DÖNEM: 24                          CİLT: 25                        YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

127’nci Birleşim

29 Haziran 2012 Cuma

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Konya Milletvekili Mustafa Baloğlu’nun, 53’üncü Uluslararası Nasrettin Hoca Anma ve Mizah Günlerine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, İzmir’in Karaburun ilçesinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Hükûmetin son dönemde Kütahya ilindeki uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Bulgaristan-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubunun ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/899)

2.- Çin Halk Cumhuriyeti Ulusal Halk Kongresi Hukuk Komitesi heyetinin ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/900)

3.- İtalya Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi heyetinin ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/901)

4.- Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü bünyesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin 5 Eylül 2012 tarihinden itibaren bir yıl daha UNIFIL harekâtına iştirak etmesi hususunda Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca Hükûmete izin verilmesine dair Başbakanlık tezkeresi (3/893)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu ve 25 milletvekilinin, muhtarların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/337)

2.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 19 milletvekilinin, diş hekimlerinin yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/338)

3.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş ve 24 milletvekilinin, yerel gazetelerin ve gazetecilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/339)

 

V.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Temmuz 2012 Pazar günü tatile girmeyerek çalışmalarına devam etmesine; 311 ve 312 sıra sayılı kanun tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine  ilişkin önerisi

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) (S. Sayısı: 302)

4.- Türk Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (1/644) (S. Sayısı: 311)

5.- Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelere Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/648) (S. Sayısı: 312)

6.- Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl’ün; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/637, 2/700) (S. Sayısı: 301)

7.- Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın; Türk Ceza Kanunun Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar Kanununda Yer Alan Maddelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 34 Milletvekilinin; 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi'nin; Türk Ceza Yasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Yasa Teklifi; İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi'nin; 3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasasının 6 ve 7'nci Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Yasa Teklifi; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; Terörle Mücadele Kanununda Bazı Maddelerin Değiştirilmesine İlişkin Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan'ın; Adli Sicil Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ağrı Milletvekili Halil Aksoy'un; Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu (1/565, 2/90, 2/120, 2/223, 2/257, 2/268, 2/292, 2/322, 2/326) (S. Sayısı: 278)

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kırgız Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesinin İşleyiş Esaslarına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/473) (S. Sayısı: 155)

9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gabon Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/479) (S. Sayısı: 289)

10.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Geçiş Hükümeti Arasında Libya Ulusal Polisinin Eğitimine ve Kapasite Geliştirmesine İlişkin İşbirliği Konulu Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/607) (S. Sayısı: 250)

11.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Azerbaycan Cumhuriyeti Kaynaklı ve Azerbaycan Cumhuriyetinden Transit Geçen Doğal Gazın Türkiye Cumhuriyeti Toprakları Üzerinden Taşınması İçin Münhasır Boru Hattı Geliştirilmesine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/623) (S. Sayısı: 299)

12.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye-İran Hududunda Yeni Kara Hudut Kapılarının Açılmasına Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/450) (S. Sayısı: 10)

13.- Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığını İzleme Merkezinin Çalışmalarına Türkiye Cumhuriyetinin Katılımı ile İlgili Olarak Avrupa Topluluğu ve Türkiye Cumhuriyeti Arasında Yapılan Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/342) (S. Sayısı: 16)

14.- Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Arasında Akdeniz’de Kıta Sahanlığı Sınırlandırılması Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/471) (S. Sayısı: 114)

15.- 1969 Petrol Kirliliğinden Doğan Zararın Hukuki Sorumluluğu ile İlgili Uluslararası Sözleşmeyi Değiştiren 1992 Protokolünün Sınırlandırma Miktarlarının Değişikliklerine Dair Karara Katılmamızın Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/503) (S. Sayısı: 129)

16.- 1971 Petrol Kirliliği Zararının Tazmini İçin Bir Uluslararası Fonun Kurulması ile İlgili Uluslararası Sözleşmeyi Değiştiren 1992 Protokolünün Tazminat Limitleri Değişikliklerine Dair Karara Katılmamızın Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/508) (S. Sayısı: 134)

17.- Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele Akademisi Kurucu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/568) (S. Sayısı: 206)

18.- 1992 Petrol Kirliliği Zararının Tazmini İçin Bir Uluslararası Fonun Kurulması ile İlgili Uluslararası Sözleşmenin 2003 Protokolüne Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Çevre Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/540) (S. Sayısı: 245)

19.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyetine Doğal Gaz Satışına ve Azerbaycan Cumhuriyeti Kaynaklı Doğal Gazın Türkiye Cumhuriyeti Toprakları Üzerinden Transit Geçişine ve Doğal Gazın Türkiye Cumhuriyeti Toprakları Üzerinden Taşınması İçin Münhasır Boru Hattının Geliştirilmesine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/615) (S. Sayısı: 298)

20.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijerya Federal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/289) (S. Sayısı: 13)

21.- Türkiye Cumhuriyeti ile Irak Cumhuriyeti Arasında Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/353) (S. Sayısı: 17)

22.- Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Gürcistan Enerji Bakanlığı Arasında Türkiye-Gürcistan Elektrik Enterkonneksiyonlarının Geliştirilmesi Hakkında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/365) (S. Sayısı: 19)

23.- 187 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/454) (S. Sayısı: 28)

 

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, kapanan adliyelerle ilgili gelen şikâyetlere ve yapılan eleştirilere ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Hükûmetin kapanan adliyelerle ilgili kararını gözden geçirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın sarf ettiği kelimeye ve adliyelerin kapatılmasına ilişkin açıklaması

4.- Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın, yapılan eleştirilere cevaben açıklaması

VIII.- OYLAMALAR

1.- Türk Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

2.- Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelere Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kırgız Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesinin İşleyiş Esaslarına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gabon Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Geçiş Hükümeti Arasında Libya Ulusal Polisinin Eğitimine ve Kapasite Geliştirmesine İlişkin İşbirliği Konulu Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı Tasarısı’nın oylaması

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Azerbaycan Cumhuriyeti Kaynaklı ve Azerbaycan Cumhuriyetinden Transit Geçen Doğal Gazın Türkiye Cumhuriyeti Toprakları Üzerinden Taşınması İçin Münhasır Boru Hattı Geliştirilmesine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

7.- Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığını İzleme Merkezinin Çalışmalarına Türkiye Cumhuriyetinin Katılımı ile İlgili Olarak Avrupa Topluluğu ve Türkiye Cumhuriyeti Arasında Yapılan Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

8.- Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Arasında Akdeniz’de Kıta Sahanlığı Sınırlandırılması Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

9.- 1969 Petrol Kirliliğinden Doğan Zararın Hukuki Sorumluluğu ile İlgili Uluslararası Sözleşmeyi Değiştiren 1992 Protokolünün Sınırlandırma Miktarlarının Değişikliklerine Dair Karara Katılmamızın Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı’nın oylaması

10.- 1971 Petrol Kirliliği Zararının Tazmini İçin Bir Uluslararası Fonun Kurulması ile İlgili Uluslararası Sözleşmeyi Değiştiren 1992 Protokolünün Tazminat Limitleri Değişikliklerine Dair Karara Katılmamızın Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı’nın oylaması

11.- Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele Akademisi Kurucu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

12.- 1992 Petrol Kirliliği Zararının Tazmini İçin Bir Uluslararası Fonun Kurulması ile İlgili Uluslararası Sözleşmenin 2003 Protokolüne Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

13.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyetine Doğal Gaz Satışına ve Azerbaycan Cumhuriyeti Kaynaklı Doğal Gazın Türkiye Cumhuriyeti Toprakları Üzerinden Transit Geçişine ve Doğal Gazın Türkiye Cumhuriyeti Toprakları Üzerinden Taşınması İçin Münhasır Boru Hattının Geliştirilmesine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı’nın oylaması

14.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijerya Federal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

15.- Türkiye Cumhuriyeti ile Irak Cumhuriyeti Arasında Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, 2002 yılından itibaren TBMM Başkanlarının yurt dışı seyahatlerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/7538)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, TOKİ tarafından yapılan ihalelere ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/7641)

3.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Diyarbakır’da bir okulda yaşandığı iddia edilen bazı olaylara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/7662)

4.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, İstanbul’un tarihî siluetinin korunması için yapılan çalışmalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/7700)

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, sigortasız çalışan işçilere ve kayıt dışılığın denetimine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/7724)

6.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2011 yılları arasında İŞKUR’a başvuran 65 yaş üstü vatandaşlara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/7725)

7.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, büyük mükelleflerin denetimine ve vergi kaçakçılığına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/7771)

8.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Zafer Kalkınma Ajansının faaliyetlerine ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/7870)

9.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, kalkınma ajanslarının faaliyetleri, bütçeleri ve personelinin niteliklerine ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/7871)

10.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’da yapılan kamu yatırımlarına ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/7873)

11.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, yeni teşvik sisteminde illerin teşvik bölgelerine göre dağılımına ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/8291)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.03’te açılarak dokuz oturum yaptı.

Kocaeli Milletvekili Zeki Aygün, Kocaeli’nin kurtuluşunun 91’inci yıl dönümüne,

Denizli Milletvekili Adnan Keskin, okullarda süt dağıtımına ve bu hususta Hükûmetin açıklama ve uygulamalarına,

Adana Milletvekili Muharrem Varlı, çiftçilerin sorunlarına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker, Denizli Milletvekili Adnan Keskin ve Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın gündem dışı konuşmalarına cevap verdi.

Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan, adliyelerinin kapatılması düşünülen Burdur ilinin Ağlasun ve Çavdır ilçelerinin kazanılmış haklarının gasbedilmemesi gerektiğine,

Bursa Milletvekili Aykan Erdemir, Türkiye’de Araştırma ve Öğretim Özgürlüğü Uluslararası Çalışma Grubunun hazırladığı “Akademide Hak İhlalleri” dosyasındaki raporda yer alan bazı ifadelere,

Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, Artvin ili Ardanuç ilçesinde adliyenin kapatılması nedeniyle halkın yaşadığı mağduriyetin giderilmesi için kapatma kararının geri alınması talebine,

İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, özelleştirme sonrası İstanbul Deniz Otobüsleri İşletmesinin keyfî uygulamalarına,

İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel, Srebrenica katliamını lanetlediğine ve KESK Başkanı Lami Özgen ve bazı sendikacıların gözaltına alınmalarına,

Antalya Milletvekili Gürkut Acar, Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edilen Antalya EXPO 2016 Yasa Tasarısı’na,

Adana Milletvekili Muharrem Varlı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in gündem dışı konuşmasına verdiği cevaba ve Türk tarımının içinde bulunduğu duruma,

Bursa Milletvekili İlhan Demiröz, buğday alım fiyatlarına ve 2012 yılında tarıma verilmesi öngörülen desteğe,

Denizli Milletvekili Adnan Keskin, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in, gündem dışı konuşmasına verdiği cevaba,

Samsun Milletvekili Tülay Bakır, süt şekeri laktozun intoleransına;

Iğdır Milletvekili Pervin Buldan,

İzmir Milletvekili Oktay Vural,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi,

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli,

Srebrenica katliamının yıl dönümüne;

İlişkin birer açıklamada bulundular.

İstanbul Milletvekili Celal Dinçer ve 20 milletvekilinin, İstanbul ili Pendik ilçesindeki imar planı değişikliklerinden kaynaklanan sorunların (10/334),

BDP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, öğretmenlerin yaşadıkları sorunların (10/335),

Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu ve 23 milletvekilinin, kültürel nedenlerden dolayı düşük toplumsal statüde bulunan kadınların durumunun (10/336),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

CHP Grubunun, 13/6/2012 tarihinde İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel ve arkadaşlarının belediyelere sağlanan olanaklar ve belediyelere yönelik soruşturma ve denetimlerde farklı uygulamalar yapılmasının yarattığı sorunların tespiti, belediye denetimlerinde objektif ilkelerin geçerli kılınmasını sağlayacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin (470 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 28/6/2012 günkü (bugün) birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel, İzmir Milletvekili Ali Aşlık’ın İzmir Büyükşehir Belediyesine,

İzmir Milletvekili Ali Aşlık, İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

İzmir Milletvekili Oktay Vural, İzmir’de banliyönün metro standartlarına getirilmesi konusunda Bakanlığı döneminde prtokol imzalandığına ve Ulaştırma Bakanlığı, Devlet Demiryolları ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığının çalışmalarının sürdüğüne,

Malatya Milletvekili Öznur Çalık, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın yaptığı konuşmada Malatya’yla ilgili söylediklerine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Malatya Milletvekili Öznur Çalık, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın yaptığı konuşmada Malatya’yla ilgili söylediklerine,

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

Görüşmeleri, Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) (S. Sayısı: 302) üçüncü bölümü üzerinde MHP Grubu adına yapılan konuşma tamamlandı.

302 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmeleri sırasında;

Malatya Milletvekili Öznur Çalık, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın konuşmasına istinaden, AK PARTİ’nin illere, ilçelere, beldelere adaletli hizmet götürdüğüne ve Malatya’ya yapılan yatırımlara,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın görüşülmekte olan tasarının 26’ncı maddesinden sonra gelmek üzere yeni bir çerçeve maddesi ihdasına ilişkin önergesini doğru bulmadığına,

Erzincan Milletvekili Sebahattin Karakelle, Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın Erzincan’daki hastanelerle ilgili vermiş olduğu bilgilere,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, görüşmelerin sağlıklı yürütülemediğine ve sonlandırılması gerektiğine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, Malatya Milletvekili Öznur Çalık’ın şahsına sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

Verilen aradan sonra;

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Millitvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (2/679, 2/47, 2,73, 2/219, 2566) (S. Sayısı: 302),

4’üncü sırasında bulunan, Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl’ün Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma, ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun (1/637,2/700) (S. Sayısı:301),

Görüşmeleri, Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

Komisyonların bulunmayacağının anlaşılması üzerine, alınan karar gereğince, 29 Haziran 2012 Cuma günü saat 14.00’te toplanmak üzere 02.36’da birleşime son verildi.

                                                                         

 

                                                                    Mehmet SAĞLAM

                                                                       Başkan Vekili

 

                 Mine LÖK BEYAZ                     Bayram ÖZÇELİK                  Tanju ÖZCAN

                       Diyarbakır                                    Burdur                                    Bolu

                       Kâtip Üye                                  Kâtip Üye                             Kâtip Üye


II.- GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                                No: 178

29 Haziran 2012 Cuma

Raporlar

1.- Türk Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/644) (S. Sayısı: 311) (Dağıtma tarihi: 29.06.2012) (GÜNDEME)

2.- Bütçe Kanunlarında Yer alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelere Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/648) (S. Sayısı: 312) (Dağıtma tarihi: 29.06.2012) (GÜNDEME)

 

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu ve 25 Milletvekilinin, muhtarların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/337) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/11/2011)

2.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 19 Milletvekilinin, diş hekimlerinin yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/338) (Başkanlığa geliş tarihi: (25/11/2011)

3.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş ve 24 Milletvekilinin, yerel gazetelerin ve gazetecilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/339) (Başkanlığa geliş tarihi: (25/11/2011)

 

 

                                                                                                                                No: 178’Ek

29 Haziran 2012 Cuma

Tasarı

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Hükümeti Arasında Askeri Eğitim İş Birliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/650) (Milli Savunma ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.06.2012)

Teklifler

1.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek'in; 2531 Sayılı Kamu Görevlilerinden Ayrılanların Yapamayacakları İşler Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/730) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.06.2012)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İş Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/731) ( Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.06.2012)

3.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer'in; Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/732) (İçişleri; Milli Savunma ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.06.2012)

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/733) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.06.2012)

5.- Manisa Milletvekili Hasan Ören'in; 5363 Sayılı Tarım Sigortaları Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/734) (Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.06.2012)

6.- İstanbul Milletvekili Türkan Dağoğlu'nun; Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/735) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler  ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.06.2012)

7.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin'in; Dörtyol'a İstiklal Madalyası Verilmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/736) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.06.2012)

8.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk'ün; 5510 Sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/737) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.06.2012)

29 Haziran 2012 Cuma

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 127’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 53’üncü Uluslararası Akşehir Nasrettin Hoca’yı Anma ve Mizah Günleri münasebetiyle söz isteyen, Konya Milletvekili Mustafa Baloğlu’na aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Konya Milletvekili Mustafa Baloğlu’nun, 53’üncü Uluslararası Nasrettin Hoca Anma ve Mizah Günlerine ilişkin gündem dışı konuşması

MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; büyük Türk bilgesi Nasrettin Hoca’yı anma etkinlikleri adına, şahsım adına söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Nasrettin Hoca 1208 yılında doğmuş, 1284 yılında vefat etmiş Türk halk bilgesidir. Kendisi, halk dilinde duygu ve inceliği içeren gülmece türünün öncüsü olmuştur. Yaşadığı çağdaki toplumsal gelişimin ve değişimin sonucu olarak ortaya çıkan yeni bir sosyal ve kültürel değişimin, oluşumun mimarlarındandır.

Aslında, kendisi bu görevinde yalnız değildir. Aynı çağda benzer fonksiyonları üstlenmiş birçok isim vardır. Bunlardan Hazreti Mevlânâ’dan Yunus Emre’ye, Şeyh Edebali’den Ahi Evran’a, Şemsi Tebrizî’den Hacı Bektaş Veli’ye, Sarı Saltuk’a kadar hepsi benzer bir misyonun insanı, Anadolu’nun o çağdaki mimarlarıdır. Yaşadıkları çağda aralarında görev taksimi yapan bu büyük isimler, aslında başka bir dil ve üslupla aynı şeyi söylemişlerdir. Mevlânâ ve Yunus Emre şiirleriyle halka iman ve ahlak aşılamış, Nasrettin Hoca da hikmet ve ders dolu fıkralarıyla çekilen sıkıntıları dindirmeye çalışmış, insanlara ümit ve yaşama sevinci aşılamıştır.

Değerli milletvekilleri, işte Osmanlı Devleti’nin kuruluşu böyle bir manevi ve kültürel ortamın imkânlarıyla gerçekleşmiştir.

Nasrettin Hoca ilk bilgilerini babasından almış yani babası onun ilk hocası olmuştur. Okuma yazma ve temel dinî bilgiler, Arapça ve Farsça dilleri konusunda kendini yetiştirmiş, daha sonra medrese eğitimi görmüş ve medreselerde görev yapmıştır ve babası ölünce de babasından boşalan imamlık görevini üstlenmiştir.

Değerli milletvekilleri, o dönemde Anadolu Selçuklu Devleti’nin Başşehri olan Konya, ilim ve irfan merkezi. Nasrettin Hoca, daha fazla ilim ve irfan sahibi olabilmek için burada devrin ünlü bilginlerinden Hoca Fakih, Seyyit Mahmut Hayrani gibi önemli isimlerden ders almıştır. Eğitim aldığı hocalarından Seyyit Mahmut Hayrani Moğol istilası sırasında Anadolu’ya gelip Akşehir’e yerleşen ve Anadolu’nun Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında büyük rol oynayan Anadolu erenlerindendir. Kendisi Nasrettin Hoca’yı ilim ve irfan yolunda yetiştiren isimdir. Nasrettin Hoca, yaşamı boyunca birçok farklı görevlerde bulunmuş, fıkralarından çıkan bilgilere göre imamlık, vaizlik, cer hocalığı, kâtiplik, müderrislik, kadılık, mahkemelerde bilirkişilik yapmıştır. Tahsiliyle alakalı bu görevlerin dışında, birçok esnaflık ve çıraklık görevinde bulunmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Nasrettin Hoca 1284 yılında yetmiş altı yaşındayken Akşehir’de vefat etmiş, Nasrettin Hoca’nın türbesi, tarih boyunca ziyaret edilen önemli mekânlardan bir tanesi olmuştur.

Anadolu’nun saf, akıllı ve zeki halkını temsil eden Nasrettin Hoca, Doktor Şenocak’ın tabiriyle, Türk halkının fıkraya dönüşmüş yüzüdür. Kendisi, sevgi ve hoşgörünün kaynağı, kardeşliğin de önemli savunucusudur. Gittiği bir şehirde “Şehrimizi nasıl buldunuz?” diyenlere “Bizim şehrin kardeşidir, bizim şehrimiz gibi geceleri karanlık olur, gündüzleri bizim şehrimiz gibi ışık olur, aynı bizim şehrimizdeki gibi yıldızlar parlar.” diye cevap veren Hoca, yeryüzünü paylaşan insanların kardeş olduğunu vurgulayarak, barış ve kardeşlik inancını yaymaya çalışan, insanlara yol gösteren bir rehber ve duygusal zekânın öncüsü olmuştur. Fıkralarıyla hayatın acımasız ve adaletsiz şartlarıyla mücadele eden insanların içine düştüğü durumu anlatırken, buna sebep olanlarla da alay eden Nasrettin Hoca, toplumun bazı kesimlerine bilinçli mesajlar verir.

Evinde yiyecek bir şey kalmayan Nasrettin Hoca’nın, kuru ekmeği alıp, Akşehir Gölü’nde yüzen ördeklerin suyuna banıp, atıştırarak “Ördek çorbası içtiğini” söylemesi, bayram gecesi eşinin pişirdiği tatlının yatmadan önce yarısını, gecenin bir yarısı da kalanını yiyip “Hiç olmazsa aklımda olacağına karnımda olsun.” diyerek gönül rahatlığıyla uykuya dalması, hurmayı çekirdekleriyle birlikte yiyince şaşırıp kalan eşine “Hatun, hurmacı bana çekirdekleriyle birlikte tarttı.” demesi, canı bol naneli çorba isteyince ağzı sulana sulana hayal kurarken ansızın kapısının çalınıp, bir çocuğun hasta annesine bir tas çorba istemesi karşısında kendine gelen Nasrettin Hoca’nın “Ey Allahım, bizim komşular hayalden bile koku alıyor.” diye söylenmesi bu mesajların en güzel örneğidir.

Nasrettin Hoca fıkraları kuşaktan kuşağa, dilden dile aktarılarak yaygınlaşmış, her yeni yüzyılda güncelliğini koruyabilmiştir. Bu fıkralardan çıkarılan dersler tüm zamanlara ışık tutan ölçülerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri 5-10 Temmuz tarihleri arasında Nasrettin Hocamızın sevgi, barış ve kardeşlik dolu mesajlarının verileceği 53’üncü Akşehir Nasrettin Hoca’yı Anma ve Mizah Günleri’nde sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyacağımızı belirtmek istiyorum.

Bu vesileyle, göle yoğurt mayalayarak, her şeyin bittiği yerde umudun insana yaşama sevinci vereceğinin mesajını veren Değerli Nasrettin Hocamızı bir kez daha rahmetle, minnetle anıyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, İzmir’in Karaburun ilçesinin sorunları hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Musa Çam’a aittir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, İzmir’in Karaburun ilçesinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İzmir’in Karaburun ilçesi, İzmir haritasını göz önünde tuttuğunuzda burun, hemen o burnun olduğu yer güzel, deniziyle, koylarıyla ve tarımıyla güzel bir ilçemiz. Fakat son yıllarda ilçemiz çok ciddi sıkıntılar yaşıyor. Özellikle, bu yarımadanın sit alanları içerisinde olması ve tarım yapılamaması, belki Türkiye’nin en güzel keçilerinin bu bölgede yetişiyor olması ama buradaki, meralardaki yaşanan sıkıntılar, balık çiftlikleri, rüzgâr enerjisi ve taş ocaklarından kaynaklanan sıkıntılar nedeniyle Yarımada’da ve Karaburun’da çok ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Özellikle adaçayıyla, defnesiyle, üç çeşit kekiğiyle ve mandalinasıyla, balığıyla önemli ilçemiz olan bu Karaburun’da çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıyayız. Çevre Bakanlığımızın vermiş olduğu ruhsatlarla burada taş ocakları yapılıyor ve taş ocaklarından çıkan toz ve mıcırlarla birlikte, o bölgedeki tarım, yapılamaz hâle gelmiştir. Nergisiyle, yaseminiyle ünlü olan bu Karaburun ilçemizin çok ciddi bir problemidir bu.

Geçtiğimiz nisan ayı içerisinde, Çevre Komisyonu Başkanımız Sayın Erol Kaya Çeşme’yi ziyaret etti ve bu bölgeyi ziyaret etti. Biz de bu bölgede bulunan, özellikle, Sarpıncık Muhtarı Hüseyin Yonca, Parlak köyü Muhtarı Kenan Özaydın, Küçükbahçe Muhtarı Mehmet Kayalı, Salman köyü Muhtarı Bülent Gültekin, Yayla köyü Muhtarı Yusuf Arıcı’yı, Cumhuriyet Halk Partisi İlçe Başkanı, AKP İlçe Başkanı ve MHP İlçe Başkanı dâhil olmak üzere, Çevre Komisyonu Başkanı Sayın Erol Kaya ve Komisyonu, ziyaret ettik ve Karaburun’da yaşanan bu trajediyi, canlı bir şekilde, muhtarlarımız ve o bölgede oturan insanlarımız anlattılar. Özellikle taş ocaklarının vermiş olduğu zararlar ve Badembükü’nde bulunan balık çiftliğinin, normalde kıyıdan 1.100 metre uzakta olması gerekirken, hemen kıyıya çok yakın bir yerde, 500-600 metre yakın mesafeye kurulmuş olması ve oradaki vatandaşlarımızın yaşanamaz hâle geldiği bir noktada bulunuyoruz. Dolayısıyla bir kez daha, burada, bu ruhsatı veren ilgilileri ve Bakanlığı uyarmak istiyorum.

Ayrıca, önemli bir sit sorunu var. Evet, sit, bizim çevreyi korumamız gerekiyor, doğayı korumamız gerekiyor ama orada, bu köylerde, on üç köyde yaşayan insanların yaş ortalaması altmışın üzerinde. Neden? Gençlere orada ev yapma şansı yok, bir oda bile yapma şansı yok, her taraf sit alanı. Sit alanı olduğu için de insanlar kızlarına ve oğlanlarına ev yapma derdi içerisindeler ve dolayısıyla büyük bir göç var. Şimdi, bu kadar sit alanının olduğu yerde taş ocaklarına izin verilmiş olması, rüzgâr enerjisine izin verilmiş olması, balık çiftliklerine izin verilmiş olması, mıcır ocaklarına izin verilmiş olması büyük bir çelişkiyi beraberinde getiriyor. Bu nedenle, özellikle köylü vatandaşlarımız büyük bir sorun ve büyük bir problem yaşıyorlar. 2/B çıktıktan sonra, özellikle Yaylaköy, Tepeboz ve Sarpıncık’ta ciddi sıkıntılar ve problemler yaşıyoruz. Mesela rüzgâr enerjisi güllerini getiriyorlar, köyün tam içine koyuyorlar. Oysa Karaburun Yarımadası’nda, rüzgâr enerjisinin daha uygun yerlere koyulması gerekirken hemen köylünün mera olarak kullandıkları alanlara getiriyorlar, koyunların ve keçilerin otlayacakları yerlere bu rüzgâr enerjisini koyuyorlar, etraflar tel örgülerle çevriliyor ve köylü vatandaşımız hayvanlarını otlatacak bir alan bulamıyorlar. Bunların bir kez daha gözden geçirilmesi gerektiğini düşüyoruz.

Yine Sarpıncık’ta bir emekli başkomiserimiz var, Mustafa Gazioğulları. Geçtiğimiz günlerde ziyaret ettim adam ağlıyor, diyor ki: “Benim atadan, babadan, dededen kalan tapum var, zeytinlikler bizim ama buraya kadastro geldi, kadastro ölçümlerini yaparken bizim atadan, dededen, babadan kalan bu zeytinliklerimizi kadastronun dışında bıraktı, hazineye verdi onları, bize de verilen yerlerden bir dönümlük yer verdiler. Şimdi, bizim elimizde tapumuz olan bu yerlerin bize tekrar geri verilmesini ve zeytinliklerimizin korunmasını istiyoruz.” Bir süre önce büyük holdingler, şirketler Karaburun Yarımadası’nda büyük arazileri kapattılar arkadaşlar. Şimdi, orada köylü nefes alamaz durumda, otlakları kullanamaz durumda, meraları kullanamaz duruma gelmiştir. Hatta bazı yerlerde, bazı köylerde köyün mezarlığını bile kapatmış durumdalar, insanlar analarının, babalarının mezarlarını ziyaret edemez ve oralarda onları anma günlerine bile gidemez duruma gelmişlerdir.

Şimdi, burada bir kez daha söylememiz gerekiyor, özellikle Karaburun’a yapılan yeni yol… Evet, biz yolun yapılmasına karşı değiliz ama bu yol yapılırken özellikle Kazdağlarından sonra en büyük oksijen bölgesi olan Karaburun Yarımadası’nın talan edilmesine ve yanlış ruhsatların verilerek buranın mıcır, taş ocağı, balık çiftlikleri ve rüzgâr enerjisiyle bu bölgenin talan edilmesine izin vermememiz gerekiyor, çünkü o bölge bizim önemli bir bölgemiz. Hemen karşımızda Sakız Adası ve Midilli Adası var ve orada bulunan vatandaşlarımız diyor ki: “Eğer ülkemizin Türkiye Büyük Millet Meclisi bizlere sahip çıkmıyorsa biz hemen buradan karşı tarafa geçelim, karşı tarafın vatandaşı olalım. Çünkü neden? Bizim atalarımız, dedelerimiz, babalarımız bu topraklarda yaşıyor, biz de burada yaşamımızı devam ettirmek istiyoruz.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA ÇAM (Devamla) – “Ama bir çivi bile çakamıyoruz ama mıcır ocaklarına, balık çiftliklerine ve rüzgâr enerjilerine ruhsat veriliyor ama biz kızımıza ve oğlumuza bir göz oda bile yapamıyoruz.” diyorlar.

Bu sorunları, burada, Parlamento kürsüsünde bir kez daha dile getirmeyi bir görev üstleniyor, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, Kütahya’da son dönemde yaşanan konular hakkında söz isteyen Kütahya Milletvekili Alim Işık’a aittir.

Buyurun Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Hükûmetin son dönemde Kütahya ilindeki uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşması

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle sizleri ve bizleri izleyen aziz milletimizi saygılarımla selamlıyorum.

Adı “Ak” ancak icraatları daha çok akçeli olan bir partinin tek başına geldiği 2002 yılından beri Kütahya’nın üstünde dolaşan kara bulutlar her geçen gün artmıştır. Bu süreçte Kütahya’nın elinde bulunan birçok fabrika ve tesis satılarak yandaşlar zenginleşmiş, Kütahyalı 100 bine yakın gencimiz işsizlikten dolayı ili terk etmiş; aldığı kamu yatırımları açısından 1999-2002 döneminde 29’uncu sırada olan il, AKP hükûmetleri döneminde tam 10 sıra gerileyerek 39’uncu sıraya düşmüştür. Bu dönemde Türkiye nüfusu yüzde 10’dan fazla büyürken Kütahya il nüfusu yüzde 15 oranında düşmüş ve milletvekili sayımız 6’dan 5’e inmiştir. Bu olumsuzluklara son bir yıl içerisinde eklenen yeni birçok sorundan bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, ilimize yıllardır hizmet veren Jandarma Er Eğitim Taburunun başka bir ile taşınmayacağı yönünde 12 Haziran 2011 seçimleri öncesinde AKP’li birçok yönetici tarafından Kütahyalılara söz verilmesine rağmen, seçimlerden kısa bir süre sonra bu tabur Kastamonu iline taşınmış ve hemşehrilerimiz kandırılmıştır.

Şimdiye kadar 4 teşvik bölgesinin 3’üncü bölgesinde bulunan ilimiz, yeni teşvik sistemiyle 6 bölgeden 4’üncü bölgeye alınarak daha kötü bir konuma itilmiştir.

On yıldır, ilin Afyon çıkışında yapılacağı söylenen ve Sağlık Bakanlığının 2010-2013 yatırım programına alındığı belirtilen 500 yataklı devlet hastanesi inşaatına bir türlü başlanamadığı gibi, şimdi de hastanenin yerinin değiştirilmesi gündeme gelmiştir ve Kütahya bu yatırımı da kaçırmak üzeredir.

Kütahya’nın Tavşanlı ilçesi yolu üzerinde bulunan Dumlupınar Üniversitesi Merkez Kampüsü içerisinde bir buçuk yıl önce inşaatı tamamlanan 520 yataklı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi binası bugüne kadar faaliyete geçirilememiş ve boş bekletilmektedir.

İlimiz Tıp Fakültesi hastanesi kapatılarak Sağlık Bakanlığına ait devlet hastanesiyle birleştirilmiş ve Kütahya il merkezinde ikinci basamak hastane kalmamıştır.

19 Mayıs 2011 tarihinde meydana gelen Simav depreminin verdiği yaralar sarılamamış, birçok insanımız evsiz ve işsiz kalmış, ilçeden 7 bin dolayında vatandaşımız göçe zorlanmıştır. Bu insanlarımızın bu kürsüden defalarca dile getirdiğimiz sorunlarına âdeta kulak tıkanmıştır. Deprem nedeniyle yıkım kararı verilen Simav Devlet Hastanesi için bugüne kadar hâlâ uygun bir yer tespit edilememiştir.

Seyitömer Linyit İşletmeleri, Garp Linyitleri İşletmesi, Seyitömer ve Tunçbilek termik santralleri ile Etibor tesislerinde taşeron işçisi olarak çalışan gençlerimiz, “Arkanızda AKP ve Hükûmet var.” söylemleriyle açık senet, tarihsiz istifa dilekçesi ve alacağı bulunmadığına dair ibraname istenerek tehdit edilmekte ve bunları vermeyenler ise işten çıkarılmaktadır.

Tavşanlı, Gediz, Şaphane ilçelerinde kurulmak istenen zehirli atık tesislerine karşı bölge halkının tepkisi hiçe sayılmış ve gizlice ÇED raporları düzenlenmiştir. Termik santrallerin linyit yataklarıyla birlikte özelleştirilmesinin önündeki engel de iki gün önce Meclis gündeminde olan torba yasaya eklenen bir maddeyle kaldırılmıştır. Bor üretimi ve zenginleştirilmesi ile pazarlanmasına yönelik işlemlerde özelleştirmenin önünü açacak çok tehlikeli bir kanun tasarısı Meclis gündemine getirilmiştir.

Habur’da PKK’lı teröristlerin ayağına seyyar mahkeme götüren AKP Hükûmeti, HSYK’nın 15 Haziran 2012 tarihli kararıyla ülke genelinde 146, Kütahya’da ise Osmanlı’nın kuruluş merkezi olan Domaniç ile Şaphane ilçelerindeki adliyeleri kapatmış, gelen baskılar sonunda bir hafta sonra iade edilen 44 ilçe adliyesi içerisine Şaphane ve Domaniç dâhil edilmemiştir. Yakında bu adliyelere ek olarak, Domaniç Cezaevi ile ilçelerde icra müdürlükleri, noterler ve maliyelerin de kapatılması kaçınılmaz olacaktır.

