DÖNEM: 24                                                                    YASAMA YILI: 2

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

CİLT : 27

131’inci Birleşim

3 Temmuz 2012 Salı

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

I.  - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. - BU BİRLEŞİM TUTANAK ÖZETİ

III.  - GELEN KÂĞITLAR

IV.   - YOKLAMALAR

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, güvenlik personelinin sorunlarına ve GATA’dan ve Van’dan gelen şehit haberlerine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un, Bolu bahar şenliklerine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, iktidarın antidemokratik uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, iktidar partisinin uygulamalarına ilişkin açıklaması

2.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, on dokuz yıl önce Hollandalı Carina Thuijs’in Madımak’ta katledilmesine ilişkin açıklaması

3.- Ardahan Milletvekili Orhan Atalay’ın, 2 Temmuz 1993’te gerçekleştirilen Madımak cinayeti ile 5 Temmuz 1993’te Erzincan Başbağlar’da ve 25 Ekim 1993’te Erzurum Yavi’de gerçekleştirilen cinayetlere ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, bakım onarım çalışmaları nedeniyle Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün trafiğe kapatılması sonucu yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

5.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Sivas katliamının suçlularının cezalandırılması gerektiğine ve ülkede yaşanan olumsuzlukları gidermenin devletin görevi olduğuna ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Sivas katliamını gerçekleştirenlere sempati duyanları şiddetle kınadığına ilişkin açıklaması

7.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, 1, 2 Temmuz günleri Muş ilinin bazı ilçe ve köylerinde yağan dolunun verdiği zarara ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Barbaros Hayrettin Paşa’nın ölümünün 464’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

9.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, adliyeleri kapatılan 102 belediye başkanının talebine ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, adliyelerin kapatılmasının yarattığı sorunlara ilişkin açıklaması

11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Sivas ve Başbağlar olaylarında, terörle mücadelede, görevleri başında hayatlarını kaybeden tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet dilediğine ve şehit aileleri ile gazilerin taleplerine ilişkin açıklaması

12.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Dersim ve Roboski’den dolayı devletin özür dilemesi gerektiğine ve İstanbul’da başlayan KCK davasına ilişkin açıklaması

13.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale’nin Çan ilçesi Bardakçılar köyü ile 25 civar köyün termal yer altı sularının maden işletmeciliğinde kullanılacağına ilişkin açıklaması

14.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Türkiye’nin linyit rezervine ve atıl duran Afşin - Elbistan sahasındaki 6 bin megavatlık enerjinin üretime dâhil edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, sendikal harekete yapılan saldırılara ve tutuklanan sendikacılara ilişkin açıklaması

16.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Bandırma Kuş Cenneti’nde yaşanan kitlesel balık ölümleri ve Gönen Çayı’nın kirliliğine ilişkin açıklaması

17.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, Türkiye’deki işsizlik sorununa ve İşsizlik Fonundan yapılan ödemelere ilişkin açıklaması

18.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Cumhuriyet Halk Partisinin Sivas olaylarıyla ilgili verdiği önerge üzerinde konuşan AK PARTİ milletvekiline ilişkin açıklaması

19.- Kastamonu Milletvekili Engin Çınar’ın, adliyelerin kapatılmasıyla ilgili olarak Kastamonu Çatalzeytin ilçesinden bir heyetin bugün Abdi İpekçi Parkı’nda olacaklarına ve Adalet Bakanlığının bu uygulamadan vazgeçmesini arzuladığına ilişkin açıklaması

20.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Madımak’ta yaşanan vahşeti kınadığına ve soğukkanlı düşünmeye, kardeşliği temin edecek ortak bir bakış açısına, dile ve anlatıma dikkat edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

21.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, Burdur’da yaşanan dolu afetine ve çiftçilerin Ziraat Bankası ve tarım krediye olan borçlarının ertelenmesi talebine ilişkin açıklaması

22.- Ordu Milletvekili İhsan Şener’in, 2 Temmuzda yaşanan olayları lanetlediğine ve bu tür olaylara soğukkanlılıkla yaklaşıp ulusal ve uluslararası tezgâhlara prim verilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

23.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Meclisin kürsüsünün birtakım eylemlerin aracı hâline dönüştürülmesini grup olarak benimsemediklerine ilişkin açıklaması 

24.- Kilis Milletvekili Ahmet Salih Dal’ın, Ensar Öğüt’ün davranışını Meclis adabına uygun görmediğine ve Suriye katliamına ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, teklifin 42’nci maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve 43’üncü maddenin yanlışlıklar içerdiğine ilişkin açıklaması

26.- Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy’un, Sinop ilinde dün gece meydana gelen sel felaketine ve başta Sinop Valiliği olmak üzere devletin bütün imkânlarıyla vatandaşın mağduriyetini gidermek için gayret gösterdiğine ilişkin açıklaması

27.- Antalya Milletvekili Arif Bulut’un, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a hakaret niyeti olmadığına, eğer sözleri hakaret olarak algılandıysa özür dilediğine ilişkin açıklaması

28.- Samsun Milletvekili Ahmet Yeni’nin, Samsun’da meydana gelen sel felaketine ilişkin açıklaması

29.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in, Samsun’da meydana gelen sel felaketine ilişkin açıklaması

30.- Samsun Milletvekili Akif Çağatay Kılıç’ın, Samsun’da meydana gelen sel felaketine ilişkin açıklaması

31.- Samsun Milletvekili Ahmet İhsan Kalkavan’ın, Samsun’da meydana gelen sel felaketine ilişkin açıklaması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ve 20 milletvekilinin, eğitim müfettişlerinin denetmen yapılmasının yarattığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/349)

2.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 20 milletvekilinin, beyaz et sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/350)

3.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve 34 milletvekilinin, TRT’deki yayınlarla ilgili iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/351)

 

B) Önergeler

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; (2/147) esas numaralı, 2933 Sayılı Madalya ve Nişanlar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/55)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Ankara Milletvekili Levent Gök ve arkadaşları tarafından, 28/6/2012 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Ankara metro çalışmaları sırasında ortaya çıkan göçük olayının tüm boyutlarının araştırılarak olayda ihmali olanların belirlenmesi" amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 3/7/2012 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önergesi

 

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, 302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1'inci maddesi ile teklife en son eklenen 83’üncü maddesinin yeniden görüşülmesine ilişkin esas Komisyonun talebinin uygun görüldüğüne ilişkin görüşü

2.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 4 Temmuz 2012 Çarşamba günü toplanmamasına; TBMM’nin 5 Temmuz 2012 Perşembe gününden başlamak ve 1 Ekim 2012 Pazartesi günü saat 15.00’te toplanmak üzere tatile girmesine ilişkin önerisi

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

 

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

 

 

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) (S. Sayısı: 302)

 

3.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

4.- Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl’ün; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/637, 2/700) (S. Sayısı: 301)

 

 

B) Yeniden Görüşmeleri Yapılan Tasarılar/Teklifler (Tekriri Müzakere)

1.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) (S. Sayısı: 302) (1’inci ve 83’üncü maddeleri)

 

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, Antalya Milletvekili Arif Bulut’un şahsına sataşması nedeniyle  konuşması

 

XI.- OYLAMALAR

1.- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin oylaması

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 28 Şubat 1997 tarihli MGK kararlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/7086)

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Millî Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı olmayan Kur’an-ı Kerim öğretimi yapılan yerlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/7698)

3.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, 2006-2010 dönemi kayıp-kaçak oranları ve gerçekleştirilmiş yatırım tutarlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/7734)

4.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, sezaryen hakkındaki bazı açıklamalarına ilişkin sorusu ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı (7/7838)

5.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’ın, TEDAŞ Genel Müdürüyle ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/8136)

6.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, TEDAŞ Genel Müdürü tarafından verilen iftar yemeğine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/8137)

7.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, petrol varil fiyatındaki düşüşün pompa fiyatlarına yansımamasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/8209)

8.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Aydın’daki jeotermal kuyulara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/8210)

9.- Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün, İran’a altın ihracatındaki artışa ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/8265)

10.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, Yatırım Teşvik Sistemine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/8316)

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 14.04’te açılarak iki oturum yaptı.

Niğde Milletvekili Doğan Şafak, Niğde İnönü İlköğretim Okulunun adının kaldırılmasına,

Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı, şehit yakınları ve gazilerin sorunlarına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Adıyaman Milletvekili Salih Fırat, Sivas katliamının 19’uncu yıl dönümüne,

Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan, Burdur’un Çavdır ve Ağlasun ilçelerinin adliyelerinin kapatılmasına,

Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, Sivas katliamına ve Mersin ili Tarsus ilçesi Yenice beldesinde cemevine kin dolu yazılar yazılmasına,

İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi, Sivas katliamının 19’uncu yıl dönümüne,

Manisa Milletvekili Özgür Özel, Sivas katliamına ve Genel Kurulun uzun çalışma saatleri sonrasında basına yansıyan görüntülere,

Ankara Milletvekili Levent Gök, Sivas katliamına ve AK PARTİ Grubunun bu konuda sessiz kaldığına,

Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer, Sivas katliamına ve Sivas katliamı davasının zaman aşımına uğramasına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 22 milletvekilinin, Tokat ilinin sorunlarının (10/346),

Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan ve 20 milletvekilinin, yaşlıların sorunlarının (10/347),

Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum ve 30 milletvekilinin, TRT yayınlarının tarafsızlığının (10/348),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, İzmir Milletvekili Hülya Güven ve arkadaşları tarafından, 29/3/2012 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Sivas davasında mahkemenin verdiği zamanaşımı kararından sonra yaptığı ‘hayırlı olsun’ açıklamasının ülkemizde bazı kesimlerin diğer bazı kesimlere karşı cesaretlendirildiği izleniminin bazı son olaylarla birlikte incelenmesi" hakkında vermiş olduğu Meclis Araştırması Önergesinin, (336 sıra nolu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 2/7/2012 Pazartesi günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin önergesi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Önerinin görüşmeleri sırasında:

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, partisine,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin’in, grubuna,

Sataşması nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Sivas Milletvekili Nursuna Memecan, Madımak olaylarının bölücü bir olay olarak hatırlanmaması ve istismar edilmemesi gerektiğine,

İstanbul Milletvekili Osman Poyraz, Sivas’ta on dokuz yıl önce yaşanan olayların Sivaslılar  tarafından tasvip edilmediğine ve bundan rant sağlanmaması gerektiğine,

Çorum Milletvekili Tufan Köse, Alevilerin bu coğrafyada kardeşçe yaşamak istediklerine,

Kahramanmaraş Milletvekili Sıtkı Güvenç, bu coğrafyada yaşayan Alevi - Sünni, Kürt - Türk vatandaşların birbiriyle problemi olmadığına ve Kahramanmaraş’ta ve Sivas’ta yaşanan olayların ara dönem özlemi içinde olan derin güçlerin tezgâhı olduğuna,

Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin, Sivas’ta meydana gelen olayları kınadığına ve Sivas’ta meydana gelen olayların kardeşçe yaşayan insanları birbirine düşürmek isteyen karanlık güçlerin eylemi olduğuna,

Manisa Milletvekili Özgür Özel, avukatlık mesleğinin kutsallığına ve Genel Kurulda yaşanan gerginliğe,

İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, Sivas’ta yapılanın bir katliam olduğuna ve bir daha böyle olayların yaşanmamasına,

Sivas Milletvekili Ali Turan, Sivas Madımak Oteli’nde öldürülenleri rahmetle andığına, bu olayı kınadığına ve AK PARTİ Hükûmetinin Alevi - Sünni ayrımı yapmadan Sivas’a hizmet götürdüğüne,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun, Genel Kurulun;

3 Temmuz 2012 Salı günü saat 13.00'te toplanarak bu birleşimde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve 10 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

3 Temmuz 2012 Salı günkü birleşiminde 10 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanamaması halinde 4 Temmuz 2012 Çarşamba günü saat 14.00'te toplanarak bu birleşimde sözlü soruların görüşülmeyerek 10 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00'te günlük programların tamamlanamaması halinde günlük programların tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine,

Türkiye Büyük Millet Meclisinin, gündemin kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler kısmında yer alan 10 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşülmesinin tamamlanmasından itibaren başlamak ve 1 Ekim 2012 Pazartesi günü saat 15.00'te toplanmak üzere tatile girmesine ilişkin önerisi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının;

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasına alınan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) (S. Sayısı: 302),

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

4’üncü sırasında yer alan, Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl’ün; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun (1/637, 2/700) (S. Sayısı: 301),

Görüşmeleri, Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

Komisyon yetkililerinin bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, 3 Temmuz 2012 Salı günü saat 13.00’te toplanmak üzere 16.00’da birleşime son verildi.

 

                                                       Şükran Güldal MUMCU

                                                               Başkan Vekili

 

             Fatih ŞAHİN                                                                      Mustafa HAMARAT

                  Ankara                                                                                      Ordu

                Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye


ıı.-bu Birleşim TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 13.04’te açılarak on iki oturum yaptı.

Birinci, İkinci, Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı, Yedinci, Sekizinci Oturumlar

Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu, güvenlik personelinin sorunlarına ve GATA’dan ve Van’dan gelen şehit haberlerine,

Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun, Bolu bahar şenliklerine,

Çorum Milletvekili Tufan Köse, iktidarın antidemokratik uygulamalarına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, iktidar partisinin uygulamalarına,

Bursa Milletvekili Aykan Erdemir, on dokuz yıl önce Hollandalı Carina Thuijs’in Madımak’ta katledilmesine,

Ardahan Milletvekili Orhan Atalay, 2 Temmuz 1993’te gerçekleştirilen Madımak cinayeti ile 5 Temmuz 1993’te Erzincan Başbağlar’da ve 25 Ekim 1993’te Erzurum Yavi’de gerçekleştirilen cinayetlere,

İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, bakım onarım çalışmaları nedeniyle Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün trafiğe kapatılması sonucu yaşanan sorunlara,

Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan, Sivas katliamının suçlularının cezalandırılması gerektiğine ve ülkede yaşanan olumsuzlukları gidermenin devletin görevi olduğuna,

İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz, Sivas katliamını gerçekleştirenlere sempati duyanları şiddetle kınadığına,

Muş Milletvekili Demir Çelik, 1, 2 Temmuz günleri Muş ilinin bazı ilçe ve köylerinde yağan dolunun verdiği zarara,

İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan, Barbaros Hayrettin Paşa’nın ölümünün 464’üncü yıl dönümüne,

İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu, adliyeleri kapatılan 102 belediye başkanının talebine,

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, adliyelerin kapatılmasının yarattığı sorunlara,

Kütahya Milletvekili Alim Işık, Sivas ve Başbağlar olaylarında, terörle mücadelede, görevleri başında hayatlarını kaybeden tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet dilediğine ve şehit aileleri ile gazilerin taleplerine,

Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Dersim ve Roboski’den dolayı devletin özür dilemesi gerektiğine ve İstanbul’da başlayan KCK davasına,

Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş, Çanakkale’nin Çan ilçesi Bardakçılar köyü ile 25 civar köyün termal yer altı sularının maden işletmeciliğinde kullanılacağına,

Kocaeli Milletvekili Haydar Akar, Türkiye’nin linyit rezervine ve atıl duran Afşin - Elbistan sahasındaki 6 bin megavatlık enerjinin üretime dâhil edilmesi gerektiğine,

Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz, sendikal harekete yapılan saldırılara ve tutuklanan sendikacılara,

Balıkesir Milletvekili Namık Havutça, Bandırma Kuş Cenneti’nde yaşanan kitlesel balık ölümleri ve Gönen Çayı’nın kirliliğine,

İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, Türkiye’deki işsizlik sorununa ve İşsizlik Fonu’ndan yapılan ödemelere,

Ankara Milletvekili Levent Gök, Cumhuriyet Halk Partisinin Sivas olaylarıyla ilgili verdiği önerge üzerinde konuşan AK PARTİ milletvekiline,

Kastamonu Milletvekili Engin Çınar, adliyelerin kapatılmasıyla ilgili olarak Kastamonu Çatalzeytin ilçesinden bir heyetin bugün Abdi İpekçi Parkı’nda olacaklarına ve Adalet Bakanlığının bu uygulamadan vazgeçmesini arzuladığına,

Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı, Madımak’ta yaşanan vahşeti kınadığına ve soğukkanlı düşünmeye, kardeşliği temin edecek ortak bir bakış açısına, dile ve anlatıma dikkat edilmesi gerektiğine,

Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan, Burdur’da yaşanan dolu afetine ve çiftçilerin Ziraat Bankası ve tarım krediye olan borçlarının ertelenmesi talebine,

Ordu Milletvekili İhsan Şener, 2 Temmuzda yaşanan olayları lanetlediğine ve bu tür olaylara soğukkanlılıkla yaklaşıp ulusal ve uluslararası tezgâhlara prim verilmemesi gerektiğine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ve 20 milletvekilinin, eğitim müfettişlerinin denetmen yapılmasının yarattığı sorunların (10/349),

Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 20 milletvekilinin, beyaz et sektörünün sorunlarının (10/350),

İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve 34 milletvekilinin, TRT’deki yayınlarla ilgili iddiaların (10/351),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, Ankara Milletvekili Levent Gök ve arkadaşları tarafından, 28/6/2012 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Ankara metro çalışmaları sırasında ortaya çıkan göçük olayının tüm boyutlarının araştırılarak olayda ihmali olanların belirlenmesi" amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, (484 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 3/7/2012 Salı günkü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önergesi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Önerinin görüşmeleri sırasında:

Rize Milletvekili Nusret Bayraktar, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün konuşmasına istinaden, en az Ankara milletvekilleri kadar konuyla ilgili sorumluluğu, bilgisi olduğuna ve on dakikalık bir süre içinde konunun tüm detaylarıyla tartışılamayacağına ilişkin bir açıklamada bulundu.

Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; 2933 sayılı Madalya ve Nişanlar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin (2/147) İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edilmedi.

İzmir Milletvekili Oktay Vural, Meclisin kürsüsünün birtakım eylemlerin aracı hâline getirilmesinin kabul edilebilir olmadığına,

Kilis Milletvekili Ahmet Salih Dal, Ensar Öğüt’ün davranışını Meclis adabına uygun görmediğine ve Suriye katliamına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının;

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156) görüşmeleri, Komisyon yetkilileri Genel Kurul salonunda hazır bulunmadığından ertelendi.

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) (S. Sayısı: 302), görüşmeleri tamamlanarak yapılan açık oylamadan sonra kabul edildi.

Kanun teklifinin görüşmeleri sırasında:

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, teklifin 42’nci maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve 43’üncü maddenin yanlışlıklar içerdiğine,

Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy, Sinop ilinde dün gece meydana gelen sel felaketine ve başta Sinop Valiliği olmak üzere devletin bütün imkânlarıyla vatandaşın mağduriyetini gidermek için gayret gösterdiğine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Danışma Kurulunun, 302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1'inci maddesi ile teklife en son eklenen 83’üncü maddesinin İç Tüzük’ün 89'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulda yeniden görüşülmesine ilişkin esas Komisyonun talebinin Danışma Kurulunca uygun görüldüğüne ilişkin görüşü Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığının, görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi ile teklife en son eklenen 83’üncü maddesinin İç Tüzük’ün 89’uncu maddesi uyarınca yeniden görüşülmesi istemi Genel Kurulun onayına sunuldu, kabul edildi.

Kanun teklifinin tümünün oylanmasından sonra;

İzmir Milletvekili Oktay Vural, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak teklifin tümünün oylanmasında “Evet.” oyu verdiklerine ancak bu oyun torba yasada yer alan bütün hususlarla ilgili olmadığına, olumlu olanlarla ilgili katkı sağladıklarıyla ilgili olduğuna,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak şehitlerimizle, gazilerimizle, onların yakınlarıyla, terör mağdurlarıyla ilgili düzenlemeleri desteklediklerine ancak Anayasaya aykırı buldukları düzenlemelere ise destek vermediklerine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

 

                                                    Şükran Güldal MUMCU

                                                             Başkan Vekili

 

        Mustafa HAMARAT                                                                      Fatih ŞAHİN

                    Ordu                                                                                      Ankara

                Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye

 

Dokuzuncu, Onuncu, On Birinci, On İkinci Oturumlar

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının;

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287), görüşmeleri Komisyon yetkilileri Genel Kurul salonunda hazır bulunmadığından ertelendi.

4’üncü sırasında yer alan, Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl’ün; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun (1/637, 2/700) (S. Sayısı: 301),

Kanun tasarısının görüşmeleri sırasında:

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Antalya Milletvekili Arif Bulut’un, şahsına sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

Antalya Milletvekili Arif  Bulut, Sayın Bakana hakaret niyeti olmadığına, eğer sözleri hakaret olarak algılandıysa özür dilediğine ilişkin,

İzmir Milletvekili Oktay Vural, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı Cevdet Erdöl’ün, tasarının Komisyon görüşmelerine ilişkin açıklamasına istinaden, yapılan mutabakata bağlı kalınarak görüşmelerin sürdürülmesine ve AK PARTİ Grubunun 5’inci madde üzerinde verdiği önergeyi geri çekmesi gerektiğine,

Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, grup başkan vekilleri arasında mutabakat yapıldığına ve 5’inci madde üzerindeki önergenin geri çekilmesi gerektiğine,

İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi, kanun tasarısının Komisyondaki görüşmelerine,

Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, kanun tasarısının Komisyondaki görüşmelerine, varılan mutabakata ve yasama sürecinin sağlıklı yürümediğine, ahlaki olmadığına,

Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, verilen bütün önergelerle ilgili gruplarla konuşulduğuna ve AK PARTİ Grubunun mertçe siyaset yaptığına,

Mersin Milletvekili Ali Öz, kanun tasarısının üzerinde verilen önergelerin tamamının Komisyonda görüşüldüğünü ancak yeni kadro ihdası konusunda hiçbir şey söylenmediğine,

Manisa Milletvekili Özgür Özel, Sağlık Bakanının gruplarla yaptığı görüşmelere,

İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, böyle bir yasama usulü olmadığına ve Komisyonun 5’inci maddeyle ilgili önergeyi ve anlaşmaya aykırı önergeleri geri çekmesi gerektiğine;

Samsun Milletvekili Ahmet Yeni,

Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek,

Samsun Milletvekili Akif Çağatay Kılıç,

Samsun Milletvekili Ahmet İhsan Kalkavan,

Samsun’da meydana gelen sel felaketine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Danışma Kurulunun, TBMM Genel Kurulunun 4 Temmuz 2012 Çarşamba günü toplanmaması, TBMM’nin 5 Temmuz 2012 Perşembe gününden başlamak ve 1 Ekim 2012 Pazartesi günü saat 15.00’te toplanmak üzere tatile girmesine ilişkin önerisi kabul edildi.

 

Alınan karar gereğince, gündemde bulunan işleri sırasıyla görüşmek için, Anayasa ve İç Tüzük gereğince 1 Ekim 2012 Pazartesi günü saat 15.00’te toplanmak üzere saat 9.40’ta birleşime son verildi.

 

                                                             Sadık YAKUT

                                                             Başkan Vekili

 

 

             Fatih ŞAHİN                                                                      Mustafa HAMARAT

                  Ankara                                                                                      Ordu

                Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye


ııı.- GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                                    No: 182

3 Temmuz 2012 Salı

Raporlar

1.- Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı ile Oman Sultanlığı Savunma Bakanlığı Arasında Askeri İş Birliği Mutabakat Muhtırasının Süresinin Uzatılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/497)        (S. Sayısı: 304) (Dağıtma tarihi: 03.07.2012) (GÜNDEME)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Endonezya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/550) (S. Sayısı: 305) (Dağıtma tarihi: 03.07.2012) (GÜNDEME)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Zambiya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticari ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/598) (S. Sayısı: 306) (Dağıtma tarihi: 03.07.2012) (GÜNDEME)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı ile Birleşik Arap Emirlikleri Silahlı Kuvvetleri Genel Karargahı Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/610) (S. Sayısı: 307) (Dağıtma tarihi: 03.07.2012) (GÜNDEME)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Myanmar Birliği Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/617) (S. Sayısı: 308) (Dağıtma tarihi: 03.07.2012) (GÜNDEME)

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ukrayna Bakanlar Kabinesi Arasında Bitki Koruma ve Bitki Karantina Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/629) (S. Sayısı: 309) (Dağıtma tarihi: 03.07.2012) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ve 20 Milletvekilinin, eğitim müfettişlerinin denetmen yapılmasının yarattığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/349) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/11/2011)

2.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 20 Milletvekilinin, beyaz et sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/350) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/11/2011)

3.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve 34 Milletvekilinin, TRT’deki yayınlarla ilgili iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/351) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/11/2011)


03 Temmuz 2012 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, güvenlik güçlerinin özlük haklarıyla ilgili söz isteyen Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’na aittir.

Buyurunuz Sayın Türkoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, lütfen, biraz sessiz olursak kürsüdeki milletvekilimizi daha rahat ve daha iyi bir şekilde dinleyebileceğiz.

Buyurunuz Sayın Türkoğlu.

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, güvenlik personelinin sorunlarına ve GATA’dan ve Van’dan gelen şehit haberlerine ilişkin gündem dışı konuşması

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; güvenlik personelinin sorunları hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, güvenlik personelinin birçok sorunu var, bunları anlatacaktım ama dün GATA’dan ve Van’dan gelen şehit haberlerinden sonra, şehitlerle ilgili yazılmış bir yazıdan kesitler sunmak istiyorum:

“Jandarma Uzman Çavuşlar Yahya Karakaya ile Murat Özkozanoğlu 5 Temmuz 2011 sabahı kurulan kalleş pusuda can verdiler.

 İçtimaya herkesten önce koşup ilk tekmili veren çavuşlara o gün kıtalarına ulaşmak kısmet olmadı. Hasmının karşısına çıkıp ilk hamleyi ona verme soyluluğundan gelmeyen tetikçiler sinsice arkadan doğrulttular namluları. Evden kışlaya kadar her gün önlerini, yanlarını kollayan çavuşlar tetiğin arkalarından düşürüleceğini akıllarına getirmemişlerdi.

Çavuşlar kafataslarını parçalayıp beyinlerini sokağa saçan patlamalarla kıdem gözetircesine arka arkaya devrildiler.

O bildikleri Avşar ezgisi ananın yanan ciğerinden, kanayan yüreğinden şehitlerin kulağına ninni gibi akmaya başladı: ‘Yol üstünde ağca mezar/Yelin eser kumun tozar/Öldürmüşler seni oğul/Kıratın bak gemsiz gezer.’

Analarının ak sütüyle mayalanan alca kanları Yüksekova kaldırımlarını sularken öylece o bildik sesin titreşimini, doyumsuz tadını âdeta can suyu gibi içti şehitler.

Sabahın seherinde ölüm pususu kuranların yiğidiyle yüz yüze, göz göze gelip silaha sarılmanın yabancısı, sinsiliğin, kalleşliğin ustası olduğunu nereden bilsin koca Avşar! İki erin karşılıklı vuruşmasında ölen oğla yakılan ağıtlara yansıyan kadere rızanın, isyanla karışık tevekkülün kültüründen gelen baba böylesi düzenlere hiç alışık değil. Yüksekova’da Avşar töresinin değil, ihanetin, acımasızlığın geçer akçe olduğunu yemin billah söyleseniz inanamaz baba Kamil. O, giden oğla yanarken bile vuruşma mertçe olmuşsa agusunu içine akıtıp katlanır  acısına: ’Seni vuran dağlı mıydı/Kurşunları yağlı mıydı/Neye çekip sen vurmadın/Elin kolun bağlı mıydı?’ deyip kadere ilenir giden oğlunun ardından.  Oğlun kanlısı da olsa bir gün gelip fırsat düştüğünde sinsice ardından değil erkekçe alnının çatından hesaplaşmak ister.

15 Mayıs’ta Funda Adile ile dünya evine girip birkaç gün sonra Yüksekova’ya dönen Yahya Çavuş sıla hasretine dayanamamış olmalı ki ansızın dayanıverdi baba hanesinin kapısına.  Hane halkından önce mahalleyi gelincik tarlasına çevirmiş bayraklar karşıladı şehidi.

Anne Selime kucakladı merkez camisinin musallalarına uzatılmış tabutu sıkıca, öylece kaldı konuşmadan. Teyze ana yarısı derler atalar. Şehit çavuşun teyzesi okşadı tabutu: Yahya, Yahya! diye seslendi kardeş kuzusuna. Sonra oğlunu kucaklayıp havaya kaldırarak cemaate bağırdı: Bu da şehit olacak! Aileyi görüntülemeye çalışan kameramanlara döndü kucağındakiyle: Çekin, çekin de bütün kanallarda yayınlayın. Şehitler ölmez. Bak Mehmetçikler burada, bizim bütün çocuklarımız Mehmetçik. Yayınlayın bunları ki Başbakan duysun.

Doktor gözetiminde cenazeye katılan ana, ağlamaktan kısılan sesiyle ‘Kendisi Amerika’da okutuyor. Olmaz olsun, başa geldi. Ortalığı sakinleştireyim diyordu, kuzumu yedi’ diye feryat edip yine tabuta sarıldı bırakmamacasına.

Funda, ilk kez elli iki gün önce düğünde sarılıp öptüğü hayat yoldaşının al bayrağa sarılı tabutuna kapandı. Duvakta yakılan kınası solmamış elleriyle okşayıp defalarca öptü tabutu. Seslendi şehidine: Bir tanem, sana nasıl kıydılar? Sana kıyanların elleri kırılsın. Bir tanem, beni bırakıp nereye gidiyorsun? Oyunbozanlık Yahya Çavuş’tan olmadı. Feleğin zagonu böyleymiş. ‘Ben sözümü tutamadım. Haneden erken ayrıldım bağışla’ diye seslenmek istedi aşağıdan. Başka şeyler de demek istedi ama dili dönüp de ses çıkaramayınca, sükût edip öylece dinledi.

Babası başına geldiğinde ilk kez ayakta duramadı Yahya Çavuş. Atanın yanında el kavuşturup divan durur Avşar uşağı. Otur denmeden de oturulmaz. Babası seslenince yer yarılsa içine girecekti koca çavuş. Nasıl mahcup olmasın? İlk kez kusur işleyip tınmadı töreyi, azar işitti babasından: ‘Küstüm sana oğlum. Niye kalkmıyorsun oradan yavrum?’ Yerinden doğrulmak istese de yekinmeleri boşa gitti, kalkamadı bir türlü. Babanın karşısında divan duramayınca da tabutun içinde küçüldükçe küçüldü. Utancından bir köşeye büzüldü kaldı.

Yapılacaklar tezce yapılır, mevta bekletilmez. Öğleyin Kayseri Müftüsünün kıldırdığı cenaze namazından sonra helallik verdikleri Koca Çavuş’u Avşar ellerine doğru uğurladılar. Al bayrakları omuzlayıp yoldaşlarını uğurlamaya gelen Avşar gençleri ‘Kahrolsun PKK! Şehitler ölmez, vatan bölünmez’ diye bağırdılar sürekli. Geçilen obaların sakinleri şehidi askerce selamlayıp, Fatihayla salavatladılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) - Köroğlu ölmeden muhayyel ölümüne türkü yakmış:

‘Kefenim biçildi tabutum hazır

Yetiş imdadıma boz atlı Hızır.’  diye Hızır Nebi’ye seslenmişti.”

Bu duygularla Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Türkoğlu.

Gündem dışı ikinci söz, Bolu bahar şenlikleri hakkında söz isteyen Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Ercoşkun.

2.- Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un, Bolu bahar şenliklerine ilişkin gündem dışı konuşması

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sözlerime başlarken terör vesilesiyle şehit olan şehitlerimize Allah’tan rahmet, değerli yakınlarına da başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cennetten bir köşe olan Bolu’muzdaki şenliklerle ilgili gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri ve ekranları başında bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Yüzde 65’i ormanlarla kaplı olan, deniz turizmi dışında başta doğa, spor ve termal turizm olmak üzere turizmin her alanına hitap eden Bolu’muz, 9 ilçe, 4 belde, 492 köy ile muhteşem güzelliklere sahip bir ilimiz. Türkiye'nin en önemli iki kenti arasında, Ankara ve İstanbul arasında belki de bugüne kadar  sıkışmış olan bir yapıya sahip olan Bolu, sahip olduğu güzelliklerin aktif hâle gelmesiyle beraber her iki il arasında sıkışmış yapıdan sıyrılmış bir yapıya geçmek üzere hareket ediyor.

9 ilçe, 4 beldede gerçekleşen yayla bayramlarıyla, bahar şenlikleriyle, festivallerle ilimizin sahip olduğu bu güzellikleri tüm Türkiye’ye, hatta ülke dışına taşımamız mümkün. Abant’ıyla, Yedigöller’iyle, Kartalkaya’sıyla, Esentepe’siyle tüm Türkiye'nin tanıdığı, hatta ünü ülkemizin sınırlarını aşan güzellikleriyle yurt dışında da tanınan Bolu’muz, bahardan yaza geçilen bugünlerde bahar şenlikleriyle, yayla mevlitleriyle, özellikle hafta sonları birçok etkinliklere sahne oluyor.

Bahar aylarında, bir insanın doğumundan ölümüne kadar her alanda bir hizmeti olan rahmetli İzzet Baysal’ın anıldığı İzzet Baysal Günleri’yle tüm Bolu halkının büyük hayırsever İzzet Baysal’a şükranlarını sunduğu en önemli etkinlikle başlıyor bu şenlikler.

Doğal zenginliklerinin yanında insan dokusuyla da muhteşem bir zenginliğe, derinliğe sahip olan Bolu’muz, yaylalara çıkılmasıyla beraber, Cenabıhakk’a şükretmek amacıyla mevlit okutmaya, pilav dökmeye başlar. Genellikle o köyün sakinlerinin, uzaktan yakından gelen misafirlerin katıldığı bu yayla bayramları Bolu’nun sahip olduğu zenginlikler için bir şükran merasimidir. Tüm Bolu’ya yayılan bu bayramlar bazı ilçelerde festival şeklinde de gerçekleşiyor.

Akşemseddin diyarı Göynük’te Akşemseddin Hazretlerini anmak için gerçekleşen festivalleri görüyoruz. Elmasıyla, yaylalarıyla ve son dönemde oluşan Seben Taşlıyayla Göleti’yle meşhur Seben ilçemizde bu festivaller gerçekleşiyor. İpek Yolu üzerindeki Babas’ıyla, Sarot’uyla, Taşkesti beldesiyle Mudurnu’muzda İpek Yolu Festivali’ni geçtiğimiz hafta hep beraber kutladık. Şair Dertli’nin anıldığı günleriyle ve Yeniçağa Gölü’yle meşhur olan Yeniçağa ilçemiz bu şenliklere katılıyor.

Köroğlu diyarı, Köroğlu doğa yürüyüşüyle her yıl anılan Dörtdivan gene şenliklerin yapıldığı bir ilçemiz. Havası, suyu sert ama adamı mert Gerede. Esentepe yağlı güreşleriyle, panayırlarıyla, “Mahya” adı verilen etkinlikleriyle, deri sektörünün, ham deri sektörünün yüzde 50’sine hitap eden Gerede’mizde bu şenlikler de bahar girişinde ve sonbahara girerken gene gerçekleşiyor.

Osmanlı saray mutfağıyla nam salan, dünyanın dört bir yanında bizleri temsil eden, gurur duyduğumuz aşçılar diyarı Mengen, Gökçesu beldesiyle, Pazarköy beldeleriyle bu şenliklere aynı şekilde katılıyor. Geçtiğimiz hafta Mengen Aşçılık Festivali’ni hep birlikte gerçekleştirdik.

Kıbrısçık diyarı, Karagöl şenlikleriyle, yaylalarıyla meşhur Kıbrısçık’ımız da aynı şekilde bu şenliklerle Bolu’nun doğal güzelliklerini tüm Türkiye’ye, Bolu dışına tanıtmaya çalışıyor.

Biraz önce de bahsettiğim gibi, Ankara-İstanbul arasında, Ankara, İstanbul’un ve hatta tüm Türkiye'nin buluşabileceği zenginliklere sahip olan ilimiz, siz değerli milletvekillerimize ve tüm Türkiye’den gelen misafirlerimize kapılarını her zaman açık tutuyor. Tatile girdiğimiz günlerde sizleri, inşallah, Bolu’da iktidarıyla muhalefetiyle, hep birlikte ağırlamak istiyoruz; bu güzellikleri hep birlikte paylaşmak istiyoruz. Tüm Bolu halkıyla beraber buna hazır olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Başta Valimiz Ali Serindağ olmak üzere, muhalefet temsilcilerini de bekliyoruz inşallah Bolu’muzda.

Ben, bu vesileyle, bizleri ekranları başında izleyen tüm hemşehrilerimize ve siz değerli milletvekillerine teşekkür ediyorum, Genel Kurulu saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ercoşkun.

Gündem dışı üçüncü söz, siyasi iktidarın antidemokratik uygulamaları hakkında söz isteyen Çorum Milletvekili Tufan Köse’ye aittir.

Buyurunuz Sayın Köse. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, iktidarın antidemokratik uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşması

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; ülkemizde yıllardır yalana dayalı bir politika anlayışı yürürlüktedir. Türlü yollarla şartlandırılan, aldatılan halk kitlelerinin aydınlatılmamış iradelerini alan AKP İktidarı Amerika, Avrupa Birliği ve hatta İsrail’in de desteğini alarak ülkenin yurtsever, namuslu, gerçekten ve samimiyetle milliyetçi güçlerini ezip yok etmeye çalışıyor; bu konuda da her gün kendine ait sınırları zorluyor.

Dün söyledim, zaman aşımına uğrayan -uğratılan- Sivas davasında acıları katmerlenen ailelerin paylaşarak azaltmak istedikleri acılarını biber gazı sıkarak içlerinde büyüttüler.

Hatırlatmak için söylüyorum, yine geçenlerde söyledim, altmış beş yaşındayken, on beş yıl önce koltuğundan ayrılmış bir bilim adamı olan Kemal Gürüz’ü kaçma şüphesi ile tutukladılar, tatilini yarıda keserek gelen Kemal Gürüz’ü. Yine, hepimiz izledik, KESK’e bağlı sendikaların, kamu emekçi sendikalarının yöneticileri terör örgütü üyesi olmak suçlamasıyla tutuklandılar.

Değerli arkadaşlarım, kaç tane generalimiz içeride, biliyor musunuz? Hiçbirimiz bilmiyoruz, değil mi? Hafızalarınızı tazelemek istiyorum: 250’nin üzerinde muvazzaf generalimiz şu anda cezaevinde. Kuvvetli ve yeterli ordusu olmayanın millî onuru olur mu hiç?

Yine, geçenlerde söyledim, “Cübbeli Ahmet Hoca” diye bir arkadaşımız var. Cübbeli Ahmet Hoca mealen şunları da söylemişti, geçen konuşmamda tam anlatamadım. Diyor ki bu düzen için ve sizler için: “Onlar kendilerine uygun bir kapitalist İslam’ı oluşturmak istiyorlar, bütün amaçları budur yoksa emperyalizme karşı bir İslami duruşu asla kabul etmiyorlar, milliyetçi İslam’ı asla kabul etmiyorlar.” Bunu da sizlere hatırlatmak istedim.

Yine antidemokratik uygulamalarınızda sınır tanımadığınız son örnekler. 4+4+4’ün komisyon toplantısında olan var mı içinizde burada sizin sıralarınızdan? Hatırlıyor musunuz 4+4+4’te ne oldu? Ben oradaydım, masanın üzerindeydim. Yirmi beş, yirmi altı tane maddeyi, yirmi dakika içerisinde okundu “Konuşmak isteyen yok, söz almak isteyen yok.” deyip geçirdiniz, hatırladınız mı bunu? Peki 3’üncü Yargı Paketi’nde dün basına yansıyan fotoğrafları gördünüz mü? İçinizden bir arkadaşınızın eli havada, kin ve nefret dolu gözlerini gördünüz mü? Dün Sivas davasının avukatını Sivas olaylarını anmak için burada konuşturan sizlerdiniz, bunu da hatırlamışsınızdır herhâlde, dünden bu tarafa unutmamışsınızdır. AKP çoğunluğu, AKP İktidarı son zamanlarda sayısal çoğunluğuna kaba kuvveti de ekleyerek yeni bir yasama tekniğini hukuk yazınına armağan etti. Bunun için de sizleri kutlamak istiyorum! Şimdi somut olaylardan sonra biraz da yasama faaliyetlerinden bahsetmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, 12 Eylül referandumunda ne yaptık? Gözden kaçan çok önemli bir madde vardı, hatırlıyor musunuz? Danıştayın yerindelik denetimini elinden almak için bir düzenleme yaptınız. Artık özelleştirmelerin önündeki engel de kalmadı, dilediğiniz gibi satabilirsiniz. Bu milletin göz nuru, alın teriyle biriktirdiği malları dilediğiniz gibi satın, haraç mezat satın. Peki şimdi torba kanun geliyor biraz sonra zannedersem önümüze. Torba kanunda ne yapmak istediğinizin farkında mısınız? Yani bir çoğunuzun farkında olmadığını düşünüyorum ben. Ne yapacaksınız biliyor musunuz torba kanunda? Sayıştayın da denetim yetkilerini elinden alacaksınız. Sayıştayın denetim yetkileri elinden alındığında ne olacak, bunun farkında mısınız arkadaşlarım? Bakın Sayıştay raporlarından okuyorum. Bu Sayıştay raporları da olmazsa hiçbir şey bilemeyeceğiz biz.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Hepsinin farkındalar, bilerek yapıyorlar.

