DÖNEM: 24                                                                                                   

 

 

 

YASAMA YILI: 2

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

CİLT : 19

 

93’üncü Birleşim

11 Nisan 2012 Çarşamba

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

  I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Bolu’nun genel sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ve ilçelerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, kıyı belediyelerinin İller Bankasından aldığı paylara ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Teşvik Yasası’yla tarım sektörünün teşvik kapsamı dışında bırakılmasına ve Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatında yapılan tayinlere ilişkin açıklaması

2.- Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın gündem dışı konuşmasında Bolu ile ilgili dile getirdiği bazı hususlara ilişkin açıklaması

3.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatında yapılan tayinlere ilişkin açıklaması

4.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, turistik yörelerde belediyelere ayrılan payın kış nüfusu üzerinden hesaplanmasının yaz aylarında hizmetlerin aksamasına sebep olduğuna ilişkin açıklaması

5.- Elâzığ Milletvekili Sermin Balık’ın, Elâzığ’ın Maden ilçesinde meydana gelen hortum felaketine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Osmaniye T Tipi Cezaevindeki duruma acilen müdahale edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, son çıkarılan Teşvik Yasası’yla Çankırı ilinin teşviklerden daha az yararlandırıldığına ilişkin açıklaması

8.- Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar’ın, 6 Nisan 2012 tarihinde Filyos Çayı üzerinde bulunan Çaycuma Köprüsü’nün çökmesine ilişkin açıklaması

9.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde karşıt görüşlü iki grup öğrenci arasında çıkan olaylara ve sonuçlarına ilişkin açıklaması

10.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatında yapılan personel yer değişikliklerinin mevzuata uygun olduğuna ve mağduriyetlere sebep olmadığına ilişkin açıklaması

11.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde karşıt görüşlü iki grup öğrenci arasında çıkan olaylara ve sonuçlarına ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, darbe ve muhtıralarla ilgili araştırma komisyonu kurulmasının önemine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Yemen Cumhuriyeti Parlamentosu Sağlık Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/840)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve 23 milletvekilinin, darbeler ve muhtıraların demokratik sistemde, siyasal ve toplumsal yaşamda açtığı etkilerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/236)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve 120 milletvekilinin, darbeler ve muhtıraların toplumsal, siyasal, ekonomik ve hukuki alanlardaki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/237)

3.- MHP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın, millî egemenlik ve demokrasiye müdahalelerin toplumsal, siyasal, ekonomik ve hukuki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/238)

4.- CHP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yönelik tüm eylem ve işlemler ile sivil ve askerî darbelerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/239)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, 11/4/2012 tarihinde Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin askerî ve sivil darbelere ilişkin olarak vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 11/4/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- MECLİS ARAŞTIRMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve 23 milletvekilinin, darbeler ve muhtıraların demokratik sistemde, siyasal ve toplumsal yaşamda açtığı etkilerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/236)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve 120 milletvekilinin, darbeler ve muhtıraların toplumsal, siyasal, ekonomik ve hukuki alanlardaki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/237)

3.- MHP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın, millî egemenlik ve demokrasiye müdahalelerin toplumsal, siyasal, ekonomik ve hukuki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/238)

4.- CHP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yönelik tüm eylem ve işlemler ile sivil ve askerî darbelerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/239)

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün Adalet ve Kalkınma Partisine, AK PARTİ Grubuna ve Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

2.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün Adalet ve Kalkınma Partisine ve Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

4.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı: 180)

3.- Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Orman Köylülerinin Kalkındırılmaları Hakkında Kanun Teklifi; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 68 Milletvekilinin; 2/B Barışı Kanunu Teklifi (Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Alanların İdaresi, Değerlendirilmesi ve Tasarrufu Hakkında Kanun Teklifi); Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Yayla ve Yaylacılık Kanunu Teklifi ve İçişleri Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporları (1/563, 2/71, 2/211, 2/417) (S. Sayısı: 198)

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat’ın; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in; 5275 Sayılı “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun”da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Adalet Komisyonu Raporları (2/241, 2/84) (S. Sayısı: 136)

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Denizli Milletvekili Adnan Keskin’in, 2010 yılı KPSS sorularının çalınmasına ve bu durumun sorumlularına ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/3766)

2.- Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in, Bilecik’te yapılacak proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/4196)

3.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, 2002-2011 yılları arası Trabzon’da icra müdürlükleri ve icra dosyaları sayılarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/4200)

4.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Futbolda Şike davasında savunma hakkının gasp edildiği iddialarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/4622)

5.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, TSK’dan ilişiği kesilen bazı personelin mağduriyetinin telafisine ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/4672)

6.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Türkiye’nin Eurovision Şarkı Yarışmasında Kürtçe bir şarkı ile temsil edilip edilmeyeceğine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/4816)

7.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu turizminin gelişmesine yönelik yatırımlara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/4899)

8.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Uludere’de meydana gelen olayın TRT’de yayımına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/4966)

9.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, 2002-2011 yılları arasında Vakıflar Genel Müdürlüğünce Niğde’de yapılan harcamalara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/4992)

10.- Adana Milletvekili Ümit Özgümüş’ün, 2002-2011 yılları arasında illere göre gayri safi yurt içi hasıla verilerine ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/5427)

11.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Ödemiş’te hava kirliliğinin önlenmesi için elektrik kullanımında vergi muafiyetine gidilip gidilmeyeceğine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı  (7/5434)

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.03’te açılarak iki oturum yaptı.

Kırıkkale Milletvekili Oğuz Kağan Köksal,

Elâzığ Milletvekili Enver Erdem,

Erzincan Milletvekili Muharrem Işık,

Türk polis teşkilatına ilişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Sinop Milletvekili Engin Altay, Türk polis teşkilatının sorunlarına,

Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş,

Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan,

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli,

Türk polis teşkilatının 167’nci kuruluş yıl dönümüne;

İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, sanatçı Meral Okay’ın vefatına ve Sağlık ve Sosyal Güvenlik Haftası’na,

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Türk polis teşkilatının 167’nci kuruluş yıl dönümüne ve ülkemizde son zamanlarda meydana gelen ihmallerden kaynaklanan felaketlere,

İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, sanatçı Meral Okay’ın vefatına, Türk polis teşkilatının 167’nci kuruluş yıl dönümüne ve Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’a başsağlığı dileğinde bulunduğuna,

İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan, Türk polis teşkilatının 167’nci kuruluş yıl dönümüne ve laikliğin Anayasamıza girişinin 75’inci yıl dönümüne,

İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz, Türk polis teşkilatının 167’nci kuruluş yıl dönümüne, laikliğin Anayasamıza girişinin 75’inci yıl dönümüne, Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’a başsağlığı dileğinde bulunduğuna,

Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, Türk polis teşkilatının 167’nci kuruluş yıl dönümüne ve Dünya Sağlık Günü’ne,

Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, sanatçı Meral Okay’ın vefatına ve Türk polis teşkilatının 167’nci kuruluş yıl dönümüne,

İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel, ülkedeki sağlık sisteminin çökmüş olduğuna ve Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’a başsağlığı dileğinde bulunduğuna,

Kütahya Milletvekili Alim Işık, Türk polis teşkilatının 167’nci kuruluş yıl dönümüne ve Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatında yapılan tayinlere,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, Türk polis teşkilatının 167’nci kuruluş yıl dönümüne ve Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’a başsağlığı dileğinde bulunduğuna,

Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan, Türk polis teşkilatının 167’nci kuruluş yıl dönümüne, Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’a başsağlığı dileğinde bulunduğuna ve Türkiye'nin Suriye politikasına,

İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz, Türkiye'nin Suriye politikasına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 3 Nisan 2012 tarih ve 20 sayılı Kararı ile Avustralya-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Maria Vamvakinou ve beraberindeki heyetin ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresi, Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

(10/136, 176, 177, 178, 179, 180, 181) esas numaralı Meclis Araştırma Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi, Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Nevruz Bayramı kutlamaları ile eğitim sistemine ilişkin kanun teklifine karşı yapılan protesto gösterilerinin yasaklandığı ve bu gösterilere katılanlara yönelik polisin orantısız güç kullandığı iddiasıyla, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/11) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme gününün, AK PARTİ grup önerisi uyarınca Genel Kurulun onayına sunulacağı açıklandı.

Bursa Milletvekili Sena Kaleli ve 38 milletvekilinin, Balkan göçmenlerinin sorunlarının (10/233),

Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt ve 29 milletvekilinin, Mahkeme Yönetimi Sisteminin Desteklenmesi Projesi’nin uygulamada ortaya çıkardığı sorunların (10/234),

Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin ve 20 milletvekilinin, şehit yakınları ve gaziler ile harp ve vazife malullerinin sorunlarının (10/235),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

BDP Grubunun, 28/3/2012 tarihinde Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşlarının Suriye'de yaşanan iç çatışmalar nedeniyle ülkemize gelen sığınmacıların sorunlarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu (803 sıra no.lu),

MHP Grubunun, 30/3/2012 tarih ve 4081 sayı ile emniyet teşkilatı mensuplarının ağır çalışma koşullarındaki zorlukları ve özlük hakları bakımından alınacak önlemleri tespit etmek amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu,

CHP Grubunun, 28/2/2012 tarihinde Aydın Milletvekili Bülent Tezcan ve arkadaşlarının polislerin çalışma koşulları ve mesleki sorunlarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu (275 sıra no.lu),

Meclis araştırması önergelerinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 10/4/2012 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Kırıkkale Milletvekili Oğuz Kağan Köksal, Hakkâri Milletvekili Adil Kurt’un ifadelerine ilişkin bir açıklamada bulundu.

AK PARTİ Grubunun, Genel Kurul gündeminin ve çalışma saatlerinin düzenlenmesine; (11/11) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin Genel Kurulun 17 Nisan 2012 Salı günkü gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınmasına ve ön görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilen darbelerle ilgili Meclis araştırması önergelerinin Genel Kurulun 11 Nisan 2012 Çarşamba günkü birleşiminde okunarak bilgiye sunulmasına ve görüşmelerinin aynı günkü birleşimde birlikte yapılmasına; 24 Nisan 2012 ile 8 ve 15 Mayıs 2012 Salı günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmemesine; 18, 25 Nisan 2012 ile 2, 9 ve 16 Mayıs 2012 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 201 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın temel kanun olarak görüşülmesine ilişkin önerisi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, (2/111) esas numaralı 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının:

1’inci          sırasında bulunan       (6/22),

3’üncü            ”             ”             (6/25),

112’nci           ”             ”             (6/209),

134’üncü        ”             ”             (6/244),

135’inci          ”             ”             (6/245),

148’inci          ”             ”             (6/271),

149’uncu        ”             ”             (6/272),

151’inci          ”             ”             (6/276),

164’üncü        ”             ”             (6/300),

173’üncü        ”             ”             (6/313),

204’üncü        ”             ”             (6/359),

222’nci           ”             ”             (6/384),

232’nci           ”             ”             (6/405),

233’üncü        ”             ”             (6/406),

234’üncü        ”             ”             (6/407),

269’uncu        ”             ”             (6/472),

270’inci          ”             ”             (6/473),

386’ncı           ”             ”             (6/649),

515’inci          ”             ”             (6/801),

Esas numaralı sözlü sorulara, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz cevap verdi.

Soru sahiplerinden Kütahya Milletvekili Alim Işık, cevaplara ilişkin görüşünü açıkladı.

Çalışma süresi sona erdiğinden, alınan karar gereğince, 11 Nisan 2012 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere 20.03’te birleşime son verildi.

                                                Şükran Güldal MUMCU

                                                         Başkan Vekili

 

       Mustafa HAMARAT                    Fatih ŞAHİN                Muhammet Bilal MACİT

                   Ordu                                   Ankara                                 İstanbul         

               Kâtip Üye                             Kâtip Üye                             Kâtip Üye

 

                                                                                                                        No: 125

II.- GELEN KÂĞITLAR

Tasarı

1.- İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tasarısı (1/605) (Adalet; Avrupa Birliği Uyum; Plan ve Bütçe ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 03/04/2012)

Teklifler

1.- Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 11 Milletvekilinin; Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun ile Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi  (2/488) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/04/2012)

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç ve Malatya Milletvekili Öznur Çalık ile 9 Milletvekilinin; Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun ile Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/489) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 09/04/2012)

Raporlar

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Spor Alanında İkili İşbirliği  İçin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/463) (S. Sayısı: 216) (Dağıtma tarihi: 11/04/2012) (GÜNDEME)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Mısır Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Spor Alanında Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/532) (S. Sayısı: 217) (Dağıtma tarihi: 11/04/2012) (GÜNDEME)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fas Krallığı Hükümeti Arasında Gençlik ve Spor Alanlarında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/547) (S. Sayısı: 218) (Dağıtma tarihi: 11/04/2012) (GÜNDEME)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Korunması ve Teşvikine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Dışişleri Komisyonu Raporu (1/578) (S. Sayısı: 219) (Dağıtma tarihi: 11/04/2012) (GÜNDEME)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Arasında Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Sekretaryasına Dair Evsahibi Ülke Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/582) (S. Sayısı: 220) (Dağıtma tarihi: 11/04/2012) (GÜNDEME)

Sözlü Soru Önergeleri

1.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’taki KYK’ya bağlı yurtlara ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından sözlü soru önergesi (6/1562) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, İŞKUR’un işsizlere istihdam sağlamaya yönelik kurslarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1563) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’ta Kırım Kongo hastalığıyla ilgili yapılan çalışmalara ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1564) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

4.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 2011 yılı itibarıyla yapılan hayvan ithalatına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1565) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

5.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, toplu iş sözleşmesinden yararlanan işçilere ve sektörlere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1566) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

6.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, devlete bağlı huzurevlerine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından sözlü soru önergesi (6/1567) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

7.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, gençlerin madde kullanımı ve internet bağımlılığı ile ilgili çalışmalara ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından sözlü soru önergesi (6/1568) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

8.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Metsamor Nükleer Santralinin olumsuz etkilerine ilişkin Dışişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/1569) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

9.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Diyanet Vakfı ile ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1570) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

10.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Diyanet İşleri Başkanının bir açıklamasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1571) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli’nin, Edirne Vakıflar Bölge Müdürlüğünün gelirleri ve harcamalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5884) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

2.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Edirne Kapıkule sınır kapısında bekletilen yabancı uyruklu bir kişinin mağduriyetinin giderilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5885) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

3.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, 28 Şubat 2012 tarihinde Hacettepe Üniversitesinde meydana gelen olaylara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5886) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

4.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Muş’ta meydana gelen deprem sonrasındaki hasara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5887) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

5.- İstanbul Milletvekili Ayşe Eser Danışoğlu’nun, Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5888) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

6.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, özelleştirme uygulamalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5889) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

7.- Kırklareli Milletvekili Mehmet Siyam Kesimoğlu’nun, dershanelerin kapatılacağı ve üniversite sınavlarının kaldırılacağı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5890) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

8.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, kaliteli çay üretimine ve çay üreticilerinin eğitimine yönelik çalışmalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5891) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

9.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, MYO mezunu çay eksperlerinin kamu ve özel sektöre ait işletmelerde zorunlu olarak çalışmalarını sağlayacak düzenlemelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5892) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

10.- Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, gönüllü ve geçici köy korucularına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5893) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

11.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Suriyeli muhalif komutanların gizli bir kampta eğitim aldıkları iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5894) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

12.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya 1. Jandarma Er Eğitim Tabur Komutanlığı Kışlasının Kastamonu’ya taşınmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5895) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

13.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Başbakan ve bakanların internet ve basında çıkan haberlerle ilgili açtığı davalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5896) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

14.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, askerlikten muaf tutulan şehit kardeşlerinin sayısına ve yapılacak yeni düzenlemelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5897) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

15.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, yapılan özelleştirmelere, özelleştirmelerden elde edilen gelirlere ve açılan davalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5898) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’nın ve mesir macununun tanıtılması ve desteklenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5899) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

17.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İran Cumhurbaşkanı ile yapılan görüşmenin zamanı ve konusuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5900) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

18.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Diyanet İşleri Başkanlığına ait bir personel alım ilanındaki bir ifadeye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5901) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

19.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerindeki ambargo ve izolasyonun kaldırılmasına yönelik çalışmalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5902) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

20.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, LPG’li araçlara ve bu araçlardan gaz sızdırmazlık raporu istenmemesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/5903) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

21.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Diyanet İşleri Başkanlığı personeli için yapılan seviye tespit sınavlarına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) yazılı soru önergesi (7/5904) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

22.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, Diyanet İşleri Başkanının bazı açıklamalarına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) yazılı soru önergesi (7/5905) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

23.- İstanbul Milletvekili Ayşe Eser Danışoğlu’nun, cezaevlerinde bulunan çocuklara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5906) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

24.- Denizli Milletvekili İlhan Cihaner’in, UYAP’ın Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunla uyumlu hale getirilmesine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5907) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

25.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, yürürlüğe girecek olan TTK’ya göre yakınlarla, akrabalarla ve hısımlarla ticaret yapmanın yasaklanmasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5908) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

26.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, yürürlüğe girecek olan TTK’ya göre bir kişiyle anonim şirket kurulabilmesine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5909) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

27.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, yürürlüğe girecek olan TTK’ya göre her türlü belgede yer alması zorunlu bilgilere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5910) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

28.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, yürürlüğe girecek olan TTK’ya göre hazırlanması gereken tüzük, yönetmelik ve tebliğlere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5911) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

29.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, yürürlüğe girecek olan TTK’ya göre ticari sır niteliğindeki bilgilerin yayınlanması uygulamasının değiştirilmesine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5912) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

30.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, yürürlüğe girecek olan TTK’ya göre maddeler arası çelişkilerin ve bazı ifade yanlışlıklarının düzeltilmesine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5913) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

31.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, yürürlüğe girecek olan TTK’ya göre KOBİ’lerin denetimine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5914) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

32.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, yürürlüğe girecek olan TTK’ya göre denetim elemanlarına bilgi ve belge ibraz zorunluluğuna ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5915) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

33.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, yürürlüğe girecek olan TTK’da işlemlerin deftere yazım süreleri ile ilgili hüküm bulunmamasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5916) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

34.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, yürürlüğe girecek olan TTK’da ticari defterlerin noter tasdikleri ve açılış tasdiklerinin başlangıç ve son onay tarihleri ile ilgili hüküm bulunmamasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5917) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

35.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, yürürlüğe girecek olan TTK’ya göre pay sahiplerinin şirketlerinden borçlanamamalarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5918) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

36.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, yürürlüğe girecek olan TTK’da düzenlenen hapis ve para cezalarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5919) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

37.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, yürürlüğe girecek olan TTK’da haksız rekabetle ilgili düzenlenen hapis ve para cezalarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5920) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

38.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın, Elbistan E Tipi Kapalı Cezaeviyle ilgili bazı iddialara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/5921) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

39.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, otizmli çocuğa sahip ailelere yönelik çalışmalara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5922) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

40.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, sivil, şehit ve gazilere ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5923) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

41.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, huzurevlerinin denetimine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5924) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

42.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Turgutlu OSB’de bazı parsellerin tahsisiyle ilgili iddialara ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/5925) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

43.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Turgutlu OSB’de boş tutulan parsellerin çevredeki fabrika ve işletmeler için tehlike arz ettiği iddialarına ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/5926) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

44.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Turgutlu OSB’de bir firmaya tahsis edilen parsel ile ilgili iddialara ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/5927) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

45.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Turgutlu OSB’de bir firmaya tahsis edilen parsel ile ilgili iddialara ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/5928) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

46.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, TÜBİTAK Başkan Yardımcısı ile ilgili bazı iddialara ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/5929) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

47.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, tarımda kendi adına çalışan çiftçilerin prim borçlarına mahsuben yapılacak kesintiler nedeniyle yaşadıkları mağduriyete ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5930) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

48.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, özel hastanelerin hastalardan talep ettiği katkı payı oranındaki artışa ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5931) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

49.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, maden teknikerlerinin İş Güvenliği Uzmanlık kursuna katılamamasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5932) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

50.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Türk Teknikerler Odasının Kuruluş Kanununun yürürlüğe girmesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5933) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

51.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, kamu kuruluşlarında baş tekniker unvanının yeniden ihdas edilmesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5934) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

52.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, kamu kurumlarında ve özel sektörde farklı unvanlarda tekniker çalıştırılmasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5935) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

53.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, lisans mezunu ve engelli işçilerin memuriyete geçirilmesine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5936) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

54.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Kocaeli Büyükşehir Belediyesindeki bir yüklenici firmada çalışan işçilerin mağduriyetine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5937) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

55.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav’da depreme yönelik zemin etüdü çalışmalarına ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5938) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

56.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Erzurum-Aşkale’deki Etüt Proje Programına alınarak köy gelişim uygulaması çerçevesinde başlatılan çalışmalara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/5939) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

57.- Gaziantep Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın, Gaziantep’te doğal gaz dağıtımını üstlenen bir firmayla ilgili bazı iddialara ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5940) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

58.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, maden teknikeri unvanının Maden Kanunu ile ilgili yönetmelikte yer almamasından kaynaklanan mağduriyete ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5941) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

59.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Türkiye Kömür İşletmelerinde işçi statüsünde çalışanların, hazırlanan kanun tasarısı kapsamına alınmamalarından kaynaklanan mağduriyetlerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5942) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

60.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Kandıra’da eskiyen elektrik trafolarının kaldırılmasına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5943) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

61.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, 2002’den bu güne benzin fiyatlarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5944) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

62.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Tekirdağ’da yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5945) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

63.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, elektrik ve doğal gaz fiyatlarına yapılan zamma ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5946) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

64.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunun Antalya’daki yurt kapasitesine ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/5947) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

65.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, 2002 yılından bu güne Bursa’ya yapılan yatırım ve harcamalara ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/5948) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

66.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Balıkesir’in yüzme havuzu ihtiyacına ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/5949) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

67.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, engelli sporcuların da ödül yönetmeliğinden yararlandırılmasına ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/5950) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

68.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Balıkesir Merkez ve ilçelerindeki spor salonu ihtiyacına ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/5951) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

69.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’ta amatör kulüplere yapılan yardıma ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/5952) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

70.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, bazı Avrupa ülkelerinde yasaklanan bir GDO’lu mısır çeşidinin ülkemize yem amaçlı olarak ithal edilip edilmeyeceğine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5953) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

71.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, pamuk üretimindeki sorunlara ve çözüm yollarına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5954) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

72.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlığın Kütahya Merkez ve ilçelerindeki tesis ve personel ihtiyacına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5955) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

73.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, bitkisel yağ üretimi ve yağlı tohum ile ham yağ ithaline ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5956) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

74.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, bazı bankaların giderlerine ve personeli ile özelleştirilecekleri iddialarına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/5957) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

75.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, okullarda uygulamaya başlanacak olan Okul Sütü Projesine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5958) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

76.- Denizli Milletvekili İlhan Cihaner’in, Kayseri ve Denizli’de meydana gelen trafik kazalarında ihmal olduğu iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5959) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

77.- Ordu Milletvekili İdris Yıldız’ın, bir bürokrat ile ilgili iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5960) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

78.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Akhisar’da yaşanan hırsızlık olaylarına ve bu konuda alınması gereken önlemlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5961) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

79.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İSU Genel Müdürlüğünün Belsa’da tahsilat veznelerini kapatacağı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5962) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

80.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Kocaeli Büyükşehir Belediyesindeki bir yüklenici firmada çalışan işçilerin mağduriyetine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5963) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

81.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Gebze’de bir mahallede Kentsel Dönüşüm Projesiyle kamulaştırma yapıldığı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5964) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

82.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya 1. Jandarma Er Eğitim Tabur Komutanlığı Kışlasının Kastamonu’ya taşınmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5965) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

83.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Simav depremi sırasında görev yapan ve deprem bölgesinde çalışan görevlilerin yaşadığı mağduriyete ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5966) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

84.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Çinigar Şehirlerarası otobüs terminal arazisinin TOKİ’ye verileceği iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5967) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

85.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, terör örgütü tarafından kaçırılan kamu görevlilerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5968) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

86.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, 23. ve 24. Dönemde koruma talebinde bulunan milletvekillerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5969) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

87.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Malkara’da kapatılan tarihi bir hamama ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5970) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

88.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Uluslararası Manisa Mesir Festivaline ayrılan ödeneğin artırılmasına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/5971) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

89.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Türkiye Turizm Stratejisi (2023) belgesinde yer alan Türkiye Vatandaşlığı ibaresine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/5972) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

90.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Türkiye Turizm Stratejisi (2023) kapsamında yapılan çalışmalara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/5973) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

91.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 2008-2011 yılları arasında turizmde tanıtım bütçesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/5974) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

92.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, terör olayları ve sınır komşularıyla yaşanan olumsuzlukların turizme etkisine ve alınan önlemlere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/5975) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

93.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’ya yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/5976) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

94.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, tarihi Bitlis evlerinin korunmasına ve yenilenmesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/5977) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

95.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Sorgun Askeri Kışlası yakınında bulunan sit alanına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/5978) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

96.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, Milli Emlak Genel Müdürlüğü taşra personelinin sorunlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5979) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

97.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Bakanlıktaki bazı kadroların idari statü ve özlük haklarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5980) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

98.- Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in, bazı kadroların Teknik Hizmetler Sınıfı olarak değiştirilmesine rağmen zam ve tazminatlardan yararlanamamasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5981) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

99.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, elektrik faturalarındaki kayıp kaçak bedellerinin tahsilatına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5982) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

100.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, iki tekerlekli motorlu araç sahiplerinin kayıp ve hurda araçlar için getirilen vergi affı kapsamına alınıp alınamayacağına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5983) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

101.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, özelleştirilen Kütahya Şeker Fabrikasına ait bir arazi ile ilgili bazı iddialara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/5984) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

102.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, yükseköğretim kurumlarında kılık kıyafet kurallarına aykırı hareket eden öğrenciler hakkında tutanak tutan akademisyenlerle ilgili soruşturmalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5985) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

103.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Arapgir’de eğitim-öğretim konusunda yaşanan bazı sorunlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5986) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

104.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, FATİH Projesinin öğrenme düzeyine etkilerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5987) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

105.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, FATİH Projesi kapsamında dağıtılan tabletlerin giderleri ve bunların piyasa üzerindeki etkilerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5988) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

106.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, okul müdürlerinin aldıkları ek ders ücretlerinin eşitlenmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5989) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

107.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, okullardaki şiddet olaylarının önlenmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5990) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

108.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, teknisyen, tekniker, yüksek tekniker ve teknik öğretmenlerin yetki ve sorumluluklarını düzenleyen yönetmeliğin çıkarılmamasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5991) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

109.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Ankara-Çankaya’da bir imam-hatip lisesi açılacağı iddiasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5992) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

110.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Heybeliada Ruhban Okulu’na ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5993) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

111.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Van’daki okullarda telafi derslerinde görevlendirilen idarecilere ek ders ücreti ödenmemesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5994) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

112.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ücretsiz kitap dağıtımı uygulamasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5995) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

113.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Gediz’de depremden zarar gören bir ilköğretim okulunun yeniden inşasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5996) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

114.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Antalya-Aksu’da ilköğretim öğrencileri için hazırlanan bir sınavın soru kitapçığında yer alan bazı ifadelere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5997) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

115.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, okullarda bazı internet sitelerine erişimin engellenmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5998) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

116.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, FATİH Projesinin sağlık ve güvenlik açısından sonuçlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5999) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

117.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, diğer kamu kurum ve kuruluşlarından Bakanlığa nakil yoluyla gelen personel sayısı ve kadın personel sayısı ile okullarda boş geçen derslere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6000) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

118.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Çerkezköy’e bağlı bir beldeye lise ve meslek lisesi yapılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6001) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

119.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, ÖSYM sınavı girişinde alınan önlemlere ve bir öğrencinin mağduriyetine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6002) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

120.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, bir lise müdürüyle ilgili bazı iddialara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6003) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

121.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Demirci Orman İşletme Müdürlüğü ile ilgili bazı usulsüzlük iddialarına ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6004) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

122.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Ayvalık’taki deniz kirliliğine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6005) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

123.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, sözleşmeli personel istihdamının boşanmalara sebep olduğu iddiasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6006) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

124.- Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker’in, Bilecik ve ilçelerindeki kanser vakalarına ve yeni açılacak Devlet Hastanesine onkoloji bölümü yapılıp yapılmayacağına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6007) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

125.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in, Samsun’daki sağlık kurum ve kuruluşlarında yapılan görevlendirmelere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6008) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

126.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in Bakanlık bünyesinde görev yapan müdür ve müdür yardımcısı kadrosundaki personelin mağduriyetine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6009) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

127.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya Merkez ve ilçelerindeki hekim, sağlık personeli ve araç-gereç ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6010) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

128.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya Eti Gümüş AŞ. üretim tesislerinde çalışan personelin sağlık sorunlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6011) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

129.- Manisa Milletvekili Sümer Oral’ın, Ahmetli ilçesi Devlet Hastanesinin yeterliliğine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6012) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

130.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, otizmli çocukların tedavi ve eğitimleri için yapılan çalışmalara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6013) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

131.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa’ya yapılan yatırımlara ve ayrılan ödenek miktarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6014) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

132.- Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici’nin, Şanlıurfa’da yapılan atamalara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6015) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

133.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Gören Göz Cihazı Projesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/6016) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

134.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Wikileaks internet sitesinde yayınlanan bazı iddialara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/6017) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

135.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, karayolu taşımacılığında yüksek belge ücretleri nedeniyle esnafın yaşadığı mağduriyete ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/6018) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

136.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Çerkezköy’e bağlı bir beldede trafik kazalarına karşı alınacak önlemlere ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/6019) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

137.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Sabuncu Beli Tüneli ihalesini alan firmayla ilgili iddialara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/6020) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

138.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsasının İMKB çatısı altına gireceği ve merkezinin İstanbul’a taşınacağı iddialarına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/6021) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

139.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, TRT 6’da yayınlanan bir klibe ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/6022) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

140.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, gümrük kapılarındaki yığılmaların önlenmesine ve nakliye firmalarından karayolu ücretiyle ÖTV alınmamasına ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/6023) (Başkanlığa geliş tarihi: 02/04/2012)

141.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Konya-Karaman bölgesindeki istihdam oranlarına ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6024) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

142.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bir askerin ölümü ile ilgili bazı iddialara ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6025) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/03/2012)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve 23 Milletvekilinin, darbeler ve muhtıraların demokratik sistemde, siyasal ve toplumsal yaşamda açtığı etkilerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/236) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/04/2012)

2.- AK PARTİ Grubu adına Grup Başkanvekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve 120 Milletvekilinin, darbeler ve muhtıraların toplumsal, siyasal, ekonomik ve hukuki alanlardaki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/237) (Başkanlığa geliş tarihi: 04/04/2012)

3.- MHP Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Milli egemenlik ve demokrasiye müdahalelerin toplumsal, siyasal, ekonomik ve hukuki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/238) (Başkanlığa geliş tarihi: 10/04/2012)

4.- CHP Grubu adına Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, İstanbul Milletvekili Akif Hamzaçebi ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yönelik eylemler ile darbelerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/239) (Başkanlığa geliş tarihi: 11/04/2012)

 

 


11 Nisan 2012 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Mustafa HAMARAT (Ordu)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 93’üncü Birleşimini açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Bolu’nun genel sorunları hakkında söz isteyen Bolu Milletvekili Tanju Özcan’a aittir.

Buyurunuz Sayın Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Bolu’nun genel sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; ben, yıllardır AKP İktidarı tarafından kandırılmış ve hâlen kandırılmaya devam eden Bolu’nun milletvekili olarak hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

“Yıllardır kandırılmış” diye sözlerime başladım, buna bir açıklık getirmekte fayda görüyorum. Uzun yıllardır “Bolu sanayi şehri mi olsun, turizm şehri mi olsun?” tartışması yapıldı ama gelinen noktada Bolu ne sanayi şehri oldu ne turizm şehri oldu.

2004 yılında Hükûmetiniz tarafından bir teşvik yasası çıkartıldı  -Sanayi Teşvik Yasası- kırk dokuz il alındı, Bolu alınmadı. “Neden?” diye sorduk “Biz, sizi turizm şehri yapacağız, bundan dolayı almıyoruz.” denildi. Bir buçuk yıl sonra, on sekiz ille ilgili Turizm Teşvik Yasası çıkartıldı, Bolu, bunun da arasında yoktu. 

Tabii, hakkınızı yemeyelim, 2009 yılında bir sektörel teşvik çıkartıldı, Bolu’da belli şeyler teşvik edildi; mesela, Bolu, gemi ve liman hizmetleri konusunda teşvik alan illerden bir tanesi oldu. Yalnız, AKP Hükûmeti burada çok önemli bir ayrıntıyı unuttu, gemi sanayisi konusunda destek verdiği Bolu’nun denize kıyısı olmadığını dahi unuttu.

Yıl 2012: Geçtiğimiz günlerde Sayın Başbakan tarafından bir paket açıklandı. Bolu, Türkiye'nin en gelişmiş illeriyle birlikte 2’nci Bölge iller arasında sayıldı ve bunun sonucunda, Düzce de -hemen 20 kilometre ötemizdeki Düzce ilimiz de- 4’üncü Bölge’de yer alan iller arasında oldu. Belki “Bunda ne fark eder?” dersiniz. Fark şu arkadaşlar, sadece somut bir örnek vereceğim: 2’nci Bölge’de 5 milyon liralık  bir  yatırım  yapana  yaklaşık  1,6 milyon lira teşvik veriliyor, 4’üncü Bölge’de yatırım yapana 3 milyon lira teşvik veriliyor. Şimdi, hangi aklı başında bir iş adamı gidip böyle bir durumda Düzce yerine Bolu’ya yatırım yapacak? Ben, bunun cevabını merak ediyorum.

Ben artık şunu söylüyorum: Bolu’yu kandırmayı bırakın. Bolu’ya adam gibi bir teşvik verin. Bolu’ya dericilik konusunda teşvik verin. Bolu’ya beyaz et konusunda, doğa turizmi konusunda teşvik verin. Ben bunu sizden istiyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – 6’ncı Bölge…

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Efendim, hep burada anlatıyorum “AKP döneminde gerçekten Bolu geriye doğru gitti.” diyorum. İsterseniz küçük bir il olarak Bolu’nun hızlı bir fotoğrafını sizlerle birlikte çekelim.

Bolu’nun Gerede ilçesi: AKP’ye son dönemde yüzde 85 oranında oy verdi ancak Geredeliler karşılığını hizmet olarak almadı. Gerede bu oyun karşılığını cop ve biber gazı olarak aldı.

Dörtdivan: Yine yüzde 85 oranında oy aldığı bir ilçe AKP’nin. Patatesi yasakladınız burada, Dörtdivan’ı susuz bıraktınız. Mahkeme kararına rağmen Dörtdivan’ın orman işletmesini bile açmadınız.

Yeniçağa ilçemiz yol üzerinde. Yüzde 75 civarında oy aldınız. Ancak Yeniçağa’nın nakliyesini ihmal ettiniz. Yeniçağalıların bir torf geliri vardı, buradan gelir elde etmemesi için de hemen hemen yapılabilecek her şeyi yaptınız.