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi “Müslüman mahallesinde salyangoz satar.” hesabıyla, Kütahya’da bulunan Rum kilisesinde, doksan yıl aradan sonra 1 Temmuz 2012 Pazar günü, İstanbul Ortodoks Patrikhanesi Bursa Metropoliti yönetimindeki bir ayinle Kütahyalıların çan sesiyle uyandırılmasına yönelik hazırlıkların yapıldığı iddiaları medyada yer almaktadır.

Hükûmeti, AKP’li yöneticileri ve değerli bürokratları, Kütahyalı hemşehrilerimi tahrik etmeye yönelik girişimlerden vazgeçerek, sürekli olarak gündeme taşımaya çalıştığımız sorunlara çözüm bulmaya, uyarılarımıza ve önerilerimize kulak vermeye davet ediyor, iyi tatiller dileklerimle saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin üç tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup bilgilerinize sunacağım.

 

 

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Bulgaristan-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubunun ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/899)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı’nın 20 Haziran 2012 tarih ve 27 sayılı Kararı ile Bulgaristan-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu’nun ülkemizi ziyaret etmesi uygun bulunmuştur.

Söz konusu heyetin ülkemizi ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 7. Maddesi gereğince Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                                         Cemil Çiçek

                                                                                                                       TBMM Başkanı

2.- Çin Halk Cumhuriyeti Ulusal Halk Kongresi Hukuk Komitesi heyetinin ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/900)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı’nın 20 Haziran 2012 tarih ve 27 sayılı Kararı ile Çin Halk Cumhuriyeti Ulusal Halk Kongresi Hukuk Komitesi heyetinin ülkemizi ziyaret etmesi uygun bulunmuştur.

Söz konusu heyetin ülkemizi ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 7. Maddesi gereğince Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                                         Cemil Çiçek

                                                                                                                      TBMM Başkanı

3.- İtalya Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi heyetinin ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/901)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı’nın 20 Haziran 2012 tarih ve 27 sayılı Kararı ile İtalya Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi heyetinin ülkemizi ziyaret etmesi uygun bulunmuştur.

Söz konusu heyetin ülkemizi ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 7. Maddesi gereğince Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                                         Cemil Çiçek

                                                                                                                       TBMM Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu ve 25 milletvekilinin, muhtarların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/337)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Yerel Yönetimlere bağlı olarak çalışmalarını yürüten muhtarlarımızın sorunlarının araştırılması ve alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırması Komisyonu kurulmasını;

Arz ve teklif ederiz.

1) Mehmet Volkan Canalioğlu                        (Trabzon)

2) Kadir Gökmen Öğüt                                   (İstanbul)

3) Hülya Güven                                               (İzmir)

4) Ali Rıza Öztürk                                           (Mersin)

5) Ayşe Nedret Akova                                    (Balıkesir)

6) İhsan Özkes                                                                (İstanbul)

7) Bülent Tezcan                                              (Aydın)

8) Sedef Küçük                                               (İstanbul)

9) Faik Tunay                                                  (İstanbul)

10) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                        (Kayseri)

11) Mehmet Şeker                                           (Gaziantep)

12) İlhan Demiröz                                           (Bursa)

13) Aylin Nazlıaka                                          (Ankara)

14) Mehmet Hilal Kaplan                                (Kocaeli)

15) Tolga Çandar                                             (Muğla)

16) Veli Ağbaba                                              (Malatya)

17) Sakine Öz                                                  (Manisa)

18) Ali Demirçalı                                             (Adana)

19) Selahattin Karaahmetoğlu                          (Giresun)

20) Gürkut Acar                                              (Antalya)

21) Haluk Eyidoğan                                        (İstanbul)

22) Ali Özgündüz                                            (İstanbul)

23) Erdal Aksünger                                         (İzmir)

24) Doğan Şafak                                             (Niğde)

25) Ahmet İhsan Kalkavan                              (Samsun)

26) Mehmet Ali Susam                                   (İzmir)

Gerekçe: Bilindiği gibi Muhtarlar hem kurumsal hem de ekonomik yönden sıkıntı yaşamaktadırlar. Muhtarlık kurumunun, devlet kurumları arasında saymakla bitmeyecek pek çok görevi vardır. Nüfus, Belediye, Adliye, Askerlik Şubesi, Emniyet Müdürlüğü, Posta, Tebligat, Maliye, Zabıta, İcra müdürlükleri gibi devletin kurumlarına karşı birçok görevi ifşa ediyor olmalarına rağmen kanunla belirlenmiş hiçbir yetki ve yaptırım güçleri bulunmamaktadır.

Muhtarlar emekli değilse, ne kendisi ne eşi ne de çocukları sağlık hizmeti alamamaktadır. Muhtarlar kira, elektrik, su, telefon, kırtasiye, temizlik gibi zorunlu ihtiyaçlarını kendileri karşılamaktadır.

Muhtarların özlük hakları dâhil mağduriyetleri hat safhadadır. Ülkemizde hizmet eden 53 bin muhtarımızın kamu yararına çalışan kişiler olmalarına rağmen, kamuda herhangi bir statüleri yoktur. Ankara, İstanbul, İzmir'in dışında 53 bin köy ve mahalle muhtarının büyük bir kısmı icralık durumdadır.

2.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 19 milletvekilinin, diş hekimlerinin yaşadıkları sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/338)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizin yaşadığı en büyük sorunların başında sağlık sisteminin zafiyetleri gelmektedir. Tüm vatandaşları kapsamayan sosyal güvenceler, hekimlerin bir kısmının sağlık sisteminin dışında tutulması, altyapı yetersizlikleri gibi sorunlar, ülkemiz sağlık sisteminin içinde bulunduğu hastalıklı yapının da göstergesi olmaktadır.

İnsan sağlığı söz konusu olduğunda, ağız ve diş sağlığının özel bir önemi vardır. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre, diş ve diş eti rahatsızlıkları yaygınlığı ve tekrarlama oranları nedeniyle insanların karşılaştığı en büyük sağlık sorunlarındandır. Örneğin; 5-17 yaş grubu çocuklarda diş ve dişeti enfeksiyonu nedeniyle büyüme ve gelişim yetersizliği görülmektedir. Yine diş ve dişeti hastalığı olan 39-69 yaş grubunda, koroner kalp hastalığı görülme riskinin 7 kat fazla olduğu ve kötü ağız hijyenine sahip bireylerde kronik sindirim sistemi hastalıklarına yakalanma riskinin 4-5 kat fazla olduğu bilimsel olarak tespit edilmiştir. Bu nedenlerden dolayı toplum sağlığının korunmasında dişhekimlerinin rolü büyüktür. Sosyal devlet ilkesi gereğince, toplum sağlığını korumak için ağız ve diş sağlığına, yani dişhekimlerine gereken özen gösterilmelidir. Ülkemizde ise bu özen maalesef gösterilmemektedir. Diş ve diş eti hastalıklarının sağlık sorunu gibi görülmemesi dişhekimlerini ve hastaları rahatsız etmektedir. Genel tıp alanında özel sağlık kuruluşlarından hizmet alımının önü açılırken, % 80'i muayenehanelerde çalışan dişhekimleri unutulmuştur. Toplumumuzun yaşadığı ağız ve diş sağlığı sorunları, kamunun verdiği hizmetle çözülemeyecek kadar büyük orandadır. Üstelik, kamuda çalışan dişhekimlerinin koşulları da gün geçtikçe ağırlaşmaktadır.

Sağlık Bakanlığı'nın istihdam ettiği dişhekimi sayısı 7 bin civarıdır. Kamu kuruluşlarımızda çalışan dişhekimlerinin halkın diş ve diş hastalıkları ile ilgili talebini karşılama olanağı yoktur. Devletin, kamu kaynaklarını en iyi biçimde kullanması açısından tam bir otomasyon ile başta muayenehaneler olmak üzere serbest çalışan dişhekimlerinden hizmet satın alması halkın ve dişhekimlerinin talepleri ile örtüşmektedir.

Türk Dişhekimleri Birliği, bu konuya dikkatleri çekebilmek için çok sayıda çalışma yapmıştır. Ayrıca; 11 Ekim 2008 tarihinde Türk Dişhekimleri Birliği Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile bir görüşme yapmıştır. Başbakan, Sağlık Bakanı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı'ndan bu konuda çalışma yapmasını istemiş ve bunun üzerine iki bakanlık temsilcileri ve Türk Dişhekimi yetkilileri 15 Ekim'de bir araya gelmiştir. Bu buluşmanın ardından tam 3 yılı aşkın gün geçmiş ve henüz bir sonuç alınamamıştır.

Dişhekimlerinin sorunları, toplum sağlığını olumsuz etkileyecek boyuta gelmeden önlenmelidir. Bu nedenle dişhekimlerinin yaşadığı sorunların tespiti ve çözüm önerilerinin araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98. ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Ali Özgündüz                                              (İstanbul)

2) Aylin Nazlıaka                                            (Ankara)

3) Kadir Gökmen Öğüt                                   (İstanbul)

4) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                          (Kayseri)

5) Mehmet Şeker                                             (Gaziantep)

6) Mehmet Hilal Kaplan                                  (Kocaeli)

7) Ali Rıza Öztürk                                           (Mersin) 

8) İlhan Demiröz                                             (Bursa)

9) Veli Ağbaba                                                                (Malatya)

10) Hülya Güven                                             (İzmir)

11) Tolga Çandar                                             (Muğla)

12) Sakine Öz                                                  (Manisa)

13) Ayşe Nedret Akova                                  (Balıkesir)

14) Ali Demirçalı                                             (Adana)

15) Selahattin Karaahmetoğlu                          (Giresun)

16) Gürkut Acar                                              (Antalya)

17) Haluk Eyidoğan                                        (İstanbul)

18) Erdal Aksünger                                         (İzmir)

19) Doğan Şafak                                             (Niğde)

20) Ahmet İhsan Kalkavan                              (Samsun)

3.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş ve 24 milletvekilinin, yerel gazetelerin ve gazetecilerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/339)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Yüzyıllardır,  meraklanma, olup bitenlerden haberdar olma, bilgilenme gibi ihtiyaçlarımızdan ortaya çıkan Basın, yaşamımızın önemli bir parçasıdır.

Bugün dünyada aydınlar arasında en etkili iletişim aracı özelliğini sürdüren basının; Ülkemizde tarihi 1831 "Takvim-i Vakayı"ye kadar uzanmasına karşın, toplum üzerindeki önemi bakımından dikkate alınması ve tartışılması gereken bir durumdur.

Yerel ve Ulusal Basın olarak adlandırılmasına karşın, Yerel Basınımız, sanki Ulusal Basınımızın yan kolu imiş gibi algılanmaktadır. Ulusal Basınımızın imkânlarını göz önüne aldığımızda, dünyanın bir ucundaki bilgileri, haberleri, gelişmeleri, kitlelere ulaştırmasındaki hızı ve gücü tartışılamazken, ne yazık ki Yerel Basınımız, yayınlanmış olduğu bölgenin ve kişilerin sorunları başta olmak üzere, bu sorunların çözümü, ilişkilerin gelişimi ve olumlu yönde kamuoyu oluşumunu sağlamaktadır. Yerel Basınımız bu yönü ile de bir ölçüde yerel yönetimleri denetleyerek, eleştirerek, yerelde bir bakıma kamu görevi de üstlenmiştir.

Hepimizin de çok yakından bildiği gibi imkânsızlıklarından dolayı Yerel basımınızın yayınları il, ilçe ve beldelerimizde günlük, haftalık ya da daha uzun aralıklarla, bölgemiz haberleri ağırlıklı olmak üzere, yöresel gelişmeyi öne çıkararak yayınlarını sürdürmektedir. Ülkemiz genelinde sayıları 1.000 civarında olan Yerel Gazetelerimizin sorunlarını saymakla bitiremeyiz. Aslında ulusal basınımızın sorunlarından da bağımsız düşünmememize karşın, çeşitli kent ve kasabalarımızda çıkan yerel gazetelerimizin kendilerine özgün pek çok farklı sorunları vardır. Siyasi, adli, mülki veya yayınlandıkları bölgedeki diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla çok yakın ilişkileri olmaları nedeniyle, başta haber kaynağına ulaşımda ve kamuoyuna sunumunda birçok zorluklarla karşı karşıya gelmektedirler. Mesleğini hakkı ile yerine getirmeye çalışan Yerel Gazetecilerimiz görev yaptıkları bölgenin İdari ve mülki yöneticilerini rahatsız edebilecek yayınlara imza attıklarında, kendileri ya da çalıştıkları yayın kuruluşları birçok engellemelerle karşılaşabilmektedirler. Bu durum bile başlı başına Yerel Gazeteciliğimizin gelişiminde, saymakla bitiremeyeceğimiz sorunlarının başında önemli bir engel olarak karşımıza çıkmaktadır. Haberi toplamak, basmak, geniş halk kitlelerine duyurmak ve üstüne üstelik bir de ayakta kalabilmek Yerel Basınımız için hiç de kolay değildir. Her şeyden önce maddi güce ihtiyaç vardır. Maddi sıkıntı çeken gazete, teknolojiden yeterince yararlanamadığı gibi, okuruna ulaştırmada da sıkıtı çeken Yerel Basınımız resmi ilan pastasından yeterince pay alamamaktadır. Ticari ilan ve reklam yetersizliği, gazete kâğıdı temin etmede yaşanan zorluklar ile devletin yerel gazetelere yeterince katkı ve destek vermemesi gibi birçok sıkıntıları vardır.

İlimiz, İlçemiz, Beldemiz ve bölgelerimizin gözü kulağı ve dünyaya açılan pencereleri, halkının çıkarları adına yönetenleri gözetleyip, denetleyen, eleştiren ve çözümlenmesi adına kamuoyu oluşturarak bir nevi gönüllü kamu görevi üstlenen yerel Gazetelerimizin, Gazetecilerimizin, bu görevlerini yerine getirmede karşılaştıkları sorunların tek tek belirlenip ortaya çıkarılması ve ayakta kalıp toplumu bilinçlendirme, aydınlatma görevlerini yaşayarak sürdürebilmesi için alınması gereken tedbirlerin belirlenerek bir an önce hayata geçirilmesi amacıyla Anayasamızın 98, İçtüzüğümüzün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Komisyonu kurularak konunun tüm boyutlarıyla Araştırılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Ali Sarıbaş                                  (Çanakkale)

2) Kadir Gökmen Öğüt                   (İstanbul)

3) Faik Tunay                                  (İstanbul)

4) Mehmet Şevki Kulkuloğlu          (Kayseri)

5) Veli Ağbaba                                (Malatya)

6) İhsan Özkes                                (İstanbul)

7) Bülent Tezcan                              (Aydın)

8) Sedef Küçük                               (İstanbul)

9) Mehmet Şeker                             (Gaziantep)

10) İlhan Demiröz                           (Bursa)

11) Aylin Nazlıaka                                          (Ankara)

12) Mehmet Hilal Kaplan                                (Kocaeli)

13) Hülya Güven                                             (İzmir)

14) Tolga Çandar                                             (Muğla)  

15) Sakine Öz                                                  (Manisa)

16) Ayşe Nedret Akova                                  (Balıkesir)

17) Ali Demirçalı                                             (Adana)

18) Selahattin Karaahmetoğlu                          (Giresun)

19) Gürkut Acar                                              (Antalya)

20) Haluk Eyidoğan                                        (İstanbul)

21) Ali Özgündüz                                            (İstanbul)

22) Erdal Aksünger                                         (İzmir)

23) Ali Rıza Öztürk                                         (Mersin)

24) Doğan Şafak                                             (Niğde)

25) Ahmet İhsan Kalkavan                              (Samsun)

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

V.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Temmuz 2012 Pazar günü tatile girmeye-rek çalışmalarına devam etmesine; 311 ve 312 sıra sayılı kanun tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

                                                                                                        Danışma Kurulu Önerisi

                                                                                                             Tarih: 29/06/2012

Danışma Kurulunun 29/06/2012 Cuma günü yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                      Cemil Çiçek

                                                        Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                         Başkanı

                    Mustafa Elitaş                                                                        Akif Hamzaçebi

          Adalet ve Kalkınma Partisi                                                        Cumhuriyet Halk Partisi

                Grubu Başkanvekili                                                                Grubu Başkanvekili

                              

                   Mehmet Şandır                                                                        Pervin Buldan

            Milliyetçi Hareket Partisi                                                       Barış ve Demokrasi Partisi          

                Grubu Başkanvekili                                                                Grubu Başkanvekili

Öneriler

Bastırılarak dağıtılan 311 ve 312 sıra sayılı kanun tasarılarının 48 saat geçmeden Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının sırasıyla 4 ve 5 inci sıralarına, yine bu kısımda bulunan 54, 89, 90, 3 ve 4 sıra sayılı kanun tasarılarının ise bu kısmın sırasıyla 50, 51, 52, 53 ve 54 üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun;

Türkiye Büyük Millet Meclisinin İçtüzüğün 5 inci maddesine göre 1 Temmuz 2012'de tatile girmeyerek Genel kurulun çalışmalara devam etmesi,

29  Haziran 2012 Cuma günkü (bugün) birleşiminde 31 sıra sayılı kanun tasarısına kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

30 Haziran 2012 Cumartesi günü saat 12.00’de toplanarak 278 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

1 Temmuz 2012 Pazar günü saat 14:00'te toplanarak bu birleşimde 302 sıra sayılı kanun teklifinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

2 Temmuz 2012 Pazartesi günü saat 14:00'te toplanarak bu birleşiminde 301 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24:00'de günlük programların tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar;

çalışmalarını sürdürmesi,

311 ve 312 Sıra sayılı kanun tasarılarının İçtüzüğün 91. maddesine göre Temel Kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması;

önerilmiştir.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Anayasa’nın 92’nci maddesine göre Başbakanlığın bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Tezkereler (Devam)

4.- Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü bünyesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin 5 Eylül 2012 tarihinden itibaren bir yıl daha UNIFIL harekâtına iştirak etmesi hususunda Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca Hükûmete izin verilmesine dair Başbakanlık tezkeresi (3/893)

                                                                                                                        21/6/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 11/8/2006 tarihinde kabul ettiği 1701 (2006) sayılı Karar ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5/9/2006 tarihli ve 880 sayılı Kararı ile bir yıl için verdiği izin çerçevesinde, Türkiye, Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL)'ne Silahlı Kuvvetleri unsurlarıyla katkı sağlamıştır. Söz konusu iznin süresi son olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5/7/2011 tarihli ve 996 sayılı Kararıyla 5/9/2011 tarihinden itibaren bir yıl uzatılmıştır.

Türkiye UNIFIL kara harekâtına ve Deniz Görev Gücüne yaptığı katkılarla barışı koruma harekâtının etkin biçimde icrasında önemli bir işlev üstlenmiş, böylece gerek Birleşmiş Milletler sistemi içinde, gerek bölgesel ve küresel ölçekte görünürlüğünün artmasını ve sahip olduğu saygın konumun pekişmesini sağlamıştır. Türkiye'nin UNIFIL'e katılımı, bölgede barış ve istikrarın korunmasına yönelik politikasının sürdürülmesine önemli katkıda bulunmuştur.

UNIFIL'in görev süresi 31/8/2012 tarihinde sona erecek olup, görev süresinin 31/8/2012 tarihinden sonraki dönem için yenilenmesi yönünde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından Ağustos ayı içinde bir kararın kabul edilmesi beklenmektedir.

Lübnan'daki siyasî ortam ile güvenlik ortamının ülkedeki askerî unsurlarımızın görevlerini sürdürmeleri bakımından uygun olduğu düşünülmektedir.

Bu hususlar ışığında ve Lübnan'la ikili ilişkilerimiz ve bölgedeki güvenlik koşulları da dikkate alınarak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin UNIFIL'in görev süresinin uzatılması yönünde karar alması durumunda; hudut, şümul ve miktarı Hükümetçe belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, 1701 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve 880 sayılı TBMM Kararıyla tespit edilen ilkeler kapsamında 5/9/2012 tarihinden itibaren bir yıl daha UNIFIL harekâtına iştirak etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükümet tarafından yapılması için Anayasa'nın 92 nci maddesi uyarınca izin verilmesini arz ederim.

                                                                                                        Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                                                   Başbakan

BAŞKAN – Başbakanlık tezkeresi üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre görüşme açacağım. Gruplara, Hükûmete ve şahsı adına 2 üyeye söz vereceğim. Konuşma süreleri gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakika, şahıslar için on dakikadır. Tezkere üzerinde söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Yıldırım Tuğrul Türkeş, Ankara Milletvekili; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Osman Korutürk, İstanbul Milletvekili; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Nazmi Gür, Van Milletvekili; şahıslar adına, Mehmet Ali Ediboğlu, Hatay Milletvekili; Abdullah Levent Tüzel, İstanbul Milletvekili.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Yıldırım Tuğrul Türkeş, Ankara Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Türkeş.

MHP GRUBU ADINA YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi sayıyla selamlarken geçen haftadan bu yana kaybettiğimiz asker, polis 13 şehidimize Allah’tan rahmet diliyor, canımızdan can alan terörü bu kürsüden şiddetle lanetliyorum. Bu vesileyle de, umuyorum ki, açılım yanılgısı ona iştirak eden tüm siyasi partiler tarafından fark edilir ve en yakın zamanda bu tarihî yanlıştan dönülür.

Lübnan’da barışı korumak amacıyla Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü UNIFIL’in Türkiye'nin silahlı kuvvetleri unsurlarıyla katkı sağlanmasına bir yıl daha imkân sağlayacak düzenlemeyle ilgili, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, her gün verdiğimiz şehitler ve 22 Haziran tarihinde Suriye’nin silahsız, korumasız bir Türk jetini vurmasıyla birlikte, dünyanın ve bölgenin Türkiye açısından sanıldığı kadar güvenli olmadığı gerçeği bir kez daha çok açık biçimde tescillenmiştir. Kimsenin şüphesi olmasın, söz konusu saldırıların hedefinde Türk egemenliği ve bağımsızlığı olduğu kadar asırlardan bu yana her gün her saat her saniye nakşedilen Türk mucizesi vardır. Nedir bu mucize? Çok açık şekilde özetlemek gerekirse, cumhuriyetin fazileti, demokrasinin erdemi ve millî kimliğin üstünlüğüyle harmanlanan ve günlük hayatımızda istisnasız herkesin ete kemiğe büründürdüğü değerler manzumesidir. Türkiye, bölgedeki tek demokrasidir. Türkiye, demokrasisini milletinin karakterine ve hususiyetlerine göre kurmuş ve bu ruhla da senelerdir başarıyla işlemektedir. Ben Türkiye’yi bir gaye, bir fikir olarak değerlendiriyorum. Türkiye sabit bir kalıp, bir dogma değildir, olamaz da. Bu anlamda Türkiye, değişik coğrafyalardan bu topraklara göç etmiş ve birlikte yaşama iradesini gönüllülük temeline oturtmuş çeşitli gruplardan müteşekkildir. Türkiye Türk’ün, yani Oğuz’un, Avşar’ın, Kırgız’ın, Tatar’ın, Türkmen’in, Azeri’nin, Uygur’un olduğu kadar Boşnak’ın, Laz’ın, Çerkez’in, Arnavut’un, Gürcü’nün, Kürt’ün, Arap’ın ortak rüyasıdır, barışıdır, birliğidir, müşterek bir zeminde kenetlenmesi ve güçlenmesidir. Üniter devlet anlayışı bu sebeple önem arz etmektedir. Cumhuriyet nizamı, farklılıklara, birtakım özelliklere bakmadan herkese, her ferde sağladığı fırsat eşitliği için mühimdir. Demokrasi, fertlere tanıdığı haklar, özgürlükler ve fakat aynı zamanda yüklediği sorumluluklar sebebiyle hayatidir. Millî kimlik, yani Türklük, bir büyük ulus için bir araya gelmiş binlerce irili ufaklı topluluğu içeride ve dışarıda yekvücut yapmak için vardır ve vazgeçilmezdir.

Değerli milletvekilleri, bahsini ettiğim Türk mucizesinin ana sütunları işte bunlardır. Serdettiğim bu verilerin ışığında rahatlıkla görüldüğü gibi, Türkiye sadece bir millî varlık da değildir, evrensellik düşüncesiyle yoğrulmuştur. Türkiye, ortak aklın, vicdanın ve insani hassasiyetlerin vatanıdır. Bu anlamda Türkiye, bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin ortak servetidir, bugüne dek yaratılmış en güzel cevherdir.

Hepimiz bir gerçeğin idrakine varmalıyız: Türkiye bizden çok önce başlamıştır ve bizden sonra da ebediyete dek devam edecektir. Bizler bu devasa zincirin birer ufak halkalarıyız. İşte bu sebepten dolayı da sorumluluk hepimizindir, herkese aittir.

Değerli milletvekilleri, bunları anlatmamın elbette bir gerekçesi var. Bu denli coşkulu bir yapıyı muhafaza etmek kolay değildir, meziyet ve marifet ister. Söz konusu mucizenin korunması için iki temel vazife vardır. Birincisi, içeride sağlam ve güçlü bir nizam tesis etmek; ikincisi de dışarıdan gelecek tehditlere ve saldırılara karşı da uyanık olmaktır ancak bu iki vazifenin de kesiştikleri bir nokta vardır ki o da barıştır, barış siyasetidir. Rahmetli Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış.” vecizesinin hikmeti de işte burada aranmalıdır.

Bu vesileyle, Hükûmetin takip ettiği Orta Doğu politikasına da değinmek istiyorum. İyi niyetle başladığına şüphe duymadığım bu yeni siyaset gayreti maalesef arzu edilen sonuçları doğurmamıştır. ABD’nin çekilmesiyle zuhur eden parçalanmış Irak yönetimi, dünyadaki güç dengelerine dayanarak Türkiye’ye kafa tutmaya cesaret eden Suriye ve bunca yıldır dostluğumuzu muhafaza etmeye çalıştığımız, gayret gösterdiğimiz, hatta pahalı ihalelerle de pekiştirmeye çalıştığımız İsrail… Geldiğimiz noktada hepsi ama hepsi bu yanlışa işaret etmektedir.

Ayrıca Türkiye’de Kürt kökenli olmalarını gerekçe göstererek her fırsatta Türkiye'nin aleyhine her oluşumun içinde yer alanlara da bir çift sözüm olacak. Terör örgütünün Suriye’deki kolunun, Türkiye’yle Suriye arasındaki ihtilafta Suriye yönetimiyle yekvücut olup Türkiye’ye karşı sergilediği tavrı görmeniz ve mevcut siyasetinizden mahcup olmanız gerekir. İşte, buyurun, geçen gün bir ulusal gazetede yayımlanan habere göre, terör örgütü Suriye’deki Ayn-el Arap kasabasında kendisinin “bayrak” dediği paçavrayı çekti. Şimdi, bu kesime sormak istiyorum: Uluslararası sularda ülkemize yapılan saldırılarda dahi Türkiye’den yana olamayacaksanız, neyi ne adına savunduğunuzu bu toprakların insanlarına nasıl anlatacaksınız?

Orta Doğu coğrafyasında son dönemde cereyan eden ve “Arap Baharı” adıyla anılan olgu herkes için bir ders mahiyetindedir. Biz daima bölge ülkelerinin demokrasiye kendi kanalları ve dinamikleriyle ulaşmalarının daha doğru olduğunu, bu kapsamda da Türkiye’nin sürece fazla angaje olmaması gerektiğini vurguladık.

Farkındayız ve görüyoruz ki bölgedeki dikta rejimlerinin sayısı çok fazladır ve halklar düzeyinde belli bir demokratikleşme arzusu var ise de bu arzu çoğu zaman bastırılmakta ve yok sayılmaktadır. Diktatörlük, faşizm kötüdür; insan haklarına ve insan haysiyetine nispetle de aykırıdır. Bunlara sonuna dek karşı çıkılmalıdır ancak Irak örneğinde gördüğümüz gibi, ihraç siyaseti de çoğu zaman işe yaramamakta ve çoğunlukla da ters tepmektedir; bölünmeye, parçalanmaya vesile olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, biz komşularımızın toprak bütünlüğünden yanayız, zira çalkantılı ve hassas bir coğrafyada yaşıyoruz. Komşularımızın toprak bütünlüğü bizimkinin de güvencesidir. Her zaman söyledik, bir defa daha yineliyoruz: Tüm modern demokrasilerde dış politika ve millî savunma siyaseti devlet meseleleridir. Biz parti olarak daima bu şuurla hareket ettik ve etmeye devam ediyoruz. Bizler bu vizyonu savunduğumuz içindir ki ülkenin güvenliği ve millî menfaatleri mevzubahis olduğunda diğerleri gibi meseleleri iç siyasete alet etmiyoruz. Bu anlamda Hükûmetin özellikle son bir iki senedir izlediği siyaseti tasvip etmediğimizi söyledik, söylüyoruz. Gelinen aşamada ise zamanı geri alamayız ve geçmişi değiştiremeyiz. Muhalefet olarak bugün neler olduğuna bakmakla ve yarına tesir etmeye çalışmakla yükümlüyüz. Milliyetçi Hareket Partisinin  “Hükûmetin Suriye politikası bir şeydir, askerî uçağımızın Suriye tarafından düşürülmesi ise başka bir şey.” açıklamaları da işte bu pencereden değerlendirilmelidir.

Buradan çok açık ve şeffaf biçimde ifade ediyoruz: Suriye’nin, keşif uçuşu yapan silahsız bir uçağımızı düşürmesi tüm kurumlarıyla Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendisini ilgilendirmektedir. Yine, Kandil’den aşıp gelen terör saldırıları da bu çerçevede ele alınmalıdır. Söz konusu taarruzlar, dün bir İngiliz gazetesinde yayımlanan makalenin de dolaylı yoldan ortaya koyduğu gibi, Türkiye'nin siyasi ve diplomatik bağımsızlığına karşı yapılmıştır ve burada kimse Milliyetçi Hareket Partisinin sessizliğe bürünmesini bekleyemez; bu çok açık.

Değerli milletvekilleri, az önce barış siyasetinden bahsettik. Cumhuriyet dönemi dış politikasında bir devlet geleneği kök salmıştır, o da barış arayışıdır, savaştan uzak durma arayışıdır. Biz savaşın yıkıcılığını; maddi, manevi, fiziki zararlarını çok iyi biliyoruz. Savaşın her anlamda bir maliyeti olduğunu kimse unutmamalıdır. Bu sebeple ilk aşamada daima itidal çağrısı yapıyor, soğukkanlılığı ve sağduyuyu öne çıkarıyoruz. Ne var ki hiçbir devlet Türkiye'nin söz konusu barışçıl tutumunu fırsat bilip bunu istismar etmeye, sömürmeye kalkışmamalıdır. Kaldı ki öyle olduğunda dahi Türkiye'nin önünde savaş seçeneği dışında birçok alternatif olur ve Türkiye bunları dikkate almakta da bir saniye dahi tereddüt etmez.

Değerli milletvekilleri, millî ve etraflı bir barış siyaseti yürütmek için devletin masasında çoklu seçenekler olması gerekir. Anlaşılan odur ki önümüzdeki aylarda Türkiye’yi uluslararası platformda son derece sıcak bir gündem beklemektedir. Çeşitli kışkırtmalara müsait bir döneme giriyoruz. Çeşitli gruplar üzerinden Türkiye’yi karıştırmaya teşebbüs edecek hücrelere karşı uyanık olunmalıdır. Hükûmet, bu noktada hazırlık yapmalı ve hadiseleri tüm boyutlarıyla ve özellikle de millî menfaatleri gözeterek irdelemelidir.

Milliyetçi Hareket Partisi, toplumumuzun millî refleksini temsil etmektedir. Partimiz, her şeyden önce vatanımızı, onun evlatlarını, en savunmasızları, sıradan insanları düşünür ve savunur. Rahmetli Atatürk’ün söylediği gibi “Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir.” Milliyetçi Hareket Partisi, varlığını en başta tarif ettiğim Türk mucizesini yaşatmaya ve ebedî kılmaya adamıştır; bu açıdan, yanlışın karşısında, doğrunun ise arkasındadır, yanındadır. O nedenle, buradan Hükûmete seslenmek istiyorum: İçeride ve dışarıda, istisnasız, eksiksiz tüm girişimlerde devletimizin ve insanımızın menfaatlerini her boyutuyla koruyun ve kollayın. Bu anlamda, mevcut siyasi iktidar, bir an evvel, yeni ve Türkiye'nin yapısına uygun bir bölgesel dış politika belirlemelidir. Kendilerine bu uğurda, arzu ettikleri takdirde, yardımcı olabileceğimizi de tekraren beyan etmek istiyorum. Bizim, bazı partiler ve oluşumlar gibi komplekslerimiz, bencilliğimiz, hesabımız yoktur. Bizim tek derdimiz vardır, o da Türkiye'nin ve Türk milletinin selametidir. Bu anlamda, vermek istediğimiz mesajın yerine ulaştığını umuyoruz.

Değerli milletvekilleri, az önce altını çizdiğim gibi, bundan sonraki süreçte, kolektif güvenliğimiz adına, Türkiye sınır ötesinde de uluslararası hukuka uygun olarak asgari varlık belirtmelidir. Bu anlamda, Silahlı Kuvvetlerin unsurlarının, çeşitli devletlerin üzerinde siyasi ve/veya kültürel tasarruflarının olduğu Lübnan’da Birleşmiş Milletler Barış Gücü şemsiyesi altında var olmalarının gereğine inanıyor, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun mevcut düzenlemeye olumlu baktığını ifade ediyorum.

Teşekkür ederim. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Osman Korutürk, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Barış Gücü UNIFIL’de, 31/08/2012 tarihinde görev süresi bitecek olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir yıl daha görev alması konusunda Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca Hükûmet tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan tezkere hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Orta Doğu’da Arap uyanışının başlangıcından beri Türkiye olarak en gergin günleri yaşadığımız bu dönemde yapmakta olduğum bu konuşma muhtemelen partimiz adına 2011–2012 Yasama Yılının dış politika konusunda yapılacak son konuşması olacaktır. Bu vesileyle, Orta Doğu politikamızla ilgili öncelikli konulara bakışımızın da kısa bir özetini yapmak istiyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Birleşmiş Milletler barış operasyonlarına katılmasının hem dünya barışına hem de ülkemizin Birleşmiş Milletler teşkilatı içindeki konumuna katkı sağlayacağına inanıyoruz. Bu nedenle, önceki yıllarda da olduğu gibi, tezkereye olumlu oy kullanacağız ancak bu tutumumuz, hiç bir surette, Hükûmetin genel dış politikasını ve özellikle Orta Doğu siyasetini onayladığımız anlamına gelmemektedir; aksine, son üç yıldan beri uygulanan maceracı dış politikalar nedeniyle Türkiye’nin uluslararası alanda ve bölgede bir girdaba doğru sürüklenmekte olduğuna ilişkin endişelerimiz gün geçtikçe artmaktadır.