TUFAN KÖSE (Devamla) - Ne demiş: “TEDAŞ bilançosunun aktifinde işletme hakkı devir bedelinden alacak hesabında kayıtlı…” Ne kadar miktar biliyor musunuz? “…2 katrilyon 321 milyon TL tutarındaki alacağın dağıtım şirketlerinde karşılığı ve muhatabı bulunmadığından -muhatabı yok 2 katrilyon lira paranın- nasıl tahsil edileceği ya da tasfiyesi hususunda yaşanılan belirsizliğin, Özelleştirme İdaresinin görüşü alınarak sonuçlandırılması.” 2 katrilyon 321 milyonun karşılığı yok. Bunu da öğrenemeyeceğiz biraz sonra Sayıştay Kanunu’nda eğer olumlu oylarınızla çıkarsa.

Yine, Avrupa Yatırım Bankası ve Dünya Bankasıyla finanse edilen yatırımların da teminat mektupları alınmamış Sayıştayın uyarısına rağmen, sözleşmelerde yazılı olmasına rağmen. Bunları da öğrenemeyeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, yine Sayıştay raporundan: “Kurumca verilen cezalar tahsil için Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen tahsil dairelerine iletilmektedir. Ancak söz konusu daireler cezaların tahsili için bir gayret göstermemekte olup…” diyor, devam ediyor. Bunu da öğrenemeyeceğiz. Ne olmuş peki tahsil edilmek üzere verilen cezalar? Bir milletvekilinize ait şirketin… Bakın, okuyorum burada: Kütahya Şeker Fabrikası, C şekerin yurt içinde satılmasından 24 trilyon bir, 10 trilyon bir ceza yemiş. Bunları da öğrenemeyeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, şeffaflık…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TUFAN KÖSE (Devamla) - … ve denetlenebilirlik kamu idaresinin vazgeçilmezlerdendir. Biraz sonra gelecek torba yasada da bunları göz önünde bulundurmanızı diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Köse.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce sisteme girmiş sayın 10 milletvekilimize İç Tüzük 60 gereği çok kısa söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Aygün.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, iktidar partisinin uygulamalarına ilişkin açıklaması

HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

Kanun hükmünde kararnamelerle ülkenin yönetildiği, parlamenter demokrasinin asma yaprağına döndüğü, muhaliflerin hapishanelere doldurulduğu, ordu komuta kademesinin tutuklandığı, Türkiye’nin tüm komşularıyla savaş havasına girdiği, 12 Eylül faşizminin bile dokunmadığı grev hakkının yasaklandığı, “dindar ve kindar nesil” hedefinin artık açıkça savunulduğu, 7 bin Kürt siyasetçinin “KCK” adı altında hapishanelere doldurulduğu, MİT Başkanına yargı dokunulmazlığı, Başbakana çete kurma yetkisi verildiği, 771 öğrencinin tutuklu olduğu, Alevilerin evlerinin işaretlendiği ve Bakanın “Çocuk işi.” dediği, Uludere’de 34 Kürt’ün bombardıman edilip özür bile dilenmediği, “ustalık dönemi” adı verilen dönemde tüm ulusal kaynakların satışa sunulduğu ve Sivas katillerine “Yananlar kadar masumdur.” denildiği bir yasama yılı geride kalıyor, birkaç saat kaldı, AKP’ye hayırlı olsun!

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aygün.

Sayın Erdemir…

2.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, on dokuz yıl önce Hollandalı Carina Thuijs’in Madımak’ta katledilmesine ilişkin açıklaması

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – On dokuz yıl önce bugün Hollanda’da bir anneye kızının Sivas’ta diri diri yakıldığının haberi verildi. Madımak’ta katledilen 35 candan biriydi Carina Thuijs. Leiden Üniversitesi Antropoloji Bölümü öğrencisiydi, mezun olduğunda meslektaşım olacaktı. Misafirlerine kıyacak kadar insanlıktan çıkmış katillerin kurbanı oldu.

Carina adına sormak isterim sizlere; Sivas davası zaman aşımına uğradığında “Milletimiz için hayırlı olsun.” diyenlere, “Yargılananlar yananlar kadar masumdur.” diyenlere: Kaçınız Madımak’taki yangını zevkle seyretti, kaçınız katillerin kaçması için emek verdi, kaçınız katilleri belediyelerde işe yerleştirdi, kaçınız katilleri sakladı, kaçınız katilleri akladı, kaçınız “Bugün olsa, evet, bir kez daha.” dersiniz? Dindarı, kindarı bırakın da, Edip Harabi’nin dediği gibi: “İnsan olun cihanda, bu dünya fani.”

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

Sayın Atalay…

3.- Ardahan Milletvekili Orhan Atalay’ın, 2 Temmuz 1993’te gerçekleştirilen Madımak cinayeti ile 5 Temmuz 1993’te Erzincan Başbağlar’da ve 25 Ekim 1993’te Erzurum Yavi’de gerçekleştirilen cinayetlere ilişkin açıklaması

ORHAN ATALAY (Ardahan) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2 Temmuz 93’te işlenen Madımak cinayetinin yıl dönümü münasebetiyle bu ve benzeri tüm cinayetleri ben de öncelikle lanetliyor, rahmet ve sabır diliyorum. Ne var ki, bu ve benzeri tertiplerin kimin işine yaradığı sorusuysa doğru cevabını henüz bulmuş değildir. Telin etkinliklerinde ortaya konulan tepkilere bakınca, olayın sanki de asıl amaca ilişkin bilgiyi temin etmek için ihtiyaç duyulan dinginliği bertaraf etmeye dönük bir mecraya yönlendirildiğine dikkat çekmek istiyorum.

Ayrıca, Madımak’tan hemen sonra 5 Temmuz 93’te Erzincan Başbağlar’da 33 ve 25 Ekim 93’te Erzurum Yavi’deyse 38 masum insanımız benzer bir vahşetle kurban edilmişti. Son iki katliama ilişkin gerek Mecliste ve gerekse ülkede bir gündemin oluşmaması insan ve toplum algımızda eşitlik ilkesinden hâlâ ne kadar da uzaklarda olduğumuzu göstermektedir. Vicdan mağdurların mazlumiyet derecesine göre hüküm verecekse şayet, “Hangilerinin tarihlerini yazmaya daha çok fırsatımız vardır?” sorusunu da aynı vicdanlara sormanın ahlaki mecburiyetimiz olduğunu düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atalay.

Sayın Öğüt…

4.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, bakım onarım çalışmaları nedeniyle Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün trafiğe kapatılması sonucu yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bilindiği üzere, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün bir bölümü bakım, onarım ve asfalt yenileme çalışmaları nedeniyle 18 Haziranda trafiğe kapatıldı. Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım çalışmanın zorunlu olduğunu söyleyerek, “Yapmazsak daha büyük felaket riski var.” dedi. Köprüyle ilgili çalışmalar sürerken İstanbullular da büyük çile çekiyor. Üstelik köprüdeki gece çalışmaları da iptal edilerek eziyet 2 misline çıkarıldı. Bu trafik çilesini azaltmak için neden çözüm üretilemiyor? Üç aylık süreçte trafik yoğunluğunu azaltmak için tek-çift-karma plaka uygulamasına geçilerek araç sayısı azaltılabilir, ilgili makamlarla görüşülerek indirimli taksi tarifesi uygulamasına geçilebilir hem vatandaş hem esnaf kazanır ya da başka ülkelerde olduğu gibi sadece sürücünün yer aldığı araçlara sınırlama getirilebilir. Yetkililer bu tarz çözümler üretmek yerine neden işin kolayına kaçıp alternatif güzergâhlar sunmakla ve İstanbullulara tatil önermekle yetinmektedir. Son zamanlarda bir de trafik kazalarına karşı önlem alınamamıştır. Köprü üstünde trafik kazaları çok ciddi sorun yaratmaktadır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Sayın Kaplan…

5.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Sivas katliamının suçlularının cezalandırılması gerektiğine ve ülkede yaşanan olumsuzlukları gidermenin devletin görevi olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

2 Temmuz Sivas Madımak’taki katliamın üzerinden tam on dokuz yıl geçmiş olmasına rağmen bu toplumda huzuru bozanlara, Maraş’ta, Çorum’da, yurttaşlarımız arasında inanç temelinde huzursuzluk çıkarmaya çalışanlara karşı Sivas’ta da sessiz kalınması dikkat çekicidir. Hâlâ yargılanmanın devam ettiği, bazı suçluların zaman aşımına uğradığı Sivas onur kırıcı bir noktaya gelmiştir. Suçlular cezalandırılmalıdır. Eğer devlet 1938 Dersim olaylarında Uludere’den özür diliyorsa Sivas’ta yaşananlar için de özür dilemelidir. Hâlâ olayın zanlıları ve sorumluları maalesef dışarıdadır, gerekiyorsa tekrar yargılanmalıdır. Eğer bu ülke içerisinde yurttaşlarımız Alevi’si, Sünni’siyle bir arada kardeşçe yaşamaya devam edeceklerse bunların bu olumsuzluklarını gidermek de devletin görevidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Sayın Özgündüz…

6.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Sivas katliamını gerçekleştirenlere sempati duyanları şiddetle kınadığına ilişkin açıklaması

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Evet, 2 Temmuzda Sivas’ta “Müslüman Türkiye”, “Lâ ilahe illallah”, “Allah Allah” diyerek Allah’ın yarattığı en değerli varlık olan insanları diri diri yakan Allahsızları ve onlara gönlünde zerre kadar sempati duyanları şiddetle, nefretle kınıyorum.

Dün, Soner Yalçın’ın yönetmenliğini yaptığı, iki kardeşini Sivas’ta kaybeden Menekşe Kaya’nın hikâyesini belgesel film olarak izledik. Salon gözyaşlarına boğuldu.

Bunu yapanların, bırakın Müslüman olması, insanlığından bile bahsedilemez. Ne yazık ki İslam adına, din adına, Allah adına cinayet işleyen bu insanlara birileri de arka çıkmaktadır, sempati duymaktadır, onları da şiddetle kınıyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özgündüz.

Sayın Çelik.

7.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, 1, 2 Temmuz günleri Muş ilinin bazı ilçe ve köylerinde yağan dolunun verdiği zarara ilişkin açıklaması

DEMİR ÇELİK (Muş) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

1 Temmuz ile 2 Temmuz günleri arasında Muş ilimizin Bulanık ve Malazgirt ilçelerinin bir kısım köylerinde yağan dolu başta Kırkgöze, Çaygeldi, Gümüşpınar, Üçtepe köyleriyle, Elmakaya beldesi, Malazgirt ilçemizin de Tendürek, Hasretpınar ve Adaksu köylerinde ciddi, buğday ve mercimek tarlaları başta olmak üzere, tarım ve ziraat arazilerine zarar vermiştir. Bu arazilerde bir yıllık emekleri ve maddi kaynaklarını harcayan vatandaşımızın ciddi emekleri heba olmuştur.

Kendilerine geçmiş olsun diyor, gerekli duyarlılıkla, afetin yol açtığı zararın giderilmesi dileklerimi iletiyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çelik.

Sayın Eyidoğan.

8.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Barbaros Hayrettin Paşa’nın ölümünün 464’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Yarın 4 Temmuz, Barbaros Hayrettin Paşa’nın ölümünün 464’üncü yıl dönümü, ruhu şad olsun.

Biz Barbaros’un torunları, bugün düşürülen ve bin küsur metre derinlikte yatan uçağımızı bir batiskafımızla arayamıyoruz, ondan bundan istiyoruz. Barbaros’un torunları bizler, üç tarafı denizle çevrili bu ülkede, derin denizlerde petrolümüzü, gazımızı yabancı sismik gemilere aratıyoruz, onları kiralatıyoruz. Barbaros’un ölüm yıl dönümünde bu durumumuzu hatırlayalım. Siyasallaştırılan Türkiye Bilimler Akademisini hatırlayalım ve muhasebesini yapalım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Eyidoğan.

Sayın Moroğlu.

9.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, adliyeleri kapatılan 102 belediye başkanının talebine ilişkin açıklaması

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, bugün adliyeleri kapatılan 102 tane belediye başkanımız, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Çankaya kapısı girişinde “Adalet arıyoruz.” diye bir basın toplantısı yaptılar. 2 milyon yurttaşımızın adalete erişimini engelleyen 102 tane adliyenin kapatılmasının durdurulmasını istiyorlar. Bakanlarımız ve AKP Grup Başkan Vekilimiz buradayken, belediye başkanlarımızın, asıl olarak da 2 milyon yurttaşımızın adalet taleplerine cevap vermelerini ve 102 adliyemizin kapatılmasını engellemek için öne düşmelerini istiyoruz.

Belediye başkanlarımızın talebini buradan iletmiş oluyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Moroğlu.

Sayın Tanal…

10.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, adliyelerin kapatılmasının yarattığı sorunlara ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Adliyelerin kapatılması üç beş kamu görevlisinin ilçeden gitmesi anlamına gelmemektedir. En basit adliye hizmetleri için bile yaşlı, hasta, engelli insanlar kilometrelerce yol gitmek zorunda kalacaktır. Oysa eğitim, sağlık, din, ulaşım, iletişim hizmetleri için milyonlar harcanarak yatırımlar sürerken halkımız adalet hizmetinden adaletsiz bir şekilde mahrum bırakılmaktadır.

Somali’ye yardım eden, Suriyeli muhalifleri barındıran Hükûmet, lütfen Adalet Bakanının tavsiyesiyle, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kararıyla kapanan adliyeleri tekrar açınız.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Sayın milletvekilleri, diğer sisteme girmiş milletvekillerine de söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Işık.

11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Sivas ve Başbağlar olaylarında, terörle mücadelede, görevleri başında hayatlarını kaybeden tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet dilediğine ve şehit aileleri ile gazilerin taleplerine ilişkin açıklaması

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sivas ve Başbağlar olaylarında hayatlarını kaybedenler ile bugüne kadar terörle mücadelede ve görevleri başında hayatlarını kaybeden tüm şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyor, gazilerimize acil şifalar ve hayatlarında mutluluklar diliyorum.

Bu vesileyle, şehit ailelerimizin ve gazilerimizin ikinci iş hakkının verilmesi, Devlet Övünç Madalyası sahiplerine şeref aylığının bağlanması, şehit anne, babalarına ayrı ayrı asgari ücret düzeyinde maaşın verilmesi, vazife şehitleri ve malullerine de maaş ve iş imkânı sağlanması, malullük zammının artırılması ve şeref aylığının tam ödenmesi yönündeki talepleri de sizlerle ve kamuoyuyla paylaşıyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Sakık…

12.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Dersim ve Roboski’den dolayı devletin özür dilemesi gerektiğine ve İstanbul’da başlayan KCK davasına ilişkin açıklaması

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Biraz önce bir konuşmacı arkadaşımız, devletin hem Dersim’den hem de Roboski’den dolayı özür dilediğini… Keşke devlet bu erdemliği göstermiş olsaydı hem Dersim’den hem Roboski’den özür dileyebilmiş olsaydı. Biz gerçekten geçmişimizle yüzleşmek için devletin evet, bu katliamlardan dolayı halktan özür dilemesi gerektiğine inanıyoruz.

İkincisi; iki gündür İstanbul’da devam eden KCK davası, burada biraz önce, oradaki savunmada bulunan avukatlar jandarmanın saldırısına maruz kaldılar. Yani bunların hepsi BDP’nin yöneticileri, BDP kadroları, siyaset dünyasında önemli aktörler. Ana dillerinden… Kürt oldukları için alınıyorlar, ana dilde savunma hakları engelleniyor ve savunma bir bütün olarak engelleniyor. Dünyanın neresinde böyle bir faşizm var. Alıyorsunuz, tutukluyorsunuz, savunma hakkını gasp ediyorsunuz. Savunma için giden avukatları darp ediyorsunuz ve bu düzenin adına ne diyeceğimizi şaşırıyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sakık.

Sayın Sarıbaş.

13.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale’nin Çan ilçesi Bardakçılar köyü ile 25 civar köyün termal yer altı sularının maden işletmeciliğinde kullanılacağına ilişkin açıklaması

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çanakkale Çan ilçesi Bardakçılar Köyü, Kazdağları’nın eteklerinde kurulmuş bir köyümüz ve kaplıcaları olan bir köyümüzdür. Bardakçılar Köyü tüzel kişiliğine ait olan Kazdağları’ndaki bu sıcak suyun ihaleye çıkarılarak yabancı bir firmaya ihale edildiği doğru mudur?

Bu firma Kuzey Madencilik Anonim Şirketi midir? Eğer bu, Kuzey Biga Madencilik Anonim Şirketinin paravan bir şirket olduğunu biliyoruz. Bunu Alamos Gold Şirketine Biga Madencilik Şirketi bu suları devretmiş midir? Devretme hakkı var mıdır? Bu doğru ise kaç yıllığına ve kaç paraya devretmiştir?

Buradaki köylünün, sıcak suyun çıktığı alanın termal ve turizm alanı olduğu ilan edilmesine rağmen bu sıcak suların altın işletmeciliğinde kullanılacağını ve 25 tane köyümüzün suyunun, buradaki suyumuzun köy grup suyunun yok olacağını bilmekteyiz. Bu anlamda bu köylerimizin ve Çan ilçesinin kullandığı tatlı sularının ...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sarıbaş.

Sayın Akar.

14.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Türkiye’nin linyit rezervine ve atıl duran Afşin - Elbistan sahasındaki 6 bin megavatlık enerjinin üretime dâhil edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, Türkiye’de bugün itibarıyla 12 milyar ton linyit kömürü rezervi bulunmaktadır; bunun 4,4 milyar tonu da Afşin Elbistan sahasındadır. Afşin-Elbistan sahasının normal elektrik üretimi bu kapasiteye göre 9 bin megavat olup bugün hâlen orada özel ve devlet sektörünün birlikte işletmiş olduğu iki termik santralden 3 bin megavatlık bir elektrik enerjisi elde edilmektedir. Bugün, dereleri kurutan HES’lerin kapasitelerine baktığımda 25-50 megavat arasında değişmektedir. Atıl duran Afşin-Elbistan sahasındaki 6 bin megavatlık enerji üretimi yapılabilirse, yaklaşık, en az 120 tane HES’e bedeldir. Böylece seksen yaşında nineler veya daha genç insanların aileleriyle görüşmeleri yasaklanmaz, nineler jandarmayla veya polis baskısıyla sürüklenmezler ve derelerde katliam yapılmaz, doğa tahrip edilmez. Biz diyoruz ki, bu Afşin-Elbistan sahasındaki 6 bin megavatlık açık duran enerjinin üretime dâhil edilmesi ve bu konuda çalışmalar yapılması konusunda gereken adımların atılmasını talep etmekteyiz.

Bilgilerinize.

Saygılar.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Sayın Yılmaz…

15.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, sendikal harekete yapılan saldırılara ve tutuklanan sendikacılara ilişkin açıklaması

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, son dönemde, sendikal harekete çok ciddi bir saldırı başlatılmıştır. Yargı eliyle ya da savcılıklar eliyle yapılan bu saldırının sonucunda KESK Genel Başkanı Lami Özgen ve pek çok sendikacı gözaltına alınmış, bazı arkadaşlar tutuklamışlar, Lami Özgen salıverilmiştir ama hakkında, büyük ihtimalle dava açılacaktır.

Aynı nitelikte sendikal harekete yapılan saldırılardan bir tanesi de Mersin’de gerçekleştirilmiştir. Mersin’de Büro Emekçileri Sendikası Başkanı, Eğitim Sen Başkanı ve SES Başkanı, Sağlık Emekçileri Başkanı olan arkadaşlarımız Gürsel Şenşafak, Orhan Yıldırım, Yılmaz Bozkurt, bir basın açıklaması yaptıklarından dolayı haklarında dava açılmış, bu davanın sonucunda bir yıl üç ay hapis cezası almışlar ve ne yazık ki mahkemeler erteleme kararı vermemişler. Bu karar da Yargıtay tarafından onanmıştır.

Bu çok tehlikeli bir şeydir Sayın Başkan çünkü insanlar sadece basın açıklaması yaptıklarından dolayı böylesine cezalandırılacaksa artık Türkiye’de demokrasinin ve özgürlüklerin sesi kısılmak isteniyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Sayın Havutça…

16.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Bandırma Kuş Cenneti’nde yaşanan kitlesel balık ölümleri ve Gönen Çayı’nın kirliliğine ilişkin açıklaması

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan; Bandırma Kuşcenneti, uluslararası A sınıfı diplomaya sahip, Türkiye'nin ender cennet köşelerinden bir tanesidir. 16.800 hektar kapladığı alanla Türkiye'nin göz bebeği olan, dünya mirası, cennet köşelerimizden birisidir. Geçenlerde gölün kenarında kitlesel balık ölümleri olmaya başlamıştır. Bu konu sayın Valiliğe iletilmesine rağmen bugüne kadar bize herhangi bir yanıt verilmemiştir.

Ayrıca, yine bölgede Gönen Çayı da ciddi anlamda Güney Marmara’yı besleyen en önemli Güney Marmara’daki kaynaklarımızdan bir tanesidir. Orada da Güney Marmara’ya, Erdek Körfezi’ne âdeta zehir akmaktadır. Bu konuları Hükûmetinizin gündemine ne zaman alacaksınız ve ne zaman inceleyeceksiniz? İnsan sağlığına, çevre sağlığına değer verecek misiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Havutça.

Sayın Türeli…

17.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, Türkiye’deki işsizlik sorununa ve İşsizlik Fonundan yapılan ödemelere ilişkin açıklaması

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana bir soru yöneltmek istiyorum. Hepimizin iyi bildiği üzere Türkiye'nin en önemli sorunlarından bir tanesi işsizlik sorunu. Bu çerçevede bir taraftan işsizlik sorununun olumsuz etkilerini azaltmak, işsiz kalmış insanlara destek olmak amacıyla, bir taraftan da işsizliği ortadan kaldırmak amacıyla İşsizlik Sigortası Fonu kurulmuştur. Fakat bu fonda biriken paraların amaç dışında kullanıldığına ilişkin kamuoyunda çok ciddi şüphe oluşmuştur. İki hafta önce Plan ve Bütçe Komisyonunda bir soru üzerine Maliye Bakanı bir açıklama yaptı ve şu ana kadar fon gelirlerinin, fonda biriken paranın 74,6 milyar lira, fon giderlerinin 18,6 milyar lira olduğunu ve bu çerçevede fonda 56 milyar liralık bir paranın biriktiğini söyledi. Fon giderlerinden diğer sâri harcamalar çıkarıldığında fon kapsamında yapılan ödemeler 10,7 milyar liradır. Ben şimdi sormak istiyorum: Bunun ne kadarı mevzuata hak sahiplerine yapılan ödemelerdir, ne kadarı bu alan dışı başka harcamalara kullanılmıştır ve hangi harcamalara kullanılmıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türeli.

Sayın Gök…

18.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Cumhuriyet Halk Partisinin Sivas olaylarıyla ilgili verdiği önerge üzerinde konuşan AK PARTİ milletvekiline ilişkin açıklaması

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Sivas olaylarıyla ilgili verdiğimiz önergede AKP Grubu adına konuşan Milletvekilinin “Bu davada yargılananların da çoğu masumdu.” sözleri üzerine, dün üşenmedim, Sivas davasının gerekçeli kararını aldım ve bu konuşan Milletvekilinin hangi sanıkları takip ettiğini öğrendim. Şunu AKP Grubunun da çok iyi bilmesini isterim ki, sanki grubunuzda başka konuşmacı yokmuş, daha uygun konuşacak kişi yokmuş gibi Sivas davası katliamı sanıklarının avukatlığını yapan birisinin karşımıza konuşmacı olarak çıkarılmasını bir kez daha kınıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu Arkadaşımız 2 sanığın vekâletnamesini üstlenmiş olup her 2 sanık da idam cezasına çaptırılmıştır, “Masumdur.” dediği eğer buysa masum olmayanlar kim bilir neler yapmıştır?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök…

Sayın Çınar…

19.- Kastamonu Milletvekili Engin Çınar’ın, adliyelerin kapatılmasıyla ilgili olarak Kastamonu Çatalzeytin ilçesinden bir heyetin bugün Abdi İpekçi Parkı’nda olacaklarına ve Adalet Bakanlığının bu uygulamadan vazgeçmesini arzuladığına ilişkin açıklaması

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Birçok milletvekili arkadaşımızın dile getirdiği adliyelerin kapatılmasıyla alakalı olarak, bugün, Kastamonu’nun Çatalzeytin ilçesinden bir heyet de Ankara Abdi İpekçi Parkı’nda seslerini duyurmak üzere buraya gelecekler. Ben, Adalet Bakanlığının vereceği talimatla bu yanlış uygulamadan bir an önce vazgeçilmesini arzuluyorum. Aynı zamanda, bu Çatalzeytin ilçemiz bu hizmetleri bundan sonra da komşu ili olan Sinop ilinden alacaktır. Ben, buraya gelen heyetin yanında olacağımı ifade ediyor, Adalet Bakanlığının vereceği talimatla bu uygulamadan vazgeçilmesini arzuluyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çınar.

Sayın Bostancı.

20.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Madımak’ta yaşanan vahşeti kınadığına ve soğukkanlı düşünmeye, kardeşliği temin edecek ortak bir bakış açısına, dile ve anlatıma dikkat edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Teşekkür ediyorum.

2 Temmuzda Sivas Madımak’ta yaşanan vahşet, utanç vericidir. Bu olayı kınıyorum. Olayın sebepleri üzerine hepimiz soğukkanlı bir şekilde düşünmek, kardeşliği temin edecek ortaklaşa bir bakışa ve anlayışa güç vermek durumundayız. Sivas olaylarında 190 kişi tutuklanmış, 33 kişi müebbet, 14 kişi on beş yıl ceza almıştır. Bu olaydan üç gün sonra Başbağlar’da yine 33 kişi yatsı namazında katledilmiş, olayı gerçekleştirenler Sivas olayına atıf yapmışlardır. Burada hem karanlık bir arka plan hem de bu tür girişimlere başarı şansı veren bir toplumsal iklim vardır. Bizim mücadele edeceğimiz en önemli husus insanları beraat ettiren provokasyon iddiaları değil, provokasyonlara imkân veren bu toplumsal durumdur. Siyasi kadroların geçmişi anlatırken aynı zamanda geleceği kurduklarını unutmamamız gerekiyor. O yüzden dile ve anlatıma dikkat diyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bostancı.

Son iki milletvekiline söz veriyorum.

Buyurunuz Sayın Özkan.

21.-  Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, Burdur’da yaşanan dolu afetine ve çiftçilerin Ziraat Bankası ve tarım krediye olan borçlarının ertelenmesi talebine ilişkin açıklaması

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanlar Kurulu üyemiz burada. Ülkemizde küresel ısınmadan dolayı zaman zaman lokal dolu felaketleri olmaktadır. Bunlardan bir tanesi, bir ilimizde görülmüş olan felaket de -imzalarıyla beraber gönderilmiş- lokal olduğu için üreticilerin Ziraat Bankası ve tarım krediye olan borçları ertelenmemektedir. O bölgede örneğin elma var, o bölgede örneğin kiraz var, kayısı var; gelirleri bunlara bağlı. Bu zararlardan dolayı bu dönem için Ziraat Bankası ve tarım kredi borçlarının ertelenmesi yönünde üreticilerimizin talepleri var. İlgili dilekçeyi Sayın Bakana takdim edeceğim, bu konuda kendilerinden o yöre için bir destek bekleyeceğim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özkan.

Sayın Şener…

22.- Ordu Milletvekili İhsan Şener’in, 2 Temmuzda yaşanan olayları lanetlediğine ve bu tür olaylara soğukkanlılıkla yaklaşıp ulusal ve uluslararası tezgâhlara prim verilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İHSAN ŞENER (Ordu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben de 2 Temmuzda yaşanan olay ve sonrasında yaşananları, gayrimeşrulukları lanetliyorum ancak herhangi bir parti grubunun sözcüsünü ya da herhangi bir meşru yapıyı bu tür olayların yanında görerek hareket etmeyi, cephe oluşturmayı bizim geleceği barış için inşamızda ciddi bir kusur olarak görüyorum. Her birimiz bu tür olaylara soğukkanlılıkla, teenniyle yaklaşıp olayın gerçeğini ortaya çıkarmalı, ulusal ya da uluslararası bu tür tezgâhlara prim vermemeliyiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Şener.

Diğer sayın 2 milletvekilimize daha önce söz vermiş olduğum için söz vermiyorum.

Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz sayın milletvekilleri.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ve 20 milletvekilinin, eğitim müfettişlerinin denetmen yapılmasının yarattığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/349)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hükümet TBMM'den aldığı KHK çıkarma yetkisini kullanarak Bakanlıkların teşkilat yapılarında önemli değişiklikler yapmıştır. 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile eğitim sisteminde çok önemli bir yere sahip olan eğitim müfettişliği unvanı da "il eğitim denetmeni”ne dönüştürülmüştür.

Müteakiben, 666 Sayılı KHK ile aynı veya benzer kadro ve görevlerde bulunan personel arasındaki ücret dengesini sağlamak amacıyla ek ödeme uygulaması getirilmiştir. Eğitim müfettişlerine kısa süre önce denetmen unvanı verilmesi nedeniyle, müfettiş oldukları halde diğer denetmenlerle aynı kapsamda ek ödeme verilmiştir.

Müfettiş ve denetmen aynı anlama gelmemektedir. Müfettişlerle denetmenlerin atanma şekli farklıdır. Eğitim Müfettişleri yıllardan beridir 4 yıllık bir fakülte bitirip en az 8 yıl mesleki görev yaptıktan sonra kanunların öngördüğü usule göre seçilerek atanmışlardır. Denetmenlerin atanma koşullarında ise 8 yıl çalışma şartı yoktur. Direkt sınava girerek mesleğe atanırlar.

Müfettişlerle denetmenlerin kanundaki statüleri de farklıdır. 657 Sayılı Yasanın I Sayılı ek gösterge cetvelinde bütün müfettişler genel idare hizmetleri sınıfının (g) bendinde yer almaktadırlar. Denetmenler ise bir alt bent olan (h) bendinde yer alırlar. Yani müfettişlerden daha alt statüdedirler.

Eğitim Müfettişlerinin ek göstergeleri de farklıdır.

Müfettişlerle denetmenlerin yetki farkı vardır. İl eğitim müfettişleri statü olarak il müdürüne bağlı olarak çalışmakta ve milli eğitim müdür yardımcıları, İlçe milli eğitim müdürleri ve şube müdürlerini de denetlemekle yetkilidirler. Denetmenlerin bu şekilde teftiş yetkisi yoktur.

Denetmenlikle eğitim müfettişliği görevi farklıdır. Denetmenler, bir alana ilişkin kontrol görevini yerine getirmektedirler. Oysa eğitim müfettişlerinin görev alanlarında rehberlik ve işbaşında yetiştirme, teftiş, inceleme, soruşturma ve araştırma görevleri yer almaktadır. Üniversite mezunu yüzbinlerce yönetici ve öğretmenin rehberlik ve teftişini yapan eğitim müfettişliğine, ihraç edilecek yumurtanın kalite kontrolünü yapan bir meslekle aynı unvanın verilmesi büyük hatadır ve hukuka aykırıdır.

Denetmenliklerin çoğu kontrol memurluğundan dönüştürülmüştür. Muhasebe kontrol memurları 1995 yılında muhasebe denetmeni yapılmışlardır. Milli emlak kontrol memurları 1994 yılında milli emlak denetmeni yapılmışlardır. Sosyal güvenlik kontrol memurları 2011 yılında sosyal güvenlik denetmeni yapılmışlardır. Vergi kontrol memurları 1994 yılında vergi denetmeni yapılmışlardır. Hatta ürün denetmenlerinin bir kısmı kökende pamuk eksperidir. Eksperler, 1983 yılında ihracat kontrol memuru yapılmışlar, 1994 yılında dış ticarette standardizasyon denetmeni yapılmışlar, 2011 yılında ise ürün denetmeni yapılmışlardır. Müfettiş, unvanının denetmen olarak değiştirilmesi ve kontrol memurlarıyla aynı kefeye konulması kazanılmış hakkın alınmasıdır ve hukuk devletine yakışmamaktadır.

Maliye Bakanlığında, vergi denetmenleri vergi müfettişi yapılırken, Milli Eğitim Bakanlığında eğitim müfettişlerinin denetmene çevrilmesi, hükümet açısından tutarsız bir uygulamadır.

Yıllardır eğitim müfettişlerine yapılan ayrımcılık ve ötekileştirme politikaları eğitim müfettişlerini usandırmıştır. Eğitim müfettişleri düşman askeri değildir. Bu ülkenin insanlarıdır.

Eğitim müfettişlerine yapılan ayrımcılık öyle bir noktaya gelmiştir ki, eş durumu ataması yılda bir kez yapılırken eğitim müfettişlerinin eşlerine bir kez bile tayin isteme hakkı tanınmamıştır.

Devletteki bütün müfettişler, kamu konutlarından görev tahsisli olarak yararlanırken, eğitim müfettişlerinin görev tahsisli lojman hakları ellerinden alınmıştır.

Bütün müfettişlere makam ve görev tazminatı verilirken, eğitim müfettişlerine verilmemiştir.

Eğitim Müfettişlerinin denetmen yapılmasının yarattığı sorunların tespiti, ortaya çıkarılması ve çözümlenmesi amacı ile Anayasamızın 98. maddesi, İçtüzüğümüzün 104. ve 105. maddeleri gereğince bir Araştırma Komisyonu kurularak konunun tüm boyutlarıyla araştırılmasını saygılarımızla arz ederiz) 

1) Turgut Dibek                                        (Kırklareli)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                     (İstanbul)

3) Durdu Özbolat                                      (Kahramanmaraş)

4) Veli Ağbaba                                          (Malatya)

5) Ali Sarıbaş                                            (Çanakkale)

6) Namık Havutça                                     (Balıkesir)

7) Mahmut Tanal                                       (İstanbul)

8) Bülent Tezcan                                       (Aydın)

9) Ali Haydar Öner                                   (Isparta)

10) Kadir Gökmen Öğüt                           (İstanbul)

11) Mehmet Şeker                                     (Gaziantep)

12) Muharrem Işık                                    (Erzincan)

13) Mevlüt Dudu                                      (Hatay)

14) Mehmet Ali Ediboğlu                         (Hatay)

15) Osman Kaptan                                    (Antalya)

16) Metin Lütfi Baydar                             (Aydın)

17) Yıldıray Sapan                                    (Antalya)

18) Emre Köprülü                                     (Tekirdağ)

19) Malik Ecder Özdemir                          (Sivas)

20) Ali Serindağ                                        (Gaziantep)

21) İhsan Özkes                                        (İstanbul)

2.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 20 milletvekilinin, beyaz et sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/350)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Tavukçuluk, Türkiye'de tarım kesiminin en güçlü sektörlerden biridir. Ülkemizde geçimini tavukçuluk sektöründen sağlayan üretici çiftçi, yem, ilaç, yan sanayi, satıcı esnaf, nakliye, pazarlama elemanı gibi insan sayısı iki milyona yaklaşmaktadır. Sektörün yıllık cirosu 3 milyar dolar civarındadır. Üretim koşulları, gelişmiş ülkelerle hemen hemen aynı olmakla birlikte, ülkedeki piliç tüketimi gelişmiş ülkelerdeki tüketimin yarısı kadardır. Ülkemizdeki kişi başına beyaz et tüketimi Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği Ülkeleri ile karşılaştırıldığında hâlâ oldukça düşüktür. Kişi başına yılda tüketilen kanatlı eti miktarları ABD'de 47 kg; Kanada'da 35 kg; İngiltere'de 28 kg; Fransa'da 26 kg; İspanya'da 25 kg; ülkemizde ise 17.5 kg'dır.

Kanatlı sektöründe hammadde sorunların başında yer almaktadır. Kanatlı sektöründe kullanılan yemin büyük bölümü mısır, soya ve buğdaydan sağlanırken, yerli mısır üretimi artsa da ihtiyacı karşılamamaktadır. Bu nedenle yaklaşık 1 milyon ton mısır ithal edilmektedir. Türkiye'nin 2 milyon ton olan soya ihtiyacının ise neredeyse tamamı ithal edilmektedir. Hammadde konusunda dışa bağımlılık nedeniyle dövizdeki artış maliyetleri doğrudan artırıyor olması, ABD'nin ve diğer üretici ülkelerdeki etanol politikası buğday, mısır ve diğer yem hammaddelerinin fiyatına etki ediyor olması, bunun dışında ithalatın yapıldığı ülkelerde soya, mısır gibi ürünler genetiği değiştirilmiş (GDO) olarak üretiliyor olması sektördeki hammadde sorunları olarak çözüm beklemektedir.

Sektördeki diğer bir sorun ise ihracatta yaşanan sıkıntılardır. Beyaz et ihracatı artmasına rağmen yaşanan sorunlar gelecek açısından endişe verici boyutlara ulaşmış durumdadır. Özellikle tek pazara bağımlılık (İran, Irak ve Libya odaklı ihracat pazarı) sektörün geleceği açısından endişe vermektedir. Özellikle AKP Hükümetinin iş başına gelmesinden sonra beyaz et sektörü yerinde saymaya başlamış, hatta geriye gitmiştir. Bugün rakip olarak gördüğümüz Brezilya dünya ihracatının yüzde 45'ini yaparken Türkiye daha yüzde 1'ini bile yapamamaktadır. Brezilya yılda 500 bin ton piliç etini Suudi Arabistan'a ihraç ederken, ABD Irak pazarında büyük pay sahibi olurken Türkiye'nin bu pazarlarda söz sahibi olmaması sektörün geleceği açısından kaygı vericidir. Pazar çeşitliliğinin sağlanması sektör açısından olumlu olacaktır. Tek pazara veya bir iki ülkeye bağımlılıktan kurtulmak ve ihracatın artması için devlet desteğinin artırılması büyük önem arz etmektedir. Avrupa Birliği'nde ton başına 350 Avro, diğer üretici ülkelerde 500 dolara varan devlet desteği verilirken, Türkiye'de yakın zamana kadar ton başına 26 dolar olan destek daha yeni 76 dolara çıkarılmış olmasına karşın yetersiz kalmaktadır. Bu desteklerle Türk beyaz et sektörünün diğer ülkelerle rekabet etmek olanaksızdır.

Yıllık 5,5 milyon ton civarındaki tavuk ve hayvan dışkısının çevre sorunu yaratan atık olmaktan çıkarılıp, tarımsal gübre, ekonomik değer haline getirilmesi gerekmektedir. Bu atıkların ekonomik değerlendirilmesine yönelik yatırımlar yapılması, bu atıklardan gübre üreten tesislerin satış konusunda başarılı olabilmesi için çalışmalar yapılması ve fiyat sorunun aşılması gerekmektedir. Bunun için devletin, kimyevi gübre gibi, işlenmiş tavuk gübresi satın alanlara da birkaç yıl destekleme ödemesi yapması yararlı olacaktır.

Diğer taraftan, kümes besicileri, devlet desteği ile kurdukları kümeslerinin kaçak konumuna düşmesinden yana sıkıntı yaşamaktadır. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu'ndan faydalanan yetiştiriciler kümes sayısını artırmıştır. Bu kümeslerin inşaat ruhsatı olmaması ve devletin inşaat ruhsatı olmayan kümeslere destek vermiş olması yetiştiriciler için sorun olmaktadır.

Özet olarak sorunlarının çözümü hâlinde de büyük bir atılım yapmaya hazır bir sektör olan beyaz et sektörünün üretimden tüketime kadar bütün yönleriyle ele alınması, sorunlarının ve çözümlerinin kapsamlı olarak araştırılması için Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğinin yapılmasını arz ederiz.

