DÖNEM: 24                          CİLT: 21                        YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

107’nci Birleşim

16 Mayıs 2012 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

 

I.  - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. - GELEN KÂĞITLAR

III.  - YOKLAMA

IV.   - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Tokat Milletvekili Dilek Yüksel’in, Uluslararası Aile Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, kayısı ve kayısı üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Türkiye’deki Roman vatandaşların sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Çin Halk Cumhuriyeti Çin Halkı Siyasi Danışma Konferansı Ulusal Komitesi Etnik ve Din İşleri Komitesi Başkan Yardımcısı Ma Qıngsheng ve beraberindeki Parlamento heyetinin ülkemizi ziyaret etmelerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/875)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal ve 25 milletvekilinin, doğal gaz anlaşmaları ve fiyatlaması ile doğal gaz politikalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/277)

2.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve 20 milletvekilinin, Ankara keçisi ırkının yaşatılması, türünün devamı ve üretiminin arttırılması için izlenecek politikaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/278)

3.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 20 milletvekilinin, Kars ilinde hayvancılık sektöründe yaşanan sorunların ve halkın bu alanda içinde bulunduğu sıkıntıların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/279)

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Hükûmetin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarıyla ilgili kararına ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, sanatçı Erol Kardeseci’nin vefatına ve Bank Asya Birinci Lig’e yükselen Şanlıurfaspor’u kutladığına ilişkin açıklaması

3.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, Burdur ilinde düzenlenen Hayvancılık ve Süt Endüstrisi Fuarı’na ve Burdur’daki süt üretimine ilişkin açıklaması

4.- Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın, Hacettepe Üniversitesinde Kutlu Doğum Haftası nedeniyle program düzenlemek isteyen öğrencilerin etkinliğinin sol görüşlü öğrenci grupları tarafından engellendiğine ve üniversitelerde her fikrin ifade edilebilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, Engelliler Haftası’na ilişkin açıklaması

6.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Ziraat Bankasının çiftçilere vermiş olduğu kredileri yarı yarıya düşürdüğüne ve Ceyhan ilçesinin Kösreli, Altıgözbekirli, Dağıstan ve Yalak köylerinde yaşanan dolu felaketine ilişkin açıklaması

7.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Aydın’daki çiftçilerin zor durumda olduklarına ve Hükûmetten yardım beklediklerine ilişkin açıklaması

8.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, yedi mahalleyi kapsayan konut projesini açıklayan Bursa ilinin Yıldırım Belediye Başkanına yasayla ilgili bilgi verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, İstanbul İçme Suyu Melen Projesi’ne ve bu projenin neden tamamlanamadığını ve ne zaman tamamlanacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

10.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu’da görülen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı nedeniyle bölgede inceleme yapılması ve tedbir alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

VII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, 180 sıra sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın birinci bölümünde yer alan 5 ve 7’nci maddelerinin yeniden görüşülmesine dair Hükûmetin talebinin uygun görüldüğüne ilişkin görüşü

 

B) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma saatlerinin düzenlenmesine; 233 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin Cumhuriyet Halk Partisine ve CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı: 180)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Muğla Milletvekili Nurettin Demir ve 16 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/606, 2/155) (S. Sayısı: 241)

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç ve Malatya Milletvekili Öznur Çalık ile 9 Milletvekilinin; Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun ile Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 11 Milletvekilinin; Manisa Milletvekili Özgür Özel ve Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu ile 53 Milletvekilinin; Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 2 Milletvekilinin; Muş Milletvekili Demir Çelik’in Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (2/489, 2/488, 2/494, 2/496, 2/497) (S. Sayısı: 232)

B) Yeniden Görüşmeleri Yapılan Tasarılar/Teklifler (Tekriri müzakere)

1.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı: 180) (5’inci ve 7’nci Madde)

 

X.- OYLAMALAR

1.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, THY’nin ikram için kuru üzüm alımına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/6342)

2.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğünün Boğaz geçişlerinde gemi kontrol faaliyetlerine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/6364)

 

 


I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.04’te açılarak dört oturum yaptı.

Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu,

Malatya Milletvekili Öznur Çalık,

14 Mayıs Dünya Eczacılık Günü’ne;

Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu, kamu çalışanlarının özlük hakları ve ücretlerine,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Muş Milletvekili Demir Çelik, Eczacılık Bayramı’nın 173’üncü yıl dönümüne,

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, İktidarın, elektrik ve doğal gaza yaptığı zamlara, otoyollar ve kara yollarının yanı sıra çevre yolu, bağlantı yolu, köprü, tünel ve viyadükleri de ücretlendirmesine ve memur maaş zammı teklifine,

Adana Milletvekili Ali Halaman, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’ne,

İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan, basında çıkan haberlere göre polis birimlerinin sokak gösterilerinde elektromanyetik sinyaller yayan bir silah kullanacağına ve bu silahın insan sağlığına etkisini ve satın alınmasına karar verilip verilmediğini öğrenmek istediğine,

Mersin Milletvekili Ali Öz, 14 Mayıs Dünya Eczacılık Günü’nün 173’üncü yıl dönümüne ve Engelliler Haftası’na,

İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, Dünya Eczacılık Günü’ne ve dokuz aydır kendilerinden haber alınamayan Kenan Erenoğlu, Abdullah Söpçeler, Zihni Koç ve Nadir Özgen’in kurtarılması için neler yapıldığını öğrenmek istediğine,

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Giresun’un Dereli ilçesinde bir HES inşaatında toprak kayması neticesinde 4 vatandaşın hayatını kaybetmesine ve Trabzon eski Milletvekili Mustafa Cumur ve Şanlıurfa eski Milletvekili Eyyüp Cenap Gülpınar’ın vefatlarına,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Trabzon eski Milletvekili Mustafa Cumur ve Şanlıurfa eski Milletvekili Eyyüp Cenap Gülpınar’ın vefatlarına, Hemşireler Haftası’na ve Engelliler Haftası’na,

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, mevsimlik işçilerin kaldıkları yerlerin koşullarının iyileştirilmesi gerektiğine ve Engelliler Haftası’na,

İzmir Milletvekili Oktay Vural, Trabzon eski Milletvekili Mustafa Cumur ve Şanlıurfa eski Milletvekili Eyyüp Cenap Gülpınar’ın vefatına, Giresun’un Görele ilçesinde meydana gelen afette hayatını kaybedenlere ve Engelliler Haftası’na,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Bosna-Hersek Parlamentosu İstihbarat Denetleme Komitesi Başkanı Mirsad Djugum’un vaki davetine icabet etmek üzere 22-25 Mayıs 2012 tarihlerinde Bosna-Hersek’e gitmesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun (6/1634) esas numaralı sözlü soru önergesini geri aldığına ilişkin önergesi okundu, sözlü soru önergesinin geri verildiği bildirildi.

Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 19 milletvekilinin, gübre fiyat artışı ve gübre kullanımında yaşanan sorunların (10/274),

BDP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, KKTC-Türkiye ilişkilerinin (10/275),

Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 22 milletvekilinin, yurt dışına göç eden işçilerin ve ailelerinin yaşadıkları sorunların (10/276),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, (2/236) esas numaralı İbadet Yerlerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının:

1’inci        sırasında bulunan    (6/26),

150’nci           ”            ”           (6/301),

282’nci           ”            ”           (6/539),

413’üncü        ”            ”           (6/732),

415’inci          ”            ”           (6/734),

416’ncı           ”            ”           (6/735),

424’üncü        ”            ”           (6/743),

426’ncı           ”            ”           (6/745),

427’nci           ”            ”           (6/746),

455’inci          ”            ”           (6/776),

459’uncu        ”            ”           (6/780),

467’nci           ”            ”           (6/789),

468’inci          ”            ”           (6/790),

474’üncü        ”            ”           (6/799),

476’ncı           ”            ”           (6/802),

489’uncu        ”            ”           (6/815),

490’ıncı          ”            ”           (6/816),

491’inci          ”            ”           (6/817),

544’üncü        ”            ”           (6/878),

552’nci           ”            ”           (6/887),

553’üncü        ”            ”           (6/888),

585’inci          ”            ”           (6/921),

589’uncu        ”            ”           (6/925),

650’nci           ”            ”           (6/988),

785’inci          ”            ”           (6/1133),

804’üncü        ”            ”           (6/1152),

909’uncu        ”            ”           (6/1258),

918’inci          ”            ”           (6/1267),

936’ncı           ”            ”           (6/1285),

937’nci           ”            ”           (6/1286),

998’inci          ”            ”           (6/1347),

1050’nci         ”            ”           (6/1402),

Esas numaralı sözlü sorulara, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek cevap verdi.

Soru sahiplerinden İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Kütahya Milletvekili Alim Işık, Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu, Adana Milletvekili Ali Halaman, Tunceli Milletvekili Kamer Genç ve Tokat Milletvekili Reşat Doğru, cevaplara ilişkin görüşlerini açıkladılar.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de bu görüşlerle ilgili açıklamada bulundu.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının;

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156) görüşmeleri, Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun (1/569) (S. Sayısı: 180) görüşmelerine devam edilerek 19’uncu maddesine kadar kabul edildi, ikinci bölüm üzerinde görüşmelere başlandı.

Alınan karar gereğince, 16 Mayıs 2012 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere 19.55’te birleşime son verildi.

 

                                                          Meral AKŞENER

                                                             Başkan Vekili

 

         Bayram ÖZÇELİK                                                                 Mustafa HAMARAT

                  Burdur                                                                                      Ordu

                Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye

II. - GELEN KÂĞITLAR

                                                                                                                                                No: 147

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Rapor

1.- Mera Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporları (1/604) (S. Sayısı: 242) (Dağıtma tarihi: 16.05.2012) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal ve 25 Milletvekilinin, Türkiye’nin doğalgaz politikaları ile doğalgaz fiyatlamasının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/277) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/11/2011)

2.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve 20 Milletvekilinin, Ankara Keçisi ırkının yaşatılması, türünün devamı ve üretiminin arttırılması için izlenecek politikaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/278) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/11/2011)

3.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 20 Milletvekilinin, Kars ilinde hayvancılık sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/279) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/11/2011)

16 Mayıs 2012 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107’nci Birleşimini açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Uluslararası Aile Günü münasebetiyle söz isteyen Tokat Milletvekili Sayın Dilek Yüksel’e aittir.

Buyurun Sayın Yüksel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Tokat Milletvekili Dilek Yüksel’in, Uluslararası Aile Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

DİLEK YÜKSEL (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Uluslararası Aile Günü ve Aile Haftası dolayısıyla şahsım adına gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aile, insanlık tarihinin en eski ve en köklü toplumsal birimidir. Tarihî ve kültürel değerler öncelikle ailede yaşatılır ve öğretilir. Aile, içinde yaşayan bireyleri şekillendirir. İnsana saygının, hoşgörünün ve şefkatin kaynağı ailedir. İtimadın, dürüstlüğün, çalışkanlığın, vatanseverliğin kaynağı ailedir. Aynı şekilde, demokrasinin, kalkınmanın da kaynağını güçlü aile yapısı oluşturmaktadır. Onun içindir ki “Güçlü birey, güçlü aile, güçlü toplum, güçlü ve lider ülke Türkiye.” diyoruz. Tüm dünyayla karşılaştırıldığında “aile” kavramının ülkemiz ve milletimiz açısından ayrı bir önemi ve ayrı bir değeri vardır. Geçmişten günümüze, milletimiz bu kuruma çok büyük değer atfetmiştir.

Hükûmet olarak, aile merkezli sosyal politikalar üretiyor, kurumsal yapılar oluşturuyoruz; insana yapılan her türlü yatırımı doğrudan aileye yapılan bir yatırım olarak görüyoruz. Kadınlara, çocuklara, engellilere, yaşlılara, şehit yakınları ve gazilere yapılan sosyal yardımlar bu kapsamda aileyi daha güçlü kılmak içindir çünkü aile, ekonomik yapısı, sosyal ve kültürel vizyonuyla toplumların aynasıdır. O nedenle, sosyal politikalar içerisinde aile, toplumun çatısını oluşturmaktadır.

Hedefimiz, yakın gelecekte Türkiye’yi aile ve sosyal politikalar alanında model ülke hâline getirmektir. Aile, bir milletin istikbali ve kaderidir. Hükûmet olarak, istikbalimiz olan aile yapımızı daha da güçlendirici sosyal politikaları hayata geçiriyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aileye yönelik hizmetlerde stratejik planlar oluşturduk. Bu çerçevede, yerel yönetimlerimizle, pilot bölgelerden başlamak üzere, kademeli olarak projelerimizi bir bir hayata geçiriyoruz; Aile Eğitim Programı, evlilik öncesi eğitimler, Aile ve Sosyal Destek Programı bunlardan bazılarıdır. Eğitim materyallerini hazırladığımız Aile Eğitim Programı’nın pilot uygulamalarını başlattık. Bu uygulamayla ailelerin sorun çözme kapasitelerini artırmayı amaçlıyoruz.

Toplumun özü ve temeli ailedir. Uygarlıkta ileri gitmiş ne kadar millet varsa aile ocağında iyi eğitim görmüş bireylerden meydana gelmiştir çünkü milletler birçok ailenin birleşmesinden meydana gelmektedir. Toplumların, milletlerin temelini sağlıklı ve güçlü aileler oluştururken, güçlü bir aile olmanın yolunun sosyal dayanışmadan geçtiğini de unutmamalıyız.

Bugün, AK PARTİ Hükûmeti olarak, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın 9 milyar TL bütçesiyle muhtaçlarımızın, yoksul ve yoksunlarımızın yanındayız yani kimsesizlerin kimsesiyiz. Bugün insanlarımız daha mutludur. Ailelerimiz, engellilerimiz, kadınlarımız, çocuklarımız, yaşlılarımız, şehit yakınlarımız ve gazilerimiz daha mutludur. Bu sorumlulukla sosyal devlet olmanın gereğini hiçbir külfetten kaçınmadan yerine getiriyoruz. O nedenle, ailelerimizin ekonomik, sosyal, kültürel ve ahlaki gelişimlerini sağlamalarına doğrudan destek olmaya, eğitim faaliyetlerini sürdürmeye devam edeceğiz.

Sayın Başbakanımızın her fırsatta kadına ve aileye özel vurgu yaptığını, ayrı bir ihtimam gösterdiğini biliyoruz. Bizler de aynı duygu ve hassasiyetle, doğusuyla batısıyla, kuzeyi ve güneyiyle tüm ailelerimizi kucaklıyoruz. İşte tam bu noktada, aile ocaklarına ateş düşüren, anne babaları gözyaşına boğan, evlatların öksüz ve yetim kalmalarına sebep olan terör örgütünü bir kez daha lanetliyorum. Şehit ailelerimizin, gazilerimizin, yaşlılarımızın yanındayız. Eşi vefat eden kadınlarımızın, terör mağduru vatandaşlarımızın yanındayız. Bizler farklılıklarımızla, çok yönlü kültürümüz, zengin insan çeşitliliğimiz, inançlarımız ve toplumsal değerlerimizle 75 milyon bir aileyiz.

Bu duygu ve düşüncelerle, AK PARTİ Grubum ve şahsım adına milletimizin Uluslararası Aile Günü ve Aile Haftası’nı kutluyor, tüm ailelerimize huzurlu ve mutlu yarınlar diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yüksel.

Gündem dışı ikinci söz, kayısı ve kayısı üreticilerinin sorunları hakkında söz isteyen Malatya Milletvekili Sayın Veli Ağbaba’ya aittir.

Buyurun Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, kayısı ve kayısı üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyanın kayısı başkenti Malatya’nın milletvekilleri olarak sizleri ve izleyenleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, İstanbul göç alıyor, büyüyor; Ankara göç alıyor, büyüyor; New York, Berlin, Paris, Madrid, Tahran, Moskova göç alıyor, büyüyor; Malatya da göç alıyor ama Malatya küçülüyor. Bu tezatlık aslında satmakla satmamaktan ibarettir. AKP Malatya’da Tekeli, Sümeri, Şekeri özele, Kürecik’i de hepinizin bildiği gibi ABD’ye satıyor ama kayısıyı bir türlü hak ettiği değere satamıyor, üreticiyi perişan ediyor, Malatya’yı küçültüyor çünkü Malatya, satıcılar sayesinde, aldığı göçten fazlasını veriyor. Yüz binlerce insana ekmek kapısı olan kayısı aynı zamanda milyon dolarlar kazandıran bir ihracat ürünüdür ancak kayısı yıllardan beri ihmal edilerek can çekişen bir noktaya gelmektedir.

Değerli arkadaşlar, kayısı üreticileri kayısı çok tuttuğunda da pişman oluyor, kayısı hiç tutmadığında yani yandığında da pişman oluyor çünkü kayısı tam tuttuğunda pazarlanamıyor, fiyat yerlerde sürünüyor çünkü devlet kayısının üretimini de, pazarlanmasını da desteklemiyor. Çayı destekleyen, fındığı destekleyen devlet kayısıyı desteklemiyor, kayısıdan desteğini esirgiyor. Devlet çayı da, fındığı da, kayısıyı da desteklemeli ve adam gibi desteklemeli; laf olsun diye, “destek” adı altında üç beş kuruş vermek desteklemek değildir.

Şimdi sizlere soruyorum: Eline geçen paranın yarısını işçiye veren üretici ne yapsın? Paranın diğer yarısını aldığı borca mı versin, aldığı ilaca mı versin, gübreye mi versin, çocuk mu okutsun, kendisini mi geçindirsin?

Değerli arkadaşlar, her biri birer altın fabrikası olan kayısı ağaçları teker teker kesilmeden Hükûmet derhâl tedbir almalıdır. Binlerce üretici elektrik, su, gübre, ilaç borcunu ödeyemediği için icralık oldu. Altmış, yetmiş yaşındaki çiftçiler mahkeme kapılarına, icra koridorlarına mahkûm oldu.

Değerli milletvekilleri, kayısı için AKP’den sonraki en büyük tehlike don ve doludur. Don ve dolu tehlikesine karşı saatlik bilgiler dahi çok önemlidir ama AKP, sağ olsun, Malatya’daki Meteoroloji Bölge Müdürlüğünü kapattı. Niye kapattığını hiçbir Malatyalı anlayamadı, mantıklı bir açıklaması da yok. Kayısı üreticileri don olayı karşısında çaresiz bırakıldı. Bir de TARSİM adı altında bir soygun düzeni oluşturuldu. TARSİM, Malatyalı yoksul kayısı üreticilerini sömürmektedir. Devlet derhâl TARSİM’i sağlıklı hâle getirmelidir.

Değerli milletvekilleri, dünyanın tek önemli üreticisi olmamıza rağmen dünyada Pakistan, İran gibi ülkeler rakibimizdir. Bununla ilgili Hükûmet -üretim, pazarlama ve ihracatla ilgili- önemli ve ciddi tedbirler almalıdır, yoksa bu özelliğimizi kaybederiz. Üretimi sorunlarla dolu olan kayısının satışı da sorunlarla doludur.

Değerli arkadaşlar, kayısının satışının artırılması için kayısı devlet kurumlarına verilmelidir. Örneğin, son günlerde çok sıkça gündemde olan, okullara bozuk süt yerine zekâ artırıcı kayısı verilmelidir. “Okul sütü zehir küpü” yerine “Sağlam kafa sağlam kayısı” daha iyi olmaz mı? Millî Savunma Bakanlığı kayısı alarak askerlerimize dağıtabilir. Eminim ki kayısı yiyerek askerlerimiz görevlerini çok daha iyi yerine getirebilirler.

Diğer bir tedbir ise değerli arkadaşlar, bizim seçimden önce açıkladığımız gibi, üreticiye devlet sıfır faizli kredi vermelidir. Üreticiye kayısı üretildiği dönemde -örneğin mart başında- devlet sıfır faizli kredi vererek ilacı, gübreyi, işçiliği borçla yapan çiftçinin kayısıyı dönem başında mecburen elinden çıkarmasının önüne geçebilir ve fiyatların düşmesini önleyebilir. Bu da kayısı fiyatlarının düşmesinin önüne geçer.

Değerli arkadaşlar, bir iki örnek vererek sözlerime son veriyorum: 2002’de 1 litre mazot 1,37 lira, kayısı 2,5 liraydı yani 1 kilogram kayısıyla 2 litre mazot alınıyordu; 2012’de 1 litre mazot 3,78, 1 kilogram kayısı 4 lira yani 1 kilo kayısıyla şimdi 1 litre mazot alınabiliyor. Yani Malatya yarı yarıya yoksullaştı.

Sorunların bir kısmı böyle. Ya kayısının faydaları? Değerli arkadaşlar, hepinize tavsiye ederim: Zihin açar, zekâ geliştirir, karaciğere, kalbe iyi gelir.

Buradan hem sizlere hem de bizi izleyenlere bir çağrıda bulunmak istiyorum: Bugün, herkesin -kayısının faydalarını anlamak için- evine giderken birer kilo kayısı almasını Malatya Milletvekili olarak tavsiye ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ağbaba.

Gündem dışı üçüncü söz, Roman vatandaşların sorunları ve çözüm önerileri hakkında söz isteyen Isparta Milletvekili Sayın Süleyman Nevzat Korkmaz’a aittir.

Buyurun Sayın Korkmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Türkiye’deki Roman vatandaşların sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin gündem dışı konuşması

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Renkli kültürleri, dünya gailelerine boş vermiş neşeli tavırları ve bulunduğu toplumun değerleriyle çatışmamak için sarf ettikleri üstün gayretleriyle Roman kardeşlerimizden bahsedeceğim.

Bin yıldır beraber yaşıyoruz onlarla, iç içe. Vatanını, milletini sahiplenen, millî kültürünü kucaklayan bu toplum, bugün, sosyokültürel ve ekonomik gelişmeler ve hızla ilerleyen teknoloji sayesinde ülkemizdeki diğer kesimlerle aralarında ciddi bir uçurum oluşmaya başladığını görüyor ve vatandaşlık haklarını kullanmayı, sadece kararlara uyan değil ama karar mekanizmasına da katılan bir zümre olmayı talep ediyor. Bu maksatla bir süre önce grubumuzu ziyaret ettiler ve sorunlarını ilettiler. Bu ülkenin ne terk edilecek bir karış toprağı ne de vazgeçilecek bir insanı olmadığına inanan Milliyetçi Hareket Partisi, vatanını, milletini seven, ülke bütünlüğünün ve millî birliğin yılmaz savunucuları olan bu kardeşlerimizi grubumuzda ağırlamaktan ve onları dinlemekten, kendileriyle kucaklaşmaktan büyük bir memnuniyet duymuştur.

Herkesin de hak vereceği üzere, en büyük sorun, bin yıldır beraber yaşadığımız bu kardeşlerimiz hakkında oluşan ve hiç de hak etmedikleri ön yargılardır.

Her toplumda olduğu gibi elbette Romanlar içerisinde de hukuki ve sosyal kabuller dışına çıkmış olanlar vardır. Ancak büyük çoğunluğu, çoluk çocuğunun nafakasını temin etmek için gayret gösteren ve kendi alanlarında üretim yaparak topluma hizmet etmeye çalışan insanlar. Kötü örneklere bakarak onları topyekûn değerlendirmek bühtandır, insanlık dışıdır ve “Yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevmek.” inancına aykırıdır. Onları dışlayan, aşağılayan, onları istismar eden her kimse, bu aziz milletin ve yüce dinimizin samimi bir mensubu olamaz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu aziz kardeşlerimizi kucaklıyor ve onlara yönelik tüm ön yargı ve kötü söylemleri kınıyor ve ayağımızın altına alıyoruz.

Bir büyük sorunları da barınma problemidir değerli milletvekilleri. Kendi kültürlerini yaşatmayı ve başkalarını rahatsız etmemek için kendi kabulleri ile bir arada yaşamayı seçmiş Roman kardeşlerimiz, bugün, daha çağdaş, daha sağlıklı mekânlarda yaşamayı talep etmektedirler. Hükûmetin onları konut sahibi yapma düşüncesini elbette destekliyoruz ancak özellikle kent merkezlerinde, rantı son derece yüksek Roman mahallelerinin üzerinden kendi yandaşlarına ekmek çıkarma, bu alanları birilerine peşkeş çekme girişimlerini de tasvip etmiyoruz.

Bu kardeşlerimizin koca koca laflara, boş sözlere, anlamsız sloganlara ihtiyacı yoktur. Yasalara ne koyarsanız koyun, şayet uygulanmıyorsa çare olmuyor. Bu bakımdan, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, üstü yaldızlı “açılım” safsatalarının, onların birkaç kelimesini papağan gibi tekrarlayıp onları istismar eden söylemlerin yerine, elle tutulup gözle görülen somut projeler üzerinden konuşmayı ve sonuç almayı arzu ediyoruz.

Türk milleti, Yörük’ü, Türkmen’i, Laz’ı, Kürt’ü, Çerkez’i, Roman’ı ile bir büyük ailenin adıdır. Anayasa’mızda yer alan “Türk milleti” kavramının içinde herkes vardır ve eşittir ancak devletimizin tanıdığı eşit haklardan Romanlar, maalesef, eğitimsizlik, maddi imkânsızlık ve bazı ön yargılar dolayısıyla tam olarak yararlanamamaktadır. O hâlde, bu kardeşlerimizin acil olarak eğitim sorunları aşılmalı, velilerini de bilinçlendirerek eğitimsiz bir çocuğun kalmaması için bir çalışma başlatılmalıdır. Kendilerinde ayrımcılığa tabi tutuluyor oldukları hususunda kanaat uyandıracak tüm yazımlar ve uygulamalar gözden geçirilmelidir. Kamu görevlerinde ve siyasette yer bulamayan Romanların bu kısıtlılıklarının giderilmesi için düzenlemeler yapılmalıdır. Bu kardeşlerimiz sahip oldukları vatandaşlık hakları konusunda bilgilendirilmeli, bunun için, yoğun yaşadıkları alanlarda danışma büroları açılmalıdır.

Kadınlarının sosyal hayata katılmaları, gençlerinin geleneksel iş kolları dışında bir meslek sahibi olabilmeleri için kurslar tertip edilmelidir. Belediyelerin Roman mahallelerine daha fazla hizmet götürmeleri sağlanmalıdır. Göçebe Romanların istekleri hâlinde yerleştirilmeleri, bu mümkün değilse de göç esnasında karşılaştığı sorunların aşılması için çabalar sarf edilmelidir. Öte yandan, sosyal kesimlerin ve özellikle medyanın bu vatandaşlarımızla ilgili doğru bilgilenmeleri temin edilmelidir.

Ancak -değerli milletvekilleri, bu kısım son derece önemli- ne yapılırsa yapılsın, Roman kardeşlerimizin kurdukları dernekleri vasıtasıyla, onların da görüşleri alınarak ortaklaşa yapılmalıdır diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Kısa bir söz talebimiz vardı.

BAŞKAN – Unuttum. Yani o sizin hakkınız değil ki, benim canım isterse vereceğim bir durum. Unutmuşum, birazdan veririm. Müktesep hak hâline geldi, hayret bir şey!

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Çin Halk Cumhuriyeti Çin Halkı Siyasi Danışma Konferansı Ulusal Komitesi Etnik ve Din İşleri Komitesi Başkan Yardımcısı Ma Qıngsheng ve beraberindeki Parlamento heyetinin ülkemizi ziyaret etmelerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/875)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Çin Halk Cumhuriyeti Çin Halkı Siyasi Danışma Konferansı Ulusal Komitesi Etnik ve Din İşleri Komitesi Başkan Yardımcısı Ma Qıngsheng ve beraberindeki Parlamento heyetinin ülkemizi ziyaret etmeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı’nın 2 Mayıs 2012 tarih ve 23 sayılı Kararı ile uygun bulunmuştur.

Söz konusu heyetin ülkemizi ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 7. Maddesi gereğince Genel Kurul’un bilgilerine sunulur.

                                                                                                                 Cemil Çiçek

                                                                                                   Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                    Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Şimdi, ilk 10 kişiye 60’ıncı maddeye göre söz vereceğim.

Sayın Yeniçeri…

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Hükûmetin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarıyla ilgili kararına ilişkin açıklaması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hükûmetin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı üçe bölen kararı yanlıştır. Vatan gibi Atatürk sevgisi de bir bütündür, ayrımcılık kaldırmaz. Millî bayramlar, Hükûmetin değil, milletin bayramlarıdır. Millî bayramlar manaları, vicdanları ve millî imanı ortaklaştıran bayramlardır, bu yönden millet ve devlet bütünlüğünü sağlarlar.

İktidarın milleti farklılıklara göre ayrıştıran anlayışları ne kadar yanlışsa 19 Mayısı üçe ayıran anlayışı da bir o kadar yanlıştır. AKP, bu kararla, millî bayramları formaliteye indirgemiş olmaktadır. AKP’nin devlet özürlü, milliyet özürlü ve tarih özürlü tavrını terk etmesi her şeyden daha çok kendi yararına olacaktır. İktidarı millî bayramlarla oynamayı bir kenara bırakmaya, halkın gündemine dönmeye, titreyip kendine gelmeye davet ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, sanatçı Erol Kardeseci’nin vefatına ve Bank Asya Birinci Lig’e yükselen Şanlıurfaspor’u kutladığına ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Teşekkür ederim Başkan.

Tiyatronun ve seslendirmenin duayenlerinden biri olan, yetmiş bir değişik oyunda görev alan sanatçı ve rejisör Erol Kardeseci’yi kaybettik. Merhuma Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Spor Toto 2. Ligi Beyaz Grup’ta yer alan Şanlıurfaspor, ligin bitimine bir hafta kala şampiyonluğunu ilan etti. Kırk üç yıl aradan sonra nihayet Bank Asya 1. Lige yükselen Şanlıurfaspor’u kutluyor, gelecek yılki sezon için başarılar diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

3.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, Burdur ilinde düzenlenen Hayvancılık ve Süt Endüstrisi Fuarı’na ve Burdur’daki süt üretimine ilişkin açıklaması

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Bu hafta cuma, cumartesi, pazar günleri Burdur ilimizde Hayvancılık ve Süt Endüstrisi Fuarı düzenlenmiştir. Ayrıca, cuma günü süt içme rekoru denemesi vardır Burdur merkezde. Tüm milletvekillerimizi, vatandaşlarımızı Burdur’a davet ediyorum. Ayrıca, Burdur’umuz günde 800-900 ton süt üretimiyle rekor kırmaktadır.

Süt içmeye, akıllı beyinleri yaratmaya hep beraber devam edelim, süte sahip çıkalım diyor, teşekkürler ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdağ.

4.- Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın, Hacettepe Üniversitesinde Kutlu Doğum Haftası nedeniyle program düzenlemek isteyen öğrencilerin etkinliğinin sol görüşlü öğrenci grupları tarafından engellendiğine ve üniversitelerde her fikrin ifade edilebilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Hacettepe Üniversitesinde Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle kutlama programı düzenlemek isteyen öğrencilerin etkinliği sol görüşlü geçinen öğrenci grupları tarafından güç kullanılarak engellendi.

Her fırsatta demokrasi ve özgürlüklerden dem vuran insanların hem bu coğrafyada yaşayıp hem de aziz milletimizin temel değerlerinden olan Yüce Peygamberimizin doğumu çerçevesindeki kutlama programına dahi tahammül edememeleri açıklanabilir ve kabul edilebilir değildir. Sol görüşlü marjinal grupların bu ülkenin insanı olma hasebiyle itiraz etmemeleri gereken konuda, düzenlenen bir etkinliğe tahammül edemeyecek noktaya gelmeleri düşünülmesi gereken, ibretlik bir durumdur. Bu durum, düşünce ve inanç özgürlüğünün yanı sıra, Türk toplumunun temel değerleri konusunda toplumun belli kesimlerinin geldiği noktaya işaret etmesi açısından da manidar ve üzüntü vericidir.

Üniversiteler, fikir ve inanç hürriyetinin neşet ettiği yerlerdir. Farklılıklara tahammül, bilim ve demokrasinin temel prensibidir. Üniversitelerde her fikir barış içerisinde yaşamalı, her fikir rahatlıkla kendini ifade edebilmelidir. Milletimiz Türkiye’yi kaosa sürüklemek ve karıştırmak isteyen iç ve dış çevrelere cevap verdiği gibi, demokratik bir itirazın nasıl olacağı konusunda da ibretlik dersler vermeye devam edecektir.

BAŞKAN – Sayın Çelik…

5.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, Engelliler Haftası’na ilişkin açıklaması

DEMİR ÇELİK (Muş) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

9-16 Mayıs Engelliler Haftası’nın son gününü fırsat bilerek tüm engelli vatandaşlarımızı saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Onların birikmiş sorunlarının -başta ekonomik, demokratik, sosyal ve kültürel sorunları olmak üzere- demokratik siyasal taleplerinin karşılanması adına Meclisimizi göreve davet ediyor, sorunların karşılanması yönünde yasal düzenlemelerin yapılması dileklerimi iletiyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Varlı…

6.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Ziraat Bankasının çiftçilere vermiş olduğu kredileri yarı yarıya düşürdüğüne ve Ceyhan ilçesinin Kösreli, Altıgözbekirli, Dağıstan ve Yalak köylerinde yaşanan dolu felaketine ilişkin açıklaması

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aracılığınızla Hükûmete bir bilgi vermek istiyorum ve de uyarmak istiyorum: Her defasında Ziraat Bankasının ne kadar çok kredi verdiğinden, faizlerin düşük olduğundan, çiftçilerin ödeme gücünün yüksek olduğundan bahsediliyor ama şu anda Ziraat Bankası geçen yıl vermiş olduğu kredileri yarı yarıya düşürdü. Örnek veriyorum: Geçen yıl 100 milyar lira kredi alabilen bir çiftçi bu yıl ancak 50 milyar lira kredi alabiliyor çünkü hem mısıra, dönüm bazında, hem pamuğa hem de buğday ve karpuza oran olarak çok düşük bir oran yüklendi. Çiftçilerimiz bu manada çok büyük mağduriyet yaşıyorlar. Hükûmeti bu manada uyarmak istiyorum: Lütfen, bu konuda bir çözüm üretsinler, bir.

İkincisi: Adana’nın Ceyhan ilçesi Kösreli, Altıgözbekirli, Dağıstan ve Yalak köylerinin bulunduğu alanda müthiş bir dolu felaketi olmuştur. Oradaki çiftçilerimize de geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

BAŞKAN – Sayın Tezcan…

7.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Aydın’daki çiftçilerin zor durumda olduklarına ve Hükûmetten yardım beklediklerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Aydın’da çiftçinin durumu çok kötü. Geçen hafta Aydın’dan geldim. Umurlu’da erikleri artık çiftçi ya tarlada bırakıyor ya da halde yollara dökmeye başladı. Eriğin toplaması 50 kuruş kilosu, haldeki fiyatı da 50 kuruş. İlacı, gübresi, suyu bir tarafa, erik üreticisi artık, maliyetini karşılayamadığı gibi, cebinden para ödemeye başlamış. Pazarda, halde 4 lira, 5 lira eriğin kilosu ama bahçede 5 bin ton erik toplanamamış durumda bekliyor. Buna acilen önlem alınması lazım. Enginar üreticisi de aynı şekilde. 40 kuruş enginarın tanesinin maliyeti, 20 kuruşa enginarı satmak zorunda kalıyorlar, müşteri bulamıyorlar. Pamukçu öyle, narenciye öyle. Aydın çiftçisi, yarasına çare olmasını bekliyor Hükûmetten.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Demiröz…

8.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, yedi mahalleyi kapsayan konut projesini açıklayan Bursa ilinin Yıldırım Belediye Başkanına yasayla ilgili bilgi verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Bu akşam 20.30’da güzide kulübümüz Bursaspor’la Fenerbahçe arasında kupa finali oynanacak. Ben her iki kulübümüze de başarılar diliyorum.

Sayın Bakana da şu soruyu sormak istiyorum: Bursa Yıldırım ilçesi Belediye Başkanı geçen günlerde bir projesini açıkladı Sayın Bakan. Yedi mahalleyi ilgilendiren ve 30 bin konutu yıkarak 50 bin konut yapacağını ifade etti. Maliyeti 12 milyar TL civarında. Sayın Bakana sormak istiyorum: Belediye Başkanının bu yasadan haberi var mıdır? Bu yasayla ilgili ne yapması gerektiği konusunda bilgi verirseniz, Bursa’daki bu mahalledeki vatandaşlarımızın sıkıntılarını bir nebze gidermiş olursunuz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öğüt…

9.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, İstanbul İçme Suyu Melen Projesi’ne ve bu projenin neden tamamlanamadığını ve ne zaman tamamlanacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bilindiği üzere, Melen Suyu Projesi, yoğun göç alan İstanbul’da suyun arz ve talep dengesi, meydana gelen su eksiğini gidermeye yönelik geliştirilen bir projedir. Ancak GAP’tan sonra DSİ tarafından gerçekleştirilecek en büyük proje olan İstanbul İçme Suyu Melen Projesi çıkmaza girmiştir. Büyük Melen Projesi’nin birinci aşaması 2001 yılında başlamış ve projenin 2004 yılında tamamlanması öngörülmüştür. Devlet Su İşleri yetkilileri, daha önce projenin 2010 yılında tamamlanacağını ileri sürmüş ama başarılamamıştır. Yine DSİ’den yapılan 10 Nisan tarihli açıklamada, sistemin ilk aşamasının tamamlanmak üzere olduğu ve Temmuz 2012’de hizmete açılacağı açıklaması yapılmıştır.

Bu doğrultuda, ilk aşama ne zaman tamamlanacaktır ve bunca sene neden tamamlanamamıştır? Projenin bu denli gecikmesinin nedeni olarak DSİ’deki kadrolaşma iddialarının etkisi var mıdır? Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü şimdiki yönetiminin bu işleri yürütebilecek yeterlilikte olmadığı iddialarından yola çıkarak AKP İktidarı döneminde Devlet Su İşleri bölge müdürlerinin yüzde 140’ı, daire başkanlarının yüzde 120’si, şube müdürlerinin yüzde 95’i görevden alındığı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çınar…

10.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu’da görülen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı nedeniyle bölgede inceleme yapılması ve tedbir alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Kastamonu’da, baharın gelmesiyle beraber ciddi manada bir endişe yaşanmaktadır. Son bir hafta içerisinde, Kırım Kongo Kanamalı hastalığından dolayı 3 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Kastamonu Merkez, Azdavay ilçesi ve İhsangazi ilçesindeki hayatını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum.

Ayrıca, şu anda hastanede tedavi altında yaklaşık 20 vatandaşımız bulunmaktadır. Sağlık Bakanlığımız ve Tarım Bakanlığımız tarafından bölgenin ciddi manada inceleme altına alınarak bir an önce gerekli tedbirlerin alınmasını istiyor, hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutacağım.

İlk okutacağım Meclis araştırması önergesi 500 kelimeden fazla olduğu için önerge özeti okunacaktır, ancak önergenin tam metni Tutanak Dergisi’ne eklenecektir.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal ve 25 milletvekilinin, doğal gaz anlaşmaları ve fiyatlaması ile doğal gaz politikalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/277) (x)

                         

(x) (10/277) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Türkiye kullandığı enerjinin yaklaşık % 72’sini ve doğal gazın % 97’sini ithal etmektedir. Doğalgaz tüketiminin artması nedeniyle kış mevsiminde ortaya çıkacak arz-talep dengesizliğinin giderilmesinde yer altı depolarının kullanılması zorunludur. Bununla birlikte Rusya’nın ve İran’ın sık sık gerekçe göstermeden kesintiye gitmesi nedeniyle Türkiye spot piyasadan sıkıştırılmış doğalgaz (LNG) alarak arzı karşılamaya çalışmaktadır. Türkiye’nin depolama kapasitesi ise yeterli değildir.

Basına yansıyan haberlerden öğrendiğimize göre, Enerji Bakanı Sayın Taner Yıldız Batı Hattı yoluyla Rusya’dan ithal edilen doğalgazda indirim talebinde bulunulduğunu fakat Rusya’nın indirim talebine olumlu cevap vermemesi sebebiyle kontratın iptaline karar verildiğini belirtmiştir. 1986 yılında Turgut Özal’ın imzaladığı 6 milyar metreküplük anlaşmanın süresi 2012 Ocak ayında zaten dolmaktadır.

Bakan’ın açıklamalarından, gaz alımlarını özel sektöre verme kararı aldığı anlaşılmaktadır. Söz konusu özel şirketlerin de özellikle GAZPROM’un yüzde 40 oranında ortak olduğu Bosphorus Gaz ile Aksa’nın olduğu yönünde haberler gazetelerde yer almıştır.

Elektriğe yüzde 9,57 ve doğalgaza yüzde 14,3 oranında zam gelmiştir. Elektrik ve doğalgaz fiyatlarına yapılan zamlar için döviz kurundaki artışlar gerekçe gösterilmektedir. İthal ettiğimiz doğalgazın fiyatındaki artış ve döviz fiyatındaki artış da bunda etkili olmakla birlikte esas etken “Otomatik Fiyat Ayarlaması Sistemi”nin işletilmemesidir. Bu sistem yani “Otomatik Ayarlama Sistemi” 34 aydır çalıştırılmamıştır.