Değerli Milletvekilleri, Lübnan etnik, dinî ve mezhepsel yapısı itibarıyla Orta Doğu’nun en karışık ve çalkantılı toplumlarından biridir. Ülke kurulduğu günden bu yana etnik, dinî ve mezhepsel gruplar arası çekişmelere sahne olmuş, özellikle 1970’li yıllarda yaşadığı kanlı iç savaş boyunca kendi iç aktörlerinin yanı sıra, Suriye ve İsrail başta olmak üzere komşu ülkelerin de müdahale ve ağır etkilerine maruz kalmıştır. Bu itibarla, Lübnan’ın bugünkü, Atatürk'ün tabiriyle söyleyeyim, “manzarai umumiyesi", yani genel görünümü, Orta Doğu’da 1948 yılından bu yana geçerli olan genel siyasi manzarayı en iyi anlatabilecek bir fotoğrafı oluşturmaktadır.

Lübnan’da eğer kalıcı bir istikrar düzeninin kurulması mümkün olabilseydi ve bu düzen başlangıçta amaçlanan demokratik zeminde kalıcı kılınabilseydi, bu, farklı din ve mezheplerin birlikte barış içinde yaşayabilecekleri modern, müreffeh ve demokratik bir Orta Doğu için gerçek bir model ve bölgenin geleceği açısından da büyük bir umut anlamına gelecekti. Fakat ne yazık ki zaman ve şartlar, bu ülkede kalıcı bir istikrarı sağlamanın hiç de kolay olmadığını, hatta bunun da ötesinde bunun neredeyse ütopik bir hedef olduğunu göstermiştir.

Türkiye, geçmişten günümüze Lübnan’la ilişkilerinde büyük sorunlar yaşamamış fakat 2000’li yıllara kadar da bu ülkeyle gerektiğince yakın ilişkiler kuramamıştır. 2004 yılında, zamanın Başbakanı Refik Hariri’nin ziyaretinden sonra Lübnan’la ilişkilerimizde belli bir gelişme süreci başlamıştır. Daha sonraki yıllarda, iki ülke ilişkilerindeki gelişme devam etmiş, Ocak 2010’dan itibaren karşılıklı vize muafiyeti getirilmiş, ekonomik ilişkilerde de bazı ilerlemeler kaydedilmiştir.

Burada, ekonomik ilişkilerin zaman zaman ülkemizin çıkarları açısından yararları çok tartışılır eğilimlerle beslenmiş olduğunun altı önemle çizilmelidir. Birçok Batı ülkesinde stratejik addedilen ve bu nedenle mesela Fransa'da alım satımı özel düzenlemelere tabi tutulan telekomünikasyon alanında, Türk Telekom şirketinin ağırlıklı hisselerinin alıcı için çok elverişli şartlarla Hariri ailesine ait Oger Telecom’a satılması, bu bahsettiğim eğilimin belirgin örneklerinden biridir.

Öte yandan, Türkiye-Lübnan ilişkileri bağlamında, bizim açımızdan son derece vahim bir gelişme, Türk askeri Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5/9/2006 tarihli kararı uyarınca UNIFIL bünyesinde Lübnan'da göreve başladıktan kısa bir süre sonra, 17 Şubat 2007 tarihinde, Lübnan Hükûmetinin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Doğu Akdeniz'de bir münhasır ekonomik bölge sınırlandırma anlaşması imzalaması olmuştur.

Hükûmet tarafından “Türkiye'nin Orta Doğu'daki etkinliğimizin arttığı, bölgeye hâkim ülke konumuna geldiğimiz, uzun yıllardır etrafımızdaki olaylara sadece seyirci kalır ve -Sayın Başbakanın tabiriyle- tribünlerde otururken, şimdi oyun kurucu konumuna geldiğimiz ve sahaya indiğimiz.” şeklinde, gerçeklerden ve ciddiyetten uzak bir anlatımla ileri sürülürken, Lübnan'ın GKRY ile ulusal çıkarlarımızı birinci derecede etkileyecek mahiyette böyle aleyhte bir anlaşmayı akdetmesi Hükûmet tarafından engellenememiştir. Oysa Hükûmet, o tarihlerde, yukarıdaki iddiaların yanı sıra Lübnan’la da çok iyi ilişkiler içinde bulunduğunu iddia etmekte, Hariri ailesiyle de özel yakınlık içinde bulunmaktaydı. O kadar ki, Sayın Başbakan, bir ara, Lübnan’daki hükûmet kurma çalışmaları sırasında, bizzat Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu’nu Hizbullah’ın sığınaklarına kadar göndererek oğul Hariri ile Nasrallah’ın arasını bulmaya çalışmıştı.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmetince Lübnan’ın GKRY ile bu anlaşmayı yapmasının önlenememesi, Kıbrıs Rumlarını, giderek Doğu Akdeniz’deki zengin petrol ve doğal gaz yataklarını sahiplenme hususunda cesaretlendirmiştir.

Esasen, evvelce yine AKP iktidarında, dostumuz Mısır ile 2003 yılında ekonomik bölge anlaşması imzalayan ve buna bir tepki almayan, aynı anlaşmayı dört yıl sonra Lübnan'la da tekrarladığında ne kendinin ne de Lübnan'ın Türkiye'nin ciddi bir tepkisiyle karşılaşmadığını gören Rum yönetimi, 17 Aralık 2010 tarihinde de İsrail ile münhasır ekonomik bölge sınırlandırma anlaşması imzalamıştır.

Bu son anlaşmanın ardından bölgede başlatılan sondaj çalışmaları neticesinde ortaya çıkarılan zengin doğal gaz rezervleri, Yunanistan, GKRY ve İsrail arasındaki bölgesel güç birliği ve eksen oluşturma girişimlerini hızlandırmıştır.

İsrail, herhâlde Türkiye ile olan stratejik güvenlik ilişkilerine verdiği öncelik ve önem nedeniyle ve Türkiye ile ilişkilerin düzelebileceği beklentisiyle Doğu Akdeniz’deki doğal gaz ve petrol sahalarına fiilen girmeyi bir süre ötelemiş, ancak daha sonra GKRY ile bölgenin zenginliklerini paylaşmaya koyulmuştur.

Bunun da ötesinde, İsrail, GKRY ile daha kapsamlı başka ittifaklara da yönelmiştir. Doğu Akdeniz’de üretilecek petrol ve doğal gaz depolama ve nakliye tesislerini korumak üzere İsrail'in Güney Kıbrıs'a 20 bin personel aktaracağı ve bunların aileleri ve bağlılarıyla birlikte 50 bin kişiye ulaşacağı basında yer almıştır.

Davos'ta “one minute” ile başlayan ve talihsiz Mavi Marmara olayıyla devam eden gelişmeler sonucu İsrail ile ilişkileri sıfırlayan ve böylelikle Türkiye’yi Orta Doğu barış sürecinde söz sahibi olma konumundan çıkaran; daha sonra bütün komşularının iç anlaşmazlıklarına, sadece taraf tutmak değil, bizzat taraf olmak suretiyle müdahale eden, Suriye politikasında uluslararası camia karşısında kendi kendini stratejik yalnızlığa sürükleyen; neticede bu ülke tarafından göz göre göre uluslararası hukuk kurallarına ve askerî havacılık teamüllerine aykırı şekilde bir keşif uçağı düşürülen, Malatya Kürecik’te Amerika'ya radar istasyonu inşa ettirerek Rusya ile  İran’ı sadece Suriye politikasında değil, füze kalkanı alanında da Türkiye ile karşı karşıya getiren AKP Hükûmeti, Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de Yunanistan-GKRY-İsrail arasında oluşan bir ittifakın da hedefine yerleştirmiş bulunmaktadır.

Özetlemek gerekirse, Hükûmet Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz alanlarında Türkiye’nin ve KKTC’nin haklarını koruyamamış, Türkiye’nin enerji politikalarını ciddi anlamda çıkmaza yöneltmiştir.

Enerji siyasetini yönlendirmesi gereken dış politikada gerekli önlemlerin alınmamış olması sonucunda, bugün Doğu Akdeniz’deki enerji hak ve menfaatlerimizin neredeyse tümünün kontrolümüzden çıktığı görülmektedir.

Şu an Türkiye enerjide yüzde 72 oranında dışa bağımlıdır. Enerji tüketimimizin üçte ikisini karşılayan iki temel kaynak olan petrol ve doğal gazda ise ülkemiz neredeyse tamamen dışa bağımlıdır. Türkiye ekonomisini esir alan ve kronik hastalığa dönüşmüş bulunan cari açığın yaklaşık dörtte 1’i enerji ürünleri ithalatından kaynaklanmaktadır.

Ülkemizin enerjide dışa bağımlılığını giderebilecek enerji kaynaklarımızın önemli bir bölümü hidroelektrik, linyit, rüzgâr, güneş ve biyoyakıt gibi yerli ve yenilenebilir kaynaklarımızsa, diğer önemli bir bölümü de başta Karadeniz, Ege ve Doğu Akdeniz’de varlıklarına ümit bağladığımız potansiyel petrol ve gaz rezervleridir.

Hâl böyleyken, AKP’nin Doğu Akdeniz’deki yanlış ve ülkemizi yalnızlaştıran politikaları, bu önemli potansiyeli değerlendirmemizi büyük ölçüde kısıtlamış ve -yukarıda izah ettiğim gibi- ciddi bir riske sokmuştur.

Bu konuda bilinmesinde yarar olan son bir husus: Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının Doğu Akdeniz'de petrol ve doğal gaz arama çalışması yapacağını ilan ettiği bölgelerin de Akdeniz’de Rum yönetiminin sözde münhasır ekonomik bölgesindeki ''1, 4, 5, 6 ve 7 numaralı parsellerle'' kesişmekte olduğudur. Şu anda en azından bu parseller üzerinde çıkabilecek anlaşmazlıklar bağlamında, sıcak çatışma dâhil her türlü olasılık masadadır.

Değerli milletvekilleri, biraz önce, Suriye tarafından uluslararası hava sahasında düşürülen RF-4E keşif uçağımızdan söz ettim; uçağımızın hâlâ bulunamayan genç ve değerli pilotlarının sağ salim bulunması ümidini hâlâ muhafaza ediyor, bunu bütün kalbimle temenni ediyorum.  Ancak, Hükûmetin, bir yılı aşkın bir süredir, taşıdığı risklerine dikkat çektiğimiz basiretsiz Suriye politikası sonucu vardığımız bu nokta, ne yazık ki bir anlamda Suriye tarafından kararlılığımızın ve caydırıcılığımızın sınanması anlamını da taşımaktadır. Hükûmet, uluslararası hukuk kuralları içinde bu işin peşini bırakmamalı, NATO ve üyesi olduğumuz diğer uluslararası forumlarda ifade edilen kuru destek ve Suriye'ye yönelik içi boş kınama beyanlarıyla tatmin olmamalıdır. Uluslararası camianın Suriye'yi bu eylemi nedeniyle mutlaka yaptırım içerecek bir şekilde sorumlu tutması sağlanmalıdır.

Ters istikamette benzeri bir olay da geçtiğimiz 14 Mayıs günü Kıbrıs semalarında yaşanmıştır. O gün, bir İsrail uçağı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hava sahasını sekiz dakika müddetle ihlal etmiş, İncirlik’ten havalanan F-16’larımızın müdahalesiyle KKTC üzerinden uzaklaştırılmıştır. GKRY-İsrail yakınlaşması açısından dikkat çekici olan bu ihlal, acaba bizim Doğu Akdeniz üzerindeki gerçek hâkimiyetimizi sınama amaçlı mıdır, gözdağı kasıtlı mıdır?

Hükûmetin uyguladığı ve çok başarılı olduğunu artık herkesi güldürme pahasına savunduğu dış politika, Ege Denizi üzerinde Yunan uçaklarıyla yapageldiğimiz it dalaşını şimdi uluslararası hava sahalarında Suriye, Kıbrıs üzerinde de İsrail ile yapılma boyutuna mı taşımıştır?

Bölgeyle ilgili konuları ele almışken bir iki cümleyle de Irak ile olan ilişkilerimize değinmek istiyorum. ABD işgalinden sonra Irak, istenilen istikrarlı demokratik yapıya kavuşamamış, ekonomik sorunları ağırlaşmış, etnik ve mezhepsel çekişmeler tırmanarak ülkenin sosyal yapısında belirgin bir çözülmenin oluşmasına yol açılmıştır. Bütün bu gelişmeler, hem bölgedeki dengeleri hem de Türkiye’nin güvenlik ve istikrarını etkileyebilecek bir hâl almıştır.

Türkiye başından beri Irak'ın egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasını desteklemiş ve bu desteği etkin kılabilmek için mekanizmalar geliştirmiştir. Bu mekanizmalar, Türkiye'nin Irak toplumunun tüm etnik ve dinî, mezhepsel katmanlarına eşit yaklaşımı sayesinde işlerlik kazanmıştır.

Irak'ın toprak bütünlüğü ile egemenliğinin bizim açımızdan temel önemi, istikrarlı ve birleşik bir Irak’ın, bölgede hem bizim açımızdan hem de Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkeleri bakımından İran'ı dengeleyebilecek olmasıdır. Bu dengeli ortam, Türkiye'nin ulusal çıkarlarını en iyi şekilde karşılayabilecek istikrarı sağlamaya ciddi bir katkı oluşturacaktır.

Bugün Irak’ın içinde bulunduğu durum, bu ülkenin bölgede bir denge unsuru olmasına imkân vermemektedir. Bu durum Türkiye’yi hiç istemememiz gereken bir konuma, İran’a karşı denge unsuru olma konumuna itme istidadı taşımaktadır. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri ile Ürdün de öteden beri Türkiye’nin kendileri için ciddi bir endişe kaynağı olan İran’a karşı denge oluşturmasını esasında kuvvetle arzu etmektedirler. Oysa Türkiye’nin ulusal çıkarları, bulunduğu bölgede şu ya da bu ülkeye karşı denge oluşturmayı değil, bölgesinde bir istikrar adası olarak yumuşak güce sahip bulunmayı ve bu gücü uygulamayı gerektirmektedir.

Sayın milletvekilleri, bütün bu unsurlar göz önüne alındığında, Türkiye’nin Irak’taki gelişmeleri çok yakından izlemesi, bu ülkenin toprak bütünlüğü ile egemenliğinin muhafazası için Irak savaşını izleyen dönemde gösterdiği çabaları güçlendirerek sürdürmesi, gerek merkezî gerek bölgesel hükûmetle yakın ilişkiler içinde, ülkenin iç siyasetine karışmadan ve tüm gruplara eşit mesafede durarak Irak’ta toplumsal barışın oluşmasına katkıda bulunmaya çalışması gerekmektedir.

Öte yandan Irak'tan Türkiye'ye yönelik ciddi terör tehdidi devam etmektedir. Sayın Başbakanın bizzat kendi ifadesiyle "Amerikan askerlerinin salimen evlerine dönmeleri" yolunda ettiği dualar kabul olmuş, Amerikalılar Irak'ta büyük bir yıkım yaptıktan, demokrasi ve özgürlük getireceklerini söyledikleri ülkede binlerce çocuğu babasız, binlerce kadını kocasız, yüz binleri evsiz, işsiz, aşsız bıraktıktan sonra ülkelerine çekilmiş, evlerine dönmüşlerdir.

Ülke güvenliği Amerikalıların sorumluluğundayken PKK'nın Kandil'deki varlığına ve faaliyetlerine son verdirebilmeye yönelik olarak sürdürdüğümüz ancak bir türlü sonuç alamadığımız Türkiye-Irak-ABD üçlü görüşmelerinden Amerikan unsuru çıkmış, gelişmeler bizi Irak ile baş başa bırakmıştır. Denklem iki ülke arasında, ancak görüşme formatı Türkiye-Irak Merkezî Yönetimi-Kürdistan Bölgesel Yönetimi olmak üzere aslında yine üçlüdür.

Bununla birlikte, Kandil konusunun sadece Kuzey Irak bölgesel yöneticileri Türkiye'ye geldiğinde soyut düzeyde sözü edilmekte, bu konunun Irak Merkezî Yönetimiyle ele alındığı, görüşüldüğü hiç duyulmamaktadır.

“Irak” denildiği zaman, varsa yoksa Müslüman Kardeşler bağlantılı Irak İslami Partisinin lideri, Irak'ta mahkeme kararıyla aranan Tarık Haşimi gündemimizi işgal etmekte, Irak'ın toprak bütünlüğü, egemenliği, Kandil, Irak topraklarından Türkiye'ye yönelik terörist faaliyetler hükûmet yetkililerinin ne aklına gelmekte ne ağzına düşmektedir.

Arkadaşlar, Irak Merkezî Yönetiminin bu konularla hiçbir bağlantısı, ilgisi, sorumluluğu ve Türkiye için de bu konuların hayati önem ve önceliği yok mudur?

Hükûmet, Suriye konusunda “acılara kayıtsız kalamamak", Irak'ta "dostlarını satmamak" gibi soyut, romantik kavramları öne çıkarıp asıl somut ulusal çıkarlarımızı geri plana itmekte, terör her gün ülkemizde can almaya devam etmektedir.

Son dönemde Irak'ın ve bu ülkeye yönelik ilginin Hükûmetçe siyasi gündemimizde çok geri planlara atıldığını görüyor, Irak’ın Türk dış politikasında evvelce sahip olduğu yere şimdi sahip bulunmadığını hayretle gözlüyoruz. O kadar ki, 2003 yılı ekim ayında Türkiye ile Irak arasındaki tüm ilişkilerin yönetilmesinden ve koordine edilmesinden sorumlu olmak üzere ihdas edilmiş olan büyükelçi düzeyindeki Irak Özel Temsilciliği görevi de bugün lağvedilmiş bulunmaktadır.

Öte yandan son dönemde AKP Hükûmetinin dış siyasetini mezhep temeline dayalı olarak kurguladığı ve açık şekilde Sünni-Şii ayırımı güttüğü yolunda bir algılama da bölgede yaygınlaşmaktadır. Gerçekten de her vesileyle, mezhepçilik yapmadığını iddia etmesine karşın AKP Hükûmetinin, ittifaklarını hep Sünni lider ve siyasi kesimlere yakın durarak kurduğu, bunun yanı sıra muhalefet tarafından özellikle Suriye politikası konusunda kendisine yöneltilen eleştirileri de muhalefete etik olmayan bir şekilde, asılsız ve saçma bir mezhep gailesi atfederek karşılamaya çalıştığı dikkat çekmektedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye laik bir ülkedir. Bölgedeki ve dünyadaki gücü, demokrasisinden ve laik yapısından kaynaklanmaktadır. Bölge ülkelerinin, halklarının, liderlerinin, siyasi faaliyetlerinin şu ya da bu dine, şu ya da bu mezhebe aidiyet ya da yakınlıkları Türkiye’nin onlara olan yaklaşımını hiçbir surette etkilememelidir. Orta Doğu da homojen bir dinî yapıya ya da mezhepsel bütünlüğe sahip değildir. Bin beş yüz yıldır her dinin, her mezhebin, değişik dinlere mensup çeşitli tarikatların, ayrıca bütün bunlar dışında Zerdüştlük ve Yezidilik gibi inanışların da var olduğu çok renkli, çok kimlikli bir coğrafyadır. Bu coğrafyada tek mezhebe yönelirseniz kendi etki alanınızı kendiniz kısıtlamış olursunuz.

Türkiye, 2003 Irak Savaşı sonrası Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasına, bu laik anlayışıyla şekillenen ve Irak’taki bütün gruplara eşit yakınlıkta duran, tarafsız ve yapıcı siyasetiyle katkıda bulunabilmiştir.

Unutulmamalıdır ki mezhep ayırımı yapan bir dış politika duruşu, Türkiye’nin bölgede en yakınında olan ve çok güvenebileceği bir unsur olan Kuzey Irak ve Suriye Türkmenleri arasında da ayrışmalara yol açabilme potansiyeline sahiptir.

Suriye ve Irak Türkmenleri arasında Sünniler kadar Şiiler de vardır. Türkiye’nin yanlı ve dışlayıcı duruşunun yol açabileceği en acı sonuçlardan biri Şii Türkmenlerin bu duruş sonucu Türkiye'den uzaklaşarak İran’ın güdümüne girmesi olacaktır. Bölge liderliğine oynamak isteyen bir ülke, genel nüfus içindeki oranı çoğunlukta bile olsa bir mezhebin bayraktarlığını yaparak başarılı olamaz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken dış politikada gelmiş olduğumuz noktanın, sonuçlarına ne yazık ki kısa gelecekte birlikte katlanacağımız ve Türk halkı olarak üst üste yenilenmesinden endişe ettiğimiz güncellemelerle bedelini de ödeyeceğimiz beceriksizliklerin ve hatada ısrarın sonucu olduğuna bir kez daha işaret etmek istiyorum.

Bu vesileyle sizlerle paylaşmak istediğim önemli bir konu var. Dün Dışişleri Komisyonuna Hükûmet tarafından bir anlaşma taslağı sunuldu. Bu anlaşma taslağı, Türkiye Cumhuriyeti ile Sudan arasında askerî iş birliğini öngörüyordu. Hepimiz de biliyoruz ki Sudan, 2003 yılından beri Darfur bölgesinde çok ciddi karışıklıklara, karmaşalara sahip olan ve bu karmaşa ve karışıklıklar da hükûmet tarafından güç kullanılarak, çok ağır bir şekilde katliam yapılarak bastırılan bir ülke, bastırılmaya çalışılan bir ülkedir.

Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesinin arama kararı vardır, tutuklama kararı vardır. Hâl böyle iken ve Darfur bölgesinde nüfusun üçte 1’i, yaklaşık 2 milyon insan yerlerinden edilmiş, yüz binlerce insan ölmüş, bir o kadarı da sakatlanmışken Sudan’la askerî iş birliği anlaşması yapılmasının ne anlama geldiğini biz anlayamadık; sizlerin takdirinize bırakıyorum. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak buna bir muhalefet şerhi getirdik. Bu muhalefet şerhini yarın basınla paylaşacağız. Ancak bir yandan “Suriye’deki katliama, Suriye’deki acılara, Suriye’deki felakete, insan hakları ihlallerine dayanamıyoruz.” derken, öte yandan aynı felaketlerin, aynı acıların, aynı baskıların misliyle yaşandığı başka bir ülkeyle askerî iş birliği anlaşması yapmak demek, o ülkedeki bütün bu olumsuzlukların içerisine bir şekilde askerî alanda girmek demektir ki Türkiye’yi bu duruma sokmaya kimsenin hakkı olmadığını düşünüyorum.

Sözlerime burada son verirken, bu konunun Hükûmet tarafından yeniden düşünülmesini ve dün Dışişleri Komisyonundan geçmiş olan tasarının Genel Kurula indirilmemesi konusunda bir karar alınmasını takdirlerinize sunuyorum.

Hepinize teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Nazmi Gür, Van Milletvekili.

BDP GRUBU ADINA NAZMİ GÜR (Van) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2006 yılında kabul ettiği 1701 sayılı Karar ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin daha önce kabul ettiği 880 sayılı Karar’la bir yıl için Türkiye'nin Lübnan’da bulunan Birleşmiş Milletler Barış Gücü’ne katkısına ilişkin Hükûmetin sunduğu tezkere üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, on yıldır bir AKP Hükûmeti iktidarda, büyük bir çoğunlukla ve her üç seçimde de gücünü arttırarak iktidara geldi. Bu iktidara gelişi hem iç politikada hem de dış politika uygulamalarında ya da dış siyasette kendini gösteren, kendine güvenen, biraz da agresif bir yan ortaya koyan bir tarz izledi. Dış siyasette kuşkusuz bu agresiflik kısa vadede bir popülarizm katabilir. Örneğin Libya’da Sayın Başbakanı binler karşılayabilir ya da Mısır’da ama sonuçta, uzun vadede Türkiye'nin Orta Doğu’da ya da kendi bölgesinde güçlü, modern, demokratik ve gerçekten rol model ülke olacak bir ülke dış politikası olmaktan oldukça da uzaktır.

Bu tezkere konuşulurken kuşkusuz Orta Doğu’daki küçük ama işgal ettiği yer itibarıyla da bütün bu Orta Doğu siyasetini etkileyen Lübnan gibi bir ülkede iç barışın ve istikrarın sağlanması için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin aldığı karara binaen ülkemiz de buraya belli sayıda bir askerî güç veriyor. Tezkerede de okuyacağınız gibi, görüldüğü gibi bunun çerçevesini, o görev gücünün çerçevesini de yetkisini de Hükûmete veriyoruz.

Buraya kadar her şey normal ama bundan sonrasını biraz değerlendirmeye tabi tutmamız lazım, biraz konuşmamız gerekir, o da Hükûmetin sürdürdüğü Orta Doğu politikasıdır.

Orta Doğu, yaklaşık yüz, yüz elli yıl önce İngilizlerin, o günkü egemen güçlerin biçimlendirdiği bir statükoya sahip ve bu statüko günümüze kadar sürdü, devam ediyor, ama artık bu statüko egemen güçlerin politikalarını, çıkarlarını koruyacak bir durumda değil, olmadığı için de hem işgal ettiği yer hem yer altı zenginlikleri, petrol ve özellikle su konusunda dünyanın en problematik alanı olan Orta Doğu’da artık taşlar yerinden oynuyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’a müdahalesiyle, iki Körfez savaşı sonrası bu statüko değişikliğinin en güçlü, en somut örneği gerçekleşmiş oldu ve artık o statükoyu kuranlar, yüz yıl önce kuranlar şunu açıkça ifade ediyorlar bu davranışlarıyla, “Artık buradaki bu egemen devletlerin ve onların otoriter rejimlerinin bize sağlayacağı pek bir fayda yok, biz onun için yüz yıllık bu süreci değiştiriyoruz, statükoyu değiştiriyoruz, bu statüko içinde ben yeni bir statüko ilan ediyorum.” Buna kimileri Büyük Orta Doğu Projesi diyor, kimileri başka şey söylüyor. Biliyorsunuz Sayın Başbakan da bu Büyük Orta Doğu Projesi’nin “eş başkanı” sıfatını taşıyor aynı zamanda. İşte, bu statüko değişikliği acaba Orta Doğu’da egemenlerin çıkarına mı, yoksa Orta Doğu’daki ezilen halkların çıkarına aykırı mı değişiyor; bütün mesele burada düğümleniyor.

Biz isteriz ki Orta Doğu’da Türkiye, dış politikasını sürdürürken, eski Osmanlı hayallerinden uzak, gerçekten ekonomisiyle güçlü, askerî gücüyle belki de caydırıcı, demokrasisiyle de bütün Orta Doğu’yu etkileyecek lider bir ülke olsun ama bunun bir ön şartı var, önce kendi evinde bu söylediğimiz şeyleri sağlaması gerekiyor. Demokratik standartları yükseltmesi gerekiyor, otuz yıldır süren bir iç çatışmayı sonlandırması gerekiyor, barışçıl yöntemlerle, müzakere yöntemleriyle sonuçlandırması gerekiyor, Kürt sorununu çözmesi gerekiyor. Çözmesi gerekiyor ki, eğer Türkiye, gerçekten Orta Doğu’da statükolar değişirken kendi bölgesinde büyük bir güç olmak istiyorsa ve gerçekten kendi bölgesinde lider bir ülke olmak istiyorsa, Orta Doğu’da lider bir ülke olmak istiyorsa, bir tek ön şartı var bunun: Kürt meselesini çözmek.

İkincisi, evrensel demokratik kuralları haiz ileri demokratik bir rejimi yerleştirmek, kurmak; başka da bir yolu yoktur Türkiye'nin Orta Doğu’da -bundan sonra nasıl şekillenecekse- yer kapması için.

Uluslararası güçler, tabii ki, Orta Doğu’da taşlar yerinden oynarken ve Orta Doğu’da statüko değişirken kendi çıkarlarına göre şekillendirecekler, halkların çıkarlarını, ezilen halklarımızın çıkarlarını göz ardı edecekler. Burada, Türkiye de “Ben de buradan bir şey kapayım.” gibi bir yaklaşımla, “Rol kapayım.” gibi bir yaklaşımla girerek Orta Doğu halklarına, birlikte yaşadığı bütün halklara en büyük hakareti, en büyük vefasızlığı göstermiş olacaktır. Çünkü biliniyor ki bu Orta Doğu coğrafyasında bin yıllık bir süredir Türkler, Araplar, Kürtler, Farslar ve diğer halklar birlikte yaşıyorlar, ortak bir kültür oluşturdular. Biliniyor ki Orta Doğu üç semavi dinin ortaya çıktığı büyük bir uygarlık merkezi. Biliniyor ki Orta Doğu farklı inançların, farklı kültürlerin, farklı dillerin, farklı etnik grupların barındığı dünyanın en önemli uygarlık merkezlerinden birisi. Böyle bir yerde rol kapmak, böyle bir yerde etkili olmak ancak ve ancak o halkların diline, kültürüne, varlığına saygı göstermekle mümkün olabilir.

Peki, pratikte böyle mi işliyor? Hayır, pratikte böyle işlemiyor. Neden? Çünkü Orta Doğu’da taşlar yerinden oynarken, Türkiye, rol kapma amacıyla bütün bu değerleri, bütün bu iyi ilişkileri, geçmiş tarihi bir kenara iterek, farklı güçlerin belki de çıkarına bir hamle yapmak istiyor.

Sayın Başbakan bütün Arapların lideri olmak isteyebilir, Sayın Başbakan bütün Müslümanların sultanı, lideri olmak isteyebilir. Bu, doğal da karşılanabilir ama dış politikada, reel politikada, günümüz dünyasının Orta Doğu politikasında böyle bir heves, böyle bir istek kuşkusuz hoş karşılanmaz, iyi de olmaz, halkların çıkarına da hizmet etmez.

Irak’taki savaş Irak’ta farklı, yeni bir durum ortaya çıkardı. Irak’ta Saddam rejiminin tasfiyesiyle birlikte yeni Irak’ın oluşturulması için ciddi bir uluslararası çaba söz konusu oldu. Bu çabalar sürerken Türkiye bir taraftan mezhepsel ilişkiler geliştirerek, Irak’taki Bağdat Hükûmetiyle -merkezî Hükûmetiyle- bugün ciddi bir çelişki yaşıyor. Bağdat’taki Sünnilerle sürdürdüğü ilişkiyle, Kürtlerle sürdürdüğü farklı bir ilişkiyle, AKP’nin Orta Doğu’daki en önemli değişimin, altüst oluşun, yıkımın yaşandığı ve yeniden halklarının birlikte eşit, özgür, demokratik bir şekilde bir gelecek yaratma umuduyla bir araya geldikleri Irak politikasında maalesef Hükûmet sınıfta kalmış durumda. İşte Bağdat’taki Şii Başbakanla bizim Başbakan arasındaki gerilim, tıpkı Esad’la Sayın Başbakan arasındaki gerilim gibi adım adım, adım adım, adım adım ilerliyor. Ne zaman bir çatışma potansiyeline dönüşecek, krize dönüşecek diye herkesin yüreği ağzında.

Öte yandan Suriye… Hiç kuşkusuz Suriye konusunda hiçbirimiz, bu Mecliste bulunan hiç kimse Esad rejimini onaylamaz; Esad rejiminin halkına karşı gerçekleştirdiği ve neredeyse “katliamlar” diyebileceğimiz saldırılarını haklı görmez, göremez, insanlık vicdanı buna el vermez ama herkes elini vicdanına koysun, AKP’nin Suriye politikası gerçekten doğru bir politika mı? AKP’nin sürdürdüğü Suriye politikası gerçekten Türkiye'nin çıkarına, yararına bir politika mıdır? Bunu elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün, bir an düşünün.

Değerli arkadaşlar, bu politika, bu gerilim politikası, işte bir uçağın düşürülmesine kadar vardı. Yani, eğer uluslararası güçler “Haydi vur.” dese belki de Suriye konusunda bir savaşın yaşanacağı ciddi bir kırılmayı yaşayabilirdik. Peki, bir ülkeyi savaşın eşiğine götürmek, savaştırmak bu kadar kolay mıdır gerçekten? Bir ülkeyi savaşın eşiğine getirmek yanlış yürüyen bir dış politikayla, yanlış oluşan bir dış politikayla bu kadar bağlantılıyken bunda ısrar etmek gerçekten gerekli midir? İşte, Suriye konusunda da Orta Doğu’daki taşlar oynarken, onların, diktatörlerin yönettiği ülkeler bir bir düşüyor, bir bir değişiyor. Elbette ki, bu değişimden Türkiye de nasibini alacak. Çevremizdeki komşu ülkelerde özellikle demokratik rejimlere doğru evrilme konusunda halkın isteğini ve talebini bir tarafa bırakacaksınız, onu görmezlikten geleceksiniz ama gelecekte şu ya da bu biçimde o ülkenin iç dinamikleriyle birlikte “Ben bir şey kapabilirim.” hesabı yapmak da, böyle pragmatik bir yaklaşım da dış politikada bizim hoş göreceğimiz bir yaklaşım değil.

Değerli arkadaşlar, Mısır’da, biliyorsunuz bir seçim gerçekleşti. Seçim yapılırken, halkın oyu, halkın iradesi açığa çıkarken orada şu anda egemen olan askerî rejim, deyim yerindeyse, maç oynarken kuralları değiştirmeye başladı ve o kurallar değişirken de ben Sayın Dışişleri Bakanımızın ya da Dışişleri Bakanlığımızın bu konudaki bir tepkisini, bir yaklaşımını görmedim. Yani, Mısır’daki değişimle Mısır’da nihayet neredeyse doruğa ulaşan bir Arap Baharı yaşanırken Hükûmetin Mısır’da olup bitenlere kısmi olarak sessiz kalmasını da anlamak mümkün değil.