Mengen: Zonguldak yolu üzerindeki ilçemiz. Yüzde 60 oranında oy aldınız. Eskiden Mengen’in aşçısı vardı, şimdi Mengen’in geçim sıkıntısı çeken emekli aşçısı kaldı. Mengen’in eskiden hastanesi vardı, şimdi sadece tabelası kaldı.

Seben ilçemiz: Yüzde 70 oranında oy aldınız. Eskiden Seben’in elması vardı, şimdi elması dalında kalan elma ağaçları var. Eskiden Seben’in deresi vardı, şimdi sadece yandaşların HES’leri var.

Kıbrısçık: Yüzde 60 oranında oy aldınız Kıbrısçık’tan. Eskiden Kıbrısçık diye bir ilçe vardı, şimdi geriye Kıbrısçık diye bir köy kaldı sadece AKP döneminde. Eskiden Kıbrısçık’ta yaşayan insanlar vardı, şimdi sadece işsiz güçsüz, emekli, geçim sağlamaya çalışan vatandaşlarımız kaldı.

Mudurnu ilçemiz: Yüzde 65 oranında oy aldınız Mudurnu’dan. Ancak Mudurnu cezalı, sakıncalı piyade, çünkü belediyeyi size vermedi. Belediyeyi vermedi diye siz artık Mudurnu’da cami onarımlarına bile para aktarmaz oldunuz.

Göynük: Yüzde 70 oranında oy aldınız. Eskiden virajlı bir yolu vardı, şimdi Göynük’ün yolu dahi yok. Göynük’le Bolu arasında patates tarlasından gidiyorsunuz. Allah Ericek ailesinden razı olsun, onlar olmasa zaten AKP Hükûmeti Göynük’ü unutmuştu.

Bolu Merkez: Bolu Merkez büyük bir ilçe. Yüzde 50 oranında oy aldınız buradan arkadaşlar, yüzde 50 oranında. “Allah razı olsun.” demek yerine “Alaaddin Yılmaz sizin olsun.” dediniz, Bolu’nun başına çok büyük bir çorap ördünüz. Bolu’ya yakın zamanda giden var mı bilmiyorum, Bolu’daki merkez ilçenin durumunu gören var mı bilmiyorum, Bolu’da şu tabloyla karşılaşacaksınız: Çukurlar oluşan, sanki savaştan çıkmış bir şehrin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özcan.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Hemen toparlayayım, son söz…

BAŞKAN – Süremiz bu kadar gündem dışılarda, buyurunuz.

Teşekkür ediyoruz.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Peki. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz Adana ve ilçelerinin sorunları hakkında söz isteyen Adana Milletvekili Ali Halaman’a aittir.

Buyurunuz Sayın Halaman. (MHP sıralarından alkışlar)

2.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana ve ilçelerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adana ve ilçelerinin sorunları hakkında gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, Zonguldak Çaycuma Filyos Çayı’nda meydana gelen köprü faciasında kaybolan 14 kişinin bulunmasını temenni ediyor, yakınlarına geçmiş olsun diyor, Allah yardımcıları olsun diyorum.

Adana, 2 milyona yaklaşan nüfusu, kara yolu, deniz yolu, hava ve demir yolu ulaşımında hem ülkemizin değişik bölgelerini birbirine bağlama noktasında hem de Orta Doğu’ya açılan bir kapı olma özelliklerinden dolayı çok önemli bir yerdir.

Yaklaşık yarım asır öncesine dayanan tekstil ve tarımsal sanayisiyle ilgili ülkemize birikim sağlamış, modern sanayi atılımına temel olmuş, yön vermiş güneyin bu güzide kenti son yıllarda pek çok sorunla iç içe olmanın sıkıntısını yaşamaktadır. Gerek gerçekleştirdiği üretim değerleriyle gerekse var olan ve atıl potansiyeliyle tarımsal üretimde vazgeçilmezliğini sürdüren Adana bu alanda sancılı günler yaşamaktadır.

Uyum sorunu nedeniyle kentin sosyal, kültürel dokusunu olumsuz etkileyen yoğun göç kentin iktisadi hayatına aynı derecede tesir etmektedir.

Kerkük-Yumurtalık boru hattı, BOTAŞ Bakü-Tiflis-Ceyhan Projesi, Yumurtalık Serbest Bölgesi gibi iktisadi proje ve uygulamalar Adana’nın geleceği adına umut verse de istihdam başta olmak üzere bunlardan yararlanma imkânları Adana’nın beklentilerinden çok uzak kalmaktadır. İşsizlik her geçen gün artmakta, hemen her gün istenmeyen sosyal olaylara şahit olunmaktadır. 2002 yılında yüzde 7 olan işsizlik, 2012 yılı Türkiye ortalamasının çok üzerinde, yüzde 16’dan yüzde 17’ye çıkmıştır.

Sanayi bölgesi olan Adana tekrar tarıma döndü. Turizm için yolların yapılmadığı, 57’nci Hükûmet döneminde organize sanayi bölgeleri yapılmasına rağmen bugüne kadar, on senedir, içinin boş olduğu, bundan dolayı Adana’nın kalkınma noktasında geride kaldığı… 1996 yılında Türkiye’nin ilk 500 firması arasına 13 firma sokan Adana’nın 2012 yılında ise firma sayısı çok aşağılarda kalmış, yok denecek kadar azalmış, ortadan kaybolmuştur. Adana’da işsizliğin ortadan kaldırılması için ilimize yerli ve yabancı yatırımcının çekilmesi şarttır.

Sayın milletvekilleri, Adana’nın Kozan, Karataş, Ceyhan, Seyhan, İmamoğlu, Feke, Saimbeyli, Tufanbeyli ve diğer ilçelerinde narenciyeden pamuğa, buğdaydan karpuza, yer fıstığına, mısıra, kiraz ve üzüme varıncaya dek tarımsal üretimde Türkiye’nin deposu olarak bilinen ve bu manada haklı olarak takdir edilmesi gereken ancak destek yerine köstek olunan Çukurova’da çiftçilerimiz, tarımla uğraşanlarımız sıkıntı içerisindedir.

Aşağıda belirteceğimiz önerilerimiz vatandaşlarımızın mağduriyetinin giderilmesinde oldukça büyük fayda sağlayacaktır.

Kozan’ın göller bölgesi var, “Göller Yaylası” denilir. Yaz dönemlerinde o bölgenin insanları yaylaya çıkar. Uzun dönem bu göller bölgesi, mevcut iktidarın siyasetçileri “İçme suyu projesini yaptık, yapacağız.” demelerine rağmen, bugüne kadar hiçbir gelişme göstermemiştir.

Yine, Adana ili yıllardır tren hattı olmasına rağmen hızlı tren kapsamına alınmamıştır. Yine Adana metrosunun genişletilmesiyle ilgili söz verilmesine rağmen, bugüne kadar yapılmamıştır. Son yıllarda Adana’da suç oranı ve güvenlik sürekli yükselmiş, çözülmesi gereken en büyük sorunlardan bir tanesidir. Kamu hastanelerinin içi boşaltılıyor Adana’da, yine hastalar özel hastanelere yönlendiriliyor. Bunların doğru olmadığını düşünüyoruz.

Yine KÖYDES Projesi dâhilinde, BELDES Projesi dâhilinde, Adana’daki bütün köy yolları dâhil, hiçbir yolun tamamlanmadığına bugün şahit oluyoruz. Bunların tamamlanmasını ve eksiklerin giderilmesini arzu ediyoruz.

Yine son dört, beş yılda Adana’da çiftçiliğin yoğun olması, tarımın büyük alanlarda yapılıyor olmasından dolayı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Halaman.

ALİ HALAMAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, kıyı belediyelerinin İller Bankasından aldığı paylar hakkında söz isteyen Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’ya aittir.

Buyurunuz Sayın Akova. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, kıyı belediyelerinin İller Bankasından aldığı paylara ilişkin gündem dışı konuşması

AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Mehmet Haberal’ın annesinin vefatı dolayısıyla başsağlığı diliyor, merhumeye de Allah’tan rahmet diliyorum.

Balıkesir Türkiye’yi doyuran ildir; tarım, hayvancılık, zeytincilik, turizm geçim kaynaklarıdır. Bugün, kıyı illerimizin İller Bankasından aldığı pay hakkında bazı önemli hususları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Seçim bölgem olan Balıkesir’in Körfez Bölgesi, Marmara Denizi ve diğer kıyı belediyelerimiz yazlık ev uygulaması olan, yazın nüfusu 4-5 katına çıkan turistik bölgelerimizdir. Doğduğum ve yaşadığım ilçe olan Burhaniye’nin kışlık nüfusu 40 bin, yazlık nüfusu ise 150 binlere ulaşmaktadır. Benzer durum yaz turizminin yoğun olarak yaşandığı Altınoluk, Güre, Zeytinli, Kadıköy, Edremit, Erdek, Burhaniye, Ayvalık, Küçükköy, Altınova’da olduğu gibi, başka Bodrum, Çeşme, Marmaris gibi ilçelerimiz için de geçerli olan bu kışlık nüfusla yazlık nüfus arasındaki açık, bariz farkı bütün hepimiz çok iyi, yakinen bilmekteyiz. Bu durum, yaz sezonu turizminin yoğun olarak yaşandığı ülkemizin bütün kıyı şeritlerinde yaşanmaktadır.

Genel bütçe vergi gelirlerinden belediye ve il özel idarelerine ayrılan payların dağıtımında belediye ve il nüfusları esas teşkil etmektedir. 15/7/2008 tarih ve 5779 sayılı Kanun’un 2’nci maddesinin (5)’inci fıkrasına göre: “Genel bütçe vergi gelirlerinden belediye ve il özel idarelerine ayrılan payların dağıtımına esas belediye ve il nüfusları, her yılın ocak ayından geçerli olmak üzere İçişleri Bakanlığı tarafından, Türkiye İstatistik Kurumundan alınmak suretiyle, İller Bankası ve Maliye Bakanlığına bildirilir. Belde, köy, mahalle veya bunların bazı kısımlarının bir belediyeye katılması veya birleşmesi hâlinde bu belediyelerin payı, katılma veya birleşmenin fiilen gerçekleştiği tarihi takip eden Ocak ayının birinci gününden itibaren yeni nüfuslarına göre hesaplanır.” hükmü bulunmaktadır. Ancak, turizm sezonunun canlandığı dönemlerde turistik bölgelerin nüfusları normal dönemlere göre daha yüksek olmaktadır. Özellikle sahil kesimlerinde yaygın bir şekilde uygulanan yazlık ev uygulaması, sahil şeridi olan yerleşim yerleri nüfuslarının yüksek sezonda 4, hatta 5 katına yakın artış göstermesine neden olmaktadır.

Ülkemizde yaz turizminde yazlık ev seçeneği bölgenin nüfusunu artırırken belediyeler tarafından verilmesi gereken hizmetleri de artırmaktadır. Sahil kesimlerinde bulunan belediyelerin normal kış sezonu nüfusuna göre genel bütçe gelirlerinden aldıkları pay ile yaz sezonunda artan nüfusa hizmet vermesi yeterli olamamaktadır. Ulaşım, temizlik, çöp toplama, zabıta, halkla ilişkiler, park bahçe, kültür ve eğlence hizmetleri vermek artan nüfusa paralel olarak giderek ağırlaşmaktadır. Artan hizmet talebini karşılamak için belediyeler yaz dönemi artan nüfuslarına rağmen yetersiz bütçe payları ile çok zor koşullar altında hizmetlerini sürdürmektedirler. O nedenle, belediye ve il nüfusları, her yılın ocak ayından, daha sonra temmuz ayından geçerli olmak üzere iki dönem hâlinde İçişleri Bakanlığı tarafından Türkiye İstatistik Kurumundan alınmak suretiyle İller Bankası ve Maliye Bakanlığına bildirilmelidir. Kış ve yaz nüfusuna göre güncellenen bilgiler sonucu belediyelerin vermekle yükümlü oldukları hizmetlere göre belediye payları da daha adil bir şekilde dağıtılmış olacaktır. Bu nedenle de, 15/7/2008 tarih, 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun’un “Payların hesaplanması ve oranı” başlıklı 2’nci maddesinin 5’inci fıkrasında değişiklik yapılması önerimiz mevcuttur, bunu da dikkatlerinize sunuyorum.

Bu çok önemli ve Türkiye’nin hakikaten kıyı belediyelerinin ciddi bir sorunudur. Bu konuda, yazlık uygulaması olan turistik bölgelerin artan nüfuslarının dikkate alınması için yaz dönemi yazlıklarda kalmaya gelen nüfus oranı da tespit edilip daha adaletli bir bütçe gelirlerinden pay almasının sağlanması gerekmektedir.

Bu nedenle, bu konuyu dikkatlerinize sunuyor ve böylelikle kıyı bölgelerimize, belediyeler, yazın artan nüfusuna göre daha iyi hizmet sunma olanağına da kavuşacaktır diyorum.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akova.

İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre sisteme girmiş şu anda 4 milletvekilimize birer dakika söz vereceğim.

Sayın Işık…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Teşvik Yasası’yla tarım sektörünün teşvik kapsamı dışında bırakılmasına ve Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatında yapılan tayinlere ilişkin açıklaması

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetleri döneminde 4’üncü veya 5’inci kez değiştirilen Teşvik Yasası’yla, maalesef Kütahya ili, daha önceki sistemde 4 bölgenin 3’üncü bölgesindeyken, şimdi 6 bölgenin 4’üncü bölgesine alınmış ve geriye gitmiştir. Buna benzer şekilde komşu illerimizde de aynı durumda gerileme söz konusudur ve bu yeni sistemde tarım sektörünün teşvik kapsamı dışına alınmış olması Türkiye için çok büyük bir felakete işaret etmektedir, Hükûmeti bu konuda göreve davet ediyorum.

Ülkemizin istihdamında ve ekonomisinde çok önemli yeri olan tarım sektörünün teşvik kapsamı dışına alınması demek dış güçlere hizmet etmek anlamına gelir. Bunu özellikle değerli milletvekilleriyle paylaşmak istiyorum.

Bir de Sayın Sağlık Bakanı buradayken -dün ifade ettiğim- Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatındaki 500’ün üzerinde çalışanın bir gecede tayininin çıkartılması olayına Sayın Bakanın el koymasını talep ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Işık.

Sayın Ercoşkun…

2.- Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın gündem dışı konuşmasında Bolu ile ilgili dile getirdiği bazı hususlara ilişkin açıklaması

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bolu ile ilgili biraz önce dile getirilen bazı meseleleri düzeltme ihtiyacıyla söz istedim.

Öncelikle, bir önceki teşvik paketinde Bolu ilinin liman ve demir yoluyla alakalı teşvik aldığı bilgisi kesinlikle doğru değildir çünkü birinci bölgede altı ayrı alt bölgeden birisindedir Bolu ve bu bulunduğu bölgede böyle bir teşvik söz konusu değildir.

Yeni teşvik paketinde ise, Bolu’nun ihtiyacı olan turizm teşvikleri, yüzde 60’ı ormanla kaplı olan Bolu’nun orman ürünleriyle alakalı teşviki, dericilik sektörünün, ham derinin yüzde 50’sini karşılayan Gerede’nin dericilikle alakalı teşvik paketi, aynı şekilde seracılık ve patates üretimiyle alakalı teşviklerden Bolu faydalanmaktadır. Dörtdivan’da patates üretiminin yasaklanması toprağın hastalıklı olmasından kaynaklanmaktadır. Bunun yanında, Seben’de,  Kıbrısçık’ta, Göynük’teki bahsedilen işler de ihale kapsamına alınmıştır ve şu anda devam etmektedir.

Ben bu bilgilerin düzeltilmesi gerektiğini düşündüğüm için söz aldım, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Ercoşkun.

Sayın Öz…

3.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatında yapılan tayinlere ilişkin açıklaması

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

12 Eylül referandumundan sonra “Toplu görüşmenin yerine toplu sözleşme yapacağız.” denilen bir yasa tasarısını Meclisten çıkarttık. O zaman da yapmış olduğumuz konuşmalarda hangi sendikaya üye olduğuna bakılarak insanların görev yerlerinin değiştirildiği noktasında Hükûmetin bir tutumu olduğunu ifade etmiştik.

Son zamanlarda, Hükûmetin daha önce almış olduğu bir yetkiyle beraber kanun hükmündeki kararnameyle özellikle Sağlık Bakanlığına bağlı personelin 500’ün üzerinde olanlarının yerlerinin değiştirildiği, taşra teşkilatında da bununla ilgili ciddi bir sıkıntı olduğunu bize ulaşan haberlerden biliyoruz.

Sayın Sağlık Bakanımızın bu konuda kamuoyunu ve Meclisimizi aydınlatacak bir açıklama yapmasını talep ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Öz.

Sayın Kaplan…

4.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, turistik yörelerde belediyelere ayrılan payın kış nüfusu üzerinden hesaplanmasının yaz aylarında hizmetlerin aksamasına sebep olduğuna ilişkin açıklaması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kıyı belediyeleri genellikle turistik olan yöreler. Kışın bunların 5 bin-6 bin nüfusu ama yazın 100 binin üstüne çıkan nüfuslara sahip. Bu, ülkemizin Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgesi’nde, hepsinde böyle. Maalesef belediyelere ayrılan bütçe kış nüfusu üzerinden hesaplanıyor. Kış nüfusu üzerinden hesaplanınca, altı ay yaz nüfusu kalıyor ve çöpler, su gibi temel ihtiyaçlar karşılanamıyor.

Şimdi, bunların içinde bir de o turistik beldelere gidişte, yol güzergâhlarında atılan çöpler ve piknikler var. Çevre Bakanlığının alanında olmasına rağmen maalesef bunlar da toplanmıyor. Bununla ilgili, özellikle İller Bankasının ve Meclisin bir duyarlılık gösterip bu turistik beldelerle ilgili yaz sezonu uygulaması için ayrı bir kalem açması gerekiyor. Yoksa bu çöpler herkesi rahatsız etmeye devam edecek.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Sayın Balık…

5.- Elâzığ Milletvekili Sermin Balık’ın, Elâzığ’ın Maden ilçesinde meydana gelen hortum felaketine ilişkin açıklaması

SERMİN BALIK (Elâzığ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Elâzığ Maden ilçemizde meydana gelen hortum felaketi yüzünden söz almış bulunuyorum. Ne yazık ki çok acı bir felaket yaşadık, 6 vatandaşımızı kaybettik. Vatandaşlarımızın ailelerine başsağlığı diliyorum, Allah sabırlarını artırsın. Ölen vatandaşlarımıza Allah rahmet eylesin. Yine aynı felakette 6 işçimiz yaralandı, bunların 5’i hastanelerde tedavi görerek taburcu edildiler. Bir vatandaşımız henüz hastanede. Bununla birlikte yine bu felaketin yol açtığı iki köyümüzde çok ciddi ağır hasarlarımız var ancak baharın bu yıl geç gelmesinden dolayı köylerimizin henüz boş olması kaybımızı, bu acımızı azalttı. Şükrediyoruz ki köylerimizde kimse yoktu. Köylerimizde yaşayanlar olsaydı acımız daha büyüyebilirdi.

Bu konuda da bütün birimlerimiz, bütün müdürlüklerimiz, yetkili bütün çalışanlarımız üzerlerine düşeni hakkıyla yaptılar. Hepsine tek tek teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Balık.

Sayın Tüzel…

6.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Osmaniye T Tipi Cezaevindeki duruma acilen müdahale edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir acil konuyla ilgili söz aldım. Osmaniye T Tipi Cezaevine çok acil bir müdahale gerekiyor. 15 tutuklu açlık grevinde ve bugün kırk dokuzuncu günlerindeler. Tahmin edileceği gibi çok ağır bir sağlık durumu sorunuyla karşı karşıyalar. Neden açlık grevindeler? Hiçbir cezaevinde uygulanmayan metotlarla burada âdeta işkence edilmekte tutuklulara. Tüm tutuklular tıraş zorunluluğu, yapmayan da hak gaspı ve disiplin uygulamalarıyla karşılaşıyorlar. Aynı şekilde insan haysiyetini kırıcı çıplak bir arama, ziyaretçileri benzer şekilde mağdur edecek bir tutumla karşı karşıyalar. Tek sıra askerî disiplin uygulaması yapılıyor. Bütün bunlar karşısında Meclis komisyonu araştırma yapmış ve rapor vermiş olmasına rağmen Bakanlık sessizlik içerisinde. Adalet Bakanına cezaevine müdahale etmeye dönük çok acil çağrıda bulunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tüzel.

Sayın Öğüt…

7.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, son çıkarılan Teşvik Yasası’yla Çankırı ilinin teşviklerden daha az yararlandırıldığına ilişkin açıklaması

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) -  Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Son çıkan teşvik yasasıyla Çankırı ili bir derece daha düşürülerek teşvik yasasından daha az yararlandırılmaya başlamıştır. Çankırı’nın nüfusu gittikçe azalmakta ayrıca Çankırı’nın seçmen ve istihdamı da gittikçe düşmektedir, milletvekili sayısı düşmektedir. Bu olumsuz şartlara rağmen hâlâ teşvikin bu Çankırı’da azaltılmış olmasının ne anlama geldiğini öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öğüt.

Sayın Ulupınar…

8.- Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar’ın, 6 Nisan 2012 tarihinde Filyos Çayı üzerinde bulunan Çaycuma Köprüsü’nün çökmesine ilişkin açıklaması

ÖZCAN ULUPINAR (Zonguldak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, 6 Nisan Cuma günü saat 15.30 civarında Filyos Çayı üzerinde bulunan Çaycuma Köprüsü çökmüştür. O sırada oradan geçen bir minibüste 10, yaya olarak da 5 olmak üzere 15 vatandaşımız sel sularına kapılmış ve kaybolmuştur. İki gün sonra, pazar günü Meryem Başören isimli bir vatandaşımızın cesedi olay yerinden 3 kilometre uzaklıkta bulunmuştur. Diğer vatandaşlarımızın bulunması için yoğun çalışma yapılmaktadır. Çaycuma’mıza ve Zonguldak’ımıza geçmiş olsun diyorum. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı ve sabır diliyorum.

Aynı zamanda Sayın Milletvekili Mehmet Haberal’ın annesi Medine Haberal hayatını kaybetmiştir. Kendisine de Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve baş sağlığı temenni ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ulupınar.

Sayın Türkkan…

9.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde karşıt görüşlü iki grup öğrenci arasında çıkan olaylara ve sonuçlarına ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Geçtiğimiz hafta Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde karşıt görüşlü iki grup öğrenci arasında çıkan kavgaya Fakülte Dekanının müsaade etmemesiyle beraber polis müdahale etmemiştir. Bu konuda, orada yaralananlar olmasına rağmen, polisin müdahale etmesine izin vermeyen Dekan, âdeta bir grubu cezalandırmaya devam etmektedir. Sağ görüşlü öğrencilere, ülkücü öğrencilere ayın 25’ine kadar okula giriş yasağı konulmuştur. Bu çocukların sınav dönemleridir, sınavlara giremiyorlar. 12 Eylülde bize yaptıkları gibi, hem cezaevinde tutup hem devamsızlıktan kaydımızı sildikleri gibi, 12 Eylül hukukunun üniversitelerde de devam ettiğini görüyoruz. Bu konunun, bir an önce Hükûmet tarafından el atılıp düzeltilmesini talep ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Türkkan.

Sayın Akdağ, buyurunuz.

10.- Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatında yapılan personel yer değişikliklerinin mevzuata uygun olduğuna ve mağduriyetlere sebep olmadığına ilişkin açıklaması

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Değerli milletvekillerimizden, Bakanlığımızda, en son yaptığımız Kanun Hükmünde Kararname sonucunda yapılan bazı personel yer değişiklikleriyle ilgili bir açıklama yapmam istendi. Bu gerekçeyle, bu sebeple söz aldım.

Tabiidir ki bir yapısal değişim yapıldığında, yapılan yeni kanunla birlikte yeni personel kadro sayıları da oluşturulmaktadır, bu Kanun’un ekinde bunlar yapılıyor biliyorsunuz. Dolayısıyla, bu sayılara uygun olarak Bakanlığın yapısını düzenlemek gerekiyor. Yani bir şekilde Bakanlığımızdan bazı personellerin merkezden alınarak, merkezden ayrılmaları sağlanarak taşrada görevlendirmeleri gerekiyor. Elbette kendi pozisyonlarına uygun görevlendirmeler yapılıyor yani Kanun’un öngördüğü biçimde. Bu arkadaşlarımızı, bu değerli çalışanlarımızı mağdur etmemek açısından da biz bu görevlendirmeleri Ankara ilinin içinde yaptık yani oturdukları yerden, ikamet yerlerinden meslektaşlarımızın, çalışanlarımızın ayrılmamaları için. Dolayısıyla, bu anlamda oluşmuş bir mağduriyet yoktur. Yani kamuda çalışan bir görevlinin, bir kanun neticesinde, Bakanlık merkezinden Ankara ili içerisinde bir başka uygun pozisyonda çalıştırılması kanunlara ve normal mevzuata uygun bir faaliyettir, başka türlüsünü yapmamız mümkün de değil. Kanunla oluşturulmuş kadrolar bu şekildedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akdağ.

Sayın Nazlıaka’ya en son olarak söz veriyorum.

Buyurunuz.

11.- Ankara  Milletvekili  Aylin  Nazlıaka’nın,  Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fa-kültesinde karşıt görüşlü iki grup öğrenci arasında çıkan olaylara ve sonuçlarına ilişkin açıklaması

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Az önce Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde yaşanan olay tek yönlü aktarıldı diye düşünüyorum, o yüzden bir ekleme yapmak istedim. 22 gencimiz değil, 31 gencimiz okuldan uzaklaştırılmıştır ve diğer çocuklarımız da sol görüşlü gençlerimizdir. Ben de bu konuda Sayın Bakanın bir açıklama yapmasını istirham edeceğim.

Bu gençlerimizin okuldan uzaklaştırılmış olmaları sınava girmelerini engellemektedir ve böylelikle en temel hakları olan eğitim-öğretim haklarından da mahrum kalmaktadırlar. Onun için, çocuklarımızın, bir an önce okulla ilgili uzaklaştırma kararının geri alınması yönündeki taleplerini de ben iletmiş olayım kendilerine.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Nazlıaka.

Sayın milletvekilleri, on beş dakika ara veriyorum.

 

 

Kapanma saati: 14.33


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.37

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Mustafa HAMARAT (Ordu)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 93’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Yemen Cumhuriyeti Parlamentosu Sağlık Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/840)

                                                                                                     10 Nisan 2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 3 Nisan 2012 tarihli ve 20 sayılı kararı ile Yemen Cumhuriyeti Parlamentosu Sağlık Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin ülkemizi ziyaret etmesi uygun bulunmuştur.

Söz konusu heyetin ülkemizi ziyareti, 28/3/1990 tarih ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 7. maddesi gereğince Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                       Cemil Çiçek

                                                                                         Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                          Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, önergeleri ayrı ayrı okutacağım.

3’üncü sırada okutacağım Meclis araştırması 500 kelimeden fazla olduğu için önerge özeti okunacaktır. Ancak önergenin tam metni Tutanak Dergisi’nde yer alacaktır.

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve 23 milletvekilinin, darbeler ve muhtıraların demokratik sistemde, siyasal ve toplumsal yaşamda açtığı etkilerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/236)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

12 Mart 1971 askeri muhtırası, 12 Eylül 1980 askeri darbesi ve 28 Şubat 1997 post-modern darbesinin, demokratik sistemde, siyasal ve toplumsal yaşamda yol açtığı etkilerin bütün yönleriyle ve boyutlarıyla araştırılması, demokrasiyi kesintiye uğratan bu darbe süreçlerinin bir daha yaşanmaması için anayasal ve yasal düzeyde yapılacak değişikliklerin belirlenmesi ve Türkiye'nin darbelerle yüzleşmesi amacıyla Anayasa’nın 98. TBMM İç Tüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ederim.

Gerekçe:

Türkiye siyasal tarihi ne yazık ki darbelerin ağır bedelini ödemiş travmalarla dolu siyasal ve toplumsal bir geçmişe sahiptir. Yaşanan her darbe Türkiye'yi daha da geriye götürmüş, kör topal demokrasi kesintiye uğramış, özgürlükler askıya alınmıştır.

12 Mart 1971'deki askeri muhtıra, dönemin sivil hükümetini yönetimden uzaklaştırarak, kör topal ilerlemeye çalışan demokrasi sürecine önemli bir darbe indirdi. Ne yazık ki; dönemin parlamentosu muhtıraya direnmemiş ve hatta muhtıra metni parlamento kürsüsünden okunmuştur. Temel hak ve özgürlüklerin rafa kaldırıldığı, binlerce kişinin işkencelerden geçirildiği ve üç devrimcinin idam sehpasına çıkartıldığı bu karanlık sürece ortak olunmuştur.

Demokrasiye ağır darbe indiren bu süreç, 12 Eylül askeri darbesinin önünü açmış, bir anlamda yarım kalan iş tamamlanmıştır. 12 Eylül 1980 askeri darbesi, ülke tarihinde onarılması güç yaralar açmıştır. Her şeyden önce oluşturulan darbe Anayasasıyla getirilen yasakçı-ırkçı-tekçi zihniyet yurttaşlarımızın büyük bedeller ödemesine sebep olmuştur.

Bu dönemde yüz binlerce yurttaşımız ağır işkencelerden geçirilmiş, binlercesi sakat bırakılmış, yüzlercesi öldürülmüş, yüz binlerce kişi cezaevlerine atılmış, binlercesi ülke dışına iltica etmek zorunda kalmış, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri kapatılmış, siyaset yasağı getirilmiştir.

12 Eylül darbesi ve o süreçte yaşanan insanlık dışı ağır işkenceler, yasaklar, yine 12 Eylül darbesinin ürünü olarak çıkartılan tekçi-otoriter 12 Eylül Anayasası Kürt sorununda bugünlere uzanan ve ağır kayıplara yol açan çatışmalı süreci başlatmıştır.

Türkiye 12 Eylül darbesi hukukuna göre dizayn edilmiş, devlet yapılanması ve kurumları, idari yapı cunta zihniyetine göre oluşturulmuş, darbeciler kendi vesayetini ve statükosunu kurmuştur. Milli Güvenlik Kurulu, Yüksek Öğretim Kurulu, sıkıyönetim ve sonrasında oluşan Devlet Güvenlik Mahkemeleri ve Özel Yetkili Mahkemeler, askeri yargı, yüzde 10'luk seçim barajı, örgütlenme-düşünce ve siyaset özgürlüğünün önünde engel olan Terörle Mücadele Kanunu gibi anti-demokratik yasalar bu darbe sürecinin birer kurumlaşmalarıdır.

28 Şubat'ta farklı bir nitelik büründürülerek gerçekleştirilen post-modern darbede de görüldüğü üzere her darbe girişimi, yayınlanan her muhtıra, siyaset kurumuna yapılan her müdahale, ülkeyi geriye götürmüştür. Siyaset dışı güçlerin müdahalesi, siyaset kurumunun dirayetsizliği; toplumsal muhalefetin darbelerle, kanla bastırılması demokrasiyi zayıflatmış, ülkeyi demokratik reflekslerinden yoksun bırakmıştır. Bunun sonucu olarak demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel insan hak ve özgürlükleri çağdaş ülkeler düzeyine bir türlü çıkarılamamıştır.

Darbeler süreci ne yazık ki, militarist, şovenist, milliyetçi eğilimleri güçlendirerek, toplumsal barışı tehdit eder noktaya getirmiştir. Farklı kimlik ve kültürlerin barış içerisinde bir arada yaşadığı ülkemizde bundan hoşnut olmayan, dinler, diller, kültürler arasında çatışma yaratmak isteyen güç odakları her dönem çeşitli provokasyonlara başvurmuştur.

Andıçlar, fişlemeler, yargısız infazlar, köy yakıp yıkmalar, faili meçhul cinayetler, işkenceler, katliamlar, insanlık dışı uygulamalar, darbelerin bir sonucu olarak yaşanmış, yaşatılmıştır.

Bugün halen düşünce, örgütlenme ve siyaset özgürlüğünü engellemeye dönük sürdürülen yasakçı uygulamalar, milletvekilinden belediye başkanına, gazetecisinden siyasetçisine, avukatından insan hakları savunucusuna, akademisyeninden öğrencisine kadar binlerce kişinin tutuklanması darbeci zihniyetin halen devrede olduğunu, darbelerin şekil ve nitelik değiştirse de varlığını sürdürdüğünü göstermektedir.

Türkiye'nin yakın döneminin en acı olaylarının saklı olduğu bu dönemi açığa çıkarmak ve bu dönemle yüzleşmesi artık kaçınılmazdır. Türkiye'nin bir daha darbeler süreci yaşamaması için bu yüzleşmeyi gerçekleştirmesi, anayasal alanda düzenlemeleri bir an önce yapması, darbelerin çözümsüzlüğe mahkûm ettiği Kürt sorununun adil-demokratik-barışçıl bir çözüme kavuşturulması, Türkiye'deki darbe kurumlaşmalarının ve yasal-anayasal düzenlemelerin tasfiye edilmesi, topyekûn bir demokrasi seferberliğinin başlatılması Türkiye'nin en öncelikli gündemidir.

Bu amaçla, darbe süreçlerinin bütün yönleriyle araştırılması ve yüzleşmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılması elzemdir.

1) Sırrı Sakık                                (Muş)

2) Pervin Buldan                           (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                            (Şırnak)

4) Halil Aksoy                                           (Ağrı)

5) Murat Bozlak                            (Adana)

6) İdris Baluken                            (Bingöl)

7) Ayla Akat Ata                           (Batman)

8) Emine Ayna                              (Diyarbakır)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu          (Bitlis)

10) Altan Tan                                              (Diyarbakır)

11) Adil Kurt                                (Hakkâri)

12) Esat Canan                              (Hakkâri)

13) Sırrı Süreyya Önder                (İstanbul)

14) Sebahat Tuncel                       (İstanbul)

15) Mülkiye Birtane                      (Kars)

16) Erol Dora                                (Mardin)

17) Ertuğrul Kürkçü                      (Mersin)

18) Demir Çelik                            (Muş)

19) İbrahim Binici                         (Şanlıurfa)

20) Nazmi Gür                              (Van)

21) Özdal Üçer                             (Van)

22) Leyla Zana                              (Diyarbakır)

23) Ahmet Türk                            (Mardin)

24) Nursel Aydoğan                     (Diyarbakır)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve 120 milletvekilinin, darbeler ve muhtıraların toplumsal, siyasal, ekonomik ve hukuki alanlardaki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/237)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemiz tarihinde darbeler ve muhtıralarla demokrasimize çok sayıda müdahale gerçekleşmiştir. Bu darbe ve muhtıraların ülkemize ve milletimize toplumsal, siyasal, ekonomik ve hukuki alanlarda yıkıcı etkileri olmuştur. Bu süreçlerde yaşanan gelişmeleri incelemek, bu gelişmelerin yıkıcı etkilerini belirlemek ve önlemler almak amacıyla Anayasanın 98, T.B.M.M. İçtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırması açılması konusunda gereğini arz ederiz.                                            

Gerekçe:

Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana ülkemizde demokratikleşme sürecini kesintiye uğratan birçok antidemokratik uygulama olmuştur.

