DÖNEM: 24                          CİLT: 24                         YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

123’üncü Birleşim

21 Haziran 2012 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, birçok ilçede kapatılan adliyeler ve bu adliyelerin kapatılmasından sonra oluşacak sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Kars’ın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, gazeteci yazar İlhan Selçuk’un ölüm yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 21 milletvekilinin, Türkiye'de işçi ve emekçilerin örgütlenmeleriyle ilgili sorunların, sendikalaşmaları önündeki engellerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/325)

2.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy ve 21 milletvekilinin, ana dilde eğitim görmeyen çocukların öğrenmede karşılaştıkları güçlüklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/326)

3.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz ve 23 milletvekilinin, Nilüfer Çayı’ndaki kirliliğin yol açtığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/327)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Gediz Nehri’nin kirliliğinin nedenleri ve kirlenmede sorumluluğu olanların belirlenmesi hakkında vermiş olduğu (10/219) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmesinin, Genel Kurulun 21/06/2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

 

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

 

 

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Raporu (1/589) (S. Sayısı: 279)

 

3.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

4.- Ortak Transit Rejimine İlişkin Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/620) (S. Sayısı: 274)

5.- Eşya Ticaretindeki İşlemlerin Basitleştirilmesine İlişkin Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/628) (S. Sayısı: 275)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- AÇIKLAMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın muhalefet partilerinin Meclis çalışmalarındaki tutumlarıyla ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın muhalefet partilerinin Meclis çalışmalarındaki tutumlarıyla ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Meclisin sağlıklı çalışma ortamını yaratmak için dört parti grubunun anlaşması gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Meclisin sabahlara kadar çalışmasının sorumluluğunun kendi gruplarında olmadığına ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın, Kürecik’le ilgili sorusuna konuyla ilgisi olmayan bir yanıt verdiğine ilişkin açıklaması

 

X.- OYLAMALAR

1.- Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı’nın oylaması

2.- Ortak Transit Rejimine İlişkin Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı’nın oylaması

3.- Eşya Ticaretindeki İşlemlerin Basitleştirilmesine İlişkin Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 2020 yılı için planlanan olimpiyat ve paraolimpik oyunları ile ilgili projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/6104)

2.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, bir sayısal oyunun bayiliklerine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/7007)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 2002-2012 yılları arasında Bakanlıkça yürütülen yolsuzlukla mücadele stratejisine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/7008)

4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 2002-2012 yılları arasında Bakanlıkça yürütülen yolsuzlukla mücadele stratejisine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/7109)

5.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, polis tarafından öğrencilere orantısız müdahalelerde bulunulduğu iddialarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/7190)

6.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır’a yapılacak yeni stada ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/7193)

7.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, bazı Hükûmet üyelerinin Anayasa değişikliği ile ilgili bazı açıklamalarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/7342)

8.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, uluslararası başarı kazanan sporculara verilen ödüllere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/7371)

9.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, TFF ve Engelli Spor Federasyonlarına yapılan yardımlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/7372)

10.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, protokol tribünlerinin kullanımına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/7373)

11.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Samsun’da yıkılıp yeniden inşa edileceği belirtilen 19 Mayıs Stadı’nın adının değiştirileceği iddialarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/7374)

12.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat ilindeki amatör spor kulüplerine ve bunlara sağlanan desteklere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/7393)

13.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’taki öğrenci yurtlarına ve buralarda kalan öğrencilere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/7535)

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.03’te açılarak on bir oturum yaptı.

Adıyaman Milletvekili Muhammed Murtaza Yetiş, Dünya Mülteciler Günü’ne,

Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, sınır ili Ardahan’ın sorunlarına,

Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz, itfaiye çalışanlarının sorunlarına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut ve 20 milletvekilinin, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde görev yapan öğretmenlerin sorunlarının (10/322),

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve 19 milletvekilinin, Ankara tavşanının tekrar ülkemize kazandırılması, yaygınlaştırılması, ekonomiye katkı sağlaması, türünün devamı ve üretiminin arttırılması için uygun yöntemlerin (10/323),

Batman Milletvekili Ayla Akat ve 21 milletvekilinin, devletin yasalardan ve uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükleri doğrultusunda taahhüt altına alınan kadın istihdamında yaşanan gerilemenin nedenleri ve kadınların istihdama katılımının önündeki engellerin (10/324),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

CHP Grubunun, 15/6/2012 tarihinde İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve arkadaşlarının iş kollarının belirlenmesi sürecini sürüncemede bırakarak toplu sözleşme hakkının fiilen kullanılmasını engelleyenlerin ortaya çıkarılması ile bu süreçte işçiler ve aileleri açısından ortaya çıkan mağduriyetlerin belirlenmesi ile alınması gereken önlemlerin tespiti amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin (467 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 20/6/2012 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156) görüşmeleri, Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

2’nci sırasında yer alan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Raporu’nun (1/589) (S. Sayısı: 279) görüşmelerine başlanarak 18’inci maddesine kadar kabul edildi.

Başkanlığın, görüşülmekte olan kanun tasarısıyla ilgili söz taleplerini, usulüne ve İç Tüzük hükümlerine uygun olarak yapılmadığı gerekçesiyle iptal etmesi gerektiğine ilişkin bir usul tartışması yapıldı. Başkanlığın tutumunda bir değişiklik olmadığı, söz taleplerinin İç Tüzük’e uygun olarak yapılmış olduğu açıklandı.

İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın şahsına,

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Yapılan yoklamalar sonucunda Genel Kurulda toplantı yeter sayısı bulunmadığından, alınan karar gereğince, 21 Haziran 2012 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere 04.07’de birleşime son verildi.

 

                                                            Sadık YAKUT

                                                            Başkan Vekili

 

Muhammet Rıza YALÇINKAYA           Özlem YEMİŞÇİ                        Bayram ÖZÇELİK

              Bartın                                        Tekirdağ                                      Burdur

           Kâtip Üye                                    Kâtip Üye                                   Kâtip Üye

 

 

 

 

                                                                                                         No: 172

II.- GELEN KÂĞITLAR

21 Haziran 2012 Perşembe

Raporlar

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Belçika Krallığı Arasında Diplomatik ve Konsüler Personelin Belirli Yakınlarının Kazanç Getirici Bir İşte Çalışmalarına Olanak Sağlayan Anlaşmanın Onaylanmasının  Uygun  Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/341) (S. Sayısı: 281) (Dağıtma tarihi: 21.06.2012) (GÜNDEME)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Bahreyn Krallığı Hükümeti Arasında Tarım Alanında İşbirliği Konusunda Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/354) (S. Sayısı: 282) (Dağıtma tarihi: 21.06.2012) (GÜNDEME)

3.- Türkiye Cumhuriyeti ile Brezilya Federal Cumhuriyeti Arasında Diplomatik Misyon ve Konsolosluk Görevlilerinin Aile Üyelerinin Kazanç Getirici İşlerde Çalışmalarına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının  Uygun  Bulunduğuna  Dair  Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/457) (S. Sayısı: 283) (Dağıtma tarihi: 21.06.2012) (GÜNDEME)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Diplomatik ve Konsüler Misyonlarda Çalışan Personelin Yakınlarının Kazanç Getirici Bir İşte Çalışmalarına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/461) (S. Sayısı: 284) (Dağıtma tarihi: 21.06.2012) (GÜNDEME)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gana Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Tarımsal İşbirliği Konulu Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/576) (S. Sayısı: 285) (Dağıtma tarihi: 21.06.2012) (GÜNDEME)

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Tarımsal İşbirliği Konulu Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/609) (S. Sayısı: 286) (Dağıtma tarihi: 21.06.2012) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 21 Milletvekilinin, işçilerle diğer çalışanların örgütlenme ve sendikalaşma haklarının önündeki engellerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/325) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)

2.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy ve 21 Milletvekilinin, anadilde eğitim görmeyen çocukların öğrenmede karşılaştıkları güçlüklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/326) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/11/2011)

3.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz ve 23 Milletvekilinin, Nilüfer çayındaki kirliliğin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/327) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/11/2011)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, İDO’daki fiyat uygulamalarından kaynaklanan mağduriyetin giderilmesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/5875)

2.-    İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul Deniz Otobüsleri ücret tarifesine ve öncelikli geçiş sistemine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/5878)

3.-    Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, 2006-2012 yıllarında gerçekleşen yasadışı telefon ve ortam dinlemelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6200)

4.-    İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Sincan F Tipi Cezaevinde iki kişinin darp edildiği iddiasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6216)

5.-    İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, Tekirdağ F Tipi Cezaevinde yapıldığı iddia edilen bazı uygulamalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6217)

6.-    Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Sincan Cezaevinde bazı tutukluların darp edildiği iddialarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6218)

7.-    Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, 2002-2011 yılları arası on sekiz yaşından küçük çocuklar hakkında açılan davalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6219)

8.-    Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un, 1990 sonrasında bazı komutanların ölümleri ile ilgili iddialara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6220)

9.-    Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Tekirdağ 1 Nolu Cezaevi yönetiminin uygulamalarıyla ilgili bazı iddialara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6221)

10.-  İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı internet sitesinden vatandaşların siyasi parti üyeliklerine ulaşıldığı iddialarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6222)

11.-  İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, Erzurum E Tipi Kapalı Cezaevinde kadın mahkumlara yapılan hak ihlalleri iddialarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6223)

12.-  Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, yasadışı telefon dinlemelerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6224)

13.-  Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Korkuteli’de aile mahkemesine bakan yargıçların değiştirilmesi nedeniyle davaların uzamasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6225)

14.-  Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, hükümlü terör örgütü liderine özel muamele yapıldığı iddialarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6226)

15.-  İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevindeki bir uygulamaya ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6227)

16.-  Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, 2007-2012 yılları arasındaki tutuklu istatistiklerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6228)

17.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bir mahkumun sağlık durumuna ve hasta hükümlülere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6229)

18.-  Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Erzurum E Tipi Cezaevinde kadın tutuklu ve hükümlülerin maruz kaldığı iddia edilen bazı uygulamalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6251)

19.-  İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, örgüt üyeliğinden yargılanan üniversite öğrencilerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6391)

20.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2002-2012 yılları arasında Bakanlıkta çalışan ve emekli olan personel ile ataması yapılan Bakan Yardımcısına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6788)

21.-  Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, bir beyanına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7288)

22.-  Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, taş kömürünün teşvik kapsamına alınmamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7290)

23.-  İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin taşınmaz satış ihalelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7291)

24.-  Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Kars’ın bazı mahallelerinin yol ve su sorununa ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7294)

25.-  Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, camilerde Kürtçe vaaz ve hutbe okunmasına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) yazılı soru önergesi (7/7295)

26.-  Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, göreve başlayan din görevlilerine imzalattırılan yemin belgesine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) yazılı soru önergesi (7/7296)

27.-  İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, engellilerin bazı sorunlarına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/7303)

28.-  Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, özel eğitim kurumlarının denetimine ve buralarda yaşanan cinsel istismar vakalarına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/7304)

29.-  İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, Yargıda Durum Analizi Toplantıları sonucu hazırlanan bir  raporun sonuçlarına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/7305)

30.-  İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, engellilerin istihdam sorunlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/7306)

31.-  Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, SGK’nın bir çalışanına yaptığı uygulamaya ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/7307)

32.-  Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, SGK’nın 2007-2010 yılları arasında bir bankayla yaptığı promosyon anlaşması ile ilgili iddialara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/7308)

33.-  İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, işsizlik ve emeklilik yaşına bağlı mağduriyetlere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/7309)

34.-  İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, engellilerin eğitim sorunlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/7313)

35.-  Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, Kızıltepeli çiftçilere tarım eğitimi verilmesine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7314)

36.-  Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, erik fiyatlarındaki ani düşüşe ve üreticilerin mağduriyetine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7315)

37.-  Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, sağlıksız gıda üretimine ve ürünlerin denetimine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7316)

38.-  Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır’daki kapalı sera alanına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7317)

39.-  Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, bakkal esnafının sorunlarına ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/7318)

40.-  Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, Çorum plakalı bazı resmi araçların Ankara’da bulunma nedenlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7324)

41.-  Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, bir milletvekilinin bazı açıklamalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7325)

42.-  Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, PKK tarafından kaçırılan kamu görevlilerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7326)

43.-  İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Ordu’da 2012 yılında uygulanacak olan yatırım programına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7327)

44.-  Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin, bir köyün yol ve içme suyu sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7328)

45.-  Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin bir köy mezarlığına koruma duvarı yapılmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7329)

46.-  Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, Kilis Öğretmenevine bazı gazetelerin alınmadığı iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/7330)

47.-  Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, okullarda dağıtılan sütlerin ambalajlarına ve dağıtımı yapan şirketle ilgili iddialara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/7331)

48.-  Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, öğretmenlerin özlük haklarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/7332)

49.-  Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Okul Sütü Projesi kapsamında dağıtılan sütlerle ilgili yapılan soruşturmaya ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/7333)

50.-  Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, TSK personelinin özlük hakları ile gazi ve şehit sayısına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/7338)

51.-  Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, Zergan Deresi ıslahına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7339)

52.-  Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Ergani’nin çevre yollarının yapımına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/7340)

53.-  Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Devlet Tiyatrolarının özelleştirileceği iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7344)

54.-  Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, belediyelerin profesyonel futbol takımlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7345)

55.-  Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, memur maaşlarının düzeltilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7346)

56.-  Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, şeker pancarına ve şeker fabrikalarının sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7348)

57.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, engellilerin vergi muafiyetinde ve oy işlemlerinde yaşadığı sorunlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7349)

58.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, korunmaya muhtaç çocuklara ve parçalanmış ailelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7350)

59.-  İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, 2002-2012 yılları arasında TSK arazilerindeki değişikliklere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7351)

60.-  Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, THY, öğretmenevi gibi kamu kurum ve kuruluşlarına alınan gazetelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7352)

61.-  Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, Suriyeli mülteciler için harcanan para miktarına ve mültecilere dağıtıldığı iddia edilen kredi kartlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7354)

62.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, engelli istatistiklerine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/7360)

63.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, yetiştirme yurtlarında kalan çocukların sorunlarına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/7361)

64.-  İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, taşeron sisteminin doğurduğu sorunlara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/7362)

65.-  İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, özelleştirme sonucunda başka kurumlara atanan personelin özlük haklarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/7363)

66.-  İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, sözleşmeli personel uygulamasına ve kadroya geçen sözleşmeli personele ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/7364)

67.-  Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, Türk soylu yabancıların Türkiye’deki çalışma koşullarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/7365)

68.-  Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, kredilerden alınan dosya masraflarına ve elektrik faturalarındaki kayıp kaçak ücretine ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/7387)

69.-  Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Bakanlığa bağlı birimlerin TSE belgeleri alımına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7388)

70.-  Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, belediyelerde çalışan işçilere ve özlük haklarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7389)

71.-  Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Jandarma Genel Komutanlığında çalışan sivil memurların silah taşıma ruhsatı harç ücreti ödemesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7390)

72.-  Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 2011 yılında Tokat’ta yakalanan uyuşturucu miktarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7391)

73.-  Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat İl Özel İdaresinin 2011 yılı harcamalarına ve borçlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7392)

74.-  Gaziantep Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın, Gaziantep’te organize suç şebekesi bulunduğu iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7394)

75.-  Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’da kesilen trafik cezalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7395)

76.-  Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, şehit yakınlarının ve gazilerin istihdamına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7396)

77.-  Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün, son 9 yıllık dönemde özelleştirilen kurumlardaki istihdama ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/7397)

78.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, engellilerin kamu kurum ve kuruluşlarında istihdamına ve istihdam kotalarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/7398)

79.-  Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Orhangazi ilçesinde yaşandığı iddia edilen bir taciz olayına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/7399)

80.-  Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, yeni eğitim sisteminde spor ve güzel sanatlara ilişkin derslere yer verilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/7400)

81.-  Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, İlköğretim ve Eğitim Kanununun uygulanmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/7401)

82.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Rize’de anaokulu öğrencilerinin Emniyet Müdürlüğü ziyaretinde yaşanan bir olaya ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/7402)

83.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, engelli öğrencilerin eğitimlerini sürdürebilmeleri için alınan tedbirlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/7403)

84.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun çeşitli sebeplerle hayatını kaybeden askerlere ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/7405)

85.-  İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, 2011 yılından itibaren emekliye sevk edilen ve tutuklanan subaylara ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/7406)

86.-  İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, astsubay ve subaylar arasındaki eşitsizliklere ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/7407)

87.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, kamuya açık alanların ve toplu taşıma araçlarının engellilerin kullanımına uygun hale getirilmesine yönelik çalışmalara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/7412)

88.-  Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Uşak Havaalanında yolcu taşımacılığı hizmetlerinin ne zaman başlayacağına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/7413)

89.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, ayrımcılığın önlenmesi konusunda mevzuatın uluslararası müktesebat çerçevesinde taranıp taranmadığına ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/7415)

90.-  Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Ortaköy Berta Deresi üzerinde yapılacağı iddia edilen HES’lere ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/7416)

91.-  İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, 5. İzmir İktisat Kongresinin yapılıp yapılmayacağına ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/7417)

92.-  Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, tiyatroların özelleştirilmesi konusundaki çalışmalara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/7418)

93.-  İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, Kozak Havzasındaki verim sorununa ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7419)


21 Haziran 2012 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Tanju ÖZCAN (Bolu)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 123’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündem dışı ilk söz, birçok ilçede kapatılan adliyeler ve bu adliyelerin kapatılmasından sonra oluşacak sorunlar hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Aslanoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, birçok ilçede kapatılan adliyeler ve bu adliyelerin kapatılmasından sonra oluşacak sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, geçen hafta, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, savcı ve hâkim atamalarıyla birlikte bazı ilçelerimize hâkim ve savcı atamadı. Önce denildi ki: “Bu ilçelerden tayin olan hâkim ve savcılar tayin oldu ama bu ilçelere kimse gitmedi.” Önce kimse bir şey anlamadı; daha sonra, bu ilçelerdeki adliyelerin kapatılacağı söylendi.

Değerli arkadaşlarım, geçen hafta alınan kararla, 146 ilçemizde adliyeler kapatıldı.

MUHARREM VARLI (Adana) – Yumurtalık’la Saimbeyli de var.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Şu anda 146 ilçemize, hâkim ve savcılar oradan başka yere atandı, tayin yapılmadı oraya; bu adliyeler fiilen şu anda… Geçen hafta da Hâkimler ve Savcılar Kurulu bir karar aldı, o adliyelerin hangi adliyelere bağlanacağını ilan etti.

MUHARREM VARLI (Adana) – Gerek yok artık.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinde yasama, yürütme ve yargı vardır. İdari bölünme de bu şekilde yapılmıştır.

MUHARREM VARLI (Adana) – Sen öyle zannet Mevlüt Bey.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – İlçeler ve illerde yasama, yürütme, yargı, sosyal devletin olmazsa olmazıdır. Şimdi, bu ilçelerde adliyeler kapanınca…

Size başka, vahim bir şey söyleyeyim: Tabii, şunu da… Arkadaşlar, bu Mecliste zannediyorum ki en fazla meslek grubu olan arkadaşlarım, avukat arkadaşlarım. Yani meslek grubu olarak bu Meclis ağırlıklı avukat arkadaşlardan oluşan bir meclis -benim bildiğim- 100 küsur tane milletvekilimizin hukukçu olduğunu zannediyorum yani en yüksek meslek grubu. En yüksek meslek grubunun olduğu bir mecliste böyle bir temel konunun neler getirdiğini, neler götüreceğini, ilçelerde ve bu bölgelerdeki yapacağı tahribi biz mutlak tartışmalıydık ama bugüne kadar hep Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun masa başında aldığı karara seyirci kaldık.

İllerden bir sürü insanlar geliyor, bunları kabul ediyorsunuz. Ben geçen hafta, hatta evvelsi gün gördüm, Manisa’nın Selendi ilçesinden -Özgür Bey burada- tüm partilerin ilçe başkanları, belediye başkanları, tüm meslek örgütleri, hepsi bir tek yumruk olmuş, “Biz adliyemizi geri istiyoruz.” diyor. Bir adliyenin o ilçeden alınması, o ilçenin hayat damarlarından birinin kesilmesidir. Yani Selendi halkının bu konudaki, hakikaten, infialine katılıyorum.

Zamanım çok az, arkadaşlar, burada alınan kararla size üç tane örnek vereceğim. İdari yapı oluşmamış, bazı illerin kapatılan ilçe adliyeleri bir başka ile verilmiş. Üç tane örneği var burada. Şimdi İstanbul’dan bir örnek vereceğim. İstanbul Çatalca’ya bağlı olmayan ama Çatalca’ya 3 kilometre uzaklıkta bir köy var, Beyşeyiş. Bu, Arnavutköy ilçesine bağlı. Arnavutköy’le Beyşeyiş 35 kilometre.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bahşayiş.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bahşayiş.

Ama Arnavutköy’de adliye olmadığı için 80 kilometre uzaklıktaki Gaziosmanpaşa’ya gitmek zorunda adliye için. Savunma hakkı anayasal bir haktır, özellikle avukat arkadaşlarıma seslenmek istiyorum: Bu kapatılan ilçelerde savunma hakları ellerinden alınmıştır bu insanların. Burada idari yapı dikkate alınarak 85 kilometre, 90 kilometre ilerideki bir ilçeye insanları göndermek hakikaten bir anayasal suçtur, savunma hakları ellerinden alınmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bu kapatılan adliyelerin bir şekilde daha gözden geçirilmesi… Mağdur olan ilçelerimizin mağduriyetini gidermek zorundayız.

Ben buradan bu Meclisteki avukat arkadaşlara sesleniyorum: Bu sorun bir hukuk sorunudur, bir savunma sorunudur. En güzel savunmayı sizler yapacaksınız, mağdur olan vatandaşın hakkına siz sahip çıkacaksınız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, Kars’ın sorunları hakkında söz isteyen Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’ye aittir.

Buyurun Sayın Birtane. (BDP sıralarından alkışlar)

2.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Kars’ın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kars’ın ilgi ve çözüm bekleyen sorunlarını sizlerle paylaşmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kars’a dair sayacağım sorunlar Türkiye’nin birçok iliyle ortak sorunları teşkil ediyor. Ancak bu derece köylüsüne, çiftçisine, besicisine, esnafına, kentlisine, işsizine “Ne hâlin varsa gör.” denen, devlet tarafından âdeta rest çekilmiş bir il daha yok. “Gelişiyoruz, dünyanın 2’nci büyük ekonomisi oluyoruz.” dendikçe Kars geriye gidiyor çünkü Kars aynı zamanda belediyenin en temel hizmetlerinden de yoksun. Kars’ın altyapı, yol, su problemi hâlâ çözülmüş değil. On yedi mahallesine su günde iki saat veriliyor. Su verilen mahalle sayısı sadece dörttür. Çatak, Düzgeçit, Karabağ, Bacalı, Kesko, Pakran köyleri başta olmak üzere yüzlerce köyde sağlıklı su yok. Çatak köylülerinin hayvanları yıllardır köprü olmadığı için köyle meralar arasında bulunan dere suyuna kapılarak telef oluyor. Muhtar defalarca başvuru yaptı, netice yok. Kentin askerî bölgelerinin, hastanelerinin tüm çöpleri Karadağ Mahallesi’ne dökülüyor. Çöp arıtma tesisi atıl durumda. Koca bir alanı kaplayan çöpler meralara, evlerin bahçesine kadar yayılıyor. Başıboş sokak köpekleri mahalleyi sarmış durumda. Barınak yapılmış ancak köpekler hâlâ sokaklarda dolaşıyor.

Yine, Aydınlıkevler Mahallesi’nde Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulunun yanında bulunan kanal kanalizasyon suyu ve çöple dolu. Bu durum hem çocukların hem mahallelinin sağlığını tehdit ediyor. Kentte otopark ve umumi tuvaletler yok, trafik lambaları ise verdiğimiz soru önergesinden sonra daha yeni kurulmaya başlandı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekonomisi hayvancılığa dayanan Kars halkının bu geçim kaynağı yok olmak üzere. Girdi fiyatları zammı yüzde 100’leri aştı. Başka istihdam alanı yok. Organize sanayi bölgesine bir çivi dahi çakılmadı. Bu yıl ekim dikim ayında da köylüyle beraberdik. Bize anlattıkları aynen şöyle: “Kışın dişimizden tırnağımızdan artırdık. Zabota, zahireciye borçlandık. Yaza ‘Allah kerim.’ dedik. Yaz geldi, borç gırtlakta, kar düşene kadar sütü zabota veriyoruz. Hayvanımız var; tereyağını, çeçili, kaşarı marketten gram gram alıyoruz, kırmız etin tadını unuttuk. Süt 50 kuruş, 1 kilo süt satsak kahvede bir bardak çay içemiyoruz.”

Kars’ta kuraklık var, hayvanların çoğu telef oluyor, bir önlem ve yardım yok. 5 ineği olan bir köylü bu ineklerini satsa 50 dönüm yer ekemiyor. Gübre, tohum, mazot parası derken ekini kapıya nasıl getireceğini kara  kara düşünüyor. “Kredi veriyoruz, destek çıkıyoruz.” dendi, krediler için onlarca evrak, memur kefil, gayrimenkul tapusu istendi. Doğrudan tarım ve hayvancılık destekleme primleri ise Kars’ta AKP’nin il merkezi ve yakınları arasında paylaşılıyor, köylünün eline tek kuruş geçmiyor. Digor Tarım Kredi Kooperatifi kapatıldı. Alem köyünde yirmi beş yıl önce kurulan kooperatife hâlâ hayvan verilmedi. 98-99 yılları arasında çiftçi kredisi alan Arazoğlu, Çığırgan, Çerme köylülerine 11 bin liralık icra takibi başlatıldı. Hicazi et firması başta olmak üzere, büyük şirketlere ve marketlere alan açan Hükûmet, ithal et ve canlı hayvan uygulamasıyla besiciyi pazarın dışına itti. Kamu hizmeti bitti, köye dönüştürülen Digor, Selim, Susuz ve Akyaka ilçeleri adliyeleri kapatıldı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tablo karşısında rakamlar ne anlam ifade eder? Daha geçen hafta, Kars’ta hayvan pazarında 10 lira için birbirini boğazlayan gençlerden biri hayatını kaybetti. Sigara parası bile bulamayan, istihdam edilmeyen, kahve köşelerinde sürünen Kars halkını bu çıkmazdan kurtarmak için yeni, gerçekçi ve kalıcı bir önlem paketine ihtiyaç vardır. Hükûmetten Kars’ın sorunlarına duyarlılık göstermesi çağrısını yapıyoruz.

Buradan Karslı hemşehrilerime sesleniyorum: Köylüyü üretimden koparan, buğdayını, ekmeğini,  etini, sütünü elinden alan bu sisteme karşı ancak birleşerek “Dur” diyelim.

Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, Gazeteci Yazar İlhan Selçuk’un ölüm yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, gazeteci yazar İlhan Selçuk’un ölüm yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 21 Haziran. Bugün, yılın en uzun günü yani en aydınlık günü. Yılın en aydınlık gününde ülkemizin en büyük, en önemli aydınlanma bilgelerinden birini kaybettik. İlhan Selçuk’u kaybedişimizin, aslında ölümsüzlüğe ve sonsuzluğa gönderişimizin 2’nci yıldönümünde anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

Değerli arkadaşlar,  İlhan Selçuk büyük bir gazeteciydi. İlhan Selçuk büyük bir yazardı. İlhan Selçuk büyük bir yurtseverdi. İlhan Selçuk büyük bir cumhuriyetçiydi. İlhan Selçuk, hepsinden önemlisi, bugün için çok büyük önem taşıyan bir başka misyonun sahibiydi; İlhan Selçuk, çağının en önemli özgürlük ve demokrasi savaşçılarından birisiydi.

İlhan Selçuk yaşamının büyük bir bölümünü, neredeyse tamamını özgürlük mücadelesine adadı. Türkiye’de ne zaman demokrasiyi kesintiye uğratan, özgürlükleri ortadan kaldıran darbe dönemleri yaşandıysa, her dönemde İlhan Selçuk’la mutlaka darbeciler hesaplaşma ihtiyacı duydular. 12 Mart’ın o baskıcı, faşist baskılarının yoğun olduğu günlerde İlhan Selçuk Ziverbey Köşkü’nde işkencecilere karşı direniyordu. Sorgu sırasında gözünü bağladıklarında ona “Kontgerillanın elindesin.” demişlerdi, Türkiye’de daha kimsenin derin devleti konuşmadığı dönemlerde, kimsenin kontrgerillayı konuşmadığı dönemlerde, İlhan Selçuk, kontrgerilla işkencecilerine karşı onurla direniyordu, onurlu direnişin simgesiydi.

Değerli arkadaşlar, 12 Eylül günleri geldi 12 Eylül faşist cuntasında da İlhan Selçuk o dönemin baskılarından nasibini aldı; yazı yazması engellendi, gazetesi kapatıldı ve o dönemde de İlhan Selçuk, derin devletin, demokrasiyi ortadan kaldıranların baş düşmanı ilan edilmişti. O günlerde de yılmadı, o günlerde cuntacıların şemsiyeleri altında yazı yazmadı, o günlerde cuntacıların şemsiyesi altında konuşmadı, tam tersine demokrasiye karşı darbenin karşısında büyük bir cesaretle o aydınlanma bilgesi olmanın heybetiyle direndi ve bugün 2000’li yıllarda ömrünün son dönemlerinde ne yazık ki yine darbecilerin hedefi oldu, AKP sivil darbesinin yaşandığı günlerde bu kez de bir başka darbecilerin hedefindeydi.

Değerli arkadaşlar, “Ergenekoncu” dediler, yıllarca derin devletle mücadele eden, yıllarca derin devletin hedefi olan İlhan Selçuk’a derin devletin adamı muamelesi yapmak üzere üzerine bu kara lekeyi çalmak için “derin devletçi, Ergenekoncu” diye gözaltına aldılar, sorguladılar ve sonsuzluğa yolcu etmeseydik bugün belki de o davanın sanığı olacaktı.

Aslına bakarsanız, İlhan Selçuk, gerçekten bir Ergenekoncuydu ama iddianamelere yansıyan Ergenekoncu değil, derin devletin Ergenekoncusu değil, bugünlerde bize unutturulmaya çalışılan ama bu milletin en zor dönemlerde dahi demirden dağları eritebilecek inanç ve güce sahip olduğunu anlatan Ergenekon Destanı’ndaki, destanlardaki Ergenekoncuydu, bu milletin gerçek evladıydı. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, İlhan Selçuk’un son sözleri şunlardı: “Türkiye’nin önünde başka bir dönem var, demokrasi ve temel hak ve özgürlükler mücadelesi dönemi.” Evet, Türkiye’nin önünde bu dönem var, başka bir dönem var ve bu sözlerin gereğini yapacağız Sayın İlhan Selçuk. Saygıyla eğiliyoruz önünde.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutacağım.

İlk okutacağım Meclis araştırması önergesi 500 kelimeden fazla olduğu için önerge özeti okunacaktır ancak önergenin tam metni Tutanak Dergisi'ne eklenecektir.

Okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 21 milletvekilinin, Türkiye'de işçi ve emekçilerin örgütlenmeleriyle ilgili sorunların, sendikalaşmaları önündeki engellerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/325) (x)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de işçi ve emekçilerin örgütlenmeleriyle ilgili sorunların tespit edilmesi, sendikalaşmaları önündeki engellerin kaldırılması, sendikalı olan işçilerin işten atılma, ücretsiz izine çıkarılma gibi uygulamalara maruz kalmaması için gerekli tedbirlerin alınması ve fiili olarak çözümlerin ortaya konması amacıyla Anayasanın 98'inci, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

                                                                                                                 22.11.2011

1) Sebahat Tuncel                         (İstanbul)

2) Pervin Buldan                           (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                            (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                 (Muş)

5) Murat Bozlak                            (Adana)

6) Halil Aksoy                                             (Ağrı)

7) Ayla Akat                                 (Batman)

8) İdris Baluken                            (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu          (Bitlis)

10) Emine Ayna                           (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                     (Diyarbakır)

12) Altan Tan                               (Diyarbakır)

13) Adil Kurt                                (Hakkâri)

14) Esat Canan                                            (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                      (Kars)

17) Erol Dora                                (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                     (Mersin)

19) Demir Çelik                            (Muş)

20) İbrahim Binici                        (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                             (Van)

22) Özdal Üçer                             (Van)

                                   

(x) (10/325) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

Gerekçe Özeti

1980 sonrasında sendikalaşma ve işçilerin örgütlenmelerinin kırılması için getirilen yasalar ve sendikalaşmanın giderek işlevleştirilmesi, sendikal mücadelenin en büyük sorunu haline gelmiştir. Sendikalı olma önündeki hukuksal engeller, örneğin noter onayının gerekli olmasını düzenleyen kanunun değiştirilmesiyle sendikalı olmanın kolaylaştırılması, uygulamadaki engeller değişmeyerek, krizle birlikte giderek artmaktadır. Sendikalı olmanın, işten çıkarma tehdidi ve işveren tarafından cezalandırma anlamına gelmesi işçileri daha da mağdur etmektedir. Sendikalı olduğu işçilerin bir çoğu örgütsel ve hukuksal mücadeleyi, demokratik hakkı olan eylem ve gösteri hakkı ile devam ettirilerek işe iade davalarını ya da tazminatlarını kazanmıştır. Ancak bir diğer yandan sendikalı olma önündeki engeller özel sektörden başlayıp, belediyelerde, uluslararası şirketlerde ve büyük yerel firmalarda giderek artmaktadır. Sendikalaşma önündeki engeller ve sorunlar ise sadece basına yansıyan bilgiler ışığında ve bazı sendikaların kendi araştırmalarınca bilinebilmektedir. En son bilimin tartışıldığı Bilgi Üniversitesi çalışanları sendikalı olur olmaz, 3 çalışan ve bir profesör işten çıkarılmıştır. Dolayısıyla sendikalı olmak bazı iş kollarında daha da zor iken, neredeyse her türlü iş kolunda ciddi zorlukları içerir hale gelmektedir ve bu olumsuz durum işverenlerin ekonomik kriz bahaneleriyle giderek artmaktadır.

Sendikalı olduğu için işten çıkarmalar konusunda kesin veriler olmamakla birlikte, Türk-İş'in Temmuz 2011 tarihli verilerine göre, son iki yılda 42 bin işçi işten çıkarıldı. Türk-iş Sendikasının raporuna göre, en çok işten çıkarılma metal sanayisinde gerçekleşti. Rapora göre otomotiv ve metal sektöründe son iki yılda 4 bin 208 işçi işten çıkarıldı, bin 150 örgütlü işçiye ise ücretsiz izin verildi. Çimento-seramik sektöründe de Çimse-İş üyesi bin 233 işçinin iş akdi feshedildi, 2 bin 217 işçi ücretsiz izne çıkarıldı. Öte yandan, Şubat ayında Genel Maden-İş'e üye 207, Ağaç-İş'e üye 59, TEKSİF’e üye 29, Tekgıda-İş'e üye 23, TÜMTİS'e üye 6 ve Türk Harb-İş'e üye 1 kişi işini kaybetti. Geçen ay toplamda 5 bin 766 Türk-İş üyesi işten çıkarıldı, 4 bin 139 kişi de ücretsiz izne ayrıldı. Son 5 aylık döneme bakıldığında ise Türk-İş'in çeşitli sektörlerden yaklaşık 35 bin üyesi işten çıkarıldı. Aynı dönemde, konfederasyon üyesi yaklaşık 12 bin işçiye ücretsiz, 19 bin işçiye de yarım ücretli izin verildi. En çok üyesi işten çıkarılan sendika Türk Metal oldu. Sendikanın son 5 ayda işten çıkarılan üye sayısı 19 bin 693'ü buldu.

Türkiye'de yaşanan ekonomik krizin sonuçları emekçilerin omuzlarına yüklenerek, işçilerin işverenlerle tek pazarlık ve eşitsizliği biraz da olsun kendi taraflarına çevirebilme şansı veren sendikalaşmanın önüne geçilmiştir. İşverenler tarafından yalnız bırakılan işçilerin örgütlenme sorunlarının hükümet tarafından sahiplenilerek bir an önce çözüm bulunması önemlidir. Sendikalı olduğu ya da olacağı için işçilerin tehdit altında olması engellenmelidir. Bu konuda işverene gerekli caydırıcı cezalar belirlenmelidir. Yasal düzenlemelerin yeterli olmadığı gerçeği göz önünde bulundurularak, işçilerin, çalışanların örgütlenme ve sendikalaşmaları dair sorunların tespiti ve sendikalaşma önündeki engellerin kaldırılması amacıyla bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasını önermekteyiz.

2.- Ağrı Milletvekili Halil Aksoy ve 21 milletvekilinin, ana dilde eğitim görmeyen çocukların öğrenmede karşılaştıkları güçlüklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/326)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

"Anadilinde eğitim göremeyen çocukların öğrenmede karşılaştıkları güçlüklerin" araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98, TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve105. maddeleri gereğince bir Araştırma Komisyonu'nun kurulmasını saygılarımla arz ederim.

1) Halil Aksoy                              (Ağrı)     

2) Hasip Kaplan                            (Şırnak)

3) Sırrı Sakık                                 (Muş)

4) Murat Bozlak                            (Adana)

5) Ayla Akat                                 (Batman)

6) İdris Baluken                            (Bingöl)

7) Hüsamettin Zenderlioğlu          (Bitlis)

8) Emine Ayna                             (Diyarbakır)

9) Nursel Aydoğan                       (Diyarbakır)

10) Altan Tan                                              (Diyarbakır)

11) Adil Kurt                                (Hakkâri)

12) Esat Canan                             (Hakkâri)

13) Sırrı Süreyya Önder                               (İstanbul)              

14) Sebahat Tuncel                       (İstanbul)

15) Mülkiye Birtane                      (Kars)

16) Erol Dora                                (Mardin)

17) Ertuğrul Kürkcü                     (Mersin)

18) Demir Çelik                            (Muş)

19) İbrahim Binici                        (Şanlıurfa)

20) Nazmi Gür                              (Van)

21) Pervin Buldan                         (Iğdır)

22) Özdal Üçer                             (Van)

Gerekçe:

Dil, insanlar arasındaki anlaşma ve iletişimin en önemli aracıdır. Anadil ise, çocuğun başta ailesi olmak üzere, soyu, çevresi ve ulusundan bilinçli bir öğrenim süreci olmadan edindiği dildir. Bu bakımdan anadili, "çocuğun anasının konuştuğu dil" gibi tanımlamak yanlış olacaktır. Topluluk kültürünün yaşatılması ve sonraki kuşaklara aktarılması açısından yazılı dil çok önemlidir.

Dil ile zihinsel gelişim arasında sıkı bir paralellik olduğu uzmanların görüşleri çerçevesinde ifade edilmektedir. Bebek anne karnından başlayıp doğduğu günden sonra seslere karşı sürekli bir duyarlılık içindedir. Dolaysıyla kişi ile anadili arasındaki duygusal ilişki, yaşam boyu sürecek kadar derin bağlarla örülmektedir.

Çocuk okul çağına gelinceye kadar temel dil yeteneklerini kazanır. Edindiği sözcüklerle düşünür, dış dünya ile bağlantısını sözcüklerle kurar. Yani gelişimi ve iletişimi; anlaşması, anlaşılması bu zihinsel süreç ve de buna aracılık eden dil ile ortaya dökülür.

Okula başladığında anadili dışında farklı bir dile dayalı eğitim onun gelişimini alt-üst ederek bocalamasına, çevreye küsmesine, kendini önemsemeyip kendinden kaçmasına neden olur. Dolayısıyla başarısızlık kaçınılmaz olmaktadır. Uzmanların görüşüne göre farklı kültürlerden gelen çocuklar, baskın dilde eğitime başladığında çocukla ebeveyn arasındaki iletişim kesiliyor ve pedagojinin temel kuralı olan çocuğun deneyimlerle kazandığı bilgiler üzerinden öğretimin yürütülmesi ilkesi ihlal ediliyor.

Çocuğa doğrudan ya da ima yoluyla "kendi kültürünü okul kapısının dışında bırakacaksın" dendiği için çocuk kendisini ret edilmiş olarak hissediyor ve çocuğun öğrenme ortamına aktif katılımı engellenmiş oluyor. Çünkü 7 yaşına kadar, çocuk ruhsal ve bedensel olarak ana diliyle şekilleniyor. İlkokula başladığında, 7 yılı sıfırlanıyor. Yeni doğmuş gibi bir kalıba sokuluyor. O da çocuğun ruhsal şekillenmesini alt-üst ederek başarısızlıklara ve travmalara neden olmaktadır.

Kürtlerin yaşadığı bölge illerinin Türkiye geneline göre sırayla sonda yer almaları salt bölgenin "ekonomik geri kalmışlığı" ile açıklamak olanak dışıdır. Kendi anadilleriyle eğitim alamayan bölge çocukları, daha ilköğretim okulunda başarısız olmaktadırlar.

Bundan dolayı, kendi anadili dışında eğitim gören çocukların öğrenimde yaşadığı sorunların kurulacak bir Meclis Araştırma Komisyonu ile araştırılması kaçınılmazdır.

3.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz ve 23 milletvekilinin, Nilüfer Çayı’ndaki kirliliğin yol açtığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/327)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bursa Türkiye'nin dördüncü büyük ili olup, ülkemizin önemli sanayi ve tarım kentidir. Son yallarda Bursa'ya olan göçler sebebiyle nüfusta ciddi artışlar meydana gelmiştir. Bu durum plansız bir biçimde Bursa ovasındaki yapılaşmanın artmasına ve verimli tarım alanlarının hızlı kentsel ve sanayi yapılaşması sonucunda elden çıkmasına neden olmuştur. Ayrıca, kentleşme ve sanayileşme sonucunda ortaya büyük miktarda çeşitli atıklar çıkmıştır. Bu atıklardan Nilüfer Çayı ve çevresi büyük zarar görmektedir.

Nilüfer Çayı Marmara Bölgesi'nin önemli akarsularından biridir. 203 km uzunluğundaki Nilüfer Çayı, Uludağ'ın güney yamaçlarında 850 metre yükseklikteki 2 mağaradan çıkar. Başlangıç bölümünde adı Aras Suyu' dur. Bu su batı doğrultusunda akarken çeşitli kollarla birleşerek "Nilüfer" adını alır. Bursa ili sınırları içerisindeki uzunluğu 168 km, ortalama su hacmi 458.848.800 m³/yıl, su toplama havzası 680 km², yıllık ortalama debisi 16,77m³/sn dir.

Doğancı köyü yakınlarında önüne kurulan bir barajla (Doğancı Barajı) Bursa kent içme suyunun önemli bir bölümünü depolar. Ayrıca kentin içme suyu gereksinimini karşılamak üzere, daha yüksekte Karaıslah dolaylarında Nilüfer Barajı yapımı sürmektedir. Antik çağ kaynaklarında adı "Odrys" çayı olarak geçen Nilüfer, Bursa Ovası'nı suladıktan sonra Uluabat Gölayağına dökülür. Bursa Ovası ve çevresinin derelerini ve Çayırköy Ovası'ndan Ayvalı Dere'yi alarak Ulubat Gölü'ne ulaşan Nilüfer, daha sonra Susurluk Çayı ile birleşerek Karacabey Boğazı'ndan Marmara Denizi'ne dökülür.

Aynı zamanda Bursa'nın Nilüfer ilçesine de adını veren, Nilüfer Çayı boyu uzanan sulak alanların bir kısmı düzlükler, bir kısmı eski kum ocağı çukurları biçimindedir. Bu alanlarda doğa kendini kısmen yenilemiştir. Bir çok bitki ve hayvanın yaşadığı özel mekanlar durumuna getirmiştir.

Nilüfer çayı boyunca uzanan sulak alanlar Avrupa-Afrika leylek göç yolları üzerinde bulunmaktadır. Öyle ki göç sırasında binlerce leylek, havaya bağlı olarak , gruplar hâlinde Şubat ayının sonundan itibaren, Mayıs ortasına kadar ve Ağustos ayının başından Ekim ayı başına kadar bölgede bulunan köylerimiz üzerinden uçarak, geçiş yaparlar. Bu doğa harikası göç sırasında sıkça ara verip, Nilüfer çayı üzerinde dinlenir ve beslenirler. Bunların yanı sıra Bursa ve çevresinde üreyen ergin yaşa gelmemiş genç leylekler ise Avrupa'ya gitmemekte, yaz boyunca buralarda kalmakta ve beslenmektedirler. Ayrıca yüzlerce Beyaz Leylek ve onlarca Kara Leylek ise, geceleri Nilüfer Çayı çevresindeki ağaçlara tüneyerek düşmanlarından korunmaktadırlar.

Yapılan çeşitli çalışmalar Nilüfer Çayı ve yan kollarının başta sanayi ve evsel kökenli kirleticilerle kirlendiğini göstermektedir. Bunların dışında ağır metal kirliliği yer almaktadır. Bu durum yapılan sulamanın zamanına ve suyun içinde barındırdığı, başta ağır metal miktarlarına bağlı olarak sulanan tarım alanlarında ağır metal kirliliğinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Özellikle sıvı atıkların başta Nilüfer Çayı ve yan kollarına kontrolsüz bir biçimde boşaltılması sonucunda bu su kaynağının zaman içerisinde kirlenmesine neden olmuştur. Bu su kaynağı aynı zamanda tarımsal üretim açısından önemli olup, ovada geçtiği güzergâh boyunca sulama amaçlı kullanılmaktadır. Bu durum, içerisinde çeşitli kirleticileri barındıran suyun, zaman içerisinde sulanan tarım alanlarının kirlenmesinde de önemli rol oynamaktadır.

