DÖNEM: 24                          CİLT: 22                         YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

113’üncü Birleşim

30 Mayıs 2012 Çarşamba

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.-  GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Ardahan Milletvekili Orhan Atalay’ın, son günlerdeki öğretmenlere yönelik şiddet olaylarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, 31 Mayıs 1971’de öldürülen gençler ve Kürecik Radar Üssü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

3.-  Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, terör mağdurlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, ülkenin sosyal ve ekonomik yönden iyi olmadığına, Hükûmetin halkın gerçek sorunlarına yoğunlaşması gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Hükûmetin Şanlıurfaspor’u siyasi emellerine alet ettiğine ve sporun üzerinden elini çekmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Türkiye’deki açlık ve yoksulluk sınırına ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türk Hava Yolları ve kamu emekçileri başta olmak üzere tüm çalışanların sendikal ve grev haklarını desteklediklerine ilişkin açıklaması

4.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, yaptıkları ziyarette terör mağdurlarının faillerin tespit edilememesinden ve ciddi bir soruşturma yürütülmemesinden yakındıklarına ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, TOKİ iştirakli şantiyelerde çalışan işçilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

6.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Hükûmetin çiftçinin, işçinin, memurun sesini duymadığına ve Adıyaman’ın bazı ilçelerinde ve merkezinde borçlarından dolayı elektrikleri kesilen çiftçilerin mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, 31 Mayıs 1971’de öldürülen Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan’ın anıları önünde saygıyla eğildiğine ve Silivri tutsaklarını soylu mücadelelerinden dolayı kutladığına ilişkin açıklaması

8.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya’da dolu felaketinden dolayı zor durumda olan kayısı üreticilerine sahip çıkılması gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’da buğday hasadının başladığına ve çiftçilerin taban fiyatı açıklaması beklediklerine ilişkin açıklaması

10.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Türkiye'nin gerçek gündemini oluşturan olayların üzerinde durmadan, geçmişle yüzleşmeden Türkiye’de gerçek bir demokrasinin işlemesinin ve insan haklarının hayata geçmesinin mümkün olmadığına ilişkin açıklaması

11.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın Türkiye Büyük Millet Meclisini ve cumhuriyeti kuranlara hakaret ettiğine, buna müsaade edemeyeceklerine, Başkanlık Divanı olarak da buna müsaade edilmemesi gerektiğine ilişkin bir açıklaması

12.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın ifadelerine ilişkin açıklaması

13.- İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in, Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın ifadelerine ilişkin açıklaması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 21 milletvekilinin, kadavradan organ nakillerinin arttırılması, beyin ölümü tespiti ve organizasyonu yapan organ nakli koordinatörlüklerinin etkili çalışması için izlenecek politikaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/295)

2.- İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve 21 milletvekilinin, N.Ç. dosyasında şüpheli ve sanık olarak yer alan kamu görevlisi veya idareye bağlı görev yapmakta olan personel hakkında idari yaptırım uygulanıp uygulanmadığının, varsa alınan tedbirlerin veya uygulanan yaptırımların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/296)

3.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer ve 22 milletvekilinin, Tuzla Deri Organize Sanayi Bölgesi’ndeki depolama alanından yayılan yoğun kokunun giderilmesi konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/297)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, 1/2/2012 tarihinde Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve arkadaşlarının Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde 1990’lı yıllardan bu yana kullanılan Renault Toros “beyaz Toros” marka araçların faili meçhul cinayetlerle olan ilişkisinin ve toplum üzerinde yarattığı travmanın araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 30/5/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Osman Aşkın Bak’ın, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

11.- İstanbul Milletvekili Gülay Dalyan’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

12.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

13.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul Milletvekili Gülay Dalyan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/486) (S. Sayısı: 233)

3.- İstanbul Milletvekili Metin Külünk ve 2 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/560) (S. Sayısı: 259)

4.- Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun; Hatay Milletvekili Şefik Çirkin ve Milliyetçi  Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl’ün Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/611, 2/207, 2/397, 2/565) (S. Sayısı: 258)

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan üniversite mezunu daimi ve geçici işçilerin özlük haklarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/6603)

2.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, Hatay’ın kalkınmada öncelikli iller kapsamına alınmasına ve yapılacak yatırımlara ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/6831)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2002-2012 yılları arasında Bakanlıkta çalışan ve emekli olan personel ile ataması yapılan Bakan Yardımcısına ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/6832)

4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, il ve ilçelerin sosyo-ekonomik göstergeleri ve gelişmişlik sıralarının belirlenmesine ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/6833)


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.04’te açılarak altı oturum yaptı.

Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk,

İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak,

İstanbul’un fethinin 559’uncu yıl dönümüne;

Çorum Milletvekili Tufan Köse, Çorum olaylarının 32’nci yıl dönümüne,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İstanbul Baro Başkanı ve Yönetim Kurulu üyeleri hakkında açılan soruşturmaya,

Adana Milletvekili Muharrem Varlı, Ziraat Bankasının çiftçilere verdiği krediyle ilgili yaşanan sorunlara,

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, öğretmen maaşlarına ve Hükûmetin öğretmenlerin onuruyla oynadığına,

Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu, İstanbul’un fethinin 559’uncu yıl dönümüne,

İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, İstanbul’daki çarpık kentleşme sorununa,

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, 2002 yılında Karakaya Baraj Gölü’nde Baskil Kaymakamlığının sefere elverişli olmayan feribotunun alabora olması olayına ve Baskillilerin günümüzde de aynı koşullarla Malatya’ya gidip geldiklerine,

İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan, İstanbul adalarındaki iskele anarşisinin düzeltilmesi ve “motor” denilen teknelerin yolcu tahliye sistemlerinin incelenmesi gerektiğine,

Adana Milletvekili Ali Halaman, Adana’nın hasat dönemi nedeniyle Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından taban fiyatı ayarlaması beklediklerine,

Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, terör nedeniyle ölen her vatandaşın bu ülkenin vatandaşı olduğuna, insanların acıları üzerinden rant elde etmeye ve toplumu ayrıştırmaya çalışmanın insanlıkla bağdaşmadığına,

Kütahya Milletvekili Alim Işık, üniversite mezunu işsiz gençlerin giderek çoğaldığına ve yeni atamaların yapılarak gençlerin istihdam edilmesinin büyük önem taşıdığına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 15/5/2012 tarih ve 25 sayılı Kararı ile Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Martin Schulz başkanlığındaki bir heyetin ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

İstanbul Milletvekili Mustafa Şentop’un, ülkemizde demokrasiye müdahale eden tüm darbe ve muhtıralar ile demokrasiyi işlevsiz kılan diğer bütün girişim ve süreçlerin tüm boyutları ile araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/236, 237, 238, 239) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Kocaeli Milletvekili Haydar Akar ve 22 milletvekilinin, Kocaeli ilinde sanayileşmenin neden olduğu çevre kirliliğiyle bunun insan sağlığına etkilerinin (10/292),

Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ve 20 milletvekilinin, HSYK ve yargı erkinin bağımsızlığı önündeki engellerin (10/293),

Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu ve 22 milletvekilinin, ülkemizde önümüzdeki yıllarda yaşanabilecek olası bir deprem felaketi öncesinde gerekli tedbirlerin (10/294),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, izlemekte olduğu dış politikanın gerçeklerden uzak olduğu, ülke güvenliği ve çıkarlarına zarar verdiği iddiasıyla Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/12) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşme gününün AK PARTİ grup önerisi uyarınca Genel Kurulun onayına sunulacağı açıklandı.

TBMM Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir parlamenter heyetin, Finlandiya Dışişleri Komisyonu Başkanı Timo Soini'nin vaki davetine icabetle Finlandiya'ya resmî bir ziyaret gerçekleştirmesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi kabul edildi.

BDP Grubunun, 23/11/2011 tarihinde İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve arkadaşlarının Türkiye'de işçi ve emekçilerin sendikalaşmaları ve örgütlenmeleri ile ilgili sorunların sebebinin araştırılması amacıyla (203 sıra no.lu),

MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan tarım ve hayvancılık sektöründeki sorunlar ile bunların çiftçiler üzerindeki olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla (10/191 esas numaralı),

CHP Grubunun, 8/3/2012 tarihinde Ankara Milletvekili İzzet Çetin ve arkadaşlarının sendikaların ve sendikal örgütlenmelerin sorunlarının araştırılması ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla (299 sıra no.lu),

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergelerinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 29/5/2012 Salı günkü (bugün) birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerileri yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin düzenlenmesine; 259 sıra sayılı Kanun Teklifi ve 258 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının sırasıyla 3 ve 4’üncü sıralarına, yine bu kısımda bulunan 249 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ise bu kısmın 5’inci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; (11/12) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin Genel Kurulun 6/6/2012 Çarşamba günkü gündeminin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına alınmasına, Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin aynı günkü birleşiminde yapılmasına; Sayıştay üyelikleri için yapılacak seçimlerin Genel Kurulun 5/6/2012 Salı günkü birleşiminde yapılmasına; 258 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesine ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş’in, (2/231) esas numaralı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda ve Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye Ekli Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının:

1’inci sırasında bulunan (6/28),

51’inci     "            "      (6/151),

52’nci      "            "      (6/155),

53’üncü   "            "      (6/158),

54’üncü   "            "      (6/160),

55’inci     "            "      (6/161),

57’nci      "            "      (6/163),

59’uncu   "            "      (6/169),

60’ıncı     "            "      (6/170),

61’inci     "            "      (6/171),

62’nci      "            "      (6/172),

63’üncü   "            "      (6/173),

64’üncü   "            "      (6/174),

65’inci     "            "      (6/175),

66’ncı      "            "      (6/176),

67’nci      "            "      (6/177),

68’inci     "            "      (6/178),

69’uncu   "            "      (6/179),

70’inci     "            "      (6/180),

71’inci     "            "      (6/181),

72’nci      "            "      (6/182),

73’üncü   "            "      (6/183),

74’üncü   "            "      (6/184),

75’inci     "            "      (6/185),

76’ncı      "            "      (6/186),

77’nci      "            "      (6/187),

78’inci     "            "       (6/188),

79’uncu   "            "       (6/189),

80’inci     "            "       (6/190),

81’inci     "            "       (6/191),

Esas numaralı sözlü sorulara, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım cevap verdi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının;

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının (1/486) (S. Sayısı: 233),

Görüşmeleri, Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

3’üncü sırasına alınan, İstanbul Milletvekili Metin Külünk ve 2 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu’nun (2/560) (S. Sayısı: 259) tümü üzerindeki görüşmelere başlandı.

Alınan karar gereğince, 30 Mayıs 2012 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere 22.45’te birleşime son verildi.

                                                       Mehmet SAĞLAM

                                                          Başkan Vekili

 

             Tanju ÖZCAN                                                                 Mine LÖK BEYAZ

                    Bolu                                                                              Diyarbakır

                Kâtip Üye                                                                          Kâtip Üye

 

 

                                                                                                                                 No: 157

II.- GELEN KÂĞITLAR

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Raporlar

1.- Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Ulusal Yönetimi Lehine Filistin Kurtuluş Örgütü Arasındaki Geçici Serbest Ticaret Anlaşması ile Kurulan Ortak Komitenin Anlaşmaya Ek Menşeli Ürünler Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemlerine İlişkin 2/2010 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/592) (S. Sayısı: 255) (Dağıtma tarihi: 30.05.2012) (GÜNDEME)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İletişim Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/404) (S. Sayısı: 261) (Dağıtma tarihi: 30.05.2012) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 21 Milletvekilinin, kadavradan organ nakillerinin arttırılması, beyin ölümü tespiti ve organizasyonu yapan organ nakli koordinatörlüklerinin etkili çalışması için izlenecek politikaların araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/295) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/11/2011)

2.- İzmir Milletvekili Rıza Mahmut Türmen ve 22 Milletvekilinin, N.Ç. dosyasında şüpheli ve sanık olarak yer alan kamu görevlisi veya idareye bağlı görev yapmakta olan personel hakkında uygulanan idari yaptırımlarla çocukların sömürüden korunması için alınacak önlemlerin araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/296) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/11/2011)

3.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer ve 22 Milletvekilinin, Tuzla Deri Organize Sanayi Bölgesindeki depolama alanından yayılan ve halk sağlığını tehdit eden kokunun giderilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/297) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/11/2011)

30 Mayıs 2012 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Tanju ÖZCAN (Bolu)

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşimini açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin, oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin, salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, son günlerdeki öğretmenlere yönelik şiddet olayları hakkında söz isteyen Ardahan Milletvekili Sayın Orhan Atalay’a aittir.

Buyurun Sayın Atalay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.-  GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Ardahan Milletvekili Orhan Atalay’ın, son günlerdeki öğretmenlere yönelik şiddet olaylarına ilişkin gündem dışı konuşması

ORHAN ATALAY (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son günlerde özelde okullarımızda, genelde ise her kesimde artan şiddet eğilimine dikkat çekmek için söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Aile içinden okul ve hastanelere, toplumun her yaşam karesinde karşılaştığımız bu şiddet olgusu karşısında özeleştiri olarak kendimize “Ne oluyoruz?” ve “Nereye gidiyoruz?” sorularını sormak zorundayız. Gerçekten bize ne oluyor? “Bir harf öğretenin kölesi olurum.” diyen öğrencilere veya “Eti senin, kemiği benim.” diyen velilere ne oldu ki gün geçmez ki cehaletimizi izale edip bizi bilgi ve beceriyle ihya eden muallimlerimize veya hastalığımızı izale edip bize sıhhat ve afiyet veren hekimlerimize, eşlerimize, çocuklarımıza, arkadaşlarımıza, komşularımıza, kısaca, bizimle aynı zaman ve mekânları paylaşan herkese karşı şiddet uygulamayı âdeta bir yaşam biçimi hâline getirdik. Sanki, insanın insanın kurdu hâline evrildiği, aklın tutulduğu, vicdanların lal kesildiği, kalplerin taşlaştığı ve kısacası, zulmetmeyenin zulme uğradığı bir iptidailiğe dönüş yolundayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir yandan kültür ve medeniyet değerlerimizle iftihar edip öte yandan aksi tavırlar içeren gerçekliğimiz, aidiyetlerimizden ciddi bir kopuşu haber vermenin yanı sıra, kişilik, kimlik ve benliğe ilişkin tahammül edilemez bir çelişkiler yumağında bocaladığımızı göstermektedir. Buna kafa yormak herkesten önce Meclisin görevidir. İnsanımızın düşünce ve davranışlarını belirleyen ne kadar araç varsa her birisinin ayrı ayrı değerlendirilmesi ve ne gerekiyorsa bir an önce mutlaka yapılması gerektiği kanaatindeyim.

Değerli arkadaşlar, toplumsal değerler kümemizde öğretmen, ana-babadan sonra gelen en saygın varlık iken, gerçek hayatta ne yazık ki o saygınlığı daha az görmeye başladık. Her birimizin zihinsel ve ruhsal inşasında en fazla emeğe sahip olan öğretmenlerimizin hak ettiği asgari şey elbette ki saygı ve sevgidir. Unutmayalım, hak ettikleri bu saygınlıklarıyla, evet, hiç de bağdaşmayan sosyoekonomik birtakım sıkıntılar yaşayan öğretmenlerimiz, Nurettin Topçu’nun ifadesiyle, idealizmin de üstatlarıdırlar. Bu anlamda öğretmenlik aynı zamanda bir peygamberlik misyonu taşır. Nitekim sevgili Peygamberimiz “Ben bir öğretmen olarak gönderildim” buyurmuştu.

Bugün toplum olarak bir idealizm bunalımı yaşıyorsak şayet, öğretmenliğin saygınlığına halel gelmiş demektir. Unutmayalım ki insan için aslolan şey onun ruhudur, ruhun mimarları ise öğretmenlerimizdir. Bedensel hazlara dalmışlıklar içinde hedonist bir yaşam biçiminin tek geçer akçe olduğu bir iklimi ilk terk eden değerin, ruh olduğunu unutmayalım.

Bugün burada öğretmenlerimize karşı son günlerde artış gösteren saygısızlıkları konuşuyorsak şayet, kıymet hükümlerimiz alanında ciddi tahribatlar yaşandığını görüyoruz. Anlaşılan odur ki toplum olarak bir hubut içerisindeyiz. Bunun içindir ki gülden ziyade diken devşiriyoruz. Adaleti zulme, sevgiyi nefrete, nezaketi kabalığa, saygıyı hakarete, kardeşliği düşmanlığa, kısacası insanca yaşamı kendimizden esirgeme eğilimi günbegün güçlenmektedir. Kendimize yapılmasını istemediğimizi başkasına yapmak, kendimiz için istediğimizi başkası için istememek, bizim için gittikçe mazur ve makbul bir kurala dönüşüyor âdeta. Bu hâl, toplumda narsist, paranoit ve antisosyal kişilikler üretmekte, onlar da şiddet üretmektedirler ve birbirlerini besleyen bu kısır döngünün dişleri arasında öğütülüp yok edilen ise sadece değerlerimizdir.

Sözlerimi Nurettin Topçu’nun bir özlemiyle bitirmek istiyorum: “Bize bir insan mektebi lazım. Bir mektep ki, bizi kendi ruhumuza kavuştursun; her hareketimizin ahlaki değeri olduğunu tanıtsın; hayâya hayran gönüller ve insanlığı seven temiz yürekler yetiştirsin; vicdanlarımıza her an Allah’ın huzurunda yaşamayı öğretsin.”

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atalay.

Gündem dışı ikinci söz, 31 Mayıs 1971 tarihinde öldürülen gençler ve Kürecik radar üssü hakkında söz isteyen Malatya Milletvekili Sayın Veli Ağbaba’ya aittir.

Buyurun Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, 31 Mayıs 1971’de öldürülen gençler ve Kürecik Radar Üssü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 31 Mayıs 1971’de 3 genç devrimcinin öldürülmesi üzerine söz almış bulunuyorum; sizi ve izleyenleri saygıyla selamlıyorum.

1971 yılında Nurhak dağlarında katledilen Sinanlarla yolumuz 2012 yılında Kürecik’te kesişti. Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan, Kürecik radar üssünü basmaya giderken öldürüldüler. Üssü basmak istiyorlardı çünkü orası dışa bağımlılığın ve sömürge olmanın simgesiydi. Maalesef, o günden bu güne değişmedi gerçeklerimiz. Katmerlendi acılarımız, katmerlendi sömürü, katmerlendi bağımlılık. Cilalı sözler, kendinden geçmiş kalemler gerçeklerin üstünü örtemiyor.

1968 öğrenci hareketi, ülkemiz ve dünya siyasi tarihi açısından “sessizlerin sesi” olmanın en güzel örneğiydi. Kürecik radar üssüne, Vietnam’daki kirli savaşa, baskıya, zulme, sindirmeye, sömürüye, adaletsizliğe, eşitsizliğe karşı çıkmanın onurunu yaşadılar. Düşmanlarının bile saygısını kazandılar. Yarım yamalak bir hukukla yargılandılar. Peşin hükümlerle mahkûm oldular. Vuruldular, asıldılar, zindanlara atıldılar ama yılmadılar. Yalanlarla dolanlarla adları eşkıyaya, teröriste çıkmıştı “vatan haini” denilmişti ama işe yaramadı. Onca baskı ve karalamaya karşın Türkiye halkı, kendi çocuklarına sahip çıkmayı bildi, onların düşlerini ve sevgilerini gönüllerine nakşetti.

Değerli arkadaşlar, ben ne kadar anlatsam, Nazife Ana kadar anlatamam. Sinan Cemgil’in annesi Nazife Cemgil, Sinan’ın, Kadir’in, Alpaslan’ın cesedi başında toplananlara şöyle sesleniyordu: “Bu, oğlum Sinan, bunlar da onun arkadaşları Kadir ve Alpaslan, kardeşleri, onlar da oğullarım. Bu çocuklar, bu oğullar, bu ülkeyi, halkı, sizleri sevdiler. Başka bir istekleri yoktu. Her biri birer dehaydı, her biri üstün zekâlı güzel insandı. Dileselerdi, düzenin adamları olsalardı, şimdi burada cansız yatmazlardı, birer milyoner olurlardı ama onlar, halkı, sizleri sevdiler. Sizin sorunlarınızı omuzladılar. Size yalan söylüyorlar, onlar, eşkıya değildi.”

Nazife Anne’nin dediği gibi, onlar eşkıya değildi, onlar “en güzel yüz metreleri koşanlar”dı. İdam sehpasında “Tam bağımsız Türkiye” diyenlerdi, halkların kardeşliğine inananlardı, köylülerle tarlada çalışanlardı, işçilerle greve gidenlerdi, okullar, köprüler yapanlardı, Vietnam kasabı Kommer’in arabasını yakanlardı; cesurdular, zekiydiler, iyi üniversitelerde okuyorlardı ama bencil değildiler, onlar bu ülkeyi seviyorlardı, sevgileri çıkarsızdı, hesapsızdı.

Kendisi gibilere “vatan haini” sözünü dilinden düşürmeyenlere Nâzım Hikmet cevap vermişti. İşte o cevap:

“Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz,

Ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim.

Vatan çiftliklerinizse,

Kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,

Vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,

Vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,

Fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,

Vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,

Vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa

Vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası,

Amerikan donanması, topuysa,

Ben vatan hainiyim.” (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar; Nâzım’ın bu dizeleri, günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Ankara’da çöple beslenenler, İstanbul’da çadırda yananlar, Erzurum’da buzda donanlar, Adana’da selde boğulanlar, Maraş’ta göçükte unutulanlar, ataması yapılmayan öğretmenler, diplomalı-diplomasız işsizler, hasat parası bulamayan çiftçiler, asgari ücretli köleler, başına bomba yağdırılan Uludereliler, eşkıya ilan edilen Hopalılar, Pozantı’da tecavüz edilen çocuklar, yıllardır dokunulmaz İncirlik, daha dün satılan Kürecik. İşte ülkemizin gerçekleri bunlar. Bu gerçekler, 68 kuşağının haklılığını bir kez daha açıkça ortaya koymuştur.

Değerli milletvekilleri, bu akşam ODTܒden hareket edip Sinan’ların yolunu takip edeceğiz. Vuruldukları yerden Amerikan’ın Kürecik üssüne yürüyeceğiz. Kürecik, İncirlik olmayacak! Bir kez daha haykıracağız oradan hep beraber.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ağbaba.

Gündem dışı üçüncü söz, terör mağdurları hakkında söz isteyen Kayseri Milletvekili Sayın Yusuf Halaçoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Halaçoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

3.-  Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, terör mağdurlarına ilişkin gündem dışı konuşması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, geçen cuma günü Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde meydana gelen terör olayını şiddetle kınadığımı belirtmek istiyorum ve orada şehit olan Değerli Polisimize Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum. Ancak, Suruç’tan başlayan bir takipten söz edilirken bu terör örgütü mensuplarının Pınarbaşı’ya kadar gelmesi düşündürücüdür ve bunun ciddi bir şekilde tahkik edilmesini de diliyorum.

Değerli milletvekilleri, evvelsi hafta, terörden kaynaklanan yaşam hakkının ihlali konusunda kurulan alt komisyon üyelerimizle birlikte Tunceli, Siirt, Batman ve Diyarbakır şehirlerini ziyaret ettik ve 50’ye yakın terör mağduruyla veya doğrudan terörle bağlantılı kişilerle ilgili bilgiler aldık, kendileriyle bizzat konuştuk. Bu konuşmalarımız sırasında şunları gördük: Terörün en çok tırmandığı dönem 1992-1993 yılları arasına rast gelmiştir. Bu dönemde özellikle dağlık alanlarda, devletin ulaşamadığı yerlerde PKK terör örgütünün baskıları sonrasında “onlara destek verdikleri şeklinde adlandırılan yiyecek vesair” gibi konularda yaptıkları hareketlerin güvenlik güçleri tarafından terör örgütü olarak nitelendirildiğini gördük ve köylerin boşaltılmasının söz konusu edildiğini de bunlardan dinledik.

Burada önemli olan şey şuydu: Hakikaten, terörle mücadele ederken nasıl bir yöntem izlememiz gerektiğini çok iyi tahkik etmemiz lazım. Sosyolojik boyutlarıyla, idari boyutlarıyla, bunların ekonomik boyutlarıyla çok iyi tahkik edilmesi ve ondan sonra mücadele edilmesi gerekir. Sonuçta şu ortaya çıktı: Devlet halkını koruyamadı, koruyamadığı için PKK terör örgütünün eline bırakıldı. Bu insanlar daha sonra PKK terör örgütünün faydalanmasını önlemek düşüncesiyle köylerinden şehirlere göç ettirildiler, yani köyler boşaltıldı. Bu boşaltılma esnasında köylülere yeterli maddi destek verilmediği için bu insanlar şehre indiklerinde, çocukları maalesef terör örgütlerinin eline teslim edildi ve böylece terör daha da güçlendi. O insanlar ailelerinden en az 7 kişi kayıp vermelerine rağmen bile, bugün terörün bitirilmesi ve PKK terörünün bir şekilde ortadan kaldırılması konusunda her türlü işlemin yapılması arzusunda bulunmaktalar ve bunu unutacaklarını ifade etmekteler. Şefkat elini devletin buna ulaştırması lazım, uzatması lazım.

Yine, burada önemli olan şey şu: PKK terör örgütü ile oradaki halkı birbirinden ayırt etmemiz gerekiyor. Her şeyden önce, PKK terör örgütü, onun baskısına maruz kalarak onun yanındaymış gibi görünenler ile halkı birbirinden ayırt etmek gerekiyor. Yani oradaki sorun PKK terör sorunudur, oradaki Kürtlerle ilgili sorun değildir, bunu birbirinden ayırt etmemiz gerekiyor. Dolayısıyla, bu sorunun ciddi bir biçimde devlet tarafından ele alınması, tutup Oslo’da veya terör örgütü başkanıyla veyahut da mensubuyla, lideriyle görüşülmek yerine, burada terörle mücadelenin değişik boyutlarını ele alıp, mesela maddi boyutlarını ele alıp onları önlemek ama bununla beraber devlet otoritesini orada kurarak, mesela Şırnak gibi, Hakkâri gibi yerlerde, devletin güvenlik güçlerinin kendi resmî kıyafetleriyle dolaşabile-cekleri bir hâle getirilmesi konusunu da devletin yerine getirmesi gerekir. Eğer güvenlik güçleriniz bu şehirlerde rahatça dolaşamıyorsa, o zaman halkın PKK’ya destek vermemesini bekleyemezsiniz. Dolayı-sıyla, orada devlet otoritesini kesinlikle kurmak zorundasınız, bunu kurduğunuz takdirde ancak devletin yanında yer alacaktır halk.

Ayrıca, bunların etkisinde kalıp, PKK’nın etkisinde kalıp suç işlemiş konumuna düşen veyahut da PKK terör örgütü sebebiyle mağdur duruma düşen insanların yanında bulunup, gerekiyorsa hukuki olarak da, bunlara baskı yapan güvenlik güçlerinin üzerine de gidilmesi gerekiyor. Dolayısıyla, PKK’nın ortadan kaldırılması, terörün ortadan kaldırılması, PKK terör örgütü ve onların uzantılarıyla mücadele edilmesi kesinlikle devletin birinci derece görevidir. Bunu yapmak zorundadır devlet eğer PKK terör örgütünü ortadan kaldıramıyorsa halkına yüklenmemesi gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bravo!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Devlet gitmeli, orada bunun üstesinden gelmelidir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaçoğlu.

60’ıncı maddeye göre 10 kişiye söz vereceğim.

Sayın Yeniçeri...

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, ülkenin sosyal ve ekonomik yönden iyi olmadığına, Hükûmetin halkın gerçek sorunlarına yoğunlaşması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şu haberler hepimize, daha çok da iktidara bir şey söylemiş olacaktır: “Para etmeyen soğan çöpe gitti.” “Silifke’de çiftçi, para etmeyen eriklerini koyunlarına yedirdi.” “Çiftçi para etmeyen pamuğunu yaktı.” “Para etmeyen turfanda kayısıyı ayaklarıyla ezdi.” “Nevşehir’de, her zaman alışık olduğumuz, patates tarlada kaldı, para etmiyor.”

Çiftçinin, tarımın ve hayvancık yapanların gündemini bu başlıklar özetlemeye yetiyor. İşçinin, memurun, işsizin ve emeklinin perişan hâlini de herkes biliyor. Sosyal ve ekonomik manzara iç açıcı değildir. Çiftçinin, hayvancının, sebzecinin, meyvecinin, memurun, işçinin, girişimcinin sorunları devasa boyutlara ulaşmıştır. Tarım ülkesi tahılı, hayvancılık ülkesi kurbanlık hayvanı, meyvecilik ülkesi meyveyi ithal eder hâldedir.

İktidarı kürtaj, sezaryen, 3 çocuk sahibi olmak gibi kendi üstüne lazım olmayan konuları bir kenara bırakmaya, titreyip kendine gelmeye ve halkın gerçek sorunlarına yoğunlaşmaya davet ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Hükûmetin Şanlıurfaspor’u siyasi emellerine alet ettiğine ve sporun üzerinden elini çekmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Başkan.

AKP Hükûmetinin 2002 yılından beri kimyasını bozmadığı sektör kalmamıştır. En sonunda Şanlıurfaspor’u da siyasi emellerine alet etmektedir. AKP Hükûmeti, Şanlıurfa’da Urfalı olmayan AKP Maraş Milletvekilinin kardeşi Şanlıurfa Valisi Celalettin Güvenç ile Urfalı olmayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Şanlıurfaspor’un başarılı olmasını ve şampiyonluğunu sağlayan eski yönetimini “Eğer tekrar aday olursanız size destek sağlamayacağız.” şantajıyla karşı karşıya bırakmaktadır. Lütfen, sporun üzerindeki bu elinizi çekiniz, sporu siyasi emellerinize alet etmeyiniz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erdemir…

3.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Türkiye’deki açlık ve yoksulluk sınırına ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türk Hava Yolları ve kamu emekçileri başta olmak üzere tüm çalışanların sendikal ve grev haklarını desteklediklerine ilişkin açıklaması

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; DİSK Araştırma Enstitüsünün çalışmaları gösteriyor ki Türkiye’de 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 1.071 lira, yoksulluk sınırı ise 3.386 liradır. AKP, iktidar nimetlerini bölüşme kaygısıyla olsa gerek halkın gerçek gündeminden, geçim sıkıntısından uzak düşmüş durumda. Bu nedenle bu sayıları hatırlatmak istedim. Hatırlatmak istedim ki memura 4+4 zam yeter zannetmesinler, hatırlatmak istedim ki havacılık iş koluna grev yasağı getirmeye çalışmasınlar, hatırlatmak istedim ki Uluslararası Çalışma Örgütü ve Avrupa Sosyal Şartı’na uygun yasal düzenlemeler getirsinler.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Türk Hava Yolları emekçileri ve kamu emekçileri başta olmak üzere, tüm çalışanlarımızın sendikal ve grev haklarını sonuna kadar destekliyor ve zafer direnen emekçilerin olacaktır diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Sayın Aygün…

4.- Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, yaptıkları ziyarette terör mağdurlarının faillerin tespit edilememesinden ve ciddi bir soruşturma yürütülmemesinden yakındıklarına ilişkin açıklaması

HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Sayın Başkanım, çok teşekkürler.

Sayın Halaçoğlu’nun da az evvel açıkladığı gibi, bölgeye kırk bir olayda yakınlarını kaybeden 68 kişiyi dinlemek üzere on gün evvel gittik ve gözaltında kayıpların, faili meçhul cinayetlerin ve yargısız infazların kurbanlarının yakınlarının hayatındaki yirmi yıldan bu yana yaşanan travmaları yerinde gözlemledik. Gezimiz dört gün sürdü. Bütün mağdurlar bize yirmi yıl evvel meydana gelen olayların faillerinin tespit edilememesinden, ciddi bir soruşturma yürütülmemesinden yakındılar ve devam etmekte olan Uludere soruşturmasının, ümitsizliklerini artırdığını söylediler. Bir Amerikan gazetesinin başlattığı tartışma çok kısa bir sürede Hükûmet üyeleri içerisinde sona erdirildi. Buradan yüce Meclisi Uludere konusunda yirmi yıl sonra o bölgeye gitmek için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Eyidoğan…

5.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, TOKİ iştirakli şantiyelerde çalışan işçilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Kilometrelerce uzaktan görünen koskoca tabelalarla süslenen TOKİ iştirakli şantiyelerde neler oluyor? İşçiler, ölümcül sonuçlar doğuran, yanan çadırlarda kalıyorlar; sigortalanma sorunları var, maaşları zamanında ödenmiyor, çalışma koşulları iyi değil. Kentsel dönüşüm yasası ile yetki ve gücü artacak olan TOKİ iştirakli şantiyelerde işçilerin sorunlarının çözümünü bekliyoruz.

Bursa mahreçli bir gazetede “Hadi gel TOKİ’mize geri dönelim.” başlıklı bir yazıda şöyle bir şiir var:

“Nohut oda, bakla sofa,

Cümle âlem geçti safa,

Müteahhitler çok kızgın,

Artık dank etti kafa.”

(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Fırat…

6.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Hükûmetin çiftçinin, işçinin, memurun sesini duymadığına ve Adıyaman’ın bazı ilçelerinde ve merkezinde borçlarından dolayı elektrikleri kesilen çiftçilerin mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye'nin her tarafında çiftçilerimiz ağlıyor, Hükûmet duymuyor; işçiler ağlıyor, Hükûmet duymuyor; grevler yapılıyor, Hükûmet duymuyor; memur ağlıyor, duymuyor.

Adıyaman’ın da Samsat ilçesinde, Kâhta ilçesinde, Besni ilçesinde ve Merkez’inde tarlalarını sulamak için elektrik kullanan çiftçilerimiz, elektrik borçlarından dolayı elektrikleri kesildiği için kuraklıkla karşı karşıyalar. Acil olarak çiftçilerimizin bu mağduriyetinin giderilmesi gerekmektedir. Ancak ne yazık ki Hükûmet duymuyor. Hükûmeti tekrar duymaya davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Köse…

7.- Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin, 31 Mayıs 1971’de öldürülen Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan’ın anıları önünde saygıyla eğildiğine ve Silivri tutsaklarını soylu müca-delelerinden dolayı kutladığına ilişkin açıklaması

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum Başkan.

Adaletsiz bu düzene ve zalimlere köle olmadıkları için katledilen Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan’ın soylu mücadeleleri ve anıları önünde saygıyla, minnetle ben de eğiliyorum.

Düşüneni, düşündüğünü söyleyeni, memleketini yürekten, gerçekten sevenleri o gün öldürüyorlardı, bugün de Silivri toplama kampına gönderiyorlar. Düşman bir ülkenin esiri muamelesi gören Silivri tutsaklarını soylu mücadelelerinden dolayı kutluyorum. Hepsine buradan sevgilerimi gönderiyorum.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

8.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya’da dolu felaketinden dolayı zor durumda olan kayısı üreticilerine sahip çıkılması gerektiğine ilişkin açıklaması

VELİ AĞBABA (Malatya) – Değerli Başkanım, dün Malatya’da birçok eve, ocağa ateş düştü. Daha önce şiddetli yağan dolu Kuluncak, Battalgazi olmak üzere birçok ilçemizdeki kayısıları vurmuştu. Dün de Akçadağ’a bağlı, füze kalkanı kurulan Kürecik bölgesindeki Gürkaynak, Durulova, Ortaköy, Tataruşağı, Kahyalı, Kepez köylerinde tamamen kayısıları yok etti. Bugün Kürecik’ten arayan, Malatya’dan arayan çiftçilerimiz ağlamaklı, ağlıyorlar. Bir yıldan beri kayısıyı bekleyen insanlar bugün gözyaşları döküyorlar.

Sayın Bakan da burada. Malatya’daki kayısı üreticilerinin sorunlarına sahip çıkmalarını diliyorum, istiyorum bir Malatyalı olarak çünkü bu sigorta yapılamıyor, bu “TARSİM” denen soygun düzenine çiftçiler giremiyor, para yetiştiremiyorlar. Bu konuda Sayın Bakandan rica ediyorum, bu kayısı üreticilerine sahip çıkın.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Halaman…

9.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’da buğday hasadının başladığına ve çiftçilerin taban fiyatı açıklaması beklediklerine ilişkin açıklaması

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ediyorum.

Adana’da buğday hasadı yapılmaya başlandı. Hükûmetin Tarım Bakanının, Ticaret Bakanının bir taban fiyatı ortaya koymasını, dolayısıyla Toprak Mahsulleri Ofisinin alıma girmesini çiftçilerimiz bekliyor.

Ben bundan dolayı teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Son, 10’uncu kişi olarak Sayın Kaplan…

10.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Türkiye'nin gerçek gündemini oluşturan olayların üzerinde durmadan, geçmişle yüzleşmeden Türkiye’de gerçek bir demokrasinin işlemesinin ve insan haklarının hayata geçmesinin mümkün olmadığına ilişkin açıklaması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

90’lı yıllarda maalesef Yeşilyurt köylülerine dışkı yedirmeyle başlayan, Musa Anter gibi aydınların öldürüldüğü, 4 bin köyün yakılıp yıkıldığı, 17.500 faili meçhul cinayetin işlendiği, çetelerin, organize suç şebekelerinin türediği karanlık bir dönem. Maalesef, günümüzde Uludere’ye geldiğimizde bugün de aynısı yapılıyor; 8 binin üstünde siyasetçi tutuklu, Uludere’nin failleri hâlâ ortaya çıkarılmıyor, gizleniyor ve bunun dışında, siyasi partilerin seçilmiş milletvekillerine, belediye başkanlarına operasyon üzerine operasyon yapılıyor.

Bunlar Türkiye'nin gerçek gündemidir. Bunların üzerinde durmadan, geçmişle yüzleşmeden, adalet yerini bulmadan Türkiye’de gerçek bir demokrasinin işlemesi, hukuk devletinin oluşması, insan haklarının hayata geçmesi mümkün değildir diyoruz, Hükûmeti bu konuda uyarıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 21 milletvekilinin, kadavradan organ nakillerinin arttırılması, beyin ölümü tespiti ve organizasyonu yapan organ nakli koordinatörlüklerinin etkili çalışması için izlenecek politikaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/295)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Organ nakli, vücutta işlevini yitirmiş, görev yapmayan bir organın yerine, canlıdan veya kadavradan sağlam ve fonksiyon yapabilen bir organın konulmasıdır. Organ yetmezliklerinde, özellikle böbrek ve karaciğer yetmezliği gündemde olan bir konudur ve çok sayıda insan bu nedenle organ beklemektedir. Canlı kişiden organ alınması, organ veren kişinin yaşamını riske sokmayacak şekilde çift organlardan birinin alınması ile gerçekleştirilir. Kadavradan organ nakli ise, yakınlarının rızasına bağlı olarak ve kişinin ölmeden evvel organ bağışı yapmasıyla mümkündür.

Türkiye'de yoğun olarak böbrek yetmezliği nedeniyle hemodiyaliz tedavisi gören hasta sayısı 54 bin kişi civarındadır ve buna her yıl 4 bin kişi eklenmektedir. Böbrek ve karaciğer yetmezliği nedeniyle organ nakledilmesini bekleyen yurttaşlarımız açısından kadavra nakilleri büyük öneme sahiptir. Böbrek yetmezliği sonucunda beş yıllık ortalama yaşam oranı yüzde 33 iken aynı hastaya böbrek nakli uygulaması yapılırsa beş yıllık ortalama yaşam oranı yüzde 90'a ulaşmaktadır. Bu tedaviyle hem hasta yaşam kalitesi artmakta hem de belirgin olarak uzamaktadır, yani nakil yaşamak, diyaliz ise ölmemeye çalışmaktır. Fakat, ülkemizde ne yazık ki nakillerin yalnızca dörtte biri kadavradandır. Avrupa ülkelerinde ise organ nakillerinin yüzde 80'i kadavradandır. Bugüne kadar çok sayıda hasta, organ vericisi bulunamaması nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Ülkemizde çok sayıda organ nakli merkezi ve birçok organ nakli cerrahımız olmasına rağmen, kadavradan nakil olmadığı için yeterli sayıda organ nakli gerçekleştirilememektedir. Bunun diğer önemli nedeni ise beyin ölüm vakalarının bildirilmemesidir. Bu nedenle çok sayıda yurttaşımız organ nakli sıralarında hayatlarını kaybetmektedir.

Ülkemizde borcu nedeniyle internet üzerinden çeşitli organlarını satanların ve toplu halde böbreklerini satışa çıkaran insanların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Bunun yanı sıra organ ticareti nedeniyle her gün çok sayıda kayıp ve kaçırılma olayı yaşanmaktadır. Bu nedenle beyin ölümü olgularının kullanılması ve bunların bildirilmesi hem nakil listelerinde bekleyenlerin hayatlarını kurtarmak hem de organ ticaretinin önüne geçilmesi açısından önem taşımaktadır.

Kadavradan organ nakillerinin arttırılması, beyin ölümü tespiti ve organizasyonu yapan organ nakli koordinatörlüğünün her kurum için zorunlu hale getirilmesi ve beyin ölümü olgularının kadavra ameliyatı masraflarının, kurumları ve ameliyatı yapan ekipleri özendirici şekilde düzenlenmesi amacıyla Anayasanın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Candan Yüceer                         (Tekirdağ)

2) Mehmet Ali Ediboğlu                              (Hatay)

3) Mustafa Sezgin Tanrıkulu         (İstanbul)

4) Ali Rıza Öztürk                        (Mersin)

5) Gürkut Acar                                            (Antalya)

6) Engin Altay                              (Sinop)

7) Ayşe Nedret Akova                  (Balıkesir)

8) Bülent Tezcan                          (Aydın)

9) Erdal Aksünger                        (İzmir)

10) Mahmut Tanal                        (İstanbul)

11) Namık Havutça                      (Balıkesir)

12) Faik Tunay                             (İstanbul)

13) İlhan Demiröz                        (Bursa)

14) Ali İhsan Köktürk                   (Zonguldak)

15) Ahmet Toptaş                         (Afyonkarahisar)

16) Mehmet Şeker                        (Gaziantep)

17) Hurşit Güneş                          (Kocaeli)

18) Aylin Nazlıaka                       (Ankara)

19) Durdu Özbolat                        (Kahramanmaraş)

20) Rahmi Aşkın Türeli                (İzmir)

21) Muharrem Işık                        (Erzincan)

22) Doğan Şafak                           (Niğde)

2.- İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve 21 milletvekilinin, N.Ç. dosyasında şüpheli ve sanık olarak yer alan kamu görevlisi veya idareye bağlı görev yapmakta olan personel hakkında idari yaptırım uygulanıp uygulanmadığının, varsa alınan tedbirlerin veya uygulanan yaptırımların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/296)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

3.7.2005 tarih ve 5395 sayılı çocuk koruma kanununun 3’üncü maddesiyle "Daha erken yaşta ergin olsa bile, on sekiz yaşını doldurmamış kişiyi" çocuk olarak tanımlamıştır. Anayasamız başta olmak üzere iç hukuk normlarımız ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler çocuğun onur kırıcı muameleye maruz kalmamasından cinsel istismara kadar geniş bir koruma çerçevesi çizer.

Uluslararası hukuk bağlamında değerlendirdiğimizde Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin (BMÇHS) 1. Maddesi 18 yaşına kadar her insanı çocuk kabul etmiştir. BMÇHS, Anayasa'nın 90 ıncı maddesi uyarınca iç hukukta doğrudan uygulanabilir hükümleri bakımından uygulanması zorunlu olan, Birleşmiş Milletler kapsamındaki devletler tarafından en çok kabul gören ve taraf olunan sözleşmelerden biridir. Birleşmiş Milletler çocuk hakları sözleşmesinde en temel olarak çocukların katılımlarının sağlanması, gelişen kapasitesi ilkesinin dikkate alınması, yaşama ve gelişme hakları, kendilerini ilgilendiren her konuda görüşlerini bildirmelerini ve bunun tek sınırlamasının yaş ve olgunluk durumu olduğu gibi yapılan işlemlerde çocuğun yüksek yararı gözetilmesi ile çocuğun adalet sistemi ile temas ettiği andan itibaren ise sadece çocuk olmaktan kaynaklı kendine özgü makam ve usullerde işlemlerin yapılması zorunluluğu düzenlenmiştir.

Kamuoyunun adalet algısını derinden sarsan N.Ç. davası olarak bilinen yargılama dosyası, Yargıtay incelemesinden geçerek neticeye bağlanmıştır. İç hukuk ve uluslararası hukukta işlemlerinin devam edeceği öngörülen N.Ç dosyasında; Belediyede görev yapan memur, Akıncılar Garnizonunda görev yapan hava astsubayı, orman işletme şefliği personeli, Jandarma yüzbaşı, Bayındırlık iskan müdürlüğü personelleri, Tedaş Müdürlüğü personelleri, Kızıltepe Lisesi personeli, Kızıltepe ilçesi muhtarı, Derik ilçesi Ziraat Odası başkanı, Kızıltepe İlköğretim okulu müdür Başyardımcısı, ziraat bankası personelleri, Vakıflar imaretinde, Kızıltepe kaymakamlığı yazı işleri müdürü ve esnaflar sanık olarak yargılanmışlardır.

Yargılama sürecinin yanı sıra olay tarihinde kamu görevlisi veya idareye bağlı görev yapmakta personel hakkında yürütmenin yapması gerekenler olduğu açıktır. Birçok ülkede çocuklara yönelik cinsel istismar faili olma şüphesi taşıyanlar hakkında dahi çocukları koruma sebebiyle tedbirler alınmaktadır. Yine şüpheli konumundan sanık konumuna geçildiğinde de alınan tedbirler tekrar değerlendirilmekte ek tedbire ihtiyaç duyuluyorsa ek önlemler uygulanmaktadır. Suçtan ceza alınması halinde çocukların hizmet aldıkları veya bulundukları yerlerde görev yapmaları ise mümkün gözükmemektedir.

Yukarıda açıkladığımız sebepler doğrultusunda; N.Ç. dosyasında şüpheli ve sanık olarak yer alan kamu görevlisi veya idareye bağlı görev yapmakta personel hakkında tenzili rütbe, görev yeri değişikliği, görevden alma dahil tüm uygulamalar da dahil olmak üzere, idari yaptırım uygulanıp uygulanmadığı, uygulandıysa yaptırımın ne olduğu, uygulanan yaptırımların çocukların yüksek yararını ne kadar gözettiği, varsa alınan tedbirlerin veya uygulanan yaptırımların incelenerek çocukların sömürüden korunması için alınacak önlemlerin tespiti amacıyla Anayasanın 98 inci, TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Rıza Mahmut Türmen               (İzmir)

2) Binnaz Toprak                          (İstanbul)

3) Aylin Nazlıaka                         (Ankara)

4) Hülya Güven                            (İzmir)

5) Mustafa Sezgin Tanrıkulu         (İstanbul)

6) Ali Rıza Öztürk                        (Mersin)

7) İhsan Özkes                              (İstanbul)

8) Gürkut Acar                             (Antalya)

9) Erdal Aksünger                        (İzmir)

10) Ayşe Nedret Akova                               (Balıkesir)

11) Namık Havutça                      (Balıkesir)

12) Bülent Tezcan                        (Aydın)

13) Mehmet Şeker                        (Gaziantep)

14) Engin Altay                            (Sinop)

15) Faik Öztrak                             (Tekirdağ)

16) Durdu Özbolat                        (Kahramanmaraş)

17) Rahmi Aşkın Türeli                               (İzmir)

18) Muharrem Işık                        (Erzincan)

19) Ali İhsan Köktürk                   (Zonguldak)

20) Mehmet Ali Ediboğlu             (Hatay)

21) İlhan Demiröz                        (Bursa)

22) Doğan Şafak                           (Niğde)

3.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer ve 22 milletvekilinin, Tuzla Deri Organize Sanayi Böl-gesi’ndeki depolama alanından yayılan yoğun kokunun giderilmesi konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/297)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Tuzladaki Deri Organize Sanayi Bölgesindeki vahşi depolama alanındaki yoğun koku yıllardır çevreyi rahatsız etmekte olup yapılan başvurulara rağmen hiçbir ilerleme kaydedilmediği gibi koku daha da artmakta, halk sağlığını ciddi bir şekilde tehdit etmektedir.

