DÖNEM: 24                          CİLT: 21                        YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

111’inci Birleşim

24 Mayıs 2012 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.-  GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Necip Fazıl Kısakürek’in ölümünün 29’uncu yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Dünya Uygur Türklerinin 4’üncü Olağan Kurultayı’na ilişkin gündem dışı konuşması ve  Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı

3.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Tekirdağ’ın çevre sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun gündem dışı konuşmaya verdiği cevaba ilişkin konuşması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sedef Küçük ve 19 milletvekilinin, Marmara Denizi’nde canlı yaşamını ve tür çeşitliliğini tehdit eden kirliliğin neden olduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/289)

2.- MHP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, AKP İktidarı döneminde afet ve acil müdahale mevzuatında yapılan değişiklikler ve getirilen yeni yapılanma sonuçlarının Van depremindeki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/290)

3.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan ve 22 milletvekilinin, Kocaeli ilinin Derince ilçesinde bulunan tehlikeli atıkların ortaya çıkardığı kirliliğin ve var olan atığın bertaraf yöntemlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/291)

 

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Necip Fazıl Kısakürek’in ölüm yıl dönümüne ve Uygur Türklerinin Türkiye'nin yardımına ve desteğine ihtiyacı olduğuna ilişkin açıklaması

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Esendere ve Sero Kara Hudut Kapılarının Ortak Kullanımına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/427) (S. Sayısı: 7)

3.- Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/486) (S. Sayısı: 233)

IX.- OYLAMALAR

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Esendere ve Sero Kara Hudut Kapılarının Ortak Kullanımına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, 2012’nin ilk üç ayında kurulan ve tasfiye edilen şirket sayısına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/6459)

2.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Seydişehir’de aşırı yağış ve don nedeniyle çiftçilerin mağduriyetlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi  Eker’in cevabı (7/6471)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığın KPSS puan sıralamasına göre başvuracak adaylar arasından mülakat ile personel alımına ve mülakat sınavının tarihinden kaynaklanacak mağduriyete ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/6666)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak dört oturum yaptı.

Denizli Milletvekili Adnan Keskin,

Denizli Milletvekili Mehmet Yüksel,

Denizli ve çevresinde yaşanan dolu ve don afetinin verdiği zararlara;

Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici, Şanlıurfa’nın sorunlarına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, hasat zamanı ülkemizin birçok bölgesinde tabii afetler yaşandığına ve bu nedenle çiftçilerin uğradığı zararın karşılanması gerektiğine ilişkin bir açıklamada bulundu.

Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 27 milletvekilinin, demokrasiye müdahaleye zemin hazırlayan olayların aydınlatılması ve devlet içindeki yasa dışı örgütlenme ve yapıların (10/286),

Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 21 milletvekilinin, küçük esnaf ve sanatkârların sorunlarının (10/287),

Bitlis Milletvekili Vahit Kiler ve 20 milletvekilinin, kaçak sigaranın yurda girişi ve pazarlanması ile ekonomiye verdiği zararların (10/288),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

BDP Grubunun, 17/2/2012 tarihinde Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve arkadaşlarının Bingöl Karlıova ilçesi Hacılar köyünde bulunan termal su kaynağının incelenmesi, halkın ve kamu yararının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu (606 sıra no.lu) Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 23/5/2012 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Bingöl Milletvekili İdris Baluken, Siirt Milletvekili Afif Demirkıran’ın Barış ve Demokrasi Partisine,

Bingöl Milletvekili Eşref Taş, Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

MHP Grubunun, 23/5/2012 tarihinde kamu çalışanlarının özlük haklarının belirlenmesine yönelik toplu görüşme sürecinden toplu sözleşme sürecine geçişi sonucunda yapılan toplu sözleşme görüşmelerinin ve sonuçlarının, kamu çalışanlarına beklentilerden uzak bir teklifin yapılmasının gerekçesi olarak ileri sürülen ekonomik kriz uyarılarının boyutlarının, toplu sözleşme süreçlerinin işlenmesinden kaynaklanan sorunların görüşülmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu genel görüşme önergesinin Genel Kurulun 23/5/2012 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde okunarak görüşmelerinin aynı tarihli birleşimde yapılmasına ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının;

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının (1/486) (S. Sayısı: 233),

Görüşmeleri, Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

3’üncü sırasında yer alan, Uluslararası Para Fonu Ana Sözleşmesinde İcra Direktörleri Kurulu Reformuna İlişkin Olarak Yapılması Teklif Edilen Değişikliklerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/546) (S. Sayısı: 177) görüşmeleri tamamlanarak yapılan açık oylamadan sonra kabul edildi.

4’üncü sırasında yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Esendere ve Sero Kara Hudut Kapılarının Ortak Kullanımına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/427) (S. Sayısı: 7) tümü üzerindeki görüşmeleri tamamlanarak maddelerine geçilmesi kabul edildi.

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

Çalışma süresi sona erdiğinden, alınan karar gereğince, 24 Mayıs 2012 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere 19.56’da birleşime son verildi.

 

                                                            Sadık YAKUT

                                                           Başkan Vekili

 

        Tanju ÖZCAN                          Özlem YEMİŞÇİ                          Bayram ÖZÇELİK

                Bolu                                        Tekirdağ                                          Burdur

            Kâtip Üye                                  Kâtip Üye                                      Kâtip Üye
II.- GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                                No: 153

24 Mayıs 2012 Perşembe

Sözlü Soru Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, kamu çalışanlarına grev hakkı tanınmasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1733) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

2.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, 2002-2012 yılları arasında burs alan öğrencilere ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından sözlü soru önergesi (6/1734) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, terhis süreleri uzatılan askerlerin kamuya öncelikli işçi olarak alınması uygulamasının ortadan kaldırıldığı iddialarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1735) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

4.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, bazı askeri personelin maaşlarına yapılan son zamma ilişkin Milli Savunma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1736) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

5.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, bazı askeri personelin maaşlarına yapılan son zamma ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1737) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, eş durumu öğretmen atamalarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1738) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

7.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, öğretmen atamalarındaki il ve ilçe emri uygulamasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1739) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

8.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Karaisalı Devlet Hastanesinin uzman doktor açığına ve yaşanan mağduriyete ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1740) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

9.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, uyuşturucu madde ile mücadelede halka yönelik eğitim ve bilgilendirme faaliyetlerine ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1741) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

10.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bir belediyenin ekmek alım ihalesine ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1742) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

11.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, hava ambulanslarının kullanımına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1743) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

12.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars’ta bir köyün imamevi, gasilhane ve şadırvan ihtiyacına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) sözlü soru önergesi (6/1744) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Devlet Tiyatrolarının özelleştirileceği iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7344) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, belediyelerin profesyonel futbol takımlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7345) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

3.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, memur maaşlarının düzeltilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7346) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

4.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, etik kurallara aykırılık nedeniyle hakkında işlem yapılan bürokratlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7347) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

5.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, şeker pancarına ve şeker fabrikalarının sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7348) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, engellilerin vergi muafiyetinde ve oy işlemlerinde yaşadığı sorunlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7349) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

7.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, korunmaya muhtaç çocuklara ve parçalanmış ailelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7350) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

8.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, 2002-2012 yılları arasında TSK arazilerindeki değişikliklere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7351) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

9.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, THY, öğretmenevi gibi kamu kurum ve kuruluşlarına alınan gazetelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7352) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

10.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, Bursa’da son 5 yılda kiralanan kadastro harici arazilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7353) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

11.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, Suriyeli mülteciler için harcanan para miktarına ve mültecilere dağıtıldığı iddia edilen kredi kartlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/7354) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

12.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, bazı davalardaki tutuklu ve hükümlü sayılarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/7355) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

13.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, 2002-2011 yılları arasındaki icra takiplerine ve karşılıksız çek davalarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/7356) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

14.-  İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, 12 Eylül Askeri Darbesi döneminde çıktığı halde halen yürürlükte bulunan yasalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/7357) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

15.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, cezaevi koşullarının engelli tutuklu ve hükümlülere uygun olup olmadığına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/7358) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

16.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, askerlik vazifesi sırasında yaşanan hak ihlalleri nedeniyle AİHM’e açılan davalara ve ödenen tazminatlara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/7359) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

17.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, engelli istatistiklerine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/7360) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

18.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, yetiştirme yurtlarında kalan çocukların sorunlarına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/7361) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

19.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, taşeron sisteminin doğurduğu sorunlara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/7362) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

20.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, özelleştirme sonucunda başka kurumlara atanan personelin özlük haklarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/7363) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

21.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, sözleşmeli personel uygulamasına ve kadroya geçen sözleşmeli personele ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/7364) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

22.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, Türk soylu yabancıların Türkiye’deki çalışma koşullarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/7365) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

23.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, sera ısıtmasında kullanılan jeotermal atık suların yol açtığı çevre kirliliğine ve bunun önlenmesine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/7366) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

24.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Taşköprü Tapu ve Kadastro Müdürlüğünün kapatılmasına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/7367) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

25.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, binaların engellilerin kullanımına uygun inşa edilip edilmediğine ve bunun denetimine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/7368) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

26.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, yabancılara taşınmaz satışının doğuracağı sorunlara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/7369) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

27.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, İkitelli Organize Sanayi Bölgesi içerisindeki bir parselin imar planının değişmesine ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/7370) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

28.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, uluslararası başarı kazanan sporculara verilen ödüllere ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/7371) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

29.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, TFF ve Engelli Spor Federasyonlarına yapılan yardımlara ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/7372) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

30.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, protokol tribünlerinin kullanımına ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/7373) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

31.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Samsun’da yıkılıp yeniden inşa edileceği belirtilen 19 Mayıs Stadının adının değiştirileceği iddialarına ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/7374) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

32.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 2011-2012 yıllarında yaş sebze meyve üretimi ve ihracatına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7375) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

33.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, seracılığa ve bunun kapasitesinin artırılmasına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7376) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

34.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, sera üretici birliklerini teşvik edici çalışmalara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7377) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

35.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, sera ürünlerinin fiyatını belirleyecek bir müdahale kuruluşu oluşturulup oluşturulmayacağına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7378) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

36.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, seraların ve sera ürünlerinin eksikliklerinin giderilmesine yönelik çalışmalara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7379) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

37.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, ülkemizdeki seracılığın sorunlarını azaltmaya yönelik çalışmalara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7380) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

38.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçları nedeniyle cezaevlerine giren çiftçilere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7381) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

39.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Yozgat’ta don ve sel olaylarından dolayı çiftçilerin yaşadıkları mağduriyetlerin giderilmesine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7382) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

40.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerinden kredi alan üreticilerin borçlarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7383) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

41.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2009-2011 yılları arasında hizmet alımı yoluyla çalıştırılan personele ve özlük haklarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7384) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

42.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2009-2011 yılları arasında Ziraat Bankasından ve Tarım Kredi Kooperatiflerinden alınan üretici kredilerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7385) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

43.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, muz ithalatında üç firmaya ayrıcalık yapıldığı iddialarına ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/7386) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

44.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, kredilerden alınan dosya masraflarına ve elektrik faturalarındaki kayıp kaçak ücretine ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/7387) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

45.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Bakanlığa bağlı birimlerin TSE belgeleri alımına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7388) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

46.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, belediyelerde çalışan işçilere ve özlük haklarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7389) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

47.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Jandarma Genel Komutanlığında çalışan sivil memurların silah taşıma ruhsatı harç ücreti ödemesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7390) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

48.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 2011 yılında Tokat’ta yakalanan uyuşturucu miktarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7391) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

49.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat İl Özel İdaresinin 2011 yılı harcamalarına ve borçlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7392) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

50.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat ilindeki amatör spor kulüplerine ve bunlara sağlanan desteklere ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/7393) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

51.- Gaziantep Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın, Gaziantep’te organize suç şebekesi bulunduğu iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7394) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

52.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Iğdır’da kesilen trafik cezalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7395) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

53.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, şehit yakınlarının ve gazilerin istihdamına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7396) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

54.- Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün, son 9 yıllık dönemde özelleştirilen kurumlardaki istihdama ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/7397) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

55.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, engellilerin kamu kurum ve kuruluşlarında istihdamına ve istihdam kotalarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/7398) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

56.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Orhangazi ilçesinde yaşandığı iddia edilen bir taciz olayına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/7399) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

57.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, yeni eğitim sisteminde spor ve güzel sanatlara ilişkin derslere yer verilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/7400) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

58.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, İlköğretim ve Eğitim Kanununun uygulanmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/7401) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

59.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Rize’de anaokulu öğrencilerinin Emniyet Müdürlüğü ziyaretinde yaşanan bir olaya ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/7402) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

60.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, engelli öğrencilerin eğitimlerini sürdürebilmeleri için alınan tedbirlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/7403) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

61.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Konya’da kapatılan askerlik şubelerine ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/7404) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

62.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun çeşitli sebeplerle  hayatını kaybeden askerlere ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/7405) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

63.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, 2011 yılından itibaren emekliye sevk edilen ve tutuklanan subaylara ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/7406) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

64.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, astsubay ve subaylar arasındaki eşitsizliklere ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/7407) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

65.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, özel sektöre ihale edilen hizmet alımlarının denetimine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7408) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

66.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, engellilerin sağlık hizmetlerinden yararlandırılmalarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7409) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

67.- Ordu Milletvekili İdris Yıldız’ın, Ordu Devlet Hastanesinin taşınıp taşınmayacağına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7410) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

68.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, ülkemizde son 10 yılda bebek doğum-ölüm ve aşılanma oranlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/7411) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

69.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, kamuya açık alanların ve toplu taşıma araçlarının engellilerin kullanımına uygun hale getirilmesine yönelik çalışmalara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/7412) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

70.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Uşak Havaalanında yolcu taşımacılığı hizmetlerinin ne zaman başlayacağına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/7413) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

71.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, sanat ve sanatçıyla ilgili görüşlerine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/7414) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

72.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, ayrımcılığın önlenmesi konusunda mevzuatın uluslararası müktesebat çerçevesinde taranıp taranmadığına ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/7415) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

73.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Ortaköy Berta Deresi üzerinde yapılacağı iddia edilen HES’lere ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/7416) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

74.- İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, 5. İzmir İktisat Kongresinin yapılıp yapılmayacağına ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/7417) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

75.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, tiyatroların özelleştirilmesi konusundaki çalışmalara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/7418) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

76.- İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, Kozak Havzasındaki verim sorununa ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/7419) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.05.2012)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sedef Küçük ve 19 Milletvekilinin, Marmara Denizindeki kirliliğin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/289) (Başkanlığa geliş tarihi: 11/11/2011)

2.- MHP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Afet ve Acil Müdahale mevzuatında yapılan değişikliklerin Van depreminde yol açtığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/290) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/11/2011)

3.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan ve 22 Milletvekilinin, Kocaeli ili Derince ilçesinde bulunan tehlikeli BHC atıklarının ortaya çıkardığı kirliliğin ve bunların sevkiyatına ilişkin sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/291) (Başkanlığa geliş tarihi: 14/11/2011)


24 Mayıs 2012 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Mustafa HAMARAT (Ordu)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Necip Fazıl Kısakürek’in vefat yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’a aittir.

Buyurun Sayın Muş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.-  GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Necip Fazıl Kısakürek’in ölümünün 29’uncu yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; bugün İslam coğrafyasının son dönemlerde yetiştirdiği ender mütefekkirlerden biri olan Necip Fazıl Kısakürek’in ölümünün 29’uncu seneidevriyesi sebebiyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Üstat Necip Fazıl Kısakürek, entelektüelliğin sözde münevverler tarafından dumura uğratılıp fetret dönemine sokulduğu bir zeminde verdiği eserler ve fert ve topluma kazandırdığı ufuk sayesinde entelektüelliğin “Nasıl?”ını 20’nci yüzyılın insanlarına göstermiş ve bu yüzyıldan sonra gelecek kuşaklara da örnek olmuştur.

Üstat Necip Fazıl, sadece şiir alanında değil, edebiyatın tüm alanlarında eser vermiş bir mütefekkir, sanat ve aksiyon adamıdır. Tanzimattan bu yana Doğu medeniyetinden yani kendi öz medeniyetinden kopmuş, doludizgin Batılılaşma sürecine girmiş ve bu süreçte ruhi ve manevi unsurlarını Batı’nın ve emperyalizmin maddeci saldırılarının açık hedefi hâline getiren bir milletin karşısına “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak/ Haykırsam kollarımı makas gibi açarak/ Durun, durun bir dünya iniyor tepemizden/ Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden.” diye haykırarak dikilmiştir.

Üstat Necip Fazıl, kendisini anlayanlara ve peşine düşenlere, yaşanmaya değer bir hayat vizyonu kazandırmıştır. Toplumun aydınlanmasının önce ferdin aydınlanmasından geçtiğine işaret ederek, “çile” olarak adlandırdığı fertteki fikrî tekâmülün gerekliliğini, yaptığı konferanslarda ve verdiği eserlerde işlemiştir.

Üstat, aynı zamanda “Büyük Doğu Dergileri” ve “İdeolocya Örgüsü” adlı eserleriyle içtimai bir nizam ortaya koymuştur.

Üstat Necip Fazıl bu kadim medeniyetin gençliğini “kökü ezelde ve dalı ebette bir sistemin aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip bir gençlik” olarak tanımlamış ve onlara şu şekilde seslenmiştir:

“Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim

Manevi babanın tabutunu musalla taşına

Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşını da gediğine koymandır.”

Yakın zaman gençliğinin ufkunu bir güneş edasıyla aydınlatan bu büyük deha, inancından gelen aşk ve şevk ile mücadelesinden, aksiyonundan bir an bile geri durmamıştır. Bu deha, hakikati eğip bükmeden anlatmak ve savunmak için verdiği eserler ve yaptığı konuşmalar sebebiyle birçok cezai müeyyideye çarptırılmıştır. Ömrünün büyük bir kısmını hapishane koğuşlarında ve mahkeme koridorlarında tüketmiştir. Bütün bu olumsuzluklara rağmen yürüttüğü fikir mücadelesinde hiçbir suretle yılmamış ve korkmamıştır. “Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur.” düşüncesindeki üstat, bu tavır ve duruşu ile yine son dönemin en büyük kararlılık ve idealistlik örneği olarak karşımızda durmaktadır. Üstat bu kararlılık ve idealistliğini yine şu dizelerde dile getirmektedir:

“Tohum saç, bitmezse toprak utansın!

Hedefe varmayan mızrak utansın!

Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!

Çatlarsan doğuran kısrak utansın!

Ustada kalırsa bu öksüz yapı,

Onu sürdürmeyen çırak utansın!”

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üstat, zamanı ve mekânı kendi omuzlarına emanet olarak almış ve döneminde millete karşı oynanan oyunların iç yüzünü görmüş, bunları ifşa etmiştir. Bu aziz milletin haykıran dili ve yazan eli olmuştur. Üstat Necip Fazıl verdiği eserlerle Türk düşünce dünyasının iz bırakan önderlerindendir. Üstadın bu iz bırakışı ve kalıcılığı onun ruhu ve fikri her daim maddeden üstün tutmasındadır.

Konuşmama son vermeden önce Üstat Necip Fazıl’ı rahmetle anarken onun o kutsal mücadelesini saygıyla selamlıyor ve sözlerime üstadın şu dizeleriyle son veriyorum:

“Ana rahmi zahir, şu bizim koğuş!

Karanlığında nur, yeniden doğuş!

Sesler duymaktayım; Davran ve boğuş!

Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!

Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!

Ölsek de sevinin, eve dönsek de!

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!

Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir.”

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyor, hayırlı çalışmalar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, Dünya Uygur Türklerinin 4’üncü Olağan Kurultayı hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’a aittir.

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Dünya Uygur Türklerinin 4’üncü Olağan Kurultayı’na ilişkin gündem dışı konuşması ve  Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri şahsım adına, Uygur Türkleri adına, sürgünde yaşayan, kendi ülkesinde mazlum olan, masum Uygur Türkleri adına ve onların Sayın Başkanı Rabiya Kadir Hanımefendi adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 14-17 Mayıs 2012 tarihleri arasında Japonya’nın başkenti Tokyo’da 4’üncü Dünya Uygur Türkleri Kongresi yapıldı. Uygur Türkleri kendilerine uygulanan mezalimi, esareti kongre süreçleri başlatarak varlıklarını, kimliklerini, dillerini, egemenliklerini devam ettirmek iddiasını yaşatmaya ve dünyaya mal etmeye çalışıyorlar. Bunun için, hemen her ülkenin yardımına ihtiyaçları var ama herkesten ve her ülkeden önce Türkiye’nin korumasına ihtiyaçları var.

4’üncü kongreye ne yazık ki ülkemiz ev sahipliği yapamamıştır. Bana göre bunun utancı hepimiz için ağır bir vebal olarak omuzlarımızda kalacaktır. Japonya Parlamentosu ev sahipliği yapmış ve Japonya Parlamentosunda çok sayıda Japon milletvekilinin, 1 İtalyan milletvekilinin ve Cumhuriyet Halk Partisinden Sayın Haluk Ahmet Gümüş ve Sayın Malik Ecder Özdemir’le birlikte Milliyetçi Hareket Partisi adına, Sayın Genel Başkanımız adına, grubumuz adına ben bu kongreye katıldım.

Bir halkın, bir milletin çığlıklarını dinledik. Kendi doğdukları topraklarda, kendi yaşadıkları topraklarda, çok uzun yıllar bağımsız, egemen devlet olarak yaşadıkları, devletler kurdukları topraklarda bugün Uygur Türkleri esir olarak yaşamaktadır. Özgürlüklerinden yoksun, kültürlerini yaşayamayan, inançlarını yaşayamayan ve dünyanın gözü önünde bu insan hakları ihlallerinin çok yoğun yaşandığı Doğu Türkistan’da yaşamaktadırlar. Doğu Türkistan, sizlerin de bildiği gibi, bizlerin ata yurdudur. Doğu Türkistan yalnız Uygur Türklerini ilgilendirmiyor.

Değerli milletvekilleri, öncelikle Sayın Hükûmete sözüm. Küresel güç olmak iddiasında, büyük oyuncu olmak iddiasında olan AKP Hükûmeti Uygur coğrafyasının farkında bile değil. Uygur coğrafyası Çin’in, Hindistan’ın Rusya’nın ortasında 1 milyon 850 bin kilometrekare genişliğinde devasa bir yurt. İnanınız ki 21’inci yüzyılın küresel savaşları bu toprakların etrafında şekillenecek. Buraya bizim bigâne kalabilmemiz akıl dışı bir hadise ama ne yazık ki Adalet ve Kalkınma Partisi bir milletvekilini, Sayın Hükûmet bir üyesini Uygur Türklerinin bu önemli kurultayına, bu siyasi toplantısına temsilci olarak bile gönderememiştir. Üzüntü verici bir hadise.

Çin Cumhuriyeti’nin bu konuyu sorun hâline getirmiş olması onların sorunu ama biz, soydaşlarımız olan ve yoğun bir insan hakları ihlali altında 21’inci yüzyılda esir yaşayan bu kardeşlerimizin ızdırabına kulaklarımızı tıkayamazdık, tıkamamalıyız. Bu, her şeyden önce Türkiye’nin zararına bir davranıştır.

Değerli Grup Başkan Vekilim, Rabiya Kadir, bu kongrede 3’üncü defa Uygur Türklerinin Başkanı seçilmiştir ama ne yazık ki Hükûmetiniz, Rabiya Kadir’i Türkiye’ye sokmamaktadır. Japonya Parlamentosu onu bir siyasi kimlik olarak kabul ediyor, Çin Hükûmeti Japonya’ya nota veriyor, buna rağmen reddediyor ama Türkiye, maalesef Rabiya Kadir’i “sakıncalı bir insan” diye niteleyip… Kadın ağlıyor, ağlıyor.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Amerika sokuyor mu?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Amerika’da yaşıyor.

AHMET İHSAN KALKAVAN (Samsun) – Amerika öyle istediği için.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Amerika’da yaşıyor.

Nerede yaşayacak, kime sığınacak? Bu utanç bize yeter.

Değerli Hükûmet, değerli iktidar partisi grubu; bunlar bizim soydaşlarımız ve 21’inci yüzyılda insan hakları ihlalleri, biz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Çevremizdeki halkların hakkını savunmak noktasındaki Hükûmetin kendi soydaşlarımızı görmezden gelmesini kabul etmek mümkün değil.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı konuşmalara Hükûmet adına Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakanım.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 2 arkadaşımız iki önemli konuyu gündem dışı burada dile getirdiler. Ben de zaman ölçüsü içinde kendilerine kısaca görüşlerimi, Hükûmetimizin yaklaşımını sunmaya çalışacağım.

Önce Sayın Şandır’ın ve bazı arkadaşlarımızın, Tokyo’da yapılan Uygur Türkleri Kongresine katılmış olmasından ötürü kendilerine teşekkür ederim. Elbette dünyanın her tarafından hem kendi soydaşlarımızın hem de bütün insanlığın sorunlarıyla ilgilenmek, insan hakları sorunuyla ilgilenmek bu çağda hepimizin görevidir ama benim, her zaman üslubuna fevkalade önem verdiğim Sayın Grup Başkan Vekili kendi çabalarını burada önemle aktarırken başka çabaları da görmezden gelmese sanıyorum daha iyi olur ve hepimiz için de daha yararlı, ülkemiz için de daha yararlı olur.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çabalarınızdan haberdar olursak iyi olur.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan bu son dönemde Uygur Bölgesi’ni ziyaret etmişlerdir ve sanıyorum bu, tarihimizde ilktir. Daha önce Cumhurbaşkanı ve…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Daha önce Sayın Devlet Bahçeli de gitmişti.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Sayın Bahçeli herhâlde Başbakan ve Cumhurbaşkanı sıfatından…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Devlet Bahçeli Uygur Bölgesi’ne gitmedi, Çin Seddi’nde kaldı sadece.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Başbakan ve Cumhurbaşkanı sıfatıyla yapılmış ilk ziyaretlerdir, bu düzeyde daha önce ziyaretler yapılmamıştır. Ve Tokyo’da Sayın Şandır’ın da katılmış olduğu toplantı sırasında basın mensuplarına Uygur Türkleri adına sözcülük görevini yapan Sayın Rabiya Kadir “Bir Türk Başbakanının, bizim topraklarımıza ayak bastığı için Uygurları ne kadar mutlu ettiğini sizin tasavvur etmeniz mümkün değildir. İnsanlarımız yediden yetmişine kadar bir yetim çocuğun başını okşadığınızda nasıl mutlu oluyorsa bütün Uygur Türkleri öyle sevindiler. Uygur halkının üzerine bir güneş doğmuş gibi oldu.” sözleriyle, Sayın Şandır’ın esirgediği şu anda, bir anlamda, takdiri doğrudan doğruya Sayın Rabiya Kadir ifade etmiştir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ben üzüntülerimi ifade ettim Sayın Bakanım.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Yeterli değil Sayın Bakan, yeterli değil.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) –  Biz dünyanın her yerinde hem soydaşlarımızın demin söylediğim gibi hem de bütün insanların insan hakları sorunlarıyla yakından ilgileniyoruz ama “Herhangi bir kriz çıkmasın.” dikkati içinde de devlet yöneticileri olarak sorumlu davranmaya çalışıyoruz.

Çin, bizim çeşitli alanlarda iş birliği yaptığımız, dünyada gelişen büyük devletlerden bir tanesi. Çin’in iç işlerine karışmak gibi bir kaygımız yok ve biz Uygur Türklerini Çin’le aramızda bir sorun vesilesi değil; bir barış, dostluk, kaynaşma, kardeşlik köprüsü yapmak için uğraşıyoruz.

İlk defa bu yılın nevruz ayında Ankara’da Türk Ocağı Binası önünde yaptığımız nevruzda Uygur Bölgesi’nden bir kültür topluluğu geldi, doğrudan doğruya Uygur Türklerini temsil eden bir topluluk geldi; bu da tarihimizde ilktir, daha önce böyle bir temsile izin ve imkân verilmemişti.

Biliyorsunuz ki dünya 21’inci yüzyılda yeniden kuruluyor yani 20’nci yüzyılın o çatışmalı dünyası, 20’nci yüzyılın kavgalı dünyası, 20’nci yüzyılın komünizm-kapitalizm, sol-sağ diye bölünmüş olan dünyası yerine, şimdi insan hakları temeli üzerinde doğuda da batıda da yeni bir dünya kurmaya çalışıyoruz ve bundan biz etkilendiğimiz gibi Çin de etkileniyor. Çin Sincan bölgesinden ilk defa bir kültür topluluğu bizim ülkemize geldi ve hemen arkasından, Sayın Başbakanla giden heyette ben de vardım, çok ciddi bir hüsnükabul gördük ahali içinde, büyük bir sevgi var. Ama bizim Uygur Türkleri, hem onlara bir misilleme olmasın hem aramızda bir sorun olmasın diye bir dikkatimiz var.

MUHARREM VARLI (Adana) – Suriye’nin iç işlerine niye karışıyorsunuz Sayın Bakan? Irak’ın iç işlerine niye karışıyorsunuz? Onlar daha yakın komşularımız.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Ama bu, Uygur Türklerinin koşullarının gittikçe iyileştiği gerçeğini görmemizi göz ardı etmemize vesile olmasın. Bu dikkat içinde davranıyoruz. Ben çok teşekkür ederim arkadaşlarımıza, buraya giden arkadaşlarımıza. Ama bizim de konuyu çok yakından takip ettiğimizi ve Başbakan ve Cumhurbaşkanı düzeyinde Sincan Bölgesi’nin ilk defa ziyaret edildiğini de bu vesileyle bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Mehmet Muş kardeşim de, bugün, büyük şair Necip Fazıl’ın yıl dönümü vesilesiyle onun şiirlerinden güzel alıntılar yaparak bir kadirbilirlik örneği sergiledi. Necip Fazıl, örneğin, bakın, 20’nci yüzyılın nasıl çatışmalı bir yüzyıl olduğunun çarpıcı örneklerinden bir tanesidir. Bugün olsa, belki -21’inci yüzyılda- Necip Fazıl ve Nazım Hikmet çeşitli toplantıların ateşli hatipleri ve büyük şairleri olarak belli platformlarda buluşabilirlerdi ama o dönem insanları birbiriyle çatıştıran bir dönemdi, toplumları kendi içinde çatıştıran bir dönemdi. Bunun toplumlar da, insanlar da bedellerini ödediler. Bugün, bir mısrası bile bir destan gibi kabul edilen ki başka bir ekolden bir edebiyatçı tarafından, Yaşar Nabi tarafından bir mısrası bir destan gibi kabul edilen Necip Fazıl, bir dönem Türkiye’de çok ciddi bedeller ödedi. Şimdi, Altındağ Belediyemiz Ulucanlar Hapishanesini bir müzeye çevirdi. Orada, bakıyorum, işte, Hüseyin Cahit Yalçın’dan -doksan yaşındaki Hüseyin Cahit Yalçın orada hapse girmiş- Necip Fazıl’a, Necip Fazıl’dan Nazım Hikmet’e, Yılmaz Güney’e, Metin Toker’e, oradan geçmeyen iyi kötü eli kalem tutan insan kalmamış. Bunları yaşadı bir dönem toplumumuz. Şimdi bunları geride bırakmaya, biz bunları barıştırmaya çalışıyoruz. Bugün, Kültür ve Turizm Bakanlığı, örneğin Necip Fazıl’ı, Nazım Hikmet’i, Fazıl Hüsnü’yü, Sezai Karakoç’u birbirinden ayırmaksızın, bunlar bizim dilimizin, kültürümüzün, edebiyatımızın başyapıtlarını ortaya koymuş insanlardır diye hepsini sahiplenmeye ve hepsinden güzel eserleri tekrar milletin bilgisine, beğenisine sunmaya çalışıyor. Galiba gelmemiz gereken nokta budur. Yani biz, Mevlânâ’nın söylediği gibi, düne ait ne varsa düne terk ederek “Dünle beraber geçti cancağızım/ ne varsa düne ait/ Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” diyor ya, yani yeni şeyler söylemeye, biraz daha barış dili, biraz daha kardeşlik dili, biraz daha dostluk dili kullanmaya özen göstermeliyiz.

Arkadaşımız, Necip Fazıl’dan çok güzel alıntılar yaptı, ben de, izin verirseniz… O, tabii bir hatiptir, ideolojik bir şairdir elbette. Doğrudan doğruya Büyük Doğu mücadelesi, onun, bir ekol kurmak konusunda bir büyük mücadelesinin bayrağı olmuş olan bir eserdir, ama bütün o yönlerinin yanı sıra aynı zamanda bir İstanbul şairidir. Ben İstanbul şairlerine yüreğimde, beynimde, belleğimde ayrı bir yer veriyorum çünkü İstanbul gerçekten bizim müstesna şehirlerimizden birisi ve bir eski İstanbul milletvekili olarak ve… 29 Mayısta da İstanbul’un tekrar bizim kültürümüzün dünyaya açılan bir kapısı olmasının o mutlu yıl dönümünü yeniden yaşayacağız.

“Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar,

Onu ‘İstanbul’ diye toprağa kondurmuşlar.

İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim,

O, benim zaman, mekân aşıp geçmiş sevgilim.

Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur,

Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.

Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,

Ve kavuşmuş rüyalar onda, onda misale.

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler.

Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler.

Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,

Adada rüzgâr uçan eteklerden sorumlu.

Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından,

Hâlâ çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.

Ana gibi yâr olmaz, İstanbul gibi diyar,

Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar.”

Şiirini yazmış bir büyük şairdir.

Rahmetle, minnetle anıyorum ülkemize, dilimize, kültürümüze hizmet etmiş olanları ve ta buradan Uygur’a kadar Türk dünyasının gelişmesi, güzelleşmesi için emek veren ve çile çekenleri.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, Tekirdağ’ın çevre sorunları hakkında söz isteyen Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’ye aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Tekirdağ’ın çevre sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tekirdağ ilinin yaşadığı bir çevre sorunuyla ilgili söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle bütün Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, Tekirdağ ilimiz Türkiye için önemli bir sanayi ve tarım kentidir. Yine, artan nüfusu ile de büyükşehir olacak iller arasında da yerini almıştır. Çorlu ilçemiz de Tekirdağ ilinin en büyük ilçesi olup maalesef ülkenin gündemine şehrin hemen dibine yapılacak -tehlikeli atıkları da kapsayan- bir çöp depolama tesisiyle gelmektedir.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin iktidarı döneminde 2005 yılında çıkan bir kanun var, adı Toprak Koruma Kanunu. Bu Kanun’un 13’üncü maddesi tarım arazilerinin sadece tarımsal amaç ile kullanılabileceğini düzenlemiş fakat madde metnine birkaç istisna getirilerek tarım arazilerinde yenilenebilir enerji üretmek için faaliyette bulunulabileceğini bir istisnai madde olarak bağlamış. Yasal mevzuatımız bu.