Ovada Nilüfer Çayı ve Ayvalı Deresi ile sulanan Alluvial ve Vertisol grubu topraklarda Demir(Fe), Mangan(Mn), Çinko(Zn), Bakır(Cu), Kadmiyum(Cd), Kobalt(Co), Krom(Cr), Nikel(Ni) ve Kurşun(Pb) birikimine rastlanmaktadır. Bu metaller sulamaya bağlı olarak toprağın üst katmanında birikmektedirler. Eğer sulamaya uzun yıllar devam edilirse, bu tarım  alanlarının insan sağlığına zarar verebilecek noktaya gelmesine neden olacaktır.

Bu bağlamda; Bursa ilimiz sınırları içerisinde doğan Nilüfer Çayı'nın sahip olduğu doğal zenginliğin korunması ve bu kaynakların gelecek kuşaklara sağlıklı bir şekilde aktarılabilmesi amacıyla acil eylem planının oluşturulması,

Ciddi yapılaşma ve gelişme tehdidine karşı önleyici tedbirlerin alınması,

Nilüfer Çayı’nın kirlenmesine sebep olan tüm yapıların envanterini çıkararak gerekli tedbirlerin alınması,

Münferit sanayi tesislerinden kaynaklanan endüstriyel nitelikli atıkların tespit edilmesi ve önleyici tedbirler alınması,

Uludağ Oteller Bölgesinde faaliyet gösteren otel işletmeleri ve kamuya ait sosyal tesislerden kaynaklanan atık suların tespit edilmesi ve gerekli önlemlerin alınması,

Nilüfer Çayı ve yan kollarının ıslahı konusunda tespitlerde bulunulması ve gerekli tedbirlerin alınması,

Çevre kirliliğinin önlenmesi, bitki ve hayvan varlıklarının korunması, tarım arazilerinin sağlıklı sulama yapılması ve vazgeçilmez su kaynaklarımızın korunması için gelecekte ortaya çıkabilecek sorunların bugünden tespit edilerek gereken önlemlerin alınması amacıyla, Anayasanın 98. TBMM İç Tüzüğünün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

1) İlhan Demiröz                          (Bursa)

2) Hülya Güven                            (İzmir)

3) Sena Kaleli                               (Bursa)

4) Turhan Tayan                           (Bursa)

5) Mahmut Tanal                          (İstanbul)

6) Namık Havutça                        (Balıkesir)

7) Kemal Ekinci                            (Bursa)

8) Uğur Bayraktutan                     (Artvin)

9) Kadir Gökmen Öğüt                 (İstanbul)

10) Ali Serindağ                           (Gaziantep)

11) Gürkut Acar                           (Antalya)

12) Muharrem Işık                        (Erzincan)

13) Erdal Aksünger                      (İzmir)

14) İhsan Özkes                            (İstanbul)

15) Bülent Tezcan                        (Aydın)

16) Sedef Küçük                           (İstanbul)

17) Mehmet Şevki Kulkuloğlu      (Kayseri)

18) Aylin Nazlıaka                       (Ankara)

19) Mehmet Hilal Kaplan             (Kocaeli)

20) Tolga Çandar                          (Muğla)

21) Veli Ağbaba                           (Malatya)

22) Sakine Öz                               (Manisa)

23) Ayşe Nedret Akova                (Balıkesir)

24) Aykan Erdemir                       (Bursa)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Gediz Nehri’nin kirliliğinin nedenleri ve kirlenmede sorumluluğu olanların belirlenmesi hakkında vermiş olduğu (10/219) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmesinin, Genel Kurulun, 21/06/2012 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 21.06.2012 Perşembe günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                               Muharrem İnce

                                                                                                                      Yalova

                                                                                                             Grup Başkanvekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler kısmında yer alan (Gediz Nehrinin kirliliğinin nedenleri ve kirlenmede sorumluluğu olanların belirlenmesi hakkında); 10/219 Esas numaralı Meclis Araştırma Önergesinin görüşmesinin, Genel Kurul’un 21.06.2012 Perşembe günlü (Bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Hasan Ören, Manisa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gediz Nehri’nin ve havzasının kirliliğiyle ilgili verdiğim araştırma önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Araştırma önergeme geçmeden önce, salı günü Hakkâri’de hain bir saldırı sonucunda şehit olan 8 askerimize Allah’tan rahmet diliyorum. 19 yaralı askerimize acil şifalar diliyorum. Dileğim ve temennim, bu yüce Meclis, Türkiye'nin en önemli konularından biri olan teröre el birliğiyle önemli kararlar alsın ve böylesine acılı günleri biz bu kürsülerden bundan sonra söylemeyelim.

Önergeme geçmeden önce, Manisa’nın Alaşehir ilçesi Piyadeler kasabası Alkan köyündeki bir faciaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Parlamentodaki milletvekili arkadaşlarıma bilgi… Bölgemdeki milletvekillerinden konuyla ilgili araştırma yapmalarını, Manisa’daki iktidar milletvekillerinden de konunun aciliyeti ve konunun önemi hakkında acilen olay yerine gidip konuyla ilgili araştırma yapmalarını ve konunun vahametini yerinde tespit etmelerini rica ediyorum.

Kıyaslama yapabilmeniz için şöyle bir şeyi söylemeyi uygun görüyorum: Hatırlarsanız, 2010 yılında Meksika Körfezi’nde BP petrol ararken kuyuda çıkan bir kaçaktan dolayı müthiş bir çevre kirliliği başlamıştı. Konunun vahametinden dolayı da Amerikan Başkanı Obama bile olaya müdahil olmuştu. Kıyaslama yapmak isterseniz, bugün üzeri örtülmek istenen veya bahsedilmeyen veya ulusal kanalda yer bulamayan, Manisa’nın Alaşehir ilçesi Piyadeler kasabası Alkan köyündeki jeotermal kuyusunun patlamasıyla ilgili, Meksika Körfezi’nde olandan daha vahim bir durum olduğunu bütün bilirkişiler ve devletin organları söylemektedir. Ne olmuştur? Şirketin tedbirleri almamasından dolayı 1.010 metrede bir patlama gerçekleşmiştir. Alkan köyündeki jeotermal patlamadan dolayı da şu an şirketin aldığı, “A planı” diye, “B planı” diye adlandırılan, planların hiçbirisi işe yaramamıştır.

Meksika Körfezi’nde görev yapan Meksika Körfezi’ndeki platform Alkan köyüne getirilmesine rağmen, devletin bu konudaki duyarsızlığı bu platformun orada iş yapmamasını ve orada yeniden 5, 6, 7 patlamanın daha gerçekleşerek, orada yaşayan insanları gece yatarken korkuya sevk etmeye başlamıştır. Devlet hemen, anında bu işin üzerine gitmeli ve buradaki sorunu halletmelidir. Artık oradaki şirketin bu işi yapması mümkün değildir, A planı tutmamıştır, B planı tutmamıştır, C planı ise çok zor bir plandır; MTA, Enerji Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, sadece ilde valinin üzerine bu sorunu yıkarak halletmek mümkün değildir. Çıkan gaz sulara karışmaya başlamıştır. Yüzlerce dönüm arazi artık çorak vaziyete gelmiştir. Şirket sahiplerinin panikten dolayı “Biz bunların parasını ödeyeceğiz, misli misli ödeyeceğiz.” demesi sadece şu an orada yaşayan köylülerin ağzının kapanmasına neden olmaktadır ama o paralar ödenmiş olsa dahi o toprakların bir çöl olduğunu herkes bilmeli ve görmelidir. Şimdi asıl konuma geliyorum, önergeme geliyorum.

Değerli arkadaşlar, Hükûmetin vizyonunda 2023’le ilgili “500 milyar dolarlık ihracat.” deniyor. Bugün tarımsal alanda 12 milyar dolarlık ihracat yaptığımıza göre, bu 500 milyar dolarlık ihracatın içerisinde de tarıma ayrılan ihracat payı da 38 milyar olarak gözüküyor. Eğer gerçekten tarımda 38 milyar dolarlık ihracat yapacak isek o zaman verimli topraklarımızı, verimli havzalarımızı korumak durumundayız. Dünyanın 7 sulak arazisinden birisi, 7 bölgeden birisi olarak 4 ilin yanından geçen ve ortasından geçen Gediz Nehri ve Gediz havzası gösterilmektedir. Kütahya Gediz’den başlayıp Uşak, Manisa, İzmir Menemen’de Körfez’e dökülmektedir.

Bundan önce, bu Parlamentoda, 22’nci Dönemde, 2003 yılında, yine bununla ilgili bir araştırma komisyonunun kurulması için önerge vermiştim. Üç yıl sonra önerge Meclise indirilebildi. O günkü koşullarda burada tartıştık ve rica etmiştim “Bunun siyasi bir tarafı yok. Eğer bu topraklardan ülkenin insanlarına mutluluk taşıyacak isek, bu topraklar ülkenin insanlarına kazanç sağlayacak ise, Türkiye’de de verimli birinci sınıf topraklar yüzde 8 kadar az ise, bunu dedelerimizden emanet aldık, bu emaneti çocuklarımıza teslim edeceğiz.” demiştim ve rica etmiştim Adalet ve Kalkınma Partisinin milletvekillerinden: “Lütfen, araştırma komisyonuna oy verin, kurulmasını sağlayalım ve gereğini yapalım.” demiştim. Ne yazık ki araştırma komisyonunu o gün kurmaya bir türlü milletvekilleri yanaşmadı.

Aradan dokuz yıl geçti. Altı yıl önce, benim konuşmamın aleyhinde konuşan Sayın AKP milletvekili Salih Kapusuz da buraya çıktı. O günkü eleştirimde, bu hat üzerindeki 100 bin nüfusu olan onlarca ilçenin arıtmalarının olmadığını, sanayi kuruluşlarının bütün pisliklerini Gediz Nehri’ne taşıdığını anlatmıştım. O günkü AKP sözcüsü de bunlara başlandığını, Turgutlu gibi, Salihli gibi büyük ilçelerin projelerinin olduğunu -2006 yılından bahsediyorum- en kısa sürede arıtmalarının yapılacağını söylemişti. Aradan altı yıl geçmesine rağmen, o söylediklerinin hepsi bu tutanaklarda mevcut ama söylenen ilçelerde arıtma tesisi diye hiçbir tesis yok. Bırakın olmamasını, planlaması bile yok. Daha öteye götüreyim, on yıldan beri bir tek AKP’li belediye başkanı bu havzada arıtma tesisi kurmamıştır. Hatta, bu bazı konular üzerinde tartışma konusu olmuştur. Örneğin, AKP’li Turgutlu Belediye Başkanı, 120 bin merkez nüfusu olmasına rağmen “Ben, arıtma kuracak kadar enayi miyim?” lafını sarf etmekten hiç çekinmemiştir. Hâlbuki dibinde 10 bin nüfuslu Ahmetli var, Cumhuriyet Halk Partili bir belediye; biri 120 bin nüfuslu, biri 10 bin nüfuslu. O “Ben arıtma yapacak kadar akıllıyım.” deyip arıtmasını yapmıştır.

Değerli arkadaşlarım, eğer bu konuda el birliğiyle bir araştırma komisyonu kurup havzayla ilgili tedbirleri almaz isek, bilin ki bu birinci sınıf toprakları kaybedeceğiz. Şimdi, buradan, 400 kilometreden, bu topraklardan bir yığın kirlilik geliyor İzmir Körfezi’nde Menemen’e dökülüyor. İzmir Belediye Başkanımız katrilyonlarca para harcıyor yani körfezi temizlemek için yeni parayla milyarlarca para harcıyor. Eğer planlamayı yapabilir isek, planlamayı yapıp yasaları doğru bir şekilde çıkarabilir isek, İzmir Belediyesinin körfezi temizlemekle ilgili harcadığı parayı Gediz Nehri üzerindeki illerdeki ilçelerin arıtmasına harcadığımızda sorunu tamamen halletmiş olacağız.

Ben bütün milletvekillerimden, AKP, MHP, CHP, BDP milletvekillerinden bu konuyu siyasetin dışında tutup, bunca tedbir alınmasına rağmen halledilmeyen bu konunun bir araştırma komisyonu kurarak araştırılmasını ve sonuçlarını, o milletvekillerinin tuttuğu raporla… Bu yüce Mecliste, kanun gerekliyse kanunu çıkaralım, ne gerekliyse onu yapalım ama torunlarımıza karşı mesuliyetimizi unutmadan, siyaseti de içerisine koymadan, getirdiğim önergeye oy vermenizi istiyorum. Birlikte bu sorunu çözebileceğimize inanıyorum.

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Muzaffer Yurttaş, Manisa Milletvekili.

Buyurun Muzaffer Bey.

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin vermiş olduğu araştırma önergesinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Manisa Alaşehir Piyadeler kasabası ve Alkan köyü civarında meydana gelen jeotermal patlamalarla ilgili bir iki söz etmek istiyorum. Geçtiğimiz hafta sonunda ben de o bölgede bulundum. Oradaki bağlarımızda yaklaşık 80-100 dekarlık bir arazide jeotermal çalışmalardan ve oradaki patlamalardan kaynaklanan hasarlar oluştuğunu tespit ettik. Jeotermal açıdan zengin bir bölgenin üzerinde bulunuyoruz. Amacımız, bu yer altı kaynaklarımızı yer üstüne çıkartmak, buradan elektrik enerjisi üretimini sağlamak, seracılıkta kullanmak, sağlık turizminde kullanmak ve konut ısıtmada kullanmak. Bağcılıkla uğraşan bir bölgeyiz. Manisa’mızın sultaniye üzümünün en iyi yetiştiği bölgelerden birisi de Alaşehir bölgesidir. Bu bölgede çalışmalar devam ediyor. Bu jeotermal kuyuyla ilgili MTA Bölge Müdürlüğümüz ve Enerji Bakanlığının buradaki sondaj kuyusunu kapatmakla ilgili çalışmaları devam ediyor. Yeni bir platform getirilmiştir bu bölgeye ve en kısa zamanda bu kuyunun kapatılması amaçlanmaktadır. Burada bir çölleşme, çoraklaşma söz konusu değildir. İçme sularında da herhangi bir karışım olmamıştır. Sağlık Müdürlüğümüzün halk sağlığı laboratuvarlarında yapılan incelemelerde bölge suyunda herhangi bir karışıma da rastlanmamıştır.

Çiftçilerimizin hasarları, kayıpları giderilecektir. Bölgedeki AK PARTİ milletvekillerimiz de bölgelerinde bu konuyu yakından takip etmektedir.

Gediz Nehri Gediz Ovamızın hayat damarlarından biridir.

HASAN ÖREN (Manisa) - Dikkat et, bunlar kayıtlara geçiyor. 2006’da geçenleri getirdim, seninkiler de geçiyor!

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Bunu temiz tutmak bölgemiz için çok önemlidir.

HASAN ÖREN (Manisa) – Su kirlenmiş mi kirlenmemiş mi, göreceksin!

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Yeni kurulan organize sanayi bölgeleri, yer altı aramaları, jeotermal çalışmalar bölgemizin bir tarım bölgesi olduğu ana fikrini asla değiştirmez. Biz, Gediz Nehri’mizin suladığı o mümbit toprakları daha verimli hâle getirmek için, Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından “Bin Günde Bin Gölet Projesi”nden en fazla nasibini alacak olan Manisa bölgesinde, arazilerimizi sulu tarıma kavuşturacak bu Gediz Ovası’nı daha verimli hâle getirmenin çalışmaları içerisindeyiz.

Bakanlığımız, Gediz Havzası Koruma Eylem Planı çerçevesinde -2008’de yayınlamış- bir eylem planını uygulamaya koymuştur. Tamamlanan eylem planını Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından uygulamaya alma çalışmaları devam etmekte olup yedi başlıktan oluşmaktadır. Bu başlıklar: “Evsel atık su arıtma tesisleri, münferit sanayiler ve organize sanayi bölgeleri atık su arıtma tesisleri, katı ve tehlikeli atık işleme, geri kazanım ve bertaraf tesisleri, dere yatağının temizlenmesi ve ıslahı, erozyonla mücadele ve ağaçlandırma, zirai kaynaklı kirliliğin kontrolü, nehir su kalitesinin izlenmesi.” başlıklarından oluşmakta olup, eylem planının takibi için Bakanlığımız koordinasyonunda takip komisyonu oluşturulmuştur.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı, İller Bankası ve belediyeler atık su arıtma tesislerinin eylem planında belirtilen tarihlerde işletmeye alınması için beraber çalışmaktadır. Katı atık birlikleri kurularak düzenli depolama tesislerinin kurulması hedeflenmektedir.

Gediz Havzası Koruma Eylem Planı kapsamında toplam 45 proje kapsamında 73 adet derede yaklaşık 253 kilometre uzunluğunda ıslah yapılarak 6.751 hektar arazi, 6 ilçe, 4 belde, 12 köyün taşkın ve rusubat zararlarından korunmasının yanı sıra, Gediz Nehri ana yatağına gelen rusubat hareketleri de kontrol altına alınmış olacaktır. 2010 yılı sonuna kadar havzada 214.611 hektar alanda ağaçlandırma, 15.851 hektar alanda özel ağaçlandırma, 32.424 hektar alanda erozyonla mücadele çalışmaları yürütülmüştür. Zirai kaynaklı kirliliğin kontrolü için havzada yayılı kaynak kirlenmesi yönetimi ve kontrolü, envanter eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleri, gübre ve pestisit satışlarının kontrol altına alınması, hayvansal atıkların kompostolaştırılması ve sıvı kısımlarının sürüm safhasında toprağa enjeksiyonu ve benzeri çalışmalar yürütülmektedir.

Su Çerçeve Direktifi’nde belirtilen parametreleri ölçmek, havzadaki kirliliği tespit etmek ve gerekirse belediye ve firmalara cezai yaptırım uygulatmak maksadıyla su kalitesi izlemesi çalışmaları da devam etmektedir.

Gediz havzamız bizim Manisa’mızın en önemli tarım kaynaklarından, tarım alanlarından birisidir. Burada Bakanlığımızın, Hükûmetimizin yapmış olduğu çalışmalar sayesinde Manisa’mızın en değerli tarım ürünlerinden, ihraç ürünlerinden birisi olan sultaniye üzümünü, bu ürünü üreten çiftçimiz artık memnundur üretiminden, aldığı ücretten memnundur. Zamanında burada “Sultaniye üzümü acaba ne zaman 1 dolar edecek?” diyen çiftçimiz, 2,5 dolara yaklaşan üzüm fiyatıyla ürettiği ürününden ve hayatından memnundur.

HASAN ÖREN (Manisa) – Pamuk, zeytin, şeftali…

MUZZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Bu ürünün daha da fazla değer kazanması için, ayrıca bölgemizde yetişen kirazımız, bu bölgedeki çileğimiz, zeytinimiz, bunun daha fazla üretilmesi için hem Orman ve Su İşleri Bakanlığımız hem de Tarım Bakanlığımız bölgede yoğun olarak çalışmaktadır.

Yeri gelmişken, bölgemizde Ticaret ve Sanayi Odası ve KOSGEB iş birliğiyle Türk Hava Yollarında Manisa sultaniye üzümünün tanıtımı amacıyla bir proje başlatılmıştır. Bu proje kapsamında 1 milyon yolcuya 25 gram ağırlığındaki…

HASAN ÖREN (Manisa) – Gediz havzasıyla ne alakası var ya? Gediz havzasını konuşuyoruz.

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) - Manisa sultaniye üzümünün tanıtımı amacıyla bir proje başlatılmış ve amacımız, bu tüketimin, hem yurt içi tüketimini daha da artırmak hem de yurt dışına bu ürünümüzün daha iyi bir şekilde tanıtımını sağlamaktır.

Bu projelerle, hem Bin Günde Bin Gölet Projesiyle ilgili hem Gediz havzasındaki kirliliğin önlenmesi, temizliğin daha da artırılması gayesiyle çalışmalarımız, önümüzdeki dönemde devam edecektir. Değişik bölgelerden alınan su numunelerinden, toprak numunelerinden bu bölgede kirliliğin arttığına dair herhangi bir bulgu saptanmamıştır. Bölgemizde, Gediz havzasını ve Gediz Nehri’ni mavi akan bir hâle getirmek için önümüzdeki dönemde de İller Bankası, belediyeler ve Bakanlığımız çalışmalarını sürdürecek ve Manisa’mıza hizmet edecek olan, Manisa’mızın çiftçisine su sağlayacak olan Gediz Nehri’nin, inşallah, hep birlikte, temizlendiğini göreceğiz.

HASAN ÖREN (Manisa) – Bak, diğer milletvekilleri kurnaz, Manisalılar çıktılar dışarıya, seni attılar buraya.

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) -  Bu vesileyle tüm çiftçilerimizi saygıyla selamlıyorum. Alaşehir Piyadeler kasabası ve Alkan köyü çiftçilerimize de bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Mülkiye Birtane, Kars Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP’nin Gediz Nehri’yle ilgili sunmuş olduğu önergenin lehine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biliyoruz ki Türkiye, güneş, rüzgâr, jeotermal, biyokütle gibi yenilenebilir kaynaklar açısından zengin olmasına karşın, Türkiye’de yenilenebilir enerjiler için resmî hedefler yoktur. Tam aksine, Aliağa’da planlandığı gibi fosil yakıt bağımlılığını da artıracak, yüzde 100 çevre kirliliği yaratan ve küresel ısınmaya yol açan fosil yakıtların kullanılacağı termik santraller gündeme gelmektedir.

Trakya’da Ergene Nehri’nin başına gelenler bugün Gediz Nehri’nin de başına gelmiş durumda. Canlı yaşamı öldürülmekte, doğa katledilmektedir.

Arkadaşlar, termik santrallerde üretilen enerjinin tamamını kullanmak mümkün değildir. Termik santrallerde üretilen enerjinin sadece yüzde 30-40’ı oranında bir bölümü elektrik enerjisine dönüştürülebilmekte, gerisi tamamen atık maddeler olarak atılmaktadır. Bunlar sadece çevreye değil, insan sağlığına yönelik de çok ciddi riskler barındırmaktadırlar.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı, hem kendi teşkilat kararnamesini hem de Çevre Kanunu’nu ihlal ediyor. Asli görevi su kaynakları ve ormanlarımızı korumak olan Orman ve Su İşleri Bakanlığı, ülkemizdeki hemen hemen her dere üzerinde en az bir adet olmak üzere 2 bini aşkın nehir tipi HES projesine seyirci kalarak onay makamı durumuna gelmiştir. Kurulu gücü 10 megavat ve altı olarak hazırlanmış HES projelerinin çoğunluğu 17/07/2008 tarihli ÇED Yönetmeliği’nden önce başvurusu yapıldığı için ÇED raporu hazırlama yükümlülüğünden muaf tutulmuştur. Ayrıca, konunun detaylı araştırılması hâlinde, kurulu gücüne göre zorunlu olan ÇED raporlarının bir elin parmaklarını geçmeyen sayıdaki ÇED firmaları tarafından hazırlandığı ve ilgili bakanlıkların ÇED raporuna bakışının ise tamamen bir formaliteden ibaret olduğu görülecektir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ÇED sürecini sadece prosedür olarak görmekte ve yasaların kendisine yüklediği çevre koruma görevini âdeta bir kenara bırakıp yatırımcıların hazırladığı ÇED raporlarını formaliteden inceleyerek hemen her ÇED sürecini “olumlu” veya “gerekli değildir” kararı vererek tamamlamaktadır.

ÇED sürecindeki başka bir garabet de kurulacak santral ile santralden elde edilecek enerjiyi ulusal ağa iletecek olan enerji nakil hatlarının ayrı ayrı ele alınarak çevresel etkilerinin değerlendirilmesidir. Oysa enerji santrali ile üretilecek enerjiyi ulusal ağa bağlayacak olan iletim hattı ayrılmaz ikilidir.

Bizler biliyoruz ki, Türkiye'nin hemen hemen her yerinde HES’lere karşı, termik santrallere karşı halkımız eylem yürütmektedir. Doğa katliamlarına dönüştürülen HES projelerine karşı yöre halklarının nöbet tutarak, şarkılar besteleyerek; sivil toplum ve çevre örgütlerinin ise düzenledikleri çeşitli eylemlerle soruna dikkat çekmeye çalıştığını yazılı ve görsel medyadan takip ediyoruz. Yöre halkları ve sivil toplum örgütleri demokratik ve hukuksal zeminlerde hak arayışlarını sürdürerek mevcut yönetimin ortak olduğu doğa katliamına dur demeye devam ediyorlar. Bugün için HES projeleri hakkında verilen yürütmeyi durdurma ve iptal kararlarının sayısı altmışa ulaşmıştır ama, ne yazık ki, hâlâ bu çerçevede çalışmalar devam etmektedir.

Nükleer santraller ile elektrik elde edilebilmesi, bütün diğer enerji elde etme teknolojileri ve yatırımları gibi teknolojisi ve yer seçiminden tutun da normal çalışma koşullarında ve kazası hâlindeki sağlık ve çevreye etkileri, beklenen fiyat artışlarına rağmen süreklilik arz eden tamamen dışa bağımlı yakıt desteği gereksinimi, savaş hâlinde koruma zorluğu, radyasyonlu atıklarının yok edilmesi, ekonomik ömür sonu santral sökümü ve bütün bunların maliyet hesaplarına değin bilimin bütün dallarını ve toplumun bütün çıkar gruplarını ilgilendiren teknik konulardır ama ne yazık ki Hükûmet bu gibi sorunların tümünün üstünü örtme yönünde çaba sarf etmektedir.

Bakınız arkadaşlar, İzlanda’da jeotermal santraller enerji üretirken, bizde çevreye kötü kokular saçan durumda hayatımızı her yönüyle tehdit etmektedir. Yine, Van Gölü havzası ve Van Gölü’nün kendisi atıklarla kirletilmektedir. Bununla ilgili olarak yapılacak olan arıtma tesisleri işlevsiz bulunmaktadır. Bu vesileyle bizler de diyoruz ki her türlü çevre katliamına karşı CHP’nin vermiş olduğu soru önergesini destekliyor ve “Evet.” oyu veriyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Tülay Kaynarca, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Saygıdeğer Başkanım, değerli milletvekillerimiz; CHP grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Gediz Nehri’nin kirliliğinin nedenleri üzerine verilmiş bir önerge ve Gediz Nehri Anadolu’nun Ege Denizi’ne dökülen ikinci büyük nehirlerinden, bir akarsu. Dolayısıyla ekolojik kirlilik de çok önemli, bu konuda gösterilen duyarlılığı da saygıyla karşılamak lazım ve hassasiyetin altını da çiziyorum ben ancak az önce Saygıdeğer Manisa Milletvekilimiz Muzaffer Yurttaş Beyefendi hemen hemen tüm ayrıntılarıyla bu konudaki grup görüşümüzü ifade etti.

Ben şahsım adına şunu belirtmek istiyorum: 279 sıra sayılı Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine dün başlamıştık, birinci bölüm bitti, ikinci bölümde de 18’inci maddedeyiz, dolayısıyla programladığımız çalışmayı bitirebilmek adına grup önerisi aleyhine görüş belirttiğimi ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın'ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Raporu (1/589) (S. Sayısı: 279) (x)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Dünkü birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının ikinci bölümünde yer alan 18’inci madde üzerinde verilen aynı mahiyetteki iki önergenin oylanmasında kalınmıştı.

Şimdi hatırlatmak için iki önergeyi tekrar okutacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı kanun tasarısının (18) inci maddesinin kanun tasarısından çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımla.

                     Sebahat Tuncel                   Pervin Buldan                 Ertuğrul Kürkcü

                           İstanbul                                Iğdır                                Mersin

                        Halil Aksoy                         Erol Dora                       Hasip Kaplan

                              Ağrı                                 Mardin                               Şırnak

TBMM Başkanlığına,

279 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 18. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ederiz.

                        Alim Işık                            Ali Öz                         Mehmet Erdoğan

                         Kütahya                            Mersin                                 Muğla

                                        Emin Çınar                              Seyfettin Yılmaz

                                        Kastamonu                                      Adana

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

                           

(x) 279 S. Sayılı Basmayazı 20/6/2012 tarihli 122’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı tasarının 18. Maddesinin 2. Fıkrasının sonuna “Bu madde hilafına hareket eden kişiler hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 258. Maddesi uygulanır” cümlesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

              Sezgin Tanrıkulu                  Malik Ecder Özdemir                      Levent Gök

                     İstanbul                                      Sivas                                      Ankara

                Mahmut Tanal                        Hüseyin Aygün                         Veli Ağbaba

                     İstanbul                                    Tunceli                                   Malatya

                  Melda Onur                             Özgür Özel                           Orhan Düzgün

                     İstanbul                                    Manisa                                     Tokat

                                                                  Sena Kaleli

                                                                       Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Sena Kaleli, Bursa Milletvekili.

SENA KALELİ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hakk’a, hikmeti ekleyeceğimiz, hikmetinden sual edemeyeceğimiz bir anlayış üzerine görüşmeler yapıyoruz. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, “Türkiye tam bir Cahiliye dönemi yaşıyor. Muaviye dönemi var bugün Türkiye’de.” Bu sözler bana ait değil. Geçenlerde bir gazetede röportajını okuduğum çok değerli bir toplum bilimciye ait. Üstelik de bu bilim adamı bir zamanlar AKP’yi desteklediğini de itiraf ediyor ve bunları söylemekle kendini riske attığını söylüyor ve bu anlayışın bir komediye dönüştüğünü de ifade ediyor.

Sayın milletvekilleri, ne kadar acı değil mi? Bir hoca düşüncelerini ifade ediyor ve düşüncelerini paylaştığı için de kendini tehlikede hissediyor. Neden? Çünkü Türkiye’de adalet maalesef kalmadı. Neden? Türkiye’de çünkü hak ve özgürlükler kalmadı.

Çoğunluğun mutlak egemenliği demokrasi değildir. Halkı kendine oy verenden ibaret görerek çoğunluğa sığınan güç, gerçekleri görünmez kılan bir faşizme dönüştürüyor. Kendileri hakkında hiç eleştiri yapılmasın istiyor. Herkesten kuşkulanıyor. Telefon dinliyor, herkesi sorguluyor, düşman belliyor. “İnsan kendini yalnızca insanda tanıyor.” diyor Goethe. Ben de diyorum ki: “İnsan insanı kendinde görür.”

İktidar, karşı fikirleri aktarabilecek, sorgulamaya yönlendirecek, insanları düşünmeye, eleştirmeye, hak ve özgürlüklerini bilme ve talep etmeye yönelik her türlü girişimin önünü kesecek yıldırma harekâtı içindedir. Varlığımızı korumanın tek yolu, yasaksız, engelsiz ve çifte standartsız, her türlü farklılıklara saygı duyarak hak ve özgürlüklerin teslimidir.

“Midenin hazım hapı vardır ama kafanın hazım hapı yoktur.” derdi rahmetli annem. Şunu unutmayın ki: Feleğin gözü tektir, o da tepededir; bir gün bırakıverir.

Değerli milletvekilleri, Hopa ve HES eylemlerinde yargılananların davalarını izlediğimde altmış üç yıl önce kabul ettiğimiz ve imzaladığımız İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni içselleştiremediğimizi iyice kavradım. Engelli demokrasiden, adaletsizlikten insan olarak hicap duydum. Eğer biz düşüncelerinden, söylemlerinden, eylemlerinden, gösterilerinden ve en temel insan hakları taleplerinden dolayı yargılananların yanında yer almıyorsak, haksız ve hukuksuz suçlama ve tutuklamalara ses çıkarmıyorsak, neyle suçlandıklarını bile anlamadan cezaevlerinde ölen insanların acılarını hissetmiyorsak en başta kendi insanlığımızdan şüphe duymalıyız. Tutuklayarak, suçlayarak siyasi şike yoluyla belediyeleri ve kurumları ele geçirmek hakka, adalete sığar mı? Ana kıstas insan ve bilim olduğunda, tarafsız, adil ve tutarlı politikalar izlendiğinde, hele empati kurulabildiğinde güven tesis edilebiliyor ki o zaman çözülmeyecek sorun da, hak ihlali de kalmaz.

Birleştiğimiz noktayı din yaparsak, inancını farklı yaşamak isteyen, inançsız olan, farklı din ve mezheplerden insanları ötekileştiririz. Bu tür farklılıklarımız mahremimiz olmalıdır. Hak teslim edecek olanların tarafsızlığı ve güvencesi için mihenk taşı değişken ve subjektif bir konu olmalıdır. Güvendiğimiz tek kaynak kendimiz yani insan olmalıdır. Hak ihlalinin ihlali de yaptırım görmelidir. İnsan barış, kardeşlik, demokrasi, özgürlükle, bağımsızlıkla, hakların unutturulmasıyla değil, hakların aranmasıyla var olabilir. Unutmayalım: Eşitiz ama aynı değiliz, farklıyız ama ayrı değiliz.

Bu düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Burada bizlerle çalışan arkadaşlara da kuvvet diliyorum; yıkılmadılar, ayaktalar.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. 

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir. 

19’uncu madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı tasarının 19. maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(1) Kurumun her kademedeki yöneticileri, görevlerini mevzuata, stratejik plan, programlara ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak yürütmekten Kurul’a karşı sorumludur.”

                   Sezgin Tanrıkulu             Malik Ecder Özdemir                 Levent Gök

                          İstanbul                                 Sivas                                 Ankara

                     Mahmut Tanal                   Hüseyin Aygün                      Musa Çam

                          İstanbul                               Tunceli                                 İzmir

                                                                   Atilla Kart

                                                                      Konya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı kanun tasarısının (19)’uncu maddesinin kanun tasarısından çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

Saygılarımla.

                 Sebahat Tuncel                 Pervin Buldan                    Ertuğrul Kürkcü

                       İstanbul                              Iğdır                                   Mersin

                      Erol Dora                     Hasip Kaplan                        Halil Aksoy

                        Mardin                             Şırnak                                    Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İnsan Hakları Kurumu bağlı olur mu Hükûmete? Yürekli insan hakları savunucuları risk alarak, cesaretle insan haklarını savunarak, raporlar düzenleyerek, hapis yatarak, bedel ödeyerek, can vererek insan hakları mücadelesini verir. Makama oturarak, makam arabası alarak, yüksek maaş alarak, dokunulmazlık alınarak hükûmetin atadığı kişilerin insan haklarında bireyi devlete karşı, hükûmete karşı koruması mümkün değildir, bunu bir kere çok açık söylüyoruz. Bunun için bu önergeleri verdik.

Ancak, “insan hakları” deyince, ülkemizin asıl gündemi, gerçek gündemiyle ilgili bir iki konuda söz söylemek istiyorum.

Şimdi, Diyanette 5 bin tane kadro var -bellek kadrosu- ataması yapılacak; din adamı, alim, bunlar belli bir eğitim görmüş, senelerdir de yapıyorlar. Fakat, doğu, güneydoğuda bilinçli bir şekilde Diyanet ayrımcılık yapıyor. Bugün yirmi tane telefon aldım. Bu insan hakları… Din alanında da yapılıyorsa bu ayrımcılık, apayrı bir konu, onu ifade edeyim.

Sayın Dışişleri Bakanı çıkıyor televizyona -moda oldu bu aralar, bakanlar tekli program yapıyor- Barış ve Demokrasi Partisine, -gerçekten bilmeden konuşuyor- diyor ki: “Yaşanan olayların iki tarafı var, ya barıştan yana olacaksınız ya savaştan yana olacaksınız.” Biz başından beri, 2007’den beri burada, bu Mecliste ısrarla “Şunu araştıralım, bunu konuşalım, diyalog edelim, partiler görüşsün. Şiddet otuz sene çözüm olmadı, silah çözüm olmadı, dağ çözüm olmadı, askerî operasyonlar çözüm olmadı ve bunlar ölümden, cenazeden başka bir şey olmadı.” diye beş yıldır durmadan bunu söylüyoruz. Sayın Davutoğlu, Ankara’da kalmadığı için, Meclise de az uğradığı için herhâlde bunları bilmiyor. Sayın Zana kardeşimiz gerçekten barış konusunda son derece samimidir. AK PARTİ’ye de ciddi eleştirileri olmuştur. O eleştirilerin altını çizmek lazım, o röportajın bir kısmı yayımlanmıştır, bir kere onu da ifade etmemde yarar var.

İkinci bir husus: Burada bizim bizatihi seçimi, sandığı, demokratik siyaseti ve… Bu Parlamentoda bulunmamız bile barışın güvencesidir, çözümün güvencesidir, Türkiye’de birlikte, bu çatının altında sorunları çözmenin güvencesidir. Bizim burada olmamız, gençlerimize, Mecliste çözüm umudunun adresidir, çözüm umudunun adresinin resmidir. Biz burada olduğumuz sürece gençler Meclisteki bütün konuşmaları canlı, Meclis TV’den izliyordu ama maalesef canlı yayınları kapattınız. Roj TV’den sonra en çok izlenen Meclis TV’nin yayınlarını halka kapattınız. Seçilmiş vekillerin 8’ini tutukladınız, 37 belediye başkanını tutukladınız. Kazanamadığınız Van, Edremit Belediye Başkanımızı özel yetkili mahkemeyle tutuklatıp kendi yandaşlarınızı, partililerinizi getirip seçtirdiniz. Hani bunun ahlakı, hani bunun siyaseti, hani bunun seçimi?

Şimdi, biz Mecliste, burada demokratik, barışçıl siyasetin çözümünü ısrarla savunuyoruz, savunacağız, devamlı savunacağız.

Yalnız Sayın Davutoğlu’na buradan açıkça söylemek istiyorum: Peki, 8 bin partilimizi terörist diye içeri atarken, en ufak düşünce açıklamasından insanları içeri atarken, ortalıkta vatandaşlarımız devlet terörüyle her gün sokaklarda dayak yerken bu şiddetin devlet boyutuna da “dur” demeyecek misiniz? Şiddet tek taraflı değil ki.

Gelin, bu konuda samimiyiz, vakit kaybetmeyin. Meclisi tatile sokmak vicdan konusudur. Bu sorunun çözümü için CHP’nin başlattığı bir görüşme var. Gelin, beraber bu görüşmeleri sürdürelim. Barış konusunda, siyasi çözüm konusunda, Meclis konusunda işte açık tavrımızı koyuyoruz, “Niye kaçıyorsunuz o zaman, niye projeniz yok?” diye sorma hakkını kendimizde buluyoruz.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı tasarının 19. maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(1) Kurumun her kademedeki yöneticileri, görevlerini mevzuata, stratejik plan, programlara ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak yürütmekten Kurul’a karşı sorumludur.”

                                                                    Mustafa Sezgin Tanrıkulu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Konya Milletvekili Atilla Kart. (CHP sıralarından alkışlar)

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 19’uncu maddeyle ilgili olarak verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, demokrasi ve insan haklarının egemen olduğu bir tasarıyı görüşüyoruz. Bu tasarının görüşmeleri esnasında, bir Türkiye fotoğrafını çok özet olarak, ana başlıklarıyla sizlerle paylaşmak istiyorum, değerlendirmelerimi sizlere aktarmak istiyorum. Bakın, bu, yedi sekiz yıldır yaşadığımız bir tablodur. En son, Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmaları sebebiyle de Türkiye genelinde daha yakından yaptığımız gözlemin sonuçlarını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de bir nefret söyleminin, bir toplumsal gerginlik ortamının egemen olduğunu görüyoruz. Türkiye’de kadına yönelik şiddetin, aile içi şiddetin, korkunun egemen olduğu bir yapıyı görüyoruz. Basın özgürlüğünün, haberleşme özgürlüğünün, özel hayatın güvenliğinin ayaklar altına alındığı bir dönemi yaşıyoruz. Yasa dışı izleme, dinleme ve görüntülemenin artık olağan hâle geldiği, mutat hâle geldiği bir dönemi yaşıyoruz. Ortada suç var, suçlular var ama her nedense failler, sorumlular bir türlü tespit edilemiyor. Böyle bir dönemi yaşıyoruz.

Bakın, değerli milletvekilleri, size iki somut olayı anlatmak istiyorum. Bu iki somut olay çerçevesinde de vicdanlarınıza seslenmek istiyorum. İnsan haklarını tartışırken ne derece gerçekçiyiz, ne derece ayaklarımız yere basıyor? Gerçekten burada insan haklarını korumayı amaçlayan bir amaç mı var yoksa, yine kamu denetçiliğinde olduğu gibi göstermelik, şeklî bir düzenlemeyi mi yapıyoruz? Ya da göstermelik ve şeklî bir düzenlemeyle beraber burada, işte efendim, kamu denetçiliğinde 246 kişilik kadro, burada da zannediyorum 70 civarında bir kadro; işte, 300 civarında bir kadroyu istihdam etmeyi, partizan anlayışla hemen istihdam etmeyi mi amaçlıyoruz?

Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmaları yapılıyor ve orada da temel hak ve özgürlükler bahsinde kamu denetçiliğini görüşüyoruz, insan haklarını görüşüyoruz. Peki, ihtilal kanunları dururken, bunlara el atmazken neden bunlara el atıyoruz? Bunun bir gerekçesi var mı? Bunun bir açıklaması var mı? Bunun açıklaması biraz evvel anlattığım istihdamda yatıyor, kadrolaşma amacında yatıyor.

Bakın değerli arkadaşlarım, geçen gün de ifade ettim ama Adalet Bakanından, Hükûmetten ses çıkmadı. Bir ay evvel avukatlıktan yargıçlığa geçiş sınavı yapıldı değerli milletvekilleri. O sınav sonuçları 30 Mayısta açıklandı ama o 30 Mayıstaki açıklamadan evvel, on beş gün evvel kimin 1’inci olacağı, kimin 2’nci olacağı, kimlerin kazanacağı daha evvel İnternet sitelerinde açıklandı. “1’inci A. K. olacak.” denildi, A. K. birinci oldu, yetmedi, eşi 2’nci oldu. Bu şekilde onlarca kişinin ismini, çalıştığı büroların isimlerini, adreslerini burada ifade ettik ama Hükûmet suskun, ağzını açmıyor. (CHP sıralarından alkışlar) Namuslu, siyasi haysiyeti olan, siyaseten onurlu bir hükûmetin, bir bakanın çıkıp buna cevap vermesi gerekmez mi? Sorular verilmiş. Bunun başka açıklaması var mı? Soruların verildiği bir yargıçlık sınavından söz ediyorum. Buna cevap vermiyoruz, burada insan haklarını konuşuyoruz.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Yarın, devlet sırrı kapsamına alırız onu.

ATİLLA KART (Devamla) - Bakın, bir gazeteci tahliye talebi…

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Onlar bizi mi yargılayacak, o adamlar bizi mi yargılayacak?

ATİLLA KART (Devamla) - Yargıç yazmış, savcı tahliye mütalaası veriyor. Arada kimin yazısı var biliyor musunuz? Üçüncü bir kişinin yazısı var, diyor ki: “Tahliye edilmesin.” O kişinin beyanı yargıç ve savcının beyanı ve mütalaasının üstüne geçiyor. Buna bir cevap vermeyecek misiniz? Türkiye’de yargı mekanizmasında, tahliye mekanizmalarında etkili olan bir illegal karargâh mı var? İllegal karargâhın olduğu bir yerde insan haklarının nesini konuşacaksınız? İnsan haklarının konuşulacak bir boyutu kalıyor mu?

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Kulakları sağır, duymuyorlar herhâlde.

ATİLLA KART (Devamla) - Şu yaptığımız görüşmenin şekli, başka bir anlamı olabilir mi? Şekilden öteye bir anlamı olabilir mi? Onun için, İnsan Hakları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATİLLA KART (Devamla) - …Kurumunun tartışıldığı bu süreçte bu tasarıdan insani sonuçların çıkmayacağını ifade ederek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Komisyonunun bir düzeltme talebi var.

İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Sayın Başkanım, 19’uncu maddenin başlığında sehven yer alan “yetki devri” ibaresinin başlıktan çıkartılmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN – Not alınmıştır.

Düzeltme talebiyle birlikte 19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

20’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı tasarının 20. maddesinin 2. fıkrasının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(2) Kurum geçici veya çalışmalarıyla ilgili uzmanlık gerektirecek nitelikteki işler için hizmet satın alabilir.”

               Sezgin Tanrıkulu                Malik Ecder Özdemir               Levent Gök

                      İstanbul                                    Sivas                               Ankara

                 Mahmut Tanal                      Hüseyin Aygün                   Ali Serindağ

                      İstanbul                                  Tunceli                           Gaziantep

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı kanun tasarısının (20)’inci maddesinin kanun tasarısından çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

Saygılarımla.

                     Sebahat Tuncel               Pervin Buldan                  Ertuğrul Kürkcü

                          İstanbul                            Iğdır                                 Mersin

                         Erol Dora                    Hasip Kaplan                      Halil Aksoy

                           Mardin                           Şırnak                                 Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Halil Aksoy, Ağrı Milletvekili.

HALİL AKSOY (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insan hakları ihlalleri her alanda yapılmaktadır. Hatta, bölge esasına dayalı, doğum yerlerine dayalı, insanlar şurada veyahut da burada kimlik kontrolü yapılırken farklı muamelelerle karşılaşıyorlar. Bunu yapanlar da genellikle devlet memurlarıdır ve doğrudan doğruya insan hakları ihlalleri devlet tarafından daha çok yapılmaktadır. Bu anlamıyla devletin veya iktidarın karnesi oldukça bozuktur.