Sorunların tespiti ve çözümleri konusunda Anayasamızın 98. Maddesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105. Maddeleri gereğince bir Araştırma Komisyonu kurularak konunun tüm boyutlarıyla araştırılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Celal Dinçer                             (İstanbul)

2) İhsan Özkes                                             (İstanbul)

3) Ali Rıza Öztürk                        (Mersin)

4) Gürkut Acar                             (Antalya)

5) Namık Havutça                        (Balıkesir)

6) Engin Altay                                             (Sinop)

7) Erdal Aksünger                        (İzmir)

8) Ayşe Nedret Akova                  (Balıkesir)

9) Bülent Tezcan                          (Aydın)

10) Mustafa Sezgin Tanrıkulu       (İstanbul)

11) Mehmet Şeker                        (Gaziantep)

12) Faik Tunay                             (İstanbul)

13) Hülya Güven                          (İzmir)

14) Hurşit Güneş                          (Kocaeli)

15) Kemal Değirmendereli           (Edirne)

16) Aylin Nazlıaka                       (Ankara)

17) Durdu Özbolat                        (Kahramanmaraş)

18) Rahmi Aşkın Türeli                               (İzmir)

19) Muharrem Işık                        (Erzincan)

20) Ali İhsan Köktürk                   (Zonguldak)

21) Mehmet Ali Ediboğlu             (Hatay)

22) İlhan Demiröz                        (Bursa)

23) Doğan Şafak                           (Niğde)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, 1/2/2012 tarihinde Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve arkadaşlarının Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde 1990’lı yıllardan bu yana kullanılan Renault Toros “beyaz Toros” marka araçların faili meçhul cinayetlerle olan ilişkisinin ve toplum üzerinde yarattığı travmanın araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 30/5/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                            30.05.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun 30.05.2012 Çarşamba günü (Bugün) toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                          Pervin Buldan

                                                                                                                 Iğdır

                                                                                                      Grup Başkan Vekili 

Öneri:

01 Şubat 2012 tarihinde, Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve arkadaşları tarafından verilen (497 sıra nolu), “Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde 1990’lı yıllardan bu yana kullanılan Renault Toros “Beyaz Toros” marka araçların faili meçhul cinayetlerle olan ilişkisinin ve toplum üzerinde yarattığı travmanın” araştırılması amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin, Genel Kurul’un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 30.05.2012 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisinin lehinde ilk söz Muş Milletvekili Sayın Sırrı Sakık’a aittir.

Buyurun Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir döneme damgasını vuran, bu araştırma önergemizde geçen beyaz Toroslarla ilgili, aslında, bölgede yaşayan her insan beyaz Toros’un nasıl bir beyaz canavar olduğunu hep iyi bilirler. Yani o bölgede işlenen bütün faili meçhul cinayetlerde Toros araçlar kullanılırdı. Eğer bir sokakta bir Toros araç park etmişse o gün o sokağın başında ya bir cinayet işlenir ya birileri kaçırılır, tekrar o insan işkenceyle öldürülürdü ve bugün de araştırırsanız bölgede hâlâ 1990’lardan kalan o Toroslardaki izler insanlarda korku ve endişeye neden olmaktadır. Onun için, bir Meclis araştırması önergesi verdik. Tabii, o dönemlerde Toroslar kullanılıyordu, bugün daha farklı şeyler kullanılıyor. Biz bunları gündeme getirdiğimiz için yani kurşundan daha ağır sözlerle muhatap oluyoruz. Dün bunları AKP Grubunda… AKP Grup Başkanı, açık bir şekilde, birkaç gündür arenalarda ve grup toplantılarında, bu noktada kendisine eleştiri getirenlere karşı acımasız bir saldırı içerisinde; kâh kimi ölü sevicilere, kâh kalleşliğe varıncaya kadar, ihanete… Ve bunların hepsi kol geziyor. Nedeni nedir? Barış ve Demokrasi Partisi Uludere’de olup bitenleri gündeme getirdiği için. Uludere’de masum 34 insan, bunların büyük bir çoğunluğu çocuk ve bu çocuklar… Geçmişte Toroslarla cinayet işleniyordu, bugün orada sortiler yapılıyor, F-16’lar cinayet işliyor orada. Bu cinayetlerin ortaya çıkması için Parlamentoyu göreve davet ediyoruz, dönüp diyor ki: “Bu Barış ve Demokrasi Partisi ölü sevicidir.”

Şimdi, Allah aşkına “nekrofil” dedikleri şey… Biz Anadolu çocuklarıyız, bilmeyiz böyle şeyleri, kafamızda hile, şeytanlık yoktur. Ölü sevici… Biz ölülerimizi yâd ederiz, onlara Fatiha okuruz, gideriz defnederiz, onları yüreğimizde taşırız. Ama bir insanın kafasında şeytanlıkların olduğunu, bir ölüyle cinsel ilişkinin olabileceğini düne kadar bilmiyordum kendi adıma, cehaletimi bağışlayın. Büyük bir çoğunluğumuz da bilmiyorduk ama Sayın Başbakanın kafasında bu nereden kaldı, bu nasıl bir duygudur? Meslektaşlarına kendisi nasıl dönüp de “Halkın iradesiyim.” diyorsa, bu grubun halk iradesi olduğunu kendisi bilmiyor mu? Dönüp bize diyor ki: “Siz kalleşsiniz.” Vallahi şunu açıkça söyleyeyim: Eğer kalleşlik varsa, Sayın Başbakan dönsün, cumhuriyetin tarihine baksın, kimin kime kalleşlik yaptığını kendisi orada çok iyi görür. Yani, 1920’lerde cumhuriyet kurulurken, bu kürsülerden nutuk atılırken “Bu cumhuriyet Kürtlerin, Türklerin ortak ana yurdudur.” diyenler, sonra Kürtlere ihanet edenler kimlerse, Sayın Başbakan bunu iyi biliyor. Yine 1923’te, Lozan Anlaşması’nda “Kürtleri ve Türkleri temsil ediyorum ve Kürtlerin hakkını da savunacağız.” deyip ve sonra gelip Kürtlere ihanet edenler kimlerse kalleşliğin adı odur. Yine Atatürk’ün talebi üzerine Hasan Hayri bu kürsüye çıkıp, Lozan’a, “İsmet Paşa bizim temsilcimizdir. Bizi temsil ediyor, Kürtleri ve Türkleri…” Sonradan da Hasan Hayri’yi kürsüde yaptığı konuşmadan dolayı ve Kürt giysileri giydiği için Elâzığ’da öldüren anlayış kalleş bir anlayıştır.

Bizi konuşturursanız size yüzlerce kalleşlikle ilgili örnek verebiliriz.

“Analar ağlamasın.” diye başlattığınız bir projede alıp getirip, tutuklayıp altmış bir yıl ceza verdiğiniz insanlar, işte, sizin sözünüze güvenip geldikleri içindir ki… Kalleşliğin adı budur.

Yine, 1999 yılında devletin üniformalıları gidip görüştüler PKK’nin lideriyle, anlaştılar, konuştular, “Silahlı güçler ülkenin dışına çıksın.” dediler. İki grup geldi, biri silahlı, biri silahsız. Onları oradan alıp getirip, burada yargılayıp yüzlerce yıl vermek kalleşliktir.

“Silahlı güçleri ülkenin sınırları dışına çekin.” Ve bunun üzerine PKK lideri dönüp silahlı güçlere “Dönün gidin, ülkenin sınırlarını terk edin.” dediği için 500 Kürt gencini tuzağa düşürüp öldürmek kalleşliktir.

Biz bir kimseye söz verip ve o sözün arkasında duramamışsak, evet, bizim adımız kalleşliğe çıksın ama biz, size, bu noktalarda “Kürt sorununu, sizinle birlikte, baskı ve şiddetle bitireceğiz.” demedik. Biz çıktık, açık ve net şekilde dedik ki: “Kürtlerin demokratik haklarını hayata geçirirseniz biz sizinle varız ama bunları geçirmezseniz, Kürt siyasal hareketini, Kürt özgürlük hareketini tasfiye etmek için siz planlar ve tuzaklar kurarsanız biz sizinle yokuz.” Açıkça da bunu söyledik.

Bugün 8 bin Kürt siyasetçisi… Bakın, Roboski’de olup bitenlerle ilgili soruşturma yok, kimse yargıya gitmedi, kimsenin ifadesine başvurulmadı ama Roboski’den bugüne kadar 880 BDP’li yönetici tutuklanmıştır, eften püften… Onun dışında, son üç yıldır 8 bin BDP’li siyasetçi yine tutuklanmıştır. Şimdi, BDP’ye yargı var ama Roboski katliamını yapanlara karşı siz hâlâ o katilleri kollayıp koruyorsunuz.

Ve sizlere diyoruz ki: Konuştukça batıyorsunuz, konuştukça vicdanlarımızı yaralıyorsunuz. Bir şeyler söyleyecekseniz gerçekten gereğini yapmalısınız. Dönüp böyle özürlerle geçiştirilecek bir konu değil; çıkıp açık yürekli bir şekilde “Evet, bizim kusurumuz var, kabahatimiz var, biz bu halktan özür diliyoruz.” Diyebilmelisiniz. Ama bunları yapmazsanız… Ve bu halk kadim bir halktır, birçok hataları bağışlamıştır, bunu da bağışlayabilir ama sizin, burada, Ali Cengiz oyunu yaparak katilleri kollayıp koruyan bir anlayışa sahip olup ve bu işin mağduru olanları ve bu işin mağduriyeti yanında yer alan siyasi hareketi de dönüp ihanetle, kalleşlikle suçlamaya hakkınız yoktur ve acıları yarıştırmaya hiç mi hiç hakkınız yoktur.

Grupta yine dün öyle yapılıyordu; morg bekçiliği yapılıyordu. Bize dönüp diyorsunuz “Morgların önündesiniz.” Sizin katlettiğiniz insanların cesetlerini alıp defnetmek bizim için onurdur, onun için morgların önündeyiz. Siz morg bekçiliği yapıyorsunuz, siz acıları yarıştırıyorsunuz. Döndünüz, söylediniz oradan bir astsubayın mektubunu. Hepimizin evinde o astsubayın mektubundan mektuplar vardır, acılar vardır. Anadolu’da acısı olmayan evler yoktur, Kürt evlerinin hepsinde acı vardır ama siz birilerinin acısına sahip çıkarken birilerinin acısını da aşağılıyorsunuz. Ve siz son günlerde, gerçekten, ne yapmak istiyorsunuz Allah aşkına? Dün grubunuzda bindirilmiş kıtalar gelmişti. Orada Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanını yuhluyorsunuz, Barış ve Demokrasi Partisinin ismi geçince yuhluyorsunuz. Bu nasıl bir anlayıştır?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Yanlış söylüyorsunuz. Orada bindirilmiş kıta yoktu.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Nasıl yanlış? Ekranlara yansıdı, bugün medyada da vardı Sayın Başkan.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bir kişi “yuh” dedi, o da susturuldu, lütfen…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Biz de işte “Onu susturun.” dedik, bakın, “Onu susturun.” dedik.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Susturduk.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Bakın, bugün medyada da vardı ve biz kulaklarımızla duyduk ve Sayın Başbakanın ağzından bir tek söz çıktı mı?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Duymadı bile Başbakan.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Bakın, biz alanlardayız, Sayın Başbakanla ilgili, alanlarda bir hakaret sözü olduğunda bütün arkadaşlarımız “Hakaret yok, eleştiri var.” diyoruz ama dün gördüm gözlerimle, Sayın Başbakan bu konuda “yuh” seslerine dönüp “Hayır, grubumuzda ‘yuh’ sesleri olmaz…” Ekranlara yansıdı, medyaya da yansıdı.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bir kişi yaptı onu. Sevgili Sırrı Sakık, bir kişi yaptı onu ve susturuldu.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Bakın, siz çok iyi bir sözcüsünüz ama siz de şey altında kalıyorsunuz.

Orada, Sayın Başbakan, eğer gerçekten kendisine saygı duyuyorsa dönüp kimseyi kendi grubunda yuhlatmamalıdır.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Hiçbir zaman öyle bir şey yapmıyor.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Bu işler yuhlatmayla, bu işler aşağılamayla, bu işler dönüp hakaretle olmaz. Kendinize saygı bekliyorsanız dönüp bize de saygı göstereceksiniz. Biz size hakaret etmiyoruz, sizi eleştiriyoruz ama sizin de bizi eleştirirken hakaret etme hakkınız yoktur. Hiç kimse bu hakkı kendisinde göremez.

Hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sakık.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, Sayın Hatip üyesi bulunduğum bu Meclisi kuranlara hakaret etmiştir. Kürsüden cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın Türkiye Büyük Millet Meclisini ve cumhuriyeti kuranlara hakaret ettiğine, buna müsaade edemeyeceklerine, Başkanlık Divanı olarak da buna müsaade edilmemesi gerektiğine ilişkin bir açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bu kürsü milletin kürsüsü; bu kürsü, bizi burada var eden, Millî Mücadeleyi yapan  Türkiye Büyük Millet Meclisidir burası, onun kürsüsü. Bu kürsüden “Demokratik hakkımızı kullanıyoruz.” diye, cumhuriyeti kuranlara, bu Meclisi kuranlara hakaret ettiremeyiz. Cumhuriyete hakaret etmek, cumhuriyeti kuranlara hakaret etmek ve Türk milletine hakaret etmek hiç kimsenin haddi de değil, hakkı da değil. Böyle bir şeye müsaade edemeyiz, Başkanlık Divanı olarak da müsaade edilmemesi gerekir.

Burada konuşanlar kendi fikirlerini ifade edecekler ama öyle karnından da konuşmamalı.

SIRRI SAKIK (Muş) – Açık konuşuyoruz, hiç karnımızdan konuşmuyoruz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Açık konuşuyor zaten Sayın Sakık.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Size kim “kalleş” dediyse ona konuşacaksınız ve konuştuğunuzun hesabını yapacaksınız. Siz, cumhuriyeti kuranlara “kalleş” diyemezsiniz. Cumhuriyeti kuran bu millete bu Meclisin kürsüsünden hakaret edemezsiniz. Özgürlük, demokrasi eyvallah, hoşgörü eyvallah, doğruları da konuşmuyorsunuz. Kürt ve Türk, bunun adı “Türk milleti.” Hiçbir zaman ayrılmamıştır, Millî Mücadelede de beraberdir, sonra da beraberdir, şimdi de beraberdir. “Kürt halkına hakaret ettiniz, kalleşlik ettiniz.” diye kardeşliğe mi hizmet ediyorsunuz, yoksa düşmanlığı mı besliyorsunuz? Bu hangi akıl? Kime, ne faydası var bunun?

Değerli arkadaşlar, lütfen, yani sabırla, hoşgörüyle izliyoruz, dinliyoruz, saygı duyuyoruz özgürlüğünüze. Biz, sizi Türk milletinin değerli bir milletvekili olarak görüyor, burada konuşma hakkınıza saygı duyuyoruz ama kalkıp burada, kürsüden Türk milletine hakaret etmeye hakkınız yok, buna müsaade edemeyiz. O zaman, burada bulunmamızın bir sebebi yok değerli milletvekilleri. Bu Meclisi kuranlara, bu cumhuriyeti kuranlara “kalleş” dedirttiremeyiz, bunu kimse diyemez. Diyen, gelip buradan özür dilemek mecburiyetinde. Size kim “kalleş” dediyse hesabınızı onunla göreceksiniz.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, ben de cevap vermek istiyorum. Grubuma yönelik de…

BAŞKAN – Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi sırayla gidiyoruz, hadi bakalım.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, iyi çalışmalar dileklerimle sözlerime başlamak istiyorum.

Gerçekten, özgürlük çok temel bir haktır. İnsan haklarının özgürlükle teminat altına alınması koşuldur ama bu kürsüde konuşurken, özgürlüğümüzü ve bu kürsüde konuşma hakkımızı ulu orta ve pervasızca sürdürmek bir hak değildir. Evet, bizler bugün, bu Türkiye Büyük Millet Meclisini kuran, büyük bir mücadeleyle kuran, cumhuriyeti gerçekleştiren insanlar sayesinde buradayız. Eleştirme hakkınız elbette ki vardır, tarihsel olarak eleştirebilirsiniz, siyasi olarak eleştirebilirsiniz ama o insanlara, teşekkür etmemiz gerekli olan insanlara burada söylemek istemediğim şekilde kelimeler kullanarak hakaret etmek doğru bir şey değil. O insanlara bizim sadece, bu kürsüyü bize sağladıkları için teşekkür etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Siyasi eleştirilerimizin de bir üslubu olmasını istiyorum. Elbette ki eleştiri haktır, önemli bir haktır da…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sizden ders mi alacağız? Günlerdir hakaret ediyorsunuz, günlerdir.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – …özgürlükle ilgili de bir haktır ama eleştirinin bir sınırı vardır, o da hakarettir. Sayın Konuşmacı AK PARTİ grup toplantısında yapılan bir davranışı burada çok farklı bir şekilde dile getirdi. O çok bireysel bir çıkıştı ve anında susturuldu. Bu noktadan hareket ederek AK PARTİ Grubunu eleştiren Sayın Konuşmacıya diyorum ki şöyle bir geçip, geriye doğru dönüp kendi grup toplantılarındaki konuşmalarına bir göz atsınlar. Kimin daha düzgün…

SIRRI SAKIK (Muş) – Biz hiç kimseyi yuhlatmadık.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – …kimin daha özgürlükten yana olduğunu, kimin daha insan haklarına saygılı olduğunu ve eleştiri yapma hakkını kimin çok daha yerinde kullandığını çok daha iyi görecektir diyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

Ha, bir dakika. Ne diyeceksiniz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, hem Sayın Şandır hem Sayın Bahçekapılı, ikisi de konuşmalarında Sayın Milletvekilimizin söylemini eleştirirken dozu grubumuzu ve bizim hepimizi teşmil edecek bir dil kullandılar. Buna cevap vermek istiyorum izninizle.

BAŞKAN – Buyurun.

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Şandır’ı, dilini, üslubunu iyi bilirim; gerçekten dikkatli bir hatiptir ancak şunu teslim edeceğiz: Cumhuriyeti kurarken, İstiklal Savaşı’nda Türk ve Kürt halkı beraberdi. Buna itiraz eden var mı içinizde? Yok.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bunun adı “Türk milleti” idi; Kürt, Türk halkı diye bir şey yok.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Siz “Türk milleti” dersiniz; Birinci Mecliste, birinci Anayasa’da, 1921 Anayasası’nda “Türkiye halkı” denilmiştir. Biz de “Türkiye halkı” demekten onur duyuyoruz. Türk’ü de, Kürt’ü de, Çerkez’i de, Arap’ı da, herkesi de kapsıyor bu. Şimdi, bu bir, bu birincisi. Bu Meclisi kuran kurucu felsefe budur arkadaşlar. Bu felsefede bir Kürt’ün bir Türk’le, bir Çerkez’in, bir Arap’ın bir Türk’le, bir Arnavut’un, Boşnak’ın, bir Pomak’ın bir Türk’le eşit hakları istemesinden doğal bir şey yok. Bu kürsü onun için vardır.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Onun hepsi Türk, hepsi!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Yalnız, Sayın Bahçekapılı’ya bir şey söyleyeceğim: Sayın Bahçekapılı, bu konuda en son konuşması gereken parti AK PARTİ’dir.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) –  Ona siz karar veremezsiniz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sizin  Başbakanınızın cumhuriyet tarihindeki bazı olaylarda kullandığı dil, kullandığı üslup, her seferinde sorgulayan, aşağılayan, tehdit eden bir dil değil midir? Sizden mi üslup dersi alacak  Barış ve Demokrasi Partisi?

Elbette ki hatibimiz, konuşmacımız çok doğru bir tespit yapmıştır. Bu ülkeyi, bu ortak vatanı beraber kurduk. Kürtler ana dili yasaksa, Kürtler hâlâ kurşunlanıyorsa, hâlâ hapislere atılıyorsa, hâlâ siyasi parti faaliyeti nedeniyle partinize…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Kürt olduğu için değil. Kürt olduğu için değil, saptırmayın konuları.

HASİP KAPLAN (Devamla) – …her gün beş ilde operasyon yapılıyorsa bu kalleşliktir, kalleşliğin ötesinde bir ihanettir!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) –  Onlar Kürt olduğu için hapse girmiyor, saptırma! Saptırma konuları!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Türk ve Kürt kardeşliğini baltalamaktır.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) –  Biz kardeşiz. Kürtler de, Türkler de kardeş.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Siz on yıldır Türk ve Kürt kardeşliğini baltalıyorsunuz, saldırıyorsunuz. Her gün siyasi partilerimizi…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) –  Etnik milliyetçilik yapmayın.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Milletvekillerimiz içeride, belediye başkanlarımız içeride, her gün tutukluyorsunuz, utanmadan da gelip burada konuşma cüretini gösteriyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) –  Hiç utanmıyorum. Etnik milliyetçilik yapma! Sen utan, biz utanmıyoruz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Siz bize öğretemezsiniz ne konuşacağımızı.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) –  Etnik  milliyetçilik yapma! Kardeşler arasına nifak tohumu salmayın!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bu kürsü özgür bir kürsüdür, özgür bir kürsüdür. Solcu olup gelip döneklik yapacaksınız burada… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Hadi oradan… Hadi oradan…

BAŞKAN –  Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 14.59


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.12

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisi üzerinde söz sırası…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, efendim, bir söz istiyorum.

Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisini yöneten maalesef Başkan vekillerimiz ve Başkan, Türkiye Cumhuriyeti devletinin değerlerine vaki saldırıları burada, kürsüde yeterli cevap vermemek suretiyle âdeta bunları tasvip eder havasına giriyorlar. Bu konuda tutumunuz hakkında söz istiyorum efendim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, bir şey söylemek istiyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika…

Şimdi sırayla geleceğim hepinize, tamam.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Grup başkan vekillerinin hepsine söz verdiniz. Ben sıramı beklediğim için söz talebinde bulunmuyorum. İsterseniz ben konuşmamı yapayım, ondan sonra arkadaşlarımıza söz verin de yani bütün…

BAŞKAN – Hayır, benim söz verip vermeyeceğim ayrı.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ama herkes konuştu, ben konuşmadım.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ben size söz vereceğim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Biliyorum Başkanım da...

BAŞKAN – Tamam.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, bir cümle…

BAŞKAN – Bir saniye…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, söz vermeden…

Bahçekapılı, grubumuza dönerek “Katil” demiştir, özür dileyip sözünü geri almasını ve İç Tüzük’ün işletilmesini talep ediyorum. 

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN –Buyurun Sayın Bahçekapılı.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bir Grup Başkan Vekili…

BAŞKAN – Bir saniye…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, bir Grup Başkan Vekili de şahsımı hedef alarak bana, kendini tutamayarak ve cinnet gibi bir duruma girerek, “Dönek” diye itham etmiştir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Doğrudur.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ben geçmişimle gurur duyuyorum, bugünümden de gurur duyuyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – O konuda ısrar ediyorum, dediğimin de arkasındayım, dönektir.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Bu lafı bana söyleyenin geçmişine bir dönüp bakmasını rica ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Eskiden solcuydu, şimdi sağcı oldun, muhafazakâr oldun.

Sayın Başkan, bunda hakaret yok. Katil ile dönek aynı değil.

BAŞKAN – Tamam… Bir saniye…

Ben, şimdi tutanakları getirttireceğim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, isterseniz…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Sakık, ara verdiğim için, İç Tüzük’e göre, Sayın Kaplan da, Sayın Buldan da bilir, ben, şimdi hem grup adına hem sizin adınıza cevap versin diye Sayın Kaplan’a söz verdim. Dolayısıyla sonraki konuşmaların kişisel olarak Sayın Sakık adına söyledikleri -dikkatle izledim- bir cümle olmadı. Rica ediyorum şimdi.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, çok açık bir şekilde konuşmamı…

BAŞKAN – Hayır, hayır… Bakın, Şimdi Sayın Kaplan…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, bizim önergemizden dolayı… Peki, Sayın Şandır niye cevap verdi…

BAŞKAN – Sayın Sakık, bir saniye…

Sayın Kaplan, siz hem Sayın Sakık için hem sayın grubunuz için almadınız mı? Aldınız. Ben de size söz verdim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, bakın haksızlık yapmayın biz size…

BAŞKAN – Bakın, bunu şey yapamayız.

SIRRI SAKIK (Muş) – …karşı saygısızlık yapmak istemeyiz.

BAŞKAN – Bakın, saygı duyup duymamak ayrı bir şey.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ama, Sayın Şandır çıkıp benim konuşmama cevap veriyor ve benim bu noktadaki söylemlerim çarpıtılarak, hakaret ettiğimi… Ben hakaret etmediğimi açıklamak istiyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, zaten sataşmada aynı oturumda söz verilir. Oturum kapandı, sataşmalar bitti. Onun için aynı oturum içinde…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sana ne oluyor ya!

BAŞKAN – Evet, aynı şeyi söylüyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama, benim talebim, bir usul tartışması açarsak…

BAŞKAN – Ben de usul tartışmasına yönelik talebinizi yerine getireceğim, herkes benim adıma konuşabilir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, o arkadaşların…

BAŞKAN – Bir saniye, bir saniye… Allah rızası için şimdi…Yani hepinizi bir arada dinleyip hepinize bir arada cevap veremem.

Sayın Genç, Muhterem, siz benden şimdi usul tartışması istediniz mi? İstediniz. Ben de açacağım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet, ısrar ediyorum.

BAŞKAN – Açacağım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Çünkü bu devamlı olan bir şey.

BAŞKAN – Açacağım! Ama, Sayın İnce diyor ki: “Ben önce, hepsinden evvel konuşayım.” Arzu ederseniz sizin usul tartışmanızı açayım, arzu ederseniz Grup Başkan Vekilinizin dediğini yerine getireyim, hangisini yapayım?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, ben milletvekili olarak kişisel duygularımı dile getirmek istiyorum çünkü onuruma dokunan konuşmalar yapılıyor.

BAŞKAN – Tamam, ben açmayacağım dedim mi?

Sayın İnce, ne yapayım şimdi ben?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sözü bana verin efendim. Siz bana söz verirseniz…

BAŞKAN – Yani böyle bir şey olmaz.

Buyurun Sayın İnce. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, ben size bu grup önerisinin lehinde on dakikalık bir söz veriyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, 1/2/2012 tarihinde Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve arkadaşlarının Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde 1990’lı yıllardan bu yana kullanılan Renault Toros “beyaz Toros” marka araçların faili meçhul cinayetlerle olan ilişkisinin ve toplum üzerinde yarattığı travmanın araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 30/5/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

MUHARREM İNCE (Yalova) – İki dakika da diğer grup başkan vekillerine verdiğiniz gibi…

BAŞKAN – O zaman ben size sadece iki dakika vereyim, buyurun.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Peki efendim, on dakikayı verin o zaman.

BAŞKAN – Hayır, hayır… Sonra tekrar alırsınız, on dakikanızda konuşursunuz. Ya, usulü halletmek için söylüyorum Sayın İnce. On dakikanızı mı istiyorsunuz?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sayın Başkan, on dakikamı konuşayım ve ineyim.

BAŞKAN – Peki, oldu.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama, ben söz istiyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, bizim haklarımızı, itiraz haklarımızı…

BAŞKAN – Bakın, şimdi sizin grup önerinizin lehinde konuşuyor arkadaş.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Fakat Grup Başkan Vekilinin kullandığı kelime…

BAŞKAN – Şimdi, onu tutanakları getirteceğim, ondan sonra bakacağım ve sizinle…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, isterseniz bu usulü önce halledelim, ben çünkü…

BAŞKAN – Yok…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Genç, ben buraya çıktım, aşağı mı ineceğim şimdi!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben de bir şey söyleyeceğim, bana bağırmaya hakkın yok!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Aşağı mı ineceğim şimdi! Aşağı mı ineceğim şimdi! Ben burada konuşuyorum!

BAŞKAN – Sayın İnce, buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Böyle bir yöntem yok! Kürsüye çıkmışım ben! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın İnce, buyurunuz lütfen.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu ülkede darbeler oldu, muhtıralar oldu, faili meçhul cinayetler oldu, biz on kez bunu gündeme getirdik, konuşulmadı, edilmedi.

Sayın Sakık, bu ülkede Kürtler işkence gördü, doğru, ama eksik. Diyarbakır’da Kürtler işkence gördüyse, Mamak’ta ülkücüler gördü, Metris’te, Selimiye’de devrimciler gördü, herkes gördü. Yani bu ülkede…

Bakınız, şu dili bir tutturalım. İki tane yüzde 5’lik kesim var, bu iki yüzde 5’lik kesimi dinlemeyelim. Birinci kesim “gerilla” diyor, “özgürlük savaşçısı” diyor, terörü, silahı, şiddeti, kanı, barutu kınayamıyor. Birinci kesim bu.

İkinci yüzde 5’lik kesim de “Kürt” dedin mi onları kesecek. Hepsi tehlikeli. “Kürt” dedin mi tüyleri diken diken oluyor, ne dilini konuşturacak ne başka bir şey yapacak. İşte, bu iki yüzde 5’lik kesim ne yazık ki bu yüzde 90’lık kesimi yönetiyor. Bence bu yüzde 5 ile bu yüzde 5’i bir dışlayalım. Burada tartıştığımız konu Kürt sorunu mu, Kürdistan sorunu mu? Kürt sorunuysa çözeriz, ama Kürdistan sorunuysa, bir coğrafya sorunuysa bunu biz çözemeyiz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Öyle birşey diyen yok ki.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bir dilin ifadesi kendini ifade etmek, geliştirmekse bunlar kolay işler, otururuz aklı başında insanlarla biz bunları çözeriz. Demokratikleşme, kültürel hakların verilmesi, bütün bunların hepsi doğru, ama şu doğru değil mi: Asgari ücret benimle Kürt arasında ne fark ediyor? Yalovalı bir çocukla Siverekli bir çocuk arasında, Yüksekovalı bir çocukla Yalovalı bir çocuk arasında ne fark ediyor? Asgari ücret onun için de düşük, Türk için de düşük, Kürt için de düşük. Telefonların dinlenmesi; Türk de bundan şikâyetçi, Kürt de bundan şikâyetçi, Boşnak da bundan şikâyetçi, Çerkez de bundan şikâyetçi. Yargısız infaz vardı, yargıyla infaz var şimdi, yargıdan herkes şikâyetçi; Kürt de şikâyetçi, Türk de şikâyetçi. İşsizlik; işsizlikten Türk de şikâyetçi, Kürt de şikâyetçi. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, “Türk” tanımı bir ırk tanımı değildir, “Türk” tanımı bir kan tanımı, bir kafatası tanımı değildir. “Türk milleti” tanımı bir bilinç tanımıdır, bu bir ulusun tanımıdır. Avrupalılar bize ne diyor? Avrupalılar bize “Kürtler Ermenileri kesti.” demiyor, “Türkler Ermenileri kesti.” diyor. Etnik olarak Türkleri tanımlamıyor; bu coğrafyada yaşayan, bu topraklarda, bu ülkede yaşayan herkesi tanımlıyor. Önemli olan, bu ülkenin yurttaşlarının özgür olmasıdır, mutlu olmasıdır; önemli olan, Türkiye'nin demokratik bir devlet olmasıdır; önemli olan, umudun ve özgürlüğün ülkesi, herkesin Türkiye’si olmasıdır.

Cumhuriyeti kuranlara hakaret, saygısızlık -ben Sayın Genç’e katılıyorum- bunu yapmayalım. Bakın, Diyap Ağa’nın torunlarına bu yakışmaz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ben Diyap Ağa’nın torunu değilim, ben Seyit Rıza’nın torunuyum.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bu ülkede, bu cumhuriyetin ilk yıllarında Polatlı’dan düşman topçusunun sesi duyulurken, bu Mecliste Adnan Adıvar Meclis Başkanıyken, okuma yazması olmayan Dersim Mebusu Diyap Ağa parmak kaldırınca Meclis Başkanı da şaşırır Diyap Ağa ne diyecek diye, bugüne kadar hiç konuşmamıştır. Tartışılan konu Meclisin Kayseri’ye taşınmasıdır. Okul ayarlanmıştır, karavanalar, ranzalar ayarlanmıştır, Meclis Kayseri’ye taşınacaktır. Diyap Ağa önergenin aleyhinde söz alır ve şunu der: “Reis Bey, biz buraya ölmeye gelmedik mi? Ne demek Meclisi taşımak?”

Şimdi, o Mecliste İsmet İnönü de vardı, Fevzi Çakmak da vardı, Mustafa Kemal Atatürk de vardı, Diyap Ağa da vardı. Buna hakaret etmeyelim. Fevzi Çakmak ve Kazım Karabekir Cumhuriyet Halk Partisinden ayrılmıştır, partimize küsmüşlerdir ama hiçbir Cumhuriyet Halk Partili Kazım Karabekir’e hakaret etmemiştir.

SIRRI SAKIK (Muş) – Mustafa Kemal, Kazım Karabekir’e “Alçaktır.” diyor.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Onlar bizim Ulusal Kurtuluş Savaşımızın kahramanlarıdır, onlara her zaman dua ettik, onlara her zaman şükran duygularımızı söyledik. İsmet Paşa öleli kırk yıl olmuş.

Değerli arkadaşlarım, Garp Cephesi Kumandanı, bu ülkenin tapusunda, Lozan’da imzası olan bir kahramanımız bir partinin üyesi olabilir, siyaseten yanlış işler de yapmış olabilir, sizin dünya görüşünüze aykırı şeyler de yapmış olabilir ama  kahramanlığı yok mu? Ama bu ülkede o İnönü Zaferi’nde “Siz aynı zamanda bu milletin makus talihini de yendiniz.” dediği zaman Gazi Mustafa Kemal Atatürk, onun hiç mi hatırı yok, onun hiç mi hatırı yok? O Meclisin kurucu iradesinin, Birinci Meclisin kahramanlarının hiç mi hakkı yok?

Bakın değerli arkadaşlarım, dilimizi bu konularda sakinleştirirsek, o iki yüzde 5’i dinlemezsek bence biz bu sorunları çözeriz.

Değerli arkadaşlarım, bakın, Osmanlıda sarayda şiir Farsça söylenirdi, konuşmalar Farsçaydı ama Osmanlıda devletin resmî yazışma dili Arap alfabesiyle ama Türkçeydi. Bugün bile pek çok şeyi anlayabiliriz. Safevi Devleti’nde de sarayda Türkçe konuşulurdu, şiir Türkçe yazılırdı ama bürokrasi dili, devletin resmî dili Farsçaydı. Osmanlıdan geriye Türkiye Cumhuriyeti kaldı, Safevi Devleti’nden geriye İran kaldı. Bu ülkede Kürtçenin geliştirilmesi, Kürtçenin öğrenilmesi, sonuna kadar varım. Ben çocuğuma “Salih Arda” ismini koymuşsam, daha dün Edirne İl Kongresine gittiğimde Arda Nehri’nin kenarında oturup dedemin adını, ailemin köklerinin adını düşünerek çocuğuma bu adı koymuşsam, bir Kürt de çocuğuna “Zozan” adını koyabilmelidir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Koyuyorlar, merak etme.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Yapabilmelidir, onu yapması için, onu savunmak için illa Kürt olmak gerekmez.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Biz onu geçirdik yaşama.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Demokrasiye inanmak, demokrasiyi savunmak için, Kürt’ün Kürtçe konuşmasını da savunmak için Kürt olmak gerekmez.

Bu ülkede cemevlerinin ibadethane sayılmasını savunmak için Alevi olmak gerekmez; demokrasiye inanmak yeterlidir, bu ülkenin aydın, çağdaş, mutlu yurttaşların olmasını istemek yeterlidir.

Bakın değerli arkadaşlarım, bir tartışmadır gidiyor, bir Uludere tartışmasıdır gidiyor. İki tane soru sorduk, sorunun birisi şuydu: “İstihbarat kimdendi?” İkincisi: “Bombalama emrini kim verdi?”

“İstihbarat millî kaynaklı.” denildi. Daha sonra, bir Amerikan gazetesi istihbaratın Amerika Birleşik Devletleri olduğunu söyledi. Sayın Başbakan “Bu, Obama’yı zor durumda bırakmak için uydurulmuş bir şeydir.” dedi. Sonra ne oldu? Pentagon açıklama yaptı, Pentagon yalanlamadı olayı, “Bu bir bilgi sızmasıdır.” dedi. Şimdi, bütün bunlarda, Meclis ne yazık ki devre dışı kalıyor.

Bakın, üç dönemdir bu Parlamentodayım. 22’nci Dönem Parlamentosunda üç buçuk yıl sonra devamsızlık başlamıştı; 23’üncü Dönem Parlamentosunda yine üç yılın sonunda olmuştu; 24’üncü Dönem Parlamentosunda BDP’de, MHP’de, CHP’de, AKP’de ortak bir şey görüyorum. Bakın, dün karar yeter sayısı istiyorum, yoklama istiyorum ama bulunamıyor, 165 kişi bulunamıyor, ikinciye kalıyor. Neden biliyor musunuz? Artık sizler de şunu biliyorsunuz, Parlamentonun da aslında çok fazla bir hukuku kalmadı yani burada dolgu malzemesi olmaya başladık. Türkiye'de her şeyi bir kişi belirliyor, Sayın Başbakan belirliyor yani hangi kanunun çıkacağına… MİT Müsteşarı yargılanacak mı yargılanmayacak mı? Aa, bakıyor ucu MİT Müsteşarına doğru gidiyor, bir kanun çıkarıyorsun, önünü kesiyorsun.

Şimdi, Türk Hava Yollarında grev yapılacak. “Siz grev yaparsınız ha, benim çoğunluğum var kardeşim, çıkartırım grev yasağı kanununu, engellerim önünü.” Sizler de işlevsiz kaldığınızı hissediyorsunuz. Ben kendim ilk kez, bu Parlamentoda, on yıldır Parlamentonun işlevsiz olduğunu düşünmeye başladım. Bu psikolojiden kurtulmamız lazım. Bizler genel başkanların kapı kulları değiliz; bizler özgür insanlarız, bizler buraya halkın temsilcisi olarak geldik. Biz, beynimize yatmayan, kafamıza yatmayan bir şeye “evet” oyu veremeyiz. Yani ne hakla şimdi geleceğiz, grev yasağı getireceğiz? Bu doğru bir yöntem değildir.

Bu Parlamentoyu bir süre sonra… Bakın, milletvekilliği gelir gider. Her dönemde yüzde 60’ı değişmiştir bu Parlamentonun, bu dönemde de değişecek. Milletvekilliği gelir geçer ama dik durmak her zaman kalıcıdır diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İnce.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

PERVİN BULDAN (Iğdır) -  Sayın Başkan, biraz önceki tartışmadan sonra ara verdiniz ve o ara esnasında Sayın Bahçekapılı grubumuza atfen…

BAŞKAN – Tutanak getirttiriyorum…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – …”katiller” kelimesini kullandı.

BAŞKAN - “Katiller” denilmişse onu konuşacağız.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Arada söylendi yalnız.

BAŞKAN – Ara içinde, orada da yazılıyor ya, onun için.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, Hatip ismimi anarak, hakaret ettiğime dair, bununla ilgili bir açıklama yapmak istiyorum hem MHP Grup Başkan Vekili hem de Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili ismimi anarak…

BAŞKAN – Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sevgili arkadaşlar, benim niyetim kimseye hakaret değil ve hele hele, hiç karnımızdan da konuşmayız biz ve yüreğimiz de ihanet kuyularından su çekmez. Benim burada yaptığım tespit, bir tarihî tespittir. Bu tespiti zaman zaman AKP Grup Başkanı da yapar, sizler de yaparsınız.

Peki, hepimiz neden dönüyoruz diyoruz ki bizim talebimiz 1921 Anayasası’dır? Çünkü 1921 Anayasası’nda bütün halklar var. O tarihte söz verildi, 1924’te reddedildi. Ondan dolayıdır ki bir tarihî süreci hep birlikte tartışıyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yanlış.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Lozan’da söz verildi, gereği yapılmadı, 21 Anayasası’yla söz verildi, gereği yapılmadı ve zaman zaman silah arkadaşlarının da birbirine karşı dilini de biliriz. Ermeni katliamında Mustafa Kemal’in Kazım Karabekir’e aynen şu sözü vardır: “Ermeni katliamı bir alçaklıktır, buna kim ki bulaşmışsa alçaktır.” diyor ve demek ki o tarihimizde böyle kanlı, kirli bir dönem vardır.

Şimdi, bizler bunları seslendirirken bize dönüp buralardan ahlak dersi vermek, üslup dersi vermek, bize “katil” demek… Vallahi bize “katil” diyenlerin demek ki ruhlarında, bedenlerinde katillik ruhu dolaşıyor. Biz kimseye “katil” demedik. “Failleri bulun.” diyoruz, Roboski’de failleri bulun. Sizin dönüp seslendiğiniz bu grupta var ya Grup Başkan Vekili Pervin Buldan’ın eşini katlettiler. Benim ağabeyimi -Gaziantep’te il başkanıydı- katlettiler. Şimdi, katliama maruz kalan bir gruba dönüp “katil” demek… Buraya çıkıp özür dilemelisiniz. Biz size böyle bir dil kullanmadık ve bize de böyle bir dil kullanmaya hakkınız yoktur, Parlamentodan ve halkımızdan özür dilemelisiniz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Ayşe Nur Hanım, şimdi ben tutumum hakkında şey açıyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Lehte konuşmak istiyorum efendim.

BAŞKAN - Türkiye Cumhuriyeti değerlerini hedefleyen konuşmalara karşı, oturumu yöneten başkan vekillerinin yeterince müdahalede bulunmadığı hakkındaki usul tartışmasını açıyorum.

Lehte, aleyhte…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Lehte efendim.

BAŞKAN - Aleyhte ilk söz Sayın Kamer Genç’in, Tunceli Milletvekili.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Talep eden yok.

BAŞKAN - Ben buradan okuyorum, gelmesi lazım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ben söyledim efendim.

BAŞKAN – Tamam sizi duydum ben, şimdi aleyhtekilere bakıyoruz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Aleyhte istiyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Usul tartışması açmayı talep eden gitti Başkanım, gerek yok bence tartışmaya.

BAŞKAN – Öyle mi?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Evet.

BAŞKAN – Peki, o zaman geri aldık.

Sayın Bahçekapılı, buyurun.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkanım, izin verirseniz biraz önceki tartışmayla ilgili…

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

4.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Değerli milletvekilleri, şunu bilmenizi isterim: Ben Türk’üm ama hayatımın her döneminde Kürt sorunuyla ilgili olarak ne yapılması gerekiyorsa yaptım. İstanbul’da doğdum, İstanbul’da büyüdüm. Mali açıdan da bir sorun yaşamadım. Bu artı puanlarıma rağmen Türkiye’de sömürme konusunda, ezilme konusunda veya Kürt sorunu konusunda en zor dönemlerde dahi elimi ateşin altına soktum. Bundan gocunmuyorum, doğru olanı yaptım. Hâl böyle iken bir konuşmacının, BDP sıralarından bir milletvekili arkadaşımızın, her zaman yaptığı gibi, konuşmasının bir noktasına geldiğinde -çok özür dilerim, tırnak içinde- bu Meclise hiç yakışmayacak bir cümleyi, bir kelimeyi kullanması, bardak atması, bardak kırması…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, öze gelsin, doğru dürüst konuşsun!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) - …veya da şahsımı hedef alarak, o noktaya geldiğinde “dönek” diye hitap etmesi, insanda gerçekten sinirlerine ve kendisine hâkim olma duygusunu zedeliyor.

Benimle ilgili olarak döneklik konusunda bazı şeyler var. Arkadaşlar, ben geçmişimden gurur duyuyorum, bugünümden de gurur duyuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Beni döneklikle itham edenler kendilerini benden çok daha fazla solcu veya çok daha fazla ilerici olarak nitelendirmesinler. Solculuk bulunduğun yerden başkasının siyasi duruşuna laf atmakla gerçekleşmiyor, okumakla, sorgulamakla gelişiyor.

SIRRI SAKIK (Muş) – Attığın laflardan belli!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) - Ben bunları yapıyorum ve hiçbir şekilde de, hiçbir anımda da en ufacık bir utanç duymuyorum.

Biraz önce elbette kastımı aşan bir cümlem oldu. Burada BDP sıralarında olan milletvekili arkadaşlarım gerçekten konuşmanın veya tartışmanın o gerginlik anında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Son, bir özür dileyeceğim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Özür dileyecek, açın efendim,

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) –…ben şu cümleyi kullandım: “Dönek olmak katil olmaktan daha iyidir.” dedim ama yine de içimden gelen, ruhumdan, aklımdan gelen bir cümle değildir bu. BDP’li arkadaşlar arasında benim arkadaşlarım var. Elbette ki milletvekilleri olduklarından dolayı saygım ve sevgim var. Üzüldülerse çok üzüldüm, onu belirtmek isterim. Sizlerden de özür dilerim.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Bizden de özür dile, bizden de!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

12.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın ifadelerine ilişkin açıklaması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Değerli milletvekilleri, burada, Meclis Başkanı, ismini okuyacağım sonra, “Kürdistan siyaseti dahiliyesi Elcezire Cephesi Kumandanlığı tarafından tevhid ve idare edilecektir. …Büyük Millet Meclisi Riyaseti ile muhabere eder.” Ve devamı var, gizli celse tutanakları, 1’inci Meclis Başkanı Mustafa Kemal, daha “Atatürk” soyadını almamış. Bir asır önce bu Meclisin ilk Başkanı “Kürdistan” diyecek, Kürt mebuslarından bahsedecek; bir asır geçecek ve siz gelip bize bu Mecliste bunu yasaklamaya çalışacaksınız. Bu birinci yanlış.

İkinci yanlış: Sayın Bahçekapılı, demin söylediğin sözden özür dilemedin. 2 tane, yakınını, en yakınını kaybeden arkadaşım sırada oturuyor.