Bu gerekçelere dayanılarak Anayasa’nın 98’inci, TBMM İç Tüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca doğalgaz anlaşmaları ve fiyatlaması ile doğalgaz politikaları konusunda Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Mehmet Günal                     (Antalya)

2) Sadir Durmaz                       (Yozgat)

3) Mehmet Erdoğan                 (Muğla)

4) Oktay Öztürk                       (Erzurum)

5) Kemalettin Yılmaz               (Afyonkarahisar)

6) Oktay Vural                         (İzmir)

7) Mesut Dedeoğlu                  (Kahramanmaraş)

8) Sinan Oğan                          (Iğdır)

9) Hasan Hüseyin Türkoğlu     (Osmaniye)

10) Enver Erdem                      (Elâzığ)

11) Ahmet Duran Bulut           (Balıkesir)

12) Yusuf Halaçoğlu                (Kayseri)

13) Ali Öz                                (Mersin)

14) Alim Işık                            (Kütahya)

15) S. Nevzat Korkmaz            (Isparta)

16) Celal Adan                         (İstanbul)

17) Seyfettin Yılmaz                (Adana)

18) D. Ali Torlak                     (İstanbul)

19) Muharrem Varlı                 (Adana)

20) Lütfü Türkkan                    (Kocaeli)

21) Özcan Yeniçeri                  (Ankara)

22) Emin Haluk Ayhan            (Denizli)

23) Mustafa Kalaycı                 (Konya)

24) Erkan Akçay                      (Manisa)

25) Sümer Oral                        (Manisa)

26) Emin Çınar                         (Kastamonu)

 

2.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri ve 20 milletvekilinin, Ankara keçisi ırkının yaşatılması, türünün devamı ve üretiminin arttırılması için izlenecek politikaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/278)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Öz varlığımız ve milli değerimiz olan, tüm dünyaya Ankara’nın adını duyurmada bir etken olan ve dünya literatüründe “Ankara Keçisi” olarak bilinen, Ankara keçisi ırkının yaşatılması, türünün devamı ve üretiminin artırılması için gerekli önlemlerin alınması amacıyla Anayasa’nın 98 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

Genel Gerekçe:

Ankara Keçisini 13. yüzyılda Hazar Denizinin doğusundan, Anadolu’ya Türkler tarafından getirilmiştir. Ankara Keçisi, Orta Anadolu’nun kurak iklim ve toprağına %100 uyum sağlayarak o zamandan beri bu bölgede gelişmiş, Orta Anadolu’ya özgü ve seçkin bir gelir hayvanı olma özelliğini bugüne kadar sürdürmüştür. Türklerin Anadolu’ya yerleşmesinden sonra, özellikle İç Anadolu’nun iklim koşullarına uyum sağlamış, özellikleri netleşmiş ve bu bölgeye has özel bir ırk haline gelmiştir.

Birçok ülkede mohair diye adlandırılan tiftik, Ankara Keçisinin ürünüdür. Bu nedenle Tiftik Keçisi, dünya literatüründe de “Ankara Keçisi” olarak tanınır. Adından dolayı Türkiye’nin ve Ankara’nın bilinirliğini dünyaya yayan evcil keçi ırklarından birisidir. Yaklaşık 35-40 kg ağırlığındadır. Uzun, ipek gibi beyaz tüyleri nedeniyle öncelikle tiftik verimi için yetiştirilir.

Orta Anadolu ve özel olarak Ankara Bölgesi Tiftik Keçisi yetiştiriciliği için uygun bir bölgedir. Ankara Keçisi step iklimi sever. Alçak, bataklık ve rutubetli iklimlerde tiftik keçisi ırk özelliklerini kaybeder, tiftiği kabalaşır, parlaklığı gider. Bu nedenle deniz kıyısı bölgelerine yaklaştıkça tiftik keçisinin sayısı azalır ve yerini kıl keçisine bırakır.

1939 yılma kadar sadece Orta Anadolu’da, özellikle Ankara ve çevre illerde ekonomik bir değer olan Ankara keçisi, buradan değişik tarihlerde dış ülkelere götürülmüş ve gittiği yerlerde esas ismini korumuştur. Halen bütün dünyada “Ankara Keçisi” olarak tanımlanmakta ve bu sayede Ankara’nın dolayısıyla Türkiye’nin ismini tüm dünyaya duyurmuş bulunmaktadır. Ankara Keçisi Ankara’nın bütün ilçelerinde nadir olarak yetiştirilmekle beraber, en çok ürün alınan ilçeler Ayaş, Beypazarı, Güdül ve Nallıhan’dır. Ankara Keçisinin yünü olan tiftik bugün dokuma sanayisinde yapağıdan sonra en çok kullanılan ve aranılan bir elyaf olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bir tekstil elyafı olmakla birlikte, genelde dokuma sanayisinde saf olarak kullanılmaz. Pamuk, yün, tabii ve akrilik gibi suni elyaflarla değişik oranlarda karıştırılarak kullanılır. En büyük tüketimi tekstil sanayindedir. Kumaşlarda, lüks battaniyelerde, halıcılıkta, trikotaj endüstrisinde, peruk ve oyuncak sanayisinde ve paraşüt ipi yapımında kullanılmaktadır. Tiftik Keçisi Anadolu’ya geldiğinden itibaren Ankara ve çevresinde yavaş yavaş sof üretimi görülmektedir. Tiftik Keçisinin tüyleri işlenerek iplik haline getirilir ve bu İplikten Türk kumaşları arasında ayrı bir özelliği olan “Ankara Soft” üretilirdi. Renk çeşitleri, dokunuşlarındaki ustalıklar, desen incelikleri dikkat çekmekte ve yerli, yabancı tüccarlar tarafından önemli bir pazar kaynağı oluşturmaktaydı.

1840’lı yıllara kadar sadece İç Anadolu’da yetiştirilmiş ve bu tarihten sonra Güney Afrika’ya (1838) ve Amerika’ya (1849) götürülmüş ve bu ülkelere de uyum sağlamıştır. Ankara Keçisinden elde edilen en önemli ürün tiftik olmakla beraber, etinden, derisinden ve nadir olarak da sütünden yararlanılmaktadır. Bugün dünyanın birçok ülkesinde Ankara Keçisi yetiştirilmekte ve yüksek verimler elde edilmektedir. Ancak elde edilen tiftik, incelik ve yumuşaklık gibi önemli özellikleri bakımından yurdumuzda üretilen tiftikler seviyesine ulaştırılmamıştır.

Diğer ülkeler tiftik verimini ortalama 4 kg’a (3-6) çıkarmıştır. Yurdumuzda ise tiftik üretimi 1,8-2 kg civarındadır. Ülkemizde Ankara Keçisi varlığı ekonomik, sosyal ve doğal faktörlerin etkisi altında her geçen gün azalma göstermektedir.

Genetik kaynağı Türkiye olan Ankara (Tiftik) keçisi, tescillenerek koruma altına alınması ve ihracı da ön izne bağlanmasına rağmen, varlığı binlerle ifade edilen sayılara düşmüştür. 1980’li yıllarda 3,6 milyon baş olan Tiftik Keçisi varlığının, bugünlerde 110 bin baş altında olduğu tahmin edilmektedir. Bu azalmada tiftik fiyatlarındaki yetersizlik ve pazar sorunu, meraların bilinçsiz kullanımı ve ziraat alanlarına dönüştürülmesi, yine meraların orman alanı olarak kullanılması, yetiştiricilere gerekli bilginin verilerek yoğun yetiştiricilik yöntemlerine alıştırılmaması, et fiyatlarının tiftik fiyatlarına göre daha fazla artması gibi nedenler rol oynamaktadır.

Öz varlığımız ve milli değerimiz olan Ankara Keçisi üretimini artırmak gerekmektedir. Bunun için de;

Üretilecek tiftiğin değer fiyatına satılması garanti edilmelidir. Tiftik pazarlamasında problemlerin çözümü için Tiftik-Birlik aktif hale getirilmelidir. Bu birlik üreticilere destek vererek, üretim teşvik edilmelidir. Sanayinin talebi doğrultusunda tiftik üretimi yapılarak, tiftik standardı oluşturulmalı ve bu yönde yapılan ve yapılacak araştırmalara teşvik ve destek verilmelidir.

Yukarıda belirtilen sorunların çözümü ve alınacak tedbirlerin belirlenmesi ve araştırılması amacıyla bir Meclis Araştırması açılması gerekmektedir.

1) Özcan Yeniçeri                           (Ankara)

2) Mehmet Günal                           (Antalya)

3) D. Ali Torlak                              (İstanbul)

4) Oktay Vural                               (İzmir)

5) Alim Işık                                    (Kütahya)

6) Seyfettin Yılmaz                         (Adana)

7) Muharrem Varlı                         (Adana)

8) Reşat Doğru                               (Tokat)

9) S. Nevzat Korkmaz                    (Isparta)

10) Koray Aydın                            (Trabzon)

11) Bahattin Şeker                          (Bilecik)

12) Celal Adan                               (İstanbul)

13) Hasan Hüseyin Türkoğlu         (Osmaniye)

14) Mustafa Erdem                         (Ankara)

15) Kemalettin Yılmaz                    (Afyonkarahisar)

16) Mesut Dedeoğlu                       (Kahramanmaraş)

17) Mehmet Erdoğan                      (Muğla)

18) Emin Çınar                               (Kastamonu)

19) Lütfü Türkkan                          (Kocaeli)

20) Mehmet Şandır                         (Mersin)

21) Adnan Şefik Çirkin                  (Hatay)

 3.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 20 milletvekilinin, Kars ilinde hayvancılık sektöründe yaşanan sorunların ve halkın bu alanda içinde bulunduğu sıkıntıların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/279)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Temel geçim kaynağı hayvancılık olan Kars İlinde bitme noktasına getirilen hayvancılığın yeniden canlandırılması, hayvancılık sektöründe yaşanan sorunların ve halkın bu alanda içinde bulunduğu sıkıntıların tespit edilerek alınacak önlemlerin belirlenmesi için Anayasamın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğünün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Mülkiye Birtane                       (Kars)

2) Pervin Buldan                          (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                           (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                               (Muş)

5) Murat Bozlak                           (Adana)

6) Halil Aksoy                             (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                         (Batman)

8) İdris Baluken                           (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu         (Bitlis)

10) Emine Ayna                           (Diyarbakır)

11) Nursel Aydogan                    (Diyarbakır)

12) Altan Tan                               (Diyarbakır)

13) Adil Kurt                               (Hakkâri)

14) Esat Canan                             (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder              (İstanbul)

16) Erol Dora                               (Mardin)

17) Ertuğrul Kürkcü                    (Mersin)

18) Demir Çelik                           (Muş)

19) İbrahim Binici                        (Şanlıurfa)

20) Nazmi Gür                             (Van)

21) Özdal Üçer                            (Van)

Gerekçe:

Kars nüfusunun % 80’inden fazlası hayvancılık yaparak geçimini sağlamaktadır. Hayvancılığın güçlü bir sektöre dönüşmediği ilde, bu faaliyet genellikle ailelerin kendilerini geçindirecek sayıda büyükbaş ya da küçükbaş hayvan bakıcılığı şeklinde yürümektedir. Ancak son yıllarda Kars’tan yükselen şikâyetler, artık hayvancılık yapmanın imkânsız hale getirildiği yönündedir. Doğrudan gelir desteği ve teşviklerle hayvancılığı ve kırsal kalkınmayı desteklediğini ve destekleyeceğini söyleyen hükümet, temel geçim kaynağı hayvancılık olan Kars’a ithal et uygulaması başlatmış, girdi fiyatlarına yüksek zamlar yaparak yerli üretici ve köylüler iş yapamaz duruma getirilmiştir.

% 80’nin hayvancılıkla uğraştığı ilde, yanlış tarım politikaları, ilgisizlik ve girdi fiyatlarına yapılan bu zamlar hayvancılığa büyük darbe vurmuştur. Küçükbaş hayvancılık yapan aile ve işletme hemen hemen kalmadığı gibi, 2005 yılında 379.720 olan küçükbaş hayvan sayısı bugün 270 binin altına düşmüştür. Büyükbaş hayvan sayısı ise temel geçim kaynağı hayvancılık olan ilde yalnızca 461.208’dir. Daha geriye gidersek Kars’ın 1980 yılında 600 bin büyükbaş, 1 milyon 600 bine yakın küçükbaş hayvanı bulunduğu görülecektir. Kars’ın sahip olduğu potansiyeli göz önünde bulundurulduğunda, içinde olduğumuz durumun gerçekten endişe verici olduğu anlaşılacaktır.

Bu iç karartan tablo acil müdahale gerektirirken, ilin gerçek sorunları manipüle edilmektedir. Tarım ve hayvancılığı güçlendireceğini iddia eden hükümet, ilin gerçek ihtiyacına uygun olmayan teşvik ve desteklerle işletmeleri iflasa sürüklemiş, çiftçiler, köylüler bankalara borçlu hale getirilmiştir. Köylünün, emekçinin, çiftçinin emeğini yok sayan mevcut uygulamaların devamı Kars’ta hayvancılığı tarihe gömecektir. Sattığı bir kilo sütün parası ile kahvede bir 1 bardak çay içememektedir. Kaşarı, balı, çeçil peyniri, tereyağı ile ünlü olan Kars, bu ürünleri dışarıya pazarlayacak bir imkândan da yoksundur.

AKP hükümeti adına konuşan yetkililer, rakamlarla halkta kafa karışıklığı yaratmayı âdeta bir sanat haline getirmiş, bu durumu da hemen hemen her fırsatta dillendirerek kendilerini haklı göstermeye çalışmaktadırlar. Veri ve rakamların ileride yürütülecek politikalara, plan ve çalışmalara ışık tuttuğunu hepimiz iyi biliyoruz, ama bir de üretici ve besicinin yaşadığı sıkıntılar ve gerçekler gözler önünde. Eğer bunları görmez ve kafa bulandıracak sözler söylerseniz, halk nezdinde güvenilirliğinizi ve inandırıcılığınızı kaybedersiniz.

Hayvancılık bu ülke insanlarının yaklaşık % 45’nin uğraşıdır” diyen resmî ağızlar, köylüyü, besiciyi, küçük işletmecileri âdeta iflasa götüren uygulamalarıyla % 45’lik bir halk kesimini tam bir yıkıma götürmektedir. Hayvancılığın bitme noktasına getirildiği ilde bir an önce önlem alınmaz ve halkın talepleri dinlenerek kırsal kalkınmayı güçlendirecek projeler devreye koyulmazsa, zaten mevcut durumda göç veren bir il olan Kars, daha fazla göç vererek insansız bir kent olacaktır. Bütün bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda, ivedilik arz eden bu duruma bir an önce müdahale etmek için Meclis araştırması açılmasını uygun görmekteyiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, Hükûmetin görüşülmekte olan 180 sıra sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın Birinci Bölümünde yer alan 5 ve 7’nci maddelerin yeniden görüşülmesine ilişkin İç Tüzük’ün 89’uncu maddesine göre bir talebi vardır.

Danışma Kurulunun söz konusu talebe ilişkin görüşünü okutuyorum:

VII.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, 180 sıra sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın birinci bölümünde yer alan 5 ve 7’nci maddelerinin yeniden görüşülmesine dair Hükûmetin talebinin uygun görüldüğüne ilişkin görüşü

Danışma Kurulu Görüşü

No:                                                                                                                  Tarih: 15/5/2012

180 Sıra Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısının 5 ve 7 nci maddelerinin İçtüzüğün 89 uncu maddesine göre yeniden görüşülmesine ilişkin Hükümetin talebi Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

                                                              Cemil Çiçek

                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                 Başkanı

           Nurettin Canikli                                                                    M. Akif Hamzaçebi

   Adalet ve Kalkınma Partisi                                                        Cumhuriyet Halk Partisi

       Grubu Başkan Vekili                                                              Grubu Başkan Vekili

              Oktay Vural                                                                           Pervin Buldan

    Milliyetçi Hareket Partisi                                                       Barış ve Demokrasi Partisi

       Grubu Başkan Vekili                                                              Grubu Başkan Vekili

BAŞKAN – Şimdi, Hükûmetin talebini okutup oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

180 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 1. Bölümünde yer alan 5 ve 7 nci maddelerinin İçtüzüğün 89 uncu maddesi uyarınca yeniden görüşülmesini talep ederiz.

                                                                                                          Erdoğan Bayraktar

                                                                                                    Çevre ve Şehircilik Bakanı

Gerekçe:

Tahliye ve yıktırma hususunu düzenleyen 5 inci madde ile dönüşüm gelirleri hususunda hükümler içeren 7 nci maddenin, TBMM Genel Kurulunda tekrar değerlendirilmesinde fayda görülmektedir.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının 5 ve 7’nci maddelerinin yeniden görüşülmesine ilişkin Hükûmetin kabul edilen talebi sırası geldiğinde yerine getirilecektir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

B) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma saatlerinin düzenlenmesine; 233 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

                                                                                                                                        16/5/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16.05.2012 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                 Nurettin Canikli

                                                                                                                        Giresun

                                                                                                    AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 241, 232, 226, 179, 235, 97, 101, 153, 155, 178, 59, 127, 233, 108, 114, 206, 89, 90, 54 ve 16 sıra sayılı kanun teklifi ve tasarılarının 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21 ve 22 nci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

16 Mayıs 2012 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde 226 sıra sayılı kanun tasarısına kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

17 Mayıs 2012 Perşembe günkü birleşiminde 233 sıra sayılı kanun tasarısına kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24:00’te günlük programların tamamlanamaması hâlinde, günlük programların tamamlanmasına kadar,

22, 29 Mayıs 2012 ile 05, 12 ve 19 Haziran 2012 Salı günkü birleşimlerinde 1 saat süre ile sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek, gündemin kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler kısmında yer alan işlerin görüşülmesi,

23, 30 Mayıs 2012 ile 06, 13 ve 20 Haziran 2012 Çarşamba günkü birleşimlerinde ise Sözlü Soruların görüşülmemesi,

22, 29 Mayıs 2012 ile 05, 12 ve 19 Haziran 2012 Salı günkü birleşimlerinde 15:00 - 20:00 saatleri arasında,

23, 24, 30, 31 Mayıs 2012 ile 06, 07, 13, 14, 20 ve 21 Haziran 2012 Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde ise 14:00 - 20:00 saatleri arasında,

çalışmalarını sürdürmesi,

233 Sıra Sayılı Kanun tasarısının İçtüzüğün 91. maddesine göre Temel Kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması;

önerilmiştir.

233 sıra sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Tasarısı (1/486)

        BÖLÜMLER          BÖLÜM MADDELERİ                BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI

        1. BÖLÜM             1 ila 18 inci maddeler                                              18

        2. BÖLÜM             19 ila 38 inci maddeler

                                        (35 inci maddenin birinci

                                        ve ikinci fıkraları ile Geçici 1

                                        ve geçici 2 nci maddeler dahil)                                23

        TOPLAM MADDE SAYISI                                                                 41

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin lehinde ilk söz Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli’ye aittir.

Buyurun Sayın Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Grup önerimizle, 21 Hazirana kadar çalışma saatleri düzenleniyor değerli arkadaşlar. Şu ana kadar salı günleri 15.00-20.00 ve çarşamba, perşembe günleri 14.00-20.00 şeklindeki bir çalışma saati sistemi uzun zamandan beri uygulanıyor. Yalnız onun süresi dolmak üzere, bir önceki grup önerimizle kabul edilen bu süreler dolduğu için yeniden bunun grup önerisi olarak getirilmesi ve Meclisin onayına sunulması gerekiyor. Eğer önerimiz kabul edilirse, 21 Hazirana kadar yine çalışma saatlerimiz salı günleri 15.00-20.00 olacak şekilde düzenlenmiş olacak; çarşamba, perşembe günleri de 14.00-20.00 arasında Genel Kurul çalışmalarını inşallah gerçekleştireceğiz.

Yine, bu grup önerimizle bazı uluslararası sözleşmelerin görüşmelerini temin etmek amacıyla öne alınmasını öneriyoruz. Eğer bu öneri de kabul edilirse, burada sıra sayıları belirtilen uluslararası sözleşmelere ilişkin kanun tasarılarının sırası değişmiş olacak, görüşmelerinin önünü açmak amacıyla öne alınmış olacak.

Grup önerimiz kabul edilirse, bugün, şu anda görüştüğümüz, dün görüşmelerine devam ettiğimiz kanun tasarısını, yani afet dönüşümle ilgili kanun tasarısını görüşeceğiz. İkinci bölümün görüşmeleri kalmıştı biliyorsunuz.

Yine, iki tane üniversite kurulması ve bir tane de üniversitenin isminin değiştirilmesine ilişkin bir kanun tasarısı var, onun görüşmelerini gerçekleştireceğiz ve son olarak da bugün eczacılarla ilgili kanun tasarısının görüşmelerini gerçekleştireceğiz.

Bitim koyduk ama önerimizde, tahmin ediyoruz, yani beklentimiz, tahminimiz maç saatinden önce bu görüşmelerin bugün tamamlanmış olması şeklindedir hatta saat sekizden daha önce olacağını tahmin ediyoruz, yani yedi buçuk gibi falan olacağını tahmin ediyoruz.

Yarın da yine gruplarla birlikte görüşerek yaklaşık 10 civarında uluslararası sözleşmelere ilişkin kanun tasarılarının görüşülmesini planlıyoruz; yani bugün bu kanunlar tamamlanırsa, yarın da 10 uluslararası sözleşmenin görüşmelerini tamamlayacağız ve görüşeceğiz. Onların da yine planlanan saatten, yani sekiz olarak düşünülen çalışma saatinden önce tamamlanacağını ve görüşmelerinin sonuçlanacağını tahmin ediyoruz.

Önerimiz budur; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canikli.

Grup önerisinin aleyhinde ilk söz, İzmir Milletvekili Sayın Aytun Çıray’a aittir.

Buyurun Sayın Çıray. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin verdiği grup önerisine geçmeden önce, AKP ile bayramlarımız, millî bayramlarımız hakkında bir helalleşmeye girmek isterim.

Biliyorsunuz üç gün sonra, Atatürk’ün kurtuluş mücadelesini başlatmak için Samsun’a çıkışının 93’üncü yılını kutlayacağız. Ancak AKP, Türk milletinin küllerinden doğduğu bu tarihi günü de bir bölünme vesilesi hâline getirmeyi başarmıştır. Nihayet bayramlarımızın da tadını kaçırdılar. Neymiş? Ulusal bayramları militer bir şekilde kutlamaktan kurtaracaklarmış. Liseli, üniversiteli gençlerimiz, halkımızla el ele bayramları kutlayacakmış. AKP’yi tanımasak, cumhuriyet ve onun değerleriyle olan sorununu bilmesek, alttan alta o değerleri nasıl birer birer yok etmeye çalıştığını ve üzülerek söyleyeyim ki yok ettiğini anlamasak diyeceğiz ki: Ne güzel, ne iyi düzenlemeler bunlar. Öyle ya, bunlara kim, neden itiraz etsin? Biz, 19 Mayıs’ın halkımızın çok geniş ve coşkulu katılımıyla kutlanmasından ancak mutluluk duyarız. İktidar bunun koşullarını sağlamak için gerekli düzenlemeleri yaparsa, hiç gocunmadan destekleriz ve bununla mutluluk duyarız. Ancak, kazın ayağı hiç de söylendiği gibi değil değerli arkadaşlar. AKP zihniyeti, her zaman yaptığını yine yapıyor, medyaya taktığı prangalara da güvenerek gerçekleri yine saptırıyor.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin bayramlar konusundaki niyeti kötüdür. O kadar kötüdür ki, bilgi hırsızlığı mahkeme kararıyla tescillenmiş, dolayısıyla yeryüzünde bu göreve getirilebilecek en son kişi olan bir zatı Millî Eğitim Bakanı yapmıştır. Bu zat, 11 Ocak 2012 tarihli bir genelgeyle, 19 Mayıs’ın sadece okullarda kutlanmasını istemiştir. AKP zihniyetinin asıl niyetini ifşa eden bu genelgeye göre, Ankara dışında hiçbir stadyumda kutlamalar icra edilmeyecektir. Ancak, bu genelgeye milletimiz büyük bir tepki gösterdi. Bazı vatandaşlarımız, Danıştayda, bu genelgenin iptali ve yürütmenin durdurulmasıyla ilgili dava açtılar. Danıştay, Konyalı bir gencimizin bu dava dilekçesindeki gerekçesini haklı buldu ve yürütmeyi durdurma kararı aldı. Kısaca, biz bugün, iyi kötü 19 Mayıs’ı kutlayabileceksek ve bunlar okullara hapsedilmekten kurtarılmışsa, Konyalı bir gence ve Konyalı bir avukatımıza borçluyuz. Bu çok değerli bir sivil inisiyatifti, bu arkadaşları kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, sizin, hiçbir zaman, millî bayramlarımızın günün şartlarına göre kutlanması gibi bir derdiniz, amacınız yok. Bu söylemlerle aslında, kendi asıl niyetlerinizi gizliyorsunuz, parlak kelimelerle, süslü cümlelerle kamuoyunu uyutmaya çalışıyorsunuz. El altından nihai hedeflerinize giden bir yola bir taş daha koymak istiyorsunuz. Üzülerek söylemek zorundayım ki bunda başarılı da oluyorsunuz. Çünkü neredeyse bütün medyaya pranga vurdunuz. Sayın Başbakan Türkiye’de hangi mesajın verilmesini istiyorsa kamuoyuna medya onu lanse ediyor ve sonrası çorap söküğü gibi geliyor. Sadece medya mı? Bu zorbalık düzeni karşısında siz de sessizsiniz. Atatürk, bu çatı altında kendi arkadaşları tarafından eleştirilebildi; İsmet Paşa, bu çatı altında kendi arkadaşları tarafından eleştirilebildi; Menderes, bu çatı altında kendi arkadaşları tarafından eleştirilebildi; bugüne kadar Başbakanlık yapmış herkes, kendi arkadaşları tarafından bu çatı altında eleştirilebildi ama siz, bu Başbakanı kurduğu zorbalık düzeni nedeniyle eleştiremiyorsunuz, eleştiremezsiniz, tarihte sizin kadar itirazsız bir parti grubu belki ilk defa geldi. Tam aksine, 4+4+4 yasasında laik rejimin ortadan kaldırılmasını nasıl kutladığınızı burada hep birlikte gördük. İşte sizi bile etkileyen bu zorbalık düzeni, şimdi de 19 Mayıs’ta yükselen bağımsızlık ruhumuzu ve irademizi teslim almak istiyor. Bunun en iyi yolu da bu nitelikleri çamura bulamak, kirletip değersizleştirmek, belli ki kirletip değersizleştirilme sırası bayramlarımıza geldi. Kin ve nefret dolu politikalarınızdan -Allah var- hiçbir değerimiz kurtulamıyor. Bayramlarımız da “Bana her yol mübah.” diyen bu kibirli ve zorba zihniyetin tecavüzüne uğruyor.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin ne yazık ki bir gerçek gündemi, bir de sahte söylemi var. Gerçek gündem belli, cumhuriyetin kurucu değerlerini ve ruhunu yerle bir etmek. Kimse kendini aldatmasın, niyet, tarihle yüzleşmek, bayramlarımızı günümüz şartlarına uydurmak falan filan değil, niyet, cumhuriyetimizin kurucu tarihiyle savaşmak, cumhuriyetimizin tarihini nefret dilinize uygun olarak yeniden yazmak, cumhuriyetten bir rövanş daha almak; hedef bu. Atatürk’e, İsmet Paşa’ya, Celal Bayar’a, Kâzım Karabekir’e düşmanlık yapmak, bana söyler misiniz, herkese soruyorum: Dünya tarihinde, Sayın Başbakan gibi tarihini inkâr eden, varlık nedenini borçlu olduğu tarihsel kişiliklere nefret dolu saldırılar yapan bir başka başbakan var mı?

Sayın milletvekilleri, süreç hızlandı artık, çember her geçen gün biraz daha daralıyor; “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” diyenler bile şaşkın.

“Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün temel ilkelerini, laikliği, cumhuriyeti ve milliyetçiliği kaldırmanın zamanı geldi.” diyen biri, bugün Türkiye Cumhuriyeti devletinin Millî Eğitim Bakanı. Böyle birinin Bakan olması, millî ve manevi değerlerimizin apaçık aşağılanmasından başka hiçbir şey değildir. Ömer Dinçer, gün ışığından korkar gibi 19 Mayıs Bayramı’ndan korkuyor, bizi biz yapan hangi değer varsa saldırdıkça saldırıyor. Aslında korktuğu özgür Türkiye. Ama ne yazık ki bu anlayış, bizim millî birliğimizi tahrip etmeye başladı. Ortak geleceğimiz tehlikede.

İçeride hak, adalet, merhamet bitmişken dışarıda durumumuz farklı mı? “Yurtta sulh, cihanda sulh” politikasının ne demek olduğunu anlamadınız. Şam’daki menfur bombalı saldırıdan sonra hayatlarını kaybeden masum çocukların hâli, Suriye’ye getirilmek istenen demokrasinin Irak’tan farklı olmadığını ortaya koydu ve tarihimizde ilk kez Hükûmetimizin başı “çocuk katili” olmakla suçlandı.

Bu, sebebi ne olursa olsun milletimiz için utanç vericidir, Türk milletinin bütün değerlerinin ters yüz edilmesinin sonucudur ancak çoğu gitti azı kaldı. Sizin kim olduğunuzu, aslında ne istediğinizi millet görecek. Sözlerimiz yazılamasa da, İnternet’ten; İnternet yasaklansa da kulaktan kulağa yayılacak. Gerçekleri, Bursa’da kahraman Balkanlılara saygısızlık eden Bülent Arınç’ın ne müstehzi sırıtışı ne de sahte gözyaşları kamufle edemeyecek.

Bakın, Millî Gazete’nin Başyazarı Mehmet Şevket Eygi ne diyor: “‘Kur’an’ derler, Kur’an’ın emirlerini ve yasaklarını hiçe sayarlar. ‘Peygamber’ derler, ‘sünnet’ derler, onların uygun görmediği her şeyi yaparlar. ‘Biz ıslah ediyoruz.’ derler, fitne ve fesattan başka bir şey yapmazlar. Allah onları rezil ve tepetaklak edecek.”

Değerli milletvekilleri, sizinle aynı ideolojik kökten gelen bir yazarın haykırdığı bu hakikatlerin hedefinde AKP var. Çünkü zorbalıklara dayalı bir karanlıklar labirenti kurdunuz. Şimdi bu karanlıklar labirentinde yolumuzu aydınlatan bayramlarımızdaki ışığı söndürmek istiyorsunuz. Aslında amacınız belli. Siz, Türk milletinin üzerine demokrasimizi bina ettiği değerleri tarihe gömmek istiyorsunuz. Gerçi gözleri var görmez, kulakları var duymaz ama Kur’an’ımız yakıldığında bile sessiz kalan Sayın Başbakana yine de bir umut sesleniyorum: Bu intikam ve rövanş politikalarına son verin. Aksi hâlde, eninde sonunda beddualar tutacak, kibir ve zorbalığınızın sonunu getirecek, gelmeyeceğini zannettiğiniz hesap günü mutlaka gelecektir. Uyarmadı demeyin.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, konuşmacı biraz önce grubumuza ve Hükûmetimize hakarette bulundu, sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaplan da aleyhte konuşacak, ondan sonra isterseniz ben söz vereceğim size de.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O da çaksın, sonra rahat, hepsine birden cevap verirsin. O da bir çaksın…

BAŞKAN – Lehte başka yok, lehte de verebilirim size.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Tamam.

BAŞKAN - Grup önerisinin aleyhinde Sayın Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İç Tüzük öyle bir usul ki ya aleyhinde ya lehinde, ben üzerinde konuşacağım. Bu tür, Meclisin çalışmaları konusunda zaman zaman ortaklaştığımızı biliyorsunuz. Bu konuda da acil olarak… Bu gündemler konusunda yine itiraz eden değiliz. Danışma Kurulunda grup başkan vekilimiz iktidar partisinin getirdiği önerilere diğer partiden arkadaşlarla “Evet.” dedik. Ancak bir gerçeği görmek gerekiyor. Bunu görmek için sizi çok uzaklara değil, 2002 yılına götürmek istiyorum. 2002 yılında yüzde 10 barajı sonrası Mecliste iki parti var: İktidar partisi AK PARTİ, ana muhalefet partisi olarak da Cumhuriyet Halk Partisi var. İkili bir sistem. Ve orada şiir okuduğu için Başbakan, Diyarbakır DGM tarafından hakkında verilen Türk Ceza Kanunu’nun 312’nci maddesinden kesinleşmiş hüküm nedeniyle milletvekili adayı olamıyor. Siirt seçimleri iptal ediliyor. Siirt seçimleri iptal edilirken bir Beykoz buluşması oluyor. Beykoz buluşmasından sonra Mecliste bir yasa değişikliği yapılıyor kişiye özel, Başbakana özel ve o dönem bu yasalar kişiye özel diye Cumhurbaşkanından döndü, tekrar konuşuldu.

Hatırlamanızda büyük yarar görüyorum. Geçici madde 1 -elinizin altında vardır, buna bakın- diyor ki: “67’nci maddesinin son fıkrası Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22’nci Dönem içinde yapılacak ilk ara seçimde uygulanmaz.” Biliyorsunuz seçim yasaları bir yıl kala değiştiği zaman uygulanamıyordu, anayasa değişikliği gerekiyordu ve anayasa değişikliği nedeniyle Sayın Başbakan için özel bir yasa çıkarıldı. O özel yasa sonucu Siirt seçimleri iptal edildi, CHP bir milletvekilliği kazanmıştı kaybetti, Sayın Başbakan da Siirt Milletvekili oldu, geldi, Sayın Gül devretti, Başbakan oldu ve bugüne kadar bu görevi sürdürüyor.

O günün tutanaklarına baktım. Bu tutanakları okuduğum zaman vicdanen her milletvekilinin sorgulaması gereken bir durumun olduğunu gördüm. O zaman Sayın Atilla Kart çıkıyor, fikir ve düşünce özgürlüğünden dem vuruyor ve Anayasa’da yapılan değişikliklerle ilgili olumlu görüş belirtiyor. Başkan soruyor: “Başka konuşmak isteyen? Yok. Gruplar adına konuşma yok. Şahıslar adına söz isteği yok.” Bu Mecliste 459 kabul, 54 ret oyuyla kişiye özel yasa çıkarıldı, Sayın Başbakan için kişiye özel yasa yapıldı. Sayın Başbakan da hayatında ömrübillah muhtar olamayacakken, bu Meclis sayesinde milletvekili oldu, Başbakan oldu, şimdi de Cumhurbaşkanlığına talip. Bunları düşündüğümüz zaman, Başbakanın şu sözlerini çok yakın bir geçmişteki bu manzarayla karşı karşıya getirdiğimiz zaman, şunu söylemesi insanın vicdanını yaralıyor: “Anayasa çok açık, tutuklu vekilin formülü olmaz.” Allah aşkına, bu Meclis Genel Kurulu ki şahsınıza özel yasa yaptı Sayın Başbakan.

Şimdi, siz Meclis Başkanıyla konuştunuz, 3 grup başkan vekilini çağırdınız, çağrılmaya sizin görüşmeniz sonrası Meclis Başkanı karar verdi ve görüştük ve bir teklif sunduk. Bu tekliften sonra, Parlamentonun 8 milletvekili tutuklu, hiçbir şey olmamış gibi, üstelik de “suistimal” ve “istismar” diye nitelendirerek, bu süreçleri yaşamamış gibi karşı çıkıyorsunuz. Ben -grubum o zaman yoktu ama- CHP’li olsaydım, ana muhalefet partisi mensubu olsaydım “El insaf, bu kadar da nankörlük olmaz. Sizin için bu Meclis özel yasa yaparken bunu yaptı ama siz bunu yapıyorsunuz Sayın Başbakan. Nedir bu çifte standardınız?” derdim ve diyoruz.

Tutuklu milletvekilleri konusu, tutuklu oldukları sürece bizim sorunumuzdur, Meclisin sorunudur, demokrasinin sorunudur, yeni anayasanın sorunudur, buradaki her kritik oylamanın farkı 8’in altına düştüğü zaman tartışmanın konusu olacaktır. Şimdi, biz bunun peşini bırakacak mıyız? Bunun peşini hiç kimse bırakmaz. Hele hele bizim milletvekillerimiz düşünce suçlarından dolayı cezaevinde yatarken bu da görmezlikten gelinecek. Bir şiir okumuş Sayın Başbakan, ceza almış. Bizimkiler de bir konuşma, bir açıklama yapmış, Türkiye’de düşüncelerini açıklamış, bunun için içerideler ve ceza dahi almamışlar. Şimdi, ceza alan birisi özel yasayla milletvekili olabiliyor, daha ceza bile almamış milletvekilleri hakkında bu kadar gaddar, bu kadar zalimce bir yaklaşım olamaz arkadaşlar. Bu, bu Meclisin ruhu olmamalı, sizlerin ruhu olmamalı. Yakın zamanın yasalarını biliyorsunuz, burada MİT Müsteşarı için özel yasa çıkarıldı. Bırakın onu, eski Türk Ceza Kanunu madde 240’taki görevi kötüye kullanma suçlarıyla ilgili değişiklik yapıldı. Burada, işkence suçları için af anlamına gelecek değişiklikler yapıldı ve bütün bunlar yakın zamanda bu Mecliste yapıldı ama bu Meclis, söküğünü dikemez terzi misali, tutuklu 8 milletvekili konusunda ses veremiyor. Yani bu Mecliste Başbakan ne derse o olacak. Başbakan derse ki “olacak” olacak, “olmayacak” olmayacak. Bunun adı demokrasi değil arkadaşlar. Tek parti, tek lider, diktatörlük rejimidir bunun adı. Bunu mu istiyorsunuz, yoksa gerçekten yeni bir anayasayla yeni bir demokratik rejim mi istiyorsunuz? Biz, bu 5 tutuklu milletvekili adına şunu söylüyoruz: Üç yıldır yatıyor arkadaşlarımız. Aslanlar gibi yatarlar düşüncelerinden, alınları açık, başları dik, onurluca yatarlar, kaplanlar gibi de hesabını sorarlar bunun. Bunu yapandan, siyasallaşmış yargıdan, siyasallaşmış yürütmeden, güçler birliğine dönüşmüş bir rejimin haksızlıkları karşısında bunun hesabını halk sorar. Halk sandıkta bunun hesabını sormuştur. İşte gördük 2002 seçimlerinde iktidar olan partilerin hiçbirisi yok artık burada.

Arkadaşlar, biz bunun peşini bırakmayacağız. Buradan açık söylüyorum, milletvekillerimiz tutuklu olduğu sürece bunun peşini bırakmayacağız, takipçisi olacağız, meydanlarda olacağız, alanlarda olacağız. Daha dün, Anneler Günü’nde tutuklu milletvekilimiz Gülser Yıldırım, Mardin Milletvekili, Anneler Günü’nde 4 tane çocuğuyla görüştürülmedi biliyor musunuz, cezaevinde. Cezaevinde çocuklarıyla görüştürülmedi bu Meclisin milletvekili. Bunları bilmiyorsunuz, bilince de işinize gelmiyor söylemek ama şunu söyleyeyim: Bu Meclisin 8 milletvekili tutuklu olduğu sürece bu Meclis de tutuklu olacak, bunu böyle bileceksiniz ve 2002’de, Başbakan o yasayı hatırlayacak, hatırlayacak o yasayı, kendisine özel yapılan yasayı, kendisine özel açılan yolları hatırlayacak ve özür dileyecek milletin iradesinden, milletten, bizden değil. Milletin verdiği oylarla seçildiği için milletvekilleri onlardan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – …elbet bir gün özür dileyecek ve bu milletvekilleri aramızda olacaklar en yakın zamanda.

Saygılarımla. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Sayın Canikli, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, lehinde konuşmak için hakkınız var. Sataşmadan mı söz vereyim size ben.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sataşmadan ve ikinci defa olmasın.

BAŞKAN – Tamam, peki.

Buyurun.

Sataşmadan söz verdim.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; biraz önce Sayın Konuşmacı, konuşması sırasında “Başbakanın kurduğu zorbalık düzeni” gibi bir ifade kullandı.

Şimdi, şunu herkesin çok iyi bilmesi gerekiyor değerli arkadaşlar: Şu anda bu sistem milletimiz tarafından dizayn edilmiştir bütün yönleriyle, bütün boyutlarıyla. 2002 yılında, şu anda uygulanan sistemi hayata geçirmek, hükûmet etmek, yönetmek için, milletimiz bu görevi AK PARTİ’ye vermiştir. Daha sonra, 2007 yılında, tekrar bu görev daha da güçlü bir iradeyle yine bu kadrolara tevdi edilmiştir, aynı şekilde 2011 yılında. Yani sizin “zorbalık düzeni” diye tanımladığınız bu düzen, milletin kendi düzenidir. Milletin defalarca onayladığı, onay verdiği, uygulamasında mahzur görmediği, uygulamasından memnun olduğu için tekrar aynı kadrolara, aynı kişilere görev vererek hayata geçirttiği düzendir bu düzen. Yani milletin söz sahibi olduğu, milletin damgasını vurduğu, milletin yumruğunu vurduğu, hayata geçirdiği, uygulattığı düzen, size göre zorba düzeni, böyle bir mantık olabilir mi? Bu mantık, sakat bir mantıktır. Bu mantık, millete hakaret eden, milleti yok sayan, milleti görmeyen, millete tepeden bakan, hasta ve sakat bir mantıktır değerli arkadaşlar, kusura bakmayın, çünkü bütün bu yürütülen işlemler, hepsi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, milletin seçtiği milletvekilleri vasıtasıyla oylanmakta, hepimizin içinde olduğu bu sistem içerisinde hayata geçirilmekte, yürütülmektedir. Eleştirdiğiniz sistem bu ve belli dönemlerde de millet bunları değiştirme imkânına sahip.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Değiştiriyor, hayata geçiriyor. Ama illa zorba düzeni görmek istiyorsanız değerli arkadaşlar, birileri zorba düzeni görmek istiyorsa, biraz gerilere gidecek bakacak, orada çeşit çeşit örnekleri görmek mümkündür.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – 35 tane kanun hükmünde kararnameden mi bahsediyorsunuz Meclis kapalıyken getirdiğiniz?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkanım, Sayın Konuşmacı “hasta” diyerek…

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi hep bu milletin yüzde 49’undan söz ediyor. Bizim o yüzde 49’a, o iradeye büyük saygımız var.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İşte bu irade, hep bu irade.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Aynı saygıyı milletin yüzde 51 iradesine de AKP’den bekleme hakkımız var. Bu milletin ta kendisi o yüzde 51.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sen misin yüzde 51?

