DÖNEM: 24                          CİLT: 19                        YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

99’uncu Birleşim

25 Nisan 2012 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

I.  - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II. - GELEN KÂĞITLAR

III.  - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Adıyaman Milletvekili Muhammed Murtaza Yetiş’in, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

2.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Gebze ve sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, süt üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarına ve bu sorunun çözüme kavuşturulması gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarına ve bu sorunun çözüme kavuşturulması gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın bir ifadesini düzelttiğine ilişkin açıklaması

4.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, bazı ifadelerini geri aldığına ilişkin açıklaması

5.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, bazı ifadelerini geri aldığına ilişkin açıklaması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 24 milletvekilinin, doktorların maruz kaldığı şiddet olaylarının nedenlerinin ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/252)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 24 milletvekilinin, Şanlıurfa'daki hastanelerde görev yapan doktorların uğradıkları saldırıların nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/253)

3.- İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 22 milletvekilinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/254)

4.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, hasta ve hasta yakınlarının sağlık çalışanlarına uyguladıkları şiddetin sebep ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/255)

5.- Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ve 37 milletvekilinin, ülkemizde sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/256)

6.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 22 milletvekilinin, hekimler ve sağlık emekçilerine yönelik gerçekleştirilen ve özellikle son dönemlerde artan şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/257)

7.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 20 milletvekilinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının nedenlerinin, çözüm yollarının ve şiddeti önleyici politikaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/258)

 

VI.- MECLİS ARAŞTIRMASI

 

A) Ön Görüşmeler

 

 

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin, doktorların ve diğer sağlık personelinin çalışma ortamlarının güvenliği ile ilgili alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/49)

 

2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, sağlık sisteminin ve sağlık personelinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/113)

 

3.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 26 milletvekilinin, doktorların ve diğer sağlık personelinin güvenlik sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/118)

 

4.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 24 milletvekilinin, doktorların maruz kaldığı şiddet olaylarının nedenlerinin ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/252)

 

 

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 24 milletvekilinin, Şanlıurfa'daki hastanelerde görev yapan doktorların uğradıkları saldırıların nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/253)

 

6.- İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 22 milletvekilinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/254)

 

 

7.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, hasta ve hasta yakınlarının sağlık çalışanlarına uyguladıkları şiddetin sebep ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/255)

 

 

8.- Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ve 37 milletvekilinin, ülkemizde sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/256)

 

 

9.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 22 milletvekilinin, hekimler ve sağlık emekçilerine yönelik gerçekleştirilen ve özellikle son dönemlerde artan şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/257)

 

 

10.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 20 milletvekilinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının nedenlerinin, çözüm yollarının ve şiddeti önleyici politikaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/258)

 

 

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adana Milletvekili Necdet Ünüvar’ın CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı: 180)

3.- Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ve 21 Milletvekilinin; Bazı Kanunlar ile Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin ve 10 Milletvekilinin; Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök ve Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun ile 5 Milletvekilinin; Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ve 8 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/476, 2/386, 2/475, 2/482) (S. Sayısı: 223)

4.- Eşyanın Sınırlardaki Kontrollerinin Uyumlaştırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmenin Uluslararası Karayolu Taşımacılığına İlişkin Sınır Geçiş İşlemlerinin Kolaylaştırılması Başlıklı 8 Numaralı Ekinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/350) (S. Sayısı: 74)

5.- Bozulabilir Gıda Maddelerinin Uluslararası Taşımacılığı ve Bu Taşımacılık Faaliyetinde Kullanılacak Özel Ekipmana İlişkin Anlaşmaya Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/415) (S. Sayısı: 77)

6.- Karayolu Trafiği Konvansiyonu ile Bu Konvansiyonu Tamamlayıcı Avrupa Anlaşmasına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/296) (S. Sayısı: 139)

 

IX.- OYLAMALAR

1.- Eşyanın Sınırlardaki Kontrollerinin Uyumlaştırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmenin Uluslararası Karayolu Taşımacılığına İlişkin Sınır Geçiş İşlemlerinin Kolaylaştırılması Başlıklı 8 Numaralı Ekinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

2.- Bozulabilir Gıda Maddelerinin Uluslararası Taşımacılığı ve Bu Taşımacılık Faaliyetinde Kullanılacak Özel Ekipmana İlişkin Anlaşmaya Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

3.- Karayolu Trafiği Konvansiyonu ile Bu Konvansiyonu Tamamlayıcı Avrupa Anlaşmasına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, sağlık kurumlarında çalışan personelin sorunlarına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/4596)

2.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, bir holding ile ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/5476)

3.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, kanuna aykırı yayın yaptığı iddia edilen yerel bir televizyona ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/5613)

4.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, inşaatlarda kullanılan demirin üretimi, ithalatı ve bunların denetimine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/5631)

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, yabancı ülkelerle yapılan işbirliği anlaşmalarına,

Nurhak’taki toprak su kanallarının betonlaştırılması ve ilçenin Tarım Kalkınma Kooperatif ve Süt İşletme Tesisi ihtiyacına,

- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, TARSİM kapsamında sigorta yaptıran çiftçi sayısına ve çiftçilerin elektrik borçlarının yeniden yapılanmasına,

İlişkin soruları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi  Eker’in cevabı (7/5640), (7/5641), (7/5642)

6.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balya ve çevresindeki çevre kirliliğine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/5767)

7.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Tonya’da bir yüksekokul açılıp açılmayacağına ve konuyla ilgili bir arsaya ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/5769)

8.- İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın, İkitelli OSB’de yaşanan istimlak sorununa ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/5771)

9.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, yazılı soru önergelerinin cevaplandırılmasına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/5882)

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak üç oturum yaptı.

Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu, sözde Ermeni soykırımı iddialarına,

İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz, Ermenistan’ın Azerbaycan’da yaptığı soykırım ve işgal altındaki Azerbaycan topraklarına,

Ankara Milletvekili Seyit Sertçelik, asılsız Ermeni iddialarına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 17 Nisan 2012 tarih ve 22 sayılı Kararı ile Kosova Meclis Başkanı Jakup Krasnıqı ve beraberindeki Parlamento heyetinin ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 20 milletvekilinin, asgari ücretin belirlenme yöntemi ve asgari ücretle çalışanların sorunlarının (10/249),

Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 19 milletvekilinin, tutuklu ve hükümlülerin içinde bulunduğu koşulların ve sağlık sorunlarının (10/250),

Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 20 milletvekilinin, 1 Mayıs 1977'de meydana gelen olayların (10/251),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

AK PARTİ Grubunun, Genel Kurul gündeminin ve çalışma saatlerinin düzenlenmesine; Genel Kurulun 25 Nisan 2012 Çarşamba günkü birleşiminde, Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ve 36 milletvekilinin, Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 22 milletvekilinin, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 20 milletvekilinin, İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 22 milletvekilinin, Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 24 milletvekilinin, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 24 milletvekilinin sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin araştırılması ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla vermiş oldukları Meclis araştırması önergelerinin (10/49), (10/113) ve (10/118) esas no.lu Meclis araştırması önergeleri ile birlikte okunması ve görüşmelerinin aynı günkü birleşiminde yapılmasına; 24 Nisan 2012 Salı günkü birleşiminde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmemesine ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

Mardin Milletvekili Erol Dora, Mardin E Tipi Cezaevindeki olumsuz koşullara,

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, 24 Nisan 1972 tarihinde Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam kararlarının Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanmasına,

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, İstanbul Milletvekili Engin Alan ve muhalefet partilerinin bazı milletvekillerinin tutuklu olmasının millî egemenliğin özüne aykırı olduğuna,

İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, sağlık çalışanlarına yapılan saldırılara,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, (2/161) esas numaralı Van-Erciş ve Çevresinde Meydana Gelen Deprem Afeti ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının;

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun (1/569) (S. Sayısı: 180),

Görüşmeleri, Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

3’üncü sırasına alınan, Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ve 21 Milletvekilinin; Bazı Kanunlar ile Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin ve 10 Milletvekilinin; Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök ve Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun ile 5 Milletvekilinin; Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ve 8 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (2/476, 2/386, 2/475, 2/482) (S. Sayısı: 223) tümü üzerindeki görüşmeleri tamamlandı, 7’nci maddesine kadar kabul edildi.

Alınan karar gereğince, 25 Nisan 2012 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime 19.55’te son verildi.

 

                                                                    Sadık YAKUT

                                                                    Başkan Vekili

 

                  Özlem YEMİŞÇİ                                                               Muhammet Rıza YALÇINKAYA

                        Tekirdağ                                                                                         Bartın      

                       Kâtip Üye                                                                                     Kâtip Üye

 

 

 

II.- GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                                No: 134

25 Nisan 2012 Çarşamba

 

Teklifler

1.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; 22/5/2003 Tarihli ve 4857 Sayılı İş Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/517) (Plan ve Bütçe ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/04/2012)

2.- İstanbul Milletvekili Umut Oran ve 2 Milletvekilinin; Avrupa Birliği İşleri Komisyonu Kuruluş Kanunu Teklifi (2/518) (Avrupa Birliği Uyum ile Anayasa Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/04/2012)

3.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın; Aydın İlinde Acarlar Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/519) (Plan ve Bütçe ile İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/04/2012)

4.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın; Aydın İlinde Bağarası Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/520) (Plan ve Bütçe ile İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/04/2012)

5.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın; Aydın İlinde, Güzelhisar Adıyla Bir İlçe Kurulması Hakkında Kanun Teklifi (2/521) (Plan ve Bütçe ile İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/04/2012)

6.- İzmir Milletvekili Rıza Türmen'in; Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/522) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/04/2012)

7.- Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt ve İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/523) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/04/2012)

 

Tasarılar

1.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/606) (Plan ve Bütçe ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/04/2012)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Geçiş Hükümeti Arasında Libya Ulusal Polisinin Eğitimine ve Kapasite Geliştirmesine İlişkin İşbirliği Konulu Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı (1/607) (İçişleri ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/04/2012)

 

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 24 Milletvekilinin, doktorlara yönelik şiddet olaylarının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/252) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/01/2012)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 24 Milletvekilinin, Şanlıurfa’daki hastanelerde görev yapan doktorların uğradıkları saldırıların nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/253) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/02/2012)

3.- İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 22 Milletvekilinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/254) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/02/2012)

4.- Mersin Milletvekili MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır  ve 19 Milletvekilinin, hasta ve hasta yakınlarının sağlık çalışanlarına uyguladıkları şiddetin sebep ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/255) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/03/2012)

5.- Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ve 37 Milletvekilinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/256) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/04/2012)

6.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 22 Milletvekilinin, sağlık çalışanlarına yönelik artan şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/257) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/04/2012)

7.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 20 Milletvekilinin sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/258) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/04/2012)

 

 

25 Nisan 2012 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Bayram Özçelik (Burdur)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 99’uncu Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

Görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarına ilişkin söz isteyen Adıyaman Milletvekili Muhammed Murtaza Yetiş’e aittir.

Buyurun Sayın Yetiş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adıyaman Milletvekili Muhammed Murtaza Yetiş’in, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı

MUHAMMED MURTAZA YETİŞ (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bülbüller bizi mutlu edecek şarkılar söylemekten başka bir şey yapmazlar. İnsanların bahçelerinde yetiştirdiği şeyleri yemez, mısır tarlalarına girmezler. Tek yaptıkları şey, tüm kalpleriyle bize şarkı söylemektir.

Değerli arkadaşlar, hekimler de tıpkı bülbüller gibi, ilacın diliyle acınızı dindirecek ve sizi mutlu kılacak sözler söylerler. Zor şartlarda mesleklerini yaparlar. Cephelerde savaşırlar ama insanı öldürmek için değil, taşıdıkları bilgiyle acıyı dindirmek ve insanı şifa ile buluşturmak için. Bazen kol gezen ölümün arasında, kimi zaman salgın hastalıkların ortasındadırlar. Şifanın dağıtıcı eli olan hekimler dokunulmazdır. Hiç kimseyle paylaşamadığınız mahreminizi paylaşır, en zor anlarınızda onların yardımını istersiniz. Bu ülkenin insanları, şifanın vesilesi olarak hekimi, derin bir dostluk bağıyla, çok özel bir yerde tutar. Bu derin dostluğu modern kültürün seküler, çatışmacı ve bencil anlayışıyla kuşanmış ruhların yıkmasına izin vermemeliyiz.

Değerli arkadaşlar, insanların sağlık hakkı, yaşam hakkı her şeyden kutsaldır. İnsanlara bu hizmeti verebilmek için çocukluğunu, gençliğini tüketen Doktor Ersin Arslan kardeşimiz elim bir hadise sonucu hunharca öldürülmüştür. Bu hadiseyi nefretle kınıyor, görevi başında öldürülen kardeşimize Allah’tan rahmet, babası Ramazan amcaya, annesi Fatma teyzeye, eşi Doktor Sibel Hanım’a, onu yetiştiren hocalarına, çalışma arkadaşlarına, riyasetinde çalıştığı Çocuk Hekimi Sayın Bakanımız Recep Akdağ’a ve tüm sağlık camiasına başsağlığı diliyorum.

Öte yandan, bir milletvekilinin Van Bölge Hastanesinde görev yapan Doktor Oğuz Eroğlu’nu dövmesi vahamet kavramıyla açıklanamayacak ölçüde korkunç bir olaydır. Olayın akabinde özür dilenmesi gerekirken, pervasız bir şekilde “Bir daha olsa yine döverim.” yaklaşımının ifade edilmesi ise milletvekili aklıyla izah edilmeyecek bir tavırdır. Bu milletvekilinin, sağlık emekçilerinden, 1 defa değil, 2 defa özür dilemesi gerekmektedir. Usulen açılmış ve kamuoyunun tepkisini azaltmayı amaçlar bir görüntü veren şeklî bir parti içi soruşturmayla da bu konu geçiştirilmemelidir. Sormadan edemiyoruz: Dün polisi, bugün hekimi döven milletvekilleri, milletin verdiği vekâleti millete hizmet edenleri dövmek için mi almışlardır? Yine sormamız lazım: Bundan sonra sırada kim var?

Değerli arkadaşlar, Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla ülkemizde yaşanan devrim niteliğindeki değişiklikler sağlık hizmetine erişimi kolaylaştırmış, bu durum sağlık çalışanlarının iş yükünü de ciddi biçimde artırmıştır. Uzun yıllar boyunca ihtiyaçlar dikkate alınmaksızın yapılan mesleki eğitim planlamaları sağlık personeli sayısının yetersizliğiyle sonuçlanmış ve gelişen yoğun iş yüküyle birlikte çalışanların da stres kat sayısı artmıştır. Bu nedenle, bir taraftan güvenlik tedbirlerinin alınması ama diğer taraftan da iş yükünün azaltılmasına yönelik politikalar hızlandırılmalıdır. Bir bütün olarak sağlık kuruluşlarındaki çalışma koşulları hem sağlık hizmetini sunan hem de bu hizmeti alanlar için güvenli ve huzurlu olacak biçimde geliştirilmelidir. Bakanlıkça hastanelere güvenlik cihazlarının yerleştirilmesi, beyaz kod uygulamasının yaygınlaştırılması, yirmi dört saat kamera sistemlerinin artırılması, çalışan hakları ve güvenliği biriminin kurulması gibi tedbirler son derece önemlidir. Toplumsal şiddet olgusu ve buna bağlı gelişen sağlık çalışanlarına yönelik şiddet karşısında siyasetçiler, yöneticiler, STK’lar ve kanaat önderleri yüksek dille tepkilerini ortaya koymalıdır. Hekim-hasta arasındaki derin dostluk, hekimliğin onuru ve toplumsal saygınlığı korunmalıdır. Tekrar söyleyelim, şifanın dağıtıcı eli olan hekimlik dokunulmazdır.

Sözlerime son verirken Gaziantep’teki bir hastanemize Doktor Ersin Arslan kardeşimizin adını vererek hatırasını ebedileştiren Sağlık Bakanlığına sağlık camiası adına teşekkür ediyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yetiş.

Gündem dışı konuşmaya Sağlık Bakanı Recep Akdağ cevap vereceklerdir.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Saygıdeğer Başkanım, yüce Meclisimizin değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün aslında çok önemli bir konunun, “sağlık” ve “şiddet”in, aslında yan yana gelmemesi gereken bu iki kelimenin yoğun biçimde tartışılacağı bir günde Meclisimizde birlikteyiz. Bu vesileyle, Adıyaman Milletvekilimiz Murtaza Bey’in konuşmasını da bir sebep addederek konuyla ilgili düşüncelerime bir giriş yapmak istiyorum. İfade ettiğim gibi, bugün bu meseleyi enine boyuna birlikte tartışmaya devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, sağlık çalışanlarını şiddete karşı en güçlü şekilde nasıl koruruz? Bu, aslında, hep birlikte üzerinde gerçekten ciddi ölçüde emek vermeye ve çalışmaya değer bir konu. Biz aslında son zamanlarda bu konu üzerine odaklanmış durumdayız.

Şunu da tespit ettik: Sorun, evrensel bir sorun. Dünyada ve ülkemizde sağlık kuruluşlarında diğer iş yerlerine göre şiddet oranı oldukça yüksek. Her ne kadar ülkemizde henüz geniş kapsamlı bir araştırma sonucu yoksa da bu durumdan haberdarız. Dünyada sağlık çalışanlarının maruz kaldığı şiddetin durumunu gösteren çalışmalar yeterli ölçüde değil. Yani Türkiye’de yeterli çalışma yok ama dünyada da yeterli çalışma olduğunu söylemek zor. Konuyla ilgili araştırmaların çoğu küçük örneklem sayılı, yöntemleri farklı ve bunlar bütün sağlık çalışanlarını da temsil etmekten uzak araştırmalar. Bunlardan ikisinin araştırma yöntemi oldukça güçlü. Birisi Uluslararası Çalışma Örgütü ile Dünya Sağlık Örgütü tarafından hazırlanan standart bir metodoloji kullanılarak yapılan bir çalışma, yedi ülkede yapılmış bir çalışma; diğeri de İngiltere’de, İngiltere Sağlık Bakanlığının, merkezî sağlık teşkilatının yaptığı bir çalışma.

Dünya Sağlık Örgütünün sıklığı ölçmek için yedi ülkede yaptığı çalışmada çok ilginç sonuçlar ortaya çıkıyor. Avustralya, Brezilya, Güney Afrika, Bulgaristan, Portekiz, Tayland, Lübnan’dan verilerin bulunduğu bir rapor bu. Burada şiddetin sıklığı yüzde 47 ila 76 arasında değişiyor; son bir yılda sağlık çalışanının uğradığı şiddet oranı araştırılıyor ve bu sıklık, yüzde 47 ila 76 arasında tespit ediliyor.

Türkiye’de de bu konuda bazı çalışmalar var ancak bu çalışmalardan net veriler elde etmek mümkün değil. Bunlar bütün sağlık çalışanlarını temsil etmeyen, metodolojisi itibarıyla yeterli göremediğimiz çalışmalar; farklı yöntemler kullanılmış durumda, karşılaştırma yapmak zor yani veriler bize çok da yol gösterici değil. Ancak, araştırma sonuçları ne olursa olsun…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) –Bu araştırmayı yapan ya da yaptıran kim, söyler misiniz Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - …saygıdeğer milletvekilleri, şiddet, sağlık hizmetleriyle bir arada bulunmasını asla kabul edemeyeceğimiz bir durum. Tek bir sağlık çalışanının dahi şiddete maruz kalmasını kabul etmiyoruz, edemiyoruz.

Bütün bunlarla birlikte, ifade ettiğim gibi, gerek dünya gerek ülkemizdeki veriler ve gözlemler, bu evrensel sorunla, sağlık çalışanlarının şiddetle önemli ölçüde karşılaştığını gösteriyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılmış bir araştırma var…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Türkiye’dekini kim yapmış efendim, Türkiye’dekini söyleyin.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - …sağlık kurumunda çalışmanın, şiddete maruz kalma yönünden 16 kat daha risk oluşturduğunu söylüyor.

Bu aşamada, değerli milletvekilleri, gerçekten yüce Meclisimizin ortak aklına ihtiyacımız var, desteğine ihtiyacımız var. Ayrıca, Meclisimizle birlikte yargının, basının, meslek örgütlerinin samimi desteğine ihtiyacımız var, elbette muhalefetimizin de desteğine ihtiyacımız var. Sorun böylesine kadim bir sorun ve aslında, özellikle İngiltere’de yapılan çalışmalar, İngiltere’de bu hususta alınan tedbirler maalesef şiddeti geriletmeye de yetmemiş. Ama biz şuna inanıyoruz: Türkiye’de belli bir konuya birlikte el attığımız zaman, mesela sigara içme konusunda olduğu gibi toplumsal duyarlılığı birlikte geliştirdiğimiz zaman, biz ülke olarak bu meselelerde diğer ülkelere göre daha hızlı da yol alabiliyoruz. Ben, doğrusu, ülkemizin bu potansiyeline bu konuda da güveniyorum. Tabii ki konu siyasi polemiklerin kısırlığına asla kurban edilmemelidir. İfade ettiğim gibi evrensel ve geçmişten beri devam eden, köklü ve önemli bir problemle karşı karşıyayız. Bu problemi çözmeye odaklanmak gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz ben bir çocuk hekimiyim. 1978 yılında tıbbiyeye intisap ettim. Erzurum’da tıp fakültesinde tıp eğitimine başladım. 1978’deki öğrenciliğimden itibaren yaklaşık olarak otuz üç sene geçmiş. Bu otuz üç senedir insanımızın sağlığı için canla başla çalışan sağlık camiasının bir neferi de benim ve bununla da iftihar ediyorum. Başından beri ben de, birçok hekim gibi, hastaları için gözyaşı döken bir hekimim. Milletvekilliği ve bakanlık bunu değiştirmiyor. Bir defa bu mesleğe intisap etmişseniz emekli de olamazsınız; ölünceye kadar insana hizmet etmek, nerede bir insanın yarası varsa, nerede bir insanın sızısı varsa, nerede problemli bir kişi varsa onunla ilgilenmek durumundasınız. Hem bedenen ilgilenmek durumundasınız hem ruhen ilgilenmek durumundasınız. Üstelik çoğu zaman hastalarınız için akıttığınız ya da akıtacağınız gözyaşını o hastalardan ve yakınlarından da saklamanız gerekir.

Değerli milletvekilleri, biz, sağlık ailesi olarak hepimiz, kendisini insana adamış bir aileyiz. Ersin kardeşimin şehadetinden sonra ailesini, eşini, mesai arkadaşlarını, hastalarını ziyaret ettim.

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Doktorları her gün hırsız ilan eden sizsiniz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Birbirimize sarıldık ve acımızı paylaştık. Bütün sağlık ailesi gibi ben de bu acının ne demek olduğunu çok iyi biliyorum.

Doktor Ersin Arslan gencecik bir civandı. İnsana hizmet aşkıyla yanan bir kardeşimizdi. Gerçekten, otuz yaşında, birçok hekimin ya da kuruluşun el uzatamadığı akciğer kanserli hastalara müdahale eden ve onlar için kendisini, hayatını adamış bir arkadaşımızdı. Ben onun hatırası önünde yüce Meclisimizin huzurunda saygıyla eğiliyorum.

Gözü dönmüş bir caninin şehit ettiği Ersin kardeşimize hepimizin içi yandı. Biliyorum ki yüce Meclisimizin değerli milletvekillerinin de içi yandı. Kendisine bir kere daha Cenabıhak’tan rahmet diliyorum; kederli ailesine, annesine, babasına, kardeşlerine, eşine sabrı cemil niyaz ediyorum; bütün sağlık çalışanlarımıza, sağlık ailemize de başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, o pırıl pırıl insana yönelen bıçak, bütün sağlıkçılara olduğu gibi, benim de şahsıma yönelmiş bir bıçaktır.

Şunu yüce Meclisin kürsüsünden bütün kardeşlerime, bütün sağlık çalışanlarına bir kere de yüce Meclisin çatısı altında ifade ediyorum: Kim bir sağlık mesleği mensubuna bir fiske vurursa Türkiye Cumhuriyeti’nin Sağlık Bakanını karşısında bulacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onlara yapılmış her hakareti kendime yapılmış addediyorum. Onlara yapılmış her şiddet içeren davranışı kendime yapılmış addediyorum.

Biz tam da bu acıyı yaşarken bu sefer Van’dan çok kötü bir haber geldi, çok ağır bir haber geldi. Bir milletvekili, bu yaralı şehirde, deprem esnasında ve deprem sonrasında büyük hizmetler veren Van Bölge Hastanemizde, bu hizmetlerde büyük emeği olan bir acil tıp uzmanı doktora el uzattı. Bu durum da bizi derinden yaraladı.

Değerli arkadaşlarım, ben, doktor kardeşimle, acil tıp uzmanı olan doktor kardeşimle olaydan hemen sonra telefonla görüştüm; eşiyle de telefonla görüştüm. Hastanenin Başhekim Vekiliyle de görüşme yaptım ve ilin Valisini de aradım. Beni çok rahatsız eden bir hususu sizlerle paylaşmak istiyorum: Bu doktor kardeşimiz olaydan dolayı üzgündü; eşi de üzgündü. Hastane Başhekimimiz de olaydan dolayı derinden yaralanmıştı çünkü o da küfür yemişti ve tehdit yemişti. Ancak başka bir şeyi daha müşahede ettim: Bu arkadaşımız, bir milletvekilinden, bu olay olup bitmiş olmasına rağmen hâlâ korkuyordu. Tutum böyle bir tutumdu. İl Valisine rica ettim, milletvekili arkadaşımıza ve eşine koruma verdiler; hastanenin Başhekim Vekiline de koruma verdiler. Değerli milletvekilleri, bir milletvekiline karşı…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Doktora mı, milletvekiline mi?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Doktora, eşine ve hastanenin Başhekim Vekiline koruma verildi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Milletvekili” dediniz de.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Özür dilerim, yanlış söyledim, düzeltiyorum: Acil tıp uzmanı doktor arkadaşımıza, eşi radyoloji uzmanı doktor arkadaşımıza ve hastanenin Başhekim Vekiline devlet koruma vermek durumunda kaldı. Bir milletvekiline karşı devlet, devletin valisi çalışanını, doktorunu korumak zorunda kalıyor. Bu, gerçekten çok acı bir şey değerli arkadaşlarım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Gelin, dokunulmazlıkları kaldıralım Sayın Bakan.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bak Türkiye ne hâle geldi Sayın Bakanım!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Bu duruma yarın Türkiye Büyük Millet Meclisi ne der, bunu göreceğiz. Savcılık bir fezleke hazırlıyor ancak bu duruma öncelikle Barış ve Demokrasi Partisinin müdahale edeceğini düşünüyorum, bunu umut ediyorum çünkü bu hususta bir teşebbüsleri var ama bu teşebbüs -toplumun vicdanında derin bir yara açan bu olaya karşı Barış ve Demokrasi Partisinin soruşturma teşebbüsü ya da soruşturma eylemi- süratle sonuçlandırılmalıdır ve -ben şahsi kanaatimi söylüyorum, parti yöneticileri takdiri kendileri verecektir- böyle bir fiilin bana göre sonucu, bu şahsın, bu milletvekilinin partisinden ihraç edilmesi olmalıdır. Bu tedirginliği sizin huzurunuzda, yüce Meclisin huzurunda da ifade etmek istedim.

Bu arkadaşımı ben Van’dayken tanımıştım değerli milletvekilleri. Van’da, gittiğimde, kendi aracının içinde yatan -o depremin hemen sonrasında- ve büyük fedakârlıklarla Vanlı kardeşlerimize hizmet eden şerefli bir vatan evladından bahsediyorum. Küçük bir çocukları vardı, o çocuklarını kendi memleketlerine, ailelerinin yanına göndermişlerdi, karı koca, Van’daki vatandaşlarımıza, kardeşlerimize o en zor günlerde hizmet eden sağlık ordusunun üyeleriydiler ve hâlen o hizmeti de devam ettirmekteydiler ama maalesef böyle kötü bir fiille karşılaştık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir hekim olarak şunları ifade etmek istiyorum: Vatandaşımızın, bütün sağlık camiası için olduğu gibi, benim de başımın üstünde yeri vardır. Ben, Türk milletinin, bugün sağlıkta verilen hizmetleri takdir ettiğini, bu hizmetleri veren sağlık ailesinden, hekimlerden büyük ölçüde razı olduğunu biliyorum, elimizdeki araştırmalar bunu söylüyor. Vatandaşın hayır duasıyla sık sık karşılaştığımız için bunu da ayrıca biliyoruz. Elbette, hizmetlerden memnun olmayanlar, olamayanlar da vardır bir ölçüde ama bu, resmin bütünü için milletin ortak kararını değiştirmez. Hâl böyleyken, zaman zaman, sağlıkçılara, hemşirelere, acil tıp teknisyenlerine, doktorlara karşı kendini bilmez, haddini aşan kişilerin sözlü, fiilî saldırılarda bulunduğu bir gerçektir. Bu tıynette olanlar bilmelidir ki hekimlerimiz, sağlık çalışanlarımız sahipsiz değildir.

Sağlık çalışanına şiddet uygulayacak kadar ileri bir kendini bilmezlik hâli mutlaka gerektiği şekilde cezalandırılmalıdır. Bu konuda emniyet güçlerimiz gerekli hassasiyeti göstermelidir. Bir kamu kuruluşunda görevi başında bir sağlıkçıya sözlü veya fiilî saldırı, değerli milletvekilleri, kişisel şikâyet olsun olmasın, kanunen rapor edilmek ve savcılığa bildirilmek durumundadır. Hem emniyetimiz hem yargımız sağlıkçıya karşı bir saldırıya büyük bir hassasiyetle yaklaşmalı, adil biçimde gereğini yerine getirmelidir. Emniyetin ve yargının tutumu maganda ruhlu saldırganlara haddini bildirmekte hızlı ve kararlı olmalıdır. Bütün sağlık ailesi olarak yetkililerden bunu bekliyoruz ve ben ülkenin Sağlık Bakanı olarak huzurunuzda hem Meclisimizin değerli milletvekillerine hem Türk milletine ifade ediyorum; bunun bizzat takipçisi ben olacağım.

Burada basınımıza da önemli bir sorumluluk düşüyor değerli milletvekilleri. Hiçbir sağlık çalışanı ya da sağlık kuruluşu için yargısız infaz yapılmamalıdır. Bununla sık sık karşılaşıyoruz maalesef. Basınımız ve kamuoyumuz bilmektedir ki inceleme gerektiren her durumu dikkatle değerlendiriyoruz, gereğinde soruşturuyoruz. Bir soruşturma tamamlanmadan, baştan peşin hüküm vermek; bunu manşetlere, yorumlara yansıtmak -değerli basınımız takdir eder ki- hem hakkaniyetli olmuyor hem de çok incitici oluyor.

Meslek örgütlerimize süreçte düşen önemli bir görev var değerli milletvekilleri. Problemlere dikkat çekmek için eylem yapılmasını çok tabii karşıladığımı bu konudaki sözlerimin başında ifade etmek isterim ancak yapılan eylemlerde halkın sağlık hizmeti alma hakkını asla ihlal etmemek gerekiyor. Hepimizin ama özellikle iktidarıyla muhalefetiyle biz siyasetçilerin, bu konuda, sertliğin, çatışmanın dili yerine, mümkün olduğunca sevginin ve anlayışın dilini kullanması gerçekten önemli hâle geliyor.

Buradan bütün Türk milletine sesleniyorum: Değerli milletim, biliniz ki sağlık çalışanları büyük bir iş yükü altında çalışmaktadır. Doktor ve hemşire sayımız son yıllardaki öğrenci sayısının artışına rağmen çok yetersizdir.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – O zaman hakkını verin sağlık çalışanlarına.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Çünkü yıllarca, değerli milletvekilleri, Türkiye’de belli gruplar, sağlık çalışanı sayısının, hemşire ve doktor sayısının artmasına direnç göstermişlerdir. Her ne kadar son yıllarda öğrenci sayısı arttıysa da doktor ve hemşire sayımız daha uzunca bir süre yetersiz kalacaktır. Ağır bir iş yükü altındayız. İşimizin bütün ağırlığına rağmen sağlıkta dönüşümün insana kıymet veren anlayışıyla hizmette kusur etmemeye çalışıyoruz. Ben, değerli vatandaşlarımdan da sağlıkçılara karşı anlayış, sevgi, saygı ve empati bekliyorum.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Aynı anlayışı siz de göstermelisiniz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Sağlık ailesi gayret, samimiyet ve fedakârlıklarıyla ancak takdire layıktır.

Değerli milletvekilleri, tekrar ifade ediyorum: Kendini bilmez, maganda ruhlu, hastalıklı ruh hâline sahip kişilerin, sosyopatların sağlıkçılara saldırıları vatandaşımızın sağlıkçılara tepkisi gibi asla algılanmamalıdır. Bu ülkenin vatandaşları sağlıkçıların kıymetini bilen insanlardır ve bundan sonra biz, halkımızın da sağlıkçıların kıymetini bilmeye devam edeceğine inanıyoruz.

Her geçen yıl imkânlarımız artıyor, Allah’ın izniyle önümüzdeki yıllarda daha güzel hizmetler vereceğiz. Bu arada, kendini bilmez şiddet heveslileriyle hep birlikte mücadele edeceğiz, etmek zorundayız. Vatandaşlarımızdan, önümüzdeki dönemde, biraz sonra görüşmeler sırasında açıklayacağım tedbirlere karşı destek ve anlayış beklediğimi şimdiden ifade etmek istiyorum. Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Şandır, söz talebiniz var, buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye… Sayın Şandır’ın söz talebi vardı, o girdi.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarına ve bu sorunun çözüme kavuşturulması gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak biz de sağlık çalışanlarına, sebebi ne olursa olsun, yapılan saldırıları kınıyoruz. Hayatını kaybeden doktor kardeşimize rahmetler diliyoruz, diğer arkadaşımıza sabır diliyoruz. Ancak Sayın Bakanım, bu ilk olay değil, tek olay değil. Bu konuda alınması gereken tedbirleri yeterince ve zamanında alamamış olmamızın sonuçlarıdır bunlar. Tabii ki kabul edilemez, tabii ki bir Sağlık Bakanı olarak üzüntüleriniz, bu konuda tepkiniz takdire şayandır ancak devlet adamının görevi geleceği, muhtemeli öngörmektir. Bir insan hayatını kaybetmiştir çok anlamsız bir sebeple, üzüntümüz çok, ama alınması gereken tedbirleri almak noktasında teklifinizi sonuna kadar destekleyeceğimizi bilmenizi istiyoruz. Bu noktada Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konunun araştırılması için bir araştırma önergesi verdik, gündeme alınmasını talep ettik, maalesef iktidar partisi grubunun önerileriyle, oylarıyla reddedildi. Ama bugün bir mecburiyet olarak böyle bir komisyon kurulması noktasına gelinmiş olmasını da önemsiyorum.

Tekrar, bu konuda devlet olarak, Hükûmet olarak sizi gereken tedbirleri almak noktasında göreve davet ediyorum. Tekrar, hayatını kaybeden doktor kardeşimize Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak rahmetler diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kaplan, buyurun.

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarına ve bu sorunun çözüme kavuşturulması gerektiğine ilişkin açıklaması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sağlık sisteminden kaynaklı özellikle bu tür saldırılar karşısında sağlıkçıların da hekimlerin de sonuna kadar yanındayız. Onlara yönelik bütün saldırıların hiçbirini de tasvip etmedik ve inceleme de başlattı partimiz. Elbette ki gereği ne olacak, onun kararı açıklanacak.

Ancak Sayın Bakana şunu sormak istiyorum: Bu konuları objektif olarak dile getirmekte yarar var. Bakın, 2009 yılında bir AK PARTİ milletvekilinin çok daha vahim bir olayı yaşanıyor; doktoru yumruklama, vesaire… Bu olay basına çok daha vahim bir şekilde yansıdı. Merak ediyorum: Sayın Bakan koruma verdi mi? Sayın Bakan doktorlarla ilgili ne yaptı? Partisi ne karar aldı? Partisi ne yaptı?

Yine Sayın Bakana şunu sormak istiyorum: Hekimler, sağlık emekçileri Kızılay Meydanı’nda durmadan gaz bombalarına maruz kalıyor. Bu da Hükûmetin bir politikası. Bu da bir nevi resmî magandalık, resmî şiddet değil midir? Bu şiddetin karşısında da bir önlem almayı düşünüyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir saniye, mikrofonu açtırıyorum, devam edin isterseniz.

Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, bugün, bütün parti grupları, birlikte verdiğimiz araştırma önergelerinde hepimiz ortak bir noktada buluşuyoruz; burada bir çözüm arıyoruz, sorunu çözmek istiyoruz. Bu çözüm üzerinden konuşurken, Sayın Bakanın bir olayı özellikle öne çıkarıp bu şekilde yaklaşmasını doğru bulmuyorum. Doğru bulmadığımızı açıkladığımız gibi, şunu da söylemek istiyoruz: İzmir’de de aynı gün bir olay yaşandı Sayın Bakanım. İzmir’de özel bir hastanede yaşanan saldırı olayı karşısında, o hastaneyle ilgili gidip ne yaptınız? Saldırıya uğrayan doktorunu aradınız mı? O hastanenin hekimleriyle görüştünüz mü? Tabipler Odasını ziyaret ettiniz mi Sayın Bakanım? Sağlık emekçisi sendikalarını ziyaret etme gereği duydunuz mu? Bakın, bu olaylar, benzeri olaylar çok fazlaca yaşanıyor.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen sözlerinizi tamamlayın. Biraz sonra görüşeceğiz.

Teşekkür ederim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Toparlıyorum.

Burada, gelin, sistem üzerinden soruna köklü bir çözüm getirelim. Köklü çözüm getirirken de birilerinin üzerinden istismar konusuna girmeyelim, yoksa şöyle, bir ton belge çıkarılır, sizin partinizin 2009’daki olayına niye suskun kaldığınızın da cevabı istenir. Buna girmeyelim, bunun bir faydası yok. Soruna çözüm bulalım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hekimlerin yanında mıyız, değil miyiz? Yanında olacağız, sağlıkçıların sonuna kadar yanında olacağız ve her saldırının da karşısında olacağız nereden gelirse gelsin. Bunu, biz Barış ve Demokrasi Partisi olarak açıklıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündem dışı ikinci söz Gebze ve sorunları hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Sayın Başkan, çok kısa bir söz istemiştim.

BAŞKAN – Gündem dışı sırasında söz vermiyorum Sayın Milletvekilim.

Buyurun Sayın Kaplan.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

2.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Gebze ve sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve tutuklu tüm milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. Gebze bölgesinin sorunlarını sizlerle paylaşmak için söz almış bulunmaktayım.

Konuşmama başlamadan önce, meslektaşım olan Doktor Ersin Aslan’ı rahmetle anıyor, sağlık camiasının başı sağ olsun diyorum. Sayın Bakanımı da bundan sonra sağlık çalışanlarının yanında olmaya davet ediyorum.

“Gebze bölgesi” derken Kocaeli ilinin batısında yer alan Çayırova’yı, Darıca’yı, Gebze’yi ve Dilovası’nı kapsayan bölge olarak kastediyorum. Bölge sorunlarımızın öncelikli vazgeçilmezi il olmaktır. Yaklaşık 700 bin kişinin yaşadığı, 9 organize sanayi bölgesinin bulunduğu, Türkiye ekonomisine tek başına yüzde 8 gibi bir katkı sunan, 2 ve 3 ARGE çalışmasının, TÜBİTAK, TÜSSİDE gibi ARGE çalışmalarının olduğu bir bölge il olmayı zaten çoktan hak etmiştir.

Yirmi yıldan beri tüm kurumları ve halkı ile il olmayı beklerken, bu konuda çalışmalar yaparken, sorunlarımızın büyük bir kısmının çözüm noktasının il olmaktan geçtiğine inanırken, iktidarınız döneminde 2008 yılında, gerekçesini henüz sizlerin de açıklamakta zorlandığınız ve bilemediğiniz bu bölgeyi dört ilçeye böldünüz. Soruyorum size, dörde bölmeniz noktasında ne değişti? Sorunlar hep aynı. Dörde bölününce sorunlar ortadan kalkmadı; tam tersi, çözümü noktasında zorlaştı. Zaten, iç içe bir yerleşim içerisinde bulunan bu bölgeyi, bu dört ilçeyi kâğıt üzerinde ilçe olarak bölmenizin hiç kimseye bir yararı olmadı kargaşadan başka. Bu bölge, sosyal, kültürel ve ekonomik olarak ne yazıktır ki Kocaeli ile şu ana kadar bir entegre olamadı. İstanbul’un bir banliyösü konumundaki bu bölgenin Kocaeli’yle karşılaştırıldığında, eğitimde, sağlıkta, emniyet tedbirlerinin alınmasında, sosyal ve kültürel alanda farklılıkları ve ihmalleri ortada ve gerçektir.

Bölgede vazgeçilmez ikinci temel ihtiyacımız ve sorunumuz üniversitedir. Bu bölgede yaşam mücadelesi veren Anadolu’dan gelmiş farklı kültür ve yaşam tarzındaki insanlara ortak kent kültürünü benimsetmek, bir arada kardeşçe yaşanabilir bir toplumu benimsetmek adına, özgür düşünebilen, ülkesini seven, insan haklarına saygılı nesiller yetiştiren, halkı ve sanayisiyle entegre olmuş, uyum içerisinde olmuş üniversite vazgeçilmezimizdir. 11 fakültesi, 26 meslek yüksekokulu, 65 bin öğrencisiyle Türkiye'nin önemli üniversiteleri arasında yer alan Kocaeli Üniversitesinin ne yazıktır ki bir fakültesi veya bir meslek okulu bu bölgede bulunmamaktadır. Bu da ayrıca düşündürücüdür. Üstüne üstlük, 2001 yılından beri Gebze’de faaliyette bulunan Gebze Meslek Yüksekokulunun, Hükûmetiniz döneminde, bu öğrenim yılının başında, hangi gerekçeyle Hereke’ye taşındığını bilemiyorum. Bu nedenle, Millî Eğitim Bakanlığına, Millî Eğitim Bakanımıza bir soru önergesini 10/10/2011 tarihinde vermiş olmama rağmen, şu ana kadar yanıt almış değilim. Ancak umutluyum, bölgenin iktidarı ve muhalefetiyle milletvekillerinin, bu bölgede üniversitenin bir gereksinim olduğunu bilmelerine, bilincinde olmalarına sevindim. Artık, bir gerekçeniz de kalmadı, Gebze ve Darıca bölgesinde bulunan askerî kışlalarımızın bu yıl sonunda taşınıyor olması nedeniyle, Gebze bölgesinde boşalan ve 700 ve 900 dönümlük araziyi TOKİ’ye devretmeden üniversite ve yeşil alana tahsis edeceğini umuyorum.

Gebze sanayi bölgesi, hızla gelişiyor ve çarpık gelişiyor. Eskiden Gebze’den İstanbul’a doğru insan gücü akımı varken şimdi tam tersi. Bir önerim var: Haydarpaşa ile Kaynarca arasında yapımı devam edilmekte bulunan metronun Gebze’ye kadar devam etmesini hem E-5 ve TEM trafiğinin yoğunluğunun çözümü noktasında hem de Gebze’nin sosyal ve kültürel olarak iletişimi sağlaması noktasında çok ciddi bir soruna çözüm olacağını düşünüyoruz, önemli bir talebimizdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) – Beni dinlediği için yüce Meclise tekrar şükranlarımı ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, süt üreticilerinin sorunları hakkında söz isteyen Hatay Milletvekili Şefik Çirkin’e aittir.

Buyurun Sayın Çirkin. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, süt üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; süt üreticilerinin yaşadığı sorunları ifade etmek üzere huzurlarınıza gelmiş bulunuyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün buraya Amasya Suluova’da süt üretimi yapan vatandaşlarımızın Sayın Grup Başkan Vekilimiz Mehmet Şandır Bey’i ziyareti vesilesiyle, kendisinin görevlendirmesiyle, onların sorunlarını anlatmak üzere kürsüye çıkmış bulunuyorum. Demek ki ortada bir sorun var.

Değerli milletvekilleri, tabii, ülkemizin her yöresinde -ben de bir köy çocuğuyum, Hatay’ın Amik Ovası’nın Keli köyündenim- benim köyümde de, benim ovamın, benim dağlarımın köylerinde de vatandaşımız ineğini alır, besler ve analarımız, bacılarımız bununla geçinmeye çalışır. Yani örneğin benim köyümde, bir Behiye Bacı vardı, bunun rahmetli kocası “İneğin, sütün parasını hanıma verdim. Çok şükür, geçinip gidiyoruz. Her hafta gidiyor, pazardan ihtiyacımızı alıyor ve evimize önemli katkılarda bulunuyor” dedi ama bu, 57’nci Hükûmet dönemindeydi, onu hatırlatırım. Şimdi o Behiye Bacı’nın bu ineklerinden, 2 tane ineğinden evinin geçimini çıkarmayı bir kenara bırakın, ineklerin masrafını çıkarabildiğini hiç zannetmiyorum. İşte durum bu.

Şimdi, Hükûmetimiz, süt üreticilerimizin dertlerine ram olmak üzere, çare olmak üzere bir ihale yaptı. Okul çocuklarımızın süt içmesi adına bir ihale yaptı ve bu ihaleyle süt fiyatlarının artacağı, üreticinin dertlerine çare olacağı düşünülürken süt fiyatları düştü. Peki, sütçüden sütü 660, 689, 698, en yüksek rakam olmak üzere alan firmalarımız, büyük sanayicilerimiz bu sütün 200 miligramını, çocuklarımıza, yani devlete kaça verecek değerli arkadaşlar? 2.200, 2.850, 2.750 kuruş ortalama litresi. Şimdi bu ihaleler bu sanayicileri zengin etmek için mi yapılıyor, yoksa süt üreticisinin dertlerine çare olmak için mi yapılıyor?

Öte yandan baktığımızda, 18-20 lira arası gerek süt yemi, gerek saman, gerek kepek noktasında masrafların olduğu bir inekten 20 kilo süt ürettiğiniz zaman, 12 milyon lira, 13 milyon lira gibi bir gelir elde ediyorsunuz. Bu inek ne yapılır? Bu inek kesilir. Bu inek kesildiği zaman da ne olur? Et fiyatları artar.

Süt üreticileri son derece büyük sıkıntılar içerisinde. Getirilen tedbirler süt üreticilerinin dertlerine hiçbir şekilde çare olmuyor. Bir düvenin büyümesinin, döllenmesinin, süt vermesinin iki sene olduğu bir ortamda süt üreticisine verilen desteklerin yeterli olduğunu ifade etmek kesinlikle mümkün değil. Yani silaj, saman, kepek, bunların masrafı düşünüldüğünde süt üreticileri yeterli desteği alamıyor ve hayvanını kesiyor.

Süt sanayicileri ne alıyor? 90 milyon süte toplamda, 70 milyon da süt tozuna destek alıyor. Sanayici düşmanı değiliz ama burada üreticiye verilen destekle sanayiciye verilen desteğin arasındaki büyük farkı ortaya koyup, ondan sonra da milletin hükûmeti olma yolunda gereken tedbirleri, gereken adımları atmak zorundasınız. Değerli iktidar üyeleri ve Hükûmet yetkilileri bunu bir an evvel bir şekle getirmek zorunda. Ocak ayında bir toplantı yapıldı, Süt Konseyi bir karar aldı ve süt fiyatının hazirana kadar 80 kuruş  olması ifade edildi, böyle bir ilke kararı alındı. Buyurun, piyasaya bakın sütün fiyatı ne kadar? Hazır yapılan bu ihaleyle de süt fiyatlarının yükselmesi beklenirken -nedense- 60-70 kuruşa düştü. Yani bir ihale niye yapılır? Devlet ne yapar? Bir ihalede en ucuza almak için, hangi malı olursa olsun, süt de dâhil, en ucuza almak için ihale açar yoksa bunu pahalı fiyatlara ihalesiz alabilir. Peki, en ucuza aldığı bir malı piyasada nasıl pahalı bir hâle getirecek bunun mantığı var mı? Yok.

Konuşmamın sonunda, süt üreticilerimizin dertlerinin bir an evvel çözülmesi ümidiyle hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.

Teşekkür ediyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çirkin.

Gündem dışı konuşmaya Hükûmet adına, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’de son yıllarda uygulanan hayvancılık politikalarıyla gerek süt üretiminde gerek hayvan başı süt veriminde ve gerekse Türkiye'nin toplam süt üretiminde önemli artışlar meydana geldi. Türkiye'nin süt üretimi son sekiz yıl içerisinde toplamda yüzde 62 oranında arttı yani 8,4 milyon tondan 13,6 milyon tona çıktı. Hayvan varlığı esas itibarıyla çok fazla değişmedi, az bir miktar değişti ama süt veriminde önemli bir artış meydana geldi. Keza, hayvan başına süt veriminde de 2002 yılında ortalama 1.700 litre iken şu anda bu da yüzde 70’lere varan oranda bir artışla 2.900-3.000 litreye hayvan başına süt verimi çıktı. Tüketimde de aslında buna paralel bir artış var. 2002 yılında 122 kilogram iken kişi başına Türkiye’de süt tüketimi, 2010 yılında 184 kilograma ulaştı. TÜİK verilerine göre tespit edilen 184 kilogram süt tüketimi, FAO verilerine göre 101 kilogram olan dünya ortalamasının oldukça üzerinde.