“Dönek” dedim diye alınıyorsunuz. Siyasi döneklik vardır arkadaşlar, bu çok şey değil, eskiden parti değiştiren milletvekilleri vardı. Fikir değiştirebilirler; elbise değiştirebilirler; dün greve “haktır” derler, bugün “yasaklayın” derler; dün özgürlüklerden yana olurlar, bugün diktatörlükten yana olurlar; dün çoğulcu parlamentoyu savunurlar, bugün tek adam diktatörlüğünü, tek adam şefliğini, padişahlığı savunabilirler. Bunun siyasi literatürde adı “döneklik”tir, “siyasi döneklik”tir. Ben de bunu söyledim, bunda ne var gocunacak? Çıkarsın, dersin: “O gün yanlış söylüyordum, bugün doğru söylüyorum, doğru yerdeyim.” Ama ikide bir alınganlık göstermeyin artık yaşınız kemale erdi. Bu yaştan sonra da alınganlık göstermenin bir anlamı yok.

İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Nasıl “Kemale erdi.” ya? Ne biçim konuşuyorsun?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sayın İbrahim’ciğim, sen alınganlık gösterme, bir tek Alevi olarak sen kaldın. Alevi açılımında da gördük, size ne verdiler. Alevilere ne verdi AK PARTİ? Allah aşkına yapmayın, gözünüzü seveyim!

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Devamla) – O konuda, siyasi döneklik konusunda imzamı atarım, çerçeveyle de asarım. Bunda da özür dileyecek bir şey görmüyorum ama “katil” sözünden özür dileyeceksiniz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sen de öylesin! CHP’de çalışmadın mı, SHP’de çalışmadın mı? Sen de döneksin!

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, 1/2/2012 tarihinde Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve arkadaşlarının Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde 1990’lı yıllardan bu yana kullanılan Renault Toros “beyaz Toros” marka araçların faili meçhul cinayetlerle olan ilişkisinin ve toplum üzerinde yarattığı travmanın araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 30/5/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ilk söz Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BDP grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Araştırma önergesini verenler, önergede bahsedilen olaylarla ilgili soruşturmaların, yargılamaların, kazıların yapıldığını çok iyi biliyorlar. Bu soruşturmaların yapılmasından rahatsız olanlar, güneydoğudaki olayların aydınlatılmasından rahatsız olanlar yine önergeyi veren grup. Bu çelişkili davranışı milletimizin takdirine sunmak istiyorum.

Güneydoğudaki faili meçhul cinayetlerin araştırılması için bu önergeyi verenlere şunu sormak istiyorum: Öncelikle, faili belli olanlar var, masum insanlarımıza, öğrencilerimize, çocuklarımıza kastedenlerin failleri belli. Önce, siz, bu faili belli olan teröristleri savunmayı bırakmanız gerekmektedir. Güneydoğuda yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımızın sorunlarının çözümünde kararlı davranan bir Hükûmetin varlığından neden rahatsız oluyorsunuz?

İşte size bir belge: Tehdit mektubu. Seçimlerde terör örgütünün dağıttığı tehdit mektuplarından birisi. Ne diyor tehdit mektubunda? 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Onu sizinkiler basıp dağıtmıştır. Sizinkiler bastırmıştır matbaada.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – “AKP’nin sözcülüğünü yapar ve tek bir oy sebebi olursanız, bizim için hafifletici hiçbir şey kalmaz.” diyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Onu sizinkiler bastırıp dağıtmıştır, sizinkiler.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – İşte, bunları savunmayı bırakmanız lazım. Eğer “siyasi mücadele” diyorsanız, bu mektupları kınamanız lazım. Bunlara niye destek verdiğinizi milletimiz çok iyi biliyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Failini bulsaydınız. Siz bastırıp dağıttınız onları.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – AK PARTİ’nin İlçe Başkanı kaçırılıyor…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bastırıp dağıtan bölgede sizsiniz.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – …il başkan yardımcısı eşinin yanında arkasından vurularak öldürülüyor. Hani siyasi partisiniz, bir tek kınamanızı gördük mü sizin? Gördük mü?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – O zaman, Diyarbakır’da kendi içinizde faili bulundu, diğerinde de tefecilik olayı var, onu da araştırın, içinizden çıkacak, içinizden çıkacak.

BAŞKAN –Sayın Kaplan, lütfen… Lütfen, ne olur…

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – …AK PARTİ İktidarından önce ülkemizde faili meçhul cinayetlerin çok sık yaşandığı bir gerçektir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Diyarbakır milletvekilleri çıkıp söylesin.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Önergede de zaten 90’lı yıllardan bahsedilmektedir, 2000’li yıllardan değil. Çok değerli aydınlarımız o yıllarda -90’lı yıllarda- gazetecilerimiz, bilim adamlarımız, faili meçhul cinayetler neticesinde maalesef hayatlarını kaybetmişlerdir. Özellikle 90’lı yıllarda ülkemiz faili meçhullerle, yargısız infazlarla ve işkencelerle anılan bir ülke hâline gelmişti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği yüzlerce ihlal kararıyla ülkemizin uluslararası camiada ne kadar zor duruma düştüğü herkes tarafından bilinmektedir.

AK PARTİ’nin iktidara gelmesiyle birlikte, son dokuz buçuk yıla baktığımızda, Türkiye’de faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmaya çalışıldığını, çetelerin, mafyanın, karanlık odakların üzerine kararlılıkla gidildiğini, hiçbir şeyin üzerinin örtülmediğini, şüphelilerin, bağımsız ve tarafsız yargı önünde hesap vermelerinin sağlandığını görmekteyiz. AK PARTİ hükûmetleri ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22’nci, 23’üncü ve bu Döneminde hukuk ve adalet alanında ve demokratikleşme konusunda öncelikle mevzuatımızda önemli değişikliklerin yapıldığını hep beraber gördük, görüyoruz. Ceza-adalet sistemimiz daha çağdaş bir yapıya bu dönemde kavuşturuldu. Çok önemli yasa değişiklikleri gerçekleştirilmeye devam ediyor. Son olarak, temel hak ve özgürlükleri genişleten Anayasa değişikliği ile yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının sağlanması anlamında Anayasa’da da önemli değişiklikler gerçekleştirildi. Demokratikleşme alanında son dokuz buçuk yılda elde ettiğimiz kazanımları kalıcı hâle getirmenin ve daha da geliştirmenin gayreti içerisinde çalışan bir Hükûmet var, bir Meclis yapısı var.

Faili meçhul olayların aydınlatılması, karanlık odakların ortaya çıkarılması konusunda aslında hepimiz hemfikiriz. Türkiye çok önemli bir süreçten geçmektedir. Ülkemizin son otuz yılına damgasını vuran karanlık olayların bir bir ele alındığını da hepimiz görmekteyiz. Şemdinli davasının yeniden ele alınması, Danıştay saldırısı davası, Ergenekon soruşturmaları ve davaları, Balyoz Darbe Planı davası ve faili meçhul olaylarla ilgili başlatılan soruşturma ve devam eden davalarla, karanlıkta kalmış onlarca olay sorgulanıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyasi cinayetlerin, faili meçhul olayların en sık yaşandığı 90’lı yıllarda AK PARTİ iktidarda değildi. O dönemde meydana gelen faili meçhul olaylar maalesef aydınlatılamadı. Ülkemizin diğer bütün sorunlarında olduğu gibi, bu sorun da AK PARTİ’li yıllara devredildi. O dönemlerin siyasi iktidarları bu cinayetlerin üzerine gidemedi. 2002 yılından itibaren ise durum değişti, “Türkiye’nin artık eski Türkiye olmayacağını, karanlık odakların, çetelerin, mafyanın üzerine kararlılıkla gidileceğini” açıklayan ve bunu uygulamasıyla da gösteren bir parti iktidar oldu.

Terörle mücadele sürecinde bir yandan ifade özgürlüğü genişletilirken, yasaklar kaldırılırken, eskinin hataları telafi edilirken, diğer yandan da, bu özgürlüklere kasteden yaklaşımlara müsamaha gösterilmemeye başlandı. Özellikle terör örgütü ve onunla ilişkili yapılanmaların devlete paralel örgütlenme içinde bölge insanına zulmetmesine, bölge insanından haraç toplamasına, baskı kurmasına, âdeta faşizm uygulamasına asla ve asla göz yumulmamaktadır.

Dokuz buçuk yılda elde ettiğimiz kazanımlar sayesinde artık Türkiye faili meçhul ülkesi olmaktan çıkmıştır. Araştırma önergesinde bahsedilen olayların çoğu yargının gündemine gelmiş, soruşturmaları da hâlen devam etmektedir. Bu soruşturmalarla ilgili yapılan kazıları da canlı yayınlarda hep birlikte izliyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonunun, yaşam hakkını ihlal eden olaylarla ilgili alt komisyonlar oluşturduğunu da hep birlikte görüyoruz.

Bu önerge sadece kafa karıştırmak, Meclis gündemini meşgul etmek, gündemde milletimizin bizlerden beklediği yasaların çıkmasını engellemek için verilmiş bir önergedir. Bu nedenle, önergenin aleyhinde olduğumu ifade etmek istiyorum.

Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin aleyhinde son söz Bolu Milletvekili Sayın Ali Ercoşkun’a aittir.

Buyurun Sayın Ercoşkun.

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BDP grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Dün gerçekleşen AK PARTİ grup toplantısında önemli anlara tanıklık ettik. Her grup toplantısındaki coşku ve heyecanın bir benzeri gerçekleşti dün. Gündeme dair birçok konu değerlendirildi ama Sayın Başbakanın ana gündemi, üzerinde birçok spekülatif polemikler oluşturulmaya çalışılan Uludere olayı üzerineydi. Kime, neye hizmet ettiği gayet açık olan bu polemiklere Sayın Başbakan çok net, çok açık ama en önemlisi, milletin hissiyatıyla, milletin duygusuyla tokat gibi cevaplar verdi. Sayın Başbakanın milletin hislerine tercüman olan bu konuşması anlaşıldığı kadarıyla BDP üzerinde tam aksine bir etki oluşturmuş ki hemen sırada bekleyen, tırnak içinde “beyaz Toros” önergesi diğer önergelerin önüne alınarak bu konu gündemde tutulmaya çalışılıyor. Aynı zamanda, biraz önce yapılan konuşmalarda gördük ki ortaya hiçbir şey koyamayanlar, yeni bir söz söyleyemeyenler, bu konularda ağzını açamayanlar, en iyi yaptıkları işi, hakareti ve tahrik etmeyi deniyorlar ama başaramadılar, başaramazlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başbakanın dediği gibi “Zulme rıza, zulümdür ama zalimle beraber hareket edenler de zalimlerdendir.” 14 Ağustos 2001’de kurulan AK PARTİ ilk günkü heyecanını, ilk günkü sevdasını, programını aynı şekilde bugün de gerçekleştirmekte. AK PARTİ kadrosu, cumhuriyet döneminin en karanlık dönemlerini aydınlığa kavuşturmak için canını ortaya koyan bir kadro. Dersim üzerindeki, 27 Mayıs üzerindeki karanlığı kaldıran, 12 Eylülü yargıya taşıyan, 28 Şubatı tarihin derinliklerine gömen, 27 Nisana karşı çıkan bir kadro AK PARTİ.

Dolayısıyla, evet, faili meçhuller konusunda birçok adli, idari uygulamalar, yargı süreçleri, kazılar devam ediyor. Türkiye’de artık hiçbir şey eskisi gibi değil ve bundan sonra da olmayacak. Bu millet, bu Meclis, zalimlere, PKK’lı kalleşlere, onların uzantılarına pabuç bırakmaz, bırakmayacak.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün görüşmelerine başladığımız Karayolları Trafik Kanunu, Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu, Belediye Kanunu gibi birçok kanunla ilgili tasarının, bildiğiniz gibi, bir an önce yasalaşması gerekiyor. Bu vesileyle, BDP grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu belirtir, Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Karar yeter sayısı Başkan.

BAŞKAN – Tamam.

Grup önerisini oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Karar yeter sayısı yoktur, birleşime on dakika veriyorum.

 

Kapanma Saati : 15.48


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin Üçüncü oturumunu açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Sayın Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/486) (S. Sayısı: 233)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sıraya alınan İstanbul Milletvekili Sayın Metin Külünk ve 2 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- İstanbul Milletvekili Metin Külünk ve 2 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/560) (S. Sayısı: 259) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Dünkü birleşimde teklifin tümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu ile Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştı.

Şimdi söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Sayın Ali Serindağ’da. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Serindağ.

Süreniz yirmi dakika.

CHP GRUBU ADINA ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 259 sıra sayılı Yasa Teklifi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, biraz önce bir tartışma yaşadık. Cumhuriyetimiz zorluklarla kurulmuştur, zor günlerden geçilerek kurulmuştur, kurucu kadro büyük bir özveri göstermiştir. Ben cumhuriyetimizin kuruluşunda ve milletimizin bağımsızlığa kavuşturulmasında büyük çaba gösteren başta cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve kurucu kadroyu rahmetle ve şükranla anıyorum.

Sayın milletvekilleri, her şeyi kendi şartlarında değerlendirmek lazım. Biz bugünün bakış açısıyla, bugünün psikolojisiyle, bugünün şartlarıyla, bugünkü dünya konjonktürüyle yüz yıl öncesini, seksen yıl öncesini değerlendiremeyiz. O nedenle bu sözüm herkese, her şeyi, her olayı kendi zamanının şartlarında değerlendirmek lazım. Buna özellikle Sayın Başbakanın dikkat etmesi lazım. Sayın Başbakan, bugünle ilgili söyleyecek fazla bir şeyi olmadığı için, siz de biliyorsunuz ki, hep seksen yıl öncesine giderek olayları değerlendiriyor. Buradan Sayın Başbakana da sesleniyorum, artık günümüze dönmelidir, günümüzün gündemine dönmelidir ve geleceğe yönelik yapacaklarını halkımıza anlatmalıdır. Seksen yıl öncesiyle uğraşmanın bir anlamı yok, tarihte yerini almıştır ve cumhuriyetimiz de yoluna devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz 1981 yılı UNESCO tarafından Atatürk Yılı ilan edilmiştir Büyük Atatürk’ün doğumunun 100’üncü yılı nedeniyle. Oy birliğiyle alınan kararda bakın ne diyor: “Uluslararası anlayış ve barış yolunda çaba harcamış üstün bir kişi, olağanüstü bir devrimci, sömürgecilik ve emperyalizme karşı savaşan ilk önder, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, insanlar arasında renk, din, ırk ayrımı gözetmeyen eşsiz devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu.” Biz, Büyük Atatürk ile yakın silah arkadaşı İsmet İnönü’yü de, cumhuriyetimizin kuruluşuna emeği geçen tüm kahramanları da saygıyla ve şükranla anıyoruz.

Sayın milletvekilleri, bugün görüşeceğimiz teklif bir torba teklif. Şimdi, AKP döneminde torba tasarıya alıştık da bir de önümüze torba teklif geldi. Yürürlük ve yürütme maddesini saymazsak bu tasarı beş maddeden oluşuyor. Bir madde havacılık sektöründe çalışan emekçilere grev yasağı getiriyor. İnşallah teklifi veren Sayın Külünk de beni dinliyordur.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Zatıalinize büyük saygım var biliyorsunuz.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – 2’nci madde kara yolları, cadde ve sokakların kiraya verilmesi ve özelleştirilmesiyle ilgili. 3’üncü madde korsan taksiciliğin önlenmesiyle ilgili. 4’üncü madde uçakların motorlarının ve parçalarının finansal kiralama yoluyla edinilmesiyle ilgili. 5’nci madde ise sınav kazanmış ancak ilgili yönetmeliğin idari yargı tarafından iptal edilmiş olması nedeniyle ataması yapılmayan itfaiye personeliyle ilgili.

Sayın milletvekilleri, böyle bir teklif olabilir mi?

                           

(x) 259 S. Sayılı Basmayazı 29/5/2012 tarihli 112’nci Birleşim tutanağına eklidir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Olmuş, olmuş.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Evet, AKP döneminde oldu, AKP döneminde oldu. Bu, hem yasa tekniğine aykırıdır hem hukuk anlayışına aykırıdır.

Şimdi, siz, iki sene evvel 12 Eylül referandumuna giderken ne demiştiniz? “Biz çalışanların grev hakkının önündeki engelleri kaldıracağız.” demiştiniz. Şimdi ne getiriyorsunuz? Grev yasağı getiriyorsunuz. Neden? Acaba iki yılda ne değişti? Niye referanduma giderken halkımıza doğruları söylemediniz? Söyleseydiniz, “Biz grev yasağı getireceğiz.” deseydiniz, ona göre oy isteseydiniz, belki vatandaşlarımız ona göre oy kullanırlardı. Vatandaşları yanıltmak bana göre uygun bir şey değil.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, biliyorsunuz, bizim taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalar var. Bu getirilen grev yasağı ILO ilkelerine aykırıdır, Anayasa’mızın 90’ıncı maddesine aykırıdır ve Avrupa Sosyal Şartı’na aykırıdır. Bunu neye istinaden getiriyorsunuz, neye dayanarak getirdiniz, ne ihtiyaçla getirdiniz, onu anlamakta zorluk çekiyoruz.

Dün Sayın Ulaştırma Bakanı konuşurken -ben çünkü Ulaştırma Bakanı diyorum ama soru önergeleri de o şekildeydi, Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanı Sayın Bakan- şöyle dedi: “Biz havacılık sektöründe büyük gelişme kaydettik. Efendim, iç yolcu sayısını işte şu sayıdan bu sayıya çıkardık, dış hatlarda, efendim, şuradan şuraya geldik.” O zaman, sayın milletvekilleri, bu yolcu sayısının arttırılmasında, bu havacılık sektöründe çalışan emekçilerin hiç mi katkısı yok?

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Var, çok var.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – O katkının karşılığı bu mu olmak gerekir peki? Havacılık sektöründe çalışan emekçilerin sarf ettiği gayretin karşılığı bu mu olmak gerekirdi? Siz onların haklarını daha çok genişletmeliydiniz, siz onların haklarını kısıtlamakla onların emeklerinin karşılığını vermediniz ve gasbettiniz. Nasıl oldu bu biliyor musunuz? Daha evvel başka bir komisyonda görüşülen tasarıya böyle bir madde, hatta bundan daha hafif olan bir madde eklenmek istendi. O görüşmeler sırasında o madde o tasarıdan çıkarıldı. Şimdi söylemek istemiyorum, ama tırnak içerisinde söylüyorum, kusura bakmayın, getiren arkadaşlarım da kusura bakmasınlar, korsan bir şekilde bu sefer bu teklife monte edildi. Böyle bir şey olabilir mi?

Getirdiniz İçişleri Komisyonunda görüştük, biz de o komisyonun üyesiyiz. Peki, asıl komisyonda niye görüşülmedi? Alelacele görüşüldü.

Bir de vatandaşlarımızın sıkça yakındığı, bilhassa taksici esnafın dert yandığı korsan taksiciliğin önlenmesiyle ilgili düzenlemenin yanına koydunuz, onunla bunu kamufle etmek istediniz. Madem öyleydi, normal yollardan hazırlayıp getirseydiniz onu bir görüşseydik bu kadar cesur idiyseniz.

Değerli arkadaşlarım, getirilen başka bir madde neyi öngörüyor? Park yerlerinin kamusal alandan çıkarılarak gerçek ve tüzel kişilere devredilmesi, yani özelleştirilerek değnekçi ve otopark mafyasının önüne geçilmesi düşünülüyor.

Değerli arkadaşlarım, bu konuda bizim şu kuşkularımız var. Bu yolla acaba cadde, sokak ve kara yollarının kimlere kiralanması düşünülüyor? Kimlere vermeyi düşünüyorsunuz? Yani bu şekilde bizim kuşkulanma hakkımız var. Niye? Çünkü geçmişte biz bunların çok örneğini gördük.

Şimdi, sayın milletvekilleri, korsan taksicilikle ilgili hususa gelince, biz korsan taksiciliğin mutlaka önlenmesi gerektiğine inanıyoruz, ancak ondan önce, çıkarılan kanunların mutlaka uygulanması gerektiğine inanıyoruz. Çıkarılan kanunlar uygulanmayacaksa bizim bu kadar fazla mesai harcamamıza gerek yok. Onun için, özellikle iktidara düşen, Hükûmete düşen, çıkan kanunların bir an önce uygulanmasıdır, tam ve kâmil anlamda uygulanmasıdır.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, sözlerimin başında da söyledim, bu, bir torba teklif niteliğinde. Bu torba teklif yasama tekniğine uymamaktadır. Gerçi AKP İktidarının yasaya uyma, hukuka uyma gibi bir derdi yoktur. Örnek vereyim değerli arkadaşlarım:

Siz pek çok konuda kanun hükmünde kararname çıkardınız. Siz derken Hükûmeti kastediyorum. AKP, 2002 yılının sonlarında iktidar oldu, 2011 yılına kadar kanun hükmünde kararname çıkarmadı. Niye çıkarmadı? Bana göre çıkarmaması doğaldı, gerekli çoğunluğu vardı, dilediği kanunu dilediği zamanda çıkarıyordu. 2011’den sonra da değişmedi bu. 2011’den sonra da gerekli çoğunluğa sahipsiniz, istediğiniz yasayı, istediğiniz düzenlemeyi istediğiniz zamanda istediğiniz şekilde çıkarıyorsunuz. Peki, kanun hükmünde kararname çıkarma ihtiyacını nereden duydunuz? İnsanların aklına şu geliyor: Kanun hükmünde kararnameler Meclise getirilmemek suretiyle yapılan düzenlemeler halkın gözünden kaçırılıyor, birincisi bu.

İkincisi şu: Deniyor ki, ben de diyorum yani bende de o kuşku var: Acaba Anayasa Mahkemesinin yapısı değiştikten sonra AKP’de kabul ettiği yasaların, yetki yasalarının veya kanun hükmünde kararnamelerin Anayasa Mahkemesinden hiçbir şekilde geri dönmeyeceğine dair bir kanaat mi oluştu? Böyle bir algı mı oluştu? Bu algının yüksek mahkeme tarafından ortadan kaldırılması lazım. Bizim yargımızın bağımsız olması ancak yaratılan bu algının giderilmesiyle mümkün olacak. Bu algının giderilmesinin en büyük aracı da mahkemelerin verdiği kararlar olacak.

Kanun hükmünde kararnameler Anayasa’mızda düzenlenmiş, 91’inci maddede. Ne diyor bakın: “Kanun hükmünde kararnameler, Resmî Gazetede yayımlandıkları gün yürürlüğe girerler. Kararnamede yürürlük tarihi ayrıca tespit edilebilir.

Kararnameler, Resmî Gazetede yayımlandıkları gün Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur.

Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan kanun hükmünde kararnameler Meclis komisyonlarında ve Meclis Genel Kurulunda öncelikle ve ivedilikle görüşülür.” Yine komisyonda da benzer hükümler öngörülmüştür İç Tüzük’le.

Değerli arkadalar, bakın ne diyor İç Tüzük? İç Tüzük 37’nci madde: “Tasarı veya tekliflerle kanun hükmünde kararnamelerin esas komisyonlara havale gününden itibaren en geç kırkbeş gün içinde sonuçlandırılması gerekir.

Süresi içinde komisyonda görüşülmeyen kanun hükmünde kararnameler, doğrudan Genel Kurul gündemine alınmak üzere Meclis Başkanlığınca Danışma Kuruluna götürülür.”

Bunlara uyuyor musunuz? Uymuyorsunuz. O zaman ne yapıyorsunuz? Anayasa’yı ihlal ediyorsunuz. Anayasa’yı açıkça ihlal ediyorsunuz. Siz bu Anayasa ihlalinden vazgeçmelisiniz.

Değerli milletvekilleri, tabii, ne yazık ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Cemil Çiçek bu hukuksuzlukların hiç birine ses çıkarmıyor.

Değerli arkadaşlarım, hâlbuki Meclis Başkanının bunlara seyirci kalmaması lazım. Komisyonlarda denetim yetkisi var; onları, o denetim yetkisini yerine getirmesi lazım.

Şimdi, kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenen konular Meclis gündemine gelmiyor ya, dedim ki: “Siz bunu Meclisin gözünden, Meclisin bilgisinden kaçırmak için yapıyorsunuz.” Gerçi Meclise getirseniz ne olacak? Meclis yayınlarının televizyondan yayınlanma saatinden sonra getiriyorsunuz; on dokuzdan sonra. On dokuzdan sonra TRT’nin ekranı kararıyor, Meclis görüşmelerini milletimiz izleyemiyor.

Bakın, bu Meclis, Türkiye Büyük Millet Meclisi kanun yapabilir, anayasa yapabilir, anayasa değiştirebilir ama TRT ile protokol yapamaz. Bu, olacak bir şey mi? Bunu içinize sindirebiliyor musunuz değerli arkadaşlarım? İçinize sindirebiliyor musunuz? Sindirmeniz bana göre mümkün değil, siz de bunu sindiremiyorsunuz.

TRT, Diyanet İşleri Başkanlığına kanal tahsis ediyor ama Meclisin görüşmelerini halka duyurmuyor ve Meclis Başkanı, buradaki sayın milletvekilleri, AKP çoğunluğu buna ses çıkarmıyor. Nasıl milletin vekili olacağız biz? “Biz” derken sizi kastediyorum.

Tutuklu milletvekillerinin sorununa da Meclis Başkanı çözüm getirmiyor. Şöyle diyor: “Anayasa ve kanunlar izin vermiyorsa yapacak bir şey yoktur.” E peki Sayın Meclis Başkanı Anayasa’yı ve kanunları bilmiyor muydu? Neden üç muhalefet partisinin grup başkan vekillerini toplantıya çağırdı? Neden çağırdı? Çağırmasaydı, kanunlar belli, Anayasa belli. Belki o şöyle bir şey düşünmüş olabilir: Nasıl olsa bu üç muhalefet partisi anlaşamazlar, uzlaşamazlar, e o zaman da suç bunların üzerinde kalır. E oldu ki uzlaştılar, demokrasi bir uzlaşma rejimi. Ondan sonra ne oldu? AKP yan çizdi, Sayın Başbakan bundan vazgeçti. Peki, Sayın Meclis Başkanı niye buna alet oluyor? Sayın Meclis Başkanının buna alet olması Meclis adına bir talihsizliktir.

Değerli milletvekilleri, bazı konuları da Meclis, millet gündeminden düşürmek istiyorsunuz ama biz bunları her zaman hatırlatmaya devam edeceğiz değerli arkadaşlar. Bunlardan birisi Deniz Feneri, Deniz Feneri davası. Siz ne yaparsanız yapın, savcıları değiştirin, savcıları soruşturun, davaya bakacak mahkeme bulunmasın ama ne olursa olsun biz bunun peşini bırakmayacağız. Milletimizin temiz, manevi duygularını istismar ederek başkalarına çıkar sağlamanızın mutlaka yakasında olacağız, sizin yakanızda olacağız, bunun peşini bırakmayacağız. Kesinlikle, bu konuda ihmali olan, kim olursa olsun, ister kamu görevlisi ister siyasetçi -buradan açık söylüyorum- biz bunun hesabını mutlaka soracağız. Ne oldu? Davaya bakan savcıları sanık durumuna getirdiniz. Şu anda dosya Ankara-İstanbul arasında gidiyor, geliyor, görevli bir mahkeme bulunamıyor. Niye? Çünkü, davaya bakacak hâkimlerin kendi başlarına ne geleceğini tahmin ettiklerini düşünüyorum. Değerli arkadaşlarım, bu uygun bir şey değil, bu yanlıştır.

Başka bir konu, KPSS sınavlarında soruları çalan bir şebeke vardı, organize suç örgütü vardı. Ne oldu? Sayın Başbakan “Ben, MİT’i ve Emniyeti görevlendirdim.” demişti. Bugüne kadar herhangi bir şey çıktı mı? Ne oldu? Peki, bu soruları kim çaldı? Niçin çaldı? Kimlere verdiler? Amaçları neydi?

Değerli arkadaşlarım, peki, bunun hesabını biz sormayacak mıyız? Bunun hesabını mutlaka soracağız.

Başka bir konu vardı. Neydi o? Manisa’da bulunan Sayın Bülent Arınç’a Ankara’da suikast yapmak üzere iken yakalanan subayların durumu ne oldu? Manisa’da olan Sayın Bülent Arınç’a Ankara’da suikast yapmak üzere yakalanan, gözaltına alınan subayların davası ne oldu? İki buçuk yıl oldu, ne bir soruşturma açıldı ne herhangi bir haber çıktı. TSK’nın -Türk Silahlı Kuvvetlerinin- kozmik odası arandı. Ne oldu peki? Bunun sonucu ne oldu değerli arkadaşlarım? Acaba suikast iddiası yalan mıydı yoksa suçluları koruyan biri mi var? Milletimiz bunu öğrenmek istiyor, biz bunu öğrenmek istiyoruz. Siz öğrenmek istemiyor musunuz? Türkiye Büyük Millet Meclisi hiç bu konuyu merak etmiyor mu?

Değerli arkadaşlarım, konuları hızla geçiyorum, zamanımız çok azaldı. Yanlış bilgi de veriliyor millete.  En  son  örnek 19 Mayıs törenleriyle ilgiliydi. Sayın Başbakan diyor ki: “Efendim, bakın, bu 19 Mayısta tanklar yürümedi, toplar yürümedi.” Biraz insaflı olmak lazım. Bak, “İnsaf dinin yarısıdır.” diye bir söz var. 19 Mayıs törenleri stadyumlarda yapılıyor. Bakın, bunu herkes duysun diye söylüyorum, stadyumlarda yapılıyor. Stadyumlarda -elinizi vicdanınıza koyun- tank yürür mü, top yürür mü? Böyle bir yanlış bilgi insanlarımıza aktarılabilir mi arkadaşlar? Bunu içinize sindirebiliyor musunuz? Bakın, onunla ilgili bir yönetmelik çıkarıldı. Yönetmelikte görevli kuruluşlar dışında Atatürk anıt ve büstlerine çelenk konulmayacağına dair bir hüküm yok. Koymaya cesaret edemediniz, aslında düşünüyordunuz onu. Ama o eksiği mülki idari amirleri ve uygulayıcılar eliyle yapmak istediniz, İçişleri Bakanlığıda hukuksuz bir genelge yayınladı ve Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü dışında Atatürk anıtına hiç kimsenin çelenk koyamayacağı yolunda bir genelge yayınladı. İçişleri Bakanlığı bu hukuksuzluğun aracı hâline getirildi.

Değerli arkadaşlarım, biz bunları hiçbir zaman hoş görmeyiz. Herkes görevini iyi yapsın. Biz kamu görevlilerinin siyasete alet olmasını hiç istemeyiz. Bazı mülki idare amirleri bu genelgeye rağmen çelenk koymak isteyenlere ses çıkarmadılar ancak bazıları bunu engellemeye çalıştılar. Değerli arkadaşlarım, biz bunu bu şekilde hoş göremeyiz.

Ve değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz, Sayın Dışişleri Bakanının bir sözü vardı: “Doğu Akdeniz’de…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Zamanım kalmadı ama bu cümleyi izninizle söylüyorum Sayın Başkanım.

“Doğu Akdeniz’de seyrüsefer güvenliği sağlanacak İsrail’e giden gemiler açısından.” Sağlayabildi mi? Sağlayamadı.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Serindağ.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Metin Külünk; buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 259 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Türkiye siyasetinin üzerinde en çok uzlaştığı konulardan olan korsan taksicilik ve servisçilik konusunun da içinde bulunduğu teklifimizi Parlamento gündeminde hep birlikte görüşüyor olmaktan kıvanç duymaktayım. İstanbul’da aylık 30 milyon insanın direkt ilişki içinde olduğu kayıtlı taksici esnafı sayısı  19.395’tir. Taksici  sayısı  ülkemiz genelinde 67 bin civarında olup, aileleriyle birlikte yaklaşık 1 milyon insanımızın geçim sağladığı bir iş koludur. Tabii ki buna servis araçları ve diğer yolcu taşımacılığı yapanları da eklersek bu sayı daha da büyümektedir.

Sektör olarak yolcu taşımacılığı, ekonomik büyüklüğü ve istihdam kolaylığı sebebiyle en çok kayıt dışılığın ve korsan uygulamanın geliştiği bir alan olmuştur, beraberinde de şüphesiz birçok sıkıntıyı getirmiş olan korsan taksi ve servis taşımacılığı yıllardır ülke gündeminde kayıt içerisindeki esnafımızın haklı feryadının ifadesi olmuş ve bu anlamda gündemdeki yerini korumuş, birçok kez de siyasetin öznesi olmuştur. Ancak bu konunun dönüm noktası, Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın taksici esnafıyla buluşması esnasındaki “Yolcu taşımacılığında yaşanan yasa dışılığın ortadan kaldırılması için gereken tedbirleri alacağız.” demesiyle bugüne kadarki en etkili siyasi tavrın ortaya konulmuş olmasıdır. Şüphesiz bu konuda muhalefet partilerinin de ziyadesiyle duyarlılığının olduğunu görmek hepimiz için son derece mutluluk vesilesidir ve bu duyarlılıktan dolayı da muhalefet partilerini tebrik ediyorum.

AK PARTİ’nin siyasi anlayışı gereği, bu söylemin gereğini yerine getirmek adına kendimizde görev bildik ve bu kanun teklifimizi hazırlamak suretiyle AK PARTİ Grup Başkanlığı aracılığıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine ilettik. Ticari taksicilik ve yolcu taşımacılığı büyükşehir belediyelerince verilen izinler çerçevesinde yapılmaktadır. Teklifimizde de bu hususun altı çizilmiştir. Hepimiz gündelik hayatımızda çocuklarımızı, eşimizi, kendi canımızı emanet ettiğimiz taksici esnafımızın kendi hayatları için, ticari hayatları için son derece önemli olan bu konuda duyarlılık göstermek siyasetin asli vazifesidir.

Korsan taksicilik ve servisçilik bir emek gasbıdır; kayıtlı iş yapan, sigortasını yaptıran, vergisini ödeyen esnafın hakkını ve hukukunu ihlal etmektir; haksız rekabet ile dürüst çalışan esnafın kazancına ortak olmaktır; “ucuz hizmet” vaadiyle vatandaşımızı yasa dışılığa teşvik etmektir. Bu işi yapmayı tercih edenlerin iş ve geçim gibi haklı gerekçeleri olabilir ancak bir başkasının hakkına girerek haklı kalınamayacağı da açıktır. Bu hususa uzun yıllar göz yumulmuş, yasalardaki boşluk kolluk kuvvetlerimizin son derece duyarlı davranmalarına rağmen, bu konudaki mücadele hak ettiği hedefine hiçbir şekilde, maalesef, bugüne dek ulaşmamıştır.

Bu vesileyle, bugüne dek taksici kardeşlerimizin mücadele ettiği korsan taksiyle mücadele noktasında yüksek duyarlılık gösteren emniyet teşkilatımızın tüm birimlerini Meclis kürsümüzden şükranla yâd ediyor, kendilerine teşekkür ediyorum.

Tabii ki bu mücadeledeki zaafın en temel nedeni yasal boşluk olmuştur. Kolluk kuvvetleri ve yetkililerce yapılan işlemler sonuçsuz kalmış ve caydırıcı olmayan cezalar ile bugünkü hâle gelmiştir. Artık, korsan taşımacılık geçici bir iş olmaktan çıkmış ve son derece organize bir hâl almıştır. Öyle ki İstanbul’da korsan taksi sayısı kayıtlı taksi sayısının birkaç katına ulaşmıştır. İstanbul’da kayıtlı 17 bin taksiye karşılık, binlerce korsan olduğu, binlerce servis aracı olduğu ifade edilmektedir. Sadece İstanbul’da emniyet kuvvetlerimizce yapılan korsan taksilere yönelik işlem sayısı 18.829’dur.

Bu rakamlardan da anlaşılacağı üzere, işlem yapılan aracın birkaç katı korsan araç olduğu düşünülürse, kamu otoritesinin bunu görmezden gelebileceği mümkün değil. Yasa yapıcı güç olan Parlamento çatısı altında alınacak kararlar ile bu soruna bir çözüm bulunması amaçlanmıştır.

Bu konuda hizmet veren korsan araçlar ile bu hizmeti, yasa dışı olmasına rağmen tercih eden ve bu işin sürdürülmesine imkân sağlayan kişilerin  de dikkate alınması gereklidir. Bu yasa dışılığın her iki tarafının da cezaya muhatap olması kaçınılmazdır. Aksi takdirde, yasalar ve cezalar yine yetersiz kalabilecektir.

Bu süreçte karşımıza çıkan bir husus da taksici esnafımız ile ilgili şikâyetler olmuştur. Böyle geniş bir camianın, son derece önemli insan kaynağını istihdam eden bir camianın,  yanlışlıkları, eksiklikleri olanlardan dolayı, müşteri ilişkileri konusundaki eksikliklerden dolayı taksici camiasının bütününü ilzam etmek hiçbir şekilde mümkün değildir. Kısa mesafede yolcu almamak gibi, taksi esnafına ve kamu hizmetine yakışmayan eksik davranışlar da olabilir. Bu konulardaki sıkıntıları da taksici esnaf odasının ve belediyelerin ortak eğitim ve denetlemeyle gidermeleri elbette ki gerekli ve önemlidir ancak bazı taksici esnafımızın eksiklikleri ayrı bir konudur, devletin, vergi kaçağının bulunduğu ve yasa dışılığın olduğu bir alanda kamu düzeninin ve otoritesinin yeniden tesis edilmesi başka bir konudur.

Saygıdeğer milletvekilleri, bu konuyla ilgili olarak kanun teklifimizdeki diğer bir husus da otopark konusudur. Otopark mafyası ve değnekçilik ile ilgili sıkıntılar ülkemiz gündemine 1990’lardan itibaren girmiş ve gazetelerin 1’inci sayfalarına hatta 2’nci sayfalarına birçok kez haber konusu olmuş ve nice canların dârülbekaya göçmesine neden olmuştur. “Otopark mafyası” diye tanımlanan bu kişi ve gruplara karşı vatandaş korumasız ve çaresiz bırakılmıştır. Endişe ve korku ile bu illegal faaliyet ve işgal yapan kişilere para vermek zorunda kalmıştır vatandaş. Bir gece, yıllardır oturduğu evinin bulunduğu sokağa arabasını park etmek için para vermesi gerektiğini söyleyen kişi ya da kişilerle tartışıp aracı zarar gören ya da darbedilen çok kişi vardır.

Çok büyük miktarda kayıt dışı ekonominin bulunduğu bu alanda da kamu otoritesinin tesis edilmesinde maalesef yine geçmişte yasal boşluklar var olmuştur ve bu konudaki mücadeleye de bu yasal boşluğun olması engel olmuştur. Bu hususta da getirdiğimiz yenilikler caydırıcı cezalar öngörmüştür. Doğrusu, İBB, İSPARK eliyle bu alanda çok başarılı uygulamalar yapmayı başarmıştır. Bu konuda kendilerini de tebrik ederim.

Yine bugün, saygıdeğer milletvekilleri, görülecek olan teklifimiz içerisinde yer alan ve Türk Hava Yollarını da yakından ilgilendiren bir madde ile havacılık sektöründe de bir düzenleme öngörülmüştür. Dünya ticaretinin 60 trilyon dolar gibi çok büyük boyutlara ulaştığı çağımızda ulaşım ve iletişim son derece önemli bir hâl almıştır. Türkiye’nin küresel bir güç olabilmesinin en etkin göstergesi millî gelirinin sürekli artması ve küresel marka ve şirket sayısının çoğalmasıdır. Ülkemizin küresel bir oyuncu olabilmesinde en etkin kurumlarımızdan ve de en güçlü markalarımızdan biri olan Türk Hava Yollarının, bugün kabuğuna sığmayan, 2012 yılı itibarıyla iç ve dış hatlarda toplam yolcu sayısı 97 milyona ulaşmıştır dokuz yıllık bir zaman diliminde.

Türk Hava Yolları ve iştirakleri 10 milyar dolara varan bilançosuyla küresel bir şirket, güçlü bir marka hâline gelmiştir. Bu konuda emeği geçen yöneticilerine ve emekçilerine Parlamento kürsüsünden teşekkürlerimi sunuyorum.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Böyle olunca grev yasağı mı getiriliyor?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Şüphesiz, dünya devletlerinin egemenlik mücadelesi ne kadar önemli ise uluslararası şirketlerin de rekabet edebilirlikleri bir o kadar önemlidir.

Son on yılda yaptığı sabit yatırımlar ile insan kaynaklarına yaptığı yatırımlar sayesinde bir dünya markası olan Türk Hava Yolları sıradan bir şirket değil, 74 milyonun alın terinin, vergisinin, duasının olduğu bir millî değerdir. Türk Hava Yolları bir özel şirket değildir, bir holdingin şirketi hiç değildir; Hakkâri’deki, Edirne’deki, Konya’daki, Rize’deki, Muğla’daki çiftçimizin, işçimizin, memurumuzun, iş adamımızın göz bebeği olan bir kuruluşumuzdur.

Dolayısıyla bugün burada milletin sahibi olduğu bir şirketin küresel bir marka olmasının heyecanını yaşarken karşılaşabileceği engellerin ortadan kaldırılması için milletin iradesinin temel yeri olan Parlamentonun da sorumlu olduğuna yürekten inanıyorum.

Dün Hava-İş Sendikasının Türk Hava Yolunda yaptığı yasal olmayan grev ve iş bırakma eylemi sonucunda insanlar cenazelerine gidemediler, iş yerlerine gidemediler…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Ağlayacağım şimdi.

METİN KÜLÜNK (Devamla) –…uluslararası sözleşmelere imza atmak için müşterilerine varamadılar, vatandaş düğününe, sevincine yetişemedi, öğrenci sınavına gidemedi, 250’ye yakın sefer iptal, yüz binlerce insan bu eylem sonucunda mağdur edildi. Konunun tarafı olan millet mağdur olmuştur.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bunu AKP yaptı. Bunun sorumlusu sizsiniz, AKP’dir.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Dünkü yasal olmayan eylemin bilançosu Türk Hava Yollarına 2 milyon doların üzerindedir. Bu 2 milyon dolar milletin parasıdır, milletin alın teridir, milletin göz yaşıdır, milletin vergisidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Doğru yönetemezseniz böyle olur. Parayı çarçur ettiniz.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Sadece bir günlük eylemin mağdur ettiği insan 100 bini geçmiş. 250’den fazla seferin iptal edilmesinin -soruyorum ben size- kime ne faydası var? Bu milletin hangi menfaatine değerdir? Hangi milletin menfaati bunu öngörmüştür?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – O zaman grevi tümden yasaklayın.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sizin yüzünüzden oldu!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Grevi yasaklayın, çok demokratik olur!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Şüphesiz bu sebeplerle, grev ile, yasal olmayan bu eylemler ile işveren değil, Türk Hava Yolları yönetimi değil, kamu ve milletimiz cezalandırılmış ve zarara uğratılmış olmaktadır.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bunun sebebi AKP’dir! Sensin sebebi, sen!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bugün Türk Hava Yollarına karşı birtakım küresel güçlerin içerideki müttefikleriyle beraber…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Bırak bu palavraları ya!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – …yok etme kastı ile girdikleri mücadelenin hangi yanlışlar üzerinden sürdürülmek istendiğini tüm Türkiye gördü, Parlamento da görmekte. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Küresel gücün kuklası kim? Küresel gücün maşası kim?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Biliyor ve görüyorum ki: İşçinin en temel hakkı olan toplu sözleşme ve grev hakkı şüphesiz kutsaldır.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Niye ihlal ettin o zaman?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Ancak Türk Hava Yolları yapamaz değil mi?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Ancak grev en son başvurulacak çaredir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye yasaklıyorsun o zaman ya?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Madem kutsal niye kaldırıyorsun, niye yasaklıyorsun? Bir dediğin bir dediğini tutmuyor!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Türkiye’de özgürlüklere en çok önem veren ve sahip çıkan bir siyasal hareketin grev yasağı taraftarı olması asla söz konusu değildir. Ancak istisna hâller söz konusudur çünkü bu şirket millete aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dünyada kendi hava yolu şirketlerinin uğradığı grevler sonucunda batışını gören ülkeler, Avrupalı devletler hepimizin malumudur. Swiss Air’e bakın, Sabena’ya bakın, Amerika’daki uçak şirketlerinin grevler konusunda yok edilişine bakın, bunu görün.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Nasıl olsa satmayacak mısınız?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – O zaman grevi tümden yasaklayın!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Dön de aynaya bak, grevin sebebi ne?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Ancak millete ait bir kurumu, grev gibi kutsal bir kavram üzerinden, dikkat sayın milletvekilleri, grev gibi bir kutsal kavram üzerinden Türk Hava Yollarını yok etmek isteyen anlayışın 21’inci yüzyılın sendikacılık anlayışla örtüşmediği aşikârdır. (CHP sıralarından gürültüler) Biz bu anlayışı soğuk savaş dönemindeki sendikacılık modelinde görüyoruz; biz bu anlayışı artık tedavülden kalkmış, geçmiş Türkiye’de görüyoruz. Bu anlayışın 21’inci yüzyıl Türkiye'si’yle ilintisi de yoktur, bağlantısı da yoktur, olmayacaktır da.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sadece AKP’yle bağlantısı var.

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Artık sorumlu sendikacılık dönemindeyiz. Yeni sendikacılık anlayışında şirketini büyüten, büyüttüğü şirketinden hak ettiğini alan bir anlayış vardır. Türk Hava Yollarının özlük haklarını Avrupa’daki hava yollarıyla karşılaştırın, dünyadaki hava yolları şirketleriyle karşılaştırın, içerideki Türk Hava Yollarının rakipleriyle karşılaştırın, özlük hakları noktasındaki emekçi kardeşlerimizin alın terinin karşılığını ödeme noktasında eğer bir eksiklik görülüyorsa… (CHP sıralarından gürültüler)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Senin kardeşlerin değil onlar! Senin düşmanların onlar.

