YASAMA DÖNEMİ                 CİLT                YASAMA YILI

              24                                19                            2

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

 

96’ncı Birleşim

18 Nisan 2012 Çarşamba

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

 

 

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’nın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Kutlu Doğum Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, yaşam hakkı ihlallerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, sağlık çalışanlarına yapılan saldırılara ve Doktor Ersin Arslan’ın hayatını kaybetmesine ilişkin açıklaması

2.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, Burdur ilindeki olumsuz hava koşulları nedeniyle zarara uğrayan üreticilerin mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, Turizm Haftası’na ve Muğla’daki olumsuz hava koşulları nedeniyle zarara uğrayan üreticilerin mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, sağlık çalışanlarına yapılan saldırılara ve Doktor Ersin Arslan’ın hayatını kaybetmesine ilişkin açıklaması

5.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, deprem sonrası Kütahya Simav’daki duruma ilişkin açıklaması

6.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, sağlık çalışanlarına yapılan saldırılara ve Doktor Ersin Arslan’ın hayatını kaybetmesine ilişkin açıklaması

7.- Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş’ın, Kutlu Doğum Haftası’na ve Doktor Ersin Arslan’ın uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybetmesine ilişkin açıklaması

8.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, sağlık çalışanlarına yapılan saldırılara ve Doktor Ersin Arslan’ın hayatını kaybetmesine ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, sağlık çalışanlarına yapılan saldırılara ve Doktor Ersin Arslan’ın hayatını kaybetmesine ilişkin açıklaması

10.-  Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, sağlık çalışanlarına yapılan saldırılara ve Doktor Ersin Arslan’ın hayatını kaybetmesine ilişkin açıklaması

11.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu ve arkadaşlarının vermiş olduğu genel görüşme önergesinin önemine ilişkin açıklaması

12.- Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın Ceylanpınar’la ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Murat Bozlak ve 21 milletvekilinin, Türkiye'de giderek artan işsizliğin nedenleri ve gerekli çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/246)

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 21 milletvekilinin, Diyarbakır ili bütçesinin onaylanmaması sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/247)

3.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan ve 21 milletvekilinin, kamuoyunda "deprem vergileri" olarak bilinen, 26/11/1999 tarih ve 4481 sayılı Kanun’la ihdas edilen ve daha sonra muhtelif kanunlarla yenilenen vergilerin nasıl ve nereye harcandığı konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/248)

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Savunma ve İçişleri Komisyonları üyelerinden oluşan bir heyetin, Kosova Meclisi İçişleri, Güvenlik ve Kosova Güvenlik Gücü Denetim Komisyonlarının vaki davetine icabetle Kosova’ya resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/843)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı Cevdet Erdöl’ün, 25 Nisan 2012 tarihinde düzenlenecek 23 Nisan Avrupa Çocuk Parlamentosu etkinliğine katılmak üzere Brüksel’e gitmesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/844)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

 

1.- BDP Grubunun, 13 Nisan 2012 tarihinde Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşlarının yerel basının karşılaştığı sorunların araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 18/4/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, 17/4/2012 tarihinde Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu ve arkadaşlarının son dönemlerde Suriye'de meydana gelen karışıklıklar ile ilgili vermiş olduğu genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun 18/4/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile  Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin önerisi

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 92'nci yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın kutlanması, günün anlam ve öneminin belirtilmesi amacıyla Genel Kurulda özel bir görüşme yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 2012 Pazartesi günü saat 14.00'te toplanmasına; bu toplantıda yapılacak görüşmelerde siyasi parti grupları başkanlarına ve grubu bulunmayıp da Mecliste üyesi bulunan siyasi partinin genel başkanına onar dakika süreyle söz verilmesine ve bu birleşimde başka konuların görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLAR-DAN GELEN DİĞER İŞLER

 

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı: 180)

3.- Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Orman Köylülerinin Kalkındırılmaları Hakkında Kanun Teklifi; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 68 Milletvekilinin; 2/B Barışı Kanunu Teklifi (Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Alanların İdaresi, Değerlendirilmesi ve Tasarrufu Hakkında Kanun Teklifi); Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Yayla ve Yaylacılık Kanunu Teklifi ve İçişleri Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporları (1/563, 2/71, 2/211, 2/417) (S. Sayısı: 198)

 

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat’ın; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in; 5275 Sayılı “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun”da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Adalet Komisyonu Raporları (2/241, 2/84) (S.Sayısı: 136)

5.- Güneydoğu Asyada Dostluk ve İşbirliği Andlaşmasını Değiştiren Üçüncü Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/590) (S. Sayısı: 208)

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında UNDP-İstanbul Uluslararası Kalkınmada Özel Sektör Merkezinin (IICPSD) Kuruluşu ile İlgili Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/511) (S. Sayısı: 119)

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Arasında Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Sekretaryasına Dair Evsahibi Ülke Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/582) (S. Sayısı: 220)

8.- Eşyanın Sınırlardaki Kontrollerinin Uyumlaştırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmenin Uluslararası Karayolu Taşımacılığına İlişkin Sınır Geçiş İşlemlerinin Kolaylaştırılması Başlıklı 8 Numaralı Ekinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/350) (S. Sayısı: 74)

9.- Bozulabilir Gıda Maddelerinin Uluslararası Taşımacılığı ve Bu Taşımacılık Faaliyetinde Kullanılacak Özel Ekipmana İlişkin Anlaşmaya Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/415) (S. Sayısı: 77)

10.- Karayolu Trafiği Konvansiyonu ile Bu Konvansiyonu Tamamlayıcı Avrupa Anlaşmasına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/296) (S. Sayısı: 139)

11.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz'ın; Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan ve 13 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/603, 2/398, 2/402, 2/486) (S.Sayısı: 222)

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- OYLAMALAR

1.- Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesinin oylaması

2.- Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı’nın tümünün oylaması

3.- Güneydoğu Asyada Dostluk ve İşbirliği Andlaşmasını Değiştiren Üçüncü Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında UNDP-İstanbul Uluslararası Kalkınmada Özel Sektör Merkezinin (IICPSD) Kuruluşu ile İlgili Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Arasında Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Sekretaryasına Dair Evsahibi Ülke Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı’nın oylaması

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, spor uzmanı olarak görev yapan personelin mağduriyetinin giderilmesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ile Gençlik ve Spor Bakanından soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/4702), (7/4779) 

2.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, çiftçilerin yabancı sermayeli bankalardan kredi kullanımına ve yapılan haciz işlemlerine ilişkin Maliye Bakanından sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/4744)

3.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Türkiye’de gerçekleştirilecek U-20 Dünya Futbol Şampiyonasına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/4785)

4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Türk Lirasının yeni simgesine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı  (7/4820)

5.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin-Ardanuç’ta Halkbank şubesi açılmasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/5167)

6.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Esnaf ve Sanatkârlar Kredi Kooperatifleri aracılığı ile kredi kullanımında yüksek faiz oranı, komisyon ve teminat istenmesinden kaynaklanan mağduriyete ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/5484)

7.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, 2003-2011 yılları arasında Başbakanlığa tahsis edilen örtülü ödeneğe ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/5594)

8.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Başbakanlığa alınan bir uçağa ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/5598)

9.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Bakanlar Kurulu üyeleri tarafından kullanılan özel uçakların maliyeti, giderleri ve kullanım alanlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/5723)

10.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Genel Kurul salonu elektronik sistemine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/6026)

11.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, TBMM’de görev yapan polis memurlarının çalışma usullerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/6027)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 15.03’te açılarak iki oturum yaptı.

 

Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk, Erzurum Aşkale’deki Karasu-2 Hidroelektrik Santralinde 5 işçinin hayatını kaybetmesi ve sonrasındaki kurtarma çalışmalarında yaşanan ihmallere,

Ağrı Milletvekili Mehmet Kerim Yıldız, Ağrı’nın 94’üncü kurtuluş yıl dönümüne,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

 

Malatya Milletvekili Mustafa Şahin’in, 8’inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümünün 19’uncu yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşmasına Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç cevap verdi.

 

Kütahya Milletvekili Alim Işık, 16 Nisan 2012 tarihinde Kütahya’da yaşanan depreme ve 19 Mayıs 2011 tarihindeki depremden bu yana birçok vatandaşın mağduriyetinin giderilemediğine,

Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş, 17 Nisan köy enstitülerinin kuruluş yıl dönümüne,

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Kutlu Doğum Haftası’na,

Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz, norm kadro uygulaması nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisi personelinin durumuna,

İstanbul Milletvekili Melda Onur, Erzurum Aşkale’deki Karasu-2 Hidroelektrik Santralinde kurtarma çalışmalarındaki mühendislik hatalarına,

 

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, Ağrı’nın kurtuluş yıl dönümüne, 8’inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümünün 19’uncu yıl dönümüne ve Hamit Fendoğlu’nun ölüm yıl dönümüne,

İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan, İstanbul Sarıyer Zekeriyaköy’de Emlak Konuta ait 500 dönümlük arazinin bir bölümünün inşaata açılması nedeniyle ne kadar ağaç kesileceğini öğrenmek istediğine,

Iğdır Milletvekili Pervin Buldan, 8’inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümünün 19’uncu yıl dönümüne,

İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel, İstanbul Bahçelievler’de toplu olarak işten çıkarılan işçilerin durumuna,

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Kutlu Doğum Haftası’na ve 8’inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümünün 19’uncu yıl dönümüne,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

 

Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 21 milletvekilinin, noterlik hizmetlerinin ücretlendirilmesi ve noterlerin sorunlarının (10/243),

BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın, ülkemizde yüksek oranlarda gerçekleşen kız çocuğu evliliklerinin (10/244),

Muş Milletvekili Demir Çelik ve 21 milletvekilinin, Türkiye'de meydana gelen trafik kazalarının nedenlerinin (10/245),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Ukrayna Parlamentosu Dışişleri Komisyonu Başkanı Oleh Bilorus'un vaki davetine icabetle Ukrayna'ya resmî bir ziyaret gerçekleştirmesine,

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek'in, Varşova'da düzenlenecek olan Avrupa Birliği Parlamento Başkanları Konferansı’na katılmak üzere Polonya'ya gitmesine,

İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkereleri kabul edildi.

 

CHP Grubunun, 28/10/2011 tarihinde Bolu Milletvekili Tanju Özcan ve arkadaşlarının orman köylülerinin ve ormancılık kooperatiflerinin sorunlarının araştırılması ve çözüm önerilerinin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu (120 sıra no.lu) Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 17/4/2012 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

 

İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, (2/125) esas numaralı 2954 Sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi kabul edilmedi.

 

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Nevruz Bayramı kutlamaları ile eğitim sistemine ilişkin kanun teklifine karşı yapılan protesto gösterilerinin yasaklandığı ve bu gösterilere katılanlara yönelik polisin orantısız güç kullandığı iddiasıyla İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesinin (11/11) gündeme alınması yapılan ön görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

 

Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın Aydın eski milletvekilleri İsmet Sezgin ve Nahit Menteşe’yle ilgili ifadelerine,

Adıyaman Milletvekili Salih Fırat, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in medyaya yansıyan bazı davranış ve ifadelerine,

Mardin Milletvekili Ahmet Türk,

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan,

Muş Milletvekili Sırrı Sakık,

İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in Kürt halkının inançlarına hakaret ettiğine;

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in ifadelerinin Kürt halkının inançlarıyla ilgili olmadığına,

Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in BDP’li kadın milletvekilleriyle ilgili ifadelerine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

 

Alınan karar gereğince, 18 Nisan 2012 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere 19.03’te birleşime son verildi.

 

 

Meral AKŞENER

 

 

 

 

Başkan Vekili

 

 

 

 

 

 

 

 

Muhammet Bilal MACİT

Bayram ÖZÇELİK

Mustafa HAMARAT

 

 

İstanbul

Burdur

Ordu

 

 

Kâtip Üye

Kâtip Üye

Kâtip Üye

 

II.- GELEN KÂĞITLAR

                No: 129

18 Nisan 2012 Çarşamba

 

Teklifler

1.- Ankara Milletvekili Levent Gök'ün; Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/501) (Milli Savunma; İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 05/04/2012)

2.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka ve 20 Milletvekilinin; Yılmaz Güney Sinema Müzesi Kurulmasına Dair Kanun Teklifi (2/502) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 06/04/2012)      

3.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş'ın; Milli Eğitim Temel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/503) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/04/2012)  

Raporlar

1.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekilleri Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın; Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan ve 13 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri  ile  Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/603, 2/398, 2/402, 2/486) (S. Sayısı: 222) (Dağıtma tarihi: 18/04/2012) (GÜNDEME)

2.- Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ve 21 Milletvekilinin; Bazı Kanunlar ile Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin ve 10 Milletvekilinin; Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök ve Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun ile 5 Milletvekilinin; Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ve 8 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/476, 2/386, 2/475, 2/482) (S. Sayısı: 223) (Dağıtma tarihi: 18/04/2012) (GÜNDEME)

3.- Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/596) (S. Sayısı: 221) (Dağıtma tarihi: 18/04/2012) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Murat Bozlak ve 21 Milletvekilinin, işsizlik sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/246) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/10/2011)

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 21 Milletvekilinin, Diyarbakır ili bütçesinin onaylanmaması sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/247) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/10/2011)

3.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan ve 21 Milletvekilinin, 17 Ağustos 1999 depreminden sonra getirilen vergilerinin kullanımının araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/248) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/10/2011)

18 Nisan 2012 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 96’ncı Birleşimini açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz Manisa’nın sorunları hakkında söz isteyen Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay’a aittir.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, her zaman olduğu gibi, Genel Kurul ilk açıldığında ciddi manada bir uğultu oluyor. Sayın milletvekilleri, değerli arkadaşlarım, sohbetlerinize dışarıda devam ederseniz gerçekten çok sevineceğim.

Buyurun Sayın Akçay.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’nın sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Manisa’nın bazı sorunlarını dile getirmek üzere söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle ifade etmek isterim ki Manisa hak ettiği kamu yatırımlarını maalesef alamamaktadır. Manisa tarımsal üretimde Türkiye’de 1’inciyken tarımsal yatırımlarda 22’nci sıradadır; nüfus bakımından 13’üncü sıradayken eğitim yatırımlarında 29’uncu, sağlık yatırımlarında 32’nci sırada gelmektedir. Yüz ölçümü bakımından 18’inci sıradayken ulaştırma yatırımlarında 47’nci sıradadır.

AKP döneminde yeterince kamu veya özel yatırım yapılıp istihdam yaratılamadığı için düne kadar göç alan Manisa, artık, göç vermeye başlamıştır. Son bir yılda Manisa’nın nüfusu 40 bin kişi azalmıştır, bu nedenle Manisa’nın çıkaracağı milletvekili sayısı da 10’dan 9’a düşmüştür. Manisa’da 2.458 öğretmen açığı vardır ve ilk ve ortaöğretimde 770 dersliğe ihtiyaç bulunmaktadır. Celal Bayar Üniversitesinde 200 akademik personel açığı vardır.

Bornova-Turgutlu-Salihli, Salihli-Gölmarmara-Akhisar, Soma-Akhisar, Manisa-Akhisar-Balıkesir ve Kula-Salihli yolu tam on yıldır hâlâ tamamlanamamıştır. On yılda 124 kilometrelik Demirci-Salihli yolunun ancak 32 kilometresi tek şerit hâlinde yapılabilmiştir, geri kalan yerlerin bir kısmının kamulaştırmaları dahi yapılamamıştır.

Her seçim öncesi söz verilen 400 yataklı Manisa Bölge Hastanesi hâlâ yapılamamıştır ve sürüncemede kalmıştır. Manisa’da 30 bine yakın tarihî eser depolarda bekletilmektedir ve acilen müze yapılmalıdır. Yine, 1.500 dekarlık arsasıyla hazineye intikal ettirilen Akhisar Sigara Fabrikası hâlâ ekonomiye kazandırılamamıştır.

Sofralık siyah zeytinin yüzde 35’i, yeşil zeytinin yüzde 75’i Akhisar’da üretilmektedir. Zeytinyağına destekleme primi ödenirken sofralık zeytine destekleme primi verilmediği için Akhisarlı zeytin üreticileri destekten mahrumdur. Ziraat Bankasından çiftçilerin ancak yüzde 1’i, en fazla yüzde 2’si işletme kredisine ulaşabilmektedir, o da, ekim dikim döneminde kredi için başvuran çiftçiler bu kredileri zamanında alamamaktadır. Hükûmetin yanlış tarım politikaları yüzünden Manisalı çiftçilerimiz zor günler geçirmektedir. 23 bin çiftçimizin Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine 894 milyon Türk lirası borcu vardır ve pek çok çiftçi hakkında da icrai işlem başlatılmıştır.

Üretimin arttığı yıllarda üzüm fiyatları düşmektedir. Arz fazlası olduğunda, bu fazlalılığı alıp stoklayacak bir mekanizma oluşturulmalı ve çekirdeksiz kuru üzüm mutlaka desteklenmelidir. 2011 üzüm hasadının gecikmesi, fiyatların geç açıklanması, olgunlaşmamış üzümlerin ihraç edilmesi ve ihracat teşvikinin düşük olması nedeniyle sezon başında 1 lira 10 kuruş olan sofralık üzüm fiyatı 40 kuruşa kadar düşmüştür. Başta Alaşehir ve Sarıgöl olmak üzere, sofralık üzüm üreticileri mağdur olmuştur.

GAP ve DAP kapsamında 25 ile özel hayvancılık desteği verilirken, hayvancılık bakımından 5’inci sıradaki Manisa’ya bu destek verilmemektedir. Başta Demirci, Selendi, Köprübaşı, Gölmarmara ve Gördes’teki köylerimiz olmak üzere, köylerin büyük çoğunluğunda köy meraları belirlenmemiştir. Köy meraları acele belirlenip ıslah çalışmaları yapılmalıdır. Bu gidişle, neredeyse bölgede hayvancılık bitecektir.

Her seçim öncesi AKP tarafından Selendi’ye yüksekokul sözü verilmesine rağmen, seçimden sonra bu vaatler unutulmaktadır.

Selendi’de 21 bin metrekarelik olan alan üzerine inşa edilen 9 bin metrekareli kapalı alanlı tütün işleme depoları 2009 yılından beri atıl bir şekilde beklemektedir ve bir an evvel ekonomiye kazandırılmalıdır.

Yine 2008’de Selendi elektrik şebekelerinin yer altına alınması programa alınmış ancak 2009 seçimlerinde belediyeyi Milliyetçi Hareket Partisi kazanınca bu proje iptal edilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Soma Termik Santralindeki baca gazı    filtrelerinin yenilenmemesi nedeniyle, Soma’da  hava kirliliği oranı ve kanser hastası sayısı dünya standartlarından 4 kat fazladır.

Değerli milletvekilleri, sürem bittiği için ancak bu kadar ifade edebildim.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Hükûmet adına Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Veysel Eroğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Milletvekilimiz Erkan Akçay’ın konuşmasına cevap vermek üzere ben söz aldım.

Özellikle Manisa’yla alakalı kamu yatırımlarının az olduğundan bahsetti Sayın Vekilimiz, yapılmadığından bahsetti ama ben geçen yıl sonuna kadar olan Manisa’ya sadece merkezî hükûmetin yaptığı yatırımları kısaca sizlere arz edeceğim.

2011 yılı sonuna kadar Manisa’mıza tam 2 milyar 842 milyon 366 bin Türk lirası, bu yılla beraber yaklaşık 3,2 milyar TL’lik yatırım yapılmıştır ki Manisa diğer illere göre en önde olan illerden birisidir. Bakın, bunlar arasında, Bakanlığımız şu ana kadar 420 milyon TL’lik yatırım yaptı Çevre ve Orman Bakanlığı ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı ama bu sene biz Manisa’da yatırımlarda hamle yılı ilan ettik. Ben zaten mayıs ayı içinde giderek orada yeniden temel atacağım, açılış tarihlerini de ilan edeceğiz.

Bakın, 2003-2011 yılları arasında tamamlanan tesislerden birkaç örnek vermek istiyorum: Gördes Barajı’nı tamamladık. Gördes Barajı sadece İzmir’e yılda 59,5 milyon metreküp su vermekle kalmayacak, şu anda dev sulama hatları yapılıyor, aynı zamanda Manisa’mızda önemli sulama alanlarını sulayacak. Alaşehir sulamasının şebekesini tamamen yeniledik. Ayrıca, Alaşehir sulamasının ikinci kısmı talep edildi, onu da yeniledik. Kula Göleti ve sulaması tamamlandı. Merkezde Yuntdağı Köseler Göleti ve sulaması ikmal edildi, tamamen bitirdik. Kırkağaç’ta Bakır Göleti ve sulaması talep edilmiş -önemli bir yer, hakikaten, kavunlarıyla meşhur- orada da Bakır Göleti ve sulamasını tamamladık. Böylece, 4.490 dekar tarım arazisini sulamaya açtık.

Ayrıca, Manisa’da taşkınlarla mücadele ediyoruz. Şu ana kadar 24 tane dere ıslahını tamamladık. Bu tesislerle 37.150 dekar alanı tamamen taşkınlardan koruduk. 4 ilçe, 4 belde, 11 mahalle ve 3 köy, taşkınlar ve sel baskınlarından korunmuştur. Ayrıca, vatandaşlarımız 2 tane de köprü talep etti, hatta ben de DSİ’ye talimat verdim, köprü bizim vazifemiz olmamakla beraber, biz oraya köprü de inşa ettik, onu da özellikle vurgulamak istiyorum.

Tabii, bunları ben saymak istemiyorum çünkü çok sayıda var. Ayrıca, inşaatı devam eden 22 adet büyük projemiz var Sayın Vekilim. Bir kere, bunlardan birisi, Gördes sol sahil sulaması, Sarıgöl sulaması isale kanalı tamamlaması. Ayrıca, Gediz yan dereleri ıslahı 4’üncü kısım, 17 tane iş kalemi var burada, 17 kalem. Sarıgöl Bahadırlar ve Güneydamları Karal Deresi taşkın ve rusubat kontrol tesisi, Sarıgöl ilçesi Çanakçı Ağıllı dere ıslahı, Turgutlu ilçesi Karaçalı Deresi ıslahı, Güneşli Barajı. Bakın, temel attık, açılış tarih ve saati var, Vekilimi de o tarihte bekliyorum. Kula için içme suyu problemi vardı, sert su olduğu iddia ediliyordu, şu anda testler bitti. Kula’nın içme suyu şu anda tertemiz, memba suyu gibi, Kula ilçemize de su veriliyor. Hatta, onun açılışını da yapamadık, inşallah, bir açılış merasimine gideceğim. Alaşehir Kavaklıdere Göleti, Gördes Doğanpınar Göleti, Kırkağaç Aydıncık Göleti, Kırkağaç’ta Çaltıcak Göleti, Kula’da Bebekli Göleti, Kula Çelengöz Göleti, Merkez’de Pelitalan Göleti, Selendi’de Ayanlar Göleti. Ayrıca, Ahmetli ilçe merkezinin Ahmetli Çayı ıslahı, Bakırçay havzası taşkın koruma tesisi, 2 tane işimiz var. “Taşkın Koruma Tesisi” adıyla Gediz havzasında büyük bir eylem seferberliği yapıyoruz, tam 9 tane iş yapıyoruz. Kula ilçe merkezi Kurt Deresi ıslahı, Soma ilçe merkezi Bakırçay ıslahı, bir de Gediz havzasında taşkın rusubat kontrol olmak üzere 2 tane işimiz de var, bunları tamamlıyoruz.

Ayrıca Manisa için, Sayın Vekilim, şöyle özel bir çalışma yaptık: Biliyorsunuz, Manisa’da yer altı suları kullanılıyor ama bunlar, modern sulama sistemleri, damlama veyahut yağmurlama olsun diye, Özel İdareye para aktardık. Manisa Özel İdaresine, biz, geçen yıl sonunda, 4 milyon 400 bin TL ödenek aktardık ama bunun ucu açık; özel idare projeleri yaptıkça destek vereceğiz, o da “kapalı sistem” dediğimiz, borulu, yer altı suyu sulamasını yapacak.

Projesi devam eden 6 tane işimiz var şu anda, bunlar bittiği anda ihalesi yapılacak. Salihli Yeşilkavak Barajı -sulama barajı bu- ve bir de Manisa ilinde, GÖL-SU kapsamında, birinci kısımda 8 göletin projesi yapılıyor. Ayrıca, ikinci bölge göletlerinde 5 tane gölet, tekrar, ikinci kısımda 2 gölet olmak üzere çok sayıda gölet var. Ayrıca Güneşli sulamasının projesi yapılıyor, bir de Gördes sol sahil sulamasının projesi yapılıyor. Bunların paraları hazır, projeler bittiği zaman hemen inşaata başlayacağız.

Planlaması devam eden çok sayıda iş var ama ben burada bir müjde vermek istiyorum: Manisa’mıza “Bin Günde Bin Gölet” kapsamında -bakın, Sayın Vekilim dikkat edin- tam 45 adet gölet ve modern sulama tesisini yapacağız. Bunların hazırlıkları yapıldı. Şimdi 8 tanesi inşa hâlinde. Bunların, müsaade ederseniz, ismini vereyim ki kayıtlara girsin. Manisalılar da herhâlde bizi dinliyorlardır. Gördes’te Doğanpınar Göleti, inşaatı devam ediyor; Kırkağaç’ta Çaltıcak Göleti, merkezde Pelitalan Göleti, Kırkağaç’ta Aydıncık Göleti, Kula Çelengöz Göleti, Alaşehir’de Kavaklıdere Göleti -ve sulamalar dâhil tabii- Selendi’de Ayanlar Göleti ve Kula’da Bebekli Göleti’nin, bunların şu anda inşaatları devam ediyor, inşallah önümüzdeki yıl bunları tamamen bitireceğiz.

Ayrıca, “Bin Günde Bin Gölet” çerçevesinde, projesi devam eden 15 tane gölet ve sulaması var. Alaşehir’de Kemaliye Göleti sulaması, Alaşehir’de Örencik Göleti sulaması, Kırkağaç’ta Küçükdere Göleti ve sulaması, Kula’da Dutluca Göleti sulaması, Kula’da Saraçlar Göleti ve sulaması, Kula’da Yurtbaşı Göleti sulaması, merkez Maldan Sarısu Göleti ve sulaması; yine, merkezde İlyasçılar Göleti sulaması, Soma Yağcılı Göleti ve sulaması, merkezde Bağyolu Göleti sulaması, Alaşehir’de Gülpınar Göleti sulaması, gene, Alaşehir’de Toygarlı Göleti sulaması, Kula’da Konurca Göleti sulaması, Soma’da Çavdır Göleti sulaması, Alaşehir’de Şahyar Göleti sulaması.

Şimdi planlaması biten 5 tane var, onların da projesini yaptırıyoruz. Bunlar:

1- Saruhanlı Güvenlik Göleti ve sulaması

2- Gördes Karayağcı Göleti ve sulaması

3- Demirci’de Durhasan Göleti ve sulaması

4- Kırkağaç’ta Çamlık Göleti ve sulaması

5- Merkezde Akgedik Göleti ve sulaması.

Planlaması devam eden 12 tane var, isterseniz onları da okuyabilirim ama herhâlde bu kadar çok işten siz de belki de çok… Ama okumak istiyorum ki vatandaşlarımız bizi dinliyor, çünkü burada okuduklarımız bizim için sözdür, bizim için senettir.

Planlaması yapılan 12 tane de gölet ve sulaması var:

Demirci’de Ayvaalan Göleti sulaması, Demirci’de Güveli Göleti sulaması, Demirci’de Hüdük Göleti sulaması, Demirci Kılavuzlar Göleti sulaması, Köprübaşı Döğüşören Göleti ve sulaması, Kula’da Emre Göleti sulaması, Kula Eroğlu Göleti ve sulaması. Benim soyadımla alakası yok, onun ismi öyle. Merkezde Belen Yenice Göleti ve sulaması, Salihli’de Çaypınar Göleti sulaması, Kırkağaç’ta Çobanlar Göleti sulaması, Demirci’de Alaağaç Göleti ve sulaması, Alaşehir’de Horzum Alayaka Göleti ve sulaması.

İlk incelemesi yapılan da 5 tane var, bunların da isimlerini ben isterseniz veririm.

Yani bakın, şu ana kadar hakikaten, biz, 2012’yi sulama ve baraj, göletlerde Manisa’da hamle yılı olarak ilan ettik. Hep beraber zaten bunlar… Daha da talep varsa onları da yapmak bizim boynumuzun borcudur.

Efendim sadece tabii DSİ çalışmıyor. Orman Genel Müdürlüğümüz, burada bakın, 2011 yılı sonuna kadar seferberlik kapsamında 807.910 dekar arazide çalışma yaparak 28 milyon adet fidanı toprakla buluşturdu. İnşallah bu sene de 127 bin dekar arazide çalışma yapacağız. Yani neticede Manisa’da biz 4 tane kent ormanı, 1 adet bal ormanı, 18 adet orman içi dinlenme yeri kurduk, onu da özetle belirteyim.

Ayrıca ORKÖY, orada, geçen yıl sonuna kadar –bu yıl 5 kat artırıyoruz- 3.148 aileye 10.292.817 TL ferdî proje kredisi verdi. Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğümüz 2 adet tabiat parkı ilan etti, bunlardan biri Mesir Tabiat Parkı -Manisa’nın hemen yanında ben de açılışa gelmiştim- diğeri Süreyya Tabiat Parkı. Bir de orada Spil Dağ, çok önemli -burada herkese duyurmak istiyorum- bilhassa turizm açısından çok önemli. Spil Dağı’na giden her hasta iyileşerek dönüyor yani -gerçekten- Spil Dağ muhteşem bir dağ, muhteşem bir alan. Biz burada uzun devreli gelişme planını hazırladık, hatta çok açık bir şekilde ihale ettik. Eğer Manisalılardan, iş adamlarından, turizmcilerden talep varsa fevkalade memnun oluruz.

Meteoroloji Genel Müdürlüğümüz, genelde her ile 4-5 tane otomatik meteoroloji ölçüm istasyonu kuruyor iken Manisa’da tam 17 adet otomatik meteoroloji ölçüm istasyonu var. Manisa’nın hangi ilçesinde? Merkezde, Salihli’de, Alaşehir’de, Demirci’de, Köprübaşı’nda, Akhisar’da, Akhisar meydan, Spil Dağ, Turgutlu, Soma, Gördes, Saruhanlı, Kula, Gölmarmara, Manisa-Çakmak Orman Bölge Müdürlüğü sahası, Manisa merkez kent ormanı ve Akhisar da Kavakalanı’nda tam 17 adet otomatik meteoroloji ölçüm istasyonu var. Yani buradan bir Manisalı benim kardeşimin -dünyanın neresinde- ister Amerika’da, ister Kanada, ister Avrupa’da, ister Japonya’da olsun İnternet’e girip o esnada Soma’da veya Alaşehir’deki hava durumunu, iklim durumunu, yağış var mı yok mu, sıcaklığa varıncaya kadar her şeyi görmesi mümkün.

Ayrıca, ben Çevre ve Orman Bakanıyken Manisa’nın ilçelerine çevre açısından çok büyük destek verdik. Bir defa, katı atık, atık su gibi altyapı projeleri için belediyelere tamamen hibe olarak Bakanlığın fonlarından 6.363.578 TL maddi destekte bulunuldu. Bunlardan 8 tane belde ve ilçeye de, özel sıkıştırmalı çöp taşıma aracı da verdiğimizi ben ifade etmek istiyorum.

Şimdi, Sağlık Bakanlığına gelince: Efendim, Sağlık Bakanlığımız 238 milyon TL geçen yıl sonuna kadar -bu sene hariç- Manisa’ya yatırım yaptı. Bakın 3 tane devlet hastanesi açtık mı? 40 tane sağlık tesisini hizmete açtık.

Ali ÖZ (Mersin) – Hizmete açtık, hizmete açtık (!) Şiddet gören insanlar ne olacak?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ancak yeni açılacak yerle ilgili hatta biz Sağlık Bakanlığımıza dedik ki: Çok muhteşem bir yer istiyorsanız ormanlık alandan dahi vermeye hazırız, ne gerekiyorsa sağlık için biz de elimizden gelen gayreti göstereceğiz Sayın Vekilim. Hep beraber çalışarak Manisa’ya ne yapılacaksa birlikte yapalım.

Millî Eğitim Bakanlığımız, bakın, Manisa’mıza 2.933 derslik açmış, 90.051.789 TL’lik yatırım yapmış.

Ulaştırma Bakanlığı… Az önce siz Ulaştırma Bakanlığından bahsettiniz. Efendim Manisa’ya ulaşmak bir meseleydi ama şu anda Manisa’ya ulaşmak çok kolay. Bakın 274 kilometre Manisa ili…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Nereden kolay Sayın Bakan, Afyon’dan mı kolay? Kütahya’dan gidin bakalım.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Efendim peki ben gideyim…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kütahya’dan nasıl kolay?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şimdi Sayın Vekilim, 274 kilometre… Kütahya’yı ben söyledim, tekrar bana Kütahya defterini açtırma sevgili hemşehrim.

ALİM IŞIK (Kütahya) – “Kolay” demeyin öyle, Kütahya’dan kolay değil.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Fahri hemşehriyiz, hem Simav’dan dolayı hem Kütahya’dan dolayı fahri hemşehriyiz. Şimdi Kütahya defterini açtırma bana.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Biraz sonra açacağız, biraz sonra açacağız.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şimdi tam 274 kilometre bölünmüş yol yapılmış. TOKİ, daha önce Manisa’da TOKİ var mıydı? Yoktu ama şu anda TOKİ bakın 390 milyon TL’lik yatırım yapmış. O 26 adet TOKİ projesi kapsamında 3.340 adet konut inşa ediliyor. Bunların yüzde 90’ı bitti.

Şimdi tarımdan bahsetti. Evet tarım Manisa’da çok önemli, hakikaten, ben de kabul ediyorum, daha da önem vermemiz lazım ama Tarım Bakanlığımız da bakın 2003 yılından günümüze 948 milyon TL’lik tarımsal destek vermiş yani bu hakikaten önemli bir şey. Ayrıca KÖYDES, BELDES kapsamında bildiğim kadarıyla 80 milyon TL kadar -takriben söylüyorum onu- KÖYDES köylülere yol, kanalizasyon ve diğer içme suyu temini maksadıyla KÖYDES ve BELDES’te küçük köyler için bu kapsamda yaklaşık 80 milyon TL geçen yıl sonuna kadar para verildi. Ayrıca SUKAP kapsamında -ben de takip ediyorum- belediyelerin birtakım altyapı çalışmaları için –SUKAP- yaklaşık 650 milyon TL ayrıldı. Manisa’da da -pek çok; şu anda onun listesini alamadım ama- Gediz Eylem Planı çerçevesinde -biliyorsunuz bizim eylem planımız var, bunu takip ediyoruz- Manisa’ya da özel bir ayrıcalık Gediz dolayısıyla yapıldı. Bunu da dikkatlerinize arz etmek istiyorum.

Efendim, yani özetle şunu söylüyorum: Manisa’mız, tabii çok önemli, şehzadeler şehri, benim de çok sevdiğim bir ilimiz. Dolayısıyla, buraya yapılacak şeylerde eksik varsa, olabilir, yüzde yüz her şeyin yapıldığını söylemek mümkün değil ama yapılanları görmek de lazım. Zaten yaptıklarımız yapacaklarımızın da teminatı. Bir talep varsa Sayın Vekilim, bunları birlikte, elbette -ben de bu bölgenin de hizmetkârı olarak- ne gerekiyorsa yaparız inşallah.

Ben bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim, hürmetlerimi arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündem dışı ikinci söz, Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın İhsan Özkes’e aittir.

Buyurun Sayın Özkes.

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Kutlu Doğum Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kutlu Doğum Haftası nedeniyle söz almış bulunuyorum. Sevgili Peygamberimize gelen yüce dinimiz İslam’ın temeli tevhittir yani Allah’ın birliğidir. Bu nedenledir ki kula kulluk etmek, kula kulluğa zorlamak, Allah’la kul arasına girmek, inancı tartmak, dini daraltmak şirktir; şirk ise en büyük zulümdür. İman kalptedir ve kalpteki imanı ancak Allah bilir. İnsanların kalplerini yarıp bakarcasına inançlarıyla ilgili laf etmek Müslüman işi değildir. Dünyanın geçici menfaatine göz dikerek Müslümanlara dinsizlik yaftası vuranlar, kıyamet gününde asıl kendilerinin hüsranda olduklarını anlayacaklardır.

Sayın milletvekilleri, bin dört yüz yıl önce Hazreti Muhammed eleştirilebiliyordu, kendisine görüşünün yanlış olabileceği söylenebiliyordu. Hazreti Muhammed de bu uyarılara kulak veriyor, kendi kararından vazgeçip halkın görüşüne tabi oluyordu. 2012 yılında adında “cumhuriyet” olan ve demokrasi denilen bir yönetimde kimseyi dinlemeyen, bildiğini okuyan, istişareye ve uzlaşıya kapalı bir anlayış nasıl izah edilebilir? Uzlaşıya, diyaloğa mesafeli duranlar bilmelidir ki ilahlık iddiasında bulunan Firavun bile istişare ederdi. Uzlaşının olmadığı bir yönetim istibdaddır, zulümdür; böyle bir ülkenin insanları da açık hava hapishanesindedir. Mehmet Akif’in dediği gibi “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem.” Haksızlık karşısında susanlar dilsiz şeytandırlar. Hazreti Ömer’in dediği gibi “Analarının hür doğurduğu insanlar köleleştirilemez.”