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Beyler, size şunu söyleyeyim ben: Siz zorbalık düzeninin, 12 Eylül rejiminin devamısınız.

Bakınız, size bir röportajdan parça okuyacağım. Beyler, ortada bir fotoğraf var. Başta diyor ki: “Sayın Başbakan, Evren’in hayranı çıktı.” Ortada bir fotoğraf: Fotoğrafta Evren neşeli neşeli oturuyor, yanında yarı ayakta, eğilmiş Tayyip Erdoğan. Bu fotoğrafın altında şöyle yazıyor: “Kalender Orduevine gelen Tayyip Erdoğan, Kenan Evren’e cam vazo hediye etti.” Kenan Evren şu bilgiyi veriyor: “Hatta Kalender Orduevine makam otosuyla değil, sivil arabasıyla geldi. Biz de kimseye haber vermeden içeri aldık. Yarım saat oturdu. Niçin gelmiş? Bana saygılarını, sevgilerini sundu; bu ülkeye yaptığım iyilikten söz etti.” Şimdi, bu sözlerde hakaret var mı?

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Bozacının şahidi şıracı!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Bu sözlerde hakaret yok ama asıl hakaret kabul etmeniz gereken bu sözler değerli arkadaşlar.

Zorbalık rejimine gelince, 70 milyona “Dinleniyorsunuz ha!” mesajını gönderdiniz, Başbakanı protesto edenleri gözaltına aldınız, sabah ezanında kapı çalındığında sütçü yerine başkalarının gelebileceği korkusunu yaydınız, Osmanlının yıkılışından bu yana ilk defa toprak kaybettiniz, “Ne mutlu Türküm.” diyenleri kınadınız, işçi, köylü, işsizin hak arama iddialarını ortadan kaldırdınız, serbestliği sadece piyasalara tanıdınız. Darbe demokrasiye, hak ve özgürlüklere yapılan şeyin adıysa bu ülkeye bal gibi sivil darbe yaptınız.

Hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun.

3.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Zorbalığın tanımı nedir? Zorba yönetimin tanımı nedir? Hangi olaylar, hangi fiiller bu kavram içerisinde yer alır? Bu konulara girmek istemiyordum ama gerçekten, çok haksız, ağır ithamlarda bulunuldu.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Girin, girin; iyi olur, girin.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, girelim, tamam, ben size bir örnek vereyim o zaman, ben size bir örnek vereyim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Öğrencinin boğazını sıkmak zorbalıktır. Başbakan bunu yaptı mı, yapmadı mı?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bir milletvekiliniz, en temel hakkı olan görüşlerini ifade etmek üzere, kongrede, yani görüşlerin dercedildiği, kamuoyuyla paylaşıldığı bir ortamda en doğal hakkını kullanmak için, düşüncesini ifade etmek için kürsüye yürüyor. Ne oldu peki? Kürsüye yürüdü, yani yürüme derken sadece kanaatini aktarmak için kürsüye yürüdü. Ne oldu? Yaka paça dövülerek, tekme tokat dışarı atıldı. Kim bu milletvekili? Sizin milletvekiliniz. Eğer zorba arıyorsanız, yani bir kavram arıyorsanız, örnek istiyorsanız, alın size örnek, hem de en âlâsı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ayıptır arkadaşlar, gerçekten ayıptır!

Yani diyorum ki, bakın, millet eğer buna karar veriyorsa, millet bu kavramın içini dolduruyorsa, millet bu konuda defalarca karar verdi. Bu yönetimin 2002’den beri kendi lehine olduğunu, kendi menfaatini öne çıkaran uygulamalar yaptığını, icraatta, faaliyette bulunduğunu, kendisine hizmet ettiğini ifade etti. Nasıl ifade etti?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Vatandaşı oynatan kim? Bak arkanda bakan duruyor bakan!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Desteğini daha da artırarak. Milletimiz böyle söylüyor, milletin kararı bu…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Vatandaşı oynatan, alay eden kim?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - …milletin kararına saygı duyacaksınız. Millet sizin gibi düşünmüyor. Millet, tam tersine, eğer bir despotluk varsa, despotluk ihtimali varsa, onu, göreve getirmediği, güvenmediği siyasi parti ve kadro olarak birilerine özellikle yöneltiyor. Milletin takdiri bu.

İkinci açıdan bakıyorsanız da milletimiz böyle söylüyor. Yani AK PARTİ kadroları kesinlikle dayatmıyor ya da bu anlama gelebilecek politikaları uygulamıyor, milletin söylediği de bu.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canikli.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye…

VII.- ÖNERİLER (Devam)

B) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma saatlerinin düzenlenmesine; 233 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Ben, bu arada, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi var ya, onu şimdi oylarınıza sunayım, sonra size söz vereceğim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Tamam, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler…

Hâkimlere duyurulur, valilere duyurulur; bu iki beyefendinin saymasıyla karar veriyorum ben maalesef.

Karar yeter sayısı yoktur, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.23


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Nurettin Canikli konuşmasında Cumhuriyet Halk Partisinin kongrelerinden örnek vermek suretiyle partimize, grubumuza sataşmada bulunmuştur. Söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Şimdi ara verdiğimiz için sataşmadan söz veremem ben size de, isterseniz yerinizden vereyim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi Sayın Başkan…

BAŞKAN – Peki buyurun. İç Tüzük’ü rahmetli Yılmaz Hocaoğlu hiç çiğnetmemiş ama ben çiğneteyim.

Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir saniye. Ben sizden İç Tüzük’ü çiğnemenizi istemiyorum. Ancak siz…

BAŞKAN – Yok, olsun. Evet, ara verdik karar yetersayısı istendiği için. Şimdi ben de hoşgörüye sığınarak, buyurun söz veriyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Size Sayın Canikli’nin sözünden sonra ben söz talebinde bulundum.

BAŞKAN – Söz vereceğim size dedim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Dediniz.

BAŞKAN – Tamam işte, sizinle ilgisi yok, benle ilgisi var, ben de onu söylüyorum.

Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Peki teşekkür ederim.

BAŞKAN – Yaranamadım gitti bütün milletvekillerine, demin “maalesef” dedim, yarım saat bağırdınız oradan, hayret bir şey ya.

Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin Cumhuriyet Halk Partisine ve CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin kongrelerinde söz isteyip de, kürsüye çıkmak isteyip de çıkamayan, konuşamayan hiçbir partili arkadaşımız yoktur. Önce bunu ifade edeyim.

İkinci olarak, biraz önce burada “zorbalık, demokrasi, egemenlik, çoğunluğun yönetimi” kavramlarının içinde geçtiği bir tartışma oldu. Demokrasi, sadece çoğunluğun yönetimi değildir. Demokrasiyi sadece çoğunluğun yönetimi olarak alırsak yanlış tanımlamış oluruz. Demokrasi, meşru yönetimlerin iş başına geldiği rejimin adıdır. Meşruiyeti sadece halk egemenliğine indirgersek çok eksik bir tanım yapmış oluruz. Şüphesiz halkın egemenliği meşruiyetin olmazsa olmaz, vazgeçilmez şartıdır ancak sadece buna indirgersek çoğunluğun her şeye karar verdiği bir rejimde çoğunluğun bireyin temel hak ve özgürlüklerini kısıtlama yönünde alacağı her türlü kararı da arkasında çoğunluk olduğu için meşru kabul etmek gibi bir sonuç ortaya çıkar ki demokrasinin, meşruiyetin bunu amaçlamadığı açıktır. Meşruiyet bir siyasal sistemin, bir hükûmetin, parlamentonun veya benzeri kurumların arkasındaki halk desteğidir. Klasik demokrasideki birinci şart budur ancak bu desteğe bir ikinci şart daha ilave edilmiştir, bu desteğe sahip yönetimler doğru ve adil hareket ettiği sürece meşrudurlar. Doğru ve adil hareket etmek, kararların arkasında toplumun büyük bir çoğunluğunun olması demektir. Sadece Parlamentoya yansıyan çoğunlukla yetinirseniz, kalanı hiçe sayarsanız, o yönetimi meşru saymak mümkün değildir, problem buradadır. AKP’nin uygulamalarında bu anlamda bir meşruiyet sorunu vardır.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Sayın Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı: 180) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, iktidar grubundaki milletvekillerinin yarısı ayakta. Bu şekilde bir görüşme olabilir mi efendim, ciddi bir görüşme olabilir mi?

BAŞKAN – Sayın Serindağ, harikasınız. Şimdi, ben futbol maçı seyretmiyorum yani anlamadığım için, dolayısıyla sabaha kadar oturma konusunda hiçbir problem yoktur ama maç seyredecekler açısından... Siz karar verin.

Evet, dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının ikinci bölümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına yapılan konuşma tamamlanmıştı.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen Kocaeli Milletvekili Sayın İlyas Şeker.

Sayın Şeker, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 180 sıra sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Anayasa’nın 23’üncü maddesi sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi, 56’ncı maddesi herkese sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamayı, 57’nci maddesi şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde konut ihtiyacının karşılanması için devlete her türlü tedbirlerin alınması hususunda görev yüklemektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, bu kanun tasarısı afet riski altındaki alanlar ile riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde fen ve sanat norm ve standartlarına uygun sağlıklı ve güvenli yaşam çerçevelerini teşkil etmek üzere iyileştirme, tasfiye ve yenilemelerin yapılabileceğini içermektedir.

Hızla gelişen kentleşme süreci ülkemizin önemli sorunlarının başında gelmektedir. 1950’li yıllarda sanayileşmeyle birlikte İstanbul, İzmir, Ankara, Kocaeli gibi kentler yoğun göç alarak kontrolsüz bir biçimde büyümüşlerdir. Planlama yapılmadan yoğun göçe maruz kalan kentlerde her türlü afet tehlikesi ve risklerini gözetmeyen kontrolsüz yerleşim alanlarının oluşması, çarpık ve sağlıksız yapılaşma, kentleşme, yetersiz altyapı ve sosyal donatı eksikliği gibi çeşitli nedenlere bağlı sorunlar yaşanmaktadır. Bilindiği üzere ülkemizin büyük bir alanı başta deprem olmak üzere tabii afetlerin riski altındadır. Buna rağmen mevcut yapıların büyük bir kısmının muhtemel afetlere karşı dayanıklı olmadıkları, orta şiddetteki bir depremde bile ağır derecede hasar görüp yıkıldıkları, bundan dolayı sosyoekonomik problemlerin yaşandığı, devletin beklenmedik bir anda büyük mali külfetlerle karşı karşıya kaldığı bilinmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, 10 binlerce insanın ölümüne, çok yüksek mali kayıplara sebebiyet veren 1999 Marmara depremi ve sonraki 2011 Van depremiyle bu felaketlerin gerçek boyutu acı bir şekilde ortaya çıkmıştır. Hem Marmara depreminde hem de Van depreminde hasarlı olmasa bile binalar ciddi anlamda yorulmuştu. Olası bir depremde bugün sağlam görünen binaların birçoğunun yıkılabileceği düşünülmektedir. Özellikle beklenen İstanbul depreminden Kocaeli’nin ciddi anlamda etkileneceği düşünülmektedir. Onun için bu yasanın bir an önce kabul edilip uygulamaya geçmesi gerekmektedir.

                          

(x) 180 S. Sayılı Basmayazı 14/3/2012 tarihli 78’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Burada şunu da belirtmeden geçmek istemem: Depremde yıkılan binaların sadece kaçak yapılan binalar olmadığı, bir kısmının da ruhsatlı binalar olduğu bilinmektedir. Ruhsatlı olup da yıkılan binaların sorumlusu olan mimar ve mühendisler ve bağlı bulundukları odaların da mutlaka ve mutlaka gözden geçirilmesi gerekmektedir. Burada özellikle mimar-mühendis odalarının bu üyeler hakkında ne tür işlemler yaptığı da merak edilmektedir. Maalesef, basından da takip ettiğimiz kadarıyla, bu odalar depremde yıkılmayan binanın proje müellifini tebrik etmektedirler. Çizmediği projenin altına imza atan, sorumlu olduğu binanın yapım sırasında yanına gitmeyen, hatta binanın nerede yapıldığını bilmeyen mimar ve mühendisler hakkında işlem yapmayan odaların mutlaka ve mutlaka sorgulanması lazım.

Saygıdeğer milletvekilleri, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı’yla genel olarak,

1- Jeolojik durumu ve zemin özellikleri yapılaşmaya uygun olmayan alanlarda,

2- Yıpranan ve yıkım tehdidi altında bulunan tarihsel yapıların yoğun bulunduğu bölgelerde,

3- Geçmişte plansız ve kontrolsüz yapılaşmanın, yetersiz altyapının, sağlıklı bir çevrenin ve yaşam koşullarının son derece yetersiz olduğu yerlerde,

4- Doğal afete uğramış ve uğrayabilecek olan yerlerde (deprem, yangın, sel baskını ve benzeri),

5- Sosyal donatı ve altyapı hizmetlerinin yetersiz duruma geldiği bölgelerde dönüşüm yapılmalıdır.

Ülkede AK PARTİ İktidarıyla birlikte refah düzeyinin hızla yükselmesi sonucu artan araç sayısı nedeniyle çok az sayıda olan otoparkların yetersiz olması… Otopark olmadığı için şehir aralarında, mahalle aralarındaki 7-8 metrelik yollar akşam araçlarla işgal edilmekte. Allah korusun, bir yangın olduğu zaman, hasta olduğu zaman itfaiyenin girmesi mümkün değil bu sokaklara.

Çevre etkilerinin olumsuz sonuçlar doğurduğu bölgelerde öncelikle dönüşüm projeleri yapılmalı ve ivedilikle uygulamaya konulmalıdır. Örneğin, Kocaeli’de TÜPRAŞ çevresi, dolum tesislerinin olduğu bölgelerin bitişiğindeki konutlar bu anlamda ciddi olarak risk teşkil etmekte. 1999 Marmara depreminin birinci günü öğleden sonra TÜPRAŞ’ta çıkan yangın nedeniyle, Kocaeli’nde yaşayan insanlar çok sevdikleri yakınlarını, annelerini, babalarını, kardeşlerini, çocuklarını enkaz altında bırakarak, yangın nedeniyle kenti terk etmek zorunda kaldılar. Kentin tahliyesinde ciddi anlamda sıkıntılar çekildi. İşte, bu dönüşümlerin mutlaka bu bölgelerde öncelikle yapılması gerekmektedir.

Yine, bu bölgelerdeki dolum tesislerinde çıkan her yangında Kocaeli’nin yüreği ağzına geliyor. Geçmişteki gelişigüzel yapılaşma ve planlama hatalarından dolayı konutlar ile dolum tesisleri, maalesef iç içe bulunmaktadır.

Saygıdeğer milletvekilleri, afet riski altında olan bu yerleşim merkezlerinin bir an önce bulundukları yerlerden dönüştürülerek, buralardaki iskânın yeniden düzenlenmesi veya bunların başka yerlere nakledilmesi zorunludur. Buralardaki konutların ve iş yerlerinin dönüştürülmesi ve gerekirse başka yerlere nakli öncelikle gönüllülük esasına dayanılarak yapılacaktır. Her türlü doğal afetin tehdidi altında bulunan alanlar ve sosyal altyapısı yetersiz olan kentler bilim ışığında, tarihsel dokuya uygun, çevreyle uyumlu, huzur ve güven içerisinde yaşanacak hâle dönüştürülmeli, rehabilite edilmeli ve sonuçta bir yeni kimlikle kentler insan yaşamına kazandırılmalıdır.

Afet riski altındaki alanların dönüşümü sadece insanın yaşayacağı fiziksel mekânın dönüşümü değil aynı zamanda sağlıklı ve güvenilir bir çevre, ekonomik, sosyal, kültürel ve altyapı boyutlarıyla bir bütündür.

Burada Genel Kurul ve komisyon toplantılarında gözlemlediğim bir konuyu da aktarmak isterim.

Özellikle muhalefetten konuşmacı arkadaşlar genelde yapılmak istenen her düzenlemenin altında bir rant ön yargısıyla hareket etmektedirler. Ben merak ediyorum, kendileri iktidar olsaydı çıkaracakları her kanunu bu eksene dayalı olarak mı yani rant eksenine dayalı olarak mı çıkaracaklardı? Bunu merak ediyorum doğrusu. Burada tabii şu güzel sözü de hatırlamamak mümkün değil: Dervişin fikri neyse zikri de odur.

Saygıdeğer milletvekilleri, doğal ve tarihî güzelliklerin korunması, insanın yaşam konforunun yükseltilmesi ve ülke topraklarının daha verimli ve bilinçli kullanılması için öncelikle ülke genelinde planlamanın mutlaka yapılması lazım. Her konuda olduğu gibi, AK PARTİ bu konuda da ilklere imza atarak Türkiye’de ilk defa il bazında planlamayı gerçekleştirmiştir ve bu konuda il özel idarelerine, büyükşehir belediyelerine yetki vererek, il bazında çevre düzen planları, nazım imar planlarının yapılması konusunda gerekli yasal çalışmalar 2005 yılında 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’yla ve 2004 yılında da 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’yla gerçekleşmiştir.

Yine Büyükşehir Belediyesi Kanunu’yla 1/5.000 ve 25.000 ölçekli nazım imar planlarının da yapılması kesinleşmiştir. Planlama olmadan düzgün bir kentleşmenin yapılması mümkün değil.

Saygıdeğer milletvekilleri, bu arada iki konuyu da hatırlatmak istiyorum. İki büyüğümüzün sözünü hatırlatmak istiyorum. Şeyh Edebali “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın.” sözleriyle bireyin önemini vurgulamakta, devletin, vatandaşını güven içinde, sağlıklı bir çevrede, güvenli bir konutta onurla, gururla, refah içinde yaşatma mecburiyetinde olduğunu ifade etmektedir.

Yine Fatih Sultan Mehmet’in şehirlerin sıcaklığı, özü, ruhuyla ilgili söylediği şu güzel sözle bitirmek isterim: “Hüner, bir şehir bünyâd etmektir. Reaya kalbin âbâd etmektir.” Yani “Asıl marifet halkın kalbini, ruhunu, benliğini inşa etmek, insana huzur verecek şehirler inşa etmektir.” diyor.

Emeği geçen herkese teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şeker.

Şahıslar adına ilk söz Burdur Milletvekili Sayın Hasan Hami Yıldırım…

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

H. HAMİ YILDIRIM (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı üzerine söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarıda yerleşmelerimizin sorunlarına, şartlarına, ihtiyaçlarına uygun müdahale biçimleri geliştirilmektedir. Yerine göre iyileştirme, yenileme veya tasfiye öngörülmektedir. Elbette dere yatakları, heyelan sahaları gibi taşınması gereken yerler de olacaktır. Ama buradan hareketle bu tasarıya “tasfiye, sürgün tasarısı” demek haksızlıktır.

Tasarıyla, yaşanabilir yerleşmeler hedeflenmektedir. Tasarıda, Bakanlıkça plan, finans ve arazi desteği sağlanmakta, belediyeler ve il özel idareleri, gereklilik hâlinde TOKİ, uygulamaları gerçekleştirmektedir. Kentsel dönüşüm bütün dünyada merkezi ve yerel yönetimlerin iş birliğiyle gerçekleştirilmektedir. Merkezî yönetim, mutlaka projenin tarafıdır. Hele, tasarıya konu edildiği gibi, afet riski hâlinde merkezî yönetimin dışarıda tutulması mümkün değildir. Tasarıda, yine bütün dünyada olduğu gibi, kamu-özel sektör iş birliği devreye sokulmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bizim derdimiz var. Afet riskine karşı mutlaka sağlıklı ve güvenli yaşam çevreleri oluşturmamız lazım ama aynı zamanda hızlı hareket etmemiz, esnek çözüm modelleri bulmamız lazım. Bu tasarı, iddia edildiği gibi, özel sektöre iş çıkarma yasası değil, özel sektör imkânlarının toplum yararına seferber edilmesi yasasıdır. Barınma hakkı soyut bir hak değildir. Bütün uluslararası sözleşmelerde ve Anayasa’mızın 56 ve 57’nci maddelerinde işaret edildiği gibi, ancak, sağlıklı, güvenli ve dengeli bir yaşam, dengeli bir çevre içinde yerini bulabilir. Dolayısıyla, elbette riskli yapılara ve yerleşme alanlarına müdahale edilmelidir. Tasarıda vatandaş lehine bir müdahale amaçlanmaktadır. Anlaşma esası, mümkün olmadığında kamulaştırma, değer esaslı plan uygulamaları bunun içindir. Tasarıda, iddia edildiği gibi, mülkiyet hakkı yok sayılmıyor; barınma hakkı gerçek anlamıyla ele alınmaktadır.

Değerli milletvekilleri, “Meralar afet durumunda veya riskinde kullanılabilir.” hükmü 7269 sayılı Kanun’a 1999’da Marmara depremi sonrası aynı yıl eklenmiştir. “Hazine arazileri, meralar peşkeş çekiliyor.” diyerek eleştirenlere sormak isterim: O dönemde iktidarda kimler vardı? Ben inanıyorum ki o gün yapılan doğruydu, bugün yapılan atıf da doğrudur, gereklidir. Kendi kendimize sormamız gerekmez mi? Hazine arazileri ve meralar daha anlamlı, daha toplumsal başka hangi amaç için kullanılabilir?

Tasarıyla afet riskli alanları kendi hâline terk etmiyoruz; parsel bazında münferit plan değişikliklerine, yık-yap, yap-sat düzenine bırakmıyoruz. Parsel bazında yoğunluk artışlarına, piyasa mekanizmasının insafına bırakılmış bir finansman modeline terk etmiyoruz. Kamu finansman desteği ile plan ve proje bütünlüğü içinde kapsamlı bir dönüşüm öngörüyoruz. Şimdi, sormamız gerekmez mi: “Süreç hangi yöntemde ranta teslim edilmektedir?” Bu tasarıyı, en çok da afet riski altındaki alanları ranta teslim etmediği, sağlıklı çevrelere dönüştürmeyi hedeflediği için desteklememiz gerekiyor.

Tasarıda vatandaş sürecin dışına itilmiş değildir, tam tersine vatandaş odaklıdır. Vatandaşın can güvenliği esas alınmaktadır. Her şeyden önce bir sosyal projedir, dar gelirliler desteklenmektedir, kira yardımları yapılmaktadır, geçici konut temin edilmektedir, maliyetinin altında satışlara…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

H. HAMİ YILDIRIM (Devamla) - … yirmi yıl vadeli satışlara imkân sağlanmaktadır.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Bunlar “edilebilir, yapılabilir” hâlinde, “edilmektedir” değil, “edilebilir” yazıyor. Kanunda “edilebilir” yazıyor.

H. HAMİ YILDIRIM (Devamla) - “Bu tasarıda vatandaş yok.” diyenlere söyleyebileceğim tek bir şey var: “Lütfen metni daha iyi inceleyiniz!”

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Kanunda mecburiyeti yok, siz de biliyorsunuz. Doğruyu söyleyin, “edilebilir” yazıyor.

H. HAMİ YILDIRIM (Devamla) - Tasarının hayırlı olmasını diliyor, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Şahıslar adına son söz Adana Milletvekili Sayın Seyfettin Yılmaz’a aittir.

Buyurun Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 180 sıra sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun Tasarısı’yla ilgili şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, ülkemizde 74 milyon vatandaşımız 19 milyonu aşkın bina stoku içinde yaşamlarını sürdürmektedir, yaklaşık 10 milyona yakın bina da yenilenmesi gereken durumdadır. Şimdi, bu gerçekleri biliyoruz ve bu gerçeklerin bu hâle gelmesinin sebebi nedir, onu görüşmek gerektiğine inanıyorum.

Şimdi, Sayın Hükûmete ve Sayın Bakana “Günaydın” demek lazım. On yıldır merkezî hükûmettesiniz, yaklaşık yirmi yıldır yerel yönetimlerdesiniz. Yani yerel yönetimlerde kentlerin bu hâle gelmesinin birinci derecedeki sorumlusu yine aynı zihniyettir. Şimdi baktınız ki büyükşehir belediyeleriniz işin içinden çıkamıyor, kentleri yaşanmaz hâle getirdi, kentlerin yerle bir olduğu bir deprem felaketiyle nelerle karşılaştığının ortaya çıkması neticesinde birçok kanunları devre dışı bırakarak yeni bir çalışmayı getiriyorsunuz.

Şimdi buradan soruyorum: Ankara Büyükşehir Belediye Başkanınız kaç yıldır bu şehri yönetiyor? Ve buradan yine soruyorum: Kaç milyar dolar borcu var? Yaklaşık 6 milyar dolara yakın borcunun olduğu iddia ediliyor ve yıllardır birtakım çarpık yapılaşmalarla bu kenti idare ediyor ve geçen gün bakıyorsunuz, bir su gösterisiyle Sayın Cumhurbaşkanının, Sayın Meclis Başkanının, Sayın Başbakanının siluetlerini yansıttığı Gençlik Parkı’nda şov yapıyor.

Şimdi Sayın Gökçek’e sormak lazım: Siz orada o gösteriyi yaparken, bu milletin paralarını, trilyonları oraya harcarken, geçen haftaki yağmurda şehrin merkezinde, göbeğinde, Emek’te, Çukurambar’da, en merkezî yerlerde biz sular içerisinde boğuşuyorduk. O twit’ten sağa sola çatmayı bırakın da şu milletin meseleleriyle bir uğraşın Sayın Gökçek.

Gelelim esas mesele İstanbul’a.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Nasıl cevap verecek?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Siz verirsiniz. Sen gel de ver o zaman biraz sonra. Tamam mı? Sen gel ver; ben iddiada bulunuyorum, yanlışsa ver.

Şimdi İstanbul’a geliyorum. Bakın, İstanbul Belediye Başkanınız 25 Mayıs 2005 yılında -sağında İstanbul Valisi Muammer Güler, solunda Profesör Doktor Hüseyin Kaptan- bir toplantı yapıyor. Yer: Tepebaşı TÜYAP ve diyor ki: “İstanbul’un bugünkü problemlerinin tümü plansız şehirleşmeden kaynaklanmıştır. Prost’un hayalleri dışında bakış getirilememiştir. İstanbul’un, ne geçmiş ne şimdiki ne de yakın ve uzak projeksiyonu ve planı vardır. Amacımız, İstanbul’un geleceğini planıyla kurmaktır.”

Peki, şimdi buradan Topbaş’a sormak lazım: Sizden önce beş yıl İstanbul’da belediye başkanlığını kim yaptı? Sayın Recep Tayyip Erdoğan. Akabinde kim yaptı? Ali Müfit Gürtuna yani devamı olduğunuz görüşler.

Şimdi, bu şekildeki iddialı bir toplantıyla -Sayın Valimizin de olduğu yerde- İstanbul Metropolitan Merkezi kuruluyor 2005 yılında ve yaklaşık 550’ye yakın akademisyen çalıştırılıyor burada. İçerisinde şehir plancıları var, mimarlar var ve İstanbul’un 1/100.000’lik planını yapıyor. Şehrin gelişimi noktasında 550 akademisyenle yoğun bir çalışma yapıyorlar ve 1/100.000’lik plan kabul ediliyor. 1/100.000’lik planda ne diyor? İstanbul’un kuzeye doğru gelişmesinin kontrol altına alınması, bunun yerine kentin güneyde, Marmara ekseninde kademeli ve sıçramalı olarak büyümesi öngörülmüş ve “Ben İstanbul’un gelecek yüzyılını planlıyorum.” diye iddialı bir laf ortaya atıyor. Fakat bir bakıyorsunuz, seçimlerden önce bir sabah Sayın Başbakan “çılgın bir proje” diye ortaya çıkıyor, İstanbul’a kanal projesi. Yaklaşık altı yıl yüzlerce trilyon para harcanarak 550 akademisyenin şehri planladığı bir ortamda, bir sabah Sayın Başbakanın talimatıyla altı yıllık plan bir kenara atılıyor ve hedef gösteriliyor, “Hedef, İstanbul’un kuzeyidir ve Karadeniz eksenidir.” deniliyor.

Şimdi, Sayın Başkan, buradan soruyorum: Dünyanın kaynağını burada babalarının çiftliği gibi kullanan başta İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye başkanları olmak üzere, fakir fukaranın, garip gurebanın rızıklarını buralarda lalelere, lale soğanlarına, lazerlerle ışık gösterilerine harcayan zihniyetin harcamalarının paralarını bu fakir fukara ve garip gureba halktan çıkarması ne kadar hakkaniyete uygundur? Bunu vicdanlarımıza sormamız gerektiği kanaatini taşıyorum.

Hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Şimdi, soru-cevap işlemine geçiyorum.

Dünden kalan isimleri okuyup onlardan başlayacağım.

Sayın Yılmaz, Sayın Demiröz, Sayın Tanal, Sayın Tezcan var; şu anda da Sayın Serindağ, Sayın Öz, Sayın Durmaz, Sayın Canalioğlu girmiş. Sayın Demiröz buradaysanız girin lütfen, sizin dünden şey varmış. Sayın Tezcan burada mı, o da girsin. Önce onlara vereceğim.

Sayın Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım sizin konunuzla ilgili değil ama Ege Bölgesi’nde korkunç bir şap hastalığı var, bütün hayvan pazarları kapalı ve hayvancılar bu konudan çok mustaripler, hayvan pazarlarına hayvanlarını götüremiyorlar ama krediler beklemiyor, bankalar kredileri yine icraya koyuyorlar ve köylere gittiğimizde sıra sıra icra kâğıdıyla karşılaşıyoruz. Hayvan pazarlarının kapalı olduğu yerlerde ve bu şap hastalığının olduğu yerlerde banka kredilerinin ertelenmesiyle ilgili bir girişim olabilir mi acaba Tarım Bakanlığı tarafından? Çünkü hayvancılar çok ciddi sorunlar yaşıyorlar bu konuda.

BAŞKAN - Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, İstanbul-Bursa-İzmir otoban yolu ihale edildi. Orhangazi ve Gemlik geçişinde ziraat odalarının tespiti ve proje üzerinden 36 bin adet ağaç kesiliyor. Evet, siz Orman Bakanı değilsiniz ama bir Çevre ve Şehircilik Bakanı olduğunuz için soruyorum: Çevreci bir bakan olarak bu konuya nasıl bakıyorsunuz ki bu yolun başka bir güzergâhı ve alternatifi olmasına rağmen buraya nasıl bir ÇED raporu veya uygun bir proje verildi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

1) İstanbul ili Kadıköy ilçesinde kaymakamlık binasının içerisinde, tüm birimlerin toplu olarak içinde bulunduğu bir binası yoktur. Kadıköy ilçemizin kaymakamlık binasının içerisinde tapu sicil müdürlüğü, ilçe millî eğitim müdürlüğü, mal müdürlüğü, nüfus müdürlüğü ve tüm birimlerinin bir arada bulunabileceği bir bina yapmayı düşünüyor musunuz?

2) Sultanbeyli, Beykoz, Üsküdar, Kartal, Pendik, Tuzla, Kadıköy, Ataşehir ilçelerimizde baz istasyonları kurulduğu için, konutlarda yaşayan vatandaşlarımızın psikolojik açıdan ruhsal dengesi bozulmaktadır. Bu sebeple, baz istasyonlarının konutların bulunduğu alanlardan taşınmasıyla ilgili bir çalışmanız var mı?

3) Şanlıurfa ili Hilvan ilçesinde meslek yüksekokulu var ancak binası yok. Meslek yüksekokulu eğitimini kütüphanelerde görmektedir. Hilvan ilçesinde meslek yüksekokulunun bir binasını yapmayı ne zaman düşünüyorsunuz?

4) Hilvan ilçesinde, yine yol genişletme çalışması nedeniyle kamulaştırma bedeli vatandaşa ödenmiş, yanlış hesaplamalar nedeniyle iadesi talep edilmektedir. Bununla ilgili mağduriyetin giderilmesine ilişkin çalışmanız var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tezcan, buyurun.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, daha önce, geçen hafta, Hükûmetiniz tarafından büyük, bütünşehir olması planlanan belediyelerde, henüz daha bunun yasası çıkmadan, tasarı gelmeden, kamuoyuyla paylaşılmadan belde belediyelerinin bütün yetkilerinin bakanlık nezdine, merkezî Hükûmet nezdine alındığı haberleri yayınlandı. Türkiye’de milyonlarca insanın kaderini etkileyen bütünşehir konusu dahi kamuoyu önünde tartışılmadan bu yetkileri merkezî Hükûmette toplamak doğru değildir. Bu konudaki uygulamadan vazgeçmeyi düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Başkanım, Sayın Başbakan tiyatro sanatçıları için “Hem maaş alacaksın hem eleştireceksin.” dedi ve devam etti “Destek gerekirse, gerektiği zaman bizler, Hükûmet olarak istediğimiz oyunlara sponsor olur, desteğimizi veririz.” dedi. Şunu artık kabul etmemiz lazım ki: Bu ülkede AKP İktidarının istemediği tiyatro oyunları sahnelenemez, televizyon dizisi çekilemez, Başbakanın beğenmediği fikirler seslendirilemez. Demin bir otoriterlik tartışması yapıldı. Sayın Bakana soruyorum: Bu, otoriterleşmenin tezahürü değil midir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Öz…

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce konuşan Adalet ve Kalkınma Partisi Kocaeli Milletvekili, yanlış uygulamalara sürekli muhalefet yapan meslek örgütlerine AKP İktidarının yanlışlarına da muhalefet yapmalarından dolayı yetkilerine el konulmasını aklamaya mı çalışmaktadır? Meslek odalarının görevleri arasında, meslektaşları hakkında yapılan şikâyetleri veya suçları disiplin ve onur kurullarında yarı kamu kurumu anlayışıyla yapmaktadırlar ve disiplin kurulları ile de cezalandırmaktadırlar. Meslek örgütlerine yapılmış ve sonuç alınmamış, onun duyduğu bir olay var mıdır? Yoksa size muhalefet yapan her kurumu susturma politikanız için mi bu yetkileri kısıtlamaktasınız, bunu sormak istiyorum Bakanımıza.

BAŞKAN – Sayın Durmaz…

SADİR DURMAZ (Yozgat) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Bankacılık Kanunu’nun ilgili maddeleri gereğince “yönetim kurulu üyelerinde aranacak şartlar, genel müdürde aranacak şartlar” şeklinde ifade edilmekte ve “Bankacılık veya işletmecilik alanında en az on yıllık mesleki deneyime sahip olmaları şarttır.” denilmektedir. Hâlihazırda, İller Bankası Yönetim Kurulu üyeleri bakımından bu şart yerine getirilmiş midir? Örneğin, Yönetim Kurulu Başkanı olan Sayın Serdar Çalkan bu şartı taşımakta mıdır? Kendisiyle bir akrabalık hukukunuz var mıdır, bunu merak ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Canalioğlu…

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Trabzon Bahçecik Mahallesi’nde TOKİ tarafından yaptırılan 354 konutun yaklaşık üç ay önce çekilen kura sonucu hak sahiplerine verildiği söylendi ancak henüz anahtarları teslim edilmedi. Vatandaşlara konutların anahtarları bugüne kadar niçin verilmemiştir? Ayrıca, 16 blokun 11’inin yapı kullanması verildiği söyleniyor, 5 blok için hâlen eksikler olduğu söyleniyor. Bu doğru mudur? Eğer doğru ise bu eksikler ne zaman tamamlanacaktır?

Teşekkür ediyorum.

Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Fethiye Bağlıağaç köyünde, şubat ayında bir heyelan söz konusu oldu ve çok geniş bir alanı kapsıyor. Evler çatlamış, duvarları çatlamış, oturulamayacak hâlde. Dört evin sadece hasar tespiti yapılmış. Bu işlemlerin de devam ettiği söyleniyor ama o bölgede, geniş olarak orada yaşayan insanların gelecek yıllarda daha büyük zararlara uğraması söz konusu. Aynı zamanda orada besicilik de yapılıyor. Dolayısıyla, o bölgenin tekrar gözden geçirilip…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

Yedi buçuk dakikanız var, ona göre kullanın.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Sayın Milletvekilimiz Sayın Yılmaz’ın Ege Bölgesi’ndeki şap hastalığıyla ilgili, ilgili bakanımıza konuyu takdim edeceğim ve kendilerine yazılı olarak bilgi sunacağımı ifade etmek istiyorum.

Sayın Demiröz’ün, İstanbul-İzmir Otoyoluyla ilgili “36 bin ağaç kesiliyor.” şeklindeki ifadesi. Şunu özellikle belirtmek istiyorum: Bu yolda kesilecek olan ağacın, tam bilemiyorum ama en az 2 katı kadar ağaç dikilmek mecburiyeti var yani ihale şartnamesinde var bu, belki 3 katı ama ben 2 katı diye biliyorum. Bu bakımdan, hiç tereddüdünüz olmasın, çevreciliğe ve ormana, ağaç dikimine son derece önem veriyoruz. Güzergâh bakımından, ben bir teknik eleman olarak ifade etmek istiyorum, yolun güzergâhı genel olarak tektir yani her bakımdan en ergonomik, en ekonomik, en uygun, yıllara sari olarak bu çok uzun fizibilitelere ve araştırmalara, mühendislik hesaplarına dayalı olarak yapılmaktadır. Bu bakımdan, güzergâhın bu doğrultuda tespit edildiğini söylemek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

Sayın Tanal’ın ifade ettiği; biz sadece İstanbul Kadıköy’de değil, tüm Türkiye’de hizmetlerin daha kolay yürütülebilmesi için kamu binalarının, kaymakamlıklarda, yani özellikle önemli kamu hizmetlerinin, tapu gibi, diğer, sağlık gibi hizmetlerin -hastane dışındaki- kaymakamlık binası altında toplanması doğrultusunda çalışmalarımızı devam ettiriyoruz.

Baz istasyonları konusunda bilgim yok, bunu yine araştırarak Sayın Tanal’a bilgi takdim edebilirim.

Şanlıurfa’da kurulacak olan meslek yüksekokulunu da yine takip edip bilgi sunacağımı takdim edebilirim.

Hilvan ilçesini de yine aynı şekilde… Bunu bilemiyorum, Hilvan’daki yol çalışmasından dolayı oradaki olan aksamaları da yine yerinde inceleyip bilgi sunacağımı da ifade edebilirim.

Sayın Tezcan’ın söylediği, büyükşehir değil, bütünşehir kapsamında alınan kararlar, karar gereği -kararın içerisinde var bu- orada sadece plan tadili ve imar uygulamalarına ilişkin işlemler bütünşehrin oluşacağı merkez belediyesi tarafından izin verilmek suretiyle yapılıyor, durdurulması söz konusu değil, merkeze alınması da söz konusu değil. Sadece kapatılması söz konusu olan, önümüzdeki 2014 seçimlerinde kapatılması kesinleşen ve bütünşehir konumuna gelen ki onların büyük bir bölümü de önümüzdeki dönemde büyükşehir yapılma tasarısı, taslağı var; o çerçevede bunların imar hareketlerinin bir bütünlük, bir gramer olsun diye büyükşehirden görüş alınarak yapılma durumu var. Bir de gayrimenkullerin satışı için izin var, diğer tüm faaliyetleri de devam ettirebiliyorlar. Herhangi bir değişiklik, herhangi bir yasa, herhangi bir karar, bir değişiklik yoktur; özellikle ifade etmek istiyorum.

Sayın Serindağ’ın tiyatrolarla ilgili söylediği; burada, benim bildiğim kadarıyla Hükûmet üyesi olarak, bizim tiyatrolarımız, tiyatrocularımız daha çok hizmet yapsın, tiyatrolarımız daha gelişsin diye bir adımdır bu. Yoksa, sanatçılarımızın hizmetlerini yapmasının herhangi bir şekilde aksamasına yönelik değil. Daha fazla, daha serbest şekilde bundan sonra yine tiyatroya ve tiyatroculara yardımlarımız devam edecektir.

Sayın Sakine Öz Hanım Milletvekilimizin, meslek odalarıyla ilgili… Yine biz, meslek odalarının kendi kuruluş kanununa göre tabii ki bunlar yarı resmî kuruluşlardır, kamu niteliğinde kuruluşlardır, bunlara biz saygı duyuyoruz, meslek örgütleridir. Bunların bizim yanlışlarımızı söylemelerinden de memnunuz, bize yaptıkları uyarılardan memnunuz. Bundan sonra da daha güzel hizmet yapabilmeleri için ne gerekiyorsa onların yanında olmaya devam edeceğiz.

Sayın Durmaz’ın bakanlıklarla ilgili olan: Sayın Serdar Çalkan’la uzaktan yakından bir akrabalığım yoktur. Kendisi hukuk fakültesi mezunudur ve atama için yeterli kriterleri haizdir.

Arz ederim.

Sayın Canalioğlu’nun ifade ettiği…

OKTAY VURAL (İzmir) – On yıllık bankacılık tecrübesi yok ama.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Hayır, Bankacılık Kanunu’ndaki şartlar ne ise…

OKTAY VURAL (İzmir) – “İşletmecilik” diyor.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – “Hukuk, iktisat, işletme” diyor Kanun’da.