Türkiye’de tabii üretilen sütün yani 13 milyon ton, 13,6 milyon ton sütün önemli bir kısmı işletmelerde yani sanayi dışındaki yerlerde, gerek işletme içinde gerekse o bölgelerde üretiliyor, işleniyor ama yaklaşık 6 milyon 750 bin tonu da endüstride, sanayide işleniyor, sanayide kullanılıyor. Bu tabii, hem süt hem süt ürünleri itibarıyla.

Tabii, hayvancılığın biraz da doğasından gelen ve iklimle alakalı olmak kaydıyla yılın belli dönemlerinde süt üretiminde artış meydana gelir, yine belirli dönemlerinde de üretimde azalma meydana gelir çünkü doğumundan sonra yavaş yavaş süt üretimi artar, üçüncü ayda en üst noktaya çıkar, onuncu ayına vardığında da zaten kuruya ayrılır. Dolayısıyla o arada bunun bir eğrisi var, o eğri içerisinde bu da Türkiye’de kış aylarına ve ilkbahara denk geliyor artış.

Şimdi, eskiden tabii bu zamanlarda, yılın ilkbahar aylarında fiyatlarda bir düşme meydana gelir ve tabii işte sanayici bu aylarda sütü yeteri kadar buluyor, bu defa sonbaharda süt arzında azalma olunca da bu farkı dışarıdan ithal edilen süt tozuyla karşılıyordu. Biz buna hem üretici adına hem Türkiye’de piyasa adına, sanayici adına bir çare ürettik. O çarelerden bir tanesi şu: Biz, Türkiye’de bir süt tozu desteklemesi uygulaması başlattık 2009 yılında. 2009 yılında yaklaşık 5 bin ton süt tozuna destek ödemek suretiyle sanayicinin yılın diğer aylarında ihtiyaç hissettiği süt tozunu içerideki sütün işlenmesinden temin etsin diye bu uygulamayı başlattık. 2010 yılında yaklaşık 11 bin ton süt tozu desteği getirdik ve 2011 yılında da dedik ki: Türkiye’de sanayicinin ne kadar ihtiyacı varsa süt tozuna bir gram dışarıdan gelmesin, ithal edilmesin, hepsini içeriden destekleyelim, içerideki üreticinin taze sütü alınsın, burada işlensin, süt tozu olarak muhafaza edilsin, yılın diğer aylarında, ihtiyaç olan aylarda da sanayici alsın bu süt tozunu, işlesin, süt ihtiyacını gidersin. Böylece hem sanayici için hem üretici için bu önemli bir destekleme kalemi hâline geldi ve sadece 2011 yılında yaklaşık 30 bin ton toplamda süt tozuna denk gelecek şekilde bir işleme ve hatta ihracat imkânı da getirdik, bir kısmı da bunun ihraç edildi, bir kısmı da Türkiye’de sanayiciler tarafından kullanıldı ve 31 milyon lira da biz yaklaşık sadece bunun için ödeme yaptık süt tozu desteklemesi suretiyle. Bu uygulamamız devam ediyor. Tabii sadece bununla ilgili değil süt üreticisinin fiyatlara, fiyat dalgalanmalarına,  yüksek maliyetlere karşı korunmasıyla ilgili tedbir, süt tozu bunlardan sadece bir tanesi ve eskiden olmayan bir şeydi, 2009’da biz başlattık 2010, 2011 yılında devam etti, bu sene de şu anda da bu uygulama sürüyor, devam ediyor, bu sene de bu şekilde, bu uygulama devam edecek.

İkinci bir husus, bu son derecede önemli süt üreticileriyle ilgili: Çiğ süt desteklemesi yapıyoruz. Değerli arkadaşlar, çiğ süt desteği olarak 2011 yılında ilk üç ayda litre başına 8 kuruş üzerinden, ikinci ve üçüncü üçer aylık dönemlerde 6’şar kuruş üzerinden ödeme yaptık ve 2011 yılında 421 milyon lira süt desteklemesi ödemesi yaptık, süt üreticisine. Ki burada 77 vilayetteki, 712 ilçedeki üreticiler, toplam 16.334 köydeki milyonlarca üretici bundan istifade etti, 421 milyon lira çiğ süt desteği 2011 yılında ödendi. Bir uygulamamız da bu şekilde.

Bir başka uygulamamız, biraz önce de sözü edilen okul sütü programı. Değerli arkadaşlar, okul sütü ile ilgili olarak da ana sınıfı ve ilkokul -1, 2, 3, 4, 5 toplam altı sınıf- öğrencisine, 32.574 okulda, 7 milyon 200 bin civarındaki öğrenciye günlük olarak, haftanın beş gününde… Bu yıl içerisinde tabii karar alındı, ihalesi geçen hafta, 17 Nisanda yapıldı. Tabii, bu bir açık ihale. Öncesinde bir ihale yapıldı, Türkiye’nin bazı bölgeleri için teklif gelmedi, teklif gelmediğinden dolayı ihale iptal edildi ve bölgeler birleştirilmek, eşleştirilmek suretiyle, örneğin İç Anadolu Bölgesi Güneydoğu Anadolu’yla, işte Marmara Karadeniz’le eşleştirilmek suretiyle üç ayrı grup yapıldı, Marmara-Karadeniz, İç Anadolu-Güneydoğu Anadolu, Ege-Doğu Anadolu ve Akdeniz olmak üzere. Buralarda 2 Mayıs gününden itibaren de öğrencilerimize süt dağıtımı başlayacak; 7 milyon 200 bin, her gün, haftada beş gün verilecek.

Şimdi, tabii, bu bir ihaleyle yapılıyor ve amaç burada birden fazla. Tabii, birinci öncelikli amacımız şu: Çocuklarımızın sağlıklı beslenmesi için gerekli olan -ki çok kıymetli bir besin maddesi bildiğiniz gibi süt- süt içme alışkanlığının kazandırılması, çocuklarımızın sağlıklı beslenmesine yardımcı olunması, bir amacı bu.

İkincisi: Tabii, piyasada da süt tüketimini arttırmak bu vesileyle yani piyasadan taze süt çekilmesini sağlamak, bu da bir ikinci amaç, o tabii, piyasadan çekildiğinde piyasanın süt arzı belirli bir düzeye iner, o fiyatların üretici aleyhine aşağı düşmesini önler.

Bir üçüncü husus da şu: En nihayet, biraz önce size bir rakam verdim, dedim ki: 13,6 milyon ton Türkiye’de yılda süt üretiliyor. Ama bunun sanayide işlenen kısmı 6 küsur milyon, o da bizim Hükûmetimiz döneminde bu seviyelere çıktı yani bunun üçte 1’i oranında falandı, sanayide işlenen süt çok azdı, şimdi arttı. Sanayide işlemek suretiyle, bir de bunu bir manada teşvik etmiş oluyoruz ki hem gıda sanayisi gelişmiş olsun, o gıda sanayisiyle birlikte tarıma dayalı sanayi gelişsin hem tarımsal üretim ve hayvansal üretimi arttırsın hem istihdam yaratsın hem ekonomik büyüme ve kalkınma olsun.

Tabii ki, Sayın Vekilimizin söylediği işte, çiğ süt fiyatı işte, şu ama 200 mililitre şu fiyata satılıyor, dolayısıyla buna geliyor. Bunun üzerinde tabii, bir mukayese yapılmaz, şunun için yapılmaz: Sonuçta, bunun ambalajı var, sanayide işlenmesi var yani 200 mililitrelik ambalajlı kutu, sanayide işlenen sütün bir maliyeti var. Ama bu herkese açık ve amacımız da tabii, Türkiye’deki üreticinin, Türkiye’deki sanayicinin kazanması. Burada bir tek gaye, bir tek amaç yok. Ama bunu okullara, üstelik alan firmalar okulların kendisine bunu teslim edecek ve diyelim bir gün, olur ya bir okula gecikme olursa ertesi günü iki kutu süt verilecek yani bir kayıp söz konusu olmayacak. Sonuç itibarıyla, Türkiye'nin neresinde bulunursa bulunsun her öğrenci eşit miktarda süt almış olacak devletten, devletin bu programı çerçevesinde.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, biz tabii, Türkiye’de bu hayvancılıkla ilgili faaliyetleri belirli şekillerde destekliyoruz. Yani süt üretimi, süt üretimiyle ilgili gerek çiğ sütle gerek okul sütüyle gerek süt tozuyla ilgili olarak yaptığımız destekleme bizim hayvancılık politikamızın ve desteklemelerimizin sadece bir kısmı.

Şimdi, daha önce de söyledim, önemine binaen bir daha arz etmek istiyorum: Eskiden Türkiye’de tarım diğer sektörlerin üvey evladı, hayvancılık da tarımın kendi üvey evladıydı; yani üvey evladın üvey evladıydı hayvancılık. Nasıl, nereden söylüyoruz bunu? Şuradan söylüyoruz: Devlet, destek veriyordu. Tarıma 100 lira veriyorsa, bütün tarım destekleri 100 liraysa bunun 4 lirasını sadece hayvancılığa ayırıyordu; yani yüzde 4’ü hayvancılığa gidiyordu.

Şimdi, böyle bir yapıyla hayvancılığı sizin sürdürebilmeniz, verimli bir şekilde bunu idame ettirmeniz mümkün mü? Elbette ki, değil. Biz bu yanlışı düzelttik. Nasıl düzelttik? O yüzde 4’lerdeki tarım içerisindeki hayvancılığın payını yüzde 27’lere, yüzde 28’lere çıkardık. Bu sene, 2012 yılı içerisinde şimdi et sığırcılığına da ayrı, özel destek veriyoruz. Onları da korumak maksadıyla, besicileri, özellikle yem probleminden dolayı süt sığırcılığını, damızlık yetiştiriciliğini, buna benzer düve yetiştiriciliğini, bunları da ayrıca özel şekillerde destekliyoruz.

DAP ve GAP bölgesinde, Eylem Planı çerçevesinde büyük işletmeleri teşvik ediyoruz, oralarda büyük işletmeler kurulmasını destekledik. Örneğin, GAP illerinde, sadece 9 ilde 2011 yılı sonuna kadar 126 adet proje gerçekleştirildi, 128 proje devam ediyor.

Yine DAP illerinde, 16 ilde 78 proje gerçekleştirildi, 101 proje de devam ediyor. Bu projelerin hepsi 50 baş üstü işletmedir. Yani orta ve büyük işletmeler kurulmasını destekliyoruz. Neden? Çünkü orta ve büyük işletmelerle hem istihdam yaratılır hem ölçek ekonomisi yakalanır ve o ölçek ekonomisiyle biraz daha kârlılığı yüksek işletmelerin oluşması hedefleniyor ki Türkiye'nin de bu manada rekabetçi olabilmesi bu şekilde mümkün. Ama Bakanlığımızın, bunun dışında bu sene içerisinde, 2012 yılı içerisinde toplam, hayvan üreticisine hayvancılık faaliyetleri için bizim ödeyeceğimiz para 2 milyar 160 milyon lira. 7,6 milyar liralık toplam tarım desteğinin içerisinde bu kadarı, 2 milyar 160 milyon lirası hayvancılığa gidiyor ki bu da yüzde 27-yüzde 28’lere tekabül ediyor yani toplam desteğimizin önemli bir kısmı hayvancılık faaliyetlerine tahsis edilmiş durumda.

Kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesi kapsamında 600 bin liraya kadarki yatırım tutarının yüzde 50’sini hibe veriyoruz Türkiye'nin her tarafında ve sekiz yüz elliye yakın proje tamamladık. Hayvansal ürün işleyen, paketleyen, ambalajlayan tesis yani bir başka deyişle fabrika kurduruyoruz, bunlar 10 kişi, 15 kişi, yerine göre 20 kişi istihdam ediyor. 600 bin liralık sermayesinin, yatırım tutarının yüzde 50’sini hibe olarak biz karşılıyoruz ve bu şekilde, sekiz yüz elliye yakın tesis tamamladık, şu anda faal ve çalışıyor.

Şimdi, IPARD kapsamında yirmi il artı yirmi iki ilde tekrar, hayvancılıkla ilgili bir başka projemiz var. Eğer yatırımcının yaşı kırkın altındaysa yüzde 65’e kadar, kırkın üzerindeyse yüzde 50, orada da hibe vereceğiz. Neye bu yirmi küsur vilayet içerisinde? Bunlarda amaç, IPARD Programı’nda, daha çok bu alana yatırım yapılması. Bütün bunlar aslında piyasadaki, süt dâhil olmak üzere veya süt başta olmak üzere hayvansal ürünlerin piyasadan arzının çekilmesi ve işlenip katma değeri yüksek ürüne dönüştürülmesidir. Ürün fiyatının düşmesi ancak bu şekilde önlenir.

Son olarak bir şey daha ifade etmek istiyorum. Önceden, biliyorsunuz, bu et balık kurumları 1990’lı yılların başında özelleştirme kapsamına alınmış ve kombinaların çoğu satılmıştı. Biz iktidara geldiğimizde beş altı tane kalmıştı. Onları 2005 yılında özelleştirme kapsamından çıkardık, üstüne yenileri de ilave ettik ve hayvancılık sektörünün emrine, hizmetine bunu sunduk. Yaklaşık 80 milyon lira da yatırım yaptık bunlara, yenileri de ilave ettik bunların üzerine. Şimdi, bu Et Balık’ın yapısını, biz, süt faaliyetleriyle ilgili de müdahale yapabilecek, yani piyasadaki süt fazlasını gerektiğinde piyasadan bir mekanizmayla çekip, ürüne dönüştürüp, bunu saklayıp arzın az olduğu dönemlerde bunu piyasaya sunmak suretiyle fiyatın stabil hâle getirilmesini, fiyatın kontrol edilmesini, hem üretici lehine hem tüketici ve sanayici lehine bu mekanizmayı tesis edecek bir yapılanmaya götürüyoruz. Et Balık’ın tüzüğünün değişmesi lazım, şu anda bununla ilgili, Yüksek Planlama Kuruluna onu gönderdik. Bir de bir iki maddelik bir kanun tasarımız var, bunu da inşallah yüce Meclisin huzuruna getireceğiz. Getireceğiz ki özellikle Sayın Vekilimizin de dile getirdiği süt fiyatlarının belirli zamanlarda düşmesinin önüne tam olarak geçilebilsin. Ama normal bizim kendi desteklemelerimiz, gerek yem desteği…

Değerli arkadaşlar, şimdi, mesela yemden bahsedildi. Türkiye’de 50 milyon ton, sığırlarla diğer hayvanların yem ihtiyacı vardı; yeşil yem ihtiyacı, kaba yem ihtiyacı. Bunun 25 milyon tonu Türkiye’de üretiliyordu, 25 milyonu samandan karşılanıyordu ve samanın besleyici değeri sıfır, bunu herkes bilir. Şimdi, biz bu 25 milyondan devraldığımız kaba yem üretimini 37,5 milyon tona çıkardık. Yem bitkileri ekiliş alanı yaklaşık 2 kat arttı. Ee, nasıl oldu bu? Desteklemeyle oldu. Yem ekilişlerini, özellikle silajlık mısır başta olmak üzere yem ekilişlerini destekleme kapsamına aldık ve destekleme kapsamına almak suretiyle de burada ciddi bir gelişme oldu. Bununla Türkiye’de hem verimlilik hem üretimde bir artış var. Sorunlarla zaman zaman karşılıyoruz, o sorunların çözümüyle ilgili olarak da Hükûmet olarak yakın takibe ve kontrol altına alıyoruz. İmkânlarımız… Örneğin besicilerle ilgili -hesapta, mesela, yoktu- geçenlerde bir karar aldık, 450 milyon lira besiciye para aktarıyoruz. 1 Ocak 2012’den geçerli olmak üzere hayvan başına 300 lira destek ödemesi yapıyoruz. İşte okul sütü yine buna benzer bir proje. Çiğ süt desteği, yem desteği vesaire bunların hepsi ihtiyaçla belirlenen, bir stratejiyle hesaplanan ve uygulanan politikaların sonucunda.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hayvancılıkla ilgili gündem dışı söz alan Sayın Şefik Çirkin Bey’e çok teşekkür ediyorum, bu vesileyle bunları dile getirmemize yardımcı olduğu için.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

9 sayın milletvekilimiz sisteme girdi, söz istediler ama gündem dışı konuşmalarda sadece gündem dışı konuşmacılara söz veriyoruz. Söz veremiyorum, kusura kalmayın.

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Sayın Başkanım, gündem içinde bir şey söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Canalioğlu…

MUHARREM VARLI (Adana) – 60’a göre…

BAŞKAN – Hayır, bu konularla ilgili, lütfen…

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Van’da saldırıya uğrayan, milletvekili tarafından şiddete uğrayan, dövülen doktor Trabzonludur, Trabzonlu hemşehrimdir. Biz bir milletvekili olarak, seçilmiş insan olarak sabırlı ve hoşgörülü olmalıyız. Varsa eksiklikler hukuk yönünden bunun çözülmesi gerektiği için milletvekilimizin yapmış olduğu bu olayı kınıyor ve başta Antep’te vefat eden doktorumuza Allah’tan rahmet, yakınlarına ve sağlık çalışanlarına başsağlığı, Trabzonlu doktorumuza da geçmiş olsun diyorum.

BAŞKAN – Sayın Canalioğlu, teşekkür ediyorum, zaten biraz sonra görüşülecek.

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, 60’a göre kısa bir katkıda bulunmak istiyorum.

BAŞKAN – Hayır, gündem dışı konuşmalar sırasında olmaz Sayın Vekilim çünkü gündem dışı, İç Tüzük’ün 59’uncu maddesi çok net ve açık.

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkanım, sizin uygulamalarınızdan biz de şaşırdık, bir başkan vekili söz veriyor, öbür başkan vekili söz vermiyor. Yani biz de nasıl davranacağımızı şaşırdık.

BAŞKAN – Bilemem. Benim uygulamam böyle efendim. İç Tüzük’ü uyguluyorum.

Teşekkür ediyorum.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin yedi önerge vardır, okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 24 milletvekilinin, doktorların maruz kaldığı şiddet olaylarının nedenlerinin ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/252)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışmanın; çalışanın yaşam süresini uzatması, çalışma etkinliğini arttırması, işe devamlılığını sağlaması gibi pek çok yararı vardır. Bunun yanında, sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışmak sadece çalışanın sağlığının sürdürülmesi ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi ile sınırlı değildir. Aynı zamanda çalışanın, sosyal yaşamından hizmet sunduğu alana kadar iyilik halinin devamını ve iş veriminin artmasını da sağlar.

Son senelerde artış gösteren doktorlara ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddet içerikli saldırılar, toplumsal bir sorun haline gelmiştir. 2009 yılında 23, 2010 yılında 27, 2011 yılında ise 49 sağlık emekçisi şiddete maruz kalmıştır. Ne yazık ki rakamlar yıllara göre şiddet olaylarının giderek arttığını göstermektedir. Bu durumun nedenleri ise sadece güvenlik boyutuyla açıklanamayacak kadar derindir. Uygulanan sağlık politikaları nedeniyle doktorluk mesleğine olan saygının ortadan kalkması, hastane çalışanları için yeterli güvenliğin olmaması ve daha da önemlisi çoğu zaman sağlık sistemindeki bozuklukların tek nedeninin doktorlar ve sağlık çalışanları olduğunun yetkililer tarafından ifade edilmesi gibi nedenler onları hedef haline getirmektedir.

Ülkemizde yaşanan üzücü olaylar sağlık personelinin moralini bozmakta, çalışma şevkini kırmakta ve sağlık personelini yıpratmaktadır. Sağlık personeli, hasta ve hasta yakınlarının fiziki ve sözlü saldırılarına maruz kalmaya devam etmektedir. Bunun en son örneği ise Diyarbakır Eğitim ve Araştırma hastanesinde yaşanmış, Dr. Rodin Sarı Polat hasta yakınları tarafından feci şekilde dövülerek yaşamsal tehlike geçirmiştir. Bu olayla birlikte son bir yıl içinde yalnızca Diyarbakır'da şiddete maruz kalan sağlık çalışanı sayısı 5’e yükselmiştir.

Sağlık hizmetinin kaliteli ve huzurlu bir şekilde sunulması, toplum sağlığının gelişmesi açısından olmazsa olmaz bir ilkedir. Sağlık personeli ve özellikle doktorların, saldırıya uğrayacağı düşüncesiyle hareket ederek hizmet vermeye çalışması, toplum sağlığının gelişmesine yeterli katkıyı sunmasına engel olacaktır. Doktorların verimli çalışamaması, sadece toplum sağlığının değil, ülke ekonomisinin de ciddi bir kaybıyla sonuçlanacaktır.

Özellikle son senelerde, hastanın ölümü sonucunda ya da keyfi nedenlerle hasta yakınlarının doktorlara dönük uyguladığı şiddet, küçük saldırıların ötesine geçmiştir. Önceki senelerde hasta yakını tarafından öldürülen, ölümle sonuçlanmasa dahi sakat kalarak mesleklerinden uzaklaşan sağlık çalışanları olmuştur. Doktorlar ve sağlık çalışanları, tehdit altında olduklarını ve mesleklerini yapamaz hale geldiklerini sık sık vurgulamaktadırlar.

Doktorların güvenlik açısından yaşadıkları sorunların altında yatan nedenlerin ve çözüm yollarının çok boyutlu olması, bu konunun daha ayrıntıyla araştırılmasını gerekli kılmaktadır. Bundan dolayı, doktorların maruz kaldığı şiddet olaylarının nedenlerinin ve çözüm yollarının tespiti amacıyla Anayasa'nın 98. ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Candan Yüceer                               (Tekirdağ)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu              (İstanbul)

3) Mehmet Şeker                                (Gaziantep)

4) Atilla Kart                                       (Konya)

5) Celal Dinçer                                    (İstanbul)

6) Mehmet Ali Ediboğlu                     (Hatay)

7) Muharrem Işık                                (Erzincan)

8) Hülya Güven                                  (İzmir)

9) Gürkut Acar                                   (Antalya)

10) İlhan Demiröz                               (Bursa)

11) Erdal Aksünger                            (İzmir)

12) İhsan Özkes                                  (İstanbul)

13) Ali Rıza Öztürk                            (Mersin)

14) Ali Serindağ                                 (Gaziantep)

15) Yıldıray Sapan                              (Antalya)

16) Mustafa Serdar Soydan                (Çanakkale)

17) Haluk Eyidoğan                            (İstanbul)

18) Fatma Nur Serter                          (İstanbul)

19) Metin Lütfi Baydar                       (Aydın)

20) Tolga Çandar                                (Muğla)

21) Turgut Dibek                                (Kırklareli)

22) Malik Ecder Özdemir                   (Sivas)

23) Mahmut Tanal                              (İstanbul)

24) Uğur Bayraktutan                         (Artvin)

25) Ali Özgündüz                               (İstanbul)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 24 milletvekilinin, Şanlıurfa'daki hastanelerde görev yapan doktorların uğradıkları saldırıların nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/253)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Şanlıurfa'daki hastanelerde meydana gelen doktorlara saldırıların nedenlerinin araştırılması ve önlenmesi için gerekli tedbirlerin ivedilikle alınması amacıyla Anayasanın 98. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105’nci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımla arz ederiz. 30.01.2012

Gerekçe:

Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastane’sinde son zamanlarda artan hastane baskınları ve doktorlara karşı uygulanan saldırılar Şanlıurfa'nın ve Türkiye'nin gündeminde yer bulmakta ve Şanlıurfa'da kamu düzeninin en çok olması gereken hastanelerde bozulduğu görülmektedir. En son çıkan haberlere göre, Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma hastanesinde bir doktor ile başhekim yardımcısı arasında çıkan tartışmaya başhekimin de katılmasının ardından, hastaneye tarafların yakını olduklarını öne süren çok sayıda sarıklı ve sakallı kişi gelmiştir. Bu kişiler hastane koridorlarını doldurmuş ve orada bir kargaşa yaratmıştır. Yine aynı şekilde, başka bir grup da tartışmaya dâhil olarak, koridorları doldurmuştur. En sessiz ve sakin olması gereken hastanelerde bu tür olayların yaşanması elim ve üzüntü verici olmasının yanı sıra kamu düzeni ve bireylerin kişilik haklarına yönelik bir saldırıdır.

Diğer bir olay ise, son bir ay içerisinde Harran Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde görev yapan üç sağlık çalışanı görevi başındayken bıçaklanmış, darp edilmiş, sözlü ve fiili saldırılara maruz kalmıştır. Devlet, her bireyini olduğu gibi sağlık çalışanlarını da korumakla yükümlüdür.

Sağlıkta yaşanan sorunların ve aksaklıkların sorumlusunun hekimler ve sağlık çalışanlarının olduğu algısı sağlık çalışanlarına hemen her gün polikliniklerde, acil servislerde, hastane koridorlarında şiddet olarak geri dönmektedir.

Şiddet, ülkemizin içinde bulunduğu toplumsal süreçte her alanda hızla artarken; şiddetin oluşmasını önleyici tedbirler ne yazık ki alınmamaktadır. Toplumsal şiddetin artışına paralel olarak sağlık çalışanları ve hekimler de son zamanlarda çok boyutlu olarak şiddet ile karşı karşıya kalmaktadır. Sağlık kurumlarında çalışmak diğer işyerlerine göre şiddete uğrama yönünden daha da riskli hâle gelmiştir. Hastalar kadar diğer hasta yakınları da sağlık çalışanlarına şiddet uygulama eğilimindedir. Bunun canlı örneği, 16.09.2011 tarihinde Balıklıgöl Devlet Hastanesinde yakını vefat ettiği için hekim, nöbetçi hemşire, laborant, güvenlik görevlisi ve kısaca önüne çıkan tüm sağlık çalışanlarına hasta yakınları tarafından yapılan sözel ve fiziksel şiddettir.

Diğer bir husus ise, sorumluların bu kayıtsızlığı sonucu hastalar tarafından şiddet öncelikli hizmet almak için bilinçli uygulanır hâle gelmiştir. Şiddet olaylarına bağlı olarak hekimler ve sağlık çalışanları hasta ya da hasta yakını tarafından şiddete uğrayacağı algısını taşımakta ve de mesleğini gereği gibi yapamaz duruma gelmişlerdir. Hekimler ve sağlık çalışanları, yaşadıkları şiddet olayları karşısında ilgililerin konuya duyarsız kalmaları sonucu kurumlarına karşı güvensizlik duymaktadır.

Tüm bu gerekçelerle, Şanlıurfa'daki hastanelerde meydana gelen doktorlara saldırıların nedenlerinin araştırılması ve önlenmesi için gerekli tedbirlerin ivedilikle alınması amacıyla Anayasa’nın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımızla arz ederiz.

1) Mahmut Tanal                           (İstanbul)

2) Ali Serindağ                              (Gaziantep)

3) Haydar Akar                             (Kocaeli)

4) Bülent Tezcan                            (Aydın)

5) Ayşe Nedret Akova                  (Balıkesir)

6) Muharrem Işık                          (Erzincan)

7) Turgay Develi                           (Adana)

8) Hasan Akgöl                             (Hatay)

9) Kadir Gökmen Öğüt                 (İstanbul)

10) Erdal Aksünger                       (İzmir)

11) Tolga Çandar                           (Muğla)

12) Malik Ecder Özdemir              (Sivas)

13) Arif Bulut                                (Antalya)

14) Doğan Şafak                           (Niğde)

15) Haluk Eyidoğan                      (İstanbul)

16) Levent Gök                             (Ankara)

17) Ramazan Kerim Özkan           (Burdur)

18) Gürkut Acar                            (Antalya)

19) Mustafa Sezgin Tanrıkulu       (İstanbul)

20) Mehmet Hilal Kaplan              (Kocaeli)

21) İhsan Özkes                            (İstanbul)

22) Hurşit Güneş                           (Kocaeli)

23) Ali Sarıbaş                              (Çanakkale)

24) Kamer Genç                            (Tunceli)

25) Birgül Ayman Güler               (İzmir)

3.- İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 22 milletvekilinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/254)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet; "hasta, hasta yakınları ya da diğer başka bir bireyden gelen, sağlık çalışanı için risk oluşturan sözel ya da davranışsal tehdit, fiziksel saldırı veya cinsel saldırı" olarak tanımlanmaktadır. Sağlık hizmetleri sunulan ortamlarda hekime ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddet son yıllarda artış göstermektedir. Hastaneler sağlık çalışanları için tehlikeli ortamlar haline gelmekte, bu nedenle de sağlık çalışanları kendilerini güvende hissetmemektedir.

Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ 6 Aralık 2011 tarihli Meclis 29. Birleşiminde sağlık personeline yönelik fiziksel şiddetin kontrol altına alınması için yönetmelik yayınladıklarını ve "beyaz kod sistemi" denilen güvenlik görevlilerinin erken müdahalesine imkân veren erken uyarı sistemi geliştirdiklerini belirtmiştir.

Ancak sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti inceleyen bilimsel çalışmalar tarandığında sorunun fiziksel önlemlerle yapılan bir düzenleme ile çözümlenemeyeceği, daha kapsamlı çözümler gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Hekime Yönelik Şiddet Nasıl Önlenir Çalıştayı sorumluları hazırladıkları anketle 01.02.2009 tarihinde İstanbul Tabip Odasına (İTO) kayıtlı 12.296 hekimden, hekim ve diğer sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin sebeplerini kısa başlıklar halinde ve önem sırasına göre yazmalarını istemiştir. Alınan yanıtlarda şiddetin nedenleri olarak 10 başlık öne çıkmaktadır:

"1) Sağlıkta Dönüşüm Programı,

2) Sağlık çalışanlarının siyasi iktidar tarafından hedef gösterilmesi,

3) Toplum eğitim düzeyinin düşük olması,

4) Sağlık çalışanları hakkında medyada çıkan olumsuz, yalan haberler ve yorumlar,

5) İletişim becerilerinde yetersizlik,

6) Yetişmiş insan gücü ve fiziki kapasite yetersizliği,

7) Aşırı iş yükü ve iş duyumsuzluğu ve tükenmişlik,

8) Toplumsal nedenler ve şiddete eğilimin artması,

9) Şiddeti önleyici yasal düzenlemelerin yetersizliği ve etkin güvenlik önlemlerinin alınamaması,

10) Çalışma ortamı ve mimari yapılanmanın uygunsuzluğu."

Sağlık kurumları üzerinde yürütülen çalışmaların bulgularından sağlık ortamında şiddetin diğer iş yerlerine göre oldukça fazla olduğu ve az kayda alındığı ortaya çıkmaktadır. Şiddeti ölçmek için sağlık kurumlarında şiddetin sıklığına bakılmaktadır. Buna göre sağlık çalışanlarının sözel şiddete fiziksel şiddetten daha fazla maruz kaldıkları ortaya çıkmaktadır.

Sağlık çalışanlarından, gruplarına göre birinci sırada hemşirelerin, ikinci sıklıkta pratisyen hekimlerin, daha sonra uzman hekimler ve diğer personelin şiddete maruz kaldığı saptanmıştır. Kadın çalışanların daha sık şiddete maruz kaldıkları belirtilmektedir.

Şiddetin gerçekleştiği yerin özelliği birinci sıklıkta acil servislerin, ikinci sıklıkta psikiyatri klinikleri olmasıdır. Servisler ve poliklinikler de güvenli ortamlar değildir.

Acil servisler acil müdahale gerektiren vakaların geldiği ve hayati risk taşıyan hastaların bulunduğu yerlerdir. Bu nedenle acil servis çalışanları, hasta ve hasta yakınları streslidir. Hasta yakınları çeşitli sebeplerden dolayı saldırganlaşma eğilimi gösterebilmektedir. Yakın zamanda acil hasta tanımına ilişkin getirilen düzenleme hasta ve hekimi karşı karşıya getirmektedir. Acile başvuruyu azaltmak için acil hasta tanımı da hekime bırakılmıştır.

Etkili güvenlik eğitimleri, 24 saat güvenlik, güvenlikli kapılar, kameralar, metal detektörler, kontrol noktaları, koruyucu pencereler ve panik alarmlar gibi önlemlerin fiziksel şiddeti bugüne dek tek başına önleyemediği görülmüştür. Bu türden önlemlerin sağlık çalışanlarının en sık maruz kaldıkları sözel şiddeti önlemede de etkisiz yöntemler olduğu açıktır.

Sağlık personeline yapılan sözlü saldırılar, yaralamalar, darp ve öldürmeye ilişkin hükümler genel hükümlere tabi tutulmaktadır. Bugüne kadar çıkarılan yönetmeliğin tek başına bir yararının olmadığı ve şiddetin giderek arttığı açıktır. Sağlık çalışanlarının şiddetten korunmasına yönelik alınacak önlemlerin ne olması gerektiği ve sebeplerinin daha detaylı olarak araştırılması gerekmektedir. Bu nedenle Anayasamızın 98. maddesi ve TBMM İç Tüzüğünün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Araştırma Komisyonu kurulmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Hülya Güven                        (İzmir)

2) Metin Lütfi Baydar               (Aydın)

3) Ayşe Nedret Akova              (Balıkesir)

4) Alaattin Yüksel                     (İzmir)

5) Gürkut Acar                          (Antalya)

6) Recep Gürkan                       (Edirne)

7) Kadir Gökmen Öğüt             (İstanbul)

8) Mustafa Sezgin Tanrıkulu     (İstanbul)

9) İhsan Özkes                          (İstanbul)

10) İdris Yıldız                          (Ordu)

11) Mehmet Ali Susam             (İzmir)

12) Dilek Akagün Yılmaz         (Uşak)

13) Emre Köprülü                     (Tekirdağ)

14) Veli Ağbaba                        (Malatya)

15) Mehmet S. Kesimoğlu        (Kırklareli)

16) Ali Haydar Öner                 (Isparta)

17) Hurşit Güneş                      (Kocaeli)

18) Süleyman Çelebi                 (İstanbul)

19) Mustafa Moroğlu                (İzmir)

20) Mustafa Serdar Soydan      (Çanakkale)

21) Rahmi Aşkın Türeli            (İzmir)

22) Ahmet İhsan Kalkavan       (Samsun)

23) Candan Yüceer                   (Tekirdağ)

4.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, hasta ve hasta yakınlarının sağlık çalışanlarına uyguladıkları şiddetin sebep ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/255)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

"Hasta ve hasta yakınlarının sağlık çalışanları üzerinde uyguladıkları şiddetin sebepleri ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi" amacıyla, aşağıda belirtilen gerekçelerle Anayasa'mızın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Gerekçe:

Doktor, bir insanın en önemli varlığı diye nitelendirilen sağlık alanında uzun yıllar hem teorik hem de pratik eğitim görerek, insanlara bu alanda hizmet veren bir meslek erbabıdır. İnsanoğlu var olduğu sürece doktorluk mesleğine olan ihtiyaç bitmeyecektir. İnsan hayatıyla doğrudan ilgili her meslekte olduğu gibi doktorluk mesleği de kutsal mesleklerden sayılmaktadır.

Doktorlar, gece gündüz demeden, ırk, din, dil gözetmeden kutsal bir görev yapsa da nihayetinde o da bir insandır.

Hastanelerin, özellikle acil servislerine getirilen hastalarla ilgilenen doktorlar, ayrıca hastaların yakınları ile de bir şekilde ilgilenmek durumunda kalmaktadırlar. Tahlilleri devam eden hastanın sonuçları çıkana kadar, hasta yakınları sabırsızlıkla sonuçların ne olduğunu öğrenmek istemektedirler.

Hasta yakınlarının bu şekildeki davranışları, insan hayatıyla doğrudan bir meslek icra eden doktorların, hastalarına daha kaliteli hizmet vermesini engellemektedir.

Asli görevi o anda hasta ile ilgilenmesi gereken doktorlar, işlerini yapmayı engelleyecek kadar ileri giden bazı hasta yakınları ile de uğraşmak durumunda kalmaktadır.

Birtakım sorularının cevapsız kalması neticesinde, hastalarıyla ilgilenilmediği kanısına kapılan hasta yakınları daha agresif olmaktadır.

Sonuç olarak, hemen her gün yazılı ve görsel medyada hasta yakınlarının hatta hastaların bir doktoru ya da bir sağlık görevlisini darp ettiği, şiddet uyguladığı haberlerine rastlamak rutin bir hâl almıştır.

Doktorluk mesleği karşılıklı saygı ve güven temeli üzerine kuruludur. Bu saygı ve güven bir anda kazanılmış olmayıp, uzun yılların birikimi olarak ortaya çıkmıştır. Hasta ile sağlık çalışanları arasındaki güven ve saygı temelli ilişkinin, üçüncü şahıslar tarafından zedelenmeye çalışılması uzun vadede toplumsal bir yaraya yol açacaktır.

Hasta-doktor ya da hasta-sağlıkçı arasındaki saygı ve güvene dayalı ortamdaki dejenerasyon, ileride tamiri zor, zahmetli ve maliyetli bir sorunu beslemektedir.

Sağlık alanında hasta ve hasta yakınlarının sağlıkçılar üzerinde uyguladıkları şiddetin sebepleri ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98'inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

1) Mehmet Şandır                           (Mersin)

2) D. Ali Torlak                              (İstanbul)

3) Oktay Vural                                (İzmir)

4) Alim Işık                                    (Kütahya)

5) Reşat Doğru                               (Tokat)

6) Sadir Durmaz                             (Yozgat)

7) Mustafa Kalaycı                         (Konya)

8) Ahmet Kenan Tanrıkulu             (İzmir)

9) Sümer Oral                                 (Manisa)

10) Koray Aydın                            (Trabzon)

11) Münir Kutluata                         (Sakarya)

12) Muharrem Varlı                        (Adana)

13) Emin Çınar                               (Kastamonu)

14) Hasan Hüseyin Türkoğlu         (Osmaniye)

15) Enver Erdem                             (Elâzığ)

16) Ruhsar Demirel                        (Eskişehir)

17) Özcan Yeniçeri                         (Ankara)

18) Yıldırım Tuğrul Türkeş            (Ankara)

19) Erkan Akçay                             (Manisa)

20) Yusuf Halaçoğlu                      (Kayseri)

5.- Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ve 37 milletvekilinin, ülkemizde sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/256)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde Sağlık Çalışanlarına Yönelik Şiddetin Araştırılması ve Gerekli Önlemlerin Belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98 inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.             18.04.2012

Gerekçe:

Sağlık bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik hâlidir. Ülkemiz insanının sağlığı için hizmet eden, bu yönde kutsal bir görev yapan tüm sağlık çalışanlarımız, vatandaşlarımıza sağlık hizmetlerini tam ve kesintisiz olarak ulaştırabilmek için her türlü şartta, gece gündüz görevlerini yerine getirmeye çalışmaktadırlar.

Zaman zaman sağlık çalışanlarına yönelik münferit de olsa şiddet olayları olmaktadır. Fedakârca görev yapan sağlık personeli, bazen hasta bazen de hasta yakınlarının sözlü veya fiilî şiddetine maruz kalabilmektedir.

Sağlık hizmetinin kaliteli bir şekilde sunulması, toplum sağlığının gelişmesi açısından olmazsa olmaz bir ilkedir. Sağlık personeli ve özellikle doktorların şiddete uğrayacağı düşüncesiyle hareket etmesi, toplum sağlığının gelişmesine yeterli katkıyı sunmalarına engel olmaktadır. Ayrıca hekimlerin verimli çalışamaması, sadece toplum sağlığını değil ülke ekonomisini de olumsuz olarak etkileyebilmektedir.

Münferit olsa bile, bu tür üzücü olaylar sağlık personelinin moralini bozmakta, çalışma şevkini kırmaktadır.

Nedeni ne olursa olsun şiddetin hiçbir türü hiçbir kimseye karşı ve hele sağlık çalışanlarına karşı asla mazur görülemez.

Verilen bu önerge ile, sağlık çalışanlarına yönelik münferit de olsa şiddet olaylarının araştırılması varsa gerekçelerinin bilimsel olarak tespit edilmesi ve çözümleri konusunda politika geliştirilmesi arzu edilmektedir.

1) Cevdet Erdöl                                         (Ankara)

2) Mehmet Domaç                                    (İstanbul)

3) Muhammed Murtaza Yetiş                   (Adıyaman)

4) Vural Kavuncu                                     (Kütahya)

5) Ahmet Haldun Ertürk                           (İstanbul)

6) Mahmut Kaçar                                      (Şanlıurfa)

7) Türkan Dağoğlu                                    (İstanbul)

8) Necdet Ünüvar                                      (Adana)

9) Tülay Bakır                                           (Samsun)

10) İsmail Tamer                                       (Kayseri)

11) İsmail Güneş                                       (Uşak)

12) Kemalettin Aydın                                (Gümüşhane)

13) Mustafa Baloğlu                                 (Konya)

14) Oğuz Kağan Köksal                           (Kırıkkale)

15) Şenol Gürşan                                      (Kırklareli)

16) Ali Turan                                            (Sivas)

17) İdris Bal                                              (Kütahya)

18) Şirin Ünal                                           (İstanbul)

19) İsmail Aydın                                       (Bursa)

20) Mehmet Erdoğan                                (Gaziantep)

21) Sevim Savaşer                                    (İstanbul)

22) Temel Coşkun                                     (Yalova)

23) Yaşar Karayel                                     (Kayseri)

24) Ertuğrul Soysal                                   (Yozgat)

25) Ahmet Öksüzkaya                              (Kayseri)

26) Mahmut Mücahit Fındıklı                   (Malatya)

27) Alpaslan Kavaklıoğlu                         (Niğde)

28) Şuay Alpay                                         (Elâzığ)

29) Fuat Karakuş                                      (Kilis)

30) Muzaffer Aslan                                   (Kırşehir)

31) Abdullah Çalışkan                              (Kırşehir)

32) İsmail Kaşdemir                                  (Çanakkale)

33) Hüseyin Şahin                                    (Bursa)

34) Mehmet Müezzinoğlu                         (Edirne)

35) Muzaffer Yurttaş                                (Manisa)

36) Mehmet Kerim Yıldız                         (Ağrı)

37) Mehmet Doğan Kubat                        (İstanbul)

38) Akif Çağatay Kılıç                              (Samsun)

6.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 22 milletvekilinin, hekimler ve sağlık emekçilerine yönelik gerçekleştirilen ve özellikle son dönemlerde artan şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/257)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Hekimler ve sağlık emekçilerine yönelik gerçekleştirilen ve özellikle son dönemlerde artan şiddet olaylarının araştırılması, söz konusu şiddet saldırılarının önlenmesine yönelik gerekli tedbirlerin alınması amacıyla Anayasa'nın 98’inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

Gerekçe:

AKP hükümetinin başlattığı Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında sağlık hizmetlerinin özelleştirildiği ve paran kadar sağlık anlayışının yerleştirilmeye çalışıldığı gün gibi ortadadır. Sağlıkta Dönüşüm Programı kaliteli ve parasız hizmet üretimi yerine, hekimlerin özlük haklarını ve saygınlıklarını azaltmış, halkın sağlığa ulaşımı yönünde maddi ve manevi engelleri arttırmıştır.

Sağlıkta Dönüşüm Projesinin yarattığı olumsuz sağlık ortamı ve zorlaştırılmış çalışma koşullarını önemli ve belirleyici bir etken olması, Performans sisteminin baskısı altında olan hekim, Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) verilen hizmete yaptığı ödemeleri sınırlandırması, hekimin mesleki özerkliğini ortadan kaldırması, daha çok hasta bakabilmek için hastalarına daha kısa süre ayırmak zorunda kalması, sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi yoluyla hekimlerin yurttaşlara karşı deyim yerindeyse günah keçisi ilan edilmesi gibi hükümetin sağlık politikalarından kaynaklanan piyasacı, paran kadar sağlık anlayışının yapısal olarak ortaya koyduğu nedenlerdir.

Tüm bu piyasacı sağlık anlayışı modelinden hareketle, halüsinasyon yaratmak amaçlı hükümet yetkililerince sağlık alanına ilişkin pembe tablolar çizilmektedir. Sağlık politikalarının iflası gün geçtikçe gün yüzüne çıkmakta ve AKP hükümeti bu iflası hem örtmek hem de iflasın sebebini hekimler ve sağlık emekçilerine fatura etmeye çalışmaktadır. Sağlık hizmetlerindeki niteliksel sorunlar ve piyasacı sağlık anlayışına karşın hükümet, sürekli sağlık hizmetlerine ulaşımda sorun yaşanmadığı, ücretsiz ve kaliteli sağlık hizmeti verildiğini belirterek, bir anlamda halk ile hekimler ve sağlık emekçilerini karşı karşıya getirip kendi üretimi olan neoliberal piyasacı sağlık anlayışının sorunlarını örtmeye çalışmaktadır.

Tüm bu AKP iktidarı dönemi politikalarından dolayı, hekimler ve sağlık çalışanları olumsuz her türlü koşulda halkın karşısına çıkarılmaktadır. Dolayısıyla hekimler ve sağlık emekçileri ciddi şiddet içerikli saldırılara maruz kalmaktadır.

Bunlardan hareketle; hekimlerin ve sağlık emekçilerinin çalışma şartlarından kaynaklı meydana gelen sorunlarını, çalışma ortamından kaynaklı meydana gelen sorunlarını, genel sağlık politikalarından kaynaklı meydana gelen sorunlarını ve tüm bunların çözüm yollarını ortaya koymak amacıyla bir Meclis araştırması talep ediyoruz.

1) İdris Baluken                                    (Bingöl)

2) Pervin Buldan                                  (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                   (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                        (Muş)

5) Murat Bozlak                                   (Adana)

6) Halil Aksoy                                      (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                  (Batman)

8) Hüsamettin Zenderlioğlu                  (Bitlis)

9) Emine Ayna                                     (Diyarbakır)

10) Nursel Aydoğan                             (Diyarbakır)

11) Altan Tan                                       (Diyarbakır)

12) Adil Kurt                                        (Hakkari)

13) Esat Canan                                     (Hakkari)

14) Sırrı Süreyya Önder                       (İstanbul)

15) Sebahat Tuncel                               (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                             (Kars)

17) Erol Dora                                       (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkçü                             (Mersin)

19) Demir Çelik                                    (Muş)

20) İbrahim Binici                                (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                     (Van)

22) Özdal Üçer                                     (Van)

23) Leyla Zana                                      (Diyarbakır)

7.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 20 milletvekilinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının nedenlerinin, çözüm yollarının ve şiddeti önleyici politikaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/258)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde, hekime ve diğer sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının sayısı gün geçtikçe artmaktadır. En son Gaziantep'te bir meslektaşımız cinayete kurban gitmiştir. Giderek yaygınlaşan ve telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurduğu görülen şiddet olayları yüzünden sağlık çalışanlarının sağlığı bozulmuştur. Hekimler hizmet veremez hale gelmiştir. Şiddet olaylarının nedenlerinin araştırılması, çözüm yollarının bulunması ve şiddeti önleyici politikaların oluşturulması amacıyla TBMM içtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Gerekçe:

AKP Hükümeti'nin "Sağlıkta Dönüşüm" adıyla yürüttüğü sağlık politikası yerleştikçe, sağlık çalışanlarına yönelik fiziksel, sözlü, psikolojik ve ekonomik şiddet olayları giderek artmakta ve bu konudaki haberler yazılı ve görsel basında giderek artan sayıda yer almaktadır. Sonunda cinayet haberleri de sağlıkla beraber anılır olmuştur.

Tabip odalarına ve diğer sağlık meslek kuruluşlarına başvurarak şiddete uğradığını bildiren ve destek isteyen sağlık çalışanı sayısı çığ gibi büyümüştür. Sağlıkta şiddet sağlık çalışanlarının ve kamuoyunun gündeminde üst sıralara yerleşmiştir. Nedeni ne olursa olsun şiddetin mazur görülmesi olası değildir.

Ne yazık ki Sağlık Bakanının ve zaman zaman Başbakanın ucuz politikalarla ve gerçekleri saptırarak sağlık çalışanlarını hedef göstermesi nedeniyle sağlık alanında yaşanan sorunlar sağlık emekçilerine mal edilmiştir. Şiddete maruz kalan ve sürekli olarak şiddete uğrama korkusuyla yaşayan sağlık çalışanlarının çalışma şevkleri kırılmıştır. Bu durum "defansif tıp uygulamaları" adı verilen bir durumu ortaya çıkarmış ve sağlık çalışanları hastalara dokunmaktan âdeta korkar hale gelmiştir. Tüm bu sorunlardan hastalar zarar görmektedir.