Esas itibarıyla AİHM’in vermiş olduğu kararlara da bakılırsa aleyhte verilen kararların sayısı Türkiye açısından dünyada 1’inci sıralardadır. Keza, ödenen tazminatlar da göz önüne alındığında, insan hakları ihlallerinin ne kadar ağır olduğu daha açık bir şekilde gözler önüne serilir. En ağır ihlallerin yapıldığı yer şüphesiz cezaevleridir. Uzun uzun yeniden anlatmama gerek yok, hemen hemen bütün hatipler bununla ilgili birtakım şeyler söylediler. Ancak şunun altını çizmekte yarar var: 95 tane tutuklu ölümle burun burunadır ve tahliye bekliyor. Eğer insan haklarına az da olsa bir saygımız varsa bunlarla ilgili mutlaka tedbirler alınmalıdır. Ne var ki, işkence yapanların korunduğunu, hatta işkence yapanların hakkında dava açılabilmesi için bir yerlerden izin alınması gerektiği de bir gerçektir yasalarda, bunun da insan hakları açısından oldukça kötü bir puan olduğunu söylemekte yarar var.

Hâkim ve savcıların durumuna da biraz dikkat çekmekte yarar var. Hâkim ve savcıların da bu konuda bayağı korumacı davrandıklarını söyleyebilirim. Benim müdahil olarak katıldığım bir mahkemede bunun çok açık örneklerini gördüm ama her durumda hâkimler ve savcılar tarafından bu ihlalleri yapanların korunduğunu söylemek mümkün. Söz gelimi, bir işkence davasına karşı şu anda 77 tane polise karşı mukavemet davası açılmış. Bu rakam bile tek başına Türkiye’de insan haklarının ne noktada olduğunu gösteriyor.

Şimdi, bu konuda yapılması gerekenleri de kısaca belirtmekte yarar var: Bu kurum anayasal bir güvenceye kavuşturulmalı her şeyden önce. Kurulun Başkanı Hükûmet tarafından değil, Parlamento tarafından seçilmeli, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmeli. Başkana verilen yetkiler oldukça fazladır, bu sınırlandırılmalı. Kurumun bütçesi genel bütçe içerisinde mütalaa edilmeli. Finansman ve personel açısından bağımsız olmalı. Üyelerinin görev güvencesine kavuşturulması gerekiyor. Atanma prosedürlerinin, üyelik kriterlerinin, üye kompozisyonlarının açıkça belirtilmiş olması gerekiyor. Habersiz ve sınırsız bir ziyaret yetkisine sahip olmaları gerekiyor, keza raporlar düzenleyerek kamuoyuna hesap verilebilir olması da gerekir. Tasfiyelerde bulunabilme yetkisiyle donatılmalıdır. İnsan hakları alanında aktif olarak çalışan sivil toplum kuruluşlarının en geniş desteğini alabilecek bir pozisyonda olmalıdır. Kurulda idarenin temsili olacaksa oy hakkı olmamalıdır. Kurum yurt içinde ve yurt dışında sayı sınırlaması olmaksızın şube açabilme yetkisine sahip olmalıdır. Kurulun görevleri arasında tespit edilen suçlara ilişkin suç duyurusunda bulunmak, hüküm kesinleşinceye kadar süreci takip etmek yer almalıdır. Keza, Kurulun üyeliklerinde cinsiyet dengesi mutlaka gözetilmelidir. Unutulmamalıdır, insanlar haklarıyla insandır.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi selamlıyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı tasarının 20. maddesinin 2. fıkrasının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(2) Kurum geçici veya çalışmalarıyla ilgili uzmanlık gerektirecek nitelikteki işler için hizmet satın alabilir.”

                                                                                   Sezgin Tanrıkulu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ali Serindağ, Gaziantep Milletvekili…(CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı ile ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan -keşke burada olsaydı- dünkü konuşmada Sayın Beşir Atalay diyor ki: “Değerli arkadaşlar, Meclis bizim için önemli. Meclis, millet. Millet burada temsil ediliyor.” Yani “Bizim için önemli.” diyor.

Şimdi, Meclis, Sayın Beşir Atalay’ın deyimiyle AKP için önemliyse niye kanun hükmünde kararnameler Meclis gündemine gelmiyor? Yıllardır Meclis gündemine gelmeyen kanun hükmünde kararnameler var. Geçen sene yağmur hâlinde kanun hükmünde kararname çıkarıldı. Aynı gün Resmî Gazete’de yayımlanıyor, aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunuluyor ama Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonlarının raflarında bekliyor, görüşülmüyor, getirilmiyor, Anayasa’ya aykırı davranılıyor.

İkincisi: Meclis sizin için önemliyse neden istisna olması gereken temel kanun genel kural hâline geliyor? Tüm kanunlar, torba teklifler bile, torba tasarılar bile temel kanun olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine niye getiriliyor? Bu, AKP’nin Meclise değer vermediğinin, AKP’nin Meclisi bir formaliteyi yerine getiren kurum olarak gördüğünün açık ifadesidir. O nedenle, keşke öyle olsaydı da her şey Meclise gelseydi.

Şimdi, diyeceksiniz ki… Gene, aynı şekilde Sayın Beşir Atalay diyor ki: “Bak, ne güzel, ombudsmanı da Meclis seçecek.” Yani ombudsmanı Meclis mi seçecek? Ombudsmanı AKP seçecek. Zaten Meclisin seçmesine imkân verseydiniz o zaman üçte 2 çoğunlukla Türkiye Büyük Millet Meclisinin ombudsmanı seçmesine imkân tanırdınız. O nedenle bu, Meclise değer vermediğinizin en açık ifadelerinden, en açık göstergelerinden biridir.

Şimdi, İnsan Hakları Kuruluna kimler üye seçiyor? Sayın Cumhurbaşkanı 2 üye seçiyor, efendim, Bakanlar Kurulu 7 üye seçiyor, 1 üyeyi Türkiye Barolar Birliği veya baro başkanları, 1 üyeyi de YÖK seçiyor. Şimdi, biz Sayın Cumhurbaşkanının seçeceği adaylara güvenmek isterdik ancak Sayın Cumhurbaşkanının bugüne kadar ki icraatları maalesef bize o güveni vermiyor. Niye vermiyor? Bir iki örnek vereyim size. Atatürk’e “bu adam” diyen bir zat, bir kişiyi Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu üyeliğine seçti, Sayın Cumhurbaşkanı seçti ve o zat eleştirilere dayanamadı, istifa etmek zorunda kaldı. Cumhurbaşkanının bu seçimi yaparken düşünmesi lazımdı. Daha ne yaptı? Yirmi dokuz günlük bir müsteşar yardımcısını Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçti. Şimdi, anayasa koyucu bu hükmü niye Anayasa’ya koydu? Yani belli görevlerde bulunmuş kişilerin Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilmeye imkân tanıyan hükmü anayasa koyucu niye koydu? O yönetici orada deneyim elde edecek, birikim alacak ve elde ettiği bu birikimi Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildikten sonra orada kullanacak. Siz yirmi dokuz günde bu birikimin sağlanabileceğini düşünüyor musunuz değerli arkadaşlarım?

Daha ne yaptı Sayın Cumhurbaşkanı? On ay içerisinde, bölge idare mahkemesi üyesini Anayasa Mahkemesi üyeliğine atadı. Nasıl oldu bu? Önce, Danıştay üyeliğine atandı, oradan da Anayasa Mahkemesi üyeliğine atandı ve hepsi on ay içerisinde oldu sayın arkadaşlarım. Bu, Sayın Cumhurbaşkanının atama yaparken takındığı tavrın açık göstergesidir. O nedenle şunu açıkça söylüyorum: Biz Sayın Cumhurbaşkanının yapacağı atamalara güven duymuyoruz. Keşke güven duyabilseydik, keşke bize o güveni verseydi; Anayasa’da ifadesini bulan şekilde, Sayın Cumhurbaşkanı yetkilerini kullanabilseydi. Çünkü Anayasa ne diyor? “Cumhurbaşkanı, milletin birliğini temsil eder.” diyor. Atamaları yaparken ona göre değerlendirmeliydi.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, biz, Hükûmete de Hükûmetin yaptığı atamalara da kuşkuyla bakıyoruz. Ne yaptınız? Türkiye Bilimler Akademisini Hükûmete bağlı bir kurum hâline getirdiniz. Türkiye Bilimler Akademisinin saygınlığını yok ettiniz. Daha ne yaptınız? TÜBİTAK’ı yine Hükûmete bağlı bir kurum hâline getirdiniz. Bunlar hep yanlış işler. Bunlar hep Türkiye’yi yanlış yola götüren işler. Bu nedenle, İnsan Hakları Kurulunun da bu yapısıyla insan haklarını sağlamaya yönelik bir tavır içerisine, bir tutum içerisine, bir uygulama içerisine giremeyeceğini söylüyoruz; girmeyecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) - O nedenle bu kurulun tam bağımsız kişilerden oluşması gerekirdi.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

21’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı tasarının 21. maddesinin (a) bendinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“a) Genel bütçeden tahsis edilecek belli bir oranı önceden belirlenmiş ödenekler.”

         Mustafa Sezgin Tanrıkulu          Malik Ecder Özdemir                  Levent Gök

                       İstanbul                                     Sivas                                  Ankara

                  Mahmut Tanal                       Hüseyin Aygün                      Veli Ağbaba

                       İstanbul                                   Tunceli                                Malatya

                    Melda Onur                            Özgür Özel                        Orhan Düzgün

                       İstanbul                                   Manisa                                  Tokat

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı kanun tasarısının (21)’inci maddesinin kanun tasarısından çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

Saygılarımla.

                      Sebahat Tuncel                Pervin Buldan                     Ertuğrul Kürkcü

                           İstanbul                             Iğdır                                    Mersin

                          Erol Dora                      Halil Aksoy                         Hasip Kaplan

                            Mardin                              Ağrı                                     Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakan tam da isabetli bir günde buradalar, Avrupa Birliği Bakanı çünkü 17 Mayısta bu Reform İzleme Grubuyla 26’ncı toplantıyı yaptılar ve bu toplantıda verdikleri sözlerin içinde Türkiye İnsan Hakları Kurumunun kurulması da var. Evet, bu, Türkiye İnsan Hakları Kurumunun kurulması 23’üncü Fasıl. Peki -23’üncü Fasıl bu- şeyi nasıl anlatacaksınız, düşünce özgürlüğünden içeride olan gazetecileri, tutuklanan avukatları, bağımsız yargıyı, özel yetkili mahkemeleri? Bir de gelip bizden soracaklar. Daha sizin toplantıda, sıcağı sıcağına çıkıp geldiler, dediler ki: “Ya, bu İnsan Hakları Kurumu Yasası Tasarısı Meclise geliyor, nedir?” Dedik: Vallahi Hükûmet kendine bir kurum kuruyor,  insan haklarını değil Hükûmeti koruma kurumu olarak da ismini adlandırabilirsiniz; aynen öyle, Hükûmeti koruma kurumu.

Şimdi, bununla Avrupa Birliğini kimse kandıracağını, işte, müzakere şartını, fasıl masılları da halledeceğini düşünmesin.

Şimdi, tabii daha vahim bir durum söz konusu. Bugün dikkat ediyoruz, basında, Genelkurmay Başkanı Necdet Özel bir açıklama yapıyor, Uludere’yle ilgili yapıyor. Başbakan “Onlar kaçakçıydı, mayın yerlerini biliyordu.” diyor, kendisi de “Hayır, onlar teröristti, hatta silahları alındı.” diyor. 34 kişi katledilmiş, Meclis İnsan Hakları Komisyonu oraya gitmiş. O gün devlet gitmemiş, iki gün asker gitmemiş, iki gün polis gitmemiş, savcı helikopterden olayın zaptını tutmuş ve oraya ilk giden kim biliyor musunuz? Böyle bir kurum değil. Meclisin İnsan Hakları Komisyonu da sonra gitti, günler sonra. Oraya İnsan Hakları Derneği gitti, MAZLUMDER gitti, Türk Tabipleri Birliği gitti, KESK gitti, kadın örgütleri gitti ve onlarca sivil toplum örgütü olayın olduğu gün anında oradaydılar. Şimdi, böyle bir açıklamayı yapıyor, Başbakan diyor “kaçakçı”, Genelkurmay Başkanı diyor “Terörist, hatta silahları vardı.” Şimdi, bu yargıyı etkilemek değil de nedir? Hangisi doğru bunların? Başbakanın söylediği mi, Başkana bağlı memurun söylediği mi doğru arkadaşlar?

Şimdi, bu da yetmiyor, bir parti başkanıyla görüşme yapıyor Genelkurmay Başkanı, diyor ki: “Biz Kandil’e üç şartla gireriz.” girmesine… Bütün basında yer aldı, diyor ki:

1) Devlet kararı olacak.

Arkadaşlar, devlet Meclisin üstünde midir? Hangi devlet bu? Sorar mısınız. Tezkere kararını üç parti verdi zaten, Hükûmete de teslim etti, Hükûmet de kendilerine yetki verdi. Hangi devlet kararını istiyorlar? Derin bir devlet kararı mı gerekiyor?

2) ABD (Amerika) izin verirse.

Buna ne diyorsunuz?

3) “Gidilir ama çok büyük kayıplar olur, buna halkı hazırlarsak…”

Skandal üstüne skandal. Her açıklaması, Genelkurmayın, TSK’nın İnternet’ten yaptığı açıklama da kurtarmaz bunu, kurtarmaz bunu. Hiçbir siyasi parti genel başkanı da durduk yerde bunları açıklamaz, söylenmemişse söylenmez bu sözler. İşte, bu ülkede böyle bir Genelkurmay Başkanının görevde olmasıyla bu sorun çözülmez ve derhâl istifa etmesi lazım. Bu açıklamanın sonunda, bu açıklamayı Hükûmete rağmen, devletin siyasetine rağmen yapan Genelkurmay Başkanının derhâl istifa etmesi lazım. Eğer istifa etmiyorsa o Hükûmetin memuru değil, emrinde değil, Hükûmet onun üzerinde etkili değil, o Hükûmetin üzerindedir. Bu anlama gelir, bunun başka izahı yok.

Diğer bir konu: Uludere’deki Encü ailesinden Cabbar Yılmaz cezaevinde, hâlâ davasını açmadılar biliyor musunuz, beş aydır tutuklu, bir tek kişi o, öbür taraftan katliamdan ifadeye çağrılmıyor ama 4 tutuklu, davaları açılmıyor, 12 firari var, “Gelmezse davayı açmayız.” diyorlar. Böyle bir tehdit, şantajla da yargı süreci işliyor ve ölümle karşı karşıya bu psikolojik nedenlerle, bakın, çok açık söylüyorum, Mecliste bunu anlatıyorum.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı tasarının 21. maddesinin (a) bendinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“a) Genel bütçeden tahsis edilecek belli bir oranı önceden belirlenmiş ödenekler.”

                                                                                   Sezgin Tanrıkulu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Levent Gök, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan insan hakları tasarısının en önemli maddelerinden bir tanesi 21’inci madde, Kurumun bütçesini belirliyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu konuyla ilgili daha önce yapmış olduğumuz konuşmalarda tekrarla ifade ettik ama kayıtlara girmesi açısından ben Komisyonumuza gelen kimi kuruluş ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir kere İnsan Hakları Derneği ziyaret etti Komisyonumuzu, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ziyaret etti ve ikisinin ortak görüşü, “Mevcut tasarı kabul edilemez, bu tasarının hiçbir sahibi yoktur, tasarı derhâl geri çekilmelidir.” dediler.

Değerli milletvekilleri, MAZLUMDER’in görüşünü aynen sizlere okuyorum: “Kurumun özerkliği yoktur. Ayrı bir bütçesi olmalıdır, oranı da baştan belli olan bir bütçe olmalıdır.” Bunu kim söylüyor? MAZLUMDER söylüyor. İnsan Hakları Derneği bir yandan söylüyor, MAZLUMDER söylüyor.

Uluslararası Af Örgütü temsilcileri geldiler. “Düzenli gelir kaynağı olması gerekir. Genel bütçeden alacağı payın belli bir yüzdesinin önceden belli olması lazım gelir.” diye bizlere not ettirdiler.

Türkiye’nin felsefe alanındaki kutup yıldızı İoanna Kuçuradi. O, özlük hakları ve maaşlar konusunda çok daha farklı bir noktada. İnsan hakları kurumunda çalışan personelin, uzmanların, başkanların, üyelerin hiç maaş almasından yana değil. Tamamen gönüllülük esasına göre yapılmasını bizlere önerdi ve paranın cazip olmamasını önerdi. Haklı bir görüştü.

Şanar Yurdatapan, ülkemiz en seçkin aydınlarından bir tanesi. “Yapılan toplantılar sonucunda komisyon raporunu görünce hayal kırıklığına uğradık. Görüşlerimiz alınıyor, tatbik edilmiyorsa bu çok moral bozucu bir tavırdır.” dedi. Aynen böyle söyledi.

Kerem Altıparmak, Türkiye’deki insan hakları kurulları alanındaki en ünlü şahsiyetlerden bir tanesi. Yılmaz Ensaroğlu, yine SETA’dan temsilciler… Hepsinin ortak görüşü: “Tasarının hazırlanmasında hiçbir görüşümüz dikkate alınmamıştır. Tasarı derhâl geri çekilmelidir. Yama yaparak uluslararası standartlara uygun metin çıkarılmaz.” dediler.

Baskın Oran, en çarpıcı tespitlerden bir tanesini yaptı: “Bu tasarı ile kuzu kurda teslim ediliyor. Bütün üyeler memur olarak düşünülmüştür. Bu bir Nevzat Tandoğan kanunudur.” dedi değerli arkadaşlarım.

Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Türkiye Hukuk Araştırmaları Vakfı, İzmir Barosu, Ankara Barosu, İstanbul Barosu, Hacettepe Üniversitesi ve tümü, Türkiye Barolar Birliği: “Bu tasarı derhâl geri çekilmeli.” dedi. Diyarbakır Baro Başkanının söylediği şu sözü özellikle kayda geçirmek istiyorum: “Bu tasarı geri çekilmezse emeğimi helal etmem.” dedi.

Değerli arkadaşlarım, görüyorsunuz sivil toplum ve aydınlarımızın söylediği bütün görüşler bir kenara bırakıldı ve Kurumun bütçesi bir başka şekilde belirlendi. Bizim önerimiz: Tüm sivil toplum örgütlerinin ve saygın düşünce insanlarının görüşünü dikkate alarak çok da haklı bir önergeyi koyduk ve kaldı ki Sayın Bakan -burada yok- Beşir Bey, o da görüşümüze iştirak ettiğini ve Meclis Genel Kurulunda görüşüldüğü zaman belki bunun düzeltilebileceğini bizlere ifade etmişti.

Biz şunu önerdik değerli arkadaşlarım: Burada mali özerklik konusu çok önemli. İnsan Hakları Kurumunda çalışacak kişiler bütçelerini önceden bilmek durumundalar. O yüzden verdiğimiz önergede bütçenin belli bir payı… Bu yüzde 1 olabilir, yüzde 2 olabilir. Bunu Kurul bilecek. Hangi parti iktidarda olursa olsun, Kurul bütçeden kendisine ne kadar pay geleceğini bilmesi gerekiyor. Bu, niçin önemli? Kurul çalışmalarını sürdürdüğü zaman eğer iktidarı eleştirirse, Hükûmeti eleştirirse “Kendi bütçem bir şekilde kısılmasın.” diye herhangi bir kaygıya düşmemeli diye çok haklı bir önerge getirdik.

Bu mali özerklik konusu gerçekten Avrupa Birliğinin de çok dikkat ettiği bir konu. Yine, Avrupa Birliği 2011 İlerleme Raporu’nda –Sayın Bakan da burada- “Kanun tasarısında yer alan finansman ile ilgili hükümler bütçe gelirlerinin bağımsız bir kaynaktan gelmesini sağlamamaktadır.” diye şerh düşmüştür.

Hâl böyleyken, bütün bunlar ortadayken, Kurumun mali özerkliğinin olmadığı bir ortamda zaten idari özerkliğinin bulunmadığı, Bakanlar Kurulunun ve Cumhurbaşkanının atadığı üyelerin mali özerkliğinin bulunmadığı bir kurumun kesinlikle Paris ilkelerine ters düştüğünü tekrarla sizlere ifade etmek durumundayız.

Haklı bir önerimizdir ve Komisyon Başkanımız şahittir Sayın Bakanın bizlere söylediklerine. Bakan “Bu konu Mecliste gündeme geldiği zaman o müdahaleyi yapma şansımız olur.” demişti. Ama kendisi şurada yok. Komisyon Başkanımızdan bu konudaki görüşünü de sormak durumundayım.

Çok haklı bir önerge “Bütçenin belli bir payı.” diyoruz. “Önceden belli olsun ve kurumun mali özerkliği sağlansın.” diyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

III. –YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Gök, Sayın Akar, Sayın Tezcan, Sayın Serindağ, Sayın Özdemir, Sayın Özkoç, Sayın Aldan, Sayın Ekinci, Sayın Gündüz, Sayın Öner, Sayın Demiröz, Sayın Bayraktutan, Sayın Kart, Sayın Öz, Sayın Şafak, Sayın Canalioğlu, Sayın Tayan, Sayın Topal, Sayın Aygün, Sayın Toprak.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 15.52


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 123’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III. - YOKLAMA

BAŞKAN – 279 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 21’inci maddesi üzerinde Ankara Milletvekili Levent Gök ve arkadaşları tarafından verilen önergenin oylamasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Raporu (1/589) (S. Sayısı: 279) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 22’nci maddenin fıkraları ayrı ayrı madde olarak görüşülecektir.

Madde 22’ye bağlı 1’inci fıkrada iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı tasarının Değiştirilen ve yürürlükten kaldırılan mevzuat, kadro iptal ve ihdası başlıklı 22-(1) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun;

a) 36. maddesindeki “ibaresinden sonra gelmek üzere” yerine, “ibaresinin ardından gelmek üzere” biçiminde değiştirilmesini

b) 152. maddesindeki “ibaresinden sonra gelmek üzere” yerine, “ibaresinin ardından gelmek üzere” biçiminde değiştirilmesini,

c) bendindeki “ibaresinden sonra gelmek üzere” yerine, “ibaresinin ardından gelmek üzere” biçiminde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                      Levent Gök                       Haydar Akar                     Haluk Eyidoğan

                          Ankara                              Kocaeli                                İstanbul

                    Bülent Tezcan                  Ali Haydar Öner                     Kemal Ekinci

                           Aydın                                Isparta                                   Bursa

                                                               Engin Özkoç

                                                                   Sakarya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı kanun tasarısının (22)’nci maddesinin 1. fıkrasının kanun tasarısından çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

Saygılarımla.

                    Sebahat Tuncel                  Pervin Buldan                  Ertuğrul Kürkcü

                          İstanbul                               Iğdır                                 Mersin

                         Erol Dora                        Halil Aksoy                      Hasip Kaplan

                           Mardin                                Ağrı                                 Şırnak

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ertuğrul Kürkcü, Mersin Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bu maddenin 1’inci fıkrasının tasarıdan çıkartılması önerimiz bu yasanın tamamına karşı oluşumuzla tutarlıdır. Daha önceki yasa tasarısından çıkartılması önerilerinin devamıdır.

Bu yasa tasarısına niçin karşı olduğumuzu defalarca açıkladık. Ancak, Hükûmet ve komisyon sözcüleri bu yasa tasarısının ne kadar uluslararası standartlarla uyumlu olduğunu anlatmak için epey gayret sarf ettiler.

Ben uluslararası insan hakları savunucularından ikisinin yasayla ilgili tavırlarını size iletmek istiyorum.

Bunlardan birisinin, İnsan Hakları İzleme Kurulunun yani Amerika Birleşik Devletleri’nin başkenti Washington’da merkezi olan “Human Rights Watch”un temsilcisi Emma Sinclair-Webb’in bu yasa tasarısıyla ilgili olarak söylediklerini aktarmak isterim: “Türk Hükûmeti bir ulusal insan hakları kurumunun kurulması için hazırlanan yasa tasarısını geri çekmeli çünkü önerilen kuruluş tarafsızlıktan yoksun olacak ve hükûmetten bağımsız olmayacak.” Webb, aynı zamanda, Türkiye'nin etkili ve bağımsız bir insan hakları kurumuna ihtiyacı olduğunun da altını çizdi ve "Türkiye'nin hükûmetlerin kontrolündeki insan hakları kurumları tarihi var ve bu kurumların hepsinde fonksiyon bozuklukları var." diye de devam etti. Ayrıca Webb, bu kanun tasarısına ilişkin, Türkiye’deki insan hakları kuruluşlarının endişelerine yanıt vermeme konusunda Hükûmetin istikrarlı olarak ısrar göstermesinin de insan haklarını korumanın ve desteklemenin Hükûmetin önceliği olmadığının sinyalini verdiğini söyledi.

Sevgili arkadaşlar, bu konudaki ikinci açıklama da bu işkenceyle mücadele kuruluşunun Asya temsilcisinden geldi. O da, aynı şekilde, bu kurumun bağımsızlığının herhangi bir biçimde güvence altında olmadığını söyledi.

Şimdi, demek ki bunu sadece biz söylemiyoruz, dünyada insan hakları mücadelesi yürüten bütün kuruluşlar bu konuda ısrarlılar çünkü hepsi aynı noktadan bakıyorlar, devlet karşısında bireyin, devlet karşısında toplumun haklarının korunmasının ve savunulmasının ancak devletten bağımsız, özerk bir kurum eliyle sürdürülebileceğini, bu koruma mücadelesinin Hükûmetin gücünü dengeleyecek bir özerklik içerisinde bulunan bir kurum tarafından yerine getirileceğini söylüyorlar. Bakın, bu özerklik ve bağımsızlık olmazsa ne olabilir? En iyi örnek bugün Genelkurmay Başkanının gazetelerde dolaşan demecidir. Genelkurmay Başkanı altı ay geçtikten sonra Uludere katliamının üzerinden, Meclis İnsan Hakları Komisyonuna ve Diyarbakır Özel Yetkili Savcılığına hiçbir bilgi aktarmadıktan sonra, bugün Genelkurmay Başkanı tamamen uyduruk bir demeçle 6 PKK’linin aslında bu saldırıya uğrayan topluluğun içinde olduğunu ve olaydan sonra silahlarını toplayarak kaçtığını söylüyor. Bu okkalı yalanı söyleyebilmesi sadece ve sadece etkin bir insan hakları denetiminin olmamasıyla ilgili. Eğer Genelkurmay Başkanı doğru söylüyor olsaydı olaydan bir gün sonra, iki gün sonra ancak olay yerine gitmezdi. Yirmi dört saat boyunca bölgedeki askerî birlikler kışlalarına gömülü kalmazlardı ve Komisyonumuz kendilerine “Orada ne oldu?” diye sorunca hiçbir bilgi vermeksizin bize içinde hiçbir şey olmayan, geçmişe mütedair bilgileri içeren boş kâğıtlar yollamazdı. O nedenle, Türkiye’de, bu kadar etkin bir insan hakları ihlali tarihi olan bir ülkede, insan hakları sicili bu kadar bozuk bir ülkede Hükûmetten ve devletten bağımsız bir mekanizmanın ne kadar gerekli olduğunu Genelkurmay Başkanının olayın üzerinden, katliamın üzerinden altı ay geçtikten sonra sistematik olarak yalan söylemesi, topluma, halka, bu ülkede yaşayanlara, katliama uğrayanlara ve onların haklarının savunucularına yalan söylemesi mümkün olmazdı. Ancak etkin bir mekanizma bu yalanları önleyebilir.

O nedenle bu yasa tasarının bütün maddeleri olduğu gibi bu maddesi de artık anlamsız ve değersizdir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı tasarının Değiştirilen ve yürürlükten kaldırılan mevzuat, kadro iptal ve ihdası başlıklı 22-(1) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun;

a) 36. maddesindeki “ibaresinden sonra gelmek üzere” yerine, “ibaresinin ardından gelmek üzere” biçiminde değiştirilmesini

b) 152. maddesindeki “ibaresinden sonra gelmek üzere” yerine, “ibaresinin ardından gelmek üzere” biçiminde değiştirilmesini,

c) bendindeki “ibaresinden sonra gelmek üzere” yerine, “ibaresinin ardından gelmek üzere” biçiminde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                    Levent Gök (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

LEVENT GÖK (Ankara) – Engin Özkoç konuşacak Sayın Başkan.

BAŞKAN – Engin Özkoç, Adapazarı Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Ayhan Sefer Üstün, Sakarya Milletvekili, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı, aynı kentte, birlikte yaşıyoruz, aynı kaderi paylaştık. Bir gece, saat üçe geldiği bir sırada, yaşadığımız kentte aniden yüzyılın depremi oldu. Evden çıktık, dışarıya çıktığımızda binlerce ev yıkılmıştı ve insanlar enkaz altındaydı. Şimdi söyleyeceklerimi o anlıyordur, sizler de -umut ediyorum- şöyle bakın: İnsan haklarıyla ilgili bir eleştiri yapmayacağım. Bugün, sadece bir feryadı, dün başlayan bir feryadı beni anlayabilecek olan arkadaşımla birlikte bu Mecliste seslendirmek istiyorum. Buna şöyle diyebilirsiniz: “Sakarya Milletvekili bu kürsüde duygu sömürüsü yapıyor.” Ya da şöyle diyebilirsiniz: “Bu insani bir görevdir, evet, biz böyle davranmalıyız.” Yüzlerce insanımız öldü, yüzlerce insanımız enkaz altında kaldı, insanlarımız kendilerine bir ekmek getirildiğinde “Hayır, bana değil, komşuma ver.” diyerek o depremin acılarını sarmaya çalıştı. AKP’li değildik, CHP’li değildik, MHP’li değildik, BDP’li değildik, hiçbir partiye mensup değildik, insandık, hepimiz yaşamak istiyorduk ancak insan aklı şaşılacak derecededir, en büyük yaşadığı acıyı aniden unutuverir. Aradan belli bir süre geçti, Düzce depremi oldu. Daha büyük bir felaketti, gündüz oldu, kıştı, kömürler yanıyordu, insanlar yandı, çocuklar yandı, kadınlar yandı. Devlet, yaraları sarmaya çalıştı, el uzattı; evi olanların, yıkılanların yerine ev verildi. Söylenecek şeyler var mıdır? Vardır ama o tarafını bir tarafa bırakıyorum. Evi olanlara sahip çıkıldı. Bir de kirada olanlar vardı; evi olmayacak kadar yoksul olanlar, evi olmayacak kadar çaresiz olanlar, evi olanlar gibi evladını kaybeden, çocuğunu kaybeden, hayatını kaybeden insanlar vardı. Bu insanlar ilk önce çadırlara yerleştirildiler, daha sonra prefabriklere. Kaç metrekare? 25 metrekare.

Değerli arkadaşlarım, bakın, ceylan koltuklarda oturuyoruz, bakın, ne kadar geniş bir salondayız ama inanın, on saat burada oturamıyoruz, hemen kulise çıkıyoruz. Tam on üç yıldır prefabriklerde aileleriyle beraber yaşıyorlar; hastaları var, çocukları var okul birincisi, yoksullar; tek bir şey istiyorlar, barınma hakkını istiyorlar ama insan hakkı şöyle diyor… “On üç yıl geçti aradan, artık ne yapabiliriz? Bir çare bulsaydınız. Bu kadar fakir var, bu kadar fukara var, sizinle mi ilgileneceğiz.” diyorlar. Böyle demeyelim.

Değerli Başkanım, dün Düzce’de elli dört aile prefabriklerinden çıkartıldılar, erkekler tutuklandı, kadınlar sokağa atıldılar. Hasta vardı, hastanın makinesi söküldü, atıldı. Çocuklar şok yaşıyorlar. Buna insan hakları olarak bakalım, buna parti açısından bakmayalım. Onlara, yarın Düzce’ye sorarsanız, size şöyle diyebilirler, elli tane mazeret bulabilirler ama yoksulluğun mazereti yok Sayın Başkanım. Sizden rica ediyorum, bu insanlara hiçbir parti ayrımı yapmadan, sadece bugün konuştuğumuz insan hakları felsefesinden bakarak elinizi uzatın, devletin şefkatini hissetsinler, çocukların travmasını giderin, hastayı tekrar makinesine bağlayın ve onlara deyin ki: “Devlet hâlâ vardır; devlet fakirin de, fukaranın da, yoksulun da yanında olacaktır ve sizin de en az ev sahibi olanlar kadar yaşama hakkınız vardır.” Bunu derseniz hepinizi saygıyla selamlayacağım.

Hepinizi saygıyla tekrar selamlıyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım…

III. -YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Görüyoruz Sayın İnce, heyecanlanmayın.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Görüyorsunuz da duymuyor olabilirsiniz, iki organa birden sesleneyim dedim.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın İnce, Sayın Gök, Sayın Akar, Sayın Tezcan, Sayın Özcan, Sayın Öner, Sayın Ekinci, Sayın Özdemir, Sayın Altay, Sayın Özkoç, Sayın Kart, Sayın Yılmaz, Sayın Bayraktutan, Sayın Tanal, Sayın Canalioğlu, Sayın Şafak, Sayın Demiröz, Sayın Korutürk, Sayın Oyan, Sayın Değirmendereli, Sayın Keskin, Sayın Tunay.

Üç dakika süre veriyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Beş dakika, beş dakika…

BAŞKAN – Komisyonda çalışıyorlar efendim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Beş dakika, gelemiyorlar, yaşlılar var.

BAŞKAN – Olabilir, beş dakika da verebilirim ama üç dakika veriyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – On dakika verin, Kızılay’da olanlar da var.

BAŞKAN – İtiraz etme hakkınız var efendim. Plan ve Bütçe Komisyonu çalışıyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tamam Başkanım, Kızılay’da olanlar da var.

BAŞKAN - Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 16.25


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 123’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

III.-YOKLAMA

BAŞKAN – 279 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesine bağlı (1)’inci fıkra üzerinde Sakarya Milletvekili Engin Özkoç ve arkadaşları tarafından verilen önergenin oylamasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Raporu (1/589) (S. Sayısı: 279) (Devam)

BAŞKAN – Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Madde 22’ye bağlı 2’nci fıkra üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işlemle alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı tasarının Değiştirilen ve yürürlükten kaldırılan mevzuat, kadro iptal ve ihdası başlıklı 22-(2) bendindeki "ibaresinden sonra gelmek üzere" yerine, “ibaresinin ardından gelmek üzere" biçiminde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                     Levent Gök                    Haydar Akar                    Bülent Tezcan

                         Ankara                           Kocaeli                               Aydın

                    Kemal Ekinci               Ali Haydar Öner                Haluk Eyidoğan

                          Bursa                             Isparta                              İstanbul

BAŞKAN –  Komisyon önergeye katılıyor mu?

İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kemal Ekinci, Bursa Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KEMAL EKİNCİ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; görüşülmekte olan yasanın 22’nci maddesinin 2’nci fıkrasıyla ilgili söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İnsan haklarının en çok ihlal edildiği bir ülkede insan haklarıyla ilgili yasa üzerinde konuşmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum. Dün, bu yasa tasarısı üzerinde konuşulurken sanki nispet oluyormuş gibi Fatih’te bir yurttaşımızın ulu orta 7 güvenlik görevlisi tarafından dövülmesi bugün basında yeterince yer aldı. Bugün de geçmişte de Türkiye hep insan hakları ihlaliyle ilgili gündeme getirildi. Eğer Avrupa İnsan Hakları İzleme Komisyonu Türkiye üzerinde görüş bildirmemiş olsaydı, belki bugün bile görüşmemiş olacaktık veya bu yasa gündeme gelmeyecekti. Bu ülkede yeni yasa ve özellikle insan haklarıyla ilgili yasa keşke kendi isteğimizle, kendi arzumuzla dillendirilmiş olsa, gündeme getirilmiş olsaydı.

Geçmişi şöyle bir gözden geçiriyorum; öyle garip şeyler oldu ki bu ülkede. Bir cezaevinde, yakın bir arkadaşımdan, birinci ağızdan dinlediğim şeyi söylüyorum. Bir ay, her gün sabah foseptik çukuruna, dudağının altına kadar o çukura sokulup çıkarılmış, bir ay boyunca işkence görmüştür.

Yine olağanüstü yasalarla Kürtçe konuşmak bir ara yasaklanmıştı. Bir anneyle oğlunun görüşmesini dramatik biçimde izlemiştim. Oğlunun başında bir asker, annenin başında bir asker ve oğlan Türkçe biliyor, anne bir kelime Türkçe bilmiyor. Bir buçuk saat karşılıklı birbirlerine “nasılsın” diyorlar. Bunları hep gördük. “Sorguda kendini camdan attı.” denilen birtakım arkadaşlarımızı gördük. İşkenceden bunalıp, kendini camdan atanları gördük ve atılanları gördük.

Kendi kardeşimin yaşadığı olay var: Bir arkadaşının eşiyle düştüğü ihtilaftan dolayı, “Okuldaki arkadaşların kim?” deyince, kardeşimin ismini veriyorlar. Bir ay işkence odasından çığlık seslerini duydum. İşte, böyle bir ülkede böyle uygulamalardan bugüne geldik. Önümüzdeki zaman içerisinde bu tip şeylerin önüne geçebileceğiz, geçmeliyiz diye bunu çok istiyorum. Fakat görüştüğümüz maddenin fıkrasıyla ilgili söyleyeyim: Personel istihdamı, personelin maaşı, kaynak nasıl temin edilecek; bundan çok, bu yasayı uygulayacak yetkili, etkili kimse, önce o insanın, beynini ve vicdanını özgürleştirmesi lazım. Eğer beyni ve vicdanı özgür değilse, yasa ne olursa olsun, insan haklarına da yasaya da saygılı olmaz.

Hak arayışı içerisinde olan her insana o hak kapısı aralı olmalıdır. Yasalar buna cevaz veriyor ama uygulamalar öyle değil. Yine, geçtiğimiz sene Tekel işçilerinin başına gelenleri biliyorsunuz, hak aramak için sokağa çıkan öğretmenlerin, sendikacıların, işçilerin başına geleni biliyorsunuz ve ilginçtir ki bugün tutuklu olan, ister adına “Ergenekon” deyin ister “Balyoz” davası deyin, haklı haksız bir sürü insan içeride tutuluyor. Daha geçtiğimiz günlerde polis, bir suçluyu veya muhtemel suçluyu gözaltına alırken onurunu kırmak için başına bastırıyor.

Şimdi, önce, yasa çıktıktan sonra, bu konuda uygulamacı kimse, onların ciddi bir eğitimden geçmesi lazım. Onlar eğitimden geçmeden uygulayıcılar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL EKİNCİ (Devamla) – Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Madde 22’ye bağlı 3’üncü fıkrada bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı tasarının Değiştirilen ve yürürlükten kaldırılan mevzuat, kadro iptal ve ihdası başlıklı 22-(3) bendindeki “ibaresi eklenmiştir” yerine “ibaresi ilave edilmiştir” değişikliği yapılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Levent Gök                           Haydar Akar                    Haluk Eyidoğan

                       Ankara                                  Kocaeli                               İstanbul

                  Bülent Tezcan                      Ali Haydar Öner                    Kemal Ekinci

                        Aydın                                    Isparta                                  Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Haydar Öner, Isparta Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; Meclis kürsüsünde en çok beş dakika konuşma hakkı olan bir ülkede İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı hakkında görüşmeler yürütüyoruz; çok sevinçle, heyecanla karşılıyoruz(!) İnanıyoruz ki bundan böyle Türkiye’de insan hakları ihlali, bu Kurum sayesinde, olmayacak; kadın hakları da, erkek hakları da, onurlu yaşam hakkı da, özgür yaşama hakkı da, özel hayatın gizliliği hakkı da ihlal edilmeyecek, hele hele telekulak sona erecek(!) Gözünüz aydın, hepimizin gözü aydın. Bundan sonra, TBMM’de konuşma hakkı da inşallah ihlal edilmeyecek(!)

Bu kanun gündeme gelmeden önce Sayın Başbakan “Her kürtaj bir Uludere’dir.” diye bağıra bağıra öfkeli bir söylem sergiledi, neredeyse kulaklarımız sağır olacaktı. “TAYAÇİ” diye bir grup “Tayyipçi Yazarlar Çizerler” korosu da, “Evet, Sayın Başbakan doğru söylüyor.” diye süslü püslü yazarlar, afralı tafralı beyler televizyon televizyon, kanal kanal dolaşıp söylemlerde bulundular, “Sayın Başbakan doğru söylüyor.” Sonra kadınlar bir çıktılar, feleğinizi şaşırttılar sizin. Ne oldu? Kadınların fendi, Sayın Başbakanı yendi mi? Başbakanlık Basın Bürosu “Öyle demek istemedi, böyle demek istedi.” diye bir açıklama yapmadığına göre, Sayın Başbakan niye sessizliğe büründü? Yoksa dut mevsiminin gelmesi bunda etkili mi oldu veya sessizce çark mı ediliyor?

Değerli milletvekilleri, dostlar alışverişte görsün yasasını görüşüyoruz, yandaşlara yeni imkân ve kaynaklar yaratma yasasını görüşüyoruz. Kurul 11 kişiden oluşacak, 2’si Cumhurbaşkanımızca seçilecek, 7’si Hükûmet tarafından atanacak, 1 tanesi YÖK tarafından, 1 tanesi de avukatlar tarafından belirlenecek. Vatandaş nerede, yurttaş nerede, insan nerede? Hükûmet var, devlet var, YÖK var, 1 tane avukatlardan seçilecek, yurttaş yok. Hâlbuki Sayın Cumhurbaşkanı, YÖK ve Hükûmetle birlikte avukatların kontenjanı 2’ye çıkarılsa, STK’dan ve basından 1’er üye Kurulda görevlendirilse daha iyi olmaz mıydı? Bilelim ki yurttaşın temsil edilmediği yerde insan hakları yerlerde sürünür.

Önceki gün İstanbul’da bir yurttaşımız dayak yedi, gerçekten yerlerde sürünüyordu, Hükûmet görmedi, devlet görmedi, bir yurttaş gördü, görüntüledi. İyi ki görüp görüntüledi yoksa kim vurduya gidecekti pek çok hadisede olduğu gibi.

Delilsiz yargılananlar, suç tasnîsiyle, suç uydurmasıyla karşı karşıya kalanlar, yıllardır cezaevlerinde infaz niteliğinde tutuklulukla karşı karşıya kalıyorlar. İnsan hakları bu gibi göstermelik yasalarla nasıl korunacak? Bu sorum insan haklarına saygılı olanlara yöneliktir, diğerleri alınmasın.

Değerli milletvekillerimiz, Türkiye’de insan hakları kurulları zaman zaman oluşuyor ama bu kurullar, içtenlikle insan haklarını takip etmiyor. Bu yasa sadece bir kısım insanlara özlük hakkı, imkân ve kaynak temin edecekse beklenen amaca hizmet edemez.

Sayın Başbakan Yardımcımız yerini almış bulunuyorlar, umarım İnsan Hakları Kurulu Başkanı şimdiden belirlenmemiştir, Kurul üyeleri şimdiden belirlenmemiştir; belirlenirken tarafsız, saygın, gerçekten insan haklarına saygılı üyeler belirlenir.

Bu düşünceyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi var, yerine getireceğim:

Sayın İnce, Sayın Gök, Sayın Akar, Sayın Tezcan, Sayın Özdemir, Sayın Ekinci, Sayın Öner, Sayın Tanal, Sayın Kart, Sayın Bayraktutan, Sayın Kaleli, Sayın Acar, Sayın Özkan, Sayın Aldan, Sayın Canalioğlu, Sayın Oyan, Sayın Aydın, Sayın Tayan, Sayın Soydan, Sayın Öztürk.

Beş dakika süre veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, yirmi dakika verene kadar devam. Meclisin tarihine geçtiniz; 1920’den beri ilk kez beş dakika süre verildi.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Raporu (1/589) (S. Sayısı: 279) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler..: Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Madde 22’ye bağlı (4)’üncü fıkrada bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı tasarının Değiştirilen ve yürürlükten kaldırılan mevzuat, kadro iptal ve ihdası başlıklı 22-(4) bendindeki “bölümü” sözcüğü yerine “bölüm” sözcüğü getirilerek değişiklik yapılmasını arz ve teklif ederiz.

                      Levent Gök                        Haydar Akar                      Haluk Eyidoğan

                         Ankara                                Kocaeli                                 İstanbul

                    Bülent Tezcan                   Ali Haydar Öner                     Kemal Ekinci

                          Aydın                                 Isparta                                   Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bülent Tezcan, Aydın Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısını görüşüyoruz.

Şimdi, ilginç bir tesadüftür, bu tasarıyı görüşürken Aydın’dan, Aydın ilinin Didim ilçesinden bir faks geldi bana: Didim Kaymakamlığı, Didim ilçesinde uzun zamandan bu yana emek vererek, uğraşarak yapılan cemevi ve kültür merkezi binasının yıkım yazısını göndermiş.

Şimdi, önce şunu baştan söyleyelim: Didim Kaymakamının bu yazıda ve bu işlemde hiçbir kusuru yoktur; bunu bir teslim edelim çünkü mevcut mevzuat gereği yapabileceği başka bir şey de yoktur. Hazine arazisi üzerinde yapılan cemevinin yıkılması konusunda bir yazı göndermiştir, Didim Kaymakamı doğal olarak mevzuat çerçevesinde bunu yapmak zorundadır. Onu ayrı bir tarafa koyalım.

Değerli arkadaşlar, üzerinde durmamız gereken başka bir konu var: Bakın, insan haklarından konuşuyoruz. Sevgili AKP milletvekili arkadaşlarım, siz, uzun yıllardan bu yana inanç özgürlüğünden, inandığı gibi yaşama hakkından ve ibadet etme hakkından bahsettiniz ve bu hakkı siyasete tahvil etme konusunda da oldukça maharetlisiniz; hakkınızı teslim edelim.

Değerli arkadaşlar, bakın, inanç özgürlüğü, ibadet etme hakkı, inandığı gibi yaşama hakkı, sadece belirli bir mezhebe inanlara tanınmış bir hak mı?