Şimdi, sayın milletvekilleri, hikâyemiz nasıl başlıyor? Bir firma bu istisnadan yararlanmak için EPDK’ya müracaat ediyor ve yaklaşık 250 bin insanın yaşadığı Çorlu ilçesinin şehir merkezine 1,5 kilometre mesafede, birinci sınıf tarım arazilerinin tam ortasında bir noktada çöp gazından elektrik üretmek için lisans alıyor. Firmaya istediği lisans hemen veriliyor. Amaç, dikkat edin, çöp gazından elektrik üretmek yani o istisnai maddeden yararlanmak. Daha sonra bu lisansın yani elektrik üretme lisansının -bazı görevlilerin de üstün gayretleriyle- faaliyet alanı birdenbire bütün Türkiye’nin en büyük tehlikeli atıklarının da depolanacağı, gömüleceği bir tesise dönüşüyor, yıllık 800 bin ton kapasiteli.

Bundan sonrası daha ilginç. Başta Çorlu halkı, bilim adamları, çevre kuruluşları, yaptıkları araştırmalar ve ortaya koydukları raporlar neticesinde, bu tehlikeli atık tesisine karşı olduklarını her platformda dile getiriyorlar ve bu lisans belgesi ile faaliyet arasında fark olduğunu söylüyorlar.

Şimdi, sizlere, elektrik üretmek için kurulan tesisinin Bakanlıktan aldığı ÇED belgesindeki bazı faaliyetleri sıralayayım:

“Elektrik üretecek tesisin faaliyet alanları: Yılda 60 bin tehlikeli varilin temizlenmesi, bitkisel atık yağların geri kazanımı, tıbbi atıkların gömülerek depolanması, akü ve pil atıklarının gömülerek depolanması, ömrünü tamamlamış her türlü lastik atıklarının geri dönüşümü…” Daha bir sürü tehlikeli atıkların depolanması. Bu faaliyetlerin hiçbirinin elektrik üretmekle bir ilgisi olmamasına rağmen Bakanlık tarafından bu faaliyetlerin hepsine “ÇED uygundur” belgesi veriliyor.

Sayın milletvekilleri, olayın son bölümü daha da vahim. Firma, Çorlu Belediyesine ruhsat almak için müracaat etmiş. Çorlu Belediyesi de, az önce anlattığım gibi, bu sebeplerden ötürü bu talebi haklı olarak reddediyor; halkının, vatandaşların zehirlenmesine karşı çıkıyor. Ancak sonra ne oluyor biliyor musunuz? Hani bir bakanlık kuruldu, Meclisten kaçırılarak, KHK’yla, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı. Bu Bakanlığa birçok yetkiler verildi yine KHK’yla. Bunlardan biri de, belediyelerin, yerel yönetimlerin yerine geçerek karar alması yetkisi.

İşte bu Bakanlık, tepeden inme, kimseye sormadan, danışmadan, halkın, vatandaşların, yerel yönetimin karşı çıktığı bir noktada, 17 Şubat 2012 tarihinde tüm bu işlemler için izin veren ruhsatı verdi ve onayladı. Şimdi son durum bu. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, şehre 1,5 kilometre mesafede, birinci sınıf tarım arazilerinin tam göbeğinde bir alanı, hukuksuz bir şekilde Türkiye’nin en büyük çöp depolama ve gömü sahasına dönüştürecek kararı aldı. Ben sayısız kereler bu konuda girişimde bulundum, bakanlara önergeler verdim, yuvarlak cevaplar aldım. Ancak bir kez daha buradan Bakanlığa sesleniyorum: Bu yol doğru bir yol değildir, bu yoldan en kısa zamanda dönülmesi gerekir. Bakanlık yetkilileri yerele, halka, belediyelere kulaklarını tıkayamaz; Trakya halkının ve Tekirdağ halkının geleceğini karartamaz diyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Veysel Eroğlu, Hükûmet adına, gündem dışı konuşmaya cevap verecektir.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim.

Evvela bugün gerçekten mübarek bir gün. Bütün milletimizin ve sizlerin Regaip Kandili’ni tebrik ediyorum. İnşallah bu güzel günlerin ülkemizin birlik, beraberlik ve kardeşliğinin daha da pekişmesine vesile olmasını canıgönülden temenni ediyorum.

Özellikle ben Tekirdağ Milletvekilimiz Sayın Emre Köprülü’nün burada izah ettiği bazı konulara cevap vermek için söz aldım. Bu vesileyle aynı zamanda Tekirdağ’la alakalı bazı yatırımları da dile getirme fırsatı verdiği için kendisine teşekkür ediyorum.

Şimdi efendim, Sayın Emre Köprülü’nün bahsettiği -katı atıktan ziyade- enerji üretim tesisi aslında çöpten enerji üretmek için yapılan tesis. Bilgi notlarımı aldım, ben de bakacağım, Sayın Bakanla da görüşeceğim ama takdir edersiniz ki ortaya bir çöp çıkıyor; zehirli, zararlı atıklar çıkıyor; bunların bertaraf edilmesi gerekir Sayın Vekilim. Şimdi nereye müracaat etsek… Bakın, hiç kimse hiçbir yere çöpünü döktürmek istemiyor, hatta malum olduğu üzere bu çöplerin dökümü için yer bulunamadığı için biz burada kanun değişikliği yaparak “katı atık” dediğimiz bu çöplerin ormanlık alanlarda eski maden yataklarına, ocaklarına dökülmesine müsaade eden bir kanun dahi çıkardık biliyorsunuz. Yani bu katı atıkların bertaraf olması lazım. Esasen, bilindiği üzere, maalesef, bu Ergene havzası, Tekirdağ ve Edirne, hatta Kırklareli çevre açısından çok kötü durumda, siz de biliyorsunuz. Orada hiçbir belediye atık su arıtma tesisini inşa etmemiş. Bilindiği üzere, atık su arıtma tesislerini, katı atık bertaraf tesislerini inşa etmek belediyelerin asli görevi ama malum olduğu üzere, Ergene kirlenmiş, katı atıklar, çöpler oraya buraya atılıyor. Yani bunu el birliğiyle aslında Ergene’yi çözmemiz, Tekirdağ, Edirne ve Kırklareli’ni gerçekten çiçek gibi yapmamız lazım.

Bu konuda biliyorsunuz, Ergene havzasıyla alakalı, Başbakanımız talimat verdi “Bu havzayı tamamen temizleyin.” diye, biz de bir eylem planı hazırladık. Aslında, Bakanlığımın görevi değil, fakat hakikaten oradaki vahim durumu ben de gördüğüm için bu konuya el attım. Ayrıca, nehir havzaları benim doktora tezim, doçentlik tezim olduğu için “Burada hiç olmazsa Türkiye’de ilk defa örnek bir havza koruma eylem planı hazırlayalım.” diye karar aldık Sayın Vekilim. Biliyorsunuz, bu konuda eylem planını ilan ettik ve bu eylem planında, hatırlayacağınız üzere, sadece atık su arıtma tesisleri değil, katı atık bertaraf tesisleri, ağaçlandırma, erozyon kontrolü, barajlar, göletler, sanayi atık sularının kontrolü ve hatta Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının zirai mücadele ilaçlarının ve diğer birtakım gübre kullanımının çiftçilerin eğitilerek kullanılması, bunların kontrolü gibi son derece geniş kapsamlı bir eylem planı ilk defa Türkiye’de uygulanacak, yani bütünüyle, bütün bir havza ele alınarak.

Bakın, bunlardan birincisi neydi? “Ergene’de dere yataklarını temizleyelim.” diye bir planlama yaptık, birinci eylem planımız. Yirmi tane eylem planı var, ben birkaç tane söyleyeceğim ve bu aşağı yukarı 3 milyar TL’lik büyük bir yatırım. Bunu hep birlikte gerçekleştireceğiz ama maalesef, -ben sizlerden de rica ediyorum- belediye başkanları bu konuyu kendi görevleri olmasına rağmen, yeteri kadar ciddi şekilde ele almıyorlar. Bir kere, bunlardan dere ıslahlarıyla ilgili, bakın, Ergene Nehri’nde 34 kilometrelik kısmın, Hayrabolu Deresi’nin 17 kilometrelik kısmının ıslahını bitirdik. Peki, niye ıslah ediyoruz? Buralara, atık sudan başka, bütün çöpler, hatta o fabrikaların zehirli, zararlı atıkları dahi atılıyor, bunları kontrol etmemiz lazım. Birincisi, dereyi ıslah edeceğiz. Nitekim, 28 dere ıslahı var eylem planında, 5 tanesini bitirdik, 8 tanesini ihale ettik, inşaat safhasında, 15 adedinin de projesini yapıyoruz ve böylece bu projeler tamamlandığı zaman 210 kilometre yatak ıslah edilmiş olacak. 2 adet betonarme köprü, 2 adet yaya köprüsü, 4 menfez ve 1.150 metre de pere kaplaması yapacağız.

Kalan projelerle 180 kilometre yatak ıslahı, 25 adet betonarme köprü… Bakın betonarme köprüleri dahi biz üzerimize aldık Bakanlık olarak.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Yer altı sularını engellemelisiniz Sayın Bakanım.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ona da geleceğim, müsaade edin.

1 adet yaya geçidi, 10 tane menfez, 8 bin metre betonarme duvar, 2.600 metre trapez kanal imalatı yapılacak ve bu şekilde, dere ıslahlarıyla 91 adet meskûn mahali, 50 bin hektarlık tarım arazilerini taşkından koruyacağız. Bir kere bu çok önemli, sadece dere ıslahlarının birinci eylem planının bize maliyeti 40 milyon TL.

İkinci eylem planı: Malum olduğu üzere, az önce de ifade ettim sayın vekillerim, atık su arıtma tesislerini yapmak, kanalizasyon, atık suları toplamak, arıtma tesisleri yapmak, bütün belediyelerin asli görevidir, hatta Çevre Kanunu’nda nüfusa göre bunları yapmadığı zaman cezai müeyyideler bile öngörülmüştür. Tabii, bu yapılmadığı için, biz bunları… 54 tane belediye tespit ettik, 1 tanesi hariç hiçbirisinin doğru dürüst atık su arıtma tesisi yok. Bunlardan 13 tanesinin nüfusu 10 binden büyük. Bu belediyelerin 12 tanesinin atık su arıtma tesislerinin Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılması talimatını verdim. “Diğerleri ne olacak?” derseniz, diğerleri nüfusu 10 binden küçük olan 41 belediyenin 3 tanesinin ben daha önce Çevre ve Orman Bakanıyken Çevre ve Orman Bakanlığından destek vererek inşa ediliyor, geriye kalan 38 belediyenin kanalizasyon ve atık su arıtma tesislerini de SUKAP kapsamına aldık ve bunları da kısa zamanda bitireceğiz.

Yani bakın, Ergene’yi alırken bütünüyle ele almamız lazım Sayın Vekilim, Tekirdağ’la beraber.

Bir diğer husus…

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Evsel atıklar sorun değil Sayın Bakan, sanayi atıkları…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Sanayi atığına geliyorum; bir dakika, üçüncü eylem planımız bu.

Şimdi orada, maalesef geçmişte birtakım fabrikalar yol kenarına kurulmuş. Evet, bazısı organize sanayi bölgesi içinde ama diğerleri organize sanayi bölgesi içinde değil, dağınık vaziyette. Bir kere, biz bunları ıslah edelim diye, sizlerin de, bütün vekillerimizin gayretiyle Islah Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nu çıkardık mı? Şu anda bütün bunlarla ilgili çalışmalar, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız, bizim Bakanlığımız, diğer bakanlıklar, valiliklerin marifetiyle, sanayicilerin iş birliğiyle bu problem de büyük ölçüde çözüldü. Şu anda Ergene 3 Velimeşe Islah Organize Sanayi Bölgesi,tüzel kişiliğine kavuştu. Ergene 1, Ergene 2, Muratlı ve Veliköy Islah Organize Sanayi Bölgesi kurulma çalışmalarında ise sona yaklaşıldı. Hatta dün, ben, Sayın Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Müsteşarıyla bunun daha da hızlandırılması talimatını verdik.

Peki bu ne olacak? Sanayicilerimizin tabii bir kısmı arıtıyor, bir kısmı arıtmıyor. Bir defa bunların süreleri doldu. Kesinlikle cezalar yazılmaya başlanıyor. Ayrıca kendilerine şunu teklif ettik, dedik ki: Arıtma tesisini kurmak iki türlü olur; ya Ergene Nehri’ne deşarj edersiniz, standartlar yüksek, renk, KOİ dediğimiz kimyasal oksijen ihtiyacı, BOİ gibi bütün…

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Marmara ne yazık ki foseptik çukuruna dönecek, Marmara’ya boşaltmayın, biraz olsun…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Müsaade edin, ben bu konunun uzmanıyım.

Normalde bu, ileri arıtma yaparak, işletmesi fevkalade zor, Ergene Nehri’ne verebilirsiniz, başka nereye vereceksiniz?

İkinci yol da, gene arıtarak, biyolojik arıtma yapmak suretiyle sadece renk probleminin çözümü için Marmara’ya deşarj edilmesi mümkün. Burada da Marmara’ya deşarj edilmesinin çok daha uygun olacağı anlaşıldı, bu konuda çalışmalar devam ediyor. Yani, süratli şekilde devam ediyoruz. Hatta biz bu konuda sanayicilerle 3 defa toplantı yaptık -hatırlarsanız- sizleri de davet ettik. Bütün milletvekillerimizi davet ediyoruz. Sizlerin bu konudaki tenkitleri,  tavsiyeleri varsa onu da özellikle bekliyoruz.

Beşinci eylem planımız: Sanayide daha az su, daha az kirletici ham madde kullanımına geçilmesi için bu konuda da bir genelge yayımladık 14 Aralık 2011 tarihinde ve bu konuda sanayicilere eğitim verildi. Şunu da belirteyim: Sanayici, artık istediği gibi yer altından suyu çekerek kullanamayacak. O konuda da sayaç takılma çalışmaları ve bu konuda da mevzuat düzenlemesi yapıldı.

Altıncı eylem planında ise  dedik ki: “Sadece  atık su olarak, katı atık olarak, çöp olarak almayalım.” Bütünüyle havzayı kontrol ediyoruz.

Ergene havzasında ağaçlandırma ve erozyonla mücadele için: Bakın, şu anda ikiye ayırdık: Ergene sağ sahil, sol sahil. Sol sahildeki çalışmalar tamamen bitti. Bakın, 135.946 hektar alanda ağaçlandırma, erozyonla mücadele, ıslah çalışması yapıldı.

2011 yılı için eylem planındaki durumu da  söylüyorum: Geçen yıl -bu yıl devam ediyor- sadece Ergene’de ağaçlandırma 465 hektar, ayrıca tabii ve suni ağaçlandırma normalde 867 hektar, erozyon ve rehabilitasyon 5.985 hektar -geçen sene- özel ağaçlandırma 1.770 hektar, fidan üretimi orada 2 milyon adet, yol kenarı ağaçlandırması 65 kilometre.

Yani neticede 2012’de ise Nisan sonu itibarıyla: Ağaçlandırma 80 hektar -bu yıl- rehabilitasyon 471 hektar, özel ağaçlandırma 289 hektar, yol kenarı ağaçlandırması 100 kilometre, fidan üretimi 3 milyon 950 bin adet. Keşan, Demirköy ve Lüleburgaz’da üretildi.

Ayrıca “Okullar hayat bulsun.” kapsamında 23 tane okulu ağaçlandırdık. 38 tane ibadethane ve mezarlık çalışması yapıldı.

Gelelim, katı atık ve tehlikeli atık işleme, geri kazanım, bertaraf tesislerinin kurulmasına: Şimdi orada sanayi var, orada insanlar yaşıyor. Neticede, bunların atıklarını İstanbul Boğazı’ndan geçirip  başka bir yere mi taşıyacağız? Neticede, bunun için en uygun teknikleri kullanmamız lazım ama bu konuda yine 2872 sayılı Çevre Kanunu ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’na göre belediyelere ait olmasına rağmen, belediyeler de bu konuda maalesef geri kalmışlardır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bunların hepsi belediyenin sınırlarının dışında Sayın Bakan, il özel idarenin yetkisinde. Eksik bilgi vermişler size.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Bir dakika müsaade edin.

Bakın, biz, sadece belediye değil, bu maksatla 8 adet birlik kurduk. Bu birliklere her türlü maddi destek, proje desteğini bizzat ben Çevre ve Orman Bakanıyken verdim. 2 tanesinin, Kırklareli Yerel Yönetimler Katı Atık Yapma ve İşletme Birliği ve Tekirdağ İli Çevre Hizmetleri Birliğinin Katı Atık Düzenli Depolama Tesisinin kurulup işletmeye alınması için gerekli çalışmalar yapıldı ama bu desteği biz verdik. Diğerleri içinse her türlü desteği sağlamaya devam ediyoruz ancak belediyelerin, birliklerin, üzerine düşen görevleri yeteri kadar yapmadığı da aşikârdır. Bakın, bunlar tamamen belediyelerin görevi.

Peki, katı atıklar, çöpler, fabrikalardan çıkan zehirli atıklar nereye atılacak? Bunlar düzenli olarak toplanacak, artık bertaraf tesisleri var…

Bakın, dünyanın neresine giderseniz, ben Münih’e gittim, Münih’te, hemen Münih şehrinin yanında muhteşem bir katı atık bertaraf tesisi var. İşte Mamak’ta kurduk, Ankara’da çöp büyük problemdi, muhteşem bir bertaraf tesisi var, hatta ağaçlandırmasını yaptık.

Bunun dışında, zirai kaynaklı kirlilik kontrol ediliyor bakın, zirai kaynaklı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, onlar belediye sınırları dışında yalnız, yanlış yerden bahsediyorsunuz, örnek yanlış.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bakın, siz diyorsunuz ki: “Sadece zehirli, zararlı atıklar.” Efendim, zirai mücadele ilaçları, lüzumsuz atılan, şuursuz bir şekilde atılan gübreler yani arazide toprak tahlili yapılmadan atılan birtakım gübreler, bunlar da nehirleri, toprağı kirletmiyor mu? Kirletiyor.

Bakın, bu konuda neler yaptık? 69 adet toplantı yapıldı sırf Ergene havzasında, 1.842 çiftçi eğitime katıldı ve neticede pestisit uygulamalar için 54 adet toplantı yapıldı, 1.421 çiftçi eğitime katıldı. Toprak tahlili ve gübreleme konulu 207 adet toplantı yapıldı, 8.919 çiftçi eğitime katıldı. Nitrat uygulamaları için keza 38 toplantı yapıldı, 820 çiftçi eğitime katıldı. Yani bakın bu konuda yıllık programlara uygun olarak ilk defa 238 adet bitki koruma ürünü bayisi ve 361 adet gübre bayisi denetlendi. Neticede ne oldu biliyor musunuz, bu denetimler neticesinde? Ergene Nehri’ni kirleten zirai mücadele kullanımında yüzde 50 nispetinde azalma sağlandı. Kirliliği önlemek budur işte, bütünüyle düşüneceğiz.

Onuncu eylem planından bahsetmek istiyorum. Bir de efendim, Ergene Nehri’nde ve çevrede sürekli bir izleme sistemi kuruyoruz, Türkiye’de de ilk defa orada kuracağız. Yani sürekli gerek toprak gerek Ergene Nehri, debi, kalite kontrolü yapmak için -on noktada kirlilik seviyesinin anlık olarak görülmesi- hem Tekirdağ’da hem Edirne’de hem Kırklareli’de hem de Ankara’da Bakanlıktan görülecek şekilde “online” izleme sistemi kurulması için çalışmalara başladık, onu da ifade edeyim.

On ikinci eylem planı, fabrikalarda renk problemi var. Bakıyorsunuz, diğer kimyasal oksijen ihtiyacı gibi, biyokimyasal oksijen ihtiyacı gibi birtakım parametreleri düzeltmiş fakat renk problemi var. Bunun için yeni renk standartları getirdik. Herkes, bütün fabrikalar da ona uymak durumunda.

Taşkın erken uyarı sistemi kuruldu, on üçüncü eylem.

On dördüncü eylem, Sayın Vekilim, sizin az önce söylediğiniz “Yer altı suyunu kontrol edelim.” Evet, bunun da kontrol altına alınması için ön yüklemeli su sayaçlarının takılmasına başlandı, tamamlandığında “online” olarak sayaç kontrolleri yapılacak, yer altı suyu kullanımı da orada kontrol altına alınacak.

Son olarak da biliyorsunuz, Trakya’da Ergene’de barajlar, göletler, sulama tesisleri, dere ıslahları var, bunların da tamamını yapacağız.

Netice itibarıyla, biliyorsunuz, Tekirdağ’la ilgili de özel önem veriyoruz. Ben kendim geldim, Tekirdağ’ın 2050 yılına kadar su ihtiyacını karşılayacak olan Naipköy Barajı’nın temelini attık ve hatta, hatırlarsanız taahhütname aldık. Hangi tarihte biteceğini dahi -hangi tarih, saatini dahi- taahhüt altına aldık.

Ayrıca, Şarköy’de yaz aylarında büyük su sıkıntısı oluyordu. Sayın Vekilim, Sevgili Tekirdağlılar; Şarköy’ün ve Gelibolu’nun su meselesini kökünden çözecek, sulama ihtiyacını tamamen halledecek olan…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Tekirdağlılar…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Sizler de vekilsiniz, sizlere de hitap ediyorum.

…çözecek olan Çokal Barajının açılışını 11/11/2011 tarihinde yaptık. Şimdi projeler tamamlanıyor, Şarköy istikametinde bir isale hattı, arıtma tesisi, gene ikinci bir hat da Gelibolu istikametinde bir isale hattı, arıtma tesisi inşaatı yapılacak, bunu da özetle belirteyim.

Bunun dışında Tekirdağ’la ilgili çok sayıda tesise imza attık. Bakın, bir baraj, iki tane sulama tesisi, yirmi beş tane -Tekirdağ için söylüyorum- dere ıslahı yaptık şu ana kadar ama çok sayıda devam eden işler var. Naipköy Barajı devam ediyor, yirmi tane dere ıslahı -Tekirdağ için, Ergene’den ayrı- bunlar devam ediyor, bunları tamamlayacağız.

Bunun dışında “Bin günde bin gölet” kapsamında geçen sefer müjde vermiştim, yirmi bir adet gölet ve sulamasını Tekirdağ’da yapıyoruz, bunların isimlerini vaktim olmadığı için söylemeyeceğim ama size verebilirim. Ayrıca, ağaçlandırmada önemli adımlar attık. Ayrıca, otomatik meteoroloji ölçüm istasyonu olarak Tekirdağ, Malkara, Çorlu, Çerkezköy’e kurduk birer tane, şimdi bir de Şarköy ve Hayrabolu’ya bu sene kuracağız, onun da müjdesini veriyorum.

Ayrıca diğer bakanlıkların önemli yatırımları var. Sağlık Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı 1.853 derslik yapmış, Ulaştırma Bakanlığı 213 kilometre bölünmüş yol inşa etti ve bunun dışında TOKİ 5.028 konut inşa ediyor, KÖYDES, BELDES kapsamında gerçekten Tekirdağ ve Ergene’ye, Trakya’ya şimdiye kadar akla, hayale gelmeyecek yatırımlar yapılıyor. Hatta biliyorsunuz hızlı tren ve diğer demiryoluyla ilgili çalışmalar yapıldı…

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Kapandı tren, seferler iptal oldu.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Tamam, yapılacak, merak etme. Biliyorsun kavşaklar düzenlendi, çevre yolu açıldı. Yani, Tekirdağ’dan geçmek bir meseleydi, ben o bölgeye çok gitmişimdir. Dolayısıyla, şimdi, Allah’a şükür, bölünmüş yollarla, böyle kaymak gibi, Afyon kaymağı gibi yollarla Tekirdağ’a gidiyoruz, sizler biliyorsunuz zaten.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Bakan, Istranca’da su kalmadı.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ben, bu duygularla herkesi, bütün milletvekillerimizi gönülden selamlıyorum. Tekrar, bu mübarek gecenin hayırlara vesile olmasını, ülkemizin birlik, beraberlik, kardeşliğinin daha da pekişmesine vesile olmasını diliyorum.

Hürmetlerimi arz ediyorum efendim, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkanım, çok kısa bir açıklama da bulunmak istiyorum.

Özellikle Sayın Bakan tamamen bütün sorumlulukların belediyeye ait olduğunu söyledi, bu doğru bir bilgi değildir, bu konu hakkında bir açıklamada bulunmak istiyorum.

BAŞKAN – Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun gündem dışı konuşmaya verdiği cevaba ilişkin konuşması

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Tabii, Sayın Bakanım, az önceki konuşmasında Ergene’nin temizlenmesiyle ilgili olarak bütün sorumluluğun sanki belediye başkanlıklarında, belediye başkanlarına ait olduğu gibi bir imada ve sözde bulundu, bunun doğru olmadığı noktasında söz aldım.

Gerçekten, Ergene’yi kirleten en önemli olgu sanayi atıklarıdır, evsel atıkların Ergene Nehri üzerindeki kirlilikteki payı çok düşüktür. Sanayi atıklarının denetlenmesi, yer altı sularının kullanılması, bu atıkların arıtılmadan Ergene Nehri’ne deşarj edilmesi noktasında Sayın Bakanım, belediyelerimizin hiçbir yetkisi ve söz hakkı yoktur, bu yetki tamamen Bakanlık temsilciliklerinde, il müdürlüklerindedir.

Onun dışında, Ergene’yle ilgili yer altı suyu noktasında, Ergene’nin nehri biliyorsunuz 1997, 1998’den sonra 4 katına çıkmıştır yani nehrin 3 katı fazlası yer altı sularının deşarj edilerek akıtıldığı bir nehir vardır. Yani en önemli sorun denetlemeyi doğru yapmaktır, bu denetlemeyi yapma görevi de bakanlıkların il müdürlüklerindedir.

Ayrı olarak şunu da söylemek istiyorum, -yine belediyelere atfedilen bazı olgular var- ben konuşmamda şunu söylemiştim, demiştim ki: “KHK’yla kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yerel yönetimlerin yerine geçerek karar verme yetkisi verildi. O karar verme yetkisi de yerel yönetimler adına, onların olumsuz bulduğu, yanlış bulduğu uygulamaların hiçbir şekilde yerini dinlemeden karar vermek yetkisi verildi.” Konuşmamda söylediğim gibi faaliyet alanı elektrik üretmek üzere lisanslandırılan bir firmanın 60 bin tane tehlikeli varili yıkayacak olmasına, elektrik üretme şansı olmayan akü, pil atıklarını gömecek olmasına, lastiklerden atık yağ elde etmesine belediye haklı olarak karşı çıktı, Bakanlık buna yetki verdi. Şimdi, belediyeler mi suçlu, Bakanlık mı suçlu?

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Sayın Şandır, Sayın Fırat, Sayın Eyidoğan, Sayın Sakık, Sayın Ağbaba, Sayın Serindağ, Sayın Halaman sisteme girdiniz ama bilindiği gibi 59’uncu madde çerçevesinde söz veremiyorum, kusura kalmayın.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Sedef Küçük ve 19 milletvekilinin, Marmara Denizi’nde canlı yaşamını ve tür çeşitliliğini tehdit eden kirliliğin neden olduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/289)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Doğa ve çevre kirlenmesinin, hava, kara, su ve denizlerde yaşayan canlıların doğal gelişmelerini  geri   dönüşü   mümkün   olmayacak  şekilde  olumsuz  yönde etkilediği bilinmektedir. Su kaynakları ve deniz kirliliği ise gerek insan sağlığı gerekse bu sularda bulunan canlı yaşamı açısından çok daha ağır ve yıkıcı sonuçlara yol açmaktadır.

Marmara Bölgesi ülkemizin hızlı sanayileşen ve buna bağlı olarak nüfus baskısına en yoğun maruz kalan bölgesidir. Marmara Denizi hem evsel atıklar ve endüstriyel deşarjların neden olduğu kara kökenli kirleticiler hem de deniz ulaşımının neden olduğu ciddi bir kirlilik problemi ile karşı karşıyadır. Bu kirliliğe paralel olarak Marmara Denizi’nde hassas ekolojik dengenin bozulduğu ve tür çeşitliliğinin de bundan olumsuz etkilendiği gözlenmektedir. Bu konuda alınan önlemler yetersiz kalmakta ve sorunun boyutu gün geçtikçe büyümektedir.

Bu nedenle, Marmara Denizi’nde canlı yaşamını ve tür çeşitliliğini tehdit eden kirliliğin neden olduğu sorunlar ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98'inci, İç Tüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz eteriz. 31.10.2011

1) Sedef Küçük                                               (İstanbul)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                           (İstanbul)

3) Veli Ağbaba                                                                (Malatya)

4) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                               (İstanbul)

5) Gürkut Acar                                                                (Antalya)

6) Ali Demirçalı                                               (Adana)

7) Hasan Akgöl                                               (Hatay)

8) Ali Serindağ                                                (Gaziantep)             

9) Mehmet Ali Susam                                     (İzmir)

10) Melda Onur                                               (İstanbul)

11) Doğan Şafak                                             (Niğde)

12) Haluk Eyidoğan                                        (İstanbul)

13) Ali Özgündüz                                            (İstanbul)

14) Sakine Öz                                                  (Manisa)

15) Ahmet İhsan Kalkavan                              (Samsun)

16) İdris Yıldız                                                (Ordu)

17) Ali İhsan Köktürk                                     (Zonguldak)

18) İlhan Demiröz                                           (Bursa)

19) Mahmut Tanal                                           (İstanbul)

20) Hülya Güven                                             (İzmir)    

Gerekçe:

Marmara Denizi, kıyısı bulunan illerdeki hızlı nüfus artışı, buna bağlı olarak gelişen hızlı kentleşme ve sanayileşme sonucu özellikle 70'li yılların başından itibaren yoğun bir kirlenme dönemine girmiştir. Ülke nüfusunun yaklaşık dörtte birini ve sanayinin yüzde 60'ını barındıran Marmara Bölgesinde, deniz kirliliği artan nüfus baskısına paralel olarak hızla artmış, canlı yaşamı ve tür çeşitliliği ise hızla azalmıştır. 1975'lere kadar Marmara Denizi'nde avlanan balık türlerinin sayısı 124 olarak saptanmış iken, bu sayı 10'un altına kadar düşmüş, buna bağlı olarak, Marmara'nın tüm Türkiye su ürünleri üretimindeki katkısı da, yüzde 22'lerden yüzde 6'lara kadar gerilemiştir. Bu tür çeşitliliğinin oldukça dramatik bir oranda azaldığını göstermektedir.

Marmara Denizi'nde hassas ekolojik dengeyi önemli ölçüde bozan ve hâlen de bozulmaya devam eden temel faktör evsel ve sanayi atıklarının oluşturduğu kara kökenli kirleticiler ve deniz trafiğinden kaynaklı kirleticilerdir. Deniz kirliliğinin önlenmesi için ülkemizin de taraf olduğu uluslararası sözleşme yükümlülükleri ve mevzuatımızda yeterli düzenleme bulunmasına rağmen alınan önlemler yetersiz kalmakta sorunun boyutu giderek artmaktadır.

Örneğin 14 milyonluk nüfusuyla orta boy bir ülkenin nüfusuna sahip İstanbul'da yıllık olarak yaklaşık 1 milyar metreküp atık su ortaya çıkmaktadır. Bu atık suların yüzde 75’i yalnızca ön arıtma yapıldıktan sonra Marmara Denizi’ne deşarj edilmektedir. Bir başka ifade ile İstanbul'dan Marmara Denizi’ne her gün 2 milyon metreküp atık su yalnızca ön arıtma yapılarak deşarj edilmektedir. Burada kastedilen ön arıtma atık suyun içindeki iri maddelerin ve görülebilir yüzen cisimlerin ayrılması anlamına gelmektedir. Bu açıdan ön arıtma deniz kirliliğinin önüne geçmek konusunda yetersiz kalmaktadır.

Deniz yaşamını korumak açısından ileri biyolojik arıtma tesislerinin sayısının ve kapasitesinin artırılması gerekmektedir. Geçen sene yapımı tamamlanarak hizmete alınan ve yıllık 115 milyon metreküp atık suyu arıtacak olan Ataköy ileri biyolojik artma tesisi ile birlikte İstanbul'da yıllık arıtılan atık suyun yalnızca yüzde 13'lük bölümü ileri biyolojik arıtmadan geçmektedir. Bu miktar yalnızca ön arıtma yapılarak denize deşarj edilen miktarla karşılaştırıldığında ne kadar yetersiz kaldığı görülebilmektedir.

Bu nedenlerle Marmara Denizi'nde kara kökenli kirleticilerin ve deniz trafiğinin neden olduğu kirlilik ve bu kirliliğin canlı deniz yaşamı üzerinde yarattığı olumsuzluklara ilişkin sorunlar ile alınması gereken önlemlerin Yüce Meclisimizce belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasının yerinde olacağı kanısını taşımaktayız.             

2.- MHP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, AKP İktidarı döneminde afet ve acil müdahale mevzuatında yapılan değişiklikler ve getirilen yeni yapılanma sonuçlarının Van depremindeki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/290)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

“AKP İktidarı döneminde Afet ve Acil Müdahale Mevzuatında yapılan değişiklikler ve getirilen yeni yapılanma sonuçlarının Van Depremindeki etkilerinin araştırılması, sonuçlarının tespiti ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi" amacıyla, aşağıda belirtilen gerekçelerle Anayasa'mızın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

                                    Oktay Vural                             Mehmet Şandır

                                          İzmir                                         Mersin

                              Grup Başkan Vekili                   Grup Başkan Vekili

Gerekçe

Türkiye, deprem riski açısından dünyanın önde gelen ülkelerindendir. Ülkemiz, Alp deprem kuşağının üzerinde yer almaktadır. Kuzey Anadolu Fay kuşağı, bu tektonik kuşak üzerinde çok etkin bir bölge olarak uzanmaktadır.

 Türkiye, tektonik özellikler açısından Kuzey Anadolu Fay Kuşağı ve Doğu Anadolu Fay Kuşağı olmak üzere başlıca iki ana fay kuşağına ayrılır. Türkiye'de depremler daha çok Kuzey Anadolu Deprem Bölgesi boyunca gerçekleşmektedir. 1924'ten bu yana, büyük ölçekli 47 depremden 24'ü bu fay kuşağında görülmüştür.

Başta Kuzey Anadolu ve Güneydoğu Anadolu fay kuşakları boyunca uzanan sahalar ile Ege Bölgesi ve Göller Yöresi bu kuşak üstündedir ve bu bölgeler I. derece deprem bölgeleri olarak en riskli yerlerdir.