Sağlık çalışanlarında, risk almamak adına tedavisi zor olan hastaları başka merkezlere gönderme eğilimleri başlamıştır. Bununla birlikte diğer branşlardan daha çok konsültasyon isteme, daha çok tetkikle kendi savunma dosyasını sağlam tutma gayreti gibi maliyet-fayda oranlarının sınırlarını zorlayan yöntemlere başvurma eğiliminin de arttığı görülmektedir. Yani sağlık çalışanları sadece hastasını düşünmek yerine şiddete uğrama korkusuyla gereksiz birçok şeyi düşünür hale getirilmiştir.

AKP iktidarının ürünü "Sağlıkta Şiddet" bilimsel kongre ve sempozyumların konusu olacak kadar önemli bir boyut kazanmıştır. Hatta bu sempozyumların bir kısmına Sayın Sağlık Bakanı da katılmıştır.

AKP iktidarının sağlıkta dönüşüm adıyla hekime dayattığı "düşük ücret ve performans uygulaması", vatandaşa dayattığı "katkı payı uygulaması" sonucunda, hastaların yaklaşık üçte biri acil servislere başvurmaya başlamıştır. Böylece gerçekten acil sorunu olan hastaya verilen hizmetin kalitesi düşmüştür. Bu uygulamalarla acil servislerde hastaların bekleme süresi giderek artarken, doktorların hastalara ayırdığı zaman azalmaktadır. Bu durum şiddeti artıran en önemli nedenlerden biridir.

Sağlık çalışanına karşı uygulanan şiddetin maruz kalana avukatlık hizmeti vererek, hastanede uygulanan" kod" uygulamasına giderek önlenemeyeceğini, ne yazık ki hekimler, meslektaşlarını cinayete kurban vererek görmüşlerdir.

Sonuç olarak Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın toplumu hasta ettiği bunun sonucu olarak da, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin arttığı anlaşılmaktadır. Sağlık çalışanlarının güvenlik kaygıları, topluma sağlık sorunu olarak geri dönebilecek olması büyük önem arz etmektedir.

1) Aytuğ Atıcı                                         (Mersin)

2) Nurettin Demir                                   (Muğla)

3) Mustafa Serdar Soydan                      (Çanakkale)

4) Aykut Erdoğdu                                   (İstanbul)

5) Melda Onur                                        (İstanbul)

6) Ahmet Haluk Koç                              (Samsun)

7) Sena Kaleli                                         (Bursa)

8) Binnaz Toprak                                    (İstanbul)

9) Ayşe Eser Danışoğlu                          (İstanbul)

10) Osman Kaptan                                  (Antalya)

11) Ali Sarıbaş                                        (Çanakkale)

12) Veli Ağbaba                                     (Malatya)

13) Kamer Genç                                     (Tunceli)

14) Mehmet Ali Susam                           (İzmir)

15) Celal Dinçer                                      (İstanbul)

16) Gürkut Acar                                     (Antalya)

17) Haluk Eyidoğan                                (İstanbul)

18) Vahap Seçer                                     (Mersin)

19) Ümit Özgümüş                                 (Adana)

20) Selahattin Karaahmetoğlu                 (Giresun)

21) Ramazan Kerim Özkan                     (Burdur)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Alınan karar gereğince, Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler biraz sonra yapılacaktır.

Gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmına geçiyoruz.

Bu kısmın 49’uncu sırasında yer alan, İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin (10/49); 113’üncü sırasında yer alan, Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin (10/113); 118’inci sırasında yer alan Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 27 milletvekilinin (10/118) ve bugün okunarak bilgiye sunulan Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 24 milletvekilinin (10/252); İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 24 milletvekilinin (10/253); İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 22 milletvekilinin (10/254); Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin (10/255); Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ve 37 milletvekilinin (10/256); Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 22 milletvekilinin (10/257); Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 20 milletvekilinin (10/258) esas numaralı sağlık çalışanlarına yönelik artan şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin birlikte yapılacak görüşmesine başlıyoruz.

VI.- MECLİS ARAŞTIRMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin, doktorların ve diğer sağlık personelinin çalışma ortamlarının güvenliği ile ilgili alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/49)

2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, sağlık sisteminin ve sağlık personelinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/113)

3.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 26 milletvekilinin, doktorların ve diğer sağlık personelinin güvenlik sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/118)

4.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 24 milletvekilinin, doktorların maruz kaldığı şiddet olaylarının nedenlerinin ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/252)

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 24 milletvekilinin, Şanlıurfa'daki hastanelerde görev yapan doktorların uğradıkları saldırıların nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/253)

6.- İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 22 milletvekilinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/254)

7.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, hasta ve hasta yakınlarının sağlık çalışanlarına uyguladıkları şiddetin sebep ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/255)

8.- Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ve 37 milletvekilinin, ülkemizde sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/256)

9.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 22 milletvekilinin, hekimler ve sağlık emekçilerine yönelik gerçekleştirilen ve özellikle son dönemlerde artan şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/257)

10.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 20 milletvekilinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının nedenlerinin, çözüm yollarının ve şiddeti önleyici politikaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/258)

BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde.

Meclis araştırması önergeleri daha önce Genel Kurulda okunduğundan tekrar okutmuyorum.

İç Tüzük’ümüze göre Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunda sırasıyla Hükûmete, siyasi parti gruplarına ve önergelerdeki birinci imza sahibine veya onların göstereceği bir diğer imza sahibine söz verilecektir.

Konuşma süreleri Hükûmet ve gruplar için yirmişer dakika, önerge sahipleri için onar dakikadır.

Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Hükûmet adına Recep Akdağ, Sağlık Bakanı. Gruplar adına, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına İdris Baluken, Bingöl Milletvekili; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Cemalettin Şimşek, Samsun Milletvekili; AK PARTİ Grubu adına Necdet Ünüvar, Adana Milletvekili.

Önerge sahipleri, Mehmet Şeker, Gaziantep Milletvekili; Reşat Doğru, Tokat Milletvekili; Özgür Özel, Manisa Milletvekili; Candan Yüceer, Tekirdağ Milletvekili; Nurettin Demir, Muğla Milletvekili; Muharrem Işık, Erzincan Milletvekili; Ali Öz, Mersin Milletvekili; Mustafa Baloğlu, Konya Milletvekili; Abdullah Levent Tüzel, İstanbul Milletvekili, Aytun Çıray, İzmir Milletvekili.

İlk söz, Hükûmet adına Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ.

Buyurun Sayın Akdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Başkan, yüce Meclisimizin değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün hepimiz için çok önemli bir konuda Meclis araştırma önergelerini görüşmek üzere toplanmış bulunuyoruz. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce de ifade ettim, benim nazarımda bu tarihî bir gündür. Çünkü birlikte sağlık çalışanlarını şiddete karşı en doğru ve güçlü biçimde nasıl koruyacağımızı Meclis olarak araştıracağız.

Biz Sağlık Bakanlığı olarak, özellikle son üç yıldır bu konu üzerinde odaklanmış durumdayız ve şunu da tespit ettik ki, bu sorun evrensel bir sorun ve gerçekten dünyada son derece yaygın. Ülkemizde de şiddet oranının diğer çalışanlara -kamu söz konusuysa kamu çalışanlarına ya da diğer iş yerleri söz konusuysa bu iş yerlerine göre- kıyasla daha fazla şiddete uğradıkları bir gerçek. Her ne kadar ülkemizde geniş kapsamlı, birbiriyle kıyaslanabilir çalışmalar yoksa da bu gerçeği biliyoruz.

Değerli milletvekilleri, dünyayla ilgili olarak Türkiye’yle kıyaslayabileceğimiz bir ülkeden örnek vermek isterim. İngiltere, özellikle bu konuda son yıllarda, son on yılda ciddi çalışmalar yapmış, bunun sonuçlarını yayınlamış ve tedbirler almış bir ülke. İngiltere’de 1998 yılında sağlık çalışanlarına karşı 65 bin sözel ve fiilî saldırı olmuş durumda. Aynı ülkede 2001 yılında tekrarlanan bir çalışmada da bu olay sayısının yılda 84 bin olduğunu görüyoruz. Şimdi, Türkiye’de artan şiddetten bahseden sivil meslek örgütleri ya da başka arkadaşlarımız var, nitekim araştırma önergelerimizi veren değerli milletvekillerimizin, teklifleri veren değerli milletvekillerimizin gerekçelerinde de bunlar var ama işin aslı Türkiye’deki kayıtlı vakalar bize gerçeği yansıtmıyor. Dolayısıyla “Şiddet arttı.”, “azaldı” ya da “aynı kaldı” tartışması üzerinde durmayı ben bugünkü görüşmelerde doğrusu çok da yararlı bulmuyorum. Çünkü tek bir sağlık çalışanı dahi şiddete maruz kalsın istemiyoruz, bunu kabul etmiyoruz. O zaman birlikte tedbirlerimizi nasıl kuvvetlendireceğiz, bunları tartışmamız gerekiyor, bunların üzerinde konuşmamız gerekiyor. Tekrar ifade ediyorum, İngiltere’de bir yılda, 2001 yılında 84 bin vakadan bahsediliyor. Özellikle hemşirelerde bunun, bütün dünyada şiddetin biraz daha yaygın olduğunu görüyoruz ve toplam şiddet muamelesinin üçte 1’inin de maalesef fiilî şiddete vardığını görüyoruz.

Bu aşamada yüce Meclisimizin ortak aklına ihtiyacımız, desteğine ihtiyacımız var. Bu konuda Meclis araştırma önergesi düşüncesini grubumuzla, arkadaşlarımızla istişare ettiğimizde ben bunun çok yararlı olacağını ifade ettim. Meclisimizle birlikte yargının, basının, bütün meslek örgütlerinin desteklerine ihtiyacımız var; kuşkusuz, muhalefetimizin desteğine de ihtiyacımız var.

Değerli milletvekilleri, bu konuşmada da çok değerli kardeşim Ersin kardeşimin durumundan çok kısa bahsetmek istiyorum. Hakikaten hastaları için hayatını vakfeden bir kişinin hayatının baharında gencecik bir yaşta gözü dönmüş bir cani tarafından şehit edilmesi bizi derinden yaralamıştır. Kendisine tekrar Allah’tan rahmet diliyorum, ailesine ve bütün sağlık çalışanlarımıza da başsağlığı diliyorum. O bizim pırıl pırıl bir kardeşimizdi. Ona yönelen bıçak -daha önce de ifade ettim- bana yönelmiş bir bıçaktır, şahsıma yönelmiş bir bıçak olarak bunu hissediyorum.

Değerli kardeşlerim, Van’da bir saldırı daha olmuştu. Biraz önce bundan bahsettiğimde “Sağlık sisteminden kaynaklanan saldırıları biz de kınıyoruz.” cevabıyla karşılaştım. Sizin mantığınıza ve aklıseliminize hitap ediyorum: Bir milletvekilinin bir sağlık görevlisine, bir doktora saldırması, tehditler savurması, küfür etmesi ve fiilî bir tecavüzde bulunmasının sağlık sistemiyle nasıl bir alakası kurulabilir? Burada birbirimize karşı insaflı davranmak durumundayız. Evet, siz, muhalefet olarak bizim sağlık sisteminde yaptıklarımızı, dönüştürdüklerimizi beğenmeyebilirsiniz, eleştirebilirsiniz; bunları da saygıyla karşılıyorum ama bir milletvekilinin saldırısından bahsederken “Sağlık sisteminden kaynaklanan saldırıları biz de kınıyoruz.” ifadesi gerçekten çok hafif kalıyor. Bunun, daha sonraki konuşmalarda vuzuha kavuşturulacağını umut ediyorum ve Van’daki kardeşlerime de geçmiş olsun dileklerimi tekrar iletmek istiyorum.

Değerli kardeşlerim, zaman zaman kendini bilmez, haddini aşan kişilerin sağlıkçılara karşı sözlü fiilî saldırılarını “vatandaşın tutumu” gibi görmemek gerekiyor. Yapılan araştırmalar şunu gösteriyor bize: Gerek Türkiye İstatistik Kurumunun çalışmaları gerek sağlık konusundaki yetkili sendikanın çalışmaları -çünkü piyasada bir dünya “çalışma” adı altında fikirler öne sürülüyor ama bu ikisinin dışında da pek derli toplu bir çalışma maalesef yok- aslında vatandaşımızın sağlıkçıdan, doktordan memnun olduğunu ve ona “Allah razı olsun.” dediğini gösteriyor. Bu ilişkide bir arıza yok. Zaman zaman gerginlikler yaşanabilir, zaman zaman iş yoğunluğundan dolayı problemler yaşanabilir ama bu aziz milletin evlatları, doktorların ve sağlıkçıların kendilerine verdiği hizmetten genellikle memnunlar ve her zaman hayır dualarını da eksik etmiyorlar. Bunu biz doktor olarak da yaşadık, şimdi Bakan olarak da -yine bir doktor hissiyatıyla söylüyorum- aynı şeyi yine yaşıyorum.

Dolayısıyla, bizim ana meselemiz, burada polemikler oluşturmak, burada sistem tartışması falan yapmaktan ziyade, bu maganda ruhlulara, bu şiddet gösterisinde bulunmayı âdeta bir hak arama sebebiymiş gibi hepimize –çok af buyurun- yutturmaya çalışanlara karşı ne yapacağız, bunun peşine düşmemiz lazım, asıl bunu tartışmalıyız; o zaman meseleye daha köklü bir çözüm bulacağımıza inanıyorum. Yoksa, “Sağlık çalışanları, Sayın Bakanın, Başbakanın söylemleri sebebiyle birileri tarafından şiddete uğruyor.” demek, hiçbir gerçeği yansıtmaz, bu yani işimizi de çözmez, derdimize derman da olmaz. Evet, belki siyasi bir polemikle bize taraftarlarımız nezdinde itibar kazandırabilir ama bunun hakikaten yaraya derman olmayacağı açıktır.

Sağlık çalışanına şiddet uygulayacak kadar ileri bir kendini bilmezlik mutlaka gerekli şekilde cezalandırılmalıdır. Bu konuda emniyet güçlerimiz gerekli hassasiyeti göstermelidir. Bir kamu kuruluşunda görevi başında bir sağlıkçıya sözlü veya fiilî saldırı, kişisel şikâyet olsun olmasın kanunen rapor edilmek ve savcılığa bildirilmek durumundadır.

Gözlemlerimiz şu: Çoğu zaman vakalar yerinde, güya “anlaşma”yla ya da savcılığa bildirmemek suretiyle çözülmeye çalışılıyor. Bu hususta İçişleri Bakanlığımız şimdi bir genelge yayınlayacak ama ben Meclis kürsüsünü vesile bilerek bütün emniyet mensuplarımıza seslenmek istiyorum, bütün sağlık yöneticilerine de seslenmek istiyorum: Bir sağlıkçıya karşı görevi başında, bir doktora, bir hemşireye, bir acil tıp teknisyenine, paramediğe karşı görevi başında herhangi bir sözlü, fiilî saldırı olmuşsa bunun savcılığa bildirilmemesi kanun önünde suçtur. Şimdi biz bunun takibini de çok yakından yapacağız.

Değerli milletvekilleri, Türk milletine bir kere daha şunu ifade etmek istiyorum: Sağlık çalışanları büyük yük altında çalışıyor. Biz bütün hak arama yollarını da açmış durumdayız. Vatandaşın aile hekimine müracaatı ücretsiz, vatandaşın hastanelere müracaatı mümkün, özel hastanelere gitme imkânı var, acil hastaysa kendisinden 5 kuruş talep edilmiyor. Vatandaşın belli hatlarla derdini anlatma imkânı var. O zaman kim şiddete başvurursa, çok açık olarak ifade ediyorum Meclis kürsüsünden, biz o kişinin yakasını bırakmayacağız. Yani bir hak arama davranışı olarak şiddeti asla kabul etmeyeceğiz, kabul edemeyiz. Mesele, bir defa, bunun toplum tarafından algılanmasıyla başlayacak. “Başıma şu geldi onun için ben de şiddet davranışı gösterdim.” Bu bir mazeret olamaz. Başına herhangi bir sıkıntı gelmişse, bir ilgisizlik oluşmuşsa hakkın nasıl aranacağı bellidir değerli milletvekilleri. Bizler sağlık çalışanları olarak ağır bir iş yükü altındayız, işimizin bütün ağırlığına rağmen sağlıkta dönüşümün insana kıymet veren anlayışıyla hizmette kusur etmemeye devam edeceğiz.

Değerli kardeşlerim, değerli milletvekilleri; insanoğlunun şiddetle tanışması yeryüzüne indirilmesiyle başlıyor ama burada birileri şiddetle, zulümle, haksızlıkla birlikte olabilir, birileri de onun karşısına dikilerek zulmün, haksızlığın, şiddetin karşısında olmuştur. Biz AK PARTİ olarak bu karşılıklı mücadelede daima zulmün karşısına dikilenlerden olduk. Biliyoruz ki Türkiye Büyük Millet Meclisi de daima zulmün karşısına dikilmiştir. Bu konuda da şiddetin, haksızlığın karşısına birlikte çıkmaya devam edeceğimizden eminim.

Acaba bugüne kadar hangi tedbirleri aldık değerli milletvekilleri? Bütüncül bir sağlık çalışanını koruma programı hâlinde birçok uygulama gerçekleştirdik. Şimdi bunu Çalışan Sağlığı ve Güvenliği Eylem Planı hâlinde geliştireceğiz. 16 Ekim 2009 tarihinde acil servis hizmetleriyle ilgili bir tebliğde gerekli önlemlerin alınması için hastane yönetimlerimize talimat vermiştik ve bu konuyu hep takip ettik. 6 Nisan 2011 tarihinde de Hasta ve Çalışan Güvenliğinin Sağlanmasına Dair Yönetmelik’i yayımlayarak “beyaz kod sistemi” dediğimiz şiddet uygulayanlara derhâl müdahale edilmesi açısından bir yöntem geliştirdik.

Hastanelerde çalışan güvenliği komiteleri kurduk. Bu komiteler şu anda hastanelerimizin yüzde 79’unda faal hâlde. Önümüzdeki ilk dönemde bu komitelerle birlikte çalışacak olan çalışan hakları ve güvenliği birimlerini de oluşturacağız.

“Emeğe saygı, şiddete sıfır tolerans.” adıyla bir çalışma başlattık. Bu hususta yetkili sendikayla birlikte bir sempozyum düzenledik. Biraz önce gerekçeden dinliyorum, değerli arkadaşlarımız diyorlar ki: “Sağlık Bakanı kendisinin de katıldığı bir sempozyumda şiddeti tartıştı. Şiddet işte bu hâle geldi. Bu hâle getirdiler.”

Değerli milletvekilleri, bundan daha tabii bir şey olamaz. Bu kadar kadim bir problemin, dünyanın bütün ülkelerinde yaşanan ve yaşanmaması için mücadele edilen bir problemin sempozyumlarla, toplantılarla, atölye çalışmalarıyla, yeni düzenlemelerle, Meclisimizin araştırma komisyonlarıyla ele alınması kadar tabii bir durum olamaz.

663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle kamuda çok yeni bir uygulamayı harekete geçirdik değerli milletvekilleri. Bugün kamuda bir ilk olarak, sağlık hizmeti sırasında sözlü ya da fiilî şiddete maruz kalan sağlık çalışanlarının hukuki haklarını Sağlık Bakanlığı olarak biz takip edebilir hâle geldik. Yani bir sağlık çalışanı şiddete maruz kalmışsa, biz Sağlık Bakanlığımızın hukukçusuyla, avukatıyla onun meselesini, davasını sonuna kadar takip edebilir hâle geldik. Bu, kasım ayında yaptığımız bir kanun maddesiyle oldu. Şimdi yönetmeliğini yayımlamak üzereyiz.

Son iki yıldır 14 Mart Tıp Bayramlarını, haftalarını “Sevgi en iyi ilaçtır” teması altında, hasta ve sağlık çalışanı ilişkisini düzeltmek için, güçlendirmek için programlarla kutluyoruz, bu hususta medya kampanyaları yapıyoruz.

Değerli milletvekilleri, önümüzdeki dönemde bu tedbirlerimizi geliştirmeye devam edeceğiz. Bugüne kadar yaptıklarımıza ilave olarak neler yapacağız? Kısaca heyetinizi bu hususta bilgilendirmek isterim. Üniversitelerimizle iş birliği hâlinde, özellikle iş güvenliği konusunda ve şiddet konusunda uzman hocalarımızla -ki bunların sayısı Türkiye’de maalesef çok az- bütün sağlık çalışanlarını temsil eden büyük bir araştırma başlatıyoruz. Bütün Türkiye’yi bir örneklem olarak görebilecek büyük bir araştırmayla mevcut durumu kapsamlı olarak göreceğiz; aldığımız tedbirleri ve şimdi önümüzdeki dönemde aldığımız tedbirleri, her yıl yapacağımız araştırmalarla ne kadar etkili olmuş diye yeniden gözden geçireceğiz.

Sağlık çalışanlarına karşı şiddete başvuranlara uygulanacak cezaların caydırıcılığını artıracak şekilde yeniden düzenlenmesi konusunda Adalet Bakanımızla ve Adalet Bakanlığımız bürokratlarıyla toplantılar yapmaya başladık. Şiddete karşı sıfır toleransı, olayın kayda alınması ve saldırganın cezalandırılmasına kadar her aşamada süreci yakından takip ettiğimiz yeni bir boyuta getiriyoruz.

Değerli milletvekilleri, şiddet olaylarının bildirimini zorunla hâle getiriyoruz. Hastane yönetimleri şiddet olaylarını anında bildirmekle yükümlü olacaklar, ayrıca şiddete maruz kalan sağlık personeli bu bildirim yapılmamışsa, yeterince yapılmamışsa kendilerine tahsis ettiğimiz özel bir telefon hattı ve bir web sayfasına bu bildirimleri doğrudan kendileri de yapabilecekler.

Sağlık çalışanına şiddet uygulayan kişilere kamu davası açılmasını mutlaka sağlayacağız ve Sağlık Bakanlığı olarak da bunun takibini yapacağız.

Beyaz kod uygulamasının daha etkin uygulanabilmesi amacıyla, özellikle acil servisler gibi riskli bölgelerde sağlık personelinin kolay ulaşabileceği şekilde güvenlik alarmı düğmeleri oluşturacağız. Kamera sistemlerimiz açısından kamera sayılarını artırarak, mahremiyet alanları hariç -ki bu sistemleri, değerli milletvekilleri, biz kurduk hastanelerde ama sayıları artırmamız ve güçlendirmemiz gerektiğini görüyoruz şimdi- gerçek zamanlı, önleyici ve sıkı bir takip yapacağız. Riskli bölgelerde polisin etkinliğini artırmak için İçişleri Bakanlığımızla görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Ve yine riskli alanlarda güvenlik personelinin sayısını artıracağız. Ayrıca, değerli milletvekilleri, güvenlik görevlilerine, standart eğitimleriyle aldıkları diplomaların üstüne, sertifikaların üstüne ilave eğitim vereceğiz sağlık kuruluşlarında hizmet verme şartları açısından. Böylece personel altyapısını daha da geliştireceğiz.

Müsaade ederseniz, AK PARTİ döneminde, bizim Sağlıkta Dönüşüm Programı’mız döneminde kamu sağlık kuruluşlarında güvenlikçi sayısının nereden nereye geldiğini de ifade etmek isterim: 900 güvenlikçiyle aldığımız sistem bugün 13.700 güvenlikçiyle devam ediyor. Ama belli ki bu sayıyı biraz daha artırmamız lazım. Kuşkusuz, güvenlikçi istihdamı yalnızca bu meseleyi çözmeye yetmez ama tedbirlerinden birinin de bu olduğunu biliyoruz.

Daha önce herhangi bir şekilde şiddet uygulamış şiddet potansiyeli bulunan hastaların uygun ortamlarda muayenelerini sağlayacağız; bunları, daha önceden bu şekilde sabıkası olan kişileri poliklinik ortamlarına sokmayacağız. Ve herhangi bir kişisel risk tespitinde de ilgili sağlık personelini gerekirse pratik biçimde değiştirmek için gerekli önlemleri alacağız. Şiddete eğilimli kişiler için bilgilendirici mahiyette materyalleri “Şiddete sıfır tolerans!” adı altında kuruluşlarımıza, diğer kamu kuruluşları ve medya yoluyla vatandaşlarımıza ulaştıracağız ve şiddete asla müsamaha göstermeyeceğimizi herkese vurgulayacağız. Sağlık çalışanına sözlü veya fiilî saldırının mutlaka cezalandırılacağı hususunda toplumun her kesiminde güçlü bir farkındalık oluşturmaya kararlıyız. Bu arada, medya kampanyalarımızı “Sevgi en iyi ilaçtır.” diyerek devam ettireceğiz. Vatandaşa karşı bilgilendirmeler yapmak üzere, eğitim almış özel birimler de oluşturacağız. Hasta haklarıyla birlikte sağlık çalışanlarının haklarını da belirten duyurular ve panolar hazırlayacağız. Vatandaşlarımıza ve sağlık çalışanlarımıza bir sevgi ve saygı ortamında bu hakların el ele yürüdüğünü hatırlatacağız. Sağlık personeline temel güvenlik, iletişim ve stres yönetimine yönelik eğitimler vereceğiz. Aslında, çalışanlarımız, öğrencilikleri sırasında da bu eğitimleri almalılar, bunun için Millî Eğitim Bakanlığı ve YÖK’le iş birliği yapacağız.

Değerli milletvekilleri, sağlık kuruluşlarımıza girişlere metal dedektörleri yerleştirebilir miyiz, farklı ülke örneklerini şimdi inceliyoruz, bu hususta henüz bir karar vermiş değiliz.

ALİ ÖZ (Mersin) – İyi para var o işte!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, vatandaşın yüzde 76’sının sağlıktan memnun olduğunu ifade ettiği, yine vatandaşın yüzde 80’den üstün bir kısmının -bir başka çalışmada, yetkili sendikanın çalışmasında- sağlık çalışanlarından ve sistemden, sağlık hizmetlerinden memnun olduğunu söylediği bir yerde, sistemi, sağlık çalışanlarına karşı şiddet açısından suçlamak gerçekten büyük haksızlık oluyor. Bana göre -belki tartışmalar sırasında bunlar çokça görüşülecek ama- bu konuyu böylesine bir polemik unsuru hâlinde geliştirmekten çok, biraz önce sizlerle önemli bir kısmını ifade ettiğim hususlarda yüce Meclisin bir Meclis araştırma komisyonu kurması durumunda, bunları nasıl yorumlayacağı, bunlara ne şekilde katkı vereceğini tartışmayı ben çok daha yararlı buluyorum.

Değerli milletvekilleri “hekimlerin itibarsızlaştırıldığı” iddiaları, ilave bir haksız iddiadır. Tıp fakültelerine giriş puanları son yıllarda yükselmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ederim.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan, bir dakika daha verebilir misiniz?

BAŞKAN – Veremem Sayın Bakan.

Teşekkür ederim. Lütfen…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Niye veremezsiniz? Biz dinlemek istiyoruz ama, biz dinlemek istiyoruz efendim.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Peki, efendim.

Değerli Meclisinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Hayır, sayın milletvekilleri. Yirmi dakika da grup konuşacak. Lütfen, lütfen…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Biz dinlemek istiyoruz, doyamadık Sayın Bakana!

BAŞKAN - Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen İdris Baluken, Bingöl Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayı Baluken.

BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hekimlere ve sağlık emekçilerine yönelik şiddet üzerine verilen araştırma önergesi için grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, uzun süredir aslında bu konuya sürekli dikkatinizi çekmek ve var olan sorunları çözmek istedik. Bununla ilgili altta yatan temel sebebin “Sağlıkta Dönüşüm Projesi” adı altında uygulanan birtakım politikalar olduğunu, sağlıkta dönüşüm politikalarının her geçen gün can aldığını defalarca bu kürsüden sizlere ilettik. Sağlığın piyasaya açılmasının, sağlığın ticarileşmesinin, direkt ya da dolaylı uygulamalarla özelleştirilmesinin mevcut sorunları nasıl derinleştirdiğini defalarca burada sizlerle paylaştık. Sağlık hakkının “paralı sağlık” ya da “paran kadar sağlık” anlayışına hapsedilmesinin içine girilen çıkmazı nasıl derinleştirdiğini bu kürsüden sürekli sizlere iletmek gibi bir görevle karşı karşıya kaldık. Özellikle Sağlıkta Dönüşüm Projesi uygulamaları ile her geçen gün hem hizmet veren hekimlerin ve sağlık emekçilerinin hem de hizmet alan hastaların ve hasta yakınlarının hangi sorunlarla karşılaştığını buraya getirip burada tartışmak için sizlerle birlikte paylaştık.

Tabii Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla, aslında, iflası yaşarken bu iflasın popülist söylemlerle hekimlere ve sağlık emekçilerine fatura edilmek istendiğini de yine buradan bütün halkımıza teşhir ettik. Özellikle “katkı payı”, “katılım payı”, değişik adlar altında alınan ilave ücretler ve son olarak acil servislerde devreye sokulan “yeşil alan” kodunun nasıl sistemin bütün çıkmazlarını hekime ve sağlık emekçilerine yönlendirdiğiyle ilgili uzun uzun buradan konuşmalarımız oldu. Performans girdabına sokulan sağlık emekçilerinin ve hekimlerin geçim kaygısı, gelecek kaygısı ve etik kaygı arasında nasıl sıkıştığını defalarca buradan sizlere ifade ettik. Kutsal olan, Hipokrat’tan bugüne kadar en kutsal ilişki olan hekim-hasta ilişkisinin sayenizde nasıl işletme-müşteri ilişkisine döndüğünü buradan defalarca dillendirdik. Hekim ile hasta arasındaki ilişkinin vazgeçilmez unsurları olan saygının, sevginin ve güvenin bu politikalar sayesinde nasıl harap edildiğini buradan defalarca paylaştık. Hastanelere ticarethane mantığıyla bakan bir yaklaşımın, hasta sağlığını önceleyen değil, azami kârı önceleyen bir yaklaşım olduğunu buradan yine defalarca sizlerle paylaştık. Bütün bu aktarımlarımıza rağmen siz ne yaptınız? Bütün bu söylemlerimizi reddetme noktasında oldunuz, size verilen talimatlar doğrultusunda Bakanlığın uyguladığı politikalara kayıtsız, şartsız destek verdiniz, her sorunun çözümüne yönelik bir tartışma açma istemimiz önüne engeller koydunuz.

Bakın, bununla ilgili size, çok eskiye de gitmeyeceğim, sadece bir ay öncesinde verilen bir araştırma önergesinden bahsedeceğim. Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun vermiş olduğu hekime ve sağlık emekçilerine yönelik şiddetin araştırılmasıyla ilgili önergenin sadece giriş ve son cümlelerini buradan okuyacağım, yaklaşımların kıyaslanmasının takdirini de halkımıza bırakacağım.

Grubumuz adına ben konuşuyorum, başlangıç cümlesi şöyle: “Cumhuriyet Halk Partisinin hekim ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddet hakkında vermiş olduğu araştırma önergesinin lehinde söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.” Sağlık politikalarıyla ilgili, sağlıkta dönüşüm politikalarıyla ilgili uzun detaylardan sonra konuşmamı bitirdiğim cümleleri okuyorum: “Tüm saydığımız bu olumsuzluklar nedeniyle her geçen gün artan hekime ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddet hakkında mutlaka Meclisin müdahil olması, bir araştırma komisyonu oluşturması ve sonuçlarına göre birtakım çözüm yaklaşımlarını ortaya koyması gerekmektedir. Bu nedenle, verilen araştırma önergesi hakkında lehte oy kullanacağımızı belirtir, hepinize saygılarımı sunarım. (BDP sıralarından alkışlar)”

Bakın, bu, bir ay önce, 14 Mart Tıp Bayramı’nda getirilen, hekime yönelik, sağlık emekçilerine yönelik şiddetin araştırılmasını isteyen bir önergeyle ilgili konuşma.

Bu konuşmamıza cevaben AKP Grubundan Uşak Milletvekili İsmail Güneş çıkıyor ve bu kürsüden “Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu hekimlere şiddet hakkındaki önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.” diyor.

Tabii, uzun detaylandırılmış pembe tablolardan sonra Sayın İsmail Güneş konuşmasını şöyle bitiriyor: “Dolayısıyla, bu şiddet daha da azalacaktır. Sayın Sağlık Bakanımızın bu konudaki çalışmaları devam etmektedir. ‘Beyaz kod’ uygulaması -inşallah- ‘şiddete sıfır tolerans’ uygulaması nisan ayında devreye girecektir. Dolayısıyla, sağlık çalışanlarına şiddeti sıfırlamaya çalışacağız. Dolayısıyla, ben, bu önergenin aleyhinde olduğumu bildiriyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)”

Bakın, bir ay önce verilen araştırma önergesiyle ilgili kaldırmış olduğunuz parmaklar ve maalesef, ortaya koymuş olduğunuz alkışlar, bugünkü vahim tablonun önümüze gelmesine sebep oldu.

Biz, o gün, eğer Meclisin bu yaşanan kaotik durumla ilgili müdahil olma durumunu halkımıza iletmiş olabilseydik bugünlerde yaşadığımız bu kaotik süreçlerin hiçbirini yaşamıyor olabilirdik. Belki de Ersin arkadaşımız şu anda yaşıyor olacaktı ve mesleğinin başında hasta bakmaya devam ediyor olacaktı.

İllaki, sizin aklınızın başına gelmesi için birilerinin ölmesi gerekiyor. 18 Nisanda bir meslektaşımız hunharca bir saldırı sonrası katledildi, AKP Grubu ve Sayın Sağlık Bakanı bir ay önce reddettiği bir araştırma önergesini, şimdi, yine, pembe tablolarla birlikte sahiplenme konumuna geçti dolayısıyla buradan çıkarılması gereken birtakım dersler olduğunu düşünüyoruz.

Tabii, sebebi doğru ortaya koymak gerekiyor. Biz o gün de bunu söylüyorduk, şimdi de aynı şeyi söylüyoruz. Hekime yönelik, sağlık emekçilerine yönelik şiddetin asıl sebebi, iflas etmiş olan sağlıkta dönüşüm politikalarının ta kendisidir. Bu iflas etmiş politikaların müsebbibi olarak hasta ve hasta yakınlarına veya halkımızın önüne hekimleri ve sağlık emekçilerini atmak ise bugünkü tablonun tamamen bir özetidir. Dolayısıyla burada, özellikle Ersin arkadaşımızın yaşamını yitirmesinden sonra ben grup olarak biraz irkildiğinizi görüyorum, bu sevindirici bir şey, ama maalesef hâlâ çözüm noktasında bulunmuş olduğunuz derin uykudan da uyanmıyorsunuz. İrkilme sebebiniz de şudur: Ersin arkadaşımızın yaşamını yitirmesinden dolayı alanlara çıkan, sokağa çıkan yüz binlerce meslektaşımızın, hasta, hasta yakınlarının, halkımızın göstermiş olduğu tepki, ortaya koymuş olduğu duyarlılık bu konuda zorunlu bir adım olarak sizi bir şekilde bir irkilme durumuna sokmuştur. Eğer uyanmak istiyorsanız sorunun asıl çözümüyle ilgili, sağlıkta dönüşüm politikalarındaki uygulamalar ile ilgili yetersizlikleri, aksaklıkları ve iflas etmiş yanları buraya gelir, bu kürsüden herkese açıklarsınız.

Değerli milletvekilleri, bakın, bu içinde bulunduğunuz derin uykudan uyanmanız için sağlık emekçileri ve hekimler bir yılı aşkın bir süredir aslında seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Bu süre içerisinde meslektaşlarımız iş bıraktılar, grev yaptılar, sokağa çıktılar; Bakanlığa taştılar, Ankara’ya taştılar, seslerini duyurmak için, bu konuya dikkat çekmek için haykırdılar ama maalesef bütün bu talepler karşısında kör, sağır ve dilsiz rolüne girdik ta ki Ersin’i kaybettiğimiz bu olaya kadar. Şimdi, bu olay istiyoruz ki birtakım tartışmalar için bir milat olsun, hiç olmazsa bundan sonraki yaşanabilecek acı olayların önüne geçsin. Ama burada Sayın Bakanı dinlediğimiz zaman bu umutlarımızın da ne kadar yersiz olduğunu tekrar bir şekilde görmüş oluyoruz. Sayın Sağlık Bakanı buraya çıkıp güvenlik politikalarından, sağlıkta -deyim yerindeyse- güvenlik konseptinden bahsediyor. Yani temel sorunlara, ülkemizdeki temel sorunlara; Kürt sorununa, demokratikleşmeyle ilgili sorunlara, çalışanların hak ve özgürlük arayışlarına güvenlik konseptiyle yaklaşmanız yetmiyormuş gibi, bütün bu sorunları güvenlik konsepti içerisinde, tamamen bir kaos ortamına çekmiş olmanız yetmiyormuş gibi, şimdi de sağlıkta -deyim yerindeyse- bir güvenlik konseptine çıkışın ilanını yapıyor buradan.

Şimdi, burada, eğer güvenlik konseptiyle yaklaşılacaksa sorunun daha da derinleşeceğiyle ilgili uyarımızı biz tekrar yenilemek istiyoruz. Bakın, alanlara çıkan yüz binlerce sağlık emekçisinden “Güvenlik tedbirlerimizi artırın, her hekimin başına, her sağlık emekçisinin başına bir polis dikin. Tepki gösteren hasta yakınlarının önüne bariyerler koyun. Öfkelenen hasta yakınlarına hastane bahçelerinde, hastane koridorlarında polis şiddeti uygulayın, gaz uygulayın, tazyikli su uygulayın.” diye bir şey duydunuz mu? Alana çıkan yüz binlerce sağlık emekçisi, bu olayların müsebbibi olarak sağlıkta dönüşüm politikalarını görüyor, sağlıkta giderek piyasaya açılan, sağlıkta giderek ticarileştirilen uygulamaları görüyor ve bu uygulamalardan da derhâl geri adım atılmasını istiyor. Dolayısıyla, burada sorunu doğru ortaya koymak ve çözümü doğru tartışmak lazım. Çözüm şudur: Sağlıkta dönüşüm politikasının bu felsefesinden vazgeçeceksiniz. Bu ülkede herkes, bu ülkenin tüm vatandaşları bu ülkeye fazlasıyla vergisini ödüyor ve bu ülkenin Anayasa’sında bu ülkenin sosyal devlet olduğu net bir ilke olarak tanımlanmış. Dolayısıyla, bu sosyal devlet olmanın gereği olarak, her vatandaşa parasız, eşit, nitelikli ve ulaşılabilir, ana dilinde bir sağlık hizmeti verme gibi bir görev var önünüzde. Buradaki mantaliteyi siz ticarileştirme, özelleştirme, “Paran kadar sağlık.” paralı sağlık üzerinden işletmeye devam ederseniz, bu uygulamaların acı sonuçlarıyla sık sık, maalesef bu şekilde bir araya gelip tartışacağız.

Tabii hekimlerin ve sağlık emekçilerinin çalışma koşullarıyla ilgili bir an önce düzenlemelerin yapılması ihtiyacını defalarca dile getirdik, bugün tekrar dile getiriyoruz. Hiçbir meslek grubunda olmayan icap nöbeti sistemiyle, aslında 365 gün 24 saat esasına göre çalışan hekimlerin ve sağlık emekçilerinin insan onuruna yakışır, kendi hayatlarını idame ettirebilecekleri, gelecek kaygısı yaşamayacakları, mesleki gelişimlerini sürdürebilecekleri bir iş güvencesinin, bir ücret politikasının, özlük haklarıyla ilgili bir düzenlemenin vazgeçilmez olduğunu ve temel bir ihtiyaç olduğunu ben buradan tekrar belirtmek istiyorum. Burada hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddetle ilgili de bireysel başvuru üzerindeki takipler değil, kamusal bir dava üzerinden takiplerin devreye girmesi gerekiyor.

Bakın, burada Sayın Sağlık Bakanı kırk dakika konuştu, kırk dakikasının neredeyse yarısını Van Milletvekilinin yapmış olduğu uygulamaya ayırdı. Şimdi, Van Milletvekilini görevden almak, ihraç etmek, istifa ettirmek veya bir şekilde mahkûm etmek sağlıkta yaşamış olduğumuz bu sorunların bir çözümü müdür ki siz konuşmanızın yarısını bu konuya ayırıyorsunuz? Burada, halkın, sağlık emekçilerinin sizden bir beklentisi var ve bu beklentiyle ilgili somut şeyler konuşacaksınız.

Burada, Van’daki olayla ilgili de ben biraz bilgilendirme yapmak istiyorum. Olayın iki boyutu var. Siz tabii, bir tek boyutuyla ilgileniyorsunuz ve dezenformasyon yapıyorsunuz. Birinci olay, hekime şiddet boyutudur, sağlık emekçilerine yönelik şiddet boyutudur. Bu boyutla ilgili, parti genel merkezimizin yaptığı açıklama son derece nettir. Eğer siyasetle uğraşıyorsanız bu açıklamayı mutlaka okumuşsunuzdur. Bunun hiçbir şekilde kabul edilemez olduğu, tasvip edilemez olduğu, bununla ilgili araştırma ve inceleme sürecinin başlatıldığı ve sonuçlarının da bir an önce kamuoyuyla paylaşılacağı net bir şeklide tanımlanmıştı.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – İzliyoruz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Buradan kendinize sağlıkta dönüşüm politikasıyla ilgili bir can simidi yaratma telaşı içerisinde olmanızı anlıyoruz ama olayın ikinci boyutu var. O ikinci boyuta da sizin Sağlık Bakanı olarak değinme yükümlülüğünüz var.

Bakın, burada, BDP’li bir milletvekiline ayrımcılık yapıldığıyla ilgili temel birtakım gerçekler de var. Burada…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – İftiradan ibaret.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – İddia değildir, iddia değildir.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – “İddia” değil, iftira.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Üç takla atmış ve perte ayrılmış bir araçtan çıkan bir milletvekilinin birinci derece yakını, eşi ve üç yaşındaki çocuğu hastaneye gidiyor ve bir saat boyunca gerekli tıbbi müdahaleyi, tetkikle, müdahale boyutuyla alamıyor.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Şiddeti uygulayan herkes bunlara sığınıyor zaten.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Siz, çocuk hekimi olarak…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Herkes bunlara sığınıyor.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Siz, üç yaşındaki bir çocuğun…

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen, karşılıklı konuşmayalım. Sataşma söz konusuysa söz istersiniz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …bir saat boyunca tıbbi müdahale almadan acilde bir sedye üzerinde bekletilmesine razı mısınız? Bir milletvekili değil, herhangi bir yaralının, üç takla atmış, perte ayrılmış bir araçtaki bir yaralının, bir saat boyunca sedyede de değil, milletvekilinin eşinin ayakta bekletildiği gibi bir uygulamaya razı mısınız? Eğer Sağlık Bakanı olarak “Ben, acil servisteki böyle bir tabloya razıyım.” diyorsanız bizim zaten söyleyecek bir sözümüz kalmayacak.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Bu sefer, söylediğiniz gibi değil.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bakın, burada, sağlık sisteminizle ilgili uygulamalardan kaynaklanan trajik bir olay var. Müdahale gerektiren 2 tane hasta var, ağır bir kaza geçirmişler, ağır travma riski var, iç kanama, beyin kanaması geçirme riski var ancak sizin getirmiş olduğunuz sistem üzerinden müdahale yapılmayan süre içerisinde 4 defa kimlik sorulmasıyla ilgili bir süreç var. Niye kimlik soruluyor?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Şiddet heveslilerini teşvik ediyorsunuz, teşvik!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Teşvik etmiyoruz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Aynen öyle yapıyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – İkinci boyutu size açıklıyorum…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Yazık! Yazık!

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen…

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Şiddeti kınadığımızı ve şiddeti tasvip etmediğimizi net bir şekilde söyledik.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Kendi vekillerininkini kınasınlar.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bakın, trafik kazasından çıkan birisine kimlik sormak bile, bırakın hekimlik mesleğinin veya sağlık camiasıyla ilgili mesleğin bir gereği, insanlık vicdanının bir gereği değildir. Orada, o araçtan çıkan insanların kimlik derdine düşmesinin tasavvurunu siz yapabiliyor musunuz? Hadi diyelim ki öyle oldu, niye bu kimlik bu kadar önemseniyor?

Birincisi, acilden, Bakanlığın vermiş olduğu talimatlar: “Kaçakları azaltacaksınız, kaçan paraları azaltacaksınız.”

İkincisi “Kayıt yapacaksınız ki performans sistemi devam etsin ve bir şekilde size yansısın.”

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Bu kadar çarpıtma olamaz yani.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Hiçbir çarpıtma yoktur.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Bunların hepsi çarpıtma.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bu söylediklerimin tamamen gerçek olduğunu siz de biliyorsunuz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Korkunç bir çarpıtma var, korkunç.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bakın, bu olay üzerine Sağlık Bakanının ve Başbakanın bu kadar can simidi gibi sarılmasının tek bir sebebi vardır, sağlıkta dönüşüm politikasıyla ilgili yaşanmış olan iflası bir şekilde maskeleme girişimidir. Siz böyle duyarlılık gösterin, biz onu takdir ediyoruz, sağlık emekçilerine ve hekimlere yönelik şiddete duyarlılık gösterin. Ama burada, hastane müdürü doktoru darp ederken, kaymakam Diyarbakır’da kadın doktoru darp ederken, AKP’li milletvekili doktoru darp ederken, biz bunları dillendirirken...

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Hepsi yargıda, hepsi yargıya teslim edildi.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …Kartal Eğitim Araştırma Hastanesinde Başhekim doktoru darp ederken neden burada gelip aynı duyarlılığı göstermediniz? Neden gelip bugün yapmış olduğunuz konuşma çerçevesinde bir konuşma ortaya koymadınız?

Şimdi, tabii, bu konuyla ilgili burada saatlerce konuşabiliriz. Ancak, BDP’li vekilin milletvekili statüsünü kullanarak birtakım avantajlar sağlamak istediğiyle ilgili yaratılmak istenen bir algı vardır. Sadece bu olayla ilgili değil, temel olarak bu ülkede BDP’li vekil olmak, deyim yerindeyse, ateşten gömlek giymektir. Hiç kimse kendisine bir de avantaj sağlamak üzere BDP’den de vekil olmamıştır.

Tekrarlıyorum, siz anlamakta zorlanıyorsunuz: Biz sağlık emekçilerine ve hekime yönelik şiddet nereden gelirse gelsin, kimden gelirse gelsin karşısındayız ve gerekli olan bütün uygulamaları da yerine getireceğiz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Savunmayın, gereğini yapın.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Ancak, olayın ikinci boyutuyla ilgili, sizin Bakanlığınızın politikalarının acil servisteki yansımasıyla ilgili bir tablo var; o tabloyu da buraya yansıtmak zorundayız.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Verin mesajınızı, başkaları da yapsın diye verin mesajınızı.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bakın, bugün sağlıkta uygulanan politikalarla… Süremiz de bittiği için kısaca değineceğim. Bir hekimin Avrupa standartlarına göre, dünya standartlarına göre bir hastasına ayırması gereken süre yirmi dakikadır. Türkiye’de 150 tane hasta bakan bir doktorun, bırakın yirmi dakikayı, beş dakikayı ayıracak bile bir süresi yoktur. Düşünün ki bir poliklinik sırasında, ciddi bir rahatsızlığı olan 150’nci sıradaki bir hasta yerine koyun kendinizi.

Sağlıkla ilgili gelmiş olduğumuz nokta, gelmiş olduğumuz düzey, maalesef, burada saatlerce tartışsak bile bitmez. Ancak, tüm bu yaşanan olumsuzluklara rağmen, keşke bir ay önce bu araştırma önergelerine onay vermiş olsaydınız, keşke bir ay önce sağlıktaki bu kaotik şiddete yönelik bir müdahil olma durumunda olsaydınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Neticede, zararın neresinden dönülürse kârdır. Bugün göstermiş olduğunuz duyarlılığı biz yine de önemsiyoruz ve bu konuda gerekli çalışmaların yapılmasına gerçekten vesile olmasını temenni ediyoruz.

Hepinize teşekkür ederim, sağ olun. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Baluken.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının nedenlerinin araştırılması, çözüm yollarının bulunması ve şiddeti önleyici politikaların oluşturulması amacıyla Meclis araştırmasıyla ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Kimden gelirse gelsin, kime uygulanırsa uygulansın, şiddete karşı olan ve şiddeti kınamak üzere oy kullanmış olan bütün milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Meslektaşım operatör doktor Ersin Arslan’ın maalesef öldürülmesi, bu konu için toplanmamızı ve sağlık çalışanlarına karşı giderek artan şiddetin nedenlerini araştıracak bir komisyon kurulmasını sağladı. Kendisine Allah’tan rahmet, sevenlerine ve tüm tıp dünyasına başsağlığı diliyorum, anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

Değerli milletvekilleri, sadece son on beş gün içerisinde, hekime yönelik olarak bildirilen, bildirimde bulunulan on şiddet olayının gerçekleştiğini de sizlere hatırlatmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, 14 Mart Tıp Bayramı’nda, AKP milletvekilleri, yani sizler sağduyulu olsaydınız belki de doktor Ersin bugün hâlâ aramızda olacaktı, belki de ölmeyecekti.