Sayın milletvekilleri, Hazreti Muhammed kral peygamber değil, kul peygamberdi. Yanında heyecanlanan bir delikanlıya “Arkadaş titreme, ben kral değilim, kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum.” demişti. Açlıktan karnına taş bağlardı, vücudunda üzerinde uyuduğu hasırın izleri oluşurdu, yırtılan elbisesini kendisi dikerek giyerdi. Bugün, Peygamber’imizin yediğinden yemeyen, giydiğinden giymeyen, oturduğu yerde oturmayan ve Peygamber ahlakından nasibi bulunmayan ama Peygamber’i de dilinden düşürmeyenleri Allah ıslah etsin.

Sayın milletvekilleri, Hazreti Muhammed, devlet malı bir deveden aldığı tüy parçasına işaret ederek “Bu tüy de devlet mallarından bir maldır. Aşırılan bir tüy bile devlet malına hıyanet edenler için kıyamette utançtır ve ateştir.” demiştir. Devlet malını aşıranların cenaze namazlarını kılmamıştır. Kıyamet Günü’nde Allah’ın, kul hakkına karışmayacağını söylemiştir. Yetim hakkı yiyenlerin karınlarına cehennem ateşi doldurdukları bildirilmiştir. Kul hakkını küçümseyenler Peygamber’in yolunda değil, şeytanın yolundadırlar.

Sayın milletvekilleri, Kutlu Doğum Haftası etkinliklerine kendilerinden başkasının katılmasından rahatsızlık duyanlar var. Burası bizim alanımız, bizim sahamız, siz de nereden çıktınız dercesine kızgınlıklarını ortaya koyanlar var. Dinle, imanla, Peygamberle, Kur'an’la ilgili sahayı tekellerinde tutarcasına âdeta “Burası yasak bölge, girilmez.” tabelası asmak isteyenler var. Allah’ın dinini, Allah’ın kullarından sakınanlar var. Peygamber’imizin âlemlere rahmet olarak gönderildiğini kabullenemeyenler var. Âdeta oyuncağı elinden alınacak korkusuyla hırçınlaşan çocuklar gibi davrananlar bilsinler ki iyinin asıl sahibi yüce Allah’tır.

Kutlu Doğum programlarını siyasi miting havasına dönüştürmek, kâinat ve ötesi kadar evrensel olan yüce İslam’ı siyasi partilerin şemsiyesi altına hapsetmeye çalışmak gaflettir, dalalettir. Ana teması kardeşlik olan Kutlu Doğum Haftası’nda dahi kin, intikam ve ihtiras tohumları ekmeye tam gaz yola devam edenler, Peygamber’imizin “Birbirinize kin gütmeyiniz, haset etmeyiniz, yüz çevirmeyiniz. Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz.” emrine bile kulak tıkadılar çünkü kulakları vardır, duymazlar; kalpleri vardır, anlamazlar; gözleri vardır, görmezler.

Sayın milletvekilleri, kardeşliğin temeli sevmektir, yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevmektir. Hazreti Ali’nin dediği gibi, insanları ya dinde kardeş ya da yaratılışta eş bilmektir. Tüm canlıları Allah’ın aile fertleri saymaktır. Diğer bir deyişle vahdetivücut olabilmektir. Yunus Emre şöyle der: “Sevelim, sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz.”

Bu duygularla hepinize saygılar sunuyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkes.

Gündem dışı üçüncü söz, yaşam hakkı ihlalleri hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu’na aittir.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, yaşam hakkı ihlallerine ilişkin gündem dışı konuşması

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, dün Antep’te yaşamını menfur bir saldırı sonucu yitiren Doktor Ersin Arslan’ı rahmetle anıyorum. Tüm ailesine ve tüm hekim camiasına başsağlığı diliyorum ve sabır diliyorum.

Mecliste Cumhuriyet Halk Partisinin bu konuda vermiş olduğu bir araştırma önergesi var, sağlık çalışanlarına yönelik yapılan saldırıların araştırılması noktasında verilmiş bir araştırma önergesi var, hatta birden fazla araştırma önergesi var. Bir an evvel Meclisin bu konu etrafında etraflıca bir araştırma yapması lazım, bu konuyu gündeme alması lazım, zira bu sorun sadece bir korumayla geçiştirilecek bir sorun değil, aynı zamanda bir eğitim sorunu, bir zihniyet sorunu; Meclisin bir an evvel bu sorunla ilgili olarak bir çalışma yapması lazım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben yaşam hakkıyla ilgili konuşacaktım, ancak dün Mecliste değildim, Malatya’daydım ve tutanakları dün akşam okudum, okuduktan sonra da yaşam hakkıyla ilgili konuşma yapmayı kendime zül buldum, çünkü artık Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve Türkiye'nin bir insan hakları kategorisi olarak İdris Naim Şahin sorunu var. Gerçekten tek başına bir kategori oluşturuyor Sayın Bakan. Yani ben dün bu tutanakları okurken, insan haklarıyla biraz ilgili olan bir insanın duyabileceği bir biçimde yüzüm kızardı, utandım bu tutanaklardan gerçekten. Yani bu Meclisin kürsüsünden bir inancı, bir dini ve bir halkı nasıl bu şekilde aşağılarsınız, nasıl yok sayarsınız, nasıl nefret söylemi içerisinde bu sözleri söylersiniz?

Tutanaklar burada. Özellikle doğu ve güneydoğudan gelen arkadaşlarımın, Kürtlere yönelik bu söylem konusunda bir tutum almasını rica ediyorum, Adalet ve Kalkınma Partisindeki milletvekillerinden özellikle rica ediyorum.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Kürtlere değil, PKK’ya yönelik!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Okuyacağım buradan, okuyacağım. Bir daha okuyacağım, bir daha kayıtlara girsin. Bir daha kayıtlara girsin.

Bu nefret söylemi çok tehlikeli bir zihin dünyasını yansıtıyor. Bu sorun, bir gensoruyla çözülecek bir sorun değildir -üç tane gensoru verildi- bu bir zihniyet sorunudur. Bu zihniyet sorununu bu Meclis çözmelidir. Böyle bir bakan Türkiye'de iç işlerini yönetemez. Kendi yurttaşlarını aşağılayan, bir dini aşağılayan, bir inancı aşağılayan bir bakanın, Türkiye'de bakanlık yapmaması lazım, bu Meclisin istifaya davet etmesi lazım. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar) Biz, Sayın Bakanı Avrupa Parlamentosundan gelen çağrı üzerine mi istifaya davet edeceğiz?

Yarın öbür gün göreceksiniz, sizlere sesleniyorum, ilerleme raporunda da bu sözler yer alacak ve Avrupa Parlamentosundan da bu Parlamentoya yönelik eleştiri gelecek. Nefret söylemi bütün dünyada   kabul edilmiş suç türüdür, Avrupa ülkelerinin tümünde var ama sadece bizde yok nefret söylemine ilişkin suç tanımı; sadece bizde yok.

BİLAL UÇAR (Denizli) – Hangi söylem?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Okuyacağım, size şimdi başka bir şey okuyacağım, iyi dinleyin.

Ceza Yasası’nın 216’ncı maddesi… Bu tutanakları da okuyun. Belki dün burada yoktunuz, sadece yoklama için geliyorsunuz.

BİLAL UÇAR (Denizli) – Hayır, hayır.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - İlk önce bunu bir okuyun, tamam mı? Tutanakları okuyun, sonra da şu maddeyi bir okuyun, 216’ncı madde: “Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse.” Kim bu? İdris Naim Şahin. Aynen bu, tarifi 216’ncı maddede. Eğer bu kürsünün dokunulmazlığı olmasa aleyhine binlerce suç duyurusu gelir bir halkı, Kürt halkını aşağıladığı için, bu cumhuriyetin yurttaşlarını aşağıladığı için, bir inancı, Yezidileri ve Zerdüştleri, o inanca sahip olan insanları aşağıladığı için. Tabii bu gücü Sayın Başbakandan alıyor, Başbakan da bunu yaptı sağda solda. Başbakan yapmasaydı belki kendisi bu gücü almazdı. Ama bu yeterli değil, bu 216’ncı madde yeterli değil. İnanıyorum ki, bu Meclis bu dönemde bir nefret söylemi yasası çıkaracaktır, yeni anayasada da İdris Naim Şahinlerden bu kürsüyü korumak için kürsü dokunulmazlığında “Nefret söylemi hariç” diyeceğiz bir daha İdris Naim Şahin gibiler bu kürsüde hiçbir halkı, hiçbir inancı aşağılamasınlar diye.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

10 arkadaşımıza 60’ıncı maddeye göre söz vereceğim.

Sayın Şandır…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, sağlık çalışanlarına yapılan saldırılara ve Doktor Ersin Arslan’ın hayatını kaybetmesine ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Biz de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak başta doktorlar olmak üzere sağlık çalışanlarına yapılan saldırıları kınıyoruz. İnsanlara şifa vermek, şifa dağıtmak için gecesini gündüzüne katan bu insanlara bir acının, bir öfkenin sonunda, bir yanlış anlamanın sonunda oluşan saldırıları kabul edebilmek mümkün değil. Dolayısıyla, bu konuda alınması gereken tedbirlerin Hükûmetçe alınmasını, Meclisimizin de bizim Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak da verdiğimiz “araştırma komisyonu kurulsun” önergesini dikkate alarak, böyle bir komisyon kurup bunun sebeplerinin tespiti, çözümlerinin, tedbirlerinin de belirlenmesi için bir komisyon kurulmasını faydalı gördüğümüzü ifade ediyor, teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Özkan.

2.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, Burdur ilindeki olumsuz hava koşulları nedeniyle zarara uğrayan üreticilerin mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün, Ankara’da olduğu gibi hava koşulları Burdur ilinde de aşırı rüzgârdan sonra fırtınaya dönüşmüştür. Burdur Çeltikçi ilçesi Bağsaray kasabasında seralar harap olmuş, ağaçlar yıkılmıştır. Önümüzdeki günlerde hasar tespiti yapılacaktır. Ancak, TARSİM tarım sigortaları, çiftçilerin yüzde 40 oranında mal varlığı zarar görürse ödeme yapmaktadır. Vatandaşlarımız, doğal afetlerde görülen zarar oranında devlet desteği istemektedir. Bu konuda Hükûmet olarak bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?

Sayın Bakanımız var, soruna çözüm bulurlarsa memnun olurum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Maalesef ama o size cevap veremez; kendi kendinize şimdi gelip konuşursunuz.

Sayın Erdoğan.

3.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, Turizm Haftası’na ve Muğla’daki olumsuz hava koşulları nedeniyle zarara uğrayan üreticilerin mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Özellikle, bu hafta Turizm Haftası; Muğla ilimizdeki turizmcilerimize ve Türkiye’nin değişik yerlerinde turizmden geçimini sağlayanlara verimli, kazançlı bir turizm sezonu diliyorum.

İkincisi: Şu anda ilimizde devam etmekte olan şiddetli lodostan dolayı özellikle sera üreticilerimiz, meyve ve sebze üreticilerimiz ciddi zararlarla karşı karşıyadır. Çeşitli sebeplerle tarım sigortaları bunun çoğunu karşılayamamaktadır. Bu konuda Hükûmetin acilen tedbir almasının faydalı olacağını şimdiden ileterek gerekli tespitlerin yapılmasının sağlanmasını talep ediyoruz.

Üçüncüsü: Muğla ilimiz, teşvik uygulamasında 1’inci bölge olarak belirlenmiştir. Bu, özellikle mermerciler ve tarımsal üretim yapanlarla ilgili olarak herhangi bir ayrım yapılmadan, Muğla’nın her bakımdan gelişmiş olarak tespit edilmesi ve teşvik uygulamasında 1’inci bölge olması, bundan sonra Muğla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri.

4.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, sağlık çalışanlarına yapılan saldırılara ve Doktor Ersin Arslan’ın hayatını kaybetmesine ilişkin açıklaması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son zamanlarda sağlık mensuplarına karşı saldırılar giderek artmaktadır. Bu bağlamda, Gaziantep’te Doktor Ersin Arslan, hasta yakını tarafından bıçaklanarak katledildi. Kendisine Cenabıallah’tan rahmet, yakınlarına ise sabır ve başsağlığı diliyorum. Rahmetli Doktor Ersin Arslan’a yapılan saldırıyı da lanetliyorum.

Yaşananlar cehaletin, gafletin ürünü olsa da son zamanlarda doktorlara karşı yapılan saldırılarda iktidar yetkililerinin tutumlarının da çok büyük bir payı vardır. Son zamanlarda sağlık personeline yapılan saldırılarda doktorların toplum nezdindeki itibarlarını infaz eden konuşmaların önemli rolü var. Doktoru âdeta bıçak parasıyla özdeşleştiren açıklama ve konuşmalar bizzat yetkililer tarafından yapılmaktadır. Doktorları “sadece para ile çalışan insanlar” olarak gösteren konuşmalar da olmaktadır. AK PARTİ İktidarı sağlık alanında attığı adımları meşrulaştırmak için sağlık personelini suçlayan bir tutum içine girmektedir. Sağlık Bakanlığı hemşire, doktor ya da sağlık personeli ithal etmeyi bir kenara bırakıp sağlık personelinin güvenliğini ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Işık…

5.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, deprem sonrası Kütahya Simav’daki duruma ilişkin açıklaması

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

19 Mayıs 2011 tarihinden bu yana devam eden Simav depremi sarsıntıları son üç gündür vatandaşı ciddi anlamda tedirgin etmektedir, ancak Hükûmetin kılı dahi kıpırdamamaktadır. On bir aydır hastanesi yapılmayan bir ilçe şu anda çok büyük bir tehdit altındadır. Hükûmetin ilgili bakanlıklarını mutlaka bölgedeki depremi araştıracak bir teknik ekibi derhâl oraya göndermeye ve bu konuya eğilmeye davet ediyorum.

Ayrıca, söz konusu ilçeyi diğer illere ve kendi iline bağlayan Kütahya-Gediz-Simav-Manisa yolu, Simav-Bursa yolu mutlaka programa alınarak derhâl bitirilmelidir. Hükûmetin harekete geçmesi için Simav’ın tamamının ölmesi mi beklenmektedir? Buradan bir kez daha sesleniyorum: Derhâl bölgedeki depremle ilgilenecek bir ekibin oraya gitmesi gerekiyor.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Öz…

6.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, sağlık çalışanlarına yapılan saldırılara ve Doktor Ersin Arslan’ın hayatını kaybetmesine ilişkin açıklaması

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bugün Türk tıbbının kara günlerinden biri. Görevi başında dün Gaziantep’te uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybeden hekim arkadaşımız Ersin Arslan’ı rahmetle anıyor, kederli ailesine ve sağlık çalışanlarına başsağlığı diliyorum.

Sözlü ve fiilî şiddetin artışından, sağlık çalışanlarına sahip çıkmayan, şiddete karşı mücadelede gerekli desteği vermeyen iktidarın da sorumlu olduğunu düşünüyorum. Uygulanan sağlık politikasının hekim ve hastayı nasıl karşı karşıya getirdiğini artık görmek gerektiğine inanıyorum. Bu konuda bir komisyon kurma gereği olduğu açıktır. Tek taraflı haklardan bahsederseniz, hekim ve sağlık çalışanını yok sayarsanız bu acı olaylarla karşılaşmanız kaçınılmaz olacaktır diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yurttaş…

7.- Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş’ın, Kutlu Doğum Haftası’na ve Doktor Ersin Arslan’ın uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybetmesine ilişkin açıklaması

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Sayın Başkan, âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’in kutlu doğumunun 1.441’inci yılını milletçe birlik, beraberlik ve sevinç içinde kutlamaktayız. Kutlu Doğum Haftası’nın kutlanmasındaki en büyük amaç, yüce dinimiz İslam’ı ve onun Peygamberi Hazreti Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’i iyi anlayıp idrak edebilmektir. İnsanlığı içinde bulunduğu karanlık dünyadan kurtarmak, onlara kılavuzluk yaparak yollarını aydınlatmak üzere ışıklar saçan bir kandil olarak seçilmiş ve vazifelendirilmiş olan Sevgili Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem)’in dünyayı teşriflerinin kutlandığı Kutlu Doğum Haftası’nın saygıdeğer milletimize, İslam âlemine ve tüm insanlığa barış, sevgi, huzur ve hayırlar getirmesini dilerim.

Ayrıca, bir sağlık çalışanı olarak, Gaziantep Avukat Cengiz Gökçek Devlet Hastanesinde on yedi yaşındaki bir hasta yakını tarafından menfurca öldürülen göğüs cerrahi uzmanı Doktor Ersin Arslan’a Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve meslektaşımız eşine sabır ve başsağlığı diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

8.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, sağlık çalışanlarına yapılan saldırılara ve Doktor Ersin Arslan’ın hayatını kaybetmesine ilişkin açıklaması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son zamanlarda sağlık emekçilerine, doktorlara yönelik saldırıların arttığını görüyoruz. Gaziantep’te yaşamını yitiren Doktor Ersin Arslan’a Allah’tan rahmet diliyorum, ailesine başsağlığı diliyorum.

Ancak sağlık sisteminden kaynaklanan bu sorunları Meclisin mercek altına almasında ve bütün parti gruplarının bu konuda uzlaşarak, bu konuda alınacak önlemlerin bir araştırma komisyonu kurulmak suretiyle ele alınmasında büyük yarar görüyoruz. Çünkü dün bu olayı konuşurken, bugün sabah İzmir’den aldığım bir haberde benzer bir saldırı olayı yine gündeme geldi, Allah’tan yaşam ihlali yok ama bu saldırılar her gün her yerde yaşanıyor ve bu konuda Meclisin bir önlem alması gerektiğini düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tüzel…

9.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, sağlık çalışanlarına yapılan saldırılara ve Doktor Ersin Arslan’ın hayatını kaybetmesine ilişkin açıklaması

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, Sağlıkta Dönüşüm Programı ve paralı sağlık hizmeti yurttaşı mutsuz eden, sağlık emekçisinin canını alır bir hâldedir. Sağlık hizmetinden canı yananlar bunun sorumlusu olarak sağlık emekçisini görmekte, öfkesini, şiddetini hekime, sağlık emekçisine yöneltmektedir. Ne yazık ki, dün Antep’te genç bir uzman hekim Doktor Ersin Arslan böyle bir hasta yakınının şiddetine uğrayarak hayatını kaybetmiştir. Sağlık hizmetlerinin eşit, nitelikli, sağaltıcı, gerektiği gibi verilmemesinin sorumlusu olarak hekimin görülmesi Hükûmetin kabahatidir. Sözü alan Hükûmet yetkililerinin sağlık çalışanlarını aşağılaması ve aksaklıklardan sorumlu göstermeleri, bu kışkırtmada önemli rol oynamıştır. Sağlık emekçileri yarın iş bırakacaklardır. Umarız ki bu tepki halkın da desteğini alarak sağlıklı yaşam hakkımızın savunulmasını ve Hükûmetin ayrımcı, paralı, özelleştirmeci sağlık yaklaşımından vazgeçmesini sağlar. Sağlık Bakanı da sağlık emekçilerinin ve örgütlerinin uyarılarına kulak tıkamaktan vazgeçmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN –Sayın Demirel…

10.-  Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, sağlık çalışanlarına yapılan saldırılara ve Doktor Ersin Arslan’ın hayatını kaybetmesine ilişkin açıklaması

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bütün arkadaşlarımın ifade ettiği gibi sayın doktor arkadaşımızın vefatından elbette ki hepimiz üzüntü duyuyoruz ama öncelikle Sayın Sağlık Bakanının bu olayı “Bir şiddet.” diye tanımlamasını şiddetle reddediyorum. Bu bir şiddet değil, bu bir cinayettir. Sağlık Bakanı bu konudaki ifadesini düzeltmelidir. Ve bu yalnızca Sağlık Bakanının yaptığı uygulamalardan değil, İçişleri Bakanlığının da sağlık çalışanları başta olmak üzere kamu çalışanlarının iş güvenliğini sağlayamamalarından kaynaklı bir problem olup bu konunun bir an önce Meclis gündemine alınmasını ve bu konuda bir araştırma komisyonu kurulmasını öneriyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Murat Bozlak ve 21 milletvekilinin, Türkiye'de giderek artan işsizliğin nedenleri ve gerekli çözüm yollarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/246)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'deki giderek artan işsizliğin nedenleri ve gerekli çözüm yollarının bulunması hususunda Anayasanın 98 inci ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

Gerekçe:

Türkiye'de işsizlik sorunu can yakıcı bir biçimde var olmaya devam etmektedir. Resmî işsizlik oranları yıllarca yüzde 10'lar seviyesinde yapısal bir özellik kazanmışken, krizin etkisi ile birlikte yüzde 14-15 düzeylerine çıkmış durumdadır.

8 Haziran 2010 tarihinde gerçekleştirilen Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısında (EKK) "Ulusal İstihdam Stratejisi" taslağında işsizliğin yüzde 10'luk kısmının yapısal bir olgu olduğu kabul edilmektedir. Kısa vadeli amaç konjonktürel etkinin giderilmesi olarak -ki bu oran yüzde 4'tür- belirlenmiştir.

Bu durum hükûmetin başarısızlığının itirafı olduğu kadar krizin teğet geçtiği söyleminin de gerçeklerden ne kadar uzak olduğunun bir göstergesidir. Hükûmet 2 milyon 200 bin işsizi yapısal işsiz olarak görmekte; bu durumu âdeta kanıksatmaya çalışmakta; krizin yarattığı bir olgu olarak açığa çıkan 1 milyon 264 bin işsizi ise dönemsel bir olgu olarak kabul etmektedir.

2010 dönemini Mart dönemi kapsayan Hanehalkı İşgücü Anketi sonuçlarına göre işsizlik oranı yüzde 13,7 olmuştur. 2008 yılında ilgili dönemde yaklaşık 2,5 milyon olan işsiz sayısı, yine, son açıklanan resmî verilere göre yaklaşık 3,5 milyondur. İşsiz sayımız 2 yılda yüzde 35 artış göstermiştir.

Geçici bir işte çalışanların sayısı aynı dönem için 2009 yılında 1 milyon 35 bin iken, 2010 yılında 1 milyon 255 bin düzeyine ulaşmıştır. Güvencesiz ve geleceğinden endişeli olan bu kesimin sayısındaki artış ise 220 bindir.

Türkiye'de her 10 kişiden sadece 1'i geçici bir işte çalıştığı hâlde, işsizlerin yüzde 31'ini geçici işlerde çalıştığı için işsiz kalanlar oluşturmaktadır. Bu hâlde olanların sayısı 1 milyon 83 bindir. İşten çıkarıldığı için işsiz kalanların toplam içindeki payı azalmakla birlikte hâlâ 653 bin kişi işten atılmış ve iş bulamamıştır. Yine bu dönemde işten ayrılanların oranı geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre 346 binden 360 bine yükselmiştir.

TÜİK Hanehalkı İşgücü Anketi Mart dönemi verilerine göre eksik istihdam rakamlarında da artış görünmektedir. Buna göre esas işinde ve diğer işinde/işlerinde toplam olarak 40 saatten daha az süre çalışmış olan ve 1 saat çalışmış olsa bile istihdamda sayılanlarla, aynı nedenlerle istihdamda görünen ancak iş bakanların yani gizli işsizlerin de sayısında 154 bin kişilik artış gerçekleşmiştir.

İşsizlik verilerinin düşük görünmesinin nedenlerinden biri de, çaresizlik nedeniyle kentten kırsal alana iş gücündeki kaymadır. Mart 2010 dönemi için kırdaki istihdam geçen yılın aynı dönemine göre 610 bin kişi artış göstererek 7 milyon 375 bine ulaşmıştır.

İşsizlerin arasında 1 yıldan fazladır işsiz olanların sayısında da artış yaşanmıştır. Geçtiğimiz yıl 820 bin olan kronik işsizlere bu yıl, kriz döneminde işsiz kalmış 124 bin kişi daha katılmış ve toplam işsizler arasında kronik işsizlerin oranı yüzde 21'den yüzde 28'e ulaşmıştır.

Yine 2004 yılında sayısı 1 milyon 100 bin olan işe başlamaya hazır olup son 3 aydır çeşitli nedenlerle iş arama kanallarından birini kullanmayan ve bu nedenle işsiz sayılmayanların sayısı, 2010 yılının Mart döneminde 2 milyon 225 bin düzeyindedir.

Tanımlama nedeniyle işsiz sayılmayan, söz konusu 2 milyon 225 bin işsizi dâhil ettiğimizde, geniş tanımlı işsizlik oranlarına ulaşılmaktadır. Bu hesaplamaya göre işsiz sayısı 3 milyon 438 binden 5 milyon 663 bine yükselmekte, işsizlik oranı ise yüzde 13,7'den yüzde 20,66'ya çıkmaktadır.

Geniş tanımlı işsizlik verilerine çeşitli nedenlerle tam zamanlı çalışamayanlardan oluşan, eksik istihdam sayılarını ilave ettiğimizde, işsiz ve yetersiz istihdam edilenlerin, toplam istihdama oranı yüzde 25,51'i bulmaktadır.

1) Murat Bozlak                              (Adana)

2) Pervin Buldan                             (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                              (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                   (Muş)

5) Halil Aksoy                                 (Ağrı)

6) Ayla Akat Ata                             (Batman)

7) İdris Baluken                               (Bingöl)

8) Hüsamettin Zenderlioğlu             (Bitlis)

9) Emine Ayna                                (Diyarbakır)

10) Nursel Aydoğan                        (Diyarbakır)

11) Altan Tan                                                  (Diyarbakır)

12) Adil Kurt                                   (Hakkâri)

13) Esat Canan                                (Hakkâri)

14) Sırrı Süreyya Önder                  (İstanbul)

15) Sebahat Tuncel                          (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                        (Kars)

17) Erol Dora                                                  (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                        (Mersin)

19) Demir Çelik                               (Muş)

20) İbrahim Binici                           (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                (Van)

22) Özdal Üçer                                (Van)

 

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve 21 milletvekilinin, Diyarbakır ili bütçesinin onaylanmaması sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/247)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Diyarbakır İl Genel Meclisinin 2011 yılı için oluşturduğu bütçe 68 milyon TL'dir. Söz konusu bütçe on bir defa valilik oluruna sunulduğunda on birinde de ret cevabı alınmıştır. Bu durum da Diyarbakır İl Genel Meclisinin Diyarbakır halkına hizmet götürmesinde sıkıntılar yaşanmasına neden olmaktadır. Valilik makamının söz konusu bütçeyi her defasında reddetmesinin nedeni il genel meclisinin; valilik makamının kendi hesabına aktarmayı planladığı 1,8 milyon TL özel bütçe miktarını azaltması ve bu farkı bütçede yatırımlar kalemine aktarmasıdır. Bu durum Diyarbakır halkının uzun süredir hizmet alamamasına sebep olmuştur. Bu durumun araştırılması varsa yasal sıkıntıların belirlenmesi ve hizmet yolunun açılması amacıyla Anayasa'nın 98’inci, TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

Gerekçe:

Diyarbakır İl Genel Meclisinin hazırlayıp onaya sunduğu bütçeleri valilik makamı on bir defa reddetmiştir. Bu kadar ret tarihte görülmemiştir. Valiliğin bütçeyi reddetmesinin temel sebebi kendi makamına bağlı olan harcamaların düşük bir miktar olarak il genel meclisi bütçesinde yer almasıdır. Bu bütçe toplam 68 milyon TL'dir. 68 milyonluk bütçeden vali kendi özel kalemi Temsil Ağırlama Giderleri için talep ettiği pay 1.800 000 TL iken, 1800 yerleşim biriminin yatırım hizmetleri için önerdiği pay 3 800 000 TL'dir. Bu durum açıkça valilik makamının hizmet ve yönetişim alanındaki perspektifini ortaya koymaktadır. Buna ek olarak valilik makamının yönetim anlayışını ortaya koyan bir başka örnek de; il genel meclisi bünyesindeki kadın hakları, kadın-erkek eşitliği ve insan hakları komisyonlarının bütçelerinde kısıtlamaya gitmek istemesidir. Aynı valinin bir önceki görev yeri olan Çorum'da ise bütçelerin hem isim ve numaralandırılması hem de reddedilme durumunun dayatılmaması ise valinin şahsında düşündürücüdür. Oysaki bütçenin hazırlanması aşamasında, il özel idaresi genel sekreteri, millî  eğitim yetkilileri, il özel idaresi daire başkanları ve ilgili kurum müdürleri ile birlikte çalışılarak AKP’li üyelerin de desteği ile oy birliği ile ortak mutabakat sonucu bütçeye son şekli verilmesine rağmen vali keyfiyetçi davranarak 5302 sayılı yasanın 15. maddesine istinaden 11. defa yeniden görüşülmek üzere meclise iade etmektedir. Sürecin bu noktaya gelmesine sebep olan esas neden 5302 sayılı yasanın 15. maddesinin iptal edilen fıkrasıdır. Daha önce il genel meclisi tarafından alınan karar 15. maddeye göre vali tarafından ancak bir kez yeniden görüşülmek üzere meclise iade edilebiliyordu. İkinci kez meclis kararında ısrarcı olduğunda vali kararı onaylamak zorundaydı. Ancak bunu yargıya götürme yetkisine sahipti. 2008'de Anayasa Mahkemesi tarafından yargıya götürme fıkrası iptal edilince valinin meclis kararlarını iadesi ucu açık hale gelmiştir. 2005'te çıkarılan 5302 sayılı yasa uygulamasında bütçe il genel meclisleri tarafından hazırlanır ve valilik makamları tarafından onaylanır. Fakat Diyarbakır örneğinde görülen ise zıt bir uygulamadır.

Türkiye'nin birçok ilinde eğitime ayrılan %20'lik Kanuni pay Meclis tarafından projelendirilip isimlendirilirken vali Diyarbakır İl Genel Meclisinin belirlediği okulları kabul etmeyerek ayrılan ödeneğin Millî Eğitim karma hesabına aktarılması gerektiğini iddia etmektedir. Oysa Millî Eğitim 222 sayılı yasanın 76 ve 79 nolu maddelerine bakıldığında durum açıkça ortaya çıkmaktadır.

Son olarak valilikten gelen bütçe taslağında yatırıma ayrılan pay Millî Eğitim dâhil %28 iken, il genel meclisi yaptığı çalışma ile abartılı cari harcamaları uygun bir seviyeye çekilerek yatırıma ayrılan payı %50 civarına çıkarmıştır. (2010 yılı bütçesinde yatırıma ayrılan pay %56 olup bu oran Sayıştay müfettişleri tarafından takdirle karşılanmıştır. Ve artırılarak sürdürülmesi tavsiye edilmiştir.)

Tüm bu sorunların giderilmesi açısından Meclis Araştırması açılıp Diyarbakır halkının hizmet almasının önü açılmalıdır. Valilik harcamalarının asgari düzeyde şekillenmesinin ve yatırımların önünün açılması gerekmektedir. Bunun yanında 15. maddenin iptal edilen fıkrası yerine yeni bir düzenleme getirilerek bu belirsizliğin önüne geçilmesi durumu da incelenmelidir. Ayrıca encümen yapısının 6 atanmış ve 5 seçilmiş üyeden oluşması demokrasi ve sivilleşme acısından incelenmesi gereken bir durumdur. Diyarbakır halkının uzun süredir hizmet alamaması ve valilik makamının yasal boşluğu kullanması duruma aciliyet kazandırmaktadır.

1) İdris Baluken                               (Bingöl)

2) Pervin Buldan                             (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                              (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                   (Muş)

5) Murat Bozlak                              (Adana)

6) Halil Aksoy                                 (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                             (Batman)

8) Hüsamettin Zenderlioğlu             (Bitlis)

9) Emine Ayna                                (Diyarbakır)

10) Nursel Aydoğan                        (Diyarbakır)

11) Altan Tan                                                  (Diyarbakır)

12) Adil Kurt                                   (Hakkâri)

13) Esat Canan                                (Hakkâri)

14) Sırrı Süreyya Önder                  (İstanbul)

15) Sebahat Tuncel                          (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                        (Kars)

17) Erol Dora                                                  (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                        (Mersin)

19) Demir Çelik                               (Muş)

20) İbrahim Binici                           (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                (Van)

22) Özdal Üçer                                (Van)

3.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan ve 21 milletvekilinin, kamuoyunda "deprem vergileri" olarak bilinen, 26/11/1999 tarih ve 4481 sayılı Kanun’la ihdas edilen ve daha sonra muhtelif kanunlarla yenilenen vergilerin nasıl ve nereye harcandığı konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/248)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kamuoyunda "Deprem Vergileri" olarak bilinen, 26.11.1999 tarih, 4481 sayılı Kanunla ihdas edilen ve daha sonra muhtelif kanunlarla yenilenen, depremler nedeniyle meydana gelen kayıpları gidermeye dönük vergilerin nasıl ve nereye harcandığı konusunda bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

Saygılarımızla.

Gerekçe:

17 Ağustos 1999 ve 12 Kasım 1999 tarihlerinde Marmara bölgesi ve civarında meydana gelen depremlerin ardından, depremin yol açtığı ekonomik kayıpları gidermek amacıyla 26.11.1999 tarih ve 4481 sayılı Kanun çıkarılmıştır. Bu kanunla Ek Gelir Vergisi, Ek Kurumlar Vergisi, Ek Emlak Vergisi, Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi,  Özel İletişim Vergisi ve Özel İşlem Vergisi ihdas edilmiştir. Bunlardan Özel İşlem Vergisi 2004 yılına kadar uygulanmış, Özel İletişim Vergisi de sürekli hâle gelmiştir. Sadece 1999-2004 yılları arasında bu vergilerin toplamının yirmi milyar liradan fazla olduğu ifade edilmektedir.

Deprem için konulan bu özel vergiler halktan toplanmış ve devletin gelir hanesine yazılmıştır. Ancak depreme özel olan bu gelirlerin zamanla amaç dışı biçimde bütçe açıklarını kapatmaya yönelik kullanıldığı yolunda tereddütler ortaya çıkmıştır.

Hal böyle iken, 23 Ekim 2011 tarihinde meydana gelen Van Depreminin ardından Başbakanlıkça 2011/16 sayılı Genelge çıkarılarak 25 Ekim 2011 tarih 28095 sayılı Resmî Gazetede yayınlanmış ve depremde zarar gören vatandaşlarımızın yaralarının bir an evvel sarılması amacıyla yardım kampanyası başlatılmıştır.

Bu arada vatandaşlarımızın gönüllü yardımları devam etmektedir.

1999 yılından bu yana depremden oluşacak yaraları sarmak amacıyla toplanan vergilerin miktarının ne olduğu, nasıl ve hangi amaçlar için kullanıldığı, amaç dışı kullanılıp kullanılmadığının tespiti için bir Meclis Araştırma Komisyonunun kurulması ve bu yolla kaynakların doğru kullanılıp kullanılmadığının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından denetlenmesi, amaca aykırı kullanımın önlenmesi açısından önem taşımaktadır.

Bu nedenle Meclis araştırması açılmasını gerekli görüyoruz.

Saygılarımızla.

1) Bülent Tezcan                              (Aydın)

2) Aykan Erdemir                            (Bursa)

3) Mahmut Tanal                             (İstanbul)

4) Muhammet Rıza Yalçınkaya       (Bartın)

5) Ali Rıza Öztürk                           (Mersin)

6) Ali Sarıbaş                                                  (Çanakkale)

7) Mehmet Volkan Canalioğlu        (Trabzon)

8) Ramazan Kerim Özkan               (Burdur)

9) İhsan Özkes                                (İstanbul)

10)  Gürkut Acar                             (Antalya)

11) Şafak Pavey                              (İstanbul)

12) Sedef Küçük                              (İstanbul)

13) İzzet Çetin                                 (Ankara)

14) Müslim Sarı                              (İstanbul)

15) Emre Köprülü                           (Tekirdağ)

16) Ferit Mevlüt Aslanoğlu             (İstanbul)

17) Ümit Özgümüş                          (Adana)

18) Uğur Bayraktutan                      (Artvin)

19) Dilek Akagün Yılmaz               (Uşak)

20) Nurettin Demir                          (Muğla)

21) İlhan Demiröz                           (Bursa)

22) Ali Özgündüz                            (İstanbul)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerine alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, 13 Nisan 2012 tarihinde Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşlarının yerel basının karşılaştığı sorunların araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 18/4/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

18.04.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu'nun 18.04.2012 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, toplanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                          Hasip Kaplan

                                                                                                                Şırnak

                                                                                                     Grup Başkan Vekili

Öneri:

13 Nisan 2012 tarihinde, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşları tarafından (908 sıra nolu), yerel basının karşılaştığı sorunların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 18.04.2012 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grup önerisinin lehinde, Mersin Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü, Aydın Milletvekili Sayın Bülent Tezcan; aleyhinde, Eskişehir Milletvekili Sayın Salih Koca, İstanbul Milletvekili Sayın Tülay Kaynarca.