Baskı kurarak, zor kullanarak ya da başka hukuk dışı yollarla millet idesine dayalı hükümetleri devirmek isteyenler, çeşitli darbe girişimlerinde bulunmuş; bu darbeler demokrasimizin tarihine birer kara leke olarak geçmiştir.

Siyasî hayatımızda 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 tarihlerinde demokrasiye hukuk dışı müdahaleler yapılmış; hükümetler cebir ve şiddet ya da baskı kullanılarak görevlerinden uzaklaştırılmış; millî iradenin tecelligâhı olan yüce parlamento lağvedilmiş, yüz binlerce vatandaşımız mağdur edilmiştir. Keza bu ülkede Başbakan ve Bakan konumundaki devlet adamları hukuksuz biçimde idam edilmiş, hafızalardan silinmeyen büyük acılar yaşanmıştır.

En son 27 Nisan 2007 tarihinde e-muhtıra olarak adlandırılan bir bildiriyle milli iradenin işbaşına getirdiği hükümete karşı bir müdahale teşebbüsünde bulunulmuş ise de, hükümetin dirayetli ve kararlı duruşu sayesinde bu talihsiz girişim sonuçsuz kalmıştır.

Özgürlükçü demokratik rejimlerde esas olan irade, milletin iradesidir. Bu rejimlerde iktidarlar milli iradenin tezahür ettiği hür ve serbest seçimler yoluyla göreve gelir; iktidarın görevde kalması veya görevden ayrılması da ancak demokrasinin kurum ve kuralları çerçevesinde mümkün olur. Bunun dışında bir yolu benimsemek demokratik sistemlerde asla kabul edilemez bir yaklaşımdır.

Darbeler ve muhtıralar, sebebi ne olursa olsun demokrasiye, ülkeye ve millete çok ağır bedeller ödeten ve açıkça suç teşkil eden eylemlerdir.

Darbelerin ve muhtıraların ülkemizde yol açtığı ekonomik, sosyal, hukuki ve siyasi tahribatın günümüze de sirayet eden görünür ve görünmez etkileriyle, toplum ve bireyler üzerinde meydana getirdiği maddi ve manevi zararların ve hak ihlallerinin kapsamlı biçimde araştırılarak alınması gerekli tedbirlerin tespiti bakımından bir meclis araştırma komisyonu kurulması amacıyla işbu önerge verilmiştir.

1) Nurettin Canikli                             (Giresun)

2) Ayşe Nur Bahçekapılı                   (İstanbul)

3) Ahmet Aydın                                 (Adıyaman)

4) Mahir Ünal                                    (Kahramanmaraş)

5) Ramazan Can                                (Kırıkkale)

6) Mustafa Elitaş                                (Kayseri)

7) Nihat Zeybekci                              (Denizli)

8) Mehmet Doğan Kubat                   (İstanbul)

9) Salih Kapusuz                               (Ankara)

10) Mehmet Domaç                           (İstanbul)

11) Selçuk Özdağ                              (Manisa)

12) Mehmet Naci Bostancı                (Amasya)

13) İbrahim Yiğit                               (İstanbul)

14) Ali Ercoşkun                               (Bolu)

15) Yılmaz Tunç                                (Bartın)

16) Mine Lök Beyaz                            (Diyarbakır)

17) Fatih Şahin                                    (Ankara)

18) Metin Külünk                                (İstanbul)

19) Süreyya Sadi Bilgiç                       (Isparta)

20) Abdullah Nejat Koçer                    (Gaziantep)

21) Ziver Özdemir                               (Batman)

22) Bünyamin Özbek                          (Bayburt)

23) Mehmet Altay                                (Uşak)

24) Özcan Ulupınar                             (Zonguldak)

25) Şirin Ünal                                      (İstanbul)

26) Mustafa Öztürk                              (Bursa)

27) Hüseyin Bürge                              (İstanbul)

28) Zülfü Demirbağ                             (Elâzığ)

29) Salih Koca                                     (Eskişehir)

30) Orhan Karasayar                           (Hatay)

31) Osman Aşkın Bak                         (İstanbul)

32) Oya Eronat                                    (Diyarbakır)

33) Alpaslan Kavaklıoğlu                    (Niğde)

34) Ahmet Haldun Ertürk                    (İstanbul)

35) Sevde Bayazıt Kaçar                     (Kahramanmaraş)

36) Nurcan Dalbudak                          (Denizli)

37) Akif Çağatay Kılıç                         (Samsun)

38) Vedat Demiröz                              (Bitlis)

39) İsmail Kaşdemir                            (Çanakkale)

40) Enver Yılmaz                                (İstanbul)

41) Fehmi Küpçü                                 (Bolu)

42) Yusuf Başer                                   (Yozgat)

43) Tülay Kaynarca                             (İstanbul)

44) Tülay Selamoğlu                           (Ankara)

45) İbrahim Korkmaz                          (Düzce)

46) Muhammed Murtaza Yetiş            (Adıyaman)

47) İlhan Yerlikaya                              (Konya)

48) İsmet Uçma                                   (İstanbul)

49) Mehmet Sarı                                  (Gaziantep)

50) Murat Göktürk                               (Nevşehir)

51) İdris Güllüce                                  (İstanbul)

52) Mehmet Süleyman Hamzaoğulları (Diyarbakır)

53) Özlem Yemişçi                            (Tekirdağ)

54) Feramuz Üstün                            (Gümüşhane)

55) Ahmet Berat Çonkar                    (İstanbul)

56) Muzaffer Çakar                           (Muş)

57) Hasan Karal                                 (Rize)

58) Mustafa Hamarat                         (Ordu)

59) İdris Şahin                                   (Çankırı)

60) Mehmet Muş                               (İstanbul)

61) Halide İncekara                           (İstanbul)

62) Recep Özel                                  (Isparta)

63) Sıtkı Güvenç                                (Kahramanmaraş)

64) Ahmet Baha Öğütken                  (İstanbul)

65) Sevim Savaşer                             (İstanbul)

66) Gülay Dalyan                              (İstanbul)

67) Hilmi Bilgin                                 (Sivas)

68) Mihrimah Belma Satır                  (İstanbul)

69) Mustafa Ataş                               (İstanbul)

70) İsmail Aydın                                (Bursa)

71) Harun Karaca                              (İstanbul)

72) Hacı Bayram Türkoğlu                (Hatay)

73) Ömer Faruk Öz                            (Malatya)

74) İsmet Su                                      (Bursa)

75) Mehmet Erdoğan                         (Adıyaman)

76) Halil Ürün                                   (Afyonkarahisar)

77) Pelin Gündeş Bakır                      (Kayseri)

78) Mehmet Yüksel                           (Denizli)

79) Hüseyin Şahin                             (Bursa)

80) İhsan Şener                                  (Ordu)

81) Hüseyin Üzülmez                        (Konya)

82) Uğur Aydemir                             (Manisa)

83) Ekrem Çelebi                               (Ağrı)

84) Abdulkerim Gök                         (Şanlıurfa)

85) Ertuğrul Soysal                            (Yozgat)

86) Mahmut Kaçar                             (Şanlıurfa)

87) Avni Erdemir                               (Amasya)

88) Oğuz Kağan Köksal                    (Kırıkkale)

89) Muammer Güler                          (Mardin)

90) Mehmet Akyürek                        (Şanlıurfa)

91) Afif Demirkıran                           (Siirt)

92) Hüseyin Cemal Akın                   (Malatya)

93) Cuma İçten                                  (Diyarbakır)

94) Tülay Bakır                                 (Samsun)

95) Tülin Erkal Kara                          (Bursa)

96) Osman Kahveci                           (Karabük)

97) Ahmet Arslan                              (Kars)

98) Ali Rıza Alaboyun                       (Aksaray)

99) Mehmet Şükrü Erdinç                  (Adana)

100) Bülent Turan                             (İstanbul)

101) Cahit Bağcı                                (Çorum)

102) Ömer Selvi                                (Niğde)

103) Salim Uslu                                 (Çorum)

104) Cem Zorlu                                 (Konya)

105) Ali Gültekin Kılınç                    (Aydın)

106) Şuay Alpay                                (Elâzığ)

107) Erdal Kalkan                             (İzmir)

108) Sadık Yakut                               (Kayseri)

109) Yaşar Karayel                            (Kayseri)

110) Nevzat Pakdil                            (Kahramanmaraş)

111) Ahmet Öksüzkaya                     (Kayseri)

112) İsmail Tamer                             (Kayseri)

113) Ali Aydınlıoğlu                         (Balıkesir)

114) Zeyid Aslan                               (Tokat)

115) Mustafa Akış                             (Konya)

116) Önder Matlı                               (Bursa)

117) Muhammet Bilal Macit              (İstanbul)

118) Osman Boyraz                           (İstanbul)

119) Hamza Dağ                               (İzmir)

120) Oktay Saral                                (İstanbul)

121) Erol Kaya                                  (İstanbul)

122) Faruk Işık                                  (Muş)

123) Zeynep Karahan Uslu                (Şanlıurfa)

124) Ayşenur İslam                           (Sakarya)

125) Ali İhsan Yavuz                        (Sakarya)

3.- MHP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın, millî egemenlik ve demokrasiye müdahalelerin toplumsal, siyasal, ekonomik ve hukuki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/238) (x)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Milli egemenliğe, millet iradesine ve demokrasiye müdahalelerin ve buna yönelik girişimlerin, darbe süreçlerinin siyasi, sosyal, ekonomik ve hukuki sebep ve sonuçlarının, hukuk ve insanlık dışı kötü muamelelerin tespit edilmesini ve demokrasinin kurum ve kurallarının tesis edilmesi için yapılması gerekenleri belirlemek amacıyla Anayasanın 98'inci, İç Tüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını Milliyetçi Hareket Partisi grubu adına arz ederiz.

             Oktay Vural                                                                    Mehmet Şandır

   MHP Grup Başkan Vekili                                                  MHP Grup Başkan Vekili

                   İzmir                                                                                Mersin

Gerekçe özeti:

Cumhuriyetimiz millî egemenlik temelinde kurulmuştur. Millî egemenliğin millet iradesiyle tesisi demokratik hukuk devleti anlayışıyla mümkündür. Millet iradesini yok sayarak millî egemenliğe, demokrasiye hukuk dışı müdahaleler esasen cumhuriyetimizin yegane dayanağı olan milleti yok saymak anlamı taşır.

Askerî darbelerden toplumun her kesimi zarar görmüştür; görev başındaki seçilmiş meşru yönetimler cebren, şiddet yoluyla ve baskıyla yönetimden uzaklaştırılmış, parlamento feshedilmiş, sendikalar, sivil toplum örgütleri, üniversiteler, demokrasinin olmazsa olmazı sayılan siyasi partiler bu darbelerin ve müdahalelerin muhatabı olmuşlar, sonuçta demokrasi ve hukuk devleti anlayışı büyük yara almıştır.

Bu müdahalelerin gerçekleşmesinden önce toplumsal yapının tahrik edilmesi, toplumsal farklılıkların kaşınması, yaşanan çatışmalar; darbe süreci sonrasında ise işkenceler, kötü muameleler, yargı sürecine müdahaleler, mağduriyetler sürecinin de araştırma konusu yapılması siyasi ve hukuki meşruiyetin bir gereğidir.

Darbeler ve muhtıralar, Türkiye'de toplumsal olarak ortaya çıkan taleplerin meşruiyet içerisinde siyasileşerek devlet mekanizmasında yer bulmasını engelleyen, normal demokratik mekanizmanın işleyişinin temelini teşkil eden süreci sabote eden, özgürlükçü ortamı yok eden, milletin egemenliğini meşru temsilcileri yoluyla kullanmasını engelleyen bir geleneği oluşturmuştur. Bu durum toplumsal açıdan ülkenin kendi iç dinamiklerini harekete geçirerek sağlıklı bir demokratik sürecin tamamlanmasını mümkün kılacak gelişmelerin de önünü kesmiştir.

Ülke yönetiminin demokrasi dışı unsurlarla ele geçirilmesi ve sivil iktidarın yerine ara rejimlerin bir darbe ya da muhtırayla hâkim kılınmaya çalışılması o ülke demokrasilerinin olgunlaşmasını ve kurumsallaşmasını her zaman sekteye uğratmıştır.

Hangi nedenle ve kime karşı yapılmış olursa olsun, demokrasiye yönelik müdahaleleri reddetmek, demokratik kural ve işleyişi sonuçlarından bağımsız olarak savunmayı öngören bir ahlaki perspektifi yerleştirmek gerekir. Bunun için "iyi darbe-kötü darbe" ayrımına karşı çıkmak zorunludur. 27 Mayıs, 12 Eylül, 12 Mart, 28 Şubat ve 27 Nisan arasında tercih yapmak yerine topyekûn darbelerin karşısında durmak daha erdemli, daha tutarlı bir yoldur.

                               

(x) (10/238) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

Gücün millete egemenliği ve millet iradesi üzerindeki baskısının zaman içinde mahiyet değiştirdiği dikkate alındığında, demokratik hukuk devletine yönelik tehdit odaklarının ve uygulamalarının da aynı sonucu verebileceği de dikkate alınmalıdır. Nitekim askerî müdahalelerin yönteminin dahi zaman içinde doğrudan ve dolaylı şekilde farklı mahiyetler aldığı görülmüştür. Şüphesiz hem ordunun siyasete müdahalesi hem de ordu üzerinden siyaset yapmak TSK'nın milletimiz nezdinde güvenilirliğini de zedelemektedir.

Demokrasiye ve millet egemenliğine müdahalelerin siyasal sonuçlar doğurduğu açıktır. Her bir müdahalenin, yapıldığı dönemde ve sonrasında siyasal bir sonuca yöneldiği ve bu siyasal amaçtan da ayrılamayacağı, ideolojik tercihleri doğurduğu açıktır. Bu süreçlerde güç odaklarının ve siyasal aktörlerin etkisi ele alınmalıdır.

Demokratik süreç ve yönetim anlayışına yönelik müdahalelerin sadece ülke içinde güç paylaşımı arayışından kaynaklandığını ifade ederken, bu süreçlere dış unsurlarının etkisini göz ardı etmek süreçleri ve sonuçları tam manasıyla sorgulanma sonucu doğurmaz.

Geçmişi değiştirmek, onun acılarını telafi etmek, darbe ve muhtıraların kurbanlarını veya kaybettiklerini geri getirmek mümkün değildir. Ancak önceki kuşakların yapamadığını yapmak, çocuklarımıza özgür, adil ve insanca yaşayabilecekleri bir hukuk devleti bırakmak mümkündür ve zorunludur.

Darbelerden kurtulmak, insan haklarına dayalı demokratik bir rejim kurmak ve kurumsallaştırmak, her şeyden önce demokrasiye inanan bireylere, sivil toplum örgütlerine ve siyaset kurumuna ve çok boyutlu ve tutarlı bir mücadeleye bağlıdır.

Bugüne kadar yaşanan darbeler, muhtıralar, demokrasi dışı müdahaleler ülkemize ve milletimize büyük acılar yaşatmış, toplumun her kesiminden insanlar bu müdahalelerin mağduru olmuşlardır.

Bu süreçlerin toplum ve devlet hayatımız üzerinde meydana getirdiği tahribatın ortaya konulması, maddi ve manevi zararların ve hak ihlallerinin bütüncül bir şekilde araştırılması ve müdahalelerle karşı karşıya kalınmaması için gerekli tedbirlerin alınması için Meclis Araştırması yapılması amacıyla bu önergenin verilmesi uygun görülmüştür.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler üzerindeki Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler, alınan karar gereğince bugün yapılacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım, daha sonra da oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, 11/4/2012 tarihinde Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin askerî ve sivil darbelere ilişkin olarak vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 11/4/2012 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Sayı:219                                                                                          11.04.2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 11.04.2012 Çarşamba günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                 Emine Ülker Tarhan

                                                                                                           Ankara

                                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

CHP Grup Başkanvekilleri Ankara milletvekili Emine Ülker Tarhan, İstanbul milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Yalova milletvekili Muharrem İnce tarafından, 11.04.2012 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Askeri ve sivil darbelere" ilişkin olarak verilmiş bulunan Meclis Araştırma Önergesinin, (364 sıra nolu) Genel Kurul'un bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 11.04.2012 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde aynı konudaki önergelerle birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneri üzerinde söz talebi yoktur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, kabul edilen grup önerisi gereğince, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin vermiş oldukları Meclis araştırması önergesini okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Meclis Araştırması Önergeleri (Devam)

4.- CHP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yönelik tüm eylem ve işlemler ile sivil ve askerî darbelerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/239)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yönelik tüm eylem ve işlemler ile demokrasiyi kesintiye uğratan tamamlanmış ve girişim niteliğindeki sivil ve askeri darbeler ile sonrası uygulamaların, demokrasi dışı toplumu terörize eden tüm vesayet sistemlerinin ve bunları önceleyen olay ve olguların araştırılması ve sorumlularının tespiti amacıyla Anayasanın 98, İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

       Emine Ülker Tarhan                                                      Mehmet Akif Hamzaçebi

                 Ankara                                                                              İstanbul

   CHP Grup Başkan Vekili                                                   CHP Grup Başkan Vekili

                                                        Muharrem İnce

                                                              Yalova

                                                 CHP Grup Başkanvekili

Gerekçe:

Türkiye'de yaşanmış tüm askeri ve sivil darbeler ile bunlara zemin hazırlayan girişimlerin ve bu girişimlerde bulunanların tespiti bir daha aynı olayların yaşanmaması için son derece önem taşımaktadır. Askeri ve sivil darbeleri önceleyen olayların yanı sıra darbeler sonrasında Türkiye'nin sürüklendiği mecranın ve bu sürecin aktörlerinin de belirlenmesi gerçeklerin ortaya çıkarılması noktasında önem taşımaktadır.

Araştırma önergesi ile tüm bu gerçeklerin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Okunan önerge üzerindeki Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşme, aynı konudaki bugün okunan diğer üç önergeyle birlikte bugün yapılacaktır.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler” kısmına geçiyoruz.

Bugün okunarak bilgiye sunulan, Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve 23 milletvekilinin (10/236); Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve 120 milletvekilinin (10/237); Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına grup başkan vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın (10/238); Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına grup başkan vekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin (10/239) esas numaralı, ülkemizde demokrasiye müdahale eden tüm darbe ve muhtıralar ile demokrasiyi işlevsiz kılan diğer bütün girişim ve süreçlerin tüm boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin birlikte yapılacak görüşmelerine başlıyoruz.

VIII.- MECLİS ARAŞTIRMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve 23 milletvekilinin, darbeler ve muhtıraların demokratik sistemde, siyasal ve toplumsal yaşamda açtığı etkilerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/236)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve 120 milletvekilinin, darbeler ve muhtıraların toplumsal, siyasal, ekonomik ve hukuki alanlardaki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/237)

3.- MHP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın, millî egemenlik ve demokrasiye müdahalelerin toplumsal, siyasal, ekonomik ve hukuki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/238)

4.- CHP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yönelik tüm eylem ve işlemler ile sivil ve askerî darbelerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/239)

BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde.

Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Atalay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce hepinizi saygıyla selamlıyorum, çalışmalarınızda başarı ve verim diliyorum. Bugün dört partimizin birden verdiği Meclis araştırma önergesi üzerinde konuşmak üzere söz aldım.

Önce, tabii, bütün partilerimizi ve yüce Meclisi bu önerge için hem kutluyorum hem teşekkür ediyorum ve bunu Hükûmet olarak desteklediğimizi ve bunun önemli bir adım olduğunu burada ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; darbeler, toplumu ve siyaseti halka rağmen tanzim etme düşüncesinin en somut örnekleridir. Yüce Meclis, millet iradesinin tecelligâhıdır. Bu iradeye karşı en büyük saldırı -bugüne kadar- ve saygısızlık darbeler yoluyla yapılmıştır. 27 Mayıs 1960 darbesinden itibaren siyasete yapılan her türlü müdahale millî iradeyi hiçe saymış, paranteze almıştır; artık bu parantez dönemleri kapanmıştır. Demokrasi, milletin kendi ayakları üzerinde durduğu, kendi kaderini belirlediği yönetim biçimidir. Darbeler ise vesayetçi anlayışa dayanır. Darbeler, bir anlamda, vesayetçi düşüncenin, işte vesayet mekanizmasının daha bir açığa çıktığı, fiilen görüldüğü dönemlerdir. Darbeciler “bireylerin, toplum bireylerinin gelişmediğini ve kendi kararlarını kendilerinin veremeyeceğini” savunarak, millet iradesini hiçe sayarak demokrasiye müdahale ederler.

Darbeler ve muhtıralar, bu millete giydirilmeye çalışılan deli gömlekleridir. Bugün gelinen noktada, millet, tüm kurumlarıyla bu deli gömleğini bir daha asla giymeyeceğini haykırmıştır, haykırmaktadır. Bugünkü araştırma önergeleri de -dört partinin birden verdiği araştırma önergeleri- aslında, bunun, yüce Mecliste de en önemli ifadesidir.

Tabii, bu milletin, darbeler dönemiyle, en önemlisi darbe zihniyetiyle hesaplaşmasının vakti çoktan gelmiştir. Bu zihinsel hesaplaşmanın adresi de, merkezi de, tabii, bu yüce Meclistir ve Meclis olmalıdır çünkü millî iradenin temsilcisi Meclistir. Millî iradenin temsilcisi olarak bu Meclisin, millet adına darbeleri ve siyasete müdahaleleri araştırması, gerçekleri halka anlatması bir görevidir. Bu Meclis araştırması, aslında, millete olan borcun ödenmesidir. Türkiye’de, darbeler, muhtıralar, bildiriler dönemi kapanmıştır; bu millet siyasi rüştünü ispat etmiş, iradesine ipotek konmasına “hayır” demiştir.

Tabii, bu darbelerin toplumumuza, ülkemize, ekonomimize, demokrasimize verdiği, gelişmemize verdiği zararların çok iyi şekilde araştırılması, Meclisin, bütün imkânları kullanarak nedenleriyle, sonuçlarıyla darbeleri, muhtıraları, bildirileri değerlendirmesi hem demokrasimiz için hem geleceğimiz için de çok büyük değere sahiptir.

Şunu hepimiz biliyoruz: Demokrasimizin derinleşmesi, kurumsallaşması darbelerle önlenmiştir. Âdeta her yeni darbede siyasi partilerimizin zihni tamamen sıfırlanmış, sivil toplumun bütün oluşumları sıfırlanmış ve yeniden bir döneme başlanmıştır. Bu sebeple, bu araştırma önergesi eminim geçmişle ilgili çok ciddi değerlendirmeleri, analizleri ortaya çıkaracaktır.

Şöyle baktığımızda, insan hakları ihlallerinin ülkemizde, toplumumuzda en fazla yapıldığı, ayyuka çıktığı dönemler bu olağanüstü dönemlerdir ve Türkiye'nin dış itibarı da bu manada çok etkilenmiştir. Tabii, en önemlisi ise siyaset üzerindeki vesayet mekanizmasıdır. Bunu en iyi sizler bilirsiniz, bu Meclis bilir millet iradesinin ne demek olduğunu ama millet iradesinin ve Meclisin, hükûmetin üzerinde bir vesayet mekanizması daima bu şekilde kendisini göstermiştir.

Burada dileğimiz, iyi bir analiz yapılması, rasyonel bir analiz yapılması. Burada, doğrusu, mümkün olabildiğince siyasi, toplumsal, ekonomik, bütün boyutlarıyla iyi bir analiz yapılması geleceğimiz için, kurumlarımız için önemlidir. Burada rövanş duygusuyla vesaire bakmadan, toplumumuzun geleceği için geçmişe bakarak bu değerlendirmeyi, analizi yapmak durumundayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, 2000 yılından bu tarafa da bakarsak doğrusu son on-on iki yıllık dönemde aslında demokratikleşme mücadelesinde, demokratikleşme yolunda çok önemli adımlar atılmıştır, çok önemli kazanımlar da elde edilmiştir yani biz kendimiz de hem Hükûmet olarak hem parti olarak hem 22’nci, 23’üncü, 24’üncü Meclis olarak baktığımızda, siyaset kurumu üzerinde vesayet mekanizmalarının kaldırılması için çok ciddi bir dönem yaşanmıştır ve çok başarılar elde edilmiştir yani bu dönem bir başarı dönemidir. Bu konuda doğrusu biz rahatız yani bu konuda bu dönemde elden gelen yapılmıştır.

Genel demokratikleşme trendi içinde birçok Anayasa değişikliği olmuş ve pek çok kanun, mevzuat değişmiştir; kurumsal yapılanmalar olmuştur. İlk defa, işte şu günlerde bir darbe yargılanmaktadır, bir darbenin sorumluları yargılanmaktadır. 12 Eylül darbesi sorumluları 12 Eylül 2010 tarihinde, yirmi yıl sonra, yapılan bir Anayasa değişikliğiyle şimdi yargılanmaktadır. Bu, tabii, sembolik değeri çok yüksek olan bir gelişmedir, bugünkü araştırma önergesi açısından değeri çok yüksek olan, önemi çok yüksek olan bir gelişmedir.

Ayrıca tabii bizim bu dönemde, bu araştırma önergeleri içinde de zikredilen, bir 27 Mayıs 2007 bildirisi vardır yani kimileri bunu işte…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Nisan, Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - …e-belgesi olarak falan da ifade etmektedir. Bir de benzeri 12 Martta vardır, o muhtıra olarak verilmiştir. Aslında buna bakış farklı olsaydı, Hükûmetin tavrı farklı olsaydı bu da bir muhtıra hâline gelebilirdi, öyle de algılanabilirdi ama burada siyaset kurumunun, liderliğimizin ve Hükûmetimizin kararlı, dik duruşu olmuştur ve bu dönemde olabilecek yine böyle tavra en sert şekilde, en uyarıcı şekilde, her kuruma görevi bildirilerek karşı konulmuştur. Bu da, eminim bu araştırma önergeleri açısından yine çok tarihî bir dönüm noktasıdır yani bu dönem de darbeler, muhtıralar dönemi açısından bir dönüm noktasıdır.

Tabii, şunu hepimiz kabul etmeliyiz: Bu Anayasa değişikliği ve diğer gelişmeler siyaset kurumuna güveni de artırmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün partilerin istediği bir araştırma bu ve çok önemli. Onun için burada siyasi doz katmak istemiyoruz yani Meclis açısından, demokrasimiz açısından buna bakıyoruz, bakmalıyız. Şu manada: Yani illa bir parti anlamında siyasi doz değil ama bu dönemdeki Mecliste, 22, 23, 24’üncü Dönem meclislerinin de katkısıyla, doğrusu, vesayet mekanizmalarını bertaraf eden çok ciddi adımlar atılmıştır. Hem psikolojik ortam hem siyasi ortam hem Anayasa değişikliği hem diğer mevzuat değişiklikleri… Bu yönde pek çok örnek verilebilir. Yani siyaset kurumu bugün prestij kazanmıştır.

Ben bir araştırmacı olarak söylüyorum; doğrusu, eski yıllarda yaptığımız araştırmalarda özellikle 1990’lı yılların sonlarına doğru falan, siyaset kurumuna güven iyice düşmüştü yani kurumsal güven araştırmalarında sekiz on kurum alt alta sıralanıyordu, en düşüklerden biriydi. Bugün en yukarıda değil ama ortanın epey üstünde bir yerde siyaset kurumu. Bu hepimizin dikkatiyle… Yani vatandaşa şunu dedik: Artık üzerimizde vesayet kurumu olamaz. Siz bize verdiniz iradeyi, biz de o iradeyi sonuna kadar kullanıyoruz sizin için. Yani milletimiz şuna artık güven duyuyor: Siyaset kurumu güçlendi, siyasetçi bugün daha güven duyulur…

Tabii, şunu da doğrusu açıkça söylemek istiyorum yani o dönem araştırmalarında şunu da biz görüyorduk: Siyaset kurumuna güveni azaltan başka tutumlar da vardı, yani “Siyasetçiye güvenilmez.” tutumunu geliştiren bir psikolojik ortam da vardı ve bu da oluşturuluyordu. Bugün bunlar bitmiştir artık ve biz, siyasetçiye ve siyaset kurumuna güveni artırmak durumundayız. Bunu sadece partilerimiz, bizler şahıslarımız açısından da değil, bu Meclis açısından ve daha da önemlisi demokrasi açısından… Siyasetçiye güven azalırsa demokrasi zayıflar; siyaset kurumuna ve siyasetçiye güven artarsa demokrasi güçlenir; bunu hepimiz biliyoruz. Onun için de bu araştırma önergelerini doğrusu bu açılardan da biz önemli ve değerli görüyoruz.

Tabii, burada özellikle şunu bir defa daha ifade etmek istiyorum: Bizim dönemimizde siyasete müdahale olarak 27 Nisan 2007’de bir bildiri yayımlanmıştır elektronik ortamda. İlk anından itibaren içinde olanlardan birisi olarak şunu söylüyorum: Burada Hükûmet olarak ve parti olarak en kararlı tutumumuzu ilk andan itibaren takındık ve bunun ben önemli bir dönüm noktası olduğuna inanıyorum. Şununla da mukayese ederek bunu söylüyorum: Bu Meclis bu manada çok acı günler yaşamıştır. Yine -benim şahit olduğum dönemdir yaş olarak da- 12 Mart 1971’i de bu ülke yaşamıştır, o da bir muhtıradır ama o muhtıra bu Meclis kürsüsünden okunmuştur, bu kadar önem verilmiştir. Hem o günün Hükûmeti hem de o günkü ortamda muhtıra o değeri kazanmıştır. Onun için, 27 Nisan 2007 bildirisine 28 Nisan 2007’de Hükûmetimizin karşı tutumu ve açıklaması çok daha tabii, önem kazanmıştır.

Tabii, şunu da doğrusu son iki noktadan birisi olarak eklemek istiyorum, belki bir kısmı şahsi ama: Türkiye’de tabii, yaşayan her bireyin darbelerle, muhtıralarla ilgili bir hikâyesi vardır, bu Meclis içinde bulunan birçok arkadaşımın da bu manada hikâyesi vardır. Yani hele biraz ülke meseleleriyle ilgilenenseniz bu darbelerin veya muhtıraların birinde mutlaka sizin de daha ileri hatıralarınız oluşmuştur. Türkiye böyle bir siyasi tarihi yaşadı ve yaşıyor.

Ben kendi açımdan şöyle baktığımda, işte 27 Mayıs 1960 ilk ihtilaldir. Yani çocukluk dönemimiz, ben orta 1’deydim ama kendi muhitim, aile ortamım sebebiyle âdeta bir yas günüydü ve büyük üzüntülerin yaşandığı bir ortamı o çocukluk günlerinden hatırlıyorum.

Tabii, 12 Mart 1971 büyük çalkantılara sebep olmuştur, işkencelerin falan yapıldığı bir dönem olmuştur.

Yine kendi yaşadığım 12 Eylül 1980. Ben akademisyendim, gözaltına alındım, uzunca da bir süre kaldım çünkü gözaltılar çok uzundu o zaman      -şimdi, dört güne indirdik biz- 90 gündü, gerçi ben o kadar kalmadım ama gözaltılar bu kadar uzundu ve o gözaltıların ne demek olduğunu burada insanlar bilir, pek çok işkenceye maruz kalmışsınızdır, pek çok işkenceye şahit olmuşsunuzdur en azından, böyle bir ortamdır. Tabii, bu dönemde 82 Anayasası yapıldı, son nokta olarak ona değineceğim, şu anda bizim uyguladığımız Anayasa bu.

27 Nisan bildirisini arz ettim ama bir 28 Şubat var arada, 1997, o zaman da ben rektördüm, suçlanarak görevden alındım. Yine, bir 28 Şubat süreci ile de öyle bir hatıram var.

Şimdi, baskı, işkence dönemi. Hepimizin buna benzer hatıraları var ve hepsi tatsız hatıralardır, hepsi acıdır. Bunlar ülkemize hiçbir şey kazandırmamıştır. Bu dönemler, ne demokrasimize ne ekonomimize ne insanımıza da bir şey kazandırmamıştır. Onun için, biz, bütün samimiyetimizle burada diyoruz ki bu araştırma önergesi önemli, bütün dikkatimizle, titizliğimizle ve her katkıyı da alarak yürütülsün.

Son nokta ise şunu, kalan dakikalarımda ifade etmek istiyorum: Biraz önce söyledim, tabii, bu darbelere esas verilecek cevap, bu Meclisin vereceği cevap, bu önergenin yanında, bir de ilk sivil anayasayı yapmaktır. Yani hepimizin en önemli görevimiz, burada, demokratik ve sivil yeni anayasa, darbeler döneminin bir daha açılmayacak şekilde kapandığının en büyük işareti olacaktır ve bunu yapmak, siyasete duyulan güveni daha bir artıracaktır. Bütün partilerimizin, tabii, seçim alanında, 12 Haziran öncesi, bu konuda taahhütleri var. İnşallah, bütün dileğimiz, darbelerin ve darbecilerin izini tamamen silmek için, o ruhu yansıtan mevcut 82 Anayasası’nı kaldırarak bir sivil anayasa yapmak. Ben, geçen açıklamamda da -ilk gün soruyorlardı, 27 Mayıs darbesini yapanların davasının başladığı gün- o gün de söyledim, yüce Meclisimize yine de kendi düşüncem olarak arz ediyorum: Kişileri yargılıyorsunuz ama onların yaptığı anayasa hâlen ülkenin anayasası. Bu Anayasa’yı değiştirmeden kendimizle çelişiriz diyorum.

Tekrar, bu araştırma önergelerini tebrik ediyorum, desteklediğimizi ifade ediyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Atalay.

Gruplar adına, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.

Buyurunuz Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, tarihî bir gün. Dört parti grubunun bir araya gelerek, demokrasiye yönelik bütün darbelerin, muhtıraların, girişimlerin, kalkışmaların her türünü araştırma, inceleme, tespit ve önerileri açısından tarihî bir güne tanık oluyoruz. Bunu niçin söylüyorum? Biz, Barış ve Demokrasi Partisi, daha önce de Demokratik Toplum Partisi olarak, bu darbelerle hesaplaşmadan bizim demokrasiyi kuramayacağımızı hep söyledik.

Şöyle bir göz attım, kaç tane araştırma önergesi vermişiz: İlginç, onlarca darbe araştırma önergesi vermişiz, hepsi reddedilmiş. Akın Birdal vermiş, arkadaşlarımızdan Fatma Kurtulan vermiş, şu an cezaevinde tutuklu. Merak ediyor musunuz neden tutuklu olduğunu? Bence merak edin, öğrenin. Yine Pervin Buldan arkadaşımız, yine Sayın Sırrı Sakık -birazdan önerge üzerinde konuşacak- ve yine benim vermiş olduğum yakın zaman araştırma önergeleri.