METİN KÜLÜNK (Devamla) - …o Türk Hava Yollarının bu eksiliğinin hesabını sormak bizim de vazifemiz, sizin de vazifeniz. Hiç endişeniz olmasın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Senin emekçi kardeşlerin yok. Sen emeği ağzına alma, emeği kirletme!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Saygıdeğer milletvekilleri, yeni sendikacılık anlayışı, çalıştığı iş yerinin büyümesine ve gelişmesine katkı sağlayan bir anlayıştır.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Halk köle burada, köle!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bizim buradaki bu kanun teklifimizde Parlamentoya teklif ettiğimiz şudur…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hiç yakıştıramadık, hiç yakıştıramadık!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Çok ayıp ettiniz yani…

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Teklif ettiğimiz kanunun gerekçesi şudur: Emek mücadelesi verenlerle Türk Hava Yolları yönetimine şunu söylüyoruz: Oturun masada… (CHP sıralarından gürültüler)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Emeği inkâr eden, sermaye…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok tarihî, çok berbat bir konuşma yapıyorsunuz Sayın Külünk!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

METİN KÜLÜNK (Devamla) – …sorumluluğunuza sahip çıkın, barışçıl bir çözümü bulun.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Kapı emekçileri gibi değil mi? Ondan sonra meydan meydan gezecek…

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bizim kapımız Türk Hava Yollarındaki kabin memuruna da sonuna kadar açıktır, pilotlara da sonuna kadar açıktır, emek veren hepsine açıktır. Bizim bu kanun teklifimiz buradan yasalaşırsa Türk Hava Yolları yönetimine, bu, hiçbir zaman, oradaki emekçilerin emeğini istismar etme hakkını vermez. Eğer Türk Hava Yolları yönetimi bu anlamda bir eksiklik göstermeye kalktığında…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sen emeği ağzına alma, emeği kirlettin sen!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

METİN KÜLÜNK (Devamla) – …biz bunun hesabını Türk Hava Yolları yönetimine de sormasını biliriz hiç endişeniz olmasın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Biliyorum ve görüyorum ki…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Güldürme beni! Söylediğine sen inanıyor musun?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İşte sizin yönetim anlayışınız da bu; anonim şirketlere siyasi nasıl hesap sorar?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Biliyoruz ki Türk Hava Yollarının büyümesinden en çok rakipleri rahatsızdır. Bizler, Türk Hava Yollarında bu noktaya gelinceye kadar emeği geçen pilotlarımızın, kabin görevlilerimizin, yer hizmetlileri başta olmak üzere, tüm çalışanların emeklerini ayakta alkışlıyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hiçbiri size hakkını helal etmiyor. Hiç biri size hakkını helal etmiyor. Hiçbiri size hakkını helal etmiyor.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Böyle mi alkışlıyorsunuz, emeğini gasbederek mi alkışlıyorsunuz?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Türk Hava Yolları çalışanlarının özlük haklarının rakiplerine oranla ne kadar önde olduğunu biliyor ve görüyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şüphesiz grev yasağı tartışması Avrupa Birliği ülkelerinde de olmuş, Avrupa Birliği Konseyinde de tartışılmakta, birçok ülkede tartışılmaktadır. Bu istisna bir hâldir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bak, arkadaşların bile alkışlamıyor seni, kendi grubun bile alkışlamıyor!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tarihe geçtiniz, işçi düşmanı olarak tarihe geçtiniz!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Utan utan, böyle bir konuşma yaptığın için utan!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Türk Hava Yolları çalışanlarının tüm haklarına saygı duyan bir anlayışın mensubuyuz ve kapımız herkese sonuna kadar açık.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Bütün haklara saygı duyarsın, sadece grev hakkına duymazsın, yazık be!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bizler pilotlarımızın ve kabin ekiplerinin emeklerine saygı duyuyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İşçilerin nasıl yüzlerine bakacaksın, nasıl yüzlerine bakacaksın onların? O işçinin, emekçinin nasıl yüzüne bakacaksın?

MUSA ÇAM (İzmir) – Uçağa nasıl bineceksiniz, uçağa?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Gayreti kendine olanın kendi hâli acınacaktır. Hak aramak elbette ayakta alkışlanır, ancak emek verdiği, alın teri döktüğü millete ait olan bir kurumu berhava etmek hakkı da kimseye ait değildir.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tarihe geçtiniz, tarihe, grev kırıcı olarak tarihe geçtiniz!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yazıklar olsun, utan utan!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Laf bitti, söylenecek söz kalmadı. Süre var, laf bitti. Söyleyecek sözün yok.

BAŞKAN – Şahısları adına…

Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri lütfen…

Erzincan Milletvekili…

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Başkan, otuz  saniyem kalmış, kullanmak istiyorum.

BAŞKAN – Hayır canım, gitti, yapmayın Allah aşkına. Aa, orada durmuş, kalmış… Hayır… Ben kapatmadım ki, kendiliğinden durdu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Söz bitti, süre arttı, konuşacak sözünüz yok. Süre arttı, laf bitti, edecek sözünüz yok.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Utanmadan gülüyorsunuz! Hem emeğin hakkını yiyorsunuz, kul hakkı yiyorsunuz, bir de gülüyorsunuz!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kul hakkı yiyorsunuz! Kazanılmış bir hakkı geri alıyorsunuz!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bu kadar emek düşmanlığı yapılmaz ya!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yazıklar olsun hepinize!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ayıptır, ayıp! Tarihe geçtiniz!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, şu anda arkadaşlar, Türkiye’nin en büyük korsancılığını yapan Adalet Bakanlığının çalıştırdığı minibüslerdir. Beş bin tane minibüs çalışıyor, korsan işte!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Şahıslar adına ilk söz, Erzincan Milletvekili Sayın Muharrem Işık’a aittir.

Buyurun Sayın Işık. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 259 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti, Anayasa’mızda da belirtildiği gibi, sosyal bir hukuk devletidir. Bir sınıfın diğer bir sınıf üzerinde tahakküm oluşturması anayasal suçtur.

Sendikal haklar da temel insan haklarından biridir. Sendikal haklar, çalışanların demokratik, ekonomik, sosyal ve kültürel haklarını korumak için koyulmuştur.

Uluslararası sözleşmeleri onaylayan Türkiye Cumhuriyeti devletimiz, bu sözleşmelere uymak ve üye devlet olarak bağlı olduğu sözleşmelere aykırı düzenlemeler yapmamakla yükümlüdür. Ayrıca, insan hakları kavramı gereği olarak, ayrımsız, tüm insanların yalnız insan oluşları nedeniyle insanlık onurunu korumak için sahip oldukları tüm hakları da korumak zorundadır.

Bu getirilmek istenen yasa -özellikle 1’inci maddesi- ILO’nun 87 ve 98’inci maddelerine aykırıdır. Ayrıca, diğer imzaladığımız tüm uluslararası sözleşmelere de aykırıdır. Dolayısıyla, bu yasa, Anayasa’mızın 90’ıncı maddesine de aykırıdır.

Şu sıralar, biliyorsunuz, 12 Eylül yargılanmaktadır. Hakk’a  yürümeye hazırlanan iki darbecinin yargılanmasıyla birlikte 12 Eylülün temizleneceği sanılmakta. 12 Eylül darbesi tamamen sermaye ve emek üzerine yapılmış bir darbeydi. “Yetmez ama evet” diye naralar atanlar, 12 Eylül referandumunu alkışlayanlar, şu anda örgütsüzleşmenin ne olduğunu anlamaya başladılar.

12 Eylülün ürünü olan iktidarınız, 12 Eylül referandumunun da aynı tarihe gelmesiyle birlikte, sermayenin  emekçiyle yaptığı  hesaplaşmayı bir kez daha kuvvetli prangalarla sağlamlaştırdı. Artık ülkemizde işverenler için dikensiz gül bahçeleri yarattınız, yasakları tamamen kanunlaştırdınız. Zaten 1982 Anayasası emek kıyımı, anti-sendikal AKP rejimini iyice sağlamlaştırdı. 12 Eylül darbesinden AKP rejimine kalan en büyük miras, grev yasakları ile emeğin baskı altına alınması, emeğin örgütlenmesinin grev ve toplu sözleşme hakkının kullanılmasının önüne geçilmesidir.

Bu getirilen yasayı, her şeyden önce, yangından mal kaçırır gibi kendi komisyonunda değil, İçişleri Komisyonunda görüşerek zaten niyetinizi belli ettiniz.      Her fırsatta  çalışma hayatında uluslararası normları gündeme getirenler, çalışma hayatında demokratikleşmeyi sağlayacaklarını öne sürenler, ülkede yasakçı olan her şeyi ortadan kaldırdıklarını iddia edenler bu yasayla bunu bir kez daha kanıtladılar.

Biraz önce de söylediğim gibi, tabii ki gelen yasanın geliş zamanı da çok ilginç. Tam Hava-İş Sendikası greve gitmeye hazırlanırken yasayı apar topar getirdiniz. Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda değil, İçişleri Komisyonunda görüşerek, orada da aynı şekilde fazla tartışmadan getirip gündeme indirdiniz.

Bu yasa yaklaşık 14 bin çalışanı olan ulusal hava yolları çalışanlarının hakkını gasbetmeye yönelik bir yasadır.

Hava-İş Sendikasının da kayıtlı olduğu Uluslararası Taşımacılık İşleri Federasyonu ile temasa geçmiş, “IFT” denen bu Uluslararası Taşımacılık İşleri Federasyonu ILO’yla temasa geçerek harekete geçirdi. ILO Genel Sekreterliği Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetiyle görüşeceğini ve bu konuda gerekli girişimleri yapacağını belirtti. IFT Genel Sekreteri, uygulamanın Anayasa’ya, uluslararası anlaşmaların hepsine aykırı olduğunu zaten açıkladılar. Tabii, ILO, yarın kalkacak, bunun suç olduğunu açıklayacak. Açıkladığı zaman, her zaman alıştığımız gibi, Sayın Başbakan yine çıkıp bağıracak, kızacak, ILO’nun taraf tuttuğunu söyleyecek, gerekirse ILO’dan ayrılacağını söyleyecek, kendi ILO’muzu kuracağımızı söyleyecek. Uluslararası anlaşmalara imza atanın kim olduğunu sanki unutup gideceğiz.

AKP İktidarının yaptığı her harekette, çıkardığı her yasada -takip ettiğimiz kadarıyla- yerinde gelen bir hesaplaşma var ve yaptığı bütün yeni düzenlemelerde muhakkak ki vatandaşa bir kötülük oldu, yandaşına bir iyilik düşünüldü. Aynı şekilde, Hava-İş Sendikasındaki bu yasa da çalışana gösterilen bir iyiliktir. Artık, ülkemizde şok doktrinler yaşanmakta, her yapılan iş de sermaye kesiminin uluslararası emperyalist güçlerce kazancına sebep olmaktadır. Örgütsüzleşmenin önü tamamen açıldı, bundan sonra artık rahat bir şekilde çalışmalarınızı yaparsınız.

Tabii, artık, ülkemizin de totaliter bir yönetime yöneldiğini de kabul etmemiz gerekiyor. Artık, vatandaşlar otoritenin buyruklarına göre yaşamak zorunda. Öyle ki örgütlenmeyi bıraktık, özel hayatımızda bile tercihlerinize, sizin yönlendirmelerinize göre hareket etmeye çalışıyoruz. Yaşamın her alanına el atıp “tek bayrak, tek ülke, tek lider, tek din” diye isterken ülkenin eğitim sistemini yeniden yapılandırdınız. Futboldan tiyatroya, cinsel yaşamdan hangi gazeteciyi okuyacağımıza kadar her şeye karışmaya başladınız.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başkanım; konumuzla ilgisi yok ama geçen bir yerde okuduğum bir yazıyı okumak istiyorum: Singapur Devlet Başkanı Lee Kuan Yew diye bir adam otuz yıl boyunca ülkeyi yönetmiş. 14 Mayıs 2011 yılında emekli olmuş, oğlunu getirmiş, oraya başbakan yapmış. Lee, halkını tartışma ve ikna yoluyla değil, ağır yaptırımlar ve cezalarla adam edip muma çevirmeyi düşünmekteymiş. Çiklet çiğneyene para cezası, tuvalette sifonu çekmeyene para cezası getiriyormuş. Bir yazar, Lee’yi  “Haylaz bir çocuk terbiye eden otoriter baba.” diye tanımlıyor. Singapur’da Hükûmet, halka hangi kitaplar ve dergilerin okunması gerektiğini, hangi filmlerin, hangi TV programlarının izleneceğini söylüyor. Singapur Hükûmeti iffet taslamaya öylesine meraklı ki Cosmopolitan ve Playboy dergilerinin bile okunması yasaklanmış. Bina duvarlarında insanların neyi yapıp neyi yapmayacağına ilişkin kurallar manzumesi oluşturmuş. Sonuçta, sanatta vitrin oluşturan zengin bir ülkeyi sıfıra çıkarmış. Singapurluların tutkuyla peşine düştükleri tek faaliyet varmış, o da para kazanmak. Bu Lee, demokrasi ayağına yatan, katı, otoriter bir lider. Özel nezaket kampanyaları açılan bir ülkede, kaba olmaktan, insanları horlamaktan, aşağılamaktan kaçınmaz, kışkırtıcı şeyler söylermiş. Tam bir geleneksel Çin despotuymuş. Emir yağdırmak ve her şeyi denetlemek istermiş. Süreklilik talep eden çok uluslu şirketlerin istekleri de zaten bu yolda para kazanmakmış. Dolayısıyla ismini “Singapur AŞ” koymuşlar.  Okuma tutkusu dışında yemek, içmek, sinema, konser gibi hiçbir alanla ilgilenmiyormuş, gazete yöneticilerini hapse atıp, sendikaları çökertmiş. Kendisini eleştirenlere hızla dava açarmış. Hukuk devletini Singapur’da siyasi hedefler uğruna kolayca feda edermiş. Avukatları edilgenliğe sürüklerken, yargıçları boyunduruk altına alırmış. Basın, mahkemeler ve dinin siyasi kontrol altında tutulduğu, muhalefetin de dikkatle izlendiği Singapur birey haklarının anlam taşımadığı bir yerdir.

Sayın Başkanım, Sayın Bakanım, Sayın İçişleri Komisyonu Başkanım; ben bir de vatandaşın özel bir derdi var, onu gündeme getireceğim. Zaten, biliyorsunuz, ben daha önce bir soru önergesi verdim, kaç kişiyi KPSS’siz işe aldığınızı sordum; burada yaklaşık 57 bin kişinin KPSS’siz işe alındığı söylendi. Tabii bundan sonra yine işe alımlar KPSS’siz olarak devam etti. Son günlerde de sosyal yardımlaşma vakıflarına alımlar yapıldı. Bu alımlar yapılırken özellikle gözetilmek istenen şey için dediler ki: “Fakir olan 1 kişiyi ya da 2 kişiyi işe alıp çalıştıralım.” Eskiden CHP’li, MHP’li, BDP’li hiç kimseyi işe almıyordunuz zaten, şimdi artık AKP’liler arasında da ayrım yapılmaya başlandı. “İyi AKP’li-AKP’li” diye ayrım yapılmaya başlandı. Erzincan’da Otlukbeli ilçemizde 17 kişi Sosyal Yardımlaşma Vakfına başvuru yapıyor işe girmek için. Burada daha önce -tabii, bir yerlerden baskı gelerek- Kaymakam Bey baskıyla soruları vatandaşın birine veriyor. Diğerleri de sınava giriyor ama işe alınan bir kişi ve bu kişinin, işe giren kişinin durumu gerçekten çok iyi, oradaki tarlaları olsun, hayvanları olsun bilinen bir gerçek ama işe alınırken gözetilen şey, tamamen “En iyi AKP’li kimse o girecek.” İsminde “adalet” olan bir partide… Zaten, biz artık işe girmek için bu ıstırapları yaşıyoruz, en büyük sorunumuz bu. Seçmenlerimize bir yerde iş bulmakta zorlandığımız için, artık kendi seçmenleriniz arasında da böyle ayrım yapılmasını doğru bulmuyorum. Bu konuda daha adaletli davranılmasını istiyorum.

Tabii, getirilen sendika yasağıyla ilgili tamamen bu örgütsüzleşmenin önündeki engelleri kesmek… Biraz önce anlattığım örnekte de söylediğim gibi, bu işe alımda yapılan haksızlık, bundan sonra yapılan her şeyde devam edecektir ama ülkenin gidişatına iyi bakmak lazım. Vatandaş artık yavaş yavaş… Memur-Sen Sendikasının Başkanı bile “Dağ fare doğurdu.” diyebiliyorsa ve “Harekete geçelim.” diyebiliyorsa bundan sonra bunu iyi düşünmemiz lazım.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Şahıslar adına son söz Zonguldak Milletvekili Sayın Özcan Ulupınar’a aittir.

Buyurun Sayın Ulupınar.

Sayın Ulupınar yok.

Evet, şimdi yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Marmararay Projesi’ndeki araçlar satın alınmış mıdır? Alınmış ise hangi ülkeden, hangi tarihte, kaç TL’ye satın alınmıştır? Sözü edilen ihalenin tarihi ne zamandır? Marmararay Projesi’ndeki çalışmalar hiçbir dönem durmuş mudur? Eğer durduysa hangi sebeplerden dolayı durdurulmuştur? Marmararay Projesi’yle ilgili dava açılmış mıdır? Dava açılma sebebi nedir? Davanın sonucu nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanımıza şöyle bir sorum var: Özellikle büyük şehirlerdeki, merkezdeki okulların önleri, meydanları, bahçeleri otopark olarak işletiliyor. Bu kanun çıktıktan sonra bu okulların önündeki parklar ne olacak?

İkinci sorum da: Kamu adına görev yapan Türk Hava Yolları. Şimdi, bunların sendika hakkını, grev hakkını ortadan kaldıran bir kanun metni. Bunu çok demokratik buluyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Arapgir-Divriği kara yolu 74 kilometredir. Yapımına 1992 yılında başlanmış, o günden bugüne çalışmalarda ödenekler yetersiz kalmış. Bu sebeple, bu duyarsızlık yüzünden, Arapgir köylerine, Tarhan, Eğnir, Suceyin ve çevre köylere, bu yolun sahibi oluşundan dolayı kan bedeli ödemişler. Geçtiğimiz yıllarda, bir trafik kazasında onlarca insanımız ölmüştür. 2012 yılı ödeneklerinde Sivas Karayolları Bölge Müdürlüğü 40 kilometrelik kısmını duble yol yapmasına rağmen Malatya-Divriği arası duble yol kapsamına alınmamıştır. Bu da Malatya Arapgir’e haksızlık olduğunu düşünüyoruz. Bu yol eğer duble yol kapsamına alınabilirse Malatya’yla, Arapgir’le Divriği tamamen duble yol kapsamına girecek ve bir önemli yol kazanmış olacaktır. Bu konuda Hükûmetin duyarlılığını bekliyoruz çünkü bu yolda hakikaten sürekli kaza oluyor, trafik kazaları olmakta. Bu konuda sizlerin duyarlılığını bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakana sormak istiyorum: Belediyeler, il ve ilçelerde kendilerine göre uygun gördükleri her yeri geçici park alanı yaparak çok büyük para kazanıyorlar. Bu kanunun çıkarılmasıyla beraber hangi kriterlere göre park alanlarını tespit edeceksiniz? Bu, kanunda yazılı değil. Ayrıca, bu park gelirleriyle şehirlerde çok katlı otopark gibi yeni park alanları oluşturmayı düşünüyor musunuz?

İkinci soru olarak: Ülkemizde devletin kurumlarında kullanılmak üzere kiralanmış olan kurumlara göre kaç tane araç vardır, bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kaleli…

SENA KALELİ (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İlçelerde faaliyet gösteren herhangi bir kamu kurumu ve özel sektör yokken belediyeler tahditli plaka satışı yapmıştır. Bu plakalar da büyükşehir sınırlarında kullanılmıştır. Büyükşehir belediyeleri kaynak yaratmak için plaka satınca bu plakalara ceza kesilmeye başlanmıştır. Şimdi bu yasayla bu plakalar da korsan mı sayılacaktır? Bu yanlış işlemlerin sorumlularına ne yapılacaktır?

Haklarını arayanlar haklarını alamadığında ne yapabileceklerdir? Grev hakkı varken emeği istismar edilenler bu hakları ellerinden alınınca ne yapacaklar?

Türk Hava Yolları sadece yöneticileri sayesinde mi övündüğünüz noktaya gelmiştir?

Emek-sermaye çelişkisini ne zaman unutturmaktan vazgeçeceksiniz?

Baskı, inkâr ve zulme karşı olduğunu iddia ettiğiniz politikalarınız emeği hariç mi tutuyor?

BAŞKAN – Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, Kilis’te oluşturulan konteyner kentte 2 adet 24 derslikli, 1 adet 18 derslikli okul, 16 kreş, 20 ana sınıfı, 1.800 ilköğretim öğrencisi, 800 lise öğrencisi okuyacak şekilde okullar yapılmış. 5 mahallede 650’şer metrekarelik sosyal tesis yapılmış. 2 tane biner kişilik cami yapılmış. Sağlık hizmetleri veriliyor, haberleşme hizmetleri veriliyor, banka hizmetleri veriliyor, meslek kursları açılıyor ve bu hizmetler Suriye’den ülkemize gelen sığınmacılara veriliyor. Ancak depremzede vatandaşlarımıza kışı geçirmeleri için konteyner verilmedi, çadırlarda eksi 30 derecede kışı geçirmek zorunda kaldılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Acaba Sayın Bakan bu konuda ne der?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kurt…

KAZIM KURT (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, 12 Eylül 2010 tarihli referandumda, çalışanların ve emekçilerin haklarını artıracağınız iddiasıyla anayasal değişiklik yapma yönünde, ciddi anlamda, insanlara açılımda bulundunuz. Bugün havacılık sektöründe grevi yasaklamak bu paralelde nasıl değerlendirilebilir? Başka alanlarda da grev yasağı getirmeyi düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Ayhan…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Aracılığınızla Sayın Bakana tevdi etmek istediğim iki soru var.

Birincisi: Başka iş kollarında da grev yasaklama düşüncesi Hükûmette var mıdır? Bunun üst sınırları, limiti nedir? Hangi sektörlerde olabilir?

Türk Hava Yollarının bu işten zarar gördüğü ifade edildiğinde, bu, aynı zamanda Hükûmetin de itibar kaybettiği anlamına geliyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfında Türkiye genelinde kaç tane minibüs vardır?

Soru 2: Bu Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı günde kaç minibüsle hacze gitmektedir? Her minibüs en az kaç tane iş almaktadır?

Soru 3: Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfının en kısa mesafesi borçlulardan kaç TL tahsil edilmektedir?

Soru 4: Şanlıurfa merkezinde Balıklıgöl ile Karaköprü arasında, Balıklıgöl ile üniversite arasında, Balıklıgöl ile Yenişehir arasında raylı sistem düşünüyor musunuz, böyle bir çalışmanız var mı, varsa ne zaman başlanacak?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Hükûmetinizin ustalık dönemi olarak ifade ettiği bu son dönemde yaşanan birçok olay gerçekten Türkiye’nin demokratik açıdan geriye gittiğinin en önemli göstergelerinden birisidir. Türk Hava Yollarında çalışanların grev haklarının ellerinden alınması uygulamasına benzer bir uygulama başka hangi dünya ülkelerinde vardır? Bunu Bakanlık olarak ve Hükûmetiniz olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, kayısı üreticilerine faizsiz kredi verilmelidir. Malatya’da kayısı hasat mevsimi yaklaşmaktadır. Kayısı, hem Malatya hem de Türkiye ekonomisine ciddi katkı sunan bir meyvedir. Geçtiğimiz yıl Malatya’da 367 milyon dolarlık kayısı ihracatı gerçekleşmiştir. Ekonomiye bu kadar büyük bir katma değer sağlayan kayısı maalesef üreticinin yüzünü güldürmemektedir. Kayısı üreticileri, işçi, ilaç, gübre, mazot gibi bir yıl boyunca yaptığı harcamalarını ve borçlarını ödemek için ürettiği kayısıyı hemen satmak zorunda kaldığından kayısının fiyatı düşmektedir. Nakde sıkışan üreticinin kayısıyı elinde bekletmemesi nedeniyle kayısı değerinin çok altında bedelle satılmakta. Kayısı üreticisinin mağduriyetinin önlenmesi ve Malatya ekonomisinin kayıp yaşamaması için hasat dönemi öncesi faizsiz veya düşük faizli kredi verilmesini istemekteyiz. Yani bir bağış değil, üreticiye yardımcı olmak adı altında bu aylarda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Dedeoğlu…

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum şu: Türk Hava Yollarının grev kararıyla ilgili uyguladıkları kısacık bir grevde çok üzüntülü sonuçlar yaşadık. Türk milleti olarak gerçekten çok üzüldük. Bunun gibi grev bekleyen başka kamu kuruluşları var mı? Onlara da aynı muamele yapılacak mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, mevsim hasat mevsimi ama bir başka gerçek de var, afet mevsimi de. Anadolu’nun hemen her yerinde sel, dolu afetleri yaşanıyor ve çiftçi bin bir emekle yetiştirdiği mahsulünü değerlendiremiyor. Bir Afet Kanunu var, varlığının yüzde 40’ını kaybederse yardım ediliyor. Bunun hiçbir uygulanabilirliği yok. Şimdi yine özellikle sebze ve meyve üreticileri, işte Malatya’nın kayısısı, Mersin Mut’un kayısısı, eriği, çileği, Tokat’ın sebzesi, Adana’nın işte hasat… Buğday hasada geldi, dolu vuruyor, sel alıyor. Bunlara bir hukuk düzenlemesiyle yardım etmeyi düşünüyor musunuz? Çünkü göz göre göre bu çiftçi perişan, hasat mevsimi zulüm mevsimine döndü. Buna bir tedbir düşünüyor musunuz Hükûmet olarak çünkü çiftçinin gidecek yeri yok. Borçlandırın demiyorum, yeniden yapılandırın da demiyorum, bir yardım edin.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan buyurunuz.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu Marmaray Projesi’yle ilgili çok detaylı bir soru soruldu. Çok sayıda, aslında soru içinde soru. Ona ancak yazılı bir şekilde tatmin edici bir cevap verilebilir diye düşünüyorum. İlgili  kurumumuzdan yazılı bir cevap alınması daha sağlıklı olur diye düşünüyorum.

Sayın Halaman’ın “Büyükşehirlerde park olarak işletilen yerler ne olacak? Özellikle okulların park, bahçelerinde ne yapılabilir?” diye bir sorusu vardı. “Kullanılabilecek mi buralar?” Tabii belediyeler yetkilendirilse de belediyelerle protokoller yapmak suretiyle uygun olan yerlerde, uygun zamanlarda kullanılması mümkün büyükşehirlerimizde ama bunun mutlaka, tabii, belediyelerle yapılacak protokollerle yürütülmesinde fayda var.

Malatya-Divriği duble yolu konusunda Sayın Vekilimizin bir değerlendirmesi oldu. Tabii, ilgili kurumumuzun yine değerlendirmesi lazım. Duble yollar konusunda 15 bin kilometreyi aştık yani şu anda 21 bin kilometrenin üzerinde bir duble yol ağına ulaşmış olduk. Tabii bu giderek artık daha da gelişecek, yayılacak. Bunun, ilgili kurumumuzun tabii fizibilitesine bakması lazım, trafiğine bakması lazım. Ben şimdi ezbere, ayaküstü bir şey söylemek istemiyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakanım, yolun devamı yapılıyor, Sivas tarafı yapılıyor, Malatya tarafı yapılmıyor. 40 kilometre, bir şey değil orada onlarca insan ölüyor. Bu konuda ilginizi rica ediyorum ben sizden.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Sayın Doğru “Geçici park alanı yapılıyor, hangi kriterler?” Plaka satışlarıyla ilgili yine detaylı sorular oldu. Bunlara, eğer müsaade ederseniz yazılı cevap verilsin. Tatmin edici, daha detaylı cevaplar verilmesinde fayda var diye düşünüyorum doğrusu.

Türk Hava Yollarıyla ilgili epeyce bir soru geldi, grevle ilgili düzenleme konusunda. Tabii, dünyanın değişik ülkelerinde farklı uygulamalar var. Bazı ülkeler kanunla bazı yasaklar getiriyorlar, diğerleri idari kararlarla bunları yapabiliyorlar. Bizim mevzuatımızda da daha çok Çalışma Bakanlığımızın görev alanına giren bir konu ve o çerçevede bazı düzenlemelerimiz var.

Ancak Türk Hava Yollarını bir taraftan da stratejik bir alan olarak görüyoruz. Az önce vurgulandığı gibi, gerçekten küresel düzeyde bir oyuncu hâline geldi Türk Hava Yolları. Bir taraftan da turizm sektörü yine çok çok önemli bir sektör. Burada, dolaylı olarak Türk Hava Yollarının katkısıyla oluşan aslında ciddi bir istihdam var, ciddi bir ekonomik aktivite var, faaliyet var. Bunların zarar görmemesi açısından… Yoksa “Çalışanlar bu hâle geldiyse, sırf yöneticilerinden mi geldi?” gibi bir soru soruldu, elbette ki değil. Bir kurum, bir işletme, bir şirket bir yere geliyorsa bütün çalışanlarının katkısıyla geliyordur, sadece yöneticileriyle değil. Zaten modern şirketlere de böyle bakılıyor, paydaş olarak bakılıyor. Yönetici, hissedar, çalışan, bütün bu kesimlerin paydaş olarak görülmesi lazım, belli noktada ortak çıkarları var bütün bu kesimlerin. En büyük ortak çıkarları da şirketin korunması, büyümesi, geliştirilmesi. Şirket büyüdükçe, geliştikçe bundan herkes payını alacaktır diye düşünüyorum. Burada ülke örneklerini daha sonra isterseniz arkadaşlarımız yine yazılı olarak iletsinler, değişik ülkelerde elbette farklı uygulamalar var.

Kilis’le ilgili konteyner kent konusunu gündeme getirdi bir değerli milletvekillimiz ve orada yapılan hizmetleri anlattı. Bir taraftan çok sevindirici tabii; Türkiye misafir ettiği insanlara her türlü hizmeti veren, bu kapasiteye sahip olan bir ülke. Konteyner kentlerimiz Birleşmiş Milletler tarafından da incelendiğinde, gerçekten Türkiye'nin bu çabası takdir ediliyor. Bu tek yaptığımız iş de değil. Türkiye öteden beri, coğrafyası gereği birçok defalar mültecileri topraklarında kabul eden bir ülke. Balkanlardan olsun, işte yakın geçmişte Irak’tan olsun, başka bölgelerden olsun birçok insan Türkiye’ye içinde bulunduğu şartlardan kaçarak sığındı ve Türkiye de onlara destek oldu, bunu yapmaya devam ediyor. Bunlar tarihsel anlardır, bu anlarda yaptığınız işler, bu tür dönemlerde attığınız adımlar milletlerin hafızasında yer eder ve gerçekten Türkiye bu anlamda çok iyi bir sınav veriyor diye düşünüyorum.

Bunları depremzedelerle karşılaştırmak, birbirleriyle yarıştırmak bence doğru bir yaklaşım olmaz. Elbette depremzedeye de en yüksek düzeyde hizmet edilmesi lazım, bize zor şartlar altında kaçıp gelmiş, sığınmış insanlara da imkânlarımız elverdiğince destek olunması lazım. Kaldı ki, depremden sonra Van’da çok ciddi bir çalışma yürütüldü, çadırlarda belki belli aksaklıklar oldu ama onlar da kısa sürede telafi edildi. Bugün depremin üzerinden işte şu kadar ay geçmişken Van’da çok güzel gelişmeler oluyor, binalar yükseliyor, altyapı yatırımları yapılıyor, ekonomik anlamda birtakım destekleyici faaliyetler yürütülüyor ve yeniden, daha iyisi, daha kalitelisi kuruluyor Van’ın. Gelecek depremlere de daha dayanıklı olacak şekilde Van’da bir imar çalışması yürütülüyor. Dolayısıyla bu Suriye’den gelen kardeşlerimiz ile Van’da deprem yaşayan kardeşlerimizi birbiriyle yarıştırmamız bence doğru bir yaklaşım olmaz.

Diğer konularda, bu Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfıyla ilgili -Kaç minibüsü var?- çok detaylı yine sorular oldu. Doğrusu onu da ilgili kurumdan temin etmekte, detaylı bir şekilde yazılı temin etmekte yarar görüyorum.

Kayısı konusunda Sayın Ağbaba bir soru yöneltti. Kayısı gerçekten önemli bir ürün, bu tür ürünlerin şu güzel özelliği var: Tek bir fabrikayla belki yine bu katma değeri üretebilirsiniz fakat geliri bu kadar iyi topluma yayamazsınız. Kayısı gibi ürünler hem katma değer üreten hem de geliri topluma yayan, birçok insanın geçim kaynağı hâline getiren ürünler. Malatya’mızda da bu konuda gerçekten çok ciddi bir potansiyel var. Kalkınma Ajansımız kanalıyla orada bu konularda araştırmalar yaptırıyoruz. Kayısıyı nasıl daha iyi değerlendiririz, katma değerini nasıl yükseltiriz, kayısı üreticimizin gelirlerini nasıl arttırırız, bu konularda çalışmalar yürütüyoruz.

Tabii, tarımın geneliyle ilgili -yine Sayın Şandır’ın sorusuyla birleştirecek olursak- zaman zaman afetler yaşanıyor, sıkıntılar yaşanıyor.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Her sene Sayın Bakanım.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Bu biraz tarım sektörünün yapısında olan bir özellik. Burada, tabii, tarım sigortaları son derece önemli bir mekanizma, esas piyasa mekanizması diyebileceğimiz mekanizma tarım sigortaları. Burada, olabildiğince kapsamlı bir şekilde tarım sigortalarını Türkiye’de geliştiriyoruz, geliştirmeye devam ediyoruz fakat zaman zaman sigorta kapsamı dışında ve önemli ölçüde, ciddi ölçekte zarar verici birtakım işler olduğu zaman da Hükûmet olarak zaten Bakanlar Kurulu kararıyla devreye giriyoruz, fedakârlıklarda bulunuyoruz, fakat tabii bütün fedakârlıkların kaynağı halkımızın vergileri, sizlerin burada onayladığınız bütçemiz. Bütçemizin elverdiği ölçüde, imkânlarımızın yettiği ölçüde bu tür konularda, mutlaka tabii ciddi ölçeklere varmış meselelerde el atıyoruz ama belli riskleri de mutlaka sanayide olduğu gibi, hizmetlerde olduğu gibi makul ölçülerdeki riskleri de üreticiler almak durumundalar. Bazen kötü yıllar oluyor gerçekten, bazen iyi yıllar olabiliyor.

Evet, teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Zaman var efendim.

BAŞKAN – Biliyorum Sayın Tanal, şu anda eğildim.

Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Sayın Bakan Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfıyla ilgili soruların hiçbirine cevap vermedi, herhâlde yazılı cevap verecek umarım.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Evet, yazılı vereceğim.

BAŞKAN – Onu söyledi, siz o arada meşguldünüz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki.

Bu arada Üsküdar, Kadıköy, Maltepe, Kartal, Pendik, Tuzla, Sultanbeyli, Ümraniye, Beykoz, Ataşehir, Çekmeköy ve Şile ilçelerinde yeteri kadar öğretmen bulunmamaktadır ancak atama bekleyen öğretmenlerimizin de sayısı çok fazladır. Öğretmen öğrenciyi bulamamakta, öğrenci öğretmeni bulamamaktadır. Siz ne zaman öğretmen ile öğrenciyi bu atamaları yaptıktan sonra buluşturacaksınız? Bu bir.

İkincisi, Şanlıurfa turistik açıdan önemli bir kentimizdir. Hızlı tren programınızda var mıdır? Varsa çalışmalarınız ne zaman başlayacak?

Soru üç, İstanbul’da pazarcı esnafı şehir içinde kamyon ve kamyonet kullanmaktadır. K1, K2, K3 belgeleri çok yüksektir. Bunlar dar gelirli insanlardır pazarcı esnafı. En azından şehir içerisinde bu pazarcı esnafı için bu K1, K2, K3 belgelerinde bir indirim düşünüyor musunuz veya tamamen kaldırmayı düşünüyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sizin zamanınız kalmadığı için artık yazılı vereceksiniz.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Peki, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Maddelerine geçilmesinde karar yeter sayısı arayacağım. Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 17.17


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

259 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin maddelerine geçilmesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, maddelerine geçilmesini tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir; karar yeter sayısı vardır.

259 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

1’inci maddeyi okutuyorum:

BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- 5/5/1983 tarihli ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun 29 uncu maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

“6. Havacılık hizmetlerinde.”

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 259 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Üzerinde konuştuğumuz maddeyi iki bakımdan ayrı ayrı ele almakta fayda var; bir usul bakımından, bir de esas bakımından.

Şimdi, bir defa, usul bakımından bu kanun teklifinin 1’inci maddesine baktığımızda, en önemli sakatlık maç oynanırken kural değiştirilmesidir. Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı ile sendika aylardır toplu sözleşme görüşmeleri yürütüyor. Şimdi grev noktasına gelindiğinde pazarlıkları bir kenara bırakıp, birkaç arkadaşımız burada bir kanun teklifi getirerek kural değiştiriliyor. Bir defa bu, kabul edilebilir bir uygulama biçimi değildir.

İkincisi; yine bu kanunun hangi komisyonda görüşüleceği konusu da usul bakımından çok tartışmalıdır. Şimdi, bu kanunun ilgili komisyon olarak Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda görüşülmesi gerekirken, getirilip İçişleri Komisyonunda, başka, ilgisi olmayan konularla birlikte Meclis gündemine getirilmesi, bir kere, şekil bakımından bu kanunun en temel sakatlığıdır.

Esas konusuna gelince, tabii, Toplu İş İlişkileri Kanunu Tasarısı ilgili Komisyonda görüşülürken bu konu o Komisyonda gündeme gelmiş. O kanun tasarıları da şu anda, Meclis gündeminde yerini almış, bekliyor, Toplu İş İlişkileri Kanunu Tasarısı. Şimdi, bu kanun görüşülürken ilgili Komisyonda, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda, bu madde gündeme geldiğinde orada reddediliyor bu. Orada reddedilen bu maddenin İçişleri Komisyonundan geçirilerek Genel Kurula getirilip, bugün, Türk Hava Yollarındaki grevin engellenmesi gerçekten bir saçmalıktır, yanlışlıktır. Vakit varken bu maddenin kanun teklifinden çıkarılması gerekir. Şimdi, işin esasına gelince, bu madde, bir defa, Anayasa’nın 51, 52, 53 ve 54’üncü maddelerine aykırıdır; taraf olduğumuz, ILO başta olmak üzere, diğer birçok uluslararası sözleşmeye aykırıdır.

Şimdi, havacılık sektöründe grevin, tabii ki, sınırlandırılması tartışılabilir. Bunu nasıl tartışabiliriz? Bir afet durumunda, afete müdahaleyle ilgili gelecek-gidecek yardımların getirilmesi, götürülmesi; uçakla müdahale edilmesi gereken seviyede büyük yangınlara müdahalede yangın uçaklarının kaldırılması; ambulans uçakların kaldırılması, indirilmesi; resmî heyetlerin gidiş ve gelişinde uluslararası görüşmeleri aksatmayacak tedbirler dikkate alınarak bu tip sınırlamalar getirilebilir ama havacılık sektöründe çalışan insanların hakkını gasbetmek anlaşılabilir bir tavır değildir.

Şimdi, tabii ki buna, bu olaya bakarken AKP’nin, aslında, istihdam anlayışına bakmak lazım. Şimdi, iktidar istiyor ki bütün çalışanlar büyük şirketlerin ve uluslararası sermayenin çağdaş kölesi olsun, iş güvencesi olmasın, sendikal hak olmasın, toplu iş sözleşmesi olmasın, grev hakkı olmasın, lokavt olmasın, herkes asgari ücrete ve bir lokma, bir hırkaya razı olsun; bütün çalışanlar iktidar “yat” deyince yatsın, “kalk” deyince kalksın. Böyle bir mantık olmaz arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, AKP milletvekilleri ve bu teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisine getirenler havacılık sektörünü VIP’ten ibaret sanıyorlar, bir havaalanında hizmetin devam etmesi için yürütülen hizmetleri yok sayıyorlar. İktidar, havalimanlarında çalışan insanlar hangi şartlarda, hangi ücretlerle çalışıyorlar bunları hiç dile getirmiyor.

Yine havalimanlarında çalışan insanların, kapıdaki özel güvenlik personelinden başlayarak, çoğunun iş güvencesi yok, çoğu sezonluk çalışıyor. Bu sorunların çözümü için hiçbir şey konuşmayacaksınız ama “Havacılık hizmetlerinde grev yapılmaz.” diyeceksiniz; bu, anlaşılabilir, mantıklı bir tavır değildir arkadaşlar.

Yeri gelmişken, Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığının tavrına da bir göz atmakta fayda var. Bizim toplumumuzda  “sendika”  deyince insanlar, maalesef öcü gibi görülüyor. Yani bu konudaki yetkili Hava-İş Sendikası yetkilileriyle dün ben görüştüm. Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığından Sendikanın talebi -TÜİK’in açıkladığı- yüzde 10,48 oranında zam ama Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığının teklif ettiği yüzde 3 arkadaşlar. İktidarın bütün ekonomi sözcüleri ekonomideki büyümeden, ihracattaki artıştan, millî gelirdeki artıştan, istikrardan, enflasyondaki azalmadan bahsediyor ama iktidar çalışanların haklarını sürekli geri götürmeye gayret ediyor. Peki, bu büyümeden kimler yararlanıyor?

Yine, Sayın Ulaştırma Bakanımız ve Türk Hava Yolları yetkilileri, Türk Hava Yollarının çok hızla büyüdüğünden ve havacılık sektöründeki gelişmeden dem vuruyorlar. Bu nasıl bir büyüme ki bu büyümeden herkes istifade edecek ama çalışanlar bu büyümenin sadece hamallığını yapacak? Bu nasıl adalettir? Bu nasıl kalkınmadır arkadaşlar?

Şimdi, bu vesileyle, yine gündemimizde çok yer alan birkaç gündür kısaca memur zamlarından da bahsetmekte fayda olduğuna inanıyorum. Her şeyin bir ilki var, ilk defa memurlar yılın birinci yarısında maaş zamlarını alamadılar ama enflasyon yılın ilk ayında memurların cebinden, memurların alacağı zamdan daha fazlasını aldı. Memurlar maaş zamlarını almadan zamlı benzin, mazot faturalarını ödediler; zamlı elektrik faturalarını ödediler; zamlı doğal gaz faturalarını ödediler. Şimdi, Hükûmet, memurlara birinci yıl için yüzde 4+4, ikinci yıl için yüzde 3+3 zam verecek. Bu zamlar TÜİK’in açıkladığı enflasyonun -tabii bunun gerçek olup olmadığını iktisatçılar zaten sorguluyor- gerçekleşen enflasyonun çok altında. Pekâlâ, bu zamları iktidar neye göre hesaplıyor arkadaşlar? Tabii ki hayal ettiği enflasyona göre çünkü gerçekleşen enflasyon ortada. Gerçekleşen enflasyona göre hesaplansa memurlara hiç olmazsa bu yıl yüzde 10’un üzerinde bir zam verilmesi lazım, önümüzdeki yıl da yüzde 8-9 gibi bir zam öngörülmesi lazım ama Hükûmet, kendisi -bu yıl için gerçekleşmesi mümkün değil çünkü ilk üç-dört ayda zaten gelen enflasyon rakamları yüzde 3-4’ün üzerine çıktı- hayal ettiği enflasyonu yüzde 5 olarak belirliyor ve “Enflasyonun üzerinde memurlara yüzde 4+4 zam verdim.” diyor. Şimdi, büyüyen ekonomiden memurlar ne zaman pay alacak? Yok arkadaşlar böyle bir şey. Büyüyen ekonomiden sadece yandaşlar, yoldaşlar pay alacak.

Şimdi, iktidar, bütün kamu çalışanlarına, bütün özel sektörde çalışanlarına uyguladığı sarı sendikacılıkla sendikal hakları sürekli baskı altında tutarak, insanları her önüne geldiğinde en ufak bir talebini yerine getirmek için yandaş sendikaya üye olma konusunda tehdit ederek sendikal faaliyetleri durduruyor. Memurların da eylem yapmasını engelliyor, Türk Hava Yollarının da eylem yapmasını engelliyor. Bu Türk Hava Yollarının grev yasağının buraya getirilmesi, öyle tahmin ediyoruz ki bundan sonra alışkanlık hâlini alacak. Çünkü MİT Müsteşarı ifadeye çağrılınca onu yargılamaktan vazgeçecek kanunlar görüşüyoruz, Türk Hava Yolları çalışanları grev yapacağı zaman o grevi yasaklamayı görüşüyoruz, yarın demek ki bundan sonra buna benzer ne gündeme gelirse onu yasaklayacağız buradan. Böyle bir iktidar anlayışı olmaz, böyle bir yönetim anlayışı olmaz, böyle bir demokrasi olmaz arkadaşlar. Lütfen vakit varken şu maddeyi bu kanun teklifinden çıkarın, yoksa bunun vebalini bu dünyada da öbür dünyada da ödeyemezsiniz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Balıkesir Milletvekili Sayın Namık Havutça.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, torba kanunun 1’inci maddesi üzerinde grubum adına söz aldım. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle şunu tespit etmek gerekiyor: Türkiye’de devlet yönetim anlayışı artık torba yasalara teslim edildi. Bırakınız vatandaşları, avukat arkadaşlarımız, hukukçularımız bile bu süreci takip edemez hâle geldi. Bakın, 4+4’le ilgili, hiç birbiriyle alakası olmayan konular aynı kanunun içerisine konuluyor ve oradan Kamu İhale Kanunu geliyor karşımıza. Şimdi, bunun bir benzeri yine, korsan taksilerle mücadele anlayışı çerçevesinde bir de bakıyoruz kanunun 1’inci maddesinde hiç birbiriyle ilgili olmayan… Bakın, hava yollarına, hava iş kolunda çalışanlara grev yasağının gelmesiyle korsan taksilerin ne alakası var?

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Yangından mal kaçırıyorlar.

NAMIK HAVUTÇA (Devamla) - Yine, belediyede sınav kazanmış adam, görevine başlayacak, getirilen kanunun maddesinde şu söyleniyor: “Davadan vazgeçmek şartıyla.” diyor. Sen devlet olarak kusurlusun, vatandaşın hakkını vermemişsin, bir de şimdi dava açmış adam, hakkını arıyor, oradan, davadan vazgeçmek şartıyla yani avukatlık ücreti, dava masraflarından da imtina edecek. Böyle bir devlet yönetimi anlayışı olur mu? Maalesef Türkiye’de emek düşmanı, işçi düşmanı, köylü düşmanı bir iktidarla karşı karşıyayız. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın değerli arkadaşlarım, burada 2012 bütçesini görüşürken Sayın Maliye Bakanı kalktı burada öyle bir tablo çizdi ki “Vay be Türkiye neymiş.” dedik ya. 16’ncı büyük ekonomi olmuşuz, kişi başına 10 bin dolar gelirimiz olmuş; Türkiye'de pespembe bir tablo.

Gerçekler… Ne zaman ki memurlarla toplu sözleşme masasına oturdu, Sayın Bakanlık, Hükûmet yetkilileri ağlamaya başladı. Vay efendim, memurlara istenen talepleri verirsek Yunanistan gibi olurmuşuz, maaşları ödeyemezmişiz, ekonomimiz kötüye gidermiş. Sermayeye verirken, kendi yandaşlarınıza verirken kepçeyle dağıtın, bu ülkenin öz sahibi memura, işçiye verirken de yasakçı zihniyetle hareket edin. Böyle bir anlayışı kabul etmek asla mümkün değil ama ben buradan söylüyorum, AKP’ye oy veren işçi kardeşlerime sesleniyorum, AKP’ye oy veren memur arkadaşlarıma sesleniyorum, AKP’ye oy veren emekli yurttaşlarımıza sesleniyorum: AKP’nin gerçek yüzü işte budur.