İlk söz, Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisinin lehinde, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’ye aittir.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bu önerge, esasen, Türkiye’de demokrasiyle ilgili bir sürecin parçası olarak görülmeli çünkü yerel medyayla, yerel basınla demokrasi arasında organik bir bağ var. Türkiye’deki demokrasi kıtlığını dikkatle değerlendirdiğimizde, aslında, merkeziyetçi idare, merkeziyetçi hâkimiyet şeklinin kaçınılmaz bir biçimde bir merkeziyetçi medyanın oluşumuna yol açtığı ve yerel medyanın bu merkez medyanın bir kopyası, bir prototipi olarak çalışageldiği görülebilir, görülmelidir.

Aslında, Türkiye’de gazeteciliğin doğuşu da çok büyük ölçüde bir devlet pratiği olarak ortaya çıkmıştır. Esasen, Türkiye’de yayınlanan ilk gazete Resmî Gazete’dir ve Türkiye’de cumhuriyet döneminde de kurulan gazetelerin büyük çoğunluğu, çok büyük ölçüde, ya Millî Mücadeleyi tanıtmak ya da merkezî hükûmetin politikalarını takdim etmekle meşgul olmuşlardır. Ancak aradan yüz yıla yakın bir zaman geçtikten sonra, şimdi yerel medya giderek daha çok Türkiye’de bir demokrasi dinamiği işlevi yüklenebilecekken, merkez medya ve kamu medyası karşısında son derece güdük bir rol oynamaktadır; öte yandan, bunun kimi sonuçları da vardır.

Fakat yerel medyanın bir imkân içerdiğini görmeliyiz. Yerel medya, hem radyolar hem gazeteler hem televizyonlar olsun… Çünkü Türkiye’de 5 bini aşkın devirli yerel yayın var, bini aşkın yerel radyo ve televizyon var, 200 civarında da ulusal ve bölgesel televizyon var. Bu yerel yayınların en önemli özellikleri, bunların merkezî finans kurumlarına, merkez medyaya göre daha az bağımlı olmalarıdır; bunların yayınlanmaları çok büyük bir maliyet gerektirmez, kendilerini sürdürmeleri bakımından yeterli kaynağa ulaşıyor olmaları onların işini görebilir. Dolayısıyla banka krize girince, bankayla hükûmetin arası bozulunca, yerel medyanın, 28 Şubatta ve ondan sonra gördüğümüz gibi, patır kütür çökmesi, sahiplerinin hapishaneyi boylaması, orada çalışan gazetecilerin işsiz kalması ve aslında o yayın organlarının büyük finans kuruluşlarının elinde bir silah olduğunun ortaya çıkması gibi kusurlardan nispeten bağışık olduklarını söyleyebiliriz. Yerel medya, eninde sonunda, bölgedeki iş insanlarına, küçük ölçekli sermayeye şöyle ya da böyle borçludur ama onlardan da yığınla reklam alacağı vardır, dolayısıyla genel olarak kendini bu bakımdan bağımsız kılacak imkânlara, göreli bir bağımsızlığa çok daha fazla sahiptir.

Ancak bununla birlikte yerel medyanın kendini sürdürmek ve kendini merkez medyayla kendi bulunduğu bölgede rekabet edebilir kılmak, bir ilgi odağı hâline gelmek, kendisini yenilemek, içeriğini zenginleştirmek, içeriğini çoğulculaştırmak bakımından önemli ölçüde kamu desteğine ihtiyacı vardır. Yerel medya ne yazık ki Türkiye’deki mevzuat gereğince bir ticarethane olarak görülmektedir ve bütün ticarethanelerin tabi kılındıkları her türlü vergi ve sair mali yükümlülüklerle baş başadırlar, öte yandan basın organı sayılabilmek için de sahip olmaları gereken şu kadar sayıda sarı basın kartlı gazeteci çalıştırmak bakımından son derece büyük kısıtlarla karşı karşıyadırlar çünkü sarı basın kartlı gazeteci aslında bugün yaygın medyada da eser miktarda bulunmaktadır. Genel olarak iş sözleşmeleri 212 sayılı Kanun üzerinden değil genel iş sözleşmeleri olarak yapıldığından, kıdemli gazeteciler dışında yani gazeteciliğe 1960’larda, 70’lerde başlayanlar dışında bugün Türkiye’de sarı basın kartlı gazeteci de yoktur. Bütün bu nedenlerle, yerel medyanın merkez medyayla rekabet edebilmesi, yaşar kalabilmesi hem bir yandan bir demokratik ihtiyaçtır, demokrasi ihtiyacıdır hem de öte yandan onun kamusal alandan destek görmesi gerekir.

Şimdi, elbette şu soru sorulabilir: Kamu alanından destek alacaksa bir yayın organı nasıl olacak da bağımsız kalacaktır? Tabii, bu sorunun cevabı açık. Bu kamu fonlarının dağıtımı bakımından, esasen yerel medya meslek kuruluşlarının yönetici belirleyici rol oynayacağı bir kurulun da ihdası gerekir, yoksa bugünkü gibi gidecek olursa, Basın İlan Kurumunun kaynak dağıtımı sürecinde ortaya çıkan bütün eşitsizlikler bu şart altında da ortaya çıkabilir. Bu nedenle, yerel medyanın içerdiği demokrasi imkânlarını göz önünde tutarak, aslında Meclisimizin, yerel medyanın gelişmesi ve güçlenmesi, çoğulculaşması, kalitesinin yükselmesi, özgürlük alanlarının genişlemesi, ifade alanlarının çoğalması, yurttaşlarımızın her birinin sadece medyanın birer tüketicisi değil aynı zamanda ona müdahil olan, onun içeriğini belirleme gücüne sahip kılınan interaktif bir ilişki içerisinde yerel medyayla birlikte dönüşmesini de sağlamak Meclisin ilgi alanında olmalıdır. Fakat bu sorunların acaba Meclisimiz farkında mıdır? Basın-Yayın Genel Müdürlüğünün ilgisi dışında -ki bu ilgi genellikle ruhsatlandırma, istatistikleme ya da Basın İlan Kurumunun ilan dağıtması- Türkiye’de kamunun yerel medyayla olumlu bir ilişki içerisinde olduğunu… Kapasite geliştirme, çalışacak gazetecilerin kalitelerini yükseltme, iletişim fakültesi mezunlarının yerel medyada çalışabilir olmasını sağlama bakımından bir genel ilgiye, kamu ilgisine ihtiyaç olduğu açıktır ancak bunların hiçbiri ortada yoktur.

İşin doğrusu, bu durumun anlamını ve değerini bence en iyi bilebilecek durumda olan parti Adalet ve Kalkınma Partisidir çünkü Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığı adaylığı sırasında merkez medya Tayyip Erdoğan’dan başka herkesi Belediye Başkanlığına layık görür ve desteklerken sadece yerel yayınlar Tayyip Erdoğan’ın Belediye Başkanı olabileceğini fark etmiş ve onunla böyle bir ilişki kurmuşlardı. Şimdi, tabii, bunun nimetlerini tattıktan sonra merkez medyanın bağrına yerleşmek, onu kontrol altına almak, onunla birlikte bütün medyayı bir çeşit sustalı maymuna çevirme çabaları, aslında, bu medyanın içerdiği merkezden uzaklık, yerel demokrasi kapasitesi bakımından ne kadar büyük bir ihmalle, ne kadar büyük bir unutkanlık ile malul olunduğunu gösteriyor.

Hükûmet ilgi duysun ya da duymasın, bence Meclis, yerel medyanın, yerel gazete, radyo ve televizyonların birer demokrasi dinamiği olduğunu, Türkiye’de yurttaşın kendi sesinin kendisi aracılığıyla topluma duyurulabilmesini sağlayacak tedbirleri almanın… Sadece bunun değil kamu medyasının da çok büyük ölçüde yerel katkılara açık hâle getirilmesi, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumunun yerel yayınlarının mümkün olduğu nispette yerel medyanın imkânlarından beslenmesi, böylelikle yerel medyanın Türkiye’de yurttaşın söz ve ses hakkı sahibi olabildiği, kendi sesini kitlelere duyurabildiği en önemli merkezlerden biri olması sağlanabilir.

Doğrusu, gündelik hayattan siyasete kadar yerel medyanın sahip olduğu kapasiteyi belki de en iyi açıklayan örneği, bir yerel medya projesi sürdürürken Ordulu bir yerel radyo yöneticisinden duymuştum. Bir yurttaş, pazarda ineğini kaybedip, hemen en yakındaki radyoya gelip “İneğimi kaybettim, rengi şudur, boynuzu şöyleydi, kuyruğu böyleydi.” dedikten on beş dakika sonra ineğini bulabilmişti.

O yüzden, sevgili arkadaşlar, ineğini kaybetmek telafi edilebilir fakat özgürlüğü kaybetmek telafi edilemez. O yüzden, kendi özgürlüğümüzü seslendirmek, bunu ifade etmek, bunun için açık mecralara sahip bulunabilmek için, yerel medyanın desteklenmesi ve güçlenmesi için önerimizi desteklemenizi istiyorum.

Çok teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kürkcü.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ilk söz Eskişehir Milletvekili Sayın Salih Koca’ya aittir.

Buyurun Sayın Koca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SALİH KOCA (Eskişehir) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerim; ben de sözlerimin başında, Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle, yüce milletimizin Kutlu Doğum Haftası’nı kutluyorum.

Ayrıca, ülkemizde özellikle İstanbul, Eskişehir, Konya gibi illerimiz başta olmak üzere fırtına olayları şu anda baş göstermiş durumda. Bu vesileyle, zarar gören vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi buradan iletiyor ve bu zararın en hafif bir şekilde kapatılması konusunu temenni ediyorum.

BDP’nin yerel basının sorunlarıyla ilgili vermiş olduğu araştırma önergesi aleyhinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Demokrasinin güçlenmesinde, şeffaflık ilkesinin geçerli olmasında basınımızın önemini kimse yadsıyamaz. Bu kapsamda, basın ve medyanın halkın sağlıklı bilgilendirilmesinde üstlendiği görev teşvik edilerek daha da sürdürülebilir hâle getirilmelidir.

AK PARTİ olarak yerel basınımıza yerelin bilinmesi açısından önem atfediyoruz. Türkiye’de, hepimizin bildiği gibi, ekonomiden sağlığa, eğitimden ulaşıma kadar her alanda büyük gelişmeler sağlanıyor. Elbette gerek yaygın basın gerekse yerel basınımız da bu anlamda yenileniyor. Çağdaş yayıncılık anlayışını benimseyen, etik kurallara uygun, objektif yayın yapan, halkımızın takdirini kazanmaya devam ediyor.

Yerel basınımızın sorunlarının başında maddi sorunların geldiği ifade ediliyor. Hükûmetimiz döneminde yasayla yapılan değişiklikler sonucunda yerel basının maddi yönden güçlendirilmesi yönünde adımlar atılmış ve yerel basının çalışmaları bu anlamda kolaylaştırılmıştır.

Yine, 6112 sayılı Kanun düzenlenirken, yerel ve bölgesel radyo ve televizyonların sorunları da dikkate alınarak, reklam gelirleriyle ilgili olarak yüzde 5 olan Üst Kurul payları yüzde 3’e düşürülmüş ve yerel medyamıza sağlanan bu imkânlar bu şekilde artırılmıştır.

Yine, Basın Kartı Yönetmeliği’nde yapılan bir değişiklikle birlikte, bir defaya mahsus olmak üzere, ilkokul mezunu arkadaşlarımıza da basın kartı alması imkânı sağlanmış ve bu anlamda da belirli bir mağduriyet ortadan kaldırılmıştır.

Ayrıca, Basın İlan Kurumuna katılacak Anadolu gazetecileri temsilci üye sayısı 1’den 3’e çıkarılarak yerel basınımızın bu anlamda temsil gücü de artırılmış durumdadır.

Yerel medyamızın sesinin tüm dünyaya duyurulması açısından, TRT Anadolu kanalında yayınlanan “Anadolu’nun Sesi” programı da Hükûmetimizin yerel medyaya vermiş olduğu önemin bir göstergesidir diye düşünüyorum.

Yerel basınımızın güçlenmesini önemsiyor ve Hükûmetimizce yapılan bu çalışmaların artarak devam edeceğini gönül rahatlığıyla ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Koca.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin lehinde son söz Aydın Milletvekili Sayın Bülent Tezcan’a aittir.

Buyurun Sayın Tezcan. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi tarafından verilen, yerel basının sorunlarının incelenmesi, araştırılması, çözüm önerilerinin araştırılması konulu Meclis araştırma önergesini görüşüyoruz.

Değerli arkadaşlar, hemen hemen birçoğumuz, buraya, Parlamento sıralarına gelmeden önce, şöyle veya böyle, bulunduğumuz bölgede siyaset yaptık. İlçe örgütlerinde çalıştık, il örgütlerinde çalıştık, siyasetin belli kesimlerinde görev aldık. Şöyle o günlere dönüp bir bakalım istiyorum; siyaseti nerede öğrendiğimize bir bakalım, basınla ilişkilerin nasıl kurulabileceği konusunda eğitimimizi nereden aldığımıza bir bakalım.

Bu çerçevede baktığımızda eminim hepiniz şunu göreceksiniz: Yerel basınla ilgili birçok şey söyleyebiliriz, yerel basın hakkında akademik birçok şey söyleyebiliriz, araştırmaya dayalı birçok şey söyleyebiliriz ama kendi kişisel siyasal tarihimize dönüp baktığımızda şunu göreceğiz ki hepimiz, yerel basın siyasetçilerin staj yeridir. Staj yaptığımız yerlerdir oralar; oralarda siyasetin stajını yaptık, oralarda basın açıklamasının nasıl yapılacağını öğrendik, oralarda basın toplantısının nasıl yapılacağını öğrendik. Daha bizim sesimizi Türkiye basınına taşıyacak kadar meşhur isimlere sahip değilken, bulunduğumuz bölgede bizi tanıtanlar o basın kahramanlarıydı, yerel basın çalışanlarıydı, yerel gazetelerdi. Şimdi, bu Meclis araştırma önergesi önümüze geldiğinde ilk bunu düşündüm, bu aklıma geldi. Evet, yerel basın, demokrasilerin yerel unsurlarıdır, yerel anlamda en önemli unsurlarından birisidir. Bütün sıkıntılarına rağmen, bütün zorluklarına rağmen çok önemli bir unsurudur demokrasinin, hem yerel demokrasinin hem de o bölgede genel demokrasiye katkıda bulunma sürecinde ama hepsinden öte, bizim için, siyasetçiler için çok özel bir önemi vardır. Yerel basın, yerel siyasetin okuludur arkadaşlar; siyasetin okuludur, orada öğrendik birçok şeyi. Onun için, hiçbir şey için olmasa dahi, sırf bu sebeple yerel basına borcumuz var değerli milletvekili arkadaşlar.

Şimdi, birçok ünlü, büyük, tanınmış gazetecilere dönüp baktığınızda önemli bir bölümünün yerel basın tecrübesi olduğunu görürsünüz. Yerel basın, bir anlamda yerel demokrasinin unsuruyken, oradaki denetim mekanizmalarının önemli bir ifade aracıyken, aynı zamanda yaygın medyaya kadro yetiştiren bir okuldur. Genel medyada, genel basında görev yapan gazetecilerin ilk eğitim yaptığı, mürekkebi tanıdığı, kâğıdı tanıdığı, yazmayı, dili, üslubu okuduğu, geliştirdiği yerlerdir ve aynı zamanda, hâlâ bugün genel basının önemli haber kaynaklarından birisidir.

Dikkat edin, çok önemli, çok ciddi iddiaları, aslında, başlangıçta yerel basında, o küçücük, zorla çıkarılan gazetelerin köşelerinde görürsünüz ve bir süre sonra, orada atılan tohum, Türkiye’de önemli bir haber olarak yaygın medyanın gündemine düşer.

Değerli arkadaşlar, bu zorluklar altında bu kadar ciddi görev yapan yerel basının sorunlarına hepimiz sahip çıkma konusunda borçluyuz. Bakın, biraz önce beni tesadüfen, bu konunun görüşüleceğiyle hiç ilgisi yokken bir yerel gazeteci arkadaşım aradı Aydın’dan. Gazeteci arkadaşım bir şey sormak için aradı. Orada bir panel yapılmış, panelde, panele katılan konuşmacı, milletvekillerinin çok kitap okuyup okumadığı konusunda bir beyanda bulunmuş; aradı, bunu sordu. Yani biz burada, Parlamentoda görev yaparken oradaki yerel gazeteci arkadaşımız yerel siyasetle ilgili Ankara’yla Aydın arasında hâlâ köprü olma görevini sürdürüyor. Bizden beyanat alıyor. Eminim diğer milletvekili arkadaşlarımızı da aradı, onlardan da beyanat aldı.

Değerli arkadaşlar, bu noktada yerel basının bu kahramanları ciddi problemler içerisindeler. Bakın, yerel gazetelere dönüp bir bakalım. Yerel gazetelerde, yerel basında aslında patron ve işçi ilişkisi iç içe geçmiştir. Öyle çok büyük sermaye sahibi gazete patronlarıyla onların yanında çalışan işçiler çerçevesinde ayrımın çok yaşandığı yerler değildir; hem patron hem işçidir aynı zamanda. Vergi borcunu ödemekte zorlanan, kâğıt parasını ödemekte zorlanan, matbaa giderlerini ödemekte zorlanan, personel çalıştırma konusunda ciddi zorluklar yaşayan birçok gazeteci arkadaş tanıyoruz. Seçim dönemleri yaklaştığında birazcık yüzleri güler, bayram zamanları birazcık yüzleri güler, yılbaşı zamanları birazcık yüzleri güler ama onun dışında, o arkadaşlarımız, günlük geçimlerini sağlamak ve nafakalarını çıkarmak konusunda dahi ciddi zorluklarla karşı karşıyadırlar. Çalışanlarının ücretleri düşüktür, çalıştıranın geliri düşüktür ve böyle bir açmaz içerisinde, çalışanla çalıştıran, karşılıklı, birbiriyle hem de hiçbir sektörde belki görülemeyecek dayanışma örneği göstererek, o gazeteleri her gün bir sonraki güne yetiştirmeye çalışırlar.

Değerli arkadaşlar, sigortasız işçi çalıştırmanın, güvencesiz işçi çalıştırmanın en yaygın olduğu sektörlerden biridir yerel basın. İcra takipleri, haciz tehdidi altında en fazla sıkıntı çeken iş sahiplerinden biridir yerel basın çalışanları ve çalıştıranları.

Değerli arkadaşlar, ekonomik sorunlar yerel basının çok önemli sorunlarının başında geliyor ama sadece tabii ki ekonomik sorunlarla sınırlı kalmıyor yerel basında çalışanların problemi, ciddi teknik sorunlar var. Özellikle teknolojinin hızla geliştiği, haber almanın, haber yaymanın hızla geliştiği ve rekabetin bu süreçte çok hızlı, çok yoğun biçimde yaşandığı basın sektöründe, iletişim teknolojilerinin çok hızlı geliştiği basın sektöründe yerel basının kısıtlı bütçe imkânlarıyla bu süreçte ayakta kalabilmesi çok zor. Onları ayakta tutan, gelirlerini garanti altına alan en önemli kaynak kamu ilanları, kamusal kaynaklar, ilan ve reklam gelirleri. Eğer bunların dağıtımı sürecinde de adaletli bir dağıtım sistemi kurmayıp, doğrudan doğruya siyasal mülahazalara dayalı, yakınlık uzaklık eksenine göre bir dağıtım mekanizması kurarsanız yerel basının artık hiç nefes alabilecek hâli kalmaz.

Değerli arkadaşlar, işletme büyüklüğü açısından baktığınızda, yerel basın organları, kuruluşları büyük ölçüde ya esnaf işletmesi boyutundadır ya da KOBİ kapsamındadır, KOBİ boyutundadır. Bu çerçevede, yerel basının özel olarak hem ekonomik anlamda hem teknolojik anlamda teşvik edilmesi, desteklenmesi bir zorunluluktur. Bu -tekrar başta söylediğim konuya dönüyorum- öncelikle demokrasinin gelişmesi için bir zorunluluktur, demokrasinin, dördüncü kuvvet dediğimiz basının yerel anlamda yerel ayağının güçlendirilmesi için bir zorunluluktur ama hepsinden öte, biz siyasetçilerin ilk siyaset okulunu okuduğumuz, ilk stajımızı yaptığımız bölgemizdeki yerel siyaset alanında yerel basına olan borcumuzdan dolayı bunu yapmak yükümlülüğündeyiz. Bu nedenle, Barış ve Demokrasi Partisinin yerel basının sorunlarının araştırılması doğrultusundaki önergesine destek veriyoruz. Lehine görüş bildiriyorum.

Hepinize teşekkür ederim.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tezcan.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin aleyhinde son söz İstanbul Milletvekili Sayın Tülay Kaynarca’ya aittir.

Buyurun Sayın Kaynarca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Saygıdeğer Başkanım, çok değerli milletvekillerimiz; BDP grup önerisi aleyhine görüş bildirmek üzere söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki yerel basının sorunları vardır ama sadece maddi sorunlar, maddi destekle çözülebilecek sorunlar değildir bunlar. Bu sorunların birçoğu yerel basın enflasyonundan kaynaklanmaktadır. Her mesleğin bağlı bulunduğu bir meslek örgütü vardır, basın sektöründe de olduğu gibi ancak diğer mesleklerde bir kişinin o mesleği yapabilmesi için  mesleki eğitim mecburiyeti aranırken, bir meslek odasına kaydı veya meslek kuruluşuna kaydı zorunluyken -ustalık belgesi gibi, herhangi bir belge alımı gibi- basında bu tür şartlar asla yoktur.

Gazete çıkarabilmek, yasal değişikliklerle ve teknolojinin getirdiği imkânlarla son derece kolaylaşmıştır. Bu sevinilecek bir durum gibi görünmesine rağmen, aslında beraberinde birçok sorunu da getirmiştir. Bilgili bilgisiz, yeterli yetersiz, eğitimli eğitimsiz herkes ama istisnasız herkes, eline fotoğraf makinesini alıp istediği takdirde bu mesleği icra edebilmektedir. Bu nedenle yerel gazeteci sayısında –altını çiziyorum- niteliksiz artış olmuş, nitelikli gazeteci sayısı da üzülerek ifade ediyorum ki azalmıştır. 2 veya 3 gazetenin ancak yeterli olabileceği, maddi olarak kendini ancak geçindirebileceği bir alanda bakıyoruz ki 20-30’a yakın yerel basın gazetesinin olduğu bir alan. Dolayısıyla bu da bir şekilde yetersiz olmaktadır, devamında birçok mesleki problemi getirmektedir.

Bir de teknoloji gelişti, artık İnternet gazeteciliği de var. Bakınız, bu sabah bir haber sitesini dinliyorum, televizyonda gazete haberlerinden alıntılar yapıyor. Görüntü itibarıyla “vatandaş gazeteciliği” diye bir kavram da oluşmaya başladı. Bir ilimizdeki görüntüleri kendi şivesiyle ulusal genel bir yayın organında vatandaş kendi aktarıyor. Bunu uygulayan, anlatan spiker de bu şekliye veriyor. Yani bir tarafta İnternet haberciliği, bir tarafta “vatandaş gazeteciliği” diye oluşan yeni bir kavram, bir taraftaysa -az önce de ifade ettim- eğitimli ya da eğitimsiz, bir anda çok ciddi rakamlara ulaşmış yerel basın artışı. Durum tıpkı özel radyolarda olduğu noktaya gelmiştir, o da şu: Hatırlarsanız, yüzlerce radyo bir anda yayına girmişti ve bu yayın itibarıyla frekans karmaşaları da ortaya çıkmıştı.

Dolayısıyla yerel gazetelerin birçoğunun künyesine baktığımızda imtiyaz sahibi, yazı işleri müdürü, haber müdürü gibi akraba isimlerinin de oluştuğunu görmekteyiz. Yapılacak yasal değişikliklerle bunun da önüne geçilmesini, yerel gazetelere belirli bir sayıda eleman çalıştırma, gazete basımıyla ilgili bilgisayar ve cihazlara sahip olma zorunluluğu getirilmesi, iletişim fakültesi mezunu veya üniversite mezunu veya ilgili mesleki eğitimi alma şartı, belli sayıda sigortalı elaman çalıştırma gibi, bunların sayısı arttırılabilir. Özünde şunu ifade etmeyi gerekli görüyorum: Yasal statüye kavuşturulmalı bütün bu ifade ettiklerim ama elbette bununla beraber maddi destek de sağlanmalıdır, ama bununla ilgili çalışmalar var.

Geriye dönüp baktığımızda 22 ve 23’üncü Dönemde birçok yasal düzenlemenin yapıldığını ve maddi kaynak sağlamaya yönelik adımlar atıldığını da görmekteyiz. Mesela 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nda 4964 sayılı Yasa’yla yapılan değişiklikle yerel basına maddi yönden katkı sağlayabilmek, güçlendirebilmek hedeflenmiştir, bu İhale Kanunu’ndaki değişiklikle. Yine, özel radyolar ve özel televizyonlarla ilgili yerel ve bölgesel yayın yapan, bununla ilgili de 6112 sayılı Kanun düzenlenirken dikkate alınmış bazı maddeler vardır ki bir tanesi reklam geliriyle ilgili yüzde 5 üst kurul payının yüzde 3’e indirilmesiyle ilgilidir, yani o bölgesel yayın organlarına destek sağlama amacını gütmektedir.

Yine, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün kendi bütçesinde, yıllık bütçesinde yerel basına ciddi katkı sunduğunu da görmekteyiz. Bunlar, mesleki eğitimle ilgili çalışmalar, fotoğrafçılık, haber tekniklerini öğretme gibi eğitim seminerleriyle alakalı.

Bir başkası, Anadolu’da gazetelere haber kaynağı sağlama adına, Anadolu’nun Sesi, yine TRT Anadolu’yla ilgili yayınlar, kendi seslerini tüm Türkiye'ye duyurabilme gibi Yine, Basın Kartı Yönetmeliği’nde yerel basın mensuplarının mağduriyetini düzenleyebilme, düzeltebilmeyle ilgili maddeler gibi. Yani Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün de yine yerel basına ve bölgesel yayın organlarına yönelik düzenlemeleri mevcuttur.

Değerli arkadaşlar, çok kıymetli milletvekillerimiz; ben bu duygu ve düşünceleri ifade ettikten sonra, bugünkü gündemin, Genel Kurul gündeminin yoğunluğuna, çalışmalarına geçen hafta başladığımız 2/B Yasa Tasarısı’nın tamamlanmasıyla ilgili bugün yapılacak görüşmelere dikkat çekme nedeniyle, BDP grup önerisi aleyhine söz belirttiğimi ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaynarca.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisini…

III.- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama isteniyor.

Sayın İnce, Sayın Öztürk, Sayın Soydan, Sayın Köprülü, Sayın Güven, Sayın Eyidoğan, Sayın Akova, Sayın Orhan, Sayın Tanal, Sayın Yılmaz, Sayın Acar, Sayın Topal, Sayın Özdemir, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Tayan, Sayın Köktürk, Sayın Ağbaba, Sayın Güneş, Sayın Aksünger, Sayın Gümüş, Sayın Havutça.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.39


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Tanju ÖZCAN (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 96’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin oylanmasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, 13 Nisan 2012 tarihinde Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşlarının yerel basının karşılaştığı sorunların araştırılması amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 18/4/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- CHP Grubunun, 17/4/2012 tarihinde Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu ve arkadaşlarının son dönemlerde Suriye'de meydana gelen karışıklıklar ile ilgili vermiş olduğu genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun 18/4/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

18.04.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 18.04.2012 Çarşamba günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                         Muharrem İnce

                                                                                                               Yalova

                                                                                                     Grup Başkan Vekili

Öneri

Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu ve arkadaşları tarafından, 17.04.2012 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Son dönemlerde Suriye'de meydana gelen karışıklıklar" ile ilgili verilmiş olan Genel Görüşme Önergesinin, (4 sıra no.lu) Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 18.04.2012 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz, Adana Milletvekili Sayın Faruk Loğoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Loğoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Suriye konusunda genel görüşme talebimizle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Suriye sorunu bugün…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, çok önemli bir konuyu konuşuyoruz ama arkadaşların hiç alakası yok. Lütfen uyarır mısınız. Bakanlar dâhil.

BAŞKAN – Evet, Sayın İnce’yi duydunuz sayın milletvekilleri. Uyardığım zaman da sonra kulak burun boğaz mütehassısına görünmem gerektiğini söylüyorsunuz. Hiçbirinizi mutlu edemedim şu Mecliste.

Sayın Loğoğlu, buyurun lütfen.

OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Süreyi düzeltin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Otuz saniye geçti efendim.

OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Devamla) – Suriye sorunu bugün ülkemizin gündeminde en ön sırada ve sürekli yer alan önemli bir konudur. Ulusal güvenliğimizi, ekonomik ve ticari çıkarlarımızı, toplumsal hayatımızı doğrudan etkileyen ve olumsuz etkileri giderek büyüyen bir meseledir. Ancak bizi bekleyen asıl ve en büyük tehlike ise komşu ülkeyle savaş tehlikesidir. Bu tehlikenin mutlaka bertaraf edilmesi gerekmektedir. Türk halkı savaşa karşıdır. Türk halkı Suriye halkıyla savaşmak değil onlara barış ve istikrar getirmek istemektedir. İşte, bu nedenle bu hayati mesele karşısında yüce Meclisimizin halkımız adına duruşunu belli etmesi lazımdır. Genel görüşme talebimizin gerçek amacı, Hükûmetin yanlış ve eksik bulduğumuz Suriye politikasını bu noktada eleştirmek değildir. Bu eleştirileri yaptık, eleştirmeye de devam edeceğiz. Ancak buradaki amacımız, Türkiye’nin selametini sağlamak, ülkemizi ve halkımızı sonuçları sadece felaket olabilecek bir çatışma çizgisinden çıkarmak, barış yolunda tutmaktır. Yüce Meclisimizin ulusal güvenlik ve çıkarlarımıza sahip çıktığını gösterme zamanıdır. Bu doğrultuda, Cumhuriyet Halk Partisi olarak yüce Meclisimizde temsil edilen bütün siyasi partilerin imzalayacağı bir ortak deklarasyon önerisi hazırlamış ve Sayın Meclis Başkanımızın talimatlarıyla gruplara iletmiştik. Şimdi, önce bu ortak deklarasyon önerimizi okuyacağım, sonra da gerekçesini sizlerle kısaca paylaşacağım.

Önerinin başlangıcı:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Suriye’deki gelişmeleri dikkat ve artan kaygıyla izlemektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları, özgürlükler, fırsat eşitliği ve onurlu yaşamın evrensel değerler olarak Arap halklarının da özlem, talep ve hakları olduğu inancıyla kardeş Suriye halkının yanındadır. Suriye’nin, bağımsızlık, egemenlik, toprak bütünlüğü ve ulusal birliğinin korunarak Suriye halkının barış ve istikrar içinde yaşaması ilkesi esastır ve uluslararası toplum bu esasa göre hareket etmelidir. Dolayısıyla, şiddete son verilmesi, ülkede normalleşmeye yönelik olarak yönetim ile muhalefet arasında siyasi bir süreç başlatılması ve muhtaç olan insanlara yardım sağlanması öncelikli hedefler olmalıdır. “Yurtta sulh, cihanda sulh.” ülküsüne bağlı Türkiye Büyük Millet Meclisi;

1) Bölgemizde yeni bir savaşa yol açacağı için Suriye’ye dışarıdan müdahale edilmesine karşıdır. Böyle bir girişim Suriye’ye barış getirmeyecektir, tam aksine, çatışmaları derinleştirip uzatacak ve daha fazla can kaybına yol açacaktır. Savaş Türkiye’ye ve bölgeye felaket getirecektir.

2) Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyini Suriye konusunda uluslararası toplum tarafından atılacak her türlü adımın tek meşruiyet kaynağı olarak görmektedir. Uçuşa yasak bölge, tampon bölge ve insani koridorlar oluşturmak için de Güvenlik Konseyinden yetki almak zorunludur. Bunun dışındaki oluşumların işlevi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde ortak bir irade oluşmasına katkı yapmakla sınırlı tutulmalıdır. 

3) Bu bağlamda, Güvenlik Konseyinin 14 Nisan 2012 tarihinde oy birliğiyle aldığı kararı memnuniyetle karşılamaktadır. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile Arap Liginin Suriye Özel Temsilcisi Kofi Annan’ın barış planına destek veren bu karar ateşkesi denetlemek üzere Suriye’ye askerî gözlemciler göndermeyi öngörmektedir. Bunların bir kısmı Suriye’ye varmıştır.  Karar, ülkedeki şiddetin bütünüyle durması için her iki tarafa da çağrı yapmakta ve hem Suriye makamları hem silahlı muhalif gruplarca yapılan insan hakları ihlallerini kınamaktadır. 

4) Kofi Annan’ın girişimini umutla desteklemekte ve planın bütün unsurlarıyla hayata geçirilmesini istemektedir.

5) Suriye’de barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik her girişimin başarıya ulaşması için yönetime olduğu kadar muhalif unsurlara da sorumluluk düştüğüne inanmaktadır.  Şiddet çözüm yolu değildir.  Günün sonunda yine diyalog, müzakere ve uzlaşma gerekecektir.  

6) Suriye’nin içinde bulunduğu derin krizden çıkış yolunun Suriye halkının özgür iradesiyle belirlenmesi gerektiğini, yönetimin ve ülkenin geleceğine karar vermek hak ve yetkisinin münhasıran Suriye halkına ait olduğunu bütün dünyaya önemle hatırlatmaktadır. Dışarıdan gelecek baskılar Suriye’nin iç işlerine karışmak olacak ve Suriye halkının kendi geleceğini belirleme hak ve iradesini zedeleyecektir.

7) Bölge gücü ve Suriye’yle yakın ve yoğun bağları bulunan bir kardeş ve komşu olması sıfatıyla Türkiye’nin ağırlığını kullanarak ilgili diğer güçleri, özellikle Suriye’nin komşuları ile ülke üzerinde ayrı nüfuzu olan Rusya Federasyonu ve İran’ı barış ve istikrar hedefleri doğrultusunda devreye sokmasının yararlı ve gerekli olduğunu değerlendirmektedir.

 Suriye sadece Türkiye’nin meselesi olmadığı gibi Türkiye’nin tek başına çözebileceği bir mesele de değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bölge ülkelerini ve tüm dünyayı, Suriye halkının meşru beklentilerinin yanında yer almaya ve onların özgürlük, iyi yönetim, onurlu yaşam, eşitlik ve adalet taleplerini hayata geçirecek, barış ve uzlaşıyı teşvik edecek adımlar atmaya davet eder. Bununla beraber, Suriye yönetimi ile muhalif unsurları da öncelikle şiddete son vererek ülkelerinin kaderine ortaklaşa sahip çıkmaya çağırır.

Suriye’nin istikrar ve huzura kavuşması Türkiye’nin ulusal güvenliği, bölge barış ve istikrarının gereğidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Suriye konusunu yakından izlemeye ve meseleye yapıcı katkılarını gündeme getirmeye devam edecektir. Bu, önerimizin sonu oluyor.

Şimdi, kısaca, niçin bu ortak deklarasyonu önerdik? Sayın milletvekilleri, ortak deklarasyon önerimiz Türkiye Büyük Millet Meclisinin Suriye konusundaki tutumunu kaydetmek amacıyla kaleme alınmıştır. Yüce Meclisin bu hayati konuda devrede olduğunu ve olmak istediğini, olması gerektiğini göstermektedir.

Deklarasyon, Hükûmetin manevra sahasını genişletmekte, komşu ülkeye müdahale yönündeki her türlü baskının bertaraf edilmesi imkânını Hükûmete vermektedir varsa böyle bir baskı Hükûmet üzerinde. Üstelik önerimizin, Hükûmetin mevcut politikası çerçevesinde bile karşı çıkmasını gerektirecek bir unsur içermediğini düşünmekteyiz.

Bu itibarla, yüce Meclisin bu ortak deklarasyonla halkımızın kaygılarını gidermesi ve dünya kamuoyuna net bir mesaj vermesi ülkemizin yüksek çıkarlarının gereğidir. Bu mümkün olmayacaksa, genel görüşme talebimizin kabul edilerek o görüşme neticesinde bir bildiri kabul etmemizin halkımıza karşı borcumuz ve görevimiz olduğunu değerlendiriyoruz.

Bu düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Loğoğlu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ilk söz İstanbul Milletvekili Sayın Levent Tüzel’e aittir.

Buyurun Sayın Tüzel.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bağımsız vekil olmanın bir kaderi, aslında desteklediğimiz bir önerinin aleyhinde usulen söz alıyoruz ama elbette Suriye’ye dönük emperyalist planlar, müdahale hazırlıkları, Türkiye’ye biçilen rol ve bu konuda elbette Meclis iradesi, halk iradesi ve buralarda bu konunun konuşulması, bir genel görüşme konusu yapılması mutlaka gerekiyor.