Şimdi, camiler Türkiye’de hazine arazileri üzerinde yapılıyor. Camilere hazine arazileri üzerinde, imar planlarında “ibadethane” diye yer ayrılıyor ve o imar planlarında “ibadethane” olarak ayrılan yerlere doğal olarak da ibadethaneler yapılıyor, camide insanlar gidip ibadet ediyorlar. Peki, bu ülkenin nüfusunun yarısına yakını, aynı şekilde, cemevlerinde inançlarını yaşamak istiyorlar. Şimdi, cami söz konusu olduğunda hazine arazisini “ibadethane” diye tahsis edip insanların inançlarını yaşama hakkını teslim ederken, cemevi söz konusu olduğunda insan haklarına aynı özeni niye gösterme ihtiyacı duymuyorsunuz? On yıldan bu yana devri iktidarınız var, on yıldan bu yana mevzuatı hiçbiriniz gerekçe gösteremezsiniz. On yıldan bu yana, AKP İktidarı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir hükûmete nasip olmayan çoğunlukla Türkiye’yi yönetme yetkisine sahip, mevzuatta eksiklik varsa bu da sizin ayıbınız, bu da sizin insan hakları ayıbınız.

Değerli arkadaşlar, şimdi insan hakları kurumu kurulmasına ilişkin tasarıyı görüşürken bir kere daha siyasi iktidara çağrı yapıyorum: Bu ayıbı düzeltin! Bu ayıbı düzeltin, Türkiye’de inançlarını yaşama hakkını sadece belirli bir mezhep mensuplarına hasretmekten vazgeçin. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bakın, AKP İktidarı döneminde Türkiye, insan hakları ihlalleri konusunda oldukça becerikli, maharetli bir noktaya geldi. Cezaevlerinde insanlarımız işkence görüyor. Daha yakın zamanda, 15-20 metrekarelik yerlerde 40 kişiye yakın tutuklu ve hükümlüyü, 42 derece Urfa sıcağında, bir de üstüne üstlük ortaya çıkan yangınla yakan bir iktidar olmanın vebali omuzlarınızdadır.

Değerli arkadaşlar, bakın, Uluslararası Af Örgütünün 2012 yılı İnsan Hakları Raporu elimizde: Uluslararası Af Örgütü, 2012 yılında Türkiye’nin, toplumsal olaylarda polisin düzenli olarak orantısız ve aşırı güç kullandığı ülkelerin başında geldiğini tespit etmiş. AKP İktidarı döneminde, on yıllık iktidarınızda faili meçhul cinayetlerin sayısı 245, yargısız infazlar 401, gözaltında öldürülenler 283! Böyle bir süreçte insan haklarıyla ilgili karnesi zayıf bir iktidarsınız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Madde 22’ye bağlı (5)’inci fıkrada bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı tasarının 22 nci Maddesinin 5 inci Fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(5) Ekli (1) sayılı listede yer alan kadro iptal edilmiş ve 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki cetvellerden çıkarılmış, ekli (2) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek, 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvele İnsan Hakları Kurumu Bölümü olarak eklenmiştir.”

                  Sezgin Tanrıkulu              Malik Ecder Özdemir                 Levent Gök

                         İstanbul                                  Sivas                                 Ankara

                    Mahmut Tanal                    Hüseyin Aygün                    Veli Ağbaba

                         İstanbul                                Tunceli                              Malatya

                      Melda Onur                        Engin Özkoç                       Özgür Özel 

                          İstanbul                             Sakarya                              Manisa

                                                               Orhan Düzgün

                                                                      Tokat

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Konya Milletvekili Atilla Kart. (CHP sıralarından alkışlar)

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

22’nci maddeyle ilgili olarak vermiş olduğumuz önerge üzerinde görüş ve düşüncelerimizi ifade edeceğim.

Değerli arkadaşlarım, bugün görüşmekte olduğumuz İnsan Hakları Kurumu, daha evvel, 58’inci Hükûmet döneminde “İnsan Hakları Danışma Kurulu” olarak faaliyet gösteriyordu. O dönemde Başbakan Yardımcısı olan Sayın Ertuğrul Yalçınbayır’ın sorumluluğunda o çalışmalar yapılıyordu ve son derece ciddi çalışmalar yapılıyordu. Gerçekten insan haklarının amacına uygun olarak insan haklarını gerçekleştirmek noktasında, kurumsal, toplumsal çoğulculuğu esas alan, devlete karşı bireyi, bireyin hak ve hukukunu koruyan anlayışla çalışmalar sürdürülüyordu ancak bu çalışmalar, her nedense, Hükûmeti rahatsız etti. Orada başka… 1 Mart tezkeresinin de etkisiyle beraber, Sayın Ertuğrul Yalçınbayır’ın o konudaki çalışmalarıdır ki… Ertuğrul Yalçınbayır’ın 1 Mart tezkeresindeki muhalif tutumunun da etkisiyle, aradan geçen süreç içinde İnsan Hakları Danışma Kurulunun fiilen lağvedildiğini gördük. Ondan sonra işlemez hâle geldi, İnsan Hakları Kurumu noktasında muhtelif çalışmalar yapıldı, nihayet bugün, Hükûmetin ajanlarından, Hükûmetin memurlarından, devletin memurlarından oluşan bir kurum karşımıza geldi.

Böyle bir kurumun insan haklarını koruması eşyanın tabiatıyla bağdaşmaz, bunu görmemiz gerekiyor. Yani orada, kalkıyorsunuz, doğrudan bir parti memuru anlayışı içinde bir yapıyı oluşturuyorsunuz, burada da insan haklarının tesisini bekliyorsunuz. Bunun mümkün olmayacağı çok açıktır.

Bakın, biraz evvel… Konuyla bağlantılı olarak, iktidar grubuna bağlı grup başkan vekillerinin de isteği üzerine o konuya tekrar temas etmek gereğini duyuyorum. Daha bir ay evvel, yirmi gün evvel avukatlıktan yargıçlığa geçişle ilgili bir sınav yapıldı. Burada sınav sonuçları açıklanmadan, 30 Mayıstan on beş gün evvel sınav sonuçları açıklandı. Bunları bir hafta on gün evvel dile getirdik, Hükûmetten bugüne kadar en ufak bir tepkinin, bir açıklamanın olmadığını görüyoruz. Arkadaşlarımız “Bilgilendirme yapın ki biz de ilgilenelim.” dediler. Umut ederiz ki arkadaşlarımız, grup başkan vekili olmanın sorumluluğuyla konuyu takip ederler, kamuoyunu bilgilendirirler.

İsim veriyorum, bakın değerli arkadaşlarım: Sınav 1’incisi kim? A K, aynen on beş gün evvel ismi, sözü edilen kişi. Ama yetmiyor, sınav 2’ncisi kim? A N K, eşi. Yani kocası kazanmış, eşi de kazansın, değil mi? Sınav 16 ve 17’ncisinin evli oldukları anlaşılıyor. Onların adres bilgilerini ayrıca verebilirim, Erzurum’da aynı adreste avukatlık yapıyorlar. Sınav 50’ncisi B M S, biraz önce sözünü ettiğim, 2’nci sırada ismini söylediğim karı kocayla aynı büroda avukatlık yapıyor. Nasıl bir tesadüfse, aynı bürodan 3 kişi avukatlıktan yargıçlığa geçiş sınavını kazanıyor. Bu kişi sarraf, asıl işi sarraflık; avukatlık yapmıyor, UYAP’ta adına kayıtlı dava dosyası yok. A K ve N K’nın konumu: 86 puan alıyor, 81 puan alıyor. Kahramanmaraş’ta aynı adreste avukatlık yapan bu kişilerin kardeş oldukları anlaşılıyor. H B ve O B’nin konumu, Sayın Bakanın umarım dikkatini çekecektir: 83/4, 82/1 puan alıyorlar. Adres İstanbul. Evli oldukları anlaşılıyor. Yani öyle bir anlayış ki, şimdi, karı kocadan birisine mutlaka söz verilmiş, o bağlantılar kurulmuş o ilişkiler içinde, cemaat ilişkisi içinde, parti memuru ilişkisi içinde ama yetmiyor “Aynı aileden 2’nci kişiyi de, 2’nci hukukçuyu da taşıyalım.” F Ç ve A ǒnin konumu: 81,6; 82,9. Evli oldukları biliniyor. Adres Erzurum. T A ve S K’nın konumu: Konya’da aynı bürodan çalışıyorlar; farklılar, yani karı koca değiller ama aynı büroda çalışıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATİLLA KART (Devamla) - Değerli arkadaşlar, devam ediyorum. Bunların isimlerini… Kahramanmaraş, efendim, merkez ilçe başkanı vesaire…

Bakın, siyasi haysiyet adına, siyasi ahlak adına, hak adına, adalet adına ve kul hakkı adına bunlara herhâlde cevap vermek lazım.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Komisyonun madde 22’ye bağlı (1)’inci fıkra üzerinde bir düzeltme talebi var.

İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Sayın Başkanım, 22’nci maddenin başlığında yer alan “mevzuat” ibaresinin “hükümler” şeklinde değiştirilmesini arz ediyoruz.

BAŞKAN – Not alınmıştır.

Madde 22’ye bağlı (5)’inci fıkrayı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Geçici madde 1’de iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı tasarının Geçici 1. maddesinin 5. Fıkrasında yer alan “geçici” ibaresinin “kadrolu” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                   Sezgin Tanrıkulu               Malik Ecder Özdemir                Levent Gök

                          İstanbul                                   Sivas                                Ankara

                     Mahmut Tanal                     Hüseyin Aygün                    Haydar Akar

                          İstanbul                                 Tunceli                              Kocaeli

TBMM Başkanlığına

279 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının Geçici 1. maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ederiz.

                        Alim Işık                                Ali Öz                         Mehmet Erdoğan

                         Kütahya                                 Mersin                                 Muğla

                       Emin Çınar                       Seyfettin Yılmaz                      Şefik Çirkin

                       Kastamonu                               Adana                                  Hatay

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Vural, önerge üzerinde söz isteyen?

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

52 yıllık süre zarfındaki başvuru ve mahkûmiyetler esas alındığında Türkiye İnsan Hakları Sözleşmesi'ni en çok ihlal eden ülke oldu.

Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan İnsan Hakları Daire Başkanlığı bir ilke imza atarak, özellikle hâkim ve savcıların yararlanması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Türkiye ile ilgili en güncel kararlarını yayınladığı bir site kurdu.

Sitede, AİHM'nin, Türkiye ile ilgili 52 yıllık istatistiklerine de yer verildi. 1959-2011 arasındaki başvurular ve çıkan mahkûmiyetler esas alındığında, Türkiye, 2 bin 404 mahkûmiyetle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (AİHS) en çok ihlal eden ülke oldu. AİHS'nin ihlal edilen maddeleri üzerinden yapılan istatistiklerde de Türkiye, çok sayıda alanda en çok mahkûm olma unvanını kimseye kaptırmadı. Yaşam hakkı ve işkence gibi alanlarda Rusya'ya kıl payı geçilerek ikinci sırada yer alan Türkiye aleyhindeki 15 bin 940 başvurusu ise henüz karara bağlanmadı.

İhlal kararlarının türlerine bakıldığında da 52 yıllık dönemde, Türkiye, birkaç alan dışında, birinciliği kimseye kaptırmadı. Türkiye, "etkin soruşturma yokluğu" nedeniyle 135 kez, "özgürlük ve güvenlik hakkı" konusunda 554 kez, "adil yargılanma hakkı" konusunda 729 kez, "ifade özgürlüğü" konusunda 207 kez, "toplantı ve gösteri yapma özgürlüğü" konusunda 53 kez, "mülkiyet hakkı" konusunda 611 kez mahkûm oldu ve AİHS'nin bu maddeleri ile ilgili açılan davalarda mahkûmiyet sayısı bakımından bütün ülkelerin üzerinde yer aldı.

Yaşam hakkı ihlali davalarında 92 kez mahkûm olan Türkiye, bu kategoride birinciliği 202 mahkûmiyeti bulunan Rusya'ya kaptırdı ve ikinci sırada yer aldı. Listedeki 30 ülkenin yaşam hakkı ihlali konusunda hiçbir mahkûmiyetinin bulunmaması dikkati çekti. "Etkin soruşturma" konusunda da Rusya 217 mahkûmiyet ile ilk sırada yer alırken, Türkiye, 138 mahkûmiyetle ikinci oldu. Rusya, "kötü muamele yasağı" alanında da 357 mahkûmiyetle, 243 mahkûmiyeti bulunan Türkiye'yi ikinci sırada bıraktı. Yargılamanın uzunluğu alanında ise İtalya, ikinci sıradaki Türkiye'nin üzerinde yer aldı. 1.155 mahkûmiyeti bulunan İtalya'yı 493 mahkûmiyetle izleyen Türkiye, "Yargı kararlarının icra edilmesi" konusunda ise 38 mahkûmiyeti bulunan Rusya'ya kıl payı geçildi ve 37 mahkûmiyetle ikinci oldu.

Karnenin her alanı dolu.

Rusya dışında bütün ülkelerin AİHS'nin hiç ihlal etmediği en az bir maddesi bulunurken, Türkiye'nin de Rusya gibi karnesinde boş yer kalmadı. Türkiye'nin mahkûmiyetlerinin yüzde 21'i "adil yargılanma hakkı", yüzde 17'si "mülkiyet hakkı", yüzde 15'i "özgürlük ve güvenlik hakkı", yüzde 13'ü "yargılamanın uzunluğu" maddelerinden verildi.

AİHM, toplam başvurular düşünüldüğünde Türkiye ile ilgili yapılan başvuruların yüzde 65'ini sonuçlandırdı. Hakkında toplam 2 bin 747 karar verilen Türkiye ile ilgili yapılan 26 bin 929 başvuru (yüzde 59) kabul edilemez bulundu ya da kayıttan düşürüldü. Türkiye ile ilgili karara bağlanmayı bekleyen başvuru sayısı ise bugüne kadar yapılan toplam başvuruların yüzde 35'ine denk geliyor. 15 bin 940 karara bağlanmayı bekleyen başvurudan çıkacak olası mahkûmiyetler, Türkiye'nin birinciliği kaptırmamasına yol açabilecek.

1.400 AİHM kararı, AİHM kararlarının icrası, raporlar, insan hakları temel metinlerinin yüklendiği www.inhak.adalet.gov.tr adresinden ulaşılabilen internet sitesinde, Türkiye'nin AİHM karnesine de yer verildi.

AİHM sayfasından alınan istatistiklerin yüklendiği sayfada yer alan 1959-2011 yıllarına ilişkin karşılaştırmalı tablolar, 52 yıllık dönemde Türkiye'nin AİHM'ye taraf 47 ülke arasında AİHS'yi en çok ihlal eden ülke olduğunu ortaya koydu.

Hakkında 2 bin 747 kararın verildiği Türkiye'yi, 2 bin 166 kararla İtalya, bin 212 kararla Rusya izledi. Türkiye, 52 yıllık dönemde karara bağlanan 2 bin 747 davanın 2 bin 404'ünde AİHS'nin en az bir maddesini ihlal ettiğinden tazminata mahkûm oldu. 57 davada haklı bulunan Türkiye'nin 204 dosyası dostane çözüm ya da düşme kararı ile sonuçlandı. Türkiye, toplam kararların yüzde 87,5'inde mahkûm oldu. Bu rakamlar, Türkiye'ye "en çok mahkûm olan ülke" unvanını kazandırdı.

Bu gerekçelerle anılan kurumun kurulması gerçekçi olmayacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyorum.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Gök, Sayın İnce, Sayın Akar, Sayın Özdemir, Sayın Fırat, Sayın Öner, Sayın Tanal, Sayın Acar, Sayın Bayraktutan, Sayın Kart, Sayın Nazlıaka, Sayın Kaleli, Sayın Tayan, Sayın Demiröz, Sayın Canalioğlu, Sayın Oyan, Sayın Öztürk, Sayın Soydan, Sayın Toprak, Sayın Tunay.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Raporu (1/589) (S. Sayısı: 279) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı tasarının Geçici 1. maddesinin 5. Fıkrasında yer alan “geçici” ibaresinin “kadrolu” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                   Sezgin Tanrıkulu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Haydar Akar, Kocaeli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; artık yavaş yavaş finale geldik bu kanun maddesinde ama kanun maddesinde finale gelmek bir şey değiştirmiyor, böyle önemli bir kanun bütün muhalefetin de desteğiyle, birlikte çıkartılması gerekirken, iktidar kendine hizmet edecek böyle bir kanun ve bir kurum oluşturarak böylece kurum listesine yeni bir kurum eklemiş oluyor.

Bunu ilk defa yapmıyor, buna alıştık artık. Bakın, bunu daha önce TÜBA’da denediler, TÜBA’da da Bakanlar Kurulu kararıyla yönetimini oluştururken, Genel Kurulunu oluştururken, bilim adamı sıfatı taşımayıp, aynı sıfatı öngörüp buraya, Genel Kurula yolladılar ama akademik çevrelerin, özellikle yurt dışındaki akademik çevrelerin yoğun baskısı sonucunda da bundan vazgeçmek zorunda kaldınız ve TÜBİTAK’ın seçmesini sağladığınız. Ama bu bir aldatmacaydı tabii. Nasıl bir aldatmacaydı? TÜBİTAK’ın da birçok üyesini yine AKP Hükûmeti seçmekte ve sonuç değişmemektedir. Burada da aynı şey yapılmakta, Hükûmet tarafından 7 üyesinin atandığı, Cumhurbaşkanı tarafından seçilen üyelerin oluşturduğu bir kurum teşkil etmeye çalışıyorsunuz. Bu kurumun da çalışabilmesi için… Ki Hükûmet tandanslı bir kurum olacak. Zaten ülkedeki insan hakları ihlali Hükûmetin talimatı ya da devletin organları tarafından yapılmakta, böyle bir kurumun, devletin memurları tarafından oluşturulan bir kurumun da bu amaca hizmet etmeyeceği açıkça bilinmektedir. Peki, ne yapılmalıydı? Özgür bir kurum, Türkiye’deki sivil toplum örgütlerinin ve baroların oluşturacağı bir kurum ve özgür bütçesi olan bir kurum oluşturulmalıydı ve kararlarını da özgürce verebilmeliydi.

Peki, böyle bir kurum Türkiye’de çalışabilir mi? Böyle bir kurumun sadece Türkiye’de değil dünyada da çalışabilmesi için o ülkenin demokratik olması gerekiyor yani demokratik bir yöntemle yönetilmiş olması gerekiyor. Peki, Türkiye demokrasiyle mi yönetiliyor? Hayır, bugün Türkiye demokrasiyle yönetilmiyor, Türkiye’de tek kişilik bir iktidar var ve o iktidarın temsilcileri burada sadece ellerini kaldırıp indirmekle meşguller. Niye bunu söylüyorum? Çünkü akşamdan beri biz arkadaşları bu salonda tutabilmek için büyük gayret sarf ediyoruz ama bir türlü beceremedik,  beceremeyeceğiz de herhâlde bu salonda bulunmalarını.

Şimdi, arkadaşlar, niye bunu söylüyorum demokratik bir ülkede? “İleri demokrasi” adı altında on yıl önce halktan onay aldınız ve almaya da devam ediyorsunuz bugünlerde ama bir gün buralara toslayacağınızı her seferinde ifade ediyorum. Niye ifade ediyorum? Çünkü Türkiye’de ifade özgürlüğü yok. Eğer ifade özgürlüğü olmuş olsa, bugün üniversitelerde, bugün sivil toplum örgütlerinde bu yasalar tartışılır, bundan önceki Ombudsmanlık Yasası, bundan önceki 4+4 gibi yasalar tartışılırdı ve o tartışmalar sonucunda oluşan ortak akılla bu Meclise gelir ve Meclisteki muhalefet partilerinin desteğiyle de bu iş sonuçlandırılırdı. Ama bunların hiçbiri yapılmıyor.

Sadece burada mı? Bakın, bir Uludere olayı yaşadık. Dünyanın hiçbir yerinde bir ülke kendi insanını öldürmez, eğer öldürürse de bunun cezasını verir. Siz Avrupa’da, demokrasiyle yönetilen ülkelerde böyle bir olaya şahit oldunuz mu? Olamazsınız. Altı ay geçti, sorumlularını bilmiyoruz. Sorumlularını bilsek de çözemiyoruz. Niye çözemiyoruz? Çünkü ülke, devlet kendi insanını öldürüyor. Peki, bu kurul başvurduklarında buna ne cevap verecek? Veremeyecek, yine günü kurtarmak için birtakım olaylarla geçiştirecekler.

Gözaltı süreleri Türkiye’de bütün Avrupa ülkelerinden çok daha fazla, hatta gözaltı süresi olmayan süreler var. Dünkü İstanbul olayında olduğu gibi, paketleyip götürüyor polis, nerede olduğu belli değil vatandaşın. Önce orada bir haşlıyor, önce orada bir işkence yapıyor, önce orada bir gardını düşürüyor, sonra karakola getiriyor yeni bir olaymış gibi, gözaltı süresi ondan sonra başlıyor. Sadece bu da değil, gözaltı sürelerinin içerisinde bir de işkence var. Karakollara gitmekten korkuyor. Geçen gün bir bayan vatandaş arıyor, diyor ki: “Komiser taciz ediyor, komiser bizi her türlü suçla suçluyor ve dışarı atmakla tehdit ediyor, dövmekle tehdit ediyor.” gibi olayları anlatıyor.

Bununla birlikte uzun tutukluluk süreleri, bununla birlikte cezaevi koşulları… Bakın, dünyanın hiçbir yerinde 13 kişi bir cezaevinde öldüğü zaman… Ki bu devletin ihmaliyle ölmüştür. Bizim arkadaşlarımız aylardır cezaevlerinde denetimler yapıyorlar, bu denetim sonuçlarını da gelip bu kürsülerden açıklıyorlar. Bu kürsüden açıkladıkları hiçbir sonuca itibar etmediniz, sizin Hükûmetiniz döneminde 13 tane insanı cayır cayır yaktınız diyorum. Evet, yaktınız; bunun da aksini kimse iddia edemez. Böyle bir olay başka bir ülkede gerçekleşmiş olsaydı, o Ali Dibo oradan istifa eder ya da kendine harakiri yapardı ve bugün o makamı, o koltuğu doldurmazdı. Ama bu ülkeyi –maalesef- sorumluluk sahibi insanlar yönetmediği için, olumsuz olayların hepsinden başka insanlar sorumlu, Türkiye’de yapılan iyi şeylerden de Sayın Hükûmet sorumlu. Sayın Arınç’ın da açıkladığı gibi, iyi şeyler onlardan, Allah vergisi, onlardan yapılıyor ama kötü şeyler hiç bulaştırılmıyor, on yıldır bu ülkeyi sanki başka hükûmetler yönetiyor.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunacağım…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, yoklama talebimiz var.

BAŞKAN - Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Her beş dakikada bir yoklama isteniyor.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Milletvekili…

Sayın İnce, Sayın Gök, Sayın Bayraktutan, Sayın Tezcan, Sayın Özdemir, Sayın Fırat, Sayın Öner, Sayın Tanal, Sayın Acar, Sayın Nazlıaka, Sayın Kaleli, Sayın Tayan, Sayın Demiröz, Sayın Canalioğlu, Sayın Oyan, Sayın Ekşi, Sayın Öztürk, Sayın Toprak, Sayın Öz, Sayın Tunay, Sayın Soydan.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Raporu (1/589) (S. Sayısı: 279) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oyluyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

23’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı tasarının 23. maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 23- Bu kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girer.”

                  Sezgin Tanrıkulu           Malik Ecder Özdemir                    Levent Gök

                         İstanbul                               Sivas                                    Ankara

                    Mahmut Tanal                 Hüseyin Aygün                         Salih Fırat

                         İstanbul                             Tunceli                                Adıyaman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Salih Fırat, Adıyaman Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan İnsan Hakları Kurumu yasasında… Tabii, Türkiye’de, biliyorsunuz, insan hakları konusunda sicilimizin iyi olmadığı, sicilimizin kötü olduğu artık herkes tarafından kabul edilmektedir; muhalefetiyle iktidarıyla birlikte, Türkiye’de insan hakları ihlalinin had safhada olduğu, Avrupa Birliği ülkeleri arasında sicilimizin kötü olduğu herkes tarafından kabul ediliyor.

Tabii, temel kriter olarak bizce önce insanı sevmek gerekiyor yani insan kelimesini benimsemek gerekiyor. Kim olursa olsun, ne olursa olsun dini, ırkı, insan olarak görüp yaratılanı Yaradan’dan dolayı sevmek gerekiyor, ondan sonra insan hakları aramak gerekiyor. Bakın, Türkiye’de… Öyle bir ülke düşünün ki cezaevlerinde kapasitenin 3 katı insan tutuklu veya hükümlü, üniversite öğrencileri ücretsiz eğitim istiyor diye cezaevlerinde, onlarca yıl ceza alıyor; üniversite öğrencileri poşu takıyor, onlarca yıl ceza alıyor. Yani öyle yasalar yapmışız, öyle kanunlar getirmişiz ki hiçbir insan kendini ifade etme cesaretini bile gösteremeyecek, bir insan hakkını bile talep edemeyecek; evrensel insan hakkını bile talep edemeyecek hâle gelmişiz. Bütün bunları, iktidara gelen hükûmetler, iktidara gelmeden önce eleştirirler, kötüdür derler ama kendileri geldiklerinde daha da kötü yaparlar. Mevcut AKP Hükûmeti de on yıldır Türkiye’yi yönetiyor ancak insan haklarının ihlali konusunda hiçbir önlem almadı.

Bakın, Türkiye sürekli Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde ceza alıyor. Bu, Türkiye'nin bir yüz karasıdır, insanlık adına yüz karasıdır. Ne oldu da bu hâle geldik yani ne oldu da Türkiye’de bu kadar insan cezaevine girdi, bu kadar insan tutuklanıyor, bu kadar insan olduk yere hakkını isterken hapse giriyor?

12 Eylülden sonra, özellikle 12 Eylülden sonra dönemin cuntası bütün insanlarımızı ezdi geçti. Bunlar içinde özellikle sosyal demokrat kesimi ve Kürtleri çok ezdi. Evet, bütün kesimleri ezdi ama özellikle Kürtleri ve sosyal demokrat, sol düşünceyi ezdi bitirdi ve bugünkü iktidarın bugünkü hâlini hazırladı. Elbette ki bugünkü iktidar o dönemin yasalarını değiştirme gereği görmüyor, çünkü o yasalarla burada.

Dolayısıyla, bakın, daha dün Hakkâri’de şehitlerimiz oldu, gençlerimiz öldü. Her gün Türkiye'de teröre şehit veriyoruz.

Kürt meselesi, Kürt sorunu, terör sorunu, yani adını ne koyarsanız koyun Türkiye'nin birinci gündeminde olan bir sorun var. Bu sorun çözülmüyor, tam tersine gittikçe zor hâle getiriliyor.

Bakın, arkadaşlar, Türk Ceza Yasası, özel yetkili mahkemeler, terörle mücadele kanunları, bunlar hep çıkarıldı. Nedeni terör, ama Türkiye'de terör niçin oluşuyor, neden oluşuyor diye bir analiz yapılmadı. Niçin Türkiye'de terör oluyor, bunu araştırmıyoruz.

Yıllarca “Kürt” kelimesini inkâr ettik, “Kürt yok.” dedik, “Kürtler yok.” dedik, “Kürtçe yok.” dedik, insanların Kürtçe konuşma hakkını yasakladık.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Yanlış yaptınız.

SALİH FIRAT (Devamla) – Ya, bir insan doğarken annesinden dilini seçme hakkı olabilir mi? Ana dilleri yasakladınız.

ZİVER ÖZDEMİR (Batman) – Siz yasakladınız, biz mi yasakladık?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Siz yasakladınız, biz serbest bıraktık.

SALİH FIRAT (Devamla) – Ondan sonra bu dillerinde konuşma hakkını isteyen insanları hapse tıkmak için kanun çıkardınız. Taş atan çocukları hapislere attınız. Ücretsiz eğitim isteyen çocukları hapse attınız. Mevcut Hükûmete muhalif olan insanları batıda “Ergenekon”, doğuda “KCK” diye içeri attınız. On binlerce insanımız faili meçhullere maruz kaldı, hâlâ bunları kimin öldürdüğü konusunda bir gelişme yok.

Bu yasada bu Kurum oluşturulurken, Kurumu hükûmet oluşturuyor. Bir hükûmet düşünün, insan hakları ihlalini yapıyor, insanlarını öldürüyor, insanlarını hapse atıyor, tutukluyor, hesap vermiyor, Hükûmetin kurduğu bir kurum kalkıp Hükûmetten hesap soracak. Bu çelişkiye herkes güler ya, “Bu nedir?” derler. Böyle bir kurum olmaz. Barolar Birliği vardır, Türk Tabipler Birliği vardır, işçi sendikaları vardır,  işçi grupları vardır, işveren grupları vardır. Bunlar elemanlarını göndersinler, bu Kurum böyle oluşsun. Hükûmet seçecek, ondan sonra Hükûmetin yaptığı insan hakları ihlalini bu Kurum gelip eleştirecek. Bu olmaz. O yüzden, bu yasa amacına uygun değildir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi vardır.

Yoklama talebinde bulunan sayın üyeleri tespit edeceğim: Sayın İnce, Sayın Gök, Sayın Tezcan, Sayın Fırat, Sayın Özdemir, Sayın Akar, Sayın Özel, Sayın Tanal, Sayın Ekinci, Sayın Kaleli, Sayın Tayan, Sayın Demiröz, Sayın Canalioğlu, Sayın Oyan, Sayın Aydın, Sayın Ekşi, Sayın Öztürk, Sayın Soydan, Sayın Şafak, Sayın Nazlıaka, Sayın Koç, Sayın Öz.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Şimdi, pusula gönderenlerin isimlerini okuyorum:

Sayın Ramazanoğlu? Yok.

Sayın Gürsoy Erol? Burada.

Sayın Arınç? Burada.

Sayın Ayhan Sefer Üstün? Burada.

Sayın Mehmet Akyürek? Yok.

Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Raporu (1/589) (S. Sayısı: 279) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

24’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 279 sıra sayılı tasarının 24. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Bu kanun hükümleri Bakanlar Kurulu tarafından TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun görüşü alınarak yürütülür.”

                 Sezgin Tanrıkulu           Malik Ecder Özdemir              Levent Gök

                        İstanbul                               Sivas                              Ankara

                   Mahmut Tanal                 Hüseyin Aygün                    Salih Fırat

                        İstanbul                             Tunceli                          Adıyaman

                               B. Süheyl Batum                          İlhan Demiröz

                                     Eskişehir                                      Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

OKTAY VURAL (İzmir) – Önergeyi işleme alamazsınız.

İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Efendim, biz yasama meclisinin bir komisyonuyuz, böyle bir önergeye katılamayız.

Teşekkür ediyoruz. Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bu önergeyi işleme alamazsınız.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Katılmıyoruz efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Önergeyi işleme alamazsınız efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İlhan Demiröz, Bursa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) - Türkiye Büyük Millet Meclisi yürütme organı değildir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Önergeyi işleme nasıl alırsınız Sayın Başkan?

OKTAY VURAL (İzmir) - Yani, İnsan Hakları Komisyonu…

BAŞKAN – Ne için söylediniz Sayın Vural?

OKTAY VURAL (İzmir) – Türkiye Büyük Millet Meclisi yasamadır, yürütme erki değildir, yürütmeyi paylaşması söz konusu olamaz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Anayasa’ya aykırı önergedir efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) - Bu önergenin işleme alınması bile doğru değil.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ben de katılıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – İyi de yani kabul edilse nasıl olacak şimdi?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Demiröz.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 279 sıra sayılı Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı’nın 24’üncü maddesiyle ilgili vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İnsan haklarının salt kişi özgürlükleri anlamında algılanmaması gerekir. Bugün, ülkemizde, gelecek kuşakları olumsuz yönde etkileyecek bir olguyla karşı karşıyayız. O da GDO’lu, genetiği değiştirilmiş organizmalı ürün açısından ülkemizin bir deney tahtası olmasıdır. 23/12/2011 tarihinde, yem amaçlı kullanılmak üzere, on üç mısır çeşidine izin verilmiştir. Sayın Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı, GDO’lu besinlerin hayvanlara zararı olduğunu, insanlar için tehlike olmadığını ifade etmiştir. İzin verilen GDO’lu yemlerle beslenen hayvanlardan elde edilen et, süt, yumurta, peynir gibi ürünler üzerinde GDO’lu yemle beslenen hayvanlardan elde edildiğine dair bir etiketleme zorunlu olmadığına göre insanlarımız bilinmeyen bir deney parçası olmayacak mıdır?

Değerli milletvekilleri, insan hakları konusunda iki örnek de seçim bölgemden vermek istiyorum. Bunlardan bir tanesi, Bursa Orhaneli Başköy mermer ocağı. Bu mermer ocağının yıllardır çalışmasından su kaynaklarının kirlendiğini ve bunun İl Özel İdaresi tarafından tespit edilmesine rağmen bugüne kadar hiçbir işlem yapılmadığını, köy muhtarının ve İhtiyar Heyetinin ilgi çekmek anlamında istifa ettiğini belirtmek istiyorum. Bu bir insan hakları ihlali değil midir?

İkinci örneğim: Orhangazi’de bir tekstil fabrikası var. 2000 yılına kadar gayet iyi çalışan bu fabrika, almış olduğu borç yüzünden bir B şirketine, finans kurumuna devredilmiş, ilgili firma sahibi burada bir kiracı olarak yıllarca çalışmış. Ancak gelin görün ki 14 Mayıs 2012 tarihinde bu finans kurumu fabrikayı kapattığını ve işçileri kapıya koyduğunu, işçilerle ilgili bir kıdem tazminatının söz konusu olmadığını ifade etmiştir. İşçiler 14 Mayıs 2012 tarihinden itibaren grevdedir arkadaşlar ve buradan, bir annenin Muğla’daki çocuğunu getirebilmek için asgari ücretle çalıştığını, dört aydır ücret almadığını ve 200 işçi arkadaşımızın akıbetlerinin bilinmediğini de ifade etmek istiyorum. Bu arkadaşlarımıza devredilirken herhangi bir sözleşmede ne gibi haklarla devredildiği de belirtilmemektedir. Bu bakımdan, bugün bu arkadaşlarımızın işlerini kaybetmesi, iş konusundaki sıkıntıları bir insan hakları ihlali değil midir?

Değerli milletvekilleri, böyle bir olguya duyarsız bir anlayışı, insan hakları konusunda, öngörmek zor olsa gerek… Bugün  bu  konularda  bu  derece duyarsız olan Hükûmetin -az önce örnek verdim ki, Türkiye’de binlerce örnek verebiliriz bu duruma- bu bakımdan insan hakları konusunda da bir yasa çıkarmaktan öteye gidemeyeceğini ifade etmek istiyorum. Neden bunu söylüyorum? Çünkü köylümüz sizden -uygulayamayacağınız yasaları çıkarmayın- temiz su, sulama suyu istiyor, ayrıca işçi kardeşlerimiz de iş güvenliği istiyor.

Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Teşekkür ederim.  (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama talep ediyoruz. 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın İnce, Sayın Gök, Sayın Tezcan, Sayın Fırat, Sayın Çelebi, Sayın Akar, Sayın Gümüş, Sayın Özel, Sayın Tanal, Sayın Bulut, Sayın Düzgün, Sayın Ekinci, Sayın Kaleli, Sayın Tayan, Sayın Demiröz, Sayın Canalioğlu, Sayın Aydın, Sayın Nazlıaka, Sayın Öz, Sayın Soydan.

Evet, üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Raporu (1/589) (S. Sayısı: 279) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

İç Tüzük 86’ncı madde gereğince oyunun rengini belli etmek için ve lehte olmak üzere söz isteyen Recep Özel, Isparta Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 279 sıra sayılı Kanun’un görüşmelerini tamamladık. Oyumun rengini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün akşamdan beri muhalefetimizin olumlu katkılarıyla yasa iyi bir noktaya geldi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu katkılarının devamını arzu ediyoruz. İnşallah, önümüzdeki bütün kanunlarda aynı katkıyı gösterirler diliyorum.

Oyumun “Evet” olduğunu bildiriyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Oyunun rengini belli etmek için ve aleyhte söz isteyen Levent Gök, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün siyasi tarihimizin ve Türkiye’mizin cumhuriyet tarihinden itibaren ve daha önceki köklerinden bugüne geldiğimiz bu zamana kadar bu Parlamentonun en ağır kararlarından bir tanesini aldınız. Nasıl alkışlıyorsunuz, nasıl içinize sindiriyorsunuz, hayret etmemek mümkün değildir.

Bu bir utanç yasasıdır; utanç yasasıdır! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) İnsan hakları bugün Türkiye’de sınıfta kalmıştır, bugün iktidar Türkiye’de sınıfta kalmıştır.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Karar bize ait, takdir bize ait. Millete ait takdir. Ayıptır ya, böyle şey olur mu?

LEVENT GÖK (Devamla) - Değerli milletvekilleri, biz, bugün Türkiye’nin, sizlerin kaderine en ufak bir konuda dahi bırakılamayacağına bir kez daha kanaat getirdik. Sizler bugün insan haklarını ayaklar altına aldınız. (CHP sıralarından alkışlar) Sizler bugün Türkiye’ye bir utanç yaşattınız. Tüm dünyanın reddettiği, Avrupa Birliğinin gözünü Türkiye’ye diktiği, nasıl bir yasa çıkartacak dediği bir konuda elinizin tersiyle bütün ilkeleri ittiniz. Yazıklar olsun sizlere! (AK PARTİ sıralarından “Otur yerine!” sesleri, gürültüler.)

BAŞKAN – Sayın Gök, lütfen.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, böyle konuşma olur mu? Sözünü geri alsın Sayın Başkan.

LEVENT GÖK (Devamla) - İnsan hakları sizlere bırakılmayacak bir haktır, kutsaldır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Size yazıklar olsun! Ne biçim insan bu.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Gök, bu cümle kullanılabilir mi?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Böyle konuşma olur mu Sayın Başkan? Sözünü geri alsın Sayın Başkan.

LEVENT GÖK (Devamla) – Yazıklar olsun sizlere!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Ayıptır, ayıptır!

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Size yazık!

BAŞKAN – Sayın Gök, lütfen…

LEVENT GÖK (Devamla) – Sizlere bırakmayacağız bunları. Utanın! (AK PARTİ sıralarından gürültüler ve sıra kapaklarına vurmalar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Saygısızlık yapıyorsunuz. Böyle saygısızlık olmaz.

LEVENT GÖK (Devamla) – Türkiye’deki insan haklarını ayaklar altına aldınız. Sizler medyayı kuşattınız, sizler yargıyı kuşattınız. İnsan haklarını kuşatmak istiyorsunuz; ona izin vermeyeceğiz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler ve sıra kapaklarına vurmalar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Ne biçim konuşuyorsunuz.

LEVENT GÖK (Devamla) – İnsan hakları sizin kuşatmanıza sığmayacak kadar yüksektir. Bizler Cumhuriyet Halk Partililer olarak sizlerin karşısında duracağız. Yazıklar olsun!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sana yazıklar olsun!

LEVENT GÖK (Devamla) – İnsan haklarını bu kadar ayaklar altına alan bir iktidarı ve bir Meclis grubunu görmekten gerçekten utanç duyuyorum.

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – Biz de senden utanıyoruz, senin gibi insandan utanıyoruz.

LEVENT GÖK (Devamla) – Bütün sivil toplumun, bütün Türkiye’nin en saygın insanlarının görüşlerine karşı çıktınız. Nasıl alkışlıyorsunuz bunları? Nasıl alkışlıyorsunuz? Nasıl içinize sindiriyorsunuz? Bugün Türkiye’deki yaşattığınız bu utanç tablosunun altında kalacaksınız. İnsan hakları savunucuları her yerde bunun hesabını sizden tek tek soracak. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Sizler bugün insan haklarını devletleştirdiniz.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sizin insan haklarınızı gördük biz!

LEVENT GÖK (Devamla) – Elbette bunu yaparken bilinçli yaptınız. Çünkü her gün, her dakika Türkiye’de insan haklarını ayaklar altına alıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından “Hadi be!” sesleri) Sizin memurunuz olan bir insan hakları kurumuna ihtiyacınız vardı. Bir memur kurum istiyorsunuz, bir atanmış kurum istiyorsunuz. Alın, alın bu Kurumu ne kadar taşıyacaksınız? Taşıyamayacaksınız. Yarından itibaren sokaklarda bütün insan hakları savunucuları yakanıza yapışacak “Ne yaptınız?” diye. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ne yaptınız diye yakanıza yapışacak!

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sizin insan haklarınızı biliyoruz!

LEVENT GÖK (Devamla) - Konuşun, konuşun! Ama bizim vicdanımız hür, alnımız açık. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Dersim’i söyle.

LEVENT GÖK (Devamla) - Biz bugün alnımızın akıyla bir yasayı reddetmek için oy kullanacağız. Her zaman konuşacak sözlerimiz var bizim. Bizler Türkiye’nin insan hakları tarihine belgelerimizle, konuşmalarımızla geçiyoruz.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Biliyoruz, biliyoruz!

LEVENT GÖK (Devamla) - Sizler ayıplarınızla geçeceksiniz. Cumhuriyet Halk Partisi sizlere bu meydanı bırakmayacak değerli arkadaşlarım.

İnsan hakları savunucuları, sivil toplum örgütleri, işte AKP’nin gerçek yüzü budur. Kendi yaptıkları ihlallere karşı bir memur kurum getiriyorlar. Bu memur kurumu biz tanımıyoruz. Bu memur kurum sizindir, AKP’nindir, iktidarındır, Türkiye’nin insan hakları kurumu değildir. O nedenle bizler göğsümüzü gere gere, vicdanımız rahat, alnımız açık, bu yasaya ret oyu vereceğiz. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; AK PARTİ sıralarından gürültüler)

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Yürü… Yürü…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sataşmadan söz istiyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yeni bir sataşmaya mahal vermeyin lütfen.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Ankara Milletvekili Levent Gök’ün Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Değerli arkadaşlar, millet iradesi işte böyle bir şey. Tokadı öyle yüksek vuruyor ki, öyle güçlü vuruyor ki kimyalarını bozuyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Burada her arkadaşımızın kullandığı oy milletin iradesini temsil eder, başkasının iradesini temsil etmez.

LEVENT GÖK (Ankara) – Talimat, talimat onlar. Talimat hepsi.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Eğer arıyorsan, talimatla nasıl iradenin ipotek aldığının örneğini arıyorsan Anayasa görüşmelerine bakacaksın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Talimatla yapıyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Anayasa görüşmelerinde burada Grubunun nasıl bloke edildiğini, nasıl emirle, talimatla oy kullandığına bakacaksın, hatırlayacaksın.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bundan insan hakları çıkmaz Canikli. Sen de biliyorsun bunu, hepiniz biliyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Burada suçlamada bulunurken önce kendi geçmişine bakacaksın. Kendi tarihine bakacaksın ondan sonra konuşacaksın.

LEVENT GÖK (Ankara) – Tarihsel sorumluluğunuz var hepinizin.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Burada bu arkadaşlar, bu milletvekilleri ve tüm milletvekilleri aslında milletin iradesini kullanıyor.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sen kendi tarihine bak, karanlık tarihine bak.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Milletin iradesiyle problemin olabilir; otuz yıldan beri olabilir, elli yıldan beri olabilir.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Senin tarihin yobazlık ve gericilik.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Belki bu sorun -millet iradesiyle problemin- bir elli yıl daha sürebilir, belki yüz yıl sürebilir. Böyle giderse yüz yıl da sürer hiç merak etme ama bu bizim sorunumuz değil. Buna rağmen, milletin iradesi burada en güçlü şekilde, en gür şekilde kullanılmaya devam edecek, bağırsanız da devam edecek…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sivil topluma karşısınız, herkese karşısınız.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …çağırsanız da devam edecek, hoplasanız da devam edecek, zıplasanız da devam edecek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Herkes elinin tersiyle itti bu yasayı, herkes elinin tersiyle itti.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Saygı duymanız lazım.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen saygısızlık yapıyorsun, senin hayatın saygısızlık.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Burada kullanılan iradeye ve oya saygı duymayan millet iradesine saygısızlık yapıyor, yapılan budur başka bir şey değildir.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sensin saygısız.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Kanaatinizi, görüşünüzü söylersiniz, eleştirinizi yaparsınız…

LEVENT GÖK (Ankara) – Nerede söyleyeceğiz?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Her türlü eleştirinizi yaparsınız, buna hiç kimsenin bir itirazı olamaz, olmadı zaten. Sabahtan beri muhalefet eleştirisini yapıyor, ona kimse bir itirazda bulunamaz. Düşüncenizi söylersiniz, katkınız varsa onu da yaparsınız. Nitekim, dünden beri yapılan görüşmelerde birçok önerge kabul edildi, muhalefete mensup arkadaşlarımızın da önergesi kabul edildi.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hangisini kabul ettiniz?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bu da son derece doğaldır.