Değerli arkadaşlar, hiç kuşkusuz Orta Doğu’da barışın ve istikrarın sağlanması ancak ve ancak Orta Doğu halklarının barış, kardeşlik, eşitlik, demokrasi ve özgürlük taleplerinin ve bu taleplerin demokratik rejimler eliyle yerine getirildiği bir tarzda mümkün olabilir. Bunun dışındaki bütün oyunlar, bunun dışındaki bütün yaklaşımlar, bunun dışındaki, Hükûmetin ya da bu devletin oluşturduğu dış politika yaklaşımları Orta Doğu’daki gerilimi artırmaya, Orta Doğu’daki gerilimi halklar aleyhine bozmaya zorlayacaktır. Onun için biz, bir kez daha AK PARTİ’ye ve onun denetimindeki dış politika yapıcılarına, Dışişleri Bakanlığına çağrıda bulunuyoruz.

Bizim, Orta Doğu’da Orta Doğu halklarıyla tarihsel bağlarımız var, evet güçlü tarihsel bağlarımız var. Bizim, Orta Doğu’da dinî inanç bağlamında çok güçlü bağlarımız var, evet çok güçlü bağlar var. Bizim, Orta Doğu’daki halkların birlikte yaşama kültürü var, ortak kültürümüz var, ortak yarattığımız değerler, kültürler var. Buna saygı göstererek, bunu göz önünde bulundurarak bir dış politika yapmaya ve AKP’yi bu dış politika konusunda da ciddi ve samimi olmaya davet ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, Orta Doğu’daki barışın ve istikrarın sağlanması ancak ve ancak barışçıl politikalar üretmekle mümkün olabilir. Orta Doğu’da komşularınızla, Orta Doğu’daki diğer devletlerle, egemen uluslarla gerilimi tırmandıran, sadece çıkar ilişkisi üzerine şekillenen bir siyaset izlerseniz ya da başkasının değirmenine su taşıyacak bir tarz ve yöntem, söylem izlerseniz Orta Doğu’nun, Orta Doğu’daki halkların barış çabalarına, birlikte yaşama çabalarına da en büyük baltayı siz vurmuş olursunuz.

Biz parti olarak, Türkiye'nin, ülkemizin yurt dışına askerî güç göndermesine prensip olarak karşıyız. Daha önceki birçok yurt dışına asker gönderme, savaş tezkerelerine bu parti tepkisini ortaya koydu, bu parti eleştirilerini ortaya koydu. Barışçıl amaçlarla olsa bile Lübnan’a askerî güçlerin gönderilmesini, başka güçlerin Orta Doğu’daki çıkarlarına bekçilik yapılmasını biz onaylamıyoruz.

Ancak Türkiye ne yapabilir? Türkiye, Orta Doğu’da gerçekten barışın ve istikrarın sağlanmasını istiyorsa, Lübnan’da özellikle, demokratik gücüyle, barışçıl politikalarıyla, demokratik örgütleriyle barış gücü oluşturarak, oradaki toplulukların tamamına eşit mesafede durarak, oradaki bütün etnik toplulukların, dinî azınlıkların birlikte yaşama kültürünü destekleyerek, böyle bir barış gücü oluşturarak ancak sivil bir barış gücü olarak Türkiye orada barışa katkı sağlayabilir.

Türkiye'nin o bölgedeki geçmişi bunu gerektiriyor. O bölgedeki geçmişi, Türkiye'nin, oraya asker yığmakla, asker vermekle, başkasının çıkarlarına bekçilik yapmakla olmaz; ülkemizin onurunu, ülkemizin prestijini Orta Doğu’da halklar nezdinde ancak böyle yükseltebiliriz.

Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Volkan Bozkır, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Türkiye'nin, Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Gücü’ne asker göndermesi için Meclisimizin verdiği yetkinin bir yıl daha uzatılması hakkındaki Hükûmet tezkeresi konusunda AK PARTİ Grubunun görüşlerini sizlerle paylaşmak için huzurunuzdayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Lübnan’da konuşlu Birleşmiş Milletler Geçici Gücü UNIFIL, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1978 yılında aldığı 425 ve 426 sayılı kararları doğrultusunda kurulmuştur. Söz konusu kararlar uyarınca UNIFIL’in temel amaçları, İsrail’in Lübnan’dan çekilmesini sağlamak ve uluslararası barış ve güvenliğin tesisine ve Lübnan Hükûmetinin bölgede etkin biçimde otorite kurmasına yardım etmek olarak belirlenmiştir. 6 bin kadar askerden oluşan UNIFIL birlikleri 1978 yılının Mart ayından itibaren Lübnan’a intikal etmiştir.

İsrail’in 2000 yılı içerisinde Lübnan’dan çekilmesinin ardından UNIFIL’in bölgedeki mevcudiyeti, Lübnan Hükûmetinin talebi üzerine görev süresi Birleşmiş Milletler tarafından altı aylık dönemler hâlinde uzatılmak suretiyle devam etmiştir. Yeni koşullar sonucu UNIFIL daha çok gözlemci rolü üstlenmiş, asker sayısı ise 4 bin kadar azaltılarak 2 bine inmiştir.

2006 yılı Temmuz ayında başlayan İsrail-Lübnan krizi nedeniyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 11 Ağustos 2006 tarihinde aldığı 1701 sayılı Karar neticesinde UNIFIL’in görev süresi ve yönergesi, faaliyetlerinin kapsamı genişletilmiş, personel sayısının 15 bin askere kadar artırılması kararlaştırılmıştır.

1701 sayılı Karar uyarınca, UNIFIL’e eski görev yönergesine ek olarak çatışmaların durdurulmasını gözlemlemek, İsrail kuvvetleri Lübnan’dan çekilirken Lübnan Silahlı Kuvvetlerinin Mavi Hat boyunca olan bölgeler dâhil bütün Güney Lübnan’a konuşlanmasına nezaret etmek ve destek olmak ve bu konudaki faaliyetlerinde İsrail ve Lübnan hükûmetleriyle eş güdüm sağlamak, sivil halka insani yardım ulaştırılmasında, yerlerinden olmuş kişilerin güvenlik içinde geri dönüşlerine yardımcı olmak, tampon bölgenin oluşturulması için atılacak adımlarda Lübnan ordusuna yardımcı olmak ve Lübnan Hükûmetinin talebi üzerine Lübnan’ın sınırlarının ve diğer giriş noktalarının silah veya bağlantılı maddelerin girişine karşı güvenlikli hâle getirilmesine yardımcı olmak görevleri verilmiştir.

Genişletilmiş UNIFIL, deniz ve kara unsurlarından oluşmaktadır. Bu çerçevede Birleşmiş Milletler ilk kez bir deniz gücü teşkil etmiş olmaktadır. UNIFIL bünyesinde hâlen 11.959’u asker, 355’i uluslararası sivil, 666’sı yerel olmak üzere 12.980 personel görev yapmaktadır.

Göreceli olarak sakin geçen 2010 yılından sonra 2011 yılı içinde İsrail-Lübnan sınırında güvenlik olaylarında artış yaşanmıştır. “Nakba” olarak adlandırılan İsrail Kuruluş Günü’nde sınırda yapılan gösteriye İsrail askerlerince yapılan müdahalede Lübnan vatandaşı 10 kişi hayatlarını kaybetmiş, 110 kişi yaralanmıştır.

UNIFIL’in komutanlığını 2012 Ocak ayından bu yana İtalyan Tümgeneral Paolo Serra yürütmektedir ve Deniz Görev Gücü’nün komutanlığını ise hâlihazırda Brezilya üstlenmiş durumdadır. UNIFIL’de hâlen 38 ülke katkı sağlamaktadır.

2011 Ekim ayında Lübnan’ın güneyinden, İsrail’in kuzeyindeki El Celil bölgesinden atılan dört rokete, İsrail altı roketle karşılık vermiştir. Saldırılardan iki hafta sonra, Lübnan’ın güneyinden atılan bir roket Lübnan sınırları içine düşmüştür. Söz konusu saldırılarda can kaybı yaşanmamıştır.

Öte yandan, 2011 yılı içinde UNIFIL personelini hedef alan bombalı saldırılar gerçekleşmiştir. Mayıs ayındaki saldırıda 3 İtalyan, Temmuz ayındaki saldırıda 5 Fransız ve son olarak Aralık ayındaki saldırıda yine 5 Fransız askeri yaralanmışlardır. Söz konusu saldırılardan sonra Fransa UNIFIL bünyesinde görev yapan asker sayısını 1400’den 1000’e indireceğini açıklamıştır.

Diğer taraftan, İsrail savaş uçakları Lübnan hava sahasını günlük bazda ihlal ederek gözlem faaliyetleri yürütmektedir. Lübnan ordusu kaynaklarına göre, 2011 yılında İsrail tarafından yaklaşık 800 kere sınır ihlali yapılmıştır. UNIFIL kurulduğu günden bu yana yaşanan can kaybı sayısının 294 olduğu rapor edilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, 2006 yılında İsrail-Lübnan bunalımının sona erdirilmesinde aktif rol oynamıştır. Lübnan makamlarının talepleri ve Birleşmiş Milletlerin çağrısı üzerine ise ülkemiz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5 Eylül 2006 tarih ve 880 sayılı Karar’ı ile UNIFIL’e katkıda bulunma kararı almıştır. Bu çerçevede, 2006 Ekim ayında, bir istihkâm-inşaat bölüğümüz Lübnan’ın güneyindeki Sur şehri yakınında bulunan Eş Şatiye’ye giderek UNIFIL bünyesinde göreve başlamıştır. Aynı şekilde, kış ve yaz aylarında farklılık göstermek üzere, UNIFIL Deniz Görev Gücü’ne de ülkemiz tarafından bir fırkateyn, bir korvet veya bir hücumbot ile katkıda bulunulmaktadır.

UNIFIL’e yaptığımız katkının süresi, her yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından alınan kararlarla uzatılmaktadır. Hâlen, istihkâm-inşaat bölüğümüzde 240, Deniz Görev Gücü’nde bir hücumbotumuz ve UNIFIL karargâhında 5 Türk subayı görev yapmaktadır. Ulusal kısıtlamalarımız çerçevesinde, istihkam-inşaat bölüğümüz güvenlik operasyonlarına katılmamakta, sadece bulunduğu bölgede imar-inşaat faaliyetlerinde görev almaktadır. Bölüğümüz, bugüne kadar ana yolların yenilenmesi ve bakımı, helikopter pisti yapımı ve bakımı, okul ve diğer kamu binalarının yapımı gibi toplam 221 projede görev almıştır. Birliğimiz, bu faaliyetleri sayesinde, hem Lübnan makamlarının hem bölge halkının sevgisini ve güvenini kazanmış durumdadır.

UNIFIL’in görev süresi her yıl Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından birer yıl uzatılmakta olup, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin UNIFIL’in 31 Ağustos 2012 tarihinde sona erecek olan görev süresini bir yıl daha uzatması beklenmektedir.  

UNIFIL, Lübnan’ın güneyinde barış ve istikrarın korunmasında önemli rol oynamaktadır. UNIFIL, ayrıca, Lübnan’a yasa dışı silah girişinin önlenmesi konusunda da görev yapmaktadır. Bu bakımdan, özellikle UNIFIL Deniz Görev Gücü’nün faaliyetleri önem taşımaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son dönemde Orta Doğu bölgesinde ve Suriye’de meydana gelen gelişmeler ve bu gelişmelerin Lübnan’a olası etkileri dikkate alındığında, UNIFIL’in Lübnan’da barış ve istikrarın korunması alanında oynadığı rolün önemi daha da artmaktadır.

Bu çerçevede, geçtiğimiz dönemde, Suriye’deki gelişmelerle bağlantılı olarak, Lübnan’ın kuzeyindeki Trablus şehri ve Beyrut’ta bazı hadiseler yaşanmış olmasına rağmen, UNIFIL’in görev yaptığı Lübnan’ın güney bölgesinin daha sakin olması, UNIFIL’in bu alanda oynadığı olumlu rolü göstermektedir.

Lübnan Hükümeti, başından beri, Lübnan’ın Suriye’deki olayların dışında tutulması yönünde bir politika izlemektedir. 11 Haziran 2012 tarihinde yapılan ulusal diyalog toplantısında, Lübnan’daki tüm taraflar, Hükûmetin uyguladığı bu politikaya destek beyan etmişlerdir. 

Ülkemiz, Lübnan’da barış ve istikrarın korunmasına büyük önem vermektedir. Ülkemiz, Lübnan Hükûmetinin, Lübnan’ı Suriye’deki olayların dışında tutma yönündeki politikasını isabetli bulmakta ve desteklemektedir. Tüm ilgili tarafların, Lübnan Hükûmetinin bu politikasına saygı duyması ve buna göre hareket etmesini Türkiye beklemektedir. Bu çerçevede Lübnan’ın bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğünün korunmasına da büyük önem vermektedir.

Lübnan’daki tüm taraflar ve uluslararası aktörler, UNIFIL’in Lübnan’da barış ve istikrarın korunması konusunda oynadığı rolün bilincinde olup, UNIFIL’in bu rolünü desteklemektedirler. Bu çerçevede, tüm taraflar, UNIFIL’in görev süresinin uzatılmasına destek vermektedirler. Lübnanlı yetkililer de UNIFIL’e katkımızdan dolayı teşekkürlerini ifade etmekte, bu katkımızın devam etmesi temennisini sürekli olarak dile getirmektedirler.

Ülkemizle Lübnan arasındaki ikili ilişkiler de gelişmeye devam etmektedir. Ahiren 30-31 Mayıs tarihlerinde Lübnan Başbakanı Necip Mikati, Sayın Başbakanımızın daveti üzerine ülkemizi ziyaret etmiş ve Sayın Başbakanımızla görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu ziyaretten kısa bir süre önce Lübnan eski Başbakanı Fuad Siniora ülkemizi ziyaret ederek Sayın Dışişleri Bakanımızla görüşmüştür.

Ülkemizin, Suriye’de kaçırılan 11 Şii Lübnan vatandaşının kurtarılmasına yönelik çabaları devam etmektedir. Bu hususta, Lübnan makamları ve bu ülkedeki Şii liderler ile de temaslarımız mevcuttur.

Suriye bunalımına rağmen geçen yıl ülkemiz ile Lübnan arasındaki ticaret hacmi yüzde 15 artarak 1 milyar dolara ulaşmıştır.

Suriye’deki olayların ülkemiz ile Lübnan arasındaki kara taşımacılığını olumsuz etkilemesi nedeniyle, içinde bulunduğumuz Haziran ayı içinde Mersin ile Trablus arasında Ro-Ro seferleri başlatılmıştır.

Geçen Mart ayında, Beyrut’ta bir Yunus Emre Türk Kültür Merkezi de göreve başlamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; UNIFIL’deki askerî unsurlarımızın görev süresinin uzatılmasının ülkemiz ile Lübnan arasındaki ikili ilişkilere olumlu katkıda bulunacağı düşünüyoruz. Hangi kesimden olursa olsun tüm Lübnan halkının ve resmî yetkililerinin ülkemize kucak açması ve katkılarımızı beklemesi de büyük önem taşımaktadır.

Bu çerçevede, ülkemizin katkısının süresinin UNIFIL’in görev yönergesiyle eş güdüm içinde uzatılabilmesini teminen Anayasa’mızın 92’nci maddesi uyarınca yüce Meclisimizden izin istemiş bulunuyoruz.

Sözlerime son vermeden önce, daha önceki çok değerli konuşmacıların da değindiği çerçevede, Suriye’deki gelişmelerle ilgili olarak bazı hususlara da değinmek istiyorum.

Suriye’deki gelişmeler vahametini korumaktadır ve iyimserliğe de yer vermemektedir. Rejim güçlerinin son dönemde özellikle ülkenin kuzeyinde yoğunlaştırdığı operasyonlar ağır kayıplara ve ciddi insan hakları ihlallerine sebebiyet vermektedir. Birleşmiş Milletler Gözetim Misyonu, ülkedeki silahlı şiddette son dönemde gözlenen artış nedeniyle sahadaki faaliyetlerini 16 Haziran günü itibarıyla askıya almış bulunmaktadır.

Suriye’de artan şiddete paralel olarak geçtiğimiz mayıs ayı ortası itibarıyla 24 bin civarında olan ülkemizdeki Suriyeli sığınmacı sayısı 34 bini aşmış durumdadır. Yaşanan son menfur katliamlar ışığında Suriye’deki olaylar yeni bir evreye girmiştir. Uluslararası toplumun da buna göre daha kararlı bir tutum belirlemesi gerekmektedir.

Suriye rejiminin içinde bulunduğu ruh hâlinin arz ettiği tehlike, son olarak, silahsız ve eğitim uçuşu yapan bir Türk askerî uçağının Suriye kuvvetlerince vurulması olayında kendisini açıkça göstermiştir. Bu menfur olay, Suriye yönetiminin komşularını tahrik etmeyi göze alabilecek kadar kontrolden çıktığının ve rasyonaliteden uzaklaştığının da bir kanıtını teşkil etmektedir. Vurulan Türk uçağı, Doğu Akdeniz’deki uluslararası hava sahasında, önceden planlanmış ve başka hiçbir bölge ülkesine yönelik olmayan bir eğitim görevini, tek başına, silahsız ve tanımlanma sistemi açık olarak icra etmekteydi. Olay hakkında ülkemizce bilgi verilmesi amacıyla çeşitli uluslararası kurumlar nezdinde yoğun girişimler yapılmış, Dışişleri Bakanımız telefon görüşmeleri yapmış; ayrıca, NATO Konseyi, Kuzey Atlantik Anlaşması’nın 4’üncü maddesi çerçevesinde tarafımızdan 26 Haziranda toplantıya çağırılmıştır. NATO Konseyi, bu eylemin kabul edilemez bulunduğunu açıklamış ve çok güçlü ifadelerle kınamıştır.

Türkiye, bu saldırgan eylem karşısında uluslararası hukuktan kaynaklanan tüm haklarını mahfuz tutarak hareket edecek, alınması gereken mukabil önlemleri kararlılıkla alacaktır. Bu olay, Esad rejiminin, Türkiye’nin güvenliğine de açık ve yakın tehdit hâline geldiğini ortaya koymuştur. Bu olaydan sonra artık yeni bir aşamaya geçilmiştir. Suriye rejiminin sınırlarımızda oluşturduğu güvenlik tehditleri hiçbir şekilde karşılıksız bırakılmayacaktır. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin angajman kuralları bu yeni aşamaya göre değiştirilmiştir. Uluslararası toplumun tek sesli hareket ederek Suriye’deki krizin çözümü yolunda temel alınacak bir plan üzerinde uzlaşıya varması ve bu planın uygulanmasının sağlanması önem taşımaktadır.

Annan Planı’ndan ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarından kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeyen Suriye rejiminin tutumu karşısında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin de sorumluluklarını bir kez daha üstlenmesi zorunlu hâle gelmiştir. Bu bağlamda, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin bir an evvel Suriye konusunu ele alması ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın VII. Bölümü altında, Suriye rejimini şiddet politikalarına son vermeye zorlayacak ve ülkede ivedilikle başlatılması zaruret arz eden geçiş süresinin çerçevesini ortaya koyacak yeni bir karar kabul etmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Rusya’nın Suriye konusunda etkili aktörlerin katılımıyla bir uluslararası konferans düzenlenmesi girişimini ilgiyle not ettik. Rusya’nın uluslararası konferans düzenlenmesi önerisinin Annan’ın ortaya attığı “temas grubu” fikriyle benzeştiğini anlıyoruz. Rusya’nın ve Annan’ın söz konusu girişimleri çerçevesinde yarın Cenevre’de ülkemizin de katılımıyla gerçekleştirilecek Suriye Eylem Grubu Toplantısı’ndan olumlu bir sonuç çıkmasını temenni ediyoruz. Suriye’deki krizin daha fazla kan dökülmeden sona erdirilmesi için uluslararası toplumun mümkün olan en geniş katılımla ve tek sesli hareket ederek çözüm yolunda temel alınacak bir plan üzerinde tam uzlaşıya varması ve bu planın uygulanmasının sağlanması şüphesiz etkili olacaktır.

Suriye’deki krizin çözümünde başvurulacak formülün seçiminde esas olan, bu formülün uygulanabilir olmasıdır. Üzerinde durmamız gereken nokta da budur. Suriye yönetiminin gündeme gelen yeni girişimleri mevcut politikalarını sürdürmek amacıyla zaman kazanmak için istismar etmesine izin verilmemesi dikkat edilmesi gereken diğer önemli bir husustur.

Suriye’de akan kanın bir an evvel durdurulmasını ve halkın meşru talepleri doğrultusunda demokrasiyi hedef alan bir siyasi geçiş sürecinin önünün açılmasını sağlayacak her türlü girişimi desteklemeye hazırız. Muhalefetin birlik ve bütünlük içinde hareket etmesini destekleyen ülkemiz, bu bağlamda, çeşitli Suriye muhalif gruplarıyla temaslarını sürdürmekte ve bu grupları Suriye Ulusal Konseyi etrafında ve Millî Misak Belgesi’yle ortaya konan ortak vizyon temelinde bir araya getirmeye yönelik çabalarını sürdürmekteydi. Bu bağlamda, Arap Ligiyle eş güdüm hâlinde ahiren İstanbul’da düzenlediğimiz Muhalefet Toplantısı’na muhalefetin her kesimini davet ettik. Bu toplantı muhalif grupların 2-3 Temmuz günlerinde Kahire’de Arap Ligi himayesinde yapılması planlanan geniş katılımlı konferansına hazırlanmaları bakımından da yararlı olmuştur. Temennimiz, ülkemizin ve uluslararası toplumun daha ileri tedbirler alınmasına gerek kalmadan Suriye’deki krize son verilmesi, Suriyeli kardeşlerimizin acılarının dindirilmesidir. Bu, bizim için, komşu, tarihdaş ve kardeş Suriye halkına karşı da manevi ve vicdani bir sorumluluktur.

Arap Baharı’nı takip eden çok önemli bir de siyasi reform süreci yaşayan bölgemizde, bir Türk uçağının menfur bir saldırıyla düşürülmesi sonucunda olayın boyutları gerçekten başka bir seviyeye taşınmıştır. Bu durumun vahametini müdrik olarak Türkiye’deki tüm siyasi partilerimizin, bütün bu konuda görüş bildiren medya mensuplarımızın, sivil toplum örgütlerimizin, gerçekten, bugünkü ulaştığımız bu çok kritik noktada küçük çıkar hesaplarını bir tarafa bırakarak Türkiye'nin güvenliği, Türkiye'nin geleceği ve gerçekten, Türkiye'nin bugün kazandığı çok büyük uluslararası önemi zarara uğratmayacak bir söyleşi birliği içinde olmaları büyük önem kazanmaktadır. Bu kriz ortamında, burada, bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda benden önceki çok değerli konuşmacıların da takındığı üslup içinde, seviyeli bir şekilde tenkitlerin yapılması, görüşlerin serdedilmesi gayet doğru bir yaklaşımdır. Ancak, çok önemli kriz noktalarında bir önemli sorun yaşadığımız Suriye rejiminin dahi ağzına almadığı lafları telaffuz etmek ve tabiri caizse, bu lafları ağzına koymak son derece yanlış bir yaklaşımdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri dış politika konusunda gösterilen tek vücut davranışının ve söz birliğinin bundan sonra da sürdürülmesi ve dünyada çok önemli günler yaşanmakta olan bu dönemde Türkiye'nin çıkarlarına zarar verecek hiçbir gelişmeye izin verilmemesi önem arz etmektedir.

Yüce Meclise beni sabırla dinlediği için teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, Hükûmet adına söz isteyen İsmet Yılmaz, Millî Savunma Bakanı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü bünyesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin 5 Eylül 2012 tarihinden itibaren bir yıl daha katılımı hususunda Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca, Hükûmete izin verilmesine dair Başbakanlık Tezkeresi üzerinde söz almış bulunuyor ve yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL), Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 11 Ağustos 2006 tarihinde kabul ettiği 1701 sayılı Karar’la genişletilerek kurulmuştur. Lübnan makamlarının doğrudan talepleri ve bölgedeki güvenlik koşulları da dikkate alınarak, Hükûmetimizin önerisi üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5 Eylül 2006 tarihinde aldığı 880 sayılı Karar’la, Türkiye'nin hudut, şümul ve miktarı hükûmetçe belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının UNIFIL’e iştirak etmesine izin verilmiştir. Bu çerçevede, UNIFIL’in deniz ve kara güçlerine katkıda bulunduğumuz birlik ve gemilerimiz Ekim 2006’dan bu yana bölgede hizmet yapmaktadır.

UNIFIL’in görevi genel olarak “Lübnan-İsrail sınırında ateşkesin izlenmesi, bu bölgede insani yardımların sivillere ulaştırılması, Lübnan Hükûmetinin egemenliğinin Lübnan’ın her bölgesinde sağlanması, Lübnan’ın sınır güvenliği ve Hükûmetin rızası olmadan ülkeye silah girişinin engellenmesi” olarak belirlenmiştir. Birleşmiş Milletler üyesi ülkelerden de belirtilen görevlerin yerine getirilmesi maksadıyla destek talep edilmiştir.

Belirttiğim görevler dışında, UNIFIL’in bölgede silahlı unsurların silahtan arındırılması dâhil hiçbir görevde kullanılmayacağı Birleşmiş Milletler tarafından karara bağlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, UNIFIL Deniz Görev Kuvvetine 45’er günlük periyotlarla bir fırkateyn, bir korvet veya bir hücumbot ile katkı sağlamaktadır. Hâlihazırdaki katkımız hücumbottur. Sur şehrinin yakınındaki Eş Şatiye kasabasında yaklaşık 240 personel ile istihkâm-inşaat birliğimiz konuşlandırılmıştır. Ayrıca UNIFIL’in Nakura Lübnan’daki karargâhında subaylarımız da görev yapmaktadır.

Mersin Limanı, 1701 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı doğrultusunda UNIFIL’e katılan ülkelerin kullanımı için tayin edilmiş liman olarak açıklanmıştır.

Türk istihkâm-inşaat bölüğü, 20 Ekim 2006 tarihinden bu yana, UNIFIL tarafından icra edilen görevler kapsamında, ana ikmal yollarının yenilenmesi ve bakımı, helikopter pisti yapımı ve bakımı, altyapıların inşaatı, var olan bina ve yapıların bakımı, yeni yapı ve sığınakların inşası gibi iki yüz yirmiden fazla projeyi gerçekleştirmiştir. Bunlara ilave olarak Lübnan-İsrail sınır hattında sınır taşı inşası görevlerini de gerçekleştirmiştir.

Türk istihkâm-inşaat bölüğümüz, UNIFIL tarafından verilen görevlerine ilave olarak icra ettiği sivil-asker iş birliği ile de bölge halkının takdirini kazanmıştır.

Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh.” ilkesi ışığında barışı destekleme harekâtlarına destek vererek dünya ve bölge barışına katkı sağlamaya devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Lübnan her bakımdan zor bir coğrafyada bulunmaktadır. Böyle zor bir coğrafyada bulunan Lübnan’da huzur, sükûnet ve istikrarın korunması bölge barışı için zorunludur. Bu nedenle, UNIFIL’in bugüne kadar başarıyla ifa ettiği görevinin devamına ihtiyaç bulunmaktadır. UNIFIL’de Türkiye dâhil tüm ülkelerden toplam 13 bin civarında personel görev yapmakta olup, Türkiye'nin yanı sıra UNIFIL’e kuvvet sağlayan 40’a yakın ülke vardır. Bunlar arasından birkaçının ismini vermek isterim: Almanya, Avusturya, Belçika, Brezilya, Çin, Danimarka, Endonezya, Fransa, İtalya, Macaristan, Nijerya, Portekiz, Sırbistan, Yunanistan, İspanya ve birçok devlet.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti’nde oluşturulan bu cevher hepimizindir, onu korumak hepimizin ortak sorumluluğudur. Bunun için, bir olmamız, beraber olmamız, millî çıkarlar söz konusu olduğunda da farklılıkları bir kenara bırakmamız gerekmektedir.

Ülkemizin katkısı her dönemde barışa destek olarak belirlenmiştir. Bu, millî sorumluluğumuzun da gereğidir.

Lübnan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki Kıta Sahanlığı Sözleşmesi Lübnan Parlamentosu tarafından onaylanmamıştır. Dolayısıyla, yürürlüğe girmemiş bir sözleşme üzerine dayanılarak Türkiye’nin Akdeniz’de kıta sahanlığı hususunda menfaatlerinin korunmadığını söylemek doğruyu yansıtmamaktadır.

Yine, bir şekilde, Kıbrıs’ın güneyinde bulunan her türlü kaynak üzerinde Kuzey Kıbrıs insanının da hakkı olduğu Hristofyas dâhil tüm ülkeler tarafından dile getirilmiştir.

Bir başka husus: “Basiretli Suriye politikası uygulanmamıştır.” diyor. Beşar Esad’ın insan hakları ihlalini görmemek, duymamak, eğer basiretli politikadan bu anlaşılıyorsa biz Hükûmet olarak hiçbir zaman bunu yapmayacağız.

Yine, biz, dinsel, bölgesel, ırkçılığa dayalı her türlü ayrımcılığa karşı çıktık. Hiçbir zaman ırkçı olmadık, mezhepçi de olmadık. Irkçılığın da, mezhepçiliğin de cehaletin bir ürünü olduğunu düşündük. Mehmet Âkif’in deyimiyle: “Arabın Türke, Lazın Çerkeze yahut Kürde/Acemin Çinliye üstünlüğü mü varmış? Nerde!” Biz biliriz ki “fikrî kavmiyet” telin edilmektedir. “Değil mi cephemizin sinesinde iman bir/Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir.” Dolayısıyla biz bir milletiz. Ortak geçmişi olanların geleceği de ortaktır, ortak bir yaşam öngörenler bir millete aittir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1701 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı’nda UNIFIL’in görev süresi geçici olarak bir yıl olarak belirlenmiş, bu sürenin gerekli görülmesi hâlinde her yıl uzatılması öngörülmüştür. Bugüne kadar, Lübnan ve İsrail sınırında istikrar sağlanmasına yönelik katkıda bulunan UNIFIL’in görev süresi her yıl düzenli olarak uzatılmıştır. Görev süresinin 31 Ağustos 2012 tarihinden itibaren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından bir yıl süreyle daha uzatılması beklenmektedir. Bu hususlar ışığında Lübnan makamlarının doğrudan talepleri ve bölgedeki güvenlik koşulları da dikkate alınarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin UNIFIL’in görev süresinin uzatılması yönünde karar alması durumunda, hudut, şümul ve miktarı Hükûmetçe belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının 1701 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ile 5 Eylül 2006 tarih ve 880 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla tespit edilen ilkeler kapsamında 5 Eylül 2012 tarihinden itibaren bir yıl daha UNIFIL harekâtına iştirak etmesi, katılımının sağlanması ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından yapılması için Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca izin verilmesini yüce Meclisimizden saygıyla talep ediyoruz.

Sayın Başkan ve sayın milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Şimdiden tezkere hayırlı uğurlu olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, şahsı adına söz isteyen Mehmet Ali Ediboğlu, Hatay Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ EDİBOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orta Doğu’da yaşanan olaylar ve son uçak kriziyle ilgili sizleri bilgilendirmek, kamuoyunu bilgilendirmek üzere şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, gerek AKP sözcüsü gerek Sayın Bakan dış politikanın millî bir politika olması gerektiği üzerinde durdu. Cumhuriyet tarihi boyunca da öyle olmuştu zaten; ne zaman dış politikayla ilgili bir sorun olsa, bu Mecliste bütün muhalefet partileri bir araya gelir, görüşürler, ortak karar alırlar ve hep birlikte, tüm 73 milyonu da arkasına alarak, hep birlikte arkasında durarak uygulamaya koyarlardı, ta ki Orta Doğu krizine gelene kadar.

Şimdi, geldiğimiz bu noktada, son bir buçuk, iki yıl içerisinde Orta Doğu sorunlarında millî bir politika izlendiğini söylemek mümkün değil maalesef çünkü bu politika -gerek Orta Doğu coğrafyasındaki “Arap Baharı” adıyla anılan olaylarla ilgili gerek Suriye kriziyle ilgili yapılan bütün uygulamalar- Hükûmet tarafından sadece NATO’nun direktifleri ve ABD Dışişleri Bakanı Bayan Clinton’la birlikte alınmış kararlardan ibarettir; kamuoyunun görüşlerine, sivil toplumun görüşlerine, Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan diğer partilere hiçbir zaman danışılmadan bu kararlar alınmış ve geldiğimiz bu noktada da Türkiye itibarsızlaştırılmış, yalnızlaştırılmış ve bu nedenledir ki Sayın Başbakan muhalefeti hatırlamak zorunda kalmış ve muhalefet liderleriyle bu konuları görüşme ihtiyacını hissetmiştir.

Sayın Başbakanı bu duruma getiren çaresizliğe nasıl geldik, bunu şöyle bir hatırlamaya çalışalım. Dostlar, bu konuda medyanın da önemli kusuru var, medyanın da kötü bir sınav verdiğini anlatmak istiyorum sizlere.

Sayın milletvekilleri, hatırlayacak olursak, medya verilen görevini son bir buçuk yıl içerisinde belki çok iyi yapmıştır görev adına ama gazetecilik adına herhâlde tarihin son iki yılı kara bir leke olarak medya tarihinde yer alacaktır. İleride, gazeteciler bu iki yılı belki okumak istemeyeceklerdir, bunu ileriki tarihlerde göreceğiz çünkü yerel medyayla, ulusal medyayla uluslararası medyada “Orta Doğu Baharı”yla ilgili, Suriye kriziyle ilgili yazılanları yan yana koyduğunuz zaman, kesinlikle örtüşmediğine, Türk medyasında inanılmaz bir dezenformasyon, bir yönlendirme, toplumu başka yerlere kanalize etme gibi bir niyet olduğunu rahatlıkla görebiliyorsunuz. Bu konuda, dünyanın en ünlü medya yöneticileri, köşe yazarları da Türk medyasını zaman zaman Türkiye’ye kadar gelerek eleştirmişlerdi, köşelerinde de eleştirmişlerdi. “Görevinizi yapın, gazetecilik yapın.” diye uyarılara Türk medyası -korkudan mıdır başka nedenle midir bilemiyorum ama- kulaklarını tıkamış, sadece verilen görevleri, birilerinin hoşuna gidecek haberleri, toplumu ikna etmeye yönelik yalan yanlış haberleri yaymaya, yayımlamaya devam etmişlerdir. Örnek vermek gerekirse: Bir gözlemci heyeti gönderildi Suriye’ye Arap Ligi ülkeleri tarafından. 22 Arap Ligi ülkesinden 250 civarında gözlemcinin yaptığı çalışmalardan sonra yayımladığı rapor Türk medyasında yer almadı. Dünyanın bütün medyası bu raporda, Suriye’de şiddetin iki taraflı olduğunu, yani hem rejimin hem muhaliflerin sivil halkı katlettiğini yazarken Türk medyasında bu konuyla ilgili bir tek satırı, bir tek cümleyi göremedik. Demek ki Hükûmetimizin hoşuna gitmedi bu tür bir rapor. Dolayısıyla, yazılması istenmedi ve bu haberleri biz, Türk medyasında göremedik ama Türk halkı da medyaya olan güvenini yitirdiği için bunu yabancı medyadan okudu, merak edenler de bunu öğrendi. Daha sonra, Hula katliamı oldu. Hula katliamında Annan’ın ifadesi uluslararası medyaya düştü, dedi ki: “Bu olay bir provokasyondur ne rejimin işidir ne muhaliflerin işidir, üçüncü bir grubun varlığından söz ediyorum ilk defa.” ve Blackwater’a, yani Irak’ta katliamlarıyla meşhur kiralık katiller ordusu, Blakckwater’a işaret etti. Bu da Türk medyasında pek yer almadı. Kürecik’le ilgili çok ciddi iddialar vardı uluslararası medyada, bunları da biz, Türk medyasında görmedik.