Bir yıldan bu yana Suriye konuşuluyor. Kuzey Afrika’dan bu tarafa halk hareketlerinin gelip Suriye’de bir özgürlük ve demokrasi arayışına dayandığı hepimizin bildiği bir gerçek. Ancak bölgede yerleşmek isteyen emperyalist güçlerin peşine takılan bir Türkiye yönetimi, AKP Hükûmetinin buradaki politikaları, son derece, halkımızın, ülkemizin çıkarlarına ters ve bu tersliği her geçen gün görüyoruz. Annan Planı’na dahi razı olmayan, buna karşı çıkan Hükûmet dış politikada tökezlemiştir ve yalnız kalmıştır ama bütün buna rağmen iddialarından, ısrarlarından, mevcut rejimi benimsemediğini… Ve çok açık bir şekilde, en son Çin gezisinde Sayın Başbakan’ın NATO’yu göreve davet ederek bir müdahale çağırısında bulunması büyük bir aymazlıktır diye düşünüyorum.

Önceki gün Hatay’da halkla bir toplantı yaptım ve oradakilerin gözlemlerini de paylaştığımızda, aslında büyük bir kaygı yaşamaktalar; oradaki hısımları, dostları, ilişki içerisinde olduklarıyla geleceklerinden endişe etmekteler. Ortada bir manipülasyon olduğu çok açık bir gerçek. Psikolojik bir harekâtın yaratıldığı ve gerçeklerin bizlere doğru yansıtılmadığı konusunda ciddi kaygılar ve şüpheler var. En son, mülteci kampında gazeteci Tayfun Talipoğlu’nun yapmış olduğu röportaj çok çarpıcı bilgiler vermiştir bizlere, yani oraya gelen büyük bir çoğunluğun gerçekte çatışmalardan kaçmadığı, bir şekilde Türkiye devletinin onlara iş, vatandaşlık, daha iyi bir yaşam alanı sunmak vaatleriyle, âdeta kandırılarak o alana getirildikleri söylenmektedir, bu iddialar vardır.

Daha da vahimi, önceki gün yine -Vatan gazetesinde bir haber olan ve İngiliz Times gazetesinden yapılan bir alıntı- Türkiye'nin sınırında, Asi Nehri’nin bu tarafında, Kızılay çadırları içerisinde, adı “Özgür Suriye Ordusu” olan birtakım gruplarla, halkın desteğini alıp almadığı belli olmayan ve her an için karışıklık ve müdahale niyetleri besleyen bu gruplarla yapılan röportajlar, çekilen görüntüler ve bunların ateşkes kararına kafası bozularak gidip Suriye’de sınır karakollarına ateş açtıkları bilgileri gazeteye yansımıştır ve Türkiye devleti, Hükûmeti bu şekilde, Suriye muhaliflerine destek olmak adına böylesi tehlikeli, emperyalist diplomasiyi çağrıştıran ama uluslararası hukukla da bağdaşmayacak çok açık bir uluslararası suç teşkil eden bir siyaset tarzı izlemektedir. Ne adına? Bölge devleti olmak adına, büyük devlet olmak adına. Biz artık butik devlet olmayacakmışız, her yerde namımız, adımız yürüyecekmiş.

Sayın Başbakan Suriye’deki bu görüntüleri gördüğünde insanlık ve birtakım vicdan duygularına sahip oluyor ama bu görüntüleri arayıp bulmak için oralara gitmeye gerek yok, Türkiye'nin sınırları içerisinde yaşanan görüntülere… Örneğin yeni yıla iki gün kala yaşanmış Roboski köyündeki bir katliam hâlâ aydınlatılmış, hâlâ açıklanmış, hâlâ devlet adına, Hükûmet adına bir yanıt verilmiş, açıklama getirilmiş durumda değil. Dolayısıyla, bunlar inandırıcı değil. Türkiye halkından birtakım şeyleri gizlemek, saklamak doğru değil. Suriye’ye, orada yaşayan Suriye halklarının geleceğine müdahale etmek, onların kaderlerini belirleme hakkına, kendi yönetimlerini belirleme hakkına müdahale etmek, onaylanabilecek, kabul edilebilecek bir şey değil. Asıl tehlikeli olanı tabii ki bölgede Kürt halkının orada yeni statü edinmiş olmasını -yeni statüler anayasal vatandaşlık, benzeri gibi şeyler- Türkiye'nin, kendi meselesi gibi görmesi, kendisi için bir tehdit sayması, bunlar son derece yanlış politikalar, bunlardan vazgeçilmeli ve tabii ki Meclisimiz, Hükûmet ne yapmak istiyor, bunu çok iyi bir şekilde görmeli ve anlamalı.

Ben bu meseleye değindikten sonra bir başka konuya değinmek istiyorum. Dün burada yaşadığımız manzaralar, bir zihniyetin, bir hükûmet politikasının, aslında, İçişleri Bakanı üzerinden bizlere, kamuoyuna, vekillere yansımasıdır.

Şimdi, ne konuşuldu dün? “Nevroz” kutlamalarındaki yaşanan kargaşa ve burada İçişleri Bakanlığının sorumluluğu, bir diğer taraftan da, Ankara’da gösteri yapmak isteyen, eğitim yasasına, sendikalar yasasına karşı sesini duyurmak isteyen sendikaların yürüyüşüne izin verilmemesi ve işte, bildik görüntüler; gaz bombaları, coplamalar, gözaltılar, tutuklamalar. Diyor ki İçişleri Bakanı: “Bütün bunlardan biz mesul değiliz. Asıl bu manzaralara sebebiyet verenler gensoru önergesini … bulunan, düşüncede olan insanlar.” diye çok açık, vekiller de hedef gösterildi.

Şimdi, toplantı, gösteri yürüyüşleri hakkı anayasal bir hak, yasal düzenlemeleri var ama bu gösteri hakkı, AKP Hükûmeti ve Bakanın keyfiyetine göre -AKP eleştirisi varsa, AKP binalarına dönük bir ses duyurma varsa- bu kesinlikle kabul edilmemekte ve yasakla karşılaşmakta ve hiç utanmadan, sıkılmadan da kamu emekçilerine, işçi sendikalarına “Meclisi işgal edecekler.” diyerek bu yasaklama kararı veriliyor.

Diğer taraftan “nevroz” görüntüleri açısından da, çok açık o manzaraların -yani ağaç yakıldı, otobüsler yakıldı, işte şuralar…- bütün bu manzaraların nedeni, aslında, İçişleri Bakanının, yasal bir hakkı, bir bayram hakkını fiilen, kendi elindeki yetkileri kötüye kullanarak, bir genelgeyle, valiliklere gönderdiği genelgeyle yasaklaması, halkı provoke etmesidir.

Ben Kazlıçeşme’deydim, kimse zorla, bir baskıyla, Bakanın iddia ettiği gibi bir dayatmayla oraya gitmiş değildir, herkes kendi ulusal kıyafetlerini giymiş, kendi gönlünce dileklerini, duygularını paylaşmak üzere oraya gitmişti, böyle bir görüntü kesinlikle yoktu ama bizim gördüğümüz bir şey vardı ve basında da yer aldı, polis araçlarından halka ateş eden manzaralar vardı. Dolayısıyla, bu istenmeyen manzaraların, bütün bu tabloların sorumlusu bu yasaklama kararını veren Bakanın bizatihi kendisiydi. Şimdi, Bakan, bütün bunlardan sonra hâl⠓Gaz bombası zararsızdır.” diyebiliyor. Oysaki, o gün, Hacı Zengin, daha önceki 10 yurttaş gibi benzer şekilde gaz bombasından etkilenerek kalp krizi geçirmiş ve hayatını yitirmiştir. Dolayısıyla, onun ölümünde olduğu gibi, aynı şekilde polis memurunun ölümünde de bu ortamı yaratan, bu sorumsuzluğu gösteren aslında Hükûmettir.

Şimdi, burada milletvekillerinin “nevroz” kutlamalarına dönük halk toplantılarını, yapmış oldukları halk toplantılarını halkı kışkırtıcı birtakım toplantılar olarak sunması Sayın Bakanın son derece büyük bir aymazlıktır. Yani Bakan istiyor ki buradaki milletvekilleri kendi istediği tarzda konuşsun ve istediği tarzda konuştuğu ölçüde siyaset yapma hakkı olsun, bu kabul edilemez.

Biz, dün, ne yazık ki, yine, Hocalı katliamını kınama mitinginde konuşulan türden bir konuşma yaptığını gördük ki bu kafa, aslında, polis kafası. Bu kafayla siyaset yapmak, devlet yönetmek… İşte, gördüğümüz manzara ortada, halkın duyguları, inancı, kültürü, ibadeti, kutsal saydığı ne değer varsa hepsi yerle bir edildi.

Değerli milletvekilleri, bu ülke laik bir ülke mi değil mi, buna karar verelim. Ben bu ülkenin laik bir ülke olduğuna inanıyor idim ya da bize böyle söyleniyordu ama burada, Sayın Bakan, kim inanç sahibi, kim inançsız, kim hangi dinden, bunları sorgulama hakkını ve bunları aşağılama hakkını kendinde gördü, bu kabul edilemez.

Bunların yapıldığı zaman nedir? Sizce son derece değerli olan Kutlu Doğum Haftası. Ana teması nedir bunun da? Kardeşliktir. Böyle mi kardeşlik hukuku sağlanacak, böyle mi vatandaşın hakkı, hukuku korunacak? Bunlar kabul edilebilecek bir şey değildir. Dolayısıyla, yani Sayın Bakan “Kürt’ün cebinde para, tarlasında ürün, yaylasında hayvan, şehrinde fabrika olmamışsa, bütün bunların sorumlusu -bugünkü BDP milletvekillerini, siyasetçilerini işaret ederek- sizlersiniz.” diyor. Gerçekten insanın inanası gelmiyor. Bütün bunların olmamasının nedeni “özgürlük” diyen, “ana dilim” diyen, “siyaset yapma hakkı” diyen Kürt’ün karşısına savaşla, topla, tüfekle çıkmaktır. Bütün bu kayıpların arkasında bu politika vardır. Dolayısıyla, bugün oralara verilecek teşviklerle bunları gidermek mümkün değildir, bunları yerine getirmek, sağlamak mümkün değildir. Bu tablonun neden olduğunu hep birlikte sorgulamalıyız. Böyle bir zihniyetin, böyle bir politika anlayışının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ama hiç böyle bir usulümüz yok Sayın Tüzel, gerçekten.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) – Verebilirsiniz aslında, diğer başkan vekili verebiliyor.

BAŞKAN – Ama veremem işte.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) – Sözümün son cümleleri…

BAŞKAN - Anladım da…

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) – Tamamlayayım.

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum. Yapmayın… Yani öyle bir sistemimiz yok.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Size teşekkür ederim, sağ olun.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde Iğdır Milletvekili Sayın Sinan Oğan.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına, Suriye konusundaki fikirlerimizi arz etmek üzere huzurunuzdayım.

Bundan öncesinde bir hususa değinmek istiyorum müsaadenizle. Polisimiz dağa kaldırıldı, kaymakamımız dağa kaldırıldı, öğretmenimiz dağa kaldırıldı, Hükûmetin sesi çıkmadı. Maalesef bugünlerde doktorlarımız da hastanede öldürülmektedir. Hükûmetin bir an önce bu konuya el atmasını bekliyoruz Meclis olarak ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak.

Değerli milletvekilleri, bugün Türkiye'nin en önemli gündem maddesi nedir? Sayın Başbakanın konuşmasına baktığınız zaman, Sayın Cumhurbaşkanının konuşmasına baktığınız zaman, Sayın Dışişleri Bakanının konuşmasına baktığınız zaman Türkiye'nin en önemli gündem maddesi Suriye’dir. Bölgesel gündemin de bir numaralı maddesi Suriye’dir. Peki hâl böyleyken eminim ki siz biraz sonraki oylamada Suriye konusunun yüce Mecliste görüşülmesine karşı çıkacaksınız. Eğer Sayın Başbakan Suriye konusuna bu kadar önem veriyorsa, eğer Sayın Dışişleri Bakanı Suriye konusuna bu kadar önem veriyorsa, eğer bu kadar önemliyse ve Cumhurbaşkanımız bu konuda yurt içinde, yurt dışında demeçler veriyorsa, bu konu niye Mecliste görüşülmesin? Bu konu Mecliste görüşülürken AKP sıraları niye bu kadar boş olsun?

Eğer size bakarak karar verecek olursak, bu demektir ki Suriye konusu önemli bir gündem maddesi değil. Eğer Suriye konusu önemli bir gündem maddesi değilse biz niye savaşın eşiğine geldik Suriye’yle? Bu, Amerika için önemli bir gündem maddesidir. Bu, küresel güçler için önemli bir gündem maddesidir ama sizin bu hâlinize baktığım zaman görüyorum ki bu, Türkiye için önemli bir gündem maddesi değil. Zira, biraz sonra, siz bunun gündeme alınmaması yönünde karar vereceksiniz. Muhalefetten gelen her türlü kararı reddettiğiniz gibi, bunu da reddedeceksiniz. Muhalefet iyi şeyi de gündeme getirse, kötü bir şeyi de gündeme getirse, siz otomatik olarak bunu reddediyorsunuz. Bari Suriye konusunda siz bir önerge verin, biz destekleyelim, burada, Mecliste Suriye konusunu görüşelim. Eğer bu, milletin Meclisiyse, millet bizi buraya seçmiş veya sizi buraya seçmişse, memleketin doğrudan ilgilendiği konuları, memleketin güvenliğiyle ilgili konuları görüşmemizi istiyorsa, bu konuyu burada yüce Meclis tarafından ele almak durumundayız, görüşmek durumundayız. Yok, eğer “Biz irademizi sadece Sayın Başbakanın iki dudağının arasına bıraktık.” diyorsanız -ki görüntü onu göstermektedir- o zaman yapacak bir şey yok sizin adınıza maalesef.

Suriye meselesi Büyük Orta Doğu Projesi meselesidir değerli arkadaşlar. Büyük Orta Doğu Projesi’nin herhâlde burada detaylarına girmeye gerek yok, birçoğunuz bir şekilde duymuşsunuzdur. AK PARTİ milletvekilleri de yakından biliyordur çünkü Sayın Başbakan onun “Eş Başkanı”dır, kendi ifadesidir bu.

Büyük Orta Doğu Projesi, Ilımlı İslam Projesi’yle beraber, İslam’ı ılımlılaştıran, başka bir formaya sokan bir projedir ve bu projenin temelindeki asıl hedef İsrail’in bölgede güvenliğini sağlamaktır; bizim 9 vatandaşımızı katleden İsrail’in güvenliğini sağlamaktır, Gazze’de Müslümanlara zulmeden İsrail’in güvenliğini sağlamaktır. Eğer amacınız buysa, amacınız İslam dünyasını bölmek, parçalamak, İslam dünyasını Batı emperyalizminin ayakları altına sermekse bu millet buna izin vermez, Türk milleti sizin bunu yapmanıza izin vermez, bundan emin olunuz. Biz bu filmi çok öncesinde görmüştük. “Arap baharı” diye ifade edilen, süslü cümlelerle ifade edilen konu aslında turuncu devrimlerin bir devamıdır. Turuncu devrimleri Balkanlarda görmüştük, turuncu devrimleri daha önce Gürcistan’da, daha önce Ukrayna’da görmüştük. Metotlarının nasıl olduğunu gayet iyi biliyoruz, turuncu devrimlerin arkasında kimlerin olduğunu da gayet iyi biliyoruz, Soros’un buradaki rolünü de gayet iyi biliyoruz ve sizin de bugün Arap devrimlerinin içerisindeki rolünüzü de gayet iyi biliyoruz.

Tabii, hiç düşündünüz mü, Arap baharının neticesinde ne olacağını hiç düşündünüz mü? Suriye’de devrimcilik oynuyorsunuz, Suriye’de rejim yıkıldıktan sonra sizin payınıza, bizim payımıza, millet olarak Türk milletinin payına ne düşecek? Ben ifade edeyim, bugün hep beraber mücadele ettiğimiz KCK düşecektir, PKK’nın silah zoruyla yapmaya çalıştığı KCK düşecektir bizim payımıza. Suriye’de rejim değişikliği sonrasında bir Kürt oluşumu ortaya çıkacaktır, Suriye’nin toprak bütünlüğü -bugün Irak’ta olduğu gibi- tehdit altına girecektir. Amacınız bu mudur? Irak’ın bölünmesinden sonra amacınız Suriye’yi de mi bölmektir? O zaman KCK’yla niye mücadele ediyorsunuz? Beraber çalışıyorsunuz, onlar içeriden, siz dışarıdan KCK’yı gerçekleştirmeye çalışıyorsunuz. Daha önce de ifade etmiştik, tekrar ifade ediyorum, elbette ki halkına karşı -kim olursa olsun- silah kullananları kınayacağız, diktatörizmin her türlüsünü kınayacağız, darbelerin her türlüsünü kınayacağız, Arap coğrafyasındaki diktatörleri de kınayacağız, bugün Türkiye’yi götürmeye çalıştıkları, sizin götürmeye çalıştığınız sivil diktatörlüğü de kınayacağız ama bütün bunları yaparken tekrar tekrar oturup düşünmemiz lazım. Bu işten bizim payımıza ne düşecek? Suriye’de yapmaya çalıştığınız bu devrim sonrasında İsrail’in temel hedefi olan “Büyük Kürdistan”ı kurma konusunda nasıl bir gayret içerisinde olduğunu görmüyorsunuz. Hiç olmazsa bu konuşmaları dikkate alın, hiç olmazsa milletin Meclisteki iradesine saygılı olun ve bu meseleyi burada enine boyuna tartışalım. Ne yapılacaksa hep beraber karar verilmesi lazım, ne yapılacaksa Meclis tarafından karar verilmesi lazım. Bugün maalesef, Suriye’de bir oldubittiyle karşı karşıya getirilip, savaşın eşiğine, Türk milleti, Türk devleti getirilmiş durumdadır. Altı ay önce bunu ifade ediyorduk “Bir oldubittiyle karşı karşıya getirilip savaşa sokulacağız.” diyorduk, bugün maalesef, bu konuda, AKP Hükûmeti epey bir yol almış durumdadır.

Yeri gelmişken şunu ifade edeyim: Suriye’deki kayıp gazeteciler konusunda da bizim bu konuyu bütün meselelerin dışında tutup kayıp gazeteciler konusuna da el atmamız lazım. Nasıl ki PKK’nın dağa kaldırdığı kaymakamı, polisi, öğretmeni unuttuysanız, Suriye’deki kayıp gazetecileri de unutup Amerika Birleşik Devletleri’nin BOP’u gerçekleştireceği bir Truva atına İslam dünyasında dönüşmemeniz lazım, Türkiye’yi bu kadar ucuz harcamamanız lazım. Bu işin neticesinde, Ermenistan İsrail arasına Türkiye'nin Türk dünyasıyla bağını koparacak bir Kürdistan’ın kurulması planlanmaktadır. Her şeyi bir tarafa bırakın, Türk milleti size bir Kürdistan kurasınız diye yetki vermemiştir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim de buna izin vermeyeceğimizin, her fırsatta, her ortamda karşınızda olacağımızın bilincinde olmanızı bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Tabii, bu arada şunu da söylemek lazım: Van depreminde kışın en soğuk günlerinde insanlarımız o çadırlarda soğuk altında kalırken yetiştirilemeyen, onlara, Van depreminde kendi vatandaşımıza sunamadığımız konteyner evlerin bugün Suriyeli göçmenlere fazlasıyla sunulduğunu da Türk milleti görmektedir. Elbette ki Türkiye, Türk devleti büyük bir devlettir, bize gelenlere kucağımızı açacağız ancak önceliğimizin her zaman kendi vatandaşlarımız olduğunu da gözlerden uzak tutmayacağız.

Esad sonrasının ne olacağının da AKP tarafından oturulup değerlendirilmesi lazım. Biz Esad sonrası ne olacağını gayet net bir şekilde görüyoruz. Bunu bir kendinize sorun, bir dakikanızı ayırın, kendinize sorun. Esad’ı devirmeye çalışıyorsunuz. Diktatörse kendi halkı devirsin. Ama Esad sonrasında bölünecek bir Suriye’nin Türkiye’ye neye mal olacağının hesabının kitabının iyi yapılması lazım. Ve bu çerçevede, nasıl ki Irak’ta Irak Türkmenlerini unutup Mesut Barzani’nin peşine düştüyseniz, korkarım ki Suriye’de de maalesef, Suriye Türklerini daha bugünden unutmuş durumdasınız. Suriye’de bütün bunlar yaşanırken tek muhatabınız, maalesef ki tek muhatabınız küresel güçlerin oradaki piyonları olmuştur. Suriye Türkmenleri, Suriye Türkleri hiçbir şekilde sizin gündeminizde bulunmamaktadır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Oğan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde son söz İstanbul Milletvekili Sayın Metin Külünk’e aittir.

Buyurun Sayın Külünk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri en kalbî duygularla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle dün Antep’te menfur bir saldırıya kurban giden doktor kardeşimizi de bir kere daha rahmetle anıyorum.

Tabii ki dünya sistemi yeniden yapılanıyor. Özellikle bu sistemin yapılanmasında bölgemizde gerçekleşen her hadise başlı başına bir önem ifade ediyor. Aralık 2010’da Tunus’ta başlayan Arap baharı süreci Cebelitarık’tan Hürmüz’e kadar tüm kuzey Afrika ve Orta Doğu coğrafyasında, halkların, gecikmiş olarak otokratik ve diktatöryel yönetimlere karşı demokrasi, özgürlük ve refah taleplerinin yükselmesinin adı olmuştur.

Tunus’tan Mısır’a, Libya’dan Suriye’ye, Yemen’e kadar tüm bölgede elli altmış yıldır tek aile ya da bürokratik rejimler altında yaşayan insanlar, dünyalılaşmak ve de tarihin yeniden parçası olmak adına bayrak açtılar ve bu uğurda mücadeleleri doğrultusunda kendi topraklarında şehitler verdiler, bayraklar yükselttiler. Amaçları, artık kaderlerini kendilerinin çizmesi, birkaç kişinin dudağından çıkacak söze bakmamaktı ve nihayet başardılar. Çünkü, bu coğrafyanın da hakkıydı özgürlük, bu coğrafyanın da hakkıydı demokrasi, bu coğrafyanın da hakkıydı zenginlik. Dünya refahından bu coğrafya da hak ettiği payı alma hakkına sahipti.

920 kilometrelik bir sınırı paylaştığımız komşumuz, akraba ilişkilerimizin olduğu Suriye’de halk, onlarca yıldır Esad rejiminin zulmü ve baskısı altında yaşadıktan sonra, özgürlük, demokrasi ve refah talebini meydanlarda barışçıl bir şekilde gündeme getirdi. Türkiye’nin, bu sürece, halkın taleplerine şüphesiz sessiz kalması mümkün değildi ve bu uğurda Suriye yönetiminin…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Neye göre?

METİN KÜLÜNK (Devamla) …barışçıl şartlarda Esad’ın ve de yönetiminin halkının taleplerine pozitif cevap vermesi için tüm diplomatik girişimleri gerçekleştirdi. Sayın Başbakanımız ve de Dışişleri Bakanımızın Esad ile yaptığı tüm görüşmelerde “Halkının taleplerine ilgisiz kalma, Suriye’nin de dünya sisteminin bir parçası olması yolunda özgürlük, refah ve de demokrasi yolunda varması gereken hedeflere varması için atman gereken adımları at.” tavsiyesini, halkının taleplerine ilgisiz kalmayarak Türkiye bunları diplomatik olarak ifade etti, etmeye de devam ediyor.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Basında ne gün çıktı böyle bir şey? Ne zaman çıktı? Yalan söylemeyin ya!

METİN KÜLÜNK (Devamla) –  Türkiye'nin derdi Suriye’yle savaşmak değil.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Başbakandan hiç böyle bir şey duymadık biz bir sene öncesine varıncaya kadar.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Türkiye'nin derdi, Hama’da, Humus’ta, Şam’da Suriye halkının yükselen talebine karşı komşuluk hakkını gözeterek Suriye’deki diktatörlere “Bu halkın taleplerine ilgisiz kalma, kendini dönüştürmek hakkıdır. Bu, bizim komşuluk hakkımızdır…”

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Irak’a niye ses çıkarmadınız?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Üç beş ay öncesine kadar hiç böyle bir şey duymadık Başbakandan. Metin, üç beş ay öncesine kadar böyle bir şey duyulmadı!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Dün Suriye’yle ilişkilerimiz diplomatik anlamda gayet barışçıl bir şekilde devam ediyordu. Sizler de iyi biliyorsunuz ki, uluslararası ilişkiler dinamiktir.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Üç beş ay öncesine kadar beraber Bakanlar Kurulu toplantısı yapılıyordu.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Uluslararası ilişkilerde ülkelerin menfaatleri esastır.  Uluslararası ilişkilerde duygusallık olmaz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Suriye’yle uluslararası ilişkiler Türkiye'nin menfaatine mi şimdi?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Uluslararası ilişkilerde sabitlik olmaz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk de Misakımillî’yi Lazkiye’den itibaren çizmişti…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Halep’i alacak mısınız yani? Halep’i alacak mısınız, Halep’i?

METİN KÜLÜNK (Devamla) –  …ama döndü, sonra bu ülkede yeniden bir devlet inşa etmek, bu topraklarda yeniden bir devleti inşa etmek adına bugünkü mevcut Misakımillî sınırlarımızı çizdi ve bize bu ülkeyi armağan etti.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Niye Musul’u almadınız? “Misakımillî” diyorsunuz…

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Saygıdeğer milletvekilleri, ne var ki Suriye’deki taleplerin akıbeti otuz yıl önce baba Esad’ın Hama’da, Humus’ta yaşattıklarıyla aynıydı; yine şiddet, yine katliam, yine gözyaşı, yine kan Suriye halkına reva görülmüştü.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Musul’u niye almadınız, Musul’u?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Türkiye olarak tarihî, kültürel ve sosyal yakınlığımız olan, akrabalık bağımızın olduğu ve uzun bir sınırı paylaştığımız Suriye’yle ilişkilerimizi…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Irak’taki Türkmenler ne oldu? Akrabamız değil mi?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – …bizim için diri tutmak hep önde gelen bir mesele olarak var olmuştur, var olmaya da devam edecektir. Suriye halkının taleplerine yüksek sesle “Barış içerisinde cevap ver.” demeye devam edeceğiz.

Suriye ne zaman bize dost elini uzatmışsa ona aynı şekilde karşılık verdik ama gerektiğinde…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Kucaklaşmadınız mı Başbakanınızla?

METİN KÜLÜNK (Devamla) - …ne  zaman kendi halkına karşı hasmane tutum takınmış ise de buna karşı da tavizsiz bir politika izledik, izlemeye de devam edeceğiz. Hama katliamının olduğu, Humus katliamının olduğu o günleri hatırlıyorum. O gün Türkiye’yi yönetenler eğer Baba Esad’a karşı sesini biraz yükseltebilseydi Hama’da ve Humus’ta binlerce Suriyeli kardeşimiz o gece rahmete, rahmana belki ermeyebilirdi ama onlar şehit oldular. Bu nedenle son bir yıla kadar Suriye’yle uluslararası dinamiklerin bir neticesi olarak Türkiye’nin uygulamaya koyduğu aktif dış politika bağlamında iki ülkenin de kazançlı çıkacağı ilişkileri Suriye halkının kazancı olarak hep gördük, hep geliştirdik. Tüm bu ilişkileri geliştirirken Hama’yı unutmadık, Humus’u da unutmadık. Bir daha başka Hama’lar yaşanmasın diye biz politikalarımızı sürdürdük. Türkiye’nin demokrasi, özgürlük, zenginlik eksenli, insan haklarını esas alan duruşu Suriye’yle olan ilişkilerinin de merkezindeydi. Bizim Suriye’de işimiz yok da Rusya’nın ne işi var? Bizim Suriye’de ilişkimiz yok da komşu İran’ın ne işi var? Bizim Suriye’de ilişkimiz yok da taa Asya’dan Çin’in ne işi var?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Metin, Amerika’yı da kat, Amerika’yı! Amerika’yı katamıyor musun?

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Yanı başımızdaki  Suriye’nin, en uzun sınırımızın olduğu Suriye’nin meselesi… (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

METİN KÜLÜNK (Devamla) – …bizi ilgilendirmeyecek de, Sovyetlerin sıcak denizlere inme derdinin merkezine oturacak da, Çin’in Akdeniz’de var olma iddiasının karşılığı olacak da, İran’ın Akdeniz’de var olma iddiasının karşılığı olacak da... (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Yapmayın ya! Hangi Rusya’dan bahsediyorsun?

METİN KÜLÜNK (Devamla) - … yanı başımızdaki bu coğrafyadaki kadim medeniyet geleneğinin varisi olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin Suriye diye bir derdi olmayacak! Bunu siz vicdanınıza, bunu hissiyatınıza sığdırabiliyor musunuz? Türkiye’nin…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) - Çin’e de savaş açalım Çin’e! Doğu Türkistan’ı unutmayın, Doğu Türkistan’ı.

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Bakın arkadaşlar, Sovyetlerin sıcak denizlere inme mücadelesini unutmayın. Tarsus’a savaş gemilerini indirmesini unutmayın. (Gürültüler)

BAŞKAN – Muhterem milletvekilleri…

METİN KÜLÜNK (Devamla) - İran’ın Hürmüz’den çıkıp Doğu Akdeniz’e savaş gemilerini çıkarmasını unutmayın. Çin’in yeniden Afrika ve Orta Doğu politikası doğrultusunda Suriye’de var olma mücadelesini unutmayın.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Doğu Türkistan’a da gidelim, Doğu Türkistan’a…

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Bütün bunlar varken, bizim nerede duracağımızın kararını Türkiye Cumhuriyeti devletinin menfaatleri belirlemiştir, bu milletin bekası belirlemiştir. Bu coğrafyadaki hiçbir meseleye, bugüne kadar olmadığı gibi bundan sonra da ilgisiz kalmayacağız, kalmamaya da devam edeceğiz.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Ermenileri çıkarın Karabağ’dan, Ermenileri.

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Türkiye’nin demokrasi, özgürlük, zenginlik, insan haklarını esas alan duruşu, Suriye’yle olan ilişkilerde merkez olmaya devam edecektir. (MHP ve CHP sıralarından gürültüler)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) - Dağlık Karabağ’dan Ermenileri çıkarın önce.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, boş yere bağırmayın, insicamını bozamıyorsunuz Sayın Hatibin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bozmaya çalışıyoruz Sayın Başkan, bozamıyoruz!

BAŞKAN – Yapamıyorsunuz, açıldı, daha iyi açıldı.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bu bağlamda, ne zamanki Esad rejimi kendi halkına silah doğrultmaktan vazgeçer, Suriye’yi demokrasiyle tanıştırır, can almaktan vazgeçerse…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – 1 milyon Azeri nerede biliyor musun? Irak’ta Türkmen kalmadı.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Libya’yı tanıştırdınız, Mısır’ı tanıştırdınız, şimdi Suriye’ye geldi sıra, değil mi?

METİN KÜLÜNK (Devamla) - …Türkiye de bu anlamdaki barışçıl yollardan bu sürecin dönüşmesine olan katkısını devam ettirecektir.

Türkiye’nin Esad rejimiyle ilişkilerinin temelinden sarsılmasının nedeni, Suriye’de katledilen kardeşlerimizdir, katleden Esad yüzünden bu ilişkiler zedelenmiştir.

O olaylardan önce, Sayın Başbakanımız ve Dışişleri Bakanımız önce iyi ilişkileri kullanarak…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Amerikan askerleri Irak’ta Müslüman kadınların ırzına geçerken Amerikan askerine başarılar dilediniz, o neydi?

METİN KÜLÜNK (Devamla) - …her zaman Suriye yönetimi yetkilileriyle görüşerek bir an önce demokrasiyle tanış olmasını istemiştir. Bu doğrultuda, Türkiye önce bölgesel, ardından da Birleşmiş Milletler nezdinde uluslararası girişimlerde bulunarak Suriye’de akan kanın son bulması için üzerine düşeni yapmıştır, yapmaya da devam edecektir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Amerikan askeri Iraklı Müslümanın ırzına geçerken siz burada zevk aldınız, aynı zevki paylaştınız Amerikan askeriyle!

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Bir gün, inanıyorum ki, Suriye halkı da demokrasiyle ve özgürlükle tanışacaktır.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Külünk.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Amerikan askeriyle aynı zevki paylaştınız Iraklı Müslüman kadına tecavüz ederken!

BAŞKAN – Şimdi Sayın Külünk yerine oturdu. (MHP sıralarından gürültüler)

Sayın İnce’nin bir talebi var, onu dinleyeceğim, bağırırsanız duyamam.

Sayın Külünk’ün böyle daha hızlı bir şekilde açılmasına sebep oldunuz, devam ettirmeyin.

Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, genel görüşmeyi ve Meclisin bir bildiri yayınlamasını çok önemsedik. Onun için, konunun önemi nedeniyle, oylamadan önce, Grup Başkan Vekili olarak sizden kısa bir söz istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu ve arkadaşlarının vermiş olduğu genel görüşme önergesinin önemine ilişkin açıklaması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Danışma Kuruluna Sayın Faruk Loğoğlu gitti grubumuz adına ve bir bildiriyi tüm siyasi parti gruplarına verdi. Yani bildirinin bir yaptırımı yok ama bu Mecliste defalarca herhangi bir önemli konu üzerinde parti grupları anlaşarak bildiri yayınlamışlardır.

Bizim talebimiz şudur: 59’a göre Hükûmetin gelip burada bilgi vermesi, siyasi parti gruplarının da onar dakika konuşması gerekliydi, Hükûmet bunu yapmıyor. E, genel görüşme açtırmak istiyoruz, bunu da yapmıyor. Meclis devre dışı kalmış. Yani çocuklarımız askere gidecek mi? Memleket savaşa girecek mi? Çocuklarımız, bu askerler Suriye’ye gidecek mi? Türk Silahlı Kuvvetleri yurt dışına çıkacak mı? Yabancı silahlı kuvvetler Türkiye’ye gelecek mi? Bütün bunlar Meclisin işidir, Mecliste bunlar görüşülmüyor.

Yani biz diyoruz ki: Dışişleri Bakanı gelsin buraya bilgi versin. Bir parmak işaretiyle gidip fotoğraf çektiriyor ama Büyük Millet Meclisinin talebine uyarak gelip burada bize bilgi vermiyor.

Değerli milletvekilleri, Meclisin bildiri yayınlamasından daha doğal ne olabilir? Burada herkes konuştu, herkes görüşünü söyledi. Şimdi, biraz sonra yine sizlerin oylarıyla, AKP’nin oylarıyla bu genel görüşme isteği reddedilecek. Hesap verilmelidir. Eğer önemliyse konu kapalı oturum yapılmalıdır. Biz burada figüran değiliz. Yani çocuklarına paralı askerlik yaptıranlar, çocuklarına bedelli askerlik yaptıranlar, çürük raporu alanlar bu memleketin gariban çocuklarını savaşa gönderecek, bize gelip bilgi vermeyecek. Bunu kabul etmiyoruz, bu doğru değildir, bu uygulama doğru değildir. Hükûmeti İç Tüzük 59’a göre Meclise gelip bilgi vermeye davet ediyoruz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, 17/4/2012 tarihinde Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu ve arkadaşlarının son dönemlerde Suriye'de meydana gelen karışıklıklar ile ilgili vermiş olduğu genel görüşme önergesinin, Genel Kurulun 18/4/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan...

BAŞKAN - ...okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 18/04/2012 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından...

SIRRI SAKIK (Muş) – Ben de söz istemiştim, bundan önce istemiştim ama...

BAŞKAN – Hayır, ben... Affedersiniz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Estağfurullah.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, Sayın Başkan, AKP’nin grup önerisi... Bakın, İç Tüzük’ün 52’nci maddesi çok açık, diyor ki: “Bir kanun teklif ve tasarısının kırk sekiz saat geçmeden önce gündeme alınmasını ilgili komisyon başkanı ve Hükûmet ister.” Bakın, çok açık bu. Yani 52’nci maddeyi okuyun. Dolayısıyla yani bunu defalarca söyledik. Bu AKP’li grup başkan vekilleri hiç mi okuma yazma bilmiyorlar? “Efendim, uygulama böyle.” O zaman İç Tüzük’ün 52’nci maddesini kaldırın. Böyle uygulama olmaz. İç Tüzük’ün 52’nci maddesinde açık hüküm var, diyor ki: “Bir komisyon raporu kırk sekiz saat geçmeden gündeme alınamaz.” Alınabilmesi için komisyon başkanı ve Hükûmet teklif edecek. Bunlar 52’nci maddeye göre değil 49’un sekizinci fıkrasına göre alıyorlar. Sekizinci fıkra ancak gündeme girmiş kanun tasarı ve teklifleriyle ilgili raporların sırasını değiştirmesidir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sıra almış.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet, sıra almış ama 52’nci madde kırk sekiz saat geçmeden…

BAŞKAN – Anladım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama bunu uygulayın Sayın Başkanım yani İç Tüzük’ün açık hükmü.