OKTAY VURAL (İzmir) – İşletmecilik… Avukatlık işletmecilik değil ki.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – “Bankacılık veya işletmecilik alanında en az on yıllık mesleki deneyime sahip olmak.” diyor.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Kanun yanımda var, İller Bankasının Kanunu bende var, size takdim edebilirim onu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Var, var burada.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Kanun’dan okuyorum Sayın Bakanım.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Şunu arz edeyim: İller Bankası, kanunda yazılmayan hususlarda Ticaret Kanunu ve Bankalar Kanunu’na tabiidir. Kendi kanununda yazılan hususlarda kendi kanununa tabidir, özellikle bunu ifade edebilirim.

İller Bankasının…

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Bankacılık Kanunu benim bahsettiğim.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) –  Bakabilirsiniz, oraya en ufak bir aykırılık yoktur. Ben yazılı bilgi de size takdim edebilirim.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Bankacılık Kanunu’nu okuyorum burada size. Buraya durumu uyuyor mu, uymuyor mu? Bana bunu söylerseniz memnun olurum.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Atamalar zaten efendim BDDK’dan görüş alınarak yapılıyor. BDDK’dan görüş almadan herhangi bir atama yapılamaz İller Bankasına. Orada inceleniyor yasaya uyup uymadığı, ondan sonra yapılıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama hukuka uygun olmayan bir görüş düzeltilemez tabii. Hukuka uygunsa…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Uygun değilse düzeltiriz tabii.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Bu konuda bilgi verirseniz memnun oluruz Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu konuda bilgi verirseniz iyi olur Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Canalioğlu’nun: Trabzon’da yapılan konutlarla ilgili hak sahipliği tespitinde çalışmalar şu anda devam ediyor, binaların iskân müsaadesinde bir aksama vardı zannediyorum. O aksama giderildikten sonra oradaki konutlar hak sahiplerine teslim edilecek ve anahtarlar kendilerine verilecektir.

Fethiye’de Bağlıağaç köyünde heyelandan dolayı yapılan çalışmalarda tespitler şu anda ne durumdadır tam bilemiyorum ama bu hasar tespitleri tamamen bağımsız mühendisler tarafından yapılıyor. Burada şimdi sizin bize bir uyarınız oldu: Bölgede aynı zamanda besicilik de yapılıyor, bölgenin daha geniş araştırılması, daha geniş bir şekilde incelenmesi ve ona göre tavır takınma… Onu da ben yine AFAD’la görüşmek suretiyle inceleyerek size de bilgi takdim edeceğim.

Saygılarımla arz ederim.

BAŞKAN – Bir dakika var.

Sayın Türkkan, buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Bakan, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü tarafından Kocaeli ilimizdeki Alikahya ve Yuvam Akarca bölgesinde dört kattan fazla inşaat yapılamaz kararının uygulanmamasının kanuni ve yer bilimi açısından gerekçeleri var mıdır? Zira orası ciddi bir deprem bölgesidir. Vatandaşların yaşamı söz konusu olan bu kararı değiştirmek ve on yedi katlı binaları mahalle halkına sunmak insan yaşamını tehlikeye sokmaz mı?

Bir sorumu da Sayın Kültür Bakanı hazır buradayken kendisine tevdi etmek istiyorum: Yılın ilk çeyreğinde Antalya’ya ve Muğla’ya gelen turist, sırasıyla, yüzde 15 ve yüzde 40 oranlarında azaldı. Rusya’dan gelen turist sayısında ise düşüş çok yüksek oldu. Rusya’dan Antalya’ya gelenlerde yüzde 33, Muğla’ya gelenlerde ise yüzde 93 oranında bir azalma olduğu bilinmektedir. Bu nedenle, AKP’nin Suriye politikasının turizme olası etkileri, geçen ay Almanya ve Rusya’daki turizm fuarlarında tur operatörleri ve otelcilerin görüşmeleri de gündeme gelmişti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir dakika da size ek süre veriyorum, bir dakikada cevaplandırabilirseniz…

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Çok teşekkür ediyorum.

Sayın Türkkan’ın sorduğu soru: Tabii “Kocaeli’nde dört kattan fazla yapılamaz.” diye genel bir kaide olduğunu bilmiyorum ben. Tabii ki 1999 Gölcük-Marmara ve Düzce depremlerinden sonra biz hem Deprem Yönetmeliği’ni değiştirdik hem de inşaat şartnamelerini yeniden gözden geçirdik. Buna göre, bugün dünyanın çeşitli yerlerinde, California’da olduğu gibi, daha başka bölgelerde çok katlı binalar yapılabilmektedir. Yine deprem riski bakımından çok katlı binaların çok riskli olacağı diye bir şey yoktur. Eğer siz bunu statiğine, betonarmesine ve Deprem Yönetmeliği’ne uygun yaparsanız bu uygun olur.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Bakan, yönetmeliği yok

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Ama ben özel olarak burasını inceleyeyim, Kocaeli’ndeki binaları, eğer imar planında veya şartnamesinde dört kat varken daha fazla yapılmışsa bu suçtur. Bu bakımdan bunu inceleyip size bilgi takdim ederim.

Tekrar teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Milletvekilimiz bir atamayla ilgili sual tevcih etmişti. Bu yönetim kurulu üyelerinin Bankacılık Kanunu’na uygun niteliklerde olup olmadığına ilişkin soruyu sormuştu. Eğer Sayın Bakan daha sonra yazılı cevaplandırırsa çünkü şey oldu. O kanuna uygun mu değil mi, yazılı cevaplandırırsa memnun oluruz efendim.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Cevap vereyim isterseniz.

OKTAY VURAL (İzmir) - Yok yok gerek yok.

BAŞKAN – Yok, şimdi cevap… Yani bitti zamanımız da.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Madde 19/a’da dört önerge vardır, sırasıyla okutuyorum, işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 sıra sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısının 19 uncu maddesinin 1 inci fıkrasının (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Nurettin Canikli                  Mehmet Doğan Kubat                   Mehmet Geldi

                 Giresun                                   İstanbul                                   Giresun

             İsmail Güneş                       Hakan Çavuşoğlu                       İsmail Aydın

                    Uşak                                       Bursa                                       Bursa

“a) 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (e), (f) ve (ğ) bentleri aşağıdaki şekilde, (h) bendinde yer alan “dört ay içerisinde” ibaresi “üç ay içinde” şeklinde değiştirilmiş, anılan fıkraya (m) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (n) bendi eklenmiş ve takip eden bent numaraları buna göre teselsül ettirilmiştir.

e) Bakanlığın görev alanına giren konularda her türlü etüt, plan, proje, maliyet hesaplarını ve yapım işlerini yapmak veya yaptırmak.

f) Yapı denetimi sistemini oluşturarak 29/6/2001 tarihli ve 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun ile Bakanlığa verilen görevleri yapmak ve kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan veya yaptırılanlar da dâhil olmak üzere yapıların can ve mal emniyeti ile mevzuata ve tekniğine uygunluk bakımından denetimini yapmak veya yaptırmak, tespit edilen aykırılık ve noksanlıkların giderilmesini istemek ve sağlamak; yapılarda enerji verimliliğini artırıcı düzenlemeleri yapmak, buna ilişkin faaliyetleri yönetmek ve izlemek; yapı malzemelerinin denetimine ve uygunluk değerlendirmesine ilişkin iş ve işlemleri yapmak.

ğ) Gecekondu, kıyı alanları ve tesisleri ile niteliğinin bozulması nedeniyle orman ve mera dışına çıkarılan alanlar dâhil kentsel ve kırsal alan ve yerleşmelerde yapılacak iyileştirme, yenileme ve dönüşüm uygulamalarında idarelerce uyulacak usûl ve esasları belirlemek; Bakanlıkça belirlenen finans ve ticaret merkezleri, fuar ve sergi alanları, eğlence merkezleri, şehirlerin ana giriş düzenlemeleri gibi şehirlerin marka değerini artırmaya ve şehrin gelişmesine katkı sağlayacak özel proje alanlarına dair her tür ve ölçekte etüt, harita, plan, parselasyon planı ve yapı projelerini yapmak, yaptırmak, onaylamak, kamulaştırma, ruhsat ve yapım işlerinin gerçekleştirilmesini sağlamak, yapı kullanma izinlerini vermek ve bu alanlarda kat mülkiyeti kurulmasını temin etmek; 2/3/1984 tarihli ve 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu ile 20/7/1966 tarihli ve 775 sayılı Gecekondu Kanunu uyarınca Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan uygulamalara ilişkin her tür ve ölçekte etüt, harita, plan ve parselasyon planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak, ruhsat işlerini gerçekleştirmek, yapı kullanma izinlerini vermek ve bu alanlarda kat mülkiyetinin kurulmasını sağlamak.

n) 23/9/1980 tarihli ve 2302 sayılı Atatürk’ün Doğumunun 100 üncü Yılının Kutlanması ve “Atatürk Kültür Merkezi Kurulması” Hakkında Kanunun mülga 3 üncü maddesi ile belirlenen Atatürk Kültür Merkezi alanını iyileştirme, güzelleştirme, yenileme ve ihya etmek amacıyla; Kültür ve Turizm Bakanlığının da görüşü alınarak, bu alan için her tür ve ölçekte etüt, harita, plan, parselasyon planı ile yapı projelerini yapmak, yaptırmak, onaylamak, kamulaştırma ve ruhsatlandırma işlemleri ile diğer iş ve işlemlerin gerçekleştirilmesini sağlamak.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 sıra sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısının 19’uncu maddesinin a) fıkrasının (n) bendinin kaldırılmasını arz ve teklif ederiz.

             Sadir Durmaz                             Ali Torlak                                Alim Işık

                  Yozgat                                    İstanbul                                   Kütahya

           Mesut Dedeoğlu                       Mehmet Günal                         Lütfü Türkkan

           Kahramanmaraş                             Antalya                                    Kocaeli

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 Sıra Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısının 19. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan (n) bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Prof. Dr. Haluk Eyidoğan                Yıldıray Sapan                        İhsan Kalkavan

                 İstanbul                                    Antalya                                   Samsun

               Ali Sarıbaş                             Doğan Şafak                            Müslim Sarı

                Çanakkale                                   Niğde                                     İstanbul

                                     Haydar Akar                           Bülent Tezcan

                                          Kocaeli                                     Aydın

 

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önergeyi okutup işleme alacağım.

TBMM Başkanlığına

180 sıra sayılı kanun tasarısının 2. Bölümünün 19. Maddesinin a bendinde yer alan ğ ve n bentlerinin kanun tasarısından çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Sebahat Tuncel                          Demir Çelik                               Erol Dora

                 İstanbul                                      Muş                                       Mardin

                                     Hasip Kaplan                          İbrahim Binici

                                           Şırnak                                    Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Çelik, buyurun.

DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi şahsım ve partim adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Görüşülmekte olan kanunun 19’uncu maddesinin (a) bendi ve dolayısıyla (ğ) ve (n) bentlerine ilişkin düşüncelerimi ifade etmek için kürsüdeyim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; afet riski altındaki alanların kentsel dönüşüme tabi tutulması yönlü, birkaç aydır Meclisimizin gündeminde olan, zaman zaman birçok muhalefet partisinin dile getirdiğine benzer düşünceleri gerekçelendirerek ifade etmiştik. “Risk alanı” diye bir tabir, günümüzün bilimsel verileri nezdinde giderilebilir, belirli bir standardizasyona tabi tutulduğu takdirde de yaşam alanlarına dönüştürülebilir. O açıdan gerek deprem gerekse afet riski arz eden bütün alanlar, ilgili yönetmeliğe ve ilgili standarda tabi tutulduğu takdirde yaşam alanlarına dönüştürüleceği gerçeğinden hareketle kent ve kent periferisinde bulunan bir kısım alanların bu amaca uygun kullanılması gerekirken “risk alanı” ibaresine tabi tutularak değiştiriliyor, dönüştürülüyor olması, bir kısım sermaye ve çıkar gruplarına hizmetten öte bir anlam ifade etmeyeceği kaygılarını paylaşmaktayız. Bu açıdan da yapılacak her türlü değişiklik öncelikle toplumsal ihtiyaçlarla birlikte mevcut yasal düzenlemeyle olan ilişkisini kurgulamak, bu anlamıyla çelişkileri varsa gidermek gibi bir görevimiz var.

Ticaret ve finans merkezleri, fuar ve sergi alanları ya da şehir girişleri gibi önemli alanlarda söz ve yetki sahibi olması gereken o şehrin, o kentin, o kentin, o yerelin yerel yöneticileriyken işi, merkezî hükûmete devretmek, merkezî hükûmetin de “bakanlık” ibaresiyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bu inisiyatifi, bu kararı veriyor olmak, her şeyden önce 3194 sayılı İmar Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu’yla da bir çelişki arz eder.

2005’te 5393 sayılı Belediye Yasası çıktığında, geçmiş yılların birikimi olan sorunların telafisine yol açacağı, bu anlamıyla da önemli bir adım olacağı beklentisine binaen çıkan bu kanun, bugün Çevre ve Şehircilik Bakanlığının TOKİ’ye vereceği inisiyatifle bizatihi lağvediliyor, işlevsiz hâle getiriliyor. Yetmiyor, 3194 sayılı İmar Kanunu ve bu kanuna bağlı olarak, hem mali bütçenin hem kamu ve mali hizmetlerin üretilmesinde öngörülen hükûmetler programıyla örtüşen, onunla çelişmeyen bir niteliğe kavuşturulması gerekirken, bütün bu gelişmeleri hiçe sayan, dikkate almayan “Ben bildim, ben yaparım.” oldubittisine getirilecek herhangi bir değişiklik, bizim üzerine titrememiz gereken, 1999’dan bu yana ülkemiz ve ülkemiz halklarının başta Marmara olmak üzere her yerde ve bölgede karşılaştıkları riskleri bertaraf eden, gideren özellikte olmayacaktır, aksine, var olan sorunu kangrenleştirip kaosa dönüştüren, içinden çıkılmaz bir yumağa, dolayısıyla da yeni problemlerin bizatihi kendisine yol açmış olacağız. Kaygımız odur ki mevcut, var olan sorunu giderme çabası, iyi niyetten bağımsız bir kısım oldubittilerle toplum ihtiyacını karşılamaktan uzak bir konuma getirilecektir.

O nedenle, bu ve benzeri yasalar katılımcılıktan yoksun, mesleki odaların düşünceleri, önermeleri ve eleştirilerini dikkate almadan, bizatihi bu sorunla direkt muhatap olan toplum dinamikleri, onların zararları, bu dönüşümün ortaya çıkaracağı sorun ve problemleri dikkate almayan anlayışlar, hem günümüz demokrasisi, dolayısıyla hukuk devleti olmayla bağdaşmayacağından hem o alanda, o yerde ve yerelde yaşayan vatandaşın problemini gidermeyeceğinden kaynaklı da toplumsal ihtiyaç olmaktan uzaktır, merkezî hükûmetin, merkezî hükûmet adına hareket eden bakanlığın tasarrufuyla sınırlı bir konumda olacaktır. Bu anlamıyla da demokratik olmayacaktır, insani olmayacaktır.

Dolayısıyla da kanuni gücünü toplumdan almayan sadece kanun devleti olmaktan öte bir işlevi olmayacaktır diye düşünüyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir. Bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım, önerge sahiplerinin istemi hâlinde kendilerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 Sıra Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısının 19. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan (n) bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                   Haluk Eyidoğan (İstanbul) ve arkadaşları

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 sıra sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısının 19’uncu maddesinin (a) fıkrasının (n) bendinin kaldırılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                          Sadir Durmaz (Yozgat) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Şafak, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

DOĞAN ŞAFAK (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesi (a) bendi üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, tasarıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı uygulama işlemlerinde yani rezerv yapı alanlarına, riskli yapılara ve bulunduğu taşınmazlara ilişkin her türlü plan, proje, arazi ve arsa düzenleme işlemleri ile toplulaştırma yapmaya, taşınmazları almaya, satmaya, trampaya, taşınmaz mülkiyetini veya imar haklarını başka bir alana aktarmaya, inşaat yapmaya, yaptırmaya, arsa paylarını belirlemeye, kent tasarımlarını hazırlamaya tek yetkili kılınmıştır. Bu nokta esas sorunu doğuran noktadır. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı bu tür çalışmaları yürütmek üzere kurulmuş bir kurumdur. Bu düzenlemeyle, buna benzer mevcut kuruluşları devre dışı bırakarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığını bu alanda tek yetkili kılmak, 19’uncu maddede sözü edilen birimlere de ihtiyaç duyulmaktadır.

Tasarıyla, mahallî idarelerin yetkisi tamamen Çevre ve Şehircilik Bakanlığına geçmektedir. Bu yetki geçişi Avrupa Birliği Sözleşmesi’ne aykırıdır. Devletimizin altına imza koyduğu ve taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri iç hukuka yönelik yasalar çıkararak yok kabul edemeyiz. Çünkü Anayasa’mızın 90’ıncı maddesi, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerin iç hukukun üstünde olduğunu emreder.

Bu bağlamda 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası’nın da atıfta bulunduğu, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri dikkatinize sunmak isterim: Avrupa Kültür Sözleşmesi, 1957; Silahlı Çatışma Hâlinde Kültür Mallarının Korunması, Lahey, 1965; Uluslararası Anıtlar ve SİT’ler Konseyi Türkiye Millî Komitesi Yönetmeliği, 1974; Amsterdam Deklarasyonu, 1975; Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunması Sözleşmesi, Paris Şartı, 1972; Avrupa Mimari Mirasının Korunması Sözleşmesi, 1989; Avrupa Arkeolojik Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme, 1999; Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi, 1984; Ramsar Sözleşmesi, 1994; Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, 1996.

19’uncu maddenin diğer fıkralarında ise 23/09/1980 tarih ve 2302 sayılı Atatürk’ün Doğumunun 100’üncü Yılının Kutlanması ve Atatürk Kültür Merkezi Kurulması Hakkında Kanun ile belirlenen Atatürk Kültür Merkezi alanını iyileştirme, güzelleştirme, yenileme ve ihya etme amacıyla, Kültür ve Turizm Bakanlığının da görüşü alınarak bu alan içinde her tür ve ölçekte etüt, harita, plan, parselasyon planı ile yapı projelerini yapmak, yaptırmak, onaylamak, kamulaştırma ve ruhsatlandırma işleri ile diğer iş ve işlemlerin gerçekleştirilmesini sağlamak hususu da yer almaktadır. Bu bentte de adı geçen Ankara AKM alanı içinde, Birinci Meclis binası, Devlet Demiryolları hizmet binası ve cer atölyeleri, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Gençlik Parkı, eski Hipodrom sahası ve benzeri gibi cumhuriyetin ilk yıllarına ait mimari anıtlar, 2863 sayılı Kanun kapsamında, kültür varlığı olarak tescil edilmiş olup hâlen devletin koruması altındadır.

Bu yapılar ve çevresine ilişkin her türlü inşai ve fiziki müdahale yetkisi, yasa gereği, Kültür ve Turizm Bakanlığınındır. Bu bağlamda, söz konusu bentte, 2863 sayılı Yasa’nın koşullarına ilişkin hükümler saklı bırakılmalı, dolayısıyla Kültür ve Turizm Bakanlığının alana ilişkin kullanageldiği yetkisi de saklı kalmak zorundadır ya da bu yasa geri çekilmelidir. Geriye dönüşü olmayan, binlerce yıllık tarihsel mirasın kaybına yol açılmamak isteniyorsa, mutlaka ve kesinlikle bu yasa geri çekilmelidir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Vural, gerekçeyi mi okutalım, konuşacak mısınız? Sayın Vural, önergenin gerekçesini mi okutayım, biri konuşacak mı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Lütfü Bey…

BAŞKAN – Sayın Türkkan, buyurun lütfen. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 180 sıra sayılı afet riski altındaki alanların dönüştürülmesiyle ilgili kanun hakkında söz almış bulunuyorum.

Yalnız, ondan önce, hazır, Hükûmetin 2 bakanı da buradayken kendilerine bir soru tevdi etmek istiyorum: Kürt sorununun çözümüne dair bölgede çalışmalar yapan 5 tane Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilinden 1 tanesi olan Mardin Milletvekili Sayın Abdurrahim Akdağ basına yansıyan sözlerinde “PKK’ya genel af gelebilir.” şeklinde bir cümle sarf etmiş. Bu, Sayın Abdurrahim Akdağ’ın kendi görüşü müdür, Hükûmetinizin bu konuda bir çalışması var mıdır? Eğer varsa hem Meclisi hem de milleti bu konuda aydınlatmanızı özellikle rica ediyorum. Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde çok önemli kararlar hep perde arkasında gizlice alındı, bir anda uygulamaya konuldu. Bu ülkenin gündemini çok önemli bir şekilde işgal edecek çok önemli bir kararın Mecliste Genel Kurula izah edilmesi gerektiği konusunda sizleri uyarmak istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nde adalet mekanizmasını bu kadar kolay nasıl manipüle edersiniz onu bilmiyorum ama burada af getirilen dağdaki teröristlerin önemli bir kısmı, adam öldürmek suçundan yargılanacak, örgüt üyeliği dışında. Bunları nasıl affedeceksiniz; onu bilmiyorum. Bu af genel affa şamil olacaktır. Bu genel afla beraber affetmek istediğiniz başka kimler vardır; onları da bilmek isteriz. Bunun içerisinde böyle bir yasa hazırlığınız varsa, böyle bir çalışmanız varsa bunun içine kimleri dâhil edeceksiniz; onları da bilmek istiyoruz.

Ben, bu arada, Sayın Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik’in geçtiğimiz hafta basına yansıyan bir demecinde Adalet ve Kalkınma Partisinin Merkez Yönetim Kurulunda cezaevindeki milletvekillerine yönelik olarak böyle bir gündemleri olmadığına dair ifadelerini okudum. Bu milletvekillerinin affı konusunda çalışma yapmak Adalet ve Kalkınma Partisi Merkez Yönetim Kurulunun inisiyatifinde midir? Bunun çözümünü bulmak Merkez Yönetim Kurulunun çalışma sahası içerisinde midir; onu öğrenmek istiyorum.

İkincisi: Hukuka devretmiş, Sayın Ömer Çelik. Siz bu hukuka gerçekten bu kadar çok güveniyor musunuz? Eğer güveniyorsanız, Hakan Fidan’ı yargının önünden kaçırmak için niye alelacele bir kanun çıkarıp gece yarısı buraya getirdiniz? Bıraksaydınız hukuk, Hakan Fidan’ı da yargılasaydı. Ben ondan yana olmadığımı o günkü konuşmamda da ifade ettim, Türkiye’nin MİT Müsteşarı bir savcı tarafından çağrılıp sorgulanmamalı, bu iş bu kadar ucuz olmamalı. İşin bu tarafı ayrı ama diğer taraftan, birilerini sadece hukuktan kurtarmaktan adına böyle bir yasa çıkarıyorsanız, bu, hukuka güvenmiyorsunuz anlamına gelir, güvenmediğiniz hukuka milletin vekillerini teslim etmek, bu sizin ikiyüzlülüğünüzün tescili anlamındadır. (MHP sıralarından alkışlar) Bu milletin vekillerine zulmetmekten vazgeçin. Bir diğer zulmettiğiniz de Fenerbahçe Kulübü Başkanının tutukluluğunu tutsaklık hâline getirdiniz. Bunda bizzat Hükûmetinizin parmağı olduğunu herkes biliyor, kabul ediniz.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Hayır.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Evet, Hükûmetinizin kararıyla Aziz Yıldırım cezaevinde yatıyor. Eğer şike yaptıysa diğer şikecileri, başta Büyükşehir Belediyespor Başkanı Göksel Gümüşdağ, Sadri Şener, diğer ismi geçen bütün kulüp başkanlarını içeriye atın veyahut da onu da çıkarın bu zulme devam etmeyin. Zulmün sonu abat olmaz, siz berbat olmaya doğru gidiyorsunuz, sonunuz çok yakın.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Şov yapıyorsun!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Şov yapıyorsun!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Şov yapmıyorum, gelirsem şovun nasıl yapıldığını size gösteririm, çok net! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Türkkan, lütfen…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Siz şovu görmemişsiniz, orada kabadayılık yapmayın, ben buradayım, eğer şov yapmamı istiyorsanız buyurun gelin, beraber şov yapalım, bütün millet de görsün şov nasıl oluyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Şov yapıyorsun!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Böyle sütre arkasından kabadayılık yapmaktan vazgeçin; yarın, öbür gün bize ihtiyacınız var, sizi mahkeme salonlarında biz kurtarmaya çalışacağız, çoluğunuza çocuğunuza acıyacağız, onun için geleceğiz sizi kurtarmaya, size yemin ediyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Saçmalama! Saçmalıyorsun!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Aranızda çok değerli arkadaşlarım var, üzülüyorum durumunuza. Eylül ayından itibaren gelecek olan ekonomik krizle beraber siyasi kriz ülkemizde çok ciddi şekilde sizi mahkemenin kapısına çok çabuk götürecek, buna hazırlanın, bununla ilgili savunmanızı hazırlayın, iyi avukatlar tutun, bu güvenmediğiniz hukuka güvenmeyi öğrenin.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 sıra sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısının 19 uncu maddesinin 1 inci fıkrasının (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                       Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

“a) 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (e), (f) ve (ğ) bentleri aşağıdaki şekilde, (h) bendinde yer alan “dört ay içerisinde” ibaresi “üç ay içinde” şeklinde değiştirilmiş, anılan fıkraya (m) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (n) bendi eklenmiş ve takip eden bent numaraları buna göre teselsül ettirilmiştir.

e) Bakanlığın görev alanına giren konularda her türlü etüt, plan, proje, maliyet hesaplarını ve yapım işlerini yapmak veya yaptırmak.

f) Yapı denetimi sistemini oluşturarak 29/6/2001 tarihli ve 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun ile Bakanlığa verilen görevleri yapmak ve kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılan veya yaptırılanlar da dâhil olmak üzere yapıların can ve mal emniyeti ile mevzuata ve tekniğine uygunluk bakımından denetimini yapmak veya yaptırmak, tespit edilen aykırılık ve noksanlıkların giderilmesini istemek ve sağlamak; yapılarda enerji verimliliğini artırıcı düzenlemeleri yapmak, buna ilişkin faaliyetleri yönetmek ve izlemek; yapı malzemelerinin denetimine ve uygunluk değerlendirmesine ilişkin iş ve işlemleri yapmak.

ğ) Gecekondu, kıyı alanları ve tesisleri ile niteliğinin bozulması nedeniyle orman ve mera dışına çıkarılan alanlar dâhil kentsel ve kırsal alan ve yerleşmelerde yapılacak iyileştirme, yenileme ve dönüşüm uygulamalarında idarelerce uyulacak usûl ve esasları belirlemek; Bakanlıkça belirlenen finans ve ticaret merkezleri, fuar ve sergi alanları, eğlence merkezleri, şehirlerin ana giriş düzenlemeleri gibi şehirlerin marka değerini artırmaya ve şehrin gelişmesine katkı sağlayacak özel proje alanlarına dair her tür ve ölçekte etüt, harita, plan, parselasyon planı ve yapı projelerini yapmak, yaptırmak, onaylamak, kamulaştırma, ruhsat ve yapım işlerinin gerçekleştirilmesini sağlamak, yapı kullanma izinlerini vermek ve bu alanlarda kat mülkiyeti kurulmasını temin etmek; 2/3/1984 tarihli ve 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu ile 20/7/1966 tarihli ve 775 sayılı Gecekondu Kanunu uyarınca Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan uygulamalara ilişkin her tür ve ölçekte etüt, harita, plan ve parselasyon planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak, ruhsat işlerini gerçekleştirmek, yapı kullanma izinlerini vermek ve bu alanlarda kat mülkiyetinin kurulmasını sağlamak.

n) 23/9/1980 tarihli ve 2302 sayılı Atatürk’ün Doğumunun 100 üncü Yılının Kutlanması ve “Atatürk Kültür Merkezi Kurulması” Hakkında Kanunun mülga 3 üncü maddesi ile belirlenen Atatürk Kültür Merkezi alanını iyileştirme, güzelleştirme, yenileme ve ihya etmek amacıyla; Kültür ve Turizm Bakanlığının da görüşü alınarak, bu alan için her tür ve ölçekte etüt, harita, plan, parselasyon planı ile yapı projelerini yapmak, yaptırmak, onaylamak, kamulaştırma ve ruhsatlandırma işlemleri ile diğer iş ve işlemlerin gerçekleştirilmesini sağlamak.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı.

BAŞKAN – Tamam, karar yeter sayısı arayacağım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, şimdi, bu karışık bir önerge çünkü Atatürk Kültür Merkezi, açıkçası bu konuda Millî Komite’nin de yetkileri var. Millî Komite’nin bu konuda görüşü alınmadan, doğrudan doğruya sadece Kültür Bakanlığının görüşü alınarak yapılması, kanunun ruhuna da aykırı. Dolayısıyla “bu merkezde herhangi bir yapılaşma önerilemez” şeklinde kanun maddesi varken ve mülgalık da söz konusu değilken Millî Komite’yi aradan çıkarmak, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunu aradan çıkaran bir yaklaşım. O zaman Atatürk’ün 100’üncü doğum yılı münasebetiyle düzenlenecek tesisler konusunda kanunun verdiği görevi Millî Komite yerine getirmemiş olacak. Dolayısıyla bu önergenin son fıkrasıyla yapılan değişiklik, bence biraz düşünülmesi gereken bir husus. Biraz önce Nurettin Bey’le de şey yaptık, mülga bir madde de yoktu. Millî Komite’nin bu konuda görüşü alınmalı.

BAŞKAN – Şöyle yapalım mı? Ben on dakika ara vereyim, sizi de arkaya davet edeyim, kendi aranızda anlaşın.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.51


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.12

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

180 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

19/(a) maddesinde Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli ve arkadaşlarının önergesinin işleminde kalınmıştı.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, önergeye katılıyor musunuz?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılıyoruz efendim.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Söz konusu düzenlemeler ile 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede belirtilen görevlerde ve bazı birimlerin görevlerinde değişiklikler yapılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge çerçevesinde madde 19/(a)’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 19/(b) de iki önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 Sıra Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun Tasarısının 19’uncu maddesinin (b) fıkrasında yer alan “şeklinde” ibaresinin “olarak” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Emre Köprülü                        Haluk Eyidoğan                           Sakine Öz

                 Tekirdağ                                   İstanbul                                    Manisa

             Doğan Şafak                          Mahmut Tanal                           İdris Yıldız

                   Niğde                                     İstanbul                                      Ordu

                                                             Bülent Tezcan

                                                                   Aydın

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alacağım:

TBMM Başkanlığına,

Görüşülmekte olan 180 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 19. maddesinin (b) bendinin Tasarı metninden çıkartılmasını arz ederiz.

             Sadir Durmaz                          D. Ali Torlak                        Mehmet Erdoğan

                  Yozgat                                    İstanbul                                     Muğla

                Alim Işık                              Bülent Belen                  Hasan Hüseyin Türkoğlu

                 Kütahya                                  Tekirdağ                                 Osmaniye

BAŞKAN - Komisyon katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Vural, kim konuşacak? Gerekçeyi mi okutayım?

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu düzenleme ile mevcut yapının korunarak uygulamada çıkabilecek bazı sorunların önlenmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 Sıra Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun Tasarısının 19’uncu maddesinin (b) fıkrasında yer alan “şeklinde” ibaresinin “olarak” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Emre Köprülü (Tekirdağ) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Bülent Tezcan.

BAŞKAN – Sayın Tezcan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; afet riski altındaki alanların düzenlenmesine ilişkin kanun tasarısını görüşüyoruz. Bir ifadeye göre bu kanun tasarısıyla 200 milyar dolarlık bir meblağın düzenlendiği, bir başka ifadeye göre 500 milyar dolarlık bir alanın düzenlendiği bu tasarıyla…

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de afet riski altındaki alanlarda yapılacak düzenlemenin tutarı toplamının 500 milyar dolar gibi ciddi bir rakam olması söz konusu. Şimdi, tasarıya baktığımızda, tasarının içinde en önemli idari kuruluşlardan birisi belediyeler. Yetki verdiğimiz yani 500 milyar dolarlık rantın yönetilmesiyle ilgili yetki verdiğimiz en önemli kuruluşlardan birisi belediyeler, dolayısıyla belediye başkanları.

Sayın milletvekilleri, bakın, burada özellikle bu kadar önemli olan, böylesine büyük bir düzenlemede söz, karar, yetki sahibi olacak belediye başkanlarının durumu nasıl, dönüp bir bakalım. Bir: Bu yetkileri verdiğimiz, vereceğimiz belediye başkanlarının bu yetkileri kullanabilmesi ve bu kanunda verilen düzenlemeleri yapabilmesi için yeterli kadroları var mı? İkincisi: Bunları yapabilme konusunda rahat, güvenli bir çalışma ortamları var mı? Hepimiz biliyoruz ki son dönemde belediyeler üzerinde merkezî yönetimin ciddi bir terör estirmesi söz konusu. Belediye başkanları, bölgelerinin seçilmiş liderleri, seçilmiş siyasal önderleri, seçilmiş halk önderleri ve bir sabah, telefonla ifadeye çağrılabilmeleri mümkün olan bu belediye başkanlarının yedide kapısına emniyet güçleri dayanıyor ve olmadık, uyduruk bir soruşturmayla belediye başkanları önce bir gün, arkasından da Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun verdiği yetkiye dayanarak dört güne kadar uzatılan gözaltı süreleriyle gözaltına alınıyorlar.

Değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partili sayın milletvekilleri, iktidarınız döneminde belediye hizmetlerinde bir şey yerleştirdiniz: Kamu hizmetini kamu çalışanları eliyle değil, belediyelere kadro vermek suretiyle değil, doğrudan doğruya müteahhitleştirerek, hizmet alımları suretiyle kamu hizmetlerinin verilmesi sistemini yerleştirdiniz. Bakınız, belediye başkanlarımızın soruşturma geçirdiği dosyaların, gözaltına alındığı dosyaların, yargılandığı dosyaların tamamı bu ihaleler nedeniyle. İhaleye usulsüzlük karıştırsın ya da karıştırmasın, en küçük bir iddia nedeniyle sabahlara kadar, belediye başkanları emniyet nezarethanelerinde sabahlıyor. Yazık değil mi? Bunlar bizim belediye başkanlarımız değil mi? Hangi siyasi partiden olduğunun önemi yok ama belli ki çoğunlukla muhalefet belediye başkanları ve Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarının üzerinde özellikle bu sistem, itibarsızlaştırma kampanyası aktif bir şekilde yürütülüyor. Daha geçen hafta, perşembe günü, apar topar Aydın’a gitmek zorunda kaldım. 6 tane belediye başkanı, 3 tanesi görevde, 3 tanesi de eski belediye başkanı, sabaha karşı saat yedide gözaltına alındı; dört gün, en son pazartesi günü sabaha karşı dört buçukta, vicdanlı bir hâkimin sayesinde serbest bırakıldılar. Bozdoğan Belediye Başkanı, Kuyucak Belediye Başkanı, Köşk Belediye Başkanı, Köşk’ün eski Belediye Başkanı, Umurlu eski Belediye Başkanı, Sultanhisar eski Belediye Başkanı.

Değerli arkadaşlar, 500 milyar dolarlık bir yatırımın, bir planlamanın başına geçireceğiniz belediye başkanlarını bu şekilde kamuoyu önünde itibarsızlaştıracaksınız ve onların tepesinde bu yargı kılıcını Demokles’in kılıcı gibi sallandıracaksınız, ondan sonra da bu yasayı geçireceksiniz. Belediye başkanlarının üzerinden elinizi çekin, belediye başkanlarına güvenli, huzurlu bir çalışma ortamı verin ki o bölgenin halkı da rahat hizmet alsın.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tezcan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Madde 19/(b)’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 19/(c)’de bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 Sıra Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun Tasarısının 19’uncu maddesinin (c) fıkrasında yer alan “bendinde belirtilen” ibaresinin “bendindeki” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Sakine Öz                           Haluk Eyidoğan                           Atilla Kart

                  Manisa                                    İstanbul                                    Konya

               İdris Yıldız                             Haydar Akar                            Tanju Özcan

                    Ordu                                      Kocaeli                                      Bolu

                                                            İlhan Demiröz

                                                                   Bursa

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Tanju Özcan, Bolu Milletvekili, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; afet riski altındaki alanlarla ilgili bir yasal düzenlemeyi görüşüyoruz. Ben de bu yasal düzenleme kapsamında yaklaşık on üç yıl önce 2 defa doğal afet olan deprem felaketiyle karşılaşmış olan Bolu’nun Milletvekili olarak birkaç hususa müsaadenizle değinmek istiyorum.

Özellikle 12 Kasım 99’da meydana gelen depremde Bolu ilinin yüzde 48’i hasar görmüştü ve hâlen de Bolu’yla ilgili bu risk devam etmekte uzmanların ifadesine göre. Bugün, aslına bakarsanız, bu yasanın Meclis gündemine gelmiş olmasından memnuniyet duymamız gerekir ancak gerçekten niyet, sizlerin niyeti bu yasayı getirirken, afet altındaki bölgelerin riskini azaltmak mı, yoksa gene böyle bir iyi niyetli yasa tasarısının altında yandaşları zengin etmek düşüncesi mi var, bunu gerçekten merak ediyorum.

Az önce Sayın Bülent Tezcan arkadaşımız ifade ettiler. Arkadaşlar, bu yasa tam anlamıyla uygulanırsa yaklaşık 500 milyar dolarlık bir rant ortaya çıkacak. Bu rantın kime, nasıl, ne şekilde dağıtılacağı, birilerine peşkeş çekilip çekilmeyeceği hususları gerçekten kamuoyunun ve bizlerin kafasında soru işaretleri doğmasına sebebiyet vermektedir.

Arkadaşlar, eğer bu konuda bir yasal düzenleme ihtiyacı varsa -ki bence de var- biz işe, yerel yönetimlerin, belediyelerin ve il özel idarelerinin teknik personel ihtiyacını karşılayarak, yeni kadrolar ihdas ederek başlamalıyız diye düşünüyorum. Gerçekten, çoğunuz bilmem biliyor musunuz, taşradaki birçok belediyenin, teknik adam sıkıntısı sebebiyle, mevcut mevzuata göre bile yapmaları gereken denetimleri yapamadıklarını, çalışmaları ve planlamaları yapamadıklarını görüyorsunuz. Eğer bu konuda samimiyseniz, aynı zamanda bu teknik kadroları da ivedi olarak ihdas etmemiz gerekir.

Bunun yanı sıra, 7269 sayılı Yasa ile bu yasanın bazı hükümlerinin esaslı ölçüde çeliştiğini görüyoruz. Bu çelişkilerin giderilmesi için de özel bir çalışma yapmamızda büyük fayda olduğu kanaatindeyim.

Değerli milletvekilleri, tabii, bir de doğal afetlerin yanı sıra yerel afetler olduğunu da sizlerle paylaşmam gerekir. Bu yerel afetlerin kaynağı da maalesef yerel yönetimler. Az önce ifade ettim, ben Bolu ilinin milletvekiliyim. Ankara ile İstanbul arasında, otobandan iki girişi var, Bolu Doğu ve Bolu Batı. Eğer arkadaşlar, söylediklerime, şimdi söyleyeceklerime inanmıyorsanız, İstanbul’a giderken veya İstanbul’dan dönerken Bolu iline şöyle bir girin, bakalım yerel afet neymiş göreceksiniz.

Arkadaşlar, şu anda benim ilimin merkezinde, Bolu Belediyesi sınırları içerisinde 50 metre kasissiz bir yolda gidebilmeniz mümkün değil. Gerçekten, Bolu afet riskiyle karşı karşıya değil, tam anlamıyla bir afet yaşıyor. Yollar patates tarlasına dönmüş durumda.

Bolu’da sizin partinizden seçilmiş bir belediye başkanı var. Bu Belediye Başkanımız Bolu’ya hizmet edemez duruma gelmiştir; eli kolu bağlı, parası pulu yok, İller Bankası tarafından kırmızı çizgi çizilmiş üzerine. Ben AKP’nin yetkililerine ve sayın bakanlara buradan rica ediyorum: Ne olur, Bolu Belediye Başkanına para gönderin, hem de ivedi olarak. Aksi takdirde Bolu halkı gerçekten bu afeti yaşamaya devam edecektir.

Yetmiyor, tabii, yine kendi bölgemle ilgili şunu söyleyeceğim: Bir Göynük ilçemiz var. Bu ayın 27’sinde Akşemsettin Hazretleri için düzenlenen bir etkinlik olacak. Zannediyorum, AKP de bakan düzeyinde bu etkinliğe katılacak. Ancak Göynük ilçemizin yolu yok. Ben merak ediyorum, oraya katılacak olan bakan nereden gelecek, nasıl gelecek? Kendisine önerim, helikopterle Göynük’e gelmesi. Eskiden Göynük’ün dar bir yolu vardı, bugün Göynük’le Bolu arasında, maalesef, yol yok.

Yakın zamanda Zonguldak’a giden var mı, bilmiyorum. Zonguldak yolu üzerinde bizim Mengen ilçemiz var. Gerçekten bir afet durumuyla karşı karşıyayız burada, abartmıyorum. Burada birkaç kilometrelik yolu gidince üç gün dinlenmeniz gerekiyor.

