıyor. Soru önergeleri veriyoruz, soru önergeleri verdiğimizde yuvarlak cevaplar. İncir çiftçisi prim istiyor. İncir çiftçisi ithalatla ilgili büyük tüccara ezilmemek için devletin şefkatli kollarını istiyor. İncir çiftçisi hiçbir ihraç ürününde olmayan yükleme tarihi diye bir anlamsız ihracat tarihinin kaldırılmasını istiyor. İncir çiftçisinin derdini çözmeyeceksiniz, pamuk üreticisinin derdini çözmeyeceksiniz, kendi zeytinyağı çiftçinizin problemini çözmeyeceksiniz…

Bakın, bütün Ege’de, sadece Aydın’da değil, zeytinyağcı ağlıyor. Yazmış buraya “Zeytinyağına verilen 50 kuruşluk prim yetmiyor.” diyor. Çiftçinin söylediği, bugünkü gazetelerde, önünüzde var, herkese dağıtıldı. Değerli arkadaşlar, son sekiz yılın en düşük zeytin fiyatları diyor zeytin üreticisi, son sekiz yılın. Maliyetler yüzde 100 artmış ama fiyatlar yarı yarıya inmiş. Çiftçi söylüyor, ben söylemiyorum. Perişan çiftçi. Yani siz bir taraftan ticaret anlaşması imzalayacaksınız, öbür taraftan pamukçuyu perişan edeceksiniz, mısır üreticisini perişan edeceksiniz, zeytin yağı üreticisini perişan edeceksiniz…

AHMET AYDIN (Adıyaman) –  Hangi ülkede yaşıyorsun ya!

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – …ve kendi ülkenizde, kendi çiftçinizin üretebileceği malı çıkacaksınız, dışarıdan, Amerika’dan, Yunanistan’dan ithal edeceksiniz. Kendi çiftçinizi yoksulluğa, başka ülkenin çiftçisini zenginliğe mahkûm edeceksiniz.  Değerli arkadaşlar, ondan sonra…

HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Denizciliğe gel, denizciliğe!

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Geliyorum, tabii denizciliğe… Bunları bilmeden denizle neyi taşıyacaksınız, denizle? Bunları bilmezseniz denizle gider dışarıdan pamuk getirirsiniz, benim Aydınlı çiftçimi perişan edersiniz deniz ticaretiyle. Bunları bilirseniz deniz ticaretiyle o ülkede ihracatın ne olduğunu, o çiftçinin, kendi insanınızın malını dışarıya satar, kendi çiftçinizi refah içerisinde yaşatmayı bilirsiniz ama sizin böyle bir yaklaşımınız yok.

Değerli arkadaşlar, bakın…

BAŞKAN –  Sayın Tezcan, biraz daha ses tonunuzu azaltırsanız, lütfen…

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Peki efendim. Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, bakın, kanunun 2’nci maddesi diyor ki: Bu kanun Resmî Gazete’de yayınlanmasıyla yürürlüğe girer.

Şimdi, biraz yanlış yazmışlar bunu. Bana göre Hükûmet bunu yanlış yazmış, böyle yazmaması lazımdı. Ne yazması lazımdı bunun yerine? Bunun yerine Hükûmet şöyle demeliydi:  Bu sözleşme Obama’nın işaretiyle yürürlüğe girer, talimatıyla yürürlükten kalkar. Hükûmetin bunu yazması lazımdı.

AHMET AYDIN (Adıyaman) –  Obama’nın Romanya’yla ne alakası var?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Niye? Niye yazar bakın? Obama’nın işaretiyle yürürlüğe girer, talimatıyla yürürlükten kalkar  diye yazması lazım.

AHMET AYDIN (Adıyaman) –  Obama’dan bu kadar mı korkuyorsunuz? Obama’dan bu kadar mı çekiniyorsunuz?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Şunun için arkadaşlar, meydanda: Bakın,  Suriye’yle vize anlaşması imzaladınız bir sene önce. Suriye’yle serbest ticaret anlaşması imzaladınız bir sene önce. Ondan sonra birden bu anlaşmaları askıya aldınız, rafa kaldırdınız, şimdi Suriye’yle savaş hâlindeyiz. Suriyeli muhalifleri Türkiye’de ağırlıyorsunuz.

Bakın, gazete kupürleri burada… Gazete kupürleri burada… Suriye’de isyan ordusunun sahiplerini burada eğitiyorsunuz. Niye? Çünkü Obama talimat verdi “Bir sene önce yürürlüğe giren sözleşmeleri koyun bir kenara.” dedi. Obama’nın talimatıyla sözleşmeleri yürürlükten kaldırdınız.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Hangi maddede var bu?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Kuzey Afrika’da Arap baharı size yansıdığı zaman, AKP’ye yansıdığında Obama baharına dönüşüyor…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Hangi maddeyi konuşuyorsun?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – …ve korkarım böyle devam ederseniz Türkiye’yi Orta Doğu cehenneminin içine sokacaksınız.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Vay be, felakete bak!

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, başka bir şey daha var. Şimdi, Anayasa… Bu kanunun 2’nci maddesi üzerine konuşuyoruz. Ne diyor kanunun 2’nci maddesi? Diyor ki: “Bu Kanun yayımı ile yürürlüğe girer.”

Değerli arkadaşlar, evet, uluslararası sözleşmelerin nasıl uygulanacağı konusunda Anayasa’mızda da bir hüküm var. Anayasa’mızdaki hüküm de diyor ki bakın, 90’ncı maddenin son fıkrası “Uluslararası sözleşmeler iç hukuk hükümlerinin üstünde ise uluslararası sözleşmelere itibar edeceksiniz.” diyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Temel haklarla ilgili…

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – E peki, siz bu maddeye bunu yazmışsınız. Avrupa insan hakları sözleşmelerinde Türkiye defalarca mahkûm oldu haksız tutuklamalar nedeniyle. Türkiye’de dört yıldır tutuklu insanlar var, Türkiye’de daha neyle suçlandığını bilmediği hâlde tutuklu insanlar var. Nerede kaldı Anayasa’nın 90’ncı maddesi, nerede kaldı uluslararası sözleşmelerin iç hukuka üstün olduğu? Yani siz önümüze bir kanun maddesini getireceksiniz, diyeceksiniz ki: “Bunu çıkaralım ama uygulayıp uygulamamak, bir, bizim keyfimize bağlı, iki, Obama’nın işaretine bağlı.” Yok öyle şey, yok öyle şey. (CHP sıralarından alkışlar) Kanun, uygulanmak üzere çıkarılır.

Değerli arkadaşlar, son olarak…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sen yargıyla iktidarı  karıştırıyorsun ya!

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Rahatsız olmayın.

Bakın, 2’nci madde çok net…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözünüzü bağlayınız Sayın Tezcan, bitiriniz.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Bitiyorum Sayın Başkanım.

Son olarak şunu söylüyorum: Denizcilik anlaşmasıyla ilgili konuşuyoruz. Değerli arkadaşlar, bugün 17 Kasım. Bugün son Padişah Vahdettin’in deniz yoluyla Türkiye’den kaçtığı gün, İngiliz’lere sığındığı gün ve her ne hikmetse Abdülmecid’in 150’nci ölüm yıl dönümünü kutladığınız 17 Kasım Abdülmecid’in ne doğduğu gün ne öldüğü gün. Anlaşılan o ki saltanat sevdası devam ediyor, saltanat kayığına binme hevesiniz devam ediyor ama şunu unutmayın: Saltanat kayığı her daim su üstünde yüzmez.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tezcan.

Madde üzerinde söz talebi yok.

Soru-cevap…

Sayın Bulut, buyurun.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkanım, Tuna Nehri Almanya’dan çıkıyor büyük bir kısmı Romanya’dan geçiyor. Bütün geçtiği bölgelerdeki sanayi atıkları bunun içerisine akıtılıyor ve o pislik Karadeniz’e doluyor. Karadeniz’in bugün taban kesimi uzmanların ifade ettiğine göre büyük bir balçık kitlesiyle dolmuş ve oradaki deniz dibi düzeninin bozulduğu gibi canlıların da yaşamı, sadece üst yüzer balıkların yaşayabildiği dip balıklarının yok edildiği bir hâle gelmiş. Sayın Bakanımın çevreye duyarlı olduğunu biliyorum. Bu konuda bize çevrecilik dersi veren Avrupa’nın bizim çevremizi kirletmesine dur demek adına ne gibi bir tedbir alıyoruz? Ne gibi bir yaptırım uyguluyoruz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bulut.

Buyurunuz Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hakikaten milletvekilimizin ifade ettiği husus Tuna Nehri’nin Avrupa tarafından kirletilmesi çok doğru. Hatta ben İSKİ Genel Müdürü olduğum zaman İstanbul’da bu meseleye temas ettik ve o zaman Karadeniz İşbirliği Çerçevesinde bu Karadeniz’in kirlenmesinin önlenmesi adımını attık. Hakikaten bu konuda bütün kıyı ülkeleri şu anda çalışma yapıyor fakat kirlenme devam ediyor. Bu konuda hakikaten Hükûmetimiz de kararlı, bakın onu söyleyeyim. Gerekli ikazları yapıyoruz. Ancak Karadeniz’le ilgili çamur değil o tabandaki, Karadeniz’in kendi tabii

yapısından gelen özellikle bir ölü bölge var. Yani 200 metre aşağısı tamamen Karadeniz’in ölü bölgesi, çamurdan kaynaklanmıyor ama şu anda biz… Ölçüm yapılmıyordu, Tuna Nehri’nden gelen kirlilik ölçülmüyordu. İlk defa 1996 yılında Tuna Nehri’nden gelen kirliliği tespit için ölçüm çalışmalarını başlattık, bu ölçümler devam ediyor. Şu anda hatta biz sadece Tuna Nehri’nden gelen kirliliği değil, bütün kıyılarımızdaki su kalitesini ölçmek maksadıyla tam 198 adet deniz suyu kalitesi ölçüm istasyonu kurduk. Şu anda çalışmalar devam ediyor, biz de ülkelere yazıyoruz. Ama tabii ki bilhassa bazı Çekoslovakya, Romanya gibi ülkelerin de ekonomik durumu malum; Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Romanya’nın. Onlarla ilgili çalışmalar devam ediyor. Onu özetle bilgilerinize sunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Eroğlu.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bolu Milletvekili Tanju Özcan.

Buyurunuz Sayın Özcan.

CHP GRUBU ADINA TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, çok değerli üyeler; ben de bugün Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Türkiye Cumhuriyeti ile Romanya Hükûmeti arasında imzalanan Denizcilik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi hakkında düşüncelerimi ifade etmek üzere huzurlarınızda bulunmaktayım.

 Çok değerli milletvekilleri, Saygıdeğer Başkanım; Türkiye ile Romanya arasındaki ilişkilerin tarihsel derinliği olduğunu ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum.

Gerçekten de Türkiye ile Romanya arasındaki ilişkiler çok çok uzun yıllardır, herhangi bir siyasi engele takılmadan sürekli olarak gelişme kaydetmiştir. Tarihte yaşananlar nedeniyle hâlâ bazılarının karşılıklı olarak ön yargıları bulunsa bile Romanyalılar Türklere, yani bizlere daima güvenmişler, hatta Türklerle ilgili “Türk dürüsttür, sözünde durur.” şeklinde bir atasözüyle Türklere olan güvenlerini de net bir biçimde ortaya koymuşlardır.

Değerli milletvekilleri, Romanya bugün Türkiye'nin Balkanlardaki en büyük ticari ortağı konumundadır. Bugün karşılıklı ticaret anlamında Balkanlarda en fazla ihracat ve ithalat yaptığımız ülkelerden bir tanesinin Romanya olduğunu, birincisinin Romanya olduğunu, Karadeniz bölgesinde kıyısı olan, Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler arasında ise Rusya Federasyonu’ndan sonra Romanya’nın 2’nci sırada yer aldığını ifade edersem herhâlde Türk ticareti açısından Romanya’nın önemi ortaya çıkar. Romanya Türkiye'nin en fazla ihracat yaptığı 11’inci ülke, en çok ithalat yaptığı 19’uncu ülke konumundadır.

Yine, değerli dostlar, Romanya Türkiye’ye Avrupa Birliği sürecinde en çok destek veren -ki, yapılan anketler bunu gösteriyor- ülkelerin de başında geliyor. Bunu da sizlerle paylaşmak istiyorum.

Tabii, konu denizcilik üzerine bir anlaşma olunca üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye'nin denizcilik anlamında bulunduğu nokta konusunda da birkaç hususa değinmek istiyorum. Üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen Türkiye yük taşımacılığında yüzde 92 oranında, yolcu taşımacılığında yüzde 95 oranında kara taşımacılığına bağımlıdır. Deniz yolu ile taşımacılıkta payımız sadece yüzde 2,5’tir.

AKP döneminde denizcilik alanında nereden nereye gelindiği noktasında da ben birkaç hususa değinmek istiyorum. AKP döneminde, Türkiye'nin dünyadaki deniz ticaretindeki payı on yıl önce yüzde 2 civarındayken AKP’nin on yıllık iktidarı sonrasında bu oran -üzülerek ifade ediyorum- yüzde 1’e düşmüştür.

MEHMET DANİŞ (Çanakkale) - Binde 2, yanlış okuyorsun.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Doğru okuyorum, doğru okuyorum. Sen çok iyi biliyorsan gelir anlatırsın.

2002 yılında dış ticaretimizin yüzde 60’ını deniz yolu ile yaparken 2010 yılında bu oran yüzde 19’lara gerilemiştir.

Yine, AKP döneminde hiç katkısı olmamasına rağmen denizcilik alanında ki denizcilik sektörü kendi imkânlarıyla bir noktaya gelmiş, 10 milyar dolar civarında bir ihracat rakamına kavuşmuş ancak özellikle son üç yıl içerisinde sektörün Hükûmet tarafından ciddi anlamda desteklenmemesi neticesinde, özellikle tersanelerde çok sayıda insan –ki rakam 20 bin olarak ifade ediliyor- işsiz kalmıştır. Bu anlamda, AKP Hükûmeti tarafından önümüzdeki yıllarda denizcilik sektörümüz desteklenmediği takdirde sıkıntılar artarak devam edecek, üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye bu çok önemli imkândan faydalanamamış olacaktır diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, konumuz uluslararası bir anlaşma. Tabii uluslararası anlaşmadan bahsederken uluslararası bir başbakandan bahsetmeden de geçemeyeceğim. Siz ona “dünya lideri” diyorsunuz, ben ona “sözde dünya lideri” diyorum, bizim Kocaeli Milletvekilimiz Haydar Akar “çakma dünya lideri” diyor. Herhâlde kimden bahsettiğim ortaya çıktı. Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan bahsediyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Başbakandan bahsediyorsun, saygılı olacaksın.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Sen saygılı ol. Ne dediğimi biliyorum ben. Bir müsaade et. Kraldan mı bahsediyorum? Padişahtan mı bahsediyorum? Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanından bahsediyorum. Eleştirilebilir bir insandan bahsediyorum. Haddini bil, sen terbiyesizlik yapıyorsun.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Saygılı ol, saygılı.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Sayın Başkanım, müdahale eder misiniz Sayın Metiner’e? Sürekli olarak oradan laf ediyor.

SONER AKSOY (Kütahya) – Çakma sensin, çakma.

BAŞKAN – Sayın Özcan, lütfen karşılıklı konuşmayınız. Siz Genel Kurula hitap ediniz lütfen. Sözcüklerinizi de özenli seçiniz, çok rica ediyorum.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Tamam, efendim.

Şimdi, bu sözde dünya liderinin yönettiği Türkiye’de yaşıyoruz. Bu sözde dünya liderinin yönettiği ülkenin milletvekilleriyiz. Şimdi, uluslararası ilişkilerden bahsederken bir konuya değinmek istiyorum. Bilemiyorum, yakın zamanda Amerika Birleşik Devletleri’ne veya İngiltere’ye giden milletvekili arkadaşımız var mı? Milletvekilleri Amerika Birleşik Devletleri’ne giderken veya İngiltere’ye giderken hangi zorluklarla karşılaşıyor bunu biliyor musunuz bilmiyorum. İngiltere veya Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye Cumhuriyeti pasaportu taşıyan, diplomatik pasaportu taşıyan milletvekillerine vize uyguladığını bilmiyorum, biliyor musunuz? Vize uygulamakla kalmayıp, o ülkeye indikten sonra sizin üstünüzü aradıklarını elle, kemerlerinizi çıkarttırdıklarını, ayakkabılarınızı çıkartıp sizi yalın ayak yürüttüklerini bilmiyorum, biliyor musunuz? (AK PARTİ sıralarından “Siz ne zaman gittiniz? sesi)

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Çok yakında gittim, geçen hafta oradaydım.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Üniversitelere girmemize vize koydunuz, Türk vatandaşlarına vize koydunuz. Önce zihniyetinizi değiştirin.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Şimdi ben şuna bakıyorum: Bir dünya lideri tarafından yönetiliyoruz, o bizim Başbakanımız ama o dünya liderinin yönettiği Türkiye Cumhuriyetinin milletvekillerine adam muamelesi bile yapmıyor bu ülkeler, siz de göğsünüzü gere gere diyorsunuz ki: “Bizim Başbakanımız dünya lideri.”