Dolayısıyla, bazı eleştirileri getirdiğimiz zaman belki bizlere kızdınız, belki tepki gösterdiniz ama medya, sadece Türk medyasından ibaret değil. Dünya her yerden izliyor medyayı, Türk halkı da yabancı medyayı izliyor. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti, Dışişleri yetkilileri medyada yer alan her habere ciddiyetle yaklaşmalı ve ülkemizi rahatsız eden, millî bütünlüğümüze zarar veren, her türlü medyada çıkan habere yanıt verebilmeliydi diye düşünüyorum.

Şimdi, geldiğiniz noktada kendimizi bir değerlendirelim. Bundan bir yıl öncesine kadar, Arap Ligi toplantıları yapılıyordu. 22 tane Arap Ligi ülkesi sonuna kadar Türkiye’nin yanında yer aldığını açıklarken bugün Katar ve Suudi Arabistan dışında sesini çıkaran bir Arap Ligi üyesi kalmadı. Sürekli bize gaz veren NATO üyesi ülkeler, Avrupa ülkeleri ve ABD, sadece gaz vermeye devam ediyor “Biz bu işte yokuz, Türkiye bu işi halletsin.” diyor ve bütün uluslararası medyada Türkiye’nin taşeron olduğu iddiaları yer alıyor. Türkiye’nin taşeron olduğunu aylardan beri söyleyen uluslararası kuruluşlara hiç yanıt vermeyen Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri yetkilileri, biz CHP sözcüleri bunu söylediğimiz zaman büyük tepkiyle karşılaşıyoruz. Dilerdik ki ve arzu ederdik ki bu tepkisini ABD’deki köşe yazarlarına, İngiltere’deki analistlere, Orta Doğu uzmanlarına, Almanya’da, İsrail’de yazılan yazılara da benzer yanıtları verebilseydi, “Biz taşeron değiliz.” diyebilseydi. Sadece Cumhuriyet Halk Partisi sözcüleri “Siz taşeronsunuz, böyle söylüyorlar.“ dediğimiz zaman tepkiyi biz gördük.

Bir de son dönemlerde uçak kriziyle ilgili, uluslararası medyada çok ciddi iddialar yer aldı. Bu iddialara kulaklarını tıkayan Hükûmetten, biz “Bu iddialara yanıt verilmesi gerekir.” dediğimiz anda “Bunlar hayal mahsulü.” diye yanıt aldık. Ben, bu iddiaları gündeme taşıdım. Deniliyordu ki yabancı medyada, aynı anda dört beş ülkede yayınlanan makaleleri okuduğunuz zaman “Libya modeli bir operasyonla Suriye yönetimi düşürülecek.” denildiğinde, altındaki açıklamalarda, Libya’dan Malta’ya, Libya operasyonundan, hava saldırısından bir ay önce 2 tane uçağın kaçırıldığını, o 2 uçağın şifrelerinin çözülüp 2 tane NATO uçağına yüklendiğini, o 2 NATO uçağıyla önce Libya hava savunma sistemlerinin felç edildiğini ve daha sonra NATO uçaklarıyla bombardıman edilerek zayiatsız geri dönüldüğünü, aynı operasyonun Suriye için düşünüldüğünü, bir aydan beri, Batılı köşe yazarları yazıyorlardı. Bu uçağımızın düşmesinden on gün önce de bir MİG-21 uçağı Suriye’den Ürdün’e iltica etti. Ailesinin de Türkiye’ye getirildiği yine yabancı medyada yer aldı, buna Türkiye’den hiçbir yanıt verilmedi. Bakın, Türkiye suçlandı burada. Ailesinin Türkiye’ye getirildiğini ve bu uçağın Ürdün’e kaçırıldığını, daha sonra, bu uçağın Ürdün’den önce Tel Aviv’e sonra İncirlik’e götürülerek şifrelerinin çözüldüğünü ve bunun bir Türk uçağına, yani düşen uçağa yüklendiğini, bu uçağın Suriye hava savunma sisteminde dost uçak olarak algılanacağını, orada çok rahat istihbari faaliyetler yapacağını ve oradaki hava savunma sistemlerini test edeceğini yabancı yayınlar yazdı; biz de merak ettik, Hükûmet kanadından buna yanıt bekledik. Hızla bu bilgiler uluslararası medyada yayıldı. Hiçbir yanıt gelmeyince ben basına verdiğim mesajda “Buna niye Türkiye Hükûmeti cevap vermiyor? Ciddi iddialar var burada.” dedim, “Hayal mahsulü.” dediler. Arkadaşlar, Kürecik Füze Kalkanı kurulurken de biz birtakım iddiaları gündeme getirmiştik, hepsine “Hayal mahsulü.” denilmişti ama bunların hiçbirinin hayal mahsulü olmadığı, hepsinin gerçek olduğunu da zaman içinde, yaşayarak öğrendik.

Arkadaşlar, biz bu krizi fırsata dönüştürmeyi de bilen bir toplumuz. Bugün gerek 2 tane pilotumuzu gerek denize düşen uçağımızı arama çalışmaları yüzünden Suriye’yle bir iletişim içerisindeyiz. Bu iletişimi, bu trafiği dostluk için, dostluğa katkı sağlayacak hâle getirmek için uğraşmalıyız ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak “Savaşa hayır.” demek için ve Türkiye halkının yüzde 95 oranında savaşa karşı olduğunu bildiğimiz için, savaşa karşı olan tutumuzu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALİ EDİBOĞLU (Devamla) – Hep birlikte, Meclis olarak bu barış ortamına katkı sağlamak üzere iş birliği yapmamız gerektiği üzerinde duruyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahsı adına söz isteyen, Abdullah Levent Tüzel, İstanbul Milletvekili.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Lübnan’da “Barış Gücü” adı altında bulundurulan askerlere Türkiye’den kuvvet verilmesine dair tezkerenin uzatılması görüşmesindeyiz. Tabii ki ben, halkların kardeşliği ve barışı savunan bir milletvekili olarak böyle bir tezkereye onay verilmemesinden yana görüş bildireceğim.

Meclisin son haftasında yine bir kez daha savaş ve barış sorunlarını konuşmaktayız. Özellikle devlet adına Hükûmetin izlemiş olduğu uluslararası ilişkiler ve dış politika çizgisi, son zamanda Suriye ile girmiş olduğu ilişkiler kesinlikle onaylanamaz.

Biraz önce AKP Grubu adına değerli milletvekili ve Sayın Bakanı dinledik. İyimserliğe yer vermemek ve uluslararası toplumdan kararlılık beklemek, bunlar aslında yaklaşmakta olan tehlikenin sözleri.

Yine, Sayın Bakan “Irkçı, mezhepçi hiçbir zaman olmadık” diyor, tabii bunlar iyi sıfatlar değil, bunları savunmak mümkün değil ama keşke bunlara inanabilsek.

Bölgede ABD-İsrail planları uzunca bir zamandır işlemekte. Özellikle bu planın da Sünni-Şii mezhep çatışmasına dayalı bir hâkimiyet sağlamak olduğu ortada.

Ne yazık ki, Türk uçağının düşürülmesinden sonra, biliyorsunuz hayli yorumlar, yayınlar yapılmakta, Suriye sınırına askerî konvoylar taşınmakta ve fiilî olarak aslında bölgede, sınırda bir tampon bölge oluşmuş durumda. Özellikle savaş uçağının düşürülmesinden sonra uluslararası diplomasi, “Hukuk kuralları” adı altında aslında bir baskının, bir tecrit ortamının ve müdahale hazırlıklarının, âdeta bu müdahale için de bir psikolojik ortamın yaratılma çalışması olduğu görülüyor. Bunun en son örneğini de, salı günü Başbakanın grup konuşmasındaki tutumu ve koyduğu iradede gördük. “Özellikle dış politikada pasif ülkenin ekonomisi büyümez” sözlerinin arkasında, bu veciz sözlerin arkasında açık bir emperyalist saldırganlığın ışığı yakılmış ve gerekçesi gösterilmiştir. Bu sözleri duyduğunuzda, sanırsınız ki, ne kadar çok savaş, o kadar çok iş ve ekmek gelecek gibi. Aslında savaşın bir yaşam hakkı ihlali olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz.

Bu savaş uçağının radarlarının test ettiği Suriye hava sahasıdır aslında, ve bu testin sonucu da, yapılan bu tehlikeli girişimin sonucu da açık bir provokasyonla 2 pilotun ölümü olmuştur ve değerli milletvekilleri, büyük devlet hayalleri Akdeniz’de  suya düşmüştür ve suya düşenler de NATO’ya sarılmıştır. Aslında bütün bu sürece, tabloya bakıldığında bir planın yürütülmekte olduğunu görmekteyiz. Çünkü Türk savaş uçağı tesadüfen orada değildir, NATO görevi yerine getirmek üzere oradadır.

Tabii ki -Başbakanın çok yerinde söylediği gibi- kısa süreli sınır ihlalinin yanıtı bu olmamalıydı yani savaş uçağını düşürmek olmamalıydı ama Suriye yönetiminin, Suriye halkının gelmiş olduğu algılamayı da bizim görmemiz gerekiyor. Esad, sözü aldığında halkına dönüp “Biz savaştayız.” demektedir. Bir savaş hükûmeti olarak çalışmaktadır ve bu politikaya halktan almış olduğu destek, sonuç itibarıyla, Suriye’yi de bu provokasyona getirmiştir.

Değerli milletvekilleri “Provokasyon” dediğimiz şey küçümsenmemelidir. Yaşadığımız dünyada, tarihte, birinci ikinci paylaşım savaşları böylesi provokasyonlar üzerinden gelmiştir. Dolayısıyla bu gidişatı görmemiz ve özellikle yani… Başbakan diyor ki: Kendi ülkesini zan altında bırakmak gibi bir ithamda bulunuyor yani bu gidişata karşı eleştirel gözlerle bakanlar. Ama ne yazık ki durum budur. Türkiye Hükûmeti, devleti girmiş olduğu bu politikalarla Orta Doğu’da, özellikle Suriye’de izlediği bu dış politikayla ne yazık ki zan altında kalacak birtakım işler yapmaktadır. Sanki bunlar yetmezmiş gibi, bakın şu sözlere: “Selçuklu Sultanı Kudüs’ü, Şam’ı korumak için mücadele etti.” Yani Başbakan, bugün yapmakta olduğu, sürdürmekte olduğu bu politikaya buralardan destek bulmakta ve şimdi de çok açık bir şekilde “Suriye’yi temsil etmiyorlar.” diyerek “Zalim diktatörlerden kurtulmak.” sözleri ederek Esad’ı devirmeye soyunduğunu çok açık bir şekilde ilan etmiştir ve şimdi, bunlar yetmezmiş gibi bu ecdat siyaseti yani o Osmanlıyı batıran siyaset, bu emperyalist, yayılmacı politika şimdi “Şam’ın güvenliği Anadolu’dan başlar.” sözleri eden bir Başbakan karşımıza çıkartmaktadır. Bu sözler sadece söz olarak kalmıyor. Bugün tezkere süresinin uzatılması ve görüşülecek olan uluslararası anlaşmalar, ikili anlaşmalar, birçoğu Afrika ülkeleriyle birçok uluslararası anlaşmalarda bu fetihçiliği, aynı bu ruhu, bu dış siyaseti buralarda görüyoruz.

Bakın, değerli milletvekilleri, “Türkiye güvenliği, özellikle bu uçak düşürülmesinden sonra açık ve yakın tehdit altında.” diyerek yeni askerî angajmanlar saptanmış ve çok açık bir şekilde “Yaklaşmayın, vururuz.” denmektedir ve bu sözlerin arkasından gelecek olan da bellidir yani güvenlik riskleri karşılıksız kalmayacak demek ve sınıra bugün olduğu gibi ha bire askerî konvoylarla askerî güç yığmak, açıkça bir savaş hazırlığıdır.

Değerli milletvekilleri, Annan Planı’yla biliyorsunuz başlayan bir süreç var ve bu sürecin adı aslında Esad’ı devirme sürecidir, bu plan işlemektedir, cadı kazanına ha bire ateş harlanmaktadır. Emperyalist planların, hesapların kartları Suriye üzerinden görülmektedir. Biliyorsunuz, bu planların bir tarafında Amerika Birleşik Devletleri ve Batılı güçler, diğer tarafından da Rusya ve Çin’in oluşturduğu bir emperyalist ittifak yer almaktadır. Bunların bu bölgede emperyalist planları: Paylaşım, nüfuz, hâkimiyet, mezhep çatışmaları, bölme, yeni dizaynlar. Peki, Türkiye’ye ne oluyor? Türkiye'nin bu büyük devlet hayalleri, Türkiye’ye bu şekilde ne düşüyor?

Değerli milletvekilleri, son yaşadığımız bu gerginlik politikalarının sonuçları çok açık bir şekilde ortadadır. Pek övülen Başbakanın izlediği bu çizgi ve karizma çizilmiştir, çizilmektedir. Bölgede Sünni politikaların yani Sünnilere destek veren politikaların izlenmesinin kaçınılmaz sonu, o one minute’ten gelen süreç Başbakanın itibar yitimidir, Türkiye'nin itibar yitimidir.

Bakın, değerli milletvekilleri, farkında mısınız ama Türkiye emekçileri müdahaleye de savaşa da karşıdır. Bugün Evrensel gazetesinde bir haber var; Çukurova Üniversitesi Sosyoloji  Bölümü bir anket yapmış. Adana’da ve bölgede 564 kişi arasında yapılan ankette ABD planına ve savaşa karşıdır.  Bilmeniz gereken değerli AKP Grubu, AKP’ye destek vermiş bu halkın yüzde 30’u bu müdahaleye karşıdır. ABD ve Batılılar Birleşmiş Milletler onayı almadan saldırıya fırsat kollamaktadır, ortam hazırlamaktadır. Ha bire ülkemizi kapı komşusu yapmış Hillary Clinton’ın açıklamaları buna dairdir. Türkiye’nin “bölge liderliği” dediği şey, böylesi bir sefil plana taşeronluk yapmaktır; şimdi o taşeronluk tetikçiliğe dönüşmüştür ama diğer taraftan da provokasyona gelen Suriye böylelikle âdeta uluslararası bir tecride sokulmuştur ve kendisine dönük bir hazırlığa da zemin hazırlamıştır, özellikle savaş uçağını düşürerek.

Değerli milletvekilleri, bizim açımızdan ezilenler, emekçiler, enternasyonalist, dayanışma, dostluk, kardeşlik açısından bakanların meselesi Suriye’nin geleceğini kim belirleyecektir? Bizler diyoruz ki: Suriye’nin geleceğini halklar mı belirleyecek yoksa orayı paylaşmaya soyunmuş emperyalistler mi? Tabii ki bizim dileğimiz demokratik bir yönetimle Suriye’de bir müdahale olmaksızın halkın kendi geleceğini belirlemesidir. Türkiye emekçilerinin, halkların demokratik kongresi olarak bizlerin dileği, çabası bu yöndedir.

Türkiye, bu vesileyle söyleyeceğimiz şey: Her ne ad altında olursa olsun yabancı topraklarda, sınır dışında asker bulundurmamalıdır. Hep söylediğimiz gibi “Ülkede barış, bölgede barış, dünyada barış” yurttaşlarımızın ve halkların dileği budur.

Teşekkür ediyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, Başbakanlık Tezkeresi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi Tezkereyi tekrar okutup oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 11/8/2006 tarihinde kabul ettiği 1701 (2006) sayılı Karar ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5/9/2006 tarihli ve 880 sayılı Kararı ile bir yıl için verdiği izin çerçevesinde, Türkiye, Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL)'ne Silahlı Kuvvetleri unsurlarıyla katkı sağlamıştır. Söz konusu iznin süresi son olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5/7/2011 tarihli ve 996 sayılı Kararıyla 5/9/2011 tarihinden itibaren bir yıl uzatılmıştır.

Türkiye UNIFIL kara harekâtına ve Deniz Görev Gücüne yaptığı katkılarla barışı koruma harekâtının etkin biçimde icrasında önemli bir işlev üstlenmiş, böylece gerek Birleşmiş Milletler sistemi içinde, gerek bölgesel ve küresel ölçekte görünürlüğünün artmasını ve sahip olduğu saygın konumun pekişmesini sağlamıştır. Türkiye'nin UNIFIL'e katılımı, bölgede barış ve istikrarın korunmasına yönelik politikasının sürdürülmesine önemli katkıda bulunmuştur.

UNIFIL'in görev süresi 31/8/2012 tarihinde sona erecek olup, görev süresinin 31/8/2012 tarihinden sonraki dönem için yenilenmesi yönünde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından Ağustos ayı içinde bir kararın kabul edilmesi beklenmektedir.

Lübnan'daki siyasî ortam ile güvenlik ortamının ülkedeki askerî unsurlarımızın görevlerini sürdürmeleri bakımından uygun olduğu düşünülmektedir.

Bu hususlar ışığında ve Lübnan'la ikili ilişkilerimiz ve bölgedeki güvenlik koşulları da dikkate alınarak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin UNIFIL'in görev süresinin uzatılması yönünde karar alması durumunda; hudut, şümul ve miktarı Hükümetçe belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, 1701 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve 880 sayılı TBMM Kararıyla tespit edilen ilkeler kapsamında 5/9/2012 tarihinden itibaren bir yıl daha UNIFIL harekâtına iştirak etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükümet tarafından yapılması için Anayasa'nın 92 nci maddesi uyarınca izin verilmesini arz ederim.

                                                                                        Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                                  Başbakan

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Arayacağım.

Oylarınıza sunacağım ancak karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır ve kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.19


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 127’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

 GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3'üncü sırada yer alan, Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. 

3.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin; Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Balıkesir Milletvekili Namık Havutça'nın; Atanamayan Öğretmenlerin Boş Bulunan Kadrolara Atanması ve Devlet Memurları Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunlarının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile 2 Milletvekilinin; Öğretmen İhtiyacının ve Eğitim Programlarının Planlanması ve Uygulanması Hakkında Kanun Teklifi, Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya'nın; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/679, 2/47, 2/73, 2/219, 2/566) (S. Sayısı: 302)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelemiştir.

BAŞKAN – 4’üncü sırada yer alan, Türk Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu raporlarının görüşmelerine başlıyoruz.

4.- Türk Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporları (1/644) (S. Sayısı: 311)(x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 311 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle tasarı tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde gruplar adına söz isteyen, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Nazmi Gür, Van Milletvekili.

Buyurun Sayın Gür. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA NAZMİ GÜR (Van) – Teşekkürler Sayın Başkan.

İlgili tasarı üzerinde grubum adına söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlar, Türk Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu üzerine görüşlerimizi kısaca belirteceğiz.

Mal ve hizmetlerin Avrupa Birliği standartlarına ulaştırılması ve bu konuda çalışma yürüten kuruluşlarımızın uluslararası sözleşmeler ve uluslararası benzeri kurumlarla ikili anlaşmalar yapmasına olanak tanıyan bu tasarıyı grubumuz da desteklemektedir. Hiç kuşkusuz bu tasarıyla birlikte uluslararası alanda ticaret yapan bütün şirketlerin, mal ve hizmet sektöründe faaliyet yürüten bütün şirketlerin, uluslararası standartlarda kalitelerini artırmaları ve bu konuda çabalarını yükseltmelerini sağlayacak bu girişimi biz de destekliyoruz, grubumuz adına böylece resmî olarak da dile getirmiş olduk.

Uluslararası alanda faaliyet yürütecek kuruluşların hem kendi standartlarını oluşturmaları hem de uluslararası standartların uygulanmasıyla, şirketlerin, bu alanda çalışan kurumların da standartlarını yükseltmesi anlamına gelecek, bu yönüyle de bakıldığında son derece olumlu ve faydalı bir gelişme sağlayacak.

                                      

(x) 311 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Biz, grup olarak bu yasanın hayırlı ve uğurlu olmasını diliyoruz.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gür.

Gruplar adına ikinci konuşmacı, Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına.

Buyurun Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 311 sıra sayılı Türk Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve bizleri izleyen aziz milletimizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısı aslında içerik olarak teknik bir tasarı ve bir zorunluluktan dolayı bugün yüce Meclisimizin son günlerine rastlayan çalışma programına girmiş bir kanun tasarısıdır.

Bu tasarıyla 27/10/1999 tarih ve 4457 sayılı TÜRKAK Kanunu’nda 25 maddelik içerik 17 maddeye düşürülmüş, dolayısıyla kanun güncellenmiştir. Kanunun güncellenme gerekçesi üye olduğu uluslararası kuruluşların raporlarında belirtilen ve Avrupa Akreditasyon Birliğinin işaret ettiği bazı teknik konuların değiştirilme zorunluluğundan ortaya çıkmış ve bu uyarılar ve yazılan raporlarda yer alan bilgiler doğrultusunda söz konusu bu tasarı Komisyonumuzdan geçmiş ve bugün Genel Kurulumuzun onayına sunulmuştur.

Burada, komisyon görüşmeleri öncesinde, Genel Kurulda zaman zaman gördüğümüz ve son birkaç gündür sıkça yaşadığımız, birden Komisyonun gündemine getirilip İç Tüzük’teki hükümler göz ardı edilerek, alelacele tasarının görüşülmesi konusunda maalesef hiçbirimizin onaylamadığı ama yaşanmak zorunda kalan bazı olumsuz gelişmeler de olmuştur. Örneğin, 25 Haziran 2012 tarihinde saat 18.00’de bize söz konusu Komisyonumuzun çağrı yazısı ulaşmış yani Sanayi, Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar ve Bilgi ve Teknoloji Komisyonunun çağrı yazısı üzerine, İç Tüzük hükümlerine göre en az kırk sekiz saat geçtikten sonra Komisyonumuzun toplanıp bu tasarıyı görüşmesi gerekirken, kırk sekiz saat geçmeden görüşmeler başlatılmış, bu dayatmacı anlayışa muhalefet partilerinden gerek Cumhuriyet Halk Partisi gerekse Milliyetçi Hareket Partisi komisyon üyeleri tepki göstererek ilk toplantıyı terk etmek zorunda kalmışlardır. Onun üzerine yapılan bazı girişimler ve karşılıklı uzlaşma arayışları sonuç vermiş ve Komisyonumuz ertesi günü, yani 28 Haziran 2012 tarihinde iyi bir çalışma örneği göstererek bu tasarıyı sonuçlandırabilmiştir.

Buradan şunu söylemek istiyorum: Yani iktidar partisi gerek Genel Kurulda gerekse komisyonlardaki sayısal çoğunluğuna güvenerek “Biz, istediğimiz kanunu istediğimiz zaman, istediğimiz şekilde geçiririz.” şeklindeki bir anlayışı sürdürmeye devam ederse birçok olumsuzluğu hep beraber yaşarız diye düşünüyorum.

Bu Komisyonda yıllarca birlikte çalıştığımız birçok arkadaşımızla hiç birbirimiz hakkında duymak istemediğimiz ya da söylemek istemediğimiz bazı sözleri sarf etmek zorunda kalmışızdır; bundan dolayı da keşke bu yaşananlar olmasaydı demek istiyorum.

Dün yapılan Komisyon görüşmeleri sırasında, tüm partilerimizin birlikte çabasıyla arzu edilen değişiklikler gerçekleştirilmiş ve Hükûmet adına Komisyonda bulunan değerli bürokratların da katkısıyla bugün bu tasarı huzurunuza gelmiştir.

Ben bu vesileyle, özellikle 2006 yılından beri üyesi bulunduğumuz Avrupa Akreditasyon Birliğinin uyarılarını zamanında dikkate almaması nedeniyle geçmiş dönemlerde çalışan arkadaşlarımızın bu görev ihmalini bir daha yapmamalarını temenni ediyor ancak Avrupa Birliği Bakanlığına nisan ayında bağlanması gerçekleştirilen bu kurumun Bakanlığa geçer geçmez gerekli düzeltmeleri ve düzenlemeleri yapmak üzere olağanüstü bir çabayla bu kısa sürede bu çalışmaları gerçekleştirip Komisyonumuza ulaşmasını sağlayan AB Bakanlığı değerli bürokratlarına da huzurunuzda teşekkür etmek istiyorum. Ancak keşke bugüne kadar bu bekletilmeseydi de tasarı zamanında Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelip, komisyonlarda enine boyuna tartışıldıktan sonra zamanında çıkmış olsaydı. Her şeye rağmen, tasarının bugün yasalaşacağı ümidiyle hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Tasarıda bazı önemli değişiklikler gerçekleştirilmiştir.  Hükûmet tasarısında yer alan bazı düzenlemeler, Komisyon üyelerimizin oy birliğiyle ve ortak önergeleriyle Komisyonumuzdan geçmiş, özellikle önceki Kanun’da var olan genel kurul “danışma kurulu” şekline dönüştürülerek danışma kurulunun da üyelerinin, hem sayısı artırılmış hem de gerek kamu gerekse özel sektör temsilcilerinin eşit ağırlıkta bulunacağı şekilde bir düzenlemeye gidilmiştir. Yine aynı şekilde, yönetim kurulu üyelerinin çalışma biçimleri, görevleri ve teşkilatlanma şekli Komisyonda detayıyla tartışılmış, söz konusu kurumun hizmet birimleri ve görev alacak elemanların görevleri ve atanma şekilleri detaylı bir şekilde Komisyonda görüşüldükten sonra -tasarı metninde de görüleceği gibi- var olan hükümler ortaya konmuştur.

Ancak bir konuda bir çekince ortaya çıkmıştır. Özellikle Komisyonun, kurumun gelirleri konusundaki görüşmeleri sırasında, gelirlerin çok önemli bir bölümünü oluşturan yüzde 1’lik kesinti bölümü “en fazla yüzde 1” olmak üzere, kurum tarafından ayarlanabilecek şekle dönüştürülmüştür çünkü laboratuvarlardan alınan bu pay, yüzde 1 brüt gelir yüzdesi olarak yer almıştır. Ancak, daha sonradan, brüt gelirin uygulamada farklı şekilde yorumlandığı ve farklı yerlerde, farklı şekilde ödemelerin söz konusu olduğu şikâyeti iletildi. Onunla ilgili yine Komisyon üyesi arkadaşlarımızın birlikte görüşerek hazırlayacakları belki bir önergeyle düzeltme talebi gündeme gelebilir. O konuda biz de katkıyı sürdürmeyi arzu ediyoruz.

Onun dışında, diğer konularda çok fazla denecek bir şey yok. Yüce Meclisin daha fazla zamanını almadan sözlerimin bundan sonraki kalan kısmını başka bir konuşmada kullanmak üzere tekrar, kanunun hayırlı olmasını temenni ediyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. On bir dakika yirmi iki saniye alacağımı daha sonra kullanmak üzere hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

Gruplar adına başka söz talebi yok.

Şahsı adına Sayın Emin Haluk Ayhan, Denizli Milletvekili.

Sayın Ayhan, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 311 sıra sayılı Tasarı üzerinde şahsım adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Tasarının genel gerekçesinde, TÜRKAK’ın kanunu ile ülkemizdeki uygunluk değerlendirme kuruluşlarına akreditasyon hizmeti verildiği ifade edilmektedir. TÜRKAK’ın 2006 yılında Avrupa Birliği tarafından kurulan Avrupa Akreditasyon Birliği ve 2007 yılında da Uluslararası Akreditasyon Forumu ile karşılıklı anlaşma imzalandığı hususları yer almaktadır. Ayrıca, TÜRKAK’ın Uluslararası Akreditasyon Birliğinin tam üyesi olduğu da belirtilmektedir. Karşılıklı anlaşmaların sürdürülmesi için TÜRKAK’ın ISO 17011 standardı ve 765/2008 sayılı Avrupa Birliği Tüzüğü’ne uygun hâle getirilmesi gerekiyor. 2011’de ilerleme raporunda TÜRKAK Kanunu’nda gerekli değişiklikler yapılmadığı için TÜRKAK’ta idari ve mali özerklik konusunda sorun olduğu hususu yer alıyor. TÜRKAK Kanunu’nun ISO 17011 standardı 765/2008 sayılı AB Tüzüğü’nü karşılamıyor.

Peki, on yıldır bir iktidar var. Bu olaylar bize AKP’nin zorunluluk olmasa hiç bu konuda uğraşmayacağını göstermektedir. Gerçekten incelediğimiz zaman, özellikle AKP’nin zorunlu olmadıkça ya farkına varmadan ya kasten bu işlerle ilgilenmediği ortaya çıkmaktadır. Geçen yıl bir yetki yasası alındı; imzası sahteydi, değildi; imzanın üstü dolduruldu, doldurulmadı; bir yetki kanunu aldınız. Bununla ilgili birçok değişiklik yaptınız kamuda. Peki, bu kanunu niye düzenlemediniz o zaman? Mecliste hiç bu kadar sıkıntı, bu kadar aceleye gelecek bir iş olmayacaktı. Bu, AKP’nin beceriksizliği, eğer beceriksizlik değilse işin ne olduğunun farkına varmamasından kaynaklanan bir olay.

Şimdi, madde gerekçelerine bakıyorsunuz, madde gerekçesi yazılmasa da olur. Ne diyor? “Maddeyle kurumun görev ve yetkileri yeniden düzenleniyor.” Yeniden düzenleniyor da bu maddeyi niçin yeniden düzenliyorsun, neye ihtiyacın var, ne oldu da bu ihtiyaç hasıl oldu bunu bir tarafına yazarsınız. Bu alelacele gelmiş. “Şunu Meclis kapanmadan bir şekilde çözelim de nasıl çözersek çözelim; el âleme de, Avrupa Birliğine de rezil olmayalım.” Buradaki hadise bu, başka hiçbir şey değil. Hakikaten gerekçelerini incelediğiniz zaman, birer cümle, gerekçe ifade etmiyor. O zaman siz bunu niye getiriyorsunuz? Düzenleseydiniz kanun hükmünde kararnameyle, geniş bir zamanda da buraya tasarı hâlinde getirirdiniz, yayıla yayıla getirirdiniz yani. Şimdi, bir işin ciddiyeti olmalı. Gecenin bir saatinde görüşüyorsunuz, neyi görüştüğünüzün farkında değilsiniz.

Komisyonda Hükûmet adına bilgi vermek amacıyla gelen bürokratlar, Hükûmetten bağımsızmış gibi iktidar mensuplarınca hırpalanıyor. Böyle bir şey olabilir mi? O bürokrat Sayın Bakanı temsil ediyor, Hükûmeti temsil ediyor. Komisyonun üyeleri “Bu tasarı niye geç kaldı?” diye oradaki bürokratları hırpalıyor. Böyle bir şey olmaz. Söz aldım, söyledim. Dedim ki: “Bu bürokrat arkadaşlar devleti temsil ediyorlar, Hükûmeti temsil ediyorlar, siz bunlara nasıl böyle bir şey söyleyebilirsiniz. Gidin Bakanınızla görüşün, gidin Sayın Başbakanla görüşün. Böyle bir şey olabilir mi?” Daha Komisyon üyeleri işin nereye vardığının farkında değiller. Bürokratlar, kuşkusuz Allah’ın garibi değil ama oraya, ekmeklerini kazanıp millete hizmet etmeye çalışıyorlar.

Bunun dışında, bir diğer husus, maksatlı olarak bazı iş adamları derneklerinin buraya dercedilmeye çalışılması, eskiden Genel Kurula, Danışma Kuruluna, şimdi bir hizmet derneği TUSKON’a. Ama içinizde bazıları var canı yanıyor, “TUSKON’un buraya dercedilmesi olmaz. Ben de filanca derneğin, mesela MÜSİAD’ın üyesiyim, o burada niye yok?” diye üzülüyor, bunu ben biliyorum. Kendi aranızda görüştüğünüz zaman söylüyorsunuz, bizimle konuşurken söylüyorsunuz ama biz dediğimiz zaman aranızda problem var, derneklerinize kadar yansımış vaziyette, bu gayet açık, net, buradaki çarpışmada gözüküyor. Belki bir grubu -basında zaman zaman yer alıyor- oradan temizlemek için Sayın Bakanı görevlendirecekler o iş için. 

Bunun dışında, Hükûmeti temsilen gelen kamu görevlisi arkadaşımız bize orada anlatırken akreditasyon kararlarının nasıl alındığının açıkça belirtilmesi, kamu ve kamu dışındaki özel sektörün dengeli bir şekilde temsili, uygunluk değerlendirmesinde bulunan kuruluşlar ile TÜRKAK’ın akredite ettiği kurumlardan bağımsız olması... Verdiği madde sayısı da altı. Altı maddede değişiklik yaptığımız zaman meseleyi çözmüş oluyoruz. Siz bütün kanunu yeniliyorsunuz, yenileme ihtiyacının nereden olduğunu görüyorsunuz? Madde gerekçelerinden falan böyle bir ihtiyacın olduğu ortaya çıkmıyor. Şimdi, o zaman yaptığınız işin aslı astarı yok. Sadece Avrupa Birliğinden gelen zorunluluğu ne yapmak için? Ortadan kaldırmak, onun gereğini yerine getirmek için bu işi yapıyorsunuz. Yoksa ne TÜRKAK’dan anladığınız var ne TÜRKAK’ın yapısından anladığınız var. Gelen bakan “Ben oraya filanca kurumdan eski üyeyi değil de kendi üyemi artırabilir miyim, koyabilir miyim…” Neyinde? Derdinde.