Arkadaşlar, geçen hafta veya ondan önceki hafta yurt dışındaydık. Hannover şehrinin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki görüntüleri var. İnanın, Hannover şehrinin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki görüntüleri Bolu Belediyesinin bugünkü görüntülerinden daha iyi. O yüzden, ben yeri gelmişken bu konuya da özel olarak değinmek istiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.27


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.37

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

180 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 19/c maddesi üzerinde Bolu Milletvekili Sayın Tanju Özcan ve arkadaşlarının değişiklik önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

180 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi, madde 19/c’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 19/ç’de bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 Sıra Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun Tasarısının 19’uncu maddesinin (ç) fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Mehmet Şeker                          Haydar Akar                          Mahmut Tanal

                Gaziantep                                  Kocaeli                                    İstanbul

     Ferit Mevlüt Aslanoğlu                   Veli Ağbaba                           İlhan Demiröz

                 İstanbul                                   Malatya                                     Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Başkanım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın İlhan Demiröz konuşacaklar.

BAŞKAN – Bursa Milletvekili Sayın İlhan Demiröz, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesinin (ç) bendinin değiştirilmesi konusunda vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Sizleri ve ekranları başındaki bizi izleyen değerli vatandaşlarımızı saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değişiklik, bir cümleden ibaret. Yapı işleri Genel Müdürlüğüne Bakanlığa verilen görevleri yürütmek ama Bakanlık… Şu anda kanun hükmünde bir kararname bulunduğunu da belirtmek isterim.

Değerli milletvekilleri, vatandaşlarımızın barınma, mülk edinme, hak arama gibi özgürlüklerini hiçe sayan, seçimle başa gelmiş yerel yönetimlerin yetkilerini ortadan kaldıran, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile TOKİ’ye kültürel, tarihî varlık, askerî alan, mera, kamu ayrımı yapmaksızın istediği binaya el koyma, yıkma yetkisi veren, yasalaşması hâlinde kendisi afet yaratacak bir tasarıyla karşı karşıyayız.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıyla kamusal hizmetler için ayrılmış olan eğitim, sağlık, sosyal ve kültürel faaliyetlerde kullanılan binalara, tesislere Bakanlık ve TOKİ istediği gibi el koyacaktır ve istediği gibi satacaktır. TOKİ, el koyduğu bu taşınmazlarda projelerinde yerel ve bölgesel sivil mimarinin çağdaş tasarımlarını dikkate almayacak ve TOKİ’ye devredilen yasal imar yetkileri kent ve çevreyle uyumsuz, planlama ve şehircilik ilkeleri gözetmeyen, imar hukuku, tarım, mera, orman, tarih, kültür tanımayan yapılaşmanın önünü açacaktır. Örnek derseniz, her ilde mutlaka vardır ancak benim aklıma hemen Bursa TOKİ Doğanbey Kentsel Dönüşüm ve Toplu Konutları geliyor. Sayın Başbakanın sözcükleri arasına aldığı “ucube” ve ucube konutlar Bursa’nın maalesef kalbine hançer gibi saplanmıştır.

Sayın Bakan, gezdiğim illerde bir gözlemimi sizinle paylaşmak istiyorum. TOKİ konutları, il ve ilçelerin yüksek kotlarında, şehir merkezine tepeden bakacak hâkim noktalara yapılmış. Bu mimari tarzı bu yasayla yetkileri artan TOKİ’nin bir öngörüsü müdür?

Değerli milletvekilleri, yasa böyle olunca 2/B arazilerinden villa yerleri yeni rantlar sağlanacak, mera alanlarında yapılacak yüzde 2 inşaat alanıyla yeni 2/B’ler yaratılacak, okul yeri beğenecek AVM yapmak isteyecek, hastane yeri beğenecek otel yapmak isteyecek, belediyelerin yetkisi ortadan kalkınca TOKİ veya Bakanlık Ankara’dan karar verecek, ilçelerin, beldelerin kimlikleri ortadan kalkacak. Ne uğruna? Rant uğruna. Nasıl olacak? Bu yasayla olacak. Tabii bu tasarının getirdiği sakıncalardan biri de arkadaşlarımızın bahsettiği gibi 4743 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 21/B maddesi kapsamında alınması ve bunun ihale suretiyle değil pazarlık suretiyle yapılmasıdır.

Yine tasarının en önemli sakıncalarından biri de Büyükşehir belediyesi sınırları içinde ilçe belediyelerinin yok sayılarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığının büyükşehir belediyesi sınırları içindeki ilçe belediyelerinden dilediğiyle çalışıp istemediğiyle çalışmama yetkisi verilmesidir. Hatırlarsınız, İller Bankasının bundan önce belediyeye aktardığı kaynağın yarısı AKP’li belediyelere gitmişti. Şimdi de iktidar belediyeleriyle muhalefet belediyeleri arasında ayrım yaparak süreç iktidar belediyelerinden yana işletilmeye devam edecektir. Bu tasarıyla muhalefet belediyelerini halkın gözünde itibarsızlaştırmak için yeni bir mekanizma yaratılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de binaların depreme dayanıklı hâle getirilmesinin bu anlamda bir kentsel dönüşümün acil gereksinim olduğunun hepimiz farkındayız ancak bu tasarıyla değil.

Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demiröz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Madde 19’a ç’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 19/d’de bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 sıra sayılı “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı”nın 19’uncu maddesinin (d) bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Haluk Eyidoğan                  Dilek Akagün Yılmaz                    Haydar Akar

                 İstanbul                                      Uşak                                      Kocaeli

                                    Ali Sarıbaş                              Mahmut Tanal

                                     Çanakkale                                    İstanbul

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu tasarı hazırlanırken, daha önceden Japonya’nın sürekli depremlerle karşı karşıya kalması nedeniyle, Japonya Uluslararası Ajansından kopya alınmış. Ancak kötü yönleri, buradaki kâr getirebilecek yönler alınmış, iyi yönlerde sadece alınan, bir merkezî planlama açısından alınmış diyebiliriz. Ancak, gerçekten, keşke Japonya’da uygulandığı gibi, vatandaş idare mahkemesine dava açtığı zaman yürütmeyi durdurma kararı nasıl orada veriliyor ise onun aynısını da biz burada arzulardık.

Mevcut olan tasarıda “Yürütmeyi durdurma kararı verilemez.” şeklinde açık, net bir hüküm var. Anayasa’mızın 125’inci maddesine baktığımız zaman, “Ülkede olağanüstü hâl varsa, ülkede sıkıyönetim var ise bu iki şartın olması hâlinde, ayrı ayrı dönemlerde yürütmeyi durdurma kararı verilemez.” der değerli arkadaşlar. Yani şu anda ülkemizde bir sıkıyönetim mi var, bir olağanüstü hâl mi var ki yürütmeyi durdurma kararı verilemez bu olaylarla ilgili yani bu yasadan doğan hakların kullanılmasıyla ilgili. Bunun mefhumu muhalifinden çıkan mana şudur: Siyasal iktidar ülkede görünmez bir sıkıyönetim ilan ettiği için, görünmez bir olağanüstü hâl ilan ettiği için bu yasayla. “Bu yasadan doğan ihtilaflardan dolayı yürütmeyi durdurma kararı verilemez.” şeklinde hüküm getirilmiştir.

Değerli milletvekilleri kürsüde yolsuzluklardan bahsederken Sayın Bakan, sayın AKP’li milletvekili arkadaşlarımız der ki: “Kardeşim, bunu nereden çıkarıyorsunuz?” Şimdi, ben dün Sayın Maliye Bakanına sordum, Danıştay Başkanlığına, Yargıtay Başkanlığına, Anayasa Mahkemesi Başkanlığına alınan BMW’lerle ilgili sorunu gündeme getirmiştim.

Değerli arkadaşlar, BMW’lerin bir tanesinin aylık kira bedeli 7.600 avro, bu bilgiyi veren Başbakanlık İdari İşler Başkanlığı. Aylık kirası 7.600 avro, 7.600 TL değil değerli arkadaşlar. Peki, kaç yıllığına kiraladığını sorduğumda verilen ikinci cevap, yine Başbakanlık İdari ve Mali İşler Başkanlığı üç yıllığına kiraladıklarını söylediler. Üç yıl -aylık 7.600 avrodan- otuz altı ay yapar değerli milletvekilleri. Otuz altı ayı 7.600 avroyla çarptığımız zaman, her aracın üç yıllık kira bedeli 273.600 avro yapıyor. Aynı şekilde “Borusan’dan bu aracı satın alırsak kaç paraya satın alabiliriz?” dediğimizde, bu aracı 276 bin avroya da satın alabiliyoruz. Yani, kamu gelirlerinin nasıl çarçur edildiğinin, nasıl peşkeş edildiğinin, nasıl yolsuzlukla birilerine para kayrıldığının size belgesini ibraz ediyorum. Bu Borusan’ın belgesi, bu da bana verilen belge değerli arkadaşlar. Bu bir.

İkincisi, hemen şu anda içinde bulunmuş olduğumuz il olarak Ankara Büyükşehir Belediyesinin olayına geliyorum ben. Ankara Büyükşehir Belediyesi 30 Mayıs 2012 tarihli bir çek verir. 30 Mayıs 2012 tarihli, hâlen bu tarih gelmedi, ancak bunun ödemesini ne yapar? Bankaya talimat verir, 18 Ocak 2012 tarihinde Vakıflar Bankasına talimatı verir, ödemeyi yapar. Arkadaşlarımız diyebilirler ki: “Yahu kardeşim bunu söylüyorsunuz ama nerede?” Ben size çekin numarasını veriyorum, bankanın şubesini veriyorum: Banka, Vakıflar Bankası Siteler Şubesinde, seri numarası 260001500058007265212756 numaralı hesaptan yüklü bir ödeme yapılmış. Neden bu erken ödeme yapıldı? Yine bu da sürekli Ankara Büyükşehir Belediyesinin yan şirketi olan Belbeton AŞ’den ihale alan yandaşlarına erken ödeme yapıldı. Bunun adı yolsuzluk değil de… Bu da yolsuzluğun bir başka türü değerli arkadaşlar.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Çek ibraz edildiği zaman ödenmez mi Sayın Tanal?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Değerli meslektaşım, sizinle avukatlık yaparken, “Çek ibraz edildiğinde ödenmez mi?” sorunuz, hukuki bilgi eksikliğiniz var, özür dilerim, bunu söyleyeyim, çünkü bu Parlamentoda bundan iki ay önce çeki vadeye bağladınız, “Çekin üzerindeki vadeden önce ödeme yapılmaz.” dediniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – İbraz edildi…

MAHMUT TANAL (Devamla) – …o yasadan bilginiz yoksa ben tekrar gözden geçirilmesini istirham ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Madde 19/d’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 19/e’de bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 Sıra Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun Tasarısının 19’uncu maddesinin (e) fıkrasındaki “maddesi kapsamındaki” ibaresinin “maddesinde belirtilen” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Haluk Eyidoğan                         Ali Serindağ                           Mahmut Tanal

                 İstanbul                                  Gaziantep                                  İstanbul

                             Dilek Akagün Yılmaz                     Bülent Tezcan

                                          Uşak                                        Aydın

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

Sayın Yılmaz, buyurun.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 180 sıra sayılı tasarıyla ilgili görüşlerimi bildirmek üzere ben de söz almış bulunuyorum ama önce gündemdeki bazı konulardan bahsetmek istiyorum.

Tutuklu milletvekilleriyle ilgili çok ciddi sorunlarımız var arkadaşlar, hepiniz biliyorsunuz. Tutuklu milletvekillerinin kendileri, çocukları, eşleri, yakınları, arkadaşları umutlandılar. Cumhurbaşkanı ve Bülent Arınç “Serbest kalmalılar.” dedi, umutlandılar. Sayın Cemil Çiçek nisan ayında “Siyasi partilere sorunun çözümü için çağrı yapıyorum.” dedi, umutlandılar. Sayın Cemil Çiçek, 26 Nisanda yasal zeminde sorunun çözümlenmesi için uzlaşma sağlandığını söyledi, umutlandılar. Sonuç? AKP reddetti. Tüm bunların sonucu, tutuklu milletvekillerine ve yakınlarına manevi işkencedir arkadaşlar. İşkence her zaman fiziki olmaz. Mustafa Balbay’ın küçük kızı Yağmur ve küçük oğlu Deniz’e bunu anlatabilir misiniz arkadaşlar? Bu çocukların çektiği acıyı ben sizin vicdanlarınıza bırakayım diyorum ama vicdanlarınızda acaba bu konuda bir acı hissediyor musunuz, bunu sizlere sormak istiyorum.

Tutuklu milletvekilleriyle ilgili kamuoyunda yaygın bir kanı vardır arkadaşlar, nedir biliyor musunuz? Anayasa sürecinde AKP tarafından tutuklu milletvekillerinin rehine olarak kullanılacağı, pazarlık konusu yapılacağı söyleniyor artık. Tutsak, rehine milletvekillerinin özgürlükleri pazarlık konusu yapılamaz. Tüm bu gelişmeleri sizlerin değil kamuoyunun vicdanına bırakıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; üç gün sonra 19 Mayıs, ulusal kurtuluşumuzun başladığı gün. Bu vatanın bütün toprakları işgal edilmiş, kaleleri zaptedilmiş, ordusu dağıtılmış bir haldeyken, Anadolu’da halk yoksulluk içindeyken, 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal bir güneş gibi orada doğdu. Anadolu’daki yoksul insanlarımız Mustafa Kemal’in önderliğinde imkânsız denilen bir savaşı kazandılar. İşgalciler topraklarımızdan kovuldu ve Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. İşte bu gün Mustafa Kemal Atatürk tarafından gençliğe armağan edilmiş, yıllardır Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlanmaktayken, AKP İktidarı tarafından bu bayram ve diğer ulusal bayramlarımız ve ulusal bilincimiz yok edilmeye ve unutturulmaya çalışılmaktadır. Bunun temelinde yatan düşünce, Atatürk devrimlerini ve cumhuriyet ilkelerini unutturma, yok etme isteğidir. Yeni çıkarılan yönetmelik gereğince bize ulaşan davetiyelerde görüyoruz ki, törenler sadece gençlik ve spor il müdürlüğü tarafından yapılmakta, bu törenlerde sadece çelenk koyma bulunmaktadır arkadaşlar, başkaca hiçbir kutlama, hiçbir tören yoktur. Bu programlar içinde, Sayın Suat Kılıç’ın söylediği gibi, sempozyumlar yoktur. Meydanlarda, okullarda ve her yerde coşkuyla kutlanacağı söylenmiştir ama bu şekilde hiçbir tören kutlaması yoktur bize gelen davetiyelerde.

AKP, 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal eden Yunan askerlerine ilk kurşunu atan ve orada şehit düşen Hasan Tahsin’in resmî anma törenlerini kaldırdığı gibi tüm bayram törenlerini kaldırmak istiyor ancak, şimdilik halkın tepkisini çekmemek için alt düzeyde tören düzenleyerek, kutlama yapıyormuş gibi bir izlenim yaratılıyor.

AKP, ulusal bayramlarımız yerine, geçen yıl olduğu gibi görkemli bir şekilde padişahların doğum ve ölüm yıl dönümlerini koyacak anlaşılan. Ancak AKP yanılıyor sevgili arkadaşlar. Bu halk ne Atatürk’ten ne ilkelerinden ne de laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nden asla vazgeçmeyecektir. 19 Mayısta Samsun’da, İstanbul’da, Türkiye’nin tüm illerinde AKP’ye inat gençler ve halk bu bayramı kutlayacaklardır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının 19’uncu maddesiyle ilgili konuşmak için söz aldım. Bu tasarının bu maddesinde -644 sayılı- Çevre ve Şehircilik Bakanlığının görevleriyle ilgili düzenlemeler yapılmakta. Bu 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname altıncı ayda çıkartıldıktan sonra, 8 Ağustos 2011’de, 23 Ağustos 2011’de, 11 Ekim 2011’de, 3 Kasım 2011 tarihinde çıkartılan kanun hükmünde kararnamelerle değiştirilmiş. Bu, beşinci değişiklik oluyor arkadaşlar. Yangından mal kaçırırcasına Meclise getirmeden, tartışmadan bu şekilde kanun hükmünde kararnameler çıkartılınca, elbette bu kadar da eksiklik mutlaka oluyor bu kanun hükmünde kararnamelerde.

AKP’yi iktidar sarhoşluğu öylesine sarmış ki, hiçbir kural, yasa, Anayasa AKP İktidarını bağlamamakta. Ben yaptım, oldu mantığıyla çoğunluk diktatörlüğünü bu ülkede artık uygulamaktadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Madde 19’a (e)’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 20’de bir önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 Sıra Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun Tasarısının 20’nci maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Haluk Eyidoğan                         Ali Serindağ                     Dilek Akagün Yılmaz

                 İstanbul                                  Gaziantep                                    Uşak

                                         Ali Sarıbaş                      R. Kerim Özkan

                                         Çanakkale                              Burdur

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bir konuda istirhamım olacak Sayın Başkandan. Biraz önce 19’uncu maddeyi birçok madde hâlinde görüştük. Lütfen, Komisyon olarak bu madde hâlinde görüştüklerinizi ayrı madde olarak getirin ki biz de planlamamızı buna göre yapalım. Dolayısıyla komisyonlardan -bu konuda- bir tek madde geliyor, birçok maddeyi görüşmek durumunda kalıyoruz. O bakımdan, Komisyon olarak bu konuya dikkat etmenizi istirham ediyorum.

BAŞKAN – Tamam.

Sayın Eyidoğan, buyurun.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu afet riski altındaki alanlarda dönüşüm yasasıyla ilgili çok şey söylendi. Bundan sonra, bu yasa muhtemelen buradan geçtikten sonra da artık, daha çok, bu konuda, vatandaş bir şeyler söyleyecek sizlere.

Dolayısıyla ben yasanın detaylarıyla ilgili fazla bir şey söylemeyeceğim ancak bu yasa çıkmadan mevcut mevzuatla yapılmış bir uygulamadan bahsedeceğim. Nedir bu uygulama? Hepinizin belki duyduğu, Sulukule dönüşüm, yenileme, rehabilitasyon olayı. Sulukule, tarihî yarımadanın Edirnekapı surlarının dibinde, 11’inci yüzyılda yerleşmiş Roman grubunun yaşadığı bir alan. Tarihsel bir eğlence geleneğine sahip olan, İstanbul’un kültüründe önemli bir yer. Nüfusu bir ara 5 bindi, bunun 3.500’ü Roman’dı ve Sulukule Platformunun yaptığı araştırmaya göre, mahalle halkının yüzde 76’sı Sulukule’de doğmuştur.

Sulukuleliler, 2005 yılında 5366 sayılı Yasa’ya dayanarak ve “önce insan” sloganıyla başlayan Kentsel Yenileme Projesi’nin varlığını, ilk kez, 28 Haziran 2006 tarihinde Fatih Belediyesinin davetiyle duydular ve 3.500 Roman, basın açıklaması yaptılar, dediler ki: “Biz, bu projeyle, yüzyıllardır yaşadığımız yerlerden çıkıp gitmek zorunda kalacağız. Eğer belediye Sulukuleyi gerçekten tarihî bir mekân olarak korumak istiyorsa evlerimizin bakım, onarım ve tamiri için bize maddi imkânla birlikte mühendislik ve mimari destek sağlansın.” Romanlar, sivil toplum ve üniversitelerden gönüllülerle kendi alternatif sosyal projelerini hazırladılar, o zamanki TOKİ Başkanı Sayın Erdoğan Bayraktar’a sundular. Küçük küçük evler tanımlamışlardı, 60-70 metrekare gibi. TOKİ güldü, “Olmaz, biz daha iyisini yaparız.” dedi ve bugün, bunu yaptılar ve bitirmek üzereler.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Biz de görelim.

HALUK EYİDOĞAN (Devamla) – Bu projeye, TOKİ’nin yaptığı bu projeye iptal davası açıldı fakat iptal davası sonuçlanmadan yapılan yıkımların açık hukuk ihlali olduğu defalarca söylenmesine rağmen, yıkıma devam edildi. 2007 yılında başlayan yıkımlarda 2009 yılına kadar, birkaç tane tescilli ev dışında toplam üç yüz kadar ev yıkıldı. Fatih Belediyesinin 4 Aralık 2007 tarihinde düzenlediği kura çekilişinde 434 kiracıdan 205’i için Sulukule’den 40 kilometre uzaklıkta Taşoluk’ta satın alacağı TOKİ evleri belirlendi. Kiracılara, TOKİ’nin Gaziosmanpaşa Taşoluk’taki konutlarından yüz seksen ay vadeyle satın alma hakkı verildi. Ve 275 lira ile 475 lira arasında olan taksitleri ödeyemeyen kiracılar, Romanlar yeniden Sulukule’nin etrafına Karagümrük ve Balat civarına taşındılar. Taşoluk’ta ise yalnız iki aile kaldı. Bu tasfiye, gerisin geriye göçün sonuçları. Adına “önce insan”, “sosyal proje” dedikleri kentsel dönüşüm projesi yüzünden eski yerleri Sulukule’den gayet zekice sürüldüklerini anladılar geç de olsa. Fatih Belediyesi TOKİ’yle el ele vererek altı yüz kırk tane dubleks, tripleks ev yaptılar. Sulukule’ye 120 metrekarelik sosyal konutlar sözüm ona. Bu villaları sattılar Roman olmayanlara.

Taşoluk’taki ve Kayabaşı’ndaki TOKİ konutlarını terk eden Roman aileler Sulukule’nin eski mahallelerinin çeperlerine yerleştiler; Sultan Mahallesi’nin bodrum katlarına, terk ettikleri izbe mekânların benzeri yerlere ama o eski mekânların dışına. Sulukule’nin adını ve yapısını değiştirdiler. Artık Sulukule değil o, Karagümrük Mahallesi. Eski mahallelerinin çeperlerine yerleşen Romanlar, şimdi, yeni mahallelerinin dışında o eski mahallelerine hüzünle bakıyorlar. Sözüm ona “önce insan” projesine, belediye-TOKİ iş birliğinin dönüştürdüğü mahallelerine hayıflanarak bakıyorlar, “Ya, biz kandırıldık mı?” diye sorarak bakıyorlar, “Bu dönüşüm müydü, yoksa bir tasfiye miydi?” diyerek bakıyorlar, soruyorlar birbirlerine. 2009, İstanbul tarihinde, sekiz bin yıllık kültür kentinde bir kültürel varlığın, Sulukule’nin yok oluş tarihidir.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eyidoğan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Madde 20’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 21’de üç önerge vardır.

Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım üç önerge aynı mahiyettedir. Bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım, önerge sahiplerinin istemi hâlinde kendilerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 Sıra Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun Tasarısının 21. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Haluk Eyidoğan                          İdris Yıldız                           Yıldıray Sapan

                 İstanbul                                      Ordu                                      Antalya

                                  Doğan Şafak                               Haydar Akar

                                        Niğde                                        Kocaeli

Diğer önergenin imza sahipleri: 

            Mehmet Şandır                       Mustafa Kalaycı                    Kemalettin Yılmaz

                  Mersin                                     Konya                              Afyonkarahisar

             D. Ali Torlak                        Yusuf Halaçoğlu                        Enver Erdem

                 İstanbul                                    Kayseri                                     Elâzığ

Diğer önergenin imza sahipleri:

           Nurettin Canikli                  Mehmet Doğan Kubat                      Şirin Ünal

                 Giresun                                   İstanbul                                   İstanbul

             Ramazan Can                         Sevim Savaşer                      Bedrettin Yıldırım

                Kırıkkale                                  İstanbul                                     Bursa

                            Mihrimah Belma Satır                   Mehmet Akyürek

                                        İstanbu                                      Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın grup başkan vekilleri, gerekçe mi okutayım…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Sakine Öz.

BAŞKAN – Sayın Öz, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz burada günlerdir afet riskini konuşuyoruz, demek ki Hükûmet afet konusunda çok duyarlı. Acaba öyle mi? Bakın, ben size Manisa’da yaşanan doğal bir afetten bahsedeceğim. Risk varken dönüştürmeyi düşünüyorsunuz ama küçük bir bölgede insanlara büyük dert olan afetlere çare olmakta nasıl da geç kalıyorsunuz.

Sayın milletvekilleri, aslında hâlen geç değildir. Geçtiğimiz perşembe günü, Salihli ilçesinin Köseali köyü ve çevresine, Alaşehir ilçesinin Kavaklıdere beldesi ve çevresindeki köylerde üzüm bağlarına, kiraz yetiştirilen Sarıgöl ilçesinin Karacaali köyüne ve yine Salihli ilçesinin Gökeyüp beldesi çilek tarlalarına dolu yağdı. Yirmi dakika süren fındık büyüklüğünde bir dolu. Doludan sonra köylere giden ilk milletvekiliyim; daha sonra giden oldu mu bilmiyorum. Henüz, köylülerimiz üzerlerindeki şaşkınlığı atamamış, yerlere serilmiş üzüm salkımlarına, doludan zedelenmiş filizlere bakarak kara kara düşünüyorlardı. Onlar, 14 Mayıs Çiftçiler Günü’nü hüzünle karşıladılar.

Köseali köyü ve çevresinin tamamına yakını bağcılıktan geçimini sağlıyor. Dolu felaketi bu bölgelerdeki bağlara yüzde 20 ile yüzde 100 arasında değişen zararlar verdi, yaklaşık 2.500 hektar arazi hasar gördü ve tahmin ettiğiniz gibi, gerek ekonomik nedenlerden gerekse tarım sigortasının yetersiz oluşundan dolayı güven duymadıklarından bu bağların çoğu sigortasızdı.

İçinizde bağcılığı bilen milletvekilleri vardır. Bir bağın böyle bir dolu afetine maruz kalması, bir yıllık değil, iki üç yıllık verimini düşürür, bazen de bağın tamamen sökülmesine neden olur. Bu nedenle, üreticilere uzatılacak yardım elinin son derece güçlü olması, yaraları gerçekten sarması gerekiyor.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yetkilileri pazartesi günü Köseali köyü ve çevresine hasar tespitine gitti. Verilecek destek hasara göre belirlenecek. Ne var ki Köseali köylülerinin birçoğu ortakçılık yapıyor yani bağın tapulu sahibi değiller. Üzerinde kayıtlı bir sıra bağı olmayan köylülerimiz de bu afetten zarar görmüş durumdalar. Bu nedenle, bu köylülerimizin en önemli isteği köydeki bütün çiftçilerin başta Ziraat Bankası ve diğer bankalar ile tarım kredi kooperatiflerine olan borçlarının en az bir yıl faizsiz ertelenmesidir. Bu yardım bir an önce yapılmalıdır.

Dolu ile delik deşik olan salamuralık yapraklar bu mevsimde bölgemizin önemli gelir kaynağıdır. Köylülerimiz bu mevsimde topladıkları taze bağ yapraklarını satarak çocuklar okul masraflarını, anneler ise evlerinin pazar masraflarını karşılamaktadırlar.

Yine çilek üreticilerimiz de ürünlerini üretebilmek için borçlandı. Bazıları su kuyusu kazdırdı, bazısı gübre, bazısı naylon aldı. Çilekleri yetiştirecek, satacak borçlarını ödeyecekti ama dolu yalnız ürünlerini değil umutlarını da vurdu. Çilek üreticilerinin zararları da ziraat odaları ve Bakanlık yetkilileri tarafından tespit edildi. Şimdi sıra bir an önce yaralarının sarılmasında, borçlarının ertelenmesinde.

Değerli milletvekilleri, diyeceksiniz ki: Bu anlattıklarının bu yasa ile ne ilgisi var? Çok ilgisi var çünkü hafta sonu buraya gelmeden bu köylülerimizle konuştum. “İktidar partisi bir ‘Geçmiş olsun.’ bile demedi, bizi aramadı.” diye şikâyet ettiler. Risk var diye kentlerin çöküntüye uğramış rant alanlarını, tarihî bölgeleri, meraları, 2/B arazilerini dönüşüm alanı ilan etmeyi düşünüyorsunuz. Ruhsatlı evleri bile yıkılabilir görüyorsunuz. Ama insanlarımız ne tür afet yaşarlarsa yaşasınlar arayıp sormuyorsunuz. Afet olabilir diye insanları evlerinden, iş yerlerinden etmeye kalkışmadan önce sizi bir kez daha düşünmeye çağırıyorum. Şehirlerin, insanların uğradığı kalıcı hasarları kim tamir edecek? Bu yasaya “Evet.” diyecek tüm arkadaşlarımın aslında öncelikle bu sorunun yanıtını vermesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu ülkede sadece AKP’liler yaşamıyor. Biz bu şehirlerde, ülkede hep beraber yaşıyoruz. İktidar partisinin afet riski bahanesi ile Türkiye’yi bir rant alanı olarak görmesini asla kabul etmiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

SAKİNE ÖZ (Devamla) - İnsan hak ve hukukuna saygılı, çevre ve doğaya zarar vermeyen, insan odaklı şehirlerin inşa edilmesi, estetikten yoksun, şekilsiz yeni kentlerin oluşmaması dileğiyle yüce Meclisi saygı ile selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 180 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın çerçeve 21’inci maddesiyle ilgili verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Önergeye Hükûmet ve Komisyon katıldığını ifade etti. Böylelikle, tasarıda yapılan bir yanlışlık düzeltilmekte. Tasarının yapısı, bazı kanunlarda, aynı maddelerde kısa zamanda yapılan değişiklikler Hükûmetin kafasının karışık olduğunu, esasen ne yapmak istediğini bilmediğini ortaya koymaktadır. Kanun tasarısının adı bile kanun tekniğine uygun değildir. Zira, tasarının 10’uncu maddesinden itibaren gelen maddeler başka kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapan hükümler içermektedir. Tasarının adında bu durum dikkate alınmalıdır.

AKP Hükûmeti Türkiye’nin doğal ve kentsel altyapısını baştan aşağıya değiştirmek ve dönüştürmek istemektedir. İlgili kesimlerin görüş, öneri ve eleştirileri alınmadan ve yeterince tartışılmadan hazırlanan tasarının yasalaşması hâlinde kentlerimiz plansızlığa doğru bir adım daha sürüklenecek, kentsel alanda karmaşa büyüyecektir. Dokuz buçuk yıldır, başta imar düzenlemeleri olmak üzere, kentleşme ve konutla ilgili yetkiler, önceki adıyla Bayındırlık, Turizm ve Çevre bakanlıkları ile Özelleştirme İdaresi, TOKİ ve belediyeler arasında karmaşık bir yapıya büründürülmüş, eş güdümden uzak bir yapılanmanın sonucu olarak da kent dokuları bozulmuştur. Bu defa da tüm yetkiler tek elde toplanmak suretiyle kontrolsüz bir güç oluşturulmaktadır.

Öte yandan, afet riskinin azaltılması gerekçesiyle hazırlanan tasarıda ormanlar, meralar, sulak alanlar, kıyılar, tarım alanları gibi doğal varlıkların talanına imkân sağlanmakta, yeni afetlerin oluşmasına zemin hazırlayacak düzenlemeler yer almaktadır.

Tasarı birçok insanın mağdur olmasına sebep olacak ve birçok yandaşa da şehir rantları sağlayacak niteliktedir.

Tasarıyla genel ihale usulünün dışına çıkılması yolsuzluklara ve usulsüzlüklere zemin hazırlayacaktır.

Vatandaşların kendileriyle ilgili alınan kararlara ne katılma ne de itiraz hakkı bulunmaktadır. Vatandaşı hiçe sayan bu “ben yaptım oldu” anlayışı yasama gücünün kötüye kullanılması demektir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak öncelikle ve ivedilikle afet riski taşıyan bölgelerdeki yerleşimler için dönüşüm amaçlı projelerin uygulanması gerektiğine inanıyoruz. Nitekim parti programımızda ve seçim beyannamemizde özellikle afete maruz bölgeler ile afet riski taşıyan yapıların dönüştürülmesi ve vatandaşların güvenli yerleşim alanlarına taşınması konusuna büyük önem verilmiştir.

Kentsel dönüşüm projelerinde izlenecek stratejide hangi kentlerin hangi tür dönüşümler kapsamında ele alınacağının belirlenmesi birinci adım olmalıdır. Kentsel dönüşüm projelerinin genel ilkesi, projelerin yerel inisiyatifle gerçekleştirilmesi olmalıdır. Bu kapsamda yerel yönetimler öncelikle dönüşüm alanlarını kapsamlı ve bütüncül bir yapıda ele alan, birbirleriyle ilişkisini kuran bir kent analizini yapmak durumundadır.

Kentsel dönüşümün kapsamında müdahale alanları öncelikli olarak doğal afetler konusunda sakıncalı alanlarda yer seçmiş konut ve diğer kullanım alanlarının dönüştürülmesi, kaçak yapılaşmış alanların dönüştürülmesi, kent içinde kullanımı sakıncalı çalışma alanlarının dönüştürülmesi, kent içinde niteliksiz, yaşanabilir kent standartları dışında kalan alanların dönüştürülmesi şeklinde olabilecektir. Ancak öncelikli olan afet riski taşıyan alanlardaki yapıların dönüşüme konu edilmesi gerekmektedir.

Yapılacak düzenlemede vatandaşlara ilave külfet getirilmemelidir, mağduriyetlere yol açılmamalıdır. Kentsel dönüşüm şehir rantı oluşturma aracı yapılmamalıdır. Yargıya başvurunun engellenmesi gibi hükümlere yer verilmemelidir. İlgililerin kendileriyle ilgili süreçlere katılmaları sağlanmalı, alınan kararlara itiraz hakkı verilmelidir. Sınırsız yetki veren idari birimlerin yetkileri dışına çıkılmasını önleyecek denetim mekanizmaları getirilmelidir. Yolsuzluğa, usulsüzlüğe, peşkeşe, eşitsizliğe fırsat verilmemeli, hakkaniyet esas alınmalıdır.

Ben tasarının hayırlara vesile olmasını diliyorum. Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Sayın Canikli, gerekçeyi mi okutayım?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gerekçe Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Madde ile 6107 sayılı İller Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanunda yapılması öngörülen değişiklikten vazgeçilmiştir.

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Oy birliğiyle kabul edilmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, bu önergeler çerçevesi içinde madde 21’i metinden çıkardık.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır.

Malumları olduğu üzere, görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun komisyon metninde bulunmayan ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı, İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür.

Bu nedenle, önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, yani 14 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 sıra sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısına çerçeve 21 inci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki 22 nci maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

           Nurettin Canikli                  Mehmet Doğan Kubat                Osman Aşkın Bak

                 Giresun                                   İstanbul                                   İstanbul

             Ramazan Can                          Orhan Atalay                         Osman Kahveci

                Kırıkkale                                  Ardahan                                  Karabük

“Madde 22- 26/1/2011 tarihli ve 6107 sayılı İller Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanunun 11 inci maddesinin ikinci fıkrasında yeralan “Bakanlar Kurulu kararı ile çıkarılacak” ibaresi “Yönetim Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan” şeklinde değiştirilmiştir.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Salt çoğunluğumuz vardır ve katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan, önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen…

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidarın kafası çok karışık arkadaşlar. O kadar karışık ki Meclise indirdiği tasarı, Hükûmet tasarısı daha yeni görüşülmüşken durmadan önergelerle maddeleri değiştiriyor, maddeleri kaldırıyor; yetmiyor, yeni maddeler ihdas ediyor.

Biz 22’nci maddeyle ilgili bir önerge vermiştik. Tam bunu konuşacağız derken bir baktık, iktidar partisi yeni bir madde ihdas ediyor. Şimdi, bu tür yasama çalışmalarında, temel kanun olarak görüşeceksiniz, sınırlayacaksınız, sonra da 19’uncu maddeye yirmi tane fıkra ekleyeceksiniz, her fıkrayı ayrı bir madde olarak görüşeceksiniz, ayrı bir madde olarak görüşüp ayrı önerge konusu yapacaksınız, arkasından da madde ihdasıyla ilgili önerge vereceksiniz. Kafanız karışık, temel yasalarınız karışık, maddeleriniz karışık. Birinde yirmi madde var, birinde bir fıkra var; birinde yirmi fıkra var birbiriyle bağlantılı olmayan; bir bakıyorsunuz, bir maddeyi kaldırmışsınız, yeni bir madde koymuşsunuz. İnanın, bu yasa çıktıktan sonra bu karmaşa uygulamada da devam edecek ve devam edecek bu uygulamanın da müsebbibi sizler olacaksınız.

Afet riski var ülkemizin, bunu inkâr etmiyoruz. Yıkacaksınız binaları, yerine de yeni şeyler yapacaksınız. O zaman mühendis odalarından niye korkuyorsunuz? Yerel yönetimlerden niye korkuyorsunuz? Niye sivil toplumdan kaçınıyorsunuz? Niye ihale denetiminden kaçınıyorsunuz? Niye bu şeffaflığı, bu saydamlığı, bu akçeli, 1 trilyon dolarlık… 1 trilyon dolarlık bu alanda niye kamuoyuna açık, şeffaf bir yasal düzenleme yapmıyorsunuz? TOKİ’ye bağlıyorsunuz, TOKİ’yi Başbakana bağlıyorsunuz, emlakçılık yapıyorsunuz resmen. Her şeyde özelleştirmede üstünüze yok, afet işlerini yapma konusunu da devlet ihalesi olarak, emlakçılığı olarak da yapmanızda üstünüze yoktur. Yani hangi yanınız mı doğru Allah aşkına? Özelleştirme yanınız mı doğru, devletleştirme yanınız mı doğru bu yasada?

Biz Barış ve Demokrasi Partisi olarak afet riskini bahane edip rant kapısı yapmanıza müsaade etmeyeceğiz, buna şiddetle muhalifiz. Çok açık söylüyoruz, bunu yapmayın. Bunu yapmak istiyorsanız şeffaf olun. Bütün, 75 milyon insanımıza karşı, yıktıklarınızın bedelinde şeffaf olun, ihalede şeffaf olun, yapacaklarınızda şeffaf olun, kıyı turizminde şeffaf olun, turizmde şeffaf olun, kültürde şeffaf olun, demokrasinin gereği budur. Kapalı kapılar ardında ve merkezîleştirilmiş güçleri kullandığınız zaman “Bu rantı yalnız ben ve kendi parti ve yandaşlarıma kullanacağım.” anlamı çıkar. Bunun bugün uygulaması budur.

Biz size izin vermeyiz. Biz sizi burada 75 milyon halkımıza şikâyet ediyoruz, kamuoyuna şikâyet ediyoruz. 75 milyon halkımıza sesleniyoruz: Ey halkımız, “afet riski” adı altında çıkarılan bu tasarıyla Hükûmet sizin evinizi yıkacak ama yerine size yuva yapmayacak, sizin yuvanızı yapacak, açık söylüyorum! Burada bu kadar açık bir şey söylüyorum. 1 trilyon dolar… Turizm bölgeleri Antalya’dan Mersin’e, İstanbul’a kadar bütün bu yetkileri toplayan bir merkezî Hükûmetin demokrasi iddiası palavradan öteye gitmez. Bütçesi denetlenmeyen, Sayıştayın görev yapmadığı bir alanda afet riski karşısında halkı koruyacağınıza halkı soymaya çalışacaksınız. Böyle bir anlayış mümkün mü?

Her şeyde bir yanlıştır gidiyor. Uludere katliamında da yanlış yaptınız, orada da kafanız karışık. 34 tane yurttaşımız Uludere’de kendi savaş uçaklarımız tarafından bombalanırken bugüne kadar hep zikzak çiziyorsunuz çünkü doğru konuşmuyorsunuz, doğru konuşmadığınız için de her olayda karşınıza çıkıyor. Bakın, en son olarak ne çıktı karşınıza: Uludere katliamının arkasından Millî İstihbarat, MİT çıktı, dedi ki “Bizim istihbaratımız yok.” Sonra Meclis İnsan Hakları Komisyonuna Millî Savunma Bakanlığının, Genelkurmayın verdiği dokuz sayfalık raporda denildi ki: “İstihbarat millî ama soruşturma gizli. Biz size bilgi veremeyiz. Meclise veremeyiz çünkü özel yetkili bir savcı gizlilik kararı koymuş bu soruşturmanın üstüne.” Ne oldu? Balonunuz patladı işte. Patladı, hemen, çabucak patladı. Sormuştuk istihbaratı size: Herondan mı, MOSSAD’dan mı aldınız, yoksa predatorlardan, CIA’dan mı aldınız? Açık sormuştuk ve anlaşılıyor ki Amerika Büyükelçisi “Bu konular hassastır, gizlidir, biz bunun cevabını veremeyiz.” dese bile işte bu gün Amerika medyasında patlak verdi, Wall Street Journal’da çok açık söylüyor. Evet, istihbarat millî değil, istihbarat ithal arkadaşlar, ithal. Predatorlar bilgiyi vermiş, Türkiye uygulamış. Bunun çarşaf çarşaf açıklamaları var. Ne diyorlar? “Ankara’da Ortak İstihbarat Bütünleşme Hücresi merkezinde ABD’li ve Türk subaylar yan yana oturarak çalışıyor.” diyor, bunu çok açık söylüyorlar. “Yan yana...” diyor. “Biz bilgileri veriyoruz, bilgileri de yanlış uygulayan Türkiye, yani Hükûmet.” diyor. Yani Hükûmetin emri, yani Hükûmetin emrettiği, Genelkurmayın, EDOK’un, savaş uçaklarına emri verenler… İşte, suçüstü yakalanma bunun adıdır. Şimdi, vicdan, insan… İnsanlıktan, vicdandan azıcık nasibini alan bir kişi bunun karşısında söylemez mi savcılara: “Ey gizlilik kararı koyan muhteşem özel yetkili mahkemelerin muhteşem özel yetkili savcıları, işte kaynak, Predatorları size bilgiyi veren kim? Meclis İnsan Hakları Komisyonu hepsini izledi. Bunu yanlış değerlendiren kim? Ondan sonra emri veren kim? Hangi general o gün görevdeydi? Kimler görev yapıyordu? Hangi pilotlar bombaları yağdırdı? Kim Hükûmete yanlış bilgi verdi?”