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Kesinlikle.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – “Sevsinler böyle dünya liderini” deyince tepki gösteriyorsunuz. Sevsinler böyle dünya liderini!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Asıl sizi sevsinler!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Değerli dostlar, uluslararası ilişkilerde mütekabiliyet ilkesi diye bir ilke vardır. Biz hukuk fakültelerinde bunu öğrendik, çoğunuz da öğrenmişsinizdir. Bir ülke size nasıl muamele yapıyorsa siz de ona böyle muamele yaparsınız. Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere bize vize uyguluyor. Peki, biz o ülkelerin parlamenterlerine, milletvekillerine böyle bir şey uygulayabiliyor muyuz? Bizim buna gücümüz yetiyor mu?

İHSAN ŞENER (Ordu) – CHP iktidar olunca yaparsınız.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Siz bunu yaparsınız, önce kendi milletvekilinize sahip çıkarsınız, kendi milletvekilinizin uluslararası alanda saygınlık kazanmasını sağlarsınız, sonra da dönüp “Ben dünya lideriyim.” dersiniz o zaman.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Türkiye'nin geldiği noktayı bir görseniz dünyada.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bunu demedikten sonra, kusura bakmayın ama Kocaeli Milletvekili sizin liderinize “Çakma dünya lideri.” der…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Haddin değil.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – …ben de bunu alkışlarım.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biz de “saygısızlık yapmayın” diyoruz.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Çok değerli milletvekilleri, bir de çok önem arz ettiğini düşündüğüm, benim ilimle ilgili önem arz ettiğini düşündüğüm bir konuya değinmek istiyorum. Sayın Başbakan Rize’nin Güneysu ilçesinden, bunu biliyoruz. Rize’nin Güneysu ilçesinin nüfusu yaklaşık 12 bin, benim seçim bölgem olan Bolu’nun Mengen ilçesinin nüfusu 15.500. Sağlık Bakanlığı bir süre önce bir karar aldı, bazı hastanelerin statüsünü değiştiriyor, “Nüfusu 20 binden az olan ilçelerin hastanelerinin E1 olan statüsünü E2 olarak değiştireceğim.” dedi ve bunu uygulamaya da koydu. Sonra bazı ilçelerin nüfusu çok küçük olmasına rağmen onlara tekrar eski statüsünü verdi. Sayın Bakana burada anlattım,   6-7 bin imzalı dilekçeyi verdim, dedim ki: “Mengen’in çok yaşlı bir nüfusu var, çok fazla hastası var, en yakın tam teşekküllü hastaneye mesafesi 60 kilometre ve bu insanlar bu haklarını istiyorlar.” Sayın Bakan bunu şunu söyledi, “Emsal yok.” dedi. Emsalleri gösterdim, en sonunda dedim ki: “Bakın, Sayın Başbakanın doğduğu ilçe, Güneysu ilçesinin nüfusu daha az, kriterleri daha sağlıklı ama buna rağmen bu ilçenin statüsü, bu ilçenin devlet hastanesinin statüsü E1’de kalıyor.” Sayın Bakan bana dedi ki: “Kusara bakmayın ama orası Sayın Başbakanın doğduğu yer.” Hiç kimse kusura bakmasın ama Bolu’nun Mengen ilçesi de benim doğduğum yer. (CHP sıralarından alkışlar) Buna göre yapılıyorsa bu işlemler, Mengen’in devlet hastanesinin eski statüsünü vereceksiniz, vermediğiniz takdirde ben bunu her ortamda dile getirmeye devam edeceğim. Bunun neyine tepki gösteriyorsunuz?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Genel Başkanlığa hazırlanıyorsun herhâlde!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Genel Başkanlığa falan hazırlanmıyorum. Sayın Başbakan eğer bu ülkede Başbakanlık yapıyorsa ve “Başbakanlık” sıfatı ona böyle bir imtiyaz tanıyorsa ve siz bunu alkışlıyorsanız ben size yazıklar olsun diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özcan. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Lütfen sakin olunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, Hatip, Grup Başkanımızı, bu ülkenin Başbakanını terbiye dışında eleştirmeye kalktı. İzin verirseniz cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

11.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce ben dışarı çıktığımda Sayın Şandır güzel bir konuşma yaptı. Yerinden yaptığı konuşmada dedi ki: “Milletvekili arkadaşlarımızın gündemle ilgili konuşmaları, hem milletvekillerinin bilgilenmesine hem de bizi izleyen kamuoyunun buradan faydalanmasına imkân verir.” dedi. Kendisine teşekkür ediyorum.

Dün de Sayın İnce bir konuşma yaptı. Dedi ki: “Biz hiçbir siyasi partinin genel başkanıyla ilgili bir meseleyi buraya getirmek istemiyoruz.” Biz de kabul ettik, takdir ettik. “Eleştirilir ama, eleştiriler hakaret noktasına varmamalı.” dedik.

Burada milletvekili arkadaşımız, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanını, beğenirsiniz beğenmezsiniz, seversiniz veya sevmezsiniz, ama bu milletin iradesiyle seçilmiş bir Başbakanı hafifletmeye, küçültmeye çalışmak, ne sana fayda sağlar ne bu millete fayda sağlar.

Lütfen, buraya gelen arkadaşlarımız meselelere daha ihtiyatlı bir şekilde, ihtiyatlı bir dille konuşmaya fırsat versinler, konuşmayı yapsınlar ve birlikte faydalanmaya çalışalım.

Vize konusunu söylüyorsunuz, doğru. Bugüne kadar dünyadaki bütün ülkeler Türkiye'ye vize uyguluyordu, ama yaptığımız anlaşmalar, yaptığımız görüşmelerde 56 ülkeyle vizeyi kaldırdık.

HALUK İPEK (Ankara) – Yılbaşında kalkıyor!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yılbaşında da vizeler kalkıyor.

Değerli milletvekili arkadaşlar, zamanla ilgili değil, gelecekteki olacak hareketlerle de ilgili konuşmalarınızı değerlendirin. Siz, dünya ülkelerinin bize uyguladığı vizeyi eleştirirken, daha bundan on yıl önce bir milletvekilinin baş örtüsünden dolayı girmesine vize vermediniz. Bu milletin talebelerine, başörtülü öğrencilerine, ikna odaları ortaya koyup vize vermediniz. Önce kendi meselelerinizi değerlendirin, ama milletin kabul ettiği, dünyanın takdir ettiği bir Başbakana “çakma” demek hiç kimsenin hakkı değildir, haddi değildir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elitaş.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Romanya Hükümeti Arasında Denizcilik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/330) (S. Sayısı: 41) (Devam)

 

BAŞKAN – Söz yok. Soru-cevap yok.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti İle Romanya Hükümeti Arasında Denizcilik Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı:                                            190

 Kabul:                                                                 186(X)

 Ret:                                                                         3

 Çekimser:                                                                1

                    Kâtip Üye                                         Kâtip Üye

          Muhammet Bilal Macit                              Fatih Şahin

                     İstanbul                                            Ankara”

Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

                                                                            Kapanma Saati: 19.12

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.125

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER:  Mustafa HAMARAT (Ordu), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

------ 0 ------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 20’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2’nci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/423) (S. Sayısı: 21)(x)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 21 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Gürkut Acar konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Acar. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu üzerinde konuşmak üzere söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye ile Yeni Zelanda arasında hava hizmetleri konusunda imzalanan anlaşma ile ilgili tasarıyı destekliyoruz. Bu tasarı ile iki ülke sivil havacılık alanında hem iş birliğinin geliştirilmesi hem de güvenlik önlemlerinin artırılması konusunda çalışmalar yapacaktır. İki ülke adına olumlu sonuçlar doğurmasını diliyoruz.

Hava yolu taşımacılığıyla ilgili olarak birkaç söz de söylemeden geçemeyeceğiz. Türkiye’de hava yolu taşımacılığında son dönemde bir artış söz konusudur, ancak bu büyümenin ne kadar planlı ve kontrollü olduğu tartışmalıdır. Sefer sayısı artarken, yolcu sayısı artarken altyapı ve denetim anlamında da gerekli büyüme sağlanabilmiş midir? Yani denetimi ve kontrolü sağlayacak sivil havacılık teşkilatı büyümüş ve yeni bir yapılanmaya gitmiş midir? Yer hizmetleri, teknik personel, pilot ve diğer uçuş görevlilerinin nicelik ve nitelik yönünden artışı sağlanabilmiş midir? Uçuş güvenliği yani can güvenliğini artıracak gerekli adımlar da atılabilmiş midir? Bu konularda çok da mesafe alındığını söylemek mümkün değildir, bunun iyi sorgulanması gerekir. Kontrolsüz büyümenin getirdiği risklerin de iyi hesaplanması gerekir.

Türkiye’nin kaza riski açısından bulunduğu yer olumlu bir noktada değildir. Türkiye, risk oranlarında, ölümlü kaza oranlarında liste başı olma konumundan kurtarılmalıdır. Türkiye, son üç büyük uçak kazasında ciddi kayıplar yaşamıştır. Bunların tekrarlanmaması hepimizin dileğidir ama bunlar iyi dileklerle, temennilerle olacak şeyler değildir. Gerekli altyapının hazırlanması, yeterli sayıda ve donanımda personel görevlendirilmesi sağlanmalıdır. Hava yolu taşımacılığında bu gelişmede ağır iş yükü altında ezilen, fedakârca çalışan pilotlar, hostesler ve diğer uçuş personeli, teknik personel, yer hizmetlerinde görev alan personelin de özlük haklarında ve çalışma koşullarında iyileştirmeler yapılmalıdır. Emekleriyle bu sektörü taşıyanların emeklerinin karşılığını almaları sağlanmalıdır.

Ayrıca, kaza incelemelerinin bağımsız bir yapıya kavuşturulması sağlanmalıdır. Bazı kazalarda olduğu gibi, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün Ulaştırma Bakanlığının sorumluluğunu örtme gayreti içinde olan yapılanmalardan vazgeçilmelidir. Gerçekten uzmanların bağımsız inceleme yapabilecekleri ortamın hazırlanması gerekir. Hava yolu taşımacılığının büyümesine, gelişmesine kimse karşı değildir ama bu büyümenin güvenli bir büyüme olmasını sağlamak hepimizin görevi olmalıdır diye düşünüyorum.

Değerli milletvekillerim, Türkiye ile Yeni Zelanda’nın kaderlerinin kesişmesi Birinci Dünya Savaşı ve Çanakkale Savaşı’yla olmuştur diyebiliriz. Binlerce kilometre uzaktan Avusturalyalılarla birlikte Anzaklar olarak geldiler, Anadolu’yu işgal etmek isteyenlerle birlikte savaştılar. Bize ne mutlu ki Büyük Önder Mustafa Kemal gibi büyük bir komutanla ve vatanlarını savunmaya kararlı askerlerimizle karşılaştılar. Çanakkale’nin geçilemeyeceğini ne yazık ki canları pahasına öğrendiler. Şimdi onlar bizim topraklarımızda bize emanettir.

Yeni Zelanda ülkemize çok uzak olsa da ilişkilerimiz gelişiyor. Birçok gencimizin Yeni Zelanda’ya gittiğini biliyoruz. Türkiye ile Yeni Zelanda arasındaki iş birliği alanlarına sivil havacılık alanının da eklenmesi sevindiricidir. Antlaşmada karşılıklılık ilkesi korunmuştur. Her iki tarafın da istediği ve bildirdiği anda antlaşmanın sona ereceğine ilişkin kabul de adil ve doğrudur. Değerli milletvekilleri, bu nedenle, biz bu antlaşmaya “evet” oyu vereceğiz.

Yeni Zelanda’nın Anzakları Çanakkale’de hüsrana uğramışlardır ve onları yenen Mustafa Kemal’in Meclisinde konuşmaktan büyük onur duyuyorum.

Değerli milletvekilleri, ne yazık ki bu böyle olmakla beraber, geçen gün bu kürsüden, Büyük Millet Meclisinde “Türkiye’nin geçmişinde ebedi şef, millî şef faşizmi vardır” diyerek Mustafa Kemal Atatürk’e Mustafa Kemal Meclisinde hakaret edilmiştir. Bu vesileyle bu konudaki görüşlerimi de açıklamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, AKP sözcüsünün söylediği bu sözler bizi ağır şekilde yaralamıştır.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Kim söyledi onu?

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Kimin söylediğini söylemeyeceğim, çünkü…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Niye? Söyle canım. Mustafa Kemal’e kimse hakaret etmedi.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Gerek yok.

“Türkiye’nin geçmişinde ebedi şef, millî şef faşizmi vardır” tutanaklar burada.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Millî şef faşizmi vardır tabii.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sende hiç utanma yok mu!

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Evet, “Ebedi şef, millî şef faşizmi vardır” tutanak yanımda.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sizin CHP’li arkadaşlar söyledi.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Hâlâ laf atıyorsun, utanmadın mı! Geç arkaya otur. Utanmıyor musun!

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu… Bakınız, ben, müsaade ederseniz bu vesileyle bu konuyla ilgili görüşlerimi de fazla sabrınızı zorlamadan anlatmak istiyorum.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Hiç utanmıyor musun! Sende utanma olsa böyle söylemezsin.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, faşizmin ne olduğu konusuna bir bakalım. Evet, buna itirazı yapacağınızı biliyordum…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, CHP Grubundan benim Grubuma laf atılıyor, lütfen buna müdahale ediniz.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – O da oradan laf atıyor, rahat durmuyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan lütfen müdahale ediniz.

BAŞKAN – Sayın Elitaş lütfen oturunuz.

Sayın milletvekilleri, lütfen konuşmacıyı dinleyiniz.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Müsaade ederseniz sözlerimi tamamlayayım.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, eğer Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları olmasaydı belki de biz bu Büyük Millet Meclisinde milletvekili olmanın onurunu yaşamayacaktık. O nedenle, bizim varlık, yokluk meselemizle ilgili birkaç söz söylememe izin veriniz.

Eğer, Mustafa Kemal ve arkadaşları olmasaydı Yeni Zelanda’yla bu anlaşmayı yapacağımız bir devletimiz de olmayacaktı. O nedenle, bu konulardaki görüşlerimi bu vesileyle anlatmama fırsat vermenizi rica ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bakınız, faşizmin ne olduğuna bir dikkat edelim. Bugün Türkiye 2002’ye göre daha özgür, üniversiteleri, sendikaları daha rahat konuşan, adaletin gerçekten daha bağımsız ve adil yürüdüğü, insanların birbirleriyle rahatça iletişim kurabildiği bir ülke konumunda mıdır?

AHMET YENİ (Samsun) – Evet, konumundadır.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Değil midir?

Demokrasimiz gerçek anlamda ileri bir noktaya gelmiş midir?

AHMET YENİ (Samsun) – Geliyor.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Medya bağımsız ve yansız haber verebilmekte midir? (AK PARTİ sıralarından “Evet” sesleri) Yoksa büyük kısmı el değiştirip yandaş hâline mi gelmiştir? Bu soruların iyi değerlendirilmesi gerekir. Hiç kimse, bugün Türkiye’nin daha özgür, daha demokratik bir ortamı yaşadığını, daha olumlu bir ortamı paylaştığını söyleyemez. Türkiye adım adım bir noktaya doğru sürükleniyor ama sendikalar konuşmasa da, üniversiteler konuşmasa da, bilim adamları, köşe yazarları konuşmakta, yazmakta zorlansalar da biz CHP olarak buradayız ve halkın kürsüsünden bunları ve doğruları söylemeye devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen gün bir meslektaşım, yaşamının yarım asırlık bölümünü adalete, savunmaya adamış duayen bir meslek büyüğüm, meslektaşım İstanbul Barosunun eski başkanlarından Avukat Turgut Kazan Erzurum’da hâkim karşısına çıktı, meslekten men cezası istemiyle hâkim karşısına çıktı. Neyle suçlanıyordu? Müvekkili olan özel yetkiyle yetkilendirilmiş bir savcı tarafından makam odası basılan Erzincan eski Cumhuriyet Başsavcısı, Denizli Milletvekili arkadaşımız İlhan Cihaner’in avukatı olmakla suçlanıyor. İlhan Cihaner lehine olan bir delilin neden savcılar tarafından dikkate alınmadığını sorması yüzünden hâkim karşısına çıkıyor. Bunu anlamak mümkün değil, böyle bir şeyi savunmak, kabul etmek mümkün değil. Bu, doğrudan savunmaya bir saldırıdır.

AHMET YENİ (Samsun) – Zelanda’yı konuşuyoruz değil mi?