14 Mart 2012’de ne olmuştu, bir hatırlayalım: Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, “Hekime ve diğer sağlık çalışanlarına yönelik şiddet araştırılsın.” diye çok önceden, ta eylül ayında verdiğimiz önergeyi Genel Kurula indirmiştik. “Tıp Bayramı hediyesi olarak bu komisyonu kuralım.” demiştik. Bu önerge hakkında konuşurken bakın ne demiştim? Özellikle hekim kökenli, sağlıkçı kökenli milletvekillerine yönelik olarak -tutanaklardan aynen okuyorum- demiştim ki: “Ben şimdi bakacağım, hekim milletvekilleri acaba ne yapacaklar? ‘Acaba hekimlere yönelik şiddet konusu araştırılsın mı?’ diye Sayın Meclis Başkanı sorduğu zaman ‘Hayır, araştırılmasın.’ diye el kaldıran kaç tane hekim olduğunu ben bizzat seçeceğim, göreceğim ve inanın sizi her yerde şikâyet edeceğim.” Ve maalesef hepiniz, AKP milletvekilleri, hekimler dâhil olmak üzere “Hekime yönelik şiddeti araştırmaya gerek yoktur.” diye el kaldırmıştınız. Ben de dediğimi yaptım ve başta Sağlık Bakanı olmak üzere sizi her yerde, herkese şikâyet ettim. Dilimin döndüğünce, yüreğimin yettiğince burada yaptıklarınızı her yerde anlatıyorum, sokak sokak, ev ev anlatıyorum.

Eğer “Şiddeti araştırmaya gerek yoktur.” diyen o parmaklar kalkmasaydı Ersin ölmeyebilirdi. Doktor Ersin’in ölüm haberi tüm Türkiye’yi salladı. Şimdi size soruyorum: Hiç iç muhasebe yaptınız mı? Bakan dâhil olmak üzere bütün AKP milletvekillerine soruyorum: İç muhasebe yaptınız mı? Vicdanınızla baş başa kaldığınız anlarda “Ben nerede yanlış yaptım?” diye hiç kendinize sordunuz mu? “Benim iradem ne kadar özgürdür?” diye hiç aynaya baktınız mı? Acaba hiç kendinizi Receplerin tutsağı hissettiniz mi? Ne değişti bu kırk iki günde Allah aşkına? Ne değişti? “Şiddet yok.” diyen parmaklara ne oldu da şimdi “Şiddet var.” diye kalkacaklar. Şiddetin var olduğunu, acımasız olduğunu size anlatmamız için ölmemiz mi gerekiyordu? Öldük işte. Bunu niye anlatamadık size? Niye bizi anlamadınız? Bakın, biz “Şiddet var.” diye feryat ettiğimiz 14 Mart günü AKP’li milletvekili şöyle diyordu bu kürsüden: “Şimdi bilinç arttığı için artık sağlık çalışanlarına şiddet daha da azalmıştır. Hekimle vatandaş bütünleşmiştir. Ayrı kalmamıştır.” Bu mudur bütünleşmekten anladığınız sizin Allah aşkına? Hep birlikte el kaldırdınız, suça iştirak ettiniz. Suçlusunuz, tıpkı Mecliste yarattığınız şiddeti yine o parmaklarınızla akladığınız gün gibi suçlusunuz. Ciğeri yanmış sağlık çalışanları bir gün sıranın onlara da gelebileceği endişesiyle sokaklara çıkıyorlar; binler, on binler yürüyor; solcusu, sağcısı beraber yürüyor. Bakın, her zaman yürümezler solcu, sağcı beraber. Pratisyeni, profesörü beraber yürüyor; teknisyen, hemşire hep birlikte kol kola girmiş yürüyorlar; demokratik tepkilerini gösteriyorlar.

Bizim demokrat Başbakanımız ne yapıyor? Doktor Ersin’in öldürülmesini protesto eden hekimleri kınıyor, demokratik haklarını kullanan doktorları kınıyor. Böyle bir Başbakanımız var. Bu, şiddete ortak olmak değil mi? Bu, şiddeti beslemek değil mi? “Niye böyle davranıyor Başbakan?” dedim kendi kendime, uzun uzun düşündüm; doluya koydum almadı, boşa koydum dolmadı. Ya, burada psikolojik bir sorun var. Niye Başbakan ciğeri yanmış hekimleri kınıyor, canileri kınayacağına? “Yahu Sağlık Bakanı ne yapıyor, sistem niye bu kadar kötü, niye bu kadar şiddet oluyor?” diye araştıracağına acaba niye hekimleri kınıyor? Merak ettim, düşündüm, sonra anladım ki Başbakanın hesabı kuvvetli, sağlıkçıları sayıyor bir bir, bir de diğer insanları sayıyor, bakıyor ki sağlıkçılar az, karşı taraftan daha fazla oy gelecek, bu durumda “Şiddete uğramalarında mahzur yoktur.” diyor, “Hatta ölebilirler.” diyor, daha da ötesi cinayeti protesto edenleri kınıyor.

İşte AKP Hükûmetinin gerçek yüzü bu. Bunu kabullenin. Biz size ayna tutuyoruz, sizin gerçek yüzünüzü göstermeye çalışıyoruz. Çıkıp buradan güzel laflar etmesi kolay ama benim söylediklerimde bir yanlışlık varsa çıkın buradan deyin ki yanlıştır. Bugüne kadar yaptıklarınız bunun göstergesi.

Biz niye şiddet konusunu çok işledik arkadaşlar? Bakın, bu kürsüden, ben, en çok nükleeri ve şiddeti işliyorum. Neden şiddeti işliyorum? Çünkü şiddet önlenebilir bir durumdur. Bu nedenle bu konuya dikkat çekince işe yarar diye düşünüyoruz. Ben bir öğretim üyesiyim tıp fakültesinde. Ben öğrencilerime hep şunu öğretirdim, derdim ki: “Arkadaşlar, bir hastalık veya bir durumun önemli olabilmesi için üç şey lazım: Bir, bu durum, bu hastalık çok sık görülürse önemlidir veya az görülürse de öldürücü ise önemlidir ve üç, eğer bu durum önlenebilir ise önemlidir. Bütün gücünüzü bunlara harcayın.” diye öğretirdim. Sağlıktaki şiddete gelip bakın sık görülüyor mu? En nihayet Saygıdeğer Bakanımız, bugün kalktı on yıldır ilk defa “Şiddet sık görülüyordur.” dedi Allah’a bin şükür, sık görülüyor. Öldürüyor mu? “Öldürmüyor” diyorlardı. İşte öldürdü. Önlenebilir mi? Evet önlenebilir. Nasıl olacağını birazdan sizlere anlatmaya çalışacağım.

AKP Hükûmetinin “Sağlıkta Dönüşüm” adıyla yürüttüğü sağlık politikaları yerleştikçe son on yıldır sağlık çalışanlarına yönelik fiziksel, sözlü, psikolojik ve ekonomik şiddet olaylarının giderek arttığı hem yazılı basında hem görsel basında hem de bize bildirilen istatistiklerde var tabip odalarına bildirilen ve bize bildirilen. Bu bize bildirilen vaka sayıları sadece buz dağının bir parçası çünkü şiddete maruz kalanlar şiddete maruz kaldıklarını söylemeye bazen utanıyorlar, bazen çekiniyorlar. “Yahu çoluğuma çocuğuma bir şey olur, dışarıda önümü keser.” diye söylemezler yani buz dağının bir parçası gelir sadece ama Doktor Ersin’in ölümüyle ortaya çıkan protestonun ciddiyeti basını da biraz cesaretlendirdi ve sağlıkta şiddet olaylarını kamuoyunun gündemine taşıdı. Basın da korkuyordu çünkü basın da şiddete uğruyordu. Ersin’in cenazesi henüz daha toprağa verilmemişti. Henüz gömülmeden Bakırköy Sadi Konuk Hastanesinde 1 doktor daha darp edildi. Toprağa verdik, ertesi gün 1 tane daha şiddet olayı oldu İstanbul’da yine Cerrahpaşa’da. Hiç bunlar yetmiyormuş gibi kalktı 1 tane milletvekili Van’da gitti hekim dövdü. Durum bu kadar vahim. Şiddet uygulayanları kınıyorum. Eğer şiddeti uygulayanlar yöneticiyse, milletvekiliyse iki kere kınıyorum.

Şimdi niye şiddet artıyor bir bakalım. “Sağlık Bakanı ve Başbakan zaman zaman ucuz politikalarla gerçekleri saptırarak ve çalışanları hedef göstererek konuşmalar yapıyor.” demiştim bu kürsüden. Bakan bugün diyor ki: “Biz ne kadar konuşursak konuşalım şiddet artmaz.” Bu kadar komik bir şey olabilir mi? Yani sen kalkacaksın, “Doktor, elini vatandaşın cebinden çek.” diyeceksin, şiddet artmayacak! Sen kalkıp Başbakan olarak: “Benim doktorlara güvenim yok, iğne bile yaptırmam bunlara.” diyeceksin, şiddet artmayacak! “Doktorlar yaygaracıdır.” diyeceksin, şiddet artmayacak! Bunları ben söylemedim, bunları Sayın Bakan ve Sayın Başbakan söylediler. Doktorlara “Çocuklarını koleje gönderme kardeşim.” diyeceksin hem doktoru hedef göstereceksin hem çocuğunu hedef göstereceksin, sonra diyeceksin ki: “Yok bu şiddet artmaz.” “Performans vermezsem ben bu doktorlara hiç çalışmazlar.” Bunların hepsi basında var, söylemediyseniz Sayın Bakan çıkın “Vallahi söylemedim.” deyin ben de kalkıp sizden özür dileyeyim. Bunların hepsini siz söylediniz, Başbakan söyledi. Sonra çıktınız “Şiddet niye artıyor?” diye konuşuyorsunuz. “Şiddet benim söylemimle artmaz.” dediğiniz zaman...

Bakın, yine biz öğrencilerimize bir şey anlatırdık: Kronik hastalıklar uzun sürede iyileşir. Akut durumlar, acil durumlar çabuk iyileşir. Kronik bir hastalığı kabullenmek zordur, siz de bilirsiniz. Dört evresi var. En kötü evre inkâr evresidir. Bir: Kanser olduğunuz size söylenirse “Hayır değilim.” dersiniz. İki: Çok sinirlenirsiniz. “Niye ben?” dersiniz. “Sigara bile içmedim, benim ne suçum günahım var da Allah bunu bana reva gördü?” dersiniz. Sonra kabullenirsiniz, dördüncü aşamada, şifa aramaya başlarsınız.

Şimdi, Sayın Bakan hâlâ inkâr aşamasında, daha birinci aşamada. “Benim bir suçum yok, ben hiçbir şey yapmadım. O yaptı, bu yaptı, vallahi benim bir suçum yok.” diyor. Böyle bir şey olabilir mi? İnkârdan derhâl vazgeçin. Zaman zaman birinci aşamadan ikinci aşamaya geçtiğinizi görüyorum, sinirleniyorsunuz. Koskoca Bakansınız, kırk dakika burada konuştunuz, kırk dakika. Oradan, oturduğunuz yerden milletvekiline laf atıyorsunuz. Bu da sinirlilik işaretidir. Demek ki zaman zaman ikinci aşamaya da giriyorsunuz Sayın Bakan. Birinci ve ikinci aşamayı bırakalım. Buradan birbirimizi kırmanın da şiddeti engellemeyeceğinin bilincindeyim. O yüzden, burada tansiyonu çok yükseltmeyeceğim. Yani kendimi zor zapt ediyorum yükseltmemek için ama yükseltmeyeceğim çünkü gerçekten amacımız hekimlere uygulanan şiddeti önlemeye çalışmak. Ama ne olur şu birinci ve ikinci aşamayı bırakın, derhâl kabullenin şiddeti ve sorumluluklarınızı kabullenin ve derhâl çare arayışına geçelim.

Şimdi, konuşmalarda sağlık alanında yaşanan bütün sorunları emekçilere mal edeceksiniz sanki sistemin hiçbir sorunu yokmuş gibi. Popülist bir yaklaşımla, sözde Türkiye’de sağlık cenneti yaratılmış gibi bir hava yaratacaksınız yani halkın hekimden ve sağlık sisteminden beklentilerini çok yükselteceksiniz, gerçekte böyle bir şey yok zaten ve bu beklentilere halk cevap alamayınca halk sinirlenecek, sonuç şiddet.

Mesela, demin de buyurdunuz, dediniz ki: “Halkımızın yüzde 76’sı memnun.” “Halkın yüzde 76’sı memnun.” dediğiniz zaman, bu ne demektir biliyor musunuz? Sağlık hizmeti alan her 4 kişiden 3’ü memnun demektir ama bu doğru değil. Neden doğru değil? Çünkü doktorlar üzerine yapılan iki tane araştırma var, bir tanesi diyor ki: “Doktor arkadaşım, verdiğin hizmetten ne kadar memnunsun? Sence yeterince sağlık hizmeti veriyor musun?” Yüzde 84’ü “Hayır” diyor, “Hayır, ben ettiğim yeminin arkasında duramıyorum.” diyor yüzde 84. Hâl böyleyken sistem iyi değil demektir ama sistemin iyi olduğunu duyan vatandaş zannediyor ki gerçekten doğru, gerçekten her 4 kişiden 3’ü mutlu. “Ben niye mutsuzum? Bana mı piyango vurdu?” diye şiddet uyguluyor. İşte sorunumuz burada.

Bakın, ikinci araştırma çok daha önemli bir araştırma, bu da sizin hoşunuza gider belki. Türkiye Reasürans Şirketleri Birliği bir araştırma yaptırdı, yeni. Hani sizler de Malpractice Sigortası filan yaptırdınız ya, ortalık iyice karışmıştı. Bunlar da tabii kapitalist insanlar, nereden para gelecek, ne yapacak buna bakıyorlar. Bir araştırma yapıyorlar, vatandaşın gelecekle ilgili sağlık endişesini… Çok yeni, sağlık endişesi, gelecekteki sağlık endişesi 2008’de yüzde 39 iken, 2012’de yüzde 52’ye fırlıyor. Bu sizin ilginizi çeker mi Sayın Bakan? Endişe yüzde 39’dan yüzde 52’ye fırlamış. İşte bu yüzde 52 endişe duyan insan şiddet uyguluyor. Siz daha kalkmışsınız bana diyorsunuz ki: Ben bekçi koyacağım, polis koyacağım, buton koyacağım, bilmem ne yapacağım. Sorunun özüne inmeniz lazım, sorunun özüne. Gerçekten sorunun özüne inmezseniz hiçbir şekilde sorunları çözemeyiz.

Şiddete maruz kalan ve sürekli şiddete uğrama korkusuyla yaşayan sağlık çalışanlarının ruh hâli nasıldır? Hepimiz biliyoruz, bizlerin çalışma şevki kırıldı. Hekimler, artık sadece kendilerini koruma peşine düştüler. Ama hepiniz bir gün o hekimlere muayene olacaksınız. Ben Başbakana soruyorum: O acılı günlerde kendisini muayene eden, şifa vermek için çırpınan sağlıkçıları ne çabuk unuttu?

Değerli arkadaşlar, sağlığı ve hekimleri siyasetin oyuncağı hâline getirirseniz mesleğimizin onurlu geçmişine baktığınızda utanırsınız. Eğer mesleğimize saldıranlar şu veya bu şekilde veya buna çanak tutanlar hekimse, hele hele yönetici ise iyice utanırlar; bir tek şart var, utanma duygusunun hâlâ var olmuş olması.

Şimdi, gelelim şiddetin artmasının ikinci nedeni, performansa dayalı sistem. Arkadaşlarım “Sağlıkta Dönüşüm Programı” dediler. Ben biraz detayına gireceğim. Niye şiddet artıyor? Performansa dayalı ek ödeme sistemi nedeniyle hiç kimsenin, hiçbir hekimin, hiçbir sağlık çalışanının güven ve aidiyet duygusu kalmadı.

Aslında ben Sağlık Bakanının buradan çırpınışlarını anlıyorum. Kalkıp “Sağlıkta Dönüşüm Programı’nda, performansta ben yanlış yaptım.” dese, kabul etse, bu erdemliliği bir gösterse on yıl boyunca yaptığı her şeyi inkâr etmiş olacak; onun için bunu kendisinden beklemiyorum. Bunu yapamaz ama yerini daha iyi birine bırakabilir, bu hatadan dönülmesini sağlayabilir. Eğer kendisi bu olgunlukta değilse, o zaman görev Sayın Başbakanındır.

Performans sistemi nedeniyle hekimlerin birbirine rakip olduğunu artık sağır sultanlar bile duydu. Performans sistemi nedeniyle öğretim üyeleri, bakın, geleceğimizi şekillendirecek yeni mezun tıp doktorları yetiştiren öğretim üyeleri perişan oldular. Bıraktılar eğitimi, araştırmayı, ekmek derdine düştüler. Bütün bunlar performans sisteminin nasıl insanlık dışı olduğunu ve şiddeti körüklediğini bizlere anlatıyor.

Bakan dedi ki: “Beni eleştiriyorlar sağlıkta sempozyuma gidiyorum diye şiddet…” Ya niye eleştirelim Sayın Bakan? Tabii ki, git. Sağlıkta şiddet bir gerçektir, bunun için sempozyum yapılmış. Ne güzel, yapanın eline sağlık. Git ama gittiğinden bir şey öğren, öğrendiğini de getir burada uygula. Ama sırf dostlar alışverişte görsün, “Ben, şiddete sıfır tolerans grubu kurdum, sıfır tolerans sistemi kurdum...” Sıfıra sıfır, elde var sıfır. İnsanlar sapır sapır ölüyorlar. Oradaki sempozyumda sana ne dediler, onları uygula ve şiddet azalsın.

Şiddeti artıran bir diğer uygulama: Bizzat Sağlık Bakanının kendisinin tutarsız uygulamaları. Bunları kabul etmek lazım. Bunları kabul edersek o zaman çözüm kolaylaşır. Ama hayır, kör inat bunlara devam edersek çözümden uzaklaşırız.

Sayın Bakan, sizi tebrik ediyorum, sağlık alanında mevzuat çıkarma rekoru kırdınız. Mevzuat değişikliklerinin sayısını artık bürokratlarınız bile bilmiyor. Benim de kafam karışık, otuz yıldır sağlığı takip ediyorum, “Acaba şu muydu, bu muydu?” diye bürokratlarınızı arıyorum, “Vallahi biz de bilmiyoruz.” diyorlar. Mahkemeden ne geldi, ne gitti… Yüzlerce dosya mahkemede. Böyle bir kargaşa, böyle bir saçmalık olur mu? Kimse ne yapacağını bilmeyince tabii ki kaos şiddete yol açıyor. Örnek mi istiyorsunuz? Önce mecburi hizmeti kaldırdınız, sonra geri getirdiniz. Biz dedik: “İyi, kalktı mecburi hizmet, daha mantıklı, daha insani bir şey gelecek.” Hayır, zorunlu… Sevk zincirini başlattınız. Sevindik, dedik: “Ya, bu Bakan arada bir iyi işler yapıyor.”, “Ne güzel birden ikiye, ikiden üçe sevkler olacak, tam istediğimiz gibi, bizim öğrencilerimize öğrettiğimiz gibi.” Ne oldu? Üç yerde, dört yerde pilot uyguladınız, uçtu gitti sistem. Niye? Çünkü oy kaybettirdi size. O yüzden, yaptığınız düzenlemeleri yargı çeviriyor, Danıştay çeviriyor, kanun çıkarıyorsunuz. Kanunla biz itiraz ediyoruz, Anayasa Mahkemesi iptal ediyor, gözümüzün içine baka baka kanun hükmünde kararname getiriyorsunuz. Ya bu inat niye? Ya bir düşünün, siz bilim insanısınız, bu kadar itiraz varsa… Ya, biz vatan haini miyiz? Biz itiraz ediyoruz, diyoruz ki: “Bu yanlıştır.” Ya, bir düşün, de ki: “Ya, niye itiraz ediyor bu adamlar? Deli olmadıklarına göre vardır bir bildikleri.” “Bir düşünelim, birlikte oturalım, konuşalım, ‘Nasıl çözüm buluruz’a bakalım.” diyoruz, inatla… Bakın, inat bazen iyidir ama aklın önüne geçtiği zaman, tıpkı hırs gibi adamı bitirir. Sizin bitmeniz önemli değil, benim bitmem önemli değil, sağlık sistemi bitiyor, sorunumuz da burada. Hekimin çalışma koşullarının zor olduğunu siz nihayet kabul ettiniz ama ben size şunu sorayım: Tek uzman hekim icapçı, yedi gün yirmi dört saat bir insan icapçı olur mu? Bizi “Kutsal mesleğiniz var.” diye kimse kandırmasın, biz de insanız; yiyoruz, içiyoruz, tuvalete gidiyoruz, ölüyoruz, biz de insanız. Devletin, Hükûmetin bizim mesleğimizin kutsallığıyla bir işi yoktur, bizim hak ettiğimiz alın terimizin karşılığını ödemek zorundadır.

“Katkı payı alıyoruz.” diye şiddet artıyor Sayın Bakan. Demin çıktınız dediniz ki: “Acilde hiç para alınmıyor.” Ben size acilde para alındığını ispat edersem istifa edecek misiniz? Her defasında buraya çıktığınızda diyorsunuz ki: “Acilde para alınmıyor.” Alınıyor Sayın Bakan. Ayrıca ben size çözümler için de bir sürü şey önerdim, onları da Komisyonda inşallah konuşacağız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Atıcı.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - 69’a göre söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Ne diye söz istiyorsunuz 69’a göre? Ne söyledi, Sayın Bakan?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Söylemediğim ifadeleri Sayın Milletvekili…

BAŞKAN – Hangi ifadeler Sayın Bakanım?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - “Doktor, elini vatandaşın cebinden çek.” ifadesi.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

Üç dakika söz veriyorum, yalnız yeni bir sataşmaya mahal vermeden. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Başkan bana üç dakikalık bir zaman verdi, onun için bu üç dakikayı iyi kullanmam lazım. Bir polemik amacıyla da buraya çıkmadım. Konuşmamın başında da bugün üzerinde durduğumuz konunun ne kadar önemli olduğunu söylemiştim.

Değerli milletvekilleri, bir defa şu hususta mutabık kalmalıyız ki bu meselede ilerleyebilelim: “Şu ya da bu kimse bir sistemden dolayı şiddet uyguluyor.” demek zaten meselenin baştan yanlış algılandığını gösteriyor. Sistem size göre yanlış olabilir, bize göre doğru olabilir, bu bir tartışma konusu. Biz diyoruz ki, vatandaş yüzde 39 memnuniyetini 76’ya çıkardığına göre sistemden memnun demektir. Bakın, vatandaştan bahsediyoruz; katılırsınız, katılmazsınız; Türkiye İstatistik Kurumunun yıllar boyunca yaptığı araştırmalar bunlar. Üstelik sağlıktan sorumlu sendikanın yaptığı araştırma da buna benzer bir sonuç gösteriyor.

Şimdi, burada önemli olan konu bu değil, önemli olan konu şu: Biraz önce bir başka milletvekili de, bir milletvekilinin şiddet uygulamasıyla ilgili olarak, burada bize on dakika, on beş dakika mazeret anlattı. Yani varsayalım ki bizim oluşturduğumuz sistemde yanlışlık var, öyle olduğunu farz edin, siz öyle iddia ediyorsunuz ya. Siz buraya çıkıp da bu kürsülerde ya da başka toplantılarda “E şiddet uygulayanlar da ne yapsın? Sistem kötü, şiddet uygularlar.” dediğiniz zaman bu işi çözemeyiz. Siz çok güzel bir şekilde başladınız konuşmanıza, dediniz ki: “Şiddet kimden gelirse gelsin, ne olursa olsun, hangi türlüsü olursa olsun biz buna karşıyız ve biz bunu önlemeye mutlaka kararlıyız.”

Vatandaşımız, günde 2 milyon insan değerli milletvekilleri, 2 milyon insan doktorla karşılaşıyor. Bu 2 milyon insanı, sistemden dolayı şiddetle suçlamak yanlıştır, 2 milyon insanın hiçbir günahı yok. Bu 2 milyonun içinde şiddet eğilimi olan insanlar var. Biz, bu şiddet eğilimi olan insanlara, sistem ne olursa olsun, hadlerini bildirerek, tedbirlerimizi alarak bu problemi çözebiliriz.

İngiltere’deki sistemi biz mi kurduk? Dünyanın en sosyal sistemlerinden biri olarak kabul ediliyor. Sayın milletvekilimiz belki burada yoktu ben anlattığımda; yılda 85 bin sözlü ve fiilî şiddet vakası oluyor İngiltere’de. İngilizlerin kendi yaptıkları araştırma. Onun için, bu konuda istirham ediyorum değerli milletvekillerimize, polemiği ve siyasi kazanımı bir tarafa bırakalım. Şiddet nereden gelirse gelsin, değerli milletvekilimizin söylediği gibi buna karşı duralım. Birlikte nasıl mücadele edeceğimizi bu araştırma komisyonları vasıtasıyla tespit edelim. Bizim mücadele usullerimize de komisyonlar baksın ve bunları geliştirelim.

Saygıyla selamlıyorum hepinizi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Cemalettin Şimşek.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, bir durumu düzeltme gereksinimi var.

BAŞKAN – Bir saniye. Cemalettin Bey konuşsun, vereceğim.

VI.- MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin, doktorların ve diğer sağlık personelinin çalışma ortamlarının güvenliği ile ilgili alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/49) (Devam)

2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, sağlık sisteminin ve sağlık personelinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/113) (Devam)

3.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 26 milletvekilinin, doktorların ve diğer sağlık personelinin güvenlik sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/118) (Devam)

4.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 24 milletvekilinin, doktorların maruz kaldığı şiddet olaylarının nedenlerinin ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/252) (Devam)

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 24 milletvekilinin, Şanlıurfa'daki hastanelerde görev yapan doktorların uğradıkları saldırıların nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/253) (Devam)

6.- İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 22 milletvekilinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/254) (Devam)

7.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, hasta ve hasta yakınlarının sağlık çalışanlarına uyguladıkları şiddetin sebep ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/255) (Devam)

8.- Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ve 37 milletvekilinin, ülkemizde sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/256) (Devam)

9.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 22 milletvekilinin, hekimler ve sağlık emekçilerine yönelik gerçekleştirilen ve özellikle son dönemlerde artan şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/257) (Devam)

10.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 20 milletvekilinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının nedenlerinin, çözüm yollarının ve şiddeti önleyici politikaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/258) (Devam)

MHP GRUBU ADINA CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de konuşmama başlarken, geçen hafta menfur bir saldırı sonucu Gaziantep’te hayatını kaybeden doktor arkadaşımız Ersin Arslan’a Allah’tan rahmet, yakınlarına ve tüm sağlık çalışanlarına başsağlığı dileyerek sözlerime başlamak istiyorum. Ayrıca, Van’da saldırıya, şiddete uğrayan doktor arkadaşımıza da geçmiş olsun diliyor, her iki şiddeti de nefretle kınıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada, hasta ve hasta yakınlarının sağlık çalışanları üzerinde uyguladıkları şiddetin sebepleri ve sonuçlarının araştırılması hususunun, Mecliste grubu bulunan siyasi partilerimizin ortak önerisi olarak görüşülmesi kararı doğrultusunda Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce heyetinizi de saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, önce şunu ifade etmeliyim ki mesleğimin otuz yıla yakınını kamu ve özel sektörde icra etmiş bir sağlık çalışanı olarak, verilen bu ortak önergeleri gecikmiş bir önerge olarak kabul ediyor, bunun için Gaziantep’te bir doktorun öldürülmesini ve Van’da bir doktorun şiddete maruz kalmasını beklememeliydik diye düşünüyorum.

Geçmişten beri sağlık çalışanlarına karşı yapılan bu tür saldırılar maalesef son yıllarda artış göstermiş, artık her gün gazete ve televizyonlarda, sağlık çalışanlarına karşı şiddet ve saldırılar olağan hâle gelmiştir. Hiç kuşkusuz, bunun, bu dönemde izlenen sağlık politikalarıyla yakından ilgisi vardır. Özellikle AKP İktidarı döneminde, hiçbir dönemde olmadığı kadar sağlık çalışanları şiddete maruz kalmışlardır. İzlenen sağlık politikalarıyla sağlık çalışanları itibarsızlaştırılmış ve hedef gösterilmiştir. Sayın Sağlık Bakanının bu konuyla ilgili açıklamaları, hasta ve hasta yakınlarını sağlık çalışanlarına karşı hep kışkırtır tarzda olmuştur. İzlenen bu politikalar, sağlık çalışanlarını ve özellikle de hekimleri sorumsuz ve mesleğini -vicdani değerlerin ötesinde- icra ederken insan sağlığını düşünerek değil başka argümanlarla yaptığı düşüncesi ile çıkarılan yönetmelikler, Sağlık Bakanlığının hekimler üzerindeki bu anlayışının göstergesi olarak esasen hekimi mesleğini icra ederken başka kriterleri gözetmeye zorlamıştır. Böyle bir anlayış Sağlık Bakanlığı eliyle bizzat Bakan tarafından verilen demeçlerle hasta ve hasta yakınlarında, sağlık çalışanları, doktorlar aleyhine bu yönde kanaat oluşmasına zemin hazırlamıştır. Özellikle kendisi de bir hekim olan Sayın Sağlık Bakanının bu talihsiz açıklamaları gerçekten de çok üzücüdür. Sayın Sağlık Bakanı geçenlerde yaptığı bir açıklamada “Ben acile hasta kabul etmeyen ve ondan para talep eden bir hastaneyi kapatmaya varan cezalar veririm.” diyerek sanki acile başvuran hastadan öncelikle para talep ediliyormuş gibi bir algı oluşmasına sebep olmuş, hasta ve hasta yakınlarını hastaneye karşı kışkırtmaktan başka hiçbir işe yaramayan bu açıklama ile Sayın Sağlık Bakanının sağlık çalışanlarına, doktorlara karşı nasıl bir tavır içerisinde olduğunu ifade etmesi bakımından çok önemsediğimi ifade etmek istiyorum.

Sayın Sağlık Bakanına… Mesleğini otuz yıla yakın bir süre kamuda ve özel sektörde bir sağlık çalışanı olarak hizmet vermiş birisiyim. Ben biliyorum ki hiçbir hastanede acile başvuran hastaya “Senin sağlık güvencen ne, paran var mı?” diye sorulmaz. Öncelikle imkânlar ölçüsünde hastaya müdahale edilir, hastanın derdine derman olmaya çalışılır. Esasen o acil personelinin ve doktorlarının o hasta için nasıl bir çaba ortaya koyduklarını Sayın Sağlık Bakanının bilmemesi ise hiç mümkün değildir. Ancak buradan da anlaşılacağı gibi Sayın Sağlık Bakanının derdi sağlık hizmetlerinin kalitesinin artırılması ya da vatandaşa daha iyi bir sağlık hizmeti sunumu değil, seçimlerde nasıl daha çok oy alınabileceğine yönelik olduğu için bu açıklamaları gayet de bilinçli bir şekilde yapmaktadır. Ancak Sayın Hükûmete ve Sayın Sağlık Bakanına buradan sesleniyorum: Artık şapka düştü, kel göründü. Türkiye’deki sağlık hizmetlerinin sunumundan sağlık hizmetleri sunucuları memnun olmadığı gibi sağlık hizmeti alanlar da memnun değiller. Sağlık hizmeti sunumunda en önemli kriter sağlık hizmeti sunumunun kalitesidir ve rasyonel olmasıdır. İster ücret ödeyin ister ödemeyin eğer kaliteli bir sağlık hizmeti alamıyorsanız yani derdinize derman bulamıyorsanız bu sunulan sağlık hizmetinin hiçbir önemi yoktur. Uydurulan ucube bir performans sistemiyle hekimler vicdanlarıyla cüzdanları arasına sıkıştırılmak istenmiş, hekim hastayla ilgilenmekten çok aklı alacağı puan ile karıştırılmış, bu arada da yoğun hasta trafiği içerisinde olan hastaya olmuştur.

Değerli milletvekilleri, bakınız, iddia ediyor ve söylüyorum, bu, sürdürülebilir bir sağlık politikası maalesef değildir. Hükûmete yol yakınken bundan dönmesini ve daha rasyonel bir sağlık politikası izlemesini öneriyorum. İnsanlar sağlık hizmeti adına resmen kandırılmaktadır. Sağlıkla uzaktan yakından az çok ilişkisi olanlar bilirler. Çok hasta bakarak, hasta sayısını çoğaltarak sağlık hizmetlerine kalite gelmesi mümkün değildir. Bugün araştırma hastaneleri ve tıp fakültesi poliklinikleri sistemden kaynaklanan sebeplerle birer sağlık ocağı, aile hekimi polikliniği gibi çalışmakta, yoğunluk nedeniyle hastasına gerekli zamanı ayıramayarak bir araştırma yapma imkânı bulamamaktadırlar. Yıllara sari olarak baktığımızda hekime müracaat oldukça artmış ancak tedavi memnuniyeti ve kalitesi düşmüştür. Hâl böyle olunca devletin sağlık hizmetlerine harcadığı para da esasen yeterli olmamasına rağmen karşılığını da bulmamıştır.

Değerli milletvekilleri, insanın yaşam hakkı, sağlık hakkı en temel bir hak olduğu gibi aynı zamanda toplumların kalkınması ve ileri gidebilmesi için eğitilebilir sağlıklı nesillere de ihtiyaç olduğu bir gerçektir. Bu gerçeği burada bir kez daha hatırlatmakta yarar görüyoruz. Ülkemizin geleceği için bunun vazgeçilmez bir durum olduğunu da ayrıca ifade etmek istiyorum.

Bugün, Sağlık Bakanlığının bütün şişirmelerine ve popülist yaklaşımlarına rağmen, Türkiye, maalesef, sağlık hizmetlerinde örnek aldığı ABD ve AB ülkelerine göre çok gerilerde kalmıştır. Gayrisafi yurt içi hasıladan sağlığa ayrılan pay Amerika Birleşik Devletlerinde yüzde 16, AB 27 ülke ortalaması yüzde 8,92, Türkiye’de ise sadece yüzde 6’dır. Kişi başına sağlık harcaması Amerika Birleşik Devletleri’nde 7.290 dolar, AB 27 ülke ortalaması 2.468 dolar, Türkiye’de ise bu sadece 600 dolardır. Türkiye’de kişi başına düşen hekim ve personel sayısı da, örnek aldığımız ABD ve AB 27 ülkelerine göre çok azdır. Buradan “Dünyanın 16’ncı, Avrupa’nın da 6’ncı büyük ekonomisi olduk.” diyen Sayın Başbakana ve Hükûmete bu rakamları hatırlatmakta da yarar görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın bu bölümünde, sağlık çalışanları ve özellikle hekimlere yönelik saldırılarla ilgili basında yer almış bazı değerlendirmeleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Hekimlere yönelik şiddetle ilgili haberleri son beş-altı yıldır daha sıklıkla duymaya başladık. Önceleri bu haberlere daha seyrek rastladığımız için haber değeri günümüze oranla daha yüksekti. Yani bugün saldırılar çok olağan bir hâle geldiği için bu haberler de maalesef geçmişteki önemini kaybetmiş ve olağanlaşmıştır. Bugün bu haberler daha olağanlaştı ve bugünle geçmiş arasındaki fark şu ki, bundan yıllar önce bu haberleri dinlerken ya da okurken hekim toplumuna yönelik bir tehdit algılamasına sahip değildik. Hekime yönelik bu saldırılar artık bir tehdit oluşturmaya başlamıştır. Bu anlamda, Türkiye’nin doğu bölgelerinde ve kamu çalışanı olmak üzere, iki ay içinde 40 hekimin, şiddet gördüğü gerekçesiyle adli makamlara başvurduğu belirtilmektedir.

İstanbul Tabip Odası ve Türk Tabipler Birliği, sağlık ortamında hekime ve diğer sağlık personeline karşı giderek artan şiddetle ilgili yaptığı çalışmada en önemli boyut sağlıkta dönüşümle birlikte Sağlık Bakanlığının sağlıkçıları hedef göstermesi, eğitim düzeyi ve medyada çıkan olumsuz haberler, aşırı iş yükü olarak gösterilmektedir. Konya Tabip Odası Başkanı Profesör Doktor Faruk Aksoy hekime duyulan saygı açışından konuyu şöyle değerlendiriyor: “Artık, hekime duyulan saygı eser miktarda kaldı, çalışma ortamına ve hekimin sosyal şartlarına hiç bakmadan artık, hekimi direkt tahkir edici davranışlar sıradanlaştı ve sık görülmeye başlandı.”

Burdur-Isparta Tabip Odasının 2008-2010 yılları arasında yapmış olduğu hekime yönelik şiddet araştırması, Türkiye’de hekime yönelik uygulanan şiddetin oranını gözler önüne seriyor. Bu araştırma verilerine göre, kamuda sağlık hizmetinde çalışan uzman hekimler arasında şiddete uğrama oranı yüzde 45 iken, özelde sağlık hizmetlerinde çalışan uzman hekimler arasında şiddete maruz kalma oranı yüzde 5 olarak görülüyor. Yaşamları boyunca en az bir defa şiddete maruz kaldığını söyleyen sağlık çalışanı oranı yüzde 64, şiddete tanık olan sağlık çalışanı oranı ise yüzde 96. Şiddet uygulayanların yüzde 86’sı hasta ve hasta yakınıdır. Sadece hastaların uyguladığı şiddet oranı ise yüzde 6 civarındadır. Sağlık çalışanlarına uygulanan şiddetin yüzde 14’ünü de sağlık idarecileri gerçekleştirmektedir. Şiddet uygulayanların yüzde 92’sini erkekler oluşturmaktadır.

Bu konu ile ilgili bir değerlendirme de Şanlıurfa Tabip Odası Başkanı Profesör Doktor Şahin Aksoy’dan gelmiştir. Doktor Aksoy görüşlerini şöyle aktarmaktadır: “Acil servis hekimlerinin sıkça şiddete maruz kalmasının nedeni iş yoğunluğu, başvuranların gerginliği ve hepsinin ötesinde “sağlıkta dönüşüm” adı altında siyasiler tarafından halka vadedilen acilde sonsuz hizmet ve hürmet göreceklerinin pompalanmasıdır.” Acilde şiddet olaylarının artmasının başlıca nedenlerini bunların oluşturduğunu ifade ediyor Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ayrıca, sizlerle, geçen yıl -2011 yılı sonunda- yirmi bir il ve on dokuz tabip odasının Samsun Tabip Odası önderliğinde düzenlemiş olduğu genişletilmiş hekim çalıştayı sonuç bildirgesinde yer alan Türkiye’de sağlık hizmetlerinin sunumundaki görüşlerini paylaşmak istiyorum. Bu çalıştayda ifade edilen görüşler şöyledir:

Hekimleri pozitif motive edebilecek düzenlemeler, uygulamalar derhâl gündeme alınmalı ve uygulanmalıdır.

Kamuoyunda mesleki saygınlığımız yeniden kazandırılmalıdır.

Sağlıkta dönüşüm ve şayet varsa sağlık alanında elde edilen başarılarda hekimin katkısı var mıdır? Bu katkıyı ödüllendirmek mi, cezalandırmak mı gerekir?

Hekimlik mesleğinin memuriyetle bağdaşan bir hizmet sınıfı olmadığı, hekimin diğer memurlardan farklı olarak gece-gündüz, tatil günlerinde de mesai kavramı olmaksızın hizmet veren sanat ehli bir meslek grubu olduğu göz önüne alınmalıdır. 

Hekimlerin önündeki belirsiz tablo kaldırılmalı, hekimler, yarınlarından emin olarak görevlerini yapar hâle getirilmelidir.

Performansa dayalı döner sermaye uygulaması olmalı, ancak hekim elde ettiği gelirin en fazla yüzde 25-30’unu bu şekilde elde etmeli, yüzde 70-75’lik geliri emekliliğe de yansıyan sabit gelir olmalıdır.

Performans uygulamasında puanlardaki dengesizlikler, ameliyat sınıflandırmalarındaki eksiklikler ve bölümler arası uygulanan adaletsizliklerle ilgili köklü revizyon gerekmektedir.

Hasta hakkının “hekime hakaret ve hekim dövme hakkı” olarak görülmesi konusundaki yanlış imaj düzeltilmeli, “şiddete sıfır tolerans” sözde kalmamalı, sağlık çalışanına kalkan el, karşısında Sağlık Bakanını bulmalıdır.

Tam Gün Yasası ve performansa dayalı döner sermaye sisteminin bu hâlinin bu kutsal mesleğin sahiplerine haksızlık ve zulüm olduğuna inanıyoruz.

Tabip odalarının başı olan Türk Tabipleri Birliği, ideolojiden, siyasetten uzak, herkesi kucaklayan, sadece hekim haklarını ön plana çıkaran yaklaşım içinde olmalı, bu yönde politikalar üretmeli, hekim dış faktörlerle iş birliği yapmaktan vazgeçmelidir.

Değerli milletvekilleri, performansa dayalı ek ödeme sistemi temelde iyi niyetle hazırlanmaya başlanmış olsa da, gelinen duruma bakıldığında, başlangıçta olduğunu varsaydığımız iyi niyet dışında pek iyi bir tarafı maalesef kalmamıştır. Haksızlık ve adaletsizliğe zemin hazırlayan bir yamalı bohçaya, bir ucubeye maalesef dönüşmüştür.

Performans sistemi kurgulanırken tüm doktorların tembel olduğu ve ancak parayla motive edilebileceği varsayılarak hazırlanmıştır. Sistemi kötüye kullanıp haksız kazanç elde eden birtakım hekimleri denetleyip cezalandırmak yerine, evrensel ve adil hukuk sistemlerindeki “Ceza suçluya verilir, alınan kararlarla suçlunun yanında masum da cezalandırılamaz.” mantığı yerle bir edilmiş ve tüm hekimlere inatla “Kırk katır mı, kırk satır mı?” sorusu dayatılmıştır.

Performans sisteminin şu anki hâliyle yürümesi mümkün değildir. Şu anda kendi irade ve çabaları dışındaki faktörler nedeniyle ya da meslektaşlarının haksız beyan ve kazançları yüzünden sistemden az pay alan hekimler, tabiri caiz ise, sistemin üçkâğıdını öğrenecek ve eğer bunu uygulamaya gönülleri razı olursa daha çok pay alacak ya da bir yolunu bulup daha çok döner sermaye veren hastanelere geçiş yapacaklardır.

Sistemin sessiz ve habersiz kurbanları, şüphesiz, hastalardır. Şu anki performans sistemi, riskli, büyük vakalar yapmak yerine, daha çok para kazandırdığı ve daha az risk taşıdığı için küçük vakalar yapmayı teşvik etmektedir. Hâlen hekimlere dayatılan “ne kadar puan o kadar para” sistemi, yönetenler tarafından hekimlere yöneltilen “paragöz” ve “hırsız” suçlamaları, malpraktis yasasının dayanılmaz ağırlığı ile birleştiğinde “sistemin sessiz, habersiz kurbanı olan hastalar” diye başlamamızın da esasen sebebi budur.

İşin doğrusu, tıp sanatı -tıp bir meslek değil, sanattır- öyle bir alandır ki bu ifadenin ne zaman bir tıbbi gerçeği ifade ettiğini, ne zaman amansız performans sisteminin acımasız gerçeğini yansıttığını anlamak mümkün olmayacaktır. Bu durumla karşılaşan hasta, bir sağlık çalışanı, hatta bir hekim bile olsa gerçeği ayırt etmesi maalesef çok zordur. Burada “Hekim bunu yapmaz.” gibi düşünceler akıldan geçecektir ancak insan psikolojisi benzerdir ve aldıkları tüm eğitime rağmen doktorların da bu adaletsiz ve haksız sistemin dayatmalarına sonsuza dek özveri ile direnmelerini beklemek sadece bir hayaldir.

Hastaların farkına varmadan mağdur olduğu bir başka uygulama da gereksiz müdahalelerdir. “Daha çok iş, daha çok para” sisteminin aldatıcı ışığına kapılan bazı hekimler müdahale endikasyonlarını alabildiğine genişletmiş, her taşı safra kesesini almaya, her iltihap geçiren bademciği ameliyat etmeye, her idrar şikâyeti veya mide yanması olana endoskopi yapmaya başlamıştır. Kısacası, alternatif tedavilerle iyileşebilecek ya da girişimsel işlem yapılmadan tanı konulabilecek hastalar farkına varmadan bir yığın ilave riskle karşılaştırılmaktadır.

İnsan sağlığını konu alan bir meslekte kalitatif sonuca değil de kantitatif sonuca para verirseniz işte olacağı budur. Usulen bir muayene yapmış gözüküp reçete yazmanın en kolay para kazandıran yöntem olduğu şimdiki döner sermaye sistemi, doktorun tanıya gitmek ve sorunu temelinden çözmek için çaba harcamasını, aynı hasta ile uzun süre uğraşıp derdine derman aramasını dolaylı olarak engellemektedir.

Maalesef böyle giderse çok geçmeden bugün aklımıza bile gelmeyen etik dışı davranışlara şahit olacağımız kesindir. Sistemin acilen çok ciddi bir revizyondan geçirilmesi gereklidir. Bu sistemi kuran ve vebali üstlenenlerin, inanç ve ahlak evrenimizin temel taşlarından olan hatadan dönme faziletini göstererek adaletsiz ve haksız bir sistemi düzeltme şerefini de kazanmalarını sabırla bekleyeceğiz. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Değerli Başkanım…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Bakan, Sayın Baluken’in bir talebi vardı, onu dinleyeceğim önce.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şimşek.

Sayın Baluken, söz talebiniz var, ne için söz istiyorsunuz? Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanın kullanmış olduğu bir ifadeyi düzeltmek için söz istiyorum.

BAŞKAN – Nedir o ifade?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Şimdi, şiddetle ilgili yaşanan bir hadiseye mazeret aradığımla ilgili bir ithamı oldu, bunu kabul etmediğimi belirtmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın bir ifadesini düzelttiğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bir olaya mazeret aramak için o olayı onaylamak gerekiyor, o olayı sahiplenmek gerekiyor. Ben, o kürsüden o olayı hiçbir şekilde kabul etmediğimizi, tasvip etmediğimizi çok net ifadelerle belirttim, dolayısıyla sahiplenmediğimiz ve onaylamadığımız bir şeye mazeret arama durumunda olmayız.

Burada sağlıkta şiddetle ilgili çok önemli bir konu tartışılıyor ve farklı birtakım algı yanılsaması üzerinden gerçek gündemin boşa çıkarılmaması gerekiyor. Bu konuda bir düzeltme yapma ihtiyacı hissettim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum, anlaşıldı konu.

Buyurun Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Milletvekili biraz önceki konuşmasında “Bizzat Bakan tarafından doktorlar aleyhine kışkırtıcı ifadeler olmuştur.” diye aslında benim asla yapmadığım bir şeyi söylediler, bunu düzeltmek için söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuştuğumuz önemli konu için biraz önce de ifade etmiştim, gerçekten polemik yaparken dikkatli olmak lazım. Sağlık Bakanı “Acilde para istendiğinde hastaneyi kapatırım.” demekle vatandaşı doktorlara karşı kışkırtmamaktadır.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Kışkırtıyorsunuz…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Çünkü bir acilde para isteyen bir özel hastane, o özel hastanenin sahiplerinin, yöneticilerinin taleplerini karşılamaktadır. Doktorlar özel hastanelerde vatandaşlardan para almazlar. Evet, biz, gerçekten acil bir durum için yoğun bakım gerektiren bir hastanın yoğun bakımı yapılırken ondan para istendiği için ya da hasta başka bir yere gönderildiği için, bu sebeple biz hastanelere kapatma cezaları verdik…

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Algı bu değil Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – …bundan sonra da kapatma cezaları verebiliriz. Burada vatandaşımızı korumak zorundayız.

Şimdi değerli milletvekili konuşurken performans sisteminin -kendi ifadelerini söylüyorum- hekimlerin gereksiz müdahaleler yapmasına yol açtığını, her gördükleri safra taşını aldıklarını, her gördükleri bademciği aldıklarını, her gördüğüne endoskopi yaptıklarını ifade ediyor; bu düzeltilmelidir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bunun sataşmayla ne ilgisi var? Böyle olaylar yok mu yani? Siz her bir milletvekilinin konuşmasına cevap vermek zorunda mısınız ya!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Ben şimdi açıkça ifade ediyorum. Sayın Milletvekili, “Sağlık çalışanına karşı…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bunun sataşmayla ne alakası var? Sayın Bakanla ne alakası var? Böyle mi yapmış kendisi acaba?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – …kalkan el en başta Sağlık Bakanlığını karşısında bulmalıdır.” dedi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kendisi böyle mi yapmış?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Bütün milletin huzurunda ifade ediyorum: Sağlık çalışanına karşı kalkan el bu ülkede…

OKTAY VURAL (İzmir) – Makineye çevirdiler doktorları ya!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – …en başta Türkiye Cumhuriyeti’nin Sağlık Bakanını bulacaktır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Vatandaşları da sağlıksız bir şeye tuttu…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Her şeye cevap vermek zorunda mısınız ya!