1) Namık Havutça                             (Balıkesir)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu             (İstanbul)

3) Malik Ecder Özdemir                    (Sivas)

4) Durdu Özbolat                              (Kahramanmaraş)

5) Veli Ağbaba                                  (Malatya)

6) Kadir Gökmen Öğüt                     (İstanbul)

7) Ali Sarıbaş                                    (Çanakkale)

8) Mahmut Tanal                               (İstanbul)

9) Bülent Tezcan                                (Aydın)

10) Ali Haydar Öner                         (Isparta)

11) Ali Rıza Öztürk                           (Mersin)

12) Mehmet Şeker                             (Gaziantep)

13) Muharrem Işık                            (Erzincan)

14) Mehmet Ali Ediboğlu                  (Hatay)

15) Mevlüt Dudu                               (Hatay)

16) Osman Kaptan                            (Antalya)

17) Yıldıray Sapan                            (Antalya)

18) Metin Lütfi Baydar                      (Aydın)

19) Emre Köprülü                             (Tekirdağ)

20) Ali Serindağ                                (Gaziantep)

21) İhsan Özkes                                (İstanbul)

3.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve 34 milletvekilinin, TRT’deki yayınlarla ilgili iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/351)

TBMM Başkanlığına

Türkiye'de AKP iktidarları tarafından yaratılan ve ülkemizde ifade ve düşünce özgürlüğünü de boğan yeni medya düzeninin en vurucu aygıtı ve mekanizması hâline düşürülen TRT'yle ilgili iddiaların bütün boyutlarıyla açıklığa kavuşturulması amacıyla Anayasa'nın 98., İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Aytun Çıray                                    (İzmir)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu               (İstanbul)

3) Durdu Özbolat                                (Kahramanmaraş)

4) Veli Ağbaba                                    (Malatya)

5) Mahmut Tanal                                 (İstanbul)

6) Namık Havutça                               (Balıkesir)

7) Mehmet Şeker                                 (Gaziantep)

8) Ali Haydar Öner                             (Isparta)

9) Kadir Gökmen Öğüt                       (İstanbul)

10) Yıldıray Sapan                              (Antalya)

11) Emre Köprülü                               (Tekirdağ)

12) Osman Kaptan                              (Antalya)

13) Mustafa Moroğlu                          (İzmir)

14) Erdal Aksünger                             (İzmir)

15) Hülya Güven                                 (İzmir)

16) Alaattin Yüksel                             (İzmir)

17) Şükran Güldal Mumcu                  (İzmir)

18) Rıza Mahmut Türmen                   (İzmir)

19) Mustafa Serdar Soydan                 (Çanakkale)

20) Ayşe Eser Danışoğlu                    (İstanbul)

21) Sedef Küçük                                 (İstanbul)

22) Kemal Ekinci                                 (Bursa)

23) Ali Serindağ                                  (Gaziantep)

24) Selahattin Karaahmetoğlu              (Giresun)

25) Doğan Şafak                                 (Niğde)

26) Müslim Sarı                                  (İstanbul)

27) Bülent Tezcan                                (Aydın)

28) Levent Gök                                   (Ankara)

29) Ercan Cengiz                                 (İstanbul)

30) Muharrem Işık                              (Erzincan)

31) Aykut Erdoğdu                             (İstanbul)

32) Ali Sarıbaş                                    (Çanakkale)

33) Celal Dinçer                                  (İstanbul)

34) Ali İhsan Köktürk                         (Zonguldak)

35) Metin Lütfi Baydar                        (Aydın)

Gerekçe

TRT 01.05.1964 tarihinde T.C. devleti adına radyo ve televizyon yayınları gerçekleştirmek üzere özel bir yasayla tüzel kişiliğe sahip özerk ve tarafsız kurum olarak kurulmuştur. Kurumun özerkliği 1972 yılında yapılan anayasa değişikliği ve 1982 darbe Anayasasıyla büyük darbe yemiştir. 1993 yılında yapılan yeni anayasal düzenlemelerde kurumun özerkliğine ve tarafsızlığına vurguda bulunulmasına rağmen 11.06.2008'de 5607 Sayılı Kanunun 3. Maddesinin oluşturduğu düzen Kurumun Yönetim Kurulunun belirlenmesini Bakanlar Kuruluna bırakmıştır. Düzenlemenin ne kadar vahim sonuçları olabileceği 58., 59., 60., 61. AKP hükümetleri döneminde çok açık bir şekilde görülmüştür. TRT, AKP hükümetleri döneminde tarafsızlık ilkesini çok açık bir şekilde çiğnemiş; bu tarafsızlık ihlalleri zaman zaman açık bir cürüm ve suç niteliğine bürünmüştür. TRT'nin suç niteliğine bürünen tarafsızlık ihlalleri yargı tarafından da tescil edilmiş ve TRT, ekranlarının Cumhuriyet Halk Partisi'ne ve o dönemki liderine iftira ve hakaret maksadıyla kullanılmasına alet edildiğinin yargı süreçleri sonunda kesinleşmesiyle TRT Genel Müdürlüğü Ekim CHP'ye ve önceki Genel Başkanı sayın Deniz Baykal'a 82.557 TL tazminat ödemeye mahkûm edilmiştir. TRT'nin sadece bu olaydaki toplam zararı 87.095 TL.'ye ulaşmıştır.

TRT kurum olarak kendine mahsus bir gelir kanunu çerçevesinde sekiz ayrı gelir kaynağına sahiptir. Bu gelir kaynakları arasında radyo, televizyon, müzik seti ve üzerinde radyo ve televizyon alıcısı bulunan tüm iletişim araçlarından alınan bandrol ücretleri ve elektrik faturaları üzerinden alınan bir pay vardır. Sırf gelir kaynakları dahi TRT'nin mutlak ve tam anlamda özerkliğini ve tarafsızlığını objektif bir zorunluluk kılmaktadır. Ancak on yıla yayılan dört AKP Hükümeti süresince TRT hükümetin ideolojik bir aygıtı haline getirilmiştir. TRT'nin haber ve yorum programları nerdeyse tamamen AKP destekçisi ve yandaşı yazarlara ve yapımcılara piyasa koşullarına göre astronomik ücretlerle tahsis edilmiş; göstermelik birtakım uygulamalar dışında ekranlar hükümetin adeta propaganda aracına dönüştürülmüştür. TRT, AKP'nin bütün medyayı kendi hakimiyetine alma politikasının vurucu ve merkezi unsuru kılınmıştır. Bu TRT'nin kaynağı doğrudan doğruya milletimiz olan gelirlerini taraflı, dolayısıyla ahlaki ve siyasi bakımdan çok uygunsuz bir şekilde kullandığı anlamına gelmektedir.

TRT, ayrıca kendisine yaratılan muazzam gelir kaynaklarını kendi görev tanımı içinde olmadığı halde özel radyo ve televizyon kuruluşlarıyla rekabet içine girmiş; kamu yayıncılığından eğlence ve sansasyon yayıncılığına kaymıştır. Bir örnek olarak, bugün AKP İstanbul milletvekili olan Hakan Şükür'e haftada sadece bir gün yayımlanan Stadyum adlı programındaki yorumları karşılığında program başına vergiler hariç ayda 56.000TL, yıllık toplam 728.000 TL ödemiştir. Kamuoyunda TRT'nin kurum dışında yaptırdığı bütün yapımlar ve programlarda iktidar yanlısı kişileri, kuruluşları ve şirketleri tercih ettiği ve söz konusu kuruluşların ve şirketlerin Fason organizasyonlar oldukları konusunda çok ciddi şüpheler vardır. Bu konudaki iddiaların tümü çok vahimdir ve bu iddiaların doğruluğunun kamu kurumlarını Türk Milleti adına inceleme ve denetleme yetkisine sahip en yüksek kurum olan yüce Meclisimiz tarafından araştırılması ve aydınlatılması kaçınılamaz bir sorumluluktur.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur. Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Ankara Milletvekili Levent Gök ve arkadaşları tarafından, 28/6/2012 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Ankara metro çalışmaları sırasında ortaya çıkan göçük olayının tüm boyutlarının araştırılarak olayda ihmali olanların belirlenmesi" amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 3/7/2012 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önergesi

                                                                                                                    03.07.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun, 03.07.2012 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                             Emine Ülker Tarhan

                                                                                                                        Ankara

                                                                                                             Grup Başkan  Vekili

Öneri:

Ankara Milletvekili Levent Gök ve arkadaşları tarafından, 28.06.2012 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Ankara metro çalışmaları sırasında ortaya çıkan göçük olayının tüm boyutlarının araştırılarak olayda ihmali olanların belirlenmesi" amacıyla verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, (484 sıra nolu) Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 03.07.2012 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehine, Ankara Milletvekili Levent Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ankara metrosuyla ilgili olarak vermiş olduğumuz Meclis araştırma önergesi üzerinde söz aldım, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün konuşacağımız konu Ankara metrosunun ibretlik bir öyküsüdür. Bu öykünün içinde, Ankara halkının yıllarca aldatılmışlığı, kaynakların heba edilmesi, yapılan ama bakımı yapılmayan inşaatın çürümeye terk edilmesi ve sonunda trajik bir ölüm vardır.

Değerli milletvekilleri, Başkent Ankara’da, 22 Haziran 2012 sabahı, İnönü Bulvarı’nda, metro çalışmalarının yapıldığı alanda meydana gelen göçüğün altında kalan Kadir Sevim’in cesedine, on beş saat sonra, Millî Eğitim Bakanlığı yakınındaki metro inşaat alanında ulaşılabildi. Kadir Sevim’in cesedinin yer altındaki suyun etkisiyle 1 kilometre sürüklenmesi, metro çalışmalarına hepimizin çok ama çok özenli bir şekilde dikkat çekilmesi gereken bir özen göstermemiz gerektiğini, bizlere bir kez daha hatırlattı.

Sizlere kısaca Ankara metrosunun tarihsel gelişimiyle ilgili bilgi sunmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Ankara Ana Ulaşım Planı 1994 yılında Ankara Büyükşehir Belediye Meclisince kabul edilmiş ve bu Plan’da Ankara’nın gelişme bölgelerine göre metro yapılması öngörülmüştür. Kızılay-Çayyolu güzergâhı da, metro yapılacağı gerekçesiyle, nüfus yoğunluğuna açılmış, kamu binaları bu bölgeye taşınmıştır. Hepinizin bildiği gibi, ODTÜ, Bilkent Üniversitesi, Başkent Üniversitesi, Çankaya Üniversitesi gibi çok önemli üniversitelerimiz ve bunun dışında Sayıştay, Danıştay ve ismini burada saymaya zamanımız nedeniyle gerek görmediğim pek çok kamu kuruluşu bu alana taşınmıştır. Ankara’nın gelişim aksı Eskişehir bölgesine doğru yönlendirilmiş ve nüfus yoğunluğu da buraya doğru açılmıştır. Kızılay-Çayyolu metrosunun tüm zemin etüdü de buna göre yapılmıştır. Bu proje, 1994 seçimleriyle birlikte Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Melih Gökçek’le birlikte rafa kaldırılmış, Akay Kavşağı yapımı ve Eskişehir yolunun genişletilmesiyle Çayyolu güzergâhının trafik sorununun çözüleceği sanılmıştır.

Değerli milletvekilleri, bu yanılgı o denli Ankara’ya pahalıya patlamıştır ki, daha sonra Melik Gökçek yanılgısını anladığı anda, Ankaray hattının şu anda AŞTİ (otogar) olarak kullandığımız hattan Çayyolu’na uzatılması fikrini kabul ettirmiştir 2000 yılında Büyükşehir Belediye Meclisinde. Yani Dikimevi’nden AŞTİ’ye kadar uzanan Ankaray hattının 2000 yılında alınan kararla Söğütözü’nden daha ileriye taşınması kararı alınmıştır. Oysa bu yapılacak çalışmanın metro çalışması olmadığı ve nüfusun yoğunluğunu taşımayacağı öğrenildikten sonra Melih Gökçek bu projeyi bir müddet ertelemiş ve 2001 yılından sonra Batıkent-Sincan, Ulus-Keçiören hatlarında metro yapımının kaba inşaatına başlamıştır. Bir müddet sonra da bu, AŞTİ’den Çayyolu’na uzatılması fikrinin hiçbir geçerliliği kalmadığı ortaya çıkınca o projeden de vazgeçilmiş ve Kızılay-Çayyolu metro inşaatının kaba yapımına başlanılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, ben o dönemlerde de partinin Ankara İl Başkanlığını yapan, daha sonra da partide görevler üstlenmiş bir arkadaşınızım. Pek çok kez söyledim “Sayın Başkan, aynı anda üç hatta birden başlama; yapacaksan önce bir hattı bitir, ondan sonra diğerine geç ve daha sonra diğerine geç.” diye. Bu önerilerimizin hiçbiri dikkate alınmamıştır ve üç hatta kaba inşaat çalışmalarına devam edilmiştir. Ancak her seçim öncesi “Şu tarihte metroları açıyorum.”, “Bu tarihte metroları açıyorum.” diye Ankara halkını sürekli yanıltan Melih Gökçek sonuçta kaynak bulamayınca iktidarınıza sığınmış ve iktidarınız 2007 yılında, ilk defa bir büyükşehir belediye başkanını kurtarmak için, doğal gaz piyasası hakkındaki kanunda değişiklik yapılması teklifini getirerek Ankara’nın, Büyükşehirin EGO’sunun en önemli gelir kaynağı olan Başkentgaz’ı özelleştirme sürecini başlatmıştır. Bununla birlikte, bu kanunda EGO’nun borçlarının ödeneceği ve elde edilen kaynakla metro çalışmalarının yapılacağı öngörülmüştür ancak Gökçek’in 3 milyar dolar getireceğini ifade ettiği Başkentgaz’ın özelleştirilmesi, 3 kez ihaleye çıkarılmasına karşın gerçekleşmemiştir.

Değerli milletvekilleri, 2000 yılında çıkarılan bu kanunla Başkentgaz’ın yüzde 80’inin özelleştirilmesi öngörülmüştür, yüzde 20’si yine belediyenin elinde tutulmuştur. Bu kez, bir adım bile ilerleyemeyen metro inşaatlarının yapılan özelleştirmelere rağmen satılamadığı anlaşılınca, 3 kez ihaleye çıkarılmasına rağmen verilen en yüksek teklif 1 milyar 610 milyon dolar olmuştur ve daha sonraki teklifler de ödenmeyince metro inşaatları tıkanma noktasına gelmiştir. Bunun üzerine, Bakanlar Kurulu 25/10/2010 tarihinde Ulaştırma Bakanlığına devir kararı almıştır metroların yapımını ve bunun sonucunda da 25/04/2011 tarihinde yapılan protokol ile Ankara Büyükşehir Belediyesi metroların yapım işini Ulaştırma Bakanlığına devretmiştir.

Değerli milletvekilleri, şimdi gelinen noktada kritik bir soru var: Başkentgaz’ın, geçtiğimiz günlerde torba yasaya eklenen bir maddeyle daha önce yüzde 80 olan özelleştirmesinin yüzde 20’si de özelleştirme sürecine katılmış ve Başkentgaz’ın yüzde 100’ü özelleştirmeye açık hâle getirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, 2007 yılında çıkan Başkentgaz kanununda metroya kaynak aktarılacağı gerekçesiyle yapılan özelleştirmenin, artık, gerekçesi kalmamıştır çünkü Hükûmet, Ulaştırma Bakanlığı metroları devralmıştır ve bunun Hükûmetinize maliyeti tam 3 milyar dolardır. Şimdi, Melih Gökçek 3 milyar dolardan kurtulmuştur, Hükûmet üstlenmiştir ama bir yandan da Başkentgaz’ı özelleştirerek buradan gelecek geliri Melih Gökçek’in kasasına koymak suretiyle, ne olacağı belli olmayan, akıbeti belli olmayan bir sürece girmiş bulunuyoruz.

Bu konu, özelleştirme Ankara açısından son derece stratejiktir. Bu konuda dikkat çekmek istediğim bir nokta şudur: Doğal gaz, Ankara için çok stratejik, önemi haiz bir üründür. Bu doğal gaz kanununda, özelleştirmeden tam on yıl sonra, alacak şirketin fiyatın belirleme yetkisi verilmiştir. Ankara şu anda dahi doğal gazı en çok, en pahalı kullanan bir ildir. 5,2 sent Ankara’daki birim fiyatıdır, başka illerimizde 2,5-3 senttir.

Değerli arkadaşlarım, geçen gün yaptığınız bir öneride de on yıl olan bu sabit -yani 5,2 sent- birim fiyatını siz sekiz yıla indirdiniz ve Ankaralıların on yıla göre korunmuş olan doğal gaz piyasasındaki paranın belirlenme sürecini şirketin insafına terk ettiniz. Yapılan değişiklikle şirket sekiz yıl sonra -on yıl sonra değil- tarifeyi belirleme yetkisini almıştır. Ankaralıların sekiz yıl sonra doğal gazdan dolayı uğrayacakları maddi kayıpların çok büyük ölçüde artacağını, eğer Ankara’da yaşar iseniz bundan sizlerin de çok önemli derecede etkileneceğini söylemek durumundayım.

Değerli arkadaşlarım, bu, metrodaki göçük meydana geldikten sonra İnşaat Mühendisleri Odası inceleme yapmıştır, çok önemli bir tespiti paylaşmışlardır. İnşaat Mühendisleri Odası, tam 21 metre, göçükten sonra başka sarsıntıların ve göçüğün olduğunu saptamıştır değerli arkadaşlarım. Jeoloji mühendisleri derhâl buraya, metronun altına girilerek bilimsel çalışmaların yapılmasını önermektedir. Metro göçüğü olduğu zaman değerli arkadaşlar, tam 50 kamyon taş dolgu malzemesi o göçüğe dolduruldu. Facianın boyutları büyüktür değerli arkadaşlarım. Esasında, o göçüğün olduğu, Hava Kuvvetlerinin orada yapılan inşaat Meclis bahçesinin hemen yanında yapılacaktı, Meclis izin vermediği için istasyon Hava Kuvvetlerinin oraya taşınmıştır. Maazallah, trafiğin yoğun olduğu bir saatte o göçük yaşansaydı, çok ciddi facia yaşanabilirdi.

Şimdi, bu göçüğün nedenlerinin incelenmesi gerekiyor. Altından akan Dikmen Deresi’nin ve yağmur sularının ıslahının yapılıp yapılmadığı; gerçekten -metro çalışması on yıldır bekliyor- atıl duran bu inşaat çalışmalarında bakımın yapılıp yapılmadığı çok ciddi sorular olarak durmaktadır. Ulaştırma Bakanlığı bunu devraldı ama devralma sadece bir protokolden mi ibaret kalmıştır? Ulaştırma Bakanlığının elemanları, mühendisleri, devralırken bir keşif yapmışlar mıdır? Ne devralmışlardır? Yerin altında neyle karşılaşmışlardır?

Değerli arkadaşlar, bana ulaşan bilgiler çok ciddidir. Bu metronun uluslararası standartlara uygun yapılmadığına dair bize çok ciddi bilgiler gelmiştir. Yani İnönü Bulvarı’nı biz niçin kapatıyoruz? Melih Gökçek söylemiyor muydu “Kaba inşaat bitti.” diye? Kaba inşaat bittiyse Bulvar’ın trafiğe kapatılma gerekçesi nedir? Çok kritik sorularla karşı karşıyayız. Sonuç itibarıyla, metronun bundan sonraki çalışmalarının sağlıklı yürümesi için çok ciddi bir araştırmaya ihtiyaç vardır. Sonunda, Melih Gökçek göçük olduğu zaman, bunca yıllık sorumluluğunu bırakmış ve topu Ulaştırma Bakanına atmıştır “Gidin, onu Ulaştırma Bakanına sorun.” demiştir.

Değerli arkadaşlarım, Melik Gökçek’in fendi, iktidarınızı yenmiştir. Yıllardır bu işte sorumluluğu olan bir kişi göçük altında kalan bir işçinin cesedinden sonra ortadan kaybolmuş, kendisi Shopping Fest’in konserlerinde dolaşarak cesedin sahiplerine dahi ulaşmamıştır, kimseye başsağlığı dahi dilememiştir, Ulaştırma Bakanına topu atmıştır. Melih Gökçek’in bu aymaz tavrı Ulaştırma Bakanına pahalıya patlayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.

LEVENT GÖK (Devamla) – Lütfen, önergemize destek verin ve metroda yaşadığımız gerçekleri, bundan sora… Kaldı ki Ulaştırma Bakanının da çok önemli bir cümlesi vardır: “Başka bu tür göçükler yaşanabilir.” diye. Bizi neyin beklediğini bilmek durumundayız. Yolda yürüdüğümüz zaman metro güzergâhında nerelerde tehlikeler var, bunlar kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Bunlar, ciddi sorulardır, Ankaralılar açısından yaşamsal tehlike arz eden sorulardır.

Ankaralıların ulaşım açısından başka alternatif kaynakları da yoktur değerli arkadaşlarım. Ankara’nın, bildiğiniz gibi, ana arterleri bellidir, Ankaralılar ulaşım olarak burayı kullanmak durumundadır. Böylesine önemli soruları gündeme getirdiğimiz bu araştırma önergesine mutlaka, AKP’li arkadaşlarımız da katkı sağlamalıdır. Özellikle, Melih Gökçek topu Ulaştırma Bakanına attıysa Ulaştırma Bakanının çok daha dikkatli olması gerekiyor. Niçin, yani bunca yıldır atıl duran inşaattan Ulaştırma Bakanına, siz, “Sorumlu odur.” diyerek işin içinden çekilme şansını kendinizde bulabilir misiniz? Metroda ne olmuştur, ne bitiyor, bunları araştırmak durumundayız.

Lütfen önergemizi destekleyelim ve Ankaralıları bir tehlikeden hep beraber kurtaralım.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Aleyhinde Rize Milletvekili Nusret Bayraktar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Bayraktar.

NUSRET BAYRAKTAR (Rize) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizin ve milletimizin en önemli ihtiyaçlarından biri ulaşımdır. Sağlıklı ulaşım şartlarına, günün teknolojik gelişmelerine, şehirleşme ve yapıların o günkü hâllerine uygun olarak bölgesinde gerçekleştirmesi bir zarurettir. Yerel yönetimler kendi imkânları doğrultusunda insanlarımızın sağlık, çevre, altyapı, ulaşım gibi hizmetleri yürütürken bir taraftan, toplu taşımacılık her yerde, her büyük ilde olduğu gibi, İstanbul ve Ankara, İzmir gibi büyük kentlerde daha da önem arz ettiğini biliyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi kendine uygun, bütçesine uygun, yüzde 60 bütçesinden ulaşıma kaynak aktarıyor, Ankara Büyükşehir Belediyesi de diğer sorunların yanı sıra ulaşımla ilgili kavşak düzenlemelerini ve 1994 yılından bu yana Ankara’nın raylı sistemle birlikte metro çalışmalarını başlattığı doğrudur ama bu konularda ülke genelinde, uluslararası platformda ihtisas sahibi olup örnekleriyle milletimizin ve ülkemizin gerçekten yüzünü güldüren Ulaştırma Bakanlığı, uzun yıllardan bu yana yapılagelmekte olan metroların eksikliklerini tamamlamıştır.

Sadece Muğla’da 800 metrelik bir Göcek Tüneli’nin yapılamadığının ıstırabını çeken halkımız, Göcek Tüneli’nin yapılabileceğini gördükten sonra, Bolu Tüneli, ülkemizin diğer bölgelerinde olan, Karadeniz Bölgesi’nde Bolaman Tüneli gibi; Artvin’de yapılmakta olan, Rize’de yapılmakta olan, Ordu’da yapılmakta olan, Bilecik, Sakarya, Mekece yolunda yapılan ve yapılmakta olan hem kara yolu, lastik tekerlekli sistemlerle ilgili tüneller hem de raylı sistemlerle ilgili, hızlı tren ve özellikle de Marmaray Projesi, asrın projesi, yüz elli yıldan bu yana tartışılan, konuşulan ama bir türlü başlatılamayan fakat Ulaştırma Bakanlığımız tarafından 2009 yılında başlatılarak 2013 yılının sonunda bitirilecek olan bu raylı sistemlerdeki ihtisaslaşması, kentlerin kendi ihtiyaçları, hem ekonomik hem teknik imkânları ile çözemeyeceği veyahut geç zamanda çözebileceği anlaşılan metro inşaatlarının da Ulaştırma Bakanlığı marifetiyle yapılmasının faydalı olacağı kararını Türkiye Büyük Millet Meclisinde hep birlikte aldık.

Ve nitekim, Ankara metrosunda, Kızılay-Çayyolu üzerinde 15,5 kilometrelik programa alınmış olan tünel inşaatı, metro inşaatı, önceden GÜRİŞ tarafından başlatılarak devam edilmekte idi ama 25 Nisan 2011 tarihinde Büyükşehir Belediyesinden Ulaştırma Bakanlığına devredilen bu metro inşaatlarının yapımını ondan sonra Ulaştırma Bakanlığı takip etmeye başlamış, 13/12/2011 tarihinde yapılan ihalede Comsa İspanyol firması ile Açılım İnşaat Türk firmasının konsorsiyumu ile bu bölgenin metro inşaatının ihalesi alınmıştır. 9/2/2012 tarihinde yani 9 Şubat 2012 tarihinde de sözleşmesi imzalanmış olan bu bölgedeki metro inşaatı, 15,5 kilometrelik kısım, iki yıl süre ile yani 2013 yılının sonunda bitirilmek üzere Ulaştırma Bakanlığının kontrolü altında bu konsorsiyuma verilmiştir.

Çalışmalar sürdürülürken, takdir eder, bilirsiniz ki İnönü Bulvarı gibi, Akay Kavşağı gibi bu kadar karmaşık bir yapının, uzun yıllardan bu yana süregelen bir bölgenin altyapısında -gaz geçmekte, su geçmekte, yağmur kanalı geçmekte, elektrik hatları geçmekte- çok teknik çalışma yapılması gerekir. Müteahhit firmanın, elbette gereken tedbirleri alarak bu çalışmaları yapması gerekiyor. Ne Melih Gökçek’in ne de Ulaştırma Bakanlığının direkt olarak sorumluluk altına alınmasının haksızlık olacağını düşünüyoruz. İhale ediyorsunuz, bütün sorumlulukları ve yükümlülükleri bir müteahhit firmaya devrediyorsunuz. Maalesef, 22 Haziranda sabah saat 06.50 sıralarında 2 metrelik bir göçük o bölgede söz konusu olmuş ve göçük altında kalan Kadir Sevim isimli -Ordu Korgan ilçesinden- bir vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Bir vesile ile ben de hayatını kaybetmiş olan Kadir Sevim kardeşimize Allah’tan rahmet diliyor, yakınlarına başsağlığı temenni ediyorum.

Elbette, bu tip riskli bölgelerdeki çalışmaların vatandaş nezdinde, yöneticiler nezdinde, hepimiz nezdinde dikkatle takip edilmesi gerekiyor. Ulaştırma Bakanlığı, elde etmiş olduğu bilgi ve doneler çerçevesinde, bu ve buna benzer projelerin daha sağlıklı, daha uzman, mütehassıs kişiler tarafından yeniden gözden geçirilmesini sağlamak amacıyla, Türkiye ve Türkiye dışında ünüyle meşhur olan Yüksel Proje Grubunca projenin yeniden tetkik edilerek araştırılması, bu ve buna benzer aksaklıkların asgari seviyelerde tutularak çözüm üretilebilmesi için projede bir çalışma başlatılmıştır. Şu ana kadar alınan doneler çerçevesinde, âdeta kolektör hüviyetine gelmiş olan bu yol altındaki şekil… “Kolektör” toplama demektir. Neyi topluyorsunuz? Sadece gazı değil, orada gazı toplayan, suyu toplayan, atık suyu toplayan, yağmur suyunu toplayan, elektriği toplayan hatların karmaşık bir ortamda olduğu gözlendiği için, buranın aç kapa şekliyle yapılmasının daha faydalı olacağı kanaatiyle, 24 metrelik bir bölümün açılarak kapatılması… Ee, böyle bir hayatın devam ettiği bir ortamda bu projenin süratle tamamlanabilmesi için bazı zorlukların da söz konusu olduğunu biliyoruz. Hele hele bir hayata mal olan, hepimizi üzen, tabii ki bir insanın, bir karıncanın ölümünden dahi rahatsız olan bir insan olarak, bir yönetici olarak hepimiz üzülmüşüzdür. Bundan sonra bu tip arızaların ve kazaların olmamasına yönelik temennileri yenilemekle birlikte, tedbir almanın devamı, yapılan çalışmalarda ihmalleri olanlarla ilgili de savcılık ve teknik ekipler olaya el koymuşlardır, hem teknik çalışmalar sürdürülmekte hem de savcılık gereken tahkikatları yapmak suretiyle kovuşturmaya başlamış bulunmaktadır.

Meclisin son günü olan bugün yoğun üç tane önemli yasanın görüşüleceği bir anda bu önerinin gündeme alınarak araştırma yapılmasıyla nereye varılacağının takdirlerinize sunulması suretiyle, zamanı daha fazla kaybetmemek, bir an önce gündemde olan kanunları bitirdikten sonra, aslında tatil değil, dinlenme değil, nöbet değişimi,farklı bir moda geçmek üzere milletvekillerimizin bölgelerine giderek, bölgedeki insanlarımız, seçmenlerimiz ve diğer faaliyetlerin sürdürülebilmesi, daha dinamik bir şekilde 2012-2013 dönemindeki Meclis çalışmalarımıza malzemeyle gelmemizin faydalı olacağı kanaatiyle grup önerisinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktar.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Önerinin lehine Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, bir cümle ilave edebilir miyim?

BAŞKAN – Pardon Sayın Gök.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkanım, bir cümle söyleyebilir miyim?

BAŞKAN – Söyleyiniz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Şimdi ben, tabii, değerli konuşmacıyı dinledim. Yani, bunun çok önemli olmadığını anlatmaya çalıştı ama Sayın Cemil Çiçek, Ulaştırma Bakanlığı protokolüne devredilirken yaptığı konuşmada; Ankara metrosuyla Ulaştırma Bakanlığının üstlendiği maliyetin 2011 yatırım programının tam yedide 1’i olduğunu itiraf etmiştir. Yani, çok büyük bir meblağdır ve Ulaştırma Bakanının başka yerlerde göçük olabileceği endişesini taşıdığı bir ortamın, Sayın Konuşmacının ifade ettiği gibi, tam da tersine, konuşulmasının gerektiğini düşünüyorum. Daha da çok konuşulması gerektiğini düşünüyorum. Ankaralılar tedirgindir. Tabii sayın konuşmacı Ankaralı değil, ben isterdim ki Ankara milletvekilleri burada konuşsaydı daha uygun olurdu.

BAŞKAN –  Konu anlaşıldı Sayın Gök. Kayıtlara geçmiştir, teşekkür ederiz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Şimdi, Ankaralıların hassasiyetini yaşamamış olabilir ama her gün oradan geçiyoruz ve çok önemli bir konudur. Yani konunun önemsizleştirilmesi asla kabul edilemez.

Ben yine, AKP Grubunun insafına, vicdanına bırakıyorum.

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Gök.

Buyurunuz Sayın Türkeş. (MHP sıralarından alkışlar)

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ  (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Levent Gök ve arkadaşlarının verdiği, Ankara metrosundaki göçük ve Ankara metrosunun durumu ile ilgili araştırma önergesi lehinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, az önce Sayın Bayraktar’ın konuşmasına değinerek başlayacağım. Sayın Bayraktar, Ankara’ya değinmemeye çalışarak bir konuşma yaptı.

NUSRET BAYRAKTAR (Rize) – Değindim, değindim.

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ  (Devamla) – Çok doğru bir konuşmaydı çünkü Ankara metroları, Ankara metrolarının  başladığından itibaren yapılma süreleri ve bu Kızılay-Çayyolu metrosunun durumu sizin gibi yerel yönetimleri bilen birisi açısından çok kolay savunulamayacak bir konuydu. O bakımdan konuşmanızı, siyasi tecrübenize göre fevkalade başarılı bulduğumu ifade etmeliyim.

NUSRET BAYRAKTAR (Rize) – Teşekkür ederim.

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ  (Devamla) – Efendim, Albert Einstein “Problemleri, onları üreten kafalarla çözemeyiz.” demiş. Yani bir problemi bir kafa üretiyorsa, aynı kafanın onun çözümünü bulması da mümkün değil. Ankara’da da içinde bulunduğumuz şartlar budur.

Değerli milletvekilleri, Ankara sahipsizdir. AKP İktidarı, Ankara’nın bürokrasisini Ankara’dan bir yandan boşaltmaya çalışırken, diğer taraftan da, Ankara şehri, sahip çıkılmayan ve bir başkente yakışmayacak kadar problemler yaşayan bir şehir durumundadır. Şehrin bir master planı yoktur -az önce Sayın Gök belirtti- şehir tesadüfi olarak, hem bürokrasinin binaları hem de yerleşim yerleri olarak Eskişehir, güneybatı aksı üzerinde devam etmektedir.

Ankara’da Ankara’yı ilgilendiren, Ankaralıyı gerçek anlamda ilgilendiren hiçbir konu konuşulmamaktadır. Hiçbir zaman Ankara’da Ankara’nın gerçek problemlerinin tartışıldığı bir platform olmamıştır. Ankara’da genelde boyalar, renkler, havaalanı yolunun, binalarının dış kaplamaları veyahut da eğer bir ilçe belediyesi başka bir partiye mensupsa Sayın Gökçek bunlarla polemiğe girmeyi -öncelikli tercihi de Çankaya Belediyesidir daima- bunlarla bazı içi boş tartışmaları yapmayı sever ama gerçek anlamda Ankara’nın, Ankaralının her gün yaşadığı, işe gittiği geldiği bir şehirde gelişim nasıldır, nerededir, bunlar hiçbir zaman ele alınmaz.

Ankara’da bugüne kadar çok kısa süre içerisinde birçok problem yaşadık. Doğal gaz patlaması oldu, yılbaşı arifesi idi. O patlamada maalesef rahmetli olan çocukları suçlayacak kadar belediyenin görevlileri maalesef seviyeyi düşürdüler. Organize sanayide bundan çok kısa bir süre önce –bir yıl ancak oldu- tüp gaz patlamaları oldu. Bunlar ilk bir iki hafta gündeme geldi, onun arkasından da hiç kimse bunları takip etmedi.

Son olarak da şehrin ortasında, şu bizim Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıktığınızda 100-150 adımlık mesafede yolda yürüyen bir insanın, kaldırım çöktü ve maalesef cenazesi 1-1,5 kilometre ötede bulundu.

Sayın milletvekilleri, bunu araştırmayacaksak, bu konuyu konuşmayacaksak neyi konuşacağız Allah aşkına? Yani zaman zaman muhalefetten bir parti bir önergeyi verdiği zaman kendi gündeminiz şaşıyor diye bazen itiraz etmeye kalkıyorsunuz ama bir de elinizi vicdanınıza koyun; yani artık nerenin, Meclisin mi çökmesini bekleyeceğiz bunları tartışmak için? Meclisin 100-150 metre önünde olmuş bir olay, bunun mutlaka araştırılması gerekir.

Belediye ne yapıyor? Az önce Sayın Gök gerek bu metroların tarihçesiyle ilgili gerekse bunların maliyetleriyle ilgili rakamları verdiği için onlara tekrar girmeyeceğim ama sadece bir-iki örnek vermek istiyorum.

Şimdi, ilk başta, bu “hafif raylı sistem” dedikleri Ankaray 1992’de başladı, 1996’da bitti, dört senede tamamlandı. Kızılay-Batıkent 1993’te başladı, 1997’de bitti, dört yılda. 2002’de başlayan ve on yıldır sadece para yiyen ve hiçbir şey yapılmayan bir metro sistemini mutlaka sorgulamamız gerekir, mutlaka bunun altında yatan sebepleri araştırmamız gerekir. Bunlara bakmayıp da başka yere bakmamız, şu yaşadığımız, hepimiz yaşıyoruz burada ve baş şehrimiz, buna ihanet olur diye düşünüyorum.

Belediye ne yapıyor bu arada? Yıllık veyahut da yazlık kaldırım taşı yenileme işleriyle meşguller. Yandaşlara ihale ve kaldırım taşları yenileniyor Ankara’nın, bu da büyük belediyecilik hizmeti. Bir de okullar açılmadan bir hafta önce asfaltlama başlar ki tatilden dönenler kimin yaptığını görsün, anlasın diye.

Bu kadar sakilliğin yaşandığı bir yerde, Sayın Gök ve arkadaşlarının verdiği bu Meclis araştırma önergesinin lehinde olduğumuzu bildiriyor ve hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Türkeş.

Aleyhinde, Sayın Tan.

Buyurunuz Sayın Tan.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye’deki iş kazaları hemen hemen her dönem gündeme geliyor ama maalesef, gündeme gelmesi de bir şeyi değiştirmiyor. Burada yine nutuklar atılıyor ve sonuç olarak bu iş kazalarının dünyadaki normal seviyelere indirilebilmesiyle ilgili ciddi bir çalışma yapılmıyor.

Benden önceki konuşmacıları da ben dikkatle izledim. Mesela AK PARTİ adına konuşan arkadaşımız bir süreci anlattı yani belediyelerin yapmakta zorlandıkları bu yatırımların, özellikle altyapı ve metro inşaatlarının Ulaştırma Bakanlığına nasıl devredildiğini anlattı. Şimdi bu konularda bir itiraz yok ki; yani kim yaparsa yapsın, ister Ulaştırma Bakanlığı yapsın ister belediyeler yapsın, bu belediyeler ister AK PARTİ’li olsun ister başka bir belediyeden olsun. Burada tartışılan esas konu, Türkiye neden iş kazalarında dünyanın –tırnak içinde- makul olarak kabul ettiği oranların ve rakamların çok üzerinde, neden böyle? Esas tartışılan konu bu. Ve bu konuyla ilgili neler yapılabilir, ne gibi önlemler alınabilir ne gibi yasalar çıkartılabilir esas burada tartışmamız gereken de bu.

Şimdi, bu kazalarla ilgili birkaç örnek vermek istiyorum. Yine biraz evvel dile getirildi. Mesela yılbaşında Ankara’da büyük bir gaz patlaması oldu. Yine, İstanbul’da bir Tuzla tersaneleri faciası var önümüzde. Bu son on yıldır belki hemen hemen her ay bu tersanede meydana gelen kazaları konuşuyoruz ve yine her seferinde benzer açıklamalar yapılıyor, işte “Gerekli soruşturmalar, araştırmalar yapılıyor, sorumluları hakkında cezai işlem, hukuki işlemler devam ediyor, adli soruşturmalar devam ediyor.” ama maalesef bu kazalar azalmıyor. Şimdi bizim burada konuştuğumuz bu adliye mekanizmalarının nasıl işlediği, ne olduğu, nereye gittiği, nasıl çalıştığı değil; bugün bizi ilgilendiren, bu iş kazalarıyla ilgili neler yapılması lazım, ne gibi önlemler alınması lazım ve bu önlemlerin hayata geçirilebilmesi için ne gibi uygulamalar yapılması lazım, esas konuşmamız gereken ve bugünkü konumuzun ana başlığı da bu.

Tuzla tersaneleri defalarca geldi dediğim gibi ama maalesef doğru düzgün Meclisten bir araştırma, bir komisyon bile buralara gidip tam dört başı mamur bir netice ortaya koyamadı. Yine aynı şekilde İstanbul’da metro çalışmaları var, Ankara’da metro çalışmaları var. Galata köprülerinin yani Unkapanı Köprüsü dâhil, eski Galata Köprüsü dâhil Haliç üzerindeki köprülerin bakım çalışmaları var, İstanbul’daki Boğaziçi köprülerinin bakım çalışmaları var ve yine bunlara bağlı onlarca, hatta toplamını aldığınız vakit birkaç yıllık bir dönem içerisinde yüzlerce iş kazası var.

Şimdi, en son en belirgin olanı da Ankara’nın göbeğinde, Meclisin burnunun dibinde korkunç bir kaza meydana geldi. Peki, bu kaza… Yani durup dururken mi bu yol çöktü? Bu göçük durup dururken mi oldu? Bundan önce Jeoloji Odasının yaptığı hatırlatmalar neden dikkate alınmadı? Bu çalışma yapılan güzergâhların yer altı haritaları, toprak özellikleri daha önceden doğru düzgün tespitlerle, deneylerle, tahlillerle neden ortaya konulmadı veya eğer bunlar ortaya konuldu diyorsanız neden gereği yapılmadı? İşte, esas tartışılan nokta bu. Genel güvenlikle ilgili, bu konularla ilgili doğru düzgün ölçüler, kıstaslar ortaya koyamazsak yine bugün konuşacağız ve bir müddet sonra -Allah göstermesin- bir başka yerde tekrar aynı kaza meydana gelecek.