Bazı büyük şehirlerimizin I. derece deprem bölgeleri üzerinde kuruldukları, nüfusumuzun yarıdan fazlasının bu sahalarda yaşadığı bir gerçektir.

Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsünün verilerine göre ülkemizde ortalama olarak yılda bir kere 6 ile 6,9 büyüklükleri arasında deprem meydana gelmektedir.

17 Ağustos 1999 Marmara depremi yıkımı ve can kaybı açısından son yıllarda yaşadığımız en büyük depremlerden biridir.

29 Mayıs 2009 tarihli 5902 sayılı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'la Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü, Sivil Savunma Genel Müdürlüğü ve Afet İşleri Genel Müdürlüğü kaldırılmış ve Başbakanlığa bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı kurularak, bu üç Genel Müdürlüğün görevleri bir Başkanlığa yüklenmiştir.

Kanun'un amaç ve kapsam bölümü 1. maddesi 2. fıkrasında "Bu Kanun; afet ve acil durumlar ile sivil savunmaya ilişkin hizmetlerin ülke düzeyinde etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi için gerekli önlemlerin alınması ve olayların meydana gelmesinden önce hazırlık ve zarar azaltma, olay sırasında yapılacak müdahale ve olay sonrasında gerçekleştirilecek iyileştirme çalışmalarını yürüten kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonun sağlanması ve bu konularda politikaların üretilmesi ve uygulanması hususlarını kapsar." denmektedir.

Başkanlığın tesisi üzerinden 2 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen yaşadığımız Van depremi bize geçmişten hâlâ bir ders alınmadığını, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı'nın ise henüz görevini yerine getirebilecek bir yapıya kavuşmadığını göstermiştir.

Söz konusu Kanun’la kaldırılan Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü, Sivil Savunma Genel Müdürlüğü ve Afet İşleri Genel Müdürlüğünün tecrübeleri yeni kurulan Başkanlığa aktarılamamış âdeta bu 3 kurumun hafızası yerle bir edilerek yeni bir yapı oluşturulmuştur.

Depremde risk yönetimi önemli bir konudur. Ülkemizin deprem kuşağında olduğu bilincine göre diğer riskli bölgelerde meydana gelebilecek depremlere karşı bir eylem planının olması gerektiği konusu da Van depremi ile birlikte yok olmuş, Hükümetin böyle bir eylem planının olmadığı deprem bölgesine giden bakanların birbirleriyle ve kendileriyle çelişen beyanlarından anlaşılmıştır.

Yukarıda açıkladığımız nedenlerden dolayı, AKP İktidarı döneminde Afet ve Acil Müdahale Mevzuatında yapılan değişiklikler ve getirilen yeni yapılanma sonuçlarının Van depremindeki etkilerinin araştırılması, sonuçlarının tespiti ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98'inci, TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

3.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan ve 22 milletvekilinin, Kocaeli ilinin Derince ilçesinde bulunan tehlikeli atıkların ortaya çıkardığı kirliliğin ve var olan atığın bertaraf yöntemlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/291)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kocaeli ili Derince ilçesinde, yaklaşık 2500-3000 ton BHC ve DDT isimli çok zehirli tarım ilaçları, Türkiye'deki kullanımları 1985'te yasaklandıktan sonra, üretildiği fabrikanın yakınında bir depoya konularak kaderine terk edilmiştir. Yaklaşık yirmi altı yıldan beri bu zehirli atıklar, çevre ve insan sağlığına olan zararlarının bilinmesine rağmen, tavanı akan ve tabanından yeraltına sızıntının olduğu bir depoda tutulmaktadır. Uluslararası anlaşmalar ile kullanımı yasaklanan fakat daha öncesinde Koruma Klor Alkali AŞ tarafından üretilmiş olup yasaklama çerçevesinde kullanımı durdurulan bu maddelerin yaratacağı çevresel zararları ve kanserojen etkileri bilindiği halde, deponun, deniz kıyısındaki endüstri tesislerinin yoğunlaştığı ve yaklaşık 300 metre ilerisinde yerleşim alanının bulunduğu bir yerde olduğu bilinmektedir. Bu durum, o bölgede yaşayanlar açısından da oldukça büyük bir risk yaratmaktadır.

Lindan üretiminde kullanılmak üzere 26 yıl önce üretilmiş kimyasallar, Merkim Endüstriyel Ürünler AŞ mülkiyetindeki 8.120 metrekarelik arsada yer alan 4 deponun içinde, 50 kiloluk plastik poşetler ve metal varillerde beyaz bir toz olarak depolanmıştır. Depoların dış yüzeyi, tabanı ve çatısı, bu tür kimyasal maddelerin depolanması için uygun değildir. Kimyasal maddelerin büyük bir çoğunluğu eski ya da yırtık plastik poşetlerde saklanmaktadır, geri kalanı da deponun tabanına saçılmıştır. Deponun içindeki maddelerin suyla temas etmiş olması, çatıdaki ve dış yüzeydeki çatlaklardan giren sızıntılardan kaynaklanmaktadır. Sızan suyla birleşen kimyasal maddelerden oluşan birikintilerin toprağa, yer altı sularına ve denize karışma ihtimali oldukça yüksektir. Ayrıca depodaki kimyasalların yol açtığı yoğun bir kokuya da rastlanmıştır.

BHC'lerin çok zehirli ve kanserojen etkilere sahip olduğu ve çevreye önemli ölçüde zarar verdiği konusunda bilim adamlarının görüş belirtmesi üzerine Kocaeli Sanayi Odası (KSO) önderliğinde, 26 yıldır tehlike arz eden bu maddenin, Çevre ve Orman Bakanlığı ile yapılan çalışmalar sonucunda bertarafına karar verilmiştir. Kasım 2006 tarihinde, Çevre ve Orman Bakanlığı, Merkim AŞ, Kocaeli Sanayi Odası ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi arasında protokol imzalanarak bertaraf çalışması başlatılmıştır. Yapılan çalışmalarda, zehirli atıkların Türkiye'de bertarafının mümkün olmayacağı görüşüne varılarak, yurt dışında araştırmalar başlatılmıştır.

Aralık 2006 tarihinde açılan uluslararası ihaleyle en uygun teklifi veren Alman AVG firması ile Nisan 2007 tarihinde sözleşme imzalanmış, sözleşme imzalamasının ardından her ay 30-40 ton zehirli atığın sevkiyatı yapılmasına karar verilmiş, geçen 3 yıllık süre içinde 2 bin 500-3 bin ton BHC'nin sadece 313 tonu Almanya'ya götürülerek bertaraf edilmiş, en son sevkiyat Ağustos 2009 tarihinde yapılmıştır. Geçen süre zarfında bertaraf firması AVG'nin yeni sevkiyat planı Merkim AŞ'ye iletilmesine karşın, Merkim AŞ ekonomik sıkıntıyı gerekçe göstererek sevkiyat yapmamıştır. Sorun çıkması üzerine AVG firması ile KSO arasında 2007 yılında imzalanan sözleşme feshedilmiştir.

Kocaeli ilinin hızlı sanayileşme ile birlikte gelen çevresel sorunlarla boğuştuğu bilinen bir gerçektir. Bahsi edilen BHC maddelerinin Kocaeli ili içerisinde özellikle de Marmara Denizi'ne, bunun yanı sıra yerleşim yerlerine olan yakınlığı, olası doğal felaketler sebebiyle yaratabileceği çevresel zararlar göz önüne alındığında BHC’ler baz alınarak bu tür kalıcı kirlilik yaratan organik maddelerin bertarafı ve yaşam alanlarından uzaklaştırılması konusunda ciddi bir çalışma yapılması zorunluluğu doğmuştur.

Kocaeli ili Derince ilçesi içerisinde bulunan bu tehlikeli atıkların, nicelik ve nitelik açısından analiz edilmesi, yapılacak bir jeolojik araştırmayla, toprak katmanları ve yer altı su havzaları boyutundaki kirlenme derecesinin saptanması, var olan atığın bertaraf yöntemlerinin, çevresel ve sosyal maliyetler göz önüne alınarak incelenmesi, kalıcı organik kirlilik yaratan maddelerin (KOK) ve diğer bütün tehlikeli atıklar için ulusal bir envanter oluşturulması, alternatif bertaraf teknolojilerinin araştırılması ve bunların yönetmeliklerle düzenlenebilmesi amacıyla Anayasanın 98, TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Mehmet Hilal Kaplan                                  (Kocaeli)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                           (İstanbul)

3) Veli Ağbaba                                                (Malatya)

4) Melda Onur                                                 (İstanbul)

5) Hüseyin Aygün                                           (Tunceli)

6) Emre Köprülü                                             (Tekirdağ)

7) Hülya Güven                                               (İzmir)

8) Mustafa Serdar Soydan                               (Çanakkale)

9) Salih Fırat                                                    (Adıyaman)

10) Mehmet Ali Susam                                   (İzmir)

11) İlhan Demiröz                                           (Bursa)

12) Doğan Şafak                                             (Niğde)

13) Haluk Eyidoğan                                        (İstanbul)

14) Mahmut Tanal                                           (İstanbul)

15) Ali İhsan Köktürk                                     (Zonguldak)

16) Sakine Öz                                                  (Manisa)

17) Ahmet İhsan Kalkavan                              (Samsun)

18) İdris Yıldız                                                (Ordu)

19) Ali Rıza Öztürk                                         (Mersin)

20) İhsan Özkes                                              (İstanbul)

21) Gürkut Acar                                              (Antalya)

22) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                             (İstanbul)

23) Erdal Aksünger                                         (İzmir)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın Şandır, söz talebiniz var, buyurun.

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Necip Fazıl Kısakürek’in ölüm yıl dönümüne ve Uygur Türklerinin Türkiye'nin yardımına ve desteğine ihtiyacı olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim.

Değerli Başkanım, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak biz de üstat Necip Fazıl Kısakürek’in Hakk’a yürüyüşünün yıl dönümünü yüreğimiz sızlayarak anıyoruz. Necip Fazıl’a yüce Allah’tan rahmetler diliyoruz. İnanıyoruz ki Allah katında da çok değerli bir yeri olmuştur çünkü Necip Fazıl, milletine aşık, milletine hizmet eden bir dava adamıydı. O, Türkiye Cumhuriyeti devletinin manevi mimarıdır. Mehmet Âkif’i devam eden bir damar olarak, bir nesil olarak Necip Fazıl, Türk-İslam medeniyetinin bu millete mal olmasını, Türk-İslam medeniyeti doğrultusunda Asım’ın neslinin yetiştirilmesine katkısı olan, bunun sahibi olan çok değerli bir Türk büyüğüdür ve yine ifade etmem gerekiyor ki Necip Fazıl, milleti için duyduğu endişelerin karşılığında, milleti için umut ettiği hayallerin karşılığında hayatının sonunda Milliyetçi Hareket Partisinde siyaset yapmıştır. Tüm Milliyetçi Hareket Partisi yöneticileri olarak, mensupları olarak onu rahmetle ve şükranla anıyorum.

Değerli Başkanım, müsaade ederseniz -Sayın Bakanımız gitti ama- ben, bu Uygur Türkleri Kurultayı’nda Türkiye adına konuştum. Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Başbakanın selamlarını da götürdüm. Rabiya Kadir o mülakatı verirken inanınız ki ağlıyordu, yani Sayın Başbakana, Cumhurbaşkanına minnetlerini sunarken “Kardeşlerim beni niye kabul etmiyorlar? Ben gurbet ellerde Türklük davasını güderken Türkiye, beni sakıncalı personel olarak görüp Türkiye’ye niye kabul etmiyor?” derken ağlıyordu.

Ben üzüntülerimi ifade etmek için söyledim. Yoksa yapılanlar tabii ki takdire şayan. Daha da çok güzel şeyler yapılacağını biliyorum, haberim var bazı şeylerden. Bundan dolayı da Hükûmeti kutluyorum. Uygur Türklerinin, herkesten, dünyadaki her milletten çok Türkiye’nin yardımına ihtiyacı var, sevgisine,  desteğine ihtiyacı var. Bunu ifade etmek için söz aldım. Sayın Hükûmetin dikkatine sunulur.

Hepinize teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

 GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Esendere ve Sero Kara Hudut Kapılarının Ortak Kullanımına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Esendere ve Sero Kara Hudut Kapılarının Ortak Kullanımına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/427) (S. Sayısı: 7)  (x)

BAŞKAN – Sayın Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Dünkü birleşimde tasarının maddelerine geçilmesi kabul edilmişti.

Şimdi 1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE İRAN İSLAM CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA ESENDERE VE SERO KARA HUDUT KAPILARININ ORTAK KULLANIMINA DAİR ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 22 Mart 2010 tarihinde Ramsar’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Esendere ve Sero Kara Hudut Kapılarının Ortak Kullanımına Dair Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ali Özgündüz, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, bugün Regaip Kandili. İslam’ı doğru anlayan, İslam’ın esenlik, selam, barış dini olduğunu anlayan ve uygulayan, içindeki kini, nefreti atan, zalimlik yapmayan, haksızlık yapmayan, ülkemizdeki ve tüm dünyadaki Müslümanların Regaip Kandili’ni kutluyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine konuya geçmeden önce, Sayın İçişleri Bakanı Uludere’deki olayla ilgili bir açıklama yaptı, üzücü bir açıklama. Bizim anlayışımızda, ölen insanların arkasından ya iyilikle konuşulur ya da hiç konuşulmaz. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarını, 17’si çocuk 34 kişiyi dolap beygiri olarak nitelendirip hakaret eden İçişleri Bakanını da buradan kınıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Bu tarz, Türkiye Cumhuriyeti’ne yakışır bir tarz değildir. Dünkü açıklamaları gerçekten üzücü. O insanların da aileleri bugün, bu gece kandil kutlayacak ama Hükûmetin bir bakanı insanları aşağılıyor. Bizim inancımıza göre -bir söz vardır- ölmüş insandan şeytan bile elini çeker. Yani ne diyeyim artık! Ölen insanlar hakkında bu şekilde Sayın Bakanın konuşmasını, sorumluluk makamında olan bir kişinin sorumsuzca davranışını da tekrar kınıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Türkiye Cumhuriyeti ile İran İslam Cumhuriyeti arasında hudut kapılarının ortak kullanımına ilişkin anlaşmanın hayırlı olmasını diliyorum her iki ülkeye. Biliyorsunuz, Türkiye-İran ilişkileri bölgedeki birçok ülkenin tarihinden bile daha eskidir, yaklaşık beş yüz yıldır, Kasrışirin’den beri herhangi bir problemi olmayan iki dost, kardeş ülke. Aslında, geçmişte tek bir ülke olan, Büyük Selçuklu’dan ayrılan iki ülke, iki kardeş. Zaman zaman birbirini kıskanan, yarışan, gıpta eden iki ülke.

                                    

(x) 7 S. Sayılı Basmayazı 23/05/2012 tarihli 110’uncu Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Türkiye ile komşumuz İran arasında geçen yıl 15 milyar dolara yakın bir ticaret hacmi gerçekleşti. Hedeflenen 30 milyar dolarlık bir ticaret hacmi. Umarım bu sınır kapısının ortak kullanımı da yine ilişkilerimizin gelişmesine, ticaretin gelişmesine olumlu katkı sağlayacaktır. Ancak, Hükûmetin Orta Doğu’ya, bölgeye ilişkin son zamanlardaki yanlış politikası yer yer Türkiye-İran ilişkilerini ne yazık ki germektedir.

Biz, baştan beri, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Malatya-Kürecik’te kurulan radar savunma sisteminin ABD’nin bir projesi olduğunu ve ABD askerlerinin görev yaptığını, bunun Anayasa’ya aykırı olduğunu söylüyorduk. Geçen gün Obama, Savunma Bakanına talimat verdi, dedi ki: “Bu radar savunma üssünü NATO’ya devredin.”

Demek ki bugüne kadar bu NATO kapsamında değildi, ABD’nin bir askerî üssüydü. Anayasa’mıza göre yabancı askerlerin Türkiye’de konuşlanması ancak Parlamentonun, yüce heyetin iznine tabidir ve bu, Hükûmet ne yazık ki bugüne kadar suç işledi demektir. En azından -Dışişleri Bakanı burada yok ama- Hükûmet adına Sayın Bakan, halkı, Türk milletini kandırdığınız için, yalan yanlış bilgiyle “Efendim, burası ABD üssü değil, NATO üssü.” dediğiniz için halktan bir özür dileyecek misiniz ve bunun siyasi sorumluluğunu taşıyacak mısınız bilemiyorum çünkü artık netleşmiştir ki, Hükûmet, yaklaşık bir yıldır, Türk milletini, yalan söyleyerek ne yazık ki kandırmıştır.

Değerli arkadaşlar, geçenlerde Irak’ta, Basra’da bir gösteri yapıldı ülkemiz aleyhine, daha doğrusu AKP Hükûmeti aleyhine ve Sayın Başbakan aleyhine sloganlar atıldı. O kısmı haklıydı fakat bayrağımıza karşı da, şanlı Türk Bayrağı’na karşı da bir saygısızlık yapıldı. Ben buradan o saygısızlığı da kınıyorum. Hiç kimsenin Türkiye Cumhuriyeti’nin şanlı bayrağına saygısızlık yapma hakkı ve haddi yoktur. Hükûmetimiz mutlaka bu konuyu takip etmelidir.

Ancak buna sebebiyet veren de ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetidir. Niçin? Nedeni de: “Orada, bizim tarafımızdan, Irak yargısı tarafından hakkında yakalama çıkarılan Tarık Haşimi’yi niye saklıyorsunuz, niye besliyorsunuz?”

Hakikaten, niye besliyorsunuz, bunu anlamış değiliz. Yani Tarık Haşimi’nin Türkiye’de beslenmesi, efendim, Başbakanlık korumaları tarafından devletin, belediyenin misafirhanesinde, Başakşehir’de -yerini de söyleyeyim- ağırlanmasında Türkiye'nin ne menfaati var? Yani cidden merak ediyoruz, bir menfaati varsa bunu izah edin de biz de anlayalım, biz de destek verelim. Orada, Irak’ın merkezî Hükûmetine rağmen, merkezî Hükûmet tarafından… 8 hâkimli bir heyettir. Bakın, orada Şiilik, Sünnilik olayı yoktur. Siz oraya çekiyorsunuz çünkü orada, Tarık Haşimi hakkında, Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı hakkında terör faaliyetlerine katılmaktan dolayı mahkemede bir yargılama var. Kendi ofisindeki 19 kişinin itirafı var: “Biz Bağdat’ta, ülkenin değişik yerlerinde yapılan terör saldırılarıyla ilgili olarak…”

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Tamamen siyasi.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – “Siyasi” diyemezsiniz. Bakın, o zaman, siz bir taraftan “siyasi” diyerek Tarık Haşimi’yi burada barındırırken bir taraftan uyduruk delillerle insanları “terör örgütü mensubu” diye içeride tutuyorsunuz. Çelişki değil mi? Böyle bir şey olur mu? Size ne? Yani bir ülkenin yargısı iç işidir. Arkadaşlar, dış politika bilen, efendim, azıcık siyasetten anlayan herkes bilir ki yargıya ilişkin kararlar kesinlikle iç işidir. Siz buna müdahale ediyorsunuz, Irak merkezî Hükûmetini tanımıyorsunuz. Hayır, ne menfaatimiz var? Yani Tarık Haşimi’yi biz niye koruyoruz? Tarık Haşimi, Barzani kol kola, biz koruyoruz.

Efendim, geçen gün Bekir Bozdağ burada diyor ki: “Bizim de kırmızı bültenle aradığımız kişiler Kuzey Irak’tan bize karşı saldırı yapıyor ve yıllardır iade edilmiyor.” İyi de Kuzey Irak Yönetiminin Başkanını siz burada ağırlıyorsunuz, Tarık Haşimi’yle kol kola sokuyorsunuz, Tarık Haşimi çıkıp diyor ki: “Şii gruplar, ey Kürtler veya Sünniler -yani o da Şafii, Sünni- ABD gittikten sonra Irak’taki merkezî Hükûmet, bize karşı, bize baskı yapacak, Türkiye de bizi korur.” Türkiye mezhep eksenli politika mı yürütüyor? Böyle bir şey olur mu? Yani ülkenin dış politikası ülkenin menfaatlerine göre yürütülür.

Değerli milletvekilleri, lütfen -iktidar grubuna da sesleniyorum- bakın, bu konuları sorgulayın yani parlamenter olarak görevinizdir Hükûmeti denetlemek. Irak’la niye ilişkilerimiz bozuldu? Suriye’de ne işimiz var? Geçenlerde Suriye’de patlama oldu, Şam’da; 40’tan fazla insan öldü; 6,5 metre büyüklüğünde çukur oluştu. E, terör faaliyeti. Siz de bunlara, efendim, yok işte, özgürlük mözgürlük, yok insan hakları diyerek -kiminle birlikte- Suudi Arabistan’la, Katar’la birlikte bir cephe oluşturmuşsunuz. Türkiye, Suudi Arabistan, Katar özgürlük götürecek, öyle mi? Yani Suudi Arabistan’da özgürlük mü var, demokrasi mi var? Katar’da özgürlük mü var, demokrasi mi var? Bu tutumu Yemen’de niye göstermiyorsunuz, Bahreyn’de niye göstermiyorsunuz? Tutarsızsınız. Yani Türkiye'nin yanlış dış politikası, Hükûmetin daha doğrusu, AKP Hükûmetinin “sıfır sorun” denilen… Aslında, yıllardan beri, geleneksel olan, Atatürk’ün çizdiği, Atatürk’ün ortaya koyduğu “Yurtta barış, cihanda barış.” politikasının aksine, yalandan “sıfır sorun” dediniz, geldiğiniz nokta ortada.

İsrail. İsrail’le ilgili, Mavi Marmara’yla ilgili iddianame açıklandı biliyorsunuz. İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı, İstihbarat Başkanı, Deniz Kuvvetleri Komutanı hakkında müebbet ağır hapis istedi savcı. Şimdi, göreceğim sizi. Yarın, öbür gün bu adamların birini davet ederseniz buraya… Edeceksiniz. İsrail, bugün, Rum kesimiyle, Kıbrıs’taki Rum kesimiyle ortak doğal gaz araması yapıyor ve İsrail 20 bin kişilik komandoyu Güney Kıbrıs’a, Kıbrıs Rum kesimine konuşlandıracak. Orada çalışan, santralde çalışan 10 bin kişilik İsrailli ailesiyle birlikte yeni bir İsrail nerede doğuyor? Kıbrıs’ta doğuyor. Neyin sayesinde?

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Kimin sayesinde?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – İşte, sizin yaptığınız bu yanlış, başarısız… Yani geçmişteki bir diplomatın çok güzel bir benzetmesi var, “Sayın Dışişleri Bakanı gökte yıldız arayan acemi müneccim gibi.” diyor; çok güzel bir benzetme. Efendim, yok işte “Biz dünyanın lideri olacağız, Orta Doğu’nun lideri olacağız.” falan… Hayır, öyle bir şey yok. Amerika görev verdi “Buraya kadar kardeşim, seni besledim, büyüttüm, buraya kadar. Git, Suriye’yle dost ol, o görüntüyü ver, kapıları aç, insanlar gitsin kimliksiz, pasaportsuz, istihbarat al, ondan sonra gereğini yap.”

Değerli arkadaşlar, ben, Türkiye Cumhuriyeti’nin menfaatini savunma adına diyorum ki: Hükûmet bu politikasından vazgeçsin. Ya da Türkiye'nin ne tür bir menfaati var bize de izah etsin ki biz de destekleyelim diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özgündüz.

Başka söz talebi yok.

Soru yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Veli Ağbaba, Malatya Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Uludere’de katledilen 34 yurttaşımızın ölümlerini âdeta meşru gören, suçu öldürenlere değil ölenlere yükleyen ve “Özür dilenecek bir şey yok.” diyen İçişleri Bakanını huzurunuzda kınıyorum.

Değerli arkadaşlar, sizlere bir film anlatacağım. Bu film başka bir film. Bu film yazılır yazılır bitmez, çekilir çekilir bitmez. Bu filmde oyuncu efendisinin elinde oyuncaktır, efendisi yazdıkça oyuncusu da oynayacaktır. Bu film AKP’nin Kürecik filmidir. Bu film bir ayak oyunudur. Bu filmde ABD’nin kılıcı, İsrail’in kalkanı olduk. Kürecik’e yüz karası bir üs kurdunuz, ayak oyunlarıyla onurumuzu ayaklar altına aldınız.

Bu film bir entrikadır; yirmi yıl önceki ABD projesine NATO makyajı yapılarak AKP eliyle başımıza örülen bir entrikadır. Şimdi, makyaj silindi gerçekler ortaya çıktı, takke düştü kel göründü, entrika filmi gösterime girdi.

Bu film bir yalan rüzgârıdır; Lizbon’a uçarken “Kumanda bizde olacak.” diyen dillerin Lizbon’da dönme dolap gibi dönüp “Kumanda NATO’da olacak.” dediği filmdir. Bu film kediye kedi diyemeyenlerin yalan rüzgârıdır.

Bu film iftira filmidir; Malatya’ya füze kalkanı kurulmasına karşı çıkanlara demediğinizi bırakmadınız, cazgırlık, yalancılık iftiralarını attınız ama gerçek ortada, yabancılar gelip çoktan yerleşti. Nihayetinde Obama itiraf etti. Onun için, bu film iftirayla itirafın kardeşliği filmidir.

Bu film bir komedidir; kumanda görevi yerine koruma görevinin alındığı bir komedi filmidir.

 Bu film bir kumpastır; Türkiye ve Orta Doğu halklarına karşı emperyalistlerin çıkarları uğruna çevrilmiş bir kumpas filmidir.

Bu film bir komplodur; efendisine “Hayır.” diyemeyenlerin geleceğe ve barışa karşı kurduğu bir savaş komplosudur. İsrail kalkanının imzasını müsteşara attıran bir komplo filmidir.

Bu oyun bir aksiyondur; ansızın füze kalkanını kurma aksiyonudur. Yabancıları gizlice Malatya’ya yerleştirme aksiyonudur. Bu film, at izinin it izine karıştığı aksiyon filmidir.

Kürecik filmi, yalan, dolan, iftira, komedi, kumpas, aksiyon ile baş döndürücü değil, mide bulandırıcı bir filmdir. Bu çirkinlikler, bu olaylar bu filmin içindeyse, o filmde ancak mide bulanır.

Son otuz yılın en önemli anlaşması olarak ABD’li yetkililer ve gazeteciler tarafından kabul edilen bir anlaşma, hâlâ Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilip tartışılabilmiş değildir. Uganda’yla, Tanzanya’yla yapılan ikili anlaşmalar bile Meclise gelirken, bu füze kalkanıyla ilgili anlaşma Meclise getirilmemiştir, müsteşara imza ettirilmiştir. Meclisin iradesine ABD ipoteği koydurulmuştur. 1 Mart tezkeresi için özür dilenmiş ve diyet borcu ödenmiştir.

Yabancı askerlerin Malatya’ya geldiğini bile yabancılardan öğrendik, ya haberiniz yoktu ya da halktan gizlediniz. Memleketten bu kadar mı bihabersiniz, yoksa 53’üncü eyalet olma yolunda hayaliniz mi var?

Değerli arkadaşlar, defalarca soru önergesi verdim, defalarca araştırma önergesi verdim, defalarca İsrail kalkanına hep beraber “Hayır.” dedik ama nafile, AKP inkârcılığı tutturdu gitti, üssün NATO üssü olduğunu söyledi. Ama bunun yalan olduğu maalesef ortaya çıktı.

AKP, Kürecik filmini çevirirken biz de boş durmadık, 2 Ekimde Kürecik dağlarına çıktık, 10 Martta 10 yürekli kadın milletvekiliyle beraber Malatya’ya gittik. 2.300 metredeki İsrail kalkanına yürürken karşımıza Türk askerleri çıktı, yolumuzu Türk askerleri kesti. İçeride yabancılar, dışarıda Mehmetçikler. Bize karşı Kürecik’deki üssün kumandasını ABD’ye veren AKP, Ankara’daki Meclisin kumandasını verdi mi o da bilinmez.

Millî iradeyi dilinden düşürmeyen AKP, Kürecik konusunda Amerikan kumandalı hareket etmeyi tercih etti. Biz “Asker var mı?” diye sorduk; cevap Almanya’da bir yabancı generalden geldi. “Üssün sahibi kimdir?” diye sorduk; cevap Chicago’dan geldi, Obama “Biziz” dedi. Kürecik’in fiyatını sorduk, “Kaça sattınız?” dedik; cevap bir gazeteciden geldi, “6-7 milyar dolar.” dendi.

İzin istedik, değerli arkadaşlar, grup başkan vekilimiz ve milletvekilleriyle beraber izin istedik, Genelkurmay Başkanlığı -neye yetkisi varsa bilinmez- “Üsse girme izni verme yetkimiz yok.” dedi. Millî Savunma Bakanlığına yazdık, “Yetkimiz yok, izin veremeyiz.” dedi. Dört kez izin istedik, dört kez reddedildi, beşinci kez başvurduk, cevap alamayınca, değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri, Pentagon’a yazdık çünkü sizin Kürecik’i Pentagon’a bağladığınızı biz biliyorduk.

ABD Başkanı, değerli arkadaşlar, Türk milletini üzmüştür. Kürecik’teki füze kalkanının, Başbakanın, Dışişleri Bakanının ve Millî Savunma Bakanının iddia ettiği gibi bir NATO üssü olmadığını, ABD üssü olduğunu hepimizin önünde söylemiştir ve bizim yetkililerimizi yalancılıkla suçlamıştır maalesef.

Kürecik bir mahremdir arkadaşlar. Kürecik kimin mahremidir? ABD’nin mahremidir. Kürecik, ABD’nin yatak odası olmuştur. Anlaşmaları istiyoruz, bu Kürecik’le ilgili yapılan anlaşmaları “Mahremdir.” diye, “Gizlidir.” diye… Sayın Milletvekilimiz Mahmut Tanal da istedi, ben de defalarca istedim ama “Gizlidir” diye verilmedi. Kürecik yani ABD’nin bir yatak odası olmuştur arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, gelinen noktada bir şey açıkça ortaya çıkmıştır. Bu anlaşma, ABD Büyükelçisi ile müsteşarın imzaladığı bir anlaşmadır. Bu anlaşmayla birlikte Anayasa’nın 92’nci maddesi açıkça ihlal edilmiştir. Anayasa’nın 92’nci maddesinde der ki: “Bir tane yabancı asker gelse bile Türkiye Büyük Millet Meclisinin izin vermesi gerekir.” Ama değerli arkadaşlar, sizler bu izni vermediniz. Bu önemli bir suçtur ve bu suç cezasız kalmaz. Belki özel yetkili mahkemeler sizi yargılamaya cesaret edemezler ama bir gün halkın sizi yargılayacağından en ufak kuşku duymuyorum. Topraklarımızın egemenlik haklarının nasıl ihlal edildiğinin, yuvarlak masalarda nasıl pazarlandığının ortaya çıkacağına inancım tamdır.

Değerli arkadaşlar, Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık şeffaf olmak zorundadır. Niye? Mecbur kaldıysanız, bizimle paylaşmalısınız. Neden “Hayır.” diyemediklerini veya neden “Evet.” dediklerini gelip anlatsınlar. Korkmasınlar, biz varız, Cumhuriyet Halk Partisi var. Biz koruruz, biz ülkemizi de koruruz, geçmişte yaptığımız gibi sizleri de koruruz.

Değerli milletvekilleri, gelinen noktada, ülkemizin hem film çevirenlerden hem de ABD üssünden kurtulması gerektiği açıktır. Yapılacaklar da bellidir. ABD, halka ve Meclise hesap vermelidir. Bu utancın sorumluları, mevkileri ve makamları ne olursa olsun, derhâl istifa etmelidir. Sıcak ve yumuşak koltuklarını da alıp gitmeliler. Böylelikle, hiç değilse, vicdanları nezdinde verilmiş cezayı kısmen çekmiş olurlar. Halktan ve Meclisten özür dilemeliler. Çevirdikleri filmden duydukları pişmanlığı dile getirmeliler. Kürecik’teki Amerikan üssü derhâl kapatılmalıdır, yabancı askerler evine gönderilmelidir. Gizli anlaşmalar ve satışlar kamuoyuna açıklanarak iptal edilmelidir.

Kürecik radar üssü yani Amerikan üssü, İsrail kalkanı, bu ülkenin sırtında bir kambur olarak kalmaya devam edecektir. O üssün kaldırılması vatanseverlerin boynunun borcudur. Filmciler kaldırır mı, kaldırabilir mi? Hayır, çünkü onlar için esas olan özgür topraklar değildir, onlar için esas olan pazarlanabilir topraklardır; aramızdaki fark da budur. Onun için, bu üssü kaldırma görevi bizim omuzlarımızdadır.

Değerli arkadaşlar, vatan toprağını ABD’ye yuva, millete yabancı yaptınız. Bizler orada yabancıyız. Bizlere, seçilmiş milletvekilleri olarak oraya girmemize izin vermediniz ama bir gün gelecek, o üssün kapatılması, o üssün oradan kaldırılması da bizlere nasip olacaktır.

Önce “Buton bizde olacak.” dediniz, “Butona biz basacağız.” dediniz, sonra butona basma görevini de size vermediler. Çünkü biz, burada, her zaman olduğu gibi, maalesef taşeronluk göreviyle yetindik.

Değerli arkadaşlar, Kürecik’te radar filmi çevrilebilir ama o ülkenin onurlu evlatları, vatanseverleri hiçbir çıkar gözetmeden yola çıkmak için tereddüt etmeyecektir. Fransız kurşunu, Amerikan çuvalını unutanlar herkesi kendileri gibi sanmasınlar, unutmayanlar da vardır, bir gün karşısına çıkacaktır. Ömrünüz yetecek, siz de göreceksiniz.

Değerli arkadaşlar, 30 Mayısta ODTܒden, Sinan Cemgillerin yola çıktığı yerden hareket edeceğiz. Önce Nurhak’a gideceğiz, daha sonra Kürecik’e gideceğiz. Onların geçtiği yollardan geçeceğiz ama onların varamadığı yere varacağız. Bir kez daha Kürecik dağlarına çıkacağız, Amerikan üssünün kapısına dayanacağız.

Parti farkı gözetmeksizin, gelebilecek bütün milletvekillerini davet ediyorum, burada bulunan bütün milletvekillerini. Hep beraber gidelim, birlikte halkımızı savunalım, çocuklarımıza onurlu bir ülke bırakmanın mücadelesini verelim.