Şimdi, nereden bakarsanız bakın, AKP’nin trafosu -dün burada söyledim- merkezden bozuk. Ayar merkezden kaçtığı zaman, damarlarınıza kadar, kuruluşlara, bütün her yere yayılıyor. Şimdi, ayar bozuk tabii, tutmuyor. Trafodan elektrik eşit dağılmıyor, farklı amperlerde gidiyor, kesiliyor zaman zaman. O zaman da ne oluyor? Sıkıntı oluyor. Burada otururken Ahmet’e, Mehmet’e laf atmadan öte, işi bile gerçekleştiremiyorsunuz. Bunu şunun için söylüyorum…

Nihat Bey, istersen gel sen de konuş akreditasyon konusunda “Fazla para alıyor.” diye.

Şimdi, bakın, bu sadece akreditasyon hususunda değil, bu başka hususlarda da var. Şimdi, yetki yasası gerçekten savcılığa ihbar edilse, savcılık, o günkü komisyon başkanı veya yetkililer kimse -Recai Bey burada mı?- soruşturma açar. Neden? Ya gerçekten bize bir kişi şunu izah etmiyor: Bir kâğıt var, yurt dışında, komisyondaki arkadaş başka, onun ya üzeri doldurulmuş ya altındaki imza sahte, ikisinden biri. İki hadise de yanlış. Sayın Bakanım, siz Bakansınız, böyle bir şey yapar mısınız? Bakanlık yaptı Sayın Başkanım, devlette memuriyet yaptı, yapar mı? Maalesef oluyor.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – İmza ıslak imzaydı ama, biliyorsunuz siz.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Ne zaman atıldı, bir de onu söyle.

Şimdi, burada önemli olan şey, devletin işinin, bir, düzgün olması; iki, hukuka uygun olması. Zaten düzgün olmadığı meydanda; bugünü kurtarmak için yapıyorsunuz.

Hukuka uygun mu? Hakikaten, yarın bir gün “Bu TÜRKAK neymiş?” denildiği zaman, adamlar eline alacaklar -bir tane araştıran veya bakan arkadaş, lazım olursa, kim- bakacaklar, “Ya, burada, gerekçede bir şey yok, bunun bir anlamı da yok.” diyecekler.

Şimdi, bu gerçekten sıkıntı verici bir durumdur. Buna rağmen arkadaşların Komisyon çalışmaları için, iş birliğinde gösterdikleri gayret için teşekkür ediyorum ve bu kanunun hayırlı uğurlu olmasını diliyorum, teşekkür ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ayhan.

Gruplar adına ve şahıslar adına başka söz isteği? Yok.

Soru-cevap için sisteme girmiş arkadaşlarımız yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Bölümlere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz. Birinci bölüm 1 ila 8’inci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen? Yok.

Birinci bölüm üzerinde soru-cevap için bir istek yok.

Dolayısıyla, maddelere geçiyoruz.

1’inci madde üzerinde önerge de yok.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde önerge yok.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde herhangi bir önerge yok.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde bir redaksiyon isteği var.

Buyurun Sayın Komisyon Temsilcisi.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – 6’ncı maddenin dokuzuncu fıkrasının sonundaki “Denetim Kurulu”nun “Danışma Kurulu” olarak değiştirilmesi, redaksiyon yetkisiyle beraber oylanmasını rica ediyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

6’ncı maddeyi redaksiyon yetkisiyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde bir redaksiyon isteği var.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – 7’nci maddenin birinci fıkrasında geçen “üçüncü ve altıncı fıkralarında” ibaresinin “üçüncü ve yedinci fıkralarında” şeklinde redaksiyon yetkisiyle oylanmasını arz ediyoruz.

BAŞKAN – 7’nci maddeyi belirtilen redaksiyon yetkisiyle oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birinci bölüm üzerindeki maddeler kabul edilmiştir.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 9 ile 17’nci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde söz isteyen yok.

Maddelerin oylamasına geçiyoruz.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü üzerindeki oylamanın yapılabilmesi için dört dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türk Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu arz ediyorum:

"Kullanılan oy sayısı :     222

  Kabul                       :     222(x)

                Kâtip Üye                                Kâtip Üye

           Mine Lök Beyaz                       Özlem Yemişçi

               Diyarbakır                                Tekirdağ”

Bu şekilde tasarı kanunlaşmıştır. Hayırlı uğurlu olsun.

Sayın milletvekilleri, 5’inci sırada yer alan, Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelere Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

5.- Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelere Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/648) (S. Sayısı: 312) (xx)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 312 sıra sayıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen Aşkın Türeli, Cumhuriyet Halk Partisi İzmir Milletvekili.

Buyurun Sayın Türeli. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 312 sıra sayılı Kanun Tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi adına görüşleri belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii, dün itibarıyla Plan Bütçe Komisyonunda görüştük, bugün de hızlı biçimde Genel Kurul gündemine gelmiş bir kanun tasarısıdır bu. Özünde 2012 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nda bulunan birtakım maddelerin -ki bunların bir kısmı, hemen hemen her yıl tekrarlanan, yinelenen maddelerden oluşmaktadır- ilgili kanunlarına taşınmasına ilişkin bir tasarıdır. Bu, aslında özü itibarıyla baktığımızda uygundur çünkü her sene bunları bütçe tasarısına koymanın bir anlamı yok ve zaman içinde de zaten böylelikle bütçe kanun tasarısının da hacmi artmaktadır.

Şimdi, tabii, burada bir soru işareti var, ona dikkat etmek gerekiyor; o da şu: Bazı konuların, bazı hususların ilgili yılın bütçe kanun tasarısına konulması o dönemde ortaya çıkmış bir ihtiyaçla ilgili olabilir yani her yıl geçerli olan, her yıl tekrarlanan bir ihtiyaca karşılık olarak gelmemektedir. Bu anlamda da bu tip yasa hükümlerinin, bu tip maddelerin ilgili yasalarına taşınmasında ciddi biçimde sıkıntı olmaktadır. Buna, tabii, çok dikkat edilmesi gerekiyor. O açıdan da, elbette bütçe kanun tasarısının biraz daha sadeleştirilmesine ve madde sayısının azaltılmasına ihtiyaç olabilir ama bu konuda da dikkat edilmeli. Ve gerçekten uzun dönemli, sürekli ihtiyaçlara karşılık gelen birtakım madde hükümlerinin ilgili kanunlara taşınması anlamlıdır; yoksa bugün kanunu yaparsınız, kanun maddesine taşırsınız, bir sene, iki sene sonra bunları değiştirmek zorunda kalırsınız. Bu da bir anlam ifade etmemektedir.

İzin verirseniz, bütçe hakkı üzerine ve Türkiye ekonomisinin bütçedeki performansı üzerine de birkaç söz etmek istiyorum. Değerli arkadaşlar, parlamentoların en temel varlık nedenleri arasındadır

                                  

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 312 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

bütçe hazırlamak; yani belli birtakım kamu kaynaklarına el koymak ve onları belli harcama önceliklerine dağıtmak bütçenin varlık nedenidir; yani aslında, başka bir anlamla söylersek, bütçe bir yeniden dağıtım mekanizmasıdır. Bu açıdan da hangi tür kamu kaynaklarına el konuluyor? Yani özellikle vergilendirme, tabii diğer başka kamu gelirleri de var. Bu büyük önem arz etmektedir. Diğer taraftan da bunlar hangi tür harcamalara yöneltilmektedir, hangi grupların çıkarlarına yapılan düzenlemelerle onları bir dağıtım mekanizması harekete geçirmiştir? Bu da en az onun kadar önemlidir. Öncelikle buna dikkat çekmek istiyorum.

İkinci bir husus şu: Değerli arkadaşlar, AKP hükûmetlerinin sıklıkla alışkanlık hâline getirdiği bir uygulama vardır, o da kendi çıkardıkları kanun hükümlerine hiçbir şekilde uymamalarıdır. Bakın, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu AKP Hükûmeti döneminde çıkartılmıştır, 2003 tarihlidir. Orada Türkiye ekonomisinin bütçe hazırlama sürecini başlatan iki tane temel doküman vardır değerli arkadaşlar. Bunların bir tanesi Orta Vadeli Program’dır, diğeri de Orta Vadeli Mali Plan’dır. Orta Vadeli Program’ı Devlet Planlama Teşkilatı, şimdiki adıyla Kalkınma Bakanlığı hazırlar, mayıs ayı sonuna kadar hazırlar. Bu Orta Vadeli Program temel dokümandır. Bir ekonominin önümüzdeki döneme ilişkin temel makroekonomik büyüklükleri burada kapsanır. Arkasından da haziran ayının 15’ine kadar Maliye Bakanlığı tarafından Orta Vadeli Mali Plan’ın hazırlanması gerekir. Ondan sonra da bütçe süreci başlar, kamu kurumlarına bütçe çağrısı ve yatırım genelgesi çıkar, yani yatırım programını hazırlama esasları genelgesi çıkar. Ona göre ilgili kurumlar kamu kurumlarının bütçelerini hazırlarlar. Cari harcamalarını Maliye Bakanlığına, yatırım harcamalarını ise Kalkınma Bakanlığına gönderirler. Sonra karşılıklı görüşmeler olur. Bu böyle bir olgunlaşma sürecidir ve bunun sonucunda, 17 ekimde de bütçe kanununun hazırlanmasına kadar giden bir süreç olur ve sonra Mecliste görüşme süreci başlar.

Şimdi, biz bakıyoruz, son üç dört yıldan beri AKP hükûmetleri ısrarla bu dokümanların hazırlanmasını geciktirmektedir, hem hazırlanmasında ve tabii doğal olarak yayınlanmasında da ciddi bir gecikme var. Bunun niye olduğunu anlayabilmiş değiliz arkadaşlar. Bazı senelerde öngörülemeyen krizler olabilir, iç ya da dış kaynaklı ekonomik, siyasi krizler. Bunun sonuçlarında bu dokümanların hazırlanmasında bir gecikme olabilir ama bu, bakıyorsunuz, son üç dört yıldan beri alışkanlık hâline getirilmiş bir olay ve en son 2012 yılı bütçesi hazırlanırken bu konuda rekor kırılmıştır değerli arkadaşlar. Mayıs ayının sonuna kadar hazırlanması gereken Orta Vadeli Program ve Haziran ayının 15’ine kadar hazırlanması gereken Orta Vadeli Mali Plan 13 Ekim 2011 tarihinde hazırlanmıştır ve 17 Ekim 2011 tarihinde de bütçe kanunu Meclise sunulmuştur. Buna göre, bütün bütçenin hazırlanması dört günlük bir sürede olmuştur değerli arkadaşlar. Nasıl oldu bu? Temel büyüklükler ortada yok, hangi harcamalar yapılacak, öncelikler belli değil, o zaman nasıl hazırlandı bu? El yordamıyla hazırlandı. Bu kadar gayriciddilik olmaz değerli arkadaşlar, devlet yönetmek ciddi bir iştir. Bütçe hakkı bir parlamentonun en önemli varlık nedenleri arasındadır. Bu konuya özellikle dikkat edilmesi gerekir. Bunun dışında da, hazırlanan kanunların nasıl hazırlandıkları da yalnızca hazırlanma süreçleriyle değil, sonra onların nitelikleriyle de ciddi biçimde ilişki içindedir.

Bu yetmemiştir, değerli arkadaşlar, sizin de bildiğiniz gibi, seçim sürecinde, Mayıs ayında bir yetki kanunu çıkarılmıştır. O yetki kanununa dayalı olarak otuz beş tane kanun hükmünde kararname çıkarmıştır AKP Hükûmeti ve dün itibarıyla görüştüğümüz, şimdi geri çekilmiş olan torba yasada bu kanun hükmünde kararnamelerin bir kısmında değişiklik talepleri gündeme gelmiştir. Haziran ayında başlamıştır bunlar çıkarılmaya -sonrasında, biliyorsunuz, Meclis açıldı, kapandı, yemin süreci oldu, ondan sonra Ekimden itibaren tekrar açıldı- o altı aylık sürenin bitmesine yani 3 Kasım tarihinde kadar devam etmiştir. Meclis açıkken fiilen Meclisin yetkisi gasp edilmiştir değerli arkadaşlar. Yani bunlara nasıl duyarsız kalabiliyoruz, ben anlayabilmiş değilim bunu ve bu otuz beş tane kanun hükmünde kararname, herhangi birtakım hususların yani ortada, her zaman günlük hayatın içinde önemi olmayan hususların düzenlenmesi değildir, bütün Türkiye kamu bürokratik sistemi yeniden yapılandırılmıştır değerli arkadaşlar. Böyle bir şeyi kabul etmek mümkün değil. Bu da AKP Hükûmetinin kanun çıkarmada, kanun hazırlama usul ve esaslarına uymada ve tekniklerinde ne kadar gayriciddi olduğunu ortaya koymaktadır.

Diğer taraftan, bütçe performansı açısından da baktığımızda Türkiye ekonomisi kötüye gitmektedir değerli arkadaşlar. 2001 krizi sonrası alınan önlemler AKP döneminde hiçbir değişiklik yapılmadan günümüze kadar uygulamaya devam edilmiştir. O dönemin bir krizinin, krizin ihtiyaçlarına göre çıkarılan bir istikrar programının Türkiye ekonomisi krizde değilken de aynı şartlar altında ve aynı biçimde uygulanmasına devam edilmesini anlamak mümkün değildir.

Neye dayanmaktadır değerli arkadaşlar? Öncelikle faiz dışı fazlada yoğunlaşan bir sıkı maliye politikası uygulamaya konulmuştur. Aynı şekilde de, enflasyonu düşürmeye odaklı bir para politikası uygulanması içinde olunmuştur. Bunun sonucu, Türkiye ekonomisinin mevcut yapısal sorunlarının daha da derinleşmesi olmuştur.

1990’lı yıllarda, ki içinde 1994 ve 1999’daki iki tane daralmayı içermektedir… İsterseniz o dönem ile 2003-2011 dönemini kıyaslayalım: Yurt içi tasarrufların millî gelir içindeki payı hızlı bir biçimde düşmüştür. Aynı şekilde, ekonominin yaptığı toplam yatırımların millî gelir içindeki payı da düşmüştür.

Bakın değerli arkadaşlar, 1990’lı yıllarda toplam yatırımların millî gelir içindeki payı yüzde 23’tür ama toplam yurt içi tasarrufların -yani kamu ve özeli birlikte düşündüğümüzde- millî gelir içindeki payı da yüzde 23’tür. Yani hemen hemen Türkiye ekonomisi hiç dış açık vermeden, bu dönemde hiç cari işlemler açığı vermeden ekonomiyi büyütmüştür. Ancak, AKP döneminde yatırımlar yüzde 23’ten yüzde 20’ye düşmüştür. Fakat tasarruflardaki düşüş bunun çok daha üstünde olmuş, tasarruflar yüzde 23’ler seviyesinden yüzde 15’lere düşmüştür ve bunun sonucunda da, dönem ortalaması olarak baktığımızda cari işlemler açığının millî gelir içindeki payı ortalama yüzde 5 olmuştur. 2011 yılı itibarıyla bu rakam yüzde 10’dur değerli arkadaşlar.

Bu da bize şunu göstermektedir: Yalnızca kamu kesimi disiplinine, bütçe dengesine odaklanan bir ekonomik programının başarılı olma şansı yoktur değerli arkadaşlar.   Ekonomi yalnızca kamudan ibaret değildir. Türkiye ekonomisi içinde “kamu sektörü-özel sektör” diye baktığımızda, değişik göstergelere göre baktığımızda kamu sektörünün ağırlığı yüzde 10, yüzde 15’ler civarındadır. Bunun geri kalanı ise özel sektör tarafından gerçekleştirilmekte ve yaratılmaktadır. Özel sektörü de, tabii, “hane halkları” ve “şirketler” olarak iki kesimde izliyoruz. Şimdi, tabii, bu kadar, özel kesimdeki bu tasarrufların düşüklüğünün nedenine baktığımızda da birçok etken görüyoruz. Ele aldığımız AKP dönemi yani 2003-2011 döneminde gerek hane halklarının gerekse şirketlerin borçlanma eğilimlerinde çok hızlı bir artış olmuştur.

Bugün Merkez Bankasının verilerine göre -ki devletin resmî verileridir- hane halkı borçlarının hane halkı gelirleri içindeki payı yüzde 52 olmuştur 2011 yılı itibarıyla değerli arkadaşlar yani bu toplumdaki insanların borçluluk oranlarında inanılmaz bir yükselme vardır. Bu nasıl bir başarıdır? Ben bunu merak ediyorum doğrusu. Ekonomi içinde yaşayan insanları dikkate almayan, onların refahını artırmayan, onları daha da borçlandıran bir sistemin, bir ekonomik programın hangi başarısından söz edilebilir? Sizlere sormak istiyorum.

O zaman karşımıza çıkan sonuç şudur: Türkiye ekonomisinde bütçe dengesi elbette önemlidir yani biz bütçemizde “Bütçeyi tamamen serbest bırakalım, bütün harcamaları kontrolsüz biçimde yapalım, savurganca paraları harcayalım, açık verelim.” demiyoruz ama “Bütçe dengesinin sağlanmasında en az onun kadar özel kesimin dengeleri de sağlanmalı.” diyoruz. Birinci söylemek istediğim husus budur.

İkinci söylemek istediğim husus: Bütçe dengesindeki iyileşme büyük ölçüde personel giderlerindeki ve yatırım harcamalarındaki düşüşten kaynaklanmaktadır. Kamu kesimi genel dengesi itibarıyla kamu yatırımlarının millî gelir içindeki payı 2002 yılında yüzde 4,9 iken 2011 yılında yüzde 4,3’e düşmüştür.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Memura maaş zammı yok ki, o yüzden.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (Devamla) - Tabii, en son, zam olayında da konuştuk değerli arkadaşlar. Biliyorsunuz, personel giderlerine ilişkin Sayın Maliye Bakanı çıktı, hatırlarsanız ne dedi? Personel giderlerinin bütçe içindeki payının yüzde 18’den yüzde 28’e çıktığını söyledi. Biz de Meclis konuşmamızda bunun aslında matematiksel bir hesap, bir yanlışlık olduğunu söylemiştik. Burada tekrar kısaca bir ifade etmek istiyorum: Değerli arkadaşlar, bu bir şey ifade etmiyor çünkü bütçe giderlerinde, bütçenin millî gelir içindeki payında bir azalma vardır yani bu bütçede kamu hizmeti üretme niteliğinde ciddi bir azalma söz konusudur. Bir aile düşünün, 4 kişilik bir aile. Herkesin, 4 kişilik ailenin her ferdinin payına yarım ekmek düşsün, 4 ekmek alsınlar. Değil mi arkadaşlar? Nedir o zaman? Her bireyin payına düşen yüzde 25’tir; dörtte 1 yani yüzde 25’tir. Şimdi, herhangi bir nedenle aileden birisi ayrılsın, okumaya gitsin örneğin ailenin çocuğu, 3 kişi kalsınlar, gene yarım ekmek yemeye devam etsinler. 1,5 ekmek alıyorlar tabii. Payları nedir o zaman arkadaşlar? Üçte 1’e düşmüştür yani yüzde 33’e çıkmıştır. Yani gördüğünüz gibi, aynı ekmek yenmektedir, pay aynıdır ama baktığınız zaman, matematiksel olarak -bir matematiksel işlem, pay ve payda- paydanın küçülmesine dayalı olarak sanki personel harcamalarının payı artmış gözükmektedir. Değerli arkadaşlar, bu ciddi bir kandırmacadır.

Eğitim sektöründe ve sağlık sektöründe kamu alandan ciddi biçimde çekilmiştir değerli arkadaşlar. Bu işler artan bir biçimde özel sektöre havale edilmeye çalışılıyor. Yani yap-işlet-devret modelinde, önümüze gelen tasarılarda da bunu görüyoruz. Elbette özel sektörün yatırım yapmasına karşı değiliz değerli arkadaşlar. Kamu, özel, hepimiz bu ülkenin evlatlarıyız, herkes bir biçimde ekonominin gelişmesine katkıda bulunacak.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ama özel sektör yok, yandaş sektör var.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (Devamla) - Ama öncelikle söylenmesi gereken şudur: Değerli arkadaşlarım, özel sektör dünyanın her yerinde de daha çok altyapı yatırımlarına değil, ekonominin imalat sanayisine yönelir ve dış ticarete konu olan sektörler dediğimiz alanlarda yatırım yapar, üretimi artırır, aynı şekilde de o ekonominin ihracat kapasitesinde artış olur ancak kamu sektörünün özellikle eğitim, sağlık gibi sosyal altyapı alanından hızlı bir biçimde çekilmesi nedeniyle bu alanı özel sektör doldurmaya başlamıştır ve özel sektör, esas yapması gereken üretimi, yatırımı artıracak, dışarıya ihraç edilecek mal ve hizmet üretiminde ciddi bir yıpranmaya uğramıştır, ciddi bir kayba uğramıştır; bu bir ülkenin gelişme stratejisi açısından doğru bir yaklaşım değildir. Diğer taraftan, kamu sabit sermaye yatırımlarının -biraz önce rakamlarını verdim- azalması da çok önemlidir çünkü bir ekonomide özel sektörün de büyüyebilmesi, ekonominin büyüyebilmesi için kamu sektörünün öncülük yapmasına ihtiyaç vardır. Ekonomide kamu ve özel sektör yatırımları arasında bir dışlayıcılık etkisi yoktur, bir tamamlayıcılık etkisi vardır. Kamu sektörünün yaptığı yatırımlar, özellikle fiziki altyapıya, sosyal altyapıya ve yeni bir alan olan teknolojik altyapıya yaptığı yatırımlar özel sektörün de gelişme potansiyelini artırmaktadır ve bir ekonominin potansiyel büyüme hızını çok daha yüksek boyutlara taşımaktadır.

Değerli arkadaşlar, sonra… Yalnızca, tabii, “altyapı” derken eskiden hep fiziki ve sosyal altyapıyla sınırladık. Artık günümüzde ekonomi literatüründe de en az onlar kadar önemli olan bir teknolojik altyapı vardır. Bu şu demektir değerli arkadaşlar: Bir ekonominin sınıf atlayabilmesi, başka bir anlamda, katma değeri daha yüksek mal ve hizmetleri üretecek bir yapıya gelebilmesi için o ekonominin ona uygun stratejilere ulaşması, başlangıç yatırımlarını yapması gerekir. Özel sektör, yapısı gereği kâr maksimizasyonu peşinde koştuğu için bu alanlara, yeni alanlara giremez. Bu alanlar ayrıca büyük yatırımlar gerektirmektedir, riskli alanlardır. Bu alanlara kamu sektörü öncülük yapar, bazen bizzat kendisi girer, bazen özel sektörle birlikte girer, kamu-özel sektör iş birliğine geçiş, giriş stratejileri oluşturur. Yani programlara, planlara, metinlere “Türkiye bilgi toplumu olacak. Türkiye katma değeri yüksek mal ve hizmet üretecek.” bunları yazmakla olmaz değerli arkadaşlar, bunların gereğini yerine getirmek zorundasınız çünkü bugün Türkiye’ye siz hükûmet ediyorsunuz ancak bu açıdan da baktığımızda ciddi bir zafiyet vardır. Türkiye'de son dönemlerde, işte, ARGE’ye özellikle TÜBİTAK eliyle biraz daha yüksek bir miktar ayrılması var ama onun dışında bu alanda ciddi bir atılım, ciddi bir sıçrama yoktur değerli arkadaşlar.

İşsizlik Türkiye'nin en önemli problemlerinden biridir. İşsizlik rakamları ki, karşımıza geldiği zaman hepimizin kuşku duymasına neden olmaktadır. Bir ekonomi düşünün, ekonomi krize de girse istihdam artıyor, ekonomi büyüse de istihdam artıyor, böyle yukarı doğru çıkan bir trend var. Böyle bir şey mümkün mü değerli arkadaşlar?

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Tarımda bir de, tarımda.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (Devamla) – Tarımda aynı şey var.

Tarımda, bakıyorsunuz, gittikçe bir taraftan nüfus kayması var, diğer taraftan, bakıyorsunuz, son dönem istihdam artışının altında tarım istihdamındaki artış var. Nasıl oluyor değerli arkadaşlar bu? Böyle bir şey mümkün değil fakat buna rağmen, bunları doğru bile kabul etmiş olsak, gene karşımıza bir soru işareti çıkmaktadır ki işsizlik oranları yüzde 10’lar seviyesindedir değerli arkadaşlar, yüzde 10’ların altına düşmemektedir. Yani yüzde 10, bir ekonominin işsizlik oranı açısından düşük bir oran mıdır ki Türkiye'nin iş gücüne katılım oranları değerli arkadaşlar, yüzde 50’nin altındadır. Yani çalışma çağında olan nüfusun yüzde 50’si ancak iş gücüne katılmaktadır. Bu, bütün gelişmiş ülkelerde yüzde 70 civarındadır arkadaşlar, bazı ülkelerde yüzde 70’in üstünde. OECD ortalamasını ben size söyleyeyim, yüzde 70’tir, yüzde 71’dir. Yani bir biçimde iş gücüne katılma oranlarının demek ki yüzde 50’lerden yukarıya doğru çıktığını varsaysak, öyle bir şey olduğunu düşünsek, ne olacak Türkiye’deki işsizlik oranları, yüzde 30’lara, yüzde 40’lara varacak ki bu iş gücüne dâhil olmayanların bir kısmı, aynı zamanda normal şartlar altında baktığınızda -bize geçen sunuş da yapıldı TÜİK tarafından-  normalde çalışan, çalışma isteğinde, arzusunda olan, çalışmak isteyen ama iş bulabileceği umudu olmadığı için iş aramayan insanlardır. Bunları kattığımızda da gene oranlar ciddi biçimde yüzde 15’lerin üstüne, yüzde 20’lere ulaşmaktadır.

Yoksulluk Türkiye’de artmıştır arkadaşlar. TÜİK’in rakamlarına göre -ki o rakamlarla, o açlık sınırı ve yoksulluk sınırı rakamlarıyla geçinmek mümkün değildir- Türkiye’de her 5 kişiden 1’i yoksuldur değerli arkadaşlar.

Toparlarsam şunu söylemek istiyorum: Bütçeler önemlidir. Bütçeler, bir ekonominin, bir ülkenin kaynaklarının, kamu kaynaklarının, devletin hangi kaynaklara el koyacağının ve onları nasıl yeniden dağıtacağının mekanizmalarıdır. Çok üzerinde hassasiyetle durulması gerekir ve bunların Mecliste tüm ayrıntısıyla tartışılması gerekir. Bu alanda çıkmış tüm bilgi ve dokümanlara, takvimlerine uyulması gerekir. Bu sürecin çok daha katılımcı bir süreç içinde, bir perspektif içinde gelişmesi en büyük arzumuzdur.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Türeli, teşekkür ediyorum.

Gruplar adına ikinci konuşmacı Erkan Akçay, Manisa Milletvekili, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına.

Sayın Akçay, buyurun.

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 312 sıra sayılı Bütçe Kanunu’yla İlgili Kanun Tasarısı üzerine söz aldım. Muhterem heyetinizi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıyla, bütçe kanunlarında her yıl yer alan ancak süreklilik arz eden hükümlerin ilgili kanunlarına taşınması ve işlenmesi hususu düzenlenmektedir. Bilindiği üzere, bütçe kanunlarında, daha çok süreklilik arz etmeyen, sadece yılı bütçesini ilgilendiren bir yıllık geçici hususların düzenlenmesi gerekirken, yıllar içerisinde 70 maddeyi dahi aşan maddeler ihdas edilmiştir ve bunlar da âdeta sürekli hâle gelmiştir. 2002 yılındaki üçlü koalisyon Hükûmeti bu maddelerin 15’e kadar çekilmesi çalışmalarını başlatmış, tabii, yıllar içerisinde, geçtiğimiz yıl da bir miktar azaltılmakla birlikte, 2012 yılında 30 madde iken şimdi yarı yarıya, herhâlde 2013 yılı bütçesinde 15 maddeye kadar inecektir.

Burada düzenlenen hususlara genel hatlarıyla baktığımızda, bütçe düzeni, gelir ve gider cetvellerinin düzenlenmesi, yıl içinde yeni tertipler, gelir ve finansman kodları açılması, muhasebe ve kesin hesaba ilişkin hükümler, yükseköğretim kurumu, yurt içi, yurt dışı kaynaklardan sağlanacak bağış, hibe ve yardımların bütçeleştirilmesine ilişkin düzenlemeler, resmî taşıtların satın alma, mübadele ve diğer yollarla temini, kullanımı ve edinimine ilişkin ve bunlara yönelik giderlere ilişkin hususların düzenlenmesi ve kadroların düzenlenmesine ilişkin hususları içermektedir.

Konuşmamın başında öncelikle şunu ifade etmek isterim ki, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu kanun tasarısına kabul oyu vereceğiz. Bu tasarıya olumlu oy vermekle birlikte bu vesileyle 24’üncü Dönemin Birinci Yasama Yılının son çalışmalarını yaptığımız bugünlerde hem bu yılın bir genel değerlendirmesini yapmak bakımından hem de 2013 bütçesi yapılırken dikkat edilecek konular bakımından bazı tespitlerimi, eleştiri ve önerilerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, 26 Eylül 2011 tarihinde 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname yayınlandı ve bunun 17’nci maddesiyle 5018 sayılı Kanun’un 16’ncı maddesinde bir değişiklik yapıldı ve bu değişiklikle mayıs ayının sonuna kadar hazırlanan Orta Vadeli Program’ın eylül ayının ilk haftası sonuna kadar ve haziran ayının 15’ine kadar hazırlanması gereken Orta Vadeli Mali Plan’ın ise eylül ayının 15’ine kadar hazırlanacağı düzenlendi.

Anayasa’nın 162’nci maddesine göre, Bakanlar Kurulunun merkezî yönetim bütçe tasarısı ile millî bütçe tahminlerini gösteren raporu mali yılbaşından en az yetmiş beş gün önce Türkiye Büyük Millet Meclisine sunması gerekmektedir. Anayasa ile 5018 sayılı Kanun’un 17’nci maddesi birlikte değerlendirildiğinde tüm kurumların merkezî yönetim bütçesini hazırlaması için bir aylık süre bulunmaktadır. Bir ay içerisinde  tüm kurumların bütçeyi sağlıklı olarak hazırlaması kesinlikle mümkün değildir. Her kurumun Orta Vadeli Mali Plan’da yer alan ekonomik büyüklüklerden, enflasyon, büyüme oranı, ortalama döviz kuru tahminini bütçe hazırlarken kullanması gerekecek. Hazırladıkları bu bütçeyi Kalkınma Bakanlığı ve Maliye Bakanlığıyla müzakere ettikten sonra kesin bütçesini hazırlayacak. Bütün bu işlemlerin bir aylık bir süre içerisinde yapılması kesinlikle imkânsızdır.

Hükûmet yüce Meclisi devre dışı bırakarak yapmış olduğu bu kanun hükmünde kararname değişikliğiyle bütçe sürecini âdeta sabote etmiştir. Her türlü plan ve programdan uzak bir bütçe hazırlama süreci ortaya konmaktadır. Sonra da bütçe hedeflerini tutturmak için vergileri otomatik artışa endekslemek zorunda kalmaktadır Hükûmet. Nitekim hazırlanan torba kanunlarda -yer alan ek vergiler- yeni ek vergiler getirildiği gibi, otomatik vergi artışları da getirilmektedir. Tabii bir de bunun yanında Hükûmet geçici vergi tahsilatlarına da, geçici bütçe gelirlerine de yönelmektedir. Özelleştirme gelirleriyle bütçe açıkları kapatılmaya çalışılmakta ve çıkarılan af kanunlarıyla da adalet duygusu zedelenmektedir.

Değerli milletvekilleri, artık iyice kronikleşen siyasi, ekonomik ve sosyal sorunların yumağında 2012 yılı bütçesiyle ilgili ve 2013 yılı bütçesinin hazırlığıyla ilgili hususun görüşmelerini yapıyoruz ve maalesef bugün Türkiye'nin huzur ve refahı, esenliği, öz güveni, gururu ve gelecek umudu tahrip edilmektedir. Sokaklar öfkeli, insanlar bezgindir. Ülkemizin bazı beldelerinde devlet otoritesi zayıflamıştır.

“Dokuz buçuk yıllık AKP İktidarı süresince ülke ekonomisinin hangi temel sorunu çözülmüştür?” dediğimizde maalesef bunun yeterli ve doyurucu bir cevabını alamıyoruz. Üretim, işsizlik, dış ticaret açığı, cari açık, yoksulluk, gelir dağılımındaki adaletsiz yapı ve refah artışı konusundaki bütün sorunlar ve pek çoğu da artarak devam etmektedir. Türk halkı âdeta borç batağına batırılmış ve çaresizlik içindedir. 2003 yılından bu yana iktidarın uyguladığı politikalarla ekonomi üretimsiz hâle gelmiştir. Ekonomiye düşük üretimin getirdiği sorunlar hâkimdir.

Dolayısıyla, Adalet ve Kalkınma Partisinin ekonomi anlayışı, üretim yerine tüketimi, ihracat yerine ithalatı, istihdam yerine işsizliği, rekabet yerine tekelleşmeyi ve tasarruf yerine de borçlanmayı öngörmektedir. Sanayici, çiftçi, esnaf, işçi, memur kısaca herkes borç altında ezilmektedir. Kazandığının çoğunu faiz olarak ödüyor, yeni yatırımlar yapılamıyor ve tasarruflar da yapılamıyor ve gittikçe düşüyor. Hane halkı borçlarının hane halkı geliri içindeki payı gün geçtikçe artmaktadır ve şu an itibarıyla da yüzde 40’lara dayanmıştır. Yine tasarruf oranları da her yıl itibarıyla düşmektedir. Bunun anlamı şudur değerli milletvekilleri: Yeterince üretemiyoruz ve satamıyoruz. Neden üretemiyoruz? Çünkü girdi maliyetleri yüksek, uygun yatırım ortamı hâlâ yaratılamamış, yatırım yapmak cazip hâle getirilememiş ve maalesef rantiyecilik ve paradan para kazanma hâlâ cazip durumdadır.