LEVENT GÖK (Ankara) – Hangisini kabul ettiniz? Siz yoktunuz bile toplantıda.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ama çıkıp burada, sonuçta millet iradesini burada tahakkuk ettirmek durumunda olan, bu görevle burada bulunan arkadaşlarımızın ortaya koyduğu kanaatlerini ve düşüncelerini saygısızca değerlendiremezsiniz. Bu, millete saygısızlıktır. Bu, millet iradesine saygısızlıktır. Bunu reddediyoruz, bunu iade ediyoruz. Siz milletin iradesine saygı duymayabilirsiniz, tepeden bakabilirsiniz ama biz o iradenin önünde saygıyla eğiliyoruz… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Talimat, talimat…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – … ve o iradenin bu Türkiye Büyük Millet Meclisine verdiği görevi kararlılıkla sonuna kadar yerine getireceğimizi burada bir kez daha ifade ediyorum. İrade noktasında en ufak bir sıkıntı olmadan sonuna kadar milletimizin bizden istediği şekilde yerine getireceğimizi bir kez daha ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Canikli… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Niye müdahale ediyorsunuz?

LEVENT GÖK (Ankara) – Ne bağırıyorsunuz ya, ne bağırıyorsunuz? Grup Başkan Vekilimiz konuşuyor, ne bağırıyorsunuz? 

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Canikli konuşmasında “Utanılacak tarihinize bakınız.” dedi, “Millet iradesine saygınız yok.” dedi…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – “Tarihinize bakınız.” dedim, “utanılacak” kelimesi yok orada Sayın Başkan.

MUHARREM İNCE (Yalova) - …ve birçok önergenin kabul edildiğini söyleyerek açıkça partimize, partimizin tüzel kişiliğine ağır hakaretlerde bulundu.

BAŞKAN – “Bu vesileyle sataştı.” diyorsunuz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Evet, sataşma var efendim.

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi gereğince buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

2.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Canikli, bizim tarihimizde utanılacak bir şey yok. (AK PARTİ sıralarından “Var, var” sesleri, gürültüler) Bizim tarihimizde Kurtuluş Savaşı var.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Milletin tarihinde o Kurtuluş Savaşı, sizin tarihinizde değil.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Dersim var, Dersim.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bizim tarihimizde Lozan var. Bizim tarihimizde Hatay’ın anavatana katılması var, demir yollarının başlangıcı var. Sizin tarihinizde, sizin arkanızda ise sadece Remzi Gür’ün ceketi var. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Bizim arkamızda millet var, millet.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Siz özgür iradeli milletvekilleri değilsiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Siz özgür iradenizi teslim etmişsiniz. (AK PARTİ sıralarından “Aynaya bak önce, aynaya.” sesi)

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Söyleyene bak, söyleyene.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Siz MİT Yasası’nı çıkararak, siz burada İnsan Hakları Kurumunu Bakanlar Kuruluna bağlayarak, siz devlet sırrını Recep Tayyip Erdoğan’ın iki dudağı arasına bırakacak kadar… Siz bu kanunla özerkliği olmayan, bütçesi olmayan, kapıkulu bir kurum kuruyorsunuz. Siz iktidar sarhoşluğu içindesiniz. Siz bütün kurumları diz çöktürmüş, bütün kurumları fethetmiş olabilirsiniz, bütün kurumları dönüştürmüş, başkalaştırmış, kendinize uşak konumuna getirmiş olabilirsiniz ama bu milletin Meclisinde Cumhuriyet Halk Partisi direnmeye devam edecektir. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bizim tarihimizde üniversite reformu var, köy enstitüleri var, çimento fabrikaları var, şeker fabrikaları var…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Yasaklar var…

MUHARREM İNCE (Devamla) – …sizin tarihinizde cumhuriyete karşı ayaklanmalar var. Bizim arkamızda Birinci İnönü zaferi var, İkinci İnönü zaferi var…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sizin arkanızda darbeler var, darbeler.

MUHARREM İNCE (Devamla) – …sizin arkanızda RAMSEY’in ceketi var, ceketi, o kadar. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Darbe şakşakçılığı var, Ergenekon avukatlığı var.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Raporu (1/589) (S. Sayısı: 279) (Devam)

BAŞKAN – Tasarının tamamı açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı     : 244

Kabul                             : 200

Ret                                 :   44 (x)

 

                                 Kâtip Üye                                                           Kâtip Üye

                   Muhammet Rıza Yalçınkaya                                        Özlem Yemişçi

                                    Bartın                                                              Tekirdağ”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 18.02

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                  

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 123’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

3’üncü sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

3.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 287 sıra sayısı ile bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı İç Tüzük'ün 91'nci maddesi kapsamında görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Sırrı Kanun Tasarısı üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında millî iradeye saygıdan bahsetmek âdet oldu, demokrasinin olmadığı ülkelerde sık sık demokrasinin konuşulduğu gibi, gerçekten dürüstlüğün olmadığı bir ortamda sık sık dürüstlükten bahsetmek gibi. Şimdi, az önce de AKP Grup Başkan Vekili millî iradeye saygıdan bahsetti.

Şimdi, arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında millî iradeye saygı duymak, sadece çoğunluk partisinin dediklerine uymak demek değildir; yasa yapma sürecine, tekniğine, yöntemine, ahlakına, adabına, teamülüne saygı göstermek demektir.

Şimdi, üzüntümü belirtmek istiyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında gerçekten yasama faaliyetlerinin sadece çoğunluk partisi milletvekillerinin parmaklarını kaldırma ve indirme etkinliğinden ibaret hâle getirilmesini üzüntüyle karşılıyorum değerli arkadaşlarım.

Şimdi, elimdeki kanun tasarısı, devlet sırrı. Herkes görsün, televizyon kapalı, belki halk göremeyecek. Şimdi, bu kadar kalın olduğuna bakmayın bunun, bunun bu kadar kalın olduğuna bakmayın, bunun içinde Adalet Komisyonunun raporu var, alt komisyonun raporu var, alt komisyona muhalefet şerhleri var ve üst komisyonun raporu var, üst komisyona da muhalefet şerhi var.

                                  

(x) 287 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun, 2 geçici madde olmak üzere toplam 13 maddeden ibaret ama buraya nasıl getiriliyor? Temel kanun olarak getiriliyor. Şimdi, millî iradeden, saygıdan bahseden Canikli keşke burada olsaydı. Bakın, burada çok açık bir şey söylemek istiyorum: Temel kanun nedir? Hemen İç Tüzük’ün 91’inci maddesi, temel kanunun ne olduğunu tanımlıyor. Temel kanun, tasarı ve tekliflerin madde madde değil, maddeler okunmaksızın bölümler hâlinde görüşüldüğü kanundur. Peki, Hükûmet istedi diye her tasarı ve teklif burada temel kanun olarak görüşülür mü? Temel kanun olarak görüşülmesinin şartları, koşulları, kısıtlamaları yok mu? Var. Meclis İçtüzüğü’nün 91’inci maddesini okuyorum, diyor ki: “Bir hukuk dalını sistematik olarak bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştirecek biçimde genel ilkeleri içermesi…” Şimdi, bu kanun tasarısı, yani geçici maddelerle birlikte on üç maddelik bu kanun tasarısı, bir hukuk dalını sistematik olarak bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştirecek biçimde hangi genel ilkeleri içeriyor? Hangi hukuk dalını sistematik olarak değiştiriyor? Devam ediyoruz: “…kişisel veya toplumsal yaşamın büyük bir bölümünü ilgilendirmesi; kendi alanındaki özel kanunların dayandığı temel kavramları göstermesi, özel kanunlar arasında uygulamada ahenk sağlaması, düzenlediği alan yönünden bütünlüğünün ve maddeler arasındaki bağlantıların korunması zorunluluğunun bulunması; önceki yasalaşma evrelerinde de özel görüşme ve oylama usulüne bağlı tutulması gibi özellikleri taşıyan kanunları…” Allah aşkına, Allah’ınızı severseniz, bu on üç maddelik kanun teklifinde temel kanun olarak görüşülmesini gerektiren hangi koşula uyuyor bu? “Ben yaptım, oldu.” mantığı.

Şimdi, peki, demokrasi, millî irade, çoğunluk partisinin azınlığa tahakkümü müdür? Parlamentoda çoğunluk partisinin muhalefet partilerinin üzerinde dikta oluşturması mıdır demokrasi? Millî iradeye saygı bu mudur? Millî iradeye saygı, Meclis İçtüzüğü’ne, Anayasa’ya, yasa yapma tekniğine, ahlaka, adaba saygıdır önce.

Değerli arkadaşlarım, bu görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı Anayasa’mızda ifadesini bulan “Konusu suç olan emir yerine getirilmez.” hükmüne açıkça aykırı olmasına rağmen, bugüne kadar devlet sırrı uygulaması devam etmiş ve “devlet sırrı” kavramına sığınılarak pek çok suçun oluşturulmasının önü kapatılmıştır.

Gladyo tipi örgütlenmeler ülkemizde de “kontrgerilla”, “derin devlet” adı altında uzun yıllar hüküm sürmüş, koruma ve kollama altında suç işlemeye devam etmişlerdir. Suç örgütleri, özellikle 1970’li yıllardan bu yana toplu kıyımlar, faili meçhuller, işkenceyle öldürmeler çerçevesinde devleti koruma, devletin güvenliğini sağlama bahanesiyle bizzat devlet güvencesinde terör estirmişler, devlet sırrı kavramından da yararlanarak koruma altına alınmışlardır. Şimdi bu yasa tasarısıyla durum yasal hâle getirilmektedir.

Bu yasa tasarısı, devletin demokratikleştirilmesi, bireyin özgürleştirilmesi mücadelesinin önünde en büyük settir.

Başbakan, bugüne kadar elinde topladığı pek çok yetkiye ilave olarak bu tasarıyla yeni yetkiler almaktadır. Neyin devlet sırrı olduğunu, neyin devlet sırrı olmadığını, yasaya göre devlet sırlarını açıklamak suç olduğuna göre neleri açıklamanın suç olup olmadığını, nelerin devlet sırrı olmaktan çıkarılacağını fiilen Başbakan belirleyecektir ve bu karara göre mahkemeler bile belge teslim etmeme hakkına sahip olacaktır. Çünkü, tasarının 5’inci maddesi hükmüne göre; bir bilgi, belge ve kaydın, devlet sırrı niteliğinde olması sebebiyle, koruma altına alınmasına Devlet Sırrı Değerlendirme Kurulu karar verecektir.

Yine tasarının “Devlet sırrı olmaktan çıkarma” başlıklı 7’nci maddesine göre; devlet sırrı olarak koruma altına alınan bir bilginin devlet sırrı olma özelliğini kaybettiği nedeniyle devlet sırrı olmaktan çıkarılmasına yine Kurul karar verecektir.

Tasarının 8’inci maddesi hükmüne göre; mahkemeler tarafından talep edilen devlet sırrı niteliği taşıyan bilgi, belge ve kayıtlar Kurulca mahkemelere verilmeyebilecek, yani Kurul isterse verecek istemezse vermeyecek.

Peki, şimdi, tasarıda adı geçen bu Kurul kim? Bu da tasarının 4’üncü maddesinde söylenmiş. Tasarının “Devlet Sırrı Değerlendirme Kurulu” başlıklı 4’üncü maddesi ne diyor? Diyor ki: “Devlet Sırrı Değerlendirme Kurulu, Başbakanın başkanlığında; Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Milli Savunma bakanlarından oluşur.” Yani Başbakan ve 4 bakan. Peki bu Kurulda kimin dediği olacak? Tabii ki Başbakanın dediği olacak. Başbakan kim? Hükûmetin başı. Bakanlar kim? Hükûmetin üyeleri yani devleti yöneten siyasiler. Bakanların Başbakanın lafının üstüne laf söyleyecek hâlleri yok, Başbakan ne derse o olacak. Aynı şekilde, yasalarımıza göre devlet sırlarını açıklamak suç olduğuna göre neyin devlet sırrı olup olmadığına fiilen Başbakanın karar vereceği dikkate alındığında, neleri açıklamanın suç olup olmadığı da fiilen Başbakan tarafından belirlenmiş olacaktır. Hâlbuki Anayasa’mıza ve Ceza Kanunu’muza göre neyin suç olup olmadığı kanunla  belirlenecektir. Dolayısıyla, neyin suç olduğunu belirlemek kanun yapma yetkisine sahip Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.

Anayasa’mızın 38’inci maddesine göre idare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran hiçbir müeyyide uygulayamaz. İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz. Oysa tasarıyla neleri açıklamanın suç olduğunu Kurul, dolayısıyla Başbakan belirleyecektir.

Daha önceki MİT Yasası ve benzeri yasalarla, az önce yasalaşan İnsan Hakları Kurumu Yasası’yla, bugün de devlet sırrı yasasıyla Başbakanın sahip olduğu yetki, İtalya’nın Mussolini’sinde, Almanya’nın Hitler’inde, İspanya’nın Franco’sunda, Şili’nin Pinochet’sinde, dünyanın diğer faşist liderlerinin hiçbirisinde bile olmayan yetkidir.

Bu tasarı kanunlaştığı takdirde Başbakan gizli kapaklı işlerin tek bir bileni olacaktır, tüm sırların efendisi, patronu olacaktır. Başbakan, gizli kapaklı işlerin sır küpü olacaktır. “Sır küpüm.” dediği MİT Müsteşarından sır küpünün zilyedini teslim alacaktır. Bu yasa tasarısı, Başbakanın kurmak istediği tek adam modeline, despotik yönetimine yeni bir yasal kılıftır. Bu yasa tasarısıyla otoriter yönetimden totaliter yönetime geçiş sağlanacaktır. Demokrasi ve özgürlüklerin tabutuna bir çivi daha çakılmış olacaktır. Devlet sırrı adı altında suç işlemenin önü açılacaktır. Birçok bilgi, devlet sırrı olarak yargılama süreçlerinden kaçırılacaktır. Devlet sırrı kavramına saklanarak gizlenmiş siyasi cinayetlerin üstü örtülecektir. Bu yasa, siyasi iktidarın gizli kapaklı iş yapmasını, kötü yönetimini kurumsallaştıracaktır. Hükûmetin sorumsuz ve denetimsiz bir ortamda faaliyet göstermesini sağlayacaktır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ve yol arkadaşlarının kapalı kapılar ardında yaptıkları gizli kapaklı işler devlet sırrı olacak ve bu gizli kapaklı işleri açıklayanlar devlet sırrını açıkladıkları gerekçesiyle hapishanelerde sürüm sürüm süründürülecektir. Yozlaşma ve yolsuzluklar daha da artacaktır. Başbakan ve yol arkadaşları kötü yönetimlerinin ve yaptıkları gizli kapaklı işlerin hesabını vermekten kurtulacaklardır. Birçok bilgi devlet sırrı olarak yargılama süreçlerinden kurtulacaktır. Devlet sırrı kavramının arkasına saklanılarak siyasi cinayetlerin üstü örtülecektir. Hukuk devletinin “Kanunun suç saydığı bir fiilin işlenmesi emrini kimse veremez, kimse de yerine getiremez.” kuralı işlemez hâle getirilecektir. Eleştirip sorgulanmayan, haber vermeyen bir medya, devlet sırrı arkasında saklanan, ekonomik, ticari, siyasi iktidarın gizli kapaklı işleri topluma manipüle etmekte kullanılan sansasyonel soruşturmalar, iş bilmezliklerin toplumda saklanması hatta giderek emperyalizmin işbirlikçiliğini, taşeronluğunu yapmanın sorgulanamaması…

Hiçbir ülkede siyasi iktidara bu boyutta verilmiş açık bir çek yoktur arkadaşlar çünkü zaten hak ihlalleri tüm dünyada olduğu gibi zaten iktidarlar tarafından yapılır. Halkın ve yönetilenlerin, bankaları hortumlayıp yolsuzluk yapacak, Akbil yolsuzluğuna bulaşacak, yoksul Müslümanlardan toplanan paralarla parti kuracak, televizyon, gemi satın alacak, İsviçre bankalarında hesap açtıracak, Dolmabahçe’de mezara kadar gidecek sözleşme yapacak, füze kalkanıyla gizli sözleşme imzalayacak, faili meçhul cinayetlerin soruşturmasını engelleyecek hâli yoktur değerli arkadaşlarım.

Bu tasarı 1982 Anayasası’nın geçici 15’inci maddesinin tekrarından ibarettir. 1980 darbesini yapan faşist yöneticiler kendi yaptıkları eylem ve işlemin sorumluluğundan kurtulmak için geçici 15’inci maddeyi getirdiler. Şimdi de seçimle işbaşına gelmiş ve ikide bir millî iradenin kendisinden ibaret olduğunu sanan Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı kendini halktan gizleyecek bir mekanizma istiyor. Şimdi soruyorum: Seçimle gelmiş bir parti kendini halktan neden gizlemek istiyor? Elli yıl süreyle istediği bilgileri neden saklama gereği duyuyor? Halktan neleri gizlemeye, saklamaya çalışıyor? Ne yapmış ki onların öğrenilmesi sır perdesiyle elli yıl örtmeye çalışılıyor? Bu hangi demokraside görülüyor arkadaşlar? AKP kendini böyle bir yasayla neden garanti altına almaya çalışıyor? Çünkü siyasi iktidarlar gizli kapaklı iş yaparken, kendilerini, devleti yöneten iktidar olarak, sürekli gizleme ihtiyacını doğasında hissederler. İktidarlar, çoğu kez yasa dışı, keyfî yönetim uygulamalarını gizlemek ve denetimden kaçma gibi olumsuz gerekçelerle sır perdesinin arkasına saklanırlar.

Demokrasi ve özgürlük ile devlet sırrı arasında ters orantılı bir bağlantı vardır. Toplumlarda demokrasinin gelişmesi ve özgürlüklerin artması ölçüsünde devlet sırrı alanının daraldığı, şeffaflık ve saydamlığın arttığı görülür. Özellikle iç politika ve güvenlik konularındaki sır alanları, işkencelerin, yargısız infazların, faili meçhul cinayetlerin, insan hakları ihlallerinin, keyfîliklerin, hukuksuzlukların, yolsuzlukların ve yoksulluğun kaynağıdır. Sır alanlarının genişletilmek istenmesi, halktan saklanmak istenen ihlallerin, yolsuzlukların çoğaldığının somut göstergesidir.

Bugün halkımızın temel ihtiyacı, neyi devlet sırrı yapacağı konusunda Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetine açık çek vermek değildir, tam aksine sır alanını olabildiğince daraltmaktır.

Egemenliğin kaynağı insandır. Kaynağı insan olan egemenlik ve dolayısıyla bunun cisimleştiği devlet otoritesi sorgulanabilmelidir, denetlenebilmelidir. Aynı şekilde denetimsiz devlet ile devlet sırrı da karşı cephede birbirini destekleyen, birbirini besleyen iki temel olgudur.

Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı her zaman denetlenmekten muaf, bilinmeyen bir alanın varlığını istemiştir. Bu alanı da devlet sırrıyla kabul ettirmeye çalışmaktadır. Bilinmeyen, sır olan alanlar ne kadar geniş olursa denetim olanağı da demokrasi de özgürlükler de o kadar az olacaktır. Terazinin bir kefesine bilgi edinme hakkı, idarenin denetimi, saydamlık, katılımcılık, özgürlük ve demokrasi kavramlarını, diğer kefesine devlet sırrı, denetimsiz idare, yasaklar, hukuksuzluklar, keyfîlikler, otoriter devleti koymak mümkündür.

Değerli milletvekilleri, faşizmin ve Nazizm’in güçlenmesine bağlı olarak devleti yeniden güçlendirme, siyasi iktidarı koruma düşüncesi hâkim olunca “devlet sırrı” kavramı daha fazla önem kazanmış, daha geniş ve etkili olarak düzenlenmeye başlamıştır. Tasarı aslında yasaklama alanını genişletmektedir. Bu düzenleme siyasi iktidara istediği bilgiyi gizleyebilme imkânını vermektedir, iktidarın denetimini engelleyen, bilgi edinme hakkını ortadan kaldıran, şeffaf, demokratik, özgürlükçü bir rejimin yerine gizliliği tercih eden otoriter ve totaliter bir anlayışla yapılan düzenlemedir.

İktidara aşırı yetki veren, kişinin bilgi edinme hakkını ihlal eden, geniş bir gizlilik alanı yaratan, güvensizlik, gizlilik, özgürlük, şeffaflık dengesini kuramayan bu düzenleme Anayasa’nın 13’üncü maddesine aykırı olup, demokratik hukuk devletinin temel ilkesine de aykırıdır. Dolayısıyla, bugün siyasi iktidarın aslında bu düzenlemeye ihtiyacı yoktur. Siyasal iktidarın, yetki alanını ve kendini koruma, devlet sırrı kavramını dilediği gibi belirleyerek muhtemel fiilleri nedeniyle sorumsuzluk zırhı yaratma niyetiyle bunu yaptığı anlaşılmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, milletvekili arkadaşlarım, aslında üslup olarak bu dönem çok çatışmama, birbirimizi kırmama niyetiyle ben işe başlamıştım ama öyle anlaşılıyor ki, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, grup başkan vekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinde millî iradeyi sadece Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinin temsil ettiği anlayışıyla, sürekli tahakkümcü bir anlayışla işbaşı yapıyorlar ve sürekli kendilerine yönelik eleştirileri karşılamak yerine, bu eleştirileri yapanları millî iradeye saygısızlıkla suçluyorlar. Bir kere hemen şunu söyleyeyim: Adalet ve Kalkınma Partisini eleştirmek millî iradeye saygısızlık değildir. Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri ne kadar millî iradenin sonucu olarak buradalar ise muhalefet partisi milletvekilleri de aynı millî iradenin sonucu olarak buradadırlar. Aslında millî iradede siz çoğunluğun içerisinden azınlığı çıkartırsanız o millî iradenin tezahürü olan, demokratik hukuk devleti ilkesiyle yönetilen bir yönetim olmaz, o olsa olsa faşist dikta bir yönetim olur. Türkiye Cumhuriyeti devleti demokratik bir hukuk devleti olduğuna göre iktidar partisinin her şeyden önce muhalefetin haklarını garantiye alacak, onlara güvence oluşturacak mekanizmaları kendisinin savunması gerekir.

Öte yandan, Sayın Grup Başkan Vekiline hiç yakıştıramadım, durup dururken Cumhuriyet Halk Partisinin geçmişine sataşmak âdet oldu. Arkadaşlar, ben Cumhuriyet Halk Partisinin bir milletvekili olarak…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sen kendi konuşmacının ne konuştuğunu biliyor musun? Önce kendi konuşmacına bak.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – …ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı olarak geçmişimizdeki kahramanlarla gurur duyuyorum. Ben bu Atatürk’le, Cumhuriyet Halk Partisinin 1’inci Genel Başkanı Atatürk’le, İsmet İnönü’yle, Bülent Ecevit’le, Deniz Baykal’ıyla, Hikmet Çetin’iyle, Altan Öymen’iyle gurur duyuyorum.

Sayın Canikli, bu lafları söylemeden önce, önce bu fotoğrafa bakacaksın.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bayatladı bunlar, bayatladı, bırak onları.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Bakın, bu fotoğrafta buradaki kişinin kim olduğuna bakacaksın. Bu fotoğrafta da bu kişinin kim olduğuna bakacaksın. Biz, bizim Genel Başkanımız, bizim genel başkanlarımız hiçbir zaman bu ülkede Hikmetyar’ın dizinin dibine oturmadı.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bırak onları, onları bırak!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – O zaman “kahraman” diyordunuz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Bizim içimizde Sivas Madımak’ta canlı canlı yakılan insanları yakan insanların avukatlığını yapan adam yok. Bir yandan insan haklarından bahsediyorsunuz, bir yandan Sivas’ta diri diri insanları yakan kişileri milletvekili olarak bu sıralarda… Ve Anayasa Mahkemesine üye olarak atıyorsunuz ve bizim içimizde bu ülkede darbeyi gerçekleştirenlerin avukatlığını yapan tek bir arkadaşımız yok. Ben…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sen darbeye karşı mısın, darbeye?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Sen benim kadar karşı ol. Sen o tarihte devlet memurluğu yaparken ben devlet memurluğu bile yapmadım. Sen kendine bak Canikli, sen aynaya bak, aynaya. Sen geçmişine bak, geçmişine, sen geçmişine bak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Önce bir insanın geçmişine, cibiliyetine bakmak lazım. Sen ona bak.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Sen Cumhuriyet Halk Partisinin geçmişini bir kenara bırak, sen kendi atalarına, dedelerine bak.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Öztürk…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Sen millî çıkarları…

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen… Bu tarz doğru bir tarz değil Sayın Öztürk.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Birazcık onuru varsa çıksın söylesin. Ne varsa söylesin Sayın Başkan, çıksın söylesin.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Sen burada tarikatları, cemaatleri savunamazsın.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, ne varsa çıksın söylesin. Ne varsa çıksın söylesin. Birazcık onuru varsa çıksın söylesin. Böyle rezalet olmaz Sayın Başkan.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) –Senin millî iradeye hakaret etmeye hakkın yok.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Terbiyesizlik yapmasın, çıksın söylesin. Ne varsa, bildiği bir şey varsa çıksın söylesin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Aksi hâlde müfteridir.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Haddini bileceksin! Haddini bileceksin!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bir şey bilip de söyleyemiyorsa, söylemiyorsa, müfteridir Sayın Başkan; çıksın söylesin.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Müfteri sensin!

BAŞKAN – Sayın Öztürk, lütfen kürsüyü terk edin! Lütfen…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Sözümün ne olduğunu biliyorum ben.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Çık söyle, ne biliyorsan söyle.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Saygısız adam! Sen milletvekiliysen ben de milletvekiliyim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ne biliyorsan söyle. Söylemeyen şerefsizdir!

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sensin şerefsiz!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bir şey bilip de söylemeyen şerefsizdir.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sensin şerefsiz!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Alçak herif!

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sensin şerefsiz!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Terbiyesiz herif, utanmıyor musun sen?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen bana niye sataşıyorsun? Terbiyesiz adam!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

 

Kapanma Saati: 18.36

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.42

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 123’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

287 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, tasarının tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Oktay Öztürk, Erzurum Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 287 sıra sayılı Devlet Sırları Kanunu Tasarısı üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, sözlerime başlamadan önce, şöyle Meclise baktığımız vakit, biraz sonra İzmir Marşı’yla buraya koşmaya başlayan milletvekillerini göreceğiz. Oylama için gelecekler ama maalesef burada ne konuşuluyor bilmeden oylayacaklar. Meclisin bu hâlini de, millet bizi seyrediyor, onlara arz etmek istedim.

Devlet ve toplum hayatında meydana gelen gelişmeler yönetimde şeffaflığın esas, gizliliğin ise istisna olarak kabulünü gerektirmektedir. Bu kapsamda, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de toplumsal katılım ve denetimin önündeki engellerin kaldırılması bir zorunluluk hâline gelmiştir. Tabiidir ki, devlet sırrı kavramının kapsam ve önemi bu açıdan şüphe kabul etmeyen bir gerçektir. Bu nedenle de görüşülmekte olan kanun tasarısı hakkında olağanüstü dikkat ve özen göstermemiz gerektiğine inanmaktayız.

Tasarının genel gerekçesinde de vurgulandığı gibi, toplum için başta gelen yarar devletin güvenliği, millî varlığı, bütünlüğü, anayasal düzeni, iç ve dış menfaatlerini korumaktır.

Sözü edilen kavram ve menfaatler devlete ait bazı bilgi ve belgelerin mutlaka gizli kalmasını gerektirmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İfade Özgürlüğü” başlığını taşıyan 10’uncu maddesinde, ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumda zorunlu tedbir niteliğinde olarak, ulusal güvenlik ve ulusal yararlar gerektiğinde kısıtlanabileceğini belirtilmiştir.

Devlet sırrına ilişkin mevzuatta düzenlemeler yapma yoluna gidilirken devletin meşru hakları ile demokratik kurumlarının korunması da göz ardı edilmemelidir. Elbette ki yapılacak düzenlemelerin temel hedeflerinden bir diğeri de kamuda şeffaflık ve vatandaşın bilgi edinme hakkı önündeki engellerin kaldırılması olmalıdır. Demokratik bir devlet olmanın gereği olarak bilgi edinme hürriyeti önündeki engelleri kaldırmaya çalışırken devletin millî varlığı, güvenliği, ticari ve ekonomik menfaatleri ile milletlerarası ilişkilerine de zarar verilmemelidir. Bu iki temel konuda dengenin sağlanamaması durumunda devletin millî ve güçlü bir devlet olarak varlığını sürdürebilmesi tartışılır hâle gelebilecektir. Özellikle tam bu alanda mevcut tasarı önemli eksiklikler ihtiva etmektedir.

Tasarının “Devlet sırrı” başlığını taşıyan 3’üncü maddesinde yapılan tanım, eksik ve yetersiz bir yaklaşımı ortaya koymaktadır. Özellikle devletin ticari ve ekonomik menfaatlerine zarar verebilecek mahiyetteki gizli bilgi, belge ve kayıtların devlet sırrı kapsamı dışında tutulmuş olması en önemli eksiklik veya yanlışlık olmaktadır. Bu nedenle devletin ticari ve ekonomik menfaatlerine zarar verebilecek mahiyetteki gizli bilgi, belge ve kayıtların devlet sırrı kapsamına alınması gerekmektedir. Kaldı ki siyasi iktidarın yol haritalarının temel dayanağı olan Avrupa Birliği uygulamalarında da savunma, millî, iktisadi çıkarlar gibi konular devlet sırrı kapsamında değerlendirilmektedir. Taslak metinde devletin ticari ve ekonomik çıkarlarına yönelik bilgi ve belgelerin kapsam dışında tutulmuş olmasını bir ihmalkârlık olarak düşünmeyi istiyoruz. Aksi durumda “Acaba, bazı iktidar mensuplarının bu yönde farklı düşünce veya hesapları mı var?” diye sormak aklımıza geliyor. Böyle bir düşüncenin en iyimser söylemle adı “vatana ihanet” olabilecektir. Gerçi, iktidarın bu konularda oldukça mahir olduğunu hepimiz gayet iyi bilmekteyiz. Malum, Anayasa Mahkemesinin, son, kerameti kendinden menkul icraatlarından bir başkası olan Cumhurbaşkanlığıyla ilgili kararı bunu açıkça gözler önüne sermektedir. Yani, iktidar, 2010 anayasa değişiklikleriyle sanırım bugünleri hesap ederek Anayasa Mahkemesini şekillendirmiş ve çok sayın mahkeme üyeleri de gereğini Anayasa’yı hiçe sayma pahasına ifa etmişlerdir. Ancak bugünün siyasi çoğunluğu unutmamalıdır ki mahkeme kadıya mülk olmaz. Özellikle tahrip ettikleri adalet sistemine gün gelir en fazla kendilerinin ihtiyacı olabilir. Korkarım, bu icraatlarıyla yok ettikleri değerleri o zaman ne kadar arayacak olsalar da bulamayabilirler. Hani bir zamanlar varlığıyla övündükleri ve kendilerine engel gördükleri insanlara bir silah gibi yönettikleri özel yetkili yargı kurumları hakkındaki bugünkü bocalamaları gibi. Anadolu insanı boşuna “Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner.” dememiş. Sayın Başbakanın birilerine söylediği o “Men dakka dukka”, Türkçesiyle “Eden bulur.” ifadesini iktidarın hiçbir zaman unutmamasını ve icraatlarına bu bakışla yön vermelerini tavsiye ediyoruz.

Yine, tasarı metnindeki önemli eksiklerden bir diğeri de taslak kanun hükümlerinin ihlali hâlinde uygulanacak cezai düzenlemeler ile Devlet Sırrı Kanunu’na muhalefetten suçlanacak kamu görevlilerinin soruşturma yöntemlerinin belirtilmemiş olmasıdır. Bilindiği gibi bu kanuna aykırı hareketler toplumun ve devletin güvenliğini doğrudan etkileyebilecektir. Bu nedenle de uygulanacak cezai düzenlemelerin ve suç işleyen kamu görevlilerinin soruşturma yöntemlerinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda yapılacak soruşturmaların özel kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla bir ön izne tabi olmaksızın cumhuriyet savcılarınca doğrudan yapılabilmeleri gereği kanunda açık yer almalıdır. Suçun işleniş tarzı itibarıyla basın-yayın veya diğer kitle iletişim araçlarının kullanılması hâli özel ağırlatıcı neden olarak kabul edilmelidir. Yürürlükteki mevzuatta bu konuda düzenlemeler olsa dahi yukarıda belirtilen hâllerin bu kanunda mutlaka net bir biçimde düzenlenmiş olması gerekmektedir, aksi hâlde mevcut tasarı uygulamada birçok kargaşa ve belirsizliğe yol açabilecektir. Umarız ki iktidar bu eksikliği bilinçli olarak yapmamıştır. Çünkü görüşülmekte olan kanun tasarısıyla ilgili olarak Adalet Bakanlığı bünyesinde 2003 yılında sürdürülen çalışmalar sonucunda hazırlanan taslak metinde bu konular düzenlenmiş bulunmakta idi, ancak mevcut kanun tasarısında yer almamış bulunması istek dışı bir eksiklik olmadığını da göstermektedir. Acaba Sayın Başbakan MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesi konusunda yaşadığı sıkıntıları devlet sırlarının yakın çevresince ifşası hâlinde yaşamayı bu yolla engelleyebileceğini mi sanıyor? Dileriz böyle bir gaflet söz konusu değildir.

Gerçi, Türklük gurur ve şuuru ile İslam ahlak ve faziletini kendisine rehber edinmiş ülkücü, milliyetçi hareket mensuplarını Fatiha’yı bilmemekle suçlayan zihniyetten başka bir sonuç beklememiz de mümkün değildir. Milliyetçi Hareket Partisi alerjisi, MHP kâbusu, MHP nefreti, görüldüğü kadarıyla kendisini kaygıya sevk etmiş, ağzından çıkanların kulağı tarafından duyulmamasına neden olmuştur; panikleyerek MHP ve ülkücülere elinden geldiğince saldırmaktadır. Bizim Fatiha’yı bilmediğimizi ve bunun dayanağı olarak da, üzüntüyle ifade ediyorum, iki şehir arasında tatlı bir yarışmanın ürettiği, âdeta şehir efsanesi olarak her gün de bir yenisi üretilen bir espriye dayanarak Fatiha’yı bilmediğimizi iddia ediyor. Sayın Başbakana hatırlatırız: Mesele Fatiha’yı bilmek mi, Fatiha’yı taşımak mı? Türk milleti bin yıldan fazladır Fatiha’yı taşıma gayreti içerisindedir. Taşıyanı yok edersen Fatiha’nın hükmünü anlamsız kılarsın. Biz, hiç kimsenin itikadını, imanını, inancını test etme hakkına sahip olmadığımızın ve bu konularda fetva veremeyecek kadar İslam’ı bildiğimizin farkındayız. Hiç kimsenin de bizim inanç ve kariyerimizi test etmek gibi beyhude bir işgüzarlığa gerek duymamasını diliyoruz. Bu zihniyet, bizim milliyetçilik adına reddi miras yaptığımızı, Osmanlı ve Selçuklu ruhunu çiğnediğimizi hezeyan hâlinde ifade etmektedir. Sayın Genel Başkanımızın ifade ettiği gibi, bu zihniyet bizimle asla aynı ağırlık, klasman, ölçü ve çapta değildir. Bu nedenle, bu zihniyet ve temsilcilerinin baktığını görememesi, okuduğunu anlayamaması ya da anladıklarından sonuç çıkaramaması bir dereceye kadar idare edilebilecektir. Ancak ecdadımızın tarihinde etnik kimlikleri görmesi, cihana meydan okuyan muhteşem iradeyi diller bileşkesi hâlinde kabul etmesi ve imparatorluk ile millî devleti ayırt edecek zihnî vasıftan mahrum olunması hâliyle endişe vericidir. Osmanlı’yı dağıtan, küçülmesine neden olan da işte bu kafa yapısıdır.

Öncelikle diyebilirim ki Sayın Başbakanın bizimle kutlu ceddimiz Selçuklu ve Osmanlı konusunda aşık atmaya kalkışması, bilmediği tarihi okumaya davet etmesi tıpkı ırmak kenarına çeşme yapan ufuksuzluk ve bilinç kaymasıyla benzerlik göstermektedir. Bir de bizim tarihi reddi miras yaptığımız iftirası vardır ki bunun şüphesiz kabul edilebilir bir yanı yoktur. Bizim tarihi reddettiğimizi iftira düzeyinde bile söylemek için bir insanın akıl tutulmasına uğraması gerekir. Milliyetçi Hareket Partisi, bugün Türk siyasetinde ecdat yadigârı üç hilali şerefle taşıyan, onun mana ve anlamından ilham alarak geleceği tanzim etmeye çalışan tek parti ve tek millet temsilcisidir.

Biz, tarihe baktığımız zaman Türk’ü, cihanın üzerine çekilen üç hilali, insanlığa pusula olan çift başlı Selçuklu kartalını ve düşmeyecek millet kuvvetini görüyoruz. Bu zihniyet baktığında Haçlıların bezirganlığını, bugünkü dostlarının bozgununu ve 19’uncu yüzyılda yabancı sefirlere kul köle olmuş vezirlerin çürümüşlüğünü görmektedir. Biz tarihe baktığımız zaman Mete Han’ı, Tuğrul Bey’i, Alparslan’ı, Osman Gazi’yi, Sultan Fatih’i, Kanuni’yi, Mustafa Kemal’i görmekteyiz. Bu zihniyet baktığında Romen Diyojen’i, Prens Lazar’ı, Kazıklı Voyvoda’yı ve General Trikopis’i görmektedir. Biz tarihe bakınca binlerce yıllık muazzam bir millî değer görüyoruz, bu zihniyet baktığında “Osmanlı Bankası kadar Osmanlıyım.” diyen meşrutiyet dönemi mebusu ayrılıkçı Boşo Efendi’yi görmektedir. Bu nedenle asıl hüner ecdadımızı istismara alet etmek ve göz boyamak için tarihi malzeme yapmak değil, geçmişin öncelikle doğru tahlil edilmesini yapmaktır.

Buradan bir kez daha söylemekte yarar görüyorum, “Kontrolsüz güç, güç değildir.” diyorlar ya, güç sahibi olmak zor bir şeydir. Gücü herkesin taşıması mümkün değildir. Güç insana aşırı güven verir, ancak aşırı güven ise insana hata yaptırma ihtimalini çok yükseltir. Hata yapmamak için istişare etmek en doğru yoldur. Maalesef Hükûmet bugün güç sarhoşu olmuş durumdadır, kimseyi duyacak ve dinleyecek durumda değildir. O zaman da söylenecek tek bir laf kalıyor: “Mağrurlanma padişahım, senden büyük Allah vardır.”

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 287 sıra sayılı Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı’yla ilgili Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu bu kadar önemli tasarılar, Hükûmet tasarısı görüşülürken iktidar partisinin sıralarının bomboş olması bu tasarının hiçbir kıymetiharbiyesi olmadığı, anlamı olmadığı ifadesini çıkarıyor, sadece oylamada hazır bulunmak yetiyor gibi.

Tabii, bu tasarı nereden icap etti? Yani devletlerin örgütlenmesinde, hassasiyetlerde, birçok konuda “devlet sırrı” diye bir kavram vardır, yok değil ama Türkiye’de Türk Ceza Kanunu temel bir kanun olarak, Ceza Muhakemeleri Kanunu temel bir kanun olarak daha 2005-2006 yıllarında düzenlendi ve bütün bunların içinde devlet sırrı da var, hepsinin içinde var, ayrıca özel yasalarda var; Avukatlık Yasası’nda var, tıpta var, farklı farklı meslek gruplarında var; kendi özel yasalarında tabii bu devlet sırrı değil, meslek sırrı olarak geçen konulardır fakat böyle bir düzenlemeye baktığınız zaman, gerekçesiyle amaçlananı hedeflediğiniz zaman -çok samimi olarak açık söyleyeceğim- Osmanlıda, hanedanda da devlet sırları vardı. Şimdi, bu devlet sırlarının en enteresan yanı neydi biliyor musunuz? Sadrazam, vezirler, padişah, devlet işleri görüşmeleri için sarayda dilsiz, bi zebanları bulundururdu. Dikkat edin, sarayda -“sağır ve dilsiz” olarak geçiyor- bi zebanlar bulunurdu, devletin sırları onlara emanetti.

Şimdi, iktidara sormak istiyorum: Sizin bi zebanlarınız kim olacak? Bi zebanlarınızı kendiniz seçeceksiniz. Belli, bu yasa onu öngörüyor ama böyle bir ihtiyaç yoktu. Toplum “Devletin sırları ayyuka çıktı.” diye haykırmıyordu. Vatandaş, emek, meslek örgütleri meydanlara dökülmemişti devlet sırları ihlal oluyor diye. Aksine arkadaşlar, herkes dinleniyor diye kıyamet kopuyordu, tam tersi oluyordu. Anayasa Mahkemesi “Dinleniyoruz.” diyordu, Yargıtay “Dinleniyoruz.” diyordu, milletvekilleri, bakanlar, hepsi “Dinleniyoruz.” diyordu, istihbarat örgütleri “Dinleniyoruz.” diyordu. Yani gizliliği kalmamıştı ki zaten devletin de, yargısının da, yürütmesinin de, yasamasının da, bürokrasisinin de, herkes dinleniyor zaten, bir sırrı yok. En sır bildikleriniz de WikiLeaks belgelerinde pat diye çıkıyor karşınıza. Watergate skandalı gibi arka arkaya, gelişen teknolojinin sosyal medya ağında bir anda kendi kasetlerinizi ve videolarınızı buluyorsunuz.

Şimdi, burada “Nereden ihtiyaç icap etti?” diye merakla soruyorum. Hani Avrupa Birliği istedi, müktesebatında var, icap etti bunun için yapılmak isteniyor diye merak ettim, hatta 23’üncü fasılda da sunulmuş: “Devlet sırları kanununu çıkaracağız.” Allah, Allah, devletin sırlarının kanunu mu yoktu arkadaşlar? Devletin her tarafı sır, her tarafı sır kanunu. Bakın, size açacağım nasıl olduğunu. Şimdi, Avrupa Birliği müktesebatında yok. Osmanlıda bir çalışma tarzı vardı. Şimdi, bu çalışma tarzıyla bizimkini bir kıyaslamak istiyorum. Şimdi, bu devlet sırrı yetkisini Başbakana vereceğiz. Ya, Başbakana vermediğiniz yetki kalmadı kardeşim. Zaten devlet başkanlığını istiyor. Açıkça deyin ki: “Saltanat…” Bir kanun teklifi verin, kökten rahatlayın; siz de rahatlayın, biz de rahatlayalım. Niye? Kardeşim, padişah olmak istiyor, padişah gibi de yaşamıyor.

Bakın, padişah olmak için size üç tane kriter söyleyeyim: Saray içinde davranış protokolü var padişahların. Başbakanımızın davranış protokolü, Başbakanlığın -veya Cumhurbaşkanı olacak yarın- protokolü yok. Hatta, bizim Anayasa Komisyonu Başkanı Sayın Kuzu onca yumurta yemesine rağmen bir yerde çıkıp “Yeni seçilecek başkanlık sisteminde başkanın çalışma protokolü budur.” diye tek laf etmemiş. İlginç olan bir şey.

Mesela, padişahlar ne yapardı? Bu davranış protokolünde bir kere saray olması lazım arkadaşlar, saray; padişahın sarayı, Topkapı Sarayı gibi veya. Şimdi, bu saray işi, sanıyorum -inşallah yakında hallediyor- Atatürk Orman Çiftliğinde “Beyaz Saray” gibi bir saray yapılıyor yani bunun adımı atıldı. Şimdi, orada padişahın günde üç saat ibadet ve Kur’an okuması lazım. Sonra iki saat kitap okuması lazım. Zaten bizim başbakanların, liderlerin en büyük kusuru, okumuyorlar. Hep danışmanları özet koyuyor önlerine. Özet koyunca da yanlış anlaşılıyor.

Altı saat ülke sorunlarını görüşme, halletme. Arkadaşlar, altı saat… Çünkü insan... Burada tabipler var, tabip milletvekilleri var, onlar daha iyi bilir sağlık açısından. Altı saat ülke sorunlarını görüşme, halletme. Bu çok verimli bir saattir.

Dört saat gezme, spor, av. Spor yapacaklar, gezecekler. Bir dere kıyısında gezecekler. O dereleri HES’lerin ne hâle getirdiğini görecekler. Kuşların cıvıltılarının nereye gittiğini, rüzgârın sesini dinleyecekler. O Başbakan yaşadığını anlayacak kendi ülkesinde.

Dokuz saat dinlenecek ve ailesine ayıracak. Bizde tam tersi oluyor. Ailesi Başbakana uyuyor, Meksika’yaysa Meksika’ya gidiyor, Rio de Janerio Rio de Janerio… İnanın bu siyasetin en büyük zararı ev hanesine dokunuyor. Bunun da şeyini söylemiş durumdalar.

Şimdi, bunun içinde bakıyoruz öyle bir gerekçe yazılmış ki inanın otuz sene bu Avrupa Birliği nedir, Temel Haklar Şartı nedir, sözleşme nedir uğraşmasak, bilmesek bize de yutturacaklar o kadar. Sayın İyimaya, yani takdir ediyorum böyle gerekçeleri muhteşem, taslaklarda katkınız var mı yok mu bilmiyorum ama “Avrupa Temel Haklar Şartı’nda belgelere ulaşma özgürlüğü, halkın bilgi alma hakkının güvence altına alınması…” Ne alaka burada? Bilgi alma hakkını yok ediyor devlet sırrı.

Şimdi, her mübarek güvenlikçi memur “Ben devletim.” diyecek, devletim babo, devlet, devlet. Ben vurmuşum, devlet için vurmuşum. Ben yapmışım, devlet için yapmışım. Ben çalmışım, devlet için çalmışım. Ben cinayet işlemişim, devlet için işlemişim. Ben yaptıysam vatan için yapmışım. Ben yaptıysam millet için yapmışım. Beni hâkim de denetleyemez, Meclis de denetleyemez. Böyle bir kanun tasarısı.