BAŞKAN – Şimdi, bakın, artık teamül hâline gelmiş bir konu bu Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama işleme koymayın efendim bu öneriyi.

BAŞKAN – Ben de sizi dinledim, tutanaklara da geçti.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama efendim, işleme koymayın İç Tüzük hükmüne göre.

BAŞKAN – Şimdi, müsaade ederseniz devam edelim.

Adalet ve Kalkınma…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama Sayın Başkan, nasıl… Yani siz İç Tüzük’e bağlı değil misiniz? İç Tüzük hükmünü okuyun, 52’nci maddede eğer başka bir alternatif varsa... İç Tüzük’ü eğer rafa kaldırırsanız o zaman nasıl bu Meclisi yönetirsiniz? Efendim, çok açık seçik. Diyor ki: “İlgili komisyon başkanı veya Hükûmet ister.” İlgili komisyon da Hükûmet de istemediğine göre grup önerisi olarak bunu işleme koyamazsınız efendim yani çok açık efendim.

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, kürsüde söz verin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani okuma yazması olan herkes bunu bilir. Çok açık efendim yani madde çok açık.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, bunu daha önce konuştuk, tartıştık.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tartışma olur mu? İç Tüzük hükmü açık yahu!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Senin okuma yazman var ama sekizinci…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şu İç Tüzük’ü oku, İç Tüzük’ü, 52’nci maddeyi oku. 49’uncu maddeyle ilgisi yok bunun, o gündeme girmiş ve sıraya girmiş için.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, bu konu daha önce de tartışıldı, üzerinde bir mutabakat yok aslında. İç Tüzük 52’ye göre ancak komisyon burada kırk sekiz saati doldurmadan…

BAŞKAN – Ben grup başkan vekillerini arkaya davet ediyorum. Her seferinde aynı şey oluyor.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.43


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 96’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, bir teklifin dağıtımından itibaren kırk sekiz saat geçmeden gündeme alınmasını içeren grup önerisini İç Tüzük’ün 49’uncu maddesine göre işleme almak Parlamento teamüllerine uygundur. Bu uygulama, güçlü bir teamül olarak devam edegelmiştir. Daha önce, 19/4/2010 ve 31/01/2012 tarihlerinde de bu konuda usul tartışması açılmış ve uygulamaya devam edilmiştir.

Öneriyi okutuyorum:

3.- AK PARTİ Grubunun, gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 18.4.2012 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                     Mustafa Elitaş

                                                                                                          Kayseri

                                                                                       AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 220, 74, 77 ve 139 sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın sırasıyla 7, 8, 9 ve 10 uncu sıralarına ve bastırılarak dağıtılan 222 ve 223 sıra sayılı kanun tasarısı ve teklifinin 48 saat geçmeden Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 11 ve 12 nci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun; 18 Nisan 2012 Çarşamba günkü birleşiminde 222 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar; 222 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin bu birleşimde tamamlanamaması halinde 19 Nisan 2012 Perşembe günkü birleşiminde bu işin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesi,

Genel Kurulun 18 ve 19 Nisan 2012 Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde gece 24.00'te günlük programın tamamlanamaması halinde günlük programın tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

Genel Kurulun, 18 Nisan 2012 Çarşamba günkü birleşiminde 222 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanması halinde, 19 Nisan 2012 Perşembe günü çalışmaması,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz, Bursa Milletvekili Sayın Hüseyin Şahin’de.

Buyurun Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Adalet ve Kalkınma Partimizin grup önerisinin lehinde söz almış bulunmaktayım.

Gündemimizin yoğun olması ve çıkacak kanun tekliflerinin veya Hükûmet tasarılarının önümüzde çok yoğun bir şekilde milletimiz tarafından çıkartılması beklenmektedir. Bu yüzden çalışma saatlerimizin özellikle bu hafta ve önümüzdeki hafta saat 24.00’e kadar uzatılmasını öngören teklifimizin lehinde olduğumuzu belirtir, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ilk söz Antalya Milletvekili Sayın Gürkut Acar’da.

Buyurun Sayın Acar. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu getirilmiş olan teklif, aslında gecikmiş bir teklif ama özünde bir şeyi değiştirmeyen bir teklif.

Değerli arkadaşlarım, biz yeni parlamenterleriz. Buraya gelirken Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma düzenini böyle düşünmemiştik, böyle görmemiştik, böyle hayal etmemiştik. Buradaki çalışma düzeni aslında tam bir düzensizlik. Burada sabahın 5.45’ine kadar çalışan bir Meclis verimli bir Meclis değildir arkadaşlar, yapılmış olan çalışmalar verimli çalışmalar değildir.

Değerli arkadaşlarım, burada bu teklifle değiştirilen fazla bir şey de yok. Bizim Meclisin çalışması aslında tamamıyla iktidar partisinin, hatta iktidar partisini de demiyorum, Sayın Başbakanın bizatihi talimatlarıyla yürümektedir. Biz burada sabahlara kadar çalıştırılıyoruz. Burada, herhangi bir şekilde, bir koltukta uyuklama imkânı bile bulmadan sabahın saat 5.45’lerine kadar Mecliste insanlarımız çalışıyor. Bunun uluslararası anlaşmalarla, insan haklarıyla ve verimlilikle hiçbir ilgisi yoktur. Bunun yeniden düzenlenmesi, çalışma saatlerinin sabah saatlerine kaydırılması ve Meclisin yeniden bir çalışma düzenine sokulması lazım. Tabii, bizim Meclisimizin çalışma saatlerini düşünürken Türkiye’deki gündemin de nasıl aktığına bir bakmamız gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de birçok olay var ama bunların birçoğu Meclise gelmiyor. Burada, değerli arkadaşlarım, özellikle Balbay meselesi var, tutuklu milletvekilleri meselesi var, tutuklu gazeteciler meselesi var, tutuklu öğrenciler var ve sırf iktidarı eleştirdi diye üniversiteden atılan 7 bin tane öğrencinin durumu var, bütün bunların tartışılması ve Meclis gündeminde görüşülmesi lazım, ancak biz bunları görüşemiyoruz. Ama bunlardan çok daha önemli bir şey daha var değerli arkadaşlarım, Türkiye’de Meclis gündemi saptırılmaktadır, gündem saptırması vardır. Geçtiğimiz günlerde “4+4+4” adıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilmiş olan yasanın tartışmaları bitmeden yeniden başka tartışmalar ortaya atılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle 4+4+4’ün gündeme getirilmesi lazım ve gündemden de düşürülmemesi lazım. Çünkü bu yasa ile ilköğretim dört yıla indirilmiştir; eskiden beş yıldı, sonra sekiz yıla çıktı, sonra AKP’nin bu kabulüyle dört yıla indi. Meclis kararıyla kabul edilmiş bu kanuna göre, kız çocuklarımıza dört yılı bitirdiğinde diplomasını vereceğiz. Sonra o kız çocuklarına ne diyeceğiz arkadaşlar? Diyeceğiz ki: “Bu dört yılın sonunda diplomanı aldın, şimdi evine git, evinde açık öğretim yoluyla ortaokulu bitir.” Arkadaşlar, bunun fiilen uygulanamayacağı ortadadır ve uygulanamayacaktır. Son zamanlarda, özellikle dün ve evvelsi gün Sayın Başbakanı ve Sayın Cumhurbaşkanı reklam spotlarıyla kamu reklamı olarak televizyonlara çıkıp “Kız çocuklarımız okusun.” dediğinde hep bu aklıma geldi. Bir taraftan kız çocukları okusun diye televizyonlara çıkıyorsunuz, söylüyorsunuz ama bir taraftan da kız çocuklarının okumasını önlemek için 4+4+4 yasasını getiriyorsunuz.

Benim korkum şudur ki, bu yasayla geçmişte uygulanmış olanlar bir kez daha uygulanacaktır. Nedir bu geçmişte uygulanmış olanlar? Eğer iktidar geçmişte bir kamu kurumunu yeni bir şekle sokmak istiyorsa o kamu kurumunu tıkamıştır. Yargıtayı tıkamıştır, Yargıtayda 1,5 milyon dosya birikmiştir çünkü Yargıtaydaki davaları yürüten hâkimlerden emekli olanlar olmuştur; uzun bir süre, bir buçuk yıla yakın bu atamalar yapılmamış ve Yargıtay tıkandıktan sonra, 1,5 milyon dosya biriktikten sonra “Bakınız, yargı yürümüyor, o hâlde yargı reformu yapalım.” diye yargı bağımlı hâle getirilmiştir. Aynı şey şimdi bu 4+4+4 yasasında da olabilir diye düşünüyorum. Çünkü ikinci 4’te mutlaka açık öğretim yoluyla evlerde yapılan bu eğitim yapılamayacak ve o zaman iktidar çıkacak, geçmişte getirdiği gibi “Bunu yerel yönetimlere devredelim, biz bu işi yapamadık.” diyecek.

Değerli arkadaşlarım, onun da Türkiye’de ne anlama geldiğini herkes bilmektedir. Sadece bu değil, bunun dışında dört adım atmıştır iktidar. Bir tanesi, Kur’an kurslarında on iki olan Kur’an kurslarına gitme yaşını kaldırmıştır, sıfıra indirmiştir. Değerli arkadaşlarım, bunun kaldırılması Türkiye’de yedi yaşındaki çocukların hiç pedagojik eğitim görmemiş olan hacıların, hocaların eline teslim edilmesi demektir ki bu yedi yaşından itibaren o rahlede eğitim gören insanların daha sonraki durumlarını yüce Meclisin takdirine bırakıyorum.

Değerli arkadaşlarım, ilkokullara Arapça dersi konmuştur. Arapça dersi neden konmuştur diye ben merak ediyorum. Bu ülkede harf inkılabı, harf devrimi yapılmıştır, Latin harfleri alınmıştır. Arapçada sesli harfler yoktur, a, e, ı, o, ü harfleri yoktur. Olmadığı için de vuruşturmak suretiyle Türkçeye uydurulmak istenmiştir ama bunun Türkçeye uygun olmadığı yüz yıla yakın bir süreyle her yerde tartışılmıştır ve sonuçta da bu kaldırılıp Latin alfabesine geçilmiştir ama her şeyi geri döndürdüğü gibi AKP bunu da geri döndürmenin yerini bulmuştur. Şimdi, soldan sağa doğru yazan bir Latin alfabesi yerine sağdan sola doğru da yazılan bir alfabenin olduğunu ilkokulda çocukların beyinlerine işleyeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, bunun gibi, ilkokullara seçimlik ders konulması da Türkiye’yi temelinden yaralayacak bir olaydır çünkü seçen çocuklar, -yedi yaşında, dokuz yaşındaki çocuklar- onu seçmesini bilmeyeceklerdir. Babaları seçecektir ama bir süre sonra onu seçenler, din eğitimi dersini seçenler seçmeyenlere “kâfir” diye bakacaktır, babalarını, analarını da “kâfirlikle” suçlayacaktır ve bu bölünme, bu dinli-dinsiz ayrımı ta ilkokuldan itibaren gündeme gelecektir. Bu çok tehlikeli bir çatışmayı beraberinde getirecektir.

Değerli arkadaşlarım, işte, beş yaşında, yedi yaşında çocuklarımızın geleceklerini hiç de iyi görmüyorum ben. Bu nedenle, bütün bu adımları -dört tane- adımı attıktan sonra AKP, bu gündemi değiştirmeye, bunları hazmettirmeye, toplumda zaman kazanmaya, bunları arka plana atmaya çalışıyor. Bunun… Bakıyoruz, neyi arka plana atmak için ne getirdi gündeme? Hemen bunların arkasından 12 Eylül davası açıldı, 12 Eylül tartışmaları başlatıldı, toplum bununla bir süre meşgul edildi. Olmadı, arkasından bu sefer Deniz Feneri davası geldi. Kravatım da gördüğünüz gibi… Deniz Feneri davası AKP’nin yumuşak karnıdır. Onu da Almanya’daki yargıçların ve mahkemenin kabulünün tam tersine bir şekilde “Burada dolandırıcılık yoktur, örgüt yoktur.” diye getirildi ama 3 tane savcısı değiştirildikten sonra bu getirildi ve arkasından 28 Şubat davası getirildi, onunla meşgul edildi. Arkasından Mehmet Ağar’ın mahkûmiyeti olayı geldi.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de gündem saptırılmakta. AKP Türkiye Cumhuriyeti’ni başka bir devlete dönüştürme, “ılımlı İslam devleti” adı altında teokratik bir yapıya dönüştürme temelini, altyapısını attıktan sonra şimdi bunu topluma unutturmaya çalışıyor. Unutmayacağız, unutturmayacağız.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Rüya görüyorsun, rüya! Uyan!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Acar.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin lehinde, Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş.

Buyurun Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Gaziantep’te meydana gelen, bir doktora, sağlık görevlisine, arkadaşımıza yapılan saldırıyı şiddetle ve nefretle kınıyorum; ailesine başsağlığı diliyorum, merhuma Allah’tan rahmet diliyorum. Fakat değerli milletvekili arkadaşlarımız kısa konuşmalarında bu konuyu intikal ettirirken, böylesine bir meseleyi dile getirirken Hükûmeti ve Sağlık Bakanlığını sorumlu tutmaları ve bu konu üzerinden bir siyaset devşirmeye çalışmalarının da üzücü olduğunu ifade etmek istiyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Muhalefet mi sorumlu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Çünkü bu yaşanan olay hepimizin yüreğini sızlatmıştır. Ama şunu da açıkça söylüyorum ki eğer milletvekili arkadaşlarımız, siyasi parti grupları bu konuda kararlı ve ciddilerse, önümüzdeki hafta bu konuyla ilgili, sağlık çalışanlarının çalışma ortamları ve onlara yapılan saldırılarla ilgili -salı günü araştırma komisyonu kurmak üzere- bizim milletvekili arkadaşlarımız bu konuda araştırma komisyonu kurulmasıyla ilgili önergelerini hazırlıyorlar. Diğer siyasi partilerimize de buradan teklif ediyoruz, o konuyla ilgili araştırma komisyonu kurulması hakkındaki önergelerini verdikleri takdirde, salı günü biz bu konuyu gündeme alacağız ve komisyonun kurulmasıyla ilgili meseleyi tartışacağız. Ama bir konuyu gündeme getirirken, lanetlenecek bir olayı ortaya atarken Hükûm etimize, Bakanlığımıza karşı yapılan bu saldırılarda, eleştirilerde kantarın topuzunun kaçtığını ve haksız olduğu ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bizim getirdiğimiz Danışma Kurulu önerisinde... Bildiğiniz gibi geçen haftadan yarım kalan, 2/B yasası diye tanımlanan orman arazilerinin kullanılmasıyla ilgili yasanın 4’üncü maddesini geçen hafta bitirmiştik. Tamamı 29 madde. İki bölüm hâlinde görüşeceğiz. Bu kanunun bitmesinden sonra 5 tane uluslararası sözleşme var. O uluslararası sözleşmelerin görüşmelerine devam edeceğiz, sonra 222 sıra sayılı Kanun Tasarısı var. Bu kanun tasarısında 2 tane üniversitemizin adının değiştirilmesiyle ilgili kanun teklifi var. Buradan birincisi Bilecik’teki üniversitemize Şeyh Edebali Üniversitesi adının getirilmesi, ikincisi de Gaziantep’teki Gazi Kent Üniversitesinin Hasan Kalyoncu Üniversitesi şeklinde isminin değiştirilmesini öngörüyoruz.

Siyasi parti gruplarımız çerçevesinde grup başkan vekillerimizle yaptığımız konuşmada bugün bu kanunlarının tamamını bitirebildiğimiz takdirde –grup önerimizde de okundu dinlediğiniz kadarıyla- grup önerimizde de ifade edildiği gibi yarın çalışmama, bitmediği takdirde perşembe günü bu kanun tasarısı ve tekliflerini görüşmek üzere Genel Kurulun çalışmasını istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, biraz önce Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşan Sayın Milletvekilim, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma usul ve esaslarının bitime kadar olmasıyla ilgili eleştiri yaptı. Haklı olabilir ama bu eleştiride şunu da ifade etmesinde gerek vardı ki, biz bu grup önerisini getirirken siyasi parti grup başkan vekillerimizle hem Danışma Kurulunda, toplanamayan Danışma Kurulunda, Sayın Meclis Başkanımızın huzurunda siyasi parti temsilcileriyle bu konuyu paylaştık. Dedik ki: “Bugün bitirebilirsek bugün Genel Kurulu tatil edelim çünkü yaklaşık 30 madde, 35 madde civarında bir kanun tasarısı var, bunları bitirelim ama grup önerilerinizi getirmeyin.” Arkadaşlarımız da haklı olarak “Bizim gündeme getirmeye çalıştığımız, kamuoyuyla paylaşmak istediğimiz grup önerilerimiz var; o grup önerilerini Genel Kurulda tartışacağız, kamuoyunu bununla bilgilendireceğiz.” dediler. O kendi takdirleridir. Bu konuda söyleyeceğim bir şey söz konusu değil.

Ama bugün aldığımız karar gereğince, eğer bugün saydığımız 2/B yasası 25 maddelik kısım, 5 tane uluslararası sözleşme ki bunun 3 tanesinde mutabıkız, diğerlerini belki atlayabiliriz ya da görüşebiliriz, 2 tanesi, kırmızı gündemin 5’inci ve 6’ncı sırasında olan ile 163’üncü sıradakini mutabıkız. İlave ettiğimiz 2 tane daha var. Onlarla da eğer gruplar konuşmadığı takdirde, bugün 5 uluslararası sözleşmeyi ve üniversitelerin isminin değiştirilmesiyle ilgili tasarıyı görüştükten sonra Genel Kurulu kapatacağız, bitmediği takdirde yarın devam edeceğiz.

Biraz önce konuşan değerli milletvekili arkadaşımız, bu grup önerisinin aleyhinde konuşurken 4+4+4 millî eğitim yasasıyla ilgili, hakikaten vicdanları sızlatan, hiç de olmayan bir meseleyi gündeme getirdi. Yerimde otururken cevap versem mi vermesem mi diye de düşündüm. Çünkü hiç alakası olmayan, Türkiye’nin yapısını değiştirmekle ilgili, bazı insanları dinsizlikle suçlamakla ilgili ifadeleri kullanmaya çalıştı ama milletimizin büyük bir çoğunluğu… Hatta Kutlu Doğum Haftası’nda Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun gerçekten takdir ettiğimiz, beğendiğimiz o konuşmasının paralelinde bizim örneğimiz ve örnek almamız gereken şahsiyetin, Hazreti Peygamberimiz’in hayatı, yaşam tarzı ve ahlakı olduğuyla ilgili süreci anlattıktan sonra, bizim bu kanun teklifimizdeki ortaya koyduğumuz 4+4+4 sistemindeki uygulamanın, Sayın Kılıçdaroğlu’nun Kutlu Doğum Haftası’ndaki söylediği görüşlerle paralel olduğunu da ifade etmek istiyorum. Açıkçası, başka konularla başka kulvarlara çekmeyle ilgili düşünceyi burada daha fazlasıyla tartışmak istemiyorum. Deniz Feneriyle ilgili konu Avrupa’daki mahkemelerde görüldü, ne şekilde olduğu devam ediyor, Türkiye'deki mahkemelerde de devam ediyor. Mahkeme sürecindeki bir meseleyi temcit pilavı gibi sürekli olarak buraya getirmek ve… Bu konuda kim varsa, kim ahlaksızlık yapmışsa, kim yolsuzluk yapmışsa, kim hırsızlık yapmışsa, AK PARTİ’lisi, CHP’lisi, MHP’lisi, BDP’lisi, hangi partiden olursa olsun veya bağımsız olsun ya da partisiz olsun, onları lanetliyorum ve yargının en iyi şekilde, en ağır şekilde de ceza vermesini talep ediyorum ama bir meseleyi, siyasette gündem bulamayıp uzun yıllardır tartışılan bir meseleyi, Türkiye'de yargı aşamasına gelmiş bir meseleyi sürekli AK PARTİ’yle ilişkilendirmeye çalışmak, AK PARTİ’yi bu konuda karalamak, çamur atmaya çalışmak açıkçası yakışıksız bir durumdur diye ifade ediyorum. Sürekli gündeme geliyor, sürekli sayın bakanlarımız, Başbakanımız ve bizler bu konunun gerçeğini ifade etmeye çalışıyoruz. Yargı aşamasında eğer onlara yargı bir ceza verecekse diyecek bir şeyimiz yok ama bunu AK PARTİ’yle ilişkilendirmek büyük bir haksızlıktır, siyasi etiğin de dışına çıkan bir süreçtir. Başlangıçta söyleyebilirsiniz ama bunu sürekli olarak gündeme getirmek ve AK PARTİ’yi yolsuzluklarla itham etmek açıkçası biraz da vicdanları sızlatıyor.

Bakın değerli milletvekilleri, dokuz buçuk yıllık AK PARTİ İktidarı döneminde eğer yolsuzluk yapılsaydı 6.100 kilometrelik duble yollar 15 bin kilometreye ulaşır mıydı?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yapma!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – AK PARTİ İktidarından önceki dönemlerde 70 sente muhtaç olunmuş, başka yerlerden, IMF’den, Dünya Bankasından kaynak bulabilmek için, ekonominin çarkını yürütebilmek için uğraş verildiği dönemden, bugün, demir yollarını, hızlı trenleri getirebilir miydik; hastaneleri, 170 bin okulu, derslikleri açabilir miydik; öğrencilerimizin okulları açıldığı andan itibaren masalarında kitaplarını bulmasına imkân verebilir miydik; 65 tane üniversite yerine 170’e yakın üniversitenin açılmasını nasıl yapabilirdik Allah aşkına? Bizim aldığımızda Türkiye Cumhuriyeti’nin kasası bolluk bir şekilde değildi ki. Kasanın hâli belli, hazinenin durumu belli, Merkez Bankasının kaynakları belli, Türkiye'nin borçları belli. Türkiye, kamu borçlanma gereği yüzde 17’lerde olduğu sürede ve reel faizlerin yüzde 40’lara çıktığı bir süreçte Türkiye'nin yatırım yapma imkânı yokken, bugün güven ve istikrarla birlikte, dirayetli ve kararlı bir iktidarın başta olmasıyla birlikte faiz oranlarının aşağıya düşmesi ve enflasyon canavarının artık konuşulmaz hâle geldiği bir süreçte Türkiye'nin kaynaklarının…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Yahu, enflasyonu kaçta aldınız Sayın Elitaş?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …millet için kullanılmaya başladığı…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Enflasyonu kaçta aldınız, onu söyle.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …bir süreci ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Bizim çalıştığımız dönemde, bizim iktidarımızın olduğu dönemde, biz, kamunun kaynaklarıyla millete hizmet etmek için gayret gösteriyoruz, uğraşıyoruz.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Yüzde 28’de enflasyonu aldınız, hâlâ iki haneli rakamlarda.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Açıkçası, yapılan bir işle ilgili, yargı safhasında olan bir meseleyle ilgili AK PARTİ İktidarını suçlamak haksızlıktır, vicdanları sızlatan bir durumdur. Değerli milletimiz zaten bu konuyu değerlendiriyor. Ne zaman seçim olsa ne zaman sandık milletimizin önüne gitse, sürekli olarak artarak AK PARTİ İktidarına “evet” oylarını devam ettiriyor. Yapılan en son anketlerde de görüyoruz ki AK PARTİ’ye gönül vermiş vatandaşlarımızın oranı sürekli olarak artmakta.

Bu vesileyle Genel Kurul gündemi hakkında sizlere bilgi verdim.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Millet borçlarımı ödeyemem diye korkuyor, öyle korkutuyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elitaş.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde son söz Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır’a aittir.

Buyurun Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hızla söyleyeyim, öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir şekil şartını yerine getiriyoruz. Gerçekten, iktidar partisinin önerisiyle Meclisimizin, Genel Kurulumuzun gündemi, çalışma programı her defasında değişiyor. O değişikliğin konuşulması da, maalesef, işte bu kadar zaman alıyor.

Tabii bu kürsüye çıkınca Sayın Elitaş, yine, on dakikayı son saniyesine kadar konuşuyor ve geriye dönüyor geçmişi suçluyor, kendini anlatabilmek, övebilmek için de her şeyi, bildiğimiz her şeyi söylüyor. Dolayısıyla, Meclise ve millete haksızlık oluyor. Bunlar, ne milletin meselesi ne bu Genel Kurulun meselesi. Meclis, kendi çalışma programını kendi yöneticileri arasında yapabilmeli, Danışma Kurulunda kararlaştırılmalı ama öyle bir şey ki Meclis çalışmaya göre değil, çalışmamaya göre şekillenmiş bir İç Tüzük’ümüz var maalesef.

Şimdi, biliyorsunuz, geçen haftadan kalma bir Danışma Kurulu kararımız var. Burada hem görüşeceğimiz konuların sıralaması var hem de çalışacağımız süreler var. Geçen hafta kararlaştırdık -ki bir aylık bir süreyi kararlaştırdık hatta, bir haftalık da değil- “Salı günleri 15.00-20.00, çarşamba ve perşembe günleri de 14.00-20.00 çalışacağız.” diye birlikte kararlaştırdık. Bunu da Sayın Elitaş teklif etti, biz de “Olur, başla göz üstüne.” dedik. Ama aradan bir gün, iki gün bile geçmeden, şimdi bitime kadar, önce 23.00’e kadar, sonra da bitime kadar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bunları biraz önce birlikte konuştuk, biliyorsunuz Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Gerekçesini de söyledi, bizimle de mutabakata vardı ama netice itibarıyla parmakların aklı yok, parmaklara verilen talimat neyse onun gerçekleşeceğini bildiğimiz için çok fazla da itiraz etmedik.

Değerli arkadaşlar, Sayın Elitaş’ın da kabul ettiği gibi, muhalefet partileri olarak biz Hükûmetin gündemine itiraz etmiyoruz, takdir onun, millet onu seçmiş, milletin sorunlarını çözmekle görevli o. Dolayısıyla gündemi belirleme yetkisi var. Ama bir de milletin gündemi var. Milletin gündemini de dile getirmek muhalefetin görevi. Çünkü millet oyunu verdi, iktidar kendi gündemini takip ediyor. Bugün burada görüştüğümüz konular milletin birincil derecede gündemi değil.

Bakın, buradan sizlere de telefonlar geliyor. Bugün, bu ev eşyasının haczedilememesiyle ilgili kanun tasarısı, teklifleri hâlâ komisyonda bekliyor. Milletin, yani kurbağanın gözü çatladıktan sonra sizin kanun çıkartmanızın ne anlamı var? Millet evine gidemiyor. Eşyası haczedilmiş. Yani o çocukların yaşadığı travmayı yok sayarak, burada keyfekeder, böyle nutuk atmak adına, bu milletin zamanını çalma hakkınız var mı?

Sayın Başbakan iki de bir nutuk atıyor, bakanlarınız nutuk atıyor “Şehit yakınlarına ikinci istihdamı vereceğiz.” diye. İki yıldır konuşuyorsunuz. Geçen gün yine nutuk attı “Yirmi maddelik değişiklik yapıyoruz.” diye. Getirin bu kanunu, milletin gündemi bu. Şehit yakınları geçen gün sizin grubunuzu da ziyaret etti, yine söz verdiniz ama başka şeyler konuşuyorsunuz.

Bir başka şey: Yani bu tutuklu milletvekilleriyle ilgili durum içinize siniyor mu? Bir yılı dolduruyoruz neredeyse ama milletin iradesiyle seçilmiş milletvekilleri hâlâ demir parmaklıkların arkasında bekliyorlar. Bunlara bir çözüm üretmek bu Meclisin, bu Hükûmetin görevi değil mi? Ama bunlar sizin gündeminizde değil, siz başka işlerle…

4/C’liler konusu… On yılı dolduruyorsunuz neredeyse, kamu çalışanları arasında çok ciddi bir adaletsizliğin adresi olan bu 4/C’lilere, 4/B’lilere yani aynı işi yapmasına rağmen farklı ücrete, farklı statüye tabi olan insanlara bu muamele zulüm değil mi? Gelin bunu düzeltelim. Hayır, başka işlerle meşgulsünüz.

Bir başka şey: Bu kanun hükmündeki kararnameler, Anayasa’nın amir hükmüdür, hemen Genel Kurula getirilip görüşülmesi lazım ama bütün ısrarımıza rağmen getirmiyorsunuz. Yani ülkeyi kanunlarla değil, kanun hükmündeki kararnamelerle yönetiyorsunuz.

Sayıştay raporları orada bekliyor, getirmiyorsunuz; Anayasa’nın amir hükmü var, Genel Kurulda görüşülmesi lazım, yapmıyorsunuz.

Tekrar söylüyorum: Yani toplumdan, toplum kesimlerinden öyle özel sorunları olanlar var ki, mesela bu özel güvenlik görevlilerinin sorunlarını, özlük haklarını… Sayın Bakanın ifadesiyle “Bir zulüm yönetimi.” diyor, “Taşeron işçilerinin uğradığı muamele, özlük hakları bir zulüm yönetimi, bu, zulüm yasası.” diyor. Sayın Bakan söylüyor bunu, gelin bunu düzeltelim.

Değerli arkadaşlar, demokrasimizin ilk adımı olan muhtarların çok ciddi sorunları var. Geçen gün yine Hükûmetten bir beyanat: “Mahalle muhtarlıklarını kaldıracağız.” Binlerce muhtar nasıl olacağını bilmiyor.

Belediyelerin sorunları var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gazetenin yazdığı yanlış şeyleri Hükûmete söylüyorsunuz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Anladım ama sizden kaynaklanıyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gazete haberleri…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Tekzip edin o zaman Sayın Elitaş.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Söylüyorsunuz, sonra da yalanlıyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Genel Başkan Yardımcısı konuyu yalanladı, biz “Öyle bir şey yok.” dedik.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Netice itibarıyla -bakın, tekrar ifade ediyorum- Hükûmetin gündemine uymak sizin mecburiyetiniz grup başkan vekilleri olarak, eyvallah, getireceksiniz. Sayın Başbakan birazdan emredebilir bir başka kanunu buraya getirirsiniz, buna bizim çaremiz yok, sizin de dayanma gücünüz yok ama milletin gündemini burada konuşmak muhalefetin görevi. Biz de grup önerileriyle, Danışma Kurulu grup önerileriyle ısrarla onları buraya getireceğiz ve görüşeceğiz.

Bir başka şey arkadaşlar, bu Suriye konusu çok önemli. Sayın Metin Külünk burada heyecanlı bir konuşma yaptı ama talihsiz de bir konuşma yaptı. “Suriye’de Rusya’nın işi nedir?” diye sordu ama Amerika’yı soramadı, Fransa’yı soramadı. Bizim de itiraz ettiğimiz hadise bu. Bu coğrafya bizim coğrafyamız. Bu coğrafyaya, bu coğrafyanın dışından yapılan müdahalelere taşeronluk yapmak Türkiye’ye yakışmaz. İtiraz ettiğimiz hadise bu ve ısrarla söylüyoruz: Gelin, bu konuda genel görüşme kapsamından önce Hükûmet bir bilgi versin, neler oluyor? Gidip Çin’e bilgi veriyorsunuz, Suudi Arabistan’a bilgi veriyorsunuz, dağa, taşa bilgi veriyorsunuz; millete, milletin vekillerine bilgi vermiyorsunuz. Suriye konusu, Suriye’yle ilgili Türkiye'nin, Hükûmetinizin politikası, tavrı bana göre Türkiye'nin en önemli gündem maddesi çünkü geleceği belirleyecek.

Ben Hataylıyım, Mersin Milletvekiliyim. Size bir şey söyleyeyim: Hatay’ın doğu hudutlarında PKK kampları kuruldu devletin bilgisi altında. Yani otuz yıldır Irak’ın kuzeyindeki PKK kamplarıyla boğuşan, baş edemeyen Türkiye'nin önüne, şimdi, uyguladığınız politikalarla yeni bir bela, yeni bir sorun geliyor. Gelin, bunu konuşalım. Hükûmet gelsin, burada bilgi versin, bilgilenelim, biz de endişelerimizi ifade edelim.

Dolayısıyla, AKP Grubunun getirmiş olduğu bu önerge, bu Danışma Kurulu önerisi muhtemel yarın değişecektir, üzerinde çok fazla da konuşmaya gerek yok. “Eğer gündemi bitirebilirseniz.” diyor Sayın Elitaş… 2/B yasası bana göre çok önemli bir yasa, üzerinde müzakere etmemiz lazım, yani şekil şartı değil, müzakere etmemiz lazım. O müzakereyi kısa sürede tamamlarız umuduna da kapılmamak lazım, acele de etmemek lazım, gerekiyorsa bir hafta tartışmak lazım. Onun için bu gece hangi saate kadar çalışırız bilmiyorum ama kabul edilecek AKP önerisiyle bitime kadar, yani angarya usulü. Ne zaman biter? Belli değil. Yoruluncaya, yıkılıncaya kadar devam edeceğiz. Size kolaylıklar diliyorum ama burada olun, yoklamayla, karar yeter sayısıyla hepinizi burada tutacağız. Bunu da size arz ederim.

Hepinize saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Savunma ve İçişleri Komisyonları üyelerinden oluşan bir heyetin, Kosova Meclisi İçişleri, Güvenlik ve Kosova Güvenlik Gücü Denetim Komisyonlarının vaki davetine icabetle Kosova’ya resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/843)

                        18 Nisan 2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Kosova Meclisi İçişleri, Güvenlik ve Kosova Güvenlik Gücü Denetim komisyonlarının vaki davetine icabetle, Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Savunma ve İçişleri Komisyonlarının üyelerinden oluşan heyetin Kosova’ya resmî bir ziyarette bulunması öngörülmektedir.

Söz konusu heyetin anılan davete katılması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 6’ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                            Cemil Çiçek

                                                                                              Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                               Başkanı

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğerini okutuyorum:

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım, biraz önce AKP Grup Başkan Vekili…

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı Cevdet Erdöl’ün, 25 Nisan 2012 tarihinde düzenlenecek 23 Nisan Avrupa Çocuk Parlamentosu etkinliğine katılmak üzere Brüksel’e gitmesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi (3/844)

                        “18 Nisan 2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı Cevdet Erdöl’ün…”

BAŞKAN – Hiç duymuyorum…

KAMER GENÇ (Tunceli) - Müsaade ederseniz…

“… 25 Nisan 2012 tarihinde düzenlenecek 23 Nisan Avrupa Çocuk Parlamentosu…”

KAMER GENÇ (Tunceli) – AKP Grup Başkan Vekili, yaptığı konuşmasında…

“… etkinliğine katılmak üzere Brüksel’e gitmesi…”

KAMER GENÇ (Tunceli) - Efendim, bir dakika… Kâtip niye okuyor? Bıraksın efendim.

BAŞKAN – Bitirsin, sizi dinleyeceğim, bitirsin.

“ …hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 9’uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                           Cemil Çiçek

                                                                                             Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                              Başkanı”

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, biraz önce AKP önerisi üzerinde konuşan Mustafa Elitaş, bu Deniz Feneri’yle ilgili yalan konuşulduğunu, iftira atıldığını… Hâlbuki çok açık seçik bu konuları dile getiren benim. Hatta fener taşıyorum biliyorsunuz, şu kirli feneri taşıyorum. Bakın, bu fener de çok kirlenmiş. Yani bu fener temiz oluncaya kadar da bunun peşini bırakmayacağım.

Şimdi diyor ki… Ama müsaade ederseniz, iftira atıyor, bir sataşma var, söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Şahsınızla ilgili hiçbir şey söylemedi, ben çok dikkatle dinledim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, hayır, ben yerimden dinledim.

BAŞKAN – O zaman tutanakları getirteceğim çünkü adınız geçmedi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama yani bu saatten sonra söz verin efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, sataşma yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, burada çıkıp da halkın karşısında yalan şeyler söylüyor.

BAŞKAN – Yani bakın, sataşmadan söz alabilmeniz için şeyleri göreceğim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, bir sataşma yok. Bunu bir temcit pilavı gibi getirmeyi söylüyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, Sayın Başkan, 400 bin euro Almanya’dan Tayyip Erdoğan’ın oğlunun bacanağının hesabına para gelmiş, daha çok şeyler var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yargı aşamasında olan bir şeyi burada konuşmanın…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani Zekeriya Karaman’ın oğluyla Tayyip Erdoğan’ın oğlu bacanaklar.

BAŞKAN – Anladım, anladım, anladım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Onun adına 400 bin euro gelmiş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Böyle bir usul var mı Sayın Başkan?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye yok efendim? Sen söyledin, ben de cevap vereceğim.

BAŞKAN – Ne yapayım Sayın Elitaş, yani ne yapalım?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Kamer Bey ne diyorsa doğrudur.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bakın, iftira attı bize. Yani iftira attı, diyor ki…

BAŞKAN – Sayın Başkan, böyle bir usul var mı?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Deniz Feneri’nde 3 tane savcıyı niye görevden aldınız? Onları tutuklayan savcıları niye görevden aldınız?