GÜRKUT ACAR (Devamla) - İşte, o Zelanda’yla yaptığımız anlaşmaları bugün ona borçlu olduğumuz, devleti borçlu olduğumuz Mustafa Kemal’le ilgili faşizmi size birazcık anlatmak istiyorum. Lütfen sabrederseniz oraya geliyorum.

Bakınız, bu, savunma hakkına saldırıdır, avukatlık mesleğine saldırıdır. Eğer bu ülkede duayen hâline gelmiş İstanbul Barosunun efsanevi başkanlarından olan bir avukat bu konularla ilgili avukatlık yaptığı için gözaltına alınıyorsa değerli arkadaşlarım, şunu unutmayınız sayın milletvekilleri, böyle bir yol açılırsa -ki açılmıştır- adalet, hukuk, avukat bir gün herkese lazım olabilir, olacaktır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye bu noktaya nasıl geldi? Avukatların avukatları yargılanıyor, savcıların avukatları yargılanıyor, bu sürecin iyi sorgulanması gerekir. Bürokratik kadrolar değiştirildi, rektörler, dekanlar, YÖK Başkanı ve Cumhurbaşkanı değişiminden sonra değişti. Medyada sermaye değişimi başlatıldı, yandaşlar, damatların yönetiminde olduğu holdingler medya sahibi yapıldı. Milyarlarca liralık vergi cezalarıyla bir medya grubu yıldırıldı. Şimdi parça parça bu medya grubunun gazeteleri, televizyonları el değiştiriyor. Geriye bir yargı kalmıştı, o da AKP’nin tek başına yaptığı Anayasa değişikliğiyle sisteme uyumlu hâle getirilmiştir.

AHMET YENİ (Samsun) – Millet değiştirdi millet.

GÜRKUT ACAR (Devamla)- CHP olarak o gün de söyledik “Bu, yargıyı ele geçirme operasyonudur.” diye. Yaşanan tablo da bugün ortadadır.

Değerli arkadaşlarım…

AHMET YENİ (Samsun) – Millete hakaret etmeyin. Millet değiştirdi millet. Milletimiz değiştirdi.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Onu hangi sarmalın içinde sunduğunuzu herkes biliyor.

Bakınız değerli arkadaşlarım… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Sabrederseniz… Lütfen… Ben sizi çok saygıyla dinledim.

Bakınız, kadrolaşma demek illa 30 bin hâkimi, savcıyı sokağa atıp, yerine aynı kalıpta yetişmiş 30 bin hâkim ve savcının işbaşına getirilmesi değildir. Önce hâkim ve savcıları atayacak kurulu ele geçirirsiniz, orayı şekillendirirsiniz, sonra kurul bazı kararlarıyla size öyle bir zemin hazırlar ki, gerçekten bağımsız, gerçekten tarafsız soruşturma yapmak, yargılama yapmak için kahraman olmayı göze almak gerekir. İşte değerli arkadaşlarım, asıl faşizm budur.

Siz bir savcıyı…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Barolar seçmedi mi Anayasa Mahkemesi üyelerini?

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Müsaade edin, onları tartışırız sonra. Ben fikirlerimi söyleyeyim, sonra siz de söylersiniz.

Siz bir savcıyı makamında özel yetkili bir savcıyla bastırır, derdest ettirmeye kalkarsanız, beğenmediğiniz kararlar veren, muhalefet şerhleri yazan bir hâkim hakkında soruşturmalar açtırıp başka illere gönderirseniz, başka bir hâkimi emekliliğe zorlarsanız kadrolaşma süreci tamamlanmış olur. Çünkü orada hâkimlerin, savcıların bağımsız, gerçekten vicdanlarıyla görev yapma imkânları kalmaz. Asıl faşizm budur.

Kahraman hâkim ve savcılar olmaz mı? Tabii ki olur, vardır da. Ama olması gereken bu değildir. Hatta, bu karşı çıkılması gereken bir durumdur. Çünkü hâkimler ve savcılar en ufak bir baskı hissetmeden bağımsız, tarafsız şekilde vicdanlarıyla hareket edebilmelidir. Ancak, yargıda bu ortam bozulmuştur. Yeni HSYK aldığı kararlarla nasıl bir yargı ortamı istediğini hâkim ve savcılara açık bir şekilde ifade etmiştir. Adaletin iklimi, ortamı bozulmuştur.

Değerli milletvekilleri, adaletin hâkim ve savcı ayağından sonra sıra şimdi savunmaya gelmiştir. Turgut Kazan davası bunun en somut örneğidir.

Bir avukat, avukatlık mesleğini yaptığı için, savunma yaptığı için hâkim karşısına çıkıyorsa, bu, bütün avukatlara “Sıra size geldi.” mesajı vermektir. Asıl faşizm budur.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Konuya gel, konuya… Sayın Başkan…

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, sabrederseniz, bu yüce çatının altında belki bu söylediklerimiz size acı gelecek, belki siz buna üzüleceksiniz ama bizden de “Biz buna nasıl bakıyoruz.” bir dinlerseniz eğer lütfedip…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Konuya gel, konuya.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Konuya geldim, konuyu anlattım zaten. Burada benim kendi görüşlerimi açıklamama fırsat verin lütfen.

Değerli arkadaşlarım, bakınız…

AHMET YENİ (Samsun) - Sayın Başkan, gündemimiz bu mu?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Biz üzülmeyiz. Yalnız, yargıyla iktidarı ayırın.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Efendim, müsaade ederseniz onun öyle olmadığını bütün Türkiye biliyor.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Biz niye üzülelim yani?

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Sizin zamanınızdaki gibi değil.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakınız hiçbir güç, hiçbir baskı savunmayı engelleyemez ve engelleyemeyecektir. Avukatlar tüm baskılara, zorlamalara rağmen kutsal savunma hakkının gereğini yapacaktır; hukuk devletini savunmaya, hukuk devletini ayakta tutmaya devam edecektir. Biz de buradan onlara her türlü desteği vermeye devam edeceğiz.

Belki bir süre sonra sıra bize de gelebilir ama susmak yok. CHP olarak biz susmayacağız, halkımıza doğruları anlatmaya devam edeceğiz.

Sayın Turgut Kazan dün Erzurum’da, geçen gün mahkemede haykırdı “Haksızlığa boyun eğmeyeceğim.” dedi. Ben de bu kürsüden söylüyorum, evet, haksızlığa, adaletsizliğe asla boyun eğmeyeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de kamu sistemi kanun hükmünde kararnamelerle altüst edildi. Yetki yasasının süresinin biteceği gün dört tane kararname yayınlandı. Biz buradayız, Türkiye Büyük Millet Meclisi açık ama Hükûmet yasama yetkisini, bize sormadan, danışmadan “Ben yaptım, oldu.” anlayışıyla büyük bir vurdumduymazlıkla kullandı, yasama yetkisini tırpanladı. 23’üncü Dönem Meclisin yetkisiyle 24’üncü Dönem açılmışken onlarca düzenleme yapıldı. Bu tutum, tamamen antidemokratik, buyurgan, otoriter bir tutumdur. Bu tavrı, bu tutumu kınamak istiyorum.

Bakın, bir kanun hükmünde kararname yapılıyor, ondan sonra o kanun hükmünde kararname başka kanun hükmünde kararnamelerle üç dört kez değiştiriliyor. Böyle bir şeyi kabul etmek mümkün mü? Burası bir hukuk devleti mi yoksa AKP’nin yan örgütü mü?

Plansız, programsız, hazırlıksız kanun hükmünde kararnameler yapacaksınız, olmadı üç dört kez değiştireceksiniz… Böyle bir şeyi kabul etmek mümkün değil.

Değerli milletvekilleri, bu kanun hükmünde kararnamelerle, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerinin yok sayıldığı yeni idari yapılar geliyor. Bunun en tipik örneğini Millî Eğitim Bakanlığının görevlerini ve teşkilat yapısını değiştiren 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de görüyoruz.

Şimdi, daha önceki kanunda deniliyor ki: ”Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerini benimseyen, Atatürk ilke ve inkılaplarını benimseyen, Türk milletinin değerlerini, kültürünü öğrenen, geliştiren nesiller yetiştirilecek.” Bakıyorsunuz, kanun hükmünde kararnamede bunların hiçbiri yok. Atatürk yok, Türkiye Cumhuriyeti yok, Türk milleti yok. Bunların olmadığı Millî Eğitim millî olur mu? Eğitimin temel önceliklerinden biri de ulusal niteliğinin olmasıdır.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Görüştüğümüz maddede mi yok onlar?

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Çocuklar… Bunu bizim nerede görüştüğümüz bellidir. Bu, devletin var olmak, yok olmak meselesidir.

Değerli arkadaşlar, eğer devlet var olacaksa hukuk devleti olarak var olur. Eğer hukuk devleti ortadan kalkıyorsa bir antlaşmanın da var olup olmamasının çok önemi yoktur. Siz eğer devleti ortadan kaldırabilecek, tahrip edecek birtakım davranışlar içerisindeyseniz, bu o maddeye de girer, bu maddeye de girer. İzin verirseniz, ben konuşmamı yapayım, beğenmediğiniz kısımları tekrar tartışırız. (AK PARTİ sıralarından “Gündeme gel.” sesleri)

AHMET YENİ (Samsun) – Gündemden haberi yok ki.

GÜRKUT ACAR (Devamla) - Gündemden haberim olduğunu söyledik, kanunu desteklediğimizi de söyledik.

AHMET YENİ (Samsun) – Anlat o zaman, öğrenelim biraz.

GÜRKUT ACAR (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, çocuklar içinde yaşadıkları toprağın, içinde yaşadıkları toplumun değerlerini, kültürünü öğrensin, kendi toprağına, kendi halkına, milletine yabancı olmasın, ortak değerler etrafında, ortak amaçlar etrafında bir arada yaşayabilsinler. Bu ortak değerleri çocuklara vermediğiniz zaman ne olur? Kendi halkına, kendi milletine yabancı kuşaklar yetişir.

AKP istiyor ki çocuklar kendi atasını, kendi cumhuriyetini, kendi milletini tanımasın, uluslararası sermayeye hizmet edebilecek ara elemanlar olsunlar; istenilen bu.

Değerli milletvekilleri, bu kanun hükmünde kararnamenin büyük bölümü bugünkü Anayasa’ya aykırılıklar içeriyor. Bunları açıkça görüyoruz. Şimdi, bu Anayasa’ya aykırı, cumhuriyet değerlerini yok sayan kanun hükmünde kararnamelerden sonra gündeme ne gelecek? Yeni Anayasa gelecek, hatta geldi. Ben sormak istiyorum: Bu yeni Anayasa, bu kanun hükmünde kararnamelere uygun mu olacak yoksa Anayasa’ya aykırı bu kanun hükmünde kararnamelere kılıf olacak yeni bir anayasa mı yapılacak? Eğer yeni bir anayasa yeni bir kamu deposu öngörüyorsanız bunun şeklini anayasada verirsiniz, sonra kanunlara uygun yapıları kurarsınız. Ama AKP ne yapıyor? Önce kanun hükmünde kararnamelerle kamuyu yeniden yapılandırıyor, sonra ona uygun anayasa yapacak. Belki de yapmayacak. Bunu da yaşayıp göreceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak diyoruz ki evet yeni anayasa olsun ama cumhuriyet değerlerinden yana, emekten yana, özgürlüklerden yana, demokrasiden yana, yargı bağımsızlığından yana, kuvvetler ayrılığından yana, üniversitelerin özerkliğinden yana bir anayasa değişikliği olsun istiyoruz. Bu konuda AKP’nin tutumu nedir?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Aynısı.

GÜRKUT ACAR (Devamla) – Bu tutumun ipuçları 12 Eylül 2010’da yapılan oylamayla kabul edilen anayasa değişikliğiyle ortaya çıkmıştır. AKP, o zaman kimseyi dinlemeden, tek başına ve tek amacı yargıyı ele geçirmek olan anayasa değişikliklerini yapmış ve amacına ulaşmıştır. Şimdi ne değişmiştir ki AKP bundan vazgeçsin, uzlaşmayla gerçekten yargı bağımsızlığını sağlayacak bir anayasa yapsın? Böyle bir şey mümkün mü? Mümkün değil. Çünkü Sayın Başbakan, çok daha yeni bir zamanda, böyle, bu anayasa değişikliklerinde yargı ile ilgili konulardan vazgeçmeyeceğini açıkça söylemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, anayasalar temel belgelerdir, devleti kuran belgelerdir. Bu temel yapıyı “ben yaptım, oldu” anlayışıyla değiştirmeye kalkarsanız bütün sistemi bozarsınız.

Değerli arkadaşlar, fazla uzatmayacağım. AKP’nin yeni kamu yönetimi anlayışıyla ilgili ipuçlarını, Millî Eğitim Bakanlığı konusundaki kanun hükmündeki kararnameyle ortaya koymuştur. Ben, bu anlayışın, yeni anayasaya da egemen kılınmaya çalışılacağını düşünüyorum. Atatürk’ü, cumhuriyeti yok sayan, cumhuriyet değerlerini yok sayan bir anayasa değişikliğini kabul etmek mümkün değildir. Değişmez, değiştirilemez maddeler birçok ülke anayasasında vardır; İspanya’da, Yunanistan’da, Almanya’da, Rusya’da var. Almanya’da federal yapının değişmezliği vardır. Birçok ülkede, anayasa değişikliği gündeme geldiğinde, bu amaçla yeni parlamentonun oluşması gerekli görülmektedir.”Bizce bu tartışmalara hiç gerek yok.” deniyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bu anlayışla bir yere varılması da mümkün değil.

Değerli arkadaşlar, sayın milletvekilleri; Yeni Zelanda ile hava hizmetleri konusundaki antlaşmanın iki ülke arasında barış ve dostluğu geliştirmesi dileğiyle yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Acar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – AK PARTİ Grubu adına söz almak istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Grup adına söz istiyorsunuz.

Buyurunuz Sayın Elitaş.

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında burada grup adına konuşma niyetiyle ortaya çıkmadım çünkü siyasi parti grupları arasında biraz önce yaptığımız bir mutabakat çerçevesinde görüşmelere devam ediyoruz ama buradaki Konuşmacı Milletvekili Arkadaşımız, herhâlde, baronun mensubu olduğunu tahmin ediyorum çünkü hep baroyla ilgili meseleleri gündeme getirdi. Hem cümlesinin başında hem de cümlesinin sonunda Yeni Zelanda’yla ilgili anlaşmayı desteklediklerini ifade ettiler, teşekkür ediyorum.

Ama şunu açık ve net bilmemiz lazım: Kanun hükmünde kararnamenin uygulanmasıyla ilgili çıkarma yetkisini dün Sayın Başbakan Yardımcımız gündem dışı konuşmaya karşılık verdiği cevapta açık ve net bir şekilde ifade etti. Anayasa’nın 91’inci maddesi kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisinin nasıl verildiğini açık ve net bir şekilde ifade ediyor. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti, 61’inci Hükûmeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisinden aldığı yetki çerçevesinde kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisini vermiştir.

Bizim iktidarımız dönemine kadar olan süre içerisinde iktidarda bulunan bulunmayan, tek başına iktidara gelsin veya koalisyonlarla yönetilsin bütün iktidarlar kanun hükmünde kararname kullanma yetkisini almışlardır. AK PARTİ’nin dokuz yıllık iktidarı döneminde kanun hükmünde kararname yetkisine hiç müracaat edilmemiştir ama Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçimlere gitmesi münasebetiyle, yine bu yüce Parlamentonun 23’üncü Dönem milletvekillerinden aldığı yetkiyle Kasım ayının 3’üne kadar kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi onaylanmıştır.

Bakınız değerli arkadaşlar, 12 Eylül 2010 halk oylamasına sunulan halkın Anayasa değişikliğinde Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunun seçim sistemi ve yapısı değiştirilmiştir. Ondan önce, biliyorsunuz bir Adalet Bakanımız vardı, Adalet Bakanımız bu Anayasa değişikliği sürecinde yaptığı açıklamada… Öylesine hâle gelmişti ki Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunda hâkim ve savcılara HSYK üyesi hâkim ve savcılar birbirlerine kontenjan ayırıyorlardı, bir kontenjan veya iki kontenjan da Adalet Bakanlığına ayırıyorlardı. Kimdi bunlar? 5 kişi. Şimdi ne yaptık biz? Yaklaşık 12 bin kürsü hâkim ve savcısının oylarıyla, gizli oylarıyla Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu üyesi 21 kişiye çıktı. Bu Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu üyesi olabilmek için teorik olarak on iki yıl, pratik olarak on beş yıl görev yapmak mecburiyeti vardı. Bizim bu iktidarımıza geldiğimiz sekizinci yılımızda, demek ki yedi yıl bizden önce hâkim ve savcılık mesleğine girmiş kişiler -CHP-MHP iktidarı olabilir, daha önceki dönemlerde iktidar olabilir- daha 14 Ağustos 2001 tarihinde AK PARTİ kurulmazdan önce hâkim ve savcılık mesleğini hak etmiş, kazanmış değerli üyeler seçime girdiler. Biliyorsunuz, Cumhuriyet Halk Partisi o seçim düzenlemesiyle ilgili maddeyi Anayasa Mahkemesine götürdü. Anayasa Mahkemesi o düzenlemeyi farklı bir şekilde değiştirdi ve sonuç bu şekilde çıktı.