Bakın, faşizmi, siyasi literatür şöyle, “Tekelci sermayenin en kanlı, en baskıcı yönetim biçimidir.” olarak tanımlar.

Değerli arkadaşlarım, AKP’nin bu yönetim anlayışıyla, 12 Eylül faşist anlayışının devamı niteliğinde olan yasaları aynen uygulayarak, o yasaları bire bir uygulayarak -darbeler sona ermiştir ama- darbeci anlayış devam etmektedir ne yazık.

Bakın, sendikalara grev hakkını, şu anda -Hava-İş Sendikası üyesi arkadaşlarımız- 50 bin çalışanı aileleriyle birlikte ilgilendiren bir konu gündemde. Müzakere ediyorlar. Çalışma Bakanlığı bir ara bulucu atamış ve Hava-İş Sendikasının temsilcileri değil, Türk Hava Yolları yetkilileri yürütmeyi durdurma kararıyla dava açıyor ve mahkeme tedbir kararı veriyor yani ara bulucunun tedbiren yetkisini durduruyor ve bunun arkasından, korsan taksi bahane edilerek, bakıyoruz, gündemimize, AKP’nin tam kendisine yakışan bir tarzda, hava yolları, stratejik önemi olduğu gerekçesiyle -gerekçede öyle yazıyor- grev yasağı kapsamına alınıyor.

Peki, aynı mantıkla gidersek, kara yollarının taşımacılığı hava yollarından daha mı az stratejik? Deniz yolları daha mı az stratejik? Eğer bu mantıkla gidersek Türkiye’de, Türkiye’de insan haklarına dayalı demokrasiyi, Türkiye’de emeğin özgürlüğünü savunmak, emeğin hakkını savunmak olanaksız hâle gelecek çünkü her hak talebinde karşısına yasaklar geliyor insanların ve baskılar geliyor. İşte, AKP’nin gerçek ileri demokrasisinin bir yüzünü burada rahatlıkla görebiliriz.

Değerli arkadaşlarım, bakın, dün memurlarımız yine aynı şekilde sizin… 12 Eylül referandumundan önce, memurlarımıza toplu sözleşme hakkı getirdiğinizi söylediniz. Biz buna inanmadık ama Türkiye’de bazı saf liberal çevreler “Yetmez ama evet.” diyerek bu Anayasa referandumunda destek oldular. Hâlbuki kendi ayaklarına kurşun sıktıklarını ne yazık ki dün görebildiler.

Bakın, cumhuriyet tarihinde ilk defa, ideolojik olan sendikalar, yani sağcısı, solcusu, her siyasi partiye yakın olan sendikalar sizin sayenizde ilk defa Kızılay Meydanı’nda yan yana geldi. Bu anlamda sizi kutlamak gerekiyor. Sizin, emek düşmanı bir siyasi anlayışı net bir şekilde göstermeniz bakımından bu çok çarpıcı olmuştur ama ne yazık ki toplu sözleşmeyle, 4+4+4’te olduğu gibi şimdi de yüzde 4+4 zamla dört dörtlük bir siyasi anlayışı bu toplumun önüne koyduğunuzu da görüyoruz.

Bakın, memurlarımız cumhuriyet tarihinde ilk kez beş aydır zamsız maaşları sizin sayenizde aldı. 200 bin atanamayan öğretmen sizin sayenizde bugün var. Bugün köylülerimiz topraklarını sizin sayenizde satmak noktasına geldi. Emeklilerimiz açlık sınırında.

Bakın, bir örnek vermek istiyorum: AKP İktidarında açlık sınırının altında olan 4 kişilik ailenin günlük, üç öğün 1 simit, 2 bardak çay tüketmesi durumunda ihtiyaç duyduğu aylık tutar 2002 yılında 144 lira değerli arkadaşlarım, bugün 720 Türk lirası. Yani yüzde 400 artış var. Memur 2002’de ortalama 530 Türk lirası alırken bugün ortalama 1.600 Türk lirası alıyor. Yani yaklaşık yüzde 200 artış var. Nereden bakılsa memur maaşı AKP İktidarında yarı yarıya erimiştir. Bu bir hak gasbıdır ve yüzde 4+4 gasbın önüne geçecek bir oran asla değildir. Sayın Başbakan Yardımcısı Ali Babacan “Kaynak yok, ilave zam verirsek bütçeye 25 milyar Türk liralık ek bir yük getirir ve o zaman da vergileri arttırmak zorundayız.” diyor. Ve gerçekleri de çarpıtıyor çünkü biz biliyoruz ki vergi yükünün büyük bir bölümü işçi ve emekçilerin sırtındadır. AKP Hükûmetinin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana kesintisiz bir şekilde yaptığı kopyala-yapıştır bütçelerde gelir beklentisinin büyük bölümünü çalışanların ödediği gelir vergisi ve dolaylı vergiler oluşturmaktadır. Bu tablo 2012 yılı bütçesinde de değişmemiştir. Bu durumu vergi kalemlerindeki artışlara bakarak görmek mümkündür. Gelir vergilerinin yüzde 53,8 milyarı gelir vergisinden yani çalışanlardan oluşmaktadır. Yani Sayın Başbakan Yardımcısı açıkça memurlara yalan söylemektedir.

O nedenle değerli arkadaşlarım, bakın, toplumumuzun gündeminde olmayan, halkın beklentileriyle örtüşmeyen, 50 bin aileyi çalışanlarıyla birlikte onların elindeki sendikayı sendika yapan, sendikanın olmaz bir unsuru olan grev hakkını aldığınızda siz o işçileri aileleriyle birlikte işverene koşulsuz teslim edersiniz. Hatta bakın, yirmi bir yıldan beri zaten Türk Hava Yollarında o greve hiç başvurmamış bizim işçi arkadaşlarımız. Yani toplumumuzda grev hakkı var da sabah akşam Türkiye’de grev mi yapılıyor? O nedenle, 1980’de Türkiye’nin nüfusu 42 milyon değerli arkadaşlarım, sendikalı işçi sayısı 5 milyon 600 bin. 2012 yılındayız ve Türkiye’nin nüfusu 74 milyon, sendikalı işçi sayısı sadece 560 bin. Türkiye’nin nereye geldiğinin çok açık bir göstergesi.

O nedenle, gelin bu yasayla işçilerin, emekçilerin, alın teriyle yaşamını kuranların ekmeğine kan doğramayın, o insanların yaşamını karartmayın diyoruz ve hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Havutça.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora.

Buyurun.

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul Milletvekili Metin Külünk ve 2 Milletvekilinin, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında 259 sayılı Kanun Teklifi üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bağımlı çalışanların diğer kesimini oluşturan memurların ya da daha genel ifadesiyle kamu görevlilerinin sendikalaşma eğilimi işçilerin sendikalaşma hareketine oranla daha gecikmeli bir olgudur. Bu gerçeğin altında sendikalaşmanın doğal sonucu olan toplu sözleşme ve özellikle grev hakkıyla memurun gördüğü işin niteliği ve onun statüter konumuyla bağdaşmasının güç olması gerçeği yatar. Ancak unutulmaması gereken temel nokta, toplu pazarlık ve grev hakkı uluslararası sözleşmeler ile tüm çalışanlara tanınmış evrensel bir haktır. Türkiye’de bu hakkın kullanılmasında kamu görevlilerine çıkarılan engeller hukuki değil, siyasidir. Sorun, hükûmetlerin imzalamış oldukları uluslararası sözleşmelere uymamadaki antidemokratik tutumlarından kaynaklan-maktadır.

Hava yolu taşımacılığı emekçilerine yönelik hazırlanmış olan yasa tasarısının son derece antidemokratik olduğunu ifade etmek istiyorum. Ne en geri ülkelerde ne de ülkemiz havacılık tarihi boyunca hiçbir zaman grev yasağı olmamıştır. Evrensel, anayasal ve en temel demokratik işçi hakkı olan grev hakkının işçinin elinden alınması hava yolu emekçilerine yapılan en büyük haksızlıklardan biri olarak tarihe geçecektir. İş bırakma eylemine karar veren kabin memurlarının bazılarının işten çıkarılmaya başlandığını basından üzülerek öğrenmiş bulunuyoruz. Hatta bu işten çıkarmalar çalışanların cep telefonlarına gelen mesajlarla kendilerine bildirilmiştir. Emekçilerin böylesi bir durumla ileri demokrasi söylemleri içinde olan bir iktidar döneminde karşılaşmaları ise ayrıca düşündürücüdür.

Hava yolu çalışanlarına yönelik böylesi bir yasa tasarısının bu şekilde gündeme gelmesi ve bir torba yasa ile Genel Kurulda tartışılıyor olması kamu vicdanını derinden yaralamıştır. Otopark mafyası ve korsan taksicilere yönelik yasal bir torba düzenlemenin içinde, sendikal hakların başında gelen grev ve toplu sözleşme hakkının hava yolu emekçilerinin elinden alınacak olması antidemokratik olmasının yanı sıra Anayasa’mızın eşitlik ilkesiyle de çelişmektedir.

Teklifin gerekçesinde havacılık sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin bir kesintiye uğramaksızın çalışması ve yükümlülüklerini yerine getirmeye devam etmesi için havacılık hizmetlerinin grev yasağı kapsamına alınması istenmektedir. Anayasa referandumunda “İşçilere iki sendika hakkı tanıyoruz, memurlara toplu sözleşme hakkı getiriyoruz, hak grevi ve genel grev önündeki engelleri kaldırıyoruz.” gibi gerçekleşmesi durumunda emekçilerin yüzünü güldürecek düzenlemeler vadedilirken üzerinde konuştuğumuz yasa tasarısı ile var olan hakların gasbı yaşanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; demokratik bir ülke, işçisini, memurunu ve onların temel haklarını düşünmek zorundadır. Yasa teklifi, siyasi iktidarın sendikaları denetim altına alma ve işlevsizleştirme hamlelerinden biri olarak ortaya çıkmıştır. Havacılık hizmetlerinde çalışan pilotundan hostesine, uçuş görevlilerinden, alan görevlisinden, büro emekçisine, teknik elemanından taşıma ve temizlik işçilerine kadar binlerce işçinin grev hakkı gasbedilmek istenmektedir. Havacılık hizmetlerinde de grev hakkını kaldırarak bu alanda çalışan emekçilerin tarihsel kazanımlarına büyük bir darbe vurulmak istenmektedir.

Şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan Toplu İş İlişkileri Kanun Tasarısı’na eklenmeye çalışılan, sonradan metinden çıkarılan havacılık hizmetleri alanında grev yasağı bu torba yasada yeniden gündeme getirilmiş ve tasarı metnine konulmuştur.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının aldırdığı mahkeme kararıyla iş kolunda toplu iş sözleşme görüşmeleri hâlen yapılamamakta ve bir sonraki mahkeme tarihi 5 Eylül 2012 olarak belirlendiği için çalışanlar mağdur edilmektedir

Grev hakkını işçilerin elinden alacak olan yasa tasarısı, Türkiye’nin onaylamış olduğu Uluslararası Çalışma Örgütünün 87 ve 98 sayılı sözleşmeleri olmak üzere, Avrupa Sosyal Şartı, Birleşmiş Milletler Ekonomik Sosyal Kültürel Haklar Sözleşmesi’ne aykırıdır.

Kamu emekçilerinin grev hakkı 87 sayılı ILO Sözleşmesi’nde vardır. Ancak grev hakkı için yalnızca sözleşmelerin metinlerine bakarak karar verilemez. ILO denetim organları, 87 sayılı Sözleşme’nin üç ayrı maddesine dayanarak grevin tüm çalışanların ekonomik ve toplumsal çıkarlarını korumak ve geliştirmek için başvurabilecekleri temel bir hak olduğunu kabul etmişlerdir. Uzmanlar komitesine göre, grev hakkının 87 sayılı Sözleşme’den kaynaklanan üç dayanağı vardır: Birincisi, sözleşmenin sendikalara etkinliklerini düzenleme ve eylem programlarını oluşturma hakkı tanıyan üçüncü maddesidir; ikinci dayanak, ulusal mevzuatın sözleşmede öngörülen güvencelere zarar vermemesini ya da zarar verecek biçimde uygulanmamasını öngören 8’inci maddenin ikinci fıkrasıdır; üçüncü dayanak da, sözleşmede geçen “örgüt” terimini "çalışanların ve işverenlerin çıkarlarını savunmayı ve geliştirmeyi amaçlayan ve işveren örgütleri" biçiminde tanımlayan 10’uncu maddesidir. Çünkü grev hakkına getirilecek genel bir yasaklama, sendikaları anılan maddelerdeki hak ve olanaklardan yoksun bırakır, bu da sendika özgürlüğü ilkesiyle bağdaşmaz.

ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi bir başka vesileyle de şu değerlendirmeyi yapmıştır: "Grev hakkı yalnızca bir toplu iş sözleşmesi imzalanması aracılığıyla çözümlenebilecek iş uyuşmazlıkları ile sınırlı kalmamalıdır, işçiler ve örgütleri, gerekli olduğu durumlarda, daha geniş bir kapsam içinde üyelerinin çıkarlarını etkileyen ekonomik ve toplumsal konularla ilgili tepkilerini ifade edebilmelidirler."

Bir başka kararda da "Sendikalar özellikle bir hükûmetin ekonomik ve toplumsal politikalarını eleştirmek amacıyla protesto grevlerine başvurabilmelidirler. Ayrıca, dayanışma grevlerinin genel olarak yasaklanması istismara yol açabilir ve grev hakkının kullanılmasına ilişkin yöntemler söz konusu olduğunda, kurallara tamı tamına uyarak işin yavaşlatılması, iş yerlerinin işgal edilmesi ve işbaşında oturma grevleri yapılması konularında kısıtlama getirilmesi, ancak bu eylemlerin barışçıl olmaktan çıkması durumlarında haklılık kazanır." denilmiştir.

İnsan hakları için demokratik eylem ve etkinlik yapmak da yine uluslararası sözleşmeler uyarınca güvence altına alınmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da sendika, toplu sözleşme ve grev hakkı için yapılan toplu eylemlerin bir insan hakkı olduğu belirtilmiştir.

Bu bağlamda, Hava-İş Sendikasına bağlı, aileleri ile birlikte 50 bini bulan 14 bin Türk Hava Yolları çalışanını ilgilendiren ve sendikal harekete bir darbe niteliği taşıyan yasa teklifinin Meclis gündeminden düşürülmesi gerekmektedir. Havacılık iş kolunda on sekiz aydır hava hizmetlerinde sürmekte olan toplu iş sözleşmesi sürecine bir darbe niteliği taşıyan yasa teklifini kabul etmek mümkün değildir.

Sendika, toplu pazarlık ve grev bir haktır. Bu haklar emekçilerin temel kolektif haklarıdır, yasaklanması ve kısıtlanması kabul edilemez.

Anayasa’ya ve uluslararası sözleşmelere aykırı olarak getirilmek istenen grev yasağına karşı haklarını korumak için mücadele eden havacılık hizmetlerinde çalışanların yanında olmak gerekiyor diyor, bu vesileyle tekrar, hepinizi bir kez daha düşünmeye davet ediyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Şimdi şahıslara söz vereceğim.

Sayın Şandır, burada şahıslar adına bir arkadaşımızın konuşması gerekiyor, bu milletvekili arkadaşımız kimdir?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, konuşmacımız yok.

BAŞKAN – Peki.

Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 259 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Sadece emekten ve alın terinden yana olan milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, öncelikle, Hava-İş Sendikasının dün yapmış olduğu direnişi kutluyor ve demokrasi mücadelesinde yanlarında olduğumuzu gururla ifade etmek istiyorum. Her ne kadar sizler bu direnişin yasa dışı olduğunu söylediyseniz de Allah size burada doğruyu söyletti, “Yasa dışı değildir.” dediniz. Evet, doğruyu söylediniz nihayet. Arada bir doğruyu da söylüyorsunuz ama Allah söyletiyor.

Değerli arkadaşlar, sevgili halkımız; AKP her zamanki gibi Truva atı yöntemini kullanıyor. Truva atı yöntemini kullanarak sizleri, bizleri, herkesi aldatıyor yani “Taksici esnafına iyilik yapacağım, korsanları kaldıracağım, kaldırım mafyalarını, otopark mafyalarını bitireceğim.” diye karşımıza geliyor, bir de bakıyoruz ki içerisine bir grev yasağı koymuş! Ya, Allah aşkına, taksici esnafının sorunlarıyla hava yolunun ne ilgisi var? Bir ilgisi var, bir tane taksici demişti “Tek rakibim Hava Yolları.” diye, herhâlde oradan esinlendiniz, geldiniz, taksicilerin sorunlarına hava yollarının bir şeyini koydunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Gerçekten anlamıyorum sizi yani artık sizin bu söylemleriniz “Aa, havada kuş var.” deyip insanın elindeki ekmeği kapmaya benziyor. Artık halkımız uyandı ama siz bunlara alışkınsınız, siz bunları daha önce de yaptınız. Nerede mi yaptınız? 4+4’te yaptınız. Orada eğitim konuşurken, kalktınız, araya 20 katrilyonluk tablet ihalesini sokuşturdunuz. Oradan çok tecrübelisiniz. Artık size de bir isim buldum. Sizler artık virüslü mail gibisiniz, virüslü iletiye benziyorsunuz. Bir resim gönderiyorsunuz, içerisine virüs gömüyorsunuz. Yanılıp yunulup da o maili açanların bilgisayarları bitiyor, gidiyor, hayatları sönüyor ama artık halkımız sizin virüslü maillerinizi açmayacak, artık uyanıyor. Biz de bunu dilimizin döndüğünce her yerde, her zaman söylemeye devam edeceğiz.

AHMET YENİ (Samsun) – Siz konuştukça oylarımız artıyor bizim.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Biz konuştukça rezil olduğunuzun farkında değilsiniz.

AHMET YENİ (Samsun) – Siz konuştukça oylarımız artıyor.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Hocam, devam et, devam et.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Biz hekimler şöyle bir duygulanım içerisindeyiz, diyoruz ki biz: “Bir insan hasta olduğunun farkındaysa gider çaresine bakar.” Siz hasta olduğunuzun farkında bile değilsiniz.

Bakın, bir söylediğiniz bir söylediğinizi tutmuyor. Kalkıp şu kürsüde dediniz ki: “Türk Hava Yolları en güçlü şirketlerimizden birisidir, en iyi şirketlerimizden birisidir. Burada grev olmaz, burada bir şey olmaz.” Rakamlar öyle söylemiyor, rakamlar diyor ki: 2012 yılının ilk üç ayında Türk Hava Yollarının açıkladığı zarar 29 milyon Türk lirası yeni parayla, yani 29 trilyon. Bir dediğiniz bir dediğinizi tutmuyor; biz buna tıpta “fikir uçuşması” diyoruz. Fikirleriniz uçuşuyor, aklınıza geleni söylüyorsunuz. Bir yandan “Çok kâr ediyoruz.” diyorsunuz, bir yandan Türk Hava Yolları zarar açıklıyor; bir yandan kalkmışsınız, greve “kutsal bir değer” diyorsunuz burada utanmadan, ağzınıza o kutsal değerleri alıyorsunuz, öbür taraftan diyorsunuz ki: “Grev yasaktır.” Kutsal bir şey yasak olur mu ya! Ya bunu ben beş yaşındaki çocuğa sorsam size güler vallahi! Kalkmışsınız burada “Kutsal grev hakkını kötüye kullanıyor.” diyorsunuz, görevin kutsal olduğunu kabul ediyorsunuz, ondan sonra diyorsunuz ki: “Yasaklıyorum.” Ya böyle bir zihniyet, böyle bir hastalıklı zihniyet nasıl size bulaştı; onu da anlamıyorum.

Bakın, ben size niye Türk Hava Yolları üstünde oyun oynadığınızı anlatayım da halk da öğrensin. Bakın, Türk Hava Yolları gerçekten büyük bir şirketti, gerçekten. Ne yaptınız? Allem ettiniz, kallem ettiniz, kamu hisselerini yüzde 49’a çektiniz, yüzde 50’nin altına düşürdünüz. Amacınız neydi? Amacınız, Türk Hava Yollarının bilançosunu, gelirini, giderini, denetimini Kamu İhale Kurulunun denetiminin dışına çıkarmaktı. Başarılı oldunuz, tebrik ederim. Şimdi kamunun yüzde 49 hissesi var ama bu size yetmedi; sattıklarınız, yedikleriniz yetmedi, şimdi bu yüzde 49’u da satmaya çalışacaksınız. Ben size söylüyorum: Tutanaklardan yarın çıkarıp size buradan sallayacağım o yüzde 49’u sattığınız zaman. Ama o yüzde 49’u satmak için tüccar zihniyetinizi yine kullandınız. Ne yaptınız? Dikensiz gül bahçesini pahalıya satmaya karar verdiniz. O dikensiz gül bahçesinde sizler dolaşamayacaksınız Cumhuriyet Halk Partisi olduğu sürece! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atıcı.

AHMET YENİ (Samsun) – Millet karar verir, yüce milletimiz karar veriyor.

BAŞKAN – Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, bu kanun teklifiyle Türk Hava Yolları çalışanlarına grev yapmayı yasaklıyorsunuz. Hâlbuki biz biliyoruz ki siz “3Y”yi gündeminize aldınız, yasakları kaldıracaktınız. İlkelerinizden vazgeçtiniz mi? Birinci sorum bu.

İkincisi: Yani temel yaklaşımınız, temel politikanız temel hak ve özgürlüklerden yana mı, yoksa yasaklardan yana mı? Buna gerçekten siyaset ötesi cevap vermenizi istiyorum.

Üçüncüsü: Bu grev yasağı ILO, Birleşmiş Milletler, hatta Avrupa kriterlerine göre uygun değil. Kendinizi nasıl anlatacaksınız?

Bir başka şey: Temel hak ve özgürlüklerden sizce hangi gerekçe ve hangi bedel karşılığında vazgeçilebilir? Bunun da cevabını istiyorum Sayın Bakanım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanımızdan ve Hükûmetten çiftçi ve vatandaş soruyor, Tokat ilinden çiftçi Ahmet Akdağ başta olmak üzere, ziraat odası başkanları ve çiftçiler dile getirilmesini istediler: Tokat ili Merkez, Kazova, Zile ve Artova’ya çok şiddetli dolu yağınca başta sebze ve meyve olmak üzere bütün ürünler yüzde 100’e varan zarar gördü, yok oldu. Üretici, çiftçi çoluğuyla çocuğuyla kan ağlıyor, bırakın bankalara, tarım krediye borçlarını ödemeyi, ekmek bile bulamayacaklarını ifade ediyorlar. Çiftçi bu tür bölgelerin afet kapsamına alınmasını, kendilerine yardım yapılmasını, borçların ertelenmesini Hükûmetten bekliyor, Hükûmet olarak sizden bir ses bekliyor diyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Işık…

Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Bakan, birinci sınıf mülki idare amirliği uygulamasından önce emekliye ayrılan mülki idare amirlerinin mağduriyetlerini ne zaman gidereceksiniz?

İkinci sorum: Yükseköğrenimi bitirmiş polis memurlarının ek gösterge talebini yerine getirecek misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, teklifin 1’inci maddesi Anayasa’ya, uluslararası sözleşmelere, kanunlara, İç Tüzük’e, teamüllere ve çalışanlara vermiş olduğunuz sözlere aykırı olmasına rağmen yasalaşacak gibi görünüyor. Türk Hava Yolları, çalışanlarının grev hakkı elinden alınmadan bugünkü noktaya geldiğine göre, grev hakkını yasaklayan bu düzenlemeyi Hava-İş Sendikasıyla görüşmeleri iyi yönetemeyen, beceriksiz Türk Hava Yolları yönetiminin talep ettiği anlaşılmaktadır. Türk Hava Yolları yönetimi, kurumu bu noktaya getiren, emeğini başarıya katan, ev ve aile hayatını feda ederek hizmet eden çalışanlarına mütevazı ücret artış taleplerini çok görmekte ama Avrupa’nın bilinen, ünlü spor kulüplerine sponsor olarak milyon dolarları aktarabilmektedir. Bu çerçevede, sponsor olunan kulüp ve liglere yapılan toplam ödeme ne kadardır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Oğan…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türk Hava Yolları, inşallah, yakın bir zamanda Iğdır’a seferlerini başlatacak ama Iğdır’da güvenlik durumu hiç de iç açıcı değil Sayın Bakan. Sizden önceki Sayın Bakan, PKK’yla müzakere masasına oturmuştu. PKK Iğdır’da 10 kişiyi dağa kaldırdı maalesef. Bu konuyla ilgili düşünceleriniz nelerdir? Bu vatandaşlarımızın kurtarılması için ne gibi çaba içerisindesiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Sayın İçişleri Bakanımız buradayken… Hükûmet Sözcüsü Sayın Hüseyin Çelik, Sayın İçişleri Bakanının Uludere’yle ilgili açıklamaları için şunu söylemişti: “İnsani değildir.” Siz buna ne diyorsunuz?

İkinci soru: Grev hakkının tanınıp tanınmaması bir ülkenin siyasi rejiminin niteliği hakkında fikir verecek önemli bir kriterdir. Siyasi rejimi grev hakkına yer vermeyen ülkelerin bir kısmı totaliter, bir kısmı ise kısmi anlamda demokratik kurumlarını henüz tamamlayamamış ülkelerdir. Bu açıdan ülkemizin durumu nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, bir mektup var. Bu mektubu size iletememiş ama bu mektubu size okumak istiyorum: “Ben Baskilli bir vatandaşınızım. Nerede adalet? Nerede devlet? Nerede Hükûmet? Varsa Allah için ispatlayın. 2002 yılında Karakaya Baraj Gölü’nde batan feribotta babam Hakkı, annem Yeter, kardeşim Kâzım, teyzem Zehra, dayım Haşim öldü. Buna ilişkin tazminat davası açtık, davayı kazandık. Baskil Kaymakamlığı Köylere Hizmet Götürme Birliği açısından davamız kesinleşti. Üzerinden üç yıl geçti ve hâlâ tazminatımız ödenmedi. Baskil Kaymakamlığının arabalarının üzerinde hâlâ haciz var.” Karakaya Baraj Gölü’nde on yıl önce, “yüzer tabut” olarak nitelendirilen, Baskil Kaymakamlığına ait feribotun alabora olması sonucu 13 yurttaşımız hayatını kaybetti. Yapılan aramalarda 11 yurttaşımızın cesedine ulaşıldı, 2 yurttaşımızın hâlâ cesedine ulaşılabilmiş değil. Mahkeme yaklaşık on yıl karar vermesine rağmen hâlâ bir gelişme olmadı. Bu güzergâh hâlâ kullanılıyor. Baskil, Malatya’ya çok yakın, bütün ilişkileri Malatya’yla. Buna rağmen hâlâ sağlıklı bir ulaşım sağlanamamıştır, hâlâ insanlar risk altında seyahat etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; görüşülmekte olan kanun tasarısıyla ilgili olarak yöneltilen sözlü soruları cevaplandırmak üzere sözlerime başlıyorum. Saygıyla hepinizi selamlıyorum.

Kanun tasarısı, Hükûmet üyesi olarak alışkanlığımız, kanun teklifinin sözlü sorularını cevaplandırıyorum. (CHP sıralarından “Duymuyoruz.” sesleri)

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Bakan, duymuyoruz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Duymasan da olur, boş konuşuyor.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan, buyurun.

“Sesi yükseltin.” dediler, biz de onu yükseltiyoruz.

Buyurun.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Duymak istemeyenlerin sesi duyuluyor da onun için durdum Sayın Başkan. Buraya dinlememek için mi geliyor bazıları, yoksa çalışma yapmak için mi geliyor?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Çok korktuk Sayın Bakan, dizlerimiz titriyor korkudan.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ses gelmiyor Sayın Bakan, buradakiler de duymuyor, hiç kimse duymuyor.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Şandır’ın sorusundan başlıyorum.

Yolsuzluklar, yasaklar, Hükûmetimizin ve partimizin kaldırmayı hedeflediği hususlardır. Burada, Sayın Şandır, yeni bir düzenlemeden bahisle, bir yasak imasını dile getirdi, kendi bakış açısından haklı olabilir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Grev yasağıyla ilgili.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Temel hak ve özgürlükler itibarıyla bunun ne kadar doğru olabildiğini sordu. Burada getirilmek istenen, bir yasak değildir, var olan bir işleyişi, var olan bir işletmeyi, var olan bir başarıyı sürdürme düzenlemesidir. Türk Hava Yolları, Türkiye'nin yüz akı kurumlarından birisidir. Kapasitesini ve iş hacmini geçmiş yıllara göre hızla artırmış, dünya hava taşımacılığında son derece saygın ve önemli bir yere gelmiştir. Türk Hava Yolları ile seyahat artık Türk vatandaşlarının ötesinde başka ülke yurttaşlarının da tercih ettiği bir seyahat şekli olmuştur ve Türk Hava Yolları yurt içinde de aynı zamanda çok yaygın bir şekilde halkın yolu, halkın ulaşım yolu hâline gelmiştir. Otobüs taşımacılığı neredeyse müşteri kaybetmekte, hava yolu ise sürekli müşteri kazanmaktadır.

Türkiye'nin yüz akı bir kurumun grev uygulamasıyla başarısının engellenmesini hiçbirimizin başka gayelerle, başka saiklerle kabul etmesi mümkün değildir.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Kaç yıldır grev yapılmıyor orada Sayın Bakan, yirmi yıldır grev olmamış.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Türk Hava Yolları ve diğer konularda ihtiyaç duyulan tedbirleri almak, yüce Meclis başta olmak üzere bu ülkeyi yöneten herkesin ortak sorumluluğudur. Türk Hava Yollarında yıllardır toplu sözleşme görüşmeleri sürekli akamete uğratılmakta ve nedense yaz aylarına, turizm sezonunun zirve yaptığı dönemlere rastlatılarak Türk Hava Yolunun çalışmasına ve kârlı bir işletme oluşuna yönelik, maalesef, ideolojik bir bakışla sendikal yaklaşım ortaya koyulmaktadır, koyulabilmektedir.

Şu anda Türkiye’de 28 iş kolunda sendikalar toplu sözleşmesini akdettiği hâlde Türk Hava Yollarında taraf sendika yetki belgesine itiraz ederek…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayenizde oldu, sayenizde!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hak-İş’e mi bağlı olması lazım?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) -…oyalamak suretiyle on sekiz aydır sözleşmesini bağıtlamamaktadır.

MUSA ÇAM (İzmir) – Kim etti? Sayın Bakan, yetkiye kim itiraz etti biliyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUSA ÇAM (İzmir) – Yetkiye kim itiraz etti?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Dolayısıyla…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Doğru söylemiyor Sayın Başkan, doğru bilgi versin.

BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri…

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Dolayısıyla, Türk Hava Yolları dünyanın…

MUSA ÇAM (İzmir) – Doğru konuşmuyorsun!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Türk Hava Yolları dünyanın diğer ülkelerinin hava yollarının maruz kaldığı, işletme hatalarından doğan sıkıntıları yaşamamak için bu tedbiri almak durumundadır.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Hangi ülkede hava yollarında ulaşımda grev var?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Nitekim, kanunun ilgili maddesine baktığımızda, gündelik olarak deniz taşımacılığı, demiryolu taşımacılığı, su işletmeleri, elektrik işletmelerinde grev yasağı veya grevin mümkün olmaması hususu düzenlendiği hâlde, Türk Hava Yollarının veya hava taşımacılığının bu alanda düzenleme dışı bırakılması günümüz şartlarıyla uyumlu değildir.

BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ediyorum, son cümlelerinizi eklerseniz…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Hava Kuvvetleri de dâhil mi?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Zira, Swissair İsviçre’de, Sabena Belçika Hava Yolları, bu tür tedbirleri alamamışlığından dolayı batmış şirketlerdir…

MUSA ÇAM (İzmir) – Doğru söylemiyorsun!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ne alakası var ya!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – …ve Türk Hava Yolları bunun yanında dünya standartlarına göre ücretini daha yüksek seviyede vererek işletmesini sürdüren bir kuruluştur ve rakip… (CHP sıralarından gürültüler)

MUSA ÇAM (İzmir) – Doğru söylemiyorsun.

BAŞKAN – Duymuyorum ki hiçbir şey, herkes bağırıyor. Hiçbir şey duymuyorum.

Evet Sayın Bakan, teşekkür ederim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Halkı yanıltmaya utanmıyor musunuz Allah aşkına, koskoca bakansınız ya!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Başkan, yanıltıcı bilgiler veriyorlar, gerçeği söylemek istiyorum. Tamamen yanlış söyledikleri, hiçbir gerçeğe tekabül etmiyor.

BAŞKAN – Şimdi devam ederken söylersiniz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hiç uzaktan yakından alakası yok Sayın Başkan, önüne konulan kâğıtları okuyor sadece.

BAŞKAN – Ya anladım, anladım da, yani İç Tüzük’ün bir işleyişi var. Siz…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Tamam, İç Tüzük hakikatlere aykırı olabilir mi?

BAŞKAN – Anladım da, yani benim elimde bir şey yok Sayın Kürkcü.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Ama benim ağzımda bir şeyler var.

BAŞKAN – Sizin var ama benim elimde yok. Benim de neler yapmak…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, geçen yıl 1 katrilyon lira Türk Hava Yolları zarar etti.

BAŞKAN – Bakın, önergeler var.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Şimdi bu zararı kapatmak için işçilerin grev haklarını ellerinden almak istiyorlar. “Dünyanın en başarılı şirketi” diye de bize bunu yutturmaya çalışıyor, neresi başarılı bunun?

BAŞKAN – Şimdi, bunların hepsi geçti tutanaklara.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Taraf gazetesini de yasakladılar, Başbakanın hoşuna gitmiyor diye!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Yani sonuçta işçilerin, grev yasağına mahkûm edilmelerinin sebebi, bu şirketin iyi değil, kötü yönetilmesi…

BAŞKAN – Anladım.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – …uçak uçuracak meydan olmadan yüzlerce uçak alıp, onları karaya oturtmaları. Şimdi bunun bedelini niçin işçiler ödeyecek ve biz niçin burada hakikate aykırı beyanlarla uyutulacağız? Böyle bir şey olamaz!

BAŞKAN – İşte bunların hepsi tutanaklara geçti. Yani, benim de içimde neler var bilseniz Sayın Kürkcü ama maalesef söylememe izin yok. Bu sandalye böyle bir şey.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Ayrı bir Meclis kuramayız, burada bir çare bulalım.

BAŞKAN – Yani, sırayla neler söyleyebilirim bir bilseniz ama söyleyemiyorum işte. Onun için, İç Tüzük’e uymazsak olmaz. Benim görevim İç Tüzük’ü uygulamak, maalesef.

Şimdi, 1’inci madde üzerinde soru-cevap işlemini tamamladık.

1’inci madde üzerinde aynı mahiyette üç önerge var. Önergeleri sırasıyla okutacağım, önergeleri birlikte işleme alacağım. Önerge sahiplerinin istemi hâlinde kendilerine ayrı ayrı söz vereceğim.

İlk önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 259 sıra sayılı yasa teklifinin 1. maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ederim.

                                                                                                                 Kamer Genç

                                                                                                                     Tunceli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 259 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 1. Maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  Ali Serindağ                      Sinan Aydın Aygün                     Musa Çam

                    Gaziantep                                 Ankara                                    İzmir

                  Ramis Topal                           Celal Dinçer                           Aytuğ Atıcı 

                      Amasya                                  İstanbul                                  Mersin

                 Ali Özgündüz                         Muharrem Işık              Selahattin Karaahmetoğlu

                      İstanbul                                  Erzincan                                Giresun

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 259 Sıra Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Ertuğrul Kürkcü                      A. Levent Tüzel                         Nazmi Gür 

                       Mersin                                    İstanbul                                     Van

                Mülkiye Birtane                       İbrahim Binici                           Erol Dora

                         Kars                                     Şanlıurfa                                  Mardin

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz önergelere?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kürkcü, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, Komisyon “Katılamıyoruz.” diyor, ya “Katılmıyoruz.” diyecek ya “Katılıyoruz.” diyecek, “Katılamıyoruz”un anlamı başka.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Tanal, Allah rızası için… Yani şimdi bir sistem gidiyor. İnanın…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) - Ama tutanaklara geçiyor Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hayır, anladım da her şeyi bana soruyorsunuz canım. Tutanaklara geçirmek için söyleyin…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, size söylemiyorlar, Komisyona söylüyorlar.

BAŞKAN - Yani taş düşse benden bilinecek. Hayret yani! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Kürkcü. (BDP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, bu grev yasağı Türk Hava Yolları işletmelerinde ve havacılık hizmetlerinde kabul edilemez. Bu sadece Türk Hava Yollarının değil, Türk Hava Yollarının yanı sıra diğer -çünkü kamu eliyle işletilen havacılık işletmelerini kastetmiyor- yani Pegasus’tan Atlas Jet’e kadar bütün havacılık hizmetlerinde grev yasağı getiriyor. Bu alanda sendikacılığı imkânsız hâle getiriyor.

Özel şirketleri bir yana bırakalım. Türk Hava Yollarının muazzam başarıları, yabancıların hava yolumuzu batırmak için gösterdikleri çabalara sendikalının eşlik etmesi sonucunda mecbur kalmışlar grev yasağı getirmeye. Bundan daha büyük yalan olabilir mi?

Türk  Hava Yolları  kötü   yönetilen  bir  şirkettir. Türk Hava Yolları  geçtiğimiz yılı,  2011  yılını 1 katrilyon lira zararla kapatmıştır. Bu zararın sebebi açıktır. Bu zararın sebebi işçi ücretleri değildir. Bu zararın sebebi Türk Hava Yollarının agresif, hırslı, herhangi bir hesap ve kitaba sığmayan büyüme hırsından kaynaklanmıştır. Uçuramayacağı kadar uçağı satın almış, karaya park etmiştir. Bunları indirip kaldıracak hava limanları yoktur. Her gün Hava Yollarının en az bir saat, iki saat bütün uçuşları, bütün hatları gecikmektedir, müşteri kaybetmektedir. Uçaklarını uçuramadığı için zarar etmektedir.

Zarar nasıl azaltılabilir? Her kapitalistin ilk aklına gelen şey: İşçinin ücretini kısmaktır. (BDP sıralarından alkışlar) İşçinin ekmeğini elinden almaktır, işçiye yaşam hakkı tanımamaktır. İşçiyi işten çıkarmak, onun yerine makine almaktır. Bütün bunları yapınca sanırlar ki zarar önlenecek ama zarar böylece önlenmez, böylece önlenemez çünkü işçi olmadan hiçbir alet çalışmaz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – O uçaklarda kim çalışıyor?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Hiçbir alet çalışmaz. Grev yapmayan işçi, işçi değildir, köledir. Bu memlekete köleliği geri getiremezsiniz, getiremezsiniz köleliği geri! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Siz işçileri köle hâline getirmeye çalışıyorsunuz. Bilet fiyatlarına, uçuşlara mümkün olduğu kadar zam yapmak ama işçilerin ücretlerinin yerinde saymasını sağlamak istiyorsunuz. Modern dünyada işçinin elindeki müzakere silahı, grevdir. Grevi olmayan işçi ücret pazarlığı yapamaz. Siz, koyun gibi, işçileri güdeceğinizi sanıyorsunuz, güdemezsiniz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - İşçilere “koyun” diyemezsiniz!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Onu siz öyle sanıyorsunuz.  O hâle getirmek istiyorsunuz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - İşçiler davacı olur senden.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Yeter bırak tıraşı, bırak!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Ne biçim konuşuyorsun! Sen tıraş ol!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Hem grev yasağı getiriyorsun hem de ondan sonra işçi hakkından söz ediyorsun. Utanmaz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bırak, bırak, bırak!

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) - Sayın Başkan… Sayın Başkan lütfen hatibe dikkat eder misiniz?

BAŞKAN – Sayın Kürkcü, lütfen…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan, sözünü geri alsın!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – İşçiye nasıl konuşuyorsun?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Bırak! Bırak!

BAŞKAN – Sayın Kürkcü, lütfen…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Şimdi, sevgili arkadaşlar, bunlar…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan “Utanmaz” dedi, sözünü geri alsın.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - Hangi sözümü geri alacağım?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – İşçiye nasıl konuşuyorsun?

BAŞKAN – “Utanmaz” sözünüzü Sayın Kürkcü…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Nasıl konuşuyorsun? “Tıraşı bırak.” ne demek! Sen bırak tıraşı!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Ee, bırak tıraşı, ne var?

BAŞKAN – Sayın Kürkcü, lütfen…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Uçaklarda kim çalışıyor?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Biz “Uçaklarda işçi çalışmıyor.” demiyoruz, “Sen işçinin grev hakkını elinden alıyorsun.” diyoruz. Aklın almıyor mu şu kadar? Kafan çalışmıyor mu?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Türk işçileri hesabını soracak sana!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Türk işçisi bana değil sana hesap soracak, onu sen işten çıkartıyorsun, ben değil. Ben, on sekiz yaşından beri işçilerin hakkı için çalışıyorum, sen de on sekiz yaşından beri işçi sömürüyorsun.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ben talebeyim, talebe…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Ne talebesisin? Bırak!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sen İstanbul Büyükşehir Belediyesinde ne iş yapıyordun, onu anlat bana.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - Sen işverenin sözcüsüsün, sen kapitalist âlemin dilisin, sen ucuz işçi çalıştırmak istiyorsun, işçilerin haklarını ellerinden almak…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ben işçi çocuğum.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Ben ne çocuğum? Ne sanıyorsun? İşçi çocuğuysan işçinin hakkını tanı o zaman.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – İşçiye “Koyun” diyorsun.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Ben ne  dediğimi biliyorum.

BAŞKAN – Sayın Kürkcü…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Siz bu grev yasağı…

BAŞKAN – Önerge üzerinde konuşmanız lazım.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) -…farenin kuyruğundaki kapak gibi sizin peşinizi izleyecek, hiçbir yere kaçamayacaksınız.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – İşçiler bunun hesabını soracak!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - İşçiler sizi gittiğiniz yere kadar takip edecekler. Bu grev yasağını size misliyle geri aldıracaklar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) İşçiler…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Senin söylediklerinden dolayı seni takip edecekler!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - Havayollarında bundan sonra üzerinize her gün çay dökülecek, bundan emin olabilirsiniz. O uçaklara biletleriniz kesilmeyecek. İşçiler öcünü sizden şöyle ya da böyle alacak. Grev yasağı mı getiriyorsunuz, o zaman her türlü direnişi hak ediyorsunuz!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ne söylediğinin farkında mısın sen?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) - İşçiler sonunda kazanacak, direne direne kazanacaklar. Her şeyi kabul ettirdikleri gibi Havayollarındaki grev yasağını da size geri aldıracaklar. İşçiden daha büyük bir güç modern dünyada yoktur. İşçinin gücü sermayeyi de devleti de yenecek. (BDP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, beş dakika boyunca hep sataştı, bir de söz verdiniz.

BAŞKAN – “Utanmaz” sözü dendi.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- İstanbul Milletvekili Osman Aşkın Bak’ın, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün şahsına sataşması nedeniyle konuşması

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz evvel kürsüde konuşan hatibe sözleri yakıştıramadım, hele hele Türk işçileri açısından yakıştıramadım. İşçilerimize söylediği sözler tutanaklarda mevcut. O işçiler, o uçaklarda çalışan…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Ben işçilere bir şey söylemedim, sana söyledim yalancı!

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) – O lafları sana iade ediyorum, sana yakışmıyor.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Ben sana iade ediyorum.

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) – O lafları sana iade ediyorum.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sen kendini memlekete çoban mı sanıyorsun?

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) – O lafları sana iade ediyorum.

O uçaklarda, alınan uçaklarda çalışanlar Türk işçileri, Türk vatandaşları…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Ne yapalım? Sen onları sömürmeye mecbur musun?

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) – Alınan uçaklar da yetmiş hattan yüz elli hatta uçuyor.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Mecbur musun işçileri sömürmeye, grev haklarını ellerinden almaya?

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) – Burası, Türk Hava Yolları, bir dünya markası. Kabul etsen de etmesen de Türk Hava Yolları bir dünya markası olmuştur. Türk Bayrağı’nı göklerde taşıyor.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Köle işçilerle mi?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sen işçileri köle edeceksin!

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) – Dolayısıyla, burada işçilere söylediğin sözleri sana iade ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Türk işçileri bu sözleri sana iade ediyor, sen Türk işçisine “koyun” dedin.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Ben Türk işçileri hakkında bir şey mi söyledim?

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) – “Tıraşı kes.” dedin.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sana söylüyorum her şeyi, akılsız!

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) – Sana siyasi üslup yakışmıyor. Bir siyasetçiye bu üslup yakışmıyor ve Türk işçisine söylediğin sözleri sana iade ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Ben sana iade ediyorum! Ben Türk işçisine söz falan söylemedim. Önce anla, anla, beynini çalıştır!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Şimdi, bakın…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Bir şey söylemeyeceğim, çalışmıyormuş beyni!

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Ne dedin lan sen?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sözüne dikkat et! Sözüne dikkat et!

BAŞKAN – Veririm yarım saat ara, fevkalade dinlenirsiniz. Yani, adam gibi şimdi bir şey yönetmeye çalışıyorum, yeter artık ya!

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Metin Külünk ve 2 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/560) (S. Sayısı: 259) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, diğer önergenin…

Sayın İnce, kim konuşacak?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Aytuğ Atıcı.

BAŞKAN – Sayın Atıcı, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şu Meclisi ne hâle getirdiğinizin farkında mısınız? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Getirdiğiniz her abuk subuk teklifte bu Meclis karışıyor. Getirdiğiniz her saçma sapan teklifte kendi Bakanınızı da zor durumda bırakıyorsunuz. Sayın Bakana bir sürü sorular soruldu, konuşmaya mecali kalmadı, ne konuştuğu anlaşılmadı. Söyledikleri ile sorulan soruların alakası yok.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Sen anlayamıyorsun!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ha bire kâğıt karıştırıp önüme ne konuyor diye baktı.

HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Sen bir doktora git.

MUHARREM İNCE (Yalova) – O doktor zaten, sen git ona istersen ama çocuk doktoru, senin gitmen lazım. 