BAŞKAN – Şimdi, AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Necdet Ünüvar, Adana Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne kadar eleştirileri hazmetmiyorsunuz ya! Yani edebince bir eleştiri getirdi ya…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Biz de edebince karşılık verdik.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bilmem ne, bilmem ne, bilmem ne…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ama o kadarcık olsun Sayın Bakan. O da eleştiri hakkını kullanıyor.

VI.- MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin, doktorların ve diğer sağlık personelinin çalışma ortamlarının güvenliği ile ilgili alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/49) (Devam)

2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, sağlık sisteminin ve sağlık personelinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/113) (Devam)

3.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 26 milletvekilinin, doktorların ve diğer sağlık personelinin güvenlik sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/118) (Devam)

4.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 24 milletvekilinin, doktorların maruz kaldığı şiddet olaylarının nedenlerinin ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/252) (Devam)

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 24 milletvekilinin, Şanlıurfa'daki hastanelerde görev yapan doktorların uğradıkları saldırıların nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/253) (Devam)

6.- İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 22 milletvekilinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/254) (Devam)

7.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, hasta ve hasta yakınlarının sağlık çalışanlarına uyguladıkları şiddetin sebep ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/255) (Devam)

8.- Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ve 37 milletvekilinin, ülkemizde sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/256) (Devam)

9.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 22 milletvekilinin, hekimler ve sağlık emekçilerine yönelik gerçekleştirilen ve özellikle son dönemlerde artan şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/257) (Devam)

10.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 20 milletvekilinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının nedenlerinin, çözüm yollarının ve şiddeti önleyici politikaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/258) (Devam)

 

AK PARTİ GRUBU ADINA NECDET ÜNÜVAR (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Ünüvar… Bir saniye…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani siz doktorları kalkıp tahrik ederken vatandaş da yaparken sizinki sataşma olmuyor da…

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) - …Beyefendi’nin söylediğiyle mi size sataşılıyor?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Biz doktorları tahrik etmedik, hiç yapmadık öyle bir şey, hiç yapmam da…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hep yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne zaman konuşsanız zaten Mecliste hep problem çıkıyor ya.

BAŞKAN – Sayın Vural…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Problem yok, gayet kibarız birbirimize.

BAŞKAN – Sayın Ünüvar, buyurun…

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi AK PARTİ Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Problemin kaynağısınız ya. Palandöken Eczanesi’nden bahsetmek lazım tabii.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Bahset!

OKTAY VURAL (İzmir) – Bahsederim.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Delikanlıysanız bahsedin! (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen kimsin lan! Sen kimsin!

Sayın Başkan, sözünü geri alsın! Sözünü geri alsın!

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Siz sözünüzü geri alacaksınız!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sözünü geri alsın!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Hangi sözümü? Sayın Başkan, sizi açıklamaya davet ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sözünü geri alacaksın!

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sen “lan” sözünü geri alacaksın!

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sözünü geri alacaksın! Sayın Başkan, sözünü geri alacak!

BAŞKAN – Sayın Bakanım, lütfen açıklama yapar mısınız.

OKTAY VURAL (İzmir) - Delikanlıysa sözünü geri alır!

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen oturun siz.

OKTAY VURAL (İzmir) - Delikanlıysan sözünü geri alacaksın! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Vural, bir oturur musunuz siz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, sözünü geri alsın.

BAŞKAN – Siz bir oturun lütfen. Ben Sayın Bakana izah yaptıracağım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bir partinin Grup Başkan Vekiliyle konuşuyorsunuz Sayın Bakan.

BAKAN – Lütfen, bir oturur musunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sözünü geri alacak!

BAŞKAN – Siz bir oturun, Sayın Bakanla konuşacağım. Oturun yerinize lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Geri alsın!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bir partinin Grup Başkan Vekiliyle konuşuyorsunuz, arkasında millî irade var.

BAŞKAN – Lütfen oturun.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) -  O da milletvekiliyle konuşuyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Olmaz öyle şey!

BAŞKAN – Sayın Bakan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Geri alacaksın!

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen bir oturun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ne söyledi? “Palandöken Eczanesi” dedi, ne var bunda? “Delikanlılık” falan…

BAŞKAN – Gereğini yapalım…

OKTAY VURAL (İzmir) – Neresi batıyor sana? Neresi batıyor sana?

BAŞKAN – Sayın Bakan…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) -  “Batıyor” kelimesini geri alın lütfen.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen aldın mı ki talep hakkın var sanki?

BAŞKAN – Sayın Bakan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Geri almıyorum, aynen iade ediyorum sana.

BAŞKAN – Bir oturun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Bir oturun lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tamam. Evet.

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen, o kelimeyi hangi anlamda söylediniz? (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen hayatında delikanlılık mı yaptın be!

BAŞKAN – Düzeltir misiniz lütfen Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Delikanlılık mı yaptın?

BAŞKAN – Sayın Bakan…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, tutanakları bir alın bakalım. Neler geçmiş, tutanaklara nasıl geçmiş, görelim. Her şeyi konuşuyorsunuz da, Sayın Bakan cevap vermesin mi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bırak canım ya! Bırak be!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ne tutanağı kardeşim? Meclise güvenmiyorsun ya?

BAŞKAN – Sayın Aydın, lütfen… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Böyle bir eleştiri var mı ya?

BAŞKAN – Sayın Bakan…

OKTAY VURAL (İzmir) –  Kendisi isterse delikanlılığımı gösterebilirim.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Göster!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime on beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 17.19


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 99’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Sağlık çalışanlarına yönelik artan şiddet olaylarına ilişkin Meclis araştırması önergelerinin birlikte yapılan görüşmelerine devam edeceğiz.

Hükûmet yerinde.

Şimdi, gruplar adına söz, AK PARTİ Grubu adına…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Bakanın o kullandığı sözcükle ilgili, o sözünü geri alması talebimi iletiyorum. Dolayısıyla, bu konuda Sayın Bakana bu imkânı tevcih etmenizi istirham ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Vural, şöyle yapabiliriz: Ben tutanakları istettim, elimde tutanaklar. Bu tutanakları okuduğum zaman konuşmalar uzar. Tabii, herkes konuştuğu sözleri de biliyor. Siz bilirsiniz…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim?

BAŞKAN – Herkes konuştuğu sözleri, sarf ettiği sözleri de biliyor diyorum, isterseniz tutanakları okuyabilirim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Okuyun.

BAŞKAN – Karşılıklı her ikinize de söz veririm o zaman.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim?

BAŞKAN - Karşılıklı her ikinize de söz vermek durumunda kalırım o zaman.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır efendim, söz almak durumunda değiliz. Sayın Bakan o sözünü geri alsın, eğer bana düşen bir şey varsa ben de onu yaparım.

BAŞKAN – O zaman ben tutanakları okuyayım müsaade ederseniz:

“Sağlık Bakanı: Ben şimdi açıkça ifade ediyorum. Sayın Milletvekili, ‘Sağlık çalışanına karşı…

Sayın Vural: Sayın Başkanım, bunun sataşmayla ne alakası var? Sayın Bakanla ne alakası var? Böyle mi yapmış acaba kendisi?

Sayın Bakan: …kalkan el en başta Sağlık Bakanlığını karşısında bulmalıdır.’ dedi.

Sayın Vural: Kendisi böyle mi yapmış?

Sayın Akdağ: Bütün milletin huzurunda ifade ediyorum: Sağlık çalışanına karşı kalkan el bu ülkede…

Sayın Vural: Makineye çevirdiler doktorları ya!

Sayın Akdağ: …en başta Türkiye Cumhuriyeti’nin Sağlık Bakanını bulacaktır.

Sayın Vural: Vatandaşları sağlıksız bir şeye…

Sayın Akdağ: Saygılar sunarım.

Sayın Başkan: Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın Vural: Her şeye cevap vermek zorunda mısınız ya!

Başkan: Şimdi, AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Necdet Ünüvar, Adana Milletvekili.

Sayın Vural: Ne kadar eleştirileri hazmetmiyorsunuz ya! Yani edebince bir eleştiri getirdi ya…

Sayın Akdağ: Biz de edebince karşılık verdik.

Sayın Vural: Efendim, bilmem ne, bilmem ne, bilmem ne…

Sayın Korkmaz: Ama o kadarcık olsun Sayın Bakan. O da eleştiri hakkını kullanıyor.

Sayın Ünüvar: Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

Sayın Vural: Yani siz doktorları kalkıp tahrik ederken vatandaş da yaparken sizinki sataşma olmuyor da Beyefendi’nin söylediğiyle mi size sataşılıyor?

Başkan: Sayın Vural, lütfen…

Sayın Akdağ: Biz doktorları tahrik etmedik, hiç yapmadık öyle bir şey, yapmam da…

Sayın Vural: Hep yapıyorsunuz.

Başkan: Sayın Bakan, lütfen…

Sayın Vural: Ne zaman konuşsanız zaten Mecliste hep problem çıkıyor.

Sayın Akdağ: Problem yok, gayet kibarız birbirimize.

Başkan: Sayın Ünüvar, buyurun…

Sayın Vural: Problemin kaynağısınız ya. Palandöken Eczanesi’nden bahsetmek lazım tabii.

Sayın Akdağ: Bahset!

Sayın Vural: Bahsederim.

Sayın Akdağ: Delikanlıysanız bahsedin!

Sayın Vural: Sen kimsin lan! Sen kimsin!

Sayın Başkan, sözünü geri alsın! Sözünü geri alsın!”

(AK PARTİ sıralarından “Kim geri alacak?” sesleri)

Bir saniye sayın milletvekilleri, lütfen müsaade edin. Tutanakları okuyoruz burada.

“Başkan: Sayın Bakan, lütfen…

Sayın Akdağ: Siz sözünüzü geri alacaksınız!”

OKTAY VURAL (İzmir) – “Sen kimsin lan!” mı demişim efendim? Ben “lan” sözcüğünü geri alıyorum.

BAŞKAN – Tamam, ben her ikinize de söz veriyorum.

Buyurun, yerinizden.

Açar mısınız lütfen, sisteme girin.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, bazı ifadelerini geri aldığına ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani ben o sözcüğü geri alıyorum. Sayın Bakan kullandığı ifadeyi geri alsın, aksi takdirde benim de onunla ilgili söyleyeceğim şeyler var. Eğer…

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

Sayın Vural “lan” sözünü, kelimesini veya cümlesini geri aldı.

Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, zaten bu nida Sayın Bakanın o ifadesinden sonra kullanılmıştır. Dolayısıyla, bizatihi tek başına değerlendirilmesi doğru değil.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Geri alma, özür dileme anlamına gelir.

Buyurun Sayın Bakanım, lütfen siz de geri alın.

5.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, bazı ifadelerini geri aldığına ilişkin açıklaması

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Başkanım, gerginlik içinde zaman zaman birbirimize karşı farklı kelimeler ya da cümleler kurabiliyoruz. Bence Sayın Başkan “lan” sözcüğünü geri almakla büyüklük gösterdiler. Ben de “Delikanlıysan söyle.” sözünü geri alıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

Şimdi söz sırası AK PARTİ Grubu adına Necdet Ünüvar, Adana Milletvekilinde.

Buyurun Sayın Ünüvar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin, doktorların ve diğer sağlık personelinin çalışma ortamlarının güvenliği ile ilgili alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/49) (Devam)

2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, sağlık sisteminin ve sağlık personelinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/113) (Devam)

3.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 26 milletvekilinin, doktorların ve diğer sağlık personelinin güvenlik sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/118) (Devam)

4.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 24 milletvekilinin, doktorların maruz kaldığı şiddet olaylarının nedenlerinin ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/252) (Devam)

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 24 milletvekilinin, Şanlıurfa'daki hastanelerde görev yapan doktorların uğradıkları saldırıların nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/253) (Devam)

6.- İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 22 milletvekilinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/254) (Devam)

7.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, hasta ve hasta yakınlarının sağlık çalışanlarına uyguladıkları şiddetin sebep ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/255) (Devam)

8.- Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ve 37 milletvekilinin, ülkemizde sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/256) (Devam)

9.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 22 milletvekilinin, hekimler ve sağlık emekçilerine yönelik gerçekleştirilen ve özellikle son dönemlerde artan şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/257) (Devam)

10.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 20 milletvekilinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının nedenlerinin, çözüm yollarının ve şiddeti önleyici politikaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/258) (Devam)

AK PARTİ GRUBU ADINA NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi AK PARTİ Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Dünya Sağlık Örgütü şiddeti “Kişinin kendisine, başka birisine, bir gruba, topluma karşı gücünü istemli olarak kullanması ya da tehdit etmesi.” olarak tanımlamaktadır. Şiddet, farklı kılıklarla ve farklı alanlarda karşımıza çıkabilmektedir. En son, çirkin yüzünü Gaziantep’te gördük. Gaziantep’te yaşanan menfur saldırı sonucu, henüz mesleğinin ve hayatının baharında olan, pırıl pırıl, genç bir hekim kardeşimizi kaybettik. Acımız ve üzüntümüz çok büyüktür.

Hatırlatmak isterim ki Operatör Doktor Ersin Arslan, henüz yirmi altı yaşında, genç bir hekimdi. Türkiye’de sayısı belki de 100’ü bulmayan göğüs cerrahlarından biriydi. Dört aylık hamile bir eşi vardı. Pırıl pırıl bir geleceği ve güzel hayalleri vardı. Ben bu Değerli Kardeşime Allah’tan rahmet; eşi, yakınları, sağlık çalışanlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, ben de bir hekimim. Yaşanan olaylar beni de derinden etkiledi ve çok üzdü. Sizlerle duygularımı bu konuşma vesilesiyle paylaşmak istiyorum.

Dünyada bazı meslekler vardır ki hakkını vermeden yapamazsınız; öğretmenlik, liderlik, askerlik ve hekimlik gibi. Listeyi uzatmak mümkün. Hekimlere, bildiğiniz gibi, doktor da denilmektedir. Doktor, Yunanca “öğretici” anlamındadır. Bir nevi öğretmendir aslında; genç hekimleri eğitir, halkı eğitir, kendini eğitir. Doktor, aynı zamanda liderdir, toplumu peşinden sürükler gider. Hayatınıza zaman zaman kısıtlamalar getirir, yaşam kaliteniz için yaşamınıza müdahale eder, şunu yemelisiniz, şunda fayda var der ve toplum da buna uyar. O hâlde, hekimlik doktorluktur, liderliktir, öğretmenliktir.

Ben de yirmi sekiz yıllık hekimlik hayatımda hemen hemen her pozisyonda hekimlik yaptım. Hekimliğin ne olduğunu acısıyla tatlısıyla yaşamış birisiyim. Ama bir hekim, sadece hekimlerin değil, sağlık çalışanlarının neler yaşadığını, onların hâletiruhiyesini de çok iyi bilir. Sağlık çalışanlarının tamamına yakını hastasıyla sevinir, hastasıyla üzülür. Çalışır, çabalar ama bazen de başaramaz. Hekimlik öyle bir meslektir ki bazen iyileştirirsin, suçlu olursun; bazen çabalarsın, ölümden döndürürsün, sakatlık olur. Hastayı koşturamadığı için eleştirildiği olur, iyileştirmek için elinden geleni yapar ama yine de hastası ölebilir ve sonrasında tabii birtakım üzücü hadiseler de söz konusu olabilir; mahkemeler, hukukçular, davalılar, davacılar, uğraşır durur doktorlar, sağlık çalışanları. Zor olan budur.

Tabii, bu çerçevede, Abdurrahim Karakoç -Allah şifa versin, Sayın Karakoç şu anda hastanede yatıyor, durumu da hamdolsun bugün daha iyi- vatandaş-doktor ilişkisini çok veciz bir şekilde “Doktor Bey” şiiriyle anlatmıştır. Bunlardan okumayacağım. Bu dörtlükte olan doktorlar şu anda yok. Vatandaşların sıkıntısı da hamdolsun daha az. Bu vesileyle Abdurrahim ağabeye de Allah’tan acil şifalar diliyorum, tez zamanda ayağa kalkmasını da diliyorum.

Değerli arkadaşlar, kötülüğe karşı kötülük yapmak doğru değildir ama anlaşılabilir, tevil edilebilir; ama iyiliğe karşı kötülük yapmak ise insanlık dışı, menfur bir harekettir, cinayettir. İşte, hekimin zorluğu burada başlar, bir yandan ilahî kaderin tecellisiyle bir yandan da bazı insanların kendince adalet anlayışı arasında sıkışıp kaldığı olur. Tabii, adalet demişken Kanunî Sultan Süleyman’ı da anmadan geçmek olmaz. Kanunî ne demişti: "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi/ Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi."  Sıhhat o derece önemli yani. 

Tabii, doktorlar, kendi kendini de zaman zaman hastaları için perişan eder, evlilik hayatı, çocuklarının büyümesini izlemekte de zorluk çeker. Erich Segal aslında bunu “Doktorlar, evliliklerini kurban eden, çocuklarının büyümesini izlemenin benzersiz fırsatını kaçıran insanlardır.” diye tarif eder. “Tabii asık suratlı istatistikler de şunu gösteriyor ki doktorlar sık sık hastalarından daha kötü acılar çekerler. Çünkü kimse yıkılan bir evliliği onaramaz ya da babasının sürekli savsaklamaları yüzünden yıkıma uğramış çocukların ahlakını düzeltemez.” diye Erich Segal ifade eder.

Değerli milletvekilleri, sağlık kuruluşları ve sağlık çalışanları savaş zamanlarında bile dokunulmazlığı olan yerlerdir, kişilerdir. Bu bağlamda, sağlıklı yarınlarımızın teminatı olan hekim kardeşlerimize ve sağlık çalışanlarımıza sahip çıkmanın önemini bir kez daha hatırlatmak isterim. Bu sebeple, siyaset ve politika gözetmeksizin ortak paydada buluşabilmek toplumumuzun refahı ve sağlıklı geleceği adına ciddi önem teşkil etmektedir. Ama üzülerek ifade etmeliyim ki bugünkü konuşmalarda da bazı şeylerin birbirine karıştırıldığını görüyoruz. Performans uygulamasıyla şiddet arasında bir ilişki kurmak gerçekten çok uygun olmayan bir davranış çünkü performans uygulamasının öncesini de biliyoruz. Yirmi sekiz yıldır hekimlik yapıyorum, burada hekim olan arkadaşlarım, kardeşlerim var. Performansla hastaya ayrılan sürenin arttığını, memnuniyetin arttığını çok rahatlıkla söyleyebilirim. Dolayısıyla yeni sağlık sistemiyle şiddet ortamının bağdaştırılmasının hiç yakışık almadığını ifade etmek isterim. Kaldı ki Memur-Sen’e bağlı Sağlık-Sen Sendikası tarafından yapılan bir araştırmada, sağlıkta şiddetle ilgili yapılan çalışmalarda, sağlık politikalarının yüzde 6,3 olduğu, daha çok, yüzde 34,5 oranında kötü iletişimin, yüzde 13,8 bekleme sürelerinin, yüzde 12,1 olarak da sağlık çalışanının aşırı iş yoğunluğunun etkili olduğu ifade edilmiş.

Tabii, dün Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu da olaya bambaşka bir yaklaşım getirdi ve hakikaten enteresan bir yaklaşımdı. Sayın Kılıçdaroğlu konuşmasında –burada tam metni var ama onu okumayacağım- on yedi yaşındaki çocuğun dedesinin maaşını alabilseydi bu işi yapmayacağını ifade ediyor ve burada tabii Sayın Başbakanın bu olayı tahlil etmesi gerektiğini, bu ülkede neler olduğunu ifade ediyor. Dolayısıyla konunun gerçekten birbirine katıp karıştırıldığını da çok rahatlıkla söyleyebilirim.

Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, hepimiz dikkatli ve sorumlu davranmak durumundayız. Zaman zaman şiddeti protesto adına yapılan yanlışlıklar şiddeti besleme riski taşıyor. Protesto yapacağız diye vatandaşın sağlık hizmeti almasına engel olmak, sağlık çalışanı ile hasta arasındaki sevgi bağını zedeleyebilir ve yeni şiddetlere yol açabilir. Bu noktada basınımıza da çok önemli görevler düşmektedir. İyi tetkik edilmeden, hakkaniyet gözetilmeden yapılan haberler, yanlış yönlendirmelere sebep olabilmektedir. Şiddetle mücadelenin birlikte, topyekûn sürdürülmesi gereken bir mücadele olduğunu daima hatırlamak durumundayız. Bunu yaparken, biz sağlık ailesi olarak, insanımıza hizmeti aksatmadan sürdürmeye devam edeceğiz, gayret edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, hekimler ve bütün sağlık çalışanları, insanların en zor günlerinde, en ızdıraplı anlarında yanlarında bulunan, en mahrem durumlarına tanıklık eden kahramanlardır. Dolayısıyla onların o beyaz önlüklerinin bunu ifade ettiği kişilere bizler de çok yakinen ilgi göstermek, yanlarında, yakınında bulunmak durumundayız ama maalesef şiddet zaman zaman sağlık alanında da karşımıza çıkmaktadır ve hatta en dramatik, en acı tablo olarak da sağlıkta görüyoruz ama aile içinde, trafikte, sporda da sık sık şiddete maruz kaldığımız malumunuzdur.

Şiddet bu açıdan bakıldığında, sadece sağlığı değil, toplumun bütününü ilgilendiren bir sorundur. Şiddeti meydana getiren hususları irdelemek ve sebepleri ortaya çıkarmak bu bağlamda temel gayelerimizden birisi olmak durumundadır. Umuyorum ki bu kurulacak araştırma komisyonunda da bilim adamları, bilim adamları, sosyologlar, psikologlar, kanaat önderleri ve toplumda rol alan öncü kişilerle yapılacak çalışmalar, atılacak adımlar bu konunun çözülmesinde bizlere yol gösterecek, yaşanan menfi olayları azaltmaya yardımcı olacaktır.

Tabii, şiddet değerli milletvekilleri,  dün vardı, bugün de var, yarın da var olacaktır. Sadece bugünün sorunu değildir, sadece Türkiye’nin sorunu da değildir. Biraz önce Sayın Bakanımız İngiltere örneğinden ifade etti; Kanada’dan, Avustralya’dan, Amerika’dan, Almanya’dan, Fransa’dan da rakamlar vermek mümkündür ama sizleri rakamlara boğmak istemiyorum.

Bakanlığımızın ve grubumuzun bu konudaki araştırma komisyonu kurulmasındaki tavrı gerçekten son derece cesur bir tavırdır çünkü en iddialı olduğumuz bir alanda tartışma yapabilmek her iktidarın göze alabileceği bir cesaret değildir. Belki bu komisyon çalışmaları sonucunda bazı ek tedbirler gerekecektir ama Sağlık Bakanlığımız ve Sayın Bakanımız zaman zaman memnuniyet oranı yüzde 39’dan 76’ya çıksa da hekimlerimizin hakkını geçmişle mukayese edilemeyecek ölçüde versek de sağlık çalışanlarımıza gereken ilgiyi, alakayı geçmişle mukayese edilemeyecek ölçüde versek de bunun yeterli bir derece olmadığını, seviye olmadığını ifade ediyor. Belki bu yeni ek tedbirler, değerli milletvekillerimizin tedbirleri veya önerileri mutlaka o memnuniyeti artıracaktır. Olayın bütün boyutlarıyla ele alınması, incelenmesi, tedbirlerin gözden geçirilmesi son derece önemlidir. Bir tane bile sağlık personelinin burnunun kanaması Meclis araştırma komisyonunun dört ay çalışmasına değer yani hiçbir sağlık çalışanımızın burnu kanamasın, ayağına diken batmasın istiyoruz.

Belki bu vesileyle biz doktorlar bunu çok iyi biliyoruz ama Türkiye Büyük Millet Meclisinin iktidarı muhalefeti bütün milletvekilleri de sağlık çalışanlarının ne kadar fedakârca çalıştığını, ne denli yoğun gayret gösterdiğini de anlamak ve tespitleri ortaya koymak durumunda olacaktır. Bu da komisyonumuzun ekstradan bir faydası olacaktır. Onlar çünkü bizim en zor günümüzde yanımızda. O hâlde biz niçin onların zor günlerinde yanlarında olmayalım, onlar bunu fazlasıyla hak ediyorlar.

Tabii hepimizin elimizi taşın altına sokmamız gereken bir sorun. Şiddeti, ancak, vatandaşla sağlık çalışanlarının birbirini daha çok anlayarak, sevgi ve empati yaparak ve bu köprüleri oluşturarak aşabileceğine inanıyorum.

Şiddeti besleyen unsurları da göz ardı etmemek lazım. Bu konuda -biraz önce basından bahsettim- medyanın gerçekten çok duyarlı olmasını, rating kaygısıyla, bazen olmadık noktalarda, yansımasının nerede olacağını bilemediğimiz haberleri yapmamasını, bu haberleri yaparken daha özen göstermesini de bir hekim olarak tavsiye etmek durumundayım.

Tabii, şiddet kimden, kime karşı olursa olsun asla kabul edilemez. Çünkü hekim ameliyat edeceği her hastanın iyileşeceğini garanti etmez, hastaya şifa verme gücü yoktur. Hekimin eğer böyle bir gücü olsaydı, hiçbir hekim hiçbir hastasından bu gücü esirgemezdi. Tıbbi müdahaleler bazen istenildiği gibi sonuçlanmayabilir, hasta iyileşmeyebilir, kötüleşebilir, hatta kaybedilebilir. Bu olaylar hekimin hatalı olduğunu göstermez veya sağlık çalışanlarının hatalı olduğunu göstermez ekip olarak. Tabii, hekim veya sağlık çalışanının hatalı olduğu düşünülüyorsa bunun için yapılması gereken şey bellidir.

Dolayısıyla, şiddetin asla bir hak arama yolu olmayacağını ve bunun bir suç olduğunu hepimizin zaten kabul ettiğini düşünüyorum ama topluma da bunu çok net bir şekilde anlatmamız gerekiyor. Bu tür olayların hak ettiği cezaya çarptırılmaması, benzer olayların yaşanmasına da zemin hazırlayacaktır.

Zaman zaman bizler de hekim olarak görüyoruz, iletişim problemleri söz konusu olabiliyor. İletişim sadece şiddeti yapanla şiddete uğrayan arasında değil, daha sonraki aşamalarda, yargı veyahut da polislerimiz, emniyet güçlerimiz arasında da bir iletişim kopukluğu olabildiğini görüyoruz. Dolayısıyla, hak arama yöntemlerinin de topluma net bir şekilde anlatılması ve toplumun da yapılanlardan ortaya çıkacak cezai müeyyideleri de net olarak bilmesinde fayda var.

İngiltere’de gerçekten çok önemli çalışmalar yapılmış. Biraz önce Sayın Bakanımız konuşmasında, alınacak birtakım ek tedbirlerden bahsetti. Bunların yapılmasının, sağlık alanında yaşanan, istenmeden de olsa yaşanan bazı hadiselerin önüne geçeceğini düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, toplumsal sorunlarda topyekûn toplumsal sorumluluk gerekir. Bu nevi konularda siyasi duygularımızı bir kenara bırakıp ortak adım atmak gerekir çünkü bu ülke bugün var, yarın da var olacak ve bizlerin bu ülkeyi bizim devredeceğimiz kişilere daha iyi bir şekilde devretmek gibi bir sorumluluğumuz var.

Kuşkusuz hepimizin bir siyasi görüşü var, hepimizin bir olaya farklı yönlerden bakabilme, olayları farklı yorumlayabilme yeteneğine sahip olduğumuzu biliyoruz. Gelin bu konudaki, bu yöndeki görüşlerimizi ve kabiliyetlerimizi bir kenara bırakalım, olaya hepimizin bir sorunu gibi yaklaşalım ancak bu şekilde çözüm üretebiliriz. Sağlık çalışanları hepimiz için çalışıyor, hepimizin de onların yanında durma zorunluluğumuz var.

Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, topyekûn ortak bir sorumluluk ortaya koymamız bu ülkenin hayrına olacaktır ama tabii elimizi taşın altına koyarken bir gün önce şiddeti önleme adına imza atıp, ertesi gün de o imza attığımız elimizle bir doktora yumruk atma sorumsuzluğu içinde de olmamamız gerekiyor. Onun için, bunu kimden gelirse gelsin topyekûn karşılamak ve bunu telin etmek durumundayız.

Tabii, her konuda şahin kesilen Türk Tabipler Birliği ve SES sendikasının da bu konuda çok fazla sesinin de çıkmadığını ifade etmeliyim. Yani, olayı yapan a veya b partisinden, olayı yapan a veya b şahsı olmasına göre de kanaatlerimizin değişmemesi gerekiyor. Onun için, burada sorumluluğu başkası üzerine atıp kendimizin bir kenara da sıyrılmaması da gerekiyor. Dolayısıyla, bu konuda bizlerin ortak hareket etmesi bu ülkeye olan sorumluluğumuzun da gereğidir.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başkan; toparlamak gerekirse canla başla bayrağımızın dalgalandığı her yerde sağlık hizmetini gönülden ifa eden sağlık çalışanlarımıza çok şey borçluyuz. Geceleri uyurken sağlığın nöbetini tutan, hastasının iyileşmesini dört gözle bekleyen hekim ve sağlık çalışanı kardeşlerimiz sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü fazlasıyla hak ediyorlar. Şiddetsiz bir sağlık ortamı için siz değerli milletvekillerimizin de elini taşın altına koymasını ve bu sorunu siyaset ötesi bir sorun olarak algılayıp çözüme gidecek yolda cesaretle adım atmasını arzuluyorum. Sağlık camiasının da istek ve temennilerinin bu yönde olduğunu biliyorum. Sağlık çalışanlarının fedakârca çalışmasının karşılığını fazlasıyla vermemiz gerektiğini de biliyorum.

İnşallah, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da… Sayın Bakanımız zaten bu komisyonun kurulmasını gönülden arzu etti çünkü öteden beri sağlık sistemi ile şiddet veya gayrimemnun sağlık çalışanı -tırnak içinde ifade ediyorum- bağlamında birtakım şeyler ifade ediliyordu. Umuyorum ki bu araştırma komisyonu çalışmaları en azından bu eleştirilerin de yersiz olduğunu ortaya çıkaracaktır. Ben beş yıl sağlık müsteşarlığı yapmış bir kişi olarak geçmişle mukayese edilemeyecek ölçüde hem vatandaşımızın hem sağlık çalışanlarımızın memnuniyetinin arttığını ve onların arasında sevgi köprüsünün daha kuvvetli bir şekilde kurulduğunu biliyorum, onu hissediyorum, gördüm, yaşadım, bugün de yaşıyorum ama bu araştırma komisyonuyla en azından -sağlık dışından da mutlaka arkadaşlarımız olacaktır veyahut da muhalefetten de arkadaşlarımız olacaktır- bunlar konuşulacak, görüşülecek ve ortaya güzel bir rapor çıkacaktır ve o raporla ilgili de Sayın Bakanımız büyük bir hoşgörüyle burada, zaten bu çıkacak kararlarla ilgili konuya duyarlı yaklaşacağını ifade etti.

Ben kurulacak araştırma komisyonunun sağlık çalışanlarımızın daha mutlu, vatandaşlarımızın da daha sağlıklı olmasına vesile olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen sisteme girer misiniz Sayın Hamzaçebi, sözlerinizin anlaşılması için.

Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Konuşmacı, konuşmasında Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun dünkü grup toplantısında kullanmış olduğu bir cümleyi kullanılış amacından daha farklı bir anlamda kullanmak suretiyle grubumuza sataşmada bulunmuştur. Sayın Kılıçdaroğlu’nun, Gaziantep’te meydana gelen olayda bir doktorun ameliyat ettiği bir hastanın ölmesi sonucunda, onun torunu tarafından öldürülmesi sonucunda “Eğer o torun, o kişi, cinayeti işleyen kişi dedenin maaşını alabilseydi bu cinayeti işlemeyecekti.” şeklinde özetleyebileceğim açıklamasını bir başka anlama gelecek şekilde kullanmıştır. Bu nedenle, söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

Lütfen, iki dakikada…

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adana Milletvekili Necdet Ünüvar’ın CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sağlık çalışanlarına yönelik olarak meydana gelen şiddet olaylarının önlenmesine ilişkin olarak tüm siyasi parti grupları tarafından verilen Meclis araştırma önergelerini görüşüyoruz. Toplam on adet Meclis araştırma önergesi vardır, bunun altı tanesi Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna aittir ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun öteden beri vermiş olduğu, vermekte olduğu bu önergeler üzerine bugün -tabii ki, diğer siyasi parti gruplarının da önergeleri var- böyle bir noktada buluşulmuş olmasını olumlu buluyorum. Umarım ve temenni ederim ki, kurulacak olan Meclis araştırma komisyonu bu konuda gerekli önlemleri ortaya koysun ve yürütme organı da bu önlemleri alsın.

Sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti konuşurken, her şiddet olayının veya birçok şiddet olayının bir başka yönü de bulunmaktadır. Gaziantep’te meydana gelen olayda ameliyat edilen kişinin ölmesi sonucunda o kişinin torunu olan bir şahsın, genç bir çocuğun doktoru öldürmesinin arkasında     -tabii ki, bu öldürmeyi şiddetle kınıyoruz ama- bu olayın bir başka tarafında da bir başka dram var. Bu aile parasız, yoksul, dar gelirli bir aile. Sayın Kılıçdaroğlu buna vurgu yapan bir ifade yapmıştır yani bu şiddet tabii ki, önlenmelidir, hiçbir şekilde şiddetin haklı bir nedeni olamaz, kesinlikle bunu reddediyoruz. Hiçbir şekilde şiddete hak vermek mümkün değildir ama öte taraftan da ülkemizde bir yoksulluk vardır, insanlarımız önemli ölçüde yoksuldur, dar gelirlidir, günlük geçim giderlerini karşılayamayacak düzeydedir. Sayın Kılıçdaroğlu’nun ifade ettiği, bu kişilerin aynı zamanda böyle bir gelire ihtiyacı olduğudur yoksa herhangi bir şekilde bir başka anlama gelecek bir cümle kullanmamıştır.

Teşekkür ederim, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VI.- MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin, doktorların ve diğer sağlık personelinin çalışma ortamlarının güvenliği ile ilgili alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/49) (Devam)

2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, sağlık sisteminin ve sağlık personelinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/113) (Devam)

3.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 26 milletvekilinin, doktorların ve diğer sağlık personelinin güvenlik sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/118) (Devam)

4.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 24 milletvekilinin, doktorların maruz kaldığı şiddet olaylarının nedenlerinin ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/252) (Devam)

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 24 milletvekilinin, Şanlıurfa'daki hastanelerde görev yapan doktorların uğradıkları saldırıların nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/253) (Devam)

6.- İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 22 milletvekilinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/254) (Devam)

7.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, hasta ve hasta yakınlarının sağlık çalışanlarına uyguladıkları şiddetin sebep ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/255) (Devam)

8.- Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ve 37 milletvekilinin, ülkemizde sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/256) (Devam)

9.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 22 milletvekilinin, hekimler ve sağlık emekçilerine yönelik gerçekleştirilen ve özellikle son dönemlerde artan şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/257) (Devam)

10.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 20 milletvekilinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının nedenlerinin, çözüm yollarının ve şiddeti önleyici politikaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/258) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, önerge sahibi olarak şahsı adına söz isteyen Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker.

Buyurun Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sözlerime başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bizler bu araştırma önergelerini hazırlarken ciddi bir zaman harcıyoruz. İş olsun diye, Meclisin çalışmasını engellemek amacıyla da bunları yapmıyoruz. Mecliste önergeler hazırlanırken de aynı yöntemi izliyoruz. Ama görüyorum ki, yani muhalefet partisi böyle bir araştırma önergesini verdiğinde, böyle bir değişiklik önergesini verdiğinde hep bu gözle bakılıyor, “Bir engelleme amacıyla mı yapılıyor?” maksadıyla bakılıyor; oysa bizim bu önergeyi verdiğimiz tarih ekim ayının 6’sı. Aytuğ arkadaşımızın, Sayın Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın önerge verdiği tarih eylül ayıydı. O önerge de gündeme gelmedi. Biz kendimiz onu 14 Martta bu Mecliste gündeme getirdik. Dedik ki: “Sağlıkta artan bir şiddet var. Artmasa bile, aynı kalsa bile, eksilse bile sağlıkta bir şiddet var ve bunu kabul etmek lazım. Bu, sağlık çalışanlarına karşı, hekimlere karşı, hemşirelere karşı yapılan bir şiddet. Buna bir tedbir alalım, bunu düzenleyelim, elimizden geleni yapalım.” diye bir önerge vermiştik ve 14 Mart vesilesiyle de Meclise getirdik, maalesef yine sizlerin ret oylarınızla kabul edilmedi.

Sevgili arkadaşlar, şimdi, belki de ekim ayında biz böyle bir komisyon kursaydık ve çalışsaydık, ekim ayında bunu gündeme getirseydik, bu sorunları çözmeye çalışsaydık belki de bu arkadaşımız bugün aramızda olacaktı; bence aslında işin en can alıcı noktası burası. Lütfen, bu konuda verilen bu araştırma önergelerinin biraz daha ciddiyetle üzerinde durup, araştırıp, üzerinde çalışıp sonuçlandırmaya çalışmak lazım.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Esenyurt Devlet Hastanesinde şiddetin olduğu gün!

MEHMET ŞEKER (Devamla) – Evet, evet…

Şimdi, sayın milletvekilleri, sağlıkta dönüşüm, başlangıçta, o gün Genel Başkanımızın da bahsettiği gibi iyi umutlarla başladı, bazı şeylerde düzelme oldu. Bunlara biz de tabii, doğru yapılanlara “doğru” demek zorundayız ama maalesef son yıllarda sağlıkta dönüşüm sağlıkta ticarileşmeye döndü. Artık sağlıkta hastaneler bir ticarethane, maalesef hastalar da bu ticarethaneye gelen müşteriler olarak görülmeye başlandı. Özel hastane sayılarında artış oldu. Özel hastane sayıları artarken bunları büyük şirketler kurmaya başladılar. Özel sağlık şirketleri açılırken belli bir zaman sonra bu hastanelere maalesef vatandaştan para alabilmesi için katkılar konulmaya başlandı. Bu katkılar öyle rakamlara çıktı ki yüzde 90’lara ulaştı. Dolayısıyla şu anda özel bir hastaneye giden vatandaş ekonomik durumu yerinde değilse bu katkıları ödeyemez durumda. Dolayısıyla büyük çoğunluğuyla hastalar devlet sektörüne, devlet hastanelerine dönmeye başladılar, bu da bu hastanelerde yığılmalara sebep olmaya başladı. Burada maalesef sağlıkta dönüşüm bize aslında çok ciddi bir şekilde bir sıkıntıyı da gündeme getirdi. Bu neydi? Bu da… Biz hep şunu söylüyoruz: “Sağlıktan ne kadar memnunsunuz?” vatandaşa soruluyor. “Yüzde 76 memnunum.” Ama aynı şey doktorlara soruluyor –Sayın Bakanım da burada, biliyor- doktorlar da diyor ki: “Biz de verdiğimiz hizmetin yüzde 85’inden memnun değiliz.”

Sevgili arkadaşlar, maalesef son yıllarda sadece reçete yazan, tahlil yapan, tetkik yapan bir doktor grubu yetiştirmeye çalıştık. Performanstan para alan, bunun için mücadele eden, bunun için gayret gösteren bir hekim grubu oluşturmaya başladık. Oysa ülkemizde ciddi anlamda koruyucu sağlık hizmetine önem vermemeye başladık, bunun da çok ciddi… Aslında ben daha önce de bundan bahsetmiştim, yine söyleyeceğim, maalesef şu anda koruyucu sağlık hizmetlerine yeterli önemi vermediğimiz için diyabet hastalığında, hipertansiyonda, kalp hastalığında, kronik obstrüktif akciğer hastalığında, verem ve kanser gibi hastalıklarda da artış var. Demek ki bir şeyi yanlış yapıyoruz. Çok hasta bakmakla, çok insanı tedavi etmekle, çok insana reçete yazmakla, çok insana tetkik ve tahlil yapmakla bir yere varılmıyor. Bir ülkenin en iyi göstergesi, işte kronik hastalıkları artıyorsa o ülkede sıkıntı var demektir ve yine bilim adamları diyorlar ki: “Bir sonraki nesil sizden daha kısa ömürlü olacak.” Bunun sebebi ne? Maalesef koruyucu sağlık hizmetlerine yeterli önem vermediğimizden kaynaklanıyor.

Ve en önemlisi de, biraz önce buradan konuşurken herkesin söylediği gibi, siyasi polemikler sağlıkta şiddetin artmasına sebep olmuştur. Ne dedik? Doktorları açgözlü olmakla suçladık. Ne dedik? “Yurt dışından hemşire getireceğiz. Siz yeteneksizsiniz, siz bu işi yapamazsınız; biz size yurt dışından hemşire getireceğiz.” dedik. Ne dedik? “Size yurt dışından doktor getireceğiz.” dedik. Maalesef “Doktora değil ben hemşireye iğne yaptırırım.” dedi Sayın Başbakan. Bütün bunlar, maalesef, siyasi anlamda polemik konusu olmakta ve sağlıkta şiddetin, bugün önümüze gelen şiddetin en önemli sebeplerinden de birisi olarak görülmektedir.

Sayın Ünüvar, burada, hekim arkadaşlarımızın eylem yapmasını eleştirdi. Sevgili arkadaşlar, hekimler böyle bir günde eylem yapmayacak da ne zaman yapacak? Bir hekim arkadaşımız hayatını kaybetmiş, sağlıkta şiddet alabildiğince artmış, her gün… Kamuoyuna yansıyan bu bizim bildiğimiz, Sayın Bakanın söylediği gibi de sadece bize bahsedilen, basına düşen, haberimiz olan sağlıkta şiddeti konuşuyoruz burada. Oysa her gün her hastanede hekimler ve sağlık çalışanları itilip kakılmaktalar, bunları yaşıyorlar; kimisi basına yansıyor, kimisi yansımıyor ama yansımayanlar çoğunlukta. Onun için, burada hekim arkadaşların, özellikle Türk Tabipler Birliğinin bu konuda duyarlı davranmasını da takdirle karşılıyorum.

Peki, biz ne yapacağız sağlıkta başarılı olmak için? Burada samimiysek -bu komisyon tabii çalışacak, başarılı şeyler yapacağına da eminim- aslında şunları yapmak gerekiyor:

Öncelikle, Türk Ceza Kanunu’na sağlıkta şiddet ile ilgili maddeleri eklemek zorundayız. Bunu eklemiyorsak bu komisyon, maalesef, sadece bir rapor hazırlamakla kalır.

Yine, başta Doktor Ersin Arslan olmak üzere görevi başında bu tür saldırıya uğrayan meslektaşlarımızın geride kalan yakınlarının geleceklerinin güvence altına alınması ve sorumluluğun yerine getirilmesi için tedbir alınması lazım. Bunu da Bakanlığın yapması lazım.

Yine, kurduğunuz doktor şikâyet hattı, kısa adı “SABİM” olan Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezinin, sağlıkçılara, hekimlere yönelik bir şiddet unsuru olarak kullanılmasına son verilmesi lazım. Hattın bu yönüyle işlevinin gözden geçirilinceye kadar durdurulduğunun da açıklanması lazım. Eğer tedbir alacaksak bunları yapmak zorundayız.

Tüm sağlık kuruluşlarının -kamu, özel sağlık kuruluşlarının- “çalışan sağlığı ve güvenliği” yaklaşımıyla şiddet açısından risk değerlendirilmesinin de yapılması lazım. Bunu da çok acil bir şekilde Sağlık Bakanlığının yapması lazım. Politikacıların, bakanların, üst düzey yetkililerin hekimleri, sağlıkçıları hedef gösteren ve değersizleştiren söylem ve üsluplardan da vazgeçmesi lazım. Eğer bu komisyondan bir şey elde etmek istiyorsak bunları çok kısa bir şekilde yerine getirmek zorundayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yıllarda artış gösteren doktorlara şiddet içerikli saldırılar toplumsal bir sorun hâline gelmiştir. Bu durumun nedenleri ise sadece güvenlik boyutuyla açıklanamayacak kadar derindir. Hastaların hakları konusunda yeterli bilgiye sahip olmaması, ekonomik olarak yaşanan sorunların sosyopsikolojik olarak dışa vurumu, hastane çalışanları için yeterli güvenliğin olmaması ve daha da önemlisi çoğu zaman sağlık sistemindeki bozuklukların tek nedeninin doktorlar olduğunun yetkililer tarafından ifade edilmesi gibi nedenler doktorları hedef hâline getirmektedir.

Ülkemizde yaşanan üzücü olaylar sağlık personelinin moralini bozmakta, çalışma şevkini kırmakta ve sağlık personelini de yıpratmaktadır. Sağlık personeli hasta ve hasta yakınlarının fiziki ve sözlü saldırılarına maruz kalmaya devam etmektedir. Hastane kampüsü içerisinde bu tür olaylara müdahale edecek bir polis noktası bulunmaması, hastanelerde bulunan polislerin sadece hastaneye intikal eden adli vakalarla ilgilenmesi ve genellikle taşeron şirket elemanı olan hastanelerdeki güvenlik görevlilerinin yeterli yetkiye sahip olmaması sorunun güvenlik kısmının ne derece ciddi bir boyutta olduğunu da bizlere göstermektedir.

Sağlık hizmetinin kaliteli ve huzurlu bir şekilde sunulması, toplum sağlığının gelişmesi açısından olmazsa olmaz bir ilkedir. Sağlık personeli ve özellikle doktorların saldırıya uğrayacağı düşüncesiyle hareket ederek hizmet vermeye çalışması, toplum sağlığının gelişmesine, yeterli katkıyı sunmasına da engel olacaktır. Doktorların verimli çalışmaması sadece toplum sağlığını değil ülke ekonomisini de ciddi bir kayıpla sonuçlandıracaktır.

Özellikle son yıllarda, hastanın ölümü sonucunda hasta yakınlarının doktorlara dönük uyguladığı şiddet, küçük saldırıların ötesinde, ölümlere, ölümle sonuçlanmasa dahi sakat kalarak mesleklerinden uzaklaşmalarına neden olmuştur. Doktorlar tehdit altında olduklarını ve mesleklerini yapamaz hâle geldiklerini sık sık da vurgulamaktadırlar.

Bu vesileyle, bu komisyona çalışmalarında başarılar diler, hepinize sağlıklı günler diler, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şeker.

Şahsı adına söz isteyen Emin Haluk Ayhan, Denizli Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye'de her geçen gün artan sağlıktaki sıkıntıların nedenlerinin araştırılması, bunun için alınması gereken tedbirler konusunda Anayasa'nın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasına ilişkin talebimizde önerge sahibi olarak söz aldım.

Bugün burada esasen temel olarak söz almamın nedeni, hayatını kaybeden doktor kardeşimizin başına gelen olay ve bu arada, bugünlerde özellikle sağlık çalışanlarına karşı yapılan muamele. Bunları münferit olay olarak değerlendirmek mümkün olmuş olsa idi, bugün burada bu önergeyi görüşüyor olmazdık. Ancak özellikle şunu ifade etmek istiyorum: Bakıyorum, bütün siyasi partilere mensup milletvekili arkadaşlar ne yapmışlar? Daha önce bu konuda önerge vermişler. Önerge vermelerinin sebebi de açık. Bu konuda bir rahatsızlığın hissedildiği, hissedilmeye başlandığı için, bunun için önerge verilmiş. Fakat iktidar ne yapmış? Bunu uygun görmemiş, böyle bir şeyin görüşülmesine izin verilmemiş, yardımcı olunmamış.

Ne yapılması lazımdı? Buna gerçekten yardımcı olunması lazımdı ki… Önerge verileli çok az bir süre olmasına rağmen ne yapılmış? Hadise vuku bulmuş, biz de Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak böyle bir hadisenin görüşülmesi konusunda mutabık kalmışız, bugün görüşüyoruz.

Durum o kadar vahim ki milletvekilleri, önergeyi verenler sorunu taşımak için gayret gösteriyor, iktidar gayret gösteriyor, herkes bu işten memnun olmaya çalışırken ortam geriliyor, Sayın Bakan sıkıntı çekiyor. Varsa bir mesele, hep beraber bunu götüreceksek ne yapacağız? Bunu tartışacağız.