Değerli arkadaşlar, 12 bin hâkim ve savcının… Ki 21 Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu üyesinin hiçbirisi Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde göreve başlamamışken, o değerli üyeleri bugün töhmet altında bırakmak “Faşizanca bir baskı içerisinde bunları yaptırıyorsunuz.” diye ifade etmek, yargıyı töhmet altında bırakıp onların rahat bir şekilde çalışmalarına fırsat sağlamamak, açıkçası, bir baro başkanı arkadaşımızın herhâlde siyaseten söylediği söylemlerdir diye düşünüyorum. Ama siyaseten söylenen, yapılan söylemlerin en düz, en net söylemler olması gerekir.

Bakınız değerli milletvekilleri, geçen burada konuşan bir arkadaşımız, bizim grubumuzdan kendisine laf atan bir arkadaşa “Bak, ben burada doğruları söylüyorum, siyaset yapmıyorum” dedi. Ne kadar acı bir cümle, ne kadar acı bir anlam tarzı, ne kadar farklı bir şekilde ifade durumu!

Siyaset, bu milletin bekası için, bu milletin refahı için en güzel şeyleri düşünüp üretmek ve çözüm yolları bulmak yöntemidir. Siz yaptığınız işi, siyaset kurumunu hafife alırsanız, siyaset kurumunu inciterek, siyaset kurumunun itibarını düşürmeye çalışırsanız, kusura bakmayın ama 74 milyonun temsilcisi 550 milletvekiline hiç kimse itibar göstermez. Bizim yapmamız gereken en önemli unsurlardan birisi, 74 milyonun analarının ak sütü gibi helal oylarıyla seçildik. Onların seçtiği ve “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” diyen kurucu iradenin iradesine uygun bir şekilde davranabilmek için egemenliği millet adına kullanan değerli milletvekillerinin itibarını “Siyaset yapmıyorum.” diye siyaset kurumunu hafife alarak söylemlerde bulunmanın uygun olmadığını düşünüyorum.

Bu anlaşmanın hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum ve rica ediyorum, istirham ediyorum bundan sonraki süreçte birbirimizi kırmadan, incitmeden, yaralamadan şu süreçte grup başkan vekillerinin kendi aralarındaki yaptığı anlaşma süresi içerisinde bunun devam etmesini temenni ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elitaş.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İzin verirseniz CHP Grubu adına çok kısa bir açıklama yapabilir miyim? İki dakikada açıklayabilirim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şahsın adına açıklama yap.

BAŞKAN – Buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Elitaş, zamanı daha verimli kullanmak adına şimdi konuşmak istedim.

Önce şunu bir hatırlayalım, geçmişte ne konuştuğumuzu bir hatırlayalım. Sayın Cemil Çiçek Başbakan Yardımcısıyken yetki kanunu Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşürken ne demişti? Tutanaklar orada, gidip alabilirsiniz. Dedi ki: “Meclisle ve Cumhurbaşkanlığıyla ilgili bir düzenleme yapılmayacak.” Kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisini alırken Meclisle ve Cumhurbaşkanlığıyla ilgili düzenleme yapılmayacağının sözünü verdi, o  zaman Başbakan Yardımcısıydı. Birincisi bu. Ama bugün bununla ilgili düzenleme yapıldı. Verilen söz tutulmadı.

İkincisi “Yetki kanununun kapsamı belli olmalıdır, net olmalıdır.” diyor Anayasa. Ortada bir netlik yok, iki.

Söylediklerinizi unutuyorsunuz, üç.

Şimdi bakınız, Meclis şu anda açık, açık görülüyor, aslında Meclis kapalı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Etme Sayın İnce. Milletvekilleri burada ise Meclis açıktır.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Kapalı.

Eğer Türkiye Büyük Millet Meclisi açıkken, Türkiye Büyük Millet Meclisi görüşmelerini sürdürürken bir Hükûmet otuz dört kanun hükmünde kararname çıkarıyorsa sizi, bizi, hepimizi baypas ediyorsa, devre dışı bırakıyorsa Meclis kapalıdır. İşte 12 Eylül zihniyeti budur. 12 Eylül de Meclisi kapatmıştı, siz de kapattınız. 12 Eylül kilit vurmuştu, siz açık tutuyorsunuz ama Meclis işe yaramıyor. Meclis açıkken 34 kanun hükmünde kararname görüşülüyorsa ve kanun hükmünde kararnamelerin ivedilikle Genel Kurula gelmesi gerekirken getirmiyorsanız, 12 Eylül mantığıyla sizin mantığınız arasında bir fark yok ki.

Bunu açıklamak istedim, zamanımı düzgün kullanayım, az kullanayım diye.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İnce.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bir düzeltme yapmak istiyorum.

Meclis Başkanlığıyla ve Cumhurbaşkanlığıyla ilgili kanun hükmünde kararname çıktığını hatırlamıyorum ve çıkmadı. Ama şu anda Plan ve Bütçe Komisyonunda Türkiye Büyük Millet Meclisinin kadrosuyla ilgili bir kanun tasarısı görüşülüyor. Sayın İnce onu mu kastetti, bilmiyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – 34 kanun hükmünde kararnameyi incelerseniz çıktığını görürsünüz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Türkiye Büyük Millet Meclisiyle ilgili bir düzenleme yok orada.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Elitaş, bakan olmadığınız için herhâlde yakından takip etmiyorsunuz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz, kayıtlara girmiştir.

Şahsı adına, Ankara Milletvekili Emrullah İşler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın İşler.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu benim Mecliste yaptığım ilk konuşma. 21 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Yeni Zelanda Hükûmeti arasında, hava hizmetlerine dair anlaşmanın onaylanması konusunda şahsım adına söz almış bulunmaktayım.

Bu anlaşmayla her iki ülke arasında sivil havacılık alanında ilişkilerin daha ileriye götürülmesi hedefi doğrultusunda, hava yolları alanında rekabete dayalı uluslararası havacılık sistemini ilerletmek ve hava yollarını yenilikçi ve rekabetçi hizmetlerle geliştirmek amaçlanmaktadır.

Anlaşma ile ayrıca hava araçlarının güvenliğine karşı yapılan ve kişiler ile mülkiyeti tehlikeye sokan, dolayısıyla sivil hava taşımacılığını olumsuz etkileyen ve sivil havacılığın emniyeti konusunda halkın güvenini zedeleyen hareket ve tehlikeler konusunda endişelerin giderilerek uluslararası hava taşımacılığında emniyet ve güvenliği en üst seviyede sağlamak hususu amaçlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, son yıllarda -Türkiye’yle- diğer bütün dünya ülkeleriyle olduğu gibi Yeni Zelanda ile de ilişkilerimiz gelişmektedir. Bu bağlamda iki ülke arasındaki ilişkilere baktığımızda, Yeni Zelanda Genel Valisinin 2009 yılında Türkiye’yi ziyaret ettiğini görüyoruz. O ziyaret esnasında Çanakkale’deki anma törenlerine katılmıştır. Bundan başka, Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan 3-7 Aralık 2005 tarihinde Yeni Zelanda’yı ziyaret etmiştir. Bunun dışında, Yeni Zelanda Başbakanı Key 2010 yılı nisan ayında Türkiye’yi ziyaret etmiştir. Ayrıca, Yeni Zelanda Dışişleri Bakanı 2008, 2010 ve 2011 yıllarında Türkiye’yi ziyaret etmiştir.

İki ülke arasındaki ekonomik ilişkilere baktığımızda ihracat ve ithalat dengemizin bizim lehimize olduğunu görüyoruz.

Yeni Zelanda, 2009-2010 Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyindeki geçici üyeliğine destek veren ülkelerden birisidir.

Ayrıca, Yeni Zelanda 2010 yılında PKK/KONGRA-GEL’i, 2011 yılı eylül ayında ise DHKP-C’yi terör örgütü listesine almıştır.

İki ülke arasında Karma Ekonomik Komisyon toplantıları da 1990 yılından itibaren düzenli olarak yapılmış ve sekiz toplantı yapılmıştır.

Esas itibarıyla Dışişleri Komisyonu üyesi olan bir arkadaşınız olarak da Türk dış politikasına kısaca değinmek istiyorum. Burada zaman zaman Türk dış politikasıyla ilgili, muhalefetten arkadaşlarımızın eleştirileri oluyor, sataşmaları oluyor, ancak ben yapılan anlaşma gereğince de üslubumu koruyarak bazı hususları aydınlatmak istiyorum.

Malumunuz Atatürk cumhuriyetimizi kurmuş ve Atatürk bir Osmanlı paşası, İmparatorluğun yetiştirmiş olduğu bir bürokrat olarak bir dış politika vizyonuna sahip bir liderdi. Bu doğrultuda, Atatürk 1934 yılında Balkan Paktı’nı öncülük ederek kurdurmuş Balkan ülkeleriyle, Türkiye dâhil beş ülkeyle. Ardından, 1937 yılında ise Sadabat Paktı’nı İran ve Afganistan’la kurmuştur. Buradan şunu çıkarıyoruz: Atatürk bir vizyon sahibiydi, dış politikada dışa açılmayı, komşu ülkelerle paktlar kurmayı amaçladığını çok net anlıyoruz. Fakat bu paktlar maalesef o günün şartlarında yürümemiş ve kısa zamanda son ermiştir.

Orta Doğu’yla, Arap ülkeleriyle böyle bir pakt kurulamaz mıydı o zaman? Baktığımız zaman, o günün şartlarının buna müsait olmadığını görüyoruz ve o gün maalesef Atatürk sağlığında böyle bir pakt kurmayı başaramamıştır veya teşebbüs etmemiştir şartlar gereği. Esasen Atatürk’ün yurtta sulh cihanda sulh ilkesi vardır. Bizim burada en çok eleştirilen bir ilkemiz var, “sıfır sorun politikası”

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Nerede kaldı sıfır sorun politikası? Şu anda sıfır sorunda mıyız? Sıfırın anlamını biliyor musunuz?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Aslında sıfır sorun politikası Atatürk’ün “Yurtta sulh cihanda sulh.” deyişinin bugünkü farklı bir ifadesidir.

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Sen nerede siyaset yapıyorsun?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Bu doğrultuda biz komşularımızla sıfır sorun politikasını hassasiyetle yürütüyoruz.

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Sıfır sorun politikası duvara tosladı.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – İktidara geldiğimiz 2002 yılında Türkiye, bütün komşularıyla kavgalı ama biz iktidara geldikten sonra hızlı...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Ermenistan’la barıştınız, Suriye’yle barıştınız.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – ...bir şekilde bütün ülkelerle sorunlarımızı çözdük. Bizim dış politikamız arkadaşlar... Eğer müsaade ederseniz... Bizim dış politikamızda çifte standart yoktur. Bizim ilkelerimiz vardır, doğrularımız vardır. Biz ilkelerimizden taviz vermeyiz, doğrularımızı da herkese söyleriz. Biz, Arap ülkeleriyle, İslam ülkeleriyle nasıl konuşuyorsak aynı şekilde Amerika’yla da konuşuyoruz, Batı ülkeleriyle de konuşuyoruz, kimseye çifte standart uygulamıyoruz.

Zaman zaman bakın, burada laf atılıyor, deniyor ki: “Sıfır sorun politikası duvara tosladı veya sırf sorun” diye bazı ifadeler kullanıldı dün üzülerek bunu müşahede ettik.

Bakın, arkadaşlar, şu an bizim geçmişte iyi ilişki kurup da şu an sorumlu olduğumuz tek bir ülke vardır o da Suriye’dir, o da bizden  kaynaklanmamıştır. Suriye’de geçici bir olağanüstü bir durum var. Şu an halkını öldüren, halkına kan kusturan bir rejim var. O rejimle biz bir arada kol kola olamayız.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bir sene önce öldürülmüyor muydu halkı?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Şimdi, bakın...

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ya bırak bu edebiyatı! Halk kaça bölünmüş? Hangisiyle oldunuz?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Sayın Milletvekilim, bakın, biz rejimlerin dostu değiliz. Bizim müttefikimiz halklardır. Biz komşu halklarıyla ilelebet müttefik kalacağız, mevcut rejimlerle de bulunduğu ortamda ilişki kurmak zorundayız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Kaç tane halk var orada grup grup? Hangi grubun yanındasınız? Böyle edebiyatı bırak.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar...

 

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Böyle edebiyatı bırakın.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Arkadaşlar, biraz sabredeceksiniz. Bakın, biz her zaman sizi dinliyoruz, sataşmalarınız oluyor. Biraz da biz konuşacağız.

Bakın, ben beş sene....

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) -  Esat yanlısı da var, Esat’a karşılar da var.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Müsaade ederseniz...

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyiniz. Dinleyiniz sayın milletvekilleri, lütfen...

Devam ediniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, farkı görüyorsunuz değil mi farkı?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Lütfen devam ediniz.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Bakın, beş sene aktif dış politikanın içerisinde en üst seviyede bulunan bir arkadaşınız olarak konuşuyorum.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Halkın yanındaymış, halkın hangi bölümünden bahsediyorsunuz? Ayıp ya!

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Üst düzeyde bu dış politikanın nasıl yürüdüğünü de çok iyi biliyorum ve bakın biz şu anda… Ben iki gün önce Romanya’dan geldim, orada Türk İşadamları Derneğinde beraber olduk iş adamlarıyla.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Suriye’ye gel!

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Bize ne dediler biliyor musunuz? Dedikleri şu: “Artık, gururla pasaportumuzu taşıyabiliyoruz, pasaportumuzu herkese gösterebiliyoruz.” dediler. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Romanya’ya vize var mı, yok mu? Onu söyle.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Bakın, ayrıca, aynı şekilde Macaristan komşu ülke, dediler ki: “Eskiden Macarlar ‘Biz Türk soyluyuz’ diyemezlerdi. Niye? Türkiye güçsüz bir ülke olduğu için güçsüzün yanında olmaktan çekinirlerdi. Ama şimdi onlar da göğüslerini gererek ‘Biz de Türk soyluyuz, Türk ırkından geliyoruz.’ ifadesini kullanıyorlar.” Bunu bizim iş adamlarımız ifade ettiler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – 2001’de dediler onu, 2001’de!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Siz hâl⠓Türk’üz” diyemiyorsunuz, “Türkiyeliyiz” diyorsunuz. Macarlar kadar olamadınız.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Değerli dostlar, bakın, şimdi, bakın, biz dedim ki, ilkelerimiz var, doğrularımız var dedim. Bakın, Libya’da bir kriz çıktı, biz ilkeli davrandık, orada bizim 25 bin insanımız vardı, öncelikle onları tahliye ettik, orada Libya’daki rejim sıkıntıya girdiği zaman da geçmişte onlarla ilişki kurmuş bir ülke olarak ne yaptık? Onlara tavsiyelerde bulunduk. “Bakın, sıkıntıyla karşı karşıyasınız, şunları, şunları yaparsanız sizin ve halkınızın menfaatine olur.” dedik.

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Tavsiye değil...

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Ama maalesef, maalesef bunu dinlemediler, üç ay sonra bizim dediklerimizi Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam kendisi basın toplantısında “Biz bunlara hazırız.” dedi ama iş işten geçmişti.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Başbakan ödül alırken niye söylemiyor bunu?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Aynı şekilde Suriye’de, bakın, kriz çıkmadan önce biz bir dost olarak, bir komşu olarak, bir müttefik olarak onları kibarca, bir dost diliyle uyardık ama maalesef dinletemedik.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yahu adamı öldürttünüz, ne uyarması?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Şimdi bakın, bir de arkadaşlar, burada şu ifade kullanılıyor, ben bundan çok yaralanıyorum: Ben hiçbir Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, bakın, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini başka yerlerden emir almakla suçlayamam. Bu bana yakışmaz. Bir Türk insanına, bir Türk parlamenterine bu yakışmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Varsa suçla!

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Ama zaman zaman burada bakın, özellikle bir Grup Başkan Vekili her zaman diyor ki: “Amerika’dan talimat aldınız.” diyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Allah’a şükürler olsun ki Kaddafi’yle, Berlusconi gitti.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Beyler, şunu çok iyi bilin ki: Biz kimseden talimat almıyoruz, kimseye de talimat verme teşebbüsünde bulunmuyoruz. Ama bizim doğrularımız var, bu doğruları herkese söylüyoruz, tavsiyelerde bulunuyoruz. Şundan da emin olabilirsiniz ki -işin içinden gelen tecrübeli bir arkadaşınız olarak söylüyorum- bizim tavsiyelerimiz bugün pek çok ülke tarafından emir telakki ediliyor, bunu da iyi bilesiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Seni destekleyen bir komşu söyle.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Ben yapılan anlaşmanın iki ülkeye hayırlar getirmesini temenni ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İşler.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben Sayın Çiçek’in Başbakan Yardımcısıyken Plan Bütçedeki konuşmasında Cumhurbaşkanlığı ve Meclisle ilgili düzenleme yapılmayacağını, söz verdiğini söylemiştim. Sayın Elitaş da kanun hükmünde kararnamelerde Meclisle ve Cumhurbaşkanlığıyla ilgili düzeleme olmadığını söyledi. Sayın Elitaş’a 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 4 ve 5’inci cetvellerindeki Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği ile Meclis Genel Sekreterliğinin ek göstergesinin nasıl artırıldığını, orayı okumasını tavsiye ediyorum kendisine.