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir önerge verdik, dedik ki: “Belki AKP’li milletvekilleri son dakikada bu yanlıştan dönebilir, son dakikada işçiye yaptıkları zulmü belki geri alabilirler.” Bir önerge verdik, her şey bir tarafa, bu önergede diyoruz ki: “Teklifin 1’inci maddesi çıksın.” Bakın, taksiciyle, otoparkla bir derdimiz yok. Çıkıp burada yirmi dakikanın on beş dakikasını otoparka, taksiye ayırdınız. Esas, bunun içinde gizli olan grev hakkının tarafınızdan yasaklanmasıdır. Bunu buradan defalarca söylüyoruz. Şimdi, diyoruz ki, gelin, mademki işçiden yanasınız… Hani çıkıp burada söylediniz ya, Türk işçisinin hakkını, şusunu busunu… Tamam, size katılıyoruz, gelin, işçinin alın terinin hakkını verelim, gelin, bu tekliften sadece 1’inci maddeyi çıkaralım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Taşeronluğu kaldıralım.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ne diyor 1’inci madde? Diyor ki: “Havacılık hizmetlerinde grev yapılmasın.” Biz de gelin, bunu kaldıralım. Eğer kaldırmazsanız, kendi kendinize soracaksınız eve gittiğinizde. Siz sormazsanız çocuklarınız soracak; siz sormazsanız kendi kendinize vallahi çocuklarınız, torunlarınız soracak, diyecekler ki size: “Baba, anne, sen alın terinden yana mısın?” Ne diyeceksiniz, “Evet.” mi diyeceksiniz? Yalan mı söyleyeceksiniz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Onlar Akbil’ci, Akbil’ci!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Size soracaklar “Anne, baba, ya, CHP ve muhalefet partileri ha bire emek diyor, sen emekten yana mısın?” Ne cevap vereceksiniz?

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Onlar yemek diyor, yemek; yemekten yana.

HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Bizim çoluk çocuğumuz emeği bilir.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Asla cevap veremeyeceksiniz. Emekçiden yana mısınız? Hayır. Peki, aynaya bakıp kendinize bir sorun. Acaba verdiğiniz sözü tutuyor musunuz, dürüst müsünüz? Seçim meydanlarına çıktığınız zaman bas bas bağırmıştınız “Grev hakkı engellenemez.” diye. Orada, sizin kendi seçim bildirgenizde var, “Grevsiz olmaz.” diye siz söylediniz. Şimdi, ne oldu da gelip grevi buradan kaldırmaya çalışıyorsunuz? Ne oldu da işçi düşmanı oldunuz birdenbire?

Bakın, ben bir sendikacı değilim ama ömrümün önemli bir kısmı sendikalarla geçti kol kola. Sendikacı olmadığım hâlde ahlaklı olmayan bu teklife direniyorum, Cumhuriyet Halk Partisi ve muhalefet partilerinin tamamı direniyor. Size ne oluyor? Bu kadar muhalefet partileri direnirken siz kalkmışsınız burada grev yasağını savunuyorsunuz. Hadi sizi anlıyorum, bu teklifi getirenleri de bir noktaya kadar anlayabilirim ama anlayamadığım bir şey var, o da ömrünü sendikalarda geçiren, “Ben sendikacıyım.” diye bunca zaman insanlara yutturan insanlar nasıl oluyor da bunu içine sindirebiliyor? Ben bunu anlayamıyorum. Kalkıp, burada “Grev yasağı iyidir.” diye hangi yüzle konuşuyor bu sendikacılar?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Konuşmuyorlar ki!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Kişisel çıkarlarınız için bu kadar değişmeye değer mi? Ne vardı Allah aşkına, bu teklifin içerisine bu grevi kaldıracak şeyi gömmenin ne anlamı vardı? Çok mu hoşuna gidecek Başbakanınızın? Tabii, sırtınızı okşayacak, “Aferin yavrum.” diyecek.

AK sendikaları oluşturdunuz, AK sendikalarla yürüyorsunuz, bu da sizin ayağınıza dolaşacak eğer bu teklif buradan çıkarsa. Bakın, akıllı olalım, bu maddeyi kaldıralım. Eğer bu maddeyi kaldırmazsanız, dünyada, bakın, dünyada havacılık sektöründe grevi yasaklayan tek ülke olacağız, tek! Başka bir ülke yok.

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Yavrum ne demek ya!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Senin karşında milletvekilleri var, “yavrum” yok.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – O yüzden, gelin, bu yanlıştan bir an önce geri dönün.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Saygısızlık yapma! Karşında milletvekilleri var.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Saygısızlığı size iade ediyorum. Saygısız sensin! Sen hayatın boyunca saygısızlık yaptın! Aynen sana iade ediyorum, terbiyesizliği de saygısızlığı da sana iade ediyorum!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Böğürme oradan! Böğürme öyle! Böğürme!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Hani yasakları kaldıracaktınız? Bakın, yalan söylediğinizi size tekrar ispat ediyorum. Kalkıp oradan öyle işkembeden konuşmanın bir anlamı yok!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bırak işkembeyi! Saygısız herif!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Sizin yalan söylediğinizi ispat ediyorum. Başbakanınız çıkıp “3 Y ile mücadele edeceğim.” dedi mi demedi mi? Bütün seçim meydanlarında “Yolsuzlukla, yoksullukla, yasaklarla mücadele edeceğim, bunları kaldıracağım.” dedi koskoca Başbakan. Ne yaptı? Hani yasakları kaldırıyordunuz?

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Aksini yaptı!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Ne dediyseniz tersini yaptınız. Artık halk size güvenmeyecek. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Son önergenin sahibi Sayın Genç burada mı?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Otur yerine!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Git Allah aşkına, konuşma fazla! Terbiyesizlik yapma!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Terbiyesiz sensin!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yaşından başından utan! Oturduğun yerde orada konuşamazsın böyle!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hadi oradan!

AYTUĞ ATICI (Mersin) –“Hadi oradan”mış! Sen hadi oradan!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yavrum kim!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ben kimseye “yavrum” demedim, sen git kulaklarını temizlet.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Kime “yavrum” diyorsun? Milletvekilleri var karşında.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Adamı büyütme. Onda terbiye ne gezer “terbiye” diyorsun ona? Onda ne var ki? Argo var onda.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ben kimseye “yavrum” demedim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sen önce kendine bak!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Utanmıyorsun hâlâ. Utanmaz adam!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Terbiyesiz!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Konuşma lan! Sen kendine bak.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Lan sensin zibidi!

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Konuşmalarına bak.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Konuşma! Lan sensin! Utanmıyorsun! Utan! 

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sen kendi konuşmalarına bak…

VELİ AĞBABA (Mersin) – Kendi katillerini savunan soytarı sensin. Adam ol!

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Ağzından çıkanlara bak.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Utanmaz adam! Ölçü yok ki adamda! Konuştuğun lafa bak! (CHP ve AK PARTİ sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 18.38

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

259 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

1’nci madde üzerinde verilen aynı mahiyetteki üç önergeden ikisinin gerekçelerini konuşmacılar açıklamıştı.

Şimdi, üçüncü önerge olan Sayın Kamer Genç’in önergesinin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Bu madde Anayasaya ve uluslararası ILO sözleşmelerine aykırı olduğundan çıkarılması önerilmiş.

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 79 uncu maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Park ücretinin alınması, araçların çektirilmesi ve kaldırılması ile muhafazası

MADDE 79- Karayolu üzeri park yerindeki araçlar için park ücreti, yetki ve sorumluluk alanına göre park yerini tespite yetkili idarece veya bu idare tarafından işletme izni verilen gerçek veya tüzel kişilerce alınabilir. Bunlar dışında hiçbir gerçek veya tüzel kişi herhangi bir şekilde park ücreti alamaz. Erişme kontrollü karayolları (otoyol-ekspresyol) hariç olmak üzere büyükşehirlerde yetkili idareler, büyükşehir belediyeleridir.

Birinci fıkra hükmüne aykırı olarak park ücreti alan veya almaya teşebbüs edenler, fiilleri daha ağır bir ceza gerektiren bir suç oluşturmadığı takdirde, altı aydan iki yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

Trafikten men edilen veya çeşitli nedenlerle muhafaza altına alınan araçların, çektirilmesi ya da kaldırılıp götürülmesi ile bu araçların koyulacağı yerler ve bu işlemlerin ücretlerine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte belirtilir.''

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan’ın.

Buyurun Sayın Türkkan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Metin Külünk ve arkadaşları tarafından verilen 259 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesiyle ilgili olarak grubum adına söz almış bulunmaktayım.

Bu kanun hazırlanırken, gerçekten taksiciler için çok önemli bir meseleyi beraber ele almış, Türkiye’de “değnekçilik” dediğimiz, hatta “otopark mafyası” diye, zaman zaman illegal örgütlere de para aktaran birtakım oluşumların önüne geçen çok ciddi bir çalışma yapılmış. Buraya kadar herhangi bir sıkıntı yok. Yalnız, bu kanun hazırlanırken araya -her zaman olduğu gibi- iyi bir şeyin yanında, ciddi bir, muhalefet edilebilecek bir konuyu da beraberinde getirmiş Sayın Metin Külünk. Biraz evvel, sataşmalara, tartışmalara da sebep olan, Türk Hava Yollarının zarar etmesinin sebepleri arkasında Sabena’nın, Swissair’in zararını emsal gördüğüne dair Sayın Bakanın açıklamalarını dinledim. Bunlar kısmen doğru olsa da tamamı böyle değil. Yanlış yatırımlar, yanlış stratejiler şirketleri zarara götürüyor. Türk Hava Yolları halka açık bir şirket, bu senenin başına kadar çok ciddi bir şekilde kâr ederken sene başından itibaren tedricen zararları biraz daha fazla çoğalmaya başladı. Bunun sebebi, gerçekten Türk Hava Yollarının bir dünya markası olma yolunda hızla ilerlerken biraz fazla hızlı koşması, uçuş noktalarını çok iyi hesap edememesi, zararına uçuşlar yapması, bir daha önemlisi uzun bir süredir bilinen, havacılık çevrelerinde çok konuşulan ama gündeme getirilmeyen uçuş kulesindeki görevlilerin pasif direnişi.

Ben Güney Afrika’da on sekiz saat rötara takıldım, dönüşte kokpitte pilotla sohbet ettim, bu rötarların sebebinin Türk Hava Yolları olduğundan dolayı insanların şikâyetlerini ilettim. Kendisinin de ifadesi: “Türk Hava Yolları bu konuda suçlu değil.” Bu konuda en az Türk Hava Yolları kadar uçuş noktasını idare eden hava kontrol kulesindeki elemanların suçlu olduğunu, onların da pasif bir direnişi olduğunu, bu direnişte de kendilerine göre haklı gerekçeleri olduğunu ifade etti. Onların da bir gerekçesi şu: “Pilot uçuruyor ama netice itibarıyla pilotu da uçuran biziz. Pilotun aldığı ücretle bizim aldığımız ücret arasında çok ciddi bir fark var, bu farkı hiç göz önüne almayan Ulaştırma Bakanlığı bizi bedavaya çalıştırıyor, biz de bu şekilde pasif direnişe devam ediyoruz.” diyorlar.

Türk Hava Yollarındaki grevin önüne geçmek için siyasi iktidar olarak sizin geri alacağınız bir kanun daha önünüze gelmiştir. Göreceksiniz -ben biraz evvel Sayın Aytuğ Hoca’nın dediğine katılıyorum- Türk Hava Yollarındaki bu çalışanların direnişi karşısında fazla kalamayacaksınız. Dünyada hiçbir hava yolu şirketinin, belki bir iki tane faşist diktatörler tarafından yönetilen ülkeler vardır bilemiyorum ama demokratik ülkelerin hiçbirisinde grev hakkını elinden alamazsınız. O zaman sendikaları da kaldıracaksınız. Sendikalıysa grev hakkını orada vermek zorundasınız. Başka türlü bir çözümü de olmaz bunun. Ben bunu bir işveren olarak söylüyorum. Hem grev hakkını kaldıracaksınız hem sendikal hakkını vereceksiniz ve bununla da demokrasiden, işçiden yana tavır koyduğunuzu söyleyeceksiniz; bu ikisi bir arada doğru olmaz.

Sayın Metin Külünk, keşke, tek başına bu değnekçiliği ortadan kaldıran, Türkiye’de gelir dağılımının önüne çok ciddi bir set çeken kaçak, korsan taksi meselesine çözüm getiren bu kanunu getirseydi, hep beraber burada onaylasaydık, bu da bu Meclisin ortak çıkarttığı bir kanun olurdu. Biz, minibüsçülerin, taksicilerin bu konudaki haklı direnişlerinin, taleplerinin yanında yer alıyoruz ama aynı kanunun içinde yer alan bu grev hakkının ortadan kaldırılması meselesinde Hükûmete muhalefet yapıyoruz. İkisini bir araya getirerek de çok ciddi bir Şark kurnazlığına gitmiş yine Hükûmet yetkilileri. Ben, Metin Külünk’ün teklifi olduğuna inanmıyorum çünkü Metin Külünk İstanbul’da taksicilerle çok uzun süredir görüşüyor, onların sorunlarını dinliyor, bu konuda iyi araştırmalar yapan bir arkadaşımız ama onun içine Türk Hava Yolları çalışanlarının grev hakkını elinden alan bu madde ilavesiyle beraber, Metin Külünk’ün o yaptığı samimi çalışmalarını da heba etmiş olmuş Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu.

Değerli arkadaşlar, dünden bu yana dikkat ettiğim bir başka konu daha var: Mecliste çok ciddi gerginlikler oluyor, biraz evvel kuliste arkadaşlarımızla da konuştuk, her grup çok ciddi gergin. Bu gerginlik milletvekillerine yansımış, bu gerginlik yöneten Başkana yansıyor, bu gerginlik bizimle beraber millete yansıyor. Bunun sebebi hikmeti nedir diye hiç düşündünüz mü? Yönetim sistemi, tahammül etme iradesi. Dün, beraber, benim de içine dâhil olduğum bir hadise yaşadık. Arkadaşlarımız müdahalenin doğru olmadığını söylüyorlar, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili “Size mi soracağız?” diyor. Ya biz burada bostan korkuluğu muyuz arkadaşlar? Tabii ki bize soracaksınız. Eğer “Bizim 326 milletvekilimiz var, biz bize yeteriz.” diyorsanız, bize müsaade edin, bizler gidelim evimize o zaman, burada ne işimiz var! Tabii ki bize soracaksınız. Bizim oy aldığımız insanların bu Mecliste bir önemi yok mu? O insanların bu memleketten hiçbir beklentisi yok mu? O insanların bu memleketle ilgili hiçbir sorunu yok mu? Bu konuda lütfen, istirham ediyorum, bu mevcut grupta uzun bir süredir süregelen bu kibirli hâlinizi üzerinizden kaldırın, biraz daha vakur durun, biraz daha naif durun, Mahir Ünal gibi durun. Gerçekten öyle.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, sataşma var efendim!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Bu konuda özellikle hem grup başkan vekili arkadaşlardan hem gruplardaki milletvekili arkadaşlardan istirham ediyorum, bu gerginlik bu memlekete bir fayda getirmiyor. Biraz daha konuların tartışılmasına müsaade edin, dinleyin. Dinlemekte çok ciddi faydalar göreceksiniz. Buraya gelen her arkadaş çok ciddi merhaleler katederek geliyor buraya. Üstelik dışarıdan işaret edilerek gelen arkadaş da çok az. Seçim bölgelerinden, sizin o kuvvetli seçim bütçeniz karşısında yırtına yırtına geliyorlar, toprağı kazıya kazıya geliyorlar, çok zor. Onun için onların seslerine kulak verin.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinize saygılar sunuyorum.

Sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkkan.

Bu tarz sataşmalar yapabilirsiniz, yani böyle övücü sataşmalar yapabilirsiniz, değil mi!

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Sinan Aygün, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SİNAN AYDIN AYGÜN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 259 sıra sayılı Teklif’in 2’nci maddesi üzerinde konuşmak üzere söz almış bulunuyorum.

Tabii ki ben İçişleri Komisyonu üyesi olarak bu maddeyi Komisyonda da çok tartıştım. Fakat, benden önceki konuşmacıların söylediği gibi, İçişleri Komisyonuyuz biz, İçişleri Komisyonuna giderken polisin, belediyenin işleriyle ilgileneceğimizi tahmin ettik ama önümüze bir de, her zaman olduğu gibi, grev yasasını koydular. Diğer maddeye bakıyorsunuz, orada da uçakların koltuk döşemesi, uçakların lambası, ampulü maddesini koydular. Bizimle ilgili maddenin bu olması gerekiyordu. Ben de eşekten düşen bir Ticaret Odası Başkanı olduğum için, bu maddeyi de iyi bildiğim için bu konuda söz alma gereğini hissettim.

Şimdi, bu maddenin özü, sözü, bundan sonra bu Mecliste milletvekili olan bütün arkadaşlarımızın ileride karşısına çıkacak bir madde bu madde. Bu madde ne diyor? Bu madde şunu söylüyor: “Bundan sonra sokaklar, caddeler, kaldırımlar paralı olacak.” Herkese paralı olacak. Yani Çetinkaya mağazalarına gittiğiniz zaman, oraya…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yani satılmadık bir sokaklar vardı, onları da mı satıyorlar?

SİNAN AYDIN AYGÜN (Devamla) – Sokaklar da satılıyor.

Çetinkaya mağazalarına gittiğiniz zaman -mağazanın yerini bildiğim için söylüyorum, Turan Güneş Bulvarı’nda- bir tek çorap alacaksanız çorabın fiyatı 2 lira, parkçıya da 5 lira para vereceksiniz, resmî parkçıya.

AHMET YENİ (Samsun) – Avrupa’da nasıl bu iş?

SİNAN AYDIN AYGÜN (Devamla) – Bu kanun özünde doğru bir kanun mu? Doğru bir kanun. Şık bir kanun mu? Şık kanun. Bu, tinercilerden, değnekçilerden, darptan, gasptan Türkiye…

SIRRI SAKIK (Muş) – Belediye başkanlarının oğlunun eline geçecek. Ankara’da kimin elinde olduğunu biliyoruz bütün parkların.

SİNAN AYDIN AYGÜN (Devamla) – Peki, onu da anlatacağım şimdi size Sayın Vekilim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Anlat, anlat.

SİNAN AYDIN AYGÜN (Devamla) – Onu da anlatacağım.

Oradan çıktınız, bir pastaneden simit alacaksınız. 1 liraya simit alacaksınız, 5 lira park ücreti ödeyeceksiniz. Oradan çıktınız, eve gidelim derken bir ekmek alacaksınız, ekmek aldığınızda 5 lira park ücreti ödeyeceksiniz. Bu kadar. Hepsinin belgeleri elimde var Sayın Vekilim. Ben bunu Ankara’da yedi ay boyunca yaşadım, o zaman Ticaret Odası Başkanıydım. Bütün tüccardan, bütün sanayiciden, bütün esnaftan şikâyet yağıyordu. Ne oldu bununla ilgili? Devam ediyorum: Siz evinize gittiğiniz zaman evinizin önünde park yeri varsa o otoparka para ödeyeceksiniz, bunun başka hiçbir çaresi yok yani evinin önündeki kaldırıma arabanızı park ederseniz ödeyeceksiniz. Ankara’da şöyle bir uygulama yaptılar: “Evlerinin önünde park yeri olanlar akşam sekizle sabah yedi arası ücret ödemesin.” dediler. Yani şu oluyor bu: Yedide işiniz bitti, eve gidiyorsunuz, bir saat bekleyeceksiniz; saat sekiz olsun gideyim, park yeri boşalsın, ondan sonra ödemeyeyim diyeceksiniz. Sabah yedide kalkacaksanız, arabanızı başka yere götüreceksiniz. Bunların hepsi yaşanmış, bunların hepsi başınıza gelecek, benim başıma geldi. Hepinizin Ankara’da evleri olduğunu biliyorum, burada yaşadığınızı biliyorum. Sizin veya yakınınızın başına mutlaka bu gelecek.

Değnekçiliği önleyelim, bu işi kapatalım; bu da doğru. Korsan taksi; bu da doğru. Sayın Külünk’e teşekkür ediyorum bu konuda aylarca çalışma yaptığı için ama bunun çözümü de bu değil. Peki, devletin bunda bir kârı var mı? Bakın, size rakamlar veriyorum, bu rakamlar gerçek rakamlardır: Belediye 1 araçlık park yerini belediyenin şirketine 55 kuruşa verdi, 1 aracın bedeli 55 kuruş. Belediyenin şirketi de bunu başka bir şirkete 110 kuruşa verdi. 110 kuruşa alan adam da sizlerden, bizlerden 5 lira para aldı yani 1’e 5 para kazandı. Rakamı veriyorum size: Belediyeye –eski parayla-  7 trilyon 400 milyar para kaldı, aradaki adama kalan para 93 trilyon 631 milyar lira. Bu, Ankara’nın gerçekleri. Yani burada biz buna “Evet” dersek, Ankara’nın yıllık park ücreti 100 trilyon civarında, bunun 7 trilyonu Büyükşehir Belediyesine gidecek, 93 trilyonu da başka şirketlere gidecek. Peki, değişti mi bu? Hayır, değişmedi. Orada değnekçilik yapanlar, bu sefer üstlerine gömlek giyerek değnekçilik yaptılar. Yani aynı değnekçiler aynı şekilde devam ettiler.

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Üniformalı değnekçiler!

SİNAN AYDIN AYGÜN (Devamla) - Rant büyüdüğü için kavga da biraz hafiflemiş oldu ama şunu soruyorum: Üç gün sonra, beş gün sonra, evimize gittiğimiz zaman, evimizin önüne park ederken evimizin önünde park parası ödeyeceğiz. Peki, park parası şimdiye kadar ödeyen var mı? Burada hepiniz park parası ödediniz ama hiçbirinizin haberi yok. Sayın Abdülkadir Aksu 25 milyar otopark parası ödedi ama haberi yok. Niye yok? Çünkü ev alırken, otopark bedeli diye müteahhit para yatırıyor. Ankara’da bölgesine göre 7 milyar, 8 milyar, 25 milyar, 30 milyar belediyeye harç yatırıyoruz biz, ben inşaat müteahhidi olduğum için söylüyorum. Yatırdığım parayı da Sayın Abdülkadir Aksu’ya satmış olduğum dairenin üstüne koyup satıyorum, dolayısıyla, kendisi de ödemiş oluyor bu parayı. Bu park bedeli olarak milyarlarca para ödedik. Belediye ne yaptı bu paraları? Niye aldılar bizden bu otopark parasını belediyeler  yirmi  yıldır?  Otopark yapmak için aldılar. Yaptılar mı? Yapmadılar. Sonuç: Yine hepiniz –Ankara için konuşuyorum, diğer yerleri bilmiyorum- 5 milyarla 25 milyar arası otopark parasını peşin olarak ödemiş oldunuz. Bunun da kimse farkında değil ama belediye asli görevini yapmadı, yapmadığı gibi önümüze şimdi bunu getirdi.

Peki, nasıl olacak, bunun uygunu nedir, Avrupa nasıl yapıyor, Amerika nasıl yapıyor? Parkmetreler olacak. Bu parkmetrelerde evinin haricinde, yani ev sahibiysen şayet elindeki kartla… Hangi kartla? Su kartıyla ve doğal gaz kartıyla. Bu kartı buna okutup ücretsiz bundan faydalanabileceksin. Eğer orada boşluk varsa şayet bir adam da gelecek, parasını atıp kullanacak. Şimdi, buradan para tahsil etmek mümkün mü? Mümkün olmayacak. Ben size söylüyorum, üstüne basarak da söylüyorum, Ankara’da bu yaşandı: Adam 10 lira alacak patronu, onu 2 lira bildirecek. Hep olmuş işler bunlar. Mafyanın yasallaşmışı olacak bir noktada. Bununla ilgili, biz o zaman dava açtık ve 18 Şubat 2011 tarihinde, biraz hızlı okuyacağım. Söz konusu bölgede oturan çok kişi tarafından Çankaya Belediye Başkanlığına verilen dilekçede apartmanının önüne park ettikleri hâlde kendilerinden otopark ücreti talep edildiği belirtilip söz konusu uygulamanın durdurulması istenildi. Otopark uygulamasının yanlış olduğunu belirtip itiraz ettik. Sonuç: “Bu durumda dosyanın bilgi ve belgelerle yukarıdaki belirtilen mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi sonucunda usulüne uygun bir şekilde, gerekli ve yeterli bir araştırma, plan, proje yapılmadığından dolayı, açıklanan nedenlerle Büyükşehir Belediyesinin …tarih …sayılı kararında hukuka uyarlılık bulunmamaktadır.” Yani “Bu karar hukuka aykırıdır.” denildi. Hukuka aykırılığı açık olan dava konusu işlem uygulanması hâlinde telafisi güç zararlar doğuracağından 2577 sayılı Kanun’un 27’nci maddesince yürütmenin durdurulmasına karar verdi. Bu kararı aldık. Daha sonra, çok fazla değil, 15-17 Şubat 2012, yani bundan aşağı yukarı üç ay evvel de bu maddeyi iptal etti mahkeme yani orada da diyor ki: “Açıklanan nedenlerle dava konusu işlemin iptaline, 143 liranın yargılanmaya alınmasına…” diyor.

Şimdi, burada, hukukun iptal etmiş olduğu bir konuyu hukuk çerçevesine oturtmak için bir kanun getirmiş oldunuz. Siz iktidardasınız, bunun zararı size olacak yani vatandaş oraya 5 lira para öderken Adalet ve Kalkınma Partisinin çıkardığı kanundan dolayı ödediği için bunu hissedecek. Bu 5 liraları falan küçümsemeyin, 5 lira ayda 150 lira para eder. Eğer girdi çıktı yaparsa, 1 sefer, 2 sefer yaparsa, ayda 300 lira para eder. Bunlar, vatandaş için büyük para, emekli için büyük para. Gelin, bir yanlıştan dönün, bunu geri çekelim, bunu biz de çalışalım, Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlar da çalışsınlar, bunu parkmetre konusunda yapalım, dünya standartlarına uygun bir şekilde yapalım, bunu geçirelim. Ha ben, bir muhalefet milletvekili olarak bunun geçmesi hâlinde halkın tepkisinin bizlere değil de ülkeyi yöneten sizlere olacağını çok çok iyi biliyorum çünkü biz bu sıkıntıyı yedi ay boyunca Ankara’da yaşadık. Yedi ay boyunca, bu arada benim bildiğim onlarca kavga çıktı otoparkçılarla vatandaş arasında, iş yeri sahipleri arasında, dükkân sahipleri arasında, esnaf arasında. Bir kaos ortamı yaşanacak burada. Ankara 175 yeri ihale etmişti ve deminki rakamları size söyledim, belediyenin cebine 7 lira girdi, taşeronun cebine 93 lira girdi. O yüzden, bu kanuna biz muhalifiz, eğer çekerseniz de sizin için iyi olur diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. Her şey gönlünüzce olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aygün.

Madde üzerinde, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Tan.

BDP GRUBU ADINA ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 259 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi hakkında Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım.

Hazırlanan kanun teklifiyle ilgili benden önce konuşan, söz alan ve kanunu eleştiren arkadaşlar oldukça detaylı ve ayrıntılı eleştiriler getirdiler. Ama ne yazık ki her zaman olduğu gibi, yine, bu eleştiriler bir kulaktan girip bir kulaktan çıkacak ve yine “Kabul edenler… Etmeyenler…” maalesef, yine aynı noktaya gelmiş olacağız.

Sayın milletvekilleri, bu park yeri sorunu tabii ki büyük şehirlerde çok büyük bir mesele yani bunu yaşamayan, içimizde bu sorunla karşı karşıya olmayan yok. Birkaç sefer de yeri geldiği zaman ifade etmiştim, ben inşaat mühendisiyim ve otuz bir-otuz iki senedir mesleğimi yapıyorum, mezuniyetimden bu yana. Biraz evvel söz alan arkadaşımız da bu konuda çok detaylı bilgiler verdi. Ben belki de bu bilgileri kendi cümlelerimle tekrarlayacağım.

Sevgili arkadaşlar, bu kanunda itiraz edeceğimiz noktaların başında bu yetkinin büyükşehir belediyelerine ve yetkili idarelere tanımı yapılmadan verilmiş olması geliyor. Ne demek bu? İstediği caddeyi, istediği sokağı ve istediği mekânı paralı park yeri olarak ilan edebiliyor ve nitekim, bugün büyük şehirlerde her geçen gün bu alan daralıyor ve araçlarımızı kendi evlerimizin önüne bile park edemiyoruz.

Şimdi, şikâyetimiz niye? Birincisi: İnşaat ruhsatı alınırken şu anda da proje içerisinde proje müellifi mimarlar yeteri kadar park yeri göstermek zorunda. Bunun da yine imar yönetmeliğine göre metrekareleri, daire başına veya ticari alanlarda kaç metrekareye bir park yeri düşeceği açık ve seçik bir şekilde ifade edilmiş. Eğer o inşaat parseli içerisinde kapalı veya açık olarak bu park yeri karşılanmamışsa, yeteri kadar park bırakılmamışsa belediyeye açık kalan miktarın karşılığı olarak bir bedel ödemekte ve belediye bu aldığı bedelin karşılığı olarak da bu park yerini sağlamak mecburiyetinde, bu kadar açık.

Şimdi, Ankara’yı gözünüzün önüne alın, bu daracık sokaklarda parsel içerisinde veya bunların yıkılıp yapılacağı parseller içerisinde park yeri nerede gösterilecek? Mümkün değil. Yani dolayısıyla, adı konulmamış bir haraç almayla karşı karşıyayız, birincisi bu. Eğer belediyeler bu ruhsat paralarını alıyorlarsa bunun karşılığında bu hizmeti vermek zorundalar. Açık veya kapalı otoparkları veya katlı otoparkları kendileri yapmak zorunda, halkın, mahallenin, o bölgenin hizmetine ücretsiz olarak sunmak zorundalar en azından orada oturanlar için çünkü bunun bedelini kendileri peşinen alıyorlar.

Bunun ötesinde, bir büyük yara -biraz evvel de söylendi- 90 kuruşa veriyorsunuz bir kuruluşa, o kuruluş 110 kuruşa veriyor bir başkasına, o da 500 kuruş tahsil ediyor yani bugünkü parayla 5 lira tahsil ediyor, 7 trilyon Ankara’da belediyenin kasasına gidiyor, 93 trilyon başka bir yere gidiyor. Bu paralar nereye gidiyor? Bugün Ankara’da kimin cebine gittiği, büyükşehirdeki bu meblağın, bu büyük soygunun kimin cebine gittiği veya kimlerin cebine gittiği artık sağır sultanların bile duyduğu  bir hikâye oldu. Ama aynı şey İstanbul’da da oldu, mesela hafriyat döküm yerleri var, hafriyat döküm yeriyle ilgili bir eski bakanınızın oğlu Türkiye’de meşhur oldu ama bu işin de üzerine kimse gitmedi. O çok daha büyük bir vurgun yani bu eski siyasilerin girdikleri bu hafriyat meselesi çok daha büyük bir vurgun. Buna bir çare bulunması lazım. Yani yoksa “Biz bunu yaptık çıkardık, ne olursa olsun hadi isteyen istediğini yapsın. Sokaktaki değnekçilerin üzerine belediyenin veya ilgili kurumun üniformasını giydirdik, bu meseleyi düzelttik.” dediğiniz vakit düzelmiyor.

İkinci bir konu da, bu Türk Hava Yollarındaki grevle ilgili bir şey. Sevgili arkadaşlar, lafı fazla uzatmaya gerek yok. Bugün -Allah’ınızı severseniz- Avrupa’da hangi ülkede böyle bir madde var? Yani bugün bir Air France veya Paris metrosunda bir grev olduğu zaman bunu engelleyecek bir madde var mı? Peki, dünyada yani demokratik olarak örnek göstereceğiniz dünyada böyle bir örnek yoksa, böyle bir emsal yoksa bunu Türkiye’de niye uyguluyorsunuz?

Türk Hava Yollarının bir düzmece başarısından bahsediliyor. Şu an ortalama kırk beş dakika rötarla… Hatta kalktıktan sonra havaalanında bekleme rekoru bugün bütün seyahat edenler tarafından biliniyor. 1 katrilyon zarar var. Bu 1 katrilyon zararın da karşılığı sadece siyasi sebeplerden dolayı hiç kâr etmeyecek veya ekonomik tabirle konuşursak, rantabl olmayan bölgelere seferler düzenlenmesi ama bugün Diyarbakır Havaalanına günde 17 uçak iniyor. Erbil’e gitmek için Diyarbakır’dan İstanbul’a gidiyor insanlar, İstanbul’dan uçağa biniyor, tekrar Erbil’e gidiyor. Beş senedir vaki müracaatlar var, buna bir çare bulunamıyor.

Anadolujet Genel Müdürüyle bizzat ben konuştum, bizzat şahsen konuştum. Diğer yetkililerle Türk Hava Yollarında defalarca konuşuldu, biri topu ona attı, öbürü ona attı, diğeri ona attı ama bugün hâlen Urfa’ya günde 3 uçak iniyor, Diyarbakır’a 17 uçak. Urfa’da dev bir havaalanı var ve Diyarbakır Havaalanı pist olarak da, apron olarak da, hizmet binası olarak da buna cevap vermiyor ve daha yeni başlayacak inşaat en az üç sene sonra hizmete girecek diye hesaplar yapılıyor.

Sevgili arkadaşlar, bir diğer sorun da yani yeri gelmişken belirteyim çünkü bunu defalarca yaşadım, son bir ay içinde dört yurt dışı gezisine gittim, bu dört yurt dışı gezisine de Türk Hava Yollarıyla gittim, bütün gazeteleri -yani şu an adlarını tek tek sayma ihtiyacı duymuyorum- bulabildim ama Taraf gazetesi yok. Bunun da günahı nedir, niye böyle bir uygulama yapılıyor? Bunu da kayıtlara geçsin diye söyleme ihtiyacı hissettim.

Son olarak da son dönemde siyasetin geldiği nokta ve kullanılan dille alakalı birkaç şey söylemek istiyorum. Özellikle Sayın Başbakanın anlaşılmaz öfkesinin sebebini anlayamıyorum.

Sevgili arkadaşlar, burada birbirimizi suçlamak için değil, bir sefer daha söyledim. Konya’dan AKP 800 bin oy aldı, 800 bin, Maraş’ta, Erzurum’da, Malatya’da, Bingöl’de birçok ilde yüzde 65, 70 oy aldı. Farz edin ki bu oyları yüzde 80’e çıkardınız. Nitekim bugün bir eski danışmanın bir yazısı var ve diyor ki: Son ankete göre yüzde 51,7. Yüzde 61,7 olduğunuzu kabul edelim. Peki, yarın Şırnak’ı, Van’ı, Hakkâri’yi, Diyarbekir’i yürekleri kaybettiğiniz vakit veya oralarda sıfır olduğunuz vakit Ankara’da oturabilecek misiniz?

Sevgili arkadaşlar, bu dilin, bu üslubun mutlaka düzeltilmesi lazım. Buranın kavga yeri değil sorunların çözümünün tartışıldığı uhulet ve suhuletle, sükûnetle tartışıldığı bir mekân olması lazım ve bu noktada Sayın Başbakanın bu “Kalleş BDP’liler” ifadesini de aynen kendisine iade ediyoruz. Bu söylediğim BDP’lilerin dedeleri Lozan’da da kalleşlik yapmadılar, Birinci Dünya Savaşı’nda da yapmadılar, cumhuriyet kurulurken de yapmadılar ama onlara verilen hiçbir söz tutulmadı. Lozan’a “Kürtlerin ve Türklerin temsilcisiyiz.” diye giden ve bunu kendi hatıratında belirten İsmet Paşa da bu sözü tutmadı, bugüne kadar da bu sözlerin hiçbirisi tutulmadı. Bu dönemin harareti içinde söylüyorum, İçişleri Bakanının da en kısa zamanda görevden alınacağını düşünüyorum. Başbakan istese de istemese de savunsa da üstünü kapatsa da bakın göreceksiniz, çok kısa bir zamanda önce İçişleri Bakanını görevden almak zorunda kalacak eğer bunu yapmazsa, yapamazsa kendi siyasi geleceği de ciddi olarak tehlikeye girecek diye düşünüyorum. Bugünkü ortam kalpleri kırmak, ölenlere kaçakçı demek, PKK’li imasında bulunmak değil yaraları sarmaktır. Meyveli ağaç diklenmez yerlere doğru eğilir; asil azmaz, bal kokmaz, kokarsa yağ kokar, onun da aslı ayrandır diyor büyüklerimiz.

Saygılar sunarım. (BDP  sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tan.

Madde üzerinde şahıslar adına ilk söz Konya Milletvekili Sayın Gülay Samancı.

Buyurun Sayın Samancı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜLAY SAMANCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün görüşülmekte olan 259 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, değişen ve gelişen ülkemiz şartlarında ekonomimizin büyümesiyle doğru orantılı araç sayısının hızla artması ve bazı şehirlerimizde plansız kentleşme sonucu otopark alanlarının yetersizliği ile gerekli denetimin sağlanamaması sonucunda şehirlerde “değnekçi” ya da “otopark mafyası” diye adlandırılan bazı yasa dışı oluşumlar, örgütlenmeler olmuştur. Vatandaşlarımıza yardımcı olma adına yolları ve sokakları sahiplenmiş olan bazı kişiler otopark parası almaktadırlar. Bu paraların hiçbir kaydı ve gerekçesi olmamasına rağmen vatandaşlarımız “Aracımıza zarar verebilirler.” düşüncesiyle bu insanlara karşı itimat etmek durumunda kalarak hiçbir kaydı olmayan, hak etmedikleri ücreti alan bu kişiler çoğu zaman vatandaşlarımızı zor durumda bırakmaktadırlar. Ayrıca bu durum yol ve trafik güvenliğini, düzenini, yolun kapasitesini, ulaşım konforunu olumsuz yönde etkilemekte, ulaşım süresini uzatmaktadır; yolun amacına uygun olarak hizmet vermesini engellemekte, ulaşım maliyetlerinin artmasına, devletin kaynaklarının verimli kullanılmamasına neden olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, yapılan bu değişiklikle yasa dışı faaliyetlerin ceza oranları artırılarak daha caydırıcı olabileceği ve bu tür uygulamaların önlenebileceği düşünülmüştür. Bu düzenleme ile gerçek veya tüzel kişi herhangi bir şekilde park ücreti alamaz, almaya teşebbüs eden veya alan kişiler, fiilleri daha ağır bir ceza gerektiren suç oluşturmadığı takdirde altı aydan iki yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır.

259 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin birinci fıkrası hükmüne göre, kara yolları üzeri park yerlerindeki araçlar için park ücreti, yetki ve sorumluluk alanlarına göre park yerini tespite yetkili idarece veya tüzel kişilerce alınabilecek. Bunların dışında hiçbir gerçek veya tüzel kişi herhangi bir şekilde park ücreti alamayacak. Erişme kontrollü kara yolları hariç olmak üzere, büyükşehirlerde yetkili idareler, büyükşehir belediyeleri tarafından alınacaktır. Zaman zaman büyükşehir belediyeleri ile ilçe belediyeleri arasında meydana gelen ve gelişmekte olan yetki problemi de bu şekilde ortadan kalkmış olacaktır.

Yine, taksicilerin en büyük sorunu hâline gelen korsan taşımacıların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Bu durum, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini tehlikeye atarken, aynı zamanda haksız rekabet ortamı da oluşturmaktadır. Bu düzenleme ile ulaşımda, güzergâhta trafik güvenliği, can ve mal emniyeti sağlanacak, seyahat konforu artacak ve seyahat süresi kısaltılacaktır.

Bu değişikliğin ülkemiz yararına olacağına inanıyor, kanunun ülkemize hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Samancı.

Şahıslar adına son söz İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal’a aittir.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu kanunun ruhuna baktığımız zaman, kanunda öncelikle göze çarpan üç husus var: Kanun beş madde, beş maddenin 1’inci maddesi, 2’nci maddesi ve 5’inci maddesiyle ilgili açılmış olan üç tane dava var. Bu üç tane davayı siyasal iktidar bertaraf etmek için üç tane kanun maddesi getirdi.

Nedir 1’inci madde? Sivil havacılıkla ilgili grev yasağını getirdi; mevcut olan, İstanbul İş Mahkemesine açılan davayı bertaraf etmek için.

2’nci madde nedir? 2’nci madde… Ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi aleyhine İstanbul 8. İdare Mahkemesine 2011/2172 esas sayılı numarasıyla kamuya ayrılmış olan caddelerin otopark olarak kullanılmasının yasaya aykırı olduğundan dolayı iptal davası açtım. Aynı zamanda Ankara 17. İdare Mahkemesine 2012/50 esas sayılı numarasıyla, yine Ankara Büyükşehir Belediyesinin ana caddeleri otopark olarak kullanmasının yasaya aykırı olduğu, insanlarımızın bedelsiz olarak, ücretsiz olarak kamu alanlarından, ana caddelerden yararlanması gerektiğine ilişkin dava açtım. 2’nci maddeyle de getirilen bu açılmış olan davaları bertaraf etmek için.

Gelelim, aynı şekilde, 5’inci maddeyle ilgili, nedir? 5’inci maddeyle ilgili de, itfaiye erinin atamalarla ilgili, sınavla ilgili açılan iptal davası ve iptal davası sonucu tazminat ve geçmişe ilişkin maaşların alınmasına ilişkin yine o davaları bertaraf etmek için 5 maddelik kanun teklifi içerisinde 3 tanesi sırf 3 tane davayı bertaraf etmeye yönelik.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu tür ayak oyunlarıyla uğraşmaması lazım. Yani kanunlar idare edilenleri nasıl bağlıyor ise idare edenleri de bağlar, hukuk devletinde olması gereken budur. Maalesef bu kanun tekniğiyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığını, itibarını bu şekilde düşürmüş oluyor siyasal iktidarın getirmiş olduğu kanun teklifleriyle.

Gelelim, bir başka husus: Yine 2’nci maddesinde “otoyol ve ekspresyol” parantez içerisine alınmış. Değerli arkadaşlar, içimizde hukukçu arkadaşlarımız çok fazla ve kanun yapma tekniğinde parantez içerisine kavram alınmaz, bunun açık ve net yazılmış olması lazım. Lütfen yani yol yakınken bunu düzeltmekte yarar var sayın milletvekilleri.

Kanun teklifinde, yine Sayın Külünk bahsetti -tabii, sataşma nedeniyle söz hakkı da doğabilir- efendim, ticari taksicilerden bahsetti. Adalet Bakanlığı Türkiye’de adalet tevzi etmek için kurulan bir bakanlıktır. Adalet Bakanlığı Türkiye’de korsan taksicilik yapmaktadır. Nasıl yapıyor Türkiye’de, Adalet Bakanlığı, korsan taksicilik? Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfının İstanbul’da en az 400 tane minibüs, Ankara’da 250-300 tane minibüs, İzmir’de 200 tane minibüs, Bursa’da, Adana’da, tüm şehirleri biz saydığımız zaman aşağı yukarı 2 bine yakın, Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı minibüs çalıştırmakta. Bu minibüsler ne iş yapar? Minibüsler icra müdürlükleriyle hacze gitmek için zorunlu olarak kullandırılmakta. Peki, bu Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı araçlarının şehir içerisinde güzergâhsız çalışma olarak ruhsatı var mı? Yok. Peki, aynı şekilde bu minibüsler ticari taksi olarak çalışabilir mi? Çalışamaz. Bunun adı korsan değil mi? Korsan taksicilik. Korsan park ediyor mu? Ankara Adliyesinin önünde, İstanbul Adliyesinin önünde korsan park da ediyor.

Peki, bunlar aynı zamanda en yakın mesafeye kaç para almakta? En yakın haciz mesafesinde 25 lirayla 30 liradan aşağı almamakta. Taksimetre burada 5 TL alırken, korsan taksi çalıştıran Adalet Bakanlığına bağlı Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı en yakın mesafede 25-30 TL para almakta değerli arkadaşlar.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir kanun çıkarırlar çözerler canım ne olacak!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Peki, bu ne demek? Bu, bizzat Adalet Bakanlığının eliyle 2005 yılından bugüne kadar… Bir dönem basında çıktı tabii ki Çiçek Taksicilik çıktı, şu çıktı bu çıktı, basında yer aldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Aynı zamanda Adalet Bakanlığı hamallık yapmamalı, Adalet Bakanlığı adalet tevzi etmeyle uğraşmalı. Eğer korsancılık kaldırılacaksa, ilk önce Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfının bünyesinde çalışan bu 2 bine yakın minibüsün kaldırılması gerekir.

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Akar? Yok.

Sayın Muharrem Işık? Yok.

Sayın Alim Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, hâlen Türk Hava Yollarının hizmet alımı sözleşmesi yaptığı kaç şirket bulunmaktadır? Bu şirketlerden bazılarının iktidar partisine mensup milletvekillerinin olduğu iddiaları doğru mudur? Dolayısıyla, bu kanun teklifini getiren sayın milletvekillerinin bu şirketlerle bir bağlantısı var mıdır?

İki: “Otopark mafyası” olarak isimlendirilen kişi veya gruplarla mücadele için, şimdiye kadar Hükûmetiniz ya da Bakanlığınız nasıl bir tedbir geliştirmiştir? Bu otopark mafyalarının liderleri kimlerdir? Arkalarını bazı siyasilere dayadıkları iddiaları doğru mudur? Doğruysa bu konuda hangi tedbirleri almayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Başkan.

Sayın Bakan, Şanlıurfa Akçakale hudut kapısı dün Suriye tarafından açıldı. Türkiye tarafından ne zaman açılacak? Bu konuda bir planlamanız var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce Sayın Bakana sormuştum ama cevabını alamadım, ısrarla soruyorum tekrar: Sayın Hükûmet Sözcüsü Hüseyin Çelik İçişleri Bakanının Uludere’yle ilgili açıklamaları için “İnsani değildir.” demişti. Siz buna ne diyorsunuz? Bu birinci soru.

İkinci sorum: Şimdi, elimde engellilerle ilgili bir kimlik kartı var. Bu, Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından verilmiş ancak “Şehir içerisindeki belediyedeki ulaşım hizmetleri için her belediyeyle ilgili ayrı kart alınması gerekir.” deniliyor. Bu kimliğin aslında tüm ülke çapında geçerli olması gerekir. Bu konuyla ilgili bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği’nde 19 Mayısta Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü dışında siyasi partilerin, meslek odalarının, sivil toplum örgütlerinin Atatürk anıt ve büstlerine çelenk koyamayacağına dair bir hüküm olmamasına rağmen, İçişleri Bakanlığının 18 Mayısta yayımladığı bir genelgeyle 19 Mayısta Atatürk anıt ve büstlerine çelenk konulması yasaklanmıştır.

Siyasi partilerin, meslek kuruluşlarının ve sivil toplum örgütlerinin Atatürk anıt ve büstlerine çelenk koyarak aziz hatırasına saygı göstermeleri Bakanlığınızca neden engellenmek istenmiştir? Bu durum sizi rahatsız etmiyor mu? Yönetmeliğe açıkça konmasından çekinilen yasaklar İçişleri Bakanlığı aracılığıyla mı uygulanmak isteniyor? Buna mülki idare amirlerini neden alet ediyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, biraz evvel sordum cevap alamadım. Bu, Türk Hava Yolları yönetimi çalışanlarının mütevazı ücret artışlarına razı olmadığı için Türkiye Büyük Millet Meclisini alet etmek suretiyle bir kanun çıkarma aşamasındayız.