Bakın, o gün, gece saat 03.00’te ben haber aldım olayı, Başbakanı aradım, İçişleri Bakanını aradım, Adalet Bakanını aradım. Bana özel kalemden şunu geçtiler: Beyefendileri istirahatteler. Sonra deniliyor ki: “06.00’da İçişleri Bakanının bilgisi oldu.” 06.00’da bilgisi oldu ama Valisi de Ankara’daydı, Ankara’da akşam Valinin haberi olmuştu. Şimdi, çıkıp burada, İçişleri Bakanı -akşam Vali Vahdettin Özkan buradaydı- gece saat 23.00’te sivillerin öldürüldüğünü haber aldı mı, almadı mı, açıklaması lazım. 03.00’te ben arıyorum, bir Grup Başkan Vekiliyim, Mecliste grubu olan bir partiyi temsil ediyorum, gecenin o saatinde “çok vahim” notunu düşüyorum. İçişleri Bakanına soruyorum: Niye dönmediniz? Ölen 34 tane koyun değil arkadaşlar, insan, insan! İnsanlar orada parçalanıyor, can veriyor. İnsanlar cenazelerini almaya sınır ötesine gidiyor, insanlar ambulanslarını kendileri götürüyor, kendi yerel yönetimlerine seçtikleri belediyelerden on beş tane ambulans gidiyor, il örgütlerimiz gidiyor, ilçe örgütlerimiz gidiyor, o cenazeleri alıyor ve iki gün boyunca devlet ortada yok arkadaşlar. Bu nasıl bir yaklaşımdır ve soruyoruz… Predatorların bu bilgisinden sonra savcılar bu soruşturmadaki gizlilik kararını kaldırsın artık, bütün sorumluları ifadeye çağırsın, en başta, Başbakana fezleke hazırlayacaklar mı? Başbakana fezleke hazırlayacak yürekli bir savcı var mıdır bu ülkede acaba merak ediyorum. Burada her şey çok açık, çok net. Uludereliler, Amerikalıları mahkemeye verecek. Bunun yasal olanağı var uluslararası hukukta.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Uludereliler… Amerika’daki yetkililer ihmali sonucu her mağduriyetten hesap verirler. Bu hesabı görecektir Amerika da ve Türkiye ayağı da bu şekilde aydınlığa kavuşacaktır. Öncelikle Hükûmet bunu çözsün diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde üzerinde dört önerge vardır, önergeleri sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 sıra sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısının çerçeve 22 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Nurettin Canikli                  Mehmet Doğan Kubat                     Recep Özel

                 Giresun                                   İstanbul                                    Isparta

                                    Yusuf Başer                                Ünal Kacır

                                        Yozgat                                       İstanbul

“Madde 22- 23/9/1980 tarihli ve 2302 sayılı Atatürk’ün Doğumunun 100 üncü Yılının Kutlanması ve “Atatürk Kültür Merkezi Kurulması” Hakkında Kanunun 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; 11/8/1983 tarihli ve 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanununun 104 üncü maddesi yürürlükten aldırılmıştır.

Madde 3- Atatürk Kültür Merkezi Ankara’da kurulur. Atatürk Kültür Merkezi alanı; Ankara İmar Planında bu amaca ayrılmış olan ve ekli krokide gösterilen yerlerdir. Bu alan içerisinde Millî Mücadele tarihini, Türk Halk Kültürünü ve sanatlarını tanıtan yerler ve çeşitli müzeler, çeşitli sahneler ve toplantı salonları, sergi alanları, arşiv ve kitaplıklar, atölyeler ve benzeri yerlerden meydana gelen Atatürk Kültür Merkezi bulunur.”

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım üç önerge aynı mahiyettedir. Bu önergeleri okutup birlikte işleme alacağım. Önerge sahiplerinin istemi hâlinde kendilerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 Sıra Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun Tasarısının 22’nci maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Haluk Eyidoğan                          Levent Gök                           İlhan Demiröz

                 İstanbul                                    Ankara                                     Bursa

           İhsan Kalkavan                            Sakine Öz                             Doğan Şafak

                 Samsun                                    Manisa                                     Niğde

                                                            Yıldıray Sapan

                                                                  Antalya

Diğer önergenin imza sahipleri:

             Sadir Durmaz                        Yusuf Halaçoğlu                        D. Ali Torlak

                  Yozgat                                    Kayseri                                   İstanbul

                                 Mesut Dedeoğlu                            Şefik Çirkin

                                  Kahramanmaraş                                 Hatay

Diğer önergenin imza sahipleri:

            Sebahat Tuncel                          Demir Çelik                               Erol Dora

                 İstanbul                                      Muş                                       Mardin

                                     Hasip Kaplan                           İbrahim Binici

                                          Şırnak                                     Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN –Şimdi, BDP’den başlayarak devam edelim.

Kim konuşacak?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Erol Dora.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Dora.

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 180 sıra sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kentsel dönüşüm çalışmalarının ve bununla ilgili çıkarılacak yasaların iki temel kritere sahip olması gerekmektedir. Bunlardan ilki, vatandaşların memnuniyeti ve onların mağdur edilmemesidir; ikincisi ise yasanın çevre ve insan odaklı projeler geliştirilerek ve ilgili odaların görüşleri alınarak, bilimsel kriterlere uygun bir şekilde hazırlanıp uygulanmasıdır. Üzerinde konuştuğumuz yasa teklifinde bu iki kritere riayet edildiğini söylemek mümkün değildir.

Riskli yapıların tespitinin bizzat büyükşehir veya ilçe belediyeleri aracılığıyla yapılmasını veya yaptırılmasını öngören yasada belediyeler belirledikleri alanların tespitini süre vererek TOKİ’den isteyebilmektedir. Bu düzenlemede iki temel sorundan söz etmek mümkündür. Riskli yapılar kim tarafından, nasıl tespit edilecektir? Riskli yapıları tespit etme konusunda yeterli teknik donanıma sahip olmayan belediyelerde bu işin kimlere havale edileceği ve yapılacak tespit çalışmalarında bilimsel kriterlere uyulup uyulmayacağı belirsizdir. Diğer bir sorun ise TOKİ’nin belirleyeceği alanlarda rant alanlarının açılma endişesidir. Bu yasayla birlikte, ülkenin her yanında, rant elde edilebilecek alanlarda keyfî uygulamalar yapılabilmesinin önü açılmaktadır.

Yasa tasarısında zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma nedeniyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıyan alanlar “riskli alanlar” olarak tanımlanmıştır. Topraklarımızın yüzde 66’sı, nüfusumuzun yüzde 71’i, toplam belediyelerin yüzde 68’inin birinci ve ikinci derece deprem bölgesi içinde yer aldığı bilinmektedir. Üçüncü ve dördüncü derece deprem bölgeleri de dikkate alındığında, ülkemiz topraklarının yaklaşık yüzde 92’sinin deprem tehlikesi altında bulunduğu göz önüne alındığında, riskli alan belirlemesinde öne çıkan unsurun zemin yapısı değil, üzerindeki yapılaşma olacağı açıktır.

Madde bu çerçevede yorumlandığında, kent merkezinde ranta açık alanların üzerindeki sağlıksız yapılar nedeniyle riskli alan ilan edilebileceği, aynı alanlar üzerindeki mevcut yapılar yıkılarak yeni yapılar yapılabileceği sonucu ortaya çıkmaktadır.

Yaşanan depremler göstermiştir ki, aynı alan içerisinde yan yana iki yapıdan birisi yıkılırken diğeri depremi hasarsız olarak atlatabilmektedir. Deprem bir doğa olayıdır, depremi afete dönüştüren, hiç mühendislik hizmeti almamış veya yeterli mühendislik hizmeti almamış yapılardır. Bu bağlamda, afet riski altındaki alanlarda öncelikli olarak yapılması gereken, bilimsel çalışma yöntemleri ve değerlendirme kriterleri kullanılarak riskli yapıların belirlenmesidir.

Yasa tasarısında dikkat çeken en önemli tasarruflardan biri de, sistemin güvencesi altında olan mülkiyet hakkının zedelenmesidir.

Yasa tasarısının bütününde oluşturulmaya çalışılan anlayışa bakıldığında, Bakanlığın, TOKİ’nin ve idarelerin gayrimenkuller üzerinde her türlü tasarruf hakkına sahip olacakları görülecektir. Bu demektir ki, yasa tasarısı mevcut hâliyle yasalaştığı takdirde gayrimenkullere dair her türlü tasarruf yürütme erkinin insafında kalacaktır. Siyasi iktidar, vatandaşına ucuz, güvenli, sağlam konut edinme hakkını temin etmek bir yana, vatandaşının dişinden tırnağından artırdığı paralarla edindiği mülkünü dahi elinden almayı planlamaktadır. Üstelik de uygulamaları kuruluş amacı dar gelirli vatandaşlara konut üretme olan TOKİ’nin üzerinden yapılacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yürürlükteki tüm yasal mevzuatı devre dışı bırakacak şekilde tasarlanan bu yasa tasarısı, öngörülen kentsel dönüşüm uygulamaları, sağlıklı bir kentsel yenilenmeyi sağlayamayacağı gibi, başta metropol kentlerimiz olmak üzere tüm ülkemizi bir rant alanı hâline dönüştürecektir. Kentsel dönüşüm uygulamaları yapılırken afet riskinin yanı sıra bölge halkının ve kamu yararının korunması gerekmektedir. Aksi durumun halkın haklı öfkesinden başka bir şey getirmeyeceğini belirtiyor, bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Kayseri Milletvekili Sayın Yusuf Halaçoğlu; buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Burada özellikle şunu ifade etmek isterim ki…

Daha önce şunu söyleyeyim Sayın Başkan: Mesela karar yeter sayısı isteniyor -burada karar yeter sayısı şu an yok- bir düğme yapılsa da bu istenildiği zaman düğmeye bassanız kapılar kilitlense, zannediyorum ki çok daha iyi olacak, ciddi bir Meclis olacak burası. Öncelikle bunu belirtmek istiyorum.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Sıralarınıza bakın, kaç kişi oturuyor?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Bizim sıramızdaki olanlar değil, burada karar yeter sayısı istenildiği zaman kararı veren sizlersiniz. Biz muhalefetiz, siz karar verenlersiniz, öncelikle onu belirteyim. Dolayısıyla önce devlet ciddiyeti gerekir. Bir yasa getirildiği zaman 50 kere değiştirilmez bir yasa maddesi, 50 kere değiştirilip sonra getirilmez. Bir ciddiyet gerekir devlet için.

Osmanlı Devleti zamanında -bakın- yüz elli sene içerisinde yapılan şey, bir başvuru, en kısa süre 0,7 gün, en uzun süre 13,5 gündür, ortalama 5,3 gündür, ona göre düzenleyin.

Şimdi, burada görüştüğümüz konu çok ciddidir. Yurt dışında birçoğunuz bulunmuşsunuzdur ve bilirsiniz: İlköğretimden itibaren çocuklar derslerinin dışında, sınıftaki, okuldaki derslerinin dışında müzelere götürülürler ve burada ciddi olarak kendi geçmişlerini, tarihlerini görürler, kültürlerini görürler ve belli bir seviyeye gelirler.

Şimdi, Atatürk Kültür Merkezi alanı içerisinde -burada belirtildiği üzere- Millî Mücadele tarihi, Türk halk kültürü sanatları ve buna benzer birtakım tesisler kurulacak. Umarım ki bu tesislerin sadece Ankara’daki öğrencilerimiz değil Türkiye içerisindeki, Türkiye’nin diğer eğitim kurumlarından da öğrencilerin gelip âdeta burada bir ders gördükleri yer hâline gelmesi son derece önemlidir. Bu alanın buna özgü bir yapılaşma içerisine girmesi gerekir yani mimari olarak da dıştan baktığınızda da daha oraya giren bir kişi orada cumhuriyeti görmeli, tarihini görmeli ve içerisine giren öğrencilerin de âdeta tarihî bir silsileyi meratip hâlinde, belli bir düzen içerisinde görüp birçok duyu içerisinde, gözleriyle, kulaklarıyla işitebilecekleri, görebilecekleri bir eğitim yuvası hâlinde burası değerlendirilmelidir. Bunun en güzel örneklerini, biraz önce söylediğim gibi, yurt dışında görüyoruz ama Türkiye’de genelde müzelerimiz Topkapı Sarayı gibi, Dolmabahçe Sarayı gibi, Anadolu Medeniyetleri Müzesi gibi müzelerdir. Bunun dışında kalan bölümlerin, müzelerin bu şekilde, söylediğim şekilde bir eğitim yuvası hâline gelmesi söz konusu değil.

Millî Mücadele tarihimizin en başından itibaren gerek belgeleriyle gerekse fiziki yapı itibarıyla, içerisinde yer alan şahsiyetlerin bulunmasıyla, mumyalarının yapılmasıyla bir müze hâline getirilmesi ve öğrencilerin burada bir değerlendirmeye girmeleri ve tarihlerini görmeleri önemlidir.

Yine Ankara’mızda çok ciddi, büyük konferans salonları, toplantı salonlarının, bir kompleksin bulunduğu bir alan yapılırken de mimari olarak da cumhuriyeti yansıtan bir mimari tarzın burada öngörüsü yapılmalı, hazırlanacak bu bölgeye girerken yolların her iki tarafında, öğrencilerin geliş yollarının her iki tarafında muhakkak ki cumhuriyetin temel simgeleri olan unsurların yer alması muhakkak sağlanmalıdır. Amasya, Sivas Kongresi, Erzurum Kongresi’nin tutanaklarının yer aldığı, bunların rölyeflerinin yer aldığı bir nitelik verilmeli ve o şekilde öğrenciler bu bölgeye girdikleri zaman bir değerlendirme yapabilmeliler.

Bu alan ve Söğütözü’ne kadar olan bütün garın da bulunduğu alan, biliyorsunuz, Atatürk Orman Çiftliği alanları içerisinde yer alır ve bu alanların gerçekten cumhuriyetin ilkelerine uygun bir biçimde dizayn edilmesi… Pek çoğu özel sektör tarafından kullanılmıştır ve kullanılmaktadır ki 52 bin dönüm olan bu arazi, Atatürk Orman Çiftliği günümüzde 32 bin dönüme düşmüştür. Hâliyle bu bölgelerin bu biçimde değerlendirilmesi son derece önemlidir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ankara Milletvekili Sayın Levent Gök. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, Meclisimizin Cumhuriyet Halk Partili, BDP’li ve MHP’li sayın üyeleri; AKP’li üyelerimize de “sayın” demek isterdim ama bu yasayı reddettikten sonra belki o değerlendirmede bulunacağım sizlere.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ayıp, ayıp!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Sana ne demek lazım?

LEVENT GÖK (Devamla) – Çünkü tipik bir AKP klasiğiyle, iktidar klasiğiyle karşı karşıyayız değerli arkadaşlar. Afet riski adı altında bir yasa çıkartıyorsunuz ve Atatürk’le ilgili, Atatürk’ün koruma altında bulunan 150 hektarlık alanını bu yasanın içerisine sıkıştırıyorsunuz. Nasıl oluyor bu? Nasıl oluyor bu Sayın Canikli anlatırsın bunları bana?

Şimdi değerli arkadaşlarım, siz bu yasayı çıkartırken yasanın gerekçesinde ne söylüyorsunuz? “Ülkemizin bazı yerleri deprem riski altında.” Deprem riski altında olduğu kabul edilen meskenlerin, iş yerlerinin yeni alanlara nakledilmesi için bu yasayı çıkartıyorsunuz değil mi? Yasanın gerekçesi aynen bu değil mi? “Deprem riski altında bulunan yerler.” Peki siz Ankara’da Ulus’taki Heykel’den başlayarak Sıhhiye’deki 150 hektarlık alanı ilgilendiren bir alanı niçin bu yasanın içerisine koyuyorsunuz? Ankara’da deprem mi var değerli arkadaşlarım? Bakın Bayındırlık Bakanlığının deprem haritası. Ankara’da çok uzun yıllardan beri hemen hemen hiç riskli deprem olmamıştır, Sayın Başkan, size de göstereyim. Ankara’daki depremler 100-150 kilometre ötede hissedilen depremlerin yansımasıdır.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) - Bu yasa sadece depremi ilgilendirmiyor, bütün afetleri ilgilendiriyor.

LEVENT GÖK (Devamla) – Ne afeti olmuştur? Peki Ankara’daki Ulus Heykeli’nin oradan başlayarak bu yasanın içerisine koyuyorsunuz. Ulus Heykeli’nin öbür tarafında böyle bir risk yoktur mu demek istiyorsunuz? Bakın son derece yanlış bir uygulama içerisindesiniz, her zaman olduğu gibi tipik bir AKP klasiği. Atatürk’ün izlerini silmek istiyorsunuz, buna izin vermeyeceğiz. Peki bunu niçin yapıyorsunuz biliyor musunuz? Bunun belki hepiniz farkında değilsiniz. Bu alanın imara açılması için Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek böyle iştahlar içerisinde, onun için yapıyorsunuz bunu. Günlerdir ve yıllardır, aylardır bu alanda değişiklikler yapmak istiyor, her yaptığı proje Millî Komiteye takıldı. Ama sizler bu yasayı Çevre ve Şehircilik Bakanlığına nakletmek suretiyle, esasında Melih Gökçek’in insafına terk ediyorsunuz.

Hangi Melih Gökçek’in insafına terk ediyorsunuz, söyleyin bakalım. Ankara’da 1 metre ray döşemeyen Melih Gökçek’e mi bırakacaksınız bu 150 hektarlık alanı? Ankara’da metro mu yapıldı da Melih Gökçek’e Ankara’nın en değerli alanını bırakmak istiyorsunuz? Kuzey Ankara Kentsel Dönüşüm’ü eline yüzüne bulaştırmış bir Belediye Başkanının insafına mı terk edeceksiniz? Ankara’da tam 4 bin insanımız mağdur edilmiştir Kuzey Ankara’daki kentsel dönüşümden dolayı. Haberiniz var mı sizin bundan? Yok.

Dikmen Vadisi’ne gittiniz mi hiç? Dikmen Vadisi’nde Melih Gökçek’in gönderdiği polislerin, panzerlerin halka nasıl gaz bombası attığını, sis bombası attığını biliyor musunuz? Bu anlayışa mı terk edeceksiniz burayı? Kesinlikle öyle şey söz konusu olamaz.

En borçlu belediye, Türkiye’nin en borçlu belediyesi. Belediye Başkanını kurtarmak için birçok yasa çıkartıyorsunuz, bu da işte o yasalardan bir tanesi, sizler bunun farkında değilsiniz. Sizler Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının ahlaka aykırı bir şekilde Twitter’da nasıl konuştuğunun da farkında değilsiniz. İzliyor musunuz Twitter konuşmalarını, yurttaşlarla yaptığı konuşmaları? Onlara yaptığı ahlaksızca söylemleri izliyor musunuz değerli arkadaşlarım? Bizler bu Ankara’yı Melih Gökçek’e teslim etmeyiz, sizlere asla teslim etmeyiz, bunu biliniz.

Ankara’nın bütün sivil toplum örgütleri bu yasa karşısında dirençle duracaktır ve size son bir haber daha vererek konuşmamı öyle bitireyim: Atatürk’le uğraşmayın. Ankara’daki tüm yurtseverler, Atatürkçüler sizlerin bu uygulamaları karşısında, bir bir karşısında duracaktır.

Nihayet, tam 15 milyon konut alanını ilgilendiren bu afet riski tasarısı konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi çok önemli bir karar verdi, şimdi bakalım ne yapacaksınız. O kararı tercüme ettiriyorum, bir iki gün içerisinde basına açıklayacağım değerli arkadaşlar. Türkiye, biliniz ki bu yasadaki haklarınızı kullanıp uygulamaya geçirirseniz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde en çok tartışılan ülkelerden bir tanesi olacaktır ve tazminat ödeyeceksiniz herkese. O yüzden sizleri uyarıyorum. Eğer bu yasayı reddederseniz “sayın” olma hakkını kazanırsınız, benden bu kadar.

Hepinize iyi akşamlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye, şu şeyleri oylayayım.

Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

KAMER GENÇ (Tunceli) – 50 kişi yok Sayın Başkan, 50 kişi yok ya!

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.48


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

180 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesi üzerinde verilen maddenin metinden çıkarılmasına ilişkin birlikte işleme alınan üç değişiklik önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeleri tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

180 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 sıra sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısının çerçeve 22 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                     Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

“Madde 22- 23/9/1980 tarihli ve 2302 sayılı Atatürk’ün Doğumunun 100 üncü Yılının Kutlanması ve “Atatürk Kültür Merkezi Kurulması” Hakkında Kanunun 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; 11/8/1983 tarihli ve 2876 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanununun 104 üncü maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

Madde 3- Atatürk Kültür Merkezi Ankara’da kurulur. Atatürk Kültür Merkezi alanı; Ankara İmar Planında bu amaca ayrılmış olan ve ekli krokide gösterilen yerlerdir. Bu alan içerisinde Millî Mücadele tarihini, Türk Halk Kültürünü ve sanatlarını tanıtan yerler ve çeşitli müzeler, çeşitli sahneler ve toplantı salonları, sergi alanları, arşiv ve kitaplıklar, atölyeler ve benzeri yerlerden meydana gelen Atatürk Kültür Merkezi bulunur.”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Atatürk Kültür Merkezi alanı içerisinde bulunan mekânların iyileştirilmesi, güzelleştirilmesi ve yenilenmesine yönelik çalışmalar çerçevesinde maddede düzenleme yapılmıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge çerçevesinde 22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 23’te bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 Sıra Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun Tasarısının 23’üncü maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Mehmet Akif Hamzaçebi                 Mahmut Tanal                        Haluk Eyidoğan

                 İstanbul                                   İstanbul                                   İstanbul

               İdris Yıldız                              Ali Sarıbaş                               Sakine Öz

                    Ordu                                    Çanakkale                                  Manisa

                                                               Sena Kaleli

                                                                   Bursa

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurunuz lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tasarının bu maddesi yanlıştır; 1983 yılında çıkarılmış olan imar ve gecekondu mevzuatına aykırı yapıların mülkiyet ve imar sorunlarını çözmeyi amaçlayan 2981 sayılı Kanun’u yürürlükten kaldırmaktadır. Kanun 1983 yılında yürürlüğe girmiş olmakla birlikte hâlen bütün sonuçları alınmış, bu yasa kapsamında hak sahibi olarak tanımlanan ve tapu tahsis belgesi almış olup da mülkiyet sorunu çözümlenmemiş olan çok sayıda vatandaşımız vardır. Buna cevap olarak Sayın Bakan veya iktidar partisi sözcüleri, kanunun yürürlük maddesindeki maddeyi göstermek suretiyle “Biz bu maddeyi yürürlükten kaldırıyoruz ama bunun yürürlüğünü bir yıl sonraya atıyoruz. Dolayısıyla bir yıl içerisinde bu işlemler sonuçlanır.” şeklinde bir açıklama yapabilirler. Bu dahi, bu maddenin buraya gereksiz yere konulduğunu, yanlış konulduğunu göstermektedir.

2981 sayılı Kanun’a göre, imar ve gecekondu mevzuatına aykırı olarak yapılmış yapıların imar ve mülkiyet sorunlarını çözmek amacıyla bu yapıların sahipleri zamanında ilgili idareye başvurmuşlar ve hak sahibi olduklarına ilişkin belgeleri de ibraz ettikten sonra tapu tahsis belgelerini almışlardır. Ancak ilgili idarelerin ve belediyelerin zamanında bu işlemleri tamamlayamamış olması nedeniyle, zamanında ıslah, imar planlarının yapılmamış olması ve Millî Emlak tarafından da bu arazilerin mülkiyetinin ilgili belediyeye devredilmemiş olması nedeniyle bu vatandaşlarımız hak ettikleri tapuları alamamışlardır. Hâlen, başta İstanbul olmak üzere, birçok ilimizde tapu tahsis belgesi sahibi olup da tapusunu almayı bekleyen yüzlerce, binlerce vatandaşımız vardır.

Bu kanunla “2981 sayılı Kanun’un artık işlevi kalmamıştır.” diyerek onu yürürlükten kaldırmayı düşünmek bu uygulamayı bilmemek demek olur. Büyük bir birikim vardır. Bu vatandaş birikimi hâlen sorunlarının çözülmesini beklemektedir. Bu kanun yani 2981 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmak suretiyle bunların sorunları ortada bırakılmış olmaktadır. O nedenle doğru olan, bu maddeyi burada yürürlükten kaldırmaktır. Yürürlük maddesinde bu maddenin, 2981 sayılı Kanun’u yürürlükten kaldıran bu maddenin yürürlüğünün, bu kanunun yasalaşmasından sonra yayım tarihinden bir yıl sonraya atılmış olması sonucu değiştirmiyor. Bir yıl son derece kısa bir süredir. Eğer bu önergemizi kabul etmezseniz, yürürlük maddesinde bu maddenin yürürlüğünün dört yıl sonraya atılmasına yönelik bir önergemiz vardır. Ama belki siz de o bir yıllık süreyi gözden geçireceksiniz, değiştireceksiniz; “İki yıl, üç yıl.” diyeceksiniz belki, bilemiyorum. Ama hangi süreyi koyarsanız koyun, yürürlük maddesinde bir süre koyuyor iseniz “2981 sayılı Kanun’a daha bir süre ihtiyaç var.” demek istiyorsunuz. O zaman doğru olan, bu kanunun yürürlükte bırakılmasıdır. O kanun işlevini tamamladığı zaman kanun koyucu, Hükûmet bir tasarı getirir, Parlamento kabul eder, o kanun yürürlükten kaldırılır.

Bizim önergemiz bu yanlışlığı düzeltmek amacıyla söz konusu maddenin, yani 2981 sayılı Kanun’u yürürlükten kaldıran bu maddenin tasarıdan çıkarılmasına yöneliktir. Bilginize ve dikkatinize sunuyorum.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Madde 23’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Geçici madde 1’de iki önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 Sıra Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun Tasarısının geçici 1’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Haluk Eyidoğan                        Mahmut Tanal                    Kadir Gökmen Öğüt

                 İstanbul                                   İstanbul                                   İstanbul

              Veli Ağbaba                          Namık Havutça                           Sena Kaleli

                 Malatya                                   Balıkesir                                    Bursa

“Devir ve tahsislerin iptali

Geçici Madde 1- (1) 775, 5366 ve 5393 sayılı kanunlar ile 29/6/2001 tarihli ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve diğer kanunlar kapsamındaki dönüşüm ve iyileştirme uygulamaları için TOKİ’ye, İdareye ve diğer kamu idarelerine tahsis ve devredilmiş olup da tahsisin yapıldığı veya mülkiyetin devredildiği tarihten itibaren iki yıl içinde dönüşüm ve iyileştirme çalışması başlatılmayan taşınmazların tahsisleri re’sen kaldırılır ve devir işlemi de iptal edilmiş sayılarak, tapuda re’sen Hazine adına tescil ve Bakanlığın talebi üzerine bu Kanunun öngördüğü amaçlar için kullanılmak üzere Maliye Bakanlığınca Bakanlığa tahsis edilir.”

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum.

TBMM Başkanlığına

180 sıra sayılı kanun tasarısının 2. Bölümünün Geçici Madde 1’in aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“TOKİ’ye, İdareye ve diğer kamu idarelerine tahsis ve devredilmiş olup da tahsisin yapıldığı veya mülkiyetin devredildiği tarihten itibaren bir yıl içinde dönüşüm ve iyileştirme uygulaması başlatılmayan taşınmazların tahsisleri re’sen kaldırılır ve devir işlemi de iptal edilir.”

            Sebahat Tuncel                          Demir Çelik                               Erol Dora

                 İstanbul                                      Muş                                       Mardin

                                   Hasip Kaplan                            İbrahim Binici

                                         Şırnak                                      Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Çelik, buyurunuz.

DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

180 sıra sayılı kanun değişikliğinin ilgili maddesine ilişkin söz almış bulunmaktayım. Burada özellikle bizim dikkatimizi çeken, Çevre Bakanlığının merkezileşmesine bağlı iş ve işlemlerin yürütülüyor olması, merkezî otoritenin her türlü alanda ve işte ve işlemde inisiyatif sahibi olmasının yolunun açılacağı, devletin yapması gereken demokratik işlevinin yerine merkezîleştirmiş işlemle yerelin ve yerelde yaşayan halkın inisiyatifini kırmaya dönük bir uygulama olarak tespit ediyoruz. Bu açıdan da yerel yönetimler başta belediye başkanları, belediyeler olmak üzere yerel yönetimlerin Anayasa’dan ve yasadan aldığı yetkiyi hiçleştirmek, onların seçimle ve Anayasa’dan aldığı güçten hareketle yapması kendisine görev olarak telkin edilen bir kısım faaliyetlerinden men edilmesi anlamına gelecektir. Yok hükmünde sayılacaktır. Bu, hem Anayasa’ya aykırılık ilkesinden hem de hukuk devletinin ademimerkeziyetçi yapısıyla çok doğrudan ilişkili olmayan bir tekliftir diye düşünüyoruz. Bu anlamıyla da Çevre Bakanlığının yanı sıra belediyelerin de bizatihi yapılmak istenen işlemlerin hem kararlaşma süreçlerine hem uygulamasına ve hizmetin yürütülmesi aşamalarına aktif katılması gerekiyor. Hem katılımcı demokrasinin gereğidir hem de o yerelde yaşayan halkın temel taleplerini ve sorunlarını bilen, onun teknik kapasiteyle çözümü projelerine de sahip olan özelliğinden kaynaklı olması gerekendir. Aksi takdirde, Muş’un Varto ilçesinde, Ordu’nun Fatsa’sında, Ünye’sinde, Antalya’nın Manavgat’ında ya da İstanbul’da olup biteni Ankara’daki merkezî hükûmetin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının her şeyi bilebilmesi, uygulayabilmesi mümkün değildir. Buna çalışıyor olmasıysa otoriter devlet zihniyetinin kendisidir.

Yerele inisiyatif tanımamak, onun dinamiklerini ortaklaştırmamak, sürece katmamaksa günümüz dünyasıyla bağdaşır, barışık bir konum değildir. O açıdan hem seçimden aldığı yetkiyi halka devretmek, halkının temel memnuniyetini sağlamak, hizmetin amacına uygun, nitelikli, zamanından önce ve yine de afet riskini içerecek tarzda sürdürülmesinin en makul birincil derecede görev ve sorumlusu olan yerel yönetimlerdir. Bu, Avrupa Birliği Bölgesel Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nda da ifadesini bulur, Birleşmiş Milletlerin ilgili sözleşmelerinde de vurgusu yapılır ve günümüz dünyasının da artık yerinden yönetime evrildiği bir noktada yerel yönetimleri güçlendirmek, inisiyatif ve yetki sahibi kılmak gerekirken, verilmiş kıt kanaat noktadaki görev ve sorumluluklarını elinden alıp merkeze yüklemek, hantal, ağır işleyen, zamanından önce sorun ve problemi çözemeyen doksan yıllık cumhuriyet tarihimizin problemleriyle karşı karşıya bıraktıracaktır. Bizleri bıraktıracaktır, yerelinde ve yerinde yaşayan insanları bıraktıracaktır. Sorunun, problemin çözümü yerine, kangrenleşmiş, çözümsüzlükten kaynaklı toplumsal reflekslerin ve toplumsal tartışmaların önünü açmış olacağız. Bilmeden, iyi niyetle yapacağımız bir kısım çalışmaların sonrası tarihî ve sosyolojik gerekçelerini öngörmek, tespit etmek, çözüm yolunu bulmak Meclisin görevidir. Meclis kendisini bu görevden alıkoyar, keyfî bir kısım uygulamaların gerekçesi olarak kanunlar ve yasalar çıkarmaya devam ederse o da “toplumun iradesini kırmak” demek olacaktır.

Bu yönüyle biz bu yasanın demokratik olmadığını, hukuk devletiyle bağdaşık olamayacağını ifade ederek desteğimizin olamayacağını tekrarlıyor, teşekkürler sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelik.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 Sıra Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun Tasarısının geçici 1’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                   Haluk Eyidoğan (İstanbul) ve arkadaşları

“Devir ve tahsislerin iptali

Geçici Madde 1- (1) 775, 5366 ve 5393 sayılı kanunlar ile 29/6/2001 tarihli ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ve diğer kanunlar kapsamındaki dönüşüm ve iyileştirme uygulamaları için TOKİ’ye, İdareye ve diğer kamu idarelerine tahsis ve devredilmiş olup da tahsisin yapıldığı veya mülkiyetin devredildiği tarihten itibaren iki yıl içinde dönüşüm ve iyileştirme çalışması başlatılmayan taşınmazların tahsisleri re’sen kaldırılır ve devir işlemi de iptal edilmiş sayılarak, tapuda re’sen Hazine adına tescil ve Bakanlığın talebi üzerine bu Kanunun öngördüğü amaçlar için kullanılmak üzere Maliye Bakanlığınca Bakanlığa tahsis edilir.”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Sena Kaleli…

BAŞKAN – Bursa Milletvekili Sayın Sena Kaleli.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

SENA KALELİ (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 180 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın geçici 1’inci maddesi üzerinde verilmiş olan Cumhuriyet Halk Partisi önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, La Fontaine’nin dediği gibi güçlünün aklı her zaman daha muteber tabii adaleti de. Güçlü olan güçsüzü manipüle ediyor, marjinal ve uzlaşmaz olmakla suçluyor, açık ve şeffaf topluma engel oluyor.

Geçici 1’inci madde de, plansızlığın ve programsızlığın yasal altyapısı oluşturmaktadır. Bu düzenlemeyle, değerli yerlere ve arazilere “dönüşüm” adı altında el konularak hak gaspı yapılacaktır. Yani bu madde, Hükûmetin samimiyeti konusundaki soru işaretlerini arttırmaktadır.

Değerli arkadaşlar, şehirler de insanlar gibidir havası, suyu ve toprağıyla, tüm renkleriyle, geçmişiyle kendine özgü bir ruh taşır, bir kimlik kazanır. O ruh ve kimlik korunur, geliştirilirse dünya kültür mirası olur.

AKP, yeniliği ve dönüşümü “yıkmak, tahrip etmek ve yeniden yapmak, değerli yerleri ranta dönüştürmek” olarak algılıyor. O kadar ki, riski bahane edip camiyi bile yıkıyor yerine AVM yapıyoruz. Yer mi daha değerli, yoksa bizim yapmakta olduğumuz binalar mı daha değerli?

Fikirsel anlamda korumak yeniliğin önünü tıkar ama çevresel, biçimsel korumak kalitenin, estetik anlayışın, zevkin ve saygının göstergesidir. Bu noktada, kentler kadar zihinsel dönüşüm de önem kazanmaktadır. Kentleri TOKİ vasıtasıyla avamlaştırarak modern kent yarattığımızı mı sanıyoruz? Mahalle kültürü yerine kendi içine kapalı, dışlayıcı site hayatları mıdır kentsel dönüşümden anlaşılan?

Bursa’da Kamberler boşaltıldıktan sonra, ev verilen vatandaşımızın hiçbirinin o evlerde oturmadığına, yine alıştığı yaşam biçimine uygun evler inşa ettiğine, hepsinin dağıldığına, ne onların ne de komşularının birbirlerine alışamadığına tanık olduk. Zaten yerleşik olmaya alışmamış bu insanları, tarımla uğraşan insanları alıştıkları yerlerinden etmek de bir çeşit tehcir değil midir? Gülsuyu-Gülensu Projesi gerçek dönüşüm anlayışı olabilirken, Kamberler ve Sulukule, farklı yaşam biçiminin rahatsızlığını ortadan kaldırma ve rant projesi değil de nedir? Suni şehirler, Dubailer yaratınca daha mı mutlu nu olacağız?

Değerli milletvekilleri, Bursa Osmangazi ilçesinde, 2007 yılında “Yüzyılın Projesi” adı altında, TOKİ ve Osmangazi Belediyesi iş birliği ile gerçekleştirilen Doğanbey Kentsel Dönüşüm Projesi, hak sahibi 4 bin kişi ve Bursa açısından, yüzyılın projesi olarak sunulmuş ancak ne yazık ki yüzyılın fiyaskosuna dönüşmüş bir sorunlar yumağı olmuştur. Görüldüğü gibi, şehrin en merkezî yerinde yaratılan bu görüntü bozukluğu gören herkesin aklını oynatmasına neden olmaktadır.

Akçağlayan’da heyelan bölgesine TOKİ konutları yapılmıştır. Benzer bir sorun da Gürsu Dışkaya’da yaşanmaktadır. Gürsu’nun da dâhil olduğu kentin doğu bölgesi sit alanı, verimli tarım arazileri, su kaynakları ve doğal yapısıyla korunarak kentsel kullanımların dışında tutulmuşken, devasa TOKİ projesi için plan değişikliğine gidilmiş ve yeni bir hayalet kent oluşturulmuş, hak sahipleri mağdur edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, son on yılda yaşananlar ve getirilen bu düzenleme göstermiştir ki AKP=TOKİ, TOKİ= ranttır. AKP, HES’ler ile doğayı katletmiş, 2/B ile arsa-arazi spekülasyonunu yasallaştırmış, yabancılara topraklarımızı satmış, kentsel dönüşüm adına antik, turistik, insani alanları yok etmiş, tarım arazilerini, su kaynaklarını, yeşil alanları rant uğruna feda etmiştir. Deprem kuşağında yer alan ve sık sık doğal afetlere esir düşen Türkiye’de kentsel dönüşüm acil bir gereksinimdir ancak rant ve yağmaya, plansızlığa, şekilsiz ve kimliksiz standart şehirleşmeye izin vermeyeceğimizi bildirmek isteriz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaleli.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Geçici madde 1’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Geçici madde 2’de bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

TBMM Başkanlığına

180 sıra sayılı kanun tasarısının 2. Bölümünün Geçici Madde 2’nin 1 inci bendindeki “Çevre ve Şehircilik Bakanı” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve Belediyeler” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Sebahat Tuncel                          Demir Çelik                               Erol Dora

                 İstanbul                                      Muş                                       Mardin

                                   Hasip Kaplan                            İbrahim Binici

                                         Şırnak                                      Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu konuda yerel yönetimlerin de dahil edilmesi kentsel planların daha sağlıklı ve verimli işlemesini sağlayacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Geçici madde 2’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 24’te iki adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 sıra sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısının 24 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Nurettin Canikli                          Recep Özel                     Mehmet Doğan Kubat

                 Giresun                                    Isparta                                    İstanbul

                                   Ramazan Can                            Emrullah İşler

                                      Kırıkkale                                     Ankara

“a) 19 uncu maddesinin (a) bendi ile değiştirilen 29/6/2011 tarihli ve 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ile 23 üncü maddesi yayımı tarihinden 3 yıl sonra,”

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 Sıra Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun Tasarısının 24. maddesinin “1’inci” fıkrasının (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“(a) 23 üncü maddesi yayımı tarihinden 4 yıl sonra”

   Prof. Dr. Haluk Eyidoğan                  İdris Yıldız                           Yıldıray Sapan

                 İstanbul                                      Ordu                                      Antalya

                                      Doğan Şafak                           Haydar Akar

                                            Niğde                                     Kocaeli

BAŞKAN - Komisyon katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Eyidoğan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bu yasayla ilgili çalışmalar başladığında meslek odaları demeçler veriyordu. Bir tanesi “Bu, kentsel dönüşüm yasası değil, TOKİ yasasıdır.” dedi. Ben de baktım, yasayı inceledim, yasanın içinde yirmi beş cümlede, sonradan Komisyonda bir tanesini düşürdüler, yirmi dört cümlede “TOKİ” yazıyor. Dedim ki sonra “Tabii ki haklılar yani, bir yasada yirmi dört cümlede ‘TOKİ’ yazarsa TOKİ ağırlıklı bir yasa.”

Şimdi, Türkiye’de büyümenin ana ekseni inşaat sektörüne bağlanmıştır, biliyorsunuz bunu. İnşaat sektörü, kamu harcamalarıyla artan ölçekte, TOKİ aracı olarak kullanılarak sürekli desteklenmektedir. Büyük ölçüde yabancı mali yatırımcıların kararına bağlı hâle gelmiş olan Türkiye’nin büyüme perspektifi, yurt içinde de İstanbul’un ve inşaat sektörünün kamu harcamalarıyla desteklenmesine bağlı kalmıştır. Bütçenin sermaye giderleri harcama kalemine baktığınız zaman devamlı bir artış görüyorsunuz. Bunun da nedeni, kamunun hızlı bir biçimde hizmet binası ve benzeri inşaat yatırımlarına kaynak aktarıyor olması.

Şimdi, bunu neden söylüyorum? Çünkü -biraz önce de ifade ettiğim gibi- bu kanun tasarısında yirmi dört cümlede “TOKİ” yazıyor. Demek ki bu, böyle devam edecek. Bu, durumu iyi anlatıyor sanıyorum.

Bakınız, şimdi, Van depremiyle başladı “kentsel dönüşüm” söylemi, hızlandı. Aslında anlıyoruz ki, bunun merkezi, bu kentsel dönüşümün merkezi, afet riski altındaki alanların dönüşümü uygulamaları İstanbul’da ağırlıklı olacak çünkü bütün gelişmeler ve sayılar bunu gösteriyor. Bundan önceki haftalarda buradan 2/B yasasını geçirdik, sonra da tapu ve kadastro yasası ve yabancılara arazi satışını geçirdik, zaten bu yasa da onun için ertelenmişti iki buçuk ay. Bu yasalar önce geçirilecek yani “kentsel dönüşüm” dediğimiz yasaya altlık oluşturacaktı, o altlığı tamamladınız.