BAŞKAN – Tutanaklara geçmiştir Sayın İnce.

Soru-cevap bölümüne geçiyorum.

Sayın Uzunırmak, buyurunuz efendim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Başka soru olmadığı için biraz geniş bir vakit verirseniz çok teşekkür borçlu olurum.

Sayın Bakanım, bir Hükûmet üyesi olarak burada yüce Meclisin kanun hükmünde kararnamelerle ilgili ne kadar uzun tartışmalar yaşadığına şahit oluyorsunuz. Kanun hükmünde kararnamelerdeki genel itiraz da şurada birleşiyor: Kanun hükmünde kararnameler -bir- istisna olarak kullanıldığında  elbette ki bütün hükûmetlerin ihtiyacıdır ve cumhuriyet hükûmetleri hep kullanmıştır ama kanun hükmünde kararnameyi eğer Hükûmet bir istisna olmaktan çıkartıp bir esas hâline getirirse, o zaman, Meclisi baypas ederek bunu bir esas hâline getirdiğinde burada tartışmalar olmaktadır ve bu demokrasimiz için de iyi değildir, halk iradesi açısından da iyi değildir.

İkinci olarak, kanun hükmünde kararnameler sayıyla ölçülmemelidir, kanun hükmünde kararnameler içerik olarak daha nitelikli bir şekilde değerlendirilmelidir. Eğer kanun hükmünde kararnameler Meclis iradesini baypas ederek devletin yapısını değiştiren, kurumsal hiyerarşiyi değiştiren bir yapı niteliğindeyse, böyle kanun hükmünde kararname içerikli hükümler mutlaka Meclise getirilmelidir ve tartışmalar da bu nitelikte aslında burada cereyan etmektedir.

Bu açıdan, bir Hükûmet üyesi olarak sizlerden istirhamım, buradaki bu psikolojinin Bakanlar Kuruluna yansıması ve kanun hükmünde kararnamelerin içerik olarak, nitelik olarak -sayı olarak değerlendirilmesi yerine, hangi hükûmette ne kadar kullanılmış- bunun içerik olarak mutlaka değerlendirilmesi gerektiği ve demokrasimiz açısından faydalı olacağı, bir istisna olarak kullanılmasının elbette hakkınız olduğu, ama bunun bir esas durumuna getirilmesinin demokrasiyi yaraladığını iletmenizi rica ediyorum.

Çok teşekkür ediyorum. Bunu düşünürseniz memnun oluruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Uzunırmak.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Evet, şimdi biraz evvel AKP Grubu adına konuşan arkadaşım, Türkiye'nin dış politikasında çok başarılı olduğunu ifade etti. Ben de sormak istiyorum, dünya ülkelerinden hangi ülkeler vizeleri kaldırdılar? Bunlar bizim daha önce koymuş olduğumuz ülkeler midir acaba? Yoksa Amerika’yla, İngiltere’yle, Fransa’yla, Almanya’yla ya da Avrupa’da en ufak bir, bizim kent yüzölçümü kadar olan bir ülkeyle vize kalkmış mıdır?

Yine, 13 tane komşusu olan Türkiye'de hangi ülkelerle iyi geçindiğimizi ben anlayamadım. Suriye’yle mi, İran’la mı, yine Kıbrıs’la mı, Ermenistan’la mı, Bulgaristan’la mı, Yunanistan’la mı, hangi ülkeyle iyi geçindiğimizi ben pek çözemedim burada. Bunları da açıklarlarsa çok da mutlu olurum. Yani öyle bir dış politika izliyoruz ki sıfır sorunla başladı, sıfır ilişkiye dönüştü. Dünyanın hiçbir kuruluşunda Türkiye desteklenmiyor, Türkiye'nin getirmiş olduğu bir önerge veya Türkiye'nin getirmiş olduğu bir teklif bir başka ülke tarafından desteklenmiyor. Yanında bir başka ülke yok Türkiye'nin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Sayın Külünk…

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Bakanım, son on yıllık dönem içerisinde ülkemizde sivil havacılık önemli ilerleme sağlamıştır. Sadece Türk Hava Yolları değil, birçok özel hava yolu şirketi kurularak, hem ulusal sınırlar hem de uluslararası alanda hava köprüleriyle dünyayı sardılar.

Sivil havacılığımız “2023 lider ülke Türkiye” hedefinin önemli bileşenlerinden biri olma yolunda hızla ilerlemektedir. Bu çerçevede hedeflenen ve hâlihazırdaki yatırımlarımız nelerdir?

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Külünk.

Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Bakan, dış politikayla ilgili öğrenmek istediğimiz bir husus var. Hâlihazırda Türkiye Cumhuriyeti toprakları içinde komşu ülkelere yönelik silahlı eylem hazırlığında olan paramiliter kuvvetler bulunmakta mıdır? Eğer bulunuyorlarsa bu kuvvetler Hükûmetinizin bilgisi dâhilinde mi bulunmaktadır? Eğer Hükûmetinizin bilgisi dâhilinde bulunuyorsa Hükûmetiniz komşu ülkelere karşı silahlı eylem yapan gruplara destek oluyor mudur?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erdemir.

Buyurunuz Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Özellikle bu dört sorunun üçü direkt Yeni Zelanda’ya ilgili olduğu için üzerinde uzunca durmak durumundayım.

Efendim, kanun hükmünde kararname ve alınan yetki o yetki çerçevesinde kullanılmışsa burada söylenecek bir şeyin olduğu inancı içerisinde değilim. Nitekim…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Meselenin hukuki yönünde değiliz Sayın Bakan, siyasi yönden.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Nitekim, nitelik olarak da ağırlıklı olarak idari yapılanmalarla ilgilidir. Hükûmet olarak…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Devam edin Sayın Bakan. Devam edin, Türkiye’ye çok faydalı olacak.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Devam edemeyiz çünkü 3 kasımda sona erdi, yetki sona erdi. 

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yok, yok, devam edin.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Biz hukuka bağlıyız.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – O zaman, faşizmin ne olduğunu iyi tanımlayacaksınız.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Ama şimdi cümlenizi güzel bir…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Faşizmin ne olduğunu iyi tanımlayacaksınız Sayın Bakan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın milletvekilleri, bir daha yetki verirseniz Hükûmet devam eder.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Ben sizi dinledim.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Uzunırmak. Lütfen…

Buyurunuz Sayın Bakan, devam ediniz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Ben sizi sükunetle dinledim. Bize tavsiye çerçevesinde önerilerde bulundunuz, teşekkür ediyoruz, bunları aldık. Yalnız, burada bu yetkiyi nasıl kullandığına bakmak gerekiyor. Eğer tüm kanun hükmünde kararnameleri iyi incelerseniz son derece rasyonel ve verimli kullandığını göreceksiniz.

Bakınız, benim Bakanlığımdan bir örnek vermek istiyorum: 22 bölge çalışma müdürlüğü vardı. Bunları kapattık. Doğru bir iş yaptığımız inancındayım çünkü Edirne’deki vatandaşımız çalışma hayatıyla ilgili bir sorun yaşadığında İstanbul’a gelmek durumundaydı, Çanakkale’de sorun yaşayan bir vatandaşımız, bir işverenimiz Bursa’ya gelmek zorundaydı. Ağrı’da sorun yaşayan bir vatandaşımız da Erzurum’a gitmek zorundaydı. 22 ile taşınıyor idi sorun yaşayan çalışma hayatındaki vatandaşlarımız, işverenlerimiz. Bunu kapattık. Ne yaptık? Çalışma ve İŞKUR İl Müdürlüğü dedik ve herkesin ayağına hizmeti götürdük. Herhâlde yanlış bir şey değil.

HASAN ÖREN (Manisa) – Kanun Hükmünde Kararname ile ilgisi ne?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - İnanıyorum ki, size de böyle bir iktidar nasip olsa, siz de böyle akılcı, rasyonel bir düzenlemeyi yaparsınız. Genelde bu şekilde değerlendirmenizin doğru olacağı inancı içerisindeyim.

Mesela, bir örnek daha vermek istiyorum: Sosyal Güvenlik Kurumu, bildiğiniz gibi önemli bir kurum. Ciddi bir reformu Parlamentoda daha önce bu sıralarda bulunan arkadaşlarla birlikte gerçekleştirdik. Burada Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü gibi hem çalışanlara, aktif ve pasiflere hitap eden, bu kadar geniş kitleye hitap eden bir Genel Müdürlük vardı. Aktiflere ayrı bir Genel Müdürlük ihdas, pasiflere de mevcut Genel Müdürlüğün devamı şeklinde bir değişiklik yaptık. Yani bunu herkes, bütün kurumla ilgili olan milyonlarca insan takdir etti.

Hizmetlerin daha sağlıklı bir şekilde verilmesi, daha hızlı bir şekilde sunulması açısından bu değişiklikler yapılmıştır ve yetki çerçevesinde yapılmıştır. Bunlar, tümü için geçerlidir. Niteliği konusunda bir sıkıntı söz konusu, yetki konusunda bir sıkıntının söz konusu olmadığını sizler de biliyorsunuz ama Sayın Milletvekilimizin bu görüşüne saygı duyuyoruz, onu da saygıyla karşıladığımızı ifade etmek istiyorum.

Dış politikada, eğer dikkat ederseniz tüm meselelerde ve ilişkilerde ülkemizin haklılığı veya haksızlığı çerçevesinde olaya bakmak doğru olur. Türkiye-Suriye ilişkilerinde, Türkiye-İsrail ilişkilerinde, Türkiye, diğer ülkelerle problem diye takdim ettiğiniz ilişkilerde doğrudan yana mı, haktan yana mı vaziyet almıştır; yoksa yanlıştan yana mı, geleneksel bir bakış açısı çerçevesinde mi tavır almıştır? Bu çerçevede bakarsanız, ne kadar isabetli bir bakış sergilediğimizi süreç her zaman göstermiştir. Önümüzdeki dönemde bunu da göreceğiz. Türkiye, ne kadar doğru ve ilkeli bir dış politika izlediğini önümüzdeki süreçte gösterecektir.

Sivil havacılıkla ilgili önemli bir soru geldi. Teşekkür ediyorum Metin Bey’e. Şimdi, bu konu çok kapsamlı. Bizim, kara ulaşımında da, hava ulaşımında da, deniz ulaşımında da dev adımlar attığımızı, bütün Parlamentoda bulunan, muhalefetiyle iktidarıyla bütün milletvekili arkadaşlarımız biliyorlar. “Nereden biliyorlar?” diye soracak olursanız, yaşıyorsunuz ve sürekli de hava ulaşımını da, kara ve deniz ulaşımını da kullanıyorsunuz ve düne göre bugün, on yıl öncesine göre bugün nelerin fark ettiğini de en iyi, bu yolları kullananlar bildiğine göre, bu konuda bir ihtilafın olmadığını ama ayrıntılı bilgiyi yazılı olarak vereceğimizi ifade ediyorum.

Çok farklı bir soru -gündemimizle de pek ilgisi yok- Türkiye’de silahlı bir eylem gücünün, yabancı ülkelere dönük… Böyle bir şey bizim bilgimiz dâhilinde değil ama Cumhuriyet Halk Partisine mensup milletvekili arkadaşımız özel bir bilgiye sahipse, devletimizin ilgili kurumlarıyla görüşmesi gerekiyor ama bizim, böyle bir ne bilgiye ne de bu ve benzer ilişkiler içerisinde olan bir siyasi parti, bir Hükûmet anlayışı içerisinde olmadığımızı da belirtmek istiyorum.

Tüm soru soran arkadaşlara çok teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, süre kaldığı için sorulara devam edebiliriz.

BAŞKAN – Sayın Sakık, buyurun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanımız önemli, güzel açıklamalar yaptı. Evet, yani ulaşımda, Allah için, iyi şeyler yapıldı, inkâr etmeyiz. Peki, bu ülkeyi özgürleştirme konusunda projeniz nedir? Yani, sürekli tutuklamalar, hani bu, dersiniz ya “Görüşmeler, müzakereler…” Bu müzakereler terörle mücadelede mi olacak yoksa özel yetkili savcılarla mı olacak? Zaten, eğer bu noktadaysa, biz yıllardır bunu yaşıyoruz. Onun için, bu hizmetin yanında, ülkeyi özgürleştirmek, iç barışı sağlamak için projeniz nedir? Bu konuda da bize bilgi sunarsanız seviniriz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sakık.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakanım, hazır sizi yakalamışken bari size de bir iki soru sorayım. Kocaeli bölgesi biliyorsunuz sanayi bölgesi ve organize sanayi bölgeleriyle ünlü bir bölge. Her ne kadar AKP’li arkadaşlarım, biraz evvel konuşmalar yaptılar bu verilen Meclis araştırma önergesi hakkında ama bu arkadaşlarım yaz tatillerini kendi memleketlerinde geçirdikleri için Kocaeli’yi fazla bilmezler; onu da buradan belirtmekte fayda görüyorum.

Şimdi size sormak istediğim şu: Kocaeli’de bunca sanayi tesisi varken, son yıllarda kurulan Ford fabrikası ve Hyundai fabrikasında işçiler 600 lira ve 800 lira arasına çalışırken ve sendikasız çalışırken, özellikle Hyundai’de, -isimleri de veriyorum- Ford’da var sendikalar ama 600 TL’yle 800 TL arasında çalışırken Başbakanın önerdiği “3 çocuk yapın…” Bu çocuklar, bu gencecik endüstri meslek lisesi mezunu arkadaşlar ve meslek yüksekokulu mezunu arkadaşlar evlenecekler, çocuk yapacaklar, 3 tane çocuk yapacaklar, eğitecekler, bunları nasıl becerecekler? Bunu bir izah etmenizi istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, gerçekten öğrenmek için soruyorum, televizyon da yok, kendi aramızda kalacak. Suriye’yle ilişkilerde ortaya koyduğunuz gerekçeyi hiç sorgulamıyoruz. İnsani birtakım hassasiyetlerle mevcut rejime karşı çıkıyorsunuz, bunu Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz saygıyla karşılıyoruz, ancak muhatabınızın ne yapacağı belli olmayınca, olmadığına göre siz bu tavrınızı nereye kadar devam ettireceksiniz? Bunun sonucunun Suriye ile bir savaş ihtimalî taşıyıp taşımadığını öngörebiliyor musunuz?

Bir şey daha söyleyeyim. Türkiye Cumhuriyeti devleti doksan yıldan bu yana savaşmayarak bu noktaya geldi. Şimdi, takip ettiğiniz politikalarla Türkiye'nin böyle savaşma ihtimaliyle karşı karşıya kaldığını kabul ediyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

Bir soru daha alacağım, gerisine Sayın Bakan cevap verecek, süremiz yetmiyor.

Sayın İnce, buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, çok net benim sorum. İntibak yasası 2013’e neden kaldı, paranız mı yok?

Soru iki: KPSS’yle SGK’ya memur almıştınız, bunların ataması neden gecikti? Seçimden önce yapmıştınız bunu. Bu neden gecikti? İntibak yasası neden 2013’e kaldı? Gerçekten devletin kasasında para mı yok?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İnce.

Sayın Kaplan, son olarak size söz veriyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakan, Suriye’deki demokratik muhalefeti Türkiye’de topluyorsunuz, daha önce de Hükûmet Antalya’da topladı. Fakat bu demokratik muhalefetin içinde sayıları 3 milyona yakın olan ve on dört, on altı arası bir Kürt demokratik muhalefet grubu var; her nedense hiçbirisini çağırmıyorsunuz. Ne Antalya’da ne son olarak İstanbul’da yapılan toplantının içinde yoktu. Siz İhvan-i Müsliminci misiniz? Yani Kürtlere karşı mısınız her tarafta? İhvan-i Müsliminle organik bağınız mı var? Çünkü bu hep İhvan-i Müslimin, Müslüman Kardeşlerden örgütleri çağırıyorsunuz. Yani bir organik bağınız var mı partinizin onlarla? Kürt düşmanlığı niye? Suriye’deki Kürtlerden on altı tane farklı grup, parti var; hiç mi bir tanesi size yakın durmuyor, yani görüşeceğiniz bir teki yok mu? Bu Suriye’de yaptığınız anti Kürtçülük Türkiye’den mi kaynaklanıyor acaba, Türkiye'nin havası oraya da mı vuruyor?