Lütfen, bu çalışanlardan esirgenen ama sponsor olmak suretiyle İngiliz’e, İspanyol’a ve diğer Avrupa memleketlerine verilen sponsorluk giderleri Türk Hava Yolları bütçesinde ne kadardır, bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Hava Yollarında çalışanların yapmış olduğu demokratik eylem sonucunda Türk Hava Yolları İnsan Kaynakları Müdürlüğü tarafından kendilerine gönderilen mail aynen şöyle diyor: “Hava-İş’in yasa dışı eylem çağrısı üzerine sizlere sonuçlarının olumsuz olacağı konusunda hatırlatma yapılmasına rağmen 29 Mayıs 2012 tarihinde yasa dışı eyleme katılmanız nedeniyle iş akdiniz haklı nedenle, tazminatsız olarak feshedilmiştir.”

Şu anda mevcut mevzuatta böyle bir uygulamaya müsaade eden bir düzenleme var mıdır; yoksa bu çalışanları tehdit edenlere ve baskı uygulayanlara bir yaptırımınız olacak mıdır? Yoksa hem grev yasağı getirmek hem de grev yapanları tehdit etmek sizin anladığınız ileri demokrasinin ürünleri midir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Oğan…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Iğdır’da 10 vatandaşımız PKK tarafından kaçırıldı. Biraz önce soru sordum ne cevapladınız ne de yazılı cevaplayacağınızı söylediniz. Aynı gelenek maalesef bütün AK PARTİ bakanlarında var. O zaman bu soruları sormayalım, biz de gelmeyelim buraya, siz de cevap vermeyin yani. Nasıl bir şeydir; soru soruyoruz cevap alamıyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Işık’ın sorusu: “Türk Hava Yollarının hizmet alımı suretiyle gerçekleştirdiği işlerde milletvekili ortaklığı söz konusu mu?” Bizim bilgimiz dâhilinde böyle bir ortaklık söz konusu değildir. Eğer bilinen bir şey varsa onu da ayrıca cevaplandırırız.

Otopark mafyasıyla bugüne kadar Bakanlığımız, Hükûmetimiz, belediyelerimiz çok ciddi mücadeleler vermiştir. Özellikle İstanbul’da, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, oluşturduğu bir hizmet şirketiyle, İSPARK’la bu konuda, İstanbul’a özel, çok başarılı bir çalışmayı gerçekleştirmiştir, ciddi yatırımlar yapmıştır ve “otopark mafyası” dediğimiz gerçek, şu anda, yok denecek seviyeye gelmiştir. “Yok denecek seviye” dememden bir anlam çıkartmayın lütfen. Her zaman, kötü niyetliler, haksız kazanç elde etmek isteyenler toplumda olabilir ama bu kanunla da bunun üzerine daha bir kararlılıkla gidilme iradesi söz konusudur, değerli katkılarınız ve oylarınızla.

Sayın Demir, Akçakale Hudut Kapısı… Akçakale Hudut Kapısı -Suriye’yle olan ilişkilerin mahiyetini biliyorsunuz- Suriye’deki gelişmelere bağlı olarak Türkiye tarafından da uygun şartlar olduğunda açılır.

Sayın Tanal, Sayın Hüseyin Çelik Hükûmet Sözcüsü değil, partimizin sözcüsüdür.

Engellilerle ilgili kimlik kartı uygulamasını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız değerlendirip, önerdiğiniz, düşündüğünüz şekilde bir düzenlemeyi yapmak için çalışmalar yürütecektir.

Sayın Serindağ, bayramlarla ilgili yönetmeliği bir kez daha okumanızı tavsiye ederim. Bayram günleri, kimlerin, nereye, nasıl çelenk koyacağı yönetmelikte belirlidir, onların dışındakiler koyamaz. Bayram törenlerinin dışındaki zamanlarda nasıl çelenk konulacağı da, yine, zaman açısından, yetkili makam açısından yönetmelikle düzenlenmiştir. Herhâlde, siyasette olunca idaredeki düzenlemelerden biraz uzak kalınmışlık söz konusu gibi gözüküyor. Bakanlığımızın genelgesi de bunu açıklamaktan ibarettir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Lafın arasına bir şey sıkıştırıyorsun, sonra laf söylediler mi zıplıyorsun. O zaman hazır olacaksın şimdi!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) - Sayın Türkoğlu, Türk Hava Yolları çalışanlarının mütevazı ücreti, sponsorluk giderleri… Büyüyen Türk Hava Yollarının, uluslararası saygınlığa sahip bir şirket olarak, kendi tanıtımını yapması için, belli spor kulüplerine reklam vermesinden daha doğal bir şey olamaz. Nereye, ne zaman reklam verileceği ve o reklam gelirlerinden, daha doğrusu giderlerinden hangi tanıtım kazanımının sağlanacağını uzmanları bilir ve bu konuda da Türk Hava Yolları işletme başarısına bir tanıtım başarısını da çok başarılı bir şekilde eklemiştir ve verdiği reklam sonucunda oynadığı takım da şampiyon olmuştur; onu bildiğinizi biliyorum.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Bakanım, Anadolu’nun çocuklarına vermiyorsunuz, İspanya’nın çocuklarına veriyorsunuz, İngiltere’nin çocuklarına veriyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu, lütfen, tamam. Öyle cevap verdi, ne yapalım?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Değerli arkadaşlar, sırasıyla devam ediyorum.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Kaç lira veriyorsunuz efendim?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – İş akdi feshedilenlerin kanuni dayanağı vardır, Türkiye’de hiçbir işlem kanunsuz yapılmaz, yapılırsa da Türkiye’de yargıçlar vardır, mahkemeler vardır.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Havale edin oraya, havale edin!

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Aman efendim, biz öyle biliyoruz. Yani size göre mahkeme yok mu, yargıçlar yok mu? Ne biçim bir cevap bu?

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Mahkemeleri bertaraf ediyorsunuz işte bu kanunla.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Iğdır’da kaçırılanlar: Doğrudur, Iğdır’da bu ülkenin kalkınması için, yatırım yapmak için, kayak tesisi için çalışmaya giden mühendis ve işçilerden oluşan toplam 10 kişi dönüş yolunda kaçırılmışlardır. Arama çalışmaları kesintisiz bir şekilde devam etmektedir. Bu da Türkiye’de bölücü terör örgütü gerçeğinin nerede, ne zaman var olduğunun bir işaretidir ve ne amaçla çalıştığının, gayret ettiğinin, destekçileriyle birlikte neler yaptığının bir son işaretidir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hiç insani değildi açıklamalarınız.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Hukuki, hukuki…

BAŞKAN – Madde üzerinde üç önerge vardır, sırasıyla okutup…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sataşma var efendim.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkanım, efendim, izin verirseniz, idareciliğimle ilgili, Sayın Bakan, idarecilikten siyasete geçince idareciliği unuttuğumu ifade etti. Bu, tabii, bana yapılmış bir sataşmadır, izin verirseniz ben bu konuda Sayın Bakanı bilgilendirmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Sayın Bakan da bilir ki, biz, beraber, aynı dönemlere denk gelen zamanda mülki idare amirliğine başladık, hatta komşu ilçelerde kaymakamlık yaptık, beraber mülkiye müfettişliği yaptık. Ben şurada açıkça söylüyorum: Bize bakanlık yapmış sayın bakanlarımız da burada; bir bölümü AKP sıralarında oturuyor, Sayın Bakanın biri de kürsüde oturuyor. Gitsinler sicillerimize baksınlar; bu bir.

İki: Ben iddia ediyorum, yönetmelik elimde, bakınız:

“Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı törenleri

Madde 6 (4) Atatürk anıt veya büstüne gençlik hizmetleri ve spor müdürlüğü, bulunmaması halinde  mülki amirin görevlendireceği bir müdürlük tarafından çelenk konulur. Çelenk konulduktan sonra İstiklal Marşı ile birlikte bayrak göndere çekilir.”

Değerli milletvekilleri, burada sivil toplum örgütlerinin, diğer kuruluşların çelenk koyamayacağına dair bir hüküm var mı? Zaten öyle bir hüküm…

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Yok.

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Lütfen dinle.

Böyle bir hüküm olsaydı mülki idare amirleri tereddütlerini bildirmez ve Bakanlık da böyle bir genelge yayınlamak zorunda kalmazdı. Ne oldu? Mülki idare amirlerini sıkıntıya soktu bu. Açıkça yönetmeliğe koyamadıkları hususu mülki idare amirleri eliyle uygulamaya koymaya çalıştılar ve mülki idare amirlerini buna alet ettiler. Bunun böyle bilinmesi lazım. Hepinizin dikkatine sunuyorum.

Sayın Bakan konuları çarpıtıyor. Sayın Bakan -söylemek istemiyorum ama zaten milletimiz görüyor- bu yönetmeliği iyi incelesin. Sayın Bakanın idareciliği hakkında da hiçbir şey söylemiyorum, onu milletimiz görüyor.

Çok teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun, sataşmadan istediyseniz iki dakika vereceğim.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Peki.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bana da sataştı, Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Tanal, Allah rızası için çok rica ediyorum; bir İstanbul Milletvekili olarak bana tolerans gösterin, hemşehricilik yapalım, ne olur.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

13.- İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in, Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın ifadelerine ilişkin açıklaması

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; görüşülmekte olan bir kanun teklifi çalışmaları esnasında sorulan sözlü sorulara cevap verirken, biraz önce söz alan Sayın Serindağ’ın sorusuna da cevap verdim. Cevabımda dedim ki: “Uygulama yönetmeliğe uygundur.” Yönetmelik de biraz önce Sayın Serindağ’ın okuduğu, madde numarasını da söylediği, galiba 4’üncü maddede…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Tabii, tabii. Bizim her şeyimiz belgeli.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – …bayram günü, bayram esnasında, Atatürk anıtları önüne çelengi kimin koyacağı yönetmelikte belirlenmiştir. Sayın Serindağ’a çok teşekkür ederim, benim söylediğim yönetmeliğin maddesini burada okudu. Kimin koyacağı, hangi kurumun koyacağı bellidir, uygulamada budur. Başka kişilerin veya kurumların Atatürk anıtlarına çelenk koyma istekleri, arzuları olabilir. Bunda da hangi usulle, ne zaman başvurup nasıl koyacaklarına dair de yine o yönetmeliğin başka bir maddesinde hüküm vardır. Ama 19 Mayıs tarihinde nereye, kimin…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – O, bayram günleri dışında; yönetmeliği okuyun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın Sayın Bakan, idare hukukunun temel bir ilkesi var; yasaklanmayan her şey serbesttir. Orada o husus yasaklanmadığı için serbesttir. Bilmiyorsunuz bunu siz.

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – …nasıl çelenk koyacağı da başka bir maddede düzenlenmiştir.

Aynı yönetmelikte bir madde daha vardır: Ankara’daki törenlerde tereddüt hâlinde Dışişleri Bakanlığı, taşra illerindeki tereddüt hâlinde de İçişleri Bakanlığı tereddütleri gidermeye yetkilidir.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Neden tereddüt doğuyor?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Devamla) – Benim söylediğim, “Yönetmeliği okursak, sorunuz veya aklınıza gelen tereddütler aydınlanır.” demiştim, gene aynı şeyi diyorum. Ama yönetmeliğin ilgili maddesini, yani benim açıkladığım hususu burada, cevap mahiyetinde, bana yardımcı olmak üzere okuyup beni ve değerli Meclisimizi aydınlattığınız için çok teşekkür ederim.

Saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hüseyin Çelik Bey’in sözüne ne diyorsunuz Sayın Bakan?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Birleşime kırk beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 19.50


ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 113’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

259 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Metin Külünk ve 2 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/560) (S. Sayısı: 259) (Devam)

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

2’nci madde üzerinde görüşmeler tamamlanmıştı, şimdi önerge işlemlerine başlayacağız.

2’nci madde üzerinde üç önerge vardır. Önergeleri sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 259 sıra sayılı yasa teklifinin 2. maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Büyükşehir belediyesi” ibaresinin “belediyelerden” biçiminde değiştirilmesini arz ederim.

                                                                                                                 Kamer Genç

                                                                                                                     Tunceli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 259 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 2. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Muharrem Işık                     Musa Çam                           Celal Dinçer

                     Erzincan                              İzmir                                   İstanbul

                  Ali Serindağ                     Sinan Aygün                          Özgür Özel

                    Gaziantep                           Ankara                                  Manisa

                  Aytuğ Atıcı                      Ramis Topal               Selahattin Karaahmetoğlu

                      Mersin                             Amasya                                 Giresun

Madde 2- 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 79 uncu maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Park ücretinin alınması, araçların çektirilmesi ve kaldırılması ile muhafazası

Madde 79- Karayolu üzeri park yerindeki araçlar için park ücreti, yetki ve sorumluluk alanına göre park yerini tespite yetkili idarece alınabilir. Bunlar dışında hiçbir gerçek veya tüzel kişi herhangi bir şekilde park ücreti alamaz. Erişme kontrollü karayolları (otoyolekspresyol) hariç olmak üzere büyükşehirlerde yetkili idareler, bakım ve onarımdan sorumlu belediyeleridir.

Birinci fıkra hükmüne aykırı olarak park ücreti alan veya almaya teşebbüs edenler, fiilleri daha ağır bir ceza gerektiren bir suç oluşturmadığı takdirde, altı aydan iki yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

Trafikten men edilen veya çeşitli nedenlerle muhafaza altına alınan araçların, çektirilmesi ya da kaldırılıp götürülmesi ile bu araçların koyulacağı yerler ve bu işlemlerin ücretlerine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte belirtilir."

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 259 sıra sayılı yasa teklifinin 2 nci maddesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 Hasip Kaplan                     Ertuğrul Kürkcü                       Erol Dora

                       Şırnak                                   Mersin                                Mardin

                                  İbrahim Binici                               Levent Tüzel       

                                      Şanlıurfa                                       İstanbul           

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, park yüzünden Türkiye’de sık sık yaşanan kavgaları ve bu kavgaların gazetelerin üçüncü sayfalarında nasıl yer aldığını hepiniz bilirsiniz.

“Aracınızı yanlış yere park ettiniz.” diye aracı çekilmeyen tek milletvekili yoktur burada, ben öyle tahmin ediyorum. Yani mümkün değil çünkü öyle bir yönetmelik, öyle bir karmaşa, öyle bir trafik olayı var ki trafik… Yani hep terörü konuşuyor Sayın Bakan ama bir de “trafik terörü” denen bir şey var Türkiye’de, şehir içinde var, otobanda var. Şimdi, burada şunu açıkça söylemek istiyorum: Bu otopark olayında park ücretinin alınması ayrı bir rant konusudur, araçların çektirilmesi ayrı bir zulüm ve işkencedir. Vatandaş, hastası vardır, bilmem acelesi vardır, park etmiştir, bir bakıyor, aracı çekilmiş bilmem hangi parka. Park ücreti ödersin, çekilme ücreti ödersin, bilmem ne ücreti ödersin, işinden olursun, araban hasar görür. Bunların hepsi yaşanıyor ve çok sık yaşanıyor, özellikle de turizm bölgelerinde.

Şimdi, böyle bir olay düzenlendiği zaman bunu bir kanun maddesinin için koyup sadece bir ceza hükmü getirerek –altı aydan iki yıla kadar- sorunu çözemezsiniz. Bu, şehircilik olayıdır, imar olayıdır, proje olayıdır, park olayını yaratma olayıdır, dizayn olayıdır, düzen olayıdır, yerel yönetimlerin olayıdır, idari birimlerin olayıdır, bütün mühendis odalarının, sivil toplum örgütlerinin olayıdır ve komplike bir olaydır. Bu karmaşayı bir bütün olarak alıp değerlendirmediğiniz zaman bu sorunu çözemezsiniz. Yani bu sorunu da aslında kanunla çözmek de istemediğiniz anlaşılıyor. Niye anlaşılıyor? Çünkü kanunda “yönetmelikle düzenlenir” diyorsunuz. Yönetmeliği kim yapacak? İçişleri Bakanlığı yapacak. Onu kim yapacak? Bürokratlar yapacak. Yani Meclis aslında kendi asli görevini ne yapıyor? Yönetmelikle bürokratlara, idareye, yine Bakanlığa atıyor. Bakanlık ne yapacak? Şimdi, yirmi dokuz tane büyükşehir belediyesi kurulacak, onun düzeni değişecek. Kentsel dönüşüm, Afet Yasası çıktı. Yeni binalar, bilmem neler, bunların hepsi yapılacak. Yani bir apartman yapılırken otoparkı yoksa ve ihtiyaç otoparklar üzerinden kökten çözülmediği sürece istediğiniz kadar bunları koyun, bu değiştirmez. Bütün mesele burada.

Avrupa’da, dünyada bunun örnekleri vardır, sistemi kurulmuştur, düzeni kurulmuştur. Onun için de değnekçi yoktur, otopark mafyası da yoktur. İnanın, otopark mafyası denilen bir durumun devletin hükmü altında olan yerlerde, belediyeye ait olan alanlarda, meydanlarda hüküm sürmesi de mümkün değildir. Genellikle özel kişilere ait tapulu yerlerde bu tür işleri yapıyorlar, onlar da bedelini ödüyorlar, parasını ödüyorlar, orada da park sorununu kendilerince hallediyorlar. Arada bir, sokaklarda bir “değnekçi” dediğiniz sistem var. Şimdi bunu ne yapıyorsunuz? Bunu ceza altına alıp bu sefer yerel iktidarlar kimdeyse o kendi adamlarını getirip koyacak. Bu bir çözüm değildir. Bunun çözüm olmadığını ifade ettiğimiz için bu maddenin yasadan çıkarılmasını talep ettik.

Şimdi, aldık kanun teklifini, İç Tüzük 73’e göre, bir baktım, dedim ya bunun madde gerekçesini okuyayım yani niçin bu maddeyi koymuşlar. Baktım, genel gerekçe var, madde gerekçesi yok. 73’e göre, tasarılarda genel gerekçe de madde gerekçesi de zorunludur. İç Tüzük 74’te de “Gerekçesi yazılır.” diyor ama işin kolayına kaçılıyor. Aslında şu yasa bu hâliyle görüşülemez. Madde gerekçesi olmayan bir yasa var. Açın bakın, önünüzde hepinizin. Siz kanun teklifi verirken size söylemiyorlar mı, genel gerekçe yazılır, sonra madde gerekçesi yazılır ve madde gerekçesinden sonra da önerilen kanun maddesi yazılır. Bu maddeyi niye önermişsiniz anlamak istiyoruz. Anlamak istediğimiz için bakıyoruz, burada yazmıyor. Burada yazmadığına göre, Komisyondan bir açıklama bekliyoruz. Madde gerekçesi yok, buna niye ihtiyaç duyuyorsunuz? Yani bir ceza tehdidiyle bunu çözeceğinizi mi sanıyorsunuz, inanmıyorum.

Bu açıdan, bu köklü karmaşık sorunun farklı çözülmesi gerektiği için bu önergeyi verdik, takdirlerinize sunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 259 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 2. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                     Muharrem Işık (Erzincan) ve arkadaşları

Madde 2- 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 79 uncu maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Park ücretinin alınması, araçların çektirilmesi ve kaldırılması ile muhafazası

Madde 79- Karayolu üzeri park yerindeki araçlar için park ücreti, yetki ve sorumluluk alanına göre park yerini tespite yetkili idarece alınabilir. Bunlar dışında hiçbir gerçek veya tüzel kişi herhangi bir şekilde park ücreti alamaz. Erişme kontrollü karayolları (otoyolekspresyol) hariç olmak üzere büyükşehirlerde yetkili idareler, bakım ve onarımdan sorumlu belediyeleridir.

Birinci fıkra hükmüne aykırı olarak park ücreti alan veya almaya teşebbüs edenler, fiilleri daha ağır bir ceza gerektiren bir suç oluşturmadığı takdirde, altı aydan iki yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

Trafikten men edilen veya çeşitli nedenlerle muhafaza altına alınan araçların, çektirilmesi ya da kaldırılıp götürülmesi ile bu araçların koyulacağı yerler ve bu işlemlerin ücretlerine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte belirtilir."

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Özgür Özel, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2’nci madde üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hem ülke açısından hem de Parlamento açısından olağanüstü gündemlerin içindeyiz, olağanüstü olarak yaratılmış gündemleri tartışıyoruz. Özellikle Sayın Başbakanın Uludere meselesinde ve Kürt sorunu üzerinde yapmış olduğu son jinekolojik açılımlardan sonra bir anda ülkenin gündemi bambaşka bir yere oturdu.

Bu tartışmalar sürerken, Mecliste de bunlar tartışılacak diye düşünürken, bu sefer, daha önceki birtakım örneklerinde, MİT Yasası örneğinde olduğu gibi -o zaman bir tek maddeydi- bu da “torba yasa” denilen bir yasama garabetinin içinde ilgisiz bir maddeyle, hava iş kolunda çalışan kişilerin grev yapma hakları ellerinden alınıp, âdeta grev yapma özgürlükleri ellerinden alınıp yasaklanır hâle geldi. Bu mesele, gerçekten, herhâlde dünyada sendikacılık tarihinde görülmemiş bir ayıptır. Ama bu madde MİT Yasası’nda olduğu gibi, kendisini yasamanın üzerinde gören, yasamaya talimat verebilecek güçte gören birinin ya da birilerinin milletvekili eliyle, onların talimatıyla ve Meclisteki sayısal çoğunluğa dayanarak yapmış oldukları ve sayısal olarak mümkün ama hukuken ve vicdanen son derece tartışmalı bir konudur.

Buna imza atan sayın milletvekilleri neye imza attıklarını biliyorlar ama içinde bulundukları kendi yaptıkları tablonun büyük resmin hangi kısmında olduğunu acaba biliyorlar mı veya sinema deyimiyle figürasyon bu senaryonun tamamına hâkim mi? O konuyu bir tartışmak lazım. En başta zaten bu senaryonun iki önemli sahnesi var: Bunlardan bir tanesi, Kamu İhale Kurumu kapsamı dışına özellikle çıkartılmış, yüzde 49’a indirilmiş kamu hisselerinin gelecekteki devrinde -ki böyle hava yolu gibi şirketlerin devrinde kamu yararı için tedbirler alınması gerekirken- gelecekteki işverene cazip  kılmak, ona âdeta dikensiz bir gül bahçesi bırakmak için bir sendikal hak ellerinden alınıyor, sendikanın grev yapma hakkı ellerinden alınıyor.

Senaryonun diğer önemli kısmı ise, toplu iş sözleşmesi görüşmeleri var şu anda Türk Hava Yollarında ve aslında orada çalışan hem cefakâr hem vefakâr emekçiler grev yapmayı çoktan  hak ettiler yani bu işi greve götürseler çoktan olur ama sendikaları ve kendileri iyi niyet göstererek toplu iş görüşmelerinin devamına karar vermiş durumda ama orada işte bu yeni derin devlet anlayışı Parlamentoya “Aman bu toplu iş sözleşmesi sonunda greve giderse sıkıntı olabilir, sen bunların grev hakkını ellerinden al.” talimatını veriyor ve ondan sonra da görüşmeler sürerken dünyada eşi benzeri olmayan bir şekilde böylesi bir hak sendikanın elinden alınacak. Dün yapılan grevi kanunsuz saymak istiyorlar. Bütün dünyada bunun adı fiilî grevdir. Siz insanların grev yapma hakkını ellerinden alma gibi bir fiilî durum yaratırsanız, onlar da fiilî duruma karşılık bir grev yapacaklar. Uyarı grevi, fiilî grev, genel grev ve dayanışma grev hakları modern ülkelerin hepsinde var ama bir tek Kenan Evren Anayasası’nda yok. Sizin “Yargılayacağız” deyip anayasasından yararlanmaya devam ettiğiniz, YÖK’ünden yararlandığınız, seçim barajından yararlandığınız, bunun yanında kanun hükmünde kararnamesinden yararlandığınız Anayasa bunu yasaklıyor diyorsunuz ve buna sığınıyorsunuz.

Açıkça şunu söylemek lazım: Ben, İdris Naim Şahin bugün burada niye oturuyor acaba diye düşünürken son anda jeton düştü. İdris Naim Şahin işin içinde uçak olduğu zaman bu işlerden  sorumlu bakan; ister insanlı olsun ister insansız olsun işin içinde uçak varsa bu işlere Sayın Bakan bakıyor ve herhâlde Sayın Bakanın bu meseleye getireceği çözüm şu olabilir, onun yöntemiyle: Grev yapan 100-150 tane arkadaşımız var ve onlar işlerinden olma tehlikesiyle karşı karşıya. “Sizinle Sayın Başbakan konuşacak.” deyip onları bir uçağa bindirirsiniz, o uçak havadayken de radardan tespit eder F16’ları yollar, bu sorunu kendi yöntemlerinizle çözmüş olursunuz Sayın Bakan! Hatta belki bundan sonraki süreçte de dersiniz ki: “Türkiye’de bir tek Ankara’da kürtaj yaptırılabilir. İsteyenler, sıkıyorsa uçağa binip gelsinler!”

Ben, Sayın İdris Naim Şahin’in bu konuda soruları cevaplamasıyla ilgili niçin burada olduğunu hâlâ daha anlayabilmiş değilim. Herhâlde sorulara, gerçek sorulara gerçek olmayan cevaplar verme konusundaki maharetinden! Her maddede bunu görmeye devam ediyoruz ve ibretle izliyoruz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Aydın Milletvekili Sayın Özgür Özel.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 259 sıra sayılı yasa teklifinin 2. maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Büyükşehir belediyesi” ibaresinin “belediyelerden” biçiminde değiştirilmesini arz ederim.

                                                                                                                 Kamer Genç

                                                                                                                     Tunceli

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI İDRİS NAİM ŞAHİN (Ordu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu yetkinin belediyelere verilmesi daha uygun olur.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutmadan önce Komisyonun 3’üncü maddeyle ilgili bir düzeltme talebi vardır.

Buyurun.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin çerçeve 3’üncü maddesinin birinci fıkrasında geçen “65 gün” ibaresi komisyon görüşmelerinde ve komisyon raporunda “60 gün” olarak kabul edilmesine rağmen maddi bir hata sonucu “65 gün” olarak yazılmıştır. Bunun komisyon kararına ve rapora uygun olarak “60 gün” şeklinde düzeltilmesini tensiplerinize arz ediyorum efendim.

BAŞKAN – Komisyonun bu düzeltmesi çerçevesinde 3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- 2918 sayılı Kanunun Ek 2 nci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“İlgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yol-cu taşıyan kişiye ve araç sahibine birinci fıkrada gösterilen idari para cezası 3 kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise 5 kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında 60 gün süre ile trafikten men edilir.

Ayırıcı işareti bulunmayan üçüncü fıkra kapsamındaki araçlardan taşımacılık hizmeti alan-lara da birinci fıkrada belirtilen cezanın üçte biri oranında idari para cezası uygulanır.”

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır’a aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Şandır.

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sayın bakanlar; gerçekten önemli bir kanunu, önemli sonuçlar getirecek bir kanunu tartışıyoruz. Bu tartışmada şu anda televizyon yayını yok. Dolayısıyla vatandaşlara konuşmak imkânı yok. Ayrıca şu saate kadar da öfkemizi, tepkimizi zaten yeterince ifade ettik. Şimdi aklıselimle konuşmak ve birlikte düşünmek zamanıdır diye düşünüyorum ve bazı endişelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum eğer Sayın Bakan da dinlemek lütfunda bulunursa.

Değerli arkadaşlar, iki endişem var bu kanunla ilgili.

Bu kanun teklifinin hazırlanmasından önce -zannediyorum bu konuyla ilgiliydi- Sayın Metin Külünk bizim grubumuzu da ziyaret etti. İstanbul’un taksici, minibüsçü, özel otobüsçü, halk otobüsleri yöneticileriyle birlikte bir toplantı yaptık. Bizim grubumuzdan da Sayın Celal Adan ve Sayın Ali Torlak da katıldı toplantıya. Sektörün sorunlarını birlikte konuştuk ve orada, biz grup olarak bu sorunların çözümü için destek vereceğimizi ifade ettik. Gerçekten bir halk hizmeti sunan, topluma hizmet sunan, kamu hizmeti sunan bu sektörün, sektörden kaynaklanan, kendi mahiyetinden kaynaklanan birtakım sorunlarının çözümü için bir hukuk kurulması gerekiyorsa bu hukukun kurulmasını ve buna da biz muhalefet partisi olarak destek vereceğimizi ifade ettik. Ancak, tabii, biz ondan özellikle yolcu taşıyan insanların, sektörün sorunlarını öngörmüştük ama burada, maalesef 1’inci maddede getirilen bu Türk Hava Yolları çalışanlarına grev yasağı konusu meselenin mahiyetini değiştirdi.

Ben, konuştuğum 3’üncü maddeyle ilgili endişemi önce ifade edeyim, sonra bu 1’inci maddeyle ilgili endişemi ifade etmek istiyorum. İlgilisine ifade ediyorum ve tutanaklara geçmesi için söylüyorum bunları, yoksa bir başka amacım yok.

Değerli arkadaşlar, ilgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan kişiye ve araca -yani buna ne diyorsunuz, korsan taksi diyorsunuz- buna karşı bir tedbir geliştiriliyor, bir ceza öngörülüyor bunu önlemek için ve gerçekten kaydını yaptıran, vergisini veren esnafı korumak için bir düzenleme oluyor. Bu doğru bir düzenlemedir, gerekli bir düzenlemedir. Gerçekten hukuka uyanı, kurallara uyanı bizim de korumamız lazım. Buna hiç itiraz etmiyorum ama bunu düzenlerken bir şeyi de düşünmemiz gerekiyor: O korsan taksicinin mecburiyeti ne? İnsanlar niye korsan taksicilik yapıyor? Devlet memuru çalışıyor, geçinemiyor aldığı maaşla, gecenin bir saatinde her türlü riski göze alarak korsan taksicilik yapıyor. O insanı bu noktaya getiren sistemi sorgulamak, bana göre, önce bize düşer, bize yakışır.

Burada getirdiğimiz bir hakkı teslim olabilir, Türkiye hukuk devleti, hukukun gereğini yerine getirmek olabilir ama bir acıyı da itiraf etmiş oluyoruz, demek ki tedbir olsun diye hukuk kurmak mecburiyetinde kaldığımız toplumun büyük bir kısmı, büyük bir kitle, büyük bir kesim hukuk dışı yollardan geçinmeye çalışıyor.

Bu insanları bu noktaya ne getirdi? İktidar olarak, siyaset olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bunu düşünmek mecburiyetindeyiz. Yani hukuk kurarak, kural koyarak gerçekleri ortadan kaldıramazsınız, maharet değil. Gücünüz var, elinizi kaldırırsınız indirirsiniz, kanun çıkartırsınız “yasak” dersiniz, sorun çözülmez değerli arkadaşlar. Ben Sayın Külünk’ten ve sayın iktidar partisi grubundan bu korsan taksiciliğe zemin hazırlayan bu şartları da düzeltmek üzere bir hukuk düzenlemesi yapmalarını talep ediyorum. Birinci husus bu, onların da hakkını koruyalım, onlar da bir mecburiyetten bu işi yapıyorlar, bunu bilin. Onları bu noktaya iten sebepleri sorgulamak hepimiz için bir sorumluluk olsa gerek.

Tabii, 2 Sayın Bakanımız bugün buradalar ama meşguller arkadaşlar.

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Muhabbet ediyorlar.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bu usulü de bitirmek lazım. Yani burada müzakere yapıyoruz “birleşim” bunun adı, bu müzakereyi Komisyon üyeleriyle ve sayın bakanlarla ve gruplarla yapıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Şandır, bir saniye…

Arkadaşlar, burayı biraz boşaltabilirseniz eğer sayın bakanlar Hatibi dinleme imkânı bulsunlar.

Buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ama, sayın bakanlar bu müzakereye katılmazlarsa, sayın grup başkan vekili bu müzakereye katılmazsa, Komisyon bu müzakereye katılmazsa bir şekil şartının yerine gelmesi için burada kendi kendimizi aldatmayalım. Demokrasi oyunu oynamaya gerek yok, ortak aklı üretmekse meselemiz, birbirimize de saygı göstermemiz gerekir. Onun için ben sayın bakanların meşgul edilmemesini, bakanların bu konuya gereken dikkati, hassasiyeti göstermelerini istirham ediyorum.

Değerli arkadaşlar, ikinci endişem şudur: Gelecek açısından endişe ediyorum. Bakınız, bir iktidar, bir devlet, bir yönetim sorunların çözümü için yasak getirirse veya sorunların sebebini komploya bağlarsa, birtakım dış güçlere bağlarsa, birtakım komplolara bağlarsa, çözümü için de çok kolay bir yol olan yasak koyarsa, bu bir zafiyetin eseridir. Güçlü idareler, güçlü yöneticiler sorunlarla uğraşır, kolaycılığa sapmaz, o sorunun sebebini başka yerde aramaz, kendinde arar, çözümü de yasaklamada değil, uzlaşmada, ikna etmede arar, çünkü muhatabınız sizin insanınız ve sizin ülkeniz, ama bugün bir konuyla karşılaşıyoruz.

Ben iki noktada sıkıntı duyuyorum: Bir, milletin yüzde 50 oy vererek iktidara getirdiği ve on yıldır bu ülkeyi tek başına yöneten AKP İktidarı hangi zafiyetin içinde ki çok temel bir hak ve özgürlük alanı olan grevi yasaklıyorsunuz?

Değerli arkadaşlar, bu doğru bir şey değil, bu size yakışmamıştır sayın bakanlar, sayın iktidar partisi grubu.

Bakın, bu kanun, nedir o? 2822 sayılı Kanun’un 29’uncu maddesinde beş hususta grev yapılamayacağı iddia ediliyor, altıncı husus olarak “hava hizmetleri” diyorsunuz.

Ben, şimdi, buradan sayın bakanlara demin soru da sordum, aslında hiç öyle muhalefet veya siyaset yapmak için de sormadım, ben düşünelim üzerinde diye sordum. Yani sizin önceliğiniz sayın bakanlarım, insan mı, özgürlük mü, hukuk mu, yoksa da para mı, kâr mı? Siz buraya getirdiğiniz gerekçeyle Türk Hava Yollarının zararını gerekçe gösteriyorsunuz. Eğer meseleniz insansa, sağlık hizmetlerinde de grevi yasaklamanız lazım. Eğer meseleniz özgürlükse, tüm uluslararası sözleşmelere aykırı bir kanun getiriyorsunuz. Eğer hukuksa, kazanılmış hakları ortadan kaldıran bir hukuk getiriyorsunuz. Niye böyle bir şeye mecbur kaldınız? Niye böyle bir zorunluluğu duyuyorsunuz? Hangi zafiyetin içindesiniz? İktisaden mi? Hani ekonomik kalkındık, büyüdük diyorsunuz. Yani işçiye üç kuruş para vermekten zor duruma mı düştük? Hazinede para mı bitti? Yoksa demokratik anlayışınız mı değişti?

Sayın Bakan, bakın, çok ciddi bir sorgulama yapıyorum. “Üç Y” dediniz “Yasakları kaldıracağız” dediniz. Şimdi anayasa yapıyoruz, Anayasa’yı özgürleştirmek veya bireysel hak ve özgürlüklerin önündeki engelleri kaldırmak için anayasa yapıyoruz ama Anayasa’ya da aykırı, ILO Sözleşmesi’ne de aykırı, Avrupa Birliği kriterlerine de aykırı yasak getiriyoruz. Hâlbuki, grev ve lokavt demokrasinin olmazsa olmaz şartı kadar veya özgür çalışma ortamının, demokratik çalışma ortamının olmazsa olmaz şartı kadar değerli bir kazanım, bunu ortadan kaldırıyorsunuz. Sizi bu noktaya getiren zafiyet ne? Bunu ülkemin geleceği açısından endişeyle ifade ediyorum yani bugün Türk Hava Yolları çalışanlarına grev yasağı getirdiniz, yarın hangi yasağı getireceksiniz? Veya yasaklarla bu ülkeyi yönetmek gerekliliğini hangi sebeple duyuyorsunuz?

Sayın Bakanım, bunu -televizyonlar kapalı- şov olsun, siyaset olsun, muhalefet olsun diye söylemiyorum, gerçekten endişelendiğim için söylüyorum. Yani bu ülkeyi yüzde 50 oyla, üç dönemdir yöneten siyasi iktidarın geldiği noktanın geleceğini düşündüğümde, geleceğinden endişe duyduğumdan dolayı bunları söylüyorum.

Dikkate alacağınızı ümit ederek, hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Celal Dinçer.

Buyurun Sayın Dinçer. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri; 259 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz bu kanun teklifiyle -ki, buna biz “Torba kanun teklifi.” diyoruz- halkı çok yakından ilgilendiren, toplum hayatını etkileyecek birkaç alanda düzenleme yapılmak isteniyor. Aslında Meclisin bu yasama dönemine başladığı günden itibaren biz söylüyoruz; kanun hükmünde kararnameler ile torba kanunlar ile yapılan düzenlemelerin doğru olmadığını her vesileyle vurguluyoruz. Ancak Hükûmet, iktidar, en çok sevdiği usul olarak bu yöntemi kullanıyor. Bu yöntemle, toplumun gözünden bazı tartışmalar kaçırılmak istenerek kanunlar çıkarılmak isteniyor. Hiçbir olay sürekli tartışılmadan, kamuoyunda tartışılmadan, ne olduğu belirsiz, çorbaya dönüştürülmüş tekliflerle gündeme getiriliyor. Aslında burada yapılmak istenen amaç; Amerika Birleşik Devletleri Danışmanı All Gore’un “İdarede Yeniden Düzenleme” diye yaptığı bir rapor üzerine dünyada başlatılan bir akımı AKP’nin gerçekleştirmiş olması ve ona sadık kalması.

36 tane kanun hükmünde kararnameyle Türkiye’nin idari yapısını değiştirdiniz, bütün temel yasaları değiştirdiniz ve bunları hâlâ Meclisin gündemine getirmediniz. Şimdi de çok hayati konularda torba kanunlarla bu iktidar, sizler yeni değişiklikler yapıyorsunuz.

Bu teklifin 1’inci maddesinde getirilen düzenleme, kesinlikle ve kesinlikle uluslararası normlara aykırıdır. Hiçbir şekilde kabul edilemez, edilmemelidir. Çünkü yüzyıllar süren mücadeleler sonucunda kazanılmış grev hakkı, emekçiler için, emek sarf edenler için en kutsal haktır. Ancak siz bu hakkı elinden almak istiyorsunuz. Çok fazla uzağa gitmeye gerek yok, daha 12 Eylül 2010 tarihinde bütün bilboardları doldurdunuz. “İşçilerimize bir değil, iki sendika hakkı vereceğiz.” dediniz. “Türkiye, sendika cenneti olacak.” dediniz; oysa görüyoruz ki, sizin ileri demokrasinizde 6-7 milyon sendikalı işçi sayısı 500 binlere indi. Şimdi, sendikal hakları kısıtlayarak, sendikaları kanarya sevenler derneğine dönüştürmek istiyorsunuz. Sadece sembolik toplantılar yapan, iktidarın sözünden çıkmayan, konuşmayan bir yapıya dönüştürmek istiyorsunuz. Gazetecilerin boynundan ipi çıkardığınızı söylüyorsunuz ama bu tavrınızla sendikacıların boynuna ip geçirmek istiyorsunuz. Çağdaş dünyada olmaması gereken bir davranışı sergiliyorsunuz. Bu davranış insan haklarına aykırıdır, bu mantık Anayasa’ya aykırıdır, ILO sözleşmelerine aykırıdır, uluslararası mevzuata aykırıdır. Bu değişiklik yapılırsa, Avrupa’da, hak ihlallerinin görüşüldüğü komisyonlar var, bu komisyonlardan Türkiye’ye kesinlikle ceza gelecektir. Değerli milletvekilleri, sizleri buradan uyarıyorum. Biz bu hakkı yasakladığımız zaman, Hak İhlallerini İnceleme Komisyonu cezayı verecektir. Nitekim Avrupa’dan, gerek sendikaya gerek Başbakanlığa gerekse Bakanlığa “Bu kısıtlamayı yapmayınız.” şeklinde yazıların geldiğini de biliyoruz.

Şimdi, burada bir düzeltme yapmak istiyorum. Biraz evvel Sayın Bakanımız, sorulan bir soruya verdiği cevapta dedi ki: “Sendika toplu sözleşme yetkisine itiraz etti. Dolayısıyla süreç bir yıldan fazla uzadı.” Sendika itiraz etmedi, idare itiraz etti sayın milletvekilleri. Dolayısıyla Hükûmet, burada da Sayın Bakanımız sanıyorum yanlış bilgilendirildi. Bu düzeltmeyi de yapmak istiyorum.

12 Eylül döneminde dahi sendikaların bu hakları kısıtlanmadı. Hava-İş Sendikası elli yıllık, altmış yıllık bir sendika, bugüne kadar bu haklarını asla kullanmadı ama onu bir güç olarak elinde bulundurması en doğal hakkıydı, siz bu hakkı elinden alıyorsunuz.

Zaten, “4+4” denilen yeni bir sisteme geçtiniz. 4+4’ü nedense çok seviyorsunuz. “4+4” dediniz, millî eğitim temel yasasını A’dan Z’ye değiştirip Türkiye'nin geleceğini meçhule bıraktınız. Şimdi, “Memurlara sendikal hak vereceğiz.” dediniz, “Onlara toplu sözleşme, görüşme hakkı vereceğiz.” dediniz ancak görüşmelerden hiçbir sonuç çıkmadı, tespit ettiğiniz ücret 4+4 oldu. İktidara geldiğinizden beri, birçok sendikalı memurlar, işçiler, emekliler sizleri destekledi, onlara verdiğiniz komik zamla bunun karşılığını da verdiniz. Yetmedi, hak aradıkları için, Kızılay’da onlara gaz bombası atarak tatlı niyetine yedirdiniz. Memurlar, şimdi, sizi daha iyi anlıyorlar; çünkü aldığı zamla günde ancak dokuz çay içebiliyorlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu teklifin 3’üncü maddesiyle getirilen düzenlemede vatandaşlarımın mağduriyetine yol açacak hükümler vardır. Anlaşıldığı kadarıyla Hükûmetin sıcak paraya ihtiyacı var. Bugünlerde “İnsanların cebinden ne kadar para alabilirim”in hesaplarını yapmaktadır. Neredeyse şehir girişlerine bariyerler konulup şehre girenlerden para keseceksiniz; bugünler yakın, onu bekliyoruz, bari o düzenlemeyi de getirin, her şey tamamlansın.

Bu teklifte yine garip bir uygulama var. “Vatandaşa 3 kat ceza kesilir.” deniyor. Bir suça bir ceza olur, 3 kat ceza olmaz. Cezanın miktarını belirleyiniz. “3 kat ceza” demek, kanun yapma tekniğine aykırı bir husustur.

Bu teklif ile şehir merkezlerinde park yerlerinin tespit ve işletilmesi yasal statüye kavuşturulmak isteniyor. Büyükşehirlerde belediyeler, özellikle Ankara’da ve İstanbul’da bütün cadde ve sokaklarını park yeri olarak tespit ettiler. Ben, bunun örneğini kamu görevim sırasında Ankara’da gördüm, birçok örneğini gördüm, sıkıntılarına şahit oldum. Valiliğe yüzlerce şikâyet geldi, bu şikâyetlerde: “Benim otuz yıldır, kırk yıldır oturduğum evimin önünü belediye park yeri yaptı. Dolayısıyla, ben şimdi evimin önüne paralı park ediyorum.” diye şikâyetlerde bulundular.

Kanun teklifinin gerekçesinde “Ara sokaklar değil, ana arterler park yeri yapılacak.” deniyor. Oysa hâlen uygulamada belediyeler bütün ara sokakları park yeri olarak tespit ettiler. Bu husus mahkemelerde dava konusu oldu, şimdi de bu yasayla bu davaların önü kesilmek isteniyor.

Bilindiği üzere belediyeler yapı ruhsatı verirken bütün binalarda belli alanlar, genellikle alt katlar otopark olarak tespit ediliyor, ancak kafamızı kuma gömüyoruz, asla buna müdahale etmiyoruz. Otopark olarak kullanılmayan yerler iş merkezi olarak kullanılıyor, cadde ve sokakları otopark olarak biz ayırıyoruz ve vatandaştan para alıyoruz. 3194 sayılı Yasa’ya aykırı hareket eden bütün belediyeler cezalandırılmalı, otopark sorunu ancak bu şekilde belki çözülebilecek.

Ayrıca, eğer mecburi olarak yapılması gereken otopark yerleri yapılacaksa bunların ücreti sadece büyükşehir belediyesi değil, oradan sorumlu, onun tamir ve bakımını yapan belediyeler de pay almalı ve alınan bu paylar da mutlaka ve mutlaka sadece otopark yapımına ayrılmalı. Bu düzenlemede bununla ilgili bir hüküm de yoktur.

Değerli milletvekilleri, korsan taşımacılıkla mücadele için bir yasal düzenleme getiriliyor. Biz buna karşı değiliz, başından beri savunduğumuz bir husus. Korsan taksicilik, hepimizin bildiği gibi, bir emek hırsızlığıdır; korsan CD gibi, illegal yollarla yürütülen faaliyetler gibi korsan taksicilik de emek hırsızlığıdır ve halkın güvenliğini de, halkın sağlığını da dikkate almayan bir taşımacılık sistemidir. Korsan taksiciler İstanbul’da neredeyse resmî taşımacıların 2 katına çıkmıştır. Bunun için alınan tedbirleri destekliyoruz, bu konuda yapılan düzenlemenin doğru olduğunu düşünüyoruz, ancak eksik olduğunu düşünüyoruz. Özellikle şoförlük meslek standartları belirlenerek şoförler eğitilmeli, halkın daha güvenli ve huzur içinde yaşayacağı bir sisteme geçilmelidir.

Son olarak söylemek istiyorum ki, korsan taşımacılıkta çok önemli bir hususu biraz evvel Değerli Kardeşim Mahmut Bey dile getirdi. Adalet Bakanlığına bağlı güçlendirme vakıfları var, bunun yanında özel bankaların VIP taşımacılığı var. Bunlar da korsan taşımacılıktır, bunlara da tedbir alınmalı. Ayrıca “rent a car” dediğimiz araç kiralama şirketleri de korsan taşımacılık yapmaktadır. Bu konuda da kanunda açık bir hüküm yoktur, bu da yeniden düzenlenmelidir. “Rent a car”lar da korsan taşımacılık da çok büyük boyutlara ulaşmıştır, bunun da önü alınmalıdır. Bu konuda yapılacak düzenlemelere biz destek vereceğiz.

Hepinize sevgi ve saygılar, teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dinçer.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bu trafikle ilgili mesele, cezaların artırılmasıyla çözülecek olan bir mesele değil. Trafik meselesinin kaynağında yolların kamusal oluşuyla ulaşımın özel oluşu arasındaki gerilim yatıyor. Ulaşımın özel oluşu demek, ulaşımın kâr maksatlı yürümesi, ulaşım araçlarının özel kişiler eliyle kullanılması ve kamusal ulaşım yerine toplumsal ihtiyaçların bireysel imkânlarla çözülmesinden doğan araç çokluğu, bu araçların üretiminin ve tüketiminin teşviki… Burada toplumsal yararın değil, kâr amacının gözetilmesinin yol açtığı sonuçlarla başa çıkmak için bulunmaktadır bunlar. Cezalar ile bütün bunların yıldırılması, caydırılması aslında mümkün değildir. Çünkü eninde sonunda, özel ulaşım ihtiyacına dayalı bir şehir içi ulaşım mantığı, kaçınılmaz bir biçimde, mevcut taksi kapasitesini de, ulaşım aracı kapasitesini de aşacak, bu yüzden de korsan taksicilik hep olmaya devam edecektir.