İşte bugünkü gazetelerde var, hemen hemen hepsinde var. Bir kurtarma kazasında göçük altında kalan işçinin kafası kopartılıyor kepçe tarafından. Yanlış uygulamalarla, yanlış kurtarmalarla, kurtarılırken, kurtarılmak istenirken insan ölüyor. Tabii ki şunu iddia etmiyoruz: Yani bunu bile bile öldürdüler, işte kepçe operatörünün zaten bu işçiye kastı vardı, onun için yaptı. Ama arkadaşlar sonuç önemli. Bütün dünyada bu yolları, metroları, kanalları, köprüleri yapanlar sadece bizler değiliz, sadece Türkiye değil, dünyanın her yerinde bu faaliyetler yapılıyor, her yerinde bu projeler yürütülüyor ama dünyada bu iş kazalarıyla ilgili de belli istatistikler var, rakamlar var. Bunları önümüze koyduğumuz vakit biz dünyada neredeyse, kelime belki kara mizah örneği olacak ama şampiyon durumundayız, en önlerdeyiz. İşte bizim kabul edemediğimiz, etmediğimiz, etmeyeceğimiz nokta bu. Bu oranların mutlaka makul seviyelere çekilmesi lazım ve mümkünse sıfırlanması lazım, tabii ki esas amaç odur, sıfırlamaktır. Hiçbir ölüm meşru ve makul gösterilemez ama elden gelen her şey yapıldıktan sonra da, bütün tedbirler alındıktan sonra da artık ortaya çıkan ölümler de başka türlü tazmin edilmeye çalışılır. Bunlara karşı lakayıt kalamayız.

Bizim bir diğer eleştirdiğimiz nokta da, özellikle bu belediyelerin ve AK PARTİ’nin elindeki belediyelerin yaptıkları imar uygulamalarından tutun yatırımlara kadar çalakalem çalışmaları. Yani paldır küldür bir çalışma yapılıyor ama bu çalışmanın başı ne, sonu ne, termini ne, alınan önlemler ne, düzen ne? Bir iş ortaya koymak, hızlı koymak, çabuk koymak, neticeye ulaşmak tabii ki doğru bir metot ama ben bunu çok hızlı ve bir an önce bitireyim veya çalakalem yapayım nasıl olursa olsun deyip de bu ölümleri engellememek de aynı derecede çok büyük bir kabahat.

Sevgili arkadaşlar, bu konuda bir diğer çifte standart da, yine bu belediyelerin bu yatırımlarda aldıkları desteklerdir. Ben bir soru önergesi vermiştim Maliye Bakanlığına, devletin biliyorsunuz dış kredi kullanmada belediyelere hazine kefaleti var, bu hazine kefaleti olmadan bu tip yatırımlar gerçekleştirilemiyor ve krediler alınamıyor. Sormuştum ben, yani iki tane net soru: Ankara Büyükşehir Belediyesi bütün kurum, kuruluş ve iştirakleriyle hazine kredili ne kadar dış kredi aldı, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ne kadar aldı? Soru bu kadar net. Allah’a çok şükür, uzunca bir zamandır gelmediği kadar bu soru önergelerine net bir cevap geldi. Rakam ne biliyor musunuz arkadaşlar? Ankara Belediyesinin bugüne kadar kullandığı hazine destekli kredi miktarı: 1 milyar 450 milyon dolar. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin kullandığı dış kredi miktarı ne kadar? 32 milyon dolar. Ankara, Diyarbakır’ın 4 misli büyüklüğünde nüfus olarak, adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre son yayınlanan rakamlara göre yaklaşık 4 misli, tam 4 misli bile değil, yani 3,7 civarında bir büyüklük var, 4 kabul edelim. Ankara Diyarbakır’ın 4 misli büyüklükte ama kullandığı kredi miktarı 453 kat. Tekrar ediyorum, Ankara Diyarbakır’ın 4 katı büyüklüğünde yaklaşık olarak ama kullandığı kredi Diyarbakır’ın kullandığı Hazine destekli dış kredinin 453 katı. İşte, bir diğer haksızlık ve bir diğer zulüm de burada. Çünkü bu iş kazaları falan olurken maalesef bazı yöneticilerimiz, bazı siyasilerimiz oldukça da aymaz bir şekilde “Ne yapalım kardeşim? İşte, bu kadar iş yapıyoruz, bu kadar iş yaparken de işte, bu kadar kaza kendiliğinden oluyor. Biz de zaten kimseyi öldürme niyetinde değiliz.” Sevgili arkadaşlar, bu ifade başlı başına lakayt bir ifade, sorumsuz bir ifade. Çok iş yapıyorsunuz, bir. Nasıl yapıyorsunuz? İşte, ortada, Diyarbakır’a 1 verilirken Ankara’ya 453 veriliyor, bu dış kredileri söylüyorum tekrar, Maliye Bakanlığının verdiği rakamlardır bunlar soru önergeme. İkincisi de çok iş yapıyorum diye yani insanlar ölsün diyemeyiz, mümkün değil.

Sonuç olarak yapılması gereken şudur: Kim ne iş yapıyorsa, bir, bu imkânlar adil olarak dağıtılmalıdır Diyarbakır’a da, Trabzon’a da, Bursa’ya da, Konya’ya da, Çankırı’ya da, Edirne’ye de, Hakkâri’ye de, Adana’ya da, Samsun’a da. İki, bu işler doğru düzgün yapılmalıdır, projelerin bütün jeolojik tahlilleri, topoğrafik ölçümleri, kazıları, tedbirleri, bütün bunlar, hepsi önce doneler öne koyularak yine dünyadaki bütün inşaat mühendisliği ve inşaat kriterlerine, iş güvenliğine uygun bir şekilde düzenlenmelidir ve bu düzenlemelerle tatbik edilmelidir. Yani göstermelik oraya iş güvenliği malzemelerini yığıp, koyup ondan sonra da hiçbir tedbir almamak çözüm değildir. Onun için bu önergenin dikkate alınmasını söylüyoruz, olumlu oy vereceğimizi söylüyoruz. 

Saygılar sunuyorum. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tan.

Sayın Bayraktar, buyurunuz.

NUSRET BAYRAKTAR (Rize) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Konuyla ilgili söz almamı eleştiren Sayın Gök, Ankaralı değilim, Ankara Milletvekili olarak bir başkasının konu aleyhinde veyahut lehinde konuşması gerektiğini iddia ettiler. Böyle önemli bir konunun konuşulması için illa Ankara Milletvekili olmak şart değildir. Ben üç dönem milletvekiliyim ve Ankara’da yaşıyorum, en az Ankara milletvekilleri kadar olayla ilgili sorumluluğumu, bilgimi ve olayları paylaşmak gerektiğine inanan bir teknik elemanım.

Kaldı ki burada, on dakikalık bir süreç içerisinde konunun tüm detaylarını tartışmak mümkün değil, sadece önerinin bugün gündeme alınmasının doğru olmadığını ve bunun için önerinin aleyhinde oy kullanacağımızı belirtecek bir söz almış oldum.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktar.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; (2/147) esas numaralı, 2933 Sayılı Madalya ve Nişanlar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/55)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/147) esas numaralı kanun teklifim kırk beş gün içerisinde komisyonda görüşülmediğinden, İç Tüzük’ün 37’nci maddesi gereğince doğrudan gündeme alınması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                    Ensar Öğüt

                                                                                                                      Ardahan

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak, Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt.

Buyurunuz Sayın Öğüt. (CHP sıralarından alkışlar)

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 2933 Sayılı Madalya ve Nişanlar Kanunu’nda değişiklikle ilgili vermiş olduğum kanun teklifimin üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, Kore şehitlerinde hepimiz biliriz ki madalya var veya devletimiz madalya verdi. Öyle değil mi? Öyle bilirsiniz. Ama öyle değil, Kore şehitlerine devletimiz madalya vermemiş, Kıbrıs şehitlerine de devletimiz madalya vermemiş, Koreliler ve Birleşmiş Milletler vermiş.

Bu anlamda, ben kanun teklifimde, hem Kore gazilerine hem de Kıbrıs gazilerine devletin madalya vermesini arz ediyorum. Bu anlamda bu kanun teklifimin de kabul edileceğini umuyorum.

Ancak zamanım çok kısa olduğu için, değerli arkadaşlar, ben sınır ili, Ermenistan ile Gürcistan’ın komşusu olan Ardahan’ın milletvekiliyim. Bölgemizde  çok korkunç bir göç var. 1992’de 176 bin nüfusu olan Ardahan şu anda 98 bine inmiştir yani hükûmetlerin ve devletin politikası bölgeyi boşaltmış, bölgeye de gözünü diken Ermenistan topraklarımızı istemektedir.

Şimdi, AKP Hükûmeti de maalesef bölgede cezaevlerini, askerlik şubelerini, adliyeleri kapatarak bölgeyi âdeta göçe zorlamıştır. Öyle bir konuma geldi ki, şu anda Çıldır ilçemizde insanlar artık kamyonlara yüklenip büyük şehirlere göç ediyor. Çıldır yetmedi, Kars’ın Akyaka, Digor, Susuz ve Selim ilçelerinde de var.

Şimdi, stratejik anlamda önem taşıyan bu ilçelerimize mutlak surette adliyelerin geri verilmesini istiyorum. Adliyeler verilmezse ve insanlar orada olmazsa kırk üç yıl Rus işgali altında kalıp da yüzlerce şehit veren, binlerce gazi olan insanlarımız daha da çok gazi  olma durumuna gelecektir.

Bu anlamda, ben bölgenin milletvekili olarak, AKP’lilerden rica ediyorum, Adalet Bakanından rica ediyorum, Sayın Başbakandan rica ediyorum. Çıldır Adliyesi, Akyaka Adliyesi, Digor, Susuz ve Selim adliyeleri, sınırda görev yapan adliyelerimiz, bir daha gözden geçirilerek, bu yerler yeniden adliyelere kavuşturulsun. Askerlik şubeleri de kalktı, cezaevleri de kalktı. Zaten doktor yok, öğretmenimiz yok.

Değerli arkadaşlar, bölgede zaten sekiz ay da kar, kış var. Böyle bir konumda bizim o bölgede durmamız, o bölgede insanların kalması mümkün değil. Çocuğunu okutamıyor, hastasını tedavi ettiremiyor yani bunun sonu nereye varacak? Adliyeleri de kapattınız. Bu anlamda, ben istirham ediyorum, o bölgenin bir insanı olarak, o bölgenin milletvekili olarak ben sizden rica ediyorum: Stratejik anlamda önem taşıyan, stratejik anlamda, göç veren illerimizin mutlak surette sınır ticaretinin geliştirilip, oradaki adliyelerin mutlak surette geri verilmesini istiyorum.

Ben isyan ediyorum, protesto ediyorum. Diyorum ki, eğer AKP bu şeyi yapmazsa ben Mecliste greve gideceğim ve isyan ediyorum; ceketimi çıkartarak da sizi protesto ediyorum, kravatımı da çıkartıyorum. Her şeyi protesto ediyorum.

(Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ceketini ve kravatını çıkartarak yere attı.)

BAŞKAN – Sayın Öğüt.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Evet, siz artık başka türlü anlamazsınız. Siz bundan anlarsınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Evet, adliyemizin geri verilmesini istiyorum arkadaşlar.

(Elindeki pankartı açtı.)

BAŞKAN – Sayın Öğüt, Sayın Öğüt…

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Kendine saygın yok, bize saygın yok; milletin kürsüsüne saygın yok.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Adliye verilmezse bölgede büyük bir göç olacak.

BAŞKAN – Sayın Öğüt, çok rica ediyorum.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bu göç, Türkiye’yi parçalayacak ve Türkiye’nin topraklarını Ermenistan’a vermeye kalkacaktır. Bunun için protesto ediyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler, CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Öğüt, lütfen… Meclisin nezahetine yakışmadı bu davranışınız.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Başka türlü anlamazsınız.

BAŞKAN – Lütfen… Sayın Öğüt, lütfen yerinize geçiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bir milletvekili olarak, Adana Milletvekili Ümit Özgümüş.

Buyurun Sayın Özgümüş. (CHP sıralarından alkışlar)

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, bu topraklar için, bu toprakların onuru için canlarını veren şehitlerimize ve yine bu uğurda mücadele eden ve hayatını kaybetmiş olan gazilerimize Allah’tan rahmet dileyerek ve kalan gazilerimize gerek muharip gazilerimize gerek malul gazilerimize de saygılarımı ileterek başlamak istiyorum konuşmama.

Aynı zamanda, bu kanun kapsamında olmasa da bu toprakların yağmalanmasını engellemek üzere, bu toprakların onurunu korumak üzerine hayatını kaybetmiş, bedel ödemiş tüm yurtseverlerin onurlu anıları önünde de saygıyla eğiliyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Bu anlamda gerek hayatını kaybeden şehitlerimizin ailelerine gerek gazilerimize verilecek olan madalyalara da, onların yaşamlarını kolaylaştıracak olan kanuni düzenlemelere de Cumhuriyet Halk Partisi olarak her zaman destek vereceğimizi belirtmek istiyorum. Ama fırsat gelmişken bir endişemi de dile getirmek istiyorum değerli arkadaşlar. AKP’nin son dönemlerde uyguladığı Yeni Osmanlıcı, Enver Paşacı, yayılmacı, taşeron ve maceracı dış politikası böyle devam ederse ve bu gidişle, dost bir ülkeyle eğer savaş edersek, önümüzdeki dönemde, madalya dağıtmak için birkaç tır madalya yapmak gerekecek, madalya üretmek gerekecek.

Bakın, son dönemde, Suriye’yle ilgili, sürekli, yalan üzerine bir politika üretiliyor. İçeride halkımızı kandırabiliriz ama dünyada kimseyi kandıramıyoruz. Suriye’yi çok iyi bilen birisi olarak size bazı gerçekleri söyleyeyim:

Deniyor ki: “Suriye’de, şu anda, Suriye halkının özgürlük mücadelesi var ve iç savaş var.” Birinci yalan bu. Birincisi, bütün dünyada olduğu gibi, bizde olduğu gibi, daha çok demokrasi ve daha çok özgürlük isteği var Suriye halkının ama şu anda orada yürütülen savaş iç savaş değil; sadece ajanların, Amerika’nın, İngiltere’nin, İsrail’in ve Türkiye'nin tetiklediği ajanların oluşturduğu bir iç kanama vardır ve Suriye’de sadece belli bölgelerde mücadele var; Türkiye sınırına yakın bölgelerde, Humus’ta ve İsrail’e yakın İdlip bölgesinde, başka yerde, hiçbir zaman iç savaş yok; bu bir iç kanamadır.

“Orada zulümden kaçanlar Türkiye’ye sığınıyor.” diye sürekli olarak yalan söyleniyor. Oradan buraya zulümden kaçış yok. Türkiye’de oradan gelenlere vadedilen şeyler var ve onun için de buraya gelen 30 bin civarında insan var. Eğer bunlar zulümden kaçıyor olsaydı bunların 15 bin tanesi geri dönmezdi.

Başka bir yalan daha var: “Bunlar zulümden kaçıyor, onun için onları korumak zorundayız.” Değerli arkadaşlar, eğer zulümden kaçıyorlarsa, eğer ateşten kaçıyorlarsa onları alırsınız, Türkiye'nin iç bölgelerine yerleştirirsiniz; Adana’ya, Mersin’e, Kırşehir’e, Konya’ya yerleştirirsiniz. Zulümden kaçıyorlarsa, silah mesafesinin dışına çıkarmak yerine, tam sınır bölgesine yerleştirmezsiniz, sınıra sıfır bölgesine yerleştirmezsiniz. İki nedeni var:

1) O insanların arasına yerleşen, Türkiye'nin de beslediği, eğittiği teröristler, zaman zaman gidip bir eylem yapıp geri kaçıyor, onların arasında kendini kaybettiriyor.

2) “Uluslararası anlaşmalardan doğan nedenle, eğer Suriye, o teröristleri sınır ötesi takip ederse, bunu savaş nedeni saymak üzere, sınır bölgesine yerleştiriyor.” Bu da başka bir yalan.

Değerli arkadaşlar, Sayın Ömer Çelik bu kürsüden Lazkiye’nin bombalandığını söyledi; bu da başka bir yalan. Lazkiye hiçbir zaman bombalanmadı. Lazkiye Beşar Esad’ın memleketi. Lazkiye’nin şehir merkezinden kuzeyine giderseniz Ceble bölgesi, akrabaları; 10 kilometre kuzeyine giderseniz kendi köyü. Orada da, yine Filistinlilerin yerleştirildiği bölgede, Filistinliler Sünni olduğu için onları kışkırtmak üzere oraya giden ajanlara yapılan bir operasyon var ve bu operasyon denizden yapılmıştır ve teröristlerin dışında hiç kimse orada öldürülmemiştir.

Ömer Çelik buradan soruyor, diyor ki: “’Seçime gidin.’ dedik, gitmediler.” Siyasi olarak sorulması gereken şu: Sana ne? Karşı taraf bağımsız bir ülke, seçime gider veya gitmez. Hafız Esad ölürken Suriye’yi sana mı teslim etti? Ya da bugün iş birliği yaptığınız, Suriye’de Beşar Esad yönetimini devirmek için iş birliği yaptığınız Suudi Arabistan, Katar gibi, Dubai gibi, Birleşik Arap Emirlikleri gibi, Amerika Birleşik Devletleri’nin kuklası olan ülkelerde seçim var da onlarla birlikte demokrasiyi mi getirmeye çalışıyorsunuz? Bu da başka bir yalan.

Değerli arkadaşlar, uçak düşürme meselesinde yine Türk halkına yalan söyleniyor ama dünyada artık her şey geçerli ve gerçek olarak ortaya çıkıyor. Gerçekten, uçağın nerede düşürüldüğünü, vurulduğunu görmek istiyorsanız buradan bir heyet ayarlarsınız, gidersiniz Lazkiye’nin deniz kenarındaki Basit kasabasındaki insanlarla tek tek görüşürsünüz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözünüzü tamamlayınız.

AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Radarlara inanmıyor musunuz?

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, gidin, orada, basını gönderin veya siz kendiniz gidin, Basit kasabasındaki insanlarla tek tek görüşün.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Suriye’nin sözcüsü müsünüz?

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Uçağımız, Basit kasabasının üzerinde, çok yavaş biçimde ve neredeyse evlerin damlarını yalayacak biçimde geçmiş ve düşürülmüştür.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Suriye sözcülük mü verdi size? Bu Meclise gelmişsin konuşuyorsun.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Bu da başka bir yalandır. Orada eğer kendi radar sistemimizi deniyorsak, o zaman Suriye yerine Kandil’e gönderirisiniz ya da gidersiniz Kıbrıs tarafında denersiniz. Ama Suriye’nin eğer savunma sistemini test ediyorsunuz da, bu, Türk insanının mutfakta tüp kaçağı olup olmadığını kontrol etmek için kibrit çakmasına benzer; nitekim de bütün karizma çizildi.

Değerli dostlar, bakın, burada hesapsız, kitapsız bir gidiş var ve boşu boşuna çocuklarımızın kanı üzerinden yapılan bir pazarlık var. Ama buradan çok net biçimde söylüyorum: Bu kirli savaşı engelleyeceğiz. Ben Ümit Özgümüş olarak böyle bir savaş çıkarsa vicdani reddi savunacağım. Otuz beş sene önce Ankara’nın sokaklarında bağırıyorduk, bugün de içtenlikle yine bağırıyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özgümüş.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Yaşasın halkların kardeşliği, kahrolsun emperyalizm ve onun yerli iş birlikçileri! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Buyurun Sayın Vural.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Meclisin kürsüsünün birtakım eylemlerin aracı hâline dönüştürülmesini grup olarak benimsemediklerine ilişkin açıklaması 

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, tabii, burası milletin kürsüsü. Milletin kürsüsü milletin sesidir. Bu konuda daha önce konuşma yapan Ensar Bey çalışkan bir milletvekili, gayretli bir milletvekili arkadaşımız ama Meclisin kürsüsünü birtakım eylemlerin aracı hâline dönüştürme konusundaki tavrı grup olarak benimsemediğimizi ifade etmek istedim. Sayın Öğüt’ün memleketin sorunlarını dile getirme konusunda önemli çalışmaları var ama Meclis kürsüsünün böyle bir eylem için kullanılmasının kabul edilebilir olmadığını bu vesileyle paylaşmak istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural. Biz de kınadığımızı belirttik.

Buyurunuz Sayın Dal.

24.- Kilis Milletvekili Ahmet Salih Dal’ın, Ensar Öğüt’ün davranışını Meclis adabına uygun görmediğine ve Suriye katliamına ilişkin açıklaması

AHMET SALİH DAL (Kilis) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Ben de Sayın Ensar Öğüt’ün davranışını Meclis adabına uygun görmediğimi belirtmek istiyorum.

İkincisi: Suriye’de bir katliam var. Bunu Kilis’ten biz canlı olarak izleyebiliyoruz çünkü dün gece dahi Suriye’nin Azaz ilçesi çok yoğun bir şekilde bombardıman altında tutuldu ve sabahın erken saatlerinde Kilis Devlet Hastanesine bombayla, şarapnel parçalarıyla yaralanan vatandaşlar geldi. “Orada bir katliam yok.” demek doğru değildir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dal.

Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 14.52


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, 156 sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) (S. Sayısı: 302) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

29/6/2012 tarihli 126’ncı Birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen teklifin üçüncü bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşma yapılmış idi.

Şimdi, söz sırası Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sırrı Sakık’a aittir.

Buyurun Sayın Sakık.

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, Meclis artık son günlerini yaşıyor. Torba yasa, diliyorum, bugün yarın biter, bu gerginlik de bir an önce biter tabii. Bu torba yasada, hem öğretmenlerle hem sağlıkla hem polislerle ilgili tabii ki yeni yeni düzenlemeler var.

Mesela, iktidar partisi, özellikle Sayın Başbakan, AKP’yi kurdukları dönemlerde halka şöyle bir taahhütte bulunuyorlar. 2002 yılında İzmit’te yaptığı seçim mitinginde diyor ki: “Ya, bu KPSS neden kurulur millî eğitim için, öğretmenler için? Biz, iktidar olduğumuzda bunların bir bütününü ortadan kaldıracağız.” Ve yine, 2002’de İstanbul’da yaptığı bir konuşmada: “Birçok gencimiz, özellikle öğretmen adaylarımız işsiz kaldı. Ülkedeki eğitim çökmüş, köy okulları kapanmış. Merkezdeki okullarda bile öğretmen konusunda çok ciddi sıkıntılar yaşanıyor ama inşallah, biz iktidar olunca, öğretmenler okulun bittiği gün hazırlıklarını yapacak, ertesi gün görev aşkıyla göreve başlayacaklar.“ diyor.

2002 yılında atanmayan öğretmenler 70 binlerde iken, Eğitim-Sen verilerine göre 2011 yılında bu sayı 350 bin civarında. Bu, bize şunu gösteriyor: Siyasetçiler halka vaatlerde bulunuyorlar ama iktidar olduklarında yani Ankara’nın emri ne ise Ankara’nın emrine giriyorlar. Şimdi, bugün, bu öğretmenlerle ilgili, evet, ciddi bir sıkıntı vardır, bu sıkıntının giderilmesi gerekir.

Yine, bizim Grup Başkan Vekilimizin bir soru önergesine Sayın Bakanın bir cevabı var. Şu anda, Sayın Pervin Buldan’ın soru önergesine verilen cevap şu: “Şu anda ihtiyacımız 123.783’tür.” diyor ama bu sayı 30-40 bin civarında. Yine, Millî Eğitimin ne kadar bu konuda ihtiyaç sahibi olduğunu hep birlikte görüyoruz.

Diğer bir konumuz da Millî Eğitim Bakanımızın özellikle mevcut değişikliklerle ilgili muhalif öğretmenlere karşı şöyle bir sözü var, diyor ki: “Bu sistemi beğenmeyenler çekip gidebilirler, istifa edebilirler.” Yani böyle bir hakkı nasıl kendinizde bulabilirsiniz? Ben sistemi beğenmiyorum, bu sisteme karşı alternatif bir sistem öneriyorum ama Sayın Bakanımızın bu konudaki açıklamaları: “Beğenmeyen çekip gidebilir.” Bu yetmiyor, son dönemlerde zaten Eğitim-Sen’le ilgili, KESK’le ilgili operasyonlara da bir bütün olarak nasıl tanıklık ettiğimizi ve onlarca öğretmen arkadaşımızın nasıl tutuklandığına da tanıklık ettik. Şimdi, muhalif olan herkesi ya tutuklatacaksınız ya da döneceksiniz, “Beğenmeyenler çekip gitsinler.”

                                           

(x) 302 S. Sayılı Basmayazı 27/6/2012 tarihli 125’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Bakın, bugün muhaliflerin büyük bir kısmı “KCK operasyonu” adı altında İstanbul’da yargılanıyorlar ve İstanbul’da dün ve bugün ana dilde savunma yapmak istiyorlar, yargıçlar dönüyor, “Hayır, siz ana dilde savunma yapamazsınız.” E, peki siz beni ana dilimden dolayı, ben Kürt olduğum için alıyorsunuz ama ben Kürtçe savunma yapmak istiyorum, “Hayır, yapamazsınız.” diyor ve savunma avukatları bugün polis tarafından, asker, jandarma tarafından darp ediliyor. Ve içeriye kalaslarla saldırı düzenleniyor ve savunma, protesto edip içeriyi terk ediyor. Şimdi, bu torba yasada acaba bu dili özgürleştirmek adına adımlar atılamaz mıydı? Yani bu torbanın içerisine birlikte yaşadığınız halkın, “kardeş halk” dediğiniz bu halkın dilini bu torba yasaya dâhil edemez miydiniz? Edebilirdiniz ama özgürlükler konusunda, ne yazık ki bu konuda sınıfta kalıyorsunuz.

Şimdi, yeni polisler alınacak. Hep beraber polislerin nasıl alındığını da gördük. Hatta polisler alınırken bir kısmının çok başarısız olduklarını biliyoruz ve 200 öğrencinin notları 18 puanın altında veyahut da 20 puanın altında olduğu hâlde bir değişiklikle bunları alıyorsunuz. Ve bu polisler asayişi sağlayacak, bu polisler güvenliğimizi sağlayacak! Ve bu polislerin son günlerde, mesela İstanbul’da bir vatandaşımızı nasıl darp ettiklerini gördük. Vatandaşın suçu neydi? “Kürtçe konuştu” diye ailesinin önünde linç ediliyor ve sonra dönüyorsunuz, diyorsunuz ki: “Ya, bu Kürtler niye bize, sisteme karşı tepkili?” Sizin hukuksuzluğunuz, sizin yani hukuk tanımazlığınız.

Şimdi, siz yani hak etmeyen öğrencileri alıp getirip polis yaparsanız, eğitimsiz insanları polis yaparsanız ve sadece Kürtlere karşı düşmanlıkla bileylenmiş insanları getirirseniz tabii ki karşılığında bunu bulursunuz. Onun için, bu torba yasada özgürlüklerle ilgili, demokrasiyle ilgili hiçbir şey yoktur.

Ben, Sağlık Bakanımız burada, kendisine yüz kez teşekkür ediyorum. Belli konularda, evet, ciddi adımların atıldığını da biliyoruz. Haksızlığa “haksızlık” diyeceğiz ama iyi bir şey de yapılıyorsa buna da “evet” diyeceğiz. Ben kendi ilimden, Türkiye’nin dört bir tarafından da Sağlık Bakanlığı konusundaki önemli çalışmalara da tanıklık etmişimdir. Mesela iki gece önce burada gördüm. Yani Sağlık Bakanımızın bu hassasiyetini gördüm. Bir vatandaşımızın dört parmağı kopmuştu. Gece, bütün olanakları seferber ettiler ve dört beş hastanede ve özel uçaklar devreye girdi.

Şimdi, bu da Türkiye’nin gerçekten gülen yüzüdür. Bunlar olsun. Bunlar olduğu müddetçe biz doğru politikanın yanında yer alırız. Ama diğer taraftan da eğer politikalarınızın büyük bir kısmı da insanlar üzerinde terör estiriyorsa, bunları da hep birlikte gözden geçirmeliyiz.

Bakın, son dönemlerde olup bitenlere hep birlikte tanıklık ettik. Yani iki gün önce buradan geçen bu yargı paketi aslında ne kadar da bu ülkede hukuksuzluğa maruz kaldığımızın bir göstergesiydi ve burada tartışmalar ve konuşmalar başlarken iktidar partisinin de ne kadar bu muhalefete karşı tahammülsüzlüğünü de hep birlikte gördük. Şimdi, muhalefet getiriyor. Siz bir poşudan dolayı eğer Kırmızıgül’e on bir yıl ceza veriyorsanız muhalefet tabii ki bunu seslendirecek. Siz muhaliflerinizi özel yetkili mahkemelerde yargılayacaksanız muhalefetin tepkisi buna olacak ama bu tepkiler oluştuğu zaman da sizin sayısal çoğunluğunuzla dönüp, linç kültürüyle muhalefeti terbiye etmeye hakkınız yoktur. Bu yetkiyi kimse size vermez. Sizin sayısal çoğunluğunuz olabilir ama muhalefet de bu hukuksuzluğa karşı bir duruş sergilemek zorundadır. Demokratik hak talepleriyle sokağa çıkan herkese siz “terörist” muamelesi yapıyorsunuz, herkesi “terörist” ilan ediyorsunuz ve herkesi tutuklayarak susturmaya çalışıyorsunuz.

Şimdi dönüp soruyoruz size: Peki, bu kadar insanlar içeride, bu kadar insanlar mağdur ve bu insanların büyük bir çoğunluğu yaptıkları bir açıklamadan dolayı içeridelerse, bunların özgürleşmemesi bu Parlamentonun ayıbı değil midir?

Siz, zaman zaman belli kurumlarda sınavlar açıyorsunuz ve özellikle son dönemlerde mollalarla ilgili, imamlarla ilgili sınavlar açıldı ve emin olunuz ki bütün imamların hepsi dönüp ne diyor? Diyorlar ki: “Kendi yandaşlarının dışında kimseyi almadılar. Bütün sınavlarda bizi dışlayarak bir sınav sonucu ortaya çıktı.” Bunu yetkili kurullarla da konuştuk. Bu işte bu şekilde partizanca davranmanın kimseye bir yararı yoktur. Siz, evet, belli kurumları özelleştirdiniz, yani sağlık alanında birçok noktada özelleştirmeden dolayı kendi kadrolarınızı getirdiniz. Burada bir hakkaniyet yoktur. Yani güvenlikten temizliğe kadar bütün insanları tek tek parti teşkilatının onayı olmadan, illerde, gerçekten kimse işe alınmıyor. İşte burada hakkaniyet yoktur, burada sadece particilik olur

Ben, bunların bir an önce ortadan kaldırılması için hakkaniyet duygusuyla davranmanız gerektiğini düşünüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sakık.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli.

Buyurunuz Sayın Türeli. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin üçüncü bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ben bugünkü konuşmamı bu kanun teklifi ama aynı zamanda “torba kanun” diye anılan kanun teklifi üzerinden yüce Meclisimizin kanun yapma usul ve tekniğine ilişkin düşüncelerimi dile getirmek için kullanmak istiyorum.

Fakat öncelikle, izin verirseniz bu söyleyeceklerimle de uyumlu bir şiir okumak istiyorum. Şiir Edip Cansever’den, “Masa da Masaymış Ha” ismi.

“Adam yaşama sevinci içinde 

Masaya anahtarlarını koydu, 

Bakır kâseye çiçekleri koydu, 

Sütünü, yumurtasını koydu,

Pencereden gelen ışığı koydu, 

Bisiklet sesini, çıkrık sesini, 

Ekmeğin, havanın yumuşaklığını koydu. 

Adam masaya 

Aklında olup bitenleri koydu, 

Ne yapmak istiyordu hayatta  

İşte onu koydu, 

Kimi seviyordu kimi sevmiyordu 

Adam masaya onları da koydu. 

Üç kere üç dokuz ederdi 

Adam koydu masaya dokuzu. 

Pencere yanındaydı, gökyüzü yanında, 

Uzandı masaya sonsuzu koydu. 

Bir bira içmek istiyordu kaç gündür 

Masaya biranın dökülüşünü koydu. 

Uykusunu koydu, uyanıklığını koydu, 

Tokluğunu, açlığını koydu. 

Masa da masaymış ha 

Bana mısın demedi bu kadar yüke, 

Bir iki sallandı durdu, 

Adam ha babam koyuyordu.” (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bu torba kanun önümüze geldiği zaman, ben Edip Cansever’in bu çok güzel şiirini hatırladım,  “Masa da masaymış ha” diyor ya bu torba da ne torbaymış, bir türlü anlayabilmiş değiliz.

Torba kanun -isterseniz söyleyelim değerli arkadaşlar- var, eskiden beri çıkar ama bu kadar birbirinden farklı konuları, kanunları ilgilendiren bir torba kanun olmaz değerli arkadaşlar. Üşenmedim, saydım, Genel Kurula geldiği hâliyle -önergelerle yapılan eklemeleri ve bu bölümde yapılacak eklemeleri söylemiyorum- 36 tane kanunda değişiklik yapılıyor arkadaşlar. Kanunların atıf yaptığı kanunlar, referans verdiği kanunlara da baktığımız zaman bu sayı 52’ye çıkıyor, şimdi de önergelerde bu sayı çok daha yüksek rakama çıkacak.

İçinde ne mi var? Her şey var değerli arkadaşlar; içinde Seçim Kanunu’ndan enerji piyasalarına, TÜBİTAK’ından ÖSYM’sine, Sayıştayına, İşsizlik Sigortası Fonu’na, adli siciline, ne ararsanız var, yani Edip Cansever’in “Masa da masaymış ha” dediği gibi torba da ne torbaymış be! Böyle bir torba olur mu?

Değerli arkadaşlar, bu kanun teklifi, biraz önce de söyledim, birçok değişik konuyu içeriyor. O zaman, ne beklenir? Bunun özellikle komisyonlarda ayrıntılı bir biçimde incelenmesi beklenir değil mi ve nitekim de öyle olmuş, Plan ve Bütçe Komisyonuna asli komisyon olarak gelirken altı tane komisyona da tali komisyon olarak gitmiş arkadaşlar. Hangi komisyonlara gitmiş? Söyleyeyim size: Adalet Komisyonu, Anayasa Komisyonu, İçişleri Komisyonu, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu. Peki, bunlarda görüşülmüş mü? Hayır. Bunlardan gelen bir rapor var mı? Yok. Plan ve Bütçede, peki, alt komisyon kurulmuş, değişik farklı görüşler alınmış, bu doğrultuda bu şekillendirilmiş mi? Yok.

O kadar söyledik değerli arkadaşlar, dedik ki: Böyle, bu torba kanunda bir kere iki tane temel husus var, birincisi: Direkt olarak kendi içinde bütünlüğü olmayan, torba kanuna ilişkin olmayan bazı hususlar ki, özellikle diğer komisyonların görev alanına giriyor, örneğin ÖSYM, niye bunu burada görüşüyoruz? “Bunu alın ilgili komisyonlara; hadi onu yapmadınız, o zaman oradaki komisyonların görüşünü bekleyin.” dedik ama ne yazık ki öyle bir şey olmadı. Hiçbir tali komisyondan görüş alınmadığı gibi, Plan ve Bütçe Komisyonunda da bir alt komisyon kurulmadı, bu şekilde hızlı biçimde görüşüldü, gitti. Şimdi bu da çok ciddi eleştiri konusu olacak bir husustur diye düşünüyorum.

Gene başka bir konu: Bu torba kanun neden bir kanun tasarısı olarak değil de kanun teklifi olarak önümüze getiriliyor? Değerli arkadaşlar, bu, son dönemde bir alışkanlık hâline geldi. Yani, elbette milletvekilleri olarak hepimiz kanun teklifi hazırlayabiliriz, ona itirazımız yok, doğaldır bu. Ama bu kadar önemli, bu kadar farklı konuları kapsayan bir kanunun önümüze teklif olarak değil, tasarı olarak gelmesini bekleriz. Çünkü, tasarı olarak gelmesi demek, bu konuya ilişkin olarak hazırlık süreçlerinde bürokrasinin ciddi biçimde dâhil olması demek değerli arkadaşlar. 5018 sayılı Kanun var. Buna göre düzenleyici etki analizi yapılması gerek. Yani ne getiriyor ne götürüyor, mali açıdan, diğer açılardan, ekonomik, sosyal; bunları bilmeye ihtiyacımız yok mu değerli arkadaşlar? Ama kanun teklifi olarak geldiği zaman bunların hiçbirisi olmuyor. Oysa, bizim, bürokrasinin deneyiminden, birikiminden yararlanma şansımız var, bunu yapabiliriz.

Bir de başka bir husus da var tabii: Yalnızca bürokrasi de değil arkadaşlar, ilgili meslek odaları var, örgütler, sivil toplum örgütleri. Neden bunların düşüncesinden yararlanmıyoruz ve ısrarla, aynı şekilde, tekrar tekrar teklif olarak önümüze geliyor, bunu anlamak mümkün değil.

Gene başka bir husus değerli arkadaşlar: Torba kanunu neden temel kanun olarak görüşüyoruz? Şimdi ben üçüncü bölüm üzerinde söz aldım. Üçüncü bölümün normal şartlar altında, bir bütünlüğü olduğu varsayılıyor. Temel kanun görüşme mantığı da bu arkadaşlar. Yani temel kanunda benzer hususları, benzer konuları bir araya getiren bir şey olacak önümüzde. Yani eğitimle ilgili olabilir, sağlıkla ilgili olabilir, illa tek kanun demiyoruz, ama belli bir konu bütünlüğü olur. Burada öyle bir şey de yok, birbirinden farklı bir sürü konu var.

Şimdi, ben, üçüncü bölümde hangisi üzerinde konuşayım, hangisi üzerinde söz alayım? Alsak bitmeyecek. Üstüne üstlük, böyle bir sürecin içinde zaten bu görüşmeyle de bunu bitirmek mümkün değil. Bakın, maddelere geçeceğiz, hepsinde en fazla önerge verilebilir, önergeler üzerinde konuşulabilir. Oysa, bunların çok ciddi biçimde tartışılmasına ihtiyaç vardır. Madem bir torba kanun geldi, hiç olmazsa temel kanun olarak gelmesin; her madde üzerinde, komisyonlarda yapılmayan tartışmalar Genel Kurulda yapılsın, Genel Kurul bir anlamda o boşluğu doldursun diye beklerdik ama öyle bir şey yok.

Şimdi, tabii, diğer taraftan bakıyoruz bu torba kanunun bu şekilde temel kanun olarak önümüze gelmesine; bir kere, bu hem kanun yapma usul ve tekniğine hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’ne de aykırı değerli arkadaşlar. Bakın, İç Tüzük’te, nasıl temel kanun hazırlanır, önümüze nasıl gelir, ona ilişkin düzenlemeler var. Ben oradakilerden birini okuyayım size, diyor ki: “Düzenlediği alan yönünden bütünlüğünün ve maddeler arasındaki bağlantıların korunması zorunluluğunun bulunması.”

Değerli arkadaşlar, bunun böyle bir bütünlüğü var mı? Düzenlediği alan yönünden bir bütünlüğü var mı? Maddeler arasında bağlantılar var mı? Yok. Bir madde var bir konuyla ilgili, o bitiyor, ondan sonra başka bir konuyla ilgili başka bir kanun. Böyle bir yamalı bohça var önümüzde. Şimdi, bunlar önemli.

Tabii, her zaman şunu söylüyoruz: Her zaman demokraside de içerik önemlidir, öz önemlidir ama biçim de önemlidir değerli arkadaşlar yani biz milletvekilleri olarak kanun yapmak için buradayız ve bunu en iyi biçimde, gerçek ihtiyaçları tespit ederek, sorunları tespit ederek ve bunların nasıl giderilebileceği üzerinde bir uzlaşma sağlayarak yapmamız gerekir ama ne yazık ki öyle yapmıyoruz. Dün de öyle yapmadık, önceki günler de öyle yapmadık.

Değerli arkadaşlar, yani AKP’nin çoğunluğu var diye burada, bütün kanunlar geliyor, geldikleri gibi geçiyor. Burada önergeler geliyor, sizin verdiğiniz önergelerin hepsi tekrar, çoğu zaman komisyonda tartışılmadan, geçiyor. Burada bizim verdiğimiz önergelerin hangisi kabul ediliyor değerli arkadaşlar?