Değerli arkadaşlar, bu üssün, İran’la, Irak’la, Suriye’yle ilişkilerimizi bozan bu üssün bir an önce kapatılmasını diliyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Sinan Oğan, Iğdır Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi tabii bu tabiri aslında kullanırken düşünüyorum “Muhterem Başkan, muhterem milletvekilleri” desem daha mı doğru olur çünkü “sayın” kelimesi terörist başına artık rahat bir şekilde kullanılacağı için bu kelimenin de maalesef Türkçemizdeki kıymeti son derece aşağıya düşmüştür. Bu sebeple, artık zatıalilerinize “Muhterem Başkan, muhterem milletvekilleri” diye hitap etmek istiyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Esendere ve Sero Kara Hudut Kapılarının Ortak Kullanımına Dair Anlaşma’yı görüşüyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin üç ülkeye sınırı olan bir tek ili vardır, o ilin de adı Iğdır’dır. Iğdır, Türkiye'nin üç ile, üç ülkeye, Ermenistan’a, Azerbaycan’a ve İran’a sınırı olduğu hâlde, daha önce defalarca bu konuda görüşmeler yapıldığı hâlde siyasi gerekçelerle İran’la sınır kapıları Iğdır’dan açılmıyor. Nasıl ki daha önceleri, sizin iktidarınızdan da önce, şeker pancarı Iğdır’da üretiliyor olmasına rağmen başka illerin, şeker pancarı üretilmeyen illerin milletvekillerinin, bakanlarının siyasi baskısıyla şeker pancarının başka illere fabrikası kurulduysa aynı zihniyet maalesef sizde de var. Iğdır’dan açılması gereken Boralan Sınır Kapısı başka illerin siyasi baskısı sebebiyle, örneğin Van ilinin milletvekillerinin siyasi baskısı sebebiyle Iğdır’dan açılmıyor.

Açılması gereken başka önemli bir kurum daha var, organizasyon daha var, o da organize serbest bölge. Onun da maalesef duyumlarını alıyoruz, Iğdır’da açılması gereken organize serbest sanayi bölgesi başka illere kaydırılmaya çalışılıyor.

Değerli milletvekilleri, siz, eğer iller arasında ayırım yaparsanız, vatandaşlar arasında ayırım yaparsanız bölücülüğü başka yerde aramanıza gerek yok, bölücülüğü siz yapmış olursunuz. Dolayısıyla da gelin şu Iğdır’a karşı yapmış olduğunuz ayrımcılıktan, bölücülükten vazgeçin. Boralan Sınır Kapısı’nın açılması için gerekli girişimlerde bulunun. 2010 tarihinde müjdeyi vermiştiniz “Üç ay içerisinde Boralan Sınır Kapısı açılacak.” demiştiniz. 2010’un üzerinden iki sene geçti hâlâ Boralan Sınır Kapısı’ndan bir haber yok. 2010 senesinde organize serbest sanayi bölgesinin Iğdır’da kurulması gündeme gelmişti, bugün başka illerde kurulacağı tartışılıyor.

Siz, eğer Iğdır’a bu zihniyetle -daha önce de burada ifade ettim- bakarsanız, Iğdır’dan milletvekili çıkaramadınız, bir daha hiçbir şey çıkaramazsınız. Sizin iyiliğiniz için, Iğdır’ın iyiliği için, bu memleketin iyiliği için, buradan sizi uyarıyorum: Iğdır’a ayrımcılık yapmayın. Iğdır’ın hakkı olan Boralan Sınır Kapısı’nı Iğdır’dan açın. Iğdır’ın hakkı olan organize serbest sanayi bölgesinin Iğdır’da kurulmasına destek verin. Iğdır halkı sizi izliyor, her yaptığınızı izliyor. Iğdır’a karşı yapmış olduğunuz ayrımcılıkları da bu vesileyle izliyor ve dolayısıyla da biz, elbette ki, komşu ülkelerle sınır kapılarının açılmasının yanındayız. Bu sebeple, İran’la Esendere ve Sero hudut kapılarının ortak kullanımına yönelik bu anlaşmayı da destekliyoruz ancak bununla beraber Boralan Sınır Kapısı’nın da bir an önce açılması lazım.

Bakınız, Nahçıvan ile Iğdır arasında bir sınır kapısı var. Bugün Türkiye’nin en geri kalmış gümrük kapısı orasıdır. Orada, vatandaşlarımızın kamyonunda, minibüsünde 3-5 litre fazla benzin var diye insanlarımızın arabasına el koyuyorsunuz. Hâlbuki aynı sınır kapısının başka bir ilde de olduğunu biliyoruz, başka illerde de olduğunu biliyoruz; Doğu Beyazıt’ta, Van’da, Hakkâri’de. Bizim Iğdır’daki kamyonlar gidip oradaki kaçak mazotu satın alıp, getiriyorlar ve bana soruyorlar, diyorlar ki: “Bu kaçakçılık eğer yasaksa, niye Iğdır’a karşı bu yasak uygulanıyor da Doğu Beyazıt’a, Van’a, Hakkâri’ye, diğer illere karşı bu yasak uygulanmıyor?”

Evet, kaçakçılığa karşı olacağız. Kaçakçılığa karşı olacağız ama kaçakçılık eğer bir ilde yasaksa bütün illerde de yasak olması lazım. Eğer diğer illerde serbestse, niye o zaman Iğdır’da yasak? Biz diyoruz ki, eğer kapatacaksanız, kaçak mazotun önünde engel olacaksanız bunun hepsinin önünde engel olun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sizinkiler haraç vermiyordur Sayın Milletvekilim. Haracı veriyorlar mı?

SİNAN OĞAN (Devamla) – Haraç vermiyorlar.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Onun için…

SİNAN OĞAN (Devamla) -  Siyasi haracı hiç vermiyorlar. Iğdır, kimseye siyasi haraç vermez. Iğdırlı sadece hakkını istiyor; diyor ki: “Biz bu memleketin evladı değil miyiz? Biz bu memlekete vergi vermiyor muyuz?” Veriyoruz.

A2 belgesi alan vatandaşlarımızı iki ay sonra mağdur ettiniz. Ayda taşıma kapasitesini, yani yurt dışına giriş çıkış kapasitesini 4’e indirdiniz. Peki, adam bütün her şeyini satıp A2 taşıma belgesiyle bir şirket kurdu ve birkaç tane taşımacılık yapacak araba aldı. “Ben şimdi bütün her şeyimi sattım, minibüs aldım, otobüs aldım. Bu devlete, bu AKP’ye güvenerek bunu yaptım, hata mı ettim?” diyor. Evet, hata etti aslında, bu AKP’ye güvenerek hata etti çünkü her şeyini satıp A2 belgesi alıp taşımacılık yapmaya başlayan vatandaşın elinden, siz, iki ay sonra, kalktınız, A2 belgesini geri aldınız ve sadece 4 defa, yurt dışına giriş çıkış hakkı tanıdınız. Bu vatandaşlar elbette bunu bir tarafa yazıyor ve bunun -zamanı geldiğinde- hesabını size, sandıkta, dün olduğu gibi, yarın da soracaktır.

Dolayısıyla, tekrar şunu ifade etmek istiyorum ki, Türkiye'nin bütün illeri eşittir, Türkiye'nin bütün vatandaşları eşittir, Türkiye'nin illeri ve vatandaşları arasında ayrım yapmayın, yapamazsınız. Yaparsanız, Iğdırlı da sizinle diğer partiler arasında ayrımını dün yaptığı gibi yarın da yapacaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Başka söz talebi yok.

Soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Elektriğe yüzde 19 zam geldi, doğal gaza yüzde 16,6 zam geldi, memurlara ek zam olarak 3,5+4 ek zam geldi. Bunu nasıl izah edebilirsiniz, açıklayabilir misiniz Sayın Bakan? Memura verilen ek zam ise doğal gaz ve elektriğe gelen zammın çok altında olduğu için, vatandaş nasıl geçinecektir? Aradaki farkı, memur, bankadan krediyle mi karşılayacaktır?

Bir başka sorum: Malatya Kürecik’te yabancı asker var mıdır? Varsa, Türkiye Büyük Millet Meclisi buna izin verme yetkisini ne zaman vermiştir, tarihini açıklar mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Teşekkür ediyorum, sağ olun Sayın Başkanım.

Ben de bütün Müslüman’ların, Türkmen’lerin, Türk’lerin Regaip Kandili’ni kutluyorum.

Dolayısıyla, bir şehit cenazesi var, Kocatepe’de cenaze namazı kılınacak. Ailesine Allah’tan rahmet diliyorum.

Yine, ben bunları söylerken Sayın Orman Bakanımız her şeyin iyi olduğunu, çok şey yaptıklarını, menfezleri, köprüleri söyledi. Ben de ona istinaden böyle bir soru değil de “Bizim o bölgelerde de yapılacak yerler var, buna yardımcı olur mu?” diye sormak istedim.

 Tekir, Pozantı, Feke, Saimbeyli, Tufanbeyli, Yumurtalık, bunlar genelde ormanlık bölgede ilçeler. Bu sene hava şartları, iklim şartları sert gitti, sert gitmesi dolayısıyla buranın altyapısı, menfezleri, köprüleri bozuldu. Dolayısıyla yaz günleri, yayla olduğu için, nüfusları artıyor, dolayısıyla bu belediyelerin -Yumurtalık da deniz kenarında, her ne kadar da turizm bölgesi sayılmasına rağmen- altyapıları çok bozuk, iklim şartlarından dolayı da bozuldu. Sayın Bakanımız buralara bir miktar yardımcı olursa biz de oralara gittiğimizde “Orman Bakanımız, bak, buraları yaptırdı, buralara transfer yaptırdı, para gönderdi.” dersek bundan mutlu oluruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Kamu Güvenliği Müsteşarlığı kadrolarında kaç adet yabancı uzman kadrosu bulunmakta, bu kadroların ne kadarı dolduruldu şimdiye kadar? Bu kadrolarda çalışan yabancı uzmanlardan bazılarının Suriye’de ajan olarak çalıştığı iddiaları doğru mudur? Buna Hükûmetiniz nasıl cevap verecektir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN -  Teşekkür ediyorum.

Sayın Canalioğlu…

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, geçenlerde Trabzon’a gittiğinizde Trabzon Belediye Başkanlığında Trabzon’un derin deşarjlarının çalışmadığını ve bir önceki belediye yönetiminin bunları mahvettiğini söylemiştiniz ancak bunun afaki bir bilgi olduğunu biliyorum ve şu anda bir yol yapılmıştı, kara yolları geçtiği zaman yollar bozulmuştu ve yapılması noktasında biz gerekli çalışmaları yaptık ancak şu anda gittiğiniz zaman derin deşarjlar da hâlen açıkta. Bu belediye tarafından hâlâ açıktaki noktaları da görürsünüz. Bunların düzeltilmesi noktasında yardım bekliyoruz ve daha önce “Para gönderdim.” demiştiniz, bu parayı Trabzon Belediyesine değil, sanıyorum Özel İdareye gönderdiniz. Bu konuda bilgilerinizi eksik verdiler, onu da düzeltmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; evvela, memurlara zam veriliyor, esasen Hükûmetimizin teklifi var ama tabii ki memurlar bu teklifi kabul etmedi. Takdir buyurursunuz ki Avrupa’da pek çok ülkede maaşlarda azaltma teklif ediliyor, hatta bazı memurların işine son veriliyor ama Türkiye'de böyle bir şey yok yani biz, enflasyona memurları ezdirmedik ve inanın, şu anda, geçmişe göre memurların hayat standartları, şartları çok daha iyi.

Ben mühendisleri biliyorum. Bakın, 2002 yılında DSİ’de bir mühendis 980 milyon alıyordu yani şimdiki parayla 980 TL ama şu anda mühendisler en az 2 bin TL, hatta tazminatlarla beraber 2.500 TL alıyor. Daire başkanlarının, şube müdürlerinin maaşları değişti, tazminatları var yani dolayısıyla... Ayrıca şunu ifade edeyim…

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – 1.400 lira alıyorlar Sayın Bakan. Yanlış bilgi veriyorsunuz, 1.400 lira alıyorlar.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Ayrıca tazminat olarak mı diyorsun?

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Maaş olarak.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Maaş olarak 400 lira alan mühendis yok efendim, ben mühendislerden bahsediyorum.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – 1.400 lira.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Yani netice itibarıyla, 1.400 lira alan mühendis de yok. Ben DSİ’deki mühendislerin maaşını biliyorum. Dolayısıyla, hakikaten Hükûmetimizin de teklifi oldukça uygundur.

Ayrıca, görüyorsunuz, küresel ekonomik krize rağmen Hükûmetimiz, bırakın maaşları azaltmayı Avrupa’da olduğu gibi, maaşlara zam yapmayı da kabul etmiştir.

Şimdi, tabii Malatya Kürecik’te yabancı asker var mı, onu bilemiyorum. Özellikle Millî Savunma Bakanımıza sorarak onunla ilgili bilgi vereceğiz.

Efendim, Sayın Halaman özellikle Adana’dan bahsetti. Tabii, kış şartları olunca bütün Türkiye'de, hakikaten Adana’da da yoğun kış şartları neticesinde bazı yollar tahrip oldu, malumunuz bazı köprüler tahrip oldu. Şimdi, tabii bu köprülerle ilgili bilgi arz edeyim. Eğer köprüler kara yolları üzerindeyse, bu yıkılan köprüleri ve tamir edilecek köprüleri Kara yolları Genel Müdürlüğü yapmakla mükellef; yok, köy yolları ise aslında Özel İdare yapmakla mükellef. Dereler üzerinde bizim özel idarelerin bazen imkânları sınırlı oluyor. Dereler üzerinde yıkılan, birtakım ihtiyaç duyulan köprüleri Ergene’de olduğu gibi biz de yapabiliriz. O konuda, Sayın Vekilim, ihtiyaç varsa bizim de yardımcı olacağımız bir miktar kadar yardımcı olalım.

Yalnız, bu maksatla bütün özel idarelere -ağır geçen kış şartları sebebiyle- Yüksek Planlama kararıyla, Hükûmetimiz önemli bir miktarda para gönderdi. Şu anda, Adana’ya ne kadar gönderildiğini bilemiyorum ama bütün illere para gitti. Biz de gerekli desteği verelim.

Şimdi Sayın Işık, yabancı uzman sayısını tabii şu anda bilmem mümkün değil ama bunu yazılı olarak size ileteceğiz ancak “Bunların Suriye’ye ajan olarak gönderildiği, onların ajan olarak çalıştığı” şeklindeki bir iddia fevkalade yanlıştır yani bu doğru bir şey değil. Hükûmetimiz Suriye’de böyle bir işe girişmedi, girişmez de; onu özetle belirteyim. Yani “Yabancı uzmanları Suriye’ye ajan olarak göndermek.” diye bir şey asla söz konusu değil yani. Bunu  sormak dahi bence uygun değildir, onu da özellikle belirtmek istiyorum.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Nerede çalıştıklarını siz bize bildirin Sayın Bakan. Bu bizim iddiamız değil, bu, kamuoyunda ulusal medyaya çıktı, cevap yok, tekzip yok.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Bunun dışında, Sayın Trabzon Vekilimiz, eski Belediye Başkanımız, şimdi, ben Çevre Orman Bakanıyken özellikle orada birtakım deniz deşarjının çalışmadığını -hatta kendim de gittim- terfi merkezinin tamamen terk edildiğini ifade ettiler.

Terfi merkezine gitmedim ama deniz deşarjının çalışmadığını biliyorum. Dolayısıyla, terfi merkezinin çalışmadığı şeklinde… Hatta ben o zaman, hatırladığım kadarıyla -miktarı takriben söyleyeceğim- Trabzon Belediye Başkanlığına Çevre Orman Bakanlığından yaklaşık 2 milyon TL kadar da bunların yapımı için bir destek gönderdim yani özellikle belirteyim.

Kaldı ki Trabzon’a, biliyorsunuz, sizin zamanınızda da gerekli desteği verdik. Hatırlarsanız, katı atık problemi vardı. Orada, Çamburnu’nda, bütün Trabzon ve Rize’nin katı atıklarını bertaraf edecek bir sisteme de büyük destek verdiğimizi siz de biliyorsunuz.

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Özel idareye katkı payı olarak verdiniz Sayın Bakanım, belediyeye değil.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar)  - Hatta, Trabzon’da içme suyu problemi vardı Sayın Vekilim. İçme suyu problemini kökünden çözmek için, biliyorsunuz Atasu Barajı’nı inşa ettik ve gerçekten mükemmel oldu. Başbakanımız inşallah yakında onun da açılışını yapacak ama hizmete alındı. Hatta bütün dere ıslahlarını… Biliyorsunuz Zağnos Vadisi nasıl ıslah edildi, o neydi ne hâle döndü. Lütfen, bu yaptığımız şeyleri de bir noktada takdir ederseniz. Marifet iltifata tabi. Tamam, eksiklerimiz varsa onu söyleyin ama yaptıklarımızı da…

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Efendim, ben Erdoğan Bayraktar Bey’e her zaman söylüyorum, teşekkür ediyorum. Siz orada “Heba ettiniz.” diye suçluyordunuz ama belediye başkanının odasında bunu söylüyorsunuz. Buyurun yarın beraber gidelim.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Vekilim, ben sizi suçlamadım.

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Biz iyi yapılan şeyleri de söylüyoruz biliyorsunuz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Ya bir dakika müsaade edin. Ben sizi suçlamadım hatta belediye başkanının beşerî münasebetleri de o kadar iyi ki. Herkesle barışık, fevkalade. O yönünüzü de ben takdir ettim, takdir ettiğimi de söyledim yani.

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Basına mı yansıdı?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Yok, ben onu bilemiyorum ama ben söylediğimi söylüyorum. Eski Trabzon Belediye Başkanımız yani halkla münasebetleri açısından gerçekten çok takdire şayan, iyi münasebetler kurmuş diye  onu da takdir ettik yani. Biz iyi taraflarınızı tabii takdir ediyoruz ama belediye hizmetleri açısından da müsaade edin tenkit edelim çünkü Trabzon’u çok iyi bilen bir kişiyim ben.

Teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Uğur Bayraktutan, Artvin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti ile İran İslam Cumhuriyeti Arasındaki Esendere ve Sero Hudut Kapısının Ortak Kullanılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle seçim bölgeme ilişkin, özellikle Karadeniz’le, Doğu Karadeniz’le ilgili olan çok ciddi bir sorun var. İki gündür bunu Parlamento boyutunda dile getirmeye çalışıyorum hem soru önergeleriyle hem Meclis araştırma önergeleriyle hem bugün Meclisteki konuşmamla hem de yarın basın toplantılarıyla Karadeniz’deki Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleriyle beraber bir basın toplantısı yapacağız. Sorun nedir?

Çok değerli arkadaşlarım, Karadeniz’de ciddi bir sorun var. Karadeniz’de bu çayla ilgili ciddi bir sorun var, nedir? Öncelikle şu değerlendirmeyi yapalım: Çay nedir, çayın sorunu neden kaynaklanmaktadır, bunu değerlendirelim.

Nasıl ki bor Türkiye için stratejik bir ürünse, çay da Karadeniz için stratejik ürün niteliği taşıyan çok önemli bir ürün değerli arkadaşlarım. Dünya çay üretiminin tek başına yüzde 5’ini biz karşılıyoruz. Türkiye çay üretiminde dünyada 7’nci sırada. Eğer ithalat işine girmezsek, yılda 1,5 milyar dolar kâr sağlayacağımız bir sektör, çok önemli bir sektör. Bu nedenle, Karadeniz çay konusunda çok önemli bir durum arz etmektedir.

Bakın, Karadeniz’deki mevcut yağış durumu ve coğrafi durum itibarıyla çaydan başka herhangi bir bitkinin ekilmesi ve geçimin başka türlü sağlanması mümkün bulunmamaktadır. Ayrıca, dünyada bütün ülkelerde çay üretimi yapılmakta ama zirai ilaçların kullanılmadan çayın üretildiği tek yöre Karadeniz Bölgesi’dir. Bu açıdan Karadeniz çok önem arz etmektedir.

Şimdi, geçenlerde çaya ilişkin ciddi sıkıntılar ortaya çıktı. Bunlardan bir tanesi kaçak çay. Türkiye’nin gündeminde önemli bir sorun. Türkiye’de yılda yaklaşık 200-220 bin ton civarında kuru çay üretimi gerçekleştirilmekte ama ülkemize de dışarıdan 50 bin ton civarında kuru çay girmektedir. Bu nedenle, ciddi oranda, yaklaşık yüzde 25, yüzde 30’lara yaklaşan oranda kaçak çayla karşı karşıya kalmaktayız. Bu, ciddi bir sorundur.

Dün Sayın Bakana buradan da sordum. Yaş çay sezonu açılmış olmasına rağmen ne yazık ki Rize’de, Trabzon’da ve Artvin’de bulunan çay fabrikalarının büyük bir bölümü henüz tam kapasiteyle üretime başlamamıştır. Günlük 7 bin ton civarında ÇAYKUR’un kapasitesi bulunmasına rağmen, şu anda çay fabrikalarında onarım gerekçe gösterilerek 4 bin ton, 4.500 ton civarında bir üretim gerçekleştirilmektedir. Dün Sayın Bakan bunun 7 bin ton civarında olduğunu söyledi. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Gerçekte fiilî durumda bazı çay fabrikaları ne yazık ki tam kapasiteyle çalışmamakta, bu nedenle de ÇAYKUR tarafından çay alımı gerçekleştirilmemektedir.

Şu anda Karadeniz’deki en önemli sorun şudur değerli arkadaşlarım: Kota uygulamasıdır. Dekar başına 10 kilogram çay alınmasıyla ilgili ciddi bir sorunla Karadenizli karşı karşıya kalmakta. Çay üreticisi çay bahçesinden toplamış olduğu çayı ne yazık ki ÇAYKUR’a verememektedir. Bu nedenle, özellikle Rize’de, Hopa’da, sahil kesimindeki ilçelerimizde çay üreticileri çayı caddelere, sokaklara dökmektedir. Dün Karadeniz Sahil Yolu bir saat, bir buçuk saat civarında ulaşıma kapalı kalmıştır. Çayı ÇAYKUR kurumuna veremeyince çay üreticisi yani ciddi bir sorunla karşı karşıya kalınca bu durumda çay üreticisi gidip özel sektörün kapısına dayanmaktadır.

Bugün çay fiyatı açıklandı biliyorsunuz biraz gecikmeyle de olsa. Buradaki fiyat 1 TL 22 kuruş civarında bir çay fiyatı açıklandı. Bu fiyat ÇAYKUR’un açıklamış olduğu yaş çay taban fiyatıdır. Ama ne yazık ki üreticiye ilişkin bu kota uygulamasına geçince, kontenjan uygulamasına geçince üretici çayını ÇAYKUR’a verememekte ve özel sektöre gitmektedir. Arkadaşlarım, en önemli sorunlardan bir tanesi budur. Böyle olunca da çayın gerçek fiyatı 65 kuruşa, 60 kuruşa kadar düşmektedir ve özel sektör çay üreticisine şunu demektedir: “Ben senin çayını alırım ama senin paranı bir yıl sonra veririm.”

Değerli arkadaşlarım, bir yıl sonra çayın fiyatının ödendiği bir fiilî durum hangi hakkaniyetle uyuşmaktadır? Bunu sizin vicdanlarınıza sesleniyorum. Bu parayı da nakit olarak ödememektedir, en üzücü olan da budur. Demektedir ki: Ben bir yıl sonra ödeyeceğim, bu nakit paranın bir kısmını da, yüzde 30, yüzde 35’lik kısmını size kuru çay olarak iade edebilirim. Yani emtiaya emtiayla karşılık verebilirim, trampa yapabilirim. Yani nakit olayına girmemektedir, ödemenin bir bölümünü kuru çayla karşılamaktadır, ödemenin bir bölümünü size zeytinle ödeyeceğim demektedir veya başka şeyler önermektedir. Bu nedenle ciddi bir mağduriyet söz konusudur.

Buna ilişkin şöyle bir örnek vereyim: 2010 yılında -ki bu ÇAYKUR’dan almış olduğumuz resmî verilerdir- ÇAYKUR 550 bin ton yaş çay alıyorken -bu rakamlar kesin ve doğru rakamlardır- özel sektör 715 bin ton çay almıştır değerli arkadaşlarım.

Şimdi, biraz önce ifade ettiğim rakamları karşılaştırdığınızda göreceksiniz, özel sektörün vermiş olduğu fiyatla -ki, 60-65 kuruştur- ÇAYKUR’un vermiş olduğu fiyatı karşılaştırdığınız zaman aradaki rakamın nerelere gittiğini, bunun hangi kişilerin cebine gittiğini göstermesi açısından ilginç bir gerçektir. Eski rakamla 2010 yılında 14 trilyon civarındaki miktar bugünkü rakamla 14 milyon TL civarındaki miktar ne yazık ki üreticinin cebine gitmemiştir, çay spekülatörlerinin ve çay borsasında söz sahibi olan birkaç kişinin cebine girmiştir arkadaşlarım. Bunun yüce Meclis tarafından değerlendirilmesini talep ediyoruz.

Şimdi, gelinen noktada ne yazık ki yeni bir çay kanununa yani üreticinin hakkını kollayabilecek bir yasal düzenlemeye mutlaka ihtiyaç vardır. Bugün Rize’de çayla ilgili, üreticilerle ilgili olarak yapılan yasal düzenlemeler yaklaşık 1 milyon kişiyi ilgilendirmektedir değerli arkadaşlarım. Bakın, dikkat edin, 1 milyon kişi çaydan geçinmektedir. Biz diyoruz ki: Bu 1 milyon kişinin geleceğini ilgilendiren, çok önemli bir sorun durumunda olan bu çayla ilgili olarak, mutlaka bunun çay borsasından alınması gerekmektedir. Yani çayı bir çay borsasıyla götürmemiz söz konusu değildir. Bütün dünya literatüründe bu çay borsası veya borsalar, üretimle faaliyetin ayrı ayrı gerçekleşmiş olduğu yerlerde olabilir, yani üretim faaliyeti bir yerde gerçekleşiyorsa, üretimle ticari faaliyetin ayrı ayrı olduğu yerlerde çay borsasından söz edebiliriz ama her ikisinin birlikte gerçekleştirilmiş olduğu, Türkiye’nin önemli çay üretim merkezlerinden biri olan Karadenizli, bu işi eğer borsa yöntemiyle götürmeye çalışırsanız bundan çok ciddi sorunla karşı karşıya kalırsınız diye düşünüyorum. O nedenle, mutlaka çay üreticilerinin haklarını koruyacak bir çay kanununun çıkartılmasında yarar vardır.

Değerli arkadaşlarım, bakın, burada anlatmak istediğimiz olay şudur: Karadenizli biraz önce de ifade ettiğim gibi, çok ciddi bir sorunla karşı karşıyadır. Çay üreticisi çayını toplamaktadır ama çayını ÇAYKUR’a verememektedir. Nedir bunda da gerekçe olarak? Uygulanmakta olan dekar başına 10 kilogramlık miktardır. Bazı yerlerde çok ciddi baskılar gelmiştir, örneğin Hopa’da, Kemalpaşa’da, Arhavi’de bu baskılar sonucu bu miktarlar 10 kiloya, 12 kiloya çıkmıştır ama ÇAYKUR bunları almamıştır arkadaşlarım. Almayınca da ciddi bir sorun çıkmıştır. Çay sezonu açılmış olmasına rağmen ÇAYKUR’un fabrikalarının önemli bir bölümü, bakım gerekçe gösterilerek, onlardaki onarım gerekçe gösterilerek faaliyet yapmamaktadır ve bu gerekçeye dayandırılarak ÇAYKUR çayı almamaktadır. Gelinen noktada getirilmek istenen oyun şudur: Burada bir özelleştirme oyunuyla karşı karşıyayız. Dokuzuncu Kalkınma Planında da var, diyor ki: “Önümüzdeki günlerde mutlaka ÇAYKUR özelleştirilecektir.” Bunu asla kabul etmiyoruz. ÇAYKUR, hem modernize edilmemektedir hem çay işletmesini yapacak olan fabrikadaki gerekli araç ve gereçlere ilişkin herhangi bir çalışma yapılmamaktadır, yani bir anlamda ÇAYKUR gözden çıkarılmış bulunmaktadır. Bunun sonucunda da çaydan, biraz önce ifade ettiğim gibi, 1 milyon ailenin geçimini sağlayan çay üreticileri değil, birkaç tane spekülatör -onların bizler kimler olduğunu biliyoruz- sadece onlar yararlanmaktadır.

O nedenle, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, şu anda Karadeniz’de kanayan bir yara olan ve ciddi anlamda infiallere yol açan, bir sosyal patlama düzeyine gelen bu sorunun bir an önce, ivedilikle ortaya çıkartılmasını talep ediyoruz. ÇAYKUR Genel Müdürlüğünün, Sayın Genel Müdür başta olmak üzere, ÇAYKUR yönetiminin başında bulunan bütün bürokratların bu işe ivedilikle çözüm bulmasını istiyoruz. Bakın, bu işin muhatapları olan kişiler ne yazık ki ÇAYKUR’un Genel Müdürünü ve onun muhatapları olan ÇAYKUR Yönetim Kurulu üyelerini muhatap olarak bulamıyorlar, arıyorlar, telefonlarına çıkmıyorlar değerli arkadaşlarım. Karadeniz’de bundan daha önemli bir sorun olabilir mi? Çok ciddi bir tabloyla karşı karşıyayız. Bunu dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışıyoruz.

İşte dün, biraz önce de ifade ettiğim gibi, Sayın Bakana bir soru önergesi verdik, Sayın Bakana ben dün de birkaç tane sözlü soru sordum ama ne yazık ki yanlış enforme edilmiş. Diyor ki: “7 bin ton kapasiteyle ÇAYKUR çalışmaya devam ediyor.” Doğru değildir bu. Eğer gerçek anlamda bütün çayın alınabilmesi için ÇAYKUR’un mutlaka üretim kapasitesini,  günlük 10 bin tona çıkarması gerekmektedir. Ama gelinen noktada ne yazık ki ÇAYKUR şu anda 4.500 ton, 4 bin ton yaş çay kapasitesiyle çalışmakta ve ne yazık ki üretici mağdur olmaktadır. Üretici, birkaç tane özel çay fabrikalarıyla muhatap olmakta, onlar ödemeyi hemen yapmamaktadırlar, ödeme sürelerini bir yıl ötelemektedirler, bir yılın sonunda da bu parayı nakit olarak kendilerine ödememektedirler değerli arkadaşlarım. Bu nedenle çok ciddi, çok sosyal patlama düzeyinde olan bir sorunla karşı karşıyayız. Türkiye Büyük Millet Meclisindeki milletvekili arkadaşlarımızın bu soruna duyarlılık göstereceğine inanıyoruz. Bu kanayan yaranın da bir an önce giderilmesini istiyoruz.

Bakın, gelmeden evvel size dün Karadeniz’den çay getirdim. Bugün Karadeniz’in her tarafında çay üreticileri bu çayları alıyorlar, şöyle tutuyorlar çayları, böyle döküyorlar arkadaşlar, görüyor musunuz. Ben de buraya döküyorum, kürsüye, bakın bunu buraya döküyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından “Bu ne ya!” sesleri, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan, lütfen…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Bu çok ciddi bir sorundur. Bunu size ancak böyle anlatabilirim, başka türlü anlatamam değerli arkadaşlarım.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Bayraktutan…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Sözlerimi burada bitirirken diyorum ki, Karadeniz uşağı Amerikan uşağı olmayacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 15.59

 


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Tanju ÖZCAN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

7 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, 3’üncü madde üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Sırrı Sakık, Muş Milletvekili.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Uluslararası sözleşmeler önemlidir ama ilk önce devlet kendi halkıyla sözleşmelerini yerine getirmeli ki uluslararası sözleşmelerde söz ve karar sahibi olsun.

Şimdi, bizim birkaç gündür seslendirdiğimiz, zaman zaman gerginliklere neden olan, hatta Meclis başkan vekilimizin de müdahil olduğu bazı konuları tartışıp konuşuyoruz. Bu konulardan biri Roboski’dir yani bundan yüz elli gün önce Roboski’de masum, mağdur 34 tane Kürt insanı atalarından kalan bir yöntemle… Kendi topraklarına emperyal güçler sınır koymuş. Bir kısım akrabaları o tarafta kalmış, bir kısmı burada, yapay sınırlar oluşmuş ve bu insanlar oraya geçimlerini sağlamak üzere gitmişlerdi. 2012’ye iki gün kala geceleyin bir operasyon, F-16’larla sortiler yağdırıldı bu insanların başına ve biz o gündür bu gündür bunu seslendiriyoruz. Biz bunu yaparken Hükûmetin yetkili kurulları çıkıp “Efendim, siz kandan, şiddetten, ölümden besleniyorsunuz.” Bu dil paslı ve kirli bir dildir. Biz gerçekten mağdurun hakkını, hukukunu savunuyoruz. Bugün mübarek bir gündür, mübarek bir gecedir. Herkesin eli vicdanında olmalıdır. Eğer siz kendi insanlarınızla barışı sağlayamazsanız, onların hukukunu koruyamazsanız iç barışınızı sağlayamazsınız. Bakın, Mavi Marmara Gemisi’nde İsraillilerin operasyonundan kaynaklı olarak, buradaki yetkili savcılar alelacele, İsrail’de o operasyonları yapanları buldular ve dava açtılar. Sizinle ilgili bir şey olursa Balyoz’dan, Ergenekon’dan alelacele davalar açılıyor. Peki, sizin eliniz bu kadar uzunken -ta İsrail’e kadar uzanıyor- oradaki komutanlarla ilgili dava açabiliyorsunuz, kendi toprağınızda kendi insanlarınız bombalanıyor, ölüyor, bir bakanınız çıkıp diyor ki: “Bunlar figürandı.” El vicdan be! Sonra, bugün sizden daha duyarlı, daha sağduyunun sesi bir ses çıktı, dedi ki: “Bu bizi temsil etmiyor. Bunlar AKP’nin politikalarına ters düşen söylemlerdir.”

Şimdi, bizim buradan şöyle bir soru sorma hakkımız yok mudur? Eğer bu sizi temsil etmiyorsa, bir yılı aşkın Bakandır ve her gün zulmediyor, bir halka zulmediyor, muhaliflere zulmediyor ve bu insanın görevi nedir? Niye görevden almıyorsunuz? Eğer bu konuda sizi temsil etmiyorsa, açık ve net olarak bu çıkıp kamuoyuyla paylaşılmalıdır ve ölenlerin anısına saygı olarak derhâl görevden el çektirilmelidir.