Burada özellikle ifade etmek istediğim bir husus var. Bakın, iktidar ne için önerge verir? Muhalefet verir, “Araştırılsın.” der ama iktidar ne için önerge verir? İktidar muktedirdir, yapar. Bunu tartışırsınız, araştırırız, ayrı mesele ama bunun ne olduğunu, iktidarın bizatihi zaten bilmiş olması lazım, bu hadiseyi gelip burada muhalefete anlatması lazım; “Siz böyle diyorsunuz ama bunun, her ne kadar sizin söylediğiniz gibi sonuç vuku bulduysa da, temel nedeni budur.” dersiniz.

Bakın, 23 Nisan günü, AKP grup başkan vekili arkadaşlardan bazıları, bu hafta oturumların sakin geçeceğini ifade ettiler, samimiyetle de konuşuldu, biz de Genel Başkan Yardımcısı olarak protokolde bulunduğumuz bir anda bütün parti grup başkan vekilleri bu konuda konuşuyorduk. Ama gördük ki memleketin çok önemli bir meselesini ne yapıyoruz? Açıkta tutuyormuşuz. Bu meseleyi getirdik burada konuşuyoruz, milletin önünde konuşuyoruz. Sizin, “milletin bizi en çok benimsediği” dediğiniz sağlık alanında bu hadise vuku buluyor.

Bakın, ben kendi başıma geleni anlatayım. Bir hastaneye gittiğimde neyi gördüm? Acil serviste -daha önce oldu bu- iş kazası nedeniyle gelen vatandaştan para istendiği ifade edildi ve bir kargaşa oldu. Ben milletvekili olarak olaya müdahil olmadım, sadece dinledim ve yatıştırmaya çalıştım. O gün, burada milletvekili olan AKP’li bir arkadaş daha ben oradan ayrılmadan koşup gelip hastaneye “Haluk Ayhan şov yapıyor.” diye konuşmuş. Buraya geldi ve konuşmaya devam ediyor bu kürsüden. Ben Sayın Başkana dedim ki: “Ya bu doğruyu söylemiyor.” Neden söylemiyor? “Ben oradaydım, hadiseyi gördüm. Bu, görmüş gibi anlatıyor.” dedim. Yani bu hadiselerde hissiyat olabilir, acelecilik olabilir ama ortada bir vakıa var. Sağlık en önemli sektörlerden biri, ülkelerin en önemli hususlarından biri. Sağlık çalışanlarının şiddete maruz kalması, zaten mağdur olan o asistan arkadaşların, o doktor arkadaşların, o “Yetersiz.” dediğiniz, “İthal edeceğiz.” dediğiniz eş değerleri bulunan doktor, hemşire, sağlık memuru arkadaşlarımızın durumunun iyi olduğunu gösterir mi? Gerçekten sıkıntılı bir durum.

Şimdi, “Aile hekimliği sistemini getirdik.” diyorsunuz, “Her şey fevkalade mükemmel.” diyorsunuz. Dört pilot ilden bir tanesi Denizli’ydi. Seçim öncesiydi, bir kuyruk yığıldı -hastaneye gidemedi millet- aile hekimlerinde, alelacele kalktı kuyruk hadisesi. Aile hekiminden hastaneye değil, direkt hastanelere herkes gidiyor. Hâlbuki, bakın, ben yurt dışında sağlık ekonomisi okudum, ben yurt dışında sağlık hizmetleri finansmanıyla, sağlık sigortasıyla ilgili de çalıştım, aile hekimliği sisteminde aile hekimine gitmeden hastaneye acilin dışında giden bir hasta durumu görmedim. Şimdi, gidin siz üniversite hastanelerine, gidin devlet hastanelerine. Ne var? İnsanlar doğrudan doğruya oraya gitmeye çalışıyor. Daha ben bugün ilgilendim. Hastaların problemleri çözülmüş olsaydı, hastaların sıkıntısı olmasaydı, memnuniyeti hakikaten sizin dediğiniz gibi çok fevkalade olsaydı, bu insanlar bizleri, sizleri aramazdı.

Ben, Sayın Bakana Plan Bütçe Komisyonunda, yukarıda sordum, “Bu aile hekimliğiyle sosyalizasyonun farkını bir anlatın.” dedim. Aldığım cevap beni tatmin etmedi, açık söylüyorum. Zabıtlar orada. “Sadece aradaki bürokratik muamelelerde, ne oldu, azalma oldu.” dedi. Hâlbuki bürokratik muamelelerde aile hekimleri açısından bana göre artış oldu.

Şimdi, hizmeti satmak için gayret ediyor. Âdeta orası ihaleye verildi. Batı ülkelerinde, İngiltere’de vesairede bu sistem uygulanıyor ama sistemin kendine göre neleri var? Aşama aşama onları geçerken bir eleme yapıyor. O sıkıntıları ortadan kaldırıyor. Ben bunun tahsilini yaparken gidip bir de operasyon geçirmiş bir arkadaşınızım. Yani bu, sizin söylediğiniz anlamda, meseleyi çözmüş değilsiniz.

“Ülkenin doktor ihtiyacı var.” diyorsunuz. Peki, bu hadiseyi çözecek neler yapıyorsunuz, neler yaptınız? Onuncu senedeyiz. Sıkıntılar var. Diş hekimi başına vizite 67’den 50’lere geldiği zaman çok seviniyorsunuz. Yani günde 50 tane ağız içine bakan bir diş hekiminin bir netice alabileceğini, psikolojik olarak rahat bir insan olacağını düşünmek mümkün mü? Değil. Onları, işçi, bunu yapmakla zorunlu, önüne ne gelirse gelsin akşama kadar bitireceksin diyebilecek bir şekilde ifade etmemiz, sıkıştırmamız, netice almaya çalışmamız doğru bir yaklaşım maalesef değildir.

Şimdi, hastane yapıyoruz. Sayın Bakan burada. TOKİ’nin başındaydı. Canımız istediği yere TOKİ’ye hastane yaptıralım diye uğraşıyoruz. Bazı yerlerde rant olsun diye hastanenin olduğu yerlerden o hastaneleri kaldırıyoruz, ne yapıyoruz o hastanelerin yerine? Alışveriş merkezi yapıyoruz, yani kentsel yaşamı da felç edecek bir hâle sokuyoruz.

Sayın milletvekilleri, ülkelerin sağlık düzeyleriyle ekonomik ve sosyal, kültürel gelişmişlik düzeyleri arasındaki ilişkiler kuşkusuz önemlidir. Ülkelerin bu durumda olması neyi gösterir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Ülkelerin sağlık hizmetleri talebinin ve arzının neyini gösterir? Durumunu da gösterir.

Bu konuşmalar gerçekten önemli ancak süreyi dikkate aldığımızda yetmediğini görüyoruz. Bu vesileyle saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ayhan.

(10/118) esas numaralı önerge sahipleri adına Özgür Özel, Manisa Milletvekili.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Gaziantep’te yaşanan ve hepimizi kahreden, hepimizi çok üzen o olayda görevi başında kaybettiğimiz Ersin Arslan’a Allah’tan rahmet ve acılı ailesine de sabır diliyorum. Ersin Arslan gibi, geçmişte gerek görevi başında şiddet görerek gerekse yine görevi başında, insanları yaşatmak isterken çeşitli sebeplerle ve kazalarla hayatını kaybetmiş olan tüm sağlık çalışanlarını bir kez daha buradan rahmetle ve minnetle anıyorum.

Van’da, bu Meclis çatısı altında birlikte siyaset yaptığımız, parlamenterlik görevini üstlendiğimiz bir milletvekilimiz tarafından şiddete uğrayan Doktor Oğuz Eroğlu’na yapılmış olan davranışı şiddetle kınıyor, bu şiddetin kimden, ne şekilde gelirse gelsin, özellikle de bu Parlamentodan bir barış çıkarmayı ümit eden bir partinin mensubu milletvekili tarafından yapılmış olmasını da son derece sıkıntılı buluyorum. Hele hele konu hekime karşı şiddetken, bu konuda bütün muhalefet partileri çok önemli eleştirilerde bulunup iktidar partisi buna kulaklarını tıkamış, Bakanlık bu meseleye gerekli önemi vermiyorken, böylesi bir hamle, o politikalarından dolayı sıkıntı içine düşmüş olan Bakanlık ve iktidar partisi için âdeta bir can simidi oldu, âdeta bir hayat öpücüğü oldu. Oysa Gaziantep’te meydana gelen cinayet göstere göstere geldi. Hani, kovboy filmlerinde birden bir rüzgâr eser, ortalık sessizleşir, sonra kapılar kapanır, pencereler kilitlenir, aslında kimse bir şey söylemez ama ne olacağı bellidir, birazdan orada bir cinayet işlenecektir. İşte o cinayeti herkes biliyordu. O cinayeti biliyordur da, kovboy kasabalarında o kadar otoriter bir yönetim vardır ki kimse bunu söylemeye cesaret edemez ama demokrasilerde böyle olmaz. Demokrasilerde birileri çıkar, konuşur. İşte o kovboy kasabasındaki sessizliği, bu konuda Sayın Bakanın zaman zaman çok kızdığı, biraz önce iktidar partisinin sayın milletvekilinin şiddetle eleştirdiği meslek örgütleri, odalar, meslek birlikleri, sendikalar, sivil toplum kuruluşları seslendirir ve onlar derler ki: “Birazdan burada kötü şeyler olacak, buna tedbir alın.” Onlar bunları söylediler ama siz maalesef bunları dinlemediniz. Siz dediniz ki: “Öyle olsaydı yüzde 50 oy alır mıydık?” “Eğer öyle olsaydı millî irade bizi seçmezdi.” dediniz, “Sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranı arttı.” dediniz, “Bizden öncekilere bakın.” dediniz, devri sabık yaratmayı marifet saydınız. Ve açıkça şunu da söylemek lazım ki: Kızakla doğuma giden bir hastanın veya at arabası üzerinde, eşek sırtında hastaya giden doktorların resimlerini “Eskiden böyleydi, şimdi çok daha güzel.” diye göstererek size yapılan bu uyarıların hepsine kulak tıkadınız. Ama sadece meslek odaları, meslek birlikleri, sendikalar değil, muhalefet de görevini yaptı. Cumhuriyet Halk Partisi, bu Parlamento döneminde -biraz önce Sayın Bakanın sunumunda da gördüğümüz gibi- onun üzerinde konuyla ilgili verilmiş araştırma önergesiyle konuyu gündeme getirmeye çalıştı.

Bakın, bugün, toplam 14 kişi konuşacak bu konuda. Bu 14 kişiden -Sayın Bakanı saymazsak ve iktidar partisi adına konuşma mecburiyetinden dolayı konuşan Sayın Ünüvar’ı saymazsak- iktidar partisinden, AKP’den kimse konuşmayacak. Bu, İç Tüzük gereği böyle. Çünkü aslında bugün konuşmak istiyorsunuz, dün “Konuşmayalım, tartışmayalım.” deyip oylarınızla reddettiğiniz benzer önergelere bugün destek veriyorsunuz ama harmanda izi olmayanın hasatta yüzü olmaz. Bir kez “Bu konu araştırılsın.” dememişsiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Bırakın “Bu konu araştırılsın.” demeyi, bizim verdiğimiz önergeleri burada reddettiniz.

Son örnek: 14 Mart tarihinde, bizim verdiğimiz önerge üzerinde, Sayın Aytuğ Atıcı burada konuştu. Ondan sonra, Milletvekili İsmail Güneş çıktı -kendisi de bir hekim- ve İsmail Güneş konuyla ilgili yapmış olduğu konuşmada -toplam bir buçuk dakikasında konuyla ilgili konuştu- şunu söyledi: “2002 yılında yüzde 2,8 olan sağlığa ulaşım bugün 7,5’a ulaştığı için, dolayısıyla eskiye göre çok fazla bir yoğunluk olduğu için, tabii bu hasta hakları uygulaması ilk defa başladığı için, başlangıçta birtakım hastalar bu hakları kötü yönde kullandıklarından, ne yaptıklarını bilmediklerinden, birtakım sağlık çalışanlarının aleyhine birtakım hakları kullanmış olabilirler. Ama şimdi, bilinç arttığı için artık sağlık çalışanlarına şiddet daha da azalmıştır, hekimle vatandaş bütünleşmiş, ayrı kalmamıştır.” demiş. Sonra devam etmiş “Benden önce konuşan Aytuğ Atıcı, üniversitede hoca olduğu için herhâlde, eskiden üniversitelere gitmek için hocalara para öderdiniz, herhâlde, o, bu yüzden bu sistemi eleştiriyor.” demiş. Muhalefet sıralarından Sayın Haydar Akar “Niye böyle konuşuyorsun kardeşim?” diye uyarmış. O, bu uyarıyı dinlemeyip bu konu hakkındaki bütün söylediklerini sonlandırmış ve demiş ki: “Dolayısıyla, bu şiddet daha da azalacaktır. Sayın Sağlık Bakanımızın bu konudaki çalışmaları devam etmektedir. Şiddete sıfır tolerans uygulaması nisan ayında devreye girecek, dolayısıyla sağlık çalışanlarına şiddet tamamen sıfırlanacaktır. Dolayısıyla, ben bu önergenin aleyhinde olduğumu söylüyor, saygılar sunuyorum.” demiş, inmiş. Toplam bir buçuk dakikalık konuşmalarınız var ya, o konuşmalardan bir benzerini yapmış, “Muhalefet gündemi meşgul etmek istemektedir.” demiş. Geri kalan sekiz buçuk dakika boyunca sağlıkta dönüşümün ne kadar iyi bir şey olduğunu anlatmış. Doktora şiddetten, bu, doktora yapılan şiddete karşı alınması gereken tedbirlerden bahsetmediği gibi “Meclis bu konuyu sakın araştırmasın.” demiş ve sizlerin oylarıyla da bu konu araştırılmamış.

Ne gerekiyordu? Maalesef, üzülerek söylemek istiyorum ki Sayın Ersin Arslan’ın hayatını kaybetmesi gerekiyordu, şimdi aynı içerikteki bütün önergeleri bir araya alıp, sizin de buraya çıkıp “Bizce de araştırma komisyonu kurulmalıdır.” demeniz için.

Sayın Bakan “Şiddeti mazur göstermeyin.” diyor -birtakım eleştiri- son derece haklı. Ama şiddeti mazur göstermenin bir yöntemi de tam tersinden baktığınızda şudur: “İngiltere’de de bu var.” demek aslında aynı şekilde şiddeti mazur göstermektir ve o kadar yanlış bir meseledir ki. Oradaki hak arama bilincinden, hak aramanın önündeki engellerden, suçun gizlenmemesi konusundaki toplumsal duyarlılıktan, geri bildirim mekanizmasının etkinliğinden falan elbette bahsedeceğiz ama bir de suçun tanımından bahsetmek lazım. Evrensel anlamda şiddet, dünyanın anladığı, İngiltere’nin anladığı anlamda “duygu ve davranıştaki aşırılık” demek.

İngiltere’de bir sağlık çalışanı, bir kişi kendisine sesini yükselttiğinde oradan bir form çıkarıyor, “F7” denen formu ve orayı dolduruyor, hastanın ismini, kendi ismini ve onu gönderiyor. Bu bir şiddet vakası olarak kayıtlara geçiyor. Oysa bizde doktor kaçıyor, elinde sopayla kovalıyor, jandarma gidiyor, polis gidiyor, zor alıyor elinden ama tutanaklara, kayıtlara geçmiyor. Sayın Bakanın bugünkü konuşmasında bu gizleme vakalarının üzerine gidileceğini söylemesi belki de en önemli ve destek olmamız gereken en önemli kısım. Bizde, karnına bıçağı yemeden, kafada bir şey kırılmadan doktor şiddet görmüş sayılmıyor. Sadece doktorlar değil sağlık alanındaki tüm çalışanlar, ambulansın şoförüne kadar, Türkiye’de küfür yiyor, şiddet görüyor, bütün sağlık çalışanları.

Özellikle meslektaşım eczacılar, iktidar partisi gelmeden önce bir çeşit katılım payı alırken, bugün toplam on çeşit -geçen sefer saydım, Sayın Bakan da itiraz etti, teker teker sayıp paralarını da koyduk ve sonunda haklı olduğumuz çıktı. O kadar olmasına kendisi de şaşırdı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı- on çeşit para alınıyor, eczanede, hastanede, maaştan. Bazen maaşındaki kesintiyi eczacıya bilen, bazen “Sen beni muayene mi ettin, nasıl muayene ücreti istersin?” diyen hastaların eczacılar her gün sözlü şiddetlerine ve saldırılarına maruz kalıyorlar. Salonda eczacı milletvekilleri var, “Kalmıyoruz.” derlerse, “Bu sistemden vatandaş memnun.” derlerse, “Her gün eczanede bir kavga olmuyor, bu iş aslında itişmeye, kakışmaya kadar varmıyor ama biz polisin olduğu bir acil serviste değil de eczanemizde bire bir bununla muhatabız, bu yüzden kayıtlara geçmiyor.” derlerse ben çıkarım, buradan bir daha sözlerimi geri alırım. Eczanede yapılan bu zulmün karşılığında hekime karşı şiddet konusunda duyarlılık artınca, benim meslektaşlarım beni hem sosyal medyadan hem de telefondan yağmura tuttular, “İlla bir eczacının da ölmesi mi gerekiyor? Her gün eczanede, bu sağlık sisteminin bize yüklediği, bizimle hiç ilgisi olmayan sıkıntılar yüzünden hastalardan mağduriyet görüyoruz.” dediler ama bir tane somut örnek verdiler. En son, Çanakkale Eczacı Odası Başkanı Jale Hanımın eczanesinde, bir şizofreni hastası bir ay önce aldığı ilacı -şizofreni hastasının ilacıyla arasındaki psikolojik bağı ben burada anlatmayayım, siz çok daha iyi biliyorsunuz- almaya gittiğinde, “Senin ilacını devlet ödemiyor, kutu başına şu kadar fark ödeyeceksin, yerine bu ilacı alacaksın.” dediğinde, hasta çıkıyor, birkaç dakika sonra içeriye elinde bir kürekle giriyor ve eczaneyi darmadağın ediyor, eczane çalışanları canını zor kurtarıyorlar.

Bu konuda komisyon kurulması doğrudur. Olduğumuz yerdeyiz, sizinle aynı yerde buluştuğumuzda doğruyuz. Başka canlar ortadan kalkmadan, başka sağlık şehitleri ortaya çıkmadan bu meseleye hep beraber çözüm aramayı diliyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özel.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vekilim.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Sayın Başkanım, Hatip benim konuşmalarımı yanlış olarak…

BAŞKAN – Sizin ne zamanki konuşmanız Sayın Güneş?

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – 14 Mart’taki konuşmama değindi.

BAŞKAN – Lütfen oturun Sayın Milletvekili.

10/252 esas numaralı önerge sahipleri adına Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer.

Buyurun Sayın Yüceer. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Sayın Başkan, ismimi zikretti…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, ismini zikretti farklı bir anlama yol açacak şekilde.

BAŞKAN – Sayın Yüceer konuşmasını yapsın, o sırada tutanakları isteyeceğim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben de isterim, adım geçti.

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık çalışanlarının maruz kaldığı şiddet olaylarının nedenlerinin ve çözüm yollarının tespiti amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına dair benim de dört ay önce verdiğim önerge üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Hiçbir evlat kolay yetişmiyor, hiçbir mesleği icra etmek gerçekten kolay değil ancak hekimler gerçekten zor yetişiyor. İşte bunlardan birisi de, ailesinin kıymetli doktoru, meslektaşımız Doktor Ersin Arslan. Ameliyat ettiği hasta yakını tarafından geçtiğimiz hafta görevi başında öldürüldü. Buradan kendisine Allah’tan rahmet, ailesine ve tüm sağlık çalışanlarına başsağlığı diliyorum.

Hepimiz biliriz ki sağlık olmadan hiçbir şey olmaz, “önce sağlık” diye başlarız “sağlık olsun” diye bitiririz. İşte, en eski ve yeryüzünde insan olduğu sürece devam edecek olan hekimlik mesleği ve sağlık hizmeti bu sebeple çok önemli. Sağlık bir toplumun geleceğini belirleyen ve aynı zamanda etkileyecek en önemli alanlardan biridir ama maalesef, ülkemizde “Sağlıkta Dönüşüm Programı” adı altında tam gün, performans uygulamaları, kamu hastane birlikleri ve kanun hükmünde kararnamelerle sağlık hizmeti nitelik ve kalite kaybı yaşadı, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının çalışma alanları daraldı ve çalışma huzuru kalmadı.

Hekimlerin yüzde 84’ü verdiği sağlık hizmetinden, kalitesinden memnun değil ama Sayın Bakan hastaların yüzde 90’ının bu sağlık hizmetinden memnun olduğunu söylüyor. Bu hizmet ne kadar çelişkili, ne menem çelişki gerçekten! Eğer sağlık hizmetlerinin kalitesini sadece hasta memnuniyetiyle ölçerseniz… Tabii, hastayı müşteri, hastaneyi ticarethane olarak görürseniz sağlık hizmetlerinin kalitesini de hasta memnuniyetiyle değerlendirebilirsiniz.

Hekimlerin büyük bir kısmı mutsuz ve umutsuz ancak her şeye rağmen sistem hatalarını düzeltme, daha iyi hizmet verme adına eylemler yapıyorlar, bu noksanlıklara kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışıyorlar.

Sağlıkta dönüşüm süreci hızlı bir şekilde devam ediyor ama sağlık sistemindeki karmaşa ve belirsizlikler artmaya devam ediyor. Hizmetlerin nitelik kazanmadığını tam tersi kaybettiğini, sağlık sunumunda eşitliğin olmadığını hepimiz yaşayarak görüyoruz. AKP İktidarının sürdürdüğü politikalar ve söylemlerle sağlık sektörünün asıl mağdurları hastalar ve sağlık çalışanları karşı karşıya getiriliyor. Hak etmediği ifadelerle sağlık emekçisi olan doktorlar hedef hâline geliyor. Uzun, zorlu bir eğitimden geçen, en zor koşullarda en özverili şekilde çalışan meslek gruplarından biri olan hekimlik mesleği, mevcut iktidarın siyasi geleceklerinin ve çıkarlarının doğrultusunda itibarsızlaştırılmakta, haksızlığa uğramakta, şiddete, hatta cinayetlere maruz kalmakta.

Gün geçmiyor ki değişik illerimizden fiziki ya da sözlü şiddete maruz kalmış doktor haberleri gelmesin. Adana’da kadın meslektaşımız küfürlü konuşmaması doğrultusunda uyardığı hasta tarafından şiddete maruz kaldı. Tekirdağ’da bir meslektaşımız kimliği meçhul kişilerce bıçaklandı. Manisa’da bir başhekim hasta baktığı esnada milletvekilini kapıda karşılamadığı için görevinden alınarak cezalandırıldı. Diyarbakır’da bir doktor hanım kaymakam tarafından sözü dinlenmediği sebebiyle darp edildi. Van’da bir doktor, milletvekilinin eşine ve çocuğuna geç müdahale ettiği gerekçesiyle dayak yedi. İzmir’de yine bir kadın doktor, hasta yakınları tarafından dayak yedi ve Gaziantep’te Uzman Doktor Ersin Arslan yaşamını yitiren bir hastanın torunu tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

Peki, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının tüm bunları yaşamasının nedeni ne? Biz biliyoruz ki sağlık çalışanları alanında şiddete uğrama diğer iş yerlerinden 16 kat fazla. Sağlık personeline yönelik şiddetle ilgili tüm yapılan araştırmalarda toplumsal şiddet ortamı, sosyokültürel düzey, sağlık politikalarının hastayı müşteriye indirgeyen etkisi, acil servislerde yaşanan eksikler… Bu listeyi uzatmak mümkün. Hekimlerin en çok maruz kaldığı fiiller öldürülme, yaralanma, tehdit ve hakaret. Peki, iş yoğunluğu? Altyapı, teknolojik yetersizlikler, sistem hataları, Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla yamalı bohçaya dönen sağlık sektörü hiç hesaba katılmadan, sağlıkla ilgili her olumsuzlukta sağlık çalışanları, özellikle doktorlar suçlanıyor, hedef gösteriliyor. Yoğun bakımda yer yok, serviste boş yatak yok, kan bulunmaz, poliklinikte fazla bekler, hasta iyileşmez, ilaç alerji yapar, elektrikler kesilir, hastaneyi sel basar, suçlu belli; suçlu doktor. Bu ve bunun gibi, bir sürü, sağlık sistemindeki sistem hataları ve eksikler, haksız söylemler hekime saldırıya dönüşüyor.

Peki, bu son dönemde şiddetin bu kadar artmasının nedeni ne? Sağlık Bakanı “Ben vatandaşın cebinden doktorun elini çekeceğim.” diyor. Başbakan bir hastanenin açılışında “Doktor efendi dönemi bitti. Beğenmeyen çekip gitsin.” diyor. Sözü geçenler kim? Zorlu, uzun bir eğitim döneminden geçen, gece gündüz demeden, tatil demeden, hafta sonu, mesai kavramı olmadan çalışan, yaptığı her acil ameliyatta ciddi stres alan, risk alan, sadece işini yapmaya çalışan ve bunun karşılığında hak ettiği helal parayı kazanmayı isteyen binlerce namuslu, dürüst, bu işin maneviyatı ve mesleki saygınlığı için her türlü zorluğuna göğüs geren hekimler. Bu sözler, hekimlerin hak ettiği ifadeler değil. Üzülerek ifade ediyorum: Bu ve çok benzer olay var, benzer söylemler var ama ben çok uzak günlere, yıllara gitmeyeceğim. YGS şifre skandalını yaşadık. Geleceklerine sahip çıktı gençler, şifreyi protesto edip sokaklara döküldüler. Gençleri, Başbakan “provokatör” olmakla suçladı. “Bu öğrencilerin karşısına istersem ben 10 bin öğrenci çıkarırım.” dedi. Sivas katliamı sanıklarının zaman aşımına uğraması neticesinde üzüntülerini paylaşan mağdur yakınlarına biber gazı, su sıkıldı. Sayın Başbakan bu zaman aşımı kararına “Hayırlı olsun.” dedi. Bakın, bugün, kadına şiddet, kadın cinayetleri korkutucu boyutlarda. Haklarının, emeklerinin peşinde koşanlar yerlerde sürükleniyor. Muhalif tek bir sese bile tahammül edilemiyor. Muhalefet milletvekilleri yerlerde tekmeleniyor. Ağzını açana biber gazı, su, cop! (CHP sıralarından alkışlar) Geçtiğimiz hafta, bir meslektaşımız, doktorumuz görevi başında hasta yakını tarafından öldürüldü. Meslektaşları “Artık yeter!” diyerek sokaklara döküldü. Başbakan ne dedi biliyor musunuz? Meslektaşlarının acısını paylaşan doktorları kınadığını söyledi. Günümüz Türkiyesi’nde şiddet değil, şiddete uğrayanlar kınanıyor. Hakkını arayanlara, emeğinin peşinde koşanlara biber gazı, su, cop!

Sayın milletvekilleri, bu söylemler sizin de aklınızı karıştırmıyor mu, vicdanlarınızı sızlatmıyor mu? Sayın Başbakan, YGS şifre olayının sorumlularının karşısında durup hesap soracağına, emeğinin çalınmasına isyan eden, geleceğine sahip çıkan çocuklarımızın karşısında duruyor. Bir türlü yakalanamayan katliam sanıklarını bulup yargının önüne getireceğine, zaman aşımına “Hayırlı olsun.” diyor. Başbakan, en kutsal, en özverili mesleklerden biri olan hekimlere uygulanan şiddeti, cinayeti kınayacağına, acıyla feryat eden meslektaşlarını kınıyor. Şiddete uğrayanların kınandığı tek ülke bizim ülkemiz herhâlde.

Değerli milletvekilleri, sizi bilmem ama benim bu yapılanları, bu sözleri ne aklım alıyor ne de yüreğim kaldırıyor. Şiddetin haklı bir gerekçesi yok. Biz sözlü ya da fiziki şiddetin her türlüsüne karşıyız. Sağlık emekçilerinin itibarsızlaştırılmasını, sağlık hizmeti verenin de sağlık hizmeti alanın da sağlığının tehlikeye atılmasını kabul edemiyoruz, etmiyoruz ve kimden gelirse gelsin, ne türlü olursa olsun şiddetin her türlüsünü ve şiddetin destekçilerini kınıyorum.

Sağlık hizmeti, hekimi, hemşiresi, sağlık personeli ve hastalarıyla bir bütün. Sağlık hizmetinin kalitesinin yükseltilebilmesi hekimleri, sağlık çalışanlarını, hastaları mağdur ve mutsuz etmeden, hak ettiğini vererek, çalışma ortamını düzelterek mümkün. Daha fazla çalışanın şiddete maruz kalmaması ve insana hizmeti ilke edinmiş hekimlerin cinayetlere kurban gitmemesi için ben Sayın Bakanımızı göreve çağırıyorum. Hatadan dönmek de bir fazilettir. Bu Sağlıkta Dönüşüm Programı’ndan dönmenizi ve acilen Başbakanın ve Sağlık Bakanının hekimleri hedef gösteren bu haksız söylemlerden ve “Ben yaptım, oldu.” zihniyetinden vazgeçmesini diliyorum.

Hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yüceer.

Sayın Güneş, buyurun, söz talebiniz var. Ne için söz istiyorsunuz? Sistemi açtım, buyurun. Ne için söz istiyorsunuz öncelikle?

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Sayın Başkanım, bir önceki Hatip…

BAŞKAN – Sayın Özel.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Sayın Özel, evet, benim konuşmamın, çok azının sağlık çalışanlarına şiddete yönelik olduğundan ve burada bunları savunmadığımdan bahsetti. Bunların ben yanlış anlaşıldığını… Bunu düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – İki dakika söz veriyorum Sayın Güneş, buyurun kürsüden. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Tamam efendim, yanlış anlaşıldığını söyledi, düzeltildi.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de sözlerime başlamadan önce, Gaziantep’te meydana gelen bu menfur olayı şiddetle kınıyorum, lanetliyorum ve hayatını kaybeden Doktor Ersin Arslan’a yüce Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına ve sağlık camiasına da başsağlığı ve sabırlar diliyorum.

Tabii ki sağlık çalışanları çok özveriyle çalışmaktadırlar. Ben de bir hekimim, yirmi iki yıllık bir hekimim ve sağlık çalışanlarına şiddeti biz kınıyoruz ve sağlık çalışanlarına şiddet olmasını asla istemiyoruz.

Fakat daha önceki araştırma önergesinde de konuşan konuşmacılar, sağlık çalışanları hakkında, bunların önlenmesi hakkında konuşmayıp daha çok Sağlık Bakanlığımızın uyguladığı sağlık politikalarına değinmişlerdir. Ben de bunlara cevap olarak o konuşmayı yapmışımdır ve dolayısıyla da sağlık çalışanlarına şiddet sadece bugün var değildir, eskiden de vardı. Bu sözlü ve fiziki şiddet, ben SSK hastanesinde çalışırken her kapıdan giren hasta “Sizin maaşınızı biz veriyoruz.” diye başlıyordu. Bu eskiden yok da şimdi var oldu diye bir şey yok ve dolayısıyla da sağlık çalışanlarına şiddetin önlenmesi gerektiğini biz de düşünüyoruz ve bununla ilgili, Sağlık Bakanımızın “beyaz kod” uygulamasını başlattığına biz değindik ve dolayısıyla da sağlık çalışanlarına şiddeti muayene olan hastalar değil, onların yakınları ve akıl ve ruh hastaları daha çok uyguluyor. Şu doğrudur: Biz sağlığa ulaşımı arttırdık ve dolayısıyla da eskiden olan muayene sayısını belki 2’ye arttırdık…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hani yanlış söylüyordum? Hani buna cevap vermeye çıkmıştınız?

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) - …ve ameliyat olan sayısını 2’ye katladık.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sıfırlandı mı?

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) - Dolayısıyla sizin unuttuğunuz bir şey var:

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sen o gün “Hayır” oyu verdirttin mi bu gruba verdirtmedin mi? “Hayır oyu verelim.” dedin. Hani buna cevap verecektin?

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) - Burada sağlık çalışanları bizim vatandaşımızdır…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu kadar konuşmuşsun… Bu kadar konuşmuşsun…

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) - …ama diğer taraftan, şimdiye kadar hak arama özgürlüğü olmayan vatandaşın hakkını da korumak bizim hakkımızdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) - Dolayısıyla onların da hakkını koruyacağız.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Özel.

Sayın Akar’ın bir söz talebi vardı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sataşma var bana, ben söz istiyorum.

Özgür Bey konuşmasında benim ismimi telaffuz ederek…

BAŞKAN – Kim sataştı Sayın Akar?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Özgür Bey…

BAŞKAN – Öyle mi Sayın Özel? Ne diye sataştı?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Vatandaş gözüyle ben de iki dakika konuşayım, hep doktorlar konuşuyor.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akar.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Biraz ciddiyete davet ederseniz iyi olur Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Uşak Milletvekilimiz İsmail Güneş, kendisinin sözlerini çarpıttığımı, kendisinin konu hakkında aslında uzun konuştuğunu ama benim bunu çarpıtarak ifade ettiğimi söyleyerek söz istedi ama konuşması boyunca bu iddialara hiç cevap vermedi.

Ben söz istemiyorum, sadece şu tutanaklara geçsin: Konuşması burada, aynen dediğim gibi. Sadece bir buçuk dakikası konuyla ilgili, yarısında da ondan önce konuşan Hatibimizi Hoca olmasından dolayı üniversiteye yatırmak için para istemekle itham ediyor. Ondan sonraki kısımda da “Sağlık Bakanının çalışmaları iyidir. Nisan ayında biz bunu inşallah sıfıra indireceğiz.” diyor ve grubunu “Hayır” oyu vermeye davet ediyor, ben bunun altını çiziyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özel, zaten konuşmaları tutanaklarda var.

VI.- MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 22 milletvekilinin, doktorların ve diğer sağlık personelinin çalışma ortamlarının güvenliği ile ilgili alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/49) (Devam)

2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, sağlık sisteminin ve sağlık personelinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/113) (Devam)

3.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 26 milletvekilinin, doktorların ve diğer sağlık personelinin güvenlik sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/118) (Devam)

4.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 24 milletvekilinin, doktorların maruz kaldığı şiddet olaylarının nedenlerinin ve çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/252) (Devam)

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ve 24 milletvekilinin, Şanlıurfa'daki hastanelerde görev yapan doktorların uğradıkları saldırıların nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/253) (Devam)

6.- İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 22 milletvekilinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/254) (Devam)

7.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 19 milletvekilinin, hasta ve hasta yakınlarının sağlık çalışanlarına uyguladıkları şiddetin sebep ve sonuçlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/255) (Devam)

8.- Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ve 37 milletvekilinin, ülkemizde sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/256) (Devam)

9.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 22 milletvekilinin, hekimler ve sağlık emekçilerine yönelik gerçekleştirilen ve özellikle son dönemlerde artan şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/257) (Devam)

10.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 20 milletvekilinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının nedenlerinin, çözüm yollarının ve şiddeti önleyici politikaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/258) (Devam)

BAŞKAN - (10/253) esas numaralı önerge sahipleri adına Nurettin Demir, Muğla Milletvekili.

Buyurun Sayın Demir. (CHP sıralarından alkışlar)

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada son yıllarda her alanda ve özellikle sağlık alanında sağlık çalışanlarına yönelik giderek artan şiddeti görüşüyoruz. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve değerli yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, bakın, şiddetin bu kadar artmasının, ağırlaşmasının iki nedeni var: Birincisi ekonomik neden, bunu göz ardı etmeyin; ikincisi, sağlıkta dönüşüm politikalarının geldiği noktadır. Örnekleyeceğim, Antep’te Doktor Arslan. Dedesinin kanserden öleceğini on yedi yaşındaki, on sekiz yaşındaki delikanlı biliyor. Yardım istiyor, diyor ki: “Sayın Doktor, ben bunun öleceğini biliyorum zaten ama bunun öldüğünü söylemeyin, raporlamayın çünkü benim geçinecek durumum yok. Ben devletten yardım alıyorum, dedemin adına yardım alıyorum.” Ve geleceği yok bu delikanlının. Geleceği olmadığı için de, hastane idaresi onun öldüğünü bildirdiği için de ve gittiğinde bankadan parayı çekeceği zaman karşılığını görmeyince gidip doktoru öldürüyor. Aslında, orada bu hançerlenen kişi doktor değil devletin kendisidir, Hükûmettir yani. Bu kadar yoksulluğun arttığı bir ülkede maalesef bu tür şiddetlerin artması en büyük nedenlerdendir.

İkincisi, önemli bir nokta tabii ki, özellikle vatandaşın ödediği katkı payları son zamanlarda iyice artmıştır. Sağlık Bakanı “Doktorla hasta arasında para ilişkisini keseceğiz.” dedi. Çok mutlu olduk, gerçekten hoşumuza gitti bu uygulama ama bir de baktık ki kendisi hastayla hekim arasında, hastane arasında bir para ilişkisi kurdu ve âdeta bütün hastalardan bıçak parası almaya başladı, bütün hastalardan. Hangi sağlık kuruluşuna giderseniz gidin, istisnasız bıçak parası ödemeden, en az 5 lira ile başlayıp bu 40 liraya çıkan bir ödemeyi yapmadan kimse dışarı çıkamıyor. Eskiden parası olan özel muayenehaneye gider parasını öderdi. Şimdi herkes para ödemek zorunda. Az para zannetmeyin, sürümden kazanıyor. 74 milyonla 5, 10 ya da 40 lirayı çarpın ve bulun. Sadece normal polikliniklerde değil, acil servise gidenler de para ödüyor. Bakın, nasıl oluyor? Sizin karnınız ağrıdı değil mi? Ne yaparsınız? Gece nereye gidersiniz? Acil servise gidersiniz. Acil servise gittiğiniz zaman eğer gaz sancısıysa yeşil işareti yapılıyor, vatandaş eczaneye gittiğinde bakıyor ki cebinden para kesilmiş, ilaç parası kesilmiş ve dönüyor o doktora şiddet uyguluyor.

Şimdi, bu uygulamalar yani sağlıktaki dönüşüm uygulamalarının bir başka örneğini de size burada örnek olarak sunmak istiyorum. Sevgili milletvekilleri, saygıdeğer milletvekilleri; Urfa’da sabahleyin biraz geç kaldı diye bir doktor başhekime mazeretini anlatmaya çalışıyor, ters yüz oluyor, kavga çıkıyor ve öğleden sonra o hırçınlıkla, o kızgınlıkla doktor gidip tabii ki nasıl hizmet etsin? Kendisini anlamayınca ve karşılıklı çatışma veyahut da kavga sonucunda bir bakıyor ki, başhekim, kendi şıhının, müritlerinin, tarikatının 30-40 tanesi gelmiş, dövdürmeye kalkışıyor. Devlet yok, Hükûmet yok, koruma yok. Sayın Bakan diyor ki: “Biz koruma sayısını arttırdık.” Efendim, koruma sayısını artırsanız, her hekimin cebine birer tabanca koysanız maalesef bu ekonomik ve sağlıkta dönüşüm politikaları nedeniyle bu işi çözemezsiniz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlıkta şiddete nereden gelindi? Ne oldu da bu halk kendisine sağlık ve şifa veren doktoruna, hemşiresine, sağlık çalışanına sürekli saldırır, öldürür duruma geldi? Geçmişte doktoru için minnet duyan, köyünden yumurtasını, hediyesini doktora getiren bu topluma ne oldu? Nusret Fişek Hoca zamanında, sosyalizasyon döneminde dağlarda, karda kışta, at sırtında halkına sağlık hizmeti veren ve el üstünde tutulan doktora halkın minnet duyduğunu maalesef göremiyoruz artık günümüzde. Doktor Mete Tan dönemindeki mesleki hazzın doruk noktasına ulaştığı, bugüne göre çok daha başarılı bir tam gün uygulamasına, 12 Eylül darbesiyle sağlık alanındaki barış ve mutluluğa son verildi. Darbe liderinin demeç ve uygulamalarıyla hasta-hekim, halk-sağlık çalışanı arasındaki huzur bozulmaya başladı. Kenan Evren, her gittiği yerde “Bu doktorları bağlayın, kaçmasın, aldıkları maaş benim subayımdan, generalimden çok fazla.” gibi söylemlerle halkı kışkırttı, gerçek tam gün uygulamalarını ortadan kaldırdı. Sonraki yıllarda da bu söylemler giderek arttı, özellikle 2003 ve sonrasında Sayın Başbakanın, Sağlık Bakanının sağlık çalışanlarını aşağılaması ve hor görmesiyle birlikte Sağlıkta Dönüşüm Projesi’nde sağlık çalışanına yeterli değer ve önem verilmedi. Hekimi sürekli açgözlü göstermeleri bugünkü noktaya getirdi. Hele Sayın Başbakanın “Ben bunlara iğne bile yaptırmam.” derken iki kez gidip ameliyat olması içine düştüğü aczin en güzel örneği değil mi? Ama bu tür söylemler halk ve hasta arasında kartopu örneğinde olduğu gibi giderek büyüdü, büyüdü ve bugün burada sağlıkta şiddeti konuşma ve sağlıkta şiddeti araştırma noktasına getirdi.

Sağlık Bakanlığının yüzde 80’lere çıktığını ifade ettiği hasta memnuniyeti ile pratikte yaşananlar doğru orantılı değildir. Hasta memnuniyeti yüzde 80’lerde olsa hasta ve yakınlarının taşkınlık yapıp sağlık personelleriyle tartışmak, darp etmek hatta öldürmek yerine teşekkür ederek ayrılması gerekirdi. Hasta memnuniyeti anketleri kurum performansını etkilediği için hastalar tarafından değil kalite birimleri tarafından masa başında doldurulmaktadır. Sağlık personeli memnuniyet anketlerinin personellerce doldurulması istenmektedir. Bu anketler özgür iradeyle doldurulan anketler değildir.

Ben, özellikle Sayın Bakan ve ekibine buradan söylemek istiyorum, özetlemek istiyorum: Darp ve şiddet olaylarında temel unsurlar şunlardır: Sağlıkta Dönüşüm Programı’nda vatandaşın yanlış bilgilendirilmesi, sağlık çalışanlarının vasıfsızlaştırılması, mesleklerin birbiriyle çatışması ve farklı istihdam modelleri, vatandaşın Başbakan ve Sağlık Bakanının açıklamalarıyla kendinde hak bularak sağlık personeline saldırması, idarelerin siyasilerden korkması ve sağlık çalışanlarını cezalandırması, 184 hattının yanlış kullanılması, sağlık kurumunda hizmet sunumu için gerekli donanımın olmaması, yetersiz personel çalıştırılması, mevzuat yanlışlıkları, idarecilerin kanun ve yönetmelikleri bilmemesi, sevk ve idarenin profesyonel kadrolarca yapılmaması, liyakate dayalı istihdam yapılmaması, aile hekimliğiyle insanların hizmete ulaşması kısıtlandığı için hastanelere başvurmaları ve uzun süreli beklemeler sağlıkta şiddeti artıran unsurlardır.

Maalesef sağlık çalışanları arasında çok büyük bir ayrım yapılmaktadır. Bir vatandaşın yine Şanlıurfa Susurluk Devlet Hastanesinde eşini Adana’ya süren düşünce… Gidiyor Ankara’ya diyor ki: “Ben eşimi tekrar yanıma almak istiyorum.” ve ona söylenen teklif şu: “Eğer sen üyesi olduğun sendikadan ayrılırsan senin istediğini, bunu yaparız.”

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – İftira, iftira… Büyük iftira bunlar!

NURETTİN DEMİR (Devamla) – Maalesef bu çok yaygın. İnsanlar baskı altında, sıkıntı altında ve dertlerini bir türlü söyleyemiyorlar.

TTB ile ilgili bir şey söyledi AKP milletvekili arkadaşımız. Gidin TTB’nin sayfalarına bakın. Geçenlerde Dünya Tabipler Birliği Başkanı ve Tabipler Konseyi Başkanı geldi. Hekimlerin çekmiş olduğu sıkıntılar anlatıldı hem Ankara’da hem İstanbul’da. Maalesef hekimler, sağlık çalışanları gerçekten Türkiye’nin şu anda sesini çıkaramayan sessiz kesimleridir.

Ben özellikle, şiddetin ortadan kalkması için her türlü konuda grubumuz adına, grubumuz olarak elimizden gelen desteği vereceğimizi burada ifade ederek iyi akşamlar diliyorum.

Sağ olun, teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Demir.

Şimdi, (10/254) esas numaralı önerge sahipleri adına söz isteyen Muharrem Işık, Erzincan Milletvekili.

Buyurun Sayın Işık. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlıkta çalışanlara şiddet konusunda söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sağlıkta şiddet konusunda hemen hemen her gün bir haber kanalında şiddetle ilgili bir haber duymaktayız. Tabii, bunda asıl önemli olan bir de duyulmayanlar var. Sağlık kurumunda, tüm kurumlarda her gün kesinlikle bir şiddet meydana gelmektedir. Tabii, sağlıkta şiddetin bir sürü çeşidi oluyor; küfür var, hakaret var, aşağılayıcı davranışlar var, sözlü yazılı tehditler var, darp var, yaralama var, öldürme var. En sonunda Ersin arkadaşımızın on yedi yaşında bir genç tarafından katledilmesiyle maalesef yeni gündeme alıp bunu tartışmaya başladık. Şiddeti düşünürken, tabii, biraz gerçekleri görmek lazım. Biz buraya çıktığımız zaman bir tek olması gereken siyasi yönüne bakıyoruz.

On sekiz, on dokuz yıl pratisyen hekim olarak çalıştım, daha çok sağlık ocaklarında ve acillerde çalıştım. Önce şunu görmemiz lazım: Hasta acile neden gidiyor, özelikle son dönemlerde? Hasta acile iki sebepten gidiyor:

1) Sabah gittiği zaman poliklinik sırasında fazla beklemeyeyim diye gidiyor.

2) 5 liralık katkı parasını vermeyeyim diye gidiyor.

Dolayısıyla hasta yığılması meydana geliyor. Günde 500’den başlayıp bine kadar hasta bakan hekimlerimiz var. Tabii, bizim bazen özellikle gözlemlerimizde, camdan baktığımız zaman hasta dışarıdan gelirken güzel, neşeli bir şekilde, kahkaha atarak yanındaki biriyle birlikte geliyor, tam içeri girdiği zaman hasta başlıyor suratını asmaya ve sinirlenmeye. Bunun da sebebi “Oraya gittiğim zaman acaba muayene olabilir miyim, olamaz mıyım?” diye, “Biraz sinirli hareket edeyim, orada sert çıkayım, rahatça muayene olup gideyim.” diye. Bu şekilde hastaya… Vatandaşın son zamanlarda, tabii, şeyi artmaya başlıyor. Tabii, burada vatandaşı öyle bir alıştırdık ki memur gider rapor ister, eğer vermezse hekime hakaret eder, kimse ses çıkarmaz; öğrenci gider sene sonunda rapor almak ister, vermediği zaman hakaret eder yine ses çıkmaz; ilacı yazar, eczaneye gider, eczanede ilaca fark çıkar, doktor sorumlu tutulur, kaymakamlar doktoru ezer, savcılar doktoru ezer, valiler doktoru ezer. Eski Türk filmlerini izleyin, doktorlar beyefendi kişiler olarak, Hızır gibi yetişen kişiler olarak gösterilirken, yeni dizileri izleyin, yeni dizilerde organ mafyasına girmiş, üçkağıtçılık yapan, hep bir yerlerde kendi menfaatini düşünen insanlar olarak, bilinçli olarak gösteriliyor. Bu son yıllardaki filmlerde özellikle bunlara çok dikkat çekmemiz lazım. Toplum da bunu tam özümsemeye başladı. Dizilerde, yine izleyin, polisleri görün, polisler doktorları emir eri gibi kullanıyor, emir eri gibi emirler verip o şekilde işlem yaptırıyorlar. Tabii, toplum da bunları izledikçe doktorları o şekilde görmeye başlıyor.

Ama tabii asıl neden bunlar değil, asıl sebep uyguladığımız bu sağlıkta dönüşüm politikası. Bu politikalarda ısrar ettiğimiz sürece Sayın Bakanım, maalesef, bu sağlıkta şiddet hiç bitmeyecek, artarak sürecektir. O yüzden bundan bir an önce vazgeçmemiz gerekiyor. “Mutfakta yangın var.” dediler, bağırdılar, Sayın Bakanım güldünüz, hiç ciddiye almadınız. Özlük hakları gasbedildi, yine ciddiye almadınız. Seslerini yükseltince bunları farklı yönlere çektiniz. Sağlık çalışanlarını özellikle Tabip Odası ve sendikalar konuştuğu zaman sanki siyasi rakibinizmiş gibi davrandınız. Tabii, zayıf ezildikçe güç gösterisi yapmaya başlar, dolayısıyla da bunu hekimde dökmeye başladı. Bütün bunların yansıması olarak kamusal alanda şiddeti bir yaşam biçimi olarak görmeye başladık. Dolayısıyla, insanlar da bunu getirip güzelce bize yansıttılar.