Onu öğrenmek istedim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Buyurunuz Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Efendim, teşekkür ediyorum.

Şimdi, öncelikle Bakanlığımla ilgili konuya cevap vereyim. İntibak yasasının 2013’e kalmasının parayla pulla bir ilgisi yok. Çok şükür bizim kasalarımızda, Merkez Bankamızda ve tüm ekonomik faaliyetlerimizde bir nakit sorunu yaşamadık. Nakit sorunu yaşandığı dönemlerden devraldık. Bugün öyle bir problem yok.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Partinizin kasasını değil, devletin kasasını soruyorum.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Şimdi, bildiğiniz gibi intibakla ilgili çalışmalarımızın boyutlarını açıkladık, ne çerçevede bir intibak yapıyoruz bunu kamuoyuyla paylaştık. Bu, dosya bazlı bir çalışma olduğu için 2012 yılının belki ilk yarısında bu dosya bazlı çalışmayı tamamlama imkânımız olacak. Yani, bir zamana ihtiyacımız var, süreye ihtiyacımız var. Tek tek dosya ele alınacak. Yaklaşık 2,5 milyon emeklimizi ilgilendiren bir sorundan bahsediyoruz. O anlamda bir süreye ihtiyaç var, ama 2012 bütçesine de bunun için ödenek ayrılmış durumda, fasılda gerekli kaynak ayrılmış durumda. Yani, 2012 veya 2013, Hükûmet Programında, biz bunu kademeli bir şekilde bu dönem içerisinde ödeyeceğimizi, bu sorunu sorun olmaktan çıkaracağımızı ifade etmiştik. Onun için, bunun bir para sorunu değil, hizmetin gerekliliği ve önümüzdeki prosedürlerin bunu gerekli kıldığını belirtmek için bunu ifade ediyorum.

Efendim, Suriye ile ilişkilerimiz savaş… Yani, biz burada ilkeli bir politika izliyoruz. Suriye ile ilgili söylenmesi gerekenleri çağdaş dünya da söyledi, biz de söyledik. Oradaki halka davranışların, halka yönelişlerin ne şekilde olduğunu hepimiz görüyoruz. Dolayısıyla, Türkiye bir savaş yanlısı ülke hiçbir zaman olmamıştır, barış yanlısı olmuştur. Barışın iki ülke arasında devamı konusunda da, tabii ki Suriye uluslararası hukuka ve insan haklarına saygılı bir devlet olmak durumundadır. Bu yönüyle Türkiye sesini yükseltmektedir, çünkü kardeş Suriye halkı ve tüm kardeş halklar, tüm insanlık bizim için son derece önemlidir.

Diğer açıdan bakacak olursak, bu Kürt-Türk ayrımlarını artık dillendirmenin de çok anlamlı almadığı inancı içerisindeyim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bu kavga niye?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Kürt dediğiniz, eğer sınırlarımızın dışındaysa bizim akrabalarımızdır, komşularımızdır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Onları dışlıyorsunuz!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – İkincisi, ülkemiz içinde zaten vatandaşlarımızdır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ama niye dışlıyorsunuz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bu yönüyle bir problem söz konusu değil.

Suriye’ye karşı buradaki demokratik muhalefetin, böyle bir kısa süre içerisinde kısa cümlelerle değerlendirilmesini de ben haksızlık olarak değerlendiririm. Bunu belirtmek istiyorum.

İki soru daha vardı ama…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakan, cevap alamadık.

MUHARREM İNCE (Yalova) – KPSS’yle giren memurların ataması…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Yani cevap neyi alamadınız?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kürtleri niye muhalefet toplantılarına çağırmıyorsunuz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Yani ben muhalefet toplantısı filan yapmıyorum ama Suriye’deki olup bitenlere karşı demokratik bir yapılanma içerisinde olanlara Türkiye'nin sahipliğini dünya biliyor. Yani demokratik bir yaklaşımdan, Suriye’deki antidemokratik gelişmelere karşı demokratik bir yaklaşımdan yana olduğumuzu ifade ediyoruz. Buraya kimlerin katıldığını, biz, kimlikleri doğrusu kontrol etmiş değiliz, onu da ifade edeyim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Suudi Arabistan’ın demokrasi yaşamına sizin de çok büyük katkılarınız var, evet.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Şimdi, Sırrı Bey’in sorusu: “Kalkınma çok iyi.” diye ifade ettiniz. Kalkınma, doğru, Türkiye’de yol, altyapı, her alanda ciddi şekilde kalkınmanın olduğunu siz de kabul ediyorsunuz ama kalkınmanın olabilmesi özgür ortamlarda ancak gerçekleşebilir. Türkiye’de kalkınmayı kabul ediyorsanız aynı zamanda Türkiye'nin de özgürleştiğini ve özgürleşme alanında da ciddi mesafe kat ettiğine inanıyorsunuz demektir. Onun için sorunuzda ben bir çelişki gördüm. Kalkınmaya evet diyorsanız bu kalkınma ancak özgür ortamda olabilir.

SIRRI SAKIK (Muş) – 20 bin insan gözaltına alınmış, 4 bin insan tutuklanmış.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Türkiye özgürleşmeyi de, özgür bir ülke olmayı ve demokratikleşme konusundaki adımlarını da atmıştır ve kalkınma konusunda da adımlarını hızlı bir şekilde atmaktadır. Bunları paralel bir şekilde sürdüreceğimizi belirtmek istiyorum.

Efendim, Kocaeli’ni ben çok yakinen bilirim. Kocaeli’nde vatandaşlarımız çalışıyorlar, azami ücretle çalışan var, asgari ücretle çalışan var. Çok şükür ki ana muhalefet partisi “Çalışmıyorlar.” demedi de “Ücretleri düşük.” diye ifade etti.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kocaeli’nde işsizlik yüzde 14.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Ben gelişen Türkiye'nin, çalışan bu Türkiye'nin, çalışan nesillerimizin, gençlerimizin önümüzdeki süreç içerisinde daha yüksek ücretleri hak edeceklerine ben inanıyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama sendika yok.

BAŞKAN – Sayın Bakan, süreniz doldu.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Yeter ki herkes çalışsın. O ortamı da Hükûmetimiz sağladığı için ben de bir Hükûmet üyesi olarak  iftihar ediyorum.

Çok teşekkür ediyoruz arkadaşlar. Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar[!], CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, sırayla yazınız.

AHMET YENİ (Samsun) – Kalkın bakalım! Şöyle bir spor yapın!

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Biz de sizi alkışlıyoruz!

HASAN ÖREN (Manisa) – Rahat olun arkadaşlar! Televizyon falan yok, rahat olun hepiniz! Kanalı kapattınız, rahat olun!

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen arkadaşlarımız isimlerini söylerlerse daha kolaylık olacak. Böylece tutanaklara geçecek.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın İnce, Sayın Ören, Sayın Çelebi… (CHP sıralarından ayağa kalkan bir grup milletvekilinin Kâtip Üye tarafından tespiti yapıldı)

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, siz aramak zorunda değilsiniz!

BAŞKAN – Kâtip üyelerle sayıyorum efendim 20 kişi var mı yok mu diye.

AHMET YENİ (Samsun) – Yani… Oturuyorlar. Neyi sayıyorsunuz Sayın Başkan?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ayağa kalkmaları gerekir ama sayın milletvekillerimizin. “Otur” demeden oturuyorlar. Hepsi birden ayağa kalksın tekrar görün efendim.

BAŞKAN – Sayın İnce, Sayın Çelebi, Sayın Canalioğlu, Sayın Yüceer, Sayın Bayraktutan…

Evet, sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Okuduklarınız ayağa kalksın efendim.

BAŞKAN – Demin ayağa kalktılar efendim, isimlerini söylüyorum şimdi.

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Ama olur mu? Ayağa kalkmaları lazım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kalkacaksınız bir daha.

HASAN ÖREN (Manisa) – Sizi mutlu edecekse kalkarız.

BAŞKAN – Sayın Ören, Sayın Akar…

Sayın milletvekilleri, demin sayın milletvekilleri isimlerini kendileri söylediler, tutanaklara geçti. Kendilerinden isimlerini söylemelerini rica ettim, kendileri ayaktayken isimlerini söylediler.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Toplantı yeter sayısı da vardır.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/423) (S. Sayısı: 21) (Devam)

 

BAŞKAN - Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE YENİ ZELANDA HÜKÜMETİ ARASINDA HAVA HİZMETLERİNE DAİR ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 4 Mart 2010 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Levent Gök.

Buyurunuz Sayın Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; söz konusu anlaşma, Yeni Zelanda ile aramızda 4 Mart 2010 tarihinde imzalanmıştır. Geçen dönemde Meclisimizin gündemine gelmiştir ancak dönemin sona ermesi nedeniyle hükümsüz kalmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu görüştüğümüz tasarı, önümüze gelen anlaşmalardan belki en yeni tarihli olanıdır. Görüştüğümüz ve görüşeceğimiz pek çok anlaşmanın dört beş yıllık bir öncesi bulunmaktadır. Bu niçin böyle olmaktadır? Bizler, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti olarak imzaladığımız anlaşmaları imzalandıktan birkaç yıl sonra Meclisimize onaylatmaya getiriyoruz. Bunun kabul edilebilir bir mantığı olduğunu düşünmüyorum. Hem anlaşmaları geç onaylamaya getiriyoruz Meclisimize hem de onaylamış olduğumuz anlaşmaların kimi maddelerini ne yazık ki uygulamıyoruz.

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Bir anlaşma iki gün sürerse bu böyle olur.

LEVENT GÖK (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlarım, suçluların iadesine dair bir Avrupa Sözleşmemiz var. Şimdi, birazcık vicdanlarınıza seslenmek istiyorum. AKP Grubundan da tanıdığım pek çok arkadaşımızın vicdan sahibi olduğuna inanıyorum ama anlatacaklarımdan sanırım sizler de rahatsız olacaksınız.

Değerli arkadaşlarım, 2 Temmuz 1993 günü biliyorsunuz Sivas’ta Madımak Oteli’nin yakılması sonucu, şenlikler nedeniyle otelde bulunan, aralarında 2 çocuk, genç ve aydınlarımızın da bulunduğu 33 konukla 2 otel görevlisi yanarak ve dumandan boğularak yaşamlarını yitirmişlerdi. Polis kayıtlarına göre 15 bin kişi olarak geçen bu örgütlü, gerici kalkışmanın ve katliamın eylemcilerinden bugüne dek ancak 128 kişi yargı önüne getirilebilmiştir.

Vahit Kaynar da bunlardan bir tanesiydi. Vahit Kaynar, yapılan yargılama sonunda cumhuriyet rejimine kalkışma suçundan idam cezasına çarptırılmış, bu karar da Yargıtayca onanarak kesinleşmiştir. İdam cezasının kaldırılmış olması nedeniyle cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına dönüşmüş bulunmaktadır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vahit Kaynar’ın bir müddet önce Polonya’da yakalandığına dair haberlerin duyulması üzerine kendisinin bir an önce Türkiye'ye iade edilmesi ve cezasını çekmesi yönünde kamuoyu ve Sivas olaylarında yakınlarını kaybedenler büyük bir beklenti içerisine girmişlerdir.

Vahit Kaynar’ın gerekçeli kararında aynen şu ifadeler yer almaktadır: “Kendisinin, devlet ve Hükûmet temsilcisi olan valiye ‘Şerefsiz vali!’, ‘Vali istifa!’, cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerine aykırı biçimde ‘Şeriat gelecek, zulüm bitecek!’, ‘Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak!’, ‘Yaşasın şeriat, kahrolsun cumhuriyet, kahrolsun laiklik!’, ‘Şeriat isteriz!’ sloganlarını attığı; cebir kullanmak suretiyle Madımak Oteli’ne girdiği; koltuk, masa, perde gibi eşyaları dışarıya atıp yangına sebebiyet verdiği ve 35 kişinin ölümüne sebebiyet verdiği dosyadan anlaşılmıştır.”

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; herkesin beklentisi Polonya’da yakalandığı bildirilen Vahit Kaynar’ın bir an önce Türkiye’ye getirilmesi iken, ne yazık ki, Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi’nin 16’ncı maddesine göre, gözaltında tutulma süresinin kırk gün olduğu gerçeğini dikkate almayan Adalet Bakanlığı, adı geçen şahısla ilgili evrakları Polonya makamlarına süresi içerisinde teslim etmeyerek, sonuçta Vahit Kaynar’ın Polonya’da serbest kalmasına neden olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çağımızın iletişim çağı, teknoloji çağı ve ulaşım çağı olduğu tartışmasızdır. Şimdi hangi sayın, değerli milletvekili bana şunu ifade edebilir ve “Vicdanım rahat” diyebilir? Hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmasına ve yakalanmasına rağmen, Türkiye Cumhuriyeti kırk günlük süre içerisinde, kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan bir hükümlüyü Polonya’dan alıp Türkiye’ye getiremiyor. Getiremediği gibi, bu işlemleri kırk gün içerisinde yapmadığı için bu kişi serbest kalabiliyor. Şimdi burada vicdanlarımızın rahat olduğundan söz edebilir miyiz? Eminim hepiniz rahatsızlık duyuyorsunuz bu konudan. Değerli arkadaşlarım, bu nasıl iştir? Alt tarafı, Interpol tarafından arandığı bilinen bir kişidir Vahit Kaynar, bütün evraklarının zaten hazır olması gerekmektedir. Kırk günlük süre ise bu çağımızda çok uzun bir süredir. Hangi irade bu kişinin Polonya’dan buraya getirilmesini engellemiştir? Bunun bir açıklanması gerekmez mi? Bunun bize mantıklı bir şekilde izahı gerekmez mi değerli arkadaşlarım?

Ben sizlerin vicdanlarınıza sesleniyorum: Şimdi Sivas’ta yakınlarını kaybedenler, saz çalan çocuklarını, semah dönen çocuklarını kaybedenler bugün bir kez daha yıkılmadılar mı? Devletimiz bu kadar aciz midir? Elbette değildir ama Vahit Kaynar Türkiye’ye getirilmek istenmemiştir, tıpkı Cafer Erçakmak’ın yakalanmayışı gibi. Biliyorsunuz, Sivas olaylarının bir numaralı sanıklarından Cafer Erçakmak’ın da Türkiye’de yaşadığı ve geçtiğimiz birkaç ay önce Sivas’ta öldüğü ancak mezarlık kayıtlarından anlaşılmıştır. Türk güvenlik güçleri Cafer Erçakmak’ı sağlığında yakalayamamıştır, ancak öldüğünde hepimiz mezarlıklardan gidip arşivlerden çıkarttığımız zaman haberini almışızdır Cafer Erçakmak’ın Türkiye’de olduğuna dair.

Şimdi değerli milletvekilleri, görüldüğü gibi anlaşmaları yapmak yetmiyor,  bunları gerçek anlamıyla uygulamamız da gerekiyor. Ben eminim bu anlattığımdan hepiniz de rahatsız oldunuz. Şimdi hepimizin vicdanlarını rahatlatmak için benim size naçiz bir önerim olacak. Yukarıda Plan ve Bütçe Komisyonunda Adalet Bakanlığı bütçesini görüşüyoruz ve Adalet Bakanımız da orada. Ben şimdi çıkıp buradan oraya gideceğim ve bu  soruları Adalet Bakanına bizzat soracağım ama istiyorum ki vicdanı rahatsız olan arkadaşlarımız da benimle beraber gelsinler ve bu soruyu hep birlikte Adalet Bakanımıza soralım ve gerçeği bizler kendisinden öğrenelim. Bu konu kanayan bir yaradır. Mahkûm olmuş, kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararıyla yurt dışında yakalandığı bilinen bir mahkûmu Türkiye’ye getiremeyen bir zihniyetin ne yazık ki vicdanlarımıza bunu çok tatminkâr bir şekilde açıklaması gerekmektedir. Benim vicdanım bu konuda kanamaktadır, Sivas’ta yakınlarını kaybedenlerin vicdanları bu konuda kanamaktadır. Büyük üzüntü içerisindedirler. Gelin bu yarayı hep birlikte giderelim ve Adalet Bakanımıza bu soruyu hep birlikte yukarıda soralım. Ben AKP’li milletvekili arkadaşlarımızın bu konuda vicdanlı olduğunu düşünüyorum. O yüzden giderken sizlerle beraber gitmek istiyorum. Gidelim ki hep beraber gerçeği tartışalım ve Adalet Bakanından hepimizi tatmin edici bir yanıt alalım.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum, hepinize iyi akşamlar diliyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Mehmet Şandır.