Şimdi, Roboski olayları olduğu gün biz bir bütün olarak oradaydık. Ölenlerin yakınları şunu söylüyordu: “Bu bize atalarımızdan kaldı. Bizim atalarımız da buradan geçip gidiyordu, biz de geçip gidip, buradan geçimimizi sağlıyorduk. Şimdi çocuklarımız gidiyor.” Şimdi, yetkililer söylüyor ki: ”Efendim, Hükûmetin, devletin -bilmem- oradaki birimlerin bundan haberi yoktur.” Bu doğru değildir. Oradan giderken, oradaki tugayın önünden “kaçakçı” dediğiniz o insanlar oradan geçince devlet haberdardır ve dönüşte de devlet paydardır. Orada görev yapanlar, bu insanlardan, getirdikleri her bidon benzin ve sigara –neyse- bundan devlet de payını alıyor. Onun için, “Haberdar değildi. Şunu yaptık, bunu yaptık…” Sayın Başbakanın açıklaması daha da çok içleri acıtan bir olay. ”Biz ne yaptık? Paralarını verdik.”

Sevgili arkadaşlar, buradan geçen gün de söyledim, kapıda birbirimize omzumuz değdiğinde, dönüp birbirimizden 10 kez özür diliyoruz ama bu erdemliği göstermiyorsunuz. İşte bunun içindir ki Kürtler ile sizlerin arasında uçurumlar var. Bizi, Roboski’deki gönül köprümüzü bombaladınız ve siz, o bombayı o gün attınız, o köprüyü bombaladınız ve şimdi, hepinize, bu Parlamentoya önemli sorumluluklar düşüyor. Bu Parlamento sınır ötesi operasyonlar için yetkiyi verdiğinde, Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, AKP, biz buradan seslendik: “Bu çözüm değil.” dedik. Sınır ötesi operasyonlara sefer yapabilirsiniz ama bu seferlerde Roboski olayları karşınıza çıkar. Siz sefer yaparsınız ama zaferi yoktur bu seferlerin çünkü otuz yıllık savaşta seferler yapıldı ama bu seferlerin bir zaferi olmadı. Şimdi, bu yetkiyi size veren bu Parlamento yetkiyi Hükûmete verdi. Hükûmet bu konuda sorumludur. “Yok, efendim, bizim güvenlik güçlerimiz…” 3 kişiye bunu havale edemezsiniz.

Yeri ve zamanı gelince yargının bağımsız olduğunu söylersiniz ama KCK davasında yargı bağımsız değil. Ama MİT’le ilgili olunca, Deniz Feneriyle ilgili olunca yargıya müdahale ediyorsunuz ama Ergenekon olunca, Balyoz olunca, KCK olunca yargıya müdahale edemeyeceğinizi söylüyorsunuz. Yeri ve zamanı gelince kendinizi çok rahatlıkla yargının yerine koyuyor ve kararlar alıyorsunuz.

Sevgili arkadaşlarım, ben bunları söylerken emin olunuz ki gönül köprümüzün bombalanmaması için söylüyorum. Bir taraftan diyalog ve müzakerelerden bahsedenler bir taraftan da yaraları sarmak gibi bir görevimiz vardır. Otuz yıllık savaşta herkes çok kirlendi, birçok insanın eli kirli ve kanlıdır. Onun için, bir toplumsal uzlaşıya ihtiyacımız vardır, barışa ihtiyacımız vardır. Anadolu’nun her yerinde, Kürt coğrafyasında her gün patır patır insanlar ölüyor. Bunun adı “asker” olur, “polis” olur, “gerilla” olur, ne olursa olsun bu insanların hepsi bizim geleceğimiz ve bizim çocuklarımızdır. Bizim bunların arasına ayrım koymak gibi bir lüksümüz yoktur. Bunların yaralarını birlikte sarmalıyız. Siz bir bütün olarak bir halka karşı savaş açıp… Sadece dağda değil bu savaş, okullarda aynı şey. İki gün önce DGM’ye gittim, yeni adıyla özel güvenlikli mahkemelere, mahkeme başkanları soruyor öğrencilere: “Şu resim sana mı ait? Ağzın açık, sen slogan attın, sen şu marşı okudun.” diyor.  Dönüyor poşudan, dönüyor şalvardan, dönüyor Mekaptan, elindeki megafondan dolayı yargı Kürt çocuklarını cezalandırıyor ve onlara bir tek yol gösteriyor, dönüp diyor ki: “Dağlara gidin.” Böyle, bir yargı süreci, böyle, Kürtlerin bütün hayatın her alanında… Balıkesir’de, daha üç gün önce, çocuklar lokantada yemek yerken arkadaşlarına gidecekler, telefon açıyorlar “Size yemek getirelim, ketçaplı mı olsun, mayonezli mi olsun?” Bunu şifre olarak kabul ediyor ve Kürt öğrenciler tutuklanıyor.

İşte, biraz önce, Sayın Şandır, burada o şeydeki Türklere uygulanan zalimane politikaları anlattı. Rabia’nın kaderiyle Leyla’nın kaderi birdir. Bakın, Leyla, on yıl, gitti cezaevinde kaldı. Bugün de sizin meslektaşınız olan Leyla düşüncelerini ifade ettiği için on yıl ceza aldı. Rabia’nın uğradığı zulüm, evet, bir katliamdır, bir zulümdür ama Leyla’nın da Leyla’nın arkadaşlarının da Leyla’nın mensup olduğu halk da aynı zulmü görüyor, kaderimiz işte böyle.

Şimdi, bunlara bu Parlamentonun seyirci kalmaması gerekir. Burada, yargı paketi gelecek ve bunu konuşacağız, tartışacağız ve bu yargı paketinde toplumsal uzlaşıyı yakalamak zorundayız yani milletvekilleri ağızlarını açtıkları için on yıl ceza… Geçen dönem burada olan Dersim milletvekili, bu Parlamentoda, bu kürsüde söylediklerini dışarıda tekrarladığı için on beş yıl yedi ay ceza aldı. 12 Eylül döneminde bu zulüm var. Yıl 2012, AKP iktidar, özgürlüklerden ve demokrasiden bahsediyor ve aynı zulüm devam ediyor. Şimdi, bununla nasıl toplumsal uzlaşıyı, toplumsal barışı sağlayacağız?

Ben, başta da belirttiğim gibi… Bugün, Ahmet Altan’ın çok güzel bir yazısı vardı, diyordu ki: “Bu 34 tane muhafazakâr, 34 tane Atatürkçü, 34 tane milliyetçi öldürülmüş olsaydı, ey milliyetçiler, ey Atatürkçüler, ey inançlılar, siz ayaklanmaz mıydınız?”

Size, bugünkü o kutsal gecenin adına diyorum ki: Ey Muhammed’in ümmeti, bu mübarek günde de siz hâlâ bu olaylara, Roboski’ye susacak mısınız?

Bu duygularla hepinize teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, içinde bulunduğumuz üç ayların ve bu gece idrak edeceğimiz Regaip Kandili’nin Türk-İslam âlemine hayırlar getirmesini Yüce Cenabıallah’tan niyaz ediyorum.

Aynı zamanda, büyük dava adamı, manevi direklerimizden Necip Fazıl Kısakürek’i, ölümünde rahmetle, minnetle ve şükranla anmak istiyorum.

Yine bugün toprağa verdiğimiz, Muş’ta şehit olan astsubayımıza da Allah’tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı diliyorum. İnşallah bu son olur temennisini iletmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün, bu yasa, öncelikle, anlaşma hayırlı olsun diyorum. Ama dün, biliyorsunuz memur sendikaları Türkiye’nin her tarafında sokaklardaydı. 4 milletvekili arkadaşımızla Kızılay’da memurlarımızla beraber olmak adına, kamu çalışanlarıyla beraber olmak adına oraya gittik. Şunu çok net ifade etmek istiyorum: Kurucusu olmaktan övündüğüm Türkiye Kamu-Sen, yirmi yıldır bu ülkede, bu devletin varlığı ve bağımsızlığına, bu milletin birliğine halel gelmesin diye mücadele eden bir sendikadır ve dün orada, yirmi yıldır ilk defa bu kadar kalabalık bir yığını gördüm, geniş bir kitle. Orada Sayın Genel Başkan İsmail Koncuk bir konuşma yaptı, memurlar sükûnetle dertlerini dile getirecek şekilde sloganlar attılar ama en ufak bir taşkınlığa meydan vermediler. Fakat, her ne olduysa, toplantının sonunda dağılıp sağa sola giden ve Kızılay tarafına giden memurlara, nereden talimat geldiği belli olmayacak şekilde biber gazlarıyla saldırılar düzenlendi. Başta Kamu-Sen’in Genel Başkanı olmak üzere, Türk Haber-Sen, Türk Ulaşım-Sen Genel Başkanları geceyi acil servislerde geçirdiler, Türk Tarım-Orman Sen’in üyeleri ve diğer üyelerden bazıları yaralandılar.

Şimdi, buradan şunu ifade etmek istiyorum: İleri demokrasiden bahsediyorsunuz, özgürlüklerden bahsediyorsunuz ve hakkını arayan memurun ifadesine, söylemine bile tahammül edemeyen bir anlayışla memurlara olmadık işkencelerde bulunuyorsunuz.

Şimdi, buna ne hakkınız var? Ama şunu çok açık ve net ifade ediyorum: Bakın, bu, bugün geldiğiniz noktanın en önemli göstergesidir. En ufak eleştiriye bile tahammülü olmayan bir iktidar partisi mensupları ve Hükûmetle karşı karşıyayız. Bir örneğini cuma günü Adana’da yaşadık. Adana Sanayi Odası ve Adana Ticaret Odası Başkanlığının vergi rekortmenleri için düzenlediği ödül töreninde iki tane bakanınız saatlerce -orası sivil toplum örgütlerinin bir organizasyonuydu- muhalefeti yerden yere vurdu, şov yaptılar iktidar dönemleriyle ilgili. Hiç sesimizi çıkarmadık. Bir cümle söyledim Sayın Bakana, teşvik yasasında Adana’nın ikinci bölgeye alınmasını göçe bağladı, “Adana saydığınız illerden daha fazla göç alıyor.” dediğimde, bakın, bir bakan bunu derse bu Türkiye’de neler olur? Ben milletvekiliyim ve milleti temsil ediyorum. Aynen söylediğim cümle bu, kayıtlarda vardır: “Sayın Bakan, Adana’da göç oluyor.” dedim, sadece bir cümle. Kendileri iki saat boyunca konuşuyorlar. Aynen verdiği cevap şu değerli milletvekilleri: “Otur oturduğun yere, sana saatlerce ders veririm. Beni sana saatlerce ders verdirmeye mecbur bırakma.” diyecek bir Bakanla karşı karşıyayız.

Şimdi, bu anlayıştaki bir Hükûmet üyesinin veya Hükûmet üyelerinin olduğu yerlerde memurlar hangi şartlarda haklarını arayacaklar? Ha, şu olabilir: İktidar döneminizde suni olarak büyüttüğünüz Memur-Sen… İşte Bülent Arınç diyor ya “Biz, kuzu kuzu, Memur-Sen’le oturur anlaşırız. Diğer sendikalara ne oluyor?” “Diğer sendikalar” dediğiniz sendikaların, değerli milletvekilleri, yüz binlerce üyesi var.

Peki “Kuzu kuzu anlaşırız.” dediğiniz sendikayla anlaşabildiniz mi? 7,6+6 getirdi. Hükûmet burada cevap versin. Kuzu kuzu anlaşacaktınız hani, ne verdiniz? Verdiğiniz ortada ve göstermelik.

Bakın, Kamu-Sen’ciler biber gazına maruz kalırken, Memur-Sen 100 kişilik göstermelik bir eylemle, memurların Kızılay’a sokulmadığı ortamda Güvenpark’a hasırları sermişler, çınar ağaçlarının, akasya ağaçlarının altına oturmuşlar, 100 kişiyle sözde basın açıklaması yapıyorlar. Sizin istediğiniz bu şekildeki tepki ama 10 binlerce kişiyle Abdi İpekçi Parkı’na gelen memurların Kızılay’a girmesine izin vermiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bakın, şunu çok açık ve net ifade ediyorum: Zulümle hiç kimse abat olmamıştır, sizin de zulümle abat olma şansınız yoktur.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Hasan Karal, Rize Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN KARAL (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Az önce çok talihsiz bir olay yaşadık, kendisini çok sevdiğim, değer verdiğim Artvin Milletvekilimiz Uğur Bey, bizim, Doğu Karadeniz Bölgesi’nin olmazsa olmaz tek geçim kaynağı olan ve hepimizin -inanıyorum ki kendisinin de- bugünlere kadar gelmesinde en önemli katkısı olan çayımızı Türkiye Büyük Millet Meclisinin kürsüsüne dökerek çayımıza karşı büyük bir saygısızlık yapmıştır.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Çayınıza mı yaptı, Türkiye Büyük Millet Meclisine mi?

HASAN KARAL (Devamla) – Ben çayımıza yaptığı bu saygısızlığı kabul etmediğimizi söylüyor ve aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsüne yapılan bu saygısızlığı aynen kendisine iade ediyorum.

Çok değerli milletvekilleri, sözün burasına gelmişken şunu ifade etmek istiyorum: Elbette bu sene mayıs başında başlayan yaş çay kampanyası dolayısıyla bazı sıkıntılar yaşanmış olabilir ama Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde on yıldan beri ÇAYKUR’la alakalı hiçbir şikâyet burada gündeme gelmemiştir. Çünkü ÇAYKUR’u biz 2002’de devraldığımızda ÇAYKUR Genel Müdürlüğünün telefonları dahi hacizliydi, ÇAYKUR üreticisine parasını sekiz ay sonra, dokuz ay sonra, hatta bir sene sonra veriyordu, mayıs ayının parasını bir sonraki senenin şubat ayında verebilecek durumda bir ekonomik krizdeydi ÇAYKUR ama şu anda ÇAYKUR almış olduğu çayın bedelini bir ay sonra üreticisine verebilecek duruma gelmiştir. Dolayısıyla, bu sene kapasite artırımı dolayısıyla ÇAYKUR’un günlük çay alma kapasitesi 6.600 tondur, bunu 7 bin ton ve üzerine çıkarmak amacıyla bazı çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar dolayısıyla bazı fabrikalarda, dört beş fabrikamızda bazı alımlarda aksaklıklar yaşanmıştır. Bunları dile getirebilirsiniz, alımlar hakkında bazı olumsuzlukları burada dile getirebilirsiniz. Bu çok doğaldır, normaldir ama kalkıp bizim ekmeğimizi, bizim varoluş gayemiz, bizim her şeyimiz olan, tek ekmek kapımız olan çayı torbaya doldurup getirip burada Türkiye Büyük Millet Meclisine dökmek, yere dökmek cüretini hiç kimse göstermemelidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Denize döktünüz çayları.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Millet denize döküyor.

HASAN KARAL (Devamla) - Bu bizim çayımıza yapılan en büyük saygısızlıktır. Bunu bir Rize Milletvekili olarak ve bölgenin bir evladı olarak kabul etmemiz mümkün değildir, bunu kabul etmiyoruz.

Dolayısıyla, inşallah göreceksiniz çayımız elbette içerisinde bulunmuş olduğu şu andaki durum itibarıyla çok çok daha iyi günleri hep beraber görecek. Ve ÇAYKUR’un özelleştirilme kapsamına alınacağı yalanları ve iftiralarını da Sayın Başbakanımızın ağzıyla yalanlamış olmamıza rağmen hâlâ bu konuların gündeme getiriliyor olmasını da çok anlamlı buluyorum ve özellikle dün ve öbür gün Rize’de kara yollarını kapatmak suretiyle çay dökme eylemini gerçekleştirenlerin, sokaklara çay dökme eylemini gerçekleştirenlerin de aynı anlama ve aynı ideolojiye hizmet ettiklerini düşünüyorum.

Bakınız, dün Rize’de yollar kapandı, çay döküldü. Niye döküldü çay? Artvin bölgesinden gelen, az önce burada konuşan çok değerli milletvekilimizin seçim bölgesinden gelen çayların, aktarıma gelen çayların Rize fabrikalarında işletilmesinden doğan sıkıntıdan dolayı çay sokağa döküldü. Yani “Artvin’den çay gelmesin, Rize’nin çayı Rize’de üretilsin, Rize’de, efendim, fabrikalarda işletilsin.” diyerek bu tepki dile getirildi...

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Yani Artvin’in çayı kutsal, Rize’nin çayı kutsal değil mi?

HASAN KARAL (Devamla) - ...ama biz, ÇAYKUR olarak Artvin, Rize, Trabzon ve Giresun olmak üzere, kesinlikle bölgesel ayrım yapmıyoruz...

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ne yapıyorsunuz?

HASAN KARAL (Devamla) - ...ve diyoruz ki: Bütün eksikliklerimizi aynı anda düşüneceğiz, değerlendireceğiz ama gelip de bunları burada konuşup değerlendirmek yerine, çayımızı koltuğunun altına saklayıp getirip burada yere dökmeyi de gerçekten çok talihsiz bir adım olarak görüyor ve bunu özellikle bir kez daha dikkatlerinize sunuyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Varlı, buyurun.

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Komisyonda rayiç bedelin yüzde 50’si, beş yıl, 10 taksit çıkmasına rağmen 2/B yasasını burada bir önergeyle değiştirdiniz, çiftçinin ve köylünün aleyhine bir önergeyle değiştirdiniz, rayiç bedelin yüzde 70’i yaptınız. Şimdi çiftçi feryat ediyor. Bugün yanımda bizim Ceyhan’ın, Adana’nın Ceyhan ilçesinin birkaç tane muhtarı vardı, hepsi de bu sıkıntıyla alakalı köylünün ne yapacağını soruyor.

Şimdi, gelin, biraz vicdanınız varsa, biraz insafınız varsa, bu rayiç bedeller konusunda bari çiftçiye destek olacak, köylüye destek olacak bir şey yapın da çiftçi ve köylü bu tarlaları alabilsin yoksa onun arkasında çıkarttığınız, hemen akabinde çıkarttığınız yasayla bu araziler yabancılara gidecek, bizim arazilerimiz göz göre göre yabancıların eline düşecek, bunun için çok endişeliyim. Bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz, lütfen kamuoyuna izah eder misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, herhâlde biraz önceki sorum tam anlaşılamadı. Bilindiği gibi geçen dönem burada Kamu Güvenliği Müsteşarlığı Yasası çıktı, burada da yabancı uzmanlara kadrolar verildi. Sorum şudur: Bu yabancı uzman kadrolarına kaç adet yabancı uzman atandı? Bu kadroda çalışan bazı uzmanların Suriye’deki muhalifler içerisinde görev aldığı yönündeki medyaya yansıyan iddialar doğru mudur? Hükûmetinizin bu konuda bir çalışması var mıdır? Kamuoyunu ve yüce Meclisi bilgilendirebilir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Tanal… Yok.

Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Teşekkür ederim.

Malatya’nın en önemli gelir kaynağı kayısının en büyük düşmanı geçen de söylediğim gibi AKP’den sonra nisan ve mayıs aylarında görülen don ve doludur. Malatyalı çiftçilerin korktukları başına geldi. Salı gününden itibaren Malatya merkezde, Battalgazi’de, Darende’nin Engüzek beldesinde, Ozan, Karaoğuz, Mollauşağı, Kerimli köylerinde etkin olan don, dün de Kuluncak’a bağlı Karaçayır, Çay, Alvar, Kızılhisar köylerinde kayısı meyvesinin yüzde 70’ini perişan etti. “TARSİM’den sigorta yapsalar.” denilebilir, ama değerli arkadaşlar, bu TARSİM sigortası resmen Malatya kayısı üreticilerini soymak için kurulmuş bir sistemdir. Bu sistemin değiştirilmesini talep ediyorum, ayrıca dondan zarar gören kayısı üreticilerine de devletin yardım etmesini diliyorum.

Bir de Sayın Bakanım, sizinle ilgili bir şey söylemek istiyorum, Bu Malatya’da Medik Barajı diye bir barajımız var, Malatya Medik Barajı. Bu Medik Barajı işletmede gözüküyor, ama şu anda bir çay gibi akıyor, bir baraj işlevini görmüyor yıllardan beri, içi mil ve toprakla dolmuş durumda, bunun da işletmeye tekrar açılmasını sizden talep ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Oğan.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da maalesef, geçtiğimiz hafta Iğdır’a büyük bir miktarda dolu yağarak yine bütün ürünleri önemli ölçüde zarara uğrattı.

Biraz önceki konuşmayı yapan sayın milletvekili gibi bizim Iğdır’da da benzer sorun var. TARSİM, fiyatları çok yüksek olduğu için, tapu sorunları tam olarak çözülmediği için birçok vatandaşımızın derdine çare değil. Acaba ürünlerini doluya vermiş olan vatandaşlarımıza faiz ertelenmesi veya başka bir şekilde destek olunmasını düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Öğüt.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Karayolları Genel Müdürlüğünün sorumlu olduğu otoyol ve köprülerin yanı sıra çevre ve bağlantı yolları, köprü, tünel ve viyadüklerden de geçiş ücreti alınmasını öngören yönetmelik hafta başında yürürlüğe girdi.

Yönetmeliğin ne şekilde uygulanacağı henüz net olmamakla birlikte, çevre yollarının bundan böyle paralı olacağı haberleri kamuoyunda yankı ve tepki uyandırdı. Özelikle Tüketici Dernekleri Yönetmeliği, sosyal devlet ilkesi, seyahat özgürlüğü ve devletin tüketiciyi koruyacağı gibi anayasal maddelere aykırı olduğuna işaret ediyor.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Sayın Binali Yıldırım’ın “Bunu hemen otoyollara zam yapılıyor gibi algılamak hoş ve doğru olmadı.” açıklamasından yola çıkarak, öncelikle doğru kamuoyuna yansıyan, farklı olan nedir, bunu sormak istiyorum. Bundan otoyollarına zam yapılmayacak sonucunu çıkartabilir miyiz, onu sormak istiyorum. Yönetmelik gereği bağlantı yolu, köprü, tünel ve viyadükler de ayrı ayrı ücretlendirilecek midir? Vatandaşın cebinden yol, su, elektrik olarak dönmek üzere alınan vergilerin üzerine bir de bu şekilde ek ücret getirilmesi sosyal devlet ilkesine ters değil midir? İstanbul içindeki trafiği daha da güç duruma getirmeyecek midir?

Bunu Hükûmetinize sormak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; evvela, biliyorsunuz, 2/B kanunu çıkarıldı ve bu kanunu çıkaran da yüce Meclis. Özellikle bu gerçekten çok faydalı oldu çünkü yıllardır, aşağı yukarı 1981 yılından beri kangren hâline gelmiş olan bu meseleyi yüce Meclis çözdü.

Tabii, burada, evvela rayiç bedel nedir dersek, rayiç bedel ayrı, satış bedeli ayrı. Rayiç bedel, bildiğiniz üzere, Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen oradaki o arazinin değerini gösteren bir bedel ama burada, biliyorsunuz, Hükûmetimiz rayiç bedelin yerine bunu yüzde 70’le çarparak satış bedeli olarak belirledi. Dolayısıyla, bu şekilde önemli bir yüzde 30’luk tenzilat yaptık. Ayrıca, peşin ödeyenlere de yüzde 20 ayrıca bir tenzilat yapıldı. Böylece, yüzde 70 çarpı yüzde 80, yüzde 56’yla yani satış bedelinin peşin ödenmesi hâlinde rayiç bedelin yüzde 56’sı olarak buradan çıkarılan kanunla bu şekilde öngörüldü. Ayrıca…

MUHARREM VARLI (Adana) – Nasıl yüzde 56’sı Sayın Bakanım ya?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Müsaade edin, siz sordunuz, ben cevap vereyim.

MUHARREM VARLI (Adana) – Nasıl? Yanlış bilgilendiriyorsunuz. Nasıl yüzde 56’sı oluyor ya?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Ayrıca, bir de…

MUHARREM VARLI (Adana) – Yanlış bilgilendiriyorsunuz ama.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Ben bilgilendiriyorum işte bu şekilde.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Milletvekili.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Müsaade et de nasıl bilgilendireceğime ben karar vereyim. Siz sordunuz.

MUHARREM VARLI (Adana) – Tabii siz karar vereceksiniz ama yanlış bilgilendiriyorsunuz Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Milletimiz takdir eder nasıl bir karar verdiğimi, nasıl bilgilendirdiğimi.

Özellikle bir de vadeli almak isteyenlere de büyük bir imkân sağlandı.

Bakın, belediye hudutları içinde vadeli almak isteyenlere üç yıl vadeyle, altı ayda bir ödemek kaydıyla, faiz almaksızın böyle bir imkân sağlandı. Dolayısıyla, bunu ifade etmek istiyorum.

Rayiç bedelin bazı yerlerde yüksek olduğu iddia edildi. Tamam da rayiç bedelle satmıyoruz bir kere.

İkinci husus da bu konuda Maliye Bakanlığı ilan etmeden önce rayiç bedelleri tekrar yüksek olduğu iddia edilen yerlerde değerlendirmek üzere şu anda çalışma yapıyor. Bunun sorumluluğu zaten Maliye Bakanlığında ki, bu konuda rayiç bedelin tekrar kontrol edilmesi konusu Maliye Bakanlığımız tarafından ele alınıyor ve pek çok yerde de fiyatların son derece uygun ve makul olduğu anlaşıldı ama bunların yabancılara satışı diye bir şey söz konusu değil. Zaten bu alanlar tamamen Millî Emlake ait, Maliye Bakanlığına ait olan alanlar, tapusu onlara verildi. Dolayısıyla biz, hak sahibi, orayı kullanan insanlara satmak maksadıyla böyle bir kanun çıkardık, yoksa yabancılara satmak söz konusu değil. Direkt hak sahipleri müracaat edecek, başkalarının müracaat etmesi dahi söz konusu değil.

MUHARREM VARLI (Adana) – Altı ay sonra görürüz!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) -  Sayın Işık, özellikle yabancı uzmanlarla ilgili az önce de ifade ettim. Gerekli ne kadar kişi alındığı, bununla ilgili sayıyı sizlere yazılı olarak bildireceğimizi ifade ettik. Kaç tane yabancı uzman alındı onu şu anda bilmem mümkün değil; kaldı ki, bunların, az önce de ifade ettim, gazetelerde böyle bir iddia var ama bu yabancı uzmanların buralarda, Suriye’de, Türkiye’de yine ajan olarak çalıştırıldığı şeklinde Hükûmetimizde hiçbir böyle girişim, bir teşebbüs yoktur. Bunu çok net olarak ifade etmek istiyorum.

Tabii özellikle, evet bu kayısı, Malatya’daki kayısıda vuku bulan don hadisesiyle ilgili; biliyorsunuz sigorta var. Tarım Bakanlığı bunun hatta sigortanın yüzde 50’sini de ödüyor ama bunlarla ilgili herhangi bir sıkıntı varsa, ne yapılabilirse sayın vekillerim, bunu biz tekrar Tarım Bakanı ile görüşelim sizlerin de teklifi varsa. Yani biz tarım sigortası olsun istiyoruz. Dolayısıyla sadece don değil, hatta sele maruz kalan alanlar da sigortalı olsun, böylece çiftçimiz mağdur olmasın diye de böyle bir teklifimiz var ama sizlerin de başka teklifi varsa oturalım, bunu müzakere edelim.

Medik Barajı ile ilgili konuyu ele alacağım, ben bizzat kendim takip edeceğim. Zaten muhtemelen haziran sonunda da Malatya’ya bizzat ben kendim de gelerek oradaki yatırımları takip edeceğim.

Iğdır milletvekilimiz aynı şeyi ifade etti. Benzer cevabı aynı şekilde… Sayın Vekilim, biliyorum. Orada size şu müjdeyi de veriyorum: Biliyorsunuz “Iğdır’a yatırım yapılmıyor” falan diye geçen sefer de söylediniz. Şu anda Iğdır’daki barajla ilgili planlama çalışmaları bitiyor. Proje tamamlanınca o barajı da inşa edeceğiz ve Iğdır’ımızda hem sulama hem taşkın koruma hem de içme suyu temini olarak kullanılacak.

Şimdi, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Kadir Öğüt Beyefendi Ulaştırma Bakanlığımızla ilgili bazı sorular sordu. Süre kalmadığı için, müsaadelerinizle, Ulaştırma Bakanlığımız bu konuda yazılı olarak cevap versin.

Teşekkür ediyorum efendim, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Daha sonra istediniz Sayın Tanal.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Esendere ve Sero Kara Hudut Kapılarının Ortak Kullanımına Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı       : 190

Kabul                               : 186

Ret                                   : 4 (x)

         Kâtip Üye                                      Kâtip Üye

         Tanju Özcan                              Özlem Yemişçi

              Bolu                                          Tekirdağ”

                                        

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

3’üncü sırada yer alan Hukuk Uyuşmazlıklarında Ara buluculuk Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

3.- Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/486) (S. Sayısı: 233) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 233 sıra sayısıyla bastırıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında görüşülecektir.

Bu nedenle, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Hakan Çavuşoğlu, Bursa Milletvekili.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 233 sıra sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Ara buluculuk Kanunu Tasarısı hakkında grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, bildiğiniz gibi, kişiler arasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünden bahsedildiğinde ilk akla gelen mahkemeler ve uyuşmazlıkların yargısal yollarla giderilmesidir. Hâl böyle olmakla birlikte mahkemeler, gerek yargılama faaliyetlerinin uzun ve masraflı olması gerek uyuşmazlıkların eskiye nazaran karmaşık bir hâle bürünmüş bulunması gerekse kişilerin birbirleriyle kurdukları her türlü hukuki ve ticari ilişkilerini korumak ve devam ettirmek istemeleri gibi nedenlerle arzu edilen sonuçları üretmemeye başlamışlardır. Yine, yargılama süreci bünyesinde barındırdığı mücadeleci ve çekişmeli bir süreç olması nedeniyle tarafları tatmin etmekten ve sosyal barışı sağlamaktan yoksundur. Zira, yargılama sürecinde tarafların menfaatlerine uygun çözümler geliştirilmesi amaçlanmamakta, hâkim önüne gelen olaya pozitif ve maddi hukuku uygulamak suretiyle bir karar vererek maddi gerçeğe ulaşmaya çalışmaktadır. Bu nedenle tarafların uyuşmazlığın temelinde yatan menfaatleri nazara alınmadan verilen hüküm kimi zaman davayı kazanan tarafı bile yeterince tatmin etmemektedir. Hâl böyle olunca uyuşmazlığın tarafları ihtiyaçları olan çözüme erişebilmeleri için alternatif yöntemler aramaya başlamışlardır. Öyle ki uluslararası kurum ve kuruluşlar dahi aldıkları kararları ile üye devletleri adalete daha iyi erişim için mahkeme dışı alternatif çözüm yöntemleri düzenlemeye davet etmektedirler. Örneğin, 15-16 Ekim 1999 tarihinde Tampere’de yapılan Avrupa Birliği zirvesinde üye ve aday ülkeler alternatif çözüm yöntemi düzenlemeye davet edilirken, 2002 yılında Birleşmiş Milletler Ticaret Komisyonu da alternatif çözüm yöntemine ilişkin olarak, yasaların benzer olması amacıyla model kanun düzenlemiştir.

Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerine ilişkin arayışların sonucunda ara buluculuk müessesesi ön plana çıkmış, en hızlı yayılan ve tercih edilen yöntem olmuştur. İşte, görüşmekte olduğumuz işbu tasarıyla esasen tarihî, kültürel ve toplumsal kodlarımızla örtüşen, uzlaşmaya dayalı bir alternatif çözüm yöntemi olan ara buluculuk müessesesi düzenlenmektedir.

Düzenleme ile ara buluculuk, üzerinde serbestçe tasarruf edilen iş ve işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümü konusunda görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamayı amaçlayan, tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve gönüllü olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tanımlanmıştır.

                                  

(x) 233 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Sayın milletvekilleri, bugün tüm Avrupa Birliği üyesi ülkeler ile Amerika Birleşik Devletleri’nde ve hatta birçok Güney Afrika ülkesinde uygulanmakta olan ara buluculuk müessesesinin ülkemizde de kabul görmesi, toplum tarafından benimsenmesi ve tercih edilmesi büyük önem taşımaktadır. Zira ara buluculuk, tarafların yargısal yollara başvurmasına gerek kalmadan, onların karşılıklı menfaatlerini ön planda tutarak her iki tarafın da tatmin edici çözümler bulmalarını, toplumsal huzur ve barışı tahrip etmeden uyuşmazlıkları ortadan kaldırmayı amaçlayan bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Bu yöntem, esasen toplumsal barışa katkı sağlamayı amaçladığı gibi, bunun sonucu olarak da uyuşmazlıkların davaya dönüşmeden ortadan kaldırılması ile yargının yükünü de hafifletecektir.

Bu nedenlerle, tasarının gerek esas Komisyonda gerekse alt komisyondaki görüşmeleri sırasında muhalefetin, meslek odalarının ve diğer kuruluşların kaygı ve taleplerine azami ölçüde özen gösterilmiş ve tasarıda gerekli değişiklikler yapılmıştır.

Bu değişiklikler ile ara buluculuk müessesesinin ülkemizde yerleşmesi için mümkün oldukça geniş bir toplumsal yelpazede sahiplenilmesi amaçlanmış, ara buluculuk müessesesi yargılama faaliyeti olmamakla birlikte, müessesenin etkin bir şekilde işletilmesini sağlamak amacıyla ara bulucuların hukuk eğitimi almış olmaları ve belli bir süre tecrübe edinmiş olmaları aranmıştır.

Yine toplumsal hassasiyetler nazara alınarak tasarıya, aile içi şiddet iddiası içeren uyuşmazlıkların ara buluculuğa elverişli olamayacağı dercedilmiştir ancak Avrupa Birliğinin tüm ülkelerinde ve Amerika Birleşik Devletleri’nde uygulandığı hâlde Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla karşılaşmayan ara buluculuk müessesesi, her nasılsa bizdeki muhalefet anlayışı tarafından, Anayasa’nın 9 ve 36’ncı maddelerinde düzenlenen “yargı yetkisinin bağımsız mahkemelerce kullanılacağı ve devredilemeyeceği” ile “savunma hakkının kısıtlanamayacağı” ilkesine aykırılık iddiasıyla karşılaşmıştır. Muhalefetin bu itiraz ve eleştirileri hukuki gerekçelerden uzaktır.

Sayın milletvekilleri, öncelikle belirtmek gerekir ki ara buluculuk müessesesi, Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasının aksine, anayasal bir gereklilikten kaynaklanmaktadır. Gerçekten de Anayasa’nın Başlangıç hükümleri de dâhil olmak üzere 2’nci, 5’inci, 45’inci maddelerinden ortaya çıkan sonuç, devletin asli vazifelerinden birinin de kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak olduğudur. Devletin, “sosyal barışı sağlamak” şeklinde özetlenebilecek bu vazifesini sağlamakta kullanabileceği çeşitli enstrümanları vardır. Pek tabii ki bunlardan bir tanesi de ara buluculuk müessesesidir. Zira ara buluculuk, dava ve yargılamanın içinde barındırdığı olumsuz özellikleri barındırmamakta, yargılamanın aksine, kazan-kazan sonuçlu bir tatmin duygusu yaratmaktadır.