Demokrasi demek, çoğunluğun diktası demek değil. Değerli arkadaşlar, demokrasi bir uzlaşma rejimi. Biz Plan ve Bütçe Komisyonunda da yapıcı değil miyiz? Yapıcı bir tutum içindeyiz. Bu ülke hepimizin ülkesi, bu ülke için en iyisinin olmasını isteriz, bu ülkenin sorunlarının doğru tespit edilmesini ve doğru çözüm önerilerinin geliştirilmesini isteriz ama bunun için uzlaşmaya ihtiyaç var değerli arkadaşlar, bunun için tartışmaya ihtiyaç var.

Komisyonlarda da, Genel Kurulda da bir uzlaşma ortamının yaratılmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Bunun yalnızca yaptığımız kanunların sağlığı açısından önemli olduğunu düşünmüyorum, diğer taraftan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin prestiji açısından da önemli olduğunu düşünüyorum değerli arkadaşlar. Herkesin gözü Türkiye Büyük Millet Meclisinde. Bizim, Türkiye Büyük Millet Meclisi içinde yaptığımız çalışmalarımız bütün toplum tarafından, kamuoyu tarafından çok yakından izlenmekte. Bu açıdan da baktığımda, biraz önce de söylediğim gibi hem usule, biçime ilişkin hem öze, içeriğe ilişkin çok fazla eleştirimiz var fakat bu eleştirilerimizin bir türlü yerine getirilmediğini, dikkate alınmadığını görüyoruz. Bu doğru bir yöntem değil değerli arkadaşlar. Bunu burada belirtmek istiyorum.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türeli.

Şahsı adına Bursa Milletvekili İlhan Demiröz. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Demiröz.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 302 sıra sayılı yasa hakkında şahsım adına söz aldım. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Benden önceki çok değerli arkadaşım torba yasayla ilgili görüşlerini çok güzel şekilde açıkladı. Hakikaten, bu torba yasayla nelerin amaçlandığını, nelerin getirilmek istendiğini anlamakta hepimiz zorluk çekiyoruz. Örneğin, 3/6/2011 tarih ve 635 sayılı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname olmasına rağmen bir yıl sonra maddeleri değiştiriliyor. Mesela -benim dikkatimi çektiği için, bölgemde de olduğu için- işte, organize sanayi bölgeleriyle ilgili -yeni- arıtmanın ortadan kaldırılmasını, endüstriyel bölgelerdeki kamulaştırma ve kamu yararı kararlarının bu bakanlığa, bu genel müdürlüğe verilmesi konusunda değişiklikler var. Biz organize sanayi bölgelerinin yapılmasına karşı değiliz ama hazırlanan, seçilen yerlerin çok iyi seçilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Ve şunu da hemen belirtmek istiyorum: Bu tür uygun olmayan yasalar sadece şimdi değil, ta ki bu Hükûmetin başlangıcından itibaren gelmektedir. Örneğin, Bursa’yla bir nevi isim olarak özdeşleşmiş Cargill konusundan bahsetmek istiyorum.

Cargill, Bursa’da birinci sınıf tarım arazisi içerisinde kurulan 212.240 metrekarelik, nişasta bazlı şeker üreten bir fabrika. Arkadaşlar, diyeceksiniz ki “Nedir bununla ilgili sıkıntı?” Bununla ilgili sıkıntı şu: Bir kere, ilk bu fabrika kurulurken, burası birinci sınıf tarım arazisiydi. İki, günde 6 bin ton su tüketmesi gerekiyordu. Üç, Orhangazi bölgesinde maalesef mısır üretilmiyordu, mısırın başka bölgelerden getirilmesi gerekiyordu ve buna rağmen, bütün sivil toplum kuruluşlarının karşı olmasına rağmen, burada Cargill kuruldu ve hatta öyle kuruldu ki 2004 yılında, Bush’la Sayın Başbakan arasında ilk gündem maddesi konusu şeklinde olan fabrikalardan bir tanesiydi. Burada ifade etmek istediğimiz husus şu: Siz nişasta bazlı şeker üreten bir fabrika kurabilirsiniz ama bununla ilgili, Avrupa ülkelerine baktığınız zaman nişasta bazlı şekerin üretim oranı yüzde 2 ama bizde yüzde 10. Eğer yıllara göre, 2006’dan itibaren rakamlara bakarsanız, bu rakamların Bakanlar Kurulu kararıyla yüzde 20’lere çıktığını, yani yüzde 10 olan Türkiye’deki nişasta bazlı şeker kotasının Bakanlar Kurulu kararıyla yüzde 20’ye çıktığını hep beraber görmüş oluruz.

Değerli arkadaşlar, burada üzerinde durmak istediğimiz konu şu: Bugün, torba yasayla ilgili maddelerini çıkardığınız bu konularla ilgili… Yıllar önce Cargill uğruna da Anayasa çiğnenmişti. Nasıl çiğnendiğiyle ilgili, süreçle ilgili zamanım ölçüsünde kısa bilgi vermek istiyorum.

Orhangazi tarım arazisinde kurulan bu fabrika için tüm meslek odaları, sivil toplum örgütleri yargıya gittiler ve yürütmeyi durdurma kararı aldılar. Yürütmeyi durdurma kararı alınınca, bu konuyla ilgili olarak Amerikan Başkanı Bush’la Sayın Başbakan devreye girdiler. Devreye girince ne oldu? Bu defa dediler ki: “Bir süre verelim, bu süre içerisinde metrekaresine 5 TL’lik bir para yatırılsın ve ondan sonra da bu işlemi yapalım ve Cargill’i normal hâle getirelim.” Ama gelin görün ki Cargill o 5 TL’yi de yatırmadı, kendisi için özel endüstriyel bölge ilan ettirdi Orhangazi’yi. Bu da yargıdan geri dönünce değerli arkadaşlar, tekrar Cargill için özel bir maddeyle kanun çıkartılarak, 5 TL’lik bir para yatırmak suretiyle sadece ve sadece belli bir bölümüyle ilgili af çıkarttılar. Şunun için söylüyorum: İşte bu torba yasada ortaya konan hususların başlangıçları ta o dönemlerden hazırlanarak gelmiştir ama bu yasanın hepimiz için, herkes için gerekli olduğunun bilinmesini istiyoruz. Tarım topraklarının, tarım alanlarının korunması gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demiröz.

Şahsı adına Adana Milletvekili Mehmet Şükrü Erdinç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Erdinç.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin üçüncü bölümü üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinde ülkemiz ve milletimiz için gerçekten çok önemli düzenlemeler yer almaktadır. Bunlardan birkaçından kısaca bahsetmek istiyorum.

Kanun teklifi ile ÖSYM’nin sınav hizmetlerine yönelik olarak sınav evrakının hazırlanmasının, korunmasının, taşınmasının kamuya ait bir şirket marifetiyle yapılması suretiyle sınav güvenliğinin sağlanması ve bu işlerin daha düşük bir maliyetle gerçekleştirilmesi öngörülmektedir. Bununla birlikte, ÖSYM tarafından yürütülen sınavlarda soruların hazırlandığı, basıldığı, dağıtıldığı, muhafaza edildiği ve sınavların yapıldığı binalarda sınav öncesinde ve sınav esnasında sinyal karıştırıcı ve benzeri diğer cihazlar kullanılacak ve böylece güvenliğin sağlanması tesis edilecektir.

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 55 ve 56’ncı maddeleri, öğretmen ve polis memuru atamalarına ilişkindir. Bilindiği üzere, Bütçe Kanunu’nun 22’nci maddesinde “2011 yılında emeklilik, ölüm, istifa ve nakil sonucu ayrılan memur sayısının yüzde 50’sini geçmeyecek şekilde açıktan veya diğer kamu idare kurum ve kuruluşlarından nakil suretiyle atama yapılabilir.” denilmek suretiyle, 2012 yılında yapılacak atamalara ilişkin sınırlama getirilmiştir. Aynı zamanda, yeni dönemde uygulanacak olan eğitim sisteminin kapsam olarak geniş olması ve öğrencilerimize daha faydalı bilginin etkin olarak verilmesini sağlamak adına, öğretmen atama ve ihdasının önemi büyüktür.

Teklif ile Millî Eğitim Bakanlığına tahsis edilen kadrolara atama yapılması hususunda Bütçe Kanunu’nda yer verilen sınırlamaya tabi olunmaması öngörülmekte ve ayrıca Millî Eğitim Bakanlığına 30 bin öğretmen kadrosunun ihdas edilmesi sağlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, devletin en temel görevi, vatandaşların korku ve endişeden uzak, huzur ve güven içinde bir yaşam sürmesini sağlamaktır. Bu durumda, kamu düzeninin, güvenlik, asayiş ve genel ahlakın korunması, suçun işlenmeden önlenebilmesi için gerekli tedbirlerin alınması, suçluların yakalanması ve her türlü suçla mücadelede en büyük sorumluluk emniyet teşkilatımıza düşmektedir. Bilindiği üzere, toplumun huzurunu bozan, korku ve endişeye sebep olan suçların başında asayiş suçları gelmektedir. Bu kapsamda, polisin asayiş suçlarıyla mücadelesinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi, halkın yoğun olarak bulunduğu yerlerde işlenen suçların önlenmesine yönelik olarak sahada aktif görev yapan güven timleri ve yıldırım ekipleri ile sorunlara yerinde çözümler bulmayı hedefleyen Toplum Destekli Polislik Projesi kapsamında görev yapan personel sayısının artırılması gerekmektedir. Teklif ile Emniyet Genel Müdürlüğünde ihtiyaç duyulan polis memuru kadrolarının ihdas edilmesi öngörülmektedir.

Teklif ile her kademedeki askerî okullarda okuyanlar ve emniyet teşkilatı kadrolarında görevlendirilmek üzere eğitim görenlere yönelik bir mali af düzenlenmektedir.

Değerli milletvekilleri, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu’nun 2’nci maddesi gereğince, fakir ve ihtiyaç sahibi vatandaşlarımız ancak kanunla kurulu sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olmamak ve bu kuruluşlardan aylık ve gelir almamak şartıyla yardımlardan faydalanmaktadırlar. Teklif ile, sosyal güvenliğe sahip olsalar dahi hane içindeki kişi başına düşen geliri asgari ücretin 1/3’ünden az olan ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza da yardım yapılabilmesinin önü açılmaktadır.

Son olarak, kamuoyunda speküle edilen, 5378 sayılı Yasa’da yapılan değişiklikten kısaca bahsedip sözlerimi tamamlayacağım. Görüşmekte olduğumuz kanun teklifi ile 5378 sayılı engelli vatandaşlarımız ile ilgili yasadan kaynaklanan eksiklikleri tamamlamak, kamu kurum ve kuruluşlarına ait mevcut resmî yapılar, mevcut tüm yol, kaldırım, yaya geçidi, açık ve yeşil alanlar ile tüm toplu taşıma araçlarında engelli vatandaşlarımızın erişebilirliğine uygun standartları belirlemek üzere Aile Bakanlığımıza bir yıllık süre verilmektedir. Ayrıca, 5378 sayılı Yasa’da eksikliği bulunan denetim mekanizması getirilmektedir.

Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Erdinç.

Soru-cevap bölümüne geçiyorum.

On beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağım.

Sayın Fırat…

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanıma şunu soracağım: KPSS sınavlarında çalınan ya da çaldırılan sorularla ilgili araştırma ne aşamada?

Yine, LGS sınavında yapılan kopya ile ilgili araştırma ne aşamada? Bu konuda bilgi var mı?

İnsanın aklına şu soru geliyor: Acaba ÖSYM’nin özelleştirilmesi için mi bu planlar, bu sorular çaldırıldı veya bu sınavlara kopya karıştırıldı? Bu konuda bir araştırma var mı?

Yine, Sayın Kalkınma Bakanı buradayken, bu GAP projesinde sulamayla ilgili bölüm ne zaman tamamlanacak? Hâlâ yüzde 20’lerdeyiz, sulanabilir arazilerin yüzde 20’lerindeyiz. Ne zaman tamamlanacak?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Fırat.

Sayın Moroğlu…

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sağlık Bakanımız buradaydı, onun için bir sağlık sorusu hazırlamıştım gitmeden! Evet, gitmemiş, burada.

Şimdi, yaz mevsimlerinde yazlık kentlerimizin nüfusları hayli artıyor. Dolayısıyla 5 bin nüfusu olan, 100 bine, 150 bine ulaşan kentlerimiz var. Buradaki kentlere ilave doktor, ilave sağlık personeli görevlendirmeyi düşünüyorlar mı? Bununla ilgili bir çaba gösterirlerse, bütün kıyı kentlerindeki yurttaşlarımız adına seviniriz. Bazı hastanelerin buralarda kapandığını biliyoruz, bu hastanelerin kapatılmaması için gerekli çalışmalar yapılır mı?

Bir de diğer bir sorum: Buradaki bütün soru önergelerimiz acaba burada sadece tutanaklara geçip kalıyor mu, yoksa sonra alınıp gereği yapılıyor mu? Böyle bir talebi de iletmiş olayım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Moroğlu.

Sayın Kurt…

KAZIM KURT (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de Sayın Sağlık Bakanı buradayken sormayı düşünmüştüm. Eskişehir’deki özel hastanelere 2011 yılında SGK kanalıyla kaç lira ödenmiştir?

Eskişehir’de yapılması düşünülen kampüs hastanenin durumu nedir? Bu konuda bilgi istemiştim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kurt.

Sayın Kaplan…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Sağlık Bakanım buradayken soruyu ona yöneltecektim, yine de Sayın Bakanım Mecliste görülüyor.

Gebze bölgesi, biliyorsunuz, sanayinin çok yoğun olduğu bir bölge. Dolayısıyla iş kazalarının da çok yoğun olduğu bir bölge. Şöyle bir sıkıntıyı son günlerde çok sıkça yaşamaya başladık: İş kazaları esnasında kopan uzuvların tekrar takılması ya da tedavi edilmesi noktasında bölgede 5 tane özel hastane, 2 tane kamu hastanesi olmasına rağmen el cerrahisi ve plastik cerrahi konusunda sıkıntı çektiğimizi ve hâlâ Haydarpaşa ya da karşıda İstanbul’a hasta gitme noktasında olduğunun sıkıntısını yaşıyoruz. Bu konuda Sayın Bakanımın olaya müdahil olması konusunda düşüncelerimi ifade etmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Bakan, sizin şahsınızda Hükûmetinize, Bursa’da TOKİ marifetiyle inşa edilen Doğanbey ucubesiyle ilgili bir soru yöneltmek istiyorum. Bursa’da Yeşil Cami’nin hemen yanı başına bir ucube koymuşlar, garip bir şey dikmişler. Tabii, oradaki tüm bu vakıf eserlerinin, o sanatkârane eserlerin olduğu yerde böyle bir şeyin olması düşünülemez. Konuyla ilgili olarak Belediye Başkanımız görevini süratle yerine getirecektir inşallah ve bunu süratle bekliyoruz. İnşallah ilk gelişimizde de göreceğiz.

Bizim tabii size sorumuz şu: Doğanbey ucubesi benzeri yeni şaheserler kazandırmayı düşünüyor musunuz? Eğer yeni ucubeler inşa ettirmeyi öngörüyorsanız, “Biz Bursalılar olarak ucubelere yeterince doyduk, ne olur biraz da başka illerimiz faydalansın.” diyoruz.

Teşekkürler.

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Erdemir.

Sayın Güven…

HÜLYA GÜVEN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim iki sorum olacak.

“Bu yıl içinde 20 bin engelli istihdam edilecek.” deniliyordu. 2012 yılında bugüne kadar kaç engelli işe alındı? Yıl sonuna kadar hedef ne kadardır?

İkinci sorum: Biliyorsunuz, engelli aylığı almak için 70 ve üstü puan alınması gerekiyor. Ancak heyet raporlarında görüyoruz ki 69 puanla engelli aylığının verilmeme durumu ortaya çıkıyor.

Sayın Sağlık Bakanımıza sormak istiyorum: Bu hassas terazi nasıl bulunuyor ve ne şekilde değerlendiriliyor?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Güven.

Sayın Kaleli…

SENA KALELİ (Bursa) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakana iki sorum var.

Birisi, Bakanlık olarak, tüm tıbbi tahlil laboratuvarlarına hamilelik testi yaptıranların sonuçlarının ve iletişim bilgilerinin Bakanlığa bildirilmesi için genelge gönderdiniz mi? Gönderdiyseniz genelgenin amacı nedir? Hastanın izni ya da mahkeme kararı olmadan hasta bilgilerini talep etmenin yasal dayanağı var mıdır?

İkinci sorum ise,  kanun hükmünde kararnameyle kurulan Türkiye Halk Sağlığı Kurumunun il halk sağlığı müdürlüklerine ve toplum sağlığı merkezlerine yapılan atamalarda halk sağlığı uzmanlarına yer vermeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Kaleli.

Sayın Türeli…

RAHMİ AŞKIN  TÜRELİ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim sormak istediğim konu, bu 635 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle Milli Prodüktivite Merkezinin eski statüsünü kaybederek Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı içinde bir genel müdürlük hâline gelmesi. Şimdi burada da, bir ilgili maddede de bununla ilgili değişiklikler yapılıyor, 53’üncü maddede.

Şimdi, tabii, dünyanın her tarafında bu tip kuruluşlar özerk, bağımsız yapıya sahip ve yalnızca kamudan değil, kamunun, özel sektörün, üniversitenin, hepsinin temsilcilerinin içinde olduğu yapılara sahip. Bu açıdan da böyle bir değişiklik milli prodüktivite merkezlerinin aslında varlık nedenlerine aykırı. Nitekim, Dünya Verimlilik Merkezleri Birliği de dünyanın her tarafında bu şekilde bir kurum olmadığını, kamu eliyle, devlet eliyle hizmetlerin yürütüldüğü bir kurum olmadığını söylüyor. Bu konuda bir değişiklik düşünceniz vardır mıdır?

İkinci olarak da bu geçişle birlikte verimlilik uzman ve uzman yardımcıları, sanayi ve teknoloji uzman ve uzman yardımcıları oluyor. Mali ve özlük haklarında, çalıştığı ve emekliliğe ilişkin bir kayıp olacak mıdır?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türeli.

Sayın Oran…

UMUT ORAN (İstanbul) – Sayın Bakan, ben de GAP’la ilgili bir soru sormak istiyorum. Biraz evvel arkadaşım ifade etti, dört sene önce Sayın Başbakanın Şanlıurfa’da yapmış olduğu bir toplantıda GAP Eylem Planı’nı beş yıllık bir eylem planı ifade etmişti. Dört yılı doldu, önümüzde bir yıl kaldı, temmuz ayında. Özellikle istihdamda verilen hedefler vardı çok yüksek; yani 3,5 milyon istihdam, gayrisafi millî hasılada yüzde 190’lık bir artış, sulamada bir rakam verilmişti. O hedeflerle ilgili bugün ne durumdayız?

Bir de teşvikte GAP unutulmuş yani altıncı bölge var ama GAP’ın dokuz ili yok. Bu konudaki yorumunuzu almak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Oran.

Sayın Yüksel…

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Hükûmetiniz bakanlarından Sayın Egemen Bağış’ın geçenlerde bir açıklaması oldu. İzmir’in EXPO 2015’i AKP’ye, partinize yapılan kapatma davası nedeniyle kaybettiğimizi, maalesef bu nedenle bir demokrasi kazasına uğradığını belirtti. Şimdi 2020 için iddialı olduğumuzu, hep birlikte çalıştığımızı… Ancak 2020 EXPO’su için İzmir Büyükşehir Belediyesi sunum yaptığı gün, aynı gün operasyon yapıldı Büyükşehir Belediyesine ve Büyükşehir, ilgili kentin, İzmir’in Belediye Başkanı üç yüz doksan yedi yılla, çete reisi olmakla yargılanıyor. Bu, EXPO 2020’yi acaba nasıl etkiler diye merak ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yüksel.

Buyurunuz Sayın Bakan.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Fırat’ın KPSS ve YGS ile ilgili soruşturmalar konusunda bir sorusu oldu. O konuda, doğrusu, güncel bilgiye sahip değilim. Müsaade ederlerse yazılı bir şekilde cevap alınması daha doğru olur.

GAP’la ilgili -GAP Eylem Planı’yla ilgili- gerek Sayın Fırat gerek Sayın Oran’ın soruları oldu. Bununla ilgili bazı şeyler paylaşmak isterim.

Az önce söylendiği gibi, 2008 yılında Başbakanımız GAP Eylem Planı’nı ilan etti. O tarihe kadar GAP yatırımlarının toplam yatırımlar içindeki payı yüzde 7’lere ancak ulaşıyordu. Aslında Hükûmete geldiğimiz yıllarda -2002’de- bu, yüzde 5’lere kadar maalesef gerilemişti. 2008’e kadar yüzde 7’lere kadar çıktı. Eylem Planı’ndan sonra zaman zaman yüzde 14’lere kadar ulaştı toplam yatırımlarımız içinde GAP yatırımlarının payı, GAP illerinin yatırımları. Bu, tabii, GAP’taki yatırımlarımıza büyük bir ivme kattı.

Şu anda yüzlerce kilometre ana kanal inşa ediyoruz. Barajlarımızda zaten su birikmişti, 1 milyon hektardan fazla alanı sulayacak suyumuz vardı. Bunları, işte, bu ana kanallarla büyük ovalara iletiyoruz.

Üçüncü aşaması bu işin, tarla içine bunun yayılması. Asıl dar boğazı ana kanallar oluşturuyordu. Az önce dediğim gibi, şu anda 600 kilometrenin üzerinde bir alanda ana kanal çalışmalarımız var. Mardin istikametine doğru ana kanalımız var. Diğer taraftan, Diyarbakır-Batman istikametine doğru, Suruç’ta çalışmalarımız var, diğer taraflarda var. Burada çok ciddi tüneller, ana kanallar, büyük yatırımlar gerçekleştiriyoruz.

Burada, yalnız, işimiz henüz bitmiş değil. Bu yıl, dediğiniz gibi, Eylem Planı’nın son yılı. Bugüne kadar hiçbir şekilde ödenek problemi yaşatmadık GAP bölgesinde. Geçmişte hep şundan şikâyet edilirdi: Paramız yok, ödeneğimiz yok, yatırım yapmıyoruz diye bir şikâyet olurdu. Son dört, beş yılda böyle bir şikâyet kalmadı. Bunun yerine şu tür sıkıntılar yaşıyoruz: Bazen müteahhitler anlaşamayabiliyorlar birtakım konularda, Kamu İhale Kurumuna götürüyorlar konuyu. Oradan mahkemelik olan bazı konular olabiliyor. Bazı yatırımlarımızda yer seçiminde sıkıntılar, yer bulmada sıkıntılar çıkabiliyor. Teknik birtakım sıkıntılar yaşayabiliyoruz. Yoksa tahsis ettiğimiz ödeneğin yüzde 100’ünü bile hiçbir yıl harcayamadık çünkü sahada birtakım, dediğim gibi, teknik aksaklıklar. Yoksa ödeneksiz kalmadı GAP bölgesi. Üniversitelerden teknokentlerine, hastanelerden okullara, kırsal alandan KOBİ desteklerine kadar, sadece sulama değil birçok alanda GAP bölgesinde çok ciddi yatırımlar yaptık ve bunun sonuçlarını da görüyoruz. 200 binden fazla insanımız sadece bu son iki yılda istihdam edildi GAP bölgesinde, 200 bini aşkın insanımız. Bu önemli bir rakam bu bölge için. Tabii, bunun daha da artmasını arzu ediyoruz. Son çıkardığımız teşvik kanununda GAP bölgesinden yedi ilimiz -yanlış hatırlamıyorsam- altıncı bölgede, Adıyaman ilimiz beşinci bölgede, Gaziantep biraz daha yukarılarda. Bu teşvik sistemi de GAP bölgemizdeki özel sektör yatırımlarına çok ciddi bir katkıda bulunacak.

Biz şuna inanıyoruz: Bir bölgenin kalkınması için kamu ve özel sektör birbirini tamamlayıcı bir şekilde yatırım yapmalı. İşte, bir taraftan Eylem Planı’yla muazzam yatırımlar yapıyoruz, bir  taraftan da bu özel sektöre sağladığımız teşviklerle inşallah GAP bölgesi -kalkınma literatüründeki ifadesiyle- kalkışa geçecek diye ben yürekten inanıyorum. Önümüzdeki dönem bir beş yıl daha uzatmayı düşünüyoruz Eylem Planı’mızı hem geçmişten demin bahsettiğim birtakım nedenlerle kalan projelerimizi tamamlamak hem de yeni GAP planını ortaya koymak için. Bu önümüzdeki dönem, eski GAP’ın kapandığı, yeni GAP’ın da açıldığı bir dönem olacaktır. Hiçbir bölgemizde kalkınma sona ermediği gibi, GAP bölgesinde de kalkınmamız sona ermeyecektir, devam edecektir. Sadece bir örnek vermek gerekirse, GAP’ın suyunu değerlendirdiğimiz gibi güneşini de değerlendirmemiz lazım,  ticari potansiyelini de değerlendirmemiz lazım, turizmde de çok daha ileri noktalara gidebilmemiz lazım. Bu yeni dönemle ilgili de çalışmalarımızı yürütüyoruz. Kalkınma ajanslarımız kanalıyla olsun, GAP İdaremiz kanalıyla, Bakanlığımız kanalıyla olsun, merkez ve yerelde yeni fikirler toplamaya çalışıyoruz. Tabii, sıfırdan başlamayacağız, bir zeminimiz var. Bu zemin üzerinden yeni dönemde yeni bir eylem planıyla beş yıl daha yolumuza devam edeceğiz.

Çok uzattım. Sağlık Bakanımıza yönelik çok sayıda soru vardı. Burada tamamlamak istiyorum.

Çok teşekkür ederim.

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Eski ve yeni GAP konusunda…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yaz nüfusları, hareketli nüfus ve doktor ihtiyacıyla ilgili bir soru soruldu. Bunları mümkün olduğunca, gücümüz yettiğince yani insan kaynağımız yeterli olduğu ölçüde yazın geçici görevlendirmelerle güçlendiriyoruz, bu yaz mevsiminde de aynını yapacağız.

Eskişehir’de Yunus Emre Hastanemizde, 600 yataklı ihalemizle ilgili, ihale bitti ve sözleşmesi zannediyorum dün itibarıyla tamamlandı. Bunun inşasına başlıyoruz. Kamu-özel ortaklığıyla birlikte yeni bir hastanenin de bu sene inşallah ihalesini bitireceğiz.

El cerrahisi konusunda artık bir ekip çalışması yapıyoruz, yani vatandaşlarımız bu hususta mağdur olmuyorlar. Çünkü el cerrahisini yapabilen ekiplerin sayısı Türkiye’de maalesef yetersiz. Dolayısıyla, gerekirse uçaklar ya da helikopterler dâhil olmak üzere vatandaşı taşıyabileceğimiz ortak bir sistem kurmuş durumdayız ama Kocaeli’nde de elbette el cerrahisiyle ilgili durumu geliştirmek lazım. Üniversitemizde bunu da çalışıyoruz.

Hamilelik testiyle ilgili olarak bizim herhangi bir genelgemiz yok. Bu hususta bir tek kaygımız var: Özellikle düşük gelirli ya da orta gelirli vatandaşlarımızın hamilelik sırasında takip edilmesini sağlamak ve annelerin hayatlarını kurtarmak, doğacak bebeklerinin sağlıklı olmasını sağlamak. Bunun dışında herhangi bir uygulamamız yok.

Kamuoyuna, gazetelere birtakım şeyler aksetti ama Bakanlığımızın bir genelgesiyle bunun uzaktan yakından alakası yok, açıklama da yapmıştık.

İl halk sağlığı müdürlükleri ve toplum sağlığı müdürlüklerine halk sağlığı uzmanlarını atıyoruz. Takdir edersiniz ki yöneticilik uzmanlıktan biraz farklı bir husus. Türkiye’de Sağlık Bakanlığında çalışan toplamda 150 halk sağlığı uzmanı var. Dolayısıyla bunların elbette hepsini yönetici yapamayız ama mümkün olduğu ölçüde yönetici olarak halk sağlığı uzmanlarını bu noktalara atamaya itina gösteriyoruz.

Bir ufak şey kaldı efendim, onu da müsaade ederseniz… Bu, engellilerle ilgili kurallar Avrupa Birliğinin de normları dikkate alınarak, direktifleri dikkate alınarak hazırlanmış kurallardır, raporlar bunlara göre veriliyor. Belki vatandaş zaman zaman bundan memnun olmuyor, olamıyor ama bu direktifler doğrultusunda belli standartlara göre raporlar tanzim ediliyor.

Sorular için teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, üçüncü bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, üçüncü bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Madde 43 üzerinde üç önerge vardır, bu üç önerge de aynı mahiyettedir. Aynı mahiyette olan bu üç önergeyi okutacağım, aynı şekilde, bir şekilde işleme alacağım fakat talepleri doğrultusunda ayrı ayrı söz vereceğim.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı kanun teklifinin 43. Maddesinin teklif metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                    Kazım Kurt                           Aydın Ağan Ayaydın

                 İstanbul                                  Eskişehir                                       İstanbul

             Haydar Akar                        Fatma Nur Serter                               Musa Çam

                  Kocaeli                                    İstanbul                                           İzmir

                                 Mahmut Tanal                                   Namık Havutça

                                      İstanbul                                              Balıkesir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

             Erkan Akçay                         Mustafa Kalaycı                         S. Nevzat Korkmaz

                  Manisa                                     Konya                                          Isparta

    Hasan Hüseyin Türkoğlu                     Alim Işık                                        Ali Öz

                Osmaniye                                 Kütahya                                         Mersin

                                                            Mehmet Günal

                                                                  Antalya

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                Erol Dora                      Abdullah Levent Tüzel                        İdris Baluken

                  Mardin                                    İstanbul                                         Bingöl

            Pervin Buldan                          Hasip Kaplan                                  Altan Tan

                    Iğdır                                       Şırnak                                       Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon bu okuttuğum önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RECAİ BERBER (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak acaba?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Erol Dora.

BAŞKAN – Sayın Dora, buyurunuz. (BDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin üçüncü bölüm 43’üncü maddesi üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüzde Hükûmetin sıkça Genel Kurula getirdiği torba kanun yöntemi tabii yeni bir yöntem değil. Roma hukukunda birbiriyle ilgisiz maddelerin yer aldığı ve tümünün birden tek bir kanun gibi işleme tabi tutulduğu karma kanunlara “leges saturae” adı verilirdi. Ancak, Roma, bu yöntemin sakıncasını ve ne tür siyasi yozlaşmalara yol açtığını görerek torba kanunları erken dönemlerden itibaren yasakladı ve bundan sonra tek konu ya da sıkı bağlantı içinde olan konuların aynı konuda yer alması zorunluluğunu getirdi. Roma’da torba kanun yapmayı akla getiren siyasi, ekonomik, stratejik, hukuki yollar ve gerekçeler neyse, birtakım farklılıklar olmakla birlikte, şu anda da aynı düşünce yapısıyla torba kanun yapılmaktadır. Ancak, Romalılar o tarihlerde bile torba kanunların siyaseten toplumu ve siyasetçiyi yozlaştırdığını fark ettikleri için torba kanun yöntemini yasaklayarak erdemli bir davranış içine girebilmişlerdir.

Şu anda dünyanın birçok yerinde, örneğin Amerika’da kırk üç eyalette torba kanun yasaklanmış, bu eyaletlerde “kanun tekliği ilkesi” anayasal bir zorunluluk olarak benimsenmiştir. Milattan önce 98 yılında Roma’nın siyasi yozlaşmalara sebebiyet verdiği endişesiyle kaldırdığı torba kanun uygulamasını günümüzde bu Mecliste konuşuyor olmamızı sizin takdirlerinize bırakıyorum. Görünen o ki, Romalı yasa yapıcılarının sahip olduğu etik ilkelere bizim fazlasıyla ihtiyacımız vardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde konuştuğumuz yasa teklifinin kamuoyunda yarattığı en önemli beklenti atanamayan öğretmenlere kadro ihdas edilmesiyken, bu kadrolar sadece 30 binle sınırlandırılmıştır. Oysa son on yıllık süreçte öğretmen açığı inanılmaz bir şekilde artmış, atanamayan öğretmen sayısı bugün 350 bin dolayına ulaşmıştır. Her yıl yüz binlerce öğretmen atama beklerken on binlercesi ekmeğini kazanmak için ücretli öğretmenliğe mecbur bırakılmış ve sigortasız bir şekilde çalışmak zorunda kalmışlardır.

Öğretmenler, iktidarın uyguladığı bu neo politikalar sonucunda hem maddi hem manevi olarak sömürülmektedir, verdikleri emeğin karşılığı olarak iş bulamadıkları gibi öğretmenlik mesleği kutsallığını da toplum gözünde iktidarın eliyle kaybetmekte ve öğretmenlik mesleği diğer bütün alanlardaki gibi değersiz hâle getirilmektedir.

Sadece ocak ayından bu yana 4 öğretmen, son on yıldır da 32 öğretmen hayatına son vermiştir. Dört yıl boyunca ileride eğitim vereceği öğrencilerini düşünerek öğretmen olacağı günü bekleyen öğretmenler için hayat zindana dönüşmüş durumdadır. Hükûmetin öğretmenlere reva gördüğü işte budur.  Şimdi ise baskılara dayanamayan Hükûmet atama yapıyor ancak eğitim sendikalarının ortak görüşü, bu rakam Türkiye’deki öğretmen ihtiyacını kesinlikle karşılamamaktadır. Öğretmen atamalarında rakamın artırılması ve her şeyden önce öğretmenlerin özlük haklarının layıkıyla verilerek insanca yaşayabilmelerinin önünün açılması gerekmektedir.

Ülkemizin aydınlık yarınlarına kavuşması için çok daha fazla öğretmenin atamasının yapılması gerekirken 3 bini merkez, 27 bini taşra olmak üzere 30 bin polis kadrosunun ihdas edilmesi ayrıca düşündürücüdür. Bu kadar polis ihdasının amacı nedir? Demokratik bir ülkenin ihtiyacı polis kadrolarının artırılması değil öğretmen ve diğer meslek atamalarının yapılmasından geçer.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; torba yasalar bu ülkenin geleceğine ciddi zararlar vermektedir.  Komisyonlardan apar topar çıkarılan, kamuoyunun ve ilgili sivil toplum kuruluşlarının üzerinde doğru düzgün tartışamadığı torba yasaların yerine, konunun tekliği ilkesi gereğince bir biriyle ilgili konularda yasa yapmanın daha sağlıklı olacağını ve Türkiye'nin de demokratikleşmesine daha fazla katkı sunacağını belirtiyor, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dora.

Milliyetçi Hareket Partisinden Sayın Günal, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) -  Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, kanunun birinci bölümü üzerinde konuşurken genel hatlarıyla bu uygulamanın yanlış olduğunu belirtmiştim. Çünkü bir taraftan, Adalet ve Kalkınma Partisinin Hükûmet programlarında ve uyguladığı politikalarda özelleştirme yanlısı bir görüş hâkimken, bir felsefe hâkimken, şimdi TÜBİTAK’ın ve ÖSYM’nin şirket kurmasının felsefenize de karşı olduğunu, işleyiş olarak da sıkıntı doğuracağını söylemiştik. “Böyle bir şey olacaksa da bir devlet matbaası kurun, o zaman bütün stratejik basımları orada yapalım.” demiştim. O nedenle böyle bir teklif verdik; çünkü bu, bir sorunu çözelim derken başka sorunlara yol açabilecek bir madde.

Bir taraftan, özelleştirme işlemlerinde yanlışlıklar olur, geri dönüşü imkânsız bazı olaylar çıkıp, siz burada çıkardığımız torbayla bunu değiştirerek, sonra Bakanlar Kurulu kararı çıkarırken bu kafa karışıklığını ben anlayamıyorum. Çünkü orada da yapılan yanlışlar vardı biliyorsunuz. 12 Haziranda bir Bakanlar Kurulu kararı yayınlandı; özelleştirmeye ilişkin bütün mahkeme kararlarını geçersiz kılıyor. Bunun dayandığı yer de nisan ayında çıkardığımız torba kanun. Onun dayandığı yer de, sizin herkesi dolaylı yollardan yönlendirerek diyeyim daha kibar tabirle, 12 Eylül Anayasası’nın içine soktuğunuz bir dayanak maddesiyle geldi. Şu anda, özelleştirmeyle ilgili yargının almış olduğu kararlar Bakanlar Kurulu kararıyla etkisiz hâle getirilmiş durumda. Yani bunun içerisinde neler vardı sizler hatırlıyorsunuz, ben bir daha hatırlatmış olayım neleri iptal ettiğimizi, buradan verdiğimiz yetkilerle, çıkaracağımız maddelerle nelere yol açtığımızı bilmemiz gerekiyor. Kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum.

Bunlardan birincisi; TÜPRAŞ’ın yüzde 14,76’sı biliyorsunuz yasalara aykırı şekilde olduğu için iptal edilmişti. İkincisi; Seydişehir Eti Alüminyum yine bir firmaya 2005 yılında verildi, 2007’de Danıştay iptal etmişti, yanında da bizim Oymapınar Barajı –Manavgatlı olduğum için söylüyorum- bonus olarak verilmişti. SEKA’yla ilgili, yine Balıkesir Kâğıt Fabrikasıyla ilgili vardı, Çeşme Limanıyla ilgili vardı, Kuşadası Limanı… Bunların hepsini buradan çıkardığımız bir kanunla verdiğimiz yetkiye dayanarak, Bakanlar Kurulu da 12 Haziranda çıkarmış olduğu bir kararla, maalesef yargı kararlarını tersine çeviren, uygulanmasını engelleyen, “Efendim, uygulanmasına imkân kalmamıştır falan.” diye -bu kanun çıkarken de söylemiştik size- maalesef böyle bir yola girildi. Tabii, bir taraftan bu kanunla bu karar ne yapıyor? Geçmişte yapılan işlemler nedeniyle Yüce Divandan kurtulmanızı sağlıyor ilgili bakanların -imzayı kim attıysa, milletvekillerinin değil- bir taraftan da bu usulsüzlükleri yapanlara yargı yolunu, yargı denetimini kapatmış oluyoruz.

Şimdi, böyle bir ortamda, özelleştirmeyle ilgili böyle tartışmalı şeyler varken, daha önce yapılan yanlışlar “Uygulanamaz hâle gelmiş, çetrefilleşmiş mahkeme kararlarını uygulamayalım.” diye Bakanlar Kurulu kararı çıkarırken, bir taraftan dönüp yeniden, bize “ÖSYM’nin bir matbaa kurmasını, baskı fabrikası kurmasını, neyse, şirket kurmasını, bunun için, bu işlemleri yapmak üzere böyle bir şey yapıyoruz…” Bu, anlaşılır gibi bir şey değildir. Daha önce söyledim, araştırma önergesi ve soru önergesi de verdik, maalesef bakanlarımız cevap vermediği gibi, burada da bunlar geçiyor.

Şu anda, tam da Fransa’nın Ermeni soykırımıyla ilgili, kendilerinin, sözde “soykırım” diye söyledikleri kanun tasarısı görüşülürken, onun aynı gününde Darphane Matbaası, baskıyı Fransız şirketlerine vermişti, hatırlarsanız. Şimdi, biz, iki tane çipli pasaportu, kimlik kartını, özel sınav kartını basacak Türkiye’de bir şey bulamıyor muyuz? Eğer yoksa, o zaman, dedim ki: “Merkez Bankası Matbaası var, başka matbaalar var, Devlet Malzeme Ofisinin bir sürü şeyi vardı, bunların hepsini…” “Efendim, burası verimsiz, kapatalım, hizmet alalım. Efendim, dışarıdan outsourcing yapalım…”, güzel. Şimdi ne oluyor peki? “Tekele düşmeyelim...” Arkadaşlar, bunları böyle acele değil, eğer orada bir sorun varsa, o sektörde, böyle torbanın içine sokuşturarak değil, eğer, sorun neyse onu getirin, tespit edin, başka kurumlarda olan sorunlara da bakalım, MERNİS sistemi uygulamaya giriyor, yeni kimlik var, yeni ehliyet var; ayrı ayrı bir sürü şey çıkarıyorsunuz.

Onun için, bunların hepsini, tek bir şekilde, devletin önemli ve stratejik kâğıtlarını basan bir matbaa yapalım. Bunu buradan çıkarın, daha sağlıklı bir şekilde geçirelim diyorum.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Günal.

Cumhuriyet Halk Partisinden konuşmacı…

Buyurunuz Sayın Serter. (CHP sıralarından alkışlar)

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ÖSYM’yle ilgili yapılan bir düzenleme konusunda söz almış bulunuyorum ve Cumhuriyet Halk Partisi 43’üncü maddenin yasa metninden çıkarılmasını öneriyor.