Şimdi şöyle bir hafızalarımızı yoklayalım. 60 darbesinde ben ilkokuldaydım. Tankları gördüm arkadaşlar. O tankların evimizin önünde neden dolaştığını sorduğumda “İhtilal oldu” dediler ama ihtilal olan benim ilçem  İdil’de -çok büyük bir ilçe değildi- o tankın namlusu çocuk olarak bana yönelip “Evden çıkmak yasak.” sözcüğünü ilk defa o  zaman duydum. Sonra lisedeyken son sınıfta 12 Mart muhtırasını, darbesini yaşadık hep beraber ve 12 Eylül darbesi olduğunda -bunların detayına girmeyeceğim- avukattım artık, üniversiteyi bitirmiştim. Bu sürecin sanığıydım, tanığıydım, avukatıydım ve bütün süreçlerin içindeydim. Acıların, tahribatların ve bu tahribatların bugün getirdiği Türkiye’de otuz yıldır süren bir kardeş kavgasının kirli savaşının nedeni de işte bu darbelerdir arkadaşlar. Bu askerî darbelerin sonucu bugün kardeş kardeşi bu ülkede vuruyorsa, toplumsal barış yoksa, çoğulculuk yoksa, çok kültürlülük yoksa, eşitlik yoksa, özgürlük yoksa, adalet yoksa yine de bunun sonucu, sebebi darbelerdir.

Evet, herkes kendi açısından farklı bir yorum yapabilir. Latin Amerika ülkelerinde her gün domino taşı gibi darbeler olurken, Latin Amerika ülkeleri darbeler sürecinden sıyrılıp yeni yönetimlerini kurup, yeni anayasalarını kurup, gerilla savaşlarına son verip… Lula bile Brezilya’da dünyanın 8’inci büyük ekonomisinin olduğu ülkede Cumhurbaşkanı olurken, biz hâlâ 12 Eylül Kenan Evren Anayasası’yla yürüyorsak, bu ayıp, bu utanç hepimizindir. Bu darbeleri araştırma komisyonu -üç ay artı bir ay- dört ay için bir çalışma yapacak, eğer bu tespit ve araştırmalar yeni bir anayasayla taçlandırılmadığı süreçte, yeni bir anayasayla bu darbelerin kökünü kazımadığımız zaman hiçbir şeye itiraz etme hakkımız kalmaz arkadaşlar. Yeri gelir övünürüz, İstiklal Savaşı’nda, 1920’de kurulan bu Meclis savaş koşullarında bile kapanmadı. Doğrudur ama gün geldi, daha yakın bir tarihte, 1980’de apoletler gelip darbe yapıp bu Mecliste bulunan Başbakanı, parti liderlerini Zincirbozan’a çektiler, siyasi yasak uyguladılar, depolitizasyon politikasını uyguladılar, sendikaları kapatıp mal varlıklarına el koydular, öğretmen derneklerini kapattılar, düşünen her insanı içeri aldılar. Milyonlarcasını, yakılıp yıkılan hayatları saymıyoruz. Öncesi, muhtıralar, son postmodern darbeler ve bütün bunlar, hepsi milletin iradesine, Türkiye halkının egemenliğine, çoğulcu demokrasi anlayışının istemine ve siyaset kurumuna yönelik yapıldı; sadece görünen fotoğrafı tanklar ve apoletler değil.

Faşizm, sermaye, uluslararası sermaye, kendi yönetimlerini sermayesiyle oluşturur, en yoğunlaşmış saldırganlık biçimini darbelerde gösterir ve NATO’yla başlayan gladio’nun, kontrgerillanın, özel savaş birliklerinin ve gücü elinde bulunduran ve sermayenin emriyle hareket eden bu süreçlerin hepsinde bütün halklar acı yaşamıştır, bütün inançlar acı yaşamıştır, bütün insanlar acı yaşamıştır, Türk Silahlı Kuvvetleri  mensupları dâhil acı yaşamıştır, ordudan atılmıştır, cezalandırılmıştır. Ben avukat olarak çoğunun  davasına  girdim.  Bırakın  onu,  80  darbesinde  5  milletvekilinin  avukatıydım ben. 12 Eylül darbesinden sonra CHP milletvekili 4, 1 de bağımsız milletvekili  Sayın Nurettin Yılmaz, 5 milletvekilinin avukatlığını yaptım ama en beteri  2  Mart  93  yılında  bu  Mecliste bir darbe daha yapıldı, onu da Sayın Sırrı Sakık bizzat -Leyla Zana da burada oturuyor- anlatacak. O darbede de ben 18 milletvekilinin avukatlığını yaptım. Siyaset kurumunu, parti içi hukukunu yok eden siyasi liderleri ve sultaları yaratan, siyasi liderlerin sultasında yürüyen bir demokraside siyasi partiler rejimini diktatoryal olarak düzenleyen seçim sistemlerinde halkın kendi adayını seçmemesi için her türlü kötülüğü yapan, seçim barajlarını halkın önüne koyan, hazine barajlarını halkın önüne koyan bu kokuşmuş düzenin içinde insanlar da, toplum da, değerler de aşındı ve çürüdü. Yakın zamanda sansür, sürgün kararnamelerinden doksan günlük gözaltılara, aç susuz ve bir daha soruşturmadan, bir başka soruşturmadan üç yüz seksen gün sadece gözaltında kalan, sıkıyönetim mahkemelerinde bütün insanlık dışı uygulamaları yapan bir anlayışı konuşuyoruz burada ve biz bir anlayışı daha konuşuyoruz: Sadece siyaset kurumunu yıpratmadı bu anlayış, bu darbeler yargıyı yıprattı, yargıyı mahvetti. Sadece yargıyı da mahvetmedi, bürokrasinin bütün kesimlerini kirletti ve en önemlisi de millî istihbarat teşkilatları ve uluslararası ilişkiler içinde olan diplomatik ilişkilerin bu darbelerdeki rolü çok berbat oldu. Bunun nasıl kullanıldığını çok iyi incelememiz lazım. Bu darbeler hukukunu incelemek Türkiye’nin geleceğini kurtarmaktır; Türkiye’nin, çocuklarımızın ve 75 milyon insanımızın kardeşliğini ve birliğini yeniden güçlü bir şekilde tesis etmenin adıdır. Her darbede eğer Sünniler-Aleviler birbirini boğazlıyorsa ve birileri bunu tezgâhlıyorsa, bunun üstüne üstüne gitmek bu Meclisin en onurlu görevidir arkadaşlar.

Eğer sağcı-solcu diye insanlar birbirine kırdırılıyorsa ve bu insanlar ölümde, cinayette, organizede kullanılıyorsa bunun üstüne üstüne gitmek bu ülkenin insanlarının vicdanıdır, adaletin gereğidir, demokrasinin gereğidir.

Eğer bu ülkede Türk-Kürt diye insanları ayırıp, kendi ana dili farklı diye, kültürü farklı diye, kimliği farklı diye baskı uygulanıyorsa, içeri atılıyorsa, cezalandırılıyorsa bu zihniyeti yok etmek, kökten kazımak hepimizin namus borcudur arkadaşlar.

Sadece bu değil, hukukumuzu yitirdik, çoğulculuğumuzu yitirdik, çok kültürlülüğümüzü yitirdik, kimliklerimizi yitirdik, kitaplarımızı yitirdik arkadaşlar. Kitaplarımız toplatıldı, yakıldı. Sadece kitaplar değil, sinema filmlerini topladılar yaktılar. Yılmaz Güney’in Birinci Ordudaki filmlerinin negatiflerinin nasıl yakıldığını bir avukat olarak bana sorunuz ve ben size şunu söyleyeyim: Sadece edebiyatı, sinemayı, tiyatroyu, düşünen insanı, çizen insanı, sendikacıları, öğretmenleri, bu ülkenin bütün duyarlı insanlarını bir anda terörist ilan edip… Bu darbeciler, bu işkenceciler, bu kan emiciler, hepsi hâlâ bu ülkede kahraman gibi dolaşıyor. Kahraman gibi dolaştıkları bu ülkede, işte, Süleyman Çelebi DİSK’in Genel Başkanı, TÖBDER üyeleri vardır, başka öğretmen derneklerinin, sağcı-solcu fark etmez, öğretmen derneklerinin mensupları vardır. Hepsini zindanlara koyan bu generaller hâlâ koruma altında geziyor, hâlâ altlarında araçlar var, hâlâ bu Meclisin kanunlarıyla kendilerine istihkak veriliyor, özel muamele görüyor, özel koruma görüyor ve özel olarak da hâlâ lüks içindeler ve yargılamaya gelmeye bile tenezzül etmiyorlar, teşrif etmiyorlar çünkü bunlar hâlâ diyorlar ki: “Bu Anayasa’nızın kurucu iradesi biziz. Biz bu Anayasa’yı yaptık, biz bu zorba yasaları yaptık, biz bu ayrımcı yasaları yaptık, biz bu tekçi yasaları yaptık. Biz düşünce özgürlüğünü engelledik, biz örgütlenme özgürlüğünü engelledik, biz toplantı ve gösteri yasaklarını getirdik, biz kişilik haklarını ihlal ettik, biz gizli dinlemeyi getirdik, izlemeyi getirdik, fişlemeyi getirdik, cinayeti getirdik, işkencede ölümü getirdik, sürgünü getirdik, sansürü getirdik ve bu ülkeye karanlığı getirdik. Biz vatanseveriz.”

Bu kadar “Vatansever!”in bu kadar aymazca dolaştığı bir ülkede bu Meclisin bir namus borcu vardır, bir onur borcu vardır, vatandaşlarından aldığı iradeyle bunun hesabını sorma borcu vardır. Biz bu hesabı sorabilirsek eğer, biz bu hesabı görebilirsek eğer yeni bir hukuk düzeni kurarız, yeni bir demokrasi düzeni kurarız, yeni bir kardeşlik düzeni kurarız, yeni bir sayfa açarız, yeni bir anayasayla yolumuza devam ederiz, yeni adil bir seçim sistemi kurarız, yeni adil mahkemeler kurarız, yeni adil bir bürokrasiyi kurarız, yeni adil basın özgürlüğünün olduğu bir ülke yaratırız ve bu hak ve mağduriyet içinde mağdur olan ve 12 Eylül darbesinden bugüne siyah gömleğini çıkarmayan insanların yaşadığı bu ülkede bizim çıkıp onlara verecek çok fazla, çok fazla verecek çalışmalarımız var arkadaşlar.

Biz bunu hayata geçirebiliriz, biz bu onurda birleşebiliriz, Türkiye'nin geleceğini kurtarabiliriz, Orta Doğu kaynasa bile, dünya kaynasa bile, neoliberal sistem, küresel kriz birbirine karşı istediği kadar cepheleşse bile, biz bunu sağladığımız zaman, bu darbelerle hesaplaştığımız zaman, bu ülkenin birliğini sağladığımız zaman, bu ülkede silahları susturduğumuz zaman, bu ülkenin geleceğinin yolunu açtığımız zaman, bu Meclis milletin en saygın yerinde, siyasetçisi de en saygın yerini koruyacaktır.

Ama üzülerek bir şeyi ifade etmek istiyorum: Bir milletvekili bir işkenceci kadar saygın değil hâlâ bu darbe anayasaları sayesinde. Bunu üzülerek ifade ediyorum. İşkence yapanlar Kızılay Meydanı’nda başları dik geziyorlar oysa genel merkezleri basılmış, binalarına el konulmuş sendikalar, dernekler, siyasi partiler, hak aradıkları için hâlâ şüpheli muamelesi gören bir kulvarda geziyor. Bu bulvarlarımızı da kulvarlarımızı da ayrıştırmak zorundayız arkadaşlar. Başka yolu yok, hesaplaşmak zorundayız. Hesaplaşanlar kazandılar. Portekiz’de Baltasar Garzon’la hesaplaştılar demokrasiyi kurdular. İspanya’da Franco’yla hesaplaştılar, kurdular. İtalya’da seksenli yıllarda “Temiz Eller”le yaptılar bunu, Gladio’yu, mafyayı “Temiz Eller”le, silerek bunu yaptılar. Yunanistan’da “Albaylar Cuntası”nda yaptılar. Biz otuz senedir yapamıyoruz. Neyimiz eksik arkadaşlar? Neden yapamıyor büyük Türkiye? Dünyada imparatorluklar kurmuş, bugün dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi olan Türkiye, 3 tane generalle mi hesaplaşamıyor, darbeciyle mi hesaplaşamıyor, onların arkasındaki sermayeyle mi hesaplaşamıyor?

İşte, Meclisin geldiği sınav noktası bu. Bu sınavda bizim daha fazla ortaklaşmamız gerekiyor. Bu sınavda bizim daha fazla, yeni anayasa sürecinde daha net, daha gerçekçi ve daha onurlu duruşlar göstermemiz gerekiyor. Biz bu Mecliste bunu gösterdiğimiz zaman...

Bakın, önümüzde birkaç tane seçim var arka arkaya 2013, 14, 15. İşte Kenan Evren’in, darbecilerin anayasasını ve seçim yasasını, seçim barajlarını tarihe gömdüğümüzde ve bunların yerine demokratik olanları yaptığımızda milletin, halkımızın, Türkiye halkının iradesiyle özgürce seçilip gelecekler, belediye başkanı olacaklar, milletvekili olacaklar ve hatta cumhurbaşkanı olacaklar Türkiye'nin ufkunda yeni bir çığır açabilirler. Yeni bir çığır, kendine güvenen, kendi özgüvenini sağlamış, kendi inancıyla, kültürüyle, tarihiyle, her şeyiyle bütünleşmiş ve gerçeğinin ışığında yürüyen bir ülke olarak bunu sağlayabilir.

Biz, inanın, buradan ne söylersek söyleyelim, burada, 80 darbesinin sonrasında şu sıralarda oturan darbeci generallerin ve onların atadığı parlamenterlerin o siluetlerini, o resimlerini de Meclisten an itibarıyla söküp atmanın zamanıdır. O dönemin geçici meclislerinin, o dönemin Bakanlar Kurulunun, o dönemin Cumhurbaşkanının, darbe döneminin atanan Başbakanının resmini bu çalışmanın sonunu beklemeden Meclis Başkanımız derhâl bu dört partinin iradesi oluştuktan sonra indirmelidir. Artık herkes hak ettiğini bulmalıdır; hak, adalet, insanlık adına, vicdan adına, hukuk adına, çağdaş demokrasi adına olmalıdır.  

Bizim burada parti grubu olarak duruşumuz nettir. Biz bu yolun sonunda ışık görüyoruz, bu yolun sonunda eğer başarırsak aydınlık görüyoruz. Türkiye'nin Meclisinin, ortak vatanda ortak Meclisin bütün işlevselliğiyle bütün renklerinin, bütün seslerinin temsilini sağlamış, kucaklaşmış, kardeşlik hukukunun fışkırdığı, eşitlik ve özgürlüğün, özgür iradeyle seçimlerin ve adil bir yargılamanın, adaletli mahkemelerin kurulduğu bir Türkiye’de, hukuk düzeninde hiç kimse kimseden korkmaz, bir Allah’tan korkar, bir hukuktan korkar bir ülke yarattığımız zaman bu ülkenin önü açılır arkadaşlar. Allah korkusu, hukuk düzeninde darbecilerin kurduğu düzeni demiyoruz, eğitilmiş, inançlı, bilinçli bir vicdan duygusuyla hukuk sorumluluğunu kastediyoruz. Biz bu yolu açmak zorundayız. Açmadığımız takdirde, toplumun her kesiminde, her alanda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – …çivilerin döküldüğü, çarkların aşındığı bir sürece gireriz. Önümüzde tarihî bir fırsat var, şans var.

Bütün Meclisi, bütün parti gruplarını, grubumuzu, darbe hukuku karşısındaki bu duruşu nedeniyle, onurlu duruşu nedeniyle saygıyla selamlıyorum. (BDP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Çelebi.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, şöyle bir arzımı ifade etmek istiyorum: Şimdi burada darbeleri konuşuyoruz, bu konuda önergeler var. Şimdi, bu darbe bu Meclise yapıldı, burada kimse yok, ilgili bakan konuşmasını yaptı, grupların bu konudaki görüşlerinin…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bütün Meclisi göster bari! 

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Tüm Meclisi, bütün herkes, ben ayırmadan söylüyorum. Böylesi önemli bir konu, isterseniz bir ara verin. Böylesi bir önemli konu, bu Meclise yapılmıştır.

O nedenle, hem ilgili bakan gelsin, otursun, bu konuda yalnız sunuş yapıp gitmesin, grupların bu konudaki görüşlerini dinlesin, ona göre de bu işe nasıl baktıklarını daha doğru öğrenmiş oluruz.

Çok teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çelebi.

Milletvekillerimizin takdiridir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Oktay Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Vural.

MHP GRUBU ADINA OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, millî egemenliğe, millet iradesine ve demokrasiye müdahalelerin ve buna yönelik girişimlerin, darbe süreçlerinin siyasi, sosyal, ekonomik ve hukuki sonuçlarının tespit edilmesini ve demokrasinin kurum ve kurallarının tesis edilmesi için yapılması gerekenleri belirlemek amacıyla bir Meclis araştırması önergesi vermiş bulunuyoruz.

Amacımız, darbelerin tüm yönleriyle ele alınması, geçiştirilmeden, sembolik olmaktan çıkararak gerçek anlamda araştırılması, demokratik hukuk devletine yakışır bir sorgulama sürecinin başlatılmasıdır çünkü millet iradesini yok sayarak millî egemenliğe, demokrasiye hukuk dışı müdahaleler, her şeyden önce cumhuriyetimizin yegâne dayanağı olan milleti yok saymak anlamı taşımaktadır. Bu sebeple, verdiğimiz bu önerge ışığında, demokrasi tarihimizde birer kara leke olarak yer eden, millî idareyi hiçe sayan darbelerin araştırılmasını çok önemsiyoruz. Bunu, hem darbelerden en çok zarar gören bir parti olarak istiyoruz hem de millet egemenliğine halel getirecek girişimlerin son bulması, bir daha yaşanmaması için istiyoruz.

Bugüne kadar yapılan askerî darbelerden toplumun her kesimi zarar görmüştür. Görev başındaki meşru yönetimler cebren, şiddet yoluyla ve baskıyla yönetimden uzaklaştırılmış, Parlamento feshedilmiş, sendikalar, sivil toplum örgütleri, üniversiteler, demokrasinin olmazsa olmazı sayılan siyasi partiler bu darbelerin ve müdahalelerin muhatabı olmuşlar; sonuçta, demokrasi ve hukuk devleti büyük yara almıştır.

Darbeler ve muhtıralar, Türkiye’de toplumsal olarak ortaya çıkan, meşruiyet içerisinde siyasileşerek devlet mekanizmasında yer bulmasını engelleyen, normal demokratik mekanizmanın işleyişinin temelini teşkil eden süreci sabote eden, özgürlükçü ortamı yok eden, milletin, egemenliğini meşru temsilcileri yoluyla kullanmasını engelleyen bir geleneği oluşturmuştur.

Bu durum, toplumsal açıdan ülkemizin kendi iç dinamiklerini harekete geçirerek sağlıklı bir demokratik sürecin tamamlanmasını mümkün kılacak gelişmelerin de önünü kesmiştir.

Bu anlamda, söz konusu müdahalelerin gerçekleşmesinden önce toplumsal yapının tahrik edilmesi, toplumsal farklılıkların kaşınması, yaşanan çatışmalar, darbe süreci sonrasında ise işkenceler, kötü muameleler, yargı sürecine müdahaleler, mağduriyetler sürecinin de araştırma konusu yapılmasını siyasi ve hukuki meşruiyetin bir gereği olarak addediyoruz.

Değerli milletvekilleri, ülke yönetiminin demokrasi dışı unsurlar tarafından ele geçirilmesi, sivil yönetimin yerine ara rejimlerin bir darbe ya da muhtırayla hâkim kılınmaya çalışılması demokrasimizin olgunlaşmasını, kurumsallaşmasını sekteye uğratmış, demokratik kültürün yerleşmesini, sağlam bir zemine oturmasını engellemiştir.

Biz, hangi nedenle, kime karşı yapılmış olursa olsun bütün müdahalelerin reddedilmesini, demokratik kural ve işleyişin sonuçlarından bağımsız olarak savunulmasını öngören bir ahlaki perspektifi bu araştırma önergesine koymaya çalıştık. Bunun için de "iyi darbe-kötü darbe" ayrımına karşı olmak bir zorunluluktur. Bu sebepledir ki, 27 Mayıs, 12 Eylül, 12 Mart, 28 Şubat ve 27 Nisan arasında tercih yapmak yerine topyekûn müdahalelerin karşısında durmak gibi erdemli ve tutarlı bir yolu tüm siyasi partilerin dikkatine sunmak istiyoruz.

Burada gücün, millet egemenliği ve millet iradesi üzerindeki baskısının zaman içerisinde mahiyet değiştirdiğine de dikkat çekmek istiyoruz. Demokratik hukuk devletine yönelik tehdit odaklarının ve uygulamalarının aynı sonucu verebileceğini son dönemlerde hep birlikte bir kısım uygulamalar neticesinde gördük. Şüphesiz hem ordunun siyasete müdahalesi hem de ordu üzerinden siyaset yapmak, Türk Silahlı Kuvvetlerinin milletimiz nezdinde güvenilirliğini de zedelemektedir.

Demokrasiye ve millet egemenliğine müdahalelerin siyasal sonuçlar doğurduğu açıktır. Her bir müdahalenin, yapıldığı dönemde ve sonrasında siyasal bir amaca yöneldiği ve bu siyasal amaçtan da ayrılamayacağı ideolojik tercihleri doğurduğu açıktır. Biz, bu süreçte güç odaklarının ve siyasal aktörlerin etkisinin de ele alınması gerektiğini düşünüyoruz.

Demokratik yönetimlerin olmazsa olmazı millet egemenliğidir. Cumhuriyetimiz de millî egemenlik temelinde kurulmuştur. Millî egemenliğin millet iradesiyle tesisi, demokratik hukuk devleti anlayışıyla mümkündür. Bu noktada, cumhuriyetimizi kuran millî Kurtuluş Savaşı’mızın amaç ve hedeflerini belirleyen Erzurum Kongresi’nden Sivas Kongresi’ne kadar her zaman millî iradeyi hâkim kılmanın esas olduğunu ifade etmişlerdir. İşte bu irade, cumhuriyetimizin temel anlayışını ortaya koymaktadır. Esasen, 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla birlikte hâkimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olduğu vurgusu yapılmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk, 2 Şubat 1923 tarihinde İzmir'de yaptığı konuşmada "İnsanlar, iradesine sahip olabilmek için behemehâl egemenliğine malik olmak mecburiyetindedir.“ ifadesini kullanmıştır, "Ve yine yüz yüze çıkmıştır ki millet egemenliğe sahip olmadıkça kurtuluş yoktur." demiştir. "Arkadaşlar, egemenlik kayıtsız, şartsız daima ve daima milletin uhdesinde kalacaktır.” diyerek cumhuriyetimizin temelini ortaya koymuştur. Atatürk’ün bu sözleri, millî egemenliğin hiçbir şekilde millet iradesine aykırı kullanılamayacağını çok net bir şekilde ortaya koyabilmiştir, savaşın sürdüğü yıllarda bile bunu sürdürmüştür.

Kurtuluş Savaşı yıllarında dahi mücadelenin lider kadrosu askerlerden oluşmasına rağmen karar alma inisiyatifi her zaman Türkiye Büyük Millet Meclisinde olmuştur. Öyle ki cumhuriyetin ilanı ve Mustafa Kemal Paşa'nın ilk Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından 19 Aralık 1923'te bir kanunla, Meclis üyesi bulunan subayların Meclis çalışmalarına katılması yasaklanmıştır.

Atatürk'ün “Minber” isimli gazetede orduyla ilgili görüşü ise özellikle darbe gerekçesi olarak Atatürk'ü gösteren kesimler tarafından ibret vericidir. Atatürk, "Şüphesiz ki tek amacı, vazifesi, düşüncesi ve hazırlığı vatanı savunmak olan bu heyet, memleketin siyasetini idare edenlerin verecekleri karara göre faaliyete geçer." demektedir. Atatürk’ün bu ifadesi bile silahlı bürokrasinin, askerî bürokrasinin siyasi iradeye yani seçilmişlere tabi tutulması gerektiğini ifade etmektedir.

Bütün bu gerçeklere ve tespitlere rağmen, özellikle Türkiye'de çok partili hayata geçildikten sonra kimi zaman siyasetin çözüm üretemediği gerekçesiyle, kimi zaman bazı siyasetçilerin darbeci anlayışları desteklemesiyle, kışkırtmasıyla, kimi zaman basiretsiz tavırlarla, kimi zaman da askerin mevcut siyasi ortamı bahane göstererek darbeler yapılmış ve bu şekilde demokrasi tarihimiz sık sık sekteye uğratılmış, milletin egemenlik hakkının kullanılması, ara rejimlerle yönetilme yoluyla engellenmiştir.

Demokrasilerde halkın özgür iradesiyle seçtiği temsilciler halka karşı sorumludurlar, kendilerini seçenlere hesap verirler ve seçmenleri tarafından başarılı bulunamazlarsa yine demokratik yollarla işbaşından uzaklaştırırlar. Oysaki ülkemizde nerdeyse her on yılda bir karşı karşıya kalınan sorun, siyaset dışı unsurların siyasete müdahale etmesi ve bu müdahalelerin demokratik siyasetin doğal akışını ve mecrasını değiştirmeye sebep olmasıdır. Bu anlamda, askerî darbeler, Türkiye'de toplumsal olarak ortaya çıkan taleplerin meşruiyet içerisinde siyasileşerek devlet mekanizmasında yer almasını engelleyen, normal demokratik mekanizmanın işleyişinin temelini teşkil eden süreci sabote eden ve milletin, egemenliğini meşru temsilcileri yoluyla kullanmasını engelleyen bir geleneği oluşturmuştur.

Şüphesiz bütün bu süreç içerisinde, Türkiye'nin demokrasi tarihi muhtıra ve darbelerin talihsiz hatıraları ile doludur. Siyasi tarihimizde meydana gelen kimi zaman “muhtıra”, kimi zaman “darbe”, kimi zaman da “postmodern darbe” olarak nitelendirilen, demokrasimizi kesintiye uğratan girişimlerin ülkeye verdiği zararları hep birlikte yaşadık. Bu darbelerden toplumun her kesimi zarar görmüştür. En çok da darbelerin zarar göreni siyasi partiler olmuştur; onlar muhatap olmuşlar, en büyük yarayı da onlar taşımışlardır.

12 Eylül döneminde diğer partiler gibi Milliyetçi Hareket Partisi de kapatılmış, Milliyetçi Hareket Partisi ve ülkücü kuruluşlar davasında, bu millete vatan aşkıyla bağlı olan ülkücü, milliyetçi gençlerden kimisi idam sehpalarında can vermiş, kimisi senelerce zindanlarda kalmıştır. MHP ve ülkücü kuruluşlar davasında 587 kişi yargılanmıştır, 220 ülkücünün idamı istenmiş ve 9 ülkücü genç idam edilmiştir. Bu yönüyle, Milliyetçi Hareket Partisi, bu darbenin ve darbeci zihniyetlerin en büyük mağdurudur.

Bütün bu soruşturmalar, idam kararları, ölümler, işkenceler, şüphesiz 12 Eylülde 5 generalin yönetime el koymasıyla sınırlı bir hadise değildir; 2 generali yargılamak ise “12 Eylülü yargılamak” demek değildir. Çünkü bütün bunlar, askerî, bürokratik pek çok fail tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu nedenle, darbelerle hesaplaşırken, hesaplaşmanın sembolik olmaktan öteye geçmesi için darbeye zemin hazırlayan, darbeyi yapan, darbe zihniyetini sürdüren bütün sistemin ve topyekûn zihniyetin ele alınması gerekmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, millî egemenliğe ve demokrasiye aykırı, hukuk dışı müdahalelerin siyasi ve hukuki meşruiyetten yoksun olduğunu her dönemde ifade ettik. Milliyetçi Hareket Partisinin kurucusu Sayın Alparslan Türkeş "En kötü demokrasi, en iyi darbe idaresinden daha evladır." şeklinde demokrasiye bakış açısını engin bir tecrübeyle ortaya koymuştur.

Biz, getirdiğimiz araştırma önergesinde, bu anlamda, yalnız darbecileri değil, darbe zihniyetini, darbe süreçlerini ele alan geniş kapsamlı bir araştırmadan bahsediyoruz. 12 Eylül 1980 darbesinin mağduru olarak 21 Ocak 1993 yılında verdiğimiz araştırma önergesindeki işkenceler, kötü müdahaleler, kötü muameleler, yargı sürecine müdahaleler olmak üzere, belirtilen hususların da araştırma konusu yapılmasını hukuki ve siyasi meşruiyetin bir gereği olarak düşünüyoruz.

Evet, 21 Ocak 1993 tarihinde, Milliyetçi Hareket Partisine mensup milletvekilleri, 1980-83 dönemi arasında yapılan işkencelerin soruşturulmasını burada istemiş ama maalesef Türkiye Cumhuriyeti devleti bu işkencelerin sorumluları hakkında bugüne kadar adım atmamıştır.

Esasen 12 Eylülün yargılanma sürecinde de 2010 referandumunda getirilen ve geçici 15’inci maddenin kaldırılmasına yönelik tartışmaların olduğu bir dönemde de Milliyetçi Hareket Partisi sadece bunun kaldırılmasının değil fakat aynı zamanda yargılamasının tamam yapılabilmesi için bir önerge vermiş olmasına rağmen maalesef bu önergeler kabul edilmemiştir. 12 Eylül 1980 darbesinin münhasıran yargılanmasına yönelik bir iradenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmemiş olmasını da son derece yadırgatıcı bulduğumuzu ifade etmek istiyorum. Eğer o gün münhasıran yargılanmasına yönelik bir değişiklik yapılmış olsaydı, bugün bu darbecilerin savunduğu labirentlerin oluşturduğu boşluklar bir savunma gerekçesi olarak ortaya konamayacaktı. Ne yazıktır ki, maalesef, 12 Eylül 1980 darbesini münhasıran yargılamaya yönelik bu önergenin reddedilmesi, esasen, bugün, 12 Eylül 1980 darbesinin yargılanması hakkında ortaya çıkabilecek sonuçları da gösterebilmektedir. Bu bakımdan, biz, 12 Eylül 1980 darbe sürecini sadece 2 generale indirgeyerek yargılamanın, açıkçası, bu yönleriyle kapatılmasını, sürecin bu yönleriyle kapatılmasını doğru bulmuyoruz.

Değerli milletvekilleri, askerî bürokrasi, zaman zaman Türk siyasi hayatını, tarih boyunca siyasetin sınırlarını zorlayan, onun alan genişletmesini engelleyen bir parametre olarak bugünlere kadar etkisini sürdürmüştür. Yalnız, millet iradesine dayalı demokrasiyi sadece asker-sivil ilişkileri kapsamında irdelemek kâfi değildir. Demokrasi üzerinde tehdit oluşturan zihniyetleri yalnızca siyaset dışında aramak ve dikkatleri yalnızca bu yöne çekmek bu konudaki tarihî tecrübelerimizi göz ardı etmek olacaktır. Bu kapsamda, yargının, siyasi gücün etkisi altına alınması, medyanın özgürlüğünün önündeki fiilî engeller, demokraside denge ve denetim kanallarının tıkanması, eleştiri ve muhalefet imkânlarının fiilî kısıtlanması gibi hususların da ayrıca zikredilmesi gerekmektedir. Toplumsal tercihlerin oluşmasında son derece önemli olan siyasi ve toplumsal muhalefet ve eleştirilerin, şu ya da bu şekilde korku tüneli içine sokulması veya böyle bir algı oluşturmasının da demokratik sürecin sağlığını etkilediği gayet açıktır.

Ülkemizin politik geçmişinin bize kazandırdıkları, tehlikenin yalnızca siyaset dışından değil, yanlış siyaset ve demokrasi algısının da en az darbeci zihniyetler kadar demokrasimize zarar verebileceğini işaret etmektedir. Muhalefetin yaşamasına ve kendisini geliştirmesine imkân tanımayan, tahammül göstermeyen sistemleri “demokratik parlamenter rejim”, bu anlayış sahiplerini de “demokrat” olarak tanımlamak mümkün değildir.

Bu itibarla, demokrasiyi yaşatmanın yolu, sadece dış müdahale kanallarını kapatmaktan değil, bunun yanında diğer siyasal görüşleri de dinlemeyi öğrenmiş, farklı düşüncelere saygı gösteren, onların haklı olabileceğine ihtimal veren köklü bir demokratik dönüşüm zihniyetinden geçmektedir.

Kendi dışındaki tercihleri yok sayan bu siyasal körlüğün, demokratik hayatımıza tıpkı dışarıdan olduğu gibi içeriden de darbe vuracağını anlamak ve bilmek gerekmektedir. Burada esas, ele geçirme psikolojisinden sıyrılmak “Olursa benim olsun, benim dediğim olsun.” zihniyetinden bir an önce arınmak olmalıdır. Bütün müdahale arayışları, demokratik sisteme olan güvenin zayıflaması ile artacak ve toplumsal destek bulacak, demokrasiye olan inancın artması ile son bulacaktır. Bu nedenle, milletimiz nezdinde siyasi sisteme karşı duyulan güvensizliğin tohumlarını ekmekten, itici, uzaklaştırıcı, aşağılayıcı tavırlardan kaçınmak siyasetçinin temel görevlerinden biridir.

Demokrasiye ve millet egemenliğine müdahalelerin siyasal sonuçlar doğurduğu açıktır. Gerçekten, her bir darbe öncesi ve sonrasında darbenin bir siyasal ve ideolojik tercihleri her zaman olmuştur. Bu bakımdan, bu süreçlerde siyasal aktörlerin etkileri de ele alınmalıdır. 1960, 1980 ve 28 Şubat süreci gibi darbe ve müdahaleler sonucu oluşan yeni siyasal yapılanmanın doğurduğu sonuçların ve dönüşümün etkisi ve sebebi de incelenmelidir.

Darbelerle siyasi partilerin oluşturduğu ana siyaset mecraları yok sayılmıştır, tecrübeler yok sayılmıştır, halkın tercihleri köklü ve tecrübeli siyasi hareketler yerine konjonktürel siyasi hareketlere yönlendirilmiştir. Böyle bir yapısal gelişme, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan siyasi partileri etkilemiş, siyasi partilerin halkla kurumsal ilişkilerinin ve halka karşı sorumluluğunun yerine, daha dar anlamda kişisel veya grupsal sorumluluklar etkin olmuştur. İşte böylesine bir durum, seferber edilen seçmen kitleleri oluşturmaya yönelik bir siyaset anlayışını da beraberinde getirmiştir.

Bu anlamda 28 Şubat süreci sonrasındaki siyasi yapılanmalar, 27 Nisan sonrasında 4 Mayıs 2007’de Dolmabahçe’de yapılan görüşmeler, müdahalelerin ve müdahale girişimlerinin ortaya çıkmasını açıklığa kavuşturabilecek niteliktedir.

Demokratik süreç ve yönetim anlayışına yönelik müdahalelerin sadece ülke içinde güç paylaşımı arayışından kaynaklanmadığını, aynı zamanda bu süreçlere dış unsurların etkisinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyoruz. 12 Eylül 1980 darbesini “bizim çocuklar” diyerek algılayan dış çevrelerin, uluslararası güç dengesi içerisinde Türkiye’yi içindeki güçlerle kontrol etme amaçlarını araştırmaya konu süreçlerden arındırmak mümkün değildir.