Türkiye toplam hasılasında İstanbul’un payı yüzde 30. 2/B’den beklenen 26 milyar TL gelirin yüzde 62’si -bunlar sizin rakamlarınız- yani 16 milyar TL’si İstanbul’dan geliyor dolayısıyla buradan hesap edebilirsiniz. Mart 2012’de Cannes’da Emlak Konut GYO Yönetim Kurulundan bir üye, Türkiye’de gerçekleşecek kentsel dönüşümün inşaat sektöründe yaratacağı 400 milyar TL’lik hacmin yanı sıra altyapı maliyetleri, arsa kıymetlenmesi ve yapacağı pozitif katkılarla birlikte 2-3 trilyon dolarlık bir ekonomi yaratacağını da dile getirmiş. Diyor ki bu üye: “Bu iş Türk şirketlerinin tek başına yapacağı bir iş değil, Türkiye’nin morale ihtiyacı var. Bu kadar büyük bir kentsel dönüşüm moralle yapılır, yurt dışına olan cazibeyi artırarak yapılır.” Yani biz afet riski altındaki alanların dönüşümü için bir kanun tasarısı üzerinde konuşuyoruz ama başkaları ne diyor.

Bakın, 24 Mart 2012’de İMSAD raporunda ne diyor: “İnşaat sektörünün 2012 yılında gelişim hızını devam ettirmesi için vurguladığımız 2/B yasası, yabancılara mülk satışı ve kentsel dönüşüm projeleri kritik öneme sahiptir. Bu kritik unsurların devreye girmesi durumunda içeride inşaat sektöründe hareketliliğin ciddi oranda artması beklenmelidir, aksi durumda ise inşaat sektörünün 2012 yılında hız kestiği görülebilir.” Demek ki biz bu yasayı, afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi yasasını Türkiye’nin inşaat sektörünü ayakta tutmak için yapıyoruz. Peki nerede afet riski altındaki alanların dönüşümü? Ekonomiyi düze çıkarmak için uygulanan bir şey.

Anlaşılan o ki bu hedefleri gerçekleştirmek için böyle bir dönüşüm kanunu lazım; sert olacak, hatta vahşi olacak, toplulukların sesi dinlenmeyecek, sosyal parçalanmalara göz yumulacak, soylulaştırma olacak, kimse yürütmeyi durduramayacak, anlaşmazsan hakkını kaybedeceksin, kanunun uygulanabilmesi için mevcut tüm mevzuat -tırnak içinde- uygulanmayacak mevzuat hâline gelecek. Geçenlerde, İstanbul’da, İstanbul Barosunun düzenlediği kentsel dönüşüm ve afet riski altındaki alanların dönüşüm yasasıyla ilgili bir toplantıya gittim, hemen hemen herkes hukukçuydu ve şehir plancıları vardı. Şöyle dedi bir avukat: “Rantsal dönüşüm, ferman yasasıdır bu yasa.” dedi.

Saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eyidoğan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 sıra sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısının 24 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                     Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

 “a) 19 uncu maddesinin (a) bendi ile değiştirilen 29/6/2011 tarihli ve 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ile 23 üncü maddesi yayımı tarihinden 3 yıl sonra,”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN –Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarına ait olup da değiştirilen bu madde kapsamında Bakanlığın hâlen yürüttüğü işlerin bitirilip sonuçlandırılması ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının da bu yeni duruma adaptasyonunun sağlanması için değişikliğe ilişkin söz konusu maddenin ilgili bendi ile 23’üncü maddenin yürürlüğünün üç yıl süreyle ertelenmesi öngörülmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge çerçevesi içinde madde 24’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 25’te bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesindeki “Bakanlar Kurulu” ibaresinin “Çevre ve Şehircilik Bakanı” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        M. Akif Hamzaçebi                    Haluk Eyidoğan                         Ali Serindağ

                 İstanbul                                   İstanbul                                  Gaziantep

                                    Veli Ağbaba                             Mahmut Tanal

                                        Malatya                                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN - Hükûmet Katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurunuz lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının bu maddesindeki önerge vesilesiyle tasarının tümü üzerinde bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Çok önemli bir tasarıyı görüşüyoruz ve onun son maddesini görüşüyoruz. Tasarı, 10 milyonlarca vatandaşımızı, onların yaşadığı yerleri veya ticari, mesleki veya diğer faaliyetlerini yürüttükleri veya bir şekilde mülkiyetlerine sahip oldukları binaları ilgilendirmektedir. Bu kadar kapsamlı, önemli bir tasarıdır bu.

Tasarı, ilk bakışta, ismine baktığımızda afet riski altındaki alanların dönüşümünü düzenliyor gibi gözükse de maddelerine baktığımızda birkaç maddesi dışında afete vurgu yapan bir maddenin olmadığını ve afeti esas alan bir dönüşümle sınırlı olmadığını ortaya koymaktadır. Tasarının bütününe hâkim olan anlayış, afet de içinde olmak üzere genel olarak bir dönüşümdür. Yani afet riski taşımayan alanların da dönüşümü bu tasarıya hâkim olan genel ve temel bir anlayıştır. Tasarının 3’üncü maddesinin (7) numaralı fıkrasında yer alan ve afet riski taşımayan binaların dahi uygulama bütünlüğü açısından dönüşüme tabi olacağı görülecektir. 3’üncü maddesinin (7) numaralı fıkrası, afet riski taşımayan binalar, yani depreme karşı bir bina dayanıklı olmuş olsa da uygulama bütünlüğü açısından feda edilecek, o da dönüşüme kurban edilecektir. Dolayısıyla, tasarının afeti esas alan bir dönüşümü kabul ettiğini söylemek mümkün değildir.

Tasarı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına olağanüstü yetkiler vermektedir. Elbette, deprem gibi olağanüstü bir tehlike karşısında Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ve imar otoritelerinin çok süratli hareket etme ihtiyacı önemlidir. Bu önemi hiç kimse bir kenara atamaz ancak bu olağanüstü yetkilerin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı elinde nasıl kullanılacağını, bunun unsurlarının, objektif unsurlarının neler olduğunu bilmiyoruz. Örnek veriyorum: Tasarı, 2’nci maddesinde idarenin tanımını yaparken, büyükşehir belediyelerini esas alırken büyükşehir sınırları içerisindeki ilçe belediyelerini idare tanımının dışında bırakmıştır. Bu belediyeler, ancak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı uygun görürse kentsel dönüşüm uygulamasının içinde görev alabilecektir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı hangi ölçüye vurarak büyükşehir belediye sınırları içerisindeki belediyelere uygulamada görev verecektir veya vermeyecektir? Bu, çok sakıncalı bir yetkidir. Bu yetkilerle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı âdeta bir Türkiye belediyesi konumundadır. Bütün Türkiye’de imar planlarını yapabilecek, her türlü plan değişikliğini yapabilecek, yapı ruhsatına kadar bütün binaların ruhsat işlemlerini gerçekleştirebilecektir.

Tasarının 17’nci maddesine Genel Kurul görüşmeleri sırasında verilen bir önergeyle eklenen hükme göre de cami ve yurtların inşasında, kentsel dönüşüm adı altında veya kentsel dönüşüme ihtiyaç olmaksızın herhangi bir caminin ve yurdun inşasında, sadece büyükşehir belediye meclisleri yetkili olacaktır. İlçe belediyeleri, büyükşehir sınırları içerisindeki ilçe belediyeleri bu yetkiye sahip olmayacaktır. Yani tasarı, bölge halkını, o halkın temsilcileri olan ilçe belediyelerini dışlamıştır. Her türlü kentsel dönüşüm, her türlü plan ve proje bölge halkını içine aldığı takdirde, katılımcı bir anlayışla hazırlandığı takdirde başarılı olabilir. Şu anda, bu yasa çıkacak diye, bina sahipleri, müteahhitler karşısında zayıf konuma düşürülmüştür. Müteahhitler İstanbul’da bina seçmektedir, apartman seçmektedir, apartman beğenmektedir. “Otuz gün içerisinde binanı yıkacağım, sen yıkmaya karar almaz isen idare olarak ben sana ikinci bir süre vereceğim, yine yıkmazsan mülki amirler binanı yıkacaktır.” derseniz bina sahibini müteahhide teslim etmiş, onun karşısında zayıf bırakmış olursunuz. Bunlara ciddi eleştirilerimiz oldu. Otuz günlük sürenin ne kadar sakıncalı olduğunu ifade ettik. Belki bir miktar düzeltmeler yapılacak ama tasarının bütününe hâkim olan anlayış değişmediği için, maalesef, bu tasarıdan beklenen yarar gerçekleşmeyecektir. Tasarı büyük bir belirsizlik ve karmaşa yaratacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sürem bitti. Dolayısıyla, sözlerimi burada sonlandırıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Madde 25’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Tasarının görüşmeleri tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, şimdi, Hükûmetin görüşülmekte olan 180 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5 ve 7’nci maddelerinin yeniden görüşülmesine ilişkin, İç Tüzük’ün 89’uncu maddesine göre verdiği ve bugünkü birleşimin başında kabul edilen talebi yerine getirilecektir.

B) Yeniden Görüşmeleri Yapılan Tasarılar/Teklifler (Tekriri müzakere)

1.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı: 180) (5’inci ve 7’nci Madde)

BAŞKAN – Şimdi, 5’inci maddeyi yeniden görüşmeye açıyorum.

Madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 sıra sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısının 5 inci maddesinin (3) üncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “otuz” kelimesinin “altmış” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Nurettin Canikli                  Mehmet Doğan Kubat                     Recep Özel

                 Giresun                                   İstanbul                                    Isparta

             Ramazan Can                         Tülay Kaynarca                         Yusuf Başer

                Kırıkkale                                  İstanbul                                    Yozgat

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Riskli yapıların yıktırılması için bu yapıların maliklerine verilen sürenin otuz günden altmış güne çıkarılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Ben ilk defa tekriri müzakere yönetiyorum da onun için, hata yapacağım diye çok korkuyorum onun için.

7’nci maddeyi yeniden görüşmeye açıyorum.

7’nci maddede, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık… (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 180 sıra sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinin tekrar görüşülmesi üzerine Grubum adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, gerçekten çok önemli bir yasa üzerinde iki buçuk ay önce başlayan bir sürecin sonuna gelmiş bulunmaktayız. Her şeye rağmen bu yasadan sonra ülkemize katkı sağlayacak düzenlemelerin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Ancak, bu yasa sırasındaki görüşmelerde de dile getirildiği gibi, söz konusu tasarıyla TOKİ devi yaratılmaktadır. TOKİ, hepimizin yakından bildiği gibi, özellikle seçimler öncesinde iktidar partisinin âdeta reklam aracı olarak finansör bir kurum niteliğine bürünmüştür. Bunu bu millet hiçbir şekilde affetmeyecektir. Şimdi, böyle bir durumda yeni reklamlara gebe olan bir kuruma çekidüzen verilmesi gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, afet bölgelerinde elbette ki acil iş yapmak doğrudur, ama müteahhit seçimi nasıl yapılmaktadır, hangi kriterlere göre TOKİ bu müteahhitleri seçmektedir, bunlar belirsizdir. Afet bölgesi dışında da acil kapsamda ihalelerle iş yapılıyor, bunun amacı nedir, mantığı nedir? Seçilmiş müteahhitlerin özelliğinde neler vardır, neler aranmaktadır, bunlar belirsizdir. Örneğin, Ankara’nın göbeğinde acil iş kapsamında ihale yapmanın mantığını TOKİ bir şekilde Sayın Bakan aracılığıyla bize açıklamalıdır. Birilerini zengin etmek gerekiyorsa, çıkarın kanunu, cebine koyun parayı, zengin edin, ama hiçbir aciliyeti olmaksızın afet kapsamı dışında da TOKİ aracılığıyla acil iş yaptırmanın bir gerekçesi olmalı bu ülkede. Ama ne yazık ki böyle bir gerekçeyi hiç kimsenin açıklayacağını düşünmüyorum. Biz bu konuyla ilgili, ilgili kurumlardan bunun takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, bu ülkedeki doğal afetlerde maalesef, AKP İktidarı döneminde ayrımcılık yapılması bu ülkede yaşayan 75 milyon insanın vicdanını yaralamaktadır. Son bir yılda bu ülkede iki deprem yaşandı. Bu depremden etkilenen vatandaşlarımızın hepsine geçmiş olsun diyorum. Ama şimdi bir tarafta bir ilde altyapı TOKİ aracılığıyla değişik ihalelerle hızla yapılırken, bir başka ilde veya bu ilin ilçelerinde altyapı projelerinin ilgili makamlardan geri dönmesinin bir anlamı olmalı.

Van’da -Allah razı olsun yapanlardan- hızla altyapı projeleri yenilenirken Sayın Bakanım, Kütahya’da bu depremden zarar gören ilçelerdeki altyapı projeleri neden işleme konulmuyor? Simav Belediyesinin teklif ettiği projeler niçin desteklenmiyor? Dolayısıyla bunların mutlaka bu Afet Yasası kapsamında yeniden gözden geçirilmesi ve ayrımcılığın giderilmesi gerekiyor.

Daha üç gün önce, Simav’da dört daireli bir bina sahibinin bana ve sayın iktidar partisinden bir milletvekili arkadaşımıza getirdiği notu aynen sizlerle paylaşıyorum: “Sayın vekilim, dört daireli bir bina sahibiyim. Orta hasarlı olarak binam tespit edildi. Hükûmetin teklif ettiği para 15 bin TL ama proje mühendislerinin benden istediği para 160 bin TL. Ben 15 bin TL ile bu binayı nasıl güçlendireceğim? Bu Hükûmet neden bu desteğini bizden esirgemektedir?” Duyuruyorum Sayın Bakanım. Bunun önüne geçmemiz lazım ve şu anda bin civarında orta hasarlı olarak tespit edilmiş binalardan şu güne kadar bir yıllık süre içerisinde sadece dört tane proje belediyeden onay almış ve dört binanın güçlendirilmesi yapılabilmiştir.

Değerli Bakanım -Allah korusun- yakın zamanda beklenmedik bir depremde hafif ve orta hasarlı olarak belirlenmiş birçok binanın başına ne geleceğini bilmemiz, tahmin etmemiz mümkün değildir.

Elimde en son Simav depremiyle ilgili Birbirini Tetikleyen Depremler 2011-2012 Simav Deprem Etkinliği diye bir bilimsel rapor var. Bu raporda Simav havzasının diri fay parçaları tarafından çevrildiği ifade edilmekte, “2011 depreminde yani 5,9 şiddetindeki deprem sonucunda bölgede bulunan küçük tali faylar tetiklenmiş ve bölgenin yapısından kaynaklanan çok uzun süren deprem aktivitesine yol açmıştır.” denmektedir.

Yine burada bu süreçte yaşanan birçok depremin teknik özellikleri açıklanmış ve en son Ocak 2012’de toplam 48 adet -1,7 ile 3,9 arası- Şubat 2012’de 64, Mart 2012’de 89, Nisan 2012’de 586, 1 Mayıs ve 5 Mayıs 2012 tarihleri arasında da 244 deprem bu bölgede yeniden ortaya çıkmıştır. Acilen bu bölgenin teknik anlamda özelliklerinin mutlaka ortaya konup bu tedbirlerin söz konusu tasarı kapsamında gerçekleştirilen değişikliklerle yeniden incelenmesi gerekiyor.

Değerli Bakanım, bu raporun son cümlesini sizlerle paylaşmak istiyorum: “Bu kapsamda değerlendirildiğinde, Simav depremlerinin, basında farklı kişiler tarafından söylendiği gibi, 1970 yılında kırılan Gediz fayını tetiklemesi ve büyüklüğü 7’den büyük olmak üzere çok büyük deprem üretmesi söz konusu değildir. Bununla birlikte daha çok 2009, 2012 depremleriyle -17 Şubat 2009’dan bu yana bu bölgede deprem devam ediyor- kırılan tali fay zonundaki varsa kırılmayan aktif, diri fay parçalarının kırılmasını tetiklemesi söz konusu olabilir. Ancak 2009-2012 yılları arası meydana gelen depremler ile bu zon içerisindeki tali faylarda büyük enerji boşalımının meydana geldiği de olumlu bir gelişme olarak göz ardı edilmemelidir. Bu kapsamda deprem etkinliğinin azalarak bir müddet daha devam etmesi beklenmelidir.” Şimdi bu rapor da dikkate alındığında bölgedeki vatandaşların tedirginliği bir süre daha devam edecektir. Şu anda evine giremeyen, korkudan dolayı, her an deprem olacağı endişesiyle sokaklarda geceleyen insanların feryadını ne olur bir kez daha ben buradan seslendireyim, siz de duyunuz Sayın Bakanım. Bu insanlara yeterli miktarda çadır, yeterli miktarda battaniye ve diğer acil ihtiyaç malzemelerini Kütahya Valiliğine mutlaka göndermemiz lazım. Olası bir depremde yeni afetlerin yaşanmaması için bu tedbirin önceden alınmasında büyük yarar görülmektedir.

Değerli Bakanım, bölge esnafı bitmiş durumdadır, şu anda ertelenen vergi borçlarının ödeme zamanı geldiğinde cari ayla beraber biriken paraların devlete ödenmesi asla ve asla mümkün değildir. Bu konuda yeni bir yapılandırma ve taksitlendirmeyle bu insanların bölgeden göçlerinin önlenmesi lazım. Son depremlerle beraber Simav ilçesinden yaklaşık 7 bin kişinin göç ettiğini bir kez daha sizlerle paylaşıyorum. Bu vesileyle ilimizde meydana gelen bu depremden dolayı gecikmiş hizmetlerin acilen oraya iletilmesinde yarar görüyorum.

Değerli Bakanım, size daha önce de ilettiğim gibi hafif ve orta hasarlı bina sahiplerinin kendi arsaları üzerinde devletin vereceği krediyle daha ucuza iş yeri ve konut sahibi olmalarının önü açılmalıdır. TOKİ’den mutlaka daire alması konusundaki zorlamadan bu Hükûmet vazgeçmelidir. O bölgeye lütfen en güvendiğiniz insanınızı gönderiniz, beş-on tane TOKİ hak sahibi vatandaşla görüştürünüz, çektiği çileleri siz birinci ağızdan öğreniniz. Bu insanlara “Beldeden, köyden kalkın gelin; Simav’daki TOKİ binalarından daire alın.” diyerek cezalandırmanın bir anlamı yoktur. Bu insanlar zaten depremin psikolojik etkisiyle bitmiştir. O insanlara köyünde ve beldesinde kendisinin birlikte yaşadığı hayvanlarıyla beraber olabileceği bir mekânın oluşturulması kaçınılmazdır.

Bu konuda bu son uyarılarımı da bir kez daha yapıyor, tekrar hepinize saygılar sunuyorum. Kanunun hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. İyi akşamlar diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, şahsım adına söz istiyorum.

BAŞKAN – Tabii, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; afet riski altındaki alanların dönüştürülmesine ilişkin kanun tasarısının 7’nci maddesi üzerinde kişisel söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Kanun o kadar enteresan bir kanun ki, tabii Türkiye’de AKP İktidarıyla beraber hukuk yok edildi, faşist bir dikta kuruldu, bu faşist diktanın her alana yayılması için hukuk yok edildi, kişi güvenliği yok edildi, “hukuk” denilen bir kavram yok, şimdi de vatandaşın elindeki malına mülküne el uzatmak için bir kanun getirildi. Bu kanunla Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilen yetki kime veriliyor? Tayyip Erdoğan’a veriliyor. Tayyip Erdoğan ne olmak istiyor bu memlekette? Diktatör olmak istiyor. Bunu her uygulamasında görüyorsunuz değerli milletvekilleri.

Şimdi, bu kanunla getirilen bu dönüşüm gelirleri o kadar büyük bir gelir paylarıdır ki bunları bu Bakanlığın emrine veriyorsunuz, bunların harcamaları üzerinde kontrol yok, ayrıca da burada toplanan gelirlerle bu Bakanlık bünyesinde çalıştırılan personele de Devlet Memurları Kanunu hükümlerine bağlı olmadan, tamamen keyfî, Bakanın daha önce bu işte TOKİ’de yaptığı uygulamalar gereği kendine özel, yandaş, kendine uygun, kurallara da bağlı kalmaksızın, fahiş miktarda ücretler ödenmek suretiyle, dolayısıyla böyle keyfî bir Bakanlık yaratıyorsunuz ve burada da bu Bakanlığa tahsis edilen gelirlerin yekûnlarını dikkate aldığınız zaman, aşağı yukarı devlet bütçesinin dörtte 1’ine yakın geliri, belki dörtte 1’ini de aşacak yarısına kadar da bir geliri tahsis ediyorsunuz.

Şimdi, değerli milletvekilleri, Lenin’e demişler ki: “Ya, yoldaş, bu halk çok mağdur edildi, fakir edildi, yarın öbür gün bunlar bize baş kaldıracak.” “Yok yok, siz oradan bana bir tavuk getirin.” demiş. Tavuğu getirmiş, ceketinin altına koymuş, düğmesini kapatmış, açınca tavuk fırlamış gitmiş. “Bir daha getirin.” demiş. Bir daha koymuş, ceketi açınca gitmiş. “Peki, o tavuğun tüylerini yolun bakalım.” demiş. Tüylerini yolmuşlar, getirmişler, ceketin altına koymuş Lenin; düğmeleri açmış bakmış ki tavuk gittikçe koynunda kalıyor, kaçmıyor. “Bak, bu halkı ne kadar yolarsan o zaman sana muhtaç olacak, dolayısıyla sana sığınacak.” demiş.

Şimdi, AKP’nin de getirdiği bu.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Bu hakarettir.

KAMER GENÇ (Devamla) – Türkiye’de, çalışmayan, üretmeyen, sadakaya muhtaç, devletin bütün gücünü kendi elinde tutan bir siyasi iktidar yaratıyor ve diyor ki bu siyasi iktidar kanalıyla, işte belirli aralıklarla bu Hükûmetin, vatandaşın… Vatandaşa da, bu sürede haksız şekilde elde ettiği bu paraları işte belirli aralıklarla sadaka kabilinde dağıtmak suretiyle, halkı üretmeyen, çalışmayan, okumayan, tembel, düşünmeyen bir Türk toplumu yaratmaya çalışan bir AKP İktidarı ve bu iktidar tabii bu sayede ayakta kalmak istiyor ama şunları hesaba katmıyor ki: Türkiye artık çağın belli bir aşamasına geldi. Bu çağda kolay kolay -bilgisayar çağında- artık insanların, tamamen onların tercih ettikleri seviyede cahil bir kitlenin kalması mümkün değil ama maalesef ne yapalım ki değerli milletvekilleri, AKP, çoğunluğuyla Türkiye’nin her tarafını yönlendirmeye çalışıyor, devletin temel… Cumhuriyet, seksen-doksan yıldır her tarafı kemirildi, kaleleri kemirildi, o kalelerin içine dinamitler sokulmak suretiyle o çağdaş Türkiye’yi ayakta tutan o devrimler tek tek içinde dinamitler patlatılmak suretiyle yok edildi. İşte, en son da geçen gün 4+4+4 Kanunu çıkarıldı ve Diyanet İşleri Başkanlığı da beş yaşındaki çocuklara Kur’an dersi getirmek suretiyle… Tayyip Erdoğan dedi ki: “Biz sessiz devrim yaptık.” Aslında onun dediği sessiz devrim değil, yaptığı sessiz karşı devrimdir. Yani Türkiye’nin çağdaşlaşma yönünde, laik cumhuriyet yönünde, bilim yönünde, teknoloji yönünde ilerlediği bütün o sahaları yok etti. Dolayısıyla artık Orta Çağ karanlığına doğru, bir rejime doğru Türkiye’yi sürüklemeye çalışan bir yönetim, bir halk yapısını getirmeye çalıştı. İşte bu şartlar altında biz mücadelemize devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

Madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 180 sıra sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısının 7 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinin aşağıdaki şekilde ve aynı maddenin (5) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin “Birinci fıkranın (c) bendinde belirtilen tutar hesap dönemini takip eden yılın Mayıs ayı sonuna kadar Bakanlığın merkez muhasebe birimine aktarılır.” şeklinde değiştirilmesini, aynı (5) numaralı fıkranın (ç) bendi ile bu fıkranın üçüncü cümlesinde yeralan “ile İller Bankası Anonim Şirketince bu fıkraya ve birinci fıkranın (c) bendine göre süresi içinde aktarılmayan tutarlar” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını ve (5) numaralı fıkranın bend numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Nurettin Canikli                  Mehmet Doğan Kubat                    Ramazan Can

                 Giresun                                   İstanbul                                  Kırıkkale

                                Osman Aşkın Bak                          Hilmi Bilgin

                                        İstanbul                                       Sivas

“(c) İller Bankası Anonim Şirketinin Hazine gelirleri ve faiz gelirleri dışındaki Banka faaliyetleri ile 26/01/2011 tarihli ve 6107 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca yapacağı faaliyetlerden elde edeceği kârın yüzde ellisi.”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – İştirak ediyoruz efendim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe: İller Bankası Anonim Şirketinin Banka faaliyetleri ile 26/01/2011 tarihli ve 6107 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının gereği olarak yapacağı faaliyetlerden elde edeceği gelirin yüzde ellisinin bu Kanunun amacı için kullanılmak üzere dönüşüm geliri olarak alınması maksadıyla düzenleme yapılmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, tasarının oylanmasından önce lehte ve aleyhte oyunu belli etmek üzere 2 arkadaşımıza söz vereceğim.

Lehte ilk söz İstanbul Milletvekili Sayın Oktay Saral’a aittir.

Buyurun Sayın Saral. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY SARAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, çok kıymetli milletvekili arkadaşlarım; 180 sıra sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın tüm maddeleri üzerinde, lehte olmak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle tüm Türkiye’yi ve sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, kanun tasarısının temel amacı afet riskli alanların dönüşümünü ve riskli yapıların yıkımını sağlayarak sağlıklı ve yaşanabilir alanların ve konutların oluşturulmasıdır. Hepimizin malumu olduğu üzere ülkemiz, maalesef, çeşitli kademelerde olmak üzere deprem kuşağında yer almaktadır. Özellikle yüzde 92 oranında bu deprem kuşağında olduğunu hepimiz biliyoruz. Âdeta depremle ve doğal afetlerle birlikte hayatımızı idame ettiriyoruz. Şöyle geçmişe bir dönüp bakacak olursak, maalesef, bu deprem ve afetler nedeniyle çok acılar yaşadık, milletçe çok üzüntülere gark olduk. 1900’lü yıllardan bu ana kadar depremde 100 bin insanımız maalesef hayatını kaybetmiş, bunun yanında 1 milyona yakın bina da ya tamamen ağır hasar noktasında tahrip olmuş ya da yıkılmıştır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, özellikle 1950’li yıllardan sonra da kırsal alandan kente hızlı göç nedeniyle her türlü teknik ve sosyal altyapıdan yoksun iskânlar ve gecekondular oluşturulmuş, kentler plansız gelişmenin yanında özellikle doğal, tarihî ve kültürel alanda da tahrip olmuşlardır. Bunun sonucunda da hepimizin malumu olduğu üzere o kötü manzara hepimizin huzurunda kendini bulmuştur.

Düzensiz, sağlıksız, can ve mal kaybı noktasında risk taşıyan, kentsel estetikten yoksun, imar mevzuatına aykırı yapılar bugünümüze kadar gelmiştir. Bu vesileyle yaşanan bu depremler neticesinde özellikle yapı stokunun ülkemiz adına ne kadar riskli olduğunu hepimiz biliyoruz.

Türkiye’mizin özeti olan İstanbul’un yüzde 35’i 1’inci derece, yüzde 30’u 2’nci, yüzde 30’u da 3’üncü derecede olmak üzere, şayet 7 ve onun üzerinde şiddette bir depreme maruz kaldığında uzmanların söylediği 1,5 milyon binanın 900 bini ya tamamen yıkılacak veya ağır hasar görecek ve yine uzmanlarca söylenen 50 ile 100 bin insanımızı maalesef kaybetmiş olacağız.

Yıllardan beri ahlarla vahlarla geçti ömrümüz ancak oportünist, günübirlik birtakım avutmalarla beraber bu depremi yeterince kendimize maalesef ilgi tutmamış ve bu sıkıntılara hepimiz birlikte gark olmuşuz.

Evet, değerli milletvekillerimiz, tabii afetler ve depremler, bakınız, hepimizi vurdu, hepimizin canını yaktı.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – On yıldır biz iktidar değiliz, on yıldır siz iktidarsınız.

OKTAY SARAL (Devamla) – Bu nedenle özellikle söylüyorum: Türk, Kürt, Alevi, Sünni, sağcı solcu ve siyasi parti ayrımı yapmaksızın deprem hepimizi gerçekten vurdu. Buna baktığımızda değerli arkadaşlarım, hepimizin yakınları yakın zaman döneminde, bundan on yıl kadar önce Adapazarı’nda, İstanbul’da -az evvel sayın vekilimizin söylediği şekilde- Bolu’da yakınımız, dostumuz, arkadaşımız, ahbabımız enkaz altında kaldı. Bunun için popülizm yapmaya gerek yok. Bu işi siyasi ranta tahvil etmenin hiçbir gereği yok. Bu sorun hepimizin sorunu, bu sorunu hep birlikte çözeceğiz değerli arkadaşlarım.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Yasa yanlış. Doğru yasa yapın, destekleyelim.

OKTAY SARAL (Devamla) – Çözümde görev almayanlar sorunun birer parçası olurlar. Bu sorunu hep birlikte inşallah çözeceğiz.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Yasa yanlış, biz ne yapalım.

OKTAY SARAL (Devamla) – Evet, yaşanan felaketlerde kenetlendik, kardeş olduğumuzu bildik ve birbirimize ne kadar muhtaç olduğumuzu öğrendik.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Onu Genel Başkanına söyle, Tayyip Bey’e söyle onu.

OKTAY SARAL (Devamla) – 75 milyon kardeşiz. Biz hep birlikte Türkiye’yiz. Bunu yaşadık. Bakınız, milletimizde, hepimizin mayasında, hamurunda yardımseverlik, iyilik, merhamet ve şefkat var, kısacası yaşatma idealiyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY SARAL (Devamla) - …dopdolu olan bir millete, bir ülkeye sahibiz.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Vekilim, doğru söylüyorsun ama yasa yanlış.

OKTAY SARAL (Devamla) – Burada Türk, Kürt, mezhep, meşrep ve din ayrımı yapmaksızın gerçekten milletçe birbirimizi, bu noktada, depremde nasıl olmamız gerektiği noktasında…

Süre mi bitti Sayın Başkan? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ben teşekkür ediyorum. Bu yasa tasarımızın inşallah milletimize, ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – O yüzden mi sırf AKP’li belediyelere izin veriyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Saral.

Tasarı üzerinde aleyhte fikrini belirtmek üzere Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, aslında, tabii, ben bu kanunun üzerinde pek müzakerelerde bulunmadım çünkü KİT Komisyonu üyesiyiz. Aslında KİT Komisyonu diye bir komisyon var ama bir günde dört tane kurumu denetliyoruz. Yüzer, iki yüzer sayfalık raporlar geliyor. Aslında denetleme yok, sadece 20 tane AKP’li milletvekili arkadaşımız geliyor, hiçbir rapor okumuyorlar, bir fikir de söylemiyorlar, sadece el kaldırıyorlar, “İbrasına…” diyorlar. İşte böyle bir Mecliste, böyle bir hukuk yapısı içinde, Türkiye’nin menfaatlerini koruyan bir Parlamento olduğumuzu iddia ediyoruz.

Bugün bana Tunceli’nin Ovacık’taki Kozluca köyünün Muhtarı telefon ediyor, diyor ki: “Efendim, bizim köyün yolu yok. Ben gidiyorum ilgililere diyorum ki: Bizim köyün yolunu yapın.” Bakın, size de isim veriyorum, Ovacık’ın Kozluca köyünün yolu. Diyorlar ki: “Parayı köylüler aranızda toplayın, yakıt temin edin, makineye yakıt doldurun, ondan sonra da biz sizin köyünüzün yolunu yapalım.”

Değerli arkadaşlar, maalesef AKP’nin uyguladığı tek yanlı uygulamalar ve işlemler nedeniyle bizim güvenimiz yok. Biraz önce burada konuşan arkadaşımız “Deprem gelince Kürt, Türk, Alevi, Sünni dinlemiyor.” diyor ama acaba onu Tayyip Bey’e söylese daha iyi değil mi?

Tayyip Bey ne yapıyor? Boyuna, Suriye üzerinde giderken diyor ki: “Suriye’de Aleviler iktidarda, Alevilerin güvenlik kuvvetleri Sünnileri öldürüyor.” Başbakanlık makamında oturan bir kişiye yakışır mı bu tür davranışlar? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Ne zaman söyledi?

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani daima tahrik ediyor. “Ey Aleviler, bakın…” diyor, “Ondan sonra “Orada Sünnileri öldürüyorlar.”

Bakın, Tayyip Erdoğan niye Almanya’ya gitmedi biliyor musunuz? Sivas davasında… Aslında yakılan insanlarımızın büyük bir kesimi yani hepsi sol düşünceli insanlardı ama bu biraz daha Alevi inançlı vatandaşlara karşı bir olay olduğu için o Alevi inançlı vatandaşlara, insanlara karşı o yakma işlemine katılanların bir kısmı AKP İktidarı zamanında korundu, yakalanmadı ve bir kısmı hakkında dava zaman aşımından düştü. Zaman aşımından düşünce Tayyip Erdoğan dedi ki: “Memleketimize ve milletimize hayırlı olsun.” Bir şey niye “Memlekete ve millete hayırlı olsun.” denir? Ondan haz duyulduğu için. Yani ne diyor yandaşlarına? “Ey vatandaşlar, siz yine bu Alevileri yakın, biz iktidardayız, merak etmeyin, sizi yargılamaktan alıkoyarız, dolayısıyla bu konudan çekinmeyin.” diyor. İşte orada, Avrupa’daki vatandaşlar da bu sözü kendilerine karşı bir tahrik olarak gördüler ve Türkiye’nin başında bulunan bir insana, Başbakanlık makamında bulunan bir insana yakıştırmadıklarından dolayı büyük bir tepki gösterdiler; Tayyip Erdoğan o tepkiden korktu, Almanya’ya gitmedi. Niye?

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Yalan söylüyorsun yalan, yalan! Çok büyük bir yalan!

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, şimdi de diyor ki: “Ermenilerle Alevi dernekleri bana karşı şey etti.” Yani, bunlarla ne kastediyor? Kendi ağzından çıkanı kulağı duymuyor beyler!

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Yaşına bak, söylediğin lafa bak!

KAMER GENÇ (Devamla) – Onun için, Tayyip Erdoğan, zamanında… Bakın, şimdi, kürsüye çıktığı zaman birleştirici, bütünleştirici, halkın tümünü kucaklayıcı bir konuşması var mı? Yok. “Sizle biz” diyor, “onlar ve biz” diyor. Ondan sonra 1940’lardan bahsediyor, cumhuriyeti ve Atatürk’ü devamlı dile getiriyor. Yahu, sen daha kimsin? Sen daha dünkü çocuksun. Arkadaş, bu memleketi kuran insanlar, on senede ne fabrikalar yaptılar ne demir yolları yaptılar ne KİT’ler meydana getirdiler. Sen, on senedir sattın, sattın, sattın memleketi soğana çevirdin. Dolayısıyla, insanlar biraz haddini bilmelidir.

Değerli arkadaşlar, aslında, bu kanun şöyle uygulanırsa çok iyi olur: Bakın, ben, Tunceli’nin köylerini gezdiğim zaman hakikaten, uzun zamandan beri -buralarda zaman zaman yer sarsıntısı olmuş- köy evlerinin yüzde 90’ı çatlak, oturulmayacak derecede bir durumda. Hatta, bu konuda bir kanun teklifimi de hazırlıyorum. Aslında, bu kanunun önce köylerde uygulanması lazım, köyde çatlak olan bütün yapılara el konulup bunların yapılması lazım ama nerede? Nerede bu yapılacak? Çünkü sizin uygulamalarınızı görüyoruz; bu uygulamalar, hep, “siyasette bendenseniz” oluyor, yoksa mümkün değil. Tek taraflı uyguluyorsunuz.

Dolayısıyla, burada, demin de söylediğim gibi, büyük bir güç elde ettiniz.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Milletin gücü, milletin gücü.

KAMER GENÇ (Devamla) – Karşınızdaki -siyasi düşüncesi sizin karşınızda olan- insanlara karşı bu gücü vicdansızca kullanacak ve bu insanların evlerine el konulacak, mülklerine el konulacak, haksız yere yıkılacak, yargı denetimi ortada yok, böyle bir hukuk devletinde… Bir hukuk devletinde hukuka saygılı olan insanlar yargıdan korkar mı? Zaten yargı diye bir şey yok. Onun için ben bu kanuna karşıyım.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Ayrıca, vekâleten oy kullanacak sayın bakanlar var ise, hangi bakana vekâleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı       :               236

Kabul                               :               208

Ret                                   :               28 (x)

                                        Kâtip Üye                                  Kâtip Üye

                                  Mustafa Hamarat                        Bayram Özçelik

                                            Ordu                                        Burdur”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı, uğurlu olsun.

3’üncü sıraya alınan, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Muğla Milletvekili Nurettin Demir ve 16 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

                           

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Muğla Milletvekili Nurettin Demir ve 16 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/606, 2/155) (S. Sayısı: 241) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu, 241 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Metin Lütfi Baydar.

Buyurun Sayın Baydar. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini aktarmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce ulusumuzu ve onun temsilcileri olan sizleri saygıyla selamlıyorum.

Nasıl ki açık oto pazarlarında ikinci el müşterisini kandırmaya yönelik olarak Doğan görünümlü Şahin’ler satışa sunuluyor ise üniversitelerin isimlerinin de yaşayan insanların adlarıyla değiştirilmesi bende aynı duyguyu uyandırıyor.

Doğru olan, etik olan, dünyada da kabul gören, sizin adınızın bir yere verilmesi takdirinin sizden sonra gelecek nesillerce yapılmasıdır. Dünya bunu böyle yapıyor.

Üniversitenin isminin yaşayan bir siyasinin ismiyle değiştirilmesi acaba üniversitelerin hangi sorununu çözmektedir? Üniversitelerin kalite sorunu duruyorken, akademik, idari ve mali özerklik problemleri hâlâ varken ve 12 Eylül darbesinin ürünü olan YÖK yasası hâlâ ortadayken sizin “Biz darbelerle hesaplaşmak istiyoruz.” laflarınıza kim inanır? Gülüp geçiyorum. Siz değil miydiniz, 2002 yılında, YÖK’ün kaldırılmasını Acil Eylem Planı’na koyan? Sonra ne oldu? Ele geçirdiniz ve askerî darbe dönemlerinde olmayan baskıyı bu dönemde kurdunuz.

Kendinize benzemeyen kim var ise üniversiteden atmak için her türlü numarayı çeviren adamlarınız artık üniversitelerde. Ancak bir şeyde yanılıyorsunuz; üniversite bir forumdur, her türlü düşüncenin tartışılacağı ve her farklı sesin yaşayabileceği, akademik özgürlük ortamında doğrunun bulunacağı yerlerdir. Sizler sadece sizin gibi düşünen, aklına ipotek koyacağınız insanlar yetiştirmek istiyorsunuz, biz ise insanları olduğu gibi kabul eden, farklılıklarımızı zenginliğimiz sayan bir anlayışa sahibiz; işte fark burada.

Dünya tarihine baktığımız zaman sizin gibi düşünenlerin başlangıçta kazanmış gibi görünseler de sonunda hep kaybettiğini görüyoruz. Örneğin, dünyanın ilk üniversitesi olarak 1088 yılında İtalya’da kurulan Bologna Üniversitesi başlangıçta papazlar ve kilise tarafından yönetilmiş ve skolastik düşüncenin merkezi olmuş ise de sonunda akademik özgürlüğün en önde geldiği üniversitelerden birisi olarak, Umberto Eco’yu, Romano Prodi’yi yetiştiren üniversitelere dönüşmüştür. Siz ne kadar bugün üniversitelerimizde kendinize yakın insanlarla bir dönüşüm yarattığınızı sansanız da, üniversitelerin sesi artık çok çıkmıyor ise de, öğretim üyelerini, öğrencileri sindirseniz de üniversiteler önünde sonunda sorgulayan ve aklın egemen olduğu kurumlar olacaktır; bundan kaçamazsınız.

                             

(x) 241 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak yeni üniversite açılmasına karşı değiliz ancak bu yeni üniversite açmanın bir planlama altyapısı olmamasına karşıyız. Vakıf üniversiteleri açıyorsunuz. Bu vakıflar kimdir? Daha önce hangi eğitim deneyimleri ve geçmişi vardır? Bunları merak ediyoruz.

Türkiye’nin kendini zorlayan genç nüfusu ve bölgesel şartlar göz önüne alındığında Türkiye’nin 2023 yılında 250 üniversitesinin olması doğaldır ve bu beklenmektedir. Türkiye’nin ihtiyacı olan insan gücüne ait bir çalışmanız maalesef yoktur. Her yerde benzer üniversiteler açmak yerine bölgesel sorunlara çözüm üretecek, belirli alanlara yoğunlaşmış tematik üniversitelerin açılması tartışılabilir. 26 ilde 41 tematik üniversite açılmasına yönelik kanun teklifi verdik, gündeme bile getirmediniz. Bilim ve teknoloji, girişimcilik, doğa bilimleri, sosyal bilimler, turizm, sağlık bilimleri belirli tematik alanlar olabilir. Bugün üniversitelerimizle işsizlik iki ile dört yıl arası geciktirilmekte, fakülte okuyanlar dört yıl ve meslek yüksekokullarında okuyanlar iki yıl, işsizlik öncesinde annesinin, babasının parasıyla üniversitelerde oyalanmakta, mezun olduktan sonra işsizliğe devam etmektedirler.