Arkadaşlar, Allah aşkına Avrupa Birliğine uyum için temel hak ve özgürlükler sözleşmeleri süs biberi olsun diye mi koyduk Anayasa’nın 90’ıncı maddesine? Yani bizim aşiret devletinden farkımız, çağdaş bir hukuk devleti olmanın… Yani “pacta sund servanda” kuralı Sayın İyimaya, “pacta sund servanda” yani ahde vefa yani sözleşmeye saygı yani Meclisin kendi çıkardığı sözleşmelere Meclisin kendisinin saygı göstermesi gerekmiyor mu? Gerekiyor. Niye o zaman böyle enteresan, özel, kişiye özel yasa tasarılarını getirme konusunda gayret gösteriyoruz?

Şimdi, burada, bakıyorum Türk Ceza Kanunu’nda haddinden fazla devlet sırrıyla ilgili uygulama var. Geliyorsunuz -hemen devam ediyorum- devletin sır ve gizlilik kavramlarıyla ilgili süre konusuna: Elli yıl. Bu Mecliste elli yıl… Genç milletvekilleri var, bağışlayın. Elli yıl devlet sırrı olur mu? Adam öldür, yirmi yıl müruruzaman, bilemedin artı on; otuz sene. Cinayet işlemekte otuz sene, gizli tutanaklarda on sene, devlet sırrında elli sene. Niye? Sebep? Kimi koruyorsunuz elli sene kardeşim ya? Böyle koruma olur mu? Kanunlar korur mu cinayetleri? Kanunlar korur mu hırsızlıkları? Kanunlar korur mu bu vatana ihaneti? Kanunlar koruyabilir mi bu ülkenin satılmasını? Kanunlar koruyabilir mi işkenceyi? Kanunlar koruyabilir mi yüz kızartıcı suçları? Kanunlar koruyabilir mi siyasi etik olmayan davranışları, işlenecek suçları? Kanunla bunlar korunmaz arkadaşlar; insan olarak, yüreğiyle korunur, vicdanıyla korunur, toplumun vicdanıyla korunur, kamunun vicdanıyla korunur, inancıyla korunur ve bütün bunların bileşkesi olarak korunur. Eğer o toplum, o kamu vicdanı bunları içinde hissetmemişse, siz yüz bin tane kanun çıkarsanız da Kenan Evren’in 15’inci maddesi gibi bir kanun olur. Bu da Kenan Evren’in geçici 15’inci maddesidir arkadaşlar, size samimi söylüyorum.

Bunun zararlarını göreceksiniz. Niye göreceksiniz? Burada çok açık ifadeler var gizlilikle ilgili. Gizli belge ve bilgiler… Kozmik odaya giriyorsunuz, tamam. Ya Uludere’nin insansız hava araçlarının görüntülerine, istihbaratına Meclis ulaşabildi mi? Bu kanun yok, gelmedi; yok, gelmiyor, kafa tutuyor Meclise “Ben göndermiyorum.” diyor, “Gizlidir.” diyor. Demedi mi hiç, Meclis İnsan Hakları Komisyonu? Bağışlayın, Başkan buradaydı daha önce. “Gizlidir.” dedi. “Özel yetkili mahkemeye ancak hesap veririm, siz kim oluyorsunuz?” demedi mi Genelkurmay, Millî Savunma Bakanlığı?

Bakın arkadaşlar, “kamusal gizlilik” diye bir kural getirdiniz. Hay Allah müstahakınızı versin.  Baş örtüsünde de kamusal alan olayı vardı, getirdiniz devlet sırrına da kamusal alanı siz koydunuz. Bu da sizin ayıbınız  olsun. Kamusal alan nedir? Bana birisi çıkıp tarif etsin; bir İktidar Parti mensubu, bir bakan çıksın bana kamusal alanı tarif etsin. Okul kamusal alandır. Sayayım mı daha? Park kamusal alandır, cadde kamusal alandır, bulvar kamusal alandır, kıyı şeridi kamusal alandır, plaj kamusal alandır. Sayayım mı? Irmak kıyıları, deniz kenarları, otoparklar, otobüsler, hepsi kamusal alandır. Bunun içinde devletin gizli  sırrının ne alakası ve önemi var? Hayatın her tarafına gizliliği sirayet ettirmenin anlamı ne? Gizli gizli bir devlet yönetilebilinir mi? Hani demokrasi şeffaflıktı, açıklıktı, aleniyetti, mahkemeler aleni olacaktı? Neresi bunun… Bu gizlilik beladır arkadaşlar, bela, çıkaranın başına bela olabilir, Robespierre’nin giyotin kanunu gibi.

Bakın, burada, Avrupa Birliği Komisyonunda çok ciddi tartışmalar yaşanmış ve kaygılarını dile getirmişler, demişler ki: “Arkadaşlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde en çok Türkiye mahkûm oldu. Hep bu cinayetleri 90’lı yıllarda köyü yakıp ‘devlet sırrıdır’ diye yapanlar yaptı. 17.500 faili meçhul cinayeti ‘devlet sırrıdır’ deyip yapanlar yaptı.” ve Avrupa mahkemelerinde Türkiye binlerce davadan mahkûm oldu, şimdi o mahkûmiyetleri, o suçları işleyenleri koruyacak bir kanunu getirme gereğini niye duyuyorsunuz? Türkiye bununla kurtulabilir mi?

Şimdi, Avrupa Birliğinde çok ciddi eleştiriler var, çok haklı eleştiriler var. Avrupa Birliğinin istemediği bir yasa bu, gereklilik duymadığı bir yasada bu getirilen eleştirilerden biri devletin sırrını bir şahsa bağlamak -Başbakana bağlamak- çok doğru bir yöntem değil. Her zaman bu Parlamentoda çoğunluk iktidarları olmaz, koalisyonlar da olur, sürekli el değiştirebilir. Sandık bu, sandığın ne yapacağı yarın belli olmaz, bir gün iktidar yaparak birini vezir eder, vatandaştır oyuyla ertesi seçimde de rezil eder. Bunun örneklerini bu ülke yaşamıştır arkadaşlar.

Şimdi, bütün bunların içinden baktığımız zaman, kişiye özel olan bu yasa tasarısının çok ciddi, karanlık nedenleri olduğunu düşünüyorum.

Devlet nedir? Devlet bir örgütlenmedir, hükûmet de onun adına yürütür. Yani hükûmet devlet değildir arkadaşlar. Hükûmetin gizli sırrı ne zamandan beri devletin sırrı olacak? Zaten hükûmete bağlı memurlar devletin memurlarıdır; örneğin, MİT gibi, dışişleri gibi, maliye gibi, savunma gibi. Yani bu alanlarda zaten yeterince gizlilik var. Peki, derin devlet ne olacak, gladio ne olacak, kontrgerilla ne olacak? Devlet içinde sizin “Ay Işığı”, “Sarı Işık” bilmem ne dediğiniz bir sürü çete, darbe girişiminin hepsi gizli değil miydi? Ağar’ın “Bin cinayet işledik, bin eylem yaptık devlet adına.” dedikleri gizli değil miydi? Bütün bunları göz önüne aldığımız zaman beni bir nokta kaygılandırıyor; acaba Başbakanı öldürmek isteyen devletin içinde, devletin bizatihi içinde, Başbakanın çok yakınında gizli bir güç ve örgütlenme mi var? Bunun için de bu sırra gerek yok arkadaşlar. Bunun için de bu hukuk, bu mevcut yasalar bunu açığa çıkarmaya yeterlidir. Şimdi, eğer devletin içinde Başbakanı öldürmek isteyen bir güç varsa, onu istihbaratıyla koruyabilmesi de mümkün değil, 500 tane korumayla gezmesi de mümkün değil. Ancak ve ancak hukuk işlerse, demokrasi işlerse, yargı işlerse, Meclis işlerse koruma sağlanabilinir.

Başbakan dostunu ve düşmanını artık tanımak zorundadır. Hepsi bana, bütün yetkiler bana… Duçe’nin korporasyon sistemiyle bütün yetkileri merkezileştiren huni planlarından artık vazgeçmek lazım. Diktatörlükler dönemi kapandı, Latin Amerika’da bitti, Türkiye’de de bitmiştir.

Dikkatle izlendi zaman “Devlet sırrı mevzuatı da yok.” deniliyor ya, o zaman nedir yasalarda geçen devlet sırrı? Susurluk Meclis Araştırması Komisyonuna burada kaç tane paşa geldi, devlet sırrıdır diye size ifade vermeyip geçen? Peki, o paşalar şimdi Ergenekon, Silivri davasında tutuklanmadı mı? Demek ki bir boşluk yok, yasa çalışıyor. O zaman niye buna ihtiyaç duyuluyor?

Arkadaşlar, devlet sırrını Meclisin denetiminden alacaksınız, Sayıştayın denetiminden alacaksınız, harcamasını alacaksınız, icraatını alacaksınız ve sonra -Başbakan elbette ki her şeyin başında olmayacak- bir bürokrata, bir müsteşara teslim edeceksiniz. Bu Meclisin vicdanının el vermemesi lazım buna, yanlıştır bu.

Şimdi, Hopa’daki gazı sıkanlar, ordudan yapılan ihraçlar -YAŞ’lar dâhil- ölüm listeleri devlet sırrıdır, JİTEM’dir, kayıp silahtır, asit kuyularıdır. MİT’in içindedir, Adaletin, Maliyenin, Dışişlerinin, Savunmanın, ihalelerin, büyük ekonomik çalışmaların, cumhuriyet tarihî boyunca Nazım’ın, Sabahattin Ali’nin, Şeyh Said’in, Saidi Nursi’nin, bütün bunların istiklal mahkemesi tutanaklarının -ki açıklanmayan- insansız hava araçlarının, patriot’ların, kozmik odaların, NATO’nun, IMF’nin, enerji ihalelerinin, TOKİ’nin, yabancı mülk satışının, muhalefeti ezmenin… Ayışığı, Sarıkız, Kafes, Balyoz, illegal örgütlenme, KCK soruşturması, ÖEM falan filan, 1 Mayısa kadar… Size hangisini anlatayım, hangisinin neresinden anlatayım? Bu yasanın tutulur yanı yok.

Yok, arkadaşlar, size Temel’in fıkrasını anlatayım en iyisi: Temel, kafaya koymuş, Amerika’ya gitmiş. İngilizce de bilmiyor, aç kalmış, perişan olmuş, yatacak yer yok, iş de yok. “Ne yapayım?” demiş, aklına gelmiş, “En iyisi hapishaneye gireyim, orada hem yatarım hem karnımı doyururum.” demiş. Sonra ABD’de uyulması gereken kurallar kitabını almış, madde 1: Başkana hakaret altı ay… O da Başkanın evinin önüne gidip bağırmaya başlamış, “Lan, bilmem ne Başkan, aptal Başkan…” 2 memur gelmiş, yakalamışlar, mahkemeye getirmişler ve hâkim kararını vermiş: On beş sene altı ay. Temel şaşırmış, “Bu, altı aydı, ne oldu on beş sene fazlası?” Temel’e yargıç demiş ki: “Amerika devlet sırrını toplum içinde açıkladığın için on beş sene fazladan.”

Bu hâle düşürmeyin bu memleketi arkadaşlar. Ciddi söylüyorum, bu çok gereksiz bir yasadır, bize yakışmaz, biz ret oyu vereceğiz grubumuz adına ama Temel’in fıkrasını bir daha düşünün.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime saat 20.00’ye kadar ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 19.16


ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 123’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

287 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Tasarının tümü üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen Harun Tüfekci.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HARUN TÜFEKCİ (Konya) –  Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 287 sıra sayılı Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, küreselleşmeyle birlikte siyasal ve toplumsal alandaki değişimler klasik yönetim anlayışını da değiştirmektedir. Günümüzde gelinen noktada katılımcı, şeffaf, hesap verilebilir bir yönetim anlayışı hâkim olmaya başlamıştır ancak yönetimde açıklık hiçbir zaman bütün bilgi ve belgelerin kamuyla paylaşılması anlamına gelmemektedir, gelmemelidir de. Ticari sır, ulusal güvenlik, özel hayat gibi konularda gizlilik esas olmalıdır. Devlet yönetiminde açıklık ve şeffaflığın ilke, gizliliğin istisna olduğu demokratik rejimlerde diğer temel hak ve özgürlüklerde olduğu gibi bilgiye erişim hakkının da sınırsız olması düşünülemez. Sınırsız bir özgürlük anlayışının diğer bireylerin ve tabii ki toplumun haklarının ihlali sonucunu doğurması kaçınılmaz olacaktır. Dolayısıyla, hakların ihlalinin önlenmesi adına bireysel ve toplumsal menfaatleri dengeleyecek düzenlemelere, kanunlara ihtiyaç vardır. Hak ve özgürlüklerin kullanımı ve sınırlandırılması bakımından dengenin sağlanması, sürdürülebilir özgürlük ve devlet yönetiminde şeffaflık bakımından ayrı bir öneme sahiptir. Devlet yönetiminde kamuya ve bireye karşı belli işlem ve eylemleri yönünden kapalı olmayı ifade eden gizlilik, bir noktada sır kapsamındaki bilgi ve belgeleri muhafaza ve koruma yöntemidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; toplumsal denetim ve katılımın arttırılması bakımından kamu alanındaki sır kavramının yeni ve çağdaş bir anlayışla ele alınmasında zorunluluk bulunmaktadır. Demokratik ülkelerde bilgi edinme özgürlüğü temel hak ve özgürlüklerin kullanılması bağlamında vazgeçilmez haklardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu hak birçok demokratik ülkede de anayasal haklar arasında yer almıştır. Şeffaflık uluslararası düzeyde ilk kez Birleşmiş Milletler Evrensel Bildirisi’nin 19’uncu maddesinde iletişim özgürlüğü alanında ifade edilmiştir.

Anayasa’mızın 13 ve 14’üncü maddelerindeki ölçütler çerçevesinde bilgiye erişim hakkı, bilgiye erişimde uyulacak esaslar, bireyin ve kurumların üzerine düşen sorumluluklar ile bilgiye erişime getirilen sınırlamalar Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’yla düzenlenmiştir.

Bilgiye erişimde sınırlama sebeplerinden biri de devlet sırrına ilişkin bilgi veya belgelerdir. Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nun 16’ncı maddesinde “Açıklanması hâlinde devletin emniyetine, dış ilişkilerine, millî savunmasına ve millî güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi ve belgeler bilgi edinme hakkı kapsamı dışındadır.” denilmektedir.

Anayasa’nın 26’ncı maddesinin ikinci fıkrasında, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin hangi amaçlar için sınırlandırılabileceği belirtilirken, amaçlardan biri “Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması” olarak gösterilerek devlet sırlarından söz edilmiştir.

Yine, 28’inci maddenin beşinci fıkrasında, devlete ait gizli bilgilere ilişkin her türlü haber veya yazı yazanların, bastıran ve basanların, bunları başkalarına verenlerin, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu tutulacakları açıklanmıştır.

Anayasa’daki bu maddeler dışında çeşitli kanun ve düzenleyici işlemlerde de devlet sırrı ve gizliliğiyle ilgili hükümler yer almakta ise de bu hükümlerde devlet sırlarının hangi usul gereğince belirlenip belirtileceği, hangi hususların devlet sırrı teşkil edeceği, devlet sırrı olgusunu belirlemeye yetkili makam ve mercilerin hangileri olduğuna dair yeterli açıklığa rastlanmamaktadır.

Bu nedenle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun konuyla ilgili hükümlerinin uygulanmasında zorluklarla karşılaşıldığı gibi, basın ve yayın aracılığıyla devlet sırrı niteliğindeki konulara ilişkin olarak yapılan yayınlar sonucu devletin güvenliği, iç ve dış siyasal yararları bakımından ciddi tehditler ve tehlikeler ortaya çıkmaktadır.

Devlet sırları ve gizliliğiyle ilgili olarak mevzuattaki bu yetersiz düzenlemeler, konunun bir özel kanunla düzenlenmesini gerekli kılmaktadır. Avrupa Birliği uyum sürecinde bulunan ülkemizde, şeffaf, denetlenebilir, demokratik bir yönetimin sağlanması devletle bireyin menfaatlerinin denkleştirilmesi, bireyin bilgiye erişim hakkının gereksiz ve orantısız kısıtlanmaması adına “Devlet sırrı” ve “Gizlilik” kavramlarına açıklık getirilmesi bakımından bir yasal düzenlemenin yapılması zorunluluk hâline gelmiştir.

Değerli arkadaşlarım, devlet sırrına ilişkin alanı bir kanunla düzenleme yoluna gidilirken elbette ki, devletin meşru hakları ve demokratik kurumların korunması ilkesi göz ardı edilmezken, vatandaşın bilgi edinme hakkının gereksiz kısıtlanmaması da ön planda tutulmalıdır.

Diğer bir deyişle, kişi yararları ile toplumun yararı dengede tutulmalı ve yalnız toplum yaranının üstün tutulmasının gerektiği hallerde, o da demokratik bir toplumun zorunlu kıldığı ölçüde müdahalede bulunulmalıdır.

“Devlet sırrı ve gizliliği” kavramları kolayca tanımlanabilecek kavramlar olmadığı için gereksiz yere genişletildiği takdirde bilgi edinme hakkının sınırları daralacağından, devlet gizliliğinde bilginin özü itibarıyla bu niteliği taşıması koşulu aranmalıdır. Devletin güvenliği, millî varlığı, bütünlüğü, anayasal düzeni, iç ve dış menfaatleri korumak, bireyin ve toplumun temel görevi olması nedeniyle, sözü edilen kavram ve menfaatler devlete ait bazı bilgi ve belgelerin mutlaka gizli kalmasını gerektirmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İfade özgürlüğü” başlığını taşıyan 10’uncu maddesinde ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumda zorunlu tedbir niteliğinde olarak millî güvenlik ve millî yararlar gerektirdiğinde kısıtlanabileceği de açıkça ifade edilmiştir.

Diğer yandan, demokratik düzende aynı zamanda korunması gereken diğer bir değer de vatandaşların devletin işlemleri, faaliyetleri hakkında bilgi sahibi olabilmek, haber alabilmek hak ve hürriyetleridir. Günümüzdeki yaklaşım, yönetimin bilgi verme ödevi ve bireylerin bilgi alma hakkının bir kanunla düzenlenmesi ve yine “Devlet gizliliği” kavramının tanımlanmasının zorunlu hâle gelmesi gerekiyordu ve bu amaçla böyle bir çalışmaya da imza atılıyor değerli arkadaşlar.

Devlete ait yararlar ile vatandaşların bilgi edinme hakkı bağdaştırılmak suretiyle bazı ülkelerde de devlet sırları konusu ayrı kanunla düzenlenmiştir.

Bu kanunlarda, devlet sırrı olabilecek hususların vasıfları tayin ve gerektiğinde tanımları verilebilmekte ve bu sırları tespit ve takdir edebilecek merciler kanun tarafından açıkça gösterilmekte, böylece idarecilerin takdirine göre gereksiz konuların sır hâline getirilerek vatandaşın bilgi edinme hakkının kısıtlanması önlenmektedir. Birilerinin iddia ettiği gibi bu, bilgi edinmeyi kısıtlamamakta, tam tersine belirli bir nizama, belli bir düzene oturtmak suretiyle yasal mevzuata bağlanmaktadır.

Tasarıda, sır teşkil edebilecek hususlara ilişkin koşullar belirtilmiş, devlet sırrına ve gizliliğe kimin zarar verebileceğine dair düzenlemeler getirilmiştir.

Bu düzenlemeyle, aynı zamanda, Türk Ceza Kanunu ve diğer bazı özel kanunlardaki konuyla ilgili kavramların da doğru uygulanmasına katkı sağlanmış olacaktır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, demokratik bir hukuk devletinin gereklerinin yerine getirilmesi adına gerekli olan yasal düzenleme ihtiyacının bir gereği olarak Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı hazırlanmıştır.

Tasarı, tamamen kamusal gizliliği düzenlemiş olup, gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine ait gizlilikler bu tasarı kapsamında değildir.

Tasarı bilgi edinme hakkı konusunda gerekli kolaylıkları ve şeffaflığı sağlamak, gereksiz gizlilik kültürüne son vermek yönünden devlet sırları ve gizlilik alanının açık bir biçimde düzenlenmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; devlet sırrı niteliği taşıyan bilgi, belge ve kayıtların ne şekilde belirleneceğini, korunacağını, açıklanacağını düzenleyen maddeler içeren Devlet Sırrı Kanunu’nun ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyor, siz değerli heyeti saygı ve hürmetle selamlıyor, hayırlı akşamlar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen Bülent Tezcan, Aydın Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı’nı görüşüyoruz. “Devlet sırrı” kavramı, uzun zamandan bu yana, bir yanıyla siyaset literatürünü bir yanıyla da hukuk literatürünü çok yakından ilgilendiren bir kavram. “Devlet sırrı” kavramı, toplumların hem siyaset pratiğinde hem de hukuk pratiğinde çok tartışılmış kavramlar. Bir kere, demokrasi kültürü açısından çok ciddi tartışmalara konu olmuş. Biraz önce arkadaşlarımız da söyledi, tasarının gerekçesinde de var. Bilgi edinme hakkı ve şeffaflığın yaratılması sürecinde “devlet sırrı” kavramının mümkün olduğunca daraltılması gerektiği kabul edilmiş.

Değerli arkadaşlar, devlet sırrı, aynı zamanda, toplumsal yaşamımızda kötü tecrübeleriyle birlikte anılan bir kavram olmuş. Özellikle “derin devlet” kavramıyla beraber, devlet adına suç işlediğini söyleyenlerin soruşturulmasını engellemek, devlet adına suç işlemek ve derin devlet çerçevesinde hukuksuzluğa bir kamuflaj olarak çoğu zaman kullanılmış. Bu çerçevede, özellikle, demokratik devletlerde devletin denetimi, devletin hukuk çerçevesinde denetlenebilmesi esasına karşı, derin devlet ilişkilerini ve hukuksuzluğu yerleştirmeye çalışan anlayışların bir savunma mekanizması olarak kullanılmış.

Değerli arkadaşlar, bu çerçeveden baktığımız zaman “devlet sırrı” kavramı, aslında özgürlüklerle ters orantılı bir kavramdır, bilgi edinme hakkıyla ters orantılı bir kavramdır. Bir terazinin iki kefesini düşünürsek, kefenin birisine “devlet sırrı” kavramını koyduğumuzda, diğer kefeye özgürlükleri ve bilgi edinme hakkını koyduğumuzda birbiriyle karşılıklı çalışan ve dengeyi kaçırdığımız anda hangisi lehine denge kaçarsa o ölçüde olumlu ya da olumsuz sonuçlanan bir kavramlar ilişkisi var devlet sırrıyla özgürlük arasında.

Değerli arkadaşlar, maalesef, biz toplum olarak bu noktada çok iyi bir geçmişe sahip değiliz. Uzun zamandan bu yana ülkemizde derin devlet, gladyo, kontrgerilla, suç örgütleri ve faili meçhuller çerçevesinde bütün bu sürecin, bu olumsuz, hukuksuz sürecin sorumluları, “devlet sırrı” kavramına yaslanarak, devlet sırrı silahını kullanarak soruşturmalardan kurtulmuşlar, kurtulma yollarını denemişlerdir. Tabii ki hâl böyleyken, toplumlar, bir taraftan da devlet sırrı, devletin özellikle savunma, millî güvenlik gibi konularda belli bilgileri de gizleme ihtiyaçları duymuşlardır. Aslına bakarsanız, esas olarak bunları gizleme ilişkileri uluslararası ilişkiler açısından söz konusuyken biraz önce söylediğim gerekçelerle devletin, siyasal iktidarların denetlenmekten kaçması, denetlenmek istememesi, otoritelerini sağlamlaştırmak istemeleri ve toplumların, halkın, sivil toplumun siyasal iktidarı kontrol etmesine tahammül edememesi, otoriter iktidar eğilimleri her zaman devlet sırrı alanını genişletmeye çalışmıştır.

Değerli arkadaşlar, şimdi, önümüzdeki tasarıyla, görüşmekte olduğumuz tasarıyla aslında yeni bir tanım getirilmemektedir. Bizim mevzuatımızda devlet sırlarına ilişkin çeşitli düzenlemeler vardır. Türk Ceza Kanunu’nun 326’yla 339’uncu maddeleri arasında, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 47 ve 125’inci   maddelerinde,   Bilgi  Edinme Kanunu’nda,  Anayasa’da,  Devlet  Memurları  Kanunu’nda, -sayabilirim- mevzuatımızda “devlet sırrı” tarifinin, kavramının geçtiği çeşitli hükümler var ve bu yeni getirilen düzenlemede de, öyle, anlatıldığı gibi şeffaflığın önünü açan, sınırları belli, tartışmaya neden olmayacak net bir devlet sırrı tanımı, tarifi maalesef yapılmamaktadır.

Peki, bu tasarıyla yeni olan nedir? Yeni olan şudur arkadaşlar: Bu tasarıyla bir devlet sırrı değerlendirme kurulu getirilmektedir. Devlet Sırrı Değerlendirme Kurulu, Başbakanın başkanlığında İçişleri Bakanı, Millî Savunma Bakanı, Dışişleri Bakanı ve Adalet Bakanından oluşmaktadır; 5 tane bakandan oluşmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bakın, bu tasarıyla aslında iki temel ciddi problem, ciddi riskle karşı karşıyayız. Bunlardan birincisi: Bu Devlet Sırrı Değerlendirme Kurulu, hangi bilgi ve belgelerin devlet sırrı olacağına karar verme yetkisini tekeline alıyor. Bu yetki mevcut sistemimize göre yargı organlarında. Şu anda mahkemelerde devam eden davalarda yargı organları devlet sırrını ifşa suçu var mı, yok mu diye bir değerlendirme yapıyor. Getirdiğimiz düzenlemede, biz, bunu Başbakan başkanlığındaki Devlet Sırrı Değerlendirme Kuruluna veriyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu şu demektir: Siyasi iktidar suç ve ceza tayin edebilecektir bundan sonra. Nasıl mı? Hangi bilginin ya da belgenin devlet sırrı olacağına karar verecek. Siyasi iktidara bağlı, aslına bakarsanız doğrudan doğruya Başbakana bağlı bu Kurul “Şu bilgi devlet sırrı.” dediğinde o bilgiyi açıklayan, yayınlayan, o bilgiyi elde eden kişi suç işlemiş olacak, Türk Ceza Kanunu’nun 326 ila 339’uncu maddeleri arasındaki suçu işlemiş olacak. Bu, Anayasa’nın 38’inci maddesine açıkça aykırı arkadaşlar. Suç ve cezayı yasama meclisi koyar. Suçun unsurlarını, biz bu tasarıyla, doğrudan doğruya yürütmeye, hatta yürütmenin içerisinde 5 kişilik özel bir gruba veriyoruz, hatta hepimiz biliyoruz ki onun içerisinde aslında sadece Başbakana veriyoruz. Bakın, böyle bir tasarıyı geçirdiğimizde neyle karşılaşacağız? Başbakan fiilen elli yıl, istediği bilgi ya da belgeyi sır olarak ilan edebilecek. Mesela, bu bilgileri istendiğinde mahkemelere vermeyecekler, mahkemeler istese bile bu bilgilere sahip olamayacak. Gazeteciler bu bilgileri yazamayacak, yazarsa suç işlemiş olacak.

Değerli arkadaşlar, şöyle bir düşünelim, geçmişte TÜPRAŞ hisselerinin Ofer’e satışı sürecinde hani Sayın Başbakan otel odalarında bir pazarlık yapmıştı, yarın bu pazarlık görüşmeleri devlet sırrı olarak kabul edilip sır hâline dönüştürülebilecek, bunu ne biz açıklayabileceğiz ne gazeteciler yazabilecek. Mesela, hani yine Sayın Başbakanın bir gazete, medya patronuyla bir tartışması olmuştu bir santral işiyle ilgili, “O santrali bizim Çalık alacak.” demişti. O görüşmelerin arka planı da devlet sırrı olarak yasaklanabilecek. Galataport’la ilgili, Kuşadası Limanı’yla ilgili ihaleye ilişkin perde arkasındaki görüşmeler de bu çerçevede yasaklanabilecek. Mesela, Kürecik Füze Kalkanı’nın aslında bir Amerikan projesi olduğu, NATO üssü olmadığına ilişkin bilgiler devlet sırrı çerçevesinde açıklanması yasaklanabilecek. Mesela, Dolmabahçe görüşmesi, hani o çok önemli Dolmabahçe görüşmesi, arka planda hangi pazarlıkların yapıldığını öğrenen bir gazeteci “Bu bilgi devlet sırrıdır.” diye Başbakan tayin ettiği için, o mertebeye yükselttiği için o bilgileri, açıklanmayabilecek. Daha ötesi var, bakanların rüşvet, görevi kötüye kullanma suçlarıyla ilişkili herhangi bir konu mahkemeye devlet sırrı gerekçesiyle verilmeyebilecek bu tasarıyla, çok iddialı söylüyorum.

Değerli arkadaşlar, işkence suçları devlet sırrı kapsamı altına alınıp doğrudan doğruya gizlenebilecek bu tasarı çerçevesinde. Şimdi, dönüp bakıyoruz, hani Sayın Demirel’in bir sözü vardı “Dünkü güneşle bugünkü çamaşır kurutulmaz. Birileri de yarın çıkar, sizin bugün yaptıklarınızın hesabını sorar.” demişti. Anlaşılan o ki, Sayın Başbakan, yarın birilerinin çıkıp bu hesabı sormasından korktuğu için bütün bilgileri devlet sırrı zırhına büründürmenin telaşı içerisinde. Bu tasarının geçmesiyle Türkiye’de faili meçhullerle ve derin devletle mücadele edilmez, tam tersine, en derin devlet yaratmanın kanunudur. Bu nedenle, tasarıya karşıyız.

Hepinize teşekkür ediyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç söz istemişlerdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum, hepinize iyi akşamlar diliyorum.

287 sıra sayılı Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı üzerinde grupları adına değerli arkadaşlarımız konuşmalarını yaptılar, bir değerli arkadaşımız da şahsı adına konuşma yaptı. Ben, konuşma yapan tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Eleştirileri ve görüşleri sebebiyle kendileri kanun tasarısıyla ilgili düşüncelerini açıklamış oldular, buna da ayrıca teşekkür ediyorum.

Görüştüğümüz kanun tasarısı geçen dönem de, bu dönemde de önemini korumaktadır çünkü mevzuatımızda pek çok yerde “devlet sırrı” kavramı geçmekte ancak bu kavram sebebiyle bir şeffaflık sağlanamamakta ve tarif ve unsurları açıklanamamaktadır. Dolayısıyla, bir ihtiyaçtan doğan bu tasarı önümüze getirilmiş bulunmaktadır.

Bilindiği üzere, günümüzün demokratik hukuk devleti kriterlerinden birisi şeffaf devlet ilkesidir. Bu ilke, vatandaşın devlet faaliyetleri konusunda bilgi edinme hakkını da içermektedir. Bilgiye erişme özgürlüğü, modern demokrasilerde saydamlığın ve katılımcılığın önemli ve hatta zorunlu bir vasıtası olarak kabul edilmektedir.

Devlet yönetiminde uzun süre egemen olan gizliliğin yerini, modern demokrasiler açıklığa bırakmıştır. Toplumsal denetim ve katılımın artırılması bakımından kamu alanındaki “sır” kavramının yeni ve çağdaş bir anlayışla ele alınmasında zorunluluk bulunmaktadır.

Demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün gereklerinden olan bilgi edinme hakkı halkın denetimine açıklığı, şeffaflığı sağlama işlevlerinin yanı sıra halkın devlete karşı duyduğu kamu güvenini daha yüksek düzeylere çıkarmada önemli bir rol oynamaktadır. Kullanılan bu hak sayesinde hem halkın devleti denetimi kolaylaşmakta hem de devletin demokratik karakteri güçlenmektedir.

Bildiğiniz gibi 1982 Anayasası’nın 26’ncı maddesinin ikinci fıkrasında, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin hangi amaçlar için sınırlandırılabileceği belirtilirken, amaçlardan birisi de “Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması” olarak gösterilerek devlet sırlarından söz edilmiştir. Yine, basın hürriyetinin düzenlendiği Anayasa’mızın 28’inci maddesinin beşinci fıkrasında, devlete ait gizli belgelere ilişkin her türlü haber veya yazı yazanların, bastıran ve basanların, bunları başkalarına verenlerin, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu tutulacakları açıklanmıştır. 9 Ekim 2003 tarihli ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunda yaşadığı uyum sürecinin önemli bir adımı niteliğinde olup bu kanunda bilgi edinme hakkının sınırlarından birisi devlet sırrı olarak benimsenmiştir.

“Devlet sırrı ve gizliliği” kavramları kolayca tanımlanabilecek kavramlar olmadığı için, gereksiz yere genişletildiği takdirde bilgi edinme hakkının sınırları daralacağından, bu kanunun amacına ulaşması mevzuatımızda dağınık ve yetersiz şekilde düzenlenmiş “devlet sırrı” kavramına netlik kazandırılmasına bağlıdır.

Anayasa’yla çeşitli kanun ve düzenleyici işlemlerde devlet sırrı ve gizliliğiyle ilgili hükümler yer almakla birlikte, bu hükümlerde “devlet sırrı” ve gizli kalması gereken bilgi” kavramlarının açıkça tanımlanmadığı, belirlenme usul ve esaslarının saptanmadığı ve bunun sonucu olarak yönetimin takdir yetkisini yerinde kullanmaması sonucu, kamu alanındaki en basit bilgilerin dahi sır olarak kabul edilebildiğini görmekteyiz. “Devlet sırrı” kavramının tanımlanmasına ve hangi bilgi ve belgelerin hangi usullere göre ve hangi makamlarca gizli belge veya devlet sırrı kategorisine sokulacağının belirlenmesine ilişkin ihtiyaç ve devlet sırları ve gizliliğiyle ilgili olarak mevzuatımızda yetersiz düzenlemeler, konunun esaslarının bugün olduğu gibi bir özel yasada ayrıntısıyla düzenlenmesini gerekli kılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, devletin güvenliği, millî varlığı, bütünlüğü, anayasal düzeni, iç ve dış menfaatlerini koruması toplum için önem taşımaktadır. Sözü edilen kavram ve menfaatler devlete ait bazı bilgi ve belgelerin gizli kalmasını gerektirir. Devletin meşru hakları ve demokratik kurumların korunması göz ardı edilmezken, vatandaşın bilgi edinme hakkı da gereksiz yere kısıtlanmamalıdır.

Tasarıda devlet sırrının yetkisiz kişilerce öğrenilmesi devletin uluslararası ilişkilerine veya millî güvenliğine zarar verebilecek mahiyetteki gizli belge, bilgi veya kayıtlar şeklinde tanımı yapılarak devlet sırrının hukuk devleti ilkesine ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamayacağı belirtilmiştir.

Tasarıyla hangi bilgi, belge veya kaydın devlet sırrı niteliğinde olup olmadığına karar vermek üzere Devlet Sırrı Değerlendirme Kurulu oluşturulmuş; bir bilgi, belge veya kaydın devlet sırrı olarak koruma altına alınması usulüne ilişkin hükümlere yer verilmiştir.

Tasarı ile bilimsel bir buluş millî güvenlik açısından önem arz eden bir mahiyet taşıması hâlinde devlet sırrı olarak koruma altına alınabilecektir. Devlet sırrı olarak koruma altına alınan bir bilgi veya kaydın bu özelliğini kaybederek devlet sırrı kapsamından çıkarılma usulü düzenlenerek mahkemeler tarafından devlet sırrı kapsamındaki bilgi, belge veya kaydın talep edilmesi hâlinde kurul tarafından gerekçesi belirtilmek suretiyle verilmeyebileceği ancak mahkemelere verilmeyen bu bilgi, belge veya kayıtların davada ilgili aleyhine sonuç doğurmayacağı hususu da düzenlenmiştir.

Tasarının önemli düzenlemelerinden birisi de, devlet sırlarının tabi olacağı süredir. Şeffaflığın sağlanması ve gizlilik kültürünün sona erdirilmesi mülahazasının bir tezahürü olarak bir bilginin Kurul kararının verildiği tarihten itibaren elli yıl geçtikten sonra devlet sırrı olarak korunamayacağına dair hüküm bulunmaktadır. Bu süre sona ermeden önce de Kurul tarafından bir bilginin devlet sırrı niteliğini kaybettiği kanaatine varıldığında, bu özelliğine son verilerek devlet sırrı kapsamından çıkarılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu sunduğum bilgilere ilaveten devlet sırrı kavramının mevzuatımızda pek çok yerde yazılı olduğunu esasen bilmekle birlikte hatırlatmak istiyorum.

Tasarımıza aldığımız devlet sırrının tarifi konusu hâlen meriyette bulunan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 47’nci maddesinden neredeyse aynen alınmıştır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 47’nci maddesi “Bir suç olgusuna ilişkin bilgiler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.” Bu birinci cümle kaldırılmaktadır. Tarif olarak da “Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, Devlet sırrı sayılır.” denilmiştir ve bizim getirdiğimiz tasarıda 47’nci maddenin birinci cümlesi kaldırılmış bulunmaktadır.

Baktığımız zaman 657 sayılı Kanun’da, Devlet Memurları Kanunu’nda devlet sırrı kavramı bulunmaktadır. Esasen Anayasa’mızın 26’ncı maddesinde başlayarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Göreve ilişkin sırrın açıklanması” başlıklı 258’inci maddesinde, aynı kanunun “Millete ve devlete karşı suçlar ve son hükümler başlıklı” dördüncü kısmının yedinci bölümünde devlet sırlarına karşı suçların da düzenlendiği bilinmektedir. 326’ncı madde “Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri”, 327’nci madde “Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçunu”, 329’uncu madde “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklayan kimseye beş yıldan on yıla kadar hapis cezası vermeyi”, 330’uncu madde “Gizli kalması gereken bilgileri açıklama”, 334’üncü madde “Yasaklanan bilgileri temin”, 336’ncı madde “Yasaklanan bilgileri açıklama”, 330 ve de diğerlerinde devam ediyor. Aynı şekilde 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nun devlet sırrına ilişkin bilgi veya belgeleri düzenleyen 16’ncı maddesinde açıklanması hâlinde devletin emniyetine, dış ilişkilerine, millî savunmasına niteliği itibarıyla zarar verebilecek hususların devlet sırrı olarak kabul edilmesi öngörülmüş bulunmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün kapalı oturumları düzenleyen 70’nci maddesinde “Kapalı oturum sırasındaki görüşmeler hakkında, kapalı oturumda bulunanlar ve bulunma hakkına sahip olanlar tarafından hiçbir açıklama yapılamaz. Bunlar Devlet sırrı olarak saklanır.” hükmü de yer almaktadır.

Devlet sırrına örnek vereceğimiz ülkeler var. “İngiltere’de ‘devlet sırrı’ kavramı 1911 tarihli Official Secrets Act ile düzenlenmiş.” deniyor. Aynı zamanda Belçika’da hüküm var, Bulgaristan’da, Yunanistan Anayasası’nda; İtalya’da 241 sayılı Kanun’da var, 801 sayılı Kanun’da bize benzer düzenlemeler var; Fransa’da idari dokümanlara erişim hakkında kanunda bu hususlar var ve diğer ülkelerde de var.

1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’muzda da 88’inci maddede “Teslim Olunmayacak Vesikalar” içerisinde yine aynı hususlar yer alıyor. Aynı Kanun’un 49’uncu maddesinde de devlet memurlarının memuriyetten çekildikten sonra bile, saklamakla mükellef oldukları vakıalar hakkında sırrın ait olduğu makam amirinin izni olmaksızın şahit sıfatıyla dinlenemeyecekleri de öngörülmüş bulunmaktadır.

Sayın milletvekilleri, arkadaşlarımın konuşmalarından ve daha evvel Komisyonda da cereyan eden toplantı hakkında edindiğim bilgilerden, özellikle muhalefet şerhinde bulunan arkadaşlarımızın konuşmalarından birkaç soruya cevap vermek istiyorum. Belki bunları sorular kısmında da tekrarlayabilirsiniz ancak özellikle bu konuşmam içerisinde… Biraz önce konuşan Arkadaşımın da ifade ettiği gibi -belki de pek çok arkadaşımızın müştereken ifade etmek istediği husus- Başbakanımızın Başkanlığında adalet, dışişleri, içişleri ve millî savunma bakanlarından oluşan kurula bir yetki veriliyor. Bu, kurulun devlet sırlarının belirlenmesi konusunda karar verme yetkisidir. Bir bilgi ve belgenin devlet sırrı olup olmadığı konusunda karar siyasi iktidarın hâkim olduğu bir kurula bırakılıyor, Kurul bu noktada “Şu bilgiler devlet sırrıdır.” dediğinde “Bunları açıklamak suç olacak, yani suçta fiili belirleme yetkisini idareye veriyoruz.” deniyor, iddia bu.

Değerli arkadaşlar, gerçekten bir devlet sırrının belirlenmesi konusunda bir kurula ihtiyaç var ve eğer kuvvetler ayrılığı noktasından bu konuya bakmamız gerekirse, bir bilgi veya belgenin devlet sırrı olup olmayacağının belirlenmesi yetkisi, hiç şüphesiz, yürütmenin yetkisindedir. Bu yetkinin yasama veya yargı erkine verilmesi, bu erklerin yetkileri noktasında mümkün görünmemektedir çünkü yasamanın temel görevi kanun yapmakken yargının temel görevi de çıkan uyuşmazlıkları çözmektir. Mevcut uygulamada, bilgi ve belgelere “devlet sırrı” niteliği yürütme organı tarafından verilmektedir. Ancak bu nitelendirmeyi kimin yapacağı konusunda bir açıklık olmadığından, her kamu kurum ve kuruluşu kendi takdiriyle bu nitelendirmeyi yapabilmektedir. Bu nitelendirme çoğu zaman keyfî olarak kullanılmakta ve bunun sonucunda her şeyin devlet sırrı olduğu bir yapı karşımıza çıkmaktadır. Elimizdeki belgelerden görülüyor ki geçmişten bu yana kabul edilen mevzuat içerisinde bir belgeyi hazırlayan memur dahi ona gizlilik niteliğini verebilmektedir. Her kamu kurumunun ve kuruluşunun bilgi ve belgelere devlet sırrı niteliği vermesinin önüne geçebilmek amacıyla bu yetki -devlet sırları konusuyla- Başbakan Başkanlığında, Adalet, İçişleri, Dışişleri ve Millî Savunma Bakanlarından oluşan kurula verilmiştir. Bu şekilde, devlet sırları konusunda keyfiliğin önüne geçilmesi ve bu konuda standart sağlanması amaçlanmaktadır. Öte yandan, bir bilgi, belge veya kaydın “devlet sırrı” olarak nitelendirilmesi konusunda bir uyuşmazlık çıkması durumunda, Anayasa’nın 125’inci maddesindeki amir hüküm uyarınca idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açık olduğundan, bu sorun yargı mercileri tarafından çözülebilecektir.

Yine, bazı arkadaşlarımız  “Devlet Sırrı Kurulu iktidarın bazı sırlarını mı örtecek? Bu amaçla mı bu beşli kurula verildi?” demektedir. Böyle bir kurul meydana getirilmesinin temel gerekçesini biraz önce açıkladım. Tasarımızın 3’üncü maddesinde tanımı yapılan “devlet sırrı” kavramı bugüne kadar muğlak olarak geldi. Tasarıda sadece devlet sırrı tanımına yer verilerek, böyle bir kurul kurulmaması durumunda, tasarı, şeffaflığın sağlanması bakımından kendinden beklenen amaçları gerçekleştiremeyecektir. Çünkü çok genel ifadeler içeren devlet sırrı tanımı, uygulamada, kamu kurum ve kuruluşlarının her türlü belgeyi devlet sırrı olarak kabul edebilmesine imkân sağlayacak niteliktedir. Bundan dolayı, tasarıda sadece devlet sırlarının tanımlanmasıyla yetinilmemiş, nelerin devlet sırrı olduğunu belirleme yetkisi de “sır” kavramıyla doğrudan bağlantılı olan bakanlıkların en yüksek düzeydeki bürokratlarına verilmiştir. Böylece, devlet sırrının belirlenmesi noktasında hem keyfîlik önlenecek hem de bu konuda bir standart sağlanmış olacaktır. Öte yandan, söz konusu Kurul idari nitelikte bir yapı olduğundan, her türlü işlem ve eyleminin yargı denetiminde olduğu konusunda da bir tereddüt bulunmamaktadır.

Değerli arkadaşlar, bu ve buna benzer soruları karşılayacak hükümlerin tasarımızda yer aldığını ifade etmek istiyorum. Bu konuda, esasen, maddelere geçildiğinde de, arkadaşlarımızın önergeleri bulunduğu takdirde bunları ayrıca değerlendireceğiz.