Özellikle son zamanlarda “demokrasiye müdahale” adı altında ortaya çıkan birtakım planların, varlığı ya da yokluğu dava konusu yapılan bu planların ortaya çıkış süreci, akamete uğrayışı, bütün bunların bütün bu süreçlerde ele alınması gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

OKTAY VURAL (Devamla) – Şüphesiz bütün bu süreçlerin, aynı zamanda Türkiye’nin siyasal rekabet sürecine de müdahale olduğunu görmemiz gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, Türk devlet felsefesi, millî bütünleşme ve millî demokrasi ülküsüne dayanır. Demokrasi, milletin siyasi, kültürel ve iktisadi yönetime katılması, siyasi, kültürel ve iktisadi hâkimiyetin millete ait olmasıdır. Demokrasinin kökleşmesi ve gerçek anlamıyla millî egemenliğin tesisi ancak ve ancak böyle bir yapı içerisinde mümkün olabilir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bütün bu darbe süreçleri içerisinde ve bütün bu süreçlerin toplum ve devlet hayatımız üzerinde meydana getirdiği tahribatın ortaya konulması, maddi ve manevi zararların, mağduriyetlerin ve hak ihlallerinin bütüncül bir şekilde araştırılması ve müdahalelerle karşı karşıya kalınmaması, gerekli tedbirlerin alınması için Meclis araştırması yapılması amacıyla verdiğimiz bu önerge doğrultusunda, diğer siyasi partilerle bir komisyon kurulmasına yönelik bir iradenin belirlemesini milletin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (Devamla) - …bir zaferi olarak gördüğümü ifade ediyorum.

Hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk.

Buyurunuz Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yönelik tüm eylem ve işlemler ile demokrasiyi kesintiye uğratan tamamlanmış ve girişim niteliğindeki sivil ya da askerî darbeler ile sonrası uygulamaların, demokrasi dışı, toplumu terörize eden tüm vesayet sistemlerinin ve bunları önceleyen olay ve olguların araştırılması ve sorumluların tespiti amacıyla görüşülmekte olan Meclis araştırması üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türk Dil Kurumuna baktığımızda, darbe, bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükûmeti istifa ettirme ya da rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işidir. Anayasa’mızda egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir. Millet, kayıtsız ve şartsız sahip olduğu bu egemenliği yine Anayasa’da belirtilen yetkili organlar eliyle kullanır. Milletin kayıtsız ve şartsız sahip olduğu egemenliği yetkili organlardan biriyle kullanmasını önlemeye yönelik her eylem darbedir ve demokrasiyi kesintiye uğratan her eylem darbedir. Darbenin sağı solu ya da askeri sivili, hepsi aynıdır yani “Askerî darbeler kötüdür, sivil darbeler iyidir.” şeklindeki algı doğru değildir.

Sayın Bakan -konuşmasını dikkatle izledim- Türkiye'de darbe döneminin kapandığını söyledi. Eğer Türkiye'de darbe döneminin kapandığı lafıyla kastetmek istediği askerî darbe döneminin kapadığı ise bu doğrudur ancak askerî darbe dönemini aratacak uygulamaların yani sivil darbenin eseri olan uygulamaların kapandığını söylememiz mümkün değildir.

Bu önerge görüşülürken, 12 Eylül 1980 darbesinin oluşmasına neden olan ve o 12 Eylül 1980 darbesinin işaret fişeği olan, örneğin, 16 Mart 1978 olaylarının araştırılması, 1 Mayıs 1977, Taksim’deki kanlı 1 Mayısın araştırılmasına ilişkin önergelerimiz var idi. Bu önergeleri acaba bu önergeyle neden birleştirmediniz? Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu bu önergelerin konuşulmasını sırasında, her seferinde reddetti. Bu önergelerin araştırılmasını neden kabul etmedi?

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de yapılan ister askerî isterse sivil darbeler sonucu her seferinde faşist yönetim biçimi egemen olmuştur yani darbeler sonucunda faşizm Türkiye'de bir yönetim biçimi olarak gelmiştir. Faşizm nedir? Faşizm, diktatörlükler içerisinde en kanlı, en ırkçı, en şoven, en saldırgan olan bir yönetim biçimidir yani bilimsel anlamıyla, gerçekten, sermayenin kendi tahakkümünü kurabilmesi için emekçi halk üzerinde,  genel olarak halk üzerinde kurduğu en kanlı diktatörlüktür.

Dün yapılanları bugün ayıplamak, bugün karşı çıkmak çok kolaycı bir yol. Bununla, dün yapılanlara karşı çıkmayı küçümsemiyorum. Elbette ki dün yapılan haksızlık ve hukuksuzluklara bugün de olsa karşı çıkmak önemli sayılacak bir konudur ama bundan daha önemlisi, bugün yapılan eylem ve işlemlere, haksızlık ve hukuksuzlara karşı çıkabilmek daha önemlidir.

12 Eylül 1980 darbesinin ya da 12 Mart 1971 hareketinin ya da 28 Şubat sürecinin ya da 18 Nisan bildirisinin, 1960 hareketinin yapıldığı sırada susanlar, bugünkü hareketlere karşı susanlarla aynı zihniyettir. Bizim, bugün yapılan -emekçi halk üzerinde yapılan, muhalefet üzerinde yapılan- baskılara, saldırılara karşı çıkmamız için bir otuz sene mi gerekecek?

Değerli arkadaşlarım, “Türkiye’de darbelerin nedeni” konusunda toplumdaki yaygın kanı, “Ülkemizdeki faaliyetiyle hükûmetleri devirip sivil ya da askerî darbelerle anayasal demokratik düzeni işlemez hâle getirdiği, ‘sosyal, kültürel, etnik, dinî, mezhepsel’ gibi farklılıkları ve yaraları kaşıyarak halkı birbiriyle çatıştırıp, cinayet ve katliamlarla ülkede kaos yaratıp istediği yönetimleri işbaşına geçirdiği söylenen emperyalizmin yasa dışı örgütü kontrgerillanın karanlık faaliyeti” olduğu şeklindedir.

Sivil ya da askerî tüm darbeleri hukuk sınırları içinde sorgulamak ve darbe rejimleriyle hesaplaşmak, bir demokrasinin koşulu olduğu kadar, emperyalizmle hesaplaşmanın da ön koşuludur.

Askerî darbenin soruşturulmasını isteyen Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı, nedense, sivil darbeler konusunda çekingen davranmaktadır, korkak davranmaktadır, ürkek davranmaktadır. 1980-1983 süresinde çıkartılan kanunlardan ve bu kanunların yarattığı sistemden en çok yararlanan parti Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı olmuştur.

Askerî darbeyi soruşturmak ve araştırmak demek, darbelerin demokrasi üzerinde yarattığı etkiyi ve insanların yaşantıları üzerindeki etkiyi soruşturmak, araştırmak demektir, darbe hukukunu bütünüyle ortadan kaldırmak demektir ve gerçekten 12 Eylül politikalarını sorunsuz uygulamak için toplumu kurban edenlerin gerçek yüzlerini ortaya koymak demektir. Gerçekten toplumu kurban edenlerin gerçek yüzleri ortaya konmadan darbeyle hesaplaşıldığı yalanıyla arınmak mümkün değildir. 12 Eylülün asıl gizemi, 12 Martın asıl gizemi, 28 Şubatın asıl gizemi, 60 hareketinin asıl nedenleri çözülmeden, bunlar araştırılmadan ve sırf darbe rantını yiyenlerden hesap sorulmadan, tüm sorumlular ortaya çıkarılmadan, yalnızca 3-5 tane darbeci generali yargılanıyormuş gibi göstererek darbelerden hesap sorulmaz.

Gerçekten Türkiye’yi emperyalizmin sınırsız güdümüne sokan ve toplumu sindiren zihniyettir bu zihniyet ve darbenin gerçek nedenlerini yargılamadan, 2 generali yargılayarak darbeyle hesaplaşmak bir illüzyondan öteye geçemeyecektir.

AHMET YENİ (Samsun) – Niye müdahil oldunuz?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Bugünkü sivil darbe döneminin hazırlayıcısı olan ve yaşadığımız Bask benzeri baskı rejiminin, devlet güvenlik mahkemelerinin ve onun ruh ikizi özel yetkili mahkemelerin mimarı olan bugünkü siyasal iktidarın meşruiyetinin kaynağı olan askerî darbe eğer yargılanacaksa, bu, göstermelik, yasak savma kabilinden yapılmamalıdır. Bu nedenle, yapılacak olaylarda, yargılamalarda Adalet ve Kalkınma Partisinin son on yıllık politikaları bence sorgulanmalıdır.

Bugünkü siyasi iktidar 12 Eylül 1980 rejiminin muktedir çocuğudur değerli arkadaşlarım ve bu İktidar, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı 12 Eylül 1980’den beslenen bir iktidardır siyasi olarak. Darbeyi sadece askerler yapmaz. İkide bir, darbeyi askerlerin yaptığı bir eylem olarak sunmak darbeyi gizlemektir, sivil darbeyi gizlemektir.

Şimdi, tarihimize bakacak olursak, 19 Nisan 1960 tarihli Milliyet gazetesinin manşeti şuydu: “Her türlü siyasi faaliyet durduruldu.” Bu kararı alan Tahkikat Komisyonunun, Başbakanın “Adliye işleyemez hâle geldi.” sözleri üzerine Mecliste Demokrat Parti oylarıyla kurulması üzerine yazılmış bir karardı. Neydi bu Komisyonun görevi, ne tür kararlar aldı? Anayasa Mahkemesinin kurulmasına neden olan bu Komisyon nedir?

27 Ekim 1957 seçimleri üzerinden iki yılı aşkın bir süre geçince Cumhuriyet Halk Partisi lideri İsmet İnönü Anadolu gezisine çıktı. İstanbul’da, Konya’da, Uşak’ta, Kayseri’de ve İskenderun’da olaylar çıktı. Polisler İnönü’yü karşılamak isteyen halkı zor kullanarak dağıttı. Demokrat Parti Meclis Grubu bir bildiri yayımlayarak CHP’yi halkı ve askerî ayaklanmayı kışkırtmakla ve bütün yurtta yıkıcı grupları kendi çevresine toplamakla suçladı. Demokrat Parti muhalefeti susturmak istedi, muhalefete karşı yeni tedbirler alınmasına karar verdi. Alınacak öncelikli tedbir, Mecliste Tahkikat Komisyonu kurulmasıydı ve 18 Nisan 1960’ta Tahkikat Komisyonu kuruldu.

Tamamı Demokrat Parti milletvekillerinden oluşan 15 üyeli Komisyonun görevlerine bakınız arkadaşlar: Muhalefet ve basın aleyhinde ortaya atılan tüm iddiaları bu Komisyon soruşturacak. Her türlü siyasi faaliyet hakkında önleyici karar almak, mitingleri, toplantıları yasaklamak bu Komisyonun göreviydi. Her türlü yayını yasaklamak, yayın organlarının basım ve dağıtımını durdurmak ve kendilerince gerekli her belgeye el koymak bu Komisyonun görevleri arasındaydı. Meclis görüşmeleri ya da önergeler sadece Resmî Gazete’de yayımlanabilecekti. Hükûmet bütün iletişim araçlarından istediği gibi yararlanabilecekti. Anlaşılacağı üzere, Komisyon, Türkiye Büyük Millet Meclisinden ve mahkemelerden daha güçlüydü, savcı ve hâkimlerin bütün yetkisini elinde tutuyordu. Öyle ki Komisyonun alacağı önlem ve kararlar kesin olacak, bu önlem ve kararlara hiçbir şekilde itiraz edilmeyecekti. Komisyonun karar ve önlemlerine karşı çıkanlar bir yıldan üç yıla kadar ağır hapisle cezalandırılacaktı. Komisyon kararlarının icra ve infazında, sivil ya da asker, hangi görevlinin ihmali görülürse o kişi altı aydan üç yıla kadar hapsedilecekti ve Komisyonun kurulur kurulmaz aldığı ilk karar: Partilerin kongre, toplantı düzenlemeleri, siyasal etkinlikte bulunmaları ve yeni örgüt kurmaları yasaklandı.

Bu anlayışın, bu kararın 12 Eylül 1980’de darbeyi yapan generallerin Türkiye’deki siyasi faaliyetleri yasaklamakla, mahkemeleri kapatmakla, aldığı kararla arasında hukuksal olarak ne fark var arkadaşlar?

En sonunda Milliyet gazetesi 19 Nisan 1960 günü şu manşeti attı: “Her türlü siyasi faaliyet yasaklandı.”

Bunu şu nedenle söylüyorum: Bu anlayış, o günün Sayın Başbakanının, rahmetli Başbakanın “Adliye işlemez hâle gelmiştir.” sözlerinin sık sık tekrarından sonra yapılan eylem ve işlemlerdir. Yani bu, o günkü yürütme organının yargıdan rahatsız olmasının getirdiği bir düzenlemedir, bir olaydır. Dolayısıyla, o Tahkikat Komisyonu ülkede demokrasiyi zaten katletmişti ve o Tahkikat Komisyonu zaten darbe yapmıştı yani askerî darbeden önce sivil darbe yapılmıştı.

Haberciler cezaevine gönderildi. 5 kişinin yan yana gelerek dolaşmasına yasak getirildi. 19 Mayıs törenlerinin yapılması bile yasaklandı. Mektup ve telgrafa sansür konuldu. Üniversiteler kapatıldı. Ancak olaylar hiç durmadı, üstelik çıkan olaylara kan karıştı, Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz polis kurşunuyla öldürüldü. Sonrasını hep beraber biliyoruz.

Türkiye Büyük Millet Meclisine hâkim olan hükûmetin kuvvetler ayrılığını bertaraf ederek diktatoryal bir rejim kurmasının önünde Anayasa Mahkemesinin bir engel oluşturacağı düşüncesiyle o tarihte Anayasa Mahkemesine geçiş yapıldı.

Değerli arkadaşlarım, bugüne geldiğimizde, “hukuk devleti” dediğimiz zaman, “Türkiye bir hukuk devleti midir?” dediğimiz zaman, gerçekten, öncelikle şu sorunun cevabını vermek zorundayız: Hukuk devleti nedir? Hukuk devleti, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı, yönetenlerin her türlü eylem ve işlemlerinin denetime bağlı olduğu, böylece bireylere hukuk güvenliğinin sağlandığı devletin adıdır.

2012 Türkiye tablosuna baktığımızda, Türkiye Cumhuriyeti’nin yeniden biçimlendirildiği bir gerçektir. Ne yazık ki bu yeniden biçimlendirme, cumhuriyetimizin demokratikleştirilmesi yerine, otoriterleştirilmesi yönünde gelişmektedir.

Otoriter rejimlerin en büyük özelliği, demokratik bir rejimle iş başına gelmiş olmalarına karşın, yönetimlerinin, kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü, temel hak ve özgürlüklerin korunması gibi demokrasinin olmazsa olmaz koşullarına uymamalarıdır. Karizmatik bir lider, hukukun yürütmenin denetimi altına sokulması, muhaliflerin sindirilmesi, halk desteğine ve ekonomik performansa bağlı bir meşruiyet arayışı, herkesin telefonunun dinlenmesi değil herkesin telefonunun dinlendiğine inanması; bu sayılan hususlar bütün otoriter demokrasilerin ortak özellikleridir. “Beni desteklerseniz yaşarsanız; desteklemezseniz, muhalefet yaparsanız sizi yaşatmam.” söylemi bütün otoriter yönetimlerin ortak ve temel sloganıdır.

Otoriter demokrasilerde siyasal iktidar meşruiyet kaynağı olarak halk iradesini gösterirken, “halk iradesi” sözüyle neyi kastettikleri, iktidardaki partiye oy veren çoğunluğun iradesi olduğu açıktır; oysa demokrasilerde çoğunluktan daha ziyade azınlık önemlidir. Demokrasinin özü olan hukuk devleti, insan hakları ve azınlığı koruyan bir devlettir. Hukuk devletini kaldırdığınız takdirde geriye sadece ezilen azınlık kalır oysa çoğulcu demokrasi, azınlığın çoğunlukla eşit bir özgürlük alanına sahip olması demektir.

Otoriter rejimlerin elindeki en önemli meşruiyet kozu ise plebisit veya referandumdur. Türkiye’de siyasal iktidarın sık sık referanduma gitmekten söz ediyor olması bunun temel göstergesidir. Referandum, Anayasa’da yeri olan bir kurum ancak nasıl kullanıldığına bağlı, manipülasyona veya yanıltmalara açık bir yöntemdir. Referandum ya da plebisite dayanan bir demokrasi, kolaylıkla çoğunluğun azınlık üzerinde egemenlik ve baskı kurmasına pekâlâ dönüşebilecektir.

2002 yılında Türkiye tablosuna baktığımızda, seçimle işbaşına gelmiş bir siyasal iktidar var ancak bu siyasal iktidarın demokrasinin özünü oluşturan “hukuk devleti”, “kuvvetler ayrılığı”, “bağımsız yargı” kavramlarıyla arası hiç mi hiç hoş değil. Türkiye’de güçleri elinde toplamak isteyen ve giderek de toplayan, bunu da başaran bir siyasal iktidar var. Siyasal iktidarın elinde giderek artan bir güç yoğunlaşması görüyoruz. Türkiye, hızla güçler ayrılığından güçler birliğine doğru gitmiştir. Korporatist bir yapı doğuyor. Buna karşı direnenler ise halk iradesine karşı çıkmakla suçlanıyor. Bağımsızlığını korumaya çalışan yargı üzerinde sert mücadeleler yapıldı, yargı teslim alındı. Bu da “Yargı kime hesap veriyor? Millete hesap vermiyor. Yargı 411 milletvekilinin verdiği oyu yok sayıyor.” denilerek yapıldı, halk yargıya karşı çok açıktan kışkırtılarak yapıldı.

Türkiye’de yargısız ve yasamasız hükûmet etmek isteyen bir siyasi parti söz konusu. Siyasal iktidar, yetkilerini Anayasa’dan alan yargı tarafından denetlenmeyi içine sindiremiyor, kabul edemiyor, bunun hukuk devletinin olmazsa olmaz bir gereği olduğu onu hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Yargıyı kendi çizgisine çekmek için mücadele verdi, yargıyı kendi siyasal iradesinin önünde diz çöktürmek için mücadele verdi ve sonunda, gözünüz aydın, yargı yürütmenin önünde diz çökmüş vaziyettedir. Bugün, Anayasa Mahkemesi Başkanının söylediği lafları dikkate alırsak bunu görürüz ve yine, yıllarca hukukçuluk yapmış Yargıtay eski Başkanı Sami Selçuk’un “Bugün kimse bana yargı bağımsızdır dedirttiremez.” ifadesini dikkate alırsak yargının nasıl teslim alındığını görürüz.

Türkiye’de basının durumu ortada, iktidarın çizdiği sınırlar içerisinde ancak özgür olabiliyor. Hukuka aykırı tutuklamalar, arama ve el koymalar, gizli tanıklar, telefon dinlemeleri olağan mı olağan sayılıyor. Türkiye’deki iktidar, iktidarını sınırlayan basın, üniversiteler, yargı gibi bağımsız kuruluşlara egemen oldu. Gerçekten, Türkiye’de düşünceyi açıklama hakkı ve hürriyeti tek yönlü olarak yok edildi, kısıtlandı; yergi yönü yasak, övgü ve övgü düzme yönü sınırsız olarak serbest, hatta ödüllü.

Ne yazık ki ülkemizde hukuk bağımsızlığını kaybetti ve siyasallaştı. Adaletten bahsetmek imkânsız hâle geldi. “İleri demokrasi” adı altında insan hakları ve özgürlükler bu ülkede artık yok hükmündedir. Toplum kafaca bölünmüş ve hızla ayrışmaktadır, hoşgörü tamamen kaybolmuştur. Bunun en son örneği, Sayın Haberal’ın, ölmeden önce annesini görmesine ve onunla helalleşmesine tahammül edemeyen bir siyasi anlayışın bugün işbaşında olmasıdır.

İdarenin tasarruflarına güven yok olmuştur. İşsizlik artarak devam etmektedir. Tecavüzcüler, bölücüler ve insanlığa karşı suç işlemiş olanlar ve bunları koruyanlar dışarıdadır, yurtseverler, devrimciler içeridedir. “Bal tutan parmağını yalar.” sözüne uygun olarak hırsızlık ve hortumlama had safhadadır. Hitler Almanyası’na rahmet okutacak faşist uygulama ve yöntemler artık olağan hâle gelmiştir. Daha vahimi, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı döneminde Türkiye, komşularına terör ihraç eden bir ülke hâline gelmiş, hatta bir bahane ile savaş açmayı düşünen bir ülke hâline gelmiştir.

Düşünceyi açıklama hakkı ve hürriyeti tamamen yok olmuştur. İktidarı eleştirmeye yeltenseniz, halkı kıyama teşvik, kurulu düzeni yıkma suçu işliyorsunuz. Ekonomik açıdan eleştiriler, “Türkiye'nin itibarını kırma”, “bozgunculuk” olarak nitelendiriliyor. Dış politikaya ilişkin görüş açıklasanız, Türkiye'nin dostlarıyla arasına nifak sokma, Türkiye’yi küçük düşürme suçlamasıyla karşılaşıyorsunuz. Kimse “Sen, iktidara, Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarına, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a övgü düzdün, övgüde, yağdanlıkta ileri gittin.” diye sorgulamıyor; tam aksine, bunlara en ufak eleştiri yaptığınız zaman kendinizi zindanlarda buluyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bir ülkede demokrasi olup olmadığının, bir ülkede demokrasinin kesintiye uğrayıp uğramadığının tek göstergesi sadece askerler ya da polis tarafından yönetime müdahale edilmesi değildir; pekâlâ halkın verdiği egemenlik yetkisini kullanırken de demokrasiyi kesintiye uğratabilirsiniz. Bir ülkede demokrasinin varlığını gösteren, hukuk devleti ilkesinin işleyip işlemediğidir. Bir ülkede iktidarın özgür olması demokrasinin olduğunu göstermez ama bir ülkede muhalefetin özgür olması demokrasinin varlığının ilk koşuludur. Bugün, Türkiye’de, Sami Selçuk’un söylediği gibi… “Hiç kimse yargı bağımsızdır.” dedirttiremez diyor. Bugün, Türkiye’de bana da “Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletidir, gerçekten hukuk devletidir.” dedirttiremez değerli arkadaşlarım ve bu çerçevede, gerçekten biz, ister askerî ister sivil her türlü darbeyle, ister sağ anlayışla ister sol anlayışla yapılan her türlü darbeyle hesaplaşacaksak, öncelikle Adalet ve Kalkınma Partisinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - …kendi düşüncesini sorgulaması gerekiyor; toplumdan intikam alma, toplumu bölme anlayışından vazgeçmesi gerekiyor.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Konuşmacı, biraz önce, Partimize, Hükûmetimize, Grubumuza hakaret etmiştir.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ben hiç hakaret etmedim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Faşist uygulamalar ve hırsızlıkla bağlantı kurarak ağır töhmetlerde bulunmuştur. Sataşmadan dolayı söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün Adalet ve Kalkınma Partisine, AK PARTİ Grubuna ve Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biz bugün, esasında, biraz önceki Sayın Konuşmacının konuşmasına kadar, darbeleri konuşuyorduk, darbelerin zararlarını ve bundan sonraki dönemlerde bir daha tekrarlanmaması için Meclisin iradesinin, kararlılığının ortaya konulmasını konuşuyorduk. Ama biraz önceki konuşmacı, çok farklı bir konuşma yaptı, âdeta, 1960 darbesinin kendi açısından haklı gerekçelerini ortaya koymaya çalıştı ve hemen hemen hiçbir darbeyi eleştirmedi, çok yüzeysel bir iki cümleyle geçiştirdi. Onun dışındaki konuşmalarının ana teması “Askerî darbeler haklıydı, hele 1960 darbesi haklıydı çünkü o dönemdeki sivil iktidar şöyle şöyle, şunları yaptı.”

Şimdi bakın, değerli arkadaşlar, Hükûmetimiz yaklaşık on yıldan beri iktidarda. Bu süre içerisinde 3 defa seçim yapıldı. Şimdi, bu uygulamalarla ilgili kararı onaylamayı milletimiz yaptı, yerine getirdi. Peki, başka bir öneri var mı? Başka bir alternatif var mı? Sivil iradenin, sivil yönetimin, işbaşına gelmiş olan hükûmetlerin icraatlarının millet tarafından tasdik edilmesi ya da edilmemesi dışında bir öneriniz var mı? Bu konuşmacı başka önerilerde bulunuyor yani diyor ki: “Millet iradesi doğru değildir, yanlıştır ve dolayısıyla, başka bir mekanizma olması gerekir.” Dolaylı olarak gittiği yer de askerî darbelerdir ve ihtilallerdir, onların propagandasıdır, onların destekçisidir. Biz yıllardan beri bunun mücadelesini veriyoruz zaten. Şu anda da bu mücadeleyi veriyoruz, bu anlayışa karşı çıkıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Milletin karşısında olan bu anlayışa karşı çıkıyoruz, sorun bu zaten.

Evet, bir sivil diktatör, sivil anlayış var; bu, askerî darbelere çanak tutan anlayıştır, çağrı yapan anlayıştır… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …biraz önce örneğini izlediğiniz, çanak tutan anlayıştır. Aynı zamanda bunları da kınıyoruz, bu mücadeleyi bunlara karşı da veriyoruz ve vermeye de devam edeceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Canikli.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Öztürk.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sataştı, söz istiyorum.

BAŞKAN – Efendim?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sataşmadan söz istiyorum. Daha nasıl sataşacak ki?

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Öztürk.

2.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Sayın Canikli, burada benim tespitlerimde kendi grubuna yönelik hakaret ettiğim nedeniyle sataşmadan söz aldı ancak kendisi hakaret etti.

Ali Rıza Öztürk’ü hem okul yıllarında hem ondan sonraki dönemde herkes bilir. Yaşamını darbelerle, faşizmle mücadele içerisinde geçirmiş bir insandır. Parlamentodaki arkadaşlarımız da bilir, Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımız da bilir. Ben askerî darbelere övgü düzmediğim gibi, aksine -tutanaklar oradadır- “Darbenin askerîsi, sivili olmaz; darbenin sağı, solu olmaz.” dedim. 1960 darbesini de, 12 Mart 1971 darbesini de, 12 Eylül 1980 darbesini de söyledim. Ancak, Sayın Canikli sivil darbeleri eleştirmemden rahatsız oldu.

Bugün dünyada demokrasiyi ve özgürlükleri kullanarak iktidara gelenlerin iktidarda kalabilmek uğruna demokrasiyi ve özgürlükleri nasıl yok ettiğini hepimiz biliyoruz. Elbette ki Almanya’da Hitler iktidara gelirken askerle gelmedi, onlar da seçimle geldi. Söyledim konuşmamda, “Halkın, milletin kayıtsız ve şartsız sahip olduğu egemenliği yetkili organlarından biriyle kullanmasını engellemek darbedir.” dedim. Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarında yapılan uygulamaların bu olduğunu söyledim.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Millî Şef dönemine bakın. Siz kendi döneminize bakın.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Siz bugün bu ülkede yargı yetkisinin kullanılmasını engellediniz, yasama yetkisini Başbakana bağladınız. Siz, asıl, sivil darbelerden rahatsızsınız Sayın Canikli. Niye “sivil darbe” kelimesini ağzınıza almaktan korkuyorsunuz? Almanya’da, İtalya’da rejimler kurulurken seçim yoluyla iş başına gelmedi mi? Dünyayı kana bulayan Hitler silah yoluyla mı geldi? Siz sivil darbeden söz etmekten niye korkuyorsunuz?

Söylüyorum, askerî darbelere karşı çıkmayan şerefsizdir; sivil darbelere karşı çıkmayan 1 milyon kere şerefsizdir!

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, AK PARTİ dönemindeki uygulamalarla… (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Bir dakika… Bir dakika, hiç duymadım.

Sayın milletvekilleri, lütfen sakin olunuz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Askerî darbelere karşı çıkmayan şerefsiz; sivil darbelere karşı çıkmayan 1 milyon kere şerefsiz!

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Hadi oradan!

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Canikli.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen sivil darbelere karşı çık.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Hadi oradan!

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Senin nereden beslendiğini biliyorum ben, sen 12 Eylülden besleniyorsun! Hâlâ onun beslemesisin sen!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen oturunuz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen 12 Eylülün çocuğusun!

BAŞKAN - Karşılıklı konuşmayınız, lütfen… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen 12 Eylül darbesinin çocuğusun.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ayıp, çok ayıp!

BAŞKAN - Grup Başkan Vekilini dinleyeceğim sayın milletvekilleri.

Buyurunuz Sayın Canikli.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sivil darbeye de karşı çık.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Yakışmadı, yakışmadı.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sivil darbeye de karşı çık Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Konuşmacı, biraz önce, Hükûmetimiz dönemindeki icraatlarla Almanya’daki o uygulamaları karşılaştırarak çok ağır bir hakarette bulunmuştur Sayın Başkan, söz istiyorum sataşmadan.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Lütfen yeni sataşmalara…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, ben Almanya’daki uygulamaları örnek verirken, Almanya’da Hitler’in iktidara gelirken askerle iş başına gelmediğini söyledim yani sivil darbeyi örnek verdim. Niye rahatsız oluyor?

Niye rahatsız oluyorsunuz, askerle mi geldiniz?

BAŞKAN – Şimdi söz verdim.

Buyurunuz Sayın Canikli.

3.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün Adalet ve Kalkınma Partisine ve Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; şimdi, çıkacaksınız…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Seni de bilirler Canikli, beni de bilirler!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …demokrasinin en vazgeçilmez unsuru olan seçime karşı çıkacaksınız…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen 12 Eylülde neredeydin? Neredeydin 12 Eylül rejiminde?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …onu reddedeceksiniz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen 12 Eylülde neredeydin?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hükûmet eğer bir yanlış yapmışsa, onun değerlendirileceği yer bellidir, kararı verecek olan yer bellidir…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – 12 Eylülden besleneceksin, şimdi de darbe karşıtlığı yapacaksın!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …merci bellidir; seçim ve millettir. Bunu kabul etmiyorsunuz, referandumu kabul etmiyorsunuz, eleştiriyorsunuz çok açık bir şekilde. Bunların hepsinin ortak özelliği nedir? Milletin kanaatinin, düşüncesinin alınması. Bunu eleştiriyorsunuz; milleti eleştiriyorsunuz, millet iradesini eleştiriyorsunuz.

Şunu biliyoruz: Millet iradesiyle probleminiz var.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Canikli, 12 Eylülde neredeydin sen?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Yıllardan beri kronik probleminiz var, bunu biliyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Canikli, 12 Eylülde neredeydin, kime hizmet ediyordun, onu söyle?

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ne biçim konuşuyorsun!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Elbette, eleştiri varsa eleştirebilirsiniz.

Bugün, bakın, hiçbir hükûmet, hiçbir hükûmet üyesi bugünkü eleştirildiği kadar eleştirilmemiştir…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen 12 Eylülde neredeydin?

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) –  …eleştirilmeye de devam ediliyor.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen neredeydin? Sen neredeydin 12 Eylülde? Onu söyle.

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) – Elbette eleştirilecektir, bu doğaldır ama “sivil darbe” dediğiniz nedir? “Sivil darbe” dediğiniz milletin iradesidir, onu eleştiriyorsunuz siz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – O zaman Hitler milletin iradesi mi?

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) –  Nasıl böyle bir eleştiride bulunabilirsiniz? Nasıl millete bu şekilde hakaret edebilirsiniz? Millete, bütün konuşmanızda tepeden tırnağa kadar hakaret ediyorsunuz. Bu da milletle olan sorununuzdan kaynaklanıyor. O, bizi ilgilendirmez.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hitler milletin  iradesi midir? Sorumun cevabını ver. Hitler, Mussolini milletin iradesi mi?

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) –  Ama milletin iradesi burada sonuna kadar uygulanacaktır, tesis edilecektir ve devam edecektir. Hiç kimse bunu engelleyemeyecektir.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – 100 tane gazeteci hapiste.

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) –  Siviller de engelleyemeyecektir, niyeti olan askerler de, onların destekçileri de engelleyemeyecektir.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen sivil darbeye karşı mısın, değil misin; onu söyle?

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) –  Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen sivil darbeye karşı mısın değil misin? Niye söylemiyorsun? Sivil darbenin mimarısın çünkü.

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Canikli.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN –  Buyurunuz Sayın Tarhan.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) –  Açıklama hakkımızı kullanmak istiyoruz Grup olarak. (CHP ve AK PARTİ sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN –  Efendim…  Duyamıyorum, anlayamadım efendim Sayın Tarhan?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) –  Sayın Başkan, açıklama hakkımızı kullanmak istiyoruz çünkü grubumuza ilişkin bir…

BAŞKAN –  Grubunuza yönelik olarak…

NURETTİN CANİKLİ  (Giresun) –  Bir şey söylemedim Sayın Başkan, ben bir şey söylemedim, genel ilkelerden bahsettim. 

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) –  Grubumuza yönelik imalar var, açıklama hakkımı kullanmak istiyorum.

BAŞKAN –  Buyurunuz açıklayınız.

Buyurunuz Sayın Tarhan.

4.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grup önerimizi dikkatli okumadığınız anlaşılıyor Sayın Canikli, özellikle sizin. Ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yönelik tüm eylem ve işlemler ile demokrasiyi kesintiye uğratan tamamlanmış ve girişim niteliğindeki sivil ve askerî darbeler ile sonrası uygulamaların demokrasi dışı toplumu terörize eden -örneğin, telefon dinleme gibi- tüm vesayet sistemlerinin ve bunları önceleyen olayların ve olguların araştırılması ve sorumluların tespiti amacıyla bir öneride bulunduk, komisyon kurulması önerisinde bulduk ve siz de kabul ettiniz, birleştirdiniz biliyorsunuz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, 12 Eylül 80’den söz ediyoruz, darbelerden söz ediyoruz,  darbe sonrası açıklamalar… Elimde bir sürü gazete haberi de var, onları vakit kaybetmemek için getirmedim kimlerin darbeye destek verdiğine ilişkin. Darbenin iyi çocukları var bu ülkede. Darbenin iyi çocuklarının bugün iktidar olmasını sağlayan  bir sistemdir darbe aslında. Siyasetin bugüne kadar şekillenmesinde önemli rol oynayan ve halk iradesinin Parlamentoya yansımasına engel olan yüzde 10 seçim barajı niye kullanılıyor tarafınızca, bunu soruyorum?

Şu anda anayasal kurumlar olarak üzerine titrediğiniz YÖK ve baskı aracı olarak kullandığınız YÖK gibi kurumlar darbenin ürünüdür ve siz bunları hâlâ kullanıyorsunuz ve kıskançlıkla sahip çıkıyorsunuz, kendileştiriyorsunuz ve bugünkü sizin döneminiz, 12 Eylül  programının aslında hızlandırılmış bir tekrarıdır ve bugün bütün dikkatler 12 Eylül yargılamasına sizin tarafınızdan çekilirken sizin muhalefeti sindirme, darbe dönemine benzer uygulamalarla aydınları, gazetecileri susturma, toplumu gericileştirme politikalarınız 12 Eylülle bağlantısı ve ortaklığı da açıkça devam etmektedir arkadaşlar. Bunu hatırlatırım size. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tarhan.