Türkiye’nin en önemli problemlerinden birisi üniversite mezunu genç işsizliktir. Bu, milletvekili olan tüm arkadaşlarımızın gündemindeki ilk problemdir. İktidarın üniversite mezunlarının istihdamıyla ilgili bir derdi yoktur. İş gücü piyasalarının ihtiyaçlarına yönelik bir üniversite kontenjanı ve eğitim anlayışı da maalesef yoktur. Yükseköğrenimdeki temel çelişki halkımız, yani anne ve babalarımız genç nüfusun üniversite eğitimini talep ederken ancak iş gücü piyasaları ve ekonomik gereksinimlere göre Hükûmet on yıldır bir planlama yapamamıştır. Türkiye, Dünya Bankası ve IMF’in tezlerini özel sektör için uygularken, kendi gençleri için zor ve zahmetli bir planlama çalışmasına girmekten maalesef uzak durmaktadır.

YÖK için önerimiz basittir: Var olan yapı derhâl yok edilmelidir. Üniversiteler üzerinde 12 Eylül vesayetinden sonra günümüzde var olan AKP vesayeti de kalkmalıdır. YÖK, Millî Eğitim Bakanlığı ya da Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığında bir genel müdürlük olarak ulusal insan gücü kaynakları planlaması yapan, bu bağlamda üniversitelerin eğitim ve araştırma faaliyetlerinde yön çizmesine katkı sağlayan, üniversiteler hakkında ulusal veri toplayan ve yıllık raporlar hâlinde bunu paylaşan bir birim olmalıdır. Bu Bakanlığın bünyesinde, ayrıca genel olarak üniversitelerin ve açılacak yeni birimlerin akreditasyonundan ve ulusal kalite standartlarının saptanmasından ve takibinden sorumlu bir başka genel müdürlük, kalite değerlendirme genel müdürlüğü de kurulmalıdır. Modern üniversite olmak mali, akademik, idari özerkliği gerektirir. Üniversiteler, kendi amaçlarını kendileri belirledikten sonra, bu amaçlara nasıl, hangi yöntem ve araçlarla ve hangi kaynaklarla erişeceğini kendisi belirlemelidir. Yatırım kararları, herkesin takdir edeceği üzere, Ankara’da değil, bölgenin ve üniversitelerin öncelikleriyle şekillenmelidir. Üniversiteler öncelikleri, kuşkusuz, ulusal strateji belgelerini dikkate alarak belirleyecek akla ve güce sahiptirler. Böylelikle, harcanan her kuruşun neden ve neye harcandığı üzerinde tartışmalar en aza indirgenebilecektir.

Küreselleşme ve yükseköğretimde artan uluslararasılaşma, uluslararası hareketlilik ve iş birliği üniversitelerin kurumsal olarak özerk ve eğitim, öğretim, araştırma faaliyetlerinin ise akademik özgürlük çerçevesinde yapılması ve yerelleştirilmesinin YÖK’ten üniversitelere aktarılmasını gerekli kılmaktadır.

Üniversiteler bugün, bilim ve eğitim alanında uluslararası iş birliği anlaşması yapmak için YÖK’ten müsaade almak zorundadırlar. Merkeziyetçi, vesayetçi ve kontrolcü yaklaşımlar insanların, kurumların tam kapasiteyle çalışmalarını, tüm enerjileri ile kendi koydukları hedeflere ulaşmak için çalışmalarını engellemektedir. Bu durum ise ülke çapında kapasitenin gelişmesine ket vurmakta, başarının önüne set çekmektedir. Bu bir kısır döngüdür, geriye doğru işleyen bir sarmaldır. Sanayi devriminden kalma bu model değişmelidir. Bilgi ve teknoloji temelli, ekonomiye ve topluma, hızla değişen ve uluslararasılaşan yükseköğretim kurumlarına bu model dar gelmektedir.

Şimdi de millî eğitimle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum: Türkiye’de eğitimin devlet eliyle yürütülmesi fikrinin tarihi oldukça eskidir. Bu fikir, Osmanlı Devleti zamanında II Mahmud döneminde gündeme gelmiş ve 1857’de Maarif Vekâleti kurulmuştur. O günlerden bu yana Türkiye’nin millî politika konularından biri eğitimdir. Bugün pek çokları tarafından burun kıvrılan Tevhidi Tedrisat, yani Eğitim-Öğretimin Birleştirilmesi Kanunu da bu fikrin tamamlayıcısı niteliğindeydi. Türkiye’de devleti yönetenler yeni yetişecek nesillerin bu ulusun geleceği olduklarının bilinciyle, onlara kaliteli eğitimi vermek için millî eğitim sistemini oluşturdular. Eğitimin millî olması hem Batı’nın hem de herhangi bir başka kültürün hegemonyası karşısında yeni nesilleri kimlik bunalımından kurtaracak ve onlara kendi ulusal kimliklerini kazandıracak bir formasyon edindirmeyi amaçlamıştır ancak Türkiye son iki yüzyıldır iki uç düşüncenin çatışma alanı olmuştur. Bu düşüncelerden ilki, her iyi kavramı, kurumu, sistemi Batı’da gören ve bunları içinde geliştikleri şartları görmeden ithal etmek kolaycılığına kapılanlardır. Bunlar tarihsel süreç içerisinde Avrupalı toplumların kendi yaşam deneyimlerinin ürünü olan pek çok kavramı ve kurumu Türkiye’yi kurtaracak bir reçete olarak ithal etmekte Batılı ülkelerin de teşvikiyle herhangi bir sakınca görmemişler ancak uygulama Batı’dan farklı sonuçları beraberinde getirmiştir. Dikkat edin, bu görüşün taraftarları, kendi düşünüş biçimlerinin doğruluğu üzerinde ısrarcı olmaya devam etmektedirler.

Bunlarla çatışan bir diğer düşüncenin taraftarları ise Batı’yı olabildiğince reddedip “Arap ve Vehhabi kültürüne daha ne kadar yaklaşabilir isek kurtuluşumuz oradadır.” diyenlerdir. Bunlar da diğerleri gibi tarihsel süreç içerisinde Arapların “kavmi necip” olarak ortaya koydukları yaşam deneyimini, Türkiye’nin izlemesi gereken yol haritası olarak görmektedirler. Bunlar her ne kadar Batı’yı reddeder görünseler de Batı’nın insanlık mirasına kazanımı olan sivil toplum, özel eğitim, küreselleşme gibi kavramları pragmatist bir anlayışla kullanmaktan da geri durmamaktadırlar. Bunlar da kendi dünya görüşlerinde ısrarcı ve baskıcıdırlar.

İşte Türkiye, son iki yüzyıllık modernleşme çabaları neticesinde, bu iki uç kutbun çatışma alanı hâline gelmiştir. Tarihsel konjonktürde II. Abdülhamit, İttihat ve Terakkinin ve Mustafa Kemal’in tek hedefe odaklandığından habersiz olan ya da habersiz görünen bu zihniyetler, Türkiye’yi kendi çıkarları doğrultusunda dönüştürmeye ve bu dönüştürme için de millî eğitime el atmaya devam etmektedirler. Bu çatışma hâlen devam etmekte ve eğitimdeki “millîlik” vurgusu gün geçtikçe Bakanlığın tabelasında asılı duran bir kelime hâline dönüşmektedir. 1800’lü yılların sonunu ve 1900’lerin başını bir kez daha düşünebilir isek 2000’lerin Türkiyesi’nde bizden önce memleket hizmeti görmüş bu değerli devlet büyüklerinin neleri amaçladıklarını kolaylıkla anlayabiliriz. O dönemde amaç, çağın gereklerini yerine getirmekte zorlanan ve bu nedenle dağılmaya yüz tutan bir imparatorluktan yeni bir ulus yaratmaktan başka bir şey değildi.

II. Abdülhamit bunu önce tüm Osmanlı milletleri için denedi, bu olmadı. Sonra İmparatorluğun sınırları içindeki İslam unsurları için denendi. Orada da ortaya çıkan tarihsel trajedilere burada değinmeyeceğim. Sonuç olarak o da gerçekleşmedi. İttihat ve Terakki’de II. Abdülhamit’in bu politikaları başlangıçta benimsendi. Ancak bunların işler olmadığı görüldüğünde, Türk ulusuna dayanan bir ulus devlet fikri etkinlik ve geçerlilik kazandı ve Mustafa Kemal Atatürk, II. Abdülhamit’in ve İttihat Terakki kadrolarının memleketi kurtarma arzularını gerçekleştiren tarihsel aktör oldu.

Türkiye’yi kurtarmak elbette sadece ülkeye toprak kazanmakla olmuyordu. Yetişmiş insan gücüne sahip olmak, bunun sürekliliğini sağlayan gerçek bir bağımsızlık gerekiyordu. Ünlü Türkiye uzmanı Erik Jan Zürcher’in ortaya koyduğu rakamlar o dönemin koşulları hakkında fikir veriyor. Buna göre, Türkiye’de Birinci Dünya Savaşı koşullarında insan gücü kaybı 3,5 milyon kişidir. Bu, savaştan en büyük zararı görmüş olarak kabul edilen Fransa’nın 20 katıdır. 1923 Türkiyesi neredeyse hiç müdürü, mühendisi, doktoru olmayan bir ülke olmaktan başka, hemen hemen hiç kalifiye garsonu, kaynakçısı ve elektrikçisi de bulunmayan bir ülke durumundaydı. Öyle ki kaybolan vasıfları yeniden edinmek bir kuşağın yaşam süresine rast gelecekti.

Mustafa Kemal Atatürk bu koşullarda Türkiye mucizesini millî eğitimle, millî kültürle, kendi insanına, kendi insanının ortaya koyabileceklerine olan inancıyla ortaya çıkardı. Batılılaşma politikalarını Türk insanının üstün taraflarını insanlığa tanıtmak ve insanlık mirasına katmak amacıyla uyguladı. Türkiye’de ulusal kimliğin oluşturulmasına özen gösterdi. “Tercüme et, kullan.” kolaycılığına kaçmak yerine ortak insanlık mirasına mal olmuş değerleri benimsemeye özen gösterdi. Millî eğitim de bu millî kimliğin bir parçası olarak düşünüldü. Dolayısıyla, millî eğitim Türkiye’nin en önemli politika alanlarından birini oluşturmaya devam etmektedir. Size bunları anlatmakla bir devri saadet hatırlatmaya çalışmıyorum, sadece o dönemlerin ruhunu anlamanız açısından bu örnekleri size sunuyorum. Zira, zamanın ruhunu kavramadan, o dönemin koşullarını anlamadan geçmişimizi sağlam bir değerlendirmeye almamız da mümkün değil. Zamanın ruhunu anlamadan yapılan her değerlendirme, anakronik, eskimiş olmaya mahkûmdur.

1930’lu, 1940’lı yılların gazete manşetlerini bugünün dünya görüşleri ışığında ele almak, Fatih’in fedaisi Kara Murat’ın filmlerinde kol saati takmasına benzer. Konuşmamın başında söylediğim gibi, bugünün dünyası çok daha farklı gerçeklere sahip bir dünya. Bugünün dünyasında toprak büyüklüğü ya da nüfus büyüklüğü de doğrudan bir anlam ifade etmiyor. Bakın, 2011 yılı dünyanın en gelişmiş ekonomileri sıralamasında, bizim Konya vilayetimiz kadar olan Hollanda, büyüklüğüyle övündüğümüz Türkiye ekonomisinden daha fazla bir toplam değer üretmiş. Hollanda’nın ürettiği bu gayrisafi millî hasıla tek tek Hollandalılara dağıtıldığında 50 bin dolar civarında bir kişi başı gelir oluyor. Toplam refah pastasının büyüklüğü bakımından Hollanda’nın hemen arkasında yer alan Türkiye’de ise kişi başına gelir 10 bin dolar civarında. Bir Hollanda vatandaşının bir Türkiye vatandaşına göre 5 kat daha fazla maddi olanağı bulunuyor.

Peki, bu rakamları nasıl değiştireceğiz, nasıl geliştireceğiz? Elbette ki nitelikli insan yetiştirerek. Bakınız, bugün Türkiye’de nüfusumuzun dörtte 1’i on beş yaşın altında ve eğitimlerinin ilk kademelerinde bulunuyor. Öte yandan, her yıl ortalama 1 milyon 250 bin yeni öğrencimiz yükseköğretim çağına geliyor. Nüfusumuzun yüzde 50’si otuz yaşın altında. Bu, bugünün dünyasında müthiş bir avantaj hâline gelebilir.

Türkiye’de bugün öyle bir yapay gündem var ki, vatandaşlarımız bu yapay gündemle, maalesef, bu geri kalmış rakamlardan uzak tutuluyor. Bu yapay gündeme göre, ortaokul düzeyine gelen çocuklarımız doğrudan 5, 6, 7’nci sınıflara devam etmekten öte, imam hatip okullarına giderlerse bütün sorunlar çözülecek sanılıyor. Maalesef, tüm kamuoyu, eğitim politikaları denildiğinde bu konuya saplanmış kalmış durumda. Oysa eğitimin bir bütün olarak ve bu bütüne elbette ki imam hatip okullarını da dâhil ederek ele alınması gerekiyor.

Türkiye’de millî eğitime ayrılan pay konusunda ciddi bir gelişme maalesef ki 2012 bütçesinde de yok, toplam millî gelirinin 2,74’ü.

Şimdi diyeceksiniz ki: “Almanya’da da 2,8’i.” Ama Almanya’nın 4 trilyon dolarlık millî gelirini düşündüğümüz zaman bizim rakamın ne kadar küçük kaldığını göreceğiz. Peki, ne yapacağız? Eğitime daha fazla kaynak ayırmamız, eğitim sistemini günlük iktidar hırslarından uzak, çağdaş bir anlayışla kurgulamamız, mesleki eğitime, yükseköğretime gereken önemi vermemiz, kamu okullarını da özel okullar gibi donatmamız, eğitim standartlarımızı gelişmiş denen göstergelere göre yatırım yaparak geliştirmemiz önem ve öncelik arz ediyor.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Millî eğitimimizin dünyaya, kendi kimliğine sahip olan özgür bireyler olarak yetişecek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını kazandırması gerektirdiğini ifade ediyor, yüce ulusumuza ve onların temsilcileri olan siz değerli milletvekillerine saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baydar.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, görüşmekte olduğumuz kanunda, Muğla’mızı çok yakından ilgilendiren, Muğla Üniversitesinin adının “Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi” olarak değiştirilmesi ve iki yeni üniversite kurulması öngörülmektedir.

Tabii ki Sıtkı Koçman deyince belki herkes Sıtkı Koçman’ın kim olduğunu bilmeyebilir. Sıtkı Koçman, yıllarca Muğla’nın değişik yerlerinde değişik yatırımlar yapmış, başta maden sektörü olmak üzere Muğla’da gerçekten istihdamın çok kıt olduğu zamanlarda hemşehrilerimize istihdam sağlamış, Muğla için çok önemli bir iş adamıdır.

Gene, Muğla Üniversitesinin kurulmasında büyük emekleri olmuş, bugünkü Muğla Üniversitesi kampüsünün yarıdan fazlasını Sıtkı Koçman kendi kaynaklarından ve daha sonra kurmuş olduğu vakfından aktardığı kaynaklarla gerçekleştirmiştir. Bu bakımdan, Muğla Üniversitesinin adının “Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi” olarak değiştirilmesi bütün Muğlalı hemşehrilerimizi mutlu edecek, hakikaten insanların çektiği emeğin karşılığını verecek, yerinde bir uygulamadır. Bu vesileyle bu kanun tasarısının Komisyonda görüşülmesi sırasında katkıda bulunanlara, kanun teklifini veren arkadaşlarımızın hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Tabii ki ülkemizde yeni üniversiteler kurulması, ülkemizdeki eğitim kalitesinin artırılması önemli bir olay. Bu bakımdan, yeni üniversitelerin de ülkemize, milletimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Ancak, tabii ki üniversitelerin kurulması ne kadar önemliyse üniversitelerin geliştirilmesi de o kadar önemlidir. Bugün, kurulduğundan bugüne kadar Muğla Üniversitesine Sıtkı Koçman’ın aktardığı kaynaklarla, bir hayli, kampüs içerisinde eğitim binası, yurt ve laboratuvar gibi üniversitenin ve öğrencilerimizin kullanımı için ciddi binalar, altyapılar gerçekleştirilmiştir. Ancak Sıtkı Koçman’ın aktardığı kaynakların Muğla’mıza, Muğla Üniversitesine bir de olumsuz katkısı olmuştur. Her zaman üniversitelere belli bir kaynak ayırması gereken merkezî idare “Sıtkı Koçman nasıl olsa buraya yeterli kaynak aktarıyor.” diye Muğla Üniversitesini ihmal etmiştir ve son yıllarda, Sıtkı Koçman’ın kendisinin rahmetli olması, vakfın ekonomik gücünde biraz gerileme olması sebebiyle vakıf da Muğla Üniversitesine yeterli katkıyı sağlayamaz hâle gelmiştir. Bu da hızla gelişmekte olan Muğla Üniversitesinin gelişmesine sekte vurmuştur. Bu açığın kapatılması için Muğla Üniversitesine genel bütçeden ayrılan payın gözden geçirilerek Muğla Üniversitesinin gelişmesi için gerekli olan kaynağın genel bütçeden muhakkak ayrılması gerektiğine inanıyoruz. Bu konuda Hükûmeti ve yetkilileri buradan uyarmak istiyoruz.

Yine, Muğla ilimizde 850 bin nüfus daimî olarak yaşamakta, yaz nüfusunun da, yazın da, hatta bazı ilçelerimizin -Bodrum, Marmaris, Fethiye gibi ilçelerimizin- tek başına nüfusunun 1 milyonun üzerine çıktığı günler olmaktadır. Ama böylesine yoğun nüfusun geldiği, böylesine önemli bir turizm beldesinde, tatil beldesinde, bir tatil kentinde maalesef bir araştırma hastanesi bulunmamaktadır. İşin garibi, Muğla Üniversitesi Tıp Fakültesi de eğitime açılmıştır, öğrenci almıştır. Öğrencilerimiz, bu tarihte yapılan ve binaları çok yetersiz olan Devlet Hastanesine bir araştırma hastanesi tabelası çakılarak, burada tıp eğitimlerini devam ettirmeye çalışmaktadırlar. Bu ilkellikten kurtulmak için Muğla Üniversitesinin tez zamanda bir araştırma hastanesine kavuşturulması gerekmektedir. Eğer Muğla’ya tez zamanda bir araştırma hastanesi kazandırılamazsa buradaki tıp eğitiminin kalitesi şimdiden sorgulanmaya başlayacaktır. Tıp eğitimi -tabii ki eğitimin hepsi birbirinden önemlidir ama- diğer eğitimlere göre, hepimizi çok yakından ilgilendiren bir eğitim çünkü hepimiz canımızı doktorlara emanet ediyoruz. Doktorların tam eğitimle, tam öğrenmeyle diploma alması lazım. Bunun için de bir araştırma hastanesi lazım. Muğla’da bu yok arkadaşlar. Onun için, buradan, bu vesileyle, Muğla’nın bir araştırma hastanesine kavuşturulmasını diliyor, maç başladı, herkesin böyle çok fazla vaktini almadan, iyi oynayanın kazanması dileğiyle, kupanın sonuçlarının ülkemize hayırlı olması dileğiyle, her iki takım için de kupa maçının hayırlı olması dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum.

İyi akşamlar diliyorum. (MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim duyarlı ve anlayışlı tavrınız için. Bu arada 1-0 Fenerbahçe, bildireyim size. Şimdi ben yirmi dakika ara vereyim de görürsünüz gününüzü ama yapmıyorum.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- 28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununun ek 25 inci maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan “Muğla Üniversitesi” ibareleri “Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Sayın Nurettin Demir.

Buyurun Sayın Demir. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA NURETTİN DEMİR (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Akhisarspor’u bölge milletvekili olarak kutluyorum, fahri milletvekili olarak da Şanlıurfaspor’u kutluyorum şampiyonlukları nedeniyle. Akhisarspor’a Süper Lig’de, Şanlıurfaspor’a da 1’inci Lig’de başarılar diliyorum.

241 sıra sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve benimle birlikte 16 milletvekili arkadaşımın imza koyduğu Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’yle ilgili olarak söz almış bulunmaktayım. Öncelikle Meclis Başkan Vekilimiz Sayın Meral Akşener’e geçtiğimiz haftalarda yapılmış olan saldırıyı kınıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Muğla Üniversitesine büyük katkıları bulunan hayırsever iş adamı Sayın Sıtkı Koçman’ın isminin Muğla Üniversitesine verilmesi teklifinin geçen hafta Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda geçmesi başta Muğla halkı olmak üzere üniversite çevrelerini sevindirmiştir. 100 milyon TL’ye yakın yardımda bulunan merhum iş adamı Koçman’ın isminin üniversiteye verilmesi için sağlığında ve vefatının ardından YÖK’e birkaç kez başvurulmuş ancak Muğla Üniversitesi Senatosunun da ısrarına rağmen YÖK maalesef öncelikle bu konuları reddetmiş, daha sonra Millî Eğitim Komisyonunda takılmıştır. Komisyon, “Koçman” isminin verilmesi için “Yaptığı katkı 100 milyon liraya ulaşırsa veririz.” gibi bazı ön şartlar koşmuştu. Muğla Milletvekili olarak verdiğimiz isim değişikliği kanun teklifi “4+4+4” olarak adlandırılan kanun görüşmeleri sırasında yine Komisyona takılmıştır. Israrlarımızla tekrar gündeme gelen teklif, geçen hafta Millî Eğitim Komisyonunda kabul edildi.

Cumhuriyet Halk Partisi Muğla Milletvekili olarak, muhalefetiyle ve iktidarıyla emeği geçen herkese teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, “Muğla Üniversitesi”nin “Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi” olarak değiştirilmesi çok önemli ve insani bir zorunluluktur. Bu, Muğlalıların ve Muğla Üniversitesinin merhum Sıtkı Koçman’a bir vefa borcudur çünkü Muğla Üniversitesi, ülkemizin ender yetiştirdiği, yüreği insan sevgisiyle dolu büyük insan Sayın Koçman’ın himayelerinde bugünkü büyüklüğüne ve gelişmişliğine kavuşmuştur.

Muğla’ya ve Muğla Üniversitesinin gelişmesine katkılarından dolayı hayırsever iş adamı merhum Sıtkı Koçman’ı bir kez daha rahmetle anıyorum, ışıklar içinde yatsın.

Cumhuriyet döneminin ilk maden mühendislerinden biri olan ve Muğla’nın çeşitli bölgelerinde yatırımları olan Sıtkı Davut Koçman, sağlığında Muğla Üniversitesine yaklaşık 55 milyon dolar yardımda bulunmuştur. Üniversitenin fiziki altyapısının yanı sıra, yurtlar, fakülteler, spor tesisleri ve lojmanlar bu yardımlar sayesinde tamamlanmıştır. Üniversite yerleşkesindeki binaların çoğu Sıtkı Koçman ve onun adına kurulan vakıf kanalıyla yapılmıştır. Vakfın Muğla Üniversitesine katkıları hâlen devam etmektedir.

Bu arada, Sıtkı Koçman Vakfı Onursal Başkanı Sayın Alaittin Arpat’a ve gelmiş geçmiş tüm Mütevelli Heyeti üyelerine teşekkür ediyorum. Özellikle Üniversite Senatosuna ve şimdiye kadarki rektörlere de ayrıca teşekkür ediyorum.

Tıpkı Muğla Üniversitesi gibi Abant İzzet Baysal Üniversitesi de ülkemizdeki devlet ve vakıf üniversitelerinin yanında “vakıf destekli devlet üniversitesi” olarak üçüncü bir model oluşturmuştur. Abant İzzet Baysal Üniversitesine 262 milyonu bulan yardımlarıyla gerçekten Türk gençlerine büyük katkı sağlamıştır.

“Muğla Üniversitesinin hamisi” olarak nitelendirilen Sayın Koçman’ın isminin Muğla Üniversitesine verilmesiyle, beklenen vefa gerçekleşecektir, hayırsever iş adamının ismi Muğla Üniversitemizde yaşayacaktır.

Muğla Üniversitesi, 1992’de 3837 sayılı Kanun ile kurulmuş, Üniversitenin kuruluşunda Fen, Edebiyat, Su Ürünleri, Teknik Eğitim, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Fen ve Sosyal Bilimler Enstitüsü, Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu yer almıştır.

Muğla Üniversitesi, 1992 yılında kurulmuş genç ve gelişmekte olan bir üniversite olmasına rağmen, kurumlaşma kültürünü benimsemiş, kurum kültürünün oluşması için çaba gösteren bir üniversitedir. Ancak tabii ki Tıp Fakültesinin kurulmasından bu yana, Hükûmetin engellemeleriyle, maalesef Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi bir türlü işlerliğine kavuşamamış. Benim de orada yönetimde olduğum süreçte eğer Hükûmet bize Devlet Planlama Teşkilatının desteklerini sağlamış olsaydı, bugün Muğla, araştırma ve uygulama hastanesine sahip olmuş olacaktı.

Ayrıca, on bir yıldır Mimarlık Fakültesi maalesef öğrenci alamamıştır. Öncelikle Akyaka bölgesinde alınan arazi üzerine bina yapılamamış ve yer de bulunamamıştır. Oysa 9’uncu Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel’in de okuduğu, bugün Anadolu Enstitüsü Kız Meslek Lisesi olarak bilinen tarihî ve güzel binanın Mimarlık Fakültesine devri ile Mimarlık Fakültesinin yer ve okul sorunu çözülebilecektir.

Ayrıca, Fethiye İşletme Fakültesi 2012-2013 yılı öğretimine açılmalı ve öğrenci alınmalıdır. Milas ilçemizde de fakülte açılması hızlandırılmalıdır. Yatağan Meslek Yüksekokulu uzun yıllardır tamamlanamamıştır. Kavaklıdere’de yüksekokul açılmalıdır, en kısa sürede bitirilmelidir. Dolayısıyla, Muğla Üniversitesinin bütçesi, genel bütçeden ayrılan pay arttırılmalıdır.

Güzel Muğla’mız, tarihî, sosyal ve kültürel geçmişi ile Türkiye’nin en uzun kıyısına sahip bir turizm cennetidir. Üniversitelerin görevlerinden biri de bulundukları şehre ve bölgeye sosyal, kültürel, bilimsel olarak hizmet etmektir. Muğla Üniversitesinin övünç duyduğu, bölgede en gelişmiş araştırma merkezi, laboratuvarı ile proje yürütücülerine indirimli, araştırma yapan diğer akademisyenlere ise imkânların verdiği ölçüde ücretsiz olarak hizmet vermektedir. Muğla Üniversitesi akademisyenleri yüz kırk altı bilimsel araştırma projesi tamamlamış ya da yürütmektedir. Alanlarında uzman değerli öğretim üyelerine sahip olan Muğla Üniversitesi, güzel ilimizin bugüne kadar araştırılamamış bütün yönlerini ortaya çıkarıp ulusal ve ulusal ve uluslararası alanda tanıtacak bir güce ve bilgi birikimine sahiptir. Muğla ilimiz, turizm ve tarım alanları yanında, bir eğitim kenti olma yolundadır ve bu mutlaka desteklenmelidir.

Cumhuriyetimizin kurucusu, en büyük eğitimci ve Başöğretmen Atatürk, bir milletin ancak eğitimle hür, bağımsız, şanlı ve yüksek bir toplum hâlinde yaşayabileceğini, “Eğitimdir ki bir ulusu hür, bağımsız, şanlı ve yüksek bir toplum hâlinde yaşatır veya ulusu kölelik ve yoksulluğa terk eder.” özdeyişiyle eğitimin önemini çarpıcı bir şekilde ifade etmiştir.

Muğla Üniversitesinde aralarında uzman 92 profesör olmak üzere öğretim elemanı sayısı 1.058’dir. Muğla Üniversitesinde 11 fakülte, 3 enstitü, 5 yüksekokul, 12 meslek yüksekokulu, 16 araştırma ve uygulama merkezi bulunmaktadır. 146 bölüm, 50 ana bilim dalı, 26 bini ön lisans ve lisans olmak üzere, yüksek lisansla birlikte 28 bin gencimize eğitim vermektedir.

Ülkemizin ve insanımızın güçlü ve refah içinde yaşamasının anahtarı üniversitelerin kaliteli ve prestijli bilim insanı yetiştirmesine bağlıdır. Prestijli bilim insanı ise bilim araştırma ve kültürünün geliştiği üniversitelerde yetişebilir. Üniversitelere yapılan yatırımlar çok önemlidir. Bilim kurumlarına, bilim kadrolarına yapılan yatırım geleceğe yatırımdır.

Bu duygu ve düşüncelerle, Muğla Üniversitesinin isminin “Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi” olarak değiştirilmesi ile ilgili emeği geçen herkese, siz saygıdeğer milletvekillerime bir kez daha teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Çerçeve 2’nci maddeye bağlı ek madde 145’i okutuyorum:

Madde 2- 2809 sayılı Kanuna aşağıdaki maddeler eklenmiştir.

“Murat Hüdavendigâr Üniversitesi

EK MADDE 145- İstanbul’da Merve Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip Murat Hüdavendigâr Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.

Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;

a) Fen-Edebiyat Fakültesinden,

b) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinden,

c) Mühendislik ve Mimarlık Fakültesinden,

ç) Sosyal Bilimler Enstitüsünden,

d) Fen Bilimleri Enstitüsünden,

oluşur.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Çerçeve 2’nci maddeye bağlı ek madde 146’yı okutuyorum:

Nişantaşı Üniversitesi

EK MADDE 146- İstanbul’da Engin Fikirler Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğine sahip Nişantaşı Üniversitesi adıyla bir vakıf üniversitesi kurulmuştur.

Bu Üniversite, Rektörlüğe bağlı olarak;

a) Sanat ve Tasarım Fakültesinden,

b) İktisadi-İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesinden,

c) Mühendislik-Mimarlık Fakültesinden,

ç) Sosyal Bilimler Enstitüsünden,

d) Fen Bilimleri Enstitüsünden,

e) 14/9/2009 tarihli ve 2009/15429 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kurulmuş bulunan ve bu Kanun ile tüzel kişiliği sona erdirilerek Rektörlüğe bağlanan Nişantaşı Meslek Yüksekokulundan,

oluşur.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Çerçeve 2’nci maddeye bağlı ek madde 147’yi okutuyorum:

EK MADDE 147- 21/12/2011 tarihli ve 6260 sayılı 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu, 2/9/1983 tarihli ve 78 sayılı Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Muğla Üniversitesine yapılmış olan atıflar Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesine yapılmış sayılır.”

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 3’ü okutuyorum:

MADDE 3- 2809 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 42- Bu Kanun ile tüzel kişiliği sona erdirilerek Rektörlüğe bağlanan Nişantaşı Meslek Yüksekokulunda halen öğrenimlerini sürdüren öğrenciler ve öğretim elemanları ile Nişantaşı Meslek Yüksekokulunun mal varlığı Nişantaşı Üniversitesine devredilir.”

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4- 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun eki (II) sayılı cetvelin “Yükseköğretim Kurulu, Üniversiteler ve Yüksek Teknoloji Enstitüleri” Bölümünün 47 nci sırası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“47) Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi”

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 5- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bizim konuşma talebimiz vardı, Sayın Engin Özkoç’un.

BAŞKAN – Hayır, “Geri çekti.” denildi bana.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, hayır. 5’inci maddede var efendim, Sayın Engin Özkoç.

BAŞKAN – Bana söylenen, Sayın Hamzaçebi, öyle olduğu için devam ettik.

Şimdi, ben 5’inci maddeyi okuttum, oya sunmadığımıza göre, bu madde üzerinde mi konuşacaksınız?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Evet.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – 5’inci maddede mi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir saniye…

BAŞKAN – Şimdi, ben 5’i okuttum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – 6’ncı maddede de olabilir.

BAŞKAN – Peki, şimdi sunabilir miyim oya?

MEHMET AKİF HAMAZÇEBİ (İstanbul) – Tabii.

BAŞKAN – Tamam.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

6’ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 6- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 5’inci madde kabul edilmiştir, 4’üncü madde kabul edilmiştir, 3’üncü madde kabul edilmiştir. Bunları da bir şeddeleyelim.

Şimdi, 6’ncı maddede…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, 70 kişi var Mecliste, böyle kanun mu geçer!

BAŞKAN – O zaman tatil edelim. Ne yapayım ben şimdi?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şuna bakın ya!

BAŞKAN – Anlaştı gruplar canım! Ya Sayın Tanal, bana bağırmayın, Allah aşkına. Zaten beynim döndü. Şu tarafa bağırın. Tamam.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Size bağırmıyorum Sayın Başkan. Özür dilerim şahsınızdan.

BAŞKAN – Şimdi, yani ilk defa bir şeyi atlıyorum.

Şimdi, kayıtlara geçmesi için konuşmak başka, ben üzerime alınıyorum başka. Sayın Tanal, tamam?

Madde 6 üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sakarya Milletvekili Sayın Engin Özkoç, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilk 10 üniversite arasında 6 tane ABD’li üniversite var. Ne bu 10 üniversite? Dünyanın en iyi üniversiteleri. 4 tane de Birleşik Krallık üniversitesi var. İlk 100 üniversite arasında 18 üniversite Birleşik Krallık’tan, 36 üniversite Amerika Birleşik Devletleri’nden. İlk 100 üniversite listesinde Türkiye’den üniversite bulunmamaktadır. Bu sıralama, akademik, bilimsel katkı, akademisyenlerin niteliği ve çalışmalarına bakılarak düzenlenmiştir. “Saygınlık” ölçütüne bağlı olarak yapılan farklı bir listede Orta Doğu Teknik Üniversitesi 96’ncı sırada yer alıyor.

Değerli arkadaşlarım, bir ülkenin bir duruşu olması gerekiyor. Bir insanın duruşu olması lazım, bir ülkenin milletinin bir duruşu olması lazım, ülkesinin bir duruşu olması lazım. Eğer o ülke dışarıya karşı gerçekten duruşunu belirlerken kendi iç sorunlarıyla ilgili söyledikleri konusunda bir dik duruş sergileyebiliyorsa, bu duruş diğerleri tarafından da saygınlıkla karşılanır. Bizim ne kendi eğitim konumuzda ne dış politikamızda ne aldığımız kararlarda ne ülke içerisinde verdiğimiz sözlerde maalesef bir duruşumuz yok. Bu kalitesizliğin iki tane temel noktası var. Birincisi: Siyasi iktidarların ideolojik yaklaşımlarının evrensel eğitim normlarının önüne geçmesi. İkincisi: Eğitimi serbest piyasa kuralsızlığına teslim etmektir.

Değerli arkadaşlar, bakın, AKP İktidarının Amerika Birleşik Devletleri ne derse yapan bir görünümü var ya, halk tarafından da doğru algılanan…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Görünüm değil, gerçeği var.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – …ama Amerika Birleşik Devletleri Başkanı 21 Nisan 2012’de yaptığı bir konuşmada şöyle diyor: “Bu yüzden, yükseköğrenimi her Amerikalı için erişilebilir hâle getirmek adına elimizden gelen her şeyi yapmamız gerekiyor. Eğitim hiç bu kadar pahalı olmamıştı. Üniversite masrafları için kredi alan öğrenciler 25 bin dolar borç ile mezun oluyorlar. Amerika’da yükseköğrenim lüks olmamalıdır. Bu, her ailenin erişebileceği ekonomik bir zorunluluktur. İşte bu yüzden, gelecek hafta ülkenin her yerinde üniversiteleri ziyaret edip öğrenim masraflarını nasıl düşürebileceğimiz konusunda öğrencilerle görüşeceğim.” Bunu kim söylüyor değerli arkadaşlarım? Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Sayın Obama söylüyor. Ne zaman söylüyor? 21 Nisan 2012’de. Öğrencilerle ilgili vergilerin düşürülmesini kiminle konuşacağım?” diyor, “Öğrencilerle konuşacağım diyor? Aradaki farkı görebiliyor musunuz? Yani örnek alınması gerekecekse bu örnek alınacakken, size birisi “Eğitim sisteminizi değiştirin.” deyince eğitim sistemini değiştiren, “Suriye’ye tavır al.” deyince Suriye’ye tavır alan, “Irak’a tavır al.” deyince Irak’a tavır alan, “Libya’ya tavır al.” deyince Libya’ya tavır alan, bombalatan, NATO üssünü açan bir anlayışla hareket ediyorsanız, siz hangi üniversiteleri kurmaktan, hangi özgür iradeyi yetiştirmekten, Türkiye’nin özgür bir irade gücüyle bir duruşunun var olduğunu göstermekten bahsedebilirsiniz? Sizin o çok örnek aldığınız Amerika Birleşik Devletleri 1 askeri için dünyayı ayağa kaldırdı ve biz arabulucu olmak durumunda kaldık.

Bakın, ben size bir şey gösteriyorum: Tarih kaç? 17 Ağustos 1992 Pazartesi. Kaç yıl önce? Yirmi yıl önce. Ne diyorlar? “Bizi unutmayın.” diyorlar. Kimler? Bizim askerlerimiz. Ne olmuş? Teröristler tarafından kaçırılmış. Peki, bugün bu askerin ağabeyi ne diyor? Yirmi yıl önce Batman Sason’da kaçırılan kardeşi jandarma astsubay kıdemli başçavuş… “24 Ağustos 1992’de kardeşim yol çevrilmesinde kaçırıldı. Batman Sason’a tayini çıkalı iki ay olmuştu. Kaçırıldığında bir yıllık evliydi ve üç aylık hamileydi karısı. Kaçırıldıktan sonra hiçbir haber alamadım. Genelkurmaya gittim, Başbakanlığa yazı yazdım. Başvurmadığım yer kalmadı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Eşref Bitlis’e gittim. Bana ‘Devlet askerinin peşini bırakmaz. Ama siz de Apo’yla görüşün, kardeşinizi kurtarın.’ dedi ama kurtaramadık. Koalisyon hükûmeti döneminde Sayın Devlet Bahçeli’ye mektup yazdım. ‘Kardeşin öldürülmüş olabilir.’ diye cevap aldım. Bundan sonra da hiç kimse bizimle ilgilenmedi. Şimdi kardeşimin çocuğu yirmi yaşında, üniversitede okuyor. Ben bunu hangi gönül rahatlığıyla askere göndereceğim?” diye soruyor.

Ben de size soruyorum: Üniversitede okuyan öğrencilerimize biz hangi gönül rahatlıyla “Size özgür bir ülke bıraktık.” diyebileceğiz? Biz, bugün, kurulan vakıf üniversitelerinin hangi denetim altında, hangi ideolojik anlayışla kurulup kurulmadığını incelemiyorsak, Türkiye’nin dünyaya karşı bir duruşu yoksa, bu ülkenin kendi askerini sahiplenen bir anlayışı yoksa, bu ülkenin askeri yirmi yıldan beri teröristlerin elindeyse ve bu ülkenin Başbakanından ses çıkmıyorsa biz hangi öğrencilerimizi okutacağız, yetiştireceğiz ve özgür Türkiye’nin özgür evlatları olarak bu ülkede var edebileceğiz? Biz eğitim yasasından mı bahsediyoruz? 4+4+4’ten mi bahsediyoruz? Kurulacak üniversitelerden mi bahsediyoruz? Biz Türkiye’de çıkacak olan yasalarla Türkiye’nin dış dünyaya karşı başının dik olmasından mı bahsediyoruz?

Biz şunu yapıyoruz değerli arkadaşlar: Az önce Caniklioğlu bu kürsüden şöyle seslendi…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Canikli.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Caniklioğlu kim ya?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Kim olduğunu, bakın, biraz sonra söylüyorum ben, siz de öğrenin.

Dedi ki: “Bu millet bize oy verdi. Siz bu milletin iradesine karşı mı çıkıyorsunuz?” Ben de size şöyle diyorum: Bu millet size oy verdi ama siz o millete takla attırıp göbek attırıyorsunuz. Bu millet bir gün, kime oy verdiğini öğrenecek; evlatlarını teröristlerin elinden kurtarmayan, öğrencilerini meydanlarda dövdürten, çocuklarını maden ocaklarında, enkaz altlarında öldürten, kendi ülkesinin geleceğine değer vermeyen insanlardan hesap soracaktır.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Niye bağırıyorsun?

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Ben bu millet adına bağırıyorum, bu millet adına bu kürsüde konuşuyorum. Hazmedemiyorsanız siz bu millete takla attıranların partisi olarak, bu millete göbek attıranların partisi olarak, siz bu milleti aşağılayanların partisi olarak bu millete cevap vereceğiniz günü beklersiniz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkoç.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı, uğurlu olsun.

4’üncü sıraya alınan, İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç ve Malatya Milletvekili Öznur Çalık ile 9 Milletvekilinin; Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun ile Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 11 Milletvekilinin; Manisa Milletvekili Özgür Özel ve Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu ile 53 Milletvekilinin; Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 2 Milletvekilinin; Muş Milletvekili Demir Çelik’in Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç ve Malatya Milletvekili Öznur Çalık ile 9 Milletvekilinin; Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun ile Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 11 Milletvekilinin; Manisa Milletvekili Özgür Özel ve Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu ile 53 Milletvekilinin; Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ile 2 Milletvekilinin; Muş Milletvekili Demir Çelik’in Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (2/489, 2/488, 2/494, 2/496, 2/497) (S. Sayısı: 232)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 17 Mayıs 2012 Perşembe günü, alınan karar gereğince, 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Hayırlı akşamlar diliyorum.

Kapanma Saati: 21.04