Orta Vadeli Program Hükûmetin Dokuzuncu Kalkınma Planı’yla başlattığı plansızlığın bir yansımasıdır. Geçen yılki Orta Vadeli Program’da 2011 yılı için büyüme oranı hedefi yüzde 4,5’ti. Şimdi Orta Vadeli Program’da gerçekleşme tahmini yüzde 7,5 yani 3 puanlık bir sapma ve öngörüsüzlük vardı. 2012 yılı için geçen yıl yüzde 5 büyüme öngörülmüştü. 2012 yılı içinde ise revize edilen rakamlarla yüzde 4 büyüme öngörülmüştür. Ne zaman Orta Vadeli Program açıklansa bir önceki Orta Vadeli Program’la yakından uzaktan hiçbir alaka ve bağ göremiyoruz. Hükûmetin “Bu dönem için şöyle bir hedef koyduk ancak şu nedenlerden dolayı bu hedeflerden sapıldı.” diye mutlaka bir açıklama yapması gerekir. Programlarda lehte veya aleyhte bununla ilgili hiçbir değerlendirmeye maalesef rastlamıyoruz. Önceki programlarıyla ve gerçekleşen bütçeleriyle hesaplaşmayan, geçmişteki öngörülerinin gerçekleşip gerçekleşmediğini tartışmayan bir belgenin, bir bütçenin veya programın geleceğe dönük projeksiyonları ciddiyetten uzak kalmaktadır. Sanki bir önceki programın sahibi bu Hükûmet değilmiş gibi bu belgeler hazırlanıyor. Hükûmeti bu bakımdan ciddiyete davet ediyoruz.

Eskiden hedefler saptığında, hükûmetler neden sapma olduğunu, topluma, kamuoyuna açıklarlardı değerli arkadaşlar ve bu sapmalarda hangi faktörlerin etkili olduğu, bir sonraki dönem bunun muhasebe ve sorgulaması yapılırdı. O zamanın dokümanları kütüphanelerimizde durmaktadır.

Orta Vadeli Program’ın amacı büyümeyi sürdürmek, cari işlemler açığını azaltmak ve böylece makroekonomik ve finansal istikrarı korumak olarak açıklanmıştır. Orta Vadeli Program’ın perspektifinde noksan olan en önemli konu üretimdir değerli arkadaşlar. Türkiye’nin en temel ekonomik sorunu yeterli üretim yapılamaması ve ürettiğinden fazla tüketmesidir. Yerli üretim yabancı üretimle rekabet edemediğinden dış ticaret açığı da alıp başını gitmektedir.

Yine, Hükûmet tarafından 2010 ve 2011 yılları itibarıyla faiz oranlarının düşük seviyede kaldığı, bunun 2012 ve 2013 yılları itibarıyla de devam edeceği söylenmiştir. Ancak reel faizler uluslararası faizlere göre yüksektir ve hâlen dışarıdan sıcak para girişi vardır.

Yine, kamuda ve özel kesimde israfı azaltmaya yönelik politikaların uygulanacağı bütçede ve programlarda ifade edilmektedir. Ancak israf nerelerde, nasıl var? Hükûmet bu konuda bir tespit yapmış, bir politika uygulamış değildir.

Yine, kamu harcama politikası olarak sosyal yardım sisteminin bir bütün olarak ele alınacağı ve yardımlardan mükerrer yararlanmanın önleneceği belirtiliyor. Demek ki devletin sosyal yardımlarında mükerrer yardımlar söz konusu. Bu, âdeta bir itiraf gibi dile getirilmiştir ve yıllardır sosyal yardım sistemini bir bütün içerisinde ele alacağını ve yeniden yapılandıracağını söylemesine rağmen, bu konuda herhangi bir adım atılmamıştır.

Değerli milletvekilleri, 2002 ile 2010 yılının sonuna kadar Türkiye’deki ekonomik gelişme kişi başına millî gelirin net olarak yüzde 31 artışından ibarettir. Yani bu dönemde, 2002 yılında 4.225 dolar olan kişi başı millî gelir, iktidar tarafından 5.570 dolara çıkarılmıştır sabit fiyatlarla. Bu, Devlet Planlama Teşkilatının, Kalkınma Bakanlığının kaynaklarında ve 2012 yılı Programı’nın 16’ncı sayfasından çok açık şekilde görülecek bir bilgidir. Eğer daha önceki iktidarlar da AKP gibi bir performans gösterseydi, her sekiz yılda Türkiye yüzde 31 gelişme kaydetseydi kişisel zenginleşme ve fert başına millî gelir açısından bu süre içinde gelinen nokta, 1923 yılında 45 dolarlık fert başına geliri esas alacak olursak, 2002 yılında AKP İktidarı sadece 530 dolarlık kişi başına millî gelir seviyesi devralmış olurdu, 4.225 dolar kişi başına reel millî gelir değil.

Demek ki, hem önceki performansların yüksek olduğunu söylüyoruz hem de bu dönemin iyi değerlendirilemediğini ifade etmiş oluyoruz. Bu geçen süreyi dikkate alırsak, 1929 Ekonomik Buhranı, İkinci Dünya Savaşı, darbeler, ihtilaller, her türlü yokluklara rağmen Türkiye ekonomisi çok daha hızlı bir gelişme kaydetmiştir.

Diğer taraftan, başka göstergelere baktığımız zaman da aynı şeyi görüyoruz. Kişi başı gelişmişlik endeksinde 92’nci sırada olduğumuzu, yirmi beş yaşındaki nüfusumuzun aldığı eğitim bakımından 126’ncı sırada olduğumuzu görüyoruz. O hâlde, Türkiye'nin genel göstergelerine baktığımız zaman, ortada bugün söylendiği gibi bir tablonun olmadığını maalesef görüyoruz.

Deniliyor ki: “Hangi gerekçeyi gösterirseniz gösterin, hangi realiteyi önümüze koyarsanız koyun, Türkiye'nin temel göstergeleri sağlamdır.” O bakımdan sizlere bu “sağlam” denilen temel göstergelerin nereye oturduğunu ve ne kadar güvenilir olduğunu da ifade etmek istiyorum. “Sağlam” denilen bu göstergeler; büyüme oranı, istihdam oranı, enflasyon oranı, bütçe denkliği, tasarruf oranı ve borçların yapısı ve seyri gibi hususlardır. Bütün bu göstergelerin çok büyük bir cari açık üzerine dayandığını görüyoruz ve konuyu bu şekilde irdelersek ortada bugün veya dün sağlam görünen göstergelerin birdenbire nasıl allak bullak olduğunu da görmüş olursunuz.

Birincisi, büyüme oranıdır. “Büyüme” dediğimiz zaman üç büyüklüğün bir arada gözlenmesi gerekiyor. Bunlardan bir tanesi tüketim ve büyüme. Tüketim olduğu zaman yatırım gerekiyor ve üretimin de artması gerekiyor. Tüketimi arttırıp yatırımı yapmadığınız, üretimi arttırmadığınız zaman karşılaştığınız tüketim başka ülkelerin üretimiyle gerçekleşen tüketimdir. Dolayısıyla büyümeniz var, üretim artışı yok, tam da Türkiye'nin tablosu.

İthalatla ekonomi büyütülmeye çalışılıyor, başkasının parasıyla ithalat yapılıyor yani âdeta el parasıyla düğün yapılıyor ve parası olmayan tüketici kesimler de borçlandırılmak suretiyle bu ithalat sağlanıyor. Yani başkasının parasıyla yapılan ithalat, borçlandırılarak yapılan tüketim ve bu işi seyrederek vergi alan ve dolaylı vergileri hâlâ hacmi büyük bir şekilde tutan bir Hükûmetle karşı karşıyayız.

Bu yapı ülkemizi çok sağlıksız ve verimsiz bir dış ticaret yapısına da götürmektedir. 2002 yılında ihracatımızın içinde yüzde 4,7 olan yüksek teknolojiye dayalı ürünlerin payının 2010 yılında 2,2’ye, 2011 yılında 1,9’a düştüğünü görüyoruz. Katma değeri düşen bir ihracat yapısıyla karşı karşıyayız.

Bir başka nokta da istihdam konusudur. İstihdamın her yıl dalgalanan büyüme rakamlarıyla artıyor gibi görünmesi Türkiye'de istihdamın rakamlar üzerindeki görüntüsünü değiştiriyor gibi görünebilir ama istihdamın kalitesini maalesef artırmıyor.

2008-2009 krizinde 1 milyon 300 bin insanımız işsiz kalmıştı. Bunların 870 bini tezgâh başından, sanayideki üretim yapısından koparak işsizler ordusuna katıldı. Sonraki yıllarda “Düzeldi, sayısı arttı.” dediğimiz istihdam inşaat sektöründeydi, hizmetler sektöründeydi ve büyük oranda da tarım sektöründe gösterildi. Bunlar istihdamdaki kalitenin bozulmasının alametleridir ve göstergeleridir.

Hatırlayalım ve örnek verelim, 2009, 2010 yılında Ankara’da Tekel işçilerine “Sizin razı olmadığınız ücretlerden çok daha düşüğüne dışarıda çalışmak isteyen çok sayıda insan var, onun için nazlanacak hâliniz yok.” denilmişti.

Yine, çalışanlara, işçiye, memura bütçeden fazla pay verilmesi talep edildiğinde de “Ekonomimiz iyi gidiyor.”, onca büyüme söylemlerine rağmen, “Sonra Yunanistan’a döneriz ha!” diyerek mukabelede bulunulmuştu.

Toplumun mutlu ve itibarlı bir üyesi olarak anayasal hak olan çalışma hakkına kavuşmak yerine, ölmeyecek kadar gelirlerle çalışmaya razı olma konusunun her türlü siyasi tartışmanın üzerinde tutulması gereken bir konu olduğunu düşünüyoruz.

Enflasyon konusunda da bir iki hususa temas etmek istiyorum. Bunlardan birisi, enflasyonun “düşük” denildiği dönemde, yani bu iktidarın yönetiminde, Türkiye'de enflasyon oranları hiçbir zaman Hükûmetin ilan ettiği ve tahmin ettiği oranlar olarak gerçekleşmemiştir. “Yüzde 4” denilmiş, yüzde 9 gerçekleşmiştir, “yüzde 5” denilmiş, iki haneli rakamlara çıkmış, yani birçok yıl yüzde 100’ün üzerinde şaşmalar ortaya çıkmıştır ve ayrıca, mevcut iktidar öncesi üç buçuk yıllık koalisyon dönemi dahi,  şimdiki iktidarın dokuz buçuk yıllık döneminden enflasyon konusunda daha başarılıdır değerli arkadaşlar. Enflasyondaki düşme bir başarı olarak takdim edilerek, bunun düşük dövizle sağlanan, ucuz ithalatla sağlanan bir gelişme olduğu göz ardı edilmiş ve bununla iftihar edilmeye çalışılmıştır.

Değerli milletvekilleri, bu düşüncelerle hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akçay, teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde gruplar adına ve şahıslar adına başka konuşma talebi yok.

Yirmi dakika süreyle yapılacak olan soru-cevap işlemi için de sisteme girmiş arkadaşımız yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm, 1 ila 10’uncu maddelerden oluşmaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Soru-cevap?.. Yok.

Önerge olmadığına göre, birinci bölümdeki ilk maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birinci bölümün maddelerinin oylaması tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölüm üzerinde söz isteyen?.. Yok.

Soru için bir arkadaşımız devreye girmiş, soru-cevapta.

Sayın Demir, buyurun.

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben Sayın Bakan buradayken bir soru sormak istiyorum: 10 Mart 2011 tarihinde kabul edilen 6191 sayılı Yasa ile 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetler Personel Kanunu’na geçici 32’nci madde eklendi. Bu maddeden yararlanacaklar için “12 Mart 1971 tarihinden bu Kanun’un yayımı tarihine kadar yargı denetimine kapalı idari işlemler veya YAŞ kararlarıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenler” denilmektedir.

Bilindiği üzere harp okulu öğrencileri, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetler Personel Kanunu madde 1, 2, 6, 8 ve 211 sayılı İç Hizmet Kanunu madde 1 ve 92; 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu madde 3; 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kanunu madde 10 uyarınca asker kişi sayılırlar ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensubudurlar.

İlgili kanunlardaki açık hükümlere rağmen niçin hiçbir Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu harp okulu öğrencisi ilgili kanundan yararlandırılmamıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN- Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, buyurun.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 6191 sayılı Yasa’yla, Yüksek Askeri Şûra’yla ve sıkıyönetim dönemlerinde yargı yolu kapalı işlemler suretiyle Silahlı Kuvvetlerden ilişiği kesilmiş olanlara yasayla bir hak verildi. Bu Yasa kapsamı içerisinde öğrenciler yoktur ancak Sayın Vekilimiz diyor ki: “Öğrenciler de Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu vesaire kanunlarla Türk Silahlı Kuvvetleri personeli sayılır. Bunların da o kapsam içine alınması gerekirdi.” Bizim arkadaşların değerlendirmesi, “öğrenciler” yazılmadığından bu kapsam içine girmez ama bir şekilde, varsayalım ki öğrenciler de bu Kanun kapsamına giriyor, biz aksine karar verdik. İdarenin her türlü eylem ve işlemleri yargı denetimine tabidir. Bizim reddetmiş olduğumuz öğrencilerden bir tanesi, pekâlâ, Askerî Yüksek İdare Mahkemesine gidebilir. Dolayısıyla, Kanun’u en doğru, en sağlıklı şekilde yorumlama yetkisi mahkemelere aittir. Mahkeme aksine bir karar verirse biz o mahkeme kararını da uygular ve onun hükümlerini yerine getiririz diyorum.

BAŞKAN – İki arkadaşımız daha sisteme girmiş.

 Sayın Erdoğdu…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, bugünlerde uluslararası basında, Ürdün’e kaçırılan bir Suriye uçağının yazılımının Türk uçağına yüklenerek bu düşürülen uçağımızın bu yazılımı test ettiği yönünde bir söylenti bulunmaktadır.

Kamuoyunu aydınlatmak adına, bir diğer söylenti ise, Abdullah Öcalan’ın şu an, yatmakta olduğu cezaevinde olmadığı yönündedir. Bu konuda elinizde bir bilgi var mı? Bilgi temizliği açısından bu konuyu aydınlatır mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Ben, tüm milletvekillerinin dikkatini çekmek için bir konuyu Meclisle paylaşmak istiyorum. Şu anda Tarım Bakanlığı, 30x6, 30x5 şeklinde, köylerimize, değişik illerin köylerine damızlık düve veriyor. Şu anda, piyasada düve fiyatları 3.500 – 4 bin lira arasında fakat Bakanlık öyle bir ihale yapıyor ki, bu vatandaşı 6.700, 6.150, 6.500 gibi bir fiyatla Ziraat Bankasına borçlandırıyor. Adrese dayalı bir müteahhide bu ihaleyi veriyor. Örneğin bir köye 30x6 inek veriyor, bunun değeri 1 milyar 215 lira. Bu parayı o kooperatife vermiş olsa 300 tane düve alabiliyor ama aracı sayesinde alırsa 180 baş hayvan alıyor. Daha hayvanlar evine girmeden yüzde 100 bir faizle karşı karşıya kalıyor üretici. Ben buna Meclisteki milletvekillerinin dikkatini çekiyorum. Üreticiler uyarılmalı, Tarım Bakanlığı uyarılmalı, adrese dayalı ihale sistemine son verilmeli, köylüye destek verilmeli diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adliyelerin kapatılması hakkında her ilden şikâyetler yağıyor. Isparta’da kapatılan adliyelerimizle ilgili sorunu gündeme getirmiştim. Öğleden önce Burdur Ağlasun Belediye Başkanı ve tüm partilerin ilçe başkanları ziyaret ettiler, kapatılan adliyelerin açılmasını talep ediyorlar ve diyorlar ki: “Ağlasun’daki Sagalassos tarihî kentine her gün yüzlerce turist geliyor. Ayrıca, ilçelerinde bir hapishane, noter, icra müdürlükleri var, 1.200 öğrencisi olan meslek yüksekokulu var. Kışın çok ağır geçiyor şartlar ve 80 kilometre uzaklıkta köylerimiz var. Dosya sayımızın az olması mı, huzur içerisinde geçinmemiz mi bizim sıkıntımız? Lütfen bu adliyemiz açılsın.”

Ben de sizlere iletiyorum ve bu adliyelerin açılmasını rica ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Korkmaz.

Sayın Sarıbaş…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Başkan.

Türk Silahlı Kuvvetlerimizde subaylarla ilgili iyileştirme yapılığını biliyoruz. Ancak astsubay, diğer erbaş ve erbaşlar hakkında bir iyileştirme söz konusu mudur? Özellikle bu aradaki uçurum… Aynı görev yapan, aynı silahları taşıyan bu astsubay ve alt kadrolar için iyileştirme konusunda bir hazırlığınız var mıdır?

İkinci sorum -dün de sormuştum ama ilgili olduğunuz için size soruyorum Sayın Bakanım- Türkiye’de bu uygulanan millî güvenlik kararlarıyla ilgili, subaylıktan atılan, askeriyeden atılan arkadaşlar hakkında şöyle bir söylenti var: Burada irticayla ilgili atılan arkadaşlara uygulandığı ve diğer atılanlarla ilgili uygulanmadığı konusunda bir söylenti var. Bu ne derece doğrudur? Kaç kişi geriye dönüş yapmıştır? Dönüş yapmayanların gerekçeleri ve nedenlerini bir açıklar mısınız.

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sarıbaş.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, çok teşekkür ederim.

Sayın Bakana bir Hükûmet üyesi olarak sormak istiyorum: Bu devletin yükünü çeken çok önemli bir grup var, kamu avukatları. Kamu avukatları için bir çalışma yapılması gerekiyor. Yani, Türkiye’de savcıların ve yargıçların özel yerleri var. Oysa kamu avukatları da devletin çok yüksek meblağlı davalarına giren çıkan avukatlardır. Bunların özlük durumlarının düzeltilmesiyle ilgili hiçbir işlem yapılmadı. Sayın Bakan, acaba bu konuda bir hazırlık yapıyor mu Hükûmetimiz, o konuyu sormak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Nevzat Korkmaz, teşekkür ediyorum.

O, bizim ilimizde kaymakamlık yapmıştı, Ağlasun’u değerlendirdi. Bizim Burdur ilinde Ağlasun ve Çavdır ilçelerimizin adliyeleri kapanıyor. Gerçekten anlattığı gibi, Ağlasun’da Sagalassos dünyanın tarihî bir kenti; amfiteatrlarıyla turizme ev sahipliği yapıyor, emeklilere ev sahipliği yapıyor. Yine, aynı şekilde, Çavdır ilçemiz de hem emeklilere ev sahipliği yapıyor hem de tarım ve hayvancılıkta marka olan ilçelerimiz. Sanki biz arabayı veriyoruz; arabanın vitesi var, kaportası var, lastikleri var, tekerlekleri var ama direksiyonu yok; bu ilçelerimizde adliyeyi kaldırıyoruz, direksiyonsuz bir araba teslim ediyoruz. Bu direksiyonumuzu biz istiyoruz. Bu direksiyon Ağlasun’a da yakışıyor, Çavdır’a da yakışıyor, Türkiye'nin birçok ilçesine de yakışıyor. Bu konu Türkiye’de infial hâlindedir. Bir an önce, Bakanlar Kurulu HSYK’yla ilgili bir düzenleme yapıp kapanan o adliyeleri Türkiye genelinde tekrar değerlendirmelidir diyor, hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Muğla ilimizde de Dalaman ve Ula ilçelerimizin adliyesi kapatıldı. Dalaman, Türkiye’de uluslararası nitelikte hava limanına sahip birkaç ilçemizden birisi. Yine, Ula ilçemiz çok köklü, çok geniş çevresi olan bir ilçemiz. Bu ilçelerimizde adliyenin kapatılması vatandaşımızı oldukça üzmüştür ve bunların süratle telafi edilmesi lazım. Bir devletin tasarruf edeceği en son yer adalettir. Adaletten tasarruf noktasına geldiyse eğer bu Hükûmet, o zaman, çocukluğumuzda Türkiye’de 571 ilçe vardı, ilçe sayısını tekrar 571’e çekelim, o yeni yapılan ilçelerdeki hükûmet konaklarını, kaymakam lojmanlarını, kamu lojmanlarını satalım, Hükûmet gelir elde etsin. Topluma karşı böyle bir saygısızlık olmaz. İnsanların elinden adaletini almaya kimse hak sahibi değildir. Hükûmetin bu tavrını süratle gözden geçirip adliyeleri açması gerekir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, bu kapatılan adliyelerle ilgili bizim de Antalya olarak sorunumuz var. Gündoğmuş Adliyesinin kapatılmasına karar verilmiş. Burası Antalya’nın en uzak yerlerinden birisidir ve üstelik de en yoksul ilçelerimizden biridir. Gündoğmuş’taki bir insanın Alanya’ya ya da Akseki’ye gitmesi gerçekten çok olağanüstü, katlanılamayacak bir olaydır. Lütfen, Sayın Bakan ve Hükûmetten rica ediyoruz, Gündoğmuş’un adliyesini açsınlar, yoksa oradaki insanlarımızın hepsine yazık olacak.

Teşekkür ederim efendim.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Son olarak Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adalet Bakanlığının bu adliyeleri kapatma uygulaması cumhuriyet tarihinde bir ilke neden olmuş ve Karadeniz Bölgesi’nde bir ilçemizde, Sinop’un Erfelek ilçesinde kepenk kapatma eylemi yapılmıştır. Doğu ve Güneydoğu’da alışkın olduğumuz bu eylemlerin Karadeniz’e sirayet etmesi Hükûmetin Türkiye’yi götürdüğü nokta bakımından ciddi bir uyarıdır.

Sayın bakanlara soruyorum: Bu adliyeleri hangi akla hizmet kapattınız? Kapattıktan sonra 44 adliyeyi hangi kriterlere göre açtınız? Bu kriterler içinde bakanların seçim bölgeleri var mı? HSYK üyelerinin seçim bölgeleri var mı, memleketleri var mı? Daha açık söylemek gerekirse bu kepazeliğe ne zaman son vereceksiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Bakan…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tabii, öncelikle sayın vekillerimize temiz bir dil yakışır. Bu tüzüğün…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ne demek? Kepazelik bu! Ne var bunda?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bak, bak, çok ayıp bir şey, bir dakika, onu söyleyeceğim.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Kepazelik bu, kepazelik!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – O ancak size… Bak, çok ayıp bir şey, yakıştıramadım. Siz kendinize bu sözü yakıştırıyorsanız bir şey diyemem ama ben size yakıştıramadım.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Ne bağırıyorsun! 

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ne demek! Sana ne!

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen…

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Dinle kardeşim, dinle! Bakan sorulara cevap veriyor.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sana ne oluyor! Sana ne!

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Ne bağırıyorsun!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sana ne!

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

Sayın Bakan, buyurun.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – “Kapatılan mahkemelerden Sayın Bakanın seçim çevresi var mı?” dedi. Herkes gitsin, İnternet sitesine baksın. Rize’den İkizdere, İyidere kapatıldı mı? Hayati Bey’in, Bakan bölgesi, doğru mudur? Trabzon’da -Akif Hamzaçebi var burada- 4 tane kapandı. Doğru mu? 7 idi, 3’ü açıldı, 4 kapandı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani ben müdahale ettim, 3’ünü indirdim.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yani siz müdahale ettiyseniz… İşte, arkadaşınız müdahale etmiş, öyle diyeyim ama bilin ki bakanlarımızın da bulunduğu… Ben Sivaslıyım, Sivas’tan da 3 tane yerimiz kapandı. Demek ki söylediğinizin hiçbir iler tutar tarafı yoktur. Birinci husus budur.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Kaç tanesi açıldı?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Rize’den bir tane bile açılmadı.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Gerekçesi ne, gerekçesi? Kapama gerekçesi ne?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bir başka husus, Ağlasun’la ilgili olarak söylüyorum.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Yani kafana göre mi oluyor?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Dinlemek için yoksunuz ki, sadece konuşmak için varsınız.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Aa, Sayın Bakanım… Ama hayır…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bakın, siz konuştuğunuzda ben dinliyorum. Yok, siz konuştuğunuzda ben dinliyorum ama benim konuştuğumda da sizin dinlemeniz lazım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ne demek sadece konuşmak için varız? Hayret bir şey ya!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Eğer benim konuştuğumda siz dinlemezseniz, o hâlde dinlemek için yok. Bunun amacı soru sorup cevabını almak. Cevabını almak gibi bir düşünceniz yok. Açıkladığım zaman dinlemeniz lazım. Eğer eksik söylediğimiz bir husus varsa o zaman da “Bu hususta eksiklik var, lütfen bunu da tamamlayın.” demenizi beklerim.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Söylüyoruz, söylüyoruz Bakan, gerekçeleriyle.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ağlasun, UNESCO’nun kültürel miras listesinde olan Sagalassos gibi çok güzel bir antik kenti içinde bulundurmaktadır ve bunun da dışında, benim de hemşehrim olan Hasan Hüseyin’in de yaşadığı bir yerdir. Ağlasun’un da adliyesinin açılmasını ben de canıgönülden isterim. Ağlasun’u görmüş… Bir yer hem de gerçekten de Türkiye'nin de en güzel yerlerinden birisi ama bir şekilde bir genel geçer kriterler koymuşlar. Bu kriterler Trabzon’a da uygulandı, Rize’ye de uygulandı, Sivas’a da uygulandı.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bir haftada ne değişti Sayın Bakan? Bir haftada ne değişti?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakanım, 2.000 nüfuslu… 2.000 nüfuslu…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bak, bununla ilgili olarak da “Neden açıldı?” denen bir durumda da bakın, bir tanesini biliyorum ki Kemaliye. Kemaliye Erzincan’a en uzak yerdir, yolu da çok kötüdür, iki saatlik bir yol, insaf yani! Kemaliye’yi gören… Kemaliye, bak, benim ilçem değil, Sivas’la ilgili değil ama Kemaliye…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Adadaki insanlar nasıl gelecek Bakan, adadan?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yahu, benim söylediğimi dinlemek istemezsen ben hiçbir şey söylemeyeceğim.

6191 sayıyla ilgili sadece irticadan atılanlar değil, her gelen atılmıştır. Rahmi Yıldırım dernek başkanıdır, eğer tanıyanınız varsa, çok net olarak söyler gerçeği ve bunun için de bana özel olarak da teşekkür etmiştir. Bakanlığımızda böyle bir ayrımcılık yoktur, kanunlar genel geçerdir, kişilere yönelik değildir. Kaldı ki bizim idarenin yapmış olduğu işlemler de yargı denetimine tabidir. Herkes de yargıya gidebilir.

Astsubayların mali durumlarının iyileştirilmesi için bir çalışma yapıyoruz, inşallah tamamlandığı zaman onu da göreceğiz ve astsubaylarımızın durumu ne…

Bir başka sayın vekilimiz şöyle bir ibare kullandı, dedi ki: “Personel giderlerinin…” İşte, bütçe, meclislerin en önemli hakkıdır. Bu bütçede personele ayrılan pay artmıştır. Sayın Vekil ise “Miktar arttı ama oran düştü.” diye bir ibare kullandı. Bu söylediğinin de doğru olmadığını söylemek istiyorum. İnanın burada her yanlışı düzeltmeye kalksak, bizim başka bir şey söylemeye vaktimiz kalmaz. Geçen gün birisi söyledi, “Türkiye'nin 2002 yılındaki IMF’e borcu 16 milyar dolar dedi. “Doğru değil.” diyoruz.

Şimdi diyor ki: “Personel giderlerinin 2002 yılında gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı 6,3.” Artmış mı 2012’de? 7,1. Artmış mı? Artmış. Demek ki o söylenen ibare doğru değil.

Peki, biz ne yaptık? Biz, faizden sağladığımız tasarrufu personel ve sosyal harcamalara yönelttik. 2002’de bütçedeki faizin bütçedeki payı yüzde 43 iken bugün, 2012’de bütçe içindeki payı yüzde 14’e düşmüştür. Dolayısıyla, aradaki fark yine vatandaşlarımıza hak, imkân olarak verilmiştir.

Bir başka husus: “Suriye’den MİG uçağı gelmiş de işte onun yazılımları bizim uçağa aktarılmış da…” Böyle bir şey kesinlikle doğru değildir. Bunu kaç sefer söyleyelim, doğru değildir. Yüz sefer söyleseniz de bizim bir “Doğru değildir.” sözümüzün hepsine yeterli olmasını bekliyoruz ama bize değil de inan ki, artık kim yazıyorsa ona inanılıyor ama ispat edilmesi lazım. “Yok, öyle” diyor. Kesinlikle bu iş doğru değildir.

Bu ana kadar Silahlı Kuvvetlerimiz tarafından veya Dışişleri Bakanlığımız tarafından veya Millî Savunma Bakanlığımız tarafından her ne açıklanmışsa, milletimize verilen bilgi doğrudur. Bu doğrunun içinde kesinlikle hiçbir yanlışlık yoktur. Aksini ispat eden, getirir burada söyler. Böyle bir şey yok, hayal ürünü.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya, Sayın Bakan, bilgi temizliği açısından söyledik. Bu üslup nedir yani? Bilgi temizliği açısından…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – İşte, bak gördünüz mü, sizin üslubunuz öyle, benim üslubum öyle. Aynen millet de görüyor; sizin üslubunuzu da görüyor, benim üslubu mu da görüyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bakın, siz Bakansınız, çok nazik sordum.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - Benim konuşmam bittikten sonra “Sayın Bakan öğrenmek için sorduk, siz de bunu söylediniz.” denebilir ama görüyoruz ki öğrenme amaçlı değil, sadece konuşma amaçlı soruluyor.

Ben yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir söz istiyorum 60’ıncı maddeye göre. Mikrofonu açar mısınız efendim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ben de söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, kapanan adliyelerle ilgili gelen şikâyetlere ve yapılan eleştirilere ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kapanan adliyelerle ilgili olarak birçok milletvekilimizden, iktidar partisine mensup olsun, muhalefet partilerine mensup olsun, şikâyet geliyor. Önce Hükûmetin 144 civarında adliyeyi kapatması kararı kamuoyuna mal oldu, daha sonra tepkiler üzerine 44 civarında adliyenin kapatılmasından vazgeçildiği kamuoyuna açıklandı.

Şimdi, Sayın Bakana yönelik olarak arkadaşlarımızın yaptığı eleştirilere Sayın Bakan bir açıklama yapıyor. Arkadaşlarımız doğal olarak tepki gösteriyorlar çünkü devletin üç temel organı varsa; yasama, yürütme, yargı olarak bunları ifade edecek olursak ve devletin bu çerçevede il ve ilçelerdeki varlığını kontrol edecek olursak, bu varlığa bakacak olursak yargının da bütün ilçelerde olduğunu görürüz. Geçmişte dava sayılarının azlığı nedeniyle bazı adliyeler kapatılmıştı, şimdi benzer gerekçeyle yine bazı adliyelerin kapatıldığı ifade ediliyor. Ancak, mademki Hükûmet objektif bir ölçü koymuştur, 144 adliye neden 102’ye inmiştir, hangi ölçüler burada kullanılmıştır? Bu ölçülerin objektif olduğu konusunda hiçbir değerlendirme yoktur, hiçbir bilgimiz yoktur. Ben Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili olarak Hükûmetin burada objektif bir ölçü kullanmadığı kanaatindeyim. Etkilere göre, taleplere göre, baskılara göre Hükûmet burada farklı bir tavır almıştır. Şimdi, arkadaşlarımızın bunları görerek gösterdiği tepkiyi Sayın Bakanın bir başka tarafa çekip farklı değerlendirmesini ben doğru bulmuyorum.

Şimdi, arkadaşımız Sayın Engin Altay “kepaze” kelimesini kullandı, ben de Türk Dil Kurumu sözlüğünü açtım, baktım “kepaze” hangi anlama geliyor: “Değersiz, niteliksiz.” Yani bu tutum, adliye konusunda Hükûmetin aldığı bu karar niteliksiz…

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Akif Hamzaçebi, bu kelimeyi size yakıştıramadım. Ben gerçekten yakıştıramadım. Bak, bu kadar bürokrasi geçmişiniz var, bu kadar siyaset geçmişiniz var. Böyle bir kelimenin oradan, sözlükten karşılığını bulmanızı ben size yakıştıramadım… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Yahu, Başbakan da benzer bir şey söyledi Bakanlar Kurulunda.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, sözümü tamamlayamadım.

BAŞKAN – Tabii, buyurun, açın.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Başbakan da Bakanlar Kurulunda benzer bir şey söylemedi mi Adalet Bakanına Sayın Bakan?

BAŞKAN – Sayın Altay, rica edeyim…

ALİ SARIBAŞ (Gaziantep) – Sözünü bitirmeden nasıl cevap veriyorsun? Arkasından ne söyleyecek bakalım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Şimdi, ben şunu söylemek istiyorum. Sayın Bakan ben sözümü bitirmeden bir ifadede bulundu.

Ben şunu söylemek istiyorum: Arkadaşlarımızın kapanan adliyeler nedeniyle tepki göstermesini, iktidarın, sayın bakanların büyük bir olgunlukla karşılaması gerekir. Yani burada kullanılan üslubun kişisel olarak kendilerine yönelik bir üslup olmadığını, kapanan adliyeler nedeniyle halkın temsilcileri olarak bu tepkiyi ortaya koyduklarını ifade ediyorum. Kavrayıcı, kucaklayıcı olan, daima güç sahibi olan Hükûmettir. Hükûmetler, sayın bakanlar bu Genel Kurulun tansiyonunu daima ayarlarlar, kontrol ederler. Sayın bakanlar eğer kavrayıcı, kucaklayıcı olmazlarsa, kendilerine yöneltilen eleştirilere hemen böyle bir tepki gösterirlerse Genel Kuruldaki tartışmalar çok daha büyür.

Kastım şudur: “Kepaze” kelimesiyle sizin şahsınıza yönelik herhangi bir değerlendirmede Sayın Altay bulunmamıştır. Ben bunu söylemek istiyorum. Bu olaya bir tepki ifade edilmektedir.

Teşekkür ediyorum.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) - O kelime buraya yakışmıyor, bu salona yakışmıyor.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelere Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/648) (S. Sayısı: 312) (Devam)

BAŞKAN – İkinci bölümün maddelerinin oylamasına geçiyoruz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, biz de söz istiyorduk.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - 11’inci madde üzerinde önerge yoktur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak da görüşlerimizi ifade etmek istiyoruz ama 60’a göre efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şandır.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Hükûmetin kapanan adliyelerle ilgili kararını gözden geçirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, gerçekten toplumsal karşılığı olan kararlarınızın sorgulanmasından rahatsızlık duymayın lütfen. Çünkü insanlar kurumsal kimlikleriyle buraya geliyorlar, Ankara’ya geliyorlar; biz milletvekilleri olarak onların taleplerini size iletmek durumundayız. Şimdi, adliyeleri kapatıyorsunuz. Gerekçeniz ne olursa olsun, toplumu ilgilendirmez. Devlet olarak ona sunmanız gereken temel hizmetlerden biri adaletse onu bir başka şehre gidin orada arayın demeye hakkınız yok.