Öte yandan, Anayasa Mahkemesi dahi verdiği 20/03/2008 tarih ve 78/74 sayılı Kararı’nda -tüketici hakem heyetiyle ilgili olan kararında- alternatif çözüm yöntemlerine ilişkin arayışların gerekliliğine işaret ederek şöyle söylemektedir:  “Anayasa’nın 141’inci maddesine göre davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir. Bu görevin ağır iş yükü altında yerine getirilmesi zorlaştıkça uyuşmazlıkların çözümü için alternatif yöntemlerin yaşama geçirilmesi yargıya ilişkin anayasal kuralların etkinliğinin sağlanması bakımından gerekli görülebilir.” denilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın ara buluculuk müessesesinin düzenlenmesinin Anayasa’nın 9’uncu ve 36’ncı maddelerine aykırılık teşkil ettiğine ilişkin iddialara gelince: Ara buluculuk yönteminde organik veya şeklî anlamda bir yargılama faaliyeti kesinlikle yapılmaz ve mahkemelerin yargı yetkisine alternatif bir çözüm arayışı bulunmaz. Ara buluculukta tarafları bağlayıcı bir karar verilmez, tahkikat yapılmaz, tanık dinlenilmez, yasal delil ibrazı yoktur, keşif yapılmaz, bilirkişi incelemesi gibi inceleme ve değerlendirme faaliyeti de olmaz. Ara bulucu hâkim olmadığından dolaylı dahi olsa yargı yetkisini kullanmaz. Öte yandan, ara buluculuk müessesesinin gönüllü olması, sürece başvuruda, devam etmekte veya sonuçta alınan karara uymakta her iki tarafın da karşılıklı rızasını gerektirmesi ve taraflar uzlaşmak istemediği takdirde dava yolunu kapatmaması sebebiyle hak arama hürriyetini de kısıtlamayacaktır.

Sayın milletvekilleri, muhalefetin AK PARTİ Hükûmeti ya da AK PARTİ milletvekillerinin tasarı ve teklifleriyle ilgili olarak bir arka plan ve gizli ajanda arama hastalığı bu tasarıda da nüksetmiştir. Muhalefet, tasarıyla bir yandan çağdaş kadılık sistemi getirildiği yönündeki kışkırtıcı bir üslup kullanmakta, diğer yandan da bu müessese ile tarikatların kendi ara buluculuk düzeneklerini kuracağını, etnik temelli ve feodal örf ve âdetlerin uygulama alanı bulacağını ileri sürerek düzenlemeyle ilgisi olmayan eleştirilerle müesseseyi manipüle etmekte ve itibarsızlaştırmaktadır.

Sayın milletvekilleri, ara buluculuk yöntemi devlet denetiminin yayılmasının bir yolu olarak görülmeli ve bu sayede üstü örtülü bir denetim sağlayarak tarafları geleneksel kurumlardan ve çözüm mekanizmalarından uzaklaştırdığı akıldan uzak tutulmamalıdır. Devlet, mahkemeler dışındaki uyuşmazlık çözüm yöntemlerine izin vererek bu konudaki özgürlükleri artırmış görünmekle geleneksel ve diğer iktidar kaynaklarının sahip olduğu gücü alternatif çözümler ile ellerinden almaktadır.

Ben, bu duygu ve düşüncelerle ara buluculuk müessesesinin toplumumuza, ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Oktay Öztürk, Erzurum Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hukuk Uyuşmazlıklarında Ara buluculuk Kanunu Tasarısı üzerine grubumuzun görüşlerini ifade etmek üzere huzurunuzdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, uyuşmazlıkların yargı önüne taşınmadan çözülmesinin, bir yandan yargının iş yükünün azaltılması, diğer yandan da vatandaşların problemlerini kısa yoldan çözüme kavuşturup belirsizlikten kurtulmalarının sağlanması nedenleriyle çok önemli ve yararlı olduğunu düşünüyoruz. Hukukumuzda son yıllarda bu yönde bir eğilim olduğu da gözlenmektedir. Elbette bu yargı dışı çözüm yolları ancak kişilerin üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabilecekleri uyuşmazlıklar bakımından geçerli olabilecektir. Kamu düzenini ilgilendiren hiçbir sorun kişilerin salt kendi arasındaki bir sorun olarak nitelendirilemez ve kişilerin iradesine bırakılamaz. Nitekim, tasarının 1’inci maddesinde “Bu Kanun, yabancılık unsuru taşıyanlar da dâhil olmak üzere ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde uygulanır.” denilmek suretiyle bu durum açıkça vurgulanmıştır. Bu biçimde çerçevelenmiş bir ara buluculuk kurumuna ülkemizin ihtiyacı olduğu da açıktır.

Ara buluculuk kurumu uyuşmazlıkların alternatif çözüm yollarından biri, belki de en önemlisidir. Burada uyuşmazlığın çözümünde temel ve kesin yetki mahkeme ve hakem usullerinin emredici karakterinin aksine tarafların iradesine bırakılmaktadır. Bu yönüyle ara buluculuk kurumunun hak ve adalet duygusu gelişmiş, belli bir kültür düzeyine ulaşmış toplumlarda daha yaygın olarak uygulanabileceği umulmaktadır. Gerçi ülkemizdeki yargı pratiğine baktığımızda, kaybeden tarafların genellikle temyizle de yetinmeyip karar düzeltme yolunda kullandıkları, hatta yeniden yargılama usullerini de zorladıkları dikkate alındığında, ara buluculuk kurumundan başlangıçta beklentilerin altında bir yarar elde edilmesi de söz konusu olabilir. Ama buna rağmen bu kurumun düzenlenmesinde ve bir imkân olarak yurttaşlarımızın ifadesine sunulmasında yarar bulunduğunu düşünmekteyiz.

Ara buluculuk kurumunun son yıllarda Avrupa ülkelerinde de yaygınlaştığı bilinmektedir. Avrupa Birliği ülkelerinde birçok kurum uyuşmazlıkların çözümünde arabuluculuğa yönelmekte, hatta zaman zaman bazı Avrupa Birliği ülkeleri arasında ara buluculuk kurumuna ilişkin ikili antlaşmaların yapılması da söz konusu olabilmektedir.

Nihayet ara buluculuk kurumunun üye ülkelerde git gide yaygınlaştığını dikkate alan Avrupa Birliği Konseyi 2008 yılında konuyu gündemine almış ve sonuçta Avrupa Birliği Ara buluculuk Direktifi’yle bu alan birlik çapında bir düzenlemeye de konu olmuştur. 2008/52 sayılı Avrupa Birliği Direktifi bunu ifade ediyor.

Tüm Avrupa Birliği ülkelerini bağlayan bu direktifte özetle şu hususlara yer verilmiş bulunmaktadır: Mahkemeler taraflara ara buluculuk yoluna başvurmalarını önerebilecekler, hatta tarafların ara buluculuk konusunda bilgilendirme toplantılarına katılmasına karar verebileceklerdir.

Ara buluculuk sürecinde elde edilen belge ve bilgilerin gizliliği, hatta mahkeme ve tahkim sürecinde kullanılamayacakları hususları da düzenlenmektedir. Ancak bu gizlilik prensibine önemli istisnalar getirilmiştir. Kamu düzeninin korunması, aile arabuluculuğunda çocuğun korunması, kişilerin fiziki ve manevi açıdan zarar görmeleri hususları söz konusu olduğunda gizlilik söz konusu olamayacaktır.

Ara buluculuk süreci sonucunda bir anlaşmaya varıldığı takdirde bu taraflar…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bir dakika… Usul meselesi var. Şimdi Komisyon sırasında Komisyonu temsil eden kimse yok.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Özel sözcü var.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir dakika arkadaş…

BAŞKAN – Sayın Genç, böyle bir usul olmaz ki ama.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, bakın, bir şey söyleyeceğim.

BAŞKAN - Kürsüde hatip konuşurken sözü kesemezsiniz ki. Lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, şimdi usulsüz müzakere ediyoruz. 45’inci maddede diyor ki…

BAŞKAN – Böyle bir usul yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, Genel Kurulda komisyonu temsil…

OKTAY ÖZTÜRK (Devamla) – Ben teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, buyurun siz lütfen.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir dakika efendim.

BAŞKAN – Sayın Hatibin konuşması bitsin, değerlendiririz efendim, dinleriz sizi.

Buyurun Sayın Öztürk.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama efendim, Komisyon temsil edilmiyor. Şimdi, Yılmaz Tunç’un temsilci olması için komisyon raporunda…

BAŞKAN – Sayın Genç, gelin şurada konuşalım lütfen. Sayın Hatibi…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, komisyon…

BAŞKAN – Sayın Öztürk, buyurun lütfen.

OKTAY ÖZTÜRK (Devamla) – Evet, sayın milletvekillerim, ara buluculuk süreci sonucunda bir anlaşmaya varıldığı takdirde…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Komisyon temsil edilmiyor ki.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, buyurun.

Süre ilave ederim efendim.

OKTAY ÖZTÜRK (Devamla) – …bu taraflar açısından artık bağlayıcı olacak, mahkemenin icra edilebilirlik şerhi vermesinden sonra bu anlaşmalar icraya da konu olabilecektir. Ara buluculuk sürecinde zaman aşımı duracaktır. Ara bulucuların nitelikli olabilmesinin temini için sürekli işleyen eğitim ve denetim mekanizmaları oluşturulmuştur. Diğer hususlarda, konu, ülkelerin kendi iç hukuklarına bırakılmıştır.

Şimdi, gündemimizdeki tasarıya baktığımızda -gerçi asıl hükmü uygulama verecektir ama- bazı tespitleri baştan yapmak da mümkün görünmektedir. Bir defa tasarının “Kapsam” maddesi çok genel olmuştur. Gerçi kanunun kapsamının ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıkları olarak belirlenmesi, yukarıda da vurguladığımız üzere, işin niteliğine uygundur ama bunun yeterli olmayacağı, bazı karışıklıklara ve haksızlıklara yol açılmasını önlemeye yetmeyeceği de açıktır. Nitekim bu yetersizlik fark edilmiş ve bu fıkraya bir ek cümle eklenme gereği duyulmuştur. Buna göre  “Şu kadar ki, aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıklar ara buluculuğa elverişli değildir.” Bu ekleme biraz malumun ilanı olmuştur çünkü aile içi şiddetin artık hukukumuzda kamu düzeninden sayıldığını söyleyebiliriz. O hâlde zaten bu iddialar kapsam dışındadır. Ama örneğin çocukların korunması konusuna burada yer verilmemiştir. Yine ülkemiz şartlarında aile birliğinin dağılması durumunda kadının mali açıdan korunması için ilave tedbirler alınabilirdi.

Bir diğer husus işçi-işveren uyuşmazlıkları konusudur. İşveren karşısında güçsüz ve korumasız durumda bulunan işçinin, ara buluculuk kurumu aracılığıyla işveren tarafından mağdur edilmesine yol açılmış olabilir. Yani bu genel kuralın bazı anlamlı istisnaları düzenlenebilirdi. Bu hususların tasarıda yer almamış olması bir eksiklik olarak nitelendirilmektedir.

Bir diğer husus, ara buluculuk kurumunun yargı yetkisinin devri niteliğinde olduğu, bunun da “Yargı yetkisi, Türk milleti adına bağımsız mahkemeler tarafından kullanılır.” biçimindeki düzenlemeye aykırı olduğu yolundaki tenkitlerin tasarıyla tam olarak karşılanamamış olmasıdır. Bu tartışma da ara buluculuk süreci sonucunda varılan anlaşmanın görevli ve yetkili hâkim tarafından icra edilebilirlik şerhi vermesi üzerine ilam niteliği kazanmasından kaynaklanmaktadır. Hâkimlerin tarafları dinlemeksizin sadece evrak üzerinden karar verecek olması bu endişenin haklı görülmesine yol açmaktadır. Üstelik süreçte elde edilen bilgi ve belgelerin gizli olması, anlaşma metnine icrailik şerhi verecek olan hâkimin evrak üzerinden yapacağı incelemeyi de çok sınırlı hâle getirecektir. Bizce bu sakıncayı gidermenin yolu, en azından hâkimlerin bu şerhi vermeden önce tarafları veya vekillerini bizzat dinlemesi, onları anlaşma metni ve bunun sonuçları hakkında bizzat bilgilendirdikten sonra icra edilebilirlik şerhi vermesi hâlinde kısmen giderilmiş olacaktır. Tasarıya böyle bir fıkranın eklenmesinin uygun olacağını değerlendirmekteyiz.

Tasarının 4’üncü maddesinde yer verilen gizlilik prensibine hiç istisna getirilmemiş olması bu tasarının eksik yanlarından birini oluşturmaktadır. Avrupa Birliği direktiflerinde bile yer alan istisnalara burada yer verilmemiştir. Avrupa Birliği direktifinde olduğu gibi kamu düzenini ilgilendiren veya kişinin maddi yahut manevi varlığına zarar veren belgelerin gizlilik prensibinin istisnasını oluşturduğu, bu bilgi ve belgelerin mahkemeler önünde de kullanılabileceği düzenlenmelidir. Gerçi, tasarının 5’inci maddesinin son fıkrasındaki düzenleme kısmen bu aksaklığı gidermektedir ama salt süreç içerisinde oluşan bilgi ve belgeler yine de 5’inci maddenin kapsamı dışında kalmakta, 4’üncü maddede yer alan gizlilik ilkesi ise zaten mutlak niteliğini korumaktadır. Bu durumda 4’üncü maddeye en azından belirtilen nedenlere dayalı istisna düzenlemelerinin eklenmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

Ara bulucuya sadece mesleğe kabulde bir eğitim verilmesi yeterli değildir. Mesleğe girişteki kadar yoğun olmasa da ara bulucuların her yıl asgari bir hizmet içi eğitim almalarının zorunlu tutulması önemlidir. Konu buraya gelmişken bir hususu huzurlarınıza getirmek istiyorum: Biz “Bu kanun Avrupa ülkelerinde, nerede, nasıl uygulanıyor?” diye ziyaret ettiğimiz vakit, İtalya’da yargıtay üyesi emekli olmuş, ara bulucu olmuş, bize şunu söyledi: “Ben göreve başladığım vakit uzun bir müddet kendimi unutmak mecburiyetini hissettim -çünkü hâlâ kürsüdeki hâkim edasıyla işe bakıyor- çok zorlandım, uzun bir müddet kendimi unuttum, ondan sonra ancak ara buluculuk yapmaya başladım.” Bu da ara bulucular açısından meselenin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Hatta, bunun, hâkimler ve avukatlar gibi bütün meslek mensuplarına kendi mesleklerinin özelliklerine göre yaygınlaştırılması gerekmektedir bu eğitimin. Nitekim, Avrupa ülkelerinin uygulamasında da bu eğitimin sürekliliği aranmakta ve buna önem verilmektedir.

Bu tasarının herhâlde en sorumlu düzenlemeleri, ara buluculuk kurumunu Adalet Bakanlığı aracılığıyla siyasal iktidara bağımlı hâle getirmesidir. Bu yaklaşım kurumun baştan sorunlu doğmasına yol açmaktadır. Ara bulucular Adalet Bakanlığının memuru olmamalıdır. Belki başlangıçta ara bulucuların sicillerinin tutulması ve diğer sekreterya işleriyle sınırlı olarak Adalet Bakanlığına bir görev verilebilinir. Adalet Bakanlığına bunun ötesinde görevler verilmesi -örneğin ara bulucuyu sicilden silmek gibi- bizce yanlış bir karardır. Öte yandan, asıl temel yetkilere sahip olması gereken ara buluculuk kurulunun yapısında da Adalet Bakanlığının ya doğrudan ya da dolaylı olarak seçtiği üyelerle belirleyici konumuna geldiği görülmektedir. Adalet Komisyonundan gelen şekle göre kurulun üye kompozisyonu ve çalışma yöntemi şöyle: Hukuk İşleri Genel Müdürü, Daire Başkanı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından hukuk mahkemelerinde görev yapmakta olan birinci sınıfa ayrılmış hâkimler arasından seçilecek 2 hâkim, Türkiye Barolar Birliğinden 3 temsilci, Türkiye Noterler Birliğinden 1 temsilci, Yükseköğretim Kurulu tarafından seçilen özel hukuk alanından 1 öğretim üyesi, Adalet Bakanı tarafından seçilecek 3 ara bulucu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinden 1 temsilci, Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonundan 1 temsilci, Türkiye Adalet Akademisi Eğitim Merkezi Müdürü. Başkan ihtiyaca göre kurul toplantılarına uzman kişileri çağırabiliyor. Kurul Başkanı Genel Müdür, Genel Müdürün bulunmadığı toplantılarda Başkanlık görevi daire başkanı tarafından yerine getirilir. Kurul, mart ve eylül aylarında olmak üzere yılda en az 2 kez toplanır. Ayrıca, başkanın veya en az 5 üyenin talebiyle kurul her zaman toplantıya çağrılabilir. Kurul üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar alır.

Görüldüğü üzere, toplam 15 kurul üyesinden Hukuk İşleri Genel    Müdürü, Daire Başkanı, Adalet Akademisi Müdüründen oluşan 3’ü doğrudan doğruya Bakanın hiyerarşik astıdır. Bu yetmemekte, 3 üyeyi de Bakan tekrar atamakta. Böylece 15 üyeden 6’sı Bakanın doğrudan etkisi altındadır. YÖK tarafından seçilecek 1 öğretim üyesi ve HSYK tarafından seçilecek 2 hâkimi de Adalet Bakanlığının etki alanına ekleyebileceğimizi düşünebiliyoruz. Bu durumda 15 üyeden 9'u, 6’sı doğrudan olmak üzere, siyasal iktidarın etki alanında kalmaktadır. Hesabı tersinden yaptığımızda; Barolar Birliği tarafından seçilen 3, Noterler Birliği tarafından seçilen 1, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından seçilen 1 ve Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu tarafından seçilen 1 üyeyi -ki toplamda 6 üye ediyor- bir tarafa bıraktığımızda, geriye kalan asıl çoğunluk siyasetin doğrudan ya da dolaylı etkisinde kalabilme potansiyeline sahiptir.

Özetle bu Kurul, bağımsız bir kurul olarak değil, Adalet Bakanlığının bir alt birimi gibi tasarlanmıştır endişesini taşımaktayız. Bu Kurula, Hukuk İşleri Genel Müdürü ve Ara buluculuk Daire Başkanı ile Adalet Akademisi Müdüründen oluşan, Adalet Bakanının hiyerarşisine tabi Adalet Bakanlığı bürokratları üye iken, bir de Adalet Bakanına ayrıca 3 üye seçtirmek hangi amaca hizmet etmektedir merak ediyoruz. Bir defa, Adalet Bakanının ayrıca seçeceği bu 3 üyenin tasarıdan çıkartılması ve eğer 15 kişilik sayı korunacaksa bu 3 üyenin de eklenmesiyle Türkiye Barolar Birliğinin seçeceği üye sayısının 6’ya çıkarılması gerekir diye düşünüyoruz.

Öte yandan, hem Genel Müdürün hem de Daire Başkanının Kurula üye olması bizce anlam ifade etmemektedir. Çünkü Daire Başkanı zaten Genel Müdürün hiyerarşik astıdır. Memuriyette, kamu görevine ilişkin olarak astların ayrı bir iradesinden söz edilemeyeceğine göre, Kurul üyeliğinin prensip olarak sadece Genel Müdüre ait olduğu, onun katılmaması durumunda ancak Daire Başkanının da Kurula üye sıfatıyla katılabileceği düzenlenmeliydi. Buradan artacak bir üyelik de diğer kurumlardan birine, mesela Türkiye Noterler Birliğine verilebilirdi.

Kurul bu şekliyle hiç fonksiyonel olmamış, bağımsız bir kurul şeklinde oluşturulmamıştır. Kurulun bu yapısının kabulü bizce mümkün değildir. Kurulun genel yapısının ve oluşumunun, Avukatlık Kanunu’nun 35’inci maddesinde yer alan, tarafların temsilcileri olan avukatların karşılıklı yaptıkları anlaşmaların ilam hükmünde olduğuna ilişkin düzenlemenin açtığı kapıdan gidilerek sağlanması gerekirken, hukuk alanında anayasal ve yasal temel mesleki yapılanma olan Türkiye Barolar Birliğinin dışlanarak oluşturulması işin niteliğine aykırı düşmektedir. Üstelik, Barolar Birliğinin üniversiteler ve Türkiye Adalet Akademisinin yanı sıra ara bulucu eğitimi verecek bir kuruluş olarak bile düzenlenmesinden kaçınılmış olması, Barolar Birliğinin âdeta bu kurumdan dışlanmaya çalışılması, ara buluculuk kurumunun Adalet Bakanlığı hiyerarşisine tabi bir yapılanma olarak oluşturulmaya çalışılması kabul edilemez bizce.

Son söz olarak şunu söyleyelim: Uyuşmazlıkların yargı dışı alternatif çözüm yollarının geliştirilmesi ve bu bağlamda da ara buluculuk kurumu önem taşımaktadır. Fakat siyasal iktidarın her fırsatı, siyasal otoritesini pekiştirmek ve adalet alanı da dâhil bütün toplumsal ve hukuksal alanlara yayma çabası burada da kendisini göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, tarihsel süreçte Osmanlı kapitülasyonlardan batmış, İstiklal Savaşı’mız da öncelikli olarak kapitülasyonları kaldırma ilkesi üzerine kurulmuştur. Yaptığımız antlaşmalarda da kapitülasyonların kaldırılmasını çok zor şartlarda kabul ettirebilmişiz. Kapitülasyonlar sadece iktisadi alanda olmamıştır, eğitimden hukuka kadar her alanda bu bela Osmanlı toplumunu kuşatmıştır. Konsolosluk mahkemeleri şeklinde adli kapitülasyonlar verilmiştir. Şimdi de “ara buluculuk” adı altında tekrar çok hukuklu sisteme yol açılmamalıdır. Burada çok önemli bir endişemizi de eklemek istiyorum. “‘Ara buluculuk’ adı altında çok hukukluluğa yol açılmamalıdır.” diyoruz. Ara bulucuların, yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar dışında, Türk hukukunu uygulayacakları açık açık belirtilmelidir. Aksi takdirde “çok hukukluluk” adı altında Türk hukukunun ihlal edilmesine, kamu düzeninin bozulmasına yol açılabilir endişesini taşımaktayız. 

Bu düzenleme ile yapılmak istenenin ara buluculuk olduğu açıktır. Gönül ister ki ara buluculuk kurumu gelişsin ama bu kurum, adının tam tersine “arabozuculuğa” dönüşmesin. Bunun yolu, yukarıda yer verdiğimiz tenkitlerin dikkate alınarak yasanın eksikliklerinin giderilmesi, Ara buluculuk Kurulunun bağımsız bir yapıya kavuşturularak yakın gelecekte ara bulucuların tam bir kamu kurumu niteliğinde meslek örgütü bünyesinde örgütlenmelerinin yolunun açılmasıdır.

Siyasal iktidar henüz yeni doğmaya hazırlanan bu kurumun üstünden elini çekmeli, sadece ona yardımcı olmalıdır diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Genç, iddianızla ilgili olarak, Komisyon Raporu’nun 45’nci sayfasında, Genel Kurul çalışmalarında Adalet Komisyonunu temsil etmek üzere Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile Bursa Milletvekili Hasan Çavuşoğlu Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 45’inci maddesi uyarınca özel görevli seçilmişlerdir.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 233 sıra sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Ara buluculuk Kanunu Tasarısı üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir ülkede demokrasinin eksikliklerini tamamlamak gerçek bir hukuk devleti oluşturmanın olmazsa olmaz koşullarından biridir. Demokrasideki eksiklikleri gidermenin ve gerçek anlamda demokratik bir hukuk devleti olmanın yolu da yargı sistemini güvenilir hâle getirmekten, bağımsız bir yargı ve savunma sistemini kurmaktan geçer. Türkiye’de yargı sisteminin ciddi olumsuzluklar içinde olduğu, özellikle adalet mekanizmasının çok yanlış çalıştığı bir hakikattir ancak, yargının iş yükünü azaltmak hepimizin görevi olmakla beraber, yargı organının daha iyi işlemesi, adalete erişimin sağlanması, adil yargılanmanın gerçekleştirilmesi için birbirinden ayrı olarak yapılmaya çalışılan yasal düzenlemeler hem bütünü etkilememekte hem de ciddi tartışmalara neden olmaktadır. Hukuk Uyuşmazlıklarında Ara buluculuk Yasa Tasarısı için de durum aynıdır. “Yargının yükünü hafifletmek”, “Yargılamayı hızlandırmak” gibi beklentilerle sunulan ara buluculuk, ciddi bir yargı reformu olmadan işleyebilecek bir sistem değildir. Demokratik anlamda yargı reformu yapılmadan getirilen yasa değişiklikleri geçici düzenlemeler olmaktan öteye gidemeyecektir. Bu tür düzenlemeler hâlihazırdaki sorunları daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Ara buluculuk sürecinin yargılama sürecinden farklı işlediğine ve daha esnek olduğuna öncelikle yargı mensuplarının inanması gerekmektedir. Öncelikle bu yöntemin birçok uyuşmazlığın yargı önüne gitmesini önleyerek yargının daha rahat çalışmasına imkân veren bir kurum olarak düzenlenmesi gerekir. Alternatif çözüm yolları konusunda özel eğitim almış avukatların ara bulucu olarak atanmasını sağlayan düzenlemeler yapılmalı, alternatif uyuşmazlık çözüm yolları uygulamasında avukatların rolü açıklıkla belirlenmelidir. Ayrıca belirtmek gerekir ki ara buluculuk sistemi esasen yürürlükteki mevzuat gereği zaten hâlihazırda uygulanagelen bir durumdur. Bu nedenle, yeni ve özel bir yasa yerine, uzlaşmaya yönelik mevcut düzenlemelerin geliştirilmesi çok daha yerinde olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ara bulucular siciline kayıt şartlarını düzenleyen 21’inci maddenin (2)’nci fıkrasının (b) bendinde ara bulucu olmak için dört yıllık lisans eğitimi almış olmak şartı getirilmiştir. Dört yıllık fakülte mezunu herkese ara buluculuk yapma hakkının verilmesi ise çok büyük bir hatadır. Kamu düzenini ilgilendirmeyen uyuşmazlıkların çözümünde görev alacak insanların öncelikle hukuk disiplini almış olmaları gerekir. Ara buluculuk için gerekli eğitim çalışması diğer maddelerde inceleneceği gibi herkese verilebilir ancak hukuk disiplini yüz saatlik bir eğitimle verilemez çünkü hukuk disiplini kanunları öğrenmekle değil, kanunların toplumsal yaşama, toplum yararına olacak şekilde nasıl uygulanacağının öğrenilmesiyle edinilir. Bunun için de hem temel kanunların koruduğu toplumsal menfaati bilmek gerekir hem de bu kanunların temelindeki hukuk felsefesi ve hukuk sosyolojisini bilmek gerekir. Bu sebeple ara buluculuğun ara buluculuk teknikleri konusunda eğitim almış avukatlara özgülenmesi daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.

Şunu ifade etmek gerekir ki ilgili mevzuat gereği avukatlar zaten ara buluculuk rolüne girmektedirler. Ara buluculuk rolünün pratik olarak mevzuatımızdaki uygulamalardan örnekler vermek istiyorum: Avukatlık Yasası’nın 35/A maddesi, alternatif uyuşmazlık çözüm yolları arasında yer alan karşılıklı görüşme yönteminin bir örneğidir. Bu maddeye göre, avukatlar tarafların kendi iradeleri ile sonuçlandırabilecekleri konularda karşı tarafı uzlaşmaya davet edebilme yetkisine sahiptir.

1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun "Uzlaşma Sağlama" başlıklı 35/A maddesi "Avukatlar dava açılmadan veya dava açılmış olup da henüz duruşma başlamadan önce kendilerine intikal eden iş ve davalarda, tarafların kendi iradeleriyle istem sonucu elde edebilecekleri konulara inhisar etmek kaydıyla, müvekkilleriyle birlikte karşı tarafı uzlaşmaya davet edebilirler. Karşı taraf bu davete icabet eder ve uzlaşma sağlanırsa, uzlaşma konusunu, yerini, tarihini, karşılıklı yerine getirmeleri gereken hususları içeren tutanak, avukatlar ile müvekkilleri tarafından birlikte imza altına alınır. Bu tutanaklar 09/06/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 38’inci maddesi anlamında ilam niteliğindedir." hükmünü içermektedir.

Bu maddenin uygulanabilmesi için, uyuşmazlığa düşen tarafların avukatları aracılığı ile temsil edilmeleri konusunda fikir birliği içinde olmaları ve uyuşmazlık konularını avukatları aracılığı ile yürütecekleri görüşmelerle çözmek konusunda istekli olmaları gerekmektedir ancak ülkemizde avukatla temsil edilme bilinci yerleşmediği için uyuşmazlığa düşen taraflardan biri avukatına gittiğinde karşı tarafın bir avukatı olup olmadığını bilmediği gibi, eğer bir avukatı varsa da çoğu zaman 2 avukatın yan yana gelmesine izin vermeden uyuşmazlığın mahkemeye götürülmesini tercih etmektedirler. Avukatlar müvekkillerinin talimatına göre hareket etmek zorunda olduklarından, avukatların müvekkillerinin iznini almadan böyle bir uzlaşma anlaşması yapabilmeleri mümkün değildir. Yani avukatların uzlaşma sağlama görevleri tarafların isteğine bağlıdır. İsteğe bağlı olması, avukatlara verilen bu yetkinin bir türlü kullanılamamasının belki de en önemli nedenidir.

Hazırlanan Hukuk Uyuşmazlıklarında Ara buluculuk Kanun Tasarısı da ara bulucuya gitmeyi isteğe bağlı tutmaktadır. Bu sebeple aynı gerekçe ile ara buluculuk kurumunun başarısızlığa uğrayacağını düşünüyoruz.

Avukatlık Kanunu’nda avukatlara verilen bu yetki her dava için olmasa da belli davalar için zorunlu tutulsa birçok uyuşmazlık mahkemeye gidilmeden çözülebilir. Avukatlara temsil edilme zorunluluğu getirilmeden ara buluculuğun da, avukatların uzlaşma sağlama yetkilerinin de olumlu bir etkisi olmayacaktır ancak avukat tutma zorunluluğu getirilmesi de bazı çevrelerce hak arama özgürlüğünün kısıtlanması olarak değerlendirilmektedir. Avukat tutma zorunluluğunun iş sahiplerinde yaratacağı yüksek avukatlık ücreti yükünün önlenmesi de bütün Avrupa ülkeleriyle, Avrupa dışında, gelişmiş bütün ülkelerde uygulanan ancak bizim ülkemizde henüz hayata geçirilmemiş olan hukuki himaye sigortasıyla mümkündür. Hukuki himaye sigortası, vatandaşın çok uzun vadeye yayılmış olan sigorta primleri karşılığında ihtiyaç duyduğu her durumda avukatlık hizmetini alabilmesini sağladığı gibi avukatların da avukatlık ücretlerini bu sigortadan alarak ücret uyuşmazlığına düşme riskini taşımadıkları bir güvence yaratmaktadır.

Sonuç olarak avukatların uzlaşma sağlama yetkilerinin etkin olarak kullanılabilmesi, avukat tutma zorunluluğunun getirilmesine ve avukat tutma zorunluluğunun dar gelirli vatandaşı olumsuz etkilememesi için de hukuki himaye sigortasının kurulmasına bağlıdır. Bunlar yapılmadan, isteğe bağlı olarak yürürlüğe girecek olan ara buluculuk faaliyetinin de hukuk düzenimize olumlu bir katkısı olmayacaktır.

Ceza Muhakemeleri Yasası’nda 2006 yılı sonunda yapılan değişiklik ile bazı suçlarda soruşturma ya da kovuşturma aşamasında tarafların uzlaşarak sorunun çözülmesi olanağı getirilmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 166’ncı maddesinin üçüncü fıkrası, en az bir yıl süren evliliklerde anlaşmalı boşanma olanağı tanımaktadır. Uygulamada, eşlerin anlaşmanın tüm koşullarını içeren bir anlaşma metnini hazırlayarak mahkemeye sunmaları genelde avukat aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Bu alanda avukatlar çok sık ara buluculuk yapmaktadırlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözünü ettiğim bu üç uygulama avukatlar tarafından yerine getirilmektedir, bu konuda bir sıkıntı yoktur. Dolayısıyla, hukuk uyuşmazlıklarında ara buluculuk hizmetinin de bu konularda deneyimli avukatlar, barolar ve Türkiye Barolar Birliği tarafından yerine getirilmesi gerekir.

Bir diğer önemli nokta da ara buluculuğun avukatlar aracılığıyla kurumlaştırılmasının sağlanması olanağıyla ilgilidir. Sadece hukuk fakültesi mezunu olanlar ve avukatlar ara bulucu olabilmelidir. Ara bulucunun düzenleyeceği anlaşma belgesinin yetkili icra mahkemesine sunularak icra edilebilirliğine ilişkin bir şerh talebinde bulunulması da, böyle bir talebin avukat tarafından hazırlanarak ve avukat aracılığıyla mahkemeye sunulmasını ve takibini gerekli kılmaktadır.

Tasarıyla ilgili bir diğer sakınca da, arabuluculuğun doğrudan Adalet Bakanlığına bağlı bir kurum olarak düzenlenmesidir. Böyle bir durumda bu kurumun bağımsızlığından söz etmek mümkün olmayacaktır. Örgütlenmenin ve eğitimin Türkiye Barolar Birliği ve barolar bünyesinde yapılması gerekir. Tasarıda ara buluculuk bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tanımlanmıştır, ancak esas olarak uyuşmazlıkların ne olursa olsun bir şekilde hızlıca çözülmesi değil, hukuka uygun ve hakkaniyet duygusunu tatmin edecek, benzer uyuşmazlıklarda yol gösterecek, yani toplumsal düzenin sağlanmasına yardım edecek şekilde çözülmesidir.

Yine tasarıya göre hukukçu olmayanlar için ara buluculuk mesleği öngörülmektedir. Ülkemizde sürekli yeni hukuk fakülteleri açılmaktayken böylesi bir uygulamanın nedeni sorgulanmalıdır. Esasen, düzenleme ile hukuk eğitimi ve avukatlık mesleği küçümsenmekte, sıradanlaşmakta, öte yandan hak arama ve adalet dağıtma hukukçulardan alınarak başka ellere bırakılmaktadır.