VIII.- MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve 23 milletvekilinin, darbeler ve muhtıraların demokratik sistemde, siyasal ve toplumsal yaşamda açtığı etkilerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/236) (Devam)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve 120 milletvekilinin, darbeler ve muhtıraların toplumsal, siyasal, ekonomik ve hukuki alanlardaki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/237) (Devam)

3.- MHP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın, millî egemenlik ve demokrasiye müdahalelerin toplumsal, siyasal, ekonomik ve hukuki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/238) (Devam)

4.- CHP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yönelik tüm eylem ve işlemler ile sivil ve askerî darbelerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/239) (Devam)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ.

Buyurunuz Sayın Özdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; darbelerle ilgili Meclis araştırma önergemiz hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Eğer şeref kavramı üzerinde siyaset yapacaksak, evet, askerî darbeleri takbih etmek şerefli bir olaydır. Askerî darbeleri desteklemek şerefsizliktir ama 28 Şubat postmodern sivil darbeyi desteklemek de şerefsizliktir efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, 12 Eylül 1980 darbesiyle birlikte yedi yıl cezaevinde yatmış, hücrelerde tecrit edilmiş, otuz sekiz gün aralıksız işkencelere tabi tutulmuş, istikbali elinden alınmış ve bugün idamla yargılandığı şehirden milletvekili olarak karşınıza gelerek konuşan bir arkadaşınızım.

Seksen sekiz yıllık cumhuriyet tarihinin son elli yılı darbeler tarihidir; 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan muhtıra ve darbeleri Türk demokrasisine ve Türk ekonomisine çok ama çok büyük zararlar vermiştir.

Bu topraklarda ekonomisi ve siyasi istikrarı orta ölçeğin altında hiçbir devlet yaşayamamıştır. Buna imparatorluklar da dâhildir. Bizans, Roma, Selçuklu ve Osmanlı örneklerini verebiliriz. 1923 yılında kurulan Türkiye  Cumhuriyeti bu topraklarda tutunmak için eğitime, ekonomiye, cumhuriyete ve demokrasiye önem vermiş fakat iç ve dış egemen güçler Türkiye Cumhuriyeti devletini her alanda geliştirmemek için darbelere tevessül etmişler, kamplaştırmışlar, kutuplaştırmışlar, kin ve nefret tohumlarını ekmişlerdir; mezhepsel, etnik ve ideolojik olarak bizi farklılaştırmışlar ve bu şekilde orta ölçeğin altına düşürmek istemişlerdir.

Darbeler Türk demokrasisinin ve ülkemizin yakın tarihinin karanlıkta kalmış dönemleridir. Millet adına ve milletin huzuru adına yapıldığı iddiasıyla gerçekleştirilen darbeler sağ veya sol görüş fark etmeksizin binlerce insanımızın cezaevlerine kapatıldığı, idam edildiği, işkencelerin yapıldığı ve istikballerinin ellerinden alındığı zulüm dönemleridir. Sözde toplumsal huzuru tesis etmek amacıyla gerçekleştirilen darbeler aynı zamanda Edirne’den Ardahan’a kadar bütün olarak ülkenin açık hava hapishanesine dönüştürüldüğü, hiç kimsenin düşüncesini özgürce ifade edemediği, hatta düşüncenin, bilginin ve dahi gelişmenin evrensel unsurları olan kitapların suç unsuru sayılması nedeniyle darbecilerin korkusuyla yakıldığı karartma dönemleridir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin şanssızlığı üzerinde yaşadığımız coğrafyasından kaynaklanmaktadır. Bu coğrafyada itibarını, toplumsal desteğini kaybetmiş bir orduyla  tutunmak mümkün değildir. Onun için, darbe eleştirileri hep askerin itibarıyla ülkenin geleceğini düşünen bir çerçevenin içinde kalmıştır. Aslında her darbe eleştirisini genelleme yaparak Türk Silahlı Kuvvetlerinin kurumsal kimliğiyle özdeşleştirmek zaten mümkün değildir. Bu coğrafya ne itibarsız bir orduyu ne de darbeci bir orduyu kaldırır, ikisi de Türkiye’nin intiharı olur. Ancak sadece askerin itibarı korunarak demokratik düzeni korumak mümkün değildir. Parlamentonun, siyasi partilerin itibarı da en az askerin itibarı kadar hatta daha fazla önemlidir.

Demokratik düzenin yaşatılması, yasa dışı toslamalara karşı korunaklı hâle getirilmesiyle mümkündür. İtibarsızlaştırılmış bir Meclis toplumu yönetme, problemleri çözme güç ve kudretini kendinde bulamaz. Parlamentoyu hırpalayarak siyasetçiyi, itibarsızlaştırarak demokratik düzeni yaşatmak imkânsızdır. Bu tür davranışlar darbecilerin ekmeğine yağ sürer. Asıl itibar kırıcı unsurun dışarıdan yapılan eleştirilerden ziyade yasa dışı unsurlar karşısında gerekli arınma ve temizlenme mekanizmalarını işletememekten kaynaklandığını unutmamalıyız. 1960’dan beri üç darbe, bir o kadar muhtıraya tanık olduk, demokrasi defalarca kesintiye uğradı. 

Elli yıl, bir millet hayatında çok küçük bir zaman dilimini ihtiva eder. Bu kadar kısa sürede bu kadar çok yasa dışı müdahaleye muhatap olmak, darbelerin analizini asker psikolojisini aşan bir zeminde yapmayı gerekli kılıyor. “Bir kurumda niçin bu kadar darbeci çıkıyor?” sorusu, “Bu askerler niçin darbe yapmayı düşünüyor?” sualinden daha anlamlıdır. Çünkü o askeri, o düşünceye sevk eden zemini anlamak bu kurumsal yapının sorgulanmasından geçer.

Gelişmiş ülkelerin de orduları var, generalleri var, başarılı kurmayları var ama bu ülkelerde kimse durumdan vazife çıkarıp millî iradeye müdahale etmiyor, kimse toplumsal eğilimleri küçümsemiyor, kimse halkına şüphe ve tereddütle bakmıyor; psikolojik yönelimlerinde bozukluk olanların yönelimleri hiçbir zaman toplum için tehlike olacak boyutlara ulaşmıyor, bireysel tepkileri toplumsal zeminini bulamıyor çünkü kurumsal yapı bu tip reaksiyonların kuruma sirayetine müsaade etmiyor.

Bizde öyle mi? Birisinin kafası bozuldu mu sâri bir hastalık gibi herkese bulaşıyor, kişinin hastalığı kurumun hastalığı ve zaafı hâline gelebiliyor. Kurumsal konum, bu tür eğilimlerin önünü alacağına bunları tahrik ediyor. Bireysel bir sorumluluktan söz edebilmek için, öncelikle o kurum, bu tür yasa dışı iş ve eylemlere cevaz vermemelidir. Bugüne kadar yapılan darbelerden dolayı açık ve net tavır koyarak “Her türlü darbeye karşıyım.” demesi gerekir. “Biz 28 Şubatın arkasındayız.” diyen bir kurum, kurumsal olarak eleştirilmeyi hak eder. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onun için, “Bazı generaller…” diye başlayan darbe eleştirileri doğru değil. Sık sık, o bazı generalleri yetiştirip millete musallat eden zemini sorgulamak zorundayız. Darbeyle mücadele, sadece birkaç darbecinin takbih edilmesi, yargılanması demek değildir. Darbelerle mücadele, o darbecileri yetiştiren sosyal, kültürel, siyasal ve kurumsal zeminin sorgulanması ve kurutulmasıdır. Bizim sorunumuz zihniyetle, darbeci zihniyetledir ve bugün yapmak istediğimiz de budur.

Değerli milletvekilleri, 1960’da seçilmiş bir iradeye karşı bir avuç cuntacı darbe yapmış, Başbakan, bakanlar, milletvekilleri cezaevlerine gönderilmiş, işkencelere maruz kalmışlardır. On yıl bu millete hizmet etmiş olan Başbakan Adnan Menderes, bakanlar Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan darağaçlarına gönderilmiş ve binlercesi de kör kuyulara atılıp merdivensiz bırakılmışlardır. O kadar ki, on yıl bu devlete Başbakanlık yapmış Adnan Menderes cezaevindeyken millete hizmet aracı olan siyasetten nefret eder hâle getirilmiş ve Yassıada’da şunu söylemiştir: “Bir çıksam buradan, bir çıksam. Çine Çayı’nın yanına gitsem, söğüt ağaçlarının altında bir uzansam, derin ve deliksiz bir uykuya yatsam.” deme lüzumunu hissetmiş ve “Bir daha siyaset yapmayacağım.” deme noktasına getirilmiştir. Hesabı sorulmayan her darbe bir sonraki darbenin tetikleyicisi olmuştur.

Değerli milletvekilleri, darbelere karşı hukuk işletilebilse, siyaset kurumu şahsiyetli bir duruş ortaya koyabilse bugün Türkiye bulunduğu yerin çok ilerisinde olurdu. 12 Martı yapanlar 27 Mayısı yapanların sanık sandalyesine çıkarılmamasından cesaret aldılar; 12 Eylülü yapanlar 12 Martı yapanlardan hız aldılar; 28 Şubat, 27 Nisan hep aynı hesap soramayan siyaset kurumunun pısırıklığından cesaret aldı. Türkiye 27 Mayısı yapanları sanık sandalyesine çıkarabilme cesaretini gösterebilseydi, bugün milleti canından bezdiren darbeler dönemi çoktan kapatılmış olacaktı.

Darbecilerden hesap sormak, demokrasiyi tahkim etmenin birinci şartıdır. İyi darbe yoktur, ne yaparlarsa yapsınlar bütün darbeler kötüdür. Millete “Sen rüşdünü ispat edemedin, biz senden daha iyi düşünürüz.” diyerek, bu gerekçeyle darbelere meşruiyet kazandırılmak istenilmiştir. Darbelerle mücadele etmek de bir yoldur, şapkayı alıp gitmek de bir yoldur, en kötü yol “Şapkamı onlara bırakmadım.” diye övünmektir. Bazıları şapkasına sahip çıktığı kadar, milletin hukukuna sahip çıkamamıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Elli yıldır yapılan darbelerin gerekçesi ya kardeş kavgası ya da irticadır. Dolayısıyla, darbelerle mücadelenin bir yolu da toplumdaki farklılıkları derinleştirip keskinleştirmemek, sözün bittiği noktaya gelmemektir. Her darbe belli bir toplumsal tabana yaslanmıştır, darbelerin arkasında bazen sağ, bazen de sol vardır. Darbelerle mücadelenin bir yolu da altındaki toplumsal zemini çekmek, mesnetsiz bırakmaktır. Bunun yolu da medya ve eğitim yoluyla toplumu bilgilendirmek, demokrasi bilincini derinleştirmek ve yaygınlaştırmaktır.

Darbe yapmak suçtur, darbe yapmak için gençler arasında var olan ideolojik ayrılıkları kışkırtarak şiddete dönüştürmek daha büyük bir suçtur. 12 Eylül iddianamesi, başta Maraş olayları olmak üzere bu tip olaylarla doludur. Darbe yapmak için gençler ölüm mangalarının önüne atılmış, bu gençlerin akan kanları üzerinden saltanat sürülmüştür. Bugün çok tartışılan Maraş olaylarının gerçek faillerini, kışkırtıcılarını kimse bilmiyor, sahnenin önünde bize gösterilenleri tek gerçek sanma gafletine düşüyor, gerçek failleri ıskalıyoruz. Malatya’da bir bombayla öldürülen Hamit Fendoğlu’nun katilleri hâlâ yakalanamadı, bugün Türkiye, bu kanlı oyunu teşhis edecek olgunluğa erişmiştir. Açılan davalar, yakın geçmişle ilgili mahkemeler bunun göstergesidir. 12 Eylül İddianamesi bu olayların aydınlatılması için iyi bir fırsattır.

Darbelerle mücadele, aynı zamanda terörle mücadeledir çünkü geçmişte meydana gelen ve faili meçhul kalan birçok olayın bugün darbeciler tarafından sahneye konulduğunu biliyoruz. Toplumu darbeye hazırlamak için bilinçli olarak terör kışkırtılmış, ideolojik gerilimler tırmandırılmıştır.

Değerli milletvekilleri, 12 Eylül boğuşmasının iki değil üç tarafı vardı. Kaba tasnifle sol, sağ ve darbeciler. Sol da sağ da darbe mahkemelerinde çok büyük hesap verdiler ama üçüncü taraf hiçbir bedel ödemedi. Daha 12 Eylül öncesinin doğru dürüst analizini, olayların perde arkasını, gerçek sebeplerini bile araştırmış değiliz. Sol-sağ kavgası kavganın görünen tarafıydı, bir de görünmeyen tarafı var. İşte bu görünmeyen taraf aydınlatılmadıkça yeni kavgalar, yeni toplumsal çatışmalar kaçınılmaz olacaktır.

Bugün her tutuklunun hayatının teminatı hukuk devletidir. Kendisine teslim edilen canlar, devletin namusudur. Çağdaş dünyadaki anlayış budur. 12 Eylülde her tutuklu, ölmesi, itlaf edilmesi gereken kuduz bir köpek gibi görüldü. Evren’in “Asmayalım da besleyelim mi?” vecizesi bu bakış tarzının bir ifadesiydi. Beslemektense öldürmek, darbenin temel prensibi hâline getirilmişti. Bu yüzden işkencehanelerde, hapishanelerde yüzlerce insan, devleti besleme yükünden kurtarmak için öldürüldü. Bir nesil, vücudunda, ruhunun kıvrımlarında darbenin izlerini yaşıyor. Hâlâ uykuları işkence rüyalarıyla bölünen insanlar var bu ülkede. Darbelerin yaraladığı, örselediği bir toplum hâline geldik. Yaşananların zihinlerde bıraktığı acı tortular, onları yaratanlara karşı merhamet edilmesine mâni oluyor.

Mesele kimseden intikam almak değil, milletin hukukunu korumaktır. Bugün darbecilerin yargılanması demek, milletin geleceğinin korunması demektir. Darbelerin bu ülkeye maliyetini anlatmaya gerek yok. Darbelerin hedefi şu veya bu grup, şu veya bu etnik köken değildir, topyekûn Türk milletidir. Türkiye şeffaflaştıkça, darbe yapan veya teşebbüs edenlerden hesap sorabilir noktaya geldikçe, bu hevesi taşıyanların cüret ve cesareti kırılacaktır.

Darbe sadece işkence, zulüm, mahpushane demek değildir. Meseleyi bu zeminde tartışmak konuyu küçümsemektir. Elbette insan hakları ihlalleri önemlidir ama darbe aynı zamanda yeni toplumsal sorunların temelinin atılması, ekonominin alabora edilmesi, ülke imkânlarının heder edilmesidir.

Her darbe toplumdaki çatışma alanlarını yok etme iddiasıyla gelmiştir ama yeni çatışma alanları ihdas etmiştir. Ayrılıkçı teröre en büyük istismar malzemesini 12 Eylül cuntası vermiştir. Sağ-sol bitirilirken yanlış uygulamalarla etnik terör beslenmiştir. Bugün, izale etmeye çalıştığımız insan hakları ihlallerinin, yasakların, dayatmaların çoğu darbelerin bize hediyesidir. Siyaset kurumu her darbeden sonra darbecilerin bıraktığı pisliği, tahribatı temizlemekle meşgul olmuş, ülke enerjisinin büyük kısmı darbelerin bıraktığı izleri onarmaya harcanmıştır. Darbeler veya kısır çekişmelerle enerjimizi boşa harcamadığımız zaman ne oranda yüksek başarı elde ettiğimiz AK PARTİ öncülüğünde Türkiye'nin son on yılda yaptığı muhteşem sıçrayışla ortaya çıkmıştır.

12 Eylül darbesinden sonra Kürtçe yasağı konulmasa, Kürt vatandaşlarımız akıl almaz bir yasakla sistem dışına itilmese PKK bu ölçüde güçlenir miydi? Doğrusu şüpheliyim. 28 Şubatta dindar, muhafazakâr, milliyetçi vatandaşlarımız sistem dışına itilerek başka bir yanlışa imza atıldı. İnsanlara “Bizim demokrasi anlayışımızda size hayat hakkı yok.” dediniz mi onları demokrasi dışı arayışlara mecbur etmiş olursunuz. Demokrasilerde senaryoyu halk yazar, rolleri halk dağıtır, kimin aktör, kimin figüran olacağına halk karar verir, bütün senaryolar sandıkta yazılır, bütün roller sandıkta dağıtılır, başka türlü olması da asla mümkün değildir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ben darbelerin dış tesirden çok içerideki muhteris asker, sivil bürokrasinin ihanetinden kaynaklandığına inananlardanım. Suçluyu dışarıda aramak biraz da içerideki habaseti örtmeye yarıyor. “Kahrolsun ABD”, “Kahrolsun Avrupa Birliği” demek ikide bir gemi azıya alan yeniçeri şürekâsını korumak demektir. 1960’dan beri yapılan darbelerin hiçbirini yabancı güçlerin askeri yapmadı, ne olduysa, ne yapıldıysa bu topraklarda yapıldı ve burada yapıldı.

Değerli milletvekilleri, bu darbeler aynı zamanda kendi mensuplarını da mağdur etmiştir. 27 Mayısta 235 general, 4.171 subay, astsubay; 12 Martta 600’e yakın subay, astsubay ve askerî öğrenci; 12 Eylülde 347 subay, 176 astsubay, 447 askerî öğrenci; 28 Şubatta 900’ü aşkın subay ve astsubay şu veya bu şekilde ordudan uzaklaştırılmıştır.

Türkiye mutlaka darbelerle, darbecilerle hesaplaşmak zorundadır. Bunu ilelebet tehir edemeyiz. Bu hesaplaşmanın tehir edilmesi, yeni darbelerin, isyanların, muhtıraların davet edilmesidir. Hangi sebep ve gerekçeyle olursa olsun bu aziz millete kalkan el asla cezasız kalmamalıdır, gerekirse o eller hukuk çerçevesinde kırılmalıdır.

Geçtiğimiz günlerde 12 Eylül darbesiyle ilgili yargılama başladı. Bir döneme damga vuran isimlerin sanık sandalyesine oturtulması, gölgede kalmış birçok olayın da aydınlanmasına vesile olacaktır. Meselenin nirengi noktası da budur. Yargılama sürecinde darbecilerin şiddetin tarafı olduğunun ispatlanması demek, kamuoyunda darbeler ve 12 Eylül öncesiyle ilgili tüm yargıların yıkılması, sağ-sol kavgasıyla ilgili kabullerin yeniden gözden geçirilmesi demektir.

Millî meseleler duygusal değerlendirmelerin konusu edilemez. Darbecilerin yaşı, konumu, geçmişi, statüsü, milletin kaderiyle ilgili bir mevzuda ayrıcalıklı muamele görmenin gerekçesi kabul edilemez. Aslında her suçlunun kendince bir gerekçesi vardır. Önemli olan, yapılan iş ve eylemlerin toplum hayatında yarattığı sonuçlardır. Gelinen nokta, 12 Eylül 2010 referandumunun ne kadar önemli, çıkan neticenin ne kadar değerli olduğunu gözler önüne seriyor.

Değerli milletvekilleri, referandum, içimizdeki darbe uzantılarını deşifre eden bir turnusol kâğıdı işlevini görmüştür. Darbeciler yargılanır yargılanmaz tartışmaları gerçek amacı örtme maksadına matuftu. 12 Eylül referandumu yapıldığında, bazı çevreler ısrarla darbecilerden hesap sorulamayacağını, 12 Eylül darbesinin zaman aşımına uğradığını iddia etmişlerdi. Özel görevli ağır ceza mahkemesinin kabul ettiği 12 Eylül iddianamesi, bu iddiaların ne kadar mesnetsiz olduğunu gösterdi.

Değerli milletvekilleri, görüldüğü gibi, olmaz denilen olmuştur. Bu yargılamalar, yakın geçmişe dair ezberlerin bozulmasına, tarihin yeniden yazılmasına vesile olacaktır. İşte, şahsen ben de bu noktada, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan anayasa değişikliği referandumunda verdiğim “evet” oyunun, referandumun bir parçası olduğum “evet” kampanyasının ve geleceği görmüş olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Kin gütmek, geçmişte yaşananları kan davası hâline getirmek güzel değil, ama çekilen acıları görmezden gelmek, hiç olmamış gibi  davranmak da doğru değildir. “Darbecilerden kim hesap sorabilmiş ki?” savunması bir acziyetin ifadesidir. Demirel’in açtığı darbecilere karşı siyasi acziyet dönemi artık kapanmalıdır, kapanacaktır ve kapanmaya başlamıştır. Kaldı ki, askerin de büyük oranda darbeci muhterislerden rahatsız olduğu bir vakıadır, siyasi iradenin zayıflığı bu rahatsızlığın kuvveden fiile geçmesine mâni olmuş, içindeki safraları atmasını geciktirmiştir.

Batı standartlarında bir demokrasi istiyorsak suçlular kadar cesur olmalıyız. Siyaset kurumu her darbede şapkayı alıp gitmek yerine, darbecilerin şapkasını başına geçirmek yürekliliğini göstermelidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yönetenler yürekli olursa toplum da yürekli olur.

Darbeleri araştırmak, yaşam coşkusunu siyasi bir biçimde kültüre dönüştürmüş milletimizin demokratik olgunluğunun tescili olacaktır. Darbeleri araştırma komisyonu kurarak bir yandan babalarımızın ve bizlerin maruz kaldığı darbelerin hesabını soralım, öbür yandan da torunlarımızın bir darbeye maruz kalmasına engel olalım ve ülkemizi sosyal bilinci darbelenmemiş yeni kuşaklara bırakalım.

Darbecilik ilkelliktir, saygısızlıktır, gericiliktir, zulümdür; ruhları öldüren, vicdanları karartan, bir kötü virüs gibi varlığımızı kemiren darbeci eğilimler hiçbir surette buna ne imkân ne cesaret bulmalıdır. Siyasilerin patronu yalnızca halktır, herkes bunu iyi bilmelidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan, Deniz Geçmiş ve arkadaşları, Mustafa Pehlivanoğlu, Halil Esendağ, Selçuk Duracık, Erdal Eren, Uğur Mumcu, Gün Sazak, Abdi İpekçi, Bahtiyar Aydın, Gaffar Okkan gibi farklı fikirlerden sayısız insan son elli yılda hayatlarını kaybettiler. Bunlar elbette  birbirlerinden farklı dünya görüşlerine sahiptiler ama ortak bir yanları vardı; hepsi ya bu topraklarda öldürüldüler veya bu topraklarda idam edildiler.

Bu olayların arkasındaki sis perdesinde darbelerin payının büyük olduğu kanaatindeyiz. Bu sis perdesinin kaldırılması, öldürülen veya idam edilenlerin kader ortaklığına ilişkin illiyet bağlarını da ortaya koyacaktır.

Değerli milletvekilleri, darbeleri araştırma komisyonu kurulması önerimizin kabulü, bugüne kadar yapılan bütün darbe ve muhtıraların araştırılması, tüm ayrıntılarının incelenmesi, karanlık olayların aydınlatılması, özgür, demokratik ve zengin bir Türkiye’nin inşasında inşallah önemli bir milat ve önemli bir kilometre taşı olacaktır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özdağ.

Sayın Tüzel, buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

12.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, darbe ve muhtıralarla ilgili araştırma komisyonu kurulmasının önemine ilişkin açıklaması

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evet, İç Tüzük gereği söz hakkımız yok bağımsız bir vekil olarak ama yerimden bir dakika bu konuda görüşlerimi belirtmek istiyorum.

Tabii, burada Meclis iradesi son derece önemli, bir araştırma komisyonu kurarak darbe ve muhtıralarla hesaplaşma.

Tabii, burada Hükûmetin de bir iradesi olduğu açık ancak Hükûmetin, bunu bir siyasi ranta dönüştürmemesi ve ülkemizin gerçekten yakın tarihinin aydınlatılması, yüzleşilmesi, darbecilerle yüzleşmek, hesaplaşmak son derece önemli.

Darbelerin tekrarından ve devamcılarından korunmak ve kurtulmak için yapılması gerekenler var elbette. Bunların öncesinde gelen de, şimdi muhaliflere dönük açılmış iddianameler ve yargılamaların önüne geçmektir.

Dolayısıyla, demokratik bir geleceğe hizmet etmesi arzulanıyorsa bu araştırmadan ve bu sorgulamadan, öncelikle Hükûmetin, muhaliflerine dönük bu sosyal, siyasal baskılara son vermesi, Terörle Mücadele Kanunu’nun örneğin, özel yetkili mahkemelerin örneğin bu yargılamalara son vermesi gerekir.

Bu düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Teşekkür ediyorum izin verdiğiniz için.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tüzel.

VIII.- MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve 23 milletvekilinin, darbeler ve muhtıraların demokratik sistemde, siyasal ve toplumsal yaşamda açtığı etkilerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/236) (Devam)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilleri Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve 120 milletvekilinin, darbeler ve muhtıraların toplumsal, siyasal, ekonomik ve hukuki alanlardaki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/237) (Devam)

3.- MHP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın, millî egemenlik ve demokrasiye müdahalelerin toplumsal, siyasal, ekonomik ve hukuki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/238) (Devam)

4.- CHP Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yönelik tüm eylem ve işlemler ile sivil ve askerî darbelerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/239) (Devam)

BAŞKAN – Önerge sahipleri olarak, ilk söz Muş Milletvekili Sırrı Sakık’a aittir.

Buyurunuz Sayın Sakık. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, bugün burada çok önemli bir konuda Parlamentonun ortaklaşması bizi gelecek adına da umutlandırıyor. Eğer biz, gerçekten geçmişimizle yüzleşmiş olabilmiş olsaydık, belki bugün bunları tartışmıyor olacaktık.

Biz, darbelerin bütününe karşıyız yani 1960’lardaki darbeye de karşıyız, 12 Marta da, 12 Eylüle de, 28 Şubata da, 27 Nisana da ve 2 Mart darbesinde, burada Parlamento ablukaya alınmıştı. Askerlerin talimatıyla halkın iradesinin eline kelepçe vurularak o dönemde halkın iradesi demir ve beton yığınları arasına hapsedilmişti. Biraz önce AKP Grubu adına konuşan Arkadaşımız bunu ya görmedi veyahut da görmemezlikten geldi. Zaten bütün kavgamız da budur, bizimle ilgili olan konularda ya körsünüz ya sağırsınız. Eğer 2 Mart darbesini bile göremiyorsanız demokrasiden bahsedemezsiniz. 2 Mart darbesi, sadece burada 8 milletvekilinin Parlamentodan alınıp tutuklanması değildi, bir iradeye gem vuruluyordu, Kürtlerin demokratik zeminde hakları gasbediliyordu ve yeni bir süreç açılıyordu, o sürecin adı da “yargısız infazlar”dı; aslında infazları yapanlar belliydi. O dönemin Genelkurmay Başkanı, açık, net bir şekilde çokça televizyon kanallarında altını çizerek söylüyordu: “Ya alacaksınız onları ya da biz gerekeni yapacağız.” diyorlardı. Parlamentoda benim de içinde bulunduğum 6 milletvekili arkadaşımızın dokunulmazlıklarını kaldırarak bizi götürdüler, Kürtlerin demokratik zeminde sesini kısmaya çalıştılar.

Aslında, eğer Türkiye 1960’larla yüzleşmiş olsaydı 12 Mart olmayacaktı; 12 Martla yüzleşme cesareti gösterebilmiş olsaydı 12 Eylül olmayacaktı; 12 Eylülle yüzleşen bir Türkiye 28 Şubatla karşılaşmayacaktı ve 2 Marttaki darbeyle yüzleşmiş olsaydı 27 Nisan olmayacaktı.

Sevgili arkadaşlar, bakın, 1960’larda Adnan Menderes ve arkadaşları yargılanırken, o dönemin mahkeme başkanı kararı açıklarken şunu söylüyor: “Sizi buraya getiren irade böyle istiyordu.” O irade belliydi ve Adnan Menderes’ler idam edilirken bir gün Adnan Menderes’in evinin kapısı çalınıyor, bir polis geliyor, kapıya idam edildiğine dair bir ferman asıyor. Bir hafta o ferman Adnan Menderes’in kapısında bekliyor ve Adnan Menderes’in çocuklarına bir hafta sonra bir başka polis geliyor; cellat parası, ip parası ve kefen parası talep ediyor. O miras üzerine iktidar olan, yıllarca Türkiye'nin başında bela olan Süleyman Demirel ve arkadaşları aslında onlarla hesaplaşmaları gerekirken ne yazık ki, o dönemin siyasal iktidarları askerlerin arka ve ön bahçelerinden çıkmadılar, askerlerle uzlaştılar, askerlerle uzlaşarak siyasal iktidarlarını sürdürmeye çalıştılar.

Kapıya 12 Mart dayandı. 12 Martta masum 3 fidan darağacına gitti; Deniz Gezmiş ve arkadaşları. Bu Parlamentonun o ihtilali yapanlardan hesap sorması gerekirken buradan çığlıklar atıyorlardı, “3’e 3” diyorlardı. Güçleri militarist güçlere yetmiyordu, ihtilalcilere yetmiyordu. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını asmak, onlar için bir onurdu. O onursuzluğa el kaldırdılar, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını idam ettiler.

O aynı Parlamento, o aynı gelenekten gelen siyasal iktidarlar, Demokrat Parti geleneğinden geldiğini söyleyenler ve sonradan yıllarca bu ülkede iktidar olanlar yine 2 Mart darbesinde de askerlerin talebi üzerine ellerini kaldırıyorlardı; önlerinde hiçbir dosya yoktu, sadece bir talimat vardı. Arkadaşlarımızın hiçbiri, hiçbirimiz şiddete bulaşmamıştık, demokratik zeminde siyaset yapıyorduk ve halkın iradesiyle buradaydık. Sevgili Leyla burada, sadece “Kürtlerin ve Türklerin kardeşliği adına yemin ediyorum.” dediği için böyle bir fezleke hazırlanmıştı. O darbecilerle uzlaşanlar darbecilerden gelen talimatlar doğrultusunda ellerini kaldırarak bizleri burada polislere teslim ettiler ve uzun yıllar Kürtlerin demokratik zeminde seslerini kesmeye çalıştılar. Şimdi, biz onları tanıyoruz. “Giderken ben şapkamı bırakıp mı gitseydim? Benim başka bir ordum mu var? Bu ordu bu halkın hizmetinde olacak…” Bu ordu bu halkın iradesine saygı gösterecek. Onun içindir ki biz, hiçbir darbenin arasına bir ayrım koymuyoruz; bütün darbeler faşisttir, o darbeleri yapanlar da faşisttir. Onun için yüzleşmeliyiz ve siz samimiyseniz size önemli görevler düşüyor; bugün oluşacak komisyonlarda evet dört parti uzlaşıyor ama hâlâ 12 Eylülün Anayasası’ndan iktidarlar yaratıyorsunuz, 12 Eylülün Siyasi Partiler Yasası, Seçim Kanunu’ndan iktidar oluyorsunuz, hâlâ 4 tane lider bu Parlamentonun kaderinde söz ve karar sahibidir. Bu yasalar Kenan Evren’in getirdiği yasalardır. Hâlâ Kürtler ve muhalifler Terörle Mücadele Yasası’ndan dolayı mahkûm oluyorlar. Devlet güvenlik mahkemeleri ve şimdi özel yetkili mahkemeler, 12 Eylülün, generallerin ürünü değil mi? Bunlar muhaliflerinizi yargılamıyor mu? Binlerce insan içeride değil mi? Bugün bizim kadrolarımızdan 8 bin insan bu Terörle Mücadele Yasası’ndan dolayı içeride değil mi? Eğer samimiyseniz darbelerle yüzleşmekten önce bu 12 Eylülün kalıntısı olan YÖK’ü, Millî Güvenlik Kurulunu, Terörle Mücadele Yasasını, özel yetkili mahkemeleri derhâl ortadan kaldırmalısınız, yüzde 10’luk barajı derhâl makul bir noktaya çekmelisiniz. Hazineden -sizin bizden ne fazlalığınız var Allah rızası için- üç parti, devletin hazinesinden, benim vergimden para alıyorsunuz. Biz niye almayalım? Yani bir yüzleşmeyse bu haksızlıkları ortadan kaldırmalısınız ama bunları yapmadığınız zaman gerçekten sadece buraya seçmene mesajlar adına çıkıp bunları söylerseniz seçmen de buna inanmaz. İlk önce bizi inandıracaksınız, bu Parlamentoyu inandıracaksınız çünkü bu konuda Cumhuriyet Halk Partisinin ve bizim zaman zaman hem önergelerimiz oldu, kanun tekliflerimiz oldu. Bunların derhâl hayata geçmesi gerekir.

Eğer, biz, 12 Eylülle ve askerî rejimlerle yüzleşeceksek -12 Eylülün ürünü olan o devlet güvenlik mahkemelerinin verdiği kararlar vardır; ömür boyu ceza alanlar, idam alanlar, hâlâ otuz yıldır içeride olan, direnen militanlar ve kadrolar vardır- eğer gerçekten hesaplaşacaksanız, toplumsal bir uzlaşı için bir genel af kaçınılmazdır. Eğer sizler mağdursanız, o dönemde ceza alan ve halen cezaevinde olanlar çok daha büyük mağdurdur ve 12 Eylülün ürünüdür ki hâlâ Kürtler dağlardadırlar. Hâlâ otuz yıldır çare yoksa yol çaredir, dağ çaredir, zindan çaredir ve direnerek yaşamlarını sürdüren bir halk, artık bu sorunun çözülmesini istiyor.

12 Eylül zindanlarından bahsediyoruz ama bugün uygulanan politikalar, emin olun, 12 Eylül politikalarından, zindan politikalarından farklı değildir. Bakın, binlerce insan açlık grevinde. Osmaniye’deki o cezaevindeki zulüm politikalarına hep birlikte tanıklık ediyoruz. Bunları bir an önce siz düzenleyebilir, gerekeni yapabilirsiniz. İnsanlık onurunu ayaklar altından kurtarabiliriz hep birlikte ama bunları yapmadan “Biz 12 Eylüllerle, 1960’larla, 12 Martlarla, 28 Şubatlarla hesaplaşıyoruz.” derseniz, emin olunuz ki kimse size inanmaz.

Geçmişten bugüne kadar, dünya, nasıl ki militarist güçleriyle, o ihtilalcileriyle, derin devletleriyle hesaplaştıysa bizim de hepimizin öyle hesaplaşmamız gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İspanya derin devletiyle hesaplaştı, Yunanistan derin devletiyle hesaplaştı. Biz de böyle bir sürece girdik ama sadece Türkiye coğrafyasında yani Fırat’ın bu tarafında olanlarla yüzleşmek değil; bu coğrafyanın bir bütününde halka karşı işlenen o zulüm politikalarıyla yüzleşeceksek, birlikte, Fırat’ın o tarafını da buraya dâhil etmek zorundayız; bunu yapabilirsek başarırız. Ama ben hep söylüyorum: Gelin hep birlikte bu karanlığa küfür değil, hep birlikte bir mum yakalım, geleceği birlikte inşa edelim; Türkiye'nin buna ihtiyacı var.