Şiddetlerin baş sebeplerini gördüğümüz zaman, aşırı hasta yükü var polikliniklerde ve acilde. Hastalara ayrılan sürenin az olması hastaları sinirlendiriyor. Hasta başına düşen tahlil ve diğer tetkiklerin zor olması, bunların uzun sürmesi hastayı kızdırıyor. Ekonomik krizler, yoksulluklar, alkol ve ilaç bağımlılıkları da yine aynı şekilde hastayı doktorla karşı karşıya bırakıyor. Özellikle bu eksiklikleri bir an önce görmemiz, eğer yapacaksak bu komisyonu kurduğumuz zaman bunları bir an önce gidermemiz gerekiyor.

Sağlıkta Dönüşüm Programı’nda serbest piyasa ekonomisini hiçbir sınırlama yapmadan uygulamaya soktunuz. Hekim-hasta ilişkisini maalesef işletme-müşteri ilişkisi şekline dönüştürdünüz. Artık performans sağlasın diye hastaya müşteri gözüyle bakmaya başladık. O çok övündüğünüz Sağlıkta Dönüşüm Programı kaliteli hizmet yerine, hekimliğin özlük haklarını ve saygınlığını yok etti, âdeta kişilerin saldıracağı bir zemin hazırladı. Siz tüm yetersizliklerin tek sorumlusu olarak hekimi gösterdiniz. Tahlil yaptırmak istiyor, tahlil yok, ya kit alınmamış ya da hastanede yok, hekim sorumlu oluyor; film çekilecek, makine bozulmuş, yapılmıyor, hekim sorumlu tutuluyor; acilde 500 tane hasta bakıyor, bir tanesini atlıyor, MR gelmiş, atlıyor -olabilir, 500 hasta, bin hasta bakıyor- dolayısıyla hekim şiddete uğruyor; yoğun bakıma hasta gönderecek, yer yok, başka bir hastaneyi arıyor, o hastaneden randevu alamıyor, hasta ölüyor, yine hekim sorumlu tutuluyor; kendi hastanesinde yoğun bakımda yer olmuyor, bundan sıkıntı çekiyor. Dolayısıyla bütün bunlar hekimi direkt olarak yüz yüze getiriyor ve işin en ilginç tarafı da hekime uygulanan şiddetin yüzde 86’sını hasta ve hasta yakınları yaparken, yüzde 14’ünü de idare ve yöneticiler yapmaktadır. En sonuncusunu da Gazi Üniversitesinde yaşadığımız olayda görmüştük.

Bu şiddetlere rağmen hekimler yine de şikâyetçi olmuyorlar. Neden olmuyorlar? “Hasta psikolojisi” diyorlar, “Sürülürüm.” diye korkuyorlar, “Sonuç alamam.” diye düşünüyorlar, velhasıl bir sürü sebeplerden dolayı hekimler şikâyetçi olmuyorlar.

Hekimler tabii şunu da çok iyi biliyorlar: Bundaki asıl sorumlu olan kişi o şiddeti yapan kişi değil, bunu sosyoekonomik nedenlerden kaynaklanan insanların fakirliği, zorlukta yaşaması, çektiği eziyetlerin dışa vurumu olarak görüyorlar. Ekonomik sıkıntılar, sosyokültürel problemler, eğitim bunların en önemli, başında gelen şeyler.

Biraz önce yine söylemiştim, tekrar etmek istiyorum çünkü komisyonda bunlara çok dikkat etmemiz gerekiyor eğer sonuç alınacaksa. Hastalar neden memnun olmuyor? Muayene sırasında uzun bekledikleri için, kendisinin geciktirildiğini, bilerek geciktirildiğini düşündükleri için sıkılıyorlar, fark çıktığı zaman maddi sıkıntılara girdiği için,  tahlilleri gün gün bekledikleri için, filmleri de gün gün bekledikleri için sinirlenip bu şekilde doktora saldırıyorlar.

Sağlık dönüşümünde ne yapmamız lazım? Niteliksiz ve kalitesiz hizmet üretimine neden olduk, bundan vazgeçmek lazım. Performansa dayalı sistemden vazgeçmemiz lazım. Doktoru hastayla yüz yüze bırakmamamız lazım. Bütün bu yapacağımız çalışmalarda eğer bunları kaldırmazsak, dediğim gibi, sonuç alamayız, memnuniyetsizlik de artar gider.

Özelleştirmeye çok önem verdik, kamu hastanelerine bütün yatırımları kısarken özel hastanelere özel teşvikler verdik. Dolayısıyla da en fazla yükü çeken kamu hastaneleri maalesef sıkıntıya düştüler.

En önemli diğer neden, sağlık sektörü yöneticileri ve siyasi yetkililerin sağlık sorununa neden olarak hekimleri görmeleri ve göstermeleri; direkt hedef gösterildik.

Siyasi iktidar ve yandaş yöneticiler sağlık alanındaki yapısal eksiklikler, kaynak yetersizliği ve sorunların çözülmesinde hekimleri sorumlu tuttular, halka iyi hizmet vermemekle itham ettiler. Dolayısıyla bu da getirip yine bizi karşı karşıya bıraktı.

Sağlıkta Dönüşüm Projesi altında tüm sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesinin yattığını artık bilmemiz gerekiyor, asıl hedefin bu olduğunu düşünüyoruz. Bunu yaparken de maalesef hekimler ve sağlık çalışanları şiddete maruz kalmaktadırlar.

Bence yapmamız gerekenler şunlar:

Sağlık çalışanlarına karşı yapılan saldırılar kamu davası olarak görülmeli -gerçi Bakanım söyledi, o konu da bence iyi bir şey- bizzat Sağlık Bakanlığı bunu yürütmeli.

Topluma verilen demeçlerde şiddeti teşvik eden, kindar gençlik değil, başkalarına karşı saygılı ve ilgili toplum gençliği yetiştirmek için uğraşmalıyız.

İktidar ve sağlık yöneticilerinin hekimlerimiz için sergilediği tutumlarını bir an önce gözden geçirip vazgeçmeleri gerekiyor.

İthal hekim uygulamasından vazgeçmeliyiz. Halka “Bunlar size bakmazlarsa biz size ithal hekim getiririz veya sizi uçakla yurt dışına götürür orada ameliyat ettiririz...” Türk hekimlerine “Bizim size ihtiyacımız yok.” algısını verdirmeye çalışmaktan vazgeçmemiz gerekir.

Tam Gün Yasası’yla üniversitelerde yaşanan kaosa son vermemiz gerekir. Hocalarımızı bu kadar hor görmememiz gerekir, hocalarımız bizi yetiştirdi, bu duruma getirdi.

Tabip odaları ve sendikaları siyasi rakip olarak görmememiz lazım, onlarla birlikte çalışmamız gerekmektedir.

Kamu Hastaneleri Birliği, uygulamaya geçilirse eğer, burada kâr amaçlı kurulacağı için kesinlikle daha fazla şiddet geleceği, daha fazla şiddet olacağı kesindir. Kamu Hastaneleri Birliği uygulamasından başlanmadan kesinlikle vazgeçmek gerekir.

Alınan katkı paylarından vazgeçmek lazım. Vatandaşın zaten durumu ortada, bir de bunu getirip buraya mal etmektedir. Özellikle aile hekimliğinde hastalar sanki aile hekimleri kölesiymiş gibi davranmaya başladılar. “Eğer dediğimi yapmazsan seni bırakır başka hekime giderim.” diye söylüyor. Sayı düşmesinden korkan hekim de dolayısıyla dediğini yapıyor ya da yapmadığı zaman şiddete maruz kalmaktadır.

Her meslekte kötü niyetli insanlar olabilir ama bunları tamamen bir mesleğe katıp kutsal mesleğimizi karalamaya kimsenin hakkı olmadığını düşünüyorum. Özellikle sağlık çalışanlarına, birkaç istisna hariç, genelde aldıkları ücretlerin çok fazla olduğu söyleniyor. Bu kesinlikle doğru değildir. Aldığı neyse onun gerçekten vatandaşa açıklanması lazım çünkü vatandaş hekimlerin korkunç maaşlar aldığını düşünerek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM IŞIK (Devamla) - …”Benim vergimle maaş alıyorsunuz.” diyor. Dolayısıyla, buna tedbir alınması lazım.

İnşallah hayırlı olur diyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

(10/255) esas numaralı önerge sahipleri adına Ali Öz, Mersin Milletvekili.

Buyurun Sayın Öz. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; sağlık çalışanları ve hekimlere uygulanan şiddetin araştırılması için verilmiş önerge üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Toplumsal yaşantının tüm alanlarında şiddet giderek yaygınlaşan bir eğilim hâline gelmiştir. Sağlık ortamının sorunlarının tamamen sisteme bağlı olduğu artık herkes tarafından aşikâr olarak bilindiği hâlde, hekimleri hedef olarak gösteren ve söylemleri körükleyen kaynaklar hekimlere yönelik şiddeti de körüklemektedirler.

Gün geçmemektedir ki bir hekim belki de hiç hak etmediği bir şiddet eylemiyle karşılaşmasın. Acil servisler, yoğun bakım üniteleri başta olmak üzere hekimler neredeyse her gün, bazen ölümle sonuçlanan şiddete maruz kalmaktadır.

Hekimler, her gün bakacaklarının çok üstünde hastaya bakmaya zorlanarak olumsuz çalışma ortamlarının katkısıyla hedef tahtası hâline getirilmektedir. Performansa dayalı gelir teminiyle yorgun düşen hekimlerden gerçek verimi alabilmek mümkün değildir.

Geçmiş dönemlere oranla 2-3 kat daha fazla hasta bakılmasına ve beklentilerine cevap verilmeye çalışılmasına rağmen, hekimlerin şiddete, hakarete, şikâyetlere maruz kaldığını görüyoruz. Hekimlere yönelik şiddetle ilgili haberleri son beş-altı yıldır daha sıklıkla duymaya başladık. Geçmişe oranla her yıl artan bu şiddet olayları artık kırmızı alarm verirken Sağlık Bakanlığı ve Türk Tabipler Birliğinin gündeminde konu nihayet ön sıralarda yer bulmaktadır.

Toplumdaki en saygın meslek sahipleri arasında görülen hekimlere yönelik şiddet olayının artışı hekim örgütlerinin de önem verdiği konular arasında yerini almaktadır.

Şifa dağıtan, sahip oldukları bilgi ve deneyimleri hastalarını iyileştirmek için kullanan doktorlarımızın ve sağlık görevlilerinin karşılaştıkları kaba ve vahşi saldırıları Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak şiddetle kınıyoruz. Yakın zamanda kaybettiğimiz Gaziantep’teki merhum doktor arkadaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve tüm sağlık çalışanlarına başsağlığı diliyorum. Ayrıca Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesinde acil tıp uzmanı olarak görev yapan doktorumuzun bir siyasi parti tarafından uğramış olduğu saldırıyı da şiddetle kınıyorum.

Değerli arkadaşlar, günümüzde artık hekime duyulan saygı uygulanan politika sayesinde gittikçe azalmıştır. Çalışma ortamına ve hekimin sosyal şartlarına hiç bakmadan artık direkt hekimi tahkir edici şekilde sözlü sataşmalar görülmeye başlanmıştır. “Kadın olmasan seni pencereden atarım.” “Bu raporu vermek zorundasınız.” “İlaçları niye yazmıyorsunuz?” “Bizim paramızla burada çalışıyor ve maaş alıyorsunuz.” sözleri hastanelerimizde önceki yıllara göre daha çok duyulur hâle gelmiştir. İktidarın sağlık alanında çizdiği pembe tablolar, gerçekle bağdaşmayan sanal başarı hikâyeleri doktor-hasta ilişkisini zedelemiş ve bunların birbirine düşmesine kapı aralamıştır. AKP’nin politika tercihi sağlık hizmeti verenlerle hastaları ve yakınlarını birbirine hasım hâline getirmiştir. Bugün doktorlar, hemşireler ve sağlık teknisyenleri huzursuz ve mutsuzdur. Hastalarla birlikte aileleri gergin ve stres yüklüdür. İstatistiklerde, daha önce konuşma yapan milletvekili arkadaşlarımızın da ifade ettiği gibi hekim arkadaşlarımız ve sağlık çalışanları gün geçtikçe şiddete daha fazla maruz kalmaktadır.

Bu sorunu gerçek manada çözmeyi amaçlıyorsak şiddetin sebeplerini doğru ortaya koymak, çözüm yollarında da ortak akıl oluşturmak zorundayız. Daha önce 14 Mart Tıp Bayramı gününde hekimlere uygulanan şiddetin araştırılması ve çözüm önerileri noktasında Meclis araştırması istendiğinde, maalesef, bu konuda yeterli duyarlılığın gösterilmediği açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Özellikle toplumumuzun geneline baktığımız zaman, kadınların uğramış olduğu şiddetin maalesef meslektaşlarımız arasında özellikle kadın hekimlere de daha sık uygulanmakta olduğunu görmekteyiz.

Tabii ki, bu arada, Sağlık Bakanlığının sıkça bahsettiği, vatandaşın sağlık hizmetinden memnuniyet oranında artmanın olmasını on yıllık iktidarları döneminde başarmış olmalarının övüncünden her AKP milletvekili arkadaşımız gururla bahsetmektedir ancak sağlıkta şiddetin önlenmesi ve bu noktada alınacak olan önlemleri ciddi manada değerlendirmek için sadece vatandaşın memnuniyetini esas alırsak bir sonuç alamayacağımız da ortadır.

Dolayısıyla özellikle şu soruların cevabına dikkat çekmek gerekiyor: “Hekiminiz size yeterli süre ayırdı mı?” Bu soruya verilen cevap yüzde 40’lar oranında “evet”,

“Hekiminiz sizi yeteri kadar muayene etti mi, dinledi mi?” diye soruluyor, yüzde 43 oranında “evet”,

“Hekiminizin size koyduğu teşhis ve verdiği tedaviden memnun kaldınız mı?” sorusuna yüzde 35 oranında “evet” cevabı veriliyor.

Ancak benzer bir araştırmada özellikle sağlık çalışanları ve hekimler üzerine yapılan bir anketin sonuçlarını da göz ardı etmemek lazım. Burada Ankara Tabip Odasının hekimlere yönelik yapmış olduğu bu ankette iki sorunun cevabı çok kötü. Birisi, hekimlere şu soru yöneltilmiş: “Geleceğe dair umut taşıyor musunuz?” Olumlu cevap verenlerin oranı sadece yüzde 7,3. Ama daha dramatik olan bir sorunun yanıtı var: “Hastalarınıza nitelikli ve yeterli sağlık hizmeti sunulduğunu düşünüyor musunuz?” Buna verilen olumlu cevap yüzde 13’ler civarında. Hekimler arasında yapılan anketler ve gözlemler gelecekten umut taşıyanların yüzde 10’ları geçmediğini göstermektedir.

İktidar şöyle bir hava yayıyor: “Sağlık reformu yaptık, her şeyi düzelttik, her şey çok iyi.” Hasta sağlık kurumuna gelip de durumun hiç de böyle olmadığını görünce bunun sorumlusu olarak doktoru görüyor. Bunun dışında Başbakanın “Doktor efendi dönemi bitti.”, “Ben doktora iğne bile yaptırmam, adamı felç eder.”, “Çalışmak istemiyorsanız çekin gidin.” türündeki sözleri, ayrıca Sağlık Bakanının “Tuzu kuru doktorlar.”, “Paracı doktorlar.” türündeki sözleri de hastalar üzerinde kışkırtıcı bir etki yaratmıştır doğal olarak.

Sağlık çalışanları hiç bu kadar sevgisiz, hürmetsiz, değer bilmez bir sağlık bakanına ve onun yönetim dönemine de rastlamamıştır.

Bütün bunlar hekimlerimizin ve diğer sağlık çalışanlarımızın can güvenliğini tehdit eden ve bir meslektaşımızın da hayatını kaybetmesine kadar uzanan bir süreç olarak karşımıza çıkmıştır.

Sağlık Bakanının şunu söylemesi gerekiyor insanlara: “Sorunlar devam ediyor sağlık alanında. Lütfen hastaneye giderken bilin ki öyle her şey çok düzgün falan değil bu ülkede. Bunu başarmak da gerçekten çok kolay değil. Geçmişte hastalar bunu bilerek gelirlerdi. Bilirdik ki hastanelerde sıkıntı var, kuyruk var. Bugün yine var, bekleniyor.” Ama şimdi, akşam Bakanı dinleyip de her şey pırıl pırıl, sorunsuz, çok iyi işliyor sistem beklentisiyle gelince hasta da hayal kırıklığına uğruyor ve bu da maalesef, üzülerek ifade ediyoruz ki şiddete dönüşüyor.

Değerli milletvekilleri, demokrasi kültüründen ve ileri demokrasiden bahsedenlerin, bir meslektaşının uğradığı saldırı sonucu ölmesine gösterdiği demokratik eylemi hoş görememenin bile şiddete prim tanımaktan başka ne anlamı olabilir? Zaten sağlık çalışanlarını ve başta hekimi hasta önüne atarsanız, bu sonucu peşin peşin kabul etmiş olursunuz. Hekimlerin vatandaşa karşı sorumluluğunu onlara hiç kimse öğretemez. Hekimin buna ihtiyacı yoktur. Şartlar ne olursa olsun sağlık vermek, şifa vermek, hayata dönmeye aracı olmanın manevi huzuru ve hekim vicdanı bu sistemin yürümesinin ve yürütülmesinin tek belirleyici sebebidir. Hekimlerimiz koruma altına alınmalıdır. Aksi takdirde sağlık hizmetleri sürekli ileriye değil, geriye gidecektir.

Sağlıkta şiddetin önüne geçebilmenin yolu, özellikle başta hekimler olmak üzere meslek saygınlığını arttırmak, hekimlerin sorunlarına kulak vermek ve her şeyi tek başına “ben bilirim” mantığından vazgeçmek, çalışma şartlarını iyileştirmek, sağlık alanında görsel ve yazılı basında vatandaşı eğitmek ve bilinçlendirmek, oradaki çalışanların ana hedefinin öldürmek değil, yaşatmak olduğunu ifade etmekten geçer. Polisiye tedbirlerle ve ceza artırmaları bu konuda çözüm sağlayamaz.

Sağlık hizmetlerinin herkes için eşit, ulaşılabilir, nitelikli, parasız, sağlık emekçilerinin sömürülmediği, vatandaşların hizmet almadaki memnuniyetinin yanında, en azından -üzerine tekrar basarak ifade ediyorum- hizmet verenlerin de onlar kadar memnun olduğu günleri yaşatabilirsek şiddeti ancak bu noktada çözebiliriz. Yoksa X-Ray cihazları koymakla, özel güvenlik tedbirleri almakla, eğitilmiş özel güvenlikçi bulmakla, şiddete yol açan temel sorunları göz ardı edersek önümüzdeki yıllarda ve zamanda korkarım ki sağlık çalışanlarına ve hekimlere uygulanan şiddet giderek dozunu artıracaktır diyor, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öz.

(10/256) esas numaralı önerge sahipleri adına Mustafa Baloğlu, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Baloğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA BALOĞLU (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin önlenmesi hakkındaki önerge üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu vesileyle, öncelikle, geçtiğimiz hafta Gaziantep’te hunharca bir cinayet sonucunda hayatının en verimli döneminde kaybettiğimiz kıymetli meslektaşımız Doktor Ersin Arslan’a Allah’tan rahmet; ailesine, sağlık camiamıza ve milletimize başsağlığı diliyorum. Yine, Van’da darbedilen Değerli Meslektaşım Oğuz Eroğlu’na da geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Bu gibi olayları yapan insanları, insani, vicdani ve ahlaki değerlerden nasip almamış insanlar olarak değerlendiriyorum ve bu gibi kabul edilemez olayların bir daha tekrarlanmamasını temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, şiddet sadece sağlık çalışanlarında değil, toplumun her kesiminde, her meslek grubunda maalesef yaşanmaktadır; toplumsal bir yaradır. Örnek olarak, geçen hafta derse geç gelen öğrencisi tarafından bıçaklanan öğretmeni hepimiz okuduk ve duyduk ve bu gibi hadiseleri sık sık yaşıyoruz. Bu gibi elim hadiseler ne kadar kabul edilemez ise, bunlar üzerinden Sağlık Bakanlığımıza, Hükûmetimize haksız eleştiride bulunmak ve siyasi rant devşirmeye çalışmak da o kadar elim ve kabul edilemezdir. Hükûmetimizin başlattığı Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla birlikte sağlık hizmetlerinde katettiğimiz mesafeyi görmezden gelmek ve geçmişi unutmak ve bu gibi hadiselerle, yapılan hizmetleri yok saymak en hafif tabirle haksızlıktır. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin arttığı iddialarını doğru değerlendirebilmek için Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın uygulamalarını gözden geçirmekte fayda bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlıkta Dönüşüm Programı hastanelerimizi tek çatı altında toplamıştır. SSK’lı, BAĞ-KUR’lu, Emekli Sandığı ayrımı kalkmış, vatandaş özel hastaneler dâhil, istediği hastaneden hizmet alabilir hâle gelmiştir. Bunun şiddeti körüklediği söylenebilir mi? Elbette ki söylenemez.

Yine, vatandaşımız hastanelerdeki ilaç kuyruklarından kurtulmuş, yeşil kartlılar dâhil, tüm vatandaşlarımız istediği eczaneden ilaç alabilir duruma gelmiştir. Bunun şiddeti körüklediği söylenebilir mi?

Yine, vatandaşların sağlık hizmeti alabilmeleri için belge, sevk kâğıdı ve benzeri evraklar bulundurma zorunluluğu ortadan kaldırılmış, sadece vatandaşlık numarasıyla istediği her hastaneye başvuru hakkı gelmiştir. Bunun sağlıkta şiddeti körüklediği söylenebilir mi? Elbette söylenemez.

Vatandaşın hizmet alabileceği hekimi seçme özgürlüğü getirilmiş, böylece vatandaşın iletişimi en rahat sağlayabileceği, kendini en rahat ifade edebileceği ve güvenebileceği hekime muayene olma fırsatı getirilmiştir. Bunun şiddeti körüklediği söylenebilir mi?

Böylece, korku, endişe ve panik içerisinde acil servise başvurmuş veya acil bir travma geçirmiş vatandaş “Nereye gideceğim, bu hastane bana bakar mı?” gibi endişeler yaşamaksızın ihtiyacı olan hizmete rahatlıkla ulaşabilmektedir. Bu gibi uygulamanın, bu dönüşümün sağlıkta şiddeti körüklediği söylenebilir mi?

Yine, geçmişte acil durumlarda vatandaşın ambulans hizmetleri için saatlerce beklediği ve ambulans hizmetlerinden para talep edildiği dönemden, artık, bugün, yurdun dört bir tarafında dakikalar içerisinde ambulansımızın hatta helikopter ambulansımızın hatta uçak ambulansımızın hastamızı -merkezden planlanarak- kendi hastalığıyla ilgili ya da geçirmiş olduğu travmayla ilgili merkeze yönlendirildiği ve en etkin tedavisinin yapıldığı bir sisteme geçtik. Bunun şiddeti körüklediği söylenebilir mi?

Yine, hastanelerimizde merkezî randevu sistemi başlatılmış ve vatandaşımız, evinden, Türkiye’deki istediği hastaneden -ya da İnternet üzerinden- istediği hekimden randevu alabilme hakkına kavuşmuştur ve vatandaşımız, hangi hekimi istiyorsa, hangi branşa muayene olmak istiyorsa sadece telefonla veya İnternetten yaptığı girişimle rahatlıkla ertesi gün ya da istediği gün muayene olabilmektedir. Bu uygulamanın sağlıkta şiddeti körüklediği söylenebilir mi?

Yine, tam gün uygulamasıyla, vatandaşın muayeneye gitmek, para vermek durumunda kalmadan istediği doktordan hizmet alma imkânı sağlanmıştır. Bu uygulamanın şiddeti körüklediği söylenebilir mi?

Yine, sağlık kurum ve kuruluşlarının imkânları çok genişletilmiş, vatandaşın başka bir kuruma gidip tetkik yaptırmak zorunda kalmadan orada hizmet ihtiyacının karşılanması sağlanmıştır. Bu uygulamaların sağlıkta şiddeti körüklediği söylenebilir mi?

Yine, hastanelerimizin fiziksel şartları çok iyileştirilmiş, hasta mahremiyetinin korunması, hem de konaklama imkânları, otelcilik hizmetleri çağdaş standartlara getirilmiştir. Bu uygulamaların şiddeti körüklediği söylenebilir mi?

Hastanede rehberlik hizmetleri başlatılmış, vatandaşların hizmet almaları kolaylaştırılmıştır. Bunun ve bu gibi uygulamaların şiddeti körüklediği söylenebilir mi?

İnsan kaynaklarının en iyi şekilde planlanması suretiyle ülkenin doğusu ile batısı arasında hekim iş yükü dengelenmeye çalışılmış, vatandaşın sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırılmıştır. Bunun sonucu olarak vatandaşlarımız Avrupa’daki başvurulara yakın oranda sağlık hizmetlerine başvurur hâle gelmiştir. Yıllık hekime başvuru oranı yaklaşık 3 kat artmıştır. Bu uygulamaların sağlıkta şiddeti körüklediği söylenebilir mi?

SABİM ALO 184 aracılığıyla vatandaş herhangi bir sıkıntısını Sağlık Bakanlığına ulaştırabilmekte ve sıkıntısını giderebilmektedir.

Yine, evde bakım hizmetleriyle, sağlık kuruluşlarına ulaşamayan yatalak, engelli hastalarımıza bakım hizmetleri sağlanmış ve bu hastalarımıza bakacak ekipler kurulmuş ve bu bahsettiğim nitelikteki hastalarımız evde bakım hizmetlerine kavuşmuştur. Bu gibi uygulamaların, sağlıkta dönüşüm uygulamalarının şiddeti körüklediği söylenebilir mi?

Yine, performans uygulamasıyla hekimlerin gelirleri artırılmış, daha çok çalışanın daha çok kazandığı bir sistem kurulmak suretiyle ağır iş yükü altındaki hekimlerin alın terlerinin karşılığı ödenmeye çalışılmıştır. Böylece sağlık hizmetlerine daha kolay erişen vatandaşın artan hizmet talebi angarya hâline getirilmeden karşılanmaya çalışılmıştır. Hekimler tercih edilir olmak istemekte, bu da hekimlerin hastayı memnun etmeye çalışmalarına neden olmaktadır. Bunun şiddeti körüklediği söylenebilir mi?

Değerli milletvekilleri, görüyoruz ki Hükûmetimiz, sağlık hizmetlerini temel bir insan hakkı olarak kabul ederek hayata geçirdiği Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık alanında pek çok yapısal düzenlemeler gerçekleştirmiştir. Daha kaliteli, daha adil ve daha kolay ulaşılabilir sağlık hizmeti sunma yolunda geçmişte hayal edilemeyen başarılar kazanılmıştır ve bu gelişmeler neticesinde sağlık hizmetlerinden vatandaşımızın memnuniyet oranı yüzde 39’lardan yüzde 76’lara çıkmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle son günlerde yaşadığımız olaylar karşısında sağlık çalışanlarını temsil eden bazı sivil toplum kuruluşlarının temsil ettikleri kesimin haklarını koruyacakları yerde, birtakım ideolojik davranışlarla, temsil ettiği kesimin görüşlerini ve taleplerini yansıtmaktan öte, tamamen ideolojik birtakım yaklaşımlarla birtakım hareketler yaptıkları gözlenmektedir. Bunları saygıdeğer halkımızın sağduyusuna, sağlık çalışanlarımızın sağduyusuna havale ediyorum.

Görüyoruz ki Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin arttığı iddialarını doğru değerlendirmemek gerekmektedir. Yapılan hizmetler ortadadır. Bunları yok saymak ve Sağlık Bakanlığımıza ve Hükûmetimize haksız eleştirilerde bulunmak kabul edilemez bir durumdur. Bu yanlıştan bir an önce dönülmesi gerekmektedir.

Bu vesileyle, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin önlenmesiyle ilgili araştırma önergesinin ve kurulacak komisyonun sorunlarımıza çare olmasını ve değerli milletvekillerimizin katkılarıyla bu şiddet olayının çözülmesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Baloğlu.

Şimdi, (10/257) esas numaralı önerge sahipleri adına İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel.

Buyurun Sayın Tüzel. (BDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, öncelikle ben de bu elim kayıp nedeniyle bütün sağlık emekçilerine başsağlığı ve geçmiş olsun diliyorum.

Sunulan bütün konuşmalar ve önergeler, aslında sağlık emekçilerinin yaşadığı sorunları fazlasıyla işaret ediyor. Bu sağlık çalışanlarına dönük şiddet hakkında Meclis araştırma komisyonu kurulması konusunda ben de olumlu yönde görüş beyan edeceğim.

Evet, biraz önce burada Bakanı da dinleme imkânı bulduk.

2003 yılından bu yana, sağlık emekçileri ve örgütleri, sağlıkta dönüşüm politikasına karşı Hükûmete, Sağlık Bakanına sesleniyorlar ama bunun karşısında Hükûmet ve Bakanlık ne yapıyor? Başbakan, özellikle sağlık emekçilerini ideolojik davranmakla suçluyor ve aşağılamaya, hakir görmeye devam ediyor.

Biraz önce Doktor Ersin Arslan’ın ölümünden dolayı üzüntülerini ifade eden Bakan hekimliğini şimdi hatırlıyor ama Başbakan hekimleri suçlarken, sağlık emekçilerine saldırırken hekimleri savunmak o dönemde aklına gelmiyordu. Bir de burada, herhâlde bütün bu yaşananlardan sonra Başbakana seslenmek ve son dönemlerde çokça hatırladığımız gibi “Acaba Başbakan bütün bu söylemlerinden dolayı özür dileyecek mi?” diye hepimiz merak ediyoruz. Hani “Doktorlar bir iğne vurmayı dahi bilmiyorlar.” işte “Yurt dışından 150 dolara çalışacak hekim getiririm.”, “Sağlıkçılar güler yüzlü olmalı.” diyen ve her konuşmasıyla bütün halkı sağlık emekçilerine, hekimlere karşı güvensizliğe kışkırtan söylemlerin sahibini işte bu görüşmeler nedeniyle hatırlamak istiyoruz.

Sorunlar ayyuka çıktığında önlem almak yerine, paragöz ve güvenlikçi kafa, işte bir kez daha doktorları özel güvenlikçilere, taşeron şirketlere emanet etmekten başka çözüm bulamıyor.

Sayın Bakan, burada “Sağlık emekçileri, evet, eylem yapsınlar ama halkın sağlık alma hizmetini de engellemesinler.” diyor. Merak etmesinler, sağlık emekçileri ve örgütleri burada Bakandan daha çok bir şekilde -bu iş bırakma eylemlerinde- hasta haklarını ve onların geleceklerini savunuyorlar, güvenceye alıyorlar, düşünüyorlar.

Yani bizim göreceğimiz burada, bir kez daha bütün bu yaşanan şiddet olaylarında meselenin arkasında birkaç tane sosyopatın saldırganlığı değildir, Bakanın izah ettiği gibi ve burada, ölen Doktor Arkadaşımın üzerinden de fırsatçılık ve hamaset yapmaya gerek yok, gerçekten çözüm üretmek ve sorumlulukları da gizlememek gerekir. Nedir bu şiddetin arkasındaki sorumluluk ve gerçeklik? Son Antep’teki ölüm ve Sosyal Güvenlik Uzmanı Ali Tezel’in açıklamaları, biraz önce CHP’li vekil arkadaşımız da söyledi, asıl nedenlerin arkasında, bu ölümün arkasında, yoksulluk ve yardım alma güdüsü vardır. O genç yaşta katil olan çocuğun bu saldırganlığının arkasında bu vardır. Şiddetin kaynağında Hükûmetin politikası ve söylemleri vardır; kışkırtıcı, aşağılayıcı söylemler vardır, sorunları örtmenin aracı olan sözler vardır.

Sağlıkta dönüşümden çokça bahsedildi. Başta Türk Tabipleri Birliği olmak üzere, Sağlık Emekçileri Sendikaları olmak üzere hep söylediler: “Sağlıkta dönüşüm, sağlıkta ticaret öldürür.” demişlerdir ve öldürmüştür, öldürmeye devam etmektedir. Özelleştirme, piyasaya açma, teşvik politikaları, özel sektörü teşvik ve özel sektörden hizmet alımı, çok çeşitli, işte görüntüleme merkezlerine ha bire hastanın gönderilmesi, teşvik edilmesi, bütün bunlar, yani kapitalist patronların para hırsı ortada ne sağlık hakkını bırakmıştır ne hekimlerin ettikleri yemini, etiği, ahlakı, bütün bunları bertaraf etmiştir.

Taşeronlaştırma sağlık hizmetlerinde ve Sağlık Bakanlığı bugün en büyük taşeronlaştırmayı yürüten bir kuruluş halindedir, tam 150 bin taşeron. Bu insanların çoğu, büyük bir kısmı, sağlık hizmetleri sınıfından olmalarına rağmen, gerçek işlerini, gerçek edindikleri eğitime denk düşen bir hizmeti sürdürmemekte, buna karşı da her gün iş güvenceleri tehdit edilip sokağa konulmaktadır. En son İstanbul Çapa Tıp Fakültesinde tam 400’ü aşkın taşeron sağlık emekçisi kapıya konulmuştur. Söylendi, performans uygulaması ve hekimler arasındaki rekabet, etik dışılık, kolaya kaçma ve sonuç itibarıyla da hastaneden kaçma şeklinde karşımıza çıkmıştır.

Ben birçok üniversite hastanesinde toplantılar yaptım ve buradaki gözlemlerimi 14 Şubatta bu Genel Kurulda sizlerle paylaştım. Sayın Bakan da oradaki konuşmada yanıt verdi. “Tam 90 bin doktordan sadece bin tanesi muayenehaneyle ilişkilidir. Siz neden bundan rahatsız oluyorsunuz?” diye yakındı ama görüyoruz ki aymazlık hâlâ devam ediyor. Evet, yakınmamız ve buradaki sorunları, gerçekten artık büyümüş sorunları görmemiz gerekiyor, görmeliyiz ki artık kâr zarar hesabıyla, şirket yönetme mantığıyla, ticari kaygılarla sağlık olmaz, bunu bir an önce terk etmek gerekiyor.

Sizler genel sağlık sigortasından acil hizmete paralı, katkı paylı bir sağlığı Türkiye’ye getirdiniz ve bütün hastalıkları da beraberinde getirdiniz. Bakın, laboratuvarlarda, görüntüleme bölümlerinde, kimyasalların ve radyasyonun olduğu ortamlarda bütün sağlık emekçilerinin can güvenliği yoktur, iş ve can güvenliği yoktur, kanser türü hastalıklarla karşı karşıyadırlar.

Şimdi, bir de şuna değinmek istiyorum değerli milletvekilleri: Bir Vekil Arkadaşımız yanlış bir davranışı, hatalı bir tutumu nedeniyle hepimiz tarafından eleştirildi, eleştirilmekten öte gelen vurdu, giden vurdu. Özdal Üçer’den bahsediyorum. Şimdi, bir de meseleye başka bir yönden bakalım. Bu arkadaşımızın yaşadığı acı nedeniyle kontrolsüz davranışı ama bir de başka bir şey var ki BDP Milletvekili olması, Kürt olması ve Kürtlere dönük bugün ayrımcı muamelenin sağlık alanında da karşı karşıya bıraktığı bir duygusallıkla hareket etmesidir.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Tamamen iftiradır.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) – Biraz da buradan kendimize görev ve vazife çıkartalım, biraz da buradan meseleyi görmeye çalışalım diyorum ve size de bu hatırlatmayı yapıyorum.

Evet, Hükûmete, Sayın Bakana sormak gerekiyor. Hani halk memnundu? Hani hasta memnuniyeti vardı yüzde 76’lara varan? Peki, bu memnun halk neden şiddete sarılıyor? Neden çareyi, çözümü oralarda arıyor? İşte, bütün bunlar karşısında Türk Tabipleri Birliğinin Bakana, Sağlık Bakanlığına o eylemlerde duyurduğu, son kez, bir kez daha bizlere hatırlattığı görevler ve çağrılar var, tespitleri ve talepleri var, Türk Ceza Kanunu’na ek bir maddenin eklenmesi önerisi var “Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar” bahsinde. Dolayısıyla bunlara uygun bir düzenleme yapmamız Meclisin ve vekillerin görevidir diyorum.

Bir diğer şey de, tabii, halkımız bu politikalara, Hükûmetin bu paragöz ve halkın sağlığını tehdit eden, hiçe sayan bu politikalarına karşı -elbette bunları hak etmiyor- bütün bunlara karşı verilebilecek yanıt, elbette Meclis araştırma komisyonu kurulmalı ama başta sağlık emekçileri olmak üzere, sağlık hakkı yani parasız, nitelikli, ulaşılabilir, eşit, ana dilde, bütün 75 milyon yurttaşın alabileceği bir sağlık hakkını savunmak üzere, başta sağlık emekçilerinin bu sağlıkta şiddete karşı da yanıt vermek üzere bütün emekçiler gibi 1 Mayısta seslerini yükseltmelerini diliyorum. 1 Mayıs işçi sınıfının, emekçilerin, ezilenlerin uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma gününde sağlık hakkını da savunmak üzere meydanlara çıkarak taleplerimizi haykırmak ve bilim karşısında, halkın sağlığını savunan hocalara karşı da saygısızca davranan Hükûmet politikaları karşısında da bilime, sağlık hakkına sahip çıkmak üzere hepimizi 1 Mayıslarda sesimizi yükseltmeye, alanlara çıkmaya ve bu sağlıkta dönüşüm politikalarından vazgeçmeye, sağlıkta ticarileşmeye, taşeronlaşmaya, performans sistemlerine, sağlık emekçisinin, hekimlerin otoritesini, saygınlığını, özlük haklarını da yok eden bu politikalara karşı hep birlikte alanlarda olalım diyorum ve hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

(10/258) esas numaralı önerge sahipleri adına son konuşmacı Orhan Düzgün, Tokat Milletvekili.

Buyurun Sayın Düzgün. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum.

Öncelikle, sözlerime başlamadan Antep’te sağlık şehidi dediğimiz Doktor Ersin’in ailesine başsağlığı diliyorum.

Değerli arkadaşlarım, Van’da maalesef, bugün aynı çatı altında olmaktan utanç duyduğum, bir hekimi darp eden milletvekilini de bu kürsüden şiddetle kınıyorum.

Sayın Bakan buradaki konuşmasında, ilgili milletvekilinin grubuna, “Bakalım, ne yapacağınızı göreceğiz.” dedi. Ben bu soruya kendi öngörümle şöyle bir cevap vereyim: Eğer sizin parti grubunuz, milletin kürsüsünde milletvekili dövene nasıl bir tepki verdiyse, muhtemelen o grup da buna öyle bir cevap verecektir diye düşünüyorum; yani hiçbir şey yapmayacaktır diye düşünüyorum.

Sayın milletvekilleri, Türkçede çok güzel bir söz var: “Rüzgâr eken fırtına biçer.” Bu rüzgâr ne zaman esmeye başladı? Sayın Başbakan “Ben bu doktorların alnını karışlarım.” dediği zaman başladı ve Sayın Başbakanın, maalesef, bu ve buna benzer yüzlerce sözünü bugün bu kürsüden sayabiliriz.

Peki, Sayın Sağlık Bakanı ne yaptı bu süreç içerisinde? Ben onu da size söyleyeyim: Sayın Bakan bu kürsüye çıktığında, yeni Bakan olduğunda, Mecburi Hizmet Yasası’yla ilgili şöyle bir söz sarf etmişti: “İnsanın insana böyle bir zulmü olamaz. Bu zulmü biz kaldıracağız.” Peki, sonrasında ne oldu? Sonrasında, tıp fakültesini bitirdiniz, yeniden bir mecburi hizmet konuldu size. Arkasından ihtisas yaptınız, bir mecburi hizmet daha konuldu. O da yetmedi, yan dal ihtisası yaptınız; üstüne bir Mecburi Hizmet Yasası daha konuldu. Yani bu insanın insana olan zulmü 1 iken 3’e katlandı. Üstelik de değerli arkadaşlarım, öncesinde, mecburi hizmet yapan hekimlerin hiç olmazsa eşleri yanlarına tayin ediliyordu. Bu tayin işi de tam bir çorbaya çevrildi. Şu bölgeydi, bu bölgeydi denerken doktorlar, karısı bir tarafta, kocası bir tarafta, çocukları bir tarafta perme perişan bir hâlde memlekette hizmet yapmaya çalıştılar.

Evet, değerli arkadaşlarım, bu kürsüde, AKP Grubu adına çıkan bütün arkadaşlarım, doktorların bıçak parası aldığını, Sayın Bakanın da bunu engellediğini söylediler. Doğrudur, bu tespite katılıyorum; ancak bu yapılırken sanki bütün doktorlar bıçak parası alıyormuş, bunların hepsi hırsızmış gibi davranıldı. Bir meslek grubunun içerisinde mutlaka ve mutlaka çürük elmalar olacaktır. Bugün, 3-5 tane polis rüşvet alıyor diye, siz bütün polis camiasını rüşvetçi ilan edebilir misiniz değerli arkadaşlarım? Ama bu kürsüde her seferinde doktorlar ayırt edilmesizin hırsız ilan edildiler. Bugün bu şiddetin kaynağında bunun etkisi olmadığını hiçbirimiz inkâr edemeyiz.

Değerli arkadaşlarım, hastalar hastanelerde rehin kalıyorlardı. Bir hekim olarak buna ben de bizzat defalarca şahit olmuşumdur. Tabii ki bu uygulama yanlıştı. Evet, Sayın Bakanın bu uygulamanın kaldırılmasında da katkıları vardır, bunu da kabul ediyorum. Ancak, değerli arkadaşlarım, bir doktor bir hastayı neden rehin alır hastanede, ne üstüne vazifedir? Doktorun görevi hastayı tedavi etmektir, muayene etmektir, ilacını yazmaktır. Siz Bakan olarak yazıyı yazacaksınız hastaneye, diyeceksiniz ki: “Kardeşim, bakın, hasta ücret ödemeden giderse bunu sizin maaşınızdan keserim.” Sonra dönüp diyeceksiniz ki: “Hastayı hastanede rehin tutan doktorun alnını karışlarım.” İşte bu şekilde doktorla hasta karşı karşıya getirilerek bir birlerine düşman ilan edildiler.

Sayın milletvekilleri, bir doktor maaşının ne kadar olduğu konusunda bir bilginiz var mı ya da bir fikriniz var mı bilemiyorum. Ancak benim, Sayın Bakanın ağzından bir uzman hekimin maaşının en az 6 bin lira olduğuna dair defalarca duyumum olmuştur. Şimdi ben size şunu söylüyorum: Yirmi bir yıllık bir uzman hekim olarak milletvekili adayı olmak için istifa ettiğimde elimdeki maaş bordrosu 1.900 lira idi. Şimdi Sayın Bakan diyecek ki: “Döner sermaye alıyorlar.” Doğru dürüst döner sermaye dağıtamayan onlarca hastane var bu memlekette. Dolayısıyla, bu arkadaşlarımız yirmi yıllık hekimken 2 bin lira maaşla çocuklarını geçindirmeye çalışıyorlar, evlerini geçindirmeye çalışıyorlar, karınlarını doyurmaya çalışıyorlar ve biz de bu doktorlardan Avrupa düzeyinde hastaya hizmet vermesini bekliyoruz. Bu noktada biraz el insaf buyurmanızı istirham ediyorum.

Arkadaşlar, bir performans sistemi getirildi. Bu noktada da yine Sayın Bakan geçen konuşmasında dedi ki: “Eksiklerimiz, yanlışlarımız olur, bunları düzeltiriz.” Bakın, ben size eksiklerden birisini söyleyeyim. Ben genel cerrahi uzmanıyım. Varsayalım ki bugün günlerden cuma, hastayı ameliyat ettim, çektim evime gittim mesai bitince. Cumartesi günü hastaya kim bakacak arkadaşlar? Belli değil. Niye? Çünkü ben devlet memuruyum, cumartesi günü de benim için tatil. Hastaneye gidip vizit yapmamın karşılığında hiçbir performans puanı yok, böyle bir zorunluluğum da yok benim. Ben hastayı cuma günü ameliyat edip pazartesi günü mesaime gelebilirim. İşte burada doktorun vicdanı devreye giriyor. Performans puanı almamasına rağmen, doktorlar, her hafta sonu gelip sabah akşam hastayı vizit yapıyorlar fakat bunun bir karşılığı yok, maalesef yok. Umut ederim ki, Sayın Bakan, bu konuda, özellikle cerrahi dallarda hizmet veren arkadaşların bu haklarını teslim eder diye düşünüyorum buradan.

Değerli arkadaşlarım, doktorlar, evet, devlet memurları ama devlet memurlarından farklı bir statü içerisinde çalışıyorlar. Nasıl çalışıyorlar? Sabah sekizde mesaiye başlıyorsunuz, öğle tatili diye bir kavram yok fakat Sayın Bakanın uygulamalarıyla şu anda sanki hastanelerde öğle tatili varmış gibi mesai yine beşte bitiyor doktorlar için. Bunu da geçelim; mesai bitmiyor, doktorlar yirmi dört saatlik nöbetle çalışıyorlar. Eğer hastanede yeterli sayıda uzman hekim yoksa o gece nöbet tutuyorsunuz, ertesi gün de mesaiye devam ettiriliyorsunuz. Yani yirmi dört saat, artı sekiz saat çalışıyorsunuz. Şimdi, biraz empati yapın lütfen; yirmi dört saat uyumadan çalışmışsınız, akşam saat dört buçuk olmuş, hasta gelmiş diyor ki: “Beni muayene edeceksin.” Siz de biliyorsunuz ki isteyeceğiniz tetkiklerin sonucu saat beşte çıkmayacak. Ne diyeceksiniz? Ya hastayı kabul etmeyeceksiniz, hasta sizinle gırtlak gırtlağa kavga edecek, “Daha mesai bitmedi, beşe çok var.” diyecek ya da siz otuz iki saati bir yarım saat daha uzatıp otuz iki buçuk saate tamamlayıp öyle evinize gideceksiniz.

Değerli arkadaşlarım, bu uygulamalar yanlıştır. İşte bu uygulamalardır ki bugün hekim ile hastanın arasında bir düşmanlık ilişkisi yaratmıştır.

Gene, değerli arkadaşlarım, bir malpractice yasası çıkarıldı. Kime soruldu, nasıl yapıldı, ne edildi, belli değil. Doktorlar artık hastanın yanına yaklaşırken korkuyorlar. Neden? Çünkü malpractice yasası var, çünkü en ufak bir yanlışları olursa ömür boyu çalışarak o paraları ödeyemezler. Peki, bunun karşılığında ne oldu? Bunun karşılığında bir sağlık sigortası çıkarıldı.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu sağlık sigortası bedelinin yarısını hekimin kendisi ödüyor. Bu şöyle bir şey: Arabanız kaza yaparsa masrafın yarısını arabadan alacaksınız.

Değerli arkadaşlarım, bu mesleki sigorta, evet doğru söylüyorsunuz, bu mesleki sigorta, bu mesleğini yapan insanlar Sağlık Bakanlığına hizmet ediyorlar, kendi işlerini görmüyorlar; muayenehanede çalışıyorsa, özel hastanede çalışıyorsa tamam hekim buna katkı sağlayabilir, çok normaldir ama Sağlık Bakanı adına hizmet veren bir hekimden neden siz sigorta parası alıyorsunuz? Bunun gerekçesi ne? Belli değil.

Yine, hastanelerde bir “hasta hakları” bölümü kuruldu. Doğru bir uygulamadır, kabul ediyorum fakat bu birimlerin başına doktor olmayan insanlar konuldu. Şimdi, hasta geliyor. Kime şikâyet ediyor sizi? Hemşireye şikâyet ediyor, sağlık memuruna şikâyet ediyor. O hemşire o doktoru çağırıyor aşağıya, “Gel bakalım sayın doktor, sen böyle bir yanlış yapmışsın…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Düzgün.

ORHAN DÜZGÜN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bu konuda lütfen bu önergeye destek verin, bu sorunu hep beraber çözelim.

Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Meclis araştırması önergeleri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım.

Meclis araştırması açılmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Meclis araştırması açılması kabul edilmiştir.