Bir diğer açıdan da ara buluculuk, yargı yetkisinin millet adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı şeklindeki Anayasal ilkelere de aykırılık teşkil etmektedir. Hukukla ilgili işlemler ticari bir araç olarak görülmemelidir. Ara buluculuk sertifikaları verilerek hukuki işlemlerde ticarileşmenin önünün açılmasının son derece sakıncalı hâller doğuracağı kanaatini taşımaktayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun tasarısı, yargının yükünü hafifletmek, yargısal işlemleri hızlandırmak gibi kulağa hoş gelen gerekçelerle donatılmıştır, ancak tasarının yasalaşmasının ciddi sıkıntıları beraberinde getireceği unutulmamalıdır. Tasarı, eleştiriler dikkate alınmadan mevcut hâliyle geçerse, bağımsız ve tarafsız mahkemelere alternatif bir yapının oluşmasının önü açılacaktır. Bu durum, Anayasa’nın 9’uncu maddesinde belirtilen “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.” hükmüyle de çelişmektedir. Bu anlamda açık bir Anayasal ihlal söz konusudur.

Pek çok Avrupa ülkesinde ara buluculuk yönteminin sorun çözücü bir yöntem olarak kullanıldığı doğrudur. Öncelikle, 2000’li yıllardan itibaren birçok Avrupa ülkesinin hukuksal sorunları çözmede ara buluculuk kurumunu bir yöntem olarak kullanmaya başladığı da doğrudur ancak unutulmaması gereken nokta her yasanın kendi toplumuna ait olduğudur. Her ülkenin kendine has farklı toplumsal gerçeklikleri ve hukuk sistemi vardır. Bu bağlamda, Ara buluculuk Kurumu Yasa Tasarısı’nın ülkemiz hukuk sistemiyle uyumlu hâle getirilmesi gerekmektedir.

Mahkemelerin iş yükünün artmasının en önemli nedenlerinden birinin mahkemeye intikal ettirilmeyecek kadar önemsiz konulardaki uyuşmazlıklar olduğu bilinen bir gerçektir. Bazı uyuşmazlıkların yargısal yollara başvurmadan önce çözüme kavuşturulması hem tarafların gereksiz yargı masraflarına girmelerini hem de mahkemelerin çok daha önemli konularda zamanlarının israf edilmesini önleyecektir. Ülkemizde ara buluculuk müessesesinin oluşturulmasına bu nedenlerle acilen ihtiyaç olduğu ileri sürülmektedir. Bu ihtiyacı gidermek amacıyla hazırlanan bu tasarının eleştirilecek en önemli yanı hukukçulara gereken önemin verilmemesi ve ara buluculuk müessesesinin bürokratik bir teşkilatın emrinde özerklikten yoksun olarak oluşturulmaya çalışılmasıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarıda ara bulucuların bakacakları uyuşmazlıkların konusu yeterince açık belirtilmemiştir. Kamu düzenini ilgilendiren konularda ara bulucuların karar verecek olması, zaman içerisinde yargıyı ihtisas gerektiren konularda devre dışı bırakabilir. Ayrıca, yargı denetiminin olmaması da verilen kararların anayasaya, kanunlara, bağımsız yargı organlarının yerleşik içtihatlarına aykırı olup olmadığını görmemizi engelleyecektir.

Tasarının 13’üncü maddesinde ara bulucuya davanın görülmesi esnasında da başvurulabileceği belirtilmiştir. Yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 139 ve 140’ıncı maddelerine göre, hâkim ön inceleme duruşmasında tarafları sulh olmaya teşvik etmek, anlaştıkları ve anlaşamadıkları konular üzerinde bir tutanak düzenleyip bu tutanağa göre yargılamayı sürdürmek zorundadır. Dolayısıyla, tarafları sulh olmaya kanunen davet etmek zorunda olacak olan mahkemenin, bir de ara buluculuğu teşvik etmek zorunda bırakılması, gerek mahkemelerde yargılamanın uzamasına gerekse bazı hâkimlerin ağır dosya yükünden kurtulmak için ara buluculuğu dosyalardan kurtuluş olarak görmelerine neden olabilir. Ayrıca, mahkemelerde görülen davaların ara buluculara yönlendirilmesi ara buluculuğun ücrete tabi olarak yapılacak olması nedeniyle yargının özelleşmesi gibi ağır sonuçlar doğurabilir. Bu sebeple, davanın görülmesi esnasında ara bulucuya başvurulmasına ilişkin ibare ve hâkimin ara buluculuğu teşvik etmesine ilişkin cümle maddeden çıkarılmalıdır.

İkinci fıkradaki ara bulucuya başvuru teklifinin cevaplandırılması süresi de günümüz iletişim koşullarına göre uzun tutulmuştur. Bu sürenin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun birçok maddesinde düzenlendiği gibi iki hafta olarak düzenlenmesi gerekir.

Ara buluculuk faaliyetini yürütecek ve denetleyecek olan yerin olabildiğince bürokrasiden uzak ve bağımsız şekilde yapılması gerekmektedir. Öncelikle Adalet Bakanlığı içinde oluşturulması planlanan genel müdürlük ve daire başkanlığının yerine ara buluculuk kurulunun Türkiye Barolar Birliği içinde yapılanması gerekmektedir. Daire başkanlığına verilen görevler Türkiye Barolar Birliği içinde oluşturulacak ara buluculuk kuruluna verilmelidir. Diğer oda ve kuruluşların ise ara buluculuk faaliyetine ilişkin katkı sağlayabilecekleri konularda iş birliğini sağlayacak düzenlemeye gidilmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görünen o ki bu tasarıyla ara buluculuk mesleği diyebileceğimiz bir meslek türü yaratılmaya çalışılmaktadır, ancak hukuk ve adalet bir ülkenin en kıymetli hazinesidir ve konuya ciddi yaklaşmak gerekmektedir. Bu bağlamda, yasa tasarısı avukatlık mesleğinin kıymeti gözetilerek yeniden düzenlenmeli, ara buluculuk kurumunun hak ve adalet dağıtan bir kurum olması sağlanmalıdır.

Bu vesileyle tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ömer Süha Aldan, Muğla Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖMER SÜHA ALDAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 233 sıra sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Ara buluculuk Kanunu Tasarısı’na ilişkin, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına tasarının geneli üzerinde konuşmak üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Aslında bu yasa tasarısıyla ilgili en çarpıcı örneği biz İtalya’da yaşadık. Komisyon üyeleri olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne, İtalya’ya, İngiltere’ye ve Avusturya’ya geziler düzenledik. Ben de İtalya’ya giden grubun içindeydim. İtalya Adalet Bakanı bu yasal düzenlemeyle ilgili, yani ara buluculukla ilgili “Bunu yabancı şirketler istedi, onun için hukuk sistemimize aldık.” dedi.

İkinci örnek ise İtalyan Senatosundaki bir senatörün verdiği yanıttı, o da dedi ki: “Hukukçular bilirler, Roma hukuku evrensel hukukun temel kaynağıdır. Biz ara buluculuğu kabul etmekle iki bin yıllık hukuk anlayışımızı inkâr ettik.”

Ara buluculuğu, aslında alternatif bir uyuşmazlıkları çözüm yöntemi olarak görmemek lazımdır. Ara buluculuk, gerçekte alternatif bir hukuk yöntemidir ve çok hukukluluğu başlatan yöntemlerden de biridir.

Aslında Komisyondaki tartışmalar sırasında, işte “Cemaatlerin, tarikatların ya da dinsel ögeli birtakım birimlerin çok hukukluluğu egemen olacak.” gibi yaklaşımlar öne sürüldü ama benim bu konudaki düşüncem daha evrenseldir. Bir kez küresel sermaye kendine özgü bir hukuk yaratıyor dünyada. Tümüyle yapılan bu düzenleme küresel sermayenin dayatmalarından biridir.

Ben biliyorum ki Adalet ve Kalkınma Partili pek çok arkadaşımız da bu ve buna benzer yasal düzenlemelere ilişkin olarak çekince içindedirler, bazı kaygılarını zaman zaman bizlere de dile getirmişlerdir ama şöyle bir gerçek var: Evet, dünya hızla şirketlerin yönettiği bir dünya hâline dönüşüyor. Tekelci sermaye, kendi şirketleriyle ulusal hukuklara da egemen olma çabası içindedir. Terörün finansmanı yasa tasarısının da temelinde bu vardır, devlet sırrı yasa tasarısının temelinde de bu vardır. Keza ara buluculukla ilgili yasanın temelinde de aynı anlayış yatmaktadır. Dışarıdan belli yasal düzenlemeler, özellikle de öğretim üyeleri aracılığıyla iç hukukta yer alan aktörlere empoze edilmektedir. Birtakım uluslararası ilişkiler kurulmakta ve “Bu yasal düzenlemelerde çok iyidir.” işte, “Yargının yükünü hafifletecektir, toplumsal barış sağlayacaktır.” adı altında iç hukuk tarafından da kabul edilir hâle gelmektedir.

Değerli arkadaşlarım, aslında, Türk ulusunun kendi geleneğinde ara buluculuk anlayışı zaten vardır. Mahallenin ileri gelen insanı, imamı, öğretmeni zaman zaman ortaya çıkan uyuşmazlıkları pekâlâ giderebilmişlerdir. Bireyci anlayışın egemen olduğu toplumlarda ara buluculuk yasal bir düzenlemeye dayanak olabilirse de Türkiye gibi feodal anlayışın, toplumsal yapının, millet duyarlılığının daha ön planda olduğu yerlerde böyle ara buluculuğa ilişkin düzenleme yapmaya bence hiç mi hiç gerek bulunmamaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Ara buluculuk Kanunu Tasarısı yargının yükünü azaltmak, yargıyı hızlandırmak gibi görünürde kulağa hoş gelen gerekçelerle gündeme getirilmiştir. Ancak tasarı bu hâliyle bağımsız ve tarafsız mahkemelere alternatif ve doğrudan iktidara bağımlı bir yargı sisteminin oluşmasına yol açabilir endişesini taşıyoruz çünkü ara buluculuk faaliyetinin denetimi ve ara bulucuların eğitiminden tutun da sınavlarına kadar her konuda Adalet Bakanlığının yetkili olduğunu görüyoruz. Adalet Bakanlığının yargıç sınavlarındaki politik ve yanlı seçimlerini yaşayarak gördüğümüz için ara buluculuk sınavlarının da yandaş seçimine yönelik olacağını tahmin etmek hiç de zor değildir.

Tasarı gerekçesinde pek çok Avrupa ülkesinde ara buluculuk sisteminin kullanılan bir yöntem olduğu belirtilmektedir. Yapılan yurt dışı ziyaretlerinde de bu sistemin 2000’li yıllardan itibaren bazı Avrupa ülkelerinde uygulanmaya başlandığı ancak yaygınlaştırılamadığı, toplum tarafından kabullenilmediği gözlenmiştir. İngiltere’de ara bulucu olarak görev yapan avukatlar, bu sistemin daha çok tüketici haklarına ilişkin konularda uygulandığını beyan etmişlerdir. Bizim hukukumuzda da hâlen uygulanan tüketici hakem heyetleri zaten vardır, ancak tüketici hakem heyetleri işleyişi ve kuralları çok açık olan, tüm işlemleri aleniyet ilkesine uygun yapılan ve kararlarına karşı da mahkemeye itiraz edilebilen kurumlardır. Yani tüketici hakem heyetlerinin bu tasarıyla düzenlenen ara buluculukla uzaktan yakından ilgisi bulunmamaktadır.

Her toplumun kendine özgü duyarlılıkları ve yaşadığı toplumsal sorunlar nedeniyle ara buluculuk sisteminin her toplumda iyi sonuçlar vereceği anlamı hiçbir şekilde çıkarılmamalıdır.

Hukukumuzda var olan Avukatlık Yasası’nın 35/A maddesinde belirtilen uzlaşma hükümleri ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda yer alan sulh ve tahkim usulünün yargıçlar ve barolar denetiminde geliştirilmesi mümkünken, ayrıca bir ara buluculuk sisteminin oluşturulması hatalı bir girişimdir.

Öte yandan, bu tasarı, Anayasa’nın 9’uncu maddesinde belirtilen “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.” hükmüne aykırıdır. Türk ulusu adına yargı yetkisini kullanan bağımsız mahkemeler yerine ara bulucuların vatandaşların arasındaki sorunları çözme konusunda yetkili kılınması mahkemeler ve hukuk sisteminin dışlanmasına yol açabilecektir.

Her ne kadar tasarı 15/4 bendinde “Hâkim tarafından yapılabilecek işlemler arabulucu tarafından yapılamaz.” dense de “Arabulucu, uyuşmazlığın niteliğini, tarafların isteklerini ve uyuşmazlığın hızlı bir şekilde çözümlenmesi için gereken usul ve esasları göz önüne alarak ara buluculuk faaliyetini yürütür.” denmektedir. Üstelik ara buluculuk görüşmeleri sonrasında taraflar istediği takdirde mahkemeden icra edilebilir şerhi verilmiş bir ilam da alabilmektedirler.

Tüm bunlardan anlaşılacağı üzere, ara buluculuk tarafların belirlediği usul çerçevesinde yapılan, aslında yargısal bir faaliyettir.

Tasarının kapsamını belirleyen 1’inci maddesinde, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş ve işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarında ara buluculuğa başvurulabileceği öngörülmektedir. Bu durumda, özellikle kadınlar koca, baba, ağa baskısıyla bir ara bulucuya yönlendirilebilirler. Gizlilik içinde yapılan ara buluculuk çalışması sonucunda, kadına çocuğunun velayeti, görüşme hakkı, tazminat ve evlilik içi mal paylaşımından vazgeçtiğine ilişkin bir tutanak imzalatılabilir. İmzalanan bu tutanaklar hâkim tarafından tam anlamıyla ve içerik olarak yani taraf ehliyeti, irade fesadı yönleriyle denetlenmediğinde çok ciddi hak kayıplarına yol açılabilir.

Örneğin, miras hukukunda ara buluculuk geçerli olduğu takdirde, kadınların mirasta eşit pay sahibi olması konusunda zaten sorunlar yaşamaktayken kız çocuklarının ve geride kalan eşlerin miras paylarının korunması yeterince sağlanabilecek midir? Yoksa kadınlar manevi baskı altında tutanakları imzalamak zorunda mı kalacaklardır? Bu konuda tereddütlerimiz dayanaksız değildir. Kanada ve İngiltere’de Müslümanlar arasında ara buluculuk faaliyetlerinde şeriat hükümlerinin uygulanmasının yolu açılmış ancak bu uygulama sonucunda kadınların çok ciddi hak kaybına uğradığı anlaşılmıştır.

Yine ekonomik yönden güçsüz olan işçiler de manevi baskıyla ara bulucuya başvurmaya zorlanabilir ve bu nedenle de hak kayıpları söz konusu olabilir.

Bu nedenlerle, 1’inci maddede ara buluculuk faaliyetlerinin kamu düzenine ilişkin hukuki ilişkilerde Türk Medeni Kanunu ve İş Kanunu kapsamına giren uyuşmazlıklarda uygulanmamasına yönelik verdiğimiz önerge ne yazık ki, reddedilmiştir.

Bu tasarının belki de en sakıncalı maddesi ara buluculuk faaliyetinin gizlilik kuralları içinde yapılmasını düzenleyen 4’üncü maddesidir. Bu madde uyarınca, ara bulucu, tarafların istedikleri usule göre, aleniyet ilkesine aykırı olarak gizlilik içinde işlemlerini yürütecektir. Bu durumda ise taraflar mahalle baskısı altında, töre, mafya kurallarına göre uyuşmazlıkların çözümlenmesini istediklerinde bu da mümkün demektir. Çünkü gizlilik içinde yürütülen bu faaliyeti denetlemek mümkün değildir. İşte bu durum, alternatif kadı sistemini karşımıza çıkartabilecektir. Bu konuda Prof. Dr. Baki Kuru da aynı görüştedir. Gizliliğin gereksiz olduğunu, sonuç olarak, tutulan uyuşmazlık tutanağının mahkemelere sunulabilmesini; aksi takdirde mahkemelere yardımcı değil, alternatif bir mercinin ihdas edilmiş olacağını belirtmektedir. Üstelik gizlilik kuralının ihlali durumunda, 33’üncü madde uyarınca altı aya kadar hapis cezası da verilebilmektedir. Bu sonuçlara yol açabilecek gizlilik kuralının hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Bu nedenle, gizlilik kuralının tasarıdan çıkartılması ve aynen Hukuk Muhakemesi Usulü Kanunu’nun 188/3 maddede düzenlenen sulh anlaşmasında olduğu gibi ara buluculuk görüşmelerinde de yapılan ikrarın tarafları bağlamayacağı yönündeki önerimiz reddedilmiştir.

Yine bu tasarının çok önemli maddelerinden olan 9’uncu maddenin başlığı “Arabulucu Tarafından Görevin Özenle ve Tarafsız Biçimde Yerine Getirilmesi” olarak konulmuştur.

Peki, ara bulucu görevini gereği gibi tarafsız bir şekilde yapmadığında, tarafların eşitliğini gözetmediğinde ve baskı yaptığında, görevini savsakladığında, tarafların iradesine aykırı olarak tutanak düzenlediğinde ne olacaktır? Bunun yaptırımı nedir? Tasarıda bu konuda hiçbir düzenleme yoktur.

Bu konuda sorularımız Komisyonda Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüleri tarafından ara bulucunun genel hükümlere göre cezalandırılacağı şeklinde yanıtlanmıştır. Burada pek çok hukukçu var, bana birisi anlatsın lütfen. Görevini tarafsızlıkla yapmayan bir ara bulucu neye göre cezalandırılacaktır?

Evet arkadaşlar, böylesi bir fiilin cezası yasada yoktur. Bu tasarıyla, ara bulucuya çok büyük sorumluluklar veriyorsunuz, ancak yetkilerini kötüye kullandığı takdirde de hiçbir yaptırım uygulamıyorsunuz. Böyle bir yaklaşım, böyle bir anlayış olamaz.

Gözlemlenen diğer ülke örneklerinde…

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Genel hükümlerinde…

ÖMER SÜHA ALDAN (Devamla) -  Ara buluculuk genel hükümlerde… Türk Ceza Kanunu’nda ara bulucunun yargılanmasına ilişkin hiçbir düzenleme yok. Ara bulucunun bir kamu görevlisi olduğuna dair de bir düzenleme yok.

Gözlemlenen diğer ülke örneklerinde ara bulucuların denetimi bağlı oldukları meslek odaları tarafından yapılmaktayken tasarıda bu yolda bir atıf da yoktur. Örneğin, avukat olan ara bulucunun ara buluculuk faaliyeti nedeniyle işlediği suçtan dolayı avukat olarak cezalandırılabilmesi ya da baronun denetimine tabi tutulması mümkün değildir. İşte, bu boşluk dolayısıyla ara bulucunun yaptığı görev nedeniyle görev ve yetkisini kötüye kullanması durumunda Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesi uyarınca görevi kötüye kullanma suçundan cezalandırılması ve ara bulucuya karşı, görevi sırasında işlenen suçlar nedeniyle de kamu görevlisi gibi korunması yönündeki önergemiz ve ara bulucunun zarar görenlerin zararını tazminine ilişkin önergemiz Komisyonda reddedilmiştir. Oysa birçok hukukçu tarafından bu konuda bir düzenleme yapılması ve boşluğun doldurulması gerektiği, genel hükümlere göre cezalandırma yöntemlerinin yetersiz olacağı görüşü bildirilmesine rağmen, Adalet Komisyonu çoğunluğu, hatalı bir yaklaşımla tüm önerileri reddetmiştir. Bir örnek daha vermek isterim: Ara bulucu, taraflardan birinden gereğinden fazla maddi çıkar elde ederse kamu görevlisi gibi yargılanmalı, hatta rüşvet suçundan cezalandırılmalıdır ama buna ilişkin de hiçbir düzenleme yoktur.

Tasarı 17’de, ara buluculuk faaliyeti sırasında konusu suç olan bir olayla karşılaşıldığı takdirde ara buluculuk faaliyetine son verilmesine yönelik talebimiz alt komisyonda kabul edilmiştir. Ancak, buradaki en önemli sorunlardan birisi de taraflardan birisi görüşmelerden çekildiğinde ya da ara bulucu görevi bıraktığında, bu durumun belgelenmesi ve tarafların imzasının alınmasının zorluğudur çünkü ara buluculuk faaliyetin başlamasıyla birlikte hak düşürücü süreler ve zaman aşımı süreleri durmaktadır. Bu durumda, faaliyetin sonlandırıldığı tarihin belirlenmesi çok önemlidir. İşte, bu sakıncayı gidermek için, tarafların yazılı tebliğine rağmen on beş gün içinde tutanağı imzalamaya gelmemesi durumunda, imzadan imtina ettiğine dair bir tutanağın ara bulucu tarafından tutulması gerekmektedir. Bu konuda verdiğimiz önergenin dikkate alınması ve bu eksikliğin giderilmesi gerekmektedir.

Tasarının 18’inci maddesinde, anlaşma tutanaklarının taraflarca hâkim önüne götürülmesi ve icra edilebilirlik şerhi verilmesi düzenlenmiştir. Hâkim bu tutanağı sadece tarafların serbestçe tasarrufta bulunabilecekleri bir hak konusunda olup olmadığı ve icraya elverişli olup olmadığı yönüyle inceleyecek ve onaylamak durumunda kalacaktır. Yani hâkim, konunun özü, delillerin değerlendirilmesi ya da hukuki menfaatler yönünden bir inceleme yapamayacaktır. 18’inci maddede icra edilebilirlik şerhi verilmiş ilam niteliğindeki belgeye karşı herhangi bir itiraz ya da kanun yolu yokken, grubumuzun verdiği önergeyle bu karara karşı istinaf yoluna gidilebileceği hükmü metne konmuştur. Ancak, bilindiği üzere, istinaf mahkemeleri henüz kurulamamıştır. Bu nedenle, istinaf mahkemeleri kuruluncaya kadar kararın temyiz edilebileceğine dair geçici bir madde ihdas edilmelidir. Aksi takdirde, uygulamada ciddi tereddütler ortaya çıkabilecektir.

Tasarıda en çok eleştirilen konulardan birisi de ara bulucuların tamamen Adalet Bakanlığı denetiminde ve Adalet Bakanlığına doğrudan bağımlı olmasına ilişkindir. Bu nedenle, Adalet Bakanlığı yerine Arabulucular Kurulunun meslek kurallarını belirlemesi, eğitim, kayıt silinmesi ve kararlara karşı yargı yoluna başvurulabilmesi yönündeki önerge ve görüşlerimiz de Komisyonda kabul görmemiştir. Oysaki Komisyonda ve hukukçuların çoğunluğunda ara bulucuların Adalet Bakanlığına bağımlı olmasının sakıncaları dile getirilmekte, alternatif bir yargı ağının Adalet Bakanlığı tarafından kurulmak istendiği eleştirileri yapılmaktadır. Öte yandan, Arabulucular Kurulunun oluşumunun daha bağımsız bir yapıya kavuşturulması, Adalet Bakanlığı bürokratlarının etkinliğinin azaltılması, ara bulucuların da kendi aralarından seçecekleri temsilcilerle kurumun daha demokratik bir yapıya kavuşturulması ve Kurul Başkanının seçiminin Kurul üyeleri arasından yapılması yönündeki tüm önerilerimiz de reddedilmiştir.

Hukuk Uyuşmazlıklarında Ara buluculuk Kanunu Tasarısı -gerekçesinde de belirtildiği gibi- hak ve haklının bulunmasını değil, her ne koşulda olursa olsun uyuşmazlıkları sonlandırmayı hedeflemektedir. Bu anlayış ise toplumdaki adalet duygusunu zedeleyebilecektir. Ara buluculuk faaliyetinin gizlilik içerisinde yürütülmesi, anlaşma belgesi üzerindeki hâkimin denetiminin sınırlı olması nedeniyle bu tasarı, güçlünün zayıfı ezmesi sonucunu ve çok hukukluluğu ortaya çıkartabilecek etnik ve dinsel temelde oluşumlara ya da mafyanın hâkimiyetine yol açabilecek bir düzenlemeye dönüşme sakıncalarını içinde barındırmaktadır. Bu noktada İtalya gezimiz sırasında İtalya’daki ara buluculukla ilgili yetkililere sorduğumuzda, konuyu mafyaya getirdiğimizde söyleyecek lafları kalmadı. Gerçekten ara buluculuk kurumu, Türkiye’deki o geçmişteki çek senet mafyası yapılanmasını yeniden hortlatabilecek özellik taşımaktadır.

Bir konuya daha dikkat çekmek isterim: Ülkemizin güneydoğusundaki alternatif hukuk anlayışını benimsemiş bir yapının bu yasal düzenlemeyle legalleşmesi çok büyük bir olasılıktır. Artık birtakım kişiler arasındaki uyuşmazlıkları çözümlemede örgütsel yönden birtakım yapılan girişimler hukuksal bir yöntemle aleniyet kazanabilecektir.

Bu hususlara da dikkatinizi çekiyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, şahsı adına söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) -  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlar, uzlaşmanın bozulması hoş değil tabii de ama hemen, böyle kızıp uzlaşmayı bozmak da çok doğru değil.

Önemli bir kanun görüşüyoruz, önemli bir kurum oluşturuyoruz. Komisyonda üzerinde ciddiyetle çalışıldığını, katkı verildiğini biliyorum. Bu konuda bizim grubumuz, Adalet Komisyonu üyesi arkadaşlarımıza öyle özel hizmet de alarak katkı vermelerini temin etmek için bir kararın, gayretin  içerisinde de oldu. Önemli bir kurum kuruyoruz. Birçok Avrupa ülkesinden daha erken davranarak önemli bir kurum kuruluyor. Bunu düşünen… Tabii gerekçede yazıyor, işte “Avrupa Birliğinin talebiyle böyle bir kurum kurulmasına, hukuk kurulmasına öncelik verildi.” deniliyor ama aslında yani bunu da gerçek de olsa söylemenin bir anlamı yok. Ara buluculuk müessesesi bizim kültürümüzde, medeniyetimizde var; inanışımızda var, yaşamımızda var. Dolayısıyla, bu ara buluculuk hadisesi Avrupa’nın talebi, hukuku falan değil, bizim kendi öz değerimiz. Onun bugüne kadar yargı sistemine, yargılama sistemine girmemiş olmasını konuşmak lazım aslında. Bu, bize ait bir değer.

Bizde sorunların çözümü için kadıya gidilmezdi, kadıdan önce birçok ara kurum vardı. Bu ara kurumlar da yani mahallenin efendisi, mahallenin beyi, mahallenin ağası, hatta olmazsa mahallenin kabadayısı. Şahıslar arasındaki sorunları kadıya götürmeden çözen bir kültürden, bir inanıştan geliyoruz. Dolayısıyla, ara buluculuk müessesesi bizim kendi inanç değerimiz, kendi kültür değerimiz. Adalet Komisyonundaki arkadaşlarımın da bu noktadaki yaptığı araştırmalarda vardıkları sonuç da bu. Dolayısıyla, geç kalmış, bize göre geç kalmış bir kurumu kuruyoruz. Bu noktada acele edilmese iyi olurdu; Genel Kurulda üzerinde müzakere etseydik, karşılıklı olarak sorgulasaydık, tartışsaydık, katkı verseydik iyi olurdu.

Ben, Sayın Elitaş’ın bu uzlaşmayı bozarak bu kanunu bugün acele buraya getirmiş olmasını bir talihsizlik olarak görüyorum çünkü verdiğimiz konuşmacı arkadaşlarımızın birçoğu burada yok. Sayın Faruk Bal bu konunun uzmanı, bu konuyla ilgili çok da özel çalışma, özel bir gayret içerisinde hizmet de alarak hazırlık yapmıştı ama “Bugün görüşmeyeceğiz.” dediğimiz için bir başka programda. Dolayısıyla, işte yani benim çok fazla hazırlığım olmamasına rağmen gelip burada konuşmak durumunda kaldık.

Değerli arkadaşlar, ara  buluculuk konusu, demin de söylediğim gibi bizim kültürümüzün, bizim toplum yaşamımızın, sosyal yaşamımızın çok işler, işlevsel olan, çok işleyen, çok değerli bir müessesesi. Bunun hukukunu kurmuş olmayı ben önemsiyorum, katkı veren herkese de çok teşekkür ediyorum.

Yani Sayın Bakan mutlaka, bu konuşmalardan sonra açıklayıcı, bilgilendirici bir konuşma yapacaktır ancak şunu söylemek gerekiyor diye düşünüyorum: Ara bulucu uzlaştırıcı değil, ara buluculuk ayrı bir hadise. Ara buluculuk, çözüm üreten…  Yani arayı bulmak için, ihtilafı, uyuşmazlığı ortadan kaldırmak için, tarafların iradi beyanıyla veya kanaatiyle gönüllü bir uzlaşmayı, helalleşmeyi getiren bir uzlaşmayı sağlamak için ara bulucu çözüm üretebilmeli yani arayı bulmak değil, arayı bulacak çözümü üretebilecek uzmanlıkta olmalı.

Adalet Bakanı yok Sayın Hocam.

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Burada, burada…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Adalet Bakanı yok, Komisyon Başkanı yok, Başkan Yardımcısı yok, Komisyon üyelerinin çoğu yok.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ne yapacağız sizi? Yani Komisyon Başkanınız yok, Adalet Bakanınız geliyor, gidiyor. Ne yapacağız Allah aşkına?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Biraz önce buradaydı.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ünal Kacır, ne yapacağız şimdi bu işleri? Yani biz bu kadar önem veriyoruz, değer veriyoruz, övüyoruz…

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Geldi, burada.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sağ ol sayın hemşehrim, hoş geldin.

Şimdi, değerli arkadaşlar, yani şu kısa sürede okuduğum kadarıyla -ve bu kültür, bunu biliyorum, bu bir sosyal değer, bizim inanç değerimiz, bu müessesinin önemini biliyorum- eksik bulduğum husus şudur: Ara buluculuk Adalet Bakanlığında bir daire başkanlığına bağlı bir müessese olmamalı. Meselenin mahiyetini azaltmış olursunuz, derinliğini azaltmış olursunuz. Bu bir özerk kurum olmalı, kurum. Yani bu toplumun şahısları, vatandaşlar arasındaki sorunların çözümünü mahkemeye gitmeden, polise düşmeden, hüküm cümlesi kurarak, çözüm üreterek çözecek bir ciddi kurum kurmamız lazım. Bu kurum devlet kurumu olmamalı. Siyasetin emrinde olmamalı. Siyasetin bulaşılığı olmamalı. Çünkü bu kurumun koyacağı kurala, hüküm cümlesine taraflar inanmalı, güvenmeli. Adaleti temin etmeli bu, barışı temin etmeli. Bunun için bu kurumun özerk olması, bağımsız olması lazım. Verdiği kararın güvenilir olabilmesi barışı sağlaması açısından çok önemli.

Yani biz bunu bir hukuk normu olarak değil bir kültür normu olarak kurmamız lazım Sayın Kubat. Yani bu kurumu biz bir yitiğimiz olarak kurmamız lazımdı. Bizim kültürümüzde var bu, Osmanlıda var, atalarımızda var. Benim gençliğimde, çocukluğumda bile vardı. Yani mahallenin efendisi olurdu, mahallenin beyi olur, ağası olur hatta külhanbeyi olur, sorunların çözümü önce bunlardan geçer, burada bitmezse mahkemeye giderdi. Şimdi böyle bir kurum kuruyoruz. Avrupa Birliği normlarına uygun bir kurum kurmak diye bir mecburiyetimiz yok. Kendimize uygun bir kurum kurmamız lazım. Onun için bunun, Adalet Bakanlığı bünyesinde bir daire başkanlığıyla denetlenmesi değil, özerk bir kurum olarak yani bizim, işte, yargı gibi bağımsız, tarafsız, güvenilir bir kurum kurmamız lazım. Bu fırsat vardı, bu fırsat bana göre kaçırılmış da değil, yapılabilinir değerli arkadaşlar.

Bir başka husus da, şunu söylemek gerekiyor: Değerli Bakanım, biraz sonra soru soracağım. Bugün yargıyı meşgul eden davaların oransal sınıflandırmasını yaparsak göreceksiniz ki özel hukuk alanı kadar diyelim veya daha çok, devletle vatandaş arasında ihtilaf var. Adalet Komisyonunun değerli üyelerine, değerli hukukçulara buradan söylüyorum. Yani özel hukuk alanındaki uyuşmazlıkları çözmek için ara buluculuk kurumu kuruyoruz da, devlet ile vatandaş arasındaki uyuşmazlıkları çözecek kurumumuz ne?

Değerli arkadaşlar, devletimiz öyle zamanlar geliyor ki zulüm devleti oluyor, vatandaşına zulmediyor; güçlü çünkü, vatandaşın gücü yetmiyor. O zaman devlet ile vatandaş arasındaki uyuşmazlıklara çözüm üretecek bir ara buluculuk kurulamazsa çok eksik kalır Sayın Bakanım. Bu kurum o zaman çok eksik kalır, çok göstermelik olur.

Şimdi, mesela -Sayın Bakanımız burada, Sayın Veysel Eroğlu Hoca’mız burada- tapu iptal davaları…

Sürem de bitti.

Devlet tapu vermiş vatandaşa. Üç gün sonra da gitmiş, devletin adına bir memur –Sayın Orman Genel Müdürümüz de burada- bir ormancı gitmiş, tapuyu iptal etmiş.

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Mahkeme iptal etmiş.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Mahkeme iptal etmiş ama yani devletin adına memurun tuttuğu zapta istinaden mahkeme iptal etmiş. Şimdi, bu adaletsiz bir şey, böyle bir hak yok. Tapuyu verirken mi yanlıştın, iptal ederken mi doğrusun? Şimdi, bu noktada mahkemelerde o kadar çok dava var ki vatandaş ile devleti hısım değil, hasım hâline getiren o kadar çok dava var ki… Israrla bağırdık, “2/B kanununda gelin, şunu da çözelim, şu ihtilafları bir tasfiye kanunu haline getirelim.” diye, “Sonra yapacağız.” dedi Bakan. Ama şimdi, eğer, ara buluculuk kurumu kuruyorsak… Kurum kurmamız lazım, kurum, özerk bir kurum; bir devlet yapısı kurmamız lazım, bir devlet kurumu kurmamız lazım. Vatandaş ile bu vatandaşın devleti arasındaki ihtilafları çözecek bir ara buluculuk kurumu da kurmamız lazım. Kurmazsak, bu eksik kalır değerli arkadaşlar.

Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, her şeye rağmen, bu kanunun yargı sistemimize, vatandaşımıza, devletimize, Meclisimize de hayırlı sonuçlar getirmesini, hayırlı olmasını temenni ediyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Şahsı adına söz isteyen Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle bu tasarı, 26/5/2008 tarihinde Hukuk Uyuşmazlıklarında Ara buluculuk Kanunu Tasarısı olarak 23’üncü Dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilmişti ama kadük kalmıştır. Meclisin gündeminde olan bir tasarı tekrar canlandırılmıştır.