Değerli milletvekilleri, şimdi, burada, bu torba yasada ya da bu çuvala dönüşmüş büyük torbada ÖSYM’yle ilgili 10’a yakın, hatta 10’u aşkın madde var. Bu 10’u aşkın düzenlemeyi kim önerdi? ÖSYM önerdi. Burada ÖSYM Başkanını görebiliyor muyuz? Göremiyoruz. Bundan önceki maddeler görüşülürken de kendileri burayı teşrif etmemişlerdi, -o zaman saat gecenin on ikisi, işte biri, ikisiydi- bugün yine kendileri buraya lütfedip gelmemişler. Yani bu maddeleri buraya önerenler, Genel Kurulu bunun için saatlerce çalıştıranlar zahmet edip de buradaki muhalefetin iddialarını en azından yanıtlamak için, bakan aracılığıyla yanıtlamak, bu konuda bilgi vermek için bile bu Kurula gelmiyorlar, Genel Kurulu teşrif etmiyorlar. Bunu şiddetle kınıyorum.

İkincisi: Burada ÖSYM’yle ilgili 10’u aşkın madde var, millî eğitimle ilgili düzenlemeler var, ancak bunların hiçbirisi Millî Eğitim Komisyonuna gönderilmediği için burada biz karanlık bir alanda yol almaya çalışıyoruz.

Biz bu maddeye karşı çıkıyoruz. Niye karşı çıkıyoruz? Çünkü ÖSYM şirketler kuruyor, -daha önceki maddelerde bunlar görüşüldü, bu konudaki kaygılarımızı dile getirdik- bütün sınavla ilgili görevlerini, soru hazırlama dâhil, bu şirketlere devrediyor. Bununla da yetinmiyor, bu şirket organlarında ÖSYM Başkanı ve başkan yardımcıları görev alıyorlar. Görev almak da yetmiyor, bu şirket organlarında aldıkları göreve karşılık bir de para alıyorlar. Ee, “İnsaf!” denir buna, “İnsaf!”

Değerli arkadaşlar, 6114 sayılı ÖSYM Yasası’na baktığınız zaman şunu görürsünüz, diyor ki: “ÖSYM Başkanı ve yardımcıları tam zamanlı çalışırlar.” “Tam zamanlı çalışmak” dediğiniz zaman, bu kadar önemli görev yapan bir kurumda sürekli bulunmak, o kurumla ilgili pek çok iddia ve şaibe ortada dolaşırken bunlara sahip çıkmak ve kurumu yönetmek diye anlıyoruz. Ancak 6114 sayılı Yasa’da bir istisna getirilmişti, deniyordu ki: “Başkan ve yardımcıları tam zamanlı çalışırlar ama -istisna nedir- lisansüstü eğitime de katkıda bulunurlar.” Yani tam zamanlı çalışanlar kendi üniversitelerine gidebilirler, bu üniversitelerde ders verebilirler, bu üniversitelerde tez danışmanlığı yapabilirler ama adı “Tam zamanlı çalışma.” Şimdi, ikinci istisna getiriliyor: “Şirket organlarında görev alabilirler.”

Değerli arkadaşlar, bu mümkün değildir. Niye mümkün değildir biliyor musunuz? Üniversite öğretim üyesi olan Başkan ve bir başkan yardımcısının bir başka kurumda ücretli ya da ücretsiz herhangi bir biçimde iş görmesi mümkün değildir. Kaldı ki, bir başka kurumda, elbette bir kamu kurumunda veya bir sivil toplum kuruluşunda görevlendirilebilir ama şu kayıtla, bu kaydı şimdi sizlere okumak istiyorum, 2547 sayılı Kanun’un 38’inci maddesi: “Bunlara görev yapacakları kurumca bu ödeme dışında başkaca bir ödeme yapılmaz.” Yani, değerli arkadaşlarım, bir öğretim üyesi üniversiteden maaş alıyorsa, bir başka kurumda yani ÖSYM’de görevlendirildiyse; bir, üniversitedeki özlük hakları devam eder, maaşını alır; iki, ÖSYM’de görev yaptığı için maaşını alır ama üçüncü bir yerden ÖSYM aracılığıyla para alamaz. Bu son derece açıktır, yasa hükmüdür.

Dolayısıyla, bu maddenin biz metinden çıkarılmasını, yasa metninden çıkarılmasını öneriyoruz çünkü burada çok ciddi bir hukuki ihlal vardır, hukuk dışıdır. Gerçi siz hukuk dışı uygulamalara çok alışıksınız ama muhalefet olarak bizim de görevimiz sizi uyarmaktır.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Serter.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki bu üç önergeyi birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

43’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı istemiştik Sayın Başkan.

BAŞKAN - Karar yeter sayısı arayacağım.

43’üncü maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.16
ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 43’üncü maddesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, maddeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Teklifin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, 60’ıncı maddeye göre kısa bir söz talebim var efendim, mikrofondan konuşabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, teklifin 42’nci maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve 43’üncü maddenin yanlışlıklar içerdiğine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gerek biraz önce kabul edilen 43’üncü madde gerekse önceki oturumlarda kabul edilmiş olan 42’nci madde Anayasa’ya çok açık bir şekilde aykırıdır. 42’nci maddede Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezinin görevlerinin bir bölümünü kuracağı şirketler aracılığıyla yapmasına imkân verecek bir düzenlemeyi kanun dâhiline sokmuştur. Anayasa’nın 128’inci maddesine göre, kamu görevleri, kamu hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin asli ve sürekli görevler devlet ve diğer kamu tüzel kişileri eliyle yürütülür, bir şirket eliyle kamu görevinin yürütülecek olması Anayasa’nın 128’inci maddesine açıkça aykırıdır.

Yine görüştüğümüz 43’üncü madde, çok vahim birtakım yanlışlıklar içermektedir. “Yurt dışı temsilcilikler” şeklinde ifade edilen düzenlemeyle nerede, hangi ülkede, kaç, hangi kadrolarla kurulacağı belli olmayan bir yurt dışı koordinatörlüğü kurulmaktadır. Bunların yasada belirtilmesi gerekir, aksi takdirde yasama yetkisinin yürütmeye devri anlamına gelecek ve bu şekliyle Anayasa’ya aykırılık oluşturacak bir düzenleme yapılmış olmaktadır. Bu, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezinin kuracağı şirketlerde ÖSYM personelinin, yöneticilerinin görev alacak olması, ayrıca, 2547 sayılı Kanun’un getirmiş olduğu temel ilkelere aykırıdır. Çok vahim düzenlemeler yapılmıştır. Ben, tekriri müzakere yoluna gitmek suretiyle bu maddeleri yeniden düzenlemeyi ve Anayasa’ya aykırılıkları gidermeyi öneriyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) (S. Sayısı: 302) (Devam)

BAŞKAN - 44’üncü madde üzerinde aynı mahiyette üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı kanun teklifinin 44. Maddesinin teklif metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                    Kazım Kurt                               Aydın Ayaydın

                 İstanbul                                  Eskişehir                                       İstanbul

             Haydar Akar                           Engin Özkoç                                  Musa Çam

                  Kocaeli                                    Sakarya                                           İzmir

                                        Mahmut Tanal                      Namık Havutça

                                             İstanbul                                 Balıkesir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

             Erkan Akçay                         Mustafa Kalaycı                          Mehmet Erdoğan

                  Manisa                                     Konya                                           Muğla

                           Hasan Hüseyin Türkoğlu                              Alim Işık

                                       Osmaniye                                           Kütahya

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                Erol Dora                              Levent Tüzel                                İdris Baluken

                  Mardin                                    İstanbul                                         Bingöl

            Pervin Buldan                          Hasip Kaplan                                  Altan Tan

                    Iğdır                                       Şırnak                                       Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon bu okuttuğum önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RECAİ BERBER (Manisa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisinden Sayın Tan.

Buyurunuz efendim.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 6114 sayılı kanunun 44’üncü maddesiyle ilgili söz almış bulunuyorum.

Şimdi, önce, bu 44’üncü maddede yapılmak istenen değişiklikle ilgili görüşlerimizi sizlere arz etmek istiyorum.

Burada ÖSYM’nin yaptığı her türlü imtihanlarla ilgili soru kitapçıklarının -yani elektronik ortamda olsun, diğer ortamlarda olsun- daha önceki kanun metninde bir yıl saklanması, muhafaza edilmesi öngörülmekteydi, cevapların ise iki yıl muhafaza edilmesi öngörülmekteydi. Şimdi nereden icap ettiyse, nereden böyle bir zaruret hasıl olduysa bu süreler soru kitapçıkları ve diğer elektronik ortam için altı ay, cevaplar için ise bir yıla indirilmektedir.

Tabii, bunun bir izahının olması lazım. Yani niye bu süreleri kısaltıyorsunuz? Çünkü Türkiye’de bir itirazın bile cevaplandırılma müddeti var. Bir imtihan oldu, haklılık oldu, haksızlık oldu, ne olduysa, vatandaş itiraz etti, kendi hakkıyla ilgili farklı bir talepte bulundu. Bunun cevaplandırılması için bir zaman gerekiyor ve bunlar da çoğu zaman ayları alıyor, hatta bazen yılları buluyor, bazen de mahkemelik olunuyor bununla. Yani bu cevap da vatandaşı tatmin etmiyor ama vatandaş bunun üzerine mahkemeye gidiyor ve daha sonra bununla ilgili bilirkişiler ve mahkeme karar veriyor.

Şimdi, bu muhafaza etme müddetinin neden kısaltıldığını, bu kadar kısaltıldığını doğrusu biz anlayabilmiş değiliz. Devletin yeterli depoları, arşivleri, ambarları mı yok? Yoksa, yine elektronik ortamda muhafaza edilebilecek teknik donanımlar mı yok? Doğrusu bunun bir mantıklı izahını bulamadık.

Diğer bir mantıklı izahını bulamadığımız şey de, bu torba kanun çıkarma mantığı. Biliyorsunuz bugün ABD’de –benden önce BDP Grubu adına söz alan arkadaşım da söyledi- 43 eyalette böyle bir düzenleme yasaklanmış. Hatta bunun daha eski müstenidatı, dayanağı var. Roma hukukunda bile yasaklanmış. Şimdi, Roma hukukunda bile yasaklanan bir uygulamayı bugün 21’inci yüzyıl Türkiye’sine getirip, sapı samanı, buğdayı, arpayı, mercimeği, ne bulduysa, şekeri, tuzu, hepsini aynı torbanın içine koymanın mantığı nedir, onu da anlayabilmiş değiliz. Yani neden bu düzenlemeler doğru düzgün, belli bir mantık silsilesi içerisinde, düzeni içerisinde takdim edilmiyor, komisyonlarda görüşülmüyor, ondan sonra yine diğer kanunların yasal prosedürünü takip ederek neden düzenlenmiyor, bunu da anlayabilmiş değiliz. Tabii şu söylenebilir: Ya, bunda anlaşılmayacak ne var, işte ben yaptım oldu mantığıyla, saldım bayıra Mevlam kayıra, güç bende, sayı bende, iktidar bende, ben istediğimi yaparım, istersem balla sarımsağı karıştırırım, istersem soğanla patlıcanı karıştırıp yerim, hiç alakası olsun olmasın bildiğimi yaparım derseniz, e bu da olur, buna da bir itiraz bu çerçevede olmaz. Onun için, bizim söylediğimiz, bunların doğru düzgün, kanunu yapılırken tartışılarak, düşünülerek, yetkililerden görüş alınarak ve bu yetkililerin, komisyonlarında, gelip meramlarını da anlatarak bizim klasik usullerimizle bu kanunların değiştirilmesidir.

Yine arkadaşlarım altını çizdi. ÖSYM Başkanı yok. Üstelik yine bu kurumla ilgili düzenlemeler çok kısa bir müddet önce gerçekleştirilmiş. Peki, çok kısa bir müddet önce gerçekleştirilen ve yapılan kanunu, daha üzerinden doğru düzgün bir zaman geçmeden, yani asırdan, on yıldan, yirmi yıldan bahsetmiyoruz, böyle bir zaman geçmeden neden değiştirme ihtiyacını hissediyorsunuz? Onun üzerinde değişiklik var. Bunun da bir mantığı yok. Mantığı ne? İşte çalakalem kanun yapılırsa, çalakalem kanunlar değiştirilirse üzerinden altı ay geçtikten sonra bunu tekrar değiştirme veya düzenleme ihtiyacı doğar. Aynı şey şike kanununda da oldu. Burada feryat ettik, figan ettik, daha bir yıl geçmeden tekrar bir şike kanunu geldi. Bugün yine tekrar şu madde oldu, bu madde olmadı diye tekrar tartışıyoruz.

Öğretmen kadrolarıyla ilgili de bir iki şey söylemek istiyorum. Bugün, Türkiye’de ihtiyaca cevap verecek kadar öğretmen var, yüz binlerce genç var öğretmen olmak isteyen ama hâlâ öğretmen açığı var, niye atamaları yapılamıyor, bunu da anlamak mümkün değil.

Biz bu maddenin çıkarılmasını istiyoruz.

Saygılarımı sunarım. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tan.

Milliyetçi Hareket Partisinden kim konuşacak?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe

Madde usulsüz ve kayırmacı işlemlerin ortaya çıkmasına engel olma yönünde kuşku vericidir. Bu itibarla, soru kitapçıklarının ve sınav cevap kâğıtlarının imhası için kanunda öngörülen sürenin kısaltılması uygun değildir.

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Değerli milletvekili arkadaşlarım, ÖSYM Başkanı yok, Sayın Bakan yok, o zaman AKP milletvekili arkadaşlarımın içerisinden özellikle Millî Eğitim Komisyonunda olan arkadaşlarıma sesleniyorum, daha sonra da duyarlı arkadaşlarıma sesleniyorum.

Bakın, 44’üncü maddeyle ilgili gelen olay şudur: “Elektronik ortamda yapılan sınavların kayıtları ile basılı ortamda yapılan sınavların cevaplarına ait elektronik veriler asgari on yıl süreyle arşivlenirler ve güvenli bir ortamda saklanırlar. Sınavlarda kullanılan soru kitapçıkları sınav sonuçlarının ilanından bir yıl sonra, cevap kâğıtları ise iki yıl sonra imha edilir.” idi; şimdi gelen, değerli arkadaşlarım, “Sınavlarda kullanılan soru kitapçıkları sınav sonuçlarının ilanından altı ay sonra ve cevap kâğıtları ise bir yıl sonra imha edilir.”

Şimdi size soruyorum çok ciddi olarak, arkadaşınız olarak. Az önce Sayın Akif Hamzaçebi dedi ki: “Anayasa’ya aykırı.” falan. Niye yasaya aykırı? Artık bu soruları, bu imtihanları kim yapıyor? Şirketler yapacak yani biz bu işi şirketlere devrettik. Peki, şimdi on yıldan bir yıla ve altı aya inmesinin nedeni nedir? Burada cevap vermiş, diyor ki: “Saklama süreleri uzun olduğu için çok maliyet oluyor, bunu aşağıya çekiyoruz.” Peki, sınavları yapan kim? Şirketler. Şirketler saklasın. Hayır, onları maliyetten kurtarıyoruz yani devlet bunca yıl kendisini maliyetten kurtarmamış, daha göreve başlamayan şirketi maliyetten kurtarıyor. Bu birinci sorum.

İkinci sorum şu arkadaşlar -lütfen, çok önemli- diyorum ki: Peki, bir dava açıldı. Bu şirketler bu imtihanı yapıyor. Öğrenci arkadaşlarımız dava açtı. Size soruyorum: Altı ay ve bir yıl içerisinde hangi dava sonuçlanır? Bir yıl sonra bir evrak istenirse, imha edildiğinde, buna nasıl bir cevap vereceğiz?

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, bu çok tehlikelidir, yanlıştır, şirketlerin menfaatine gibi gözüküyor ama öğrencilerin menfaatine değildir. Sevgili Başkanım, lütfen bunu bu kısa zamanda bir daha bir değerlendirelim. Bu yanlıştır.

Değerli arkadaşlar, bakın, Komisyonda tartışmadığımız için, bunları görüşemediğimiz için, Millî Eğitim Bakanım burada olmadığı için, seslenecek kimse bulamıyorum. Sizlere sesleniyorum: Bakın, 4+4+4’le ilgili Adalet Komisyonu Başkanı Sayın Ahmet İyimaya dün dedi ki burada: “Bir arkadaşımız Millî Eğitim Komisyonunda roman okudu.”  Tamam…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Doğru.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Doğru mu? Doğru. Bak arkadaşım, ben de diyorum ki: Sayın…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bağırma!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Yani bir laf atarsan ben de sana laf atarım, benim konuşmamı çirkinleştirmiş olursun. Tamam mı arkadaşım? Sen benim ne dediğime bak. Ben sana sesimi duyurmaya çalışıyorum ama senin bir sesin yoksa, yapılacak bir şey yok. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, Almanya’da seçilen parlamenter arkadaşımız İsmail Ertuğ, genişlemeden sorumlu üyeye -Size söylüyorum Değerli Arkadaşım, “Doğru” dediğiniz için- Stefan Füle’e sormuş, Avrupa Komisyonundan sorumlu olan arkadaşa -ne kadar ciddi dinlediğinizi görüyorum, siz gözlüklü arkadaşa soruyorum, sizi işaret edene- diyor ki: Komisyon, dört yıllık eğitimden sonra dokuz yaşındaki çocukların okuluyla ilgili, özellikle kız öğrencilerle ilgili ve Avrupa standartlarıyla ilgili 4+4+4’e, bakın ne demiş: “Komisyon, Türk Parlamentosu ve Türk toplumunda devam eden İlköğretim Yasası değişikliklerini yakından takip ediyor. Komisyon, eğitim sistemine yönelik önemli herhangi bir değişikliğin geniş danışma ve müzakereye tabi olması gerektiğine inanıyor ve bunun yapılmadığını dikkatle izliyor.” Şimdi, bu cevap size yeterli midir?

Ben o konuşmayı yaparken ne demiştim arkadaşlar? “Ben bu konuşmayı sadece bir tek şey için yapıyorum, yirmi dört tane sivil toplum örgütü, meslek odası ve okullarımızın değerli danışmanları bu konuda yorum yapmış. Bunu konuşalım, geniş müzakere edelim, öyle bunu Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne getirelim” dedim. On iki saatlik konuşmam, oradaki bu arkadaşların tüm söylemlerini orada dile getirmemdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sizlerle kavga etmiyoruz, sizlerle önerileri doğru bir şekilde, halkımızın yararına çıkarmaya çalışıyoruz. Karar yüce Meclisindir.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özkoç.

Aynı mahiyetteki bu üç önergeyi birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

44’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 44’üncü madde kabul edilmiştir.

45’inci madde üzerinde üç önerge vardır, ikisi aynı mahiyettedir, biri değildir, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 45 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                                   Alim Işık

                  Konya                                     Manisa                                        Kütahya

          Mehmet Erdoğan              Hasan Hüseyin Türkoğlu                    Yusuf Halaçoğlu

                   Muğla                                   Osmaniye                                       Kayseri

“Madde 45- 6114 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “amacıyla,” ibaresinden sonra gelmek üzere “sınav sorularının hazırlandığı, basıldığı, dağıtıldığı, muhafaza edildiği ve” ibaresi eklenmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı kanun teklifinin 45. maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Kazım Kurt                              Musa Çam                                Aydın Ayaydın

                Eskişehir                                     İzmir                                          İstanbul

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                   Haydar Akar                               Mahmut Tanal

                 İstanbul                                    Kocaeli                                         İstanbul

                                   Aytuğ Atıcı                                  Namık Havutça

                                       Manisa                                           Balıkesir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                Erol Dora                              Levent Tüzel                                İdris Baluken

                  Mardin                                    İstanbul                                         Bingöl

                                  Pervin Buldan                               Hasip Kaplan

                                         Iğdır                                            Şırnak

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki bu iki önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

EROL DORA (Mardin) – Gerekçe okunsun Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Teklifin 45. Maddesiyle, 6114 Sayılı Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’da değişiklik yapılmıştır. Ancak bu konu; Plan ve Bütçe Komisyonu’nun değil, Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’nun ihtisas alanıdır. Bu nedenle, eğer bir değişiklik yapılacaksa bunun ilgili ihtisas komisyonda görüşülerek yapılması gerekmektedir. Bu nedenle, maddenin teklif metninden çıkarılarak ilgili komisyonda görüşülmesi gereklidir.

BAŞKAN – Sayın Atıcı, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle ben Manisa değil, Mersin Milletvekiliyim, kayıtlarda bu şekilde düzeltilmesini rica ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun teklifinin 45’inci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. ÖSYM yolsuzluklarına hiç bulaşmamış veya bu yolsuzluklardan hiçbir fayda sağlamamış herkesi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yine bir torba teklif ile karşı karşıyayız. Artık buna “torba” demek de yetmez, “çuval” demek lazım. Anlaşılan, başına çuval geçirilen AKP Hükûmeti hâlâ bu çuvalı çıkaramamış, nereye baksa torba görüyor, nereye baksa çuval görüyor.

Şimdi, ne diyor bu 45’inci madde, ona bir bakalım. 45’inci madde diyor ki: “Soruların hazırlandığı, basıldığı, dağıtıldığı, muhafaza edildiği yerlerde ve sınavın yapıldığı binalarda sınav öncesinde ve sınav esnasında sinyal karıştırıcı ve benzeri cihazlar kullanılabilir.” Eskiden sadece sınav yapılan yerde kullanıyordunuz, şimdi basımından dağıtımına her yerde sinyalleri karıştırıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, halkın nezdinde geçmişte saygınlığı olan ÖSYM’yi de güvenilir olmaktan ne kadar uzaklaştırdığınızın farkında mısınız bilmiyorum. Sizin getirdiğiniz bu yasalarla aslında siz ÖSYM’yi nasıl paçavraya çevirdiğinizi ikrar ediyorsunuz. Niye paçavraya çevirdiniz? Çünkü bugüne kadar istediğiniz yerlere öğrenci, memur yerleştiremiyordunuz. İktidara gelir gelmez ilk işiniz bunları değiştirmek oldu. Çünkü bu sınavlarda kısmen de olsa bir yarış vardı ama sizin dünya görüşünüze uymayan kişilerin, sizin gibi düşünmeyen kişilerin devlet kurumlarında çalışmalarına hiçbir şekilde tahammül edemediniz ve sınavın gizliliğini deldirmekle kalmadınız, âdeta kevgire çevirdiniz.

KPSS kopyacıları ortalıkta geziyor, ÖSS şifrecileri cirit atıyor. Her şey ayan beyan ortada. Gazeteciler bile kopyacıları tespit etti ancak Başbakanın -tırnak içinde- sözde talimatlarına rağmen, Başbakanın özel koruması altındaki MİT bu failleri bulup çıkaramadı. Bununla birlikte, emniyet ve savcılık da çıkaramadı tabii veya aslında çıkardı da bu suç örgütünün ortaya çıkarılmasından sonra ortaya çıkacak olan sonuçlardan korktunuz. Şimdi, korkunun izlerini görüyoruz. Ne yaptınız? Bir önceki maddede dediniz ki: Arkamızda iz bırakmamak üzere sınav kitapçıklarını, sınav kâğıtlarını derhâl imha ediyoruz. Niye? Birisi çıkar da hafazanallah, bizim ne işler yaptığımızı gösterir diye.

ÖSYM’nin görevlerini bir şirkete devrettiniz birkaç madde önce ve bu sizi panikletti. Niye panikletti biliyor musunuz? Çünkü sizin yapageldiğiniz işleri artık bu şirket yapar diye korktunuz, işte onun için de türlü türlü kanunlar çıkardınız. Yani herkesi kendiniz gibi zannediyorsunuz.

Şimdi ne yapıyorsunuz? Nasıl kanunlar çıkarıyorsunuz? İşte, bu 45’inci maddeyle her yere sinyal karıştırıcı koyuyorsunuz. Değerli arkadaşlar, aslında sinyal karıştırıcı koymanız belki iyi olur çünkü bu Hükûmetin yaydığı sinyaller bozuk, gerçekten bozuk. Eğer bir sinyal karıştırıcı koyarsanız belki Hükûmetin yaydığı sinyaller düzelir diye bir ümit ediyorum. Belki o zaman düzelebilir.

Bakın, size bir örnek vereceğim. Nasıl sinyallerinizin bozuk olduğunu, nasıl ortalığı karıştırdığınızı ve bunun yargıyla nasıl tespit edildiğini bir örnekle açıklayacağım.

Daha bu hafta içerisinde yüksek yargı bir karar açıkladı. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörlüğü kadro ilan etti, “Ben 35 öğretim üyesi alacağım.” dedi. Ankara Tabip Odası bunları inceledi ve dedi ki: “35 kadronun 32’sine şu şu isimler yerleştirilecek.” Daha hiç başvuru bile yokken, daha ilan yapılır yapılmaz “Bu 35 kadronun 32’sine bu insanlar yerleşecek.” dedi ve gitti, noterden bunu tespit ettirdi. Sonuçlar açıklandı, gerçekten bu 32 kişi buraya yerleştirilmişti. Şimdi, Allah’tan reva mı? Bu sinyal bozuk değil de nedir? Bu sinyali düzeltmediğiniz sürece herkesin vebali üstünüzde olacak. Ne oldu? Yüksek yargı bunu bozdu. Tekrar iptal ettirdiniz, tekrar bozdu. Yani ne yaparsanız yapın, yargıya artık istediğiniz gibi müdahale ediyorsunuz ama yine de helal süt emmiş insanlar yine de sizin yaptıklarınıza bazen “Dur” diyorlar. İşte, evvelki gün de yapacağınızı yaptınız, 3’üncü yargı paketiyle bunları da hallettiniz. Bütün bunlar için bir araştırma önergesi verdim, samimiyseniz çıkarın, kabul edin, ÖSYM ne yapmış, hep beraber araştıralım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Aynı mahiyetteki bu iki önergeyi birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 45 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                            Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları            

“Madde 45 - 6114 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “amacıyla,” ibaresinden sonra gelmek üzere “sınav sorularının hazırlandığı, basıldığı, dağıtıldığı, muhafaza edildiği ve” ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Halaçoğlu konuşacaklar.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, buyurunuz efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Muhterem Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten, çocuklarımız ilkokuldan itibaren bir yarış atı gibi sınavlara hazırlanıyorlar ve onlar eğitim görecekler ve bu ülkeye hizmet edecekler diye büyük bir gayret gösteriyorlar, neredeyse, gençliklerini, çocukluklarını yaşamıyorlar. Bu, onlar üzerinde de önemli bir travma bırakıyor ancak tabii ki bir sınavla da okullara alınıyorlar. Bunların en önemlilerinden bir tanesi ÖSYM’nin üniversite sınavları ve 1 milyon 800 binin üzerinde öğrenci bu sınavlara giriyor. Bunların emniyetli bir şekilde yürütülmesi son derece önemli. Bundan önceki yapılmış hataların veya sınav sorularının çalınmasının sonuçları ne oldu, kimse tarafından pek bilinmiyor ancak şurasını ifada edeyim: Gerçekten bu madde şu bakımdan önemli, sadece sınavların yapıldığı binalar değil, sınavların hazırlandığı, basıldığı, muhafaza edildiği yerlerde de bu şekilde sinyal karıştırıcıların yer alması son derece önemli. Bu bakımdan, bu maddenin bu bölümünü tabii ki onaylıyoruz ancak şunu ifade etmek isterim: Şimdi, hakikaten 1 milyon 800 binin üzerinde insanın vebalini ve sorumluluğunu üzerimize alıyoruz ve onlara adaletle yaklaşmamız gerekir.

Bu sınav sorularının hazırlandığı yerler son derece büyük önem taşıyor. Geçmiş dönemde özellikle seçim pusulalarının basıldığı yer olarak da Türk Tarih Kurumu Basımeviydi. Biz, orada önemli bir güvenlik sağlamıştık ve içeriye giren bütün işçiler yirmi sekiz gün boyunca dışarıya çıkmadıkları gibi yiyecekleri orada hazırlanıyordu ama bugün artık teknoloji sebebiyle çok daha farklı bir ortam bulunmaktadır ve sorular bir şekilde dışarıya çıkarılabilmektedir. Nitekim, buralardan çıkarıldıktan başka, götürüldükleri sınav salonlarından önce de soru kitapçıklarının çalındığı veya bir başka şekilde dışarıya çıkarıldığı hep gözlenmiştir ve ortaya konmuştur. Dolayısıyla, bunların önüne geçilmesi geleceğimiz açısından, çocuklarımızın gayretlerinin yerine oturması açısından son derece büyük önem taşımaktadır. Dolayısıyla, 45’inci maddede yer alan, sınavların güvenliğinin sağlanması konusundaki bu maddenin içeriğinin doğru olduğu düşüncesindeyiz ve bundan sonraki dönemlerde gençlerin başkalarıyla rekabet pozisyonunda sınav sorularının başkalarının eline geçerek diğerlerine haksızlık yapılmasının önlenmesi son derece büyük önem taşımaktadır.

Ama tabii, konu sadece bununla yeterli değildir, bunun ötesinde, sınav sorularını hazırlayan kişilerin, farklı şekillerde kişiler hazırlayıp bunlardan bazılarının seçilmiş olmasına rağmen, bunların hazırladıkları soruların da bir şekilde başka kurumların eline geçmemesi gerekir. Yani birtakım kişiler, diyelim ki 5 kişi, 10 kişi, 100 kişi, sınav sorularının hazırlıklarını yapıyorlar, hazırlıyorlar. Her biri, diyelim ki 10’ar tane soru hazırlıyor. Sonra bunlar bir grupta toplanıyor ve bunların hangisinin seçileceği belli değil. Diyelim ki 500 tane soru hazırlanmış, bunlardan 100 tanesi belli olacak fakat bu 500 sorunun da başkalarının eline geçmesinin muhakkak önüne geçilmesi lazım çünkü o 100 soru nasıl olsa çıkacak, o 500 soru içinden çıkacağı için bunların da önlenmesi gerekiyor yani bunun içerisine, soruları hazırlayanların hazırladıkları sorularla ilgili de birtakım önlemlerin getirilmesi son derece büyük önem taşımaktadır.

Demin söylediğim gibi, gerçekten, hepimizin çocukları, sanki bir yarış atı gibi sınavlara hazırlanmaktalar, gençlikleri yok, çocukluklarını yaşamıyorlar, tatil yapmıyorlar âdeta ve bunların hakkını haklı olarak vermek zorundayız.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Halaçoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Madde 45’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde 45 kabul edilmiştir.

Madde 46 üzerinde üç önerge vardır, bu üç önergenin ikisi aynı mahiyettedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 46 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                             Mehmet Erdoğan

                  Konya                                     Manisa                                          Muğla

                           Hasan Hüseyin Türkoğlu                           Alim Işık

                                       Osmaniye                                        Kütahya

"Madde 46- 6114 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"Geçici Madde 2- (1) 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 15 inci maddesinin (b) fıkrası hükmü, anılan Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 12 nci maddesinin ikinci fıkrasının yürürlüğe girdiği tarihten sonra 6 ncı maddenin sekizinci fıkrası uyarınca görevlendirilenler hakkında 31/12/2017 tarihine kadar uygulanır."

T.B.M.M. Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa teklifinin 46. maddesinin teklif metninden çıkartılmasını arz ederiz.

              Celal Dinçer                    Ferit Mevlüt Aslanoğlu                          Musa Çam

                 İstanbul                                   İstanbul                                           İzmir

              Kazım Kurt                             Veli Ağbaba                                 Ali Serindağ

                Eskişehir                                  Malatya                                       Gaziantep

                                                           Bülent Kuşoğlu

                                                                  Ankara

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                Erol Dora                              Levent Tüzel                                İdris Baluken

                  Mardin                                    İstanbul                                         Bingöl

                                  Pervin Buldan                                Hasip Kaplan

                                          Iğdır                                             Şırnak

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki bu iki önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

EROL DORA (Mardin) – Gerekçe efendim…

BAŞKAN – Gerekçe…

Gerekçe:

Teklifin 46. Maddesiyle, 6114 Sayılı Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı'nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'da değişiklik yapılmıştır. Ancak bu konu; Plan ve Bütçe Komisyonu'nun değil, Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu'nun ihtisas alanıdır. Bu nedenle, eğer bir değişiklik yapılacaksa bunun ilgili ihtisas komisyonda görüşülerek yapılması gerekmektedir. Bu nedenle, maddenin teklif metninden çıkarılarak ilgili komisyonda görüşülmesi gereklidir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisinden kim konuşacak?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) -  Efendim, Ali Serindağ…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Serindağ. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 302 sıra sayılı Teklif’in 46’ncı maddesi üzerine verilen değişiklik önergesiyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, maddeye bakınca, maddenin pek çok yere atıf yaptığı, maddenin atıf yaptığı maddelerin de başka maddelere, başka kanunlara atıf yaptığı görülecektir. Yani uygulayıcılar, kanunların takibinden ve kanunların hangi hükmü içerdiğinden ötürü uygulamayı sağlıklı yapamamaktadırlar. Çünkü kanunların hangi metinde yer aldığı konusunda azami gayret gösterilmesi gerekmektedir.

Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine bakıyoruz, aynen şöyle diyor: Bazı Kanunlarda (torba kanun) Değişiklik Yapılmasına Dair vesaire diye gidiyor. Şimdi, iktidarınızın sayesinde, AKP’nin sayesinde hukuk literatürüne yeni bir deyim kazandırıldı, torba temel kanun.

Şimdi, değerli milletvekilleri, temel kanunun nasıl olması gerektiği, temel kanunların hangi özellikleri taşıması gerektiği Meclis İç Tüzük’ünün 91’inci maddesinde belirtilmiş. Biz 91’inci maddeye bakıyoruz, 91’inci maddedeki özellikleri taşıması için bir kanunun torba kanun olmaması lazım. Yani bir kanun hem torba kanun hem temel kanun olmaz. İkisinden bir tanesini tercih edeceksiniz, ya temel kanunu tercih edeceksiniz veyahut da torba kanunu tercih edeceksiniz. İkisinin beraber olması mümkün değil. Bunu sizin dikkatinize sunuyorum.

Niye böyle? Muhtemelen herhâlde öyle bir yerlerden talimat geliyor, öyle. Onun için bunu uyguluyorsunuz. Ama, millet bizi seçerken, millet adına yasama yetkisini kullanalım diye seçti. Bakınız, biz, yasama yetkisini bu şekilde kullanamıyoruz.

Demin konuşan bir arkadaşım ifade etti, esas komisyona havale edilmiş ama esas komisyonun dışında bu tasarı altı komisyona tali komisyon olarak ayrıca havale edilmiş. Mesela ben İçişleri Komisyonu üyesiyim, biz görüşmedik. Aslında ben, bu tasarının İçişleri Komisyonuna havale edildiğini de burada duydum, çünkü biz bilmiyorduk. Sayın Başkana da buradan sesleniyorum: Bizim, Komisyon üyeleri olarak Komisyona gelen tasarı ve tekliflerden bilgimizin olması lazım. Kaç gündür toplanmıyoruz. Niye toplanmıyoruz? İşimiz ne? Biz niye buraya geldik? Vatandaş bizi niye seçti? Kanunları yapalım diye, iyi yapalım diye, ihtisas komisyonlarında bu kanunları görüşelim diye. Bu kanunlar ihtisas komisyonlarında görüşülmeyecekse, biz yasama yetkisine katılmayacaksak niye millet bizi buraya seçti? Sadece milletvekili olmak için seçilmedik ki. Varsa birikimimizi intikal ettirelim diye seçti bu millet bizi.

Şimdi -demin de söyledim- “Niye oluyor biliyor musunuz? Bir kişi öyle karar veriyor, siz onu uyguluyorsunuz. Partinizin Sayın Genel Başkanıdır, elbette talimatlarını uygulayacaksınız, ona bir şey demiyoruz ama burası Meclis, Millet Meclisinin nasıl çalışması gerektiği hususunda hiç olmazsa inisiyatif kullanın.

Ne yapıyor? Şimdi -burada not aldım neleri Sayın Başbakanın talimatıyla yapmanız gerektiği hususunda- en sonunda da, kimin kaç çocuk yapacağına, doğum yönteminin ve boğaz köprüsünün nerede olacağına, tiyatrolarda hangi oyunların oynanacağına kadar Sayın Başbakan karar veriyor.

Yani ben şunu diyorum:  Sayın Başbakan -tekrar ediyorum- elbette partinizin Genel Başkanıdır, elbette talimat verir, elbette yerine getirirsiniz ama müsaade buyurun, hiç olmazsa şu yasama yetkimizi yerine getirelim, milletin bizden beklediğini sunalım. Millet bizi değerlendirsin. Nasıl değerlendirecek bizi? Millet nasıl değerlendirecek bizi? Buradaki çalışmalarımızla değerlendirecek. Biz çalışma fırsatı bulamıyoruz ki, çalışma fırsatı bulamıyoruz. O nedenle Sayın milletvekilleri, gelin şu Meclisi sağlıklı çalıştıralım. Yasalar buraya gelsin, çoğunluğunuz var, gene istediğiniz tasarıyı istediğiniz şekilde geçirirsiniz onda bir sorun yok ama bizim de bu tasarılara, bu tekliflere katkı yapmamıza imkân vermeli bu Meclis çalışmalarıyla.

Ben burada Sayın Meclis Başkanına da sesleniyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Serindağ.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Aynı mahiyetteki bu iki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 46 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                         Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları

"Madde 46- 6114 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"Geçici Madde 2 - (1) 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 15 inci maddesinin (b) fıkrası hükmü, anılan Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 12 nci maddesinin ikinci fıkrasının yürürlüğe girdiği tarihten sonra 6 ncı maddenin sekizinci fıkrası uyarınca görevlendirilenler hakkında 31/12/2017 tarihine kadar uygulanır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Başkanım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçe…

Gerekçe:

Maddede ifade edilen hükümlerin 5 yıl uygulanması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

46’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

46’ncı maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 17.04


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.12

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Fatih ŞAHİN (Ankara)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 131’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 46’ncı maddesinin oylamasında karar yeter sayısı istenmişti ve bulunamamıştı.

Şimdi maddeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 46’ncı madde kabul edilmiştir ve karar yeter sayısı vardır.

Teklifin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

47’nci madde üzerinde iki önerge vardır…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Geri çekiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergenizi çektiniz.

O zaman 47’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

T.B.M.M  Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa teklifinin 47. maddesine bağlı Geçici 2. maddesindeki “347” ibaresinin madde metninden çıkartılarak, maddenin sonuna “Kira sözleşmelerinde hüküm olmayan hallerde mülga Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır.” ibaresinin eklenmesini arz ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu            Mehmet Doğan Kubat                         Bülent Turan

                 İstanbul                                   İstanbul                                        İstanbul

                                      Kazım Kurt                                  Musa Çam

                                        Eskişehir                                         İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Katılıyorsunuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Konuya açıklık kazandırmak amacıyla.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilmiş bu önerge doğrultusunda 47’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

48’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

T.B.M.M  Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa tasarısının 48. maddesinin (c) fıkrasındaki % 70’e kadar olan ifadenin % 80’e kadar olarak değiştirilmesini arz ederiz.

              Celal Dinçer                    Ferit Mevlüt Aslanoğlu                          Musa Çam

                 İstanbul                                   İstanbul                                           İzmir

              Kazım Kurt                          Bülent Kuşoğlu                              Veli Ağbaba

                Eskişehir                                   Ankara                                         Malatya

                                                              Hasan Ören

                                                                  Manisa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 48 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                                   Alim Işık

                  Konya                                     Manisa                                        Kütahya

          Mehmet Erdoğan              Hasan Hüseyin Türkoğlu                    Muharrem Varlı

                   Muğla                                   Osmaniye                                        Adana

"Madde 48- 3/6/2011 tarihli ve 635 sayılı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"c) Organize sanayi bölgeleri ve endüstri bölgelerinin planlanmasına, kuruluşuna, yapılaşmasına ve işleyişine ilişkin mevzuatla verilen görevleri yapmak, organize sanayi bölgelerinin altyapı yatırımları ile sanayi sitelerinin altyapılarının tamamını ve üstyapı tesislerinin yüzde yetmişe kadar olan kısmını kredi ile desteklemek, destekleme şart ve niteliklerini belirlemek ve denetlemek, işletmelerin rekabet edebilirliğini artırmak amacıyla kümelenme girişimlerine ait politikalar geliştirmek ve uygulamak, kümelere hibe desteği sağlamak, uygulama sonuçlarını izlemek, denetlemek ve değerlendirmek."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Varlı. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 48’inci maddede OSB’lerin kuruluşu ve endüstri bölgelerinin kuruluşu planlamasıyla alakalı bir değişiklik önergemiz var. Tabii, organize sanayi bölgeleri bir bölgenin, bir ilin gelişmesinde çok önemli katkı sağlayan kuruluşlar.