Bir iki dakika içerisinde de biraz önceki kanun tasarısı görüşülürken şahit olduğum bir hususu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Biraz önceki konuşmalar, maalesef, son oylamalar sırasında tartışmaya, hatta kavgaya dönüştü. Ben son on maddeyi veya on iki maddeyi takip ettim, arkadaşlarımızın her konuda önerge verdiklerini biliyorum. Hatta bu önergelerden dört tanesinin, sadece bir kelimenin yer değiştirilmek suretiyle dört defa ayrıca verildiğini biliyorum. Her on dakikada bir yoklama yapıldığına da hepimiz şahit olduk. İç Tüzük’ün verdiği hükümler serbestlikle kullanılabilmeli. Bunu siz kullanırken “Evet, bu benim hakkımdır, ben bunu mutlaka kullanacağım.” diyorsanız, bunu eleştirmek isteyen arkadaşlarımız da “Bir hakkın suistimalini kanun da himaye etmez.” diyebilir. Dolayısıyla, hakların yerinde ve yeterli bir şekilde kullanılması gerekir. Ancak her oylamada da arkadaşlarımızın ekseriyetinin burada olduğu ortaya çıkmış oldu yani iktidar grubunun 200’e yaklaşan üye sayısıyla toplantı yeter sayısını burada hazır ettiğini görüyoruz. Buna rağmen, muhalefet partisi milletvekili arkadaşlarım her defasında devamsızlığı, burada bulunmaları gerektiğini söylüyorlar. Bunun karşılığında şunu söylemek mümkün: Eğer bu kanun çok tehlikeli, çok yanlış, Türkiye’de büyük yanlışlıklara sebebiyet verecek bir nitelikte ise sizin de tam kadroyla bu kanuna karşı çıkmanız gerekebilir. Onun için, bir partide 20 kişiyi burada her zaman hazır tutarak Parlamentoyu bloke etmek durumundan vazgeçilmiş olması lazım. Diğer partilerimizden de oylama yapıldığı zaman 30 veya 40 yerine çok daha fazla sayıda muhalefet milletvekilinin hazır bulunması lazım ama “Bu iş böyle gidiyor.” derseniz birbirimizi eleştirecek noktada değiliz.

OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman, bu kanun çok önemliyse iktidar partisi grubundan da 30 kişi var ancak.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Şu anda 30 kişi var, davet ettiğiniz zaman içeriye 200 kişi girecek.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizi dinlemiyorlar demek ki, önemli bir konuşma değil o zaman.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – 10 defa yoklama yapıldı, bunu 10 defasında da gördük.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Bu yasayı dinleme gereğini bile duymuyorlar Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani siz burada muhalefet partisi…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Tamam, haklısınız.

OKTAY VURAL (İzmir) – …milletvekillerinin ne kadar olacağını takdir edecek konumda değilsiniz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Efendim, ben takdir etmiyorum, ben vakıayı söylüyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – İç Tüzük ve Anayasa’ya göre ne kadar olması gerekiyorsa o kadar.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Çok iyi biliyorsunuz, yıllarca Grup Başkan Vekilliği yaptınız. Ben de onu söylüyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) – Söylüyorsanız, çok önemli…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – …yani “İçeride şu kadar insan olmalıdır.” derseniz önce kendinize de bakmanız lazım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Kendinize bakacaksınız önce.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Tamam, teşekkür ediyorum. Ben kendime bakıyorum zaten.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kendinize bakıyorsunuz, gözünüzün önünü görmüyorsunuz. Terörde hangi noktaya geldiğinizi görmek için bile gözlük lazım size.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Bütün bunlara rağmen bu Parlamentoda iktidar Parlamentoyu çalıştırmak mecburiyetindedir, bunun için hazır bulunur, önergelere karşı durur, sözünü söyler, tavrını, davranışlarını belirler…

OKTAY VURAL (İzmir) – Çok kalabalıklardı yani değil mi, bir de silahları da vardı.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – …ama hiçbir zaman bir milletvekili de kürsüye çıkıp beğenmediği bu gelişmeler karşısında milletvekillerine hitaben “Yazıklar olsun!” diyemez. Bunu derse yanlış yapar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Beğenmeyebilirsiniz, eleştirebilirsiniz ama “Yazıklar olsun!” deme hakkına sahip değilsiniz. Anayasa’nın 83’üncü maddesi diyor ki: “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri çalışmalar sırasındaki oy ve sözlerinden sorumlu değildir.” Sorumsuzluğu esas almış bir Anayasa maddesi varken “Ben senin el kaldırmana, ‘evet’ demene, ‘hayır’ demene, sana ‘Yazıklar olsun.’ diye hitap ediyorum.” demek bir milletvekilinin hakkı değil.

LEVENT GÖK (Ankara) – Orada bir sürü küfür yiyeceğiz, öyle mi Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) - Lütfen… Lütfen… Nasıl konuşulacağını İç Tüzük gösteriyor. Temiz bir dille konuşacaksın, eleştirini yapacaksın, Anayasa Mahkemesine gidersen gideceksin veya eleştirilerine devam edeceksin.

LEVENT GÖK (Ankara) – Siz ne söylendiğinin farkında mısınız oradan? Ağza alınmayacak küfürler ediyor arkadaşlarınız.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) - Sayın Başkan, tartışmaya yol açmak niyetiyle söylemedim. İktidar grubu kanun tasarısını çıkarmak istiyorsa oylamalarda mevcudunu sağlayacak ama 20 kişiyle, 10 kişiyle, 1 kişiyle, 3 kişiyle Meclisi bloke etmek bizim tarihimizde çok fazla görülmedi.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siz çok iyi yaptınız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizin tarihinizde var zaten. Senin savunduğun adil düzende var bu zaten.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) - Hele hele milletvekillerine “Yazıklar olsun!” demek de hiçbir milletvekilinin aklına gelmedi, ağzından çıkmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) - Sizi kınıyorum. Hiçbir milletvekiline “Yazıklar olsun!” diyemezsiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Arınç muhalefetin nasıl yapması gerektiği konusunda açıklamalarda bulundu, muhalefetin ne olması gerektiği… 20 kişiyi eleştirdi. İzin verirseniz bu konuda, ana muhalefet partisi olarak açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Yerinizden vereyim Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, sataşma var efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bizim grubumuza da var. Bu kürsü sataşma kürsüsü değil.

BAŞKAN – Bir saniye… Şimdi sataşma değilse sataşma değil, açıklama istiyor Grup Başkan Vekili.

Yerinizden vereceğim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakan AKP’nin Bakanı değil, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti Bakanı. Muhalefete söz geçirme yeri değil. Burada grupla ilgili bir sorun varsa, grup başkan vekili olmak istiyorsa gider oraya oturur.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Ben yaptım onu yıllarca önce.

OKTAY VURAL (İzmir) – İyi yapamazsınız, daha iyi yapıyordunuz belki.

 BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Yıllarca ben grup başkan vekilliği yaptım.

OKTAY VURAL (İzmir) - Başbakan muavinliği daha iyi belki sizin için.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Ben Meclis Başkanlığı da yaptım, sen hâlâ oradasın, senin gibi aynı yerde kalmadım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

İki dakika süre veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne karışıyorsunuz grubun işine? Siz ne karışıyorsunuz grubun işine? Grubu siz mi yönetiyorsunuz?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Arınç, şu üslup uygun mu ya? Bir partinin Grup Başkan Vekiliyle konuşuyorsunuz.

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Bu arkadaki milletvekilleri ve iradeye saygısızlık yapıyorsunuz. Niye böyle yapıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, lütfen…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Saygısızlık yapmıyorum.

 OKTAY VURAL (İzmir) – Saygısızlık yapan sizsiniz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekiliyle konuşuyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sivri dilinizle hep böyle... Fitneden fesattan başka bir şey yok dilinizde ya!

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ondan sonra “Yazıklar olsun!” sözünü eleştiriyorsunuz, böyle şey olur mu? Milliyetçi Hareket Partisine laf söylüyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, lütfen…

IX.- AÇIKLAMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın muhalefet partilerinin Meclis çalışmalarındaki tutumlarıyla ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Arınç 20 kişiyle Meclisi bloke ettiğinizi söylüyorsunuz. Siz Refah Partisi milletvekiliyken o sekiz yıllık kesintisiz eğitim tartışmalarında belgeleri ben burada açıklamıştım. Sizin buraya geleceğinizi bilseydim o belgeleri size bir daha gösterirdim. Nasıl yaptığınızı herkes çok iyi biliyor. Siz tabii muhalefetteyken başka, iktidardayken başka konuşan birisisiniz.

Sözüm ona AKP’nin vicdanı olacaksınız ama hiç de öyle değilsiniz, kusura bakmayın. En azından on yıldır sizi tanıyan birisi olarak, öyle birisi olmadığınızı, o köşe yazarlarının yazdıklarından hiç de öyle olmadığını çok iyi biliyorum ben.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Söyler söyler, hayatının hatasını yaptığını söyler ondan sonra.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Siz o 45 milletvekiliyle bu Meclisi darmadağın ettiniz o günlerde, hatırlayın. Oralarda insanları tehdit ettiniz, oralarda ne açıklamalar yaptığınızı Türkiye basını çok iyi biliyor.

Önerge çokluğu… Ya, değerli arkadaşlarım, on üç maddelik bir kanunu temel kanun yapmışsınız. Madem o kadar vicdanlısınız da niye onu konuşmuyorsunuz? On üç maddelik bir kanunu… Ayıp olmasın diye Sayın Canikli arayınca dedim ki, şimdi ben bunu imzalamazsam -elden Danışma Kurulu yapıyoruz- grup önerisi olarak getirecek, on dakika zamanı olacak. “On üç maddelik kanundan temel kanun olmaz ey grup başkan vekilleri.” deyip, tecrübeli bir siyasetçi olarak, partinin ağabeysi olarak niye vicdanı olmadınız da önerge sayısını konuşuyorsunuz şimdi? (CHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Esas temel kanun bu.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hukuk kitabını arkadan okur, arkadan.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sayın Arınç, bakın bir şey daha söyleyeyim: 330 milletvekiliniz var. Karar yeter sayısı 138, toplantı yeter sayısı 164, 20 var zaten. Siz buraya 200 kişiyi çakarsınız, CHP’nin Grup Başkan Vekili “Yoklama istiyorum.” dedi mi, Başkan şöyle bir bakar ortama “Vardır.” der, hiç sayıya geçmez, hiç zaman kaybı da olmaz. Siz bunu bilmiyor musunuz?

Sizin arkadaşlarınız dışarıda duracak, biz onları buraya davet edince, yoklama isteyince ne olmuş? Zaman kaybı oluyormuş. Siz 200 kişiyi dışarıda iş takibi yapacaklarına salonda tutarsınız, üç saniyemizi alır. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Arınç, sizin bildiğiniz kadar biz de biliyoruz bu Parlamentoyu, kusura bakmayın. Eğer ağabey olacaksanız, yirmi yıl, yirmi beş yıl sonra, milletvekilliğinden sonra, Başbakan Yardımcılığından sonra şu Parlamentoya ağabey olacaksanız AKP’ye de ağabey olacaksanız, CHP’ye de ağabey olacaksınız, BDP’ye de olacaksınız, MHP’ye olacaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Bize değil, bize değil! Aman aman aman! Siz ağabeyinizle oturup kalkın!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın ince.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Öyle çakma ağabeylik yok!

BAŞKAN – Sayın İnce, teşekkür ederim.

MUHARREM İNCE (Devamla) – On üç maddelik kanunu temel kanun olarak getireceksin, milletvekillerini dışarıda tutacaksın, yoklama istediğim zaman beni suçlayacaksın, yok öyle yağma! Tıpış tıpış gelecekler! Yoklamamızı isteyeceğiz, siz de içeriye geleceksiniz.

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen…

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Bağırma, bağırma!

BAŞKAN – Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Arınç’ın muhalefetle ilgili ifadeleri…

BAŞKAN – Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

İki dakika da size söz veriyorum.

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın muhalefet partilerinin Meclis çalışmalarındaki tutumlarıyla ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin bir Bakanının kendisini AKP Grubunun bir grup başkan vekili sıfatına sokup ondan sonra Milliyetçi Hareket Partisi ya da muhalefete ders vermesi aslında sivri dilli bir siyaset anlayışının tezahürü. Yani bugün geldiğimiz bu noktada hangi konuşma yapıyorsanız fitne ve fesat içerisinde sürekli olarak muhalefete, milliyetçiliğe dil uzatıyorsunuz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Milliyetçiliğe dil uzatan yok. Ne alakası var ya?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Var bir acısı.

OKTAY VURAL (Devamla) – Bakın, siz burada kalkıp Türkiye Büyük Millet Meclisine hakaret etmiş ve “Bir daha kimse o Şike Yasası’nı Türkiye Büyük Millet Meclisine getirmeye cesaret edemez.” diyerek Meclise meydan okumuştunuz. Ne oldu? O yasa Meclise geldi ama sizin buraya gelecek cesaretiniz olmadı, cesaretiniz olmadı. (MHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Oy verdin sen ona ya.

OKTAY VURAL (Devamla) – Onun için burada milletvekillerine, muhalefete dil uzatırken herkes haddini bilmeli. Adil düzeni gidip anlatırken sonra televizyonlara çıkıp “Vallahi, adil düzeni ben anlamadım ki anlatayım.” diyen siz değil misiniz? Şimdi, kalkıp burada İç Tüzük ve Anayasa’ya göre toplantı ve karar yeter sayısıyla ilgili, çoğunlukla ilgili kararlar, nisaplar belli iken, muhalefet bu konuda istek ve arzularını dile getirirken kalkıp “Efendim, niye 20 kişiyle istiyorsunuz? Niye 30 kişiyle…” Saydın mı? Saymadın. Peki, sizi niye 25 kişi izliyordu, ciddiye mi almıyor sizi ha? 25 kişi izliyordu, dinliyordu. Daha önce de Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ı da 15 kişi dinliyordu.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yardımcıları takmıyorlar demek ki.

OKTAY VURAL (Devamla) – Dolayısıyla, burada Türkiye Cumhuriyeti Bakanı, bu cumhuriyetin bakanı olduğunu bilmeli, burası parti devleti değil, Baas rejimi değil, ifadelerinizi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (Devamla) – Muhalefete grubun söyleyeceği bir şeyler varsa grup söyler, siz orada yürütme organı olarak Türkiye büyük Millet Meclisine burada talimat veremezsiniz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, söyler, söyler, “Hayatımın hatasını yaptım.” der. Bundan daha kolay bir çıkış olur mu? Hayatının hatasını yapar.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, çok kısa…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan, iki dakika da size veriyorum.

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Meclisin sağlıklı çalışma ortamını yaratmak için dört parti grubunun anlaşması gerektiğine ilişkin açıklaması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Değerli arkadaşlar, gerçekten bu sağlıksız yasama süreci hepimizin sinirlerini geriyor, sinirler yay gibi tek kelimeyle, çünkü önerilerde “bitimine kadar” diyorsunuz sabah dörtte, beşte giden arkadaşlarımız var.

Biliyorsunuz, Anayasa Uzlaşma Komisyonu ilk temel haklarla ilgili maddeleri görüştü. Anayasa’da da var, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de “Angarya yasaktır.” diye. Gerçekten angaryaya dönüştü Meclis çalışması. Sonuçta insanlar da etten kemikten; sağlıkçılar var burada, tabipler var, sorun isterseniz.

Yalnız Meclis üyeleri bir disiplin, talimat çerçevesinde bu kadar, sabahlara kadar çalışmak zorunda değil, sağlık durumu olanlar var, tedaviye gitmesi gerekenler var, ailesinin özel sorunları olanlar var ve gerçekten bu sağlıksız… Ama dün gece buradan çıkarken 4-5 tane personel “Vekilim, bu çalışma angarya değil midir?” dediler bana ki içime işledi.

Bu çalışma tarzıyla, bu yaklaşımla, eğer Meclise bu şekilde çalışma yaptıracaksak, ben ikide evdeydim, kusura bakmayın ve biz, sizin…

HAMZA DAĞ (İzmir) – 2 sayfalık gerekçe getiriyorsunuz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Önergeleri verdik, sizin anlayacağınız dili de çok iyi biliriz, istesek kilitleriz de Meclisi önergelerle, sizi de rap rap oynatırız.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kilitle ya, kilitle, kilitle.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bak, açık söyleyeyim, bu muhalefet taktiklerini de siz bizden önce yapmışsınız, bunun hiçbir faydası yok.

Sadece şunu öneriyorum, bu doğru bir yöntem değil, dört parti grubunun da bir centilmenlik anlaşması üzerinde durması lazım. Bu, doğru bir yaklaşım değil. Sağlıklı çalışmanın ortamını yaratmamız lazım. Bu konuda dört parti grubunun grup başkan vekillerinin, bilmiyorum, Meclis Başkanı ile beraber…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) - …tekrar bunu değerlendirmesi gerekiyor.

Ben, bu uyarıyı yapmak istiyorum. Yoksa çok tartışırız diye düşünüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

4.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Meclisin sabahlara kadar çalışmasının sorumluluğunun kendi gruplarında olmadığına ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar; önce şunu belirtmekte fayda var: Elbette sonuçta toplantı ya da karar yeter sayısı talep ediliyorsa bu İç Tüzük’e uygundur yani muhalefet bu anlamda İç Tüzük’ten doğan imkânları kullanmaktadır. Bu anlamda, tabii, bu yönüyle eleştirilmesi mümkün değil.

Sadece söylediğimiz şu: Arkadaşlar sık sık çıkıp “Sabahlara kadar çalışıyoruz, sabahlara kadar burada kalmak durumunda oluyoruz.” diyorlar ve bunun da sorumlusu olarak grubumuzu görüyorlar ya da ifade ediyorlar. Bu doğru değil.

Bakın, 1 Temmuza yetiştirmeye çalışıyoruz. Bunu ifade ettik değişik yerlerde. Gerçekten yoruldu Meclis. Bu dönem çok yoğun bir çalışma dönemi geçirildi. 1 Temmuza yetiştirmeye çalışıyoruz. Bir takvim yapıldı. Hükûmetimizin öncelikleri var, bildirildi. Onları bitirmeye, yasalaştırmaya çalışıyoruz. Bunu yaparken, elbette İç Tüzük’ten kaynaklanıyor ama sonuç itibarıyla burada her yoklama talebi, her İç Tüzük’ten kaynaklanan -tırnak içerisinde söylüyorum- geciktirme çalışması bu süreci uzatıyor doğal olarak. Bizim de bir hedefimiz var yani bir görev var, o görevin yerine getirilmesi gerekiyor. Tabii, elbette muhalefet diyebilir ki: “Benim de hakkımdır, ben de yaparım.” Ona bir şey diyemeyiz ama böyle bir politikanın sonucunun da uzun çalışma süresi olacağının bilinmesi gerekiyor. Yani bu çelişkiye dikkat çekmek istiyorum, hem bu şekildeki bir yöntem uygulanacak hem de sorumlusu biz olacağız geç kalmış olmanın ya da geç saatlere kadar çalışmış olmanın. Bu çelişkileri, bunu belirtmekte fayda var ama elbette bunu kullanabilir, muhalefetin tamamen kendi takdiridir, ona bir şey diyemeyiz.

Bir de biraz önce Muharrem Bey iş takibinden bahsetti. Hangi arkadaşımızın ne işi takip ettiğini söylemeniz gerekir. Yani evet, arkadaşlarım iş takibi… İlçe başkanları burada, belediye başkanları burada; geliyorlar, illerinin takibini yapıyorlar, ilçelerinin takibini yapıyorlar. Ama somut olarak bir şey varsa bilelim; yoksa elbette milletin işini takip ediyorlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Canikli.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287) (Devam)

BAŞKAN - Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen Mustafa Kemal Şerbetçioğlu, Bursa Milletvekili.

Buyurun Sayın Şerbetçioğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… (Gürültüler)

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.58

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 123’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

287 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası, şahsı adına söz isteyen Mustafa Kemal Şerbetçioğlu, Bursa Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

287 sıra sayılı Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Günümüzde yönetimde şeffaflık esas, gizlilik istisnadır. Toplumsal denetim ve katılımın artırılması amacıyla kamu alanındaki “sır” kavramının çağdaş bir anlayışla ele alınması zorunluluk hâline gelmiştir. Demokratik ülkelerde bilgi edinme özgürlüğü, temel hak ve özgürlüklerin kullanılması bakımından vazgeçilmez bir haktır. Bu hak, birçok demokratik ülkede, anayasal haklar arasında yer almıştır.

Şeffaflık, uluslararası düzeyde ilk kez, Birleşmiş Milletler Evrensel Bildirisi’nin 19’uncu maddesinde, iletişim özgürlüğü alanında ifade edilmiştir.

Anayasa’nın 26’ncı maddesinin ikinci fıkrasında, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlandırılma sebepleri belirtilirken bu sebeplerden biri olarak “devlet sırrı” ifade edilmiştir. Yine, 28’inci maddenin beşinci fıkrasında, devlete ait gizli bilgilere ilişkin her türlü haber veya yazı yazanların, basan ve bastıranların ve bunları başkalarına verenlerin, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu tutulacakları açıklanmıştır.

Anayasa’daki bu maddeler dışında, çeşitli kanun ve düzenleyici işlemlerde devlet sırrıyla ilgili hükümler yer almakta ise de bu hükümlerde hangi hususların “devlet sırrı” teşkil edeceği, hangi usul gereğince belirleneceği ve “devlet sırrı” olgusunu belirlemeye hangi makam ve mercilerin yetkili olduğuna dair bir açıklık yoktur.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun konuyla ilgili hükümlerinin uygulanmasında zorluklar olduğu gibi, basın ve yayın araçlarıyla devlet sırrı niteliğindeki konulara ilişkin olarak yapılan yayınlar sonucu, devletin güvenliği bakımından ciddi tehlikeler ortaya çıkmaktadır.

Mevzuattaki bu yetersiz düzenlemeler ve uygulamadaki sıkıntılar, konunun özel bir kanunla düzenlenmesini gerekli kılmıştır.

Ayrıca, günümüzde Avrupa Birliği mevzuatıyla uyum sağlanması, şeffaf, demokratik bir yönetimin sağlanması, devletle vatandaşın menfaatlerinin uzlaştırılması, bireyin bilgi edinme hakkının sağlanması amacıyla “devlet sırrı” kavramına açıklık getirilmesi zorunluluğu hasıl olmuştur.

“Devlet sırrı” kanunla düzenlenirken kişi yararı ile toplum yararı dengede tutulmalı, “devlet sırrı” kavramı kolayca tanımlanabilecek bir kavram olmadığından, gereksiz yere genişletilmesi hâlinde bilgi edinme hakkının sınırları daralacağından, yalnız toplum yararının üstün tutulmasının gerektiği hâlleri kapsaması gerekir diye düşünülmüş ve tasarı bu doğrultuda hazırlanmıştır.

Toplum için başta gelen yarar, devletin güvenliği, millî varlığı, bütünlüğü, anayasal düzeni, iç ve dış menfaatlerini korumaktır. Sözü edilen konularda devlete ait bazı bilgi ve belgelerin mutlaka gizli kalması gerekir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin "ifade özgürlüğü" başlığını taşıyan 10’uncu maddesinde, ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumda ulusal güvenlik ve yararlar gerektirdiğinde kısıtlanabileceği belirtilmiştir.

Devlete ait yararlar ile vatandaşların bilgi edinme hakkı bağdaştırılmak suretiyle bazı ülkelerde -İspanya örneğinde olduğu gibi- devlet sırları konusu ayrı kanunla düzenlenmiştir. Bu kanunlarda “devlet sırrı” kavramı tanımlanmakta ve bu sırları tespit ve takdir edecek merciler kanun tarafından açıkça gösterilmekte, böylece, idarecilerin keyfî hareket ederek sır sayılmayacak konuların sır hâline getirilmesi suretiyle vatandaşın bilgi edinme hakkının kısıtlanması önlenmektedir.

Yukarıda sözü edilen her iki menfaati bağdaştırmayı hedef alan tasarıda "devlet sırrı niteliği taşıyan bilgi ve belgeler" ve "diğer gizli bilgi ve belgeler" biçiminde iki ayrı kavram temel alınmıştır. Devlet sırrı, açıklanması veya öğrenilmesi devletin dış ilişkilerine, millî savunmasına ve millî egemenliğine zarar verebilecek, anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek ve niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgi ve belgeler olarak kabul edilmiştir.

Diğer gizli bilgi ve belgeler ise devlet sırrı niteliği taşımayıp da açıklanması ve öğrenilmesi hâlinde ülkenin ekonomik çıkarlarına, istihbarata, askerî hizmetlere, idari soruşturmaya ve kovuşturmaya zarar verecek veya yetkili makamların faaliyetlerine ilişkin olarak gizli olduğu belirtilen bilgi ve belgeler olarak tanımlanmış ve bu gizli bilgi ve belgelere ilişkin hükümlerin, ilgili kanunlarında düzenleneceği kabul edilmiştir.

Tasarıda düzenlenen sırlar devlet birimlerine ait gizliliklerle ilgili olup, gerçek kişilerle özel hukuk tüzel kişilerine ait gizlilikler bu tasarı kapsamı dışındadır. Tasarı, kamusal gizlilik alanını düzenlemektedir.

Tasarıyla iç ve dış güvenlik, askerî ve siyasi alanlarla beraber ekonomik alanlardaki devlet sırları ve gizlilikleri de kapsama alınmıştır. Koşulların varlığı hâlinde devlete ait bir kısım ekonomik bilgi ve belgeler de devlet sırrı ya da gizlilik kavramları içersinde nitelendirilebilecektir.

Tasarı, bilgi edinme hakkı konusunda gerekli kolaylıkları ve şeffaflığı sağlamak, gereksiz gizlilik kültürüne son vermek yönünden devlet sırrı ve gizlilik alanının açık bir biçimde düzenlenmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Tasarının hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 287 sıra sayılı Tasarı’nın İçtüzük 72. madde gereğince görüşmelerin devam etmesini arz ve teklif ederiz.

                   Muharrem İnce                     Ali Rıza Öztürk                      Hasan Ören

                         Yalova                                  Mersin                                Manisa

                    Bülent Tezcan                         Özgür Özel                    Ali İhsan Köktürk

                          Aydın                                   Manisa                             Zonguldak

Gerekçe:

Konunun daha iyi anlaşılması için.

III- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi var, onu yerine getireceğim.

Sayın İnce, Sayın Öztürk, Sayın Aygün, Sayın Yılmaz, Sayın Köktürk, Sayın Serindağ, Sayın Ören, Sayın Fırat, Sayın Ekşi, Sayın Tanal,  Sayın Canalioğlu, Sayın Demiröz, Sayın Öner, Sayın Özgümüş, Sayın Özel, Sayın Gök, Sayın Özkan, Sayın Tayan, Sayın Kaleli, Sayın Dibek.

Evet, üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Türkoğlu, Sayın Öztürk, Sayın Işık, Sayın Fırat, Sayın Canalioğlu, Sayın Tanal, Sayın Yılmaz, Sayın Serindağ, Sayın Köktürk, Sayın Vural ve Sayın Korkmaz soru için sisteme giren sayın milletvekilleri.

Sayın Türkoğlu, buyurun.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Bakan, deminki gerginlik için teşekkür ediyoruz! Muhtemelen, sizi dinleyen partinizin milletvekili sayısını az görünce gerginlik çıkararak onları buraya çağırma yolunu tercih ettiniz, başarılı da oldunuz, sayı bayağı arttı.

Şimdi, zatıalinize bir suikast davası kapsamında kozmik büroda aramalar yapıldı yani Seferberlik Dairesinde aramalar yapıldı. Partinizin yöneticileri “Devletin sırrı mı olur?” diye ifade ettiler bu aramalar yapılırken. Şimdi “Devletin sırrı var,” nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Devlet sırrı” tanımı CMK 47’nci maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde tanımlanır iken anayasal düzenden bahsedilmekte ama yeni tanımda, bu düzenden, anayasal düzene karşı tehlikeli belgelerden bahsedilmemekte. Bu daraltmanın sebebi nedir? Ayrıca, konuşmanızda idari yargı yolunun açık olduğunu söylediniz ama bu Kurulun kararlarına karşı idari davaya başvuranlara, Kurul “Bu, devlet sırrıdır, veremem.” derse -böyle bir hakkı var- bu söylediğiniz doğru mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Öztürk…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana sormak istiyorum: Sayın Bakan, Çukurambar’da şahsınıza yönelik suikast girişimi nedeniyle başlatılan ve Türk Silahlı Kuvvetlerine ait kozmik odada arama yapılmasına kadar uzanan soruşturma ne oldu? Bu soruşturmanın akıbetini merak ediyorum.

İkinci sorum da: Siz, milletvekillerinin yerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu, lâmı cimi yok bu milletvekillerinin serbest kalması gerektiğini ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde yer alacağını belirttiniz. Yine, Sayın Başbakan da İlker Başbuğ’un tutuklanması üzerine “Bizim gönlümüz, aslolan, tutuksuz yargılanmadan yanadır. Biz tutuksuz yargılanmayı öteden beri savunuyoruz.” dedi. Sayın Bakan, bu tutuklu milletvekillerinin, lâmı cimi yok, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yer alması için ne gibi faaliyetlerde bulunuyorsunuz, hangi girişimlerde bulunuyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu tasarı yasalaşırsa Sayın Başbakanın Dolmabahçe’de yaptığı Büyükanıt-Erdoğan görüşmesindeki bilgiler devlet sırrı kapsamında elli yıl gizlenecek midir?

İki: Oslo’da PKK-MİT temsilcileriyle yapılan görüşmelere ait bilgiler yine aynı kapsamda kamuoyundan kaçırılacak mıdır? Söz konusu görüşmelere ilişkin KCK operasyonlarında ortaya çıkan protokollerde yer alan, Güneydoğu’da görev yapan asker ve polislerin savaş suçlusu olarak yargılanması yönünde mutabık kalındığı bilgisi aziz Türk milletinden kaçırılacak mıdır? Bu kanundaki asıl amaçlardan birkaçı bunlar mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Fırat…

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

2 kişi arasında ne kadar çok sır varsa bilin ki o kadar çok meşru olmayan, karanlık iş var demektir. Bir devlette de ne kadar çok devlet sırrı varsa, önü ne kadar çok açıksa bilin ki o devlette karanlık işlerin, üstü kapalı işlerin sayısı artacak demektir. O yüzden, bu yasanın devlet geleceği açısından, Türkiye’nin insanlarının, insan hakları geleceği açısından riskli olduğunu düşünüyorum. Bu yasayı geri çekmeyi düşünüyor musunuz?

Diğer bir soru: Özellikle 28 Şubat sürecinde oluşan olayların çoğunda sırların kapalı kaldığı biliniyor. Dönemin Başbakanlarından Tansu Çiller’le ilgili herhangi bir soruşturma başlatılacak mı? Böyle bir duyum var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Canalioğlu…

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, ben, dün Trabzon’daydım. Ülkemizde 8 şehidimiz vardı ve Trabzon’da da 1 şehidimiz; benim çok yakın arkadaşımın oğlu ve elimde büyüttüğüm çocuğumuz da diğer şehitlerimiz gibi şehit oldu. Öncelikle, insanlarımız feryat ediyorlar, bu işin bir son bulmasını istiyorlar ve bunun da çözüm noktasının, Sayın Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi, Mecliste olmasını bir kez daha biz de ifade ediyoruz.

Bir ikinci husus da: Devletimizin temel hedefi, vatandaşımızın ve toplumumuzun güvenliğini, huzurunu ve işlerinin kolaylaştırılmasını sağlamaktır ama bu kapsamda baktığımız zaman Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından ülkemizde pek çok ilçemizde adliyelerin kapatıldığı gibi Trabzon’da da 18 ilçemizden 7 ilçemizin adliyeleri kapatılmıştır ve dağınık bir alana sahip olan Trabzon’da ilçelerimizdeki işlemlerin daha uzak yerlerde yapılması noktasında vatandaşlarımız zorlanmaktadır. Bunların giderilmesi noktasında bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Türk Ceza Kanunu’nda “devlet sırrı” konusu düzenlenmiş, müstakil bir devlet sırrı yasasına neden ihtiyaç duyulmuştur?

Soru 2: “Devlet sırrı” kapsamına alınan bir işlem veya belgeye karşı yargı yoluna başvurulabilir mi ?

Soru 3: Avrupa Birliği ülkelerinde devlet sırrı kanunu var mı? Varsa, kapsamı bu tasarıdan geniş midir yoksa daha mı dardır?

Soru 4: Devlet Sırrı Denetleme Kurulunun gerek yapısı gerek yetkileri gerek denetim mekanizması bakımından bir benzeri Avrupa Birliği üyesi ülkelerde var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, geçtiğimiz günlerde “Silahlar sustuğu takdirde Abdullah Öcalan ev hapsine alınabilir.” gibi bir söz söylediniz. Bir hukukçu olarak, böyle bir söz söyleme yetkisini nereden aldığınızı ben size sormak istiyorum.

Siz çocuğunuzu, evladınızı kaybettiğinizde ağırlaştırılmış müebbet hapis almış bir kimseye on üç yıl sonra “artık bu insan çıksın” deseler, siz ne diyeceksiniz? Bunu bir gözden geçirmenizi diliyorum.

Bir de, Oslo müzakere süreci devlet sırlarından mıdır? Bunu da devlet sırları içine mi aldınız? Kamuoyuna neden açıklamıyorsunuz oradaki görüşmeleri? Bunları sormak istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Deniz Feneri, Uludere, kozmik oda araması, terörü önleme kapsamında diğer ülkelerle yürütülen görüşmeler, nükleer santral gibi büyük ihaleler, dış politikadaki temaslar, bu yasa çıktığı vakit “devlet sırrı” kapsamına alınacak olanlardan mıdır?

İkinci soru: Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı “Yürütme” ve “Yürürlük” dâhil on üç maddeden oluşuyor ve bu tasarı, temel kanun olarak görüşülüyor. Bu tasarının temel kanun olarak görüşülmesini 2001 yılında muhalefetteyken ki temel kanun hakkındaki görüşlerinizle bağdaştırıyor musunuz; bunu içinize sindiriyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Köktürk…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, CMK’nın 125’inci maddesine göre, “suç olgusunu içeren belgeler devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.” CMK’nın bu hükmü bu kadar açık olmasına rağmen, tasarının 8’inci maddesiyle “Mahkemeler tarafından talep edilen devlet sırrı niteliği taşıyan bilgi, belge ve kayıtlar, Kurulca gerekçesi belirtilmek suretiyle mahkemeye verilmeyebilir.” şeklinde bir düzenleme getiriyorsunuz. Yani Başbakan istemediği sürece, konusu suç teşkil eden belgeler mahkemeye sunulmayacak. Getirilen bu düzenlemeyle Adalet ve Kalkınma Partisinin geride bıraktığımız iktidarı döneminde işlenmiş olan suçlara koruma mı sağlıyorsunuz veya yeni döneminizde, bundan sonraki dönemde işlenecek suçlara bir kılıf mı yaratıyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, şunu öğrenmek istiyorum ben: Geçici maddede diyor ki: “Daha önce işlem görmüş olup yeniden işleme alınması gereken bilgi, belge, kayıtlardan 3’üncü maddede belirtilen nitelikleri haiz olanlara Kurul tarafından devlet sırrı niteliği verilir.” Yani bugüne kadar bu işlem nerede görülmüş olan bir işlem? Bu durumda, mahkeme sürecinde olan birtakım bilgi ve belgelerin de bu şekilde Kurul tarafından devlet sırrı niteliğine alınması garanti altına mı alınmış oluyor? Dolayısıyla, bu “işlem görmüş olmak” neyi kapsamaktadır? Yeniden işleme alınması gereken bilgiyi kim işleme alacaktır? Niye gerekecektir? Kim bu konuda müracaat edecektir? Bu konuda lütfen Hükûmet bilgi verirse memnun olurum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Son soru, Sayın Korkmaz…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Bakana sormak istiyorum: Sayın Arınç, “Kimseye biat etmedim; etsem etsem Erbakan Hoca’ya ederdim, ona dahi etmedim. Sayın Başbakana da biat etmem.” mealinde söylediğiniz söz üzerine, çok fazla değil, yirmi dört saat sonra “Hayatımın hatasını yaptım. Benim gibi tecrübeli bir siyasetçi böyle bir şey yapmamalıydı.” dediniz. Sorum şu: Hayatınızın hatası ne idi? Bu hatayı telafi ettiniz mi? Ettiyseniz nasıl becerdiniz?

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – AK PARTİ’den aday olduğunu unutma!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Böyle alelacele laf söyleyen AKP’nin genç siyasetçilerine böyle bir hatayı yapmamaları için hangi tavsiyelerde bulunursunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Öncelikle, bir konuyu açıklamak isterim. Biraz önce Hükûmet adına tasarı üzerinde konuşurken İç Tüzük gereğince verilen imkân ve izinle engellemeler yapıldığını, bunun tartışmalara yol açtığını söyledim. İşin bir tarafı böyledir, muhalefet bunu yapar, iktidar şikâyet eder. Ölçülü yapılır, ölçüsüz yapılır, onları ben bilmem ama bunu söylerken hüküm ifade etmek için şunu söyledim: “Milletvekilleri oylarından ve sözlerinden dolayı dokunulmazlık kapsamında olduğuna göre, kendisinden farklı düşünen ve oy kullanan milletvekillerine ‘Yazıklar olsun!’ diye hitap etmek yakışıksızdır, yanlıştır.” dedim. Söylemek  istediğim  buydu.  Bunun üzerine 2 arkadaşımız söz aldılar, bu söze karşılık vermek yerine -yani “yakışıklıdır, yakışıksızdır”- benim şahsımla ilgili konuları ifade ettiler. Ben, her 2 arkadaşımın benimle ilgili çok müspet düşüncelere sahip olmadığını biliyorum, olmaları da şart değil ama lütfen, üsluplarına dikkat ederek, kişilik haklarını gözeterek konuşmaları gerekir. Ben yanlış yapmış olabilirim ama bu yanlışı herkes paylaşmaz. Size “Yazıklar olsun!” dendiği zaman bundan iktidar üzülmez sadece, muhalefet milletvekillerinin de üzülmesi gerekir. Farklı düşünebilir, farklı hareket edebiliriz. Bu, bütün milletvekillerinin şahsında Meclise yapılan bir aşağılamadır. Arkadaşımız kendini kaybetmiş bir hâlde bu sözü sarf etti, araya girdiler, susturmaya çalıştılar ama bu söz geri alınmadı. Ben sadece bunu ifade etmek istedim.

Şimdi sorular kısmındayız, bu sorular kısmında da…

LEVENT GÖK (Ankara) – Orada binlerce küfür yedik, onları söylemediniz Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – … daha çok, konuyla ilgili olmayan, şahsımla ilgili olan hususlar soruldu; zamanım müddetince ve imkân bulabildiğim kadar cevap vermeye çalışayım.

Sondan başlayacağım, Nevzat Korkmaz Arkadaşım, kulaktan duyduğu şeyleri bana söylüyor.

Bir tanesi Bursa il kongresindedir veya ilçe kongresindedir. “Biat etmedim, etseydim Erbakan’a ederdim, ona bile etmedim.” dedim. Bu, bir saatlik, bir buçuk saatlik konuşmanın içinde bir konudur. Sonra da “Hayatımın hatasını yaptım.” sözü orada değil, başka bir yerdedir, yanlış takip ediyorsunuz. “Hayatımın hatası” dediğim şey, Sayın Oktay Vural çok güzel söyledi, şike davasıyla ilgili olarak, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından veto edildikten sonra, Sayın Cumhurbaşkanının gerekçelerinin Meclis tarafından paylaşılabileceğini düşündüm. Biraz da boş bir cesaretle, “Hiçbir milletvekili arkadaşım buna sahip çıkmaz.” dedim. Nereden bilebilirdim Sayın Oktay Vural’ın, AK PARTİ Grubunun, MHP’nin, CHP’nin, BDP haricindeki partilerin buna sahip çıkacağını? Hakikaten büyük bir hata yaptım, bu bana ders olsun, Laz’ın dediği gibi “Ha bu bağa ders olsun.”

OKTAY VURAL (İzmir) – Meclise bile gelemediniz. Meclise gelecek cesaretiniz bile olmadı.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Evet, ben hayatımın hatasını biat etmemekle değil… Şike konusunda benim hiç paylaşmadığım bir husus -ki kanun tasarısı olarak gelmedi, tasarı olarak gelecek olsaydı ben Bakanlar Kurulunda gereğini yapardım- kanun teklifi olarak geldi ve hepiniz imza attınız. Ben yanlış düşünmüşüm, siz doğrusunu yaptınız. Yaşadığımız gelişmelerden de herkes kendi payını alır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Niye kürsüden muhalefetinizi dillendirmediniz Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Karşılıklı konuşmuyoruz. Cevabını ben vereyim, siz ondan sonra düşünürsünüz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ben merak ediyorum sadece.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Sayın Dilek Akagün Yılmaz, isminizi doğru biliyorum değil mi? “ ‘Abdullah Öcalan ev hapsine alınabilir.’ dediniz…” Ben “Abdullah Öcalan ev hapsine alınabilir.” sözünü çıplak olarak böyle söylemedim. Dün de bunun açıklamasını yaptım. Gülümsemeyin Hanımefendi, bunlar kayıtlarda vardır.

Bana sorulan soru şuydu: “Sayın Leyla Zana, Abdullah Öcalan’ın da ev hapsine alınabileceğini veya alınması gerektiğini söylüyor, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?” “Bunlar münferit taleplerdir. Geçmişte de yapıldı, bunların bir geçerliliği yok. Önce örgüt silah bırakacak, eylemlerine son verecek, bundan sonra da her şey konuşabilir.” gibi bir cümle kurdum. Ben doğru bir cümle kurmuşum ki Sayın Genel Başkanınız da bunu paylaştı, “Dört parti ittifak ederse neden olmasın?” dedi. Siz herhâlde Sayın Genel Başkandan farklı düşünüyorsunuz?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Genel Başkanımız da söylese farklı düşünüyorum, evet.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Olabilir efendim.

Ben de aynısını söylemeye çalıştım; Türkiye’de terörün bitmesi için öncelikle örgütün silah bırakması, eylemlerine son vermesi mümkün olursa, ondan sonra herkesin taleplerinin barışçı bir ortamda ve diyalogla konuşulmasından kim ne zarar görebilir, ben bunu ifade ettim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne demek ya?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Beğenmiyor olabilirsiniz, ben cevap veriyorum, Hanımefendi’nin sorusuna cevap veriyorum, siz rahat olun lütfen.

Oslo müzakereleri süreci…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunlar Türkiye Büyük Millet Meclisinde dile getirilecek konular değildir. Millet adına hüküm verilmiştir. Masalarda bunu…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Olabilir efendim, ben size hitap etmiyorum, Sayın Hanımefendi’ye hitap ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – İrade, irade olacak.

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen ama…

OKTAY VURAL (İzmir) – Böyle bir konunun görüşülebilir olması bile züldür.

BAŞKAN – Sayın Bakan cevap veriyor Sayın Vural, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Pazarlık mı yapıyorsunuz?

BAŞKAN – Lütfen…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Hanımefendi, “Oslo müzakere süreci devlet sırrı mı?” dediniz. Oslo’da görüşmeler yapıldıysa, bu, Millî İstihbarat Örgütünün…

OKTAY VURAL (İzmir) – Şu işe bakın ya! Beşir Atalay onu düzeltiyor, bu, bunu düzeltiyor. Devlet mi yönetiyorsunuz, ne yönetiyorsunuz? Lafa bak!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – …istihbarat amaçlı olarak kendisine verilen görev çerçevesinde yaptığı görüşmelerdir. Bir devlet sırrı noktasında şu anda değildir.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – O zaman neden açıklanmıyor Sayın Bakan?

OKTAY VURAL (İzmir) – Herhalde kendi evine götürecek.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Sayın Serindağ, “Pek çok şey devlet sırrı kapsamına alınacak mı? Temel kanun olarak görüşülüyor. 2001’de, siz farklıydınız.” dediniz. 2001’de DSP-MHP-ANAP hükûmetlerinin çoğunluk olduğu dönemde İç Tüzük’ün pek çok maddesinde değişikliğe gidildi. Ben buna karşı çıktım. Siz de kaynak olarak benim o dönemdeki konuşmalarımı, davranışlarımı verdiniz. Ben dürüst bir insanım, tutanaklara geçen bütün sözlerimin, davranışlarımın, oylarımın arkasındayım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Dürüstlükle ilgili bir şey değil ki.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – O tarihte yapılmak istenen İç Tüzük değişikliği muhalefetin hiçbir söz hakkını bırakmıyordu, ne önerge olarak ne konuşma olarak ne bir başka şekilde. Sonunda da zaten Anayasa Mahkemesi iptal etti ama bir değerli milletvekili arkadaşımızı kaybettik. Şu anda yaptığımız şey farklı bir şeydir. Temel kanunla ilgili hüküm, Anayasa Mahkemesi tarafından bir taraftan iptal edilirken bir taraftan da düzenlendi. Maşallah, öyle bir düzenleme yapıldı ki, tekrar iptal edilmesin diye, belki bir sayfaya yakın, temel kanunla ilgili hüküm kondu.

Burada AK PARTİ Grubu grup önerisi getirdiğinde bunu temel kanun olarak görüşmek istemiş olabilir. Bu, benim dışımda olan bir hadise. Siz de mutlaka buna karşı çıktınız ama çoğunluk karar verdi. On üç madde, yani madde sayısına bakarak bir kanun temel kanun olarak düzenleniyorsa elbette itiraz edebilirsiniz, “Tek tek görüşülmesi gerekir.” diyebilirsiniz ama grup önerisi, bildiğim kadarıyla, bu şekilde sonuçlandı.

Müşterek bir soru var, şunlar, şunlar, şunlar da devlet sırrı kapsamına alınacak mı veya Devlet Sırrı Kurulu bu konuda devlet sırrı olduğuna karar verecek mi diye. Bu kurul çalışmalarına başladıktan ve bu hususta karar vermeye başladıktan sonra ancak görebileceğiz.

Benimle ilgili suikast davası birkaç soruda var. Hasan Hüseyin Türkoğlu Bey, Ali Rıza Öztürk Bey. Aralık 2009 bildiğim kadarıyla, epey aradan geçti. 19 Aralık 2009’da ben İzmir’deydim veya Manisa’daydım. Evimin önünde böyle bir yakalama olduğundan bahsedildi. Ertesi gün geldim. O tarihte de Başbakan Yardımcısıydım. Aldığım bilgilerle o zaman yaşananları siz de biliyorsunuz.