Tabii burada daha önceki maddede söz alan Sinan Aygün Arkadaşımızın değindiği nokta önemli. Gerçekten böylece hem park yerleri hem park yerlerine ödenen ücretlerin de bir sorun olduğu doğru ama onun verdiği örneğe bakarak konuşacak olursak, ekmek almaya özel araçla, sinemaya özel araçla, gezmeye özel araçla gidince, tabii o zaman ortaya çıkacak olan bu büyük hacmi hiçbir kent, ne kadar planlanırsa planlansın, kaldıramayacaktır. Sonuçta kent planlamacılığının esası kamusal ulaşımın kamusal araçlarla yapılmasını icap ettirir. Dolayısıyla, bunun gereği yerine gelmeyince, ortaya çıkacak kaosu ne park yerlerinin ücretlerini artırarak ne cezaları artırarak çözmek mümkün değil. Tıpkı bunun gibi, karşı karşıya kaldığımız bütün sorunları yasaklarla çözmek de mümkün değil.

Tekrar, daha önceki atışmalar dolayısıyla, hava iş kolundaki, havacılık işletmelerindeki grev yasağı konusunu da yeterince tartışamamış olduğumuz için bununla ilgili gerçekleri de bir kere daha bu vesileyle size duyurmak istiyorum.

Sevgili arkadaşlar, grev yasağını bize makul göstermek isteyen arkadaşlarımız diyorlar ki: Türk Hava Yollarının muazzam gelişmişliği, bunun gözümüzün bebeği gibi korunmasının icap etmesi, uluslararası hava yolu taşımacılığındaki global rekabete karşılık verebilmek için Türk Hava Yollarının grev yasağıyla donatılması gerekir yani Türk Hava Yolları işletmesinin elini işçisi karşısında özgür bırakmak tavsiye edilmektedir. Niçin? Çünkü… Bu çünkünün hiçbir rasyonel cevabı yok.

Şimdi, sevgili arkadaşlar, ben bu durumun rasyonel arka planını anlamanız için size Türk Hava Yollarının ürünü olan yani kendi yıllık bilançolarından çıkan rakamları söylemek istiyorum: 2008’de Türk Hava Yollarının bugünkü para birimiyle 1 milyar 134 milyon 126 bin 211 lira kârı var. 2009’da kârı bunun yarısına düşmüş; 559 milyon. 2010’da onun da yarısına düşmüş; 286 milyon. 2011’de zarar 1 milyar 7 milyon 542 bin 958 lira olmuş. 2012 ilk çeyrekte 29 milyon 382 bin lira zarar ilan edilmiş.

Elimizde kötü yönetilen bir işletme var. İyi yönetilen bir işletmenin kârları sistematik olarak beş yıl içerisinde 1 milyar 134 milyon 126 bin kârdan 1 milyar 7 milyon zarara dönüşemez; bunda Türk Hava Yollarının kötü yönetilmesinin açık bir sonucunu görebiliriz. Ancak bu zarara karşılık getirilen tedbir sadece Türk Hava Yollarıyla ilgili değildir; bütün hava yolu şirketlerinde grev yasağı getirilmektedir yani Türk Hava Yollarından konuşuyoruz ama bütün diğer özel hava yollarında da bu yasayla birlikte grev yasağı getiriliyor.

Grev yasağı, zararın kaynağının ancak işçi ücretleri olduğu saptamasıyla rasyonel olabilirdi, bu da irrasyoneldir. Koltuk kilometre oranlarında son beş yıl boyunca artış vardır, yani işçi verimliliği yükselmiştir. Personel koltuk oranlarında her yıl yüzde 6-10 oranında artış vardır. Bu, göreli olarak aslında personel giderlerinde düşüş, emek verimliliğinde yükseliş olduğu anlamına gelir. Son bir buçuk yıldır toplu sözleşme bağıtlanamadığı için işçi ücretlerine zam da yapılmış değildir ve işçi ücretlerinin genel maliyete oranı yüzde 19’dur; dünyanın bütün diğer gelişmiş hava yollarında bu yüzde 25 civarındadır. Yani Türk Hava Yolları aslında kendi rakipleri karşısında işçi ücretleri bakımından zaten avantajlı bir durumdadır. Peki, bu durumda bu grev yasağını neyle açıklamak mümkün olabilir? Bir tek şeyle: Hükûmet, Türk Hava Yolları Yönetim Kurulunu ve onun Başkanını işten almak yerine işçilere grev yasağı getirmektedir çünkü bu yanlış işletme planı, yanlış hesap Bağdat’tan dönecektir. Binali Yıldırım, Ulaştırma Bakanı, daha geçen gün, on gün önce gazetecilere verdiği beyanatta şunu dedi ki: ”Havalimanlarının kapasitesi bizim Türk Hava Yollarının taşıma planlarına uymuyor. En iyi şartlarda gecikmeleri otuz ila kırk dakikaya indirebiliriz.”

Sevgili arkadaşlar, Yeşilköy Havaalanı için konuşuyoruz. Yeşilköy Havaalanı ya da Atatürk Havalimanı demek, aslında Türkiye’ye gelen giden yabancı yolcu miktarının yarısının inip kalkması demektir. Atatürk Havalimanı’na gelen yolcuların hepsinin en az ortalama otuz dakikalık gecikmeyle uçacak olmaları demek, onların başka hava yollarına yönlerini dönmeleri demektir. Ben şahsen, Türk Hava Yollarıyla Ankara’dan İstanbul’a gidip gelmeye çalıştığım her durumda Atatürk Havalimanı’nda en az iki saat geciktiğim için şimdi Sabiha Gökçen Havalimanı’nı tercih etmek zorunda kalıyorum. Orada da Türk Hava Yollarının uçakları olmadığı için, başka uçaklarla uçmak zorundayım. Basit, bir tek milletvekilinin Ankara-İstanbul uçuşlarına baktığınız zaman bile bu plansızlığın sonuçlarını görebilirsiniz. Burada, hırslı büyüme stratejisi, ayrıca bu arada -satın alınan ve bütünüyle zarara yazılan- Bosna Hava Yollarının satın alınması, bunların tamamı bu zararın gerisindeki nedendir.

Şimdi, burada biz bunları anlatmaya çalışırken bize ikide birde sataşarak bu gerçeklerin üzerini örtmek kabil değildir. Bu işletme hatalarını ortadan kaldırabilmek için de işçilerin grev yasağının herhangi bir anlamı yoktur. İşçilere getirilecek grev yasağının işçilerin iş güçlerine, çalışma güçlerine aşırı yüklenme dolayısıyla, uçuş güvenliğine, hava yolu güvenliğine olumsuz etkileri olacağını ve -isterseniz bana “baykuş” deyin- Türk Hava Yolları uçaklarının önümüzdeki yıllarda, bu aşırı çalışma, aşırı yorgunluk dolayısıyla birçok musibetle karşı karşıya kalacağına iddiaya girebilirim.

Gelin, buradan dönün arkadaşlar. Bunun bize katacağı bir şey yok. Diyelim ki, Hava-İş Sendikası, Türk Hava Yollarını öylesine sıkıştırdı ki işçi ücretlerine iki yıl için yüzde 15 zam aldı. Bunun genel maliyete yansıması yüzde 1 bile olmayacaktır. Türk Hava Yollarının zararının kaynağı işçiler, işçilerin grev hakkı değildir. Türk Hava Yolları kötü yönetilmektedir.

Öte yandan, Türk Hava Yollarına tedbir olarak getirilen önlem esasen özel sektörü de korumaktadır netice olarak ve burada bir millî mugalata içerisinde, millî hava yolumuz vesaire…

Arkadaşlar, bu, devlet kapitalizmidir, bunun adına ne derseniz deyin. İşçiler o uçakların sahibi değildir, işçiler o uçakların mülkiyetine sahip değillerdir. Başka bir kolektif mülkiyet, kolektif kapitalist mülkiyet altında çalışmaktadırlar. O nedenle, işçilerin haklarını savunmak isteyen, işçi haklarından söz edenin yapacağı tek şey vardır, işçilerin önündeki pazarlık yolunu açık tutmak. İşçilerin ücretlerini artırmak dışında, ücretlerini ekmek fiyatıyla eş değer kılabilmek bakımından grevden başka ellerinde silah yoktur. Bu silahı işçilerin elinden aldığınızda işçileri vurmuş olduğunuzu sanırsınız ama çok yanılırsınız. Bununla aslında Hükûmet kendi ayağına ateş etmektedir, işçi sınıfını bütün sektörlerle birlikte mücadeleye çağırmaktadır. İnanın bana, ilk kez, Türk Hava Yollarının bu mücadelesiyle birlikte hakikaten küresel bir şeyle karşı karşıya kalacağız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – …ama bu, sandığınız gibi bir küresel sermaye rekabeti değil, dünya çapında, bütün havacılık işçilerinin Türk Hava Yolları işçilerinin yanına geçmesi, gerçekten enternasyonal bir sivil mücadelesiyle boy ölçüşmeniz olacaktır. Bu boy ölçüşmeyi kaybedeceğinize dair sizinle iddiaya girmeye varım. Bir dahaki yıl yeniden bu konuyu görüşeceğiz.

Bir kere daha bunu gözden geçirin, hâlâ vakit var, bu kanunu geri çekebilirsiniz. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahısları adına İzmir Milletvekili Sayın Musa Çam. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri, Sayın Bakan; sizleri saygıyla selamlıyorum.

259 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesiyle ilgili, korsan taksiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Evet, korsan taksiciliğe karşıyız, bunun için hep birlikte mücadele etmemiz gerekiyor ama aynı mücadeleyi korsan kanun tekliflerine karşı da bizim yürütmemiz ve ona karşı da mücadele etmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Şimdi, korsan taksiciliğin nedenlerini ve niçinlerini tabii ki çok ciddi bir şekilde incelememiz gerekiyor ama on sekiz yıldır…

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, kıyafeti İç Tüzük’e aykırı.

BAŞKAN – Kravatı görünüyor, üşüyordur belki canım.

MUSA ÇAM (Devamla) - …İstanbul’u yönetiyorsunuz, on yıldır Türkiye’yi yönetiyorsunuz. On sekiz yıldır İstanbul’u yönetiyorsunuz… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – İç Tüzük’e aykırı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kravatı var.

MUSA ÇAM (Devamla) - …ve korsan taksiciliğin sorununu çözemediniz, problemlerini çözemediniz.

BAŞKAN – Belki üşüyordur canım.

MUSA ÇAM (Devamla) – Şimdi, bir kanun teklifiyle bu sorunu çözmeye çalışıyorsunuz. On yıldır iktidardasınız, bunu çözemediniz.

BAŞKAN – Siz de beni gardiyan yaptınız ha.

MUSA ÇAM (Devamla) – Şimdi, yeni yasaklar getirerek bunu çözmeye çalışıyorsunuz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Baktıracağım şimdi aykırı mı değil mi?

MUSA ÇAM (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sizler, Sayın Bakan, elimde var, 12 Eylül 2010 tarihinde referanduma götürmüş olduğunuz maddeler burada. Buna kefil misiniz? Kefil misiniz Sayın Bakan? Arkasında duruyor musunuz? Arkasında duruyor musunuz arkadaşlar? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bunun arkasında duruyor musunuz? Kefil misiniz buna?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bilmiyorlar, okumadılar.

MUSA ÇAM (Devamla) – Buna kefil misiniz? Bakın, oy verdiniz, oy istediniz 12 Eylül 2010 tarihinde.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 2 tane madde önemliydi onlar için, Anayasa ve HSYK.

MUSA ÇAM (Devamla) – Ampul burada ve sizin çıkardığınız ve 40 maddede Türkiye’yi refaha götürecek referandumla ilgili madde, sizin kitapçığınız bu. Bunun arkasında mısınız? (AK PARTİ sıralarından “Evet” sesleri)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Evet.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Evet.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Evet.

MUSA ÇAM (Devamla) – Kefil misiniz buna? (AK PARTİ sıralarından “Evet” sesleri) Sonuna kadar arkasında mısınız? Peki, açıyorum arkadaşlar. Ve diyorsunuz ki, 12 Eylül referandumunda, evet…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Okumamışlar, okumamışlar.

MUSA ÇAM (Devamla) – Bakın, arkadaşlar, bunu okumadığınız çok açık ve net. Ve diyorsunuz ki: “Anayasa değişiklik paketiyle ilgili referandumda ‘Evet.’ demek için 40 neden.” Ve bunu demişsiniz ve bunu dediğiniz için de yüzde 58 oy aldınız. İnsanları kandırdınız, aldattınız ve şimdi buraya ne getiriyorsunuz arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar)  İşte o 40 maddeden bir tanesini sizlere okuyorum, madde 28, diyorsunuz ki: “Grev hakkının önündeki engellerin ortadan kaldırılmasına ‘Evet.’ demektir.” Burada, burada arkadaşlar. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Şimdi, mademki arkadaşlar halkın karşısına bunu çıkardınız, “Kefiliz.” diyorsunuz burada, “Arkasındayız.” diyorsunuz ama 28’inci maddeyi okuduğunuzda sesiniz çıkmıyor arkadaşlar.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yalandan kim ölmüş?

MUSA ÇAM (Devamla) – Şimdi, size soru: Halkı kandırmak olur mu? Oy almaya giderken bunu söyleyeceksiniz ama oy aldıktan sonra bunu unutacaksınız ve buraya bir korsan teklif getireceksiniz ve diyeceksiniz ki arkadaşlar: “Biz grev yasağı getiriyoruz bunun içerisinde.” İşte, bu sizin ne kadar samimiyetsiz, ne kadar riyakâr, ne kadar oportünist bir siyaset izlediğinizi… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Ağır ol! Ağır ol!

MUSA ÇAM (Devamla) – Şahsınıza söylemiyorum bak. Ben cümleleri çok dikkatli seçerim. Ben şahsınıza değil, politikanızın ve siyasetinizin ne kadar itibarsız, ne kadar omurgasız, ne kadar riyakâr ve ne kadar oportünist olduğunu söylüyorum; şahıslarınızı tenzih ederek söylüyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Politikanız budur, ikiyüzlü bir politika izliyorsunuz ve insanları kandırıyorsunuz ve aldatıyorsunuz. Buraya hiç ilişkisi olmayacak bir şekilde bir kanun teklifini getirerek korsan taksinin içerisine, korsan grev yasağını almak istiyorsunuz. Bu kabul edilebilir bir şey değildir.

Sayın Bakan, siz Ulaştırma Bakanısınız. Sizin göreviniz greve götürmek değil, taraflarla oturup anlaşmaktır, anlaşmak için de imzalamaktır arkadaşlar. Ama esas neden arkadaşlar, bu grev yasağı değildir; esas neden Türk Hava Yollarını ve ona bağlı olan işletmeleri tamamen sendikasızlaştırmak ve orada tekrar bir arka bahçe yaratmak ve oraya yeni bir sendikayı getirmektir arkadaşlar. Bütün amaç budur, bütün hedef budur. Yoksa süre vardır, taraflarla oturulup bir sözleşme, toplu sözleşme bağıtlanabilir. Ama bakın arkadaşlar, ANADOLUJET’e bağlı olan, yer hizmetlerini yapan TGS’de 5 bin işçi var. Ankara Esenboğa Havaalanına gidin, soyadı Çiçek, soyadı Babacan, soyadı Yıldırım -bilmem- Bakanlar Kurulunun çocukları, yakınları, teyze çocukları, amca çocukları, bir iktidar kabinesinin çocukları, hepsi orada çalışıyor arkadaşlar. Biz ona karşı değiliz ama orada arkadaşlar, örgütlü yapılan bu fiilî engellemeye karşı hepinizin dikkatli olması gerekiyor. Bir taraftan demokrat geçineceksiniz, bir taraftan referanduma götüreceksiniz ama öbür taraftan da her türlü yasağı ve engeli getireceksiniz. Bu oportünist ve ikiyüzlü politikalardan vazgeçmenizi diliyorum ve Türk Hava Yollarında çalışan emekçi kardeşlerimizin ekmeğine kan doğramayın.

Sayın Külünk burada yok, Sayın Külünk burada olsaydı ona bir çift söz söyleyecektim ama burada konuşursam arkasından konuşmuş gibi olurum, o da bize yakışmaz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Söyle, tutanaklardan bakar.

MUSA ÇAM (Devamla) – Ama sizi bir kez daha uyarıyorum ve Türk Hava Yollarında çalışan emekçi kardeşlerimizin ekmeğine kan doğramayın.

“Yanlış yapıyorsunuz, hata yapıyorsunuz, bundan geri  dönün.” diyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim Sayın Çam.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Sayın İçişleri Bakanına sormuştum iki sefer ancak cevap vermedi, Sayın Ulaştırma Bakanına söylüyorum ben.

Hüseyin Çelik, Sayın İçişleri Bakanı hakkında Uludere’yle ilgili açıklamaları nedeniyle “İnsani değildir.” demişti, siz buna ne diyorsunuz?

Soru iki: Bu kanun teklifiyle havacılık hizmetlerine grev yasaklanmış ve grev hakkına ağır bir darbe getirilmiştir. Bu konuda bu ağır bir darbe değil midir? Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisi aracılığıyla grev kırıcılığı sayılmaz mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, aslında sorularımı İçişleri Bakanı için hazırlamıştım ama size nasipmiş.

Dün, yeni Boğaz köprüsünün ihalesini yaptınız, hayırlı olsun. Yalnız bu ihaleyi yaparken, bir önceki ihalede 100 bin araç garantisi verirken, araç garantisini 135 bine çıkarttınız; artı, istimlak bedellerini devlete yüklediniz; artı, KDV alınmayacağını söylediniz ve yaklaşık on yıllık bir anlaşma yaptınız. Hesap yaptığımızda 35 bin araç fazlası için, bu araç fazlasının -eski parayla söylüyorum- aylık 5 trilyon 250 milyar lira yaptığı, 12 aylık da 63 trilyon yaptığı, on yıllık da 630 trilyon yaptığı bir avantaj sağladınız bu firmalara. Yani şimdi ekonomimiz o kadar düzgünken, bu kadar işi devlet yapacakken, istimlak bedellerini, bu kadar parayı, zaten nakit ödenen bu paraları bunlara ve fazlasını da, artı, fazlasını da şirkete bıraktınız ve böyle bir ihale gerçekleştirdiniz. Ben olsam, bu devletin parasını bu şekilde çarçur demek istemiyorum ama devlet eliyle yapmak daha mantıklı olurdu diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de Sayın İçişleri Bakanına soracaktım ama…

Sayın Bakanım, Gaziantep’te ve Türkiye'nin değişik yerlerinde dolmuş seferleri yapılıyor ve bunlar minibüsler. Bunlara inmek binmek sağlık açısından çok zor. Yazın çok sıcak olan bölgelerde maalesef bunlar klimasız ve özürlü insanlar bunlara inip binemiyor. Bunları midibüse çevirerek, daha genişleterek daha iyi hizmet vermeyi düşünüyor musunuz? Bunun için bir değişiklik yapacak mısınız ve bu mevcut dolmuşların sahiplerini de mağdur etmeden, onların da bire bir arabalarının karşılığını vererek bu işi çözmek için gerekli kanunu çıkartacak mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çelebi…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Çok teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan şunu sormak istiyorum: Avrupa’da hava yollarında çalışan işçilik maliyeti ne kadar, Türkiye’de ne kadar, kıdem tazminatları düşüldükten sonra ne kadar bir maliyet var, işçilik maliyeti? Birinci sorum bu.

İkinci sorum: Biraz önce İçişleri Bakanı “Sendikanın itirazı nedeniyle bu prosedür uzadı.” dedi. Türk Hava Yolları mı sürece itiraz etti, sendika mı etti? Bunun bir açıklığa kavuşturulmasını, özellikle sizin orada sorumlu Bakan olarak açıklamanızı istiyorum ve biraz önce Avrupa’dan sorumlu Sayın Bakanımız bu oylama ve konuşmadan sonra bayağı güzel alkışladı bu süreci, sanki çok iyi yapılıyormuş gibi. ILO’da kara listeye alınması konusunda Türkiye’nin ne gibi önlemler alacaksınız?

BAŞKAN – Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, Kadıköy-Kartal metro hattı bugün itibarıyla tam bir muammadır. Hattın temeli 2005 yılı Ocak ayında Kadıköy’de atılmış, 2007’de açılacak diye söz verilmiş ancak aradan geçen sürede açılışı Ekim 2011, Aralık 2011, Şubat 2012, Mayıs 2012 olmak üzere dört kez ertelenmiştir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetkililerinin metronun açılışına dair net bir tarih verememekle beraber temmuz ayını işaret ettiği kamuoyuna yansımıştır. Metroyla ilgili Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş Temmuz 2010 tarihinde yaptığı açıklamada 2011 Haziran ayında test sürüşleri başlayacak olan Kadıköy-Kartal metrosunun yıl sonuna doğru da  yolcu taşımaya başlayacağını söylemişti. Böylesi önemli bir proje için yetkililerin ciddiyetten uzak açıklamalarını doğru bulmadığımı belirtmek istiyorum. Metronun açılmasını dört gözle bekleyen İstanbullular artık açıklamalara haklı olarak itibar etmemektedir. Sizden yeni bir tarih istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Bakan buyurunuz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Bir sorumuz daha vardı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Oo, Sayın Özgündüz, size 3 kişi daha var, gelmez yani sıra on iki saniyede.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – On iki saniyede sorarız Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hayır canım sırayla veriyoruz. Sayın Bakanların size cevap vermediğinden sürekli olarak şikâyet ettiniz. Ben de hep dört dakika bıraktım. Dört dakika bıraktım ben beyefendilere. Şimdi beş dakika bıraktım, onun da gene gitti on saniyesi.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Bağış, bu yasa en fazla senin başını ağrıtacak. Bu yasayı en fazla siz savunmak zorunda kalacaksınız. Ama Avrupa Birliği umurunda değilse bir şey diyemem.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

ULAŞTIRMA DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Sayın Akar üçüncü köprü ihalesiyle ilgili soru sordu. Üçüncü köprü ihalesi 29 Mayıs itibarıyla sonuçlandı. On yıl iki ay yirmi gün, en düşük teklifi veren Türk-İtalyan konsorsiyumu ihaleyi kazanmış oldu. Bu süre, olabilecek en kısa süredir. Şartlar değiştirilmiştir, doğrudur. Eğer şartlar değiştirilmeseydi otuz sene gelecekti. Otuz sene sonra kamuya geri döneceğine, şimdi yapım dâhil on yıl iki ay yirmi gün süreyle geri dönecek. Üç yıl da yapımı çıkarırsak ortalama yedi yıl, bilemediniz sekiz yıl, ilave iş yaptırılırsa o da süreye ilave olunur, bu şekilde geri dönecektir. Bundan daha fizibıl, daha kârlı bir yatırım yoktur, bunun bilinmesinde yarar var. Buradan, kamu kaynağı kullanmadan gerçekleştirilen yaklaşık 4,5 milyar TL’lik bir yatırım böylece ülkemize kazandırılmış olacaktır.

Benzer proje İzmit geçişidir, İstanbul-İzmir otoyoludur, yirmi iki buçuk yıldır. Orada şartlar biraz daha gevşek tutulduğu için orada da süre 2 katına çıkmıştır. Yani sürenin artması kamu yararına değildir, aksine kısalması kamu yararınadır çünkü o süre sonunda tekrar ihale edilecek, en iyi teklifi veren projeyi almış olacak. Oradaki trafiklerin gerçekleşebilecek bir trafik olduğunu düşünüyoruz. Onların hesapları yapılmıştır, herhangi bir sorun yoktur.

Dolmuş seferleriyle ilgili, doğrusu, bu minibüslerin, biliyorsunuz, il trafik komisyonu, valinin başkanlığında ruhsatlandırılan seferler olduğunu düşünüyorum, sizin ifadenizden. Dolayısıyla bunların standartlarının değiştirilmesi, klimalı, modern araçlara geçilmesi için bir yasal düzenlemeye ihtiyaç yok. Yine alınacak, büyükşehirlerde UKOME, diğer şehirlerde de il trafik komisyonu kararlarıyla pekâla yapılabilir. Doğrusu, bunu birçok il yapıyor. Bu Gaziantep’te Urfa’da da yapılabilir diye düşünüyorum.

Sayın Çelebi, şunu sizlerle paylaşmak istiyorum: İsviçre hava yolunun birim maliyeti personel açısından 2,66 euro sent, İngiliz hava yolu 2,66 euro sent, Türk Hava Yolları 3,05 euro senttir. Yani, İngiltere’den de…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Kıdem tazminatları da hesaplanarak söylüyorsunuz. Kıdem tazminatları ödediniz, o hesaba onları da koyarak söylüyorsunuz Sayın Bakan.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Efendim, şimdi bu…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Hayır, 3 bin kişi işten çıkarıldı, kıdem tazminatı ödediğiniz zaman o rakam. O doğru değil, ben vereceğim biraz sonra Sayın Bakanım.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Evet, neyse… Bendeki resmî bilgiler böyle, yazılı gönderilen bilgiler.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Doğru değil, yanlış. Çıplak ücret değil o, başka ücretlerde oraya…

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Doğrusu, tabii Türkiye’de eğer çalışanların ücretleri düşük olsa Avrupa hava yollarından pilotlar, birinci ve kaptan pilotlar, birinci, first officerler gelip Türk Hava Yollarında çalışmaz. Bugün 700 civarında, ülkelerinde işlerini bırakıp Türk Hava Yollarında çalışan pilot var. Ne kadar alıyor? 17.100 Türk lirası alıyor. 2003’te ne alıyormuş pilot? 8.500 lira alıyormuş. Kabin memuru 2003’te 2.400 lira alıyormuş, şu anda 6.200 lira alıyor. Öyle ücretler çok düşük değil. Ha, buna rağmen ücret nerede düşük? Ben size söyleyeyim, özel sektör hava yollarında ücret düşük; aynı kabin memuru özel hava yolu şirketlerinde 1.200 lira alıyor. Türk Hava Yollarında 6.200, diğerlerinde 1.200 lira alıyor, bunun bilinmesinde yarar var.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Yani, o daha mı iyi sizce Sayın Bakan? Yani, ücretin o kadar düşük olması daha mı iyi?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Hayır, iyi değil diyorum. Niye orada sendikal örgütlenme yok, ben de bu soruyu soruyorum. Özel hava yolu şirketlerinde…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – İşten atıyorlar da onun için Sayın Bakan.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Yani bu herhâlde bir sendikacı, eski sendikacı olarak tatmin edici bir cevap değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – İşten atmayı engelleyin, bak, nasıl…

BAŞKAN – Sayın Bakan, süremiz doldu, bir dakika da hatta bir buçuk dakika da üzerine koyduk, artık yazılı verirsiniz.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Evet, özür dilerim.

Kadıköy-Kartal hattı belediyenin projesidir. Bu konuda detayla ilgili bilgiyi yazılı olarak vereceğim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yani bir bakan özel sektörde niye sendika yok diye soru sorar mı Allah aşkına ya? Böyle bir şey olur mu Sayın Bakan? Hükûmet sizsiniz, yöneten sizsiniz ya! Böyle bir soruyu Bakan nasıl sorar, olacak iş mi bu ya?

BAŞKAN – Şimdi, madde üzerinde üç önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 259 Sıra sayılı Teklifin Çerçeve 3 üncü maddesiyle düzenlenen 2918 Sayılı Kanunun Ek 2 inci maddesine eklenen ilk fıkrada yer alan "kişiye ve araç sahibine" ibaresinin "kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, iş yeri ve işletmelerin sorumlularına" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Ramazan Can                    Metin Külünk                            İhsan Şener

                      Kırıkkale                            İstanbul                                      Ordu

                   Yılmaz Tunç              Muhammet Bilal Macit                  Osman Kahveci

                        Bartın                               İstanbul                                   Karabük

                                                          İsmail Kaşdemir

                                                              Çanakkale

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 259 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 3'üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Mehmet Akif Hamzaçebi                  Veli Ağbaba                        Ali Serindağ

                       İstanbul                                   Malatya                              Gaziantep

                   Tanju Özcan                           Haydar Akar                       Turgut Dibek

                         Bolu                                      Kocaeli                               Kırklareli

“Madde 3- 2918 sayılı Kanunun Ek 2 nci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

"İlgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan kişiye ve araç sahibine birinci fıkrada gösterilen idari para cezası 3 kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise 5 kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında 65 gün süre ile trafikten men edilir.

İkinci fıkra uyarınca yolcu taşıyan kişiye ve araç sahibine uygulanacak cezalar söz konusu araçlara durak veya işletmecilik hizmeti veren kişiler hakkında da uygulanır.”

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 259 sıra sayılı yasa teklifinin 3 ncü maddesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 Hasip Kaplan                   Ertuğrul Kürkcü                         Erol Dora

                      Şırnak                                Mersin                                  Mardin

                                   İbrahim Binici                         Abdullah Levent Tüzel          

                                       Şanlıurfa                                         İstanbul                                    

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Cezai yaptırımlar ülkemizin sosyoekonomik şartlarına uygun değildir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 259 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 3'üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                       Mehmet Akif Hamzaçebi (İstanbul) ve arkadaşları

"Madde 3- 2918 sayılı Kanunun Ek 2 nci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

"İlgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dâhilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan kişiye ve araç sahibine birinci fıkrada gösterilen idari para cezası 3 kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise 5 kat olarak uygulanır. Ayrıca, araç her defasında 65 gün süre ile trafikten men edilir.

İkinci fıkra uyarınca yolcu taşıyan kişiye ve araç sahibine uygulanacak cezalar söz konusu araçlara durak veya işletmecilik hizmeti veren kişiler hakkında da uygulanır.”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Akar konuşacak efendim.

BAŞKAN – Kocaeli milletvekili Sayın Haydar Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; tabii, bugün, biraz evvel -Metin Külünk gerçekten yok burada ama- Metin Külünk tarihe geçti, bir işçi düşmanı olarak Metin Külünk tarihe geçti ve grev kırıcı olarak tarihe geçti.

Şimdi, niye bunları söylüyorum… Burada mı bilmiyorum Metin Bey, bunları herhâlde izah edecektir ama… Kaçtı Bakan. Gitmeyin Sayın Bakan, Avrupa Birliğine girmemekten sorumlu Sayın Bakan da buradaydı, uzun zamandır bakanlık yapıyor ama 34 tane fasıldan 2 tanesini başarabildi ve…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – 1, 1!

HAYDAR AKAR (Devamla) – …çok övündüğü bir şey yaptı onu da hatırlatmak istiyorum, Brunei Sultanlığı’yla vizeleri kaldırttı, bunu başardı. İki dönem daha bakanlık yapar ama, herhâlde üçüncü dönemi gidecek anladığım kadarıyla.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Brunei nerede?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Şimdi, sevgili arkadaşlar, her kanunu yarım çıkarttığınız, eksik çıkarttığınız gibi, yine taksicilerle ilgili kanunu da eksik, yarım, topal çıkarıyorsunuz. Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda bir araştırma önergesi bir de kanun teklifi verdi, gerçekten taksicilerin sorunlarıyla ilgili kanun teklifi verdi. Bu sorunlardan bir tanesi de korsan taksicilikti, doğru ama taksicilerin problemi sadece bu değil.

Bakın, benim kentimin merkezinde, İzmit’te 25 tane taksi durağı var ve tek tek dolaştım taksi duraklarını. En azından 5 ile 10 arasında taksici arkadaşımız… Hem kendi taksisinde çalışan var hem de taksilerde şoför olarak çalışan insanlar var. Hiç dikkat ettiniz mi? Taksilerde başkasının, özellikle İstanbul’da 50 tane, 60 tane taksisi olan şirket sahipleri veya bu işten finans temin eden insanların çalıştırdığı insanların yaşlarına hiç baktınız mı? Lütfen bakmanızı rica ediyorum. Gidin, kentinizdeki taksici olarak çalışan insanların yaşlarına bakın. Hepsinin yaşları ellinin üzerinde, çoğu emekli olmuş ve taksicilik mesleğinden Bağ-Kur’unu ödeyip de emekli olmayı hedefleyen çok insan yok ve çoğu emekli olmuş. Sorun bakalım, bu insanlar niçin çalışıyorlar? Ben size söyleyeyim bu insanların niçin çalıştığını: Bu insanlar Hawaii’de tatil yapmak için çalışıyorlar! Kışın çalışıyorlar İstanbul’da, Ankara’da, kendi kentlerinde, parayı biriktiriyorlar. Avrupalı… Avrupalı Bakan nerede? Yine kaçtı. Avrupalı emeklilerin yaptığı gibi, yaz tatillerini değerlendiriyorlar, gidiyorlar bu kazandıkları parayla. Hayır, böyle yapmıyorlar. Bu insanlar torunlarına bakabilmek için çalışıyorlar, bu insanlar ev kiralarını ödeyebilmek için çalışıyorlar, bu insanlar geçimlerini sağlayabilmek için çalışıyorlar.

Peki, bu yasanın neresinde var bu insanlar? Neresinde var? 600 liraya, 700 liraya emekli yaptığınız, 1.200 liraya emekli yaptığınız bu insanları, açlığa mahkûm ettiğiniz bu insanları… Şimdi bu yasayı getiriyorsunuz, sadece korsan taksiciliği hallederek bu yasayı hallettiğinizi düşünüyorsunuz, bunların problemlerini çözdüğünüzü düşünüyorsunuz. Hayır çözemezsiniz, mümkün değil. Nasıl 2B’yi çözemediğiniz gibi bunu da çözemezsiniz. Nasıl Afet Kanunu’yla olayları çözemediğiniz gibi bunu çözemezsiniz. Nasıl paralı askerlik kanunuyla, getirdiğiniz kanunla paralı askerlik problemini Türkiye’de veya askerliği geçmiş insanların problemini çözemediğiniz gibi bunu da çözemiyorsunuz.

Peki, ne yapmak lazım? Size nasıl anlatmak lazım bunu?

Arkadaşlarımız söylüyor; tamam, halk size yüzde 50 oy verdi ve çoğunluğunuza dayanarak, gelen talimatla her şeyi geçiriyorsunuz buradan.

Arkadaşlar, bir şeyi yaparken doğru yapalım. Gelin, şu kanunu doğru çıkartalım ve Türkiye’deki taksicilerin problemlerini çözelim. Taksilerde çalışmaya mahkûm olan insanların problemlerini çözelim. Hani gelişmiş ekonomiydik? Dünyanın 16’ncı büyük ekonomisiyiz. İnsanları kandırmayın!

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – 18 yaptılar!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Doğru ama Hollanda senden fazla kazanıyor. Bizim Konya kadar bile değil Hollanda ama 17’nin içine, 20’nin içine, 50’nin içine giremiyor. Niye giremiyor acaba? Bunu niye anlatmıyorsunuz insanlara?

Fikri Bey, siz Ford’da 4 bin tane sanat okulu mezunu çalıştırıyorsunuz, Hyundai’de çalıştırıyorsunuz; sendikasız çalıştırıyorsunuz.  Kaç para alıyor? En kalitelisi 1.200 lira para alıyor. Ne söylüyor Başbakan? “3 tane çocuk yapın.” Hadi bakalım, size soruyorum; yapın bu 3 tane çocuğu da 1.200 lirayla hem evlenin hem çocuk yapın ve o çocukları okutun. Nasıl yapacaksınız bunu?

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Buna aile babası karar verecek.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Lütfen, çok rica ediyorum…

Bak, sanayiden geliyoruz. Türkiye’nin en gelişmiş kentinden geliyorum. Ford fabrikasına bedava verdiğiniz yerlerde 1.200 liraya, sanat okulu mezunu, iki yıllık meslek yüksekokullu çocuklar çalışıyor ve sendikaları yok.

Evet, biraz evvel arkadaşım açıkladı; arkasında duramadınız, referandumda getirdiğiniz kanun teklifinin arkasında duramadınız, maddenin arkasında duramadınız. Niye getirdiniz ben söyleyeyim size bunu: Anayasa Mahkemesini ele geçirmek, HSYK’yı ele geçirmek için getirdiniz.

Evet, bravo; ele de geçirdiniz, gerekeni de yapıyorsunuz ama size bir şey söylemek istiyorum: Hitler, en son ne yapmıştı biliyor musunuz 1934’te? Bir stadyumda kongre yapmıştı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bir stadyumda kongre yaptıktan sonra sizin ileri demokrasinizde çıkardığınız maddeleri çıkarttı diyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akar.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, yoklama istiyorum.

BAŞKAN – Yoklama talebinde bulunan arkadaşların isimlerini tespit edeceğim: Sayın İnce, Sayın Serindağ, Sayın Çelebi, Sayın Dinçer, Sayın Akar, Sayın Aslanoğlu, Sayın Özel, Sayın Havutça, Sayın Şeker, Sayın Aksünger, Sayın Özgündüz, Sayın Erdoğdu, Sayın Sarıbaş, Sayın Öz, Sayın Öğüt, Sayın Çam, Sayın Kurt, Sayın Işık, Sayın Tanal, Sayın Kaleli, Sayın Demir.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Metin Külünk ve 2 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu (2/560) (S. Sayısı: 259) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 259 Sıra sayılı Teklifin Çerçeve 3 üncü maddesiyle düzenlenen 2918 Sayılı Kanunun Ek 2 nci maddesine eklenen ilk fıkrada yer alan "kişiye ve araç sahibine" ibaresinin "kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve işletmelerin sorumlularına" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                   Ramazan Can (Kırıkkale) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ULAŞTIRMA, HABERLEŞME VE DENİZCİLİK BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun:

Gerekçe:

Önergemiz ile yolcu taşıyan korsan taksilerin taşıyan kişi ve araç sahibi yanında bağlı bulunduğu durak ve işletmelerin sorumlularının da cezalandırılması öngörülmektedir.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge çerçevesi içinde madde 3’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Madde 4’ü okutuyorum:

MADDE 4- 10/6/1985 tarihli ve 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

“EK MADDE 1- Yolcu ve yük taşıma faaliyetinde bulunan hava yolu şirketlerine hava taşıma araçlarının, motorlarının ve bunların aksam ve parçalarının; kurulu bulunulan ülke mevzuatına göre bunları kiralama yetkisini haiz olan şirket, kuruluş ve finansal kiralama şirketleri tarafından, finansal kiralama sözleşmesine dayalı olarak en az 2 yıl süreyle yurt dışından kiralanması işlemleri, bu Kanun kapsamında finansal kiralama olarak değerlendirilir.”

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal’a aittir.

Buyurun Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, çok gürültü var. Aşağı yukarı otuz beş dakika konuşmalar sürecek. Sohbetlerinizi bahçe veya dışarıda yaparsanız iyi olur. Sizden rica ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sohbetler ve iş takipleri dışarıda yapılabilir.

BAŞKAN – Onu ben söyleyemem.

Sayın Günal, buyurun.

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, hem söz verdiğiniz için hem de arkadaşları önceden uyardığınız için teşekkür ediyorum.

Değerli üyeler, hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, sohbet eden arkadaşlara da belki ilginç gelecek iki tane sıra sayısı size göstereceğim, belki sohbetin yerine bunları dinlemeyi tercih edebilirsiniz. Bu görüştüğümüz kanun teklifi ve rapor, 259 sıra sayısıyla bastırılmış.

Şu anda görüştüğümüz madde Sayın Bakanım, aynen şöyle diyor; ek madde 1’i okuyorum: “Yolcu ve yük taşıma faaliyetinde bulunan hava yolu şirketlerine…”

Dikkatli dinlemenizi istiyorum, iki tane madde okuyacağım, arasındaki farkı size soracağım; eğer bir fark bulursanız, yedi fark değil bir fark bulursanız sizi ödüllendireceğim; bulamazsanız da Hükûmetin yaptığı komedinin bir örneğini daha burada görmüş olacaksınız.

Aynen okuyorum: “Yolcu ve yük taşıma faaliyetinde bulunan hava yolu şirketlerine hava taşıma araçlarının, motorlarının ve bunların aksam ve parçalarının; kurulu bulunulan ülke mevzuatına göre bunları kiralama yetkisini haiz olan şirket, kuruluş ve finansal kiralama şirketleri tarafından, finansal kiralama sözleşmesine dayalı olarak en az 2 yıl süreyle yurt dışından kiralanması işlemleri, bu Kanun kapsamında finansal kiralama olarak değerlendirilir.”

Değerli arkadaşlar, bu okuduğum görüştüğümüz kanunun şu andaki maddesi. Şimdi size bir tane daha sıra sayısı gösteriyorum: 239 -şu anda baskıda, gündemde, görüşeceğiz- Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu. Açıyorum tekrar, okuyorum size, dikkatle Sayın Bakanın da dinlemesini istirham ediyorum. Sayın Bakanım, aynen şöyle diyor: “Kapsam, Madde 2, fıkra (5): ‘Yolcu ve yük taşıma faaliyetinde bulunan hava yolu şirketlerine hava taşıma araçlarının, motorlarının ve bunların aksam ve parçalarının; kurulu bulunan ülke mevzuatına göre bunları kiralama yetkisini haiz olan şirket, kuruluş ve finansal kiralama şirketleri tarafından…’” diye devam ediyor. Fotokopisini de göndereyim size.

Şimdi, yani, ne olur ne olmaz, kazan-kazan oynamaya alışmışsınız, birisinden geçmezse ötekine de koyalım diye. Burada finansal kiralamayla ilgili biz kanun teklifini, tasarısını yukarıda görüşüyoruz. Siz bu sefer bunun içerisine de koymuşsunuz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yarın da oradan çıkarırsınız.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani, böyle bir, nereden denk gelirse oradan bir yerden tutturalım diye geliyor. Böyle bir kepazelik olur mu arkadaşlar ya! Yukarıya gittik, arkadaşlarımızla alt komisyon kurduk, sabahleyin hepsini görüştük. Ondan sonra bir maddelik yine bireysel emeklilikle ilgili başka bir şey geliyor. Ya bunların hepsi önceden size gelmiyor mu? Komisyon başkanlarımız ne yapıyor? Meclis Başkanlığı bunları sevk ederken ne yapıyor ben anlamıyorum. Hadi oraya geliyor, buradan yine geçiyor. Görünce yadırgadım açıkçası. Finansal kiralamayla ilgiliyse buraya niye koyuyorsunuz? Bizim orada ricamız vardı, onlara baktık, hiçbirisi kabul edilmedi. Dün tekrar söyledim, yine bunun içerisinde Sayın Bakanım… Kara yolları sürekli şikâyet ediyor değerli arkadaşlar, kamyoncular sürekli şikâyet ediyor, K2 Belgesi… Hava yoluna geldi miydi hem grevi önlüyorsunuz kanunla hem geliyorsunuz burada finansal leasing veriyorsunuz. Hani, nerede kamyoncularınki? Onlar da aynı şikâyeti yapıyor, diyorlar ki Sayın Bakanım: “Bizimkisi de finansal kiralama olunca biz belgemizi alamıyoruz.” Niye? Kiralama şirketinin üzerinde. Dedik ki: “Arkadaşlar, bu garibanları da bunun içerisine koyalım.” Yok, yani orada da yok, burada da yok. Bakma Sayın Başkanım, kara yolları yok. K2 Belgesi burada, gelmiş, Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nde de söylemişsiniz, bir sürü yukarıdan aşağıya belge var. Yani “Mülkiyeti eğer kendisinde değilse belge alamaz.” diyor. Bir sürü şart var, şimdi vaktim yok; öz mal şartı var, yüzde 50’si, 50 katı bilmem nesi, bir sürü şey var. Ama burada kamyoncular, kara yolu ulaştırmacıları dışarıda tutulurken hava yoluna geliyorsunuz.

Şimdi, Sayın Bakanım, bunlar adaletsizliktir. Adalet ve Kalkınma Partisinin adında “adalet” var. İşçilerle ilgili yaptığınıza şimdi geleceğim ama hava yolunu kurtaralım. Arkadan, gemilerle ilgili de vardı, dediler ki: “Başka bir sözleşme kapsamında, sorun yokmuş, buradan çözüyoruz.” Ee, yine kaldı kara yolları sıkıntılı -bütün, yani o uygulamadaki sıkıntıyı söylemiyorum- belgeyle ilgili sıkıntı var; onlarınkinin de burada bir şekilde çözülmesi lazım.

Yani aynı madde iki kanunda geçiyor. Şimdi hangisi geçerli olacak, ben size soruyorum, Meclis Başkanlığı da not alsın: Hangisi acaba düzenleyici olacak? İki madde; iki ayrı yerde aynı madde var. Şimdi finansal kiralamayla ilgili şey var, burada da koymuşuz, bu var. Bunun hangisi geçerli olacak acaba? Yani cümleler aynı, şeyler aynı; aynı maddeden iki tane çıkarmış olacağız. Bu önce çıktı diye bu mu geçerli olacak? Acaba diğer maddelerde bunu ilgilendiren geçici hükümler var mı? Baktınız mı? Hayır. Biz bir önerge verdiğimiz zaman diyor ki: “Efendim, bu, vallahi İç Tüzük’e aykırı. İşte, şurası şu konu var, burası bu konu var.” Dolayısıyla lütfen işimizi ciddiye alalım. Bunları getirirken yukarıdaki arkadaşlarımızdan, ilgili komisyondan geçirelim. Finansal kiralamanın ne işi var İçişleri Komisyonunda? Söyleyin o zaman bana. Ne işi var? Böyle yaparsanız -işte kafa sallıyor Sayın Bakanım ama- oraya koyarsan zaten bizim yukarıda görüştüğümüz şeyi sen burada bir daha koymuş olursun.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) – Cevap vereceğim.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Sayın Bakanın işi var. Sayın Bakanın ne işi var? Diyor ki: “Grev yapmak bir haktır.” Sayın Bakan hava yollarıyla ilgileniyor, oradaki grevi önleyeceğim diye, kanun çıkartacağım diye uğraşıyor; başka bir işi şu anda yok. Demişsiniz ki Sayın Bakanım gazetelerde yer alan hâliyle: “Grev yapmak bir hak aramak olmakla birlikte en son başvurulacak yöntem olmalı. Bu konuda yasal altyapısı hazır mıdır, değil midir, buna bakmak lazım, araştırmak lazım.” Ama sonrasında diyorsunuz ki: “Bildiğim kadarıyla grev süresi şimdi başlamamalı, bu biraz fiilî durum. İşi bırakma da aynı sonucu doğurur. O bakımdan burada hukuki bir sorun ortaya çıkacağı muhakkak.”

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kanun çıktıktan sonra başlamalı ki kesilmeli.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – “Ha ayağınızı denk alın işçiler.” diye bir taraftan tehdit ediyor Sayın Bakan, Hava Yolları adına. Ama arkasından güzel bir açıklaması var, hakkını yemeyel