Buyurunuz Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle saygılar sunuyorum.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, perşembe günü, dünden, evvelki günden devam eden tartışmanın ve gerginliğin bitmesine katkı vereceğimiz umuduyla bu iki uluslararası sözleşmede konuşmama kararı almıştık ve konuşmayarak acaba Meclis Genel Kurulumuzda yeniden bir uzlaşma havası oluşturabilir miyiz ümidindeydik ama mümkün olmuyor. Ben yine de bu ve bundan sonraki 2 tane uluslararası sözleşmede Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak konuşmama kararımızı devam ettireceğiz. Ümit ederim ki Meclis Genel Kurulunda bu konularda gruplar arasında bir uzlaşma temin edilir ve çok rutin olan bu uluslararası sözleşmelerin onaylanması, geçmişte örneklerini yaşadığımız bir süratle, bir uzlaşmayla hızla gerçekleşir diye ümit ediyorum. Ama bir muhalefet partisi olarak, muhalefette geri kalmamak gibi bir mecburiyetimizin olduğunu da sizin kabul etmenizi düşünüyorum. Ümit ediyorum ki bu noktada bize de hak verirsiniz.

Şimdi söz almamın sebebi, bir önceki oturumda, bir önceki tümü üzerindeki konuşmalarda Sayın Bakana sorduğum bir sorunun açıklığa kavuşması, verilen cevabın da açıklığa kavuşması, konu Suriye.

Değerli milletvekilleri, tabii televizyonlar vermiyor, Genel Kurulda da ilgili olan, konuyla ilgili olan sayın üyelerin dikkatine sunmak üzere, bir bilgi vermek üzere söz aldım. Suriye ile ilgili konuşmak konusunda benim özel sebebim olduğunu Genel Kurulda birçok arkadaşımız bilmektedir çünkü ben henüz yenisi kurulmayan Türkiye-Suriye Parlamentolararası Dostluk Grubunun geçen dönemdeki Başkanıyım ve 2000 yılında ilk defa kurulan bu dostluk grubunun ilk kurucu Başkanıyım. Ayrıca, ben Suriye doğumluyum, ailemin büyük kısmı da Suriye’de yaşamaktadır. Dolayısıyla, Suriye ile Türkiye ilişkilerindeki gelişmeler beni çok doğrudan ilgilendirmektedir ve ben de meseleyle çok doğrudan ilgiliyim, endişelerimi paylaşıyorum sizinle. Birtakım bilgilerim var, bu bilgileri devletimizin ilgili birimlerine, Hükûmetimizin sayın bakanlarına özel arz ettim. Burada onları arz etmeyeceğim ama endişelerimin kaynağı olan bilgileri burada… Deminki sorduğum sorunun cevabı tabii ki öyle olmak durumunda, Sayın Bakan ne diyecek! Ama açıklığa kavuşturmak açısından soruyu ve cevabı besleyen bilgileri sizinle de paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, devletlerle, devletleri yöneten siyasi iktidarlarla, yönetimlerle ilişkiler bozulabilir. Ticareten bozulabilir, siyaseten veya dünya konjonktürü bozabilir bunu, şartlar öyle gerektirebilir ama halklarla halkların düşmanlığı çok tehlikeli bir hadise. Hele ki bu 800 kilometreye ulaşan bir sınırla komşu olduğumuz, yaklaşık bin yıllık da bir birlikteliğimiz, birçok anlamda birlikteliğimiz olan Suriye olursa gerçekten bu konudaki tehlikeyi çok önemsemek lazım. Devletler arasındaki ilişkiler iyi olur kötü olur, bugün böyledir, yarın şartlar değişir iyi olur ama eğer halklar arasında düşmanlık kökleşirse inanınız ki belli bir müddet sonra o genetikleşiyor, artık bir genetik yapıya dönüşüyor, dost olamıyorsunuz.

Şimdi, kendimizi kandırmayalım, Hükûmetin Suriye halkının haklarını savunmak adına, Sayın Bakanın ifadesiyle veya Sayın Başbakanın ifadesiyle veya deminki iktidar partisi grubunun Sayın Sözcüsünün ifadesiyle “Bir ilke doğrultusunda biz Suriye yönetimine karşı çıkıyoruz.” deniyor ama ben size bir bilgi vereyim, Suriye yönetimine Türkiye'nin karşı çıkışı ve bunu Türkiye televizyonlarının abartarak göstermesi her akşam, Suriye halkında Türkiye’ye karşı çok ciddi bir öfke birikimi oluşturdu.

Benim ailem, kardeşlerim Lazkiye’de yaşıyor ve Suriye’yle çok yakın ilişkilerimiz, parlamenterler düzeyinde, iş adamları düzeyinde, devlet yöneticileri düzeyinde ilişkilerimiz var. Dostluk Grubu Başkanlığı yaptım, onların da bana ilettikleri konu bu.

Yani Türkiye’ye karşı Suriye halkında oluşan tepkiyi Türkiye’yi yönetenlerin dikkate alması gerekir. Suriye devletini yönetenlerle biz kavga içerisinde olabiliriz ama bu kavganın Suriye halkının mağdur edildiği, aşağılandığı duygusunu yerleştirmesi hâlinde Suriye halkıyla dostluğumuz hızla bozulacaktır ve bu bozulmanın sonucu, bugün Suriye’de yaşayan yaklaşık 3 milyon kendisine “Türkmen’im” diyen, kendisine “Kafkasyalıyım” diyen, “Çerkez’im, Dağıstanlıyım” diyen ama Türklüğe, Müslümanlılığa, Osmanlılığa mensubiyet duyan insanların cezalandırılması gibi bir sonucu önümüze getirebilir. Buna karşı Türkiye'nin çok bir tedbiri yok.

Bu noktada şunu da söylemek lazım, benim esas endişelendiğim konu şu: Türkiye’yi yönetenlerin gelecek öngörüsü konusunda endişem var. Muhataplarımızın beklediğimiz noktaya gelmesini temin etmek gibi bir imkânımız yok. Yani Sayın Suriye Devlet Başkanını korkutarak, ikna ederek, falan ederek, işte insan haklarından, demokrasiden yana bir tavır içerisine girmesini temin etmek gibi bir imkânımız yok. Zaten böyle bir süreç de aşıldı.

Hatırlayacaktır Sayın Elitaş, 6 Nisan 2011 tarihinde, geçen dönem Meclis daha tatil olmadan ben, yine, bu kürsüde Hükûmeti uyardım, bakın on beş gün olmuştu Suriye’de olaylar başlayalı, dedim ki: Hızla Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan Suriye’ye gitmeli; Suriye’yi yönetenleri ikna etmeli, onları teşvik etmeli, cesaretlendirmeli ve bu reformları yapmalı çünkü Suriye’nin şartları çok ağır. Suriye’de dönüşümü, değişimi isteyen bir devlet başkanı var ama geçmiş dönemden kalan öyle bir yapı var ki adamın gücü yok. Eğer Türkiye desteklemezse yeniden yana, demokrasiden yana hiçbir adım atabilme şansı yok. O zaman Hükûmeti uyarmıştım, dedim ki: Hızlı gidelim şu olaylar bu noktaya gelmeden ama o zaman öngörülemedi, maalesef öngörülemedi. Buradan nutuk attık, telkinde bulunduk, tembihte bulunduk, tavsiyelerde bulunduk. Bunların yeterli olmayacağını öngörmemiz lazım. Şimdi gene endişedeyim. Yani Suriye yönetimini bizim ikna etme  imkânımız, ihtimalimiz yoksa ve bugün başlattığınız bu tavrın devamı olarak nereye kadar götüreceksiniz bunu? Başka bazı yazarların söylediği gibi Amerika’nın taşeronu diye nitelendirilen politikalarınızı nereye kadar götüreceksiniz? Yani Suriye yönetimi bu tavrını devam ettirirse, Suriye halkının savunucusu olarak Türkiye Cumhuriyeti devleti bugün attığı adımı devam mı ettirecek, geri mi çekecek? Sayın Büyükelçi orada oturuyor, dış politikada blöf olmaz. Ne yapacaksınız yani? İsrail’le olan ilişkilerimizde, bakın, çok kötü duruma düştük. Hani gemilerin yanında donanmamızı da gönderecektik, gönderemedik. Gazze’ye giden iki tane gemiyi alıp götürdüler, bir şey de yapamadık. Ne yapacağız yani? Türkiye Cumhuriyeti devleti bir söz söyledi mi ondan geri adım atmamalı. Ne yapacağız şimdi? Tekrar ediyorum: Yani, Suriye yönetimi bu tavrına devam ederse, Türkiye de, işte, tüpten çıkmış macun gibi söylediği sözün devamını getirmek mecburiyetinde kalırsa Suriye’ye savaş mı ilan edeceğiz değerli Hükûmet, değerli İktidar Partisi Grubu?

Değerli milletvekilleri, sözün sonundayım. Türkiye Cumhuriyeti devleti doksan yıldan bu yana savaşmayarak, savaşlara katılmayarak, bölgesel ve dünya sorunlarında yumuşak güç olarak müdahale etmeden, müdahalenin içerisine girmeden, kendi “Yurtta sulh, cihanda sulh.” ilkeleri doğrultusunda bugünkü gelişmesini sağladı. Biz ne dünyanın sorunlarına, ne bölgenin sorunlarına karışarak ne Türkiye’yi koruyabiliriz ne geleceği emniyete alabiliriz. Dolayısıyla, Suriye konusunda sıfır sorun politikası, bilmem ne falan, bunları polemik yapmıyorum. Ama gelinen nokta çok tehlike. İsrail’le problem, İran’la problem kapıda, Güney Kıbrıs Rum yönetimiyle problem kapıda, Bulgaristan’la bir başka problem kapıda, Ermenistan’la bir başka problem kapıda, yani Türkiye'nin önünde, endişe ederim ki, korkarım ki, sebebi, sorumlusu, suçlusu biz olmadığımız bir tartışma, bir çatışma süreci geliyor. Şimdi, bunu öngöremezseniz, bu ihtimali öngöremezseniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız, buyurunuz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Teşekkür ederim efendim.

Değerli milletvekilleri, geleceği tanzim etmekle sorumlu olan bu Parlamento ve her biriniz temsil ettiğiniz millet adına bir sorumluluk taşıyorsunuz. Sizin aranızdan çıkan siyasi iktidar, siyasi iktidarın verdiği kararlarla Türkiye'nin geleceğinin tehlikeye atılmasına seyirci kalamazsınız. Endişemiz bu.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz ısrarla söylüyoruz, Suriye Orta Doğu’nun kilit taşıdır, Suriye istikrarsızlaştırılırsa Orta Doğu’nun tamamı kaosa düşer, o kaosu biz düzeltemeyiz, gücümüz yetmez. Onun için Suriye’ye bir dış müdahale, özellikle de Türkiye üzerinden bir dış müdahale Orta Doğu’da çok kötü sonuçlara ulaşır, bunun en büyük zararını da Türkiye görür.

Bu politikaların yeniden gözden geçirilmesi konusunda dikkatinizi çekmek üzere o soruyu sormuştum, cevabı öyle olacaktır ama düşünülmesini talep ediyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Şandır.

Şahıs adına söz yok.

Soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Sayın Yılmaz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, şahsım adına söz istiyorum.

BAŞKAN – Soru-cevap işlemine geçtim.

Buyurunuz Sayın Yılmaz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şu feneri de buraya bırakayım.

BAŞKAN – Sayın Genç, ben sizi kürsüye çağırmadım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Söz vermediniz mi?

BAŞKAN – Hayır vermedim efendim, soru-cevap işlemine geçtim, siz sonra talep ettiniz. Onun için süresi geçti. Kusura bakmayın.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, ben dedim ki: “Şahsım adına söz istiyorum.” Şimdi, Sayın Başkan, siz özellikle beni konuşturmamak için devamlı bir tavır içindesiniz.  Ben kişisel söz istedim.

BAŞKAN – Nereden çıkarıyorsunuz Sayın Genç öyle bir şeyi?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama öyle bir tavır içindesiniz.

BAŞKAN – Hayır, ben soru-cevap işlemine geçtim dedim, soru-cevap işlemine başladık Sayın Genç, lütfen, çok rica ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, böyle bir şey olur mu?

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Yılmaz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, aleyhte oyumun rengini belirtmek üzere söz istiyorum. Aleyhte!

BAŞKAN – Tamam.

Buyurunuz Sayın Yılmaz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Sayın Bakana bir sorum olacak.

Biliyorsunuz Adana Şakirpaşa Havaalanı’nın 18 kilometre mesafesine Yenice’ye yeni bir havaalanı yapılıyor. Şimdi Mersin’e havaalanı yapılması hepimizin isteği, fakat bu havaalanı Silifke Mersin arasına yapılsa daha uygun olur. Biz bunu dile getirdiğimizde bize iletilen şuydu: Adana’daki pistin büyük uçakların inmesine müsait olmadığı belirtildi, fakat Adalet ve Kalkınma Partili Seyhan Belediyesinin verdiği yanlış ruhsatlar neticesinde binaların Adana’da uçakların inmesine engel olduğu belirtildi ve Adana’dan birtakım sivil toplum örgütleri ve Sayın Valinin Bakanımızı ziyaretiyle beraber, Sayın Bakanın talimatıyla Adana pistinin 1 kilometre uzatılması talimatı verildi.

Şimdi, Adana’ya 18 kilometre mesafede yapılan Yenice Havaalanı’nın yaklaşık maliyetinin 4 milyar dolar olduğu söyleniyor. Bu pist uzatılacak mı? Bu bir bakanın iki dudağı arasında mıdır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bilindiği gibi son dönemde “Komşularla Sıfır Sorun” ismiyle başlatılan politika, maalesef bugün sorunsuz sıfır komşuya dönüşmüştür.

Bu kapsamda Arap baharı rüzgârından etkilenen Tunus, Mısır, Libya, Yemen ve Suriye gibi ülkelerde kaç şirketimiz Türk vatandaşlarına ait? Gerçek ve tüzel kişiliğe sahip şirketlerimiz zarar gördü, bunların ekonomik zararlarının telafisi konusunda Hükûmetinizce nasıl bir tedbir alınmış ya da alınmaktadır? Açıklama yapabilirseniz sevinirim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Işık.

Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Bakan, “Yurtta sulh, cihanda sulh.” bu Mecliste görev yapan tüm milletvekillerinin ortak arzusudur diye inanıyorum.

Az önceki açıklamalarınızda, Türkiye'de komşu ülkelere yönelik silahlı eylem planlayan paramiliter kuvvetler bulunduğuna dair bilginiz olmadığından söz etmiştiniz. İngiltere’nin saygın gazetelerinde ve televizyon kurumlarında, Türkiye'de konuşlandırılmış silahlı kuvvetlere mensup komutanlarla röportajlar yayımlandı. Hükûmetinizin bu yayınlardan haberi var mı diye merak ediyorum. Eğer Hükûmetinizin bu yayınlardan haberi varsa bu haberde geçen ayrıntılar araştırıldı mı? Ülkemizde bu tip, bu tarz paramiliter kuvvetler bulunmakta mıdır? Sizin Hükûmet olarak araştırmalarınızın sonucunda bu yayınların tümünün mesnetsiz olduğu kanaatine mi vardınız? Yoksa yayınlardan habersiz misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Anayasa referandumunda, biliyorsunuz, 26 madde vardı ama birçok arkadaşım 2 madde dışındaki diğer 24 maddeyi bilmezler. Bunlardan bir tanesi de iki sendikaya üye olma hakkıydı. Türkiye’de bu uygulama var mıdır? Nerede iki sendika var, aynı kişi iki sendikaya üye olmuştur? Bir örneği var mı şu anda? Yine de Türkiye’deki 6 milyon işçinin, bildiğim kadarıyla, 550 bini sendikalı işçi, bu işçilerin sendikalılaşmadan dolayı iş akitlerinin feshedilmesi konusunda ne diyorsunuz? Nasıl bir önlem alıyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Sayın Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Bakan, Uşak’ta iki tane hastanemiz var. Birincisi, SSK Hastanesi -şu anda kadın doğum olarak geçiyor- ikincisi de Uşak Devlet Hastanesi. Bu iki hastanemizin TOKİ’ye devredilerek bunun yerine -650 yataktı bu iki hastanemizin kapasitesi- 400 yataklı bir hastane yapılması söz konusu şeker fabrikasının orada. Bu iki hastanemizin yeri çok değerli ve merkezdeki iki hastanemiz TOKİ’ye devredilerek yerinin alışveriş merkezi ve konut hâline dönüştürüleceğini öğrenmiş bulunuyoruz. Bu konuda TOKİ ile Sağlık Bakanlığı arasında bir protokol yapılmıştır. Bu konuda, bu protokolün iptali söz konusu mudur? Hastanelerimiz hâlen devam edecek midir, bundan sonra da devam edecek midir? Yoksa, merkezdeki bu hastanelerimizi yıkıp oraya alışveriş merkezi mi yapılacak? Birilerine rant sağlamaya devam mı edilecektir?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Buyurunuz Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

TOKİ bizim önemli kurumlarımızdan bir tanesi. TOKİ’ye kaynak temini anlamında çeşitli kamu arazilerinin tahsisi son derece isabetli bir karardır, son derece doğru bir karardır. Bu sağlıklı kararlar uygulandığı için TOKİ 500 bin konutu gerçekleştirmiştir. Eğer Uşak ilimizde… SSK hastanesi diye bir şey kalmadı AK PARTİ İktidarında biliyorsunuz, hastanelerin hepsi birleştirildi. Artık öyle bir tanımlama için söylediniz herhâlde.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Kadın doğum için dedim zaten.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - İki hastanenin yeri devredilebilir. 400 yataklı bir hastaneye ihtiyaç var ise çok rasyonel, çok sağlıklı bir yaklaşım diye ben düşünüyorum.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – 650’den 400’e indi.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Müsaade eder misiniz… Bakınız, siz Uşak’ın milletvekilisiniz. Dolayısıyla yerel olarak bunları ayrıntılı bir şekilde bilebilirsiniz ama ben geneli itibarıyla bir şey söylüyorum.