Bugün nasıl uzlaşıyorsanız, diğer temel konularda da birlik ve uzlaşı için Parlamentoyu göreve davet ediyorum, beni dinlediğiniz için de teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sakık.

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır.

Buyurunuz Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihinde çok önemli, tarihî bir oturumu gerçekleştiriyoruz. Muhtemel, altmış yıllık çok partili demokrasi tarihimizde ilk defa, geriye dönük bir hesaplaşmanın, bir sorgulamanın müzakeresini birlikte yapıyoruz. Bana göre çok önemli ama yanlış başlanılarak tartıştığımız bir konu.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı hukuk dışı yollardan yapılan müdahaleleri, darbeleri en çok Türkiye Büyük Millet Meclisi mesele yapmak durumunda. Bu konuyu konuşurken bu konuyu konuşanlar önce kendi pozisyonlarını ifade ederek meseleyi ortaya koymalılar.

Bu sebeple, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, bir irade beyanı olarak söze başlarken tarihin önünde, milletin önünde çok açık yüreklilikle şunu söylüyoruz, diyoruz ki: Milletin iradesine, sebebi ne olursa olsun, sahibi de kim olursa olsun hukuk dışı yollarla yapılacak bir müdahale olmamalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz buna karşı çıkarız çünkü aslolan millettir ve millet kendi iradesiyle kendi geleceğini belirleme hakkına sahiptir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Buna bir müdahaleyi, sebebi ne olursa olsun, sahibi de kim olursa olsun, tasvip edebilmek, ona sebep geliştirebilmek, mantık geliştirebilmek kendimizin inkârı olur. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz meseleye böyle bakıyoruz. Bunu bugün de söylemiyoruz, bunu kuruluşumuzdan bu yana söylüyoruz. Kurucu Genel Başkanımız merhum Alparslan Türkeş’in bu yönde, tarih olmuş o kadar önemli değerlendirmeleri, sözleri var ki.

Değerli arkadaşlar, tekrar ediyorum, önemli bir konuyu tartışıyoruz ama yanlış tartışıyoruz. Darbeler ve muhtıralara karşı, onun sebeplerini, sonuçlarını araştırmak üzere bir komisyon kuruyoruz. Niye pozitif bakmıyorsunuz? Darbe, demokrasiye, milletin iradesine karşı yapılan bir hukuk dışı müdahale ise biz, demokrasiyi içselleştirmek, demokrasiyi güçlendirmek, onu kurumsallaştırmak, ona müdahaleye kimsenin cesaret edememesi için gereken tedbirleri almayı niye konuşmuyoruz? Bence, bugün burada üzerinde konuşulması gereken konu geçmişte yaşanan darbelerin sebeplerini, sorumlularını sorgulamak değil; demokrasiyi nasıl güçlendirebiliriz, nasıl toplumsallaştırabiliriz, nasıl bireysel düzeyde içselleştirebiliriz, bunu konuşmamız lazım. Bu komisyonun adı “darbelerle mücadele komisyonu” değil “demokrasiyi güçlendirme komisyonu” olmalıdır. Doğrusu budur. Eğer demokrasi gerçekten milletin iradesiyle, kendi geleceğine sahip çıkma, ona dayalı bir sistem kurmak, ona dayalı bir yapı kurmak yani Türkiye Büyük Millet Meclisini, siyasi partileri, siyaset kurumunu, oradan çıkmış olan iktidarı, muhalefeti savunmaksa, demokrasi buysa, eğer, bunu, biz, adam gibi kurabilsek, işletebilsek, adam gibi de sahiplenebilsek hiçbir kurum ve kişi demokrasiye yani milletin iradesine müdahale cesaretini gösteremez.

Burada, bu konuyu konuşan arkadaşlar hamasi konuşmalar yaptılar. Geçmişi suçlayarak bir yere varılmaz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak söylüyorum, darbelerin en çok zararını görmüş bir hareket, bir kitle olarak, bir toplum kesimi olarak söylüyorum; kabuk tutmuş yaraların kaşınmasının bu ülkeye, bu millete hiç faydası yok. Bu işin en çok zararını gören Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, siyasetçiler olarak, siyasi partiler olarak, biz, bundan sonrasına tedbiri demokrasiyi güçlendirmede görmezsek…

Geçmişi sorguladınız. Nereye kadar sorgulayacaksınız? Hangi süreçte sorgulayacaksınız? Ulaştığınız sonuçlar kamu vicdanını rahat ettirecek mi? Öngörülemeyen sonuçların arkasından koşmak, siyaset kurumunun, bana göre, işte, geçmişte de ihtilallere, darbelere sebep olan zafiyetidir.

Değerli arkadaşlar, 12 Eylül ihtilalinin yargılanması için açılan dava bir irade beyanıdır. Türk milleti, tüm kurumsal kimliğiyle, Türk siyaset kurumu tüm siyasi partileriyle buna karşı çıktıklarını müdahil olmak talebiyle ortaya koymuşlardır. “Artık milletin iradesine hukuk dışı yollardan müdahale etmek kabul edilemez ve suçtur.” beyanıdır bu, bu mahkeme. Bu çok önemli bir hüküm cümlesidir. Buna sahip çıkmamız lazım ama bana göre bunu yeterli de bulmamız lazım. Millet kendi iradesine sahip çıkmanın kararını ortaya koymuştur, buna müdahale edeni yargılama iradesini ortaya koymuştur. Geçmişte kalmış travmaları günümüze taşıyarak yeniden bir tartışma ortamı yaratmak, yeniden bir cepheleşme ortamı yaratmak çok da faydalı olmayacaktır.

Dolayısıyla, biz siyaset kurumu olarak, milletin iradesini temsil eden siyaset kurumu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak milletin iradesini topluma mal edecek, toplumun sahiplenmesini temin edecek tedbirleri almamız lazım. Alabildiğimizi söylemek mümkün mü? Türkiye’de demokrasi işliyor diyebilmek mümkün mü? Demokrasi dediğimiz hadise bireyin ve toplumun kendi geleceğine, kendi özgür iradesiyle karar verme hak ve sorumluluğu olarak bir kültür, bir iman noktasına getirdiğimizi söyleyebilmek mümkün mü? Siyaset kurumları olarak, siyasi partiler olarak kendi iç demokrasimizi kurabildik mi? Hâlâ yüzde 10 seçim barajıyla bu milletin kendi geleceğine, kendi özgür iradesiyle karar verdiğini söyleyebilmek mümkün mü?

Değerli arkadaşlar, hâlâ demokrasinin nimetlerinden faydalanarak farklılıkları kimlikleştirerek toplumu ayrıştırmayı bir hak gören anlayışı durdurabildik mi? Böyle de olunca, darbeleri sorgulamak çok da anlamlı değil. Bunun üzerinden siyaset yapmak zaten hiç kimseye yakışmamıştır. Burada hamasi nutuklarla bir yerleri suçlayarak veya acılarımızı konuşarak… Biz ülkücüler, Milliyetçi Hareket Partililer bu darbelerin en çok zararını görmüş, acısını, çilesini çekmiş insanlar olarak, o çektiğimiz çileyi kimseyle paylaşmaya yanaşmayız. Bu acı bizim çok özelimiz. Ama onu konuşarak, acındırarak veya öfkeye dönüştürerek ne yapacağız, demokrasiye sahip mi çıkabiliriz?

Biz, bize düşen görevi yapalım. Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, siyaset kurumu, siyasetçiler olarak eğer demokrasiyi, demokrasi dediğimiz hadiseyi biz bireysel anlamda içselleştirir, onu topluma mal eder, bir iman noktasına getirebilirsek hiç kimse milletin iradesine müdahale etmeye cesaret edemez ama bunu yapmazsak, demokrasi dediğimiz hadise böyle göstermelik bir oyuna dönüşürse sebeplerini ve sonuçlarını sorgulamanın hiçbir faydası olmaz. Birileri darbenin sebeplerini oluşturur, acımasızca oluşturur ve darbeyi de yapar. Topunuz, tüfeğiniz mi var? Dolayısıyla, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak; çok önemli bir konu müzakere ediyoruz ama bu müzakere demokrasiyi nasıl güçlendiririz ortak bağlamında yapılmalıdır yoksa “Darbeleri sorgulayalım...” Varız, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, cumhuriyet tarihinde ne kadar darbe, muhtıra varsa sonuna kadar sorgulamaya varız ama önce kendimizi sorgulayalım. Siyaset kurumu... Darbelerin sebepleri belli değerli milletvekilleri. Tarihimizde tüm darbelerin sebepleri dış projelerdir, dış kaynaklı projelerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Hayhay efendim.

Ne kadar konuşursanız konuşunuz, Türkiye’de almak istedikleri sonucu hasıl edebilmek için darbenin şartlarını oluşturmuşlardır, kendilerine taşeron da bulmuşlardır ve her darbe sonrasında Türkiye geriye gitmiştir. Darbenin sonucu da yıkımdır. Nesini konuşacağız? Yıkımdır. Yapılması gereken ne? Demokrasiyi güçlendirmektir; demokrasiyi içselleştirmek, demokrasiyi kurumsallaştırmak, milletin iradesine müdahaleye kimsenin cesaret etmesine imkân vermemektir.

Onun için, gelin, bu komisyonu demokrasiyi güçlendirme komisyonu diye kuralım ve meseleyi o bağlamda sorgulayalım. Çok ilmî de bir çalışma yapalım, ona dayalı da bir yapılanmayı Meclisimize getirelim. Bizim teklifimiz budur.

Dolayısıyla, bizim, bu araştırma komisyonuna bu anlamda destek vereceğimizi de ifade ediyor ve tüm darbecileri, Milliyetçi Hareket Partisi adına kınıyorum, haklarımızı helal etmediğimizi de ifade ediyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şandır.

Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker.

Buyurunuz Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sevgili arkadaşlar, 1949 yılında emperyalist ülkeler şöyle bir karar almışlardı: “Artık savaşmayacağız.” Ne yapacağız? “Sermaye ihraç edeceğiz ve sermaye ihraç ettiğimiz ülkelerde iş birlikçiler yaratarak yeni dünya düzenini devam ettireceğiz.” Bunu gerçekleştirmek için Türkiye'de de 1950’li yıllarda düğmeye bastılar. Ne yaptılar? Marshall yardımıyla ve bizi NATO’ya alacakları vaadiyle Kore’ye göndererek ilk adımı attılar. Komünizmle mücadele dernekleri kurdular. Bu yaşanılan olayların hepsi bizim tarihimizde maalesef ciddi şekilde araştırılmayan kara bir leke olarak da durmaktadır.

Geldik, 60 darbesi oldu. Sonra, toplumsal olaylar gelişmeye başladı, sendikal hareket ciddi bir şekilde ve ciddi anlamda örgütlenme hayatında yol almaya devam etti. 60’lı yıllar boyunca yayılan özellikle sol hareket toplumsal muhalefetin gelişmesi ve 70’li yılların başında eylemlerini artırmasıyla birlikte 12 Mart 71 Muhtırası gerçekleştirildi, Adalet Partisi Hükûmeti, Süleyman Demirel Hükûmeti düşürüldü. Ve askerî yönetim, maalesef “muhtıra” denilen bu olayın apaçık bir darbe olduğunu da buradan söylemeden geçemeyeceğim.

74 yılında, sevgili arkadaşlar, o zaman Cumhuriyet Halk Partisi ve Millî Selamet Partisi İktidarı kuruldu ve yapmamaları gereken bir şeyi daha yaptılar, Kıbrıs’a müdahale ettiler ve bu, emperyalist ülkelerin çok ciddi dikkatini çekti ve emperyalist ülkeler yeniden bir oyun daha sahneye koydular Türkiye'de. 12 Eylül öncesini bir hatırlayalım; insanlar öldürülüyor, siyasal mücadele had safhaya çıkmış, sendikal mücadele artıyor, toplumsal bir muhalefet oluşuyor, işte emperyalist ülkeler buna da karşı çıkıyorlardı.

Biz 12 Eylül darbesini bir “faşist darbe” olarak söylerken şu anlamda söylüyoruz, Dimitrov’un kitabında faşizm için tarifi aynen şöyle: “Tekelci kapitalizmin ve finans kapitalin en gerici, en şoven, en ırkçı yönetim biçimi faşizmdir.” Sevgili arkadaşlar, benden önce konuşan hiçbir kimse bahsetmedi, bundan bahsetmek istiyorum: Evet, gerçekten 12 Eylülden önce ciddi sıkıntılar vardı ülkemizde; 16 Mart katliamı yaşandı, 1 Mayıs yaşandı, bunlar hiç soruşturulmadı, bugüne kadar da failleri ortaya çıkarılmadı. Maalesef, Maraş, Çorum katliamları yaşandı, faili meçhul cinayetler bu ülkede her gün işleniyor oldu. Bunların hiçbirisi aydınlığa kavuşturulmadı, kavuşturulması için de bir adım atılmadı ve sonuç itibarıyla, o gün, yani 12 Eylül harekatı yapıldığında, bu ülkede önemli olan birtakım şeyler vardı. Neydi? Uygulanması gereken ekonomik birtakım istemler vardı. 24 Ocak kararları, 24 Ocak 1980 tarihinde ekonomik literatüre geçen ve yapısal dönüşümleri de içeren bir programdı. Bunu, mevcut iktidar yapamıyordu, mevcut Parlamento yerine getiremiyordu. Süleyman Demirel, 1979 yılında Başbakanlık Müsteşarlığına getirdiği Turgut Özal’a yeni bir ekonomik istikrar programı hazırlama görevi vermiş ve bu program da kısa sürede hazırlanmıştı. Neydi 24 Ocak kararları? Yüzde 32,7 oranında devalüasyon yapılması isteniyordu, günlük kur ilanı uygulamasına gidilmişti, devletin ekonomideki payını küçülten önlemler alınmış, KİT’lerdeki uygulamaya paralel olarak tarım ürünleri destekleme alımları sınırlandırılmış, gübre, enerji ve ulaştırma dışında sübvansiyonlar kaldırılmış, dış ticaret serbestleştirilmiş, yurt dışı müteahhitlik hizmetleri desteklenmiştir.

O zaman, Madenî Eşya Sanayicileri Sendikası vardı, hatırlarsınız.

IMF’nin, Dünya Bankasının ve tekellerin istekleriyle bu darbe yapıldı arkadaşlar. Bu darbe, 4 tane sol görüşlü öğrenci, 5 tane sağ görüşlü öğrenci için yapılmadı, ciddi bir toplumsal muhalefet vardı bu ülkede, sermaye bunu halka karşı yaptı.

Yine, 24 Ocakla 12 Eylül birleştiğinde, aslında, o günkü beyanatları dinlediğiniz zaman gerçeğin ortaya çıktığını da görüyoruz sevgili arkadaşlar. Rahmi Koç’un bir açıklaması var, ne diyordu o zaman? “12 Eylül hareketinden önce her şeyi demokratik bir sistem altında yapmak zorundaydık. Bu da, karar almak, yasa ya da yönetmelik çıkarmak için aylar geçmesini gerektiriyordu yani her şey güç ve uzun zaman içinde gerçekleşiyordu. Bunu, şimdi, çok hızlı bir şekilde yapmaya başladık.” diyordu. Demek ki, 12 Eylül’ü hazırlayan en önemli faktörlerden birisi de mevcut ekonomik sıkıntılardı.

Sevgili arkadaşlar, 12 Eylül’ün, benim yüreğimde, içimde, çok ciddi sıkıntılar yaratan, çok unutamadığım bir günü vardır; o gün 26 Ekim 1980’di. O gün Adana Cezaevindeydik. Maalesef, Serdar Soyergin isimli bir arkadaşımız o gece saat üçü beş geçe idam edildi. O geceyi hiç unutamıyorum; hepimizde bir korku, ürperti, yılgınlık hâkim olmaya başladı. Ondan sonra her gün, işkence yapılan bir cezaevi ortamını… Sanırım, şimdi buradan söylemek çok kolay oluyor ama bunların hepsini yaşadık, o günleri yaşayan arkadaşlarımız da bunları, maalesef, çok ciddi şekilde sıkıntılar yaşayarak atlattılar.

Bu idamlar ve 12 Eylülün bilançosunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Evet, pek çok insan öldürüldü, pek çok insan eşinden, çocuğundan ayrıldı, işkenceler gördü, cezaevlerinde binlerce insan o tezgâhlardan geçirildi. Ne için? İşte, biraz önce bahsettiğim gibi, bu ülkede sermayenin egemenliğini sağlayabilmek için.

Sevgili arkadaşlar, o zaman da gazeteciler cezaevine konuldu, o zaman da kitaplar yasaklatıldı, o zaman da düşünceye maalesef engel olundu. Darbe anayasasının en karakteristik hükümlerinden birisi olan, ciddi şekilde, Adalet Bakanının HSYK Başkanlığı maalesef bugün de devam etmektedir. O gün kurulan YÖK bugün de maalesef varlığını devam ettirmektedir. Telefon dinlemeler, tutuklu gazeteciler, tutuklu milletvekilleri ve yargıdaki aksaklıklar ve sıkıntılar hâlâ devam etmektedir sevgili arkadaşlar.

Ben 12 Eylülle hesaplaşmayı, doksan yaşına gelmiş 2 tane generalin yargılanması olarak algılamıyorum ve böyle de algılamak istemiyorum. Onun için de müdahil olmadım, şahsım adına söylüyorum. Çünkü o insanlarla benim hiçbir sorunum yoktur. Onlar maşaydı, onlar maalesef o gün kullanılan birkaç insandan birisiydi. Asıl bunun arkasındaki güç önemliydi. Eğer siz 12 Eylülün arkasındaki Amerika’yı göremiyorsanız, bugün dünyayı dizayn etmeye çalışan Amerika’yı göremiyorsanız, eğer “Irak’ta nükleer silahlar vardır.” deyip, Irak’ı işgal edip milyonlarca insanı öldüren, sakat bırakan, çocukları babasız, kadınları eşsiz bırakan yapıyı göremiyorsanız bugün de sadece ve sadece Kenan Evren’i yargılamayı düşünürsünüz.

Oysa 12 Eylül, Kenan Evren değildi arkadaşlar. 12 Eylül, o gün bizim Anayasa’mıza sokulan kanunlardı, maddelerdi. Onları eleştirmemiz gerekiyor. Eğer onları kaldırabilirsek, eğer bugün bu ülkede demokrasiyi getirmenin en önemli koşullarından birisi olan özgürlükleri getirebilirsek, insan haklarına saygıyı getirebilirsek, basılmamış kitapların ya da kitapların yasaklanmadığı ortamı sağlayabilirsek, telefon dinlemelerine engel olabilirsek, insanların keyfî tutuklanmalarına engel olabilirsek işte o zaman 12 Eylülü yargılamış oluruz.

YÖK’ü kaldırırsak, Siyasi Partiler Yasası’nı değiştirirsek, lider sultasına son verirsek, seçim yasasındaki antidemokratik uygulamaları ve seçim barajını kaldırabilirsek işte o zaman 12 Eylülü yargılamış oluruz. Yoksa 2 tane generali yargılayıp 2 tane generale ceza vererek 12 Eylülle maalesef biz hesaplaşmış olamayacağız sevgili arkadaşlar.

Hâlâ sendikal örgütlenme önündeki engeller duruyor; hâlâ gençlerimiz, öğrencilerimiz cebinde dört tane yumurta bulundurdu diye yargılanabiliyor; ücretsiz, parasız eğitim istedi diye gençlerimiz yargılanabiliyor. İşte bunları ortadan kaldırabilirsek, bunları yok edebilirsek 12 Eylülle hesaplaşmış olabiliriz.

Şu anda bu Parlamentonun üyesi olan 8 tane milletvekili “Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.” yazısının olduğu bir yerde cezaevinde tutuluyorsa ve tutulmaya da devam edilecekse işte onlar çıktığı zaman 12 Eylülle hesaplaşmış olacağız.

YÖK’ü kaldırdığımız zaman, Millî Güvenlik Kurulunu kaldırdığımız zaman, generallerin de 657 sayılı Kanun’a tabi bir memur olarak sadece çalışmasını sağladığımız zaman 12 Eylülle hesaplaşmış olacağız. 12 Eylülle hesaplaşmanın en önemli yollarından birisi de onu getiren mevcut kanunları tek tek ortadan kaldırarak olacaktır sevgili arkadaşlar. Yoksa 2 tane generali yargılayarak bir yere varmamız hiçbir zaman mümkün olmayacaktır.

Sevgili arkadaşlar, yine o günlerde, 1980 yılında, çok ciddi işkenceden geçen Türkiye’deki binlerce insandan birisi de bendim. O günleri çok iyi yaşadım, o günlerle ilgili anılarım da hâlâ taze ama bugün inanıyorum ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

MEHMET ŞEKER (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Ben, burada, 12 Eylülü yapan insanların yargılandığını görmek için bu kürsüye çıkmadım. Onların da yargılanmasının, evet, sembolik olarak çok büyük önemi vardır ama inanın, eğer 12 Eylülün getirdiği kanunları, 12 Eylülün getirdiği antidemokratik yasaları kaldırmazsak, demokrasinin önündeki engelleri açmazsak hiçbir şeyi yapamayız.

Bu anlamda bu araştırma komisyonunun kurulması elbette ki önemli ama darbelerin oluş sebebini de araştırmak lazım. Darbelerden etkilenen insanların, darbelerle ilgili sıkıntı yaşayan insanların mutlaka sorunlarını çözelim ama asıl önemli olan, asıl bizim barışmamız gereken, toplumla yüzleştirmemiz gereken şey bu darbeleri ortaya getiren, çıkaran, maalesef, maddeleri, kanunları değiştiremediğimiz zaman hiçbir şey yapamayacak olmamızdır.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şeker.

İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat.

Buyurunuz Sayın Kubat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; ülkemizde darbeler ve muhtıraların hukuki, ekonomik, siyasi ve toplumsal olarak meydana getirdiği yıkıcı etkileri belirlemek ve önlemler almak amacıyla verilmiş ortak önerge lehinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana ülkemizde demokratikleşme sürecini kesintiye uğratan birçok antidemokratik uygulama olmuştur. Baskı kurarak, zor kullanarak ya da başka hukuk dışı yollarla millet iradesine dayalı hükûmetleri devirmek isteyenler çeşitli darbe girişimlerinde bulunmuş, bu darbeler demokrasimizin tarihine kara birer leke olarak geçmiştir.

Üzücü olan ise, bir kısım siyasilerin, sivil toplum örgütlerinin, basının, iş dünyasının ve maalesef, üniversite hocalarının bu antidemokratik süreçlere açık ya da örtülü biçimde destek vermesidir.

Değerli milletvekilleri, darbe ya da muhtıra, silahlı olarak cebir veya şiddet yoluyla veya silahların gücüne dayanarak baskı ve sindirme yoluyla millî iradeye yönelmiş hukuk dışı saldırılardır. Siyasi hayatımızda 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 tarihlerinde demokrasiye bu türden hukuk dışı müdahaleler yapılmış, hükûmetler cebir veya şiddet ya da baskı kullanılmak suretiyle görevlerinden uzaklaştırılmış, millî iradenin tecelligâhı olan yüce Parlamento lağvedilmiş, yüz binlerce vatandaşımız mağdur edilmiştir. Keza bu ülkede başbakan ve bakan konumundaki devlet adamları yapılan göstermelik yargılamalarla hukuksuz biçimde idam edilmiş, hafızalardan silinmeyen büyük acılar yaşanmıştır. Darbe süreçlerinde yasama, yürütme ve Cumhurbaşkanlığı yetkileri gasbedilmiş, darbeciler tarafından bu yetkiler kullanılmış, yargı da darbecilerin iradesine uygun hareket edecek şekilde kontrol altına alınmış ve dizayn edilmiştir. En son 27 Nisan 2007 tarihinde, Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi, bir kısım vesilelerle kamuoyunda “e-muhtıra” olarak adlandırılan bir bildiriyle millî iradenin işbaşına getirdiği Hükûmete karşı antidemokratik bir müdahale teşebbüsünde bulunulmuş ise de sivil otoritenin dirayetli ve kararlı duruşu sayesinde bu talihsiz girişim akim kalmıştır.

Darbe sonrası sistem militarist bakış açısıyla yeniden dizayn edilmiş, antidemokratik rejimin genetik kodları vesayetçi bir anlayışla yeniden yazılmıştır. Darbe sonrası üretilen hukuk metinlerinde millî iradenin tercihlerine ve siyasi partilere karşı aşırı bir güvensizlik ve şüpheli yaklaşım da açıkça görülmektedir.

Darbecilerin yaptıkları ilk işlerden birisi de kendi yaptıkları gayrihukuki işlere meşruiyet oluşturacak bir kısım kılıflar bulmak olmuş, maalesef anlı şanlı hukuk profesörleri de hukuku ayaklar altına alarak bu sürece katkı vermişlerdir. 27 Mayıs darbesinden sonra darbecilerin bir anayasa hazırlama hususunda görev verdiği Ordinaryüs Profesör Sıddık Sami Onar ve ekibinde bulunan İsmet Giritli, Nail Kubalı gibi bir kısım profesörün hemen 28 Mayıs günü hazırladıkları komisyon raporunda şu ifadelere yer verilmiştir: “Hükûmet ihtiras ve şahsi nüfuz aleti hâlindeydi. Büyük Millet Meclisi de siyasi iktidar tarafından şahıs ve zümre menfaatine hizmet eden bir parti grubu hâline getirilmiş olmak suretiyle fiilen münfesih hâle gelmişti.”

Yine darbeciler, darbe sonrası kendilerini güvence altına alacak antidemokratik hükümleri de Anayasa ve yasalara yerleştirmişlerdir. Örneğin Anayasa’nın geçici 4’üncü maddesinde, bu dönemde çıkarılan hiçbir yasanın aleyhine mahkemeye gidilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa nizamını, millî güvenlik ve huzuru bozan fiiller hakkında çıkarılan 38 sayılı Kanun’la da 27 Mayıs rejimi aleyhinde konuşmak beş yıla kadar ağır hapis cezasıyla cezalandırılması gereken bir suç hâline getirilmiştir. Yine Siyasi Partiler Kanunu’nun 102 ve 104’üncü maddelerinde, siyasi partilerin 27 Mayıs rejimi aleyhine en ufak bir eleştiri yapması dahi yasaklanmıştır. Bu maddelere göre, 27 Mayıs 1960 devrimini yapılması gerekli olmayan veya haksız veya gayrimeşru bir hareket olarak göstermek amacını siyasi partilerin gütmesi mümkün değildir. 27 Mayıs 60 devriminin amacına ulaşamadığını veyahut bu devrimin belli siyasi parti veya partiler lehine yapıldığını ileri sürmek de yasaklanmıştır.

1982 Anayasasındaki benzer hükümlerden geçici 15’inci madde en son 2010 halk oylamasında yüce milletimizin iradesiyle ortadan kaldırılmış ve bugün, bu darbeciler yargı önünde hesap vermeye başlamışlardır. Mevcut Siyasi Partiler Kanunu’muzda da keza 12 Eylül harekâtına karşı tutumların eleştirilmesi yasaklanmıştır.

Değerli milletvekilleri, her darbe, görüldüğü üzere, kendi hukuksuzluğunu beraberinde getirmiş, olağanüstü yargılamalar için hukuksuz biçimde olağanüstü mahkemeler kurulmuştur. Örneğin, 60 darbesiyle 147 üniversite hocası kanun dışı yollarla üniversiteden uzaklaştırılmış, 7 bine yakın subay ve general emekli edilmiş, 520’ye yakın hâkim ve savcının görevlerine son verilmiştir.

12 Mart Muhtırası’nda da her ne kadar Parlamento feshedilmemiş ise de bu muhtıranın muhatabı olan kişiler tarafından teknokrat bir hükûmet arzulanmış ve maalesef bu gerçekleştirilmiştir. 12 Mart Muhtırası sonucu Anayasa’da yapılan değişikliklerle temel hak ve özgürlükler önemli ölçüde daraltılmış, askerî yargı sivil yargının aleyhine olacak şekilde genişletilmiştir.

12 Eylülde -Kenan Evren’in ifadesiyle- Türk Silahlı Kuvvetleri kendi İç Hizmet Yasası hükümlerine göre üstlendiği Türkiye Cumhuriyeti’ni koruma ve kollama görevinin gereği olarak devlet yönetimine el koymuş, bütün yurtta sıkıyönetim ilan edilmiş, Meclis ve hükûmet feshedilmiş, partilerin faaliyetleri durdurulmuş, DİSK, MİSK ve bağlı bütün sendikalar ve bütün dernekler kapatılmış, antidemokratik uygulamalar maalesef bu dönemde de görülmüştür. Darbe sonrası yapılan ilk beyan, Anayasa, Seçim ve Siyasi Partiler kanunlarının değiştirilmesi olmuştur ve sistem buna göre dizayn edilmiştir.

28 Şubatta da maalesef bir kısım gerekçelerle meşru iktidara karşı bir muhtıra verilmiştir. Burada, bir bilim adamının ifadesiyle, paralel başbakan ve paralel meclis oluşturma çabası oluşmuş, inanç özgürlüğünü azami ölçüde kısıtlamaya yönelik bir kısım kararlar alınmıştır.

En son “27 Nisan Bildirisi” olarak adlandırılan bildiriyle demokratik, meşru hükûmete karşı etkileme girişimi yapılmış ise de sivil otoritenin kararlı ve dik duruşuyla bu girişim önlenmiştir ve bu açıklama 29 Ağustos 2011 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı sitesinden kaldırılmıştır.

Değerli milletvekilleri, özgürlükçü, demokratik rejimlerde esas olan irade milletin iradesidir. Bu rejimlerde iktidarlar, millî iradenin tezahür ettiği hür ve serbest seçimler yoluyla göreve gelir, iktidarın görevde kalması veya görevden ayrılması da ancak demokrasinin kurum ve kuralları çerçevesinde mümkün olur. Bunun dışında bir yolu benimsemek demokratik sistemlerde asla kabul edilemeyecek bir yaklaşımdır.

Darbeler ve muhtıralar, sebebi ve amacı ne olursa olsun sonucu itibarıyla demokrasiye, ülkeye ve millete çok ağır bedeller ödeten ve açıkça suç teşkil eden eylemlerdir. Darbeler, esasen ülkede demokrasinin, siyasi kültürün, geleneklerin yerleşmesine ve gelişmesine de bir darbe vurmuştur. Darbelerin içinde bulunan önemli aktörlerin sonraki yıllarda yayımlanan anılarında da görüldüğü üzere, darbelerin çözüm olmadığı, ülkeyi onlarca yıl geriye götürdüğü de itiraf edilmiştir. AK PARTİ, demokratikleşme, sivilleşme, insan hakları ve hukuk devletinin bütün kurum ve kurallarıyla yerleşmesi adına önemli yasal ve anayasal reformlara, muhalefetimizin de önemli katkılarıyla imza atmış ve darbe süreçlerinin izlerini silmek için büyük gayret sarf etmiştir.

Değerli milletvekilleri, darbelerin ve muhtıraların ülkemizde yol açtığı ekonomik, sosyal, hukuki ve siyasi tahribatın günümüze de yansıyan görünür ve görünmez etkileri ile toplum ve bireyler üzerinde meydana getirdiği maddi ve manevi zararların ve hak ihlallerinin kapsamlı biçimde araştırılarak alınması gerekli tedbirlerin tespiti bakımından bir Meclis araştırma komisyonu kurulması amacıyla verilen bu önergenin, Şafak Türküsü’nün şairi Nevzat Çelik’in “Kaç zamandır yüzüm tıraşlı/Gözlerim şafak bekledim/Uzarken ellerim kulağım kirişte/Ölümü özledim anne.” dizelerine yansıdığı gibi Sağmalcılar, Ulucanlar, Metris, Mamak, Diyarbakır işkencehanelerinde yaşanan insanlık dışı uygulamalarla ölümü özler hâle getirilen binlerce insanımızın acılarını bir nebze olsun hafifletecek adımların atılmasına ve bin yıl süreceği iddia edilen antidemokratik uygulamalar yerine binlerce yıl yaşayacak özgürlükçü, demokratik bir hukuk düzeninin Türkiye’de temellerinin sağlamlaştırılmasına vesile olmak dileğiyle yüce heyetinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kubat.

Meclis araştırması önergeleri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (Alkışlar)

Şimdi de Meclis araştırmasını yapacak komisyonun 17 üyeden kurulmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Komisyonun çalışma süresinin, başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üyenin seçimi tarihinden başlamak üzere üç ay olmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Komisyonun gerektiğinde Ankara dışında da çalışabilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/569) (S. Sayısı: 180)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Orman Köylülerinin Kalkındırılmaları Hakkında Kanun Teklifi; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 68 Milletvekilinin; 2/B Barışı Kanunu Teklifi (Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Alanların İdaresi, Değerlendirilmesi ve Tasarrufu Hakkında Kanun Teklifi); Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Yayla ve Yaylacılık Kanunu Teklifi ve İçişleri Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu raporlarının görüşmelerine başlıyoruz.

3.- Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı ile Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Orman Köylülerinin Kalkındırılmaları Hakkında Kanun Teklifi; Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile 68 Milletvekilinin; 2/B Barışı Kanunu Teklifi (Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Alanların İdaresi, Değerlendirilmesi ve Tasarrufu Hakkında Kanun Teklifi); Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; Yayla ve Yaylacılık Kanunu Teklifi ve İçişleri Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporları (1/563, 2/71, 2/211, 2/417) (S. Sayısı: 198) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 198 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Şimdi tasarının tümü üzerinde, gruplar adına, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, bugün milyonlarca vatandaşımızın beklediği 2/B görüşmelerine başlıyoruz ama ne yazık ki, her zaman olduğu gibi Orman ve Su İşleri Bakanımız, kanun tasarısının sahibi yine başlangıcında yok.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Burada, burada; geliyor.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Yani bu, işi ne kadar ciddiye aldığının bir göstergesidir.

GÜMRÜK VE TİCARET BAKANI HAYATİ YAZICI (Rize) – Tasarının sahibi Hükûmettir.

TUNCA TOSKAY (Antalya) – Teklif. Hükûmet olsa tasarıyla gelirdi.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Ben konuşmanın başında söylüyorum, muhatabı Orman ve Su İşleri Bakanıdır Sayın Bakan.

                            

(x) 198 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Fakat, bu tasarıda da tartışırken göreceğiz, Orman ve Su İşleri Bakanlığının bu tasarının hiçbir yerinde olmadığını göreceğiz. Orman ve Su İşleri Bakanımız, her zaman olduğu gibi, yine bütün işleri Maliye Bakanlığına, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne aktararak bu süreci atlatmanın gayreti içerisindeler. Bunu öncelikle ifade edeyim.