Sayın Bakanım, bu konudan sizin de bilginiz var, biliyorsunuz, Ceyhan organize sanayi, aşağı yukarı beş yıldan beridir bir türlü, mücadele verilmesine rağmen kurulamıyor. Ceyhan’daki bütün odalar hemfikir, bütün odalar bu konuyla alakalı çalışma yapıyor. Sizden önce Sayın Zafer Çağlayan bakandı, onunla da görüşüldü. Bir kanun değişikliği yapılması gerekiyor, yapılamadı, bir türlü bu organize sanayi bölgesi kurulamadı. Diyeceksiniz ki: “Yüzde 75 doluluk oranına takılıyor.” Yüzde 75 doluluk oranında Adana ile Kozan Organize Sanayisini birleştirir üst üste koyarsanız elbette ki yüzde 75 doluluk oranını bulmak mümkün değil. Zaten Adana’daki Organize Sanayi tam doluluk oranını yakalamaya yaklaşmışken Adana’daki Organize Sanayinin alanını büyüttünüz. Dolayısıyla bu doluluk oranını yine yakalayamadık ve Ceyhan’daki organize sanayi bir türlü kurulamadı her türlü mücadeleye rağmen.

Adana’da Özel İdarede il genel meclisi üyelerinin oylarıyla 1/100.000’lik haritaya Ceyhan Organize Sanayi işlenmiş olmasına rağmen Adana Valiliği bunu yeniden reddetti. Reddediş sebebi de, organize sanayinin Özel İdareye başvurmamış olması gerekçesi. Dolayısıyla bir türlü organize sanayi kurmayı gerçekleştiremedik.

Biz şimdi yeni bir teklifle inşallah Bakanlığın huzuruna geleceğiz. Burayı ihtisas organize sanayi olarak düzenlemek istiyoruz, çünkü bu bölge önemli bir bölge, bu bölge her zaman sizin övündüğünüz, zaman zaman da hava attığınız enerji bölgesi, “Dünyanın Rotterdam’ı olacak.” dediğiniz bir bölge. Bu bölgede organize sanayinin bir an önce kurulması ve işlevini yürütmesi lazım. Eğer organize sanayi kurulursa bu bölgede yatırımlar açılacak, ama biz bir türlü bu organize sanayiyi kurmayı başaramadık, beceremedik, çünkü türlü türlü, değişik değişik engellerle karşılaşıyoruz, onun için bu organize sanayinin bir an önce kurulması Adana’nın ve Ceyhan ekonomisinin çok büyük faydasına olacaktır.

Yine, bu yasaya her şeyi koydunuz, birçok şeyi koydunuz, hiç ilgisi, alakası olmayan, birbiriyle benzeşmeyen, birbiriyle örtüşmeyen birçok şeyi koydunuz, ama çiftçiyle alakalı, tarımla alakalı hiçbir şey yok. Neden yok? Yani bu ülke tarımın en çok yapıldığı, en çok çiftçinin yaşadığı bir ülke değil mi? Ama ne yazık ki bu yasada, torba yasada çiftçiyle alakalı, çiftçinin gelişmesiyle, büyümesiyle, yatırımlarıyla alakalı hiçbir şey yok, dolayısıyla her zaman olduğu gibi yine çiftçi göz ardı ediliyor, çiftçi yok sayılıyor.

Burada zaman zaman konuşuyoruz, işte, Sayın Bakan çıkıyor cevap veriyor, diyor ki: “Biz şu yatırımları yaptık, bu yatırımları yaptık, efendim, biz şu destekleri verdik, bu destekleri verdik.” Ya, senin gübreden, mazottan aldığın verginin karşılığında çiftçiye vermiş olduğunu oranla, bir karşılaştır bakayım, kaçta kaçını veriyorsun sen çiftçiye geri, çiftçiden aldığının kaçta kaçını çiftçiye veriyorsun, hayvancılıktan aldığının kaçta kaçını geri hayvancılık yapan insanlara veriyorsun?

Ortada bir kavram kargaşası var, insanları aldatarak, kandırarak, insanları uyutarak bir siyaset yapılmaya çalışılıyor, dolayısıyla da çiftçi iyi durumda değil. Bu torba yasada biz bekliyorduk ki çiftçiyi destekleyecek, çiftçiyi kalkındıracak, çiftçiyi bir adım daha ileriye taşıyacak bir yasayla karşımıza gelseydiniz belki çok daha olumlu, çok daha güzel olacaktı, ama ne yazık ki yok.

Yine, devri iktidarınızda Adana sanayisi ne yazık ki çöktü. Adana’da işsizlik oranı çok yüksek. Adana, şu anda belki de Türkiye’de hâlâ işsizlikte birinciliğini koruyor ama inşallah bunların hepsini yakın zamanda değiştireceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Varlı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

T.B.M.M  Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa tasarısının 48. maddesinin (c) fıkrasındaki % 70’e kadar olan ifadesinin % 80’e kadar olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                                                                                              Celal Dinçer (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?..

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Ören, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin yani torba kanunun 48’inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Dün, Sivas katliamının 19’uncu yıldönümüydü. Orada yaşanan acıları bu yıl da hep beraber, birlikte gördük, yaşadık ve oraya giden milletvekillerimiz de… İnanın, on dokuz yıldır sonuçlanmayan, hukuken bir sonuca varılmadan faillerinin dışarıda kalması veya sonuçlandırılmamasından dolayı hepimizin o vahşetle, o katliamla ilgili derin üzüntüleri devam etmektedir.

Geçen hafta salı günü İstanbul’da Tamer Uyguner isimli bir polis memuru çok yoğun çalışmaktan dolayı vefat etmiştir, hepiniz gazetelerden öğrenmişsinizdir. Gerçekten, polislerin bu yoğun çalışmasından dolayı, on sekiz saatlik çalışmadan dolayı da arkadaşımız vefat etmiştir, şehit olmuştur. Ailesine başsağlığı ve sabır diliyorum.

Her çıkan konuşmacımız da burada uzun çalışmayla ilgili düşüncelerini aktardı. Biz de Parlamentoda rekorlar kırıyoruz; yirmi beş saat, yirmi altı saat, yirmi yedi saat gibi uzun sürelerde çalışıyoruz. Aslında dün akşam yaşananlar her zaman bu Parlamentonun başına da Allah göstermesin böyle şeylerin gelebileceğinin bir habercisiydi. Aylar önce, çok fazla tartışmalarda bu alana çıkmamama rağmen, yine böyle uzun süreli bir çalışma temposunda sabahın saat beşinde kendimden geçmiş vaziyette şurada buldum kendimi. Ama tabii ki, bu benim istediğim bir olay değildi, yorgunluğun verdiği bir olaydı. Dün akşam yine aynı olayla karşı karşıya kaldık. Hatta AK PARTİ Konya Milletvekili Mustafa Akış “Gecenin ilerleyen saatlerinde sinirler iyice gerilmişti, nasıl o hâle geldiğini anlayamadım. Kavgayı önlemek için gittim, kavganın içinde kendimi buldum.” diyor.

Değerli arkadaşlarım, yani biraz da espri katalım ama eğer otellerde rezervasyonlarınız varsa iptal ettirin. Yani burada üç gün çalışma, beş gün fazla çalışma hangi birimizi neden alıkoysun? Bu yasalar çıkacak ise illa ki, yirmi dört saat, yirmi beş saat çalışmak zorunda mıyız? Ama ben bunu düşündüm. Bu Parlamentoda sizlerin de talebi değil bu, grup başkan vekillerinin de talebi değil bu. Peki, yirmi altı saat, yirmi yedi saat, otuz saat çalışılmasını isteyen zihniyet, düşünce kim? Grubunuzda öyle bir şey gelişti ki, Başbakan ne söylerse onu yapıyorsunuz. Yapın, yapılmakta da bir problem yok ama kusurun nerede olduğunu araştırdığımda şurada buluyorum: Eğer bu sıralarda gelip milletvekilliği yapmadıysanız, grup başkan vekilliklerinden gelmediyseniz, idare amirliği, divan kâtipliği yapmadıysanız bu Parlamentoyu anlamanız mümkün değildir. Başbakan da, Başbakanın geliş sürecine baktığınızda, bu Parlamentoda hiçbir koltukta görev yapmamış, emredici makamlarda olmuş; il başkanlığı, belediye başkanlığı, milletvekilliği ama milletvekilliği de Başbakanlık. Onun için burayı anlamıyor, buradaki olayın ne olduğunu bilmiyor. Gece kendisi uyur iken buradaki milletvekillerinin yirmi yedi saat sonunda nasıl sinirlerinin gerildiğini… Allah göstermesin, hangi gruptan olursa olsun, halkın temsilcilerinin halkın iradesiyle teşekkül etmiş bu Parlamentoda -içimizde daha ileri yaşlarda olan arkadaşlarımız var- o yorgunlukla başına bir şey gelmiş olsa bu sorumluluğu kaldırabilir misiniz? Grup başkan vekilleri Parlamentoda Başbakanın, Genel Başkanın sözcüleridir ama biz görüyoruz ki, yirmi beş saat içerisinde, grup başkan vekilleri inisiyatif kullanmaktan kendilerini kenara itiyorlar. O zaman ise istenilen düzeyde buradaki çalışma verimli olmuyor. Değerli arkadaşlarım, Meclisin uzun çalışmalarının doğru olmadığına inanıyorum. Eğer biz yasama isek, yasamanın üzerinde iktidarın bu kadar baskı yapmasını kabullenmek mümkün değildir.

Gelelim, OSB’lerle ilgili 48’inci maddeye, maddenin özüne. Değerli arkadaşlarım, OSB’ler istenildiği gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ören.

HASAN ÖREN (Devamla) – 50’nci maddede de konuşmam olduğu için, ikincisine buradan devam edeceğim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

48’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 48’inci madde kabul edilmiştir.

49’uncu madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

T.B.M.M. Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa teklifinin 49. maddesindeki “teşkilatından” ifadesinin “teşkilatlarından” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla,

              Celal Dinçer                    Ferit Mevlüt Aslanoğlu                          Musa Çam

                 İstanbul                                   İstanbul                                           İzmir

              Kazım Kurt                              Ali Sarıbaş                                  Veli Ağbaba

                Eskişehir                                 Çanakkale                                      Malatya

                                                           Bülent Kuşoğlu

                                                                  Ankara

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 49 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                                   Alim Işık

                  Konya                                     Manisa                                        Kütahya

                                Mehmet Erdoğan                    Hasan Hüseyin Türkoğlu

                                         Muğla                                         Osmaniye

Madde 49- 635 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"(1) Bakanlık, merkez ve taşra ile yurtdışı teşkilatından oluşur."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisinden kim konuşacak acaba?

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin daha anlaşılabilir hâle getirilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

T.B.M.M. Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa teklifinin 49. maddesindeki “teşkilatından” ifadesinin “teşkilatlarından” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

Saygılarımızla,

                                                                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş, buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 49’uncu maddesinde değişiklik yapılması teklifi üzerine söz almış oluyorum. Bu arada, bu vesileyle hepinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Yine, 2 Temmuzda Sivas’ta yaşanan bu vahşi katliamı kınıyorum, bundan sonra da bir daha aydınlarımız öldürülmesin diliyorum.

Çok değerli milletvekilleri, çok kez söyledik, çok kez ifade ettik yani gerçekten Türkiye’de yasamanın yürütmenin emrinde olmamasını ve bu anlamda, gerçekten 1982’de çıkan Anayasa’nın hâlâ yürürlükte olan kanun hükmünde kararname çıkarma yetkilerinin hâlâ kullanılması, bir taraftan özgürlükler bir taraftan farklı ifadelerin karşısında olduğumuzu ifade etmemize rağmen, hâlâ bu Anayasa’nın 87’nci maddesine göre kanun hükmünde kararnamelerle Meclisimiz baypas edilmektedir. Bu anlamda da özellikle seçim öncesi hızlandırılmış bir şekilde Türkiye gündeminden kaçırılan ve içeriğinin gerçekten ne olduğunu hiçbirimizin bilmediği kanun hükmünde kararnamelerle Türkiye’deki devlet kurumlarının ve bakanlıkların hem isimleri hem içerikleri konusunda ciddi bir yasalaşma yapılmıştır. Bu anlamda, bunun sonucunda, 3 Haziranda hızlı bir şekilde yapılan bu kanun hükmünde kararname bu kadar kendilerine ait olmasına rağmen, yine de hataların yapıldığını görüyoruz. Bakın, bir yıl geçmesine rağmen, bu bir yıllık süre içerisinde Sanayi Bakanlığının yapmış olduğu bu yasalar konusunda yine altı tane değişiklik ya da ekleme teklifi gelmiştir. Şimdi, bu kadar özel hazırlanan ve gerçekten de bu kadar süre içerisinde bürokratlarla hazırlanan kanun hükmünde kararnamelerin… Yasama ile yürütmeyi karıştırarak kendisine yasama görevini alan Hükûmetin, şimdi bunu da doğru yapmadığını görüyoruz.

Bunun için de burada bu önergem çok net. “Taşraya ilave olarak yurt dışında da teşkilatlanır.” diyorsunuz. Peki, yurt dışında bir yerde mi açacaksınız? Bu kadar da, bunu göremeyecek kadar da doğru bir kelimeyi bulamadınız mı? Bu teklif yasalaşırsa ikinci bir yerde açma şansınız yok. Onun için, bu önergemin de kabul edilmesini istiyorum.

Ancak tabii, bu arada doğru olan şey şu: Burada yasa yapma tekniğimiz ve yasama çalışmaları gerçekten doğru yapılmış olsaydı, buradaki bu kanunlar gerçekten kamuoyunda tartışılarak Parlamentonun işleyişi içerisinde doğru yapılsaydı, bu hatalar yapılmasaydı on bir ay önce, on iki ay önce yapılan kanun hükmünde kararnamenin buraya gelmesine gerek yoktu.

Şimdi, burada şunu ifade etmek istiyorum: Organize sanayi bölgelerinden… Çanakkale’de iki tane organize sanayi bölgemiz var; bir tanesi Biga’da, bir tanesi de Çanakkale’de. Burada sadece kanun yapmak ya da organize sanayi bölgelerini ilan etmek yeterli değil. Buradaki üretime, yani sanayileşmenin bugünkü çağdaş anlamda Türkiye'nin gerçekleriyle ticaretin dışında gerçek üretmeyi burada teşvik etmek, o üretime, emeğinin karşılığında insanlara iş yaratabilmenin gereklerini yapmaktır. Sanayi Bakanlığının esas işlevi budur. Bu anlamda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının özellikle bölgemizi -Çanakkale’yi- teşvik kanununa 2’nci derecede koyması, buradaki OSB’nin yani organize sanayi bölgesinin içinin dolmamasının nedenidir. Bunun içinde kurulan diğer fabrikaların, mevcut fabrikaların da buradan kaçtığını görüyoruz. Çanakkale gibi batının bir bölgesinde bile teşvikleri siz hâlâ aşağı kademeden, sadece olmuş olması için ve yıllardır geldiğinizden beri 2’nci kademede Çanakkale’yi tutarsanız, o sanayi bölgelerini orada ne kadar yapsanız da orada sanayileşmeyi sağlayamazsınız, özel sektörün önünü açamazsınız. Bu vesileyle, buradaki teşvik kanunlarının doğru ama Türkiye’deki işsizliğin yok olması konusunda da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – …özel sektörün özellikle üretimden yana olması gerektiğini söylüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sarıbaş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

49’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 49’uncu madde kabul edilmiştir.

50’nci madde  üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa teklifinin 50. maddesinin (f) fıkrasındaki “Bakanlıkça hazırlanacak yönetmeliklerle düzenlemek” ifadesinin “Bakanlıkça öncelikle hazırlanacak yönetmeliklerle düzenlemek” ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

              Celal Dinçer                    Ferit Mevlüt Aslanoğlu                          Musa Çam

                 İstanbul                                   İstanbul                                           İzmir

              Kazım Kurt                          Bülent Kuşoğlu                              Veli Ağbaba

                Eskişehir                                   Ankara                                         Malatya

                                                              Hasan Ören

                                                                  Manisa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uy sulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) ile düzenlenen Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 50 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                                   Alim Işık

                  Konya                                     Manisa                                        Kütahya

                                  Mehmet Erdoğan                     Hasan Hüseyin Türkoğlu

                                          Muğla                                         Osmaniye

"Madde 50- 635 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, (d) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (e) ve (f) bentleri eklenmiş, mevcut (e) bendi (g) bendi olarak teselsül ettirilmiştir.

"b) Organize sanayi bölgeleri ve endüstri bölgelerinin; planlanmasına, yer seçimine, imar planlarının yapılmasına, kuruluş ve işleyişine ilişkin iş ve işlemleri yürütmek, organize sanayi bölgelerinde kamu yararı kararı vermek ve endüstri bölgelerinde kamulaştırmaya ilişkin işlemleri yapmak, faaliyetlerini denetlemek."

"e) İşletmelerin rekabet edebilirliğini artırmak amacıyla, belli bir coğrafyada faaliyet gösteren firmaların; üniversite, kamu kurum ve kuruluşları ile iş dünyasına etki eden kurumlarla işbirliği içerisinde olduğu kümelenme girişimleri için destek programları hazırlamak, hibe vermek; bu girişimleri izlemek, değerlendirmek ve denetlemek,"

"f) Bu madde belirtilen görevlerin yürütülmesi ve denetimine ilişkin esaslar konusunda Bakanlıkça uygulamaya konulacak yönetmelikleri hazırlamak,"

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak Milliyetçi Hareket Partisinden?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin daha anlaşılabilir hukuki ifadeleri içermesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa teklifinin 50. maddesinin (f) fıkrasındaki “Bakanlıkça hazırlanacak yönetmeliklerle düzenlemek” ifadesinin “Bakanlıkça öncelikle hazırlanacak yönetmeliklerle düzenlemek” ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

                                                                           Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Ören, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, torba kanun üzerinde 50’nci maddede söz almış bulunuyorum.

OSB’lerle ilgili -Sayın Bakanım eğer dinler ise bizi- önemli bir konuya değineceğim. Kendi içerisinde seçimlerini yapmış olan organize sanayi bölgelerinde bir problem söz konusu değil ama müteşebbis heyetlerin devam ettiği yerlerde ise bir vurgun, bir talan devam etmektedir; üzerine basa basa söylüyorum, bir vurgun, bir talan devam etmektedir.

Bundan önce, 2002-2004 yıllarında organize sanayi bölgelerinin daha hızlı gelişmesi için, biliyorsunuz, yüzde 35’i özel idareye, yüzde 35’i ticaret odasına, yüzde 35’i de belediyelerde olmak kaydıyla organize sanayiler paylaşılmıştı ama biz, burada yapılacak yatırımlarla ilgili özel idarelerin ve ticaret odalarının paraları olmadığından veya katılımları olmadığından dolayı da bunların hepsinin belediyede toplanmasını savunanlardanız. Ne yazık ki yanlış bir şeyi savunmuşuz. Yüzde 98’i organize sanayilerin belediyelere geçti. Adalet ve Kalkınma Partili belediyeler ise burada talana ve vurguna devam ediyorlar. E, canım, örnek gerekli buna. Söylüyorsun ama bütün organize sanayileri de zan altında bırakmamak gerekli. Sayın Bakanım, on yıldan bu yana -Turgutlu Organize Sanayi, İzmir’e en yakın olan sanayi, İzmir 1’inci bölgede, Manisa 3’üncü bölgede 4’üncü bölgenin teşviklerinden yararlanıyor- Turgutlu Organize Sanayide 1.500 kişi çalışmıyor. Hatta, Manisa Organize Sanayi, “Sabuncubeli” diye tarif ettiğimiz yeri kışın geçemez Turgutlu’dan döner İzmir’e gider çünkü Turgutlu-İzmir arası 40 kilometredir. Ama burada ne hikmetse bir türlü gelişme olmaz. Burada arsalar birbirlerine devredilir, burada arsalardan paralar alınır. Turgutluspor adı altında para alınır, belediye adı altında para alınır. Ne yazık ki Turgutlu Organize Sanayi on yıldan bu yana gelişme göstermez.

Değerli arkadaşlarım, Turgutlu Organize Sanayinin yüzde 41’i bir şirkete ait. Bu şirketle ilgili ne zaman OSB’ye yazı yazmış olsak hiçbir şekilde bilgi almak mümkün değil. Bu şirketin sahibi de OSB’nin yönetim kurulu üyesi yani sorulan her soruya cevap vermek için Turgutlu Belediyesi ekonomi ve sanayi danışma yönetim kurulu üyesi. Değerli arkadaşlarım, bu kadar işsizin olduğu bir yerde, Turgutlu Organize Sanayisinde hiçbir şekilde bilgi almak mümkün değil. Bir üçgen kurulmuş; organize sanayi, Turgutlu Belediyesi, Turgutluspor. Sayın Bakanımıza soru önergesi yazıyoruz… Oradaki hiçbir arkadaşımızın bilgi alması mümkün değil. Ne kadar, bilgiyle ilgili, yazı yazılıyor ise asla cevap verilmez. Peki, ben milletvekili olarak yazdığımda ne oluyor? Sayın Bakanımıza bunu yazdığımda, cevaplar verilen sorularla aynı değil. Cevapların içerisinde zaten yanlışlık yapıldığı tamamen ortada.

“Yüzde 41’i niçin bir şirkete verilmiştir?” dediğimizde -cevap da çok enteresan- deniyor ki: “Efendim, bu şirket ödemelerini düzgün yapıyor.” Ee peki, organize sanayide yer alan diğer şirketler düzgün ödeme yapmıyor mu veya düzgün ödeme yapmadığında faiziyle beraber ödemiyor mu? Bakanlık ne söylüyor? Bakanlık diyor ki: “Organize sanayinin verdiği cevaba göre…”

Değerli arkadaşlarım, biz, Bakanlığa, organize sanayiyle ilgili bir şeyleri sorduğumuzda, Bakanlığın şu hakkı yoktur: Turgutlu Organize Sanayi Yönetim Kurulunun veya Başkanının verdiği cevaba göre cevap vermesi mümkün değildir. Dibinde İzmir var. Süt dağıttı diye yargılanıyor, pide dağıttı diye yargılanıyor, sandviç dağıttı diye yargılanıyor. 50 tane müfettiş artık İzmir Belediyesinde oturmaktan sıkıldı.

Sayın Bakanım, 40 kilometre, 35 kilometre arası. O 50 tane sıkılan müfettişin 3 tanesini de Turgutlu Organize Sanayiye gönderseniz, orada bir araştırma yapsa. Bu araştırmada, gerçekten bu Parlamentonun bu kürsüsünden hitap eden milletvekili doğru mu söylüyor, yanlış mı söylüyor diye bir düşünceniz söz konusu olamaz mı?

İmzasız mektuplarla, yalancı tanıklarla, kimliği belli olmayan tanıklarla yıllarca içerde yatan insanlar var iken bir milletvekilinin söylediğinin kale alınmaması mümkün müdür? 15 tane soru önergesi yazdım. Soru önergelerinin hiçbirine cevap yok Sayın Bakanım. Ben armut diyorum elma cevabı alıyorum. Bu konuda samimiyetinize inanıyorum. Sizinle ilgili hiçbir sorunumuz yoktur ama lütfen denetleyin.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ören.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

50’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, 50’nci madde kabul edilmiştir.

51’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

T.B.M.M Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa teklifinin 51. maddesinin (e) fıkrasındaki “Bakanlığın yurtdışı birimlerinin” ifadesinin “Bakanlığın tüm yurtdışı birimlerinin” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                    Celal Dinçer                                  Musa Çam

                 İstanbul                                   İstanbul                                           İzmir

              Kazım Kurt                             Veli Ağbaba                               Bülent Kuşoğlu

                Eskişehir                                  Malatya                                         Ankara

                                                                Sakine Öz

                                                                  Manisa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 51 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                                   Alim Işık

                  Konya                                     Manisa                                        Kütahya

                                 Mehmet Erdoğan                 Hasan Hüseyin Türkoğlu

                                          Muğla                                      Osmaniye

“Madde 51- 635 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 12 nci maddesine aşağıdaki bent yeni (e) bendi olarak eklenmiş, diğer bentler buna göre teselsül ettirilmiştir.

“e) Bakanlığın yurtdışı birimlerinin faaliyetlerini düzenlemek ve denetlemek.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçe.

Gerekçe: Yurtdışı birimlerinin denetiminin maddeye eklenmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

T.B.M.M Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa teklifinin 51. maddesinin (e) fıkrasındaki “Bakanlığın yurtdışı birimlerinin” ifadesinin “Bakanlığın tüm yurtdışı birimlerinin” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                                                                              Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Sakine Öz konuşacak.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Öz. (CHP sıralarından alkışlar)

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz torba yasanın 51’inci maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu yasa üzerinde fazla sözüm yok. Beni ilgilendiren, torbamıza giren maddeler değil, halkın birçok sıkıntısının biriktiği çuvallara neden el atmadığımızdır.

Bakın, bu teklifte bir madde yer alıyor. Sekiz yıllık eğitimin kabul edildiği 1997 yılından sonra, beş yıllık okullardan mezun olanların ehliyet almasını sağlıyor. Ben, aynı içerikli yasa teklifini on ay önce verdim. AKP ise mağduriyeti neredeyse bir yıl sonra gideriyor. Bunun, yapıcı muhalefet talepleriyle çeliştiği ortadadır. Siz, bir milletvekilinin çalışmasını bile dikkate almıyorsunuz, mağdur insanların seslerini nasıl duyacaksınız?

Bakın, Salihli Köseali köyü ve Gökeyüp kasabasına mayıs ayında dolu yağdı, üreticiler perişan oldu. Ben, bu kürsüden bu konuyu anlattım, üreticilerin bankalara olan borçlarının ertelenmesini talep ettim ama ürünlere yağan dolu AKP’lilerin kulaklarını da tıkamış olmalı ki, o tarihten bu yana hiçbir gelişme olmadı. Düşünün, yıllarca emek verdiğimiz işlerimizi mahveden bir afet yaşıyoruz, çoluğumuz çocuğumuz perişan ama devletin şefkatli eli size uzanmıyor; ne yapardınız?

Bir başka konu: Manisa’nın Alaşehir ilçesi Alhan köyünde jeotermal patlamalar tam bir buçuk aydır sürüyor. Tarım arazileri kullanılamaz durumda ama iktidar partisinin de çiftçilerimizle birlikte elleri kolları bağlı, patlamaları izliyoruz. Bazen de çıkıp “Bölgenin içme suyu kirlenmemiştir.” gibi akla ziyan açıklamalar yapıyoruz. Jeotermal zenginliğimizin özel şirketlerce değerlendirilmesine elbette karşı değiliz ama güçlü bir kontrol mekanizması kurulmaması çevre felaketini, bölge insanı açısından ekonomik felaketi beraberinde getirmiştir. Kısacası, her alanda AKP kontrolsüzlüğü gelip bu kez de Alaşehir’i vurmuştur.

Şimdi size sormak hakkımız değil mi: Torbanızda Diyanete müşavir çıkıyor da neden tarlasının başında kara kara düşünen çiftçiye bir şey çıkmıyor? Yine, şirketler kurulması çıkıyor da patlamalarla boğuşan üreticiye neden bir şey çıkmıyor? Çıkmıyor çünkü AKP’yi hak yiyen bir Noel Baba’ya benzetiyoruz, heybesinden yandaşlara ihale çıkıyor ama yoksula, mağdura, hiçbir şey çıkmıyor.

Torbanıza girmeyen bir başka konu, kapatılan adliyeler. Selendi ve Kırkağaç adliyeleri kapatılmaktan kurtuldu, Gölmarmara ve Köprübaşı kurtulamadı. Bu konuda, AKP milletvekillerinin, Manisa’daki iki adliyeyi kapattırmak için uğraştığını, diğerleri için ise hiçbir şey yapmadığını bizzat gördüm. Dikkat edin, bir ilin iki ilçesi arasında bile kendi ilçelerini kayırma çabası var. Bunun kabul edilebilir bir tarafı yoktur.

İktidar partisi, son seçimlerde, ekonomik durumunu düzeltmediği insanları bir torba kömür için el açar duruma getirdi. Şimdi adliyeleri kapatıyor. İstiyor ki, insanlar, adliye binalarının açık kalması için gelip kendilerine ricacı olsun, el açsın, sonra da diyor ki: “Benim için halka hizmet her şeyden önemli.” Siz, halka hizmet peşinde değilsiniz, halka hezimet yaşatma peşindesiniz.

Bir başka konu: CHP’li milletvekilleri olarak Gediz Havzası’ndaki kirliliği anlatmaktan dilimizde tüy bitti. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu daha önce şöyle dedi: “31 Aralık 2012 tarihinde saat  17.00’de balık tutacağım, Gediz Nehri’nde balık tutacağım.” Şimdi, Nehir’den ancak kimyasal atık tutabileceğini fark etti ki sözlerini unuttu. Dünyanın en verimli toprakları bu kirliliği kabul etmiş durumda.

Sayın milletvekilleri, AKP’nin torbasından artık, daha fazla şehit vermememiz için bir şeyler çıksın; halk, sizden, torbanızdan daha fazla şehit vermemek için bir şeyler çıkmasını istiyor; yoksullar için, işsizler için, mağdurlar için bir şeyler çıksın istiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

51’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 51’inci madde kabul edilmiştir.

52’nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı yasa teklifinin 52. maddesinin sonundaki “yurt dışı teşkilatı kurmaya yetkilidir” ifadesi yerine “yurt dışında teşkilatlanmaya” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                     Musa Çam                                   Kazım Kurt

                 İstanbul                                      İzmir                                         Eskişehir

              Celal Dinçer                            Veli Ağbaba                               Bülent Kuşoğlu

                 İstanbul                                   Malatya                                         Ankara

                                                               Özgür Özel

                                                                  Manisa

OKTAY VURAL (İzmir) – Bizim önergeyi çekiyoruz.

BAŞKAN – Komisyon bu okuttuğum önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

302 sayılı torba yasanın 52’nci maddesi üzerinde verdiğimiz önerge hakkında konuşmak için söz almış bulunmaktayım.

Yurt dışı taşra teşkilatı kurulmasıyla ilgili herhangi bir sıkıntımız yok. Burada sadece küçük bir düzenleme öneriyoruz. Ama arkadaşlarımın ifade ettiği gibi, biz bir torba yasa görüşüyoruz. “Artık bu torbayı geçti, çuvala girdi.” eleştirileri son derece haklı. Bu kadar kapsamlı düzenlemeler yapılırken bekliyorsunuz ki, bir yılını tamamlamış, yasama yılının sonunda tatile girmeyi bekleyen, seçimde yaptığı vaatlerden sonra kendi bölgesine giden milletvekillerinin, özellikle iktidar partisi milletvekillerinin, bölgede karşılaşacağı yaygın halk kesimleriyle ilgili söyleyecek birtakım sözlerinin olması lazım, bu konuda alınları açık bir şekilde gitmesi lazım. Bunun için de, bu kadar kapsamlı değişiklikler yapılırken, emekliler için, çiftçiler için, işçiler için ciddi değişikliklerin, yapılan vaatlerin karşılıklarının yerine getirilmesi bekleniyor, ama böyle bir şey yok. Özellikle esnaf kesimi, seçim zamanında girdiğimiz her dükkânda, sıktığımız her elde, gittiğimiz her küçük, büyük ölçekli esnaf bizden birtakım isteklerde bulundu, birtakım yakınmalarda bulundu. 12 Haziran seçimlerinden sonra Manisa’da, merkez dâhil 16 tane ilçemizde seçimden önce elini sıkamadığım esnafların elini sıktım, oturdum dertlerini dinledim. Öyle esnaf dükkanlarına giriyoruz, öyle hazin hikâyeler duyuyoruz ki bazen teklif ettikleri çayı içmeye bile insan tedirgin oluyor, bu kadar zor durumda olan kişiye, bir milletvekili olarak gidip, bir çay parası olsun, ben yük olmayayım diye.

Kişi başına millî gelir artıyor Türkiye’de, hesaplanma yöntemlerini hepimiz biliyoruz ama esnaf başına düşen gelirin arttığını söylemek mümkün değil. Esnaf başına düşen borç artıyor, harç artıyor, esnaf  başına düşen geçim sıkıntısı artıyor, esnaf başına düşen haciz artıyor, esnaf başına gelen icra sayısı artıyor.

Manisa’da 2011 yılında 5.060 -2012’de ise bu rakamın 7 bini geçtiğini ifade ediyor uzmanlar- esnaf kepenk kapattı, dükkânlarını kapattı. Böylesine bir sıkıntı içindeler. Bu şaşılacak bir şey değil çünkü esnafın müşterisi memurdur, esnafın müşterisi işçidir, çiftçidir, emeklidir, dar gelirlidir. Devri iktidarınızda bu kesimlerin gerçekten ezildiği ve dolayısıyla da bu kadar esnafın -Manisa gibi bir ilde bile 5 bin-6 bin esnafın- kepenk kapatmasına, dükkânını kapatmasına şaşırmamak gerekir. Buradaki temel savunma, hemen arkasından şu geliyor elbette: “Kapanan kadar açılanlar da oluyor.” Onlar fabrikalarda işsiz kalan, tazminatı verilerek işten çıkarılan veya işsizliğin canına tak ettiği, annesinden, babasından kalan bir taşınmazı, bir parça bağı, bahçeyi satıp da son bir ümit olarak yeniden, zaten can çekişmekte olan bir esnafın yanına bir esnaf dükkânı daha açan… Bilgi birikimleri zayıf, sermaye birikimleri yok, işletmecilik bilgileri yok ve bir sonraki sene de büyük borçlarla onlar da batarak buradan el ayak çekiyorlar.

Süpermarketler esnafın -deyim yerindeyse- anasını ağlatıyor. Kredi kartında limiti olanlar, cebinde peşin parası olanlar süpermarketlere gidip alışveriş yapıyorlar ama esnafa kredi kartında limiti olmayan, süpermarketin kasasından aldığı öteberiyle dönmek zorunda olan, parası olmayan, veresiye yazdıranlar kalıyor. Bu da zaten güçsüz durumda olan esnafımıza ayrı bir yük, ayrı bir çile getiriyor.

Ben Manisa’daki esnafın derdini dinlediğimde özellikle bundan şikâyet ediyorlar. Hatta ben bazı vatandaşlarımıza “Cebinizde para olunca süpermarkete gitmeyin; cebinizde para olunca da gidin, mahalledeki bakkalı, mahalledeki kuruyemişçiyi, Tekel bayisini birazcık destekleyin.” diye ifade ettiğim çok oluyor. Hele hele, Manisa gibi büyük şehirlere yakın illerde parası olanların gidip büyük şehirlerden alışveriş yapıp, sıkıntısı olan esnafın yükünü artırması çok önemli bir sorun.

Teşvik dediğimizde, teşvik hep büyük esnafa, büyük çalışanlara var. Küçük ölçekliler, tek kişi işletmeleri bu teşviklerden mahrum. Oysaki sistemli, kurumsallaşmış bir destek politikasına ihtiyaç duyuyoruz ama teşvik politikalarında ortaya konan ne belgeleri ne de istenenleri yetiştirmek esnafa mümkün oluyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özel.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Madde 52’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde 52 kabul edilmiştir.

53’üncü madde üzerinde üç önerge vardır. İkisi aynı mahiyettedir, biri Hükûmetin önergesidir.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 53 maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                             Erdoğan Bayraktar

                                                                                                       Çevre ve Şehircilik Bakanı

“Madde 53- 635 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

İdari hizmet sözleşmesi ile çalışan personelin memur kadrolarına atanması

Geçici Madde 7- (1) Bakanlıkta idari hizmet sözleşmesi ile istihdam edilen ve 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde öngörülen genel şartları taşıyan personelden;

a) Bu maddenin yayımı tarihinde verimlilik Uzmanı unvanlı pozisyonlarda görev yapanlar Sanayi ve Teknoloji Uzmanı, Verimlilik Uzman Yardımcısı unvanlı pozisyonlarda görev yapanlar Sanayi ve Teknoloji Uzman Yardımcısı kadrolarına atanmış sayılır. Verimlilik Uzmanı pozisyonunda geçirilen süreler Sanayi ve Teknoloji Uzmanı kadrosunda, Verimlilik Uzman Yardımcısı pozisyonunda geçirilen süreler Sanayi ve Teknoloji Uzman Yardımcısı kadrosunda geçmiş sayılır. Bu bent kapsamında Sanayi ve Teknoloji Uzmanı kadrosuna veya Sanayi ve Teknoloji Uzman Yardımcısı kadrosuna geçirilenlerin, 657 sayılı Kanuna ekli (I) Sayılı Cetvelin "I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı" başlıklı bölümünün (g) bendinde yer alan ek gösterge rakamlarından yararlandırılmalarında anılan bentte mesleğe giriş şartları yönünden getirilmiş olan şartlar aranmaz.

b) Diğer pozisyonlarda bulunanlar ise 657 sayılı Kanun hükümlerine göre eğitim durumları ve pozisyon unvanları gibi hususlar dikkate alınarak Bakanlıkta boş bulunan memur kadrolarına üç ay içinde atanırlar. Bunlar, atama işlemi gerçekleşinceye kadar her türlü mali ve sosyal haklarını eski pozisyonlarına göre almaya devam ederler.

(2) Birinci fıkrada yer alan personelin mülga Milli Prodüktivite Merkezi ile Bakanlıkta sözleşmeli personel pozisyonlarında geçirdikleri hizmet süreleri, öğrenim durumlarına göre yükselebilecek dereceleri aşmamak kaydıyla kazanılmış hak aylık derece ve kademelerinin tespitinde değerlendirilir.

(3) Bakanlıkta idari hizmet sözleşmesi ile istihdam edilen personelden 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde öngörülen genel şartları taşımadığı için memur kadrolarına atanamayanlar mevcut statüleri ile çalışmaya devam eder. Bunların mali ve sosyal hakları ile istihdamına ilişkin diğer hususlar hakkında bu maddenin yayımı tarihinden önce yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. Bu şekilde istihdam edilen personele ait pozisyonların herhangi bir sebeple boşalması halinde bu pozisyonlar hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.

(4) Bu madde uyarınca atanan ve atanmış sayılan personelin eski pozisyonlarına ilişkin olarak son ayda aldıkları sözleşme ücreti, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatlar ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır); yeni kadro unvanlarına aylık ücreti, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatlar ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarından fazla olması halinde aradaki fark tutarı, herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödenir.

(5) Bu madde kapsamında memur kadrolarına atanan ve atanmış sayılanlara emeklilik tazminatı ödenmez. Bu personelin önceden hizmet ve emeklilik tazminatı ödenmiş süreleri hariç, emeklilik tazminatına esas olan toplam hizmet süreleri, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu uyarınca ödenecek emekli ikramiyesine esas toplam hizmet süresinin hesabında dikkate alınır."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 53 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                                   Alim Işık

                  Konya                                     Manisa                                        Kütahya

                                  Mehmet Erdoğan                    Hasan Hüseyin Türkoğlu

                                           Muğla                                        Osmaniye

Madde 53- 635 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“İdari hizmet sözleşmesi ile çalışan personelin memur kadrolarına atanması

Geçici Madde 7- (1) Bu maddenin yürürlük tarihi itibariyle, Bakanlıkta idari hizmet sözleşmesi ile istihdam edilen ve 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde öngörülen genel şartları taşıyan personelden;

a) Verimlilik Uzmanı unvanlı pozisyonlarda görev yapanlar Sanayi ve Teknoloji Uzmanı, Verimlilik Uzman Yardımcısı unvanlı pozisyonlarda görev yapanlar Sanayi ve Teknoloji Uzman Yardımcısı kadrolarına atanmış sayılır. Verimlilik Uzmanı pozisyonunda geçirilen süreler Sanayi ve Teknoloji Uzmanı kadrosunda, Verimlilik Uzman Yardımcısı pozisyonunda geçirilen süreler Sanayi ve Teknoloji Uzman Yardımcısı kadrosunda geçmiş sayılır.

b) Diğer pozisyonlarda bulunanlar ise 657 sayılı Kanun hükümlerine göre eğitim durumları ve hizmet sürelerine göre Bakanlıkta uygun memur kadrolarına üç ay içinde atanırlar. Bunlar, atama işlemi gerçekleşinceye kadar her türlü mali ve sosyal haklarını eski pozisyonlarına göre almaya devam ederler.