Önce 2 subay sivil olarak bir taksiyle gelmişler, o sırada ihbar olmuş. Sivil ekipler, terörle mücadele midir, asayiş midir, hangisi bilmiyorum, onlar gelmişler, gözaltına almalar olmuş. Evlerinde, iş yerinde aramalar olmuş. Zannediyorum ki on-on beş gün sonra bir arama kararı çıktı. Önceleri giremediler, sonra girdiler. Ne yapıldı, ne edildi, aradan üç yıldan fazla bir zaman geçti. Ben de sizin kadar bu konunun neye bağlanacağını merak ediyorum. Bir, takipsizliğe bağlanabilir, ortada bir suç yoktur diye; iki, kimse onlar, haklarında dava açılabilir, suçun vasfını da öğreniriz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakan, iki buçuk yıl olmadı.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Söyleyeceğim Ali Rıza Bey.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu konu bana sorulmakla kalmadı, sözlü soru olarak, yazılı soru olarak da… Ben Adalet Bakanlığından, Meclis Başkanlığından rica ettim, soruları ve cevapları bana gönderdiler. Sanıyorum en son Sayın Oktay Vural’ın bir sorusuna karşılık olarak, Sayın Adalet Bakanımız “Bu konu hâlen derdest bulunmaktadır ama içeriği konusunda Anayasa’nın 138’inci maddesi gereğince bilgi vermemiz mümkün değildir.” diye bir cevap verdi. Ben de bu cevabı vermekten başka bir    yapacak  durumda  değilim. Dolayısıyla, bana karşı olduğu iddia edilen bu konunun, fiil olarak -bir ceza avukatı olarak söylüyorum- neyin karşılığı olduğunu şu anda bilebilecek durumda değilim; kimdir, kimlerdir, ne yapmışlardır?

O zaman için dikkat çeken husus şuydu: Bir rent a car firmasından araç kiralanmış. O bölgede defalarca gezmişler, gitmişler -görgü tanıkları onu söylüyor- sonunda da bir ihbar yapılmış. Bizim adresimiz olan bir kâğıt üzerlerinde bulunmuş. Bu, iddia. Bütün bunlarla da iz sürmek suretiyle, kozmik odada bir arama yaptılar, günlerce sürdü bildiğim kadarıyla.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yirmi altı gün sürdü.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Orada hangi dosyalar bulundu, bulundu mu bulunmadı mı, oradan yola çıkarak ne yapıldı, yeminle söylüyorum, bilmiyorum.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Efendim, nasıl bilmiyorsunuz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Bu konuda Adalet Bakanımızın…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Hem avukatsınız hem de size suikast düzenlenmiş, nasıl takip etmezsiniz? Hiç inandırıcı geliyor mu bu size?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sormadınız mı neden?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Efendim, ben bunu sormaya kalksam, sizin burada başka türlü konuşacağınızı biliyordum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Kimi kandırıyorsunuz ya! Üç yıldan bu yana anlatıyorsunuz, ben de bilmiyorum!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – O zaman “Yargıyı etkilemek adına Adalet Bakanını, savcıyı her gün arıyor.” diyecektiniz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakan, tutuklu milletvekilleri…

BAŞKAN – Sayın Bakanım, teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 7’nci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Dilek Akagün Yılmaz, Uşak Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ben öncelikle Sayın Bakandan Oslo müzakere sürecindeki gelişmelerin ve müzakerelerin devlet sırrı olmadığı sözünü gördüm, sözünü aldım, o zaman bu müzakere sürecindeki görüşmeler ve sonuçları açıklanmalıdır diye düşünüyorum.

Şimdi, devlet sırrı tasarısına gelince, sevgili arkadaşlar, çok güzel gerekçelerle bu tasarı getirildi önümüze. Şeffaf, denetlenebilir, demokratik bir yönetim sağlamak, AB’yle uyum gereği devlet sırrı ve gizlilik kavramlarına açıklık getirmek, vatandaşın bilgi edinme hakkını gereksiz kısıtlamamak, devletle vatandaşın menfaatlerinin uzlaştırılmasını sağlamak, bilgi edinme hakkı konusunda gerekli kolaylıkları, şeffaflığı sağlamak, gereksiz gizlilik kültürüne son vermek olarak tasarının amacı açıklandı. Hatta, tasarı gerekçesinde, Anayasa madde 13, temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulamayacak ilkesine; madde 26, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti ilkesine; madde 28, basın hürriyetine atıf yapılmaktadır. Gerekçeler bu kadar göz alıcı bir şekilde sıralandıktan sonra tasarı metnine baktığımızda tam anlamıyla bu ilkelere aykırılığın söz konusu olduğunu görmekteyiz. Tasarıda, devlet sırrı, yetkisiz kişilere açıklanması devletin uluslararası ilişkilerine veya millî güvenliğe zarar verebilecek mahiyetteki gizli bilgi, belge ve kayıtlar olarak tarif edilmektedir.

Hemen hemen tüm ülkelerde devlet sırrı kavramı bir şekilde düzenlenmiş ve koruma altına alınmıştır ancak bu konunun en önemli yanı kişi hak ve özgürlükleri, demokratik haklar ve bilgi edinme özgürlüğü ile devlet sırrı kavramının dengelenebilmesidir. Bunun için de devlet sırrı kavramına karar veren birimin objektif kriterlere uygun karar vermesi ve denetlenebilir olması gerekmektedir.

Bu tasarıya göre, bir bilgi ya da belgenin devlet sırrı olduğuna Başbakanın başkanlığındaki Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Millî Savunma bakanları karar vereceklerdir. Bu kurul, Devlet Sırlarını Değerlendirme Kurulu olarak değerlendirilecektir. Bu kurulun kararlarına karşı bir itiraz yolu ve denetim mekanizması ne yazık ki yoktur. Sayın Bakan bu konuda yanlış bir şey söylemiştir. Bu durumda, devlet sırrı değil, hükûmet sırrı kavramı ortaya çıkacaktır. Bunu görmek için kâhin olmaya gerek yoktur.

Burada, size örnek aldığınızı iddia ettiğiniz Avrupa ülkelerinin uygulamalarını anlatmak istiyorum.

Fransa’da bilgi sistemlerinin reddine karşı CADA Komisyonuna başvuruluyor, bu komisyon kararına karşı ise yargıya başvurulabiliyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nde yine bir Bilgi Edinme Komisyonu var, buna başvuruluyor, bunun isteminin reddi üzerine de yargıya başvurulabiliyor.

İtalya’da bir bilgi ya da belgenin devlet sırrı sayılması yetkisi Başbakanın başkanlık ettiği bir komisyona verilmiştir ancak bu konuda Senato ve Meclisin ortak toplantısında karar verilir yani son karar mercisi Parlamentodur. Yine, İtalya’da bir bilginin devlet sırrı olduğu gerekçesiyle tanıklıktan kaçınan kamu görevlilerinin bu talepleri komisyon tarafından karara bağlanır ancak mahkeme tanıklıkta ısrar ederse son karar yine Parlamento tarafından alınır.

Belçika’da bilgi alma hakkı reddedilen bir kişi önce ilgili komisyona başvurur, talebi reddedilirse yine yargıya başvurabilir.

Görüştüğümüz tasarıda ise, Başbakanın başkanlığında 4 bakandan oluşan Değerlendirme Komisyonu kararına karşı hiçbir itiraz yolu yoktur, yargı yolu kapalıdır. Bunun tek istisnası, beş yıldan fazla cezayı gerektiren suçlara ilişkin belge ve bilgilerin ceza mahkemesine gönderilmesine ilişkin CMK hükümleridir. Bu hükme göre, sadece mahkeme heyeti bu belgeleri inceleyebilir, ancak bunun dışında, doğrudan doğruya suç niteliğinde olmayan bilgi ve belgelere ilişkin devlet sırrı kararlarına karşı idari yargı yolu kapalıdır.

Tasarıda bu konuda bir düzenleme olmadığı gibi, İdari Yargılama Usulü madde 20/3 uyarınca, devlet sırrı niteliğindeki belgeler Başbakan ya da bakan tarafından mahkemeye gönderilmeyebilir.

Sonuç olarak, Devlet Sırrı Değerlendirme Kurulunun kararlarına karşı idari yargı yolu kapalıdır. Bu konu Komisyonda ayrıntılı bir şekilde incelenmiş ve sonuç olarak bütün hukukçular aynı kanaate varmışlardır. Buna rağmen biz yargı yolunun açılması konusunda önergeler verdik ancak bu önergelerimiz de kabul edilmedi.

Bu tasarıya göre, Cumhurbaşkanı kendi birimine ait belge ve bilgilerin devlet sırrı niteliğine kendisi karar vermekte, mahkemeye gönderip göndermeyeceğine de kendisi karar vermektedir. Cumhurbaşkanının bu kararlarına karşı da bir denetim yolu yoktur.

Sonuç olarak, bu tasarıda bir yargı denetimi var mıdır, bir Parlamento denetimi var mıdır? Yoktur. O zaman bu tasarının neresi Avrupa Birliği mevzuatına uygundur, Sayın Bakan bunu bize açıklasın.

Tüm bunlardan anlaşıldığı üzere, bizdeki devlet sırrı kavramı hükûmet sırrı olarak fiilen uygulanacaktır, bunun bir denetim mekanizması da olmayacaktır.

Sizlere bu ülkedeki hükûmet sırlarına birkaç tane örnek vermek istiyorum. Bilgi Edinme Yasası çerçevesinde Trabzon Barosunun hangi evin çatısında baz istasyonu olduğuna dair Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna sorduğu soruya, devlet sırrı olduğu gerekçesiyle bilgi verilmemiştir. İşte, bu cevaba karşı idari yargı yolu kapalıdır.

Sayın Milletvekilimiz Mahmut Tanal Kürecik füze kalkanının yerleştirilmesine ilişkin ABD Büyükelçisi Ricciardone’yle imzalanan mutabakatı görmek istemiş, Dışişleri Bakanı devlet sırrı olduğu gerekçesiyle bu istemi reddetmiştir. Oysaki bir Amerikan tesisi olan Kürecik füze kalkanının daha yeni, on beş gün önce NATO’ya devredildiği, Obama’yla görüşmenin sonunda açıklanmıştır. Bu durumdan anlaşılmıştır ki, Anayasa madde 92’ye aykırı olarak, ABD askerleri, Meclisten onay alınmaksızın bu ülkede konuşlandırılmıştır. Anayasa’ya aykırı bu olay “devlet sırrı” denilerek Türkiye Büyük Millet Meclisinden ve kamuoyundan gizlenmiş ve açıkça Anayasa suçu işlenmiştir.

2009 yılında Millî Savunma Bakanı Vecdi Gönül’e son yirmi yılda intihar eden askerlerin doğum yerleri ve otopsi raporları bir milletvekili tarafında sorulmuş, devlet sırrı olduğu gerekçesiyle soru yanıtlanmamıştır.

Susurluk Raporu’nun 12 sayfası devlet sırrı olduğu gerekçesiyle açıklanmamıştır. Bu 12 sayfanın Ergenekon iddianamesinde yer almasıyla bu sırrın Özgür Gündem gazetesi muhabirinin cinayeti ve Musa Anter cinayeti olduğu anlaşılmıştır.

Bu tasarının yasalaşmasıyla beraber Deniz Feneri davasındaki yurt dışından yasal olmayan yollardan transfer edilen paraların kayıtları hükûmet sırrı olursa hiç şaşırmamak lazım. AKP’li belediyelerin yolsuzluk belgeleri hükûmet sırrı olursa şaşırmayalım çünkü asıl amaç budur. Bu tasarıyla AKP kendi yolsuzluklarının ve usulsüzlüklerinin üzerini örtmeyi amaçlamakta, bu nedenle de hiçbir denetim mekanizmasını kabul etmemektedir.

AKP, bir yandan devlet sırrı niteliğindeki belgelerin mahkemeye gönderilmesini engellerken, geçen hafta çıkarılan Kamu Denetçiliği Yasası’nda kamu denetçilerine devlet sırrı niteliğindeki belgeleri inceleme yetkisi tanımıştır. Biliyorsunuz, kamu denetçileri kanun gereği Meclis çoğunluğu yani hükûmet tarafından seçildiklerinden onların bu belgeleri görmesinde sakınca yoktur diyorsunuz ancak yargıçların görmesi size göre sakıncalıdır. AKP, yargıyı tümden dizayn etmesine rağmen, yine de bu ülkede korkusuz ve kahraman yargıçların olduğunu biliyor çünkü.

2003 yılında bu Hükûmet 4982 sayılı Bilgi Edinme Kanunu’nu çıkardı. O zaman bu iktidarın daha çıraklık dönemi olduğu için bu yasa AB mevzuatına daha uygun çıkarılmıştır, bugünkü tasarıdan daha ileri bir düzenlemedir. Demek ki o dönemde daha işin kurnazlığını iktidar öğrenememiştir. Oysaki, şimdi yasalar AB mevzuatına uygun çıkarılmış gibi yapılıp içi boşaltılmakta, olumlu yanları kaldırılmaktadır.

Bilgi Edinme Kanunu’nda vatandaş tarafından istenen bilgi idarece verilmezse Bilgi Edinme Değerlendirme Kuruluna başvuruluyor. Bu Kurul ise Yargıtay, Danıştay, Türkiye Barolar Birliği tarafından bildirilen kişiler, üniversitede alanında uzman olan profesörler ve Bakanlık görevlilerinden oluşuyor. 9 kişiden oluşan bu Kurulun 6’sı Bakanlıktan bağımsız kişilerdir. Bu Kurul tarafından verilen kararlara karşı yargıya başvurulabiliyor. Gördüğünüz gibi, Bilgi Edinme Kanunu Avrupa ülkelerindeki düzenlemeye paralel olarak çıkartılmıştır. Yani şimdi görüştüğümüz tasarıyı hazırlayanlar işin doğrusunu biliyorlar ama işlerine gelmiyor.

Şimdi, şöyle bir soru sorabilirsiniz: Bilgi Edinme Kanunu’nda bu olanaklar var ise eğer bu, devlet sırrı konusunu etkiler mi? Etkiliyor arkadaşlar çünkü Bilgi Edinme Kanunu’ndaki sınırlamalardan bir tanesi devlet sırrı. Oysaki olması gereken, devlet sırrı niteliğinde çıkacak bu kanunla da aynı şekilde yargı organlarına ve bağımsız kişilere bu konuda yetki vermek ve onların denetim mekanizmasını sağlamak gerekiyordu. Ama ne yazık ki Hükûmet bunu gerçekleştirmemiş, 2003 yılında bunu bilmesine ve yapmasına rağmen, şimdi görmezden gelmiştir.

Bugün yasalaşacak olan Devlet Sırrı Kanunu ile birlikte ne olacak biliyor musunuz? Bilgi Edinme Kanunu kuşa çevrilecek ve uygulamada pek çok yerde devlet sırrı örtüsü, yani hükûmet sırrı örtüsü bilginin üzerini örtecek, vatandaşların devleti denetleyebilmesi ya da bilgilere ulaşımı kısıtlanacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - Teşekkür ederim, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Ertuğrul Kürkçü, Mersin Milletvekili.

Buyurun.

BDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKÇÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; önce, bir tarihî hatırlatma yaparak başlamak istiyorum.

8 Kasım 1917’de Bolşeviklerin önderliğinde gerçekleşen Rus Devrimi’nin zaferinden sonra Devrimci Hükûmetin ilk dış politika icraatı Barış Hakkında Kanun Hükmünde Kararname çıkartmak olmuştu. Lenin’in hazırladığı ve İkinci Tüm Rusya Kongresince benimsenen Barış Kararnamesi adil, demokratik barış temelinde Birinci Dünya Savaşı’nın katliamlarına son vermeyi öneriyor, bu amaçla bütün gizli anlaşmaların iptali ve gelecekteki tüm antlaşmaların, tüm halkın gözü önünde, açık olarak müzakere edileceğini vadediyordu. Bolşevik Dışişleri Bakanı Leon Troçki, gizli belgelerin açıklanması sırasında, gizli diplomasi konusunda şöyle bir belirlemede bulunmuştu: “Gizli diplomasi, çıkarlarını korumak için çoğunluğu aldatmaya mecbur olan mülk sahibi azınlığın ihtiyaç duyduğu bir araçtır.” Evet, arkadaşlar, Romanov hanedanı yıkıldığı günden beri, “devlet sırrı” denilen şey, halkın işine yaramayan, sadece mülk sahiplerinin işine yarayan bir devlet fonksiyonu olarak tarihin çöplüğüne atılmıştır. Şimdi biz, o çöplükte eşelenmeye davet ediliyoruz.

Gerçi bu daveti çoktandır dünya halkları reddetmiş durumdalar çünkü içinde yaşadığımız çağda, bu sözü edilen türden gizliliklerin uzun süre muhafaza edilmesi mümkün değil. İki sebeple: Birincisi, hem devlet hem sanayi hem diğer toplumsal işlevler artık çok sayıda bireyin çoklu ortamlarda bir araya gelerek çalışmaları olmaksızın sağlanamamaktadır. Dolayısıyla, bilgi işleme teknolojileri, kaçınılmaz olarak, bilginin yaygın, çoğulcu ve uluslararası alanda üretilmesi ve depolanmasını gerektirmektedir.

Bunun nelere yol açabileceğini ya da aslında, böyle bilgi saklama teşebbüslerinin nasıl ortadan kaldırılabileceğini, en yakın zamanda, “Wikileaks belgeleri” diye bildiğimiz, aslında, Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’taki birimlerinde çalışan bir erin, erişebildiği bilgileri bütün dünyayla paylaşabileceği bir ilişki ağı bulmasıyla ortaya çıktı ve aslında “gizlilik” denilen şeyin ne kadar kırılgan bir şey olduğunu hep birlikte gördük. Tabii, bu belgeler, öte yandan, çok işe yaradı; aslında, ilk söylediğim şeyi doğruladı. “Bilgi” dediğiniz şey, uzun süre saklanamayan ve uluslararasılaşmadan sağlanamayan bir şeydir. O yüzden, Wikileaks belgeleri, sadece Amerikan diplomasisinin değil, bütün ülkelerin diplomasisinin gizli kasalarını ortaya savurdu.

Aslında, bu saydamlığın şöyle bir paradoksal yanı var: Bu saydamlık, ancak birilerinin vatan haini olmayı üstlenmesi ya da böyle anılmaya cesaret etmesi sonucu sağlanıyor. Er Manning, Amerikan ordusundaki bu er bugün burada saygıyla anılmayı hak ediyor çünkü Amerika Birleşik Devletleri’nin yerli hükûmetlerle, yerel hükûmetlerle birlikte dünya halklarına karşı giriştiği bütün komploları, Türkiye’de de dâhil olmak üzere, açığa vurdu.

Aslında, Rus devriminin Çarlığın gizli bilgi hazinesini ortaya saçmasından Türkiye'nin doğrudan bir yararı olmuştu çünkü bu belgeler açıklandığında Osmanlı Devleti’nin Orta Doğu’daki topraklarının paylaşılmasını öngören gizli Sykes-Picot Anlaşması gözler önüne serilmiş ve Türkiye'nin emperyalizmden kendisini bağımsızlaştırma mücadeleleri bakımından bir ön bilgi çerçevesi sağlamıştı. Burada, aslında, Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti’nin yenilgiyi kabul ettiği an uygulanan istila planının bir prototipi vardı. O nedenle, gizli diplomasi kötüdür, bunu yere yıkmak iyidir.

Bakın, Amerika Birleşik Devletleri’nin diplomatik bilgi deposunun patlatılması sonucunda Türkiye’yle ilgili ne gibi bilgiler ortaya çıktı, kısaca analım. Mesela, bunlardan ilginç olan bir tanesi, hepsini okuyarak vakit kaybetmek istemiyorum ama en önemlisi şu: Wikileaks’te yayınlanan belgelere dayanarak Türk Hükûmetinin 2002-2006 yılları arasında Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatının yani CIA’in terör zanlılarını taşıdığı tartışmalı uçuşlara izin verdiği ortaya çıktı. Yakalanan –tırnak içinde- İslami terör zanlılarının ABD hukukunun gözaltında olan kişilere tanıdığı savunma haklarından yararlanmasını engellemek için sorgulamalar uçaklarda ve gizli üslerde yapılmış, işkenceye varan teknikler kullanılmıştı ve bu telgraf dönemin ABD Büyükelçisi Ross Wilson tarafından bizzat yazılmış, telgrafa göre, 2002-2006 yılları arasında CIA uçakları 24 kez İncirlik Üssü’nü kullanmışlardır. Şimdi, eğer Er Manning ve Wikileaks olmasaydı bizim devletimizin bizden gizli olarak dünyanın başka yerinde hak ve adalet peşinde koşanlara böylesine işkenceler uyguladığından haberimiz olmayacaktı.

Şimdi, bu çıkartılmak istenilen kanun, bu gizlilikleri ebedî, son derece dar bir klik tarafından karar verilen ve asla bir nesnel kritere bağlanamayan bir yasayla güvence altına almak istiyor. Bu yasanın, tabii, bence en önemli tarafı, devlet sırrı tanımının devlet sırrı tanımından çıkartılmasıdır. “Devlet sırrı nedir?” diye sorduğunuz zaman, cevap “Devlet sırrıdır.” olarak geliyor. Okuyayım: “Devlet sırrı, yetkisiz kişilere açıklanması devletin uluslararası ilişkilerine veya millî güvenliğe zarar verebilecek mahiyetteki gizli bilgi, belge ve kayıtlardır.” Yani hangi kayıtlardır? “Gizlidir, devlet sırrı olduğundan bunları bilemeyiz. Devlet sırrı, devlet sırrıdır.” Böyle bir paradoksun bir yasa maddesi hâline gelmesi herhâlde bize mahsustur.

İşin bence daha tuhaf, çarpık bir tarafı, bu yasayı hazırlayanların Avrupa Birliği müktesebatına uyma gayretleri içinde çıkarttıklarını söylemelerine rağmen, bir 19’uncu yüzyıl zihniyetiyle bu yasayı yapmalarıdır. Yani, Ekim Devrimi hiç olmamış, bilgi çağına gelmemişiz; gizli diplomasi, gizli siyaset, devlet gizliliği denilen şey aslında aşılmamış, insanlar her tür yoldan bilgi sahibi olmanın imkânlarına kavuşamamışlar gibi. Bir de şunu yapıyor yasa, diyor ki 5’inci maddesinin 4’üncü fıkrasında: “Bilimsel bir buluş, millî güvenlik bakımından önem arz eden bir mahiyet taşıması hâlinde devlet sırrı olarak koruma altına alınabilir.”

Sevgili arkadaşlar, bilim, bütün dünya çapında bir çevrim içerisinden bilgiler geçmeksizin kurulamaz. “Millî bilim” diye bir şey olmaz, hiç olmamıştı, artık hiç olamaz. Şimdi, bu “erke dönengeci” denilen şeyi “bilim” deyince aklında tutuyor. Hatırlarsınız, yanılmıyorsam 2008 ya da 2009’du, bir tuhaf insanlar topluluğu bir araya gelerek hiçbir yerden enerji almadan sonsuz enerji üreten bir alet ürettiklerini söylemişlerdi, adına “Erke dönergeci” demişlerdi, bunu da büyük bir gizlilikle saklamışlardı fakat hiçbir yerden patent alamadılar çünkü Con Ahmet’in devridaim makinesi hiçbir zaman yapılmadı. Şimdi, böyle bir kafayla bir gizli bilimsel buluş, vesaire… Bazı teknolojiler, bazı teknikler belki yerel olarak üretilebilinir ama bilim asla ve asla yerel olarak üretilemez, güvence altına alınamaz. Bu gülünç madde aslında bunu kuranların zihniyetini son derece açık bir biçimde ele veriyor ama daha önemlisi, elli yıl boyunca bilgilerin devlet sırrı olarak korunacağı, işlemden geçmiş bilgilerin de bu sürece dâhil edilebileceği ilkesi son derece önemli bir şeye işaret ediyor: Yıl 2012, elli yıl geriye taşıyın, 1962; 1962’den bugüne kadar olmuş olan hiçbir bilgi ve belgeyi, eğer Hükûmet buna “devlet sırrı” der ise elde edemezsiniz, konuşamazsınız. Bir yandan darbeler tarihini açığa çıkaracaksınız, öte yandan ilk darbeden bugüne olmuş olan her şeyi “devlet sırrı” kapsamına alabileceksiniz. Buna da bir avuç bakan ve Başbakan karar verecek. Bu aslında bir diktatörlük kurma yolunda devletin elindeki bilgi ve belgeyi siyasi hasımlarına karşı kullanma, halkın erişimine kapatma ve bir diktatörlüğü bilgiyi kilitleyerek ebedî kılma çabasıdır ama buna karşı halk mücadele ediyor biliyorsunuz, Red Hacker’lar var çok şükür, siz ne kadar saklasanız, onlar şifrenizi kıracaklar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili.

MHP GRUBU ADINA HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; 287 sıra sayılı Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı’nın birinci bölümü hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tarih boyunca siyasal rejimlerin evrimle istikametleri “devlet” dediğimiz kurumsal yapı ve bu yapının fonksiyonları hakkındaki toplumsal düşünceleri de radikal biçimde etkilemiştir.

İnsanlığın ulaştığı çağdaş demokrasi anlayışı, “devlet” dediğimiz mekanizmanın asıl amacının vatandaşların can ve mal güvenliği ile temel hak ve hürriyetlerini, kısaca özgürlüklerini korumak olduğunu, otoritenin kaynağının birey olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır.

Toplumu oluşturan bireylere ya da vatandaşlara sağlanan bu siyasal konum, aynı zamanda vatandaşların devleti denetleme ve hesap sorabilme haklarını da beraberinde getirmiştir. Bu hakların etkin kullanımının temel koşulu ise vatandaşların serbest ve kısıtlamaya tabi olmaksızın devlet faaliyetleri hakkında yeterli bilgiye ulaşabilme imkânına sahip olmasıdır. Dolayısıyla, demokrasilerde vatandaşların bilgi sahibi olabilmeleri esas ve genel, devletin sır saklaması ise istisnai bir durumdur.

Devletin bilgiye ulaşımı belirli bir süre engellemesi, bilgi elde etmeyi sınırlaması, aynı zamanda bireyin bilgi  edinme düşüncesini ifade ve yayma, hatta ceza hukuku bağlamında savunma ve adil yargılanma hakkını sınırlayan bir durumdur. Yani “demokrasi ve özgürlükler”le “devlet sırrı” kavramı arasında paradoksal bir ilişki mevcuttur.

Devlet sırrının kapsamı genişledikçe demokrasi ve özgürlükler daralmaktadır. Dünyanın yaşadığı birçok olay bu gerçeği ziyadesiyle teyit etmiştir. Faşist Almanya ve İtalya’da “devlet sırrı” kavramı vatandaşların yaşam hakkını bile tehdit eder noktaya kadar ulaşabilmiştir.

Devletlerin fonksiyonları göz önüne alındığında, güvenliği sağlamak üzere bazı bilgileri gizlilik ve sır kapsamında korumasının gerekliliği tartışılmazdır ancak evvelemirde belirtmemiz gereken husus, burada korunması gereken, devletin bizatihi kendisi değil, devletin temsil ettiği kamusal yarardır. Devlet, sadece ve sadece, toplumun huzur ve güvenliğini, kamunun çıkarlarını korumak amacıyla bir bilgiyi saklayabilir ancak bu sınırlar, demokrasi ve hukuk devletinin sınırları içerisinde kalmak zorundadır.

Gerek temel amacı vatandaşın güvenliğini korumak olan demokratik devletin gerekse bütün eylem ve kararlarıyla hukuka bağlı olmak zorunda olan hukuk devletinin en esaslı kuralı ise kendisine Anayasa’mızda da yer bulmuş olan “kanunsuz emir” düzenlemesidir. Devletin organlarında faaliyet yürüten kamu görevlileri yeri, unvanı veya rütbesi ne olursa olsun suç işlemek üzere emir veremez. Hiç kimse, konusu suç olan bir emri yerine getiremez. Böyle bir emir, emri vereni de, emri yerine getireni de kanunlar önünde sorumluluktan kurtarmaz. Anayasa’mızda yer alan bu düzenlemenin anlamı şudur: Devlet, amacı ne olursa olsun bir suç fiili işleyemez, işlerse de korunma göremez ve yargılanır. Dolayısıyla, devlet görevlilerinin işlediği bir suç, “devlet sırrı” denilerek yargıdan kaçırılamaz, devletin ali menfaatlerini koruma adına örtbas edilemez. Fakat ne yazık ki, ülkemizin yaşadığı bir kısım tecrübeler, devletin yüksek menfaatleri adına devlet görevlilerinin suç işleme emirleri verdiği, âdeta devlet içerisinde suç örgütlerinin oluştuğu, bunların işledikleri suçların “devlet sırrı” denilerek üzerlerinin örtüldüğü ve yargı mercilerinin elleri ve kollarının nasıl bağlandığını bize göstermiştir. Bugün bu acı tecrübelerden gerekli dersleri çıkarmak ve yasalarımızı bu gerçeği göz önünde tutarak yapmak durumundayız. "Devlet sırrı" kavramının bir suç gizleme ve devlet görevlisi de olsa suçluyu koruma mekanizmasına dönüşmesini engellemek zorundayız. Ancak hazırlanan yasa tasarısı Hükûmetin böyle bir kaygıyı taşımadığını göstermektedir. Aksine, Hükûmet sanki siyasi faaliyet adı altında yürüttüğü bir kısım hukuk ihlallerini ve suçları gizlemek için garip bir telaş, hatta korku psikolojisi içerisine girmiş görünmektedir.

Güvenlik gerekçesinin en fazla önem verildiği demokratik ülkelerin başında gelen Amerika Birleşik Devletleri Kongresinde dahi dört yıl beklemiş olan Devlet Sırlarını Koruma Yasası AKP Hükûmeti tarafından alelacele, ayaküstü gündemimize getirilmiştir. Bu durum bizi hem meraklandırmakta hem de ülkemizin ve demokrasimizin geleceği adına kaygılandırmaktadır. Hükûmet neyi, hangi faaliyetleri "devlet sırrı" diyerek kamuoyunun bilgisinden saklamaya çalışmaktadır? Hükûmetin başının bazı sorulara cevap vermesi gerekmektedir. Emniyet mensuplarının ve cumhuriyet savcılarının tespit ve iddia ettiği üzere, bir kısım MİT yetkililerinin KCK ve PKK'ya ilişkin, konusu suç teşkil eden faaliyetleri “devlet sırrı” kapsamına alınıp yargıdan saklanacak mıdır?

Hakan Fidan'ın PKK ile Oslo’da yaptığı görüşmeler, konuşmalar ve teröristlerle imzaladığı iddia edilen protokol "devlet sırrı" kapsamına alınıp gizlenecek midir? O dönem Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı şahsa "Ben emir verdim, emrimi yerine getirmiştir." diyen Sayın Başbakanın nasıl bir emir verdiği ve emrin mahiyetinin ne olduğu, bölücü teröriste hangi vaatlerde bulunduğu "devlet sırrı” olarak kabul edilip hem emri veren hem de emri uygulayan adaletten kaçırılacak mıdır?

Cumhuriyet savcılarının Sayın Hakan Fidan ve şerikleri hakkında talep ettikleri yargılama izni talebi yaklaşık dört aydır Başbakanın önünde beklemektedir. Sayın Başbakan bu yasa çıktıktan sonra bu iddiaları da “devlet sırrı” kapsamına alıp yargıyla dalga geçecek midir?

Bölücübaşı tarafından İmralı'da hazırlanmış olan ve hâlen kamuoyundan gizlenen ancak AKP İktidarının adım adım uyguladığını bildiğimiz bölücü yol haritası “devlet sırrı” kapsamına alınarak ulusal ve uluslararası yargıdan ilelebet saklanacak mıdır?

Uludere’de olanın bitenin üstünü örtmek için ve terörle mücadele edenlerin savaş suçlusu sayılacağına ilişkin mutabakatınızı gizlemek için “devlet sırrı” kararı alacak mısınız?

Dışişleri Bakanının "Ağabey." dediği Talabani ve Barzani ile yapılan gizli anlaşmalar, okyanus ötesine verilen taahhütler, “Sınır ötesine kara harekâtı yapmayacağız, bu ancak benim bilgim ve yazılı emrimle olur.” dediği iddia edilenler “devlet sırrı” kapsamına alınıp kamuoyundan saklanacak mıdır?

Peki, yarın, başta enerji işleri olmak üzere, yolsuzluk iddiaları, işsizlik, enflasyon, dış borç bilgileri gibi, ekonomi ve siyasetin bir arada olduğu hususlar da “devlet sırrı” kapsamına alınırsa ne yapacağız?

Bütün bunlar göstermektedir ki, bu yasa devletin güvenliğini ve kamunun çıkarlarını değil, Sayın Başbakan ve onun vücut dilinden anlayan bürokratlarını koruma altına alan yeni bir dokunulmazlık zırhıdır. "Devlet sırrı" kavramı, bu yasayla devleti yönetenlerin sırrına dönüşmekte ve AKP bürokratlarına suç işleme imtiyazı sağlamaktadır. Hukukun üstünlüğü değil, Başbakanın yersiz de olsa sık sık söylediği gibi "üstünlerin hukuku” korunmaktadır.

Özel yetkili mahkemelerin elde ettiği güç artık bizzat o gücü veren Başbakanı tehdit eder hâle gelmiştir. Güç kontrolsüz kalmış, Başbakanın mutlak iktidar alanının bir kısmı okyanus ötesinin tekeline geçmiştir. Başbakan da adil olmayan yargılamalardan tırsmıştır. Artık kendi yarattığı canavarın şerrinden kendisi de emin değildir. AKP İktidarının kurduğu düzeni tanımlamak üzere ilk defa Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli tarafından bu kürsüden telaffuz edilen "korku imparatorluğu" sözü, dün sadece milletimiz için geçerli iken bugün iktidar mensupları da siyasal olmayan bir iktidarın korku ve endişesini taşımaktadırlar. Ancak korkunun ecele faydası yoktur. Hukuk devletinde başbakan da olsa hiç kimsenin suç işleme imtiyazı yoktur. Hukukun siyasallaştırıldığı ve güçlünün hukukunun geçerli olduğu dönemlerde adil yargılanma ve savunma hakkının kutsallığı gibi ilkelerin nasıl işlemez hâle getirildiğine en son ve en şiddetli biçimi ile AKP döneminde hepimiz şahit oluyoruz.

Sizlerin bugün evrensel hukuk ilkelerini hiçe saydığınız gibi yarın birileri de sizin çıkardığınız bu korunma yasalarına rağmen hukuku görmezden gelip sizinle daha şiddetli biçimde hesaplaşma yoluna girebilir. Buna fırsat vermeyin. Sahip bulunduğumuz bireysel hürriyetlerin korunması hakkına günün birinde mahkeme önünde hepimizin ihtiyacı olacaktır.

Bu hürriyetler hiçbir şekilde kişisel korku ve endişelerinizin yönettiği “devlet sırrı” ve “gizlilik” gibi kavramlara kurban edilmemelidir. Siz mağdur edildiğinizi iddia edebilirsiniz ancak bu iddianıza rağmen siz de mağdur ederseniz, intikam ve hesaplaşma cehenneminin kapılarını kendi ellerinizle aralarsınız ve başkalarının da bu kapıdan geçmesine meşruiyet kazandırırsınız. "Men dakka dukka", "kim çalarsa çaldırır", bu mübarek tavsiyeyi unutmayın.

Bu duygu ve düşüncelerle Türk milletinin saygıdeğer milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahsı adına bölüm üzerinde söz isteyen Bülent Turan, İstanbul Milletvekili… Yok.

Alim Işık, Kütahya Milletvekili… Yok.

Soru-cevap işlemi yapılacaktır on beş dakika süreyle.

Sayın Işık… Yok.

Sayın Öztürk…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, aracılığınızla, Sayın Bakana sormak istiyorum, demin de sormuştum.

Sayın Bakanın tutuklu milletvekilleriyle ilgili çoğu kere basında çıkan demeçleri oldu. Bunlardan bir tanesi de tutuklu milletvekillerinin lâmı cimi yok serbest bırakılacakları ve yerlerinin Meclis olması gerektiğine ilişkin. Ancak Sayın Bakan, -Bülent Arınç artık değişmiş- şu anda tutuklu milletvekilleri hâlen Mecliste değiller, Silivri Cezaevindeler. Dolayısıyla, Hükûmet olarak, lâmı cimi olmadan tutuklu milletvekillerinin Mecliste Anayasa’nın 7’nci maddesindeki gibi egemenlik kapsamında yasama faaliyetinde ve görevinde bulunabilmeleri için hangi düzenlemeleri yapıyorlar ve hangi girişimlerde bulunmuşlardır?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Öz… Yok.

Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sayın Arınç olmayınca sorumu değiştirmek zorunda kaldım.

Sayın Bakan, Odatv duruşmasında sorulan bazı soruları dikkatinize sunmak istiyorum: “O yazıyı niye yazdın?”, “O haberi niye yaptın?”, “O haberi niye yayımlamadın?”, “O kişiyle telefonda konuşurken o yazar hakkında neden ağır sözler söyledin?”, “O haberi yayınlamaman gazetecilik etiğine sığar mı?”, “O televizyonu alacak parayı nereden bulacaktın?” gibi sorularla tutukluluğun devamına karar veriliyor. Soruları incelediğimiz vakit içinde silah yok, bomba yok, şiddet yok, suikast yok.

Ayrıca, Sayın Bakan, Danıştay Başkanının TOBB Üniversitesinde bir soruya verdiği cevabı dikkatinize sunmak istiyorum. Çocuk diyor ki: “Telefonlarımız dinleniyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim. Sayın Başkan, daha önce sualimi tevcih etmiştim, herhâlde cevap vermekten imtina edildi. Geçici 1’inci maddede, yayımı tarihinden önce işlem görmüş olup yeniden işleme alınması gereken bilgilerden bahsedilmektedir. “İşlem görmüş olmak” ne demektir ve yeniden işleme alınması gereken bilgi, belgeler kovuşturma hâlindeyken bile devlet sırrına sokulduğu zaman sonuç ne olacaktır?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, bir sıkıntımız var, sıkıntı şu: Burada sorduğumuz sorular zaman yetersizliği sebebiyle sayın bakanlar tarafından cevaplanamıyor ancak daha sonra yazılı gönderecekleri söyleniyor, o da olmuyor. Biz de bu sefer bunları yazılı soru önergesi hâline getirmek zorunda kalıyoruz. İsmet Bey’i değil, ama bu konuda sayın bakanları uyarmak lazım.

Sorumu tekrarlamak durumundayım: “İdari yargı yolu açık.” deniyor. Bu Kurulun kararlarına karşı Kurul “Hayır, ben, bunun idare mahkemelerinde dava olarak görülmesine müsaade etmiyorum.” derse bunun bir izahı yok. Bir kere bu Sayın Arınç’ın kürsüde söylediği şey doğru değil.

İkincisi: CMK 47’de tarif edilmiş devlet sırrı kavramı bu kanunun 3’üncü maddesinde yeniden tanımlanıyor ama kapsam daraltılmış, anayasal düzeni tehdit eden bilgi ve belgeler kapsam dışına çıkarılmış. Bunu bir izah etsinler, niye?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, kamuoyunda birçok şaibeye yol açan ve bugüne kadar da aydınlatılamamış olan Galataport, Telekom ve birçok enerji özelleştirmelerinde ortaya çıkan bilgiler “devlet sırrı” kapsamında gizlenecek mi?

İki: Meşhur, Erdoğan-Büyükanıt arasında yapılan Dolmabahçe görüşmesindeki sırlar bu kanun kapsamında geriye yönelik olarak korunacak mı? Kamuoyu bunlardan ne zaman bilgilenecek? Bu konuda bilgi verirseniz sevinirim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Köktürk…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Bakan, bir belge ve bilginin, Başbakanın iki dudağının arasından çıkacak bir sözcükle “devlet sırrı” olarak nitelendirilebileceği ve elli yıl gibi -yarım asırlık- bir süre her türlü denetimden uzak tutulabileceği bir ülke sizce demokratik bir ülke olarak kabul edilebilir mi?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorum yarım kalmıştı.

Sayın Bakan, Danıştay Başkanına, TOBB-ETÜ üniversitesinde verdiği bir konferansta bir öğrenci şu soruyu soruyor: “Telefonlarımız dinleniyor, bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?” Sayın Danıştay Başkanının cevabı şöyle: “Benim de telefonlarım dinleniyor, ben çok rahatım, çünkü herkes dinleniyor. Dinleme yöntemleri de farklılaştı. Artık yatak odanıza kadar dinleniyor. Hiç rahatsız olmayın, cep telefonlarında bir şey olmaz.”

Siz bu sözü Sayın Danıştay Başkanına yakıştırabiliyor musunuz? Deminki sorduğum soruyla beraber düşünürseniz, acaba iktidarınız döneminde yaratılan iklimin, bir gazetecinin “zamanın ruhu” diye nitelendirdiği dönemin etkisi var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Ekşi…

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakanın açıklamasını rica ettiğim bir husus var: Devlet Sırrı Değerlendirme Kurulu elli sene için kilit vuruyor bazı bilgilere. Bu kilidi kaldırma yetkisi elli seneden önce hangi merciye aittir?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Öncelikle Sayın Başkanım, bu söylediğimiz Anayasa hükmü. Anayasa hükmü Meclisi bağlar, Anayasa hükmü mahkemeyi bağlar, Anayasa hükmü idareyi bağlar. Ne diyor Anayasa 125’inci madde: “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” Başbakanın başkanlığında oluşturulan bu Kurul idari bir kurul mudur? İdari bir kuruldur.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bu Anayasa hükmü niye MİT Müsteşarını bağlamıyor Sayın Bakan?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. Bu Kurul idari bir kuruldur. Eğer ki bu Kurulun vermiş olduğu devlet sırrı niteliğine itirazı olan varsa, pekâlâ idare mahkemesine gidilebilir; dolayısıyla, bu karar yargı denetimine tabidir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Peki, idare mahkemesi nasıl inceleyecek?

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – 8’inci maddenin açık hükmü var, o bilgi ve belgelerin ibrazını… Neye göre karar verecek mahkeme?

OKTAY VURAL (İzmir) – Neye göre karar verecek mahkeme?

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Mahkeme neye göre karar verecek, bilgi ve belgeler ibraz edilmiyor. 

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, böyle bir şey olur mu Sayın Bakan?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hayır, bakın, bir dakika…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – 8’inci maddeyi okuyun Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Birinci husus şu: Devlet sırrı olduğu kesinleşmiş bir husus yani yargıya gitmiş, devlet sırrı olmuş, yargı da “Evet, bu, devlet sırrı.” demiş. Bunu bir başka mahkeme isterse, işte burada “Verilmez.” diyor çok net ancak daha henüz devlet sırrı niteliğini verdiniz, yargı denetiminden geçmemiş, işte, bu yargıya açıktır, onda bir şey yok.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakan, biz bunu Komisyonda tartıştık. Orada da hem Hükûmet hem hukukçu arkadaşlarımız konuya açıklık getiremediler.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yok, çok net…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hayır, hayır, getiremediler.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Özür diliyorum, bakın, ben bir hukukçu olarak söylüyorum, bir hukuk doktoru olarak söylüyorum, eğer ki bunu Anayasa’nın 125’inci maddesinden daha üstün bir yasa olarak nitelendiriyorsanız o doğru değil. Eğer öyle bir anlam taşırsa Anayasa Mahkemesine gitmek de… Anayasa Mahkemesi de bunu iptal eder, ondan şüphe yok. Önce biz Anayasa’yı bileceğiz ki… Normlar hiyerarşisi vardır, anayasa en üsttedir, kanunlar anayasaya aykırı olamaz. İdarenin her türlü eylem ve işlemi de yargı denetimine tabi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Denetim yapamaz ki!

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hayır, 8’inci madde onu demiyor. 8’inci madde diyor ki: “Devlet sırrı olarak kesinleşmiş bir belgeyi mahkeme talep edemez.” Yoksa bu, devlet sırrı mıdır, değil midir; o, mahkeme denetimine tabi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kesinleşmiş, karar verdiğine göre kesinleşmiş.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – “Kurulca verilmeyebilir.” diyor efendim, 8’inci madde açık. 8’inci maddeyi okuyun efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kesinleşmiş karar, karar üzerine olur Sayın Bakan. Hükûmet de hangi kanunun ne getirdiğini bilmiyor.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – “Kurulca karar verilmiş olması hâlinde” deniyor, 8’inci maddeyi okuyun.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bakın, Sayın Başkanım, soru bu ama…

8’inci madde devletin gizli belgelerinin verilemeyeceği konusunda ancak…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Okuyun Sayın Bakan, okuyun, açıkça “Kurulca” diyor.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bakın, çok net bir şekilde, Kurulun vermiş olduğu karar idari bir işlemdir ve yargı denetimine tabidir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Vermeyecek, belgeleri vermeyecek, nasıl yapacak?

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – “Vermeyebilir” diyor Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Hayır, canım, olur mu? İkisinin arasında fark var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Mesela Oslo belgeleri var.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bakın, dava “Bu gizli belgenin bize verilmesi.” şeklinde açılırsa veya mahkeme talep ederse vermez ancak “Bu gizli belge değildir.” şeklinde açılırsa pekâlâ mahkeme de gizli midir, değil midir; bu gizlilik kararı yerinde mi verilmiştir, yerinde mi verilmemiştir, çok bu şekilde…

OKTAY VURAL (İzmir) – “Verilmez.” diyor Sayın Bakan.

ALİ İH