BAŞKAN – Sayın Genç, tamamdır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye hakkında soruşturma açıyorsunuz? Savcılara görev yaptırmıyorsunuz, hâkimlere görev yaptırmıyorsunuz.

Sayın Başkanım, bir şey söyleyeyim mi efendim?

BAŞKAN – Anladım Sayın Genç, hepsi de girdi. Tutanak getirteceğim.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyoruz, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Sayın Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı: 180)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır’ın; Orman Köylülerinin Kalkındırılmaları Hakkında Kanun Teklifi; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi, Ankara Milletvekili Sayın Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Sayın Muharrem İnce ile 68 Milletvekilinin; 2/B Barışı Kanunu Teklifi (Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Alanların İdaresi, Değerlendirilmesi ve Tasarrufu Hakkında Kanun Teklifi); Osmaniye Milletvekili Sayın Hasan Hüseyin Türkoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır’ın; Yayla ve Yaylacılık Kanunu Teklifi ve İçişleri Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Orman Köylülerinin Kalkındırılmaları Hakkında Kanun Teklifi; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 68 Milletvekilinin; 2/B Barışı Kanunu Teklifi (Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Alanların İdaresi, Değerlendirilmesi ve Tasarrufu Hakkında Kanun Teklifi); Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Yayla ve Yaylacılık Kanunu Teklifi ve İçişleri Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporları (1/563, 2/71, 2/211, 2/417) (S. Sayısı: 198) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

12/4/2012 tarihli 94’üncü Birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının birinci bölümünde yer alan 4’üncü maddesi kabul edilmişti.

Şimdi, birinci bölümde yer alan diğer maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

5’inci maddede üç önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 198 sıra sayılı Orman Köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi ve Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi ile Hazineye ait tarım arazilerinin satışı hakkında kanun tasarısının 5. Maddesinin 2. Fıkrasında yer alan “Orman Genel Müdürlüğü tarafından Devlet ormanı olarak derhal ağaçlandırılır" ibaresinin “Orman Genel Müdürlüğü tarafından Devlet ormanı olarak bir yıl içinde ağaçlandırılır. " şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Ali Öz

 

Mesut Dedeoğlu

 

Mehmet Şandır

 

Mersin

 

Kahramanmaraş

 

Mersin

 

 

Seyfettin Yılmaz

 

Emin Çınar

 

 

 

Adana

 

Kastamonu

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 198 Sıra Sayılı Tasarının 5 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının sonuna "2/A alanlarından ormana dönüştürülmesi mümkün olan yerler de Orman Genel Müdürlüğünün talebi üzerine Hazine adına tescil edilerek bu genel müdürlüğe tahsis edilir. Muhdesat için 2/B alanlarındaki gibi işlem yapılır" hükmünün eklenmesini arz ve teklif ederiz.

M. Akif Hamzaçebi                      Selahattin Karaahmetoğlu                       Ramis Topal

 

İstanbul

 

Giresun

 

Amasya

 

 

R. Kerim Özkan

 

Vahap Seçer

 

İlhan Demiröz

 

 

Burdur

 

Mersin

 

Bursa

 

 

 

 

Osman Kaptan

 

 

 

 

 

 

Antalya

 

 

 

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

198 sıra sayılı kanun tasarısının 5'inci maddesinin 3'üncü fıkrasında yer alan "veya bitişiğinde bulunan" ibaresinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

İbrahim Binici

 

Levent Tüzel

 

Demir Çelik

 

Şanlıurfa

 

İstanbul

 

Muş

 

Sebahat Tuncel

 

Pervin Buldan

 

Erol Dora

 

İstanbul

 

Iğdır

 

Mardin

 

 

Hasip Kaplan

 

Ayla Akat

 

 

 

Şırnak

 

Batman

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bu önergemizde orman köylülerini korumak için bir teklif sunduk, takdir yüce Meclisin.

Ancak, burada bir iki hususu sayın Genel Kurulun dikkatine sunmak istiyorum. Çünkü milletin iradesi, milletin seçtiği milletvekilleri ve milletin adına görev yapan milletvekilleriyle ilgili, dün, İçişleri Bakanı bu kürsüde “Milletvekillerini gizlice dinliyorum.” diye itiraf etti, ikrar etti. Suçüstü, cürmümeşhut; bu kürsüde, bu mikrofonda, canlı yayında yakalandı. Şimdi, bu suçtur arkadaşlar, ağır bir suçtur, Watergate skandalından beter bir suçtur. Ya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yüce Divana sevki için iddianamesini bu kürsü beyanlarını alarak derhâl yerine getirmeli ya da Meclis soruşturması açılarak Yüce Divana sevkinin yapılması lazım bu Bakanın. Evet, yüzde 10 imza gerekiyor. Bizim Barış ve Demokrasi ve blok milletvekili olarak 30 tane milletvekilimiz var, tutuklu vekillerimiz var; sayımız yetmiyor. Ana muhalefetin sayısı yetiyor. Meclis soruşturması açılarak Yüce Divana sevkinin iddianamesinin bu Meclis kürsüsünde okunması gerekiyor. Bu tarihî konuda bir uyarıda bulundum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Soruşturmaya gerek yok, kendisi itiraf etti zaten.

HASİP KAPLAN (Devamla) – İtiraf etti ama Mecliste bunun iddianamesini muhalefet partileri yazmak zorundadır.

Yine, bizim Nusaybin Mitanni Kültür Merkezindeki bir sembolü, tarihimizi, kültürümüzü, binlerce yıllık, çok dilli, çok kültürlü zenginliğimizi, mozaiğimizi, bir sembolümüzü alarak, burada “İşte bunlar Zerdüşt dini.” diye ahkâm kesen bir bakan gördük. Sayın Bakana soruyorum; Artukoğlu Üniversitesinin Kürt dili bölümüne bir gitsin aynı sembolü görecektir. Senin üniversitelerinde de aynı sembol var; tarihin, kültürün, eğitimin olduğu her yerde de bu semboller var. Hiç kimse bu sembolleri tarihimizden, kültürümüzden alıp götüremez. Bunu da burada bir hatırlatma olarak yapmak istedim.

Fakat, en vahimi, en berbatı, gerçekten üzülerek dinlediğim bir olay; bir resim gösterdi burada Bakan, iki kişi, kim olduğu belli değil. Bir resim ve burada işte bir domuzu boğazlıyorlar. Bu domuz üzerinden de “Hristiyan veya Müslümanlık dışındaki dinlere özendiriyorlar, Müslümanlıktan soğutuyorlar.” diye bir propaganda yaptı. Eğer domuz siyasetine gelirse, bu Mecliste en son konuşması gereken AK PARTİ hükûmetleridir. “Niye?” diyeceksiniz arkadaşlar; bu domuz siyasetini burada yapan Bakanın bilgisi olmayabilir ama Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına sorsaydı, AK PARTİ hükûmetleri döneminde 87 tane domuz çiftliği kurduklarını kendileri görecekti. Domuz çiftliklerini 87 tane kurmakla kalmadılar, 1 milyon adet domuz üretimi AK PARTİ hükûmetleri zamanında yapıldı ve size enteresan olarak bu üretimlerin yapıldığı sadece yirmi-yirmi beş tane il sayacağım. Bu illere iyi bakın: Kocaeli, Manisa, Erzincan, Eskişehir, Kastamonu, Çorum, Isparta, Kayseri, Mersin, Bilecik, Adana, Denizli, Bursa, Burdur, Afyon. Bunların hiçbirinin içinde… Doğu, güneydoğuda bir domuz çiftliği yoktur.

Bir halka, özellikle Kürt halkına din öğretmeye kalkmak, din sömürüsü yapmak… Din üzerinden burada palavra sıkanların bir gerçeği daha görmesi gerekiyor: Bu hazırlanan yönetmeliklerde, Meclis komisyonuna verilen dilekçelerde Tarım Bakanlığının itirafları var. Burada, domuz çiftliklerini nasıl kurup özendirdiklerini, üniversitelere kaç ton domuz eti satıldığını açık açık itiraf ediyor.

Bakın, sadece o değil, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, şu gördüğünüz İngilizce metinle Avrupa Birliğine rapor vermişti. Bakın, Tarım ve Orman Bakanlığı AK PARTİ’nin, şu yönetmelikte 4’üncü madde çiftlik hayvanları içinde domuzu içine almıştır, kapsama almıştır, özendirmiştir. Yani, inançlarıyla tezat, yaptıklarıyla tezat, söyledikleriyle tezat, milleti kandırma politikalarının domuz işletmelerinden nasıl döndüğünü öğrenmek istiyorlarsa çiğ kırmızı etle ilgili tamimlerine baksınlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bakın, kapsam içinde nasıl ki domuz, yaban domuzu ve diğer hayvanları yine AK PARTİ hükûmetlerinin resmileştirdiğini görürler. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Şimdi sadece o değil…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Domuz siyaseti yapmayın arkadaşlar. Domuz siyasetinden size hayır gelmez. Yalanınız da açığa çıkar, burada  söyledikleriniz de gelir gelir sizi bulur diyorum, bir daha hatırlatmada bulunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 198 Sıra Sayılı Tasarının 5 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının sonuna "2/A alanlarından ormana dönüştürülmesi mümkün olan yerler de Orman Genel Müdürlüğünün talebi üzerine Hazine adına tescil edilerek bu genel müdürlüğe tahsis edilir. Muhdesat için 2/B alanlarındaki gibi işlem yapılır" hükmünün eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                        Ramazan Kerim Özkan (Burdur) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN –  Buyurun Sayın Demiröz. (CHP sıralarından alkışlar)

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  görüşülmekte olan 198 sıra sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Kamuoyunda 2/B arazileri olarak bilinen ve Anayasa’mızın 169 ve 170’inci maddelerinde yer alan tanımla, 31/12/1981 tarihinden önce orman vasfını kaybetmiş olması nedeniyle orman sınırları dışına çıkarılmış olan araziler yaklaşık kırk iki yıldır Türkiye'nin gündeminde.

Devlet ile vatandaşın kucaklaşması bizim en büyük dileğimiz. Bir dileğimiz ve teklifimiz de bu tasarının barış yasası olması ancak tasarının Anayasa’mızın 169 ve 170’inci maddelerine aykırılık oluşturduğu çünkü 2/B alanlarının orman köylüsünün kalkındırılması için kullanılması gerektiği ve satış işlemlerinin yapılmasının yanlış olduğu kanaati oldukça fazla. Bu nedenle “barış yasası” olarak ifade ettiğimiz bu tasarı orman köylüleri çilesine dönüşmesin diyoruz.

Bunu söylerken komisyonda da ifade ettiğimiz gibi Anayasa’nın ilgili maddelerini, öncelik olarak daha geniş kitleleri ilgilendiren, sorunları çözen bir yasa olsun. 2/B sorununu çözelim derken orman köylüsü gibi yoksulluğu devletin raporlarına girmiş, tespit edilmiş, bir zamanlar ORKÖY Genel Müdürlüğü olan orman köylülerine “rayiç bedel” diyerek uygulamanın yanlış olduğunu bir kez daha hatırlatmak isterim.

Bir şey daha hatırlatmak istiyorum değerli milletvekilleri, rayiç bedelin çok yüksek olduğunun altını bir kez daha çizmek istiyorum. AKP’li arkadaşlar da bunu gördüğü için rayiç bedelin yüzde 50’sinin satış bedeli olması yönünde önerge verdiler. Hâlbuki biz bu konuda emlak vergisini dikkate alarak gruplandırma yapılmasını istememize rağmen kabul edilmedi.

Burada size bir konuya daha açıklık getirmek istiyorum. Alt komisyonda, arkadaşlar, bu rayiç bedelinin ifadesi yüzde 70’ti. Daha sonra komisyonumuza bu yüzde olarak geldi ama ben görüyorum ki az önce grup başkan vekilimize gelen önergede 6’ncı maddeyle tekrar yüzde 70’e çıkarıyorsunuz yani bu kadar bir tutarsızlığın niçin  olduğunu, bu çiftçilerin bu köylülerin, orman köylülerinin  neden düşünülmediğini de bir kez daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Neden bunu ifade ediyorum? Bursa’mızda 2.715 parsel sayısında 54 milyon 875 bin metrekare 2/B alanı var. Burada bu alanların ilgililer tarafından satın alınabilmesi dileğimizdir. Dilerim rant uğruna bu alanlar başka maksatla kişi veya kuruluşların eline geçmez. 2/A uygulamasının zor olacağını 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2’nci maddesinin (a) fıkrasına göre orman sınırları dışına çıkartılacak yerler hakkında 1984 yılında çıkan yönetmelik olmasına rağmen bugüne kadar Sayın Bakanın da komisyonda ifade ettiği gibi örnek olarak sadece bir köy var yani şunun altını çizmek istiyoruz: Orman alanı içerisindeki yerleşmiş köylüleri orman sınırları dışına çıkarmanın çok zor olduğunu ifade etmek istiyoruz.

Süreci iyi kullanmak anlamında altını çizmek istediğim bir konu ise orman köylülerinin kalkındırılması ve desteklenmesi Anayasa’nın 170’inci maddesine rağmen Çevre ve Şehircilik Bakanlığının takdirine kaldığını ifade etmek istiyorum. Nedeni şu: Elde edilecek gelirin büyük bir kısmı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bütçesine aktarıldığından komisyonlarda da ifade ettiğimiz gibi bu Bakanlığın inisiyatifine kalmıştır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilen yetki bugün MİT Kanunu’yla yetkileri donatılan Sayın Başbakan da bile yoktur. Neden burada Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bu kadar yetki verildiğini de anlamakta zorluk çekiyorum.

Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 198 sıra sayılı Orman Köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi ve Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi ile Hazineye ait tarım arazilerinin satışı hakkında kanun tasarısının 5. Maddesinin 2. Fıkrasında yer alan “Orman Genel Müdürlüğü tarafından Devlet ormanı olarak derhal ağaçlandırılır" ibaresinin “Orman Genel Müdürlüğü tarafından Devlet ormanı olarak bir yıl içinde ağaçlandırılır. " şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ali Öz (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Öz.(MHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerimi belirtmek üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Orman köylülerinin gelir seviyesinin yükseltilmesi ve hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan alanların yani 2/B kanununun değerlendirilmesi hususu, şüphesiz ülkemizin çözüm bekleyen, sosyal boyutu büyük, önemli konularından birisi olduğu inkâr edilemez bir gerçektir.

Burada şu soruyu hep beraber kendimize sormak zorundayız: Bu kanun tasarısıyla orman köylüleri bu kanundan beklediklerini bulabilecekler mi? En önemlisi, bu kanun tasarısının orman varlığımızın artmasına katkısı olacak mı? Bu konularda yeni kanun tasarısında kesin belirlemeler var mı? Yeni kanun tasarısıyla ekonomik krizin etkilerini azaltmak için bütçeye kaynak yaratma amacı öne mi çıkıyor, yoksa yeni rant alanlarının fırsatı mı ortaya çıkacak?

İlk uygulamanın başladığı 1974 yılından 2007 yılı sonuna kadar 2/B uygulamalarıyla 473.419 hektar alan orman sınırları dışına çıkarılmıştır. 2/B uygulama çalışmaları, kadastro çalışmaları tamamlandığında yaklaşık 600 bin hektar olacağı tahmin edilmektedir.

Gerekçeye bakıldığında, orman köylüleri, sembolik olarak değil, hak ettiği desteklemeyi görecek, refah seviyesi yükselen orman köylülerinin ormanlar üzerindeki sosyal baskısı sona erecek, 2/A uygulamalarıyla yerinde kalkınması mümkün olmayan hiçbir köy yerinde kalmayacak, özel ağaçlandırmaların kredilendirilmesinde hiçbir sıkıntı kalmayacak, yeni orman alanları kurulması hususunda hiçbir kaynak sıkıntısı yaşanmayacak, kısacası elde edilen kaynaklar orman köylümüze ve ormanlarımıza altın çağ yaşatacak diyesi geliyor insanın. Değerli milletvekilleri, orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi tasarının ruhu olması gerekirken bu tasarıyla komik bir oranda kaynak aktarmak suretiyle orman ve orman köylüsüne gereken önem verilmemiştir.

Satış bedellerinin tespitine yönelik bazı endişelerimiz bulunmaktadır. Bunlardan birisi, yasa tasarısı ne kadar iyi hazırlanırsa hazırlansın uygulama iyi olmazsa istenilen amaca ulaşılamayacağı gerçeğiyle, bu yasanın uygulanmasındaki kritik husus rayiç bedelinin tespitidir. Rayiç bedelini millî emlak müdürleri veya mal müdürlerinin başkanlık yaptıkları komisyonlar belirleyecektir. Geçmiş uygulamalar göstermiştir ki bu idarece belirlenen rayiç bedeller genelde yüksek olduğundan ihale suretiyle satışa çıkartılan taşınmazlara çoğu kez alıcı çıkmamaktadır. Birkaç ihalede alıcı çıkmayan taşınmazlar için yeniden daha düşük bedel üzerinden rayiç bedel belirlenerek satışa çıkarılacaktır. Birbirine sınır ancak ayrı ayrı ilçelere bağlı köylerdeki taşınmaz rayiçleri bazen 2 kat, 3 kat farklı tespit edebileceklerdir. Kanunun 6’ncı maddesinde idarece tespit edilen satış bedelini itiraz ve dava konusu yapmaksızın kabul edenlere satış yapılacağı belirtilmiştir. Öte yandan İstanbul dâhil birçok yerde emlak vergisi değerleri rayiç değerin üzerindedir.

Mademki bu düzenleme ülkemizde çok önemli ve kangren hâline gelmiş önemli bir problemi çözecek olan âdeta tasfiye niteliğinde bir yasadır, o zaman bu yasanın uygulanabilirliğinin de çok yüksek olması gerekir. Aksi takdirde bu yasa belirli yerlerdeki problemi çözecek durumda düzenlenir ise bu problemin sona ermesi bir tarafa, eskisinden daha karmaşık ve içinden çıkılamayacak yeni sorunlara yol açabileceğini unutmamak gerekir.

Şimdi, soruyorum sizlere: Anamur Ormancık, Bozyazı Dereköy, Aydıncık Karadere, Gülnar Eski Yörük, Silifke Mağara, Mut Narlıdere, Erdemli Toros, Tarsus Keşli köyünün bulunduğu yerler gibi köylerde yaşayan vatandaşımıza atasından, dedesinden beri kullandığı bu yerleri rayiç değer veya yarı fiyatıyla satmaya kalkarsanız hüsrana uğrarsınız; “Almazlarsa başka şekilde değerlendiririz.” de diyemezsiniz çünkü oralara başkasının gelip sahip olması, başka bir deyişle kullanmaya kalkması hukuken mümkün olsa bile fiilî olarak mümkün değildir. Zira, bu durumda sosyal barışı da bozarsınız. Onun için, düzenlemede, belirttiğim köylere benzer alanlardaki bahse konu 2/B alanlarını mutlaka kullanıcısına vermenin yolunu iyi düşünerek bulmak zorundayız. Bu alanların hak sahipleri zaten çoğunlukla fakir orman köylüsüdür. Dolayısıyla, zaten fakir olan bu kesimin desteklenmesi esprisine uygun olarak sembolik bir bedel belirlenmelidir. Bu rayiç değerinin yüzde 10 veya yüzde 20’si kadar olabilir. Başvuru bedeli 500 TL’ye düşürülmeli, vadeli satış süresi de dört yıl değil on yıl olarak düzenlenmelidir.

2/B arazilerinin dağılımı incelendiğinde, 216.640 hektarı kıyı şeridindeki rantı yüksek arazileri kapsadığı görülmektedir. Bu kapsam dışında kalan, özellikle orman vasfını yitirmiş araziler çiftçilerimize, yörenin orman köylüsüne ve kooperatiflerine rayiç bedeli üzerinden kıymet takdiri yapılarak satılmalıdır diyor, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, karar yeter sayısı istemiştik.

BAŞKAN – Peki, duymadım ben onu, şimdi maddede arayacağım.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.54
DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 96’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

198 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, maddeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Tasarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet burada.

6’ncı madde üzerinde dört önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 198 Sıra Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısının 6 ncı maddesinin dördüncü fıkrasının sonunda geçen  "ellisidir." ibaresinin "yetmişidir." şeklinde, aynı maddenin sekizinci fıkrasının ikinci ve dördüncü cümlelerinin ise aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Elitaş

 

Yusuf Başer

 

Hilmi Bilgin

 

Kayseri

 

Yozgat

 

Sivas

 

İsmail Tamer

 

Muzaffer Çakar

 

M. Naci Bostancı

 

Kayseri

 

Muş

 

Amasya

 

Murat Yıldırım

 

Mehmet Doğan Kubat

 

Nureddin Nebati

 

Çorum

 

İstanbul

 

İstanbul

 

 

Harun Karaca

 

Yaşar Karayel

 

 

 

İstanbul

 

Kayseri

 

“Satış bedelinin tamamının peşin ödenmesi hâlinde yüzde yirmi, en az yarısının ödenmesi hâlinde yüzde on oranında indirim uygulanır ve bu bedeller idarece yapılan yazılı tebligat tarihinden itibaren en geç üç ay içinde ödenir."

"Peşinat alınmadan yapılan taksitle satışlarda ise, satış bedelinin yüzde onu yapılan yazılı tebligat tarihinden itibaren en geç üç ay içinde, kalanı ise belediye ve mücavir alan sınırları içinde en fazla üç yılda altı eşit taksitte, belediye ve mücavir alan sınırları dışında ise en fazla dört yılda sekiz eşit taksitte faizsiz olarak ödenir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 198 Sıra Sayılı Tasarının 6 ncı maddesinin (4) numaralı fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesi ile (13) numaralı fıkranın madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Akif Hamzaçebi

 

Vahap Seçer

 

İlhan Demiröz

 

İstanbul

 

Mersin

 

Bursa

 

Selahattin Karaahmetoğlu

 

Ramis Topal

 

Ramazan Kerim Özkan

 

Giresun

 

Amasya

 

Burdur

 

 

 

Osman Kaptan

 

 

 

 

 

Antalya

 

 

"4) Hak sahiplerine doğrudan satılacak taşınmazlarda aşağıdaki hükümler uygulanır:

a) Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde olan, üzerinde konut bulunan taşınmazlar; hak sahibinin satışa konu taşınmazın bulunduğu büyükşehir belediyesi ve/veya belediye sınırları içerisinde başkaca konutunun bulunmaması halinde emlak vergisi değeri üzerinden, diğer hak sahiplerine rayiç bedel üzerinden satılır.

b) Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde olan ve üzerinde tarım ve hayvancılık amaçlı bina ve tesisler ile sanayi, ticaret, vb. işyeri amaçlı bina ve tesisler bulunan taşınmazlar; esnaf ile tarım ve hayvancılık faaliyetinde bulunanlara emlak vergisi değeri, diğerlerine rayiç bedel üzerinden satılır.

c) Belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunan, münhasıran bahçe ya da tarım veya hayvancılık amacıyla kullanılan taşınmazlar hak sahiplerine emlak vergi değeri üzerinden satılır.

d) Orman köyü sınırları içerisinde bulunan taşınmazlar orman köylülerine bedelsiz olarak devredilir.

Bu fıkranın (c) ve (d) bentlerine göre; münhasıran tarım veya hayvancılık amacıyla kullanıldığı için hak sahiplerine emlak vergi değeri üzerinden satılan taşınmazlar ile orman köyü sınırları içerisinde bulunan ve münhasıran yerleşim veya tarım ya da hayvancılık amacıyla kullanıldığı için hak sahiplerine bedelsiz olarak devredilen taşınmazların tapu kütüklerine, satış ve devir işlemi sırasında, on yıl süreyle satış ve devir amacı dışında kullanılamayacağı yönünde şerh konulur."

TBMM BAŞKANLIĞINA

198 sıra sayılı kanun tasarısının 6 ncı maddesinde yer alan 1 ve 2 nci bendinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Sebahat Tuncel

 

Hasip Kaplan

 

Ayla Akat Ata

 

İstanbul

 

Şırnak

 

Batman

 

Pervin Buldan

 

Erol Dora

 

Abdullah Levent Tüzel

 

Iğdır

 

Mardin

 

İstanbul

 

 

 

Demir Çelik

 

 

 

 

 

Muş

 

 

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup, işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 198 sıra sayılı "Orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi ve hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi ile hazineye ait tarım arazilerinin satışı" hakkındaki kanun tasarısının 6. maddesinin 1, 2, 3, 4, 5 ve 8. fıkrasının aşağıdaki gibi düzenlenmesini, 13. fıkrasının metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Şandır

 

S. Nevzat Korkmaz

 

Seyfettin Yılmaz

 

 

Mersin

 

Isparta

 

Adana

 

 

Erkan Akçay

 

Prof. Dr. Tunca Toskay

 

Adnan Şefik Çirkin

 

 

Manisa

 

Antalya

 

Hatay

 

 

 

 

Sadir Durmaz

 

 

 

 

 

 

Yozgat

 

 

 

Madde 6- (1) 2/B alanlarında bulunan taşınmazlar hakkında bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce düzenlenen güncelleme listelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmiş mahkeme kararlarına göre oluşturulan tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre; bu taşınmazların 31/12/2011 tarihinden önce kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın sahibi olarak gösterilen kişilerden bu taşınmazları satın almak için süresi içerisinde ve idarece tespit edilen satış bedelini ödeyenler bu kanuna göre hak sahibi sayılır. Ancak, hak sahibi sayılanların bedele itiraz hakları saklıdır.

(2) 2/B alanlarında bulunan taşınmazlar hakkında bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra düzenlenecek güncelleme listelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmiş mahkeme kararlarına göre oluşturulacak tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre; bu taşınmazların 31/12/2011 tarihinden önce kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın sahibi olarak gösterilecek kişilerden bu taşınmazları satın almak için süresi içerisinde idareye başvuran ve idarece tespit edilen satış bedelini ödeyenler hak sahibi sayılırlar. Ancak hak sahibi sayılanların bedele itiraz hakları saklıdır.

(3) Ancak, idare kayıtlara göre hak sahibi olduğunu belirlediği kişilere yazılı olarak hak sahibi olduklarını ve başvuru hakları bulunduğunu bildirir. Yukarıda belirlenen süreler kendilerine tebligat yapılan kişiler için tebellüğ tarihinden itibaren işlemeye başlar.

(4) Hak sahiplerine yapılacak doğrudan satışlarda Orman Kanununun 31. madde kapsamına giren köy mülki hudutları içerisinde satış bedeli, rayiç bedelin yüzde 15 i, 32. madde kapsamına giren köy mülki hudut içerisinde %25 i, diğer yerlerde %50 sidir.

(5) Başvuru sahiplerinden satış bedellerine mahsup edilmek üzere, belediye ve mücavir alan sınırları içinde olan yerler için bin Türk Lirası dışında olan yerler için iki yüz Türk Lirası başvuru bedeli alınarak ilgililer adına emanet hesabına kaydedilir.

(8) Satış bedeli peşin veya taksitle ödenebilir. Peşin satışlarda satış bedeline yüzde yirmi indirim uygulanır ve bu bedel idarece yapılan yazılı tebligat tarihinden itibaren en geç üç ay içinde ödenir. Tebliğ edilen satış bedeline itiraz hakkı saklıdır.

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Adana Milletvekili Sayın Seyfettin Yılmaz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, burada “Altmış-yetmiş yıldır kangren hâline gelmiş bir sorunu Mecliste grubu bulunan üç siyasi partinin ittifakıyla çözmenin mutluluğunu yaşıyoruz.” diye ifade etmiştim daha önceki görüşmelerde. Evet, Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu problemin çözümünde ortak aklı işleterek milletin beklentileri noktasında bir çalışmanın ve gayretin içerisine girdik. Fakat burada şunu ifade etmek istiyorum: Şimdi, 2/B alanları bugünün meselesi değildir. Bu dededen toruna geçmiş yerleri orman köylüleri yaklaşık altmış-yetmiş yıldır, elli yıldır, seksen yıldır, otuz yıldır, kırk yıldır sürüyor, ekiyor ve biçiyor. Komisyonda alt komisyon kurduk. Alt komisyonun Başkanı Mehmet Erdoğan ve üyeleri orada ittifak yaptık, yüzde 70’i yüzde 50’ye çektik. Ana komisyonda yine ittifakla -AK PARTİ’nin komisyon üyeleri, MHP’nin komisyon üyeleri ve CHP’nin komisyon üyeleri- yüzde 50… Biz bu yüzde 50’nin bile yüksek olduğunu söylerken ne yazık ki Adalet ve Kalkınma Partisinin Sayın Grup Başkan Vekili Elitaş, Kayseri Milletvekili; yine Yozgat milletvekili, yine Kayseri milletvekili, yine Kayseri milletvekili… Buralarda 2/B alanları yok. Ben Adana Orman Bölge Müdürlüğü yaptım, Kayseri vilayeti bana bağlı. Şimdi burada elinizi vicdanınıza koyun, orman köylülerinin yiyecek ekmeği yok. İçinizde orman köyünden gelen milletvekilleri var, bire bir konuştum. Ben kendim de orman köylüsüyüm ve burada belki birçok milletvekilinin kökeni orman köylüsüdür. Vicdan sahibi milletvekilleriyle bunu yüzde 50’ye çekerken kendi ilinde 2/B olmayan milletvekillerinin imzasıyla bunu yüzde 70’e çıkarıyorsunuz. Bunu nasıl izah edeceksiniz bu köylülere? Mutlaka ya hazineden ya Maliye Bakanlığından bir talimat geldi. Bu işler talimatla olmaz. Bakın, Orman Bakanı burada, Orman Bakanlığının yetkilileri burada. Benim babam orman muhafaza memuru, orman köylüsü çocuğuyum. Osmaniye milletvekili var, Adana var, Kastamonu var, bütün orman köylerinin, Muğla’sından Mersin’e kadar milletvekilleri var. Dağların ardında gecenin on ikisinde, birinde orman yangını çıktığı zaman orman teşkilatından önce oraya yetişen orman köylüsüdür. Oradaki ormanları bugüne kadar koruyanlar orman köylüleridir.

Ben bu teşkilatta şeflik yaptım, işletme müdürlüğü yaptım, bölge müdürlüğü yaptım. Emin olun dört gün, beş gün aç, susuz, o dağlarda o yangınlarla mücadele eden orman köylüleridir. Bugüne kadar oraları koruyanlar orman köylüleridir. Bakın, gezin, seçim bölgelerinize gidin, orman köylülerinin ekonomik imkânları zaten yetersiz. Ya Allah aşkına, şimdi soruyorum bunu: Komisyonda iş birliği yaptık, görüş birliği yaptık, bu nereden çıktı? İlinde 2/B’si olmayan 5-6 milletvekili, başta da Grup Başkan Vekiliniz olmak üzere imzalayarak yüzde 50’yi yüzde 70’e çıkarırsanız bunu gittiğiniz seçim bölgesinde köylülere nasıl izah edeceksiniz? Buradan soruyorum. Bakın, orman köylerinin yoğun olduğu milletvekillerine bir daha sesleniyorum: Elinizi vicdanınıza koyun. Yani yetmiş yıldır dedesinden miras kalmış, dedesinden miras kalan yeri rayiç bedelinin yüzde 70’iyle satacaksınız. Bakın, bizim önergemiz var. Milliyetçi Hareket Partisi olarak diyoruz ki: Orman içi köylerde rayiç bedelin yüzde 15’i, orman köyü kenarlarında yani 32’nci madde kapsamına giren köylerde yüzde 25’ine satalım. Şimdi, siz getiriyorsunuz yüzde 70’ine ve cebinde 5 kuruş parası olmayan… Allah rızası için ya, her hafta ben gidiyorum o köylere Feke’sinden Saimbeyli’sine, Tufanbeyli’sine kadar. Aynı şeyi tarım arazilerinin satışında da getireceksiniz. Yani hem söyleyeceksiniz, “Fakir fukara, garip gureba.” diyeceksiniz, tamam mı, ondan sonra da fakir fukaraya, garip gurebaya dedesinden kalan, atasından kalan, cebinde çay parası olmayan… Gidin köy kahvesine, bakın, bunları dinlersiniz. Çay ısmarlayamadığı için… Kahvede doluşan köylülerle karşı karşıyayız. Bunlar sizin oy deponuz. Yani vicdanlarınıza sesleniyorum: Birileri talimat verebilir, birileri “Bunu yüzde 70’e çıkarın.” diyebilir, Grup Başkan Vekiliniz de getirebilir ama elleriniz kalkarken orman köylülerinden ve çiftçilerden yana kalksın. Bunun vebalini taşıyamazsınız. Bunu samimiyetimle söylüyorum. Vicdan sahibi milletvekilleri, alt komisyonda tartıştık bunu, yüzde 50’nin bile yüksek olduğunu söylediler. Ana komisyonda “yüzde 50” dedik. Ne oldu da yüzde 70’e getiriyorsunuz Sayın Elitaş? Önerge çıktığı zaman gelin, anlatın. Kayseri benim bölgemdi. Kayseri’de 2/B yok. Ama orman köylüsü bunu alamayacak; alamayacak ve rantçılara satacak. Bununla da size oy veren orman köylülerinin vebalini taşımak zorunda kalırsınız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM BAŞKANLIĞINA

198 sıra sayılı kanun tasarısının 6 ncı maddesinde yer alan 1 ve 2 nci bendinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Erol Dora (Mardin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Dora, buyurun.

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 198 sıra sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; topluma sayısız yararlar sağlayan ve kamu yararı gözetilerek yönetilmesi zorunlu olan orman ekosistemleri ülkemizin en önemli doğal varlıklarından birisidir ve binlerce canlı organizmanın bir arada yaşadığı ve birbirini etkilediği bir yaşam birliğidir. Doğal dengeyi herhangi bir yerinden bozmakla orman ekosistemlerinin sürekliliği de tehlikeye atılmaktadır. Ülkemizde ne yazık ki orman ekosistemlerinin bu özelliğini dikkate almayan ormancılık politikaları, orman ekosistemlerine, orman sayılan yerlere ve devlet ormancılığı düzenine bireysel, ekonomik ve siyasal çıkarlarla yaklaşmaktadır.

2/B arazileri tartışmasına konu olan yerlerin hemen hemen tümü önceleri devlet ormanı iken, ormansızlaştırılıp işgal edilmiş yerlerdir. Yasa tasarısı, daha önce de Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa’ya aykırı bulunan düzenlemeleri bir kez daha getirmekte, Anayasa’nın 169 ve 170’inci maddeleri ile Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarına aykırı olarak, devlet ormanı sayılan yerler ile tarımsal amaçlarla kullanılan ve kullanılabilecek hazine arazilerinin işgal edilmesini özendirmektedir. Bu amaçla 12 milyon dönüm arazi ormancılık düzeni dışına çıkarılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 470 bin hektarın üzerindeki 2/B arazilerinin yüzde 4,7'si şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanlarıdır. Bu yönü ile yasa tasarısı 17 bin orman köyünde yaşayan 9 milyon kişiyi yakından ilgilendirmektedir. Ayrıca, tasarının 5’inci maddesinde uygulamaların devlet ormanları bitişiğindeki köyler halkını da kapsayacak biçimde yapılması öngörülmüştür. Bu da çok daha fazla orman köylüsünün mağdur edileceği anlamına gelmektedir.

Yasa tasarının 2’nci maddesinde getirilen tanımla 2/B arazileri de gecekondu veya kentsel dönüşüm projeleri uygulanacak alanlar arasına alınmıştır. Bu projeleri yapabilecek kurumlar arasında Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yanı sıra TOKİ, ilgili büyükşehir belediyeleri ve diğer belediyeler sayılmıştır. Böylelikle iktidara, henüz yapılaşmamış ve tarımsal amaçlarla da kullanılmayan yaklaşık 3 milyon dönüm 2/B arazisinde yeni rant alanları yaratma olanağı sağlanmaktadır.

Sosyal devlet olmanın en büyük görevlerinden biri yaşanabilir bir çevre için yeni orman alanlarını oluşturma görevidir ancak tasarının “Yeni orman alanlarının tesisi, Devlet ormanları içinde veya bitişiğinde bulunan köyler halkının desteklenmesi, gelirler, harcamalar ve muafiyetler” başlığı altındaki 10’uncu maddesinde yeni orman alanlarının oluşturulmasına yönelik hiçbir düzenleme yapılmamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilgili meslek odalarının şiddetle karşı çıktığı (İnşaat Mühendisleri Odası, Türkiye Ormancılar Kooperatifleri Birliği vesaire) 2/B arazilerinin işgalcilere ve bu arazilerin rantına el koymak isteyenlere satılmasını sağlayacak söz konusu yasa tasarısı, ormanlarımızın daraltılmasına yol açan eylemleri de özendirebilecektir. Dolayısıyla bu tasarı, kamusal varlıklarımızın korunması, artırılması ve geliştirilmesi, sosyal hukuk devletinin ödünsüz olarak yaşama geçirilmesi ilkelerine aykırıdır diyor, hepinizi yeniden saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 198 Sıra Sayılı Tasarının 6 ncı maddesinin (4) numaralı fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesi ile (13) numaralı fıkranın madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mehmet Akif Hamzaçebi (İstanbul) ve arkadaşları

"4) Hak sahiplerine doğrudan satılacak taşınmazlarda aşağıdaki hükümler uygulanır:

a) Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde olan, üzerinde konut bulunan taşınmazlar; hak sahibinin satışa konu taşınmazın bulunduğu büyükşehir belediyesi ve/veya belediye sınırları içerisinde başkaca konutunun bulunmaması halinde emlak vergisi değeri üzerinden, diğer hak sahiplerine rayiç bedel üzerinden satılır.

b) Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde olan ve üzerinde tarım ve hayvancılık amaçlı bina ve tesisler ile sanayi, ticaret, vb. işyeri amaçlı bina ve tesisler bulunan taşınmazlar; esnaf ile tarım ve hayvancılık faaliyetinde bulunanlara emlak vergisi değeri, diğerlerine rayiç bedel üzerinden satılır.

c) Belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunan, münhasıran bahçe ya da tarım veya hayvancılık amacıyla kullanılan taşınmazlar hak sahiplerine emlak vergi değeri üzerinden satılır.

d) Orman köyü sınırları içerisinde bulunan taşınmazlar orman köylülerine bedelsiz olarak devredilir.