İki, belediyeleri kapattınız geçen sene, ki gene kapatmayı düşündüğünüzü söylüyorsunuz. Askerlik şubelerini kapatıyorsunuz. Yani Hükûmet olarak, topluma hizmet götürme sorumlusu olan Hükûmet olarak sizin devletin kurumlarını kapatmanın bir haklı gerekçesini bu millete anlatmanız lazım.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak da ben bu tavrınızı gerçekten anlamakta zorlanıyorum. Buna bir açıklık getirmeniz lazım. Yani Kemaliye için geliştirdiğiniz gerekçe Ağlasun için de geçerli Sayın Bakanım. İnsanlar, inanınız ki, Çankaya’dan Kızılay’a yürüyerek gidiyorlar 2 liranın hesabını yaparak. Dolayısıyla eğer devletsek ve güçlü bir hükûmetseniz, güçlü bir Türkiye iseniz adliyeleri kapatmamanız…

Adliyeyi kapatmak demek hastaneyi kapatmak kadar ağır bir karardır. Bunu tekrar gözden geçirmenizi istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şandır.

Sayın Aslanoğlu…

3.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın sarf ettiği kelimeye ve adliyelerin kapatılmasına ilişkin açıklaması

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, ben de sizin bize sarf ettiğiniz kelimeyi hakikaten üzüntüyle karşıladım.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hangi kelime?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – “Dinlemesini bilmiyorsunuz, konuşmasını biliyorsunuz.” Bu, grubumuza yapılan bir saldırıdır. Biz hem dinlemesini biliriz hem konuşmasını biliriz. Ama hakikaten çok üzüntülerimi ifade ediyorum.

İki, niçin kapattınız? Bir üniter devlet yapısında adliye her yerde adalet dağıtan bir kurumdur, asla kapanmaması lazım. Ama 146 adliye neden kapatıldı, nedeni neydi? Ben 146 adliyenin niçin kapatıldığını, her bir adliyenin, cevabını istiyorum. Bundan dolayı kapattık, dosya sayısı azdı…

Ama ikincisi, açılan 44 adliye niçin açıldı, neden açıldı? Bunun cevabını bize vermelisiniz. Biz açılmasın demiyoruz. Açılmasından gurur duyarız ama neden öbürü değil de niye hepsi değil de? Adalet neresinde bunun? Adil olmak gerekiyor. Bizim adaletten, adalet terazinizden kuşkumuz var Sayın Bakan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Niye geri adım attınız Bakan?

BAŞKAN – Sayın Bakanım, lütfen kısa bir cevap vereceksiniz.

4.- Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın, yapılan eleştirilere cevaben açıklaması

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Şandır’ın üslubuna teşekkür ediyorum. Biz eleştiriye açığız. Üslup olarak Sayın Şandır gibi herkes istediği kadar konuşsun, amenna…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Şandır bize örnek değildir Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ama bir önceki konuşmayı burayı yakıştıramadık. Buraya yakıştıramadık. Ben kendisine de yakıştıramadım. Ondan sonra da yine çok değerli bir siyasetçimiz, eski bürokrasiden gelen birimizin de bunu tevil etmek için bir sözlük manasına gitmesini de onu da hiç yakıştıramadığımı belirttim.

Bir husus, bize sorulan soru şuydu: “Bakan olup da adliyeleri kapatılan yer var mı?” dedim. Soru bu muydu? Doğru budur. Tepki, bak aynı, çok net söylüyorum. Askerlik şubesini Sivas’ta Koyulhisar’da kapattım, benim ilçe başkanım istifa etti. Çok net söylüyorum. Ben Sivaslıyım. İlçe başkanım, Koyulhisar’ı kapattım, istifa etti. Sivas’ta kapatılan adliyeleri söylüyorum. “Bakanı olup da kapatılan var mı?” dedi. Söylediğimde yanlış yok. Trabzon’u saydım. Akif Hamzaçebi burada. Kapandı mı? Dört tane var. Rize, Hayati Bey’in memleketi, kapandı mı? Var. Sivas, kapandı mı? Var. Ben bunu söylüyorum. Yoksa eleştiri… Ben de isterim ki hiçbirisi kapanmasın. Ben de isterim ki…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – 44 tane niye açtınız o zaman?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bunun da gerekçesini Adalet Bakanı size çok net olarak, HSYK’ya danışır, verir. Bu kadar.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, bir düzeltme, çok kısa. (AKP sıralarından “Yeter artık be!” sesi)

BAŞKAN – Lütfen…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sana mı soracağım!

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun. Rica ediyorum, bu tarafa. Sayın Altay, buyurun.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, ben “kepaze” kelimesini Sayın Bakanlara, Bakanlar Kuruluna söylemedim. “Yapılan iş kepazelik.” dedim. Sözümün de arkasındayım.

BAŞKAN – Tamam efendim, buyurun. Zapta geçti.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

5.- Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelere Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/648) (S. Sayısı: 312) (Devam)

BAŞKAN – Efendim, 12’nci madde üzerinde önerge yoktur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde önerge yoktur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 

Elektronik cihazla oylama yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelere Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu arz ediyorum:

“Kullanılan oy sayısı       : 251

 Kabul                              : 251 (x)

                Kâtip Üye                                Kâtip Üye

            Özlem Yemişçi                       Mine Lök Beyaz

                 Tekirdağ                                Diyarbakır”

                                     

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

Tasarı kanunlaşmıştır. Hayırlı uğurlu olsun.

6’ncı sırada yer alan, Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl’ün; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

6.- Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl’ün; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/637, 2/700) (S. Sayısı: 301)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

7’nci sırada yer alan, Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın; Türk Ceza Kanunun Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar Kanununda Yer Alan Maddelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 34 Milletvekilinin; 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi'nin; Türk Ceza Yasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Yasa Teklifi; İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi'nin; 3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasasının 6 ve 7'nci Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Yasa Teklifi; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; Terörle Mücadele Kanununda Bazı Maddelerin Değiştirilmesine İlişkin Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan'ın; Adli Sicil Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ağrı Milletvekili Halil Aksoy'un; Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

7.- Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın; Türk Ceza Kanunun Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar Kanununda Yer Alan Maddelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 34 Milletvekilinin; 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi'nin; Türk Ceza Yasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Yasa Teklifi; İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi'nin; 3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasasının 6 ve 7'nci Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Yasa Teklifi; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in; Terörle Mücadele Kanununda Bazı Maddelerin Değiştirilmesine İlişkin Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan'ın; Adli Sicil Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Ağrı Milletvekili Halil Aksoy'un; Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Adalet Komisyonu Raporu (1/565, 2/90, 2/120, 2/223, 2/257, 2/268, 2/292, 2/322, 2/326) (S. Sayısı: 278)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

8’inci sıraya alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kırgız Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesinin İşleyiş Esaslarına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kırgız Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesinin İşleyiş Esaslarına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/473) (S. Sayısı: 155) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 155 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE KIRGIZ CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA KIRGIZİSTAN-TÜRKİYE MANAS ÜNİVERSİTESİNİN İŞLEYİŞ ESASLARINA DAİR ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 26 Nisan 2011 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kırgız Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nin İşleyiş Esaslarına Dair Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Tasarının 1’inci maddesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

Oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kırgız Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesinin İşleyiş Esaslarına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu arz ediyorum:

                                 

(x) 155 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

“Kullanılan oy sayısı       : 200

  Kabul                             : 200(x)

                Kâtip Üye                                Kâtip Üye

            Özlem Yemişçi                       Mine Lök Beyaz

                 Tekirdağ                                Diyarbakır”

Tasarı kanunlaşmıştır. Hayırlı uğurlu olsun.

9’uncu sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gabon Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gabon Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/479) (S. Sayısı: 289)(xx)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 289 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının 1’inci maddesini okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE GABON CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA ASKERİ ALANDA EĞİTİM, TEKNİK VE BİLİMSEL İŞ BİRLİĞİ ÇERÇEVE ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 25/3/2011 tarihinde Libreville’de imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gabon Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Çerçeve Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Elektronik cihazla oylama yapacağız.

Bir dakika süre veriyorum.

Oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gabon Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu arz ediyorum:

                                

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 289 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

“Kullanılan oy sayısı       : 229

  Kabul                             : 229(x)

                Kâtip Üye                                Kâtip Üye

            Özlem Yemişçi                       Mine Lök Beyaz

                 Tekirdağ                                Diyarbakır”

Tasarı kanunlaşmıştır, hayırlı uğurlu olsun.

Şimdi, 10’uncu sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Geçiş Hükümeti Arasında Libya Ulusal Polisinin Eğitimine ve Kapasite Geliştirmesine İlişkin İşbirliği Konulu Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

10.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Geçiş Hükümeti Arasında Libya Ulusal Polisinin Eğitimine ve Kapasite Geliştirmesine İlişkin İşbirliği Konulu Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/607) (S. Sayısı: 250)(xx)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 250 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen Sinan Oğan, Milliyetçi Hareket Partisi Iğdır Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA SİNAN OĞAN (Iğdır) – Saygıdeğer Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, böylesi günlerde birçok uluslararası anlaşma Meclisten geçirilmeye çalışılır ama bu anlaşmalar içerisine Libya’da polis eğitimi, polis müdürü eğitimi ve milis eğitimi anlaşmasının da dâhil edilmeye çalışıldığını görmekteyiz.

Sayın Başkan, sükûneti sağlar mısınız efendim?

BAŞKAN – Evet, sükûneti sağlarsak Hatibi daha iyi anlayabiliriz değerli arkadaşlarım.

Buyurun.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, karşımıza gelen anlaşmanın içeriğinden haberdar mısınız acaba?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Değiller efendim, değiller. Şimdi haberleri olacak.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Haberdar değilsiniz, haberdar olsanız Milis Eğitimi Programına “Evet.” demezsiniz. Libya’dan ne idiği belirsiz, ne olduğu belli olmayan insanların Türkiye’ye getirilip Türkiye'nin imkânlarıyla eğitilmesine “Evet.” mi diyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından “Evet diyoruz.” sesleri) “Evet.” diyorsunuz değil mi? Yani teröristleri de getirip burada eğitebilirsiniz. (AK PARTİ sıralarından “Ne alakası var?” sesleri)

Değerli arkadaşlar, AKP’nin durumunun içler acısı hâli işte budur. Ne gelirse “Evet.” diyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bu anlaşmayla, yarın bizim uçağımızı düşüren Suriye’yle de bir savaşın eşiğine gelebiliriz ve orada da benzer bir durumla karşı karşıya gelebiliriz. Dolayısıyla, neyi imzaladığımızı bilmemiz lazım. Bu anlaşma son derece sakıncalıdır. Bu anlaşma, ileride Türkiye'nin başını belaya sokabilecek bir anlaşmadır. Terörle mücadele eden bir memleketin, başka ülkenin teröristlerini resmî olarak bu anlaşmayla eğittiğini bilmemiz lazım değerli arkadaşlar. Dolayısıyla da karşımıza gelen anlaşma, polis eğitimi anlaşması değil sadece, hem de milis eğitimi anlaşmasıdır.

                                 

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 250 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Bugün, PKK terör örgütüne bile bazı ülkelerde “milis” denildiğini biliyor musunuz? Yarın aynı anlaşmayı başka bir ülke yapsa, başka bir ülke PKK teröristlerini alsa, milis eğitimi altında eğitse ne diyeceksiniz buna?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hiçbir şey demez bunlar.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Hiçbir şey demeyeceksiniz. Doğru, hiçbir şey demeyecekler, o noktaya gelmişsiniz çünkü.

Değerli arkadaşlar, bunun ne olduğunu lütfen bir okuyun. Her geçen anlaşmanın içeriğine bakmasanız da, sizden bilhassa istirham ediyorum, bu anlaşmanın içeriğine bakın. Bu anlaşma, Türkiye’yi ileride sıkıntıya sokacak bir anlaşmadır. Bu sebeple, elbette ki, memleketi sıkıntıya sokacak bu anlaşmaya -genel bir koalisyon sağlanmış olsa bile uluslararası anlaşmalar üzerinde- biz buna “Hayır.” diyeceğiz. Benim size naçizane tavsiyem, Türkiye’yi sıkıntıya sokacak bu anlaşmaya sizin de “Hayır.” demenizdir. Elbette ki anlaşmalar yenilenir, Libya’yla polis anlaşması yapabiliriz, Afganistan’da da daha önce yaptık, başka yerlerde de yaptık ama hiçbir ülkeyle biz milis eğitim anlaşması yapmadık. Milis, kimine göre milistir, kimine göre teröristtir. Dolayısıyla, aynı sıkıntı yarın bizim de başımıza gelebilir.

Bir de unutmamak lazım ki Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılışın, Libya’ya göre bağımsızlığın 100’üncü yıl dönümü, geçtiğimiz günlerde, İtalyanların, Fransızların başbakanlarının katılımıyla kutlanmıştır. Kime karşı kutlanmıştır? Türkiye’ye karşı kutlanmıştır. Siz bunları da sineye çekiyorsunuz. İsrail 9 vatandaşımızı katletti, sineye çektiniz; Suriye uçağımızı düşürdü, sineye çekiyorsunuz; Amerika başımıza çuval geçirdi, sineye çekiyorsunuz; şimdi de İtalya’nın, Fransa’nın Osmanlı’dan ayrılışın, kopuşun 100’üncü yıl dönümünü kutlamalarını sineye çekiyorsunuz. Bunların hepsini sineye çektiniz, ancak terörist eğitim anlaşmasının bu yüce Meclisten geçmesini biz sineye çekmiyoruz, sizi de milletimize ve Allah’a havale ediyoruz.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Dışişleri Komisyonu Başkanımızın bir açıklaması olacak sayın milletvekilleri.

Buyurun Sayın Başkanım.

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; MHP Grubu adına konuşma yapan Muhterem Oğan’ın ifadeleriyle ilgili olarak bir konuya açıklama getirmek istiyorum.

Bu konu Dışişleri Komisyonunda görüşülürken gündeme Muhterem Oğan tarafından getirilmemiştir. Ancak, çok yoğun bir şekilde konu ele alınmış ve mutabakat muhtırasının ekinde yer alan eğitim programında “milis” ibaresinin kullanılmasına ilişkin eleştirilere orada bulunan Hükûmet temsilcileri de çok detaylı yanıt vermişlerdir ve burada “milis” ibaresinin Libya’da “polis adayı olarak toplanan ve resmî bir sıfatı olmayan genç insanlar” anlamına geldiği ve söz konusu ibarenin Libya’da ülkemizde yaptığı çağrışımlardan uzak bir kapsama sahip olduğu…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ne biçim Türkçeniz var sizin? Polis adayı diyemediniz mi?

DIŞİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VOLKAN BOZKIR (İstanbul) –  …mutabakat muhtırasına ekli eğitim programının dikkatli bir biçimde incelenmesi hâlinde söz konusu ibare kapsamındakilere verilecek eğitimin polis adaylarına verilecek eğitim olduğu Hükûmet temsilcileri tarafından açıkça belirtilmiş ve bunun üzerine yapılan oylamada da bu anlaşmanın yüce Meclisin onayına sunulması kararlaştırılmıştır.

Bilgilerinize sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Neden polis adayı demediniz o zaman? Siz milisin ne anlama geldiğini bilmiyor musunuz?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Milisin karşılığı yazılı olarak bir yerde var mı?

BAŞKAN –  Sayın milletvekilleri, tasarının tümü üzerinde başka söz talebi yoktur.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE LİBYA GEÇİŞ HÜKÜMETİ ARASINDA LİBYA ULUSAL POLİSİNİN EĞİTİMİNE VE KAPASİTE GELİŞTİRMESİNE İLİŞKİN İŞBİRLİĞİ KONULU MUTABAKAT MUHTIRASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 2 Nisan 2012 tarihinde Trablus’ta imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Geçiş Hükümeti Arasında Libya Ulusal Polisinin Eğitimine ve Kapasite Geliştirmesine İlişkin İşbirliği Konulu Mutabakat Muhtırası”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum.

Oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Geçiş Hükümeti Arasında Libya Ulusal Polisinin Eğitimine ve Kapasite Geliştirmesine İlişkin İşbirliği Konulu Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu arz ediyorum:

“Kullanılan Oy Sayısı      : 203

 Kabul                              : 189

 Ret                                  : 14(x)

                Kâtip Üye                                Kâtip Üye

           Mine Lök Beyaz                       Özlem Yemişçi

               Diyarbakır                                Tekirdağ”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı olsun.

Sayın milletvekilleri, 11’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Azerbaycan Cumhuriyeti Kaynaklı ve Azerbaycan Cumhuriyetinden Transit Geçen Doğal Gazın Türkiye Cumhuriyeti Toprakları Üzerinden Taşınması İçin Münhasır Boru Hattı Geliştirilmesine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

                                     

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

11.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Azerbaycan Cumhuriyeti Kaynaklı ve Azerbaycan Cumhuriyetinden Transit Geçen Doğal Gazın Türkiye Cumhuriyeti Toprakları Üzerinden Taşınması İçin Münhasır Boru Hattı Geliştirilmesine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/623) (S. Sayısı: 299)(x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Rapor 299 sıra sayıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE AZERBAYCAN CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA AZERBAYCAN CUMHURİYETİ KAYNAKLI VE AZERBAYCAN CUMHURİYETİNDEN TRANSİT GEÇEN DOĞAL GAZIN TÜRKİYE CUMHURİYETİ TOPRAKLARI ÜZERİNDEN TAŞINMASI İÇİN MÜNHASIR BORU HATTI GELİŞTİRİLMESİNE İLİŞKİN MUTABAKAT ZAPTININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 24 Aralık 2011 tarihinde Ankara'da imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Azerbaycan Cumhuriyeti Kaynaklı ve Azerbaycan Cum-huriyeti'nden Transit Geçen Doğal Gazın Türkiye Cumhuriyeti Toprakları Üzerinden Taşınması İçin Münhasır Boru Hattı Geliştirilmesine İlişkin Mutabakat Zaptı"nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şeklinin elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum.

Oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

 Sayın milletvekilleri,

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Azerbaycan Cumhuriyeti Kaynaklı ve Azerbaycan Cumhuriyetinden Transit Geçen Doğal Gazın Türkiye Cumhuriyeti Toprakları Üzerinden Taşınması İçin Münhasır Boru Hattı Geliştirilmesine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu arz ediyorum:

                                        

(x) 299 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

“Kullanılan oy sayısı       : 214

  Kabul                             : 214 (x)

        Kâtip Üye                                Kâtip Üye

        Mine Lök Beyaz                      Özlem Yemişçi

        Diyarbakır                               Tekirdağ”

Tasarı kanunlaşmıştır, hayırlı uğurlu olsun.

Sayın milletvekilleri, 12’nci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye-İran Hududunda Yeni Kara Hudut Kapılarının Açılmasına Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

12.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye-İran Hududunda Yeni Kara Hudut Kapılarının Açılmasına Dair Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/450) (S. Sayısı: 10)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

13’üncü sıraya alınan, Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığını İzleme Merkezinin Çalışmalarına Türkiye Cumhuriyetinin Katılımı ile İlgili Olarak Avrupa Topluluğu ve Türkiye Cumhuriyeti Arasında Yapılan Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

13.- Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığını İzleme Merkezinin Çalışmalarına Türkiye Cumhuriyetinin Katılımı ile İlgili Olarak Avrupa Topluluğu ve Türkiye Cumhuriyeti Arasında Yapılan Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/342) (S. Sayısı: 16)(xx)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 16 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

AVRUPA UYUŞTURUCU VE UYUŞTURUCU BAĞIMLILIĞINI İZLEME MERKEZİNİN ÇALIŞMALARINA TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN KATILIMI İLE İLGİLİ OLARAK AVRUPA TOPLULUĞU VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ ARASINDA YAPILAN ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 30 Ekim 2007 tarihinde Brüksel’de imzalanan “Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığını İzleme Merkezi’nin Çalışmalarına Türkiye Cumhuriyeti’nin Katılımı ile İlgili Olarak Avrupa Topluluğu ve Türkiye Cumhuriyeti Arasında Yapılan Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

                               

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 16 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Elektronik cihazla oylamayı başlatıyorum.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığını İzleme Merkezinin Çalışmalarına Türkiye Cumhuriyetinin Katılımı ile İlgili Olarak Avrupa Topluluğu ve Türkiye Cumhuriyeti Arasında Yapılan Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucunu arz ediyorum:

“Kullanılan oy sayısı       : 232

  Kabul                             : 232 (x)

                Kâtip Üye                                Kâtip Üye

         Mine Lök Beyaz ‑                      Özlem Yemişçi

               Diyarbakır                                Tekirdağ”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı olsun.

Şimdi, 14’üncü sıraya alınan, Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Arasında Akdenizde Kıta Sahanlığı Sınırlandırılması Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

14.- Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Arasında Akdeniz’de Kıta Sahanlığı Sınırlandırılması Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/471) (S. Sayısı: 114)(xx)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 114 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen yok.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ ARASINDA AKDENİZ’DE KITA SAHANLIĞI SINIRLANDIRILMASI HAKKINDA ANLAŞMANIN

ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 21 Eylül 2011 tarihinde New York’ta imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Arasında Akdeniz’de Kıta Sahanlığı Sınırlandırılması Hakkında Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

                                     

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 114 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Elektronik cihazla oylama yapacağız.

Bir dakika süre veriyorum.

Oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN -  Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Arasında Akdenizde Kıta Sahanlığı Sınırlandırılması Hakkında Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu arz ediyorum:

“Kullanılan Oy Sayısı      : 235

  Kabul                             : 235(x)

                Kâtip Üye                                Kâtip Üye

         Mine Lök Beyaz ‑                      Özlem Yemişçi

               Diyarbakır                                Tekirdağ”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı uğurlu olsun.

Sayın milletvekilleri, 15’inci sıraya alınan, 1969 Petrol Kirliliğinden Doğan Zararın Hukuki Sorumluluğu ile İlgili Uluslararası Sözleşmeyi Değiştiren 1992 Protokolünün Sınırlandırma Miktarlarının Değişikliklerine Dair Karara Katılmamızın Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

15.- 1969 Petrol Kirliliğinden Doğan Zararın Hukuki Sorumluluğu ile İlgili Uluslararası Söz-leşmeyi Değiştiren 1992 Protokolünün Sınırlandırma Miktarlarının Değişikliklerine Dair Karara Katılmamızın Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/503) (S. Sayısı: 129) (xx)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 129 sıra sayıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

1969 PETROL KİRLİLİĞİNDEN DOĞAN ZARARIN HUKUKİ SORUMLULUĞU İLE İLGİLİ ULUSLARARASI SÖZLEŞMEYİ DEĞİŞTİREN 1992 PROTOKOLÜNÜN SINIRLANDIRMA MİKTARLARININ DEĞİŞİKLİKLERİNE DAİR KARARA KATILMAMIZIN UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 18 Ekim 2000 tarihinde kabul edilen “1969 Petrol Kirliliğinden Doğan Zararın Hukuki Sorumluluğu ile İlgili Uluslararası Sözleşmeyi Değiştiren 1992 Protokolünün Sınırlandırma Miktarlarının Değişiklikleri”ne Dair Karara katılmamız uygun bulunmuştur.

                                     

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 129 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Sözleşmenin teknik hükümler içeren eklerine ilişkin değişiklikleri onaylamaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler.. Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4- (1)Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Elektronik cihazla oylama yapacağız.

Bir dakika süre veriyorum.

Oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 1969 Petrol Kirliliğinden Doğan Zararın Hukuki Sorumluluğu ile İlgili Uluslararası Sözleşmeyi Değiştiren 1992 Protokolünün Sınırlandırma Miktarlarının Değişikliklerine Dair Karara Katılmamızın Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu arz ediyorum:

“Kullanılan oy sayısı       : 242

  Kabul                             : 240

  Ret                                 : 1

  Çekimser                       : 1 (x)

                Kâtip Üye                                Kâtip Üye

            Özlem Yemişçi                       Mine Lök Beyaz

                 Tekirdağ                                Diyarbakır”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı uğurlu olsun.

Sayın milletvekilleri, 16’ncı sıraya alınan, 1971 Petrol Kirliliği Zararının Tazmini İçin Bir Uluslararası Fonun Kurulması ile İlgili Uluslararası Sözleşmeyi Değiştiren 1992 Protokolünün Tazminat Limitleri Değişikliklerine Dair Karara Katılmamızın Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

16.- 1971 Petrol Kirliliği Zararının Tazmini İçin Bir Uluslararası Fonun Kurulması ile İlgili Uluslararası Sözleşmeyi Değiştiren 1992 Protokolünün Tazminat Limitleri Değişikliklerine Dair Karara Katılmamızın Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/508) (S. Sayısı: 134)(xx)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 134 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

                                     

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 134 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

1971 PETROL KİRLİLİĞİ ZARARININ TAZMİNİ İÇİN BİR ULUSLARARASI FONUN KURULMASI İLE İLGİLİ ULUSLARARASI SÖZLEŞMEYİ DEĞİŞTİREN 1992 PROTOKOLÜNÜN TAZMİNAT LİMİTLERİ DEĞİŞİKLİKLERİNE DAİR KARARA KATILMAMIZIN UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 18 Ekim 2000 tarihinde kabul edilen “1971 Petrol Kirliliği Zararının Tazmini İçin Bir Uluslararası Fonun Kurulması ile İlgili Uluslararası Sözleşmeyi Değiştiren 1992 Protokolünün Tazminat Limitleri Değişiklikleri”ne dair karara katılmamız uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Sözleşmenin teknik hükümler içeren eklerine ilişkin değişiklikleri onaylamaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 4’üncü madde de kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Açık oylamayı elektronik cihazla yapıyoruz.

Bir dakika süre veriyorum ve oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 1971 Petrol Kirliliği Zararının Tazmini İçin Bir Uluslararası Fonun Kurulması ile İlgili Uluslararası Sözleşmeyi Değiştiren 1992 Protokolünün Tazminat Limitleri Değişikliklerine Dair Karara Katılmamızın Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucunu arz ediyorum:

“Kullanılan oy sayısı       : 251

  Kabul                             : 251 (x) 

                Kâtip Üye                                Kâtip Üye                                       

           Mine Lök Beyaz                       Özlem Yemişçi                                   

               Diyarbakır                                Tekirdağ”                                       

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı, uğurlu olsun.

Sayın milletvekilleri, şimdi de, 17’nci sıraya alınan Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele Akademisi Kurucu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

17.- Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele Akademisi Kurucu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/568) (S. Sayısı: 206) (xx)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

                                     

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 206 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 206 sıra sayıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Maddelere geçilmesi kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

ULUSLARARASI YOLSUZLUKLA MÜCADELE AKADEMİSİ KURUCU ANLAŞMASININ

ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1)  Türkiye Cumhuriyeti adına 21 Aralık 2010 tarihinde Viyana’da imzalanan “Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele Akademisi Kurucu Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE  2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

MADDE  3 – (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şeklinin elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Elektronik cihazla oylama yapacağız.

Bir dakika süre veriyorum ve oylamayı başlatıyorum:

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Uluslararası Yolsuzlukla Mücadele Akademisi Kurucu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu arz ediyorum:

“Kullanılan oy sayısı       : 247

  Kabul                             : 247 (x)

                Kâtip Üye                                Kâtip Üye

         Mine Lök Beyaz ‑                      Özlem Yemişçi

               Diyarbakır                                Tekirdağ”

Tasarı bu şekilde kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı, uğurlu olsun.

Sayın milletvekilleri, 18’inci sıraya alınan 1992 Petrol Kirliliği Zararının Tazmini İçin Bir Uluslararası Fonun Kurulması ile İlgili Uluslararası Sözleşmenin 2003 Protokolüne Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Çevre Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

18.- 1992 Petrol Kirliliği Zararının Tazmini İçin Bir Uluslararası Fonun Kurulması ile İlgili Uluslararası Sözleşmenin 2003 Protokolüne Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Çevre Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/540) (S. Sayısı: 245)(xx)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

                                     

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 245 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Komisyon raporu 245 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen yok.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

1992 PETROL KİRLİLİĞİ ZARARININ TAZMİNİ İÇİN BİR ULUSLARARASI FONUN KURULMASI İLE İLGİLİ ULUSLARARASI SÖZLEŞMENİN 2003 PROTOKOLÜNE KATILMAMIZIN UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 16 Mayıs 2003 tarihinde kabul edilen “1992 Petrol  Kirliliği Zararının Tazmini İçin Bir Uluslararası Fonun Kurulması ile İlgili Uluslararası Sözleşme’nin 2003 Protokolü”ne katılmamız uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Protokolün teknik eklerine ilişkin değişiklikleri onaylamaya Bakanlar Kurulu yetki-lidir.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şeklinin elektronik cihazla olmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Elektronik cihazla oylama yapacağız.

Bir dakika süre veriyorum.

Oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 1992 Petrol Kirliliği Zararının Tazmini İçin Bir Uluslararası Fonun Kurulması ile İlgili Uluslararası Sözleşmenin 2003 Protokolüne Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu arz ediyorum:

“Kullanılan oy sayısı       : 245

  Kabul                             : 245 (x)

                Kâtip Üye                                Kâtip Üye

         Mine Lök Beyaz ‑                      Özlem Yemişçi

               Diyarbakır                                Tekirdağ”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır;hayırlı, uğurlu olsun.

Sayın milletvekilleri, şimdi de, 19’uncu sıraya alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyetine Doğal Gaz Satışına ve Azerbaycan Cumhuriyeti Kaynaklı Doğal Gazın Türkiye Cumhuriyeti Toprakları Üzerinden Transit Geçişine ve Doğal Gazın Türkiye Cumhuriyeti Toprakları Üzerinden Taşınması İçin Münhasır Boru Hattının Geliştirilmesine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

                                     

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

19.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyetine Doğal Gaz Satışına ve Azerbaycan Cumhuriyeti Kaynaklı Doğal Gazın Türkiye Cumhuriyeti Toprakları Üzerinden Transit Geçişine ve Doğal Gazın Türkiye Cumhuriyeti Toprakları Üzerinden Taşınması İçin Münhasır Boru Hattının Geliştirilmesine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/615) (S. Sayısı: 298) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 298 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE AZERBAYCAN CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA TÜRKİYE CUMHURİYETİNE DOĞAL GAZ SATIŞINA VE AZERBAYCAN CUMHURİYETİ KAYNAKLI DOĞAL GAZIN TÜRKİYE CUMHURİYETİ TOPRAKLARI ÜZERİNDEN TRANSİT GEÇİŞİNE VE DOĞAL GAZIN TÜRKİYE CUMHURİYETİ TOPRAKLARI ÜZERİNDEN TAŞINMASI İÇİN MÜNHASIR BORU HATTININ GELİŞTİRİLMESİNE İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 25 Ekim 2011 tarihinde İzmir'de imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyeti'ne Doğal Gaz Satışına ve Azerbaycan Cumhuriyeti Kaynaklı Doğal Gazın Türkiye Cumhuriyeti Toprakları Üzerinden Transit Geçişine ve Doğal Gazın Türkiye Cumhuriyeti Toprakları Üzerinden Taşınması İçin Münhasır Boru Hattının Geliştirilmesine İlişkin Anlaşma'nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum:

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Elektronik cihazla oylama yapacağız.

Bir dakika süre veriyorum.

Oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyetine Doğal Gaz Satışına ve Azerbaycan Cumhuriyeti Kaynaklı

                                      

(x) 298 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Doğal Gazın Türkiye Cumhuriyeti Toprakları Üzerinden Transit Geçişine ve Doğal Gazın Türkiye Cumhuriyeti Toprakları Üzerinden Taşınması İçin Münhasır Boru Hattının Geliştirilmesine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu arz ediyorum:

"Kullanılan oy sayısı :  245

  Kabul                       :  245(x)

                Kâtip Üye                                Kâtip Üye

         Mine Lök Beyaz ‑                      Özlem Yemişçi

               Diyarbakır                                Tekirdağ”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı, uğurlu olsun.

Sayın milletvekilleri, şimdi de, 20’nci sıraya alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijerya Federal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

20.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijerya Federal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/289) (S. Sayısı: 13)(xx)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 13 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE NİJERYA FEDERAL CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA YATIRIMLARIN KARŞILIKLI TEŞVİKİ VE KORUNMASINA İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 2 Şubat 2011 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti  ile Nijerya Federal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şeklinin elektronik cihazla olmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Elektronik cihazla oylama yapacağız.

                                     

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 13 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijerya Federal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu arz ediyorum:

"Kullanılan oy sayısı       : 245

  Kabul                              : 244

  Ret                                 : 1 (x)

                Kâtip Üye                                Kâtip Üye

         Mine Lök Beyaz ‑                      Özlem Yemişçi

               Diyarbakır                                Tekirdağ”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı, uğurlu olsun.

Sayın milletvekilleri, şimdi de, 21’inci sıraya alınan, Türkiye Cumhuriyeti Türkiye Cumhuriyeti ile Irak Cumhuriyeti Arasında Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

21.-Türkiye Cumhuriyeti ile Irak Cumhuriyeti Arasında Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/353) (S. Sayısı: 17) (xx)

 BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 17 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen yok.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının 1’inci maddesini okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE IRAK CUMHURİYETİ ARASINDA KAPSAMLI EKONOMİK ORTAKLIK ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 23 Mart 2009 tarihinde Bağdat’ta imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Irak Cumhuriyeti Arasında Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şeklinin elektronik cihazla olmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Elektronik cihazla oylamayı başlatıyorum; bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

                                     

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 17 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti ile Irak Cumhuriyeti Arasında Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucunu arz ediyorum:

“Kullanılan oy sayısı       : 249

  Kabul                             : 249 (x)

                Kâtip Üye                                Kâtip Üye

         Mine Lök Beyaz ‑                      Özlem Yemişçi

               Diyarbakır                                Tekirdağ”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır; hayırlı, uğurlu olsun.

Sayın milletvekilleri, 22’nci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Gürcistan Enerji Bakanlığı Arasında  Türkiye-Gürcistan Elektrik Enterkonneksiyonlarının Geliştirilmesi Hakkında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

22.- Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Gürcistan Enerji Bakanlığı Arasında Türkiye-Gürcistan Elektrik Enterkonneksiyonlarının Geliştirilmesi Hakkında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/365) (S. Sayısı: 19)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

23’üncü sırada yer alan, 187 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

23.- 187 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/454) (S. Sayısı: 28)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek üzere, 30 Haziran 2012 Cumartesi günü saat 12.00’de toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 19.26

 

 

                                   

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.