Meclis araştırmasını yapacak komisyonun 17 üyeden kurulmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Komisyonun çalışma süresinin, başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üyenin seçimi tarihinden başlamak üzere üç ay olmasını oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Komisyonun gerektiğinde Ankara dışında da çalışabilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, saat 21.00’e kadar birleşime ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 20.03


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 99’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı: 180)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 21.09
DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 99’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

3’üncü sırada yer alan, Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ve 21 Milletvekilinin; Bazı Kanunlar ile Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin ve 10 Milletvekilinin; Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök ve Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun ile 5 Milletvekilinin; Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ve 8 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.-Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ve 21 Milletvekilinin; Bazı Kanunlar ile Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin ve 10 Milletvekilinin; Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök ve Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun ile 5 Milletvekilinin; Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ve 8 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/476, 2/386, 2/475, 2/482) (S. Sayısı: 223) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Dünkü birleşimde teklifin 6’ncı maddesi kabul edilmişti. Şimdi 7’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 7- 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 1 inci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

"(3) Diğer mevzuatta Türkiye Muhasebe Standartları Kuruluna yapılan atıflar, Kuruma yapılmış sayılır."

"(4) 9 uncu maddede belirtilen görev ve yetkilere ilişkin olarak 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu, 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu, 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ve diğer kanunlar ile bunlara istinaden yapılan düzenlemelerde karşılığında idari para cezası öngörülen ve 2/11/2011 tarihinden sonra işlenen fiiller nedeniyle ilgili mevzuata göre idari yaptırım kararı almaya Kurul yetkilidir. Bu tarihten sonra işlendiği tespit edilen fiiller yaptırım uygulanıp uygulanmadığı belirtilmek suretiyle Kuruma bildirilir. Bu madde uyarınca verilen para cezaları genel bütçeye gelir kaydedilir."

BAŞKAN – Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Emin Haluk Ayhan, Denizli Milletvekili.

Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 223 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini ifade etmek üzere söz aldım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kanun tekliflerinin ilkinde, bazı kanun hükmünde kararnamelerde benzer mahiyetteki kanun teklifleriyle ilgili değişiklik de yapılmak isteniyor.

                                      

(x) 223 S. Sayılı Basmayazı 24/4/2012 tarihli 98’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Burada ifade etmek istediğim bir husus var. 7’nci maddede 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici 1’inci maddesine fıkralar ekleniyor. Kanun hükmünde kararnameye kanunla fıkra eklemek demek, biz bu işi yapamıyoruz demek, biz bu işi beceremedik demek çünkü sonsuz bir yetki aldınız. O yetkiyle bile bu meseleyi çözemediniz. Yaptığınız iş düzgün değildi. Aceleden elimiz ayağımıza dolaştı, beceremedik diyemiyorsunuz. Yeni kanun hükmünde kararname getirseniz problem olacak, getirmeye yüzünüz yok. Ne yüzle getireceğiz diyeceksiniz. Bunu bu kanun ile geçirelim ne olur diyorsunuz. Yani getirdiğiniz, aldığınız yetki kanunuyla çıkardığınız kanun hükmünde kararnamelerle ne yapıyorsunuz? Kanun hükmünde kararnameleri kanunla değiştirmeye, ilave yapmaya, çıkarmaya bir şeyleri uğraşıyorsunuz. Hükûmet bunu kendisi de yapamıyor. Ciddi birtakım hususlar var. Kendisi yapamadığı için kanun teklifi olarak gruptan arkadaşlar bu işi ne yapıyorlar? Dile getiriyorlar.

Şimdi, bunu yapmaya çalıştınız. Sıkıntıya girdiniz, çözemediniz. Bakın, o kanun hükmünde kararnameyle Toplu Konut İdaresini felç ettiniz. Tekrar burada kanunla değiştirdiniz. Polislerle ilgili hususlarda yine benzer hususlar oldu. Daha altı ay önce yaptığınız değişikliklerin tekrar değiştirilmesi, AKP’nin yaptığı işi yapmak değil, devletin tahribi ve AKP’nin beceriksizliği olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu maddede, geçici 1’inci maddeye ilave edilen “Diğer mevzuatta Türkiye Muhasebe Standartları Kuruluna yapılan atıflar, Kuruma yapılmış sayılır.” deniliyor. Nedir bu “diğer” dediğiniz hususlar? Sizin bu hukuk dışı anlayışınız, aklınızdan geçeni ertesi gün bir kanun teklifi veya tasarısı olarak Parlamentoya getirmeye çalışmanız gayet yanlış. Bazen tekliflerden bakanların bile haberi olmuyor. Hatta burada olan bir mevzuattan, geçirmeye çalıştığınız bir husustan, gelen kanun teklifinden Sayın Başbakan Yardımcısının haberi olmadığı açık ve net bir şekilde Sayın Başbakan Yardımcısının konuşmalarından ortaya çıktı. Dolayısıyla herkes istediğini, aklından geçeni yapmaya çalışıyor. Aklından gelen yerdekinin süresini uzatmayı veya onu değiştirmeyi, süresini kısaltmayı ne yapmaya çalışıyor? Gerçekten becermeye çalışıyor.

Teşvik politikasını açıkladınız. Bazılarınız, Hükûmette, bunun muhtevasında ne kadar gideri var veya ne kadar ödeme yapacağınızı bilmiyorsunuz; “Hesabı yok.” diyorsunuz, bazılarınız “Hesabı var.” diyor; bazılarınız “Yılbaşından itibaren bunu kapsama alacağız.” diyorsunuz; bazılarınız bunu 2011’in Temmuzuna, bazen de belki birkaç tane daha şirket olabilir tanıdığınız, ettiğiniz, 2011’in Haziran 15’ine çekelim diye münhasıran gün vermeye çalışıyorsunuz.

Sayın Bakanım, bu iş ciddiyetini kaybetti. Aynı sizin mali kuralda “Bize yarın lazım, OECD de arzu ediyor, Dünya Bankası da istiyor -bunu bu kürsüden birkaç kere de dile getirdim- bu bize acele lazım, Genel Kuruldan yarın çıkarmamız lazım.” gibi sözleriniz vardı ama ne oldu? Bugün mali kuralın esamesi ortalıkta yok. Verdiğiniz söze güvenilmiyor. Bakın, orta vadeli programda da aynı şey oldu. Orta vadeli programla ilgili biz ne yaptık? Kanun teklifi verdik. Fakat siz ne yaptınız? Bu kanun tekliflerini, samimi olarak iktidara çok büyük yetkiler vermeyi arzu ettiğimiz kanun teklifinden vazgeçip, aldığınız yetkiyle kanun hükmünde kararnamenin bir tarafına iliştirip eylül ayının sonunda falan herhâlde görüşmeye başlayacaksınız. Eylül ayının sonunda ekonomik verilerin görüşülmesi demek, zaten görüşülmemesi, bütçeyle birlikte ele alınması demek. Bunun dışında, yaptığınız bu düzenlemelerle neler yapıyorsunuz? Eşi dostu kayırıyorsunuz. Sorunları giderme çabanız yok, kamu yönetimini altüst ediyorsunuz. Liyakate bakmıyorsunuz, vücut dilinden anlayan bürokrat arıyorsunuz. Vücut dilinden anlayan bürokratlara süre ayarlaması yapıyorsunuz. Yasa ile çalışanları görevden alıyorsunuz, bürokrasiyi yıldırıyorsunuz, siyasi kadrolaşma yapıyorsunuz, hizmet ihtiyacı olmadan geçici görevlendirmeleri ortaya koyuyorsunuz, yıpratma ve sürgünlere meşruiyet kazandırıyorsunuz. Reform yapmıyorsunuz, eş dost kayırıyorsunuz. Adalet ve güveni zedelemiş durumdasınız. Kamu yönetimine ilişkin düzenlemelerde -aslında muhteva olarak bir anlayış değişikliğiniz yok- sorunları gidermiyorsunuz, “Sorun devletin kendisi.” diyorsunuz, devletin tahribine yönelik olarak yerel siyasi özerkliğin altyapısını oluşturuyorsunuz; “yerelleşme” diyerek, “özgürleşme, demokratikleşme, karar alma, denetleme ve inisiyatif kullanma” diyerek çeşitli oyunlarla ne yapıyorsunuz? Tarumar ediyorsunuz. Ücret sistemini zaten tahrip ettiniz. Devlet gerçekten tahrip edilmiş durumda. Yaptıklarınız zaten devleti ele geçirme operasyonu. Bir de memurların tamamını başka bir kadroya alıp yeniden aynı yerleri doldurmak, yeni kadrolar vermek “yeni bankamatik memurlarını yaratmak” demek, bunu yapıyorsunuz. Gerçekten bu sıkıntılı.

Yetki kanunu kapsamında otuz beş tane kanun hükmünde kararname çıkardınız. Bunlar yürürlüğe girdi. Zaten bu kanun hükmünde kararnameye yetki veren kanun ve gerekçesi, dokuz yıldır işbaşında olan AKP’nin hükûmetlerinin kamu yönetimini, personel rejimini, emeklilik rejimini içinden çıkılmaz bir hâle getirmiştir.

Şimdi, aslında bu kanun teklifi de küçük bir torba niteliğindedir. Bu kurumlar gerçekten önemli kurumlardır. Bunların güvenilirliği uluslararası camiada da güvenilirliği artıracaktır. On yıl sonra aklınıza geliyor, değiştirmeye çalışıyorsunuz, bunlar siyasi kurumlar hâline geliyor. Kurumsallaşmanın oluşmasını engelliyorsunuz, yandaş kurum ve personel yaratıyorsunuz. Ekonomik aktivitelerde bu kuruluşlar görünmüyor. Ekonomide, zaten, son zamanlarda, Merkez Bankasının dışında aktivitede yer alan hiçbir ekonomik kurum yok. TÜİK’in Başkanı, çıkıp, gayet açık ve net şekilde, “Ben, kamu kurumlarından bilgileri alamıyorum.” diye açık ve net bir şekilde, samimi bir ortamda, samimi bir şekilde söylüyor. Şimdi, bunlara baktığınız zaman, işin iyi gitmediği ortada.

Bakın, yetki kanununun gerekçesinde sizin geçmiş hükûmetleriniz döneminde yürürlüğe konulan düzenlemelerin, kamu yönetimini hantal yapısından kurtarabilmek için yeterli olmadığını kendiniz söylüyorsunuz. Bu, açık bir ikrar, açık bir göstergedir. Zaten, bunu, AKP İktidarı on senedir becerememiştir. Anayasa’yı değiştirecek çoğunluğa sahip olmanıza rağmen hâlâ bunları söylüyor olmanız, AKP adına çok üzüntü verici bir durumdur.

Kanun hükmünde kararnameler, yapısal bakımdan yürütme organı işlemidir, işlevsel bakımdan da yasama organı işlemidir. Bu yetki istismar edilmemelidir. Bu, erkler ayrılığı ilkesinin de bir gereğidir. Ancak, çıkartılan kanun hükmünde kararnamelerle, doğrudan kamu çalışanlarının hedef alınması, sürgün öngören düzenlemelerin yapılmasıyla, yetki kanunun kapsamı -bunlarla- aşılmış olmaktadır. Bu hükümlerde problem vardır, bu çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerde. Bunlar, zaten, yetki kanununun kapsamına da uygun değildir. Şu anlaşılıyor ki: Bundan sonra yapacağınız icraatlarda yetki kanununda çözemediğiniz problemler için yeni torba tasarıların gelecek olduğu çok açık ve net bir şekilde görülmektedir. Bu, yasamanın iyi idare edildiği anlamına da gelmemektedir.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ayhan.

Başka söz talebi yok.

Soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Şanlıurfa Hilvan ilçesinde ana cadde yol genişlemesi nedeniyle kamulaştırma kararı verilmiş, vatandaşlara ödemeler yapıldıktan beş yıl sonra, bu ödemeler yanlış hesaplanarak, alınan paraların iade edilmesi yolunda 300 vatandaş hakkında icra işlemi başlatılmıştır. Vatandaşın bu mağduriyetinin giderilmesi açısından Bakanlık olarak bu icra takibinden vazgeçmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun, başka soru yok.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Buna isterseniz, müsaadenizle yazılı cevap vereyim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

8’inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 8- 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, ikinci cümlesi madde metninden çıkarılmış ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Kurul Başkanı hariç olmak üzere, ilk atanan üyelerin dörtte biri iki yılda bir kura ile yenilenir."

"(2) Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan Kurul Başkan ve üyelerinin üyelikleri, kura hükmü saklı kalmak kaydıyla, görev sürelerinin sonuna kadar devam eder. Kurul üyeliklerinde kalan süreyi tamamlamak üzere atanacak olanların üyelikte geçirdikleri süreler ile birinci fıkra uyarınca yapılan kura sonucu üyelikleri sona erecek olanların kura tarihine kadar üyelikte geçirdikleri süreler 5 inci maddenin uygulamasında görev süresi olarak dikkate alınmaz."

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Akif Hamzaçebi, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teklif, düzenleyici ve denetleyici kurumlardan BDDK’yla ilgili olarak çeşitli düzenlemeler yapmaktadır. Bizim mevzuatımızda 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na göre dokuz düzenleyici, denetleyici kurum vardır; BDDK bunlardan bir tanesidir. Bu kurumlar arasında TMSF yoktur. Her ne kadar yasal olarak TMSF düzenleyici, denetleyici kurumlar arasında sayılmasa da yapmış olduğu görev itibarıyla düzenleyici, denetleyici kurum sayılmaya uygun tarafları da vardır yani TMSF’yi de dikkate alırsak iki düzenleyici ve denetleyici kurum hakkında teklif çeşitli düzenlemeler yapmaktadır.

Düzenleyici ve denetleyici kurumlar sadece Türkiye uygulamasında ortaya çıkan kurumlar değildir. Dünya uygulamasında, özellikle piyasa ekonomisinin bütün kurumlarıyla yerleşmiş olduğu ülkelerde Türkiye’deki kurumların benzeri kurumlar mevcuttur. 1970’li yılların sonuna doğru gelindiğinde, ekonomide devletin ulaştığı o büyük hacim, büyük güç dikkate alındığında, bu ülkelerde yani ekonomide devletin büyük bir güce ulaştığı, önemli bir büyüklüğe ulaştığı ülkelerde bu güç, bu büyüklük sorgulanmaya başladı. Devlet bu kadar büyük olmalı mıdır, devlet ekonomide bu kadar rol üstlenmeli midir, mal ve hizmet üretiminde devlet rol almalı mıdır? Bu sorgulama aynı zamanda vergi yükünün olağanüstü seviyelere çıkması nedeniyle de başlamıştır. Vergi yükündeki her artış aynı zamanda kamu harcamalarında artış demektir. Dolayısıyla vergi yükünü ve kamu harcamalarını sorgulayan eğilimlerin ortaya çıkması sonucunda, 1980’li yıllarla birlikte, dünyada piyasa ekonomisinin gelişmiş olduğu ülkelerde devletin ekonomideki rolü yeniden yapılandırılmaya başlandı. Devlet mal ve hizmet üretiminden çekilmeye başladı, özelleştirme uygulamalarına hız verildi ve buna paralel olarak devletin ekonomideki aktif rolünü bir tarafa bırakması sonucu doğan boşluğu gidermek amacıyla da düzenleyici ve denetleyici kurumlar oluşturuldu. Bu kurumların ortaya çıkış nedeni -ana nedeni- budur ancak bu kurumları sadece ekonominin bütününe yönelik düzenleyici ve denetleyici kurumlar olarak görmek yanlıştır.

Sektörel düzenleyici kurumlar vardır. Örneğin, Türkiye uygulamasında, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu veya Alkollü İçkiler ve Tütün Piyasası Kurumu gibi. Öte yandan SPK gibi, Rekabet Kurumu gibi ekonominin bütününe yönelik kararları alan ve bu kararları denetleyen kurumlar da mevcuttur. Ekonomi dışındaki alanlarda da -temel hak ve özgürlükler alanında- bu kurumların dünya uygulamasını ve Türkiye uygulamasını görüyoruz. Örneğin, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu bunlardan en önemlisidir, daha doğrusu Türkiye’deki tek örnektir, temel hak ve özgürlükler alanındaki düzenleyici ve denetleyici kurumdur.

Bu kurumların iki ana özelliği olmak zorundadır: Birincisi, Hükûmetin etkilerinden uzak çalışacaktır, ikincisi de ilgili olduğu, denetlediği sektörün etkilerinden uzak olacaktır. Yani bu kurumlar sadece hükûmetten uzak, hükûmetin kontrolünden, etkisinden uzak olmayacaktır, sadece bunu sağlamak yeterli değildir, aynı zamanda denetlediği sektörün etkisinden de uzak olacaktır. Yani, örnek olarak Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunu esas alırsak, sadece hükûmetten değil banka sektörünün etkisinden de uzak kalmak zorundadır. Bu uzaklık sağlanırsa bu kurumlar gerçekten etkin görev yapabilirler.

Şimdi çokça tartışıldı. Bu kurum mensupları, BDDK, TMSF mensupları görevlerinden ayrıldığı takdirde, görevleri sona erdiği takdirde, bunların mevcut yasaya göre bir yıllık ücretleri, maaşları devlet tarafından ödeniyor. Bu, doğru bir uygulamadır. Yani kişiye çalışma yasağı getiriyor iseniz -ki getirmenin bir mantığı vardır- sektörün etkisinden uzak olacaktır. “Yarın ben buradan ayrılırsam hangi işi yaparım, hangi bankada görev alırım?” şeklinde bir düşünceye girmeyecektir bu kurumların yöneticileri. Dolayısıyla, bir çalışma yasağıyla beraber kendisine bir ücreti ödemek şarttır. Şimdi teklif bunu iki yıla çıkarıyor. İki yıla çıkarılabilir ve iki yıla çıkarıp bu insanların, bu kamu görevlilerinin özel sektörde çalışmasını yasaklıyorsanız, doğal olarak kendilerine bir ödeme de yapılmak zorundadır. Bu ödemenin miktarı bence, yani mevcut yapılan ödemelere göre çok önemli değil. Şimdi “15 bin lira” deniyor. Bu kurumların mensupları bu yasak olmasa bankacılık sektöründe çok daha yüksek ücretlerle iş bulabilirler. Dolayısıyla, ben rakam yönünden bir olumsuz değerlendirmeyi şahsen doğru bulmuyorum.

Şunu eleştirmek lazım burada: Bu kurumların yöneticilerine Hükûmet, çıkardığı bir kanun hükmünde kararnameyle, eşit işe eşit ücret kararnamesiyle daha az ücret ödenmesini kararlaştırmıştır. 5 bin lira seviyesine düşürmüştür bu kurumların yöneticilerinin ücretlerini. Yani BDDK’ya atanacak olan bir başkan veya TMSF’ye atanacak olan bir başkan 5 bin lira, 6 bin lira civarında bir ücret alacaktır. Bu, yanlış değerli arkadaşlar, bunu derhâl değiştirmek gerekir. Eşit işe eşit ücret kadar, yani bu uygulamada sırıtan bir başka örnek yoktur. Koskoca bankacılık sektörünü bir kuruma emanet ediyorsunuz, başındaki kişiye de üyelere de 6 bin lirayı geçmeyecek şekilde bir ücret veriyorsunuz. Bu, haksızlıktır, adaletsizliktir. Asıl tartışılması gereken budur burada. Hükûmeti, Sayın Bakanı burada ben göreve davet ediyorum. Bu kararnameyi lütfen düzeltin, bu kurumları mali haklar yönünden hak ettiği yerlere taşıyın.

Bu kurumlara son derece nitelikli arkadaşlar geliyor. Bakın, bizim komisyon raporuna ekli karşı oy yazımızda da var. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bu tasarıya, teklife karşı çıktığımız, öneri getirdiğimiz bazı konular var. Bu kurumların yöneticileri için şu cümlelerimiz var “Alanlarında yetkin olan bu kişiler” diyoruz. Yine bir başka cümlemiz “Son derece kalifiye ve deneyimli olan bu kişiler”. Bu kurumların yöneticileri özel sektörden gelebilir, geçmişte çok örnekleri vardır, başarılı olmuş arkadaşlarımız vardır, kamudan gelmiş arkadaşlarımız vardır, bankalar yeminli murakıplığından gelmiş arkadaşlarımız vardır, Hazine mensubu arkadaşlarımız vardır, Devlet Planlama Teşkilatı mensubu arkadaşlarımız vardır, Maliye Bakanlığından gelen arkadaşlarımız vardır, maliye müfettişi olan arkadaşlarımız vardır. Yani bir maliye müfettişi buralara gayet rahat gelebilir, buraları yönetebilir, birikimi buna müsaittir. Bir bankalar yeminli murakıbı gelebilir, bir Devlet Planlama Teşkilatı mensubu bir uzman arkadaşımız gelebilir, Hazine uzmanı gelebilir. Hazine Müsteşarlığı yapmış arkadaşlarımız vardır, bu kurumların başında olup da Maliye Teftiş Kurulundan gelip müsteşarlık yapmış arkadaşlarımız vardır, ekonominin çok temel kurumlarını yönetmiş arkadaşlarımız vardır. Bu kadar nitelikli arkadaşların olduğu bir yerde böyle 5 bin lira, 6 bin lira gibi bir ücret hesabıyla, koskoca sektörleri bu arkadaşlara emanet etmeyi yani bu ücret anlayışını bu arkadaşlara layık görmeyi daha doğrusu doğru bulmuyorum.

Bu kurumlar devlet tüzel kişiliği dışında, merkezî idarenin hiyerarşik yapısı dışında ayrı tüzel kişilikler olarak kurulurlar ve bunlar bağımsız olarak görev yapmak üzere tasarlanmışlardır ve bu nedenle de merkezî idarenin vesayet denetimine tabi değildir, daha doğrusu değildiler. Hükûmetin kasım ayında çıkarmış olduğu kanun hükmünde kararnamelerden biriyle bu kurumlar ilgili bakanlıkların, ilgili bakanların denetimine tabi kılınmak suretiyle merkezî idarenin vesayet denetimi altına alınarak özerklikleri yok edilmiştir. Her şey yanlış, bakın, yaptığınız her şey yanlış. Bu yanlışlık içinde birkaç adım atmaya çalışıyorsunuz, bu adımlar da tam yerli yerine oturmuyor tabii ki.

Ben bu vesileyle bunları ifade etme ihtiyacı duydum. Sözlerimi burada bitiriyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Başka söz talebi yok.

Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Tekrar bir sorum var Bakana: Efendim, İstanbul ili Sultanbeyli ilçesinde oturan vatandaşımız Mecidiyeköy ve Sultanahmet’e tek biletle, tek belediye otobüsüyle seyahat edememektedir. Sultanbeyli ilçemizde yaşayan vatandaşlarımızın mağdur edilmemesi için Mecidiyeköy ve Sultanahmet’e İstanbul Büyükşehir Belediyesi otobüsüyle tek hatta vatandaşımızın seyahat etmesi gibi bir çalışma ne zaman yapılacaktır? İlgi ve alakanızı bekliyoruz Sayın Bakanım.

BAŞKAN – Soru soracaksınız Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Evet. Yani bununla ilgili bir çalışma var mı? Ne zaman yapılacak? Bu mağduriyet ne zaman giderilecek efendim?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz, Büyükşehir Belediyemizden bilgi alıp Milletvekilimize iletelim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

9’uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 9- 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 401 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "bir yıl içinde" ibaresi "2/7/2012 tarihine kadar" olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Kazım Kurt, Eskişehir Milletvekili.

Buyurun Sayın Kurt. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KAZIM KURT (Eskişehir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 223 sıra sayılı Teklif dört değişik tarihli dört ayrı tekliften oluşan bir birlik. Ben de bu 9’uncu maddesiyle ilgili söz almış bulunuyorum.

9’uncu madde, aslında neden konulur, neden buraya eklenmiştir iyi değerlendirmek lazım, çünkü bildiğiniz gibi, geçen yıl Türk Ticaret Kanunu değiştirilmiş ve 1 Temmuz 2012’den itibaren 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu yürürlükten kalkacak, yerine 6102 sayılı Ticaret Kanunu yürürlüğe girecektir. O hâlde, bu yürürlükten kalkan, kalkacak olan Kanun’un 401’inci maddesinin değiştirilmesine neden gerek duyulmuştur? Bunu değerlendirmemiz lazım.

Bir kere, dört değişik zamanlı teklifle birleşen bu kanun 49 AKP’li arkadaşımız tarafından imzalanmış ama sürekli eksiklikleri tespit edildiği için Komisyonda bile 8 ayrı değişiklik teklifiyle bugünkü hâline gelmiştir.

Bugünkü hâli de çok doğru ve hukuk tekniğine uygun değildir. Çünkü bu Kanun Hükmünde Kararname ile Bakana verilen yetki kullanılmış ve 28261 sayılı Resmî Gazete ile Bakanlık, İç Ticaret 2012/1 No’lu Tebliği ile zaten bu uygulamayı 2/7/2012 tarihine uzatmıştır. O hâlde, neden bu işlem yapılmakta ve ısrarla bu düzenlemeye gidilmektedir; bunu değerlendirmek lazım.

Çelişkilerle dolu bir düzenleme ve en büyük çelişkisi de 401’inci madde. Aslında 401’inci madde değil, bu maddenin yürürlük tarihi değiştirilmektedir ve öyle bir ucube yaratılmaktadır ki, tadından yenmez. Çünkü 4 teklif birlik olmuş, şeker gibi bir kanun ortaya çıkmıştır! Bazıları da “Rüyaları bozduk.” diye övünmesin. Geçen dönem aynı işlem yapıldığı zaman, bu nitelikteki bir kanunla gerçekten ciddi bir değişiklik yapıldı ve biz, bu ülkedeki olumsuzlukları ortadan kaldırdık diye düşünürken, yeniden böyle bir uygulamanın getirilmesi çelişkileri daha da büyütüyor.

Anonim şirketlerde “imtiyazlı pay” denilen hisseler bulunmaktadır. Bu, yeni yasada da var. Ancak 6215 sayılı Yasa’yla, 15’inci maddesiyle Türk Ticaret Kanunu’nun 401’inci maddesinde daha önce bir değişiklik yapılmış ve iki tane fıkra eklenmiştir. Bu fıkralarla “Pay sahipleri arasında devlet, il özel idaresi, belediye ve diğer kamu tüzel kişileri, sendikalar, dernekler, vakıflar, kooperatifler ve bunların üst kuruluşları bulunan anonim şirketlerde ve iştiraklerinde; kamu tüzel kişileri ile kamuya yararlı dernek ve vakıflar lehine tesis edilebilecek imtiyazlar hariç olmak üzere, diğer pay sahiplerinden biri veya birkaçı lehine bu Kanunda düzenlenen herhangi bir imtiyaz tesis edilemez.” denilerek sadece kamu niteliğindeki kurumlara bir imtiyazın sağlanabileceği düzenlenmiştir.

Bu düzenleme yapıldıktan sonra da imtiyaz sahiplerine yasaya aykırı mukaveleleri düzeltmek için altı aylık bir süre verilmiştir. O altı ay içerisinde bu düzenleme gerçekleştirilmemiş, altı ay dolduğu zaman bu süre bir yıla çıkarılmıştır. Bir yıla çıkarıldığı zaman da bir yıl dolmak üzere iken son günü Sayın Bakan almış olduğu yetkiyi kullanarak üç ay daha uzatmıştır. Bu üç aylık uzatma da ne yazık ki Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlükten kalktığı tarihten sonraki bir tarihi içermektedir. Yani 6762 sayılı Yasa 1 Temmuz 2012’de yürürlükten kalkıyor ama 401’inci maddesi 2 Temmuz 2012’de yürürlükten kalkacak. Bu bir gün nedir, ne getirir, kime yarar sağlar, hangi şirketler bu işten yararlanacaktır? Bunları sorgulamak ve bu yararların neler olabileceğini tartışmak, bu teklifi imzalayan 49 arkadaşımızın göreviydi ama maalesef bu gerçekleştirilmedi.

Şimdi, daha önceki dönemlerde ısrarla üstünde durulan ve bir türlü yasal statüye denk getirilemeyen, ayarlanamayan uygulama nedir? Bu işten kimler yararlanmaktadır? Niçin ısrarla bu iş üstünde durulmaktadır? Yüce Meclisin bu konuda bir sorgulama yapması ve bu sorgulamayı da özellikle teklife imza atan arkadaşlarımızın ciddi ciddi değerlendirmesi gerekir. Ama ne yazık ki, bu gerçekleştirilmeden yasaya aykırı, yasa tekniğine aykırı bir düzenleme getirilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu gerçekleştirildiği zaman ne olacak? Bir kere iki tane farklı ticaret kanunumuz olacak. 1 Temmuz günü birisi bitecek, 2 Temmuz günü diğeri bitecek. Peki, bu şirket bu imtiyazlarla ilgili düzenlemeyi, esas mukaveleyi o tarihe kadar da değiştirmezse ne olacak? Ne yapacaksınız, yeni bir yasal düzenlemeyle yeniden bu işi uzatmanın, yeniden bu işi Meclis gündemine getirmenin anlamını Türk insanına nasıl anlatacaksınız? Bunu gerçekten merakla bekliyoruz.

Bir kere, bu düzenleme gerçekten birilerine “tatlı rüyalar” getiriyor, birilerinin düzenlemeler sonucu elde ettiği menfaatlerin devamını sağlıyor. Gerçekten birileri hakkı olmadığı hâlde, hak etmediği hâlde ele geçirdiği holdingleri yönetmeye devam edecek ve siz buna alet olacaksınız; bu yanlış. Bu yanlıştan Parlamentonun dönmesinde yarar var, bu yanlıştan Parlamentonun hem de bir an önce dönmesinde yarar var. Yol yakınken bence bu maddenin geri çekilmesi lazım, teklifin yeniden bu arkadaşlarımızca gözden geçirilmesi lazım. Başka türlü, bu düzenleme sizi vebal altında bırakacaktır. Özellikle o yöredeki Türk insanının, Türk köylüsünün alın teriyle, emeğiyle, göz nuruyla yetiştirip büyüttüğü sermayesinin birileri tarafından kullanılması sizlerin vicdanını rahatsız etmelidir. Başka türlü bu düzenleme gerçekleştirilemez.

Şimdi, son defa bu arkadaşlarımıza bir uyarı görevini yerine getiriyorum ve özellikle bu yasa çıktığı zaman kim, hangi şirketler, hangi anonim şirketin imtiyaz sahibi ve ortakları bundan yararlanacak ve bunu ne kadar sürdürecek; bunu çok iyi değerlendirmek lazım.

Şunu da çok net bir biçimde anlatmakta ve yüce Meclise sunmakta yarar görüyorum: Keyfî yasa yapmak, keyfî yasa uygulamak sadece bu döneme mahsus bir uygulamadır. Kişiye özel yasa yapmaktan ne olursunuz kaçınınız. Özellikle bu menfaatleri, büyük menfaatleri sadece kişiye özel yasalarla korumaya çalışırsanız Türk halkı bunun hesabını bir gün sorar.

Hepinize saygılar sunuyorum. Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kurt.

Başka söz talebi yok.

Sayın Serindağ, buyurun.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Başkanım, hububat üreticisi çiftçilerimiz, Oğuzeli’nin Kılavuz köyünde olduğu gibi, ürününü tüccara satmış, müstahsil makbuzunu almış, müstahsil makbuzunu ticaret borsasına onaylatmış, ilçe tarım müdürlüğüne başvurmuş ve tarımsal destekleme primi almıştır ancak yapılan denetlemede bu tüccarın usulsüz fatura kullandığı gerekçesiyle tarımsal destekleme priminin iadesi istenmiştir. Çiftçi, tüccarın bu işleminden nasıl sorumlu tutulmaktadır? Bu çiftçilerden destekleme priminin istenmesini doğru buluyor musunuz? Bu işlemden vazgeçilmesi için gereğini yapacak mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

İçişleri Bakanı tüm belediyelere ambülans ve çöp arabası verdiği hâlde Şanlıurfa ili Kısas ve Halfeti belediyelerine neden verilmemektedir?

İkinci sorum: Ulus ve Mamak arasında otobüs ücretleri çok yüksektir. Bu konuda, Sayın Bakanımız da Ankara Milletvekili, bu ücretleri düşürmeyi düşünüyorlar mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Hamzaçebi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son derece önemli bir maddeyi görüşüyoruz. Şunu sormak istiyorum: Bu maddenin komisyondan geçen metnine göre, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 401’inci maddesindeki “bir yıl içinde” ibaresi “2/7/2012 tarihine kadar” olarak değiştiriliyor. Oysa 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlükten kalkacak. 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlükten kalkacak olan bir kanunun hangi maddesinde değişiklik yapılmış olursa olsun, bu değişiklik 1 Temmuz sonrasındaki bir tarihi bile kapsamış olsa bu Kanun 1 Temmuzda yürürlükten kalkacağına göre bir hüküm ifade etmeyecektir. Komisyon metnindeki “2 Temmuz” tarihinin sebebi hikmeti nedir acaba? Ve neden şimdi bundan vazgeçiliyor? Daha doğrusu, vazgeçilmekle doğru bir işlem yapılıyor ama bu kadar büyük yanlış göz göre göre neden yapılmıştır? Bunun amacı nedir? Bu düzenlemeyi yapan arkadaşlara aracılığınızla soruyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, 9’uncu madde komisyonda da bizim hepimizi vicdanen yaralayan bir maddeydi. Bir önerge geldi, diliyorum ki bu önerge kabul edilir, önerge kısmen o şartları düzeltiyor. Ben tekrar soruyorum: Sayın Bakan, acaba bu teklifi hazırlayan arkadaşlarımız niçin, neden, kimin için bu teklifi hazırlamışlardır? Ticaret Bakanlığının bu konuda bilgisi var mı? Sayın Ticaret Bakanı da göz göre göre yasal olmayan bir şeyi üç ay niye uzatmıştır? O zaman, uzatmışsa –bu, Temmuz 14’e gidiyordu- niye kanun teklifini siz getiriyorsunuz? Siz niye buna alet oluyorsunuz?

Son sorum: SPK bu önerge doğrultusunda görüş verdi mi? SPK’nın görüşü tam mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Sayın Bakan, buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilk iki soruyla alakalı yine cevabımızı yazılı olarak vereyim, en son Sayın Aslanoğlu’nun sorusuna cevap vermeye çalışayım.

Bu verilmiş olan önergede, hem Gümrük ve Ticaret Bakanlığımızın hem de SPK’nın olumlu görüşü vardır. Zaten beraber hazırlanmıştır. Bu bir yandan, malum, Komisyonda da görüştüğümüz problemleri çözerken öte yandan da halka açık şirketler açısından komplikasyonu da önlemektedir, bir ara yol olmaktadır. Bir yandan problemi çözmüş oluyoruz, bir yandan da halka açık şirketlerde sorun çıkarmayacak şekilde de bir ara formülü bu şekilde, bu önergeyle bulmuş oluyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Benim sorumun muhatabı yok galiba?

BAŞKAN - Sayın Hamzaçebi’nin sorusuna cevap vermediniz Sayın Bakan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Benim sorumun cevabı yok mudur acaba?

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi’nin sorusunu yazılı mı cevaplandıracaksınız; cevap vermediniz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Tabii, yazılı cevaplandıracağım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bu çok açık, net bir konudur. Yani burada, açıkça birilerini kollama, kayırma gayreti vardır eski düzenlemede. Gümrük ve Ticaret Bakanlığının çıkarmış olduğu tebliğ ve kanun hükmünde kararnameyle bir tarih belirleniyor. Bu tarihle birileri haksız, hukuksuz bir şekilde korunmak isteniyor. Tepkiler üzerine şimdi bundan vazgeçiliyor, doğru bir yere geliniyor.

Merak ediyorum hakikaten, o kararname neden çıkmıştır, neden burada, Komisyon metninde 2 Temmuz tarihi öngörülmüştür? 2 Temmuzda bu kanun, değişiklik yapılan 6762 sayılı Kanun yürürlükte değil. Yani 2/7/2012 tarihi bile işlerlik kazanmayacak çünkü 6762 sayılı Kanun’un tümü 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlükten kalkacaktır. 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlükten kalkacak olan bir kanunun herhangi bir maddesinde isterseniz “2030 yılı” deyin, önemli değil. Kanunun tümünü 1 Temmuz tarihinde yeni Türk Ticaret Kanunu yürürlükten kaldırıyor. O hâlde niyet nedir? Bu eğer doğru bir düzenleme idiyse bundan neden vazgeçiyorsunuz? Yok, yanlışsa bu yanlışlığa kimler, nasıl alet olmuştur; açıklama istiyoruz.

Bu gayet açık, nettir. Bu, Sayın Bakanın sorumluluk alanında olmayabilir ama Sayın Bakanın Hükûmet adına vereceği bir cevap olmalıdır burada.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Komisyon Başkanı da cevap verebilir.

Buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Ben müsaadenizle başlayayım, belki eksik kalırsa Komisyon Başkanımız tamamlasın.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Şimdi, aslında komisyonda bu konu enine boyuna çok konuşuldu, tartışıldı ve komisyon üyesi arkadaşlarımız da, tabii, detayları daha iyi biliyorlar.

Şimdi, Sayın Bakanımızın kendi yetkisini kullanarak 2 Temmuza kadar uzatması, herhangi bir problem ihtimaline karşı, özellikle, halka açık olan ve her gün hisse senedi piyasada işlem gören şirketlerde bir komplikasyona sebep olmasın diye, bir bakıma işi garantiye almak için yapmış olduğu bir düzenlemeydi. Ancak biz bununla hem onu sağlıyoruz hem halka açık şirketler açısından sorunu önlemiş oluyoruz hem de asıl hedeflediğimiz yani asıl problem olan bu imtiyaz hisselerinin problem çıkardığı ya da haksızlıklara sebep olduğu şirketlerle, kooperatiflerle, kuruluşlarla ilgili sorunu da bu şekilde daha kalıcı bir şekilde çözmüş oluyoruz. Çünkü Sayın Gümrük ve Ticaret Bakanımızın yetkisi sadece o sürenin uzatılmasından ibaret bir yetkiydi, onu kullandı halka açık şirketler açısından bir komplikasyon olmasın diye ama şimdi komisyonumuzun ve Genel Kurulumuzun yetkisiyle daha köklü, daha kalıcı ve komple bir çözüm bulunmuş oluyor.

Belki Komisyon Başkanımızın da eklemek istediği bir şey…

Eklemek isterseniz buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Son bir şey söyleyebilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan açıklamanıza teşekkür ediyorum ama tabii ki benim sorumun cevabı değil. Yani 2 Temmuz eğer doğru bir tarih idiyse bundan vazgeçmeyin. Şimdi neden bu önergeyle 15/6/2012 tarihi belirleniyor? Benim kastım şu: Halka açık diğer şirketlerin yani düzenlemenin hedefi olmayan şirketlerde bu düzenlemenin yaratacağı olumsuz etkiyi gidermek amacıyla siz “2 Temmuz tarihini öngördük.” diyorsunuz. Ancak o tarih, bu düzenlemenin asıl hedefi olan o şeker şirketindeki kişilere, onların sahiplerine bir kolaylık sağlıyor, onları düze çıkarıyor, onlar için zamanında alınmış olan önlem ortadan kalkıyor yani açıkça o şirket kollanmış oluyor burada. Ben bu açıdan soruyorum, öbür açıdan değil. Eğer 2 Temmuz tarihi doğru idiyse, onu savundunuz şimdi, bunu değiştirmeyin. Şimdi bir önergeyle 15 Haziran tarihini getiriyorsunuz buraya, “Doğrusu bu.” diyorsunuz. O zaman da, ben sizin yerinizde olsaydım “2 Temmuz” yerine “30 Haziran” derdim. Yani en fazla 6762 sayılı Kanun’un yürürlükte kalacağı son gün olabilir bu konuda verilecek olan sürenin sınırı, son gündür. Siz son gününü on beş gün öncesine aldınız şimdi. Doğru ama neden o zaman 2 Temmuzu öngördünüz? Burada bir samimi açıklama bekliyorum. Hakikaten yanılmış da olabilirim. Kimseyi itham etme düşüncem yok ama benim ilk algıladığım budur. “2 Temmuz” tarihi buraya yazılmak suretiyle bir şey sağlanıyor birilerine.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Soru-cevap işlemi bitmiştir.

Madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Başkanım, benim soruma cevap verilmedi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan cevaplayacak galiba efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Müsaade ederseniz, biz bunu hem SPK hem Gümrük ve Ticaret Bakanlığımızla görüşüp -çünkü hepsinin bir sebebi var- o sebepleri açık açık yazılı bir şekilde size daha sonra iletelim. Çünkü beraber çalışıldı, dikkatli çalışıldı, boşluk verilmeyecek ve amacına ulaşılacak şekilde bu önerge çalışıldı. Beraberce güzelce bir cevap hazırlasınlar tatmin edici...

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Tamam, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Başkan.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan, ben de şunu ifade etmek istiyorum: Tabii, bu süreçte hem SPK’nın hem de Gümrük ve Ticaret Bakanlığımızın yapmış olduğu çalışmada hem Cumhuriyet Halk Partisinin hem MHP’nin hem de BDP’nin bilgisine biz sunduk. İlgili arkadaşların bilgileri var zaten. Onların da görüşleri alındı. Dolayısıyla bu konuda ortak bir uzlaşı noktası da oluştu zaten. Ama şunu da ben ifade edeyim…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Önergeye yönelik…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Tabii, önergeye yönelik olarak söylüyorum. Çünkü burada komisyonla görüşme esnasında tabii ortada şöyle bir problem var idi. O problemin çözümü yönünde bir önlem alınması istendi ve bu konuda hem Sayın Bakan hem de ben böyle bir çalışmanın yapılacağını ve bu çalışmayı Genel Kurula yetiştirmeye çalışacağımızı ifade ettik ve bu doğrultuda çalışma yapıldı. Dolayısıyla detaylı açıklamayı, Sayın Bakanın dediği gibi, yazılı olarak da tabii, aktarmak mümkün.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bir ilave yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, çok kısa ama. Çünkü süre tamamlandı.

Buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ama uzlaşıdan bahsedildi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır, bu ayrı bir şey. Soru-cevap işlemi tamamlıyoruz burada. Süre tamamlandı.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ama tamam da Sayın Komisyon Başkanı, gerek bizim gerek MHP’li arkadaşlarla da Komisyonda… Komisyonda biz bu konuda uzlaşı sağlamadık, sadece şiddetle karşı çıktık.

Sayın Başkan ve Sayın Bakan, Sermaye Piyasasının görüşünü özellikle çok istedik çünkü Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bir faul yapmıştır, bunu uzatmıştır. Ondan çok SPK’ya güveniyoruz. Açık söylüyorum, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı burada faul yapmıştır.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bu nedenle uzlaşma değil. Genel Kurula kadar bir görüş getireceklerini söylemişlerdir, biz de “Görüşünüzü görelim.” demişizdir. Yani uzlaşı bu.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu, konu anlaşılmıştır. Sağ olun.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 223 Sıra Sayılı "Bazı Kanunlar ile Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin 9’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                    Mustafa Elitaş                   Mehmet Doğan Kubat                          Şuay Alpay

                         Kayseri                                   İstanbul                                          Elazığ

                                                Şirin Ünal                            Ahmet Haldun Ertürk

                                                  İstanbul                                        İstanbul

Madde 9 - 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 401 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Sermayesinin yarısından fazlası tek başına veya birlikte; Devlet, il özel idaresi, belediye ve diğer kamu tüzel kişileri, sendikalar, dernekler, vakıflar, kooperatifler ve bunların üst kuruluşlarına ait anonim şirketlerde ve bu şirketlerin aynı oranda sermaye payına sahip oldukları iştiraklerinde; bunların sahip oldukları paylara tesis edilebilecek imtiyazlar hariç olmak üzere, diğer paylara bu Kanunda düzenlenen herhangi bir imtiyaz tesis edilemez. Bu hüküm, payları borsada işlem gören anonim şirketlere, 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 3 üncü maddesinde tanımlanan kredi kuruluşlarına ve finansal kuruluşlara uygulanmaz."

"İkinci fıkraya aykırı esas mukaveleler, 15/6/2012 tarihine kadar uygun hale getirilir. Gerekli esas mukavele değişikliklerinin ve uyarlamalarının bu tarihe kadar gerçekleştirilmemesi halinde, ilgili esas mukavele hükümleri kendiliğinden geçersiz hale gelir ve esas mukavelede öngörülen imtiyazların tümü kanunen sona erer."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılıyoruz.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe

12/04/2011 tarihli ve 6215 sayılı Kanun ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 401 inci maddesinde sayılanlara yapılmak istenen düzenlemenin, madde gerekçesine uygun olarak yeniden düzenleme zorunluluğu hasıl olduğundan, Devlet, il özel idaresi, belediye ve diğer kamu tüzel kişileri, sendikalar, dernekler, vakıflar, kooperatifler ve bunların üst kuruluşları bulunan anonim şirketlerde ve bu şirketlerin iştiraklerinde sermayenin çoğunluğuna sahip olma şartı ile beraber maddede sayılan kurum ve kuruluşların tamamı lehine imtiyaz tesis edilebilmesi imkanı getirilmiş, bunların dışındaki gerçek ve tüzel kişi pay sahiplerinin sahip oldukları paylara imtiyaz tesis edilemeyeceği düzenlenmiş ve yapılan bu değişikliğe uygun olarak üçüncü fıkradaki süre yeniden belirlenmiştir.

Diğer taraftan, borsada işlem gören şirketler ile Bankacılık Kanununa tabi şirketlere istisna getirilerek, bu şirketlerdeki imtiyazları bertaraf edecek girişimlerin önü kapatılmak istenmektedir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Arayacağım Sayın Hamzaçebi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğu için elektronik sistemle oylama yapacağız.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 22.06

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 99’uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

223 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

10’uncu maddeyi okutuyorum:

MADDE 10- 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"Ek Madde 5- Tabii afetler nedeniyle zarar gören çiftçilerin özelleştirme kapsam ve programındaki Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.'ye olan borçlarının ertelenmesi veya vadelendirilmesi konusunda Bakanlar Kurulu yetkilidir."

BAŞKAN – Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Alim Işık… Yok.

Başka söz talebi yok.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 22.32

 

 

 

 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 22.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Tanju ÖZCAN (Bolu), Özlem YEMİŞÇİ (Tekirdağ)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 99’uncu Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

223 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Eşyanın Sınırlardaki Kontrollerinin Uyumlaştırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmenin Uluslararası Karayolu Taşımacılığına İlişkin Sınır Geçiş İşlemlerinin Kolaylaştırılması Başlıklı 8 Numaralı Ekinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Eşyanın Sınırlardaki Kontrollerinin Uyumlaştırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmenin Uluslararası Karayolu Taşımacılığına İlişkin Sınır Geçiş İşlemlerinin Kolaylaştırılması Başlıklı 8 Numaralı Ekinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/350) (S. Sayısı: 74) (x)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 74 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

EŞYANIN SINIRLARDAKİ KONTROLLERİNİN UYUMLAŞTIRILMASINA İLİŞKİN

ULUSLARARASI SÖZLEŞMENİN ULUSLARARASI KARAYOLU TAŞIMACILIĞINA

İLİŞKİN SINIR GEÇİŞ İŞLEMLERİNİN KOLAYLAŞTIRILMASI BAŞLIKLI

8 NUMARALI EKİNİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR

KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) Eşyanın Sınırlardaki Kontrollerinin Uyumlaştırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmenin, “Uluslararası Kara yolu Taşımacılığına İlişkin Sınır Geçiş İşlemlerinin Kolaylaştırılması” başlıklı 8 numaralı Ekinin onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Söz talebi? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

                               

(x) 74 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1)Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Eşyanın Sınırlardaki Kontrollerinin Uyumlaştırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmenin Uluslararası Karayolu Taşımacılığına İlişkin Sınır Geçiş İşlemlerinin Kolaylaştırılması Başlıklı 8 Numaralı Ekinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı            :     204

 Kabul                                  :     204 (x)

                                         Kâtip Üye                                              Kâtip Üye

                                       Tanju Özcan                                        Özlem Yemişçi

                                              Bolu                                                  Tekirdağ”

Böylece, tasarı kanunlaşmıştır.

5’inci sırada yer alan, Bozulabilir Gıda Maddelerinin Uluslararası Taşımacılığı ve Bu Taşımacılık Faaliyetinde Kullanılacak Özel Ekipmana İlişkin Anlaşmaya Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- Bozulabilir Gıda Maddelerinin Uluslararası Taşımacılığı ve Bu Taşımacılık Faaliyetinde Kullanılacak Özel Ekipmana İlişkin Anlaşmaya Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/415) (S. Sayısı: 77) (xx)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 77 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…  Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

                                     

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(xx) 77 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

BOZULABİLİR GIDA MADDELERİNİN ULUSLARARASI TAŞIMACILIĞI VE

BU TAŞIMACILIK FAALİYETİNDE KULLANILACAK ÖZEL EKİPMANA İLİŞKİN

ANLAŞMAYA KATILMAMIZIN UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 1 Eylül 1970 tarihli “Bozulabilir Gıda Maddelerinin Uluslararası Taşımacılığı ve Bu Taşımacılık Faaliyetinde Kullanılacak Özel Ekipmana İlişkin Anlaşma”ya katılmamız uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Söz talebi yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İki dakika süre veriyorum.