Bu fıkranın (c) ve (d) bentlerine göre; münhasıran tarım veya hayvancılık amacıyla kullanıldığı için hak sahiplerine emlak vergi değeri üzerinden satılan taşınmazlar ile orman köyü sınırları içerisinde bulunan ve münhasıran yerleşim veya tarım ya da hayvancılık amacıyla kullanıldığı için hak sahiplerine bedelsiz olarak devredilen taşınmazların tapu kütüklerine, satış ve devir işlemi sırasında, on yıl süreyle satış ve devir amacı dışında kullanılamayacağı yönünde şerh konulur."

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılmıyoruz şu an için.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurun lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarıya ruhunu veren maddeyi konuşuyoruz. 2/B arazilerinin hangi bedel üzerinden, hangi şartlarla, hangi taksit süreleriyle, peşin mi veya taksitli mi olarak satılacağını bu madde düzenliyor.

Hatırlanacaktır, iktidar partisi, daha doğrusu Hükûmet, Türkiye Büyük Millet Meclisine getirmiş olduğu ilk tasarıda satış bedelini rayiç bedelin yüzde 70’i olarak öngörmüştü. Daha sonra ilgili Komisyonda yapılan görüşmeler sonucunda bu bedelin yanlış olduğuna kanaat getirdiler ve satış bedelini rayiç bedelin yüzde 50’si olarak belirlediler. Şimdi, biraz önce okunan iktidar partisi önergesinden anlaşılıyor ki yüzde 70’ten yüzde 50’ye doğru indirim yönünde atılmış adımdan iktidar partisi vazgeçiyor, “Pişman olduk, biz tekrar bu bedeli yüzde 70’e çıkaracağız.” diyor. Bir kere, bu samimiyetle bağdaşmıyor. Hareket ettiğiniz noktanın yanlış olduğunu siz de biliyorsunuz, rayiç bedeli esas alıyorsunuz ama bunu esas almanın yanlış olduğunu görerek “Bunun bari yüzde 70’ini alalım.” demiştiniz, sonra bunun da yanlış olduğuna kanaat getirdiniz, onu yüzde 50’ye indirdiniz. Şimdi “Tekrar pişman olduk, biz bunu yüzde 70’e çekiyoruz.” derseniz siz doğrusu bu işi bilmiyorsunuz demektir, vatandaşın sahada, alanda, köyünde, şehirde, evinde, dükkânında yaşadığı sorunu bilmiyorsunuz demektir.

Bizim önergemiz gayet açık ve net. Sorun, iktidar partisinin ve Hükûmetin konuyu sağlıklı değerlendirememesinden, vatandaşın durumunu bilmemesinden kaynaklanmaktadır. Biz diyoruz ki: “Orman köylüsüne bu araziler bedelsiz verilsin.” Çünkü orman köylüsü şehirde yaşayan vatandaşımızdan daha farklı, yüzlerce yıldır bu araziyi kullanıyor, kendi malı olarak görüyor, atasından, dedesinden kendisine miras kalan bir varlık olarak görüyor; o hâlde “Kendisine hayvancılığı ve tarımı da teşvik amacıyla bu arazileri bedelsiz devredelim.” diyoruz.

Bu tasarı, 1983 yılında, rahmetli Turgut Özal’ın Başbakanlığı döneminde çıkarılmış olan 2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanun’u da yürürlükten kaldırıyor. Daha bir iki gün önce, rahmetli Özal’ın ölüm yıl dönümü nedeniyle kendisini andık, iktidar partisi, Hükûmet adına burada çok güzel konuşmalar yapıldı. E, öte taraftan, onun döneminde yürürlüğe girmiş olan bir kanunu yürürlükten kaldırırken onun yerine getirdiğiniz bu tasarıda orman köylüsünü destekleme adına tek bir hüküm getirmiyorsunuz. Bu tasarıda, 7 milyon orman köylüsünü ilgilendiren, onları destekleyen tek bir hüküm yoktur; varsa bu konuşmayı keseceğim, bundan sonraki maddelerde de konuşmayacağım; böyle bir hüküm yok. “Gelirlerin bir bölümü Orman ve Su İşleri Bakanlığına verilecek, onu da Orman ve Su İşleri Bakanlığı köylüye verecek.” diyorsunuz ama kanunda böyle bir şey yazmıyor. Orman ve Su İşleri Bakanlığının bu parayı nasıl kullanacağı meçhul.

Yine, biz, orman köylüsü dışında, şehirde yapıları olan vatandaşlarımız için de ikili bir sistem getiriyoruz, diyoruz ki: “Şehirdeki yapıyı konut olarak vatandaşımız kendisi kullanıyor ise -yani bu binada kendisi yaşıyor ise; yakınları, aileleri, kiraya verdiği bir dairesi de olabilir, önemli olan kendisinin bu binada olmasıdır- bu binanın arsasını kendisine emlak vergi değeri üzerinden verelim ama bu binayı yatırım amaçlı kullanıyor ise o vatandaş -yani on iki ay kullanmıyor ise- İstanbul Boğazı’nda oturup da hafta sonu veya yazın kullanıyor ise buna rayiç  bedelden satış yapalım.” Gayet açık, net. Öte taraftan, bu arazilerin bir bölümünü boş olarak elinde tutan kişiler var. Neden herkese yüzde 70? Yani o adam yatırım için burayı tutuyor, ona neden “rayiç bedel” demekten kaçınıyorsunuz da işsiz vatandaşımızın ödeyeceği rayiç bedelin yüzde 70’iyle o kişiye yine yüzde 70 oranındaki bir bedel ödemede eşitliyorsunuz? Bütün bunlar haksızlıktır, bunlar doğru değildir.

Bütün İstanbul, bütün Türkiye, Türkiye'nin altmış sekiz ili bu tasarıyı bekliyor ama biraz sonra kabul edileceğini tahmin ettiğim iktidar partisi önergesiyle iktidar partisinin gözünde vatandaşın olmadığı anlaşılmaktadır. Bunu vatandaşlarımın ve Genel Kurulun bilgisine sunuyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 198 Sıra Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısının 6 ncı maddesinin dördüncü fıkrasının sonunda geçen "ellisidir." ibaresinin "yetmişidir." şeklinde, aynı maddenin sekizinci fıkrasının ikinci ve dördüncü cümlelerinin ise aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

“Satış bedelinin tamamının peşin ödenmesi halinde yüzde yirmi, en az yarısının ödenmesi halinde yüzde on oranında indirim uygulanır ve bu bedeller idarece yapılan yazılı tebligat tarihinden itibaren en geç üç ay içinde ödenir."

"Peşinat alınmadan yapılan taksitle satışlarda ise, satış bedelinin yüzde onu yapılan yazılı tebligat tarihinden itibaren en geç üç ay içinde, kalanı ise belediye ve mücavir alan sınırları içinde en fazla üç yılda altı eşit taksitte, belediye ve mücavir alan sınırları dışında ise en fazla dört yılda sekiz eşit taksitte faizsiz olarak ödenir."

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu önergeye?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz alan arkadaşımız “AK PARTİ Grup Başkan Vekili imzasını atmış, Kayseri milletvekilleri de bu imzayı atmışlar. O bölgede orman yoktur…”

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Orman değil, 2/B. Tutanakta var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Milletvekilimiz “2/B arazisi yoktur…” Ben de “Orman yoktur.” diye anlamıştım, Sayın Milletvekili düzeltti çünkü Kayseri de dâhil olmak üzere Orman Bölge Müdürlüğünü yapmış, hemen şehrimizin içinde.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ben çok iyi biliyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Orman köyümüzün olduğunu da biliyordur herhâlde.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Adım adım bilirim, 29 hektar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın değerli arkadaşlar…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – 2/B var mı, onu açıkla. 2/B var mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın değerli arkadaşlar, 2/B dediğimiz olay, ormanın, vatandaşın, 75 milyon milletimizin arazilerinin ormanlar kesilerek el konulması hadisesidir. Doğru mu?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Doğrudur, evet. Cevap vereceğim, cevap hakkı doğdu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, bu orman arazilerinde 75 milyonun hakkı vardır. 75 milyonun hakkını biz 75 milyona teslim etmek istiyoruz. Bu kanun, ilk defa 1937 yılında Orman Kanunu çıktığında öylesine radikal kararlar alınmış ki ormanla yapılan mücadelede, ormanların kesilmesi insanı müebbet hapse götürecek şekilde cezaları… Ondan önce serbest bırakılmış 1937 yılında ama 1937 yılındaki serbest bırakma ormanların talan edilmesiyle karşı karşıya kalınca 1945 yılında aşırı derecede radikal bir kanun çıkarılmış, ormanlarla ilgili yapılacak her türlü düzenleme müebbet hapse götürecek ağır şekilde de cezalarla cezalandırılmış.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yok öyle bir şey.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakınız, değerli milletvekilleri…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – O devletleştirme yasası. Yanlış biliyorsunuz devletleştirme yasası o. Yani yasayı doğru söyleyin.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – O başka bir şey.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, devletleştirme yasası…

Bakın, değerli milletvekilleri, daha önceki dönemlerde yapılan yanlışlıklar ortaya konulmuş. Şimdi, dededen kalma arazi varsa, bu dededen kalma arazilerin zaten tapusu kendininse bedelsiz olarak veriyoruz. Orman köylüleriyle…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – 2/B’yi yanlış tarif ediyorsunuz ya, Bakan düzeltsin bari.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – 2/B yasasının içinde zaten bu, yasanın içinde.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, yanlış biliyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Eğer araziler dededen kalma arazilerse, tapusu varsa, Orman Bakanlığı bunu mahkeme ettiyse, hazine arazileriyle ilgili yapılan düzenleme varsa -bu düzenleme geçen maddeler içerisinde vardı- bunlar bedelsiz olarak veriliyor.

ALİ ÖZ (Mersin) – “Para lazım.” de, çık ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilleri, yapılan arazi -yanlış hatırlamıyorsam- 400 bin hektar civarında bir arazi bu kapsamın içerisinde. Orman vasfı içerisinde bulunan, orman köylülerinin kullanımı içerisinde bulunan arazilerin rayiç bedel metrekareleri 25 kuruş, 30 kuruş; toplam elde edilecek hasılat içerisindeki değerin yüzde 2’si, yüzde 3’ü. Yani yüzde 2’lik, yüzde 3’lük kısım orman köylülerimizin kullanımı içerisindeyken diğer kısım eğer denize nazır bölgelerde ise, emsal bedelleri çok yüksekse, prim yapan bir yerdeyse, bunu yüzde 50’ye düşürüp rayiç bedelden 75 milyonun faydalanmasını engellemek vicdan sahibi milletvekillerinin oylarıyla yapılacak bir iş midir?

ALİ ÖZ (Mersin) – Ayırsaydınız o zaman.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Yanlış biliyorsunuz Sayın Elitaş, Hükûmet düzeltsin, yanlış biliyorsunuz, bilen biri konuşsun. 

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilleri, burada Sayın Milletvekili, Komisyon üyesi arkadaşlarımızı “Vicdan sahibi” olarak kullandı; Hükûmeti yüzde 70’i getirerek “vicdansız” gibi çıktı ama herhâlde o dil sürçmesidir diye düşünüyorum.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Dil sürçmesidir, düzeltirim şimdi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Grup Başkan Vekili olarak da beni “vicdansız” ve imza atan milletvekillerini “vicdansız” diye ifade etti.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Vicdana havale ettim. Düzelteceğim, söz hakkı istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Peki, vicdana havale etti.

Benim vicdanım müsterih, benim vicdanım rahat. Açıkçası, bundan yüzde 70…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Yok ki senin Kayseri’de, yani Kayseri’de yok ki 2/B, senin vicdanın müsterih olacak tabii.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Rayiç bedelin yüzde 70’e düşmesiyle ilgili konuda, yüzde 70’in ödenmesiyle ilgili konuda Millî Emlak Genel Müdürlüğü…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Senin için “vicdansız” diyorlar Sayın Elitaş!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –...Türkiye’yi genel olarak değil, karış karış, birim birim değerlendirerek bu rayiç bedele ulaştı. Niye? Tüyü bitmedik yetimin hakkı yedirilmesin diye.

Bazı şeylerde hatalar yok mudur? Olabilir, mükemmeli yapmamız mümkün değil ama yapılan, rayiç bedelle ilgili Millî Emlak Genel Müdürlüğünün yaptığı düzenlemenin gerçeğe çok yakın olduğunu, yatkın olduğunu ifade etmek istiyorum. Buradan elde edilecek gelir hepimizin olacak.

Yani orman köylüleri üzerinden siyaset yaparak belirli bölgelerdeki, Türkiye’nin rant kazanmış belirli bölgelerindeki büyük arazilerin başkalarının eline geçmesine, uygun fiyatlarla, ucuz fiyatlarla eline geçmesine imkân verecek söylemlerde de bulunmamak gerekir. Siyaseti yaparken 75 milyonun hakkını değerlendirmek gerekir.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Orman yapalım oraları, ihya edelim o zaman.

ALİ ÖZ (Mersin) – Çevre ve Şehircilik Bakanlığına vermeyelim o zaman; orman yapalım, ağaçlandıralım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bir de değerli milletvekilleri, bakın, peşinatla ilgili bir konu getirdik. Eğer hak sahipleri bunun tamamını peşin ödedikleri takdirde satış bedelinden yüzde 20 ilaveyle indirim hakkı alabiliyorlar, yarısını peşin ödedikleri takdirde satış bedelinin yüzde 10’u civarında ilave bir indirim hakkı alıyorlar.

Bu düzenlemenin, verdiğimiz önergenin doğru olduğunu ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Şu önergeyi oylarınıza sunayım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Bana sataşma var Sayın Başkanım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sataşma yok, isim vermedim.

BAŞKAN – Tamam canım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Buyurun Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, teknik bir konuda konuyu bilmeyen arkadaşımız konuştu, yanlış konuştu. Bu konuyu Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu içerisinde gayet iyi bilen eski Sayın Genel Müdür var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Şandır bizim grubumuzla ilgili konuyu… Yani bir siyasi parti grup başkan vekiline yakışan bir tavır değil.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Şey değil ama doğru konuşmuyor, yanlış konuşuyor, yanlış bilgi veriyor. Dolayısıyla, bilen konuşsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Efendim, yanlış varsa tutanaklarda zaten o iş.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Meseleyi aydınlatmak açısından söylüyorum. Vatandaşımız üzülüyor.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Bana sataşma olduğunu düşünüyorum, söz istiyorum.

BAŞKAN –Sayın Şandır, sizin söyledikleriniz tutanaklara geçti.

Sayın Yılmaz, ne diyorsunuz siz?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Bana vicdansızlıkla ilgili ve konuyu bilmemekle ilgili iddiaları da var, onları düzelteceğim müsaade ederseniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Düzeltti efendim ben konuşurken. “‘Vicdansız’ değil, ‘Vicdanınıza sorun.’ dedim.” dedi.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Yılmaz, “vicdansız” dediğinizi söyledi, ben dikkatle izledim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Konuyu bilmemekle suçladı beni Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir saniye… Onu söylüyorum. Sonra siz öyle demediğinizi söyleyince bu defa o onu düzeltti.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Konuyu bilmemekle suçladı.

BAŞKAN – Şimdi, biz bu işi uzatmayalım. Haydi buyurun, iki dakika size ben klasik olarak vereyim, siz de lütfen sataşmaya meydan vermeyin.

Buyurun.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Elitaş iyi bir siyasetçidir yani onlara bir şey demem ama herkesin uzmanlık alanında konuşmasında ve kurumları doğru bilgilendirmesinde fayda var.

Şimdi, Sayın Grup Başkan Vekili, orman arazileri, buralar nereden çıktı? Buralar nereden çıktı? Ormanlık alanlardan çıktı. Anayasa’mızın amir hükümlerinin, 169 ve 170’in bağlayıcı hükümleri var yani buradan elde edilecek kaynakların yine ormanlarda kullanılması gerekir. Anayasa Mahkemesinin kararları var ve bu noktada 170’inci madde, Anayasa’nın 170’inci maddesi orman köylülerini koruma altına almış.

Ben şunu söylüyorum: Bakın, sizin Yahyalı bölgesinde ormanlar daha çok yoğun ve Develi’nin bir kısmında daha yoğun. Diğer yerlerde de, Ali Dağı’nda da sizin Büyükşehir Belediye Başkanıyla binlerce hektar alanda ağaçlandırma projemiz var, oraları da ağaçlandırmaya çalışıyoruz, onu da belirteyim. Ama ben şunu söylemek istiyorum: Bakın, burada birçok, orman köyünden olan milletvekilleri var. Buradaki köyler şehre saatlerce uzak, evinden çıktığı zaman eli ormana değiyor, ayağı ormana değiyor. Yıllar itibarıyla evinden çıktığında 1 metrekare arazisi olmamış. Buralarda ne yapmış bu vatandaş? 40’larda, 30’larda açmış, oğlu bilmiyor bugün onun ormandan açıldığını. Kadastro gitmiş, ormandan 2/B olarak çıkarmış ve altmış-yetmiş yıldır sürdüğü yeri şimdi biz devlet olarak diyoruz ki: “Rayiç bedelin yüzde 70’iyle sana, al...”

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Alamazsa ne yapacak?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Alamazsa ne yapacaksınız? Alamayacak, bakın alamayacak, göreceksiniz, onu söylüyorum. Kayseri’de 29 hektar -bakın, burada bilgileri alırsanız, arkada Orman Genel Müdürü var eski, bilir, 29 hektar- ben adım adım bilirim Kayseri’yi, orman köylerini. Alamayacak, alamayacak, ben onu söylüyorum. Yazık değil mi? Orman köylüleri, emin olun, burada ormanları koruyan ana unsurdur. Orman yangını olduğu zaman ilk giden o, onu söylüyorum. Siz, şimdi, tutup bunun hakkını İstanbul’a, Ankara’ya veriyorsunuz. Sizde yanlışlık yok, bunları Orman Bakanının savunması lazım ama ne yazık ki bu tasarının sahibi olmasına rağmen, Orman Bakanı bu tasarının hiçbir yerinde yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Çıksın, cevap versin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Olur mu? Orada…

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Cevaplasın, sorularımız var.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Orman Köylülerinin Kalkındırılmaları Hakkında Kanun Teklifi; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 68 Milletvekilinin; 2/B Barışı Kanunu Teklifi (Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Alanların İdaresi, Değerlendirilmesi ve Tasarrufu Hakkında Kanun Teklifi); Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Yayla ve Yaylacılık Kanunu Teklifi ve İçişleri Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporları (1/563, 2/71, 2/211, 2/417) (S. Sayısı: 198) (Devam)

BAŞKAN - Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 7’de üç önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 198 Sıra Sayılı Orman Köylülerinin (2B Arazileri) Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı'nın 7. Maddesinin adında ve içeriğinde geçen "2 /A" ibarelerinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

A. Levent Tüzel

 

Demir Çelik

 

Hasip Kaplan

 

İstanbul

 

Muş

 

Şırnak

 

 

Ertuğrul Kürkcü

 

Erol Dora

 

 

 

Mersin

 

Mardin

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 198 Sıra Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısının;

“2/B belirtmelerinin terkini ve iade edilecek taşınmazlar" başlıklı;

7'nci maddenin 4'üncü fıkrasının son satırında yer alan;….. Bu taşınmazların yerine, idarece belirlenen ve ilgililerince itiraz ve dava konusu etmeksizin kabul edilen rayiç bedelleri ödenebilir veya rayiç bedellerine uygun taşınmazlar verilebilir.

Cümlesinin;

……. Bu taşınmazların yerine, idarece belirlenen ve ilgililerince itiraz ve dava konusu etmeksizin kabul edilen rayiç bedelleri ödenebilir veya öncelikle aynı il sınırları içerisinde rayiç bedellerine uygun "taşınmazlardan" en az üç yer önerilir. Hak sahibi önerilen bu üç yerden birini tercih etme hakkına sahiptir. Hak sahibi tarafından tercih edilen taşınmaz verilir.

şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz

 

Durmuşali Torlak

 

Kemalettin Yılmaz

 

Seyfettin Yılmaz

 

İstanbul

 

Afyonkarahisar

 

Adana

 

Lütfü Türkkan

 

Yusuf Halaçoğlu

 

Oktay Öztürk

 

Kocaeli

 

Kayseri

 

Erzurum

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte Olan Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısının 7 nci Maddesinin birinci fıkrasının sonuna aşağıdaki ibarenin eklenmesi ile Aşağıdaki Fıkra Eklenmiştir.

“(5) 1980 yılı öncesi ilgili komisyonlarda 2 B alanı olarak ilan edilen ve hâlen konut, bağ-bahçe ve tarım arazisi olarak kullanılan ve orman adına tescil edilmesi yönünde infaz edilmemiş mahkeme kararı bulunan alanlar da bu yasa kapsamında hak sahiplerine satılır. Daha önce yapılan orman kadastrosu çalışmaları sonucu, orman sınırları dışında kaldığı için 6831 Sayılı Orman Kanununun 3302 Sayılı Kanunla değişik 2 nci maddesinin B bendi uygulaması ile orman sınırı dışına çıkartılma işlemi yapılmayan, aksine, tapulama çalışmaları doğrultusunda tapusu verilen, ancak daha sonra maliye hazinesince açılan dava nedeniyle "orman sınırları dışında kaldığı halde, orman bütünlüğünü bozduğu gerekçesi ile" tapuları iptal edilen taşınmazlar hakkında bu kanunun yürürlüğe girmesine müteakip en geç altı ay içinde orman sınırları dışına çıkartma işlemi yapılır ve bu yerler tapu sahiplerine ücretsiz olarak terkin edilir."

 

Mehmet Şeker

 

Mahmut Tanal

 

Ali Sarıbaş

 

Gaziantep

 

İstanbul

 

Çanakkale

 

Adnan Keskin

 

Haluk Ahmet Gümüş

 

Vahap Seçer

 

Denizli

 

Balıkesir

 

Mersin

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ  BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Akif Hamzaçebi, kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Ali Sarıbaş.

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 198 sıra sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinde değişiklik yapılması önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Sayın milletvekilleri, gerçekten şu anda mağdur olan ve uygulanmasında büyük yarar olan bu maddenin, bu verdiğim teklifin göz önüne alınmasını özellikle rica ediyorum çünkü burada da -sizlere de ulaşmıştır, bana da ulaşan- Çanakkale’de, Ayvacık’tan tutun başka ilçelerimiz ve tüm orman olan her yerde, özellikle orman kadastrosu dışında kalan ve özellikle de orman olmamış, orman vasfını yitirmiş arazileri insanların satın alması ve kullanırken de tekrar orman idaresinin bu araziler hakkında orman bütünlüğünü bozuyor anlamında bir mahkemenin içtihat kararlarına göre insanlarımızın elinden, köylülerimizin ya da emekli olmuş insanların tarla ve arsa olarak ellerine aldıkları, para vererek aldıkları veya köylülerin şimdi bu kendi tapularını kullandıkları ve orada üretim yaptıkları tarlaların ellerinden tapularının alınmasıdır.

Şimdi, burada, 2/B ve özellikle de Türkiye’de köylülerimizin mağduriyetini ya da bu konudaki haklarının verilmesi anlamını taşıyan bu yasa var. Ama bir taraftan da insanlarımız orman dışına çıkarılmış, orman vasfını yitirmiş ama tek suçları gerçekten de orman olarak dikilmeyen ve kendilerinin de, şu anda köylülerimizin gerçekten içinde çalıştığı ve üretim yaptığı hâlâ, tapuları hazineye geçmesine rağmen, burada geçimlerini sağladığı, insanların tapularının geri verilmesinin bir hak gaspının geriye verilmesi anlamına geleceğini söylemeye çalışıyorum. Eğer burada bir hakkı, bir hukuku teslim etmek istiyorsak, eğer Türkiye’de tarım ve ormanla ilgili gerçekten doğru bir anlayışı sergilemek istiyorsak, buradaki mağdur olan, ellerinden tapusu alınan ve orman idaresinin de özellikle buraların, orman vasıflarını tekrar yerine getirmek adına da ormanın buraya dikim sahalarını tekrar getirmediği bu bölgelerinin mutlaka bir incelemeyle ve altı ay süre zarfında tekrar bunların tapularının ücretsiz olarak geriye götürülmesinin, bu gaspın bence geri verilmesi anlamıdır.

Türkiye’de özellikle yiyecek ve tarımın, bu anlamda köylülerimizin kente göçmesini istemiyorsak, bugün mağdur olan -burada tapularını gördünüz- gerçekten, Ayvacık’tan tutun, Çanakkale’de ve Türkiye’de orman olan her yerde, burada davaların sürdüğü ve geri almak için davaların devam ettiği ve paraları verilmiş tapuların hazine tarafından bir içtihatla geri verildiği bu hakkın mutlaka bu yasada değerlendirilmesi gerekiyor. Çünkü bunu düzeltmezsek, bunu düzeltmediğimiz anda, bu arazilerin hâlâ orada kalmasını sağlarsak, bir taraftan parayla satacağımız bu 2/B’de arazilerin geriye dönüşümünü sağlarken, gelir sağlarken orada, tekrar hazineye verdiğimiz ormanların içerisinde, vasfı sayılmayan, orman alanı vasfını yitirmesine rağmen, orada kalan insanların tapularını gasbediyorsak, burada bir dengesizlik, burada köylülerimiz arasında ya da mağduriyetleri arasında insanların bu mağduriyetini gidermemiş sayılırız.

Buradaki tüm milletvekili arkadaşlarımız gerçekten buradaki haksızlığı gidermek istiyorlarsa bu kanun tasarısının desteklenmesini istiyorum çünkü o zaman, gerçekten, tecelli eden, tapularının tekrar geri verilmesi talebiyle… Şu anda Türkiye’de binlerce insanın bu konuda, gerçekten, tapularına el konulmuştur ve burada çok mağduriyet vardır.

Bunların tekrar köylülerimize ve hak sahiplerine geri verilmesinin bir vicdan sorumluluğu içerisinde olduğumuz duygusuyla ben Türkiye Büyük Millet Meclisindeki tüm milletvekillerimizin bunu sağlayacağı inancındayım. Eğer verilmezse bu kanunun özüne ve ruhuna aykırı hareket etmiş oluruz. Gerçekten, insanların, mülkün çok önemli olduğu, özel mülkiyetin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ALİ SARIBAŞ (Devamla) – Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 198 Sıra Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısının;

“2/B belirtmelerinin terkini ve iade edilecek taşınmazlar" başlıklı;

7'nci maddenin 4'üncü fıkrasının son satırında yer alan;….. Bu taşınmazların yerine, idarece belirlenen ve ilgililerince itiraz ve dava konusu etmeksizin kabul edilen rayiç bedelleri ödenebilir veya rayiç bedellerine uygun taşınmazlar verilebilir.

Cümlesinin;

……. Bu taşınmazların yerine, idarece belirlenen ve ilgililerince itiraz ve dava konusu etmeksizin kabul edilen rayiç bedelleri ödenebilir veya öncelikle aynı il sınırları içerisinde rayiç bedellerine uygun "taşınmazlardan" en az üç yer önerilir. Hak sahibi önerilen bu üç yerden birini tercih etme hakkına sahiptir. Hak sahibi tarafından tercih edilen taşınmaz verilir.

şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz

        Lütfü Türkkan (Kocaeli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türkkan. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

CHP Grubu da alkışladı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Şimdi AKP Grubu da alkışlar, hep beraber alkışlamış oluruz.

MUAMMER GÜLER (Mardin) – Biz de alkışlayalım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Peki, teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli üyeler; biraz evvel, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Elitaş, bizim orman konusunda çok ciddi deneyimi olan, bilgisi olan arkadaşımız Seyfettin Yılmaz’ın konuşmasına istinaden yaptığı konuşmada tüyü bitmemiş yetim hakkından bahsetti: “Biz onları yememek için bu yüzde 70’lerde tutuyoruz.” Bana göre, tüyü bitmemiş yetim hakkından en son bahsedecek olan parti sizsiniz. Bunun kitabı yazılsa, ön sözünü size yazdırırlar. Gerçekten. Sebebi ne biliyor musunuz? Sayın Başbakanın deyimiyle ifade ediyorum size: Daha önceki dönemde bakanlık yapan Sayın Tüzmen nerede? Sayın Pepe nerede? Sayın Unakıtan nerede? Sayın Enerji Bakanı nerede? “Bunlar, yolsuzluktan dolayı adları birtakım sıkıntılara karıştı diye biz bunları aday göstermedik.” diyen bir Başbakanımız var mı? Ekonominin kalbine yolsuzluk yapanları yerleştirmişsiniz siz. Onların da daha sonra farkına varıp görevden aldığınızı ifade etmişsiniz. Dolayısıyla “Bu tüyü bitmemiş yetim işinden bir geri durun.” diyeceğim öncelikle.

Bu yüzde 70’e çıkan bedellerle ilgili size bir şey söylemek istiyorum. Bu yüzde 70 meselesi iki açıdan çok sıkıntılı. Bir tanesi, orman köylüsü hakikaten bunu alamayacak, bunu arada rant getirenler almaya çalışacak. Türkiye’deki alım gücünün git gide azalması nedeniyle cari açığın giderilmesinde kaynak olarak görülen bu 2/B orman satışı gerekli başarıyı yakalayamaz, aynı bedellide olduğu gibi. Bedellide tahmin edilen 400 binlerdi; normal müracaat ne kadar bilmiyorum şimdi, yüzde 10’u oldu mu? Bunda da aynı sıkıntı olur. Dolayısıyla maksat hasıl olmayabilir. Diğer taraftan, hakikaten yetim hakkını birilerine yedirmiş olursunuz, buna alet olmuş olursunuz. Lütfen bundan geriye durun.

Ben bir başka konuya geçeceğim. Arkadaşlar “Orman konusunu ormana bırakalım, ormancıya bırakalım.” dediler. Ben Türkiye'nin Suriye’yle ilgili meselesinde bugün Metin Külünk’ün yaptığı konuşmaya devam edeceğim.

Bakın, ben size bir şey söyleyeceğim: “El Cezire” diye bir televizyon var, dünyada nereye gittiyse orası karışıyor. Tunus’a gitti, Tunus karıştı; Suriye’ye gitti, Suriye karıştı; Libya’ya gitti, Libya karıştı. Zannediyor musunuz siz El Cezire Türkiye’de de bir büro açmadı? İlk büroyu nereye açtı Türkiye’de? Diyarbakır’a. Evet, El Cezire’nin ilk bürosu Diyarbakır’da.

Şimdi, buradan bir başka konuya geçeceğim, bir başka derken aslında birbiriyle bağlantılı ikinci bir konuya daha geçeceğim. Amerika Birleşik Devletleri tarafından fonlanan iki tane radyo var Arap dünyasına yönelik yayın yapan; El Hurra ve Sava. El Hurra “özgür kadın” demek. Sava da pop müzik yayını yapan haber kanalı ama Arap gençleri arasında çok ciddi bir şekilde izlenen bir radyo kanalı.

“Bu iki radyonun konumuz El Cezire’yle ne ilişkisi var?” diyenlere bir şey hatırlatmak istiyorum: El Cezire’nin ve Sava’nın Ankara temsilcisi aynı kişi, adresleri de aynı yerde. Türkiye’de yabancı servislerin çöplüğü hâline gelen bu ortamda Suriye gibi bir ülkeye savaş açmak nereden aklımıza geldi, onu da bilmiyorum.

CELAL ADAN (İstanbul) – Açamazlar, açamazlar!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Böyle bir şansımızın da olmadığına, ben Sayın Celal Adan’a katılıyorum. Türkiye, Amerika “Evet” demeden, parya hâline getirdiğiniz bu ülke Suriye’ye savaş açamaz. Amerika’da bir başkanlık seçimi var. Bu başkanlık seçimi öncesi Amerika’nın Suriye’ye savaş açacağını mümkün değil düşünemezsiniz ama bütün bunların gündeme gelmesindeki en önemli neden nedir? İki haftadır hiç konuşamadığımız petrol zammı, doğal gaz zammı, elektrik zammını herkes unuttu, millet daldı Suriye’ye, millet daldı -efendime söyleyeyim- diğer konulara, üstünü örttünüz. Türkiye’de fukara fakir yine kaçak elektrik kullanmaya devam edecek sayenizde.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Konuşmacı ismimi hitap ederek sataştı.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Nöbet değişiminin ne olduğunu bilmediği için arkadaşımız herhâlde bu ifadeyi kullandı.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Başbakanın ifadesi.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Başbakanın ifadesi, Başbakanın…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Diğer bakanların bu şekilde olduğunu ifade ettim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tekzip ediyor, anlaşıldı!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Başbakan söyledi yani  “Bu arkadaşlar yolsuzluğa karışmış.” diye ifade etti. 

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Dinle bir dakika, ne söyleyeceğimi anla.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) –  Başbakanın ifadesi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Başbakan kimi söylediyse zaten hedefine gitmiştir o işler. AK PARTİ İktidarı döneminde, biraz önce anlattım, grup önerimizi ifade ederken de söyledim, dedim ki: “Eğer bu ülkede hırsızlık olsaydı, yolsuzluk olsaydı, Hükûmet tarafından yapılmış bu işler olsaydı 6.100 kilometrelik duble yollar 15 bin kilometreye çıkmazdı.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Ne alakası var?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Daha oraya gelmedik!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Otoyollar yapılmazdı, hızlı trenler yapılmazdı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Üstünü örtmeye çalışıyorsunuz!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Amerika’dan ithal edilmiş bakan getirilmezdi. Amerika’dan bakan ithal ettiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onlar yapılmazdı.”

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir şey yapmazsan zaten olmaz ki yapacaksın ki olacak!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Şimdi, bu milletin değerleri, bu milletin alın teri millete hizmet olarak geri geliyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yol yapacaksın ki yolsuzluk olsun!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bugün vatandaşımızın yüzde 96’sı sağlık sisteminden faydalanıyor. Bugün 170 bin derslik ilave edilmiş.

Bakın, değerli milletvekilleri, biraz önce değerli arkadaşımızın ifade ettiği çok önemli bir konu var. Eğer devlet çalışsaydı, devleti idare eden hükûmetler çalışmış olsaydı Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü çalışır bu milletin tapusu kadastral faaliyetlerle herkese verilmiş olurdu.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - On yıldır iktidardasınız, on yıldır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - AK PARTİ İktidarına gelene kadar seksen yıllık dönemde Türkiye’nin ancak yüzde 40’lık bir kısmı kadastral çalışmalara tabi tutulmuş. Büyük bir çoğunluğunu biz yaptık.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Gene yanlış biliyorsun, gene yanlış söylüyorsun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Eğer devlet çalışsaydı zilyetlik kısmına girmeyecekti mesela genel müdürünün, bölge müdürünün  olduğu bir ilde eğer Kayseri’deki orman köylerindeki araziler kadastral çalışmalar daha önceden yapılmış olsaydı o köylüler 1981’deki haritada zilyet değildir diye olmazdı.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) - On yıldır niye yapmadınız?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Kayseri’de bizden önce yapıldı Sayın Elitaş, gene yanlış bilgi vermişler size.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Şunu söylüyorum  Sayın Türkkan: Siz Türkiye’nin gelişmesiyle ilgili bir konuda bir harf olarak yer alamazsınız ama AK PARTİ… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Orman Köylülerinin Kalkındırılmaları Hakkında Kanun Teklifi; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 68 Milletvekilinin; 2/B Barışı Kanunu Teklifi (Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Alanların İdaresi, Değerlendirilmesi ve Tasarrufu Hakkında Kanun Teklifi); Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Yayla ve Yaylacılık Kanunu Teklifi ve İçişleri Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporları (1/563, 2/71, 2/211, 2/417) (S. Sayısı: 198) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 198 Sıra Sayılı Orman Köylülerinin (2B Arazileri) Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı'nın 7. Maddesinin adında ve içeriğinde geçen "2 /A" ibarelerinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                       Levent Tüzel (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

Sayın Tüzel, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, bu yasayla birlikte yeni bir fırsat siyasetinin örneğini hep birlikte yaşıyoruz. Çok açık bir şekilde mağdur edilmiş ya da işgalci yerine konulan orman köylülerinin durumuna el uzatmak adına yeniden yağmanın, rantın, yolsuzluğun önünü açacak bir yasa ve biz bütün halk güçleri olarak buna karşı mücadele etmemiz gerekir. Ne yazık ki, BDP dışında muhalefet partileri de bütün bu yasanın eksiklerine, açıklarına eleştiri getirerek ama desteklemek beyanında bulunmuşlardır.