(2) 657 sayılı Kanuna göre atanamayan personel mevcut statüleri ile çalışmaya devam eder. Bu şekilde istihdam edilen personele ait pozisyonların herhangi bir sebeple boşalması halinde bu pozisyonlar hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.

(3) Bu madde uyarınca atanan personelin eski pozisyonlarına ilişkin olarak en son ayda aldıkları sözleşme ücreti, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatlar ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır); yeni kadro unvanlarına ait aylık ücreti, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatlar ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net  tutarından fazla olması halinde aradaki fark tutarı, herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödenir.

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                 Namık Havutça                               Gürkut Acar

                 İstanbul                                   Balıkesir                                        Antalya

          Ali Haydar Öner                  Haluk Ahmet Gümüş                    Rahmi Aşkın Türeli

                  Isparta                                    Balıkesir                                          İzmir

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki bu iki önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisinden kim konuşacak?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Işık.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 302 sıra sayılı adı “torba yasa” olarak bilinen Kanun Teklifi’nin 53’üncü maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz aldım. Bu vesileyle, yüce Meclisin değerli üyelerini ve bizleri izleyen tüm vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu teklifimiz ya da önergemiz, 635 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Millî Prodüktivite Merkezinin kapatılması sonucunda ortada kalan personelin haklarının devamıyla ilgili bir önerge. Dolayısıyla, bu maddenin yürürlüğe girmesinden itibaren, söz konusu Millî Prodüktivite Merkezinin elemanlarının yeni kurumları olan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlı Verimlilik Genel Müdürlüğünde hak mahrumiyetine uğramadan devamlarının sağlanması yönündedir. Genel olarak bu değişikliğe katılıyoruz ancak bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla hak edilmiş olan hakların korunması kaydıyla bu düzenlemenin daha doğru olacağını ifade etmekteyiz.

Bu vesileyle, bu çalışanlarımızın haklarının korunmasının olumlu bir gelişme olduğunu ancak buna benzer, kamuda şu ana kadar kendilerine birçok sözler verilip de yerine getirilmeyen diğer çalışanlarımızın da haklarının mutlaka verilmesi yönünde taleplerimizi de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bilindiği gibi, 12 Haziran 2011 seçimleri öncesinde çıkarılan 632 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca, yaklaşık 200 bin civarında sözleşmeli çalışan memur kadrolarına atanırken, başta il özel idareleri ve belediyeler olmak üzere, birçok kamu kurum ve kuruluşunda çalışan sözleşmeli personel ve 4/C mağdurları kadroya alınmamıştır. Yine, özellikle mahallî idarelerde geçici işçi statüsünde çalışan teknik personelin de aynı şekilde bu mağduriyeti devam etmektedir.

Bir taraftan, Sayın Başbakanın seçimler öncesinde garanti verdiği ve tüm sözleşmelilerin kadroya alınacağı yönündeki açıklamalarına rağmen, onun ardından, yine, zaman zaman bu yüce çatı altında gündeme getirdiğimizde, Sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının bizzat kendisinin ağzından bu konuda çalışmaların devam ettiği ve en kısa sürede mağduriyetlerin çözüleceği yönündeki sözler, ne yazık ki, aradan bir yıl geçmesine rağmen bugüne kadar yerine getirilmemiştir.

Şimdi, buradan şunu sizlerle paylaşmak istiyorum: 4/C, taşeron işçisi ya da il özel idaresi veya belediyelerde ya da köylere hizmet götürme birliklerinde çalışan, birçok kadrolu memurun işini yapan ama bulunduğu konum itibarıyla yarınki geleceklerinden herhangi bir güvenleri olmayan binlerce, yüz binlerce çalışanın kadro beklediğini ve diğerlerine verilen bu hakkın kendilerine de verilmesini istediklerini hepimiz bilmekteyiz. Hükûmeti, bu vesileyle buradan bir kez daha bu görevi yerine getirmeye ve mağdurların mağduriyetinin giderilmesi yönünde çalışmalarını hızlandırmaya özellikle davet ediyorum.

Sayın Çalışma Bakanı aynen şöyle dedi: “Taşeron işçileri köle gibi, bu kabul edilemez; bununla ilgili çalışmalarımız devam ediyor.” Sayın Bakan, elbette ki çalışmaların devam etmiş olmasından memnuniyet duyuyoruz ama burada verilen sözler bir türlü yerine getirilmedi. Hatta on dört-on beş madde üzerinde, taşeron işçileri derneklerinin talepleri üzerinde anlaştığını söyledi ama taşeron işçileri dernekleri yöneticileri çıktılar, dediler ki: “Kesinlikle böyle bir anlaşma yok. Bizim taleplerimizin hiçbirisi yerine getirilmedi.” Dolayısıyla, bu belirsizliğin giderilmesi lazım.

Bu anlamda, söz konusu değişiklik olumludur ancak düzenleme bekleyen yüz binlerce insanın buradan çıkacak sonuca dört gözle bakıp “Acaba biz de buna dâhil edilebilir miyiz?” diye beklentisinin de yerine getirilmesi lazım.

Yine, 2007 seçimleri arifesinde çıkarılan 5620 sayılı Kanun’la yaklaşık 220 bin geçici işçiye kadro verildi fakat yıllardır bu kadroyu bekleyen birçok geçici ve mevsimlik işçi bunlardan yararlandırılmadı. O tarihten bugüne kadar da bu geçici işçilerin ve mevsimlik işçilerin feryatlarına kulaklar tıkandı, sorunlarına herhangi bir çözüm getirilmedi. Sayın Başbakanın “Bu geçici işçi kardeşlerimizin sorununu çözmek inşallah bize nasip olur.” sözleri yedi yıl öncesinde kaldı, bugüne kadar hiçbir adım atılmadı.

Bu vesileyle, önergemize desteğinizi bekliyor, tekrar, bu mağduriyetlerin giderilmesi konusunda çalışmaların devamını diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Namık Havutça…

BAŞKAN –  Sayın Havutça, buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 53’üncü maddesi üzerinde söz aldım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum tekrar.

Efendim, az önce Millî Prodüktivite Merkezinden bir yetkili arkadaşımızla görüştüm, şunu ifade ediyor: Dünyanın her yerinde millî prodüktivite merkezleri bağımsız bir  statüde çalışırlar yani onların içerisinde üniversitelerden, sendikalardan, meslek örgütlerinden bağımsız özerk bir yapısı vardır. ILO sözleşmelerinde de bu böyledir, Uluslararası Verimlilik Merkezinin tavsiyeleri de bu yöndedir.

Şimdi, yeni getirilen bu düzenlemeyle baktığımızda burası Sanayi Bakanlığına bağlanarak, özerk yapıdan kaldırılarak tamamen bir genel müdürlüğe bağlanıyor ve bu arkadaşlarımızın, özerk yapıda olması gereken, bağımsız yapıda olması gereken bu arkadaşlarımızın görev yapması, Hükûmetin tamamen hem ILO sözleşmelerine aykırı hem uluslararası statüye aykırı bir yapıya kavuşuyor.

Sayın Bakandan ve yetkililerden, arkadaşlarımızın, bu kamu görevlilerinin hak kaybının giderilmesini biz talep ediyoruz. Ayrıca bir seçenek sunularak “İsteyen sözleşmeli statüde kalsın, dileyen arkadaşlarımız 657 statüsüne geçsin.” diye ifade ediliyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP hükûmetleri döneminde, Türkiye'nin 2011 yılına kadar, 2002’den 2011 yılına kadar bir tek kanun hükmünde kararname çıkarılmamıştır ancak 2011 yılında bir anda 35 tane kanun hükmünde kararname çıkarılarak Türkiye halkın ve milletin temsilcileri olan milletvekillerinin denetiminden uzak, sistemden uzak bir şekilde çalıştırılmaktadır ne yazık ki.

Anayasa’mızın 91’inci maddesinde özellikle kanun hükmünde kararnamelerin ivedilikle Meclis gündemine gelmesi amir hüküm olduğu hâlde, Türkiye'nin idari sistemini kökten değiştirecek, örneğin Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’da önemli değişiklikler yapan bu düzenleme bile Meclise henüz getirilmedi. Bildiğiniz gibi, orada öğretmenlerin, Millî Eğitim Bakanlığının görevleri arasından birçok hüküm çıkarıldı.

Şimdi, AKP döneminde, çalışanlar birçok hak kaybına uğradı. Çalışanlarımızın 4/B, 4/C, adını sayamadığımız birçok farklı statüde özlük hakları yok edilerek Türkiye neredeyse ucuz emek cennetine dönüştürüldü. Çalışanların hakları birer birer gasbedildi.

İşte, ben, buradan AKP Hükûmetinin bir an önce, geçici mevsimlik işçi, taşeron işçi, sözleşmeli işçi gibi istihdam şekillerinden vazgeçerek, kamu görevi gören çalışanlarımızın gerçek haklarına kavuşturulmasını bir an önce talep ediyorum, onlar adına talep ediyorum.

Yine, öğretmenlerimiz, atanamayan öğretmenlerimiz… Bakın, Sayın Başbakan 2002 yılında seçim meydanlarında öğretmenlere yönelik şöyle söylüyor: “Öyle okumuş, bitirmiş, üniversite bitirmiş öğretmenlerimizi böyle sınava sok, şu yok, bu yok, böyle istihdam olmaz.” diyor. “Bizim iktidarımızda tüm öğretmenlerimiz atanacaklar.” diyor, 2002 yılında, seçim meydanlarında. Şimdi ben buradan soruyorum Sayın Başbakana ve Sayın Millî Eğitim Bakanına. Sayın Millî Eğitim Bakanı da tam aksine, bugün, öğretmenlerimizi itibarsızlaştırarak, öğretmenlerin az çalıştığını, çok tatil yaptığını, çok fazla ücret aldığını söylüyor. Ben buradan Türkiye’deki öğretmen arkadaşlarıma sesleniyorum: Ey öğretmen arkadaşlarım, Millî Eğitim Bakanı sizi az çalışmakla suçluyor ve sizi âdeta düşman ilan ediyor. Böyle bir Millî Eğitim Bakanı Türkiye’nin başına geldi mi bugüne kadar? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) O nedenle bakın, Sayın Millî Eğitim Bakanı, Türkiye’de şu anda 200 bin atanmayı bekleyen öğretmen var ve bu insanlara Başbakan 2002 yılında bu şekilde söz vermiş. Siz kalkmışsınız, öğretmenleri tam aksine sözleşmeli öğretmen, part-time öğretmen, ücretli öğretmen gibi, aynı işçilerde uyguladığınız gibi bir statüye tabi tutmak istiyorsunuz ama önümüzdeki süreçte öğretmen arkadaşlarımız, eğitim çalışanları, tümü bu hakların alınmasıyla ilgili seçim meydanlarında, yerel seçimlerde bunu sizin önünüze koyacak, biz de koyacağız. Biz öğretmenlerimizin, eğitim çalışanlarının haklarını alması gibi, alın terinin karşılığı haklarını alması için elimizden gelen bütün mücadeleyi göstereceğiz ve onları Atatürk’ün güvendiği öğretmenler hâline getireceğiz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Havutça.

Aynı mahiyetteki bu iki önergeyi birlikte…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Aynı mahiyetteki bu iki önergeyi birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir. Karar yeter sayısı vardır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 53 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                         Erdoğan Bayraktar

                                                                                                   Çevre ve Şehircilik Bakanı

“Madde 53- 635 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

İdari hizmet sözleşmesi ile çalışan personelin memur kadrolarına atanması

Geçici Madde 7- (1) Bakanlıkta idari hizmet sözleşmesi ile istihdam edilen ve 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde öngörülen genel şartları taşıyan personelden;

a) Bu maddenin yayımı tarihinde verimlilik Uzmanı unvanlı pozisyonlarda görev yapanlar Sanayi ve Teknoloji Uzmanı, Verimlilik Uzman Yardımcısı unvanlı pozisyonlarda görev yapanlar Sanayi ve Teknoloji Uzman Yardımcısı kadrolarına atanmış sayılır. Verimlilik Uzmanı pozisyonunda geçirilen süreler Sanayi ve Teknoloji Uzmanı kadrosunda, Verimlilik Uzman Yardımcısı pozisyonunda geçirilen süreler Sanayi ve Teknoloji Uzman Yardımcısı kadrosunda geçmiş sayılır. Bu bent kapsamında Sanayi ve Teknoloji Uzmanı kadrosuna veya Sanayi ve Teknoloji Uzman Yardımcısı kadrosuna geçirilenlerin, 657 sayılı Kanuna ekli (I) Sayılı Cetvelin "I- Genel İdare Hizmetleri Sınıfı" başlıklı bölümünün (g) bendinde yer alan ek gösterge rakamlarından yararlandırılmalarında anılan bentte mesleğe giriş şartları yönünden getirilmiş olan şartlar aranmaz.

b) Diğer pozisyonlarda bulunanlar ise 657 sayılı Kanun hükümlerine göre eğitim durumları ve pozisyon unvanları gibi hususlar dikkate alınarak Bakanlıkta boş bulunan memur kadrolarına üç ay içinde atanırlar. Bunlar, atama işlemi gerçekleşinceye kadar her türlü mali ve sosyal haklarını eski pozisyonlarına göre almaya devam ederler.

(2) Birinci fıkrada yer alan personelin mülga Milli Prodüktivite Merkezi ile Bakanlıkta sözleşmeli personel pozisyonlarında geçirdikleri hizmet süreleri, öğrenim durumlarına göre yükselebilecek dereceleri aşmamak kaydıyla kazanılmış hak aylık derece ve kademelerinin tespitinde değerlendirilir.

(3) Bakanlıkta idari hizmet sözleşmesi ile istihdam edilen personelden 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde öngörülen genel şartları taşımadığı için memur kadrolarına atanamayanlar mevcut statüleri ile çalışmaya devam eder. Bunların mali ve sosyal hakları ile istihdamına ilişkin diğer hususlar hakkında bu maddenin yayımı tarihinden önce yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. Bu şekilde istihdam edilen personele ait pozisyonların herhangi bir sebeple boşalması halinde bu pozisyonlar hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.

(4) Bu madde uyarınca atanan ve atanmış sayılan personelin eski pozisyonlarına ilişkin olarak en son ayda aldıkları sözleşme ücreti, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatlar ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarının (bu tutar sabit bir değer olarak esas alınır); yeni kadro unvanlarına aylık ücreti, ikramiye (bir aya isabet eden net tutarı), her türlü zam ve tazminatlar ve benzeri adlarla yapılan her türlü ödemelerin (ilgili mevzuatı uyarınca fiili çalışmaya bağlı fazla mesai ücreti hariç) toplam net tutarından fazla olması halinde aradaki fark tutarı, herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat olarak ödenir.

(5) Bu madde kapsamında memur kadrolarına atanan ve atanmış sayılanlara emeklilik tazminatı ödenmez. Bu personelin önceden hizmet ve emeklilik tazminatı ödenmiş süreleri hariç, emeklilik tazminatına esas olan toplam hizmet süreleri, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu uyarınca ödenecek emekli ikramiyesine esas toplam hizmet süresinin hesabında dikkate alınır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Uygulamada yaşanılacak muhtemel tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen bu önerge doğrultusunda 53’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 53’üncü madde kabul edilmiştir.

54’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

T.B.M.M. Başkanlığına

Görüşülmekte olan yasa teklifinin 54. maddesindeki “İl milli eğitim müdür yardımcısı” ifadesinin “il ve ilçe milli eğitim müdür yardımcısı” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

              Celal Dinçer                             Kazım Kurt                               Bülent Kuşoğlu

                 İstanbul                                  Eskişehir                                        Ankara

               Musa Çam                              Engin Altay                                 Veli Ağbaba

                    İzmir                                       Sinop                                          Malatya

                                                           Namık Havutça

                                                                 Balıkesir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 54 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                                   Alim Işık

                  Konya                                     Manisa                                        Kütahya

                        Mehmet Erdoğan                                 Hasan Hüseyin Türkoğlu

                                 Muğla                                                      Osmaniye

“Madde 54- 25/8/2011 tarihli ve 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 37 nci maddesinin yedinci fıkrasında yer alan “il milli eğitim müdürü” ibaresinden sonra gelmek üzere “il milli eğitim müdür yardımcısı” ibaresi eklenmiştir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçe.

Gerekçe:

Maddenin daha anlaşılabilir hale getirilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

T.B.M.M. Başkanlığına

Görüşülmekte olan yasa teklifinin 54. maddesindeki “İl milli eğitim müdür yardımcısı” ifadesinin “il ve ilçe milli eğitim müdür yardımcısı” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                                                                                                     Engin Altay (Sinop) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurunuz.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, sayın milletvekilleri, Hükûmet bizi de taşeron işçi zannetmiş, zira 652 sayılı bir Kanun Hükmünde Kararname yaptı Hükûmet ve tatbik etmeye başladı. Şu torba kanuna baktığınız zaman, bu maddelerin birçoğunun yapılan 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve diğer kanun hükmünde kararnamelerdeki hataları düzeltmek için burada bizi meşgul ediyor Hükûmet. Yani şimdi “652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 37’nci maddesini biz yanlış yaptık, siz düzeltin.” diyor. Bunu diyebilir, bunda bir beis yok, ama şunu soruyorum Genel Kurula: Şimdi, bu Kanun Hükmünde Kararname Meclise geldi mi, Meclisten geçti mi? Gelmedi. Meclise gelmemiş, Meclis bunun tümü üzerinde bir işlem yapmamış, siz de bizden… Şimdi Hükûmet “Kanun hükmünde kararnamemi düzelt.” diyor.

Bana göre, kanun yapma tekniği bakımından bu olamaz, bu yanlıştır, ama bunun yapılması da şart. Yani Hükûmetin getirdiği, özellikle bu 54’üncü maddeye “hayır” demek de mümkün değil. Ee, ama Hükûmet de artık tecrübesiz bir Hükûmet değil, on yıllık bir Hükûmetin bu kadar acemilik yapmasına akıl sır erdiremiyorum. Biraz sonra eğitimle ilgili meseleleri konuşacağım.

Benim şimdi, sayın milletvekillerim, sizinle paylaşmak istediğim mühim bir derdim var. Dün gece geç saatlerde Sinop ilimizin Dikmen ve Durağan ilçelerinde çok büyük bir sel felaketi gerçekleşti. Biraz önce il Valimizle konuştum.  Sayın Vali… Çok büyük bir felaket, can kaybı bakımından çok büyük bir felaket, bir ilçenin âdeta yok olması, bir mucizevi şekilde… Biraz sonra gerekçesini de anlatacağım, Ulaştırma Bakanına da teşekkür edeceğim ama orada oturan bakanlardan da destek isteyeceğiz.

Sayın milletvekilleri, dün geceki sel afetinde iki ilçemizde de çok şükür bir can kaybı yok ama her iki ilçenin de bütün altyapısı çökmüş vaziyette. Yüzlerce büyük ve küçükbaş hayvan telef oldu. Sinop ilinin Durağan ve Dikmen ilçesinde kullanılabilir yol, yer altı şebekeleri, içme suyu kalmadı.

Şimdi, 2 Sayın Bakanımız da burada.

Sayın Bakanlarım, Sayın Milletvekilimiz Mehmet Ersoy da sizinle muhakkak irtibata geçecektir ancak biz Sayın Milletvekilimle de görüştük, yarın bölgeye gideceğiz. Hükûmetinizden rica ediyorum. “Efendim, can kaybı yok, onun için de afete gerek yok…” ne olur, demeyin. Esasen, bir Sayın Bakanın, bir Hükûmet yetkilisinin mutlaka bölgeye gitmesi lazım. Dün akşam, Binali Yıldırım olmasaydı, Dikmen ilçesi şimdi tarihten silinmişti.

Sayın milletvekilleri, Dikmen ilçesinin kenarından dolguyla bir yol yapıldı. Dolguyla çayın kenarından büyük bir yol yapıldı ve Dikmen Çayı, “Kanlıçay” dediğimiz, sonra adı “Güzelceçay” olan Kanlıçay taşınca bu yol, bu dolgu yol ilçeyi kurtardı ama yol tümüyle gitti yani devletin harcadığı trilyonlarca para çaya gitti, denize gitti ama feda olsun, bir tek Dikmenli hemşehrimin  burnu kanamadı.

Şimdi, Karayollarının yolu yapacağı muhakkak. Sosyal yardımlaşmadan sorumlu Bakanım orada.

Sayın Bakanım, yarın ben gideceğim, Sayın Ersoy da gidecek, ne olur, siz de gelin, manzarayı yerinde görün. Vatandaşlarımızın yaralarını bir an önce kapatalım. Bölgenin afet kapsamına alınmasına yönelik vilayetin mutlaka bir talebi olacaktır. Bu konuda Hükûmetten katkı bekliyoruz, yardım bekliyoruz.

Bu vesileyle, Parlamento adına, sizler adına da bölge halkına “Geçmiş olsun.” diyorum. Yaralılarımız var, onlara acil şifalar diliyorum. En büyük tesellimiz can kaybı olmamasıdır ama tekrar altını çiziyorum: Sayın Hükûmet, Durağan ve Dikmen ilçelerimizdeki manzara çok kötü bir durumda, hiç altyapısız bir yerleşke hâline döndü iki ilçemiz de. Bu konuda da Hükûmetten, Parlamentodan destek bekliyoruz.

Bu vesileyle -Bu kanuna yapacak bir şey yok. Bu, teknik olarak geçmek zorunda ama- Hükûmeti bir kere daha uyarıyorum: İşinizi doğru yapın, yapamıyorsanız bırakın.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

Önergeyi oylarınıza sunacağım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Elektronik yapıyorum; bir dakika süre vereceğim.

Buyurunuz.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır; önerge kabul edilmemiştir.

54’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 54’üncü madde kabul edilmiştir.

55’inci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı kanun teklifinin 55. Maddesindeki “40 bin öğretmen” ifadesinin “100 bin öğretmen” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Kazım Kurt                          Aydın Ayaydın                      Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                Eskişehir                                  İstanbul                                        İstanbul

             Haydar Akar                          Mahmut Tanal                                 Musa Çam

                  Kocaeli                                    İstanbul                                           İzmir

                             Namık Havutça                                              Engin Altay

                                  Balıkesir                                                        Sinop

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 55 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay                                   Alim Işık

                  Konya                                     Manisa                                        Kütahya

          Mehmet Erdoğan              Hasan Hüseyin Türkoğlu                     Ruhsar Demirel

                   Muğla                                   Osmaniye                                      Eskişehir

“Madde 55- 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“Geçici Madde 9- Bakanlığa tahsis edilen serbest öğretmen kadrolarından boş bulunan 70.000 öğretmen kadrosuna, 21/12/2011 tarihli ve 6260 sayılı 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunundaki sınırlamalara tabi olmadan 2012 yılı içinde atama yapılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

Sayın Demirel, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Konu malum, öğretmenlerin kaç kişi atanacakları. Hükûmetin getirdiği yasa tasarısında “40 bin” diye bir rakam var. Biz, parti grubu olarak oturduk, hesapladık “Neye göre 40 bin?” diye. Açıkçası bir formülünü bulamadık ama 4+4+4’e geçildikten sonra, okullarda yapılacak değişiklikler itibarıyla minimum 70 bin öğretmen atanmasının ancak eğitimdeki açığı kapatabileceğine dair bir tespitimiz var. Ancak, gelen metinde “yapılabilir”, “atanabilir”, “bilir” gibi bir ibare var; bu “yapılabilir”in de  “yapılır”, “atanır” diye mutlak bir cümle hâline çevrilmesi bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak talebimiz. Bu açıklamalardan sonra, ben, Komisyonun ve Sayın Bakanın katılmalarını arzu ediyorum.

Hazır, eğitimle ilgili söz almışken, birkaç bir şeyi de Sayın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız da buradayken kadınları ve aileyi ilgilendiren, eğitimle ilgili son bir düzenlemeden bahsetmek istiyorum. 28/11/1997 tarihli ve 8983 sayılı Etüt ve Beslenme İlköğretim Okulları Yönergesi’ne bağlı olarak açılmış olan okulların zaman içinde kapatılacağına dair Sayın Ömer Dinçer’in beyanı var biliyorsunuz. Bakanlığının 19 Haziran 2012 tarih ve 9601 sayılı Makam Oluru’yla İstanbul’daki okullar başta olmak üzere bu okulları kapatıp ilkokul ve ortaokula dönüştüreceklerini, etüt ve beslenme ilköğretim okullarını belirli bir sınıfa ayrılmış imtiyaz olarak gördüğünü söylüyor Sayın Bakan. Ben de Sayın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız hazır buradayken kendisine hatırlatmak istiyorum ki bu konuyu Millî Eğitim Bakanımızla görüşsünler. Çünkü etüt okulları, beslenme ve etüt okulları ebeveynleri çalışan çocuklara hizmet veren okullar. İmtiyazsa eğer bir annenin çalışması, bu imtiyazı genele atfedememiş olan Hükûmeti sorgulamak gerekir. Etüt okulları, beslenme okulları bir imtiyaz değildir. Eğer ülkemizde kalkınma için kadınları istihdama daha fazla katmak istiyorsak, annelerin çalışırken çocuklarına kim bakacak endişesi yaşamayacağı bir ücret de henüz veremiyorsak, bu çocuklar için en uygun yer olan etüt ve beslenme okullarının sayısını geçtiğimiz on yıl içinde artırmamış olan Hükûmetin düşünmesi gereken “Bu okulları daha nasıl artırırız?” olmalıyken, Sayın Bakan, 19 Haziran 2010 günü yayınladığı genelgeyle bu okulların mevcut öğrencilerini tamamladıktan sonra yani önümüzdeki üç yıldan itibaren kapatılacağını söylüyor.

Ben buradan Sayın Fatma Şahin’den rica ediyorum bir anne olarak, kendisi de sanıyorum Millî Eğitim Bakanıyla bu konuyu görüşecektir, şu anda başka bir görüşme yaptığı için bence bunlar tutanaklardan inşallah kendisine verilir.

Yalnız, tabii, böyle radikal kararlar alınırken insanlar bazen oturdukları koltuğun gücüyle fazla radikal davranabiliyorlar. Az önce basın bültenlerine düşen bir haber var, Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Sarkozy’le ilgili. Şu anda Sarkozy’nin evi aranıyormuş özel yetkili mahkemeler tarafından. Hani biliyorsunuz ünlü bir Türk büyüğümüzün bir sözü var: “Kibir bele bağlanmış taş gibidir, onunla ne uçulur ne yüzülür.” diyor. O yüzden Sarkozy’nin yaşadığı bu örneğin bazılarına ben emsal teşkil edebileceğini düşünüyorum.

Ve bu beslenme ve etüt okullarının kapatılmaması konusunda, başta Meclisteki kadın milletvekillerimiz olmak üzere, bütün kadınların duyarlı davranması gerektiğini, Sayın Millî Eğitim Bakanının belki kürtajla ilgili konuda yapılan gibi bir geri adım atabilme umudu olduğunu kendi içimde koruyorum. Çünkü biz çalışan anneler, çocuklarımızın çalışma saatlerimizde nerede olduğuna dair hep endişe yaşarız. Bunu siz babalar da biliyorsunuzdur ama annelerin içinde daha fazla vardır bu, anneler genelde beyninin yarısını evlatları için kullanırlar. O yüzden, ben salonda Sayın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanının olmasını bir şans olarak görüyorum ve Sayın Bakanın Millî Eğitim Bakanıyla yapacağı bir görüşmeyle beslenme ve etüt ilköğretim okullarının kapanmak değil, sayısının artırılması yönünde bir gayreti olabileceğine dair bir umut taşıyorum içimde.

Hepinizi önergemize destek vermeye davet ediyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demirel.

Önergeyi oylarınıza…

III.- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama talebini yerine getireceğiz.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Güven, Sayın Öğüt, Sayın Altay, Sayın Acar, Sayın Fırat, Sayın Kaplan, Sayın Moroğlu, Sayın Öner, Sayın Develi, Sayın Öz, Sayın Koç, Sayın Kurt, Sayın Çam, Sayın Demiröz, Sayın Loğoğlu, Sayın Yıldız, Sayın Korutürk, Sayın Kaleli.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) (S. Sayısı: 302) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük  Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı kanun teklifinin 55. maddesindeki “40 bin öğretmen” ifadesinin “100 bin öğretmen” olarak değiştirilmesini  arz ve teklif ederiz.

                                                                                           Kazım Kurt (Eskişehir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hem tutanaklara geçmesi bakımından hem tarihe not düşmek bakımından ben tekrar söyleyeyim. Meclisten geçmemiş, görüşülmemiş, onaylanmamış kanun hükmündeki kararnameye Meclis kararıyla madde eklenmez, ibare eklenmez. Hukuk tekniği bakımından, kanun tekniği bakımından bu olmaz, örneği yok ama bir yanlışı yapıyorsunuz, yapın, bir gün döner, yanlış hesap Bağdat’tan döner; önce onu bir söyleyeyim.

Şimdi, Hükûmetinizin ve Sayın Başbakanın her vesileyle sık sık söylediği ilk yıllardan beri, bu aralar unuttuğu bir şey var: Eğitim, emniyet, adalet. Bu üç meselenin…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sağlık da var.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Pardon, evet sağlık da var.

Bunların çok önemli olduğunu söyledi.

CEVDET ERDÖL (Ankara) – Gücendim şimdi.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sigarayı bıraktım, dur.

Sağlıkta, tabii orada da sorunlar çok fazla ancak şimdi, eğitimle ilgili, emniyet, adalet hakeza, say say bitmez.

Sayın milletvekilleri, şimdi düşündüm, beş dakikada neyini anlatayım bunun? Bir şey daha söyleyeyim: Şimdi, bak, bunu buraya getiriyorsunuz, torbayı, bari bir düzgün getirin.

Şimdi, benim söz aldığım bu 55’inci maddede diyorsunuz ki:  “Kanun Hükmünde Kararnameye aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

9 - Bakanlığa tahsis edilen serbest öğretmen kadrolarından boş bulunan 40.000.”

Bu boş bulunan 40 bin, 55’te değil, 56 kabul edilirse 40 bin olacak. Eğer bir şey olsa, 56 kabul olmazsa bu hükümsüz yani bari bunu doğru yapın. 56’yla 55’in de yer değişmesi lazım Sayın Hükûmet, Sayın Komisyon. 56’da 30 bin kadro ihdas ediyorsun, ondan sonra 55’te, daha öncesinde diyorsun ki: “40 bin boş kadro.” Nereden var? Yok ki bu şimdi, 56 geçerse var olacak. 56 konuşuldu mu? Konuşulmadı.

MEHMET DOMAÇ (Çanakkale) – Geçer, geçer.

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Bağırma, biraz yavaş.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Efendim, dur bakalım, bu yanlış, yani bakın gülüyorsunuz da...

Değerli milletvekilleri, bu Parlamento epey eski bir Parlamento yani yeni kurulmuş bir devletin yeni bir parlamentosu olur da deriz ki: “Olur, böyle teknik hatalar olur.” Yahu kaç? Seksen küsur yıllık, doksan yıllık parlamentoda bu çok ayıptır. Bu çok ayıptır. Partinizin kanunlarla ilgili teknik kadrosunun kulağını biraz çekin. Böyle şey olmaz.

Gelelim öğretmenlerimize. Ben onlara, siz onları atamasanız da “öğretmenlerim” diyorum. Çünkü onlar bu milletin ödediği vergilerle, annelerinin, babalarının türlü fedakârlıklarıyla, öğretmen olacağız diye okudular eğitim fakültelerinde. Her vesileyle, dört yıl sonra çocuklarıyla kavuşma hayalleri kurarak o süreçleri yaşadılar. Sayın milletvekilleri, bizim ağzımızda tüy bitti. Yani biz, bıkmadan, usanmadan atamasını yapmadığınız -sizin değil Hükûmetin- öğretmenlerin sorunlarını Cumhuriyet Halk Partisi var oldukça konuşmaya, Meclisin gündeminde sıcak tutmaya devam edeceğiz, bunu bilmenizi isterim.

Şimdi, Sayın Başbakan, inşallah, şimdi Meclisi izliyordur bulunduğu yerden. Sayın Başbakan, bir öğretmen milletvekili olarak soruyorum, 2002’de Samsun’da, Antep’te, Kocaeli’de ve İstanbul’da ne söylediğini bir hatırla. Sonra aynanın karşısına geç, “Ben bu lafı ettim, ben bu sözü söyledim, ben bu insanlara ‘atanamayan öğretmen’ kavramını Türkiye’de yok edeceğimi, sileceğimi söyledim. Evet, bu bana yakışmadı.” de, Millî Eğitim Bakanını çağır kulağını çek. Senin Millî Eğitim Bakanın sözünüzde durmamakla kalmıyor, atanamayan ve sistem içindeki öğretmenlerin âdeta düşmanı oldu. Öğretmene düşman, cumhuriyet tarihimizde, hiç millî eğitim bakanı yok. Bir bu var. Bunu nereden buldunuz bilmiyorum. Başbakan bunu çok mu aradı onu da bilmiyorum. Bıraktı, şimdi, Millî Eğitim Bakanı bizim öğretmenlerle uğraşmayı, eski millî eğitim bakanlarıyla uğraşıyor. Başka partinin millî eğitim bakanlarıyla değil. Yani Nimet Çubukçu Hanımefendi’nin ne kusuru var -onunla uğraşıyor, ben anlamadım- ya da Hüseyin Çelik’in ya da Erkan Mumcu’nun. Böyle şey olur mu? Millî Eğitim Bakanı millî eğitime yakışmayan bir bakan.

Şimdi, ben, 40 bin yalanını söyleyeyim. 40 bin kadronuz yok. Şu anda 10 bin emekli olanlarla kadronuz var, biraz sonra 30 bin ihdas edeceksiniz, 40 bin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) - Sayın Hükûmet, 48 bin 2011-2012 eğitim öğretim yılı sonu itibarıyla öğretmen mezun olacak.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Hemen bitiriyorum Sayın Başkanım.

Sadece bu eğitim öğretim yılında 48 bin öğretmen böyle kollarını açacak sizden imdat bekleyecek. Siz -10 bin emekli olacak öğretmen zaten var- 40 bin kadro diyorsunuz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

Biz önergemizle hiç değilse -sorunu çözmez ama- 100 bin kadroyu bu Meclis geçirerek bu gece Türkiye’de bir bayram havası estirelim.

Bu önergeyi kabul etmelisiniz. Eğer size bir harf öğreten öğretmeninize biz sizden kırk yıl kölesi olun demiyoruz ama size bir harf öğreten öğretmeninize olan borcunuzu ödemeniz için size bir fırsat sunuyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Altay.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

55’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 55’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın Ersoy sisteme girmiş. Bir kısa söz talebi var.

Buyurunuz.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy’un, Sinop ilinde dün gece meydana gelen sel felaketine ve başta Sinop Valiliği olmak üzere devletin bütün imkânlarıyla vatandaşın mağduriyetini gidermek için gayret gösterdiğine ilişkin açıklaması

MEHMET ERSOY (Sinop) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben de Sinop ilimizde dün gece meydana gelen sel afetinden mağdur olan bütün vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Can kaybımızın olmaması gerçekten çok büyük bir şanstı.

Devletimizin bütün kurumları, başta Sinop Valiliğimiz olmak üzere devletin bütün imkânlarıyla vatandaşlarımızın mağduriyetlerini gidermek için ellerinden gelen bütün gayreti gösteriyorlar. Gün boyu gerek Başbakanlığımızla gerek Aile, Sosyal Politikalar Bakanlığımızla yaptığımız görüşmelerde her türlü zararın telafisi noktasında önemli mesafeler alınmış, Valiliğimizin istediği acil yardım ödeneği de derhâl Sinop Valiliği emrine tahsis edilmiştir. Bu saatten sonra kaymakamlıkların ve ilgili kurumların yapacağı her türlü tespitler anında karşılanarak vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin bir an evvel giderilmesine çalışacaktır.

Söz verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ersoy.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) (S. Sayısı: 302) (Devam)

BAŞKAN – 56’ncı madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı kanun teklifinin 56. Maddesindeki ekli cetvellere “Ülkemizdeki diğer üniversitelerin kadro ihtiyaçlarını karşılamak üzere 1000 profesör kadrosunun ihdasını öngören bir tablonun eklenmesini arz ve teklif ederiz.

              Kazım Kurt                          Aydın Ayaydın                      Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                Eskişehir                                  İstanbul                                        İstanbul

             Haydar Akar                             Musa Çam                                 Mahmut Tanal

                  Kocaeli                                      İzmir                                          İstanbul

                                    Namık Havutça                             Mehmet Ali Ediboğlu

                                          Balıkesir                                               Hatay

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 56 ncı maddesine aşağıdaki bendin eklenmesini ve bu maddeye Ek 1 Sayılı Listede yer alan Milli Eğitim Bakanlığı ile ilgili Cetvelin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili bölümüne aşağıdaki cetvelin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Kalaycı                            Alim Işık                                   Erkan Akçay

                  Konya                                    Kütahya                                         Manisa

                                    Mehmet Erdoğan                      Hasan Hüseyin Türkoğlu

                                            Muğla                                           Osmaniye

“Diyanet İşleri Başkanlığı taşra teşkilatı için ihdas edilen kadrolara, vekil imam ve fahri Kur’an öğreticisi olarak görev yapanlar doğrudan atanırlar.”

“KURUMU: MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI

TEŞKİLATI: TAŞRA

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

 

Sınıfı           Unvanı                         Derecesi                  Serbest Kadro         Toplam

                                                                                              Adedi

                                                                                                                                    

EOH            Öğretmen                         1-9                         150.000              150.000

GİH             Şube Müdürü                      1                                950                     950

                    TOPLAM                                                      150.950              150.950

 

“KURUMU: DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

TEŞKİLATI: TAŞRA

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

Sınıfı           Unvanı                         Derecesi                  Serbest Kadro         Toplam

                                                                                              Adedi

                                                                                                                                     

                    İmam-Hatip                      1-9                             3.000                  3.000

                    Fahri Kur’an Öğreticisi    1-9                             1.000                  1.000

                    TOPLAM                                                          4.000                  4.000

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 302 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 56 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, (1) sayılı listeye Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına ilişkin kadro ihdasına dair tablodan sonra gelmek üzere aşağıdaki tabloların eklenmesini ve aynı listenin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına kadro ihdasına dair tabloda yer alan "VHKİ" ibaresinin "Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni" şeklinde ve ekli (2) sayılı listenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Nurettin Canikli                  Mehmet Doğan Kubat                         Ramazan Can

                 Giresun                                   İstanbul                                       Kırıkkale

       H. Bayram Türkoğlu                    Osman Boyraz                                 Şirin Ünal

                   Hatay                                     İstanbul                                        İstanbul

                             Osman Çakır                                           H. Hami Yıldırım

                                  Düzce                                                         Burdur

“Madde 56- Ekli (1) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (1) sayılı Cetvelin Milli Eğilim Bakanlığı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı ve Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü ait bölümüne; ekli (2) sayılı listede yer alan öğretim elemanlarına ait kadrolar ihdas edilerek 2/9/1983 tarihli ve 78 sayılı Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye bağlı cetvellerin Yüzüncü Yıl Üniversitesi bölümüne eklenmiş ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı Cetvelin Emniyet Genel Müdürlüğünün yurt dışı teşkilatına ait bölümünde yer alan müşavir ve ataşe unvanlı kadroların sınıfı Emniyet Hizmetleri Sınıfı olarak değiştirilmiştir.”

 

“KURUMU: AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI

TEŞKİLATI: MERKEZ

 

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

Sınıfı           Unvanı                         Derecesi                  Serbest Kadro         Toplam

                                                                                              Adedi

                                                                                                                                     

GİH             Şube Müdürü                      1                                    6                         6

                    TOPLAM                                                                 6                       6"

 

“KURUMU  : YÜKSEKÖĞRETİM KURULU BAŞKANLIĞI

TEŞKİLATI : MERKEZ

 

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

Sınıfı           Unvanı                         Derecesi                  Serbest Kadro         Toplam

                                                                                              Adedi

                                                                                                                                    

GİH             Başkanlık Müşaviri             1                                    5                         5

                    TOPLAM                                                                 5                       5"

 

(2) SAYILI LİSTE

KURUMU: YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ

TEŞKİLATI: MERKEZ

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

Unvanı                                Derecesi                 I Sayılı Cetvel               II Sayılı Cetvel

                                                                                                                                        

Profesör                                     1                              40

Doçent                                        1                              10

Doçent                                        2                              10

Unvanı                                Derecesi                 I Sayılı Cetvel               II Sayılı Cetvel

                                                                                                                                        

Doçent                                        3                              10

Yardımcı Doçent                        3                              40