Evet, değerli milletvekilleri, ormanlarımız dünyanın en değerli doğal kaynaklarıdır. Dünya kara yüzölçümünün yüzde 30’u ormanlarla kaplıdır. Dünyamızda hızlı nüfus artışı, sanayileşme hamleleri ve göç olayları neticesi hep ormanlarımızın aleyhinde gelişmiş ve bu süreçten dünya ormanları gibi Avrupa ormanları da etkilenmiştir. Avrupa’nın tamamına yakını, yüzde 90’a yakını ormanlarla kaplıyken süreç içerisindeki sanayileşme hamleleri ve nüfus hareketliliği neticesinde bugün bu oran yüzde 30’lar civarına gerilemiş bulunmaktadır. Bu süreçten Türkiye’miz de aynı şekilde etkilenmiştir. Anadolu coğrafyasının bin yıl önce yüzde 70-75’i ormanlarla kaplıyken bugün bu oran yüzde 27’lere düşmüştür. Özellikle insanların geçimlerini sağlama noktasında sanayideki gelişmeler, nüfus hareketindeki değişiklikler hep ormanlarımızın aleyhine işleyen süreçleri beraberinde getirmiştir. Bugün dünya yüzölçümünün yüzde 30’u ormanlarla kaplı, Avrupa’nın yüzde 30’u ormanlarla kaplı, ülkemizin de yüzde 27’si ormanlarla kaplıdır ama Türkiye ormancılığı açısından baktığımızda dezavantajlı durumumuz, yüzde 27 orman alanımızın yüzde 50’si de bozuk vasıflı ormanlardır.

Şimdi, değerli milletvekilleri, 2/B arazilerine baktığımızda: 2/B arazileri nereden çıktı? Şimdi kamuoyunda çok ciddi endişeler var “Acaba ormanlar peşkeş mi çekiliyor? Ormanlar birilerine satılıyor mu?” gibi… Bunlar yıllardır kamuoyu nezdinde tartışılıyor. 2/B meselesi bugünün meselesi değildir.

Bakın, 1937 yılında çıkan 3116 sayılı Yasa’da da 2/B maddesi vardır yani orman dışına çıkarma vardır. Yine, 1956 yılında 6831 sayılı Orman Kanunu’nun ikinci metninde de orman dışına çıkarılma yer almıştır. Hatta bu maddeye göre 1958-1960 yılları arasında 198 bin hektar alan orman dışına çıkarılmıştır fakat 1960 askerî müdahalesinde Millî Birlik Komitesi Resmî Gazete’de yayımlanan bu 198 bin hektar orman dışına çıkarma işlemini iptal etmiştir.

2/B Anayasa’mıza 1961 Anayasası’yla giriyor, 1970 yılında istisna getirilerek 15/10/1961 yılından önce orman niteliğini kaybeden alanların orman dışına çıkarılacağı hükmü getiriliyor. Yine 1982 Anayasamızın 169’uncu ve 170’inci maddeleri orman ve orman köylülerimizle alakalıdır. Bugüne kadar yaklaşık 450-470 bin hektar civarında ormanlık alan orman dışına çıkarılmıştır ve kadastrolar tamamlandığında bu rakamın tahminen 600 bin hektar civarında olacağı tahmin edilmektedir.

Şimdi, değerli milletvekilleri, 2/B arazileri yaklaşık yetmiş yıldır kamuoyu gündemini işgal etmektedir, zaman içerisinde bütün siyasi partilerin propaganda malzemesi hâline gelmiştir. Bugün burada Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekilimiz Mehmet Şandır Bey, yine CHP Grup Başkan Vekili Hamzaçebi dâhil olmak üzere ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu yani üç siyasi parti  2/B sorununu çözmek üzere bir ittifak yaptık, bir siyasi uzlaşmanın içerisine vardık, 2/B’yi bu milletin,  bu memleketin önündeki bir sorun olma noktasından çıkaralım diye bir kararlı tutum sergiledik. İnşallah bu Mecliste bu kararı vererek insanlarımız beklediği yetmiş seksen yıllık bir problemi beraber çözmenin gayreti içerisinde oluruz. 2/B’yle ilgili daha önce çalışmalar yapıldı, kanun tasarıları Meclisten de geçti fakat Anayasa Mahkemesi iptal etti. Biz komisyonlarda söyledik, dedik ki: “Üç siyasi partinin, Mecliste grubu bulunan üç siyasi partinin bu konuda bir ittifakı varsa gelin anayasal düzenlemeyi de yaparak bu konuyu artık sorun olmaktan çıkaralım.”

Şimdi, milyonlarca vatandaşımız bir beklentinin içerisine girdi ve bu Meclisimizden, genel bir ittifak olduğu için, büyük oranda geçeceğini düşünüyoruz. İnşallah Anayasa engeline takılıp da milletimizin beklentilerini karşılayamayacak duruma düşmeyelim. Eğer böyle bir duruma düşersek çok ciddi bir kaos ortamının ve bir belirsizlik ortamının bizi beklediğini öncelikle belirtmek istiyorum.

Şimdi değerli milletvekilleri, 2/B’ye Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak biz “evet” diyeceğiz fakat komisyonlarda ısrarla belirttik. Gerek kurulan alt komisyonda gerekse ana komisyonda çekincelerimizi söyledik “Milletimizin beklentileri var.” dedik.  Tarım Orman Komisyonunda olan üyeler de vardır. Yüzlerce, binlerce faks geldi. Yani bir kanun çıkarıyoruz, bu kanunun adına Cumhuriyet Halk Partisi “barış kanunu” diyor, Milliyetçi Hareket Partisi “bir tasfiye kanunu” diyor yani bunun adı “bir barış ve tasfiye kanunu”, hep beraber bunu çözmeye çalışıyoruz. Bunu çözerken biraz daha anlayış ve uyum içerisinde çalışsaydık vatandaşlarımızın beklentilerini karşılama noktasında gayretli bir adımı beraberce atmış olurduk.

Bakın değerli milletvekilleri, şimdi bu kanunun ana amacı ne? Orman köylülerinin kalkındırılması ve desteklenmesi ama göreceğiz görüşmeler devam ederken, bu kanun tasarısında orman köylüsü yok. Nitekim komisyonda yaptığımız çalışmalarda orman köylüsünün işin içine sokulması noktasında ciddi önergelerimiz oldu. Niye “yok” diyorum bakın değerli milletvekilleri. Bu alanlar nasıl oluştu? Bu alanlar… Anadolu coğrafyasında fakir fukaradır orman köylülerimiz. Geçim sıkıntısı çeken orman köylülerimiz zaman içerisinde ormanlardan açmalar yapmış. Ne zaman yapmış bu açmaları? Yetmiş yıl, seksen yıl önce açmış, kimisi elli yıl önce, kimisi kırk yıl önce ve 1950’lerde Türkiye’de sanayileşme hamlelerinin başlamasıyla beraber köyden kentlere göçler oluşmuş. Köyden bir aş umuduyla, iş umuduyla şehirlere giden vatandaşlarımız başlarını sokacak bir yer aramışlar. Şimdi normal şartlarda devletin bu köyden şehre göç eden vatandaşlarımızın ikâmet edeceği, başlarını sokabileceği imkânları yerine getirmesi gerekirken ne yazık ki yerine getirilmemiş ve buralar hep oy deposu olarak değerlendirilmiş. Bu vatandaşlarımız da şehir merkezlerinde yine başlarını sokacak, ormanın bir kenarına bir gecekondu yaptırarak… Hatta bu şekilde ilçeler oluşmuş, mahalleler oluşmuş, binlerce, on binlerce ev oluşmuş yani 2/B oluşmaları bir imkânsızlık, bir yetersizlik sonucunda oluşmuş.

Şimdi, bu artık bir kangren hâline gelmiş, bunu çözelim diyoruz fakat burada, buradan elde edilecek gelirde orman köylüsüne bir kaynak yok. Buradan gelecek kaynakların yüzde 90’ı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bütçesine aktarılıyor.

Şimdi, bunun sıkıntısını çeken, o zor şartlar altında, o imkânsızlıklar içerisinde evinden çıktığında ormana eli değen, evinden çıktığında ormana adımını atan orman köylüsüyle bundan rant sağlayan kitleyi ve kesimi aynı kategoriye koyuyoruz. Yani sizin bir dönem Maliye Bakanı yaptığınız Kemal Unakıtan’la Toros Dağı’ndaki köylüyü, Mersin’in, Antalya’nın, Muğla’nın sahilinde taşı çıkararak, toprak taşıyarak 1-2 dönüm seralık alan yaparak muz üreten fakir fukara köylümüzle villa yapan -rant sahibi yapan- insanlarımızı aynı kategorinin içerisine sokuyoruz. Şimdi buradan ayrılacak kaynakla, bizim öncelikle, tasarının ruhuna uygun olarak orman köylülerimizi kalkındırmamız gerekiyor ve ormanlarımızın ihyasını sağlamamız gerekiyor.

Buradan aldığımız paralarla, artık Avrupa’da olduğu gibi… Bakın, bugün Avrupa ormanlarında artık kelebeklerin yaşam alanı planlanıyor ama biz, orman köylülerimizin insanca yaşayacağı ortamı oluşturamamışız, böyle bir eksikliğimiz var.

Şimdi, bakın, buradan elde edilecek geliri büyük ihtimalle İstanbul’da kentsel dönüşümde harcayacaksınız. Şimdi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı 2005 yılında “İstanbul’un geleceğini planlama” adı altında “İstanbul Metropoliten Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi” kuruyor. 1/100.000’lik ve “İstanbul’un anayasası” denen “İstanbul Çevre Düzeni Planı”nı hayata geçiriyor ve burada 550’ye yakın, çoğu akademisyen olmak üzere, bu merkezde insan çalıştırıyor ve buradan birtakım kararlar alınıyor, İstanbul’un kontrollü bir şekilde büyümesi, kentin güneyde Marmara ekseninde kademeli bir şekilde büyümesinin planlanması çıkıyor “İstanbul anayasası” adı altında. Fakat, bir sabah bakıyorsunuz Sayın Başbakan bir talimat veriyor, on yıldır metropoliten merkezinde trilyonlar harcanarak yapılan çalışmalar bir kenara bırakılıyor ve Sayın Başbakan çılgın projeyle beraber “Hedefiniz, istikametiniz İstanbul’un kuzeyidir -ve tam aksine bir şeyle- ekseniniz Karadeniz’dir.” diyor ve trilyonlarca para boşa gidiyor.

Şimdi buradan aldığınız kaynağı da yine buralara aktarmamızın ne mantığı var, ne anlayışı var? İstanbul sizin pahalı oyuncağınız değildir. Fakir fukaranın, garip gurebanın, orada zor şartlar altında yaşayan orman köylüsünün paralarının oraya aktarılması doğru bir yaklaşım değildir. Buradan en aşağı yüzde 50 kaynağın orman köylülerimizin kalkındırılması ve geliştirilmesiyle ormanlarımızın bakımlarına harcanması gerektiği kanaatindeyim çünkü bu yerler orman alanlarından çıkarılan yerlerdir ve Türkiye’de 21.222 tane orman köyünde 7 milyon, 8 milyona yakın vatandaşımız devletin raporlarına girmiştir, fakirlikleri devlet raporlarıyla tescil edilmiştir. Bunların hakkının başka yere verilmesini doğru bulmuyoruz.

Değerli milletvekilleri, yine bu tasarıda eleştirdiğimiz bir nokta var. Şimdi, birtakım uygulamalar yapıyoruz, kanun tasarısının birçok metninde göreceksiniz, idarenin yaptığı işlemlerin birçoğunda hukuk kurallarının, mahkemeye gitmenin, vatandaşın hakkını aramasının önüne geçilmiş, mahkemeye gitmesi kaldırılmış. Şimdi, biz burada bir hukuk oluşturuyoruz, bu hukuku doğru oluşturmamız gerekir. Bakın, sizin komisyon üyeleri de, milletvekilleri de yüzlerce telefon almıştır. Şimdi, burada vatandaşlarımızın sıkıntıları var, işte Adana’dan, Mersin’den, Antalya’dan, Muğla’dan yüzlerce telefon geliyor, diyorlar ki: “Rayiç bedeller belirlenirken çok yüksek belirlendi.” Biz orman köylüsü olarak bunları alma şansına sahip değiliz ama biz bu kanun tasarısıyla ne getiriyoruz? Diyoruz ki: Zamanı içerisinde bizim belirlediğimiz fiyatlarla bunları alırsanız alırsınız, almazsanız genel hükümlere tabi tutarız. Yani bu şekilde vatandaşı mağdur edecek bir madde var bu kanun tasarısında.

Şimdi, hızlı ilerlemek isteyebiliriz, çabuk hareket etmek isteyebiliriz ama bu işi yaparken adaleti yerine getirmek zorundayız. Vatandaşımızın, orman köylümüzün hukukunu korumak zorundayız. Eğer vatandaşın hak arama özgürlüğünü elinden alırsak vatandaşımız kendini ötelenmiş şekilde hissedecektir. Yani bunları getirsek ne olur? Yani vatandaşımız hakkını arasa... “Rayiç bedel çok yüksek.” diyor. Örneği var, Mersin’den bir vatandaşımız, yarım saat, bir saat önce aradı. Diyor ki: “Benim civarımdaki yerlerin fiyatı, dönümü 10 lirayken, benim buraya 50 lira rayiç bedeli belirlemiş.” Tapulu yerler 10 lira, yanında belirlenen yer 50 lira. Vatandaş bunu nasıl alacak? Böyle yüzlerce yer var. Gelin, burada bu yanlışlıkları ortadan giderelim. Eğer bir çalışma yapıyorsak, bir barış kanunuysa, bir tasfiye kanunuysa bütün kesimleri memnun etme gibi bir zorunluluğumuz mevcuttur.

Şimdi Sayın Bakan geldi herhâlde.

Bakın, şunu ifade etmek istiyorum: Bugün, biraz önce söyledim, ormanlarımızın yüzde 50’si bozuk vasıflı ormanlardan ibaret. Ormanların artık odun üretimi dışında diğer fonksiyonel ürünlerinin dünyada önem kazandığı bir süreci yaşıyoruz. Maddi gelirlerinin yanı sıra fonksiyonel gelirlerinin maddi gelirlerinden 2 bin veya 20 bin kat daha fazla olduğu bilim adamlarımızca tespit edilmiş. Bizim ormanlarımızın yüzde 50’si bozuk vasıflı ormanlar. Bir örnek vereyim, 1 hektar bozuk orman 3,9 ton karbondioksiti absorbe ederken 1 hektar verimli orman 52 ton karbondioksiti absorbe ediyor. O zaman, buradan gelecek kaynaklarla gelin ormanlarımızın artık bundan sonra sıkıntı yaşanmayacak şekilde ve geleceğimizi planlayacak şekilde yeniden ihya edilmesi noktasında buradan elde edilecek gelirlerin yüzde 50’sini ormanlarımızın varlığının artırılması, ihyası ve orman köylülerimizin kalkındırılması noktasında arayalım.

Değerli milletvekilleri, bu 2/B Yasa Tasarısı’nın bu Bakan zamanında çıkmasını bir talihsizlik olarak görüyorum çünkü Sayın Bakan, orman teşkilatının bugüne kadar ne kadar kazanımı varsa yok etmenin gayreti içerisine giren bir bakan yani bir noktada mirasyedi şeklinde hareket eden bir bakanla çalışıyor şu anda Hükûmet.

Size bir örnek vereceğim ve Sayın Bakandan cevaplandırılmasını isteyeceğim. Bakın, 1996-2007 yılları arasında -İstanbul milletvekilleri iyi bilir- Kemerburgaz bölgesinde maden sahalarının rehabilitasyonu için hafriyat dökülüyor, üzerleri düzenleniyor ve yeniden ağaçlandırılıyordu. Bunu bizim meslektaşlarımız yapıyordu orman teşkilatında çalışan ve yılda 15-20 trilyon gibi ciddi bir kaynağa sahipti. Bu kaynakla da ormanların varlığının ve gelişiminin artırılması noktasında bir gayretin içerisindeydi. Ne zaman ki Sayın Bakanımız göreve geldi, 2007 yılında bu alanları İstanbul Büyükşehir Belediyesine devretti, bununla ilgili kanunda da değişiklik yapıldı.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Vekilim, kanun bu, kanun.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Sayın Bakan, evet sizin zamanınızda çıktı.

Şimdi ben bir şey soracağım, grup başkan vekilleri mi cevaplar, Sayın Bakan mı cevaplar, cevabını istiyorum. Afyon Şuhut doğumlu, kendisinin yeğeni konumunda olan birisi önce Çevre ve Orman Bakanlığına Özel Kalemde memur olarak başlatılıyor bakın ve akabinde bir müddet sonra, İstanbul’da toprak dökümünü verdik ya, o şubenin başına şube müdürü olarak atanıyor.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – İstanbul Büyükşehire bağlı…

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Şimdi, Sayın Bakan, yerinizden değil ama bu kürsüden cevap verin. 1972 Şuhut doğumlu, yeğeniniz olarak iddia edilen şahıs sizin akrabanız mıdır? Bunu Özel Kalemde göreve başlatmış mısınızdır ve bu toprak döküm sahalarını Büyükşehir Belediyesine devrettikten sonra, bu akrabanız olarak iddia edilen şahsı da bu işin başına verdiniz mi?

Şimdi, buradan soruyorum: İstanbul Büyükşehir Belediyesine geçtikten sonra -Sayın Bakandan veya grup başkan vekillerinden açıklama istiyorum- buradan kimler hafriyat dökümü işini aldı? Ne kadar para kazandılar?

Yine, bütçe görüşmeleri sırasında sordum, Bakanın uygulamalarından bahsediyorum. Bakın, Adalet ve Kalkınma Partisinin otoparkı orman alanından işgaldir ve bu 2/B yasasıyla da çözülmüyor. Bunu üç ay önce dile getirdim, ne grup başkan vekillerinden ne Hükûmet yetkililerinden bir açıklama geldi veya biz açıklama da istemiyoruz; şu Büyükşehir Belediyesi ile Adalet ve Kalkınma Partisinin ruhsat işini de halledecek şekilde düzenlediğiniz bu yapıyı geri verin, işgalden vazgeçin.

Yine, Orman Bakanlığındaki yapılanmalar, Sayın Bakanın gelmesiyle beraber ardı ardına sıkıntıları beraberinde getirmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Şimdi, bu süreci, ormanların geleceğe taşınmasını, sürdürülebilir ormancılık politikasını yürütecek Orman ve Su İşleri Bakanlığı, eğer ormancılığın kazanımlarını tek tek yok ediyorsa, burada, bu tasarıdan ve buradan gelecek kaynakların doğru kullanılmasından bir şey bekleyemeyiz.

Sayın Bakan geldikten sonra ardı ardına değişiklikler yapıldı. Önce bakanlıkların adı değişti, sonra tekrar değişti; genel müdürlükler kapandı, genel müdürlükler açıldı; bölge müdürlükleri kapatıldı, bölge müdürlükleri açıldı.

Bakın, dokuz tane bölge müdürlüğü vardı Osman Pepe’nin ilk Bakan olduğu dönem, sizin Hükûmetiniz zamanında. Dokuz bölge müdürlüğü daha iyi hizmet etmek amacıyla kapatıldı, bugün yirmi dört tane bölge müdürlüğü açtınız ve hiçbir işlevi yok Millî Parkların bir birimi olarak. Erozyon ve Kontrol Genel Müdürlüğü kurdunuz, merkezde yirmi-otuza yakın bir ekibi var. Göreve geldiğinizde 28 tane müşavir vardı, bugün bu sayıyı 130’a çıkardınız. Niye? Yandaşlarınıza ve yoldaşlarınıza yer açmak adına.

Hepinize teşekkür ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum.

                                                                   

Kapanma Saati: 19.06


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Mustafa HAMARAT (Ordu)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 93’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

198 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi tasarının tümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Demir Çelik konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Çelik.

BDP GRUBU ADINA DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; orman vasfını yitiren arazilerin hazineye devri ve satışına ilişkin kanun teklifi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi şahsım ve partim adına saygıyla selamlıyorum.

Ormanlar, tarih boyunca hem insanlık adına hem medeniyet adına önemli işlev ve rol görmüş değerli alanlardır. “Orman” denince tek başına ağacı algılamak, ağaca dair bir kısım şeyleri söylemekle sınırlı tutmak, hem bu tarihî geçmişe ihanettir hem de ormanın görmek istediği rolü, yüklendiği işlevi hiçleştirerek boşa çıkarmaktır. Orman hayattır, doğadır, tarihtir, toplumdur, kültürdür. İçinde barındırdığı canlı organizmayla, doğa üzerinde gördüğü işlevi itibarıyla da hepimiz tarafından önemle korunması ve kollanması gereken tarihî mirasımızdır, değerimizdir. Gerek su atmosfer dengesi gerek atmosferdeki karbondioksit, azot ve oksijen dengesi gerek erozyon ve toprak kayması gerekse barındırdığı canlı organizmayla, yabanıl yaşamla insan ve toplum yaşamında önemli bir yer edinir. Bütün bu özelliklerini ve değerlerini dikkate almadan, ona dair bir kısım yaptırımlara gitmezden önce bunu göz ardı etmek geleceğimizi gasbetmektir, geleceğimizi ötelemektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu bakış açısına rağmen tarih boyunca önemli medeniyetlere beşiklik eden Türkiye ve Anadolu bulunduğu enlem ve boylamlar itibarıyla yüzde 80 oranında bir orman alanına sahip olabilme kapasitesi ve potansiyeline sahip iken, maalesef, şu an, toplam 780 bin kilometrekarelik ülke topraklarının ancak yüzde 27’si ormanla kaplı ve bunların da yüzde 12’leri oranında nitelikli, kaliteli diyebileceğimiz orman alanları olarak varlığını korumaktadır. Geri kalanı ya vasfını yitirmiş ya da yitirmek durumuyla karşı karşıyadır. Bu, bir yanıyla tarafınızdan inceden inceye analize tabi tutulması gereken bir realite olmaya devam ediyor. Biz ağaç olarak algılamaya devam eder, yerleşik alanlarının dönüştürülmesine dair bir kısım sorun ve problemlerinin giderilmesi amacına hizmet edecek mekânlara dönüştürmeye çalıştığımız andan itibaren geleceğimizi gasbedeceğimizi söylemiştim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; getirilmek istenen kanun yani vasfını yitirmiş orman alanlarının hazineye dönüştürülmesi ve satışına dair kanun teklifi bir yanıyla bağ, bahçe, fındıklık, fıstıklık ve zeytinlik olarak tarım ve ziraatı ilgilendiren, otlakları, yaylakları ve kışlakları ve merasıyla hayvancılığı ilgilendiren ama 17 bin orman köylüsü, ihtiva ettiği 9 milyonluk nüfusu, yetmiyor kasabası, ilçesi ve iliyle milyonlarca nüfusumuzu direkt ilgilendiren, bu boyutuyla da çevre ve kentselleşme politikalarımızın direkt alanına giren bir konudur. Es geçilebilinecek, üzerine yoğunlaşılmadan tartışılabilinecek bir konu olmaktan uzak, nitelikli, kültürel, sosyal ve siyasal politikalarımızın bizatihi şekilleneceği alandır.

Bu açıdan da bu kanun teklifi tartışılmadan, Meclise gönderilmeden ve getirilmezden önce meslek kuruluşları, bilim insanları, ilgili odaların fikirleri ve düşünceleri alınmaya muhtaç bir konu ama bununla birlikte direkt ya da endirekt bu olaydan ve kanundan etkilenecek toplum dinamiklerinin de dikkate ve sürece katılarak kanun süreci hazırlanmalı, tüketilmeliydi.

Bütün bu aşamalar yaşanmış değil. Bu aşamalardan bağımsız, sadece ve tek başına bir kurumun, bir organın, bir bakanın ve iktidar partisinin “Ben yaptım” anlayışına hizmet edecek kadar da değerli ve önemli olan bir konu olduğunun altını çizmiştim. Soruna bu perspektiften yaklaştığımızda yapmaya çalıştığımızın ne denli geleceğimizi ilgilendirdiğini de dile getirmek, buna dair düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.

Elbette ki 17 bin köyümüzün, dolayısıyla 9 milyon civarında bu köylerde yaşamını sürdüren insanların, yüzlerce yıldır orman içi köyü vasfını koruyarak yaşamını sürdürüyor olması, bizim de onların yaşamını kolaylaştıran, destekleyen ve besleyen bir anlayışla hareket etmemiz anlaşılırdır, ahlakidir, etiktir, Meclisin de yapması gereken görevdir. Ama asıl ilgili odağı, alanı, orman içi köylü olması rağmen bunu aşan, daha çok orman vasfını yitirmeye dönük bir kısım alanları sanayiye, rantiyeye, kentsel ve yerleşke alanlarına dönüştürmeye hizmet edecek bir politikaya hizmet edecek bir kanun değişikliği, hem mağduru bir kez daha üzecek, mağdur edecektir hem de bir kısım çıkar odaklarına menfaat sağlayan bir konumda olacaktır.

Bu açıdan, ülkemiz, bir tarım ve hayvancılık ülkesi. Ülkemiz, aynı zamanda hızla gelişen, kalkınan, sanayileşmesi ve ekonomik gücüyle dünya ölçeğinde önemli bir niteliğe kavuşmak durumundayken, toplumuyla barışık olduğu kadar doğasıyla da çevresiyle de barışık yeni bir zihniyeti harekete geçirmemiz gerekiyor. Toplumu tüketen, hiçleştiren, doğayı tüketen, hiçleştiren bir algıdan bizatihi toplum içi barışı, toplumla doğa, doğayla insan arasındaki barışı da sağlayacak bir ilişkiyi var etmek durumundayız. Ama kırdan kente doğru yoğun göçün olduğu, sanayileşmenin Marmara’da biriktiği günümüz Türkiye’sinde bu algıdan uzak bir anlayış ve zihniyetle soruna yaklaşan geçmiş hükûmetleri ve günümüz Hükûmeti, İstanbul başta olmak üzere İzmit’inden Yalova’sına, Bursa’sına, sanayi adına ormanlarımızı, geleceğimizi, ortak mirasımızı tüketti. 30 kilometre uzunluğundaki Anadolu ve Trakya yakasıyla İstanbul’un Karadeniz bağlantısı, bu zihniyetin ürünü olarak değerli ormanlar, vasfı yitirilmeye muhtaç duruma getirildi, tüketildi, oralara konakların, yazlıkların, villaların konulması ve çok katlı binaların yükseltilmesi düzeyine getirildi.

Hâlbuki “doğayla barışık olmak” demek “rüzgâr, su, güneş döngüsünü doğal mecrasına kanalize etmek” demektir. Siz, bu ormanları ortadan kaldırarak karbondioksit lehine atmosferdeki gazın oranına sebebiyet vermekle kalmayacak, aynı zamanda bu doğal etmenlerin de bizatihi bize, toplumumuza ve geleceğimize zarar verecek bir noktaya taşınmasına neden olacaksınız. Tükettiğiniz ormanlarla, karbondioksidin absorbasyonunun önüne geçmiş olan, dolayısıyla da atmosferdeki oranın yükselmesine yol açan, bu anlamıyla da sera gazı görevini gören karbondioksitle küresel ısınma riski, yarına dair, iceberg’lerin çözüldüğü, okyanusların, deniz seviyesinin yükseltildiği, ısınma probleminden kaynaklı mevsimlerin yer değiştirdiği, iklimlerin ve iklime dayalı yeni yaşam alanlarının evrimsel bir sürece tabi tutulduğu bir şeye, doğal serüvene rağmen kendiniz imza atmış olacaksınız.

Bu anlamıyla, bu ve benzeri kanunlar inceden inceye geleceğimizi direkt ilgilendiren konular olması hasebiyle dikkate değer olmalıydı. Aynı şekilde, Balıkesir’den İzmir’e, Aydın’dan Muğla’ya, Antalya’dan Mersin’e dek kıyı şeridi, bacası tütmeyen sanayi adına turizme açtığımız 1980’li yıllardan bu yana bura ormanlarının kalitesi, niteliği kaybolduğu gibi bu ve benzeri kanunun çıkmasını fırsat bilen bir kısım çıkar odaklarının da hesabına hizmet edecek bir değişikliğe ya birlikte “Evet.” diyeceğiz ya da bu fırsatçıların bir kısım hesaplarının aleti olmayarak “Dur.” diyeceğiz.

Düşününüz ki, Toroslar’ın zirvelerinden yükselen nadide çam ağaçları, sedirler ya da makiler ya da Karadeniz’in o gür, bulunması bizatihi mümkün olmayan doğa harikası ormanlarını HES’lere kurban ederek, Kürt coğrafyasında az olan ormanı yine HES’lere kurban ederek bir geleceği hep beraber tüketiyoruz. Bu boyutuyla, bu kanun, tarafınızdan inceden inceye incelenmeye değerdir. Hele hele afet riski kapsamındaki alanların kentsel dönüşmeye tabi tutulduğu bir kanun girişiminin de Meclisten çıkarılmak istendiği bir süreçte -vasfını yitirmiş ormanların satışına dair kanun teklifi birleştirildiğinde- ne yapılmak istendiğini görmemek için kör olmak gerekiyor. Yapılmak istenen, kentleşme adına, kent alanlarının ve mekânlarının yaratılması adına, bizatihi doğanın tüketilmesine hizmet eden bir kısım kanun teklifleridir. Buna, biz “Evet.” diyeceksek, bu kanunun çıkması adına bir çaba içerisinde olacaksak, bu, torunlarımızdan emanet aldığımız bugünümüzü heba etmek, gasp etmek, palyatif bir kısım çözümlerle sorunun bizatihi ertelenen, ötelenen bir noktaya taşınmasına vesile olmuş olacağız. Bu denli önem arz eden bir konuda, hepimizin, bir kez daha, bu konuya, hem bilim insanlarını katan hem ilgili meslek odalarını ve toplum dinamiklerini sürece katan bir süreci yeniden hazırlamak, buna dair bir kısım çalışmaları hep birlikte yürütmek durumundayız. Bunu yapmamak demek, yüzde 30’lara indirdiğimiz bu orman alanlarımızın sıfırlanmasına hizmet edecek politikalara hep beraber imza atacağız.

Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde, Van’dan İstanbul’a, sincabın bir ağacın dalından bir başka ağacın dalına konarak, sıçrayarak gidebileceğini söylediği 1650 yılının üzerinden üç yüz elli yıl geçmişken, biz üç yüz elli yılda bu orman değerlerimizi, ortak mirasımızı tükettik.

Ben 1960’lı yılların çocuğuyum. Muş’un Varto ilçesine bağlı Badan köyünde dünyaya geldiğim 1960’ta, köyümüzün hemen yanında ormanlar biterdi. Yakmak adına, ısınmak adına tükettiğimiz bu ormanları bugün arıyoruz, bulamıyoruz. Aynı şekilde, göçtüğüm 1990’daki Antalya’nın Duacı köyünde yükselen çam ağacı başta olmak üzere birçok maki bitkisi, yine oranın rantından yararlanmak isteyen zenginlerin, çıkar ve sermaye sahiplerinin yerleşkesine hizmet edecek bir döngüye o köy hizmet ettirildiği için, bugün orman vasfını yitiren ama herkesin özel bahçesi olarak etrafını tel duvarlarla ördüğü ve birbiriyle ilişkisi, sosyal teması olmaya bir mekâna dönüştürüldü. Yapılmak istenen bu mudur?

Belek’te, Kemer’de, Tekirova’da, Altınova’da ya da Bodrum’da, Kuşadası’nda yükselttiğimiz beş yıldızlı, yetinmediğimiz, yedi yıldızlı otellerle hem ormanı, orman dokusunu, canlı organizmayı tüketmekle kalmadık, kirlettiğimiz denizlerimizle deniz ürünlerimizi tükettik, denizler girilemez bir noktaya, Mavi Bayraklı denizlerimiz girilemez bir noktaya taşındı. İşte, yapılmak istenen buysa, herkesten ve her kesimden önce Meclisin ve Mecliste grubu bulunan siyasal partilerin karşı durması gerekiyor. Gelin, kıyı şeritlerimizin talanına, kentlerimizin ormanlık alanlarının talanına müsaade etmeden, mağdur olan, yüzyıllardır orman köylüsü olmaktan ileri gelen sorun ve problemlerle karşılaşan köylümüzün sorununu çözelim; köylümüzün hakkı olan ve kendisinin işlettiği, elli yıl, yüz yıl, yüzlerce yıldır işlettiği tarlayı yeniden satarak, yeniden onu satın alacak bir noktaya taşımadan, onun sorununu kolaylaştıran, onun bir şekilde hak sahibi olmasını, hukukuna saygılı olmayı esas alan bir yaklaşımla soruna yaklaşalım ama böyle yapmıyoruz, diyoruz ki: “Kullanıcısına, kiracısına öncelik tanınmak üzere, değilse, bunun adına Çevre Şehircilik Bakanlığı -yetinmiyoruz- TOKİ bu alanları Hazineden satın alabilme, satabilme, ihale edebilme hakkına sahiptir.” Bu noktada bulunur ve bunu devreye koyarsak yine kazanan, mağdur olan, mazlum olan köylü olmayacaktır. Kazanan, cebi dolu, hesabı milyon dolarla telaffuz edilebilen rakamlara sahip zenginler olacaktır ama bu Meclis halk iradesinin tecelli ettiği Meclisse, halk çoğunluğunun yani mağdurun, mazlumun, ezilenin çıkarına yani kamusal yararın yani toplumsal yararın olduğu bir kanunu çıkarmakla mükellefiz. Mükellefiyetimiz buysa, buna dair çıkış yollarını bulmak, buna dair yeni yaklaşımları geliştirmek de bizim temel anlayışımız olmalıdır.

Biz Barış ve Demokrasi Partisi olarak ülkenin her sorununda olduğu gibi bu sorunda da katılımcı demokrasiyi, şeffaflığı, hesap verebilirliği önemsiyoruz. “Ben istedim, ben yaptım.” anlayışı demokratik değil, adil değil. Bu açıdan da demokrasi yönetim tarzıyla yönetilen bir ülkenin siyasal, demokratik geleneğine de, düşüncesine de uyan bir tarz değildir.

Bu anlamıyla, biz, orman vasfını yitiren alanların satışı kanununu gündem dışı tutarak köylünün yani orman içi köylünün mağduriyetinin giderilmesine, haklarının teslim edilmesine dair yıllara sâri çözülemeyen, kangrenleşmiş sorununu çözmeyle kendimizi sınırlı tutup, alamayan, güç sahibi olamayan bu köylünün mutluluğunu, huzurunu esas almalıyız. Yoksa, gücü merkezde toplayan, gücü merkezde odaklaştıran, hizmetin üretilmesi ve yürütülmesindeki rasyonaliteyi dikkate almayan, yetkiyi Çevre ve Şehircilik Bakanlığına, TOKİ’ye ve benzeri merkezî yapılara devreden anlayış demokratik geleneğin anlayışı değildir, demokratik siyasetin anlayışı değildir. Bunu ifade ederek, ben, hepinizi bir kez daha saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

İyi akşamlar. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çelik.

On dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 19.34


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.40

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Mustafa HAMARAT (Ordu)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 93’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

198 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat’ın; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in; 5275 Sayılı “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun”da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Adalet Komisyonu raporlarını görüşmeye başlayacağız.

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat’ın; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in; 5275 Sayılı “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun”da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun  Teklifi ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Adalet Komisyonu Raporları (2/241, 2/84) (S. Sayısı: 136)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Böylece  kanun  tasarı  ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 12 Nisan 2012 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

 

Kapanma Saati: 19.41