Bu yasayla birlikte aslında Hükûmet eliyle yeni bir insanlık suçu işleniyor demek yanlış olmayacaktır. Tabii, adı bize her zamanki gibi şirin gözüküyor yani destek, kalkındırma, bir sahip çıkma şeklinde ama adı başka, niyeti başka, söz başka, başlık başka. 17 bin orman köyünde yaşayan 9 milyonu ilgilendirdiği söylense de aslında bütün ülkenin geleceğini tehdit etmekte. Çok açık, orman alanları tahrip edilmekte, talan edilmekte, ekosistem ciddi bir saldırıyla karşı karşıya bırakılmakta. Bu konuda en çok söz söyleyebilecek emek örgütleri, meslek örgütleri, orman köylülerinin kooperatifleri, ormanlara sahip çıkma platformunun dedikleri, eleştirileri, önerileri dikkate alınmamıştır. Amaç köylüyü desteklemek, yeni orman alanları oluşturmak değil, bakanlık eliyle yandaş belediye ve bazı müteahhitleri kalkındırmak, onlara ucuz arsa temin etmektir.

Şimdi, kamusal varlıkların satış ve özelleştirilmesinde sıra orman, tarım arazilerine gelmiştir. Gelirlerin yüzde 90’ının Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından afet işlerinde kullanılacağı, kentsel dönüşüm içinde değerlendirileceği söylenmektedir ama buna da güvenmek mümkün değil. Biraz önce Hükûmet partisinden grup başkan vekili ormanlar üzerinde 75 milyonun hakkını 75 milyona teslim etmek adına bu çabalar içerisinde olduklarını söylemekte ama keşke buna inanabilsek. Ne yazık ki böyle bir sicil, böyle bir geçmiş ortada yok. Dolayısıyla bu yasayla orman işgalleri ve kıyı yağmacılığı şeklindeki yasa dışılığa yasallık kazandırılmakta, âdeta teşvik edilmektedir.

Burada önergeyle birlikte satış miktarının da artırıldığını öğreniyoruz. Yoksul orman köylüsü tarım arazilerini yüzde 70 bedel karşılığı nasıl satın alacak? Yani bunun adına “destekleme” nasıl diyebiliyorsunuz? Aslında, orman köylüleri için yeni tarım alanları açmak değil, bulundukları alanlardan, sırf bu satın alamama nedeniyle kovulmaları söz konusu olacaktır. Düşünebiliyor musunuz, yoksul orman köylüsüyle bu kıyıları yağmalamış olan lüks işletme, konut ve ticari işletme sahipleri aynı muameleye tabi tutulacak.

Tabii, bir de bilime ne kadar bu yasada yer veriliyor, değer veriliyor? Bu da son derece önemli. Bilimsel gerçekler çarpıtılmakta. Orman mühendisleri örgütleri söylüyor… Yani “yararı olmayan orman alanları” diye bir kavram olabilir mi? Yararı olmayan orman alanları; bundan söz edilemez. Dolayısıyla tarım yapılması mümkün olan yerin orman yapılamamasından da söz edilemez. Doğa düşmanlığı ve rant sevdası el ele olunca, amaç satmak ve rant olunca her şey mübah. Sayın Bakan burada, daha önceden de kendisine soru olarak yöneltmiştik, bilim çevrelerine Hükûmet ve bakanlar eliyle çok açık bir saldırı var. Geçenlerde bir gazeteyi ziyaret ettiğinde verdiği demeç bunun bir devamı şeklinde. Buna bir açıklama getirmek gerekir. Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Beyza Üstün’e… Yani bu insanlar halk adına, bilim adına ülkenin toprağını, suyunu, deresini, yaşam alanlarını savunuyorlar, buna uygun açıklamalar yapıyorlar ama bunlar, işte, enerji şirketlerinin ortaya saldığı birtakım kişiler olarak iddiada bulunuluyor, tehdit ediliyor, bilirkişiler kontrol altına alınmak isteniyor.

Şimdi, değerli milletvekilleri, istenirse 2/B alanı yeniden orman olarak korunabilir. Çünkü 410 bin hektar alanın 22 bin hektarı yapılaşmış durumdadır ama niyet yok ve çok açık, orman kadastrosu bitmeden de bu yasa çalışması getirilmiştir. Aslında, bütün yasalarda olduğu gibi kaptıkaçtı mantığıyla hareket edilmekte, açıkça rant ve seçim hesaplarıyla hareket edilmektedir. Tarım arazileri tehdit altındadır. Biz, bütün halkımız, bütün emekçiler bu yağmaya, bu ranta karşı ülkeye, tarım alanlarına, ormanlarına sahip çıkmak durumundayız.

Anayasa’yı delmek âdetten oldu. Bu yasada da Anayasa delinmektedir, 169, 170’inci maddeler ormanların korunmasına dair. Kanun önündeki eşitlik prensibi delinmektedir. İdarenin eylem ve işlemlerine karşı dava açma hakkı ortadan kaldırılmaktadır.

O nedenle, bu yasa geri çekilmelidir diyorum, saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yetersayısı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tüzel.

Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Muhteremler, kabul ettiniz mi? (AK PARTİ sıralarından “Ettik” sesleri) Ettiniz.

Kabul etmeyenler… Edilmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, 8’inci maddede 4 adet önerge vardır, sırasıyla okutuyorum -Sayın Genç açısından da söyleyeyim- en aykırısından yola çıkıp diğerlerini sırasıyla işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 198 Sıra Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısının 8 inci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde geçen "talebin intikal tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde" ibaresinin fıkra metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Elitaş

 

Yusuf Başer

 

Ramazan Can

 

 

Kayseri

 

Yozgat

 

Kırıkkale

 

 

Yaşar Karayel

 

İsmail Tamer

 

Muzaffer Çakar

 

 

Kayseri

 

Kayseri

 

Muş

 

 

M. Naci Bostancı

 

Mehmet Doğan Kubat

 

Harun Karaca

 

 

Amasya

 

İstanbul

 

İstanbul

 

 

 

Nureddin Nebati

 

Hilmi Bilgin

 

 

 

 

İstanbul

 

Sivas

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 198 sıra sayılı Orman Köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi ve Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi ile Hazineye ait tarım arazilerinin satışı hakkında kanun tasarısının 8. Maddenin 2. Fıkrasında en geç on beş gün ibaresinin en geç üç ay içinde şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Şandır

 

Mesut Dedeoğlu

 

Ali Öz

 

Mersin

 

Kahramanmaraş

 

Mersin

 

 

Seyfettin Yılmaz

 

Emin Çınar

 

 

 

Adana

 

Kastamonu

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 198 Sıra Sayılı Orman Köylülerinin (2B Arazileri) Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı'nın "proje Alanlarının Belirlenmesi ve bu Alanda Kalan Taşınmazların Değerlendirilmesi"ne dair 8. Maddede yer alan, "TOKİ ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı" madde fıkralarından çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

A. Levent Tüzel

 

Hasip Kaplan

 

Ertuğrul Kürkcü

 

İstanbul

 

Şırnak

 

Mersin

 

 

Erol Dora

 

Demir Çelik

 

 

 

Mardin

 

Muş

 

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 198 sıra sayılı Tasarının 8nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Vahap Seçer

 

İlhan Demiröz

 

Selahattin Karaahmetoğlu

 

Mersin

 

Bursa

 

Giresun

 

Ramis Topal

 

R. Kerim Özkan

 

Osman Kaptan

 

Amasya

 

Burdur

 

Antalya

 

 

Ensar Öğüt

 

Haluk Eyidoğan

 

 

 

Ardahan

 

İstanbul

 

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Eyidoğan, buyurun lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 198 sıra sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin kanundan çıkarılması hakkında konuşacağım.

Bu kanunda, başka bir kanuna atfen tabii, çok sayıda “bilim ve fen” sözcüğü kullanılıyor. Bu kanunda bilim ve fennin yeri yok, lütfen bu kanundan “bilim ve fen” sözcüklerini çıkarınız.

8’inci madde 2’nci maddedeki “proje alanı” tanımı üzerine hazırlanmış bir madde yani kentsel dönüşüm projeleri üzerine. “Proje alanı” şöyle adlandırılıyor: “2/B alanlarını ve proje bütünlüğünü sağlamak amacıyla gerektiğinde bu alanların dışında kalan yerleri de kapsayan ve sınırları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı veya ilgili büyükşehir ya da diğer belediyelerce belirlenen Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onaylanan gecekondu veya kentsel dönüşüm projesi uygulanacak alanlar.” Yani bu maddede anlatılanların tarım köylüsünün, orman köylüsünün kalkınması konusuyla ne alakası var? Hiçbir alakası yok. Bu kanunun özellikle bu maddesinde üç aktör var: Bakan -Çevre ve Şehircilik Bakanı- TOKİ veya belediye. Aynı, afet riski altındaki alanların dönüşümü yasa tasarısında olduğu gibi. Bakın, 2/B yasasında 27 kez Çevre ve Şehircilik Bakanlığı vazediliyor, 3 kez TOKİ söyleniyor, 6 kez de Orman ve Su İşleri Bakanlığından bahsediliyor. Peki, afet riski altındaki alanlardaki dönüşüm yasasında ne oluyor? Orada da 25 kez TOKİ’den bahsediliyor. Yani şimdi, bu yasanın özellikle bu maddesinde ve diğer maddelerde niye bu kadar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı geçiyor? Demek ki bu yasa taslağı 2/B’yi kentsel dönüşüme altlık yapmak için yazılmış, öyle anlaşılıyor.

Şimdi, bakın, size bir rapordan, bir kurumun -ciddi bir kurumun- raporundan aktarma yapacağım, okuyorum: “İnşaat sektörünün 2012 yılında gelişim hızını devam ettirmesi için 2/B yasası, yabancılara mülk satışı ve kentsel dönüşüm projeleri kritik öneme sahiptir. Bu kritik unsurların devreye girmesi durumunda içeride inşaat sektöründe hareketliliğin ciddi oranda artması beklenmelidir, aksi durumda ise inşaat sektörünün 2012 yılında hız kestiği görülebilir.” diyor. Yani 2/B yasası, yabancılara mülk satışı ve kentsel dönüşüm projeleri bir araya getiriliyor. Kentsel Dönüşüm Yasası, 2/B yasası ve diğer, Yabancılara Mülk Satışı Yasası eş, birbirine paralel gidiyor. Buradan da 2/B yasasının ağırlıklı olarak ne maksada hizmet ettiği hakkında bir fikir çıkarabilirsiniz.

Şimdi, kanunda verilen yetkiye bakınız, madde 8, fıkra 3: “Aynı proje alanı için birden fazla teklif olması hâlinde öncelik sıralaması TOKİ, büyükşehir belediyeleri ve belediyeler olmak üzere değerlendirme yapılır.” diyor. Durum bu. Yerelde ne kadar demokratik bir madde ve kanun (!)

Madde 8, fıkra 5’te ise, proje alanı sahibi idareden bahsediliyor. Kim bu idare? TOKİ.

Şimdi, iktidarın amacı köylüsünü kalkındırmak falan değildir. “Orman köylüsü” lafı burada asıl amacı örtmek için bir paravan olarak kullanılıyor. Amaç, bu arazileri yerli, yabancı yatırımcılara satıp yapılaşmış yerlerdeki plansız yapılardan para toplamak. Ülkedeki 2/B satışlarından hesaplanan para ne kadar? Onların söylediğine göre 26 milyar TL. Bunun 16 milyarı, yani yüzde 62’si yalnızca İstanbul’da. Buradan da anlaşılıyor ki bu yasa, ağırlıklı olarak büyük kentlerdeki 2/B alanlarına, yapılaşmamış orman arazilerine yönelik olacak.

Bununla ilgili olarak orman ve tarım köylüsünü kalkındırma süsü verilen bu yasanın orman alanlarını haksız şekilde ranta açan 8’inci maddesinin geri çekilmesini istiyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 198 Sıra Sayılı Orman Köylülerinin (2B Arazileri) Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı'nın "Proje Alanlarının Belirlenmesi ve Bu Alanda Kalan Taşınmazların Değerlendirilmesi"ne dair 8. maddede yer alan, "TOKİ ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı" madde fıkralarından çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Demir Çelik (Muş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çelik.

DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; 198 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na ilişkin, partimin ve şahsımın düşüncelerini ifade etmek için huzurlarınızdayım.

Orman vasfını yitirmiş alanların terk edilmesi ya da “Orman Köylülerinin Kalkınmalarının” başlığını taşıyan Kanun Tasarısı’nı görüştüğümüzden bu yana ifade etmeye çalıştığımız şekliyle, aslında görünürde, mağdur olan bir kesimin, yani köylünün, orman içi köylüsünün bir kısım sorun ve problemlerini iyileştirme iyi niyetini hissettiren, o anlamıyla beklentilere cevap olunabileceği duygusunu yaratan bir girişim. Yıllardır çözüme kavuşturulamamış, çözülememiş bu sorunun çözülme adımının atılıyor olması anlaşılır ancak orman köylüsüne hoş görünerek, 9 milyon civarındaki mağdurun bir kısım beklentilerini yerine getireceği umudunu yaratarak yapılmak istenen, tam da bu maddede ifade edilmek istendiği şekliyle, proje alanı belirlemesiyle uluslararası tröstlere, finans kurumlarına ve sermayeye kıyılarımızın, ortak mirasımız diyebileceğimiz değerli alanların satışına yol açmaktır, imkân vermektir.

Düşünülen şey, yüzyıllardır içinde bulunduğu orman mekânını ekip biçen, yaşamını idame ettirmeye çalışan, mağdur dediğimiz bu kesimin koşullarını iyileştirmek değil. Böyle olmuş olsaydı, rayiç bedelinin olmaması, bizatihi, karşılıksız bu alanların orman köylüsüne terkinin düşünülmesi gerekirken rayiç bedelini yüzde 50’de tutmak isteyen muhalefetin anlayışına rağmen yüzde 70’lere çıkaran, o anlamıyla da bu alanların bu mağdur ve yoksul halk kesimleri tarafından satın alınamayacağını öngören iktidar, doğası gereği, öncelikle inisiyatifi Çevre ve Şehircilik Bakanlığına; yetinmeyip, büyükşehir belediyesine ve belediyelere; onları da yine merkezî Hükûmetin inisiyatifi dâhilinde Bakanlar Kurulunun ilgili yönetmeliklerine tabi tutarak şekillendirmek istemiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere, yakın zamanda güzelim sınırlarımızı turizm adına, yerleşme adına ya da bir kısım olanak ve imkân sahibi vatandaşlarımızın yazlık, tatil imkânlarına sunmak üzere yapılandan farklı olmayacaktır.

O nedenle, hepimizin ortak değeri olan bu alanların “proje alanına dönüştürülmesi” gibi bir ibare, her şeyden önce yapmak istediğimiz ve toplumda iyi niyet temelinde uyandırdığımız hissiyatın karartılmasına, yok edilmesine yol açmış olacaktır. Bundan vazgeçmeli ve hepimizin geleceği olan, ekosistemimizin olmazsa olmazı noktasında önemli rol ve görev gören bu ormanlar şayet vasfını yitirmişse bile tarafınızın bunların nitelikli alanlara dönüştürülmesi yönlü bir çabanın içerisinde olması gerekirken ve bu işin kendisi bizatihi insani, ahlaki ve etik bir noktadayken bir şekliyle kötü niyetli insanların yapmak istediğine alet olmak, onların işlerini kolaylaştıran bir anlayış içerisinde olmak kabul edilebilir bir durum değildir. O nedenle, toplumumuzun yüzde 15’i civarının işsiz olduğu, yoksulluğun, sefaletin had safhada olduğu bir noktada satılmak istenen, satışa sunulacak olan vasfını yitirmiş bu alanlarda benim mağdur köylümün, mazlum halkımın hiç ama hiçbir faydası, çıkarı olmayacaktır. Aksine, parası olanın yani özür diliyorum, düdüğü olanın düdüğünü çaldığı bir döneme hep beraber imza atmış olacağız. Bu, bizim halk iradesi olma noktasında övündüğümüz söylemimizin arkasında durmadığımızın, onu boşa çıkardığımızın da bir ön adımı olacaktır.

Buna “dur” denilmesi dileklerimi ifade ediyor, bu maddenin kendisinin bir bütün olarak, değilse bile “Proje alanı” söyleminden “Bizatihi orman köylüsünün yararlandırılması” eksenli bir söyleme dönüştürülerek yeni şeklinin verilmesi dileklerimle saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 198 sıra sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı'nın 8. Maddesinin 2. Fıkrasında en geç on beş gün ibaresinin en geç üç ay içinde şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Seyfettin Yılmaz (Adana) ve arkadaşları.

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Şandır, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle saygılar sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, televizyonlar kapandı. Artık, burada propaganda yapmak, halka oynamak imkânı falan yok. Böyle bir şey aklınıza gelmesin diye söylüyorum, gelmesin efendim. Ama inanınız ki işte 7 milyon oldukları ifade ediliyor. 21 bin adet orman içi ve kenarı köyü ilzam eden bir konu. Ayrıca, kamu kaynaklarının kullanılması açısından 75 milyonu ilgilendiren… Çünkü Sayın Elitaş’ın demin ifade ettiği gibi bu arazilerde tüm milletin hakkı var.

Bir sorunun önemini belirleyen temel faktörlerden biri yaşadığı süreçtir. Toplumun bu kadar çok kesimini ilgilendirecek ve bu kadar uzun süre sorun hâline gelecek böyle bir sorunun çözümünü konuşuyoruz. 7 milyon insanı, bir anlamda 75 milyon insanı ve tüm Türkiye’yi ilgilendiren ve yaklaşık işte seksen yıldan bu yana da devam eden, yani Orman Kanunu’nun çıktığı tarihten bu yana, ormanların devletleştirilmesi dönemi de dâhil, devletle millet arasında kan davasına dönüşen, hasım hâline getiren… Sayın Genel Müdürüm, atıfta bulunuyoruz, kusura bakmayın, şahsınızı ilzam etmek değil ama iyi bildiğiniz için size atıfta bulunuyoruz. Bir zamanlar orman suçuyla ilgili yılda 50 bin dosya mahkemelere intikal ederdi. 50 bin insanı, çocuklarıyla, aileleriyle, yakınlarıyla yüz binlerce insanı ilgilendiren bir konuya çözüm üretiyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu çözüme daha önce birçok defa teşebbüs edilmiş, siyasi iktidarlar tarafından gerçekleştirilememiş, üretilememiş. AKP İktidarı döneminde de teşebbüs edilmiş, olmamış. Daha önceki dönemde teşebbüs edildi, bir miktar 2/B arazisi satıldı ama bu satışa imza koyan bürokratların birçoğu hapse düştü. Yani konu doğru tanzim edilmediği için hem vatandaşın sorununu çözmedi hem bu konuda irade koyan siyaseti zora soktu hem de bunu tanzim eden, uygulayan bürokratı zora soktu. Bugün görüştüğümüz kanun, böyle sıradan, burada sürekli görüştüğümüz kanunlara benzemez bir kanun. Yani Anayasa değişikliği kadar önemli bir kanun görüşüyoruz. Öyle birbirimizle akıl yarışı yapmaya, birbirimize nutuk atmaya hiç gerek yok. Adına siyaset yaptığımız bu toplumun bir sorununu çözmek için buradayız ama bu çözümü doğru yapmak mecburiyetindeyiz değerli arkadaşlar.

Ben komisyonlarda konuştum, Sayın Bakan davet etti, makamında gittik özel görüşlerimizi de ifade ettik. Alt komisyonda, çok bilinçli bir şekilde, yani uygulamadan gelen Sayın Seyfettin Yılmaz katkı vermeye çalıştı, Sayın Nusret Bayraktar katkı vermeye çalıştı, Sayın Akif Hamzaçebi, CHP katkı vermeye çalıştı ama acıyarak söylüyorum, yani içim acıdığı için söylüyorum, bir ortak aklı üretemedik çünkü muhatabımız olan siyaset konuyu bilmiyor, bilen de bu heyetin içinde yok. Sayın Bakanı ilzam etsin diye söylemiyorum. Sayın Bakan siyasi iradesini ortaya koymuş, bu sorun çözülecek ama önüne gelen metnin üzerinde yürüyor, onun neyi getirdiğini, ne anlam taşıdığını, hangi sorunlara sebep olacağını bilebildiğini söyleyebilmesi mümkün değil, demin Sayın Elitaş’ın 2/B nutku attığı gibi bir hadise. Yine üzülerek söylüyorum, bilen de Komisyonda yok.

Değerli arkadaşlar, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, biz bu kanunun çıkmasına destek vereceğiz, bir kişinin sorununu çözüyorsa bile onu kazanç göreceğiz ama bu kanun tam çıkmalı, doğru çıkmalı; çıkmadığı takdirde, çözdüğü sorundan daha büyük sorunlara sebep olacak. Bunları burada her maddede verdiğimiz önergelerle, bilmenin sorumluluğunda gelip sizlere arz edeceğiz. Takdir sizindir. Bu kanunu doğru çıkartalım, müzakere yapalım. Değerli milletvekilleri, müzakere yapalım.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 198 Sıra Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısının 8 inci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde geçen "talebin intikal tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde" ibaresinin fıkra metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ  BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Hükümetimizin sevk ettiği Kanun Tasarısında; Tasarının 6 ncı maddesinde belirtilen hak sahiplerine, hak sahibi olabilmeleri ve doğrudan satın alma hakkından yararlanabilmeleri için başvuru süresi üç ay olarak öngörülmüş, bu süreye paralel olarak da, Tasarının 8 inci maddesinde; proje alanlarının teklifi, onaylanması ve bu alanda kalan taşınmazların ilgili idarelere devri konusunda düzenleme yapılmıştır.

Ancak, Kanun Tasarısının Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonunda yapılan görüşmeleri sırasında; hak sahiplerinin başvuru süresi, 2/B çalışması yapılan alanlar için üç aydan altı aya çıkartılmıştır.

Komisyonda Tasarıda yapılan bu değişikliklerle; Tasarıda, proje alanında kalan taşınmazların ilgili idarelere devri konusunda öngörülen kurgu ve düzen olumsuz yönde etkilenmiş ve Tasarıdan beklenilen bazı amaçları gerçekleştirmekten uzaklaşılmıştır.

Açıklanan sebeplerle, Önerge ile; Tasarının 8 inci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde geçen "talebin intikal tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde" ibaresi fıkra metninden çıkartılmak suretiyle yukarıda belirtilen sakıncaların giderilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

9’uncu maddede iki önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Görüşülmekle olan, 198 sıra sayılı Orman Köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi ve Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi ile Hazineye ait tarım arazilerinin satışı hakkında kanun tasarısının 9. Maddenin 1. Fıkrasında yer alan “Bu konuyla ilgili davalarda yürütmeyi durdurma ve tedbir kararı verilemez" ifadesinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Mehmet Şandır

 

Nevzat Korkmaz

 

Mesut Dedeoğlu

 

Mersin

 

Isparta

 

Kahramanmaraş

 

Mehmet Erdoğan

 

Emin Çınar

 

Seyfettin Yılmaz

 

Muğla

 

Kastamonu

 

Adana

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 198 sıra sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısının 9 uncu maddesine aşağıdaki (6) numaralı fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

M. Akif Hamzaçebi                           Vahap Seçer                                        Turhan Tayan

           İstanbul                                        Mersin                                                  Bursa

                        Mehmet Ali Ediboğlu                        Rahmi Aşkın Türeli

                                    Hatay                                                İzmir

"(6) 6831 sayılı Orman Kanununun 2 nci maddesi gereğince, Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin belirlenmesi ve değerlendirilmesi ile Hazineye ait tarım arazilerinin satışına ilişkin iş ve işlemler tamamlanıncaya kadar Orman Genel Müdürlüğü ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü kadastro komisyonlarında görevli olanlar ile Maliye Bakanlığı Millî Emlak Genel Müdürlüğü merkez ve taşra teşkilatı personeline ayda 100 saati geçmemek üzere fazla çalışma ücreti ödenir."

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarı yasalaştığı takdirde üç kurum çok büyük bir iş yükünün altına girecektir. Millî Emlak Genel Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, iki yıl süreyle, 2/B arazileri olsun 2/A arazileri olsun veya hazineye ait tarım arazileri olsun, bunlarla ilgili satış veya diğer işlemler nedeniyle çok büyük bir yükün altına girecektir. Bu teşkilatı, bu kurumları bu kadar büyük bir yükün altına sokarken, kendilerine, onun karşılığı olarak değerlendirilemeyecek ölçüde bile olsa bir nakdî ödemenin yapılmasını zorunlu buluyoruz. Önergemiz bu amaçla, bu kurumların personeline ayda yüz saati geçmemek üzere, işlemler sonuçlanıncaya kadar -ki kanun bunu iki yıl olarak öngörmüş- bir fazla mesai ücretinin ödenmesini öngörmektedir. Gerçekte bu kurumların, özellikle de Millî Emlak Genel Müdürlüğünün merkez ve taşra teşkilatının yaşadığı sorunlar bir fazla mesai ücreti ödemesiyle çözümlenemeyecek kadar veya onunla hafife alınamayacak kadar büyüktür.

Maliye Bakanlığının bugüne kadar, daha doğrusu, AKP Hükûmetinin kanun hükmünde kararnamelerle yapmış olduğu düzenlemeye kadar herkese örnek olan örgütlenme yapısı bugün, maalesef, diğer bakanlıklara, diğer kurumlara örnek olamayacak bir şekle dönüştürülmüştür. Maliye Bakanlığının hâlâ bütün kurumlar için örnek olan, örnek olduğuna inandığım ve hâlâ var olduğuna inandığım “iş ahlakı”, “iş disiplini” gibi kavramlar yanında örnek olması gereken örgütlenme yapısı, maalesef, bugün için örnek değildir.

Maliye Bakanlığında teftiş ve denetim kavramı yok edilmiştir, Maliye Teftiş Kurulu ortadan kaldırılmıştır. Genel müdürlük düzeyinde Millî Emlak Genel Müdürlüğü ve Muhasebat Genel Müdürlüğünde kontrolörlük teşkilatları kaldırılmak suretiyle denetim yok edilmiştir. Bununla da yetinilmemiş, taşraya uzanılmış ve taşrada millî emlak denetmenleri ve muhasebe denetmenleri de ortadan kaldırılmıştır. Bu son derece yanlış bir uygulamadır.

Bu önerge vesilesiyle bu kadar önemli bir konuyu değerlendirme imkânımız yok, zaman buna izin vermiyor. Ancak, şunu söylemek isterim: Hükûmet iki tane kanun hükmünde kararname çıkardı. Birincisi, 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, biraz önce söylediğim, denetmen ve kontrolörlük teşkilatlarını kaldıran ve bu kurumlarda, bu kurullarda görev yapan personeli “uzman” olarak düzenleyen kanun hükmünde kararname; diğeri de 666 sayılı “eşit işe eşit ücret” olarak değerlendirilen veya öyle anılan kararname. Her iki kanun hükmünde kararname de Maliye Bakanlığının defterdarlık teşkilatında görev yapan personelini maalesef gözden çıkarmıştır, onları hak ettiği konuma taşımamıştır. Merkez teşkilatında “maliye uzmanı” adı altında yapılan düzenlemeler, buna bağlı olarak yapılan özlük hakkı düzenlemeleri defterdarlık teşkilatından esirgenmiştir. Defterdarlık teşkilatındaki millî emlak uzmanları, muhasebe uzmanları, millî emlak denetmenleri, muhasebe denetmenleri, maalesef, ücret yönünden, özlük hakları yönünden yerinde saymıştır. Merkez teşkilatında maliye uzmanı olarak düzenlenen bir kısım uzmanlıklar aşağı yukarı 1.500 TL civarında bir ücret artışını elde edebilirken, taşra teşkilatında, defterdarlık teşkilatında, millî emlak denetmenleri, muhasebe denetmenleri ücret olarak yerinde saymıştır, bunlara hiçbir şey verilmemiştir. Bunların sorununu çözmeye yönelik olarak bir önergemiz tasarının ilerleyen maddelerinde gelecek. Tabii ki komisyon çoğunluğunu gerektiren düzenlemelerdir, onlarda Komisyonun desteğini talep edeceğiz. Ancak, bu vesileyle, bu maddede, bu kurumların personeline, asgari olarak bu tasarının getireceği yükün karşılığı olmasa dahi, o çekeceği zahmetlerin bir nebze karşılığı olarak değerlendirilebilecek bir fazla mesai ücretinin ödenmesini zorunlu görüyoruz. Bu vesileyle bu önergeyi sizlerin takdirine sunuyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Görüşülmekle olan, 198 sıra sayılı Orman Köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi ve Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi ile Hazineye ait tarım arazilerinin satışı hakkında kanun tasarısının 9. Maddenin 1. Fıkrasında yer alan “Bu konuyla ilgili davalarda yürütmeyi durdurma ve tedbir kararı verilemez" ifadesinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mehmet Erdoğan (Muğla) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Erdoğan, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, tabii 2/B kanunu Meclise gelince aslında “Bölgemizdeki, Muğla ilimizdeki birçok hemşehrimizin 2/B’yle ilgili sorunu çözülecek.” diye sevindik ama tasarı şekillendikçe umudumuz, hevesimiz kursağımızda  kalmaya başladı. Özellikle biraz önce verilen önergeyle rayiç bedelin yüzde 50’si olarak Komisyonda belirlenen satış fiyatı yüzde 50’den yüzde 70’e çıkartıldı. AKP İktidarı döneminde sürekli fakirleşen gariban köylü vatandaşlarımızın bu fiyatlarla bu arazileri almaları maalesef mümkün değil çünkü köylümüz artık, kendi ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanıyor.

Şimdi, Muğla ilimizde bir başka sorun var. Muğla ilimizin deniz kıyısına olan sınırları çok fazla, çok güzel koylarımız var. Bu koylara bakan köylerde 2/B’yle ilgili çok ciddi miktarda araziler var. Duyumlarımıza göre, denizi gören alanlardaki rayiç bedeller çok yüksek. 100 bin ile 300 bin lira arasında rayiç bedeller konuşuluyor. Bunlar ne kadar doğrudur, ne kadar değildir, bugüne kadar çeşitli uyarılarımıza rağmen yetkililer tarafından gerek Maliye Bakanlığı gerek Orman Bakanlığı hiçbir açıklama yapmadılar, insanlar panik hâlinde bekliyorlar.

Şimdi, biz, bu kanunun 12’nci maddesindeki “Kıyıya 5 kilometre mesafedeki alanlar satılmaz.” hükmüyle, bu belirlenen, duyduğumuz rayiç bedelleri, ikisini birden düşündüğümüzde başka bir endişeye kapılıyoruz. Endişemiz şu: Şimdi bu belirlenen çok yüksek rayiç bedellerle kıyıdaki alanları orada yaşayan köylülerin satın alması mümkün değil. O zaman ne olacak? Üstü kapalı olarak bu köylerimizde yaşayan vatandaşlarımız tehcire tabi tutulacak. Yıllardır babadan, dededen kalan köylerinden, parayı yatırıp yerlerini alamadıkları için -2/B kanununa göre, bu çıkacak kanuna göre- ayrılmak zorunda kalacaklar. Ondan sonra bu yerler ne olacak? Hazineye kalacak. 12’nci maddeye göre 5 kilometre mesafedeki yerler de satılmayacağına göre, sizler bunu yandaşlarınıza peşkeş çekeceksiniz.

Şimdi, arkadaşlar, başlangıçta bu kanun orayı kullanan vatandaşın derdini çözmek için gündeme geldi ama bu, Muğla’yla ilgili sorun, bütün kıyı bandındaki köylerimizi, koylarımızı ilgilendirecek, bütün vatandaşlarımızı ilgilendirecek. O yerleri tahsis ettiğiniz vatandaşlarla orada yaşayan, dededen, babadan o yerlere, 2/B arazilerine sahip vatandaşlar karşı karşıya gelecek. Hiç aklımıza gelmeyen sorunlara sebep olacaksınız yani sorun çözelim derken bu bölgede yaşayan vatandaşlarımızla  bu arazileri tahsis alacak vatandaşları karşı karşıya getirip Türkiye’de şimdiye kadar devletine, milletine bağlı olarak yaşamış olan, bu kıyı bandında hiçbir gün devlete karşı gelmemiş, vergisini zamanında ödemiş, her işini zamanında yapmış, devlete karşı mükellefiyetlerinde hiç sorun yaşamamış bu insanlarla devleti ve oraya gönderdiğiniz yandaşlarınızı karşı karşıya getireceksiniz.

Vakit varken, şimdiden –ben bunu bir defa, geçen hafta, daha önceki görüşmeler sırasında uyardım- bu bölgelerdeki fiyatları köylünün alabileceği makul seviyeye çekin. Eğer bunu çekmezseniz ortaya çıkacak sorunların hepsinden sorumlusunuz. Şimdi, diyorsunuz ki: “Efendim, bu 2/B’lerde yetimin, fakirin fukaranın, herkesin hakkı var, bizim de hakkımız var.”

Arkadaşlar, o bölgelerde, o koylarda yaşayan insanlar, otuz sene önce, elli sene önce Türkiye'nin en mahrum yerlerinde yaşıyorlardı, elektrikleri yoktu, yolları yoktu, suları yoktu, arabaları yoktu, okula gelir giderken onlar çok daha, bizim diğer köylerimize göre, zor şartlarda gelip gidiyorlardı. Ben, bu sorunun, tekrar, buradan, zaman geçmeden çözülmesini talep ediyorum.

Sayın Bakanım, eğer buraların fiyatları belirlenirken makul seviyede fiyatlar belirlenmezse, 100 bin lira, 300 bin lira gibi fiyatlar belirlenirse ki… Ben, geçen hafta bu köylerimizden birisine gittim, Gökbel köyüne gittim. Gökbel köyündeki vatandaşlarımız “Yüzde 50’ye göre, peşin ödeme indirimi de dâhil olmak üzere 80 bin lira ödememiz gerekiyor. Biz, maliyecilerle gittik görüştük.” dediler.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – 100 bin çok büyük bir rakam. Rakamlarda yanlışlık var. 100 TL olmasın.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – 100 bin TL diyorum, 100 bin TL, dönümüne. Bunlar açıklanınca ben bunu burada gelip zatıalinize tekrar göstereceğim. Eğer bu fiyatlar bu şekilde belirlenirse siz zaten Muğla’nın hiçbir  köyüne gidemezsiniz Sayın Bakanım.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Ben zaten Muğla’ya geleceğim.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Tamam.

Teşekkür ediyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime yarım saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.45


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 96’ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 92'nci yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın kutlanması, günün anlam ve öneminin belirtilmesi amacıyla Genel Kurulda özel bir görüşme yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 2012 Pazartesi günü saat 14.00'te toplanmasına; bu toplantıda yapılacak görüşmelerde siyasi parti grupları başkanlarına ve grubu bulunmayıp da Mecliste üyesi bulunan siyasi partinin genel başkanına onar dakika süreyle söz verilmesine ve bu birleşimde başka konuların görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

 

Danışma Kurulu Önerisi

No: 23                                                                                                                      Tarih: 17/04/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 92'nci yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının kutlanması, günün anlam ve öneminin belirtilmesi amacıyla Genel Kurulda özel bir görüşme yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 2012 Pazartesi günü saat 14:00'te toplanması, bu toplantıda yapılacak görüşmelerde siyasi parti grupları başkanlarına ve grubu bulunmayıp da Mecliste üyesi bulunan siyasi partinin genel başkanına 10'ar dakika süreyle söz verilmesi ve bu Birleşimde başka konuların görüşülmemesinin Genel Kurulun onayına sunulması Danışma Kurulunca önerilmiştir.

 

 

 

Cemil Çiçek

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi

 

 

Başkanı

 

Mustafa Elitaş

Muharrem İnce

 

Adalet ve Kalkınma Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi

 

Grubu Başkanvekili

Grubu Başkanvekili

 

 

 

 

Mehmet Şandır

Pervin Buldan

 

Milliyetçi Hareket Partisi

Barış ve Demokrasi Partisi

 

Grubu Başkanvekili

Grubu Başkanvekili

                                                                                       

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

198 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Orman Köylülerinin Kalkındırılmaları Hakkında Kanun Teklifi; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 68 Milletvekilinin; 2/B Barışı Kanunu Teklifi (Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Alanların İdaresi, Değerlendirilmesi ve Tasarrufu Hakkında Kanun Teklifi); Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Yayla ve Yaylacılık Kanunu Teklifi ve İçişleri Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporları (1/563, 2/71, 2/211, 2/417) (S. Sayısı: 198) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

10’uncu madde üzerinde dört önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 198 Sıra Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısının 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Elitaş

Yusuf Başer

Ramazan Can

 

Kayseri

Yozgat

Kırıkkale

 

Yaşar Karayel

İsmail Tamer