Bu arazilerin devredildiği yerler bir rant meselesi değildir. Bu araziler kamuya, TOKİ’ye devrediliyor. Bu yönüyle ihtiyaç duyulan yeni bir hastane söz konusu ise 400 yataklı bir hastane yapılması da -sizin ifadeniz doğrultusunda söylüyorum- son derece sağlıklı bir yaklaşım. Sağlık Bakanlığından sağlıklı yaklaşım beklenir zaten.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – 650’den 400’e indirilmesi doğru mudur Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) –  İhtiyaçsa… Bakın, ihtiyaç 650 ise …

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) –  1.500, 1. 500 yatak ihtiyacı.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Efendim, ihtiyacı 1.500 ise biz iktidar olarak şehir hastanelerini de yapıyoruz. Uşak’a da 1.500 yataklı bir hastane yaparız. Ama Sağlık Bakanlığı 400 yataklı bir hastaneyi uygun bulmuş ise bir hesaplamanın neticesidir bu. Bunu söylemeye çalışıyorum ama ayrıntıyı yazılı olarak sizlere takdim edelim.

Efendim, iki sendikaya üye olmak için yasal düzenlemeyi yaptık. Sendikalara üye olma imkânını getirdik her ne kadar Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda destek vermediyse de…

 SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Yapmayın!.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Biz bu düzenlemeyi gerçekleştirdik.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Bu kadar yapmayın yani! Hayretsiniz ya vallahi!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – İki sendikaya üye, biliyorsunuz, bir kişinin farklı işyerlerinde çalışması neticesinde oluşabilecek olan bir durum. İnanıyorum ki, sendikal mevzuat…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Hayır Sayın Bakan, ama doğru söyleyin. Yok böyle bir şey; yani yok. Yok olanı niye böyle söylüyorsunuz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Önümüzdeki süreç çok yakın zamanda Anayasa’ya uyum çerçevesinde…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Hayır bir tane örnek verir misiniz? Tek bir tane tek! Yapmayın ya!..

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bakınız, müsaade eder misiniz Süleyman Bey.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Hayır, sen Bakansın. Ama doğruyu söyleyin, Türkiye Cumhuriyeti’nin Bakanısınız.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Anayasa’ya uyum yasaları geliyor. Bu yasalar buradan geçecek.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – O ayrı bir şey.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) –  Sendikal mevzuat geçecek. Yine, 12 Eylül’ün bir ürünü olan 2821 ve 22’yi burada görüşeceğiz. Uyum yasalarından sonra, inanıyorum ki Türkiye’deki sendikal faaliyet o prangadan kurtulduktan sonra çok daha aktif hâle gelecektir.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – O ayrı bir şey ama şu anda kimsenin iki tane sendikaya üye olma hakkı yok.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Diğer konuya gelince, efendim, yine ülkemizde, yabancı ülkeye dönük, yabancıların oluşturduğu bir silahlı… Ben, yabancı gazeteleri okuyarak bir milletvekilinin Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine inanmıyor olması ve yabancı gazeteyi kaynak göstermesini de doğru bulmuyorum. Hükûmet bir açıklama yapıyor, bu konuda, gerek Dışişleri Bakanlığımız gerekse ben ifade ediyorum “Böyle bir şey söz konusu değildir…”

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Tekzip ettiniz mi efendim?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Ama siz, kendi kaynaklarınızı değil, yabancı kaynakları dikkate alacaksınız takdir sizindir.

Efendim, komşularla sıfır sorun, kaç şirketiniz… Bu, yazılı olarak cevap vermemiz gereken bir konu Alim Bey. İnşallah, bunu ayrıntılı bir şekilde, yazılı olarak takdim ederiz.

Silifke Havaalanı ve/veya Adana Havaalanı pistinin genişlemesiyle ilgili soru var. Tabii ki bakanın iki dudağı arasında. Bakan, icracı bir bakan. İcracı noktada olan bir bakanın söylediği şeyler, yatırımla ilgili söylediği şeyler rastgele şeyler değildir yani afaki bir şekilde, bir icracı bakan bir şey söylemez, mutlaka bunun fizibilitesi vardır, çalışmaları vardır, bir planın, bir projenin ürünü olarak, bakan…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Altı ay boyunca gerekçe oydu. 18 kilometre havaalanı yapılır mı?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Ulaştırma Bakanımız açıklama yapar. Kaldı ki bütçe görüşmeleri gelecek. Burada çok renkli, bunlar tartışılacak. Burada ilgili Bakan arkadaşımıza bunu sorabilirsiniz.

Efendim, komşularla sorunla ilgili…

BAŞKAN – Son dakikanız efendim, son dakika…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkanım, müsaade bir dakika içinde…

Şimdi, Suriye bizim komşu ülkemiz, akrabalardan oluşan bir ülkemiz. Ticaret yolu üzerinde, bizim için -ifade ettiğiniz gibi- ticaret yolu üzerinde olan bir ülke. Bizim bugün endişe duyacağımız, Suriye’nin bu gelişmeler çerçevesinde yönetiminin terörle irtibatlanması konusu Türkiye için hassasiyet arz eden bir konudur. Suriye’deki gelişmelerin bir iç savaşa dönüşmemesi konusu Türkiye için önem arz etmektedir. Böyle bir tablo karşısında bir mülteci akını gündeme gelebilir ki nispeten geldi. Bunlar Türkiye'nin önüne koyup düşündüğü hadiselerdir. Şimdi, tercihini demokrasiden yana yapmayan, insan haklarından yana yapmayan Suriye yönetiminden yana olamayız. Tabii ki Suriye halkından yana olacağız, bunun başka bir yolu da yok yani. Türkiye bu konuda bir şey yaptı mı? Yaptı. En üst düzeyde, Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Başbakanımız, Dışişleri Bakanımız yani tüm teknokratlarımız defalarca Suriye’ye bu konuyla ilgili bu gidişatın gidişat olmadığı, doğru olmadığı ve bu işin çözümü konusunda Türkiye elindeki…

BAŞKAN – Süre doldu Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Son cümlem efendim.

… bütün birikimlerini kullanacağını çok net bir şekilde Suriye yönetimine taahhüt etmesine rağmen, eğer insan hakları ve demokrasi konusunda bir adım atılamamışsa tabii ki halktan yana olmaktan başka bir çıkış yolunun olmadığını ifade etmek istiyorum.

Son olarak da tabii ki bu konularla ilgili Arap Birliği Parlamentosu önümüzdeki günlerde İstanbul’a geliyor, burada yine bölge ülkeleriyle, bölge halklarıyla ilgili çok geniş değerlendirmeleri Türkiye ev sahipliği yaparak gerçekleştirecek. Bölgedeki tüm dinamiklerle Türkiye temas hâlinde. Biz komşu ülkenin bir kaosa sürüklenmesinden memnuniyet duymayız, çünkü oradaki kaosun Türkiye’ye ciddi yansımaları olacağının bilincindeyiz. Ama bir yönetim ısrarla tüm dünyanın, tüm çağdaş dünyanın telkinlerine ve tavsiyelerine rağmen, bir komşu ülke olarak “kardeş” dediğimiz, liderlerin birbirine “kardeş” dediği ve bu samimiyet içerisinde bütün katkılarımızı, yardımlarımızı esirgemeyeceğimizi söylememize rağmen hâlen orada baskı ve şiddet devam ediyor ise burada bir tavır alacaksınız.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ne yapacaksınız?

BAŞKAN – Sayın Çelik… Sayın Çelik, süreniz doldu.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bakınız, aldığınız tavır haktan yana mı, doğrudan yana mı, o önemlidir.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Girecek miyiz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) Doğrudan ve halktan ve haktan yana ise… “Sonu ne olacak?” diyorsunuz. Sonu, doğru olacaktır, halk kazanacaktır. Ben o inançtayım.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Bakan, bir adım sonrası ne?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Girecek misiniz?

BAŞKAN – 1’inci madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan yoklama istiyoruz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar[!]; CHP sıralarından alkışlar[!])

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylamadan önce yoklama talebi gelmiştir.

Yoklama talebinde bulunan ve isimlerini okuttuğum sayın milletvekilleri yerlerine otursunlar.

KÂTİP ÜYE MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Sayın İnce, Sayın Ören, Sayın Çelebi, Sayın Bayraktutan, Sayın Demirçalı, Sayın Dinçer, Sayın Serindağ, Sayın Yılmaz, Sayın Yüceer, Sayın Aydemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Erdemir.

BAŞKAN – Erdemir.

KÂTİP ÜYE MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Sayın İnce yanlış yazmış sanırım.

Sayın Erdemir, Sayın Özgümüş…

MUHARREM İNCE (Yalova) – O kürsüde oturacaksan onları ezbere sayacaksın.

KÂTİP ÜYE MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Sayın Akar, Sayın Düzgün…

MUHARREM İNCE (Yalova) – O kürsü mikrofonunu verdiler diye sana… O lafı yediririm sana!

KÂTİP ÜYE MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Sayın Kaplan, Sayın Bulut, Sayın Özpolat, Sayın Kaleli, Sayın Dibek, Sayın Özel…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sana nasıl yedireceğim o lafı, gör bak! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Mikrofonu yedirecek adama bak be!

KÂTİP ÜYE MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Sayın Erdoğdu.

BAŞKAN – Sayın Akar da burada.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, böyle bir ifade olur mu? “Yediririm” diyor. Neyi yediriyorsun?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben yanlış yazsam bile senin öyle söylememen lazım.

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, neyi yediriyor? Böyle bir şey olabilir mi?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Öğretirim sana onu!

AHMET YENİ (Samsun) – Mikrofonu yedirecek, böyle bir şey var mı?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın İnce lütfen… (AK PARTİ ve CHP sıralarında gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Kâtiplerinize bile sahip çıkamıyorsunuz.

Mikrofonu yedirecekmiş, böyle bir şey var mı?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Özür dilesin efendim, özür dilesin Divan Üyesinden.

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen sakin olunuz.

AHMET YENİ (Samsun) – Kâtiplerinize sahip çıkmıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın İnce…

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, Kâtibinize hakaret ediyorlar.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kâtibin yaptığı hata.

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen düzgün davranınız.

AHMET YENİ (Samsun) – Kâtibinize hakaret ediyor, bir şey demiyorsunuz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Öyle bir şey yapamaz!

AHMET YENİ (Samsun) – Mikrofonu yedirecekmiş!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yanlış yazılmış diyor, orada aklı sıra bana politika yapıyor.

BAŞKAN – Sayın İnce…

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, Kâtibinize niye sahip çıkmıyorsunuz?

BAŞKAN – Sahip çıkıyoruz efendim merak etmeyin.

AHMET YENİ (Samsun) – Mikrofonu yediriyor ona.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Başkanlık Divanında bir arkadaşa nasıl ben “Mikrofonu yediririm” derim; o dediğin lafı yediririm dedim.

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, mikrofonu yedirecekmiş!

MUHARREM İNCE (Yalova) – O dediğin lafı yediririm dedim.

BAŞKAN – Sayın İnce, beni duyuyor musunuz? (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, özür dilemesi lazım Kâtipten.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sakin olur musunuz.

Sayın İnce, beni duyuyor musunuz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Duyuyorum efendim.

BAŞKAN – Lütfen, demin sarf ettiğiniz söz için bir özür bekliyoruz Divan olarak.

AHMET YENİ (Samsun) – Özür dilemesi lazım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, ölürüm o özrü dilemem hiç boşuna uğraşmayın, öyle bir şey yapmam.

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, özür dilemesi lazım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – O benden özür dilesin önce, Sayın Kâtip üye benden özür dilesin.

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, yanınızdaki vekile sahip çıkmıyorsunuz.

Sayın Başkan, Kâtibe sahip çıkmıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilimiz, lütfen durmadan bağırmayınız, niçin bağırıyorsunuz anlamıyorum.

AHMET YENİ (Samsun) – O bağırırken bir şey demediniz ama!

BAŞKAN – Niçin bağırıyorsunuz? Bağırmayınız lütfen, anlayamıyorum. (Gürültüler) Lütfen sakin olunuz.

Sayın İnce, lütfen, kastınızı aşmış bir söz için…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Kâtip Üye milletvekillerini tanımaya mecburdur, ben kâğıdı yazmaya mecbur değilim. (AK PARTİ sıralarında gürültüler)

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Allah Allah!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Evet, mecburdur. Önce öğren bir işini, işini yapmayı öğren. Kâtip Üye milletvekilini…

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Otur yerine, biz oturuyoruz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bak, ayağa kalkınca korkacak hâlim falan yok!  (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ne yapıyorsunuz, lütfen sakin olunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, Meclisi bu şekilde idare edemezsiniz. Bir grup başkan vekili Meclis Başkanlık Divanına hakarette bulunuyor, bütün milletvekillerine hakarette bulunuyor. Böyle şey olur mu?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Burası Meclis, tehdit yeri değil.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Kâtip Üye milletvekillerini tanımaya mecburdur, milletvekillerini tanımak onun görevidir.

AHMET YENİ (Samsun) – Kâtibe hakaret etmeye hakkı yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Milletvekilimiz, lütfen bağırmayınız, nasıl yöneteceğimizi biliyoruz herhâlde.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben size bir yazılı kâğıt vermeye mecbur değilim, ayağa kalktığımız anda oradan isimler söylenir, buradaki arkadaşımız da… Ben size kolaylık olsun diye kâğıda yazıp vermişim. Diyelim ki “Erdemir” yerine “Aydemir” yazdım, diyelim ki böyle yazdım, nezaket şunu gerektirir: “Pardon, yanlış olmuş.” denir ancak arkadaşımız gençliğinin etkisiyle “Pardon, Sayın İnce yanlış yazmış.” diyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne var bunda?

AHMET YENİ (Samsun) – Ne var bunda?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Diyemez bunu, o derse, söylerse de yediririm… Diyemez. (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

(Uşak Milletvekili Mehmet Altay’ın CHP sıralarına yürümesi; CHP sıralarından “Gel, gel” sesleri, gürültüler)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 22.04

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 22.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER:  Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Fatih ŞAHİN (Ankara)

------ 0 ------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 20’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

 

III.- YOKLAMA

 

BAŞKAN - 21 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin oylanmasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Kâtip Üyemiz Sayın İnce’yi incitmek maksadıyla o sözü söylememiştir, bir şeyi düzeltmek üzere öyle bir beyanda bulunmuştur. Onun için, böyle bir maksadı yoktur.

Sayın İnce, sizi incitmek ya da sizi kırmak amacıyla böyle bir beyanda bulunmamıştır. Sizden de bir şey rica edelim, mikrofonunuzu açalım, siz de sözünüzü düzeltirseniz…

Buyurunuz Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.

Bunu neden Sayın Muhammet Bilal Macit söylemiyor Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Biliyorsunuz efendim, kuralımız gereği kâtip üyeler böyle şey söylemez, buradan açıklama yapamazlar. Biliyorsunuz, Divanda onlar adına ben açıklamada bulunuyorum ve onların şeyini söylüyorum.

Buyurunuz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Kâtip Üyenin size böyle bir beyanı oldu mu?

BAŞKAN – Oldu efendim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Peki.

Kâtip Üyenin size böyle bir beyanı olduysa zaten sorun ortadan kalkmıştır. O zaman, benim söylediğim cümleler de anlamını aşmış olur. Sayın…. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın İnce, devam ediniz lütfen. Evet, sözlerinizi alayım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Kâtip Üye size böyle bir beyanda bulunduysa, siz onun adına Meclis Başkan Vekilimiz olarak bu açıklamayı yaptığınıza göre, o zaman benim yaptığım açıklama da anlamını aşmış olur, anlamını taşırmış olurum, maksadını aşmış olur. Ben de o zaman, söylediğim sözü geri almak durumunda kalırım zaten. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İnce.

 

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, yapılan ikinci yoklamada da toplantı yeter sayısı bulunamadığından, sözlü soru önergeleri ile alınan karar gereğince “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşleri” sırasıyla görüşmek için 22 Kasım 2011 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                                                   Kapanma Saati: 22.28



(x) 41 S. Sayılı Basmayazı 16/11/2011 tarihli  19’uncu Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(X)  Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x)  21 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.