Şimdi, burada, özellikle “Ara buluculuk Yasa Tasarısı” dendiğinde, işin gerçeğini de kabul etmekle birlikte, Adalet Komisyonunun üyesi olarak AK PARTİ’yi temsilen arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisini temsilen, Milliyetçi Hareket Partisini temsilen arkadaşlar, özellikle bizler de dâhil olmak üzere burada ara buluculuk kurumuna yabancı olduğumuzdan dolayı tereddütler geçirdik. İşin gerçeği, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya çalıştık, tereddütlerimiz oldu. Acaba ara bulucu hangi ihtilaflara neşter vuracak, ara bulucu yargılama mı yapacak, arabulucu maddi hukuku mu uygulayacak; bunları bilmiyorduk.

Bu noktada Adalet Bakanlığımızın çalışmaları gerçekten güzel oldu. Bürokrat arkadaşlarımız da güzel çalıştılar. Adalet Bakanlığımız bu konuda gerçekten mukayeseli hukukta durum nedir, ne değildir kabilinden -Komisyon üyesi arkadaşlarımız- İtalya, Almanya, İngiltere, Amerika’ya mukayeseli hukukta durum nedir, ara buluculukta uluslararası platformda durum nedir, ne değildir; bunları da gözlemleme durumumuz oldu. Önemli bilgiler ve tecrübeler edindik.

Ara buluculuk nedir, ara buluculuk neyi çözecektir şeklinde bir soruyla başlamak istiyorum. Ara bulucu bizim uygulamamızda, bizim hayatımızda, geçmişimizde de zaten var olan bir kurum, resmî bir kurum olmamakla birlikte. Örnek veriyorum: Hukuk uyuşmazlıklarında, eşler arasındaki bir ihtilaf hâlinde eşler, geçinmeme durumu olduğu takdirde, kayınbabasına, kaynanasına gidiyor ya da bir yakınına gidiyor, arkadaşlarına gidiyor bu ihtilafı dile getiriyor. Diğer taraftan ticari ilişkilerde, alacak verecek meselelerindeki ihtilaflarda dahi kanaat önderlerine gidilmesi, o mahallin mülki amirine, kaymakama, valiye, yerine göre kanaat önderlerine gidildiğinde bunların da yapmış olduğu bir nevi ara buluculuktur fakat bu ara buluculuk müessesesini bir kurumsal hâle getirmemiz lazım.

Çok şeyler bahsedildi, denildi ki: “Ara buluculuk, ihtilafları çözmeye başladığında ara bulucu efendim yargının yükünü hafifletecek.” Yargı yükünü hafifletmek amaçlardan biri olmakla birlikte, aslolan burada uzlaşı kültürünü geliştirmek. Toplumumuzun gerçekten ihtiyacı olduğu uzlaşı kültürünü, tarafların ihtilafı muhakeme etmeden, yargıya gitmeden, mahkemeye gitmeden nasıl çözebilir arayışı içerisinde olmalarını geliştirme babından gerçekten hukuk sistemimize yerleşmesi ihtiyaç olan bir durum. Nitekim “adalete erişim” başlıklı Anayasa’mızın 36’ncı maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinde de adalete erişimi bir hak olarak telakki etmiştir. Bizim uluslararası sözleşmelerde de bağlı olduğumuzu göz önüne aldığımızda, mukayeseli hukuktaki diğer ülkelerle de birlikte değerlendirdiğimizde Türkiye’nin bu sürece müdahil olması ve ara buluculuk müessesesini, Avrupa’da olduğu gibi, dünyanın muhtelif ülkelerinde de olduğu gibi yerleştirmemiz gerektiği kanaatindeyim. Nitekim -mukayeseli hukuktan da örnekler vereceğim zamanım kalırsa- Suriye’de, Yunanistan’da, Sudan’da, üçüncü dünya ülkelerinde dahi bu müessesenin yerleşmiş olduğunu görüyoruz.

Peki, ara buluculuk nedir? Tarafları konuşmak ve müzakerede bulunmak amacıyla bir araya getiren, birbirlerini anlamalarını ve bu suretle kendi çözümlerini üretmelerini sağlamak için aralarındaki iletişimi kuran; bağımsız, tarafsız üçüncü kişinin katkısıyla gönüllü, ihtiyari olarak işlerlik kazanan bir uyuşmazlık çözme yöntemidir.

MHP Grup Başkan Vekilimiz Sayın Şandır da burada bahsetti fakat şöyle bir durum var, dedi ki: “Ara bulucu bir karar verecek.” Ara bulucu bir karar vermeyecek; ara bulucu tarafları bir araya getirecek, tarafların ihtilafı çözmesine sistematik yöntemler kullanarak, diyalogu geliştirerek, uzlaşı kültürünü geliştirerek tarafların iradeleri istikametinde bir sözleşme hazırlamak. Eğer ara buluculuğa giden bir ihtilaf çözülürse burada arabulucu bir karar vermiyor; ara bulucu tarafların bir mutabakat anlaşması, sözleşme, Borçlar Kanunu anlamında bir sözleşme ihtiva ediyor. Taraflar isterlerse bu sözleşmeye icra edilebilirlik şerhiyle ilam niteliğini haiz belge sıfatını verebiliyorlar. Tabii, burada tartışılmakla birlikte, ilam niteliğini haiz belgeyle ilam ayrımına da girmek lazım.

Ara buluculukla ilgili en büyük sıkıntılardan, tereddütlerden biri de: Hangi ihtilaf ara buluculuk ihtilafıdır? Bu çok önemli arkadaşlar. Bunu şu şekilde düzenliyor: 1927 Yargıtay uygulamaları, yerleşik içtihatlarına göre taraflar arasındaki ihtilaf, tarafların serbestçe üzerlerinde tasarrufta bulunabilecekleri iş ve işlemler. Bu ne demektir? Bu, şu demektir: Diğer bir tabirle “kamu düzenine girmeyen ihtilaflar” diye sayabiliriz, diğer taraftan da en somutu, hukuk uyuşmazlıklarında, hukuk mahkemelerinde tarafların sulh yoluyla hâkimin inisiyatifi olmadan halledebilecekleri bütün ihtilaflar buranın konusuna girer. Efendim, boşanma hukuku bu işin içine girerse ne olur? İş hukuk bu işin içine girerse ne olur? Miras hukuku bu işin içine girerse ne olur? Şunu söylüyorum ben özellikle: Kamu düzenini ilgilendiren meseleler zaten bu işin içine girmeyecek.

Anlaşmalı boşanmayla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum: 3444 sayılı, 1987 yılında Medeni Kanun’a eklenen Yasa’yla anlaşmalı boşanma getirildi hukuk sistemimize ve boşanma kolaylaştırıldı. Burada, üzerinden bir yıl geçmesi lazım evliliğin. Tarafların evliliğin ferîlerine ilişkin anlaşmaları lazım ve hâkimin, tarafları bizzat, vekilleri marifetiyle de değil bizzat dinlemesi lazım. Peki, hâkim bütün bunları dinledi, şartlar da oluştu, boşanmaya karar vermek zorunda mı hâkim? Asla değil. Dolayısıyla “kamu düzeni” dediğimiz hadise budur. Anlaşmalı boşanmanın ferîlerini ayrı tutuyorum, anlaşmalı boşanma da kamu düzeni muhtevasından dolayı ara bulucunun işine girmeyecektir.

Diğer taraftan, ara bulucunun yapmış olduğu faaliyetler bir maddi yargılamayı gerektirmiyor. Ara bulucu yargısal işlem yapmıyor. Ara bulucu netice itibarıyla maddi hukuku uygulamadığından dolayı tanık dinleyemiyor, bilirkişiye gidemiyor, keşif yapamıyor. Peki, ara buluculuk bunları yaptığı hâlde…

Bir tartışma konusu daha var, buradan oraya geçmek istiyorum: Yargı yetkisinin devri. Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunuldu. Yargı yetkisinin devri de doğru değil çünkü maddi hukuk uygulanmıyor, yargı işlemi değil. Diğer taraftan, örnek vermek istiyorum ben: Hukuk ihtilaflarında -avukat arkadaşlarımız bilir- nizasız kaza vardır. Nizasız kaza, biliyorsunuz, çekişmesiz yargı. Çekişmesiz yargı ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz, evlenmeye izin, inşaat ruhsatının alınması, idari işlem, bütün bunlar bir eda hükmünde olmadığından dolayı, bir tedbir mahiyetinde olduğundan dolayı idari işlem olmakla birlikte yargısal işlem değildir ama bu işlemler hâkim tarafından yapılmaktadır. Dolayısıyla, hâkimin yapmış olduğu her işlem yargısal faaliyet değildir.

Tüketici hakem heyetlerinde de gördüğümüz kadarıyla, tüketici hakem heyetlerinde verilen karar ilam hükmünde olduğundan dolayı somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesine gidildi. Anayasa Mahkemesi vermiş olduğu kararda alternatif çözüm yollarından biri olarak görmüştür ve demiştir ki, en seri şekilde, en seri hareketle, masrafsız bir şekilde ihtilafı çözmeye yönelik olduğundan dolayı somut norm denetiminde önüne gelen itirazı kabul etmemiştir. Dolayısıyla, verasetin de noterler tarafından verildiği bir ortamda, burada ara bulucuların yapmış olduğu işlemleri bir yargısal faaliyet olarak görmek hukuken doğru bir deyim değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ara bulucu, tarafların birbirleriyle iletişim kurmalarını ve bunu geliştirecek menfaatlerini ve ortak yönlerini iyi anlamalarını, hukuki durumlarını, güçlü ve zayıf noktalarının çözüme ulaştırılması hâlinde doğabilecek sonuçları görmeleri, somut duruma göre işlerlik kazanabilecek değişik çözüm seçeneklerini değerlendirir. Ara bulucu ihtiyaridir. Ara bulucuya giden taraflardan biri eğer bir sıkıntılı durum görürse ara buluculukla ilgili faaliyeti orada kesebilir. Dolayısıyla, hiç kimseyi ara bulucuya zorlamak, icbar etmek mümkün değildir. “Ara bulucu tarafsız olmak durumundadır.” dedik. “Ara bulucu maddi hukuku uygulamaz.” dedik. “Peki, ara bulucu bu ihtilafları nasıl çözecek?” sorusuna ise “sistematik çözüm yöntemleri” diye burada bir teknik tabir geçiyor. Konunun durumuna göre, eğer burada maddi yargılama yapılsaydı, dolayısıyla burada vatandaşın hem masraf yönünden hem yargılama sürecinin uzaması yönünden ara bulucuya gitmesinin faydaları anlatılacaktır. Bu ihtilafı çözmeleri hâlinde toplumsal barışa da katkı olacakları anlatılacaktır. Bu bir manada, hukuk fakültesi mezunu olmak ve beş yıl alanlarında hizmet yapanlara ara buluculuk görevi verilecek şu anki tasarının alt komisyondan geçmiş ve üst komisyonda değerlendirilmiş hâliyle bu şekilde.

Bazı arkadaşlarımız burada hukuk fakültesi mezunu olmayanlara da bu yolun verilmesi gerektiğini deklare ettiler. Ona da katılabilinir. Fakat ülkemizde bu yargısal faaliyet olarak değerlendirildiği için, barolara bu manada, ara buluculuk faaliyetinin yerleşmesi anlamında büyük görevler düşmektedir. Bu bir geçiş sürecidir. İleride…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAMAZAN CAN (Devamla) – Evet Sayın Başkanım, teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkanım, 60’a göre bir söz talebimiz var. O deminki çayla ilgili olayda, ben bir şehit cenazesine gittiğim için burada bulunamadım, bir düzeltme yapmayı…

BAŞKAN – Sayın Vekilim, zaten konuyla ilgili olmayan bir konuşma yaptınız, biz burada müsaade ettik. Şimdi, tekrar hiç ilgisi olmayan bir konuyu gündeme getirmek doğru değil.

Yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Şandır, buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim.

Sayın Bakan, demin konuşmada da ifade ettim; devlet ile vatandaş arasındaki uyuşmazlıklarda ara buluculuk sistemi düşünülüyor mu, böyle bir kurum kurmayı düşünüyor musunuz?

İkinci husus: Yargıya intikal eden davaların yüzde kaçı devlet ile vatandaş arasında, yüzde kaçı özel kişilerle ilgili?

Bir de: Ara buluculuk sistemi ile hakemlik müessesesi arasındaki fark nedir? Bu kanunda korunuyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) –Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aslında Sadullah Ergin’in bu Meclisin karşısına Adalet Bakanı olarak çıkması bu Meclisin kabul edeceği bir şey değil, çünkü adalet müessesesini Türkiye’de yok etti, adalete güveni yok etti, yargıyı yok etti. Dolayısıyla ben de bir milletvekili olarak, kendimi yargı yönünden bir güvence içinde hissetmediğim için söylenmesi gereken şeyleri söyleyemiyorum.

Bir soru soruyorum kendisine: Deniz Feneri’nde kendisini, Tayyip Erdoğan’ı ve yakınlarını aklayacak bir mahkeme buldunuz mu? Burası neresi?

Geçen gün yandaş bir gazeteciler grubuyla gittiniz, Silivri Cezaevini gezdiniz, çok beğendiniz. Siz ve o gazeteciler orada yatmak ister misiniz?

Bu kadar efendim.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Ara bulucuların avukatlardan ve avukatlık hakkı kazanmış olan hukukçulardan oluşması kabul edilirse, o zaman Adalet Bakanlığının ara buluculuk eğitimi vermesine ve bir daire başkanlığı kurmasına gerek var mıdır?

Soru 2: Ara buluculuk işi, avukatlık faaliyetinden daha zor bir faaliyet olmadığına göre, hukukçu olan ara bulucular için eğitim ve sınav ihtiyacı var mıdır?

Soru 3: Hukukçuya eğitim ve sınav ihtiyacı yok ise Adalet Bakanlığında tutulacak sicil yerine Adalet Komisyonu Başkanlığı nezdinde veya baro nezdinde özel bir ara buluculuk sicili tutulması daha doğru olmaz mı?

Soru 4: Ara buluculuk mahkemelerin yükünü azaltmaya yönelik bir kurum ise, mahkemelerin yükünü azaltmak için devletin ara buluculuk ücretini kendisinin ödemesi yani üstlenmesi gerekmez mi?

Soru 5: Ara buluculuğun uygulandığı ülkelerden başarılı olan ülke var mıdır?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Ağbaba, buyurun.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, geçtiğimiz günlerde Silivri Cezaevini ziyaret ettiniz basın mensuplarıyla. Orada çeşitli açıklamalarda bulunuldu, doktorun ne kadar iyi hizmet verdiği, koşulların ne kadar iyi olduğu… Ben de Silivri Cezaevine defalarca gittim, orada kalan mahpuslarla görüştüm, özellikle -iki milletvekilimiz var bizim orada- Sayın Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal’la görüştüm, gazetecilerle görüştüm. Orada, Silivri Cezaevinde, on beş saat suyun akmadığını, suya göre ihtiyaçlarını giderdiklerini herkes söylüyor. Ayrıca yemeklerin yıkanarak -dikkatinizi çekiyorum- yendiğini oradaki bütün mahpuslar söylüyor ve farklı bir sunum yapılmaya çalışılıyor, bir cezaevi reklamı yapılmaya çalışılıyor. Tabii, bu cezaevi reklamını geçmiş yıllarda yapanların bir kısmı şimdi zaman zaman içeri girebiliyor; hukukun, adaletsizliğin kime vuracağı belli olmuyor. Bu cezaevi koşullarından, özellikle tecritten çok rahatsızlar. Tecrit…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Köktürk…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Bakan, ara buluculuğun uygulandığı Amerika, İtalya, Almanya gibi ülkelerde uyuşmazlıkların ne kadarının ara buluculuk yöntemiyle çözüldüğüne ilişkin Adalet Bakanlığında istatistiki bir bilgi var mıdır? Adalet Bakanlığı, bu ülkelerde ara buluculuk sisteminin aradan geçen yıllara rağmen uyuşmazlıkların çözümüne, iş yükünün azaltılmasına katkı sağlayacak düzeyde oturmadığının farkında mıdır?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özgündüz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, sabahleyin Anayasa Komisyonunda Kamu Denetçiliği Kanunu Tasarısı görüşülürken bunun dayanağının, ombudsmanlığın Osmanlıdaki kadılık sisteminden geldiğini söylediniz. Şimdi, bir de ara buluculuk getiriyorsunuz. Dolayısıyla, bu, sizin Osmanlıdaki kadılık sistemine özentinizin bir sonucu mu?

İkincisi, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile birçok personele mali haklar tanınırken ne yazık ki hâkim ve savcılar, Yargıtay üyeleri, birinci sınıf hâkim ve savcılar ciddi sosyoekonomik sıkıntılar içinde yaşamaktadır. Anayasa Mahkemesi raportörleri bugün Yargıtay üyelerinden daha fazla maaş almaktadır. Taşrada yazı işleri müdürü yeni atanan bir hâkim ve savcıdan daha fazla maaş almaktadır. Bu konuda bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Üçüncüsü, ATGV var Müsteşarınızın başkanlık yaptığı, Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı. Bu vakfın amacı, biliyorsunuz, hâkim ve savcıların lojman ihtiyacını ve adliye binaları ihtiyacını karşılamaktır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan, bunu tamamlayayım yani çok önemli.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Köse…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan, ara buluculuk kurumunun en tehlikeli yönü, bağımsız yargının, ara buluculuk kurumunun Adalet Bakanlığında bir daireye bağlanmasıyla tarafsızlığını ve bağımsızlığını kaybedeceği tehlikesidir, bunu belirtiyorum.

Bunun dışında, az evvel bir arkadaşım belirtti, F tipi cezaevlerinde binlerce fikir suçlusu aydın ve yurtsever, tutuklu ve hükümlü olarak, sanki Türkiye Cumhuriyeti’nin bir cezaevinde yatmıyorlar, düşman bir ülkenin tutsak evinde yatıyorlar, zindanlarında yatıyorlar gibi tecrit hayatı yaşıyorlar. F tipleri ilk çıktığında da biz bunlara karşı çıkmıştık. F tipleri sizin döneminizde çıkmadı ama yaklaşık on yıldır sizin döneminizde aynı tüzükle, aynı rejim uygulanmaktadır. Yani her türlü şey sorun olmuştur; spor sorunu, sağlık sorunu, tecrit sorunu, havalandırma sorunu, hafta sonu sorunu… Bunlarla ilgili bir çalışmanız var mı? F tipi cezaevinde yatanlara bu tüzükle ikinci bir ceza verilmektedir. Bu tüzük değişikliğiyle ilgili Adalet…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Benim şöyle bir sorum var: Adalet Bakanımız alınganlık yapmasın, mahallî bir sorun, mahallî bir sorun olması dolayısıyla.

Bundan yirmi beş gün önce bir Haberal Yasası çıktı. Biz bu Haberal Yasası’na destek de verdik. Dolayısıyla, bugünkü kanunla ilgili de müspet bir kanaatimiz var. Bu kanunlar çıkarken, beraber… Adana’nın Kozan ilçesinde 5 kardeş olan, yani ben okuryazarlıklarını da söylemek durumundayım, bunların 3’ü cezaevinde yatıyor, kendi aralarında veya başkasıyla olan bir problemden dolayı. Bunların anneleri rahmetlik oldu, seksen beş, doksan yaşında. Müsteşarıma ulaşmama rağmen, “Geri dönerim.” dedi, dönmedi. O da kusura bakmasın bunu burada gündeme getirdiğim için.

Şimdi, bu arkadaşlara Kozan Cumhuriyet Savcısı, Emniyet Müdürü güvenlik gerekçesiyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

1) Sayın Bakan, ara bulucular yoluyla çözümünü hedeflediğiniz uyuşmazlıklar hangi tür konular veya suçlardan oluşmaktadır? Burada ara bulucuların ne tür bir garantisi vardır?

2) Hâlen taahhüdü ihlal suçundan dolayı cezaevlerine girmiş vatandaşlarımızın sayısı ne kadardır? Gerek cezaevlerinde gerekse cezaevine girmemek için evine gelemeyip kaçak durumda bulunan bu tür vatandaşlarımızın sorunlarının çözümü konusunda Bakanlığınızın bir çalışması var mı? Varsa ne durumdadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Türkoğlu…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu kişinin ibadet özgürlüğünü engellemeyi suç olarak düzenlemiş idi. İktidarınız döneminde yürürlüğe giren 5237 sayılı Ceza Kanunu ise kişi yerine toplu ibadet hakkını engellemeyi suç olarak düzenlemiştir. Bu ikisi arasındaki fark, özellikle askerî birimlerde askerin ibadetini engelleyen komutanlar için yaptırım içermekte iken şimdi bu suç olarak nitelendirilmemektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun bu maddesini değiştirmeyi düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bayraktutan…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Benimki sadece bir açıklama. Şehit cenazesinde bulunduğum için cevap veremedim.

Şimdi, burada çayın ciddi bir sorunu var, onu dile getirmeye çalıştım. Yani bu çayın Artvin menşeli veya Rize menşeli olması sorun değil. Sorun, çaydaki kota ve kontenjandan kaynaklanıyor. İnsanlar çaylarını sokaklara döküyorlar, caddelere döküyorlar, yollara döküyorlar. Bunu çarpıcı bir şekilde anlatmaya çalıştım. Eğer, çaya saygısızlık burada, Meclis kürsüsünde dökmek çaya saygısızlıksa, eğer o tip bir nitelendirme yaparsak şunu düşünmek lazım: 1 lira 22 kuruşa alınan çayı özel sektöre peşkeş çekip 65 kuruşa çayın satılması saygısızlık değil de eğer buysa bunu da yüce Meclisin takdirlerine bırakıyorum.

Saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Adalet Bakanına şunu hatırlatmak isterim: Basın önünde olanların aksine, Silivri’deki bütün tutuklular yemekleri yıkamadan yiyemediklerini, aşırı yağlı olduğunu söylüyorlar. Sincan Cezaevinde diyet yemeği çıkmıyor; daha doğrusu, şeker hastasına, tansiyon hastasına, karaciğer hastasına aynı diyet yemeği çıkıyor. Şeker hastası patates yemek zorunda, oysaki şeker hastaları için son derece tehlikeli bir durum bu.

Sincan Cezaevinde “Kemal Gömi” adlı, on dört kez şizofreni raporu almış, yaşını bile her sorulduğunda farklı farklı söyleyen bir hasta hâlâ daha orada tutuluyor. “Mesut Deniz” adındaki şizofreni hastası ise tahliye talebiyle başvurduğunda kendisine “majör depresyon” diye bir tanı konulabiliyor. Ayrıca, “Yaşar İnce” adındaki bir hasta hepatit B’de bir yıldan fazla kullanılması kesinlikle tehlikeli olan bir ilacı yanlışlıkla ve oradaki şartlardan dolayı tam altı yıldır kullanıyor. Bu konuya dikkatlerinizi çekiyorum, yanlış ilaç kullanımları konusunda acilen inceleme yapılması gerektiğini dikkatlerinize sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, buyurun.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

İlk olarak Sayın Şandır’ın bir sorusu vardı: “Devlet ile vatandaş arasında ihtilafları çözmek üzere bir ara buluculuk kurumu oluşturulması düşünülüyor mu? Bu yönde bir çalışma var mı?” diye. Bu konuda aslında 2011 yılının Eylülünde, 26 Eylül 2011 tarihinde Maliye Bakanlığının hazırlamış olduğu ve 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yasalaşan bir düzenleme var. Bu düzenlemede adli ve idari uyuşmazlıklarda dava açmadan ve icra takibine başlamadan önce idarelere şöyle bir görev yükleniyor, sulha davet yükümlülüğü getiriliyor idareye. “Vatandaşla önce görüşün, onu sulha davet edin, netice alamazsanız adli takibi, adli süreci başlatın, icra takibini ona göre başlatın.” diye. Bu bir adımdır ama bahsettiğiniz anlamda tüm beklentileri karşılayacak bir öneri değildir. Bizim genel stratejimiz şu: Uyuşmazlıklar adliyelere intikal etmeden önce alternatif uyuşmazlık çözüm yollarını geliştirmek gibi bir hedefimiz var, Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde bu başlı başına bir belirlenmiş hedeftir. Bu hedef çerçevesinde bugün görüşmekte olduğumuz Ara buluculuk Kanun Tasarısı hazırlanıp getirilmiştir. Ayrıca “cezada uzlaşma” dediğimiz kurumun daha da etkin hâle getirilmesi için birtakım çalışmalar devam etmektedir. Bahsettiğiniz, vatandaşla kamu arasındaki ihtilafları çözmeye dönük bir komisyon oluşturduk. Bu komisyonun çalışmaları da inşallah orta vadede bu Genel Kurulun huzuruna getirilecektir.

Sayın Şandır’ın bir diğer sorusu “Ara bulucu ile hakem arasında ne fark vardır?” diye. Hakem, tahkim kurumunda görev alır ve hâkim gibi kimin haklı, kimin haksız olduğuna karar verir görevi itibarıyla. Oysa ara bulucunun böyle bir hakemlik görevi yoktur, bir karar verme yetkisi yoktur. Sadece tarafları bir araya getirip uzlaşmalarına zemin hazırlamak, uzlaşmalarına katkı sunmak ve bu uzlaşma sonucunu bir tutanağa, bir protokole bağlamak gibi bir görevi var. İkisinin arasındaki fark budur Sayın Şandır.

Sayın Genç’in soruları bu tasarıyla ilgili değil. Tasarıyla ilgili olmayan sorulara vaktim kalırsa girmeye çalışacağım, aksi hâlde yazılı olarak cevap vermeye çalışacağım.

Sayın Tanal, çok sayıda soru sormaya çalıştı, ben de bir kısmını not alabildim onun için ama eksik kalan olursa onlara tutanaktan bakıp size yazılı olarak da cevap vermeye çalışacağım.

“Avukat ve hukuk mezunlarından oluşacağına göre ara bulucular, bunlar için Adalet Bakanlığının eğitim vermesi doğru bir şey mi?” diye sordu yanılmıyorsam. Tasarıda yapılan değişiklikle, zannediyorum, hukuk fakülteleri de ara buluculuk eğitimlerini verme noktasında yetkilendirildiler. Barolar da bu eğitimi verebilecek durumdalar, tasarıda bu da söz konusu. Adalet Akademisine böyle bir imkân sağlanmıştır. Dolayısıyla, burada Adalet Bakanlığının tekelinde olan bir eğitim söz konusu değildir.

Bir de şu var, bir başka soru, “Bunların eğitime ihtiyacı var mı?” diye bir soru da vardı ferî olarak. Sayın Tanal, buradaki eğitim, teknik olarak hukuk eğitimi falan değil. Zaten hukuk nosyonuna sahip hukuk fakültesi mezunu avukatlarımız. Ama burada daha çok müzakere teknikleri açısından, iyi uygulama örneklerinden, bu işe başlayacak olan ara bulucuların işe başlarken birtakım, gerekirse psikolojik -tarafların psikolojilerini öngörmeleri noktasında- ya da dünyada uygulanan tekniklerden istifade etmek adına öngörülen müzakere tekniklerine ilişkin bir eğitimdir bu. O açıdan, bunun yapılması kurumun başlangıçta sağlam adımlarla yola çıkmasına katkı sunar. Çünkü yeni oluşturduğumuz bir kurumdur ve işe başlarken yola sağlam çıkar isek elde etmeyi düşündüğümüz fayda azami oranda artacaktır diye düşünürüz.

“Baro nezdinde bir sicil tutmak daha doğru değil mi?” dediniz. Zaten burada tasarının 30 ve 31’inci maddelerine baktığınızda, Kurul esas itibarıyla Daire Başkanlığının çalışmalarını da takip eden, ona tavsiyede bulunan bir organdır. Kurulun oluşumunda Barolar Birliği de vardır, sivil toplum örgütleri de vardır, çok sayıda sivil toplumdan temsilciler vardır. Bu maksat oradan hasıl olacaktır diye düşünüyorum.

Sayın Tanal, not alabildiğim bunlar, alamadıklarıma da ayrıca yazılı cevap vermeye çalışacağım.

Sayın Ağbaba, gene, cezaeviyle ilgili bir soru yönelttiler. Müsaade ederseniz, önce bu yasayla ilgili sorulara cevap vermeye çalışayım, vaktim kalırsa bunlara dönmeye çalışacağım.

Sayın Köktürk “Hâlen ara buluculuk uygulaması bulunan ülkelerde uyuşmazlıkların ne kadarı ara buluculuk kurumu tarafından çözülmektedir?” diye bir soru sordular. Elimizde böyle bir istatistiki veri yok. O açıdan buna cevap veremiyoruz.

Sayın Özgündüz, kamu denetçisiyle ilgili bir soru sordunuz, yine bu tasarıyla doğrudan ilgili değil. Ona da sürem kalırsa dönmeye çalışacağım.

Sayın Köse, ara buluculuk kurumunun Adalet Bakanlığına bağlı bir daire başkanlığı tarafından denetlenmesinin, bağımsızlığı konusunda bir şüphe oluşturacağını ve ara bulucunun bağımsız ve tarafsız çalışmasına engel olacağına işaret buyurdular.

Değerli arkadaşlar, ara buluculuk, hukuk sistemimize yeni kazandırmaya çalıştığımız bir kurum. Burada tasarının 31’inci ve 32’nci maddelerine bakabilirsek bir kurul öngörüyoruz. Bu kurul karma bir yapıda oluşacak. Burada Adalet Bakanlığından bürokratların yanı sıra Türkiye Barolar Birliğinden 3 tane temsilci var, yine Türkiye Noterler Birliğinden temsilci var, burada yükseköğretim kurumlarının temsilcileri var, burada Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinden temsilci var, burada esnaf ve sanatkârlar odalarından temsilciler var, Adalet Akademisinden var. Hülasa, Adalet Bakanlığındaki bürokratlara ilaveten sivil toplumun ve meslek örgütlerinin temsilcilerinin katılımıyla oluşan karma bir heyet, bütün bu önemli kararları alacak olandır ve daire başkanlığının işlemlerine tavsiyelerle yön verecek organdır. O açıdan sivil toplumun ve meslek örgütlerinin denetimi ve yönlendirmesi esas olandır. İleride bu kurum oturduğunda, belki daha da kökleştiğinde, bahsettiğiniz anlamda özerk bir yapıya, Bakanlığın dışında bir yapıya gitmesi de mümkün olabilecektir.

Adalet Bakanlığı olarak, özel hukuk uyuşmazlıklarında ara buluculuk yapacak olanların denetlenmesini özellikle Bakanlık bünyesinde tutmak gibi özel bir arzumuz, isteğimiz yok. Neticeten tarafların isteğine bağlı olarak, gönüllülük esasına dayalı çalışacak bir kurumdur bu. Ama yola çıkarken bunun sağlam temeller üzerinde yola çıkması, kurumsallaşmasında herhangi bir aksaklık oluşmaması açısından buna ihtiyaç olduğu düşüncesiyle böyle öngörülmüştür. İnşallah, kurumsallaştıktan sonra, bahsettiğiniz anlamda bir özerkliğe doğru gidiş söz konusu olabilecektir.

Onun dışında, Sayın Halaman’ın bir sorusu gene bu tasarının dışında ama onu, inşallah, gene özelde görüşeceğiz.

Sayın Işık’ın “Ara buluculuk yoluyla hangi uyuşmazlıklar çözülemeyecektir?” sorusu var. Ben birkaç cümleyle ifade etmeye çalışayım. Özel hukuk alanında “yabancılık” unsuru taşıyanlar da dâhil olmak üzere, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıklar ara bulucu tarafından çözülebilecektir. Onun dışında, kamu düzenini ilgilendirmeyen alacak veya tazminat davası gibi özel hukuk alanındaki tüm uyuşmazlıklar ara bulucu tarafından çözülebilecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edebilirsiniz Sayın Bakan.

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Tazminat ve her türlü alacak davaları ara bulucu marifetiyle çözülebilecektir. İş hukuku ve tüketici hukukundan kaynaklanan davalar ara bulucuya götürülebilecektir.

Onun dışında, kamu düzenine ilişkin olanlarda ara bulucu görev yapamayacaktır.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım ancak bir yoklama talebi vardır, yerine getireceğim.

Sayın Tarhan? Burada.

Sayın Genç? Burada.

Sayın Köktürk? Burada.

Sayın Özgündüz? Burada.

Sayın Tanal? Burada.

Sayın Kuşoğlu? Burada.

Sayın Köse? Burada.

Sayın Özkes? Burada.

Sayın Çam? Burada.

Sayın Akar? Burada.

Sayın Atıcı? Burada.

Sayın Yüceer? Burada.

Sayın Nazlıaka? Burada.

Sayın Ağbaba? Burada.

Sayın Bayraktutan? Burada.

Sayın Kaleli? Burada.

Sayın Özel? Burada.

Sayın Koç? Burada.

Sayın Özdemir? Burada.

Sayın Çetin? Burada.

Sayın Korutürk? Burada.

Sayın Ayata? Burada.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın Özkul?

Sayın Erol? Burada.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yok.

BAŞKAN – Burada, görüyoruz.

Sayın milletvekilleri, lütfen...

Aynı şeyi biraz önce AK PARTİ milletvekilleri yaptı.

Sayın Şengül? 

Sayın Zeybekci?

Sayın Eyyüpoğlu? Burada.

Sayın Türkmenoğlu?

Sayın Kacır? Burada.

Sayın Selamoğlu? Burada.

Sayın Sertçelik?

Sayın Fındıklı?

Sayın Günay?

Sayın Uslu?

Sayın Müezzinoğlu?

Sayın Akyürek? Burada.

Sayın Ünüvar? Burada.

Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.40


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ), Tanju ÖZCAN (Bolu)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 111’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – 233 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın maddelerine geçilmesinden önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, muhalefet tarafından elektronik cihazlara girmeye teşebbüs eden hiç kimse yok. Onlar burada sanal olarak mı duruyorlar, görüntüleri mi var?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, kendi adlarına konuşsunlar! Yani burada bulunamadıklarının hıncını almaya çalışıyorlarsa yanılıyorlar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, 146’ya göre, burada duran milletvekillerimiz sisteme girmek…

BAŞKAN – İsterseniz oturarak sessiz konuşun, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, 146’ya göre, burada sanal olarak bulunmuyorlarsa milletvekilleri, cismen varsa, saymak zorundasınız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, İç Tüzük’te böyle bir hüküm yok.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Biz zaten imza verdik oraya, imzalarımız orada!

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yapılan ikinci yoklamada da toplantı yeter sayısı olmadığı için, alınan karar gereğince sözlü soru önergeleri ile kanun tasarı ve teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 29 Mayıs 2012 Salı günü saat 15.00‘te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 18.56